Hukukçu ve bürokrat Mehmet Sabri Toprak, 1877 yılında Bosna’da dünyaya geldi. Darüşşafaka mektebinde okudu ve bu okulu 1898 yılında birincilikle bitirdi.
Eğitimdeki başarısı nedeniyle, Osmanlı Maarif Nazırlığı tarafından, Alman firması Siemens’in Berlin’deki merkezine stajyer olarak telgraf eğitimine gönderildi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra Posta ve Telgraf Nezareti Tercüman Kalemi Memurluğu, Posta ve Telgraf Nezareti Ecnebi Muhasebatı Kalemi Baskatipliği, Mühendis Kalemi Fen Memurluğu, Telgraf Mektebi Müdürlüğü, Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü gibi memuriyetlerde bulundu.
İttihat ve Terakki Fırkasından 18 Nisan 1912’de Meclis-i Mebusan’a Saruhan(Manisa)’dan mebus seçildi ve 1918’e kadar görevine devam etti. Partinin umumi kâtipliğini yaptı.
Kadıköy’ün Moda semtine yerleştikten sonra futbola ilgi duydu ve 1915-1916 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığını yürüttü.
Mehmet Sabri Toprak(ortada), 1922-1923 sezonunu namağlup olarak şampiyonlukla tamamlayan Fenerbahçe futbolcular ile birlikte
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İttihat ve Terakki’nin ayakta kalmasını amaçlayan Teceddüt Fırkası’nın kuruluşunda ve yönetim kurulunda yer aldı. Bu fırka, Damat Ferid Paşa tarafından, 5 Mayıs 1919 tarihinde “İttihat ve Terakki Fırkası’nın devamı olduğu” gerekçesiyle kapatıldı.
Milli Mücadele döneminde Malta’ya sürgüne gönderilen kişiler arasında yer aldı.
Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte Cumhuriyet Devrimlerinin inşa sürecine büyük katkılarda bulundu.
23 Aralık 1920’de Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğü görevine getirildi. 1923 yılına Milletvekili seçildi ve Meclis Başkan Yardımcılığı TBMM Başkanvekilliği yaptı.
13 Şubat 1929’da vekillikten istifa etti ve Bükreş Elçiliğine getirildi.
Tarım Bakanlığı(Ziraat Vekilliği) yaptı. Tevhid-i Tedrisat Kanununun kabul edilmesi için büyük mücadele verdi.
Manisa Milletvekili olarak görev yapmaktayken 19 Şubat 1938’da tedavi altında bulunduğu İstanbul’daki Alman Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
Saf Hukuk Kuramı, (Almanca: Reine Rechtslehre-İngilizce: The Pure Theory of Law) Avusturyalı hukukçu ve filozof Hans Kelsen tarafından ilk olarak 1934 yılında yayınlanmıştır. Eser, Türkçeye, Doçent Dr. Ertuğrul Uzun tarafından kazandırılmış ve 2016 yılında Nora Yayınevi tarafından basılmıştır.
SAF HUKUK KURAMI – Yayıncının Sunumu
“Bu eser, 20. yüzyıl hukuk kuramı alanında tartışmasız kilit metinlerden biridir. Kelsen’in benim en önde gelen yazarım haline gelmesinin tek bir basit nedeni vardı: Bir hukuk fakültesi içerisinde hukuk hakkındaki teorik düşünüşümün ‘genel hukuk teorisi’ ile örtüşmüş olması gerektiğini fark etmiştim, bir seferinde bunu ‘filozofların’ değil ‘hukukçular’ın hukuk felsefesi olarak ifade etmiştim. Ve Kelsen’in abidevi eseri bana tam da ihtiyacım olan modeli verdi: Alman hukukçularına nadiren nasip olan sistematik ve kusursuz bir açıklığa sahip tastamam bir ‘genel hukuk teorisi’. Norberto BobbioKelsen, ününü, çok katmanlı, geniş kapsamlı külliyatının tartışmasız çekirdeğini oluşturan ve odağında yer alan, çığır açan eseri *Saf Hukuk Kuramı*na borçludur.”
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Hans Kelsen Hakkında
Hans Kelsen, 11 Ekim 1881’de Prag’da doğdu. İki yaşında iken ailesiyle birlikte Avusturya’nın başkenti Viyana’ya taşındı. Viyana Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1906 yılında doktorasını tamamladı. 1912’de Marfarete Bondi ile evlendi. 1919’da Viyana Üniversitesi’nde kamu hukuku ve idari hukuk alanında profesör oldu. 1920’de yeni Avusturya Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. 1934’te Saf Hukuk Kuramı isimli ünlü eserini yayınladı. Nazilerin Avrupa’daki yükselişi sebebiyle önce Cenevre’ye, ardından da Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. 19 Nisan 1973 tarihinde yaşama veda etti.[/box]
Saf Hukuk Kuramı ya da Saf Hukuk Teorisi
Hukukçu ve filozof Hans Kelsen, teorisini anlattığı kitabı ilk kez 1934 yılında yayınlamıştır. 1960 yılında ise kitabın özünü koruyarak genişletmiştir. Teori, bilim insanları tarafından 20. yüzyılın en etkili modern hukuk teorilerinden biri olarak tanımlanmıştır.
Kitabın İngilizce tercümesi 1967 yılında yayınlanmıştır. Pure Theory of Law, her türlü indirgemeciliği önleyecek saf bir hukuk teorisi önermekte, hukukta boşluk olmadığını, her türlü uyuşmazlığın hukuk kuralları ile çözülebileceğini savunmaktadır. Teori, realitede var olan ve deneysel yöntemle oluşturulan normlar yerine “olması gereken”e odaklanmaktadır. Teorinin felsefesi, hukuk biliminin kendisine yabancı bütün saha ve argümanları dışlayarak salt hukuka yoğunlaşmaktır. Bütün hukuki kavramların ortak yanı saf “olması gereken”dir.
TÜRKÇEYE ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜNDEN BİR BÖLÜM
“Hukuk öğrenimi sırasında hukukçular pek çok kuramcının veya felsefecinin ismiyle karşılaşır. Bunların büyük bir kısmına Kamu Hukuku derslerinde değinilir. Akla ilk gelenler şüphesiz Hobbes, Locke ve Rousseau’dur. Ama bir isim vardır ki hukuk öğrencisi fakülteye adım attığı ilk andan itibaren muhtemelen her öğretim üyesinden bir kez bile olsa mutlaka duymuştur. Tahmin edeceğiniz üzere bu isim Hans Kelsen’dir. Kelsen’in adıyla özdeşleşmiş “normlar hiyerarşisi” kavramı, hukuk kurallarının hiyerarşik yapısını anlamak için anahtar kavram olarak görülür. Anayasa hukuku dersinde, Anayasa Mahkemesi’nin Kıta Avrupası hukuk sistemi içinde Kelsen tarafından teklif edildiği dile getirilir. Hukuk Felsefesi dersinde kadim doğal hukuk-hukuki pozitivizm tartışmasında adı sıklıkla anılır. Hukuk Sosyolojisinde Kelsen’in tasarladığı hukuk düzeninin gerçeklikten ne kadar kopuk olduğu anlatılır. Genel Kamu Hukuku dersinde Kelsen’in hukukla devleti özdeşleştiren devlet teorisi incelenir. Uluslararası Hukuk derslerinde Kelsen, ulusal hukuk ile uluslararası hukuk arasındaki ilişkiye dair öne sürülen önemli bir iddianın taraftarıdır. Kimi zaman ceza hukukçuları ceza normlarının yapısını incelemek ister; Kelsen’den bahsetmeden incelemeyi tamamlayamaz. İsminin hukukun neredeyse her alanında pek çok defa geçmesi, onu bir efsane haline de getirmiştir. Kendisinden bu kadar çok bahsedilen her ismin başına geldiği gibi, söylemediği şeyler atfedilmiş, çeşitli kavgaların tarafı yapılmış, bir anlamda suiistimal de edilmiştir.
….Palson’un sunuşu okunduğunda açıkça görüleceği üzere Saf Hukuk Kuramı Kantçı veya yeni-Kantçı felsefenin etkisinde yazılmıştır. Kitabın başlığında yer alan ve Kelsen’in kuramıyla özdeşleşen “saf kuram”, Kelsen’in Saf Aklın Eleştirisi’ndeki teşebbüsünün hukuk alanındaki karşılığı gibi görülebilir…
Ertuğrul Uzun & Melike Belkıs Aydın
Eskişehir, Ağustos 2016″
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Çevirmen Ertuğrul Uzun Hakkında
Doç. Dr. Ertuğrul Uzun
Doç. Dr. Ertuğrul Uzun, 1975 yılında Akşehir’de doğdu. Çocukluğu Konya’da geçti. Konya Meram Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydoldu. 1999 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ana bilim alına araştırma görevlisi olarak atandı. KHK ile ihraç edildiği 1 Eylül 2016 tarihine kadar görev yaptı. Kitap çevirileri, makaleler yazmakta, Hukuk İngilizcesi, mitoloji ve hukuk düşüncesi konularında atölyeler düzenlemektedir.
[/box]
KİTABI ALMANCA’DAN İNGİLİZCEYE ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜNDEN BİR BÖLÜM
“Kelsen bu kısa denemeyi 1934’te, üzerindeki yeni-Kantçı etkinin zirvede olduğu bir dönemde yayımladı… 1934 sonrasında Kelsen, deneyimci (empiricist) repertuara ait kavramlar kullanmaya başlar. Bazı yazılarında, sözgelimi, Hume’un nedensellik analizini kullanır ve a priori bir nedensellik kategorisinin, Hume’den uzağa, yanlış yöne giden bir adım olacağını iddia eder. Nihayet 1960’tan sonra ikinci ve üçüncü aşamalarından tanıdığımız Saf Hukuk Kuramı’nın büyük bir kısmından vazgeçer ve onun yerine hukukun istenç veya “irade” kuramının unsurlarını sunar.
Eğer Kelsen’in Saf Hukuk Kuramı’nın en karakteristik şeklini bu ikinci, yeni-Kantçı aşaması temsil ediyorsa, elinizdeki deneme de onun merkezi metnidir…
B.L.P ve S.L.P
St Louis, Kasım 1990″
Saf Hukuk Teorisi İsimli Kitabın Bölümleri
İÇİNDEKİLER
Kısaltmalar
Yazarın Önsözü
I – Hukuk ve Doğa
II – Hukuk ve Ahlak
III – Hukuk Kavramı ve Yeniden İnşa Edilmiş Hukuk Normu Doktrini
IV – Hukuk Kavramının Düalizminin Üstesinden Gelmek
V – Hukuk sistemi ve Hiyerarşik Yapısı
VI -Yorum
VII – Hukukun Yaratılmasının Metodları
VIII -Hukuk ve Devlet
IX – Devlet ve Uluslararası Hukuk
Sunuş: Bonnie Litschewski Paulson & Stanley L. Paulson
Ek I: İlave Notlar
Ek II: Biyografik Notlar
Kelsen’in son bölümü olan sekizinci bölüm, yorumlama konusunu en önemli yönlerinden ele alır. İlk olarak Kelsen, hukukun yorumlanmasının doğasını ve metodolojisini tartışır. İkincisi, yorumu bir biliş eylemi ve gönüllü irade olarak tartışır. Son olarak, yorumlamanın bir parçası olarak anlaşılması gerektiğini tartışır.
Konrad Hermann Josef Adenauer 5 Ocak 1876’da, Köln’de dünyaya geldi. (Ölümü: 19 Nisan 1967)
Freiburg, Münih ve Bonn’da Hukuk ve Ekonomi Politikası tahsili gördü. Hukuk alanında
doktora yaptı. Daha sonra Köln’de stajyer hakim olarak çalıştı. Köln Eyalet mahkemesinde yardımcı hakim olarak görev aldı.
1906’da Köln Belediye Meclisi üyesi oldu. 1917’de Almanya’nın en genç Belediye Başkanı oldu ve Köln Belediye Başkanlığına seçildi. 16 yıl boyunca bu görevi sürdürdü. 13 Mart 1933 yılında Nasyonal-sosyalistler tarafından Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. Kısa bir süre hapiste kaldı.
İşçi ve Asker Kurulu tarafından disiplin görevlisi olarak atandı. 1946’da yeni kurulan CDU’nun ilk başkanı seçildi ve 1966 yılına kadar da bu görevde kaldı. 1949’da Alman Federal Meclisi üyesi oldu ve 1966 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 15 Eylül 1949 – 16 Ekim 1963 tarihlerinde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ilk şansölyesi olarak görev yaptı. Hristiyan-sosyal, muhafazakar ve liberal gelenekleri birleştirerek CDU’yu 20. yüzyılda Almanya’nın en başarılı partisi olması için temellendirdi.
Batılı devletlerle diplomatik ilişkileri yeniden kurma ve uluslararası organizasyonlara üye olma hakkı tanıyan Petersberg anlaşmasını imzaladı.
Konrad Adenauer 4 Ocak 1954 tarihli Time Dergisi kapağında
1963’te De Gaulle ile Paris’te Alman-Fransız İşbirliği Antlaşmasını imzaladı. Onlarca yıl süren Fransız-Alman düşmanlığından sonra iki ülke arasında ilk anlaşmayı yapan devlet adamı oldu. Fransa ile kurulan dostluk Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturdu. 9 Mayıs 1950’de Schuman Deklarasyonu ve Mart 1957’de imzalanan Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması ile başlatılan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun savunucusu oldu. Almanlar tarafından “Yaşlı Adam” lakabı takılan Adenauer’in ismi, Almanya’nın yeniden yapılanması, dış politika açısından Atlantik ötesi değerler topluluğu ile bütünleşme, Avrupa’nın birleşmesi ve sosyal piyasa ekonomisine yönelim ile özdeşleşti.
1963 sonbaharında Federal Şansölyelikten istifa etti. 87 yaşına kadar devlet, hukuk, siyaset, dış politika ve strateji alanlarında danışmanlık yaptı.
Köln Üniversitesi’nin kurulmasına olan katkılarından dolayı; Politika, Tıp, Hukuk ve Felsefe alanlarında Köln Üniversitesi fahri doktorluğuna layık görüldü.
Son yurtdışı ziyaretini 1967 yılında İspanya’ya yaptı.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’yı Nazi yıllarından parlamento hayatına taşıyan, modern ve demokratik Almanya’nın mimarı olarak sayılan hukukçu ve Alman Şansölyesi Adenauer19 Nisan 1967 tarihinde Bonn yakınlarındaki Rhöndorf’ta 91 yaşında iken yaşamını yitirdi. İki kez evlendi ve 21 torun sahibi oldu.
Konrad Adenauer Stiftung (Konrad Adenauer Vakfı (KAS), Almanya çapında ve yurt dışında faaliyet göstermek üzere 20 Kasım 1955’te kuruldu. Vakfın dünya çapında 78 ofisi bulunmaktadır ve 100’den fazla ülkede programlar yürütmektedir.1983 yılından itibaren Ankara ve İstanbul’da da faaliyet göstermektedir. 2020 yılında dünya çapında düşünce kuruluşları arasında 15. sırada yer alıştır.
[box type=”info” align=”aligncenter” class=”” width=””]”Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız.”[/box]
19 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
65
Romalı düşünür, devlet adamı, oyun yazarı Lucius Annaeus Seneca (Genç Seneca) (MÖ 4, Córdoba – MS 65, Roma) idam edildi. Roma’da retorik ve felsefe eğitimi aldı, felsefe üzerine yazdığı eserler ile tanındı. Eserleri antik Stoacılık için büyük öneme sahiptir. Seneca, felsefe tarihinde, Roma Stoası ya da Yeni Stoa denen öğretinin Epiktetos ve Marcus Aurelius ile birlikte üç kurucusundan ilki olarak nitelendirilmektedir. 65 yılında İmparator Neron’a karşı düzenlenen bir suikast girişimine adı karıştığı için kendi bileklerini keserek idam edilmesine karar verilmiş ve infazı kendisi tarafından gerçekleştirilmiştir.
1686
Rus İmparatorluğunda devlet adamı, tarihçi, filozof ve etnograf Vasili Tatişçev dünyaya geldi. (Ölümü, 1750) Rus dilinin ilk ansiklopedik sözlüğünü derledi. İlk tam ölçekli Rus tarihinin yazarı ve üç Rus kentinin kurucusu olarak tanınmaktadır.
1721
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Roger Sherman dünyaya geldi. (Ölümü, 1793)
1775
Amerikan Devrimi başladı. Sömürgeci İngiliz birlikleri ile bağımsızlık savaşçıları, Massachusetts eyaletinin Lexington kentinde ilk çatışmaya girdi.
1871
18 Mart 1871’de Fransa’nın başkentinde yönetimi bir ayaklanmayla ele geçiren işçilerin kurduğu Paris Komün Yönetimi memurların sınavla işe alınması, yüksek rütbeli subayların seçimle belirlenmesi ve bütçenin oylama usulüyle geçmesi kararlarını aldı.
1877
Ruslar, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler. 93 Harbi olarak bilinen bu savaş Osmanlılar için ağır sonuçlar doğurdu
1880
İsveçli hukukçu, politikacı ve yazar Louis Gerhard De Geer, 1876 yılında İsveç’in ilk başbakanı olarak seçildi, 20 Mart 1876 – 19 Nisan 1880 aralığında görev yaptı.
1881
Britanyalı avukat ve politikacı Benjamin Disraeli yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Aralık 1804) Walthamstow’daki Higham Hall okulunda eğitim gördü. Babası hukukçu olmasını istedi ve 1821’de bir avukatın yanında eğitim gördü. 1824’te babasıyla Belçika ve Ren Vadisi turu yaparken hukuktan vazgeçmeye karar verdiğini yazdı. “O büyülü sulardan alçalırken avukat olmamaya karar verdim.” şeklinde ifade etti. Sınıf savaşı ve işçi sınıfı hakkındaki düşünceleri, 1950’li yılların Birleşik Krallığındaki pragmatik ve merkezci ekonomi politikaları üzerinde etkili oldu. 1870 ve 1880 yılları arasındaki başbakanlığı döneminde Britanyalı aristokratları da arkasına alarak Birleşik Krallık siyasetini kontrolü altına aldı. Birçok kez Birleşik Krallık başbakanı oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Britanya siyasetinin, Liberal Partili William Gladstone ile birlikte en önemli ismi oldu.
1883
Hukukçu ve Brezilya Devlet Başkanı Getúlio Vargas dünyaya geldi. (Ölümü: 24 Ağustos 1954) Porto Alegre Üniversitesi Hukuk Okulu’nda eğitim gördü. 1922’de Ulusal Kongre’ye girerek 4 yıl görev yaptı. 1926’da Başkan Luis Pereira de Souza hükümetinde maliye bakanı oldu. Kimilerince ilkesiz bir diktatörlük kurmakla suçlanmasına karşın, büyük iş insanlarıyla toprak sahiplerine karşı açtığı savaştan ötürü yandaşlarınca Yoksulların Babası olarak yüceltildi. 24 Ağustos 1954’te intihar ederek yaşamına son verdi.
1889
Alman Nazi politikacı ve hukukçu Otto Georg Thierack dünyaya geldi.(Ölümü, 1946)
1909
Erkek kıyafetleri giyerek dine hakaret etmek, şeytani görülerle hareket etmek ve sözlerini ve eylemlerini kilisenin yargısına sunmayı reddetmek gibi sapkınlık suçlamalarıyla yargılanarak 30 Mayıs 1431’de, yaklaşık on dokuz yaşındayken kazığa bağlanıp yakılan Jeanne d’Arc, azize ilan edildi.
T.B.M.M.’nde “Ticaret Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu” kabul edildi.
1926
Türk karasularında her türlü denizcilik işlerini Türk vatandaşlarına tahsis eden ve yabancıların kabotaj hakkına son veren Kabotaj Kanunukabul edildi. 19 Nisan 1926 tarih ve 815 sayılı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Karasuları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret Hakkındaki Kanun ile Türk kıyılarında kabotaj hakkı, Türk Bayrağını taşıyan gemilere ve Türk vatandaşlarına hasredildi.
1927
Mae West, Sex adlı oyundaki rolü, müstehcen bulunarak 10 gün hapse mahkûm oldu.
1940
Depremde yararı görülen mahkumların affına dair kanun kabul edildi.
1943
Nazilerce istila edilen Polonya başkenti Varşova’daki Yahudilere yönelik temizlik harekâtına karşı, Varşova Gettosu Ayaklanması başladı.
1947
Hindistan’da Kongre Partisi, ülkenin Hindistan ve Pakistan olarak iki ayrı devlete bölünmesini kabul etti.
1948
Myanmar, Birleşmiş Milletler üyesi oldu
1960
Tahkikat Encümeni yayınladığı 4 no’lu tebliğini kabul etti: “CHP lideri Meclis’teki beyanlarıyla gayrimeşruluğun sınırlarını fazlasıyla aşmıştır.”
1961
27 Mayıs’tan sonra ilk basın mahkûmiyeti: Ahmet Emin Yalman, 25 lira ağır para cezasına çarptırıldı.
1965
Fener Patrikhanesi başta olmak üzere, bütün azınlık kurumlarının denetlenmesine karar verildi.
1966
Ankara’da ABD Dışişleri Bakanı Rusk’ı “protestoya teşebbüs eden” 70 öğrenci yakalanıp savcılığa sevk edildi.
1966
Hukukçu ve siyasetçi Väinö Alfred Tanner yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Mart 1881) Business College Helsinki’de işletme ve hukuk eğitimi gördü. 1903’te Finlandiya’daki en büyük kooperatif perakende topluluğu olan Turun Vähäväkisten Osuusliike’nin yöneticisi oldu. 1907’de Elanto kooperatifinin denetim kuruluna atandı ve 1909’da Suomen Osuuskauppojen Keskuskunta’nın başkanı ve 1915’te Elanto’nun CEO’su oldu. Tarafsız bir tutum sergileyerek Finlandiya İç Savaşı’na katılmadı. 1926’tıda Başbakan 1937’de Maliye Bakanı 1939’da Dışişleri Bakanı ve 1941’de Ticaret ve Sanayi Bakanı olarak birçok görev yaptı.
1967
İkinci Dünya Savaşı sonrası modern ve demokratik Almanya’nın mimarı olarak sayılan hukukçu ve Alman Şansölyesi, Konrad Hermann Josef Adenauer yaşamını yitirdi.
Konrad Adenauer 4 Ocak 1954 Tarihli Time Dergisi kapağında
1969
Şair Nazım Hikmet’in oğlu Mehmet Hikmet Ran, Türkiye’ye gelmek için müracaat etti.
1971
Amerikalı seri katil Charles Manson, aralarında Roman Polanski’nin hamile eşi Sharon Tate’in de olduğu beş kişiyi öldürdüğü için idam cezası aldı, cezası ömür boyu hapse çevrildi.
1971
Sierra Leone’de cumhuriyet ilan edildi.
1972
Şili Devlet Başkanı S.Allende, ABD’li dev telgraf şirketi ITT’nin Şili’deki tüm varlığına tazminatsız el konulacağını açıkladı.
1973
Yahudi kökenli Avusturyalı-Amerikalı hukukçu Hans Kelsen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ekim 1881) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk öğrenimi gördü ve 1906 yılında doktorasını aldı. 1919’da Viyana Üniversitesi’nde kamu hukuku ve idari hukukta profesör oldu. 1920 yılındaki yeni Avusturya Anayasasının hazırlanmasında görev aldı. 1934’te Saf Hukuk Kuramı eseri ile hukuk tarihinde iz bıraktı.
1980
Ermeni örgütü ASALA, Marsilya Türk Konsolosluğuna roketatarlı saldırı düzenledi.
1981
Ukraynalı hukukçu, politikacı ve Ukrayna dışişleri bakanı Dmitro Kuleba doğdu. Ukrayna Taras Shevchenko Ulusal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde eğitim gördü. Uluslararası Hukuk alanında doktora eşdeğeri derece aldı. 2013-2014 yıllarında Euromaidan protestolarında aktif rol aldı. 2016 yılında Ukrayna’nın Avrupa Konseyi’ne Daimî Temsilcisi olarak atandı. 2019’dan 2020’ye kadar Avrupa ilişkileri konularında Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. 2020’den itibaren Dışişleri Bakanı olarak görev yapmaktadır.
Başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Yıkılmayan Adam” adlı filmi hakkında komünizm propagandası iddiasıyla dava açıldı.
1983
Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik, Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konuldu.
1984
DİSK’e bağlı Yeraltı Maden-İş Sendikası’nın 25 yöneticisinin İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılanmasına başlandı. Sanıkların “Dev-Yol örgütü doğrultusunda faaliyet gösterdiği” gerekçesiyle 6 yıl 8 aydan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
1985
İstanbul Çırağan Sarayı’nın 49 yıllığına İngiliz otelcilik firması Trust House Perte’a kiralanmasıyla ilgili anlaşma imzalandı.
1988
Diyarbakır’da İl Başkanı ile birlikte 48 SHP’li, Sivil Cezaevi’nde tek tip elbise ve elverişsiz cezaevi koşullarına karşı 15 gündür süren açlık grevine destek için açlık grevine başladı.
1988
Cezaevlerinde 25 Gazete Yazı İşleri Müdürünün olduğu ve 12 Eylül 1980’den bu yana 2 binden fazla davada yaklaşık 3 bin gazetecinin yargılandığı açıklandı.
1990
Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 3628 Sayılı Kanun numarası ile ve Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu adıyla 19 Nisan 1990 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 4 Mayıs 1990 tarihli ve 20508 numaralı sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1994
RP’li İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki Belediye Meclisi toplantısında muhalefet partilerinin oyuyla ANAP ve SHP’li üyelerin kazandığı Meclis Başkanvekilliği ve Divan Katipliği seçimlerini veto etti.
1995
2 Temmuz Sivas katliamının tüm tanıkları (55 kişi) “sanıklar lehine yalancı tanıklık” yaptıkları suçlamasıyla sanık durumuna düştü; haklarında 5-15 yıl arası hapis cezası istemiyle dava açıldı.
1995
Yaşar Kemal Der Spiegel dergisinde yayınlanan “Yalanlar Seferi” başlıklı yazısı için 3.kez savcılığa ifade verdi.
1995
Vahakn N.Dadrian’ın Belge Yayınları’nın çevirisiyle yayınlanan “Ulusal ve Uluslararası Hukuk Sorunu Olarak JENOSİD-1915 Ermeni Olayları ve Sonuçları” adlı kitabı İstanbul 5 No’lu DGM’ce yasaklandı.
MÜYOR-BİR (Müzik Yorumcuları Meslek Birliği) kuruldu.
2001
Uluslararası ilaç şirketleri, yoğun tepkiler üzerine Güney Afrika’ya karşı açtıkları davayı geri çekti. Dava nedeni; Güney Afrika’nın AIDS’ten kırılan halkına ucuz ilaç sağlamak için kopya ilaçlar üretmesiydi.
2002
İBDA/C’nin lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun idam kararı, Yargıtay tarafından onandı.
2002
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen PKK davasında yargılanan 14 kişiden 5’i idam cezasına çarptırıldı.
2004
İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriquez Zapater hükümetin 16 bakanlığından 8’ine ve Başbakan Yardımcılığı görevine de kadın milletvekili atadı. İspanya, hükümette kadın ve erkek bakanların sayısını eşitleyen ilk Avrupa ülkesi oldu. 2007 yılında ise, Avrupa’da kadınlara seçilme hakkını veren ilk ülke olan Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen 20 bakanlıktan 12’sine kadın vekil atadı. Hükümette kadın oranı yüzde 60’a yükseldi.
2005
SES üyeleri, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi için mezar taşlarıyla Meclis’e yürüdü.
2005
Arjantin’de askeri cuntanın işkencelerini yöneten subay Adolfo Scilingo yargılandığı İspanya’da 640 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2005
Kuveyt parlamentosu, belediye seçimlerinde kadınlara oy kullanma ve aday olma hakkını tanıyan yasayı onayladı. Kadınların genel seçimlere katılımına ilişkin yasa ise parlamentoda sonraki yıllara bırakıldı.
2005
Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslarına ilişkin İnsan Hakları Komisyonu’nun 2005/35 sayılı kararı kabul edildi.
2006
Belge Yayınlarının sahibi ve gazeteci Ragıp Zarakolu hakkında iki kitap için toplam 13,5 yıl hapis cezası istendi. Gerekçe; Prof. Dr. Sakayan’ın “Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları -Garabet Haçeryan’In İzmir Güncesi” ve George Jerjian’ın “Gerçek Bizi Özgür Kılacak” başlıklı kitaplarının Türkçeye tercüme edilmesi idi.
2006
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yasalaştı.
2007
ABD’de Küba lideri Fidel Castro’ya 2000’de suikast girişiminde bulunduğu Amerikan istihbarat belgeleriyle kanıtlanan eski CIA ajanı Luis Posada Carriles kefaletle serbest bırakıldı. Küba Carriles’i 1976’da Küba uçağına suikast düzenleyip 73 kişinin ölümüne yol açmakla da suçluyordu.
2011
Hekimler tam gün yasası ve performansa dayalı ücret sistemini protesto için ülke genelinde 2 günlük iş bırakma eylemine başladı.
2012
Sağlık çalışanları hedef olunan şiddet olaylarını protesto için ülke genelinde iş bıraktı.
2013
7 Nisan’daki Emek Sineması yıkım protestosunda gözaltına alınan 4 kişi hakkında 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
2016
Avrupa Birliği, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için taahhüt ettiği fonun 110 milyon avroluk kısmını serbest bıraktı.
2016
Şilili avukat ve siyasetçi Patricio Aylwin Azócar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Kasım 1918) Şili Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Burada Usul Hukuku ve Medeni Hukuk kürsülerinde asistan olarak ve Hukuk Merkezi’nin Mástil dergisi editörü olarak çalıştı. Aynı zamanda Lex Korosu’nun kurucu üyesi ve kontrtenoruydu. 1944 yılında yemin ettikten sonra avukat olarak Baroya kaydoldu. Pedro Lira’nın hukuk firması olan Raúl Varela’da avukat olarak çalıştı. 1945 ve 1948 yılları arasında Yüksek Mahkeme Komisyonu sekreteri olarak hizmet etti. 1950 yılında idare hukuku kürsüsünde profesör oldu. 1953 ve 1957 yılları arasında ulusal danışman olarak görev yaptı. 1985 ve 1986 yılları arasında Baro Başkan Yardımcısı olarak Raúl Rettig’in yönetim kurulunda çalıştı. Şili İdare Hukuku Enstitüsü’nün onursal üyesi ve Moskova Bilimler Akademisi üyesiydi. 11 Ocak 1995’te Şili Üniversitesi’nden Fahri Profesör unvanı aldı. Patricio Aylwin, Şili’de darbe sonrası demokratik yollarla seçilen ilk başkan oldu ve 11 Mart 1990–11 Mart 1994 arasında devlet başkanlığı yaptı.
2017
Yüksek Seçim Kurulu, CHP, HDP ve Vatan Partisinin 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliğine ilişkin halk oylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline ilişkin taleplerini reddetti.
2021
Hukukçu ve siyasetçi Walter Frederick Mondale yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Ocak 1928) Minnesota Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Bir süre Minnesota Yüksek Mahkemesi’nde kâtip olarak çalıştıktan sonra, 1960’ta Minnesota valisi tarafından eyalet başsavcılığına atandı. 1966 ve 1972’de olmak üzere iki kez Minnesota senatörü seçildi. 1976’da başkanlık seçimini kazanan Jimmy Carter’ın başkan yardımcısı oldu. Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde Japonya’ya büyükelçi olarak atandı. George H. W. Bush’un ölümünden sonra hayatta olan en yaşlı ABD Başkan Yardımcısı unvanını kazandı.
2025
İzmir’de liderliğini yurt dışında firari olan M.K.’nin (34) yaptığı suç örgütüne yönelik eş zamanlı operasyonda 9 şüpheli tutuklandı.
2025
Oyuncu Sevil Akdağ, Fatih’te evine gittiği Elif Kırav’ı aralarında çıkan tartışma sonucu bıçaklayarak öldürmesi nedeniyle yakalanarak gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi, 18 Nisan 1961 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenmiştir. 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun; 3042 kanun numarası ile 04.09.1984 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 12.9.1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Viyana Konvansiyonu olarak da bilinen sözleşme 53 maddeden oluşmaktadır.
Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi
Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler,
Eski zamanlardan beri bütün ülkelere mensup insanların diplomasi görevlilerinin statüsünü tanıdıklarını HATIRLAYARAK,
Birleşmiş Milletler Yasası’nın Devletlerin egemen eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesi hakkındaki amaç ve ilkelerini GÖZÖNÜNDE BULUNDURARAK,
18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun – PDF
Diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve bağışıklıklar hakkında uluslararası bir Sözleşmenin farklı anayasal ve sosyal sistemlerine bakılmaksızın aralarında dostane ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunacağına İNANARAK,
Bu gibi ayrıcalıkların ve bağışıklıkların amacının fertleri yararlandırmak olmayıp, Devletleri temsil eden diplomatik misyonların görevlerinin etkin şekilde yapılmasını sağlamak olduğunu MÜDRİK BULUNARAK,
Bu Sözleşme hükümlerince açıkça düzenlenmeyen meselelerde teamülî hukuk kurallarının uygulanmasına devam olunacağını TEYİD EDEREK,
Aşağıdaki Hususlarda Anlaşmışlardır:
Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu), 18 Nisan 1961 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da imzalanmıştır. Neredeyse evrensel olarak kabul edilmiş ve 179 devletin katıldığı bir Sözleşme olmuştur.
Madde 1
Bu Sözleşme bakımından, aşağıdaki deyimler, karşılarında yer alan anlamları haiz olacaklardır:
a) “Misyon şefi”, gönderen Devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen şahıstır;
b) “Misyon üyeleri”, misyon şefi ve misyon kadrosuna mensup üyeleridir;
c) “Misyon kadrosunun üyeleri”, misyonun diplomatik kadrosunun, idarî ve teknik kadrosunun ve hizmet kadrosunun üyeleridir;
d) “Diplomatik kadronun üyeleri”, misyon kadrosunun diplomatik rütbe taşıyan üyeleridir;
e) “Diplomatik ajan”, misyon şefi veya misyonun diplomatik kadrosunun bir üyesidir;
f) “İdari ve teknik kadronun üyeleri”, misyon kadrosunun misyonun idari ve teknik hizmetinde çalışan üyeleridir;
g) “Hizmet kadrosu üyeleri”, misyon kadrosunun misyonun iç hizmetinde bulunan üyeleridir;
h) “Özel hizmetçi”, misyonun bir üyesinin ev hizmetinde bulunan ve gönderen Devlet hizmetinde çalışmayan bir şahıstır;
i) “Misyon binaları”, misyon şefinin ikametgâhı dahil olmak üzere ve mülkiyete bakılmaksızın, misyonun maksatları için kullanılan binalar veya bina bölmeleri ile bunlarla irtibatlı arazidir.
Madde 2
Devletler arasında diplomatik ilişkiler ve daimi diplomatik misyonlar kurulması karşılıklı rıza ile olur.
Madde 3
Bir diplomatik misyonun görevleri, diğerleri meyanında, şunları da kapsar:
a) Gönderen Devleti kabul eden Devlette temsil etmek;
b) Kabul eden Devlette, uluslararası hukukun müsaade ettiği sınırlar içinde gönderen Devletin ve vatandaşlarının çıkarlarını korumak;
c) Kabul eden Devlet Hükümeti ile müzakereler yapmak;
d) Bütün yasal imkanlarla kabul eden Devletin durumunu ve gelişmelerini tesbit etmek ve bunlar hakkında gönderen Devlet Hükümetine bilgi vermek;
e) Gönderen Devlet ile kabul eden Devlet arasında dostane ilişkileri ilerletmek ve ekonomik, kültürel ve bilimsel ilişkilerini geliştirmek.
2. Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm konsolosluk görevlerinin bir diplomatik misyon tarafından yürütülmesini önleyecek şekilde yorumlanamaz.
Madde 4
1. Gönderen Devlet kabul eden Devletten bu Devlete misyon şefi olarak göndermek istediği şahıs için agrement almak zorunluluğundadır.
2. Kabul eden Devlet, agrement’in reddi halinde gönderen Devlete sebep göstermek zorunluluğunda değildir.
Madde 5
1. Gönderen Devlet, ilgili kabul eden Devletlere gerekli ihbarda bulunduktan sonra, yerine göre bir misyon şefini veya diplomatik kadronun herhangi bir üyesini, kabul eden Devletlerden herhangi biri tarafından açıkça itirazda bulunulmadıkça birden fazla Devlet nezdinde akredite edebilir.
2. Gönderen Devlet bir misyon şefini, bir veya daha fazla sayıda başka Devlete akredite ettiği takdirde, misyon şefinin sürekli oturmadığı devletlerin her birinde bir geçici Maslahatgüzarın (Charge d’Affaires ad interim) yönettiği bir diplomatik misyon kurabilir.
3. Bir misyon şefi veya misyonun diplomatik kadrosunun herhangi bir üyesi, herhangi bir uluslararası kuruluş nezdinde gönderen Devletin temsilciliğini yapabilir.
Madde 6
Kabul eden Devletçe itiraz edilmedikçe iki veya daha fazla sayıda Devlet, aynı şahsı diğer bir Devlet nezdinde misyon şefi olarak akredite edebilirler.
Madde 7
5., 8., 9. ve 11. madde hükümleri saklı kalmak şartıyla, gönderen Devlet, misyon kadrosunun üyelerini serbestçe tayin eder. Kara, deniz veya hava ataşelerinin tayininde, kabul eden Devlet, bunların adlarının, onayı alınmak üzere önceden bildirilmesini isteyebilir.
Madde 8
1. Misyonun diplomatik kadro üyeleri prensip itibariyle gönderen Devletin vatandaşı olmalıdır.
2. Misyonun diplomatik kadro üyeleri, kabul eden Devletin her zaman geri alınabilecek rızası olmadıkça, bu Devletin vatandaşları arasından tayin edilemez.
3. Kabul eden Devlet, gönderen Devletin vatandaşı olmayan üçüncü bir Devletin vatandaşları için de aynı hakkı saklı tutabilir.
Madde 9
1. Kabul eden Devlet, herhangi bir zaman ve kararının gerekçesini açıklamak zorunluluğunda olmaksızın, gönderen Devlet misyon şefinin veya misyon Dipoamatik kadrosunun herhangi bir üyesinin istenmeyen şahıs (Persona non grata) olduğunu veya misyon kadrosunun herhangi bir başka üyesinin kabule şayan olmadığını bildirebilir. Bu takdirde, gönderen Devlet, duruma göre, ilgili şahsı geri çağırır veya misyondaki görevine son verir. Bir şahıs kabul eden Devletin ülkesine gelmeden önce de istenmeyen veya kabule şayan olmayan şahıs olarak ilân edilebilir.
2. Gönderen Devlet bu maddenin 1. fıkrasında kayıtlı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddeder veya makul bir süre içinde yerine getirmezse, kabul eden Devlet ilgili şahsı misyonun bir üyesi olarak tanımayı reddedebilir.
Madde 10
1. Kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığına, veya mutabık kalınacak başka Bakanlığa, aşağıdaki hususlar bildirilecektir:
a) Misyon üyelerinin tayini, gelişleri ve kesin ayrılışları veya misyondaki görevlerinin sona ermesi;
b) Misyonun bir üyesinin ailesine mensup olan bir şahsın gelişi ve kesin ayrılışı ile uygun bulunduğunda, bir şahsın misyonun bir üyesinin ailesine dahil olması veya bu durumdan çıkarılası;
c) Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen şahıslar tarafındah istihdam olunan özel hizmetçilerin gelişi ve kesin ayrılışları ile gerektiğinde, bunların sözkonusu şahısların hizmetinden ayrılmaları vakıası;
d) Kabul eden Devlette ikamet eden şahısların misyon üyeleri olarak veya ayrıcalık ve bağışıklık tanınan özel hizmetçiler olarak istihdam edilmeleri ve bu görevlerine son verilmesi.
2. Mümkün olan hallerde, geliş ve kesin ayrılışlar önceden de bildirilecektir.
Madde 11
1. Misyonun kadrosu hakkında özel anlaşma bulunmadığı takdirde, kabul eden Devlet kendisinin içinde bulunduğu durum ve koşulları ve sözkonusu misyonun ihtiyaçlarını gözönünde bulundurarak misyonun kadrosunun kendince makul ve normal sayılan hadler dahilinde tutulmasını talep edebilir.
2. Aynı şekilde, kabul eden Devlet, benzer sınırlar içinde ve ayırım gözetmeksizin belirli bir kategoriye mensup memurları kabul etmeyi reddedebilir.
Madde 12
Gönderen Devlet, kabul eden Devletin önceden açık rızası olmadan, misyonun kurulduğu mahallerden başka yerlerde misyonun bir kısmını teşkil eden bürolar kuramaz.
Madde 13
1. Misyon şefi, kabul eden Devlette carî olan ve yeknesak bir tarzda uygulanacak usule göre, ya itimatnamesini takdim ettiği zaman veya gelişini bildirdiği ve itimatnamesinin aslına uygun bir örneğini kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığına veya mutabık kalınacak başka bir Bakanlığa tevdi olunduğu zaman, kabul eden Devletteki görevine başlamış sayılır.
2. İtimatnamelerin veya bunların gerçek suretlerinin takdim sırası, misyon şefinin geliş tarihi ve saatine göre tayin olunur.
Madde 14
1. Misyon şefleri aşağıda gösterilen üç sınıfa ayrılır:
a) Devlet Başkanları nezdinde akredite edilen Büyükelçiler veya Nonslar ile muadili rütbedeki diğer misyon şefleri;
b) Devlet Başkanları nezdinde akredite edilen Murahhaslar, Elçiler ve Enternonslar;
c) Dışişleri Bakanları nezdinde akredite edilen Maslahatgüzarlar;
2. Öncelik sırası ve adabı muaşeret kuralları dışında, misyon şefleri arasında sınıfları dolayısıyla bir fark gözetilmeyecektir.
Madde 15
Misyon şeflerinin tayin edileceği sınıf, Devletler arasında varılan mutabakatla tesbit olunur.
Madde 16
1. Misyon şefleri, kendi sınıfları dahilinde 13. madde uyarınca görevlerine başlayıp tarih ve saatine göre öncelik taşırlar.
2. Bir misyon şefinin itimatnamesinde sınıfını değiştirmeksizin yapılan tadiller önceliğini etkilemez.
3. Bu madde, kabul eden Devletin Papalık Temsilcisinin önceliği hakkındaki herhangi bir uygulamasını etkilemez.
Madde 17
Misyonun diplomatik kadrosu üyelerinin önceliği, misyon şefi tarafından Dışişleri Bakanlığına veya mutabık kalınacak başka bir Bakanlığa bildirilir.
Madde 18
Misyon şeflerinin kabulü konusunda her Devletin uygulayacağı usul, her sınıf için yeknesak olacaktır.
Madde 19
1. Misyon şefinin görevi münhal olduğu, veya misyon şefi görevlerini yerine getiremediği takdirde, bir geçici Maslahatgüzar (Charge d’affaires ad interim) geçici olarak misyon şefi görevlerini yapacaktır. Geçici Maslahatgüzarın adı, ya misyon şefi tarafından, veya bunun mümkün olmaması halinde gönderen Devletin Dışişleri Bakanlığı tarafından, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığına veya mutabık kalınacak başka bir Bakanlığa bildirilir.
2. Kabul eden Devlette Misyonun diplomatik kadrosunun hiç bir üyesi bulunmadığı takdirde, kabul eden Devletin rızası ile, idari ve teknik kadrosunun bir üyesi, gönderen Devlet tarafından misyonun güncel idari işlerini yürütmek üzere tayin edilebilir.
Madde 20
Misyon ve şefi, gönderen Devletin bayrağını ve armasını, misyon şefinin ikametgâhı da dahil olmak üzere misyonun binalarında ve misyon şefinin nakil vasıtalarında kullanmak hakkını haizdirler.
Madde 21
1. Kabul eden Devlet, kanunlarına uygun olarak, kendi ülkesinde gönderen Devletin misyonu için gereken binaların edinilmesini kolaylaştıracak veya gönderen Devletin başka suretle yer bulmasına yardımcı olacaktır.
2. Aynı şekilde, kabul eden Devlet, gerekiyorsa üyelerine uygun yer bulmaları için misyonlara yardım edecektir.
Madde 22
1. Misyon binaları dokunulmazlığı haizdir. Kabul eden Devlet yetkilileri misyon şefinin rızası olmadıkça, bu binalara giremezler.
2. Kabul eden Devlet, misyon binalarını herhangi bir tecavüz veya zarara karşı korumak ve misyonun huzurunun herhangi bir şekilde bozulması veya itibarının kırılmasını önlemek üzere her türlü tedbiri almak özel göreviyle yükümlüdür.
3. Misyon binaları ile içindeki eşyalar ve diğer mallar ve misyonun nakil vasıtaları arama, el koyma, haciz veya icradan bağışıktırlar.
Madde 23
1. Gönderen Devlet ve misyon şefi, yerine getirilen belirli hizmetlerin bedeli olan ödemelerin dışında, ister malik, ister kiracı olsunlar misyon binaları bakımından bütün milli, bölgesel veya beledî vergi ve resimlerden bağışıktırlar.
2. Bu maddede bahis konusu vergiden bağışıklık, gönderen Devlet veya misyon şefi ile akit yapan şahısların kabul eden Devletin kanununa göre ödemeleri gereken vergi ve resimlere uygulanmaz.
Madde 24
Misyonun arşivleri ve evrakı her zaman ve nerede bulunursa bulunsun dokunulmazlığı haizdir.
Madde 25
Kabul eden Devlet, misyon görevlerinin yürütülmesi için her türlü kolaylığı sağlayacaktır.
Madde 26
Kabul eden Devlet, milli güvenlik nedenleriyle girişi yasaklanan veya kurallara bağlanan bölgeler hakkındaki kanun ve nizamları saklı kalmak şartiyle, ülkesinde misyonun bütün üyelerine hareket ve seyahat serbestliği sağlayacaktır.
Madde 27
1. Kabul eden Devlet, misyonun her türlü resmi amaç için serbestçe haberleşmesine izin verecek ve bunu koruyacaktır. Gönderen Devletin hükümeti ve nerede bulunursa bulunsun, diğer misyonları ve konsoloslukları ile haberleşme esnasında misyon, diplomatik kuryeler ve kodlu veya şifreli mesajlar dahil olmak üzere, uygun bütün haberleşme vasıtalarını kullanabilir. Bununla beraber, misyon, telsiz vericisini ancak kabul eden Devletin rızası ile kurabilir ve kullanabilir.
2. Misyonun resmi yazışması ihlal edilemez. Resmi yazışma, misyona ve görevlerine ait her türlü yazışma demektir.
3. Diplomatik çanta açılamaz veya alıkonulamaz.
4. Diplomatik çantayı teşkil eden paketlerin bu niteliğini gösterir harici işaretler taşıması gerekir ve bunlar ancak diplomatik evrakı veya resmi maksatlar için kullanılan maddeleri ihtiva edebilirler.
5. Statüsünü ve diplomatik çantayı teşkil eden paketlerin sayısını belirten bir resmi belge taşıyacak olan diplomatik kurye, görevlerinin ifasında kabul eden Devlet tarafından korunacaktır. Diplomatik kurye şahsi dokunulmazlıktan yararlanır ve hiçbir şekilde tukuklanamaz veya gözaltına alınamaz.
6. Gönderen Devlet veya misyon “ad hoc” (özel) diplomatik kuryeler tayin edebilir. Bu maddenin 5. fıkrasının hükümleri, kuryenin uhdesindeki diplomatik çantayı alıcısına teslim etmesi üzerine aynı fıkrada öngörülen bağışıklıkların sona ermesi kaydıyla bu durumlarda da uygulanacaktır.
7. Diplomatik çanta, müsaade olunan bir giriş limanına inecek bir ticari uçağın kaptanına emanet edilebilir. Kaptana çantayı teşkil eden paketlerin sayısını belirten resmi bir belge verilmekle beraber kendisi diplomatik kurye sayılmaz. Misyon, üyelerinden birini uçağın kaptanından diplomatik çantayı doğrudan doğruya ve serbestçe almak için gönderebilir.
Madde 28
Resmi görevlerinin ifası sırasında misyon tarafından tahsil olunan harç ve ücretler, her türlü vergi ve resimden bağışıktırlar.
Madde 29
Diplomatik ajanın şahsi dokunulmazlığı vardır. Hiçbir şekilde tutuklanamaz veya gözaltına alınamaz. Kabul eden Devlet diplomatik ajana gereken saygıyı gösterecek ve şahsına, özgürlüğüne ve onuruna yönelik herhangi bir saldırıyı önlemek için uygun tüm önlemleri alacaktır.
Madde 30
1. Diplomatik ajanın özel konutu misyonun binaları gibi aynı dokunulmazlık ve korunmadan yararlanacaktır.
2. Diplomatik ajanın belgeleri, yazışması ve 31. maddenin 3. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, malları, aynı şekilde dokunulmazlıktan yararlanacaktır.
Madde 31
1. Diplomatik ajan, kabul eden Devletin cezai yargısından bağışıktır.
Diplomatik ajan, aşağıdaki hususlar dışında, kabul eden Devletin medeni ve idari yargısından da bağışıktır:
a) Kabul eden Devletin topraklarında bulunan özel bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası, yeter ki bu taşınmaz, gönderen Devlet adına ve misyon amaçları için kullanılmak üzere diplomatik ajanın tasarrufunda bulunmamış olsun.
b) Diplomatik ajanın gönderen Devlet adına değil de bir özel kişi olarak vasiyeti tenfiz memuru, mirasın idarecisi, mirasçı veya vasiyet olunan kişi sıfatiyle ilgili bulunduğu mirasa ilişkin bir dava;
c) Diplomatik ajanın kabul eden Devlet dahilinde resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî veya ticarî faaliyet ile ilgili bir dava.
2. Diplomatik ajanın, tanıklık yapmak zorunluluğu yoktur.
3. Bu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen haller dışında bir diplomatik ajan hakkında hiçbir icra önlemi alınamaz. Sözkonusu durumlarda dahi ajanın şahsının veya konutunun dokunulmazlığı ihlâl edilemez.
4. Kabul eden Devletin yargısından bağışıklık, diplomatik ajanı gönderen Devletin yargısından bağışık kılmaz.
Madde 32
1. Diplomatik ajanların ve 37. madde gereğince bağışıklıktan yararlanan şahısların yargı bağışıklığı, gönderen Devlet tarafından kaldırılabilir.
Bağışıklığın kaldırılması daima açıkça yapılmalıdır.
3. Bir diplomatik ajan veya 37. madde gereğince yargı bağışıklığından yararlanan bir şahıs tarafından yargı yoluna başvurulması, onun esas dava ile doğrudan doğruya ilgili herhangi bir mukabil iddia karşısında yargı bağışıklığı ileri sürmesine engel teşkil eder.
4. Medeni veya idari davalar bakımından yargı bağışıklığının kaldırılması hükmün icrası bakımından da bağışıklığın kaldırılmış olmasını tazammun etmez. Hükmün icrası bakımından ayrıca bir bağışıklığın kaldırılması kararı gerekir.
Madde 33
1. Bu maddenin 3. fıkrası hükümleri saklı kalmak şartiyle, bir diplomatik ajan, gönderen Devlet için yapılan hizmetler bakımından kabul eden Devlette yürürlükte olan sosyal güvenlik hükümlerinden bağışıktır.
2. Bu maddenin 1. fıkrasında öngörülen bağışıklık, aşağıdaki şartlarla bir diplomatik ajanın münhasır hizmetinde bulunan özel hizmetçilere de uygulanır:
a) Kabul eden Devletin vatandaşı olmamaları veya kabul eden Devlette daimi ikametgâhları bulunmaması, ve
b) Gönderen Devlette veya bir üçüncü Devlette yürürlükte olan sosyal güvenlik hükümlerinden yararlanır olmaları.
3. Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen bağışıklıktan yararlanmayan istihdam eden bir diplomatik ajan, kabul eden Devletteki sosyal güvenlik hükümlerinin işverene yüklediği vecibelere riayet edecektir.
4. Bu maddenin 1. ve 2. fıkrasında öngörülen bağışıklık, kabul eden Devletin müsaadesi şartiyle, bu Devletin sosyal güvenlik sistemine kendiliğinden katılmaya engel değildir.
5. Bu madde hükümleri, sosyal güvenlik hakkında daha önce aktedilmiş iki-taraflı veya çok-taraflı andlaşmaları etkilemez ve gelecekte bu gibi andlaşmaların aktedilmesine engel teşkil etmez.
Madde 34
Bir diplomatik ajan, aşağıda sayılanlar dışında, şahsî veya aynî, millî, bölgesel veya beledi her türlü vergi ve resimden bağışıktır:
a) Normal olarak mal veya hizmetlerin fiyatlarına dahil edilen nev’iden vasıtalı vergiler;
b) Misyonun amaçları için kullanılmak üzere gönderen Devlet adına tasarruf edilmeyen kabul eden Devletin ülkesinde bulunan özel taşınmazlar üzerindeki vergi ve resimler;
c) 39. maddenin 4. fıkrası hükümleri saklı kalmak şartiyle, kabul eden Devlet tarafından tahakkuk ettirilen emlâk, veraset veya intikal vergileri;
d) Kaynağı kabul eden Devlette bulunan özel gelirden alınan vergi ve resimler, ve kabul eden Devlet dahilindeki ticari teşebbüslere yapılan yatırımlardan alınan sermaye vergileri,
e) Yapılan muayyen hizmetlere karşılık tahakkuk ettirilen ücretler;
f) 23. madde hükümleri saklı kalmak şartıyla, taşınmaz mala ilişkin, kayıt, mahkeme veya zabıt harçları ile ipotek harcı ve damga resmi.
Madde 35
Kabul eden Devlet diplomatik ajanlan, bütün şahsı hizmetlerden, her ne şekilde olursa olsun her türlü kamu hizmetinden ve el koyma, katkıda bulunma ve konaklama yeri sağlama gibi askeri yükümlülüklerden bağışık tutacaktır.
Madde 36
1. Kabul eden Devlet, Kanun ve nizamlarına uygun olarak, aşağıdaki maddelerin girişine izin verir ve depolama, taşıma ve benzeri hizmetlere ait ücretler dışında,bunlara bütün gümrük vergileri, resimleri ve ilgili ücretlerden bağışıklık tanır:
a) Misyonun resmi kullanımına ait maddeler;
b) Yerleşmesinde kullanılacak maddeler dahil olmak üzere, bir diplomatik ajanın veya beraberinde oturan aile üyelerinin şahısi kullanımına ait eşya.
2. Bu maddenin 1. fıkrasında sözü geçen bağışıklıklar kapsamına girmeyen veya ithali ya da ihracı kabul eden Devlet mevzuatınca yasaklanmış olan veya kabul eden Devletin karantina mevzuatına tabi olan eşya ihtiva ettiğinin farzolunmasını gerektiren ciddi sebepler bulunmadıkça, bir diplomatik ajanın şahsi bagajı aranamaz. Sayılan hallerde arama, ancak diplomatik ajanın veya yetkili temsilcisinin huzurunda yapılır.
Madde 37
1. Bir diplomatik ajanın beraberinde oturan aile üyeleri kabul eden Devletin vatandaşı değillerse, 29 ilâ 36. maddelerde belirtilen ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanırlar.
2. Misyonun idari ve teknik kadrosunun üyeleri, beraberlerinde oturan aile üyeleri ile birlikte, kabul eden Devletin vatandaşı olmamak veya daimi Burette orada mukim bulunmamak şartıyla, 29 ile 35. maddelerde belirtilen ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanırlar; ancak 31. maddenin 1. fıkrasında öngörülen, kabul eden Devletin medenî ve idarî yargısından bağışıklık görevin ifası dışında yapılan fiileri kapsamaz. Bu kişiler, keza, ilk yerleşmeleri sırasında ithal olunan eşyaları için 36. maddenin 1. fıkrasında belirtilen ayrıcalıklardan da yararlanırlar.
3. Misyonun, kabul eden Devletin vatandaşı olmayan veya daimi surette orada mukim bulunmayan hizmet kadrosunun üyeleri; görevlerinin ifası sırasında yapılan fiiller bakımından bağışıklıktan, işleri dolayısiyle aldıkları ücretlere ilişkin vergi ve resim bağışıklığından ve 33. maddede belirtilen bağışıklıktan yararlanırlar.
4. Misyon üyelerinin özel hizmetçileri, kabul eden Devletin vatandaşı veya daimi surette orada mukim değillerse, işleri dolayısiyle aldıkları ücretlere ilişkin vergi ve resim bağışıklığından yararlanırlar. Diğer bakımlardan, ayrıcalık ve bağışıklıklardan ancak kabul eden Devletin tanıdığı ölçüde yararlanırlar. Bununla beraber, kabul eden Devlet, bu gibi şahıslar üzerindeki yargı yetkisini misyonun görevlerinin ifasına gereksiz şekilde müdahalede bulunmayacak tarzda kullanmalıdır.
Madde 38
1. Kabul eden Devlet tarafından ek ayrıcalık ve bağışıklıklar tanınmadığı takdirde, bu Devletin vatandaşı olan veya orada daimi surette mukim bulunan bir diplomatik ajan, sadece görevlerinin ifası esnasında yapılan resmi işlemler bakımından yargı bağışıklığından ve dokunulmazlıktan yararlanır.
2. Kabul eden Devletin vatandaşı olan veya daimi surette orada mukim bulunan Misyonun kadrosunun diğer üyeleri ve özel hizmetçiler, ayrıcalık ve bağışıklıklardan ancak kabul eden Devlet tarafından tanınan ölçüde yararlanırlar. Bununla beraber, kabul eden Devlet bu gibi şahıslar üzerindeki yargı yetkisini misyonun görevlerinin ifasına gereksiz şekilde müdahalede bulunmayacak tarzda kullanmalıdır.
Madde 39
1. Ayrıcalık ve bağışıklıklar tanınan her şahıs, görevine başlamak üzere kabul eden Devletin ülkesine girdiği andan, veya esasen bu Devletin ülkesinde bulunuyorsa, tayininin Dışişleri Bakanlığına veya mutabık kalınacak başka Bakanlığa bildirildiği andan itibaren bunlardan yararlanır.
2. Ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanan bir şahsın görevi sona erdiği takdirde, bu ayrıcalıklar ve bağışıklıklar normal olarak ülkeyi terkettiği anda veya terketmek için kendisine tanınan makul sürenin bitiminde sona erdiği gibi silahlı çatışma halinde dahi, bu ana kadar devam eder. Bununla beraber, böyle bir şahıs tarafından misyonun bir üyesi olarak yapılmış fiiller bakımından bağışıklıkların uygulanmasına devam olunur.
3. Misyonun bir üyesinin ölümü halinde, aile üyeleri memleketi terk edebilmeleri için gerekli makul bir sürenin bitimine kadar sahip oldukları ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanmaya devam ederler.
4. Misyonun kabul eden Devletin vatandaşı olmayan veya daimi surette orada mukim bulunmayan bir üyesinin, veya onun evine mensup ailesinin bir üyesinin ölümü halinde, kabul eden Devlet, müteveffanın, memleket içinde iktisap edilip ve ölüm anında ihracı yasak bulunan mallar dışındaki taşınır mallarının ülke dışına çıkartılmasına izin verir. Kabul eden Devlet dahilindeki mevcudiyeti, münhasıran müteveffanın orada misyonun bir üyesinin ailesinin mensubu olarak bulunmasına bağlı bulunan taşınır mallardan emlâk, veraset ve intikal vergileri alınmaz.
Madde 40
1. Bir diplomatik ajan, görevine başlamak veya görevi başına dönmek üzere, veya kendi ülkesine döner iken, pasaport vizesi gereken hallerde kendisine vize vermiş bulunan bir üçüncü Devletin ülkesinden geçtiği veya bu ülke dahilinde bulunduğu takdirde, üçüncü Devlet kendisine geçişini veya dönüşünü sağlamak için gerekli dokunulmazlık ve diğer bağışıklıkları tanıyacaktır. Diplomatik ajana refakat eden, veya kendisine katılmak veya memleketlerine dönmek için ayrı seyahat eden, ayrıcalık ve bağışıklardan yararlanan ailesi üyelerine de aynı uygulama yapılır.
2. Bu maddenin 1. fıkrasında belirtilenlere benzer hallerde, üçüncü Devletler, bir misyonun idari ve teknik veya hizmet kadrosu üyelerinin ve bu kişilerin aile mensuplarının ülkelerinden geçişlerini engellemeyeceklerdir.
3. Üçüncü Devletler, kodlu veya şifreli haberler dahil olmak üzere, transit geçiş halindeki resmi yazışma ve diğer resmi haberleşmeleri kabul eden Devlet tarafından tanınan aynı serbesti ve himayeyi tanırlar. Bu devletler, pasaport vizesi gereken hallerde vize almış bulunan diplomatik kuryelere ve transit geçen diplomatik çantalara kabul eden Devletin tanımakla yükümlü bulunduğu dokunulmazlık ve himayenin aynını tanırlar.
4. Üçüncü Devletlerin bu maddenin 1., 2., ve 3. fıkralan gereğince üstlendikleri yükümlülükler, aynı zamanda, üçüncü Devletin ülkesindeki mevcudiyetleri mücbir sebebe dayanan bu fıkralarda belirtilen şahıslar ile resmi haberleşmeler ve diplomatik çantalara da uygulanır.
Madde 41
1. Ayrıcalıklarına ve bağışıklıklarına hâlel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan bütün şahıslar kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmekle yükümlüdür. Anılan Devletin iç işlerine karışmamakla da bu şahıslar keza yükümlüdür.
2. Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlet nezdinde yapılması misyonun uhdesine tevdi olunan bütün resmi işler, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığı veya mutabık kalınacak diğer bir Bakanlık ile veya aracılığıyla yürütülür.
3. Misyonun binaları, misyonun bu Sözleşmede belirtilen görevleri veya diğer genel uluslararası hukuk kuralları veya gönderen ve kabul eden Devlet arasında yürürlükte olan özel anlaşmalar ile bağdaşmayacak bir tarzda kullanılmaz.
Madde 42
Diplomatik ajan kabul eden Devlette şahsi kazanç maksadı ile herhangi bir meslekî veya ticarî faaliyette bulunamaz.
Madde 43
Bir diplomatik ajanın görevi, diğer haller dışında aşağıdaki şekillerde son bulur:
a) Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlete diplomatik ajanın görevinin son bulduğunun bildirilmesi ile;
b) 9. maddenin 2. fıkrası gereğince, kabul eden Devletin gönderen Devlete diplomatik ajanın misyonun bir üyesi olarak tanımayı reddettiğini bildirmesi ile.
Madde 44
Kabul eden Devlet, silâhlı çatışma halinde dahi, kendi vatandaşı olmamaları şartıyla ayrıcalıklar ve bağışıklıklardan yararlanan şahıslara ve tabiyetlerine bakılmaksızın bu gibi şahısların aileleri üyelerine en kısa zamanda ülkesini terkedebilmeleri için kolaylıklar tanır. Kabul eden Devlet, özellikle gerektiğinde kendileri ve malları için ihtiyaç duyulan nakil imkânlarını sağlamak zorundadır.
Madde 45
İki devlet arasında diplomatik ilişkiler kesildiği veya bir misyon sürekli veya geçici olarak geri çekildiği takdirde;
a) Kabul eden Devlet, silahlı çatışma halinde dahi, malları ve arşivleri ile birlikte misyonun binalarına saygı gösterir ve bunları korur;
b) Gönderen Devlet, malları ve arşivleri ile birlikte misyonun binalarının nezaretini, kabul eden Devletin rıza gösterdiği bir üçüncü Devletin uhdesine tevdi edebilir.
c) Gönderen Devlet kendisinin veya vatandaşlarının menfaatlerinin korunmasını, kabul eden Devletin rıza gösterdiği üçüncü bir Devletin uhdesine tevdi edebilir.
Madde 46
Gönderen Devlet, kabul eden Devletin peşin rızası ile ve bu Devlet dahilinde temsil edilmeyen bir üçüncü Devletin talebi üzerine üçüncü Devletin ve vatandaşlarının menfaatlerinin geçici olarak korunmasını yüklenebilir.
Madde 47
1. Kabul eden Devlet, bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında Devletler arasında ayırım gözetmez.
2. Ancak, aşağıdaki hallerde ayırım yapılmış sayılmaz:
a) Kabul eden Devlet bu Sözleşme hükümlerinin herhangi birini, bu hükmün gönderen Devlet dahilindeki kendi misyonuna kısıtlamalı uygulanması sebebi ile kısıtlamalı olarak uyguladığı takdirde;
b) Devletler birbirlerine teamül veya anlaşma yoluyla bu Sözleşme hükümlerinin gerektirdiğinden daha müsait muamele bahşettikleri takdirde.
Madde 48
Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler ihtisas teşekküllerinden herhangi biri veya Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne taraf olan bütün Devletler ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca Sözleşmeye taraf olmaya davet olunan başka herhangi bir Devlete aşağıda belirtilen şekilde imzaya açık olacaktır:
31 Ekim 1961’e kadar Avusturya Federal Dışişleri Bakanlığında, ve bundan sonra, 31 Mart 1962’ye kadar New York’ta Birleşmiş Milletler Merkezinde.
Madde 49
Bu sözleşme onaylanmaya tabidir. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunur.
Madde 50
Bu Sözleşme, 48. maddede sözü edilen dört kategoriden birine mensup herhangi bir Devletin katılmasına açık kalacaktır. Katılma Belgeleri, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterine tevdi olunacaktır.
Madde 51
1. Bu Sözleşme yirmikinci onaylama veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi olunduğu tarihi izleyen otuzuncu gün yürürlüğe girer.
2. Yirmiikinci onaylama veya katılma belgesinin tevdiinden sonra Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her Devlet bakımından Sözleşme onay veya katılma belgesinin tevdii tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
Madde 52
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 48. maddede belirtilen dört kategoriden herhangi birine mensup Devletlere aşağıdaki hususu bildirecektir:
a) 48 ve 50. maddeler gereğince bu Sözleşmeye konan imzaları ve onaylama veya katılma belgelerinin tevdi olunmasını;
b) 51. madde gereğince, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarihi.
Madde 53
Bu Sözleşmenin, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusca ve İspanyolca metinlerinin aynı derecede doğru ve geçerli olan asılları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunur ve bunların tasdikli örnekleri adı geçen tarafından 48. maddede belirtilen dört kategoriden herhangi birine mensup bütün Devletlere gönderilir.
YUKARIDAKİ HUSUSLARI TASDİKEN, aşağıda imzası bulunan ve Hükümetlerince tam yetkili kılınmış Temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Bindokuzyüzaltmışbir yılının Nisan ayının onsekizinci günü VİYANA’da tanzim olunmuştur.
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, 31 Ağustos 1919 tarihinde Dr. Ferid Ayiter ile Alman asıllı Feride Ayiter’in üç çocuğundan ikincisi olarak Göttingen’de dünyaya gelmiştir.
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, temel eğitimini İstanbul’da tamamlamış, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirerek 1937 yılında Ankara’ya taşınmış ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1940 yılında birincilikle bitirmiş, hukuk fakültesini bitirdikten sonra İkinci Dünya Savaşının devam ettiği yıllarda 2,5 yıl askeri hakimlik yapmıştır.
Akademik Yaşamı
Prof. Ayiter, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki çalışma hayatına asistan olarak başlamış, 1948-1949 yıllarında hocası Paul Koschaker ile birlikte çalışarak ders notlarını Türkçeye tercüme etmiştir. 1950 yılında Prof. Dr. Andreas Schwarz‘ın yanında medeni hukuk alanındaki doktorasını tamamlamış, tez konusu ile ilgili çalışmalar yapmak üzere ikişer yıl olmak üzere iki defa burslu olarak İtalya’ya gitmiştir. Doktorasını tamamlayan Ayiter, Roma Hukuku dersleri vermeye başlamış, daha sonraki yıllarda karşılaştırmalı hukuk alanında dersler vermiştir.
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, 1955 yılında doçentlik tezini tamamlayarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde özel hukuk doçenti olarak çalışmaya devam etmiş, 1955 yılında yurt dışından dönüşünde genç bir doçent olarak yönetimini üstlendiği Roma Hukuku Anabilim Dalının faaliyetlerini emekli olduğu 1982 yılına kadar yürütmüş; 1961 yılında aynı üniversitede ordinaryus profesör olmuştur.
Ayiter, üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra da bilimsel çalışmalarına devam etmiş, ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaya, makaleler yazmaya, tebliğler sunmaya ve bilimsel üretim yapmayı ihmal etmemiştir. Kendi isteğiyle emekliye ayrıldığı 1982 yılından sonra ağır bir hastalığa tutulmuş, bu hastalıktan birkaç yıl sonra 18 Nisan 1986 günü yaşama veda etmiş, İzmir Bornova’daki mezarlığa defnedilmiştir.
Prof. Ayiter, 1949 yılında Nûşin Ayiter’le evlenmiş, bu evlilikten Elif ve Fatma Feride adlı iki çocuğu olmuştur.
Kudret Ayiter Armağanı
Roma Hukukuna Katkısı
Ayiter, Türkiye’deki Roma Hukuku Öğretimine getirdiği yenilik ve uluslararası bilim çevrelerinde kazandığı saygınlık ile anılmaktadır. Tarihi yaklaşımla okutulan Roma Hukuku, Ayiter’den itibaren çağdaş Batı Hukuk Düşüncesinin temelini oluşturacak biçimde okutulmaya başlanmıştır. Ayiter, 1948-1950 yılları arasında Ankara Hukuk Fakültesinde, Roma Hukuku Anabilim Dalı’nda asistanlığını yaptığı Prof. Dr. Paul Koschaker’in “Roma Hukukunun güncelleştirilmesi” yöntemini Türkiye’de yerleştirmiş; Koschakerin, Almanca yazdığı “Modern Hususi Hukuka Giriş olarak Roma Hususi Hukukunun Anahatları” isimli ders kitabını Türkçeye çevirmiş ve 1950 yılında yayınlamış, bu kitap Roma Hukukunda temel kaynaklardan olmuştur.
İdari Görevleri
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, bilimsel faaliyetlerinin yanı sıra, üniversitede çalıştığı süre içinde, komisyon başkanlıkları, Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği, senatörlük ve dekanlık görevlerinde bulunmuş, 1964-1966 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür. Dekanlığı döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin 40. yılı münasebetiyle 40. Yıl Armağanı isimli eseri bastırmıştır.
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kurucuları arasında yer almış,üniversite kütüphanesinin temellerini atmıştır. Vasiyeti üzerine 5.000’den fazla Almanca, Fransızca ve İtalyanca eseri üniversite kütüphanesine bağışlamış, hukuk ihtisas kütüphanesinin temelleri de Ayiter tarafından atılmıştır.
Prof. Ayiter’in bildiği diller arasında Almanca, İtalyanca, Latince ve İngilizce bulunmaktadır. Hukuk dışında tarihi alanda da çalışmalar yapmış, Frigya Tarihi üzerine eser kaleme almış, bu konuda konferanslar vermiş, makaleler yazmış, yaptığı çalışmalar sonunda 1972 yılında Almanya’da sekiz Osmanlı sultanının portrelerini bulmuştur. Cumhuriyet Gazetesinde makaleleri yayınlanmıştır.
Ayiter, 1946 yılında kurulmuş olan Uluslararası Antik Çağ Hukukları Derneği, Société internationale pour l’histoire des droits de l’antiquité‘nin 32. kongresinin 1978 yılında Ankara’da yapılmasını sağlamıştır. Dernek, Ayiter’in vefatından sonra 1986 yılı Eylül ayında Stockholm’de 40. kongresini düzenlemiş, kongredeki oturumlarda Ayiter de anılmıştır.
Ödülleri
Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Türk-Alman ilişkilerine katkısından ötürü Almanya tarafından kendisine ‘Verdienstkreuz der Bundesrepublik Deutschland’ adlı yüksek nişan verilmiş; İtalya tarafından Cavaliere Ufficiale al Merito della Repubblica Italiana ve Commendatore della Republica Italiana adlı nişanlarına layık görülmüştür.
Stuttgart Üniversitesi, Tarih-Sosyoloji ve Ekonomi Bilimleri Fakültesi, vefatına yakın bir dönemde Ayiter’e onursal doktora vermek istemiş, ancak bu ödülün kendisine verilmesi fırsatı olmamış, ölümünün ardından kendisi için bu üniversitede anma günü düzenlenmiştir.
Klasik Roma Hukukunda “Dos”un Tesisi, Ankara,1958.
Paul Koschaker ve Ankara Üniversitesi’nde Roma hukuku dersleri (Alm. Paul Koschaker und der Unterricht des Römischen Rechts an der Universität Ankara)
Roma Hukuku Dersler, Aile Hukuku, Ankara, 1960 (2. baskı 1963)
Medeni Hukukta Tasarruf Muameleleri. Ankara 1953
Bestellung der ‘Dos’ im klassischen Römischen Recht (doçentlik tezi, 1955).
Noch einmal Papyri, Michigan VII, 434 (Inv. Nr. 508, 2217), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.
Rylands Papyri (Inv. Nr. 612), Annales Fac. de Droit d’Istanbul 3 (1954) 79-89.
Aestimario dotis e compara vendita come concetti di interpretazione tra i giuristi classici, Annales de l’Universite d’Ankara 6 (1954/55), 81-148.
Höchstmaß bei Dosbestellungen im römischen Recht und übermäßige Schenkungen nach der Lex Cincia, Annales Fac. de Droit d’Istanbul 4 (1956) 204-213.
Einige Bemerkungen zum domicilium ‘des, filius familias’ im römischen Recht, Studi Emilio Betti, 2. cilt (Milano 1962) 73-84.
D.20.4.9.3 und einige Bemerkungen über Sextus Caecilius Africanus, Studi Giuseppe Grosso, 2. cilt (Torino 1968) 13-32.
The asestimatum contract, Maior viginti quinque annis. Essays ın commem. Inst. for Legal History Univ. Uttrecht, Assen 1979. 22-29.
Alcuni appunti sulla dotis datio ante nuptias, Studi Cesare Snfilippe, 4. cilt (Catania 1983), 49-57.
Systematisches Denken und Theorie im Römischen Recht, Studi Arnaldo Biscardi, 1. cilt (Milano 1983), 9-21.
Attorno alcuni testi del legatum dotis constituendae causa, ‘MNHMH’ Georges A. Petropoulos, 1. cilt (Atina 1984), 225-230.
Frigya kaya mezarlarının merdiven ve basamakları (Alm. Treppen und Stufen bei phrygischen Felsdenkmälern), Studien zur Religion und Kultur Kleinasienes, Festschrift für F. K. Dörner, I. cilt (Leidon 1978), 99-106
18 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1853
Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve diplomat William R. King yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Nisan 1786) North Carolina Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1806’da baroya kabul edildi ve Clinton’da çalışmaya başladı. 1810’da Kuzey Karolina’da şehir avukatı oldu. 12,13 ve 14. Kongrelere seçildi. Alabama’nın 1819’da yirmi ikinci eyalet olarak kabul edilmesinin ardından, Eyalet Yasama Meclisi tarafından Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’na Demokratik-Cumhuriyetçi olarak seçildi. Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nun geçici başkanı olarak görev yaptı. Senato’nun Kamu Arazileri Komitesi Başkanı olarak görev yaptı. 1844’ten 1846’ya kadar Fransa Bakanı olarak görev yaptı. 1850’de Senato Dış İlişkiler Komitesi ve Emeklilik Komitesi Başkanı olarak görev yaptı. Kongre’nin yönettiği Columbia Bölgesi’ndeki köleliği kaldırma önerilerine karşı çıktı. 1853 yılından ölümüne kadar Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcılığı görevinde bulundu.
1873
Porto Rikolu yazar María Bibiana Benítez yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Aralık 1783) Porto Riko’nun ilk kadın şairi ve adanın ilk oyun yazarıdır.
1878
Asım Paşa’dan boşalan Danıştay Başkanlığına Ali Paşa getirildi.
1905
Hukukçu, akademisyen, siyasetçi ve yazar Yavuz Abadan dünyaya geldi. (Ölümü: 30 Haziran 1967) İstanbul Üniversitesi’de Hukuk eğitimi gördü. Doktorasını Heidelberg Üniversitesi’nde yaptı. İstanbul’da çeşitli okullarda Türkçe ve tarih dersleri verdi. Akademik kariyerine İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etti. 1942’de profesörlüğe yükseldi. Akademik yaşamının yanı sıra Eminönü Halkevi Başkanlığını üstlendi. Cumhuriyet, Son Havadis, Ulus, Vatan, Yeni Gün ve Yeni İstanbul gazetelerinde yazarlık yaptı. 1952-1954 yılları arasında Hukuk Fakültesinde dekan olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında Fakülteye bağlı Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nü kurdu ve Genel Müdürlüğünü yaptı. 1960 askeri darbesinin ardından üniversitelerden ihraç edilen 147 öğretim üyesinden birisi oldu. Hakları geri verilince Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde görev aldı. 1963’te Milletlerarası Hukuk ve Toplum Felsefesi Derneği Başkan Vekilliği’ne, 1965’te de Milletlerarası Siyasi İlimler Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. 30 Haziran 1967’de yaşamını yitirdi.
1912
Hukukçu ve bürokrat Mehmet Sabri Toprak, 18 Nisan 1912’de İttihat ve Terakki Fırkasından Meclis-i Mebusan’a Saruhan(Manisa)’dan mebus seçildi.
1912
Osmanlı Devleti’nin parlamentosu olan İkinci Meclis-i Mebusan yeniden toplandı.
1920
Milli Kuvvetleri bastırmak amacı ile, İstanbul Hükümeti “Kuvve-i İnzibatiye” adlı bir örgüt kurulmasına ilişkin kararname çıkardı. (Hilafet Ordusu adını taşıyan bu örgüt 25.6.1920’de kaldırıldı)
1920
İtilaf Devletleri 18 Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu’na uygulanacak barış antlaşmasının şartlarını konuşmak üzere toplandı.
1935
12. Uluslararası Kadın Kongresi Yıldız Sarayı’nda başladı.
Harp Mükellefiyeti Kanunu kabul edildi. 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkenin savunması için gerekli olan insan gücü, taşınır ve taşınmaz mallar ile hizmetlerin karşılanmasını düzenleyen temel yasadır.
Milletler Arası Daimi Adalet Divanı, Milletler Cemiyeti bünyesinde kurularak 15 Şubat 1922 tarihinde faaliyete başlamıştı. 18 Nisan 1946 tarihinde faaliyetine son verilmiştir. Milletlerarası Daimi Adalet Divanının faaliyetine son verilmesiyle bu mahkemenin yerini Birleşmiş Milletler antlaşmasıyla kurulan ‘Uluslararası Adalet Divanı’ almıştır.
1951
Paris Antlaşması Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa, Batı Almanya ve İtalya arasında imzalandı. Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu.
1955
Endonezya’nın Bandung kentinde, 29 bağlantısız Afrika ve Asya ülkesinin bir araya geldiği Bandung Konferansı toplandı. 24 Nisan’da sona eren konferansın sonuç bildirgesinde sömürgeciliğin ve ırkçılığın son bulması istendi.
1960
CHP’yi ve basını soruşturmak üzere TBMM’de Tahkikat Komisyonu kuruldu. Tahkikat Encümeni, tüm siyasi partilerin kongre, toplantı, miting, vb. her türlü faaliyetini yasakladı.
1961
Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi, 18 Nisan 1961 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlendi. 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun; 3042 kanun numarası ile 04.09.1984 tarihinde kabul edildi, Resmi Gazetenin 12.9.1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Viyana Konvansiyonu olarak da bilinen sözleşme 53 maddeden oluşmaktadır.
1972
Mamak Askeri Cezaevi’nde bulunan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ölüm orucuna başladı.
I. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı grev ve lokavtları komutanlıktan alınacak izne bağladı.
1977
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Ekipler amiri Sadettin Tantan; Nükhet Duru, Ali Poyrazoğlu ve Korhan Abay’ı oynadıkları müzikalde komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle sorguya çekti.
1980
Ankara 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada Muzaffer Erdost 10 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası tecil edilerek tahliye edildi.
1983
UNESCO Genel Konferansı’nın 1983 yılında gerçekleştirilen 22. oturumunda Üye Devletlerin her yıl 18 Nisan’da “Uluslararası Anıtlar ve Siteler Günü”nü kutlaması yönünde karar alındı. Tüm dünyada 18 Nisan günü, ICOMOS (International Council of Monuments and Sites) öncülüğünde Dünya Kültür Mirası Günü ya da diğer adıyla ‘Uluslararası Anıtlar ve Sitler Günü’ (World Heritage Day) olarak kutlanmaktadır. Bugünün kutlanmasındaki temel amaç, kültür varlıklarının korunması konusunda farkındalık yaratmak ve toplum bilincinin oluşturulmasına ve artırılmasına katkı koymaktır.
1986
Roma Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, yaşamını yitirdi.)
1988
İstanbul Valiliği sendikaların 1 Mayıs İşçi bayramı kutlama başvurusunu olağanüstü hal uygulaması gerekçesiyle reddetti.
1988
Siirt’te yaptığı konuşmada “Parti programı Kürtçe de basılsın” önerisinde bulunduğu için 2 yıl süreyle SHP’den ihraç edilen ve ”Kürtçülük propagandası”ndan DGM’de yargılanan SHP’li Turgut Atalay beraat edince SHP MYK de Atalay’ı “affetti” ve üyeliğe kabul kararı aldı.
1988
Yönetmen Muammer Özer’in Kara Sevdalı Bulut filmi hakkında verilen müsadere kararı gereğince filmin kopyalarına el konuldu.
1988
Hukukçu, Amerikalı muhafazakar siyasi yorumcu ve yazar Kayleigh McEnany doğdu. Miami Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ancak Hukuk fakültesinin ikinci ve üçüncü yıllarını Harvard’da tamamlayarak buradan mezun oldu. Beyaz Saray İletişim Ofisi’nde çalıştı. Medya kariyerine Fox News’de yapımcı olarak başladı ve daha sonra CNN’de yorumcu olarak çalıştı. 2019’dan 2020’ye kadar Ulusal Basın Sekreteri olarak ve 2020’den 2021’e kadar Kıdemli Danışman olarak çalıştı. Trump yönetimi için 33. Beyaz Saray basın sekreteri olarak görev yaptı.
1995
Arjantinli hukukçu ve eski devlet başkanı Arturo Frondizi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Ekim 1908) 1927’de Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve Temmuz 1930’da şeref derecesiyle mezun oldu. Arjantin cumhurbaşkanı olarak 1 Mayıs 1958’den 29 Mart 1962 tarihindeki askeri darbeye kadar görev yaptı.
Arturo Frondizi
1996
İstanbul’da sıkıyönetimin kaldırıldığı 1986 yılına kadar askeri cezaevi olarak işlev gören Sultanahmet Cezaevi otel olarak hizmet vermeye başladı.
1996
İsrail birlikleri, Lübnan’da BM denetimindeki yerleşim birimini bombaladı: 106 sivil öldü.
1996
DGM, Evrensel’e 10 gün süreyle kapatma cezası verdi. 3.kez kapatılma kararı verilen gazete toplamda 55 gün kapatılmış oldu.
1999
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995 ve 18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimlerinde DSP adayı olarak Trabzon milletvekilliğine seçildi.
1999
Türkiye genel seçimlerinde CHP %10’luk seçim barajını geçemeyerek darbe dönemleri hariç ilk kez parlamento dışında kaldı.
2000
Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’in düzenlediği çocuk İşçiliğe Karşı Ulusal Yürüyüş’ başladı. Çocuk işçiler Gaziantep ve Çerkezköy’den yola çıktı.
2001
Hakkında Türkiye’de tutuklama emri çıkarılan işadamı Cavit Çağlar, ABD’nin New York kentinde tutuklandı.
2001
Bukowski’nin bir öyküsünü yayınladığı gerekçesiyle RTÜK’ün Açık Radyo’ya verdiği “15 gün kapatma” cezasında yürütme durduruldu.
2002
“Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları dışında” idam cezasını kaldıran yasa tasarısı Adalet Komisyonu’ndan geçti. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Doğru Yol Partisi (DYP), idamın tamamen kalkmasına karşı çıktı.
2002
Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, Salih Mirzabeyoğlu olarak tanınan İBDA/C örgütü lideri Salih İzzet Erdiş’e, Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan verilen idam cezasını onadı.
2002
İsrail güvenlik güçleri, Cenin mülteci kampından geri çekilmeye başladı. Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi Cenin’de gördüklerini “Akıllara durgunluk veren bir dehşet” diye ifade etti.
2003
Uluslararası Arkeologlar Bağdat Arkeoloji Müzesi’nin yağmalanmasını “yüzyılın kültür suçu” olarak tanımladı. Beyaz Saray Kültür Varlıkları Danışma Kurulu üyesi üç arkeolog olayı protesto için istifa etti.
2005
İstanbul Barosu Avukatlarından, Çevreci Cihan Eren, Karadeniz Sahil Yoluna karşı hukuk alanında mücadele başlatmış ve yöre halkının desteğiyle eylemler düzenlemişti. Davada, 20 Nisan 2005 tarihinde yapılacak olan keşif için Rize’nin fındıklı ilçesine gelen Eren, keşiften 2 gün önce 18 Nisan 2005 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır şekilde yaralandı.
2007
Zirve Yayınevi katliamı: Malatya’daki Zirve Kitabevi’ne yapılan baskında; biri Alman, ikisi Türk olmak üzere, üç Hristiyan boğazları kesilerek öldürüldü. Yayınevi Aralık 2006’da polisçe basılıp “yasak yayın” gerekçesiyle çok sayıda İncil’e el konulmuştu.
2007
Mardin/Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile babası Ahmet Kaymaz’ı öldürdükleri gerekçesiyle Eskişehir’de yargılanan 4 polis beraat etti. Kaymaz ailesinin avukatlarından Selahattin Demirtaş, kararı temyiz edeceklerini bildirdi.
2011
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edildi, Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.
2011
YSK, Hatip Dicle, Leyla Zana, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Ertuğrul Kürkçü ve Şerafettin Efe’nin aralarında bulunduğu isimlerin adaylıklarını, milletvekili seçilme yeterliliğini etkileyecek eski mahkumiyetleri bulunduğu gerekçesiyle iptal etti.
2012
Kocaeli’de “Füze kalkanı değil, demokratik lise istiyoruz” pankartı açtıkları için 4 aydır tutuklu yargılanan “atanamayan öğretmen” M.Dönmez ve Ankara Üniversitesi öğrencisi G.Işıklı hakkındaki tutukluluğun devamına karar verildi.
2013
Fransız hâkim ve Eski Yargıtay Başkanı Pierre Draiyaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Temmuz 1926)
2014
Ankara 18. İdare Mahkemesi, 8 Haziran 2013’te 8. sınıf öğrencilerine yönelik yapılan Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonuçlarını iptal etti.
2015
TÜBİTAK’a personel alımında görevin kötüye kullanıldığı iddialarına ilişkin hakkındaki açılan soruşturma kapsamında serbest bırakılan kurumun eski Başkanı Yücel Altunbaşak için adli kontrol uygulanması ve yurt dışına çıkış yasağı kararı getirildi.
2018
Türkiye genelinde 637 gündür süren olağanüstü hal uygulaması OHAL 7.kez uzatıldı.
2025
Oyuncu Sevil Akdağ, Fatih’te evine gittiği Elif Kırav’ı aralarında çıkan tartışma sonucu bıçaklayarak öldürdü. Sevil Akdağ yakalanarak gözaltına alındı.
Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, kamuya ait taşınmazların korunması ve haksız tecavüzlerin önlenmesidir. Kanun, 16 Nisan 1952 günlü ve 5917 sayılı Gayrimenkule Tecavüzün Defi Hakkında Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu Kanun; gerçek veya tüzelkişilerin zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idarî makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlar.
Görev MADDE 2
Taşınmaz mallara tecavüz veya müdahale edilmesi halinde-, taşınmaz mal merkez ilçe sınırlan içinde ise, il valisi veya görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise kaymakamlar tarafından bu tecavüz veya müdahalenin önlenmesine kara r verilir ve taşınmaz mal yerinde zilyedine teslim edilir.
Başvuru MADDE 3
Taşınmaz mala yapılan tecavüz veya müdahalenin önlenmesi için, yetkili makamlar a başvurmaya, o taşınmaz malın zilyedi, zilyed birden fazla ise içlerinden bir i yetkilidir.
Kamu idareleri, kamu kurumları ve kamu kuruluşları ile tüzelkişilerin başvuruları, taşınmaz malın ait olduğu idare, kurum , kuruluş ve tüzelkişinin yetkilisi tarafından yapılır.
Köye ait taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerde, köy halkından herhangi biri de yetkili makama başvuruda bulunabilir.
Vali veya kaymakam görev alanları içinde bulunan kamu İdarelerine, kamu kurumlarına ve kuruluşlarına ait veya bunlar tarafından idare olunan veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara tecavüz veya müdahalede bulunulduğunu öğrendiklerinde, soruşturmayı doğrudan doğruya yaptırırlar ve sonucu karar a bağlarlar.
Başvuruda bulunma süresi MADDE 4
Yetkililerin; tecavüz veya müdahalenin yapıldığını öğrendikleri tarihten altmış gün içinde, idari makama başvuruda bulunmaları gerekir. Ancak, tecavüz veya müdahalenin oluşundan İtibaren bir yıl geçtikten sonra bu makamlar a başvuruda bulunulamaz.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerle menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerde süre aranmaz.
Soruşturma MADDE 5
Başvuru üzerine, karar vermeye yetkili kişiler veya bunların görevlendireceği bir veya birkaç memur tarafından yerinde soruşturma yapılır.
Soruşturmayı yapan kişilere gerektiğinde teknik eleman ve yardımcı verilir.
Bu Kanun kapsamı dışında kaldığı dilekçeden açıkça ve kesinlikle anlaşılan başvurular, yerinde soruşturma yapılmadan yazılı olarak reddedilebilir.
Taşınmaz mal, aynı ile bağlı ilçeler arası sınır anlaşmazlığı bulunan bir yerde ise yetkili kaymakamlığı vali; iller arası sınır anlaşmazlığı bulunan bir yerde ise yetkili valiliği veya kaymakamlığı İçişleri Bakanlığı belirler.
Şahitlerin dinlenmesi ve karar MADDE 6
Soruşturma memuru, tarafların şahitlerini dinledikten sonra gerekli gördüğü takdirde tarafsız kişileri ve ilgisine göre hazine, özel idare ve belediye temsilcilerini, köy muhtar ve ihtiyar kurulu üyelerini de dinleyebilir. İfadeler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki hükümler dairesinde yeminli olarak alınır.
Soruşturma en geç 15 gün içinde tamamlanarak karara bağlanır.
Kararların kesinliği MADDE 7
Bu Kanun a göre verilen kararlar idari yargı yolu açık olmak üzere kesindir. Ancak, açık olan yazı ve hesap hataları kara r veren yetkili makamca kendiliğinden düzeltilir. Taşınmaz mal üzerinde üstün sayılabilecek bir hakkı olduğunu iddia edenlerin yargı yoluna başvurması gerektiği kararda belirtilir.
Tebligat MADDE 8
Soruşturmanın yapılacağı, kararın yerine getirileceği yer, tarih ve saat taraflara tebliğ edilir. Şikayetçinin, varsa kanuni vekilinin veya dilekçesinde ismini belirttiği temsilcisinin; başvuru, 3üncü maddenin üçüncü fıkrasına göre yapılmış ise köy muhtarı veya ihtiyar meclisi üyelerinden birinin; soruşturma yapılması ve kararın yerine getirilmesi sırasında taşınmaz malın başında bulunması zorunludur . Mütecavize tebligat yapılamaması halinde soruşturmanın yapılacağı veya kararın yerine getirileceği yer, tarih ve saat 3 gün önceden alışılmış usullerle taşınmaz malın bulunduğu köy veya beldede ilan edilir. Mütecaviz gelmezse soruşturma ve kararın yerine getirilmesi yokluğunda yapılır.
Yetkili makamların, talebin esastan veya süreden reddine ilişkin karar ve işlemleri, 7201 sayılı Tebligat Kanun u hükümlerine göre ilgililere duyurulur.
Kararın uygulanması ve güvenlik kuvvetlerinin görevi
MADDE 9
Tecavüz veya müdahalenin önlenmesi hakkındaki kararlar, karar vermeye yetkili amirce görevlendirilecek infaz memuru tarafından, taşınmaz maun yerinde ve o andaki durumu ile zilyedine, tüzelkişiliğe veya kam u idareleri, kamu kurumla n ve kuruluşlarına teslim edilmesi suretiyle yerine getirilir.
Karar gereğinin, kararın infaz memuruna geldiği tarihten itibaren en geç 5 gün içinde yerine getirilmesi zorunludur.
Karar vermeye yetkili makamın gerekli göreceği durumlarda, infaz memuruna teknik yönden yardımcı olmak üzere yeteri kadar memur görevlendirilir.
Mahallin en büyük mülki idare amirinin yazılı emri ile güvenlik kuvvetlerince, gerek soruşturma, gerekse kararın yerine getirilmesi sırasında mahallinde, gerekli önlemler alınır.
Taşınmaz mal üzerindeki ekim, tesis ve değişiklikler MADDE 10
Tecavüz veya müdahalesi önlenen kişi, taşınmaz mal üzerinde vücuda getirdiği her türlü ekim, tesis ve değişikliklerden dolayı ancak genel hükümler dairesinde yargı yoluna başvurabilir.
Gecikmelerin üst makama bildirilmesi MADDE 11
6 ncı maddenin ikinci fıkrasında belirlenen 15 günlük süre içinde karar verilmezse veya verilen karar 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirlenen 5 günlük süre içinde infaz edilmezse durum, sebepleri ile birlikte bir üst makam a bildirilir.
İkinci ve daha sonraki tecavüzler MADDE 12
Taşınmaz mala aynı mütecaviz tarafından ikinci defa veya onun yararına başkaları tarafından bilerek ilk defa tecavüz veya müdahalelerle ilgili başvurularda da birinci başvuruda olduğu gibi soruşturma yapılır ve sonucu karar a bağlanır.
Tecavüz veya müdahale varsa 9 uncu madde hükümlerine göre karar uygulanır, her iki kararla ilgili dosya, karar vermeye yetkili makamlarca, 15 inci maddeye göre işlem yapılmak üzere adlî mercilere gönderilir.
Yürütmenin durdurulması MADDE 13
Bu Kanuna göre verilmiş kararlar üzerine idari yargıya başvurmalarda yürütmenin durdurulması kara n verilmez.
İhtiyati tedbir MADDE 14
Başvuru sırasında, taraflar arasındaki taşınmaz mal anlaşmazlığı hakkında mahkemece ihtiyatî tedbir kararı verilmiş veya anlaşmazlık dava konusu yapılmış ise bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Bu Kanuna göre idarî makam tarafından verilmiş bir önleme kararı varken, taraflarca taşınmaz mal anlaşmazlığına ilişkin dava açılmadan adli mercilerce ihtiyati tedbir kararı verilemez.
İKİNCİ BÖLÜM Ceza Hükümleri İkinci tecavüze ilişkin cezalar MADD E 15
Mahkeme kararıyla kendisine teslim edilmeksizin aynı taşınmaz mal a ikinci defa yapılan tecavüz veya müdahale, ister tecavüz veya müdahalesi önceden önlenen kimse tarafından, isterse başkaları tarafından birinci mütecaviz yararına ilk defa yapılmış olsun, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bu suçu işleyenler hakkında;
a) Taşınmaz mal. kamu kuru m veya kuruluşlarına ait bulunuyorsa veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz veya umumun menfaatine ait yerlerden ise altı aydan iki yıla kadar ; şayet taşınmaz mal diğer tüzelkişilere veya gerçek kişilere ait ise üç aydan bi r yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
b) Tecavüz veya müdahale silahlı bir kişi veya silahsız olsalar dahi birden fazla kişiler tarafından yapıldığı takdirde (a) bendindeki cezalar bir kat artırılarak
hükmolunur.
c) Tecavüz veya müdahale taşınmaz malı aralarında paylaşmak veya ortaklaşa kullanmak amacıyla iki veya daha çok kişinin birleşmesiyle işlenirse (b) bendi ile artırılan ceza ayrıca üçte bir oranında artırılır. Bu amaçla birleşen kişilerden en az birisinin silahlı olması halinde ise (b) bendi ile artırılan ceza ayrıca ya n oranında artırılarak hükmolunur.
ÜÇÜNC Ü BÖLÜM Çeşitli Hükümler Suçüstü hükümlerinin uygulanması ve görevli mahkeme MADD E 16
Bu Kanunda belirtilen suçları işleyenler hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar, yer ve zaman kaydına bakılmaksızın, 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanununa göre yapılır. Görevli mahkeme Sulh Ceza Mahkemesidir.
Soruşturma ve infaz giderleri MADDE 17
Soruşturma ve infaz memurları ile infaz memuruna teknik yönden yardımcı olarak görevlendirilecek memurların yevmiye ve taşıt giderleri, başvuruda bulunanlar tarafından maliye veznesine yatırılır.
Yukarıda belirtilen görevli memurlara, göreve gittikleri günler için sürelerine ve görevin belediye sınırları içinde veya dışında yapılmış olmasına bakılmaksızın, Harcırah Kanununa göre verilmesi gereken yevmiyeler tam olarak ödenir. Üçüncü maddenin son fıkrasına göre görevlendirilecek soruşturma ve infaz memurları ile infaz memurlarına teknik yönden yardımcı olarak görevlendirilecek
memurların yevmiye giderleri, taşınmaz malın ait olduğu kamu idareleri, kurumları ve kuruluşlarınca karşılanır.
Birden çok iş, mümkün oldukça aynı günde yapılır. Bu durumda görülen işler aynı yerde ise, yevmiyeler ve taşıt ücreti başvuranlar arasında eşit olarak paylaştırılır. İşler ayrı yerlerde ise. yevmiyeler eşit olarak paylaştırılmakla birlikte taşıt ücreti uzaklıkla orantılı olarak bölüştürülür.
Soruşturma sonunda tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilirse, masrafların mütecavizden tahsili de, kararda belirtilir. Bu masrafların tahsiline ait karar fıkrası icra dairesince yerine getirilir.
Vergi, harç ve resimler MADDE 18
Bu Kanun a göre verilen kararla r hiçbir vergi, harç ve resme tabi değildir.
Yönetmelik MADDE 19
Bu Kanunun uygulama şekli ve esasları İçişleri Bakanlığınca altı ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Kaldırılan Kanun MADDE 20
16 Nisan 1952 günlü ve 5917 sayılı Gayrimenkule Tecavüzün Defi Hakkında Kanun kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 21
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 22
Bu Kanun hükümlerini Bakanla r Kurul u yürütür.
13/12/1984
Gayrimenkule tecavüzün defi hakkında Kanun, 5917 kanun numarası ile 16 Nisan 1952 tarihinde kabul edilerek 24 Nisan1952 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen ve Resmi Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Hakikî veya hükmi şahısların zilyed bulundukları gayrimenkule başkası tarafından tecavüz ve müdahale edildiği takdirde o gayrimenkul zilyedinin ve zilyed birden fazla olduğu takdirde içlerinden her hangi birinin müracaatı üzerine o gayrimenkulun bağlı bulunduğu mahallin kaymakam veya valisi tarafından aşağıda yazılı hükümler dairesinde bu tecavüz ve müdahale def’i ve gayrimenkul zilyedine mahallen teslim olunur.
Köye ait gayrimenkullere vaki tecavüzlerde köyün kanuni temsilcisi veya koy halkından her hangi biri tarafından bu maddede sözü geçen mercilere müracaat halinde dahi bu kanun hükümleri tatbik olunur.
Zilyedine teslim olunan gayrimenkule başkaları tarafından vuku bulacak tecavüz ve müdahaleler yeni bir tahkikat yapılmaksızın derhal menedilir.
Madde 2
Tecavüzü menedilen kimse bu gayrimenkulde vücuda getirdiği her türlü ekim, tesis ve değişikliklerden dolayı ancak umumi hükümler dairesinde mahkemeye müracaat edebilir.
Madde 3
Tecavüz eden; gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olduğunu iddia etse bile ait olduğu mahkemeye müracaat eylemesi lüzumu kendisine tebliğ olunur.
Bu hal, tarafların mahkemeye müracaatla refiyet veya mülkiyet davaları açmalarına mâni olmaz.
Madde 4
Tecavüzden evvel malın zilyedi bulunan kimsenin tecavüz ve müdahalenin vukuunu öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde müracaatta bulunması lâzımdır. Bu müddet tecavüzün vukuundan itibaren bir seneyi geçemez.
Madde 6
Müracaat vukuunda vali kaymakam veya vazifelendirecekleri memur veya memurlar tarafından tahkikat yapılır.
Tahkikat on beş gün içinde ikmal edilerek karara bağlanır. Bu müddet içinde karar verilemediği takdirde keyfiyet sebepleriyle üst makama bildirilir. ‘
Verilen kararlar kesindir.
Madde 6
Tahkik memurlarının harcırahları ile mûtad nakil vasıtası ücretleri müracaatçılar tarafından Maliye ve Belediye veznesine veya köy sandığına yatırılabilir.
Memur harcırahlarının tâyininde Harcırah Kararnamesi hükümleri esas tutulur.
Birden ziyade işler mümkün oldukça aynı günde yapılır. Bir günde birden ziyade iş yapıldığı takdirde görülen iş aynı mahalde bulunursa harcırah ile nakil vasıtası ücreti iş sahipleri arasında müsavi hisselere, muhtelif mahallerde ise nakil vasıtası ücreti mesafe nazara alınarak mütenasip hisselere ve harcırah müsavi hisselere göre taksim edilir.
Tahkikat sonunda tecavüzün menine karar verilirse tahakkuk ettirilen paranın mütecavizden tahsiline de karar verilir. Paranın tahsiline mütedair olan karar fıkrası icra dairelerince infaz olunur.
Madde 7
Tecavüzü defedilen kimse mahkeme karariyle kendin teslim edilmeksizin o gayrimenkule tecavüz ederse birinci maddeye göre tecavüzü defedilmekle beraber Sulh mahkemelerince iki aydan altı aya kadar hapis cezasına mahkûm edilir.
Eğer bu tecavüz silâhlı bir kişi veya silâhlı olmasalar bile bir kaç kişi tarafından ika olunursa bir seneden üç seneye kadar hapis cezası verilir.
Bu dâvalar acele olarak görülür.
Madde 8
Gayrimenkule tecavüzün define dair olan 2311 sayılı kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Madde 9
Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 10
Bu kanunu Adalet ve İçişleri Bakanları yürütür.
21/4/1952
Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütünün önerisi ve oybirliği ile 16 Nisan 1985 tarihinde kabul edilmiştir.
Bildirge ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer almış ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edilmiştir.
John F. Kennedy
Bu haklar; Tüketicinin sağlık ve güvenliğinin korunması hakkı, Tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması hakkı Tüketicinin şikayet yada sesini duyurma hakkı, Tüketicinin temsil edilme hakkı ve Tüketicinin aydınlatılma, eğitilme ve bilgilendirilme hakkı şeklindeki temel haklar 1985 yılındaki evrensel bildiri ile sekiz temel hak olarak tanımlanmıştır.
15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl, Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır. ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.
1975 yılını takip eden dönemde Avrupa Konseyi tarafından 19 Mayıs 1981 tarihinde kabul edilen “2.Tüketici Koruma Programı” ve 23 Haziran 1986 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşılmıştır.
Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla; temel gereksinimlerin karşılanması hakkı, sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, ekonomik çıkarların korunması hakkı (seçme hakkı), bilgilendirme hakkı, eğitilme hakkı, tazmin edilme hakkı, temsil edilme hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını içeren Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilan etmiştir.
Türkiye de sözleşmeyi imzalamış, 1995 yılında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte tüketiciyi korumaya yönelik olarak il ve ilçelerde Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri kurulmuştur.
Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi
I – HEDEFLER
Madde 1
Bütün ülkelerdeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki tüketicilerin menfaatlerini ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak tüketicilerin çoğu zaman ekonomik şartlar, eğitim seviyeleri ve pazarlık gücü yönünden dengesizliklerle karşılaştıklarının idrakinde olarak; ve adil, tarafsız ve idame ettirilebilecek ekonomik ve sosyal bir gelişmeyi teşvik etmenin önemi kadar, tüketicilerin zararlı olmayan ürünlere erişme haklarına sahip olması gerektiği düşüncesi ile tüketicinin korunmasına ilişkin temel esaslar aşağıdaki hedefleri ihtiva eder:
Ülkelere, halklarına, tüketici olarak yeterli korumayı sağlamak ve idame ettirmek yönünde yardımcı olmak.
Tüketicilerin ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verecek üretim ve dağıtım şekillerini kolaylaştırmak,
Malların üretimi ve dağıtımı ve tüketicilere hizmet vermekle iştigal edenler için yüksek ahlaki davranış seviyesini teşvik etmek,
Tüketicileri olumsuz yönde etkileyen ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunan bütün teşebbüslerin iş yolsuzluklarına mani olmak için ülkelere yardımcı olmak,
Bağımsız tüketici gruplarının gelişmesini kolaylaştırmak,
Tüketiciyi koruma alanında uluslararası işbirliğini kolaylaştırmak,
Tüketiciye daha düşük fiyatlarla daha çok seçenek temin edecek pazar şartlarının gelişmesini teşvik etmek.
II – GENEL İLKELER
Madde 2
Hükümetler, aşağıda belirtilen ilkeleri göz önünde tutarak güçlü bir tüketiciyi koruma politikası geliştirip, kuvvetlendirmeli veya idame ettirmelidir. Bunu yaparken her hükümet, tüketicilerin korunması ve sosyal şartları ile halkının ihtiyaçları doğrultusunda ve önerilen tedbirlerin bedelini ve yararlarını idrak etmiş olarak kendi önceliklerini tayin etmelidirler.
Madde 3
Tüketicilerin karşılanması istenilen yasal ihtiyaçları şunlardır:
Tüketicilerin kendi sağlık ve güvenliklerine karşı tehlikelerden korunması,
Tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin geliştirilmesi ve korunması,
Tüketicilere, kendi ferdi istek ve ihtiyaçlarına göre bilinçli seçim imkanı sağlamak için yeterli bilgilere erişim sağlanması,
Tüketici eğitimi,
Etkili bir hata telafi merciinin tüketicilere temini,
Tüketici ve diğer ilgili grup ve kuruluşların oluşturulması özgürlüğü ve bu gibi kuruluşların kendilerini etkileyen karar verme işlemlerinde kendi görüşlerini ortaya koyma fırsatı,
Madde 4
Hükümetler, tüketiciyi koruma politikalarını geliştirmek, uygulamak, kontrol etmek için yeterli bir altyapı temin etmeli ve idame ettirmelidir. Tüketiciyi koruma tedbirlerinin, nüfusun tüm bölümlerinin, bilhassa kırsal nüfusun menfaatleri için uygulanmasını sağlamak amacıyla özel çaba harcanmalıdır.
Madde 5
Bütün teşebbüsler, sınırları içinde iş yaptıkları ülkelerin ilgili kanun ve kurallarına uymalıdırlar. Ayrıca söz konusu ülkenin yetkili kişilerince kabul edilmiş bulunan uluslararası koruma standartlarının uygun hükümlerine itaat etmelidirler.
Madde 6
Tüketiciyi koruma politikası geliştirilirken araştırma yapan üniversiteler ile özel ve kamu teşebbüslerinin olumlu rolünün potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır.
III – ESASLAR
Madde 7
Aşağıdaki esaslar hem mahalli olarak üretilen mal ve hizmetlere, hem de ithal edilenlere uygulanmalıdır.
Madde 8
Tüketiciyi korumak için herhangi bir usul veya kural tatbik edilirken bunların uluslararası ticarete engel teşkil etmemesine ve uluslararası ticaret taahhütleri ile uyumlu olmalarını temin etmek için gerekli özen gösterilmelidir. (Bu esaslardan ülkemiz için öncelikli olanlar aşağıdadır.)
A – FİZİKİ GÜVENLİK:
Madde 10
İmalatçıların ürettiği malların öngörülen veya tahmini normal kullanım süreleri boyunca güvenli olmalarını sağlamak için uygun politikalar temin edilmelidir. Malları pazara getirmekle yükümlü olanlar, bilhassa müteahhitler, ihraç ve ithal edenler, perakendeciler ve benzerleri (Bunlar bundan böyle dağıtımcılar olarak anılacaktır) bu malların uygunsuz muamele veya depolama sonucunda güvenli olmayan bir hale gelmiş olmamasına ve bu mallar kendi gözetimleri altında iken uygunsuz muamele veya depolama sebebiyle güvenli olmayan bir hale gelmemelerini sağlamalıdırlar. Tüketiciler malların usulüne uygun kullanımı hususunda uyarılmalı ve öngörülen veya tahmini kullanım süresince içerebilecekleri tehlikeler bildirilmelidir. Önemli güvenlik bilgileri mümkün olan her yerde tüketiciye uluslararası anlaşılabilen semboller vasıtasıyla aktarılmalıdır.
Madde 11
İmalatçıların veya dağıtımcıların ürünlerinin pazara çıkartılmasından sonra, daha önce fark edilmeyen tehlikelerin farkına varıldığında, ilgili yetkilileri ve gerekirse halkı, vakit geçirmeden haberdar etmeleri uygun politikalarla temin edilmelidir. Hükümetler de, tüketicilerin bu gibi tehlikeler hakkında uygun şekilde haberdar edilmelerini temin için yollar araştırmalıdır.
Madde 12
Hükümetler gerektiğinde bir ürünün ciddi bir şekilde hatalı olduğu veya usulünce kullanıldığı taktirde dahi külliyetli ve şiddetli bir tehlike arz ettiği tespit edilirse, imalatçıların veya dağıtımcıların o mali geri almasını ve değiştirmesini veya tadil etmesini veya yerine başka bir ürün vermesini ve bunları makul bir zaman içinde yapması kabil değilse, tüketicinin yeterli şekilde tazminini sağlayacak politikaları benimsemelidirler.
B – TÜKETİCİLERİN EKONOMİK KARLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ VE KORUNMASI
Madde 14
Hükümetler, mal ve hizmetlerin temini ile ilgili imalatçılar, dağıtımcılar ve diğerlerinin yürürlükteki kanunlara ve zorunlu standartlara uymalarını sağlamak suretiyle tüketicilerin ekonomik çıkarlarına aykırı olan icraatları önleme gayretlerini artırmalıdırlar.
Madde 15
Tüketici kuruluşları, gıdaların katkı maddeleri ile saflıklarının bozulması, pazarlama sırasında yanlış veya yanıltıcı beyanlarda bulunulması gibi hileli uygulamaları izlemeleri için teşvik edilmelidir.
Madde 16
Hükümetler, malların makul dayanıklılık, kullanışlılık ve güvenirlilik ve kullanım maksatlarına uygunluk gereklerinin yerine getirildiğini gözetmeleri mecburiyetini açıklayan politikaları geliştirmeli veya idame ettirmelidirler. Benzer politikalar hizmetlerin temini için de uygulanmalıdır.
Madde 17
Hükümetler, tüketicilere en çok ürün ve hizmet seçeneğinin en düşük fiyatlarla temini için adil ve etkin bir rekabeti teşvik etmelidirler.
Madde 18
Hükümetler, gereken hallerde imalatçıların veya perakendecilerin güvenilir ve satış sonrası hizmeti ve yedek parçaları yeterli bir şekilde temin etmelerini sağlamalıdırlar.
Madde 19
Tüketiciler, tek taraflı standart sözleşmeler ve sözleşmeler içinde temel hakların bulunmaması gibi sözleşme yolsuzluklarına ve satıcıların vicdana aykırı kredi şartları uygulamalarına karşı korunmalıdırlar.
Madde 20
Satış yükseltici pazarlama ve satış faaliyetleri tüketicilere adil muamele edilmesi prensibi ile yönlendirilmeli ve hukuki gereksinimlere uyulmalıdır. Bu tüketicilerin bilinçli ve de verilen bilgilerin doğru olması gereklerini sağlayacak tedbirleri içerir.
Madde 21
Hükümetler tüketici mallarının her yönü hakkında doğru bilgilerin serbest akışı tüm ilgililerin iştiraklerini teşvik etmelidirler.
Madde 22
Hükümetler, kendi milli bünyeleri içinde ve tüketici kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, tüketicilerin yeterli korunması için pazarlama ve diğer iş faaliyetlerinde kuralların belirlenmesini ve uygulanmasını teşvik etmelidir.
Madde 23
Hükümetler muntazaman ölçüler ve ayarlarla ilgili kanunları gözden geçirmeli ve bu kanunların infaz mekanizmasının yeterliliğini değerlendirmelidir.
C – TÜKETİCİ MALLARI VE HİZMETLERİNİN GÜVENLİK VE KALİTESİ İÇİN STANDARTLAR
Madde 26
Hükümetler temel tüketim malları ile hizmetlerin güvenlik, kalite ve performanslarını testlere tabi tutarak sınayabilecek ve belgeleyecek tesislerin mevcudiyetini teşvik ve temin etmelidirler.
D – TÜKETİCİLERE TANZİM İMKANI SAĞLAMA TEDBİRLERİ
Madde 28
Hükümetler tüketicilerin veya uygun olduğu takdirde ilgili kuruluşların süratli, adil, ucuz ve ulaşılabilir resmi veya gayri resmi usullerle tazmin edilebilmeleri imkanını sağlayacak hukuki veya idari tedbirleri tesis ve idame ettirmelidir. Bu gibi usuller özellikle düşük gelirli tüketicilerin ihtiyaçlarını göz önüne almalıdır.
Madde 29
Hükümetler geçici uyuşmazlıklarının, adil, süratli ve gayri resmi yoldan çözebilecek teşebbüsleri teşvik etmeli ve tüketicilere danışmanlık hizmetleri ve gayri resmi şikayet usulleri hakkında yardımcı olacak gönüllü mekanizmaları tesis etmelidir.
Madde 30
Mevcut tazmin şekilleri ve diğer uyuşmazlık çözme usulleri hakkındaki bilgiler tüketiciye sunulmalıdır.
E – EĞİTİM VE BİLGİ PROGRAMLARI
Madde 31
Hükümetler ilgili halkın kültürel geleneklerini de göz önüne alarak, genel tüketici eğilim ve bilinçlendirme programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir. Bu gibi programların amacı halkın kendi hak ve sorumluluklarının idrakında olarak mal ve hizmetleri bilinçli bir şekilde seçebilmesi ve bu şekilde ayırım yapabilen tüketici olmalarına imkan sağlanmaktadır. Bu programların geliştirilmesinde gerek kırsal, gerekse kent kesimindeki düşük gelirle ve okuma yazma bilmeyen mağdur tüketicilere özel önem verilmelidir.
Madde 32
Tüketici eğitimi, müsait olduğunda öğrenim sisteminin temel müfredatının tercihen mevcut konuların bölünmez bir parçası haline getirilmelidir.
Madde 33
Tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları aşağıda belirtilen önemli yönleri de kapsamalıdır:
Sağlık, beslenme, gıda kökenli hastalıkların ve gıdalara gereksiz katkı maddelerinin konulmasının önlenmesi,
Ürün tehlikeleri,
Ürünlerin etiketlenmesi,
İlgili kanunlar, tazmin sağlanması ve tüketiciyi korumak için teşkilatlar ve kuruluşlar,
Ölçüler ve ayarlar, fiyatlar, kalite, kredi şartları ve temel ihtiyaçların mevcudiyeti hakkında bilgiler,
Gerekirse kirlilik ve çevre.
Madde 34
Hükümetler tüketici kuruluşları ve basın dahil diğer ilgili grupları eğitim ve bilinçlendirme programlarını özellikle kırsal kesim ve kentteki düşük gelirli tüketicilerin menfaatine önem vererek ele almaları için teşvik etmelidir.
Madde 35
İş kesimi müsait olduğunda, gerçeğe uygun ve geçerli tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları yapmalı veya bunlara iştirak etmelidir.
Madde 36
Kırsal kesim tüketicilerini ve okuma yazma bilmeyen tüketicileri dikkate alarak, hükümetler müsait olduğunda, toplu basın ve yayında tüketici bilgi programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir.
Madde 37
Hükümetler tüketici bilinçlendirme ve öğrenim programlarının yürütülmesini sağlayabilmek için eğitimcilere, toplu iletişim uzmanlarına ve tüketici danışmanlarına uygun eğitim programları düzenlemeli ve bunları teşvik etmelidirler.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü, başlıklı tavsiye kararı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi tarafından “Doc. GA21/CC20/REC70/03” sayılı karar ile 12 Haziran 2003 tarihinde kabul edilmiştir. Tavsiye kararı metninin raportörü Azerbaycan’dan Shaitdin Aliyev’dir. Metin, 12 Haziran 2003 tarihli Asamble görüşmeleri öncesinde Kültür, Eğitim ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından Kiev’de 16 Nisan 2003 tarihindeki Yirminci Toplantısında tartışılmış ve aynı tarihli 21. Genel Kurul’da kabul edilmiştir. KEİ Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü’ne ilişkin tavsiye kararında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) ve Avrupa Konseyinin norm ve kararları ile KEİ’nin önceki metinleri referans alınmıştır.
KEİ BÖLGESİNİN GELİŞİMİNDE KÜLTÜRÜN ROLÜ HAKKINDA TAVSİYE
1. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Organizasyonu Parlamenter Asamblesi, gelişimin kültürel boyutunun öneminin tamamen bilincindedir. Asamble, geniş anlamda, insan gelişimi ile bağlantılı olan kültürün, hayat kalitesini yükseltebilen ve sürekli bir gelişim temin eden hayati bir kaynak olduğunu teyit etmektedir. Aynı zamanda, gelişimin hedeflerinden birisi de bireyin sosyal ve kültürel doyumudur. Böylece, sürekli gelişim ve kültürün gelişmesi birbirine bağımlıdır.
2. Bölgede kısa ve uzun vadeli işbirliği stratejisini temsil eden “Gelecek için KEİ Ekonomik Gündemi”, sürdürülebilir bir gelişim sağlamak için bölgesel bir stratejinin kabul edilmesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu anlamda, hem amaç hem araç olarak gelişimden bir çok farklı yönde etkilenen kültür, sürdürülebilir gelişime katkıda bulunmak açısından büyük bir potansiyele sahiptir ve gelişim stratejilerine entegre edilmelidir. Parlamenter Asamble, KEİ üye devletlerin kültürel politikalarının gelişim stratejileri ile entegrasyonunun bölgesel gelişimi güçlendirmedeki önemini vurgulamaktadır.
3. Parlamenter Asamble, kültürler arasındaki diyalogun ve uluslararası kültürel işbirliğinin bölgede yaşayan halklar arasında daha iyi bir anlaşma sağlayarak birlikte yaşamanın geliştirilmesi ve bölgenin gelişmesini hedefleyen politik ve ekonomik işbirliği için bir zemin yaratılması yolunda oynayacağı önemli bir rolünün olduğuna inanmaktadır. Bu çerçevede Asamble; 1993’de imzalanan Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’nu ve Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’nun Onaylanması ve Uygulanması ile ilgili Tavsiye 3/1994’ü hatırlamaktadır.
4. Kültürel boyutu, insana ve sürdürülebilir gelişim kavramına entegre etme konusu, Birleşmiş Milletlerin, özellikle de onun hükümetler-arası kuruluşu UNESCO’nun, BM Kalkınma Programı’nın, Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Konseyi’nin ana hedeflerinden biridir. Parlamenter Asamble, UNESCO’nun gelişimin kültürel boyutunu tanıyan; kültürel kimlikleri teyit eden ve zenginleştiren; kültürel hayata katılımı genişleten; ve uluslararası kültürel işbirliğini teşvik eden kültür ve kalkınma gündemi tarafından ortaya konulan dört ana hedefi paylamaktadır.
5. Kültürel yaratıcılık, insan gelişiminin kaynağıdır ve insanlığın bir hazinesi olan kültürel farklılık gelişim için gerekli bir faktördür. Parlamenter Asamble, bütün zenginlikleri ile geleneksel kültürlerin, gelişime önemli bir katkıda bulunabileceği inancını ifade etmektedir. Aslında bunlar, gelişim süreci için zaruri olan yardımlaşma ve yaratıcılık değerlerini içermeleri sebebiyle potansiyel akıl kaynağı olarak görülmelidir. Aynı zamanda Asamble, belli uygulamaların, gelişim sürecinde insan haklarını tehlikeye düşürdüğü veya kadınları marjinalleştirdiği veya halk guruplarını hedeflediği takdirde gelişimi engelleyebileceğini endişeyle kaydetmektedir.
6. KEİ bölgesi ülkelerinin çoğu serbest pazar ekonomisine ve demokrasiye politik, ekonomik ve sosyal geçiş dönemini yaşamaktadırlar. Geçiş dönemindeki ülkelerdeki ekonomik ve manevi krizden en çok etkilenen alanlardan birisi kültürdür. Ekonomik zorlukların arka planında kültür alanında radikal değişiklikler yer almaktadır ve kültürel politikadaki temel zorluk ise kültürün kendisinin hayatta kalabilmesidir.
7. Geçiş ülkelerinin ulusal kültür politikalarında kültür, ülkelerin demokratik gelişimini sağlamaya, ve Avrupa kültürel kimliğinin entegral bir parçası olarak bölgede kültürel kimliklerini pekiştirmeye yardım edecek bir araç olarak ele alınmaktadır. Geçiş döneminin mevcut aşamasında kültür, demokratik süreçlerin temel sürükleyici gücü ve sivil toplumun dayanak noktası haline gelebilir. Kültür; insan hakları, cinsiyet eşitliği, fakirlik, çevresel sürdürülebilirlik, sosyal bağlılık, barış içinde bir arada var olma ve diğer ilgili alanlardaki durumu etkileyen gelişimin başarısını olumlu olarak etkileyebilir. Aynı zamanda, ana iş kaynağı olarak doğrudan ekonomik faydalar da sağlar. Bu açıdan, Asamble, sınırlı kaynakların – teknik ve mali – bu hedeflerin tam olarak uygulanmasını engelleyeceği endişesi içindedir. Toplumların, kültüre para harcamanın bir masraf değil, aksine bir yatırım olduğunu anlamaları gerekmektedir.
8. Son on yılda meydana gelen önemli derecede sosyal değişiklikler, hala hazırlık aşamasında olan yeni bir kültürel politika modelinin oluşmasına yol açmıştır. Asamble, kültür politikasının, bölge içinde, daha geniş anlamda ise Avrupa’da genel gelişim stratejisinin ana faktörü olması gerektiğini düşünmektedir.
9. Bu sebeple, Parlamenter Asamble, KEİ Üye Devletler Parlamentolarına ve Hükümetlerine şu hususları tavsiye eder:
A. Mevzuat ve kültürel politika alanında
i. Kültür ile ilgili, ulusal kültür politikasının ana prensipleri, hedefleri ve yükümlülüklerini açıkça belirtecek olan mevzuatı sonuçlandırmak veya iyileştirmek;
ii. Endojen ve sürdürülebilir bir gelişim stratejisinin kilit bileşkelerinden birisi haline gelecek kültürel politikalar hazırlamak veya mevcut olanları gözden geçirmek;
iii. Gerektiğinde, kültür alanındaki ulusal mevzuatı uluslararası ve Avrupa standartları ile uyumlu hale getirmek, ve ulusal kültür politikasını, UNESCO’nun, kültürel politikaların gelişim stratejilerine nasıl entegre edilebileceği ile ilgili prensipleri ile bir hizaya getirmek;
iv. Yeni ihtiyaçların yanı sıra sürmekte olan sorunlara, her ülkedeki mevcut olan koşullar uyarınca müdahale eden ulusal kültür politikası ile ilgili daha geniş bir vizyonu kabul etmek ve uygulamaya koymak.
B. Kültürün sosyal ve ekonomik gelişim ile etkileşimi alanında
i. Kültürel politikalarını diğer alanlardaki politikalarla, özellikle de ayırım yapmaksızın tüm üye toplumların sosyal entegrasyonu ve hayat kalitesini geliştirmeyi hedefleyen sosyal ve ekonomik politikalarla etkileşimi ile ilgili olarak, koordinasyon içinde uygulamak;
ii. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Ekonomik, Kültürel ve Sosyal Haklar Anlaşması ve Viyana İnsan Hakları Beyannamesi gibi mevcut uluslararası insan hakları araçlarının uygulanmasına özel dikkat sarf etmek ve kültürel haklarla ilgili mevcut araçları değerlendirerek kültürel hakların bir envanterini yapmak;
iii. Kültürel politikalarda, toplumun bütün kesimleri için kültüre daha geniş erişim sağlama, dışlama ve marjinalizasyon ile savaşma yollarını ve araçlarını geliştirmeye ve güçlendirmeye özel önem vermek. Popüler kültür alanında kuvvetli politikalar ve toplum katılımının güçlü bir şekilde desteklenmesi kültürün demokratikleşmesine ve sosyal entegrasyona hizmet edebilir;
iv. Kültür ve gelişimde kadınların başarılarının tanınmasını sağlamak ve kültürel politikaların oluşturulmasına ve uygulanmasına bütün düzeylerde katılımlarını, böylece de cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını temin etmek;
v. Genellikle sık sık kültürel hayatın dışında bırakılan yaşlıların yanı sıra, özellikle yeni kültürel uygulamaları desteklenmesi gereken gençlerin ihtiyaçlarını ve isteklerini göz önünde bulundurmak;
vi. İstihdam ve gelir yaratarak, işbirliğini teşvik ederek, eğitimi destekleyerek ekonomik ve sosyal gelişim için araç olabilecek olan kültürel mirası geliştirmek. Bu açıdan, kültürel mirası korumak için politika ve uygulamayı güçlendirmek. şehirdeki ve gelişim planlarındaki, programlarındaki ve politikalarındaki kültürel değeri olan binaların, mekanların, toplulukların ve manzaraların korunmasını dahil etmek ve temin etmek;
vii. Ekonomik büyüme için büyük fırsatlar sağlayan kültürel endüstrileri, özellikle de turizmi, desteklemek. Bu alanda iyileştirme yapılacak çok şey olan ülkelerde seyahat ve turizm imkanlarını geliştirmek;
viii. Kültürel gelişimde ulusal düzeyde yatırımları sağlamak veya artırmak ve uygun olduğu durumlarda, hükümet bütçesinin belli bir yüzdesini, genel hedeflerin, önceliklerin ve planların gelişimine uygun olacak şekilde bu amaç için ayırmak;
ix. Toplumun maddi, kültürel, entelektüel ve manevi üretim alanlarında temel üretim gücü veren çalışan insanlara özel önem vermek. Tüm elde edilebilir anlamlarda popülerleştirmek için zorunluluğu göz önüne almak ve toplumun tümünün refahı için ve her bireyin refahı için insani aktivitelerin tüm alanlarında özgür, yaratıcı, yüksek kalitede ve yüksek verimde çalınmanın ahlaki değerini, temel sivil cesaret olarak tasdik etmek. Toplumun en geniş kısmının – çalışan insanların, hayatın yönünü , profesyonel ve ahlaki problemleri edebi işlerde, teatral performanslarda, güzel sanatlarda ve medyada
yansıtmasının önemini ele almak.
C. Uluslararası işbirliği alanında
i. Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’na üye olmayan KEİ üye devletlerini dokümana iştirak etmeye davet etmek;
ii. Kültürel, ahlaki ve davranış farklılıklarının gerçek bir barış kültürü oluşturduğu kültürler-arası iletişim ve anlayış bölgesi meydana getirecek olan ikili ve çoğul kültürel işbirliği anlamalarını imzalamak;
iii. Kültürel boyutu uluslararası gelişim stratejisi ile birleştirme konusunda UNESCO ile işbirliği yapmak;
iv. Değişik uluslararası organizasyonların, uzman finansman kurumlarının ve ulusal ve bölgesel finans kurumlarının fon ve programlarını, önemli ölçüde kültürel bileşke içeren gelişim projeleri için temin ettikleri finansal yardımı artırmaya davet etmek.
10. Parlamenter Asamble, KEİ Dış İşleri Bakanları Konseyi’ni bu Tavsiyeyi ele almaya davet eder.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği 16 Nisan 2003 tarihinde kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile kurulmuş olan ve Sinema Eserleri Sahipliği alanında faaliyet gösteren bir meslek birliğidir.
Birlik, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 42. Maddesi ve “Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük” hükümlerine göre merkezi İstanbul’da olmak kurulmuştur.
Birliğin Amacı ve Misyonu
Birliğin Amacı, üyelerinin, Sinema filmleri, Video filmleri, TV filmleri, dizi filmler, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette veya günlük olayları tespit eden filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri, kısa veya uzun metrajlı filmler, belgesel veya müzikal filmler gibi tespit edildiği materyale bakılmaksızın elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen her türlü esere bağlı maddi ve manevi hakların korunmasını sağlamaktır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzik bestecisi ve diyalog yazarlarının hak sahipliğinden kaynaklanan ortak çıkarlarını korumak, kanun ile tanınmış hakların idaresini, takibini ve alınacak telif ücretlerinin ve tazminatlarının tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin Yönetim ve Denetim kurulları yanında Teknik-Bilim ve Haysiyet Kurulları bulunmaktadır.
Meslek Birliği, Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileriyle ilişkilerinde, Birliğe kayıtlı eser sahibi üyelerin haklarının takibinde, üyelerinin devrettikleri haklar çerçevesinde yetkilidir.
Birlik, üyelerine ait fikir ve sanat eserlerinin ve yayınlarının kullanılmasını izlemek ve izinsiz kullananlar için gerekli girişimlerde bulunmaktadır.
Birlik düzenli eğitim programları düzenlemekte, her yıl vermiş olduğu ödüllerle sinema sektörünü ve genç yönetmenleri desteklemektedir.
Kurumsal Yapı
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği üyeleri arasında Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad, Halit Refiğ, Semih Kaplanoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Güleryüz ve Ahmet Çadırcı gibi ünlü yönetmenler bulunmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği, yabancı ülkelerin Meslek Birlikleriyle karşılıklı anlaşmalara sahiptir ve Uluslararası Asıl Eser Sahipleri Birliği CISAC üyesidir. Setem ayrıca, Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği ve SEK (Sanatsal Etkinlikler Komisyonu) üyesidir.
Birlik, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destek Komisyonuna seçici üye yollamakta, Sinema Eseri Değerlendirme ve Sınıflandırma alt ve üst kurullarında temsilci bulundurmaktadır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin, 2003-2005 yılları yönetim kurulunda ERSİN PERTAN,ORHAN AKSOY, FEZA SINAR, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ ve SEMİH KAPLANOĞLU görev yapmıştır.
SETEM Yönetim Kurulları
Birliğin 2005-2007 yılları yönetiminde ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2007-2009 yıllarında ERSİN PERTAN, MECİT BEŞTEPE, SEMİH KAPLANOĞLU, MEHMET GÜLERYÜZ, ÖZGÜL BEYAZIT KIVANÇ, HÜSAMETTİN ÜNLÜOĞLU ve AHMET ÇADIRCI, 2009-2011 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, MECİT BEŞTEPE, SELİM EVCİ, AYDIN BAĞARDI ve HÜSEYİN KARABEY, 2011-2013 yılları arasında MEHMET GÜLERYÜZ, MERAL OKAY, OĞUZ MAKAL, HÜSEYİN KARABEY, UFUK GÜRGENÇ, SEMİH KAPLANOĞLU, 2013-2015 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY ve Mecit BEŞTEPE, 2015-2017 yıllarında MEHMET GÜLERYÜZ, Semih KAPLANOĞLU, HÜSEYİN KARABEY, Mecit BEŞTEPE ve Selim EVCİ görev almıştır.
SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliğinin mevcut yönetimi Başkan MEHMET GÜLERYÜZ, As Başkan Semih KAPLANOĞLU, Genel Sekreter HÜSEYİN KARABEY, Sayman Ahmet ÇADIRCI ve Üye Mecit BEŞTEPE’den oluştmaktadır.
Askerî Yargıtay, 6 Nisan 1914 tarihinde kurulmuş, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatılmıştır. Mahkemenin kapatıldıktan sonraki görevleri Yargıtay‘a devredilmiştir
Askeri Yargıtay, Türk Yargı Sistemi içinde askerî ceza yargısı yapan bir kurum olarak yer aldığı dönemde, askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin temyiz incelemesini yapmakla görevli mahkeme olmuştur. Ayrıca, askerlerin yasayla belirlenmiş bazı davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmıştır.
Mahkemenin üyeleri, birinci sınıf askerî hâkimler arasından seçilmiştir. Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla, her boş yer için üçer aday belirlenmiş ve seçilen adaylar arasından cumhurbaşkanı tercihte bulunmuş, görev yapacak üyeler bu şekilde belirlenmiştir. Askerî Yargıtay başkanı, başsavcısı, ikinci başkanı ve daire başkanları, üyeler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanmıştır.
Askeri Yargıtay’ın Başkanı ise her sene toplanan Yüksek Askeri Şura tarafından, üyeler arasından birinin generalliğe veya amiralliğe yükseltilmesi ile seçilmiştir. Mahkemenin kuruluşu, işleyişi, üyelerinin disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gerekleri, 1600 Sayılı Askeri Yargıtay Kanunu ile düzenlenmiştir. Anayasada belirtildiği üzere cezai sorumluluklarından kaynaklanan yargılamaların Anayasa Mahkemesi üyelerinden oluşan, Yüce Divan tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmüştür.
Askerî Yargıtay Binası (Kapatılmadan Önce)
Askeri Yargıtay’ın Görevleri
Askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara
bağlamak; askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlamak, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirmek; Başkanın, Başsavcının, İkinci Başkanın, daire başkanlarının ve üyelerin askeri yargıya tabi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son yargı yeri olarak bakmak.
Askeri Yargıtay Başkanının Görevleri
Askeri Yargıtayı temsil etmek, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu yolda uygun göreceği tedbirleri almak, dairelerin çalışma durumları hakkında gerekli gördüğü bilgileri yazı ile istemek; kurullara başkanlık etmek; üyeler arasından Genel Sekreteri seçmek; başkan, başsavcı ve üyelerin lüzumunda Yüksek Disiplin Kuruluna sevkleri için gerekli işlemleri yapmak; önemli geçici işlerde veya başkanlık ettiği kurullarda dosya tetkik etmek üzere üye veya tetkik hakimleri görevlendirmek; memur ve idari görevlilerini denetlemek veya denetletmek, hizmetin gereklerine göre uygungöreceği yerlerde görevlendirmek.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme, 15 Nisan 1958 tarihinde La Haye’de düzenlenerek kabul edilmiştir. Sözleşme 2 Ekim 1973 tarihinde La Haye’de yeniden düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin anılan La Haye Sözleşmesinin 34 üncü maddesine uygun olarak, 26 ncı maddenin 2nci ve 3 üncü fıkralarında öngörülen civar ve sıhri hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin kararlar ve sulhler ile nafakanın belirli aralıklarla ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhleri tanımamak hakkı saklı tutulmak kaydıyla” onaylanmıştır.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme
Bu Sözleşmeyi imzalayan Devletler,
Büyüklere karşı nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların karşılıklı olarak tanınması ve tenfizini düzenlemek için müşterek hükümler tesis etmeyi arzu ederek,
Bu hükümler ile Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin 15 Nisan 1958 tarihli Sözleşmenin hükümleri arasında ahenk sağlamak arzusunu taşıyarak,
Bu amaçla bir Sözleşme akdetmeyi kararlaştırmışlar ve aşağıdaki hükümlerde mutabık kalmışlardır:
BÖLÜM I
Sözleşmenin Uygulama Alanı
Madde 1
Bu Sözleşme, nesebi sahih olmayan bir çocuğu karşı nafaka yükümlülüğü de dahil, aile, hısımlık, evlilik veya sıhriyet ilişkilerinden doğan nafaka yükümlülüğü konusunda, bir Akid Devletin adli ve idari mercileri tarafından verilmiş olan:
Bir nafaka alacaklısı ile nafaka borçlusu veya,
Bir nafaka borçlusu ile bir nafaka alacaklısına yaptığı ödemelerin iadesini talep eden bir kamu kurumu,
Arasındaki kararlar hakkında uygulanır.
Sözleşme, bu merciler önünde ve bu kişiler arasında anılan yükümlülüklere ilişkin olarak yapılan sulhlere de uygulanır.
Madde 2
Sözleşme, niteliklerine bakılmaksızın, kararlara ve sulhlere uygulanır.
Sözleşme, Akid olmayan bir Devlette verilmiş veya yapılmış dahi olsa, önceki bir kararı veya sulhu değiştiren kararlara veya sulhlere de uygulanır.
Sözleşme, nafaka talebinin milletlerarası veya milli niteliği dikkate alınmaksızın ve tarafların uyrukluk ve mutad meskenlerine bakılmaksızın uygulanır.
Madde 3
Karar ve sulhün münhasıran nafaka yükümlülüğüne ilişkin olması halinde, Sözleşmenin etkisi sadece nafaka yükümlülüğü ile sınırlıdır.
BÖLÜM II
Kararların Tanınması ve Tenfizi Şartları
Madde 4
Akid Devletlerden birinde verilmiş olan karar:
Yedinci veya 8. maddelere göre yetkili sayılan bir merci tarafından verilmişse ve.
Karar hakkında verildiği Devlette mutad kanun yollarına başvurulması mümkün değilse,
Diğer bir Akid Devlette tanınacak veya hakkında tenfiz kararı verilecektir.
Mutad kanun yollarının açık bulunmasına rağmen, geçici olarak icra edilebilen ara kararları ve geçici tedbirler, talep edilen Devlette benzer kararların verilebilmesi, icra edilebilmesi halinde, bu Devlet tarafından tanınacak veya haklarında tenfiz kararı verilecektir.
Madde 5
Bununla beraber, kararın tanınması veya tenfizi aşağıdaki hallerde reddedilebilir:
Kararın tanınması veya tenfizinin talep edilen Devletin kamu düzeniyle açıkça bağdaşmaması veya,
Kararın usul işlemlerinde yapılan bir hilenin sonucu olması veya,
Tarafları ve konusu aynı olan bir davanın daha önce talep edilen Devletin bir merciinde açılmış ve görülmekte olması veya,
Kararın talep edilen Devlette veya talep edilen Devlette tanıma ve tenfiz için gerekli şartları haiz olsa dahi başka bir Devlette aynı konuda ve aynı taraflar arasında verilmiş bir kararla bağdaşmaması.
Madde 6
Bir gıyap kararı, ancak talebin başlıca unsurlarını kapsayan dava dilekçesi gaip tarafa kararın verildiği Devletin hukuku uyarınca tebliğ edildiği ve hal ve şartlara göre gaip tarafa savunması için yeterli bir süre verildiği takdirde tanınabilir veya hakkında tenfiz kararı verilebilir. Beşinci madde hükümleri saklıdır.
Madde 7
Sözleşmenin uygulanması bakımından kararın verildiği Devletin mercii aşağıdaki hallerde yetkili sayılır:
Nafaka borçlusu veya alacaklısının mutad meskeninin davanın açıldığı sırada kararın verildiği Devlette bulunması veya,
Nafaka Borçlusu veya alacaklısının davanın açıldığı sırada, kararın verildiği Devlet vatandaşlığını haiz olması veya,
Davalının açıkça veya yetki konusunda hiçbir itirazda bulunmaksızın davanın esasına girmek suretiyle bu merciin yetkisini kabul etmesi.
Madde 8
Nafaka alacağı hakkında karar vermiş olan Akid Devletin mercileri, bu nafakanın sözkonusu Akid Devletin talep edilen Devletin hukukuna göre, yetkili kabul olunan mercii önünde vuku bulmuş olması halinde, sözleşmenin uygulanması bakımından yetkili sayılırlar. Yedinci madde hükümleri saklıdır.
Madde 9
Talep edilen Devletin mercii, kararın verildiği Devletin merciinin kendi yetkisini tespit için dayandığı vakalarla bağlıdır.
Madde 10
Kararın nafaka konusunda birden fazla talebe ilişkin olması ve tanıma ve tenfizin bu taleplerin tümü için kabul edilememesi hallerinde, talep edilen devletin mercii Sözleşmeyi kararın tanınabilecek veya tenfiz edilebilecek kısmına uygular.
Madde 11
Nafakanın kararda belirli aralıklarla ödenmesinin öngörülmesi halinde, tenfiz kararı birikmiş nafaka borçlarını olduğu gibi, işleyecek nafaka borçlarını da kapsar.
Madde 12
Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde, talep edilen Devletin mercii kararın esasına ilişkin hiçbir inceleme yapamaz.
BÖLÜM III
Kararların Tanınması ve Tenfizi Usulü
Madde 13
Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde. kararın tanınması veya tenfizi usulü talep edilen Devletin hukukuna tabidir.
Madde 14
Bir kararın kısmen tanınması veya tenfizi her zaman talep edilebilir
Madde 15
Kararın verildiği Devlette adli müzaheretten veya masraf muafiyetinden kısmen veya tamamen yararlanmış olan nafaka alacaklısı, tanımaya veya tenfize dair bütün usul işlemlerinde de, talep edilen Devletin hukukunun öngördüğü en ziyade müzaheretten veya en geniş muafiyetten yararlanır.
Madde 16
Sözleşmede öngörülen usul işlemlerindeki masrafların ödenmesini teminat altına almak üzere, her ne ad altında olursa olsun hiçbir kefalet veya teminat istenemez.
Madde 17
Bir kararın tanınmasını veya tenfizini talep eden taraf talebine aşağıdaki belgeleri eklemelidir:
Kararın tam ve aslına uygun bir örneği:
Verildiği Devlette karar hakkının mutad kanun yollarına başvurulamayacağını ve gerekiyorsa, kararın bu Devlette İcra edilebilir olduğunu kanıtlayacak bir belge;
Kararın gıyahta verilmesi halinde, talebin başlıca unsurlarını kapsayan dava dilekçesinin, gaif tarafa kararın verildiği Devletin hukukuna uygun şekilde tebliğ edildiğini veya bildirildiğini kanıtlayacak bir belgenin aslı veya aslına uygunluğu onaylanmış bir örneği.
Gerektiğinde, kararın verildiği Devlette adli müzaheretten veya masraf muafiyetinden yararlandığını kanıtlayacak bir belge;
Talep edilen Devletçe istenmemesi hali dışında, yukarıda belirtilen belgelerin aslına uygunluğu onaylanmış tercümeleri.
Yukarıda belirtilen belgelerin ibraz edilmemesi veya talep edilen Devlet Mercii tarafından karar muhtevasından Sözleşmenin şartlarının yerine getirildiğinin belirlenememesi halinde, bu merci gerekli bütün belgelerin ibrazı için belirli bir süre tayin eder.
Sözkonusu belgelerin ayrıca onaylanması veya benzer bir işleme tabi tutulması istenmez.
BÖLÜM IV
Kamu Kuruluşlarına İlişkin Tamamlayıcı Hükümler
Madde 18
Bir nafaka alacaklısına ödediği nafakaların borçludan iadesini takip eden bir kamu kuruluşunun talebi üzerine, bu nafaka borçlusu aleyhinde verilmiş olan karar, aşağıdaki hallerde Sözleşmeye uygun olarak tanınacak ve hakkında tenfis kararı verilecektir:
Yapılan ödemenin tabi olduğu kanuna göre, bu kuruluş tarafından tahsil edilebilmesi ve,
Talep edilen Devletin Devletler Özel Hukuku tarafından tayin edilen iç hukukuna göre asıl alacaklı ile borçlu arasında bir nafaka yükümlülüğünün bulunmaması.
Madde 19
Bir kamu kuruluşunun tabi olduğu kanun bir kararın tanınmasını veya tenfizini alacaklı yerine tam yetki ile talep etme hakkını kendisine veriyorsa, bu kamu kuruluşu nafaka alacaklısı ile borçlusu arasında verilmiş olan kararın tanınmasını veya tenfizini alacaklıya yaptığı ödemeler nisbetinde talep edebilir.
Madde 20
Tanıma veya tenfizi talep eden kamu kuruluşu 18. maddenin birinci fıkrasında veya 19. maddede öngörülen şartları haiz olduğunu belirten ve ödemelerin nafaka alacaklısına yapıldığını kanıtlayaan her türlü belgeyi ibraz etmelidir. Onyedinci madde hükümleri saklıdır.
BÖLÜM V
Sulhler
Madde 21
Yapıldığı Devlette icra edilebilen sulhler, kararlarına tabi olduğu aynı şartlar altında ve bu şartların sulhlere de uygulandığı ölçüde tanınacak veya haklarında tenfiz kararı verilecektir.
BÖLÜM VI
Çeşitli Hükümler
Madde 22
Mevzuatı para transferlerine kısıtlamalar koyan Akid Devletler, nafaka olarak ödenmek veya Sözleşme çerçevesindeki nafaka talepleri için yapılan masrafları karşılamak üzere tahsis edilen paraların transferlerine birinci derecede öncelik tanıyacaklardır.
Madde 23
Bu Sözleşme, bir kararın veya bir sulhün tanınmasını veya tenfizini sağlamak için, kararın verildiği veya sulhün yapıldığı Devlet ile talep edilen Devleti bağlayan uluslararası başka bir belgeye veya talep edilen Devletin iç hukukuna başvurulmasına engel değildir.
Madde 24
Sözleşme, karar tarihine bakılmaksızın uygulanır.
Kararın, verildiği Devlet ile talep edilen Devlet arasında Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olması halinde, talep edilen Devlette, bu karar hakkında sadece yürürlüğe giriş tarihinden sonra muaccel olacak borçlar için tenfiz kararı verilecektir.
Madde 25
Her Akid Devlet aynı beyanı yapmış olan devletlerle ilişkilerinde, Sözleşme hükümlerinin resmi bir merci veya memur önünde düzenlenmiş ve düzenlendiği Devlette geçerli ve icrası mümkün resmi senetlere, Sözleşme hükümlerinin bunlara uygulanabildiği ölçüde teşmil edileceğini her zaman beyan edebilir.
Madde 26
Her Akid Devlet, 34. maddeye uygun olarak aşağıdaki hallerde tanıma veya tenfiz talebini reddetme hakkını saklı tutabilir:
Alacaklının evliliğinden veya yirmibir yaşını bitirdikten sonraki döneme ait olup, alacaklının eşi veya eski eşi dışındaki bir borçlu tarafından verilmesi gerekli nafakaya ilişkin kararlar ve sulhler;
a) Civar hsımları ve
b) Sıhri hısımlar,
arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin karar ve sulhler,
Belirli aralıklarla nafaka ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhler.
Bir ihtirazi kayıtta bulunmuş olan Akid Devlet, sözleşmenin kendi ihtirazi kaydına konu olan kararlara ve sulhlere uygulanmasını talep edemez.
Madde 28
Bir Akid Devletin nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların tanınması ve tenfizine farklı hukuk sistemlerinin uygulandığı iki veya daha çok bölgeye sahip bulunması halinde:
Kararın verildiği Devletin kanununa, usul hükümlerine veya merciine yapılan her atıftan, kararın verildiği bölgenin kanunu, usul hükümleri veya mercii anlaşılır.
Talep edilen Devletin kanununa, usul hükümlerine veya merciine yapılan her atıftan, kararın tanınması veya tenfizi talep edilen bölgenin kanunu, usul hükümleri veya mercii anlaşılır.
Birincisi ve 2. fıkraların uygulanmasında, gerek kararın verildiği Devletin kanununa veya usul hükümlerine gerekse talep edilen Devletin kanununa veya usul hükümlerine yapılan her atıftan, Akid Devleti teşkil eden o bölgede geçerli ve konuyla ilgili bütün hukuk kuralları ve ilkeleri anlaşılır.
Kararın verildiği Devlette nafaka alacaklısının veya borçlusunun mutad meskenine yapılan her atıftan, o kişinin kararın verildiği bölgedeki mutad meskeni anlaşılır.
Her Akid Devlet bu kurallarının bir veya birkaçını, Sözleşmenin bir veya birçok hükümlerine uygulamayacağını her zaman beyan edebilir.
Madde 29: Bu sözleşme, taraf olan Devletler arasındaki ilişkilerde 15 Nisan 1958 tarihinde Lahey’de akdedilmiş “Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme’nin”nin yerini alır.
BÖLÜM VII
Son Hükümler
Madde 30
Bu Sözleşme, Devletler Özel Hukuku Lahey Konferansı’nın Onikinci dönem toplantısı sırasında, üyesi bulunan Devletlerin imzasına açıktır.
Sözleşme onaylanacak, kabul veya tasvip edilecek ve onay, kabul veya tasvip belgeleri Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.
Bölüm 31
Onikinci dönem toplantısından sonra Konferansa üye olan veya Birleşmiş Milletler Teşilatına veya onun bir ihtisas kuruluşun mensup veya Uluslararası Adalet Divanının Statüsüne taraf bulunan her Devlet bu Sözleşmeye 35. maddenin 1. fıkrası uyarınca yürürlüğe girmesinden sonra da katılabilir.
Katılma belgesi Hollanda Dışişleri Bakanlığına tevdi edilecektir.
Katılma yalnızca katılan Devletle 37. maddenin 3. fıkrasında öngörülen tebliğin alınmasından sonraki oniki ay içinde bu katılmaya karşı bir itirazdermeyan etmemiş olan akid Devletler arasındaki ilişkilerde hüküm ifade eder.
Böyle bir itiraz, Sözleşmenin, katılmadan sonra vuku bulacak onaylanması, kabulu veya tasvibi sırasında da her üye devlet tarafından dermeyan edilebilir. Bu itirazlar Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Madde 32
Her Devlet, imza, onay, tasvip kabul veya katılma sırasında Sözleşmenin uluslararası alanda temsil ettiği toprakların tümüne veya bunlardan birine veya birkaçına teşmil olunacağını beyan edebilir. Bu beyan, Sözleşmenin sözkonusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte hüküm ifade edecektir.
Bundan sonra yapılacak bu nitelikteki her teşmil Hollanda Dışişlei Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Teşmil 37. maddenin 4. fıkrasında öngörülen tebliğin alınmasını izleyen oniki ay içinde, teşmile karşı itiraz dermeyan etmemiş olan Akid Devletlerle, uluslararası ilişkileri bir Akid Devlet tarafından sağlanan ve sözkonusu tebliğe konu olmuş bulunan ülke veya ülkeler arasındaki ilişkilerde hüküm ifade eder.
Böyle bir itiraz, Sözleşmenin, teşmilden sonra vuku bulacak onaylanması, kabulu veya tasvibi sırasında da her üye Devlet tarafından dermeyan edilebilir.
Bu itirazlar, Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Madde 33
Nafaka yükümlülüğü konusundaki kararların tanınmasına veya tenfizine uygulanan çeşitli hukuk sistemlerinin bulunduğu iki veya daha çok bölgeye sahip olan her Akid Devlet, imza, onay, kabul, tasvip veya katılma sırasında, bu Sözleşmenin, bu bölgelerin tümüne veya bunlardan birine veya birkaçına teşmil olunacağını beyan edebilir ve yeni bir beyan yapmak suretiyle bu beyanı her zaman değiştirilebilir.
Sözleşmenin hangi bölgeye uygulanacağını açıkça belirtecek olan bu beyanlar Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
Nafaka yükümlülüğü konusundaki bir kararın tanınmasını talep edildiği tarihte, kararın verdiği toprak biriminde Sözleşme uygulanmıyorsa, diğer Akid Devletler bu kararın tanınmasını reddedebilirler.
Madde 34
Her Devlet, en geç, onay, kabul, tasvip veya katılma sırasında 26. maddede öngörülen ihtirazi kayıtlardan birini veya birkaçını dermeyan edebilir. Başka hiçbir ihtirazi kayıt kabul edilmeyecektir.
Aynı şekilde her Devlet, 32. maddeye uygun olarak Sözleşmenin teşmilini tebliğ ederken, teşmile konu olan bölgelerin tümü veya bunların bazılarıyla sınırlı hüküm ifade etmek üzere, sözkonusu ihtirazi kayıtlardan birini veya birkaçını dermeyan edebilir.
Her Akid Devlet, dermeyan etmiş olduğu ihtirazi kaydı her zaman geri alabilir. Bu geri alma Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir.
İhtirazi kaydın hükmü yukarıdaki fıkrada öngörülen tebliği izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü sona erecektir.
Madde 35
Sözleşme, 30. maddede öngörülen onay, kabul veya tasvip belgelerinden üçüncüsünün tevdiini izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü yürürlüğe girecektir.
Bilaher Sözleşme:
– Sonradan onaylayan, kabul eden veya tasvip eden her imzalayan Devlet için onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiini izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü;
– Katılan her Devlet için, 31. maddede öngörülen sürenin hitamını izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü;
– Otuzikinci madde uyarınca, Sözleşmenin teşmil olunduğu bölgeler için, söz konusu madde öngörülen sürenin hitamını izleyen üçüncü takvim ayının birinci günü yürürlüğe girecektir.
Madde 36: Sözleşme, sonradan onaylayan, kabul veya tasvip eden veya katılan Devletler için dahil 35. maddenin 1. fıkrasına uygun olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl sürelidir.
Sözleşme fesholunmadıkça, beşer yıllık sürelerle zımmen yenilenecektir.
Fesih, beş yıllık sürenin hitamından en az altı ay önce Hollanda Dışişleri Bakanlığına tebliğ edilecektir. Fesih,
Sözleşmenin uygulandığı bölgelerin bazıları ile sınırlandırılabilir.
Fesih sadece, bunu bildiren Devlet için hüküm ifade eder. Sözleşme diğer Akid Devletler için yürürlükte kalacaktır.
Madde 37
Hollanda Dışişleri Bakanlığı Konferansın üyesi olan Devletlerle, 31. maddenin hükümlerine uygun olarak, Sözleşmeye katılacak devletlere aşağıdaki hususları tebliğ edecektir.
30. maddede öngörülen imzalama, onay, kabul ve tasvipleri;
Sözleşmenin 35. maddesinin hükümlerine uygun olarak, yürürlüğe gireceği tarih;
31. maddede öngörülen katılmaları ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
32. maddede öngörülen teşmilleri ve bunların hüküm ifade edeceği tarihleri;
31. ve 32. maddelerde öngörülen katılmalara ve teşmillere karşı yapılan itirazları;
25. ve 32. maddelerde sözü edilen beyanları;
36. maddede öngörülen fesihleri;
26. ve 34. maddelerde öngörülen ihtirazi kayıtları ve 34. maddede öngörülen ihtirazi kayıtların geri alınmasını.
Bunu teyyiden, usulüne uygun şekilde yetkili kılınmış aşağıdaki imza sahipleri bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Fransızca ve İngilizce dillerindeki her iki metin de aynı şekilde geçerli olmak ve Hollanda Dışişleri Bakanlığı arşivlerine tevdi etmek ve aslına uygunluğu onaylı bir örneği, diplomasi yolu ile, Onikinci dönem Konferansı Üyesi bulunan Devletlere verilmek üzere, bir tek nüsha halinde, 2 Ekim 1973 günü Lahey’de düzenlenmiştir.
Sözleşmenin düzenlendiği tarih ve yer: 15 Nisan 1958, La haye. Yeniden düzenlenme tarihi ve yeri: 2 Ekim 1973 Lahey.
Sözleşme, Türkiye’de Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun ile onaylamıştır. Kanun No: 1620; Resmi Gazete, 27.09.1972; Sayı: 14319. 16 Şubat 1983 tarih ve 17961 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 8/5725 Sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre, “Türkiye Cumhuriyeti’nin anılan Sözleşmenin 34 üncü maddesine uygun olarak, 26 ncı maddenin 2nci ve 3 üncü fıkralarında öngörülen civar ve sıhri hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğüne ilişkin kararlar ve sulhler ile nafakanın belirli aralıklarla ödenmesini hükme bağlamayan kararlar ve sulhleri tanımamak hakkı saklı tutulmak kaydıyla” onaylanmıştır.
Benim Umudum Var isimli eser hakkındaki eleştiri ve yorum yazısı, Senih Özay‘ın hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı da olan Kıbrıslı Müzeyyen Yeşilada tarafından 27 Aralık 2019 tarihinde yazılmıştır.
Avukat Müzeyyen Yeşilada
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Müzeyyen Yeşilada, 15 Nisan 1949 yılında Mağusa’da doğdu. Namık Kemal Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kamu yönetiminin çeşitli kademelerinde görev yapan Müzeyyen Yeşilada en son görev yaptığı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Hukuk İşleri Amirliği’nden 1995 yılında emekliye ayrılmıştır. Evli ve üç çocuk annesi olan Müzeyyen Yeşilada, Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliği görevini de yürütmüştür. Lefkoşa’da avukat olarak görev yapmaktadır. Ali Atakan ve Salih Bayraktar’dan resim ve Özden Selenge’den de minyatür dersleri almıştır. XIV. Devlet Resim Heykel Sergisi teşvik ödülüne sahiptir.[/box]
Avukat Sayın Senih Özay’ın Müzeyyen Yeşilada tarafından yapılan karakalem portresi
Bu aslında bir eleştiri değil çünkü ben eleştirmen değilim. Eleştiri tamamıyla apayrı bir dal. Ve bilmediğim bir alan. Kitap hakkındaki düşüncelerimi naifçe kaleme aldığım bir yazı diyebilirim.
Bu kitap 11 saat süren içkili bir söyleşi etrafında oluşmuş. Kafalar dumanlı yani. Ve her şey doğaçlama.
Kitabın Kapağına Dair
Kapaktan başlamak istiyorum. Kapak çok önemli. Kitabın satışında ve tanıtımında etkili oluyor. Tasarımcı çok başarılı. Kapak içerikle bağlantılı. Yani kapağa baktığınız zaman içerik hakkında bir fikriniz oluyor. Kapak rengi soft ve etkileyici. Tasarımcı tarihi simge bir ismi kapağa koyarak kitabı daha güçlü kılıyor. Kapaktaki fotoğraf en etkili öğe ve sağ üst köşeye yerleştirilerek kitabın kahramanına vurgu yapıyor.
Kitabın İçeriğine Dair
Kitabın farklı bir içeriği var. Sıra dışı bir avukatın 50 yıllık hukuk serüvenindeki sıra dışı toplumsal, çevresel atakları, mücadeleleri karşılıklı soru cevap şeklinde doğaçlama olarak anlatılıyor. Bu da kitaba daha samimi bir hava veriyor ve daha kolay okunmasını sağlıyor.
Bu doğaçlama konuşmalar üzerinden Türkiye’nin ekonomisi, sosyolojisi, siyasi tarihi ve milletin olumsuzluklar karşısındaki psikolojisi, tutumu, toplumsal dinamizmin eksikliğini öğreniyorsunuz.
Aslında kitap, heyecanını, yüksek enerjisini ve coşkusunu bütün meslek hayatı boyunca devam ettiren, cesur ve inançlı sıra dışı bir avukatın ( risklerle dolu ) hukuksal yolculuğunda, sistemin ne kadar kötü çalıştığını ve insanların da bunu sessizce kabullenişini heyecanla ve aynı zamanda üzülerek okuyorsunuz.
Bu kitapta, bildiğiniz ama dillendiremediğiniz adalet sisteminin ve bürokrasinin kokuşmuşluğunun
açıkça yazıya dökülmüş halini görüyorsunuz. Baroların kanunsuzluklar karşısında çok etkili olmaları gerekirken ne kadar etkisiz ve silik kaldıklarına tanıklık ediyorsunuz.
Kitapta yargıçlık makamı ile avukatlık mesleğinin karşılıklı pozisyonları cesurca ve korkusuzca sorgulanıyor. Bence de sorgulanması gerekir. Sayfa 103 de dördüncü paragrafta yazılanlara da aynen katılıyorum.
Sivil itaatsizlik kavramının ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz kadınların bile sivil itaatsizlik içinde ne kadar etkili olabileceklerini görüyorsunuz. İnsanların nasıl da korktuğunu ama, bu korkuyu nasıl yendiğini, sivil itaatsizliğin dev bir güç haline gelip her şeyi ezip geçebileceğini öğreniyorsunuz.
Kıbrıs Harekatı
27.sayfanın ilk paragrafında ne güzel ve cesurca söylemişsin Senih Özay! Seni kutlarım, aynı duyguları paylaşıyorum. Kıbrıs harekatında ölenler için dava açman çok enteresan ve cesurca. Böyle davalar açıldığını bilmiyordum. Kimseden de duymadım. Ve bence çok doğru bir hareket. Ama böyle bir dava değil, davalar açılmasını ve karşılığında tazminat alınmasını aklım ve havsalam almıyor. Burada bile böyle bir dava açılamazken sen orda bunu nasıl başardın.
Otokontrollüsün ama her zaman şeffaf değilsin. Veya başka türlü ifade edeyim işine geldiğinde şeffafsın, işine gelmediğinde değilsin. Örneğin 20. Sayfada kendini tarif ediyorsun. Orada şeffaf olmadığını söylüyorsun.
106. sayfada İbrahim Aycan’ın sondan bir yukarıdaki cümlesine çok güldüm. Bağışla. Şövalye ruhlusun, bu kitapta söylediğin hemen hemen her şeye katılıyorum. Ve onaylıyorum. Sayfa 12’de irrite kelimesi üç yerde kullanıldı. Türkçesi kullanılabilirdi. Bu kitap karşılıklı soru cevap şeklinde olduğu için hoş karşılanabilirse de, ben yine de irrite kelimesinin Türkçesinin kullanılmasını tercih ederdim.
İbrahim Aycan ve Neyir Şeyda Musal’ı da bu kitap dolayısıyla tanımış oldum. Ellerine sağlık. Özellikle mesleğine tutkulu genç avukatların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Farklı, hareketli, heyecanlı, başarılı, adrenalin yüklü, tutkulu bir hayatın olmuş.
Kitaplaştırmaya değerdi. Kutlarım.
——————————————————————————————————————-
Aşağıdakiler Senih Özay ile ilgili eleştirilerdir
119. sayfada sözünü ettiğin test fakültede bana yapılmadı. Ama yapılmış olsaydı ben de aşk derdim.
Sayfa 20’de ikinci paragrafın ilk dört paragrafında söylediklerine aynen katılıyorum. Ama son üç satırında zeki erkeği tarif etmişsin. Tarifin de çok yanlış. Çok iyi bildiğim bir konu. Zeki bir erkeği ben söylediği tek kelimeden, görmesem bile gözünden tanırım. Uzun yıllar üstün zekaları tescilli, ödüllü dört erkekle beraber yaşadım. Hayatı paylaştım. Onlar beni, ben onları şekillendirdim. Biri dışardan gelmeydi. Üçü kendi canımdandı. Sen zeki erkek tanımında kendini tarif etmişşin. Kendince. Dolanarak söyleyecek gibi laflar ediyorsun. Genelleme yapamazsın.
Kitabın başka yerlerinde çok şeffaf olduğundan bahsediyorsun. Ya şeffafsın ya değilsin. Baban hakkında hiç dolandırmadan, doğrudan doğruya çok yalın duygularını ifade etmişsin ama. Kitabın başka yerlerinde de şeffaf olduğunu söylüyorsun. Ve kendi kendinle çelişiyorsun, ne yazık ki.
27. sayfada söylediklerin için sınıf arkadaşların seni linç edebilir.
Bu kitapta hiçbir yerde okuyamayacağım cesur ve korkusuz cümleler okudum. Dünyayı değiştirmeye çalışan coşkulu bir kavga adamının İronik tavrı beni güldürse de o gaddar ve acımasız bir çocuk. Yine de diyorum ki, İyi ki arkadaşımsın. Ama benim merak ettiğim bir husus var. Çevre için, insan için, toprak için bu kadar kendini harap eden sen bir an soluklanıp ben kendim için ne yapıyorum dedin mi? Harcadığın enerji, eforun sana getirisi-maddiyatı saymıyorum – başarı duygusu, beğenilme, takdir edilme alkışlanma sana yetiyor muydu? Tüm bu mücadeleli hayatı sen dolu dolu yaşarken fazla fazla sağlığından verdiğinin farkında değil miydin? Veya tüm kazanımların sana getirisi olan takdir, şöhret bana yetiyordu, sağlığımdan daha önemliydi mi diyordun? Farklı bir psiko-analitik bir durum bence.
Spor, lüks, uçak gibi araban vardı diyorsun, markası neydi. Burjuva seni.
Destansı bir hayatın olmuş. İyi ki arkadaşımsın ve hayatıma dokundun!
Platon Akademisi ve matematik tarihi açısından önemli bir filozof olan Proklos yaşamını yitirdi. (8 Şubat 412, Konstantinopolis – 17 Nisan 485, Atina) Yunan filozof Proklos, 8 Şubat 412 yılında doğdu. Likya’nın güney kıyısındaki Ksanthos’ta büyüdü. Olympiodorus’un yanında felsefe öğrendi. Aristoteles’in eserlerini inceledi. İskenderiye’de felsefe, matematik ve hukuk eğitimi aldıktan sonra Atina’ya döndü. Platon Akademisi’ni yönetti. Diadochus unvanını kazandı. Ölümüne kadar Akademi’nin başında kaldı. Bizans mahkemelerinde kıdemli bir hukukçu ve muhakemesi güçlü bir diyalektik ustası idi. Hiç evlenmedi. Çağdaşları tarafından büyük saygı gördü. Aynı zamanda büyük bir şairdi. Yunan geometrisinin erken tarihi hakkında ana kaynak olan Öklid Üzerine Yorum (Commentary on Euclid) adlı eseri yazdı. 17 Nisan 485’te öldü. Onuruna Ay’daki bir kratere adı verildi.
1903
Türkiye’nin ilk kadın rektörü ve ilk kadın kimyacı Ayşe Safvet Rıza Alpar doğdu. (Ölümü: 1 Şubat 1981)
1916
Sri Lankalı politikacı ve Dünyanın ilk kadın başbakanı Sirimavo Ratwatte Dias Bandaranaike doğdu. (Ölümü: 10 Ekim 2000) 1960-65, 1970-77 ve 1994-2000 yılları arasında 3 kez başbakanlık yaptı.
Tanin gazetesi sahibi ve başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın tutuklandı.
1929
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Gerekçesi, Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine “Umumî Ilıfzıssıhha kanunu esbabı mucibe lâyihası” adıyla 17 Nisan 1929 tarihinde sunuldu. 24 Nisan 1930 tarihinde 1593 kanun numarası ile mecliste kabul edildi, 6 Mayıs 1930 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun aradan geçen zamanda kısmi değişikliklere uğradı.
1939
Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen ve Başbakanı Abdurrahman Melek, Türk mebusu sıfatıyla TBMM’de yemin etti.
1940
Köy Enstitüleri Kanunu, 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı yasa olarak mecliste kabul edildi ve 22 Nisan 1940 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasa ile 1936 yılında başlanan eğitmen projesi, Köy Enstitüsü projesine dönüştürüldü.
1946
Suriye, Fransız Mandası’ndan bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık günü, Eid-ul Jalaa adıyla ulusal resmi tatil günü ilan edildi.
1957
Atatürk Orman Çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi.
1961
İşçiye “Şartlı grev hakkı” veren Anayasa’nın 46. maddesi Temsilciler Meclisi’nde kabul edildi. İşverenlere lokavt hakkı verilmesi hususunda anayasaya bir madde eklenmesini isteyen temsilcilerin önerisi ise reddedildi.
ABD’de, Nixon yönetiminin 1972 seçimlerinde siyasal rakiplerini yasa dışı dinleme faaliyetleri açığa çıkarıldı. Watergateadıyla anılan skandala adı karışan üç danışman ve bir savcı istifa etti.
1972
Anayasa Mahkemesi’nin usul yönünden iptal ettiği Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin kanunun yerine düzenlenen yeni tezkere, Meclis Adalet Komisyonu’nda 3 CHP milletvekilinin red oyuna karşılık 14 oyla yeniden kabul edildi.
1972
Yılmaz Güney, 23 Mayıs 1971’de karikatürist Turhan Selçuk’u gözaltında iken dövmekten sanık 3 polisin duruşmasında tanıklık yaptı.
1974
Sol Yayınlarından çıkan “Halk Savaşı, Halk Ordusu” adlı kitapta komünizm propagandası yapıldığı iddiasıyla yayınevi yönetmeni Muzaffer Erdost 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Cenazelerin Nakli Antlaşması, Türkiye, tarafından 17 Nisan 1975 tarihinde 1887 sayılı Kanunla kabul edildi. “Cenazelerin Nakli Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 20/5/1975 günlü ve ASGM (ASKD) – 702.478/543 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 günlü ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/6/1975 tarihinde kararlaştırıldı.
1976
İstanbul Barosu’nun, “Kan Dökmeye Son” mitingine 1000 civarında avukat katıldı.
1978
Nükleer Araştırma Merkezi’nde bomba yaptıkları iddiasıyla Ülkü Ocakları eski başkanlarından Muharrem Şemsek gözaltına alındı.
1980
CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, Adana’da uğradığı faşist saldırı sonrası yaralandı. Tedavi için götürüldüğü Ankara’daki hastanede 3 Mayıs 1980’de hayatını kaybetti.
1981
12 Eylül Darbesi’nden sonra 12 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl tutuklu bulunduğu cezaevinde kaybedildi. Son kez 17 Nisan 1981’de görüldüğü anlaşıldı. Ailesi, 15 Şubat 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Mahkeme, 10 Aralık 2015 tarihinde, başvuruyu zaman bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez buldu. (Başvuru No: 2013/1566) Yasal takibat 2 Şubat 2015’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından zamanaşımı gerekçesiyle sonlandırıldı.
1982
Kanada Anayasası, Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından Kanada’nın isteği üzerine çıkarıldı. Yasayla Kanada’nın, anayasası üzerinde yapacağı değişiklikler için Birleşik Krallık’ın onayını alma zorunluluğu kaldırıldı.
1990
Amerikalı rahip, Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı kurucusu ve Siyahi Hakları önderi Ralph David Abernathy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1926) Martin Luther King ile birlikte 1955’te ırk ayrımcılığı protestosu için Montgomery’de otobüs boykotunu düzenledi. 1957’de M. Luther King ile Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı’nı kurdu. 1977 yılına kadar Güneyli Hristiyan Liderler Konferansı’nın başkanlığını yaptı. 1989 yılında kendi hayat öyküsünün yer aldığı And the Walls Came Tumbling Down (Ve Duvarlar Yıkılmaya Başlar) adlı kitabını yayımladı. Fikirleri ve protestoları nedeniyle ırkçı beyaz gruplar tarafından çoğu kez saldırıya uğradı.
1993
Türkiye Cumhuriyeti’nin sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.
1995
DGM’de Akın Birdal’ın duruşmasını izledikten sonra yakınlarının bulunması için Mahkeme Heyeti’ne bağırdıkları gerekçesiyle tutuklanan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak ile Hasan Gülünay’ın eşi G.Birsen Gülünay’a 1 ay hapis cezası verildi ve Ankara/ Merkez Cezaevi’ne konuldu.
1995
Düşünceye Özgürlük kitabına ilişkin soruşturmada DGM; 1.080 kişinin ifadeleri almaya başladı.
1995
Yaşar Kemal “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” kitabının toplatılmasına yapılan itirazın reddi üzerine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurdu.
1996
Aralarında 29 Şubat 1996’da Meclis’te pankart açıp tutuklandıktan sonra verilen ara kararla tahliye edilen öğrencilerden 3’ünün de bulunduğu Üniversite Öğrenci Koordinasyonu üyesi 50 civarında öğrenci, Ankara’da evleri polisçe basılarak gözaltına alındı.
1997
İrlanda doğumlu bir İsrailli avukat, politikacı, general ve yazar Chaim Herzog yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1918) University of London’da hukuk eğitimi aldı. Lincoln’s Inn’de avukatlık yaptı. Yahudi Öğrenciler Birliği’nin Başkanı olarak görev yaptı. 1972’de kurucu ortağı olduğu Herzog, Fox & Ne’eman İsrail’in en büyük hukuk firmalarından biri oldu. 1975 ve 1978 yılları arasında İsrail’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak görev yaptı ve bu sıfatla BM Genel Kurulu’nun 3379 sayılı “Siyonizm Irkçılıktır” kararını reddetti. 1983 ile 1993 yılları arasında İsrail’in altıncı Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
2002
Yayıncı, yazar, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) parti meclisi üyesi Melih Pekdemir’in 3 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Pekdemir “Öç Alan Devlet mi?” kitabında ‘PKK propagandası yapmaktan TCK’nın 169. Maddesi gereğince mahkûm edilmişti.
2003
“Büyük Adam Küçük Aşk” filminde “devleti küçük düşürmek ve emniyet güçlerine güveni zedelemek” suçlamasıyla hakkında 1 ile 3 yıl arası hapis cezası istemiyle dava açılan yönetmen Handan İpekçi’nin yargılanmasına başlandı.
Atılım gazetesi yazarı, Yayıncı ve Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu sözcüsü Necati Abay, 13 Nisan 2003’te İstanbul/Kadıköy’deki evinden İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polislerince gözaltına alındıktan sonra 17 Nisan 2003’te İstanbul/Beşiktaş’taki Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcılığına çıkarıldı, tutuklama talebiyle Sorgu Hâkimliğine sevk edildi. Sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Aynı gün yapılan itiraz üzerine DGM tarafından tutuklanarak Tekirdağ F Tipi Cezaevine götürüldü.
2004
Makedon komünist kadın direnişçi Fana Koçovska yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Temmuz 1927) Yugoslavya’nın ulusal kahramanları arasında yer alan en genç kişidir. Çocuk yaşta Nazilere karşı mücadelede gösterdiği kahramanlıklarıyla bilinir.
2004
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu “Koruma imar planı yapılmamış doğal sit alanına hidro elektrik santral yapılamaz” yönündeki ilke kararıyla Fırtına Vadisi’ne baraj yapılmasına ilişkin kararı iptal etti. Mesut Yılmaz tarafından temeli atılan çevrecilerin büyük tepkilerine yol açan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santralı’nın inşaatı, Trabzon İdare Mahkemesi’nce daha önce iki kez durdurulmuş, ancak bu kararlar Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozulmuştu.
2005
KKTC’de (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ilk turda cumhurbaşkanı seçildi.
2006
25 yaşındaki Yasin Hayal Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nce altı yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı. Hayal 2004’te Mc Donald’s’ın kapısında bomba patlatmış, olayda beşi çocuk altı kişi yaralanmıştı. Hayal bombayı ABD’nin Irak’ı işgalini protesto için patlattığını söylemişti.
2007
Avrupa’da kadınlara seçilme hakkını veren ilk ülke olan Finlandiya’nın Başbakanı Matti Vanhanen 20 bakanlıktan 12’sine kadın vekil atadı. Hükümette kadın oranı yüzde 60’a yükseldi.
2007
Türkiye Barolar Birliği’nin eski Başkanlarından Eralp Özgen yaşamını yitirdi. (d. 1936)
2008
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik öngören tasarı TBMM’de kabul edildi. Emeklilik yaşı 65’e çıkarıldı. Emeklilikte SSK (SGK) kapsamında çalışanlarda aranan 7 bin günlük prim ödeme gün sayısı 7 bin 200’e yükseltildi.
2009
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan 39 kişiden 8’i tutuklandı. Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Uludağ Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, 19 Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı, ÇYDD Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Gökhan Ecevit ve Ömer Sadun Akyaltırık tutuklandıktan sonra Metris cezaevine gönderildi. Zanlılar Terör örgütünü kurmak, yönetmek, Yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ile suçlandı. Böylece dava kapsamında tutuklu bulunanların sayısı 111’e yükseldi.
2009
Hukukçu Şirin Yazıcıoğlu Cemgil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mayıs 1945) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1968 öğrenci hareketi içinde aktif olarak yer aldı. Bir süre avukatlık yaptı. Siyasi davalarda yargılanan ilerici-demokratların davalarını üstlendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra tutuklandı ve iki yıl hapis yattı. 1981 yılında serbest kalınca politik sürgün olarak ülkeyi terk etti.
2009
Ergenekon soruşturması kapsamında 13 Nisan 2009’da tarihinde Ankara’da gözaltına alınan ve 16 Nisan 2009 tarihinde soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifadesi alınarak mahkemeye sevk edilen Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal tutuklandı. Bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından 4 Aralık 2013 tarihli ihlal kararı verilmiştir.
2012
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, ünlü aktris Angelina Jolie’yi örgütün özel temsilcisi olarak atadı.
2012
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Darbe Davasının görüldüğü Ankara 12.Ağır Ceza Mahkemesi, Abdi İpekçi, Doğan Öz ve Cavit Orhan Tütengil’in ailelerinin davaya müdahil olma taleplerini reddetti. Mahkemenin kararında Ahmet Türk ve Abdülgani Aşık ile gözaltında hayatı kaybeden Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan’ın müdahillik başvurularının, “suçtan zarar görmüş olma ihtimalleri ve üsulüne uygun yaptıkları talep doğrultusunda” kabul verildiği bildirildi.
2013
6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun mecliste kabul edildi. Kanun, 30 Nisan 2013 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun ile HSYK tarafından idari mahkemelerde görev dağılımına ilişkin esaslar belirlenmiş, alternatif uyuşmazlık çözüm uygulamalarının artırılması öngörülmüş, birden fazla mahkeme kurulan hukuk mahkemelerinde ihtisaslaşma için yasal zemin oluşturulmuş ve ilk derece mahkemeleri ile üst mahkemeler arasında dosya transferinin sınırlanması yoluyla yargılamaların makul süreyi aşmaması için Yargıtay Hukuk Dairelerinin işleyişinde teknik değişiklikler getirilmiştir.
2014
Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Harika adlı kitabını öğrencilere tavsiye eden İstanbul Kumport Ortaokulu’ndaki 13 Türkçe öğretmeni hakkında soruşturma başlatıldı.
2017
İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan yaklaşık 2 bin Filistinli mahkum, tutukluluk şartlarının iyileştirilmesi için açlık grevi başlattı.
2018
İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2018
Eski Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Mehmet Oğuz Kaya, “FETÖ üyeliği” iddiasıyla yargılandığı davada 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hukukçu ve eski Peru devlet başkanı Alan García (Doğumu: 23 Mayıs 1949) Peru Papalık Katolik Üniversitesi ve San Marcos’ta Ulusal Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1978’de Peru Cumhuriyeti Kurucu yardımcısı olarak görev yaptı. 1990’da Peru Cumhuriyeti Senatörü oldu. 1992’de Peru Aprista Partisi’nin 9. ve 12. Genel Sekreteri oldu. 2006 yılında Peru Cumhuriyeti Anayasal Başkanı oldu. 2017 yılından ölümüne kadar Peru Aprista Partisi Başkanı olarak görev yaptı.
2019
ÖSYM eski Başkanı Prof. Dr. Ali Demir adli kontrol -konutu terk etmeme- şartıyla serbest bırakıldı.
2019
Yeni Zelandalı hukukçu Peter Cartwright yaşamını yitirdi. (1940)
2020
Nijeryalı iş insanı, avukat ve hükûmet yetkilisi Abba Kyari yaşamını yitirdi. (d. 1952)
2021
Mısırlı yargıç ve siyasetçi Hisham Bastawisy yaşamını yitirdi. (d. 1951)
2024
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat 2024 günü yaşanan ve dokuz işçinin ölümüne sebep olan maden felaketinin ardından, Ergan ilçesinde bulunan kayak merkezinin yanına kalker taş ocağı yapılacağına ilişkin haberi gerekçe gösterilerek, gazeteci Duygu Kıt hakkında, Erzincan Valiliğinin şikâyeti üzerine “yanıltıcı bilgiyi yayma” (TCK 217/A) ve “iftira” (TCK 267) suçlamalarıyla soruşturma açıldı.
2025
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve diğer yetkililer hakkında başlatılan soruşturma kapsamında başlatılan ek operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 12 kişiden Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz ve dört belediye çalışanı tutuklandı. Yedi şüpheliyse yurt dışına çıkış yasağı ve imza atma şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında Aziz İhsan Aktaş’ın da aralarında bulunduğu 23 kişi tutuklanmıştı.
2025
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali için açılan davanın ilk duruşması Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı. Dava 26 Mayıs tarihine ertelendi.
Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) onursal genel başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı, tahliyesine yapılan itiraz sonrası yeniden cezaevine gönderildi. Kozağaçlı 8 yıldır tutulduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden şartlı tahliye kapsamında İdare Gözlem Kurulu kararı ile serbest bırakılmış, İstanbul Barosu’nda yüzlerce avukatın katıldığı bir karşılama programı düzenlenmişti. Törene, Başkan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da katılmıştı.
16 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1763
Hukukçu George Grenville 16 Nisan 1763 günü Birleşik Krallık başbakanlığına seçildi. Görevi 10 Temmuz 1765 günü sona erdi.
1856
Korsanlığın kaldırılması, deniz kuşatmalarının fiili olması, tarafsız gemilerdeki düşman eşyasının ve düşman gemilerindeki tarafsız eşyanın savaş kaçağı olmadıkça müsadere edilmemesine ilişkin 16 Nisan 1856 tarihli Paris Deniz Hukuku Beyannamesi kabul edildi.
1861
Nobel Barış Ödülü sahibi Norveçli gezgin, bilim insanı ve diplomat Fridtjof Nansen dünyaya geldi.(10 Ekim 1861 – 13 Mayıs 1930) Milletler Cemiyeti’ndeki çalışmaları ile 1922’de barış ödülünü kazandı. Cesedi yakıldı, külleri Polhøgda’da bir ağacın altına döküldü.
1913
Meşrutiyet’in ilanını hazırlayan İttihatçılardan Resneli Niyazi Bey öldürüldü.
1917
Hukukçu ve Bolşevik lider Lenin, sürgünde bulunduğu İsviçre’den Rusya’ya döndü: ”Uluslararası sosyalist devrim başlamış bulunuyor. Yaşasın dünya sosyalist devrimi!”
1919
Osmanlı Devleti’nin Kürt asıllı Fransız Büyükelçisi Şerif Paşa, 12 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı’ndaki görevinden azledildi. Şerif Paşa, bağımsız bir Kürt Devleti kurulması İçin Kürdistan Teali Cemiyeti’nin de Fransa temsilciydi.
1924
Lozan Antlaşması’nı takiben imzalanan Umumi Af Beyannamesi gereğince 1 Ağustos 1914-20 Kasım 1922 arasında askeri ve siyasi nitelikte suçlardan maznun ve mahkûm Türkler ve İtilaf Devletleri tebaasından kişilerin affı hakkında kanun kabul edildi. Kurtuluş Savaşı’na ihanet edenler olarak değerlendirilen 150’likler bu affın kapsamı dışında tutuldu. 1 Haziran 1924’de listesi çıkartılan bu kişiler 15 Haziran 1924’te vatandaşlıktan çıkarıldı.
1925
Tanin gazetesi süresiz kapatıldı.
1928
Yüce Divan, Cumhuriyet döneminin ilk mahkûmiyet kararını, Yavuz Zırhlısı’nın tamiratında yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle İhsan Eryavuz’a verdi.
1948
Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kuruldu. Türkiye örgüte katıldı.
1949
Hukukçu ve akademisyen Şükrü Karatepe doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Bir süre avukatlık ve iş müfettişliği görevlerinde bulundu. Daha sonra Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde asistan oldu. 1983 yılında siyaset bilimi alanında doktora yaptı. 1989 yılında aynı üniversitede Anayasa doçenti oldu. 1994’e kadar Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. 1994 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Refah Partisi’nden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. 2016’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığına atandı.
1952
Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun amacı, kamuya ait taşınmazların korunması ve haksız tecavüzlerin önlenmesidir. Kanun, 16 Nisan 1952 günlü ve 5917 sayılı Gayrimenkule Tecavüzün Defi Hakkında Kanunu yürürlükten kaldırıldı.
1952
Gayrimenkule tecavüzün defi hakkında Kanun, 5917 kanun numarası ile 16 Nisan 1952 tarihinde kabul edilerek 24 Nisan1952 tarihinde Resmî Gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen ve Resmî Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldı.
1968
Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Rıza Kuas ve Prof. Dr. Sadun Aren hakkında, “Akdeniz Ülkeleri İlerici ve Anti Emperyalist Partiler Konferansı”na katıldıkları için soruşturma açıldı.
1971
Türkiye İşçi Partisi yönetimine “Kürtçülük” iddiasıyla dava açıldı.
1973
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davası başladı. 256 sanıktan 10’u için idam istendi.
1974
Eski Demokrat Partililere siyasal hakları geri verildi.
1982
Bir Norveç gazetesine verdiği demeçten dolayı tutuklanma istemi reddedilen Eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, sıkıyönetim komutanlığının itirazı üzerine 3 no’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince verilen kararla tutuklandı.
1984
Selda Bağcan 1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra 16 Nisan’da serbest bırakıldı. İtiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıktı, 24 Nisan’da teslim oldu.
54 sanıklı Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) davasında avukatlar savunmalarını yaptı.
1990
DGM Savcılığı, Yıldız Üniversitesi rektörlük binasının 2 Mart’taki işgaline katıldıkları, devlet malına zarar verdikleri ve polise mukavemet ettikleri savıyla çeşitli üniversitelerden 84’ü tutuklu 101 kişi hakkında dava açtı.
1992
HEP kökenli bağımsız milletvekilleri Hatip Dicle, Leyla Zana ve Nizamettin Toğuç, ÇHD Başkanı Şenal Sarıhan, Yalçın Küçük, Musa Anter ile İsmail Beşikçi’nin de aralarında bulunduğu 260 kişi Birleşmiş Milletler’e verdikleri “Nevruz Dilekçesi”yle ilgili DGM de ifade vermeye başladı.
1995
Gelişmekte olan ülkelerde çocuk emeği istismarı sembolü olan Pakistanlı İkbal Mesih yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1982) 10 yaşında, Pakistan Yüce Mahkemesinin esir çalıştırmanın yasak olduğunu ilan ettiğini öğrendikten sonra çalıştırıldığı yerden kaçtı. Buna rağmen polis tarafından yakalandı ve çalıştığı yere geri gönderildi, polis tarafından kaçmaması için bağlanması önerildi. İkbal tekrar kaçtı ve Pakistan Esir Emekçiler Kurtuluş Cephesi’ne katıldı. Tüm dünyada çocuk işçileriyle ilgili konuşmalar yaptı. 1995’te suikasta uğradı, vuran kişinin esir işçi çalıştıran bir çiftçi olduğu iddia edildi. Cenazesine 800’e yakın kişi katıldı.
1995
Güney Afrika Cumhuriyeti, ağır insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Ambargo, 16 Nisan 1997’de kaldırıldı.
1996
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de çocuk yaştakilere işkence yapıldığına dair raporlar bulunduğunu bildirerek acil önlem alınmasını istedi.
1996
11 kişinin 15 Ocak’ta Güçlükonak’ta köy minibüsü içinde taranıp yakılarak öldürülmesi olayında, öldürülen köylülerin yakınları askerler hakkında suç duyurusunda bulundu.
2000
Ukrayna’da Devlet Başkanı Leonid Kuçma, Parlamentoyu feshetme yetkisi, milletvekili sayısının azaltılması ve dokunulmazlıkların kaldırılmasını da kapsayan halk oylaması yaptırdı.
2001
Eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı zanlılarından olduğu belirtilen Mehmet Fidancı, İstanbul’da yakalandı.
2002
İsrail Kudüs’teki Filistin mahalleleri ve Tulkarim’i işgal etti. 4 bin 258 kişiyi tutukladı.
Ceza Genel Kurulu, Savcı Sacit Kayasu hakkında yerel mahkemece verilen kararın görevi kötüye kullanmaya (TCK 240. madde) ilişkin kısmını onadı.
2003
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü, başlıklı tavsiye kararı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi tarafından “Doc. GA21/CC20/REC70/03” sayılı karar ile 12 Haziran 2003 tarihinde kabul edildi. Tavsiye kararı metninin raportörü Azerbaycan’dan Shaitdin Aliyev’dir. Metin, 12 Haziran 2003 tarihli Asamble görüşmeleri öncesinde Kültür, Eğitim ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından Kiev’de 16 Nisan 2003 tarihindeki Yirminci Toplantısında tartışılmış ve aynı tarihli 21. Genel Kurul’da kabul edilmiştir. KEİ Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü’ne ilişkin tavsiye kararında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) ve Avrupa Konseyinin norm ve kararları ile KEİ’nin önceki metinleri referans alınmıştır.
KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) Bakanlar Kurulu KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki ticaret yasağını kaldırdı.
2003
AB en büyük genişlemeyle 25 üyeli bir birlik oldu. 10 yeni üye AB’ye (Avrupa Birliği) katılım anlaşmasını imzaladı. Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin fiilen 1 Mayıs 2004’te birliğe üye olması kararlaştırıldı.
2004
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in 1978’de öldürülmesiyle ilgili yargılanan Rıfat Yıldırım beraat etti.
2004
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, memurlarda zorunlu emeklilik yaşını 65’ten 61’e çeken yasayı kabul etti. Yasayla maaştan yapılan emeklilik kesintisi yüzde 1 arttırıldı.
2007
Ceza Hukukçusu Eralp Özgen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1936) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1970-1982 yıllarında öğretim üyeliği ve avukatlık yaptı. 1998’de Türkiye İş Bankası’nda hukuk müşaviri olarak çalıştı. 1996-2001 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Usulü Hukuk Anabilim Dalı Başkanı oldu.
2015
LGBT aktivisti Avukat Levent Pişkin, Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakanlığı döneminde hakaret ettiği gerekçesiyle 10 bin TL tazminat ödemeye mahkum oldu.
2017
Askerî Yargıtay, 6 Nisan 1914 tarihinde kuruldu, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatıldı. Mahkemenin kapatıldıktan sonraki görevleri Yargıtay‘a devredildi.
CHP tarafından Türkiye genelinde OHAL’in kaldırılması için eş zamanlı oturma eylemi yapıldı.
2019
İranlı eğitimci, hukukçu, yazar, tarihçi ve coğrafyacı Ahmed İktidari (Ahmed Han İktidari Geraşi) yaşamını yitirdi. (1925 -16 Nisan 2019) Kırk yılı aşkın süre avukat olarak çalıştı. 40 kitap ve 100’den fazla eğitim makalesi yazdı.
2020
Amerikalı avukat, hukukçu ve yazar Henry Miller yaşamını yitirdi. (18 Şubat 1931-16 Nisan 2020) Amerikalı avukat ve hukukçu. New York Barosu’nun eski başkandır.
2025
Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı 8 yıldır tutulduğu Silivri’deki Marmara Cezaevi’nden şartlı tahliye kapsamında İdare Gözlem Kurulu kararı ile serbest bırakıldığı açıklandı. Kozağaçlı için İstanbul Barosu’nda yüzlerce avukatın katıldığı bir karşılama programı düzenlendi. Törene, Başkan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da katıldı.
15 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1858
Sosyolojinin kurucularından sayılan Fransız sosyolog, Émile Durkheim dünyaya geldi. (Ölümü: 15 Kasım 1917) Durkheim, toplumun bir arada yaşayabilmesi için hukukun hayati rolüne vurgu yaptı.
1865
Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve devlet başkanı, Abraham Lincoln suikast sonucu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Şubat 1809)
1889
Filoksera hastalığına karşı alınacak önlemlere ilişkin Sözleşme kabul edildi.
1920
Sacco ve Vanzettiadlarındaki iki İtalyan göçmeni, Massachusetts’te cinayet ve gasp suçlarıyla tutuklandı. Yedi yıl sonra suçlulukları konusunda derin şüpheler mevcutken idam edilmeleri, Amerikan adalet sisteminin bir ayıbı olarak kaldı.
1923
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni seçimlerin yapılması kararını alarak son oturumunu gerçekleştirdi.
1923
Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda değişiklik yapılarak kapsamı genişletildi.
Siyahi İngiliz siyasetçi, iş kadını, insan hakları aktivisti ve eğitimci Jocelyn Barrow dünyaya geldi. BBC Kanalı Yönetim Kurulu’nda yönetici olan ilk siyahi kadındır. (Ölümü: 9 Nisan 2020)
1935
Tarihsel eserlerin, sanat kurumları ve bilimsel yapıtların korunmasına yönelik Washington Sözleşmesi kabul edildi.
1937
1Selaların kaldırıldığı, diyanet işleri reisliğinin yazısı ile valiliklere bildirildi.
Amerikalı avukat ve siyasetçi Howard Lawrence Berman dünyaya geldi. 1983’ten 2013’e dek Kaliforniya 28. Bölgeden ABD Temsilciler Meclisi üyesi olarak görev yaptı. 2008-2011 yılları arasında ABD Temsilciler Meclisinin Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığını yaptı.
1945
İkinci dünya savaşının etkileri: Zeytinyağı karne ile satılmaya başlandı.
1946
Şair Necip Fazıl Kısakürek, Sümerbank’ın devlet kurumu gibi değil, bir partinin organı gibi çalıştığını söylediği gerekçesiyle üç buçuk ay hapis, 115 lira para cezasına çarptırıldı.
1946
Millî Kütüphane Hazırlık Bürosu kuruldu.
1948
Avrupa İktisadi İş birliği Kuruluş Belgesi, Paris’te Türkiye’nin de katıldığı 16 devlet arasında imzalandı.
Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme, 15 Nisan 1958 tarihinde La Haye’de düzenlenerek kabul edildi. Sözleşme 2 Ekim 1973 tarihinde La Haye’de yeniden düzenlendi. Türkiye, Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşmeyi onayladı ve Resmi Gazetenin 27.09.1972 tarihli sayısında yayınladı.
22 Şubat 1972’de Ankara’da defnedilen Ulaş Bardakçı’nın cenazesine çelenk hazırlayıp üzerine slogan yazdıkları için Kanun’un suç saydığı fiili övmekten yargılanan 3 kadının duruşmasına Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde devam edildi.
1973
Duruşmalara başörtülü giren kadın avukatın Ankara Barosu’ndan kaydı silindi.
1979
Fikirtepe’deki Türk Yurdu’nda 6 Nisan’da 15 yaşındaki bir öğrencinin parasını elinden alarak falakaya yatıran ve tecavüze kalkışan Eğitim Enstitülü öğrencilerden 3’ü şikâyet üzerine yakalanıp Sıkıyönetim’ce tutuklandı, firarı beş öğrencinin aranmasına devam edildi.
1980
Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Haziran 1905) Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürlerden biri oldu.
1980
TÖB-DER Trabzon Şubesi eski başkanlarından Bekir Cebeci’ye ait Çağdaş Kitabevi gece bombalandı, yoldan geçmekte olan yerel Hizmet Gazetesi eski yazı işleri müdürü Muzaffer Feyzioğlu (64) hayatını kaybetti.
1981
Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin (TÖB-DER) 58 yöneticisi hakkında dava açtı.
1982
689 sanıktan 64’ü için ölüm cezası istenen THKP-C Devrimci Yol Yeni Çeltek İşçi Davası Amasya’da başladı.
1982
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 80 yöneticisi hakkında açılan davanın duruşmasına İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde başlandı.
1983
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, vatandaşlıktan çıkarılan Yılmaz Güney ve Cem Karaca‘ya ait her türlü eserin basım, yayım, dağıtım ve bulundurulmasını yasakladı.
1984
ABD Başkanı Reagan, Nikaragua’daki Sandinist yönetimin, kontra güçlerini destekleyen ABD’yi Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet etmesine karşı, Adalet Divanı’nın yargı yetkisini tanımadıklarını yineledi.
1985
Türk-İş, Yüksek Hakem Kurulu’ndan çekildi.
1987
Edep dışı bulunan Binbir Gece adlı oyunun dört oyuncusunun çarptırıldıkları para cezalarını ödememesi üzerine haklarında açılan dava zamanaşımına uğrayarak düştü.
1988
İstanbul DGM, komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle Alman toplumbilimci, tarihçi Jurgen Kuczynski’nin Torunuma Mektuplar adlı kitabının toplatılması kararı aldı.
1993
Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan 85 avukat, Bakırköy ve Kartal’daki Devrimci Sol operasyonlarında yargısız infaz yapıldığı iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir hakkında suç duyurusunda bulundu.
İHD Ankara Şubesi, 26 Mart’tan beri “gözaltında kayıp” olan Hasan Ocak’ın annesi ve ablasının Kızılay’da gözaltına alındığını duyurdu.
1998
Düş ve Yaşam adlı kitabından dolayı 2 yıl 6 ay hapis cezası alan Yılmaz Odabaşı hakkındaki karar Yargıtay 11.Ceza Dairesi’nce bozuldu.
1998
Kamboçya’nın eski lideri Pol Pot, Kızıl Kmer tarafından çarptırıldığı müebbet hapis cezasını çektiği cezaevinde öldü.
2000
Siyanürlü altına karşı çıkan Bergamalı köylülere, “Yaşadıkları çevreyi korumak için onurlu başkaldırıları” nedeniyle Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) tarafından özel ödül verildi.
2001
F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucundaki yakınına destek için dışarıda ölüm orucuna yatan Canan Kulaksız hayatını yitirdi.
2008
Roj TV davasında yargılanan DTP’li 53 belediye başkanına 2 ay 15 gün hapis cezası verildi. Ceza 1835 YTL para cezasına çevrildi.
2009
Meclis Grup Toplantısı’nda Kürtçe konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında cumhuriyet savcılığınca yürütülen soruşturmada “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildi.
2013
İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasıyla yargılandığı davada, Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası verdi. 26 Nisan’da karara yapılan itiraz kabul edildi ve kurulan hüküm kaldırıldı.
Avrupa Parlamentosu, 1915 Ermeni soykırımını kabul eden bir karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etti
2020
İdare Hukukçusu ve akademisyen Ali Ülkü Azrak yaşamını yitirdi. (24 Temmuz 1933, İstanbul – 15 Nisan 2020, İstanbul)
2020
Motorlu Araçlar ve römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi ile İlgili İdari Gereklilikler Hakkında (AB) 15 Nisan 2020 tarihli ve 2020/683 Sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü kabul edildi.
2020
İklim değişikliği alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli bilimsel değerlendirme çalışma grubu başkanlığı da yapan fizikçi John Theodore Houghton yaşamını yitirdi.
2021
Perulu siyasetçi ve LGBT hakları aktivisti Luisa Revilla yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ekim 1971)
2021
ABD Başkanı Joe Biden, 10 Rus diplomatın, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları nedeniyle istenmeyen kişi ilan edileceğini ve sınır dışı işleminin uygulanacağını açıkladı.
2025
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmekte olan İklim Kanunu tasarısı muhalefet partilerinin ve sivil toplum örgütlerinin yoğun eleştirileri sonucunda tekrar görüşülmek üzere Çevre Komisyonuna çekildi.
Endülüslü Arap felsefeci İbn Rüşd(Averroes) doğdu. (Ölümü:10 Aralık 1198) Araplar tarafından Ebul-Velid Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd olarak anılmaktadır. İbn Rüşd, batılılar tarafından Latince adıyla Averroes olarak bilinmekte birçok ülkede heykelleri bulunmaktadır.
İbn-i Rüşd
1849
Macar Demokrasisinin Babası, Macar Devlet Adamı, Özgürlük Savaşçısı, avukat, gazeteci, politikacı Lajos Kossuth 14 Nisan 1849’da Cumhurbaşkanlığı görevine başladı ve 11 Ağustos 1849 tarihine kadar görev yaptı. Macar Anayasasının taslağını hazırladı.
Lajos Kossuth
1891
Hint hukukçu, politikacı, filozof, antropolog, ekonomist ve tarihçi Bhimrao Ramji Ambedkar doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1956) Columbia Üniversitesi ve London School of Economics’te ekonomi eğitimi ve Gray’s Inn‘de hukuk eğitimi aldı. Kariyerinin ilk yıllarında bir ekonomist ve avukat olarak çalıştı. Daha sonra siyasete atıldı. Hindistan’ın bağımsızlığı için kampanya ve müzakerelere katıldı, dergiler yayınladı. Dalitler için siyasi hakları ve sosyal özgürlüğü savundu. Hindistan devletinin kurulmasına önemli ölçüde katkıda bulundu. 1956’da Budizm’e geçerek Dalitlerin toplu dönüşümlerini başlattı. 1942’de Çalışma Bakanı olarak görev yaptı. 1946’da Hindistan Kurucu Meclis Üyeliğinde bulundu. 1947 yılında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. 1952 yılında Rajya Sabha Parlamento Üyesi oldu. 1990 yılında, Hindistan’ın en yüksek sivil ödülü olan Bharat Ratna Ödülü ölümünden sonra Ambedkar’a verildi.
Bhimrao Ramji Ambedkar
1928
Eski Ticaret Bakanı Ali Cenani, Bakanlık bütçesinin kullanılmasında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle dokunulmazlığı kaldırılarak Yüce Divan’a verildi.
1928
Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 14 Nisan 1928 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, Türkiye’de Hasta Hakları ile ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelerin başlangıcını oluşturmaktadır.
1931
İspanya’da Kral XIII. Alfonso, tahttan çekildi ve cumhuriyet ilan edildi.
1936
Yazar, şair ve akademisyen Hilmi Yavuz doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki eğitimini yarıda bıraktı.Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından diğer birçok Zaman Gazetesi yazarı ile birlikte gözaltına alındı ancak sağlık sorunları sebebiyle serbest bırakıldı. Şair kimliğiyle çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri oldu.
1956
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinin 15. Başyargıcı Warren E. Burger, 1 Mayıs 1953 ile 14 Nisan 1956 arasında başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı.
1975
Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer aldı ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edildi.
1981
Hukukçu, siyasetçi ve yazar Faik Kurdoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1892)Brüksel Üniversitesi‘nde Ekonomi ve Hukuk eğitimi gördü. İktisat Vekaleti Müsteşarlığı yaptı. Adana Ticaret Borsası’nın yeniden yapılandırılmasında büyük hizmetlerde bulundu. 1946 yılında Ziraat – Tarım Bakanlığı görevinde bulundu.
Gezi protestoları sırasında 22 yaşında iken (3 Haziaran 2013) öldürülen Abdullah Cömert’i “gaz fişeğini ateşleyerek” öldüren polis memuru hakkında “olası kastla insan öldürmek” suçundan düzenlenen iddianame Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 4 Temmuz’da yapıldı. Dava dosyası, güvenlik gerekçesiyle Balıkesir’e gönderildi. Balıkesir 2.. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşma 4 Kasım 2024’te görüldü.
2021
Türkiye Cumhuriyeti’nin 20’inci başbakanı, avukat ve siyasetçi. Yıldırım Akbulut yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Eylül 1935) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Bir süre avukatlık yaptı. 1983’de Anavatan Partisi‘nin kurucuları arasında yer aldı ve ilk defa 1983 Türkiye genel seçimlerinde ANAP Erzincan milletvekili olarak meclise girdi. 1984’deiçişleri bakanı olarak görev yaptı. 1989’da 20. Türkiye başbakanı olarak görev yaptı. 1999’da TBMM başkanı seçildi.
Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi 5 Mayıs 1949 tarihinde Londra’da imzaya açılmış, 10 Avrupa ülkesi (Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İtalya, İsveç, Lüksemburg ve Norveç) tarafından imzalanarak 42. maddeye uygun olarak 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi İmza Töreni – 5 Mayıs 1949
Türkiye, Avrupa Konseyi Statüsü’nü 12 Aralık 1949 tarihli 5456 Sayılı Kanun ile onaylayarak 13 Nisan 1950 tarihinde katılmıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair kanun 17 Aralık 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Avrupa Konseyi‘nin kurucu üye sayılmaktadır. Avrupa Konseyinin temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmış daha sonra düzenlenen 200’den fazla sözleşme ile büyük bir siyasi, hukuki, idari ve yargısal sistem oluşturulmuştur.
Konseyin amacı; insan haklarını, çoğulcu demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü korumak; kültürel kimliğe ve kültürel çeşitliliğine ilişkin bilinç oluşturmak ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek; Avrupa toplumunun karşılaştığı azınlıklara karşı ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, çevre kirliliği, AIDS, uyuşturucu, organize suçlar gibi sorunlara çözüm bulmak; siyasi ve hukuki reformları destekleyerek Avrupa’da demokratik istikrarın güçlendirilmesine yardımcı olmaktır.
Türkiye, 13 Nisan 1950 tarihinde konseyin 13. üyesi olmuştur.
Avrupa Konseyinin merkezi Strasbourg’dadır. ve halihazırda 47 üyesi bulunmaktadır.
Üyeler şu ülkelerden oluşmaktadır:
Almanya, Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Ermenistan, Estonya, Finlandiya, Fransa, GKRY, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Karadağ, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldova, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan.
Belçika Krallığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Krallığı, Danimarka Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı, İrlanda Cumhuriyeti, İsveç Krallığı, İtalya Cumhuriyeti, Lüksembourg Büyük Dukalığı ve Norveç Krallığı hükümetleri;
Adalet ve uluslararası işbirliğine dayalı olan barışı sürdürmenin insanlık toplumu ve uygarlığının korunması için yaşamsal bir önem taşıdığına inanarak; Halklarının ortak mirası olan ve tüm gerçek demokrasilerin temelindeki bireysel özgürlük, siyasal özgürlük ve hukuk düzeni ilkelerinin gerçek kaynağını oluşturan manevi ve ahlaki değerlere derin bağlılıklarını yeniden belirterek;
Bu ülkülerin korunması, daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi ve ekonomik ve sosyal ilerlemenin sağlanması amaçlarıyla Avrupa’nın aynı anlayıştaki tüm üyeleri arasında daha yakın bir birliğe gerek olduğuna inanarak;
Bu gerekçeyle ve halklarının bu konudaki açık beklentilerine karşılık olmak üzere Avrupa devletlerini daha yakın bir birliğe kavuşturacak bir örgüt kurmanın ivedi gereğini göz önüne alarak;
Sonuç olarak, bir Hükümet Temsilcileri Komitesiyle bir Danışma Meclisinden oluşan bir Avrupa Konseyi kurmaya karar vermiş ve bu amaçla aşağıdaki Statüyü benimsemiştir.
Avrupa Konseyi ilk genel sekreteri Jacques Camille Paris 1949-1953
BÖLÜM I AVRUPA KONSEYİNİN AMACI
Madde 1
1. Avrupa Konseyinin amacı, ortak mirasları olan ülkü ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek ve ekonomik ve sosyal ilerlemelerini kolaylaştırmak üzere üyeleri arasında daha güçlü bir birliğe ulaşmaktır.
2. Bu amaç; ortak ilgi konusu olan sorunların görüşülmesi, ekonomik, sosyal kültürel, bilimsel, hukuksal ve yönetsel konularla insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleşmesi
konusunda sözleşmeler ve ortak eylemler yoluyla Konsey organları eliyle izlenir.
3. Üyelerin Avrupa Konseyine katılmaları Birleşmiş Milletlerin ve taraf oldukları öteki uluslararası örgüt veya birliklerin etkinliklerine katılmalarını etkilemez.
4. Ulusal savunmaya ilişkin konular, Avrupa Konseyinin alanı dışındadır.
BÖLÜM II ÜYELİK
Madde 2
Avrupa Konseyi üyeleri, bu Statünün taraflarıdır.
Madde 3
Avrupa Konseyinin her üyesi, hukukun üstünlüğü ilkesiyle yargı yetkisi içindeki herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanması ilkesini kabul eder ve 1. Bölümde belirlenen Konsey amacının gerçekleşmesinde içten ve etkin bir biçimde işbirliği yapmayı üstlenir.
Madde 4
3. maddenin hükümlerini yerine getirmede yeterli ve istekli olduğu görülen herhangi bir Avrupa devleti, Bakanlar Komitesi tarafından Avrupa Konseyi üyesi olmaya çağrılabilir. Bu yolla çağrılan bir devlet, bu Statüye katılma belgesini Genel Sekretere vermesi üzerine üye sıfatını kazanır.
Madde 5
1. Özel durumlarda, 3. maddenin hükümlerini yerine getirme yeterliği ve isteği bulunduğu görülen bir Avrupa ülkesi, Bakanlar Komitesi tarafından Avrupa Konseyinin ortak üyesi olmaya çağrılabilir. Bu yolla çağrılan bir ülke, bu Statüyü kabul ettiğini gösteren bir belgeyi Genel Sekretere vermesi üzerine bir “Ortak Üye” olur. Bir ortak üye ancak Danışma Meclisinde temsil edilmeye yetkilidir.
2. Bu Statüdeki “üye” sözü, Bakanlar Komitesindeki temsil bağlamı dışında, ortak üyeleri de kapsar.
Madde 6
Yukarıdaki 4. ve 5. maddelere göre çağrı yapılmadan önce Bakanlar Komitesi, önerilen üyenin Danışma Meclisinde bulundurmaya yetkili olduğu temsilci sayısını ve göreli mali katkısını belirler.
Madde 7
Avrupa Konseyinin herhangi bir üyesi, Genel Sekretere resmi bir bildirimde bulunarak Konseyden çekilebilir. Bu türlü çekilmeler, bildirimin mali yılın ilk dokuz ayı içinde yapılması durumunda o mali yılın sonunda, mali yılın son üç ayı içinde yapılması durumundaysa, gelecek mali yılın sonunda hüküm kazanır.
Madde 8
3. madde hükümlerini ciddi biçimde çiğneyen herhangi bir Konsey üyesinin temsil hakları askıya alınabilir ve Bakanlar Komitesi tarafından 7. madde hükümlerine göre çekilmesi istenebilir. Böyle bir üye bu isteğe uymazsa Komite, belirleyebileceği bir tarihten başlayarak bu üyenin Konsey üyeliğinin sona erdiğine karar verebilir.
Madde 9
Bakanlar Komitesi, mali yükümlülüğünü yerine getirmeyen bir üyenin bu yükümlülüğünü yerine getirmediği sürece Komitedeki ve Danışma Meclisindeki temsil hakkını askıya alabilir.
BÖLÜM III
GENEL HÜKÜMLER
Madde 10
Avrupa Konseyinin organları:
1. Bakanlar Komitesi;
2. Danışma Meclisidir.
Her iki organa da Avrupa Konseyi Sekreterliği hizmet verir.
Madde 11
Avrupa Konseyinin merkezi Strasbourg’dadır.
Madde 12
Avrupa Konseyinin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bakanlar Komitesi ve Danışma Meclisinin çalışma kurulları, hangi durumlarda ve ne gibi koşullar altında başka dillerin kullanılabileceğini belirler.
BÖLÜM IV BAKANLAR KOMİTESİ
Madde 13
Bakanlar Komitesi, 15. ve 16. maddeler uyarınca Avrupa Konseyi adına eylemde bulunan bir organdır.
Madde 14
Her üye, Bakanlar Komitesinde bir temsilci bulundurmaya yetkilidir ve her temsilcinin bir oyu vardır. Komitedeki temsilciler Dışişleri Bakanlarıdır. Bir Dışişleri Bakanı hazır bulunamadığında ya da durum bunu gerektirdiğinde, kendisi adına davranmak ve olanaklıysa hükümetinin bir üyesi olmak üzere yerine bir yedek temsilci atayabilir.
Madde 15
1. Bakanlar Komitesi, Danışma Meclisinin tavsiyesi üzerine veya kendi girişimiyle, sözleşme ve uzlaşmaların yapılması ve hükümetlerce belli konularda ortak bir politikanın izlenmesi dahil, Avrupa Konseyinin amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli önlemleri inceler. Vardığı sonuçlar Genel Sekreter tarafından üyelere duyurulur.
2. Komitenin vardığı sonuçlar, gereğinde, üye hükümetlere tavsiyeler niteliği kazanabilir. Komite, üye hükümetlerden bu tavsiyeler konusunda aldıkları önlemleri bildirmelerini isteyebilir.
Madde 16
Bakanlar Komitesi, Danışma Meclisinin yetkilerine ilişin 24, 28, 30, 32 ve 35. maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, Avrupa Konseyinin iç örgütlenmesi ve düzenlenmesine ilişkin her konuda bağlayıcı kararlar alabilir. Bu amaçla, gerekli mali ve yönetsel düzenlemeleri yapar.
Madde 17
Bakanlar Komitesi, yararlı gördüğü özel amaçlarla danışsal ve teknik komiteler veya komisyonlar oluşturabilir.
Madde 18
Bakanlar Komitesi, kendi çalışma kurallarını koyar ve öteki konuların yanısıra,
1. Toplantı ve karar yeter sayısını;
2. Başkanın atanma yöntemi ve görev süresini;
3. Karar önerilerinde bulunmak üzere izlenecek yol dahil, gündemin hazırlanma kurallarını
4. 14. maddeye göre yedek temsilcilerin atanması için gerekli bildirimin koşullarını;
Belirler
Madde 19
Danışma Meclisinin her toplantı döneminde Bakanlar Komitesi, gerekli belgelerle birlikte etkinlikleri konusunda Meclisi bilgilendirir.
Madde 20
1. aşağıdaki önemli konulara ilişkin Bakanlar Komitesi kararları, oy veren temsilcilerin oybirliğini ve Komiteye katılmaya yetkili temsilcilerin çoğunluğunun oyunu gerektirir.
a) 15. maddenin (2.) fıkrasıyla ilgili tavsiyeler;
b) 19. maddeyle ilgili sorunlar;
c) 21. maddenin (l.a) ve (2.) fıkralarıyla ilgili sorunlar;
d) 33. maddeyle ilgili sorunlar;
e) 1. maddenin (4.) fıkrasıyla 7, 15, 20 ve 22. maddelerin değiştirilmesi konusunda tavsiyeler ve
f) Öneminden ötürü, aşağıdaki (4.) fıkraya göre alınmış bir kararla Komitenin oybirliğini gerektirdiğine karar verebileceği sorunlar.
2. Çalışma kurallarından ya da mali ve yönetsel düzenlemelerden doğan sorunlar, Komiteye katılmaya yetkili temsilcilerin salt çoğunluğuyla kararlaştırılabilir.
3. 4. ve 5. maddelere göre Komitenin alacağı kararlar, Komiteye katılmaya yetkili tüm temsilcilerin üçte iki çoğunluğunun oyunu gerektirir.
4. Bütçenin, çalışma kurallarının ve mali ve yönetsel düzenlemelerin, yukarıdaki (1e) fıkrasında belirtilenler dışında, bu Statünün maddelerinin değiştirilmesi tavsiyelerinin kabulü ve kuşku doğduğu durumlarda bu
maddenin hangi fıkrasının uygulanacağına ilişkin kararlar dahil, Komitenin tüm öteki kararları, oy kullanan temsilcilerin üçte ikilik çoğunluğunun ve Komiteye katılmaya yetkili temsilcilerin çoğunluğunun
oyunu gerektirir.
Madde 21
1. Komite tersine bir karar almadıkça, Bakanlar Komitesinin toplantıları;
a) Kapalı olarak ve
b) Konseyin merkezinde,
Yapılır.
2. Komite, kapalı olarak yapılan bir toplantının sonuç ve tartışmalarına ilişkin hangi bilgilerin yayımlanacağını belirler.
3. Komite, Danışma Meclisinin her dönem başlangıcından önce ve başlangıcında; bunun dışında gerek gördükçe toplanır.
BÖLÜM V
DANIŞMA MECLİSİ
Madde 22
Danışma Meclisi Avrupa Konseyinin görüşme organıdır. Bu statüye göre yetkisi içine giren konulan görüşür ve aldığı kararlan tavsiyeler biçiminde Bakanlar Komitesine sunar.
Madde 23
1. Danışma Meclisi, Avrupa Konseyinin 1. bölümünde tanımlanmış olan amaç ve alanı içindeki herhangi bir konuyu tartışıp tavsiyelerde bulunabilir. Bakanlar Komitesi tarafından görüş bildirme isteğiyle kendisine verilmiş herhangi bir konu üzerinde tartışıp tavsiyelerde bulunabilir.
2. Danışma Meclisi, yukarıdaki (1.) fıkra hükümleri uyarınca gündemini hazırlar. Bunu yaparken Konsey üyelerinden kimilerinin ya da tümünün taraf olduğu öteki Avrupa Uluslararası Örgütlerinin çalışmalarını
göz önünde bulundurur.
3. Meclis Başkanı kuşku doğduğunda, dönem sırasında ortaya konan herhangi bir sorunun Meclis gündeminde bulunup bulunmadığını kararlaştırır.
Madde 24
Danışma Meclisi 38. maddenin (4.) fıkrası hükümlerini gereğince göz önüne alarak 23. maddeye göre yetki alanına giren herhangi bir konuyu inceleyerek kendisine rapor sunmak, gündemindeki konulan araştırmak ve tüm çalışma kurallarına ilişkin görüş bildirmek üzere komite ve komisyonlar oluşturabilir.
Madde 25
1. Danışma Meclisi, her üyenin, kendi kararlaştıracağı yöntemle kendi parlamentosu tarafından ve üyeleri arasından seçilmiş veya parlamento üyeleri arasından atanmış temsilcilerinden oluşur. Bununla birlikte her üye hükümetin parlamento toplantıda bulunmadığı ve bu konuda izlenecek kuralı koymamış olduğu durumlarda gerekli ek atamaları yapmaya hakkı vardır. Her temsilci, temsil ettiği üyenin uyruğu olmalıdır. Ancak, bir meclis üyesi, aynı zamanda Bakanlar Komitesi üyesi olamaz. Bu yolla atanmış olan temsilcilerin görev süresi atanmalarını izleyen olağan dönemin açılış tarihinden başlar, bir sonraki olağan dönemin ya da daha sonraki olağan dönemin açılışında sona erer. Ancak parlamento seçimleri yapıldığında üyelerin yeni atamalarda bulunma yetkisi vardır.
Bir üye, ölüm veya çekilmeden doğan boşlukları doldurur ya da Parlamento seçimler sonucu yeni atamalar yaparsa, yeni temsilcilerin görev süresi, atanmalarını izleyen ilk oturum tarihinden başlar.
2. Bir meclis dönemi içinde Meclisin onayı olmadan hiç bir temsilcinin görevine son verilemez.
3. Her temsilcinin, hazır bulunmadığı durumlarda kendisi yerine oturumlara katılacak, konuşacak ve oy verecek bir yedeği bulunabilir.
Yukarıdaki (1.) fıkra hükümleri, yedeklerin atanmasına da uygulanır.
Üyeler, aşağıda belirtilen sayıda temsilci bulundurmaya yetkilidir.
Almanya (13.7.1950) 18
Andora (10.10.1994) 2
Arnavutluk (13.07.1995) 4
Avusturya (16.04.1956) 6
Azerbaycan (25.1.2001) 6
Belçika (5.5.1949) 7
Bulgaristan (7.5.1992) 6
Büyük Britanya Birleşik Krallığı
ve Kuzey İrlanda (5.5.1949) 18
Çek Cumhuriyeti (30.6.1993) 7
Danimarka (5.5.1949) 5
Ermenistan (25.1.2001) 4
Estonya (14.5.1993) 3
Finlandiya (5.5.1989) 5
Fransa (5.5.1949) 18
Gürcistan (27.4.1999) 5
Hırvatistan (6.11.1996) 5
Hollanda (5.5.1949) 7
İrlanda (5.5.1949) 4
İspanya (24.11.1977) 12
İsveç (5.5.1949) 6
İsviçre (6.5.1963) 6
İtalya (5.5.1949) 18
İzlanda (9.3.1950) 3
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (24.5.1961) 3
Latviya (10.2.1995) 3
Lihtenştayn (23.11.1978) 2
Litvanya (14.5.1993) 4
Lüksemburg (5.5.1949) 3
Macaristan (6.11.1990) 7
Malta (29.4.1965) 3
Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti (9.11.1995) 3
Moldavya (13.7.1995) 5
Norveç (5.5.1949) 5
Polonya (29.11.1991) 12
Portekiz (22.9.1976) 7
Romanya (7.10.1993) 10
Rusya Federasyonu (28.2.1996) 18
San Marino (16.11.1988) 2
Slovakya (30.6.1993) 5
Slovenya (14.5.1993) 3
Türkiye (13.4.1950) 12
Ukrayna (9.11.1995) 12
Yunanistan (9.8.1949) 7
Madde 27
Bakanlar Komitesinin Danışma Meclisi görüşmelerinde topluca temsil edilebilme veya Komitenin bireysel temsilcilerinin ya da yedeklerinin Mecliste söz alabilme koşulları Meclise danışıldıktan sonra Komite tarafından bu konuda hazırlanacak çalışma kurallarına göre belirlenir.
Madde 28
1. Danışma Meclisi kendi çalışma kurallarını koyar ve üyeleri arasından başkanını seçer. Başkan, gelecek olağan döneme kadar görevde kalır.
2. Başkan oturumu yönetir, ancak görüşmelere katılıp oy veremez.
Başkan olan temsilcinin yedeği onun yerine oturuma katılır, konuşur ve oy kullanır.
3. Çalışma kurulları, ötekilerin yanı sıra,
a) Toplantı ve karar yeter sayısını:
b) Başkan ve öteki görevlilerin seçilme yöntemi ve görev sürelerini;
c) Gündemin hazırlanma ve temsilcilere duyurulma yöntemini;
d) Temsilcilerin ve yedeklerinin adlarının bildirilme zamanını ve biçimini; belirler
Madde 29
30. maddenin hükümleri saklı kalmak üzere, Danışma Meclisinin,
1. Bakanlar Komitesine tavsiyeleri içeren;
2. Komiteye Mecliste görüşülmesi için konular öneren;
3. Komite ve komisyonlar kur’an;
4. Dönemlerin başlangıç tarihini belirleyen;
5. Yukarıdaki fıkralarda yer almayan durumlarda karar yeter sayısını veya kuşku doğduğunda gerekli çoğunluğu belirleyen;
Kararları dahil tüm kararları oy veren temsilcilerin üçte iki çoğunluğunu gerektirir.
Madde 30
Danışma Meclisinin, görevlilerin seçilmesi, komite ve komisyonlarda hizmet verecek kimselerin atanması ve çalışma kurallarının kabulünü içeren iç işleyişe ilişkin konulardaki kararları, 29. maddenin 5. fıkrası uyarınca Meclisin belirleyeceği çoğunlukla alınır.
Madde 31
Bir konunun Danışma Meclisinin gündeminde yer alması için Bakanlar Komitesine yapılacak öneriler üzerindeki görüşmeler önerilen konunun saptanmasıyla, gündeme alınması konusundaki yandaş
ve karşı gerekçelerle sınırlıdır.
Madde 32
Danışma Meclisi, her yıl olağan dönemde toplanır. Olağan dönem oturumlarının tarih ve süresi, elden geldiğince üyelerin parlamento oturumları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun oturumlarıyla çakışmayacak biçimde Meclis tarafından belirlenir. Meclis ve Bakanlar Komitesi birlikte tersine karar vermedikçe olağan dönem oturumlarının süresi, bir ayı aşamaz.
Madde 33
Meclis ve Bakanlar Komitesi birlikte başka bir yerde yapılmasına karar vermedikçe Danışma Meclisinin olağan dönem oturumları Konseyin merkezinde yapılır.
Madde 34
Danışma Meclisi, Bakanlar Komitesi veya Meclis Başkanının girişimiyle ve oturumun tarih ve yeri dahil aralarında anlaşma sağladıktan sonra olağanüstü bir toplantıya çağrılabilir.
Madde 35
Danışma Meclisi tersine karar almadıkça görüşmeleri açıktır.
BÖLÜM VI
SEKRETERLİK
Madde 36
1. Sekreterlik bir Genel Sekreter, bir Genel 5ekreter Yardımcısı ve gerekli öteki personelden oluşur.
2. Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcısı, Bakanlar Komitesinin tavsiyesi üzerine Danışma Meclisi tarafından atanır.
3. Sekreterliğin öteki personeli, yönetsel işlem kurallarına göre Genel Sekreter tarafından atanır.
4. Sekreterliğin hiç bir üyesi, herhangi bir hükümetten ücretli bir görev kabul edemez. Yine bir Sekreterlik üyesi, Danışma Meclisinin ya da ulusal yasama organlarının üyesi olmayacağı gibi, göreviyle bağdaşmayan bir işle uğraşamaz.
5. Sekreterliğin tüm görevlileri, görevinin Avrupa Konseyi için olduğuna ve bu görevi herhangi bir ulusal düşünceden etkilenmeksizin vicdanına göre yerine getireceğine, görevlerini yaparken herhangi bir hükümetten ya da Konsey dışındaki bir makamdan talimat alıp almayacağına, salt Konseye karşı sorumlu bir uluslararası memur statüsüyle bağdaşmayacak herhangi bir eylemden kaçınacağına ilişkin resmi bir bildirimde bulunur. Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcısı bu bildirimi Komite önünde, öteki görevlilerse Genel Sekreter önünde yapar.
6. Her üye, Genel Sekreterin ve Sekreterlik görevlilerinin sorumluluklarının özellikle uluslararası niteliğine saygı gösterir ve sorumluluklarını yerine getirirken onları etkilemekten kaçınır.
Madde 37
1. Sekreterlik Konseyin merkezinde bulunur.
2. Genel Sekreter, Sekreterliğin çalışmalarından Bakanlar Komitesine karşı sorumludur. Ötekilerin yanı sıra, 38. maddenin (4.) fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere Danışma Meclisinin gerek duyduğu sekreterlik ve öteki hizmetleri sağlar.
BÖLÜM VII MALİ KONULAR
Madde 38
1. Her üye, Bakanlar Komitesi ve Danışma Meclisindeki temsilinin giderlerini kendisi karşılar.
2. Sekreterliğin giderleri ve tüm öteki ortak giderler, tüm üyeler arasında üyelerin nüfuslarına göre Komite tarafından belirlenecek oranlarda bölüşür. Ortak üyelerin katkıları Komite tarafından belirlenir.
3. Konseyin bütçesi, mali düzenlemeler uyarınca Genel Sekreter tarafından yıllık olarak kabul edilmek üzere Komiteye sunulur.
4. Genel Sekreter, Meclisten gelen ve Meclis ve etkinlikleri için bütçede ayrılmış miktarı aşan harcamaları içeren istekleri Komiteye iletir.
5. Genel Sekreter, Komiteye sunulmuş tavsiyelerden her birinin yerine getirilmesinin yol açacağı giderlere ilişkin tahmini tutarını da Bakanlar Komitesine sunar. Uygulanması ek harcamayı gerektiren bir karar, bu gibi bir ek harcamaya karşılık olan masraf tahminleri onaylanmadıkça, Bakanlar Komitesince kabul edilmiş sayılmaz.
Madde 39
Genel Sekreter, her yıl üyelerin hükümetlerince ödenecek katkı tutarını bildirir ve her üye bunu Genel Sekretere öder. Ödeme yükümlülüğü bildirim tarihinde başlar ve en geç bu tarihten sonraki altı ay içinde yerine getirilir.
BÖLÜM VIII AYRICALIK VE DOKUNULMAZLIKLAR
Madde 40
1. Avrupa Konseyi, üyelerin temsilcileri ve Sekreterlik; üyelerin ülkelerinde, görevini yerine getirmek için gereken ölçüde ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır. Bu dokunulmazlık; Danışma Meclisinin tüm temsilcilerinin Meclisteki veya Komite ve Komisyonlardaki sözleri ve oyları nedeniyle tüm üye ülkelerde tutuklanma ve yasal işleme karşı bağışıklığı içerir.
2. Üyeler yukarıdaki (1.) fıkranın hükümlerini yerine getirmek üzere olabildiğince kısa bir sürede anlaşmaya varmayı üstlenir. Bu amaçla Bakanlar Komitesi, üyelerin hükümetlerine, ülkelerinde tanınacak ayrıcalık ve dokunulmazlıkları tanımlayan bir anlaşmanın kabulünü tavsiye eder. Ayrıca, Fransa Cumhuriyeti hükümetiyle Konseyin merkezinde yararlanacağı ayrıcalık ve dokunulmazlıkları belirleyen bir
özel anlaşmaya varılır.
BÖLÜM IX DEĞİŞİKLİKLER
Madde 41
1. Bu Statünün değiştirilmesi yolundaki öneriler, Bakanlar Komitesinde veya 23. maddede öngörülen koşullara göre Danışma Meclisinde yapılabilir.
2. Komite, uygun gördüğü değişiklikleri tavsiye eder ve bir Protokol biçiminde düzenlenmesini sağlar.
3. Statüyü değiştiren bir Protokol, üyelerin üçte ikisi tarafından imzalanıp onaylanınca yürürlüğe girer.
4. Bu maddenin daha önceki fıkralarının hükümlerine bağlı olmaksızın 23., 35. maddeleriyle 38. ve 39. maddelerini değiştiren ve Komite ve Meclisçe kabul edilen değişiklikler, kabul edildiğini gösteren ve Genel Sekreter tarafından üyelerin hükümetlerine verilen bir belgenin taşıdığı tarihte yürürlüğe girer. Bu fıkra, ancak Meclisin ikinci olağan döneminin bitiminden sonra işlerlik kazanır.
BÖLÜM X SON HÜKÜMLER
Madde 42 – 1. Bu Statü, onaylamaya açıktır. Onay belgeleri Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı hükümetine verilir.
2. Bu Statü, yedi onay belgesinin verilmesiyle birlikte yürürlüğe girer. Birleşik Krallık Hükümeti, Statünün yürürlüğe girdiğini bildiren ve o tarihteki Avrupa Konseyi üyelerinin adlarını gösteren bir belgeyi tüm
imzacı hükümetlere gönderir.
3. Bundan sonra bu Statüyü imzalayan her devlet, kendi onay belgesini verdiği tarihten başlayarak bu Statüye taraf olur.
Gereğince yetkili kılınmış olan aşağıda imzası bulunanlar, yukarıdaki hükümleri kabul ederek bu Statüyü imzalamıştır.
Bu Statü, her iki metni de özgün olmak ve tek kopya olarak Birleşik Krallık Arşivine konmak üzere Fransızca ve İngilizce olarak 1949 Mayısının 5.günü Londra’da yapılmıştır. Birleşik Krallık Hükümeti onaylı
örneklerini öteki imzacı Hükümetlere gönderir.
Hukukçu ve eski bakan Hilmi İşgüzar, 1929 yılında Nevşehir’in Kozaklı ilçesine bağlı Büyükyağlı köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Nancy Üniversitesi Millî Orman ve Su Yüksekokulunda yüksek lisans yapmıştır. Eğitim hayatının ardından bir süre serbest avukatlık yaptı. XIII, XIV ve XVI Dönem Sinop Milletvekilliği ile 42. Türkiye Hükûmeti Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlerini yürüttü.
Türk siyasi hayatının en büyük skandallarından biri olan Güneş Motel Olayından sonra Adalet Partisi’nden ayrılarak Mustafa Bülent Ecevit kabinesinde yer aldı.
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden sonra, “kayırma, yolsuzluk, nüfuz ticareti, vazifeyi suistimal ve menfaat temini suretiyle Bağ-Kur ve SSK’yı zarara uğrattığı” gerekçesiyle Millî Güvenlik Konseyi tarafından 2 Şubat 1981 tarihinde Yüce Divan’a sevk edildi. İşgüzar ile birlikte toplam 16 kişi 26 Mart 1981 tarihinde yargılanmaya başladı. Dava 12 Nisan 1982 tarihinde sonuçlandı. Hilmi İşgüzar, 9 yıl 8 ay ağır hapis ve 5 milyon 251 bin lira para cezasına çarptırıldı. Sayıları yargılama aşamasında 18’e yükselen diğer sanıklara ise 3 ay ile 4 yıl arasında hapis cezaları verildi. (Yüce Divan; Esas Sayı 1981/1, Karar Sayısı 1982/2, Karar Tarihi 12.4.1982)
Hilmi İşgüzar 2 Haziran 2019’da öldü. Cenazesi Edremit’te toprağa verildi. Evli ve iki çocuk babasıydı.
Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazetenin 13.04.2005 tarih ve 25785 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu kanun Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı; kamuda etik kültürünü yerleştirmek, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek, bu ilkelere uygun davranış göstermeleri açısından onlara yardımcı olmak ve görevlerin yerine getirilmesinde adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine zarar veren ve toplumda güvensizlik yaratan durumları ortadan kaldırmak suretiyle kamu yönetimine halkın güvenini artırmak, toplumu kamu görevlilerinden beklemeye hakkı olduğu davranışlar konusunda bilgilendirmek ve Kurula başvuru usul ve esaslarını düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 — Bu Yönetmelik; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
Madde 3 — Bu Yönetmelik, 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 ve 7 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;
a) Kanun: 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu,
b) Kurum ve kuruluş: 2 nci maddede geçen ve kapsama dahil kamu kurum ve kuruluşlarını,
c) Kamu görevlileri: 2 nci maddede geçen ve kapsama dahil kamu kurum ve kuruluşlarında görevli tüm personeli,
d) Kurul: Kamu Görevlileri Etik Kurulunu,
e) Etik davranış ilkeleri: Kamu görevlilerinin uyması gereken etik davranış ilkelerini,
f) Başvuru sahibi: Kanun kapsamında başvuru hakkını kullanarak Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuran gerçek kişileri,
g) Bilgi: Kurum ve kuruluşların kayıtlarında yer alan 5176 sayılı Kanun kapsamında yapılacak inceleme ve araştırmalara ilişkin her türlü veriyi,
h) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları 5176 sayılı Kanun kapsamında yapılacak inceleme ve araştırmalarla ilgili yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plan, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Etik Davranış İlkeleri
Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci
Madde 5 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği, hizmette yerindenliği ve beyana güveni esas alırlar.
Halka hizmet bilinci
Madde 6 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; halkın günlük yaşamını kolaylaştırmayı, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi, halkın memnuniyetini artırmayı, hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklı olmayı hedeflerler.
Hizmet standartlarına uyma
Madde 7 — Kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri ve diğer personeli, kamu hizmetlerini belirlenen standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütürler, hizmetten yararlananlara iş ve işlemlerle ilgili gerekli açıklayıcı bilgileri vererek onları hizmet süreci boyunca aydınlatırlar.
Amaç ve misyona bağlılık
Madde 8 — Kamu görevlileri, çalıştıkları kurum veya kuruluşun amaçlarına ve misyonuna uygun davranırlar. Ülkenin çıkarları, toplumun refahı ve kurumlarının hizmet idealleri doğrultusunda hareket ederler.
Dürüstlük ve tarafsızlık
Madde 9 — Kamu görevlileri; tüm eylem ve işlemlerinde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.
Kamu görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanırlar.
Kamu görevlileri, gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engelleyemezler.
Saygınlık ve güven
Madde 10 — Kamu görevlileri, kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranırlar ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını davranışlarıyla gösterirler. Halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınırlar.
Kamu görevlileri, halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket eder, hizmetten yararlananlara kötü davranamaz, işi savsaklayamaz, çifte standart uygulayamaz ve taraf tutamazlar.
Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan kamu görevlileri, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunamaz, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenleyemez, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkan veya benzeri çıkarlar talep edemez ve talep olmasa dahi sunulanı kabul edemezler.
Nezaket ve saygı
Madde 11 — Kamu görevlileri, üstleri, meslektaşları, astları, diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranırlar ve gerekli ilgiyi gösterirler, konu yetkilerinin dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirirler.
Yetkili makamlara bildirim
Madde 12 — Kamu görevlileri, bu Yönetmelikte belirlenen etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasadışı iş ve eylemlerde bulunmalarının talep edilmesi halinde veya hizmetlerini yürütürken bu tür bir eylem veya işlemden haberdar olduklarında ya da gördüklerinde durumu yetkili makamlara bildirirler.
Kurum ve kuruluş amirleri, ihbarda bulunan kamu görevlilerinin kimliğini gizli tutar ve kendilerine herhangi bir zarar gelmemesi için gerekli tedbirleri alırlar.
Çıkar çatışmasından kaçınma
Madde 13 — Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.
Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranır, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atar, çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirir ve çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.
Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması
Madde 14 — Kamu görevlileri; görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar, akraba, eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapamazlar.
Kamu görevlileri, görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya başkalarının kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, görevlerinin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamazlar, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamazlar.
Kamu görevlileri, seçim kampanyalarında görev yaptığı kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kullanamaz ve kullandıramazlar.
Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı
Madde 15 — Kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaat hediye kapsamındadır.
Kamu görevlilerinin hediye almaması, kamu görevlisine hediye verilmemesi ve görev sebebiyle çıkar sağlanmaması temel ilkedir.
Kamu görevlileri, yürüttükleri görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamazlar ve menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, kamu kaynaklarını kullanarak hediye veremez, resmi gün, tören ve bayramlar dışında, hiçbir gerçek veya tüzel kişiye çelenk veya çiçek gönderemezler; görev ve hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremezler.
Uluslararası ilişkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince, yabancı kişi ve kuruluşlar tarafından verilen hediyelerden, 3628 sayılı Kanunun 3. maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte, sözkonusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir.
Aşağıda belirtilenler hediye alma yasağı kapsamı dışındadır:
a) Görev yapılan kuruma katkı anlamına gelen, kurum hizmetlerinin hukuka uygun yürütülmesini etkilemeyecek olan ve kamu hizmetine tahsis edilmek, kurumun demirbaş listesine kaydedilmek ve kamuoyuna açıklanmak koşuluyla alınanlar (makam aracı ve belli bir kamu görevlisinin hizmetine tahsis edilmek üzere alınan diğer hediyeler hariç) ile kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar,
b) Kitap, dergi, makale, kaset, takvim, cd veya buna benzer nitelikte olanlar,
c) Halka açık yarışmalarda, kampanyalarda veya etkinliklerde kazanılan ödül veya hediyeler,
d) Herkese açık konferans, sempozyum, forum, panel, yemek, resepsiyon veya buna benzer etkinliklerde verilen hatıra niteliğindeki hediyeler,
e) Tanıtım amacına yönelik, herkese dağıtılan ve sembolik değeri bulunan reklam ve el sanatları ürünleri,
f) Finans kurumlarından piyasa koşullarına göre alınan krediler.
Aşağıda belirtilenler ise hediye alma yasağı kapsamındadır:
a) Görev yapılan kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan alınan karşılama, veda ve kutlama hediyeleri, burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri,
b) Taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet satın alırken, satarken veya kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler,
c) Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler,
d) Görev yapılan kurumla iş veya hizmet ilişkisi içinde olanlardan alınan borç ve krediler.
Bu Yönetmelik kapsamına giren en az genel müdür, eşiti ve üstü görevliler, bu maddenin 5 inci fıkrası ve 6 ncı fıkranın (a) bendinde sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna kadar Kurula bildirirler.
Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı
Madde 16 — Kamu görevlileri, kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramazlar, bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alırlar.
Savurganlıktan kaçınma
Madde 17 — Kamu görevlileri, kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınır; mesai süresini, kamu mallarını, kaynaklarını, işgücünü ve imkanlarını kullanırken etkin, verimli ve tutumlu davranırlar.
Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan
Madde 18 — Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken yetkilerini aşarak çalıştıkları kurumlarını bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunamazlar, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat veremezler.
Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık
Madde 19 — Kamu görevlileri, halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olurlar. Gerçek ve tüzel kişilerin talep etmesi halinde istenen bilgi veya belgeleri, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununda belirlenen istisnalar dışında, usulüne uygun olarak verirler.
Üst yöneticiler, ilgili kanunların izin verdiği çerçevede, kurumlarının ihale süreçlerini, faaliyet ve denetim raporlarını uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunarlar.
Kamu görevlileri, kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve bu kararların uygulanması aşamalarından birine, bir kaçına veya tamamına, aksine yasal bir hüküm olmadıkça, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasını sağlamaya dikkat ederler.
Yöneticilerin hesap verme sorumluluğu
Madde 20 — Kamu görevlileri, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumlulukları ve yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime her zaman açık ve hazır olurlar.
Yönetici kamu görevlileri, kurumlarının amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem veya eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında alırlar.
Yönetici kamu görevlileri, yetkisi içindeki personelin yolsuzluk yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alırlar. Bu tedbirler; yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı, eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı, personelinin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorluklar konusunda dikkatli davranmayı ve kişisel davranışlarıyla personeline örnek olmayı kapsar.
Yönetici kamu görevlileri, personeline etik davranış ilkeleri konusunda uygun eğitimi sağlamak, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemek, geliriyle bağdaşmayan yaşantısını izlemek ve etik davranış konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.
Eski kamu görevlileriyle ilişkiler
Madde 21 — Kamu görevlileri, eski kamu görevlilerini kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandıramaz, onlara imtiyazlı muamelede bulunamaz.
Kamu görevlerinden ayrılan kişilere, ilgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, daha önce görev yaptıkları kurum veya kuruluştan, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilemez.
Mal bildiriminde bulunma
Madde 22 — Kamu görevlileri, kendileriyle eşlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunurlar.
Kurul, gerek gördüğü takdirde mal bildirimlerini inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri, en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik Davranış İlkelerinin Uygulaması ve Etik Kültürün Yerleştirilmesi
Etik davranış ilkelerine uyma
Madde 23 — Kamu görevlileri, görevlerini yürütürken bu Yönetmelikte belirtilen etik davranış ilkelerine uymakla yükümlüdürler. Bu ilkeler, kamu görevlilerinin istihdamını düzenleyen mevzuat hükümlerinin bir parçasını oluşturur.
Bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri, bir ay içinde, Ek-1fde yer alan “Etik Sözleşme” belgesini imzalamakla yükümlüdürler. Bu belge, personelin özlük dosyasına konur.
Kurum ve kuruluşların yetkili sicil amirleri, personelin sicil ve performansını, bu Yönetmelikte düzenlenen etik davranış ilkelerine uygunluk açısından da değerlendirirler.
Personeli bilgilendirme
Madde 24 — Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen her düzeydeki personel, istihdama ilişkin koşulların bir parçası olarak etik davranış ilkeleri ve bu ilkelere ilişkin sorumlulukları hakkında bilgilendirilir.
Etik kültürün yerleştirilmesi ve eğitimi
Madde 25 — Kurul, etik kültürün yerleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda her türlü çalışmayı yapar, yaptırır, araştırma, yayın, anket, kamuoyu yoklaması, bilimsel toplantılar ve benzeri etkinlikler düzenler, kamu görevlileri için eğitim programları hazırlar, koordine eder, yürütür veya bu konularda bakanlıklar, diğer kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, mahalli idareler ve konusunda uzman sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapabilir.
Etik davranış ilkelerinin, kamu görevlilerine uygulanan temel, hazırlayıcı ve hizmet içi eğitim programlarında yer alması, kurum ve kuruluş yöneticilerince sağlanır.
Kurumsal etik ilkeleri
Madde 26 — Bu Yönetmelikle belirlenen etik davranış ilkeleri, kapsama dahil kurum ve kuruluşlarda uygulanır. Ayrıca, yürüttükleri hizmetin veya görevin niteliğine göre kurum ve kuruluşlar kendi kurumsal etik davranış ilkelerini düzenlemek üzere Kurulun inceleme ve onayına sunabilir.
Bilgi ve belge isteme yetkisi
Madde 27 — Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, Kurulun başvuru konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgeleri süresi içinde vermek zorundadırlar.
Kurul, bu Yönetmelik kapsamındaki kuruluşlardan ve özel kuruluşlardan ilgili temsilcileri çağırıp bilgi alma yetkisine sahiptir.
İnceleme ve araştırma yetkisi
Madde 28 — Kurul, etik davranış ilkelerine aykırı davranış ve uygulamalar hakkında, resen veya yapılacak başvurular üzerine, gerekli inceleme ve araştırmayı yapmaya yetkilidir. Kurul, etik ilkelere aykırı davranış ve uygulamalar hakkında yapacağı inceleme ve araştırmalara esas olmak üzere gerektiğinde yetkili makamlar kanalıyla kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge toplayabilir.
Kurul inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlal edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul yapacağı inceleme ve araştırmayı, en geç üç ay içinde sonuçlandırır.
Kurul, ayrıca kurum ve kuruluşlarda etik davranış ilkelerinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesi konusunda faaliyet, inceleme ve araştırma yapabilir.
Etik komisyonu
Madde 29 — Kurum ve kuruluşlarda, etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek, personelin etik davranış ilkeleri konusunda karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak tavsiyelerde ve yönlendirmede bulunmak ve etik uygulamaları değerlendirmek üzere kurum veya kuruluşun üst yöneticisi tarafından kurum içinden en az üç kişilik bir etik komisyonu oluşturulur.
Etik komisyonu üyelerinin ne kadar süreyle görev yapacağı ve diğer hususlar, kurum ve kuruluşun üst yöneticisince belirlenir. Etik komisyonu üyelerinin özgeçmiş ve iletişim bilgileri, üç ay içinde Kurulfa bildirilir. Etik komisyonu, Kurul ile işbirliği içinde çalışır.
Görüş bildirme
Madde 30 — Kurul, kurum ve kuruluşların, etik davranış ilkeleri konusunda uygulamada karşılaştıkları sorunlara yönelik olarak görüş bildirmeye yetkilidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başvuru ve Resen İnceleme Usul ve Esasları
Başvuru hakkı
Madde 31 — 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına İlişkin Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları ile Türkiye’de oturan yabancı gerçek kişiler başvuruda bulunabilirler. Herhangi bir nedenle Türkiyefde bulunup da başvuru nedeni sayılan etik ilkelerden birisine aykırı davranıldığına tanık olan yabancı, başvuru hakkı açısından Türkiyefde oturuyor kabul edilir. Başvuruda bulunabilmek için başvuranın menfaatinin etkilenmesi koşulu aranmaz.
Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güttüğü açıkça anlaşılan ve başvuranın kimliği tespit edilemeyen başvurular değerlendirmeye alınmaz.
Yargı organlarınca incelenmekte olan veya karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur. Daha önce Kurulca incelenmiş şikayet konusu, yeni kanıtlar gösterilmedikçe bir daha şikayet konusu yapılamaz ve incelenemez.
Başvuru biçimleri
Madde 32 — Başvurular;
a) Yazılı dilekçe,
b) Elektronik posta,
c) Tutanağa geçirilen sözlü başvuru yolları ile yapılır.
Başvuru usulü
Madde 33 — Başvuru, gerçek kişiler tarafından adı, soyadı, oturma yeri veya iş adresi ile imzayı kapsayan dilekçelerle, en az genel müdür ve Kurulca genel müdür düzeyinde oldukları kabul edilen EK-2 listede bulunan unvanlarda bulunanlar için Kurul Başkanlığına, diğer görevliler için ise kurum yetkili disiplin kurullarına yöneltilmek üzere ilgili kurum amirliğine yapılır.
Dilekçede, etik ilkeye aykırı davranış iddiasına ilişkin bilgi ve belgeler açık ve ayrıntılı olarak belirtilir. Elde bulunan belgeler dilekçeye eklenir. Başvuru konusu aykırı davranış iddiası, kişi, zaman ve yer belirtilerek somut biçimde gösterilir.
Başvuru dilekçelerinin daktilo ile yazılması veya bilgisayar çıktısı olması koşulu aranmaz. Dilekçelerin okunaklı ve anlaşılır olması yeterlidir. Başvurunun Kurul kayıtlarına geçtiği tarih, başvuru tarihidir. Başvuru dilekçeleri posta yoluyla da Kurula gönderilebilir. Bu durumda dilekçenin Kurul kayıtlarına geçtiği tarih süre başlangıcına esas alınır. Başvurunun tutanağa geçirilmek koşuluyla sözlü yapılması durumunda başvuranın imzası ve adresi de tutanağa alınır.
Elektronik ortamda yapılacak başvurular
Madde 34 — Başvurunun; gerçek kişiler tarafından elektronik posta yoluyla yapılması halinde, başvuru sahibinin adı ve soyadı, oturma yeri veya iş adresi belirtilir. Türkiyefde oturan yabancıların bu yolla yaptıkları başvurularda, pasaport numarası ve uyruğu gösterilir. Elektronik posta yolu ile yapılacak başvurularda, başvurunun Kurulun elektronik posta adresine ulaştığı tarih başvuru tarihidir.
Başvuruların kabulü ve işleme konulması
Madde 35 — Başvuru dilekçeleri kaydedilir ve başvuran hazır ise tarih ve sayı içeren alındı verilir. Kurum ve kuruluşların herhangi bir birimine yanlışlıkla ulaşan başvuru dilekçeleri işleme konulmadan ilgisine göre yetkili disiplin kuruluna veya Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanlığına gönderilir.
a) Kaydedilen başvuru en kısa zamanda Kurul Başkanı veya görevlendireceği üye tarafından bir raportöre verilir.
b) Raportör başvuruyu görev, konu ve kabul edilebilirlik yönlerinden inceleyerek bir ön rapor hazırlayıp Kurul Başkanına sunar.
c) Raportörün raporunda, başvuranın adı, soyadı, şikayet edilen kamu görevlisinin adı, soyadı, görevi, başvuru konusu, raportörün önerisi, adı, soyadı ile tarih ve imzası yer alır.
d) Rapor, Kurul Başkanı veya ilgili üye tarafından, gerekirse ilgili yerlerden gerekli ek bilgi ve belgeler de istenip eklenerek görüşülmek üzere Kurul gündemine alınır.
e) Kurul raporu görüşerek gerekirse incelemeyi derinleştirmek suretiyle ilgili yerlerden gerekli bilgi ve belgelerin istenmesine karar verir. Başvurunun kabul edilebilir bulunması durumunda, şikayet edilen kamu görevlisinin savunması alınır. Savunma süresi, istem yazısının kendisine bildirildiği tarihi izleyen günden itibaren 10 gündür. Sürenin son gününün resmi tatil gününe rastlaması durumunda, tatili izleyen çalışma günü sürenin son günü olarak kabul edilir.
f) Kendisinden bilgi istenen resmi ve özel kurum ve kuruluşlar istenen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
g) Kurul incelemesini en geç üç aylık süre içinde bitirerek üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir. Bu süre, başvurunun kayda alındığı tarihte başlar.
h) Kurul Üyelerine, incelemelerin gerektirdiği durumlarda iş bölümü çerçevesinde görev verilebilir.
ı) İsim ve imza bulunmayan başvuru dilekçeleri ile 33 ve 34 üncü maddelerde belirtilen unsurları içermeyen elektronik posta yolu ile gönderilmiş başvurular işleme konulmaz ve mümkünse durum başvuru sahibine bildirilir.
Gerçeğe aykırı beyanları içerdiği sonradan anlaşılan başvurular, bu durumun anlaşıldığı tarihte işlemden kaldırılır.
Elektronik posta yoluyla yapılan başvurularda, başvuru sahibi gerçek kişilerin verdiği T.C. kimlik numarası, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün internet sayfasından başvuru sahibi tarafından verilen kimliğin doğru olup olmadığının tespiti amacıyla gerektiğinde sorgulanır. Gerçeğe aykırı ad ve soyadı ile yapılan başvurular işleme konulmaz.
Elektronik ortamda veya yazılı olarak alınan başvuruların bilgi veya belge güvenliği kurum ve kuruluşlarda genel hükümlere göre sağlanır. Kurula gönderilen bilgi ve belgeler ile Kurul tarafından edinilen bilgilerin değerlendirme ve incelenmesinde gizlilik derecesi bulunanların korunmasında ve saklanmasında gizlilik ilkesine uyulur. Kurul Başkanı ve Üyeleri ile sekretarya personeli, gizlilik ilkesinin gereklerine uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük Kurul Başkan ve Üyeleri ile diğer personelin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder. İncelenmesi biten belgeler yerine geri gönderilir.
Resen inceleme
Madde 36 — Kurulun inceleme yetkisi içinde bulunan bir kamu görevlisinin etik ilkelere aykırı davrandığının çeşitli yollarla öğrenilmesi üzerine Kurul resen inceleme yetkisini kullanabilir.
a) Bu konuda Kurul Başkanınca görevlendirilecek bir üyenin veya raportörün gözetiminde gerekli bilgiler toplanarak hazırlanan rapor Başkana sunulur.
b) Başkan tarafından belirlenecek gündemde konu Kurulda görüşülerek gerekirse inceleme derinleştirilmek suretiyle gerekli bilgi ve belgeler getirtilir. İnceleme 35 inci maddede belirlenen usule göre tamamlanır, gerekli karar verilir.
Toplanma ve karar yeter sayısı ile kararlarda bulunacak hususlar
Madde 37 — Kurul, Başkan veya Başkanın özrü nedeniyle toplantıya katılamaması durumunda vekil olarak belirlediği Üyenin Başkanlığında üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve aynı çoğunlukla karar verir.
Kararlarda, başvuranın adı, soyadı ile şikayet edilen kamu görevlisinin adı, soyadı, görevi, karar tarih ve sayısı ile kararın dayandığı belge ve bilgiler, savunma ve inceleme sonucu ile karara katılan Başkan ve Üyelerin ad ve imzaları, varsa azlık oyu, raportörün adı, soyadı yer alır.
İncelenmekte olan başvuru konusunun yargıya götürüldüğü anlaşılırsa inceleme bulunduğu aşamada durdurulur ve yargı kararı sonucuna göre değerlendirilir.
Disiplin kurullarında inceleme ve karar verme usulü
Madde 38 — 5176 sayılı Kanun ile bu Yönetmelik kapsamında bulunan ve Kurulun görev alanı dışındaki kamu görevlilerinin etik ilkelere aykırı davrandığı yolunda disiplin kurullarına yapılan başvurular, yetkili disiplin kurullarınca bu Yönetmelikte düzenlenen etik davranış ilkeleri ile başvuru usul ve esasları çerçevesinde incelenir.
Bu kurulların verdiği etik ilkeye aykırı davranışın varlığı veya yokluğu konusundaki kararlar ilgili kurum veya kuruluş yetkilisine, hakkında başvuru yapılan kamu görevlisine ve başvuru sahibine bildirilir. Disiplin kurullarının kararları kamu oyuna duyurulmaz.
Kararlar üzerine yapılacak işlem
Madde 39 — Kararlar Başkan ve Üyeler tarafından imzalanmakla kesinleşir. Kesinleşen karar Başbakanlık Makamına sunulur. Kararlara karşı idari yargı yolu açıktır.
Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin etik davranış ilkelerine aykırı işlem ve eylemi olduğunu tespit etmesi halinde bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmî Gazete aracılığıyla kamu oyuna duyurur, ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve Resmî Gazetefde yayımlatır.
Etik ilkeye aykırı davranışın saptanamadığına ilişkin kararlar da Başbakanlık Makamına ve ilgililere yazılı olarak bildirilir. Bu kararlar kamu oyuna duyurulmaz. Kabul edilebilirliliği bulunmayan başvurular hakkında verilen kararlar yalnızca başvuru sahibine iletilir.
Madde 40 — Oluştuğu tarihi izleyen günden başlayarak iki yıl içinde yapılmayan etik ilkelere aykırı davranışlar hakkındaki başvurular incelenmez.
Geçici Madde 1 — Bu Yönetmeliğin Resmî Gazetefde yayımı tarihinden önce gerçekleşen etik ilkelere aykırı davranışlar şikayet ve ihbar konusu yapılamaz.
Geçici Madde 2 — Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde kapsam içindeki kamu görevlileri, 23 üncü maddede düzenlenen “etik sözleşme” belgesini imzalarlar ve bu belgeler personelin özlük dosyasına konulur.
Yürürlük
Madde 41 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 42 — Bu Yönetmelik hükümlerini Başbakan yürütür.
________________
(1) Danıştay İkinci Dairesinin 12/12/2017 tarihli ve Esas No: 2016/12183 ; Karar No: 2017/7808 sayılı kararı ile Yönetmeliğe ekli Ek-2 listesinin “D” bölümünün iptaline karar verilmiştir.
Sayfa 1
EK-1
Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi
Kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu ve kamu görevlisinin halkın hizmetinde bulunduğu bilinç ve anlayışıyla;
* Halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak, hizmet kalitesini yükseltmek ve toplumun memnuniyetini artırmak için çalışmayı,
* Görevimi insan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yerine getirmeyi,
* Dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, yaş, bedensel engelli ve cinsiyet ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmayı,
* Görevimi, görevle ilişkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kişiden hediye almadan, maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel menfaat beklentisi içinde olmadan yerine getirmeyi,
* Kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanmamayı ve kullandırmamayı, bu mal ve kaynakları israf etmemeyi,
* Kişilerin dilekçe, bilgi edinme, şikayet ve dava açma haklarına saygılı davranmayı, hizmetten yararlananlara, çalışma arkadaşlarıma ve diğer muhataplarıma karşı ilgili, nazik, ölçülü ve saygılı hareket etmeyi,
* Kamu Görevlileri Etik Kurulunca hazırlanan yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilke ve değerlerine bağlı olarak görev yapmayı ve hizmet sunmayı taahhüt ederim.
Sayfa 2
EK-2
KAMU GÖREVLİLERİ ETİK KURULUNUN YETKİ ALANINA GİREN EN AZ GENEL MÜDÜR, EŞİTİ VE ÜSTÜ KAMU GÖREVLİLERİ
A) TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde
– Genel Sekreter
– Genel Sekreter Yardımcısı
– Devlet Denetleme Kurulu Üyeleri
B)
1 — Başbakanlık ve Bakanlıklarda
– Müsteşar
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı
– Kurul Başkanı (Ek göstergesi 6400 ve üzerinde olanlar)
– Valiler
– Kaymakamlar
– Büyükelçiler, Daimi Temsilciler
– Başbakan Başmüşaviri
2 — Bağlı-İlgili ve İlişkili Kurum ve Kuruluşlarda
– Müsteşar
– YÖK Başkanı, Yürütme Kurulu Üyeleri, Genel Sekreteri ve ÖSYM Başkanı
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı ve Diğer Denetim Kurullarının Başkanları
– Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri)
– Başkan (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Düzenleyici ve denetleyici Kurum ve Kurul Başkan ve Yardımcıları
– Kurul Üyeleri
– Kurum ve Kuruluş Başkan Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Kamu İktisadi Teşekkülleri ve bağlı ortaklıklarının Genel Müdürü
– Kamu İktisadi Teşekkülleri Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
C) Mahalli İdarelerde
– Büyükşehir Belediye Başkanı
– İl ve İlçe Belediye Başkanları
– Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları
– Büyükşehir Belediyesi ve Bağlı Kuruluşları Genel Müdürü
– Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu Başkanı
– İl Belediye ve İl Özel İdare Birlikleri ile bunların Üst Birlik Başkanları
– Büyükşehir Belediye Şirketleri Genel Müdürleri, Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
– Büyükşehir sınırları içindeki Belediye Başkanları
D)(1)Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında
– Yönetim Kurulu Başkanı
– Üst Birliklerde Başkan, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreter (1)
E) 5176 sayılı Kanun çerçevesinde; ilgili mevzuatında özlük hakları veya emeklilik yönünden müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür statüsünde olduğu belirtilenler, Kanun kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlardaki diğer yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile teşkilat yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından en az genel müdür veya eşiti sayılan diğer Kamu Görevlileri.
Nantes Fermanı veya Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Ferman,13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden sayılmaktadır. Fermanın yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinciprotestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.
Nantes Fermanı
Nantes Fermanının Öncesi ve Sonrası
Nantes Fermanından önceki süreçte Fransa’da Strasburg şehri Protestanlar için bir model ve merkez oluşturmuş; Calvin ile birlikte düşünce bağımsız bir şehir olan Cenevre’ye geçmiştir. Katolikler’le Protestanlar arasında da din ve mezhep savaşları baş çıkmış, Lutherci ve Calvinci görüşler geniş halk kitlelerine yayılmıştır.
Fransa’da Protestan Huguenotlar ile Katolikler arasındaki çatışmalar uzun savaşlara sebep olmuş; 16. yüzyılın ikinci yarısındaki bu savaşlar Nantes fermanına kadar devam etmiştir.
Kral II. Henry 1589 yılında öldürülmüş, arından Protestan olan IV. Henry tahta çıkmış, ancak tahta çıkmasından bir süre sonra Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul etmesi sayesinde ülkede barışı sağlayabilmiştir. Kral IV. Henry’nin 1598 yılında yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlükler tanınmıştır. Dini birlik yerine milli birlik ön plana çıkarılmış, görece laiklik ve hoşgörünün yolu açılmıştır. Protestanları ve Katolikleri konu alan ferman diğer din ve mezheplerden bahsetmemektedir. Dinsel inanç bakımından özgürlük getiren Nantes Fermanı protestanlara genel af ve vatandaşlık haklarının iadesini vermiş; 16. yüzyılda Fransa halkını bölen din savaşlarına son vermiştir.
Kral IV. Henry zamanında devlet işlerinde sağlanan istikrar ve kurulan düzen onun ölümünden sonra tahta çıkan genç oğlu XIII. Louis tarafından devam ettirilememiştir. Protestanlar 1629 yılında dinsel özgürlüklere ilişkin güvencelerini kaybetmiş, 1685 yılı Ekim ayında XIV. Louis tarafından Nantes Fermanı feshedilmiş ve Fontainebleau Fermanı ile Protestanlık mezhebi yasa dışı ilan edilmiştir. Bu olaydan sonra izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Protestan Fransa’yı terkedip; İsviçre, Hollanda, İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya ve başkaca Protestan ülkelerine yerleşmiştir.
édit de nantes posta pulu
Nantes Fermanı
Tanrı’nın inayetinin bize ita ve ihsan etmeyi uygun bulduğu en büyük lütufların başında, kuşkusuz biz tahta çıktığımızda, ülkeyi kamplara bölen o akıl almaz düzensizlikler karşısında pes etmememiz ve geri çekilmememiz için bize verdiği güç ve yüreklilik gelir. Adil bir yönetim kuracak tek bir grubun bile kalmadığı bir zamanda, bize bu fırtınayı nihayet atlatabilmemiz ve devlet teknesini selamet limanına sokabilmemiz için, yılmadan, usanmadan direnebilme gücü vermiştir. Ama açıkçası, hep üst üste gelen bu denli büyük ve tehlikeli iç olayların tümünü topluca ve aynı zamanda halletmeyi göze alamadık. İlkin silah zoruyla bitirebileceklerimizle uğraşmamız gerekti. Çözümlenmeleri için anlayışlı, ılımlı bir yaklaşım ve sezgi gereken diğerlerini daha uygun bir zamana erteledik. Bunlar arasında, özellikle bize bağlı uyruklarımız iki kampa bölen dinsel çatışmalar da vardı.
Bir seferinde başımızdan büyük işlere kalkışmak istemiyorduk; dahası silahların gümbürtüsüyle böyle iyi ve anlamlı yasaların çıkarılması birbirlerine pek bağdaşmayacaktı. Bu yüzden, bu iç sorunları nihai çözüme kavuşturmak konusunda sürekli kararsızlık içindeydik. Ama şimdi Tanrı bize daha iyi ve huzurlu günler gösterdiğine göre; artık birinci görevimiz olan, Tanrıya hizmet ve kutsal adının ününü yaygınlaştırmak konuların ele almalıyız. Tüm uyruklarımızın ona ibadet etmelerini ve duacı olmalarını sağlamak da bu görevimizin bir parçasıdır. Sonuç olarak, Tanrı bizi şu anda, bir tek biçim ve dinde toplamayı uygun görmemektedir.
Biz yine de, hiç olmazsa bir tek anlamda ve aynı amaçta birleşmek; aramızda kavga ve kargaşalık doğurmayacak bir düzen kurmak ve İmparatorluğumuzun gelecekte de tüm Hıristiyan ülkeleri içinde eskiden olduğu gibi, şanlı unvanını taşıması ve hak etmesi için özen göstermek zorundayız.
1585 Mart ayının başından bizim tahta çıkışımıza değin geçen zamanda ve daha önceki kargaşalıklar sırasında, bu kargaşalıklarla aynı bağlamda cereyan eden olaylarla ilgili tüm anıların belleklerden silinmesini ve bu anıların hiçbir şey olmamışçasına maziye gömülmelerini emir ve ilan ediyoruz. Hiçbir adliyede, hiçbir mahkemede ne krallık temsilcilerinin, ne de memur ya da özel kişilerin, herhangi bir zamanda herhangi bir nedenden dolayı, o günleri ağızlarına almalarına, o günlerle ilgili dava açmalarına ya da birine bu yüzden zulmetmelerine ne izin verilecek, ne de böyle bir şey tasvip edilecektir.
Uyruklarımız arasında huzursuzluk ve kargaşa doğurabilecek hiçbir nedenin kalmaması için, sözüm ona ıslah edilmiş o dinin yandaşlarına, krallığımızın tüm kent ve yerleşim bölgelerinde, egemenliğimiz altındaki topraklarda, kovuşturmaya uğramadan, baskı görmeden, huzurları bozulmadan, kendi vicdanlarına aykırı bir şey yapmaya zorlanmadan yaşamalarına izin verdik, veriyoruz.
Adı geçen dinin yandaşlarına, 1596 yılı içinde ve 1597 yılının Ağustos ayının sonuna dek, birçok ve çeşitli kezler, kendi dinlerini yayıp, tanıttıkları ve bu dinin gereklerini yerine getirdikleri egemenliğimiz altındaki kent ve yerleşim bölgelerinde, bu etkinliklerini şimdi ve gelecekte de sürdürmelerine izin veriyoruz.
Bu adı geçen dinin bizim sarayımıza, hizmetimizdekilerin arasına, Paris kentimize ve Paris’i çevreleyen beş millik alan içine sızmasını yasaklıyoruz. Bunun üzerinde ısrarla duruyoruz.
Tüm papazlara, profesörlere ve topluluğa hitap eden diğer kişilere, halkı galeyana getirmek amacını taşıyan herhangi bir söz söylemeyi, konuşma yapmayı, demeç vermeyi yasaklıyoruz. Makul ve alçakgönüllü davranmaları, dinleyicileri bilgilendirmeyen ya da duygulandırmayan konuşmalardan kaçınmaları için onları uyardır, uyarıyoruz.
Tüm uyruklarımıza, hangi zümre ve dereceden olurlarsa olsunlar, adı geçen dinin yandaşlarının çocuklarını, ebeveynlerinin rızası olmadan zorla olmayı ve bu çocukları Katolik, havari yuna ve Roma kiliselerinde vaftiz ettirip, kutsatmalarını yasaklıyoruz.
Adı geçen dinin yandaşları Katolik, havari yuna ve Roma kiliselerinin bayramlarını gözetecekler ve onlara uyacaklardır. Bayram günlerinde ne çalışabilirler, ne de açık dükkanlarda ya da tezgahlarda satış yapabilirler. Aynı biçimde esnaf da, bu sözü edilen bayram günlerinde ve diğer yasak günler ve komşular tarafından duyulabilecek işlerde, kapalı yerlerde ya da evlerinde bile olsa çalışamazlar.
Üniversitelere, liselere ve okullara öğrencilerin, bakımevlerine ve hastanelere hastaların ve yoksulların kabul edilmesi ya da halka sadaka dağıtılması sırasında, adı geçen dinden dolayı bir ayrım yapılmamasını buyuruyoruz.
Uyruklarımızı birbirlerine daha iyi kaynaştırmak ve amaçladığımız gibi, ilerde tüm yakınmaları ortadan kaldırmak için, o adı geçen dine katılanların ya da katılacak olanların tümünün, krallığımızda, topraklarımızla, nüfuzumuz altında bulunan tüm hükümdarlık ve eyaletlerde, saray, hükümdarlık ya da kent yönetimiyle ilgili her türlü kamu görevini, unvanı, makamı ve işlevi üstlenmeye ve yerine getirmeye muktedir olacaklarını ilan ediyoruz.
Krallığımızın tüm kentleri ve yerleşim bölgeleri dahil olmak üzere her yerde, memurlarımız, belediye meclislerimiz ve bu halihazırdaki fermanın uygulanması için yollayacağımız denetçiler aracılığıyla, adı geçen dinden olan ölülerin defnedilmeleri için derhal, olabildiğince elverişli bir toprak parçasının bulunmasını buyuruyoruz. Dahası, eskiden sahip oldukları ve kargaşalıklar sırasında ellerinden alınmış olan tüm mezarlıklar da kendilerine geri verilecektir.
Hukukçu, siyasetçi ve yazar Aykut Edibali Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde dünyaya geldi. (Ölümü: 14 Ocak 2022) İlkokulu Afyon Dumlupınar İlkokulunda (1953), orta eğitimin Afyon Ortaokulunda (1956) ve liseyi Afyon Lisesinde (1959) tamamladı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Yeni bir siyasi hareket başlattı. Lideri olduğu bu hareket, “Yeniden Millî Mücadele” ismiyle Türk siyasal ve sosyal hayatında yerini aldı. Yeniden Millî Mücadele, Bayrak, Pınar, Çınar, Gerçek ve Çağrı gibi dergilerde yazılar yazdı.
1970’te Otağ Yayınevi ve Matbaacılık tesislerini kurdu. Aynı yıl haftalık Yeniden Millî Mücadele dergisini, 1973’te de üç aylık araştırma inceleme dergisi Gerçek ile aylık kültür-sanat-edebiyat dergisi Pınar’ı çıkardı.
1974 yılında yazdığı, Türkiye’nin Kıbrıs Politikası ne Olmalıdır adlı kitabında, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve Ada’nın ilhakını önerdi.
1975’te Yeni Ortam Gazete ve Matbaacılık tesislerini satın alarak Bayrak gazetesini çıkardı.
21 Mart 1984’da Islahatçı Demokrasi Partisi’ni kurdu ve Kurucu Genel Başkan oldu.
1986’da arkadaşlarıyla birlikte Mücadele Birliği derneğini kurarak bu dernek etrafındaki fikir ve gençlik hareketlerinin öncülüğünü yaptı.
1991 yılında üçlü ittifak olarak anılan Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasındaki işbirliğine katıldı ve bu işbirliği sonucunda Kayseri Milletvekili olarak 19. dönemde TBMM’ye girdi. “Muhteşem Türkiye” olarak idealize ettiği siyasi projeyi yürüttü.
Islahatçı Demokrasi Partisi’nin ikinci olağan kongresinde (23 Kasım 1992) Birlik Barış Partisi, Bayrak Partisi ve Millet Partisi IDP‘ye katıldı. Yeni partinin adı Millet Partisi oldu
23 Kasım 1992’den kalp yetmezliği nedeniyle Ankara’da 80 yaşında hayatını kaybettiği 14 Ocak 2022 tarifine kadar Millet Partisi’nin Genel Başkanlığı yürüttü.
5 Ocak Cumartesi günü öğle namazını müteakip Ankara Hacı Bayram Veli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından TBMM’de düzenlenen törenin ardından cenazesi İstanbul’a gönderildi. 16 Ocak 2022 günü İstanbul’da Marmara İlahiyat Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından İstanbul’da Nakkaştepe Mezarlığı’na defnedildi.
Arapça ve İngilizce biliyordu. Evli ve 6 çocuk babasıydı.
ESERLERİ
Millî Mücadele Kadroların Vazifeleri (1970), Beş Çayı (Piyes), Komünist İhtilale Karşı Tedbirler (1973), Türkiye’nin Kıbrıs Politikası Ne Olmalıdır? (1974), Sosyal Sistemlerin Temelleri (1979), Islahatçı Demokrasi Partisi Programı ve Tüzüğü (1984), Islahatçı Demokrasi Partisi Seçim Bildirgesi, 24 Ocak Kararları (1986), Birlik Davamız (1991), Kur’an’ın Aksiyon Öğretisi (2002), Akaid (İslam İnancının Temelleri), İlmi Sağ (İslam düşüncesinde hayat, kâinat ve tarih), Milli Mücadelenin Stratejisi, Beynelmilel Sermaye ve İhtilaller, İslam Peygamberinin Siret ve Siyeri Çerçevesinde Büyük İnkılapların Dersleri, Gerçeğin Araştırılması (Düşünce, inceleme, bilimsel araştırma kılavuzu), Millet Partisi Programı ve Tüzüğü, Sosyal Sistemlerin Temelleri, Türk İnkılabı Üzerine, İnkılap İlmi, Rejim Tartışmaları ve İslam, Muhteşem Türkiye’ Projesi.
Nantes Fermanı, 13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden biri sayılmaktadır. Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Fermanın Yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinci Protestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.
Nantes Fermanı
1743
Amerikalı avukat, devlet adamı, diplomat, mimar ve filozof Thomas Jefferson doğdu. (Ölümü: 4 Temmuz 1826) Virginia Eyalet Meclisi’nde çalıştı ve daha sonra Virginia valisi oldu. Görevi başındayken yasaları daha demokratikleştirmeye çalıştı, dinî özgürlük sağlanması için büyük çabalar harcadı. 1785 yılında Amerika Birleşik Devletleri Fransa Büyükelçisi olarak görev yaptı. 1790’da Dışişleri Bakanı olarak atandı. 1797 yılında Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. 1801’de 3. Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin asıl yazarı olması ve ABD’deki Cumhuriyetçilik akımının ideallerini savunması ve yayması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babaları arasında en etkili olanlarından biri olarak kabul edilir.
1794
Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert‘in dul karısı, kendisinden yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı. Hébert ise, Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam salmış, ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yapmış, Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürütmüş ve akılcılığı savunmuş; Devrim’den birkaç yıl sonra, 24 Mart 1794’te giyotin yöntemi ile infaz edilmiş ve Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırılmıştı.
Jacques-René Hébert
1839
El Salvador bağımsızlığını ilan etti.
1885
Hollandalı hukukçu ve politikacı Pieter Sjoerds Gerbrandy doğdu. (Ölümü: 7 Eylül 1961) Vrije Universiteit Amsterdam‘da hukuk eğitimi gördü. 1911’de Hukuk alanında doktora yaptı. 1911’den 1920’ye kadar avukatlık ve savcılık mesleğini icra etti. Londra merkezli sürgündeki hükümeti denetledi. 1940’da Hollanda Başbakanı olarak görev yaptı. 1945’te Adalet Bakanı olarak görev yaptı.
1909
Hasan Fehmi Paşa’nın ikinci dönem Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlığı sona erdi. Paşa, ilk kez 29 Ekim 1907-2 Ağustos 1908 tarihleri arasında görev yapmış, 28 Kasım 1908’de ikinci kez greve gelmişti.
Eski Danıştay başkanlarından Hasan Fehmi Paşa
1924
Mithat Paşa, Mahmut Şevket Paşa, Talat Paşa, Reşit Hikmet Bey ve diğerlerinin ailelerine vatan hizmetinden dolayı maaş bağlanması konusunda kanun T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1933
Yüksek Mühendislik Mektebi’ni (İstanbul Teknik Üniversitesi) bitiren Sabiha ve Melek Hanım, Türkiye’nin ilk kadın mühendisleri oldu.
Avrupa Konseyi Statüsü’ne Dair Londra Sözleşmesi, 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye 12 Aralık 1949 tarihli 5456 Sayılı Kanun ile onaylayarak 13 Nisan 1950 tarihinde sözleşmeye katıldı. Sözleşmenin onaylandığına dair kanun 17 Aralık 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1962
Hukukçu ve Nazi Almanyası’nda kiliselerden sorumlu Devlet Bakanı Hermann Muhs (Doğumu: 16 Mayıs 1894) Göttingen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Kendisine avukat bürosu açtı ve 1929 yılında NSDAP üyesi oldu. 1930 yılında Prusya Eyalet Parlamentosu üyeliği yaptı. 1933’ten sonra Hildesheim ilçe başkanı oldu. 1935 yılında Devlet Bakanı oldu. Eşitlik çabaları ve teolojik beceriksizlikleri kiliseler ile birçok anlaşmazlıklara neden oldu.
1978
Nijeryalı avukat, öğretmen, politika lideri, kadın hakları savunucusu ve feminist Funmilayo Ransome-Kuti, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ekim 1900) The University of Ibadan‘da hukuk öğrenimi gördü. Yaşamı boyunca eğitimci ve aktivist kimliği ile bilindi. İzlediği politika sayesinde “Nijerya’nın annesi” olarak anıldı. İlk yıllarında Nijerya’da kadınların oy hakkı için avukatlık yaptı. Abeokuta Kadınlar Birliği ve Nijerya Kadınlar Birliği liderliğini yürüttü. 1947’de West African Pilot tarafından Egba halkının kadınlarına öncülük ettiği için “Lisabi aslanı” lakabını aldı. Kadınlara komünist fikirler aşıladığı gerekçesiyle 1956’da pasaportu iptal edildi. Halkçı İnsanlar Partisini kurdu. Nijerya’nın bağımsızlığını İngiliz hükûmeti ile görüşen heyette yer aldı Nijerya’da otomobil kullanan ilk kadın oldu. Lenin Barış Ödülü kazandı.
Funmilayo Ransome-Kuti
1982
Türkiye’de eski bakanlardan Hilmi İşgüzar, Yüce Divan’da 9 yıl 8 ay hapse mahkûm edildi.
1994
Kamuoyunda RTÜK Yasası diye bilinen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Mülga 3984 Sayılı Kanun Meclis’te kabul edildi.
2005
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25 Nisan 2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13 Nisan 2005 tarihli ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘ ile belirlenmiştir.
Balyoz Davasında dosyası ayrılan 6 asker hakkında verilen hapis cezaları Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi; Çetin Doğan’a 6 yıl 8 ay, Behzat Balta’ya 5 yıl 10 ay, Mehmet Kaya Varol ve İhsan Balabanlı’ya 5 yıl 5 ay, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç’a 5 yıl hapis cezası vermiş, Metin Yavuz Yalçın yaşamını yitirdiği için hakkındaki dava düşürülmüştü. Sanık avukatları, kararın bozulması için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz ettiklerini açıkladı.
Hukukçu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 44. Dışişleri Bakanı Charles Evans Hughes, dünyaya geldi. (Ölümü: 27 Ağustos 1948) Brown Üniversitesi ve Columbia Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. Birkaç yıl özel olarak çalıştıktan sonra, 1905’te kamu hizmetleri ve hayat sigortası endüstrisine yönelik başarılı devlet araştırmalarını yönetti. 1906’da New York Valisi seçildi ve çeşitli ilerici reformlar uyguladı. 1910’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’ne yargıç olarak atandı. 1930’dan 1941’e kadar bu görevde kaldı.
Charles Evans Hughes
1893
Amerikalı avukat ve devlet adamı Dean Gooderham Acheson dünyaya geldi. (Ölümü: 12 Ekim 1971) Yale ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. İki yıl süreyle Yüksek Mahkeme yargıcı Louis Brandeis’nin özel katipliğini yaptı. 1921’de Washington’da bir hukuk firmasında çalışmaya başladı. 1933’te hazine müsteşarlığında görev aldı. Dışişleri bakanlığına 1941 yılında müsteşar olarak atandı. 1945-1947 yılları arasında dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. Ocak 1949’da Dışişleri Bakanı olarak görevlendirildi ve 21 Ocak 1949 – 20 Ocak 1953 arasında bu görevi yürüttü. ABD’nin barış zamanında girdiği ilk savunma ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı‘nın (NATO) kuruluşuna öncülük etti. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin dış politikasının mimarlığını yaptı. Devlet görevlerinden ayrıldıktan sonra avukat olarak çalışmaya devam etti ve devlet başkanlarına danışmanlık yaptı.
ABD’nin soğuk savaş politikalarının mimarı Avukat ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson
1905
Dünyaca ünlü bilim insanı Albert Einstein, İzafiyet Teorisini ilan etti.
Singapur, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallıktan bağımsızlığını ilân etti.
1920
Osmanlı Padişahı Vahdettin, Meclis-i Mebûsan’ı feshetti. Yeni seçimler yapıldıktan sonra açılan Meclis 11 Nisan 1920’de resmen kapatıldı. Sultanahmet’te büyük kadın mitingi yapıldı. Türk Kadınlar Birliği’nin düzenlediği mitingde, “kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması” kutlandı.
1920
Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah’ın, “Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip (gerekli)” olduğunu bildiren fetvası Takvim-i Vekayi’de yayınlandı.
Takvim-i Vekayi Dergisi
1930
Sultanahmet’te büyük kadın mitingi yapıldı. Türk Kadınlar Birliği’nin düzenlediği mitingde, “kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması” kutlandı.
1935
Amerikalı seri katil Richard Kuklinski doğdu. (Ölümü: 5 Mart 2006) Cinayetleri işledikten sonra cinayet zamanının belli olmaması için cesetleri dondurduğundan dolayı Iceman takma adıyla anıldı.
1938
Üsküdar ve Kadıköy Su Şirketi satın alınarak kamulaştırıldı.
1950
Açlık grevini erteleyen Nazım Hikmet, Cerrahpaşa Hastanesi’ne götürülerek muayene edildi. Muayene sonucunda kalbinden ve karaciğerinden rahatsız olduğu kesinleşti.
1957
Halk Gazetesi’nin sahibi Ratip Tahir Burak, bir karikatürü nedeniyle tutuklandı.
Ratip Tahir Burak
1965
Time Dergisi Atatürk’ü küçük düşürdüğü iddia edilen yazıları nedeniyle toplatıldı. dergi daha önce Atatürk’ü iki defa kapağına taşımış ve dünya gündemine getirmişti.
Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi kapağında
1967
Kadınlar I-ıh Derse adlı oyun müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Başrol oyuncusu Lale Oraloğlu açlık grevine başladı ve 17 gün sonra perdenin yeniden açılmasını sağladı. Hikayede yıllardır süren savaşlardan çok çeken Atina ve Spartalı kadınlar, barışı sağlamak için harekete geçiyorlardı. Kadınlar kocalarını savaştan vazgeçirebilmek için yataklarına almıyor, barış için seks yasağı uygulamaya başlıyorlardı.
1975
Bursa’da Uludağ, Elazığ’da Fırat, Samsun’da Ondokuz Mayıs ve Konya’da Selçuk Üniversitelerinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi.
1980
TRT İstanbul çalışanı, gazeteci Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü. Kaftancıoğlu, İstanbul Radyosu Eğitim-Kültür Yayınları’nda programcı olarak görev yapmaktaydı. Romanlarında, Doğu Anadolu bölgesini anlatan yazar, insanın insanla ve doğayla mücadelesine önem verdi. Alevilikteki dedelik kurumunu sorguladığı ‘Hakullah’ röportajıyla Milliyet-Karacan Armağanı’nı kazandı.
Ümit Kaftancıoğlu
1984
Tek tip elbise uygulaması, dayak, hücre cezası, işkence, sevk zinciri ve benzeri uygulamalara karşı ilk ölüm oruçları Metris Cezaevinde başladı. Dev-Sol ve TİKB’lilerin tecrit koğuşlarında başlatılan ölüm oruçları Sağmalcılar Özel Tip Cezaevi’ne yayıldı. Ölüm oruçlarına başlayan mahpuslar, tek tip elbise ve sevk zincirinin kaldırılmasını, işkencelere, ve hücre cezalarına son verilmesi ile tutuklu ve hükümlülere siyasi tutuklu statüsü tanınmasını talep etti.
1984
Halkevleri yöneticileri hakkında açılan davada tüm sanıklar beraat etti, Halkevlerinin kapatılması talebi reddedildi.
1991
Terörle Mücadele Yasası mecliste kabul edildi. TBMM TCK’nın 141, 142 ve 163. maddelerini kaldırdı. 125. ve 146. maddelerden hüküm giyenlerin düzenlemeden şartlı biçimde yararlanması kabul edildi. Cezaevlerinde, TCK’nın 125. ve 146. maddelerinden dolayı tutuklu ve hükümlü olan yaklaşık 2.500 kişinin kalabileceği hesaplandı. Şartla tahliyeyi de içeren Terörle Mücadele Yasası ile Yargıtay’da olan DİSK davası düşürüldü, 12 Eylül darbesi sonrası faaliyeti durdurulan DİSK’in tekrar açılması sağlandı. Türkçe dışında, Kürtçe dahil herhangi bir dille kamuya açık yerlerde konuşma, her türlü yayın yapma, toplantı ve gösterilerde başka dilden pankart, döviz vb. taşıma yasağı kaldırıldı.
Oğuzhan Müftüoğlu, Devrimci Yol Davasında yargılananlar adına Şartlı Salıverme Yasasındaki adaletsizliklerin giderilmesi ve 12 Eylül hukukunun tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması hakkında bir çağrı metni yayınladı.
İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 300’ü aşkın kamu emekçisi, sendikalarının mühürlenmesini protesto etti.
2001
Ölüm orucu eylemcilerinden Nergis Gülmez, Fatma Ersoy ve Tuncay Günel yaşamını yitirdi. F tipi cezaevi uygulamasını protesto amacıyla devam eden ölüm oruçlarında yedi kişi yaşamını yitirmişti.
2001
İran’da 150’den fazla milletvekili, devrim mahkemesinin tutukladığı muhaliflere yönelik kötü muameleyi protesto etti.
2002
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) kuruluşu onaylandı. Statü gereğince, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin faaliyete geçebilmesi için 60 ülkenin onayı beklendi ve 11 Nisan 2002 tarihinde söz konusu 60 onaya ulaşıldı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail çıkarlarına uygun bulmadıkları için anlaşmaya katılmadı. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ve adayları arasında tüzüğü onaylamayan tek ülke oldu. Mahkeme 1 Temmuz 2002 tarihinde resmen göreve başladı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Binası
2003
Ordu ili Mesudiye ilçesi Güneyce köyünde, 23 Ağustos 1997 tarihinde, hayvanları ahıra bıraktıktan sonra evlerine dönen 3 çocuğu ”terörist sandıkları için” kurşun yağmuruna tutarak 2’sini öldüren ve 1 hafta tutuklu kalıp bırakılan kolluk görevlisi özel timcilerden 4’ü 10’ar yıl hapse mahkum oldu.
2003
Küba’da, 2 Nisan 2003 tarihinde, bir yolcu gemisini kaçırarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye zorlamak suçlamasıyla hüküm giyen üç kişi idam edildi. Uluslararası Af Örgütü idamları protesto etti.
2003
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcılığın temyiz ettiği Devrimci Sol ana davasına ait 100 klasörün mahkemeler arasında kaybolması nedeniyle, temyiz mercii olarak inceleme yapacak olan Yargıtay 11.Ceza Dairesi’ne tebliğname göndererek kararın bozulmasını istedi.
2007
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler yapıldı. Anayasa, 8 Aralık 1992 yılında kabul edilmiş ve 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.
2012
Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen ve zorunlu eğitimi, kademeli olarak 12 yıla çıkaran ”İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2013
Anayasa Mahkemesi, Milli Savunma Bakanlığı ile (TSK) sivil memurların sendika kuramayacağı ve sendikaya üye olamayacağına ilişkin kanun hükmünü iptal etti. Karar sonucunda, sivil memurların, sendika kurabilmesi ve sendikalara üye olabilmesi mümkün hale geldi.
2014
UNESCO, gazeteci Ahmet Şık’ın “Guillermo Cano Dünya Basın Özgürlüğü 2014 Yılı Ödülü”ne layık görüldüğünü açıkladı. Kolombiya’da uyuşturucu çeteleri ve yolsuzluklarla ilgili haberlere imza atan Guillermo Cano, 17 Aralık 1986’da silahlı saldırıda hayatını kaybetmişti.
2014
Anayasa Mahkemesi, Bilgi Teknolojileri Kurumu’a, elektronik haberleşme sektörüyle ilgili kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi veren Kanun hükmünü iptal etti.
2016
Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın öldürülmesiyle ilgili müebbet hapis cezasına çarptırılan Ahmet Suphi Altındöken, cezaevinde uğradığı silahlı saldırıda öldü, babası Necmettin Altındöken ise yaralandı.
Denizbank’ın eski Florya Şube Müdürü Seçil Erzan, yüksek getirili gizli fon vaadiyle aralarında Fatih Terim ile Fernando Muslera, Arda Turan, Emre Belözoğlu gibi ünlü futbolcuların da olduğu 30’dan fazla kişiyi yüksek getirili gizli fon vaadiyle dolandırdığı iddiasıyla 11 Nisan 2023’te tutuklandı.
2025
İstanbul’da Saraçhane’deki protestolar sonrası tutuklanan 34 kişi için mahkemeden tahliye kararı çıktı. Böylece tutuklanan 301 kişiden çoğu öğrenci olmak üzere tahliye sayısı 84’e çıktı.
Ekrem İmamoğlu’nun, 6 kişi ile birlikte Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde ‘İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davaya devam edildi.
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği iddia edilen ve İmamoğlu İnşaat şirketi yetkilisinin de bulunduğu para sayma görüntülerine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında açılan davanın duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 19 Kasım’a ertelendi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i ve ailesini tehdit edip hedef gösterdiği’ gerekçesiyle “tehdit”, “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçlarından 7 yıl 4 aya kadar hapis istemiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması güvenlik nedeniyle Çağlayan Adliyesi yerine Silivri’deki Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda yapıldı.
Meclis-i Mebûsan, 23 Aralık 1876 tarihli Anayasa’ya (Kânûn-ı Esâsî) göre kurulmuş olan yasama organıdır. Tüm yetkileri padişahın onayına bağlıdır ve yasama yetkileri çok sınırlı bir meclistir. İkinci Abdülhamit döneminde onun nutku ile açılmıştır. Açılış nutku Takvimi Vekayi‘nin 8 Mart 1293 tarihli ve 1867 nci sayısının ilâvesi olarak yayımlanmıştır.
Parlamento (Meclis-i Umumî) iki kanattan oluşmaktadır. Heyet-i Ayan Padişah tarafından atanmakta, Heyet-i Mebusan ise halk tarafından seçilmektedir. Halk tarafından göreve getirilen vekiller her 50.000 erkek Osmanlı vatandaşı için 1 mebus olmak üzere iki dereceli ve gizli oy esasına dayalı olarak Talimat-ı Muvakkate (geçici düzenleme) ile yapılmıştır. Meclis-i Mebûsan’ın tüm üyeleri erkektir. İlk mecliste, 69 Müslüman ve 46 gayrimüslim olmak üzere 115 mebus ve 26 Ayan üyesi görev yapmıştır.
Meclis, 31 Mart 1877’de çalışmalarına başlamış ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı bahane edilerek meclisin 28 Haziran 1877’de padişah tarafından dağıtılmıştır. Meclisin ilk faaliyet dönemi 19 Mart 1877’de Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonunda Padişah, devlet erkânı, yabancı misyon şefleri ve temsilciler ile dinî liderlerin katılımıyla açılarak başlamıştır. Bu dönemde, Ahmet Vefik Paşa Meclis-i Mebusan Başkanı, 1876 Anayasasını hazırlayan komisyonun başkanı Server Paşa ise Ayan Meclisi Başkanı olarak görev yapmıştır.
Meclis-i Mebûsan’ın ikinci açılışı ise 2. Meşrutiyet döneminde mümkün olmuş; 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamıştır. 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu yeniden dağıtmış, yeniden seçim yapılmış, 18 Nisan 1912’de meclis yeniden toplanmış ancak 5 Ağustos 1912’de feshedilmiştir. 1914 yılında yeniden seçime gidilmiştir.
Meclisi Mebusan son olarak Mondros Mütarekesi sonrasında 21 Aralık 1918’de Padişah Vahdettin tarafından feshedilmiş, yapılan seçimler sonunda ilk toplantı 12 Ocak 1920’de yapılmış, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından İşgali üzerine, parlamento 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmıştır. Padişah’ın, meclisi açma, görüşmeleri başlatma, tatil etme ve feshetme yetkisine sahip olduğu dört yasama dönemi boyunca toplam 1054 mebus kaydı bulunmaktadır ve fiilen görev yapan mebus 757 kişidir. Matbuat Kanunu, İntihab-ı Mebusan Kanunu, İdare-i Örfiye Kanunu, Vilayet Kanunu ve Belediyelere ilişkin düzenlemeler meclisin yaptığı önemli yasa çalışmalarıdır.
Meclis-i Mebusan Yemini: Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanıma sadakat ve Kanun-i Esasî ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riayetle hilafından mücanebet eyleyeceğime kasem (yemin) ederim.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 211 Nisan 1919’da kurulmuştur. Dünyada çalışma yaşamına ilişkin standartların uygulanması için temel işçi hak ve özgürlüklerinin belirlenmesi amacıyla kurulan bir teşkilattır. ILO’nun 187 üye ülkesi bulunmaktadır. Üyeler tarafından onaylanmış anayasası bulunmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü, uluslararası alanda çalışma standartları belirlemeye ve uygulamaları denetlemeye çalışan kuruluştur. 1919 yılında kurulmuş olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sosyal adaletin ve uluslararası insan ve çalışma haklarının iyileştirilmesi için çalışan bir Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşudur.Örgüt, Sözleşme ve Tavsiye Kararları ile işçilerin hak ve menfaatlerini korumaya, çalışma hayatında genellikle daha fazla istismar edilen kadın ve çocuk işçileri özel koruma altına almaya, çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Birleşmiş Milletlerde uygulanan değerleme esasları çerçevesinde üye devletlerden alınan katılım payları ile finanse edilen ILO bütçesi iki yıllık dönemleri kapsamaktadır.
ILO, Birleşmiş Milletler Teşkilatına bağlı bir örgüttür.
ILO’nun dört temel stratejik hedefi vardır:
1-Çalışma yaşamında standartlar, temel ilke ve haklar geliştirmek ve gerçekleştirmek.
2-Kadın ve erkeklerin insana yakışır işlere sahip olabilmeleri için daha fazla fırsat yaratmak,
3-Sosyal koruma programlarının kapsamını ve etkinliğini artırmak
4-Üçlü yapıyı ve sosyal diyalogu güçlendirmekILO, hükümetlerarası kuruluş olmakla birlikte, tüm faaliyetlerini hükümet-işçi-işveren temsilcilerinden oluşan üçlü (tripartite) yapı çerçevesinde yürütmektedir.
Bugüne kadar yapılan konferanslarla 185 sözleşme ve 195 tavsiye kararı kabul edilmiştir.
Kuruluşun Faaliyetini Belirleyen İlkeler
1944 yılında ILO Konferansı’nın onayladığı Filedelfiya Bildirisi halen geçerli olan aşağıdaki ilkeleri kapsamaktadır;
1- Emek ticari bir meta değildir.
2- Düşünce ve dernek kurma özgürlükleri, kalıcı bir ilerlemeyi gerçekleştirmenin temel ögeleridir.
3-Yoksulluk, görüldüğü her yerde, refaha yönelik bir tehlikedir.
4- Bütün insanlar, ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, kendi maddi durumlarını ve manevi gelişmelerini özgürlük, vakar, ekonomik güvence ve fırsat eşitliği koşulları altında geliştirmek hakkına sahiptir.Yoksulluğa karşı mücadele, her ulusun kendi içerisinde tükenmez bir şevkle ve genel refahın geliştirilmesi için işçi ve işveren temsilcilerine, hükumetleri ile eşit statü sağlayan özgürce tartışma ve demokratik kararlara birlikte katılma suretiyle, sürekli ve ortak bir uluslararası gayretle yürütülmeyi gerektirir.
FAALİYET ALANLARI
Çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmeye, iş bulma olanaklarını artırmaya ve insan temel haklarını daha ileri düzeylere götürmeye yönelik katkılarda bulunacak uluslararası politika esasları ve faaliyet programlarını hazırlamak,Bu politikaların ulusal yetkililer tarafından onaylanarak uygulanabilmesi için, uluslararası düzeyde çalışma standartları oluşturmak,Bu politikaların etkinlikle uygulanabilmesinde, hükumetlere yardımcı olacak içerikli bir uluslararası teknik işbirliği programı hazırlamak,Bu çabaların tümünü daha etkin bir çerçeve içinde ilerletebilmek amacı ile öğretim, eğitim, araştırma ve yayın faaliyetlerinde bulunmak.1994 yılından itibaren ve özellikle 1995’te Kopenhag’da yapılan “Dünya Sosyal Gelişme Zirvesi”nde ve 1996 Singapur Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Konferansı’nda ILO’ya atfedilen özel roller, ILO’nun, faaliyetlerini; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, artan biçimde işsizlik ve yoksulluk ile savaşın ve Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi ile küreselleşmenin yol açmakta olduğu değişimler sürecinde çalışanların temel haklarının korunması ve standart tesisi işlevi ve ilgili denetim mekanizmasının güçlendirilmesi üzerinde yoğunlaştırmaya başlamasına yol açmıştır.
KURULUŞUN YAPISI:Her yıl yapılan ve genel kurul niteliği taşıyan Uluslararası Çalışma Konferansı; İcra Konseyi niteliğindeki Yönetim Kurulu ve örgütün sekretarya hizmetlerini yürüten Uluslararası Çalışma Bürosu’ndan oluşmaktadır.
ULUSLARARASI ÇALIŞMA KONFERANSI
Üçlü yapı çerçevesinde her yıl gerçekleştirilen Konferans’da her üye ülke, refakatlerinde gerekli görülen sayıda teknik danışman olmak üzere 2 hükumet, 1 işçi ve 1 işveren olmak üzere 4 delege ile temsil edilmektedir.
ILO’nun yasama organı niteliğinde olan, sosyal ve çalışma sorunlarının tartışıldığı evrensel bir forum olarak kabul edilen Uluslararası Çalışma Konferansı;
1-Yönetim Kurulunun seçimle gelen üyelerini seçer.
2-Örgütün bütçesini kabul eder.
3-Sözleşme ve/veya tavsiye kararları biçiminde yetki alanına ilişkin uluslararası kuralları belirler.
4-Örgütün genel politikasını ve çalışmalarını yönlendirmeye yönelik kararlar alır.
YÖNETİM KURULU
Yönetim Kurulu 28’i hükümetleri temsilen, 14’ü işçileri temsilen, 14’ü de işverenleri temsilen olmak üzere 56 üyeden oluşmaktadır. Hükümetleri temsil eden 28 üyenin 10’u büyük sınai önemi olan ülkeler tarafından18’i ise yukarıda sözü edilen on üye ülkenin delegeleri dışında Konferansa katılan hükümet delegeleri tarafından bu amaç için seçilen üye ülkelerce atanırlar. Yönetim Kurulunun görev süresi üç yıldır.
Yönetim Kurulu yardımcı üyelerinin toplantılarda söz hakları olmakla birlikte, oylamalara katılma hakları bulunmamaktadırGenel Müdür;Uluslararası Çalışma Bürosu (UÇB)’nun Genel Müdürü, Yönetim Kurulu tarafından atanır ve kurulun talimatlarına uyar; UÇB’nun iyi bir şekilde çalışmasından, kendisine verilen diğer görevlerin yürütülmesinden sorumludur. Genel Müdür veya Yardımcısı Yönetim Kurulunun bütün toplantılarına katılır.ILO’ya üye ülkelerin sanayi ve istihdam sorunuyla ilgili Bakanlıkları, Yönetim Kurulundaki temsilcileri aracılığıyla ya da böyle bir temsilcisi yoksa hükümet tarafından belirlenmiş bir yetkili vasıtasıyla Genel Müdür ile doğrudan iletişim kurabilmektedirler.
ULUSLARARASI ÇALIŞMA BÜROSU
ILO sekreteryası, merkez büroları, araştırma merkezi ve basımevi Cenevre’deki Uluslararası Çalışma Ofisi’nde faaliyet göstermektedir. 40’ı aşkın ülkede ILO’nun bölge, alan ve ülke ofisleri bulunmaktadır ve yerinden yönetim ilkesine göre çalışmaktadır.Yönetim Kurulu tarafından 5 yıl için seçilen Genel Müdür’ün yönetimindeki değişik uzmanlık birimlerinden oluşmaktadır. Büro; Konferansın, uzmanlar denetim organları ve sektörel komite toplantılarının belge ve raporlarını hazırlar, dünya genelinde bölgesel ve ülkesel bürolar ile çok uzmanlıklı ekiplerce (multidisciplinary team) yürütülen teknik işbirliği programlarını yönlendirir ve araştırma ile eğitim faaliyetlerinde bulunur.
SÖZLEŞMELER VE TAVSİYE KARARLARI AÇISINDAN ÜYE ÜLKELERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Sözleşmelerin söz konusu olması halinde;
1- Sözleşme tüm üye ülkelere onaylanmak üzere gönderilir.
2- Üye ülkelerden her biri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren bir yıllık süre içersinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Sözleşmeyi mevzuat haline getirecek makam veya makamlara sunmayı üstlenir;
3- Üye Ülkeler, Sözleşmenin söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verirler.
4- Üye ülke, yetkili makam veya makamlarının olurunu almış ise, Sözleşmenin resmi onayını Genel Müdüre iletmek ve Sözleşme hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere gerekli önlemleri alır.
5- Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu alamamış ise, üye ülkeye, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi ilgilendiren konulara ilişkin mevzuat ve uygulama hakkında Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu tür Sözleşmenin onaylanmasını engelleyen ya da geciktiren güçlükleri belirlemek suretiyle Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmez.
Tavsiye Kararlarının söz konusu olması halinde;
1- Tavsiye Kararı ulusal mevzuat ya da başka şekillerle yürürlüğe konulmak amacıyla incelenmek üzere tüm üye ülkelere gönderilir.
2- Üye ülkelerden her biri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren en fazla bir yıllık süre içersinde yerine getirme olanağı olmadığı takdirde, mümkün olan en yakın süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Tavsiye Kararı’nı mevzuat haline getirmek veya başka türlü önlem almak üzere bu husustaki yetkili makam veya makamlara sunmayı üstlenir.
3- Üye ülkeler, Tavsiye Kararı’nın söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulmak için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verirler.
4- Tavsiye Kararı’nın söz edilen yetkili makam veya makamlara sunulmasından dolayı üye ülkelere, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını ilgilendiren konulara ilişkin o ülkelerdeki mevzuat ve uygulama hakkındaki Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmez. Üye ülkelerde çalışma barışının tesis edilmesi ve korunması açısından, tüm çalışanlara sendika kurma hakkı tanıyan 87 sayılı Sözleşme ve çalışanların özgürce toplu pazarlık yapma hakkına sahip olmasını öngören 98 sayılı Sözleşme hükümlerinin bir üye ülkede ihlal edilmesi durumunda, ILO Yönetim Kurulu’na yapılan şikayetleri incelemekle, 1951 yılında Yönetim Kuruluna bağlı üçlü yapıda kurulan Sendikal Özgürlük Komitesi’nin görevli olduğu özel bir denetim mekanizması da bulunmaktadır.
ILO-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
Örgüte, Cumhuriyetin kuruluşunun henüz 9. yılında, yani 1932 yılında üye olan Türkiye, 2001 yılına kadar toplam 185 Sözleşmeden 56’sını onaylamıştır. Avrupa Birliği ülkelerince onaylanan Sözleşme sayısı ortalaması 73, ILO’ ya üye ülkeler ortalaması 38’dir.Ülkemiz,1998 yılında;Bütün sektörlerde çocukların çalıştırılmasını etkili biçimde yasaklayacak ulusal bir politika izlenmesini ve giderek çocuklarda çalışma yaşının, fiziksel ve ruhsal açıdan olgunlaşmalarıyla uyumlu biçimde yükseltilmesini amaçlayan İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin 138 sayılı ve Zorla ve zorunlu çalıştırmaya izin verilmesini koşullara bağlayan Cebri veya Mecburi Çalıştırmaya İlişkin 29 sayılı Sözleşme’yi, onaylamıştır.
Bu iki Sözleşme, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 Sözleşmesi arasında yer almaktadır. Türkiye, temel haklara ilişkin 87, 98, 100, 105 ve 111, 182 sayılı Sözleşmeleri de onaylamış bulunmaktadır.Ülkemiz, 29 ve 138 sayılı Sözleşmeleri onaylamakla ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmenin tamamını onaylayan 38 dünya ülkesinden biri durumuna gelmiştir.Anayasamızın 90. Maddesine göre, ülkemiz tarafından onaylanan ILO Sözleşmeleri yasa hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Ancak Sözleşmelerin uygulanabilmesi için, eğer gerekiyorsa iç hukukta düzenleme yapılması yoluna gidilmektedir.ILO, standart belirleme ve bunların uygulanmasını izleme çalışmalarının yanında, teknik işbirliği çalışmalarıyla da üyesi bulunan ülkelere yardımcı olmaktadır. Türkiye uzun yıllardan bu yana ILO ile işbirliği yaparak çeşitli projeler gerçekleştirmiş ve bu işbirliğinden başarılı sonuçlar almıştır. Şu anda süren en önemli projelerden birini Çocuk İşçiliğinin Ortadan Kaldırılması Programı (IPEC) oluşturmaktadır.
ILO ile işbirliği halinde “Türkiye’de Yeniden Yapılanmaya Eşlik Edecek Aktif Politikalar: Kocaeli Pilot Projesi 2003 Eylül ayında başlatılmıştır. Bu projenin genel amacı; aktif işgücü piyasası politikalarının belirlenmesi ve tüm sosyal tarafların katılımı ile Kocaeli’nde istihdam hizmetlerinin geliştirilmesidir. Proje kapsamında, İlin İstihdam Durumu Raporu hazırlanmıştır. İki kez işgücü piyasası ihtiyaç analizi yapılmış, sonuçlari İl İstihdam Kurulunda tartışılmış ve işgücü yetiştirme faaliyetleri bu kapsamda planlanmıştır. ILO Uluslararası Eğitim Merkezi ile işbirliği yapılarak İŞKUR personeli ve sosyal taraflar personeline “Aktif İşgücü Piyasası Politikaları, Kamu İstihdam Kurumlarının Yeni Görev Tanımları, Mesleki Rehberlik Ve Danışmanlık” eğitimi ile“Kendi İşini Kur Geliştir” eğitimi sağlanmıştır.Ayrıca, ILO 2004 yılında Kayıt dışı İstihdam konulu sosyal diyalog projesi Gaziantep ve Çorum illerinde başlatılmıştır. Bu kapsamda oluşturulan proje çerçevesinde üçlü yapının tarafları bir araya gelerek kayıt dışı istihdama neden olan faktörlerin belirlenmesine yönelik sorun analizi yapmış ve seçilmiş illere yönelik konu ile ilgili genel çerçevenin çıkması açısından akademisyenler birer rapor hazırlamıştır. Amaç, seçilmiş illerde elde edilecek proje çıktılarını yerelden genele yaymak ve Türkiye genelinde tüm taraflar olarak birlikte çalışarak sorunları aşmaktır.Üçüncü bin yıla girerken, dünyada yaşanan hızlı değişim ve küreselleşme olgusu karşısında ILO’nun nasıl bir rol üstlenmesi gerektiği günümüzde yoğun olarak tartışılmaktadır. Bu bağlamda, ILO’nun standart belirleme işlevinin yanı sıra, dünyada işsizliğin önlenmesi, istikrarlı ve üretken istihdamın geliştirilmesi konusunda etkin çalışmalar yapması üzerinde durulmaktadır. Hiç kuşku yok ki, eşitsizliklerin, gelir dağılımı adaletsizliklerinin, işsizliğin artmakta olduğu dünyamızda, ILO 21. yüzyılda da önemini ve uluslararası topluluk için vazgeçilmezliğini sürdürecektir.
“Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması nedeniyle;Çok sayıda insan için, adaletsizliğin, sefaletin ve yoksulluğun bulunduğu çalışma koşullarının varlığı ve bunun dünya barışı ve ahengini tehlikeye düşürecek bir hoşnutsuzluğa yol açtığı ve bu koşulların örneğin günlük ve haftalık maksimum çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işçilerin işe alınması, işsizliğe karşı mücadele, yeterli yaşam koşullarını sağlayacak bir ücretin güvence altına alınması, işçilerin genel ve mesleki hastalıklara ve iş sırasında meydana gelen kazalara karşı korunması, çocukların, gençlerin ve kadınların korunması, yaşlılık ve maluliyet aylıklarının bağlanması, “eşit işe eşit ücret” ilkesinin tanınması, sendikal özgürlük ilkesinin sağlanması, teknik ve mesleki eğitimin düzenlenmesi ve benzer diğer önlemler bakımından bu koşulları iyileştirmenin acilen gerekliliği nedeniyle;Gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturması nedeniyle;Adalet ve insaniyet duygularından hareketle, aynı zamanda sürekli bir dünya barışını sağlamak arzusu ve bu belirtilen hedeflere ulaşmak amacıyla hareket eden Yüksek Akit Taraflar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün işbu Anayasasını onaylarlar.”
İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku, 23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe giren ve 119 maddeden oluşan Kânûn-ı Esâsînin ilanından sonra 20 Mart 1877 tarihinde padişah tarafından irat edilmiştir. Açılış nutku Takvimi Vekayi‘nin 8 Mart 1293 tarihli ve 1867 nci sayısının ilâvesi olarak yayımlanmıştır.
Meclis-i Mebûsan, 23 Aralık 1876 tarihli Anayasa’ya (Kânûn-ı Esâsî) göre kurulmuş olan yasama organıdır. İkinci Abdulhamit döneminde onun nutku ile açılarak 31 Mart 1877’de çalışmalarına başlamış ancak 28 Haziran 1877’de padişah tarafından dağıtılmıştır. Meclis-i Mebûsan’ın ikinci açılışı ise 2. Meşrutiyet döneminde mümkün olmuş; 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamıştır. 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu yeniden dağıtmış, yeniden seçim yapılmış, 18 Nisan 1912’de meclis tekrar toplanmış ancak 5 Ağustos 1912’de feshedilmiştir. 1914 yılında yeniden seçme gidilmiştir. Meclisi Mebusan son olarak Mondros Mütarekesi sonrasında 21 Aralık 1918’de Padişah Vahdettin tarafından feshedilmiş, yapılan seçimler sonunda ilk toplantı 12 Ocak 1920’de yapılmış, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından İşgali üzerine, parlamento 11 Nisan 1920’de resmen ve tamamen kapatılmıştır. Yeni meclis 23 Nisan 1920’de kapanmamak üzere Ankara’da kurulmuştur.
1877 – Meclis-i Mebusan’ın açılışı
İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku
Ayan,
Mebusan
Devlet-i aliyyemizde birinci defa olarak içtima eden Meclis-i Umumîyi kûşad etmekle beyan-i memnuniyyet ederim.
Cümlenizin malumudur ki, devlet ve milletlerin terakki-i şevket-ü mikneti ancak adalet vasıtasıyla olur; hattâ Devlet-i Aliyyemizin evail-i zuhurunda kudret ve kuvvetinin âleme münteşir olması emr-i hükûmette adaletine ve tebaanın her sınıfının hak ve menfaatine riayet olunmasiyle meydana geldi. Ecdad-ı izamımız Fatih Sultan Mehmed Han merhumunu te’min-i hürriyet-ü serbest-i din-ü mezhep hakkında gösterdiği müsaadei cümlenin malûmudur.
Sair eslâf-i izamımız dahi o isre sülûk ile hiç bir vakitte serbesti-i âyin-ü mezhebe halel getirmemiştir. Altı yüz senedenberi sunuf-i tebaamızın milliyetlerini ve lisan ve mezheblerini muhafaza eylemeleri dahi bu kaziyye-i âdilenin netice-i tabiiyyesi olduğu kabil-i inkâr değildir.
Hasılı, o asır ve zamanlarda, adaletin himayesi ve kanunların vikayesi sayesinde devlet ve milletin servet ve saadeti tarakki bulmuş iken, giderek, ne şer-î şerife ve nekavanin-i mevzuaya inkiyad olunmaması sebebiyle husule gelen tarakkiyat tedeniye yüz tutup evvelki kuvvet za’fa mübeddel olmuş idi. Nihayet büyük pederim sultan Mahmud han merhum devletimizin bir kaç asırdanberi uğradığı inhitat ve tedenninin başlıca illet-i gaiyyesi olan nizamsızlık ve ondan neşet eden yeniçeri gailesini ortadan kaldırıp cism-i devlet-ü milleti rahnedar eylemiş olan fesad ve ihtilâl dikenlerini ayıklamış ve Avrupa medeniyet-i hazırasının en evvel mülkümüze idhali için bir kapı açmış idi. Valid-i maddim Abdülmecid Han merhum dahi o isre giderek, ahalimizin muhafaza-i can-ü mal-ü ırz-u namusunu mütekeffil olan Tanzimat-ı Hayriyye esasını ilân etmişti. İşte o günden sonrâ memalikimizin ticaret ve ziraatı tevessü etti, devletinizin az vakitte varidatı bir kaç kat arttı. Muhtaç olduğumuz islâhata medar olacak kanun ve nizamlar yapılıp tahsil-i fünün-ü maarif dahi oldukça tevessü eyledi. Bu mukaddematı haseneden ve alelhusus, emniyyet-i dahiliyyeden devletimizce ümid-i terakki hasıl olmuş iken Kırım muharebesinin zuhüru tanzim-i ahval-i mülkü tebaa hakkında olan mesainin devamına mani oldu. Ol vakte kadar hazine-i devletimizin harice bir akçe deyni yoğiken, masarif-i mübreme-i harbiyyeye varidatımızla karşı durmak mümkün olmadığından hariçten istikraz ile def-i ihtiyac-ü zarurete mecburiyet göründü. Bu sebeple borç kapısı açıldı. Vakıa o meselede hukukumuzun meşruiyyetini tasdik eden düvel-i mufahhama-i müttefikanın sahayif-i tevarihi ilelebed tezyin edecek olan muavenat-i kâmile-i filiyyeleri inzımamiyle harbin müntiç olduğu musalâha dahilen işimizi yoluna koymak ve hakikî bir tarik-i terakki hazırladığı zanni-i kavîsi hasıl olmuş idi; lâkin ahval-i müteakibe bütün bütün o ümid ve intizarın aksini meydana getirdi; yani bir takım tahrikât ve tesvilât ile dahilî hâdiselerin yekdiğerini velyederek zuhura gelmesi mülkümüzün islâhat ve tanzimatına bakmağa meydan vermedikten maada, her sene fevkalâde ordular cem’iyle ahalimizin en ziyade işe yarayan sınıfını silâh altında tutmağa mecburiyetimizden dolayı, ziraat ve ticaretimiz azîm sektelere uğradı. Bu kadar müşkilât ve mevania tesadüf olunmuşken gene tarik-i terakkide manen ve maddeten hayli mesafe kat’olunduğu malûm ve müsellemdir. Yirmi senedenberi varidatı mızın alettevali artması dahi memleketin terakkiyatına ve ahalinin refah-i hallerinin tezayûdüne delildir.
Eğerçi müzayaka-i hazıra şu tadad olunan ahvalden tevellüd etmiş ise de idare-i maliyyece bir meslek-i dürüstîye sülük ile galle-i zarureti tahfif ve itibar-ı malîyi hıfzeylemek kabil olur idi. Feemma islâhat suretinde ittihaz olunan tedbir-i malîler islâh-ı hal etmek şöyle dursun işi bütün bütün ağırlaştırmış ve istikbalin ne olacağı düşünülmeksizin halden istifade edilmek istenilmiştir ve işte bir yandan şu gailelerin devam ve teakükü ve bir yandan dahi devletimizin âzam-i esbab-i şevket-ü kudreti olmak üzere edevat-ü esliha-i harbiyyenin tedarük ve inşası ve bununla beraber varidat ve masarifatımızın bir muvazene-i mütasarrifane altında tutulmaması idare-i maliyyemizin derece derece bozulmasını ve borcumuzun çoğalmasını istilzam ve içinde bulunduğumuz muzayaka-i fevkalâdeyi intaç eyledi. Müteakiben Hersek vukuatı bir takım tahrikât ve ifsadat eseri olmak üzere zuhuredip ve birdenbire Sırbistan ve Karadağ muharebeleri açılıp politika âleminde büyük büyük karışıklıklar dahi nümayan olmasiyle devletimiz buhran-ı azîme uğramış olduğu bir zamanda Çenab-i Hakkın irade-i lemyezeliyyesiyle ecdad-ı izamımız tahtında cülûsumuz vukubuldu. Ahval-i umumîyyemizin şu derece tesadüf eylediği müşkilât ve muhatarat devletimizin şimdiye kadar uğradığı gavailin hiç birine kıyas ve tatbik kabul edemiyeceğinden evvel beevvel hukukumuzun vikayesi için ordularımızın taraf taraf teksiriyle altı yüz bin kadar asker silâh altına aldırmaya mecbur oldum. Ve bu karışıklığın biavnillâh-i taalâ külliyen defi ve izalesine devletimizce başlı islâhat ile çare aramağı ve o tarik ile istikbalimizi emniyet-i mütemadiye altına almağı fariza-i zimmet addeyledim. Çünkü Hak Taalanın mülkümüze ihsan eylediği kabiliyet ve ahalimizin müttasıf oldukları istidat ıktızasınca bir idare-i hasene tariki tutulduğu hâlde az vakitte pek ilerliyeceğimiz derkâr iken âlem-i medeniyyetin terakkiyat-i hazırasına yetişememekliğimiz mücerred mülkümüzün muhtaç olduğu islâhat ve onlara müteallik kavanin ve nizamatın devam edememesinden ve bu dahi yapılan şeyler hükûmet-i istibdadiyye elinden çıkıp kaide-i meşverete müstenid olmamasından neşet eylediği sabit ve mütehakkaktır. Halbuki düvel-i mütemeddinenin terakkıyatı ve memleketlerinin emniyet ve mamuriyeti mesalih-u kavanin-i umumiyyeleri cümlenin rey ve ittifakı ile vaz ve tesis olunmak semeresi olduğu mevaddımüsellemedendir.
Binaenaleyh bizce dahi esbab-ı terakkinin o yolda aranılmasını ve kavanin-i memleketin âray-i umumiyyeye istinadını elzem gördüm ve Kânûn-ı Esâsîyi ilân eyledim.
Kânûn-ı Esâsîyi tesisten maksadımız ahaliyi rüyet-i mesalih-ı umumiyyede hazır olmağa davet etmekten ibaret olmayıp belki memalikimizin ıslah-ı idaresine ve sû-i istimalât ile kaide-i istibdadın imhasına bu usulün vesile-i müstakille olacağı cezm-i yakinindeyim. Kânûn-ı Esâsî kavaid-i asliyyesinden başka beynel-akvam husul-i ittihadü uhuvvet esasını temhid ve halkça bir ömr-i saadet-ü evvel-be-evvel hukukumuzun vikayesi için orduedeb tesis eylemek maksadını dahi camidir. Çünkü ecdad-ı ızamınımız muvaffak oldukları fütuhat ile bu devlet-i vesiatülmemalikte bir-çok akvamı tahtı hükûmetlerinde cem’ettiler; fakat edyan ve ecnasca bu derece-muhtelif olan işbu akvamı bir kanun-i münferid ve bir hiss-i müştereke rabtetmek emrinin icrası kalmış idi; mademki eltaf-ü mukadderat-ı ilâ hiyyesine nihayet olmayan Cenab-ı Hakkın avniyle bu emr dahi müyesser olmuştur. Bundan böyle kâffe-i tebaamız bir vatanın evlâdı olarak ve cümlesi bir kanunun cenah-ı himayeti tahtında yaşayarak altı yüz bu kadar seneden beri hanedan-i saltanatımızın unvanı olan ve sahaif-i tevarihte bunca âsar-ı şevket-ü şanı mazbut bulunan nam ile yad olacaklardır. Şimdiye kadar kudret ve miknetinin alem-i müşteheri olan Osmanlı namının badezin kâffe-1 tebaamız beyninde mevcud olacak menafi-i mütekâfilenin dahi devam ve muhafazasına şamil olacağını ümid ederim.
İşte şu esbab ve makasıda binaen ittihaz ettiğim tarikte hareket etmeye ve bunu ânbean teşyid ve ihkâm eylemeye kaviyyen azmetmişimdir. Kaide-i adalet-ü selâmete mübteni olan Kânûn-ı Esâsînin âsar-ı meşruasından istifade için sizin muavenet-i filiyyevü akliyenizi beklerim.
Şimdi, sizlere lâzım olan uhde-i hamiyyetinize muhavvel vezaif-i kanuniyeyi hiç kimseden çekinmiyerek ve devlet ve memleketimizin selâmet ve saadetinden başka bir şey düşünmeyerek sadıkane ve müstakimane ifa eylemektir. Zira bugünkü günde muhtaç olduğumuz ıslâhat ve mülkümüzce ittihazına her taraftan intizar olunan tanzimat gayet mühim ve mutenadır. Ve bunların peyderpey mevki-i icraya konulması ise mücerred sizin ittifak-ı efkâr-ü âranıza merhun olduğu için Şûra-yi Devletçe lâzımgelen kavanin lâyihaları bir yandan tanzim olunmaktadır. Bu seneki içtimaınızda Meclisinizin nizamat-i dahiliyyesi ve intihab kanunnamesi ve vilâyat ve idare-i nevahi kanuni umumîsi ve devair-i Belediyye kanunu ve usûl-i muhakemat-ı medeniyye ile mahakimin teşkilâtı ve hükkâmın suret-i terakkı-vü tekaüdleri ve umum memurinin vezaifi ve hakk-ı tekaüdü kanunnameleri ve matbuat ve Divan-i Muhasebat kanunlarile sene-i sabıkanın büdce kanunu lâyihaları lieclilmüzakere Meclisinize havale olunacağından işbu kanunların sırasile müzakere ve mütaleası ve kararlarının itası nezdimizde matlûb-i kat’idir. Ezcümle umumun temin-i hukukuna vasıta-i müstakille olan mahakimin ve asakir-i zabtiyyenin âcilen ıslâhat ve tanzimatına bakılmak elzem olduğu gibi bunların vücude gelmesi tahsisat-i mukarrerelerinin tevsi ve tezyidine mütevakkıfdır.
Halbuki Meclisinize verilen büdçeden dahi malûmunuz olacağı veçhile idare-i maliyyemiz pek ziyade müşkilât ve teessürata düçar olduğundan evvel-be-evvel bu müşkilâttan kurtulmaklığımıza ve itibar-i malîmizin iadesi esbabına delâlet edecek tedabirin ve o sırada, ıslâhat-i müstacelleyi meydana getirecek tahsisatın tâyin ve ittihazına müttefikan sây ve ihtimam etmemizi tavsiye ederim.
Mülk ve tebaamızca âzam-i islâhat-ü ihtiyacat olan ziraat ve sınaatın tarakkisiyle medeniyet ve servetin mertebe-i kemale vusulü ancak ulûm ve maarif kuvvetiyle olacağından mekâtibin ıslahiyle derecat-i tahsilin tanzimine dair kavaninı lâyihaları bimennihi Taalâ gelecek serte içtimaında Meclisinize verilecektir. Gerek yukarda zikri geçen kavanin ve gerek badema mevki-i icraya konulacak kanunlar ahkâmının husul-i tamami-i tesiratı memurin-i idarenin intihabı maddesinin ehemmiyet-i azîme tahtında tutulmasına mevkuf olduğundan hey’et-i devletimiz bu noktaya ve iffet-ü istikametle müttasıf olan memurin hakkında Kânûn-ı Esâsînin zamin olduğu suver-i mükâfat-ü himayeye bir suret-i mahsusada dikkat edecektir.
Culüsumuzdanberi işbu intihab-i memurin maddesinin ehemmiyetini takdir eylediğimizden masarifi Hazine-i Hassamızdan tesviye olunmak üzere bir mekteb-i mahsus tesisiyle idare-i umumiyye için memur yetiştirmeyi tasmim eyledim. Bu mektebin evvelce ilân olunmuş olan nizamname-i esasiden dahi malûm olacağı veçhile mekteb-i mezkûr şakirdanı idare ve politika memuriyetlerinin en büyük derecatına kadar kabul olunacak ve bunlar tebaamızın, mezheb istisnası olmayarak, her sınıfından alınıb, tarakkileri derece-i ehliyete göre olacaktır.
İki seneye kârib zamandanberi uğradığımız gavail-i dahiliyye ve alelhusus Sırbistan ve Karadağ ile muharebe esnasında umum tebaa-i sadıkamız taraflarından izhar olunan asar-i hammiyyet ve askerimizin her türlü meşakku metaibi ihtiyar ile ibraz eyledikleri gayret ve besalet nezdimizde fevkalgaye mucib-i takdir oldu. Bu hâdiselerce mücerred hukukumuzu muhafazadan ibaret olan teşebbüsatımız neticesi olarak Sırbistan maslahatının kararı istihsal olunduğu gibi Karadağ ile cereyan eden müzakere üzerine ittihaz edeceğimiz muamele Meclisinizin birinci içtimaında mütalâanıza havale olunacağından kararını tacil eylemenizi tavsiye ederim.
Düvel-i mütehabbe ile münasebat-i dustane vü rayetkâranede bulunmak devletimizce en mutena muamelât-i melûfeden olmağla elyevm gene bu kaide-i müvalâtperverîye riayet eylemekteyiz.
İngiltere devleti, bundan bir kaç ay evvel mesail-i hazıra için Dersaadetimizde bir konferans teşkilini talep ederek düvel-i salre-i muazzama dahi teklif olunan esasları terviç ettiklerinden işbu konferansa Bab-ı Alimiz tarafından muvafakat olundu. Eğerçi bu içtimada bir ittifak-ı kat-î hasıl olmamış ise de devletlerin ahkâm-ı muahedata ve kavaid-i hukuk-i milele ve hal ve hukukumuzun müktezeyat-i mübremesine tevafuk edebilecek arzu ve nasihatların icraatında mûsabakat-i halisanemizi isbat ve izhar eyledik.
Adem-i ittifakın esbabına gelince; bu hal esasta olmayıp belki icraatın suver ve eşkâlinde vuku bulmuştur. Zira tanzimatın bidayetinden şimdiye kadar memleketimizin ahval-i umumiyyesinde ve devletimizin her bir şube-i idaresinde vukua gelmiş olan terakkıyyatı külliyyeyi daha ziyade hal-i mükemmeliyete götürmek lüzum-ı esasîsini takdir ettiğimiz gibi elyevm bütün mesaîmiz bu maksada masruftur; fakat bu maddede memleketimizin şan-ü istiklâlini muhil olan ahvalden tevakki etmeyi vazifeden addeyledim ve niyyatımın sıdk-u selâmetinin cümleye isbatını zamana havale ettim.
Şu halin tevlid ettiği netaiç ziyadesiyle teessüfümü mucip olmağla bunun bir an evvel mündefi olması kemal-i memnuniyyetimi istilzam edecektir.
Ve mamaafih her zamanda maksadımız hukuk-ı istiklâlimizin muhafazası mesleğinde devama matûf olduğundan harekât-i atiyemizde dahi gene bu meslek nokta-i nazar ittihaz olunacaktır.
Gerek konferansın in’ikadından evvel ve gerek sonra devletimizce ibraz olunan meâsir-i itidal-ü hüsn-i niyyet saltânat-i seniyyemizi Avrupa devletleri cemiyetine rabteden münasebat-ı dustî vü hüsn-i muaşereti bir kat daha teyid eyliyeceği memulündeyim.
Hak Taalâ hazretleri cümlemizin meaîsini mazhar-i tevfik buyursun.
Kaynak:İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku / Gözübüyük, A. Şeref; Kili, Suna (1985). Türk Anayasa Metinleri: Senedi İttifak’tan Günümüze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. s. 45-50)
CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun, 8 Ağustos 1951 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 10 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun resmi adı “Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun“dur.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Halkevleri,19 Şubat 1932 tarihinde “Halkın hakları var” sloganı ile kurulmuştur. Başta Ankara olmak üzere 14 il merkezinde Halkevleri açılmış, ilerleyen dönemde bu sayı büyük bir artış göstererek yurt çağında örgütlenme gerçeklemiştir. Kuruluş amacı, Cumhuriyet döneminde ülkenin sosyal ve kültürel kalkınmasında, Cumhuriyet’in getirdiği değerlerin geniş halk kitlelerine ulaşmasıdır.
Maliye Bakanlığı yayınladığı beyanname ile 29 Aralık günü mesai bitiminde CHP’nin tüm mal varlığının teslim alındığını duyurmuştur. Ankara’daki Genel Merkez binası, Ulus Gazetesi ve Matbaası ile tüm mal varlığı Maliye Bakanlığı memurlarına teslim edilmiştir. Ulus Gazetesi, 15 Aralık 1953 tarihindeki son sayısında siyah bir başlıkla yayınlanmıştır.
1954 yılında yapılan genel seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti karşısında ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1960 sonrasında Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan sonra açılan davada bir kısım malların iadesine karar verilmiştir.
CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun – Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun
BİRİNCİ MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadi Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri ile sermayesinin yarısından fazlası Devlet veya âmme hükmî şahısları taraf nidan temin edilen müessesler ve umumi menfaatlere hadim dernekler hiçbir suretle siyasi partilere para ve kıymetlerle ivazsız menkul ve gayrimenkul mal terk ve teberru veya bu kabîl malların intifamı bedelsiz olarak tahsis eyliyemezler ve bağlı oldukları hükümler dışında bu partilere satış ve icar gibi tasarruflar yapamazlar.
İKİNCİ MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadî Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri tarafından veya umumi menfaatlere hadim demeklerden siyasi partilere bedelsiz terkedilmiş olan gayrimenkul mallar evvelki kayıt sahiplerine iade ve tapu kayıtları bunlar adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
ÜÇÜNCÜ MADDE
İkinci maddenin dışında kalıpta halkevi olarak inşa edilmiş veya inşa edilmekte bulunan veya 1 Mart 1950 tarihine kadar kısmen veya tamamen halkevi olarak kullanılmış veya her hangi bir sosyal maksat veya âmme hizmeti için kullanma gayesiyle kısmen veya tamamen halktan toplanan teberru ve bedenî yardımlarla inşa edildiği halde bir siyasi parti namına tescil edilmiş bulunduğu il veya ilce idare kurulları tarafından tesbit edilmiş olan gayrimenkullerin kayıtları Devlet adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
Halk odası olarak inşa edilmiş veya edilmekte bulunan veya bu adla kısmen veya tamamen kullanılmakta olan gayrimenkuller bulundukları köy veya belediyeler adına re’sen tescil ve tapulu olanların kayıtları bunlar adına tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
DÖRDÜNCÜ MADDE
İkinci maddede yazılı daire, müessese ve tüzel kişilerin siyasi partilere bedelsiz olarak terketmiş oldukları arsa, bahçe, tarla, harman yeri gibi müsakkaf olmıyan gayrimenkul mallar üzerinde siyasi partiler tarafından (3) ncü maddedeki maksat dışında kullanılmak üzere bina yapılmış ise bu yerlerin arsa ve bina kıymetleri (5) nci maddede gösterilen heyet tarafından takdir edilerek bu kıymetlere göre şüyulandırılır.
Arşa kıymeti, ikinci maddeye göre iade edilen ve arsanın eski sahibi olan daire, ve müessesenin hissesini ve bina kıymeti de siyasi partinin hissesini teşkil eder ve bu hisselere göre tapu dairelerince adlarına tescilleri yapılır.
BEŞİNCİ MADDE
Mahallin hukuk dâvalarına bakan en yüksek dereceli yargıcının seçerek yemin ettireceği üç bilirkişiden teşkil olunacak bir heyet tarafından (4) ncü maddede belirtilen yerlerle binaların kıymetleri; binanın inşa edildiği tarihteki rayiç nazarı dikkate alınmak suretiyle ayrı ayrı tesbit ve alâkalılara tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden itibaren (15) gün zarfında alâkalıların kıymete itiraz hakları vardır.
İtiraz, şifahi muhakeme usulüne tevfikan yargıç tarafından umumi hükümler dairesinde tetkik edilerek hükme bağlanır.
ALTINCI MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli daire ve belediyelerle köylerin, zamanlarında mer’i kanun hükümlerine aykırı olarak bedel takdiri suretiyle siyasi partilere temlik ettikleri gayrimenkul malların kayıtları evvelce takdir edilen bedel ödenmek suretiyle eski sahipleri adına tashih olunur. Trampalar da bu hükme tâbidir.
YEDİNCÎ MADDE
Her hangi bir tüzel kişinin malı iken bedelsiz olarak siyasi partilerin mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar, bu tüzel kişi mevcut ise adına, değil ise Devlet adına tescil edilir. Bu suretle Devlete intikal eden mallarla (3) ncü madde gereğince Devlete geçen malların siyasi dernekler dışmda benzeri derneklere veya evvelki tüzel kişinin gayesine taallûk ettiği hukuku âmme müesseselerine bu kanunun meriyetinden itibaren iki sene içinde kısmen veya tamamen parasız intifa hakkını tahsise Bakanlar Kurulu yetkilidir.
SEKİZİNCİ MADDE
Bu kanunun hükümlerine göre eski sahipleri adlarına tescil olunacak gayrimenkul malların kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan vergileri siyasi partilere aittir.
Bu gayrimenkul mallar siyasi partiler tarafından 1. VII. 1951 tarihinden evvel kiraya verilmiş ve bu kanunun meriyeti tarihinden sonraki zamanlara ait kiralar peşin alınmış ise bu kiraların kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamana ait olan miktarlarını siyasi partiler eski sahiplerine bir ay içinde iadeye mecburdurlar. Bu müddet zarfında ödemedikleri takdirde bu bedeller üzerinden siyasi partilerin diğer gayrimenkullerine üç ay içerisinde kanuni ipotek tesis ettirmeye gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilen daireler ve tüzel kişiler mecburdurlar.
Bu kanuna göre Devlete veya eski sahiplerine iadesi lâzımgelen gayrimenkullerden 1 Mart 1950 tarihinden sonra siyasi partiler tarafından satılmış olanların satış bedelleri de bu hükümler dairesinde sahiplerine iadeye tâbi tutulur.
DOKUZUNCU MADDE
Tashihen tescilleri yapılan gayrimenkuller üzerinde üçüncü şahısların alacaklarından dolayı konulmuş olan haciz ve ipotekler hükmü mahfuzdur.
Ancak gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilmiş olanlar siyasi partilerden vâdesi srelmiş veya gelmemiş bulunsun, üçüncü şahıslara olan borçların bir ay içinde ödenmesini veya başka bir teminat göstererek haciz ve ipotek kayıtlarının naklini yazı ile talep ederler.
Siyasi partiler bir ay içerisinde bu talebi yerine getirmedikleri takdirde gayrimenkulu geri almış olan daire, müessese ve tüzel kişiler, üçüncü şahsın haciz veya rehinli alacağını deruhde ederek onun yerine kaim olurlar ve borcun ödenmesini beklemeksizin haciz veya rehinli alacak miktarında siyasi partilerin mallarını haciz veya gayrimenkulleri üzerinde kanuni ipotek tesis ettirirler.
ONUNCU MADDE
Bu kanunla iadeye tâbi tutulan gayrimenkulleri kısmen veya tamamen işgal eden siyasi partiler bu kanun hükümlerine göre yapılacak tescil veya tashihin ihbarından itibaren bir ay zarfında bunları tahliye ve teslime mecburdurlar.
Bu mecburiyet yerine getirildiği takdirde mahallin en büyük idare âmiri tarafından gayrimenkul bir hafta zarfında tahliye ettirilir.
14.05.1950 tarihinden sonra yapılmış kira mukaveleleri ve sair anlaşmalar, tapuya şerhedilmiş olsun veya olmasın, yeni mâlike karşı hükümsüz olup bu gayrimenkuller hakkında dahi yukarıki fıkralar hükmü uygulanır.
Ancak kiracıların kira bedelleri sebebiyle siyasi partiler aleyhine dâva açmak hakkı mahfuzdur.
ON BÎRÎNCÎ MADDE
Devlete intikal eden halkevleri ile tüzel kişiler namına tescil ve kayıtları tashih edilen Halkodalarının içindeki eşya yeni sahiplerinin mülkiyetine geçer.
Bu kanunun birinci maddesinde yazılı tüzel kişiler dışında kalanlar tarafından Halkevlerine veya odalarına teberru veya vasiyet suretiyle intikal eden eşya alâkalı siyasi partinin talebi üzerine bu partiye verilir.
ON ÎKÎNCÎ MADDE
Bu kanun hükümlerine göre yapılacak tashih ve tescillerle diğer bilûmum muamelelerden hiçbir harç ve Damga Resmi ve diğer resimler alınmaz.
ON ÜÇÜNCÜ MADDE
Bu kanunun (7) nci ve (11) nci maddeleri gereğince Devlete intikal eden mallardan her hangi bir tüzelkişi ve âmme hükmî şahıslarına intifa hakkı tahsis edilmiş olanların dışmda kalanlarmm idare sureti Bakanlar Kurulunca tesbit edilecek esaslar dâhilinde tanzim olunur.
GEÇİCİ MADDE
Bu kanunun 6 nci maddesi gereğince Hazineye intikal eden mallar için siyasi partilere ödenmesi gereken bedelleri karşılamak üzere 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (A/l) işaretli cetvelin istatistik Genel Müdürlüğü kısmının (459) ncu (makine fişi satınalma giderleri) bölümünden (20 000) lira ve (A/2) işaretli cetvelin Tarım Bakanlığı kısmının (907) nci bölümünün (3) ncü (mevcutlara ilâveten alınacak makine ve araçlar karşılığı) maddesinden de (80 000) lira olmak üzere ceman (100 000) lira tenzil edilerek (A/l) işaretli cetvelin Maliye Bakanlığı kısmında (özel kanunu gereğince siyasi partilerden geri alınan gayrimenkul mallar için ödenecek bedel karşılığı) adiyle yeniden açılan (482) nci bölüme olağanüstü ödenek olarak aktarılmıştır.
ON DÖRDÜNCÜ MADDE
Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
ON BEŞİNCİ MADDE
Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
10 Ağustos 1951
Cumhurbaşkanlığına yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 9 . VIII . 1951 ve 2/284
Bu kanunun ilânının Başbakanlığa bildirildiğine dair Cumhurbaşkanlığından gelen tezkerenin tarih ve mumarası : 10 . VIII. 1951 ve 4/447
Bu kanunun görüşmelerini gösteren tutanakların Cilt Sayfa cilt ve sayfa numaraları : 9 301,517,575:631,635:689,693:727,732,735,741:744
[Birleşim : 109,111 — 261 sıra sayılı Basmayazı 109 ucu Birleşim Tutanağına bağlıdır.]
Avrupa Konseyi (AK), İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük maddi ve manevi kayıpla çıkan Avrupa’da, halklar arasında uzlaşmayı sağlamak ve kıtada süregelen gerginlik ve çatışmanın yerine, ortak kurumlar, standartlar ve sözleşmelere dayalı güven ve işbirliği ortamı tesis etmek amacıyla kurulmuştur.
Örgütün Amacı:
Avrupa Konseyi (AK)’nin amaçları, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve çoğulcu demokrasi ilkelerini korumak ve güçlendirmek; azınlıklar, ırkçılık, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığı, sosyal dışlanma, uyuşturucu madde ve çevre konularındaki sorunlara çözüm aramak; Avrupa kültürel benliğinin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunmak olarak özetlenebilir.
Tarihçe:
Avrupa Konseyi, 1948 yılında hükümetleri temsilen AK Bakanlar Komitesi’nin ve parlamenter kanadı temsilen o dönemdeki adıyla Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’nin birlikte kurulmasıyla oluşturulmuş, bu çift organlı yapılanma daha sonra AB, NATO ve AGİT tarafından da izlenmiştir.
AK’ı kuran Londra Antlaşması 5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesi tarafından imzalamıştır. AK’ın belkemiğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ise 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır.
AK, savunma dışında, hayatın hemen her alanını kapsayan konularda siyasi işbirliğinin yanısıra, norm oluşturma, bunları kodifiye etme ve denetleme olmak üzere, her aşamada, üye ülkeler arasında çeşitli düzlemlerde işbirliği öngören kapsamlı bir yapılanma içerir. Kuruluş, hükümetlerarası kanat, parlamenter kanat ve bilahare oluşturulan yerel yönetim kanadı dışında, 200’ü aşkın sözleşme ile bir sözleşmeler sistemini de içerir. Keza, bütün taraf ülkelerin bireysel başvuru hakkını kabul ettiği yargı organı AİHM başta olmak üzere, birçok denetim mekanizmasına sahiptir.
Soğuk Savaşının bitiminde gerçekleşen demokratikleşme süreci, AK’ın Avrupa ölçeğindeki siyasi ve hukuki etkinliğini öne çıkarmıştır. Kuruluş, Orta ve Doğu Avrupa’da geçiş sürecine giren ülkelerin katılımıyla hızlı bir şekilde genişlemiştir.
2000’li yıllardan itibaren, küreselleşmenin de etkisiyle, AK içinde günümüz gelişmelerine daha etkin yanıt verecek bir reform çalışması başlatılması ihtiyacı doğmuştur. Bu doğrultudaki ilk büyük adımı, 2005 yılında Varşova’da düzenlenen AK Zirvesi teşkil etmiştir. Devam eden süreçte 2009 yılında, Genel Sekreterliğe eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland’ın seçilmesinden sonra, kapsamlı reform süreci uygulamaya konmuştur. Reform, 800 milyon Avrupalının gözünde, AK’ın çalışma ve katkılarının anlamını ve faydasını arttırmak ve aynı zamanda, gerek yakın coğrafyada, gerek uluslararası düzeyde, siyasi görünürlüğünü yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Son yıllarda, Konsey’in mücavir coğrafyası içinde yer alan Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki halk hareketleri karşısında AK, kendi bünyesinde geliştirdiği demokratikleşme, hukuk devleti ve insan hakları norm ve standartlarını, talepleri üzerine bu ülkelerle paylaşma yolunda çalışmalara başlamıştır.
Türkiye’nin Örgüt’le İlişkileri
Avrupa Konseyi, ülkemizin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yla kurduğu ilk kurumsal bağı temsil etmektedir. Türkiye AK’a, kuruluşundan üç ay sonra, Yunanistan ve İzlanda ile birlikte 8 Ağustos 1949’da davet edilmiş ve örgütün kurucu üyeleri arasında sayılmıştır. Avrupa Konseyi Statüsü ise 12 Aralık 1949 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Türkiye adına parlamenterler AKPM’de yer almıştır.
Konsey’e çalışmalarında yardımcı olmak üzere başta, üye devletlerin Birlik nezdindeki Büyükelçilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) olmak üzere çeşitli komiteler ve çalışma grupları mevcuttur. Konsey, (“Bakanlar Konseyi” ya da “AB Konseyi”) Avrupa Birliği üyesi devletlerin hükümetlerinde görev yapan bakanlardan oluşan bir organ konumundadır. Konsey, Avrupa Birliği içinde üye devletlerin ulusal çıkarlarının temsil edildiği organdır. Konsey toplantılarına, karara bağlanacak konu doğrultusunda üye devletleri temsilen ilgili bakanlar katılır. Örneğin toplantının konusu ekonomi veya para politikası ile ilişkili ise, üye devletlerin ekonomi ve maliye bakanları toplantıya katılır. Konsey başkanlığı 18 aylık süre için görev yapacak 3 üye devletten oluşan, devamlılığı ve tutarlılığı sağlamaya yönelik takımlar tarafından yürütülür. Böylece Başkanlık 6 aylık dönemlerle üye devletler arasında el değiştirir.
Birçok konuda tüm üye devletleri bağlayan yasal düzenlemeleri kabul etme yetkisini Avrupa Parlamentosu ile paylaşan Konsey, yine Avrupa Parlamentosu ile birlikte bütçeyi onaylar.
Konsey üç değişik usul çerçevesinde karar almakta olup bunlar; oybirliği, oy çokluğu ve nitelikli çoğunluktur. Lizbon Antlaşması sonrasında Konsey’de esas oylama usulü nitelikli çoğunluk olarak düzenlenmiş; oybirliği ve basit oy çokluğunun istisna niteliği taşıdığı ortaya konmuştur. Ortak Dış ve Güvenlik Politikası bugün hala büyük ölçüde üye devletlerin oybirliği ile karar aldığı en önemli istisna alanını oluşturur. Yeni üyelerin katılımı da yine Konsey’de oybirliği aranan bir alandır.
Lizbon Antlaşması öncesi geçerli olan düzenleme çerçevesinde, nitelikli çoğunluk yönteminde her üye devletin nüfusuna, fiziki ve ekonomik büyüklüğüne göre belirli oranda oyu bulunmakta olup, sistem ağırlıklı oy esasına dayanır. Nitelikli çoğunluk yöntemine göre karar alınabilmesi için toplamı 345 olan oyların 255’inin olumlu olması gerektiği gibi üye devletlerin yarıdan fazlasının da olumlu görüş bildirmesi gerekir. Konsey’de nitelikli çoğunlukla karar alınırken, herhangi bir üye devlet gerekli görürse, alınan karara olumlu oy verenlerin, Birlik nüfusunun %62’sine karşılık gelip gelmediğinin kanıtlanmasını talep edebilir. Bu durumda %62 oranına ulaşılamamışsa söz konusu karar kabul edilmemiş sayılır.
Lizbon Antlaşması ile getirilen nitelikli çoğunluğa ilişkin yöntemin uygulanması 2014 yılına kadar ertelendi. 2017 yılına kadarki dönem için de bir geçiş süreci öngörüldü. 1 Kasım 2014’den itibaren, nitelikli çoğunluk yöntemiyle bir kararın alınabilmesi için, olumlu oyların üye devletlerin % 55’ini, Birlik toplam nüfusunun % 65’ini temsil etmesi veren az 15 üye devletten gelmesi gerekmekte. Bloke edici azınlık ise, nüfus esası dikkate alınmak suretiyle en az 4 üye devlet olarak belirlendi.
Konsey, üye devletlerin ekonomik politikaları arasındaki uyumu sağlar. Özellikle üye devletlerin Birliğin Ortak Dış ve Güvenlik politikası alanına yönelik politikalarının belirlenmesinde, AB Zirvesi ile birlikte yetkilidir. Bunun yanında Konsey, Avrupa Birliği adına üçüncü ülkeler ve uluslararası örgütlerle uluslararası anlaşmalar imzalar.
Konsey başkanlığı AB Üye Ülkeleri arasında her 6 ayda bir el değiştirmektedir. Dönem başkanı, bu 6 aylık dönemde AB’nin Konsey’deki faaliyetlerinin devamını sağlamak için Konsey’in her kademesinde toplantılara başkanlık eder.
Dönem başkanlığını elinde bulunduran Üye Ülkeler, ‘üçlü’ diye bilinen üç üyeli gruplar halinde yakın bir düzen içinde çalışırlar. Bu sistem, 2009 yılında Lizbon Anlaşması’yla gelmiştir. Üçlü, uzun vadeli hedefler belirler ve 18 aylık süreç boyunca Konsey tarafından ele alınacak önemli konu ve meseleleri içeren ortak bir gündem hazırlar. Bu programa dayalı olarak, üç ülkeden her biri, kendine ait daha detaylı 6 aylık bir program hazırlar.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, Kofi Annan'ın Birleşmiş Milletler Başkanı olduğu dönemde imzalanmıştır
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü (The Rome Statute of the International Criminal Court), 15 Haziran 1998 ve 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında Roma’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansında kararlaştırılmıştır. Roma Statüsünü oluşturan anlaşma için yapılan oylamada 160 oy kullanılmış; 120 kabul, 21 çekimser, 7 karşı oy verilmiş ve statü oy çokluğu ile kabul edilmiştir.
Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluş statüsü 11 Nisan 2002’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) kuruluşu onaylanmıştır. Statü gereğince, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin faaliyete geçebilmesi için 60 ülkenin onayı beklenmiş ve 11 Nisan 2002 tarihinde söz konusu 60 onaya ulaşılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail çıkarlarına uygun bulmadıkları için anlaşmaya katılmamıştır Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ve adayları arasında tüzüğü onaylamayan tek ülkedir.
Mahkeme 1 Temmuz 2002 tarihinde resmen göreve başlamıştır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Merkez Binası
Anlaşma ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesinin(UCM) merkezi Hollanda’nın La Haye kentindedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Ceza Divanı(UCD) olarak da adlandırılmaktadır. Mahkeme Uluslararası tüzel kişiliğe sahiptir ve sürekli yapıdadır. Mahkeme, gerçek kişilerin cezai sorumluluğunu tespit etmekte, tüzel kişilerin ve devletlerin sorumluluğunu soruşturmamaktadır. UCM, ceza hukukunun temel ilkelerine göre hareket etmektedir. Mahkemenin yargıladığı konular genel olarak, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçudur.
Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisi sadece Roma Statüsü ile sınırlıdır. Devletlerin ulusal hukuk sistemlerinin üstünlüğü korunmuştur. Anlaşmaya taraf olan devletler bakımından anlaşma taraf olduğu tarihten itibaren geçerlidir.
Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisini kabul etmemiştir. Avrupa ülkelerinin bir çoğu anlaşmaya taraftır. ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Afganistan, 2003 yılında UCM Roma Statüsü’nü imzalamış ve UCM’yi onaylayan 89. ülke olmuştur.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne Taraf Olan Devletleri gösteren harita
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Tüzüğü
GİRİŞ
Bu tüzüğe taraf devletler,
Bütün insanların ortak bağlarla birleştiği, ortak bir miras dahilinde kültürlerin bir araya geldiği ve bu hassas mozaiğin her an dağılabileceğinden endişe duyulduğunun bilincinde olarak,
Bu yüzyıl süresince milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin, insanlık vicdanını derdinden etkilemiş, hayal bile edilemeyen kötülüklerin kurbanı olduğunu akılda tutarak,
Bu tür ağır suçların, dünyadaki barış, güvenlik ve esenliği tehdit ettiğini kabul ederek,
Uluslararası toplumu bir bütün olarak yakından ilgilendiren, çok ciddi suçların cezasız kalmaması ve ulusal düzeyde ve uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi suretiyle, bu suçların etkin bir şekilde kovuşturulmasının, güvence altına alınması gerektiğini teyit ederek,
Bu suçların faillerinin, cezasız bırakılmasına son verme ve böylece bu tür suçları önleme konusunda kararlı olarak,
Uluslararası suçların sorumluları üzerinde yargı yetkisinin kullanılmasının her devletin görevi olduğunu anımsayarak,
Birleşmiş Milletler Şartında yer alan amaç ve ilkeler ile özellikle tüm devletlerin, herhangi bir devletin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına karşı güç ve tehdit kullanmaktan veya BM amaçlarına uymayan şekilde müdahalelerden kaçınmaları gereğini tekrar teyit ederek,
Bu bağlamda tüzüğün hiçbir maddesinin, hiçbir devlete başka bir devletin içişlerine ya da silahlı çatışmalarına karışma yetkisi vermediğini vurgulayarak,
Şimdiki ve gelecek nesillerin iyiliği için, uluslararası toplumu bir bütün olarak yakından ilgilendiren, çok ciddi suçlar üzerinde haiz olarak, Birleşmiş Milletler Sistemi ile ilişki içinde, bağımsız ve daimi bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulması konusunda kararlı olarak,
Bu tüzük çatısı altında kurulacak olan ceza mahkemesinin, devletlerin ulusal yargı yetkisinin bir tamamlayıcısı olduğunu vurgulayarak,
Uluslararası adaletin uygulanacağına ilişkin, sonsuz güveni sağlama konusunda emin olarak,
Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
1. BÖLÜM
MAHKEMENİN KURULUŞU
Madde 1
Mahkeme
Uluslararası Ceza Mahkemesi (Mahkeme) bu tüzükle kurulmuştur. Mahkeme, daimi bir kurumdur ve bu tüzükte sözü edilen, uluslararası toplumu yakından ilgilendiren çok ciddi suçları işleyen kişiler üzerinde, yargı yetkisine sahiptir ve devletlerin ulusal yargı yetkisini tamamlayıcıdır. Mahkemenin yargı yetkisi ve işlevleri bu tüzük hükümleri çerçevesinde belirlenir.
Madde 2
Mahkemenin Birleşmiş Milletler ile İlişkisi
Mahkemenin Birleşmiş Milletler ile ilişkileri, bu tüzüğe Taraf Devletler Kurulu tarafından uygun bulunur ve Mahkeme adına Mahkeme Başkanı tarafından akdedilecek bir anlaşma ile düzenlenir.
Madde 3
Mahkemenin Yeri
1. Mahkeme, Hollanda’nın (ev sahibi devlet) Lahey kentinde faaliyet gösterir.
2. Mahkeme, ev sahibi devlet ile Taraf Devletler Kurulu tarafından onaylanıp, akabinde Mahkeme adına Mahkeme Başkanı tarafından sonuçlandırılacak bir “merkez bina anlaşması” yapar.
3. Mahkeme, arzu ederse, bu tüzükte öngörüldüğü şekliyle başka bir yerde toplanabilir.
Madde 4
Mahkemenin Hukuki Statüsü ve Yetkileri
1. Mahkeme, uluslararası bir hükmi şahsiyete sahiptir. Ayrıca işlevlerini yerine getirebilmek ve amaçlarını gerçekleştirebilmek için gerekli hukuksal yetkileri de haizdir.
2. Mahkeme, bu tüzükte öngörülen görev ve yetkilerini herhangi bir taraf devlet toprakları üzerinde ve de özel bir anlaşma ile diğer devletlerin toprakları üzerinde uygular.
2.BÖLÜM
YARGI YETKİSİ, KABUL EDİLEBİLİRLİK VE UYGULANACAK HUKUK
Madde 5
Mahkemenin Yargı Yetkisine Giren Suçlar
1. Mahkemenin yargı yetkisi, uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendiren çok ciddi suçlar ile sınırlıdır. Mahkeme, bu tüzüğe uygun olarak, aşağıdaki suçlarla ilgili yargı yetkisine sahiptir:
(a) Soykırım suçu;
(b) İnsanlığa karşı suçlar;
(c) Savaş suçları;
(d) Saldırı suçu.
2. Mahkeme, saldırı suçu üzerindeki yargılama yetkisini, 121 ve 123. maddelere uygun bir şekilde suçu tanımlayan ve bu suçla ilgili olarak Mahkemenin hangi durumlarda, bu yetkisini kullanacağını ortaya koyan bir hüküm kabul edildikten sonra yerine getirir. Böyle bir hüküm, Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin ilgili hükümleri ile uyumlu olmalıdır.
Madde 6
Soykırım
Bu tüzüğün amaçları bakımından “soykırım”, ulusal, etnik, ırki ya da dini bir grubu kısmen veya tamamen yok etmek amacıyla gerçekleştirilen aşağıdaki eylemleri kapsamaktadır:
(a) grup üyelerini öldürmek;
(b) grup üyelerine ciddi bedensel ya da ussal zarar vermek;
(c) fiziksel olarak kısmen ya da tamamen yok etmek kastıyla, grubu ağır yaşam koşullarına maruz bırakmak;
(d) grup içinde doğumları önlemeye yönelik tedbirler koymak; (e) grup içindeki çocukları zorla bir başka yere nakletmek.
Madde 7
İnsanlığa Karşı Suçlar
1. Bu tüzüğün amaçları bakımından “insanlığa karşı suçlar”, herhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen aşağıdaki eylemleri kapsamaktadır:
(a) öldürme;
(b) toplu yok etme;
(c) köleleştirme;
(d) nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli;
(e) uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal ederek, hapsetme veya fiziksel özgürlükten başka biçimlerde mahrum etme;
(f) işkence;
(g) ırza geçme, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkla diğer cinsel şiddet şekilleri;
(h) paragraf 3’te tanımlandığı şekliyle, her hangi bir tanımlanabilir grup veya topluluğa karşı, bu paragrafta atıf yapılan her hangi bir eylemle veya Mahkemenin yetki alanındaki her hangi bir suçla bağlantılı olarak siyasi, ırki, ulusal, etnik, kültürel, dinsel, cinsel veya evrensel olarak uluslararası hukukta kabul edilemez diğer nedenlere dayalı zulüm;
(i) zoraki kayıplar;
(j) ırk ayrımcılığı (apartheid) suçu;
(k) kasıtlı olarak ciddi ıstıraplara ya da bedensel veya zihinsel veya fiziksel sağlıkta ciddi hasara neden olan benzer nitelikteki diğer insanlık dışı eylemler.
2. 1. paragrafın amaçları bakımından:
(a) “Herhangi bir sivil topluluğa yönelmiş saldırı”, devlet ya da kurumsal bir politikanın uzantısı ya da bu politikanın daha da ileri götürülmesine yönelik olarak 1. paragrafta belirtilen eylemlerin herhangi bir sivil topluluğa karşı müteaddit kereler yapılması anlamına gelir;
(b) “Toplu yok etme”, nüfusun bir bölümünü yok etmek amacıyla, yiyecek ve ilaca erişimden mahrum bırakmanın yanı sıra, yaşam koşullarını kasten kötüleştirmeyi de içerir;
(c) “Köleleştirme”, kadın ve çocuklar başta olmak üzere, bir kişi üzerinde sahiplik hakkına dayalı yetkilerin, insan ticareti dahil kullanılması anlamına gelir;
(d) “Nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli”, uluslararası hukukta izin verilen gerekçeler olmaksızın, belli bir yerde, hukuka uygun olarak ikamet eden insanların sürülmesi ya da başka zorlayıcı fiillerle zorla yer değiştirilmeleri anlamına gelir;
(e) “İşkence”, yasal yaptırımlardan kaynaklanan, kaza eseri ya da yaptırımın doğasından kaynaklanan acı ve ıstırap hariç olmak üzere, gözaltında bulunan veya sanığın gözetiminde bulunan bir kişinin, fiziksel ya da ussal olarak şiddetli acı veya ıstırap çekmesini bilerek sağlama anlamına gelir;
(f) “Zorla hamile bırakma”, uluslararası hukukun ciddi bir şekilde ihlali veya bir topluluğun etnik bileşimini değiştirme amacıyla, bir kadının arzusu hilafına, zorla hamile bırakılması anlamına gelir; ancak bu tanım, hiçbir şekilde hamileliğe ilişkin ulusal yasaları etkileyecek şekilde yorumlanamaz;
(g) “Zulüm”, bir grubun veya topluluğun, kimliğinden dolayı, uluslararası hukuka aykırı olarak, temel haklardan ağır bir şekilde mahrum bırakılması anlamına gelir;
(h) “Irk ayrımcılığı (apartheid)”, bir ırkın, başka bir ırk grubu veya grupları üzerinde, sistematik hakimiyet ve baskı kurmaya yönelik kurumsal bir rejim çerçevesinde ve bu rejimi koruma amacıyla işlediği ve 1. paragrafta sözü edilen insanlık dışı fiiller anlamına gelir;
(i) “Zoraki kayıplar”, bir devlet veya siyasi bir örgüt tarafından ya da onların yetkisi, desteği ve bilgisi dahilinde, kişilerin gözaltına alınması, tutuklanması veya kaçırılmasını takiben, bu kişilerin uzunca bir süre, kanun korumasından uzak tutulması amacıyla, nerede oldukları ve akıbetleri hakkında bilgi vermeyi reddetme ve bu kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları bilgisini inkar anlamına gelir;
3. Bu tüzüğün amacına uygun olarak, “cinsiyet” toplumsal bağlamda, kadın ve erkek olmak üzere iki cinsiyete atıf yapmaktadır. “Cinsiyet” terimi, yukarıda açıklanandan başka bir anlam taşımamaktadır.
Madde 8
Savaş Suçları
1. Bir plan veya politikanın ya da bu tarz suçların büyük çapta işlenmesinin bir parçası olarak işlenmesi başta olmak üzere, Mahkemenin savaş suçları üzerinde yargı yetkisi vardır.
2. Bu tüzüğün amacına uygun olarak, “savaş suçları” şu anlamlara gelir:
(a) 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin çok ciddi şekilde ihlali, başka bir deyişle, Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre korunan şahıs ve mallardan herhangi birine karşı aşağıdaki fiiller:
i) Kasten öldürme;
ii) Biyolojik deneyler dahil işkence veya insanlık dışı muamele;
iii) İnsan vücuduna veya sağlığına kasten büyük ıstırap verme veya ciddi yaralamaya sebep olma;
iv) Askeri gereklilik olmadan, yasadışı ve keyfi olarak malların yaygın yok edilmesi veya sahiplenilmesi;
v) Bir savaş esirinin veya koruma altındaki bir diğer şahsın, düşman devlet silahlı kuvvetlerinde hizmet etmeye zorlanması;
vi) Bir savaş esirinin veya koruma altındaki bir diğer şahsın, kasti olarak adil ve olağan yargılanma hakkından yoksun bırakılması; vii) Hukuka aykırı sürgün, nakletme ya da hapsetme; viii) Rehine alınması.
(b) Uluslararası hukukun mevcut sistemi içerisinde, uluslararası silahlı çatışmalarda uygulanabilir yasa ve geleneklerin diğer ciddi ihlalleri, yani, aşağıdaki fiillerden herhangi birisi:
i) Çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivil bireylere ya da sivil
nüfusa karşı kasten saldırı yöneltilmesi;
ii) Askeri olmayan, yani askeri maksatlı olmayan sivil hedeflere karşı kasten saldırı düzenlenmesi;
iii) Uluslararası silahlı çatışmalar hukuku çatısı altında, siviller ya da sivil nesnelere sağlanan korumadan yararlanma hakları olduğu sürece, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne göre, barış gücü ya da insan yardıma tahsis edilmiş görevli personel, tesis, malzeme,birlik veya araçlara kasten saldırı yöneltilmesi;
iv) Tahmin edilen somut ve doğrudan askeri avantajlara kıyasla, aşırı olacak şekilde, sivillerin yaralanmasına veya ölmesine veya sivil nesnelerin zarar görmesine yol açacağı ve geniş çapta, uzun vadeli ve ağır bir biçimde doğal çevreye zarar vereceğinin bilincinde olarak saldırı başlatılması;
v) Savunmasız veya askeri hedef oluşturmayan kent, köy, yerleşim yeri ve binaların bombalanması veya bu yerlere herhangi bir araçla saldırılması;
vi) Silahını bırakmış, kendisini savunma araçlarından yoksun ve isteğiyle teslim olmuş bir askeri öldürme veya yaralama;
vii) Teslim bayrağını, Birleşmiş Milletler veya düşman bayraklarını, askeri rütbelerini ve üniformalarını, yine aynı şekilde Cenevre Sözleşmeleri’nin ayırt edici amblemlerini, uygunsuz şekilde kullanarak ölüme veya ciddi yaralanmaya sebebiyet verme;
viii) İşgalci devletin kendi sivil nüfusunun bir bölümünü işgal ettiği topraklara doğrudan veya dolaylı olarak nakletmesi veya işgal edilen topraklardaki nüfusun tamamının veya bir kısmının devlet sınırları içinde veya dışında sürülmesi veya nakli;
ix) Askeri amaçlı olmaması koşuluyla din, eğitim, sanat, bilim veya yardım amaçlarıyla kullanılan binalara, tarihi eserlere, hastanelere ve hasta ve yaralıların toplandığı yerlere kasten saldırı düzenlenmesi;
x) Karşı tarafın hakimiyeti altında bulunan kişilerin tıp, diş veya hastane tedavisi gerekliliği olmadan, kişisel çıkarlarına aykırı bir şekilde ölüme yol açabilecek veya sağlığı ciddi tehlikeye düşürebilecek nitelikte tıbbi veya bilimsel deneylere tabi tutulması veya fiziksel sakatlanmaya maruz bırakılması;
xi) Düşman devlet ya da orduya bağlı bireylerin haince öldürülmesi veya yaralanması;
xii) Savaş esirlerine yaşama şansı verilmeyeceğini ilan etme; (karşı tarafta canlı bırakılmayacağını ilan etme)
xiii) Savaşa dair ihtiyaçlar zorunlu olarak gerektirmedikçe, düşman mallarının imha edilmesi veya bu mallara el konulması;
xiv) Düşman taraf uyruklu kişilerin, Mahkemelerdeki hak ve eylemlerinin ortadan kaldırıldığını, askıya alındığını veya kabul edilemez olduğunu ilan etme;
xv) Düşman taraf vatandaşlarını, savaş başlamadan önce, ordu mensubu olsalar bile, kendi devletlerine karşı savaş harekatlarında yer almaya zorlama;
xvi) Saldırı sonucu ele geçirilse bile, bir kenti ya da yeri talan etme;
xvii) Zehir veya zehirli silahların kullanılması;
xviii) Boğucu, zehirli veya diğer gazlar ile benzeri sıvı, malzeme veya cihazlar kullanılması;
xix) Çekirdeği tam kapatmayan veya yararak ayrılan mermiler gibi insan vücuduna kolayca giren veya vücutta parçalanan mermi kullanılması;
xx) Gereksiz yaralanmaya veya ıstıraba yol açan veya 121 ve 123. maddeler hükümlerine uygun olarak bu tüzüğe bir ek şeklinde dahil edilmesi ve geniş yasaklamaya tabi olması halinde, kendiliğinden ve ayrım yapmadan uluslararası savaş hukuku ihlalleri oluşturan silah, mermi, malzeme veya savaş yöntemleri kullanılması;
xxi) İnsan onuruna hakaret eder nitelikte, özellikle aşağılayıcı ve küçük düşürücü davranışlar;
xxii) 7.maddenin 2(f) paragrafında tanımlandığı gibi ırza geçme, cinsel köleleştirme, fahişeliğe zorlama, hamileliğe zorlama, kısırlaştırmaya zorlama veya Cenevre Sözleşmeleri’ni ciddi şekilde ihlal eden diğer cinsel şiddet çeşitlerine başvurulması;
xxiii) Belli noktaları, alanları veya askeri güçleri askeri operasyonlardan muaf tutmak için, bir sivilin veya diğer korunmuş bir kimsenin varlığının kullanılması;
xxiv) Uluslararası hukuka uygun bir şekilde, Cenevre Sözleşmeleri’nin ayırt edici amblemlerini kullanan binalara, malzemeye, sağlık ve ulaşım birimlerine kasten saldırı düzenlenmesi;
xxv) Cenevre Sözleşmeleri ile sağlanan yardım malzemelerini bilerek engelleme dahil olmak üzere, yaşamları için vazgeçilmez maddelerden mahrum etmek suretiyle sivillerin aç bırakılmasının, bir savaş yöntemi olarak kullanılması;
xxvi) 15 yaşından küçük çocukların ulusal silahlı kuvvetlere çağırılması, askere alınması veya çatışmalarda aktif olarak kullanılması;
(c) Uluslararası nitelik taşımayan bir silahlı çatışmada, 12 Ağustos 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin müşterek 3. maddesinin ciddi ihlalleri; yani, silahlarını bırakmış silahlı kuvvetler mensupları ile hastalık, yaralanma, gözaltı veya herhangi bir başka nedenle savaş dışı kalmış olanlar dahil olmak üzere çatışmalarda aktif olarak yer almayan kişilere karşı işlenen aşağıdaki fiiller:
i) Yaşam hakkına ve kişiye karşı şiddet, özellikle her türlü öldürme, sakat bırakma, zalimane muamele ve işkence;
ii) İnsan onuruna hakaret eden, özellikle aşağılayan ve küçük düşürücü davranışlar; iii) Rehine alınması;
iv) Kanuna dayalı ve gerekliliği genel kabul görmüş yargısal garantileri haiz bir Mahkeme kararı olmadan cezalandırma ve infaz;
(d) Paragraf 2 (c) uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalara uygulanır ve dolayısıyla gösteriler, münferit ve zaman zaman meydana gelen şiddet hareketleri veya benzer nitelikteki diğer fiiller gibi iç karışıklıklar ve gerginliklere uygulanmaz.
(e) Mevcut uluslararası hukuk çerçevesinde, uluslararası karakterde olmayan ancak silahlı çatışmalarda uygulanabilir hukukun ve teamüllerin diğer ciddi ihlalleri; yani aşağıdaki eylemlerden herhangi biri:
i) Çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivillere karşı veya sivil nüfusa karşı kasten saldırı düzenlenmesi;
ii) Uluslararası hukuka uygun bir şekilde Cenevre Sözleşmelerinin ayırt edici amblemlerini kullanan personele, malzemeye, tıbbi birimlere ve nakliye araçlarına kasten saldırı düzenlenmesi;
iii) Silahlı çatışma hukukuna göre, sivillere ve sivil nesnelere sağlanmış korumaya hak kazanmaları şartıyla, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne uygun bir şekilde insani yardımda veya barış gücü görevinde bulunan personele, tesislere, malzemeye, birimlere veya araçlara karşı kasten saldırı düzenlenmesi;
iv) Askeri amaçlı olmaması koşuluyla dini, eğitim, sanat, bilim veya hayır amaçlarıyla kullanılan binalara, tarihi eserlere, hastanelere ve hasta ve yaralıların toplandığı yerlere bilerek saldırı düzenlenmesi;
v) Saldırı sonucu ele geçirilse dahi, bir kenti ya da yeri talan etme;
vi) 7.maddenin 2(f) paragrafında tanımlandığı gibi ırza geçme, cinsel köleleştirme, fahişeliğe zorlama, hamileliğe zorlama, kısırlaştırmaya zorlama veya Cenevre Sözleşmeleri’ni ciddi şekilde ihlal eden diğer cinsel şiddet çeşitlerine başvurulması;
vii) 15 yaşından küçük çocukların, ulusal silahlı kuvvetlere çağırılması, askere alınması veya çatışmalarda aktif olarak kullanılması;
viii) Çatışmadan kaynaklanan nedenlerden dolayı, sivillerin güvenliği veya askeri nedenler gerektirmedikçe sivillerin yer değiştirilmesi talimatı verilmesi; ix) Karşı tarafın savaşanlarını haince öldürme veya yaralama;
x) Savaş esirlerine yaşama şansı verilmeyeceğini ilan etme; (karşı tarafta canlı bırakılmayacağını ilan etme)
xi) Karşı tarafın hakimiyeti altında bulunan kişilerin tıp, diş veya hastane tedavisi gerekliliği olmadan, kişisel çıkarlarına aykırı bir şekilde ölüme yol açabilecek veya sağlığı ciddi tehlikeye düşürebilecek nitelikte tıbbi veya bilimsel deneylere tabi tutulması veya fiziksel sakatlanmaya maruz bırakılması;
xii) Savaşa dair ihtiyaçlar zorunlu olarak gerektirmedikçe, düşman mallarının imha edilmesi veya bu mallara el konulması;
(f) Paragraf 2 (e), uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalara uygulanır ve dolayısıyla gösteriler, münferit ve zaman zaman meydana gelen şiddet hareketleri veya benzer nitelikte diğer fiiller gibi iç karışıklıklar ve gerginliklere uygulanmaz. Bir devletin toprakları dahilinde, hükümet kurumları ile organize silahlı gruplar arasında ya da bu grupların kendi aralarında meydana gelen uzun süreli silahlı çatışmalarda uygulanır.
3. 2 (c) ve (d) paragraflarındaki hiçbir ifade, bir hükümetin, devlet dahilinde kanun ve düzeni sürdürme, yeniden kurma veya devletin birliğini ve toprak bütünlüğünü tüm yasal araçlarla koruma sorumluluğuna etki etmez.
Madde 9
Suçun Unsurları
1. Suçun unsurları, Mahkeme’ye 6., 7. ve 8. maddelerin yorumlanmasında ve uygulanmasında yardımcı olur. Suçun unsurları, Taraf Devletler Kurulu üyelerinin 2/3 çoğunluğu ile kabul edilir.
2. Suçun unsurlarında yapılacak değişiklikler aşağıdakiler tarafından önerilebilir:
(a) Herhangi bir taraf devlet;
(b) Mutlak çoğunlukla hareket eden yargıçlar;
(c) Savcı
Bu tür değişiklikler Taraf Devletler Kurulu üyelerinin 2/3 çoğunluğu ile kabul edilir.
3. Suçun unsurları ile bunlarda yapılacak değişiklikler bu tüzük ile tutarlı olmalıdır.
Madde 10
Bu bölümdeki hiçbir hüküm, bu tüzüğün amaçlarından farklı olarak, mevcut veya gelişmekte olan uluslararası hukuk normlarını, hiç bir surette sınırlayıcı veya haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.
Madde 11
Zaman bakımından yargı yetkisi
1. Mahkeme, bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden sonra işlenen suçlar üzerinde yargı yetkisini haizdir.
2. Şayet bir devlet, tüzük yürürlüğe girdikten sonra bu tüzüğe taraf olursa; 2. maddenin 3. paragrafına göre devlet tarafından bir bildirimde bulunulmadıkça, Mahkeme o devlet için yargı yetkisini sadece tüzüğe taraf olduktan sonra işlenen suçlar için kullanabilir.
Madde 12
Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin ön koşullar
1. Bir devlet, bu tüzüğe taraf olmakla, 5. maddede bahsi geçen suçlarla ilgili olarak Mahkemenin yargı yetkisini kabul etmiş olur.
2. Aşağıdaki devletlerden bir veya daha fazlası tüzüğe taraf ise ya da 3. paragrafa uygun olarak yargı yetkisini tanımış ise, Mahkeme 13. maddenin (a) veya (c) bentleri ile ilgili olarak yargı yetkisini kullanabilir:
(a) Toprakları üzerinde sorun teşkil eden olayın meydana geldiği devlet ya da suç, bir uçak veya gemide işlenmiş ise gemi veya uçağın kayıtlı bulunduğu devlet;
(b) Suçlanan kişinin vatandaşı olduğu devlet.
3. Bu tüzüğe taraf olmayan devletin 2. paragrafa göre kabulü aranıyorsa, o devlet Mahkeme Yazı İşleri Dairesi’ne sunacağı bir bildirge ile suç konusu olayla ilgili olarak, Mahkemenin yargı yetkisini kabul edebilir. Kabul eden devlet 9. Bölüm’e uygun olarak erteleme ya da istisna olmaksızın Mahkeme ile işbirliği yapacaktır.
Madde 13
Yargı yetkisinin kullanılması
Bu tüzük hükümleri gereğince, 5. maddede bahis konusu bir suç ile ilgili olarak Mahkeme, aşağıdaki koşullarda yargı yetkisini kullanabilir:
(a) 14. madde gereğince bir taraf devlet tarafından Mahkeme savcısına başvurulan bir veya birden fazla suçun işlenmiş göründüğü durum;
(b) Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin VII. bölümüne uygun olarak hareket eden BM Güvenlik Konseyi tarafından Mahkeme savcısına başvurulan bir veya birden fazla suçun işlenmiş göründüğü durum;
(c) 15. maddeye uygun olarak bir suçun işlendiğine dair savcı tarafından soruşturma başlatılması.
Madde 14
Bir taraf devlet tarafından bir durum hakkında başvuru
1. Bir taraf devlet, Mahkeme savcısına, Mahkemenin yargı yetkisi alanına giren bir veya birden fazla suçun işlenmiş göründüğünü bildirip, bu suçlarla ilgili bir ya da daha fazla belirlenmiş kişinin yargılanıp yargılanmayacağı hususunun belirlenmesi amacıyla durumun soruşturulmasını savcıdan talep edebilir.
2. Bir başvuru, mümkün olduğu kadar ilgili yönleri ortaya koymalı ve başvuran devletin elindeki belgelerle desteklenmelidir.
Madde 15
Savcı
1. Savcı, Mahkemenin yargı yetkisi alanına giren suçlarla ilgili bilgilere dayanarak kendiliğinden soruşturma açabilir.
2. Savcı, gelen bilginin ciddiliğini araştırır. Bu amaçla devletlerden, Birleşmiş Milletler organlarından, hükümetler arası veya hükümet dışı örgütlerden veya uygun gördüğü diğer güvenilir kaynaklardan ek bilgi isteyebilir ve Mahkemenin mukim olduğu yerde yazılı veya sözlü ifade alabilir.
3. Savcı, bir soruşturmanın derinleştirilmesi için makul temeller olduğuna karar verirse, Ön Yargılama Dairesinden, topladığı destekleyici belgeleri sunarak bir soruşturma yetkisi talebinde bulunur. Mağdurlar Ön Yargılama Dairesine Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak açıklama yapabilirler.
4. Talebi ve destekleyici belgeleri inceledikten sonra Ön Yargılama Dairesi soruşturmayı derinleştirmek için makul veriler olduğuna kanaat getirirse ve dava, Mahkemenin yetki alanına giriyor görünüyorsa, davanın kabul edilebilirliği ve yargı yetkisi konularında, Mahkemenin sonraki tespitlerine bakmaksızın, soruşturmayı başlatma yetkisi verir.
5. Soruşturma yetkisi verilmesinin Ön Yargılama Dairesince reddedilmesi, Savcının sonradan aynı durumla ilgili olarak, yeni vaka ve delillere dayalı bir talepte bulunmasına engel teşkil etmez.
6. Eğer Paragraf 1 ve 2’de belirtilen ön incelemenin sonucunda, Savcı, sağlanan bilginin bir soruşturma için makul bir temel oluşturmadığı sonucuna varırsa; bu bilgiyi sunanlar savcı tarafından bilgilendirilir. Bu durum, Savcının aynı durumla ilgili olarak, yeni vaka ve delillerin ışığında, sonradan sunulan bilgileri değerlendirmesine engel değildir.
Madde 16
Soruşturmanın ya da davanın ertelenmesi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin VII. Bölümüne dayanarak aldığı karar dahilinde, Mahkeme’den talepte bulunmasının akabinde, 12 ay süreyle, bu tüzüğe dayanarak hiçbir soruşturma veya dava açılamaz veya açılan bir davaya devam edilemez; talep, aynı koşullar altında Konsey tarafından yenilenebilir.
Madde 17
Kabul edilebilirlik konuları
1. Giriş bölümünün 10. paragrafı ile 1. maddeye istinaden Mahkeme, aşağıdaki davaları kabul edilemez bulacaktır:
(a) Soruşturma veya kovuşturma yapmaya isteksiz davrandığı veya gerçekten muktedir olmadığı haller dışında, yargı yetkisi bulunan devlet tarafından, dava konusu olayın soruşturulması veya yargılanması halinde;
(b) Yargılama konusunda isteksiz veya yargılamaya gerçekten imkanı bulunmadığı haller dışında, yargı yetkisine sahip devletin, olayı soruşturduktan sonra ilgili şahsı yargılamaya gerek olmadığına karar vermesi halinde,
(c) İlgili şahsın, şikayet konusu olaydan dolayı, daha önceden yargılanmış ve Mahkeme tarafından 20. maddenin 3. paragrafı uyarınca, şahsın yargılanmasına izin verilmemiş olması halinde;
(d) Dava konusunun, Mahkeme tarafından başkaca işlem gerektirecek derecede vahim bulunmaması halinde;
2. Belli bir davada, yargılama konusundaki isteksizlik durumunu tespit etmek amacıyla Mahkeme, uluslararası hukuk tarafından tanınmış ilkelere dayanarak aşağıdaki hususların bir veya birkaçının olayda mevcut olup olmadığını dikkate alır:
(a) İlgili şahsın, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren 5. maddede bahsi geçen suçlardan kaynaklı sorumluluğunu gizlemek amacıyla, ulusal bir karar alınması veya işlemler yapılması veya yapılmakta olması;
(b) İlgili şahsı adalet önüne getirme niyetiyle bağdaşmayacak şekilde, yasal işlemlerde makul olmayan gecikme olması;
(c) Yasal işlemlerin bağımsız ve tarafsız bir şekilde yerine getirilmemiş veya getirilmemekte olması ve bu işlemlerin ilgili şahsı adalet önüne getirme niyetiyle bağdaşmayacak şekilde yürütülmesi.
3. Belli bir davada, yetersizliğin tespiti amacıyla Mahkeme, ulusal yargı sisteminin bir kısmının veya tamamının çökmesi veya işlemez halde olmasına bağlı olarak Devletin sanığı veya gerekli kanıt ve ifadeleri elde etmesinin veya başka bir şekilde yasal işlemleri yürütmesinin mümkün olup olmadığını inceler.
Madde 18
Kabul edilebilirlik konusunda başlangıç kuralları
1. 13 (a) maddesine uygun olarak Mahkeme’ye bir olay hakkında başvuruda bulunulup, Savcı tarafından bir soruşturma açılması hususunda makul nedenler bulunduğuna karar verildiğinde ya da Savcı tarafından 13. (c) ve 15. maddelerine uygun olarak soruşturma başlatıldığında; Savcı, mevcut bilgileri dikkate alarak, bütün taraf devletlere ve söz konusu suç üzerinde normal olarak yargı yetkisi bulunan devletlere bildirimde bulunur. Savcı, uygun gördüğü takdirde, devletlere bildirimi gizlilik temelinde yapabilir ve şahısları koruma, delillerin yok edilmesi ve şahısların kaçmasını önleme amacıyla devletlere verdiği bilgilerin kapsamını sınırlayabilir.
2. Bildirimin alınışını takiben bir ay içinde, bir devlet Mahkeme’ye, 5. maddede bahsi geçen suçları oluşturan eylemlerle ilgili olarak veya devletlere verilen bildirimdeki bilgilere istinaden, yargı yetkisi dahilindeki vatandaşları ya da diğer kişileri yargıladığını veya yargılamakta olduğunu bildirebilir. Bu devletin talebiyle, Savcı tarafından yapılan başvuru hakkında, Ön Yargılama Dairesi soruşturma yapmaya yetkilendirme kararı vermezse, Savcı, devletin ilgili kimseleri soruşturması sonuçlanıncaya kadar kendi soruşturmasını erteler.
3. Savcının, soruşturmayı ilgili devletin soruşturmasını bitmesine kadar ertelemesi, erteleme tarihinden 6 ay sonra veya Devletin soruşturmayı gerçekten yürütmek için isteksizliğinde veya yetersizliğine dayalı olarak şartlarda önemli bir değişiklik olması halinde, her an, Savcı tarafından yeniden gözden geçirmeye açıktır.
4. 82. maddeye uygun olarak ilgili devlet veya Savcı, Ön Yargılama Dairesinin kararına karşı Temyiz Dairesine başvurabilirler. Temyiz başvurusu, ivedilikle ele alınıp sonuçlandırılabilir.
5. 2. paragrafa uygun olarak, Savcı tarafından bir soruşturma ertelenmişse; Savcı, ilgili devletten soruşturmanın ilerlemesi veya yargılama olup olmadığı hakkında düzenli olarak bilgi talep edebilir. Taraf devletler bu taleplere yersiz bir gecikme olmaksızın cevap verirler.
6. Ön Yargılama Dairesi bir karar verinceye kadar veya herhangi bir zamanda bu maddeye dayanarak, bir soruşturmayı ertelediğinde; önemli bir delil elde etmek için yeniden ele geçmeyecek bir fırsat bulunduğu veya böyle bir delilin sonradan elde edilmesi hususunda ciddi bir risk bulunduğu zaman, Savcı, Ön Yargılama Dairesinden gerekli soruşturma adımlarını atıp, delilleri korumak amacıyla istisnai olarak yetki isteyebilir.
7. Bu madde uyarınca Ön Yargılama Dairesinin kararına katılmayan bir Devlet, şartlarda önemli değişiklik veya ilave önemli bulgular olduğuna dayanarak 19. madde uyarınca bir davanın kabul edilebilirliğine itiraz edebilir.
Madde 19
Mahkeme’nin yargı yetkisine veya bir davanın kabul edilebilirliğine itiraz
1. Mahkeme, kendi önüne getirilen bir dava üzerine, yargı yetkisine sahip olup olmadığına karar verir. Mahkeme, 17. maddeye uygun olarak bir davanın kabul edilebilirliğini resen belirleyebilir.
2. 17. maddede bahis konusu nedenlerle, bir davanın kabul edilebilirliğine veya Mahkeme’nin yargı yetkisine karşı aşağıdaki kişiler tarafından itiraz edilebilir:
(a) 58. maddeye göre tutuklanması veya ifadesinin alınması için emir çıkartılmış bulunan bir sanık veya şahıs tarafından;
(b) Bir dava üzerinde yargı yetkisine sahip devletin, dava konusunda soruşturma açmış veya açmakta olması veya yargılamaya başlamış veya başlamakta olması halinde bu Devlet tarafından; veya,
(c) 12. maddeye göre yargı yetkisinin bir Devlet tarafından tanınmasının gerektiği hallerde, bu Devlet tarafından.
3. Savcı, Mahkeme’den yargı yetkisi veya kabul edilebilirlik konusunda karar vermesini isteyebilir. 13. maddeye göre başvuruda bulunanlar ve mağdurlar yargı yetkisi veya kabul edilebilirlik konusundaki görüşlerini Mahkeme’ye sunabilirler.
4. Bir davanın kabul edilebilirliğine veya Mahkeme’nin yargı yetkisine, sadece 2. paragraftaki şahıs veya Devletler tarafından bir kez itiraz edilebilir. İtiraz, davanın öncesinde veya başlangıcında yapılmalıdır. İstisnai durumlarda, Mahkeme davanın başlamasından sonraki bir tarihte itirazın yapılmasına ya da birden fazla itiraza izin verebilir. Davanın kabul edilebilirliğine itiraz, dava başladığında veya takip eden süreçte Mahkeme’nin izin vermesiyle, sadece 17. maddenin 1.(c) paragrafına dayanılarak yapılabilir.
5. Bir Devlet, paragraf 2 (b) ve (c)’ye dayanarak en erken fırsatta itiraz işlemini yapar.
6. Suçlamaların teyidinden önce, bir davanın kabul edilebilirliğine veya Mahkeme’nin yargı yetkisine yönelik itirazlar, Ön Yargılama Dairesince incelenir. Suçlamaların teyidinden sonra ise Yargılama Dairesine yapılır. Yargı yetkisine veya kabul edilebilirlik konusunda verilen kararlara karşı, 82. maddeye göre Temyiz Dairesine başvurulabilir.
7. Paragraf 2 (b) ve (c)’ye dayanarak bir Devlet itirazda bulunuyorsa, Mahkeme’nin 17. maddeye göre kabul edilebilirlik konusunda saptamasını yapıncaya kadar, Savcı soruşturmasını erteler.
8. Mahkeme’nin bir davayı incelemesi sırasında, Savcı aşağıdaki yetkileri Mahkeme’den talep edebilir:
(a) 18. maddenin 6. paragrafında söz konusu gerekli soruşturma aşamalarını yürütme;
(b) İtiraz edilmeden önce başlanmış delillerin incelenmesinin veya toplanmasının tamamlanması veya bir tanıktan ifade veya dilekçe alınması;
(c) İlgili Devletlerle işbirliği içinde, 58. maddeye uygun olarak Savcının tutuklama emri çıkarttığı şahsın kaçmasının önlenmesi.
9. İtiraz etme, Savcı tarafından yapılan bir işlemi veya itirazdan önce Mahkeme tarafından çıkartılan izin veya emri etkilemez.
10. Mahkeme 17. maddeye göre bir dava için kabul edilemezlik kararı vermiş ise, Savcı, davayı kabul edilemez bulan önceki nedenleri geçersiz hale getiren yeni gerçeklerin ortaya çıktığına kanaat getirirse, bu kararın yeniden gözden geçirilmesi konusunda bir talepte bulunabilir.
11. Savcı, 17. maddedeki hususlarla ilgili olarak bir soruşturmayı ertelerse, Savcı ilgili devletten takibatlar konusundaki bilgilerin kendisine bildirilmesini talep edebilir. Bu bilgi, ilgili devletin talebi halinde gizli olur. Eğer Savcı bir soruşturmayı sürdürmeye daha sonradan karar verirse, kendisi ertelemenin gerçekleştiği takibatlara ilişkin olarak, ilgili devleti haberdar eder.
Madde 20
Aynı eylem nedeniyle birden fazla yargılama yapılamaması ilkesi
1. Bu tüzükte belirtilenler hariç olmak üzere, hiç kimse, Mahkeme tarafından mahkum edildiği veya suçsuz bulunduğu bir eyleme dayalı olarak yeniden yargılanamaz.
2. Hiç kimse, mahkeme tarafından 5. maddeye göre mahkum edildiği veya suçsuz bulunduğu bir eylem nedeniyle, başka bir mahkeme önünde herhangi bir şekilde yargılanamaz.
3. 6, 7 ve 8. maddelerde yasaklanan eylemlerden dolayı başka bir mahkeme tarafından yargılanmış hiç kimse, aynı eylemden dolayı Mahkeme tarafından yargılanamaz. Ancak diğer mahkemedeki takibatlar:
(a) Önceki yargılamanın, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren suçlardan dolayı cezai sorumluluğu bulunan şahsı koruma amacıyla yapılmış olması halinde; veya
(b) Önceki yargılamanın, Uluslararası hukuk tarafından tanınan usul normlarına göre bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapılmamış ve söz konusu şahsı adalet önüne getirme niyetiyle bağdaşmayacak şekilde yapılmış olması halinde.
Madde 21 Uygulanacak hukuk
1. Mahkeme:
(a) Öncelikle bu tüzüğü, Suçun Unsurlarını, Usul ve Delil Kurallarını uygular.
(b) İkinci olarak, uygun olduğu takdirde, geçerli anlaşmaları ve uluslararası silahlı çatışma prensipleri dahil, uluslararası hukukun ilke ve kurallarını uygular.
(c) Bu tüzük ile, uluslararası hukuk ve uluslararası kabul görmüş norm ve standartlara uygun olmaları halinde, suç üzerinde normal olarak yargı yetkisi bulunan devletin iç mevzuatı dahil olmak üzere, dünyadaki mevcut hukuk sistemlerinin ulusal yasalarından kaynak alınan temel hukuk prensiplerini uygular.
2. Mahkeme, geçmiş kararlarında yorumlanmış hukuk ilke ve kurallarını uygulayabilir.
3. Bu hükümdeki hukuk uygulama ve yorumlarının uluslararası kabul görmüş insan haklan ile uyumlu olması, 7. maddenin 3. paragrafında belirtilen cins, ırk, renk, dil, din veya inanç, politik ve diğer görüşler, milli, etnik veya sosyal köken, refah, doğum ve diğer statülerden kaynaklanan gerekçelerle herhangi bir ayrımcılığa yol açmaması gerekir.
3. BÖLÜM
CEZA HUKUKUNUN TEMEL İLKELERİ
Madde 22
Kanunda belirlenmemiş bir fiil suç sayılamaz
1. İşlendiği sırada, söz konusu fiil, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suç oluşturmadığı sürece, hiç kimse fiilinden dolayı bu tüzüğe göre cezai açıdan sorumlu tutulamaz.
2. Bir suçun tarifi, dar anlamda yorumlanır ve bu tarif kıyas yoluyla genişletilemez. Suç tarifinin belirsiz olması halinde; bu tarif, soruşturulan, yargılanan veya mahkum edilen şahıs lehine yorumlanır.
3. Bu madde, bu tüzükten bağımsız olarak uluslararası hukuk altında herhangi bir eylemin suç olarak nitelendirilmesini etkilemez.
Madde 23
Kanunsuz ceza olmaz
Mahkeme tarafından mahkum edilen şahsa ancak bu tüzüğe göre ceza verilebilir.
Madde 24
Kişi bakımından geriye yürümezlik
1. Hiç kimse, bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden önce işlemiş olduğu bir fiilden dolayı cezai açıdan sorumlu tutulamaz.
2. Nihai karardan önce uygulanacak yasada bir değişiklik olması halinde, soruşturulan, yargılanan veya mahkum edilen kişinin lehine olan kanun uygulanır.
Madde 25
Cezaların Şahsiliği
1. Mahkeme, bu tüzüğe uygun olarak, gerçek kişiler üzerinde yargı yetkisine sahiptir.
2. Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suç işleyen kişi, bu tüzüğe uygun olarak cezalandırılmaktan şahsen sorumludur ve suç nedeniyle cezalandırılabilir.
3. Bu tüzüğe uygun olarak, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suçtan dolayı kişiler, aşağıdaki hallerde cezai sorumluluk taşır ve cezalandırabilir:
(a) Tek başına veya diğer bir şahsın cezai sorumluluğu olsun ya da olmasın, başka bir şahısla müştereken veya başka bir şahıs vasıtasıyla suç işlemesi halinde;
(b) Meydana gelen veya teşebbüs edilen böyle bir suçun işlenmesini emretmesi, teşvik etmesi veya suçun işlenmesine ikna etmesi halinde;
(c) Böyle bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla yardımda bulunması, suça kışkırtması, veya suçun işlenmesi için gerekli araçları temin etme dahil olmak üzere, suçun işlenmesine veya işlenmesine teşebbüs edilmesine yardımcı olması halinde;
(d) Ortak bir amaçla hareket eden bir grup şahıs tarafından böyle bir suçun işlenmesi veya işlenmesine teşebbüs edilmesine herhangi bir şekilde katkıda bulunması halinde. Bu katkının kasten ve:
(i) eylemin veya amacın, Mahkemenin yargı yetkisi içerisinde bulunan bir suçun işlenmesini içerdiği durumda, grubun suç faaliyeti veya amacını daha da ilerletmek amacıyla yapılması halinde veya;
(ii) grubun suç işleme niyetinin bilincinde olarak yapılmış olması halinde;
(e) Soykırım suçuyla ilgili olarak doğrudan veya dolaylı olarak diğerlerini soykırıma kışkırtma halinde;
(f) Maddi adımlar atıp, suçun icrasını başlatacak eylemi yaparak, bir suçu işlemeye teşebbüse etme ancak suçun şahsın niyetinden bağımsız sebepler nedeniyle gerçekleşmemesi halinde. Ancak suçun işlemesinden vazgeçen veya suçun tamamlanmasını önleyen bir şahsın, suçun amacından tamamen ve kendi isteğiyle vazgeçmesi halinde, suçun işlenmesine teşebbüsten dolayı bu tüzüğe göre cezai açıdan sorumluluğu bulunmaz.
4. Bireysel cezai sorumluluk konusundaki bu tüzükteki hiçbir hüküm, devletlerin uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluğunu etkilemez.
Madde 26
18 yasından küçüklerin yargılama dışında bırakılması
Mahkeme, isnat olunan suçun işlendiği tarihte, 18 yaşın altında olan hiçbir şahsı yargılamaz.
Madde 27
Resmi unvan ile ilişki kurulmaması
1. Bu tüzük, resmi unvan ayırımı yapılmadan, herkese eşit şekilde uygulanır. Özellikle devlet veya hükümet başkanı, hükümet veya parlamento üyesi, seçilmiş bir temsilci veya bir hükümet memuru hiçbir şekilde bu tüzük altında cezai sorumluluktan muaf tutulamaz veya resmi unvan cezanın indirilmesi için bir neden teşkil etmez.
2. Ulusal veya uluslararası hukuk çatısı altında olsun veya olmasın, bir şahsın resmi unvanıyla bağlantılı olan bağışıklık veya usul kuralları, Mahkeme’nin böyle bir şahıs üzerinde yargı yetkisini kullanmasına engel teşkil etmez.
Madde 28
Komutanların veya diğer üst rütbelilerin sorumluluğu
Mahkeme’nin yargı yetkisi içine giren, bu tüzük altındaki suçlardan kaynaklanan cezai sorumluluk dayanaklarına ilave olarak:
1. Bir askeri komutan veya askeri komutan gibi, etkin bir şekilde faaliyette bulunan bir şahıs, kendi fiili yönetimi ve denetimi altındaki silahlı kuvvetlerin, bunlar üzerinde yeterli kontrol sağlayamaması sonucunda, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren suçları işlemesi halinde ve:
(a) askeri komutan veya şahsın silahlı kuvvetlerin bu tür suçları işlemekte veya işlemek üzere oldukları konusunda hal ve şartlara göre bilgisi olması gerektiği veya bilgisi olduğu hallerde;
(b) askeri komutan veya şahsın suçun işlenmesini önlemek veya durdurmak için gerekli ve makul önlemleri almaması veya soruşturma ve yargılama için olayı ilgili makamlarına iletmemesi hallerinde cezai sorumluluk taşır.
2. 1. paragrafta tanımlanmayan üst-ast ilişkileri çerçevesinde bir üst, kendi etkin kontrol ve yetkisi altındaki astlarının işledikleri ve Mahkeme yargı yetkisine giren suçlardan dolayı ve astlarını gerektiği gibi kontrol edemediği durumların sonucu olarak:
(a) astlarının böyle bir suç işledikleri veya işlemek üzere oldukları yolundaki açık bilgileri bildiği veya bilerek görmezden geldiği hallerde;
(b) kendi etkin sorumluluğu ve denetimi altında olan faaliyetlerle ilgili suçlarda; ve
(c) suçun işlenmesini önlemek veya durdurmak için gerekli ve makul önlemleri almaması veya soruşturma ve yargılama için olayı ilgili makamlarına iletmemesi hallerinde, cezai sorumluluk taşır.
Madde 29
Yasa Sınırlamalarının Uygulanamazlığı
Mahkemenin yargı yetkisi içine giren suçlar, herhangi bir yasa sınırlamasına tabi değildir.
Madde 30
Manevi Unsur
1. Aksi belirtilmedikçe, bir şahsın, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suçun maddi unsurlarını kasten ve bilerek işlemesi halinde cezai sorumluluğu ve mesuliyeti bulunur.
2. Bu maddenin amaçları bakımından, bir şahsın aşağıdaki durumlarda kasten hareket ettiği varsayılır:
(a) hareketle ilgili olarak, şahsın hareket içinde olmayı amaçlaması;
(b) netice ile ilgili olarak, şahsın o neticeye sebep olmayı amaçlaması veya neticenin hareketin olağan sonucu olarak gerçekleşeceğinin farkında olması.
3. Bu maddenin amacına uygun olarak “bilgi”, hareketin olağan sonucu olarak bir durumun mevcut olduğunun veya bir sonuç doğuracağının farkında olunması demektir. “Bilmek” ve “bilerek” kavramları buna göre yorumlanır.
Madde 31
Cezai sorumluluktan kurtulma
1. Bu tüzükte sağlanan cezai sorumluluk dışında tutulmaya ilişkin diğer esaslara ek olarak; bir şahıs, eylemi gerçekleştirdiği sırada aşağıdaki durumların mevcudiyeti halinde cezai sorumluluk taşımaz:
(a) Gerçekleştirdiği eylemin yapısını ve kanunsuzluğunu takdir yeteneğini veya eyleminin kanunun gereklerine uygun olup olmadığını kontrol yeteneğini ortadan kaldıracak bir zihni hastalığı ya da kusuru olması halinde;
(b) Sonucunda Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suçu oluşturan eylemi gerçekleştirmesine yol açacağını bilerek ya da riskini göz ardı ederek, sarhoşluk ya da uyuşturucu madde etkisi altına kendi isteğiyle girme halleri dışında; yaptığı eylemin yapısını ve kanunsuzluğunu takdir yeteneğini veya eyleminin kanunun gereklerine uygun olup olmadığını fark etme yeteneğini ortadan kaldıracak şekilde sarhoş olması ya da bir başka maddenin etkisinde olması halinde;
(c) Kendisine ve başka bir şahsa veya eşyaya karşı yönelmiş bir tehlike ile orantılı bir şekilde; yakın ve kanunsuz bir kuvvet kullanımına karşı kendini veya başkasını ya da savaş suçlarında hayati öneme haiz eşyayı veya askeri bir görevin yerine getirilmesinde önemli olan bir eşyayı savunmak için makul hareket etmesi halinde. Askeri kuvvetler tarafından gerçekleştirilen savunma amaçlı bir harekata katılım, bu alt paragrafa göre cezai sorumluluğu kaldırmak için başlı başına bir neden oluşturmaz.
(d) Mahkeme’nin yargı yetkisine giren suçu oluşturduğu iddia edilen eylemin, kendisine veya başka bir şahsa karşı yakın ölüm veya sürekli veya yakın fiziksel zarar tehdidi kaynaklı bir baskı sonucu meydana gelmesi ve önlenmesi gereken zarardan daha fazlasına yol açmayı kastetmemiş olmak koşuluyla, bu tehdidi önlemek için, şahsın gereği kadar ve makul ölçüde davranması halinde. Böyle bir tehdit:
(i) başka şahıslar tarafından yapılmış; veya
(ii) o şahsın kontrolü dışındaki şart tarafından gerçekleşmiş olabilir.
2. Mahkeme, önüne gelen davada, bu tüzükte öngörülen cezai sorumluluğu ortadan kaldıran esasların uygulanabilir olup olmadığını tespit eder.
3. Yargılama sırasında, Mahkeme, 1. paragrafta bahis konusu cezai sorumluluğu ortadan kaldıran ve 21. maddede belirtilen uygulanacak hukuktan kaynaklananlar dışındaki esasları dikkate alabilir. Böyle bir esası dikkate almak konusundaki işlemler Usul ve Delil Kurallarında belirtilir.
Madde 32
Maddi hata veya kanun hatası
1. Maddi hata, sadece suçun manevi unsurunu (kastı) ortadan kaldırdığında, cezai sorumluluğu ortadan kaldıran bir esas olacaktır.
2. Belli bir eylem biçimin Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suç olup olmadığı konusundaki kanun hatası, cezai sorumluluğu ortadan kaldıran bir unsur olamaz. Ancak kanun hatası, suçun gerektirdiği manevi unsuru ortadan kaldırdığı zaman veya 33. maddede öngörüldüğü şekliyle cezai sorumluluğu kaldıran bir unsur olabilir.
Madde 33
Üst makam emirleri ve kanunun tanımı
1. Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suçun, bir hükümet veya askeri veya sivil bir üst makam emrine uyan bir şahıs tarafından işlenmiş olması, aşağıdaki haller dışında, şahsı cezai sorumluluktan kurtaramaz:
(a) şahsın hükümet veya söz konusu üst makamın emirlerine uyması kanuni bir zorunluluk ise;
(b) şahsın emrin kanunsuz olduğunu bilmemesi halinde; ve
(c) emrin açıkça kanunsuz olmaması halinde.
2. Bu maddenin amaçları bakımından, soykırım veya insanlığa karşı suç emirlerinin kanunsuzluğunun açıkça bilindiği kabul edilir.
4. BÖLÜM
DİVANIN OLUŞUMU VE İDARESİ
Madde 34
Mahkeme’nin organları
Mahkeme aşağıdaki organlardan oluşur:
(a) Başkanlık;
(b) Temyiz Bölümü, Yargılama Bölümü ve Ön-Yargılama Bölümü
(c) Savcılık Bürosu
(d) Yazı İşleri Bürosu
Madde 35
Yargıçların hizmeti
1. Bütün yargıçlar Mahkeme’nin tam zamanlı çalışan üyeleri olarak seçilir ve görev dönemlerinin başlamasından itibaren hizmete hazır olurlar.
2. Başkanlığı oluşturan yargıçlar seçilir seçilmez tam zamanlı olarak hizmet vermeye başlarlar.
3. Mahkeme’nin iş yüküne bağlı olarak ve üyeleriyle istişare ederek Başkanlık, kalan yargıçların tam zamanlı olarak çalışıp çalışmayacakları konusunda zaman zaman karar verebilir Bu şekildeki düzenlemeler 40. madde hükümlerine halel getirilmeksizin yapılır.
4. Tam zaman esasına göre çalışmayan yargıçların mali düzenlemeleri 49. maddeye göre yapılır.
Madde 36
Yargıçların nitelikleri, aday gösterilmeleri ve seçilmeleri
1. 2. paragraf hükümlerine bağlı olarak Mahkeme’de 18 yargıç bulunur.
2. (a) Mahkeme adına hareket eden Başkanlık, gerekli ve uygun bulunma gerekçelerini göstererek 1. paragrafta belirtilen yargıçların sayısının arttırılmasını önerebilir. Yazı İşleri Bürosu böyle bir öneriyi taraf devletlere derhal bildirir.
(b) Bu tür bir öneri, 112. maddeye göre toplanacak olan Taraf Devletler Kurulu toplantısında ele alınır. Öneri, Taraf Devletler Kurulu toplantısında, üye sasının 2/3 oyu ile onaylanırsa kabul edilmiş sayılır ve Taraf Devletler Kurulu tarafından kararlaştırılan bir tarihte yürürlüğe girer.
(c) (i) alt paragraf (b)’ye göre yargıç sayısının arttırılması önerisi kabul edildiğinde, ek yargıçların seçimi, 3-8. paragraflar ile 37. maddenin 2. paragrafına uygun olarak Taraf Devletler Kurulunun bir sonraki toplantısında yapılacaktır;
(ii) alt paragraf (b)’ye göre yargıç sayısında artış önerisi kabul edildikten ve alt paragraflar (b) ve (c) (i)’ye uygun olarak yürürlüğe girdikten sonra, Başkanlık tarafından, herhangi bir zamanda Mahkeme’nin iş yükü elverdiği takdirde 1. paragrafta belirtilen sayının altında olmamak üzere yargıç sayısının azaltılması önerilebilir. Öneri (a) ve (b) alt paragraflarına göre işlem görür. Önerinin kabul edilmesi halinde, görevli yargıçların görev sürelerinin bitimi dikkate alınarak yargıç sayısı istenen sayıya ulaşıncaya kadar devamlı surette azaltılır.
3. (a) Yargıçlar yüksek ahlaki değerlere, tarafsız ve bütüncül karakterlere sahip olan ve kendi devletlerindeki en yüksek yargı makamlarına atananlarda aranan niteliklere sahip kişiler arasından seçilir.
(b) Mahkeme’ye seçilecek her aday:
(i) ceza ve ceza usul hukuku uzmanı ve ceza davalarında yargıç, savcı, avukat olarak veya benzer kapasitede gerek duyulan deneyim sahibi; veya
(ii) uluslararası hukuk alanında, uluslararası insancıl hukuk, insan haklan gibi alanlarda uzman olmalı ve Mahkeme’nin adli göreviyle ilgili bir meslekte yoğun deneyim sahibi olmalıdır.
(c) Mahkeme’ye seçilecek her adayın Mahkeme’nin çalışma dillerinden en az birini çok iyi bilmesi ve akıcı konuşması gerekmektedir.
4. (a) Bu tüzüğe taraf devletler Mahkeme seçimleri için aday gösterebilir ve bu aday gösterme;
(i) söz konusu devletin en üst yargı görevlerine atama için öngörülen aday gösterme usulleri ile; veya
(ii) Uluslararası Adalet Divanı’na aday göstermede söz konusu Divanın tüzüğünde öngörülen usuller ile yapılır.
Aday gösterme, adayın 3. paragrafta aranan niteliklere ne surette haiz olduğunu gösteren ayrıntılı bir bildirim ile yapılacaktır.
(b) Her bir taraf devlet, her seçim için, kendi uyruğu olması zorunlu olmayan, ancak taraf devletlerden birinin uyrukluğunu taşıyan bir aday gösterebilir.
(c) Taraf Devletler Kurulu, uygun görürse, aday göstermelerle ilgili olarak bir Danışma Komitesi kurabilir. Bu durumda Danışma Komitesinin oluşumu ve görevleri Taraf Devletler Kurulu tarafından belirlenir.
5. Seçimin amaçları bakımından, iki liste halinde aday olunacaktır:
3 (b) (i) paragrafında belirtilen niteliklere haiz adayların isimlerini içeren Liste A; ve
3 (b) (ii) paragrafında belirtilen niteliklere haiz adayların isimlerini İçeren Liste B;
Her iki listeye uygun niteliklere sahip adaylar kendi tercih edecekleri listede yer alabilirler. Mahkeme’nin ilk seçimlerinde, Liste A’ dan en az 9, Liste B’ den en az 5 yargıç seçilebilir. Sonraki seçimler iki listede gösterilen Mahkeme yargıçlarının nispi oranları gözetilerek yapılır.
6. (a) Yargıçlar, 112. maddedeki amaca uygun toplanan Taraf Devletler Kurulu toplantısında gizli oyla seçilir. 7.paragrafa bağlı olarak, Mahkeme’ye, en yüksek oyu alan ve mevcut ve oy kullanan devletlerin 2/3 çoğunluğunun oyunu elde eden 18 aday seçilir.
(b) İlk oylamada yeterli sayıda yargıç seçilememesi halinde, sonraki oylamalar, alt paragraf (a)’da öngörülen işlemlere uygun olarak kalan yerler dolduruluncaya kadar yapılacaktır.
7. Hiçbir iki yargıç, aynı devletin vatandaşı olamaz. Mahkeme üyeliği bakımından, bir şahsın birden fazla devlet uyrukluğu var ise, o şahıs medeni ve siyasi haklarını kullandığı devletin vatandaşı sayılır.
8. (a) Yargıçların seçimi sırasında taraf devletler Mahkeme üyelik sistemi içinde aşağıdaki ihtiyaçları göz önünde tutarlar:
(i) dünyadaki başlıca hukuk sistemlerinin temsilini;
(ii) eşit coğrafi temsil; ve
(iii) kadın ve erkek yargıçların adil oranda temsilini.
(b) Taraf devletler ayrıca, kadın ve çocuklara karşı şiddeti içeren ancak, onunla sınırlı olmayan bazı özellikli konular üzerinde hukuki deneyimi olan yargıçlara duyulan ihtiyacı da gözetirler.
9. (a) Alt paragraf (b)’ye göre, yargıçlar 9 yıl süreyle görev yaparlar ve alt paragraf (c) ve 37. maddenin 2. paragrafı gereğince yeniden seçilemezler.
(b) İlk seçimde, kura çekilmek suretiyle, seçilen yargıçların 1/3’i üç yıl, diğer 1/3’i 6 yıl ve kalan 1/3’ü 9 yıl süreyle görev yapmak üzere tayin edilirler.
(c) Alt paragraf (b)’ye göre 3 yıl süreyle seçilen bir yargıç, tam dönem görev yapmak üzere yeniden seçilebilir.
10. 9. paragrafa bağlı olmaksızın, 39. maddeye göre Yargılama veya Temyiz Dairelerine atanan bir yargıç, o dairede başlamış olan bir yargılama veya temyiz duruşmasını tamamlamak üzere görevini devam ettirir.
Madde 37
Boş Yargıç kadrosu
1. Boşalan bir kadro, 36. maddeye göre yapılacak seçim ile doldurulacaktır.
2. Boş kadroyu doldurmak için seçilen yargıç, selefinden kalan görev süresi kadar görev yapar ancak bu süre 3 veya daha az ise 36. maddeye göre tüm dönem için yeniden seçilebilir.
Madde 38
Başkanlık
1. Başkan ile Birinci ve İkinci Başkan Yardımcıları yargıçların mutlak çoğunluğu ile seçilir. Her biri üç yıl süreyle veya daha önce sona erme durumuna bağlı olarak yargıçlık görev sürelerinin sonuna kadar görev yapacaklardır. Başkan ve Başkan Yardımcılarının bir kez daha yeniden seçilmeleri mümkündür.
2. Birinci Başkan Yardımcısı, Başkanın yokluğunda veya Başkanlık ehliyetini kaybettiğinde Başkana vekalet eder. İkinci Başkan Yardımcısı Başkan veya Birinci Başkan Yardımcısının yokluklarında veya ehliyetlerini kaybettiklerinde Başkana vekalet eder.
3. Başkan, Birinci ve İkinci Başkan Yardımcıları ile birlikte Başkanlığı oluşturur ve aşağıda belirtilenlerden sorumludur:
(a) Savcılık Bürosu dışında, Mahkeme’nin, uygun şekilde yönetimi; ve (b) Bu Tüzüğe uygun olarak öngörülen diğer görevler.
4. 3 (a) paragrafına göre sorumluluğunu yerine getirmek amacıyla, Başkanlık birbirini ilgilendiren bütün konularda Savcılık ile birlikte hareket ederek eşgüdüm sağlar.
Madde 39
Daireler
1. Mahkeme, yargıçların seçilmesinden sonra mümkün olan en kısa zamanda, 34. maddenin (b) paragrafsında öngörülen bölümler şeklinde kendisini organize eder.
Temyiz Bölümü başkan ve 4 yargıçtan, Yargılama Bölümü en az 6 yargıçtan, Ön Yargılama Bölümü en az 6 yargıçtan oluşacaktır. Yargıçların ilgili bölümlere atanması, her bölümün yerine getireceği görevlerin yapısına ve Mahkeme’ye seçilen yargıçların deneyim ve niteliklerine göre, her bölümde ceza, usul ve uluslararası hukuk alanlarında uygun oranda bir deneyim sağlayacak şekilde yapılır. Yargılama ve Ön-Yargılama bölümlerinde ağırlık ceza davaları alanında deneyim sahibi yargıçların olur.
2. (a) Mahkeme’nin adli görevleri her bir bölümde Daireler tarafından yerine getirilir.
(b)
(i) Temyiz Dairesi, Temyiz bölümünün bütün yargıçlarından oluşur.
(ii) Yargılama Dairesinin görevleri Yargılama Bölümünün 3 yargıcı tarafından yürütülür.
(iii) Ön Yargılama Dairesinin görevleri, Ön Yargılama Bölümünün 3 yargıcı veya bu Tüzük ile Usul ve Delil Kuralları uyarınca bir yargıç tarafından yürütülür.
(c) Bu paragrafın hiçbir hükmü, Mahkeme’nin iş yükünün etkili yönetimi gerektirdiği takdirde aynı anda birden fazla Yargılama ve Ön Yargılama Dairesi kurulmasını önlemez.
3. (a) Yargılama ve Ön Yargılama Dairelerine atanan yargıçlar, 3 yıl süreyle ve ilgili bölümde duruşması başlamış bulunan herhangi bir davanın tamamlanmasına kadar görev yaparlar.
(b) Temyiz Bölümüne atanan yargıçlar, hizmet sürelerinin sonuna kadar görev yaparlar.
4. Temyiz Bölümüne atanan yargıçlar, sadece o bölümde görev yaparlar. Ancak bu maddedeki hiçbir hüküm, Mahkeme’nin iş yükünün etkili bir şekilde yönetiminin bu şekilde bir atamayı gerektirdiğinin, Başkanlık tarafından düşünüldüğü hallerde ve ön yargılama aşamasına katılmış bir yargıcın hiç bir şart altında aynı davayla ilgili olarak Yargılama Dairesinde görev yapmaması koşuluyla, Yargılama Bölümünden Ön Yargılama Bölümüne veya tersine geçici yargıç atamalarına engel teşkil etmez.
Madde 40
Yargıçların bağımsızlığı
1. Yargıçlar, görevlerini yerine getirirken bağımsız hareket ederler.
2. Yargıçlar, yargısal görevlerine müdahale ihtimali olan veya bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek hiçbir faaliyette bulunmazlar.
3. Mahkemenin bulunduğu yerde tam zamanlı olarak mesai yapacak olan yargıçlar, profesyonel yapıdaki başka bir mesleki faaliyetle iştigal edemezler.
4. 2. ve 3. paragrafların uygulaması ile ilgili ortaya çıkabilecek sorunlar, yargıçların salt çoğunluğu ile karara bağlanır. Bu sorunun yargıçlardan birini bizzat ilgilendirdiği durumlarda, o yargıç karara katılamaz.
Madde 41
Yargıçlıktan çekilme ve yargıçlığa ehil olmama hali
1. Başkanlık, bir yargıcın talebi üzerine o yargıcın bu tüzük çerçevesinde görev ifa etmekten mazur görülmesine, Usul ve Delil Kurallarına göre, karar verebilir.
2. (a) Yargıçlar, hangi gerekçeyle olursa olsun, tarafsızlıklarından makul şüphe duyulabileceği davalarda yer almazlar. Bir yargıç, şayet Mahkemenin bakmakta olduğu bir davaya bakmış veya hakkında soruşturma veya yargılanma yapılan kişinin ulusal düzeyde karıştığı herhangi bir davayla daha önce herhangi bir sıfatla ilgilenmiş ise, bu paragraf çerçevesinde yargıçlığa ehil olmaktan çıkar. Bir yargıç, Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde de yargıçlık ehliyetini kaybedebilir.
(b) Mahkeme Savcısı veya yargılanan veya hakkında soruşturma yapılan şahıs, bu maddeye göre bir yargıcın, yargıçlığa ehil sayılmamasını talep edebilir.
(c) Bir yargıcın, yargıçlığa ehil sayılmamasına ilişkin sorunlar, yargıçların salt çoğunluğu tarafından karara bağlanır. Tartışmaya konu olan yargıç kendi görüşlerini de Mahkemeye sunabilir, ancak kararda oy kullanamaz.
Madde 42
Savcılık Bürosu
1. Savcılık Bürosu, Mahkemenin müstakil bir organı olarak bağımsız hareket eder. Mahkemenin yetkisine giren suçlarda suç ihbarlarını ve dayanakları olan her türlü bilgiyi kabul eder, bunları inceler ve Mahkemenin önünde araştırma ve soruşturmayı yürütür. Savcılık Bürosunun hiçbir mensubu dış bir kaynaktan talimat beklemez ve dıştan verilebilecek talimata göre hareket etmez.
2. Büronun başkanlığını, Savcı yapar. Savcı, Büronun ve büro mensuplarının, tesislerinin ve kaynaklarının yürütme ve yönetiminde tam yetkiye sahiptir. Bu Tüzüğe göre Savcının yapması gereken görevlerin herhangi birini yapmaya yetkili bir veya daha fazla yardımcısı bulunur. Savcı ile Yardımcısı veya Yardımcıları, farklı devletlerin vatandaşı olmalıdırlar ve bu görevlerini tam zamanlı olarak ifa ederler.
3. Savcı ve Savcı Yardımcıları yüksek ahlak sahibi ve ceza davaları konularında yüksek uzmanlık ve geniş deneyim sahibi kişiler olmalıdır. Mahkemenin çalışma dillerinden en az birine çok iyi hakim olmalı ve bu dillerden birini akıcı şekilde kullanabilmelidirler.
4. Savcı, Taraf Devletler Kurulu’nun salt çoğunluğunca ve gizli oyla seçilir. Savcı Yardımcıları da, Savcı tarafından belirlenecek bir listeden aynı yolla seçilir. Savcı, her Savcı Yardımcılığı makamı için üç aday gösterir. Seçilmeleri sırasında daha kısa bir süre öngörülmediği takdirde Savcı ve Yardımcıları 9 yıllık bir süre için seçilirler ve görev sürelerinin bitiminde yeniden seçilemezler.
5. Ne Savcı, ne de yardımcıları, Savcılık görevleriyle çelişecek ve bağımsızlıkları hakkındaki güveni etkileyebilecek herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Profesyonel yapıya sahip başka herhangi bir mesleki işle iştigal edemezler.
6. Mahkeme Başkanlığı, bir Savcıyı veya Savcı Yardımcısını, talebi üzerine, belli bir davada görev almaktan mazur görebilir.
7. Ne Savcı ne de Yardımcıları, tarafsızlıklarına ilişkin herhangi bir nedenle haklı şüphe duyulabilecek hiçbir işte yer alamazlar. Şayet Mahkemenin bakmakta olduğu bir davaya veya hakkında araştırma veya soruşturma yapılan şahısla ilgili ulusal düzeyde bir davaya daha önce herhangi bir sıfatla yer almışlarsa, açılan bir davada Savcılık yapabilme ehliyetleri bulunmaz.
8. Savcının veya bir Savcı Yardımcısının, savcılık yapma ehliyetini kaybetmesi konusunda karar, Temyiz Dairesi tarafından verilir.
(a) Hakkında araştırma veya soruşturma yapılan şahıs, herhangi bir zamanda, Savcı veya Savcı Yardımcılarının bu maddede belirtilen gerekçelerle çekilmesini talep edebilir,
(b) Savcı veya Savcı Yardımcısı bu konudaki görüşlerini ortaya koymak hakkına sahiptir.
9. Savcı, cinsel veya kadınlara karşı şiddet veya çocuklara yönelik şiddet gibi özel konularda, bu konuları kapsayan ancak bu konularla sınırlı olmamak üzere, hukuki deneyimi olan danışmanlar atayabilir.
Madde 43
Mahkeme Yazı İsleri Bürosu
1. Yazı İşleri Bürosu Savcının 42. maddede yazılı yetkilerine müdahale oluşturmaksızın, Mahkemenin idare ve hizmetlerinin adli olmayan yönlerinden sorumludur.
2. Büro, Yazı İşleri Bürosu Başkanı tarafından yönetilir ve Başkan Mahkemenin başlıca idari yetkilisidir. Büro Başkanı yetkilerini Mahkeme Başkanının gözetiminde kullanır.
3. Büro Başkanı ve yardımcısı yüksek ahlak sahibi, uzmanlık sahibi olmalıdır. Mahkemenin çalışma dillerinden en az birine mükemmel hakim olup, bu dillerden birini akıcı bir şekilde konuşabilmelidir.
4. Yargıçlar, Büro Başkanını, Taraf Devletler Kurulu’nca yapılacak tavsiyeleri de dikkate olarak, salt çoğunlukla ve gizli oyla seçer. Gerek duyulursa ve Büro Başkanının tavsiyesi halinde, Büro Başkan Yardımcısı da aynı yolla yargıçlar tarafından seçilir.
5. Yazı İşleri Bürosu Başkanının görev süresi beş yıldır. Süre bitiminde bir dönem daha seçilebilir ve tam zamanlı olarak görev yapar. Büro Başkan Yardımcısı da beş yıl veya yargıçların salt çoğunlukla belirleyebileceği daha kısa bir dönem için görev yapar ve ihtiyaç duyulduğu şekilde görev yapmak kaydıyla seçilebilecektir.
6. Yazı İşleri Bürosu Başkanı, Büroda bir Mağdurlar ve Tanıklar Birimi kuracaktır.
Bu birim, Savcılık Makamına danışarak, tanıklar, Mahkeme huzurunda ifade veren mağdurlar veya tanık ifadelerinde belirtilenler nedeniyle risk altında bulunan diğer şahıslar için, koruyucu önlemler ve güvenlik düzenlemeleri ile danışma ve diğer uygun yardımları sağlar. Bu birim cinsel şiddet suçlarından kaynaklı travma dahil olmak üzere, travma konusunda uzman personeli de içinde bulundurmalıdır.
Madde 44
Personel
1. Savcı ve Yazı İşleri Bürosu Başkanı, kendi görevlerinin yürütülmesi için gerekli vasıfları haiz nitelikli personel atar. Savcı bakımından bu husus, müfettişlerin atanmasını da kapsar.
2. Personelin istihdamında, Savcı ve Yazı İşleri Bürosu Başkanı, etkinlik, bütünlük ve uzmanlık standartlarını sağlayacak ve gerekli değişikliklerle, 36. maddenin 8. paragrafındaki kıstasları gözetecektir.
3. Yazı İşleri Bürosu Başkanı, Mahkeme Başkanı ve Savcının mutabakatını alarak, Mahkeme personelinin atanması, ücretlendirilmesi, işten çıkartılmasına ilişkin kayıt ve şartları içeren bir Personel Yönetmeliği hazırlayıp önerir. Bu yönetmelik, Taraf Devletler Kurulu tarafından onaylanır.
4. Mahkeme, istisnai hallerde, Taraf Devletler, uluslararası kuruluşlar ve hükümet dışı kuruluşlar tarafından Mahkemeye maddi külfet yüklemeksizin Mahkemenin organlarından herhangi birinin görevine yardımcı olmak üzere sağlanabilecek personelden yararlanabilir. Mahkeme Savcısı, bu yönde gelebilecek bir teklifi Savcılık Bürosu adına kabul etmeye yetkilidir. Bu nevi karşılıksız sağlanacak personel, Taraf Devletler Kurulu tarafından belirlenecek esaslara göre istihdam edilir.
Madde 45
Yemin
Bu tüzük çerçevesinde görevlerine başlamadan önce Yargıçlar, Savcı, Savcı Yardımcıları, Yazı İşleri Bürosu Başkanı ve Yardımcısı, kendi görevlerini tarafsızlıkla ve vazife bilinci İle ifa edeceklerine dair aleni şekilde yemin ederler.
Madde 46
Görevden uzaklaştırma
1. Yargıçlar, Savcı, Savcı Yardımcısı, Yazı İşleri Bürosu Başkanı ve Yardımcısı, aşağıdaki hallerde, ikinci paragrafa göre alınacak kararla görevden uzaklaştırılabilir.
(a) Ciddi uygunsuz davranışlarda bulunduğunun veya bu tüzüğe göre mevcut görevlerini ihlal ettiğinin Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde anlaşılması,
(b) Bu tüzükte belirtilen görevlerini yapamaz hale gelmesi.
2. Bir Yargıcın, Savcının veya Savcı Yardımcısının 1. paragrafa göre görevden uzaklaştırılması, Taraf Devletler Kurulunca gizli oyla alınır:
(a) Yargıç hakkındaki karar, diğer Yargıçların üçte iki çoğunlukla yapacakları tavsiye üzerine, Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğunca.
(b) Savcı hakkındaki karar, Taraf Devletlerin salt çoğunluğunca,
(c) Savcı Yardımcısı hakkındaki karar ise, Savcının tavsiyesi üzerine Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğunca alınır.
3. Yazı İşleri Bölümü Başkanı veya Yardımcısının görevden uzaklaştırılmasına ilişkin karar, Yargıçların salt çoğunluğunca alınır.
4. Davranışları veya bu tüzük çerçevesindeki görevlerini yapamaz duruma gelmesi nedeniyle göreve devamı tartışmalı hale gelen bir Yargıç, Savcı, Savcı Yardımcısı, Yazı İşleri Bürosu Başkanı veya Yardımcısı, Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde delil sunmak veya delil ibrazını istemek ve gerekli savunmaları yapmak hakkına sahiptir. Ancak söz konusu şahıs, olayın müzakeresine başka bir şekilde yer alamaz.
Madde 47
Disiplin Cezaları
46. maddenin 1. paragrafında belirtilenlerden daha az vahim nitelikte uygunsuz bir davranışta bulunan bir Yargıç, Savcı, Savcı Yardımcısı, Yazı İşleri Bürosu Başkanı veya Yardımcısı hakkında Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde disiplin cezası verilir.
Madde 48
Ayrıcalık ve Dokunulmazlıklar
1. Mahkeme, her Taraf Devletin ülkesinde, amaçlarını yerine getirebilmek için zorunlu olacak ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.
2. Yargıçlar, Savcı, Savcı Yardımcıları ve Yazı İşleri Bürosu Başkanı, Mahkeme işlemlerini yürüttükleri ölçüde veya bu işlemler dolayısıyla, diplomatik misyon şeflerine sağlanan ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar ve görev süreleri sona erdikten sonra da resmi görevleri esnasında sözlü veya yazılı ifadelerinden veya yaptıkları eylemlerden dolayı her türlü yasal işlemlere karşı dokunulmazlıktan yararlanmaya devam ederler.
3. Yazı İşleri Bürosu Başkan Yardımcısı ile Savcılık memurları ve Yazı İşleri Bürosu memurları, görevlerinin ifası için gerekli olan ayrıcalık, dokunulmazlık ve kolaylıklardan, Mahkemenin ayrıcalık ve dokunulmazlıklarına ilişkin anlaşma hükümleri çerçevesinde yararlanırlar.
4. Savunma avukatları, uzmanlar, tanıklar ve Mahkemenin mukim olduğu yerde hazır bulunması gereken diğer şahıslar, muhakemenin düzgün şekilde işleyebilmesi için gerekli olan ölçüde ve Mahkemenin ayrıcalık ve dokunulmazlıklarına ilişkin anlaşma hükümleri çerçevesinde gerekli muameleden yararlandırılırlar.
5.
(a) Yargıçlar ve Savcıların ayrıcalık ve dokunulmazlıkları, Yargıçların salt çoğunluğunun kararı ile,
(b) Yazı İşleri Büro Başkanının ayrıcalık ve dokunulmazlıkları Mahkeme Başkanı tarafından,
(c) Savcı Yardımcılarının ve Savcılık personelinin ayrıcalık ve dokunulmazlıkları Savcı tarafından,
(d) Yazı İşleri Bürosu Başkan Yardımcısı ve Büro memurlarının ayrıcalık ve dokunulmazlıkları Büro Başkanı tarafından, kaldırılabilir.
Madde 49
Maaşlar Yolluklar ve Ödenekler
Yargıçlar, Savcı Yardımcıları, Yazı İşleri Bürosu Başkanı ve Yardımcısı, Taraf Devletler Kurulu tarafından belirlenecek maaş, yolluk ve diğer ödenekleri alırlar. Bunların maaş ve yolluklarında, görev süreleri boyunca indirim yapılamaz.
Madde 50
Resmi Diller ve Çalışma Dilleri
1. Mahkemenin resmi dilleri Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolcadır. Mahkemenin verdiği hükümler ve Mahkemenin elindeki işlerle ilgili esaslı konulara çözüm getiren diğer kararlar, resmi dillerde yayımlanır. Mahkeme Başkanlığı, Usul ve Delil Kurallarında belirlenmiş kıstaslara göre hangi kararların bu paragrafın amaçları bakımından esaslı konulara çözüm getiren karar niteliğinde sayılacağını belirlemeye yetkilidir.
2. Mahkemenin çalışma dilleri İngilizce ve Fransızcadır. Diğer hangi dillerin çalışma dili olarak kullanılabileceği, Usul ve Delil Kuralları tarafından belirlenir.
3. Yargılama sırasındaki bir işlemin taraflarının veya o işleme müdahil olmasına izin verilen bir Devletin talebi üzerine ve yeterli haklı nedenler bulunduğuna, Mahkeme tarafından karar verilmesi şartıyla, İngilizce veya Fransızca dışındaki bir dilin de söz konusu tarafı veya Devlet tarafından kullanılması Mahkeme’ce kabul edilebilir.
Madde 51
Usul ve Delil Kuralları
1. Usul ve Delil Kuralları, Taraf Devletler Kurulu üyelerinin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilmekle, yürürlüğe girer.
2. Usul ve Delil Kurallarına ilişin değişiklik önerileri,
(a) Herhangi bir Taraf Devlet,
(b) Yargıçların salt çoğunluğu ya da,
(c) Savcı tarafından yapılabilir.
Değişiklikler, Taraf Devletler Kurulu üyelerinin üçte iki çoğunluğunca onaylanması üzerine yürürlüğe girer.
3. Usul ve Delil Kurallarının kabul edilmesinden sonra, bu kurallarda öngörülmeyen özel bir durumun Mahkemenin huzuruna geldiği acil hallerde, Yargıçlar üçte iki çoğunlukla geçici kurallar belirler ve bu kurallar, Taraf Devletler Kurulu’nun ilk olağan veya olağanüstü toplantısında kabul edilinceye, değiştirilinceye veya reddedilinceye kadar yürürlükte kalır.
4. Usul ve Delil Kuralları, bunlarda yapılacak değişiklikler ve geçici kurallar, bu tüzüğe uygun olacaktır. Usul ve Delil Kuralları ve geçici kurallar, hakkında araştırma, soruşturma veya yargılama yürütülen veya mahkum olan şahsın aleyhine sonuç doğuracak şekilde geriye yürütülemez.
5. Usul ve Delil Kuralları ile bu tüzük arasında çatışma meydana geldiği hallerde, tüzük esas alınır.
Madde 52
Mahkeme Yönetmelikleri
1. Yargıçlar, bu tüzüğe ve Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak, salt çoğunlukla, Mahkemenin günlük işleyişi için gerekli Yönetmelikleri çıkaracaklardır.
2. Yönetmeliklerin ve her türlü değişikliklerinin yapılmasında Mahkeme Savcısı ve Yazı İşleri Bürosu Başkanının görüşleri alınır.
3. Yönetmelikler ve değişiklikleri, Yargıçlarca başka türlü kararlaştırılmadıkça, kabul edilmeleri üzerine yürürlüğe girer. Kabul edilmelerini takiben derhal Taraf Devletlere dağıtılarak görüşleri sorulur. Şayet 6 ay içinde Taraf Devletlerin çoğunluğundan itiraz gelmezse, yürürlükte kalmaya devam ederler.
5. BÖLÜM
SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA
Madde 53
Soruşturmanın başlatılması
1. Savcı, kendisine ulaştırılmış bilgileri değerlendirdikten sonra, bu Tüzüğe göre çerçevesinde işlem yapılmasına mahal olmadığı kanaatine varmamışsa, soruşturmayı başlatır. Savcı, bir soruşturma başlatmaya karar verirken aşağıdaki hususları göz önünde bulundurur:
(a) Savcının elindeki bilgiler, Mahkemenin yetkisine giren bir suçun işlenmiş veya işlenmekte olduğu kanaatine makul bir temel oluşturmakta mıdır?
(b) Olay 17. maddeye göre kabul edilebilirlik kıstasına uygun mudur veya uygun hale gelecek midir?
(c) Suçun vahameti ve mağdurların çıkarları da hesaba katılmakla birlikte, bir soruşturma başlatmanın yine de adaletin tecellisine hizmet etmeyeceği yönünde maddi nedenler var mıdır?
Şayet Savcı işleme devam etmek için makul bir temel bulunmadığına karar verir ve bu kararı sadece yukarıdaki (c) bendine dayanarak alırsa, Ön Yargılama Dairesine bilgilendirmede bulunur.
2. Şayet, soruşturma sonucunda, Savcı aşağıdaki nedenlerle kovuşturma için yeterli temel bulunmadığı sonucuna varırsa;
(a) 58. maddeye göre bir celp müzekkeresi çıkarmak için yeterli yasal veya maddi dayanak olmaması,
(b) Davanın 17. maddeye göre kabul edilmez olması,
(c) Suçun vahameti, mağdurların menfaatleri, fail olduğu iddia edilen şahsın hastalığı veya yaşlanması ve iddia olunan suçtaki rolü dahil bütün hal ve şartlar hesaba katıldığında, kovuşturmanın adaletin tecellisine hizmet etmeyecek olması.
Savcı, Ön Yargılama Dairesini ve 14. maddeye göre olayı intikal ettiren Devleti veya 13. maddeye giren olaylarda Güvenlik Konseyini, verdiği karar hakkında bilgilendirir ve bu kararının gerekçesini belirtir.
3.
(a) 14. maddeye göre olayı Mahkemeye intikal ettiren Devletin veya 13. maddenin (b) paragrafına göre Güvenlik Konseyi’nin talebi üzerine, ÖnYargılama Dairesi, Savcının 1. ve 2. paragraflarda belirtilen takibata devam etmeme kararını gözden geçirebilir ve Savcıdan kararını tekrar ele almasını isteyebilir.
(b) Buna ek olarak, Ön Yargılama Dairesi, kendi inisiyatifiyle Savcının işlem yapmama kararını, şayet bu karar sadece paragraf 1 (c) veya 2 (c)’ye dayanıyorsa, gözden geçirebilir. Böyle bir durumda, Savcının kararı ancak Ön Yargılama Dairesi tarafından teyit edilirse geçerli olur.
4. Savcı her zaman, yeni vakalar veya bilgiler ortaya çıkması nedeniyle, bir soruşturma veya kovuşturma başlatıp başlatmama kararını yeniden gözden geçirebilir ve değiştirebilir.
Madde 54
Savcının soruşturmalar konusundaki görev ve yetkileri
1. Savcı,
(a) Gerçekleri ortaya çıkarmak için, bu tüzük çerçevesinde cezai sorumluluk olup olmadığını değerlendirmek amacıyla her türlü vakıaları ve delilleri kapsayacak şekilde soruşturmayı genişletebilir ve bunu yaparken suçlayıcı ve sorumluluktan kurtarıcı hal ve şartları eşit biçimde araştırır.
(b) Mahkemenin kapsamına giren suçların etkin biçimde soruşturulmaları ve kovuşturulmalarını sağlamak amacıyla her türlü uygun tedbiri alır ve bunu yaparken mağdur ve tanıkların yaş, 7. maddede 3. paragrafta belirtilen şekilde cinsiyet ve sağlık durumu dahil olmak üzere menfaat ve şahsi durumlarına saygılı davranır, özellikle cinsel şiddet, cinsiyete dayalı şiddet ve çocuklara karşı şiddet söz konusu olan durumlarda suç vasfını da göz önünde bulundurur.
(c) Şahısların bu Tüzükten kaynaklanan haklarını tam olarak gözetir.
2. Savcı aşağıdaki hallerde bir Devletin ülkesinde soruşturma yürütebilir:
(a) 9. Bölüm hükümlerine göre, ya da
(b) 57. maddenin 3 (d) paragrafı uyarınca Ön Yargılama Dairesi tarafından yetkilendirdiği şekilde.
3. Savcı,
(a) Delilleri toplar ve inceler,
(b) Hakkında soruşturma yapılan şahısları, mağdurları ve tanıkları davet edebilir ve sorgulayabilir.
(c) Herhangi bir devletin veya bir hükümet dışı örgütün işbirliğini veya kendi yetkisi ve/veya emrine uygun olarak bir düzenlemede bulunmasını talep edebilir.
(d) Bu Tüzüğe aykırı olmadıkça, bir devletin, uluslararası örgütün veya şahsın işbirliği yapmasını sağlamak için zorunlu olabilecek düzenlemeler veya anlaşmalar yapabilir.
(e) Bilgiyi veren tarafın rızası olmadıkça, gizli kaydıyla ve sadece yeni delillere ulaşmak amacıyla, kendisine sunulan belge ve bilgileri, yargılamanın hiçbir safhasında açıklamamaya mutabık kalabilir.
(f) Bilginin mahremiyetini sağlamak, herhangi bir şahsı korumak veya delilleri muhafaza etmek amacıyla gerekli her türlü önlemi alabilir ya da önlem alınmasını talep edebilir.
Madde 55
Şahısların soruşturma esnasındaki haklan
1. Bu Tüzük çerçevesinde yürütülen bir soruşturmada, herhangi bir şahıs:
(a) Kendisini suçlamaya veya suç ikrarında bulunmaya zorlanamaz,
(b) Baskıya, zorlamaya, tehdide, işkenceye veya diğer insanlık dışı, zalimane veya alçaltıcı muameleye ve cezaya tabi tutulamaz.
(c) İyi konuştuğu ve bütünüyle anladığı bir dilden başka bir dilde sorgulanmakta ise, ücretsiz olarak ehil bir tercüman yardımı alır ve bu tercümeler doğruluk ve dürüstlük gereklerini karşılayacak şekilde yapılır.
(d) Keyfi tutuklanamaz veya gözaltına alınamaz; tüzükte kararlaştırılan yasal prosedürlere uygun şekilde ve tüzükte öngörülen sebepler hariç olmak üzere özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.
2. Herhangi bir şahsın Mahkemenin yargı yetkisine giren bir suç işlediğine dair bir kanaat mevcutsa ve bu şahıs ya Savcı ya da bu tüzüğün 9. Bölümü uyarınca yapılan talep üzerine ulusal makamlar tarafından sorgulanıyorsa, söz konusu şahıs sorgulanmadan önce bilgisine sunulacak aşağıdaki haklara sahiptir:
(a) Mahkeme’nin yargı yetkisine giren bir suçu işlediğine dair kanaat oluştuğunun, sorgudan önce kendisine bildirilmesi;
(b) Sessiz kalmasının suçlu veya masum olduğuna karine teşkil etmemesisessiz kalma hakkı;
(c) Kendi tercih ettiği hukuk yardımı alma hakkı; şahsın böyle bir hukuki yardım alma imkanı yoksa, adaletin menfaatinin bu şekilde gerektirdiği bir davada ya da söz konusu şahsın ödeme gücü olmadığı takdirde herhangi bir davada ücretsiz hukuki yardım sağlanması;
(d) Kendi isteğiyle feragat ettiği haller dışında, sorgusunda avukatının hazır bulunması;
Madde 56
Tekrar ele geçmeyecek bir soruşturma fırsatı durumunda Ön Yargılama Dairesinin Rolü
1.
(a) Savcı, soruşturmanın, bir tanıktan yazılı veya sözlü ifade alabilmek ya da bir delili incelemek veya elde etmek veya doğrulamak amacıyla, dava bakımından sonradan tekrar ele geçmeyecek bir fırsat olduğuna kanaat getirirse, Ön Yargılama Dairesini bu durumdan haberdar eder.
(b) Bu durumda, Savcının talebi üzerine Ön Yargılama Dairesi duruşmaların etkinliğini ve bütünlüğünü korumak ve de özellikle savunmanın haklarını korumak için gerekli önlemleri alabilir.
(c) Ön Yargılama Dairesi aksine talimat vermediği sürece, (a) paragrafında atıfta bulunulan soruşturmayla bağlantılı olarak mahkeme celbi üzerine mahkeme huzuruna çıkan veya tutuklanan şahsın davayla ilgili olarak dinlenebilmesini teminen Savcı, bu şahsa dinlenebilmesi için gerekli olan bilgileri sağlar.
(a) İzlenecek yöntemlere ilişkin tavsiyede bulunmak veya talimat vermek;
(b) Duruşma tutanaklarının tutulmasını emretmek;
(c) Yardımcı olması için bir uzman atamak;
(d) Celp marifetiyle mahkeme huzuruna gelen veya tutuklanan bir şahsa bir avukat atamak veya henüz tutuklanmamış veya Mahkemeye çıkarılmamış veya avukatı belirlenmemiş şahsa katılması, hazır bulunması ve savunmanın çıkarlarını temsil etmesi için bir başka avukatı yetkili kılmak;
(e) Üyelerinden birini veya gerekirse, Ön-yargılama veya Yargılama Bölümünden müsait bir yargıcı gözlem yapmak ve tavsiyelerde bulunmak veya delillerin toplanması ve korunması ile şahısları sorgulaması bakımından talimat vermek için görevlendirmek;
(f) Delillerin toplanması ve korunması için gerekebilecek diğer önlemleri almak;
3.
(a) Savcının bu madde uyarınca gereken önlemleri almaması halinde, ÖnYargılama Dairesi söz konusu önlemleri kanıtın saklanması bakımından gerekli görüyor ve savunma bakımından dava sırasında elzem kabul ediyorsa; Ön Yargılama Dairesi, Savcının bu önlemleri almak için talepte bulunmamasının ardında geçerli bir neden bulunup bulunmadığı hususunda Savcı ile görüşmelerde bulunur. Eğer görüşmeler sonunda Ön-yargılama Dairesi Savcının önlem almama kararını haklı bulmazsa, bu önlemleri resen de alabilir.
(b) Ön Yargılama Dairesinin bu paragraf kapsamında resen hareket etme kararı Savcı tarafından temyiz edilebilir. Temyiz talebi hızlandırılmış bir süreçte neticelendirilir.
4. Bu maddeye göre dava için saklanan ve toplanan delillerin kabul edilebilirliği dava aşamasında madde 69’a göre ve Dava Dairesi’nce belirlenecek şekilde yürütülecektir.
Madde 57
Ön Yargılama Dairesinin Görev ve Yetkileri
1. Bu Tüzükte aksi belirtilmemişse, Ön Yargılama Dairesi görevlerini bu madde hükümlerine göre yerine getirir.
2.
(a) Büronun 15., 18., 19, 54 madde 2 paragraf, 61 madde 7 paragraf ve 72. maddelere göre verdiği karar ve hükümler, Daire yargıçlarının çoğunluğu tarafından onaylanmalıdır.
(b) Diğer bütün hallerde, Usul ve Delil Kurallarında aksi öngörülmemiş veya Ön Yargılama Dairesi yargıçlarının çoğunluğu tarafından aksine karar verilmemişse, Daireye mensup tek bir yargıç, bu tüzükte belirtilen yetkileri kullanabilir.
3. Bu tüzükte belirlenen görevlerine ilave olarak, Ön Yargılama Dairesi şunları da yapabilir :
(a) Savcının talebi üzerine, bir soruşturma için gerekli olabilecek emir ve müzekkereleri çıkarmak,
(b) 58. maddeye göre tutuklanmış veya celpname ile getirilmiş bir şahsın talebi üzerine, 56. maddede belirtilen önlemler dahil olmak üzere gerekli emirleri çıkarmak, veya 9. Bölüm çerçevesinde, şahsın savunmasını hazırlamasına yardımcı olmak amacıyla gerekli işbirliğinin gösterilmesini sağlamak.
(c) Gerekli hallerde, mağdurların ve tanıkların korunmasını ve mahremiyetlerinin korunmasını, delillerin saklanmasını, celpname ile gelmiş şahısların güvenliğini ve ulusal güvenlik bilgilerinin korunmasını sağlamak.
(d) 9. Bölüme göre bir Taraf Devletin işbirliğinin kesinleşmediği durumlarda, Ön Yargılama Dairesinin o devletin 9. Bölüm çerçevesinde olayda işbirliği taleplerine cevap verebilecek şekilde herhangi bir otoritesi kalmadığına veya adli sisteminin böyle bir işbirliğini yürütebilecek bir unsura sahip olmadığına karar vermesi halinde, Savcıyı, mümkün olduğu ölçüde o devletin görüşlerini de dikkate alarak, o Taraf Devletin ülkesi içinde soruşturma icra etmeye yönelik belirli adımları atması hususunda yetkili kılmak.
(e) 58. maddeye göre bir tutuklama veya ihzar müzekkeresinin çıkarıldığı durumlarda, bu tüzük hükümleri ve Usul ve Delil Kuralları uyarınca, delillerin kuvveti ve ilgili tarafların haklarını dikkatle değerlendirilerek, özellikle mağdurların yüksek menfaatleri için suç ve cezanın kabullenilmesi amacıyla koruyucu önlemler almak üzere 93. madde 1(k) bendine uygun olarak
Devletlerin işbirliğini talep etmek.
Madde 58
Ön Yargılama Bürosunca Tutuklama Emri veya Celpname Çıkartılması
1. Ön Yargılama Dairesi, bir soruşturmanın başlatılmasını takiben herhangi bir aşamada savcının müracaatı üzerine, müracaatı, delilleri ve savcı tarafından sunulan diğer bilgileri inceledikten sonra, aşağıdaki hususlarda kanaat getirdiği takdirde, bir şahıs hakkında tutuklama emri çıkarabilir:
(a) Şahsın Mahkemenin görev atanına giren bir suçu işlediğine inanılması için makul nedenler olması,
(b) Şahsın tutuklanmasının,
i) Mahkeme huzuruna gelmesini sağlamak için,
ii) Şahsın soruşturmayı veya mahkemenin gidişatını engellememesi veya tehlikeye düşürmemesini sağlamak için,
iii) Duruma göre, şahsın suçu işlemeye devam etmesinin engellenmesi veya aynı şartlardan doğan ve Mahkemenin yetkisindeki bir suçla ilgili diğer bir suçu işlemekten alıkonulmasını sağlamak için gerekli görülmesi.
2. Savcının müracaatında aşağıdaki hususlar yer almalıdır:
(a) Şahsın adı ve şahsın kimliğini tanıtmaya yarar diğer ilgili bilgiler,
(b) Şahsın işlediği iddia olunan ve Mahkemenin yargı yetkisinde bulunan suçların somut olarak belirtilmesi,
(c) Bu suçların meydana gelmesine neden olduğu iddia edilen olayların açık bir özeti,
(d) Şahsın bu suçlan işlediğine kanaat getirmek için makul nedenler olduğunu gösteren delillerin ve diğer bilgilerin bir özeti, ve
(e) Savcının, şahsın tutuklanmasını niçin gerekli gördüğünü açıklaması.
3. Tutuklama emri aşağıdakileri içermelidir:
(a) Şahsın adı ve şahsın kimliğini tanıtmaya yarar diğer ilgili bilgiler,
(b) Şahsın tutuklanmasına konu olan ve Mahkemenin yargı yetkisine giren suçların açıkça belirtilmesi,
(c) Bu suçları oluşturduğu iddia edilen eylemlerin özet olarak belirtilmesi.
4. Tutuklama emri, Mahkeme tarafından aksine karar verilmedikçe geçerli olmaya devam eder.
5. Tutuklama emrine dayanarak, Mahkeme, 9. Bölüm uyarınca şahsın geçici olarak yakalanmasını veya tutuklanmasını ve teslimini talep edebilir.
6. Savcı, Ön Yargılama Dairesinden, tutuklama emrinde yer alan suçun değişmesini veya bu müzekkereye yeni suçların ilave edilmesini isteyebilir. Ön Yargılama Dairesi, şayet bu şekilde değiştirilmesi istenen suçu veya ilave edilmesi istenen suçları şahsın işlediğine kanaat getirirse, tutuklama emrini Savcının isteğine uygun olarak değiştirir.
7. Tutuklama emri çıkarılmasını istemek yerine, diğer bir yol olarak, Savcı, Ön Yargılama Dairesine başvuruda bulunarak, şahsın mahkeme huzuruna gelmesi için celpname çıkartılmasını isteyebilir. Şayet Ön Yargılama Dairesi şahsın iddia olunan suçu işlediğine dair makul dayanaklar olduğuna kanaat getirir ve celpnamenin, şahsın gelmesini sağlamak için yeterli olacağını düşünürse, celpnameyi kişinin özgürlüğü sınırlayıcı önlemler (gözaltına alma hariç) içerecek şekilde veya bu önlemleri içermeksizin çıkarabilir. Celpnamede aşağıdaki hususlar yer alır:
(a) Şahsın adı ve şahsın kimliğini tanıtmaya yarar diğer ilgili bilgiler.
(b) Şahsın mahkemeye gelmesi istenen tarih.
(c) Şahsın işlediği iddia olunan ve Mahkemenin görev alanına giren suçların belirtilmesi; ve
(d) Suçu oluşturduğu iddia olunan eylemlerin açık bir özeti.
Celpname, ilgili şahsa tebliğ edilir.
Madde 59
Gözaltı devletindeki tutuklama işlemleri
1. Geçici yakalama veya tutuklama ve teslim etme talebine muhatap olan bir Taraf Devlet, söz konusu şahsı kendi yasalarına ve 9. Bölüm hükümlerine göre tutuklamak üzere derhal gerekli işlemleri başlatır.
2. Tutuklanan bir şahıs, tutuklamayı gerçekleştiren devlette en kısa zamanda yetkili adli merci önüne çıkarılır ve merci, o devletin yasalarına göre, aşağıdaki hususları belirler:
(a) Müzekkerenin o şahsa ilişkin olup olmadığı,
(b) Şahsın usulüne uygun olarak tutuklanmış olup olmadığı,
(c) Şahsın haklarına saygı gösterilip gösterilmediği.
3. Tutuklanan şahıs, kendisini elinde bulunduran devletin yetkili makamlarına müracaat ederek, Mahkemeye teslim edilinceye kadar geçici olarak serbest bırakılması talebinde bulunabilir.
4. Şahsı elinde bulunduran devletin yetkili makamı, bu şekildeki bir müracaat hakkında karar verirken, iddia olunan suçların vahametine göre, geçici olarak salıvermeyi haklı kılacak acil ve olağanüstü şartların mevcut olup olmadığını ve şahsı elinde bulunduran devletin, şahsı Mahkemeye teslim etme yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için yeterli güvence bulunup bulunmadığını değerlendirir. Ancak, şahsı elinde bulunduran devletin yetkili mercii, tutuklama müzekkeresinin 58. madde 1 (a) ve (b) paragraflarına uygun olarak çıkarılıp çıkarılmadığı hususunu değerlendirmeye yetkili değildir.
5. Ön Yargılama Dairesi, geçici salıverilme konusundaki her türlü talepten haberdar edilir ve şahsı elinde bulundurulan devletin yetkili merciine tavsiyelerini bildirir. Şahsı elinde bulunduran Devletin yetkili mercii, kararını vermeden önce, şahsın kaçmasını önlemek İçin alınabilecek tedbirler de dahil olmak üzere, Dairenin bu tavsiyelerinin tamamını göz önünde bulundurup değerlendirir.
6. Şahıs geçici olarak salıvermeden yararlandırıldığı takdirde, Ön Yargılama Dairesi, salıverme sürecinin gidişatı hakkında düzenli olarak rapor verilmesini isteyebilir.
7. Şahsı elinde bulunduran devlete ilgili şahsın teslim edilmesi emredilir emredilmez, şahıs mümkün olan en kısa sürede Mahkemeye teslim edilir.
Madde 60
Mahkeme huzurunda yapılacak ilk işlemler
1. Şahsın Mahkemeye teslim edilmesi veya kendi isteğiyle veya celpname üzerine Mahkemenin huzuruna çıkması halinde, Ön Yargılama Dairesi, şahsın işlediği iddia olunan suçlardan ve geçici olarak salıverilmeyi talep hakkı dahil olmak üzere, bu tüzük çerçevesindeki haklarından haberdar olduğu hususunda emin olmalıdır.
2. Hakkında tutuklama emri bulunan şahıs, mahkeme başlayıncaya kadar geçici olarak salıverilmesini isteyebilir. Ön Yargılama Dairesi 58. maddenin 1. paragrafındaki şartların mevcut olduğuna kanaat getirirse şahsın tutukluluk hali devam eder. Aksi halde, Ön Yargılama Dairesi, şahsı şartlı veya şartsız olarak tahliye eder.
3. Ön Yargılama Dairesi, şahsın salıverilmesine veya tutukluluk halinin devamına ilişkin kararını periyodik olarak ya da şahsın veya Savcının talebi üzerine her zaman, gözden geçirir. Bu gözden geçirme sonucunda değişen şartların öyle gerektirdiğine kanaat getirirse, Daire tutukluluk, tahliye veya tahliye şartlarına ilişkin kararını değiştirebilir.
4. Ön Yargılama Dairesi, Savcının mazeretsiz olarak geciktirmesi nedeniyle, yargılamaya kadar tutuklulukta geçecek sürenin makul olmayan şekilde uzamamasını temin eder. Böyle bir gecikme vukuunda, Mahkeme, şahsın şartlı veya şartsız olarak tahliye edilmesini değerlendirmeye alır.
5. Gerektiği takdirde Ön Yargılama Dairesi, tahliye edilmiş bir şahsın mahkeme önünde hazır bulundurulmasını temin için, tutuklama emri çıkartabilir.
Madde 61
Yargılamadan Önce İsnat Olunan Suçlamanın Teyidi
1. İkinci paragraf hükümlerine uygun olarak, Ön Yargılama Dairesi şahsın teslim edilmesinden veya Mahkeme huzuruna gelmesinden itibaren makul bir süre içerisinde, Savcının yargılamayı talep ettiği iddiaları teyit etmek amacıyla bir duruşma tertip eder. Bu duruşmada Savcı, suçlanan şahıs ve şahsın avukatı hazır bulunur.
2. Ön Yargılama Dairesi Savcının talebi üzerine veya resen, Savcının yargılama talep ettiği iddiaları teyit etmek amacıyla, aşağıdaki şartlar mevcutsa suçlanan şahsın gıyabında bir duruşma düzenleyebilir:
(a) Şahıs duruşmada hazır bulunmaktan kendisi feragat etmişse, veya
(b) Şahıs kaçmış ve şahsın Mahkeme huzuruna gelmesi, suçlamalardan ve bu suçlamaları teyit etmek amacıyla bir duruşma düzenleneceğinden haberdar edilmesi yönünde gerekli tüm makul adımlar atılmışsa.
Bu durumda şahıs, Ön Yargılama Dairesince adaletin tecellisi bakımından uygun olduğuna karar verilirse, bir avukat tarafından temsil edilir.
3. Duruşmadan makul bir süre önce:
(a) Şahsa, Savcının kendisi hakkındaki yargılama talebine dayanak teşkil eden iddialarının yazılı olduğu belgenin bir örneği verilir.
(b) Şahıs, Savcının duruşmada iddialarını dayandıracağı delillerden haberdar edilir.
Ön Yargılama Dairesi, duruşmanın amacına uygun olarak, bilgilerin açıklanması konusuna ilişkin olarak talimatlar verebilir.
4. Duruşmadan önce Savcı soruşturmaya devam edebilir ve suçlamaları geri çekebilir veya değiştirebilir.
Şahsa, suçlamaların geri çekildiği veya değiştirildiği konusunda, duruşmadan makul bir süre önce bildirimde bulunulur. Suçlamaların geri alınması halinde Savcı, Ön Yargılama Dairesine, geri alma nedenlerini bildirir.
5. Savcı, duruşmada, her bir suçlamayı, şahsın kendisine isnat edilen suçu işlediğine dair inandırıcı somut gerekçeler oluşturmaya yeterli delille destekler. Savcı, bu hususta belgelere dayalı veya özet deliller kullanabilir ve davada ifade verecek tanıkları bu duruşmaya çağırması gerekmez.
6. Duruşmada, suçlanan şahıs,
(a) Suçlamalara itiraz edebilir,
(b) Savcının sunduğu delillere itiraz edebilir,
(c) Kendisi delil sunabilir.
7. Ön Yargılama Dairesi, duruşmada ortaya konanlar temelinde, şahsın isnat edilen suçlardan her birini işlediğine dair somut gerekçeler oluşturmaya yeterli delil olup olmadığını karara bağlar. Bu karara dayanarak,Ön Yargılama Dairesi,
(a) Yeterli delil bulunduğuna kanaat getirdiği suçlamaları teyit eder; ve şahsı teyit olunan bu suçlamalardan dolayı yargılama yapılması için bir Dava Dairesine gönderir.
(b) Suçlamalar için yeterli delil bulunmadığına karar verdiği takdirde suçlamaları teyit etmez,
(c) Duruşmayı talik eder ve Savcıdan:
(i) Belirli bir suçlamaya ilişkin olarak yeni deliller getirmesini veya soruşturmayı derinleştirmesini,
(ii) Sunulan delillerin, Mahkemenin yetkisine giren bir başka suçun varlığına delalet etmesi nedeniyle suçlamayı değiştirmesini isteyebilir.
8. Ön Yargılama Dairesinin bir suçlamayı teyit etmediği durumlarda Savcı, ilave delillerle desteklenmek suretiyle suçlamanın teyidini yeniden talep etmekten menedilemez.
9. Suçlamanın teyidinden sonra ve yargılamanın başlamasından önce, Savcı, Ön Yargılama Dairesinin izniyle ve sanığa ihbarda bulunarak, iddialarını değiştirebilir. Şayet Savcı yeni suçlamalarda veya daha ağır suçlamalarda bulunuyorsa, bu suçlamaların teyidi amacıyla bu madde hükümlerine göre bir duruşma açılır. Yargılamanın başlamasından sonra Savcı, Ön Yargılama Dairesinin izniyle, iddiaları geri çekebilir.
10. Ön Yargılama Dairesince teyit edilmeyen veya Savcı tarafından geri çekilen suçlamalarla ilgili olarak daha önce çıkartılmış her türlü tutuklama, yakalama müzekkeresi hükümsüz hale gelir.
11. Suçlamalar bu maddeye göre teyit edildikten sonra, Mahkeme Başkanlığı bir Dava Dairesi oluşturur ve bu maddenin 8. paragrafı ile 64. maddenin 4. paragrafı çerçevesinde, müteakip yargı işlemlerinin yürütülmesinden ve Ön Yargılama Dairesince bu işlemlere uygulanabilecek her türlü işlemden, bu Dava Dairesi sorumlu olur.
6. BÖLÜM
YARGILAMA
Madde 62
Yargılamanın Yapılacağı Yer
Yargılama, aksi kararlaştırılmadıkça, Mahkemenin mukim olduğu yerde yapılır.
Madde 63
Hazır Olan Sanığın Yargılanması
1. Sanık, yargılama süresince hazır bulunmalıdır.
2. Şayet sanık Mahkeme huzurunda iken yargılama düzeni bozmakta ısrar ederse, Dava Dairesi, gerekirse teknolojik imkanlardan yararlanarak sanığın mahkeme salonu dışından duruşmayı izleyebilmesi ve avukatına talimat verebilmesini sağlamak suretiyle, sanığı dışarı çıkartabilir. Bu önleme ancak istisnai olarak ve diğer makul önlemler sonuç vermezse başvurulur ve ancak tam anlamıyla zorunlu olduğu müddetçe uygulanır.
Madde 64
Dava Dairesinin Görev ve Yetkileri
1. Dava Dairesinin bu maddede belirtilen görev ve yetkileri bu tüzük ile Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde kullanılır.
2. Dava Dairesi, mahkemeyi adil ve süratli şekilde yürütmek, hem sanığın haklarına tam olarak saygı göstermek hem de tanık ve mağdurların korunmasını gözetmek için gerekli her türlü önlemi alır.
3. Bu tüzüğe göre yargılamayı yapmakla görevlendirilmesi üzerine, davanın havale edildiği Dava Dairesi, aşağıdaki hususları yerine getirir:
(a) Taraflara danışarak, yargılama işlemlerinin adil ve süratli bir şekilde gerçekleşmesini kolaylaştırmak için gerekli prosedürü belirler,
(b) Yargılamada kullanılacak dil veya dilleri tespit eder,
(c) Bu tüzüğün diğer ilgili hükümlerine tabi olmak kaydıyla, yargılamaya hazırlanmak için,yargılamanın başlamasından yeterli bir süre önce,daha evvel açıklanmamış belge ve bilgilerin açıklanmasını sağlar.
4. Dava Dairesi, etkin ve adil bir görev yapabilmek amacıyla gerekirse, bazı ön meseleleri Ön Yargılama Dairesine veya Ön Yargılama Bölümünden uygun bir yargıca havale edebilir.
5. Dava Dairesi, taraflara bildirimde bulunduktan sonra uygun görürse, birden fazla sanık hakkındaki suçlamaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verebilir.
6. Dava Dairesi bir yargılama başlamadan önce veya yargılama süreci devam ederken, gerektiği takdirde aşağıdakileri yerine getirebilir.
(a) Ön Yargılama Dairesinin 61. madde 11. paragrafına göre yapabileceği bütün yürütür,
(b) Devletlerden, bu tüzük hükümleri çerçevesinde gerekirse yardım alarak, tanıkların hazır bulundurulmasını ve ifade vermelerinin sağlanmasını ve belgelerin veya diğer delillerin toplanarak ibrazını talep eder,
(c) Gizli bilgilerin korunmasını sağlar,
(d) Yargılamadan önce toplanmış veya yargılama sırasında taraflarca sunulmuş olan delillere ek olarak yeni delil ibrazını emreder,
(e) Sanığın, tanıkların ve mağdurların korunmasını sağlar, ve
(f) Konuyla ilgili her türlü hususta karar verir.
7. Yargılama aleni bir biçimde yapılır. Ancak Dava Dairesi 68. maddede belirtilen nedenlerle veya delil niteliğindeki gizli veya hassas bilgilerin korunması için bazı yargılama işlemlerinin kapalı celsede yapılmasını gerektiren özel şartlar bulunduğuna dair bir karar verebilir.
8.
(a) Yargılamanın başlangıcında, Dava Dairesi, sanığa, daha önce Ön Yargılama Dairesi tarafından teyit edilmiş olan suçlamaları okumuş olmalıdır. Dava Dairesi, sanığın kendisi hakkındaki suçlamaların içeriğini anladığına kanaat getirmelidir. Daire, sanığa, 65. maddeye göre suçu ikrar etme veya suçsuz olduğunu ileri sürme olanağını vermelidir.
(b) Yargılamada, mahkeme heyeti başkanı, yargılamanın adil ve tarafsız icrası için gerekli hususlar da dahil olmak üzere, yargılama işlemlerinin yürütülmesine ilişkin direktifler verebilir. Taraflar, mahkeme heyeti başkanının direktiflerine bağlı olarak, bu Tüzük hükümlerine göre delillerini sunabilirler.
9. Dava Dairesi, diğerlerinin yanı sıra, bir tarafın başvurusu üzerine veya resen, aşağıdakileri yapmaya yetkilidir:
(a) Delillerin kabul edilmezliğine veya konuyla ilgili bulunmadığına karar vermek,
(b) Duruşmalar sırasında düzenin sağlanması için gerekli bütün önlemleri almak.
10. Dava Dairesi, tüm yargılama safahatını doğru olarak yansıtan zabıtların tutulmasını ve bu zabıtların Yazı İşleri Bürosunda muhafaza edilmesini sağlar.
Madde 65
Suç İkrarı Halinde Yapılacak İşlemler
1. Sanığın 64. madde, 8 (a) paragrafına uygun olarak yapacağı bir ikrar üzerine Dava Dairesi aşağıdaki hususları belirler:
(a) Sanık suç ikrarında bulunmanın mahiyetini ve sonuçlarını idrak etmektedir.
(b) İkrar, sanık tarafından avukatıyla yeteri ölçüde müzakere edildikten sonra ve gönüllü olarak yapılmaktadır; ve
(c) Suçun ikrarı davaya ilişkin aşağıda yer alan gerçeklerce de desteklenmektedir:
(i) Savcı tarafından öne sürülen ve sanık tarafından kabul edilen iddialarla uygunluk;
(ii) Savcı tarafından iddialarını tamamlamak için sunulan ve sanık tarafından kabul edilen materyallerle uygunluk ve
(iii) Savcı veya sanık tarafından sunulan tanık ifadeleri gibi delillerle uygunluk.
2. Dava Dairesi 1. paragrafta belirtilen hususların kesinlik kazandığına kanaat getirdiği takdirde, suç ikrarını, sunulabilecek diğer ilave delillerle birlikte değerlendirir ve suç ikrarına konu olan suçun oluştuğuna dair bütün esaslı hususların mevcudiyeti halinde, sanığı bu suçtan mahkum edebilecektir.
3. Dava Dairesi, 1. paragrafta yer alan hususların kesinlik kazandığına kanaat getirmediği takdirde, suç ikrarını yapılmamış farz eder. Daire bu durumda yargılamanın bu tüzükte öngörülen normal usuller dairesinde devamına veya davanın başka bir Dava Dairesine gönderilmesine karar verebilir.
4. Dava Dairesi adaletin yüksek menfaatleri, özellikle de mağdurların menfaatleri bakımından olayın daha açık ve tam bir şekilde ortaya konulmasına ihtiyaç bulunduğu kanaatine varırsa,
(a) Savcıdan, tanıkların ifadeleri dahil olmak üzere yeni deliller sunmasını isteyebilir, veya,
(b) Yargılamanın bu tüzükte öngörülen normal usuller dairesinde devam etmesi konusunda talimat verebilir; bu takdirde suç ikrarında bulunulmamış farz eder ve davayı başka bir Dava Dairesine havale edebilir.
5. Savcı ile sanık avukatı arasında, suçlamaların değiştirilmesi, suçun ikrarı veya hükmedilecek ceza konularında yapılan hiçbir görüşme mahkemeyi bağlamaz.
Madde 66
Suçsuzluk Karinesi
1. Herkes, mahkeme tarafından yürürlükteki yasalara göre suçluluğu ispatlanıncaya kadar masum sayılır.
2. Sanığın suçu işlediğini ispat yükü Savcıya aittir.
3. Sanığı mahkum edebilmek için mahkeme, sanığın suçu işlediğine makul şüphe kalmayacak şekilde kanaat getirmiş olmalıdır.
Madde 67
Sanığın Hakları
1. Her türlü iddianın belirlenmesinde, sanığın aleni ve bu tüzük uyarınca tarafsız bir şekilde icra edilecek adil bir duruşmaya ve tam eşitlik içinde uygulanacak, aşağıdaki asgari güvencelerden yararlanmaya hakkı vardır:
(a) Tamamen anladığı ve konuştuğu bir dilde, suçlamanın mahiyeti, sebebi ve içeriğinden süratle ve ayrıntılı olarak haberdar olmak;
(b) Kendi isteğiyle seçeceği bir avukatla serbestçe görüşebilme olanağına sahip olmak ve sanığa savunmasını hazırlayabilmek için yeterli zaman ve imkanın tanınması;
(c) Yersiz gecikme olmadan yargılanmak;
(d) 63. madde 2. paragrafa tabi olmak kaydıyla, yargılamada hazır bulunmak, savunmasını bizzat veya kendi seçtiği avukat aracılığıyla yapabilmek, şayet sanığın bir avukatı yoksa bu haktan haberdar edilmek, adaletin yüksek menfaatlerinin gerektirdiği her durumda Mahkeme tarafından ve sanığın maddi imkanlara sahip olmaması durumunda ücretsiz olmak üzere sanığa avukat tayin edilmesi;
(e) Aleyhindeki tanıklara mahkeme önünde soru sormak ve aleyhinde dinlenen tanıklarla aynı koşullarla, lehindeki tanıkların da hazır bulundurulması ve lehe tanıklara da soru yöneltilmesi. Sanığın bu tüzük uyarınca savunmalarını ileri sürmeye ve diğer delillerini sunmaya hakkı vardır.
(f) Mahkemeye sunulmuş herhangi bir belgenin veya yargılama işlemlerinden herhangi birinin sanığın tam olarak anladığı ve konuştuğu bir dilde olmaması halinde, adaletin sağlanmasının temini için ücretsiz olarak uzman bir tercümanın yardımından yararlanmak;
(g) Suçu ikrara veya ispata ve suçun veya suçsuzluğun belirlenmesinde bir etken olmamak üzere, sessiz kalmaya mecbur edilmemek;
(h) Kendisini savunmak için, yemin etmeksizin her türlü sözlü veya yazılı beyanda bulunmak; ve
(i) İspat yükünün tersine çevrilmemesi veya karşı delille çürütme sorumluluğunun sanığa yükletilmemesi.
2. Bu Tüzüğün öngördüğü diğer her türlü açıklamalara ek olarak Savcı,imkan bulur bulmaz, elinde bulunan ve sanığın suçsuzluğuna işaret eden veya belirti oluşturan veya suçu hafifleten veya iddia makamının diğer delillerini çürütebilecek nitelikte bulunan delilleri de açıklar. Bu paragrafın uygulanması hususunda şüpheye düşülecek olursa, Mahkeme karar verecektir.
Madde 68
Mağdurların ve Tanıkların Korunması ve Yargılamaya Katılmaları
1. Mahkeme, mağdur ve tanıkların güvenliğinin, fiziksel ve ruhsal sağlıklarının, saygınlık ve özel hayatlarının korunması için uygun önlemleri alır. Bunu yaparken Mahkeme, yaş, 2. madde 3. paragrafta belirtildiği üzere cinsiyet, sağlık, özellikle ve fakat bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla cinsellik veya cinsiyete dayalı şiddet veya çocuklara yönelik şiddet gibi, suçun mahiyetinden kaynaklanan tüm ilgili etkenleri dikkate alır. Savcı özellikle bu suçların soruşturma ve kovuşturma safhalarında gerekli önlemleri alır. Bu önlemler sanığın haklarına, adil ve tarafsız yargılama gereklerine zarar vermemeli ve bunlarla çelişir nitelikte olmamalıdır.
2. 67. maddede belirtilen aleni duruşma ilkesine bir istisna olarak, Mahkemenin Dava Daireleri, tanıkları, mağdurları veya sanığı korumak amacıyla yargılama aşamalarının herhangi bir kısmını gizli (kapalı) oturumda yapabilir veya delillerin elektronik ya da başka bir özel araçlarla sunulmasına izin verebilir. Bu önlemler özellikle bir cinsel şiddet mağduru söz konusu olduğunda veya bir tanık ya da mağdurun çocuk olması halinde, Mahkeme tarafından aksi emredilmedikçe, özellikle mağdur veya sanığın görüşleri başta gelmek üzere bütün şartlar değerlendirildikten sonra alınır.
3.Mağdurların şahsi çıkarlarının etkilendiği hallerde Mahkeme, mağdur görüşlerinin ve kaygılarının Mahkeme tarafından belirlenen uygun bir zamanda ve sanığın hakları ile adil ve tarafsız yargılama gereklerini haleldar etmeyecek ve engellemeyecek şekilde sunulmasına izin verebilir. Bu gibi görüş ve kaygılar, Mahkeme uygun gördüğü takdirde, Usul ve Delil Kuralları uyarınca, mağdurların kanuni temsilcileri tarafından da sunulabilir.
4. Mağdurlar ve Tanıklar Birimi, 43. maddenin 6. paragrafında belirtildiği üzere, koruyucu önlemler, güvenlik düzenlemeleri, danışmanlık ve yardım konularında Savcıya ve Mahkemeye yerinde tavsiyelerde bulunabilir.
5. Bu tüzük çerçevesinde delil ve bilgi sunulmasının bir tanığın veya ailesinin güvenliğini vahim bir tehlikeye maruz bırakabileceği hallerde, Savcı, yargılamanın başlamasından önceki işlemler bakımından, söz konusu delil ve bilgileri sunmaktan imtina edebilir ve bunların bir özetini sunmakla yetinebilir. Bu önlemler sanığın hakları veya adil ve tarafsız yargılama gerekleri ile tutarlı ve bunlara zarar getirmeyecek şekilde yürütülmelidir.
6. Bir Devlet, hizmetindeki şahısların veya ajanlarının korunması veya gizli veya hassas bilgilerin korunması amacıyla gerekli önlemlerin alınması başvurusunda bulunabilir.
Madde 69
Deliller
1. Her tanık, tanıklıkta bulunmadan önce, Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak, tanık sıfatıyla vereceği delillerin gerçek olduğu hususunda taahhütte bulunur.
2. Duruşmada yapılacak tanıklık, 68. maddede yer alan önlemlerden kaynaklanan istisnalar veya Usul ve Delil Kurallarında belirtilen haller dışında, bizzat yapılır. Mahkeme ayrıca, bu tüzüğe ve Usul ve Delil Kurallarına uygun olmak kaydıyla, bir tanığın sözlü veya kaydedilmiş ifadesinin ses veya görüntülü kayıt teknolojisinden yararlanılarak ya da belge veya yazılı tutanak şeklinde sunulmasına da izin verebilir. Bu önlemler sanığın haklarına zarar vermemeli ve bunlarla çelişir nitelikte olmamalıdır.
3. Taraflar, 64. maddeye uygun olarak, davayla ilgili delilleri sunabilirler. Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla gerekli gördüğü bütün delillerin sunulmasını talep etmeye yetkilidir.
4. Mahkeme, bir delilin kabul edilebilir veya davayla ilgili olup olmadığına, bunların yanı sıra, delilin olası değerini ve delilin adil bir yargılamaya veya bir tanığın ifadesinin adil biçimde değerlendirilmesine olabilecek etkisini, Usul ve Delil Kurallarına göre değerlendirdikten sonra karar verir.
5. Mahkeme, Usul ve Delil Kurallarında belirtildiği şekilde, gizliliğe saygı gösterir ve gizlilikten kaynaklanan ayrıcalıkları gözetir.
6. Mahkeme herkesçe alenen bilinen gerçeklerin ispatlanmasını isteyemez, ancak bunları hukuki açıdan dikkate alabilir.
7. Bu tüzüğü veya uluslararası kabul görmüş insan haklarını ihlal ederek elde edilen deliller, aşağıdaki hallerde kabul edilemez:
(b) Delillerin kabulü, yargılamanın saygınlığını ciddi şekilde zedeleyecek veya bu saygınlığa ters düşecek ise.
8. Mahkeme bir devlet tarafından toplanan delillerin davayla ilgisi veya kabul edilebilirliği konusunda karar verirken, o devletin ulusal yasalarının uygulanmasıyla ilgili karar vermez.
Madde 70
Adaletin Yürütülmesine Yönelik Suçlar
1. Mahkeme, adaletin yürütülmesine yönelik aşağıdaki suçların kasıtlı olarak işlendiği durumlarda, bu suçlara ilişkin yargı yetkisini haizdir:
(a) 69. maddenin 1. paragrafına göre doğruyu söylemek yükümlülüğü altında iken, yalancı tanıklık yapmak;
(b) Sahte veya tahrif edilmiş olduğunu bilerek bir tarafın delil sunması;
(c) Bir tanığı maddi menfaat karşılığında etkilemek, bir tanığın hazır bulunmasına veya ifade vermesine engel olmak veya müdahale etmek, bir tanığa ifade vermesi halinde gözdağı vermek veya delilleri karartmak veya toplanmasına müdahale etmek;
(d) Mahkemenin bir memurunu, görevlerini yapmaması veya eksik yapması için ikna etmek ya da zorlamak amacıyla engellemek, korkutmak veya menfaat karşılığında etkilemek.
(e) Mahkemenin bir memuruna karşı, o memurun veya başka bir memurun yaptığı görevler nedeniyle, misillemede bulunmak.
(f) Göreviyle ilgili bir konuda Mahkemenin bir memuru tarafından, rüşvet İstenmesi veya alınması.
2. Bu madde kapsamındaki suçlardan dolayı Mahkemenin yargı yetkisini kullanmasına ilişkin ilke ve usuller, Usul ve Delil Kurallarında yer alır. Mahkemenin bu maddeye göre yürüteceği usulü işlemlerde Mahkemeyle uluslararası işbirliği yapılması şartları, işbirliği talebinde bulunulan Devletin yasalarına tabidir.
3. Mahkumiyet kararı verilmesi halinde, Mahkeme tarafından beş yıla kadar hapse, veya Usul ve Delil Kurallarında belirlenen para cezasına veya her ikisine birden hükmolunabilir.
4.
(a) Her Taraf Devlet, kendi adli soruşturma ve yargılama süreçlerinin itibar ve güvenirliliğine karşı işlenen suçlara öngördüğü cezaları, suçun kendi topraklarında veya kendi vatandaşlarından biri tarafından işlenmesi halinde, bu maddede belirtilen adaletin yürütülmesine yönelik suçları da kapsayacak şekilde düzenler.
(b) Mahkeme’nin talebi üzerine, uygun gördüğü takdirde, Taraf Devlet bu davayı, suçun kovuşturulması amacıyla kendi adli makamlarına havale eder. Bu makamlar, söz konusu davayı etkin bir şekilde yürütmek için yeterli imkanları tahsis eder ve davayı kararlı biçimde takip ederek sonuçlandırır.
Madde 71
Mahkeme Huzurundaki Uygunsuz Davranışlara
Uygulanan Yaptırımlar
1. Mahkeme, huzurunda iken yargı işlemlerinin yürütülmesini engellemek veya direktiflerine kasıtlı olarak uyulmaması dahil, uygunsuz davranışlarda bulunan kişileri, sürekli veya geçici olarak mahkeme salonunun dışına çıkartmak, para cezası vb. gibi Usul ve Delil Kurallarında yer alan, hapis cezası dışındaki diğer idari önlemlerle cezalandırabilir.
2. 1. paragrafta belirtilen önlemlere hükmedilmesi konusunda takip edilmesi gereken usul, Usul ve Delil Kurallarında yer alır.
Madde 72
Ulusal güvenlik bilgilerinin korunması
1. Bu madde, bir Devletin, bilgi ve belgelerin ifşası halinde ulusal güvenlik menfaatlerine zarar vereceği kanaatinde olduğunda uygulanır. Bu tür durumlara, 56. maddenin 2. ve 3. paragrafları, 61. maddenin 3. paragrafı, 64. maddenin 3. paragrafı, 67. maddenin 6. paragrafı, 87. maddenin 6. paragrafı ve 93. madde kapsamında olanlar ile yargılamanın diğer safhalarında söz konusu olabilecek olan bu nitelikteki ifşaatlar da girer.
2. Bu madde aynı zamanda, kendisinden Mahkeme tarafından bilgi ve belgeyi açıklaması istenen bir şahsın bu bilgi ve belgeleri açıklamaktan Devletin ulusal güvenliğinin menfaatlerinin zarar göreceği gerekçesiyle kaçınması ve bu gerekçenin söz konusu Devlet tarafından da onaylanması durumunda da uygulanır.
3. Bu maddenin hiçbir hükmü, gizlilikle ilgili gereklere uygulanan 54. maddenin 3 (e) ve (f) paragraflarının veya 73. maddenin uygulanmasını engellemez.
4. Bir devlet, bilgi ve belgelerinin yasal sürecin herhangi bir aşamasında açıklanıyor olduğunu ya da açıklanması olasılığı bulunduğunu öğrenirse ve bu açıklamanın kendi ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vereceği görüşünde ise, bu maddeye uygun olarak sorunun çözümü konusunda müdahalede bulunabilir.
5. Bir devlet bilgilerin açıklanmasının ulusal güvenlik çıkarlarına aykırı olacağı görüşünde ise, Savcı, savunma veya Ön Yargılama Dairesi veya Dava Dairesi ile bir arada hareket ederek sorunu çözmeye yönelik makul adımlar atar.
Bu adımlar:
(a) Talebin aydınlatılması veya değiştirilmesi;
(b) Talep edilen bilgi ve delilin ilgili olup olmadığı hakkında veya ilgisi bulunmakla birlikte talep edilen Devlet dışında bir kaynaktan elde edilip edilemeyeceği konusunda Mahkeme’nin tespiti;
(c) Bilgi veya delilin değişik bir kaynaktan veya değişik bir biçimde elde edilmesi; veya
(d) Özet veya redaksiyonunu sağlama, açıklama üzerinde sınırlama, gizli oturum veya tek taraflı celse veya bu Tüzük ile Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde izin verilen diğer koruyucu önlemler dahil olmak üzere, yardımın sağlanabileceği şartlar konusunda anlaşma.
6. Sorunu müşterek araçlar ile çözme konusunda bütün makul adımlar atıldıktan sonra, söz konusu Devlet, ulusal güvenlik menfaatlerine zarar gelmeksizin bilgi ve belgelerin sağlanmasının veya açıklanmasının hiç bir şart altında mümkün bulunmadığı kanaatinde olursa; karar gerekçelerinin açıklanması devletin ulusal menfaatlerine başlı başına zarar verir nitelikte olmadığı sürece, bu kararını gerekçeleriyle birlikte Savcıya veya Mahkemeye bildirilir.
7. Bundan sonra Mahkeme, delilin, sanığın suçluluk veya masumiyetinin belirlenmesinde gerekli olduğunu tespit ederse aşağıdaki işlemleri yerine getirir:
(a) Bilgi veya belgenin açıklanması 9. bölüm uyarınca veya 2. paragrafta belirtili durumlarda işbirliği için talep edilmişse ve Devlet 93. maddenin 4. paragrafına dayanarak bu talebi reddetmişse:
(i) Mahkeme, 7(a) (ii) alt paragrafı uyarınca herhangi bir karara varmadan önce, gizli ve tek taraflı celseler de dahil olmak üzere, devletin açıklama yapabilmesi amacıyla daha fazla müzakere yapılmasını talep edebilir;
(ii) Mahkeme, davanın şartlarına göre, 93. maddenin 4. paragrafı uyarınca, ret için gerekçe ileri sürülmesinin, talepte bulunulan devletin Tüzük çerçevesindeki yükümlülüklerine uymadığı sonucuna varırsa, kararının gerekçelerini belirtmek suretiyle, 87. maddenin 7. paragrafsına göre hareket edebilir ve
(iii) Mahkeme sanığın yargılanması sırasında şartlar uygun olduğu taktirde bir olgunun var olması veya olmaması hususunda bir sonuç çıkarabilir, veya
(b) Diğer şartlar altında:
(i) açıklanmasını emredebilir; veya
(ii) açıklama talimatı vermezse, şartlar uygun olduğu taktirde sanığın yargılanması sırasında bir olgunun var olması veya olmaması hususunda bir sonuç çıkarabilir.
Madde 73
Üçüncü taraf bilgisi veya belgeleri
Bir taraf devlet, kendisine bir devlet, hükümetler arası veya uluslararası bir kuruluş tarafından verilmiş gözetimi veya denetimi altında bulunan veya sahibi bulunduğu gizli kaydıyla verilen bir bilgi veya belgenin Mahkeme tarafından istenmesi halinde, söz konusu bilgi veya belgenin kaynağının rızasını alır. Eğer bilgi ve belgenin kaynağı bir taraf devlet ise, 72. madde hükümlerine bağlı olarak, bilgi veya belgenin açıklanmasına ya rıza gösterir ya da açıklama sorununu Mahkeme ile çözme yükümlülüğü altına girer. Eğer bilgi ve belgenin kaynağı bir taraf devlet değilse ve açıklanmasına rıza göstermiyorsa, talepte bulunulan devlet, kaynağına olan gizlilik yükümlülüğü nedeniyle bilgi veya belgeyi sağlayamayacağını Mahkemeye bildirir.
Madde 74
Hüküm için gerekli hususlar
1. Dava Dairesinin bütün yargıçları yargılamanın ve ilgili müzakerelerin her aşamasında bulunurlar. Başkanlık her davanın kendi şartlarına göre, bir veya daha fazla ilave yargıcın yargılamanın her aşamasında bulunmasına karar verebilir veya Dava Dairesinin bir üyesinin katılmasının mümkün olmadığı hallerde bu üyenin yerini alacak yargıcı tayin edebilir.
2. Dava Dairesinin hükmü, delillerin ve tüm sürecin değerlendirilmesi esasına dayanır. Hüküm, suçlamalarda ve suçlamalarda yapılan değiştirmelerde tanımlanan şartları ve vakaları aşamaz/genişletemez. Mahkeme hükmü sadece, yargılama sırasında sunulan ve mahkeme önünde tartışılan delile dayandırabilir.
3. Yargıçlar hükmü oybirliği ile vermeye çalışacaklardır, bu olmadığı takdirde karar salt çoğunluk ile alınır.
4. Dava Dairesi müzakereleri gizli tutulur.
5. Hüküm yazılı olarak verilir ve hükümde Dava Dairesinin deliller ve sonuçlar üzerindeki bulguları tam ve gerekçeli olarak yer alır. Dava Dairesi tek bir hüküm verir. Oybirliği olmadığı durumlarda, hükümde çoğunluğun ve azınlığın görüşleri birlikte yer alır. Hüküm veya hükmün özeti aleni bir duruşmada açıklanır.
Madde 75
Mağdurlara yönelik tazminatlar
1. Mahkeme mağdurların zararlarının tazminat, iade veya tedavi dahil olmak üzere, karşılanması konusunda prensipleri belirler. Bu kapsamda Mahkeme hem talep üzerine hem de istisnai durumlarda resen harekete geçerek, zararın, kaybın veya yaralanmanın kapsam ve muhteviyatını belirler ve hangi prensipler dahilinde hareket ettiğini açıklar.
2. Mahkeme mağdurlara yönelik iade, tazminat ve tedavi içeren uygun zarar giderimi konusunda sanığa doğrudan talimat verebilir.
Uygun hallerde Mahkeme, 79. maddede öngörülen Emanet Fonu kanalıyla zararın telafi edilmesi talimatı verebilir.
3. Mahkeme, bu madde uyarınca bir talimat vermeden önce dikkate almak üzere; sanıkları, mağdurları, diğer ilgili şahısları veya devletleri veya bunlar adına temsilcilerini görüşlerini aktarmak üzere davet edebilir.
4. Bu maddeye göre, Mahkeme yetkisini kullanırken, yargı yetkisine giren bir suçla ilgili olarak bir şahsın mahkum edilmesinin ardından, bu madde uyarınca verebileceği bir talimata işlerlik kazandırmak amacıyla 93. maddenin 1. paragrafında öngörülen önlemlere gerek olup olmadığını tespit edebilir.
5. Bir Taraf Devlet, bu madde uyarınca alınmış bir karara, 109. madde hükümleri bu maddeye uygulanabilirmişçesine işlerlik kazandırır.
6. Bu maddenin hiçbir hükmü, ulusal ya da uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan mağdur haklarına haleldar getirecek şekilde yorumlanamaz.
Madde 76
Mahkumiyet
1. Mahkumiyet kararı verilmesi halinde, Dava Dairesi, sanığa verilebilecek uygun cezayı değerlendirir ve bunu yaparken yargılama sırasında mahkumiyetle ilgili olarak mahkemeye sunulan delil ve görüşleri göz önünde bulundurur.
2. Dava Dairesi yargılama sonuçlanmadan önce, 65. maddenin uygulandığı haller istisna olmak üzere kendi isteğiyle veya Savcının veya sanığın talebi üzerine, Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak ilave delil veya görüşlerin dinlenmesi amacıyla ek bir duruşma yapabilir.
3. 2. paragrafın uygulandığı durumlarda, 75.maddeye göre Mahkemeye sunulacak görüşler 2. paragrafta belirtilen ek duruşmada veya gerekirse herhangi bir ilave duruşmada dinlenebilir.
4. Verilen ceza, aleni bir şekilde ve mümkün olduğu takdirde sanığın huzurunda açıklanır.
7. BÖLÜM
CEZALAR
Madde 77
Uygulanabilir cezalar
1. 110. maddeye bağlı olarak Mahkeme, bu tüzük’ün 5. maddesinde belirtilen bir suçu işlemekten mahkum edilen bir şahsa aşağıdaki cezaları verebilir:
(a) azami 30 yılı aşmamak kaydıyla belirli süreli hapis; veya
(b) suçun ağırlığının ve sanığın şahsi durumunun elvermesi halinde müebbet hapis.
2. Hapis cezasına ek olarak Mahkeme aşağıdaki cezalara hükmedebilir:
(a) Usul ve Delil Kurallarında öngörülen kıstaslara göre para cezası;
(b) üçüncü şahısların iyi niyetli olarak kazandıkları haklarına halel getirmeksizin, suçtan doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen mallar, varlıklar ve kazançlara el konulması.
Madde 78
Cezanın tespiti
1. Mahkeme, ceza tayin ederken Mahkeme, Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak, suçun vahameti ile sanığın bireysel koşulları gibi faktörleri göz önüne alır.
2. Mahkeme hapis cezasına hükmederken varsa, Mahkeme’nin emri gereğince gözaltında geçirilmiş süreyi indirir. Mahkeme suç konusu eylem ile bağlantılı olan hürriyeti bağlayıcı şartlarda geçen süreyi her zaman tayin edeceği cezadan indirebilir.
3. Bir şahıs birden fazla suçtan dolayı mahkum edilmiş ise, Mahkeme her bir suç için tayin ettiği cezayı ayrı ayrı açıklar ve toplam mahkumiyet süresini belirtir. Bu toplam süre, bir suç için tayin edilen en yüksek tekil cezadan az olamaz ve 30 yıl hapis veya 77. maddenin 1 (b) paragrafına gereğince müebbet hapis cezasını aşamaz.
Madde 79
Giderim Fonu
1. Mahkeme’nin yargı yetkisine giren suçlarla ilgili olarak Taraf Devletler Kurulu kararıyla mağdur ve mağdur ailelerinin yararına bir Giderim Fonu kurulur.
2. Mahkeme, mahkeme kararı uyarınca para cezaları veya el koymalardan toplanan malların veya paranın Giderim Fonu’na aktarılmasına karar verebilir.
3. Giderim Fonu, Taraf Devletler Kurulu tarafından belirlenen kriterlere göre idare edilir.
Madde 80
Cezaların ve ulusal yasaların ulusal düzeyde uygulanmasına zarar verilmemesi
Tüzük’ün bu bölümündeki hiçbir hüküm, cezaların devletler tarafından kendi ulusal yasalarında veya bu bölümde belirtilen cezaları kapsamayan iç hukuklarında öngörüldüğü şekliyle uygulanmasını engellemez.
8. BÖLÜM
TEMYİZ VE KARAR DÜZELTME
Madde 81
Beraat, mahkumiyet kararlarının veya tayin edilen cezanın temyizi
1. 74. maddeye göre verilen bir karar, Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak aşağıdaki şekillerde temyiz edilebilir:
(a) Savcı aşağıdaki herhangi bir sebebe dayanarak temyize gidebilir:
(i) usul hatası;
(ii) maddi hata; veya
(iii) yasa hatası;
(iv) yargılama sürecinin veya kararın adilliğini ya da doğruluğunu etkileyecek herhangi bir diğer sebep.
2.
(a) Bir hüküm Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak Savcı veya sanık tarafından suç ile ceza arasındaki oransızlık ileri sürülerek temyiz edilebilir;
(b) Mahkeme, kararına karşı bir temyizde suçlamanın tamamen veya kısmen düşebileceği kanaatindeyse, Savcıyı ve sanığı 81. maddenin 1 (a) veya (b) paragraflarına göre gerekçe sunmaya davet edebilir ve 83. maddeye uygun olarak mahkumiyet ile ilgili karar verebilir;
(c) Mahkeme, 2 (a) paragrafına göre cezanın azaltılması ihtimali olduğu kanaatindeyse, sadece mahkumiyet kararının temyiz edildiği durumlarda uygulanan aynı işlemler uygulanır.
3.
(a) Dava Dairesi tarafından aksi emredilmedikçe, mahkum olan sanık temyiz süresini beklerken tutulu durumda kalır.
(b) Sanığın tutuklu bulunduğu süre, sanığa verilen hapis süresini aşarsa, söz konusu şahıs serbest bırakılır. Ancak Savcı da aynı zamanda temyize başvurmuş ise serbest bırakılma aşağıdaki (c) paragrafı hükümlerine bağlıdır:
(c) Beraat halinde sanık aşağıdaki hususlara bağlı olarak derhal serbest bırakılır:
(i) İstisnai şartlar altında ve bunların yanı sıra somut bir firar ihtimalini, suçun ağırlığı ve temyizin olumlu sonuç verme ihtimalini göz önüne alarak Dava Dairesi Savcının talebi üzerine temyiz bekleyen şahsın tutuklu olarak kalmaya devam etmesine karar verebilir;
(ii) Alt paragraf (c) (i)’ye göre Dava Dairesince verilen bir karara karşı Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak temyize başvurulabilir.
4. 3 (a) ve (b) paragrafları hükümlerine bağlı olarak, kararın veya cezanın infazı, temyiz için verilen süre boyunca veya temyiz işlemleri süresince ertelenir.
Madde 82
Diğer kararlara karsı temyiz
1. Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak taraflardan her biri aşağıdaki kararlara karşı temyize başvurabilir:
(a) Yargı yetkisi veya kabul edilebilirlik ile ilgili karar;
(b) Soruşturulan veya yargılanan şahsın serbest bırakılması veya serbest bırakılma talebinin reddedilmesi;
(c) Ön Yargılama Dairesinin 56. maddenin 3. paragrafına göre kendi inisiyatifiyle hareket etmeye karar vermesi;
(d) Yargılamanın adil ve süratli bir şekilde yapılmasını veya yargılamanın sonucunu önemli ölçüde etkileyebilecek olan bir karar ya da Dava veya Ön Yargılama Dairesinin, Temyiz Dairesinin yargılamayı önemli şekilde ilerleteceği düşüncesiyle almış oldukları bir resmi karar.
2. 57. maddenin 3 (d) paragrafına göre Ön-Yargılama Dairesinin kararına karşı ilgili devlet veya Savcı tarafından Ön-Yargılama Dairesinin izin vermesiyle temyize başvurulabilir. Temyiz, ivedilikle incelenir.
3. Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak talep üzerine, Temyiz Dairesi karar vermedikçe, temyizin kendisisin, bir erteleme etkisi olmayacaktır.
4. Mağdurların, sanığın veya 75. maddeye göre alınan karar ile olumsuz etkilenmiş iyi niyetle mal iktisap edenlerin temsilcileri, Usul ve Delil Kurallarında öngörüldüğü şekilde tazminat kararlarına karşı temyize başvurabilirler.
Madde 83
Temyiz işlemleri
1. 81. madde ve bu madde uyarınca işlemlerin amaçları bakımından Temyiz Dairesi, Yargılama Dairesinin bütün yetkilerine sahiptir.
2. Temyiz Dairesi, temyize konu işlemlerin kararın veya cezanın güvenilirliğini ve doğruluğunu etkileyecek durumda olduğu veya temyiz edilen karar veya cezanın somut olarak olay, yasa veya işlem hatasından kaynaklandığı kanaatine varırsa aşağıdaki işlemleri yapabilir:
(a) Kararı veya cezayı kaldırmak veya düzeltmek, veya
(b) Başka bir Yargılama Dairesinde yeniden yargılama yapılması kararı vermek.
Bu amaçlarla Temyiz Dairesi somut bir konuyu, inceleyip rapor vermesi amacıyla, ilk Yargılama Dairesine geri gönderebilir veya kendisi konuyu belirlemek amacıyla delil toplayabilir. Karar veya ceza sadece sanık tarafından veya sanık adına Savcı tarafından temyiz edilirse, sanık aleyhine kararda düzeltme yapılamaz.
3. Temyiz Dairesi bir mahkumiyete karşı temyiz incelemesinde, cezanın suçla orantısız olduğuna kanaat getirirse 7. Bölüm uyarınca cezayı değiştirebilir.
4.Temyiz Dairesi kararları yargıçların çoğunluğu tarafından alınır ve karar aleni duruşmada açıklanır. Karar, dayandığı gerekçeleri içerir. Oybirliği olmadığı durumlarda, Temyiz Dairesi kararı çoğunluğun ve azınlığın görüşlerini içerir; ancak bir yargıç, uygulanacak yasa konusunda ayrı veya muhalif bir görüş ileri sürebilir.
5. Temyiz Dairesi kararını beraat eden veya mahkum olan şahsın yokluğunda açıklayabilir.
Madde 84
Mahkumiyet veya ceza kararının düzeltilmesi
1. Mahkum olan sanık veya ölümü halinde eşleri, çocukları, ebeveynleri veya sanığın ölümü sırasında hayatta olan ve mahkum olan sanığın talebini yerine getirmek amacıyla sanıktan açık yazılı talimat almış kişi veya bu kişi adına Savcı, aşağıdaki nedenlerden dolayı nihai kararın veya cezanın düzeltilmesi için Temyiz Dairesine başvurabilir:
(a) Aşağıdaki yeni delillerin bulunması halinde:
(i) yargılama sırasında bulunmayan ve bulunmama durumu kısmen veya tamamen başvuruda bulunan taraftan kaynaklanmayan yeni
deliller ,
(ii) yargılama sırasında muhtemelen değişik bir karar alınmasına yol açabileceği ispatlanmış yeterli derecede önemli olan yeni deliller.
(b) Yargılama sırasında karara esas teşkil eden delilin yanlış, sahte veya değiştirilmiş olduğunun sonradan fark edilmesi halinde;
(c) Kararın alınmasına katılan yargıçlardan bir ya da daha fazlasının 46. maddeye göre görevlerinden uzaklaştırılmalarını gerektirecek düzeyde ciddi bir yanlışlık yapması veya görevini ihmal etmiş olması halinde.
2. Temyiz Dairesi asılsız bulduğu başvuruları reddeder. Temyiz Dairesi başvuruyu incelemeye değer bulursa, duruma göre Usul ve Delil Kurallarında belirtildiği şekilde tarafları dinledikten ve kararın gözden geçirilmesi gerekip gerekmediği sonucuna vardıktan sonra:
(a) ilk Yargılama Dairesini tekrar toplayabilir;
(b) yeni bir Yargılama Dairesi teşkil edebilir, veya (c) konu ile ilgili yargı yetkisini kendi eline alabilir.
Madde 85
Tutuklanan veya mahkum olan kişiye tazminat ödenmesi
1. Kanuna aykırı olarak tutuklanan veya gözaltında tutulan her mağdur, uygulanabilir niteliğe haiz tazminat talep etme hakkına sahiptir.
2. Bir suçtan dolayı nihai karar ile mahkum edilen kişinin mahkumiyeti, adaletin yerine getirilmesinde yanlışlık yapıldığını gösterecek yeni bulgularla tersine çevrilmiş ise ve bu kişinin bilinmeyen bulguların kısmen veya tamamen ortaya çıkarılmamasında herhangi bir etkisi olmadığı ispatlanmış ise, mahkumiyetten zarar görmüş bu kişiye yasaya göre tazminat ödenir.
3. İstisnai durumlarda, Mahkeme adaletin yerine getirilmesinde ciddi ve açık hata olduğunu gösteren kesin gerçeklere ulaştığında, Usul ve Delil Kurallarında öngörülen kriterler çerçevesinde, beraat eden veya yasal işlemleri söz konusu nedenle sona eren kişiye, kendi taktir yetkisi dahilinde tazminat ödenmesine karar verebilir.
9. BÖLÜM
ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ VE ADLİ YARDIM
Madde 86
Genel işbirliği zorunluluğu
Taraf devletler bu tüzükteki hükümlere uygun olarak Mahkemenin yargı yetkisine giren suçların soruşturulmasında ve yargılanmasında Mahkeme ile tam bir işbirliği yaparlar.
Madde 87
İşbirliği talepleri: Genel hükümler
1.
(a) Mahkemenin taraf devletlerden işbirliği talep etme yetkisi vardır. Talepler diplomatik kanallardan veya taraf devlet tarafından onaylama, kabul, tasdik veya taraf olma esnasında tayin edilecek diğer uygun kanallardan iletilir.
Taraf devletler tarafından tayin edilen bu hususlardaki değişiklikler Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde yapılır.
(b) Uygun olduğu takdirde, alt paragraf (a) hükümlerine halel gelmeksizin, talepler Uluslararası Kriminal Polis Örgütü veya başka uygun bir bölgesel örgüt kanalıyla yapılabilir.
2. Devletin onaylama, kabul etme, tasdik veya taraf olma aşamasında yaptığı tercihe uygun olarak, işbirliği talepleri ve talepleri destekleyen belgeler talepte bulunulan devlet veya Mahkemenin resmi çalışma dillerinden birinde, çevirisi ile birlikte yapılır.
Bu konuda sonradan talep edilen değişiklikler Usul ve Delil Kuralları çerçevesinde yapılır.
3. İşbirliği talep edilen devlet bu talebi ve talebi destekleyici belgeleri, talebin yerine getirilmesi için açıklanması gerekli olmadıkça, gizli tutar.
4. Bölüm 9 altında belirtilen herhangi bir yardım talebi ile ilgili olarak Mahkeme, bilginin korunması, mağdurların, olası tanıkların ve ailelerinin güvenliğini veya fiziksel veya psikolojik durumlarını güven altına almak amacıyla çeşitli önlemler alabilir. Mahkeme, Bölüm 9 altında sağlanacak bilgilerin mağdurların, potansiyel tanıkların ve ailelerinin güvenliğini veya fiziksel veya psikolojik durumlarını koruyacak şekilde verilmesini ve işlem yapılmasını isteyebilir.
5.
(a) Mahkeme, tüzüğe taraf olmayan bir devletten geçici bir düzenleme, anlaşma veya devletle arasında yapacağı bir anlaşma veya başkaca uygun bir düzenleme çerçevesinde, bu bölüm uyarınca yardım talep edebilir.
(b) Bu tüzüğe taraf olmayan, ancak Mahkeme ile geçici bir düzenleme veya anlaşma yaparak yürürlüğe koymuş olan bir devlet, söz konusu düzenleme veya anlaşmaya uygun olarak bir işbirliği yapmaz ise, Mahkeme durumu Taraf Devletler Kuruluna veya konu Güvenlik Konseyi tarafından Mahkeme’ye getirilmiş ise Güvenlik Konseyine bildirir.
6.Mahkeme, herhangi bir hükümetler arası örgütten bilgi veya belge talebinde bulunabilir. Mahkeme bu tür örgütlerle, görevi ve uzmanlığına uygun olarak yapacağı anlaşma ile bu örgütlerden başka işbirliği ve yardım biçimleri için de talepte bulunabilir.
7.Taraf Devlet, bu tüzük hükümlerine aykırı bir şekilde Mahkemenin işbirliği taleplerine uymayıp, Mahkemenin bu tüzük altındaki görev ve yetkilerini yerine getirmesini engeller ise, Mahkeme bu durumu Taraf Devletler Kuruluna veya konu Güvenlik Konseyi tarafından Mahkemeye getirilmiş ise Güvenlik Konseyine bildirir.
Madde 88
Ulusal hukuk uyarınca işlemlerin geçerliliği
Taraf Devletler bu bölümde bahis konusu tüm işbirliği biçimlerinin kendi ulusal mevzuatlarında uygulanabilir olmasını sağlarlar.
Madde 89
Şahısların Mahkeme’ye teslim edilmesi
1. Mahkeme, 91. maddede belirtilen şekilde, bir şahsın tutuklanmasını veya Mahkeme’ye teslim edilmesini, talebini destekleyici malzemeyle birlikte, söz konusu şahsın bulunabileceği yerdeki ilgili Devletten isteyebilir ve bu devletin söz konusu şahsı tutuklaması ve teslim etmesi için devlete işbirliği talebinde bulunabilir. Bu bölümün hükümleri ve ulusal mevzuatları gereğince taraf devletler tutuklama ve teslim etme taleplerine uyarlar.
2. Teslim olması istenen şahıs, 20. maddede öngörülen “aynı eylem nedeniyle birden fazla yargılama yapılamaz” ilkesine dayanarak bir ulusal mahkemeye itiraz ederse, teslim konusunda talepte bulunulan devlet, derhal Mahkeme’ye davanın kabul edilebilirliği hakkında bir kararı olup olmadığı hususunu sorar. Şayet dava, Mahkeme tarafından kabul edilebilir bulunursa, talepte bulunulan ülke, ilgili talebin yerine getirilmesi cihetine gider. Kabul edilebilirlik kararı askıda iken, talepte bulunulan devlet, Mahkeme kabul edilebilirlik konusundaki kararını verinceye kadar, söz konusu şahsın teslim edilmesi talebini yerine getirmeyi erteleyebilir.
3.
(a) Bir taraf devlet, kendi ulusal usul kuralları çerçevesinde, başka bir devlet tarafından Mahkeme’ye teslim edilmekte olan bir şahsın kendi toprakları üzerinden transit geçişine, bu transit geçişin teslim etmeyi tehlikeye sokması veya geciktirmesi durumları hariç olmak üzere, izin verir.
(b) Mahkeme’nin transit geçiş ile ilgili talebi 87. maddeye uygun olarak iletilir.
Transit geçiş talebi aşağıdaki hususları içerir:
(i) geçiş yapacak kişinin tanımı;
(ii) dava konusu hakkında özet bilgi ve hukuki nitelendirmesi; ve
(iii) tutuklama veya teslim etme emri;
(c) Geçiş yapan şahıs, transit geçiş süresince gözaltında tutulur;
(d) Söz konusu şahıs hava yoluyla geçmekteyse ve transit devlet sahasında iniş yapılmayacaksa izne gerek yoktur;
(e) Transit geçilen devlet ülkesinde, programda olmayan bir iniş gerçekleşirse, söz konusu devlet alt paragraf (c) de öngörüldüğü şekliyle Mahkeme’den transit geçiş talebinde bulunabilir. Transit talebi gelinceye ve transit işlemi gerçekleşinceye kadar söz konusu şahıs gözaltında tutulur, ancak, bu alt paragrafın amaçları bakımından gözaltı süresi, transit talebi bu süre içinde ulaşmak kaydıyla, program dışı inişten itibaren 96 saati aşamaz.
4. Mahkeme tarafından, Mahkemeye teslimine konu olan davadan başka bir mesele nedeniyle aranmakta olan bir şahıs hakkında, talepte bulunulan devlette herhangi yasal işlem yapılıyorsa veya şahıs bu devlette cezasını çekiyor ise, talep edilen devlet bu talebi yerine getirmeden önce bu konuda Mahkemeye danışır.
Madde 90
Çatışan talepler
1.Bir şahsın teslim edilmesi için Mahkeme’den 89.maddeye göre kendisinden talepte bulunulan bir taraf devlet, aynı zamanda başka bir devletten, aynı şahsın suçunun temelini oluşturan aynı eylemden dolayı kendisine iade edilmesi talebi almış ise, Mahkeme’ye ve talepte bulunan devlete bildirimde bulunur.
2.Talepte bulunan devlet bir taraf devlet olduğu takdirde, kendisinden talepte bulunulan devlet, Mahkeme’nin talebine aşağıdaki şartlarda öncelik verir:
(a) Mahkeme, 18 ve 19. maddelere göre teslim edilmesi talep edilen şahsın davası ile ilgili olarak kabul edilebilirlik tespiti yapmış ve bu tespit, iadenin talep edildiği devlet tarafından yürütülen soruşturma veya yargılamayı dikkate almış bulunursa,
(b) Mahkeme, alt paragraf (a) da tanımlanan tespiti, talepte bulunulan devletin 1. paragrafa göre yaptığı bildirim üzerine yapar ise,
3. Şayet 2 (a) paragrafına göre herhangi bir tespit yapılmamış ise, talepte bulunulan devlet, kendi iradesiyle 2(b) paragrafına göre Mahkeme bir tespitte bulununcaya kadar, talepte bulunan devletin iade talebine ilişkin işlemleri yürütebilir. Ancak, Mahkeme davanın kabul edilemez olduğuna karar verinceye kadar, ilgili devlet söz konusu şahsı sınır dışı edemez. Mahkemenin tespiti hızlandırılmış şekilde yapılır.
4. Talepte bulunan devlet bu tüzüğe taraf değilse; talepte bulunulan devlet, şahsın sınır dışı edilmesi ile ilgili uluslararası bir yükümlülüğü olmadığı takdirde Mahkeme davanın kabul edilebilir olduğuna karar vermesi halinde önceliği Mahkeme’nin teslim edilme talebine verir.
5.Mahkeme bir davanın 4. paragrafa göre kabul edilebilir olduğunu tespit etmemiş ise, talepte bulunulan devlet, kendi iradesiyle, talepte bulunan devletin iade talebi ile ilgili işlemleri yapabilir.
6.Talepte bulunulan devletin, bu tüzüğe taraf olmayan bir devlete şahsın iadesi konusunda mevcut uluslararası bir yükümlülük altında olması hariç olmak üzere, 4. paragrafın uygulandığı durumlarda; talepte bulunulan devlet, şahsı Mahkeme’ye teslim etme ya da talepte bulunan devlete iade etme konusunda karar verir.
Talepte bulunan devlet, karar verirken aşağıdaki unsurlar dahil olacak ancak sınırlı olmayacak şekilde, bütün ilgili unsurları göz önüne alır:
(a) taleplerin ayrı ayrı tarihleri;
(b) talepte bulunan devletin, suçun kendi topraklarında işlenip işlenmediği, mağdurların veya aranan şahsın uyrukluğu gibi menfaatleri;
(c) Mahkeme ile talepte bulunan devlet arasında sonradan doğabilecek teslim etme ihtimali.
7. Bir taraf devlet, Mahkeme tarafından bir şahsın teslim edilmesi için kendisine bir talepte bulunulduğu ve aynı zamanda başka bir devletten, aynı şahsın Mahkeme’nin teslim edilmesine esas teşkil eden suç konusu eylemden farklı bir eyleminden dolayı, iade edilmesi talebi alması halinde:
(a) Talepte bulunulan devlet, söz konusu şahsı talepte bulunan devlete iade etme konusunda uluslararası bir yükümlülük altında değilse, önceliği Mahkeme’nin talebine verir;
(b)Talepte bulunulan devlet, söz konusu şahsı talepte bulunan devlete iade etme konusunda uluslararası bir yükümlülük altında ise, şahsı Mahkeme’ye teslim etme ya da talep eden devlete iade etme konusunda kendisi karar verir. Talepte bulunulan devlet, karar verirken bütün ilgili unsurları 6. paragrafta belirtildiği şekilde göz önüne alır ancak suça konu eylemin yapısı ve ağırlığına özel önem verir.
8. Mahkeme, bu maddeye göre bir bildirime uygun olarak bir davanın kabul edilebilir olduğunu tespit etmiş ve akabinde talepte bulunulan devlet, talepte bulunan devletin iade talebini reddetmiş ise, talepte bulunulan devlet Mahkeme’ye kararı hakkında bilgi verir.
Madde 91
Tutuklama ve teslim taleplerinin içeriği
1. Tutuklama veya teslim talebi yazılı olarak yapılır. Acil durumlarda, talebin 87.maddenin 1 (a) paragrafında öngörüldüğü şekilde teyit edilmesi koşuluyla, bir yazılı kaydı iletmeye yarayan her türlü araçtan yararlanarak talepte bulunulabilir.
2.Ön Yargılama Dairesi tarafından 58. maddeye göre hakkında tutuklama emri düzenlenen bir kişinin tutuklanması veya teslimi talep ediliyorsa, talep aşağıdakileri içerir veya aşağıdakilerle desteklenir:
(a) şahsı tanımaya yeterli olacak şekilde aranan şahsı tanımlayıcı bilgi ve bu şahsın bulunabileceği olası yerler hakkında bilgi;
(b) tutuklama emrinin bir örneği; ve
(c) talepte bulunulan devletteki teslim işlemleri için gerekli belgeler, yazılar veya bilgi. Ancak bu gereklilikler, talepte bulunulan devlet ile diğer devletler arasındaki anlaşmalara veya düzenlemelere göre, iade taleplerinden daha fazla külfet getirmemeli ve mümkünse Mahkemenin yapısı dikkate alınarak daha az külfetli olmalıdır.
3. Daha önceden mahkum olan bir şahsın tutuklanması veya teslimi talep edilirse, talep aşağıdakileri içermeli veya aşağıdakilerle desteklenmelidir:
(a) tutuklama emrinin bir örneği;
(b) mahkumiyet kararının bir örneği;
(c) aranan kişinin mahkum olmuş kişi olduğunu gösterir bilgi; ve
(d) aranan şahıs mahkum edilmiş ise, şahsın mahkumiyetine dair belge, mahkumiyet cezası halinde çekilen ceza ve kalan süre konusunda bilgi.
4. Mahkeme’nin talebi üzerine taraf devlet, genel veya özel bir konu ile ilgili olarak 2 (c) paragrafı uyarınca, kendi ulusal mevzuatına göre uygulayabileceği gerekli işlemler konusunda Mahkemeye danışır.
Madde 92
Geçici tutuklama
1. Acil durumlarda, Mahkeme, 91. maddenin öngördüğü şekilde tutuklama veya teslim etmeye ilişkin gerekli belgeler sunuluncaya kadar, aranan şahsın geçici olarak tutuklanmasını talep edebilir.
2. Geçici tutuklama ile ilgili talep yazılı bir kayıt ile yapılır ve aşağıdaki bilgileri içerir:
(a) Şahsı tanımaya yeterli olacak şekilde aranan şahsı tanımlayıcı bilgi ve bu şahsın bulunabileceği olası yerler hakkında bilgi;
(b) şahsın tutuklanmasına temel teşkil eden suçlar hakkında özet beyan ve suçun yeri ve zamanı gibi suçla ilgili olası bulgular;
(c) aranan şahıs hakkında tutuklama emri bulunduğu veya şahsın hakkında bir mahkumiyet kararı olduğu konusunda beyan;
(d) aranan şahsın teslim edilmesi ile ilgili talebin gönderileceğine dair beyan.
3. Usul ve Delil Kurallarında öngörülen süre zarfında 91. maddede belirtilen teslim etme ile ilgili talebin ve bunu destekleyici belgelerin talepte bulunulan devletin eline geçmemesi halinde, geçici olarak tutuklanan kişi serbest bırakılabilir. Ancak, talepte bulunan devletin yasaları elverdiği takdirde bu süre sona ermeden, söz konusu şahıs teslim edilmeye rıza gösterebilir. Böyle bir durumda, talepte bulunulan devlet şahsı Mahkeme’ye mümkün olan en kısa zamanda teslim eder.
4. Şahsın 3. paragrafa göre serbest bırakılmış olması hali, teslim etmeyle ilgili talep ve belgelerin ilgili devlete ulaşması ile şahsın sonraki bir tarihte tutuklanmasını veya teslim edilmesini engellemez.
Madde 93
Diğer işbirliği şekilleri
1. Taraf devletler bu Bölümün hükümlerine ve ulusal mevzuatlarındaki işlemlere uygun şekilde, soruşturma ve yargılamalarla ilgili olarak, aşağıdaki yardımları sağlamada Mahkeme’nin taleplerine uyarlar:
(a) Şahısların kimliği, nerede olduğu veya nesnelerin bulunduğu yerler,
(b) Yeminli ifade alınması dahil olmak üzere delil toplanması, Mahkeme’ye gerekli uzman görüş ve raporları dahil olmak üzere delil ibraz edilmesi,
(c) Soruşturulan veya yargılanan şahsın sorgulanması;
(d) Adli belgeler dahil belgelerin sağlanması;
(e) Tanıkların veya uzmanların gönüllü olarak Mahkeme önüne çıkmalarının kolaylaştırılması;
(f) 7. paragrafta öngörüldüğü gibi şahısların geçici olarak nakledilmesi;
(g) Mezarlıkların incelenmesi ve açılması dahil yer incelemesi;
(h) Arama ve el koyma işlemlerinin yerine getirilmesi;
(i) Resmi olanlar dahil kayıt ve belgelerin sağlanması;
(j) Mağdurların ve tanıkların korunması ve delillerin muhafaza edilmesi;
(k) Üçüncü tarafların iyi niyetle kazanmış oldukları haklarına halel getirmeksizin, kazancın, eşyanın, mal varlıklarının ve suç aletlerinin sonradan el konulabilmesi için tanımlanması, bulunması ve dondurulması;
(I) Mahkeme’nin yargı yetkisi giren suçların soruşturulması ve yargılanmasını kolaylaştırmak amacıyla talepte bulunulan devlet mevzuatı tarafından yasaklanmayan diğer yardım şekilleri.
2. Mahkeme önüne çıkan bir tanığın veya uzmanın, talepte bulunulan devletten ayrılmaları halinde ayrılmadan önce vuku bulmuş herhangi bir eylem veya ihmal nedeniyle Mahkeme tarafından yargılanamayacağı, gözaltına alınmayacağı veya kişisel özgürlüklerinin kısıtlanmayacağı konularında Mahkeme garanti sağlamaya yetkilidir.
3. 1. paragrafa göre sunulan bir talepte, ayrıntılı olarak belirtilmiş belli bir yardımın yerine getirilmesi, talepte bulunulan devlette mevcut temel bir hukuk ilkesi ile yasaklanmış ise, talepte bulunulan devlet bu sorunu çözmek için Mahkemeye danışır. Yapılan görüşmeler sırasında, yardımın başka türlü yapılıp yapılamayacağı veya şarta bağlı olarak yapılıp yapılamayacağı hususları incelenir. Görüşmeler sonucunda sorun çözülememiş ise, Mahkeme talebinde değişiklik yapar.
4. Bir taraf devlet, 72. maddeye uygun olarak bir yardım talebini, sadece belge oluşturulmasının veya delillerin açıklanmasının ulusal güvenliği ile ilgili olması halinde kısmen veya tamamen reddedebilir.
5. Talepte bulunulan devlet, bir yardım talebini 1 (I) paragrafsına göre reddetmeden önce Mahkeme veya Savcının şartlara bağlı yardımı kabul etmesi ve buna uyması halinde, yardımın özel şartlar altında veya başka bir tarihte veya seçenekli olarak sağlanabileceği hususlarını göz önüne alır.
6. Yardım talebinin reddedilmesi halinde, talepte bulunulan devlet reddin nedenleri konusunda Mahkeme’ye veya Savcıya bilgi verir.
7.
(a) Mahkeme, gözaltındaki şahsın, kimlik tespiti, ifade alınması veya diğer yardımlar amacıyla geçici olarak naklini talep edebilir. Şahıslar aşağıdaki şartların yerine getirilmesi halinde geçici olarak nakledilebilir:
(i) Şahıs bilgilendirilmiş olduğu nakil konusunda serbest rıza gösterirse;
(ii) Mahkeme ile anlaşacakları şartlara bağlı olarak talepte bulunulan devlet nakle razı olursa.
(b) Nakledilen şahıs gözaltında tutulur. Naklin amaçlan yerine getirildikten sonra Mahkeme, şahsı talepte bulunan devlete gecikmeksizin geri gönderir.
8.
(a) Mahkeme, talepte belirtilen soruşturma ve işlemler dışındaki belgelerin ve bilgilerin gizliliğini sağlar.
(b) Talepte bulunulan devlet gerektiğinde belge ve bilgileri Savcı’ya gizli kaydıyla iletebilir. Bu durumda Savcı, bunları sadece yeni delil oluşturulması amacıyla kullanabilir.
(c) Talepte bulunulan devlet kendi iradesiyle veya Savcı’nın talebi üzerine, bu tür belge ve bilgilerin açıklanmasını sonradan kabul edebilir. Bu durumda Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak ve 5 ve 6. Bölüm hükümlerine uyarınca bu bilgi ve belgeler delil olarak kullanılabilir.
9.
(a)
(i) Taraf devlet, Mahkeme’den veya başka bir devletten uluslararası bir yükümlülüğe göre iade veya teslim etme konusunda birbiriyle çelişen talepler aldığı takdirde, Mahkeme ve diğer devlet ile durumu birlikte değerlendirerek ve gerekirse taleplerden birine ve diğerine şartlar ekleyerek veya erteleyerek her iki talebi bir araya getirmeye gayret gösterir.
(ii) Bu mümkün olmadığı takdirde, birbiriyle çelişen talepler 90. maddede öngörülen ilkelere göre çözüme kavuşturulur.
(b) Ancak, Mahkeme’nin talebi, üçüncü bir devlet veya uluslararası bir anlaşma uyarınca uluslararası bir örgütün kontrolü altındaki bilgi, mal veya şahısları ilgilendiriyorsa, talepte bulunulan devlet bu haliyle Mahkemeyi bilgilendirir ve Mahkeme, talebini bir üçüncü devlete veya uluslararası bir örgüte yönlendirir.
10.
(a) Mahkeme, kendi yargı yetkisine giren veya talepte bulunan devletin ulusal mevzuatına göre ağır suç teşkil eden bir eylem ile ilgili olarak, bir taraf devletin soruşturma veya yargılama yapması halinde, talep üzerine devletle işbirliği yapar ve devlete yardım sağlar.
(b)
(i) Alt paragraf (a)’ya göre sağlanacak yardım, diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki hususları da içerir:
(1) Mahkeme tarafından yapılan bir soruşturma veya yargılama sırasında elde edilen beyanlar, belgeler veya diğer delillerin iletilmesi, ve
(2) Mahkeme’nin talimatıyla gözaltına alınan şahsın sorgulanması;
(ii) Alt paragraf (b) (i) (1)’ye göre yardım halinde:
a/ belgeler veya diğer delil çeşitleri bir devletin yardımı ile elde edilmiş ise, o devletin rızasının alınması;
b/ belgeler veya diğer delil çeşitleri bir tanık veya uzmanın yardımı ile elde edilmiş ise bunların iletilmesi 68. maddenin hükümlerine tabi olur.
(c) Bu paragrafta öngörülen şartlar altında Mahkeme, Tüzük’e taraf olmayan bir devletten bu paragrafa göre alınan yardım talebini yerine getirebilir.
Madde 94
Devam etmekte olan soruşturma veya yargılama ile ilgili olarak bir talebin verine getirilmesinin ertelenmesi
1. Bir talebin derhal yerine getirilmesi, talebin ilişkin olduğu davadan farklı bir davanın devam etmekte olan soruşturması veya yargılamasına müdahalede bulunacak nitelikte ise, talepte bulunulan devlet, talebin yerine getirilmesini Mahkeme’nin kabul edeceği belli bir süre için erteleyebilir. Ancak, bu erteleme, talepte bulunulan devletteki soruşturma veya yargılamanın tamamlanması için gerekli zamandan daha uzun olamaz. Erteleme karan almadan önce talepte bulunulan devlet, yardımın başka şartlar altında hemen sağlanıp sağlanamayacağını dikkate alır.
2. Erteleme kararı 1. paragrafa göre alınmış ise, Savcı, 93. maddenin 1 (j) paragrafına göre delilin korunması amacıyla önlem talep edebilir.
Madde 95
Kabul edilebilirlik itirazı nedeniyle bir talebin verine getirilmesinin ertelenmesi
53. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, 18 veya 19. maddelere göre Mahkeme’de inceleme altında olan bir kabul edilebilirlik itirazı olduğunda, Mahkeme, Savcıya 18 ve 19. maddelere göre delil toplaması hususunda özel olarak bir talimat vermedikçe; talepte bulunulan devlet, Mahkeme’nin kararına kadar bu bölüm uyarınca, bir talebi erteleyebilir.
Madde 96
93. madde uyarınca diğer vardım biçimleri için yardım taleplerinin içeriği
1. 93. maddede bahsi geçen diğer yardım biçimleriyle ilgili talep yazılı olarak yapılır. Acil durumlarda, talep 87. maddenin 1 (a) paragrafında öngörülen kanal vasıtasıyla teyit edilmek üzere yazılı bir kayıtla da yapılabilir.
2. Talep aşağıdaki hususları içerecek veya aşağıdakilerle desteklenecektir:
(a) Taleple ilgili hukuksal dayanak ve esasları içerek şekilde talep edilen yardımın veya talebin amacını izah eden özet bilgi;
(b) Sağlanması istenen yardımla ilgili olarak, bulunması gereken şahıs veya yer hakkında kimliğin teşhisi ve bulunması konularında mümkün olduğu kadar geniş bilgi;
(c) Talebin önemini vurgulayan temel bulguların özeti;
(d) İzlenmesi gerekli işlem veya hususlar hakkında detaylar ve nedenler,
(e) Talebi yerine getirmesi için talepte bulunulan devlet yasalarına göre gerekli olabilecek bilgi;
(f) Talep edilen yardım ile ilgili diğer bilgiler.
3. Mahkeme’nin talebi üzerine bir taraf devlet, genel olarak veya belli bir konu hakkında, 2 (e) paragrafına uygulanabilecek ulusal mevzuatının gerektirdiği işlemler hakkında Mahkemeye danışır. Bu görüşmeler sırasında, taraf devlet Mahkeme’ye kendi ulusal mevzuatının gerektirdiği hususlar hakkında tavsiyelerde bulunur.
4. Bu maddenin hükümleri Mahkeme’den yardım talep edilmesi halinde de mümkün olduğu takdirde uygulanır.
Madde 97
Danışmalar
Bir taraf devlete, bu bölüm uyarınca bir talep ulaşırsa ve taraf devlet bu talebin yerine getirilmesinin hızlandırılması veya engellenmesi ile ilgili bir sorun görürse, sorunu çözmek üzere gecikmeksizin konu hakkında Mahkeme’ye danışır. Bu tür sorunlar aşağıdakilerin yanı sıra diğerlerini de içerir:
(a) Talebin yerine getirilmesi için yetersiz bilgi;
(b) Teslim için bir talepte bulunulması durumunda, tüm çabaya rağmen aranan şahsın yeri tam olarak tespit edilemiyorsa veya yapılan araştırma sonucunda tutuklama emrinde yazılı şahsın, talepte bulunulan devletteki şahıstan açıkça başka birisi olması halinde; ya da
(c) Mevcut haliyle talebin yerine getirilmesinin, talepte bulunulan devletin bir başka devlet ile yaptığı ön-anlaşmayı ihlal edici nitelikte olması.
Madde 98
Dokunulmazlığın kaldırılması ve teslim etmeye rıza gösterme konusunda işbirliği
1. Mahkeme, teslim etme veya yardım etme talepleriyle ilgili işlemleri; talepte bulunulan devletin, üçüncü bir devlete ait bir mal veya üçüncü bir devlet vatandaşının diplomatik dokunulmazlığı konusunda, uluslararası hukuk uyarınca mevcut yükümlülüklerine aykırı hareket etmesini gerektiriyorsa ve Mahkeme, üçüncü devletten dokunulmazlığın kaldırılması konusunda işbirliği elde edememiş ise, devam ettirmez.
2. Mahkeme, teslim etme talebiyle ilgili işlemleri; talepte bulunulan devletin, Mahkeme’ye şahsı göndermesi gereken devletin rızasının arandığı bir konuda, uluslararası yükümlülüklerine aykırı davranmasını gerektiriyorsa ve Mahkeme, gönderen devletin şahsı teslim etmeyi kabul etme konusunda işbirliğini elde etmemiş ise, devam ettirmez.
Madde 99
93. ve 96. maddelere göre taleplerin yerine getirilmesi
1. Yardım talepleri talepte bulunulan devletin ilgili mevzuatına göre yerine getirilir ve bu devletin mevzuatı tarafından yasaklanmadıkça, belirtilen işlemlerin takip edilmesi veya talepte belirtilen şahısların hazır bulunmaları ve talebin yerine getirilmesi sürecine yardımcı olmaları için izin verme de dahil olmak üzere talepte belirtilen yöntemlere göre yerine getirilir.
2. Acil durumlarda, oluşturulan belgeler ve deliller Mahkeme’nin talebi üzerine ivedilikle gönderilir.
3. Talepte bulunulan devletten gelen cevaplar orijinal dilinde ve şeklinde gönderilir.
4. Bu Bölümdeki diğer hükümlere halel getirmeksizin; bir şahısla kendi rızasıyla görüşme yapılması, bu şahıstan rızasıyla delil alınması, bu işlemlerin talepte bulunulan devletin yetkili otoritelerinin yokluğunda yapılması ve yürütme için zorunlu ise bir kamusal alanının değiştirilmeden incelenmesi gibi, zorunlu önlemler olmaksızın bir talebin başarılı bir şekilde yerine getirilmesinin mümkün olmadığı hallerde, Savcı böyle bir talebi aşağıdaki şekilde doğrudan o devletin toprakları içinde yerine getirebilir:
(a) Talepte bulunulan taraf devletin, ülkesinde suçun işlenmiş olduğu iddia edilmekteyse ve 18. ile 19. maddelere göre kabul edilebilirlik tespiti yapılmış olduğu taktirde; Savcı, talepte bulunulan devlet ile mümkün bütün görüşmeleri yaptıktan sonra böyle bir talebi yerine getirebilir;
(b) Diğer durumlarda, Savcı böyle bir talebi, talepte bulunulan taraf devlet ile görüşmeleri takiben ve taraf devlet tarafından ortaya koyulan makul şart ve endişeleri dikkate alarak yerine getirebilir. Talepte bulunulan devlet, bu paragrafa uygun olarak talebin yerine getirilmesi konusunda problemler olduğunu tespit ederse; sorunun çözümü için vakit geçirmeksizin Mahkeme’ye başvurur.
5. Ulusal güvenlik ve savunma ile ilgili gizli bilgilerin açıklanmasının önlenmesi amacıyla 72. maddede öngörülen sınırlamalara göre bir şahsın Mahkeme tarafından dinlenmesi veya incelenmesine yönelik hükümler, bu madde uyarınca yardım taleplerinin yerine getirilmesine de uygulanabilir.
Madde 100
Masraflar
1. Talepte bulunulan devletin ülkesinde, taleplerin yerine getirilmesi için yapılan olağan masraflar, Mahkeme’nin karşılayacağı aşağıdaki masraflar hariç olmak üzere, talepte bulunulan devlet tarafından karşılanır.
(a) Tanıkların veya uzmanların seyahatleri ve güvenlikleri ya da 93. maddeye göre gözaltındaki şahısların naklinden dolayı ortaya çıkan masraflar;
(b) Çeviri, yorum ve kopyalama masrafları;
(c) Yargıçların, Savcının, Savcı Yardımcılarının, Yazı İşleri Bürosu başkanının ve Mahkeme’nin herhangi bir organının çalışanlarının seyahat masrafları ve yollukları;
(d) Mahkeme tarafından talep edilen uzman görüş veya rapor masrafları;
(e) Gözaltında tutan devlet tarafından, bir şahsın Mahkeme’ye teslim edilmesi ile ilgili ulaşım masrafları;
(f) Görüşmeleri takiben, talebin yerine getirilmesinden meydana gelebilecek herhangi bir olağanüstü masraf.
2. Uygun olduğu takdirde 1. paragrafın hükümleri, taraf devletlerin Mahkeme’ye yönelik taleplerine de uygulanır. Mahkeme, bu durumda yerine getirmenin olağan masraflarını üstlenir.
Madde 101
Hususiyet Kuralı
1. Bu tüzük uyarınca Mahkeme’ye teslim edilen şahıs hakkında teslimine esas teşkil eden eylem dışında, teslim edilmeden önceki herhangi bir eyleminden dolayı işlem yapılamaz, gözaltına alınamaz veya cezalandırılamaz.
2. Mahkeme, şahsı Mahkeme’ye teslim eden devletten 1. paragraf gerekliliklerinin kaldırılmasını talep edebilir ya da gerekirse 91. madde uyarınca ilave bilgi sağlar. Taraf devletler Mahkeme’ye karşı bu hükümden feragat etme yetkisine sahiptirler ve bu konuda çaba gösterirler.
Madde 102
Terimlerin Kullanılışı
Bu tüzüğün amaçları bakımından:
(a) “teslim etme” bu tüzüğe göre bir şahsın bir devlet tarafından Mahkeme’ye teslim edilmesi anlamına gelir;
(b) “iade” bir şahsın bir devlet tarafından başka bir devlete anlaşma, sözleşme veya ulusal mevzuat uyarınca teslim edilmesi anlamına gelir.
10. BÖLÜM
Madde 103
Hapis Cezalarının Uygulanmasında Devletlerin Rolü
1.
(a) Hapis cezası, hüküm giymiş şahısları kabul etmek istediklerini Mahkeme’ye belirtmiş devletlerin listesinden, mahkemenin tayin ettiği bir devlette infaz edilir.
(b) Bir devlet, hüküm giymiş şahıslan kabul etmeye gönüllü olduğunu bildirirken, bu bölümde belirtilenlere uygun olan ve Mahkeme tarafından muvafakat edilecek, kabul etme koşulları koyabilir.
(c) Belli bir davada tayin edilen bir devlet, Mahkeme’ye bu tayini kabul edip etmediğini derhal bildirir.
2.
(a) Cezanın uygulamasından sorumlu devlet birinci paragrafta kabul edilen herhangi bir şartın yerine getirilmesi dahil olmak üzere, mahkumiyetin koşullarını ve süresini maddi olarak etkileyebilecek her durumu Mahkeme’ye bildirir. Bilinen veya öngörülen durumlarda Mahkeme’ye en az 45 günlük süre tanınır. Bu süre zarfında, cezanın uygulanmasından sorumlu devlet 110. maddeye göre yükümlülüklerini olumsuz etkileyebilecek hiçbir harekette bulunmaz.
(b) Mahkeme’nin (a) alt paragrafında belirtilen durumlara karar veremediği hallerde, Mahkeme uygulamadan sorumlu devlete bildirimde bulunur ve 104. maddenin 1. paragrafında öngörülen usulü takip eder.
3. Mahkeme birinci paragrafa göre tayine yönelik karar verme yetkisini kullanırken aşağıdaki hususları dikkate alır:
(a) Eşit sorumluluk dağılımı ilkesine uygun olarak, Usul ve Delil Kurallarında belirtildiği gibi Taraf Devletlerin hapis cezalarının infazı için sorumluluğu paylaşmaları gerektiği ilkesi;
(b) Mahkumlara yönelik muameleye ilişkin, geniş ölçüde kabul gören
uluslararası antlaşma standartlarının uygulanışı;
(c) Hüküm giymiş şahsın görüşleri;
(d) Hüküm giymiş şahsın uyruğu;
(e) İnfazı gerçekleştirecek devletin yetkilendirilmesinde uygun olabileceği biçimde suçun veya hüküm giymiş şahsın veya hükmün etkin uygulanmasına ilişkin diğer bazı etkenler.
4. Eğer 1. paragrafa göre hiçbir devlet tayin edilmemişse, hapis kararı 3. maddenin 2. paragrafındaki merkez bina anlaşmasında öngörülen koşullar uyarınca, ev sahibi devlet tarafından sağlanan bir hapishanede yerine getirilir. Böyle bir durumda, hapis cezasının infazından doğan masraflar Mahkeme tarafından karşılanır.
Madde 104
Uygulama Devletini Yetkilendirmede Değişiklik
1. Mahkeme, hükümlünün başka bir devletin hapishanesine nakline her zaman karar verebilir.
2. Hükümlü, infaz devletinden nakledilmek için Mahkeme’ye her zaman başvuruda bulunabilir.
Madde 105
Cezanın İnfazı
1. 103. maddenin 1 (b) paragrafı uyarınca bir devletin belirttiği şartlar saklı kalmak kaydıyla, hapis cezası taraf Devletler üzerinde bağlayıcıdır ve hiçbir biçimde değiştirilemez.
2. Mahkeme, temyiz ve düzeltme için yapılan başvurularda tek başına karar verme hakkına sahiptir. İnfaz devleti hüküm giymiş bir şahsın bu türden herhangi bir başvuruda bulunmasına engel olamaz.
Madde 106
Cezaların İnfazının Denetlenmesi ve Mahkumiyet Koşulları
1. Hapis cezasının infazı Mahkeme’nin denetimine tabidir ve infaz, mahkumlara yönelik muameleyi belirleyen genel ölçüde kabul görmüş uluslararası antlaşmalarla tutarlı olmalıdır.
2. Mahkumiyet koşulları, infaz devletinin kanunlarıyla belirlenmiş ve mahkumlara yönelik muameleye ilişkin genel kabul görmüş uluslararası antlaşmalarla tutarlı olmalıdır. Bu tür koşullar hiçbir durumda, benzer suçlardan infaz devletinde mahkum edilenlerin sahip olduğundan daha az veya daha fazla elverişli nitelikte olamaz.
3. Hükümlü ile mahkeme arasındaki haberleşme önlenemez ve gizlidir.
Madde 107
Cezanın Tamamlanması Sonucunda Kişinin Nakli
1. Cezanın tamamlanmasını takiben, cezanın infazı gerçekleştiren devletin uyruğundan olmayan şahıs, infazdan sorumlu devletin yasaları uyarınca, infazı gerçekleştiren devlet şahsın kendi topraklarında kalmasına izin vermediği takdirde, kendisini kabul etmekle yükümlü olan bir devlete veya kendisini almak isteyen başka bir devlete, kendisinin tercihini de dikkate alınarak, nakledilebilir.
2. 1. paragrafa uygun olarak, şahsın bir devletten diğer bir devlete naklinden kaynaklı masraflar hiçbir devlet tarafından karşılanmaz ise, bu türden masraflar Mahkeme tarafından karşılanır.
3. 108. maddenin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, infazdan sorumlu devlet kendi ulusal yasaları uyarınca, şahsı yargılama ya da bir cezanın infazı amacıyla, iade veya teslim talebinde bulunan devlete iade edebilir veya herhangi bir şekilde teslim edebilir.
Madde 108
Diğer Suçların Kovuşturma veya Cezalandırılmasındaki Sınırlamalar
1. İnfazdan sorumlu devletin gözetimindeki bir mahkum, infazdan sorumlu devletin talebi üzerine, Mahkeme tarafından uygun görülmedikçe, infazdan sorumlu devlete gönderilmesinin öncesinde yapılan bir eylem için davaya ya da cezaya ya da üçüncü bir devlete iadeye, maruz kalamaz.
2. Mahkeme, mahkumun görüşlerini dinledikten sonra konu hakkında karar verir.
3. Eğer mahkum, Mahkeme tarafından kendisine verilen cezanın tamamını çektikten sonra, infazı gerçekleştiren devletin sınırlarında, kendi isteğiyle otuz günden fazla kalırsa ya da o devleti terk ettikten sonra o devlet ülkesine geri dönerse, 1. paragraf uygulanamaz.
Madde 109
Para Cezalarının ve Müsadereye ilişkin Önlemlerin İnfazı
1. Taraf Devletler 7. Bölüm uyarınca, Mahkeme tarafından hükmolunan para cezalarına veya müsadereye iyi niyetli üçüncü şahısların haklarına halel getirmeksizin ve kendi ulusal hukuklarına uygun olarak işlerlik kazandırır.
2. Eğer bir Taraf Devlet, bir müsadere emrine işlerlik kazandıramazsa, üçüncü şahısların haklarına halel getirmeksizin, Mahkeme’nin müsaderesini emrettiği kazanç, mülk ve varlıkların değerinin tazmini için önlemler alır.
3. Bir Taraf Devlet’in, Mahkeme kararını infaz etmesi sonucu elde ettiği mülk ya da taşınmaz satışından doğan kazanç ya da uygun olduğunda diğer mülklerin satışından kaynaklanan kazanç, Mahkeme’ye nakledilir.
Madde 110
Cezanın Azaltılmasına İlişkin Mahkeme İncelemesi
1. İnfazı gerçekleştiren devlet, mahkeme tarafından verilen cezanın tamamlanmasından önce şahsı serbest bırakmaz.
2. Münhasıran Mahkeme, cezanın indirilmesine karar verme hakkına sahiptir ve bu konuda şahsı dinledikten sonra karar verir.
3. Şahıs, hapis cezasının 2/3’sini çektikten veya ömür boyu hapis cezasının 25 yılını yattıktan sonra, Mahkeme cezanın indirilip indirilmeyeceğine karar verir. Söz konusu tarihlerden önce, böyle bir gözden geçirme yapılamaz.
4. Mahkeme, 3. paragrafa göre gözden geçirme yaparken, aşağıdaki unsurların birinin veya çoğunun varlığı halinde cezayı indirebilir:
(a) Şahsın soruşturma ve yargılama sırasında Mahkeme ile erken ve devamlı işbirliği isteği;
(b Şahsın Mahkeme’nin başka davalarıyla ilgili olarak, kararların ve talimatların infazında gönüllü olarak yardımcı olması, özellikle mağdurların yararına kullanılabilecek para cezası, müsadere veya tazminat talimatlarına konu varlıkların tespitinde yardımcı olması;
(c) Usul ve Delil Kurallarında öngörüldüğü şekilde cezanın indirimini haklı kılmaya yeterli, koşullarda önemli ve açık değişikliklere neden olan diğer unsurlar.
5.Mahkeme 3. paragrafa göre, ilk incelemesinde cezanın indirilmesinin uygun olmadığına karar verirse, ceza indirimi hususunu Usul ve Delil Kurallarında öngörülen kıstaslar dahilinde dönemsel aralıklarla ele alır.
Madde 111
Firar
Mahkum olan bir şahıs, hapisten ve infazın gerçekleştirildiği devletten kaçarsa; bu devlet, Mahkeme’ye danıştıktan sonra, mevcut ikili veya çok taraflı anlaşmalara uygun olarak veya 9. Bölüm uyarınca Mahkeme’nin söz konusu şahsın teslimini istediğini belirterek, bulunduğu yer devletinden söz konusu şahsın teslim edilmesini talep edebilir. Şahıs, cezasını çekmekte olduğu devlete veya Mahkeme tarafından tayin edilecek başka bir devlete teslim edilebilir.
11. BÖLÜM
TARAF DEVLETLER KURULU
Madde 112
Taraf Devletler Kurulu
1. İşbu tüzükle bir Taraf Devletler Kurulu kurulmuştur. Kurul’da, her bir taraf devletin danışmanlar ve yedeklerinin eşliğinde bir temsilcisi bulunur. Tüzük’ü veya Nihai Senet’i imzalayan diğer devletler Kurul’a gözlemci olabilirler.
2. Kurul:
(a) Hazırlık Komisyonu’nun tavsiyelerini uygun bulursa inceler ve kabul eder;
(b) Mahkeme’nin yönetimi ile ilgili olarak Başkanlığa, Savcı’ya ve Yazı İşleri Bürosuna idari görüş sağlar;
(c) 3. paragrafa göre kurulan büronun faaliyetlerini ve raporlarını inceler ve uygun göreceği adımları atar;
(d) Mahkeme’nin bütçesini inceler ve karar verir;
(e) 36. maddeye uygun olarak yargıç sayısının değiştirip değiştirilmeyeceği konusunda karar verir;
(f) 87. maddenin 5 ve 7. paragraflarına göre işbirliği yapılmaması sorununu inceler;
(g) Bu Tüzük ile Usul ve Delil Kurallarına uygun diğer görevleri yerine getirir.
3.
(a) Kurul’un bir Başkan, 2 Başkan Yardımcısı ve 3 yıllık dönem için Kurul tarafından seçilen 18 üyeden oluşan bir Bürosu vardır;
(b) Büronun temsili bir yapısı mevcuttur ve eşit coğrafi dağılım ile dünyadaki başlıca hukuk sistemlerinin eşit temsili hususlarını özellikle dikkate alır;
(c) Büro, gerekli olduğu sıklıkta veya yılda en az bir kez toplanır. Büro, görevlerinin yerine getirilmesinde Kurul’a yardım eder.
4. Kurul gerektiğinde, etkinliğin ve tasarrufun güçlendirilmesi amacıyla teftiş, Mahkeme’nin soruşturulması ve değerlendirilmesi için bağımsız bir denetim mekanizması dahil olmak üzere, yardımcı birimler kurabilir.
5. Mahkeme başkanı, Savcı ve Yazı İşleri Bürosu başkanı ya da temsilcileri uygun görüldüğü takdirde Kurul ve Büro toplantılarına katılabilir.
6. Kurul, Mahkeme merkezinde veya Birleşmiş Milletler merkezinde yılda bir kez toplanır ve şartlar gerektirirse özel oturumlar düzenler. Bu Tüzük’te aksi belirtilenler hariç olmak üzere, özel oturumlar Büro tarafından resen veya taraf devletlerin 1/3’ünün talebi üzerine düzenlenir.
7. Her bir taraf devletin tek oyu vardır. Kurul’da ve Büro’da kararların oybirliğiyle alınması için her türlü gayret gösterilir. Oybirliği sağlanamazsa, Tüzük’te aksi belirtilmedikçe:
(a) Taraf devletlerin mutlak çoğunluğu oylama için yeterli sayıyı oluşturuyorsa, temel konular üzerindeki kararların hazır bulunan ve oy kullananların 2/3’si tarafından kabul edilmesi gerekir;
(b) Usule ilişkin kararlar, hazır bulunan ve oy kullananların basit çoğunluğu ile alınır.
8. Bir taraf, iki yıldan fazla süreyle Mahkeme’nin masraflarını karşılamak amacıyla öngörülen katkı paylarını ödemez ise, Kurul ve Büro oylamalarına katılamaz. Ancak, Kurul, katkı paylarının ödenmemesinin söz konusu taraf devletin kontrolü dışındaki nedenlerden kaynaklandığı konusunda tatmin olursa, söz konusu taraf devletin oylamaya katılmasına izin verebilir.
9. Kurul, kendi usul kurallarını tespit eder.
10. Kurul’un resmi ve çalışma dilleri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun dilleri ile aynıdır.
12. BÖLÜM MALİ KONULAR
Madde 113
Mali Mevzuat
Aksi açıkça öngörülmedikçe, Mahkeme’ye ve Büro ile bağlı organlar dahil olmak üzere Taraf Devletler Kurulu’na ilişkin bütün mali konular ve toplantılar işbu Tüzük ve Taraf Devletler Kurulu tarafından kabul edilen Mali Yönetmelik ve Kurallara göre yönetilir.
Madde 114
Masrafların Ödenmesi
Mahkeme’nin ve Büro ile bağlı organlar dahil olmak üzere Taraf Devletler Kurulu’nun masrafları Mahkeme fonlarından karşılanır.
Madde 115
Mahkeme’nin ve Taraf Devletler Kurulu’nun Fonları
Mahkeme’nin ve Büro ile bağlı organlar dahil olmak üzere Taraf Devletler Kurulu’nun masrafları, Taraf Devletler Kurulu tarafından karar verilen bütçe ile öngörüldüğü şekliyle, aşağıdaki kaynaklardan karşılanır:
(a) Taraf Devletler tarafından yapılan katkılar;
(b) Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin başvurularından kaynaklanan masraflar ile ilgili olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun onayına tabi olarak Birleşmiş Milletler tarafından sağlanan fonlar.
Madde 116
Gönüllü katkılar
Mahkeme, 115. maddeye halel getirmeksizin, Taraf Devletler Kurulu tarafından kabul edilecek kriterlere uygun olarak; hükümetlerden, uluslararası örgütlerden, bireylerden, şirketlerden ve diğer kuruluşlardan ilave fon olarak, gönüllü katkı alabilir ve bunları kullanabilir.
Madde 117
Katkıların paylaşımı
Taraf devletlerin katkıları, Birleşmiş Milletler tarafından kendi olağan bütçesi için uygulanan ve bu katkı paylarına temel oluşturan ilkelere göre ayarlamalara tabi tutulan bir katkı payları dağılım çizelgesi çerçevesinde yapılır.
Madde 118
Yıllık Teftiş
Yıllık mali beyanları dahil olmak üzere, Mahkeme’nin kayıtlan, muhasebe kayıtları ve hesapları bağımsız bir denetim kuruluşunca denetlenir.
13. BÖLÜM
SON HÜKÜMLER
Madde 119
Anlaşmazlıkların çözümü
1. Mahkeme’nin yargısal görevleri konusunda ortaya çıkan her türlü anlaşmazlık Mahkeme’nin kararı ile çözülür.
2.Bu Tüzük’ün uygulanmasına ve yorumlanmasına ilişkin, iki veya daha fazla taraf devlet arasındaki bir anlaşmazlık, görüşmelerin başlamasından itibaren üç ay içinde çözüme kavuşturulmaz ise, Taraf Ülkeler Kurulu’na götürülür. Kurul, anlaşmazlığı bizzat kendisi çözmeye çalışabilir veya Uluslararası Adalet Divanı’na, söz konusu Divanın tüzüğüne uygun olarak başvurmak dahil olmak üzere anlaşmazlığı çözme konusunda başka tavsiyelerde bulunabilir.
Madde 120
Çekince
Bu tüzüğe çekince konulamaz.
Madde 121
Değişiklik yapılması
1. Bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden itibaren 7 yıllık sürenin bitiminde, her taraf devlet tüzükte değişiklik önerebilir. Önerilen değişiklik metni, metni derhal bütün taraf devletlere iletecek olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne sunulur.
2. Bildirimin yapılmasının ardından üç aydan az olmayan bir süre geçtikten sonra, takip eden toplantısında, Taraf Devletler Kurulu, hazır bulunan ve oy kullananların çoğunluğunun oyu ile önerinin ele alınıp alınmayacağını kararlaştırır. Kurul, öneriyi doğrudan ele alabilir veya konu gerektirirse bir Gözden Geçirme Konferansı toplayabilir.
3.Taraf Devletler Kurulu veya Gözden Geçirme Konferansı’nda ele alınan bir değişikliğin kabulü için, oybirliği sağlanamazsa ise, taraf devletlerin 2/3 çoğunluğunun oyu gerekir.
4. 5. paragrafta öngörülen durum hariç olmak üzere, bir değişiklik, bütün devletlerin 7/8’inin onaylama veya kabul belgelerini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi etmesinden bir yıl sonra, tüm taraf devletler için yürürlüğe girer.
5. Bu tüzüğün 5-6-7 ve 8. maddelerinde yapılan değişiklikler, onay veya kabul araçlarının bildirilmesinden bir yıl sonra, değişiklikleri kabul etmiş taraf devletler için yürürlüğe girer. Mahkeme, değişikliği kabul etmeyen bir taraf devletin uyrukları tarafından veya ülkesinde meydana gelen bir suç ile ilgili olarak yargı yetkisini kullanamaz.
6.Bir değişiklik, 4. paragrafa uygun olarak, taraf devletlerin 7/8’i tarafından kabul edilirse, değişikliği kabul etmeyen taraf devlet, 127. maddenin 1. paragrafına bağlı olmadan, ancak 127. maddenin 2. paragrafına bağlı olarak, böyle bir değişikliğin yürürlüğe girmesinden itibaren bir yılı geçmeyen süre zarfında tüzükten derhal sonuç doğuracak şekilde çekilebilir.
7. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, herhangi bir Taraf Devletler Kurulu veya Gözden Geçirme Konferansı’nda kabul edilmiş değişiklikleri tüm taraf devletlere bildirir.
Madde 122
Kurumsal nitelikteki hükümlerde yapılacak değişiklikler
1. Tüzüğün kurumsal nitelikteki, 35.madde, 36. madde, 37. maddenin 8. ve 9. paragrafları, 38. madde, 39. maddenin 1. paragrafı (ilk iki cümle), 2. ve 4. paragrafları, 42. maddenin 4. ve 9. paragrafları, 43. maddenin 2. ve 3. paragrafları ve 44, 46, 47 ve 49. maddeleri ile ilgili değişiklikler 121. maddenin 1. paragrafına bağlı olmaksızın, her bir taraf devlet tarafından, her zaman teklif edilebilir. Değişiklik önerisi ile ilgili metin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri veya Taraf Devletler Kurulunca tayin edilen bir başka kişi tarafından, taraf devletlere ve Kurula katılan diğer devletlere bildirilir.
2. Bu madde uyarınca sunulan ve oybirliği sağlanamayan değişiklikler Taraf Devletler Kurulu veya Gözden Geçirme Konferansında taraf ülkelerin 2/3 çoğunluğu ile kabul edilir. Bu değişiklikler, Kurul veya duruma göre Konferans tarafından kabul edilişinden itibaren 6 ay sonra tüm taraf devletler için yürürlüğe girer.
Madde 123
Tüzüğün gözden geçirilmesi
1. Bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden 7 yıl sonra, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri bu tüzükte olabilecek değişiklikleri görüşmek üzere bir Gözden Geçirme Konferansı toplar. Böyle bir gözden geçirme, 5. maddedeki suçları kapsayabilir, ancak bununla sınırlı değildir. Konferans, Taraf Devletler Kuruluna katılanlara aynı şartlar altında açıktır.
2. Bu tarihten sonra herhangi bir zaman, taraf devletlerin çoğunluğu tarafından onaylanması üzerine, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bir taraf devletin talebi veya 1. paragrafta öngörülen amaçlar doğrultusunda Gözden Geçirme
Konferansını toplayabilir.
3. 121. maddenin 3’ten 7’ye kadar olan paragraf hükümleri, bir Gözden Geçirme Konferansında ele alınmış tüzük değişikliklerinin kabul edilmesinde ve yürürlüğe girmesinde uygulanır.
Madde 124
Geçici Hükümler
12. maddenin 1. paragrafına bakılmaksızın, bir devlet bu Tüzük’e taraf olurken, tüzüğün kendisi bakımından yürürlüğe girmesinden itibaren 7 yıllık bir süre ile bir suçun, kendi uyrukları tarafından veya kendi ülkesinde işlendiği ileri sürüldüğü zaman 8. maddede öngörülen suçlara ilişkin olarak Mahkeme’nin yargı yetkisini kabul etmediğini ilan edebilir. Bu maddeye göre yapılan bir bildirim, her zaman geri çekilebilir. Bu maddenin hükümleri 123. maddenin 1. paragrafı uyarınca toplanacak Gözden Geçirme Konferansı’nda gözden geçirilir.
Madde 125
İmza, onay, kabul, tasdik veya taraf olma
1. Bu tüzük 17 Temmuz 1998 tarihinde Roma’da Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım
Örgütü merkezinde tüm devletlere imzaya açılacaktır. Bu tarihten sonra 17 Ekim 1998 tarihine kadar İtalya Dışişleri Bakanlığı’nda imzaya açık kalacaktır. Bu tarihten sonra, 31 Aralık 2000 tarihine kadar New York’ taki Birleşmiş Milletler merkezinde imzaya açık kalacaktır.
2. Bu tüzük, tüzüğü imzalayan ülkeler tarafından onaylanmaya, kabule veya tasdik edilmeye tabidir. Onay, kabul veya tasdik belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından muhafaza edilir.
3. Bu tüzük tüm devletlerin katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından muhafaza edilir.
Madde 126
Yürürlüğe girme
1. Bu tüzük, altmışıncı onay, kabul, tasdik veya taraf olma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmesini takip eden 60 gün sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girer.
2. Altmışıncı onay, kabul, tasdik veya taraf olma belgelerinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmesinden sonra tüzüğü onaylayan, kabul eden, tasdik eden veya taraf olan her ülke için tüzük, bu ülkenin onay, kabul, tasdik veya taraf olma belgelerinin verilmesini takip eden 60 gün sonraki ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 127
Çekilme
1. Bir taraf devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine vereceği yazılı bir bildirim ile bu tüzükten çekilebilir. Bildirim daha sonraki bir tarihi içermedikçe, geri çekilme, bildirimin yapılmasından itibaren 1 yıl sonra geçerlik kazanır.
2. Bir taraf devlet, taraf olduğu sürede, bu tüzükten kaynaklı yükümlülüklerinden, mali olanlar dahil, geri çekilme nedeniyle kaçınamaz. Geri çekilme, geri çekilen devletin işbirliğini gerektiren ve geri çekilmenin işlerlik kazanmasından önce başlamış olan soruşturma ve yasal işlemler ile ilgili olarak Mahkeme ile işbirliğini ve geri çekilmenin yürürlüğe girmesinden önce Mahkeme tarafından halen incelenmekte olan herhangi bir konuyu etkilemez.
Madde 128
Orijinal metin
Bu tüzüğün Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca orijinal metinleri eşit derecede geçerlidir ve orijinal metinler, tüm devletlere onaylı örneklerini gönderecek olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından saklanır.
Bu tüzük, yukarıdaki hususlar altında, aşağıdaki imza sahiplerinin tanıklığında, hükümetleri tarafından yetkilendirilen yetkili temsilcilerce 17 Temmuz 1998 tarihinde, Roma’da imza altına alınmıştır.
Avrupa Psikiyatri Birliği Etik Kuralları(EPA Code of Ethics), 11 Nisan 2021 tarihinde kabul edilmiştir.
Metin, Avrupa Psikiyatri Birliği(The European Psychiatric Association-EPA) Etik Komitesi tarafından hazırlanmıştır. Komite Başkanı Danuta Wasserman’ın koordinatörlüğünde oluşturulan metin Türkçe’ye Dr. Ayşegül Aksakal tarafından kazandırılmıştır. Çeviri aşamasında, Türkiye Psikiyatri Derneği İnsan Hakları ve Etik Çalışma Birimi üyeleri katkıda bulunmutşur.
Avrupa Psikiyatri Birliği Etik Kuralları
Temel Değerler
Psikiyatristler, tıp mesleğinin ve özel olarak da psikiyatrinin ve zihin sağlığı ile çalışmanın sorumluluklarını ve etik gerekliliklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.
Psikiyatristler, özerkliğe saygı, yararlı olma, zarar vermeme ve adil olma etik ilkelerini dikkate almalıdırlar. Etik psikiyatri uygulaması; bir birey olarak hasta için, onun kültürel değerlerini ve inançlarını da kapsayan farkındalık, duyarlılık ve eşduyum gerektirir.
Psikiyatristler, kendi ülkelerinin kaynakları elverdiği ölçüde; herkes için, kapsayıcı sağlık hizmetini ve zihinsel hastalığı olan kişiler için, adil ve uygun korunma, bakım, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerini savunmakla yükümlüdürler.
Psikiyatristler, toplumun zihinsel sağlık ve iyiliğinin geliştirilmesinin yanı sıra, ruhsal hastalıklarla bağlantılı damgalama ve ayrımcılığın azaltılması için de farklı düzeylerde çalışmalıdırlar.
Psikiyatristler; yaş, ırk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, sosyal konum, suç geçmişi, engellilik, hastalık ve politik bağlılıklar temelinde ayrımcılık yapamazlar. Benzer şekilde, bu temellerde ayrımcılık yapanlara yardım etmek de etik değildir; psikiyatristler ayrımcı eylemleri asla onaylamamalı ve bu eylemlere asla katılmamalıdırlar.
Psikiyatristler; hastalar, hasta yakınları ve çalışanlarla ilişkilerinde her zaman saygılı olmak zorundadırlar. Psikiyatristler hastalarının karar verici vekilleri gibi davranamazlar; hastalarının kararlarına her zaman saygılı olmalı ve kendi iradelerini ifade etmeleri konusunda hastalarının haklarını güvence altına almalıdırlar.
Psikiyatristler hastaları tanı ve tedavi süreçleri hakkında bilgilendirmeli, özerkliklerini desteklemeli ve her zaman bilgilendirilmiş onamlarını almalıdırlar. Psikiyatristler karar alma süreçlerini güçlendirmek için; hastaların, ailelerin ve diğer meslek mensuplarının eğitimini desteklemelidirler.
Psikiyatrist, psikiyatrist-hasta ilişkisini kendi çıkarı için kullanamaz. Psikiyatristlerin bir hasta ile tedavi süresince herhangi bir cinsel ilişkide bulunmaları kabul edilmez.
Psikiyatristlerin sorumlulukları
Psikiyatristlerin şu sorumlulukları vardır:
-Sürekli eğitim yoluyla bilgi ve uygulamalarının güncel olmasını sağlamak;
-Hastaları için kendi ülkelerindeki ulaşılabilir en iyi tedavilerden haberdar olmak;
-Tedavi ilişkilerinde sınırları korumak;
-Kendi sağlıklarını ve zihinsel iyiliklerini korumak ve gerektiğinde yardım istemek.
Kişiselleştirilmiş bakım sağlamak
Psikiyatristler hastaları için kanıta dayalı tedaviler önermeli ve bunun toplumsal alandan gelen taleplerle aynı yönde olmayabileceği nadir durumlarda bile, erişilebilir en iyi ve en uygun tedaviyi güvence altına almak için çaba harcamalıdırlar. Psikiyatristler hastalarla iletişimde var olan kaynaklar ölçüsünde; hastanın durumuna uygun güvenlik, ilgi ve zamanı sağlamaya ek olarak, dil ve kültür engellerini aşıp hastalarını anlayabilmelidirler.
Özerkliğe ve onura saygı
Hastalardan bakım, tedavi, rehabilitasyon ve araştırma için bilgilendirilmiş onam alınmış olması gereklidir. Psikiyatrist, tam olarak bilgilenmiş olmasını güvence altına almak için hastaya tedavi seçenekleri, yararları ve sakıncaları ile ilgili her bilgiyi sağlamalıdır. Araştırma söz konusu olduğunda elde edilen bilgilerin kullanımı açıklanmak zorundadır.
Bir tedaviye karar verirken hastanın iradesi ve tercihi dikkate alınmalıdır. Psikiyatristlerin, bir hastanın kendi kaderini tayin etme yetisini mümkün olan en iyi şekilde kullanmasını sağlamaları gerekir.
Psikiyatrist-hasta ilişkisinde güven ve saygıyı en üst düzeyde sağlamak psikiyatristin sorumluluğudur.
Ergin olmayanlarla çalışırken daha fazla özen gösterilmelidir. Ebeveynler veya yasal veliler tedavi süreçlerine katılmalı, kendi ülkelerinin mevzuatına uygun olarak onamları alınmalıdır.
Psikiyatristlerin, ergin olmayan kişilerin bilgi gizliliği hakkına ve özerkliğine saygı gösterme sorumluluğu vardır.
Ağır veya engelli hastalar
Eğer bir hasta kendi ruh sağlığı konusunda özgürce karar verme yetisini aşan ölçüde ağır hasta veya engelli ise psikiyatristler; kararda hastanın en üstün yararını güvence altına almak üzere hastanın aile üyelerine, vasilerine, yasal danışmanlarına veya toplumca belirlenmiş herhangi bir başka kişiye danışmalıdır. Psikiyatrist hastanın onam kapasitesinin nasıl değerlendirileceği konusunda bilgili olmalıdır.
Psikiyatrist, hasta ve onu destekleyen kişiler arasındaki ilişkiyi, tedavi sonucu üzerinde olası bir etken olarak değerlendirmelidir.
İstemsiz (zorunlu) bakım ve tedavi
İstemsiz (zorunlu) önlemlerin kullanımı yalnızca diğer tüm seçenekler tüketildiğinde ve yeterli bakımı sağlamak ve hastanın ve/veya diğer kişilerin güvenliğinden emin olmak için başka bir seçenek olmadığında dikkate alınmalıdır.
Psikiyatristler istemsiz (zorunlu) tedaviyi uygularken kendi ülkelerinin mevzuatına uymalı ve bu sürece katılan bütün görevlilerle işbirliği yapmalıdırlar. İstemsiz (zorunlu) bakım ve tedavi yalnızca hasta kendisi ve başkaları için risk olmaya devam ettiği sürece sürdürülmelidir.
Hastanın durumu, EPA’da temsil edilen her bir Avrupa ülkesinde geçerli yasalara uygunluğu açısından düzenli olarak gözden geçirilmeli ve tedavi için uzlaşı arayışı ara vermeksizin sürdürülmelidir.
Bilgi gizliliği
Bilgiler, Avrupa Birliği’ndeki Genel Veri İşleme Tüzüğü (GDPR) hukukuna ve diğer Avrupa ülkelerinde buna karşılık gelen mevzuata uygun olarak işlenmelidir. Psikiyatristler, ulusal mevzuata göre sağlık sistemi için gizlilik koşullarında alınmış bilgileri; yasal düzenlemelerde ve anayasada istisna olmadığı sürece yalnızca hastalığın iyileştirilmesi ve zihinsel sağlığın geliştirilmesi için kullanabilirler. Hastalar sağlık sistemine girdiklerinde mümkün olan en kısa sürede gizlilik düzenlemelerinden haberdar edilmelidirler.
Gizli bilgilerin ifşa edilmesi durumunda psikiyatrist ilgili kişiyi bilgilendirmekle yükümlüdür.
Araştırmacı olarak psikiyatristler
Araştırmalarda iyi uygulama, araştırmanın her zaman; yarar sağlamayı, zarar vermemeyi, dürüstlüğü, bilgilendirilmiş onamı ve kişilerin haklarına ve onuruna ve söz konusu ülkedeki ulusal tabipler birliğinin kılavuzlarına saygıyı güvence altına almasını gerektirir. Hastaların ve özel toplulukların (örneğin; cinsiyete, etnik köken ve uyruğa, yapılan işe vb. bağlı durumlarda) istismarından her durumda kaçınılmalıdır. Fiziksel, ruhsal veya ayrımcılığa ve damgalamaya neden olarak zarar verme potansiyeli her projede incelenmeli ve zarardan kaçınılmalıdır.
Araştırmanın, EPA’da temsil edilen ilgili Avrupa ülkesinin kendi yönetimsel bir kurumunun etik onayı altında yürütülmesi gerekir. Hassas bir topluluğun hassas durumdaki bireyleri olmaları nedeniyle, psikiyatrik bakım altındaki hastaların onam verme yeterliliklerinin güçlendirilmesi özel olarak önemsenmeyi gerektirir.
Araştırmacılar sonuçların gizliliğini güvence altına almak zorundadırlar. Bu, verilerin güvenli bir şekilde depolanmasını ve Avrupa’daki Genel Veri Koruma Tüzüğü hukukuna uygun olarak yetkili olmayan kişilerden korunmasını içerir. Kişisel verilerin anonim tutulması, kişilerin tanınamamasının mümkün olan en iyi şekilde güvence altına alınması da ayrıca önemlidir.
Araştırmacılar araştırmanın maddi kaynaklarını ve işbirliklerini her zaman açıklamalıdırlar.
Medyaya sesleniş
Psikiyatristler medyaya seslenirken; tutum ve davranışlarını denetlemeli ve bilgileri, bir meslek olarak psikiyatrinin, psikiyatriyi ilgilendiren konu ve sorunların, psikiyatristlerin ve ruhsal hastalığı olan kişilerin saygınlığını koruyacak şekilde sunmalıdırlar.
Psikiyatristler araştırma bilgi ve bulgularının doğruluğunu sağlamalı, yanlış yorumlardan kaynaklı açıklamalardan sakınmalıdırlar. Ruh sağlığı sorunu olan kişilerin damgalanmasından ve ayrımcılıktan kaçınmaya dikkat edilmelidir.
Psikiyatrist ülkesinin tıbbi gizlilik mevzuatını çiğnememelidir. Psikiyatrist, kendi ülkesinin
hakaret ve iftiraya özgü mevzuatına uymalıdır.
Endüstri ile ilişkiler
Psikiyatristlerin, destekleyici/işbirliği ilişkisi içinde oldukları kurumları ve maddi kaynak sağlayıcılarını açıklamaları gerekir. Psikiyatristlerin; destekleyicilerden aldıkları herhangi bir teşviğin, mesleki çalışmalarını ve dolayısıyla hastalarının sağlığını etkilemediğinden emin olmaları önemlidir.
Psikiyatristler; herhangi bir zihinsel veya fiziksel işkence sürecine, yetkili makamlar bu tür eylemlere katılmaya zorladığında bile katılmamalıdırlar.
Cinsiyet seçimi
Psikiyatristler, cinsiyet seçimi amaçlı gebeliği sonlandırma kararlarında yer almamalıdırlar.
Yardımlı intihar
Bir hekimin görevi her şeyden önce sağlığın geliştirilmesi, acının azaltılması ve yaşamın korunmasıdır. Hastalarından bazıları ciddi engelli ve bilgilendirilmiş bir karara varma konusunda yetersiz olan psikiyatrist; engellilikleri nedeniyle kendilerini koruyamayacak olan hastalarının ölümüne yol açabilecek eylemlerde özellikle dikkatli olmalıdırlar.
Psikiyatrist, hastanın görüşünün ruhsal hastalığı nedeniyle çarpık olabileceğinin farkında olmalıdır.
Psikiyatristin görevi hastalığı tedavi etmektir. Psikiyatrist yönünü sadece ülkesindeki mevzuata göre değil; aynı zamanda, meslek kurumlarının standartlarına göre de bulmalıdır.
Yardımlı intihara katılmak psikiyatristin görevi değildir.
Tekalif-i Milliye Emirleri, 7 Ağustos 1921 tarihinde yayımlanan ve on emirden oluşan ulusal yükümlülüklerdir. Tekalif; mükellef olma, külfet yüklenme, mükellefiyet veya sorumluluk anlamına gelmektedir. Tekâlif-i Milliye, Millî Yükümlülükler veya Ulusal Vergileri ifade etmektedir ve Kurtuluş Savaşı döneminde silahlı kuvvetlerin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk‘ün kanunla kendisine verilen yetkilerini kullanarak yayınladığı on maddelik vergisel mükellefiyetlerdir. Aynî mükellefiyet yanında ayrıca şahsen hizmet yükümlülüğü de getirilmiştir.
Türk ve Yunan Orduları arasında 22 güne süren ve Türk askerinin zaferiyle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce, Türk Ordusu Sakarya nehrinin doğusuna çekilmek zorunda kalmış, Tekalifi Milliye Emirleri öncesine tekabül eden günlerde Mustafa Kemal Paşa topyekün harp doktrinini harekete geçirmiş, kararlar bu seferberlik çerçevesinde oluşturulmuştur. Tekalif-i Milliye kararlarından sonra, 7 Ağustos 1921 ve 26 Ağustos 1922 tarihleri aralığında bu kararların uygulanmasını göstermek üzere ayrıca 48 Genel Emir yayınlanmıştır.
Emirler kapsamında yurt genelinde Tekalif-i Milliye Komisyonları toplanmış ve her bölgedeki uygulamaları belirlemiş; toplanan malları cepheye göndermiş, hizmet yükümlülüğü içeren emirleri tatbik etmiştir. Komisyonlar kaymakam başkanlığında kurulmuş; ilçe mal müdürü, en büyük askeri amir, idare meclisi, belediye ve ticaret odası temsilcileri ile Müdafaa-i Hukuk Dernekleri komisyonda yer almıştır. Köylerde imamlar ve muhtarlar komisyonun doğal üyesi olarak görev yapmıştır.
Her ilçede kurulan Tekâlif-i Milliye Komisyonlar aracılığıyla; halkın, elindeki silah ve cephaneyi üç gün içinde orduya teslim etmesi, her ailenin bir askeri giydirmesi, halkın elindeki erzakın bir kısmına el konulması, ticarete konu her türlü giyim eşyasının ve makineli araçların yüzde kırkına el konulması, binek hayvanlarına, taşıt araçlarına ve sahipsiz bütün mallara el konulması, tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahiplerinin ordunun emrinde çalışması kararlaştırılmıştır.
Tekalif-i Milliye Emirleri kapsamında görev yapan komisyon üyelerine ücret ödenmemiş; tutanakla el konulan tüm malların bedeli savaş sonrasında devlet tarafından hak sahiplerine geri ödenmiştir.
Tekâlif-i Milliye Emirleri
Her ilçede kaymakamın başkanlığında malmüdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri üyelerden oluşan Tekalif-i Milliye Komisyonları (Milli Yükümlülükler Komisyonları) Kurulacaktır. Bu komisyonlara o yörenin Müdafaa-i Hukuk Dernekleri merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye olarak katılacaklardır.
Kentler, kasabalar ve köylerdeki her ev birer kat çamaşır (kilot, fanila veya benzeri iç giyim), birer çorap, birer çift çarık hazırlayacak, belirli süre içinde komisyona teslim edecektir. Ordu ihtiyaçlarında kullanılacak bu giyeceklerin, yöresel özellikler gözönünde tutularak hazırlanmasına dikkat edilecektir.
Tüccar ve halk elinde bulunan çamaşırlık bez, amerikan patiska, yıkanmış veya yıkanmamış yün ve tiftikle, erkek elbisesi yapımına yarayan her türlü yazlık ve kışlık kumaş, kösele, taban astarlığı, sarı ve siyah meşin sahtiyan mamül veya yarı mamül çarık, fotin, demir kundura çivisi, kundura ve saraç ipliği, nal, nal yapımında kullanılan demir, yem torbası mıh, yular, belleme, kolan, kaşağı, gebre, semer ve urganların yüzde kırkı Tekalif-i Milliye Komisyonlarına teslim edilecektir. Teslim edilen malların bedelleri daha sonra devlet tarafından ödenecektir.
Tüccar ve halkın elinde bulunan mevcut buğday, un, saman, arpa, kuru fasulye, bulgur, nohut, mercimek, koyun, keçi, kasaplık sığır, şeker, gazyağı, pirinç, sabun tereyağı, zeytinyağı, tuz, çay ve mum stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktır. El konulan malların bedelleri daha sonra devlet tarafından ödenecektir.
Ordu içinde alınan taşıt araçlarının dışında halkın elinde kalan her türlü taşıt aracıyla (at arabası, yaylı, öküz arabası, kağnı, at, eşek, katır, deve, kamyon, kamyonet, motorlu tekne, taka) halk ayda bir kez olmak ve yüz kilometreyi aşmamak şartıyla orduya ait malları istenen yere kadar taşıyacaktır. Taşıma hizmetleri parasız yürütülecek, kimseye ücret ödenmeyecektir.
Ülkeyi terk etmiş olanların hazineye geçmiş olan mallarından ordu ihtiyacını karşılamaya yarayacak olanlara el konulacaktır.
Halkın elinde bulunan savaşta yararlanılabilecek her türlü silah ve cephane, en çok üç gün içinde Tekalif-i Milliye Komisyonlarına teslim edilecektir. El konulan silah ve cephane için ücret ödenmeyecektir.
Halkın, tüccarın ve nakliyecilerin elinde bulunan benzin, vakum, gres yağı, makina yağı, don yağı, saatçi ve taban yağları, vazelin, otomobil lastiği, kamyon lastiği, lastik yapıştırıcısı, solüsyon, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinası, kablo, çıplak tel, pil tecrit edici madde ve bunlara benzer malzeme ile sülfirik asit stoklarının yüzde kırkına ordu adına el konulacaktır. Alınan mal ve malzemenin bedelleri daha sonra devlet tarafından ödenecektir.
Demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeci, saraç ve araba yapan esnaf ile imalathaneler tespit edilecek, bunların üretim, onarım ve yapım kapasiteleri hesaplanacaktır. Ayrıca süngü, kılıç, mızrak ve eğer yapabilecek zanaatkarlar da aranıp belirlenecektir. Söz konusu edilen esnaf, imalathane ve zanaatkarlar savaş araç ve gereçleri üretimi, onarım ve yapımı ile görevlendirilecektir. Sürekli görevlendirileceklere geçimlerine yetecek ücret ödenecektir.
Daha önce halka bırakılmış olan dört tekerlekli yaylı araba, dört tekerlekli at ve öküz arabalarının bütün donatımları ve hayvanları dahil olmak üzere yüzde yirmisi; binek atı, top çekebilecek hayvanlar, yük taşıma atı, katır, eşek ve develerin yüzde yirmisi ordu adına alınacaktır. Bütün bu alınanların bedeli daha sonraları devlet eliyle ödenecektir.
Savaş ve Barış Hukuku (De iure belli ac pacis(, Hugo Grotius‘un (10 Nisan 1583 – 28 Ağustos 1645) uluslararası hukukta temel bir eser olarak kabul edilen savaşın hukuki statüsü üzerine yazdığı 1625 tarihli bir kitaptır.
Hukukçu, avukat, yargıç, akademisyen, devlet adamı ve diplomat olarak görevler yapan Grotius, aynı zamanda hukuk felsefesi ve uluslararası hukuk alanındaki eserleri ile bilinmektedir. De Jure Belli Ac Pacis, Grorius’un en ünlü eseridir. Savaş, onun için “necessary evil” yani zorunlu kötülüktür.
Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan “denizlerin serbestisi” ilkesi de onun doğal hukuk felsefesinin insanlığa armağanlarındandır.
Eserin Tanıtım Bülteni
“Uluslararası hukukun büyük kurucularından Hollandalı ünlü hukukçu Hugo Grotius (1583-1645), Savaş ve Barış Hukuku başlığını taşıyan üç ciltlik yapıtını 1625’de Latince olarak yayımlamıştır. Kısa bir süre içinde kitabın yeni baskıları, sonra da dünyanın yaygın dillerine çevirileri yapılmıştır.
Grotius’un görüşleri ve düşünceleri yurdumuzda da hukuk felsefesi, kamu hukuku ve uluslararası hukuk alanlarında çalışanlarca gereği gibi ele alınmış, çeşitli açılardan incelenmiştir. şu var ki, bugüne kadar, De lure Belli Ac Pacis’in Türkçe bir çevirisi, tümüyle ya da seçmeler olarak, yayımlanmamıştır.
Grotius’un bu ünlü yapıtını dilimize kazandırmayı uzun yıllardır düşünmekteydim. Ancak, bunun için gerekli çalışmanın büyüklüğü, öte yandan da bin sayfayı aşacak bir çevirinin baskı güçlükleri, böyle bir çabayı göze almayı pek kolaylaştırmıyordu. Üstelik, kitabın tümünü dilimize çevirmenin ne ölçüde yerinde olacağı da haklı olarak sorulabilirdi. Çünkü Grotius, geniş bilgi hazinesinden yararlandığı bu kitabında yalnız uluslararası hukuk konularını değil, hukuk felsefesi, özel hukuk, ceza hukuku konularını da ele almaktadır. Klasik yazarlardan, ozanlardan, din bilginlerinden geniş ölçüde aktarmalar yapmakta, eski tarihlerden aldığı sayısız örnek-olayla görüşlerini desteklemektedir.” Prof. Seha L. Meray
Yaşamı boyunca hukukun laikleşmesi için çalışmalar yapan ve çağdaş uluslararası hukukun babası olarak kabul edilen Hugo Grotius’un bu önemli eserinden seçme metinleri, devletler hukuku profesörü Seha L. Meray’ın çevirisiyle sunuyoruz. Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, hukuk ve felsefe alanlarıyla ilgilenen herkes için temel eser niteliği taşıyan Savaş ve Barış Hukuku’nun yeniden okuyucuyla buluşması önemli bir eksikliği giderecektir.”
Doğal hukuk öğretisiyle ün kazanmış olan Hollandalı hukukçu, avukat, yargıç, akademisyen, devlet adamı ve diplomat olarak görevler yapan Hugo Grotius 10 Nisan 1583’te dünyaya geldi. Hukuk felsefesi ve uluslararası hukuk alanındaki eserleri ile bilinmektedir. De Jure Belli Ac Pacis (Savaş ve Barış Hukuku) Grorius’un en ünlü eseridir. Savaş, onun için “necessary evil” yani zorunlu kötülüktür. Hugo Grotius’un ortaya attığı ve bugün de hâlen Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan en önemli ilke “denizlerin serbestisi” ilkesidir. 28 Ağustos 1645 günü yaşamını yitirdi. Hukuk tarihinde derin bir iz bıraktı. Heykeli dikildi.
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edilmiştir. Kabul edilen metin, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanlarının 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de yaptıkları toplantıda ve 25 Avrupa ülkesinin Adalet Bakanlarının 8-10 Nisan 1999 tarihinde Lizbon’da yaptıkları toplantıda desteklenmiştir. Şart, Yargı Etiği belgeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.
Avrupa Konseyi
Avrupa Konseyi bünyesinde yürütülen Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nda; hakimlerin seçimi, atanması, tayini, kariyer ilerlemeleri ve meslekten ayrılmaları ile ilgili her kararın yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir organ tarafından alınması zorunlu olarak görülmektedir.
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı
Strazbourg, 8-10 Temmuz 1998
1. Genel Prensipler
1.1 Hâkimlerin statüsü her bireyin, haklarının emanet edildiği mahkemelerden ve her hâkimden haklı olarak beklediği yeterlilik, bağımsızlık ve tarafsızlığın sağlanmasını amaçlamaktadır.
Bu metin, bağımsızlık ve tarafsızlığı zedeleyen her türlü düzenlemeyi ve usulü onaylamamaktadır. Mevcut Şart bu hedefleri gerçekleştirmeyi garanti edebilecek hükümleri içermektedir. Değişik Avrupa ülkelerindeki bu garantilerin seviyesini yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Ulusal mevzuatlarda halihazırda öngörülmüş olan bu garantileri azaltmak amacıyla bir değişiklik yapmak için kullanılamaz.
1.2 Her Avrupa ülkesinde, hâkimlerin statüsüne ilişkin temel prensipler en yüksek düzeyde iç hukukta düzenlenmekte olup, bu düzenleme en azından yasa düzeyinde olmaktadır.
1.3 Seçimi, işe alınmayı, atamayı, mesleki ilerlemeyi veya bir hâkimin görevinin sona ermesini etkileyen her karar bakımından en azından yarısı hâkimler tarafından yargının en geniş şekilde katılımını sağlayacak şekilde seçilmiş olan hâkimlerden oluşan ve yürütmeye ve yasamaya karşı bağımsız bir otorite öngörmektedir.
1.4 Bu Statü, her hâkime bu Statüde öngörülen haklarının veya genel olarak bağımsızlığının veya hukuki sürecin bağımsızlığının bir şekilde tehdit edildiğini veya ihlal edildiğini düşündüğü takdirde, bu bağımsız otoriteye başvuru yapma imkanını vermektedir.
1.5 Hâkimler görevlerini yerine getirirken bireylere saygı göstermeli ve bireylerin haklarının güvencesi olarak verecekleri her kararın gerektirdiği yüksek düzeyde bir yeterliliği sürdürmek ve yargılamalar nedeniyle öğrenmiş olduğu sırları saklamak hususunda gerekli dikkat ve itinayı göstermelidir.
1.6 Devletlerin, hâkimlerin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için gerekli araçlara sahip olmasını ve özellikle davaları makul bir süre içinde bitirebilmelerini sağlamak gibi bir ödevi vardır.
1.7 Hâkimler tarafından kurulmuş olan ve hâkimlerin serbestçe üye olabildikleri bu meslek örgütleri özellikle kendileri ile ilgili kararlan veren makamlar karşısında statülerinin sağladığı hakların korunması bakımından katkıda bulunur.
1.8 Hâkimlerle adalet yönetimi ve bu amaçla gerekli araçların belirlenmesi ile ulusal ve yerel düzeyde bunların tahsisi hususunda onların temsilcileri ve meslek örgütleri kanalıyla ilişki kurulur. Aynı yolla hâkimlerin ilgili mevzuatının değiştirilmesi, ücretlerinin belirlenmesi ve sosyal refahları bakımlarından hâkimlere danışılır.
2. Seçim, İşe Alınma, İlk Eğitim
2.1 Statünün bağımsız bir organ tarafından hâkimlerin seçimi ve işe alınmaları hususundaki kuralları, adayların kendilerine verilen hukuki meseleleri tarafsız ve serbest bir şekilde değerlendirebilme ve bireylerin onuruna saygı ile yasaları uygulama yeteneğine dayanmaktadır. Bu Statü herhangi bir adayın sadece cinsiyeti veya etnik veya sosyal kökeni veya felsefi ve siyasi görüşü veya dini inançları nedeniyle dışlanmasını yasaklar.
2.2 Statü, eğitim durumu veya önceki tecrübe ile ilişkili koşullar yoluyla yargı görevini yerine getirebilmek hususundaki yeterliliği sağlayan şartlara ilişkin düzenleme öngörmektedir.
2.3 Statü, seçilmiş olan adayların yargı görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri için devletin sağladığı uygun eğitim programlarıyla hazırlanmalarını sağlar.
2.3 no’lu paragrafta belirtilmiş olan otorite, adli görevlerin yerine getirilmesiyle yakından ilgili olan açık fikirli, yeterli ve tarafsız olma değerlerinin ışığında, bu eğitim programlarının ve bunu uygulayan kurumun elverişliliğini/uygunluğunu sağlar.
3. Atama ve Azlolunamama
3.1 Seçilmiş olan bir adayın hâkim olarak atanması ve bir mahkemede görevlendirilmesi kararı; 1.3’te belirtilen bağımsız makam tarafından veya onun teklifi veya tavsiyesi veya rızası veya görüşü üzerine alınacaktır.
3.2 Statü, adayın veya yakınlarının geçmiş faaliyetlerinin bir mahkemeye atanmasına engel olacak şekilde adayın tarafsızlığı ve bağımsızlığı hususunda haklı ve objektif şüphelere yol açabilecek halleri düzenliyor.
3.3 İşe alınma usulü bir deneme süresi öngördüğü takdirde, kısa bir süre için olmak üzere, hâkimliğe aday gösterildikten sonra fakat daimi kadrosu onaylanmadan önce veya yenilenecek şekilde sınırlı bir süre ile işe alındığında, daimi kadroya atanmaması veya yenilenmemesi kararı, 1.3’te belirtilen bağımsız makam tarafından veya onun teklifi, veya tavsiyesi veya rızası veya görüşü üzerine alınacaktır. 1.4’teki hüküm deneme süresine tabi tutulmuş olan kişilere de uygulanacaktır.
3.4 Mahkemede görevli bir hâkim, prensip olarak; başka bir mahkemeye veya başka bir göreve, terfi yoluyla da olsa, hür rızası olmadan atanamaz. Bu prensibe istisna haller ise; bir disiplin soruşturması sonucunda yer değiştirme öngörülmüş olması, mahkeme sisteminde hukuka uygun bir değişikliğin yapılmış olması ve komşu bir mahkemede, azami süresi yasada sıkıca sınırlanmış olmak ve 1.4’te öngörülen düzenlemeye aykırı olmamak üzere geçici bir görevlendirme yapılmasıdır.
4. Kariyer Gelişimi
4.1 Kıdem esasına dayanmadığı hallerde, terfi sistemi, bir veya birkaç hâkim tarafından objektif kriterler gözetilerek ve ile ilgili hâkimle de tartışılarak münhasıran hâkimlerin mesleklerindek performanslarına dayanır. Terfi ile ilgili kararlar 1.3’te belirtilen makam tarafından onun teklifi veya uygun görüşü ile resmen bildirilir. Terfiye layık görülmeyen hâkimler bu makam Önünde şikayette bulunma hakkına sahip olmalıdır.
4.2 Adli görevleri dışında hâkimler vatandaş olarak sahip oldukları hakları çerçevesinde serbestçe faaliyette bulunurlar. Bu özgürlük ancak bu faaliyetlerin bir hâkime güven veya hâkimin tarafsızlık veya bağımsızlık özellikleriyle bağdaşmaması veya önündeki meselelerle makul bir sürede ve gerektiği gibi ilgilenmesine engel olduğu durumlarda sınırlandırılabilir. Edebi veya sanatsal faaliyetler dışında kazanç doğuran mahkeme dışındaki faaliyetleri için yasada öngörülen koşullar çerçevesinde önceden izin alması gerekmektedir.
4.3 Hâkimler tarafsızlık ve bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek her türlü hareket, eylem veya beyandan kaçınmalıdır.
4.4 Statü hâkimlerin görevlerine yerine getirebilmeleri için gerekli olan sosyal ve kültürel bilgilerin yanı sıra, teknik bilgilerini devletin sunduğu eğitim programlarından düzenli olarak faydalanmak suretiyl geliştirmelerini garanti eder ve bunun 2.3’te öngörüldüğü koşullarıyla organize edilmesini sağlar.
5.Sorumluluk
5.1 Bir hâkimin yasada açıkça öngörülen görevlerinden birini ihmal etmesi durumunda, en az yarısının seçilmiş hâkimlerden oluştuğu bir kumlun, ilgili hâkimin kendisini temsil hakkı olduğu ve tüm tarafların dinlendiği bir ortamda, teklifi, önerisi veya uygun görüşünü takiben cezalandırılması mümkündür. Cezai tedbirlerin niteliği kanunda öngörülür ve hükmolunacak bu tedbirler orantılılık prensibine uygun olacaktır.
Bu kararlara karşı yüksek yargıda temyiz yolu açık olacaktır.
5.2 Hâkimin görevine ilişkin eylem veya kararlarından dolayı haksız bir şekilde zarar görülmesi halinde; bu zarardan dolayı tazminat hakkı devlet tarafından güvence altına alınır. Kanunda ağır ve mazur görülemez bir şekilde adli göreve ilişkin kuralların ihlal edilmesi halinde, belirli bir zaman içinde devletin bu tazminatı yasal yollarla ilgili hâkime rücu etmesi imkanı öngörülebilecektir. Bu husustaki talebin yetkili mahkemeye sunulmasından önce 1.3’te öngörülen kumlun İzninin alınması gerekmektedir.
5.3 Her bireyin belirli bir formaliteye bağlı olmaksızın bir davaya ilişkin olarak adli hatalardan dolayı bağımsız bir kumla şikayet hakkı olmalıdır. 5-1’de öngörüldüğü şekliyle, dikkatli ve detaylı bir inceleme sonucunda hâkimin görevini ihmal ettiği ortaya çıkarsa, ilgili kurul meseleyi disiplin kuruluna veya yasaya göre bu konuda yetkili makama bu durumu ileterek, buna öneride bulunur.
6.Ücret ve Sosyal Refah
6.1 Hâkimlik mesleğini yapanlar, kararlarını ve daha genel olarak yetkileri çerçevesindeki hareketlerini, bağımsızlık ve tarafsızlıklarına zarar verecek şekilde etkileyecek baskıları önlemek için belirli bir seviyede ücreti hak eder.
6.2 Hizmetin uzunluğuna, atandıktan görevin niteliğine ve önemine göre bu ücret, şeffaf bir şekilde değişebilecektir
6.3 Hâkimlere hastalık, hamilelik, yaşlılık ve ölüm gibi sosyal risklere karşı güvence sağlanır.
6.4 Belirli bir süre hizmet ederek, emekliliğe hak kazanmış kişilere; mümkün olduğunca görevde iken ödenmekte olan son ücret seviyesine yakın bir emekli maaşı ödenir.
7.Görevin Sona Ermesi
7.1 Hâkimlik mesleği, istifa, sağlık nedenleri, belirli bir yaş sınırına ulaşmak veya görev süresinin dolması veya 5.1’de öngörülen koşullarda meslekten ihraç yollarıyla sürekli bir şekilde son bulur.
7.2 Belirli bir yaş sınırına ulaşmak veya görev süresinin sona ermesi dışında; 7.1’de öngörülen nedenlerden birinin gerçekleştiğinin 1.3’te belirtilmiş olan kurul tarafından da onaylanması gerekir.
Richard Ramirez(Ricardo Leyva Muñoz Ramírez), 29 Şubat 1954 günü Teksas’ta doğdu. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürerek seri katiller listesine adını yazdırdı.
İlk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü. İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü.
Cinayetlerinde yaş ayrımı yapmadı ve birçok kişiyi öldürmeye devam etti.
Amerikan medyası tarafından “Gece Avcısı” (Night Stalker) lakabı takıldı.30 Ağustos 1985’te yakalandı. Duruşma için jüri seçimi 22 Temmuz 1988’de başladı. Dava sırasında mektup yazıp ziyaretine gelen hayran kitlesi oluştu. 3 Ekim 1996’da Kaliforniya’daki San Quentin Eyalet Hapishanesinde bir hayranı ile evlendi ancak daha sonra boşandı..
20 Eylül 1989’da hakkındaki tüm suçlamalardan hüküm giydi; on üç cinayet, beş cinayet teşebbüsü, on bir cinsel saldırı ve on dört hırsızlıktan mahkum oldu. Ramirez’in on dokuz ölüm cezasını onaylayan yargıç, eylemlerinin “herhangi bir insan anlayışının ötesinde zulüm, iğrençlik ve ahlaksızlık” sergilediğini belirtti.
Cinayetlerinde, tabanca, bıçak, pala, lastik demir ve çekiç gibi çok çeşitli silahlar kullandı. Satanist olduğunu iddia etti ve hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. Temyiz itirazları reddedildi.
San Quentin Cezaevinde, 1989 yılından beri idam cezasının infaz edilmesini beklerken 7 Haziran 2013 günü California’da hapishanede iken öldü.
Suç ortağı olduğu düşünülen kişi hakkında yeterli kanıt bulunamadı.
10 Nisan – Hukuk Takvim / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
401
II. Theodosius veya Teodosyüs (Flavius Theodosius, 10 Nisan 401 – 28 Temmuz 450) dünyaya geldi. 408 – 450 yılları arasında Doğu Roma imparatorluğu yaptı. Theodosius kanunları (Codex Theodosianus) ile tanınmaktadır.
1018
Büyük Selçuklu Devleti’nin Farsi veziri Nizam-ül Mülk dünyaya geldi. (Öölümü: 1092) Siyâsetnâme adlı eserin yazarı olan Fars devlet adamı ve siyaset bilimcisidir. Alp Arslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapmıştır. 1092 yılında bir Haşhaşî fedaisi tarafından düzenlenen suikastta öldürülmüştür.
1583
Doğal hukuk öğretisi ile ün kazanmış olan Hollandalı hukukçu, avukat, yargıç, akademisyen, devlet adamı ve diplomat olarak görevler yapan Hugo Grotius(10 Nisan 1583 – 28 Ağustos 1645) dünyaya geldi. Hukuk felsefesi ve uluslararası hukuk alanındaki eserleri ile bilinmektedir. De Jure Belli Ac Pacis (Savaş ve Barış Hukuku) Grorius’un en ünlü eseridir. Savaş, onun için “necessary evil” yani zorunlu kötülüktür. Hugo Grotius’un ortaya attığı ve bugün de hâlen Uluslararası Hukuk alanında yürürlükte olan en önemli ilke “denizlerin serbestisi” ilkesidir.
1844
Belçikalı avukat ve siyasetçi Jules de Burlet doğdu. (Ölümü: 1 Mart 1897) Hukuk eğitimi aldı ve Nivelles’te avukatlık yaptı. 1872’den 1891 yılına kadar belediye başkanlığı görevini üstlendi. 1884’de Belçika Halk Temsilciler Meclisi’nde, Nivelles seçim bölgesini temsil etti. 1891’de İçişleri Bakanı olddemu. 1894’de Belçika Senatosuna seçildi. Belçika’nın 15. Başbakanı olarak göreve getirildi ve 26 Mart 1894 – 25 Şubat 1896 tarihleri arasında başbakanlık yaparak hukukçu başbakanlar listesine girdi. Görevden ayrıldıktan sonra onur konuğu olarak Devlet Bakanı ve 1896-1897 yıllarında Belçika’nın Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1897’de doğduğu yerde, Nivelles’de yaşamını yitirdi.
Belkçi eski Başbakanı ve hukukçu Jules de Burlet’e ait büst
1845
Türk Polis Teşkilatı kuruldu.
1869
Küba’da,10 Nisan 1869 tarihli Guáimaro Anayasası kabul edildi.
1876
Avukat ve Hayfa’nın ilk Yahudi belediye başkanı Shabtai Levy doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 1956) Mekteb-i Hukuk-ı Şahâne’de hukuk eğitimi aldı.
Shabtai Levy
1919
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey, 10 Nisan 1919’da İstanbul’da idam edildi. İdamın gerekçesi; Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Yozgat mutasarrıfı ve Boğazlıyan kaymakamı iken, Sevk ve İskan Kanunu gereğince Ermeni tehciri sırasında gerekli önlemleri almadığı ve bu nedenle tehcire konu kişilerin can ve mal kaybına uğramalarına neden olduğu idi. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında 7 Ocak 1919 tarihinde gözaltına alındı ve 30 Ocak 1919’da İstanbul’a etirilerek Divan-ı Harbi Örfi’de yargılandı ve idam cezasına mahkum edildi. İnfazı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği fetva sonucunda Beyazıt Meydanı’nda asılarak gerçekleştirildi 1908’de Mülkiye Mektebi’nden mezun olan Mehmed Kemal Bey hakkında benzer gerekçelerle Yozgat’ta yapılan yargılamada beraat kararı verilmişti. 14 Ekim 1922 tarihinde, Bakanlar Kurulu Kararıyla ’Milli Şehit’ ilan edildi.
1919
Meksikalı devrimci lider Emiliano Zapata, Hükûmet güçlerince öldürüldü.
1920
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi, padişah ve halife kuvvetlerinin dışındaki milli kuvvetleri kafir ilan eden ve katlinin vacip olduğunu bildiren bir fetva yayınladı. Şeyhülislamın bu fetvası Takvim-i Vekayi ve diğer İstanbul gazetelerinde yayımlandı.Türk uyruğunda bulunan her türlü şirket ve müesseselerde, işlemlerin ve kayıtların Türkçe tutulması zorunluluğuna ilişkin
Binaların numaralandırılmasına ve sokakların adlandırılmasına ilişkin yasa kabul edildi.
1928
TBMM, Anayasa’nın ikinci maddesini değiştirdi. Söz konusu maddeden, Türkiye Devleti’nin dini İslam‘dır bölümü çıkarılarak laiklik yolunda adım atıldı.
1937
Türkiye’de laiklik ilkesi anayasaya konuldu.
1941
Zagreb’de Hırvatistan Bağımsız Devleti’nin kuruluşu ilân edildi.
1950
30 Mart’ta Bursa Cezaevi’nde açlık grevine başlayan Nazım Hikmet, sağlık durumu bozulunca gizlice İstanbul’a getirildi. Şair açlık grevini erteledi.
1950
Köy enstitüsü öğretmeni Mahmut Makal öğrencilerine komünizm propagandası yaptığı ihbarıyla tutuklandı.
1954
Hukukçu ve siyasetçi Atilla Kart doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Serbest avukatlık yaptı. Konya merkezli sosyal çalışmalar ve dernek yapılanmaları içinde görevler üstlendi. Baro yönetiminde görev yaptı. 22., 23.ve 24.Dönem Konya Milletvekili seçildi. TBMM Anayasa Komisyonu ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeliğinde bulundu.
1958
İstanbul Belediyesi, kadınların uzun süren hamam sefalarının su israfına neden olduğu gerekçesiyle, yıkanma süresini 1 saatle sınırlandırdı.
1959
Çek hukukçu, bürokrat ve Başbakanı Jan Černý yaşamını yitirdi. (4 Mart 1874 – 10 Nisan 1959) 1898 yılında Prag’daki Charles Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. Bürokrasi yaşamına Hodonín’de kaymakam olarak başladı. Çekoslovakya’nın kuruluşu sırasında Moravya’da Çekçe konuşan en yüksek devlet memuru olduğu için 29 Kasım 1918’de kurulan yerel hükûmetin başı oldu. 1918–1920, 1921–1928 ve 1929–1939 yılları arasında olmak üzere üç kere Moravya valiliğini yaptı. 1920-1921 arasında ve 1926’da olmak üzere iki kere Çekoslovakya başbakanlığı yaptı.
Rus hukukçu ve siyasetçi Denis Nikolayeviç Voronenkov doğdu. (Ölümü: 23 Mart 2017) Ryazan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Hukuk Nihilizm ve Hukuki İdealizm (Teorik ve Hukuki Araştırma) başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2009 yılında, Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığı Rus Hukuk Akademisi’nde ‘Kuvvetler ayrılığı mekanizmasında adli kontrolün teorik ve normatif temeli’ konulu tezini savundu. 2001 yılında Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’nde danışman oldu. Ardından Naryan-Mar Belediye Başkan Yardımcısı ve Nenets Özerk Bölgesi Vali Yardımcısı seçildi. 2011’de Devlet Dumasına seçildi.
1972
Askeri Yargıtay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarına ilişkin infazların durdurulması için avukatlarının yaptığı başvuruyu reddetti.
1973
ODTÜ Rektörlüğü sırasında 1971’deki olaylarda “görevi ihmal ettiği” suçlamasıyla Prof. Dr. Erdal İnönü hakkında Ankara Savcılığı’nca dava açıldı.
Avukat, siyasetçi ve yazar Selahattin Demirtaş doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Bir süre serbest avukatlık yaptı. İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesinde yöneticilik görevinde bulundu. 4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve dokuz HDP’li milletvekili ile birlikte Türkiye Anayasası’na göre suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, terör örgütü üyesi olmak, silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına suç işlemek iddialarıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Cezaevinde iken Seher, Devran, Leylan ve Efsun isimli kitaplarını yazdı. Cezaevinde 52 yaşına giren Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı Jamal’ın Dipnot Yayınlarından basıldığını ise 10 Nisan 2025 günü duyurdu.
1974
Genel af yasa önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.
1977
İspanya’da hükümet, Franco döneminde 40 yıl yasaklı kalan Komünist Parti’nin yasallaştırıldığını ilan etti.
1979
Amerikalı barış aktivisti Rachel Aliene Corrie dünyaya geldi. (Ölümü: 16 Mart 2003) ISM (International olidarity Movement-Uluslararası Dayanışma Örgütü) gönüllüsü olarak çalıştı. 16 Mart 2003’de Gazze Şeridi’nin güneyinde Refah’ta İsrail Savunma Kuvvetlerine (İSK) bağlı zırhlı bir buldozer tarafından öldürüldü.
1982
Kapatılan CHP’nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, Norveç’te yayımlanan bir gazeteye verdiği demeç gerekçesiyle gözaltına alındı ve 6 Nisan’da tutuklandı. Ecevit hakkında Hollanda TV’sine ve Der Spiegel Dergisi’ne demeç verdiği için açılan bir dava daha bulunuyordu.
1984
Richard Ramirez (Ricardo Leyva Muñoz Ramírez) ilk cinayetini 10 Nisan 1984’te San Francisco’nun Tenderloin bölgesinde işledi. ABD’nin California eyaletinde 1984’ten 1985’e kadar 13 kişiyi öldürerek seri katiller listesine adını yazdırdı. Yaşadığı otelin bodrum katında, 9 yaşındaki Mei Leung’i önce dövdü, tecavüz etti ve sonra da öldürdü. İkinci maktul 79 yaşındaki Jennie Vincow idi ve onu 28 Haziran 1984’te canice öldürdü.
Richard Ramirez, seri cinayetlerine başladığında 24 yaşındaydı.
1986
Prof. Dr. Ümit Doğanay’ın da bulunduğu 5 kişinin öldürülmesinden yargılanan itirafçı Nurullah Tevfik Ağansoy Mahkeme’ye dilekçe verdi. Ağansoy, 1980 darbesinden sonra silahlı saldırı, bombalama ve cinayetteki rolü nedeniyle tutuklandı ve 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 1989 yılında serbest bırakıldı. 28 Ağustos 1996’da öldürüldü.
1992
Başbakan Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaretten 10 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm oldu.
1996
Kadıköy’de yakalanan ülkücü katil Haluk Kırcı tutulduğu Asayiş Şubesi’nden kaçtı. Tutuklanan 1 polis memuru, Kırcı yakalandığında üzerinden Adalet Bakanı Mehmet Ağar tarafından Emniyet Müdürü iken düzenlenmiş “Arkadaşa yardımcı olun, nezarethaneye koymayın” notu çıktığını, Ağar aranıp teyit edildiğini, 2 haftadır polis gözetiminde koridorda tutulduğunu ileri sürdü.
1996
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi amfisinin 29 Şubat’ta işgalinden dolayı yargılanan 51 kişiden tutuklu olan 31’i tahliye edildi. Öğrenciler, arkadaşlarına destek için Sultanahmet Adliyesi önünde toplandı.
1997
Amerikalı aktivist, hayırsever ve yazar Claire Wineland dünyaya geldi. (Ölümü: 2 Eylül 2018) Kâr amacı gütmeyen ihtiyaç sahibi insanlara sağlık hizmeti sağlayan kuruluş “Claire’s Place Foundation’daki çalışmalarıyla bilinmektedir. Terminal ve kronik hastalığa sahip olan insanlar ile ailelerini destekleme amaçlı organize çalışmalar yaptı. 2 Eylül 2018’de rahatsızlığı nedeniyle 21 yaşında hayatını kaybetti.
1997
Ankara Ticaret Mahkemesi, 12 Eylül 1980 sonrası feshedilen CHP’nin Hazine’ye geçen İş Bankası’ndaki % 28 oranındaki hisselerinin yeniden CHP’ye verilmesi yönünde karar aldı. Davayı kazanan CHP İş Bankası yönetim kuruluna 4 üye atayabilecek.
1997
Emniyet Genel Müdürlüğü telefonların dinlendiğini doğruladı ve “Bu sayede 5440 olayı aydınlattık” dedi.
1997
Mimar Sinan Üniversitesi’nde toplanan İstanbul Üniversitesi Öğrencileri Koordinasyonu üyesi yaklaşık 200 öğrenci, Ankara ve Manisa’da hapis cezaları alan tutuklu arkadaşları için “temsili maket mahkeme” kurdu.
1998
Kuzey İrlanda’da 29 yıllık savaşı bitiren antlaşma 10 Nisan 1998’de Belfast’ta imzalandı. Antlaşma, 22 Mayıs’ta referandumla kabul edildi.
1999
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edildi. Kabul edilen metin, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanlarının 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de yaptıkları toplantıda ve 25 Avrupa ülkesinin Adalet Bakanlarının 8-10 Nisan 1999 tarihinde Lizbon’da yaptıkları toplantıda desteklendi.
1999
Yedi TİP’linin ve DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesi davalarında gıyabi tutuklu olarak yargılanan Ünal Osmanağaoğlu yakalandı.
2001
Hollanda parlamentosunda Senato, bazı koşullara bağlı olarak ötanazi yasasını onayladı.
2002
Danıştay 10. Dairesi, “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilmesine ilişkin düzenleme içeren yönetmeliği iptal etti. Devlet sanatçısı unvanı verilenlerden haklarında dava açılan 89 kişiye ilişkin işlem de iptal edildi.
2006
Fransa’da 26 yaş altındakilerin ilk iki yılda kolay işten atılmasını öngören yasaya (CPE) karşı mücadeleyi öğrenci birlikleri ve sendikalar kazandı. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac yasayı geri çekmek zorunda kaldı.
2007
Yazar, sanatçı ve hukukçulardan oluşan bir grup “Adalet Gemisi” ile Kadıköy’den hareket etti. Aydınlatılmayan siyasi cinayetlere dikkat çekilmesi için 3 gün boyunca İstanbul iskelelerinde sembolik önemi bulunan faili meçhul davalar ele alındı.
2008
Kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, 2007’deki Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapse mahkum oldu.
2008
Rusya Yüksek Mahkemesi, okul ve vakıflarının devlet yönetimine geçirilmesinin ardından, aşırı radikal” ve “terör gruplarıyla bağlantılı oldukları” gerekçesiyle Fethullah Gülen ile bağlantılı tüm kurum ve kuruluşların faaliyetlerini “yasa dışı” ilan etti.
2010
Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran yasa değişikliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2010
Hukukçu ve siyasetçi Lech Aleksander Kaczyński yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Haziran 1949) Varşova Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. İş hukuku alanında uzmanlaştı. 1970’lerde ülkedeki komünist rejime karşı olan bir bağımsız işçi sendikası hareketi içinde yer aldı. 1980’de Gdańsk tersanesindeki İşletmelerarası Grev Komitesi’ne danışman oldu ve aynı zamanda Solidarność (Dayanışma) hareketine de katıldı. 1991’de yapılan parlamento seçimlerinde bağımsız olarak parlamentoya seçildi. Wałęsa tarafından Başkanlık Konseyi’nde güvenlik bakanlığına getirildi. 1992-1995 arasında Yüksek Denetim Konseyi başkanlığı, Adalet Bakanlığı ve Jerzy Buzek’in hükûmetinde Polonya başsavcılığı görevlerinde bulundu. 2002’de Varşova belediye başkanlığına seçildi. Eşcinsel yürüyüşlerini iki kez engelledi. Bu uygulaması yüzünden 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre toplantı özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verildi. 2005 yılında Polonya Cumhurbaşkanı seçildi. 10 Nisan 2010 tarihinde Rusya’da meydana gelen bir uçak kazasında Polonya first ladysi Maria Kaczynska diğer 94 kişiyle birlikte öldü. Eski başbakan Jarosław Kaczyński’nin ikiz kardeşidir.
2013
12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbe dönemlerinde çok sayıda siyasi davada avukatlık yapan Gülçin Çaylıgil (82) hayata veda etti.
2014
Yüksek Seçim kurulu, Yalova ve Niğde/Keçikalesi’nde seçimleri iptal etii.
2015
Gabonlu hukukçu ve siyasetçi Rose Francine Rogombé yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Eylül 1942) Fransa’da hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Gabon’da sulh yargıcı olarak çalıştı. 1980’lerde hükümette Kadının ve Haklarının Geliştirilmesinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 1990’ların başında çok partili siyasete geçiş sürecinde siyaseti bıraktı, kendini hukuka adadı. Özel Ceza Mahkemesi Başkan yardımcısı oldu. 2009’da Senato başkanı seçildi. Ayrıca geçici olarak devlet başkanlığı görevini yürüttü ve Gabon’un ilk kadın devlet başkanı oldu.
2017
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı Neil McGill Gorsuch 31 Ocak 2017’de Başkan Donald Trump tarafından aday gösterildi ve 10 Nisan 2017’den itibaren bu göreve getirildi.Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye’de 2013’ten bu yana gerçekleşen 26 kimyasal silah saldırısının kayıt altına alındığını açıkladı.
2019
Amerikalı hukukçu ve avukat Randall Challen Berg Jr. (17 Ocak 1949 –10 Nisan 2019) yaşamını yitirdi. George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne gitti ve 1978’de mezun oldu. 1978’den 2018’e kadar Florida Adalet Enstitüsü (FJI)’nin kurucu direktörlüğünü üstlendi. 2018’de FJI’dan emekli oldu. 2018’de kamu yararına çalışmaları nedeniyle En Etkili Avukatlar listesine dahil edildi. Ayrıca Florida Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) başkanı olarak görev yaptı.
2020
İspanyol avukat ve politikacı ve eski bakan Enrique Múgica Herzog yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1932) Madrid Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 4 Şubat 1956 olaylarında belirleyici olan Üniversite Genç Yazarlar Kongresi’nin organizatörüydü ve bu nedenle aynı yıl üç ay hapsedildi. Kamu Düzeni Mahkemesi’nde görülen davalarda muhaliflerin savunucusu oldu. 1988-1991 yıllarında Adalet Bakanı, 2000-2010 yıllarında ise İspanyol Halkının Savunucusu (Ombudsman) oldu.
2025
İzmir’in Karabağlar ilçesinde, ifade işleminin ardından Büşra Karademir’i (32) evine bırakıp, cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen polis memuru Süleyman Ay’a (50), ‘Cinsel saldırı’ ve ‘Konut dokunulmazlığı ihlal’ suçlarından verilen indirimsiz 10,5 yıl hapis cezası ve onu tabancayla vuran Karademir’e verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı.
İngiliz hukukçu, filozof, bilim insanı, avukat ve devlet adamı Francis Bacon yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Ocak 1561) Trinity College Cambridge Üniversitesi’nde skolastik felsefeyle tanıştı. Poitiers Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1584’te parlamentoya seçildi. 1603’te Sir unvanı aldı, 1606’da başsavcı, 1618’de İngiltere başyargıcı oldu. 1621’de rüşvet suçuyla tutuklanıp yargılandı. Suçlu bulundu ve hapis cezasına çarptırıldı. Kısa süren hapishane yaşamından sonra siyasetten tamamen çekildi ve geri kalan hayatının felsefi çalışmalarına adadı. Ötanazi kavramını günümüzdeki anlamına yakın içerikte ilk kez Bacon kullandı. Eski İngiltere Adalet Bakanı adalet bakanı Nicholas Bacon’ın oğludur.
Francis Bacon
1899
Amerikalı hukukçu Stephen Johnson Field yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Kasım 1816) Williams Koleji’nde hukuk eğitimi gördü. 1848 yılına kadar avukatlık yaptı. 1857’de Kaliforniya Eyaleti Yüksek Mahkemesi’ne seçildi. 1859’da Kaliforniya Yüksek Mahkemesi’nin beşinci başyargıcı oldu. 6 Mart 1863 tarihinde Abraham Lincoln tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına atandı ve aşırı derecede yaşlanmasına rağmen 1 Aralık 1897 tarihine kadar bu göreve devam etti. Stanford Üniversitesi mütevelli heyetinde yer aldı. Çinli göçmenlere karşı ayrımcılık yapan yasalara karşı görüşler ileri sürdü. 1879’da Çinlilere karşı ayrımcılık olarak kabul edilen ve Han Çinlilerinin eski bir geleneğini yasaklamak için çıkarılan Pigtail Yönetmeliği’ni iptal etti. Kararlarında, ABD yargı bölgelerinde doğan çocukların soylarına bakılmaksızın ABD vatandaşı olduklarını savundu. ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olacak David Josiah Brewer’ın amcasıydı.
İlk kadın hakimlerden Mürüvvet Hanım, Adana’da göreve başladı.
1934
Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu.
1936
İtalyan hukukçu, aktivist ve siyasetçi Ferdinando Imposimato doğdu. (Ölümü: 2 Ocak 2018) University of Naples Federico II da hukuk eğitimi gördü. Bir yıl Hazine Bakanlığı memuru olarak çalıştı. İki defa İtalyan Senatosu’na delege olarak seçildi. 1964’te yargıç olarak atandı. Aralarında önemli kişi ve olayların bulunduğu Aldo Moro cinayeti Mehmet Ali Ağca‘nın gerçekleştirdiği Papa II. John Paul suikastı, banker Michele Sindona davası ve mafya davalarına baktı. İtalyan Yüksek Mahkemesi üyesi ve onursal başkanı oldu.
1936
Alman sosyolog Ferdinand Tönnies yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Temmuz 1855)
1958
CHP’nin yayın organı UlusGazetesi üçüncü kez kapatıldı.
1964
Gazeteci Nuriye Ulviye Mevlan Civelek yaşamını yitirdi. (Doğumu:1893) Türkiye’nin ilk kadın hakları savunucularından biridir. Osmanlı’nın ilk feminist dergisi olan Kadınlar Dünyası‘nın ve kadın hakları örgütü Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin kurucusudur.
Nuriye Ulviye Mevlan Civelek
1982
Kıbrıs Harekâtı sırasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan siyasetçi ve bilim insanı Turan Güneş yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1921) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Paris Hukuk Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. 1951’de İÜHF Anayasa Kürsüsü’nde asistan, 1954’te doçent oldu. 1947’de Demokrat Parti Kandıra örgütünün kurucuları arasında yer alarak siyasete atıldı. 1954’te DP’den Kocaeli milletvekili seçildi. Hürriyet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı, partinin genel sekreterliğini üstlendi. 1958’de HP’nin feshine karar verilince birçok HP’liyle birlikte CHP’ye katıldı ve partinin merkez yönetiminde yer aldı. 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilcisi olarak seçildi. 1965’te Ankara Üniversitesi SBF’nde idare hukuku profesörü oldu. 1974’te dışişleri bakanlığına getirildi. 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Cenevre görüşmelerinde Türkiye’yi temsil etti. Değişik dönemlerde Avrupa Konseyi Danışma Meclisi üyeliği yaptı, konseyde Siyasi İşler Komisyonu başkanlığında bulundu.
Turan Güneş
1985
Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 9 Nisan 1985’te tahliye edildi.
1991
Gürcistan’da yapılan halk oylamasıyla, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık kararı alındı.
2017
İspanyol siyasetçi ve İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı Carme Chacón yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Mart 1971) Barselona Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Barselona Özerk Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Gérone Üniversitesi anayasa hukuku öğretim üyesi olarak dersler verdi ve profesör oldu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) seçim gözlemcisi olarak 1996’daki Bosna-Hersek ve 1997’deki Arnavutluk seçimlerinde görev aldı. 2000 seçimlerinde Barselona milletvekili seçildi. Kısa bir süre sonra PSC’nin adaletten sorumlu sekreteri oldu. Yine aynı dönemde PSOE’nin federal yönetiminde eğitim, kültür, üniversiteler ve araştırmadan sorumlu sekreterlik görevini üstlendi. 2004’de seçimlerinin ardından meclis 1. başkanvekili seçildi ve ardından PSOE’nin kültürden sorumlu sekreteri oldu. 2007 yılında Konut Bakanlığına atandı. 2008 yılında kurulan hükûmette İspanya’nın ilk kadın savunma bakanı olarak görev yaptı. 9 Nisan 2017 tarihinde kalp krizi geçirdi ve 46 yaşında iken hayatını kaybetti.
Carme Chacón
2020
Siyahi İngiliz siyasetçi, iş kadını, insan hakları aktivisti ve eğitimci Jocelyn Barrow yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Nisan 1929) BBC Kanalı Yönetim Kurulu’nda yönetici olan ilk siyahi kadındır.
2021
Amerikalı hukukçu William Ramsey Clark yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Aralık 1927) Teksas Austin Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Chicago Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 1967-1969 yılları arasında Lyndon B. Johnson döneminde 66. Amerika Birleşik Devletleri Başsavcısı olarak görev yaptı.
2021
Brezilyalı hukukçu ve siyasetçi Abdul Hamid Sebba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Aralık 1934) 1996’da Liberal Parti’de başladığı siyasi kariyerini 2001’den 2003 yılına kadar Sosyalist İşçi Partisi’nde sürdürdü. 1995’ten 1998’e ve 1999’dan 2003’e kadar iki dönem Goiás Yasama Meclisi’nde delege olarak görev aldı.
Nelson Mandela, Güney Afrika’nın seçimle iktidara gelen ilk siyah başkanıdır. Devlet başkanı olmadan önce Nelson Mandela, 1964 yılında 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve 27 yıl hapis yatmış, 1993 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.
Mandela Nobel hapishane günlerinde
Nelson Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika’nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde doğmuştur. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefidir. Güney Afrika’da aşirette çağrıldığı takma adla “Madiba” diye bilinmektedir. Rolihlahla Dalibhunga adıyla doğmuş; öğretmeni kendisine, İngilizce “Nelson” ismini vermiştir. Annesi Hristiyan Metodist mezhebine bağlı olduğundan, Metodist yatılı okullarda okuduktan sonra Güney Afrika’da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi görmüştür. Öğrenimini tamamladıktan sonra ilk avukatlık bürosunu, ortağı Oliver Tambo ile beraber 1952 yılında Johannesburg’da açmıştır.
Nelson Mandela, ilk eşi Evelyn Mase ile 1944 yılında evlenmiş, üç çocuk sahibi olmuş ancak 1957 yılında boşanmıştır.
Güney Afrika Cumhuriyetinde 1950’li yıllara gelindiğinde ırk ayrımcılığı etkisini göstermeye başlamış, Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nde etkin rol almıştır. Militanca bir örgütlenmeyi savunan Mandela, defalarca tutuklanmış ve siyasi faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır.
Mandela, Yerli halkın beyazlara karşı hak mücadelesini savunan Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) ilk kez 25 yaşındayken ve eylemci olarak 1943 senesinde katılmış, daha sonra ANC Gençlik Kolu’nu kurmuş ve başkanlığını üstlenmiştir.
Nelson Mandela, 1944 yılında Afrika Ulusal Kongresi’ne katılmış, 1956 yılında Vatana ihanetle suçlanmış, daha sonra suçlamalar düşürülmüştür.
Mandela, 1962 yılında tekrar gözaltına alınmış ve sabotajdan suçlu bulunmuş, beş yıl hapis cezasına çarptırılmış, 1964 yılına gelindiğinde ise ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, 28 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında serbest bırakılmıştır.
Mandela, 1994 yılında Güney Afrika’nın ilk siyah cumhurbaşkanı seçilmiş ve 1999’da Cumhurbaşkanlığından kendi isteğiyle ayrılmıştır.
Nelson Mandela 1993 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür
Nelson Mandela, görevden ayrıldıktan sonra Güney Afrika’nın en üst düzey elçisi olarak görev yapmış ve HIV/Aids’e karşı kampanyalarda yer almış, ülkesinin 2010 Dünya Futbol Kupası’na ev sahipliği hakkını kazanması için çaba harcamıştır. 2001 yılında prostat kanseri teşhisi konulmuş, hastalığına rağmen Kongo Demokratik Cumhuriyetinde, Burundi’de ve diğer Afrika ülkelerinde barış müzakerelerinde yer almıştır.
Mandela, 2004’te 85 yaşına bastığında ailesine ve dostlarına daha fazla zaman ayırabilmek için kamu yaşamından çekildiğini açıklamıştır.
“Eğer onları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim diyoruz.”
Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir.
Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü olarak da bilinmektedir. Bu günün seçilme nedeni, 2 Kasım 2013’te Mali’de Fransız gazeteciler Claude Verlon ile Ghislaine Dupont’un düzenlenen bir suikast ile öldürülmesidir.
Birleşmiş Milletler, gazetecilere yönelik tüm saldırıları ve tehditleri kınamakta, bilgiye erişimin ve ifade özgürlüğünün korunmasının önemini vurgulamak için 2 Kasım günü, gazetecilere ve medya çalışanlarına karşı işlenen suçların cezasız kalması sorununa dikkat çekmektedir.
Gazeteciler, medya çalışanları ve çatışma bölgelerinde tehlikeli görevlerde bulunan diğer personel sivillere yönelik koruma hükümleri kapsamındadır. Devletler, gazetecilerin görevlerini bağımsız ve herhangi bir müdahaleye maruz kalmadan yerine getirebilmesin sağlamalıdır.
Devletler; gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek, kendi yargı yetkisi altındaki gazetecilere yönelik her türlü şiddet olayını tarafsız, hızlı ve etkin bir şekilde soruşturmak ve failleri adalete teslim etmek zorundadır.
UNESCO’nun Takibi
UNESCO Öldürülen Gazeteciler Gözlemevi, 2006 ile 2023 yılları arasında dünya çapında 1.600’den fazla gazetecinin öldürüldüğünü ve bu cinayetlerin 10 vakasından 9’unun yargısal olarak çözülemediğini vurgulamaktadır. Cezasızlık durumunun daha fazla cinayete yol açtığı genel bir tespittir. UNESCO, cezasızlığın ciddi insan hakları ihlallerini körüklediğini vurgulamaktadır Cezasızlık, yolsuzluğu ve suçu örtbas ederek tüm toplumlara zarar vermektedir. Hükûmetler, sivil toplum, medya ve hukukun üstünlüğünü korumakla ilgilenen herkes, cezasızlığa son vermek için küresel çabalara katılmaya çağrılmaktadır.
Kriz ve çatışma bölgelerinden haber yapan gazeteciler, ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. UNESCO, 2017’den itibaren çatışma bölgelerinde öldürülen medya çalışanlarının sayısında kademeli bir düşüş kaydederken, daha yakın zamanda eğilimin tersine döndüğünü bildirmektedir. UNESCO’nun 2023’teki izleme raporları, gazeteci cinayetlerinin %50’sinden fazlasının kriz ve çatışma bölgelerinde gerçekleştiğini ve 2024’ün ilk yarısında sürekli olarak yüksek sayılara ulaşıldığını göstermektedir.
Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı ve Amaçları
Gazetecilerin güvenliği ve onlara karşı işlenen suçlardaki cezasızlık sorunu küresel bir meseledir.
Birleşmiş Milletler kararında; evrensel metinlerin yanı sıra; 5 Temmuz 2012 tarihli İnsan Hakları Konseyi’nin 20/8 sayılı kararı ile gazetecilerin güvenliği konulu 27 Eylül 2012 tarihli 21/12 sayılı kararı, İnsan Hakları Eğitimi Dünya Programı’na ilişkin 27 Eylül 2013 tarihli 24/15 sayılı kararı ve gazetecilerin güvenliği üzerine panel tartışması konulu 26 Eylül 2013 tarihli 24/116 sayılı kararı ile 23 Aralık 2006 tarihli Güvenlik Konseyi’nin 1738 sayılı kararın özel atıf yapılmaktadır.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) ilgili taraflarla iş birliği içinde bu günü organize etmektedir.
BM Gazetecilerin güvenliği ve cezasızlık üzerine bir eylem planı geliştirilmiştir. Bu eylem planı, gazetecilerin hem çatışma bölgelerinde hem de barışçıl ortamlarda güvenliğinin sağlanması ve kendilerine karşı işlenen suçların cezalandırılması için üye ülkelere iş birliği çağrısı yapılmıştır. BM Gazetecilerin Güvenliğine İlişkin Eylem Planı, gazetecilere yönelik saldırıları ve suçların cezasızlığını çok paydaşlı ve bütünsel bir yaklaşımla ele almak için BM içinde ilk ortak çabadır. BM organlarını, ulusal yetkilileri, medyayı ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirmektedir.
Kadın Gazetecilerin Korunması: Kadın gazetecilerin karşılaştıkları kendine özgü risklere duyarlı olunması gerekmektedir.
Üye devletler, gazetecilere yönelik saldırıları önlemek ve suçluları adalete teslim etmek zorundadır. Mağdurlar için uygun çözümler sağlamak için gerekli önlemleri almalıdır. Tüm vatandaşlar için ifade özgürlüğünü ve bilgiye erişimi garanti altına almak temel bir ön koşuldur.
Dünya çapında barış, demokrasi ve kalkınmayı güçlendirmek: Gazeteciler ve medya çalışanları; özgür ve güvenli bir ortama sahip olmalıdır. Üye devletler çatışma bölgelerinde ve çatışma dışı durumlarda bunu temin etmelidir.
İfade özgürlüğü ve özgür medya; Bilgi toplumu ve demokrasilerin inşasında vazgeçilmez bir unsudur.
Gazetecileri Koruma Komitesi’nin Rolü
Gazetecileri Koruma Komitesi (Comittee to Protect Journalists, CPJ) gazetecilere karşı işlenen suçların, kaybolan ve hapse atılan gazetecilerin verilerini derlemektedir. Komite, her yıl 2 Kasım gününden önce, Global Impunity Index isimli bir endeks hazırlamaktadır. Bu endekste hangi ülkede kaç gazetecinin cinayet sonucu öldüğü ve çözülemeyen olaylar yer almaktadır. CPJ’nin Cezasızlık Endeksi ise dünya çapındaki faili meçhul gazeteci cinayetlerini analiz etmektedir.
Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar
I. SİYASİ PARTİLERİN DIŞ KAYNAKLARLA FİNANSMANI
Madde 1
Siyasi partilere kamu ve özel sektör desteği
Devlet ve vatandaşlar siyasi partileri desteklemek durumundadırlar.
Devlet siyasi partilere destek sağlamalıdır. Devlet desteği makul katkılarla sınırlanmalıdır. Devlet desteği mali de olabilir.
Devlet desteğinin verilmesi hususunda objektif, adil ve makul kriterler uygulanmalıdır.
Devletler, devlet ve/veya vatandaşların desteğinin siyasi partilerin bağımsızlıklarına müdahalede bulunmamasını sağlamalıdırlar.
Madde 2
Bir siyasi partiye yapılan yardımın tanımı
Yardım, bir siyasi partiye bilerek ekonomik ya da başka türlü çıkar sağlama faaliyetidir.
Madde 3
Yardımlara ilişkin genel prensipler
a. Siyasi partilere yapılan yardımları yönetirken devletlerin alması gereken önlemler;
çıkar çatışmalarına meydan vermemek,
yardımlarla ilgili hesap verme sorumluluğunu sağlamak ve gizli yardımlara meydan vermemek,
siyasi partilerin faaliyetlerine zarar vermekten kaçınmak,
siyasi partilerin bağımsızlığını güvenceye almak amacıyla özel kurallar içermelidir.
b. Devletler;
i. siyasi partilere yapılan yardımların, özellikle de sabit bir rakamın üzerindeki yardımların, kamuya mal edilmesini sağlamalıdır;
ii. siyasi partilere yapılan yardımların miktarını sınırlayıcı kuralları yürürlüğe koyma olasılığını göz önünde bulundurmalıdır;
iii. belirlenmiş üst sınırların aşılmasına engel olmak için önlemler almalıdır.
Madde 4
Yardımların vergiden düşülmesi
Malî mevzuat siyasi partilere yapılan yardımların vergiden düşürülmesine imkan verebilir. Bu tür vergiden düşmeler sınırlanmalıdır.
Madde 5
Yasal kuruluşlardan alınan yardımlar
a. Yardımlarla ilgili genel prensiplere ilave olarak devletler;
i. yasal kuruluşlardan siyasi partilere yapılan yardımların bu kuruluşların ilgili defterlerine ve hesaplarına kaydedilmesini,
ii. hissedarların ya da yasal kuruluşların diğer herhangi bir üyesinin yardımlardan bilgisi olmasını, sağlamalıdır.
b. Devletler, herhangi bir kamu kurumuna mal veya hizmet sağlayan yasal kuruluşların yardımlarını sınırlamayı, engellemeyi ya da sıkı biçimde düzenlemeyi amaçlayan önlemler almalıdırlar.
c. Devletler, hükümetin veya diğer kamu otoritelerinin kontrolü altındaki yasal kuruluşların siyasi partilere yardım yapmalarını yasaklamalıdır.
Madde 6
Bir siyasi partiyle bağı olan kuruluşlara yapılan yardımlar
4’üncü maddede bahsedilen vergiden düşmeyle ilgili olanlar hariç olmak üzere siyasi partilere yardımlarla alakalı kurallar, bir siyasi partiyle doğrudan ya da dolaylı biçimde ilişkisi bulunan veya bir siyasi partinin kontrolü altındaki tüm kuruluşlara uygulanmalıdır.
Madde 7
Yabancı kuruluşların yaptıkları yardımlar
Devletler yabancı kuruluşların yaptıkları yardımları kesin bir biçimde sınırlamalı, yasaklamalı ya da düzenlemelidir.
II. SEÇİLMİŞ GÖREVLİLERİN VE SEÇİMLERDEKİ ADAYLARIN FİNANSMANININ KAYNAKLARI
Madde 8. Seçimlerdeki adaylara ve seçilmiş temsilcilere finansman kurallarının uygulanması
Siyasi partilerin finansmanındaki kurallar gerekli değişiklikler yapılarak;
seçimlerdeki adayların seçim kampanyalarının finansmanına,
seçilmiş temsilcilerin siyasi faaliyetlerinin finansmanına uygulanmalıdır.
III. SEÇİM KAMPANYASI HARCAMALARI
Madde 9
Harcamalardaki sınırlamalar
Devletler siyasi partilerin aşırı finansman ihtiyaçlarını engellemek amacıyla tedbirler almayı, örneğin seçim kampanyalarındaki harcamalar için sınırlamalar koymayı, göz önünde bulundurmalıdır.
Madde 10
Harcamaların kayıtları
Devletler, her aday, her aday listesi, her siyasi parti açısından seçim kampanyalarındaki, doğrudan ve dolaylı, tüm harcamaların ayrıntılı kayıtlarının tutulmasını sağlamalıdır.
IV. ŞEFFAFLIK
Madde 11
Hesaplar
Devletler, siyasi partilerin ve 6’ncı maddede belirtilen siyasi partilerle bağı olan kuruluşların uygun defterleri ve hesapları tutmasını sağlamalıdır.
Mümkünse, siyasi partilerin hesapları 6’ncı maddede bahsedilen kuruluşların hesaplarını da içerecek biçimde konsolide edilmelidir.
Madde 12
Yardımların kayıtları
a. Devletler, bir siyasi partinin hesaplarının, parti tarafından kabul edilen tüm yardımları, her yardımın türü ve değeri de dahil, açıkça belirtmesini sağlamalıdır.
b. Yardımların belirli bir miktarın üzerinde olması durumunda, yardım verenler kayıtlardan belirlenebilmelidir.
Madde 13
Hesapların sunumu ve kamuya mal edilmesi zorunluluğu
a. Devletler, siyasi partilerin, hesaplarını düzenli olarak ya da en azından yıllık olarak, 14’üncü maddede belirtilen bağımsız bir kuruma sunmasını sağlamalıdır.
b. Devletler, siyasi partilerin, 10’uncu madde ve mümkünse 12’nci maddede istenen bilgileri de kapsayacak şekilde 11’inci maddede belirtilen hesaplarını veya bu hesapların asgari bir özetini düzenli ya da en azından yıllık olarak kamuya mal edilmesini sağlamalıdır.
V. GÖZETİM Madde 14
Bağımsız gözden geçirme
a. Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanı konusunda bağımsız bir gözden geçirme sağlamalıdır.
b. Bağımsız gözden geçirme siyasi partilerin hesaplarını ve seçim kampanyalarıyla ilgili harcamalarını olduğu kadar bunların sunumunun ve kamuya mal edilmesinin gözetimini de kapsamalıdır.
Madde 15
Uzman personel
Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının yasadışı finansmanıyla mücadelede yargı, polis ve diğer personelin uzmanlığını teşvik etmelidir.
VI. YAPTIRIMLAR
Madde 16
Yaptırımlar Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanıyla ilgili kuralların çiğnenmesi durumunda etkin, ölçülü ve caydırıcı yaptırımlarla karşı karşıya kalınmasını sağlamalıdır.
Dokuz Umde, Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’nin birinci döneminin çalışma süresi sona ermeden önce, 8 Nisan 1923’te yayımlamış olduğu bildiridir. CHP’nin ilk programı olarak nitelenmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın ilan ettiği ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘Egemenlik Ulusundur’ maddesi yer almaktadır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti daha sonra Halk Fırkası’na dönüşmüştür.
Beyannamenin ilk maddesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, milletin kendi kendisini yöneteceğini ve yegâne temsilcisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu; ikinci madde ise saltanatın kaldırılmış olduğunu ve artık egemen gücün TBMM’nin manevi kişiliğinde bulunduğunu açıklamaktadır. Diğer maddeler ise güvenlikten adalete, çiftçilerin sorunlarından demiryolu yapımına, devlet işlerinde yapılacak düzenlemelerden askerlik süresine, eğitimden sağlığa kadar, toplumsal yaşama ilişkin çeşitli düzenlemeler öngörmektedir.
Dokuz Umde
Umde 1
Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur. İdare yöntemi halkın doğrudan doğruya kendi kaderini belirlemesi esasına dayanır. Ulusun gerçek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir kişi, hiçbir makam, hiçbir güç milletin yazgısına egemen olamaz. Tüm yasalaştırma çalışmalarında, her çeşit örgütlenmede, genel eğitimde ve iktisadi konularda milli egemenlik ilkesi doğrultusunda hareket edilecektir. İcra Vekillerinin (Bakanlar kurulunun) görev ve sorumluluklarını belirleyen yasa, vilayetlerin yerel işler konusunda “manevi şahsiyetlerini ve muhtariyetlerini” kullanabilmelerini öngören Şûralar yasası, vilayetlerin iktisadî ve toplumsal ilişkileri itibariyle birleştirilerek Genel Müfettişlikler Oluşturma Yasası, Nahiye Yasası hızla çıkarılacak ve uygulanacaktır.
Umde 2
Egemenlik ve hükmetme yetkisi Türkiye halkının gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsında toplanmış olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922’de verdiği Saltanatın Kaldırılması’na ilişkin karar değiştirilmez ilkedir. Dayanağı Türkiye Büyük Millet Meclisi olan Hilafet, İslâm dünyası için ulu bir makamdır.
Umde 3
Ülkede iç güvenliğin kesin olarak sağlanması en önemli görevlerden biridir, bu amaç milletin istek ve ihtiyacına uygun olarak yerine getirilecektir.
Umde 4
Mahkemelerin hızlı bir şekilde adalet dağıtabilmeleri sağlanacak, yasal mevzuat milli ihtiyaçlarımıza, bilimsel hukuk anlayışına göre yeni baştan iyileştirilecek ve tamamlanacaktır.
Umde 5
Aşar yönteminde halkın şikâyetine ve mağduriyetine yol açan kısımlar iyileştirilecek, tütün ekimi ve ticaretini milletin yararına dönüştürecek önlemler alınacak, mali kurumlar çiftçilere, sanayicilere ve ticaretle uğraşanlara kolayca borç verecek bir şekle getirilecek, Ziraat Bankası’nın sermayesi artırılacak, çiftçilere daha kolay ve daha çok yardım yapması sağlanacak, ziraat makineleri getirtilecek ve çiftçilerimizin ziraat aletlerinden kolayca yararlanmaları sağlanacak, ham maddesi ülkemizden çıkarılan eşyayı ülkede üretmek için koruyucu ve özendirici önlemler alınacak, ivedi ihtiyacımız olan demir yolları için vakit geçirilmeden girişimde bulunulacak, ilk eğitim birleştirilecek, tüm okullarımız ihtiyacımıza ve çağdaş esaslara uygun hale getirilecek, öğretmenlerin yükseltilmeleri sağlanacak, uygun araçlarla halkın aydınlatılmasına ve eğitilmesine çalışılacak, sağlık ve sosyal yardım kuruluşları iyileştirilecek, buralarda çalışanları koruyucu yasalar çıkarılacak, ormanlarımızda teknolojik gelişmelere uygun olarak, madenlerimizin en yararlı bir şekilde işletilmesini ve hayvanlarımızın iyileştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
Umde 6
Eylemli askerlik süresi kısaltılacaktır. Ayrıca okuma ve yazma bilenlerle askerde okuma-yazma öğrenenlerin de askerlik süreleri kısaltılacaktır.
Umde 7
Emekli olan subayların yaşamlarını en iyi bir şekilde sürdürmeleri sağlanacaktır. Ulusun bağımsızlığı ve yurdun savunulması uğrunda sakat kalan kişilerin, ordu emeklilerinin, dul ve yetimlerinin sefaletine meydan vermeyecek önlemler alınacaktır.
Umde 8
Halk işlerinin hızlı bir şekilde yerine getirilmesi; memurların yasal çerçeve içinde düzgün bir şekilde çalışmalarına bağlı olduğu için memur eksiklikleri giderilecek ve tüm devlet daireleri denetime tabi tutulacak, memurların atanma, görevden çıkarılma, yükseltilme ödüllendirme, emekli edilme koşulları belirlenecektir.
Umde 9
Harap olan ülkenin hızlı bir şekilde onarılması için devletçe yapılacak hizmetler yanında inşaat ve tamirat için yer yer özel şirketlerin kurulmasını özendirecek kurallar konacaktır. Mali, iktisadi, idari bağımsızlığımızı sağlamak koşuluyla bir barış ortamının oluşturulmasına çalışılacaktır. Bu koşulları sağlamayan barış antlaşmasını kabul etmeyeceğiz.
8 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
MÖ 563
Hindistanlı dini lider ve Budizmin kurucusu olduğu düşünülen Gautama Buddha doğdu. (Ölümü: MÖ 483)
217
Caracalla Fermanı(Constitutio Antoniniana ve Antoninus Anayasası olarak da bilinen bildiriyi yayınlayan ve Roma Hukukunun gelişimine büyük katkıları olan İmparator Caracalla (Lucius Septimius Bassianus) (4 Nisan 186 – 8 Nisan 217) yaşamını yitirdi. 211 – 217 yılları arasında hüküm sürdü.
622
Japonya’da On İki Rütbeli Sistem ile On Yedi Maddeli Anayasa gibi icraatlarıyla imparator odaklı baskıcı bir merkezi devlet yönetim kuran Prens Shōtoku (7 Şubat 574 – 8 Nisan 622) yaşamını yitirdi.
1513
İspanyol Konkistador Juan Ponce de León, Florida’yı keşfetti ve bu bölgeyi İspanya toprağı ilan etti.
1763
Hukukçu John Stuart‘ın 26 Mayıs 1762 tarihinde başlayan İngiltere başbakanlığı 8 Nisan 1763 tarihinde sona erdi.
1783
1441’den beri varlığını sürdüren Kırım Hanlığı, II. Katerina’nın emriyle Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi.
1830
Avrupa ülkeleri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, bağımsız Yunan devletini onaylamasını istedi.
1835
Berlin Üniversitesi’nin kurucularından Alman hukukçu, filozof, dilbilimci ve devlet adamı Wilhelm von Humboldt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Haziran 1767) Hukuk eğitimi alırken daha çok Felsefe, Tarih ve eski dillere yönelik çalışmalar yaptı. 1790 yılında devlet hizmetine girdi, burada yargıç olarak adalet dairesinde çalıştı. Bu görevle beraber devlet adına diplomatik görevlerde bulundu. Prusya Büyükelçiliği yaptı.
1859
Fenomenoloji okulunu kuran Yahudi kökenli Alman filozof Edmund Gustav Albrecht Husserl (8 Nisan 1859 – 27 Nisan 1938) dünyaya geldi.
Yeni Zelanda’da dört dönem başbakanlık yapan hukukçu William Fox’un 20 Mayıs 1856 tarihinde başlayan görevi 8 Nisan 1873 tarihinde sona erdi.
1899
Martha Place, elektrikli sandalye ile idam edilen ilk kadın biri oldu. İdam sebebi üvey kızı Ida Place’i öldürmesidir.
1920
Salih Paşa’nın (Salih Hulusi Kezrak) istifası ile kurulan Damat Ferit Paşa Kabinesi’nin tanınmayacağı yönündeki, Heyet-i Temsiliye genelgesi yayınlandı.
1923
Mustafa Kemal Atatürk, Dokuz Umde’yi açıkladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin seçim bildirisi niteliğindeki bu ilkelerin başında, ‘Egemenlik Ulusundur’ maddesi yer aldı. Dokuz Umde veya Dokuz İlke, TBMM’nin birinci döneminin çalışma süresi sona ermeden bir süre önce açıklanan bildiridir ve CHP’nin ilk programı olarak nitelenmektedir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti daha sonra Halk Fırkası’na dönüşmüştür
1924
Şeriye mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM’de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.
1933
Almanya’da ari ırktan olmadığı düşünülen memurlar emekli edildi.
1938
Yedinci Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Atta Annan doğdu. (Ölümü: 18 Ağustos 2018) BM’yi canlandırdığı ve insan haklarına öncelik verdiği daha iyi organize edilmiş ve daha barışçıl bir dünya için yaptığı çalışmalardan dolayı 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. Nobel Komitesi ayrıca, onun Afrika’da HIV’in yayılmasını kontrol altına alma mücadelesine olan bağlılığını ve uluslararası terörizme karşı olduğunu ilan etti. Annan Barış Ödülü’nü kazandıktan kısa bir süre sonra, Asantehene tarafından kendisine Busumuru unvanı verildi.
1942
Hukukçu, tarihçi, yazar ve mütefekkir Mehmed Niyazi Özdemir (8. Nisan 1942 Akyazı-11 Mayıs 2018, İstanbul) dünyaya geldi. İlk ve orta okulu Akyazı’da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1967’de mezun oldu. Ayrıca, edebiyat fakültesinin felsefe bölümünden diploma aldı. Felsefesi alanında doktora yapmak üzere Almanya’ya gitti. Brilon’daki Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi’nde ve Prof. Dr. Ditrich Pirson’un danışmanlığında “Türk devletlerinde temel hürriyetler” başlıklı doktora çalışmasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da yaşadı. 1988 yılında Türkiye’ye döndü. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 10 Nisan 2016 tarihinden itibaren Yeni Şafak gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladı. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini yayınlandı. 11 Mayıs 2018 günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.
1943
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt, enflasyonu kontrol altında tutabilmek amacıyla tüm maaş ve ücretleri dondurduğunu ve işçilerin iş değiştirmesini yasakladığını açıkladı.
1946
Milletler Cemiyeti‘nin son oturumu yapıldı. Daha sonra örgütün adı Birleşmiş Milletler olarak değiştirildi.
1949
Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir etme iddiasıyla tutuklanan piyanist Feyzi Aslangil beraat etti. Aslangil içtiği konyağı beğenmeyip Tekel hakkında konuşunca, tutuklanmıştı.
1950
Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde açlık grevine devam etti. Şair, akşam üzeri Bursa Ahmet Vefik Paşa Hastanesi’ne sevk edilerek muayene edildi, ardından sivil polislerin eşliğinde İstanbul’a getirilerek Sultanahmet Cezaevi’nin revirine yatırıldı. Ankara ve İstanbul’da aydınlar “Nazım Hikmet’in adli bir hataya kurban gittiği, bağışlanması gerektiği”ne dair imzaladıkları bir dilekçeyi Cumhurbaşkanı İnönü’ye iletti.
1953
Kenya bağımsızlık hareketinin önderi Jomo Kenyatta, Mau Mau Ayaklanması gerekçe gösterilerek İngiliz sömürge yönetimince tutuklandı.
1956
Başbakan Adnan Menderes, muhalefeti, “Siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik”le suçladı.
1959
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Rektörlük Binası’nı işgal etti.
1966
Avukat ve televizyon yapımcısı Armağan Çağlayandoğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Avukatlık stajını Kocaeli Barosu’nda tamamladıktan sonra avukatlığı bırakıp İstanbul’a geldi ve televizyon kariyerine başladı.
1966
Gümüldür’den İzmir’e gelip Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykeline tırmanarak balta ile parçalamaya çalışan A.Ali Gezgin (55) linçten zor kurtuldu.
1968
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler rektörlük binasını işgal etti.
1979
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 76 lisede yapılan genel maksatlı aramalar sonucunda bulunan yasaklanmış sol yayın, duvar gazetesi, afiş, pankart ve benzeri sebeplerden dolayı 49 lisenin yöneticisi hakkında soruşturma açıldığını duyurdu.
1980
Kıbrıs’ta yayın yapan Sosyalist Kıbrıs Gazetesini basan Yarın Gazetecilik ve Matbaacılık Ltd.Şti.’ne Kıbrıs tarihinde ilk kez askeri mahkemece celp gönderildi. Gerekçe olarak “Kıbrıs Türk Federe Devleti ile TC arasındaki ilişkileri sarsacak nitelikte bir gazeteyi basıp dağıtmak” gösterildi.
1981
Eski Cumhuriyet Halk Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit, Arayış dergisinde yayımlanan “İşkence” başlıklı yazısından ifade verdi.
1982
Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nün Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’ya verilmesi kararlaştırıldı. Mandela, Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları nedeniyle ödülü reddetti.
1983
AÜ SBF’den Prof.Dr. Kurthan Fişek ile ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Ünal Nalbantoğlu’nun görevine 1402 Sayılı Yasa uyarınca son verildi.
1984
Selda Bağcan 1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındı. 16 Nisan’da serbest bırakıldı. İtiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıktı, 24 Nisan’da teslim oldu.
1987
Amerika Birleşik Devletleri’nde Ronald Reagan yönetiminin İnsan Hakları Raporunda Kürtlere geniş yer verilmesi Ankara’da rahatsızlık yarattı. Amerika Birleşik Devletleri uyarıldı.
1992
SHP Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Karakaş 1 Mayıs’ın “Ulusal Bayram” olarak kutlanabilmesi için Meclis’te kanun teklifi verdi.
Güçlükonak/Ormaniçi’nden 30 köylü, evlerinin yakılması ve yapılan işkencelerden dolayı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru yaptı. Köylülerin avukatı Tahir Elçi Komisyona başvurular için: “Güneydoğu’da hak arama yolları fiilen kapatılmış durumda” dedi.
1994
DenizTemiz Derneği (Turmepa) kuruldu.
2001
F tipi cezaevlerinde tecrit uygulamasına karşı ölüm orucunun 160.gününde hayatını kaybeden DHKP-C davası tutuklusu Bülent Çoban Kartal’da toprağa verildi.
Yargıtay 8.Ceza Dairesi, “Manisalı Gençler” davasında 10 polise verilen hapis cezalarına ilişkin kararın onanmasına ilişkin gerekçeyi açıkladı: “Can dayanmayacak işkenceler yapıldığı anlaşılmıştır.”
2003
Bergamalı köylüler adına açılan davada İzmir 1.İdare Mahkemesi, -daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği- Orman Genel Müdürlüğü’nce Normandy firmasına orman alanında siyanürle altın arama izni verilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verdi.
2005
Vicdani retçi Mehmet Tarhan İzmir’de gözaltına alındı.
2005
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (FIJ) 8 Nisan’ı “Gazeteci Cinayetlerinin Cezasız Kalmasına Karşı Protesto Günü” ilan etti. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü ise, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü’nün İlanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Aralık 2013 tarihindeki toplantıda aldığı 68/163 sayılı karar ile gazetecilere karşı işlenen suçların cezasız kalmasına karşı tüm uluslararası toplumu ve devletleri göreve davet etmiştir.
2010
Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklikle Türkçe dışındaki dillerde propagandaya hapis cezasını kaldıran düzenleme TBMM’de kabul edilerek yasalaştı.
2010
Fransız hukukçu ve devlet adamı Jean-Paul Proust (3 Mart 1940, 8 Nisan 2010, Marsilya) yaşamını yitirdi. 3 Mart 1940’a dünyaya geldi. Paris Hukuk Fakültesi’ni ve Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nü bitirdi. 1966 yılında İçişleri Bakanlığı’na girdi. 1987-1999 yıllarında çeşitli bölgelerde valilik yaptı. 1999-2004 yıllarında bakanlıklar yaptı. 2004’te Danıştay üyeliğine atandı. 2005’ten 2010 yılına kadar Monaco Devlet Bakanı (başbakan) oldu.
2013
Emek Sineması protestosunda gözaltına alınan 4 kişi ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. SİYAD üyeleri Adliye önünde basın açıklaması yaptı.
2013
İnternet sitesi Wikileaks, ABD’nin 1970’lerde yürüttüğü diplomatik faaliyetlere dair 1,7 milyon gizli doküman yayımladı.
Hukukçu ve 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını kazanan Margaret Thatcher yaşamını yitirdi.
2015
Yargıtay 5.Ceza Dairesi, Hayata Dönüş ile ilgili soruşturmayı geciktirdiği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali İhsan Demirel’e verilen 1 yıl hapis cezasını onayladı. Müdahil avukatlarından Ömer Kavili, daha ağır bir ceza için temyize gideceklerini bildirdi.
2019
ÖSYM’deki FETÖ yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında, aralarında eski ÖSYM Başkanı Ali Demir’in de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı.
2020
Amerikalı avukat ve politikacı Richard Louis Brodsky yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1946) Brandeis Üniversitesi’nde Siyaset alanında Lisans derecesi ve Harvard Hukuk Okulu‘nda Hukuk Doktoru derecesi aldı. 1975’te Westchester County Yasama Kurulu’nda görev yaptı. 1983’ten 2010’a kadar New York Meclisi’nde görev yaptı. Global Panel Foundation’ın Danışma Kurulu’nda görev aldı. 2010 yılında New York Kıdemli Araştırmacı oldu. New York Eyaletinde çevre koruma ve muhafazaya ayrılmış Çevre Koruma Fonu’nun oluşturulmasından sorumlu mevzuatı yazdı.
2022
Tayvanlı demokrasi aktivisti, siyasetçi ve hukukçu Peng Ming-min (5 Ağustos 1923 – 8 Nisan 2022) yaşamını yitirdi. Paris Üniversitesi’nden mezun oldu. Peng, 1964’te demokrasi yanlısı protestolarda yer aldığı için tutuklandı. Serbest kaldıktan sonra İsveç’e iltica etti. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti ve profesör oldu. 22 yıl sürgünde kaldıktan sonra, 1996’da ülkesine döndü. Tayvan’ın bağımsızlığının en büyük destekçilerindendi.
2025
Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında “zincirleme şekilde basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan 1 yıl 10 ay 15 günden yıldan 7 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından CHP’nin çağrısının ardından yapılan protestolarda gözaltına alınan 139 kişi hakkında iddianame hazırlandı. 104’ü tutuklu olan eylemciler hakkında “görevi yaptırmamak için direnme”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi suçlamalar yöneltildi.
Arjantin’in Chubut eyaletinde görevli Hakim Mariel Suarez, polis katili bir mahkumla öpüşürken güvenlik kameralarına yakalandı. Suarez, bir hafta önce mahkum Cristian Bustos’un ömür boyu hapis cezası alıp almaması konusunda karar veren hakim heyetinde yer almıştı. Bustos, 2009 yılında polis memuru Leandro ‘Tito’ Roberts’ı öldürmekten suçlu bulunmuştu.
Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmaması hakkında Moskova Protokolü, 9 Şubat 1929 tarihinde Moskova’da imzalanmıştır.
Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmaması hakkında Moskova’da imza edilmiş olan protokol, Bakanlar Kurulu tarafından 21 Şubat 1929 kabul edilerek meclise sevk edilmiş ve meclise sevk edilerek kabul edilmiş, Resmi Gazete’nin 9 Nisan 1929 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmasından feragati mutazammın olarak Büyük Meclis tarafından 19/l/l929 tarihinde tasdik edilmiş olan Paris muahedenamesinin üçüncü maddesindeki şartlar mucibince meriyet kesbetmesine intizar eylemeden akitler arasında şimdiden muteber olması hakkında Estonya, Letonya, Polonya Cumhuriyetleri, Romanya Krallığı ve Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri hükümeti arasında Moskovada imza edilmiş olan ve 4 mart 1929 tarihinde Hükûmtimiz tarafından da iltihak edilmiş olan protokol Büyük Meclisin tasvip nazarlarına arzedildi.
Şarkın en mühim ve sulhperver bir hükümeti bulunan Türkiye Cumhuriyetinin işbu protokolün beşinci maddesi mucibince mezkûr protokola iltihakı dost Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri ittihadı tarafından çok har ve samimî bir lisan ile iltimas edilmesi üzerine şimdiye kadar tutmuş olduğumuz sulh ve müsalemet yolunda yeni bir adım teşkil eden bu protokola iltihak teklifini Hükümetimiz kemali memnuniyetle kabul eylemiştir. Protokolün Pariste”‘imza edilmiş olan muahede ahkâmının bir an evel tatbiki gibi sırf müsalematkâr bir gayeden başka bir hedefi yoktur. Hükümetimiz milletler arasında sulh fikrinin yerleşmesine yardım edecek olan bu yeni müsalemet vesikasını Büyük Meclisin Yüksek tasvibine arzeder.
Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmaması hakkında Moskova Protokolü
Protokol
Estonya Cumhuriyeti Hükümeti, Letonya Cumhuriyeti Reisi, Polonya Cumhuriyeti Reisi, Haşmetli Romanya Kiralı ve Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri ittihadının merkezî icra komitası, memleketleri arasında mevcut sulhun idamesine hizmet etmek ve bu maksatla da, Pariste 27 ağustos 1928′ tarihinde imza edilen ve harbin millî siyaset aleti olarak kullanılmasından feragati mütezammın olan muahedeyi, mezkûr memleketler milletleri arasında bilâ tehir meriyete koymak arzusile mütehassis olarak, Estonya Cumhuriyeti Hükümeti, Estonyanın Moskova Fevkalâde Murahhas ve orta elçisi M. Julius Sel Jamaa Ji, Letonya Cumhuriyeti Reisi, Letonyanın Moskova fevkalâde Murahhas ve orta elçisi M. Charles Ozols’u, Lehistan Cumhuriyeti Reisi, Lehistanın Moskova fevkalade Murahhas ve orta elçisi M. Stanislas Patek’i, Haşmetli Romanya Kiralı, Varşova fevkalade Murahhas ve orta elçisi M. Charles Davillay’ı e Sosyalist Sovyet Cümhnriyetleri İttihadı merkezî icra komitası, merkezî icra komitası âzasından, Hariciye Halk Komiseri Vekili M. MaXime Litvinoff’u, tayin eylemişlerdir.
Bu Murahhaslar yolunda olduğu anlaşılan salahiyetnamelerini taati ettikten sonra atideki hususlarda müttefik kalmışlardır.
MADDE I
Paris’te 27 ağustos 1928 de tanzim edilen ve bir nüshası işbu protokola mütemmim cüz olarak raptedilmiş olan harbin millî siyaset aleti olarak kullanılmasından feragati mütezammın muahede, işbu 1928 Paris muahedesinin, âkit devletlerin her birinin teşri heyetleri tarafından tasdikim müteakip meriyete girecektir.
MADDE II
1928 Paris muahedesinin, işbu protokol hükmile mezkûr protokol âkitle rirrm karşıhkh münasefbeflerrnde meriyete konulması keyfiyeti, 1928 Paris muahedesinin 3üncü maddesinde zrkredildiği şekilde meriyete girmesine vabeste olmayarak muteber olacaktır.
MADDE III
1 ) İşbu Protokol, akitlerin selahiyettar teşri heyetleri tarafından, her birinin kanunu esasileri dairesinde olarak tasdik edilecektir.
2 ) Tasdiknameler, her biri âkit tarafından işbu protokolün kendilerine tasdiki tarihinden itibaren bir hafta zarfında Sosyalist Soviyet Cumhuriyetleri İttihadi Hükümetine tevdi edilecektir.
3 ) Akitlerden ikisi tarafından tasdiknamenin tevdii gününden itibaren işbu protokol mezkûr iki taraf arasında meriyete girecektir. Diğer âkittere protokolün aralarında meriyete girmiş olduğu devletler münasebatında işbu paotokol, tasdiknameleri mezkûr devletler tarafından tevdi edildikçe sırasile meriyete girecektir
4) Sosyalist Soviyet Cumhuriyetleri ittihadı Hiıhûmeti her tasdikname tevdiini işbu protokolü imza edenlerin cümlesine derhal tefhim edecektir.
MADDE I
İşbu protokolün birinci maddesine meriyet kesbettirmek üzere her âkit kendi teşri heyeti tarafından 1928 Paris muahedenamesi tasdik edidikten sonra bunun diplomasi tarikile Sosyalist Sovyet Çümhuriyetrleri ittihadı Hükümetine ve işbu protokolün sair bütün akitlerine tefhim edecektir.
MADDE V — İşbu protokol bütün memleketler hükümetlerinin iltihakına açıktır. Kafi iltihak tebliği Sosyalist Soviyet Cumhuriyetleri ittihadı Hükümetince icra edilecek ve bu Hükümet keyfiyeti işbu protokolün sair bütün akitlerine bildirecektir. Mevzuubahis tebliğin vürudu akabinde işbu protokol, iltihak eden devletle protokolün sair bütün akitleri arasındaki karşılıklı münasebetlerde meriyete konulacaktır.
MADDE VI
1928 Paris muahedenamesinin, işbu protokol hükmile, iltihak eden Devlet ile işbu protokolün sair bütün akitleri arasındaki karşılıklı münasebetlerde meriyete girmesi protokolün 4 üncü maddesinde münderiç şekil dairesinde vuku bulacaktır.
MADDE VII
İşbu protokol bir nüsha olarak tanzim edilmiş olup müsaddak sureti Soviyet Sosyalist Cumhuriyetleri ittihadı Hükümeti tarafından protokolü imza eden ve ya buna iltihak eden devletlerin her birine tevdi kılınacaktır.
Muhteviyatım tasdik etmek üzere zikredilen murahhaslar işbu protokolü imza etmiş ve mühürlemişlerdir.
Hariciye Encümeni mazbatası
YÜKSEK REİSLİĞE
Harbin Millî siyaset aleti olarak kullanılmaması zımnında Sosyalist Sovyet Cumhuriyetleri ittihadile Estonya, Letonya, Polonya Cumhuriyetleri ve Romanya Kralliğı arasında 9 şubat 929 tarihinde Moskovada imza edilmiş olan Protokola Türkiye Cumhuriyetinin de iltihakı hakkındaki kanun lâyihası ve esbabı mucibesi Encümenimizce mütalâa ve tetkik olundu.
İşbu Protokolün Pariste aktetmiş olduğumuz muahede ahkâmının bir an evvel tatbikini istihdaf etmesi itibarile Yüksek Meclisin arzu ve takip buyurduğu sulh ve müsalemet poletikasını teyit eyleyen bir vesika mahiyetinde olduğu görülmüş ve tasviben heyeti celilenin tasdikına arzolunmuştur.
Harbin millî siyaset aleti olarak kullanılmasından feragati mütezammın 27 ağustos 1928 tarihli Paris muahedesinin meriyete konulmasına müteallik 9 şubat 1929 da imza edilen ve atideki şekilde muharrer bulunan Moskova protokoluııa Türkiye Cumhuriyetinin iştirak eylediğini zirde imzası mevcut Türkiye Hariciye Vekili beyan eder.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, 6701 kanun numarası ile ve 06.04.2016 tarihinde yasalaşmış, Resmi Gazetenin 20.04.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, insan onurunu korumak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığı önlemektir.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu
Kanun Numarası : 6701
Kabul Tarihi : 6/4/2016
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih: 20/4/2016 Sayı : 29690
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 57
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kurulması, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esasların düzenlenmesidir.
Tanımlar
MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Ayrı tutma: Kişilerin bu Kanunda sayılan temellerden biri veya birden fazlası nedeniyle, bir eylem veya eylemsizliğin sonucu olarak diğerlerinden ayrı tutulması durumunu,
b) Ayrımcılık talimatı: Bir kişinin kendi nam veya hesabına eylem ve işlemlerde bulunmaya yetkili kıldığı kişilere veya bir kamu görevlisinin diğer kişilere verdiği ayrımcılık yapılmasına yönelik talimatı,
c) Başkan: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanını,
ç) Çoklu ayrımcılık: Ayrımcı uygulamanın birden fazla ayrımcılık temeli ile ilişkili olması durumunu,
d) Doğrudan ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muameleyi,
e) Dolaylı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temelleriyle bağlantılı olarak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulmasını,
f) Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit şartlarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre şartlarından etkilenen bireyi,
g) İşyerinde yıldırma: Bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri,
ğ) Kamu görevlisi: Kamu hizmetlerinin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişiyi,
h) Kurul: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulunu,
ı) Kurum: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunu,
i) Makul düzenleme: Engellilerin hak ve özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, mali imkânlar nispetinde, ölçülü, gerekli ve uygun değişiklik ve tedbirleri,
j) Taciz: Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranışı,
k) Ulusal önleme mekanizması: İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yapmak üzere oluşturulan sistemi,
l) Uygulamalı iş deneyimi: Bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarının eğitimle eş zamanlı ya da eğitim sonrası dönemde iş içerisinde geliştirilmesini,
m) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerinden birisiyle gerçekte ilgisi olmamasına rağmen, bu temellerden birisini taşıdığı sanılarak hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından ayrımcı muameleye maruz kalmasını,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Ayrımcılıkla Mücadele
Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı
MADDE 3- (1) Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir.
(2) Bu Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır.
(3) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi, sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
(4) Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ayrımcılık türleri
MADDE 4- (1) Bu Kanun kapsamına giren ayrımcılık türleri şunlardır:
a) Ayrı tutma.
b) Ayrımcılık talimatı verme ve bu talimatları uygulama.
c) Çoklu ayrımcılık.
ç) Doğrudan ayrımcılık.
d) Dolaylı ayrımcılık.
e) İşyerinde yıldırma.
f) Makul düzenleme yapmama.
g) Taciz.
ğ) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık.
(2) Eşit muamele ilkesine uyulması veya ayrımcılığın önlenmesi amacıyla idari ya da adli süreçleri başlatan yahut bu süreçlere katılan kişiler ile bunların temsilcilerinin, bu nedenle maruz kaldıkları olumsuz muameleler de ayrımcılık teşkil eder. Ayrımcılık yasağının kapsamı
MADDE 5- (1) Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen kişi aleyhine ayrımcılık yapamaz. Bu hüküm kamuya açık hizmetlerin sunulduğu alanlar ve binalara erişimi de kapsar.
(2) Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin planlanması, sunulması ve denetlenmesinden sorumlu olan kişi ve kurumlar, farklı engelli grupların ihtiyaçlarını dikkate almakla ve makul düzenlemelerin yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.
(3) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri ve bunlar tarafından yetkilendirilenler, taşınır ve taşınmazları kamuya açık bir şekilde sunarken bu malları edinmek veya kiralamak isteyenler ile bunlar hakkında bilgi almak isteyenler aleyhine, bunların kiralanması, kira akdinin şartlarının belirlenmesi, kira akdinin yenilenmesi veya sona erdirilmesi, satışı ve devri süreçlerinin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.
(4) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerine, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde belirtilen istisnalar dışında üye olma, organlarına seçilme, üyelik imkânlarından yararlanma, üyeliğin sonlandırılması ve bunların faaliyetlerine katılma ve yararlanma bakımından, hiç kimse aleyhine ayrımcılık yapılamaz. İstihdam ve serbest meslek
MADDE 6– (1) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi; işverenin çalışanı veya bu amaçla başvuran kişi, uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere bir işyerinde bulunan veya bu amaçla başvuran kişi ve herhangi bir sıfatla çalışmak ya da uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere işyeri veya iş ile ilgili olarak bilgi edinmek isteyen kişi aleyhine, bilgilenme, başvuru, seçim kriterleri, işe alım şartları ile çalışma ve çalışmanın sona ermesi süreçleri dâhil olmak üzere, işle ilgili süreçlerin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.
(2) Birinci fıkra iş ilanı, işyeri, çalışma şartları, mesleki rehberlik, mesleki eğitim ve yeniden eğitimin tüm düzeylerine ve türlerine erişim, meslekte yükselme ve mesleki hiyerarşinin tüm düzeylerine erişim, hizmet içi eğitim, sosyal menfaatler ve benzeri hususları da kapsar.
(3) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi, istihdam başvurusunu gebelik, annelik ve çocuk bakımı gerekçeleriyle reddedemez.
(4) Serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından ayrımcılık yapılamaz.
(5) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmeyen her türlü iş ve iş görme sözleşmeleri de bu madde kapsamındadır.
(6) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam bu madde hükümlerine tabidir. Ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller
MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller ve istisnalar şunlardır:
a) İstihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele.
b) Sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar.
c) İşe kabul ve istihdam sürecinde, hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, gereklilik ve amaçla orantılı olması şartıyla yaşa dayalı farklı muamele.
ç) Çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri.
d) Bir dine ait kurumda, din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı.
e) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları.
f) Eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli, amaca uygun ve orantılı farklı muamele.
g) Vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kuruluş, Teşkilat Yapısı ve Görevler
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu
MADDE 8– (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz, Başbakanlıkla ilişkili Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmuştur.
(2) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur. Kurumun görevleri
MADDE 9- (1) Kurumun görevleri şunlardır:
a) İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
b) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.
c) Millî eğitim müfredatında bulunan insan hakları ve ayrımcılık yasağıyla ilgili bölümlerin hazırlanmasına katkıda bulunmak.
ç) İnsan haklarının korunması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak üniversiteler ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin kurulmasına ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesine katkıda bulunmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının meslek öncesi ve meslek içi insan hakları ve eşitlik eğitimi programlarının esaslarının belirlenmesine ve bu programların yürütülmesine katkıda bulunmak.
e) Görev alanıyla ilgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek.
f) İnsan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
g) Ayrımcılık yasağı ihlallerini resen veya başvuru üzerine incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
ğ) Ayrımcılık yasağı ihlalleri nedeniyle mağdur olduğu iddiasıyla Kuruma başvuranlara mağduriyetlerinin giderilmesi için kullanabilecekleri idari ve hukuki süreçler konusunda yol göstermek ve başvurularını takip etmelerini sağlamak amacıyla yardımcı olmak.
h) İşkence ve kötü muamele ile mücadele etmek ve bu konuda çalışmalar yapmak.
ı) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde ulusal önleme mekanizması olarak görev yapmak.
i) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
j) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek, Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak, ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek.
k) Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak.
l) Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak.
m) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak.
n) İnsan haklarının korunması ve ayrımcılıkla mücadele kapsamında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapmak.
o) Diğer kurumların ayrımcılığın önlenmesine yönelik faaliyetlerine destek vermek.
ö) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak.
p) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler, birinci fıkranın (j) bendi kapsamındaki ziyaretler sebebiyle gerekli yardım ve kolaylığı göstermek zorundadır.
(3) Kurum, görev ve yetkilerine ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu yılda en az bir defa bilgilendirir. Kurul
MADDE 10- (1) Kurul, Kurumun karar organıdır. Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
(2) Kurul, biri Başkan, biri İkinci Başkan olmak üzere on bir üyeden oluşur. Kurulun sekiz üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Bakanlar Kurulunca seçilecek bir üye Yükseköğretim Kurulu tarafından insan hakları alanında çalışmalar yapan öğretim üyelerinden önerilecek iki aday arasından; yedi üye ise dördüncü fıkrada aranan şartları taşımak kaydıyla, insan hakları alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, akademisyenler, avukatlar, görsel ve yazılı basın mensupları ve alan uzmanlarının göstereceği adaylar veya üyelik başvurusu yapanlar arasından belirlenir.
(3) İkinci fıkraya göre Bakanlar Kurulunca seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan iki ay önce durum, Kurum tarafından uygun iletişim araçlarıyla kamuoyuna duyurulur. Başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. İkinci fıkrada belirtilen usule göre yeni seçilen üyeler, yerlerine seçildikleri üyenin görev süresinin bitiminden itibaren göreve başlar.
(4) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:
a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.
b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.
c) Herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmamak.
ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.
5) Üye seçimlerinde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.
6) Üyelerin görev süresi dört yıldır. Arka arkaya iki dönem görev yapan üyeler bir dönem geçmeden tekrar seçilemez. Üyeliklerde görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, bir ay içinde aynı usulle yeni üye seçilir. Bu şekilde seçilen üye, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar ve bunlardan iki yıl veya daha az süreyle görev yapanların bu görevleri seçilme dönemi olarak değerlendirilmez.
(7) Başkan ve İkinci Başkan, Kurul tarafından Kurul üyeleri arasından seçilir.
(8) Başkan, İkinci Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin;
a) Seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi,
b) Kurul kararlarını süresi içinde imzalamaması,
c) Kurul tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına katılmaması,
ç) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi,
d) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,
e) Geçici iş göremezlik hâlinin üç aydan fazla sürmesi,
f) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezasının infazına fiilen başlanması, hâllerinin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla üyeliğine son verilir.
(9) Üyelerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Üyeler, özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki görevlerinin dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik ve denetçilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamaz. Ancak üyeler, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilir.
(10) Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde önceki kurum veya kuruluşlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından yapılmasına devam olunur. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez.
(11) Başkan ve üyeler, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa tabidir.
(12) Seçilen üyeler ilk toplantının başında aşağıdaki şekilde yemin ederler: “Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”
(13) 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca Başkan ve üyeler için soruşturma yapılması Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabidir. Soruşturma izni verilmesi veya verilmemesine ilişkin kararlara karşı itirazlar Danıştay tarafından karara bağlanır.
(14) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. Kurulun görev ve yetkileri
MADDE 11- (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kurumla ve Kurumun görev alanıyla ilgili düzenlemeler yapılmasına yönelik kararlar almak.
b) Ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin başvurular ile insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeleri karara bağlamak, bu başvuru ve incelemelere ilişkin gerekli hâllerde uzlaşma sürecini sonuçlandırmak, ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.
c) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin sorunları izlemek ve değerlendirmek.
ç) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını ve bu kapsamda resen yürütülen incelemeleri karara bağlamak.
d) Görev alanıyla ilgili olarak yargı organlarına, kamu kurum ve kuruluşlarına ve ilgili kişilere talepleri hâlinde görüş bildirmek.
e) Gerek gördüğünde Kurumun kendi alanında çalışan uluslararası kuruluşlara üye olmasına ve bu kuruluşlarla işbirliği yapmasına karar vermek.
f) Kurum tarafından insan haklarının korunması, ayrımcılıkla mücadele ve ulusal önleme mekanizması görevleri kapsamında yapılan inceleme ve araştırmaları, hazırlanan raporları ve benzeri çalışmaları karara bağlamak.
g) Kurumun stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans ölçütlerini belirlemek.
ğ) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.
h) Kurumun faaliyet raporlarını karara bağlamak.
ı) Taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularındaki önerileri görüşüp karara bağlamak.
i) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Kurulun çalışma esasları
MADDE 12- (1) Kurul, Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Toplantıları Başkan yönetir. Başkanın dışında en az beş üyenin birlikte talep etmesi hâlinde, Kurul, Başkan tarafından beş gün içinde toplanmak üzere derhâl toplantıya çağrılır.
(2) Toplantı gündemi Başkan tarafından hazırlanarak, toplantıdan en az üç gün önce Kurul üyelerine bildirilir. Gündeme yeni madde eklenebilmesi için toplantıda üyelerden birinin öneride bulunması ve önerilen maddenin Kurul tarafından kabul edilmesi gerekir.
(3) Kurul, en az yedi üye ile toplanır ve en az altı üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır. Kararlarda çekimser oy kullanılamaz.
(4) Kurul, kendi üyeleri arasından, her bir çalışma alanı için üçer üyeli komisyonlar oluşturabilir.
(5) Kurul, başvuruları görüşmek ve sonuçlandırmak üzere Başkan hariç beş üyeli daireler oluşturabilir. Başkan, dairelerin doğal üyesidir.
(6) Kurul kararları tutanakla tespit edilir ve karar tutanağı toplantı esnasında veya en geç toplantıyı izleyen beş iş günü içinde toplantıya katılan tüm üyeler tarafından imzalanarak tekemmül ettirilir. Toplantı tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde gerekçeler ve varsa karşı oy gerekçeleri yazılır. Gerektiğinde, Kurul tarafından bu süre uzatılabilir.
(7) Başkan ve üyeler; kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamaz. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.
(8) Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizlidir.
(9) İhtiyaç duyulması hâlinde görüşlerinden yararlanılmak üzere ilgililer Kurul toplantısına davet edilebilir. Ancak, Kurul kararları toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınamaz.
(10) Kurul kararları, tekemmül etmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde ilgililere gönderilir. Kurul kararlarında, ilgili kişilerin bu kararlara karşı hangi hukuki yollara başvurabilecekleri süreleri ile birlikte belirtilir.
(11) Kurul, gerekli gördüğü durumlarda kararlarını, kişisel verilerin gizliliği ilkesine bağlı kalmak kaydıyla uygun vasıtalarla kamuoyuna duyurabilir.
(12) Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkeler, bu maddede belirtilen komisyonların ve dairelerin oluşumu, çalışma esasları ile Kurulun çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir. Başkan
MADDE 13- (1) Başkan, Kurumun en üst amiri olup, Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında eşgüdümü sağlar. Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur.
(2) Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kurul toplantılarının gündemini, gün ve saatini belirlemek ve toplantıları yönetmek.
b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak.
c) Hizmet birimi koordinatörlerini görevlendirmek ve diğer Kurum personelini atamak.
ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.
d) Kurumun stratejik planını, performans ölçütlerini hazırlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını, insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.
e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.
f) Yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak, yıllık amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine göre faaliyetlerin değerlendirmesini yapmak ve bunları Kurula sunmak.
g) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla eşgüdümü sağlamak.
ğ) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.
(3) Başkanın yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekâlet eder. Başkanlık
MADDE 14- (1) Başkanlık, Başkan Yardımcıları, hizmet birimleri ve çalışma gruplarından oluşur. Hizmet birimlerinin sayısı onu geçemez. Başkanlık, Kurul kararlarını uygulamakla ve diğer konularda Başkana ve Kurula yardımcı olmakla görevlidir.
(2) Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır.
(3) Hizmet birimleri, Başkan tarafından belirlenen koordinatörlerin eşgüdümünde faaliyet gösterir.
(4) Kurum, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve konuyla ilgili uzmanların katılımı ile altı ay süreli geçici komisyonlar oluşturabilir. Başkan, bu süreyi üç aya kadar uzatabilir. Gerekli görülmesi hâlinde Kurul, altı aylık süreyi iki katına kadar uzatabilir. Ayda ikiyi geçmemek kaydıyla komisyonların toplantılarına ilişkin giderler Kurum bütçesinden karşılanır.
(5) Gerek görülmesi hâlinde, Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla Kuruma bağlı bürolar kurulabilir.
(6) Hizmet birimleri ve büroların çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilerine uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Personel Rejimi
Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler
MADDE 15- (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir. Hizmet birimi koordinatörü olarak görevlendirilenlerde bakanlık daire başkanı kadrolarına atanmak için aranan şartlar aranır ve bunlara kadrolarına bağlı olarak mali haklar kapsamında yapılan aylık net ödeme tutarının, bakanlık daire başkanına kadrosuna bağlı olarak yapılması öngörülen aylık net ödeme tutarından az olması hâlinde aradaki fark, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi olmaksızın ödenir.
(2) Kurul Başkanına 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelin 3 üncü sırasında, Kurul üyelerine anılan cetvelin 4 üncü sırasında yer alan göstergeler üzerinden anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesinde öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde ödeme yapılır. Söz konusu ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu fıkraya göre yapılacak ödemelerde de vergi ve diğer yasal kesintilere tabi tutulmaz. Başkan ve üyeler, 657 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuat uyarınca Devlet memurlarının yararlandığı sosyal hak ve yardımlardan da aynı usul ve esaslar çerçevesinde yararlanır.
(3) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Başkan ve üyeler ile başkan yardımcıları emeklilik hakları bakımından sırasıyla Devlet Personel Başkanı, Başbakanlık genel müdürleri ve Başbakanlık genel müdür yardımcıları ile denk kabul edilir. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerden bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerin, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, üyelikte geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.
(4) Kurul tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde Başkana yardımcı olmak üzere, Kurumun görev alanları dikkate alınarak üç Başkan Yardımcısı atanır. Başkan Yardımcısı olarak atanacaklarda;
a) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olma,
b) Kamu hizmetinde en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip olma,
c) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıma, şartları aranır. Başkan yardımcılarının görev süresi dört yıldır. Görevi sona eren başkan yardımcıları yeniden atanabilir.
(5) Başkan, sınırlarını yazılı ve açık olarak belirlemek şartıyla Kurula ilişkin olmayan görev ve yetkilerinin bir bölümünü başkan yardımcılarına veya hizmet birimi koordinatörlerine devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.
(6) Kurumda, 657 sayılı Kanun ve diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşmeli personel istihdam edilebilir. Sözleşmeli olarak istihdam edilecek personel, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu personelin atama usul ve esasları Kurumca belirlenir. Bunlara ödenecek ücretin net tutarı, birinci dereceli İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanına ödenen aylık ortalama net tutarı aşmamak üzere Başkan tarafından tespit edilir. Bu fıkra uyarınca çalıştırılacakların sayısı İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde on beşini geçemez. Bu fıkraya göre istihdam edilecek sözleşmeli personelin, yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin en az dört yıllık eğitim veren Kurumca belirlenecek bölümlerinden mezun olması ve en az yarısının Kurumca belirlenecek yabancı diller için Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan alması veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olması gerekir. Kurumca belirlenecek yabancı dillerin konuşulduğu ülkelerde dört yıllık eğitim veren kurumlardan mezun olan kişilerden yabancı dil belgesi istenmez. Bu fıkrada belirtilen yabancı dil bilgisine ilişkin şartlar yabancı uyruklular için aranmaz.
(7) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahalli idarelerde, mahalli idarelere bağlı idarelerde, mahalli idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Hakim ve savcılar dâhil bu madde kapsamında görevlendirilenlerin Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir. İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve Uzman Yardımcıları
MADDE 16- (1) Kurumda, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvurular ve İnceleme Usulleri
Başvurular
MADDE 17- (1) Ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek ve tüzel kişi Kuruma başvurabilir. Kuruma başvuru, illerde valilikler, ilçelerde kaymakamlıklar aracılığıyla da yapılabilir. Başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette engel olunamaz. Başvurulardan herhangi bir ücret alınmaz.
(2) İlgililer, Kuruma başvurmadan önce bu Kanuna aykırı olduğunu iddia ettikleri uygulamanın düzeltilmesini ilgili taraftan talep eder. Bu taleplerin reddedilmesi veya otuz gün içerisinde cevap verilmemesi hâlinde Kuruma başvuru yapılabilir. Ancak Kurum, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde, bu şartı aramadan başvuruları kabul edebilir.
(3) Dava açma süresi içinde Kuruma yapılan başvurular işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.
(4) Yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler başvurunun konusu olamaz.
(5) 4857 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular, 4857 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatında belirlenen şikâyet usulleri izlendikten sonra herhangi bir yaptırım kararı alınmadığı hâllerde yapılabilir.
(6) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeler için ihlal mağdurunun şahsen belirlenebilir olduğu durumlarda kendisinin veya kanuni temsilcisinin açık rızasının alınması şarttır. Ancak, çocuğun yüksek yararının gerektirdiği hâllerde kanuni temsilcisinin rızası aranmaz.
(7) Kuruma yapılacak başvurularda, vesayet ya da koruma altında olanlar ve çocuklar ile talepleri üzerine mağdur ya da mağdurların kimlik bilgileri gizli tutulur.
(8) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında yapılan başvurular hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
(9) İşleme konulmayacak başvurular ve gerekçeli kabul edilmezlik kararları ile başvuruya ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. İhlal incelemeleri
MADDE 18- (1) Kurum, başvuruları ve resen yaptığı incelemeleri başvuru ve resen inceleme kararı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde sonuçlandırır. Bu süre, Başkan tarafından bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç ay uzatılabilir.
(2) Kurum, ihlal iddiasına muhatap olan taraftan yazılı görüşünü sunmasını ister. Yazılı görüş, istemin tebliğinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ulaştırılır. Yazılı görüş, başvuran kişiye tebliğ edilerek, görüşünü tebliğden itibaren en geç on beş gün içinde Kuruma sunması istenir. Talep hâlinde Başkan bu süreleri bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün uzatabilir. Taraflara talepleri hâlinde Kurul önünde ayrı ayrı sözlü açıklama yapma hakkı tanınabilir.
(3) Başkan, incelemenin özelliğine göre, görüşlerin alınmasından sonra, resen veya talep üzerine tarafları uzlaşmaya davet edebilir. Uzlaşma, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali olduğu iddia olunan uygulamaya son verilmesi veya mağdur açısından bu sonucu sağlayacak çözümleri içerebileceği gibi mağdura belli bir tazminatın ödenmesi biçiminde de olabilir. Uzlaşma en geç bir ay içinde sonuçlandırılır. Uzlaşma müzakereleri sırasında yapılan tespitler, alınan beyanlar veya açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(4) Uzlaşma yoluyla sonuçlandırılamayan başvurular ve incelemeler hakkında ilgili rapora ilişkin müzekkere yirmi gün içinde Kurula sunulur. Bunun üzerine Kurul, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali yapılıp yapılmadığına ilişkin karar verir. (5) Kurul, konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerini tespit ettiği takdirde, bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunur. İnceleme yetkisi
MADDE 19- (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla Kuruma verilen inceleme, araştırma, ziyaret ve rapor hazırlama görevleri ile diğer görevler, insan hakları ve eşitlik uzmanları, insan hakları ve eşitlik uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personeli tarafından yerine getirilir.
(2) Birinci fıkrada sayılanlar, Başkanın yetkilendirmesi hâlinde, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden ilgili bilgi ve belgeleri istemeye, incelemeye ve bunların örneklerini almaya, ilgililerden yazılı ve sözlü bilgi almaya, özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerleri ziyaret etmeye, buralarda inceleme yapmaya ve gerekli tutanakları düzenlemeye, kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen kişi ya da kişilerle görüşmeye yetkilidir. Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun ziyaretlerini kolaylaştırmak ve taleplerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadırlar.
(3) Kurumun görev ve yetki alanına giren konularda yerinde inceleme ve araştırma yapmak üzere, Başkanın belirleyeceği Kurum personelinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin ve diğer kişilerin katılımıyla heyet oluşturulabilir. Heyette görev alacak kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri kendi kurum ve kuruluşlarınca, diğer kişiler ise Başkan tarafından belirlenir. Heyetler tarafından yapılan inceleme ve araştırmaların sonuçları Kurum tarafından bir rapor hâline getirilir. Heyetlerin giderleri Kurum bütçesinden karşılanır.
(4) Kurumun inceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerekçesini belirterek istediği bilgi ve belgelerin, bu talebin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde verilmesi zorunludur. Bilirkişi görevlendirilmesi ve tanık dinlenmesi
MADDE 20- (1) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak, Başkan ya da Kurul tarafından, ücreti Kurum bütçesinden ödenmek üzere bilirkişi görevlendirilebilir. Bilirkişi olarak görev yapacakların nitelikleri ve çalışma esasları yönetmelikle düzenlenir.
(2) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere, Kurum dışından görevlendirilmek ve ayda beşi geçmemek kaydıyla her inceleme ve araştırma konusu için uhdesinde kamu görevi bulunan her bilirkişiye (1.000), uhdesinde kamu görevi bulunmayan her bilirkişiye (2.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere bilirkişi ücreti ödenir. Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
(3) İnceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerek görülmesi hâlinde Kurul ve inceleme ve araştırma yapmaya yetkili Kurum personeli, tanık veya ilgili kişileri dinleyebilir. İspat yükü
MADDE 21- (1) Münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kuruma yapılan başvurularda, başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir. İstişare komisyonu ve istişare toplantıları
MADDE 22- (1) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda sorunları ve çözüm önerilerini tartışmak ve bu konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla istişare komisyonu oluşturulur. (2) Kurum, insan hakları sorunlarını tartışmak ve insan hakları konularında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla merkezde ve illerde istişare toplantıları gerçekleştirir.
(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Kurumun gelirleri
MADDE 23- (1) Kurumun gelirleri şunlardır:
a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.
b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.
c) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.
ç) Diğer gelirler. İstatistik
MADDE 24- (1) Kurul, ayrımcılıkla mücadele amacıyla hangi alanlarda resmî nitelikte istatistik toplanmasına ihtiyaç olduğuna Türkiye İstatistik Kurumu ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte karar verir. Ayrımcılık belirtilerinin tüm boyutlarını ortaya koyabilmek için gerekli olan istatistiksel bilgilerin, verilere sürekli ve eksiksiz şekilde erişilmesini sağlayacak bir sistem içinde toplanmasından Resmî İstatistik Programı kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu sorumludur. İdari yaptırımlar
MADDE 25- (1) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında bin Türk lirasından on beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.
(2) Birinci fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.
(3) 19 uncu maddede öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan birinci fıkra kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada düzenlenen idari para cezaları hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir. Hakkında uyarı cezası verilen kişi veya kurumun ayrımcı fiilinin tekrarı hâlinde alacağı ceza yüzde elli oranında artırılır. Bu artış ceza üst sınırını aşamaz.
(5) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.
(6) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde idari yaptırımlara ilişkin olarak 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır. İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri
MADDE 26- (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, Kurum personeli veya insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilir. Eğiticilerin nitelikleri, çalışma usul ve esasları ile eğiticilere verilecek ücret Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelik
MADDE 27- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur. Yürürlükten kaldırılan ve değiştirilen hükümler
MADDE 28- (1) 21/6/2012 tarihli ve 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna yapılmış olan atıflar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna yapılmış sayılır.
(2) (14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(3) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
(4) Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait kadrolar iptal edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili cetvellerinden çıkarılmış ve ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu bölümü olarak eklenmiştir.(Bu maddede yer alan kadrolarla ilgili olarak 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmi Gazete’ye bakınız.)
(5) (27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.) Hak ve yetkiler ile personelin devri
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bakanlar Kurulunca ilk yapılacak seçimde seçilecek üyelere ilişkin başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. Başvurular ve aday bildirimlerine ilişkin hususlar Başbakanlık tarafından ilan edilir.
(2) Bu Kanun ile kurulan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu teşkilatlanıncaya kadar Kuruma verilen görev ve hizmetler mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun mevcut personeli eliyle yürütülmeye devam edilir.
(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç ve malzeme, nakit ve benzeri değerler, her türlü borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar ile kadro ve pozisyonlarda bulunan personel, hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna devredilmiş sayılır.
(4) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından yapılmış olan sözleşmelere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu halef olur. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun leh ve aleyhine açılmış davalar ile icra takiplerinde Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kendiliğinden taraf sıfatını kazanır.
(5) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinin üyelikleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başlayıncaya kadar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı olarak görev yapar. Bunlar, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başladığında, atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sonuna kadar görev yapmak üzere ekli (2) sayılı liste ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır ve Başkan tarafından belirlenen istişari görevleri yürütür. Bu fıkra ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadroları, bu kadroların herhangi bir sebeple boşalması ve her hâlde anılan kadrolara atanmış sayılan Başkan ve İkinci Başkanın atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sona ermesi hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkraya göre Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılanlara, fiilen görev yapma şartına bağlı ödemeler hariç mali ve sosyal haklar kapsamında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmakta olan ödemelere, kalan görev süreleri sonuna kadar devam edilir. Bunlar görev sürelerinin sonunda talepleri hâlinde, Kurumda veya önceki kurumlarında öğrenim durumları, hizmet yılı ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun bir kadroya en geç bir ay içinde atanır.
(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte İnsan Hakları Uzmanı ve İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrolarında bulunanlar, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ile İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılır ve bunlardan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 12 nci maddesi hükmünden yararlananların bu hakları söz konusu kadrolarda bulundukları sürece devam eder. Bu fıkraya göre atananların İnsan Hakları Uzmanı kadrosunda geçirdiği süreler İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı kadrosunda, İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrosunda geçirdiği süreler ise İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır.
(7) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu kadrolarında bulunan memurlardan yukarıdaki fıkralarda belirtilenler dışında kalanlar, Kurum için ihdas edilen aynı unvanlı kadrolara hâlen bulundukları kadro dereceleriyle başka bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır.
(8) Bu madde uyarınca atanan veya atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına atandıkları veya atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının (Bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır.); yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak yapılan sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.
(9) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunda geçen hizmetler, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunda geçmiş sayılır.
(10) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun 2016 mali yılı harcamaları, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun 2016 yılı bütçesinde yer alan ödeneklerinden karşılanır.
(11) Başbakanlık tarafından yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar il ve ilçe insan hakları kurulları faaliyetine devam eder.
(12) En az dört yıllık lisans eğitimi veren yükseköğretim kurumlarını bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda insan hakları alanında faaliyet gösteren kurumların merkez teşkilatı kadrolarına atanmış olanlar talepleri hâlinde kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile, Kurumun görev alanına giren konularda doktora yapmış olan Devlet memurları ile öğretim elemanları ise başvurmaları hâlinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, bu Kanun kapsamında atanan Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı olarak atanabilirler. Bu fıkra hükümlerine göre atanacak olanların sayısı, Kurumun kadro cetvellerindeki İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadro sayısının yüzde onunu geçemez.
(13) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurulun ilk toplantı tarihinden itibaren altı ay içerisinde yürürlüğe konulur. Ayrımcılık yasağı ihlali iddialarına ilişkin başvurular 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında öngörülen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren alınır. Yürürlük
MADDE 29- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme
MADDE 30- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
(1) SAYILI LİSTE KURUMU : TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU TEŞKİLATI : MERKEZ
İHDAS EDİLEN KADROLARIN
SINIFI
UNVANI
DERECESİ
ADEDİ
TOPLAMI
GİH
Başkan Yardımcısı
1
3
3
GİH
Hukuk Müşaviri
1
2
2
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
2
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
3
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
4
5
5
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
5
10
10
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı
6
20
20
GİH
İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı
9
40
40
GİH
Mali Hizmetler Uzmanı
4
1
1
GİH
Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı
9
2
2
GİH
Mütercim
5
1
1
GİH
Bilgisayar İşletmeni
8
2
2
GİH
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
6
5
5
GİH
Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni
9
5
5
GİH
Memur
8
3
3
GİH
Memur
9
3
3
GİH
Sekreter
7
3
3
GİH
Sekreter
8
4
4
GİH
Santral Memuru
9
1
1
AH
Avukat
6
3
3
TH
Kütüphaneci
7
1
1
SH
Psikolog
3
6
6
SH
Sosyal Hizmetler Uzmanı
5
10
10
TOPLAM
150
10
(2) SAYILI LİSTE
KURUMU : TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU
TEŞKİLATI : MERKEZ
Kamu Gözetimi Kurumu (Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu), “finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak, etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek” üzere 2011 yılında kurulmuştur.
Kamu Gözetimi Kurumu, uluslararası gelişmelerin gereği olarak Türk Ticaret Kanunu ile öngörülen bağımsız denetim alanını düzenlemek üzere 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulmuştur. KGK, Başbakanlıkla ilişkili, idari özerkliğe sahip bir Üst Kuruldur.
Kamu Gözetimi Kurumu-KGK
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırılmış ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kamu Gözetimi Kurumu Görev ve Yetkileri
Kamu Gözetimi Kurumunun görev ve yetkileri; Türkiye Muhasebe Standartlarını oluşturmak, Türkiye Denetim Standartlarını oluşturmak, Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek ve Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetlerini denetlemektir.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, yüksek kalitede ve güvenilir bir finansal raporlama ve bağımsız denetim ortamı oluşturmayı amaçlamaktadır. Başta borsa şirketleri, bankalar, sigorta şirketleri olmak üzere belirlenen büyük ölçekli şirketlerin denetimlerini gözetmek ve izlemek için kurulmuştur.
Kamu Gözetimi Kurumu Binası
Kamu Gözetimi Kurumu Üyeleri
Kamu Gözetimi Kurumunun en önemli karar organı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’dur. Kurum başkanı bu Kurulun da başkanıdır. Kurul; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından önerilecek dörder aday arasından ikişer kişi, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bağlı olduğu Bakanlıklar ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu tarafından atanan dokuz üyeden oluşmaktadır.
Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşlarını yetkilendirmek,
Bağımsız denetim alanında kamu gözetimi yapmak ve böylece bağımsız denetimde uygulama birliğini, gerekli güveni ve kaliteyi sağlamak.
Uluslararası Muhasebe Standartlarıyla uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını (TMS) oluşturmak ve yayımlamak
Uluslararası Denetim Standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarını (TDS) oluşturmak ve yayımlamak.
Standartların ve diğer kuralların düzenlenmesi sürecinde geniş katılım ve mutabakat sağlanmasını, düzenlemelerin uygulayıcılar açısından benimsenmesi ve uyum düzeyinin artırılmasını, gözetim ve inceleme faaliyetleri ile bu kurallara uyumun denetlenmesini, denetim süreçlerin hukuka ve adalete uygun, etkin, şeffaf, hızlı bir biçimde gerçekleştirilmesi yoluyla bağımsız denetimde uygulama birliğini ve denetim hizmetinin uluslararası kalite standartlarında verilmesini sağlamak kurumun en önemli amacıdır. KGK, yatırımcıların çıkarlarını ve denetim raporlarının doğru ve bağımsız olarak hazırlanmasına ilişkin kamu yararını korumakta; doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir finansal bilginin sunumunu sağlamaktadır.
Kamu gözetimi, genel olarak bağımsız denetim faaliyetlerinin mevcut yasal düzenlemelere uygunluğunun ve bu faaliyetlerin
standartlara uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, meslekten bağımsız, kamu yararını ön planda tutan bir kurum tarafından çeşitli uygulamalarla kontrol edilmesidir.
Kamu Gözetimi Kurumu Rıza Çelen, 1973 yılında Kırıkkale’de doğdu. 1990 yılında Ankara Lisesini, 1994 yılında da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. 1995 yılında açılan giriş sınavını kazanarak Stajyer Gelirler Kontrolörlüğüne, yeterlilik sınavında da başarılı olarak 1999 yılında Gelirler Kontrolörlüğüne atandı. Temmuz /20003 Eylül/2005 yılları arasında Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı ile Ankara Defterdarlığı Defterdar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Eylül 2005 Haziran 2006 arası Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Grup Müdürlüğü görevinde bulundu. 29.06.2006 tarihinde atandığı Gelir İdaresi Grup Başkanlığı görevinin ardından, 19.10.2009 tarihinde GİB Daire Başkanı olarak atandı. 10.01.2014 tarihinde GİB Başkan Yardımcı olarak atanan Çelen 12.01.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan BKK ile Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) Başkanlığına atandı. Evli ve iki çocuklu olan Rıza ÇELEN, İngilizce bilmektedir.
Bağımsız denetim, bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşları tarafından yürütülür. Bağımsız denetçiler; yeminli mali müşavirlik ya da serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış meslek mensupları arasından Kamu Gözetim Kurumu tarafından yetkilendirilen kişilerdir. Bağımsız denetim kuruluşları ise; Kurumdan bağımsız denetim alanında faaliyette bulunma yetkisi alan şirketlerdir.
Kamu Gözetimi Kurumu Başkan Yardımcısı-Murat Yünlü
Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları
Uluslararası Muhasebe Standartları/Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UMS/UFRS’ler), Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) tarafından geliştirilerek yayımlanan muhasebe standartları setidir. 2017 yılı itibarıyla UMS/UFRS’ler dünya genelinde toplam 150 ülke tarafından kabul görmüştür.
Bu Standartların dünya genelinde tutarlı bir şekilde uygulanmasıyla halka açık işletmelerin finansal durumlarının yatırımcılar ve diğer finansal tablo kullanıcıları tarafından uluslararası düzeyde karşılaştırılabilmesine olanak sağlanması amaçlanmaktadır. 2001 yılına kadar UMS adıyla yayımlanan bu Standartlar, bu tarihten sonra UFRS adıyla yayımlanmaya başlamıştır.
Kamu Gözetim Kurumu Uzmanlarının Görev ve Yetkileri
Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının teftiş ve incelemelerini yapmak.
Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartlarının oluşturulmasına ilişkin mevzuat çalışmalarında bulunmak.
Bağımsız denetçilerin ve bağımsız denetim kuruluşlarının yetkilendirme işlemlerini yapmak.
Muhasebe ve denetim standartlarını yayımlayan uluslararası kuruluşlarla yapılan çalışmalarda Kurumu temsil etmek ve bu kuruluşlar bünyesinde oluşturulan çalışma komisyonlarında görev almak.
Mevzuat değişikliklerini önermek, takip etmek ve düzenleme çalışmalarına katılmak.
Mevzuatın uygulanmasına yönelik gerçek ve tüzel kişilere, kamu kurum ve kuruluşları ile ilgililere verilecek eğitim çalışmaları yapmak, konferans, kurs ve seminerlerde görev almak.
Kamu Gözetim Kurumunun Uyguladığı Yaptırımlar
Kamu Gözetim Kurumu, inceleme ve gözetim faaliyetleri sonucunda tespit ettiği ya da ilgili kurum ve kuruluşların bildirdikleri aykırılıklara ilişkin olarak, mevzuata aykırı hareket ettikleri tespit edilen kişi ve kuruluşlara idari yaptırımlar uygulamaktadır. Bu yaptırımlar uyarı, faaliyet iznini askıya alma ve faaliyet izninin iptalidir. Standartlara, formlara ve Kamu Gözetim Kurumu tarafından genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket edilmesi halinde idari para cezası uygulanmaktadır.
660 SAYILI KAMU GÖZETİMİ, MUHASEBE VE DENETİM STANDARTLARI KURUMUNUN TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
6 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1326
Orhan Bey, Bursa’yı Bizanslılardan aldı. Bursa, bu tarihten 1361 yılına kadar Osmanlılara başkentlik yaptı.
1814
Napolyon Bonapart, Elba Adası’na sürgüne gönderildi.
1869
Selüloit’in patenti alındı.
1875
Alman-Fransız filozof, sosyalist ve Sosyalist Siyonizm’in kurucusu Moses Hess yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Haziran 1812)
1885
Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau 14 Kasım 1881–30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883–6 Nisan 1885 tarihleri arasında İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı.
1903
Fransız ordusundaki milliyetçilerin Alfred Dreyfuss’ün mahkum olmasını sağlamak üzere sahte belge düzenledikleri ortaya çıkarıldı.
1904
Avukat Kurt Georg Kiesinger doğdu. (Ölümü: 9 Mart 1988) Berlin’de hukuk eğitimi gördü. 1935’ten 1940’a kadar avukat olarak çalıştı. 1933 yılında Nazi Partisi’ne üye oldu. 1951’de CDU yönetim kurulu üyesi oldu. 1958’de Baden-Württemberg eyaleti Başbakanı olarak atandı. 1966 yılında Şansölye seçildi. Kurduğu hükümette SPD lideri Willy Brandt ile yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı. Konstanz ve Ulm üniversitelerini kurdu.
1909
İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Beyöldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir. Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.
1914
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu (237 Sayılı Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun), 6 Nisan 1914 tarihinde, Osmanlı döneminde kurulan Askerî Yargıtay‘ın yeniden şekillendirilmesini sağlayan kanundur. Ankara Hükümeti döneminde çıkarılan kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri yargı alanındaki temyiz mahkemesi 20 Mayıs 1922 tarihinde kuruldu.
1920
Anadolu Ajansı kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî haber ajansıdır. Türk Kurtuluş Savaşı hakkındaki haberleri duyurmak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi tarafından 6 Nisan 1920’de Ankara’da kurulmuştur.
1939
İngiltere, Fransa ve Polonya saldırı durumunda yardımlaşma amacıyla Paris’te bir antlaşma imzaladı.
1942
Hukukçu ve bürokrat Erdoğan Gürbüz dünyaya geldi. (6 Nisan 1942, Darende, Malatya – 22 Şubat 2025 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1966 yılında mezun oldu. 1968’de İstanbul’da maiyet memuru olarak iş hayatına başladı. Sırası ile Erdemli, Maden, Korgan, Kozan, Şarköy, Tirebolu, Orhangazi, Tuzla, Keçiören ve Karşıyaka kaymakamlıkları ile Burdur Vali yardımcılığı yaptı. 1974-1975 yıllarında Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nü bitirerek, Kamu Yönetimi Uzmanı unvanını aldı. 2003-2005 tarihleri arasında Hakkâri, 2005-2007 tarihleri arasında Tokat Valiliği yaptı. Fenerbahçe SK 6746 sicil numaralı Yüksek Divan Kurulu üyesi ve evli, iki çocuk babasıydı. 22 Şubat 2025’te 82 yaşında iken hayatını kaybetti.
1943
Fransız hukukçu ve siyasetçi Alexandre Millerand yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Şubat 1859) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı. 1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1949
Markopaşa dergisinde yayımlanan “Pamuk Prenses Elizabeth Doğurdu”, “Krallar İşi Azıttılar” ve “İki Kadın Aranıyor” başlıklı yazıları nedeniyle İngiltere, Mısır ve İran büyükelçilikleri yazar Aziz Nesin hakkında dava açtılar.
1955
Rus casusu olduğu iddiasıyla yargılanan Hayati Karaşahin’e verilen idam cezasının infazı Mecliste kabul edildi. Karaşahin 18 Nisan’da idam edildi.
1955
Devlet Bakanı Mükerrem Sarol’a hakaretten yargılanan Akis dergisi sahibi ve başyazarı Metin Toker 9 ay hapse mahküm oldu.
1960
Dört farklı ildeki Basın Mahkemeleri’nde toplam 18 basın davasına bakıldı. Ulus gazetesi bir ay kapatıldı, sorumlular birer yıl hapse mahkûm oldu.
1961
27 Mayıs darbesi sonrası oluşturulan Kurucu Meclis, subaylara oy hakkı verilmesini kabul etti.
1965
Savcı Mehmet Feyyat bir madeni eşya fabrikasındaki grevin duruşmasında, “grevi şekilden dolayı kanun-dışı sayan yasa maddesinin suç unsurları açıkça belirtilmediğinden Anayasa’ya aykırı olduğu” görüşüyle iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
1968
İstanbul’da minibüsünün arkasına “4 Nisan 1968, NATO’ya Hayır” levhası asan Yalkın Özerden, Minibüsçüler Derneği’nden ihraç edildi, çalışma karnesi elinden alındı.
1971
27 DİSK yöneticisinin 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi direnişinden dolayı yargılanmasına devam edildi.
1971
İstanbul Üniversitesi yaşanan olaylar nedeniyle süresiz olarak eğitime ara verdi.
1972
Anayasa Mahkemesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarını usulden iptal etti. TBMM’nin idamları yeniden görüşeceği açıklandı.
1973
Kontenjan senatörü emekli Amiral Fahri Korutürk, 15’inci turda 365 oyla Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı seçildi.
1980
Görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Çankaya Köşkü’nden ayrıldı. Yerine Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangilvekâlet etmeye başladı. TBMM’de yine cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi.
1983
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın Milletvekillerinden eğitimci ve siyasetçi, Fakihe Öymen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1900) İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Bütçe Komisyonu’nda yer aldı. VI. ve VII. dönemlerde İstanbul, VIII. dönemde Ankara Milletvekili olarak Meclis’e girdi. Üçüncü Türk Dil Kurultayı’nda Gramer-Sentaks Komisyonu’nda Başkan olarak çalıştı.
1984
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, DYP’nin kapatılması için dava açtı.
1987
Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılanan şair Nevzat Çelik, süresiz açlık grevine başlayacağını açıkladı.
1990
Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) duruşması sonrasında, tutuklu yargılanan Genel Başkanı Nihat Sargın ve Genel Sekreter Haydar Kutlu’nun ”Komünist Partisi üzerindeki yasaklar kalkıncaya ve/ veya tahliye edilinceye kadar” sürecek ölüm orucuna başladıkları açıklandı.
1991
Irak sınırına yığılan 250 bin Kürt sığınmacı Türkiye topraklarına geçti.
2000
Pakistan’da eski Başbakan Nevaz Şerif ömür boyu hapse mahkum edildi. Mahkeme Nevaz Şerif’i uçak kaçırma ve terörizmden suçlu buldu.
2000
Hukukçu, Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ağustos 1903) Tunus‘ta Arapça ve İslam dini konusunda eğitim gördü, ardından Sorbonne Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. Ülkesine döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1934’te bağımsızlık mücadelesine önderlik edebileceğini düşündüğü bazı genç arkadaşlarıyla Yeni Düstur Partisi‘ni kurarak önce partinin genel sekreteri oldu. 1948’de bu partinin başkanı olarak görev yaptı. Siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti ve 11 yılını hapiste geçirdi. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu. Arap Birliği’nin kararlarına karşı bağımsız bir tutum takındı. 1975’te “ömür boyu” devlet başkanı ilan edildi. Laik devlet uygulamaları ve batıcı sosyal reformlarıyla öne çıktı. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu. 1987’de başkanlıktan el çektirildi. Ölümüne kadar Munastır’da ev hapsinde tutuldu. 6 Nisan 2000 tarihinde, 97 yaşındayken yaşamını yitirdi. İdeolojisi Burgibaizm olarak adlandırılmaktadır.
2001
Hukukçu ve diplomat Haluk Afra, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1925) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı‘nda hariciyeci olarak başladı. Kıbrıs, Hollanda, Lübnan, Arnavutluk, Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan ve Almanya’da görev yaptı. Emekli olduktan sonra ‘Hariciyeciler Dedikodu’yu Sever’ adında kitapla hatıralarını yayınladı.
2001
TKP (ML) Davasından yargılanan Adil Kaplan (1964- Mazgirt), ölüm orucunun 170. gününde hayatını kaybetti.
2002
İsrail, 11 bin Filistinlinin yaşadığı Cenin Mülteci Kampı’na operasyon yaptı. Dünyanın dört bir yanında İsrail protesto edildi.
2003
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF ile üzerinde anlaşılan yeni “Niyet Mektubu” ile birlikte iki Dünya Bankası kredisinin de imzalandığını açıkladı.
2005
Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in bir suikasta kurban gittiği 6 Nisan günü, 2005’ten bu yana “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak düzenlenmektedir.
2005
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM) Kıbrıslı Rum Myra Ksenides-Arestis’in Türkiye’ye karşı açtığı mülkiyet davası başvurusunu ‘kabul edilebilir’ buldu.
2006
Cezaevi Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun TBMM’de tekrar kabul edildi. Yasa, kapatılan RP’nin genel başkanı ve eski başbakan Necmettin Erbakan’ın cezasını evinde çekmesine olanak sağlıyordu. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı “kişiye özel düzenleme” gerekçesiyle veto etmişti.
2009
Hukukçu ve ABD başkanı Barack Hussein Obama TBMM’de konuşma yaptı.
2011
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; 6 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu tarafından 26 Eylül 2011 tarihinde kararlaştırıldı ve 2 Kasım 2011 tarih, 28103 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2011
Hükümete, bazı konularda KHK çıkarma yetkisi veren tasarı yasalaştı.
2012
Sivas Katliamını Anma Komitesi’nin başkan dahil 7 üyesine, gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet nedeniyle 15’er ay hapis cezası verildi; cezalar ertelendi.
2013
Bangladeş’in başkenti Dakka’da yüzbinlerce kişi “islâma leke süren ateist blogcuların idamı” için yürüdü.
2014
CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş 6.240 tutanakta hatalı işlem ve usulsüzlük saptadıkları, çoğunun “mühürsüz tutanaklar ve geçersizlik sebeplerinin yazılmamasından kaynaklandığı” gerekçesiyle YSK’ya “seçimlerin yenilenmesi” başvurusu yaptı.
2014
Ağrı’da BDP’li Sırrı Sakık’ın 10 oy farkla kazandığı açıklanmasına karşına oylar 15 kez sayıldıktan sonra seçimlerin yenilenmesine karar verildi. Ağrı İl Seçim Kurulu, BDP’nin “oy sayımında usulsüzlük” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul ederek 1 Haziran’da seçim kararı aldı.
2015
Eski TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, kuruma “sahte diplomalı personelin işe alındığı” iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklandı.
2016
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kurulmasına ilişkin kanun tasarısı yasalaştı. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu, 6701 kanun numarası ile ve 6 Nisan 2016 tarihinde yasalaştı, Resmi Gazetenin 20.04.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun amacı, insan onurunu korumak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığı önlemektir.
2017
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Batı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını duyurdu.
2022
Yahudi asıllı Rus hukukçu ve politikacı, Türkolog, sosyolog LDPR’nin kurucusu ve lideri, Duma Meclisi eski Başkan yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu üyesi Vladimir Jirinovski (Vladimir Volfoviç Jirinovskiy, (25 Nisan 1946 – 6 Nisan 2022) öldü. 1967’de Marksizm-Leninizm Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Fakültesini bitirdi. 1972-1977 yıllarında Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Doktorasını, 24 Nisan 1998’de Moskova Devlet Üniversitesi’nde “Rus halkının geçmişi, bugünü ve geleceği” konulu tezini tamamladı. Jirinovski, 6 Nisan 2022’de COVID- 19 hastalığı ile uzun süren mücadelesinin ardından Moskova’da 75 yaşında iken öldü. Rus aşırı milliyetçileri arasında önemli bir figürdü. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçe biliyordu.
2022
Fransız hukukçu, avukat ve yargıç Nicole Maestracci (3 Şubat 1951- 6 Nisan 2022) yaşamını yitirdi.
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu (237 Sayılı Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun), 6 Nisan 1914 tarihinde, Osmanlı döneminde kurulan Askerî Yargıtay‘ın yeniden şekillendirilmesini sağlayan kanundur. Ankara Hükümeti döneminde çıkarılan kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri yargı alanındaki temyiz mahkemesi 20 Mayıs 1922 tarihinde kurulmuştur.
Askerî Yargıtay, 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa değişikliği sonucunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ile birlikte kapatılmış, görevleri Yargıtay‘a devredilmiştir Askeri Yargıtay, Türk Yargı Sistemi içinde askerî ceza yargısı yapan bir kurum olarak yer aldığı dönemde, askeri mahkemeler tarafından verilen karar ve hükümlerin temyiz incelemesini yapmakla görevli mahkeme olmuştur. Ayrıca, askerlerin yasayla belirlenmiş bazı davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmıştır.
Askerî Yargıtay’ın Kuruluş Kanunu – Divan-ı Temyiz-i Askeri Teşkiline Dair Kanun
Madde 1
Bir reis ile dört azadan mürekkep bir Divan-ı Temyiz-i Askerî teşkil olunmuştur.
Madde 2
Divanın reis ve azası Müdafaa-i Milliye Vekâletinden inha ve İcra Vekilleri Heyetince tayin olunur. Reis ile iki aza erkân ve ümera-yı askeriyeden ve diğer ikisi müntesibin-i adliyeden olacaktır. Bundan başka biri ümera-yı askeriyeden ve diğeri müntesibin-i adliyeden iki aza mülâzımı bulunur. İşbu aza mülâzımları sınıflarına göre aza noksanını ikmal ederler. Asker olan azadan birinin veya aza mülâzımının ümera-yı bahriyeden olması şarttır.
Madde 3
Divan-ı Temyizin müntesibin-i hukuktan bir müdde-i umumisi ve bir de muavini bulunur.
Madde 4
Reis ve müddeiumumî Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye Kanununun rüesa ve müddeiumumilere bahşeylediği hukuk ve vezaifi ifa ederler.
Madde 5
Temyizen icra edilecek tetkikat usul-i muhakemenin ve yahut kavanin-i cezaiye ahkâmının ihlâl edilip edilmediğine münhasır olduğu takdirde askerî azadan birinin yerine müntesibin-i hukuktan olan aza mülâzımı bulunur.
Madde 6
Divan-ı Temyiz-i Askerî riyasetine ordu ve kolordu ve askerî azalığına kolordu veya fırka ve askerî aza mülâzımlığına alay kumandanlığını bilfiil ifa etmiş ve sicillâtı her türlü şaibeden müberra ve evsaf-ı lâzımeyi haiz bulunan zevatın tâyini şarttır.
Madde 7
Divan-ı Temyiz-i Askerinin reisi ile askerî azası ve aza mülâzımının müddet-i hizmetleri üç senedir. İşbu müddet ordudaki hizmetlerinden addolunur.
Madde 8
Divan-ı Temyize aza ve müddeiumumî olabilmek için kanun-ı mahsusuna tevfikan Mahkeme-i Temyize aza olabilmek evsafını haiz bulunmak lâzımdır. Müşavir-i adlilerden bu evsafı haiz olanlar tercihan intihap olunur.
İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.
Madde 11
İşbu kanunun icra-yı ahkâmına Müdafaa-i Milliye ve Adliye Vekilleri memurdur.
KANUNUN MÜZAKERESİNE İLİŞKİN TBMM ZABIT CERİDESİ KAYITLARI
B. M. M. Riyaset-i Celilesine
Hâlen merʻi ve ahkâmı cari 6 Teşrinievvel 1332 tarihli Divan-ı Temyiz-i Askerî Kanununun kırkıncı maddesindeki sarahate nazaran kumandanlar tarafından beray-ı tashih iade kılınan evrak-ı hükmiye üzerine divan-ı harblerin hükm-i sabıkta ısraren ita-yı karar eylemek salâhiyetini haiz bulunmalarına mebni işbu ısrar kararlarının temyizen tetkikine mecburiyet-i kanuniye tahaddüs etmekte ve Divan-ı Temyizin halen müteşekkil olmamasından dolayı maznunin-i askeriyeye ait birçok evrak teraküm ve divan-ı harbler tarafından mücazat-ı terhibiyeyi müstelzim efal ile mahkûm edilen mensubin-i askeriyeye mütedair evrak-ı hükmiye hakkında dahi tetkikat-ı temyiziye icra edilememesi hasebiyle mevkufiyetleri temadi eylemekte olduğundan bahis ile müracaat ve şikayât-ı mütevaliye vâki olmakta bulunduğu, muamelât-ı cariyeden müsteban olmakta bulunduğu 25 Kânunusani 1338 tarihinde savb-ı sami-i riyaset-penahilerine arz edilmiş ve divan-ı temyiz-i askerînin teşkiline mütedair kanun Büyük Millet Meclisince müstaceliyet kararıyla ruzname-i müzakerata ithal kılınmış idi. Filhakika; divan-ı harblerce mahkûm edilen zâbitan ve efradın ve salâhiyettar makamatın tarik-i temyize müracaat ederek ihkak-ı hak ve madelet eylemeleri ahkâm-ı mevcude-i kanuniyenin bahşeylediği hukuk-ı muktesebe cümlesinden iken bu hakk-ı kanuninin esbab-ı marazadan dolayı halen istimaline imkân verilmemesi tevzi-i adalet kaziye-i mutenasını sektedar eylediği gibi bazen de zamanında tatbik ve icrası lâzım gelen hükümlerin temyizen tetkikat icrasına intizaren mahfuz tutulması neticesinde hükûmete ait bâzı nevi mesail-i hariciye dahi tahaddüs eylemekte olduğundan Divan-ı Temyiz-i Askerînin teşkiline olan ihtiyacı seri zat-ı sami-i riyaset-penahilerince de takdir ve teslim buyurulacağı derkâr bulunduğundan mukaddema ruzname-i müzakerata ithaliyle müstaceliyeti daha o zaman tasdik kılınan lâyiha-i kanuniyenin sürat-i müzakeresiyle mevki-i meriyete vaz’ı esbabının istikmaline müsaade buyurulması be-tekrar arz ve istirham olunur efendim.
Ali Rıza Bey (İstanbul) — Arkadaşlar! Divan-ı Temyiz-i Askerî Kanununun süratle müzakeresi herhalde elzemdir. Çünkü birçok zâbitan vardır ki bunlar hakkında hüküm verilmiştir. Fakat Divan-ı Temyiz-i Askerînin mevcut olmamasından dolayı bu hükümler kesb-i katiyet edememiştir. İki yüzü mütecaviz zabit tabiatıyla hizmete sevk edilemiyor ve devlet bunların hizmetinden istifade edemiyor ve bunların içerisinde tardı icap edenler var. Bunlar tard edilemiyor ve beyhude yere maaş veriliyor. Ve bu hale suret-i katiyede nihayet vermek zarureti vardır. Bundan dolayı bu kanunun tercihan müzakeresini teklif ediyorum.
Hamid Bey (Biga) — Malûm-ı ihsanınız Heyet-i Celilenizden tanzim buyurulan bir madde-i kanuniye ile İstanbul’un tarih-i işgalinden evvel merʻi olan kavanin ve nizamatın meriyeti kabul buyurulmuştu. Divan-ı Temyiz-i Askeriyi teşkil eden kanun da bu zümredendir. Fakat Heyet-i Celileniz İstanbul teşkilâtından daima tebaut ve bu teşkilâta şebih teşkilâttan cidden mütevakki olduğu için Müdafaa-i Milliye Vekâleti bunu takdir ederek Heyet-i Celilenin bu arzusuna tebaan Heyet-i Celilenizden bir müsaade almaksızın Divan-ı Temyizi teşkile cesaret edememiş. Onun için eski kanunu muaddil bir şekilde bir lâyiha-i kanuniye tertip ediyorlar. Bu hakikaten eski kanunu muaddil bir şekildedir. Malûm-ı âliniz eski kanun Divan-ı Temyiz-i Askerîyi iki daireye ayırmıştı. Biz bunu bir daireye kalbettik ve yine aynı zamanda Divan-ı Temyiz-i Askerî Riyasetinde bulunan zat yalnız Harbiye Nazırının vekili sıfatıyla ifa-yı vazife edermiş, hâlbuki biz buna bir sıfat-ı kazaiye vermek şartıyla, daha adlî, daha kanuni bir şekil vermiş oluruz. Müdafaa-i Milliye Vekâletinin, bu mahkemenin sürat-i teşkili hakkında esbab-ı mucibe olarak gösterdiği esbap cidden nazar-ı dikkate alınmaya sezadır ve cidden adlî ve hayati mesailden bahistir. Teşkilâtın teehhürü iki mahzuru tevlit ediyor. Bir kere hakkında sudur eden hüküm iktisab-ı katiyet etmediği için açıkta bulunan zâbitana Hazine-i Maliye bilâ-vazife maaş veriyor. Sonra orduyla alâkası kesilmemiş olan bir adam üzerinde vazife-i askeriye ve sıfat-ı resmiyesi bulundukça bir hizmete sevk olunamıyor. Binaenaleyh şu ifratla tefriti halledebilmek için şu kanunun neticelendirilmesi lâzımdır.