Ana Sayfa Blog Sayfa 6

Hukukçu Olmayı Prova Etmek

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

Hukukçu Olmayı Prova Etmek: Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Drama / Avukat Fahrettin Kayhan 

Özet /

Hukuk eğitimi uzun süre hukuk kurallarının, kurumlarının ve içtihatlarının aktarılmasına dayalı bilişsel bir öğretim faaliyeti olarak anlaşılmıştır. Oysa hukukçuluk yalnızca bilme değil; dinleme, temsil etme, rol üstlenme, çatışma yönetme, etik sınırları sezme, söz alma, susma, itiraz etme ve yargısal sahnede mesleki benliği taşıma becerisidir. Bu nedenle hukuk eğitimi, öğrenciyi yalnızca normun bilgisine değil, hukuki durum içinde davranabilme yetisine de hazırlamalıdır. Yaratıcı drama; doğaçlama, rol oynama, canlandırma, forum tiyatro ve süreçsel drama teknikleriyle hukuk öğrencisine ve hukuk uygulayıcısına güvenli bir prova alanı sunar. Hukuk ile drama arasındaki ilişki yalnızca pedagojik değildir; yargılama faaliyeti kendi doğası gereği rol, sahne, kostüm, ritüel, seyirci, kural ve çatışma unsurlarını içerir. Bu makalede yaratıcı dramanın hukuk eğitimi ve hukuk uygulamasındaki imkânları; Huizinga’nın oyun yaklaşımı, Erving Goffman’ın benlik sunumu teorisi ve Augusto Boal’ın Ezilenlerin Tiyatrosu perspektifiyle birlikte ele alınmaktadır. Makalenin temel tezi şudur: Hukuk eğitimi, hukukçu olmayı yalnızca anlatmamalı; hukukçu olmayı prova ettirmelidir.

Anahtar Kelimeler: Hukuk eğitimi, yaratıcı drama, hukukçu kimliği, Goffman, Augusto Boal, duruşma dramaturjisi, klinik hukuk eğitimi, savunma sanatı.

Giriş: Hukuk Eğitiminin Eksik Halkası

Hukuk eğitiminin klasik modeli, uzun süre hukukî bilginin aktarımı üzerine kurulmuştur. Öğrenciye kanun, doktrin, içtihat ve hukukî kavramlar öğretilir; sınavlarda bu bilgiyi ne ölçüde kavradığı ölçülür. Bu model, hukukî düşünmenin soyut yapısını kazandırmak bakımından elbette önemlidir. Ancak hukukçu olmak, yalnızca normları bilmekten ibaret değildir. Hukukçu, insanla, çatışmayla, iktidarla, haksızlık iddiasıyla, duyguyla, öfkeyle, mağduriyetle, inkârla, yalanla, korkuyla ve umutla çalışan kişidir. Bu nedenle hukuk eğitiminin eksik halkası, çoğu zaman uygulama içinde davranış kazanımıdır. Öğrenci, mezun olduğunda hukuk kuralını bilir; fakat müvekkili nasıl dinleyeceğini, duruşmada nasıl söz alacağını, tanığa nasıl soru yönelteceğini, hâkimin söz kesmesi karşısında nasıl konumlanacağını, etik bir ikilemde hangi sınırda duracağını, adliye mekânının sembolik ağırlığı altında mesleki benliğini nasıl koruyacağını çoğu zaman deneyimlememiştir.

Bu eksiklik, yalnızca teknik bir eksiklik değildir. Bu, hukukçu kimliğinin kuruluşuna ilişkin daha derin bir sorundur. Çünkü hukukçu kimliği, yalnızca fakülte diplomasıyla değil; mesleki sahnede tekrar tekrar icra edilen davranışlarla oluşur. Hukukçunun dili, bedeni, susuşu, itirazı, soru sorma biçimi, duruşma salonundaki konumu, müvekkili dinleme tarzı ve karşı tarafla kurduğu mesafe, onun hukukçu kimliğinin parçalarıdır.

Kayhan’ın “Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Drama” başlıklı çalışması, Türkiye’de hukuk ile yaratıcı drama arasındaki ilişkiyi erken dönemde ve doğrudan kuran öncü metinlerden biridir. Kayhan, hukuk ile yaratıcı drama arasındaki bağı yalnızca pedagojik bir teknik düzeyinde ele almaz; yargılama faaliyetinin kendi yapısında bulunan oyun, rol, kostüm, mekân, kural, ritüel ve seyirci unsurlarını görünür kılar. Bu bakımdan yaratıcı drama, hukuk eğitimine dışarıdan eklenen tali bir yöntem değil; hukukun dramatik ve etkileşimsel doğasını kavramaya yarayan asli bir pedagojik araç olarak değerlendirilebilir.

I.Hukuk, Oyun ve Yargılama: Ciddiyet ile Temsil Arasında

İlk bakışta “hukuk” ile “oyun” kavramları birbirine uzak görünür. Hukuk ciddi, ağır, yaptırımlı ve çoğu zaman kutsallık atfedilen bir alandır. Oyun ise gündelik algıda hafif, eğlenceli ve sonuçları sınırlı bir etkinlik olarak düşünülür. Fakat daha yakından bakıldığında hukuk ile oyun arasında şaşırtıcı bir yakınlık vardır. Huizinga’nın oyun kavrayışı bu noktada açıklayıcıdır. Oyun, belirli bir zaman ve mekân içinde, belirli kurallara göre yürütülen, gündelik hayattan ayrılmış özel bir etkinliktir. Yargılama da böyledir. Duruşma salonu gündelik hayattan ayrılmış özel bir mekândır. Bu mekânda herkes istediği gibi konuşamaz; söz sırası, hitap biçimi, delil sunma usulü, itiraz düzeni, karar verme biçimi önceden belirlenmiştir. Oyunun kuralları ihlal edildiğinde oyun bozulur; yargılamanın kuralları ihlal edildiğinde ise adil yargılanma hakkı zedelenir.

Bu nedenle yargılama, “oyun” kavramının hafifliğiyle değil, biçimsel yapısıyla oyuna benzer. Kurallar vardır. Roller vardır. Mekân vardır. Seyirci vardır. Kostüm vardır. Söz sırası vardır. Ritüel vardır. Kazanma-kaybetme gerilimi vardır. Taraflar iddialarını ortaya koyar, karşı tarafı ikna etmeye çalışır, hakem konumundaki mahkeme ise uyuşmazlığı çözer. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Yargılama bir “oyun” ise bu, sonuçları gerçek olmayan bir oyun değildir. Tam tersine, sonucu insan hayatına, özgürlüğüne, malvarlığına, onuruna ve toplumsal konumuna doğrudan etki eden yüksek ciddiyetli bir oyundur. Bu nedenle hukukta oyun benzetmesi, hukuku hafifletmez; onun ritüel, biçim ve rol yapısını görünür kılar.

Yaratıcı drama, bu yapıyı eğitim alanına taşır. Öğrencinin soyut olarak öğrendiği hukuk kuralını, dramatik bir çatışma içinde deneyimlemesini sağlar. Öğrenci “tanık beyanının değerlendirilmesi” konusunu yalnızca kitaptan okumaz; tanık rolüne girer, avukat rolüne girer, hâkim rolüne girer, mağdur rolüne girer. Böylece hukukî kavram, insanî bir karşılaşmaya dönüşür.

II.Duruşma Salonu Bir Sahne midir?

Duruşma salonu, yalnızca hukukî işlemlerin yapıldığı nötr bir oda değildir. Duruşma salonu bir sahne düzenidir. Bu sahnede mekân, otoriteyi üretir. Kürsünün yüksekliği, hâkimin konumu, savcının yeri, avukatın durduğu alan, sanık sandalyesi, izleyici bölümü, zabıt kâtibinin konumu, cübbe, ayağa kalkma ritüeli, “mahkeme heyeti” ifadesi, tutanağın tutulma biçimi; bütün bunlar yargılamanın anlam dünyasını kurar. Kayhan, yargılama faaliyetinin tiyatral ve dramatik yönüne işaret ederken, yargılama mekânının, yargılamaya katılan kişilerin rolleriyle birlikte anlam kazandığını vurgular. Yargıç, savcı, avukat, sanık, tanık ve izleyiciler yalnızca usul hukukunun belirlediği işlevsel kişiler değildir; aynı zamanda yargılamanın dramatik düzeni içinde konumlanmış aktörlerdir. Cübbe, kürsü, salon düzeni, söz sırası ve usul kuralları bu dramatik düzenin parçalarıdır.

Bu noktada Erving Goffman’ın benlik sunumu yaklaşımı hukuk açısından son derece açıklayıcıdır. Goffman’a göre toplumsal hayat, insanların belirli sahnelerde belirli rolleri icra ettikleri bir etkileşim düzenidir. İnsanlar sadece söyledikleriyle değil; kıyafetleri, mekândaki konumları, jestleri, mimikleri, ses tonları, duruşları ve susuşlarıyla da kendilerini sunarlar. Hukukçu kimliği de böyle kurulur. Avukat duruşmada yalnızca dilekçe içeriğiyle değil, mesleki benliğini nasıl sunduğuyla da etki yaratır. Hâkim yalnızca kararlarıyla değil, tarafları dinleme biçimiyle de adalet duygusu üretir ya da zedeler. Savcı yalnızca mütalaasıyla değil, beden dili, salondaki konumu ve dosyaya yaklaşım biçimiyle de yargılama atmosferini etkiler. Bu nedenle hukuk eğitimi, öğrencinin yalnızca “hukukî bilgi” edinmesini değil, hukukçu olarak sahnede nasıl var olacağını da öğretmelidir. Öğrenci, müvekkil karşısında nasıl dinleyeceğini, duruşmada nasıl söz alacağını, tanığa nasıl soru soracağını, hâkimin müdahalesi karşısında nasıl konumlanacağını, susmanın ne zaman stratejik bir tercih olacağını, itirazın hangi tonda yapılması gerektiğini deneyimlemelidir.

Yaratıcı drama burada hukukçu kimliğinin güvenli prova alanıdır. Öğrenci, gerçek bir duruşmanın yüksek riskli ortamına çıkmadan önce bu rolleri deneyebilir. Hata yapabilir. Tekrar deneyebilir. Rol değiştirebilir. Kendisini dışarıdan izleyebilir. Böylece hukukçu kimliği yalnızca anlatılarak değil, yaşayarak inşa edilir.

III. Goffman: Hukukçu Kimliği ve Benliğin Sunumu

Goffman’ın teorisi, hukuk uygulamasını anlamak bakımından yalnızca mecazi bir araç değildir; doğrudan açıklayıcı bir çerçevedir. Çünkü hukuk uygulaması büyük ölçüde etkileşimsel bir alandır. Avukat ile müvekkil, hâkim ile taraflar, savcı ile müdafi, tanık ile mahkeme, bilirkişi ile dosya, mağdur ile adliye; her biri belirli roller, beklentiler ve güç ilişkileri içinde karşılaşır. Bu karşılaşmalarda hukukî bilgi tek başına yeterli değildir. Avukat doğru hukukî argümana sahip olabilir; fakat onu yanlış zamanda, yanlış tonda, yanlış sahne okumasıyla sunduğunda etkisini kaybedebilir. Hâkim usule uygun davranabilir; fakat tarafı dinleme biçimiyle adalet duygusunu zedeleyebilir. Müvekkil haklı olabilir; fakat anlatısını öfke, dağınıklık veya aşırı beklenti içinde kurduğunda hukukî temsil zorlaşabilir.

Goffman’ın “ön sahne” ve “arka sahne” ayrımı da hukuk eğitimi için önemlidir. Duruşma salonu hukukçunun ön sahnesidir. Fakat bu ön sahnenin arkasında dilekçe hazırlığı, müvekkil görüşmesi, dosya okuma, strateji kurma, delil analizi, etik değerlendirme ve psikolojik hazırlık vardır. Hukuk eğitimi çoğu zaman bu arka sahneyi yeterince göstermez. Öğrenci, kararları ve normları öğrenir; fakat bir avukatın duruşmaya nasıl hazırlandığını, bir hâkimin dosyayı nasıl okuduğunu, bir savcının mütalaayı nasıl kurduğunu, bir tanığın nasıl yönlendirilebileceğini, bir müvekkil anlatısının nasıl ayrıştırılacağını yeterince deneyimlemez.

Yaratıcı drama bu arka sahneyi görünür kılar. Öğrenci yalnızca sonuç metnini değil, mesleki davranışın oluşum sürecini de deneyimler. Bu nedenle yaratıcı drama, hukuk eğitiminde Goffman’cı anlamda bir “rol farkındalığı” üretir. Bu rol farkındalığı, avukatlık bakımından özellikle önemlidir. Avukatın mesleki benliği, iki uç arasında kurulmak zorundadır: Bir yanda mahkemenin usul düzenine saygı, diğer yanda müvekkilin hakkını koruma yükümlülüğü vardır. Avukat ne tamamen uyumlu ve görünmez bir figüre dönüşmeli ne de her durumda çatışmayı büyüten kontrolsüz bir aktör haline gelmelidir. Bu denge, yalnızca mevzuat bilgisinin değil, sahne okuma becerisinin de konusudur.

IV.Augusto Boal: Seyirciden Müdahil Hukukçuya

Goffman bize hukuk sahnesinin nasıl kurulduğunu gösterir. Augusto Boal ise bu sahneye nasıl müdahale edilebileceğini öğretir. Boal’ın Ezilenlerin Tiyatrosu yaklaşımında seyirci pasif değildir. Seyirci, yalnızca izleyen kişi olmaktan çıkar; sahneye girer, alternatif davranışları dener, baskı ilişkisini dönüştürmeye çalışır. Boal’ın ünlü kavramıyla seyirci artık “spectator” değil, “spect-actor”dır: hem seyreden hem eyleyen kişidir. Bu fikir hukuk eğitimi açısından son derece önemlidir. Çünkü klasik hukuk eğitiminde öğrenci çoğu zaman pasif seyircidir. Hoca anlatır, öğrenci dinler. Kanun okunur, öğrenci ezberler. Karar incelenir, öğrenci sonuç çıkarır. Oysa hukuk uygulaması pasif seyirci kabul etmez. Hukukçu, hukuki çatışmanın içinde davranmak zorundadır.

Bir hâkim tanık beyanını eksik tutanağa geçirirse avukat ne yapacaktır? Müvekkil gerçeği çarpıtarak anlatıyorsa avukat nasıl konumlanacaktır? Savcı, delil dışı ahlaki ima kuruyorsa müdafi nasıl cevap verecektir? Mahkeme, delilleri tartışmadan hükme yöneliyorsa savunma hangi müdahale biçimini seçecektir? Mağdur, öfke ve travma içindeyse hukukçu nasıl dinleyecektir? Sanık susuyorsa, bu susuş nasıl korunacaktır? Bunlar yalnızca kitapta öğrenilecek sorular değildir. Bunlar prova edilmesi gereken mesleki durumlardır.

Boal’ın forum tiyatro yöntemi burada güçlü bir araçtır. Bir hukuki sahne canlandırılır. Örneğin bir ceza duruşmasında hâkim, müdafinin sorusunu reddeder; fakat gerekçesini tutanağa geçirmez. Öğrenciler veya avukat adayları bu sahneyi izler. Sonra sahne durdurulur. Katılımcılar müdafi rolüne girerek farklı müdahale yollarını denerler. Kimi yumuşak bir tutanak talebi kurar. Kimi açık itiraz yapar. Kimi CMK 201 ve CMK 215 hattından usulî bir kayıt oluşturur. Kimi daha sert bir kopuş dener. Ardından hangi müdahalenin hangi sonucu doğurduğu tartışılır. Bu yöntem, hukuk eğitimine çok önemli bir şey kazandırır: müdahale cesareti.

Hukuk eğitimi yalnızca kurallara uyum sağlayan hukukçu değil; haksız, eksik, dışlayıcı veya anti-terapötik yargılama pratiklerine müdahale edebilen hukukçu yetiştirmelidir. Boal’ın hukuk eğitimine katkısı burada ortaya çıkar: Hukukçu, adalet sahnesinin seyircisi değil, dönüştürücü aktörüdür. Bu noktada Goffman ile Boal birlikte okunabilir. Goffman hukuk sahnesinin nasıl kurulduğunu, rollerin nasıl dağıtıldığını, benliğin nasıl sunulduğunu ve etkileşim düzeninin nasıl işlediğini gösterir. Boal ise bu sahnenin pasif biçimde kabullenilmemesi gerektiğini; gerektiğinde sahneye girerek alternatif davranışların denenebileceğini, baskılayıcı düzenlerin dönüştürülebileceğini ve öznenin yalnızca seyirci değil müdahil aktör olabileceğini hatırlatır. Böylece yaratıcı drama, hukuk eğitiminde hem sahneyi okuma hem de sahneye müdahale etme yeteneği kazandırır.

V.Yaratıcı Drama ve Hukukçu Davranışının İnşası

Hukukçu davranışı, yalnızca bilgiyle oluşmaz. Bir hukukçuya “objektif ol”, “önyargılı davranma”, “sakin kal”, “müvekkili dinle”, “etik davran”, “ölçülü konuş”, “meslek onuruna uygun hareket et” demek önemlidir; fakat çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü bu davranışlar kriz anında sınanır. Müvekkil öfkeliyken sakin kalmak başka şeydir. Hâkim sözünüzü kestiğinde ölçülü kalmak başka şeydir. Karşı taraf haksız bir ithamda bulunduğunda mesleki olgunluğu korumak başka şeydir. Tanık kaçamak cevap verirken etkili soru sormak başka şeydir. Adaletsiz bir yargılama atmosferinde hukukî soğukkanlılığı sürdürmek başka şeydir.

Kayhan’ın hukuk eğitiminde yaratıcı dramaya ilişkin yaklaşımı da bu noktada önem taşır. Kayhan, yaratıcı dramayı yalnızca bilgi aktarımına yardımcı bir yöntem olarak değil; hukukçunun davranış, rol bilinci, iletişim ve temsil becerisini geliştiren bir uygulama alanı olarak değerlendirir. Hukukçu eğitiminin yalnızca norm bilgisine değil, mesleki davranışın deneyimlenmesine de ihtiyaç duyduğu fikri, yaratıcı drama yönteminin hukuk alanındaki önemini artırır.

Yaratıcı drama, bu davranışları güvenli ortamda çalıştırır. Öğrenci veya stajyer, yüksek riskli gerçek yargılama ortamına girmeden önce mesleki davranış reflekslerini sınar. Hata yapar, geri bildirim alır, tekrar dener. Bu tekrar, hukukçu kimliğinin oluşumunda belirleyici öneme sahiptir.

Yaratıcı drama özellikle şu alanlarda hukuk eğitimine katkı sağlayabilir:

Müvekkil görüşmesi: Dinleme, soru sorma, güven ilişkisi kurma, duygusal taşmayı yönetme, gerçekçi beklenti oluşturma.

Tanık dinleme: Açık uçlu soru, yönlendirici soru, çapraz sorgu mantığı, çelişki yakalama, tanığı baskılamadan gerçeği ortaya çıkarma.

Duruşma pratiği: Söz alma, itiraz etme, tutanak talebi, delil tartışması, savcı mütalaasına cevap, kapanış konuşması.

Etik ikilemler: Yalan söyleyen müvekkil, sır saklama, çıkar çatışması, delil manipülasyonu, yargısal yolsuzluk beklentisi, mesleki bağımsızlık.

Duygu yönetimi: Öfke, korku, tükenmişlik, mesleki sinizm, mağduriyet baskısı, temsil sorumluluğu.

Rol farkındalığı: Hâkim, savcı, avukat, sanık, mağdur, tanık ve bilirkişi rollerinin karşılıklı olarak anlaşılması.

Yaratıcı drama, öğrenciyi yalnızca “kendi rolünü” oynamaya değil, diğer rolleri de deneyimlemeye davet eder. Bir avukat adayının hâkim rolüne girmesi, hâkimin karar verme baskısını anlamasına yardımcı olur. Bir hâkim adayının sanık veya mağdur rolünü deneyimlemesi, yargılama dilinin insan üzerindeki etkisini fark ettirir. Bir savcı adayının müdafi rolüne girmesi, silahların eşitliği meselesini daha somut kavramasını sağlayabilir.

VI.Klinik Hukuk Eğitimi, Farazi Dava ve Yaratıcı Drama

Yaratıcı drama, klinik hukuk eğitimiyle doğal bir ilişki içindedir. Klinik hukuk eğitimi, öğrenciyi gerçek veya gerçeğe yakın hukuki sorunlarla buluşturur. Yaratıcı drama ise bu sorunları canlandırma, rol değiştirme, doğaçlama ve çözümleme yoluyla derinleştirir.

Türkiye’de hukuk eğitimi çoğu zaman öğrenciyi adliye pratiğiyle geç tanıştırmaktadır. Hukuk fakültesi öğrencisi mezun oluncaya kadar gerçek bir duruşma izlemeden, dilekçe yazmadan, müvekkil görüşmesi yapmadan veya bir hukuki uyuşmazlığın canlı taraflarıyla karşılaşmadan diplomasını alabilmektedir. Bu durum, hukuk fakültesini mesleki yüksekokula indirgemeden de eleştirilebilir. Çünkü mesele fakültenin yalnızca uygulamacı yetiştirmesi değildir; mesele, hukukî düşüncenin insanî ve kurumsal bağlamından kopmamasıdır.

Farazi dava çalışmaları, moot court uygulamaları, hukuk klinikleri ve yaratıcı drama atölyeleri bu kopukluğu azaltabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir fark vardır. Farazi dava çoğu zaman önceden yazılmış metinlerin, belirlenmiş roller içinde icra edilmesine dayanır. Yaratıcı drama ise daha esnek, deneyimsel ve katılımcıdır. Öğrenci yalnızca hazırlanmış rolü oynamaz; doğaçlama yapar, beklenmeyen duruma cevap verir, rol değiştirir, sahneyi durdurur, alternatif müdahale biçimlerini dener.

Bu nedenle yaratıcı drama, farazi dava yöntemini tamamlayan daha derin bir pedagojik araçtır. Farazi dava hukuki argümanı yapılandırır; yaratıcı drama ise hukuki argümanın insanî, bedensel ve etkileşimsel sınavını görünür kılar.

VII. Türkiye’de Hukuk Alanında Yaratıcı Drama Çalışmaları

Türkiye’de hukuk alanında yaratıcı drama çalışmaları henüz ana akım bir hukuk eğitimi yöntemi haline gelmiş değildir. Bununla birlikte, dikkat çekici bir damar vardır. Bu damarın erken örneklerinden biri Kayhan’ın “Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Drama” başlıklı çalışmasıdır. Kayhan, yaratıcı dramayı hukuk eğitimi, hukukçu eğitimi ve hukukla ilişkili yurttaşlık eğitimi bakımından ele almakta; hukuk ile oyun ve yargılama faaliyeti arasında biçimsel ve işlevsel bağlar kurmaktadır.

Türkiye’deki çalışmalar kabaca dört hatta toplanabilir.Birinci hat, akademik-kuramsal hattır. Bu hatta hukuk ile oyun, hukuk ile drama, yargılama ile sahne, hukuk eğitimi ile rol oynama ilişkisi tartışılır. Bu yaklaşım, yaratıcı dramayı yalnızca “öğrenciyi derste aktif kılma” yöntemi olarak değil, hukukun dramatik yapısını kavrama aracı olarak görür.

İkinci hat, baro ve meslek içi eğitim hattıdır. Avukatlar için yaratıcı drama, etkili savunma, temsil becerisi, mahkeme salonunda iletişim, çapraz sorgu, itiraz, müvekkil görüşmesi ve mesleki rol farkındalığı bakımından kullanılabilir. Özellikle forum tiyatro yöntemi, avukatın duruşma içindeki müdahale biçimlerini çalışmak için elverişlidir.

Üçüncü hat, hukuk fakültesi ve klinik hukuk eğitimi hattıdır. Hukuk klinikleri, insan hakları, çocuk hakları, mülteci hakları, çevre hakkı, engelli hakları, adil yargılanma hakkı gibi alanlarda yaratıcı drama yönteminden yararlanabilir. Öğrenci bu alanları yalnızca normatif başlıklar olarak değil, somut insan hikâyeleri ve rol çatışmaları olarak deneyimler.

Dördüncü hat, hukukla ilişkili yurttaşlık eğitimi hattıdır. Yaratıcı drama yalnızca hukukçular için değil, yurttaşların hak bilinci kazanması için de kullanılabilir. Hak arama yolları, adliye deneyimi, ifade özgürlüğü, ayrımcılık yasağı, çocuk hakları, tüketici hakları gibi konular yaratıcı drama yoluyla daha erişilebilir hale getirilebilir.

Bu tablo, Türkiye’de alanın henüz sınırlı ama güçlü bir potansiyel taşıdığını göstermektedir. Asıl ihtiyaç, münferit atölyelerden kurumsal programlara geçmektir. Hukuk fakülteleri, barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Akademisi ve staj eğitim merkezleri yaratıcı dramayı sistematik bir eğitim yöntemi olarak değerlendirmelidir.

VIII. Savunma Dramaturjisi ve Hibrit Kopuş Savunması Açısından Yaratıcı Drama

Yaratıcı drama, savunma sanatı bakımından özel bir önem taşır. Çünkü savunma, yalnızca hukuki argüman üretme faaliyeti değildir; aynı zamanda duruşma sahnesinde doğru zamanda, doğru tonda, doğru müdahale biçimini seçme sanatıdır. Bu noktada Hibrit Kopuş Savunması ile yaratıcı drama arasında güçlü bir ilişki kurulabilir. Hibrit Kopuş Savunması, savunmanın duruşma içindeki uyum ve kopuş derecelerini okuyan bir modeldir. Avukat her durumda aynı sertlikte ya da aynı uyum düzeyinde davranmaz. Dosyanın niteliğine, hâkimin tutumuna, delil yapısına, duruşma atmosferine, müvekkilin durumuna ve yargılamanın usulî sağlığına göre savunmanın tonu değişir.

Yaratıcı drama, bu ton değişimini prova ettirir. Birinci derecede avukat, uyumlu ve güven verici bir mesleki rol kurar. İkinci derecede küçük müdahalelerle tutanak, delil ve söz hakkı hassasiyetini gösterir. Üçüncü derecede açık itirazlar ve görünür müdahalelerle anlatının tekleşmesini engeller. Dördüncü derecede usul ihlalini daha sert biçimde görünür kılar.
Beşinci derecede ise yargılamanın meşruiyet krizini kayda geçiren radikal bir kopuşa yönelebilir.

Bu dereceler soyut olarak anlatıldığında anlaşılır; fakat yaratıcı drama ile çalışıldığında bedensel, duygusal ve stratejik olarak içselleştirilir. Öğrenci veya stajyer avukat şu soruları deneyimleyerek öğrenir: Ne zaman susmak savunmadır? Ne zaman itiraz etmek gerekir? Ne zaman tutanağa kayıt istemek yeterlidir? Ne zaman açık gerilim göze alınmalıdır? Ne zaman geri vitese geçmek gerekir? Ne zaman sert kopuş savunmayı güçlendirir, ne zaman zayıflatır?

Bu sorular, klasik ders anlatımıyla tam olarak öğretilemez. Çünkü bunlar yalnızca bilgi değil, ritim ve eşik okuma sorularıdır. Yaratıcı drama, savunma refleksini bu eşiklerde geliştirir.

Bu bağlamda Goffman, Hibrit Kopuş Savunması’nın dramaturjik zeminini; Boal ise onun müdahale ve dönüşüm boyutunu güçlendirir. Goffman açısından avukat, duruşma sahnesindeki rolünü, izlenim yönetimini, söz alma biçimini ve mesleki benlik sunumunu yönetir. Boal açısından ise avukat, sahnenin pasif aktörü değildir; gerektiğinde yargılamanın haksız, eksik veya baskılayıcı düzenine müdahale eden dönüştürücü bir özneye dönüşür.

IX.Yaratıcı Drama ve Terapötik / Anti-Terapötik Yargılama

Yargılama yalnızca hüküm üretmez; duygu da üretir. İnsanlar adliyeden yalnızca haklı veya haksız çıkmazlar; dinlenmiş veya ezilmiş, anlaşılmış veya görünmez kılınmış, onarılmış veya yeniden yaralanmış olarak çıkarlar. Bu nedenle yargılama, terapötik ya da anti-terapötik etki doğurabilir.

Yaratıcı drama, hukukçunun yargılama dilinin insan üzerindeki etkisini fark etmesini sağlar. Bir hukuk öğrencisi mağdur rolüne girdiğinde, sorgulayıcı ve suçlayıcı dilin ne kadar yaralayıcı olabileceğini hisseder. Sanık rolüne girdiğinde, sürekli kesilmenin ve peşin suçluluk atmosferinin kişide nasıl bir savunmasızlık yarattığını anlar. Tanık rolüne girdiğinde, karmaşık soruların ve baskılayıcı tonun beyanı nasıl bozabileceğini deneyimler. Hâkim rolüne girdiğinde ise salon yönetiminin ve yargısal dikkat yükünün farkına varır. Bu deneyim, hukukçuda empatiyi romantik bir duyarlılık olarak değil, mesleki bir yetkinlik olarak geliştirir. Çünkü iyi hukukçu, yalnızca normu bilen değil; normun insan üzerindeki etkisini de görebilen kişidir.

Bu nedenle yaratıcı drama, terapötik hukuk yaklaşımıyla da ilişkilendirilebilir. Buradaki amaç yargılamayı psikolojik bir terapiye dönüştürmek değildir. Amaç, yargılamanın kişide yarattığı onur, dinlenme, tanınma, incinme ve dışlanma etkilerini hukukçunun fark etmesini sağlamaktır. Hukukçu, dilinin, bedeninin, soru sorma biçiminin ve susuşunun insan üzerinde nasıl bir etki doğurduğunu fark ettiğinde, yargılamanın anti-terapötik risklerini azaltabilir.

X.Yaratıcı Dramanın Sınırları

Yaratıcı drama hukuk eğitiminde güçlü bir yöntemdir; fakat hukuk bilgisinin yerine geçmez. Bu nokta önemlidir. Yaratıcı drama, hukuk eğitimini gösteriye dönüştürmemelidir. Hukukî kavram, normatif analiz, metodoloji, içtihat bilgisi ve sistematik düşünme olmadan drama yüzeysel bir etkinliğe dönüşebilir.

Bu nedenle yaratıcı drama, hukuk eğitiminde üç koşulla kullanılmalıdır.

Birincisi, hukukî içerikle desteklenmelidir. Canlandırılan her sahne, ilgili normlar, usul kuralları ve etik ilkelerle birlikte tartışılmalıdır.

İkincisi, yapılandırılmış olmalıdır. Amaç, yöntem, rol dağılımı, gözlem ölçütleri, değerlendirme soruları ve geri bildirim süreci önceden belirlenmelidir.

Üçüncüsü, romantik bir özgürleşme söylemine indirgenmemelidir. Hukuk alanı kurallı bir alandır. Yaratıcı drama, kuralsızlık değil; kural içinde davranma, gerektiğinde kural ihlalini görünür kılma ve adil usulü güçlendirme aracıdır. Bu nedenle yaratıcı drama, hukuk eğitiminde “oyun oynama” değil; hukukî ciddiyetin deneyimsel olarak kavranmasıdır.

Sonuç: Hukukçu Olmak Bir Rolü Ezberlemek Değil, Bir Durumu Taşıyabilmektir

Hukuk eğitimi, öğrenciyi yalnızca hukuk bilen kişi olarak değil, hukuki durumda davranabilen kişi olarak yetiştirmelidir. Çünkü hukukçuluk, normu bilmek kadar rolü taşımak, çatışmayı yönetmek, insanı dinlemek, iktidar karşısında mesleki bağımsızlığı korumak, etik sınırı sezmek ve adalet sahnesinde doğru müdahaleyi yapabilmektir.

Yaratıcı drama, hukuk eğitimine tam bu imkânı sunar. Öğrenciye hukukçu olmayı anlatmaz; hukukçu olmayı prova ettirir. Goffman’ın penceresinden bakıldığında yaratıcı drama, hukukçu kimliğinin sahnede nasıl sunulduğunu görmemizi sağlar. Boal’ın penceresinden bakıldığında ise hukukçuyu sahnenin pasif izleyicisi olmaktan çıkarıp müdahil, dönüştürücü ve sorumluluk taşıyan bir özne haline getirir.

Kayhan’ın hukuk eğitimi ve yaratıcı drama arasında kurduğu erken ilişki, bugün daha geniş bir hukuk eğitimi tartışmasının içine yerleştirilebilir. Hukuk fakültelerinin, baroların ve meslek içi eğitim kurumlarının yalnızca bilgi aktaran değil; hukukçu davranışını geliştiren, rol farkındalığı kazandıran, etik ikilemleri deneyimleten, yargılama sahnesini görünür kılan yöntemlere ihtiyacı vardır.

Hukuk ile drama arasındaki ilişki tesadüfi değildir. Yargılama zaten bir sahne, bir ritüel, bir rol düzeni ve bir çatışma alanıdır. Mesele, bu sahnenin farkında olmadan içinde sürüklenmek mi; yoksa bu sahneyi adalet, usul, insan onuru ve mesleki etik lehine bilinçli biçimde kullanmak mı olduğudur. Bu nedenle hukuk fakültelerinde, baro staj eğitimlerinde, meslek içi eğitimlerde ve yargı mensubu eğitimlerinde yaratıcı drama yöntemine daha fazla yer verilmelidir. Hukukçu, yalnızca kitapta yetişmez. Hukukçu, sahnede, ilişkide, çatışmada, sözde, susuşta ve müdahalede yetişir.

Hukukçu olmak, bir rolü ezberlemek değildir; bir durumu taşıyabilmektir. Yaratıcı drama ise hukuk eğitimine bu taşıma gücünü kazandırabilecek en verimli yöntemlerden biridir.

Kaynakça

Adıgüzel, H. Ö. Eğitimde Yaratıcı Drama. Ankara: Naturel Yayıncılık.

Boal, A. Theatre of the Oppressed. London: Pluto Press.

Boal, A. Games for Actors and Non-Actors. London: Routledge.

Goffman, E. The Presentation of Self in Everyday Life. New York: Anchor Books.

Huizinga, J. Homo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Kayhan, F. “Hukuk Eğitimi ve Uygulamasında Yaratıcı Drama.” Yaratıcı Drama Dergisi, C. 1, S. 2, 2006.

Doç.Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu

0
Doç. Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu
Doç. Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu, 3 Eylül 1980 tarihinde dünyaya geldi. İlkokulu Güneş ilkokulunda lise eğitimini Adnan Menderes Anadolu Lisesinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 8 Haziran 2002 tarihinde mezun oldu.
 
2005 yılında, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Bölümünden yüksek lisans derecesi elde etti. Yüksek Lisans tezini, Soybağı Alanında Biyoetik ve Hukuk Sorunları başlığı ile tamamladı. Hukuk doktorasını aynı enstitüde yaptı. Türk Özel Hukukunda kısmi hükümsüzlük (Partial invalidity in Turkish Private Law) başlıklı tezi daha sonra kitap olarak yayınlandı.
 
Doktora eğitiminin ardından 2011-2012 eğitim öğretim yılında Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ders verdi. Ardından, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2012-2015 yılları arasında akademisyen olarak çalıştı.
 
Kırkbeşoğlu, 2021 yılından itibaren  Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Fethiye İşletme Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktadır. 
 
2023 yılında doçent kadrosuna atandı. 
 
Hukuk eserlerinin yanı sıra müzik alanında çalışmaları bulunmaktadır. 
 
Doç.Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu’nun Eserleri 
“Kanundan ve Sözleşmeden Doğan Önalım Hakkı”, “Tüketim Ödüncü, (Karz) Sözleşmesi Kısa Şerhi”, “Kullanım Ödüncü (Ariyet) Sözleşmesi Kısa Şerhi”, Yüklenicinin İfa Engelleri”, “Türk Özel Hukukunda Kısmi Hükümsüzlük” ve “Soybağı Alanında Biyoetik ve Hukuk Sorunları” isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca çok sayıda kitap bölümü ve çeviri eserin yazarıdır. 
 
Doç.Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu’nun Makaleleri ve Bilimsel Tebliğleri 

Kırkbeşoğlu’nun, Ulusal ve uluslararası indeksler tarafından taranan dergilerde birçok makalesi yayınlanmıştır. “Karşılaştırmalı Hukukta Kendisi veya Başkaları Bakımından Önemli Tehlike Yaratan Kişilere Yönelik Zorunlu Psikiyatrik Müdahale ve Türk Hukuku Bakımından Bir Öneri”, “EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN TASFİYESİNDE ŞİRKET DEĞERLEMESİ İLE İLGİLİ İSVİÇRE FEDERAL MAHKEMESİ’NİN 5A_387/2010, 5A_405/2010 NO.’LU KARARININ ÇEVİRİSİ VE GENEL BİR DEĞERLENDİRME”, “Milletlerarası Ticaret Hukukunda Hakemlerin Lex Mercatoria’yı Uygulamasından Kaynaklanan Sorunlar”, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu İle Getirilen Faiz Sınırları Üzerine Bir Değerlendirme”, “Eser Sahibinin Eseri Üzerindeki Haklarının Miras Yoluyla İntikali”, “Türk Hukuku’nda Cinsiyet Değişikliği”, “Biyoetik ve Hukuk: Değerler ve Kurallar Arasında”, “Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumu”, “Tüketici Hukuku Çerçevesinde Reklam Denetiminde Yasal Sınırlar ve Gelişmeler”, “ÇEVRİMİÇİ TÜKETİCİ YORUMLARI İÇİN YASALGEREKSİNİMLER: eWOM’A HEP GÜVENEBİLİR MİYİZ?”, YALAN SÖYLEME EYLEMİNİN SUÇ OLARAK ÖNGÖRÜLMESİ: EĞER MÜMKÜN İSE HANGİ ŞARTLAR ALTINDA YALAN SÖYLEMEK SUÇ OLARAK ÖNGÖRÜLEBİLİR?”, “28.02.2008 TARİHLİ İSVİÇRE FEDERAL MAHKEMESİ KARARININ (BGE 134 III 241) ÇEVİRİSİ VE KÖKENİNİ ÖĞRENME HAKKI İLE İLGİLİ GENEL BİR DEĞERLENDİRME”, “Kadına Yönelik Şiddette Yasal Gelişmeler”, “Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Şartları”, “Sınaî Mülkiyet ve Rekabet Hukukunda Zorunlu Lisans”, “Evlilik Konutu ve Aile Konutunun Eşlerin Yerleşim Yeri Bakımından Anlamı”, “Covid 19’un Kira Sözleşmelerinde Bedeli İfa Borcuna Etkisi”, Kira Sözleşmesinde Aşırı Bedel Kavramı” ve “HUKUK FAKÜLTELERİNDEKİ EĞİTİMİN ÇIKMAZLARI” isimli makale ve bilimsel tebliğleri çeşitli dergilerde yayınlanmıştır. Çok sayıda konferansta konuşmacı olarak yer almıştır. 

 
 

Eylem Ümit Atılgan

0
Eylem Ümit Atılgan

Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan, Gaziantep’te dünyaya geldi. 1986-1993 yıllarında Gaziantep Anadolu Lisesinde eğitim aldı. 1993 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1997’de mezun oldu.

Atılgan, 1997-2000 arasında Ankara Barosu’nda stajını tamamladı ve bir süre avukatlık yaptı.

2000 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı’nda göreve getirildi ve 2017’ye kadar öğretim üyesi olarak bilimsel faaliyetler yürüttü. “Aristoteles’in Devlet Kuramı ve Modern Kuramlara Katkısı” başlıklı teziyle 2000 yılında yüksek lisans derecesi elde etti. Aynı anabilim dalındaki doktora eğitimini 2006 yılında tamamladı. “Kentte suça karışmış çocuklarda toplumsal ortam ve ceza ehliyeti araştırmaları/Social milieu of juvenile delinquency in urban and legal capacity research” başlıklı doktora tezi nedeniyle Türkiye Sosyal Bilimler Derneği tarafından “Genç Bilim İnsanı Ödülü”ne layık görüldü.

Almanya, İtalya ve Türkiye’de çeşitli üniversitelerde araştırmalar yaptı. 2011-2012 döneminde Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde konuk öğretim üyesi ve doktora sonrası araştırmacısı olarak çalışmalar yürüttü. Aynı dönemde Berlin Humboldt Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ve 2013 yılında da Macerata ve Bolonya Üniversitesi Hukuk Fakültelerinde konuk öğretim üyeliği yaptı.

Mithat Sancar ile birlikte kaleme aldığı “Adalet Biraz Es Geçiliyor” adlı kitap, Türkiye’deki en kapsamlı yargı sosyolojisi araştırmalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Adalet Bakanlığı ve diğer kamu kurumlarına strateji belirleme süreçlerinde danışmanlık yaptı. BM, UNICEF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarda kadın ve çocuk hakları projelerinde çalıştı. Hukuk klinikleri ve şiddet mağdurlarına yönelik hizmetler konusunda da aktif rol aldı. 2010-2017 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde cinsel şiddetle mücadele alanında görev yaptı.

Türkiye’deki İç Hukuk Kültürü Üzerine Sosyo-Hukuki Bir Araştırma, Haksız Tahrik Kararlarında Eril Tahakküm Kodları” başlıklı doçentlik teziyle 2015 yılında doçentlik unvanını aldı. Doçentlik tezi ayrıca Turhan Yayınevi tarafından kitap olarak basıldı.

2017 yılından itibaren Yakın Doğu Üniversitesi ve Girne Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevine getirildi.

2019 yılında Girne Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Yakındoğu Üniversitesi Hukuk & Toplum Merkezi Başkanlığı görevlerini üstlendi.

Haksız Tahrik: Bir Erkeklik Hakkı” adlı kitabıyla; Türkiye’deki kadın cinayetleri davalarına odaklandı ve “haksız tahrik” kavramının yargı süreçlerini nasıl etkilediğini derinlemesine ele aldı. Mahkeme etnografisi yöntemiyle hazırlanan ve İletişim Yayınları tarafından 2024 yılı Haziran ayında basılan kitap, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Sedat Simavi Ödülleri’nde 2024 Yılı “Sosyal Bilimler Araştırma Ödülü”ne layık görüldü.

Antalya Barosu tarafından 2007 yılından beri her yıl verilen “Uğur Mumcu Özel Ödülü” 2026 yılında Atılgan’a tevcih edildi.

Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, İnsan Hakları, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Ayrımcılık Hukuku, Hukukta Ampirik Çalışmalar, Hukuk Metodolojisi ve Hukuk Başlangıcı, Hukuk ve Etik gibi dersler vermektedir. Avrupa Hukuk Öğrencileri Derneği, Uluslararası Hukuk Felsefesi ve Sosyal Felsefe Derneği, Hukuk ve Toplum Derneği, Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği, Flamenko Ankara Derneği, Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu, Oyun ve Tiyatro Akademisi (OYTAD) ve başkaca birçok sivil toplum faaliyetinin içinde üye ve yönetici olarak bulunmuştur. İngilizce, Fransızca ve Almanca bilmektedir.

Öget Öktem Tanör

0
Öget Öktem Tanör

Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, 31 Mayıs 1935 tarihinde İstanbul, Göztepe’de doğmuştur. Milli Eğitim Bakanlarından Dr. İbrahim Öktem‘in kızı ve 2002 yılında yaşama veda eden Prof. Dr. Bülent Tanör‘ün eşidir.

Öget Öktem Tanör, ilk öğrenimini Zonguldak’ta, orta öğrenimini ise Bursa’da tamamlamış, 1954 yılında Bursa Kız Lisesinden mezun olmuş, 1955 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, 1959 yılında mezun olmuştur. Tanör, 1957 yılında Hukuk Fakültesi üçüncü sınıfta iken Astronomi, Fizyoloji ve Psikiyatri ile ilgilenmeye başlamış, İstanbul Tıp Fakültesindeki Psikiyatri ve Nöroloji derslerine katılmaya başlamıştır. Mezuniyetin ardından Hüseyin Nail Kubalı‘nın başkanlığını yaptığı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalına asistan olarak atanmış, burada eşi Bülent Tanör ile tanışmış ve daha sonra evlenmiştir. Columbia Üniversitesinden kazandığı burs ile New York‘a gitmiş, hukuk alanında araştırma yapmasına karşın psikoloji ile ilgilenmeye devam etmiştir.

Bülent Tanör ve Öget Öktem Tanör bir arada

1966 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji bölümüne doktora öğrencisi olarak kabul edilmiş, 1969 yılında aynı bölüme asistan olarak atanmış; 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası sonrasında 1972 yılı aralık ayında İsviçre‘ye gitmek zorunda kalmış, Cenevre‘de siyasi mülteci olarak bulunmuştur. İsviçre’de kaldığı dönemde Cenevre Ünviversitesi Psikoloji bölümü derslerini izlemiş ve Nöropsikoloji ile tanışmıştır. Cumhuriyet’in 50. yılı nedeniyle çıkarılan Ecevit affından sonra yeniden Türkiye’ye dönmüştür.

Türkiye’nin İlk Klinik Nöropsikoloji Laboratuvarı

Öget Öktem Tanör, 1975 yılı şubat ayında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin Psikoloji mezunları için açtığı doktora programına kabul edilmiş, dört yıl çeşitli tıp alanlarında eğitim almış ve 1981 yılında doktora derecesini kazanmış, 1983 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji bölümüne gönüllü olarak girmiş, daha sonra kadrolu olarak atanmıştır.

Türkiye’nin ilk Klinik Nöropsikoloji Laboratuvarını kurmuş; laboratuvar öncelikle nörologlar ve ardından psikiyatristler ve beyin cerrahları tarafından kabul görmüş, bir çok üniversiteden psikolog, nöropsikolog olarak yetiştirilmek üzere onun yanına gönderilmeye başlanmıştır. Laboratuvar, Türkiye çapında bir okula dönüşmüştür.

Prof. Dr. Öget Öktem Tanör

Tanör, 1993 yılında doçent, 2000 yılında da profesör olmuş, 2008 yılında Nöropsikoloji Derneğini kurmuş ve derneğin başkanı seçilmiştir. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji bölümü, İstanbul Üniversitesi Pedagoji Fakültesi, Haliç Üniversitesi, Okan Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Kültür Üniversitesinde lisans ve yüksek lisans dersleri vermiş, 2002 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.

Bilim Üniversitesindeki akademik yaşamına devam etmekte iken 2016 yılında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile 81 yaşında iken üniversiteden ihraç edilmiştir.

Eserleri
  • Anksiyetenin Öğrenme ve Hafizaya Etkisi (Doktora Tezi) 1981
  • Davranışsal Nörofizyolojiye Giriş, 2006
  • Sözel Bellek Süreçleri Testi – SBST El Kitabı, 2011

Kitap Bölümleri 
  • Tanör, Ö., Ö. “Afazi Muayenesi”, ss.154-156; “Mental Durum Muayenesi” ss.156-161, in: Edip Aktin, Sara Bahar, Nörolojik Muayene ve Teşhiste Temel Bilgi, 1988, Filiz Kitapevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö.”Afazi”, Bölüm VI ss.33-38; “Demans”, Bölüm VII ss.39-40, in: Nöroloji Ders Notları (İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri), 1991, Ak Basımevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. Gelişimsel Bir Öğrenme Güçlüğü (Gelişimsel Disleksi). 300-309 in: Ben Hasta Değilim. (ed.Aysel Ekşi).1999,Nobel Tıp Kitabevi,İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. Demansların Nöropsikolojik Değerlendirilmesi. 67-81 in: Alzheimer ve Diğer Demanslar, (ed.Kaynak Selekler).2003,Güneş Kitabevi, Ankara.
  • Tanör, Ö., Ö. Alzheimer Hastalığının Erken, Orta ve İleri Dönemlerinde Genel Kognitif Profil. 101-111 in: Beyin ve Nöropsikoloji (eds. S.Karakaş, C. İrkeç, N. Yüksel). 2003, Çizgi Tıp Kitabevi, Ankara.
  • Tanör, Ö., Ö.: Nöropsikoloji Uygulamaları. 233-235 in: Beyin ve Nöropsikoloji (eds. S. Karakaş, C. İrkeç, N. Yüksel). 2003, Çizgi Tıp Kitabevi, Ankara.
  • Tanör, Ö., Ö. Klinik Nöropsikoloji Bakış Açısıyla. 115-132 in: Bilnot Bataryası El Kitabı (Sirel Karakaş). 2004, Dizayn Ofset, Ankara.
  • Tanör, Ö., Ö., Bahar S. Z., Aktin, E. “Afazi, Apraksi, Agnozi”. ss.85-92 in: Nöroloji. (Ed. Emre Öge). 2004, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. “Afazi Muayenesi”. Ss.121-122 in: Nöroloji (Ed. Emre Öge). 2004, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. “Mental Durum Muayenesi”. ss. 123-126 in: Nöroloji (Ed. Emre Öge). 2004, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. “Nöropsikoloji”. ss.168-177 in: Nöroloji. (Ed. Emre Öge). 2004, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. Epilepside Nörokognisyon. 549-558 in: Epilepsi (eds. İ. Bora, S. N. Yeni, C. Gürses). 2008, Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul.
  • Tanör, Ö., Ö. Afazi, Apraksi, Agnozi. 35-38 in: Güncel Nörolojik Tanı ve Tedavi (Çeviri Kitap; çev. ed. M. Emre), 2008; Güneş Tıp Kitapevi, Ankara.
  • Tanör, Ö., Ö. Sinirbilim Bakış Açısıyla Bellek, 787-810 in: Bir Arada-Das Zwischen-In Between (Festchrift für Önay Sözer Armağanı), 2013, yayıma hazırlayan:Sanem Yazıcıoğlu, Türkiye İş Bankası Yayınları.
  • Tanör, Ö., Ö. Aşkın Nörobiyolojik Temelleri. 2769-2774 in: Rona Aybay’a Armağan, 2014, Legal Hukuk Dergisi yay., 2. cilt.
  • Tanör, Ö., Ö. Nöropsikolojik Değerlendirme, 15-29 in: Davranış Nörolojisi (ed. Oğuz Tanrıdağ), 2016, Nobel Tıp Kitabevleri.
  • Tanör, Ö., Ö. Sinirbilim Bakış Açısıyla Bellek, 97-105 in: Davranış Nörolojisi (ed. Oğuz Tanrıdağ), 2016, Nobel Tıp Kitabevleri.
  • Tanör, Ö., Ö. Multipl Sklerozda Bilişsel Bozukluk, 293-328 in: Davranış Bozuklukları ve Biliş (ed. Metehan Irak), 2016, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları

Bertil Emrah Oder

0
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder

Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, 8 Ocak 1968 tarihinde doğmuş, İzmir Özel Türk Kolejini bitirerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştır.

Uygulamalı Anayasa Hukuku Bertil Emrah Oder/Korkut Kanadoğlu

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini üstün başarı ile bitiren Oder; Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsünde “The Direct Effect of Community Law as Interpreted and Applied by the European Court of Justice” isimli tezi ile yüksek lisans derecesi elde etmiştir. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku ve Avrupa Birliği doktora programında doktora dersleri ve doktora yeterlilik sınavını başarı ile vermiş olmasına karşın Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden gelen kabul ile doktora öğrenimi Almanya’da “Der spezifische Gegenstand des geistigen Eigentums im Europäischen Gemeinschaftsrecht” isimli tezi ile tamamlamış, kamu hukuku ve özel hukuk doktoru unvanını “mükemmel başarı” derecesi ile kazanmıştır. 2005 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde doçent olmuştur.

İdari ve Akademik Kariyeri

Oder, 1992-2007 yıllarında İstanbul Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesinde çalışmış, Yeditepe Üniversitesi ve Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde Çevre Hukuku, Basın Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Avrupa Hukuku, Uluslararası İlişkiler, Kadın Hakları, Anayasa Hukuku dersleri vermiş, Zürih, Köln ve Kaliforniya (UCLA) üniversitelerindeki uluslararası programlarda araştırmacı ve davetli öğretim üyesi olarak bulunmuştur. 2001-2003 yıllarında Galatasaray Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği yapmış, 2007 yılından itibaren Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği görevine atanmıştır.

2007-2009 yıllarında Koç Üniversitesi Avrupa Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezinde müdür yardımcılığı, Koç Üniversitesi Yayınları Yayın Kurulu üyeliği, Etik Kurul üyeliği, 2007-2010 yıllarında Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği ve Senato üyeliği, 2010-2011 yıllarında dekan yardımcılığı,  2011 yılından itibaren ise Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmeye başlamıştır.

Sivil Toplum Çalışmaları

2012 yılında Henry Morris Uluslararası ve Karşılaştırmalı Hukuk Öğretim Üyesi (Chicago Kent College of Law) seçilmiş; Birleşmiş Milletler (“UN Women”) ve Parlamentolar Arası Birlik (IPU) kadın-erkek eşitliğini pekiştirme Türkiye programında ve kapasite geliştirme projesinde uluslararası akademik danışman olarak görev yapmıştır.

Oder, International Association of Constitutional Law (IACL), International Association of Legislation (IAL), International Association of Public Law (ICON-S), Law & Society Association (LSA), European Society of International Law (ESIL), Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği (Anayasa-Der), Türk-Alman Kamu Hukukçuları Platformu,  Constitution Builders Network, Kamu Hukukçuları Platformu, Global İlişkiler Forumu (GIF) ve Uluslararası Hukuk Derneği (ILI) üyesidir ve birçok ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşta yönetici olarak görev almıştır.

Eserleri

Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, karşılaştırmalı anayasa hukuku, anayasa yargısı, parlamento hukuku, Avrupa kamu hukuku, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları alanında ulusal ve uluslararası çok sayıda yayının sahibidir. AB’de Anayasa ve Anayasacılık [Constitution and Constitutionalism in the EU], Anayasa Yargısında Yorum Yöntemleri [Methodology of Interpretation in Constitutional Adjudication], Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları [Gender Studies in Turkey],  Uygulamalı Anayasa Hukuku [Applied Constitutional Law], Anayasa Hukuku Araştırmalarında Genç Yaklaşımlar ve Korkut Kanadoğlu ile birlikte  yazdığı Aktif Öğrenme için Anayasa Hukuku Pratik Çalışmaları isimli kitapları bulunmaktadır.

Ünal Tekinalp ile birlikte, Topluluk Hukukunun Temel Doktrinleri, Avrupa Birliği Hukuku, Avrupa Topluluğunda Temel Hak Koruması, Avrupa Topluluğunda Sosyal Güvenlik, Hakkın Özgül Konusu Ölçütü, Avrupa Bütünleşmesinin Temel Hak Boyutu isimli çalışmaları bulunmaktadır.

İngilizce ve Almanca bilmekte olan Bertil Emrah Oder, Cumhuriyet Gazetesi yazarı da olan Gazeteci Yazar Hikmet Çetinkaya‘nın kızıdır ve Avukat Dr. Burak Oder ile evlidir.

27 Mayıs Darbe Bildirisi

0
27 Mayıs 1960 Darbesi, Türkiye Cumhuriyet, dönemindeki ilk askeri müdahale olarak tarihe geçmiştir. Darbe Bildirisi, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunmuştur. Askeri Darbe, Ankara Radyosu’nda saat 05.25‘te ilan edilmiştir. 

27 Mayıs Darbe Bildirisi, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunmuştur. Askeri Darbe, Ankara Radyosu’nda saat 05.25‘te ilan edilmiştir.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi, Cumhuriyet dönemindeki ilk askeri müdahale olarak tarihe geçmiştir. Darbeden önce, 1958 senesinde Albay Samet Kuşçu’nun yazdığı ihbar mektubu siyasiler tarafından ciddiye alınmamıştır.

Darbe’nin muhatapları, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Adnan Menderes Hükümeti’dir. Silahlı Kuvvetler, 27 Mayıs gecesi Ankara ve İstanbul’da önemli merkezleri kısa sürede ele geçirmiştir. Celal Bayar Çankaya’daki köşkünden alınmış, Başbakan Adnan Menderes ise Kütahya’da iken tutuklanmıştır. İktidar partisi DP yöneticileri ve üst düzey bürokratlar tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdir.

Hükümetin ve meclisin yetkilerini Milli Birlik Komitesi üstlenmiştir. İhtilalden 15 gün sonra çıkarılan 1 Nolu Yasa ile Milli Birlik Komitesi kurulmuştur.

1960 Geçici Anayasası – Milli Birlik Komitesinin Kuruluşu

27 Mayıs Darbe Bildirisi

“Dikkat… Dikkat… Muhterem Vatandaşlar!

Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerinizin sesi bir dakika sonra sizlere hitap edecektir.

Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyle ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadiyle Türk Silahlı Kuv­vetleri memleketin idaresini eline almıştır.

Bu hareketle Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz duru­mundan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı de­ğildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete mütaallik tecavüzkâr bir fiile te­şebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş, kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde, aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri, ıstırap­larımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Ka­bineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica edi­yoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gaye­miz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamiyle riayettir. Büyük Atatürk’ün, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlı­yız. CENTO’ya bağlıyız.

Tekrar ediyoruz; düşüncelerimiz, yurtta sulh, cihanda sulhtur.

Türkiye dahi­linde bütün garnizonlardaki garnizon komutanları o yerin mülki ve askeri ida­resine el koyacaklar ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır.”

Aysel Çelikel

0
Aysel Çelikel

Aysel Çelikel, 1933 yılında Rumeli kökenli bir baba ile İstanbullu bir annenin ikinci çocuğu olarak İstanbul’da doğmuştur. Babası bir saat ustasıdır ve Türkiye’nin ilk taksimetresinin patentini alan olan Remzi Çağıl’dır. Klarnet ve ud çalan, aydın bir insan olan Çağıl, İstanbul Radyosu’nda sanatını icra etmiştir ve Neyzen Tevfik’in de ahbabıdır. Çelikel’in çocukluğu, İstanbul Kurtuluş’un Tatavla mahallesinde Rumların arasında geçmiştir. İlkokulu üstün başarıyla bitirmiş diplomasını, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in elinden almıştır.

Profesör Doktor Aysel Çelikel

Orta ve lise öğrenimini Beyoğlu Kız Lisesinde, hukuk öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamış, aynı fakültede doktor, doçent ve profesör olmuştur. ABD Columbia Üniversitesi  Hukuk Fakültesinde(Columbia University School of Law) Mukayeseli Hukuk dalında hukuk yüksek lisans diploması (Master,MCL) derecesi almış, Freiburg Hukuk Fakültesinde bilimsel araştırmalar yapmıştır. Devletler Hukuku dalında hukuk doktorası yapmıştır. Çelikel, 1957 yılında Devletler Özel Hukuku asistanı olarak atanmış,1960 yılında eşi Murteza Çelikel ile evlenmiştir. 1962 yılında hukuk doktoru olan Çelikel, 1964 yılında eşini ve 1,5 yaşındaki kızını Türkiye’de bırakarak Columbia Üniversitesi’nde master yapmış, 1969 yılında doçent olmuştur. Çelikel 1974-75 yıllarında Almanya’da devam ettiği bilimsel çalışmaları sonucunda 1977 yılında profesör unvanını almıştır.

Prof. Dr. Aysel Çelikel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1980–1982 yılları arasında Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürlüğü yapmış, (1994–1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yapmıştır. Yaklaşık 44 yıllık üniversite hocalığı yapmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Rektör Kemal Alemdaroğlu’nun uygulamalarına karşı çıktığı için pek çok öğretim üyesiyle birlikte Hukuk Fakültesi Dekanlığı’ndan istifa etmiştir.

Prof. Dr. Çelikel, Türkiye’nin ilk kadın Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır.

Çelikel, 2001 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından YÖK  üyeliğine atanmış ve kurulda dört yıl görev yapmıştır. YÖK üyeliği sırasında 12 Eylül darbesinin ürünü olması sebebiyle YÖK’e karşı çıkan YÖK üyesi olarak tanınmıştır.

Prof. Dr. Çelikel 2002 yılında 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Ecevit Hükümetinde seçim dönemi tarafsız ve bağımsız Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. Daha önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ilk kadın dekanı olan Çelikel  2002 yılında Türkiye’nin ilk ve tek kadın Adalet Bakanı olmuştur.

Prof. Dr. Aysel Çelikel, 2003-2006 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin dekanlığını yürütmüş, 2006 yılında bu fakülteden ayrılarak Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğretim üyeliğine başlamıştır.

Sivil Toplum Çalışmaları

Çelikel, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olup 2010 yılında İstanbul Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delegeliğine seçilmiş ve 2016 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür.

Bugüne kadar birçok sivil toplum örgütünün kuruculuğunu ve başkanlığını yapmıştır. Çelikel, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türk Hukukçu Kadınlar Derneği‘nin kurucularındandır.

Çelikel, 2000-2004 yılları arasında kurucusu olduğu Türk Hukukçu Kadınlar Derneği(THKD) başkanlığını yürütmüştür.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin kurucu üyesidir ve 1989’dan 1995 yılına kadar Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Uzun yıllar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkan Yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra Türkan Saylan’ın vefatıyla boşalan dernek başkanlığına seçilmiş, 2009 yılından itibaren Genel Başkanlık görevini yürütmüştür.

Hukuk alanında birçok bilimsel kitabı bulunan Prof. Dr. Aysel Çelikel’in laiklik, kadın hakları, özerk ve demokratik üniversite konularında gazetelerde yayımlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.

Prof. Dr. Aysel Çelikel Çocuk Yuvası, Kadıköy Belediyesine bağlı olarak 2022 / 2023 Eğitim Döneminde hizmete girmiştir. 

Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar

0

Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar (Recommendation Rec(2003) – of the Committee of Ministers to member states on common rules against corruption in the funding of political parties and electoral campaigns), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 8 Nisan 2003 tarihindeki 835’inci toplantıda kabul edilmiştir.

Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar
I. SİYASİ PARTİLERİN DIŞ KAYNAKLARLA FİNANSMANI
Madde 1
Siyasi partilere kamu ve özel sektör desteği

Devlet ve vatandaşlar siyasi partileri desteklemek durumundadırlar.

Devlet siyasi partilere destek sağlamalıdır. Devlet desteği makul katkılarla sınırlanmalıdır. Devlet desteği mali de olabilir.

Devlet desteğinin verilmesi hususunda objektif, adil ve makul kriterler uygulanmalıdır.

Devletler, devlet ve/veya vatandaşların desteğinin siyasi partilerin bağımsızlıklarına müdahalede bulunmamasını sağlamalıdırlar.

Madde 2
Bir siyasi partiye yapılan yardımın tanımı

Yardım, bir siyasi partiye bilerek ekonomik ya da başka türlü çıkar sağlama faaliyetidir.

Madde 3
Yardımlara ilişkin genel prensipler

a. Siyasi partilere yapılan yardımları yönetirken devletlerin alması gereken önlemler;

  • çıkar çatışmalarına meydan vermemek,
  • yardımlarla ilgili hesap verme sorumluluğunu sağlamak ve gizli yardımlara meydan vermemek,
  • siyasi partilerin faaliyetlerine zarar vermekten kaçınmak,
  • siyasi partilerin bağımsızlığını güvenceye almak amacıyla özel kurallar içermelidir.

b. Devletler;

i. siyasi partilere yapılan yardımların, özellikle de sabit bir rakamın üzerindeki yardımların, kamuya mal edilmesini sağlamalıdır;
ii. siyasi partilere yapılan yardımların miktarını sınırlayıcı kuralları yürürlüğe koyma olasılığını göz önünde bulundurmalıdır;
iii. belirlenmiş üst sınırların aşılmasına engel olmak için önlemler almalıdır.

Madde 4
Yardımların vergiden düşülmesi

Malî mevzuat siyasi partilere yapılan yardımların vergiden düşürülmesine imkan verebilir. Bu tür vergiden düşmeler sınırlanmalıdır.

Madde 5
Yasal kuruluşlardan alınan yardımlar

a. Yardımlarla ilgili genel prensiplere ilave olarak devletler;

i. yasal kuruluşlardan siyasi partilere yapılan yardımların bu kuruluşların ilgili defterlerine ve hesaplarına kaydedilmesini,
ii. hissedarların ya da yasal kuruluşların diğer herhangi bir üyesinin yardımlardan bilgisi olmasını,  sağlamalıdır.

b. Devletler, herhangi bir kamu kurumuna mal veya hizmet sağlayan yasal kuruluşların yardımlarını sınırlamayı, engellemeyi ya da sıkı biçimde düzenlemeyi amaçlayan önlemler almalıdırlar.

c. Devletler, hükümetin veya diğer kamu otoritelerinin kontrolü altındaki yasal kuruluşların siyasi partilere yardım yapmalarını yasaklamalıdır.

Madde 6
Bir siyasi partiyle bağı olan kuruluşlara yapılan yardımlar 

4’üncü maddede bahsedilen vergiden düşmeyle ilgili olanlar hariç olmak üzere siyasi partilere yardımlarla alakalı kurallar, bir siyasi partiyle doğrudan ya da dolaylı biçimde ilişkisi bulunan veya bir siyasi partinin kontrolü altındaki tüm kuruluşlara uygulanmalıdır.

Madde 7
Yabancı kuruluşların yaptıkları yardımlar

Devletler yabancı kuruluşların yaptıkları yardımları kesin bir biçimde sınırlamalı, yasaklamalı ya da düzenlemelidir.

II. SEÇİLMİŞ GÖREVLİLERİN VE SEÇİMLERDEKİ ADAYLARIN FİNANSMANININ KAYNAKLARI
Madde 8. Seçimlerdeki adaylara ve seçilmiş temsilcilere finansman kurallarının uygulanması

Siyasi partilerin finansmanındaki kurallar gerekli değişiklikler yapılarak;

  • seçimlerdeki adayların seçim kampanyalarının finansmanına,
  • seçilmiş temsilcilerin siyasi faaliyetlerinin finansmanına uygulanmalıdır.
III. SEÇİM KAMPANYASI HARCAMALARI
Madde 9
Harcamalardaki sınırlamalar

Devletler siyasi partilerin aşırı finansman ihtiyaçlarını engellemek amacıyla tedbirler almayı, örneğin seçim kampanyalarındaki harcamalar için sınırlamalar koymayı, göz önünde bulundurmalıdır.

Madde 10
Harcamaların kayıtları

Devletler, her aday, her aday listesi, her siyasi parti açısından seçim kampanyalarındaki, doğrudan ve dolaylı, tüm harcamaların ayrıntılı kayıtlarının tutulmasını sağlamalıdır.

IV. ŞEFFAFLIK
Madde 11
Hesaplar

Devletler, siyasi partilerin ve 6’ncı maddede belirtilen siyasi partilerle bağı olan kuruluşların uygun defterleri ve hesapları tutmasını sağlamalıdır.

Mümkünse, siyasi partilerin hesapları 6’ncı maddede bahsedilen kuruluşların hesaplarını da içerecek biçimde konsolide edilmelidir.

Madde 12
Yardımların kayıtları

a. Devletler, bir siyasi partinin hesaplarının, parti tarafından kabul edilen tüm yardımları, her yardımın türü ve değeri de dahil, açıkça belirtmesini sağlamalıdır.

b. Yardımların belirli bir miktarın üzerinde olması durumunda, yardım verenler kayıtlardan belirlenebilmelidir.

Madde 13
Hesapların sunumu ve kamuya mal edilmesi zorunluluğu

a. Devletler, siyasi partilerin, hesaplarını düzenli olarak ya da en azından yıllık olarak, 14’üncü maddede belirtilen bağımsız bir kuruma sunmasını sağlamalıdır.

b. Devletler, siyasi partilerin, 10’uncu madde ve mümkünse 12’nci maddede istenen bilgileri de kapsayacak şekilde 11’inci maddede belirtilen hesaplarını veya bu hesapların asgari bir özetini düzenli ya da en azından yıllık olarak kamuya mal edilmesini sağlamalıdır.

V. GÖZETİM
Madde 14
Bağımsız gözden geçirme

a. Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanı konusunda bağımsız bir gözden geçirme sağlamalıdır.

b. Bağımsız gözden geçirme siyasi partilerin hesaplarını ve seçim kampanyalarıyla ilgili harcamalarını olduğu kadar bunların sunumunun ve kamuya mal edilmesinin gözetimini de kapsamalıdır.

Madde 15
Uzman personel

Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının yasadışı finansmanıyla mücadelede yargı, polis ve diğer personelin uzmanlığını teşvik etmelidir.

VI. YAPTIRIMLAR
Madde 16

Yaptırımlar Devletler, siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanıyla ilgili kuralların çiğnenmesi durumunda etkin, ölçülü ve caydırıcı yaptırımlarla karşı karşıya kalınmasını sağlamalıdır.

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

0

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the involvement of children in armed conflict), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açılmış, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Protokol’ü Bakanlar Kurulu kararıyla 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış ve Protokol hükümlerinin sadece  Türkiye’nin tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulanacağını deklare etmiş; Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ne koymuş olduğu şerhin geçerliliğini tekrarlamıştır.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün denetim organı Çocuk Hakları Komitesidir.

Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol

İşbu Protokol’e Taraf Devletler,

Çocuk haklarının geliştirilmesi ve korunması için mevcut yaygın taahhüdün göstergesi olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye verilen geniş kapsamlı desteğin teşvikiyle,

Çocukların haklarının özel korunma gerektirdiğini tekrar teyit ederek ve çocukların durumlarının ayrım yapılmaksızın, sürekli iyileştirilmesi ve bunun yanı sıra, huzurlu ve güvenli koşullar altında gelişimlerinin ve eğitimlerinin sağlanması için çağrıda bulunarak,

Silahlı çatışmanın çocuklar üzerindeki zararlı ve yaygın etkisinden ve bunun kalıcı barış, güvenlik ve kalkınmaya yönelik uzun vadeli sonuçlarından rahatsızlık duyarak,

Silahlı çatışma durumlarında çocukların hedef alınmasını ve genellikle çok sayıda çocuğun bulunduğu okullar ve hastaneler gibi yerler dâhil, uluslararası hukuk tarafından korunan hedeflere yönelik doğrudan saldırıları kınayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün kabul edilmesini ve Statü’nün, özellikle 15 yaşın altındaki çocukların askere alınmasını ya da askerlik listelerine yazılmalarının veya uluslararası ya da uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda faal olarak muhasamata katılım için kullanılmalarını savaş suçları kapsamına almasını not ederek,

Dolayısıyla, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile tanınan hakların daha üst düzeyde kullanılmasının sağlanması için, çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarına karşı daha fazla korunmalarına ihtiyaç duyulduğunu dikkate alarak,

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 1. maddesinde, Sözleşme’nin amaçları açısından, çocuğa uygulanan kanun çerçevesinde daha erken yaşta reşit olma söz konusu olmadıkça, on sekiz yaşın altındaki her insanın çocuk sayıldığını not ederek,

Sözleşmeye ek ihtiyari bir protokol ile kişilerin silahlı kuvvetlere alınabilme ve çatışmalara katılma bakımından yaş sınırının yükseltilmesinin, çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararının öncelikle göz önüne alınması ilkesinin uygulanmasına etkin katkıda bulunacağına inanarak,

Aralık 1995’te düzenlenen 26. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Konferansı’nın, diğer hususların yanı sıra, çatışma taraflarının, 18 yaş altındaki çocukların çatışmalara katılmalarının önüne geçilmesi için mümkün olan her türlü adımı atmaları tavsiyesinde bulunduğunu kaydederek,

Haziran 1999’da, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, diğer hususların yanı sıra, çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla ya da zorunlu olarak askere alınmalarını yasaklayan 182 sayılı “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem” Sözleşmesi’nin oybirliğiyle kabulünü memnuniyetle karşılayarak,

Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplarca, ulusal sınırların içinde veya sınıraşırı çatışmalarda çocukların silahaltına alınmalarını, eğitilmelerini ve kullanılmalarını şiddetle kınayarak ve bu çerçevede çocukları asker olarak silahaltına alanların, eğitenlerin ve kullananların sorumluluklarını tanıyarak,

Silahlı çatışmadaki tarafların her birinin, uluslararası insancıl hukuk hükümlerine uyma yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatarak,

İşbu Protokol’ün, 51. madde dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedef ve ilkeler ve insancıl hukukun ilgili kurallarına halel getirmediğini vurgulayarak,

Birleşmiş Milletler Şartında yer alan hedeflere ve ilkelere tam olarak uyulmasına ve yürürlükteki insan hakları düzenlemelerinin gözetilmesine dayalı barış ve güvenlik koşullarının, çocukların özellikle silahlı çatışmalar ve yabancı işgali sırasında tam anlamıyla korunmalar için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,

Ekonomik veya sosyal durumları ya da cinsiyetleri bakımından bu Protokol’e aykırı biçimde askere alınma ya da çatışmalarda kullanılma konusunda özellikle kırılgan bir kesimi oluşturan çocukların özel ihtiyaçlarını tanıyarak,

Çocukların silahlı çatışmalara dâhil olmalarının kökeninde yatan ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerin dikkate alınmasının gerekliliğini göz önünde bulundurarak,

Bu Protokol’ün uygulanmasının yanı sıra, silahlı çatışma mağduru olan çocukların fiziksel ve psiko-sosyal rehabilitasyonlarında ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmalarında uluslararası işbirliğinin
güçlendirilmesi ihtiyacına inanarak,

Başta çocuklar ve çocuk mağdurlar olmak üzere toplumun, Protokol’ün uygulanmasına ilişkin bilgilendirici ve eğitici programların yaygınlaştırılmasına katılımını teşvik ederek, Aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde 1

Taraf Devletler kendi silahlı kuvvetlerinin 18 yaşına erişmemiş mensuplarının çatışmalara doğrudan doğruya katılmalarının önlenmesi için mümkün olan tüm makul önlemleri alacaklardır.

Madde 2

Taraf Devletler 18 yaşına erişmemiş kişilerin silahlı kuvvetlerine zorunlu olarak alınmamasını sağlayacaklardır.

Madde 3

1 Taraf Devletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 38. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen ulusal silahlı kuvvetlerine gönüllü asker alımı için asgari yaşı, anılan maddede yer alan ilkeleri göz önüne alarak ve Sözleşmeye göre 18 yaşından küçüklerin özel korunmaya hakkı olduğunu kabul ederek, yıllar itibariyle yükselteceklerdir.

2 Her Taraf Devlet, işbu Protokol’ü onaylamasının veya Protokol’e katılmasının ardından, ulusal silahlı kuvvetlerinde gönüllü silah altına alınma bakımından izin vereceği asgari yaşı belirten ve bu tarz silah altına almanın zorunlu ya da baskıyla olmamasını temin etmek için aldığı önlemleri tanımlayan bağlayıcı bir beyanı tevdi edecektir.

3 Ulusal silahlı kuvvetlerine 18 yaşın altındaki kişilerin gönüllü olarak alınmasına izin veren Taraf Devletler, asgari olarak aşağıdaki önlemleri almakla yükümlüdür:

a Bu koşullarda bir askere alım gerçekten gönüllü olması;

b Bu koşullarda bir askere alım ilgili kişinin ana-babasının veya yasal koruyucularının rızalarını bildirmesi suretiyle yapılması;

c Bu kişiler, bu koşullar altındaki bir askeri hizmetin içerdiği tüm görevler hakkında tam anlamıyla bilgilendirilmiş olmalı ve

d Bu kişiler, ulusal askeri hizmete kabul edilmeden önce yaşlarına dair güvenilir kanıtları ibraz etmelidirler.

4 Her Taraf Devlet, beyanını herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bu amaçla yapacağı bir bildirimle güçlendirebilir. Genel Sekreter, söz konusu bildirim hakkında tüm Taraf Devletlere bilgi verir. Söz konusu bildirim Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

5 İşbu maddenin 1. fıkrasında yer alan yaş yükseltme koşulu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 28. ve 29. maddeleri uyarınca Taraf Devletlerin silahlı kuvvetleri tarafından idare edilen veya bunların denetimi altında bulunan okullar için geçerli değildir.

Madde 4

1 Bir Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan silahlı gruplar, hiçbir koşul altında, muhasamatta 18 yaşın altındaki şahısları silahaltına almamalı ve kullanmamalıdır.

2 Taraf Devletler bu tarz askere alım ve kullanımın önlenmesi için, bu tür uygulamaların yasaklanmasına ve suç addedilmesine yönelik yasal önlemlerin kabulü dâhil, mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.

3 Söz konusu Protokol’ün işbu maddesinin uygulanması bir silahlı çatışmanın herhangi bir tarafının hukuki statüsünü etkilemeyecektir.

Madde 5

İşbu Protokol’deki hiçbir husus, bir Taraf Devletin mevzuatının ya da uluslararası düzenlemelerin ve uluslararası insancıl hukukun çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla katkıda bulunan hükümlerine halel getirecek şekilde yorumlanmayacaktır.

Madde 6

1 Her Taraf Devlet, yetkileri çerçevesinde, bu Protokol’ün hükümlerinin etkin uygulanması ve yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli tüm yasal, idari ve diğer önlemleri alacaktır.

2 Taraf Devletler, bu Protokol’ün ilkeleri ve hükümlerinin, yetişkinler ve çocuklar tarafından aynı şekilde, uygun yollardan geniş biçimde bilinmesini ve tanınmasını sağlamayı taahhüt ederler.

3 Taraf Devletler, bu Protokol’e aykırı olarak askere alınan veya çatışmalarda kullanılan, yetkileri altındaki kişilerin terhis edilmeleri veya hizmetlerine başka bir şekilde son verilmesi için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır. Taraf Devletler, gerektiğinde, bu kişilere fiziksel ve psikolojik açıdan iyileşmeleri ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları için uygun tüm yardımı sağlayacaklardır.

Madde 7

1 Taraf Devletler, işbu Protokol’ün uygulanmasında, Protokol’e aykırı herhangi bir faaliyetin önlenmesi ve Protokol’e aykırı eylemlerin mağduru olan kişilerin rehabilitasyonu ve sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları da dâhil olmak üzere, teknik işbirliği ve mali yardım yollarını da içeren şekilde işbirliğinde bulunacaklardır. Bu tarz yardım ve işbirliği, ilgili Taraf Devletler ve uluslararası kuruluşlar arasında istişareler yoluyla tesis edilecektir.

2 Yardım yapabilecek durumda olan Taraf Devletler bu tür yardımları, mevcut çok taraflı, iki taraflı veya başka programlar yoluyla ya da bunların yanı sıra, Genel Kurul kurallarına uygun olarak oluşturulan bir gönüllü fon aracılığıyla sağlayacaklardır.

Madde 8

1 Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe girdiği iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin çatışmalara katılım ve askere almaya ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere, uygulanması için aldığı önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren raporu Çocuk Hakları Komitesi’ne sunacaktır.

2 Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşme’nin 44. maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.

3 Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.

Madde 9

1 İşbu Protokol Sözleşmeye taraf olan veya Sözleşmeyi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.

2 İşbu Protokol onaya tabidir ve herhangi bir Devletin katılımına açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde saklanacaktır.

3 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşme ve Protokol’ün depo makamı sıfatıyla, Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere 3. madde uyarınca yapılan her beyana, Protokol’ün onayına veya Protokol’e katılıma ilişkin bilgi verecektir.

Madde 10

1 İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin depo edilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

2 İşbu Protokol, onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devletin onay veya katılım belgesini depo edilmesinden bir ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 11

1 Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokol’ü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra yürürlüğe girecektir. Bununla beraber, şayet fesheden Taraf Devlet, o yılın bitiminde bir silahlı çatışma içindeyse, fesih silahlı çatışmanın bitiminden önce yürürlüğe girmeyecektir.

2 Böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından, Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.

Madde 12

1 Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri  talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.

2 İşbu maddenin 1. fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.

3 Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 13

1 İşbu Protokol’ün eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.

2 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokol’ün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletlere iletecektir.

Birinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni:

Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.

İkinci Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “1- Türkiye Cumhuriyeti, İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Türk mevzuatına göre askerliğin zorunlu olduğunu, ancak Türk vatandaşlarının kanunen rüştünü ispat etmeden zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulmadığını, Türk Askerlik Kanununa göre, askerlik hizmetinin 20 yaşına girilen yılın 01 Ocak tarihinde başladığını, seferberlik ve olağanüstü hallerde ise yükümlülerin 19 yaşında askere alınabildiğini beyan eder.

Türkiye’de gönüllü askerlik uygulaması yoktur. Bununla beraber, Askerlik Kanunu’nun 11. maddesi, sadece deniz ve jandarma sınıfları ile “gedikli küçük zabitlik” için asgari 18 yaştan itibaren gönüllü askere almayı öngörmektedir. Ancak, İhtiyari Protokol’ün getirdiği yaş düzenlemesine uygun olan bu madde uygulanmamaktadır.

İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile Protokol kapsamı dışında tutulan askeri okul öğrencileri de zorunlu askerlik uygulaması çerçevesinde yer almamaktadır. Bu öğrenciler, Türk mevzuatı uyarınca “asker” tanımı ve “askeri hizmet” yükümlülüğü dışında tutulmuştur.

2- Askeri liselere ve astsubay hazırlama okullarına kabul ise gönüllülük esasına, giriş sınavında başarıya ve veli ve yasal vasilerin muvafakatine bağlıdır. İlköğretimini tamamlamış, asgari 15 yaşında bu okullara gönüllü olarak kabul edilen öğrenciler, okul ile ilişkilerini istedikleri zaman kesebilirler.”

Üçüncü Beyan

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol’ün onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak yapılan beyanın metni: “Türkiye Cumhuriyeti, Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek İhtiyari Protokol’ün 3. maddesinin 5. fıkrası ile ilgili olarak, bu fıkrada zikredilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesine yönelik çekincesinin tüm geçerliliğini koruduğunu beyan eder.”

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol

0

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol(Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the sale of children) , 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine Ek olarak Genel Kurulun 25 Mayıs 2000 tarihli ve 54/263 sayılı Kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 18 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşmeyi 08 Haziran 2000 tarihinde imzalamış ve 9 Mayıs 2002 tarihinde onaylamıştır. 4755 Sayılı Onay Kanunu 14 Mayıs 2002 gün ve 24755 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Sözleşme Türkiye açısından 19 Eylül 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, çocukların satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini kesin olarak yasaklamaktadır. Bir çocuğun herhangi bir kişi veya kişi grubu tarafından ücret veya başka bir karşılık için başka birine devredildiği herhangi eylemler ile bir çocuğun ücret veya başka bir şekilde cinsel faaliyetlerde kullanılması her şekilde yasaktır. Sözleşme, genel olarak çocuk tanımını 18 yaşın altındaki herhangi bir insan olarak tanımlamaktadır.

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol

İşbu Protokol’e Taraf olan Devletler,

Taraf Devletlerin, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin amaçlarını daha fazla ölçüde gerçekleştirmek ve Sözleşme hükümlerinin, özellikle 11, 21, 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddelerinin daha iyi uygulanmasını sağlayabilmek amacıyla, çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinden çocukların korunmasını sağlamak için almaları gereken önlemleri artırmalarının uygun olacağını düşünerek;

Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin, çocukları ekonomik istismardan ve çocuk açısından tehlike arz edebilecek veya çocuğun eğitimini aksatabilecek veya çocuk sağlığına veya fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ya da sosyal gelişimine zarar verebilecek herhangi bir işte çalışmaktan korunma hakkını tanıdığını da göz önünde bulundurarak,

Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisi amacıyla yapılan ve kayda değer ölçüde giderek artan uluslararası çocuk ticaretinden ciddi biçimde endişe duyarak,

Çocuk satışını, çocuk fuhşunu ve çocuk pornografisini doğrudan teşvik etmesi nedeniyle özellikle çocukların kırılgan durumda olduğu yaygın ve süregiden seks turizminden derin endişe duyarak,

Kız çocukları dâhil olmak üzere, özellikle kırılgan birtakım grupların cinsel istismara maruz kalma hususunda daha büyük bir risk altında olduklarını ve kız çocuklarının cinsel açıdan istismar edilenler arasında orantısız ölçüde yer aldıklarını kabul ederek,

Çocuk pornografisinin internette ve diğer gelişen teknolojiler üzerinde artan erişilebilirliğinden endişe duyarak ve internet üzerinde Çocuk Pornografisiyle Mücadele Uluslararası Konferansını (Viyana, 1999)
ve özellikle de, bu konferansın çocuk pornografisinin üretiminin, dağıtımının, ihracatının, naklinin, ithalatının, kasıtlı zilyetliğinin ve reklamının tüm dünyada suç olarak kabul edilmesi için çağrıda bulunan sonuç kararını anımsayarak ve hükümetler ile internet endüstrisi arasında daha yakın işbirliği ve ortaklığın önemini vurgulayarak,

Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve çocuk pornografisinin ortadan kaldırılmasının, az gelişmişlik, yoksulluk, ekonomik eşitsizlikler, adil olmayan sosyo-ekonomik yapı, gereği gibi işlemeyen aile yapısı, eğitim eksikliği, kır-kent arası göç, cinsiyet ayrımcılığı, yetişkinlerin sorumsuz cinsel davranışları, zararlı geleneksel uygulamalar, silahlı çatışmalar ve çocuk ticareti dâhil, bu durumu ağırlaştıran etkenleri ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsemekle mümkün olacağına inanarak,

Çocuk satışına, çocuk fuhşuna ve çocuk pornografisine olan tüketici talebini azaltmak amacıyla kamuoyundaki bilinci artırmak için çaba göstermek gerektiğine ve tüm taraflar arasındaki küresel ortaklığın güçlendirilmesinin ve ulusal düzeyde hukukun uygulanmasının geliştirilmesinin de önemine inanarak,

Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinmede İşbirliği Hakkında Lahey Sözleşmesi, Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine ilişkin Lahey Sözleşmesi, Çocukların Korunması için Tedbirler ve Ebeveyn Sorumluluğu ile ilgili İşbirliği, Tanıma, Tenfiz, Uygulanabilir Kanun ve Mahkeme Yetkisine ilişkin Lahey Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütünün 182 sayılı En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Acil Eylem Sözleşmesi gibi çocukların korunmasına ilişkin uluslararası yasal düzenlemelerin hükümlerini kaydederek,

Çocuk haklarının sağlanması ve korunmasına yönelik geniş çaplı bağlılığı ortaya koyan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye gösterilen güçlü destekten cesaret alarak,

Çocukların Satışını, Çocuk Fuhşuna ve Çocuk Pornografisini Önlemek için Eylem Programının hükümlerinin ve Çocukların Ticari Amaçlı Cinsel İstismarına Karşı 1996 Stockholm Kongresi Bildirisi ve Eylem Gündeminin ve ilgili uluslararası organların bu konulardaki diğer karar ve tavsiyelerinin uygulanmasının önemini kabul ederek,

Çocuğun korunması ve uyumlu gelişimi için her halkın geleneklerinin ve kültürel değerlerinin önemini gerektiği gibi dikkate alarak,

Aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşma sağlamışlardır:

MADDE 1

Taraf Devletler çocuk satışını, çocuk fahişeliğini ve çocuk pornografisini bu Protokol uyarınca yasaklayacaklardır.

MADDE 2

İşbu Protokol’ün amacı bakımından:

(a) Çocuk satışı, herhangi bir şahıs veya bir grup şahıs tarafından, ücret ya da başka herhangi bir şey karşılığında bir çocuğun başka birine devredildiği herhangi bir fiil veya işlem anlamına gelmektedir.

(b) Çocuk fahişeliği, bir çocuğun ücret veya başka herhangi bir şey karşılığında cinsel faaliyetlerde kullanılması demektir.

(c) Çocuk pornografisi, çocuğun gerçekte veya taklit suretiyle bariz cinsel faaliyetlerde bulunur şekilde herhangi bir yolla teşhir edilmesi veya çocuğun cinsel uzuvlarının, ağırlıklı olarak cinsel amaç güden bir şekilde gösterilmesi anlamına gelir.

MADDE 3
  1. Her Taraf Devlet asgari olarak aşağıdaki fiil ve faaliyetlerin ülke içinde veya ülke dışında veya ferdi veya örgütlü bir biçimde işlenmiş olup olmamalarına bakılmaksızın, kendi suç veya ceza yasalarının tam anlamıyla kapsamı içine girdiğini garanti edecektir.

(a) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk satışı çerçevesinde:

(i) Hangi yolla olursa olsun, çocuğun,

  1. Cinsel istismarı,
  2. Organlarının kâr sağlama amacıyla nakli,
  3. Zorla çalıştırılması amaçlarıyla teklifi, teslimi ya da kabulü;

(ii) Evlat edinme konusunda yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemeler ihlal edilmek suretiyle bir çocuğun evlat edinilmesi için uygunsuz bir şekilde rıza istihsal edilmesini teminen aracılık yapılması,

(b) Çocuğun, 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk fahişeliği amacıyla teklifi, elde edilmesi, tedariki veya temini;

(c) 2 nci maddede tanımlandığı üzere, çocuk pornografisinin, yukarıda belirtilen amaçlar için üretimi, dağıtımı, yayılması, ithali, ihracı, sunumu, satışı veya zilyetliği;

  1. Taraf Devletlerin ulusal mevzuatına bağlı kalmak kaydıyla, yukarıdaki hükümler, bu fiillerden herhangi birine teşebbüs halinde ve bu fiillerden herhangi birine suç ortaklığı veya katılım olduğunda da uygulanacaktır.
  2. Her Taraf Devlet bu fiilleri, vahametini dikkate alan uygun cezalarla cezalandırılabilir suçlar haline getirecektir.
  3. Ulusal mevzuata bağlı kalmak kaydıyla, her Taraf Devlet, uygun olduğu hallerde, tüzel kişilerin bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin yükümlülüklerini tesis etmek için önlemler alacaktır. Taraf Devletin yasal ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla, tüzel kişilerin sorumluluğu cezaî, hukukî veya idarî olabilir.
  4. Taraf Devletler evlat edinmeye müdahil olan tüm şahısların yürürlükteki uluslararası yasal düzenlemelere uygun bir biçimde hareket etmesini sağlamak için uygun olan her türlü yasal ve idarî önlemi alacaklardır.
MADDE 4
  1. Her Taraf Devlet, suçun kendi topraklarında veya kendi kayıtlarında yer alan bir gemide veya bir uçakta işlenmesi halinde, 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.
  2. Her Taraf Devlet 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında atıfta bulunulan suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için aşağıdaki durumlarda gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır:

(a) Suç isnat edilen kişi o devletin uyruğu ise veya o devletin topraklarında ikamet ediyorsa;

(b) Mağdur o devletin uyruğu ise;

3.Her Taraf Devlet, suç isnat edilen şahsın kendi topraklarında bulunması halinde ve suçun kendi uyruğu olan biri tarafından işlenmiş olmasına dayanarak anılan şahsı başka bir Taraf Devlete iade etmiyorsa, yukarıda belirtilen suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için de gerekli olabilecek bütün önlemleri alacaktır.

  1. Bu Protokol, iç hukuk uyarınca uygulanan herhangi bir cezaî yargılama yetkisini ortadan kaldırmaz.
MADDE 5
  1. 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen suçların Taraf Devletler arasında herhangi bir suçluların iadesi sözleşmesine iadeyi gerektiren suçlar olarak dahil edilecekleri kabul edilecektir; ve bu suçlar Taraf Devletler arasında sonradan akdedilen her iade andlaşmasına da, bu andlaşmalarda öngörülen koşullarla uyum içinde, iade gerektiren suçlar olarak dahil edileceklerdir.
  2. Eğer, suçluların iadesini bir sözleşmenin mevcudiyeti koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet aralarında iade sözleşmesi bulunmayan başka bir Taraf Devletten iade talebi alırsa, bu Protokolü, bu tür suçlarda suçluların iadesine ilişkin bir yasal zemin olarak değerlendirebilir. İade, talepte bulunulan Devlet hukukunun öngördüğü koşullara tabidir.
  3. İadeyi bir andlaşmanın mevcudiyeti koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler bu tür suçları, iadenin talepte bulunulan ülkenin hukukunun öngördüğü koşullara tabi olması kaydıyla, kendi aralarında iade gerektiren suçlar olarak tanıyacaklardır.
  4. Bu tür suçlar, Taraf Devletler arasında suçluların iadesi amacıyla yalnızca suçun meydana geldiği yerde işlenmiş gibi değil, aynı zamanda 4 üncü madde uyarınca kendi yargılama hakkını tesis eden Devletlerin topraklarında işlenmiş gibi muamele görecektir.
  5. Eğer 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında tanımlanan bir suça ilişkin bir iade talebinde bulunulursa ve eğer talepte bulunulan Taraf Devlet iadeyi suçlunun uyruğu temelinde gerçekleştirmez veya gerçekleştirmeyecek ise, iade talebinde bulunan Taraf Devlet dava açılması amacıyla durumun kendi yetkili makamlarına intikali için uygun önlemleri alacaktır.
MADDE 6
  1. Taraf Devletler 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında ileri sürülen suçlara yönelik soruşturma veya ceza veya suçluları iade davaları bağlamında ellerinde bulunan duruşmalar için gerekli delillerin temin edilmesinde yardım dahil, birbirlerine en büyük ölçüde yardımı yapacaklardır.
  2. Taraf Devletler işbu maddenin 1 inci fıkrası çerçevesindeki yükümlülüklerini karşılıklı yasal yardıma ilişkin olarak aralarında varolan herhangi bir andlaşma veya diğer düzenlemelerle uyum içinde yerine getireceklerdir. Taraf Devletler bu tür bir andlaşma ya da düzenlemenin yokluğu halinde birbirlerine yardımlarını kendi iç hukukları çerçevesinde üstleneceklerdir.
MADDE 7

Taraf Devletler kendi ulusal hukuklarının hükümlerine tabi olmak kaydıyla,

(a) Aşağıdaki unsurların zapt ve müsadere edilmesini sağlamak için uygun olan önlemleri alacaklardır:

(i) İşbu Protokol’de belirtilen suçları işlemek veya bu suçların işlenmesini kolaylaştırmak için kullanılan malzeme, mal ve diğer araç gibi her türlü eşyalar;

(ii) Bu tür suçlardan elde edilen kazanç;

(b) (a) bendinde belirtilen mallara ve kazanca yönelik başka bir Taraf Devletten gelen zapt ve müsadere taleplerini yerine getireceklerdir.

(c) Bu suçları işlemek için kullanılan bina ve müştemilat dahil alanın, geçici veya kesin surette kapatılmasını amaçlayan önlemler alacaklardır.

MADDE 8
  1. Taraf Devletler çocuk mağdurların haklarını ve çıkarlarını işbu Protokol ile yasaklanmış olan uygulamalardan korumak için uygun önlemleri ceza adaleti sürecinin her aşamasında ve özellikle de,

(a) Çocuk mağdurların duyarlılıklarını kabul ederek ve onların tanık sıfatıyla özel ihtiyaçları da dahil olmak üzere özel ihtiyaçlarını karşılayacak usülleri uyarlayarak;

(b) Çocuk mağdurları sahip oldukları hakları, adalet sürecindeki rolleri, duruşmaların kapsamı, zamanlaması, gelişimi ve davalarının vaziyeti konusunda bilgilendirerek;

(c) Çocuk mağdurların görüşlerinin, ihtiyaçlarının ve endişelerinin şahsi çıkarlarının etkilendiği duruşmalarda dile getirilmesine ve gözönünde bulundurulmasına ulusal hukukun usul kurallarıyla tutarlı bir biçimde müsaade edilerek;

(d) Yasal sürecin tümü boyunca çocuk mağdurlara uygun destek hizmetlerini sağlayarak;

(e) Çocuk mağdurların mahremiyetini ve kimliklerini uygun şekilde koruyarak ve kimliklerinin tespit edilmesine yol açabilecek bilgilerin uygunsuz bir biçimde yayılmasını önlemek için ulusal yasalara uygun önlemleri alarak;

(f) Çocuk mağdurların ve onların yanısıra ailelerinin ve lehine tanıklık edenlerin korkutma ve misillemelere karşı güvenliklerini gereken durumlarda sağlayarak;

(g) Davaların düzenlenmesinde, mahkeme kararlarının icra ve infazında veya çocuk mağdurlara tazminat öngören emirlerin veya kararnamelerin icrasında gereksiz ertelemelerden kaçınarak,

benimseyeceklerdir.

  1. Taraf Devletler, mağdurun gerçek yaşına ilişkin belirsizliğin, mağdurun yaşını tespit etmeye yönelik soruşturma dahil, cezai soruşturmanın başlamasına engel teşkil etmeyeceğini garanti edeceklerdir.
  2. Taraf Devletler, işbu Protokolde tanımlanan suçların mağduru çocuklara yönelik ceza adaleti sistemi muamelelerinde, çocuğun en yüksek çıkarlarının öncelikli olarak gözetilmesini garanti edeceklerdir.
  3. Taraf Devletler, işbu Protokol tarafından yasaklanan suçların çocuk kurbanları ile çalışan kişilerin, özellikle hukukî ve psikolojik olmak üzere, uygun eğitime tâbi tutulmalarını sağlayabilmek için önlemler alacaklardır.
  4. Taraf Devletler gerekli durumlarda bu tür suçların çocuk mağdurlarının önlenmesine ve/veya korunmasına ve rehabilitasyonuna müdahil olmuş kişilerin ve/veya örgütlerin güvenliğini ve bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla önlemler alacaklardır.
  5. Bu maddede yer alan hiçbir hüküm sanığın adil ve tarafsız bir duruşma hakkına halel getirmeyecek ve bu hakla çelişir biçimde yorumlanmayacaktır.
MADDE 9
  1. Taraf Devletler işbu Protokolde belirtilen suçları önlemek için gerekli kanunları, idarî önlemleri, sosyal politikaları ve programları kabul edecek veya güçlendirecek, uygulayacak ve yayacaklardır. Bu fiillere karşı özellikle duyarlı olan çocukların korunmasına özel dikkat gösterilecektir.
  2. Taraf Devletler önleyici tedbirler ve bu Protokolde belirtilen suçların zarar verici etkileri hakkında tüm uygun araçlarla edinilecek bilgi, eğitim ve öğretim yoluyla çocuklar dahil kamuoyunun, büyük ölçüde bilincini artıracaklardır. Taraf Devletler bu maddedeki yükümlülüklerini yerine getirirken toplumun ve özellikle de çocukların ve çocuk mağdurların, bu türden bilgilendirme ve eğitim ve öğretim programlarına, uluslararası düzey de dahil olmak üzere, katılımını teşvik edeceklerdir.
  3. Taraf Devletler bu tür suçların mağdurlarına sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve fiziksel ve psikolojik yönden tamamen iyileşmeleri dahil olmak üzere uygun olan tüm yardımları temin etmek amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır.
  4. Taraf Devletler işbu Protokol’de tanımlanan suçların tüm çocuk mağdurlarına yasal sorumlulardan zararlarının tazmin edilmesine ilişkin kanunî yollardan ayrım gözetilmeksizin yararlanmalarını sağlayacaklardır.
  5. Taraf Devletler bu Protokol’de tanımlanan suçların reklamında kullanılan malzemelerin üretiminin ve yayılmasının etkin şekilde yasaklanması için uygun önlemleri alacaklardır.
MADDE 10
  1. Taraf Devletler çocuk satışı, çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi ve çocuk seks turizmini içeren faaliyetlerden sorumlu olanların önlenmesine, meydana çıkarılmasına, soruşturma, kovuşturma ve cezalandırılmasına yönelik uluslararası işbirliğini çok taraflı, bölgesel ve iki taraflı düzenlemelerle güçlendirmek için gerekli olan bütün adımları atacaklardır. Taraf Devletler kendi makamları, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ve uluslararası örgütler arasındaki uluslararası işbirliği ve eşgüdümü de geliştireceklerdir.
  2. Taraf Devletler çocuk mağdurlara fiziksel ve psikolojik yönden iyileşmeleri, sosyal açıdan topluma geri kazandırılmaları ve vatanlarına geri dönmeleri konusunda yardımcı olabilmek için uluslararası işbirliğini geliştireceklerdir.
  3. Taraf Devletler çocukların, satış, fahişelik, pornografik uygulamaları ve çocuk seks turizmine karşı zaafiyetini artıran yoksulluk, az gelişmişlik gibi temel nedenleri ele almak amacıyla uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesini teşvik edeceklerdir.
  4. Taraf Devletler, yapabildikleri takdirde, mevcut çok taraflı, bölgesel ve ikili veya diğer programlar yoluyla malî, teknik veya diğer yardımları sağlayacaklardır.
MADDE 11

Bu Protokol’deki hiçbir hüküm çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha fazla imkân sağlayan ve

(a) Taraf Devletin hukuku veya

(b) Taraf Devlet açısından yürürlükte olan uluslararası hukuk,

kapsamında yer alabilecek herhangi bir hükmü etkilemeyecektir.

MADDE 12
  1. Her Taraf Devlet, Protokol’ün kendisi açısından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde, Protokol’ün hükümlerinin uygulanması için almış olduğu önlemlere ilişkin kapsamlı bilgi içeren bir raporu Çocuk Hakları Komitesine sunacaktır.
  2. Kapsamlı raporun verilmesinden sonra, her Taraf Devlet Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu rapora Sözleşmenin 44 üncü maddesi uyarınca bu Protokol’ün uygulanmasına ilişkin her türlü ilave bilgiyi ekleyecektir. Bunun dışında, Protokol’e Taraf Devletler her beş yılda bir rapor sunacaklardır.
  3. Çocuk Hakları Komitesi Taraf Devletlerden bu Protokol’ün uygulanmasına yönelik ilave bilgi talebinde bulunabilecektir.
MADDE 13
  1. İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin imzasına açıktır.
  2. İşbu Protokol Sözleşme’ye taraf olan veya Sözleşme’yi imzalamış bulunan herhangi bir Devletin onayına tâbidir ve katılıma açıktır. Onay veya katılıma ilişkin belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreter’ince saklanacaktır.
MADDE 14
  1. İşbu Protokol onaylama veya katılıma ilişkin onuncu belgenin Saklayıcıya verilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
  2. İşbu Protokol onu onaylayan veya yürürlüğe girmesinden sonra katılan her Devlet bakımından, o Devlet’in onay veya katılım belgesini Saklayıcıya verdiği tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 15
  1. Herhangi bir Taraf Devlet işbu Protokolü Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle, herhangi bir zamanda feshedebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, Sözleşmeye Taraf diğer Devletleri ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan tüm Devletleri bu konuda bilgilendirir. Fesih, bildirimin Genel Sekreterce teslim alınmasından bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.
  2. Böyle bir feshin bildirimi fesih yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek herhangi bir suç açısından Taraf Devletin işbu Protokol çerçevesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Aynı şekilde böyle bir fesih bildirimi, feshin yürürlüğe girmesinden önce, Komite tarafından görüşülmekte olan herhangi bir hususun ele alınmasına devam edilmesine hiçbir şekilde halel getirmeyecektir.
MADDE 16
  1. Herhangi bir Taraf Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ibraz edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerilerin görüşülmesi ve oylanması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı düzenlenmesini isteyip istemediklerini bildirmeleri talebiyle iletecektir. Böyle bir bildirimi müteakip, dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte birinin Konferans yapılmasını istemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde Konferansı toplayacaktır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik önerisi onay için Genel Kurula sunulacaktır.
  2. İşbu maddenin 1 inci fıkrasına uygun olarak kabul edilen bir değişiklik önerisi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanıp Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğunca kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.
  3. Yürürlüğe giren bir değişiklik önerisi, öneriyi kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcılık kazanacaktır. Diğer Taraf Devletler ise, işbu Protokol’ün hükümleri ve daha önce kabul etmiş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
MADDE 17
  1. İşbu Protokolün, eşit derecede geçerli olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler arşivlerinde saklanacaktır.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Protokolün onaylı örneklerini Sözleşmeye Taraf tüm Devletlere ve Sözleşmeyi imzalamış bulunan Devletlere iletecektir.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolün Onaylanması Sırasında Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Yapılan Beyanın Metni

Türkiye Cumhuriyeti işbu İhtiyari Protokol’ün hükümlerini yalnızca tanıdığı ve diplomatik ilişki kurduğu Taraf Devletlere karşı uygulayacağını beyan eder.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi – Unesco Anayasası

0

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi, UNESCO’yu kuran ve UNESCO Anayasası olarak bilinen sözleşmedir. Dünyada gerçek bir barış kültürü oluşturmayı amaçlayan bir kurum kurmaya karar veren 44 ülkenin temsilcileri tarafından oluşturulmuştur.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nü (UNESCO) kuran Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi 16 Kasım 1945 tarihinde imzalanmıştır. Kuruluş Sözleşmesi 4 Kasım 1946 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, sözleşmeyi, 20 Mayıs 1946’da mecliste kabul etmiş ve ‘Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesinin onanması hakkında 4895 sayılı Kanun 25 Mayıs 1946’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Sözleşmesi – Unesco Anayasası

Bu Sözleşmeye katılan Devletlerin Hükümetleri Milletler adına bildirirler ki,

Harbler insanların dimağlarında başlar Barışın savunma siperlerinin de insanların dimağlarında kurulması gereklidir.

İnsanların (birbirlerinin âdet ve yaşayışlarını bilmemesi dünya milletleri arasında şüphe ve güvensizliğin müşterek bir sebebi olmuş ve dolayısıyla aralarındaki farklar çok kere bir harbin çıkmasıyla neticelenmiştir. Şimdi sona eren büyük ve korkunç harb insanların haysiyet, eşitlik ve birbirlerine saygı göstermelerini emreden demokratik prensiplerin inkârı ve insanlarla ırkların eşit olmadıklarını ileri suren doktrinin, cehalet ve peşin hükümler yardımı ile yayılması sayesinde mümkün olmuştur.

Kültürün geniş ölçüde yayılması ve insanlığın âdetleri, hürriyet ve barış için eğitilmesi insan haysiyeti için elzem olduğu gibi bütün milletlerin karşılıklı yardım ve alâka anlayışı ile yerme getirilmeleri gereken kutsal bir ödevdir.

Yalnızca hükümetlerin siyası ve ekonomik tertiplerine dayanan bir barış, dünya milletleıinin toplu, devamlı ve samimi bağlanmalarını sağlıyan bir barış olamaz Bundan ötürü, başarısızlığa uğramaması için barışın insanlığın fıkır ve manevi birliğine dayanması gerektir.

Bu sebeplerden ötürü;

Bu Sözleşmeyi imzalıyan Devletler, nesnel gerçeğin hiçbir kayda bağlı olmadan araştırılması yolunda herkese tam ve eşit eğitim imkânları verilmesine, fıkır ve bilginin serbestçe mübadelesi lüzumuna inandıklarından, milletler arasındaki münasebetleri geliştirip artırmak ve böylece karşılıklı anlaşmayı ve birbirlerinin yaşayışları hakkında daha iyi ve doğru bilgi edinmeyi sağlamak karar ve azmindedirler.

Bunun sonucu olarak,

Dünya milletlerinin eğitsel, bilimsel ve kültürel münasebetleri yoliyle, uğrunda Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kurulduğu ve anayasasının ilan ettiği milletlerarası barış ve insanlığın müşterek saadeti amaçlarını ilerletmek maksadıyle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumunu kurmuşlardır.

Madde _ I
Amaçlar ve görevler

1. Kuruluşun amacı ırk, cins, dil ve dm farkı gözetmeksizin Birleşmiş Milletler Anayasasında dünya milletlerine tanınan insan hakları ve esas hürriyetlerine, kanunlara ve adalete müşterek bir saygı yaratmak için, milletler arasındaki işbirliğine eğitim, bilim ve kültür yolıyle yardım ve böylelikle barış ve güvene hizmet etmektir.

2 Bu amacı gerçekleştirmek için kuruluş

a) Bütün yayım araçlarından faydalanarak milletlerin birbirlerini tanımalarını ve anlamalarım ilerletmek ödevinde işbirliği yapacak ve bu maksatla söz ve resimlerle fikirlerin serbestçe akışına yardım için lâzım
olacak Milletlerarası Anlaşmaları tavsiye edecektir.

b) Eğitsel faaliyetlerin gelişmesi için arzu ettikleri takdirde üyelerle işbirliği yapmak, ırk ve cmse bakmaksızın, ekonomik veya sosyal hiç bir fark gözetmeksizin eğitim imkânlarının eşitliği idealini ilerletmek amacı ile milletlerarasında işbirliği karmak, dünya çocuklarını hur insanın sorumluluklarına en iyi şekilde hazırlamak için en iyi eğitim metodlarını tavsiye etmek suretiyle halk eğitimine ve kültürün yayılmasına yeni bir hız verecektir.

c) Dünyanın kitap, sanat eserleri, tarih ve bilim anıtları mirasının muhafaza ve korunmasını sağlayıp ilgili milletlere lüzumlu Milletlerarası Anlaşmaları tavsiye ederek,

Eğitim, Bilim ve Kültür sahasında faal şahısların Milletlerarası mübadelesi ve yayım, sanat ve bilim bakımından ilgi değer eşyalarla diğer bilgi kaynakları da dâhil olduğu halde kültürel faaliyetin bütün kollarında Milletlerarası işbirliğini teşvik ederek,

Bütün memleketlerdeki milletlere, bu memleketlerin herhangi birinde çıkan yayımlardan edinmek imkânını sağlayacak Milletlerarası işbirliği metotlarını gösterip öğreterek, bilgiyi devam ettirmek, artırmak ve yaymaktır.

3. Bu kuruluşa üye olan Devletlerin kültür ve eğitim sistemlerinin hürriyet, tamamlık ve verimli özelliklerini korumak maksadıyle, kuruluş esas itibariyle bu Devletlerin kanunlarının yetkisi içinde bulunan işlere karışmaz

Madde _ II
Üyelik

1 Birleşmiş Milletler kuruluşuna üye olanların, Birleşmiş’ Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür kuruluşuna da üye olmak hakları vardır.

2. Birleşmiş Milletler Kuruluşuna üye olmayan Devletler, bu Sözleşmenin 10 uncu maddesine uyularak onanmış bulunan Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu ile Birleşmiş Milletler Kuruluşu arasındaki Anlaşmanın şartlarına bağlı olarak Yönetim Kurulunun tavsiyesi ve Genel Kurulun üçte iki çokluğu ile Kuruluşa üye olarak kabul edilebilirler.

3 Kendilerinden Birleşmiş Milletler üyeliği yetkilerini kullanmak hakkı alınmış olan Kuruluş üyelerinden, Birleşmiş Milletler Kuruluşunun isteği üzerine bu Kuruluşun yetkilen de alınır.

4 Birleşmiş Milletler Kuruluşu üyeleri otomatik olarak bu kuruluş üyeliklerim de kaybederler

Madde . III
Kurullar

Kuruluşun bir Genel Kurulu, bir Yönetim Kurulu ve bir de bürosu vardır.

Madde IV
Genel Kurul
A) Yapısı

1.  Genel Kurul, kuruluşa üye olan Devletlerin temsilcilerinden kurulacaktır Her üye Devletin Hükümeti, sayısı beşi geçmeyecek murahhaslar tayin edecektir. Bu üyeler, şayet kurulursa, Millî Kurumla ve yahut eğitim, bilim ve kültür heyetleriyle danışmadan sonra seçileceklerdir.

B) Görevleri

2. Genel Kurul, kutulusun çalışmalarının doğrultusunu ve ana çizgilerini tayin edecektir. Yönetim Kurulunun hazırlayacağı projenin üzerinde karar verecektir.

3 Genel Kurul, uygun gördüğü zaman, eğitimin, bilimlerin, hümanitelerin ve kültürün yayılması konulan üzerinde Milletlerarası konferanslar toplayacaktır.

4. Genel Kurul, üye Devletlere sunulmak üzere önergeleri kabul ederken tavsiyelerle onamalarına sunulmuş olan Milletlerarası Sözleşmeler arasında fark gözetecektir. Birinci halde oy çokluğu yeter, İkinci halde ise üçte iki çokluk sağlanması gereklidir. Üye Devletlerden her biri tavsiye veya sözleşmelerin kabul edildiği son genel konferans oturumunun bitmesinden sonra geçecek bir yıl içinde, yetkili makamlarına bu tavsiye veya anlaşmaları sunacaktır.

5. Genel Kurul, iki kuruluşun yetkili memurları tarafından kararlaştırılan şart ve usullere uygun olarak, Birleşmiş Milletlerin ulusuna, bu Kuruluşu ilgilendiren meselelerin eğitsel, bilimsel ve killi Ih el safha lan hakkında tavsiyelerde bulunacaktır.

6 Genel Kurul, 8 inci maddede söylenen şekle uygun olarak zaman zaman üye Devletler tarafından sunulan raporları kabul edip inceleyecektir.

7 Genel Kurul, Yönetim Kurulunun üyelerini seçecek ve Yönetim Kurulunun tavsiyesi üzerine genel müdür tayin edecektir.

C) Oy verme

8 Her üye Devletin kurulda bu oyu olacakta Kararlar, bu Sözleşmenin üçte iki Çokluk sağlanmasını emrettiği haller dışında çoklukla alınacaktır. Çokluk, mevcut olup oylarını kullanan üyelerin çokluğu olacaktır.

D) Usul

9. Genel Kurul yılda bir kere normal olarak toplanacaktı!. Yönetim Kurulunun çağrımı ile olağanüstü toplantılar yapabilir Her oturum ondan sonraki oturumun yeni Genel Kurul tarafından tayin edilecektir.
Bu yerler yıldan yıla değişecektir.

10 Genel Kurul, her oturumda bir başkanla diğer görevlileri seçecek ve çalışma düzeni kabul edecektir.

11. Genel Kurul, Özel ve Teknik Komiteler ve gayeleri İçin lüzumlu olan diğer yardımcı kurumlar teşkil edecektir.

12. Genel Kurul, halkın toplantılarda halkın bulunması için koyacağı nizamlara bağlı olan tertibatın alınmasını sağlayacaktır.

E) Gözlemci

13. Genel Kurul, Yönetim Kurulunun tavsiyesi ve üçte iki oy çokluğu ile, çalışma düzenine bağlı olarak konferansın veya komisyonlarının oturumlarına, gözlemci olarak Milletlerarası teşkilâtların temsilcilerini davet edebilir (9 uncu maddenin 4 uncu paragrafında anlatıldığı şekilde)

Madde V
Yönetim Kurulu
Yapısı

1. Yönetim Kurulu, üye Devletler taralından tayin edilen murahhaslar arasından Genel Kurulca seçilecek 18 üye ile danışınım sıfatıyla konuşmalarda bulunacak olan Kurul Başkanından kurulacaktır

2. Yönetim Kumlunun, üyelerini seçerken, Genel Kurul sanat, humanıteler bilimler, eğitim alanlarında ve fikir yaymakta ehliyetli olan, tecrübe ve kabiliyetleriyle kurulun idare işlerini çevirebilecek nitelikte şahısları da almağa gayret edecektir Ayrıca kültür çeşitlerine ve coğrafi bakımdan muvazeneli bir şekilde seçilmelerine dikkat edecektir Kurul Başkanı dışarda kalmak üzere herhangi bir üye Devletin birden fazla murahhası Yönetim Kuruluna seçilemez

3. Yönetim Kuruluna seçilen üyeler uç yıl sure ile hizmet görecekler ve ikinci bir dönem için seçilmek hakları bulunacaktır Ancak ardı ardına iki dönemden fazla hizmet edemeyeceklerdir. İlk seçimde 18 üye seçilecektir Bunlardan üçte biri, ilk senenin sonunda, üçte biri ikinci senenin sonunda çekilecektir Çekilme sırası seçimden sonra ad çekmek suretiyle tayin edilecektir Bundan sonra her yıl 6 üye seçilecektir.

4. Üyelerinden birinin ölümü veya çekilmesi halinde, Yönetim Kurulu, ilgili üye Devletin murahhasları arasından bir vekil seçecektir Bu zat Genel Kurulun ertesi oturumuna kadar hizmet görecek ve bu oturumda dönemin geri kalan kısmı için başka bir üye seçilecektir.

B) Görevler

5. Yönetim Kurulu, Genel Kurulun yetkisi altında hareket ederek Kurul tarafından kabul edilen programın uygulanmasından sorumlu olacak ve gündem ile çalışma programını hazırlayacaktır.

6. Yönetim Kurulu, Genel Kurula, kuruluşa yeni üyeler alınmasını tavsiye edecektir.

7. Genel Kurulun kararlarına uygun olarak, Yönetim Kutulu, kendi çalışma düzenini tayin edecektir. Görevlilerini kendi üyeleri arasından seçecektir.

8. Yönetim Kurulu yılda normal olarak en az iki defa toplantı yapacaktır Başkanın teklifi veya Kurul üyelerinden altısının isteği üzerine çağırılırsa olağanüstü olarak da toplanabilir.

9. Yönetim Kurulu Başkanı, düşüncesiyle birlikte veya düşüncesi olmadan Genel Kurula kuruluşun çalışmalarına dair Genel Müdürün hazırladığı yıllık raporunu sunacaktır Bu rapor, daha önce Yönetim Kuruluna verilmiş olacaktır.

10. Yönetim Kurulu, kendi yetkisi içinde bulunan meseleler hakkında ‘Milletlerarası Kurumlara veya ehliyetli şahıslara danışmak için gereken bütün tertipleri alacaktır

11. Yönetim Kurulu üyeleri, kendilerine Genel Kurul tarafından verilen yetkileri, Hükümetlerinin temsilcileri olarak değil, Genel Kuruluş adına kullanacaklardır

Madde _ VI
Büro işleri

1. Büro bir genel müdür ve gereği kadar memurdan kurulacaktır.

2. Genel mudur, Genel Kurulun belirteceği şartlar altında, Yönetim Kurulu tarafından aday gösterilerek, altı yıl sure için Genel Kurul tarafından tayin edilecek ve tekrar seçilmek hakkını haiz bulunacaktır Mudur kuruluşun Başyönetim Memuru olacaktır.

3. Genel Mudur veya onun tarafından tayin edilen bir vekil, oy verme hakkı olmaksızın Genel Kurulun, Yönetim Kurulunun ve Kuruluş Komisyonlarının bütün toplantılarında bulunacaktır Genel Mudur Genel
Kurul ve Yönetim Kurulu tarafından takip edilmesi gereken uygun tedbirler hakkında teklifler hazırlayacaktır.

4. Genel Müdür, Genel Kurul tarafından onamlanacak memur tüzüğüne uygun olarak büro memurlarını tayin edecektir Memurlar dürüstlük, en yüksek ehliyet ve teknik yetki göz önünde tutulmak şartıyla mümkün olduğu kadar geniş bir coğrafi yayılışa göre tayin edileceklerdir.

5. Genel Müdürle memurların sorumlulukları tamamıyla Milletlerarası nitelikte olacaktır Görevlerini yapmakta herhangi bir Hükümet veya Kuruluş dışında herhangi bir makamdan talimat istemeyecekler ve alamayacaklardır. Memuriyetlerinin Milletlerarası niteliğine halel getirecek herhangi bir hareketten sakınacaklardır Her uye Devlet Genel Müdürle memurlarının Milletlerarası vasfına saygı göstermeyi ve görevlerini
yapma sırasında onlara tesir yapmamayı yükümlenir
6. Bu maddedeki hiçbir hüküm, kuruluşu, müşterek işler, memurlar ve hizmetliler değiştirilmesi hususunda Birleşmiş Milletler kuruluşu içinde de özel Anlaşmalar yapmaktan menedemıyecektır.

Madde _ VII
Millî işbirliği kurulları

1. Her üye Devlet, eğitim, bilim ve kültür işleriyle ilgili belli başlı kurullarını kuruluşun çalışmalarıyla temasa getirmek maksadıyla özel şartlarına uygun tertibat alacaktır Bu iş, tercihan Hükümeti ve bu gibi kurulları geniş ölçüde temsil eden bir millî komisyon teşkili yolu ile yapılmalıdır.

2. Millî komisyonlar veya millî işbirliği kurulları, kuruluşa ait meseleler hususunda, bulundukları yerlerde Genel Kuruldaki murahhaslarına ve Hükümetlerine danışmanlık edecekler ve kuruluşu ilgilendiren işlerde irtibat vasıtaları vazifesini göreceklerdir.

3. Kuruluş, bir üye Devletin isteği üzerine büroya mensup bir üyeyi, çalışmalarının gelişmesine yardım etmek maksadıyla o Devletin millî komisyonunda görev almak üzere geçici veya devamlı olarak murahhas sıfatıyla tayin edebilir

Madde _ VIII
Üye Devletlerin vereceği raporlar

Her üye Devlet, Genel Kurulca belirtilecek şekilde, eğitim, bilim ve kültür hayatına ait kanunlar, nizamlar ve istatistikler ve 4 uncu maddenin 4 uncu fıkrasında sözü geçen tavsiye ve anlaşmalar hakkında yapılan işlere dair kuruluşa vakit vakit raporlar verecektir.

Madde _ IX
Bütçe

1 Bütçe kuruluş tarafından düzenlenir.

2 Genel Kurul, 10 uncu madde hükümleri uyarınca yapılacak Anlaşmaya göre Birleşmiş Milletlerle varılacak karara uyarak bütçeyi ve kuruluşun üye Devletlerinin hisselerine düşecek malî ödevi onaylayacak ve bunların kesin şeklim (kararlaştıracaktır.

3 Genel Mudur, Yönetim Kurulunun onamı ile Hükümetlerden resmî ve özel kurumlardan, derneklerden ve özel şahıslardan doğrudan doğruya hediyeler bağışlar ve yardımlar alabilir

Madde X
Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile olan münasebetler

Bu kuruluş, Birleşmiş Milletler Anayasasının 57 nci maddesinde yazıldığı şekilde, özel kurumlardan biri olarak, Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile münasebete geçecektir Bu münasebet. Anayasanın 63 uncu maddesine göre Birleşmiş Milletler Kuruluşu ile bir Anlaşma yapılmak suretiyle işler hale getirilecektir. Sözü geçen Anlaşmanın bu Kuruluş Genel Kurulunun onanımdan geçmesi gereklidir. Anlaşma, her iki Kuruluş arasında müşterek gayenin uygulanması için verimli işbirliği sağlayacak, aynı zamanda bu Sözleşmede tanımlandığı şekilde, yetkisinin alanı içinde bu Kuruluşun özerkliğini tanıyacaktır Öteki işler arasında, böyle bir Anlaşma Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kuruluş bütçesinin kabulü ve sağlanması için gereken maddeleri de ihtiva edebilir.

Madde _ XI
Başka Milletlerarası Uzmanlık Kuruluşları ve Kurumlar ile olan münasebetler

1 Bu Kuruluş, ilke ve çalışmaları kendi amacına uygun olan Hükûmetlerarası kuruluşlar ve kurumlarla işbirliği yapabilir Bu maksatla Genel Mudur Yönetim Kurulunun genel müsaadesi altında hareket ederek
bu gibi kuruluşlar ve kurumlarla verimli münasebetler ve etkili işbirliği için erekli olabilecek müşterek komisyonlar kurabilir Bu gibi kuruluşlar veya kurumlarla yapılacak her turlu resmî Anlaşmaların Yönetim Kurulunun onanımdan geçmesi gereklidir.

2 Bu kuruluşun Genel Kurulu ile, amaç ve görevleri’ kuruluşun alam içinde bulunan her hangi Hükûmetlerarası uzmanlık kuruluş veya kurumları kaynak ve görevlerim bu kuruluşa devretmeyi isterlerse, Genel Mudur, Genel Kurulun onamı ile bu maksat için her iki tarafça kabul edilebilecek uyuşma yollarına başvurabilir.

3 Bu kuruluş, toplantılarda karşılıklı temsil edilmek imkânını sağlamak maksadıyla diğer Milletlerarası kuruluşlarla anlaşmalar yapabilir.

4 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu, yetkisine giren meselelerle ilgili, her hangi bir Hükümete bağlı olmayan Milletlerarası kuruluşlarla danışma ve işbirliği maksadıyla anlaşmalar yapabilir ve onları belirli işleri yüklenmeğe davet edebilir Böyle bir işbirliği, bu gibi kuruluşlar temsilcilerinin Genel Kurul tarafından kurulan danışma kurullarına katılmasını da sağlayabilir

Madde _ XII
Kuruluşun kanuni durumu

Birleşmiş Milletler Anayasasının, o kuruluşun kanuni durumuna dair olan 104 ve 105 inci maddelerinin hükümleri, imtiyazları ve dokunulmazlıkları aynen bu kuruluş için de yürür

Madde _ XIII
Değiştirmeler

1 Bu Sözleşme hakkındaki değiştirme teklifleri, Genel Kurulun üçte iki oyu ile onamı alındıktan sonra yürürlüğe girecektir. Ancak kuruluşun esas hedeflerinde değişikliği gerektiren veya üye Devletlere yeni ödevler yükleyen değiştirmeler, yürürlüğe girmeden önce bir defa da üye Devletlerin üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gereklidir Teklif edilen değiştirmelerin metin tasarısı Genel Kurulca görüşülmeden en az altı ay önce üye Devletlere gönderilecektir.

2 Genel Kurulun, üçte iki çokluk sağlanması ile bu maddenin hükümlerini uygulamak için çalışma düzeni kabul etmek yetkisi olacaktır.

Madde _ XIV
Yorumlama

1. Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri eşit değerde sayılacaktır.

2 Bu Sözleşmenin yorumlanmasına ait her hangi bir mesele veya uyuşmazlık Genel Kurulun çalışma düzeni gereğince kararlaştıracağı şekilde halledilmek üzere Milletlerarası Adalet Divanına veya bu hakem meclisine verilecektir.

Madde XV
Yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşmenin onanması şarttır Onama belgeleri Birleşik Kırallık Hükümeti tarafından saklanacaktır
2 Bu Sözleşme Birleşik Kıt allık Hükümeti arşivlerinde imza için açıkta bulundurulacaktır Belge saklanmak üzere kaldırılmadan önce veya sonra imza edilebilir Hiçbir onama, imza edilmeden muteber sayılamayacaktır.

3 Bu Sözleşme, yirmi imza sahibi Devlet tarafından onandıktan sonra yürürlüğe girecektir Sonradan yapılacak onamalar derhal yürürlüğe girecektir.

4 Birleşik Kırallık Hükümeti, bütün Birleşmiş Milletler üyelerine onama belgelerini aldığını ve bundan önceki paragraf’ gereğince Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihi haber verecektir.

Bu itibarla, kendilerine bu hususta yetki verilmiş olan imza sahipleri, bu Sözleşmenin her ikisi de aynı derecede doğru olan İngilizce ve Fransızca metinlerine imzalarını koymuşlardır Fransız ve İngiliz dillerinde tek nüsha olarak 1945 yılı Kasım ayının 16 n;ı günü Londra’da hazırlanmıştır Onama suretleri Birleşik Kırallık Hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler üyelerinin bütün Hükümetlerine gönderilecektir.

Örfî İdare Kanunu

0

Örfî İdare Kanunu, 22 Mayıs 1940 tarihinde kabul edilmiş, 25 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Yürürlüğe giren Örfi İdare Kanunu, İkinci Dünya Savaşı koşullarında kabul edilmiş, bu koşullara özel vurgu yapılmış ve uygulanacak hükümleri belirlemiştir.

Örfî İdare Kanunu

BİRİNCİ BAB
Örfî İdare
BİRİNCİ KISIM
Umumî hükümler
Madde 1

Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86 nci maddesine tevfikan verilmiş olan umumî veya mevziî Örfî İdare Kararı Dahiliye Vekâleti tarafından münasib vasıtalarla ilân olunur.

Örfî İdarenin hudud veya müddeti üzerinde yapılacak değişiklikler de aynı suretle ilân edilir.

Madde 2

Örfî idare altına alınan yerlerde umumî emniyet ve asayişe taallûk eden ve icra Vekilleri Heyetince tayin ve tesbit olunan zabıta salâhiyet ve vazifeleri askerî makamlara intikal eder. Bu makamlar kendilerine intikal eden salâhiyet ve vazifelere müteallik kararları ve emirleri mahallî zabıtası marifetile icra ettirir.

İKİNCİ KISIM
Örfî İdarenin vazife ve salâhiyetleri
Madde 3

Örfî idare altına alınan yerlerde, askerî idare aşağıda yazılı fevkalâde tedbirleri ittihaz ve tatbika salahiyetlidir.

I Görülecek lüzum üzerine meskenleri ve her türlü cemiyet, kulüb gibi teşekküllere aid binaları ve bunların müştemilâtını ve iş mahalleri ile sair kapalı yerleri ve mektup, telgraf vesair mersuleleri şahısların üzerlerini gece ve gündüz aramak ve bunlarda subut vasıtaları olan veyahut müsadereye tâbi bulunan eşyayı zabt ve radyo, telefon ve telsiz gibi bilcümle muhabere vasıtalarını kontrol ve icabında tatil ve menetmek;

II – Memleketin inzibat ve emniyetini ihlâl etmek suçlarile sabıkalı olanları ve emniyeti umumiye nezareti altında bulunanları ve Örfî İdare altına alınan yerlerde muayyen bir ikametgâhı olmayanları ve
şüpheli olan sair kimseleri örfî, idare mıntakasından çıkarmak;

III – Türk Ceza Kanununun 189 uncu maddesinde yazılı olan silâhlarla alet ve cephanelerin ve dinamit, boğucu gaz bomba ve buna mümasil alâtı muhribe ve mevaddı infilâkiye ve müştaile ve bunların ihzar ve imaline yarayan edevat ve vesaitin teslimi için emirler vermek ve bunları arayıp toplamak;

IV – Gazete, kitap vesair matbuaların tab ve neşrini veya hariçten idhalini menetmek ve matbaaları kapatmak ve matbuat ve telgraf ve mektup üzerine sansür koymak;

V – Kapalı ve açık yerlerde her türlü toplantıları menetmek ve cemiyetlerin faaliyetlerini durdurmak;

VI – Kahvehane, birahane, meyhane, tiyatro, sinema, bar ve emsali umuma açık yerleri kapatmak veya bunların açılma ve kapanma zamanını tayin ve tahdid etmek;

VII – Örfî idare mıntakasına girip çıkmak isteyenler hakkında takyidat ve tahdidat koymak;

VIII – Geceleri dolaşmayı takyid veya menetmek;

IX – İcra Vekilleri Heyeti tarafından ittihaz ve tebliğ edilen emirleri ve ilân edilen sair tedbirleri takib ve icra etmek.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Teşkilât
Madde 4

Örfî idare altına alınan yerlerde bu kanun hükümlerini tatbik etmek üzere hazarda Genelkurmay Başkanı ve seferde Başkomutanlık tarafından en az kolordu komutanlığı yapmış bir komutan,

Örfî idare Komutanı olmak üzere seçilerek Millî Müdafaa Vekâletince tayin muamelesi yapılır. Bu komutanın refakatine lüzumu kadar subay ve askerî adlî hâkim ve memur verilir.

Madde 5

Örfî idare Mahkemeleri aşağıda yazılı şekilde teşekkül eder :

I – Örfî idare Komutanlığı refakatinde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 31 inci ve 35 inci maddelerine tevfikan lüzumu kadar askerî mahkeme teşkil olunur. Bu mahkemeler toplandıkları mahallin ismini taşırlar.

II – Örfî idare mahkemelerinin asıl ve yedek askerî ve askerî adlî hâkimleri, zabıt kâtipleri ve diğer memur ve müstahdemleri Millî Müdafaa Vekili tarafından intihab ve tayin olunur. Askerî adlî hâkimler bunlardan bilfiil hâkimlik etmiş olanlar arasından seçilir.

III – Müstacel ve zarurî hallerde Örfî idare Mahkemeleri teessüs edinceye kadar mahallî hâkim ve Cumhuriyet Müddeiumumileri askerî adlî hâkimin vazifesini görürler.

DÖRDÜNCÜ KISIM
Örfî İdare Mahkemelerinin vazifeleri
Madde 6

Örfî İdare altına alınan yerlerde aşağıdaki fiilleri işleyenler ve bu fiillere iştirak edenler Örfî İdare Komutanı tarafından taleb edildiği takdirde sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Örfî idare Mahkemelerinde muhakeme olunurlar. Teşriî masuniyete aid Teşkilâtı Esasiye hükümleri mahfuzdur.

I – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının birinci babının birinci, ikinci ve dördüncü fasıllarında yazılı Devletin şahsiyetine karşı cürümler;

II – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının beşinci babının birinci faslında yazılı suç işlemeğe tahrik fiillerile ikinci fasılda yazılı cürüm ikaı için cemiyet teşkil etmek suçları;

III – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının altıncı babının ikinci faslında yazılı Devlete aid mühür, damga vesair alâmetlerin taklidi hakkındaki suçlar;

IV – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 7 nci babında yazılı ammenin selâmeti aleyhindeki suçlar;

V – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağma, yol kesme, adam kaldırma suçları;

VI – Türk Ceza Kanununun 179, 180, 188, 234, 235, 2.36, 241, 242, 248, 249, 254, 255, 256, 257, 258. 260, 264, 316, 317 nci maddelerinde yazılı suçlar;

VII – Askerî Ceza Kanununun 75, 93, 94, 95, 96 nci maddelerile 148 inci maddenin ikinci fıkrasında ve 160 ıncı maddesinde yazılı suçlar.

Madde 7 

Örfî idare altına alınan yerlerde Askerî İdare tarafından ittihaz edilen tedbirlere karşı hareket edenler ve emirlere itaatsizlik gösterenler ve hüviyetine dair hilafı hakikat beyanatta bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanununun 526 ve 528 inci maddelerinde yazılı cezalar üç misli arttırılarak hükmolunur.

Madde 8

Örfî idare ilânını icab ettiren ahvale taallûk eden fiilleri Örfî idarenin ilânından evvel işlemiş olanlarla Örfî idare Mahkemesinin vaziyed ettiği her hangi bir suçla irtibatı olup bu mıntaka haricinde işlenen suçlar da birleştirilmek suretile Örfî idare Mahkemelerinde görülür.

BEŞİNCİ KISIM
Usule aid hükümler
Madde 9

Örfî İdare altına alınan mahallerde teşkil olunan Askerî Mahkemelerde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 250 : 256 nci madde hükümleri hariç olmak üzere seferberliğe aid hükümler tatbik
olunur.

Madde 10

Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Generaller ve Amirallerle Umumî Müfettişler, Valiler ve Kaymakamlar, Hâkimler ve Müddeiumumiler aleyhinde takibat yapılabilmesi için her birinin mensub olduğu idareye göre Millî Müdafaa veya Dahiliye veya Adliye Vekilinin iznini almak şarttır.

İKİNCİ BAB
Harp halinde harekât muıtakalarında tatbik edilecek takyitler
Madde 11

Harp halinde örfî idare ilân edilmemiş olsa dahi bu kanunun masuniyet ve hürriyetlerin takyit ve talikına aid üçüncü maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı bentlerinde yazılı tedbirleri, daha evvelden İcra Vekilleri Heyetince tesbit edilecek harekât mıntakalarında almağa Başkumandanlık salâhiyettar olduğu gibi harp hareketlerinin ve askerî faaliyetlerin ve mahallî asayişin emniyet ve himayesi için bu harekât mmtalarında bulunmaları caiz görülmeyen kimseleri bu mmtakalardan çıkarmağa ve bu harekât mıntakalarına girmeği, çıkmağı menetmeğe ve bu mıntakalara münakalât vasıtalarının girip çıkmasını tahdit etmeğe salahiyetlidir.

Madde 12

Harp halinde, tesbit edilmiş olan harekât mıntakalarında, altıncı maddenin birinci bendinde yazılı fiilleri işliyenler ve bu fiillere iştirak edenler âmiri adlî tarafından taleb edildiği takdirde askerî mahkemelerde muhakeme olunurlar.

Bu hallerde dahi 10 uncu madde hükümleri mahfuzdur.

Son maddeler
Madde 13

Aşağıda yazılı kanunlarla bunlara müteferri hükümler mülgadır:

I) 20 eylül 1293 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile bunun 20 haziran 1325 tarihli zeyli,

II) 18 eylül 1335 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile buna müzeyyel 24 teşrinisani 1335 tarihli kararname,

III) Divanı harbi örfilere muhavvel ceraimin heyeti tahkikiye bu Ilınmayan yerlerde sureti tahkiki hakkındaki 10 ağustos 1331 tarihli kanunu muvakkat,

IV) İdarei Örfiye mıntakalarında müteşekkil divanı harbler tarafından verilecek idam kararlarının sureti icrasına dair 31 mart 1341 tarih ve 595 numaralı kanun,

V) Divanı harbi örfî hükümlerinin kabili temyiz olmadığına dair 29 nisan 1333 tarihli muvakkat kanun,
VI) Örfî idare cari olan mahallerde her nevi kütübü resail ve evrak ile matbuatı mevkute ve gayri mevkuteye mütedair 5 şubat 133ü tarihli kararname,

VII) Vakti seferde icraatı Hükümete karşı gelenler için ciheti askeriyece ittihaz olunacak tedabire müteallik 14 mayıs 1331 tarihli kanunu muvakkat.

Madde 14

Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer’idir.

Madde 15

Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

23/5/1940

Polonya Cumhuriyeti Anayasası

0

Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunulmuş ve kabul edilmiş, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Polonya Anayasası 243 maddeden oluşmaktadır ve devletin işleyişinin detaylı bir şekilde yazıldığı Anayasa türlerindendir. Polonya Cumhuriyeti Anayasasının ülkenin dili olan lehçede “Konstytucja Rzeczypospolitej Polskiej” şeklinde ifade edilmekte ve sosyal adalete dayalı hukuk devletinin kurucu belgesidir.

Polonya Bayrağı

 

Polonya Anayasası Önsözü

POLONYA CUMHURİYETİ ANAYASASI
Bölüm I.
Cumhuriyet
Madde 1.

Polonya Cumhuriyeti bütün vatandaşlarının ortak yararınadır.

Madde 2.

Polonya Cumhuriyeti, hukukun egemen olduğu ve sosyal adalet ilkelerini hayata geçiren demokratik bir devlettir.

Madde 3.

Polonya Cumhuriyeti üniter bir devlettir.

Madde 4.
  1. Polonya Cumhuriyetinde egemenlik ulusundur.
  2. Ulus bu egemenliğini doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla kullanır.
Madde 5.

Polonya Cumhuriyeti bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü muhafaza eder ve kişi ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin, vatandaşların güvenliğini güvence altına alır, ulusal mirasını korur ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerine uygun olarak doğal çevrenin korunmasını sağlar.

Madde 6.
  1. Polonya Cumhuriyeti, halkın, Ulus kimliği, süreklilik ve gelişmenin kaynağı olan kültürel mallara eşit erişim koşullarını sağlar.
  2. Polonya Cumhuriyeti ulusal kültürel mirası ile bağlantılarını muhafaza etmek için yurtdışında yaşayan Polonyalılara yardım sağlar.
Madde 7.

Kamu kurumları hukuk temelinde ve hukukun sınırları içinde işlevlerini yerine getirir.

Madde 8.
  1. Anayasa, Polonya Cumhuriyetinin üst hukukudur.
  2. Anayasa aksini öngörmediği takdirde, Anayasa hükümleri doğrudan uygulanır.
Madde 9.

Polonya Cumhuriyeti, uluslararası hukukun bağlayıcılığına saygı gösterir.

Madde 10.
  1. Polonya Cumhuriyetinin yönetim sistemi, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ve aralarındaki dengeye dayalıdır.
  2. Yasama erki Sejm (Meclis) ve Senatoya aittir, yürütme erki Polonya Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kuruluna ve yargı erki mahkemelere aittir.
Madde 11.
  1. Polonya Cumhuriyeti siyasi partilerin kurulması ve işlev görmesi için özgürlük sağlar. Siyasi partiler gönüllülük esasına ve Polonya vatandaşlarının eşitliği üzerine kurulur, amaçları Devlet politikasının biçimlendirilmesini demokratik yollarla etkilemektir.
  2. Siyasi partilerin finansmanı kamu denetimine açıktır.
Madde 12.

Polonya Cumhuriyeti, sendikaların, çiftçilerin sosyal-mesleki örgütleri, dernekler, vatandaş hareketleri ve diğer gönüllü dernekler ve vakıfların kurulması ve faaliyet göstermeleri için özgürlük sağlar.

Madde 13.

Programları totaliter yöntemler ve nazizm, faşizm ve komünizmin faaliyet usulleri üzerine kurulu ve bunun yanı sıra, programları veya faaliyetleri ırk veya ulusal nefret, güç elde etmek veya devlet politikasını etkilemek için şiddet kullanımını tasvip eden veya kendi yapı ve üyeliklerini gizleyen siyasi partiler ve diğer örgütler yasaktır.

Madde 14.

Polonya Cumhuriyeti basın ve sosyal iletişimin diğer vasıtaları için özgürlük sağlar.

Madde 15.
  1. Polonya Cumhuriyetinin bölgesel sistemi, kamu gücünün yerelleşmesini sağlar.
  2. Devletin bölgelere ayrılmış yapısı, bölgesel birimlere kamu görevlerini yerine getirme kapasitesi sağlayan, ekonomik, sosyal ve kültürel bağlara izin veren bir statü ile belirlenir.
Madde 16.
  1. Temel bölgesel birimlerin sakinleri kanuna uygun olarak kendi kendini yöneten bir topluluğu oluşturur.
  2. Yerel özyönetim kamu yetkisinin kullanımına katılır. Yerel öz yönetimin statüye göre yürütmeye yetkili olduğu kamu görevlerinin önemli bölümü, kendi adına ve kendi sorumluluğu altında yapılır.
Madde 17.
  1. Bir statü vasıtasıyla, kamunun güvendiği bir meslek dalında özyönetimler oluşturulabilir ve bu özyönetimler, kamu yararına uygun ve onu korumak amacıyla söz konusu mesleklerini icraya odaklanırlar.
  2. Diğer özyönetim biçimleri de statü aracılığıyla oluşturulur. Bu tür özyönetimler ne bir mesleği icra özgürlüğünü ihlal eder ne de ekonomik faaliyette bulunma özgürlüğünü sınırlar.
Madde 18.

Bir erkek ve bir kadın birliği, hem de aile, annelik ve ebeveynlik olarak evlilik, Polonya Cumhuriyetinin koruması ve gözetimi altındadır.

Madde 19.

Polonya Cumhuriyeti bağımsızlık mücadelesinin gazilerine ve özellikle malullerine özel ihtimam gösterir.

Madde 20.

Ekonomik faaliyet, özel mülkiyet ve dayanışma, diyalog ve sosyal ortaklar arasında işbirliği özgürlüğüne dayalı bir sosyal piyasa ekonomisi, Polonya Cumhuriyeti ekonomik sisteminin temelini oluşturur.

Madde 21.
  1. Polonya Cumhuriyeti mülkiyet ve miras hakkını korur.
  2. Kamulaştırmaya sadece kamusal amaçlarla ve adil tazminat karşılığında izin verilebilir.
Madde 22.

Ekonomik faaliyet özgürlüğü üzerindeki sınırlamalar sadece kanunla ve sadece önemli kamusal nedenlerle konulabilir.

Madde 23.

Devletin tarım sisteminin temeli aile çiftliğidir. Bu ilke 21 ve 22’nci madde hükümlerini ihlal etmez.

Madde 24.

Çalışma Polonya Cumhuriyeti tarafından korunur. Devlet çalışma koşulları üzerinde denetim yerine getirir.

Madde 25.
  1. Kiliseler ve diğer dini kuruluşlar eşit haklara sahiptir.
  2. Polonya Cumhuriyeti Kamu makamları, ister dini veya felsefi veya hayata bakış ile ilgili olsun, kişisel inanç konularında tarafsızdır ve kamu hayatında içinde ifade özgürlüğünü sağlar.
  3. Devlet ve kilise ve diğer dini kuruluşlar arasındaki ilişki, özerkliklere ve kendi alanında her birinin karşılıklı bağımsızlığına saygı ve ayrıca bireysel ve ortak yarar için işbirliği esasına dayalıdır.
  4. Polonya Cumhuriyeti ve Roma Katolik Kilisesi arasındaki ilişkiler Vatikan ile yapılan uluslararası antlaşma ve kanunla belirlenir.
  5. Polonya Cumhuriyeti ve diğer kiliseler ve dini kuruluşlar arasındaki ilişkiler, temsilcileri ve Bakanlar Kurulu arasında imzalanan anlaşmalar uyarınca kabul edilen statülerle belirlenir.
Madde 26.
  1. Polonya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, Devletin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korur, güvenliğini ve sınırlarının dokunulmazlığını temin eder.
  2. Silahlı Kuvvetler ve siyasi konularda ilgili tarafsızlık gözetir, sivil ve demokratik denetime tabidir.
Madde 27.

Lehçe Polonya Cumhuriyetinde resmi dildir. Bu hüküm, onaylanmış uluslararası anlaşmaların sonucu ulusal azınlık haklarını ihlal etmez.

Madde 28.
  1. Kırmızı bir alan üzerinde taçlı bir beyaz kartal görüntüsü Polonya Cumhuriyetinin armasıdır.
  2. Beyaz ve kırmızı Polonya Cumhuriyetinin renkleridir.
  3. “Dabrowski’nin Mazurka”sı Polonya Cumhuriyeti milli marşıdır.
  4. Arma, renkler ve Polonya Cumhuriyeti ulusal marşı yasal korumaya tabidir.
  5. Arma ile ilgili detaylar, renkler ve ulusal marş kanunla belirlenir.
Madde 29.

Varşova Polonya Cumhuriyeti’nin başkentidir.

Bölüm II.
Kişilerin ve Vatandaşların Özgürlükleri,
Hakları ve Ödevleri Genel İlkeler
 Madde 30.

Kişinin doğal ve devredilemez onuru kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının kaynağını oluşturur. İnsan yaşamı dokunulmazdır. İnsan yaşamına saygı ve koruma kamu otoritelerinin yükümlülüğüdür.

Madde 31.
  1. Kişi özgürlüğü yasal korumaya sahiptir.
  2. Herkes başkalarının özgürlük ve haklarına saygı gösterir. Kimse kanunun gerekli kılmadığı bir şeyi yapmaya zorlanamaz.
  3. Anayasal özgürlükler ve hakların kullanımı sadece kanunla ve sadece, demokratik bir devlette, devletin güvenliğinin ve kamu düzeninin korunması gerektiğinde veya doğal çevreyi, sağlık kamu ahlakını veya başkalarının özgürlüklerini ve haklarını korumak için sınırlanabilir. Bu tür sınırlamalar hak ve özgürlüklerinin özüne aykırı olamaz.
Madde 32.
  1. Herkes kanun önünde eşittir. Herkes kamu makamlarından eşit muamele görme hakkına sahiptir.
  2. Hiç kimse herhangi bir nedenle siyasal, sosyal ya da ekonomik yaşamda ayrımcılığa tabi tutulamaz.
Madde 33.
  1. Polonya Cumhuriyetinde, kadın ve erkek, ailede, siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamda eşit haklara sahiptir.
  2. Erkek ve kadınlar özellikle eğitim, istihdam ve teşvik konusunda, eşit haklara sahiptir ve benzer değerde iş için eşit ücret, sosyal güvenlik, kamu görevi ve kamu paye ve nişanlarını alma hakları vardır.
Madde 34.
  1. Polonya vatandaşlığı Polonya vatandaşı ebeveynlerden doğum ile elde edilir. Polonya vatandaşlığı edinmenin diğer yöntemleri kanunla belirlenir.
  2. Bir Polonya vatandaşı kendisinin feragat emesi dışında Polonya vatandaşlığını kaybetmez.
Madde 35.
  1. Polonya Cumhuriyeti, ulusal veya etnik azınlıklara mensup Polonya vatandaşlarına, kendi dillerini geliştirme, gelenek ve göreneklerini koruma, kendi kültürlerini geliştirme özgürlüğü sağlar.
  2. Ulusal ve etnik azınlıklar, eğitim ve kültür kurumları, dini kimliklerini korumak için tasarlanmış kurumların yanı sıra, kendi kültürel kimlikleri ile bağlantılı konuların çözümüne katılma hakkına sahiptir.
Madde 36.

Bir Polonya vatandaşı, yurt dışında bulunduğu süre boyunca, Polonya Devleti tarafından korunma hakkına sahiptir.

Madde 37.
  1. Herkes, Polonya Devlet yetkisi altında olmaktan dolayı, anayasa ile güvence altına alınmış hak ve özgürlüklere sahiptir.
  2. Yabancılar açısından, bu ilkeden muafiyet kanunla belirlenir.
 Kişisel Özgürlükler ve Haklar
 Madde 38.

Polonya Cumhuriyeti her insanın hayatına yasal koruma sağlar.

Madde 39.

Kimse, rızası olmadan, tıbbi deneyler de dahil olmak üzere, bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

Madde 40.

Hiç kimse, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz. Bedensel ceza uygulanması yasaktır.

Madde 41.
  1. Herkese kişisel dokunulmazlık ve güvenlik sağlanır. Herhangi bir yoksunluk veya özgürlük sınırlaması sadece, ilkelere uygun olarak ve kanunda belirtilen usuller çerçevesinde uygulanabilir.
  2. Bir mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararı dışında, özgürlüğünden yoksun bırakılan herhangi bir kişi, bu yoksunluğun yasalara uygunluğu konusunda derhal karar almak için mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Özgürlükten herhangi bir yoksun bırakma durumunda, yoksun bırakılan kişinin ailesi veya belirttiği bir kişiye haber verilir.
  3. Her gözaltına alınan kişiye, derhal ve anlayacağı bir şekilde gözaltı gerekçesi hakkında bilgi verilir. Kişi, davanın görüşülmesi için gözaltı 48 saat içinde mahkemeye çıkarılır. Gözaltına alınan kişi, mahkemeye çıkarılışından itibaren kırksekiz saat içinde, yüklenen suçları belirten bir mahkeme tarafından verilen geçici tutuklama emri olmadıkça serbest bırakılır.
  4. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes insancıl muamele görür.
  5. Hukuka aykırı olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılan herkesin tazminat isteme hakkı vardır.
Madde 42.
  1. Bir kişinin sadece, suç işlendiği anda yürürlükte olan bir kanunla yasaklanan ve cezaya tabi olan fiilden dolayı cezai sorumluğu vardır. Bu ilke, işlendiği anda, uluslararası hukuk anlamında suç teşkil eden herhangi bir eylemin cezalandırılmasına engel değildir.
  2. Hakkında ceza davası açılan herhangi biri davanın her aşamasında savunma hakkına sahiptir. Avukatını seçebilir veya –kanunda belirtilen ilkelere uygun olarak– mahkemenin atadığı avukattan yararlanabilir.
  3. Suçu mahkemenin nihai kararı ile belirleninceye kadar herkes masum sayılır.
Madde 43.

Savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlara ilişkin hiçbir yasal sınırlama yoktur.

Madde 44.

Kamu görevlilerince veya verdikleri emirle işlenen ve siyasi nedenlerle kovuşturulmayan suçlarla ilgili zaman aşımı süresi, bu tür nedenler var olduğu sürece uzatılır.

Madde 45.
  1. Herkes, yetkili tarafsız ve bağımsız bir mahkeme nezdinde gecikmeksizin davasının adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
  2. Duruşmanın açıklığı ilkesinde, ahlaki, devletin güvenliği, kamu düzeni veya taraflardan birinin özel hayatı, ya da diğer önemli özel çıkarların korunması nedenleriyle istisnalar yapılabilir. Kararlar kamuya ilân edilir.
Madde 46.

Mülkiyete, sadece kanunda belirtilen hallerde ve sadece mahkemenin nihai bir kararıyla el konabilir.

Madde 47.

Herkesin, özel ve aile hayatının, onuru ve iyi şöhretini yasal koruma hakkına sahiptir.

Madde 48.
  1. Anne-babalar, çocuklarını kendi inançları doğrultusunda yetiştirme hakkına sahiptir. Bu yetiştirmede bir çocuğun olgunluk derecesine ve bunun yanı sıra vicdan ve inanç özgürlüğüne ve inançları saygı gösterilir.
  2. Ebeveynlik hakkından mahrumiyet veya sınırlama sonucu sadece kanunda belirtilen hallerde ve nihai mahkeme hararına dayanarak ortaya çıkabilir.
Madde 49.

Haberleşme özgürlüğü ve gizliliği güvence altındadır. Bununla ilgili herhangi bir kısıtlama sadece yasa ile belirlenen hallerde ve şekilde uygulanabilir.

Madde 50.

Konut dokunulmazlığı güvence altındadır. Bir ev, bina ya da araçta herhangi bir arama sadece yasa ile belirlenen hallerde ve şekilde yapılabilir.

Madde 51.
  1. Kimse, kanuni dayanak dışında, kişiliğiyle ilgili bilgileri ifşa etmek zorunda bırakılamaz.
  2. Kamu makamları, vatandaşlar hakkında, demokratik bir hukuk devletinde gerekenlerin dışında bilgi edinemez, toplayamaz veya erişime açamaz.
  3. Herkes, kendisini ilgilendiren resmi belgelere ve toplanan verilere erişme hakkına sahiptir. Bu haklar üzerinde kanuni sınırlamalar konabilir.
  4. Herkes, gerçek dışı veya eksik bilginin veya kanuna aykırı yollardan elde edilmiş bilginin düzeltmesini talep etme hakkına sahiptir.
  5. Bilgi toplama ve bilgiye erişim usul ve esasları kanunla belirlenir.
Madde 52.
  1. Seyahatin yanı sıra Polonya Cumhuriyeti sınırları içinde ikamet yeri seçimi ve misafir olarak bulunma özgürlüğü herkese sağlanır.
  2. Herkes Polonya Cumhuriyeti topraklarını serbestçe terk edebilir.
  3. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda belirtilen özgürlükler, kanunun belirlediği sınırlamalara tabi olabilir.
  4. Bir Polonya vatandaşının ne ülkeden sınır dışı edilebilir, ne de geri dönmesi yasaklanabilir.
  5. Leh kökeni kanunlara uygun olarak teyit edilen herkes Polonya’da kalıcı olarak yerleşebilir.
Madde 53.
  1. Herkese din ve inanç özgürlüğü sağlanır.
  2. Din özgürlüğü, ikrar veya kişisel tercihe göre bir dini kabul etmeyi ve ayrıca bu dini, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak, ibadet ve dua ederek, törenlerine katılarak, ayinlerini icra ederek veya öğreterek açıkça göstermeyi içerir. Din özgürlüğü aynı zamanda inananların ihtiyaçlarını karşılamak üzere mabetlere ve diğer ibadet yerlerine sahip olmayı ve nerede olurlarsa olsunlar bireylerin din hizmetlerinden yararlanma hakkını da içerir.
  3. Ebeveynler çocuklarına inançlarına uygun olarak ahlaki ve dini terbiye ve eğitim sağlamak hakkına sahiptir. 48. Maddenin 1. fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  4. Bir kilise ya da başka yasal olarak tanınmış dini örgütün dini okullarda öğretilebilir, ancak diğer insanların din ve vicdan özgürlükleri ihlal edilemez.
  5. Dinini alenen ifade etme özgürlüğü sadece ve sadece kanunla sınırlanabilir ve bu devletin güvenliği, kamu düzeni, sağlık, ahlak veya başkalarının özgürlükler ve hakları için gerekli olduğu hallerde olabilir.
  6. Kimse dini ibadetlere katılmaya ya da katılmamaya zorlanamaz.
  7. Hiç kimse, kamu kurumları tarafından hayat felsefesini, dini inançlarını veya inanç felsefesini açıklamaya zorlanamaz.
Madde 54.
  1. Herkesin, fikirleri ifade etme, bilgi edinme ve yayma özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Sosyal iletişim araçlarına önleyici sansür ve basına ön izin yasaktır. Kanunlar bir radyo veya televizyon istasyonu işletme için izin alınmasını gerektirebilir.
Madde 55.
  1. Polonyalı bir vatandaşın iadesi yasaktır.
  2. Siyasi nedenlerden dolayı ancak zor kullanmadan işlenen bir suçtan şüpheli bir kişinin iadesi yasaktır.
  3. Mahkemeler suçluların iadesinin kabul edilebilirliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir.
Madde 56.
  1. Yabancılar, yasayla belirlenen esaslara uygun olarak Polonya Cumhuriyeti’ne sığınma hakkına sahiptir.
  2. Polonya Cumhuriyeti’nde, baskıdan korunma talep eden yabancılar için, Polonya Cumhuriyeti taraf olduğu uluslararası anlaşmalar uyarınca mülteci statüsü verilebilir.
 Siyasi Özgürlükler ve Haklar
 Madde 57.

Herkesin barışçıl toplanma ve bu toplantılara katılma özgürlüğü güvence altındadır. Bu özgürlükler üzerinde kanuni sınırlamalar konabilir.

Madde 58.
  1. Herkesin dernek kurma özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Amaçları veya faaliyetleri Anayasa ve kanunlara aykırı olan dernekler yasaktır. Mahkemeler, derneklerin kaydolmasına veya bu tür faaliyetlerde bulunmasını yasaklama kararı verme yetkisine sahiptir.
  3. Kanunlar mahkeme kaydı gerektiren dernekleri, bu kayıt için usulü ve bu tür derneklerin denetim biçimlerini belirler.
Madde 59.
  1. Sendikalarda, çiftçilerin sosyal-mesleki örgütlerinde ve işveren örgütlerinde örgütlenme güvence altındadır.
  2. Sendikalar ve işverenler ve işveren kuruluşları, özellikle toplu ihtilafların çözümü ve toplu iş sözleşmesi ve diğer düzenlemelerin sonuçlandırılması amacıyla, pazarlık hakkına sahiptir.
  3. Sendikalar, kanunda belirtilen sınırlamalara tabi olarak, işçi grevleri ya da protesto diğer şekillerde protesto düzenleme hakkına sahiptir. Kamu yararının korunması için, kanunlar, çalışanların belirtilen kategorilere göre veya belirli alanlarda grev yapmalarını sınırlayabilir veya yasaklayabilir.
  4. Sendikaların ve işveren örgütlerinin örgütlenme özgürlüğünün kapsamı sadece Polonya Cumhuriyeti taraf olduğu uluslararası anlaşmalara uygun olarak izin verilen türde yasal sınırlamalara tabi tutulabilir.
Madde 60.

Kamu haklarının tamamına sahip Polonya vatandaşları, eşitlik ilkesine dayalı olarak, kamu hizmetlerine erişim hakkına sahiptir.

Madde 61.
  1. Bir vatandaş, kamu kurumlarının faaliyetlerinin yanı sıra kamu görevlerini yerine getiren kişiler hakkında da bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hak aynı zamanda kendi kendini yöneten ekonomik veya mesleki organların ve kamu kurumlarının görevlerini yerine getirdikleri ve umuma ait varlıkları veya Hazine mülkünü yönettikleri alanla ilgili diğer kişi veya örgüt birimlerinin faaliyetlerini de içermektedir.
  2. Bilgi edinme hakkı belgelere erişim ve ses ve görüntü kayıtları yapma imkanıyla genel seçimlerle oluşturulan kamu toplu organlarının oturumlarına giriş güvence altındadır.
  3. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda ele alınan haklar üzerindeki sınırlamalar, kanun tarafından, sadece başka kişilerin ve ekonomik şahısların özgürlüklerini, kamu düzenini, güvenlik veya Devletin önemli ekonomik çıkarlarının korumak için konabilir.
  4. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda ele alınan bilgi edinmenin usulü kanunla ve Sejm (Meclis) ve Senato ile ilgili olarak da kendi içtüzükleriyle belirlenir.
Madde 62.
  1. En geç oy verme günü 18 yaşına gelmiş Polonya vatandaşı, referanduma katılma hakkına ve Polonya Cumhurbaşkanının yanı sıra, Sejm (Meclis) Senato ve yerel yönetim organlarının temsilcileri için oy kullanma hakkına sahiptir.
  2. Mahkemenin nihai kararı ile hukuki ehliyetsizliklerine karar verilmiş veya seçim haklarından mahrum edilmiş kişiler ne referanduma katılma ne de oy verme hakkına sahiptir.
Madde 63.

Herkes, kamu yararına, kendi çıkarına ya da başka bir kişinin yararına –kişinin rızasıyla- kamu kurumlarına ve ayrıca kamu yönetimi alanında belirlenmiş görevlerinin icrasıyla ilgili olarak kuruluşlar ve sosyal kurumlara dilekçe verme, öneri ve şikayette bulunma hakkına sahiptir. Dilekçe, öneri ve şikayetler değerlendirme usulleri kanunla belirlenir.

 Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ve Ödevler
 Madde 64.
  1. Herkes mülkiyet hakkı, diğer mülkiyet hakları ve miras hakkına sahiptir.
  2. Herkes, mülkiyet hakkı, diğer mülkiyet hakları ve miras hakkına ilişkin, eşitlik temelinde, yasal koruma altındadır.
  3. Mülkiyet hakkı, sadece kanunla ve sadece bu hakkın özünü ihlal etmeme ölçüsünde sınırlandırılabilir.
Madde 65.
  1. Herkes, mesleğini seçme ve mesleğinde çalışma ve iş yerini seçme özgürlüğüne sahiptir. İstisnalar yasa ile belirlenir.
  2. Çalışma zorunluluğu sadece kanunla konabilir.
  3. 16 yaşından altındaki çocukların sürekli istihdamı yasaktır. Kabul istihdam türleri ve yapısı yasa ile belirlenir.
  4. Çalışma için asgari ücret düzeyi veya düzeyleri belirleme usulü kanunla belirlenir.
  5. Kamu makamları, mesleki yönlendirme ve eğitim ve yanı sıra kamu işletmeleri ve ekonomik müdahalelerin örgütlenmesi ve desteklenmesini de içeren işsizlikle mücadele programları uygulayarak, tam, verimli istihdam politikaları izler.
Madde 66.
  1. Herkes, güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkına sahiptir. Bu hakkın uygulanması yöntemleri ve işveren yükümlülükleri yasayla belirlenir.
  2. Bir çalışanın kanunen belirlenmiş izin ve yıllık ücretli tatil hakkı vardır; izin verilen azami çalışma saatleri kanunla belirlenir.
Madde 67.
  1. Bir vatandaş, hastalık veya sakatlık nedeniyle işgöremez olduğunda veya emeklilik yaşına geldiğinde, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Sosyal güvenlik biçimleri ve kapsamı yasa ile belirlenir.
  2. İstemeden işsiz kalmış ve başka desteği olmayan bir vatandaş sosyal güvenlik hakkına sahiptir;
Madde 68.
  1. Herkes, sağlığının korunması hakkına sahiptir.
  2. Maddi durumlarından bağımsız olarak, vatandaşların, kanunla, kamu fonlarından finanse edilen sağlık hizmetlerine eşit erişimi sağlanır. Bu hizmetlerin kapsamı ve sağlanma şartları yasayla düzenlenir.
  3. Kamu makamları, çocuklar, hamile kadınlar, engelliler ve ileri yaştaki kişilere özel sağlık hizmeti sağlar.
  4. Kamu makamları salgın hastalıklar ile mücadele eder ve çevrenin bozulmasının sağlığa olumsuz etkilerini önler.
  5. Kamu makamları çocuklar ve gençler arasında, kültür fiziğin gelişimine destek olur.
Madde 69.

Kamu makamları, yasa uyarına, geçinmeleri ve işe uyum sağlamaları ve sosyal iletişim için, engelli kişilere yardım sağlar.

Madde 70.
  1. Herkesin eğitim hakkı vardır. 18 yaşına kadar için eğitim zorunludur. Okul gönderme yükümlülüğünün yerine getirilme şekli yasa ile belirlenir.
  2. Kamu okullarında eğitim ücretsizdir. Kanun kamu yüksek öğretim kurumları tarafından sağlanan bazı hizmetlere ücret ödenmesi için izin verebilir.
  3. Ebeveynler, çocukları için, kamu okulları dışında başka okul seçme hakkına sahiptir. Vatandaşlar ve kurumlar ilk ve orta dereceli okullar ve yüksek öğretim kurumları ve eğitimi geliştirme kurumları açma hakkına sahiptir. Kamuya ait olmayan okulların açılması ve işletilmesi, kamunun bunların finansmanına katılımı ve bunun yanı sıra bu okulların eğitiminin denetlenme esasları kanunla belirlenir.
  4. Kamu makamları vatandaşların eğitime evrensel ve eşit erişimini sağlar. Bu amaçla, bireysel mali ve kurumsal yardım sistemleri kurar ve destekler. Bu yardımın sağlanma şartları yasa ile belirlenir.
  5. Yüksek öğretim kurumlarının özerkliği yasayla belirtilen esaslara uygun olarak sağlanır.
Madde 71.
  1. Devlet, sosyal ve ekonomik politikasında, ailenin yararını gözetir. Zor maddi ve sosyal koşullar altındaki-özellikle de çok çocuklu veya tek ebeveynli-aileler kamu makamlarından özel yardım alma hakkına sahiptir.
  2. Bir anne, doğumdan önce ve sonra, kamu makamlarından, yasada belirtilen ölçüde, özel yardım alma hakkına sahiptir.
Madde 72.
  1. Polonya Cumhuriyeti çocuk haklarını güvence altına alır. Herkes, kamu kurumlarından, çocukların şiddet, zulüm, istismar ve ahlakı zayıflatan fiillere karşı savunulmasını talep etme hakkına sahiptir.
  2. Ebeveyn bakımından yoksun bir çocuk kamu otoriteleri tarafından sağlanan bakım ve yardım hakkına sahiptir.
  3. Çocuklardan sorumlu kamu kurumları ve kişiler, bir çocuğun haklarını tesis ederken, mümkün olduğu kadar ve öncelikle çocuğun görüşlerini dikkate alır.
  4. Çocuk Hakları Komiseri’nin yetkileri ve atanma usulleri için yasa ile belirlenir.
Madde 73.

Herkesin sanatsal yaratım ve bilimsel araştırma ve bunların ürünlerinin yayımı özgürlüğü, ve öğretme ve kültür ürünlerinden yararlanma özgürlüğü sağlanır.

Madde 74.
  1. Kamu makamları mevcut ve gelecek nesillerin ekolojik güvenliğin sağlanmasına yönelik politikalar takip eder.
  2. Çevrenin korunması, kamu makamlarının ödevidir.
  3. Herkes çevrenin niteliği ve korunmasından haberdar olma hakkına sahiptir.
  4. Kamu makamları, vatandaşların çevre kalitesini koruma ve artırmaya yönelik faaliyetlerini destekler.
Madde 75.
  1. Kamu makamları, özellikle evsizlikle mücadele ederek, ekonomik konut geliştirmeyi teşvik ederek ve her vatandaşın ev sahibi olmasını amaçlayan faaliyetleri destekleyerek, konut ihtiyacını karşılamaya elverişli politikalar izler.
  2. Kiracıların haklarının korunması yasa ile tesis edilir.
Madde 76.

Kamu makamları, tüketicileri, müşterileri, kiracıları veya kiralayanları, sağlıklarını, özel yaşamlarını ve güvenliklerini tehdit eden faaliyetlere ve aynı zamanda dürüst olmayan pazar uygulamalarına karşı korur. Bu korumanın kapsamı yasa ile belirlenir.

 Özgürlükler ve Hakları
Savunma Araçları
 Madde 77.
  1. Herkesin, kamu kurumunun bir fiili nedeniyle kendisine yapılan bir kötülükten dolayı, tazminat hakkı vardır.
  2. Kanunlar, herhangi bir kişinin, özgürlükler veya hakların ihlali iddiasıyla mahkemelere başvurmasına engel olmaz.
Madde 78.

Her iki taraf, ilk derecede verilen hüküm ve kararlara itiraz etme hakkına sahiptir. Bu ilkenin istisnası ve temyiz için usul yasa ile belirlenir.

Madde 79.
  1. Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde, anayasal özgürlükleri ve hakları ihlal edilen herkes, bir mahkeme veya kamu kurumunun, Anayasada belirtilen özgürlükleri ve hakları konusunda nihai kararını dayandırdığı bir kanun ya da norm kanunun Anayasaya uygunluğu için Anayasa Mahkemesine başvuru hakkına sahiptir.
  2. Yukarıdaki birinci fıkranın hükümleri 56’ncı maddede belirtilen haklarla ile ilgili değildir.
Madde 80.

Kanunda belirtilen esaslara uygun olarak, herkes kamu idaresi tarafından ihlal edilen özgürlüklerinin ve haklarının korunması konusunda yardım almak için Vatandaş Hakları Komiseri’ne başvurma hakkına sahiptir.

Madde 81.

65’inci maddenin dört ve beşinci fıkralarında, 66, 69, 71, 74, 75 ve 76’ncı maddelerde belirtilen haklar, kanunda belirtilen sınırlamalara tabi olarak iddia edilebilir.

 Yükümlülükler
Madde 82.

Polonya Cumhuriyeti’ne bağlılık ve ayrıca kamu yararının gözetilmesi her Polonya vatandaşının ödevidir.

Madde 83.

Herkes Polonya Cumhuriyeti’nin kanunlarına uyar .

Madde 84.

Herkes, kanunda belirtildiği şekilde, vergileri ödemek de dahil olmak üzere, sorumlulukları ve görevlerine uyar.

Madde 85.
  1. Vatan savunması her Polonya vatandaşının ödevidir.
  2. İkame hizmetin yapısı yasa ile belirlenir.
  3. Dini inançları ya da ahlâki ilkeleri kendisinin askerlik hizmeti yapmasına izin vermeyen bir vatandaş, kanunda belirtilen ilkelere uygun olarak, askerlik hizmeti yerine başka bir hizmeti yürütmek zorunda kalabilir.
Madde 86.

Herkes çevre kalitesine özen gösterir ve bozulmasına neden olmaktan sorumlu tutulur. Bu sorumluluk ilkeleri yasa ile belirlenir.

Bölüm III.
Hukukun Kaynakları
 Madde 87.
  1. Polonya Cumhuriyetini evrensel olarak bağlayıcı hukuk kaynakları şunlardır: Anayasa, kanunlar, onaylanmış uluslararası anlaşmalar ve tüzükler.
  2. Yasama organlarının faaliyetleri sonucu çıkarılan yerel hukuk kararnameleri bu kararnameleri çıkaran organın bölgesinde, Polonya Cumhuriyetinin evrensel olarak bağlayıcı bir hukuk kaynağıdır.
Madde 88.
  1. Tüzük, yönetmelik ve yerel hukuk kararnameleri yürürlüğe girmesi için ön koşul ilân edilir.
  2. Norm kanunların yayımlanma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.
  3. Kanunla verilen ön izin ile onaylanan uluslararası anlaşmalar, kanunlar için gerekli usullere uygun olarak yürürlüğe girer. Diğer uluslararası anlaşmaların yayımlanma esasları kanunla belirlenir.
Madde 89.
  1. Eğer anlaşma aşağıdakilerden biriyle ilgiliyse, Polonya Cumhuriyetinin uluslararası bir anlaşmayı onaylaması ve ayrıca çekilmesi kanunla verilen ön izni gerektirir:

1) Barış, ittifaklar, politik veya askerî anlaşmalar;

2) Anayasada belirtilen, vatandaşların özgürlükleri, hakları ve yükümlülükleri;

3) Polonya Cumhuriyetinin uluslararası bir kuruluşa üyeliği;

4) Devlete yüklenen önemli mali sorumluluklar;

5) Yasayla düzenlenen ya da Anayasanın kanun biçimini gerektirdiği konular.

  1. Bakanlar Kurulu Başkanı (Başbakan), yasayla izin gerektirmeyen herhangi bir uluslararası anlaşmanın Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulması niyetiyle ilgili Sejm’i (Meclis) bilgilendirir.
  2. Uluslararası anlaşmaların akdi veya anlaşmadan çekilme esas ve usulleri kanunla belirlenir.
Madde 90.
  1. Polonya Cumhuriyeti, uluslararası anlaşmalar yoluyla, uluslararası bir kuruluş ya da uluslararası bir kuruma, belirli konularda ilgili Devlet organlarının yetkisini devredebilir.
  2. Birinci fıkrada ele alınan, uluslararası bir anlaşmayı onaylama izni veren bir kanun, Sejm’de (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla ve Senato’da, Senatör üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla kabul edilir.
  3. Böyle bir anlaşmanın onay izni ayrıca, 125’inci madde hükümlerine göre, ülke çapında bir halkoylamasıyla da verilebilir.
  4. Onay izni verme usulünün seçimi ile ilgili herhangi bir karar Sejm’de (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla alınır.
Madde 91.
  1. Onaylanmış bir uluslararası anlaşma, Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlandıktan sonra, iç hukuk düzeninin bir parçası haline gelir ve uygulaması bir kanuna dayalı olmadıkça, doğrudan uygulanır.
  2. Onayına kanunla izin verilen bir uluslararası anlaşmanın, ilgili kanun hükümleriyle uzlaşmazlık halinde, öncelik hakkı vardır.
  3. Polonya Cumhuriyeti’nin onayladığı, uluslararası bir kuruluşu tesis eden bir anlaşmanın hükümleri gerektiriyorsa, yasal uyuşmazlık durumunda, onun tesis ettiği kanunların öncelik hakkı vardır.

Madde 92.

  1. Kanunların uygulanması amacıyla, içerdikleri yetkilendirme temelinde Anayasada belirtilen organlar tarafından tüzükler çıkarılır. Yetkilendirme, düzenleme yetkisi olan organı ve düzenlenecek konuları ve ayrıca böyle bir yasanın hükümleriyle ilgili rehber ilkeleri belirler.
  2. Bir tüzük çıkarma yetkisi olan bir organ, yetkisini, birinci fıkrada belirtildiği üzere, başka bir organa devretmez.
Madde 93.
  1. Bakanlar Kurulu Kararları ve Başbakanın emirleri iç niteliktedir ve bu kanunu çıkaran organın alt birimlerini bağlar.
  2. Emirler sadece kanun temelinde verilir. Vatandaşları, tüzel kişileri ve diğer konularla ilgili olarak alınan kararlara temel teşkil etmez.
  3. Kararlar ve emirler, evrensel bağlayıcılığı olan yasalara uygunluk konusunda incelemeye tabidir.
Madde 94.

Kanunda belirtilen sınırlar içinde ve bunlar temelinde, yerel özyönetim organları ve hükümetin bölgesel organları, faaliyet bölgesi tanımlanmış alanlarında geçerli yerel hukuk kararnameleri çıkarır. Norm kanunların çıkarılması esasları ve usulleri kanunla belirlenir.

Bölüm IV.
Sejm (Meclis) ve Senato
 Madde 95.
  1. Polonya Cumhuriyeti’nde yasama yetkisi Sejm (Meclis) ve Senato tarafından kullanılır.
  2. Sejm, Anayasa ve kanun hükümleri ile belirtilen kapsam dahilinde, Bakanlar Kurulu faaliyetleri üzerinde denetim görevini yerine getirir.
Seçimler ve Görev Süresi
 Madde 96.
  1. Sejm (Meclis) 460 Milletvekilinden oluşur.
  2. Sejm için Seçimler, genel, eşit, doğrudan ve nispidir ve gizli oyla yapılır.
Madde 97.
  1. Senato 100 Senatörden oluşur.
  2. Senato için Seçimler, genel ve doğrudandır ve gizli oyla yapılır.
Madde 98.
  1. Sejm (Meclis) ve Senato’nun her biri 4 yıllık bir dönem için seçilir. Sejm (Meclis) ve Senato’nun görev süresi, Sejm ilk oturum için toplandığı gün başlar ve bir sonraki Sejm’in toplanmasından önceki güne kadar devam eder.
  2. Cumhurbaşkanı, Sejm ve Senato için, Sejm ve Senato’nun göreve başladığı zamandan itibaren 4 yıllık görev süresinin dolmasına en geç 90 gün kala seçim kararı alır ve bu seçimlerin, Sejm ve Senato’nun görev sürelerinin başladığı günden itibaren başlayan 4 yıllık sürenin sona ermesinden önceki 30 gün içinde, çalışılmayan bir günde yapılmasına karar verir.
  3. Sejm, Milletvekili üye tamsayısının üçte biri çoğunluğuyla kabul edilen bir kararla görev süresini kısaltabilir. Sejm görev süresindeki herhangi bir kısalma aynı zamanda Senato görev süresinde bir kısalma anlamına gelir. Yukarıdaki beşinci fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  4. Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı ve Senato Başkanının görüşlerini aldıktan sonra, Anayasada belirtilen durumlarda, Sejm’in görev süresini kısaltma kararı alabilir. Sejm’in görev süresi kısaltıldığı zaman, Senato görev süresi de kısaltılmış olur.
  5. Cumhurbaşkanı, Sejm’in (Meclis) görev süresini kısaltma kararı verdiğinde aynı zamanda Sejm ve Senato seçimlerinin de yapılmasına karar verir ve seçimlerin, Cumhurbaşkanı’nın Sejm’in görev süresini kısaltan resmi kararını açıkladığı günden itibaren en geç 45 günlük süre içindeki bir günde yapılmasına karar verir. Cumhurbaşkanı yeni seçilmiş Sejm’i, seçimlerin yapıldığı günden sonraki en geç 15’inci günde ilk oturumu yapmak üzere toplantıya çağırır.
  6. Sejm’in görev süresinin kısaltılması durumunda, yukarıdaki 1. fıkra hükümleri uygun olduğu şekilde uygulanır.
Madde 99.
  1. En geç seçimlerin yapıldığı gün 21 yaşına ulaşmış, oy verme hakkına sahip her vatandaş, Sejm (Meclis) için seçilebilme yeterliğine sahiptir.
  2. En geç seçimlerin yapıldığı gün 30 yaşına ulaşmış, oy verme hakkına sahip her vatandaş, Senato için seçilebilme yeterliğine sahiptir.
Madde 100.
  1. Milletvekili ve Senatör adayları siyasi partiler ya da seçmenler tarafından aday gösterilebilir.
  2. Kimse aynı anda Sejm ve Senato seçimlerine aday olamaz.
  3. Aday adaylığı ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
Madde 101.
  1. Yargıtay, Sejm ve Senato seçimlerinin geçerliliği üzerinde karar verme yetkisine sahiptir.
  2. Bir seçmen, kanunda belirtilen esaslara göre, seçimlerin geçerliliğiyle ilgili olarak Yargıtay’a şikayet başvurusu yapma hakkına sahiptir.
Milletvekilleri ve Senatörler
 Madde 102.

Kimse aynı zamanda hem Milletvekili ve hem de Senatör olamaz.

Madde 103.
  1. Polonya Ulusal Bankası Başkanlığı, Vatandaş Hakları Komiserliği, Çocuk Hakları Komiserliği veya Yardımcılıkları görevinde olanlar, Para Politikası Kurulu Üyeliği, Ulusal Radyo–Televizyon Yayın Kurulu Üyeliği, Büyükelçilik görevleri veya Sejm Kançılaryası, Senato Kançılaryası, Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası veya hükümet yönetiminde görevli olanlar Milletvekili görevini alamazlar. Bu yasak, Bakanlar Kurulu Üyeleri ve Devlet Yönetiminde Devlet Sekreterleri için geçerli değildir.
  2. Hiçbir hâkim, savcı, kamu görevlisi, aktif görevdeki asker veya polis memuru veya Devletin koruma hizmetlerinde görevli memurlar Milletvekili görevi alamaz.
  3. Milletvekilliği görevini üstlenmeyi veya diğer kamu görevleriyle birlikte Milletvekilliğinin yürütülmesinin yasaklandığı diğer durumlar yasayla belirlenebilir.
Madde 104.
  1. Milletvekilleri Ulusun temsilcileridir. Seçmenlerden herhangi bir talimat almazlar.
  2. Milletvekilleri, görevlerini yerine getirmeye başlamadan önce, Sejm (Meclis) huzurunda aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Ulusa karşı görevlerimi yerine getireceğime, Devletin egemenliğini ve çıkarlarını koruyacağıma, bütün gücümle Anavatanın refahı ve vatandaşlarının mutluluğu için çalışacağıma ve Polonya Cumhuriyeti’nin Anayasası ve diğer yasalarına uyacağıma bütün vicdanımla andiçerim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et.

  1. Yemin etmeyi ret görevden bir feragat olarak kabul edilir.
Madde 105.
  1. Bir Milletvekili, Milletvekilliği görevi kapsamındaki faaliyetleri için, ne görev süresince ve ne de sonrasında, sorumlu tutulamaz. Bu faaliyetlerle ilgili olarak, bir Milletvekili sadece Sejm (Meclis) önünde sorumlu tutulabilir ve üçüncü tarafların haklarını ihlal etmesi durumunda sadece Sejm’in (Meclis) vereceği izinle mahkeme önüne çıkarılabilir.
  2. Seçim sonuçlarının ilân edildiği günden başlayarak görev süresinin bitimine kadar, bir Milletvekili, Sejm’in izni olmaksızın cezai sorumluluğa tabi değildir.
  3. Bir kişiye karşı Milletvekili olarak seçildiği günden önce açılan ceza davaları, Sejm’in (Meclis) talebiyle, görev süresinin bitmesine kadar askıya alınır. Böyle bir durumda, ceza davasıyla ilgili zamanaşımı eşit sürede uzatılır.
  4. Bir Milletvekili mahkeme önüne çıkmaya rıza gösterebilir. Böyle bir durumda, iki ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanmaz.
  5. Bir Milletvekili, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, Sejm’in (Meclis) izni olmadan gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Böyle bir gözaltı derhal Sejm (Meclis) Başkanına iletilir ki, o da derhal serbest bırakılması talimatı verebilir.
  6. Milletvekillerinin mahkeme önüne çıkarılması usul ve esaslarının ayrıntıları kanunla belirlenir.
Madde 106.

Milletvekillerinin görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmeleri ve yetkilerini kullanmaktan doğan haklarını savunabilmeleri için uygun koşullar kanunla belirlenir.

Madde 107.
  1. Kanunda belirlenen sınırlar ölçüsünde, Milletvekillerinin Devlet Hazine’sine veya yerel özyönetime ait araziden herhangi bir yarar sağlayan herhangi bir iş faaliyeti göstermesi veya böyle bir taşınmazı edinmesine izin verilmez.
  2. Yukarıda birinci fıkrada belirtilen yasağın herhangi bir şekilde ihlaliyle ilgili olarak, bir Milletvekili, Sejm (Meclis) Başkanı’nın önergesiyle Sejm tarafından kabul edilen bir kararla Yüce Divana gönderilebilir ve burada görevini kötüye kullanmaktan yargılanabilir.
Madde 108.

103 ve 107’nci madde hükümleri uygun olduğu hallerde Senatörler için de geçerlidir.

 Düzen ve İşleyiş
 Madde 109.
  1. Sejm ve Senato oturumlar halinde görüşme yapar.
  2. Cumhurbaşkanı, 98’inci maddenin üç ve beşinci fıkralarında belirtilen durumlar hariç, seçimleri takip eden 30 gün içinde, Sejm ve Senato’yu ilk oturumunu yapmak üzere toplantıya çağırır.
Madde 110.
  1. Sejm (Meclis) Üyeleri arasından bir Sejm (Meclis) Başkanı ve Başkan Yardımcılarını seçer.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı Sejm’de oturumlara başkanlık eder, Sejm’in haklarını korur, Sejm’i dış işlerinde temsil eder.
  3. Sejm daimi komisyonlar ve özel komisyonlar atar.
Madde 111.
  1. Sejm belli bir konuyu incelemek için bir soruşturma komisyonu atayabilir.
  2. Soruşturma komisyonunun çalışma usulleri yasa ile belirlenir.
Madde 112.

Sejm’in (Meclis) iç düzeni ve çalışmalarının yönetimi ve organlarının atanması ve işleyişi ve ayrıca Devlet kurumlarının Sejm’le ilgili hem anayasal hem de kanuni yükümlülüklerinin yerine getirilme şekli Sejm tarafından kabul edilen içtüzükle belirlenir.

Madde 113.

Sejm (Meclis) oturumları halka açıktır. Sejm (Meclis), Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla gizli oturum kararı alabilir.

Madde 114.
  1. Anayasada belirtilen durumlarda, Sejm ve Senato ortak oturumda, Sejm (Meclis) Başkanının veya onun yokluğunda Senato Başkanının yönettiği Ulusal Meclis olarak görev yapar.
  2. Ulusal Meclis kendi içtüzüğünü belirler.
Madde 115.
  1. Başbakan ve Bakanlar Kurulu Üyeleri gensoru önergelerine ve Milletvekillerinin sorularına 21 gün içinde cevap verir.
  2. Başbakan ve Bakanlar Kurulunun diğer üyelerini her Sejm oturumunda ortaya atılan konularla ilgili cevap verir.
Madde 116.
  1. Sejm, Polonya Cumhuriyeti adına, savaş hali ve barış ilân edebilir.
  2. Sejm, sadece Polonya Cumhuriyeti topraklarına silahlı bir saldırı durumunda veya uluslararası anlaşmalar yoluyla saldırıya karşı ortak savunma yükümlülüğü otaya çıktığında savaş haline ilişkin bir karar kabul edebilir. Sejm bir oturum için toplanamıyorsa, Cumhurbaşkanı savaş hali ilân edebilir.
Madde 117.

Polonya Cumhuriyeti sınırları dışına silahlı kuvvet gönderme esasları, onaylanmış bir uluslararası anlaşma veya yasa ile belirlenir. Polonya Cumhuriyeti toprakları içinde yabancı birliklerin varlığı ve bu topraklarda seyahatlerinin esasları, onaylanmış anlaşmalar veya kanunlarla belirlenir.

Madde 118.
  1. Kanun koyma sürecini başlatma hakkı Milletvekillerine, Senatoya, Cumhurbaşkanına ve Bakanlar Kuruluna aittir.
  2. Ayrıca Sejm seçimlerinde oy verme hakkı olan en az 100,000 vatandaş da kanun koyma süreci başlatma hakkına sahiptir. Bu konuda usul kanunla belirlenir.
  3. Destekçileri, bir kanun tasarısını Sejm’e sunarken, tasarının uygulanmasının mali sonuçlarını da belirtir.
Madde 119.
  1. Sejm üç görüşme süresince kanun tasarılarını ele alır.
  2. Teklifi destekleyenler, Milletvekilleri ve Bakanlar Kurulu tarafından Sejm’de görüşüldüğü sırada bir kanun tasarısıyla ilgili değişiklik önerileri verme hakkına sahiptir.
  3. Sejm (Meclis) Başkanı, daha önce komisyona sunulmayan herhangi bir değişikliğin oya konmasını reddedebilir.
  4. Teklif sahipleri Sejm’de yasama sürecinde bir tasarıyı ikinci görüşmenin sonuçlanmasına kadar geri çekebilir.
Madde 120.

Sejm (Meclis), kanun tasarılarını, Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda, Anayasa başka bir çoğunluk öngörmedikçe, basit çoğunlukla kabul eder. Sejm’in bir statü ya da kararı aksini öngörmedikçe, aynı usul, Sejm karar alırken de geçerlidir.

Madde 121.
  1. Sejm’in kabul ettiği bir kanun tasarısı Sejm Başkanı tarafından Senato’ya sunulur.
  2. Senato, bir kanun tasarısının sunulmasından sonraki 30 gün içinde tasarıyı değiştirmeden kabul edebilir, değişiklikler kabul edebilir veya tamamen reddine karar verebilir. Tasarının sunulmasının ardından geçen 30 gün içinde Senato uygun bir karar alamazsa, tasarı Sejm’den gönderildiği şekliyle kabul edilmiş sayılır.
  3. Senato’nun bir kanun tasarısını ret kararı, ya da Senato’nun kararında önerilen bir değişiklik, Sejm bu değişikliği (Meclis) Milletvekili tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda mutlak çoğunlukla reddetmedikçe, kabul edilmiş sayılır.
Madde 122.
  1. 121’inci maddede belirtilen sürecin tamamlanmasından sonra, Sejm (Meclis) Başkanı kabul edilen tasarıyı imzalaması için Cumhurbaşkanına sunar.
  2. Cumhurbaşkanı, kanun tasarısının sunulmasından itibaren 21 gün içinde tasarıyı imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir
  3. Cumhurbaşkanı, bir kanun tasarısını imzalamadan önce, Anayasaya uygunluk görüşü almak için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinden Anayasaya uygunluk kararı almış bir kanun tasarısını imzalamayı reddedemez.
  4. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırılık yönünde karar verdiği bir kanun tasarısını imzalamayı reddeder. Bununla birlikte, eğer Anayasaya aykırılık kararı kanun tasarısının belirli hükümleriyle ilgiliyse ve Mahkeme, bunların tasarının tamamıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğuna karar vermemişse, o zaman Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanının da görüşünü aldıktan sonra, Anayasaya aykırı bulunmuş hükümleri çıkararak kanun tasarısını imzalar veya aykırılığın giderilmesi için kanun tasarısını Sejm’e (Meclis) iade eder.
  5. Eğer Cumhurbaşkanı 3’üncü fıkra uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurmamışsa, gerekçeleriyle birlikte kanun tasarısını yeniden görüşülmek üzere Sejm’e (Meclis) gönderir. Söz konusu kanun tasarısı Sejm’de Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oylamada beşte üç çoğunlukla yeniden kabul edilirse, o zaman Cumhurbaşkanı tasarıyı 7 gün içinde imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanmak üzere gönderir. Eğer söz konusu kanun tasarısı Sejm tarafından yeniden kabul edilmişse, Cumhurbaşkanı’nın tasarıyı üçüncü fıkranın 6’ncı bendi uyarınca Anayasa Mahkemesine götürme hakkı yoktur.
  6. Cumhurbaşkanı’nın kanun tasarısını Anayasaya uygunluk incelemesi için Anayasa Mahkemesine göndermesi veya yeniden görüşülmek üzere iadesi, yukarıda ikinci fıkrada belirtilen imza için izin verilen sürenin askıya alınmasına neden olur.
Madde 123.
  1. Vergi kanun tasarıları, Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Sejm (Meclis), Senato ve yerel özyönetim organlarına seçimleri düzenleyen kanun tasarıları, kamu kurumlarının yapı ve yetkilerini düzenleyen kanun tasarıları ve ayrıca medeni kanun taslakları hariç olmak üzere, Bakanlar Kurulu kabul ettiği bir kanun tasarısını acil olarak sınıflandırabilir.
  2. Sejm (Meclis) içtüzüğü ve Senato içtüzüğü, bir kanun tasarısının acil kaydıyla sunulması durumunda yasama sürecindeki değişiklikleri tanımlar.
  3. Acil olarak sınıflandırılan bir kanun tasarısının görüşülmesi sürecinde, söz konusu tasarının Senato’da görüşülme süresi 14 gün ve Cumhurbaşkanınca imzalanma süresi 7 gündür.
Madde 124.

110, 112, 113 ve 120’nci madde hükümleri, uygun görüldüğü şekilde, Senato için de geçerlidir.

Halk Oylaması
 Madde 125.
  1. Devlet için özel önem taşıyan konularla ilgili olarak ülke genelinde halkoylamasına gidilebilir.
  2. Ülke genelinde halkoylamasına götürme hakkı, Milletvekili tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların salt çoğunluğuyla alınmak üzere Sejm’e (Meclis) veya Senatör tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların salt çoğunluğuyla alınmak üzere Senato’nun izniyle Cumhurbaşkanı’na aittir.
  3. Oy kullanma hakkı olanların yarısından fazlasının katıldığı bir ülke genelinde halkoylamasının sonucu bağlayıcıdır.
  4. Ülke genelinde halkoylamasının ve 235’inci maddede ele alınan halkoylamasının geçerliliği Yargıtay tarafından belirlenir.
  5. Halkoylaması yapma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.
Bölüm V.
Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
 Madde 126
  1. Polonya Cumhurbaşkanı, Polonya Cumhuriyeti’nin yüce temsilcisi ve devlet otoritesinin sürekliliğinin garantörüdür.
  2. Cumhurbaşkanı, Anayasanın gözetilmesini garanti eder, Devletin egemenlik ve güvenliğinin yanı sıra topraklarının dokunulmazlığını ve bütünlüğünü korur.
  3. Cumhurbaşkanı, Anayasa ve kanunlar kapsamında ve buralarda belirtilen esaslara uygun olarak görevlerini yerine getirir.
Madde 127.
  1. Cumhurbaşkanı gizli oyla yapılan, genel, eşit ve doğrudan seçimlerde Ulus tarafından seçilir.
  2. Cumhurbaşkanı 5 yıllık süre için seçilir ve sadece bir dönem için yeniden seçilebilir.
  3. Sadece en geç seçim günü 35 yaşını dolduran ve Sejm (Meclis) seçimlerinde tam seçilme yeterliği olan bir Polonya vatandaşı Cumhurbaşkanı seçilebilir. Sejm seçimlerinde oy verme hakkı olan en az 100,000 vatandaşın imzasıyla gösterilen adaylık da desteklenebilir.
  4. Geçerli oyların yarıdan fazlasını alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş sayılır. Adayların hiçbiri gerekli oy çoğunluğuna ulaşmamışsa, daha sonraki tekrar oylama ilk oylamadan sonraki 14’üncü gün yapılır.
  5. İlk oylamada en çok oy almış iki aday tekrarlanan oylamaya katılır. Bu iki adaydan biri adaylıktan çekilir, seçim veya görev haklarından mahrum olursa, tekrarlanan oylamada, ilk oylamada sonraki en yüksek sayıda oy alan aday ile değiştirilir. Böyle bir durumda, tekrar oylama tarihi 14 gün daha ileriye alınır.
  6. Tekrarlanan oylamada daha fazla sayıda oy alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.
  7. Aday adaylığı ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
Madde 128.
  1. Cumhurbaşkanının görev süresi, bu görev unvanını aldığı tarihte başlar.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı tarafından, halen görevdeki Cumhurbaşkanının görev süresinin sona ermesinden en erken 100 gün ve en geç 75 gün önce bir günde ve Cumhurbaşkanlığı makamının boş olması durumunda -boşalmadan sonraki en geç 14’üncü günde, seçim gününün çalışma olmayan bir olması ve karar alındıktan sonraki 60 günlük süre içinde yapılmasını gözeterek, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılmak üzere karar alınır .
Madde 129.
  1. Yargıtay, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin geçerliliği üzerinde karar verme yetkisine sahiptir.
  2. Bir seçmen, kanunda belirtilen esaslara göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçerliliğiyle ilgili olarak Yargıtaya şikâyet başvurusu yapma hakkına sahiptir.
  3. Yargıdan, Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçersiz olduğu kararı çıkarsa, 128’inci maddenin ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumuyla ilgili esaslara göre yeni bir seçim yapılır.
Madde 130.

Cumhurbaşkanı, Ulusal Meclis önünde aşağıdaki andı içtikten sonra görevini üstlenir.

“Ulusun iradesiyle Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nı üstlenirken Anayasa hükümlerine sadık kalacağıma andiçerim; Ulusun onurunu, Devletin bağımsızlığını ve güvenliğini sıkı sıkıya koruyacağıma ve ayrıca Anavatan’ın yararı ve vatandaşlarının refahının en yüce ödevim olarak kalacağına yemin ederim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et.

Madde 131.
  1. Eğer Cumhurbaşkanı makamının görevlerini geçici olarak yerine getiremez durumda olursa bunu, Cumhurbaşkanlığının görevlerini geçici olarak üstlenecek olan Sejm (Meclis) Başkanı’na bildirir. Eğer Cumhurbaşkanı makamının görevlerini geçici olarak yerine getiremez durumda olduğunu Sejm (Meclis) Başkanı’na bildirme durumda olmazsa, bu durumda Sejm (Meclis) Başkanı’nın talebiyle, Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı’nın görevini yerine getirmesine engel bir durum olup olmadığına karar verir. Anayasa Mahkemesi durumun böyle olduğu kanaatine varırsa, Cumhurbaşkanı’nın görevlerini geçici olarak Sejm (Meclis) Başkanı’nın üstlenmesini ister.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimine kadar aşağıdaki durumlarda Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenir:

1) Cumhurbaşkanının ölümü;

2) Cumhurbaşkanı’nın görevinden istifası:

3) Seçim sonrasında yargının Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçersizliğini ilân etmesi veya diğer nedenlerle görevi üstlenmeme;

4) Ulusal Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumu nedeniyle sürekli işgöremezliğini ilân etmesi; böyle bir ilân için Ulusal Meclisin üye tam sayısının en az üçte ikisinin çoğunluğuyla alınan bir karar gereklidir;

5) Cumhurbaşkanının, Yüce Divan’ın bir yargı kararıyla görevden alınması.

  1. Sejm (Meclis) Başkanı Cumhurbaşkanı’nın görevlerini yerine getirememesi durumunda, bu görevler Senato Başkanı tarafından yürütülür.
  2. Cumhurbaşkanı’nın görevlerini yürüten bir kişi Sejm’in (Meclis) görev süresini kısaltamaz.
Madde 132.

Cumhurbaşkanı, kendi makamıyla bağlantılı olanların dışında, başka bir makam üstlenmez ve başka bir kamusal görev yerine getirmez

Madde 133.
  1. Cumhurbaşkanı, Devletin dışişlerinde temsilcisi olarak:

1) Uluslararası anlaşmaları onaylar veya fesheder ve bunları Sejm (Meclis) ve Senato’ya bildirir;

2) Diğer devletlere ve uluslararası kuruluşlara Polonya Cumhuriyeti’nin tam yetkili temsilcilerini atama ve geri çağırma;

3) Güven Mektuplarını kabul eder ve diğer devletler kendisine akredite uluslararası örgütlerin temsilcilerini geri çağırır.

  1. Cumhurbaşkanı, bir uluslararası anlaşmayı imzalamadan önce, Anayasaya uygunluk görüşü almak için Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
  2. Cumhurbaşkanı, dış politika açısından Başbakan ve ilgili bakanla işbirliği yapar.
Madde 134.
  1. Cumhurbaşkanı Polonya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanıdır.
  2. Cumhurbaşkanı, barış zamanında, Silahlı Kuvvetlerin komutasını Milli Savunma Bakanı üzerinden yerine getirir.
  3. Cumhurbaşkanı belirli bir süre için, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını atar. Komutanların görev sürelerinin uzunluğu, görev sürelerinin sonuna gelmeden görevden alınma usul ve şartları kanunla belirlenir.
  4. Cumhurbaşkanı, Başbakanın talebi üzerine, bir savaş dönemi için, Silahlı Kuvvetler Başkomutanını tayin eder. Silahlı Kuvvetler Başkomutanını aynı usule uygun olarak görevden alabilir. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın yetkisi ve ayrıca Polonya Cumhuriyei’nin anayasal organlarına tabi olması kanunda belirtilir.
  5. Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanının talebi üzerine, kanunda belirtildiği gibi askeri rütbeleri verir.
  6. Cumhurbaşkanının, Silahlı Kuvvetlerin en üst komutanlığına ilişkin yetkisi, yasayla ayrıntılı olarak belirtilir.
Madde 135.

Devletin iç ve dış güvenliğiyle ilgili olarak Cumhurbaşkanının danışma organı Milli Güvenlik Kurulu’dur.

Madde 136.

Devlete dışarıdan doğrudan bir tehdit durumunda, Cumhurbaşkanı, Başbakan’ın talebi üzerine, Polonya Cumhuriyeti’nin savunması için Silahlı Kuvvetlere genel veya kısmi seferberlik ve tertiplenme emri verir.

Madde 137.

Cumhurbaşkanı Polonya vatandaşlığı verir ve Polonya vatandaşlığından vazgeçme için muvafakat verir.

Madde 138.

Cumhurbaşkanı paye ve nişan verir.

Madde 139.

Cumhurbaşkanının af yetkisi vardır. Af yetkisi Yüce Divan tarafından mahkum edilen kişileri kapsamayabilir.

Madde 140.

Cumhurbaşkanı Sejm (Meclis), Senato veya Ulusal Meclis’e seslenebilir. Bu tür mesajlar tartışma konusu edilemez.

Madde 141.
  1. Cumhurbaşkanı, belirli konularla ilgili olarak, Kabine’yi toplar. Kabine, Bakanlar Kurulu üyelerinden oluşur ve Cumhurbaşkanı tarafından başkanlık edilir.
  2. Kabine, Bakanlar Kurulunun yetkilerine sahip değildir.
Madde 142.
  1. Cumhurbaşkanı, 92 ve 93’üncü maddelerde belirtilen esaslar çerçevesinde yönetmelik ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarır.
  2. Cumhurbaşkanı diğer yetkililerin yürütülmesi kapsamında kararlar çıkarır.
Madde 143.

Cumhurbaşkanı’na yardım edecek organ Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’dır. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’nın statüsünü oluşturur ve Başkanını tayin eder ve görevden alır.

Madde 144.
  1. Cumhurbaşkanı, anayasal ve yasal yetkisini kullanarak, Resmi Kararlar yayınlar.
  2. Cumhurbaşkanı’nın Resmi Kararları’nın geçerli olması için, imzasıyla Sejm’e karşı sorumluluğu kabul eden Başbakanın imzası gereklidir.
  3. Yukarıdaki 2’nci fıkra hükümleri aşağıdakileri kapsamaz:

1) Sejm (Meclis) ve Senato seçimlerinin ilânı;

2) Yeni seçilen Sejm (Meclis) ve Senato’yu ilk oturumunu yapmaya çağırma;

3) Anayasada belirtilen durumlarda Sejm’in (Meclis) görev süresinin kısaltılması;

4) Kanun koyma sürecini başlatma;

5) Ülke genelinde halkoylaması ilân etme;

6) Bir kanun tasarısını imzalama veya imzalamayı reddetme;

7) Bir kanun veya uluslararası bir anlaşmayı Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlatmak;

8) Sejm (Meclis), Senato veya Ulusal Meclis’e seslenmek;

9) Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunma;

10) Denetim gerçekleştirmesi için Yüksek Denetleme Kurulu’nu görevlendirme;

11) Başbakanı aday gösterme ve atama;

12) Bakanlar Kurulunun istifasını kabul ve geçici olarak görevini devam etmelerini yükümlü kılma;

13) Bir Bakanlar Kurulu üyesinin Yüce Divan önüne çıkarılması için Sejm’e (Meclis) başvurma;

14) Sejm’in (Meclis) hakkında gensoru önergesini kabul ettiği bir bakanı görevden alma;

15) Kabineyi toplam;

16) Paye ve nişan verme;

17) Hâkimleri atama;

18) Af yetkisini kullanma;

19) Polonya vatandaşlığı verme ve vatandaşlıktan çıkmaya izin verme;

20) Yargıtay Birinci Başkanı’nı atama;

21) Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkan Yardımcısı’nı atama;

22) Danıştay Birinci Başkanını atama;

23) Yargıtay ve Danıştay başkan ve başkan yardımcılarını atama;

24) Sejm’den (Meclis) Polonya Ulusal Bankası Başkanını atamasını talep etme;

25) Para Politikası Kurulu üyelerini atama;

26) Milli Güvenlik Kurulu üyelerini atama ve görevden alma;

27) Ulusal Radyo-Televizyon Yayın Kurulu üyelerini atama;

28) Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’nın statüsünü oluşturma ve Cumhurbaşkanlığı Kançılarya Başkanı’nı atama ve görevden alma;

29) 93’üncü maddede belirtilen esaslar dâhilinde emirler yayınlamak;

30) Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etme.

Madde 145.
  1. Cumhurbaşkanı, Anayasanın veya kanunların ihlali veya işlediği bir suç nedeniyle Yüce Divan’da yargılanabilir.
  2. Cumhurbaşkanına karşı ilgili bir suçlama, Ulusal Meclis tarafından, Meclisin en az 140 üyesinin önergesi üzerine, Ulusal Meclisin üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğuyla aldığı bir kararla yapılabilir
  3. Yüce Divanda görülecek bir iddianamenin kabul edildiği gün Cumhurbaşkanlığı makamının tüm görevleri askıya alınır. 131’inci madde hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
Bölüm VI.
Bakanlar Kurulu ve Devlet Yönetimi
 Madde 146.
  1. Bakanlar Kurulu, Polonya Cumhuriyeti’nin içişlerini ve dış politikasını yürütür.
  2. Bakanlar Kurulu, diğer Devlet organları ve yerel yönetimler için ayrılmış olanlar dışındaki Devlet işleri yürütür.
  3. Bakanlar Kurulu, devlet yönetimi üstlenir.
  4. Anayasa ve kanunlarda belirlenen esaslar çerçevesinde ve kapsamında Bakanlar Kurulu özellikle:

1) Kanunların uygulanmasının sağlar;

2) Genelge çıkarır;

3) Devlet idaresinin organlarının çalışmalarını koordine eder ve denetler;

4) Devlet Hazinesinin çıkarlarını korur;

5) Bir taslak Devlet Bütçesi kanul eder;

6) Devlet Bütçesinin uygulanmasını denetler ve Devlet hesaplarının kapatılması için karar kabul eder ve Bütçe uygulanmasına ilişkin bir rapor verir;

7) Devlet ve kamu düzeninin iç güvenliğini sağlar;

8) Devletin dış güvenliğini sağlar;

9) Diğer Devletler ve uluslararası kuruluşlarla ilişkiler konusunda genel denetim uygular;

10) Onaylanması gereken uluslararası anlaşmalar yapar ve ayrıca diğer uluslararası anlaşmaları kabul ve fesheder;

11) Milli savunma alanında genel denetim uygular ve yıllık aktif askerlik yapmakla yükümlü vatandaşların sayısını belirler;

12) Kendi çalışma düzeni ve şeklini belirler.

Madde 147.
  1. Bakanlar Kurulu, Bakanlar Kurulu Başkanı (Başbakan) ve Bakanlardan oluşur.
  2. Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcıları (Başbakan Yardımcıları) Bakanlar Kurulu içinden atanabilir.
  3. Başbakan ve Başbakan Yardımcıları da bir bakanın görevlerini yerine getirebilir.
  4. Kanunlarda belirtilen komisyon başkanları da Bakanlar Kurulu üyeliğine atanabilir.
Madde 148.

Başbakan;

1) Bakanlar Kurulu’nu temsil eder;

2) Bakanlar Kurulu’nun çalışmalarını yönlendirir;

3) Genelge çıkarır;

4) Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği politikaların uygulanmasını sağlar ve uygulanma şeklini belirler;

5) Bakanlar Kurulu üyelerinin çalışmalarını koordine eder ve denetler;

6) Anayasa ve kanunlarda belirlenen sınırlar içinde yerel yönetimleri denetler.

7) Devlet idaresinde çalışanların resmi amiridir.

Madde 149.
  1. Bakanlar devlet idaresinin belirli bir dalını yönlendirir veya Başbakan tarafından kendilerine tahsis edilen görevleri yerine getirir. Devlet idaresinin bir dalını yönlendiren bir bakanın faaliyet kapsamı kanunla belirlenir.
  2. Devlet idaresinin bir dalını yöneten bir bakan genelgeler yayınlar. Bakanlar Kurulu üyeleri, Başbakan’ın isteği üzerine, bir bakanın genelgesini veya emrini iptal edebilir.
  3. Devlet idaresinin bir dalını yöneten bir bakan için geçerli hükümler, 147’nci maddenin 4’üncü fıkrasında belirtilen komisyon başkanları için de geçerlidir.
Madde 150.

Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi kendi kamu görevlerine aykırı herhangi bir faaliyette bulunamaz.

Madde 151.

Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve bakanlar Cumhurbaşkanı’nın huzurunda aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Başbakanlık (Başbakan Yardımcılığı, bakanlık) görevini üstlenirken, Anayasanın ve Polonya Cumhuriyeti’nin diğer kanunlarının hükümlerine sadık kalacağıma ve Anavatan’ın yararı ve vatandaşlarının refahının daima en yüce yükümlülüğüm olarak kalacaklarına andiçerim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et.

Madde 152.
  1. Voyvoda, bir voyvodalıkta Bakanlar Kurulu’nun temsilcisidir.
  2. Bir voyvoda atanması ve görevden alınması usulleri ve yanı sıra faaliyet kapsamı kanunla belirlenir.
Madde 153.
  1. Devlet yönetim organlarında, Devletin yükümlülüklerinin tarafsız olarak yerine getirilmesi için, profesyonel, çalışkan ve siyasi olarak tarafsız bir memur sınıfı faaliyet gösterir.
  2. Başbakan, bu memurların amiridir.
Madde 154.
  1. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nu teşkil edecek bir Başbakan adayı gösterir. Cumhurbaşkanı, Sejm’in ilk oturumundan veya önceki Bakanlar Kurulu üyelerinin istifasını kabul ettikten sonraki 14 gün içinde, Başbakan’la birlikte Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar ve bu yeni atanmış Bakanlar Kurulu üyelerinin yeminlerini kabul eder.
  2. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını izleyen 14 gün içinde, Sejm’e Bakanlar Kurulu’nun faaliyet programını sunar ve güvenoyu ister. Sejm, Milletvekili üye tam sayısının en az yarısının hazır bulunduğu oturumda oyların salt çoğunluğuyla bu güvenoyunu kabul eder.
  3. Yukarıdaki 1’inci fıkra uyarınca bir Bakanlar Kurulu atanmamış olması veya yukarıdaki 2’nci fıkra uyarınca güvenoyu alamaması durumunda, Sejm, 1 ve 2’nci fıkralarda belirtilen zaman sürelerinin sonunda 14 gün içinde, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır olduğu bir oturumda salt çoğunlukla bir Başbakan ve onun önerdiği Bakanlar Kurulu’nu seçer. Cumhurbaşkanı bu şekilde seçilen Bakanlar Kurulu tayin eder ve üyelerinin görev yeminlerini kabul eder.
Madde 155.
  1. 154’üncü maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri uyarınca Bakanlar Kurulu üyelerinin atanmamış olması durumunda, Cumhurbaşkanı, 14 gün içinde bir Başbakan ve onun önerisiyle Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar. Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu’nu atamasını izleyen 14 gün içinde, Sejm (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır olduğu bir oturumda güvenoyu oylaması yapar.
  2. 1’inci fıkra uyarınca Bakanlar Kurulu’na güvenoyu verilmemesi durumunda, Cumhurbaşkanı Sejm’in görev süresini kısaltır ve seçimlere gidilmesi emrini verir.
Madde 156.
  1. Bakanlar Kurulu üyeleri, Anayasa ve kanunları ihlal etmeleri ve ayrıca makamlarıyla ilgili görevleriyle bağlantılı işledikleri suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar.
  2. Cumhurbaşkanı veya 115 Milletvekilinin önergesiyle, bir Bakanlar Kurulu üyesinin Yüca Divan’da yargılanması kararı, Sejm’in Milletvekili tam sayısının beşte üçü çoğunluğuyla kabul edilebilir.
Madde 157.
  1. Bakanlar Kurulu üyeleri, Bakanlar Kurulu’nun faaliyetleri için Sejm’e karşı topluca sorumludur.
  2. Bakanlar Kurulu üyeleri, kendi yetki alanlarındakiveya Başbakan tarafından kendilerine devredilen konularla ilgili olarak Sejm’e karşı bireysel olarak sorumludur.
Madde 158.
  1. Sejm (Meclis),en az 46 Milletvekilinin bir Başbakan adayı belirleyen önergesi üzerine, Milletvekili tamsayısının çoğunluk oyuyla Bakanlar Kurulu hakkında güvensizlik oyu kabul edebilir. Sejm (Maclis) böyle bir karar aldığı takdirde, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun istifasını kabul eder ve Sejm tarafından seçilen yeni bir Başbakan ve onun önerisiyle Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar ve görev yeminlerini kabul eder.
  2. Yukarıda 1’inci fıkrada belirtilen kararı kabul önergesi, verildikten en geç 7 gün sonra oya sunulabilir. Sonrasında benzer türde bir önerge, önceki önergenin verildiği günden itibaren 3 aydan daha önce verilemez. İzleyen bir önerge, eğer en az 115 Milletvekili tarafından verilmişse, 3 aydan önce de verilebilr.
Madde 159.
  1. Sejm, bir tek bakan hakkında güvensizlik oyu kabul edebilir. Böyle bir güvensizlik oyu önergesi en az 69 Milletvekili tarafından verilebilir. 158’inci maddenin 2’nci fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  2. Cumhurbaşkanı Sejm’de (Meclis) Milletvekili tamsayısının çoğunluk oylarıyla güvensizlik oyu verilen bir bakanı azleder.
Madde 160.

Başbakan, Sejm’e Bakanlar Kurulu’na güvenoyu isteyen bir önerge verebilir. Bakanlar Kurulu’na, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda, çoğunluk oylarıyla güven oyu verilir.

Madde 161.

Cumhurbaşkanı, Başbakan’ın başvurusuyla, Bakanlar Kurulu’nun oluşumundaki değişiklikleri sonuçlandırır.

Madde 162.
  1. Başbakan, yeni seçilen Sejm’in (Meclis) ilk oturumunda Bakanlar Kurulunun istifasını verir.
  2. Başbakan, aşağıdaki durumlarda da Bakanlar Kurulu’nun istifasını sunar:

1) Bakanlar Kurulu Sejm’den (Meclis) güvenoyu alamazsa;

2) Bakanlar Kurulu’na Sejm’den (Meclis) güvensizlik oyu verilirse;

3) Başbakan kendisi görevinden istifa ederse;

  1. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun istifasını kabul ettiğinde, yeni Bakanlar Kurulu atanıncaya kadar görevlerini sürdürmekle yükümlü kılar.
  2. Cumhurbaşkanı, yukarıda 2’inci fıkranın 3’üncü bendinde belirtilen durumda, Bakanlar Kurulu’nun istifasını Kabul etmeyi reddeder.

 Bölüm VII.

Yerel Yönetim

 Madde 163.

Yerel yönetimler, Anayasa veya kanunlarla diğer kamu kurumlarına ayrılmamış olan kamu görevlerini yürütür.

Madde 164.
  1. Komün (gmina) yerel yönetimin temel birimidir.
  2. Bölgesel ve/veya yerel yönetimin diğer birimleri yasa ile belirlenir.
  3. Komün yerel yönetimin diğer birimlerine ayrılmış olmayan tüm görevlerini yerine getirir.
Madde 165.
  1. Yerel yönetim birimleri tüzel kişiliğe sahiptir. Sahiplik ve diğer mülkiyet haklarına sahiptirler.
  2. Yerel yönetim birimlerinin özyönetim niteliği mahkemelerce korunur.
Madde 166.
  1. Kendi kendini yöneten bir toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan kamu görevleri, doğrudan bir sorumluluk olarak, yerel yönetim birimleri tarafından yapılır.
  2. Devletin temel ihtiyaçları gerektirdiğinde, yerel yönetim birimlerine, bir kanunla, diğer kamu görevlerini yerine getirmek üzere talimat verebilir. Bu şekilde ayrılan görevlerin aktarılma ve yerine getirilme şekli yasa ile belirlenir.
  3. Yerel yönetimler ve devlet yönetimi arasındaki yargımla yetkisiyle ilgili uyuşmazlıklar idare mahkemelerince çözülür.
Madde 167.
  1. Yerel yönetim birimlerine kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için yeterince kamu fonu sağlanır.
  2. Yerel yönetim birimlerinin gelirleri kendi gelirlerinin yanı sıra Devlet Bütçesinden genel sübvansiyonlar ve belirli yardımlardan oluşur.
  3. Yerel yönetim birimlerinin gelir kaynakları yasa ile belirlenir.
  4. Yerel yönetim birimlerinin görev ve yetkilerinin kapsamlarındaki değişiklikler, kamu gelirlerinden aldıkları paylarda uygun değişikliklerle birlikte yapılır.
Madde 168.

Kanunla belirlendiği ölçüler içinde, yerel yönetim birimleri, yerel vergi ve harç düzeylerini belirleme hakkına sahiptir.

Madde 169.
  1. Yerel yönetim birimleri görevlerini kurucu ve yürütme organları ile yerine getirir.
  2. Kurucu organlar için seçimler, genel ve doğrudandır ve gizli oyla yapılır. Aday gösterme ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
  3. Seçim ve yerel yönetim birimleri yürütme organlarının görevden alınması için usuller yasa ile belirlenir.
  4. Yerel yönetim birimlerinin iç organizasyon yapısı, kurucu organları tarafından, yasal sınırlar içinde, belirlenir.
Madde 170.

Kendi kendini yöneten bir topluluğun üyeleri, doğrudan seçimle kurulan yerel yönetim organının görevden alınması da dâhil olmak üzere, kendi topluluklarını ilgilendiren konularda bir halkoylaması yoluyla, karar alabilirler. Yerel halkoylaması yapma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.

Madde 171.
  1. Yerel yönetimin işlemlerinin hukuka uygunluğu denetlemeye tabidir.
  2. Yerel yönetim birimlerinin faaliyetleri üzerinde inceleme yapan organlar şunlardır: Başbakan ve voyvodalar ve mali konularla ilgili olarak- bölgesel denetim kurulları.
  3. Anayasa veya yasaları ihlal etmesi durumunda, Başbakan’ın bir önergesiyle, Sejm yerel hükümetin bir kurucu organını feshedebilir.
Madde 172.
  1. Yerel yönetim birimleri birlik oluşturma hakkına sahiptir.
  2. Bir yerel yönetim birimi, yerel ve bölgesel toplulukların uluslararası birliklerine katılma ve ayrıca diğer devletlerin yerel ve bölgesel topluluklarıyla işbirliği yapma hakkına sahiptir.
  3. Yukarıdaki 1 ve 2’nci fıkralarda belirtilen yerel yönetim birimlerinin haklarını kullanmasıyla ilgili esaslar yasayla belirlenir.
Bölüm VIII.
Mahkemeler ve Kurullar
 Madde 173.

Mahkemeler ayrı bir erk teşkil eder ve diğer erklerden bağımsızdır.

Madde 174.

Mahkemeler kararlarını Polonya Cumhuriyeti adına ilân eder.

 Mahkemeler
 Madde 175.
  1. Polonya Cumhuriyeti’nde adaletin dağıtımı Yargıtay, genel mahkemeler, idari mahkemeler ve askeri mahkemeler tarafından yerine getirilir.
  2. Olağanüstü mahkemeler ve acil mahkeme usulleri sadece savaş zamanında tesis edilebilir.
Madde 176.
  1. Mahkeme muameleleri en az iki aşamalıdır.
  2. Kuruluş yapısı ve yargılama ve ayrıca muhakeme usulleri yasa ile belirlenir.
Madde 177.

Umumi mahkemeler, kanunla diğer mahkemelere bırakılmış olanlar dışında her türlü yargılamayı yapar.

Madde 178.
  1. Hâkimler yargı fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece bu Anayasa ve kanunlara tabidir.
  2. Hâkimlere iş için uygun koşullar ve makamlarına ve görevlerinin kapsamıyla uyumlu ücret sağlanır.
  3. Bir hâkim bir siyasi partiye, sendikaya üye olamaz veya mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ilkesiyle bağdaşmayan kamusal faaliyetler yapamaz.
Madde 179.

Hâkimler, Ulusal Adalet Konseyi’nin önerisiyle Cumhurbaşkanı tarafından süresiz olarak atanır.

Madde 180.
  1. Hâkimlerin görev yeri değiştirilemez.
  2. Bir hâkimin görevden alınması, memuriyetten uzaklaştırılması, isteği dışında başka bir mevki veya konuma nakli sadece bir mahkeme kararıyla ve sadece kanunda belirlenen hallerde mümkündür.
  3. Bir hâkim, görevini yapmasını engelleyen hastalık veya sakatlık nedeniyle emekli olabilir. Bunun yapılma ve ayrıca bu karara karşı itiraz usulü yasa ile belirlenir.
  4. Bir yasa hâkimler için emeklilik yaş sınırı koyar.
  5. Mahkeme sisteminde reorganizasyon veya mahkeme bölgelerinde değişiklik söz konusu olduğunda, bir hâkim başka bir mahkemeye tahsis edilebilir veya tam ücretli olarak emekli edilir.
Madde 181.

Bir hâkimin, kanunda belirtilen bir mahkemeden ön izin olmaksızın, cezai sorumluluğu olamaz ve hürriyetlerinden mahrum edilemez. Bir hâkim, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Yetkili mahkeme başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 182.

Bir kanun adalet dağıtım sisteminde vatandaşların katılımının kapsamını belirler.

Madde 183.
  1. Yargıtay umumi ve askeri mahkemelerin kararlarıyla ilgili denetleme yapar.
  2. Yargıtay ayrıca Anayasa ve kanunlarda belirtilen diğer faaliyetleri yerine getirir.
  3. Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından, Yargıtay Hâkimleri Genel Kurulu’nun önerdiği adaylar arasından 6 yıllık bir süre için seçilir.
Madde 184.

Danıştay ve idare mahkemeleri, kanunda belirtilen ölçülerde, kamu yönetiminin performansı üzerinde denetleme yapar. Bu denetim, ayrıca, yerel yönetim organlarının kararlarının statülerine ve devlet yönetiminin bölgesel organlarının normatif kanunlarına uygunluğuyla ilgili mahkeme kararlarını da kapsar.

Madde 185.

Danıştay Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından, Danıştay Hâkimleri Genel Kurulu’nun önerdiği adaylar arasından 6 yıllık bir süre için seçilir.

Madde 186.
  1. Ulusal Yargı Kurulu mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığını korur.
  2. Ulusal Yargı Kurulu, normatif kanunların mahkemeler ve hâkimlerin bağımsızlığını ilgilendiren kısımlarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir.
Madde 187.
  1. Ulusal Yargı Kurulu şöyle oluşur:

1) Yargıtay Birinci Başkanı, Adalet Bakanı, Danıştay Başkanı ve Cumhurbaşkanınca atanan bir kişi.

2) Yargıtay, umumi mahkemeler, idare mahkemeleri ve askeri mahkemeler arasından seçilen 15 hâkim.

3) Sejm (Meclis) tarafından Milletvekilleri arasından seçilen 4 üye ve Senato tarafından Senatörler arasından seçilen 2 üye.

  1. Ulusal Yargı Kurulu, üyeleri arasından, bir başkan ve iki başkan yardımcısı seçer.
  2. Ulusal Yargı Kurulu üyeleri olarak seçilen kişilerin görev süresi 4 yıldır.
  3. Ulusal yargı Kurulu’nun kuruluş yapısı, faaliyet kapsamı ve çalışma düzeni ve ayrıca üyelerinin seçilme şekli kanunla düzenlenir.
Anayasa Mahkemesi
 Madde 188.

Anayasa Mahkemesi aşağıdaki hususlarda karar verme yetkisine sahiptir:

1) Kanunların ve uluslararası anlaşmaların Anayasaya uygunluğu;

2) Bir kanunun, onaylanmaları için yasa tarafından verilen ön izin gerekli olan onaylanmış uluslararası anlaşmalara uygunluğu;

3) Merkezi Devlet organlarının çıkardığı yasal hükümlerin Anayasaya, onaylanmış uluslararası anlaşmalara ve kanunlara uygunluğu;

4) Siyasi partilerin amaçlarının veya faaliyetlerinin Anayasa uygunluğu;

5) 79’uncu maddenin 1’inci fıkrasında belirtildiği üzere, Anayasa ihlallerine ilişkin şikayetler.

Madde 189.

Anayasa Mahkemesi devletin merkezi anayasal organları arasındaki yetki uyuşmazlıklarını çözer.

Madde 190.
  1. Anayasa Mahkemesi kararları evrensel bağlayıcı uygulamadır ve nihaidir.
  2. 188’inci maddede belirtilen konularla ilgili Anayasa Mahkemesi kararları, orijinal normatif kanunun yayımlandığı resmi yayında derhal yayımlanır. Eğer normatif bir kanun yayımlanmamışsa, karar Monitör Polski, Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.
  3. Anayasa Mahkemesi bir kararı yayımlandığı günden itibaren yürürlüğe girer, ancak, Anayasa Mahkemesi bir normatif kanunun bağlayıcı gücünün sona ermesi için başka bir tarih belirleyebilir. Bu süre bir kanunla ilgili olarak 18 ayı, ya da başka bir normatif kanunla ilgili olarak 12 ayı aşamaz. Bir kararın, Bütçe’de öngörülmeyen mali sonuçları olması durumunda, Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra, ilgili normatif kanunun bağlayıcılığının sona erdiği tarihi belirleyebilir.
  4. Anayasa Mahkemesinin verdiği, yasal olarak yürürlükteki bir kararın, nihai idari bir karar veya diğer konuların çözümünün dayandırıldığı bir normatif kanunun, Anayasaya, bir uluslararası anlaşma veya kanuna aykırılık kararı, davanın yeniden görülme usulleri veya kararın bozulması veya hükümlerde belirlenmiş ilgili davaya uygun şekil veya esaslarla çözümüne temel teşkil eder.
  5. Anayasa Mahkemesi kararları oy çokluğu ile alınır.
Madde 191.
  1. Aşağıdakiler 188’inci maddede belirtilen konularla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir:

1) Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı, Senato Başkanı, Başbakan, 50 Milletvekilleri, 30 senatör, Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı ve Vatandaş Hakları Komiseri,

2) 186’ncı maddenin 2’nci fıkrasında belirtilen kapsamda, Ulusal Yargı Kurulu;

3) Yerel yönetim birimlerinin kurucu organları;

4) Sendikaların ulusal organları ve yanı sıra, işveren örgütleri ve meslek örgütlerinin ulusal yetkilileri;

5) Kiliseler ve dini kuruluşlar;

6) 79’uncu maddede belirtilen konular, burada belirtilen kapsamda.

  1. Yukarıda, 1’inci fıkranın 3) ve 5)’inci bentlerinde belirtilen konular, eğer normatif kanunlar, kendi faaliyetleri kapsamına uygun konulara ilişkinse böyle bir başvuru yapabilir.
Madde 192.

Aşağıdaki kişiler 189’uncu Maddede belirtilen konularla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir: Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı, Senato Başkanı, Başbakan, Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, ve Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı.

Madde 193.

Herhangi bir mahkeme, bir normatif kanunun, Anayasaya, onaylanmış uluslararası anlaşmalara veya kanunlara uygunluğu ile ilgili olarak bir hukuki sorunu, bu sorunun cevabı hâlihazırda mahkemenin önünde duran bir meseleyi karara bağlayacaksa, Anayasa Mahkemesine götürebilir.

Madde 194.
  1. Anayasa Mahkemesi, Sejm (Meclis) tarafından bireysel olarak, hukuk bilgileriyle ayırt edilen kişiler arasından, 9 yıllık bir görev süresi için seçilen 15 hâkimden oluşur. Bir kişi sadece bir dönem için seçilebilir.
  2. Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesi Hâkimleri Genel Kurulu tarafından önerilen adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır.
Madde 195.
  1. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri yargı fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece Anayasaya tabidir.
  2. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri’ne çalışma için uygun koşullar ve makamlarına ve görevlerinin kapsamıyla uyumlu ücret sağlanır.
  3. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri, görevleri süresince, bir siyasi partiye, sendikaya üye olamaz veya mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ilkesiyle bağdaşmayan kamusal faaliyetler yapamaz.
Madde 196.

Anayasa Mahkemesinin bir hâkimi, Anayasa Mahkemesinin ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Bir hâkim, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Anayasa Mahkemesi Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 197.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yanı sıra davaları ele alma şekli yasa ile belirlenir.

Yüce Divan
Madde 198.
  1. Aşağıdaki kişiler, makamlarında veya onun kapsamında Anayasa veya bir kanunu ihlal etmekten dolayı anayasa gereği, Anayasa Mahkemesinde yargılanır: Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri, Polonya Ulusal Bankası Başkanı, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, Ulusal Radyo-Televizyon Yayın Kurulu üyeleri, Başbakan’ın bir bakanlık üzerinden yönetim yetkisi verdiği kişiler ve Genel Kurmay Başkanı.
  2. Milletvekilleri ve Senatörler de 107’nci maddede belirtilen ölçüde Yüce Divan’a karşı sorumludur.
  3. Yüce Divan’ın verebileceği ceza türleri yasa ile belirlenir.
Madde 199.
  1. Yüce Divan, bir başkan, iki başkan yardımcısı ve Sejm tarafından mevcut yasama dönemi için Milletvekili veya Senatör olmayanlar arasından seçilen 16 üyeden oluşur. Divan başkan yardımcıları ve Mahkeme üyelerinin en az yarısı hâkimlik görevini yapabilmek için gerekli vasıflara sahip olmalıdır.
  2. Yargıtay Birinci Başkanı, Yüce Divan’a başkanlık eder.
  3. Yüce Divan’ın üyeleri, fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece Anayasa ve kanunlara tabidir.
Madde 200.

Yüce Divan’ın bir üyesi, Yüce Divan’ın ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Yüce Divan’ın bir üyesi, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Yüce Divan Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 201.

Yüce Divan’ın kuruluşu ve yanı sıra davaları ele alma şekli yasa ile belirlenir.

 Bölüm IX.
Hakların Savunulması ve
Devlet Denetleme Organları
Yüksek Denetleme Kurulu
 Madde 202.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu devletin en üst denetim organıdır.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) tâbidir.
  3. Yüksek Denetleme Kurulu kurul esaslarına göre faaliyet gösterir.
Madde 203.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu, devlet yönetim organlarının, Polonya Ulusal Bankasının, Devlet tüzel kişilerinin ve diğer Devlet kuruluşlarının, yasallık, ekonomik basiret, etkililik ve çalışkanlık açısından faaliyetlerini denetler.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu, yerel yönetim organlarının, komün tüzel kişilerinin ve diğer komün kuruluşlarının, yasallık, ekonomik basiret, etkililik ve çalışkanlık açısından faaliyetlerini denetler.
  3. Yüksek Denetleme Kurulu ayrıca, Devlet ve komün arazisini veya kaynaklarını kullanma veya Devlete karşı mali yükümlülüklerini yerine getirme açısından, yasallık ve ekonomik tutum la ilgili olarak diğer kuruluşların faaliyetlerini de denetler.
Madde 204.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) şunları sunar:

1) Devlet Bütçe uygulaması ve para politikasının amaçlarının bir analizi;

2) Bakanlar Kurulu tarafından sunulan bir önceki mali yıla ait hesapların kabul oyu ile ilgili bir görüş;

3) Yasa ile belirlenen denetimlerin, çıkarımların ve önerilerin sonuçları hakkında bilgi.

  1. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) yıllık faaliyet raporu sunar:
Madde 205.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, bir dönem için daha uzatılabilir 6 yıllık bir süre için, Senato’nun ön onayı ile, Sejm (Meclis) tarafından atanır.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, ne bir yüksek öğrenim kurumunda profesörlük dışında başka bir göreve üstlenebilir, ne de başka bir mesleki faaliyette bulunabilir..
  3. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 206.

Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, Sejm’in (Meclis) ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Sejm (Meclis) Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 207.

Yüksek Denetleme Kurulu’nun kuruluş ve çalışma usulü yasa ile belirlenir.

Vatandaş Hakları Komiseri
Madde 208.
  1. Vatandaş Hakları Komiseri, vatandaşların ve kişilerin Anayasada ve diğer normatif kanunlarda belirtilen özgürlüklerini ve haklarını korur.
  2. Vatandaş Hakları Komiseri’nin çalışma kapsam ve usulü yasa ile belirlenir.
Madde 209.
  1. Vatandaş Hakları Komiseri 5 yıllık bir süre için Senato onayı ile Sejm (Meclis) tarafından atanır.
  2. Vatandaş Hakları Komiseri, ne bir yüksek öğrenim kurumunda profesörlük dışında başka bir göreve üstlenebilir, ne de başka bir mesleki faaliyette bulunabilir..
  3. Vatandaş Hakları Komiseri, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 210.

Vatandaş Hakları Komiseri faaliyetlerinde bağımsızdır, diğer Devlet organlarından bağımsızdır ve yasada belirtilen ilkeler doğrultusunda sadece Sejm’e (Meclis) karşı sorumludur.

Madde 211.

Vatandaş Hakları Komiseri, Sejm’in (Meclis) ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Vatandaş Hakları Komiseri, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Sejm (Meclis) Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 212.

Vatandaş Hakları Komiseri yıllık olarak Sejm’e ve Senato’ya faaliyet raporu sunar ve kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarına karşı gösterilen derecesini rapor eder.

Ulusal Radyo–Televizyon Kurulu
 Madde 213.
  1. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu ifade özgürlüğünü, bilgi edinme hakkını korur ve ayrıca radyo-televizyonla ilgili kamu yararını korur.
  2. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu, yönetmelikler çıkarır ve bazı özel durumlarda kararlar alır.
Madde 214.
  1. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu üyeleri, Sejm (Meclis), Senato ve Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  2. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu’nun bir üyesi, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da görevinin onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 215.

Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu’nun çalışma esasları ve usulleri, örgütlenmesi ve üyelerinin atanması için detaylı ilkeleri, yasa ile belirlenir.

 Bölüm X.
Kamu Maliyesi
 Madde 216.
  1. Kamusal amaçlar için ayrılan mali kaynaklar kanuna belirtilen şekilde toplanır ve kullanılır.
  2. Mülk, mal veya hisse senetleri, Devlet Hazinesi, Polonya Ulusal Bankası ya da diğer Devlet tüzel kişiler tarafından menkul kıymet edinmek, elden çıkarmak veya ipotek altına girmek yasa ile belirlenen esaslar ve usullerle yapılır.
  3. Herhangi bir tekel kanun yoluyla kurulur.
  4. Devletin borçlanması, ve ayrıca garanti ve mali kefalet vermesi yasa ile belirlenen esaslar ve usullerle yapılır
  5. Ne yıllık gayri safi yurtiçi hasıla değerinin beşte üçünü aşan bir ulusal kamu borcu doğuracak borçlanma yapılabilir ne de garanti ve mali kefalet verilebilir. Yıllık gayri safi yurtiçi hasıla ve ulusal kamu borç miktarını hesaplama yöntemi kanunla belirlenir.
Madde 217.

Vergi tarhıyla birlikte diğer kamu harçları, vergiye tabi olanların belirlenmesine ve vergi oranları ve ayrıca vergi mükelleflerinin vergi muafiyeti kategorilerinin yanı sıra, vergi iadeleri ve vergi affına ilişkin esasları kanunla düzenlenir.

Madde 218.

Devlet Hazinesi’nin organizasyonu ve Devlet Hazine varlıklarının yönetim şekli yasa ile belirlenir.

Madde 219.
  1. Sejm (Meclis) bir mali yıl için devlet bütçesini Bütçe [ustawa budżetowa-bütçe yasası] ile kabul eder.
  2. Taslak Devlet Bütçesi’nin hazırlanma esas ve usulleri, ayrıntı seviyesi ve bir taslak Devlet Bütçesi için gereksinimler ve Bütçe uygulama esas ve usulleri yasa ile belirlenir.
  3. İstisnai durumlarda, bir yıldan kısa bir süre için, Devletin gelirleri ve harcamaları bir geçici bütçe ile belirlenebilir. Taslak Devlet Bütçe ile ilgili hükümler bir taslak geçici bütçe için de gerektiği şekilde uygulanır.
  4. Devlet Bütçesi veya geçici bir bütçe mali yılın başlangıç günü yürürlüğe girmemişse, Bakanlar Kurulu Devlet maliyesini taslak bütçe uyarınca yönetir.
Madde 220.
  1. Bakanlar Kurulu tarafından planlanmış olanlardan daha fazla harcama artışı veya gelirlerdeki azalma, Sejm’in (Meclis) taslak Bütçede öngörülen düzeyi aşan bir bütçe açığını kabul etmesi sonucunu doğurmayabilir.
  2. Bütçe, devletin, bütçe açığını, Merkez Bankası aracılığıyla kredi yükümlülüğüne girerek kapatmasını öngöremez.
Madde 221.

Bütçe, geçici bütçe, Bütçede değişiklikler ile ilgili mevzuat, kamu borçlanması kanunu ve ayrıca Devletin mali kefalet vermesiyle ilgili bir yasama süreci başlatma hakkı münhasıran Bakanlar Kurulu’na aittir.

Madde 222.

Bakanlar Kurulu, mali yılın başlamasından en geç 3 ay önce, Sejm’e, gelecek yıl için bir taslak Bütçe sunar. istisnai durumlarda, taslak daha sonra sunulabilir.

Madde 223.

Senato, Bütçe’nin alınmasını takip eden 20 gün içinde, ilgili değişiklikleri kabul eder.

Madde 224.
  1. Cumhurbaşkanı, Bütçe veya geçici bütçe kanun tasarısının Sejm Başkanı tarafından kendisine sunulmasından itibaren 7 gün içinde tasarıyı imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir 122’nci maddenin 5’inci fıkrası hükümleri bütçe veya geçici bütçe için geçerli değildir.
  2. Cumhurbaşkanı imzalamadan önce Bütçe veya geçici bütçenin Anayasaya uygunluk incelemesi için Anayasa Mahkemesine başvuru yapmış olması halinde, Mahkeme, başvurunun kendisine sunulduğu günden itibaren en geç 2 aylık bir süre içinde bu konuda karar verir.
Madde 225.

Eğer Sejm’e (Meclis), bir taslak Bütçe’nin sunulduğu günden itibaren      4 ay sonra kabul edilmemiş veya imza için Cumhurbaşkanına sunulmamışsa, Cumhurbaşkanı, takip eden 14 gün içinde Sejm’in (Meclis) görev süresinin kısaltılmasına karar verebilir.

Madde 226.
  1. Mali yılın bitimini izleyen 5 ay içinde Bakanlar Kurulu, Bütçe uygulanması ve ayrıca Devletin borç durumu hakkında bir rapor sunar.
  2. Raporun alınmasından sonraki 90 gün içinde, Sejm kendisine sunulan raporu görüşür ve Yüksek Denetleme Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra, Bakanlar Kurulu’nun sunduğu mali hesapları kabul veya ret etme üzerine bir karar kabul eder.
Madde 227.
  1. Devletin merkez bankası Polonya Ulusal Bankasıdır. Banka, münhasıran para çıkarma ve bunun yanı sıra para politikası oluşturma ve uygulama hakkına sahiptir. Polonya Ulusal Bankası Polonya para biriminin değerinden sorumludur.
  2. Polonya Ulusal Bankası’nın organları şunlardır: Polonya Ulusal Bankası Başkanı, Polonya Ulusal Bankası, Para Politikası Kurulu ve ayrıca Polonya Ulusal Bankası Yönetim Kurulu.
  3. Sejm, Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine, 6 yıllık bir süre için Polonya Ulusal Bankası Başkanı’nı tayin eder.
  4. Polonya Ulusal Bankası Başkanı, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
  5. Para Politikası Kurulu, aynı zamanda Kurula başkanlık eden Polonya Ulusal Bankası Başkanı, 6 yıllık bir süre için, Cumhurbaşkanı, Sejm ve Senato tarafından eşit sayıda atanan, mali konularda bilgisi olan seçkin kişilerden oluşur.
  6. Para Politikası Kurulu her yıl para politikasının amaçlarını şekillendirir ve Bakanlar Kurulu’nun taslak Bütçeyi sunduğu aynı zamanda Sejm’e sunar. Mali yılın bitimini takip eden 5 ay içinde, Para Politikası Kurulu, Sejm’e para politikasının amaçlarına ulaşılmasına ilişkin bir rapor sunar.
  7. Polonya Ulusal Bankası’nın organizasyonu ve faaliyet esasları ve bunun yanı sıra, organlarının atanması ve görevden alınmasıyla ilgili ayrıntılı esaslar kanunla belirlenir.
 Bölüm XI.
Olağanüstü Önlemler
 Madde 228.
  1. Özellikle tehlikeli durumlarda, normal anayasal önlemler yetersiz kalırsa, aşağıdaki olağanüstü önlemlerden uygun olan herhangi birine başvurulabilir: sıkıyönetim, olağanüstü hal veya doğal felaket durumu.
  2. Olağanüstü önlemler, sadece kanun temeli üzerine çıkarılan ve ayrıca yayımlanması gereken yönetmelikle getirilir.
  3. Kamu kurumlarının faaliyet esasları ve yanı sıra kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının olağanüstü önlemler gerektiren bir süre için sınırlandırmaya tabi olabilecek derecesi yasa ile belirlenir.
  4. Bir kanun, olağanüstü önlemlere başvurulmasını gerektiren bir dönem süresince kişilerin ve vatandaşların özgürlükleri ve haklarının sınırlanmasından doğan mal ziyanının tazmin edilme esaslarını, kapsamını ve şeklini belirler.
  5. Herhangi bir olağanüstü önlem getirilmesi sonucunda yapılan faaliyetler, tehdit derecesi ile orantılıdır ve Devletin normal işleyişine izin veren koşulların en hızlı biçimde yeniden sağlanması amacı güder.
  6. Olağanüstü önlemlere başvurulduğu bir dönemde, aşağıdakiler değişikliğe tabi değildir: Anayasa, Sejm, Senato ve yerel yönetim organlarına Seçim Yasaları, Cumhurbaşkanlığı seçim yasaları ve yanı sıra, olağanüstü önlemler yasası.
  7. Olağanüstü önlemlere başvurulan dönem içinde ve ayrıca bu önlemler sona erdikten sonraki 90 gün içinde, Sejm’in (Meclis) görev süresi kısaltılamaz, ne ülke genelinde halkoylaması, ne Sejm (Meclis), Senato, yerel yönetim organları ne de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılabilir ve bu organların görev süreleri buna uygun olarak uzatılır. Yerel yönetim organları için seçimler sadece olağanüstü önlemlerin yürürlükte olmadığı yerlerde mümkündür.
Madde 229.

Devlete dış tehditler, Polonya Cumhuriyeti topraklarına karşı silahlı saldırı eylemleri söz konusu olduğunda veya uluslararası anlaşma gereği saldırıya karşı ortak bir savunma yükümlülüğü doğduğunda Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine Devlet’in bir kısmında veya tamamında sıkıyönetim ilân edebilir.

Madde 230.
  1. Devletin anayasal düzenine, vatandaşların güvenliği ve kamu düzenine tehditler söz konusu olduğunda, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine, Devletin topraklarının bir bölümünde veya tamamında, 90 günden fazla olmayan belirli bir süre için olağanüstü hal ilân edebilir.
  2. Olağanüstü hal bir kereliğine ve 60 günden fazla olmamak üzere ve Sejm’in (Meclis) ön izni ile uzatılabilir.
Madde 231.

Cumhurbaşkanı sıkıyönetim ya da olağanüstü hal yönetmeliğini imzalanmasından sonraki 48 saat içinde söz konusu yönetmeliği Sejm’e sunar. Sejm Cumhurbaşkanı’nın yönetmeliğini derhal görüşür. Sejm (Meclis), Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı’nın yönetmeliğini iptal edebilir.

Madde 232.

Doğal afet nitelikleri gösteren doğal felaket ya da teknolojik bir kazayı engellemek veya sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla, Bakanlar Kurulu, 30 günden fazla olmayan belirli bir süre için, Devletin topraklarının bir bölümünde ya da tamamında doğal adet durumu ilân edebilir. Doğal afet durumu Sejm’in onayı ile uzatılabilir.

Madde 233.
  1. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal zamanlarında kişilerin ve vatandaşların özgürlüklerini ve haklarını kısıtlama kapsamını belirleyen kanun, 30’uncu maddede (insan onuru), 34 ve 36’ncı maddede (vatandaşlık), 38’inci maddede (yaşamın korunması), 39 ve 40’ıncı maddeler ile 41’inci maddenin 4’üncü fıkrasında (insanca muamele), 42’nci maddede (cezai ehliyeti olma), 45’inci maddede (mahkeme önüne çıkma), 47’nci maddede (kişi hakları), 53’üncü maddede (din ve vicdan), 63’üncü maddede (dilekçe) ve ayrıca 48 ve 72’nci maddede (aile ve çocuklar) belirtilen özgürlükler ve hakları sınırlamaz.
  2. Sadece ırk, cinsiyet, dil, inanç ya da inanç eksikliği, sosyal köken, soy ya da mülkiyet nedeniyle kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının sınırlandırılması yasaktır.
  3. Doğal afet durumları sırasında kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarını sınırlandırma kapsamını belirleyen yasa, 22’nci maddede (ekonomik faaliyet özgürlüğü), 41’inci maddenin 1, 3 ve 5’inci fıkralarında (kişi özgürlüğü), 50’nci maddede (konut dokunulmazlığı), 52’nci maddenin1’inci fıkrasında (Polonya Cumhuriyeti topraklarında seyahat ve yerleşme özgürlüğü), 59’uncu maddenin 3’üncü fıkrasında (grev hakkı), 64’üncü maddede (mülkiyet hakkı), 65’inci maddenin 1’inci fıkrasında (çalışma özgürlüğü), 66’ncı maddenin 1’inci fıkrasında (güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkı) ve ayrıca 66’ncı maddenin 2’nci fıkrasında (dinlenme hakkı) belirtilen özgürlükler ve hakları sınırlandırabilir.
Madde 234.
  1. Sıkıyönetim sırasında, Sejm’in (Meclis) bir oturum yapmak için toplanamadığı zamanlarda, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine ve 228’inci maddenin 3, 4 ve 5’inci fıkralarında belirlenen sınırlar dahilinde, kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Bu kararnamelerin, Sejm tarafından bir sonraki oturumunda onaylanması gerekir.
  2. Yukarıda 1’inci fıkrada konu edilen kararnameler, evrensel bağlayıcılığı olan kanun niteliğindedir.
Bölüm XII.
Anayasa Değişikliklikleri
 Madde 235.
  1. Bir Anayasa değişikliği kanun tasarısı aşağıdakiler tarafından sunulabilir: Milletvekili üye tamsayısının en az beşte biri; Senato veya Cumhurbaşkanı.
  2. Anayasa değişiklikler Sejm (Meclis) tarafından kabul edilen ve ardından Senato’da geldiği biçimde 60 gün içinde kabul edilen bir kanunla yapılır.
  3. Anayasa değişikliği kanun tasarısının ilk görüşülmesi tasarının Sejm’e sunulmasından itibaren 30 günden önce gerçekleşemez.
  4. Sejm’de bir Anayasa değişiklik kanunu tasarısı, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda en az üçte iki oy çoğunluğuyla ve Senato tarafından Senatör tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla kabul edilebilir.
  5. Anayasanın I, II, XII’nci Bölümlerindeki hükümleri değiştiren bir kanun tasarısı, Sejm’de, tasarının ilk görüşüldüğü tarihten itibaren en erken 60 gün içinde kabul edilebilir.
  6. Eğer Anayasa değişikliği kanun tasarısı I, II, XII’nci Bölümlerdeki hükümlerle ilgiliyse, yukarıdaki 1’inci fıkrada belirtilen konular, kanun tasarısının Senato’da kabul edilmesinden itibaren 45 gün içinde, teyit için halkoylaması yapılmasını gerekli kılar. Bu konular, müracaatın alınış gününden itibaren 60 gün içinde halkoylaması kararı alacak olan Sejm (Meclis) Başkanı’nın uygulamasını gerektirir. Eğer oyların çoğunluğu bu değişiklik için açık destek veriyorsa Anayasa değişikliği kabul edilmiş sayılır.
  7. Yukarıda 4 ve 6’ncı maddede belirtilen sürecin tamamlanmasından sonra, Sejm (Meclis) Başkanı kabul edilen kanunu imzalaması için Cumhurbaşkanı’na sunar. Cumhurbaşkanı, kanunu sunulmasından itibaren 21 gün içinde imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir.
Bölüm XIII.
Son Hükümler ve Geçici Hükümler
 Madde 236.
  1. Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 yıllık bir süre içinde, Bakanlar Kurulu, Sejm’e (Meclis) Anayasanın uygulanması için gerekli kanun tasarılarını sunar.
  2. 176’ncı maddenin 1’inci fıkrasını yürürlüğe sokan kanunlar, idare mahkemelerindeki davalara uygunluk derecesinde, Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 5 yıl içinde kabul edilir. Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının olağan dışı denetlenmesine ilişkin hükümler bu kanunlar yürürlüğe girinceye kadar yürürlükte kalır.
Madde 237.
  1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen 4 yıllık dönem içinde, kabahat davaları, bölge mahkemelerine bağlı Kabahat Yargı Kurulları’nca görülür ve karara bağlanır, ancak tutuklama kararı sadece bir mahkeme tarafından verilebilir.
  2. Bir Kurul’un kararına itiraz bir mahkeme tarafından görüşülür.
Madde 238.
  1. Kamu yetkisinin anayasal organlarının ve bunları oluşturan kişilerin görev süreleri, Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce atanmış veya seçilmiş olsalar dahi, Anayasa yürürlüğe girmeden önce geçerli olan hükümlerde belirtilen sürelerin tamamlanmasıyla sona erer.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce geçerli olan hükümlerin böyle bir görev süresi belirtmemesi durumunda, ve seçim veya atanmadan itibaren Anayasada belirtilen süreden daha fazla bir süre geçmişse, kamu yetkisinin organlarının ve bunları oluşturan kişilerin anayasal görev süreleri Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl sonra sona erer.
  3. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce geçerli olan hükümlerin herhangi bir görev süresi belirtmemesi durumunda, ve seçim veya atanmadan itibaren Anayasada belirtilen süreden daha az bir süre geçmişse, bu organlar ve kişilerin mevcut hükümlere göre hizmet vereceği süre, Anayasada belirtilen görev süresine dahil edilir.
Madde 239.
  1. Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Anayasa Mahkemesinin, kabul edilmesinden önce kanunların Anayasaya aykırılık kararı kesin değildir ve Sejm tarafından görüşülmesi gerekir ve Sejm Anayasa Mahkemesi Kararını Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların üçte iki çoğunluğuyla reddedebilir. Yukarıdaki hüküm, Anayasa Mahkemesinin kanunlara itirazlara cevap niteliğindeki kararlarını ilgilendirmez.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce oluşturulmuş Anayasa Mahkemesi tarafından kanunların evrensel bağlayıcılığı olan yorumuyla ilgili davalardaki işlemlerden vazgeçilir.
  3. Anayasanın yürürlüğe girdiği gün, Anayasa Mahkemesinin, kanunların yorumlanmasıyla ilgili kararları evrensel bağlayıcılığını kaybeder, ancak mahkemelerin nihai kararları ve kamu makamlarının verdiği diğer nihai kararlar, Anayasa Mahkemesinin kanunları evrensel olarak bağlayıcı yorumuyla kararlaştırılmış hükümlerin anlamını da dikkate alarak, yürürlükte kalmaya devam eder.
Madde 240.

Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde, Bütçe, bütçe açıklarını Devletin merkez bankasından borçlanarak kapatmaya izin verebilir.

Madde 241.
  1. Polonya Cumhuriyeti tarafından, onaylandıkları tarihte geçerli olan anayasal hükümler temelinde önceden onaylanan ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yaımlanan uluslararası anlaşmalar, daha önceki kanun izniyle onaylanmış kabul edilir ve 89’uncu maddenin 1’inci fıkrasında ele alınan konu kategorisiyle bağlantıları uluslararası bir anlaşmanın koşullarından ortaya çıkıyorsa, Anayasanın 91’inci madde hükümlerine tabidir.
  2. Bakanlar Kurulu, Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Anayasa ile uyum göstermeyen hükümler içeren uluslararası anlaşmaların bir listesini Sejm’e sunar.
  3. Anayasa yürürlüğe girmeden önce seçilmiş, 30 yaşına gelmemiş olan Senatörler, seçildikleri görev süresinin sonuna kadar sandalyelerini muhafaza eder.
  4. Milletvekilliği ve Senatörlük görevini ortak olarak 103’üncü madde tarafından yasaklanan bir işlev veya istihdamla birlikte üstlenme durumu, Milletvekili veya Senatör istifa etmediği veya söz konusu istihdam sona erdirilmediği takdirde, Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren bir ay sonra sona erer.
  5. Anayasa Mahkemesi veya Yüce Divan’da görülmekte olan veya yasama sürecindeki ve Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce başlamış olan davalar, başlatıldıkları gün geçerli olan anayasa hükümlerine göre yürütülür.
  6. Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Bakanlar Kurulu, Anayasanın 87’nci maddesinin 1’inci fıkrası ve 92’nci maddesi uyarınca Anayasa yürürlüğe girmeden önce kabul edilen veya çıkarılan, Bakanlar Kurulunun ve bakanların veya devlet yönetiminin diğer organlarının emirlerinden hangilerinin, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanarak uygun zamanda Sejm’e (Meclis) sunulacak kanunlar temelinde çıkarılan yönetmeliklerle değiştirileceğini belirler, aynı zamanda, Bakanlar Kurulu Sejm’e, Anayasa yürürlüğe girmeden önce devlet yönetimince çıkarılan, Anayasanın 93’üncü maddesinin anlamı çerçevesinde kararlar ve emirler haline gelecek normatif yasaları belirleyen bir kanun tasarısı sunar.
  7. Yerel kanun hükmünde kararnameler ve ayrıca komünler tarafından çıkarılan hükümler, Anayasanın 87’nci maddesinin 2’nci fıkrasının anlamı çerçevesinde yerel kanun hükmünde kararnameler halini alır.
Madde 242.

Aşağıdakiler bu Anayasayla yürürlükten kaldırılmıştır:

  1. Polonya Cumhuriyeti’nin Yasama ve Yürütme Kurumları ve Yerel Yönetimler arasındaki Karşılıklı İlişkiler konusunda 17 Ekim 1992 tarihli Anayasa Kanunu (Resmi Gazete (Dziennik Ustaw) 1992 yılı sayı. 84, madde: 426; 1995 yılı Sayı. 38, madde 184, No. 150, madde 729 ve ayrıca 1996 yılı Sayı: 106, madde 488);
  2. Polonya Cumhuriyeti için Anayasa Hazırlama ve Yürürlüğe koyma hakkında 23 Nisan 1992 tarihli Anayasa kanunu (Resmi Gazete (Dziennik Ustaw) 1992 yılı sayı. 67, madde 336; ve 1994 yılı sayı. 61, madde 251).
Madde 243.

Polonya Cumhuriyeti Anayasası, yayımlanmasını izleyen 3 aylık dönemin bitiminde yürürlüğe girer.

Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge

0

Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge,  25 Mayıs 2004’te TBMM’de kabul edilen ve 8 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” uyarınca kabul edilmiştir.

10 Ağustos 2004 günü, Başbakanlık uhdesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu oluşturulmuştur. Kurul ilk toplantısını 2004 yılının Eylül ayında gerçekleştirmiştir. Ayrıca, 2005 yılında “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik” yayınlanmıştır.

Yönetmelik çerçevesinde 12 Mart 2008 tarihinde Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nde bir Etik Komisyonu kurulmuştur.

Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 2011 yılından itibaren her 25 Mayıs gününün “Etik Günü” olmasını kararlaştırırmıştır. 25-31 Mayıs tarihleri arası ise “Etik Haftası” olarak belirlenmiştir.

 

Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge Hükümleri

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Dayanak, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
Madde 1

Bu yönergenin amacı;

Avrupa Birliği Başkanlığında etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek, etik duyarlığı güçlendirmek, Başkanlık yöneticileri ve personelinin görevlerini yerine getirirken etik ilkelere uygun davranış göstermeleri yönünde teşvik edici ve yol gösterici olmak, personelin etik ilkelerle ilgili karşılaştığı sorunlar hakkında tavsiye ve yönlendirmede bulunmak, görevlerin ifasında adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine halel getirecek davranışlardan kaçınılmasını ve etik ilkelere uyulmasını sağlamak, etik ilkelerin ihlali durumunda değerlendirmede bulunup görüş bildirmek üzere Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Başkanlık Etik Komisyonunun çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

Dayanak
Madde 2

Bu Yönerge; 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile bu Kanun dayanak alınarak hazırlanan ve 13.04.2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” esas alınarak hazırlanmıştır.

Kapsam
Madde 3

Bu Yönerge;

a) Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Komisyonunun oluşumu, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarını,
b) Bakanlık bünyesinde görev yapan personelin uyması gereken Etik Davranış İlkelerini, düzenler.

Tanımlar
Madde 4

Bu Yönergede geçen;
a) Başkanlık; Avrupa Birliği Başkanlığını,
b) Başkanlık Mensupları; Avrupa Birliği Başkanlığı yöneticileri ve personelini,
c) Başkanlık Üst Yöneticisi; Avrupa Birliği Başkanını
ç) Etik Davranış İlkeleri; Başkanlık mensuplarının görevlerini ifa sırasında uyması gereken Etik Davranış İlkelerini,
d) Etik Komisyon; Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Komisyonunu,
e) Kurul; Kamu Görevlileri Etik Kurulunu,
f) Sekretarya; Etik Komisyonu Sekretaryasını, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Etik Davranış İlkeleri
Etik Davranış İlkeleri
Madde 5

Avrupa Birliği Başkanlığı mensupları görev ve hizmetlerini, 25.04.2004 tarih ve 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun” uyarınca hazırlanan ve 13/04/2005 tarih ve 25785 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” ile kayıt altına alınan ve aşağıda sıralanan etik ilke ve kurallara uygun olarak yerine getirirler:

a) Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci:

Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, sürekli gelişim, katılımcılık, saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, kamu yararını gözetme, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik, hizmette yerindelik ve beyana güven ilkelerinin esas alınması.

b) Halka hizmet bilinci:

Kamu hizmetlerinde, halkın günlük yaşamının kolaylaştırılması, ihtiyaçların en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılanması, hizmet kalitesinin yükseltilmesi, halkın memnuniyetinin artırılması, hizmetten yararlananların ihtiyaçlarının ve hizmetlerin sonucuna odaklı olunmasının hedeflenmesi.

c) Hizmet standartlarına uyma:

Kamu hizmetlerinin belirlenen kurum içi standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütülmesi, hizmetten yararlananların iş ve işlemlerle ilgili olarak aydınlatılması.

ç) Amaç ve misyona bağlılık:

Kurumsal amaç ve misyona uygun davranılması, ülke çıkarları, toplum refahı ve kurumsal hizmet idealleri doğrultusunda hareket edilmesi.

d) Dürüstlük ve tarafsızlık:

Tüm eylem ve işlemlerde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket edilmesi, görevlerin yerine getirilmesinde dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet gibi sebeplerle ayrım yapılmaması, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunulmaması.

Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.

Takdir yetkilerinin, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanılması. Gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapılmaması, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunmaması, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarının, kararlarının ve eylemlerinin engellenmemesi.

e) Saygınlık ve güven:

Kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranılması ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olunduğunun davranışlarla gösterilmesi, halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınılması.

Halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket edilmesi, hizmetten yararlananlara kötü davranılmaması, işin savsaklanmaması, çifte standart uygulanmaması ve taraf tutulmaması.

Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan Başkanlık mensuplarının, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmaması, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenlememesi, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkân veya benzeri çıkarlar talep etmemesi ve talep olmasa dahi sunulanı kabul etmemesi.

f) Nezaket ve saygı:

Üstler, meslektaşlar, astlar, diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranılması ve gereken ilginin gösterilmesi, konu yetki dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirilmesi.

g) Yetkili makamlara bildirim:

Etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasadışı iş ve eylemlerde bulunulmasının talep edilmesi halinde veya hizmetler yürütülürken bu tür bir eylem veya işlemden haberdar olunduğunda ya da görüldüğünde durumun yetkili makamlara bildirilmesi.

ğ) Çıkar çatışmasından kaçınma:

Görevlerin tarafsız ve objektif şekilde icra edilmesini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendisine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaat ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükler ile benzeri şahsi çıkarlar konusunda dikkatli davranılması, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli tedbirlerin alınması.

h) Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması:
  • Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendisi, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlanmaması ve aracılıkta bulunulmaması, akraba, eş, dost ve hem şehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapılmaması.
  • Görev, unvan ve yetkilerin kullanılarak şahsa veya başkalarına ait kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışının ve dağıtımının yapılmaması, herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne
    yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlanmaması.
  • Görevlerin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde edilen resmi veya gizli nitelikteki bilgilerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanılmaması, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklanmaması.
  • Seçim kampanyalarında kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmaması ve kullandırılmaması.
ı) Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı:

Tarafsızlığı, performansı, kararları veya görevin yerine getirilmesini etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir şekilde eşya ve menfaat kabul edilmemesi, Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 15. Maddesinde belirtilen hediye alma yasağı kapsamı dışında hediye alınmaması, hediye verilmemesi ve görev sebebiyle çıkar sağlanmaması.

i) Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı:

Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanılmaması ve kullandırılmaması, bunların korunması ve her an hizmete hazır halde bulundurulması için gerekli tedbirlerin alınması.

j) Savurganlıktan kaçınma:

Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınılması, mesai süresi, kamu malları, kaynakları, işgücü ve imkanları kullanılırken etkin, verimli ve tutumlu davranılması.

k) Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan:

Görevlerin yerine getirilmesinde yetkilerini aşarak Başkanlığı bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunulmaması, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat verilmemesi.

l) Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık:

Halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olunması, istenen bilgi veya belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca usulüne uygun olarak verilmesi; üst yöneticinin, ilgili kanunların izin verdiği çerçevede, Başkanlığın ihale süreçlerini, faaliyet ve denetim raporlarını kamuoyunun bilgisine sunması; kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların alınması ve uygulanmasında, yasal engel yoksa doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasının sağlanması.

m) Yöneticilerin hesap verme sorumluluğu:

Başkanlık yöneticilerinin, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumlulukları ve yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime açık ve hazır olması, yöneticilerin kurumsal amaç ve politikalara uygun olmayan işlem veya eylemler ile yolsuzluğu engellemek için gereken önlemleri zamanında alması, personeli etik davranış ilkeleri konusunda eğitmesi, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemesi ve etik davranış konusunda rehberlik etmesi.

n) Eski personel ile ilişkiler:

Eski personelin kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandırılmaması, ayrıcalıklı muamelede bulunulmaması, görevinden ayrılan kişilere, ilgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilmemesi.

o) Mal bildiriminde bulunma:

Başkanlık mensuplarının; kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazlar, alacak ve borçlar hakkında, 3628 sayılı Kanun uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunması.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik Komisyonunun Teşkili, Çalışma Usul ve Esasları ile Görev ve Yetkileri
Etik Komisyonunun Teşkili, Toplanması ve Karar Alması
Madde 6

Etik Komisyonu Başkan dahil üç üyeden oluşur. Komisyon Başkan ve Üyeleri Başkanlık Makamı Oluru ile görevlendirilir.

(1) Genel Müdür Komisyon Başkanı, birim yöneticisi düzeyinde 2 yetkili ise Komisyon Üyesi olarak atanır.
(2) Komisyon Başkan ve Üyeleri üç (3) yıl süreyle görev yaparlar. Herhangi bir nedenle boşalan üyeliğe atanan üye, yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar. Görev süresi biten Komisyon Başkan ve Üyeleri tekrar görevlendirilebilirler.

(3) Komisyon 3 ayda bir toplanarak etik ile ilgili konuları ele alır. Gerekli hallerde ya da olağan dışı durumlarda Komisyon üyeleri 3 aydan daha erken sürelerde veya acil olarak toplanabilirler.

(4) Komisyon, üye tam sayısıyla toplanır ve salt çoğunlukla karar alır. Komisyon toplantısında görüşülen konulara ilişkin Komisyon kararı hazırlanır ve Başkan ile üyeler tarafından imzalanır.

(5) Komisyon tarafından alınan kararlar Başkanlık Üst Yöneticisine sunulur.

(6) Komisyonun sekretarya hizmetleri Başkanlık Yönetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.

(7) Komisyonun teşkiline ilişkin hususlarda Başkanlık Makamının takdirleri doğrultusunda ve ilgili mevzuat dikkate alınarak değişikliğe gidilebilir.

Etik Komisyonunun Görev ve Yetkileri
Madde 7- Etik Komisyonu

a) Başkanlık mensupları arasında etik kültürü ve bilincinin yaygınlaşması, geliştirilmesi, pekiştirilmesi ve etik duyarlığın güçlendirilmesi için çalışmalar yapar.
b) Bu amaçla eğitim stratejisi hazırlayarak tüm personel için belirli aralıklarla uygulamaya koyar. Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.
c) Etik davranışları teşvik edici çalışmalar yapar.
ç) Personelin karşılaştığı etik sorunlarda yol göstericilik yapar. Personel bu gibi konularda Komisyon’dan görüş talep edebilir. Komisyon görüşünü, on beş (15) iş günü içinde başvuru sahibine bildirir.
d) Başkanlık bünyesinde ortaya çıkan etik sorunları üst yönetimin bilgi ve onayı dahilinde tespit eder. Etik sorunların giderilmesine yönelik görüş ve önerilerini Başkanlık Üst Yöneticisine sunar.
e) Başkanlık bünyesinde Etik Davranış İlkelerinin uygulanmasını izler, etik sorunları belirlemeye yönelik çalışmalar yapar veya yaptırır.
f) Etik sorunlara ilişkin değerlendirmede bulunurken uzman görüşüne başvurabilir.
g) Çalışmalarını Kurul ile iş birliği içinde yürütür. Görüş taleplerinde tereddüt meydana gelmesi durumunda Kurul’dan istişari mahiyette görüş isteyebilir.
ğ) Göreve yeni başlayan personele hizmet içi eğitim kapsamında etik eğitimi verilmesini sağlar.
h) Başkanlık resmi İnternet sayfasında Komisyon için ayrı bir bölüm oluşturulmasını ve bu bölümde Komisyon ile Komisyonun çalışmaları ve etik mevzuata ilişin bilgilerin yer almasını sağlar.
ı) Yıllık faaliyet raporu hazırlayarak bunu bir sonraki yılın Ocak ayında Başkanlık İnternet sitesinde yayınlar.
i) Komisyon, Başkanlığın yetkili disiplin kurulunda incelenmekte olan başvurular hakkında görüş talep edilmesi durumunda ilgili disiplin kuruluna görüş bildirir.
j) Başkanlıkta Genel Müdür ve üstü kadrolarda bulunanlar hakkında etik ihlali iddiasıyla yapılan başvurular, Kurula gönderilir. Bunlar dışında hakkında etik ihlali iddiasında bulunulanlarla ilgili inceleme ve değerlendirme yetkisi Başkanlık disiplin kuruluna ait olup Etik Komisyonu, yetkili disiplin kurulu ile iş birliği yaparak ve kişisel bilgilerin gizliliğini koruyarak söz konusu iddialarla ilgili inceleme sonuçlarının Kurula bildirilmesini sağlar.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.

Uygulama ve Son Hükümler
Etik Davranış İlkelerine Uyma
Madde 8

Etik davranış ilkelerine uyulması bağlamında;
a) Başkanlık mensupları görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bu Yönergede belirtilen etik davranış ilke ve kurallarına uymakla yükümlüdür. Bu ilke ve kurallar, Başkanlık mensuplarının istihdamını düzenleyen mevzuat hükümlerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
b) Göreve yeni başlayan personel, Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ekinde yer alan Etik Sözleşmesini imzalamakla yükümlüdür. Bu belge, personelin
özlük dosyasında muhafaza edilir.
c) Yetkili disiplin amirleri, personele ilişkin disiplin soruşturmasında, personelin gerçekleştirdiği iş ve eylemleri bu Yönergede düzenlenen etik davranış ilke ve kurallarına uygunluk açısından da değerlendirirler.

Personeli Bilgilendirme
MADDE 9

Her düzeydeki Başkanlık personeli, istihdama ilişkin koşulların bir parçası olarak etik davranış ilkeleri ve bunlara ilişkin sorumlulukları hakkında, görev yaptıkları birimlerin yöneticileri tarafından bilgilendirilir. Etik davranış ilkeleri konusunda bilgilendirme tüm Başkanlık personeli için periyodik olarak tekrarlanır.

Yürürlük
Madde 10

Bu Yönerge, Avrupa Birliği Başkanı tarafından onaylandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Yürütme
Madde 11

Bu Yönerge hükümlerini Avrupa Birliği Başkanı yürütür.

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü

0
AB Genel Veri Koruma Tüzüğü

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün İngilizce tam adı “Regulation (EU) 2016/679 of the European Parliament and of the Council of 27 April 2016 on the protection of natural persons with regard to the processing of personal data and on the free movement of such data, and repealing Directive 95/46/EC (General Data Protection Regulation)” dır. Kısaca General Data Protection Regulation şeklinde ifade edilmektedir.

Genel Veri Koruma Yönetmeliği-GDPR

Bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve Avrupa Birliği üyesi devletlerde doğrudan uygulanması şart olan Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü, 27 Nisan 2016 tarihinde Brüksel’de kabul edilmiştir. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı 4 Mayıs 2018’i takip eden yirminci gün yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmüştür.

Türkiye’nin Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nü Kabulü 

Metnin Türkçe çevirisi Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından yapılarak yayınlanmış, Türkiye Cumhuriyeti mevzuatı tüzüğe uygun hale getirilmiştir.

Türkiye’de, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri seçilmiş ve kurum göreve başlamıştır.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girmek üzere düzenlenmiştir.

 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri seçilmiş ve kurum göreve başlamıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR)

BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1
Konu ve hedefler
  1. Bu Tüzük’te gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunmasına ilişkin kurallar ve kişisel verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallar belirtilir.
  2. Bu Tüzük’te gerçek kişilerin temel hakları ve özgürlükleri ve özellikle, kişisel verilerin korunması hakkı korunur.
  3. Kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı, gerçek kişilerin kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak korunması ile bağlantılı sebeplerle ne kısıtlanır ne de yasaklanır.
Madde 2
Maddi kapsam
  1. Bu Tüzük, kişisel verilerin tamamen ya da kısmen otomatik araçlarla işlenmesine ve kişisel verilerin otomatik araçlar haricinde bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturan veya bir dosyalama sisteminin parçasını oluşturması amaçlanan araçlarla işlenmesine uygulanır.
  2. Bu Tüzük:

(a)          Birlik hukuku kapsamına girmeyen bir faaliyet esnasında;

(b)          üye devletler tarafından Avrupa Birliği Antlaşması’nın V. Başlığının 2. Bölümü kapsamına giren faaliyetler gerçekleştirilirken;

(c)            tamamen kişisel veya ev faaliyeti esnasında bir gerçek kişi tarafından;

(d) kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesiyle ilgili olarak yetkin makamlar tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanmaz.

  1. irlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından kişisel verilerin işlenmesine yönelik olarak, (AT) 45/2001 sayılı Tüzük uygulanır. (AT) 45/2001 sayılı Tüzük ve kişisel verilerin bu şekilde işlenmesine uygulanan Birliğin diğer yasal belgeleri 98. madde uyarınca bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına uyarlanır.
  2. Bu Tüzük ile 2000/31/AT sayılı Direktif’in uygulanmasına ve özellikle de aynı Direktif’in ara hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerine ilişkin 12 ila 15. maddelerinde yer alan kurallara halel gelmez.
Madde 3
Bölgesel kapsam
  1. Bu Tüzük, işleme faaliyeti Birlik içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, Birlik içerisindeki bir kontrolör veya işleyicinin işletmesinin faaliyetleri bağlamında kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
  2. Bu Tüzük, işleme faaliyetlerinin aşağıdaki hususlarla alakalı olması durumunda, Birlik içerisinde bulunan veri sahiplerinin kişisel verilerinin Birlik içerisinde kurulu olmayan bir kontrolör veya işleyici tarafından işlenmesine uygulanır:

(a)          Veri sahibine bir ödeme yapılmasına gerek olup olmadığına bakılmaksızın, Birlik içerisindeki söz konusu veri sahiplerine mal ya da hizmetlerin sunulması veya

(b)          Davranışları birlik içerisinde gerçekleştiği ölçüde, davranışlarının izlenmesi.

  1. Bu Tüzük, Birlik içerisinde değil, ancak bir üye devletin hukukunun uluslararası kamu hukuku vasıtasıyla uygulandığı bir yerde kurulu bulunan bir kontrolör tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.
Madde 4
Tanımlar
Bu Tüzük’ün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:

(1)          ‘kişisel veri’ tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir (‘veri sahibi’); tanımlanmış bir gerçek kişi özellikle bir isim, kimlik numarası, konum verileri, çevrim içi tanımlayıcı ya da söz konusu gerçek kişinin fiziksel, fizyolojik, genetik, ruhsal, ekonomik, kültürel veya toplumsal kimliğine özgü bir ya da daha fazla sayıda faktöre atıfta bulunularak doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanabilen bir kişidir;

(2)          ‘işleme faaliyeti’, otomatik yöntemlerle olsun veya olmasın, kişisel veri veya kişisel veri setleri üzerinde gerçekleştirilen toplama, kaydetme, düzenleme, yapılandırma, saklama, uyarlama veya değiştirme, elde etme, danışma, kullanma, iletim yoluyla açıklama, yayma veya kullanıma sunma, uyumlaştırma ya da birleştirme, kısıtlama, silme veya imha gibi herhangi bir işlem veya işlem dizisidir;

(3)          ‘işleme kısıtlaması’ saklanan kişisel verilerin gelecekte işlenmelerinin sınırlanması amacı ile işaretlenmesidir;

(4)          ‘profil çıkarma’ bir gerçek kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirliği, davranışları, konumu veya hareketlerine ilişkin hususların analiz edilmesi veya tahmin edilmesi başta olmak üzere söz konusu gerçek kişiye ilişkin belirli kişisel özelliklerin değerlendirilmesi için kişisel verilerin kullanımını ihtiva eden her türlü otomatik kişisel veri işleme biçimidir;

(5)          ‘takma ad kullanımı’ kişisel verilerin tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmemesinin sağlanması amacı ile ek bilgilerin ayrı tutulması ve teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlere tabi tutulması koşuluyla, kişisel verilerin söz konusu ek bilgiler kullanılmaksızın spesifik bir veri sahibiyle artık ilişkilendirilemeyecek şekilde işlenmesidir;

(6)          ‘dosyalama sistemi’ işlevsel veya coğrafi bir temelde merkezi, ademi-merkezi veya dağınık olarak spesifik kriterlere göre erişilebilen yapılandırılmış herhangi bir kişisel veri dizisidir;

(7)          ‘kontrolör’ yalnız başına veya başkalarıyla birlikte kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemleri belirleyen gerçek veya tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır; söz konusu işleme amaçları ve yöntemlerinin Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenmesi durumunda, kontrolör veya kontrolörün belirlenmesine özgü kriterler Birlik ya da üye devlet hukukuna göre belirlenebilir;

(8)          ‘işleyici’ kontrolör adına kişisel verileri işleyen bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır;

(9)          ‘alıcı’, üçüncü bir kişi olsun veya olmasın, kişisel verilerin açıklandığı bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır. Ancak, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca belirli bir sorgulama çerçevesinde kişisel verileri alabilen kamu kuruluşları alıcı olarak nitelendirilmez; bu verilerin söz konusu kamu kuruluşları tarafından işlenmesi işleme amaçlarına göre geçerli veri koruma kurallarına uygun olarak yapılır;

(10)        ‘üçüncü kişi’ veri sahibi, kontrolör, işleyici ve, kontrolör ya da işleyicinin doğrudan yetkisi altında, kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişiler haricindeki bir gerçek veya tüzel kişi, kamu kurumu, kuruluşu veya organıdır;

(11)        veri sahibinin ‘rızası’ veri sahibinin bir beyan yoluyla ya da açık bir onay eylemiyle kendisine ait kişisel verilerin işlenmesine onay verdiğini gösteren özgür bir şekilde verilmiş spesifik, bilinçli ve açık göstergedir;

(12)        ‘kişisel veri ihlali’ iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı yollarla imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişime yol açan bir güvenlik ihlalidir;

(13)        ‘genetik veri’ bir gerçek kişinin fizyoloji veya sağlığı ile ilgili eşsiz bilgiler sağlayan ve özellikle söz konusu gerçek kişiden alınan bir biyolojik numunenin analizinden kaynaklanan ve söz konusu kişinin kalıtım yoluyla alınan veya kazanılan özelliklerine ilişkin kişisel verilerdir;

(14)        ‘biyometrik veri’ yüz görüntüleri veya daktiloskopik veriler gibi bir gerçek kişinin özgün bir şekilde teşhis edilmesini sağlayan veya teyit eden fiziksel, fizyolojik veya davranışsal özelliklerine ilişkin olarak spesifik teknik işlemeden kaynaklanan kişisel verilerdir;

(15)        ‘sağlıkla ilgili veri’ sağlık hizmetlerinin sağlanması da dahil olmak üzere bir gerçek kişinin sağlık durumuyla ilgili bilgilerin açıklandığı, söz konusu gerçek kişinin fiziksel veya ruhsal sağlığına ilişkin kişisel verilerdir;

(16)        ‘asıl kuruluş’:

(a)          birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir kontrolör ile ilgili olarak, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemlere yönelik kararların kontrolörün Birlik içerisindeki başka bir işletmesinde alınmaması ve bu işletmenin söz konusu kararları uygulatma yetkisinin bulunmaması durumunda (ki bunların gerçekleşmesi halinde, söz konusu kararları alan işletme asıl kuruluş olarak kabul edilir), Birlik içerisindeki merkezi idare yeridir;

(b)          birden fazla üye devlette işletmesi bulunan bir işleyici ile ilgili olarak, Birlik içerisindeki merkezi idare yeri veya, işleyicinin Birlik içerisinde merkezi bir işletmesinin bulunmaması halinde, işleyicinin bir işletmesinin faaliyetleri bağlamındaki temel işleme faaliyetlerinin işleyicinin bu Tüzük kapsamındaki spesifik yükümlülüklere tabi olduğu ölçüde gerçekleştiği Birlik içerisindeki işletmesidir;

(17)        ‘temsilci’ Birlik içerisinde kurulu bulunan, 27. madde uyarınca kontrolör veya işleyici tarafından yazılı olarak belirlenen, bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri ile ilgili olarak kontrolör veya işleyiciyi temsil eden bir gerçek veya tüzel kişidir;

(18)        ‘işletme’ düzenli olarak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden ortaklıklar veya birlikler de dahil olmak üzere hukuki biçimine bakılmaksızın bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir gerçek veya tüzel kişidir;

(19)        ‘teşebbüsler grubu’ bir denetleyici teşebbüs ve denetlenmiş teşebbüslerdir;

(20)        ‘bağlayıcı kurumsal kurallar’ ortak bir ekonomik faaliyetle iştigal eden bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bir veya daha fazla sayıda üçüncü ülkedeki bir kontrolör veya işleyiciye kişisel veri aktarımları veya aktarım dizisiyle ilgili olarak Birliğin üye devletlerinden birinin  topraklarında kurulmuş olan bir kontrolör veya işleyici tarafından uyulan kişisel veri koruma politikalarıdır;

(21)        ‘denetim makamı’ 51. madde uyarınca bir üye devlet tarafından kurulan bağımsız bir kamu kuruluşudur;

(22)        ‘ilgili denetim makamı’ aşağıdaki sebeplerden dolayı kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olan bir denetim makamıdır:

(a)          kontrolör veya işleyicinin söz konusu denetim makamının üye devletinin topraklarında kurulu bulunması;

(b)          söz konusu denetim makamının üye devletinde ikamet eden veri sahiplerinin işleme faaliyetinden kayda değer biçimde etkilenmesi veya kayda değer biçimde etkilenme ihtimalinin bulunması veya

(c)          söz konusu denetim makamına bir şikayetin iletilmesi;

(23)        ‘sınır ötesi işleme’:

(a)          kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devlette kurulu olması halinde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin birden fazla üye devletteki işletmelerinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen kişisel veri işleme faaliyetidir veya

(b)          bir kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisindeki tek bir işletmesinin faaliyetleri bağlamında gerçekleşen, ancak birden fazla üye devletteki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkileyen veya kayda değer ölçüde etkileme ihtimali bulunan kişisel veri işleme faaliyetidir.

(24)        ‘yerinde ve gerekçeli itiraz’ bir taslak karar açısından bu Tüzükle ilgili bir ihlal olup olmadığı veya kontrolör veya işleyici ile ilgili olarak öngörülen eylemin bu Tüzüğe uygun olup olmadığına yönelik olarak yapılan ve taslak kararın veri sahiplerinin temel hakları ve özgürlükleri ve, uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımı açısından teşkil ettiği risklerin önemini açık bir şekilde gösteren bir itirazdır;

(25)        ‘bilgi toplumu hizmeti’ (AB) 2015/1535 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi’nin 1(1) maddesinin (b) bendinde tanımlanan bir hizmettir1;

(26)        ‘uluslararası kuruluş’ uluslararası kamu hukuku ile düzenlenen bir kuruluş ve söz konusu kuruluşa bağlı organlar veya iki ya da daha fazla sayıda ülke arasındaki bir anlaşma ile veya bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan diğer her türlü organdır.

BÖLÜM II
İlkeler
Madde 5
Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler
  1. Kişisel veriler:

(a)          veri sahibi ile ilgili olarak hukuka uygun, adil ve şeffaf bir biçimde işlenir (’hukuka uygunluk, adalet ve şeffaflık’);

(b)          belirtilen, açık ve meşru amaçlara yönelik olarak toplanır ve bu amaçlara uygun olmayan bir şekilde işlenmez; kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla veya istatistiki amaçlarla işleme faaliyeti, 89(1) maddesi uyarınca, baştaki amaçlara aykırı şekilde değerlendirilmez (‘amacın sınırlandırılması’);

(c)          işlendikleri amaçlarla ilgili olarak yeterli, yerinde ve gerekli olanla sınırlıdır (‘verilerin en az seviyeye indirilmesi’);

(d)          doğrudur ve, gereken şekilde, güncel tutulur; işlendikleri amaçlar göz önünde tutularak, doğru olmayan kişisel verilerin gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesi veya düzeltilmesinin sağlanmasıyla ilgili makul tüm adımlar atılmalıdır (‘doğruluk’);

(e)          veri sahiplerinin yalnızca kişisel verilerin işlenme amaçlarının gerektirdiği sürece teşhis edilmesini sağlayan bir şekilde tutulur; 89(1) maddesi uyarınca yalnızca kamu yararına arşivleme amaçlarıyla, bilimsel veya tarihi araştırma amaçlarıyla ya da istatistiki amaçlarla işlendikleri sürece ve veri sahibinin hakları ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasına için bu Tüzük uyarınca gereken uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanmasına tabi olarak, kişisel veriler daha uzun süreler boyunca saklanabilir (’saklama süresinin sınırlandırılması’);

(f)           yetkisiz veya yasa dışı işlemeye karşı ve kazara kayba, imhaya veya tahribe karşı koruma da dahil olmak üzere teknik veya düzenlemeye ilişkin uygun tedbirlerin kullanılması suretiyle kişisel verilerin güvenliğini sağlayan bir şekilde işlenir (‘bütünlük ve gizlilik’).

  1. Kontrolör 1.           paragrafa            uygun    davranmaktan   sorumludur         ve               buna      uygun    davrandığını gösterebilmelidir (’hesap verebilirlik’).
Madde 6
İşleme faaliyetinin hukuka uygunluğu
  1. İşleme faaliyeti, ancak aşağıdaki hususlardan en az biri geçerli olduğunda ve olduğu ölçüde, hukuka uygundur:

(a)          veri sahibinin bir ya da daha fazla sayıda spesifik amaca yönelik olarak kişisel verilerinin işlenmesine onay vermesi;

(b)          veri sahibinin taraf olduğu bir sözleşmenin uygulanması veya bir sözleşme yapılmadan önce veri sahibinin talebiyle adımlar atılması için, işleme faaliyetinin gerekli olması;

(c)          kontrolörün tabi olduğu bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;

(d)          veri sahibinin veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması amacı ile işleme faaliyetinin gerekli olması;

(e)          kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda işleme faaliyetinin gerekli olması;

f)           özellikle veri sahibinin çocuk olması halinde veri sahibinin kişisel verilerin korunmasını gerektiren menfaatleri veya temel hakları ve özgürlüklerinin bir kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatlere ağır basması haricinde, söz konusu menfaatler doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekli olması.

İlk alt paragrafın (f) bendi kamu kuruluşları tarafından görevlerinin yerine getirilmesi hususunda gerçekleştirilen işleme faaliyetine uygulanmaz.

  1. Üye devletler, Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin daha kati gereklilikler ve hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik diğer tedbirler belirlenmesi suretiyle, bu Tüzük’ün işleme faaliyetine ilişkin kurallarının uygulamasını 1. paragrafın (c) ve (e) bentlerine uygun olacak şekilde uyarlamak üzere daha spesifik hükümler uygulamaya devam edebilir veya uygulamaya koyabilir.
  1. 1. paragrafın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen işleme dayanağı

(a)          Birlik hukuku veya

(b)          kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukuku ile ortaya konur.

İşleme amacı söz konusu yasal dayanakta belirlenir veya, 1. paragrafın (e) bendinde atıfta bulunulan işleme faaliyeti ile ilgili olarak, kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması hususunda gereklidir. Söz konusu yasal dayanak bu Tüzük kurallarının uygulamasının uyarlanmasına yönelik spesifik hükümler ihtiva edebilir: bunun yanı sıra, kontrolör tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu düzenleyen genel koşullar; işleme faaliyetine tabi veri türleri; ilgili veri sahipleri; kişisel verilerin açıklanabileceği kuruluşlar ve açıklanma amaçları; amacın sınırlandırılması; saklama süreleri ve Bölüm IX’te belirtilen diğer spesifik işleme durumlarına yönelik tedbirler gibi hukuka uygun ve adil işlemenin sağlanmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere işleme faaliyetleri ve işleme usulleri. Birlik veya üye devlet hukuku kamu yararı hedefini karşılar ve gözetilen meşru amaçla orantılıdır.

  1. Kişisel verilerin toplanma amacı dışında bir amaca yönelik olarak yapılan işleme faaliyetinin veri sahibinin rızasına veya 23(1) maddesinde atıfta bulunulan hedeflerin güvence altına alınmasına yönelik olarak demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir tedbir teşkil eden bir Birlik veya üye devlet kanununa dayanmaması durumunda, kontrolör, başka bir amaca yönelik işleme faaliyetinin kişisel verilerin asıl toplanma amacına uygun olup olmadığını değerlendirmek üzere, bunun yanı sıra aşağıdaki hususları dikkate alır:

(a)          kişisel verilerin toplanma amaçları ile planlanan diğer işleme amaçları arasındaki herhangi bir bağlantı;

(b)          veri sahipleri ve kontrolör arasındaki ilişki başta olmak üzere kişisel verilerin toplandığı bağlam;

(c)          9. madde uyarınca özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenip işlenmediği veya 10. madde uyarınca mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenip işlenmediği başta olmak üzere kişisel verilerin mahiyeti;

(d)          planlanan diğer işleme faaliyetlerinin veri sahiplerine olası yansımaları;

(e)          şifreleme veya takma ad kullanımı da dahil olmak üzere uygun güvencelerin bulunması.

Madde 7
Rıza koşulları
  1. İşleme faaliyetinin rızaya dayandığı hallerde, kontrolör veri sahibinin kişisel verilerinin işlenmesine rıza göstermiş olduğunu gösterebilir.
  1. Veri sahibinin rızasının diğer hususlarla da ilgili olan yazılı bir beyan bağlamında verilmesi durumunda, rıza talebi diğer hususlardan açık bir şekilde ayırt edilebilecek bir şekilde, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanılarak sunulur. Söz konusu beyanın bu Tüzük açısından ihlal teşkil eden hiçbir kısmı bağlayıcı değildir.
  2. Veri sahibinin istediği zaman rızasını geri çekme hakkı vardır. Rızanın geri çekilmesi, geri çekim işleminden önce rızaya dayalı olarak yapılan işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu etkilemez. Veri sahibi, rıza vermeden önce, bu hususta bilgilendirilir. Rızanın geri çekilmesi rıza vermek kadar kolaydır.
  1. Rızanın özgür bir şekilde verilip verilmediği değerlendirilirken, her şeyden önce, bir hizmetin sağlanması da dahil olmak üzere bir sözleşmenin ifasının söz konusu sözleşmenin ifası için gerekmeyen kişisel verilerin işlenmesine yönelik bir rızaya bağlı olup olmadığına azami özen gösterilir.
Madde 8
Çocuğun bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin rızası açısından geçerli koşullar
  1. 6(1) maddesinin (a) bendinin uygulandığı hallerde, doğrudan bir çocuğa bilgi toplumu hizmetleri sağlanması ile ilgili olarak, çocuğun en az 16 yaşında olması halinde, ilgili çocuğun kişisel verilerin işlenmesi hukuka uygundur. Çocuğun 16 yaşından küçük olması halinde, söz konusu işleme faaliyeti, ancak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verilmesi veya onaylanması halinde ve verildiği veya onaylandığı ölçüde hukuka uygundur.

Üye devletler, 13 yaştan küçük olmamak kaydıyla, bu amaçlara yönelik olarak kanunla daha küçük bir yaş belirleyebilir.

  1. Bu durumlarda, kontrolör mevcut teknolojiyi dikkate alarak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verildiğini veya onaylandığını doğrulamak adına makul çaba sarf eder.
  1. 1. paragraf bir çocuğa ilişkin bir sözleşmenin geçerliliği, oluşturulması veya etkisi ilgili kurallar gibi üye devletlerin genel sözleşme hukukunu etkilemez.
Madde 9
Özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi
  1. Irk veya etnik köken, siyasi görüşler, dini veya felsefi inançlar ya da sendika üyeliğinin ifşa edildiği kişisel verilerin işlenmesi ve bir gerçek kişinin kimlik teşhisinin yapılması amacıyla genetik veriler ile biyometrik verilerin, sağlık ile ilgili verilerin veya bir gerçek kişinin cinsel yaşamı veya cinsel eğilimine ilişkin verilerin işlenmesi yasaktır.
  1. 1. paragraf aşağıdakilerden birinin geçerli olması halinde uygulanmaz:

(a)          Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde 1. paragrafta belirtilen yasağın veri sahibi tarafından kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm sağlanması haricinde, veri sahibinin belirtilen bir veya daha fazla sayıda amaca yönelik olarak söz konusu kişisel verilerin işlenmesine açık bir şekilde rıza göstermesi;

(b)          Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde ya da üye devlet hukuku uyarınca yapılan ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerine yönelik uygun güvencelerin sağlandığı bir toplu sözleşme çerçevesinde izin verildiği sürece, kontrolörün veya veri sahibinin istihdam ve sosyal güvenlik ve sosyal hukuku koruma alanındaki yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesi ve spesifik haklarının kullanılması amacıyla işleme faaliyetinin gerekmesi;

(c)          veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, veri sahibi veya başka bir gerçek kişinin hayati menfaatlerinin korunması açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;

(d)          işleme faaliyetinin bir vakıf, birlik veya kar amacı gütmeyen başka bir organ tarafından siyasi, felsefi, dini veya sendika amacıyla uygun güvencelerle birlikte yürütülen meşru faaliyetleri esnasında işlemenin ve yalnızca organın üyeleri veya eski üyeleri ya da amaçlarıyla bağlantılı olarak kendisi ile düzenli olarak temas halinde bulunan kişilerle ilgili olması ve kişisel verilerin veri sahiplerinin rızası olmaksızın söz konusu organ dışında açıklanmaması koşuluyla gerçekleştirilmesi;

(e)          işleme faaliyetinin veri sahibi tarafından açık bir biçimde kamuya açıklanan kişisel verilerle ilgili olması;

(f)           yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından veya mahkemeler kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket ettiğinde, işleme faaliyetinin gerekmesi;

(g)          gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınması adına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak kayda değer ölçüde kamu yararı adına nedenlerden ötürü işleme faaliyetinin gerekmesi;3e

(h)          koruyucu hekimlik veya meslek hekimliği amaçları doğrultusunda, Birlik ya da üye devlet hukukuna dayalı olarak veya bir sağlık profesyoneli ile yapılan sözleşme uyarınca ve 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak çalışanın çalışma kapasitesinin değerlendirilmesi, tıbbi tanı, sağlık veya sosyal bakım hizmetlerinin veya tedavinin sağlanması ya da sağlık veya sosyal bakım sistemleri ve hizmetlerinin yönetilmesi açısından işleme faaliyetinin gerekli olması;

(i)           özellikle mesleki gizlilik olmak üzere veri sahibinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin güvence sağlanmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, sağlığa yönelik ciddi sınır ötesi tehditlere karşı koruma sağlanması veya sağlık hizmetleri ve tıbbi ürünler ya da tıbbi cihazlara ilişkin yüksek kalite ve emniyet standartları sağlanması gibi halk sağlığı alanında kamu yararına yönelik olarak işleme faaliyetinin gerekmesi;

(j)           gözetilen amaçla orantılı olan, veri koruma hakkının özüne saygı gösteren ve veri sahibinin temel hakları ve menfaatlerinin güvence altına alınmasına uygun ve spesifik tedbirler sağlayan Birlik veya üye devlet hukukuna dayalı olarak, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına yönelik arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetinin gerekmesi.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan kişisel veriler Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak bir profesyonel tarafından veya söz konusu profesyonelin sorumluluğu altında ya da Birlik ya da üye devlet hukuku kapsamındaki mesleki gizlilik yükümlülüğü veya ulusal yetkin organlar tarafından konan kurallara tabi olarak başka bir kişi tarafından işlendiğinde, söz konusu veriler 2. paragrafın (h) bendinde atıfta bulunulan amaçlara yönelik olarak işlenebilir.
  1. Üye Devletler genetik veriler, biyometrik veriler veya sağlık ile ilgili veriler ile alakalı olarak sınırlamalar da dahil olmak üzere ek koşullar uygulamaya devam edebilir ya da ek koşullar getirebilir.
Madde 10
Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin işlenmesi

Mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin ya da ilgili güvenlik tedbirlerine ilişkin kişisel verilerin 6(1) maddesine dayalı olarak işlenmesi, ancak resmi mercinin denetimi altında veya veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine uygun güvenceler sağlayan Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyetine onay verildiğinde gerçekleştirilir. Mahkumiyet kararlarına ilişkin kapsamlı herhangi bir sicil yalnızca resmi mercinin denetimi altında tutulur.

Madde 11
Teşhis gerektirmeyen işleme faaliyeti
  1. Bir kontrolörün kişisel veri işleme amaçlarının kontrolör tarafından bir veri sahibinin teşhis edilmesini gerektirmemesi veya artık buna gerek kalmaması halinde, kontrolör yalnızca bu Tüzük’e uygunluk sağlamak amacıyla veri sahibini teşhis etmek üzere ek bilgi tutmak, elde etmek veya işlemek zorunda değildir.
  1. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edecek bir konumda bulunmadığını gösterebilmesi durumunda, kontrolör, mümkün olması halinde, veri sahibini bu durumdan haberdar eder. Bu durumlarda, 15 ila 20. maddeler, veri sahibinin bu maddeler kapsamındaki haklarını kullanmak amacıyla teşhis edilmesine olanak tanıyan ek bilgiler sağlaması haricinde, uygulanmaz.
BÖLÜM III
Veri sahibinin hakları
Kesim 1
Şeffaflık ve yöntemler

Madde 12

Veri sahibinin haklarının kullanımına ilişkin şeffaf bilgilendirme, bildirim ve yöntemler

  1. Kontrolör spesifik olarak bir çocuğa yönelik her türlü bilgi başta olmak üzere işleme faaliyeti ile alakalı olarak 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan her türlü bilgi ile 15 ila 22. ve 34. maddeler kapsamındaki her türlü bildirimi öz, şeffaf, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanarak veri sahibine sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Bilgileri yazılı olarak veya, uygun olduğu hallerde, elektronik yollar da dahil olmak üzere diğer yollarla sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilmesi durumunda, veri sahibinin kimliğinin diğer yollarla doğrulanması koşuluyla, bilgiler sözlü olarak sağlanabilir.
  1. Kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılmasına kolaylık sağlar.

11(2) maddesinde atıfta bulunulan hallerde, kontrolörün veri sahibini teşhis edemeyecek bir konumda bulunduğunu göstermemesi halinde, kontrolör veri sahibinin 15 ila 22. maddeler kapsamındaki haklarının kullanılması yönündeki talebini işleme koymayı reddedemez.

  1. Kontrolör 15 ila 22. maddeler kapsamındaki bir taleple ilgili olarak gerçekleştirilen işleme ilişkin bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin ve her halükarda talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde veri sahibine sağlar. Bu süre, gerekmesi halinde, taleplerin karmaşıklığı ve sayısı dikkate alınarak iki ay daha uzatılabilir. Kontrolör talebin alınmasından itibaren bir ay içerisinde söz konusu süre uzatımıyla birlikte gecikme sebeplerini veri sahibine bildirir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde, veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler, mümkün olması halinde, elektronik yollarla sağlanır.
  1. Kontrolörün veri sahibinin talebi ile ilgili işlem yapmaması durumunda, kontrolör işlem yapmama sebepleri ve bir denetim makamına şikayette bulunma ve kanun yoluna başvurma olanağı ile ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeden ve talebin alınmasından itibaren en geç bir ay içerisinde veri sahibine bilgi verir.
  1. 13 ve 14. maddelerde sağlanan bilgiler ve 15 ila 22. ve 34. maddeler çerçevesinde yapılan her türlü bildirim ve gerçekleştirilen her türlü işlem ücretsiz olarak sağlanır. Bir veri sahibinin taleplerinin asılsız veya ölçüsüz olduğunun, özellikle taleplerin tekrarlanması nedeniyle, açıkça anlaşıldığı hallerde, kontrolör aşağıdakilerden birini gerçekleştirebilir:

(a)          bilgiler veya bildirimin sağlanması veya talep edilen işlemin gerçekleştirilmesine ilişkin idari masrafları dikkate alarak makul bir ücret talep edebilir veya

(b)          taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir.

Kontrolör talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.

  1. 11. maddeye halel gelmeksizin, kontrolörün 15 ila 21. maddelerde atıfta bulunulan talepte bulunan gerçek kişinin kimliği ile ilgili makul şüphelerinin bulunduğu hallerde, kontrolör veri sahibinin kimliğinin teyit edilmesi için gereken ek bilgilerin sağlanmasını talep edebilir.
  1. 13 ve 14. maddeler uyarınca veri sahiplerine sağlanacak bilgiler, planlanan işleme faaliyetine yönelik anlamlı bir genel bakışın kolayca görülebilir, anlaşılabilir ve okunaklı bir biçimde sağlanması amacı ile standart simgelerle ile bir arada sağlanabilir. Simgelerin elektronik olarak sunulduğu hallerde, simgeler makine tarafından okunabilecek şekilde sağlanır.
  1. Komisyon simgeler ile sunulacak bilgilerin ve standart simgeler sağlanmasına yönelik usullerin belirlenmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarruflar kabul etmeye yetkindir.
Kesim 2
Bilgiler ve kişisel verilere erişim

Madde 13

Veri sahibinden kişisel verilerin toplandığı hallerde sağlanacak bilgiler

  1. Bir veri sahibine ilişkin kişisel verilerin veri sahibinden toplanması durumunda, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda aşağıdaki bilgilerin tamamını veri sahibine sağlar:

(a)          kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri;

(b)          uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;

(c)          kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı;

(d)          işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;

(e)          varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;

(f)           uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda adil ve şeffaf bir işleme sağlanması için gereken aşağıdaki ek bilgileri veri sahibine sağlar:

(a)          kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;

(b)          kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ya da işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;

(c)          işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;

(d)          bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;

(e)          kişisel verilerin sağlanmasının yasal ya da sözleşmeye bağlı bir gereklilik mi yoksa bir sözleşme yapılması için gereken bir gereklilik mi olduğu ve ayrıca, veri sahibinin kişisel verileri sağlamak zorunda olup olmadığı ve söz konusu verilerin sağlanmamasının muhtemel sonuçları;

(f)           profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.

  1. Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin toplanma amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
  2. Veri sahibinin halihazırda bu bilgilere sahip olduğu hallerde ve ölçüde, 1, 2 ve 3. paragraflar uygulanmaz.
Madde 14
Kişisel verilerin veri sahibinden alınmadığı hallerde sağlanacak bilgiler
  1. Kişisel verilerin veri sahibinden alınmaması durumunda, kontrolör veri sahibine aşağıdaki bilgileri sağlar:

(a) kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri; (b) uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;

(c) kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı; (d) ilgili kişisel veri kategorileri;

(e)          varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;

(f)           uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği ya da, 46 veya 47. maddelerde veya 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör veri sahibi açısından adil ve şeffaf bir işleme faaliyetinin sağlanması için gereken aşağıdaki bilgileri veri sahibine sağlar:

(a)          kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;

(b)          işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (f) bendine dayanması durumunda, kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;

(c)          kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ve işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;

(d)          işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;

(e)          bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;

(f)           kişisel verilerin hangi kaynaktan alındığı, ve uygun olduğu hallerde, kişisel verilerin kamunun erişebileceği kaynaklardan gelip gelmediği;

(g)          profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.

  1. Kontrolör 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan bilgileri şu şekilde sağlar:

(a)          kişisel verilerin elde edilmesinden itibaren makul bir süre içerisinde, ancak kişisel verilerin işlendiği spesifik koşullar göz önünde tutularak, en geç bir ay içerisinde;

(b)          kişisel verilerin veri sahibi ile iletişim açısından kullanılacak olması durumunda, en geç söz konusu veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman veya

(c)          başka bir alıcıya açıklamanın öngörülmesi halinde, en geç kişisel veriler ilk kez açıklandığı zaman.

  1. Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin elde edilme amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
  1. 1 ila 4. paragraflar aşağıdaki hallerde ve ölçüde uygulanmaz: (a) veri sahibinin halihazırda bilgisinin olması;

(b)          89(1) maddesinde atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar başta olmak üzere söz konusu bilgilerin sağlanmasının imkansız olması veya ölçüsüz bir çaba gerektirmesi halinde veya bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan yükümlülüğün bu işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde. Bu durumlarda, kontrolör bilginin kamuya açıklanması da dahil olmak üzere veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler alır;

(c)          elde etme veya açıklamanın kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin meşru menfaatlerinin korunması amacıyla uygun tedbirler sağlanan Birlik veya üye devlet hukukunda açık bir şekilde ortaya konması veya

(d)          kişisel verilerin yasal bir gizlilik yükümlülüğü de dahil olmak üzere Birlik ya da üye devlet hukuku ile düzenlenen bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabi olarak gizli kalmasının gerekmesi.

Madde 15
Veri sahibinin erişim hakkı
  1. Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini kontrolörden teyit etme ve, işleme faaliyeti olması halinde, kişisel verilere erişim ile aşağıdaki bilgileri talep etme hakkı bulunur:

(a)          işleme amaçları;

(b)          ilgili kişisel veri kategorileri;

(c)          üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar başta olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcılar veya alıcı kategorileri;

(d)          mümkün olması halinde, kişisel verilerin saklanması açısından öngörülen süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;

(e)          kontrolörden veri sahibine ilişkin kişisel verilerin düzeltilmesi veya silinmesini veya söz konusu verilerin işlenmesinin kısıtlanmasını talep etme veya söz konusu işleme faaliyetine itiraz etme hakkının varlığı;

(f)           bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;

(g)          kişisel verilerin veri sahibinden elde edilmemesi halinde, bu verilerin kaynaklarına ilişkin mevcut bilgiler;

(h)          profil çıkarma da dahil olmak üzere 22(1) ve (4) maddelerinde atıfta bulunulan otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.

  1. Kişisel verilerin üçüncü bir ülke ya da uluslararası bir kuruluşa aktarılması durumunda, veri sahibinin aktarımla ilgili olarak 46. madde uyarınca uygun güvenceler hususunda bilgilendirilme hakkı bulunur.
  1. Kontrolör işleme faaliyetinden geçen kişisel verilerin bir nüshasını sağlar. Veri sahibi tarafından talep edilen diğer nüshalar açısında, kontrolör idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir. Veri sahibinin talebi elektronik yollarla yapması halinde ve veri sahibi tarafından aksi talep edilmedikçe, bilgiler yaygın kullanılan bir elektronik yolla sağlanır.
  1. 3. paragrafta atıfta bulunulan bir nüsha elde etme hakkı başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 3
Düzeltme ve silme

Madde 16

Düzeltme hakkı

Veri sahibinin kendileri ile ilgili doğru olmayan kişisel verilerin gereksiz gecikmeye mahal verilmeksizin düzeltilmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur. İşleme amaçları dikkate alınarak, veri sahibinin, bir ek beyan yoluyla da dahil olmak üzere, eksik kişisel verileri tamamlatma hakkı bulunur.

Madde 17

Silme hakkı (’unutulma hakkı’)
  1. Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur ve, aşağıdaki hallerden birinin geçerli olması durumunda, kontrolörün kişisel verileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin silme yükümlülüğü bulunur:

(a)          kişisel verilerin toplanma veya işlenme amaçlarıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması;

(b)          veri sahibinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendine göre işleme faaliyetinin dayandığı izni geri çekmesi ve işleme faaliyetiyle ilgili başka bir yasal gerekçe bulunmaması;

(c)          veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması ve işleme faaliyetine yönelik ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması ya da veri sahibinin 21(2) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itirazda bulunması;

(d)          kişisel verilerin yasa dışı biçimde işlenmiş olması;

(e)          kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukukundaki bir yasal yükümlülüğe uygunluk sağlanması amacı ile kişisel verilerin silinmesinin zorunlu olması;

(f)           kişisel verilerin 8(1) maddesinde atıfta bulunulan bilgi toplumu hizmetlerinin sağlanması ile ilgili toplanmış olması.

  1. Kontrolörün kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu ve 1. paragraf uyarınca kişisel verileri silmek zorunda olduğu hallerde, kontrolör, mevcut teknoloji ve uygulama maliyetini göz önünde bulundurarak, veri sahibinin talep etmiş olduğu kişisel verileri işleyen kontrolörleri söz konusu kişisel verilere yönelik her türlü bağlantı veya bu verilerin her türlü nüshası ya da çoğaltmasının söz konusu kontrolörlerce silinmesi hususunda bilgilendirmek üzere teknik tedbirler de dahil olmak üzere makul adımları atar.
  1. 1 ve 2. paragraflar işleme faaliyeti aşağıdaki amaçlar doğrultusunda gerekli olduğu ölçüde uygulanmaz:

(a)          ifade ve bilgi edinme hakkının kullanılması;

(b)          kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde işleme faaliyeti gerektiren bir yasal yükümlülüğe uygunluk açısından veya kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması açısından;

(c)          9(2) maddesinin (h) ve (i) bentlerinin yanı sıra 9(3) maddesi uyarınca halk sağlığı alanındaki kamu yararı sebeplerinden dolayı;

(d)          1. paragrafta atıfta bulunulan hakkın ilgili işleme hedeflerinin yakalanmasını imkansız hale getirmesi veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ölçüde, 89(1) maddesi uyarınca kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda veya

(e)          yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından.

Madde 18

İşleme faaliyetini kısıtlama hakkı
  1. Aşağıdaki durumlardan birinin geçerli olması halinde, veri sahibinin kontrolörden işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme hakkı bulunur:

(a)          kişisel verilerin doğruluğuna veri sahibi tarafından itiraz edilmesi halinde, kontrolörün kişisel verilerin doğruluğunu teyit etmesini sağlayan bir süre boyunca;

(b)          işleme faaliyetinin yasa dışı olması ve veri sahibinin kişisel verilerin silinmesine itiraz etmesi ve bunun yerine verilerin kullanımının kısıtlanmasını talep etmesi;

(c)          kontrolörün işleme amaçlarına yönelik olarak artık kişisel verilere ihtiyaç duymaması, ancak veri sahibinin yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması amacıyla söz konusu verilere ihtiyaç duyması;

(d)          kontrolörün meşru gerekçelerinin veri sahibinin meşru gerekçelerine ağır basıp basmadığı doğrulanana kadar, veri sahibinin 21(1) maddesi uyarınca işleme faaliyetine itiraz etmesi.

  1. İşleme faaliyetinin 1. paragraf kapsamında kısıtlanmış olduğu hallerde, söz konusu kişisel veriler, saklama haricinde, yalnızca veri sahibinin rızasıyla veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması ya da savunulmasına yönelik olarak ya da başka bir gerçek veya tüzel kişinin haklarının korunmasına yönelik olarak ya da Birlik veya bir üye devletin önemli kamu yararı adına önemli sebeplerinden dolayı işlenir.
  1. 1. paragraf uyarınca işleme faaliyetinin kısıtlanmasını sağlayan bir veri sahibi, işleme faaliyetine ilişkin kısıtlama kaldırılmadan önce, kontrolör tarafından bilgilendirilir.

Madde 19

Kişisel verilerin düzeltilmesine ya da silinmesine veya işleme faaliyetinin kısıtlanmasına ilişkin bildirim yükümlülüğü

Kontrolör, imkansız olmaması veya ölçüsüz bir çabayı gerektirmemesi halinde, 16. madde, 17(1) maddesi ve 18. madde uyarınca gerçekleştirilen her türlü kişisel veri düzeltme veya silme işlemi ya da işleme faaliyetini kısıtlama işlemini kişisel verilerin açıklandığı her alıcıya bildirir. Veri sahibinin bu yönde bir talebinin bulunması halinde, kontrolör veri sahibini bu alıcılar hakkında bilgilendirir.

Madde 20

Veri taşınabilirliği hakkı
  1. Aşağıdaki hallerde, veri sahibinin kendisi ile ilgili olarak bir kontrolöre sağlamış olduğu kişisel verileri yapılandırılmış, yaygın olarak kullanılan ve makine tarafından okunabilecek bir formatta alma hakkı bulunur ve kişisel verilerin sağlandığı kontrolörün herhangi bir engellemesi olmaksızın bu verileri başka bir kontrolöre iletme hakkı bulunur:

(a)          işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendi veya 9(2) maddesinin (a) bendi uyarınca bir rızaya veya 6(1) maddesinin (b) bendi uyarınca bir sözleşmeye dayanması ve

(b)          işleme   faaliyetinin         otomatik             yollarla gerçekleştirilmesi.

  1. 1. paragraf uyarınca veri taşınabilirliği hakkını kullanırken, veri sahibinin, teknik açıdan uygulanabilir olması halinde, kişisel verilerin doğrudan bir kontrolörden diğerine ilettirme hakkı bulunur.
  1. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan hakkın kullanımı ile 17. maddeye halel gelmez. Söz konusu hak kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması için gereken işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan hak başkalarının hakları ve özgürlüklerini olumsuz yönde etkilemez.
Kesim 4
İtiraz hakkı ve otomatik münferit karar verme
Madde 21
İtiraz hakkı
  1. Veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, (6)1 maddesinin (e) veya (f) bentlerindeki hükümlere dayalı olarak profil çıkarma da dahil olmak üzere bu bentlere dayalı olarak kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur. Kontrolör veri sahibinin menfaatleri, hakları ve özgürlüklerinden ağır basan işleme faaliyetlerine yönelik olarak veya yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından zorlayıcı meşru gerekçeler göstermediği sürece, kontrolör artık kişisel verileri işleyemez.
  1. Kişisel verilerin doğrudan pazarlama amaçları doğrultusunda işlenmesi durumunda, veri sahibinin doğrudan pazarlama ile alakalı olduğu ölçüde profil çıkarma da dahil olmak üzere kendisi ile ilgili kişisel verilerin söz konusu doğrudan pazarlama amacı ile işlenmesine herhangi bir zamanda itiraz etme hakkı bulunur.
  1. Veri sahibinin doğrudan pazarlama amaçlarına yönelik olarak işleme faaliyetine itiraz etmesi halinde, kişisel veriler artık bu amaçlarla işlenemez
  1. En geç veri sahibi ile ilk kez iletişime geçildiği zaman, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hak açık bir şekilde veri sahibinin dikkatine sunulur ve diğer bilgilerden açık ve ayrı bir şekilde sunulur.
  1. Bilgi toplumu hizmetlerinin kullanımı bağlamında ve 2002/58/AT sayılı Direktif’e bakılmaksızın, veri sahibi teknik açıklamaları kullanmak suretiyle otomatik yollarla itiraz hakkını kullanabilir.
  1. Kişisel verilerin 89(1) maddesi uyarınca bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlenmesi durumunda, işleme faaliyeti kamu yararı sebeplerinden dolayı gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesi için gerekli olmadığı sürece, veri sahibinin, kendi özel durumu ile ilgili gerekçelere dayalı olarak, kendisi ile ilgili kişisel verilerin işlenmesine itiraz hakkı bulunur.
Madde 22
Profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik münferit karar verme
  1. Veri sahibinin kendisi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya benzer biçimde kendisini kayda değer şekilde etkileyen profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama hakkı bulunur.
  1. Kararın aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, 1. paragraf uygulanmaz:

(a)          veri sahibi ve bir veri kontrolörü arasında bir sözleşme yapılması veya uygulanması için gerekli olması;

(b)          kontrolörün tabi olduğu ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence

altına alınması amacıyla uygun tedbirlerin de belirtildiği Birlik veya üye devlet hukukun çerçevesinde izin verilmesi veya

(c)          veri sahibinin açık rızasına dayanması.

  1. 2. paragrafın (a) ve (c) bentlerinde atıfta bulunulan hallerde, veri kontrolörü en azından kontrolör açısından insan müdahalesinin sağlanması hakkı başta olmak üzere veri sahibinin kendi görüşünü ifade etme ve karara karşı çıkma yönündeki hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirler uygular.
  1. 9(2) maddesinin (a) veya (g) bendinin geçerli olmaması ve veri sahibinin hakları ile özgürlükleri ve meşru menfaatlerinin güvence altına alınması amacı ile uygun tedbirlerin alınmamış olması durumunda,
  2. paragrafta atıfta bulunulan kararlar 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki kişisel verilere dayanamaz.
Kesim 5
Kısıtlamalar
Madde 23
Kısıtlamalar
  1. Veri kontrolörü veya işleyicisinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku bir yasama tedbiri vasıtasıyla; temel haklar ve özgürlüklerin özüne saygı gösterdiğinde ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların güvence altına alınması açısından gerekli ve orantılı bir tedbir teşkil ettiğinde 12 ila
  2. maddeler ve 34. maddede öngörülen haklar ve yükümlülüklerin kapsamını, ayrıca 5. madde hükümleri 12 ila 22. maddelerde hükme bağlanan haklar ve yükümlülüklere uygun olduğu sürece 5. maddenin kapsamını, kısıtlayabilir:

(a)          milli güvenlik;

(b)          savunma;

(c)          kamu güvenliği;

(d)          kamu güvenliğine yönelik tehditlere karşı güvence sağlanması ve bu tehditlerin önlenmesi de dâhil olmak üzere suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ya da cezaların infaz edilmesi;

(e)          başta Birliğin veya bir üye devletin önemli bir ekonomik veya mali çıkarına olmak üzere parasal hususlar ile bütçe ve vergilendirmeye ilişkin hususlar, halk sağlığı ve sosyal güvenlik de dahil, Birlik ya da bir üye devletin genel kamu yararına yönelik diğer önemli hedefler;

(f)           yargı bağımsızlığının ve adli süreçlerin korunması;

(g)          düzenlenmiş mesleklere ilişkin etik kurallarının ihlalinin önlenmesi, soruşturulması, tespiti ve kovuşturulması;

(h)          nadiren olsa dahi, (a) ila (e) ve (g) bentlerinde belirtilen durumlarda resmi yetkinin kullanımı ile bağlantılı bir izleme, denetleme veya düzenleme işlevi;

(i)           veri sahibinin veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması. (j) medeni hukuktan kaynaklanan taleplere ilişkin kararların icrası.

  1. Özellikle, 1. paragrafta belirtilen herhangi bir yasama tedbiri, ilgili olduğunda, aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler içerir:

(a) işlemenin veya işleme kategorilerinin amaçları; (b) kişisel veri kategorileri;

(c)          getirilen kısıtlamaların kapsamı;

(d)          kötüye kullanım veya yasa dışı yollarla erişim veya aktarımın engellenmesine yönelik güvenceler; (e) kontrolör veya kontrolör kategorilerinin belirlenmesi;

(f)           işleme veya işleme kategorilerinin mahiyeti, kapsamı ve amaçları dikkate alınarak saklama süreleri ve uygulanabilir güvenceler;

(g)          veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik riskler ve

(h)          kısıtlama amacına halel getirmemesi durumunda, veri sahiplerinin kısıtlamayla ilgili bilgi sahibi olma hakkı.

BÖLÜM IV
Kontrolör ve işleyici
Kesim 1
Genel yükümlülükler
Madde 24
Kontrolörün sorumluluğu
  1. Kontrolör, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, işleme faaliyetinin bu Tüzük uyarınca gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu şekilde gerçekleştirildiğini gösterebilmek için uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Bu tedbirler gözden geçirilir ve, gerektiğinde, güncellenir.
  1. İşleme faaliyetleri ile ilgili olarak ölçülü olması halinde, 1. paragrafta atıfta bulunulan tedbirler kontrolör tarafından uygun veri koruma politikalarının uygulanmasını kapsar.
  1. 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi kontrolörün yükümlülüklerine uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 25
Özel ve olağan veri koruması
  1. Kontrolör, son teknoloji, uygulama maliyeti ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından teşkil ettiği çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, hem işleme yönteminin belirlenmesi esnasında hem de işleme faaliyeti esnasında, verilerin en alt düzeye indirilmesi gibi veri koruma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanması ve bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak gerekli güvencelerin entegre edilmesi amacı ile tasarlanan takma ad kullanımı gibi uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular ve veri sahiplerinin haklarını korur.
  1. Kontrolör, olağan durumda, yalnızca her spesifik işleme amacı için gereken kişisel verilerin işlenmesini sağlamaya yönelik uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Söz konusu yükümlülük toplanan kişisel veri miktarı, bunların işlenme derecesi, saklama süresi ve bunlara erişilebilirliğe uygulanır. Özellikle, söz konusu tedbirler, olağan durumda, bireyin müdahalesi olmaksızın kişisel verilerin belirsiz sayıda gerçek kişinin erişimine açılmamasını sağlar.
  1. 42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması bu maddenin 1 ve 2. paragraflarında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
Madde 26
Ortak kontrolörler
  1. İki ya da daha fazla sayıda kontrolörün işleme amaçları ve yöntemlerini ortak bir şekilde belirlediği hallerde, bu kontrolörler ortak kontrolörlerdir. Ortak kontrolörler, kontrolörlerin ilgili sorumlulukları

kontrolörün tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenmedikçe ve belirlendiği sürece, özellikle veri sahibinin haklarının kullanımı ve 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgi sağlama görevleri ile ilgili olarak bu Tüzük kapsamındaki yükümlülüklere uygunluğa ilişkin sorumluluklarını aralarındaki bir düzenleme vasıtasıyla şeffaf bir şekilde belirler. Düzenleme çerçevesinde veri sahiplerine yönelik bir temas noktası belirlenebilir.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan düzenleme ortak kontrolörlerin veri sahipleriyle karşılıklı rolleri ve ilişkilerini uygun şekilde yansıtır. Düzenlemenin mahiyeti veri sahibine sağlanır.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan düzenlemenin koşullarına bakılmaksızın, veri sahibi bu Tüzük kapsamındaki haklarını her kontrolör açısından ve her kontrolöre karşı kullanabilir.
Madde 27
Birlik içerisinde kurulu olmayan kontrolörler veya işleyicilerin temsilcileri
  1. 3(2) maddesinin uygulandığı hallerde, kontrolör veya işleyici yazılı olarak Birlik içerisinde bir temsilci belirtir.
  1. Bu maddenin 1. paragrafında belirtilen yükümlülük aşağıdaki durumlara uygulanmaz:

(a)          nadiren gerçekleşen, 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel veri kategorilerinin işlenmesini büyük çaplı olarak içeren işleme faaliyeti veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlar ile ilgili olan ve, işleme faaliyetinin mahiyeti, bağlamı, kapsamı ve amaçları dikkate alındığında, gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebep olması muhtemel olmayan bir işleme faaliyeti veya

(b)          bir kamu kuruluşu veya organı.

  1. Temsilcilik kişisel verileri kendilerine mal veya hizmetlerin sağlanması ile ilgili olarak işlenen veya davranışı izlenen veri sahiplerinin bulunduğu üye devletlerin birinde kurulur.
  1. Temsilci, işleme faaliyeti ile ilgili tüm hususlarda, bu Tüzük’e uygunluk sağlanması amacıyla, özellikle denetim makamları ve veri sahipleri tarafından kontrolör veya işleyiciye ek olarak veya bunlar yerine muhatap kabul edilmek üzere kontrolör veya işleyici tarafından yetkilendirilir.
  2. Kontrolör veya işleyici tarafından bir temsilci belirlenmesiyle kontrolör veya işleyiciye karşı açılabilecek davalara halel gelmez.
Madde 28
İşleyici
  1. Bir kontrolör adına bir işleme faaliyetinin gerçekleştirilmesinin gerektiği hallerde, kontrolör ancak işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini ve veri sahibinin haklarının korunmasını sağlayacak biçimde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygulama hususunda yeterli güvenceler sağlayan işleyiciler kullanır.
  1. İşleyici kontrolörün önceden verdiği spesifik veya genel yazılı onay olmaksızın başka bir işleyiciyle

çalışamaz. Genel yazılı onay halinde, işleyici diğer işleyicilerin eklenmesi veya değiştirilmesi ile ilgili planlanan değişiklikler hususunda kontrolörü bilgilendirerek kontrolöre söz konusu değişikliklere itiraz etme olanağı tanır.

  1. Bir işleyici tarafından işleme faaliyeti gerçekleştirilmesi Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde düzenlenen, kontrolör ile ilgili olarak işleyici açısından bağlayıcı olan ve işleme faaliyetinin konusu ve süresi, işleme faaliyetinin mahiyeti ve amacı, kişisel verilerin türü ve veri sahiplerinin kategorileri ile kontrolörün yükümlülükleri ve haklarının ortaya konduğu bir sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar ile düzenlenir. Söz konusu sözleşme veya diğer hukuki tasarruflarda özellikle işleyicinin şunları yapacağı belirtilir:

(a)          işleyicinin tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde bir gereklilik bulunmaması halinde, üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarımları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere yalnızca kontrolörün verdiği belgelendirilmiş talimatlar doğrultusunda kişisel verilerin işlenmesi; bu durumda, kanunlar çerçevesinde söz konusu bilgilendirmenin önemli kamu yararı gerekçeleriyle yasaklanmaması halinde, işleyici kontrolörü işleme faaliyetinden önce bu yasal gereksinimden haberdar eder;

(b)          kişisel verileri işleme yetkisi bulunan kişilerin gizlilik taahhüdünde bulunmasının veya uygun bir yasal gizlilik yükümlülüğü altında bulunmasının sağlanması;

(c)          32. madde uyarınca gerekli tüm tedbirlerin alınması;

(d)          başka bir işleyiciyle çalışılması amacıyla 2 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan koşullara riayet edilmesi;

(e)          işleme faaliyetinin mahiyetinin dikkate alınması suretiyle, kontrolörün veri sahibinin Bölüm III’te belirtilen haklarının kullanımına ilişkin taleplere yanıt verme yükümlülüğünün yerine getirilmesine yönelik olarak, uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler vasıtasıyla, kontrolöre mümkün olduğunca yardımcı olunması;

(f)           işleme faaliyetinin mahiyeti ve işleyiciye sağlanan bilgilerin dikkate alınması suretiyle, 32 ila 36. maddeler uyarınca yükümlülüklere uygun hareket edilmesinin sağlanmasında kontrolöre yardımcı olunması;

(g)          kontrolörün tercihi üzerine, işleme faaliyeti ile ilgili hizmetlerin sağlanmasından sonra tüm kişisel verilerin silinmesi veya kontrolöre iade edilmesi ve, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde kişisel verilerin saklanmasının gerekli olmaması durumunda, mevcut nüshaların silinmesi;

(h)          bu maddede ortaya konan yükümlülüklere uygunluğun gösterilmesi için gereken tüm bilgilerin kontrolöre sağlanması ve teftişler de dahil olmak üzere kontrolör tarafından ya da kontrolörce yetkilendirilen başka bir denetçi tarafından gerçekleştirilen denetimlere izin verilmesi ve katkıda bulunulması.

İlk alt paragrafın (h) bendi ile ilgili olarak, kendi görüşüne göre bir talimatın bu Tüzük veya Birlik ya da üye devletin diğer veri koruma hükümlerini ihlal etmesi durumunda, kontrolörü ivedilikle bilgilendirir.

  1. Bir işleyicinin kontrolör adına spesifik işleme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesine yönelik olarak başka bir işleyici ile çalıştığı durumlarda, 3. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere kontrolör ve işleyici arasındaki sözleşme veya başka bir hukuki tasarrufta ortaya konan veri koruma yükümlülükleri özellikle işleme faaliyetinin bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulanması amacı ile yeterli teminatlar sağlayan bir sözleşme ya da Birlik veya üye devlet hukuku kapsamındaki başka bir hukuki tasarruf yoluyla diğer işleyici açısından da uygulanır. Diğer işleyicinin veri koruma yükümlülüklerini yerine getiremediği hallerde, ilk işleyici diğer işleyicinin yükümlülüklerinin ifası konusunda kontrolöre karşı tam yükümlülük sahibi olmaya devam eder.
  1. Bir işleyicinin 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket etmesi bu maddenin 1 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan yeterli teminatların gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
  1. Kontrolör ve işleyici arasındaki bireysel bir sözleşmeye halel gelmeksizin, bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan sözleşme ya da başka bir hukuki tasarruf, 42 ve 43. maddeler uyarınca kontrolör veya işleyiciye sağlanan bir belgelendirmenin parçası olmaları durumu da dahil olmak üzere, tamamen veya kısmen, bu maddenin 7 ve 8. paragraflarında atıfta bulunulan standart sözleşme maddelerine dayanabilir.
  1. Komisyon bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca standart sözleşme maddeleri oluşturabilir.
  1. Bir denetim makamı bu maddenin 3 ve 4. paragraflarında atıfta bulunulan hususlara yönelik olarak ve
  2. maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca standart sözleşme maddeleri kabul edebilir.
  1. 3 ve 4. paragraflarda atıfta bulunulan sözleşme veya diğer hukuki tasarruflar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak hazırlanır.
  1. 82, 83 ve 84. maddelere halel gelmeksizin, bir işleyicinin işleme amaçları ve yöntemlerini belirleyerek bu Tüzük’ü ihlal etmesi durumunda, işleyici bu işleme faaliyeti açısından bir kontrolör olarak değerlendirilir.
Madde 29
Kontrolör veya işleyicinin yetkisi kapsamındaki işleme faaliyeti

İşleyici ve kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir kişi, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işleyemez.

Madde 30
İşleme faaliyetlerinin kayıtları
  1. Her kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisi kendi sorumluluğu altındaki işleme faaliyetlerine ilişkin bir kayıt tutar. Bu kayıt aşağıdaki bilgilerin tamamını ihtiva eder:

(a)          kontrolör ve, uygun olduğu hallerde, ortak kontrolör, kontrolörün temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;

(b)          işleme amaçları;

(c)          veri sahibi kategorileri ve kişisel veri kategorileriyle ilgili bir açıklama;

(d)          üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlardaki alıcılar da dahil olmak üzere, kişisel verilerin açıklandığı veya açıklanacağı alıcı kategorileri;

(e)          uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;

(f)           mümkün olması halinde, farklı kategorilerdeki verilerin silinmesiyle ilgili öngörülen süre sınırları;

(g)          mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.

  1. Her işleyici ve, uygun olduğu hallerde, işleyicinin temsilcisi bir kontrolör adına gerçekleştirilen tüm kategorilerdeki işleme faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdakileri ihtiva eden bir kayıt tutar:

(a)          işleyici veya işleyiciler ile işleyicinin adına hareket ettiği her kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolör ya da işleyicinin temsilcisi ve veri koruma görevlisinin isim ve irtibat bilgileri;

(b)          her işleyici adına gerçekleştirilen işleme kategorileri;

(c)          uygun olduğu hallerde, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşun tanımlanması ve, 49(1) maddesinin ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan aktarımlar olması halinde, uygun güvencelere ilişkin belgelendirme de dahil olmak üzere, söz konusu üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;

(d)          mümkün olması halinde, 32(1) maddesinde atıfta bulunulan teknik ve düzenlemeye ilişkin güvenlik tedbirlerine yönelik genel bir açıklama.

  1. 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan kayıtlar elektronik format da dahil olmak üzere yazılı olarak tutulur.
  1. Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisi, talep üzerine, kayıtları denetim makamına sağlar.
  1. Gerçekleştirdiği işleme faaliyetinin veri sahiplerinin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması, işleme faaliyetinin nadiren gerçekleştirilmemesi veya işleme faaliyetinin 9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verileri yad a 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verileri kapsamaması durumunda, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan yükümlülükler 250’den az kişi istihdam eden bir işletme veya kuruluşa uygulanmaz.
Madde 31
Denetim makamıyla işbirliği

Kontrolör ve işleyici ile, uygun olduğu hallerde, bunların temsilcileri, talep üzerine, görevlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak denetim makamı ile işbirliği yapar.

Kesim 2
Kişisel verilerin güvenliği
Madde 32
İşleme güvenliği
  1. Kontrolör ve işleyici, son teknoloji, uygulama maliyetleri ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, risk açısından uygun bir güvenlik seviyesi sağlamak üzere, uygun olduğu hallerde, aşağıdakiler de dahil olmak üzere uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular:

(a)          kişisel verilerde takma ad kullanımı ve şifreleme;

(b)          işleme sistemleri ve hizmetlerinin gizliliği, bütünlüğü, elverişliliği ve esnekliğinin sürekli olarak sağlanabilmesi;

(c)          fiziksel veya teknik bir olay halinde, kişisel verilerin elverişliliği ve kişisel verilere erişimin vakitlice eski haline getirilebilmesi;

(d)          işleme faaliyetinin güvenliliğinin sağlanmasına yönelik olarak teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin etkililiğinin düzenli olarak sınanması, ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin süreç.

  1. Uygun güvenlik seviyesi değerlendirilirken, iletilen, saklanan veya işlenen kişisel verilerin kazara veya yasa dışı olarak imha edilmesi, kaybı, değiştirilmesi, yetkisiz şekilde açıklanması veya bunlara erişim başta olmak üzere özellikle işleme faaliyetinin yol açtığı riskler göz önünde bulundurulur.
  1. 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kuralları veya 42. maddede atıfta bulunulan onaylı belgelendirme mekanizmasına uygun hareket edilmesi bu maddenin 1. paragrafında ortaya konan gerekliliklere uygunluğun gösterilmesine ilişkin bir unsur olarak kullanılabilir.
  1. Kontrolör ve işleyici kontrolör ya da işleyicinin yetkisi ile hareket eden ve kişisel verilere erişimi bulunan herhangi bir gerçek kişinin, Birlik ya da üye devlet hukuku çerçevesinde bu yönde hareket etmesinin gerekmemesi durumunda, kontrolörden aldığı talimatlar haricinde bu verileri işlememesini sağlamak üzere adımlar atar.
Madde 33
Bir kişisel veri ihlalinin denetim makamına bildirilmesi
  1. Bir kişisel veri ihlali olması durumunda, kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olmaması haricinde, kontrolör, gereksiz gecikmeye mahal vermeden ve, uygun olması halinde, ihlalden haberdar olduktan itibaren en geç 72 saat içerisinde, kişisel veri ihlalini 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına bildirir.

Denetim makamına yönelik bildirimin 72 saat içerisinde yapılmadığı hallerde, bu bildirimle birlikte gecikme sebeplerine de yer verilir.

  1. İşleyici, bir kişisel veri ihlalinden haberdar olduktan sonra, herhangi bir gecikmeye mahal vermeden, kontrolöre bildirimde bulunur.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bildirimde en azından:

(a)          uygun olduğu hallerde, ilgili veri sahibi kategorileri ve yaklaşık sayısı ile ilgili kişisel veri kaydı kategorileri ve yaklaşık sayısı da dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin mahiyeti açıklanır;

(b)          veri koruma görevlisi veya daha fazla bilginin elde edilebileceği başka bir temas noktasının isim ve irtibat bilgileri iletilir;

(c)          kişisel veri ihlalinin olası sonuçları açıklanır;

(d)          uygun olduğu hallerde, kişisel veri ihlalinin olası olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik tedbirler de dahil olmak üzere kişisel veri ihlalinin ele alınması için kontrolör tarafından alınan veya alınması önerilen tedbirler açıklanır.

  1. Bilgilerin aynı zamanda sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde ve ölçüde, bilgiler gereksiz herhangi bir ek gecikmeye mahal verilmeksizin aşamalı olarak sağlanabilir.
  1. Kontrolör kişisel veri ihlallerini kişisel veri ihlaline ilişkin bilgiler, etkileri ve gerçekleştirilen düzeltici işlemi de kapsayacak şekilde belgelendirir. Bu belgelendirme denetim makamının bu maddeye uyumluluğu doğrulamasını sağlar.
Madde 34
Bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi
  1. Kişisel veri ihlalinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör kişisel veri ihlalini gereksiz bir gecikmeye mahal vermeden veri sahibine iletir.
  1. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirimde kişisel veri ihlalinin mahiyeti açık ve sade bir dille açıklanır ve en azından 33(3) maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinde atıfta bulunulan bilgiler ve tedbirlere yer verilir.
  1. Aşağıdaki koşulların herhangi birinin yerine getirilmesi durumunda, 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahibine ilişkin bildirim gerekmez:

(a)          kontrolörün uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin koruma tedbirleri uygulaması ve kişisel verileri bu verilere erişim yetkisi bulunmayan herkese okunamaz hale getiren şifreleme gibi tedbirler başta olmak üzere bu tedbirlerin kişisel veri ihlalinden etkilenen kişisel verilere uygulanmış olması;

(b)          kontrolörün 1. paragrafta atıfta bulunulan veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine ilişkin yüksek riskin ortaya çıkmasının artık mümkün olmamasını sağlayan ek tedbirler alması;

(c)          bildirimin ölçüsüz bir çaba gerektirecek olması. Bu durumda, bunun yerine, veri sahiplerinin aynı etkililikle bilgilendirildiği kamuya yönelik bir bildirim veya benzeri bir tedbir uygulanır.

  1. Kontrolörün halihazırda kişisel veri ihlalini veri sahibine iletmemiş olması durumunda, denetim

makamı, kişisel veri ihlalinin yüksek bir riske sebebiyet verme olasılığını değerlendirdikten sonra, kontrolörün bu bildirimi yapmasını şart koşabilir veya 3. paragrafta atıfta bulunulan koşullardan herhangi birinin yerine getirilmesine karar verebilir.

Kesim 3
Veri koruma etki değerlendirmesi ve ön istişare
Madde 35
Veri koruma etki değerlendirmesi
  1. Özellikle yeni teknolojiler kullanıldığında ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçları dikkate alındığında bir işleme türünün gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör, işleme faaliyetinden önce, öngörülen işleme faaliyetlerinin kişisel verilerin korunmasına olan etkisine ilişkin bir değerlendirme yapar. Tek bir değerlendirmede benzeri yüksek riskler taşıyan bir dizi benzer işleme faaliyeti ele alınabilir.
  1. Kontrolör, bir veri koruma etki değerlendirmesi gerçekleştirirken, belirlenmiş olması halinde, veri koruma görevlisinin tavsiyesine başvurur.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bir veri koruma etki değerlendirmesine aşağıdaki durumlarda özellikle ihtiyaç duyulur:

(a)          gerçek kişilerle ilgili kişisel özellikler hususunda profil çıkarma da dahil olmak üzere otomatik işlemeye dayalı olan ve gerçek kişi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya gerçek kişiyi kayda değer şekilde etkileyen kararların dayandığı sistematik ve kapsamlı bir değerlendirme;

(b)          9(1) maddesinde atıfta bulunulan özel kategorilerdeki verilerin veya 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesi veya

(c)          kamunun erişebileceği bir alanın büyük çaplı olarak sistematik bir şekilde izlenmesi.

  1. Denetim makamı 1. paragraf uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi olan işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri
  2. maddede atıfta bulunulan Kurula iletir.
  1. Denetim makamı herhangi bir veri koruma etki değerlendirmesinin gerekli olmadığı işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklar. Denetim makamı bu listeleri Kurula iletir.
  1. 4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan listelerin kabulünden önce, söz konusu listelerin veri sahiplerine mallar veya hizmetlerin sağlanması ya da onların çeşitli üye devletlerdeki davranışlarının izlenmesi ile ilgili olan veya kişisel verilerin Birlik içerisinde serbest dolaşımını kayda değer ölçüde etkileyebilecek işleme faaliyetlerine yer verildiği hallerde, yetkin denetim makamı 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasını uygular.
  1. Değerlendirme en azından şunları içerir:

(a)          uygun olduğu hallerde, kontrolör tarafından gözetilen meşru menfaat de dahil olmak üzere öngörülen

işleme faaliyetleri ve işleme amaçlarına ilişkin sistematik bir açıklama;

(b)          işleme faaliyetlerinin amaçlarla ilişkili olarak gerekliliği ve orantılılığına yönelik bir değerlendirme;

(c)          1. paragrafta atıfta bulunulduğu üzere veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerine yönelik risklere ilişkin bir değerlendirme ve

(d)          veri sahipleri ve ilgili diğer kişilerin hakları ve meşru menfaatleri dikkate alınarak, kişisel verilerin korunmasının sağlanması ve bu Tüzük’e uygun hareket edildiğinin gösterilmesiyle ilgili güvenceler, güvenlik tedbirleri ve mekanizmalar da dahil olmak üzere risklerin ele alınması hususunda öngörülen tedbirler.

  1. 40. maddede atıfta bulunulan onaylı davranış kurallarına ilgili kontrolörler veya işleyiciler tarafından uyum, söz konusu kontrolörler veya işleyiciler tarafından özellikle bir veri koruma etki değerlendirmesi amaçlarına yönelik olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin etkisinin değerlendirilmesi hususunda dikkate alınır.
  1. Uygun olduğu hallerde, kontrolör, ticari menfaatler veya kamu menfaatlerinin korunmasına ya da işleme faaliyetlerinin güvenliğine halel gelmeksizin, veri sahipleri veya temsilcilerinin amaçlanan işleme faaliyetine ilişkin görüşlerini alır.
  1. 6(1) maddesinin (c) veya (e) bendi uyarınca gerçekleştirilen bir işleme faaliyetinin Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devletin kanununda bir yasal dayanağının bulunduğu, söz konusu kanunun spesifik bir işleme faaliyeti veya bir dizi faaliyeti düzenlediği ve bir veri koruma etki değerlendirmesinin söz konusu yasal dayanağın kabulü bağlamında genel bir etki değerlendirmesinin parçası olarak halihazırda gerçekleştirilmiş olduğu hallerde, üye devletlerin işleme faaliyetlerinden önce böylesi bir değerlendirme yapılmasını gerekli görmemesi durumunda, 1 ila 7. paragraflar uygulanmaz.
  1. Gerekmesi halinde, en azından işleme faaliyetlerinin teşkil ettiği risk açısından bir değişiklik meydana geldiğinde, kontrolör işleme faaliyetinin veri koruma etki değerlendirmesi uyarınca gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini değerlendirmek üzere bir gözden geçirme gerçekleştirir.
Madde 36
Ön istişare
  1. 35. madde kapsamındaki bir veri koruma etki değerlendirmesi sonucunda kontrolör tarafından riskin azaltılması hususunda alınan tedbirlerin olmaması durumunda işleme faaliyetinin yüksek bir riske sebebiyet vereceğinin görüldüğü hallerde, kontrolör işleme faaliyetinden önce denetim makamına danışır.
  1. Kontrolörün riski yeterli şekilde tanımlamadığı veya azaltmadığı haller başta olmak üzere denetim makamının 1. paragrafta atıfta bulunulan amaçlanan işleme faaliyetinin bu Tüzük’ü ihlal edeceğini düşündüğü hallerde, denetim makamı, istişare talebinin alınmasından itibaren sekiz haftalık bir süre içerisinde, kontrolöre ve uygun olduğu hallerde işleyiciye, yazılı tavsiyede bulunur ve, 58. maddede atıfta bulunulan yetkilerinden herhangi birini kullanabilir. Bu süre, amaçlanan işleme faaliyetinin karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. Denetim makamı, gecikme sebepleri ile birlikte istişare talebinin alınmasından itibaren bir ay içerisinde herhangi bir süre uzatımı ile ilgili olarak kontrolörü ve, uygun olduğu hallerde, işleyiciyi bilgilendirir. Bu süreler, denetim makamı istişare amacıyla talep etmiş olduğu bilgileri elde edene kadar askıya alınabilir.
  1. 1. paragraf uyarınca denetim makamına danışılırken, kontrolör denetim makamına şunları sağlar:

(a)          uygun olduğu hallerde, kontrolör, ortak kontrolörler ve işleme faaliyetine müdahil işleyicilerin özellikle bir teşebbüsler grubu dahilindeki işleme faaliyetine yönelik sorumlulukları;

(b)          planlanan işleme amaçları ve yöntemleri;

(c)          veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunması amacı ile bu Tüzük uyarınca sağlanan tedbirler ve güvenceler;

(d)          uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;

(e)          35. maddede belirtilen veri koruma etki değerlendirmesi ve

(f)           denetim makamının talep ettiği diğer bilgiler.

  1. Üye devletler bir ulusal parlamento tarafından kabul edilecek bir yasama tedbiri teklifinin veya böylesi bir yasama tedbirine yönelik olarak işleme faaliyetine ilişkin bir düzenleme tedbirinin hazırlanması esnasında denetim makamına danışır.
  1. 1. paragrafa bakılmaksızın, üye devlet hukuku çerçevesinde sosyal koruma ve halk sağlığına ilişkin bir işleme faaliyeti de dahil olmak üzere kontrolör tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yürütülmesine yönelik olarak bir kontrol tarafından gerçekleştirilecek işleme faaliyeti ile alakalı olarak kontrolörlerin denetim makamına danışması ve ön onay alması gerekebilir.
Kesim 4
Veri koruma görevlisi
Madde 37
Veri koruma görevlisinin belirlenmesi
  1. Kontrolör ve işleyici aşağıdaki durumlarda her halükarda bir veri koruma görevlisi belirler:

(a)          işleme faaliyetinin kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket eden mahkemeler haricindeki bir kamu kuruluşu veya organı tarafından gerçekleştirilmesi;

(b)          kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin yapıları, kapsamları ve/veya amaçları gereği veri sahiplerinin düzenli ve sistematik bir şekilde büyük çaplı olarak izlenmesini gerektiren işleme faaliyetlerinden meydana gelmesi veya

(c)          kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin 9 maddesi uyarınca özel kategorilerdeki verilerin ve 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesinden meydana gelmesi.

  1. Bir veri koruma görevlisine her işletmeden kolay bir şekilde erişilebilmesi koşuluyla, bir teşebbüsler grubu tek bir veri koruma görevlisi belirleyebilir.
  1. Kontrolör veya işleyicinin bir kamu kuruluşu ya da organı olduğu hallerde, çeşitli kamu kuruluşları veya organların teşkilat yapısı dikkate alınarak, bunlara yönelik olarak tek bir veri koruma görevlisi belirlenebilir.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulanlar haricindeki durumlarda, kontrolör veya işleyici ya da birlikler ve kontrolör ya da işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bir veri koruma görevlisi belirleyebilir veya, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde gerektiği hallerde, bir veri koruma görevlisi belirler. Veri koruma görevlisi söz konusu birlikler ve kontrolörler ya da işleyicileri temsil eden diğer organlar adına hareket edebilir.
  1. Veri koruma görevlisi mesleki nitelikler ve, özellikle, veri koruma hukuku ve uygulamalarına ilişkin uzmanlık bilgisi ve 39. maddede atıfta bulunulan görevleri yerine getirme kabiliyetine dayalı olarak belirlenir.
  1. Veri koruma görevlisi kontrolör veya işleyicinin bir çalışanı olabilir veya görevlerini bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak yerine getirebilir.
  1. Kontrolör veya işleyici veri koruma görevlisinin irtibat bilgilerini yayımlar ve denetim makamına iletir.
Madde 38
Veri koruma görevlisinin konumu
  1. Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin tüm konulara uygun bir şekilde ve zamanında müdahil olmasını sağlar.
  1. Kontrolör ve işleyici 39. maddede atıfta bulunulan görevlerin gerçekleştirilmesi, kişisel veriler ile işleme faaliyetlerine erişilmesi ve uzmanlık bilgisinin aynı seviyede tutulması için gereken kaynakları sağlayarak bu görevlerin yerine getirilmesi hususunda veri koruma görevlisine destek verir.
  1. Kontrolör ve işleyici veri koruma görevlisinin bu görevlerin yerine getirilmesi ile ilgili olarak hiçbir talimat almamasını sağlar. Veri koruma görevlisi görevlerinin yerine getirilmesi nedeniyle kontrolör ya da işleyici tarafından işten çıkarılamaz veya cezalandırılamaz. Veri koruma görevlisi doğrudan kontrolör veya işleyicinin en üst yönetimine rapor verir.
  1. Veri sahipleri kişisel verilerinin işlenmesi ve bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı ile ilgili tüm hususlarla alakalı olarak veri koruma görevlisiyle irtibata geçebilir.
  1. Veri koruma görevlisi, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, görevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak sır saklama veya gizlilik ilkelerine bağlıdır.
  1. Veri koruma görevlisi başka görevleri ve vazifeleri de yerine getirebilir. Kontrolör veya işleyici söz konusu görev ve vazifelerin bir çıkar çatışmasına neden olmamasını sağlar.
Madde 39
Veri koruma görevlisinin görevleri
  1. Veri koruma görevlisinin en azından aşağıdaki görevleri bulunur:

(a)          kontrolör veya işleyici ile işleme faaliyetleri gerçekleştiren çalışanların bu Tüzük ile Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümleri uyarınca yükümlülükleri hususunda bilgilendirilmesi ve onlara tavsiyede bulunulması;

(b)          bu Tüzük’e, Birlik veya üye devletlerin diğer veri koruma hükümlerine uyumluluğu ve sorumlulukların verilmesi, işleme faaliyetlerine müdahil personelin bilinçlendirilmesi ve eğitimi ve ilgili denetimler de dahil olmak üzere kontrolör veya işleyicinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikalarına uyumluluğun izlenmesi;

(c)          talep üzerine veri koruma etki değerlendirmesine ilişkin tavsiyede bulunulması ve 35. madde uyarınca bu değerlendirmenin performansının izlenmesi;

(d)          denetim makamıyla işbirliği yapılması;

(e)          36. maddede atıfta bulunulan ön istişare de dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin konularda denetim makamına yönelik bir temas noktası olarak hareket edilmesi ve, uygun olduğu hallerde, diğer her türlü konu ile ilgili olarak danışılması.

  1. Veri koruma görevlisi, görevlerini yerine getirirken, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarını dikkate alarak, işleme faaliyetleri ile ilişkili riski göz önünde bulundurur.
Kesim 5
Davranış kuralları ve belgelendirme
Madde 40
Davranış kuralları
  1. Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, çeşitli işleme sektörlerinin spesifik özellikleri ve mikro, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin spesifik ihtiyaçlarını dikkate alarak, bu Tüzük’ün düzgün bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunması amaçlanan davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder.
  1. Birlikler ve kontrolör veya işleyici kategorilerini temsil eden diğer organlar bu Tüzük’ün aşağıdaki hususlarla alakalı olarak uygulanmasını belirlemek amacıyla davranış kuralları hazırlayabilir veya bu kuralları değiştirebilir ya da bunların kapsamını genişletebilir:

(a)          adil ve şeffaf veri işleme;

(b)          kontrolörler tarafından spesifik bağlamlarda gözetilen meşru menfaatler;

(c)          kişisel verilerin toplanması;

(d)          kişisel verilerde takma ad kullanımı;

(e)          kamuoyuna ve veri sahiplerine sağlanan bilgiler; (f) veri sahiplerinin haklarının kullanımı;

(g)          çocuklara sağlanan bilgiler ve çocukların korunması ve çocuklar üzerinde velayet hakkına sahip olanların rızasının alınma şekli;

(h)          24 ve 25. maddelerde atıfta bulunulan tedbirler ve usuller ile 32. maddede atıfta bulunulduğu üzere işleme faaliyetinin güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbirler.

(i)           kişisel veri ihlallerinin denetim makamlarına bildirimi ve söz konusu kişisel veri ihlallerinin veri sahiplerine iletilmesi;

(j)           üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarılması veya

(k)          veri sahiplerinin 77. ve 79. maddeler uyarınca haklarına halel gelmeksizin, kontrolörler ve veri sahipleri arasında ihtilafların çözümüyle ilgili mahkeme dışı işlemler ve diğer ihtilaf çözüm usulleri.

  1. Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan davranış kuralları ve bu maddenin 9. paragrafı uyarınca genel geçerliliğe sahip olunması hususuna 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından da 46(2) maddesinin (e) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde uygun güvenceler sağlanması amacı ile uyulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.
  1. Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan davranış kurallarında 41(1) maddesinde atıfta bulunulan organın, 55 veya 56. madde uyarınca yetkin denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, davranış kurallarını uygulamayı taahhüt eden kontrolörler veya işleyicilerin söz konusu hükümlere uyumluluğunu zorunlu olarak izlemesini sağlayan mekanizmalara yer verilir.
  1. Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan ve davranış kuralları hazırlamayı veya mevcut kuralları değiştirmeyi veya mevcut kuralların kapsamını genişletmeyi amaçlayan birlikler ve diğer organlar kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağı 55. madde uyarınca yetkin denetim makamına ibraz eder. Denetim makamı kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığı konusunda bir görüş sunar ve, yeteri kadar uygun güvenceleri sağladığını tespit etmesi durumunda, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin söz konusu taslağı onaylar.
  1. Kurallar veya değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağın 5. paragraf uyarınca onaylandığı hallerde ve ilgili davranış kurallarının çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olmadığı hallerde, denetim makamı kuralları tescil eder ve yayımlar.
  1. Davranış kurallarına ilişkin bir taslağın çeşitli üye devletlerdeki işleme faaliyetleri ile ilgili olduğu hallerde, 55. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı, kurallar, değişiklik ya da kapsam genişletmeye ilişkin taslağı onaylamadan önce, kurallar, değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığına veya, bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağlayıp sağlamadığına ilişkin bir görüş bildirecek söz konusu taslağı Kurul’a 63. maddede atıfta bulunulan usul çerçevesinde ibraz eder.
  1. 7. paragrafta atıfta bulunulan görüşün değişiklik veya kapsam genişletmeye ilişkin taslağın bu Tüzük’le uyumlu olduğu veya, 3. paragrafta atıfta bulunulan durumda, uygun güvenceler sağladığını teyit ettiği hallerde, Kurul görüşünü Komisyon’a sunar.
  1. Komisyon, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, bu maddenin 8. paragrafı uyarınca kendisine ibraz edilen onaylı davranış kuralları, değişiklik veya kapsam genişletmenin Birlik içerisinde genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde belirtilen inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
  1. Komisyon 9. paragraf uyarınca genel geçerliliğe sahip olduğuna karar verilen onaylı kuralların uygun şekilde ilan edilmesini sağlar.
  1. Kurul onaylı tüm davranış kuralları, değişiklikler ve kapsam genişletmelerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 41
Onaylı davranış kurallarının izlenmesi
  1. Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, 40. madde uyarınca davranış kurallarına uyumluluk kuralların konusu ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan ve bu amaca yönelik olarak yetkin denetim makamı tarafından akredite edilen bir organ tarafından izlenebilir.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bir organ, aşağıdaki özellikleri taşıması halinde, davranış kurallarına uyumluluğun izlenmesi amacı ile akredite edilebilir:

(a)          kuralların konusuna ilişkin bağımsızlığı ve uzmanlığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması;

(b)          ilgili kontrolörler ve işleyicilerin kuralları uygulamaya, bunların kuralların hükümlerine uyumluluğunu izlemeye ve uygulamasını düzenli olarak gözden geçirmeye uygunluğunu değerlendirmesini sağlayan usuller oluşturmuş olması;

(c)          kurallara veya kuralların bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olması ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olması ve

(d)          görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olması.

  1. Yetkin denetim makamı bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organın akreditasyonuna ilişkin taslak kriterleri 63. maddede atıfta bulunulan tutarlık mekanizması uyarınca Kurul’a ibraz eder.
  1. Yetkin denetim makamının görevleri ve yetkilerine ve Bölüm VIII’in hükümlerine halel gelmeksizin, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan bir organ, kuralların bir kontrolör veya işleyici tarafından ihlali halinde, uygun güvencelere tabi olarak, ilgili kontrolör veya işleyicinin kurallardan askıya alınması veya çıkarılması da dahil olmak üzere uygun işlemleri gerçekleştirir. Söz konusu organ böylesi işlemler ve bu işlemlerin gerçekleştirilme sebepleri hususunda yetkin denetim makamını bilgilendirir.
  1. Akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya organ tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı 1. paragrafta atıfta bulunulan bir organın akreditasyonunu kaldırır.
  1. Bu madde kamu kuruluşları ve organları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerine uygulanmaz.
Madde 42
Belgelendirme
  1. Üye devletler, denetim makamları, Kurul ve Komisyon, kontrolörler ve işleyiciler tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’le uyumluluğunun gösterilmesi amacıyla, özellikle Birlik düzeyinde, veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ve işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder. Mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin spesifik ihtiyaçları dikkate alınır.
  1. Bu Tüzük’e tabi kontrolörler veya işleyicilerin uygun hareket etmesine ek olarak, bu maddenin 5. paragrafı uyarınca onaylanan veri koruma belgelendirme mekanizmaları, mühürler ya da işaretler 46(2)

maddesinin (f) bendinde atıfta bulunulan koşullar uyarınca üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara kişisel veri aktarımları çerçevesinde 3. madde uyarınca bu Tüzük’e tabi olmayan kontroller veya işleyiciler tarafından sağlanan uygun güvencelerin var olduğunun gösterilmesi amacıyla oluşturulabilir. Söz konusu kontrolörler veya işleyiciler, veri sahiplerinin hakları ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere uygun güvenceleri uygulamak üzere sözleşmeye bağlı veya diğer bağlayıcı belgeler vasıtasıyla bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütlerde bulunur.

  1. Belgelendirme gönüllülük esasına dayanır ve şeffaf bir süreç vasıtasıyla sağlanır.
  1. Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme kontrolör ya da işleyicinin bu Tüzük’e uyma sorumluluğunu azaltmaz ve bu belgelendirme ile 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamlarının görevleri ve yetkilerine halel gelmez.
  1. Bu madde uyarınca sağlanan bir belgelendirme 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından 58(3) madde uyarınca söz konusu yetkin denetim makamı veya
  2. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak sağlanır. Kriterlerin Kurul tarafından onaylandığı hallerde, ortak bir belgelendirme olan Avrupa Veri Koruma Mührü verilebilir.
  1. İşleme faaliyetlerini belgelendirme mekanizmasına sunan kontrolör veya işleyici belgelendirme usulünün gerçekleştirilmesi için gereken tüm bilgiler ve işleme faaliyetlerine erişimi 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organına veya, uygun olduğu hallerde, yetkin denetim makamına sağlar.
  1. Belgelendirme bir kontrolör veya işleyiciye azami üç yıllık bir süre için sağlanır ve, ilgili gerekliliklerin yerine getirilmesine devam edilmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir. Belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme, uygun olduğu hallerde, 43. maddede atıfta bulunulan belgelendirme organları veya yetkin denetim makamı tarafından geri çekilebilir.
  1. Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
Madde 43
Belgelendirme organları
  1. Yetkin denetim makamının 57 ve 58. maddeler kapsamındaki görevleri ve yetkilerine halel gelmeksizin, veri koruma ile ilgili uygun bir uzmanlık seviyesine sahip olan belgelendirme organları, gerekmesi halinde 58(2) maddesinin (h) bendi uyarınca yetkilerinin kullanılmasını sağlamak üzere denetim makamını bilgilendirdikten sonra, belgelendirme sağlar ve belgelendirmeyi yeniler. Üye devletler bu belgelendirme organlarının aşağıdakilerin biri veya her ikisi tarafından akredite edilmesini sağlar:

(a)          55 veya 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamı;

(b)          EN-ISO/IEC 17065/2012’ye uygun olarak (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü2 uyarınca ve 55 ya da 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından belirlenen ek gereklilikler uyarınca tayin edilen ulusal akreditasyon organı.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, ancak aşağıdaki özellikleri taşımaları

2 Ürünlerin pazarlanması ile ilgili akreditasyon ve pazar gözetimi gerekliliklerini belirleyen ve (AET) 339/93 sayılı Tüzük’ü yürürlükten kaldıran 9 Temmuz 2008 tarihli ve (AT) 765/2008 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü (ABRG L 218, 13.8.2008, s. 30).

halinde, bu paragraf uyarınca akredite edilir:

(a)          belgelendirme konusuna ilişkin bağımsızlıkları ve uzmanlıklarını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları;

(b)          42(5) maddesinde atıfta bulunulan ve 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere riayet etmeyi taahhüt etmiş olmaları;

(c)          veri koruma belgelendirmesi, mühürleri ve işaretlerinin verilmesi, düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi ve geri çekilmesine ilişkin usuller oluşturmuş olmaları;

(d)          belgelendirme veya belgelendirmenin bir kontrolör ya da işleyici tarafından uygulanmış olma veya uygulanma şekline ilişkin ihlallere yönelik şikayetlerin ele alınması hususunda usuller ve yapıları oluşturmuş olmaları ve bu usuller ile yapıları veri sahipleri ile kamuoyuna şeffaf hale getirmiş olmaları ve

(e)          görev ve vazifelerinin bir çıkar çatışmasına neden olmadığını yetkin denetim makamını tatmin edecek şekilde göstermiş olmaları.

  1. Belgelendirme organlarının bu maddenin 1 ve 2. bentlerinde atıfta bulunulan şekilde akreditasyonu 55 veya 56. madde uyarınca yetkin olan denetim makamı tarafından veya 63. madde uyarınca Kurul tarafından onaylanan kriterlere dayalı olarak gerçekleşir. Bu maddenin 1. paragrafının (b) bendi uyarınca akreditasyon yapılması halinde, bu gereklilikler (AT) 765/2008 sayılı Tüzük’te öngörülen gereklilikleri ve belgelendirme organlarının yöntemleri ve usullerinin açıklandığı teknik kuralları tamamlar.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları, kontrolör veya işleyicinin bu Tüzük’e uyum sorumluluğuna halel gelmeksizin, belgelendirmeyle sonuçlanan uygun bir değerlendirmeden veya söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesinden sorumludur. Akreditasyon azami beş yıllık bir süre için verilir ve, belgelendirme organının bu maddede ortaya konan gereklilikleri yerine getirmesi koşuluyla, aynı koşullar altında, yenilenebilir.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan belgelendirme organları talep edilen belgelendirmenin verilmesi veya geri çekilmesine ilişkin sebepleri yetkin denetim makamına sağlar.
  1. Bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gereklilikler ve 42(5) maddesinde atıfta bulunulan kriterler denetim makamı tarafından kolayca erişilebilecek bir formatta kamuya açıklanır. Denetim makamları da bu gereklilikleri ve kriterleri Kurula iletir. Kurul tüm belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürlerini bir sicilde toplar ve uygun yollarla kamuoyuna açıklar.
  1. Bölüm VIII’e halel gelmeksizin, akreditasyon koşullarının yerine getirilmemesi veya artık yerine getirilmemesi halinde veya bir belgelendirme organı tarafından gerçekleştirilen eylemlerin bu Tüzük’ü ihlal ettiği hallerde, yetkin denetim makamı veya ulusal akreditasyon organı bu maddenin 1. paragrafı uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu kaldırır.
  1. Komisyon 42(1) maddesinde atıfta bulunulan veri koruma belgelendirme mekanizmalarına yönelik olarak gerekliliklerin belirtilmesi amacıyla 92. madde uyarınca yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etmeye yetkindir.
  1. Komisyon belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretleri ve belgelendirme mekanizmaları, mühürleri ve işaretlerinin tanıtılması ve tanınmasıyla ilgili mekanizmalara ilişkin teknik standartların belirlendiği uygulama tasarrufları kabul edebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
BÖLÜM V
Üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara veri aktarımları
Madde 44
Genel aktarım ilkesi

Üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasının ardından işlenen veya işlenmesi amaçlanan kişisel verilerin aktarılması, üçüncü ülkeden veya uluslararası bir kuruluştan başka bir üçüncü ülke veya başka bir uluslararası kuruluşa yönelik transit aktarımlar da dahil olmak üzere, ancak, bu Tüzük’ün diğer hükümlerine tabi olarak, bu Bölüm’de belirtilen koşullara kontrolör ve işleyici tarafından uyulması halinde gerçekleşir. Bu Tüzük ile temin edilen gerçek kişilere yönelik koruma düzeyine zarar verilmemesinin sağlanması amacı ile bu bölümdeki tüm hükümler uygulanır.

Madde 45
Bir yeterlilik kararına dayalı olarak yapılan aktarımlar
  1. Komisyonun bir üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün ya da uluslararası bir kuruluşun yeterli düzeyde bir koruma sağladığına karar verdiği hallerde, bu ülke veya uluslararası kuruluşa yönelik bir kişisel veri aktarımı gerçekleşebilir. Böylesi bir aktarım için spesifik bir onay gerekmez.
  1. Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirirken, özellikle aşağıdaki hususları dikkate alır:

(a)          hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı, kamu güvenliği, savunma, milli güvenlik ve ceza hukuku ile kamu kuruluşlarının kişisel verilere erişimi de dahil olmak üzere hem genel hem de sektörel mevzuatın yanı sıra söz konusu mevzuatın uygulanması, bir ülke veya uluslararası kuruluşta toplanan kişisel verilerin başka bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşa transit aktarımına yönelik kurallar da dahil olmak üzere veri koruma kuralları, mesleki kurallar ve güvenlik tedbirleri, içtihadın yanı sıra etkili ve uygulanabilir veri sahibi hakları ile kişisel verileri aktarılmakta olan veri sahiplerine yönelik etkili idari ve adli tazmin;

(b)          üçüncü ülkede bulunan veya bir uluslararası kuruluşun tabi olduğu ve yeterli uygulatma yetkileri dahil olmak üzere veri koruma kurallarına uyumluluk sağlanması ve sağlatılması, haklarının kullanımı hususunda veri sahiplerine destek olunması ve tavsiyede bulunulması ve üye devletlerin denetim makamları ile işbirliği yapılmasından sorumlu olan bir veya daha fazla sayıda bağımsız denetim makamının varlığı ve etkili bir şekilde işlev göstermesi ve

(c)          ilgili üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşun altına girdiği uluslararası taahhütler veya yasal bağlayıcılığı olan sözleşmeler veya belgelerin yanı sıra kişisel verilerin korunması ile ilgili olanlar başta olmak üzere çok taraflı veya bölgesel sistemlere katılımından kaynaklanan diğer yükümlülükler.

  1. Komisyon, koruma düzeyinin yeterliliğini değerlendirdikten sonra, uygulama tasarrufu vasıtasıyla, bir üçüncü ülke, söz konusu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında yeterli bir koruma düzeyi sağladığına

karar verebilir. Uygulama tasarrufunda en az dört yılda bir gerçekleştirilen ve üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki ilgili tüm gelişmelerin dikkate alındığı düzenli bir gözden geçirme mekanizması sağlanır. Uygulama tasarrufunda bu mekanizmanın bölgesel ve sektörel uygulaması belirtilir ve, uygun olduğu hallerde, bu maddenin 2. paragrafının (b) bendinde atıfta bulunulan denetim makamı veya makamları tanımlanır. Bu uygulama tasarrufu 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.

  1. Komisyon, üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlarda meydana gelen ve bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kabul edilen kararların ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak kabul edilen kararların işleyişini etkileyebilecek olan gelişmeleri sürekli olarak izler.
  1. Özellikle bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan gözden geçirmenin ardından, mevcut bilgilerin üçüncü bir ülke, bu ülke içerisindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektörün veya bir uluslararası kuruluşun bu maddenin 2. paragrafı bağlamında artık yeterli bir koruma düzeyi sağlamadığını göstermesi durumunda, Komisyon geriye dönük etkisi olmayan uygulama tasarrufları vasıtasıyla bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan kararı gereken ölçüde yürürlükten kaldırır, değiştirir veya askıya alır. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.

Usulüne uygun şekilde gerekçelendirilmiş zorunlu acil nedenlerle, Komisyon 93(3) maddesinde atıfta bulunulan usul uyarınca uygulanabilir uygulama tasarruflarını gecikmeksizin kabul eder.

  1. Komisyon, 5. paragraf uyarınca verilen karara sebebiyet veren durumun düzeltilmesi amacı ile üçüncü ülke veya uluslararası kuruluşla istişarelere başlar.
  1. Bu maddenin 5. paragrafı uyarınca verilen bir karar ile üçüncü ülke veya söz konusu üçüncü ülke dahilindeki bir bölge veya bir ya da daha fazla sayıda sektör ya da söz konusu uluslararası kuruluşa ilişkin kişisel verilerin 46 ila 49. maddeler uyarınca aktarılmasına halel gelmez.
  1. Komisyon yeterli düzeyde bir korumanın sağlandığı veya artık sağlanmadığına karar verdiği üçüncü ülkeler, bir üçüncü ülke içerisindeki bölgeler ve sektörler ile uluslararası kuruluşları Avrupa Birliği Resmi Gazetesi ve web sitesinde yayımlar.
  1. 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, bu maddenin 3 veya 5. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 46
Uygun güvencelere tabi olarak yapılan aktarımlar
  1. 45(3) maddesi uyarınca alınan bir karar olmaması halinde, ancak bir kontrolör veya işleyicinin uygun güvenceler sağlamış olması halinde ve uygulanabilir veri sahibi hakları ve veri sahiplerine yönelik etkili kanun yollarının mevcut olması koşuluyla, söz konusu kontrolör veya işleyici bir üçüncü ülke veya uluslararası bir kuruluşa kişisel veri aktarabilir.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, bir denetim makamından spesifik bir onay alınmasına gerek olmaksızın, aşağıdakilerle sağlanabilir:

(a)          kamu kuruluşları veya organları arasında yasal bağlayıcılığı bulunan ve uygulanabilir bir belge;

(b)          47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kurallar;

(c)          93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca Komisyon tarafından kabul edilen standart veri koruma şartları;

(d)          93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca bir denetim makamı tarafından kabul edilen ve Komisyon tarafından onaylanan standart veri koruma şartları;

(e)          40. madde uyarınca onaylı davranış kuralları ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri veya

(f)           42. madde uyarınca onaylı bir belgelendirme mekanizması ile birlikte üçüncü ülkedeki kontrolör veya işleyicinin veri sahibinin hakları ile ilgili de olmak üzere uygun güvenceler uygulamaya ilişkin bağlayıcı ve uygulanabilir taahhütleri.

  1. yetkin denetim makamından alınan yetkiye tabi olarak, 1. paragrafta atıfta bulunulan uygun güvenceler, öncelikle, aşağıdakilerle de sağlanabilir:

(a)          kontrolör veya işleyici ile üçüncü ülke ya da uluslararası kuruluştaki kişisel veri kontrolörü, işleyicisi ya da alıcısı arasındaki sözleşme maddeleri veya

(b)          kamu kuruluşları ya da organları arasındaki idari düzenlemelere eklenecek olan uygulanabilir ve etkili veri sahibi haklarını kapsayan hükümler.

  1. Denetim makamı, bu maddenin 3. paragrafında atıfta bulunulan hallerde 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasını uygular.
  1. 95/46/AT sayılı Direktif’in 26(2) maddesine dayalı olarak bir üye devlet veya denetim makamı tarafından verilen yetkiler, gerektiğinde söz konusu denetim makamı tarafından değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar geçerliliğini korur. 95/46/AT sayılı Direktif’in 26(4) maddesine dayalı olarak Komisyon tarafından kabul edilen kararlar, gerektiğinde bu maddenin 2. paragrafı uyarınca kabul edilen bir Komisyon Kararı ile değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.
Madde 47
Bağlayıcı kurumsal kurallar
  1. yetkin denetim makamı, aşağıdaki koşulları sağlamaları durumunda, bağlayıcı kurumsal kuralları 63. maddede ortaya konan tutarlılık mekanizması uyarınca onaylar:

(a)          çalışanları da dahil olmak üzere ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ilgili her üyesi açısından yasal bağlayıcılığının olması, bu üyelere uygulanması ve bu üyeler tarafından yürütülmesi;

(b)          veri sahiplerine kişisel verilerinin işlenmesi ile ilgili olarak uygulanabilir hakları açık bir şekilde vermesi ve

(c)          2. paragrafta belirtilen gereklilikleri yerine getirmesi.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan bağlayıcı kurumsal kurallarda en azından aşağıdakiler belirtilir:

(a)          ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun ve her

üyesinin yapısı ve irtibat bilgileri;

(b)          kişisel veri kategorileri, işleme türü ve amaçları, etkilenen veri sahiplerinin türü ve söz konusu üçüncü ülke veya ülkelere ilişkin açıklama da dahil olmak üzere veri aktarımları veya aktarım dizisi;

(c)          bunların hem içsel hem de dışsal olarak hukuki bağlayıcılık yapısı;

(d)          amaç sınırlaması, verilerin en alt düzeye indirilmesi, sınırlı saklama süreleri, veri kalitesi, özel ve olağan veri koruması, işleme faaliyetine yönelik yasal dayanak, özel kategorilerdeki kişisel verilerin işlenmesi başta olmak üzere genel veri koruma ilkeleri, veri güvenliğinin sağlanmasına ilişkin tedbirler ve bağlayıcı kurumsal kurallara bağlı bulunmayan organlara transit aktarımlara ilişkin gerekliliklerin uygulanması;

(e)          22. madde uyarınca profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı kararlara tabi olmama hakkı, 79. madde uyarınca üye devletlerin yetkin denetim makamına ve yetkin mahkemelerine şikayette bulunma ve tazminat alma hakkı ve, uygun olduğu hallerde, bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bir ihlalde dolayı tazminat hakkı da dahil olmak üzere veri sahiplerinin işleme faaliyetine ilişkin hakları ve bu hakları kullanma yöntemleri;

(f)           bir üye devletin topraklarında kurulu kontrolör veya işleyicinin Birlik içerisinde kurulu olmayan herhangi bir üye tarafından bağlayıcı kurumsal kuralların ihlal edilmesi hususunda yükümlülüğü üstüne alması; kontrolör veya işleyici, ancak üyenin zarara neden olan olaydan sorumlu

olmadığını kanıtlaması durumunda, bu yükümlülükten tamamen veya kısmen muaf tutulur;

(g)          bu paragrafın (d), (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan hükümler başta olmak üzere bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin bilgilerin 13 ve 14. maddelere ek olarak veri sahiplerine nasıl sağlandığı;

(h)          37. madde uyarınca belirlenen herhangi bir veri koruma görevlisinin ya da ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun izlenmesinin yanı sıra eğitimin izlenmesi ve şikayetlerin ele alınmasından sorumlu olan diğer kişiler veya kuruluşların görevleri;

(i)           şikayet usulleri;

(j)           ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde bağlayıcı kurumsal kurallara uyumluluğun doğrulanmasının sağlanmasına yönelik mekanizmalar. Söz konusu mekanizmalar veri sahibinin haklarının korunmasına yönelik düzeltici eylemlerin sağlanmasına ilişkin veri koruma denetimleri ve yöntemlerini kapsar. Söz konusu doğrulamanın sonuçları (h) bendinde atıfta bulunulan kişi veya kuruluşa ve ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun ya da bir işletmeler grubunun denetleyici teşebbüsünün yönetim kuruluna iletilir ve talep üzerine yetkin denetim makamına sağlanmalıdır;

(k)          kurallara ilişkin değişikliklerin raporlanması ve kaydedilmesi ile bu değişikliklerin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar;

(l)           özellikle (j) bendinde atıfta bulunulan tedbirlere ilişkin doğrulamaların sonuçlarının denetim makamına sağlanması suretiyle, ortak bir faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun herhangi bir üyesinin uyumluluğunu sağlamak üzere denetim makamı ile kurulan işbirliği mekanizması;

(m)         ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubunun veya bir işletmeler grubunun bir üyesinin üçüncü bir ülkede tabi olduğu ve bağlayıcı kurumsal kuralların sağladığı teminatlar açısından kayda değer bir olumsuz etkisinin bulunmasının muhtemel olduğu yasal gerekliliklerin yetkin denetim makamına raporlanmasına ilişkin mekanizmalar ve

(n)          kişisel verilere daimi veya geçici olarak erişimi bulunan personele uygun veri koruma eğitimi.

  1. Komisyon kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bu madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usulleri belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 48
Birlik hukuku çerçevesinde yetkilendirilmeyen aktarımlar veya açıklamalar

Bir kontrolör veya işleyicinin kişisel verileri aktarmasının veya açıklamasının istendiği herhangi bir mahkeme veya kurul kararı ve üçüncü bir ülkenin idari bir makamının herhangi bir kararı, bu Bölüm uyarınca diğer aktarım gerekçelerine halel gelmeksizin, ancak talepte bulunan üçüncü ülke ve Birlik ya da bir üye devlet arasında yürürlükte bulunan bir karşılıklı hukuki yardım antlaşması gibi bir uluslararası anlaşmaya dayanması halinde, herhangi bir şekilde tanınabilir veya uygulanabilir.

Madde 49
Spesifik durumlara yönelik derogasyonlar
  1. 45(3) maddesi uyarınca bir yeterlilik kararı veya bağlayıcı kurumsal kurallar da dahil olmak üzere 46. madde uyarınca uygun güvenceler olmaması durumunda, kişisel verilerin veya bir kişisel veri dizisinin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılması ancak aşağıdaki durumların birinde gerçekleşir:

(a)          veri sahibinin, bir yeterlilik kararı ve uygun güvencelerin bulunmaması nedeniyle söz konusu aktarımların kendisine yönelik risklerin haberdar edilmesinin ardından, önerilen aktarıma açık bir şekilde rıza göstermesi;

(b)          aktarımın veri sahibi ile kontrolör arasındaki bir sözleşmenin yürütülmesi veya veri sahibinin talebiyle alınan sözleşme öncesi tedbirlerin uygulanması açısından gerekli olması;

(c)          aktarımın kontrolör ile başka bir gerçek veya tüzel kişi arasında veri sahibi yararına yapılan bir sözleşmenin imzalanması veya yürütülmesi açısından gerekli olması;

(d)          aktarımın kamu yararına ilişkin önemli sebeplerden dolayı gerekli olması;

(e)          aktarımın yasal iddialarda bulunulması, bu iddiaların uygulanması veya savunulması açısından gerekli olması;

(f)           veri sahibinin fiziksel veya hukuki olarak rıza veremeyecek durumda olması halinde, aktarımın veri sahibi veya diğer kişilerin hayati menfaatlerinin korunması açısından gerekli olması;

(g)          aktarımın Birlik veya üye devlet hukukuna göre kamuoyuna bilgi sağlanmasının amaçlandığı ve genel olarak kamuoyu veya meşru bir menfaati gösterebilen herhangi bir kişi tarafından, ancak Birlik veya

üye devlet hukuku çerçevesinde istişareye yönelik olarak ortaya konan koşullar ilgili durumda yerine getirildiği ölçüde, istişareye açık olan bir sicilden yapılması.

Bir aktarımın bağlayıcı kurumsal kurallara ilişkin hükümler de dahil olmak üzere 45 veya 46. maddedeki bir hükme dayanmadığı ve bu paragrafın ilk alt paragrafında atıfta bulunulan spesifik bir duruma ilişkin derogasyonların herhangi birine uygulanabilir olmadığı hallerde, ancak aktarımın yinelemeli olmaması, yalnızca sınırlı sayıda veri sahibini ilgilendirmesi, kontrolör tarafından gözetilen ve veri sahibinin menfaatleri veya hakları ile özgürlüklerinin ağır basmadığı zorlayıcı meşru menfaatler doğrultusunda gerekli olması ve kontrolörün veri aktarımı ile ilgili tüm durumları değerlendirmiş olması ve bu değerlendirmeye dayalı olarak kişisel verilerin korunması ile ilgili uygun güvenceler sağlamış olması durumunda, üçüncü bir ülke veya uluslararası bir kuruluşa yönelik bir aktarım gerçekleşebilir. Kontrolör denetim makamını aktarım hususunda bilgilendirir. Kontrolör, 13 ve 14. maddelerde atıfta bulunulan bilgilerin sağlanmasına ek olarak, veri sahibini aktarım ve gözetilen zorlayıcı meşru menfaatler hususunda bilgilendirir.

  1. 1. paragrafın ilk alt paragrafının (g) bendi uyarınca yapılacak bir aktarımda sicilde bulunan tüm kişisel verilere veya tüm kişisel veri kategorilerine yer verilmez. Sicilin meşru bir menfaati bulunan kişilerin istişaresine yönelik hallerde, yalnızca bu kişilerin talebi üzerine veya bu kişilerin alıcı olması halinde, aktarım yapılır.
  1. 1. paragrafın ilk alt paragrafının (a), (b) ve (c) bentleri ve ikinci alt paragrafı kamu yetkilerinin kullanımı hususunda kamu kuruluşları tarafından gerçekleştirilen faaliyetlere uygulanmaz.
  1. 1. paragrafın ilk alt paragrafının (d) bendinde atıfta bulunulan kamu yararı Birlik hukukunda veya kontrolörün tabi olduğu üye devlet hukukunda tanınır.
  1. Bir yeterlilik kararı olmaması durumunda, Birlik veya üye devlet hukukunda, önemli kamu yararı sebeplerinden dolayı, spesifik kategorilerdeki kişisel verilerin üçüncü bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa aktarılmasına ilişkin sınırlar açık bir şekilde konabilir. Üye devletler söz konusu hükümleri Komisyon’a bildirir.
  1. Kontrolör veya işleyici değerlendirmenin yanı sıra bu maddenin 1. paragrafının ikinci alt paragrafında atıfta bulunulan uygun güvenceleri 30. maddede atıfta bulunulan kayıtlarda belgelendirir.
Madde 50
Kişisel verilerin korunmasına yönelik uluslararası işbirliği

Üçüncü ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ile ilgili olarak, Komisyon ve denetim makamları şunlara yönelik uygun adımları atar:

(a)          kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın etkili bir şekilde uygulanmasının kolaylaştırılması için uluslararası işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi;

(b)          kişisel veriler ve diğer temel haklar ile özgürlüklerin korunmasına yönelik uygun güvencelere tabi olarak, bildirim, şikayet yönlendirme, soruşturma desteği ve bilgi alışverişi de dahil olmak üzere  kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanması hususunda karşılıklı uluslararası yardım sağlanması;

(b) ilgili paydaşların kişisel verilerin korunmasına yönelik mevzuatın uygulanmasına ilişkin uluslararası

işbirliğinin ilerletilmesiyle ilgili görüşmeler ve faaliyetlere dahil edilmesi;

(d) üçüncü ülkelerle yargı yetkisine ilişkin olarak yaşanan anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere kişisel veri koruma mevzuatı ve uygulamasının paylaşımı ve belgelendirmesinin teşvik edilmesi.

BÖLÜM VI
Bağımsız denetim makamları
Kesim 1
Bağımsız statü
Madde 51
Denetim makamı
  1. Her üye devlet, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili temel hakları ve özgürlüklerini korumak ve Birlik içerisinde kişisel verilerin serbest akışını kolaylaştırmak üzere, bir ya da daha fazla sayıda bağımsız kamu kuruluşunun bu Tüzük’ün uygulamasının izlenmesinden sorumlu olmasını sağlar (’denetim makamı’).
  1. Her denetim makamı bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunur. Bu amaç doğrultusunda, denetim makamları Bölüm VII uyarınca birbirleriyle ve Komisyon ile işbirliği yapar.
  1. Bir üye devlette birden fazla denetim makamının kurulduğu hallerde, söz konusu üye devlet bu makamları Kurul’da temsil edecek denetim makamını tayin eder ve diğer makamların 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına ilişkin kurallara uyumluluğunu sağlayacak mekanizmayı ortaya koyar.
  1. Her üye devlet bu Bölüm uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 52
Bağımsızlık
  1. Her denetim makamı bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken tamamen bağımsız olarak hareket eder.
  1. Her denetim makamının üyesi veya üyeleri, bu Tüzük uyarınca görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken, doğrudan veya dolaylı dış etkilerden bağımsız hareket eder ve hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz veya talimat almaz.
  1. Her denetim makamının üyesi veya üyeleri görevlerine uygun olmayan eylemlerden kaçınır ve, görev

süreleri boyunca, maddi getirisi olsun ya da olmasın, bu göreve uygun olmayan hiçbir işle iştigal etmez.

  1. Her üye devlet karşılıklı yardım, işbirliği ve Kurul’a katılım bağlamında gerçekleştirilecek olanlar da dahil olmak üzere görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri ve yetkilerini etkili bir şekilde kullanabilmeleri için gereken insan kaynağı, teknik ve mali kaynaklar, binalar ve altyapının her denetim makamına sağlanmasını temin eder.
  1. Her üye devlet her denetim makamının üyesi veya üyelerinin münhasır yönlendirmesine tabi olacak personelini ilgili denetim makamının kendi seçmesini ve bu makamın kendi personelinin olmasını sağlar.
  1. Her üye devlet her denetim makamının bağımsızlığını etkilemeyen bir mali kontrole tabi olmasını ve genel devlet bütçesi veya ulusal bütçenin parçası olabilecek ayrı yıllık kamu bütçelerinin bulunmasını sağlar.
Madde 53
Denetim makamının üyeleriyle ilgili genel koşullar
  1. Üye devletler denetim makamlarının her üyesinin aşağıdaki taraflarca şeffaf bir usul vasıtasıyla tayin edilmesini sağlar:

—           parlamentoları;

—           hükümetleri;

—           Devlet başkanları veya

—           üye devlet hukuku çerçevesinde atama yetkisi verilen bağımsız bir organ.

  1. Her üye, özellikle kişisel verilerin korunması alanında, görevlerinin yerine getirilmesi ve yetkilerinin kullanılması için gereken nitelikler, deneyim ve becerilere sahiptir.
  1. Bir üyenin görevleri, ilgili üye devlet hukuku uyarınca görev süresinin sona ermesi, istifa etmesi veya emekli edilmesi halinde sona erer.
  1. Bir üye ancak ağır suiistimal hallerinde veya görevlerinin yerine getirilmesi için gereken koşulları artık yerine getirmemesi durumunda görevden alınır.
Madde 54
Denetim makamının kurulmasına ilişkin kurallar
  1. Her üye devlet, aşağıdakilerin tamamını kanunla sağlar:

(a)          her denetim makamının kurulması;

(b)          her denetim makamının üyesi olarak tayin edilmek için gereken nitelikler ve uygunluk koşulları;

(c)          her denetim makamının üyesi veya üyelerinin tayin edilmesine ilişkin kurallar ve usuller;

(c) aşamalı bir atama usulü vasıtasıyla denetim makamının bağımsızlığının korunması için gerekmesi durumunda, 24 Mayıs 2016 tarihinden sonra yapılacak ve bir kısmı daha kısa bir süre boyunca

geçerli olabilecek ilk atama haricinde, her denetim makamının üyesi veya üyeleriyle ilgili olarak en az dört yıl olacak görev süresi;

(e)          her denetim makamının üyesi veya üyelerinin yeniden tayin edilip edilemeyeceğı ve, tayin edilmeleri halinde, kaç dönem tayin edilebileceği;

(f)           her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personelinin yükümlülükleri, görev süresi esnasında ve sonrasında üyelikle bağdaşmayan eylemler, meslekler ve menfaatlere ilişkin yasakları düzenleyen koşullar ve göreve son verilmesini düzenleyen kurallar.

  1. Her denetim makamının üyesi veya üyeleri ile personeli, Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca, hem görev süreleri esnasında hem de sonrasında, görevlerinin yerine getirilmesi veya yetkilerinin kullanımı esnasında öğrendikleri gizli bilgiler ile ilgili olarak bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne tabidir. Görev süreleri boyunca, söz konusu mesleki gizlilik yükümlülüğü özellikle gerçek kişilerin bu Tüzük’e ilişkin ihlaller ile ilgili bildirimlerine uygulanır.
Kesim 2
Yetkinlik, görevler ve yetkiler
Madde 55
Yetkinlik
  1. Her denetim makamı, bu Tüzük uyarınca kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesi ve yetkilerin kullanımı hususunda kendi üye devletinin topraklarında yetkindir.
  1. İşleme faaliyetinin kamu kuruluşları veya 6(1) maddesinin (c) veya (e) bendine dayalı olarak hareket eden özel organlar tarafından gerçekleştirildiği hallerde, ilgili üye devletin denetim makamı yetkindir. Bu hallerde, 56. madde uygulanmaz.
  1. Denetim makamları kendi yargı yetkileri çerçevesinde hareket eden mahkemelerin işleme faaliyetlerini denetlemeye yetkin değildir.
Madde 56
Baş denetim makamının yetkinliği
  1. 55. maddeye halel gelmeksizin, kontrolör veya işleyicinin ana işletmesinin veya tek işletmesinin denetim makamı söz konusu kontrolör veya işleyici tarafından 60. maddede sağlanan usul uyarınca gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak baş denetim makamı şeklinde hareket etmeye yetkindir.
  1. 1. paragrafa istisna olarak, her denetim makamı, konunun yalnızca kendi üye devletindeki bir işletmeyle ilgili olması veya yalnızca kendi üye devletindeki veri sahiplerini kayda değer ölçüde etkilemesi halinde, kendisine yapılan bir şikayetin veya bu Tüzük’e ilişkin olası bir ihlalin ele alınması hususunda yetkindir.
  1. Bu maddenin 2. paragrafında atıfta bulunulan hallerde, denetim makamı baş denetim makamını bu konuyla ilgili olarak herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin bilgilendirir. Baş denetim makamı, bilgilendirildikten itibaren üç haftalık bir süre içerisinde, üye devlette denetim makamının kendisi hakkında bilgilendirdiği bir kontrolör veya işleyici işletmesi bulunup bulunmadığını dikkate alarak, 60. maddede sağlanan usul uyarınca hususu ele alıp almayacağına karar verir.
  1. Baş denetim makamının hususu ele almaya karar verdiği hallerde, 60. maddede sağlanan usul uygulanır. Baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bir karar taslağını baş denetim makamına sunabilir. Baş denetim makamı, 60(3) maddesinde atıfta bulunulan karar taslağını hazırlarken, bu taslağı önemle göz önünde bulundur.
  1. Baş denetim makamının hususu ele almamaya karar verdiği hallerde, baş denetim makamını bilgilendiren denetim makamı bu hususu 61 ve 62. maddelere göre ele alır.
  1. Baş denetim makamı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen sınır ötesi işleme faaliyetlerine yönelik olarak söz konusu kontrolör veya işleyicinin tek muhatabıdır.
Madde 57
Görevler
  1. Bu Tüzük çerçevesinde ortaya konan diğer görevlere halel gelmeksizin, her denetim makamı kendi topraklarında:

(a)          bu Tüzük’ün uygulanmasını izler ve yürütür;

(b)          halkın işleme faaliyeti ile ilgili riskler, kurallar, güvenceler ve haklara yönelik bilinci ve anlayışını geliştirir.

Özellikle çocuklara yönelik faaliyetlere özel alaka gösterilir;

(c)          üye devlet hukuku uyarınca, işleme faaliyeti ile ilgili olarak gerçek kişilerin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin yasal ve idari tedbirler hususunda ulusal parlamento, hükümet ve diğer  kuruluşlar ile organlara tavsiyede bulunur;

(d)          bu Tüzük kapsamındaki yükümlülükleri hususunda kontrolörler ve işleyicileri bilinçlendirir;

(e)          talep üzerine, herhangi bir veri sahibine bu Tüzük kapsamındaki haklarının kullanımı hususunda bilgi sağlar ve, uygun olduğu hallerde, bu amaçla diğer üye devletlerdeki denetim makamları ile işbirliği yapar.

(f)           80. madde uyarınca bir veri sahibi veya bir organ, kuruluş ya da bir birlik tarafından yapılan şikayetleri ele alır ve şikayetin konusunu, uygun olduğu ölçüde, soruşturur ve özellikle daha ayrıntılı soruşturma ya da başka bir denetim makamı ile koordinasyonun gerekmesi durumunda, şikayet sahibini soruşturmanın ilerlemesi ve sonucu konusunda makul bir süre içerisinde bilgilendirir;

(g)          bu Tüzük’ün uygulanması ve yürütülmesine ilişkin tutarlılık sağlanması amacıyla, diğer denetim makamlarıyla bilgi paylaşımı da dahil olmak üzere işbirliği yapar ve diğer denetim makamlarına karşılıklı destek sağlar;

(h)          başka bir denetim makamı veya başka bir kamu kuruluşundan alınan bilgilere dayalı da olmak üzere, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin soruşturmalar yürütür;

(i)           kişisel verilerin korunmasına bir etkileri bulunduğu sürece, bilgi ve iletişim teknolojileri ve ticari uygulamaların gelişimi başta olmak üzere ilgili gelişmeleri izler;

(j)           28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart sözleşmeye bağlı maddeleri kabul eder;

(k)          35(4) maddesi uyarınca veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliği ile ilgili olarak bir liste oluşturur ve bu listeyi devam ettirir;

(l)           36(2) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetlerine ilişkin tavsiyede bulunur;

(m)         40(1) maddesi uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını teşvik eder ve 40(5) maddesi uyarınca bir görüş sağlar ve yeterli güvencelerin sağlandığı davranış kurallarını onaylar;

(n)          42(1) maddesi uyarınca veri koruma belgelendirme mekanizmalarının ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder ve 42(5) maddesi uyarınca belgelendirme kriterlerini onaylar;

(o)          uygun olan hallerde, 42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmeleri düzenli aralıklarla gözden geçirir;

(p)          41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterleri taslak olarak hazırlar ve yayımlar;

(q)          41. madde uyarınca davranış kurallarının izlenmesine yönelik bir organın ve 43. madde uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonunu gerçekleştirir;

(r)           46(3) maddesinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddeler ve hükümleri onaylar;

(s)           47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralları onaylar;

(t)           Kurul’un faaliyetlerine katkıda bulunur;

(u)          bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin ve 58(2) maddesi uyarınca alınan tedbirlerin iç kayıtlarını tutar; ve

(v)          Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili diğer görevleri yerine getirir.

  1. Her denetim makamı, diğer iletişim araçları hariç tutulmaksızın elektronik olarak da doldurulabilecek bir şikayet sunum formu gibi tedbirlerle 1. paragrafın (f) bendinde atıfta bulunulan şikayetlerin sunulmasını kolaylaştırır.
  1. Her denetim makamının görevlerinin yerine getirilmesi veri sahibi ve, uygun olan hallerde , veri koruma görevlisi için ücretsizdir.
  1. Taleplerin özellikle tekrar eden niteliği nedeniyle asılsız veya ölçüsüz olduğunun açıkça görüldüğü hallerde, denetim makamı idari masraflara dayalı olarak makul bir ücret talep edebilir veya taleple ilgili işlem yapmayı reddedebilir. Denetim makamı talebin açık bir şekilde asılsız veya ölçüsüz olduğunu gösterme yükümlülüğünü taşır.
Madde 58
Yetkiler
  1. Her denetim makamı aşağıdaki tüm soruşturma yetkilerine sahiptir:

(a)          görevlerinin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgilerin sağlanması hususunda kontrolör ve işleyici ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin temsilcisine talimat verilmesi;

(b)          veri koruma denetimleri biçiminde soruşturmalar yürütülmesi;

(c)          42(7) maddesi uyarınca sağlanan belgelendirmelere ilişkin bir gözden geçirme yapılması;

(d)          bu Tüzük’le ilgili bir ihlal iddiasının kontrolör veya işleyiciye bildirilmesi;

(e)          görevlerinin yerine getirilmesi için gereken tüm kişisel veriler ve tüm bilgilere erişimin kontrolörden ve işleyiciden sağlanması;

(f)           Birlik veya üye devlet usul hukuku uyarınca her türlü veri işleme ekipmanı ve aracı da dahil olmak üzere kontrolör ve işleyicinin her türlü tesisine erişim sağlanması.

  1. Her denetim makamı aşağıdaki tüm düzeltme yetkilerine sahiptir:

(a)          bir kontrolör veya işleyiciye amaçlanan işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmesinin muhtemel olduğu hususunda ihtarlarda bulunulması;

(b)          işleme faaliyetlerinin bu Tüzük’ün hükümlerini ihlal etmiş olduğu hallerde, bir kontrolör veya işleyiciye kınama cezaları verilmesi;

(c)          veri sahibinin bu Tüzük uyarınca sahip olduğu haklarının kullanımına ilişkin taleplerine uyulması hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;

(d)          işleme faaliyetlerinin, uygun olduğu hallerde, belirtilen bir şekilde ve belirtilen bir süre içerisinde bu Tüzük’ün hükümlerine uyumlu hale getirilmesi hususunda kontrolör veya işleyiciye talimat verilmesi;

(e)          bir kişisel veri ihlalinin veri sahibine iletilmesi hususunda kontrolöre talimat verilmesi; (f) bir işleme yasağı da dahil olmak üzere geçici veya kati bir sınırlama getirilmesi;

(g)          16, 17 ve 18. maddeler uyarınca kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesi veya işleme faaliyetinin kısıtlanması ve 17(2) maddesi ile 19. madde uyarınca söz konusu işlemlerin kişisel verilerin açıklandığı alıcılara bildirilmesi yönünde talimat verilmesi;

(h)          42 ve 43. maddeler uyarınca sağlanan bir belgelendirmenin geri çekilmesi veya belgelendirme organına söz konusu belgelendirmenin geri çekilmesi yönünde talimat verilmesi, veya belgelendirme gerekliliklerinin yerine getirilmediği veya artık yerine getirilmediği hallerde, belgelendirme organına belgelendirme sağlamaması yönünde talimat verilmesi;

(i)           her münferit durumun koşullarına dayalı olarak, bu paragrafta atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine 83. madde uyarınca bir idari para cezası kesilmesi;

(j)           üçüncü bir ülkedeki bir alıcıya veya uluslararası bir kuruluşa yönelik veri akışlarının askıya alınması yönünde talimat verilmesi.

  1. Her denetim makamı aşağıdaki tüm yetkilendirme ve danışma yetkilerine sahiptir:

(a)          36. maddede atıfta bulunulan ön istişare usulü uyarınca kontrolöre tavsiyede bulunulması;

(b)          kendi inisiyatifiyle veya talep üzerine, ulusal parlamento, üye devlet hükümeti veya, üye devlet hukuku uyarınca, diğer kuruluşlar ve organların yanı sıra kamuoyuna kişisel verilerin korunmasıyla ilgili herhangi bir konuda görüş bildirilmesi;

(c)          üye devlet hukukunun bir ön onay gerektirmesi halinde, 36(5) maddesinde atıfta bulunulan işleme faaliyetinin onaylanması; (d) 40(5) maddesi uyarınca davranış kuralları taslağına ilişkin bir görüş bildirilmesi ve taslağın onaylanması;

(e)          43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akredite edilmesi;

(f)           42(5) maddesi uyarınca belgelendirme sağlanması ve belgelendirme kriterlerinin onaylanması;

(g)          28(8) maddesinde ve 46(2) maddesinin (d) bendinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının kabul edilmesi; (h) 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı maddelerin onaylanması;

(i)           46(3) maddesinin (b) bendinde atıfta bulunulan idari düzenlemelerin onaylanması;

(j)           47. madde uyarınca bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanması.

  1. Bu madde uyarınca denetim makamına verilen yetkilerin kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Bildirge uyarınca Birlik ve üye devlet hukukunda ortaya konan uygun güvencelere tabidir.
  1. Her üye devlet, denetim makamının bu Tüzük’e ilişkin ihlalleri adli makamların dikkatine sunmasını ve, uygun olduğu hallerde, bu Tüzük’ün hükümlerinin uygulanması için yasal muameleler başlatmasını veya bu muamelelere başka bir şekilde müdahil olmasını kanunla sağlar.
  1. Her üye devlet, denetim makamının 1, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulanlara ek yetkilere sahip olmasını kanunla sağlayabilir. Bu yetkilerin kullanımı Bölüm VII’nin etkili şekilde uygulanmasına zarar vermez.
Madde 59
Faaliyet raporları

Her denetim makamı faaliyetleriyle ilgili olarak 58(2) maddesi uyarınca bildirilen ihlal türleri ve alınan tedbir türlerine yönelik bir listeye yer verilebilecek bir yıllık rapor hazırlar. Bu raporlar ulusal parlamentoya, hükümete ve üye devlet hukuku çerçevesinde belirlenen diğer kuruluşlara iletilir. Raporlar kamuoyuna, Komisyon’a ve Kurul’a sağlanır.

BÖLÜM VII
İşbirliği ve tutarlılık
Kesim 1
İşbirliği
Madde 60
Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları arasında işbirliği
  1. Baş denetim makamı uzlaşıya varmak adına bu madde uyarınca diğer ilgili denetim makamları ile işbirliği yapar. Baş denetim makamı ve ilgili denetim makamları ilgili tüm bilgileri birbirleriyle paylaşır.
  1. Baş denetim makamı, özellikle soruşturmaların yürütülmesi açısından veya başka bir üye devlette kurulu bulunan bir kontrolör veya işleyiciye ilişkin bir tedbirin uygulanmasının izlenmesi açısından ilgili diğer denetim makamlarının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım sağlamasını herhangi bir zamanda talep edebilir ve 62. madde uyarınca ortak çalışmalar gerçekleştirebilir.
  1. Baş denetim makamı konuyla ilgili bilgileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına iletir. Baş denetim makamı bir taslak kararı herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar ve onların görüşlerini dikkate alır.
  1. İlgili denetim makamlarından herhangi birinin bu maddenin 3. paragrafı uyarınca danışıldıktan sonra dört haftalık bir süre içerisinde taslak karara yönelik yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu hallerde, baş denetim makamı, yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmemesi veya itirazın yerinde veya gerekçeli olmadığını düşünmesi durumunda, konuyu 63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasına tabi tutar.
  1. Baş denetim makamının yapılan yerinde ve gerekçeli itiraza uygun hareket etmeyi amaçladığı hallerde, baş denetim makamı revize edilmiş bir taslak kararı diğer ilgili denetim makamlarının görüşüne sunar. Revize edilmiş bu taslak karar iki haftalık bir süre içerisinde 4. paragrafta atıfta bulunulan usule tabi olur.
  1. Diğer ilgili denetim makamlarının hiçbirinin baş denetim makamı tarafından sunulan taslak kararın 4 ve 5. paragraflarda atıfta bulunulan süre içerisinde itiraz etmediği hallerde, baş denetim makamı ve ilgili denetim makamlarının bu taslak karar ile ilgili mutabakata vardığı değerlendirilir ve bu makamlar söz konusu karara riayet eder.
  1. Baş denetim makamı kararı kabul eder ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün veya işleyicinin ana işletmesine veya tek işletmesine bildirir ve diğer ilgili denetim makamları ve Kurul’u ilgili olgular ile gerekçelere yönelik bir özet de dahil olmak üzere söz konusu karar konusunda bilgilendirir. Bir şikayetin yapıldığı denetim makamı şikayet sahibini karardan haberdar eder.
  1. 7. paragraftan istisna edilerek, bir şikayetin geri çevrildiği veya reddedildiği hallerde, şikayetin yapıldığı denetim makamı kararı kabul edip şikayet sahibine bildirir ve kontrolörü karar konusunda bilgilendirir.
  1. Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamlarının bir şikayetin belirli kısımlarını kısmen geri çevirme veya reddetme ve söz konusu şikayetin diğer kısımları ile ilgili işlem yapma konusunda mutabık kaldığı hallerde, konunun bu bölümlerinin her birine yönelik ayrı bir karar kabul edilir. Baş denetim makamı kontrolör ile ilgili eylemlere yönelik kısma ilişkin kararı kabul eder, kontrolör veya işleyicinin üye devletinin topraklarındaki ana işletmesi veya tek işletmesine bildirir ve şikayet sahibini bu karardan haberdar ederken, şikayet sahibinin denetim makamı bu şikayetin geri çevrilmesi veya reddedilmesine ilişkin kısma yönelik kararı kabul eder ve kararı söz konusu şikayet sahibine bildirir ve kontrolör veya işleyiciyi bu karardan haberdar eder.
  1. Kontrolör veya işleyici, 7 ve 9. paragraflar uyarınca baş denetim makamının kararı hususunda bildirim yapılmasının ardından, Birlik içerisindeki tüm işletmeleri bağlamındaki işleme faaliyetleri ile ilgili olarak karara uyumluluk sağlanması için gereken tedbirleri alır. Kontrolör veya işleyici karara uyumluluk sağlanması amacıyla alınan tedbirleri, diğer ilgili denetim makamlarını bilgilendirecek baş denetim makamına bildirir.
  1. İstisnai durumlarda ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin menfaatlerinin korunması amacı ile acil bir şekilde harekete geçilmesi yönünde bir ihtiyacın bulunduğunu düşünmeye sevk edecek sebeplerinin bulunduğu hallerde, 66. maddede atıfta bulunulan aciliyet usulü uygulanır.
  1. Baş denetim makamı ve diğer ilgili denetim makamları bu madde kapsamında gereken bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla birbirlerine sağlar.
Madde 61
Karşılıklı yardım
  1. Denetim makamları bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde yürütülmesi ve uygulanması amacıyla birbirlerine ilgili bilgileri ve karşılıklı desteği sağlar ve birbirleriyle etkili işbirliğine yönelik tedbirleri uygulamaya koyar. Karşılıklı yardım, özellikle, ön onaylar ve istişarelerin, denetimlerin ve soruşturmaların yürütülmesine ilişkin talepler gibi bilgi talepleri ve denetim tedbirlerini kapsar.
  1. Her denetim makamı başka bir denetim makamının talebine herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin ve talebi aldıktan sonra en geç bir ay içerisinde yanıt verilmesi için gereken tüm uygun tedbirleri alır. Böylesi tedbirler arasında, özellikle, bir soruşturmanın yürütülmesi ile ilgili bilgilerin iletilmesi bulunabilir.
  1. Yardım taleplerinde talebin amacı ve sebepleri de dahil olmak üzere gerekli tüm bilgilere yer verilir. Paylaşılan bilgiler yalnızca talep edilen amaç doğrultusunda kullanılır.
  1. Talebin iletildiği denetim makamı, aşağıdaki haller dışında, talebi yerine getirmeyi reddedemez:

(a)          talebin konusu açısından veya uygulamasının talep edildiği tedbirler açısından yetkin olmaması veya

(b)          talebe uygun hareket etmenin bu Tüzük’ü veya talebi alan denetim makamının tabi olduğu Birlik ya da üye devlet hukukunu ihlal edecek olması.

  1. Talebin iletildiği denetim makamı talepte bulunan denetim makamını talebe yanıt verilmesi amacı ile alınan tedbirlerin sonuçları veya, uygun olduğu hallerde, seyri konusunda bilgilendirir. Talebin iletildiği denetim makamı, 4. paragraf uyarınca bir talebi yerine getirmeyi reddetmesine ilişkin sebepleri sağlar.
  1. Talebin iletildiği denetim makamları, kural olarak, diğer denetim makamları tarafından talep edilen bilgileri standart bir format kullanarak elektronik yollarla sağlar.
  1. Talebin iletildiği denetim makamları bir karşılıklı yardım talebi uyarınca kendileri tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işleme yönelik olarak hiçbir ücret talep edemez. Denetim makamları, istisnai durumlarda karşılıklı yardım sağlanmasından kaynaklanan spesifik harcamalar ile ilgili olarak birbirlerinin tazmin edilmesine ilişkin kurallar üzerinde mutabakata varabilir.
  1. Bir denetim makamının bu maddenin 5. paragrafında atıfta bulunulan bilgileri başka bir denetim makamının talebini aldıktan itibaren bir ay içerisinde sağlamadığı hallerde, talepte bulunan denetim makamı 55(1) maddesi uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan acil bir bağlayıcı kararın çıkarılması gerekir.
  1. Komisyon, 6. paragrafta atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, bu maddede atıfta bulunulan karşılıklı yardıma ilişkin format ile usulleri ve denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin düzenlemeleri, uygulama tasarrufları vasıtasıyla, belirtebilir. Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.
Madde 62
Denetim makamlarının ortak işlemleri
  1. Denetim makamları, uygun olduğu hallerde, ortak soruşturmalar ve ortak yaptırım tedbirleri de dahil olmak üzere diğer üye devletlerin denetim makamlarının üyeleri veya personelinin müdahil olduğu ortak çalışmalar gerçekleştirir.
  1. Kontrolör veya işleyicinin çeşitli üye devletlerde işletmelerinin bulunduğu veya birden fazla üye devlette önemli sayıda veri sahibinin işleme faaliyetlerinden kayda değer ölçüde etkilenmesinin muhtemel olduğu hallerde, her üye devletin bir denetim makamının ortak çalışmalara katılma hakkı bulunur. 56(1) veya (4) maddesi uyarınca yetkin olan denetim makamı her üye devletin denetim makamını ortak çalışmalara katılmaya davet eder ve bir denetim makamının katılma talebini herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin yanıtlar.
  1. Bir denetim makamı, üye devlet hukuku ve destekleyen denetim makamının onayı uyarınca, soruşturma yetkileri de dahil olmak üzere yetkileri, destekleyen denetim makamının ortak çalışmalara müdahil üyeleri ya da personeline devredebilir veya ev sahibi denetim makamının hukuku olanak tanıdığı ölçüde, destekleyen denetim makamının üyeleri veya personelinin soruşturma yetkilerini destekleyen denetim makamının üye devletinin hukuku uyarınca kullanmasına izin verebilir. Söz konusu soruşturma yetkileri yalnızca ev sahibi denetim makamının üyeleri veya personelinin kılavuzluğu altında ve bu üyeler veya personelin huzurunda kullanılabilir. Destekleyen denetim makamının üyeleri ya da personeli ev sahibi denetim makamının üye devletinin hukukuna tabidir.
  1. 1. paragraf uyarınca destekleyen bir denetim makamının personelinin başka bir üye devlette faaliyet gösterdiği hallerde, ev sahibi denetim makamının üye devleti, söz konusu personelin faaliyet gösterdiği üye devletin hukuku uyarınca mali sorumluluk da dahil olmak üzere onların eylemlerine ve faaliyetleri esnasında sebep olduklara her türlü zarara ilişkin sorumluluğu üstlenir.
  1. Topraklarında zarara sebep olunan üye devlet söz konusu zararı kendi personelinin sebep olduğu zarar açısından geçerli koşullar altında telafi eder. Personeli başka bir üye devletin topraklarındaki herhangi bir kişiye zarar veren destekleyen denetim makamının üye devleti söz konusu personel adına ilgili kişilere yaptığı ödemeler ile ilgili olarak diğer üye devleti eksiksiz olarak tazmin eder.
  1. Haklarının üçüncü taraflarla karşılıklı olarak kullanımına halel gelmeksizin ve 5. paragraf haricinde, her üye devlet, 1. paragrafta sağlanan durumda, 4. paragrafta atıfta bulunulan zararla ilgili olarak başka bir üye devletten tazminat talep etmekten kaçınır.
  1. Bir ortak çalışmanın amaçlandığı ve bir denetim makamının bu maddenin 2. paragrafının ikinci cümlesinde ortaya konan yükümlülüğü bir ay içerisinde yerine getirmediği hallerde, diğer denetim makamları 55. madde uyarınca üye devletinin topraklarında geçici bir tedbir kabul edebilir. Bu durumda, 66(1) maddesi kapsamındaki acil bir şekilde harekete geçme ihtiyacının yerine getirildiği varsayılır ve 66(2) maddesi uyarınca Kurul’dan bir görüş alınması veya acil bir bağlayıcı karar çıkarılması gerekir.
Kesim 2
Tutarlılık
Madde 63
Tutarlılık mekanizması

Bu Tüzük’ün Birlik içerisinde tutarlı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunulması amacıyla, denetim makamları, bu kesimde belirtilen tutarlılık mekanizması vasıtasıyla, birbirleriyle ve, uygun olduğu hallerde, Komisyon ile işbirliği yapar.

Madde 64
Kurulun görüşü
  1. Kurul, yetkin bir denetim makamının aşağıdaki tedbirlerden herhangi birini kabul etmeyi amaçlaması halinde, bir görüş bildirir. Bu amaçla, yetkin denetim makamı, karar taslağı şu özellikleri taşıdığında, taslak kararı Kurul’a iletir:

(a)          karar ile 35(4) maddesi uyarınca bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi işleme faaliyetlerine ilişkin bir listenin kabul edilmesi amaçlandığında;

(b)          40(7) maddesi uyarınca bir davranış kuralları önerisi veya bir davranış kuralları değişikliği veya kapsam genişletme taslağının bu Tüzük’le uyumlu olup olmadığının ilişkin bir husus ile alakalı olması;

(c)          karar ile 41(3) maddesi uyarınca bir organın veya 43(3) maddesi uyarınca bir belgelendirme organının akreditasyonuna yönelik kriterlerin onaylanmasının amaçlanması;

(d)          karar ile 46(2) maddesinin (d) bendinde ve 28(8) maddesinde atıfta bulunulan standart veri koruma şartlarının belirlenmesinin amaçlanması; (e) karar ile 46(3) maddesinin (a) bendinde atıfta bulunulan sözleşmeye bağlı şartların onaylanmasının amaçlanması veya

(f) karar ile 47. madde kapsamındaki bağlayıcı kurumsal kuralların onaylanmasının amaçlanması.

  1. Özellikle yetkin bir denetim makamının 61. madde uyarınca karşılıklı yardım yükümlülüklerine veya
  2. madde uyarınca ortak çalışmalara ilişkin yükümlülüklerine uymadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, Kurul Başkanı veya Komisyon genel uygulamaya ilişkin herhangi bir hususun veya birden fazla üye devlette etkilere neden olan herhangi bir hususun bir görüş alınması amacı ile Kurul tarafından incelenmesini talep edebilir.
  1. 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan hallerde, Kurul, aynı husus ile ilgili halihazırda bir görüş bildirmemiş olması koşuluyla, kendisine sunulan hususla ilgili bir görüş bildirir. Bu görüş Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla sekiz hafta içerisinde kabul edilir. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, altı hafta daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan ve 5. paragraf uyarınca Kurul üyelerine dağıtılan taslak karar ile ilgili olarak, Başkan tarafından belirtilen makul bir süre içerisinde itiraz etmeyen bir üyenin taslak karara mutabık kaldığı değerlendirilir.
  1. Denetim makamları ve Komisyon, durumuna göre, olgulara ilişkin bir özet, taslak karar, söz konusu tedbirin alınmasını gerekli kılan gerekçeler ve diğer ilgili denetim makamlarının görüşleri de dahil olmak üzere ilgili bilgileri gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul’a iletir.
  1. Kurul Başkanı aşağıdaki tarafları, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin, elektronik yollarla aşağıdaki hususlarda bilgilendirir:

(a)          Kurul üyeleri ve Komisyon’u kendisine iletilen ilgili bilgiler hususunda standart bir format kullanarak

bilgilendirir. Kurul sekretaryası, gerekmesi halinde, ilgili bilgilerin tercümelerini sağlar ve

(b)          durumuna göre, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan denetim makamı ve Komisyon’u görüş hususunda bilgilendirir ve görüşü kamuya açıklar.

  1. Yetkin denetim makamı, 1. paragrafta atıfta bulunulan taslak kararını 3. paragrafta atıfta bulunulan süre içerisinde kabul eder.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan denetim makamı Kurul’un görüşünü göz önünde bulundurur ve karar taslağını aynı şekilde tutacağını veya değiştireceğini ve, varsa, değiştirilmiş taslak kararını, görüşün alınmasından itibaren iki hafta içerisinde, standart bir format kullanarak ve elektronik yollarla Kurul Başkanı’na iletir.
  1. İlgili denetim makamının yerinde gerekçeler sağlamak suretiyle Kurul’un görüşüne tam olarak veya kısmen uygun hareket etmeye niyeti olmadığını bu maddenin 7. paragrafında atıfta bulunulan süre içerisinde Kurul Başkanı’na bildirmediği hallerde, 65(1) maddesi uygulanır.
Madde 65
İhtilafların Kurul tarafından çözülmesi
  1. Bu Tüzük’ün münferit durumlarda doğru ve tutarlı bir şekilde uygulanmasının sağlanması amacıyla, Kurul aşağıdaki hallerde bağlayıcı bir karar alır:

(a)          60(4) maddesinde atıfta bulunulan bir durumda, ilgili bir denetim makamının baş makamın bir taslak kararına yerinde ve gerekçeli bir itirazda bulunduğu veya baş makamın böylesi bir itirazı yerinde veya gerekçeli görmeyerek reddettiği hallerde. Bağlayıcı karar, yerinde ve gerekçeli bir itiraza konu olan tüm hususlar ile özellikle bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal olup olmadığıyla ilgilidir;

(b)          ilgili denetim makamlarından hangisinin ana işletme açısından yetkin olduğuna ilişkin çelişkili görüşler bulunduğu hallerde;

(c)          yetkin bir denetim makamının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan durumlarda Kurul’un görüşünü talep etmediği veya 64. madde çerçevesinde sunulan Kurul görüşüne uygun hareket etmediği hallerde. Bu durumda, ilgili herhangi bir denetim makamı veya Komisyon bu hususu Kurul’a iletebilir.

  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan karar konunun sevkinden itibaren bir ay içerisinde Kurul üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile alınır. Bu süre, konunun karmaşıklığı dikkate alınarak, bir ay daha uzatılabilir. 1. paragrafta atıfta bulunulan karar gerekçeli olur ve baş denetim makamı ilgili tüm denetim makamlarına iletilir ve onlar açısından bağlayıcıdır.
  1. Kurul’un 2. paragrafta atıfta bulunulan süreler içerisinde bir karar alamadığı hallerde, Kurul 2. paragrafta atıfta bulunulan ikinci ayın dolmasının ardından iki hafta içerisinde kararını Kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alır. Kurul üyelerinin oylarının eşit olması halinde, karar Kurul Başkanının oyu ile alınır.
  1. İlgili denetim makamları, 2 ve 3. paragraflarda atıfta bulunulan süreler esnasında, 1. paragraf kapsamında Kurul’a sunulan konu ile ilgili bir karar alamaz.
  1. Kurul Başkanı, 1. paragrafta atıfta bulunulan kararı gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ilgili denetim makamlarına bildirir. Başkan karar hususunda Komisyon’u da bilgilendirir. Denetim makamının
  2. paragrafta atıfta bulunulan nihai kararı bildirmesinin ardından, karar gecikmeye mahal verilmeksizin Kurul’un web sitesinde yayımlanır.
  1. Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, gereksiz bir gecikmeye mahal vermeksizin ve en geç Kurul’un kararını bildirmesinden sonra bir ay içerisinde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karara dayalı olarak nihai kararını verir. Baş denetim makamı veya, duruma göre, şikayetin yapıldığı denetim makamı, nihai kararının sırasıyla kontrolör veya işleyiciye ve veri sahibine bildirildiği tarih hususunda Kurul’u bilgilendirir. İlgili denetim makamlarının nihai kararı 60(7), (8) ve (9) maddelerinin koşulları çerçevesinde alınır. Nihai karar ile bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar kastedilir ve bu kararda söz konusu paragrafta atıfta bulunulan kararın bu maddenin 5. paragrafı uyarınca Kurul’un web sitesinde yayımlanacağı belirtilir. Bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan karar nihai karara eklenir.
Madde 66
Aciliyet usulü
  1. İstisnai durumlarda, ilgili bir denetim makamının veri sahiplerinin hakları ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olarak acil bir şekilde harekete geçilmesine ihtiyaç olduğunu değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, 63, 64 ve 65. maddelerde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizmasından veya 60. maddede atıfta bulunulan usulden istisnaya gidilerek, kendi topraklarında üç ayı geçemeyecek belirli bir geçerlilik süresi boyunca hukuki sonuçlar doğurması amaçlanan geçici tedbirleri ivedilikle alabilir. Denetim makamı, bu tedbirleri ve tedbirlerin alınma sebeplerini, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin diğer ilgili denetim makamlarına, Kurul’a ve Komisyon’a iletir.
  1. Bir denetim makamının 1. paragraf uyarınca bir tedbir aldığı ve nihai tedbirlerin ivedilikle alınmasının gerektiğini değerlendirdiği hallerde, söz konusu denetim makamı, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, Kurul’dan söz konusu görüşü veya kararı talep edebilir.
  1. Yetkin bir denetim makamının veri sahiplerinin hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik acil bir şekilde harekete geçilmesinin gerektiği bir durumda uygun bir tedbir almadığı hallerde, herhangi bir denetim makamı, acil harekete geçme ihtiyacı da dahil olmak üzere, duruma göre, acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı kararın talep edilmesine ilişkin sebepleri sunarak, söz konusu görüşü veya kararı Kurul’dan talep edebilir.
  1. 64(3) ve 65(2) maddesinden istisna edilerek, bu maddenin 2 ve 3. paragraflarında atıfta bulunulan acil bir görüş veya acil bir bağlayıcı karar Kurul üyelerinin salt çoğunluğuyla iki hafta içerisinde alınır.
Madde 67
Bilgi alışverişi

Komisyon, 64. maddede atıfta bulunulan standart format başta olmak üzere, denetim makamları arasında ve denetim makamları ile Kurul arasında elektronik yollarla bilgi alışverişine ilişkin

düzenlemeleri belirtmek üzere genel kapsamlı uygulama tasarrufları kabul edebilir.

Bu uygulama tasarrufları 93(2) maddesinde atıfta bulunulan inceleme usulü uyarınca kabul edilir.

Kesim 3
Avrupa veri koruma kurulu
Madde 68
Avrupa Veri Koruma Kurulu
  1. Avrupa Veri Koruma Kurulu (’Kurul’) bu Tüzük’le bir Birlik organı olarak kurulur ve tüzel kişiliğe sahiptir.
  1. Kurul, Başkanı tarafından temsil edilir.
  1. Kurul her üye devletin bir denetim makamı başkanı ile Avrupa Veri Koruma Denetmeni veya bunların ilgili temsilcilerinden meydana gelir.
  1. Bir üye devlette birden fazla denetim makamının bu Tüzük uyarınca hükümlerin uygulanmasının izlenmesinden sorumlu olduğu hallerde, söz konusu üye devletin hukuku uyarınca bir ortak temsilci tayin edilir.
  1. Komisyonun Kurul’un faaliyetleri ve toplantılarına oy hakkı olmaksızın katılma hakkı bulunur. Komisyon bir temsilci tayin eder. Kurul Başkanı Kurul’un faaliyetlerini Komisyon’a iletir.
  1. 65. maddede atıfta bulunulan hallerde, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin yalnızca Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajanslarına uygulanan ilkeler ve kurallar ile ilgili olan ve esasen bu Tüzük’ün ilkeleri ve kurallarına tekabül eden kararlarda oy hakkı bulunur.
Madde 69
Bağımsızlık
  1. Kurul, 70. ve 71. maddeler uyarınca görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken bağımsız bir şekilde hareket eder.
  1. Komisyon tarafından yapılan ve 70(1) maddesinin (b) bendinde ve 70(2) maddesinde atıfta bulunulan taleplere halel gelmeksizin, Kurul, görevlerini yerine getirirken veya yetkilerini kullanırken, hiç kimseden talimat talebinde bulunmaz ve talimat almaz.
Madde 70
Kurul’un görevleri
  1. Kurul bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlar. Bu amaçla, Kurul, kendi inisiyatifiyle veya, yerinde olduğu hallerde, Komisyon’un talebi üzerine, özellikle:

(a)          ulusal denetim makamlarının görevlerine halel gelmeksizin, 64 ve 65. maddelerde öngörülen hallerde bu Tüzük’ün doğru bir şekilde uygulanmasını izler ve sağlar;

(b)          bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin herhangi bir öneri de dahil olmak üzere Birlik içerisinde kişisel verilerin korunmasıyla ilgili her türlü hususta Komisyona tavsiyede bulunur;

(c)          kontrolörler, işleyiciler ve denetim makamları arasında bağlayıcı kurumsal kurallara yönelik bilgi alışverişine ilişkin format ve usuller hususunda Komisyon’a tavsiyede bulunur;

(d)          kişisel verilerin linkleri, nüshaları veya kopyalarının 17(2) maddesinde atıfta bulunulan halka açık iletişim hizmetlerinden silinmesiyle ilgili usullere yönelik kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(e)          kendi inisiyatifiyle veya üyelerinden birinin talebi üzerine ya da Komisyonun talebi üzerine, bu Tüzük’ün uygulanmasına ilişkin her türlü konuyu inceler ve bu Tüzük’ün tutarlı bir şekilde uygulanmasını teşvik etmek üzere kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(f)           22(2) madde uyarınca profil çıkarmaya dayalı kararlara yönelik kriterler ve koşulların daha ayrıntılı olarak belirtilmesi için bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(g)          kişisel veri ihlallerinin tespit edilmesi ve 33(1) ve (2) maddelerinde atıfta bulunulan gereksiz gecikmenin belirlenmesine yönelik olarak ve bir kontrolör ve bir işleyicinin kişisel veri ihlali  hususunda bildirimde bulunmasının gerekli olduğu özel durumlar açısından, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(h)          bir kişisel veri ihlalinin 34(1) maddesinde atıfta bulunulan gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir risk teşkil etmesinin muhtemel olduğu haller ile ilgili olarak, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(i)           kontrolörler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallar ve işleyiciler tarafından uyulan bağlayıcı kurumsal kurallara ve 47. maddede atıfta bulunulan ilgili veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasının sağlanmasına ilişkin ek gerekliliklere dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gereksinimlerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(j)           49(1) maddesine dayalı olarak gerçekleştirilen kişisel veri aktarımlarına yönelik kriterler ve gerekliliklerin daha ayrıntılı olarak belirtilmesi amacıyla, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(k)          58(1), (2) ve (3) maddelerinde atıfta bulunulan tedbirlerin uygulanması ve 83. madde uyarınca idari para cezalarının belirlenmesi ile ilgili olarak denetim makamlarına yönelik kılavuzlar hazırlar;

(l)           (e) ve (f) bentlerinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların pratikte uygulanmasını gözden geçirir;

(m)         54(2) madde uyarınca bu Tüzük’e ilişkin ihlallerin gerçek kişiler tarafından bildirilmesine yönelik ortak usullerin oluşturulması hususunda, bu paragrafın (e) bendi uyarınca kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaları yayınlar;

(n)          40 ve 42. maddeler uyarınca davranış kurallarının hazırlanmasını ve veri koruma belgelendirme mekanizmaları ve veri koruma mühürleri ile işaretlerinin oluşturulmasını teşvik eder;

(o)          43. madde uyarınca belgelendirme organlarının akreditasyonunu ve düzenli aralıklarla gözden geçirilmesini gerçekleştirir ve 43(6) maddesi uyarınca akredite organların ve 42(7) maddesi uyarınca üçüncü ülkelerde kurulu bulunan akredite kontrolörler veya işleyicilerin halka açık bir sicilini tutar;

(p)          42. madde kapsamında belgelendirme organlarının akreditasyonuna yönelik olarak 43(3) maddesinde atıfta bulunulan gereklilikleri belirtir.

(q)          43(8) maddesinde atıfta bulunulan belgelendirme gerekliliklerine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;

(r)           12(7) maddesinde atıfta bulunulan simgelere ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar;

(s)           bir üçüncü ülke, söz konusu üçüncü ülke içerisindeki bir bölge ya da belirtilen bir veya daha fazla sayıda sektörün veya uluslararası bir kuruluşun artık yeterli bir koruma düzeyi sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirme de dahil olmak üzere bir üçüncü ülke veya uluslararası kuruluştaki koruma düzeyinin yeterliliğinin değerlendirilmesine ilişkin bir görüşü Komisyon’a sağlar. Bu amaçla, Komisyon üçüncü ülkenin hükümeti ile yapılan yazışmalar da dahil olmak üzere söz konusu üçüncü ülke, bölge veya sektör ya da uluslararası kuruluşla ilgili gerekli tüm belgeleri Kurul’a sağlar.

(t)           denetim makamlarının 64(1) maddesinde atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması uyarınca 64(2) maddesi uyarınca sunulan konulara ilişkin olarak çıkardığı taslak kararlara ilişkin görüşler bildirir ve

  1. maddede atıfta bulunulan haller de dahil olmak üzere 65. madde uyarınca bağlayıcı kararlar alır;

(u)          denetim makamları arasında işbirliğini ve etkili iki taraflı ve çok taraflı bilgi ve en iyi uygulamaların paylaşımını teşvik eder;

(v)          denetim makamları arasında ve, uygun olduğu hallerde, üçüncü ülkelerin denetim makamları veya uluslararası kuruluşlarla birlikte ortak eğitim programlarını teşvik eder ve personel değişimlerini kolaylaştırır;

(w)         dünyadaki veri koruma denetim makamlarıyla veri koruma mevzuatı ve uygulamalarına ilişkin bilgi ve belge paylaşımını teşvik eder.

(x)          40(9) maddesi uyarınca Birlik düzeyinde hazırlanan davranış kurallarına ilişkin görüşler bildirir ve

(y)          tutarlılık mekanizmasında ele alınan konular ile ilgili olarak denetim makamları ve mahkemeler tarafından alınan kararlara ilişkin halkın erişebileceği bir elektronik sicil tutar.

  1. Komisyon’un Kurul’dan tavsiye talebinde bulunduğu hallerde, Komisyon konunun aciliyetini dikkate alarak bir süre sınırı belirtebilir.
  1. Kurul görüşlerini, kılavuzlarını, tavsiyelerini ve en iyi uygulamalarını Komisyon’a ve 93. maddede atıfta bulunulan komiteye iletir ve bunları kamuoyuna açıklar.
  1. Kurul, uygun olduğu hallerde, ilgili taraflara danışır ve onlara makul bir süre içerisinde görüşlerini bildirme olanağı tanır. Kurul, 76. maddeye halel gelmeksizin, istişare usulünün sonuçlarını kamuoyuna açıklar.
Madde 71
Raporlar
  1. Kurul Birlik içerisinde ve, yerinde olduğu hallerde, üçüncü ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda işleme faaliyetine ilişkin olarak gerçek kişilerin korunması ile ilgili bir yıllık rapor hazırlar. Rapor kamuoyuna açıklanır ve Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve Komisyon’a iletilir.
  1. Yıllık raporda 70(1) maddesinin (l) bendinde atıfta bulunulan kılavuzlar, tavsiyeler ve en iyi uygulamaların ve 65. maddede atıfta bulunulan bağlayıcı kararların pratikte uygulamasına ilişkin bir gözden geçirmeye yer verilir.
Madde 72
Usul
  1. Bu Tüzük’te aksi belirtilmedikçe, Kurul kararlarını üyelerinin salt çoğunluğu ile alır.
  1. Kurul kendi usul kurallarını üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla kabul eder ve kendi işlemsel düzenlemelerini yapar.
Madde 73
Başkan
  1. Kurul kendi üyeleri arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısını salt çoğunluk ile seçer.
  1. Başkan ve başkan yardımcılarının görev süresi beş yıldır ve bir kez yenilenebilir.
Madde 74
Başkanın görevleri
  1. Başkanın aşağıdaki görevleri bulunur:

(a)          Kurul’un toplantılarının düzenlenmesi ve toplantı gündeminin hazırlanması;

(b)          Kurul tarafından 65. madde uyarınca alınan kararların baş denetim makamına ve ilgili denetim makamlarına bildirilmesi;

(c)          63. maddede atıfta bulunulan tutarlılık mekanizması başta olmak üzere Kurul’un görevlerinin zamanında yerine getirilmesinin sağlanması.

  1. Kurul, Başkan ile başkan yardımcıları arasındaki görev dağılımını usul kurallarında ortaya koyar.
Madde 75
Sekretarya
  1. Kurul’un Avrupa Veri Koruma Denetmeni tarafından sağlanan bir sekretaryası bulunur.
  1. Sekretarya görevlerini tamamen Kurul Başkanı’nın talimatları üzerine gerçekleştirir.
  1. Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personeli, Avrupa Veri Koruma Denetmeni’ne verilen görevlerin yerine getirilmesine müdahil olan personelden ayrı raporlama hatlarına tabidir.
  1. Uygun olduğu hallerde, Kurul ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni bu maddenin uygulanması ve aralarındaki işbirliği koşullarının belirlenmesine yönelik olarak hazırlanan ve Avrupa Veri Koruma Denetmeni’nin bu Tüzük’le Kurul’a verilen görevlerinin yerine getirilmesine müdahil olan personeline uygulanan bir Mutabakat Zaptı hazırlar ve yayımlar.
  1. Sekretarya, Kurul’a analitik, idari ve lojistik destek sağlar.
  1. Sekretarya özellikle aşağıdaki hususlardan sorumludur. (a)Kurul’un günlük çalışmaları;

(b)          Kurul’un üyeleri, Başkanı ve Komisyon arasındaki iletişim;

(c)          diğer kuruluşlar ve kamuoyu ile iletişim;

(d)          iç ve dış iletişim için elektronik yöntemlerin kullanımı;

(e)          ilgili bilgilerin çevirisi;

(f)           Kurul’un toplantılarının hazırlanması ve takip edilmesi;

(g)          denetim makamları arasındaki ihtilafların çözümüne ilişkin görüşler ve kararların ve Kurul tarafından kabul edilen diğer metinlerin hazırlanması, taslak haline getirilmesi ve yayımlanması.

Madde 76
Gizlilik
  1. Usul kurallarında belirtildiği üzere, Kurul’un gerekli gördüğü hallerde, Kurul görüşmeleri gizlidir.
  1. Kurul üyelerine, üçüncü kişilerin uzmanlarına ve temsilcilerine sunulan belgelere erişim (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü ile düzenlenir3.
BÖLÜM VIII
Çözüm yolları, sorumluluk ve yaptırımlar
Madde 77
Bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı

3 Halkın Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişimi hakkında 30 Mayıs 2001 tarihli ve (AT) 1049/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü (ATRG L 145, 31.5.2001, s. 43).

  1. Her veri sahibi, kendisi ile alakalı kişisel verilerin işlenmesinin bu Tüzük’ü ihlal ettiğini değerlendirmesi durumunda, başka bir idari veya adli çözüm yoluna halel gelmeksizin, mutat meskeninin, iş yerinin veya iddia edilen ihlalin olduğu yerdeki üye devletteki başta olmak üzere bir denetim makamına şikayette bulunma hakkına sahiptir.
  1. Şikayetin yapıldığı denetim makamı 78. madde uyarınca bir adli çözüm yolu olanağı da dahil olmak üzere şikayetin seyri ve sonucu ile ilgili olarak şikayet sahibini bilgilendirir.
Madde 78
Bir denetim makamına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
  1. Başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, her gerçek veya tüzel kişinin bir denetim makamının kendileriyle ilgili yasal bağlayıcılığı olan bir kararına karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı vardır.
  1. 55 ve 56. maddeler uyarınca yetkin olan denetim makamının üç ay içerisinde bir şikayeti ele almadığı veya 77. madde uyarınca yapılan şikayetin seyri veya sonucu hakkında veri sahibini bilgilendirmediği hallerde, her veri sahibinin, başka bir idari veya adli olmayan çözüm yoluna halel gelmeksizin, etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı bulunur.
  1. Bir denetim makamına karşı açılacak davalar denetim makamının kurulu bulunduğu üye devlet mahkemelerinde açılır.
  1. Kurul’un tutarlılık mekanizmasındaki bir görüşü veya kararından sonra bir denetim makamının bir kararına karşı davaların açıldığı hallerde, denetim makamı söz konusu görüş veya kararı mahkemeye sevk eder.
Madde 79
Bir kontrolör veya işleyiciye karşı etkili bir kanun yoluna başvurma hakkı
  1. Kişisel verilerinin bu Tüzük’e aykırı bir şekilde işlenmesi sonucu bu Tüzük kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini değerlendirdiği hallerde, 77. madde uyarınca bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı da dahil olmak üzere mevcut idari veya adli olmayan çözüm yollarına halel gelmeksizin, her veri sahibi etkili bir kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir.
  1. Bir kontrolör veya bir işleyiciye karşı açılacak davalar kontrolör veya işleyicinin bir işletmesinin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılır. Alternatif olarak, kontrolörün veya işleyicinin bir üye devletin kamu yetkilerinin kullanımı ile ilgili olarak hareket eden bir kamu kuruluşu olması haricinde,

böylesi davalar veri sahibinin mutat meskeninin bulunduğu üye devletin mahkemelerinde açılabilir.

Madde 80
Veri sahibinin temsili
  1. Veri sahibinin bir üye devlet hukuku uyarınca düzgün şekilde kurulmuş bulunan, kamu yararına yasal hedefleri bulunan ve veri sahiplerinin kişisel verilerinin korunmasına ilişkin hakları ve özgürlüklerinin korunması alanında aktif olan kar amacı gütmeyen bir organ, kuruluş veya birliğe şikayeti kendi adına yapma, 77, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kendi adına kullanma ve, üye devlet hukukunda sağlanması koşuluyla, 82. maddede atıfta bulunulan tazminat alma hakkını kullanma yetkisi verme hakkı bulunur.
  1. Üye devletler bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan herhangi bir organ, kuruluş veya birliğin, bir veri sahibinin verdiği yetkiden bağımsız olarak, söz konusu üye devlette, 77. madde uyarınca yetkin olan denetim makamına şikayette bulunma ve, bir veri sahibinin bu Tüzük kapsamındaki haklarının işleme faaliyeti sonucu ihlal edilmiş olduğunu değerlendirmesi halinde, 78 ve 79. maddelerde atıfta bulunulan hakları kullanma hakkının bulunmasını sağlayabilir.
Madde 81
Davanın ertelenmesi
  1. Bir üye devletin yetkin mahkemelerinden birinin aynı kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkında başka bir üye devletteki bir mahkemede devam eden bir davanın bulunduğu yönünde bilgisinin olduğu hallerde, söz konusu yetkin mahkeme böylesi bir davanın varlığını teyit etmek üzere diğer üye devletteki mahkemeyle irtibat kurar.
  1. Aynı kontrolör veya işleyicinin bir işleme faaliyeti ile ilgili olarak aynı konu hakkındaki bir davanın başka bir üye devletteki bir mahkemede devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki yetkin bir mahkeme davasını erteleyebilir.
  1. Bu davanın ilk derece mahkemesinde devam ettiği hallerde, davayı ilk ele alan mahkemenin söz konusu davalara ilişkin yargı yetkisinin bulunması ve hukukunun davaların birleştirilmesine olanak tanıması halinde, davayı ilk ele alan mahkeme haricindeki herhangi bir mahkeme, taraflardan birinin başvurusu üzerine, yetkisizlik kararı verebilir.
Madde 82
Tazminat hakkı ve sorumluluk
  1. Bu Tüzük’e ilişkin bir ihlal sonucu maddi veya manevi zarar gören herhangi bir kişi, yaşanan zarara ilişkin olarak kontrolör veya işleyiciden tazminat alma hakkına sahiptir.
  1. İşleme faaliyetine müdahil herhangi bir kontrolör bu Tüzük’ü ihlal eden işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur. Bir işleyici, ancak bu Tüzük’ün özellikle işleyicilere yönelik yükümlülüklerine uyum göstermediği veya kontrolörün hukuka uygun talimatları dışında veya bu talimatlara aykırı hareket ettiği hallerde, işleme faaliyetinin sebep olduğu zarardan sorumludur.
  1. Zarara sebep olan olaydan hiçbir şekilde sorumlu olmadığını kanıtlaması halinde, bir kontrolör veya işleyici bu sorumluluktan muaftır.
  1. Birden fazla kontrolör veya işleyicinin ya da hem bir kontrol hem de bir işleyicinin aynı işleme faaliyetinde bulunduğu ve, 2 ve 3. paragraflar çerçevesinde, işleme faaliyetinin sebep olduğu herhangi bir zarardan sorumlu olduğu hallerde, veri sahibinin etkili bir şekilde tazminin sağlanması amacıyla, her kontrolör veya işleyici tüm zarardan sorumlu tutulur.
  1. Bir kontrolör veya işleyicinin, 4. paragraf uyarınca, yaşanan zararı eksiksiz bir şekilde tazmin ettiği hallerde, söz konusu kontrolör veya işleyicinin aynı işleme faaliyetine müdahil diğer kontrolörler veya işleyicilerden zarardan sorumlu oldukları kısma tekabül eden tazminat kısmını, 2. paragrafta ortaya konan koşullar uyarınca, isteme hakkı bulunur.
  1. Tazminat alma hakkının kullanımına ilişkin davalar 79(2) maddesinde atıfta bulunulan üye devletin hukuku çerçevesinde yetkin olan mahkemelerde açılır.
Madde 83
İdari para cezaları kesilmesine ilişkin genel koşullar
  1. Her denetim makamı bu Tüzük’e ilişkin olarak 4, 5 ve 6. paragraflarda atıfta bulunulan ihlaller ile ilgili olarak bu madde uyarınca idari para cezaları kesilmesinin her münferit durumda etkili, ölçülü ve caydırıcı olmasını sağlar.
  1. İdari para cezaları, her münferit durumun özelliklerine dayalı olarak, 58(2) maddesinin (a) ila (h) ve (j) bentlerinde atıfta bulunulan tedbirlere ek olarak veya bu tedbirler yerine kesilir. Her münferit durumda bir idari para cezası kesilip kesilmeyeceğine karar verilirken ve idari para cezası meblağına karar verilirken, aşağıdaki hususlar dikkate alınır:

(a)          ilgili işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı veya amacı dikkate alındığında ihlalin mahiyeti, ciddiyeti ve süresinin yanı sıra etkilenen veri sahibi sayısı ve veri sahiplerinin yaşadığı zarar düzeyi;

(b)          ihlalin kasıtlı olması veya ihmalkarlıktan kaynaklanması;

(c)          veri sahiplerinin yaşadığı zararın azaltılması için kontrolör veya işleyici tarafından gerçekleştirilen herhangi bir işlem;

(d)          25 ve 32. maddeler uyarınca kendileri tarafından uygulanan teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler dikkate alındığında, kontrolörün veya işleyicinin sorumluluk derecesi;

(e)          kontrolör veya işleyicinin geçmişte konuyla ilgili ihlalleri;

(f)           ihlalin düzeltilmesi ve ihlalin olası olumsuz etkilerinin azaltılması amacı ile denetim makamı ile gerçekleştirilen işbirliği derecesi;

(g)          ihlalden etkilenen kişisel veri kategorileri;

(h)          kontrolör veya işleyicinin ihlali bildirip bildirmediği ve bildirdiyse ne ölçüde bildirdiği başta olmak üzere, denetim makamının ihlalden haberdar edilme şekli;

(i)           58(2) maddesinde atıfta bulunulan tedbirlerin ilgili kontrolör veya işleyiciye karşı aynı konu ile ilgili olarak daha önceden alınmış olduğu hallerde, bu tedbirlere uyum;

(j)           40. madde uyarınca onaylı davranış kurallarına veya 42. madde uyarınca onaylı belgelendirme mekanizmalarına uygun hareket edilmesi;

(k)          ihlal nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen maddi menfaatler veya kaçınılan zararlar gibi durumun özellikleri açısından geçerli diğer ağırlaştırıcı veya hafifletici faktörler.

  1. Bir kontrolör veya işleyicinin aynı veya bağlantılı işleme faaliyetlerine yönelik olarak bu Tüzük’ün çeşitli hükümlerini kasıtlı olarak veya ihmalkarlıktan dolayı ihlal etmesi durumunda, toplam idari para cezası meblağı en ağır ihlal için belirtilen meblağı aşamaz.
  1. Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 10.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %2’sine kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:

(a)          kontrolör veya işleyicinin 8, 11, 25 ila 39 ile 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;

(b)          belgelendirme organının 42 ve 43. maddeler uyarınca yükümlülükleri;

(c)          izleme organının 41(4) maddesi uyarınca yükümlülükleri.

  1. Aşağıdaki hükümlere ilişkin ihlaller, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir:

(a)          5, 6, 7 ve 9. maddeler uyarınca rıza koşulları da dahil olmak üzere işleme faaliyetine ilişkin temel ilkeler;

(b)          veri sahiplerinin 12 ila 22. maddeler uyarınca hakları;

(c)          44 ila 49. maddeler uyarınca bir üçüncü ülkedeki bir alıcıya veya bir uluslararası kuruluşa yönelik kişisel veri aktarımları;

(d)          üye devlet hukuku uyarınca Bölüm IX çerçevesinde kabul edilen her türlü yükümlülük;

(e)          58(2) maddesi uyarınca denetim makamının bir emri veya geçici ya da kesin işleme sınırlaması veya veri akışlarını askıya almasına uyumlu hareket edilmemesi veya 58(1) maddesinin ihlal edilmesi suretiyle erişim sağlanmaması.

  1. 58(2) maddesinde atıfta bulunulduğu üzere bir emirle uyumlu hareket edilmemesi, 2. paragraf uyarınca, 20.000.000 Euro’ya kadar veya, bir teşebbüs olması halinde, bir önceki mali yılın yıllık dünya çapındaki cirosunun %4’üne kadar idari para cezalarına (hangi meblağ yüksek ise, o geçerlidir) tabidir.
  1. Denetleme makamlarının 58(2) maddesi uyarınca düzeltme yetkilerine halel gelmeksizin, her üye devlet söz konusu üye devlette kurulu bulunan kamu kuruluşları ve organlara idari para cezalarının

kesilip kesilemeyeceğine ve ne ölçüde kesileceğine ilişkin kurallar belirleyebilir.

  1. Denetim makamının bu madde kapsamındaki yetkilerini kullanımı etkili kanun yolu ve yargı süreci de dahil olmak üzere Birlik ve üye devlet hukuku uyarınca uygun usuli güvencelere tabidir.
  1. Üye devletin hukuk sisteminde idari para cezalarının hükme bağlanmadığı hallerde, bu madde para cezasının yetkin denetim makamı tarafından uygulamaya konacak ve yetkin ulusal mahkemeler tarafından kesilecek şekilde uygulanabilirken, bu kanun yollarının etkili olması ve denetim makamları tarafından kesilen idari para cezaları ile eşdeğer bir etkiye sahip olması sağlanabilir. Her halükarda, kesilen para cezaları etkili, orantılı ve caydırıcı olur. Bu üye devletler bu paragraf uyarınca kabul ettikleri kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 84
Cezalar
  1. Üye devletler 83. madde uyarınca idari para cezalarına tabi olmayan ihlaller başta olmak üzere bu Tüzük’e ilişkin ihlaller açısından geçerli olan diğer cezalara ilişkin kuralları belirler ve bunların uygulanmasının sağlanması amacı ile gereken tüm tedbirleri alır. Böylesi cezalar etkili, orantılı ve caydırıcı olur.
  1. Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
BÖLÜM IX
Özel işleme durumlarına ilişkin hükümler
Madde 85
İşleme ve ifade ve bilgi edinme özgürlüğü
  1. Gazetecilik amaçları ve akademik, sanatsal veya edebi anlatım amaçları doğrultusunda işleme de dahil olmak üzere, üye devletler bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğü hakkını kanunla bağdaştırır.
  1. Gazetecilik amaçları veya akademik, sanatsal veya edebi anlatım amacıyla gerçekleştirilen işleme faaliyeti açısından, üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile ifade ve bilgi edinme özgürlüğünü bağdaştırma amacıyla gerekli olmaları durumunda, Bölüm II (ilkeler), Bölüm III (veri sahibinin hakları), Bölüm IV (kontrolör ve işleyici), Bölüm V (kişisel verilerin üçüncü ülkeler veya uluslararası kuruluşlara aktarılması), Bölüm VI (bağımsız denetim makamları), Bölüm VII (işbirliği ve tutarlılık) ve Bölüm IX (spesifik veri işleme durumları) ile ilgili olarak muafiyetler veya derogasyonlar sağlar.
  1. Her üye devlet 2. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini ve bunları etkileyen sonraki değişiklik kanunu veya değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 86
İşleme ve halkın resmi belgelere erişimi

Bir kamu kuruluşu veya bir kamu organı ya da bir özel organ tarafından kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi amacı ile tutulan resmi belgelerdeki kişisel veriler, halkın resmi belgelere erişiminin bu Tüzük uyarınca kişisel verilerin korunması hakkıyla bağdaştırılması amacıyla, kamu kuruluşu ya da organının tabi olduğu Birlik veya üye devlet hukuku uyarınca kuruluş veya organ tarafından açıklanabilir.

Madde 87
Ulusal kimlik numarasının işlenmesi

Üye devletler bir ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcının işlenmesine özgü koşulları da belirleyebilir. Bu durumda, ulusal kimlik numarası veya genel uygulamaya ilişkin başka bir tanımlayıcı ancak veri sahibinin bu Tüzük uyarınca hakları ve özgürlüklerine ilişkin uygun güvenceler çerçevesinde kullanılır.

Madde 88
İş bağlamındaki işleme
  1. Üye devletler özellikle işe alım, kanunla ya da toplu sözleşmeler yoluyla belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere iş sözleşmesinin yürütülmesi, çalışma, iş yerinde eşitlik ve çeşitlilik, iş sağlığı ve güvenliğinin yönetimi, planlanması ve düzenlenmesi, işverenin

veya müşterinin mallarının korunması ile ilgili amaçlar ve istihdam ile ilgili haklar ve menfaatlerin münferit ya da toplu olarak kullanımı ve bunlardan yararlanılmasına ilişkin amaçlar ve iş ilişkisinin sona erdirilmesine ilişkin amaçlar doğrultusunda çalışanların kişisel verilerinin iş bağlamında işlenmesine yönelik hakların ve özgürlüklerin korunmasının sağlanması amacıyla kanun veya toplu sözleşmeler çerçevesinde daha spesifik kurallar belirleyebilir.

  1. Bu kurallar özellikle işleme faaliyetinin şeffaflığı, ortak bir ekonomik faaliyette bulunan bir teşebbüsler grubu veya bir işletmeler grubu içerisinde kişisel verilerin aktarılması ve iş yerindeki sistemlerin izlenmesi ile ilgili olarak veri sahibinin insanlık onuru, meşru menfaatleri ve temel haklarının güvence altına alınmasına ilişkin uygun ve spesifik tedbirleri içerir.
  1. Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul ettiği kanun hükümlerini 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 89
Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyetine ilişkin güvenceler ve derogasyonlar
  1. Kamu yararına arşivleme amaçları, bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işleme faaliyeti bu Tüzük uyarınca veri sahibinin hakları ve özgürlükleri açısından uygun güvencelere tabidir. Bu güvenceler ile özellikle verilerin en alt düzeye indirilmesi ilkesine uygun hareket edilmesinin sağlanması amacı ile teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlerin uygulamaya konması sağlanır. Bu amaçların bu şekilde yerine getirilebilmesi koşuluyla, bu tedbirler takma ad kullanımını içerebilir. Bu amaçların veri sahiplerinin teşhis edilmesine olanak tanımayan veya artık olanak tanımayan ek işleme faaliyetleri ile yakalandığı hallerde, söz konusu amaçlar bu şekilde yakalanır.
  1. Kişisel verilerin bilimsel veya tarihi araştırma amaçları ya da istatistiki amaçlar doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçlara ulaşılmasını imkansız hale getirmesinin veya ulaşılmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçlara ulaşılması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin 1. paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
  1. Kişisel verilerin kamu yararına arşivleme amaçları doğrultusunda işlendiği hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku çerçevesinde, 15, 16, 18, 19, 20 ve 21. maddelerde atıfta bulunulan hakların spesifik amaçların yakalanmasını imkansız hale getirmesinin veya yakalanmasına ciddi şekilde zarar vermesinin muhtemel olduğu ve derogasyonların bu amaçların yakalanması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddenin
  2. paragrafında atıfta bulunulan koşullar ve güvencelere tabi olarak böylesi haklardan derogasyonlar sağlanabilir.
  1. 2 ve 3. paragrafta atıfta bulunulan işleme faaliyetinin aynı zamanda başka bir amaca hizmet ettiği hallerde, derogasyonlar yalnızca bu paragraflarda atıfta bulunulan amaçlara yönelik işleme faaliyetine uygulanır.
Madde 90
Gizlilik yükümlülükleri
  1. Üye devletler, kişisel verilerin korunması hakkı ile gizlilik yükümlülüğünün bağdaştırılması amacı ile gerekli ve orantılı olduğu hallerde, Birlik veya üye devlet hukuku ya da ulusal yetkin makamlar tarafından koyulan kurallar çerçevesinde bir mesleki gizlilik yükümlülüğüne ya da diğer eşdeğer gizlilik yükümlülüklerine tabi kontrolörler veya işleyiciler ile ilgili olarak denetim makamlarının 58(1) maddesinin

(e) ve (f) bentlerinde belirtilen yetkilerini ortaya koymak üzere spesifik kurallar kabul edebilir. Bu kurallar yalnızca kontrolör veya işleyicinin bu gizlilik yükümlülüğü kapsamına giren bir faaliyet sonucu aldığı veya bu faaliyet esnasında elde ettiği kişisel veriler açısından uygulanır.

  1. Her üye devlet 1. paragraf uyarınca kabul edilen kuralları 25 Mayıs 2018 tarihine kadar ve bunları etkileyen sonraki değişiklikleri, herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin, Komisyon’a bildirir.
Madde 91
Kiliseler ve dini cemiyetlerin mevcut veri koruma kuralları
  1. Bir üye devlet içerisinde kiliseler ve dini cemiyetler ya da toplulukların, bu Tüzük’ün yürürlüğe giriş

tarihinde, gerçek kişilerin işleme faaliyeti ile ilgili olarak korunmasına ilişkin kapsamlı kurallar uyguladığı hallerde, söz konusu kuralların bu Tüzük’e uygun hale getirilmesi koşuluyla, ilgili kurallar uygulanmaya devam edebilir.

  1. Bu maddenin 1. paragrafı uyarınca kapsamlı kurallar uygulayan kiliseler ve dini cemiyetler, bu Tüzük’ün Bölüm VI’sında ortaya konan şartları yerine getirmesi koşuluyla, spesifik olabilecek bağımsız bir denetim makamının denetimine tabidir.
BÖLÜM X
Yetki devrine dayanan tasarruflar ve uygulama tasarrufları
Madde 92
Yetki devrinin uygulaması
  1. Yetki devrine dayanan tasarrufları kabul etme yetkisi bu maddede belirtilen koşullara tabi olarak Komisyon’a verilir.
  1. 12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri 24 Mayıs 2016 tarihinden itibaren belirsiz bir süre boyunca Komisyon’a verilir.
  1. 12(8) maddesi ve 43(8) maddesinde atıfta bulunulan yetki devri Avrupa Parlamentosu veya Konsey tarafından herhangi bir zamanda kaldırılabilir. Bir kaldırma kararı söz konusu kararda belirtilen yetki devrini sona erdirir. Bu karar Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından sonraki gün veya kararda belirtilen sonraki bir tarihte yürürlüğe girer. Karar halihazırda yürürlükte bulunan yetki devrine dayanan tasarrufların geçerliliğini etkilemez.
  1. Komisyon, yetki devrine dayanan bir tasarrufu kabul eder etmez, bunu eş zamanlı olarak Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletir.
  1. 12(8) maddesi ve 43(8) maddesi uyarınca kabul edilen yetki devrine dayanan bir tasarruf, ancak söz konusu tasarrufun Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e iletilmesinden itibaren üç aylık bir süre içerisinde Avrupa Parlamentosu ya da Konsey tarafından herhangi bir itirazda bulunulmaması durumunda ya da, söz konusu sürenin dolmasından önce, hem Avrupa Parlamentosu hem de Konsey’in itirazda bulunmayacağını Komisyon’a bildirmesi halinde, yürürlüğe girer. Bu süre Avrupa Parlamentosu veya Konsey’in inisiyatifiyle üç ay uzatılır.
Madde 93
Komite usulü
  1. Komisyona bir komite tarafından destek olunur. Söz konusu komite, AB 182/2011 sayılı Tüzük

L             kapsamındaEbNir komitedir.

Avrupa Birliği Resmi Gazetesi     4.5.201

  1. Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 5. maddesi uygulanır.
  1. Bu paragrafa atıfta bulunulan hallerde, AB 182/2011 sayılı Tüzük’ün 8. maddesi, ilgili Tüzük’ün 5. maddesi ile bağlantılı olarak, uygulanır.
BÖLÜM XI
Nihai hükümler
Madde 94
95/46/AT sayılı Direktif’in yürürlükten kaldırılması
  1. 95/46/AT sayılı Direktif 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.
  1. Yürürlükten kaldırılan Direktif’e yapılan atıflar bu Tüzük’e yapılmış sayılır. 95/46/AT sayılı Direktif’in 29. maddesi ile kurulan Kişisel Verilerin İşlenmesiyle ilgili olarak Bireylerin Korunması hakkında Çalışma Grubuna yapılan atıflar bu Tüzük’le kurulan Avrupa Veri Koruma Kurulu’na yapılmış sayılır.
Madde 95
2002/58/AT sayılı Direktif’le ilişki

Bu Tüzük, Birlik içerisinde kamu iletişim ağlarında halka açık elektronik iletişim hizmetlerinin sağlanması ile bağlantılı işleme faaliyeti hususunda, gerçek veya tüzel kişilere, 2002/58/AT sayılı Direktif’te belirtilen aynı hedefe özgü yükümlülüklere tabi bulundukları konular ile ilgili olarak, ek yükümlülükler getiremez.

Madde 96
Önceden imzalanan anlaşmalarla ilişki

Kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılması hususunda üye devletler tarafından 24 Mayıs 2016 tarihinden önce imzalanan ve bu tarihten önce geçerli Birlik hukukuna uyumlu olan uluslararası anlaşmalar değiştirilene, yenilenene veya yürürlükten kaldırılana kadar yürürlükte kalır.

Madde 97
Komisyon raporları
  1. Komisyon bu Tüzük’ün değerlendirilmesi ve gözden geçirilmesine ilişkin bir raporu, 25 Mayıs 2020 tarihine kadar ve bu tarihten sonra dört yılda bir, Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e sunar. Raporlar kamuoyuna açıklanır.
  1. 1. paragrafta atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeler bağlamında, Komisyon özellikle aşağıdaki hususların uygulanması ve işleyişini inceler:

(a)          bu Tüzük’ün 45(3) maddesi uyarınca alınan kararlar ve 95/46/AT sayılı Direktif’in 25(6) maddesine dayalı olarak alınan kararlar başta olmak üzere, kişisel verilerin üçüncü ülkelere veya uluslararası kuruluşlara aktarılmasına ilişkin Bölüm V;

(b)          işbirliği ve tutarlılığa ilişkin Bölüm VII.

  1. 1. paragraftaki amaç doğrultusunda, Komisyon üye devletlerden ve denetim makamlarından bilgi talep edebilir.
  1. Komisyon, 1 ve 2. paragraflarda atıfta bulunulan değerlendirmeler ve gözden geçirmeleri gerçekleştirirken, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve diğer ilgili organlar veya kaynakların görüşleri ve bulgularını dikkate alır.
  1. Komisyon, gerekmesi halinde, özellikle bilgi teknolojisindeki gelişmeleri dikkate alarak ve bilgi toplumundaki ilerleme durumu ışığında, bu Tüzük’te değişiklik yapılmasına ilişkin uygun önerilerde bulunur.
Madde 98
Birliğin veri korumaya ilişkin diğer hukuki tasarruflarının gözden geçirilmesi

Komisyon, uygun olduğu hallerde, gerçek kişilerin işleme faaliyetleri ile alakalı olarak standart ve tutarlı bir şekilde korunmasının sağlanması amacıyla, Birliğin kişisel verilerin korunmasına ilişkin diğer hukuki tasarruflarında değişiklik yapılmasına yönelik yasal önerilerde bulunur. Bu husus, özellikle gerçek kişilerin Birlik kurumları, organları, ofisleri ve ajansları tarafından gerçekleştirilen işleme faaliyetleri ile alakalı olarak korunması ve söz konusu verilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallarla ilgilidir.

Madde 99
Yürürlük ve uygulama
  1. Bu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlandığı günden sonraki yirminci gün yürürlüğe girer.
  1. Bu Tüzük 25 Mayıs 2018 tarihinden itibaren uygulanır.

Bu Tüzük bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanır.

Avrupa Birliği Resmi Gazetesi     4.5.2018

Avrupa Parlamentosu adına

Başkan

SCHULZ

Konsey adına

Başkan

EVET HENİS – PLASSCHAERT

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

0

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun adıyla 5176 sayılı ve 25.05.2004 tarihli kanun olarak çıkarılmıştır.

 

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere   Kamu Görevlileri Etik Kurulunun kuruluş, görev ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesidir.

Bu Kanun, genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,  Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ve üniversiteler  hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Kuruluş

MADDE 2.-  Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirmek üzere Başbakanlık bünyesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu (Kurul) kurulmuştur.

Bakanlar Kurulu, bu Kanun kapsamındaki konularda her türlü kararları almak ve uygulamak üzere;

  1. a) Bakanlık görevi yapmış olanlar arasından bir üye,
  2. b) İl belediye başkanlığı yapmış olanlar arasından bir üye,
  3. c) Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyeliği görevlerinden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
  4. d) Müsteşarlık, büyükelçilik, valilik, bağımsız ve düzenleyici kurul başkanlığı görevlerinde bulunmuş veya bu görevlerden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
  5. e) Üniversitelerde rektörlük veya dekanlık görevlerinde bulunmuş öğretim üyeleri veya bunların emeklileri arasından iki üye,
  6. f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında en üst kademe yöneticiliği yapmış olanlar arasından bir üye,

Olmak üzere toplam onbir üyeyi biri Başkan olmak üzere seçer ve atar.

Kurul başkan veya üyeliğine atanacaklar hakkında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası hükmü ile ek 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uygulanmaz ve bu kişiler Kurulda emekli aylıkları kesilmeksizin çalıştırılır.

Üyelerin görev süresi dört yıldır. Süresi dolan üyeler Bakanlar Kurulunca yeniden seçilebilirler. Kurul üyelerinin görev süresi dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak üyeler, ciddi bir hastalık veya sakatlık nedeniyle iş görememeleri veya atamaya ilişkin şartları kaybetmeleri halinde, atandıkları usule göre süresi dolmadan görevden alınır. Üyeler, görevi kötüye kullanmaktan veya yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olmaları halinde ise Başbakan onayıyla görevden alınır. Görevden alma nedeniyle veya süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalan Kurul üyeliklerine bir ay içerisinde Bakanlar Kurulunca yeniden atama yapılır. Bu şekilde atanan üye, yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar.

Kurul, Başkanın daveti üzerine en az altı üyeyle toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğunun aynı yöndeki oyu ile karar verir. Toplantı kararları ilgililere duyurulur. Kurul ayda dört defa toplanır. Kurul Başkan ve üyelerinin toplantılara katılmaları esastır. Arka arkaya üç toplantıya veya bir yıl içinde toplam on toplantıya katılmayan üyeler istifa etmiş sayılırlar.

Kurulun sekretarya hizmetleri Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.

Kurul Başkan ve üyelerine, 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak koşuluyla, fiilen görev yapılan her gün için (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz.

Huzur hakkı ve Kurulun diğer ihtiyaçları için her yıl Başbakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur.

Kurulun görevleri

MADDE 3.- Kurul, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek,  etik davranış ilkelerinin ihlâl edildiği iddiasıyla re’sen veya  yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makamlara bildirmek, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmakla görevli ve yetkilidir.

Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru

MADDE 4.- Bu Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında etik davranış ilkelerine aykırı uygulamalar bulunduğu iddiasıyla, en az genel müdür veya eşiti seviyedeki kamu görevlileri hakkında Kurula başvurulabilir. Hangi unvanların genel müdür eşiti sayılacağı kurum ve kuruluşların teşkilât yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından belirlenir.

Diğer kamu görevlilerinin, etik davranış ilkelerine aykırı uygulamaları bulunduğu iddiasıyla yapılacak başvurular, ilgili kurumların yetkili disiplin kurullarında, Kurul tarafından çıkarılan yönetmeliklerde belirlenen etik davranış ilkelerine aykırılık olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Değerlendirme sonucu alınan karar, ilgililere ve başvuru sahibine bildirilir.

Başvurular, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler tarafından yapılabilir. Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvurular değerlendirmeye alınmaz.

Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur.

İnceleme ve araştırma

MADDE 5. – Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlâl edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikâyet veya ihbar yoluyla ulaşan  başvurular  üzerine yapacağı inceleme ve araştırmayı en geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.

Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu ilgililere ve  Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirir.

Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin, etik davranış ilkelerine aykırı işlem veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurur. Ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve Resmi Gazetede yayımlatır.

Bu Kanuna göre yapılan inceleme ve araştırmalar, genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya  tâbi oldukları personel kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel teşkil etmez.

Bilgi ve belge istenmesi

MADDE 6.- Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, Kurulun başvuru konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgeleri vermek zorundadırlar.

Kurul, bu Kanunun kapsamındaki kuruluşlardan ve özel kuruluşlardan ilgili temsilcileri çağırıp bilgi alma yetkisine sahiptir.

Yönetmelik

MADDE 7.- Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar, Kurulca hazırlanacak yönetmeliklerle belirlenir. Kurul tarafından hazırlanacak yönetmelikler Başbakan onayı ile yürürlüğe konulur.

MADDE 8.- 19.4.1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Ancak, Kamu Görevlileri Etik Kurulu mal bildirimlerini gerektiğinde inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.

MADDE 9.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 29 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 10. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 11. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Türkiye – Afganistan Dostluk Antlaşması

0

Türkiye – Afganistan Dostluk Antlaşması, 25 Mayıs 1928 tarihinde imzalanmış ve 22 Temmuz 1928’de mecliste kabul edilerek onaylanmıştır. Antlaşmanın orijinal ismi ‘Türkiye – Afganistan mühadenet ve teşriki mesai muahedenamesi‘dir. Antlaşma sayesinde Afganistan ile 1921 tarihinde yapılan dostluk ve ittifak antlaşması yenilenmiş ve ilişkiler güçlendirilmiştir.

“Türkiye ve Afganistan Arasında Dostluk ve Teşrik-i Mesai Muahedenamesi” ile, samimi ve ebedî dostluk öngörülmüş, her iki devletten biri aleyhine düşmanca bir hareket gerçekleştiği takdirde ortak hareket edilmesi kararlaştırılmıştır. Antlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti, Afganistan’ın eğitimi ve ordusunun geliştirilmesi için adli, ilmî ve askerî uzmanları Afgan Devleti’nin hizmetine vermeyi taahhüt etmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Türkiye – Afganistan Dostluk Antlaşması

Türkiye ve Afganistan Devleteyli Âliyeteyni gerek maddi ve gerek manevi .rabıta ve münasebetlerinin ve gerek biraderi vaziyetlerinin ve hassasiyetlerinin vesair ihtiyaçlarının birliğine binaen asrı hazırın iki millet için günden güne ihdas ve istilzam eylediği vazaifi nazarı mülahazaya alarak teyemmümen aralarında münakit 1 Mart 1337 ve 11 Mart 1299 tarihli muhadene ile mevcut ve berkarar olan kardeşlik ve dostluk bağlarının ve samimi rabıtalarının daha sağlam ve metin esasata iptina ettirilmesini arzu eylediler ve bu maksadın istihsali için bir dostluk ve siyasi ve iktisadi teşriki mesai ahitnamesi akdini lazım addederek Türkiye Reisicumhur Hazretleri Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Beyefendi Hazretlerinin ve Âli Hazreti Hümayun Afgan Kralı Afganistan Hariciye Veciri Vekili Serdarı Âlâ Gulan Sıddık Han Hazretlerini Murahhas tayin buyurdular müşarünileyhima murahhaslar usulüne muvafık salahiyetnamelerini iraeden sonra mevaddı âtiyeye muafakat eylediler, iki devletin münaseba’tını işbu mevad tanzim edecektir.

Birinci Madde

Türkiye Cumhuriyeti ile Afgan Krallığı beyninde ve kezalik iki millet arasında ihlâli gayri kabil sulh ve samimi ve ebedi mühadenet cari olacaktır.

İkinci Madde

Tarafeyni akideynden biri aleyhinde ahar bir veya birkaç devlet tarafından bîr hareketi hasmane vaki olduğu takdirde diğer tarafı âkit o tecavüzün men’i emrinde bütün gayret ve mesaisini sarf etmeyi ve bu mesaiye rağmen harp emri vaki olduğu halde iki hükümet yüksek menfaatlerine muvafık olan musip kararı taharri etmek üzere vaziyeti aralarında tekrar hayırîıahane ve itina ile mütalaa etmeyi taahhüd ederler.

Üçüncü Madde

Tarafeyni akideynden her biri ahar bir veya birkaç devlet tarafından diğer taraf âkidin aleyhine tevcih edilen hiçbir ittifaka veya siyasi ve askeri ve iktisadi ve mali hiçbir itilafa ve keza ahar bir veya birkaç devlet tarafından diğer taraf akidin emniyeti askeriyesi aleyhine tevcih edilen harekâtı hasmaneye iştirak etmemeyi taahhüt ederler.

Dördüncü Madde

Devleteyni akideyni tarafeyn memleket ve milletlerinin terakki ve tealisi için bir tarafta mevcut ve diğer taraf için müfit olan ve ihtiyaç hissedilen her türlü vesail ve vesaiti ayrıca tertip ve tanzim kılınacak mukavelatı mahsusa ile temine ve onun ihtiyacatını teshil ve tehvine çalışmayı taahhüt ve diğer tarafı
muahede o hususta muavenet ederler.

Beşinci Madde

Türkiye Cumhuriyeti Afganistan’ın maarif ve ordusunun terakki ve tealisi için talep edeceği adli ve ilmi ve askeri mütehassısları intihap ile Afgan Devletinin hizmetine vermeyi taahhüt eder.

Altıncı Madde

(Tarafeyni âkideyn tebaası yekdiğerinin arazisinde ticaret ve ikamet hususunda en ziyade mazharı müsaade millet muamelesine nail olacaklardır. Mâhaza tarafeyn âkideyn ayrıca ikamet ve ticaret mukavelenameleri yapabilecekleri gibi şehbenderlik ve posta ve telgraf ve iadei mücrimin mukavelenamelerini akdedeceklerdir.

Yedinci Madde

Tarafeyn âkideyn her biri işbu muahedenamede tayin edilen mütekabil taahhüdat haricinde diğer devletlerle her türlü münasebatta serbesti hareketini tamamiyle muhafaza edecektir.

Sekizinci Madde

İşbu muahedename Türkçe ve Farisi yazılmıştı ve her iki metin mütesaviyen muteberdir.

Dokuzuncu Madde

İşbu muahedename musaddak nüshaların teatisini den itibaren meri olup mümkün mertebe kısa bir zaman zarfında akitler tarafından tasdik olunacak ve musaddak nüshalar Ankara’da teati olunacaktır.

Bu muahedenin birinci maddesi daimi ve diğer maddeleri on sene müddetle muteberdir. Şayet muahedename mezkûr on senelik müddetin himatında altı ay evvel tarafeyni akideynden biri veya diğeri canibinden fesholunmazsa kendiliğinden bir sene daha meri addedilecek ve fesh keyfiyeti ancak altı ayılık bir müddetin inkizasından sonra hüküm ve tesiri haiz olacaktır, iki taraf murahhasları yukarıda mezfkûr dokuz madde ahkâmını kabul ve tasdik ile bu muahedeneyi imza ve tahtim eylemişlerdir. Ankara’da 25 Mayıs 1928 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Doktor Tevfik Rüştü
İmza Protokolü

Bugünkü tarihle imza ettiğimiz muhadenet ve teşriki mesai muahedenamesi ile bir mukaddeme ilç dokuz maddeden ve bu imza protokolü dahil olmak üzere merbutu iki protokolden ibarettir. Bundan başka tarafeyn murahhasları teşriki mesai ve tevdidi mesai tabirlerinden maksatlarının bir mana olup Fransızca mukabili Cöllâboration olduğunu da tasrih için mutabık kalmışlardır.

25 Mayıs 1928
Doktor Tevfik Rüştü
Protokol

Bugünkü tarihli Türk ve Afgan dostluk ve teşriki mesai muahedesini imza eden tarafeyn murahhasları hususatı atiye hakkında mutabık kalmışlardır. Tarafeyn âliyeyni akideyn arasında iktisadi sahaf da teşriki mesai kabul olunmuştur. Gerek bu hususun suveri tatbikiyesinin tetkikiyle tanzim ve gerek iki memleket arasında münakale ve muvasala keyfiyetinin mütalaasıyla bu bapta ittihazı icap eden ve mümkün olan teda’birin tayin ve tesbiti için tarafeyniıi mütehassıs murahhasları mümkün olan kısa bir zaman zarfında müzakerata iptidan edeceklerdir.

İşbu protokol muahedenamenin bir cüzzü müternmiminin teşkil etmek üzere müşarünileyhima murahhaslar tarafından imza edilmiştir.

25 Mayıs 1928
Doktor Tevfik Rüştü
Türkiye – Afganistan Muhadenet ve Teşriki Mesai Muahedenamesi Kanun Layihası

Madde 1. — Afganistan ile Ankara’da 25 Mayıs 1928 tarihinde akd ve imza edilmiş olan muhadenet
ve teşriki mesai muaihedenamesd ile merbutu bulunan protokol ve kezalik 25 Mayıs 1928 tarihli imza protokolü tasdik edilmiştir.

Madde 2. — îşbu Kanun tarihi neşrinden muteberdir.

Madde 3. — îşbu Kanunu icraya Hariciye Vekili memurdur.

22 Temmuz 1928
Başvekil İsmet
Müdafaai Milliye Vekili Mustafa Abdüllıalik
Adliye Vekili Mahmut Esat Beyefendi
Seyahatta Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Beyefendi İçtimada bulunmadı
Hariciye Vekâleti Vekili Saraçoğlu Şükrü
Maarif Vekili Mustafa Necati Beyefendi Seyahatta

İktisat Vekili Mustafa Rahmi
Maliye Vekili Saraçoğlu Şükrü
Nafıa Vekili Behiç
Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili Doktor Refik

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası

1

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, 1 Ocak 1952 tarihinde kabul edilmiş ve 08/01/1952 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Kabul edilen Anayasa ile; Birleşik Krallıktan(İngiltere) bağımsızlığın kazanıldığı 25 Mayıs 1946 tarihinden hemen sonra düzenlenen 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasası kaldırılmış, yeni Anayasa yürürlüğe girmiştir. Anayasa’da; 1954, 1955, 1958, 1960, 1965, 1973, 1974, 1976 ve 1984 yıllarında çeşitli değişiklikler yapılmıştır.

Ürdün Haritası

Ürdün Krallığının dini İslam ve resmî dili Arapçadır. Yönetim şekli, parlamenter monarşidir.

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, Prof Dr. Ahmet Ceylan tarafından 2002 yılında, Yardımcı Doçent iken Türkçe’ye tercüme edilerek hukukçuların istifadesine sunulmuştur.

Ürdün Bayrağı

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası

“Biz, Hâşimî Ürdün Krallığı Kralı I. Talâl, Anayasanın 25. maddesi gereğince, Âyan ve Temsilciler Meclisi’nin Kararına dayanarak, gözden geçirilen aşağıdaki anayasayı onaylıyoruz ve yayınlanmasını emrediyoruz”

HÂŞİMî ÜRDÜN KRALLIĞI ANAYASASI
 Birinci Bölüm
Devlet ve Yönetim Şekli
Madde-1

Hâşimî Ürdün Krallığı, bağımsız, egemen, bölünemez ve kendisinden bir şey ferâgat  dilemez bir Arap devletidir. Ürdün Halkı, Arap Milletinin bir parçasıdır. Yönetim şekli, parlamenter ırsî monarşidir.

Madde-2

Devletin dini İslam’dır. Resmî dili Arapçadır.

Madde-3

Amman şehri Krallığın başkentidir. Özel bir kanunla başka bir yere nakledilebilir.

Madde-4

Ürdün Bayrağı aşağıdaki şekil ve ölçülerden oluşur:

Boyu eninin iki katıdır. Yatay olarak, en üstte siyah ortada beyaz ve en altta yeşil olmak üzere üç eşit ve paralel kısma ayrılır. Direği yönünde bayrak üzerinde, tabanı bayrağın enine eşit ve yüksekliği bayrağın boyunun yarısına denk kırmızı üçgen bulunur. Bu üçgende yedi köşeli; merkezinin, kırmızı üçgenin açıları arasındaki çizgilerin kesiştiği yerde, köşelerinin birinden geçen eksenin bu üçgenin tabanına paralel şekilde konmuş olduğu, dairesi çapının bayrak uzunluğunun ondörtte birini bulduğu beyaz bir yıldız bulunur.

İkinci Bölüm

Ürdünlülerin Hakları ve Ödevleri

Madde-5

Ürdün vatandaşlığı kanunla belirlenir.

Madde-6 

1. Ürdünlüler kanun önünde eşittir. Irk, dil veya din farklılığı, haklar ve    ödevlerde ayrıcalık oluşturmaz.

2. Devlet, çalışma ve eğitimi imkanları ölçüsünde üstlenir. Huzuru ve tüm Ürdünlüler için fırsat eşitliğini sağlar.

Madde-7

Şahsi hürriyet korunmuştur.

Madde-8

Hiç kimse kanun hükümleri dışında alıkonamaz ve hapsedilemez.

Madde-9
  1. Hiçbir Ürdünlü, ülkeden uzaklaştırılamaz.
  2. Kanunda belirtilen haller dışında, Ürdün vatandaşı herhangi bir yerde ikametten yasaklanamaz ve de belirli bir yerde ikamete zorlanamaz.
Madde-10

Meskenler dokunulmazdır. Kanunda belirtilen haller ve usuller dışında meskenlere girilemez.

Madde-11

Kamu yararı ve kanunda belirlenen adil bir tazminat karşılığı dışında hiç kimsenin mülkü istimlâk edilemez.

Madde-12

Kanunun gerekli kıldığı haller dışında zorla borç yüklenemez, menkul veya gayrimenkul mallar müsadere edilemez.

Madde-13

Hiçimse zorla çalıştırılamaz. Ancak kanun uyarınca herhangi bir kişiye çalışma veya görev yüklenebilir:

  1. Harp hali gibi, genel tehlike vukuu, yangın, tufan, kıtlık, deprem, insan ve hayvanlarda ciddi salgın hastalık, hayvan felaketlerinde veya haşere, bitki veya benzeri diğer felaketlerde, nüfusun hepsinin veya bir kısmının güvenliğinin tehlikeye maruz kaldığı diğer zorunlu hallerde.
  2. Mahkeme tarafından, çalışma veya görevi resmi otoritenin nezareti altında yerine getirmesine hükmedilmesi ve de mahkum kişinin, şahıslara, şirketlere, derneklere veya herhangi bir kamu kuruluşuna kiralanmaması veya onların emri altında olmaması şartıyla.
Madde-14

Devlet, ülkede geçerli âdetlere göre kamu düzenini bozucu ve adaba aykırı olmayan inanç ve dinlerin törenlerini yerine getirme hürriyetini korur.

Madde-15
  1. Devlet, düşünce özgürlüğünü temin eder. Her Ürdün vatandaşı, kanunî sınırlar ölçüsünde, söz, yazı, resim ve diğer ifade araçlarıyla düşünce özgürlüğünü kullanır.
  2. Basın ve matbaacılık kanunî sınırlar ölçüsünde serbesttir.
  3. Gazete yayınlarının durdurulması ve izinlerinin iptali ancak kanun hükümleri uyarınca mümkündür.
  4. Kanun, sıkıyönetim veya olağanüstü hal durumunda kamu güvenliği ve milli savunma amaçlarıyla bağlantılı olarak, gazeteleri, yayınları, kitapları ve radyo-televizyon yayınını sınırlı bir sansüre tâbi kılabilir.
  5. Kanun, gazetelerin kaynaklarının  denetim şeklini düzenler.
Madde-16
  1. Ürdünlüler, kanunî sınırlar ölçüsünde toplanma hakkına sahiptir.
  2. Ürdünlüler, amaçları kanuna uygun, yöntemleri barışçıl ve tüzükleri anayasa hükümlerine aykırı olmayan siyasi partiler ve dernekler kurma hakkına sahiptir.
  3. Kanun, derneklerin ve siyasi partilerin kurulma usullerini ve kaynaklarının denetimini düzenler.
Madde-17
  1. Ürdünlüler, kanunda belirlenen usûl ve şartlarla, şahsî işlerinde veya kamusal konularda kamu otoriteleriyle yazışma hakkına sahiptir.
Madde-18

Tüm posta, telgraf yazışmaları ve telefon konuşmaları gizli kabul edilir. Kanunda belirlenen haller dışında denetime tâbi tutulamaz veya durdurulamaz.

Madde-19

Cemaatler, kanunda düzenlenen genel hükümleri dikkate alma ve müfredat programlarında ve yönlendirmelerinde hükümet denetimine tâbi olmak kaydıyla okullarını kurma ve mensuplarının eğitimini gerçekleştirme hakkına sahiptir.

Madde-20

Temel öğretim Ürdün vatandaşları için zorunludur ve hükümet okullarında ücretsizdir.

Madde-21
  1. Siyasi mülteciler, siyasi ideolojileri veya onların özgürlüğünü savunmaları nedeniyle iâde edilemez.
  2. Adi suçluların iade usulleri uluslararası anlaşmalar ve kanunlarla belirlenir
Madde-22
  1. Her Ürdün vatandaşı, kanunlar veya tüzüklerde belirlenen şartlarla kamu makamlarını üstlenme hakkına sahiptir.
  2. Devlette, ona bağlı idarelerde ve belediyelerde sürekli ve geçici kamu görevine atama liyakat ve yetenek esasına göredir.
Madde-23

Çalışma tüm vatandaşlar için haktır. Devlet, milli ekonomiyi yönlendirerek ve geliştirerek vatandaşlara yeterli çalışma imkanı sağlar.

      Devlet çalışmayı korur ve onun için aşağıdaki ilkelere dayanan kurallar koyar:

a. Çalışana, işinin miktar ve niteliğiyle uyumlu ücret verilmesi,

b. Haftalık çalışma saatlerinin belirlenmesi ve çalışanlara haftalık ve ücretli yıllık tatil günleri verilmesi,

c. İşten çıkarma, hastalık, yaşlılık ve işten kaynaklanan olağanüstü durumlarda, çalışanın geçimini sağladıklarına özel bir tazminat verilmesi,

d. Gençlerin ve kadınların çalışması için özel şartların belirlenmesi,

e. İşyerlerinin sağlık kurallarına tâbi kılınması,

f. Kanunî sınırlar ölçüsünde hür sendika kurulması.

Üçüncü Bölüm
Kuvvetler
Genel Hükümler
 Madde-24
    1. Millet, kuvvetlerin kaynağıdır.
    2. Millet, kuvvetlerini bu anayasada belirtildiği şekilde kullanır.
Madde-25

Yasama kuvveti, Millet Meclisi ve Kral’a aittir. Millet Meclisi, Temsilciler Meclisi ve Âyan Meclisi’nden oluşur.

Madde-26

Yürütme kuvveti Kral’a aittir. Kral bu gücü, bu anayasa hükümleri uyarınca bakanları aracılığıyla kullanır.

Madde-27

Yargı kuvveti, farklı tür ve derecelerdeki mahkemelerce kullanılır. Hükümlerin hepsi kanuna uygun olarak Kral’ın ismiyle yayınlanır.

Dördüncü Bölüm
Yürütme Kuvveti
Birinci Kısım
Kral ve Hakları
 Madde-28

Hâşimi Ürdün Krallığı tahtı Kral Abdullah b. Hüseyin’in hanedanında ırsîdir. Taht veraseti, aşağıdaki hükümler uyarınca arkadan gelen erkek evlatlara aittir:

a. Krallık, tahtta bulunan kralın yaşça en büyük evladına, sonra bu en büyük oğulun en büyük oğullarına tabaka tabaka intikal eder. Oğulların en büyüğü, krallık ona intikal etmeden önce ölürse, krallık, ölenin kardeşleri olsa dahi oğullarının en büyüğüne geçer. Fakat, kral, erkek kardeşlerinden birini veliaht olarak seçebilir ve bu durumda krallık tahtta bulunandan ona intikal eder.
b. Ardından gelen erkek evlat olmadığında, krallık, kardeşlerin en büyüğüne intikal eder. Kardeşleri olmadığı zaman, kardeşlerin en büyüğünün oğullarının en büyüğüne, kardeşlerin en büyüğünün oğlu olmadığı zaman yaş sırasına göre diğer kardeşlerin oğullarının en büyüğüne intikal eder.
c. Kardeşler ve kardeşlerin oğullarının yokluğu durumunda krallık, amcalara ve (b) fıkrasında belirlenen sıraya göre zürriyetlerine intikal eder.
d. Son Kral, açıklanan yollarla varis bırakmaksızın ölürse, krallık, Millet Meclisi’nin Arap yükselişinin kurucusu merhum Hüseyin b. Ali’nin sülalesinden seçeceği kişiye ait olur.
e. Kral olacak kişinin, Müslüman, akıllı, meşru bir eş ve Müslüman anne babadan doğmuş olması gerekir.
f. Liyakatsizliği sebebiyle Krallık Kararnâmesiyle verasetten hariç tutulan kimse tahta çıkamaz. Bu hariç tutma bu kimsenin soyundan gelenleri kapsamaz. Bu Kararnâmenin, başbakan ve aralarında adliye ve içişleri bakanlarının da bulunduğu en az dört bakan tarafından imzalanmış olması gerekir.
g. Kral, kameri takvime göre 18 yaşını tamamladığında rüşd yaşına ulaşır. Taht bir kimseye bu yaşa ulaşmadan intikal ederse, kralın yetkileri, tahtta oturan tarafından yayınlanan Yüksek Krallık Kararnâmesiyle atanan Vasi veya Vesayet Meclisi tarafından yerine getirilir. Kral vasi bırakmaksızın vefat ederse Bakanlar Kurulu vasi veya vesayet meclisini tayin eder.
h. Kral, hastalığı sebebiyle yetkilerini kullanmaya güç yetiremez olursa, yetkileri naip veya niyabet heyeti tarafından kullanılır. Naip veya niyabet heyeti, Krallık Kararnâmesiyle belirlenir. Kral bu atamayı yerine getiremezse, atama Bakanlar Kurulu tarafından gerçekleştirilir.
i.  Kral ülkeden ayrılmak istediğinde, ayrılmadan önce Krallık Kararnâmesiyle yokluğu müddetince yetkilerini kullanmak üzere naip veya niyabet heyetini tayin eder. Naip veya niyabet heyetinin bu iradenin kapsamındaki şartları gözetmesi gerekir. Kralın yokluğu dört aydan fazla olduğunda ve Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında bu konuyu görüşmek üzere derhal toplantıya çağrılır
j. Vasi veya naip veya vesayet meclisi üyesi veya niyabet heyeti görevi üstlenmeden önce, Bakanlar Kurulu önünde, Anayasanın 29. maddesinde yer alan yemini eder.
k. Vasi, naip, vesayet meclisi veya niyabet heyeti üyelerinden biri öldüğünde yada görevinin gereklerini yerine getiremez olduğunda Bakanlar Kurulu onun yerine münasip bir şahsı atar.
l. Vasi, kral naibi, vesayet meclisi veya niyabet heyeti üyelerinden birinin kamerî seneyle 30 yaşından az olmaması gerekir. Bununla birlikte, kralın akrabalarının erkeklerinden biri kamerî olarak 18 yaşını tamamlamış olduğunda tayin edilebilir.
m. Akıl hastalığı sebebiyle yönetme kral için imkansız olduğunda, Bakanlar Kurulu bunu tetkikten sonra millet meclisini derhal toplantıya çağırır. Bu hastalığın  kesin olarak varlığı sabit olduğunda, Millet Meclisi bu kişinin krallığının sona erdiğine karar verir ve krallık ondan sonra anayasa hükümlerine göre hak sahibine intikal eder. O sırada Temsilciler Meclisi hal edilmiş veya süresi sona ermiş ve yeni meclis seçimi gerçekleşmemiş ise önceki Temsilciler Meclisi bu amaçla toplantıya çağrılır.
Madde-29

Kral tahta çıkışının akabinde, Âyan Meclisi reisi başkanlığında toplanan Millet Meclisi önünde, anayasayı gözeteceğine ve millete sadık kalacağına yemin eder.

Madde-30

Kral, devletin başıdır ve tüm sorumluluklardan muaftır.

Madde-31

Kral, kanunları onaylar ve yayınlar. Kanun hükümlerine aykırılık içermemek kaydıyla kanunun uygulanması için gerekli tüzüklerin yapılmasını emreder.

Madde-32

Kral, kara, deniz ve hava kuvvetlerinin başkomutanıdır.

Madde-33
  1.  Kral, savaş ilan eder, barışa karar verir, anlaşma ve ittifakları onaylar.
  2. Ürdün vatandaşlarının genel ve özel haklarına dokunan yada devlet hazinesine yük getiren anlaşma ve ittifaklar, ancak Millet Meclisi uygun bulduğu takdirde geçerlidir. Hiç bir şekilde, bir anlaşma ve ittifakta alenî şartlarla çelişik gizli şartlar olamaz.
Madde-34
  1.  Kral, kanun hükümlerine uygun olarak Temsilciler Meclisi seçimlerinin yerine getirilmesi için emirler yayınlar.
  2.  Kral, Millet Meclisini toplantıya çağırır, anayasa hükümlerine uygun olarak açılışını yapar, tehir eder ve fesheder.
  3. Kral, Temsilciler Meclisini feshedebilir.
  4. Kral, Âyan Meclisini feshedebilir ya da üyelerinden birini üyelikten azledebilir.
Madde-35

Kral, başbakanı atar, görevden alır, istifasını kabul eder. Başbakanın uygun görmesiyle bakanları atar, görevden alır ve istifalarını kabul eder

Madde-36

Kral, Âyan Meclisi üyelerini atar ve onlar arasından Âyan Meclisi başkanını atar ve istifalarını kabul eder.

Madde-37
  1. Kral, sivil ve askerî rütbeler, nişanlar ve diğer şeref pâyeleri oluşturur, verir ve geri alır. Bu yetkisini özel bir kanunla başkasına devredebilir.
  2.  Para, kanunu uygulama çerçevesinde kral adına basılır.
Madde-38

Kral, özel af ve ceza indirimi hakkına sahiptir. Ancak, genel af özel bir kanunla kararlaştırılır.

Madde-39

İdam hükmü ancak kralın onayından sonra uygulanır. Bu türden tüm hükümler, Bakanlar Kurulu görüşü eklenerek sunulur.

Madde-40

Kral, yetkilerini Krallık Kararnâmesiyle yerine getirir. Krallık Kararnâmesi, başbakan ve bakan veya ilgili bakanların imzasını taşır. Kral uygun bulduğunu, imzasını, mezkur imzaların yukarısına atmakla gösterir.

İkinci Kısım
Bakanlar
Madde-41

Bakanlar Kurulu, başbakanın başkanlığında, kamu yararı ve ihtiyaca göre gerekli sayıda bakandan oluşur.

Madde-42

Ürdün vatandaşı olmayan bakanlık makamını üstlenemez.

Madde-43

Başbakan ve bakanlar görevlerine başlamadan önce kral önünde aşağıdaki yemini ederler:

 “Krala sadık kalacağıma, anayasayı gözeteceğime, millete hizmet edeceğime, bana yüklenen sorumlulukları dürüstlükle yerine getireceğime dair Yüce Allaha yemin ederim”.

Madde-44

Bakan, alenî bir müzayede ile dahi olsa, devlet arazisini satın alamaz veya  kiralayamaz. Aynı şekilde, bakanlığı esnasında, herhangi bir şirketin yönetim kurulu üyesi olamaz, mali ve ticari herhangi bir faaliyete katılamaz, herhangi bir şirketten maaş alamaz.

Madde-45

Bakanlar Kurulu, anayasa veya diğer yasal düzenlemeler uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir.

Başbakan, Bakanlar ve Bakanlar Kurulunun yetkileri, Bakanlar Kurulunun yaptığı ve kral tarafından onaylanan tüzüklerle belirlenir

Madde-46

Bakan, atanma kararnâmesinde belirtiliş şekline göre, bir veya daha fazla bakanlık işleriyle görevlendirilebilir.

Madde-47
  1. Bakan, bakanlığıyla ilgili bütün işlerin idaresinden sorumludur. Yetki alanı dışındaki herhangi bir meseleyi başbakana arz eder.
  2. Başbakan, sorumluluk alanı ve yetkileri dahilinde hareket eder. Diğer işleri, hakkında gerekli kararları almak üzere Bakanlar Kuruluna havale eder.
Madde-48

Başbakan ve bakanlar, Bakanlar Kurulu kararlarını imzalar. Bu kararlar, Anayasa veya herhangi bir kanunî düzenlemece öngörülmesi yada bir tüzük tarafından zorunlu görülmesi hallerinde onay için krala arz edilir. Bu kararlar, Başbakan ve bakanlarca, yetki sahaları dahilinde uygulanır.

Madde-49

Kralın sözlü veya yazılı emirleri bakanları sorumluluktan kurtarmaz.

Madde-50

Başbakanın istifası veya azli durumunda bütün bakanlar istifa etmiş veya azledilmiş kabul edilir.

Madde-51

Başbakan ve bakanlar, Temsilciler Meclisi önünde devletin genel siyasetinden ortaklaşa sorumlu oldukları gibi, her bakan da, Temsilciler Meclisi önünde bakanlığının işlerinden sorumludur.

Madde-52

Başbakan veya Temsilciler ya da Âyan Meclisinin birinde üye olan bir bakan, üyesi olduğu mecliste oylama hakkına, meclislerin her ikisinde de konuşma hakkına sahiptir. Ancak, iki meclisin herhangi birinde üye olmayan bakanlar, oylama hakkı olmaksızın her iki mecliste de konuşma hakkına sahiptir. Bakanlar veya onlara vekalet edenler, her iki mecliste konuşmada, diğer üyelere öncelik hakkına sahiptir. Bakanlık maaşı alan bir bakan, aynı zamanda iki meclisin herhangi birinden üyelik ödeneği alamaz.

Madde-53
  1. Hükümet veya bakanlardan biri hakkında Temsilciler Meclisi önünde güven oylamasına gidilebilir.
  2. Meclis, üye sayısının mutlak çoğunluğuyla hükümet hakkında güvensizlik oyu verirse hükümetin istifa etmesi gerekir.
  3. Güvensizlik kararı bakanlardan biriyle ilgili olursa, bakan makamından çekilir.
Madde-54
  1. Hükümet veya herhangi bir bakan hakkında güvenoyu oturumu, başbakan veya      en az on Temsilciler Meclisi üyesinin imzalı talebi üzerine yapılır.
  2. Güven oylaması, Bakanlar kurulu veya ilgili bakanın talebi üzerine on günü aşmamak üzere bir kez ertelenebilir. Bu süre esnasında Meclis feshedilemez.
  3. Her yeni hükümet, meclis toplantı halinde ise, kuruluşundan itibaren bir ay içinde Temsilciler Meclisine hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister. Meclis toplantı halinde değil veya feshedilmişse, Kraliyet Beyanı bu maddedeki amaçlar doğrultusunda hükümet programı kabul edilir.
Madde-55

Bakanlar, görevleriyle ilgili suçlardan ötürü  Meclis-i Âli önünde yargılanırlar.

Madde-56

Temsilciler Meclisi, bakanları ithâm hakkına sahiptir. İthâm kararı, Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte iki çoğunluk oyuyla verilebilir. Meclis, üyeleri arasından, ithâmda bulunacak ve Meclis-i Âli önünde öne sürecek kişiyi belirler.

Madde-57

Meclis-i Âli, Âyan Meclisi reisi başkanlığında sekiz üyeden oluşur. Bu üyelerden üçünü, Âyan Meclisi, üyeleri arasından seçimle belirler. Beşi, en yüksek Nizamiye Mahkemesi hakimleri arasından kıdem esasına göre belirlenir ve zorunluluk halinde sayı, kıdem sırasına göre izleyen mahkeme başkanları arasından tamamlanır.

Madde-58

Meclis-i Âli, işlenen suçların düzenlenmiş olması durumunda yürürlükteki Ceza Kanununu, ceza kanununun o suçları düzenlemediği durumlarda, bakanların sorumluluğunu gerektiren suçları düzenleyen özel kanunu belirler.

Madde-59

Meclis-i Âli’nin hükümleri ve kararları altı oy çoğunluğuyla verilir.

Madde-60

Meclis-i Âli, bakanların yargılanmasında izleyeceği usulü, bu amaçla yayınlanacak özel kanuna kadar kendisi belirler.

Madde-61

Temsilciler Meclisince itham edilen bakan, Meclis-i Âli hakkında karar verinceye kadar görevinden çekilir. Bakanın istifası, dava açılmasını veya yargılamanın sürdürülmesini engellemez.

Beşinci Bölüm
Yasama Kuvveti
Millet Meclisi
Madde-62

Millet Meclisi iki meclisten oluşur: Âyan Meclisi ve Temsilciler Meclisi.

Birinci Kısım
Âyan Meclisi
Madde-63

Âyan Meclisi, başkan da dahil olmak üzere, Temsilciler Meclisi üye sayısının yarısını geçmeyen sayıda üyeden oluşur.

Madde-64
  1. Bir Âyan Meclisi üyesi, anayasanın 75. maddesinde belirlenen şartlara ilaveten, şemsî takvime göre kırk yaşını tamamlamış ve aşağıdaki tabakaların birinden olmalıdır:
  2.  Başbakanlar, Eski ve Yeni Bakanlar, Eski Büyükelçi ve Elçiler, Temsilciler Meclisi Başkanları, Temyiz Mahkemesi Reis ve Hakimleri, Nizamiye ve Şer’iyye İstinaf Mahkemeleri Reis ve Hakimleri, Tuğgeneral ve daha üst rütbedeki emekli subaylar, en az iki kere temsilci seçilen eski Temsilciler Meclisi üyeleri ve vatan ve millet için çalışma ve hizmetlerinde halkın güven ve itimadını kazanmış benzeri şahıslar.
Madde-65
  1. Âyan Meclisinde üyelik süresi dört yıldır. Üyelerin tayini her dört yılda bir yenilenir. Üyelerden süresi bitenler tekrar tayin edilebilir.
  2. Âyan Meclisi başkanının süresi iki yıldır. Tekrar tayin edilebilir..
Madde-66
  1. Âyan Meclisi, Temsilciler Meclisi toplandığında toplanır. Her iki meclisin toplanma dönemleri birdir.
  2.  Temsilciler Meclisi feshedildiğinde, Âyan Meclisi oturumları durur.
İkinci Kısım
Temsilciler Meclisi
 Madde-67

Temsilciler Meclisi, aşağıdaki ilkeleri temin eden Seçim Kanununa uygun olarak, genel, gizli ve doğrudan bir seçimle seçilmiş üyelerden oluşur:

                     1.Seçimin güvenliği,

                     2.Adayların seçim işlerini kontrol hakkı,

                     3.Seçmenlerin iradesini olumsuz etkileyenlerin cezalandırılması.

Madde-68
  1. Temsilciler Meclisinin müddeti, genel seçim sonuçlarının Resmi Gazetede ilanı tarihinden başlayan dört şemsî senedir. Kral, Krallık Kararnâmesiyle Meclisin süresini, bir yıldan az ve iki yıldan çok olmamak üzere uzatabilir.
  2. Seçimler, Meclis müddetinin sona erişinden itibaren dört ay içinde yapılır. Meclis süresinin bitmesine rağmen seçimler yapılamadığında veya seçimlerin yapılması herhangi bir sebeple geciktiğinde, yeni Meclis seçimi tamamlanıncaya kadar Meclis görevine devam eder.
Madde-69
  1. Temsilciler Meclisi, her olağan döneminin başında bir şemsî sene için başkanını seçer. Süresi sona eren başkan tekrar seçilebilir.
  2. Meclis, olağanüstü bir dönemde başkanı olmadığı halde toplandığında, ilk normal dönemde süresi bitecek bir başkan seçer.
Madde-70

Bir Temsilciler Meclisi üyesi, anayasanın 75. maddesinde belirlenen şartlara ilâveten, şemsî takvimle otuz yaşını tamamlamış olmalıdır.

Madde-71

Temsilciler Meclisi, üyelerinin temsilciliğinin geçerliliğine karar verme hakkına sahiptir. Her seçmen, bölgesindeki seçimlerin sonuçlarının ilanı tarihinden itibaren onbeş gün içinde Meclis Sekreterliğine itiraz edebilir. İtirazda, itiraz edilen temsilciliğin geçerli olmadığının kanuni sebepleri belirtilir. Meclis üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla karar verilmesi durumunda temsilcilik geçersiz sayılır.

Madde-72

Temsilciler Meclisi üyelerinden herhangi birisi Meclis başkanına sunacağı bir yazıyla istifa edebilir. Meclis başkanı bu istifayı, kabul veye reddine karar verilmek üzere Meclise sunar.

Madde-73
  1. Temsilciler Meclisinin feshi halinde fesih tarihinden itibaren en fazla dört ay sonra yeni Meclis olağanüstü toplanacak şekilde genel seçimlerin yapılması gerekir. Bu dönem, anayasanın 78. maddesine göre olağan bir dönem gibi kabul edilir ve uzatma ve erteleme şartları bakımından aynı madde hükümlerine tâbidir.
  2.  Seçimler dört ayın bitiminde gerçekleştirilmediğinde, feshedilen Meclis anayasal yetkilerini tam olarak yeniden kazanır ve sanki fesholmamış gibi derhal toplanır, yeni Meclis seçilinceye kadar çalışmalarına devam eder.
  3. Bu olağanüstü dönem herhangi bir şekilde 30 Eylül’ü aşamaz. Meclis, 1 Ekim’de olağan dönemin ilk oturumunu yapabilmek için zikredilen tarihte kapanır. Olağanüstü dönem toplantısı Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştiğinde, o zaman bu Temsilciler Meclisi için ilk olağan dönem kabul edilir.
  4. Bu maddedeki 1 ve 2. fıkraya rağmen, kral, kendisiyle beraber Bakanlar Kurulunun da seçimlerin yapılmasını imkansız gördüğü beklenmedik hallerin varlığı halinde genel seçimlerin yapılmasını erteleyebilir.
  5. Kral, bu maddenin 4. fıkrasında düzenlenen beklenmedik hallerin devamı halinde, Bakanlar Kurulunun kararına istinâden feshedilmiş meclise haklarını iade ederek toplantıya çağırabilir. Bu meclis, haklarını iade eden Krallık Kararnâmesinin yayınlanmasından itibaren bütün yönleriyle mevcut sayılır. Anayasal yetkilerinin tümünü kullanır ve ona, anayasanın Meclis süresi ve feshiyle ilgili hükümleri uygulanır. Meclisin bu halde toplandığı dönem, meydana geldiği tarihe bakılmaksızın ilk olağan dönemi sayılır.
  6. Bakanlar Kurulu, bu maddede işaret olunan beklenmedik hallerin devam etmesine rağmen, seçim bölgelerinin en az yarısında genel seçimlerin yapılmasını mümkün görürse, kral bu bölgelerde seçimlerin yapılmasını emredebilir. Kazanan üyeler, sayılarının dörtte üçü çoğunluğuyla toplanmak, seçimin en az üçte iki çoğunlukla gerçekleşmesi ve anayasanın 88. maddesindeki usul ve hükümlere uygun olması şartlarıyla, seçimlerin yapılmasının mümkün olmadığı üye sayısının yarısını geçmeyen diğer seçim bölgelerinde seçimi üstlenir. Kazanan üyeler ve bu fikra uyarınca seçilen üyeler, o seçim bölgelerinde üyelerin kalanını bu fıkrada beyan olunan hükümler uyarınca seçerler.
Madde-74

Temsilciler Meclisinin feshedildiği bir sebeple yeni meclis feshedilemez. Seçimde aday olmaya karar veren bakanın adaylık başlangıcından en az on beş gün önce istifa etmesi gerekir.

Üçüncü Kısım
Her İki Meclisle İlgili Ortak Hükümler
 Madde-75

1.  Âyan ve Temsilciler Meclisinde üye olamaz:

   a.Ürdünlü olmayan,

   b.Yabancı vatandaşlığı ve himayesinde olan,

   c.İflasdan dolayı mahkum olup hukuken itibarını elde edemeyen,

   d.Hukuken kısıtlı olup bu hal kendisinden kaldırılmayan,

   e.Siyasi olmayan bir suçla bir yıldan fazla hapisle mahkum olup ondan affa   uğramamı olan,

   f.Mülk ve arazi kiralama akitleri haricindeki bir akitle devlet dairelerinden maddi menfaat temin eden kişi. Bu hüküm, azası on kişiden fazla olan bir şirkette hissedar olanlar için uygulanamaz,

   g.Deli veya akıl zayıfı olan kişi,

   h.Özel bir kanunla belirlenen derecede kralın akrabalarından olan kişi.

2. Âyan ve Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir üyesi, üyeliği esnasında veya seçimden sonra, geçen fıkrada düzenlenen uygunsuzluk hallerinden herhangi birisine duçar olur ise, mensup olduğu meclis üyelerinin üçte iki çoğunluk kararıyla üyeliği düşer ve yeri boşalır. Karar, Âyan Meclisinden sâdır olduğunda onay için krala sunulur.

Madde-76

  Anayasanın 52. maddesindeki hükümler göz önünde bulundurularak, Âyan veya Temsilciler Meclisi üyeliği ile kamu görevinin aynı kişide bir arada toplanması mümkün değildir. Kamu görevi ile, belediye daireleri de dahil kişinin maaşını devlet hazinesinden elde ettiği her görev kastedilir. Aynı şekilde, aynı kişide Temsilciler Meclisi üyeliği ile Âyan Meclisi üyeliği bir arada toplanamaz.

Madde-77

Anayasanın Temsilciler Meclisinin feshi ile ilgili düzenlemesi göz önünde bulundurarak, Millet Meclisi, süresinin her yılı içinde bir olağan dönem toplanır.

Madde-78
  1. Kral, olağan dönemde Millet Meclisini, her sene Ekim ayının ilk günü; Ekim ayının ilk günü resmi tatil olduğunda, onu takip eden ve resmi tatil olmayan ilk gün toplantıya davet eder. Bununla beraber, kral, Millet Meclisinin toplanmasını iki aylık bir süreyi geçmemek kaydıyla Resmi Gazetede yayınlanan Krallık Kararnâmesiyle ve Kararnâmede belirlenen süre boyunca erteleyebilir.
  2. Millet Meclisi, geçen fıkra gereğince toplantıya davet edilmediğinde, sanki ona göre davet edilmiş gibi kendiliğinden toplanır.
  3. Millet Meclisinin olağan dönemi geçen iki fıkra uyarınca toplantıya davet edildiği tarihte başlar. Bu olağan dönem, kral Temsilciler Meclisini o sürenin bitiminden önce feshetmedikçe, dört ay sürer. Kral, olağan dönemi, yapılması gereken işler dolayısıyla üç ayı geçmeyecek şekilde başka bir tarihe uzatabilir. Dört ay veya herhangi bir uzatma bitiminde, kral zikredilen dönemi kapatır.
Madde-79

Kral, Millet Meclisinin olağan dönemini, ortak toplanan iki meclis önünde Krallık Hitabını yapmakla açar. Kral, başbakanı veya bakanlardan birini açılış merasimini gerçekleştirmek ve Krallık Hitabını yapmakla vekil kılabilir. Buna mukabil her meclis, cevabî nitelik içeren bir yazı takdim eder.

Madde-80
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin her bir üyesi göreve başlamadan önce, meclisinin önünde, metni şu olan yemini eder:
  2.  “Krala ve vatana sadık kalacağıma, anayasayı gözeteceğime, millete hizmet edeceğime ve bana yüklenen sorumlulukları hakkıyla yerine getireceğime dair Yüce Allaha yemin ederim”.
Madde-81
  1. Kral, Krallık Kararnâmesi ile Millet Meclisi oturumlarını sadece üç kez erteleyebilir. Meclis toplantısı 78. maddenin 1. fıkrası uyarınca ertelenmiş olduğunda, iki kez ertelemede bulunabilir. Bununla beraber, uzatma süresi dahil erteleme müddetlerinin bir olağan dönem esnasında iki ayı geçmemesi gerekir. Dönem süresi hesabında bu erteleme süreleri gözönüne alınmaz.
  2. Âyan ve Temsilciler Meclisinden her biri iç tüzüklerine uygun olarak, oturumlarını bazen erteleyebilir.
Madde-82
  1. Kral, zaruret halinde Millet Meclisini, davet olunduğunda her bir oturumda Krallık Kararnâmesinde açıklanan belirli işleri kararlaştırmak üzere süresi belirli olmayan olağanüstü oturumlar yapmak için toplanmaya davet edebilir. Olağanüstü oturum Krallık Kararnâmesiyle kapanır.
  2. Temsilciler Meclisinin mutlak çoğunluğunun, ele alınmasını istedikleri konuların belirtildiği imzalı dilekçe ile talepte bulunmaları halinde, kral, Millet Meclisini olağanüstü toplantıya davet eder.
  3. Millet Meclisi herhangi bir olağanüstü toplantıda, gereğince toplandıkları Krallık Kararnâmesinde belirlenen işler dışında bir konuyu müzâkere edemez.
Madde-83

Meclislerden her biri çalışmalarını yapmak ve düzenlemek için içtüzük çıkarır. Bu içtüzükler onay için krala arz olunur.

Madde-84
  1.  Meclislerden herhangi birinin oturumu meclis üyelerinin üçte ikisi hazır olmadıkça kanunî sayılamaz. Meclis üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunduğu sürece, oturum kanunî olmaya devam eder.
  2. Meclislerden her biri, Anayasanın aksini düzenlemesi dışında, başkan hariç hazır olan üyelerinin oyçokluğuyla karar alır. Oyların eşitliği durumunda, başkan, oyunu kullanır.
  3. Oylama, anayasaya, hükümet yada bakanlardan birinin güvenoylamasına ilişkin olduğunda; oyların, üyelerin adları okunmak suretiyle yüksek sesle verilmesi gerekir.
Madde-85

Meclislerden her birinin oturumları alenîdir. Ancak, hükümet veya üyelerden beşinin talebi üzerine gizli oturumlar yapılabilir. Meclis, yapılan talebin kabulü veya reddini kararlaştırır.

Madde-86
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin herhangi bir üyesi; alıkonması veya yargılanması için yeterli sebep olduğuna mensup olduğu meclis tarafından mutlak çoğunlukla karar verilmedikçe veya cinayet niteliğindeki bir suçtan suçüstü halinde yakalanmadıkça, meclisin toplantıda olduğu süre boyunca alıkonamaz ve yargılanamaz. Suçüstü yakalanma durumunda meclisin derhal bilgilendirilmesi gerekir.
  2. Bir üye, Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir esnada herhangi bir sebeple tutuklanırsa, başbakan, bu üyenin mensup olduğu meclisin oturumu esnasında gerekli açıklamayla birlikte alınan tedbirleri haber verir.
Madde-87

Âyan ve Temsilciler Meclisinin herbir üyesi, mensup oldukları meclisin içtüzükleri dahilinde tam bir konuşma ve ifade hürriyetine sahiptir. Üye, herhangi bir oylama, düşünce açıklaması yada meclis oturumları esnasında yaptığı bir konuşma sebebiyle kınanamaz.

Madde-88
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri, vefat, istifa yada bunlar dışındaki sebeplerle boşalırsa; yerin boşaldığının meclisçe hükümete bildirildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde, âyan ise tayin yoluyla, temsilci ise ara seçim yoluyla doldurulur. Yeni üyenin üyeliği, yerine geçtiği üyenin süresinin sonuna kadar devam eder.
  2. Herhangi bir sebeple bir seçim bölgesinde Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri boşaldığında ve Bakanlar Kurulu o yerin doldurulması için ara seçimin yapılmasını imkansızlaştıran beklenmedik hallerin varlığını gördüğünde, Temsilciler Meclisi, bildirilme tarihinden itibaren bir ay içinde üyelerinin mutlak çoğunluğuyla, o seçim bölgesi halkı arasından anayasa hükümlerine uygun düşen bir kimseyi uygun gördüğü bir usulle o yeri doldurmak için üye olarak seçer.
Madde-89
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin, anayasanın 34, 79 ve 92. maddelerindeki hükmüyle ortak toplanma hallerine ilâveten, başbakanın talebi halinde her iki meclis birlikte toplanır.
  2. İki meclis birlikte toplandığında, başkanlığı, Âyan Meclisi başkanı üstlenir.
  3. Ortak Meclis oturumları, meclislerden her birinin üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunmadıkça kanunî değildir. Oyların eşit olması durumunda oyunu kullanması gereken başkan hariç, kararlar, hazır bulunanların oyçokluğuyla alınır.
Madde-90

Mensup olduğu meclisin kararı hariç, bir kimse, Âyan ve Temsilciler Meclisi üyeliğinden çıkarılamaz. Anayasa ve seçim kanununda belirlenen üyelik düşüşü ve üyelikte toplanmaması gerekli haller dışında, üyelikten çıkarma kararı, meclisi oluşturan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınır. Çıkarma, Âyan Meclisi üyesi ile ilgili olduğunda, meclis kararı onay için krala sunulur.

Madde-91

Başbakan her kanun tasarısını, tasarıyı kabul, değiştirme veya red hakkına sahip olan Temsilciler Meclisine sunar. Her halde, tasarı Âyan Meclisine sunulur. Tasarı ancak iki meclisin kabulü ve kralın onayı ile kanunlaşır.

Madde-92

Meclislerden biri herhangi bir kanun tasarısını iki kez reddeder ve diğeri onu değiştirerek veya değiştirmeksizin kabul ederse, iki meclis, ihtilaf konularını görüşmek üzere Âyan Meclisi reisi başkanlığında ortak bir oturumda toplanır. Ortak mecliste tasarının kanunlaşabilmesi için, hazır bulunan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmesi gerekir. Tasarı yukarıda açıklandığı şekilde reddedilirse, aynı dönem içinde meclise ikinci kez sevk olunamaz.

Madde-93
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisince kabul edilen her kanun tasarısı kralın onayına sunulur.
  2. Daha sonra yürürlüğe gireceğine dair özel bir hüküm bulunmadıkça, kanun, kral tarafından onaylanıp Resmi Gazetede yayınlandıktan 30 gün sonra yürürlüğe girer.
  3. Kral, bir kanunu onaylamadığında, kanunun kendisine arz edildiği tarihten itibaren altı ay içinde onamama sebepleriyle birlikte meclise iade edebilir.
  4. Kral tarafından, yukarıdaki fıkrada beyan edilen süre içerisinde, anayasa hariç herhangi bir kanun tasarısı iade edilir ve Âyan ve Temsilciler Meclisinin her birini oluşturan üyelerin üçte ikisinin muvafakatiyle ikinci kez kabul edilirse kral kanunu onaylar. Bu maddenin 3. fıkrasında belirlenen sürede, kanun onaylanarak iade edilmediği takdirde, tasdik olunarak yürürlüğe girmiş kabul edilir. Üçte iki çoğunluk elde edilemediğinde, tasarı bu yasama dönemi içerisinde ele alınamaz. Ancak, Millet Meclisi bu tasarıyı sonraki olağan dönemde tekrar ele alabilir.
Madde-94

Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında veya feshedilmiş olduğunda, geciktirilmesi mümkün olmayan zorunlu tedbir alınması gerekliliğinde veya ertelenmesi mümkün olmayan acil gider harcamalarında, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu geçici kanunlar çıkarabilir. Anayasa hükümlerine aykırı olmaması gereken bu geçici kanunlar, ilk toplantısında meclise arzedilmek kaydıyla kanun kuvvetindedir. Meclis bu kanunlara rıza gösterebilir veya değiştirebilir. Ancak, Meclis onu reddettiğinde, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu onun hükümsüzlüğünü hemen ilan eder. Bu kanunlar, bu ilan tarihinden itibaren, sözleşmeleri ve müktesep hakları etkilememek kaydıyla yürürlükten kalkar.

      Geçici kanunların yürürlükleri, anayasanın 93. maddesinin 2. fıkrası gereği normal kanunların yürürlükte olma biçimi gibidir.

Madde-95
  1. Âyan ve Temsilciler Meclisinin on veya daha fazla üyesi kanun teklifinde bulunabilir. Her teklif görüşü alınmak üzere meclis ihtisas komisyonuna gönderilir. Meclis teklifin kabulüne karar verdiğinde, onu kanun taslağı şekline getirmesi ve o dönem veya sonraki yasama dönemi içerisinde meclise sunması için Bakanlar Kuruluna havale eder.
  2. Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerince geçen fıkra uyarınca sunulan kanun teklifleri meclis tarafından reddedildiğinde o dönem içerisinde tekrar sunulamaz.
Madde-96

Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerinden herhangi birisi bağlı olduğu meclisin içtüzük düzenlemesine uygun olarak, bakanlara sorular yöneltebilir ve kamusal olaylarla ilgili olarak haklarında gensoru verebilir. Gensoru, acil durum ve ilgili bakanın sürenin kısaltılmasını uygun görmesi hariç, bakana ulaşmasından itibaren sekiz gün geçmedikçe müzâkere edilemez.

Altıncı Bölüm
Yargı Kuvveti
Madde-97

  Hakimler bağımsızdır. Yargı görevinde, kanun dışında otoriteye tâbi değildirler.

Madde-98

Nizamiye ve Şer’iye  Mahkemeleri hakimleri, kanun hükümlerine göre Krallık Kararnâmesiyle atanır ve azledilirler.

Madde-99

Mahkemeler üç çeşittir:

                     1.Nizâmiye Mahkemeleri,

                     2.Dîni Mahkemeler,

                     3.Özel Mahkemeler.

Madde-100

Mahkemelerin çeşitleri, dereceleri, kısımları, yetkileri ve yönetim usulü, Yüksek Adalet Mahkemesi kurulmasını da düzenleyen özel bir kanunla belirlenir.

Madde-101
  1. Mahkemeler herkese açıktır, işlerinde müdahaleden korunmuştur
  2. Mahkeme oturumları, mahkemenin, kamu düzeni ve adabı gözeterek gizliliğine karar vermesi dışında alenîdir.
Madde-102

Nizamiye Mahkemeleri, Hâşimî Ürdün Krallığında yargı yetkilerini; yargı yetkisinin anayasa veya yürürlükteki herhangi bir yasal düzenlemeyle dini mahkemelere veya özel mahkemelere devredildiği konular hariç, devletin açtığı ve devlete karşı açılan davalar da dahil olmak üzere bütün medenî ve ceza yasaları kapsamındaki konularda, bütün şahıslara karşı uygular.

Madde-103
  1.   Nizamiye mahkemeleri, hukuki ve cezai yargıdaki yetkilerini, ülkede yürürlükte olan kanun hükümleri uyarınca yerine getirir. Ancak, yabancıların ahvâl-i şahsiye meselelerinde veya uluslararası uygulamadaki geleneğin diğer ülke kanununun uygulanmasını kabul ettiği ticari ve hukuki meselelerde, o kanunda düzenleniş şekliyle kanun yürürlüktedir.
  2. Ahvâl-i şahsiye meseleleri kanunla belirlenir ve Müslüman gruplar soz konusu olduğunda kanun gereği tek başına Şer’iye Mahkemesi yargılama yetkisine sahiptir.
Madde-104

Dini Mahkemeler şu şekilde taksim edilmiştir:

                     1.Şer’iye Mahkemeleri,

                     2.Diğer Dîni Topluluk Meclisleri.

Madde-105

Şer’iye Mahkemeleri, özel kanunları uyarınca aşağıdaki meselelerde tek başına yargı yetkisine sahiptir:

  1. Müslümanların ahvâl-i şahsiye meselelerinde,
  2. Her iki tarafın Müslüman olduğu veya onlardan biri gayrimüslim olup iki tarafın  şer’iye mahkemesinin yargı yetkisine razı olduğu diyet davalarında,
  3. İslami vakıflarla ilgili işlerde.
Madde-106

 Şer’iye Mahkemeleri yargılamalarında şer’i şerif hükümlerini uygular.

Madde-107

İslâmî vakıfların işlerinin tanzim usulü, mâlî işlerinin yönetimi ve benzeri diğer işleri özel kanunla belirlenir.

Madde-108

Dini Topluluk Meclisleri, gayrimüslim olarak bilinmiş olan veya devletin Hâşimî Ürdün Krallığında kurulu olarak tanıdığı Dini Topluluk Meclisleridir.

Madde-109.
  1. Dini Topluluk Meclisleri, kendisiyle ilgili yayınlanan özel kanun hükümlerine göre oluşur. Bu kanunlarda, ahvâl-i şahsiye meseleleri ve ilgili topluluk yararına kurulan vakıflarla ilgili zikredilen meclislerin yetkileri belirlenir. Bu toplulukların ahvâl-i şahsiye meseleleri, şer’iye mahkemeleri kapsamındaki Müslümanlar için olan ahvâl-i şahsiye meseleleridir.
  2. Dini Topluluk  Meclislerinin uyması  gereken  esaslar zikredilen kanunlarda belirlenir.
Madde-110

Özel mahkemeler yargı yetkilerini, kendileriyle ilgili özel kanun hükümlerine göre yerine getirir.

Yedinci Bölüm
Mâli İşler
 Madde-111

Vergi ve resim ancak kanunla konabilir. Maliye hazinesinin, devlet dairelerinin fertler için gerçekleştirmiş oldukları hizmetler mukabilinde veya fertlerin devlet mallarından yararlanmaları karşılığında talep ettiği ödeme türleri o ikisi cümlesinden değildir. Devlet vergi koymada, eşitlik ve sosyal adalet düşüncesi ile tedrici vergilendirme ilkesini ve yükümlülerin edâ güçlerini ve devletin gelir ihtiyacını aşmamayı  gözetir.

Madde-112
  1. Genel bütçe kanun tasarısı, anayasa hükümlerine uygun olarak incelenmesi için mâli yılın başlangıcından en az bir ay önce Millet Meclisine sunulur.
  2. Genel bütçe, bölüm bölüm oylanır.
  3. Genel bütçenin gider bölümündeki herhangi bir meblağın bir bölümden diğerine nakli ancak kanunla mümkündür.
  4. Millet Meclisi, genel bütçe kanunu tasarısı veya bütçeyle ilgili geçici kanunların müzâkeresi sırasında kamu yararına uygun gördüğü takdirde bölümlerde giderleri azaltabilir, ancak ne değiştirme usulüyle ne de ayrı olarak sunulan önergeyle bu giderlerde artış sağlayamaz. Fakat, müzâkereler bittikten sonra yeni giderler oluşturacak kanun teklifinde bulunulabilir.
  5. Genel bütçe görüşmeleri esnasında, mevcut bir vergiyi kaldıran, yeni bir vergi yükleyen veya yürürlükteki mali kanunların getirdiği vergileri azaltma veya artırma şeklinde değiştirme kapsayan teklifler kabul edilemez. Sözleşmelerle ilişkili gelir veya gider değişiklikleriyle ilgili herhangi bir teklif de kabul edilemez.
  6.  Her mali yıl için takdir edilen devletin gelir ve giderleri genel bütçe kanunu ile onaylanır. Ancak mezkûr kanun, bir seneden daha fazla bir süre için belirli miktarların tahsisini düzenleyebilir.
Madde-113

Yeni mali yıl öncesi bütçe kanununun kararlaştırılması mümkün olmadığında, geçen yılın bütçesi her ay için 1/12 ile orantılı olarak temel alınarak aylık harcamalar devam eder.

Madde-114

Bakanlar Kurulu kralın uygun görmesiyle, ödeneklerin denetimi, kamusal sermayenin harcanması ve devlet stoklarının düzenlenmesi ile ilgili olarak tüzükler koyabilir.

Madde-115

Vergiler ve diğer devlet gelirlerinden tahsil olunanların tümü, kanunda aksi düzenlenmedikçe, mâliye hazinesine ulaştırılır ve devlet hazinesine dahil edilir. Genel hazine mallarından herhangi bir kısmı, bir kanun olmaksızın, tahsis edilemez ve de herhangi bir amaçla harcanamaz.

Madde-116

Kralın tahsisatı genel gelirden ödenir ve genel bütçe kanununda belirlenir.

Madde-117

Madenler, mineraller veya kamu hizmetlerinin işletilmesi ile ilgili herhangi bir hak bahşedilmesini öngören bir ayrıcalık kanunla kararlaştırılır.

Madde-118

Bir kimse, kanunda belirlenen haller dışında vergi ve resim ödemekten muaf tutulamaz.

Madde-119
  1. Devletin gelir ve giderlerini ve harcama usullerini denetlemek üzere, kanunla bir Divân-ı Muhasebe kurulur:
  2. Divân-ı Muhasebe, Temsilciler Meclisine, her olağan dönem başlangıcında veya Temsilciler Meclisinin talep ettiği herhangi bir zamanda; görüş ve düşüncelerini, işlenen ihlâlleri ve doğan sorumluluğu içeren genel bir rapor sunar.
  3. Kanun Divân-ı Muhasebe başkanının dokunulmazlığını düzenler.
Sekizinci Bölüm
Genel Maddeler
Madde-120

Hâşimî Ürdün Krallığı’nda idari taksimat, devlet dairelerinin teşkilâtı, dereceleri, isimleri, idâre usulleri, görevlilerin tayin şekli, azilleri, denetlenmeleri, yetkileri ve yetki alanlarının sınırları kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulunun yayınlayacağı tüzüklerle belirlenir.

Madde-121

Belediye ve mahallî meclislerin işleri, belediye veya mahallî meclisler tarafından özel kanunlara uygun olarak yerine getirilir.

Madde-122

Anayasanın 57. maddesinde düzenlenen Meclis-i Âlî, Bakanlar Kurulu veya Millet Meclisinden birinin mutlak çoğunluğu tarafından alınan bir kararla talep edildiğinde anayasa hükümlerini yorumlama yetkisine sahiptir. Bunlar, Resmi Gazetede yayınlandıktan sonra yürürlüğe girer.

Madde-123 
  1. Divân-ı Hâs, mahkemeler tarafından yorumlanmamış olan herhangi bir kanun metnini başbakanın talep etmesi durumunda yorumlama yetkisine sahiptir.
  2. Divân-ı Hâs, en yüksek nizamiye mahkemesi reisi başkanlığında, onun iki üye hakiminden, Bakanlar Kurulunun belirlediği bir yüksek idare görevlisinden ve onlara, talep olunan yorumla ilgili bakanın görevlendireceği yüksek bakanlık görevlisi bir üyenin eklenmesinden oluşur.
  3. Divân-ı Hâs, kararlarını çoğunluk oyuyla alır.
  4. Divân-ı Hâs’ın almış olduğu kararlar Resmi Gazetede yayınlanır ve kanun gücündedir.
  5. Kanunların yorumlanmasıyla ilgili diğer meselelerin tümü, alışılagelmiş olduğu üzere, bahis konusu olmaları durumunda mahkemelerce kararlaştırılır.
Madde-124

Vatanın savunmasını gerektiren acil bir durum meydana geldiğinde Savunma Kanunu adıyla bir kanun yayınlanır. Kanun gereğince kanunun belirlediği bir şahsa, vatanın savunmasını temin için devletin normal kanunlarının durdurulması yetkisi dâhil zaruri tedbirleri alma ve uygulama yetkisi verilir. Savunma Kanunu, Bakanlar Kurulunun kararına dayanarak Krallık Kararnâmesiyle ilan edildiğinde yürürlüğe girer.

Madde-125

Önemli bir acil durum meydana geldiğinde, anayasanın geçen maddesi uyarınca göz önüne alınan tedbir ve uygulamalar ülkenin savunması için yeterli olmadığında, kral, Bakanlar Kurulu kararına dayanarak Krallık Kararnâmesiyle ülkenin tümünde veya bir kısmında sıkıyönetim ilan edebilir.

Sıkıyönetim ilan edildiğinde, kral Krallık Kararnâmesiyle, yürürlükte olan herhangi bir kanun hükmünü göz önüne almaksızın ülkenin savunması amacıyla gerekli olan talimatlar yayınlayabilir. Bu talimatlar, kendilerine görevler yükleyen kanun hükümlerinden kaynaklanan kanunî sorumluluk dolayısıyla, sorumluluklarını kaldıran özel bir kanun çıkarılıncaya kadar, mevcut bütün vatandaşlara uygulanır.

Madde-126
  1. Bu anayasada kanun tasarıları ile ilgili olarak belirlenen esaslar anayasa değişiklik tasarıları hakkında da uygulanır. Anayasa değişiklik tasarıları, Âyan ve Temsilciler Meclisinin her birinin üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmelidir. Anayasanın 92. maddesine uygun olarak iki meclisin toplanması durumunda, değişikliğin, her meclisi oluşturan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmesi gerekir. Her iki halde değişiklik tasarısı kral tarafından onanmadıkça yürürlükte sayılmaz.
  2.  Vesayet müddeti boyunca, kralın hakları ve verasetiyle ilgili anayasada değişiklik yapılamaz.
Madde-127

Ordunun görevi vatanın savunması ve güvenliğiyle sınırlıdır:

 Askere alma usulü, ordu teşkilatı ve ordu personelinin hakları ve görevleri kanunla belirlenir.

 Jandarma ve polisin teşkilat ve yetki alanları kanunla belirlenir.

Dokuzuncu Bölüm
Kanunların Yürürlüğü ve İlgalar
Madde-128

Bu anayasanın yürürlüğü esnasında Hâşimî Ürdün Krallığı’nda yürürlükte olan tüm kanunlar, tüzükler ve diğer yasama işlemleri, yasama tarafından sâdır olan bir işlemle ilga edilinceye veya değiştirilinceye kadar yürürlükte kalmaya devam eder.

Madde-129
  1. 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasası değişiklikleriyle birlikte ilga edilmiştir.
  2.       1922 tarihli mersûm Filistin Anayasası değişiklikleriyle birlikte ilga edilmiştir.

      Geçen iki fıkrada düzenlenen ilgalar, bu anayasa hükümlerinin yürürlüğünden önceki herhangi bir kanunun, kanun gereğince sâdır olan bir tüzüğün veya kanun ve tüzük gereğince uygulanan bir şeyin geçerliliğini etkilemez.

Madde-130

Bu anayasa hükümleri Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Madde-131

Bakanlar Kurulu anayasa hükümlerinin uygulanmasını üstlenir.

Çevirmen Ayhan Ceylan’ın Notları 
Çeviride; “ed-Düstûru’l-Ürdünî Mea Cemîi’t-Tadilâti’l-letî Tareet Aleyhi, Matbûâtu Meclisi’l- Ümme, byy.,1986”, adlı anayasa kitapçığı esas alınmış, anayasanın ilk şekli bakımından da; “Hânî Selim Hayr, et-Tatavvuru’l-Amelî li’d-Düstûru’l-Ürdünî 1921-1989, byy., ts.”, adlı kaynaktan yararlanılmıştır.
08/01/1952 tarih ve 1093 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
(Madde-28/a) 01/04/1965 tarih ve 1831 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, fıkraya: “Fakat, kral, erkek kardeşlerinden birini veliaht olarak seçebilir ve bu durumda krallık tahtta bulunandan ona intikal eder” cümlesi ilave edilmiştir.
(Madde-33) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik gereğince 33. maddenin 1 ve 2. fıkrasında değişiklik öngörülmüştür. Maddenin Anayasanın ilk halinde: “Kral, savaş ilan eder, barışa karar verir ve anlaşmaları onaylar” şeklinde olan 33. maddesinin 1. fıkrası bu değişiklikle: “Kral anlaşma ve ittifakları onaylar” biçimini almıştır. 2. fıkra da bu değişiklikle halen yürürlükte olmaya devam etmektedir. Bu fıkranın ilk şekli ise şöyledir: “Barış, ittifâk, ticaret ve denizcilik anlaşmaları, devletin toprağında değişiklik, egemenlik haklarında azalma, Ürdün vatandaşlarının genel ve özel haklarına dokunma yada devlet hazinesine yük getirme sonucu doğuran diğer anlaşmalar, ancak Millet Meclisi uygun bulduğu takdirde geçerlidir. Hiç bir şekilde bir anlaşmada alenî şartlarla çelişik gizli şartlar olamaz”.
(Madde-33/1) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan değişiklik gereği: “Kral, anlaşma ve ittifakları onaylar” şeklinde yeniden düzenlenmiş olan 33. maddenin 1. fıkrası ilgâ edilmiş ve bu ilgâya karşılık fıkra bu son şekline kavuşmuştur.
(Madde-34/4) 10/11/1974 tarih ve 2523 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddeye 4. bir fıkra eklenmiştir.
(Madde-45/1) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince 1. fıkra cüzî olarak şu şekilde değiştirilmiştir: “Bakanlar Kurulu, bu anayasa, Arap birliği anayasası veya diğer yasal düzenlemeler uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir”. Fıkranın anayasadaki ilk şekli şöyledir: “Bakanlar Kurulu, bu anayasa, herhangi bir kanun veya kanun gereğince çıkarılan bir tüzük uyarınca diğer herhangi bir şahsın veya heyetin yetkilendirildiği işler hariç, devletin iç ve dış tüm işlerinin yönetim sorumluluğunu üstlenir”.
(Madde-45/1) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkraya dâhil edilen: “veya Arap birliği anayasası” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
(Madde-53) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince madde üç fıkra halinde yeniden düzenlenmiştir. Madde ilk haliyle şöyledir: “Hükümet veya bakanlardan biri hakkında Temsilciler Meclisi önünde güven oylamasına gidilebilir. Meclis, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla hükümet hakkında güvensizlik oyu kararı verirse hükümetin istifa etmesi gerekir. Karar, bakanlardan biriyle ilgili olduğunda, bakanın makamından çekilmesi gerekir”.
(Madde-54/2) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince 54. maddenin 2. fıkrasının sonuna aşağıdaki ibâre eklenmiştir: “Bu süre esnasında Meclis feshedilemez”.
(Madde-54/3) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayilı ve 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetetelerdeki değişiklikler gereğince. Fıkranın anayasadaki ilk düzenleniş şekli şöyledir: “ Her yeni hükümet, meclis toplantı halinde ise Temsilciler Meclisine hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister”. 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkra: “Her yeni hükümet, Temsilciler Meclisine, meclis toplantı halinde ise kuruluşundan itibaren 30 gün içinde, toplantı halinde olmadığında ise iki ay içinde hükümet programını sunar ve bu program hakkında güvenoyu ister. Meclis feshedilmiş olduğunda, hükümet, yeni meclisin toplanmasından itibaren 15 gün içinde programı sunar ve güvenoyu ister” biçimini almıştır. 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile de fıkra hâlihazırdaki şeklini almıştır.
(Madde-57) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk düzenleniş biçimi şöyledir: “Meclis-i Âli, en yüksek Nizâmiye Mahkemesi reisi başkanlığında sekiz üyeden oluşur. Bu üyelerden dördünü, Âyan Meclisi, üyeleri arasından seçimle belirler. Dördü, en yüksek Nizamiye Mahkemesi hakimleri arasından kıdem esasına göre belirlenir ve zorunluluk halinde sayı, kıdem sırasına göre izleyen mahkeme reisleri arasından tamamlanır”.
(Madde-59) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin anayasadaki ilk düzenleniş şekli şöyledir. “Meclis-i Âlî, müyyide kararlarını altı oy çoğunluğuyla verir”.
(Madde-65) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk hâli şu şekildedir:
“1-Âyan Meclisinde üyelik süresi sekiz yıldır. Üyelerin yarısının tayini her dört yılda bir yenilenir. Üyelerden süresi bitenler tekrar tayin edilebilir.
2-İlk dört yıl sonunda üyeliği sona erecekler kura ile belirlenir. Kurada çıkanlar tekrar tayin edilebilir. Kura, üye olması sıfatıyla meclis başkanını da kapsar.
3-Âyan Meclisi başkanının süresi iki yıldır. Tekrar tayin edilebilir”.
(Madde-68) 16/2/1960 tarih ve 1476 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, fıkranın ilk şekline aşağıdaki ibâre eklenmiştir: “Kral, Krallık Kararnâmesiyle Meclisin süresini, bir yıldan az ve iki yıldan çok olmamak üzere uzatabilir”.
(Madde-73/3) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince; fıkranın ilk şeklinde yer alan, “31 Ekim” ibâresi “30 Eylül” olarak, “Kasım ayı” “Ekim ayı” olarak ve “Kasım ve Aralık ayları” ibâresi de “Ekim ve Kasım ayları” şeklinde değiştirilmiştir.
(Madde-73/4) 10/11/1974  tarih ve 2523 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ve sonra bundan dönülen 07/02/1976 tarih ve 2605 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. İlk değişiklikte maddeye eklenen 4. fıkra şöyledir: “Bu maddedeki 1 ve 2. fıkraya rağmen, kral, kendisiyle beraber Bakanlar Kurulunun da seçimlerin yapılmasını imkansız gördüğü beklenmedik hallerin varlığı halinde genel seçimlerin yapılmasını bir seneyi geçmeyecek şekilde erteleyebilir”. Daha sonraki değişiklikte, fıkrada yer alan “bir seneyi geçmeyecek şekilde” ibâresi ilgâ edilmiştir.
(Madde-73/5) 07/02/1976 tarih ve 2605 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince maddeye 5. bir fıkra eklenmesi öngörülmüştür. Bu fıkra: “Geçen fıkrada belirtilen erteleme devresi boyunca anayasa değişikliğini gerektiren beklenmedik haller meydana gelirse, kral, Bakanlar Kurulunun kararına dayanarak önceki Temsilciler Meclisini bu amaçla olağanüstü bir oturumda toplantıya davet edebilir” şeklindeydi. Ancak bu fıkra 09/01/1984 tarih ve 3201 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereği ilgâ edilmiş ve onun yerine hâlihazırdaki düzenleme getirilmiştir.
(Madde-73/6) 09/01/1984 tarih ve 3201 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklikle maddeye eklenen fıkra gereğince.
(Madde-74) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı ve 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetelerdeki değişiklikler gereğince. Maddenin anayasadaki ilk düzenlenişi: “Temsilciler Meclisinin feshedildiği bir sebeple yeni meclis feshedilemez” şeklindeydi. 1954 yılındaki değişiklikte maddenin aslı 1. fıkra olarak kabul edilerek 2. bir fıkra eklenmiştir. Bu fıkra şöyledir: “Döneminde Temsilciler Meclisi feshedilen bir hükümet, geçici bir hükümet parlamento seçimlerini icrâ etmek şartıyla fesih tarihinden itibaren bir hafta içinde görevinden istifa eder. Bu seçimlerde hükümetin herhangi bir bakanı kendisini aday gösteremez”. 1958 yılındaki değişiklikte, maddenin önceki şekli ilgâ edilerek bugünkü halini almıştır.
(Madde-78) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, 1. fıkradaki “Kasım ayı” ibâresi “Ekim ayı”, 3. fıkranın ilk şeklinin 2. satırındaki “üç ay” ibâresi “altı ay” ve fıkra sonundaki “ilk üç ay” ibâresi de “altı ay” olarak değiştirilmişlerdir.
(Madde-78/3) 16/10/1955 tarih ve 1243 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile, 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki 3. fıkra ile ilgili değişikli klikler tekrar düzenlenmiştir. Buna göre, “altı ay” ibâreleri “dört ay” olarak değiştirilmiştir. Fıkranın anayasadaki ilk düzenleniş biçimi şöyledir: “Millet Meclisinin olağan dönemi geçen iki fıkra uyarınca toplantıya davet edildiği tarihte başlar. Bu olağan dönem, kral Temsilciler Meclisini o sürenin bitiminden önce feshetmedikçe, üç ay sürer. Kral, olağan dönemi, yapılması gereken işler dolayısıyla üç ayı geçmeyecek şekilde başka bir tarihe uzatabilir. İlk üç ay veya herhangi bir uzatma bitiminde, kral zikredilen dönemi kapatır.
(Madde-84) 17/04/1954 tarih ve 1179 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, 1. fıkranın sonuna şu ibâre eklenmiştir: “Meclis üyelerinin mutlak çoğunluğu hazır bulunduğu sürece, oturum kanunî olmaya devam eder”.
(Madde-88) 08/04/1973 tarih ve 2414 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir: “Herhangi bir sebeple bir seçim bölgesinde Temsilciler Meclisi üyelerinden birinin yeri boşaldığında ve Bakanlar Kurulu o yerin doldurulması için ara seçimin yapılmasını imkansızlaştıran beklenmedik hallerin varlığını gördüğünde, Temsilciler Meclisi, bildirilme tarihinden itibaren bir ay içinde üyelerinin mutlak çoğunluğuyla, o seçim bölgesi halkı arasından anayasa hükümlerine uygun düşen bir kimseyi uygun gördüğü bir usulle o yeri doldurmak için üye olarak seçer”.
(Madde-89/3) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Fıkranın ilk şekli şu şekildedir: “Bu madde uyarınca toplanan iki meclisin kararları hazır olan üyelerin mutlak çoğunluğu ile elde edildiğinde geçerlidir”.
(Madde-94)
“1.Millet Meclisi toplantı halinde olmadığında, aşağıda beyan olunan beklenmedik hallere karşı koyabilmek için kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu geçici kanunlar çıkarabilir:
a. Genel afetler,
b. Acil durum ve harp halinde,
c. Ertelenmesi mümkün olmayan herhangi bir harcamaya ihtiyaç duyulduğunda.
Anayasa hükümlerine aykırı olmaması gereken bu geçici kanunlar, ilk toplantısında meclise arz edilmek kaydıyla kanun kuvvetindedir. Kabulüne karar verilmediğinde, kralın uygun görmesiyle Bakanlar Kurulu onun hükümsüzlüğünü hemen ilan eder. Bu kanunlar, bu ilan tarihinden itibaren, sözleşmeleri ve müktesep hakları etkilememek kaydıyla kanun kuvvetini kaybederler.
2.Geçici kanunların yürürlükleri, anayasanın 93. maddesi gereği normal kanunların yürürlükte olma biçimi gibidir”,
şeklinde olan maddenin ilk düzenleniş hali 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince bugünkü halini almıştır.
(Madde-95) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk biçimi şöyledir: “1.Âyan ve Temsilciler Meclisinin bir veya daha fazla üyesi teklifleri, görüşü alınmak ve incelenmek üzere meclis ihtisas komisyonuna gönderilmek kaydıyla kanun teklifinde bulunabilir. Meclis teklifin kabulüne karar verdiğinde, onu kanun taslağı şekline getirmesi ve o dönem veya sonraki yasama dönemi içerisinde meclise sunması için Bakanlar Kuruluna havale eder.
2.Âyan ve Temsilciler Meclisi üyelerince sunulan herbir kanun tasarısı meclis tarafından reddedildiğinde o dönem içerisinde tekrar sunulamaz”.
(Madde-102) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, maddenin ilk biçimindeki “anayasa” ibâresinden sonra, “(,) Arap birliği anayasası veya yürürlükte olan herhangi bir yasal düzenleme” cümleciği eklenmiştir. Maddenin ilk şekli şöyledir: “Nizamiye Mahkemleri, Hâşimî Ürdün Krallığında yargı yetkilerini;yargı yetkisinin anayasa veya yürürlükteki herhangi bir kanunla dîni mahkemelere veya özel mahkemelere devredildiği konular hariç, devletin açtığı ve devlete karşı açılan davalar da dahil olmak üzere bütün medenî ve ceza yasaları kapsamındaki konularda, bütün şahıslara karşı uygular”.
(Madde-102) 01/09/1958 tarih ve 1396 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince, daha önce 04/05/1958 tarih ve1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik ile fıkraya dâhil edilen: “(,) Arap birliği anayasası” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
(Madde-113) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Maddenin ilk şekli şöyledir: “Yeni mâli yıl öncesi genel bütçe kanununun kararlaştırılması mümkün olmadığında, yeni mâli bütçe tasarısındaki giderler önceki yıldan daha az ise, o takdirde, giderler, onaylanıncaya kadar yeni genel bütçe tasarısı sınırları içinde yerine getirilir”.
(Madde-123/3) 04/05/1958 tarih ve 1380 sayılı Resmi Gazetedeki değişiklik gereğince. Fıkranın anayasadaki ilk düzenlenişi şöyledir: “Divân-ı Hâs, kendisine arzedilen meselelerde uygun gördükleri hakkında karar verir”.

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü

0
Avrupa Savcıları Danışma Konseyi'nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü’ne dair Avrupa Savcıları Danışma Konseyi’nin (CCPE) Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş  20 Kasım 2015 tarihinde kabul edilmiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından görevlendirilen Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE) savcıların rolüne ilişkin olarak 57 maddeden oluşan görüşü ve tavsiye liste halinde sıralanan 11 maddeden oluşan  tavsiye listesini hazırlamıştır.

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü Hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Dikkatine Sunduğu 10(2015) Sayılı Görüş; referans belgeler listesi, görüşün amacı ve kapsamı, soruşturmaların savcılar tarafından gözetimi, savcıların, polisin ya da diğer soruşturma makamlarının savcıların yetkisi altında soruşturma yürüttükleri durumlar, soruşturma yürütme konusunda polisin bağımsız olduğu durumlar, savunma tarafının soruşturmalar esnasındaki hakları açısından ve soruşturma teknikleri açısından savcıların rolü, masumiyet karinesi ilkesine ve savunma hakkına saygı, savcıların soruşturmalardaki rolünü güçlendirmeye yönelik tedbirler, uluslararası işbirliği, kitle iletişim araçları ile etkileşim ve eğitim başlıklarını taşımaktadır.

Consultative Council of European Prosecutors (CCPE) – Avrupa Savcıları Danışma Konseyi

Ceza Soruşturmalarında Savcıların Rolü
I. GİRİŞ

1. Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE), Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı “ceza adalet sisteminde savcılığın rolü” konulu Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı‘nın uygulanmasına ilişkin hususlar üzerine görüş bildirme görevi ile 2005 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulmuştur.

2. Bakanlar Komitesi, CCPE’yi 2015 yılı için kendisine sunulmak üzere ceza soruşturmalarında savcıların rolüne ilişkin bir görüş hazırlayarak kabul etmesi için görevlendirmiştir. CCPE, 29 üye Devletten alınan anket cevaplarına dayanarak bu Görüşü hazırlamıştır.

3. Bu cevaplara göre, savcılarla soruşturma makamları arasındaki ilişkilerin birçok yönünün Anayasa ve/veya ulusal kanunlar ve iç düzenleyici araçlarla (örneğin Genel Savcı tarafından verilen emirler ya da talimatlar, davranış kuralları, etik kuralları vb.) düzenlendiği görülmektedir.

4. Ceza soruşturmalarında savcıların rolü, sistemden sisteme değişiklikler göstermektedir. Bazı ülkelerde savcılar soruşturma yürütebilmektedir. Diğer ülkelerde ise polis savcıların yetkisi ve/veya denetimi altında soruşturma yürütebilmekte ya da polis veya diğer soruşturma makamları bağımsız hareket edebilmektedirler.

5. Kovuşturma sistemi her üye Devlette değişiklik gösterebilmektedir. Sistem, zorunlu kovuşturma ya da takdire bağlı kovuşturma ilkesini temel alabilmektedir. Ayrıca çok sayıda kovuşturma sistemi geleneksel olarak soruşturmaya yönelik ya da çekişmeli modelleri yansıtmaktadır.

6. Hem soruşturmaların etkili olmasını hem de ilgili kişilerin haklarına saygı duyulmasını sağlamak için Avrupa’da son yıllarda özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (bundan böyle “AİHM” olarak anılacaktır) etkisiyle bu modelleri birbirine yakınlaştırma yönünde gelişmeler gerçekleşmiştir; bunun asıl amacı tüm bu sistemlerin ortak temel değerlerle uyumlu hale getirilmesidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [520.54 KB]

A. Referans belgeler

7. CCPE, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ne (bundan böyle “AİHS” olarak anılacaktır), özellikle de 2, 3, 5, 6 ve 8. maddeleri ile AİHM içtihatlarına atıfta bulunulmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin bulgularının ve önerilerinin önemine de değinmiştir.

8. CCPE, yukarıda adı geçen, bazı ceza yargısı sistemlerinde savcıların soruşturmaları yürüttüklerinin, yönlendirdiklerinin ya da denetlediklerinin belirtildiği Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate almıştır. CCPE ayrıca Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı, Avrupa Polis Etiği Yönetmeliğine ilişkin Rec(2001)10 sayılı Tavsiye Kararı’nı, terör suçları dâhil olmak üzere ağır suçlara yönelik “özel sorgulama teknikleri” üzerine Rec(2005)10 sayılı Tavsiye Kararı’nı ve 31 Mayıs 2005 tarihinde
Macaristan’ın Budapeşte şehrinde düzenlenen, savcılarla polis arasındaki ilişki konulu 6. Avrupa Genel Savcıları Konferansında kabul edilen sonuçları da dikkate almıştır. CCPE, savcılara ilişkin Avrupa norm ve ilkeleri konulu 9(2014) sayılı Görüş’ünde (“Roma Şartı”) ve özellikle ceza yargısı alanı dışında savcılıkların rolü konulu 3(2008) sayılı Görüş’ü ile savcılarla basın arasındaki ilişki konulu 8(2013) sayılı Görüş’ü dâhil olmak üzere diğer ilgili görüşlerinde belirtilen ilkeleri temel almıştır.

9. CCPE ayrıca Birleşmiş Milletlerin 1966 tarihli Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni, 17 Aralık 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kolluk Kuvvetlerinin Davranış Kuralları’nı (34/169 Sayılı Tavsiye Kararı), 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’yi, 1990 tarihli Savcıların Rolüne İlişkin Yönerge‘yi ve ilgili Birleşmiş Milletler araçlarının uygulanmasını denetlemekle yükümlü komitelerin tavsiyelerini de dikkate almıştır.

10. Bunların yanı sıra, CCPE, 1999 yılında Uluslararası Savcılar Birliği (IAP) tarafından kabul edilen Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi’ni, IAP tarafından kabul edilen diğer ilgili belgeleri ve savcılık hizmetleriyle polis arasındaki ilişkiler konulu 25 Mayıs 2015 tarihli Visegrad Grubu Genel Savcılar Sopot Deklarasyonu’nu dikkate almıştır.

B. Görüşün amacı ve kapsamı

11. Bu Görüş, soruşturmalardaki tüm tarafların (mağdurlar, davalılar, savunma vekili, tanıklar vb.) haklarını göz önünde bulundurarak cezai soruşturmalarda savcıların rolüne ilişkin tavsiyeleri uygulamaya koymayı ve savcılar ile soruşturmacılar arasında iyi çalışma uygulamalarını tanımlayıp teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

12. Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı’nda, savcılar ile soruşturma organları arasındaki ilişki kısaca vurgulanmış, Avrupa Konseyi üye Devletlerinde var olan çeşitli sistemler arasındaki farklar da kaydedilmiştir.

13. Bu husus, ceza adaletinin düzgün idaresi bağlamında çok büyük önem taşır. Hukukun üstünlüğünün temel ilkelerinden biri de savcılar ile soruşturma makamlarının, soruşturmanın tüm aşamalarında insan hakları ve temel özgürlüklere saygı duymalarıdır.

14. Bu, şu anlama gelmektedir:

• Savcılar, yetki alanlarında olduğu zaman, soruşturmadan etkilenen kişilerin insanca muamele görmelerini ve meşru haklarını savunabilmelerini sağlamalıdırlar.

• Savcılar, görev ve yetkileri çerçevesinde mümkün olduğu ölçüde, herhangi bir yetkiyi kötüye kullanma veya uygunsuz davranış hususunda uygun bir makam nezdinde hesap verebilir olmaları açısından soruşturma organlarının kanuna riayet etmelerini ve belirli davranış standartlarına uymalarını temin etmek için tüm yetkilerini kullanmalılar.
• Savcılar, duruşma hakimine sunulan soruşturma sonuçlarının, mahkemeyi yanlış yönlendirmeyecek şekilde bulguların gerçekliğini yansıttığından emin olmalılardır.

15. Bu Görüş, cezai alandaki ve savcılık bağlamındaki soruşturmalarla kısıtlıdır.

II. CEZA SORUŞTURMALARINDA SAVCILARIN ROLÜ
A. Soruşturmaların savcılar tarafından gözetimi

16. Genel olarak savcılar, soruşturmaların hukuka uygunluğunu en geç bir kovuşturmanın başlatılması veya devam ettirilmesi gerekip gerekmediği konusunda karar verirken incelemelidir. Bu bağlamda savcıların ayrıca soruşturmaların nasıl yürütüldüğünü ve insan haklarına saygı duyulup duyulmadığını da denetlemesi gereklidir.

17. Savcılar, yetkileri olduğu takdirde, soruşturma organlarına uygun bir şekilde bağlayıcı emirler verebilir, öneriler, talimatlar ya da yönergeler sunabilirler; bu emirler, öneriler, talimatlar ya da önergeler, soruşturmanın tamamına ya da birtakım soruşturma eylemlerine ilişkin olabilirler ve ceza kanununun asli kuralları ve usul kuralları ile AİHS tarafından teminat altına alınan haklara uygun olmayı sağlama amacı taşırlar.

18. Soruşturmanın etkinliğinin sağlanması amacıyla, bu talimat ya da yönergeler; diğerlerinin yanı sıra, elde edilmesi gereken kanıtlar, soruşturmanın gelişmesinde kullanılacak uygun strateji, kanıtların toplanmasında kullanılacak yöntem ve araçlar, açıklanması ve kanıtlanması gereken olaylar ve soruşturmalar esnasında alınacak önlemler ile ilgili olabilir.

19. Savcılar, soruşturmalar üzerinde denetleyici bir rolleri olması halinde, soruşturma organlarının kendilerini ceza davalarına ilişkin soruşturmaların gidişatı, kendilerine verilen ceza politikası öncelikleri ve savcıların emirlerinin uygulanması hususlarında bilgilendirmelerini sağlamalıdırlar.

20. Aşağıdaki hususların savcıların yetki alanına girdiği üye Devletlerde savcılar,

• Soruşturmaların yegane amacının doğruyu bulmak ve davayı açığa kavuşturmak olmasını, AİHS’nin özellikle 2, 3, 5, 6 ve 8. maddelerinde bildirilen insan hakları ve temel özgürlüklere uygun olmasını, objektif, tarafsız, profesyonel bir şekilde ve makul bir süre içinde yürütülmesini temin etmek için çabalamalıdır. Savcılar, soruşturmacıların çalışmalarını yönlendirirken, kontrol ederken veya denetlerken görev ve yetkileri çerçevesinde mümkün olduğu ölçüde soruşturmacıların aynı ilkelere ve temel haklara saygı duyduklarından emin olmalıdırlar.

• Soruşturmalar esnasında masumiyet karinesi ilkesine ve savunma makamının haklarına saygı duyulmasını sağlamaya çabalamalıdır. Mümkün olan durumlarda soruşturmanın bu aşamasında şüphelilerin kimliklerinin halka ifşa edilmemesinin ve kişisel güvenlikleri ile onur ve özel hayatın korunması haklarının gözetilmesi gereklidir.

• Soruşturmalar esnasında, soruşturmanın ilerlemesinin ve etkinliğinin tehlikeye atılmaması amacıyla bilgilerin gizliliğinin korunması için çabalamalıdır.

• Dâhil oldukları soruşturmalar esnasında tarafların, tanıkların ve davaya dâhil olan diğer kişilerin kişisel güvenliğinin teminat altına alınmasını sağlamalıdır.

• Mağdurların, özellikle de savunmasız kişilerin, soruşturmanın başlatılması ve sonuçları ile ilgili bilgilendirilmesini uygun kaynaklar aracılığıyla sağlamalı, bu esnada haklarına saygı duyulduğundan emin olmalıdırlar.

21. Savcılar, bu görevleri yerine getirirken vazifelerini adil, sürekli ve sür’atli bir şekilde yerine getirmeli, böylece sürecin gerektiği gibi ilerlemesine ve ceza adalet sisteminin düzgün işlemesine katkıda bulunmalıdır.

22. Savcılar, yetkileri dâhilinde olması halinde, insani ve finansal kaynaklar dâhil olmak üzere kaynakların etkin yönetimine ilişkin hususları dikkate almalıdırlar. Ayrıca orantısız harcamalardan kaçınmalı ve hukukun üstünlüğü ile usul haklarına daima saygılı olmalıdırlar.

B. Savcıların soruşturma yürüttükleri durumlar

23. Savcılık soruşturmasına izin verilen üye Devletlerde savcılar soruşturmaları kanuna uygun, profesyonel, adil, sür’atli, ellerinden gelen en iyi şekilde ve kimseye karşı önyargı beslemeksizin ve ayrımcılık yapmaksızın gerçekleştirmek zorundadırlar. Ayrıca, savunma makamının lehine olabilecek delilleri ortaya çıkarmak ve toplamak için soruşturma yöntemleri geliştirmelidirler.

24. Savcılar, soruşturma işlevleri çerçevesinde diğer soruşturma organlarıyla en az aynı hak ve yükümlülüklere ve işlevlerini yerine getirebilmek için gerekli olan araçlara sahip olmalıdırlar.

C. Polisin ya da diğer soruşturma makamlarının savcıların yetkisi altında soruşturma yürüttükleri durumlar

25. Polisin savcılık makamının yetkisi altında olduğu veya polis soruşturmalarının savcılık hizmetleri tarafından denetlendiği üye Devletlerde savcılar ceza soruşturmalarındaki görevlerini daima ulusal ve uluslararası kanunlara uygun bir şekilde ve tam anlamıyla yerine getirebilmelerini garanti etmek için gerekli olan etkin tedbirler kullanma yetkisi ile donatılmalıdır. Savcılar, soruşturmaların en uygun ve etkin şekilde ve hukukun üstünlüğü ile usul haklarına daima saygı gösterilmek kaydıyla yürütülmesini temin etmelidir.

26. Bu görevler şunları içerebilir:

• Ceza politikası önceliklerinin etkili uygulanmasını sağlamak,

• Ceza soruşturmalarını ne zaman açacakları ya da nasıl yürüteceklerine ilişkin polise talimatlar vermek,

• Her bir dava dosyasını ilgili soruşturma bürosuna sevk etmek,

• Polis ve savcılık birimleri arasında verimli ve etkili bir işbirliği olmasını teşvik etmek ve birden çok organın dâhil olduğu soruşturmalarda koordinasyonu sağlamak,

• Hukuki konularda rehberlik etmek ve talimatlar vermek,

• Soruşturmaların hukukiliğini ve kalitesini denetlemek,

• Gerekli olması halinde hukuka uygunluğa ilişkin değerlendirme ve kontroller gerçekleştirmek,

• Uygun olması halinde ve ulusal kanunlara uyması kaydıyla, ihlaller için yaptırım uygulamak veya uygulanmasını teşvik etmek.

27. Savcıların soruşturmaları denetlediği üye Devletlerde savcılara, ceza soruşturmalarının etkin ve hukuk ile tamamen uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaları için usul bakımından yeterli genişlikte yetkiler verilmelidir.

Özellikle, savcıların ulusal kanunlar çerçevesinde soruşturmaları denetleme yetkisine sahip olduğu üye Devletlerde:

• Savcılar, soruşturmacıların soruşturma açma, soruşturmayı durdurma ve iptal etmenin yasallığına ilişkin hükümler dahil olmak üzere kanun hükümlerine uyduklarından, ayrıca mağdurlar ve savunma makamları dâhil olmak üzere ceza davasına dâhil kişilerin haklarının göz önünde bulundurulduğundan emin olmalıdırlar. Bunu gerçekleştirebilmek için savcılara gelecekte yürütülecek ve hâlihazırda yürütülmüş olan soruşturmalara ilişkin tüm önemli kararlar hakkında, özellikle de ceza davasına dâhil olan kişilerin hak ve özgürlüklerine ciddi bir kısıtlama getirilmesi ihtimali içeren kararlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir (örneğin ihbar edilen bir suçun sonuçları ve soruşturmadaki temel olaylar).

• Savcıların, soruşturmacı tarafından verilen bu tür önemli kararların kabul edilmesini onaylama ya da reddetme yetkisi bulunmalıdır.

• Ceza davalarındaki tarafların haklarına ve kanuni menfaatlerine gerekli saygının gösterilmesi için savcıların ayrıca gerektiğinde bu kişileri daha yüksek bir savcılık veya mahkeme önünde itiraz hakları olduğuna dair bilgilendirmesi gerekir.

• Savcılar, soruşturmanın gizliliğini de gözlemlemelidir.

Soruşturmacılardan veya üçüncü taraflardan gelen gizli bilgilerin ifşa edilmesine, bu bilgilerin ifşa edilmesi adaletin menfaati ya da kanunlar doğrultusunda olmadığı sürece izin vermemelidirler.

• Soruşturmanın zamanında gözlemlenebilmesi, gerektiğinde önemli kanıtların kaybının önlenmesi, güvenliğin ve mağdurların dava dosyasına erişiminin sağlanması (ulusal kanun izin veriyorsa) veya haklarında kovuşturma işlemleri yapılması gereken kişilerin adaletten kaçması ihtimalinin önlenebilmesi için savcılar, cezai soruşturmayla ilgili olan ve soruşturmacıların erişimine açık olan tüm materyallere özgürce ve her zaman ulaşabilme imkânına sahip olmalıdır.

• Savcılar, kişilerin kanuna aykırı ya da gerekçesiz bir şekilde tutuklanmalarını veya hapse atılmalarını önlemek adına düzenli aralıklarla soruşturmaları denetlemelidirler.

• Savcılar, uluslararası ve ulusal kanunlar uyarınca, özgürlükleri kısıtlanmış tüm kişileri, yetkililer veya başka kişilerce uygulanabilecek uygunsuz muamelelerden korumak için çaba sarf etmeli ve bu bağlamda sunulan şikâyetleri dikkatlice gözden geçirmelidirler.

• Savcılar, hem soruşturmacıların eylemlerinin kanuna uygunluğunu ve talimatlarının yerine getirilme durumunu değerlendirmelerini hem de kanunun bu soruşturmacılar tarafından ihlal edilmesini mümkün olduğunca önlemelerini sağlamak üzere kanun ile belirlenmiş yetkilere sahip olmalıdır.

• Soruşturmacıların ciddi insan hakları ihlallerine yol açan kanun dışı soruşturma yöntemleri kullanmaları durumunda, savcıların bu soruşturmacılar aleyhinde ceza davası açma hakkı ya da soruşturmacılara karşı ceza davası açmaya veya disiplin işlemleri yapmaya yetkisi olan ilgili makamlara başvurma hakkı olmalıdır.

• Savcıların, gözaltında bulunan bir şüpheliyi/davalıyı özgürce ziyaret edebilme hakları olmalıdır.

D. Soruşturma yürütme konusunda polisin bağımsız olduğu durumlar

28. Polisin ya da başka soruşturma makamlarının bağımsız şekilde soruşturma yürüttüğü üye Devletlerde hukuk sistemlerinin söz konusu soruşturmaların hukuka uygun bir şekilde yürütülmesini ve polis ile diğer soruşturma makamlarının profesyonelce, adil bir şekilde ve süratli hareket etmesini sağlayacak uygun denetleme usullerinin olması gerekir.

29. Her halükarda savcılar, soruşturma organları ile uygun ve işlevsel bir işbirliğini teşvik etmeye yönelik etkili tedbirler alabilmelidir.

III. SAVUNMA TARAFININ SORUŞTURMALAR ESNASINDAKİ HAKLARI AÇISINDAN VE SORUŞTURMA TEKNİKLERİ AÇISINDAN SAVCILARIN ROLÜ
A. Masumiyet karinesi ilkesine ve savunma hakkına saygı

30. Mahkeme’nin içtihadı (Messier/Fransa (AİHM, 30 Haziran 2011) uyarınca, prosedürel boyutları dâhil tüm cezai süreçler, tarafların delilleri ve savunmalarını özgürce sunabilmesi (çekişmeli yargılama) ilkesine dayanmalı, kovuşturma ve savunma tarafları arasında silahların eşitliği ilkesi geçerli olmalıdır. Söz konusu ilkeler, âdil yargılanmanın temel unsurlarını oluştururlar. Buna ilaveten, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrası, kovuşturma makamının, yargılama aşamasında savunma tarafına, suçlanan kişinin lehinde ya da aleyhinde elde edilmiş olan tüm ilişkili delilleri açıklamasını gerektirmektedir. Adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ilkesini kapsar ve ayrıca çekişmeli yargılama ilkesini öngörür. Ayrıca, savcının elinde bulunan ilgili tüm materyallerin zamanında açıklanmasını da kapsar. Bu bütün ispat unsurlarının mevcut olması anlamına gelmektedir. Savcının ya da diğer kovuşturma makamlarının hem suça hem de masumiyete ilişkin kanıtlara ulaşabilmesi için bu bir yükümlülüktür.

31. Soruşturmalardaki görevleri ne olursa olsun savcılar, eylemlerinin hukuka uygun ve aşağıdaki ilkelere saygı gösterir nitelikte olmasını temin etmelidirler:

• Kanun önünde eşitlik;

• Savcıların tarafsızlığı ve bağımsızlığı;

• Avukata erişim hakkı;

• Savunma tarafının ilgili tüm materyale ilişkin bilgilendirilme hakkı;

• Masumiyet karinesi;

• Silâhların eşitliği;

• Mahkemelerin bağımsızlığı;

• Sanığın âdil yargılanma hakkı.

32. Masumiyet karinesine saygı, yalnızca mahkemeler için değil, diğer tüm devlet organları için de bağlayıcıdır. Savcılar ve soruşturma organları, bu ilkenin ihlaline yol açacak her türlü beyandan ve tutumdan kaçınmalıdır.

33. Adil bir cezai sürecin gereği olarak silâhların eşitliği ilkesi, soruşturmaya konu olan kişinin, karşı taraflara göre görülür şekilde dezavantajlı bir konuma oturtulmadan mahkeme önünde davasını sunabilmesini gerektirir. Bu nedenle, taraflar arasında, soruşturmanın tüm unsurlarını tartışabilecekleri adil bir denge kurulmalıdır.

34. Cezai meselelerde çekişmeli yargılama ilkesine saygı, soruşturma aşaması ile yargılama aşamasının birbirinden ayrılmasını gerektirir. Birinci aşama olan sorgulama aşamasında çekişmeli yargılama ilkesi kendini mutlak şekilde göstermez. Daha ziyade, bu aşama söz konusu ilkenin bir öncülü olarak kendini gösterir; bir suçlamaya ilişkin adlî işlem başlatılması için yeterli sebep olup olmadığını saptamak amacıyla kanıt araştırması yapmayı içerir. Dolayısıyla bu aşama boyunca prosedür gizli olabilir.

35. Bununla birlikte, AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi; her sanığın, hakkındaki suçlamaların doğası ve sebeplerine ilişkin olarak anlayacakları dilde, makul zamanda ve ayrıntılı şekilde bilgilendirilme hakkını hükme bağlar. Sanık, kendisine isnat edilen suç hakkında en geç tutuklandığı andan itibaren eksiksiz bir biçimde bilgilendirilmelidir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen “makul zaman” da o andan itibaren işlemeye başlar. Tutuklanan, alıkonulan ya da özgürlüğünden mahrum bırakılan kişiye, hakları yazılı şekilde vakit kaybetmeksizin iletilmelidir. Söz konusu bildirim, açık ifadelerle ve kişinin anlayacağı dilde yazılmalıdır.

Bildirim, diğerlerinin yanı sıra, kişinin aşağıdaki haklarına ilişkin bilgiler içermelidir:

• Kendisine isnat edilen suça ilişkin tam bilgi sahibi olma hakkı;

• Alıkonulmasına dayanak oluşturan sebeplere ilişkin tam bilgi sahibi olma hakkı;

• Bir avukata erişme ve avukata etkin şekilde danışma hakkı;

• Söz konusu bildirimin sözlü ya da yazılı tercüme edilmesi hakkı.

36. Suça ya da masumiyete dayanak oluşturan kanıtları araştırma ve koruma yükümlülüğü, her davaya özgü olgular bağlamında gerçekçi şekilde yorumlanmalı; kanıtların ilgililiği, değerlendirme süreci sonrasında belirlenmelidir.

37. Suçla ya da masumiyetle ilişkili kanıtlar, gerektiği ve uygulanabilir olduğu ölçüde, en azından prosedürün sonuçlanma aşamasına kadar, ulusal hukuka uygun şekilde elde tutulmalıdır. Bir kanıtın savcılıkça kullanılmayacak olması; bu kanıtın imhası, gerektiğinde sunulmaya hazır halde bulundurulmaması ya da kanıta ilişkin not ve kayıtların imhası için geçerli sebep değildir. Kanıtın, savcılığın iddialarının aksini ispat edebilecek nitelikte makul bir olasılık ortaya çıktığında muhafaza edilmesi gerekir.

38. Savcı, sanığın masumiyetine ilişkin olan ya da savunma tarafına somut olarak yardımı dokunacağından haberdar olduğu materyalleri ortaya çıkarır. Savcı, söz konusu materyalleri ortaya çıkarmayı reddederse ya da ortaya çıkaracak durumda değilse sanığın suçsuz olduğuna ya da davanın düşmesine karar verilebilir.

39. Savcılar, her zaman kendi mesleklerine ilişkin yasalara, kurallara ve etik kuralları ile Savcılar için Etik Kuralları’na (Budapeşte İlkeleri) uygun şekilde, profesyonelce hareket etmelidirler. En üst düzey dürüstlük standartlarını benimsemeye çabalamalı, hal ve hareketlerinin eleştiriye konu olamayacak seviyede olmasına dikkat etmelidirler.

B. Özel Soruşturma Teknikleri

40. Savcılar, faaliyetlerini sanığın suçlu olup olmadığını hızlı şekilde değerlendirebilecek biçimde ayarlamalıdırlar. Bu çerçevede, yasalara uygun oldukları sürece, mevcut olan en güncel teknikleri kullanmalı, uzmanlaşma ve multi-disipliner yaklaşım hususlarına gereken özeni göstermelidirler.

41. Savcılar, bu tür tekniklerden bazılarının kullanımının, kişilerin haklarında kısıtlamalara neden olabileceğini de göz önünde bulundurmalıdırlar; örneğin, Muhbirlerin, gizli ajanların kullanımı, toplantıların kaydedilmesi, telefonların, elektronik postaların, internet haberleşmelerinin izlenmesi ve engellenmesi, erişim izni olmadan sistemlere sızan bilgisayar programlarının, GPS alıcılarının ve tarayıcıların kullanımı bu tür tekniklerdendir.

42. Savcıların bilhassa özel hayata müdahale eden özel tekniklerin kullanıldığı soruşturmalarda görev aldığı üye devletlerde savcılar, ciddi bir suçun işlendiği veya suça zemin hazırlandığı ciddi durumlar haricinde bu tür soruşturma tedbirlerine başvurmamalı; söz konusu tedbirlere, yalnızca diğer tedbirlerin uygulanabilir veya elverişli olmadığı durumlarda, demokratik toplum koşullarında gerekli olduğu derecede ve cezai soruşturmalar ile kovuşturmalar bağlamında uygun olduğu düşünüldüğünde başvurulmalıdır (Rec(2005)10 sayılı Tavsiye Kararı, 2. bent). Bu bağlamda savcılar, orantılılık ve tarafsızlık ilkelerine, kişilerin temel haklarına ve masumiyet karinesine saygı göstermelidirler.

43. Üye devletler, söz konusu tekniklerden faydalanma hususunda uygun bir dengenin kurulabilmesi amacıyla;

• Bu yeni tekniklerin kullanımı yoluyla elde edilen kanıtlardan faydalanmaya dair gereken izinler ile sınırlamaları içeren uygun yasal düzenlemeleri gerçekleştirmeli;

• Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hükme bağladığı koşulları yerine getirmek ve Mahkemenin içtihadından dolayı ortaya çıkan, adlî kontrol, yasalara saygı gibi ilkeleri gerçekleştirmek amacıyla gereken tedbirleri almalı;

• Savcıların yeni tekniklerden etkin bir şekilde faydalanabilmesine olanak tanımak ve cezai soruşturmaları kolaylaştırmak amacıyla, savcılar ile savcılıklarda çalışan personele uygun eğitim fırsatlarını sunmalıdırlar.

IV. SAVCILARIN SORUŞTURMADAKİ ROLÜNÜ GÜÇLENDİRMEYE YÖNELİK TEDBİRLER
A. Uluslararası işbirliği

44. Savcılar, devletlerin egemenliğine saygı duymanın ve ulusal ve uluslararası yasaların hükümlerine mutlak surette uymanın gerekliliğini dikkate alarak cezai kovuşturmalar alanında uluslararası işbirliğini ve karşılıklı güveni teşvik etmelidirler.

45. Devletler, özellikle uzmanlaşmış ağlar, seminerler ve çalıştaylar yoluyla deneyimlerin paylaşılmasına olanak tanımak amacıyla, yürürlükte bulunan anlaşmalar ve sözleşmeler çerçevesinde, farklı devletlerde ya da uluslararası kuruluşlarda görev yapan savcılarla kendi savcılarının doğrudan iletişim halinde olmalarını teşvik etmelidir.

46. Savcılar, kendi yetki alanları içerisinde mal varlıklarını dondurma, yakalama ve alıkoyma dâhil olmak üzere cezai meselelerde hukuki yardıma ve suçluların ülkeye iadesine yönelik uluslararası talepleri, kendi işleri veya ülke düzeyinde benzer işler için gösterdikleri özeni göstererek değerlendirmelidir.

47. Savcılar arasındaki işbirliği, özellikle hukuki yardım hususunda yapılan taleplerin gerekli mercilere aktarılması ve icrası bağlamında mümkün olduğunca yeni bilgi teknolojileri kullanılarak ve taleplerin niteliği ile bu taleplerin diğer dillere yapılmış tercümeleri düzenli olarak güncellenerek geliştirilmelidir.

48. Uluslararası işbirliği alanındaki savcılık faaliyetleri konusunda uzmanlığın daha kapsamlı hale gelmesi, bizzat bu alanda uzmanlığı bulunan savcıların bu tür görevlerin icrası için atanmasına olanak tanıyarak veya uluslararası işbirliğine dair meselelerle ilişkili savcılara yardımcı olabilecek yapılar kurarak teşvik edilmelidir.

49. Savcılar ile uluslararası yasal meselelere ilişkin süreçler kapsamında görev alan diğer personelin uluslararası düzeyde suçluların ülkeye iadesi ve hukuki yardım alma hususunda talepte bulunma ve diğer ülkelerden bu yönde alınan talepleri değerlendirip bu taleplere yanıt verme hususundaki becerilerini geliştiren özel eğitimlerin verilmesi gerekir. Bu eğitimler, yabancı dil öğrenimi ile en güncel uluslararası yasaları ve karşılaştırmalı içtihadı kapsamalıdır. Bu sayede, farklı ülkelerden katılımcıların etkili ağlar oluşturması teşvik edilecek ve kolaylaştırılacaktır.

50. Savcılık organlarının cezai konularda uluslararası işbirliğinden sorumlu merkezî ulusal merciler olarak görevlendirildiği durumlarda bu organlar, kendi ülkelerinin ulusal mevzuatı çerçevesinde, yabancı ülkelerden gelen talepleri doğrudan icra etmek ve/veya bu taleplerin icra edilişini denetleme hakkını saklı tutarak talepleri diğer görevli mercilere iletmek için yetkilendirilmelidir.

51. Bu bağlamda, her ülkede, farklı ülkelerin yetkili mercilerinin düzenli şekilde bir araya gelerek ortak ilgi alanlarını tartışmak suretiyle doğrudan iletişim kurmalarını sağlayacak irtibat noktalarının oluşturulmasına özen gösterilmelidir. Bu irtibat noktalarının, uluslararası işbirliğine dair meseleler hususunda yüksek düzeyde becerileri bulunmalı, yabancı dil anlayabilmeli ve konuşabilmelidir. “İrtibat hâkimlerinin” görevlendirilmesi de yine aynı nedenlerden dolayı faydalı olabilecektir ve teşvik edilmelidir.

B. Kitle İletişim Araçları ile Etkileşim

52. Savcılar; halkın güvenini artırmak, görev ve yetkileri konusunda bilgi yaymak ve böylece çalışmaları hakkında halkın daha iyi bilgilenmesine katkıda bulunmak üzere, çalışmalarında kamuya açıklık ve şeffaflık ilkelerine uygun olarak kitle iletişim araçları ile yeterli düzeyde etkileşimde bulunmanın gerekliliğinin bilincinde olmalıdırlar.

53. Savcılarca kitle iletişim araçlarına sunulacak bilgi; açık, güvenilir ve kesin olmalı, soruşturmanın dürüstlüğünü ve etkililiğini zedelememeli, savcıların kişisel güvenliğini tehlikeye atmamalıdır. Kişisel olarak savcılarla değil, savcılığın faaliyetleri ile ilgili olmalıdır. Savcılar, basınla etkileşimde bulunurken hiçbir basın kuruluşu arasında ayrım gözetmemelidir.

54. Sunulacak bilgi ayrıca ifade özgürlüğü, kişisel verilerin korunması, soruşturmaların gizliliği, insan haysiyeti, masumiyet karinesi ilkesi, yargılama işlemlerine dâhil olan diğer katılımcılar açısından etik kurallar ve belli bilgilerin ifşasını düzenleyen ve kısıtlayan yasal normlar ile uyum göstermelidir.

55. Savcılar, kitle iletişim araçları vasıtasıyla suç işlenmesinin engellenmesini ve/veya işlenen suçların kovuşturulmasını teşvik etmek ve ulusal veya uluslararası düzeyde cezai işlemlerin işleyişine dair anlayışı güçlendirmek amacıyla da kamuya bilgi sunabilirler.

56. Savcılar, faaliyetleri hususunda halkı vaktinde ve daha iyi bilgilendirebilmek amacıyla web sitelerinin kurulması, gereğince yönetilmesi ve düzenli olarak güncellenmesi dâhil olmak üzere bilgi teknolojilerinden faydalanmalıdırlar.

57. Savcıların kitle iletişim çalışanlarıyla doğrudan ve düzenli irtibat halinde olması halinde kaliteli ve kesin bilgi sunma amacıyla kitle iletişim araçlarıyla etkileşim konusunda özel eğitim verilmelidir. Bu tür eğitimler, gerekli oldukları her durumda düzenlenmeli, eğitimlerde uzmanlardan ve gazetecilerden destek alınmalıdır.

C. Eğitim

58. Savcıların, özellikle soruşturmalar bağlamında üst düzey niteliklere sahip olmaları, savcılık hizmetlerinin yeterliliği ve kamuoyunun savcılık hizmetlerine olan güveninin artması açısından gerekli bir durumdur. Bu nedenle savcılar, uzmanlık alanlarına ilişkin gereken temel ve sürekli eğitimleri almalıdırlar.

TAVSİYE LİSTESİ

a. Üye devletler, savcıların ve soruşturma organlarının cezai soruşturmalar çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerini açıkça belirlemelidir.

b. Genel anlamda savcılar, soruşturmaların yasalara uygunluğunu, en geç kovuşturmanın başlatılması veya devam ettirilmesi gerekip gerekmediği konusunda karar verirlerken incelemelidir. Bu bağlamda savcılar, soruşturmaların ne şekilde yürütüldüğünü ve soruşturmalar yürütülürken insan haklarına saygı gösterilip gösterilmediğini de izlemelidir.

c. Savcılar bu görevi icra ederlerken soruşturmaların yasalara uygunluğunu teyit edebilmek ve meydana gelebilecek yasa ihlâllerine gereken tepkiyi verebilmek için ihtiyaçları olan tüm yasal, malî ve teknik araçlarla donatılmalıdır.

d. Soruşturmalar tarafsız şekilde yürütülmeli, soruşturmacıların hem suça hem de masumiyete ilişkin kanıtları araştırma ve koruma yükümlülüğünü içermelidir.

e. Savcılar, güvenilir nitelikli mevcut tüm kanıtları mahkemeye sunmalı, sanığa da kendisini ilgilendiren kanıtları açıklamalıdır.

f. Savcılar; sanıkların, mağdurların, tanıkların ve kovuşturma işlemlerine diğer şekillerde dâhil olmuş tüm kişilerin haklarına saygı göstermelidirler.

g. Savcılar ve soruşturma organları, işbirliği içerisinde hareket etmeli, işlevlerini gerçekleştirebilmek için gereken bilgileri birbirleriyle paylaşmalıdırlar.

h. Savcılar ve soruşturma organları, özellikle davada tutukluların bulunması halinde görevlerini mümkün olan en etkili ve hızlı şekilde icra etmeli, soruşturma araçlarını kullanırken orantılılık ilkesini gözetmelidir.

i. Savcılar ve soruşturma organları, hem yasalar hem de en modern soruşturma teknikleri hususunda gerekli eğitimi en uygun koşullarda almalıdır.

j. Savcılar ve soruşturma organları, uluslararası ilişkileri ve işbirliğini en yeterli düzeyde gerçekleşecek şekilde geliştirmelidir.

k. Savcılar, işlev ve yetkileri hususunda bilgi sunmak ve bu sayede halkın kendi faaliyetlerine dair bilgilerinin artmasına katkıda bulunmak suretiyle, aynı zamanda masumiyet karinesi ilkesi ve adil yargılanma hakkı gibi temel hak ve ilkelere saygı göstererek halkın savcılık hizmetlerine olan güvenini artırma çabası içerisinde olmalıdır.

Türkiye – Meksika Dostluk Antlaşması

0

Türkiye – Meksika Dostluk Antlaşması, 25 Mayıs 1927 tarihinde, Roma’da imzalanmış, 12 Temmuz 1928’de yürürlüğe girmiştir. Antlaşmanın onaylanmasına ilişkin kanun mecliste 5 Ocak 1928’de kabul edilmiştir.

Türkiye-Meksika Dostluk Antlaşması- Türkiye Cumhuriyeti ile Meksika düveli müttehidesi Cumhuriyeti arasında aktolunan muhadenet muahedenamesi

Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti
Diğer taraftan Meksika Düveli Müttehidesi Cumhuriyeti

Samimî dostluk rabıtalarını aralarında tesis ve takviye eylemek arzusile mütehassıs oldukları ve münasebat teessüs edince işbu münasebatın her iki milletin ümran ve refahının tezayüdüne hadim olacağına aynı derece kani bulundukları cihetle bir muhadenet muahedenamesı aktine karar vermişler ve bu hususta murahhasları olmak üzere Türkiye Reisicumhuru,

İtalya Kiralı Hazretleri nezdinde Türkiye fevkalâde murahhas ve büyük elçisi Suat Beyi, ve Meksika Düveli Müttehidesi Reisicumhuru,

İtalya Kralı nezdinde fevkalâde murahhas ve orta elçi Dr. Karlos Povıkay Kazoranı tayin buyurmuşlardır.

Müşarileyhima usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini badettebliğ ahkâmı atiyeyi kararlaştırmışlardır .

Madde — 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Meksika Düveli Müttehidesi Cumhuriyeti arasında ve kezalik tarafeynin tebaası beyninde nakabilı nakız \ c ihlâl sulh \ e müsalemet ve samimî <c daimî muhadenet mevcut olacaktır.

Madde — 2

Tarafeyni âliyeyni âkideyn iki Devlet arasında hukuku düvel esasatına tevfikan münasebatı siyasiye ve şehbenderinin tesisinde mutabıktırlar ve her birinin diplomasî ve şehbenderlik mümessillerinin mütekabiliyet şartile tarafı diğer memleketinde hukuku umumiyei düvel esasatı umumiyesile vaz ve tayin edilmiş olan muameleye mazhar olacağını nıüttefikan tasdik ve teslim ederler.

Madde — 3

İşbu muahedename tasdik edilecek ve tasdiknameler sürati mümkine ile Roma’da teati olunacaktır. Muahedename, tasdiknamelerin teatisinden on beş gün sonra mevkii meriyete girecektir.

Tasdikanlilmakal tarafeyn murahhasları işbu muahedenameyi imza ve tahtim eylemişlerdir. Yirmi beş mayıs bin dokuz yüz yirmi yedi tarihinde Romada birer nüsha düveli mümziyeden  her birine tevdi edilmek üzere iki nüsha olarak tanzim kılınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ile Meksika düveli müttehidesi Cumhuriyeti arasında aktolunan muhadenet muahedenamesinin tasdiki hakkında kanun

Resmî Gazete ile neşir ve ilânı: 12 kânunusani 1.928 – Sayı : 786 )

BİRİNCİ MADDE — Türkiye Cumhuriyeti ile Meksika Düveli Müttehidesi Cumhuriyeti arasında 1927 senesi mayısının yirmi beşinci günü Roma’da akit ve imza olunan muhadenet muaheclenamesi Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdik edilmiştir.

İKİNCİ MADDE — İşbu muahedenamenüı icrayi ahkâmına İcra Vekilleri Re yeti memurdur.

5 kânunusani 1928

Sorbon Deklarasyonu

0
Sorbon Deklarasyonu (Sorbonne Ortak Bildirgesi-The Sorbonne Declaration) Paris'te, 25 Mayıs 1998'de ilan edilmiştir. Avrupa Yükseköğretim Sistemi'nin Uyumlu Hale Getirilmesi İçin Ortak Bildirge başlığını taşımaktadır. Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık adına 4 Bakan tarafından deklare edilmiştir. Sorbonne Bildirisi ile Avrupa'da ortak bir yükseköğretim alanı yaratma fikri ilk kez gündeme gelmiş olup Bologna Süreci'nin ilk adımları atılmıştır. Deklarasyonun temel amacı Avrupa yükseköğretim sisteminin mimarisinin entegre hale getirilmesidir. Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı içinde ortak bir referans çerçevesi oluşturmak ve ayrıca, iş piyasasıyla ilgili olarak yeterliliklerin teşvik edilmesi deklarasyonun diğer amaçlarıdır. 

Sorbon Deklarasyonu (Sorbonne Ortak Bildirgesi-The Sorbonne Declaration) Paris’te, 25 Mayıs 1998’de ilan edilmiştir. Avrupa Yükseköğretim Sistemi’nin Uyumlu Hale Getirilmesi İçin Ortak Bildirge başlığını taşımaktadır. Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık adına 4 Bakan tarafından deklare edilmiştir.

Sorbonne Bildirisi ile Avrupa’da ortak bir yükseköğretim alanı yaratma fikri ilk kez gündeme gelmiş olup Bologna Süreci’nin ilk adımları atılmıştır.

Deklarasyonun temel amacı Avrupa yükseköğretim sisteminin mimarisinin entegre hale getirilmesidir. Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı içinde ortak bir referans çerçevesi oluşturmak ve ayrıca, iş piyasasıyla ilgili olarak yeterliliklerin teşvik edilmesi deklarasyonun diğer amaçlarıdır. 

Sorbon Deklarasyonu

Avrupa süreci, yakın zamanda ileriye dönük son derece önemli adımlar atmış bulunmaktadır. Ancak, Avrupa’nın yalnızca Euro, banka ve ekonomi Avrupa’sı olmakla kalmayıp bilgi Avrupa’sı olması gerektiği de unutulmamalıdır. Kıtamızın entelektüel, kültürel, sosyal ve teknik boyutlarını güçlendirmeli ve bilgi Avrupa’sını bu boyutlar üzerine inşa etmeliyiz. Bu boyutlar, gelişimlerinde de büyük rol oynayan üniversiteler tarafından şekillendirilmektedir.

Üniversiteler, yaklaşık 750 yıl önce Avrupa’da doğmuştur. Bu Bildiriyi hazırlayan dört ülke, bugün Paris Üniversitesi’nin yaptığı gibi, kuruluş yıldönümlerini kutlayan en eski üniversitelere sahip olmakla övünmektedir. O tarihlerde öğrenciler ve akademisyenler kıta içinde serbestçe dolaşabilmekte ve bilgiyi hızla yayabilmekteydiler. Ne var ki bugün, öğrencilerimizin bir çoğu ulusal sınırlar dışında öğrenim görmenin yararlarından faydalanamadan mezun olmaktadır.

Biz, eğitim ve çalışma koşullarında önemli bir değişiklik dönemine; yani yaşam boyu eğitim ve öğretimin belirgin bir yükümlülük haline gelmesiyle, mesleki kariyer ile ilgili derslerde çeşitliliğin oluşturulmasına öncülük etmekteyiz. Öğrencilerimize, ve daha geniş olarak düşünüldüğünde toplumumuza, en iyi oldukları alanı bulmalarını sağlamak için en iyi fırsatların sunulduğu bir yüksek öğretim sistemi sağlamakla yükümlüyüz.

Yüksek öğretimde, farklılıkların saygı gördüğü açık bir Avrupa fikri birçok olumlu düşünceyi de beraberinde getirirken, öğrenim ve öğretimde hareketliliği ve işbirliğini arttıracak bir çerçeve geliştirilmesi ve bu konudaki engellerin ortadan kaldırılması sürekli bir çabayı da zorunlu kılmaktadır.

Sistemlerimizin uluslararası tanınırlığı ve öğrenci çekme potansiyeli, içeride ve dışarıda kolay anlaşılabilir olmasıyla doğrudan alakalıdır. Uluslararası karşılaştırılabilirlik ve denklik için, lisans ve yüksek lisans olmak üzere iki temel aşamaya dayanan bir sistemin kabul edilmesi gerektiği kanısı giderek yaygınlaşmaktadır.

Bu sistemdeki özgünlük ve esneklik büyük ölçüde (Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nde de olduğu gibi) kredi ve sömestr sistemlerinin kullanılması yoluyla sağlanacaktır. Böylelikle, eğitimlerine değişik Avrupa üniversitelerinde başlamayı veya devam etmeyi tercih eden ve hayatlarının herhangi bir döneminde derece kazanmak isteyen kişilerin, aldıkları kredilerin onaylanmasına imkan sağlayacaktır. Öğrenciler, farklı altyapılara sahip olsalar bile mesleki yaşamlarının herhangi bir döneminde akademik dünyaya adım atabilmelidirler.

Lisans öğrencileri, çok-disiplinli çalışmalar yürütme, yabancı dil yeteneğini geliştirme ve yeni bilgi teknolojilerini kullanma ile ilgili fırsatlar içeren çok yönlü programlara girme şansına sahip olmalıdır.

Birinci aşama sonunda elde edilen derecenin (lisans) uygun bir kalifikasyon düzeyi olarak uluslararası tanınması, yüksek öğrenim ile ilgili tasarılarımızın herkesçe anlaşılır olması yolunda sarfettiğimiz çabaların başarıya ulaşması açısından önem taşımaktadır.

Lisans sonrası dönemde ise, daha kısa olan yüksek lisans ile daha uzun olan doktora dereceleri arasında bir tercih yapılabilmeli ve iki program arasında geçiş yapmak mümkün olmalıdır. Her iki lisans sonrası derece için de, araştırma yapmanın ve bağımsız çalışmanın önemi vurgulanmalıdır.

Öğrenciler, hem lisans hem lisans sonrası dönemde en azından bir sömestrlerini kendi ülkeleri dışındaki bir okulda geçirmeleri konusunda teşvik edilmelidirler. Aynı zamanda daha fazla öğretim ve araştırma elemanı kendi ülkelerinden başka bir Avrupa ülkesinde çalışma yapmalıdır. Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının hareketliliği konusunda Avrupa Birliği’nin giderek artan desteğinden tam olarak faydalanılmalıdır.

Avrupa dışındakiler de dahil olmak üzere pek çok ülke böyle bir değişimi teşvik etme gerekliliğinin bilincine varmıştır. Avrupa Rektörler Konferansları, rektörler ve ilgili ülkelerdeki uzmanlar ve akademisyenler bu doğrultularda düşünmeye başlamışlardır.

Avrupa akademik alanında yüksek öğretim kalifikasyonlarının tanınmasına ilişkin Konvansiyon geçtiğimiz yıl Lizbon’da kabul edilmiştir. Konvansiyon, bazı temel gereksinimleri belirlemiş, ve ülkelerin bireysel olarak daha yapıcı planlar ortaya koyabileceğini vurgulamıştır. Ülkeler bu sonuçlar ışığında kendi planlarını oluşturabilir ve ilerleme kaydedebilirler. Profesyonel amaçlar ışığında yükseköğrenim derecelerinin karşılıklı tanınması için Avrupa Birliği’nin ilgili direktifleri ile ortak bir zemin oluşturulmuştur.

Hükümetlerimiz, edinilen bilgilerin geçerli kılınması ve derecelerin karşılıklı olarak tanınması için gerekli uygulamaları teşvik ederek bu amaçların gerçekleşmesinde önemli rol oynamaya devam etmektedir. Bunun üniversitelerarası anlaşmaları daha da arttırmasını umuyoruz. Derece ve kademe çerçevelerimizin bütünüyle uyumlu hale getirilmesi için, mevcut tecrübelerin güçlendirilmesi, ortak diplomalar, pilot girişimler ve tüm ilgili taraflarla diyalog kurulması gerekmektedir.

Biz istihdam edilebilirliğin yanı sıra dış tanınmayı geliştirmeyi ve öğrenci hareketliliğini kolaylaştırmayı amaçlayan ortak referans çerçeve teşvik etmeyi üstlenmekteyiz. Bugün Sorbonne’da, Paris Üniversitesinin yıldönümü bize Avrupa’nın, öğrencilerin ve genel olarak vatandaşların çıkarları doğrultusunda, ulusal kimliklerin ve ortak çıkarların etkileşim halinde olduğu ve birbirini güçlendirdiği bir Avrupa Yüksek Öğretim Alanı yaratma gayretlerine katılmak için mükemmel bir fırsat sunuyor. Birliğin üye ülkelerini ve diğer Avrupa ülkelerini bu amaç için bize katılmaya, Avrupa Üniversitelerini vatandaşları için sürekli gelişen ve güncellenen bir eğitim yolunda Avrupa’nın dünyadaki yerini güçlendirmeye çağırıyoruz.


Claude Allegre – Milli Eğitim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı (Fransa)
Luigi Berlinguer – Halk Eğitimi, Üniversiteler ve Araştırma Bakanı (İtalya)
Tessa Blackstone – Yüksek Öğretim Bakanı (Birleşik Krallık)
Jürgen Rüttgers – Eğitim, Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanı (Almanya)

Etik

3

Etik kavramı, Fransızca  ‘Ethique’ kelimesinden türemiştir. Ahlak, töre, olması gereken davranış biçimi ve ahlaki değerler şeklinde tanımlanmıştır.

Latincede ‘Moral’ kelimesi ile ifade edilen anlam Türkçede yaygın olarak ‘Ahlak’ kelimesinde karşılığını bulmuştur. Fakat, etik ile ahlak yaygın kanının aksine aynı şey değildir. Ülkemizde, iki kavramın farkına dair en büyük ayrımı Prof. Dr. Harun Tepe gerçekleştirmiştir.

‘Ethique’; toplumda insanların uymak zorunda oldukları davranış biçimlerini ve kuralları ifade etmektedir.

Kavramın kaynağının Yunanca “karakter” anlamına gelen “ethos” sözcüğün olduğu kabul edilmektedir.

Felsefe İle İlişkisi 

Tarihsel olarak felsefi bir kavramdır ve Felsefeciler tarafından Felsefe Biliminin alt dalı olarak değerlendirilmiştir. Ahlak felsefesi yada moral philosophy olarak adlandırılmıştır.

Etik kurallar, insan davranışları iyi ve kötü kavramları çerçevesinde analiz edilerek ahlaki değerler bağlamında oluşturulmuştur. Eylemlerin insani olma vasfı bakımından kabul edilebilir olup olmadıkları ve bu değer ve kriterlere uygun olup olmadıkları felsefeciler tarafından bilimsel olarak incelenmiş, büyük bir tarihsel kaynakça yaratılmıştır.

Felsefe, bütüncül bir değerlendirme içinde, varlığın ve evrenin anlamını kavramaya çalışmakta, insanın varlık içindeki durumu hakkında düşünce üretmektedir. Felsefe, insanın evren içindeki gücü ve değerine uygun hak ve görevlerini teorik olarak tanımlamak ve mantık kuralları içinde temellendirdiği ilkelerle insanlara ahlaki normlar üretmek amacında olmuştur. Tarih boyunca birçok felsefeci bu amaç uğruna eserler vermişlerdir.

Sokrates

Pisagor, Sokrates,  Avicenna, Aristo ve Averroes Dönemi Tanımlama Çalışmaları

Sokrates, bilim, din ve politika alanındaki düşüncelerini Evrensel Etik Felsefesi formuna sokmuştur. “İyi İnsan”ı tanımlamış, her insanda bulunduğuna inanılan evrensel niteliklerin erdem, iyilik ve ölçülülük olduğunu savunmuştur.

Kadın filozof Krotonlu Theano’nun eşi de olan Pisagor((MÖ: 580-500)) ise evreni sayılarla açıklamıştır. İnsan ruhunun hapsolduğu yerden ruhsal saflıkla çıkabileceğini ileri sürmüştür. Katı etik kurallara dayanan bir topluluk ve okul kurmuştur. Bu okuldan yetişen Krotonlu Alkmaion’un prensipleri ise Yunan ve Roma döneminde kalıcı fikirlere dönüşmüştür. Onun fikirleri Hipokrat’a ilham kaynağı olmuştur.

Milattan önce 563-483 yıllarında Buda, Milattan önce 551-479 yıllarında yaşayan Konfüçyus; Milattan önce 9.yüzyılda yaşayan Homeros ve Milattan önce 341-270 yıllarında yaşayan Epikuros etik ve erdem üzerine çalışmalar yapmış ve ardılları için kalıcı kuramlar yaratmışlardır.

İbn Sina(Avicenna), Aristo’nun eserlerini bilim dünyasına yeniden kazandıran İbn Rüşd(Averroes) etik üzerine çalışmalar yapmıştır.

Emmanuel Kant ve birçok düşünür özellikle İbn Rüşd(Averroes) ve benzeri Müslüman bilginleri yapmış olduğu çevirilerle bilim dünyasına kazandırılan antik çağ eserlerini yeniden yorumlamışlar, etik ve ahlak üzerine kuramlar geliştirmişlerdir.

Ortaçağ ve Sonrası

Birçok filozof erdem yada ahlakı dinsel ve tanrısal açıdan da yorumlamıştır. Orta Çağ Avrupası, dinsel öğretinin dogmalarından geç çıkabilmiştir. Aydınlanma döneminde dinsel dogma ve tanrısal yasaların yerine laik ve akılcı doktrinin kabul edilmeye başlanmıştır. Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Hegel, Marx, Descartes ve Montesquieu gibi birçok düşünür kendi felsefi düşünüş biçimlerine göre ahlak tanımları yapmışlardır.

Jeremy Bentham

Modern çağda etik ve ahlak kuramının sosyal yaşamın yanı sıra mesleki alanlarda da uygulanması anlayışı gelişmiştir.  Bu anlayış ve bilimsel çabalar sonucunda deontoloji bilimi ortaya çıkmıştır.

Günümüzde popüler olan etik inceleme alanlarından bazıları
Deontoloji İle İlişkisi

Deontoloji terimi Batı’da ilk kez 1834’te  İngiliz filozof ve hukukçu Jeremy Bentham’ın fikri ile ortaya çıkmıştır. Deontoloji, profesyonel bir mesleği yapanların uygulaması gerekli ahlaki değer ve etik kuralları incelemektedir. İnsanın belirli temel görevleri olduğunu kabul eden ilkeler baz alınmakta; bu kurallardan kaynaklanan sorumlulukların mesleki çalışmalardaki yeri tespit edilmektedir.

Milattan 460-377 yıllarında Ege’de yaşayan Hipokrat (Hippocrates) tarafından Tıp mesleği için oluşturulan ilkeler; aydınlanma çağından sonra tüm meslekler için oluşturulmaya ve sistematik hale getirilmeye başlanmıştır.

Türkiye’de Etiğe Özel Kutlama Günü ve Haftası 

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5176 sayılı Kanun ile 25 Mayıs 2004’te kabul edilmiştir. Kurul, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanmasını kararlaştırmıştır.

Dünya Etik Günü

Global Ethics Day, her Ekim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.

 

Hukuksal Uslamlamada Bulanık Mantık: Müphemlik, Derece ve Yargısal Kanaatin İnşası

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

Hukuksal Uslamlamada Bulanık Mantık: Müphemlik, Derece ve Yargısal Kanaatin İnşası 

Özet

Hukuk, meşruiyetini büyük ölçüde kesinlik, öngörülebilirlik ve normatif açıklık iddiası üzerine kurar. Mahkeme kararı sonuçta “kabul” veya “ret”, “mahkûmiyet” veya “beraat”, “hukuka uygunluk” veya “hukuka aykırılık” gibi ikili sonuçlar üretir. Ne var ki yargısal kararın oluşum süreci bu kadar keskin değildir. Hukuksal uslamlama; delillerin ağırlığı, şüphenin yoğunluğu, normun yorumu, yargısal takdir, hakkaniyet, ölçülülük ve kanaatin oluşumu gibi pek çok dereceli değerlendirme alanı üzerinden işler. Bu nedenle hukuk mantığını yalnızca biçimsel mantığın doğru/yanlış şemasına indirgemek, yargısal kararın gerçek oluşum yapısını açıklamakta yetersiz kalır. Bulanık mantık yaklaşımı, hukuki belirsizliği keyfîleştiren değil, görünür ve gerekçelendirilebilir kılan bir düşünme aracı olarak değerlendirilebilir. Bu makale, hukuksal uslamlamada bulanık mantık yaklaşımını; Perelman’ın biçimsel olmayan hukuk mantığı, ceza muhakemesinde ispat ve şüphe dereceleri, yargısal kanaatin prematüre kapanması ve Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli müdahale modeli üzerinden tartışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Bulanık mantık, hukuksal uslamlama, hukuk mantığı, Perelman, müphemlik, yargısal kanaat, ceza muhakemesi, şüphe, delil değerlendirmesi, Hibrit Kopuş Savunması.

I.Giriş: Hukukun Kesinlik Arzusu ve Hayatın Bulanık Malzemesi

Hukuk kesin konuşmak ister. Kanun maddesi emredici bir dille yazılır; mahkeme hükmü sonuç kısmında tereddüde yer bırakmaz; karar ya mahkûmiyettir ya beraat, ya kabul ya ret, ya hukuka uygunluk ya hukuka aykırılık. Hukukun toplumsal otoritesi de kısmen bu kesinlik görüntüsünden beslenir. Uyuşmazlık mahkemeye taşındığında toplum, yargıdan belirsizliği sonlandırmasını, ihtilafı kesmesini ve bir karar vermesini bekler. Fakat yargısal kararın iç dünyasına girildiğinde bu kesinlik görüntüsü hızla çözülür. Mahkeme önüne gelen olay, çoğu zaman matematiksel kesinlikte değildir. Tanık anlatımları parçalıdır; deliller eksiktir; taraf beyanları çelişkilidir; hayatın olağan akışı farklı yorumlara açıktır; normun somut olaya uygulanması ise mekanik bir işlem değildir. Yargıç çoğu zaman açık bir doğru ile açık bir yanlış arasında değil; daha güçlü ihtimal ile daha zayıf ihtimal, daha makul yorum ile daha az makul yorum, daha ikna edici anlatı ile daha kırılgan anlatı arasında karar verir.

Einstein’ın matematik ile gerçeklik arasındaki ilişkiye dair meşhur uyarısı hukuk için de yeniden okunabilir: Matematiksel yasa gerçekliği yansıttığı ölçüde kesinliğini, kesinleştiği ölçüde gerçeklikle temasını kaybetme riski taşır. Bilimkurgu Kulübü’ndeki bulanık mantık yazısı da bu gerilimi klasik mantık-gerçeklik ilişkisi üzerinden kurar; yazıda Aristo mantığının “doğru/yanlış”, Boolean mantığın “1/0” ikiliğiyle çalıştığı, buna karşılık gerçek dünyanın ara değerlerle dolu olduğu anlatılır. Aynı yazıda sıcaklık örneği üzerinden, 26 derece ile 50 derecenin klasik mantıkta aynı biçimde “sıcak” sayılabileceği; oysa insan deneyimi bakımından bu iki sıcaklığın aynı yoğunlukta olmadığı vurgulanır.

Hukukta da durum benzerdir. Bir delil ya vardır ya yoktur demek çoğu zaman yetmez; delilin ne kadar güçlü olduğu sorulmalıdır. Bir şüphe ya vardır ya yoktur demek yetmez; şüphenin hangi yoğunlukta olduğu tartışılmalıdır. Bir kanaat ya oluşmuştur ya oluşmamıştır demek yetmez; kanaatin hangi delillerle, hangi tartışma süreciyle ve hangi gerekçelendirme yoğunluğuyla oluştuğu gösterilmelidir. Bu nedenle hukuksal uslamlama, görünürde klasik mantığın ikili yapısına yaslansa da gerçekte derece, yoğunluk, eşik ve ihtimal kavramlarıyla çalışır. Hukuk kararının sonucu keskin olabilir; fakat o sonuca giden düşünsel süreç çoğu zaman bulanıktır.

Bu makalenin temel tezi şudur: Hukuksal uslamlama, özellikle ceza muhakemesinde, biçimsel mantığın kesin doğru/yanlış ayrımına indirgenemez; delil, şüphe, kanaat, takdir, ölçülülük ve gerekçe çoğu zaman dereceli ve müphem bir alanda inşa edilir. Bulanık mantık yaklaşımı, bu alanı keyfîleştirmez; aksine yargısal kanaatin hangi eşikler, yoğunluklar ve değerlendirme dereceleri üzerinden oluştuğunu görünür kılar.

II.Klasik Mantıktan Bulanık Mantığa: Hukuk İçin Neden Önemli?

Klasik mantık, önermelerin doğru veya yanlış olduğu varsayımına dayanır. Bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır. Bir kişi ya suçludur ya suçsuzdur. Bir işlem ya hukuka uygundur ya hukuka aykırıdır. Bir delil ya vardır ya yoktur. Bu mantık modeli, hukukun sonuç üretme bakımından ihtiyaç duyduğu kesinliği karşılar. Mahkeme hükmü sonuçta ara bir yerde kalamaz. Sanık “yüzde altmış mahkûm, yüzde kırk beraat” edilemez. Dava “kısmen kazanılmış bir beraat” gibi belirsiz bir sonuçla bitmez. Hüküm, zorunlu olarak keskinleşir. Ancak hükmün keskinleşmesi, ona giden uslamlamanın da keskin olduğu anlamına gelmez. Bir tanığın anlatımı ne ölçüde güvenilirdir? Bir delil ne kadar güçlüdür? Şüphe hangi yoğunluk düzeyindedir? Kusur hafif mi, ağır mı, bilinçli mi, olası mı? Müdahale ölçülü müdür, yoksa hakkın özüne dokunacak düzeyde midir? Kamu yararı bireysel hakka üstün gelecek yoğunluğa ulaşmış mıdır?

Bu soruların hiçbirine yalnızca “evet” veya “hayır” cevabı vermek yeterli değildir. Hukuki uslamlama, bu soruları çoğu zaman dereceleyerek cevaplar. Bulanık mantık, tam da bu dereceli yapıyı kavramsallaştırır. Bulanık mantıkla ilgili çalışmalarda bulanık mantığın klasik mantığın “evet/hayır”, “doğru/yanlış” önermelerinden farklı olarak 0 ile 1 arasında sonsuz doğruluk değerleriyle çalıştığı belirtilmektedir. Aynı yaklaşımda bulanık mantık, yalnızca iki doğru değer değil; düşük, orta, yüksek gibi ara değerleri ve bunların farklı üyelik derecelerini içeren bir düşünme biçimi olarak açıklanmaktadır.

Bu tespit hukuk bakımından son derece önemlidir. Çünkü hukuki kararın konusu çoğu zaman salt teknik bir veri değildir. Hukuk, insan davranışıyla, niyetle, iradeyle, bağlamla, toplumsal anlamla, kurumsal düzenle ve değer çatışmalarıyla ilgilenir. Bu alanların tamamı belirli ölçülerde müphemlik içerir. Bulanık mantık hukuka “her şey görecelidir” demez. Daha önemli bir şey söyler: Hukuki kararın gerisindeki derecelendirmeleri, yoğunluk farklarını ve eşik değerlendirmelerini görünür kılmak gerekir.

III.Dilin Bulanıklığı ve Hukuki Kavramların Geçişli Yapısı

Hukuk dili, kesinlik iddiasıyla konuşsa da gündelik dilin bulanıklığından bütünüyle kurtulamaz. “Makul”, “ağır”, “yakın”, “ciddi”, “kuvvetli”, “ölçülü”, “haklı”, “hakkaniyete uygun”, “dürüst”, “kötü niyetli”, “tehlikeli”, “hayatın olağan akışına aykırı” gibi kavramlar hukuk metinlerinde sıkça kullanılır. Bunların hiçbiri salt matematiksel kavram değildir. Kaynak tezlerden birinde, sözel dilin net değil bulanık olduğu; aynı kelimenin kişiler tarafından farklı duyarlılık dereceleriyle anlaşılabileceği, örneğin “hava soğuk” dendiğinde soğukluğun herkes için aynı dereceyi ifade etmediği belirtilmektedir. Bu tespit doğrudan hukuk dili için de geçerlidir.

Bir mahkemenin “makul süre”, “kuvvetli şüphe”, “ağır kusur” veya “yakın tehlike” dediğinde kullandığı kavramlar da böyledir. Bunlar ya vardır ya yoktur biçiminde çalışmaz. Bir durum az ya da çok makul olabilir; bir tehlike uzak, muhtemel, yakın veya derhâl olabilir; bir kusur hafif, orta, ağır veya kast yoğunluğuna yaklaşan bir nitelik taşıyabilir.

Hukuk bu nedenle dilsel bulanıklığı yok ederek değil, onu gerekçeli karar disiplinine bağlayarak adalete yaklaşabilir. Sorun “müphem kavram” kullanmak değildir. Sorun, müphem kavramı gerekçesiz kullanmaktır.

“Sanık savunmasına itibar edilmemiştir.”

“Tanık beyanı samimi bulunmuştur.”

“Hayatın olağan akışına aykırıdır.”

“Kuvvetli suç şüphesi oluşmuştur.”

Bu cümleler, gerekçelendirilmediği takdirde yargısal kanaatin üzerini örten kalıplara dönüşür. Oysa bulanık mantık yaklaşımı bu kalıpları açmaya zorlar: Savunmaya neden itibar edilmemiştir? Tanık hangi ölçütlerle samimi bulunmuştur? Hayatın olağan akışı hangi deneyim kuralına dayandırılmıştır? Şüphe hangi delillerle kuvvetlenmiştir?

Hukuki uslamlama, tam da bu soruların hakkıyla cevaplanmasıdır.

IV.Perelman: Hukuksal Uslamlamanın Biçimsel Mantığa İndirgenemezliği

Hukuksal uslamlamayı bulanık mantıkla birlikte düşünürken Perelman’ın hukuk mantığına ilişkin yaklaşımı kritik bir yerde durur. Çünkü Perelman, hukukta uslamlamanın yalnızca biçimsel tümdengelimden ibaret olmadığını; hukuk mantığının, bir tezi destekleme, bir kararı eleştirme veya haklı gösterme imkânı veren biçimsel olmayan kanıtlama şemalarını da içermesi gerektiğini belirtir. Hukuksal uslamlama, en geniş anlamıyla yasanın uygulanmasına ilişkin her tür akıl yürütme olarak ele alınmakta; öğretisel yayınlar ve taraf savunmaları da yargıcı aydınlatan, ona kanaate varma ve kararını gerekçelendirme imkânı sağlayan olgu ve hukuk öğeleri olarak değerlendirilmektedir.  Bu yaklaşım, hukukun pratik gerçekliğine uygundur. Çünkü yargılama, matematik problemi çözmeye benzemez. Matematikte öncüller tartışmasızsa sonuç zorunlu olarak kabul edilir. Hukukta ise öncüller çoğu zaman tartışmalıdır. Olayın nasıl gerçekleştiği, delilin ne ifade ettiği, tanığın ne kadar güvenilir olduğu, normun nasıl yorumlanacağı, istisnanın uygulanıp uygulanmayacağı, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, müdahalenin ölçülü olup olmadığı tartışılır.

Perelman’ın metninde hukuki uyuşmazlıkta üç temel görünümden söz edilir: olguların ispatı, olguların nitelendirilmesi ve yürürlükteki hukuk sistemine göre bu olgulardan çıkarılacak yasal sonuçlar. Ayrıca olguların ispatının karine kavramından bağımsız anlaşılamayacağı; sanığın aksi kanıtlanıncaya kadar masum sayıldığı ve ispat yükünün suçlayana ait olduğu da vurgulanır.  Bu nokta, bulanık mantıkla doğrudan ilişkilidir. Çünkü hukukta yargıç, her zaman sıfır ile bir arasında mekanik bir geçiş yapmaz. Delili değerlendirir, tanığı tartar, normu yorumlar, somut olayın ağırlığını ölçer, hukuki sonucun kabul edilebilirliğini gerekçelendirir. Bütün bu faaliyetler, “tam doğru” ile “tam yanlış” arasında dereceli bir düşünme alanı üretir.

Hukuksal uslamlamanın biçimsel mantığa indirgenememesi, hukukun mantıksız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, hukukun kendine özgü bir akıl yürütme alanı olduğunu gösterir. Bu alan; norm, olay, delil, değer, ikna ve gerekçe arasında kurulur.

V.Müphemlik: Hukukun Zaafı Değil, Gerekçelendirme Alanı

Hukuk düzeni müphemlikten hoşlanmaz. Çünkü müphemlik, öngörülebilirliği zayıflatır; öngörülebilirliğin zayıflaması ise hukuk güvenliği bakımından risklidir. Bu nedenle hukuk, genel olarak sınır çizmek, kavramları tanımlamak, sonuçları belirlemek ve uyuşmazlığı sonlandırmak ister. Fakat müphemlik, hukuk tarafından bütünüyle yok edilebilecek bir kusur değildir. Hayatın kendisi müphemdir. İnsan davranışı müphemdir. Niyet, irade, algı, kusur, zarar, tehlike, güven, makuliyet ve hakkaniyet gibi hukuk kavramları müphemlik alanlarında çalışır.

Müphemlik Ekseninde İslâm Hukuku ve Bulanık Mantık adlı çalışmada, bulanık mantık düşüncesinin modern anlamda yarım asırlık geçmişe sahip olduğu, ancak klasik mantığa yöneltilen daha eski itirazların bu düşüncenin nüvesini oluşturduğu ifade edilmektedir. Aynı çalışmada İslâm düşünce geleneğinde klasik mantığa bağlılıkla birlikte, ihtimalî ve belirsizlik içeren alanlara ilişkin alternatif düşünme biçimlerinin de bulunduğu belirtilmektedir.  Bu yaklaşım, modern hukuk için de son derece verimlidir. Çünkü hukukta birçok kavram zaten gri alanlarda işler: makul şüphe, kuvvetli şüphe, ölçülülük, dürüstlük kuralı, hakkaniyet, ağır kusur, yakın tehlike, kamu yararı, makul süre, kişilik hakkı, hayatın olağan akışı.

Bunlar hukukun zayıf kavramları değil, hayatla temas ettiği kavramlardır. Sorun bu kavramların müphem olması değildir. Asıl sorun, müphem kavramların gerekçesiz biçimde kullanılmasıdır. Bu nedenle müphemlik, hukukun düşmanı değildir. Denetlenmeyen müphemlik hukukun düşmanıdır. Gerekçelendirilmiş müphemlik ise adil kararın zorunlu geçiş alanıdır.

VI.Hukukta “Ne Kadar?” Sorusu

Hukuk çoğu zaman “var mı, yok mu?” sorusuyla başlar; fakat adil karar çoğu zaman “ne kadar?” sorusuyla mümkündür.

Delil var mı?

Evet.

Ama ne kadar güçlü?

Tanık dinlendi mi?

Evet.

Ama ne kadar güvenilir?

Şüphe var mı?

Evet.

Ama hangi yoğunlukta?

Kusur mevcut mu?

Evet.

Ama hangi derecede?

Müdahale kamu yararı taşıyor mu?

Evet.

Ama bireysel hakka ne ölçüde külfet yüklüyor?

Bulanık mantık, hukuka tam da bu “ne kadar?” sorusunu hatırlatır. Bilimkurgu Kulübü’ndeki yazıda da “sıcak” kavramı üzerinden aynı mesele anlatılır: Klasik mantık 26 dereceyi de 50 dereceyi de “sıcak” kategorisine sokabilir; fakat insan deneyimi bakımından bu iki sıcaklık aynı değildir. Bulanık mantık bu farkı görünür kılar ve “ne kadar sıcak?” sorusunu sorar.

Hukukta da “ne kadar?” sorusu adaletin kalbidir. Çünkü hukuki sonuç çoğu zaman eşiğe bağlıdır. Basit şüphe başka, yeterli şüphe başka, kuvvetli şüphe başka, mahkûmiyete yeter vicdani kanaat başkadır. Hafif kusur başka, ağır kusur başkadır. Uzak tehlike başka, yakın tehlike başkadır. Makul süre başka, makul olmayan gecikme başkadır. Bu nedenle hukuk, yalnızca kategorilerle değil, kategorilere yaklaşma dereceleriyle de ilgilenmek zorundadır.

Bir olayın hukuki kategoriye tam olarak girip girmediği çoğu zaman mekanik bir işlem değildir. Olay, kategoriye belli ölçüde yaklaşır; hukukçu bu yaklaşmanın hukuki eşiği aşıp aşmadığını tartışır.

VII .Delil Değerlendirmesinde Derecelilik

Ceza muhakemesinde delil değerlendirmesi, bulanık mantığın en görünür olduğu alanlardan biridir. Çünkü delil çoğu zaman “vardır/yoktur” biçiminde işlemez. Delilin varlığı kadar; güvenilirliği, ispat gücü, başka delillerle ilişkisi, çelişki yaratıp yaratmadığı, hukuka uygun elde edilip edilmediği ve hükme esas alınabilirliği de önemlidir.

Bir kamera kaydı bulunabilir; fakat görüntü net değildir. Bir tanık beyanı vardır; fakat tanık olayı doğrudan değil, dolaylı olarak öğrenmiştir. Bir bilirkişi raporu vardır; fakat yöntemsel eksiklikler taşımaktadır. Bir ikrar vardır; fakat baskı altında alınıp alınmadığı tartışmalıdır. Bir HTS kaydı vardır; fakat sanığın olay yerinde bulunduğunu tek başına göstermemektedir. Bu örneklerde delil “yok” değildir. Fakat delilin hükme esas alınabilecek yoğunlukta olup olmadığı tartışmalıdır. İşte bu tartışma bulanık bir alandır.

Ceza muhakemesinde mahkûmiyet için aranan seviye, basit bir ihtimal veya kuvvetli kanaat değildir. Mahkûmiyet, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi ilkesini aşacak ölçüde güçlü, duruşmada tartışılmış ve vicdani kanaati hukuken denetlenebilir biçimde besleyen delillere dayanmalıdır.

Savunmanın görevi de çoğu zaman delilin varlığını inkâr etmek değildir. Savunma, delilin ispat gücünü tartışır.

“Bu delil vardır ama belirleyici değildir.”

“Bu tanık dinlenmiştir ama anlatımı çelişkilidir.”

“Bu rapor dosyadadır ama yöntemsel olarak eksiktir.”

“Bu kayıt mevcuttur ama iddia makamının kurduğu anlatıyı zorunlu olarak doğrulamamaktadır.”

“Bu olgu sabittir ama suçun manevi unsurunu kanıtlamamaktadır.”

Bu cümlelerin tamamı bulanık mantıkla çalışan savunma cümleleridir. Çünkü savunma, delilin varlığını değil, delile yüklenen kesinlik derecesini tartışmaktadır. Burada ceza yargılamasının en kritik ayrımı ortaya çıkar: Delilin varlığı ile delilin mahkûmiyete yeterliği aynı şey değildir. Dosya merkezli yargı pratiğinde bu ikisi sıklıkla birbirine karışır. Dosyada bir delilin bulunması, onun hükme esas alınabilecek yoğunlukta olduğu varsayımına dönüşebilir. Oysa savunma, tam da bu varsayımı kırmak zorundadır. Delil, duruşmada tartışılmalı; tartışılmamış delilin hükümdeki ağırlığı sorgulanmalı; CMK 215, 216 ve 217 hattı bu amaçla işletilmelidir.

VIII.Şüphe Dereceleri ve Mahkûmiyet Eşiği

Ceza muhakemesinin merkezinde şüphe vardır. Ancak şüphe tek parça bir kavram değildir. Soruşturmanın başlaması için gereken şüphe ile tutuklama için aranan şüphe, dava açılması için gereken şüphe ile mahkûmiyet için gereken kanaat aynı yoğunlukta değildir.

Bu nedenle ceza muhakemesi baştan sona dereceli eşikler sistemidir. Basit şüpheden makul şüpheye, yeterli şüpheden kuvvetli şüpheye, oradan mahkûmiyete yeter vicdani kanaate doğru ilerleyen bir yapı vardır. Her aşamada farklı bir ispat yoğunluğu aranır. Sorun, bu eşiklerin uygulamada birbirine karışmasıdır. Özellikle tutuklama kararlarında “kuvvetli suç şüphesi” ile dosyadaki suçlama anlatısı arasındaki mesafe bazen yeterince korunmaz. İddianamenin kabulü, mahkûmiyet ihtimalinin güçlü olduğu yönünde psikolojik bir etki yaratabilir. Duruşma, delillerin gerçekten tartışıldığı bir muhakeme alanı olmaktan çıkıp dosyanın teyit edildiği bir ritüele dönüşebilir.

Oysa şüphe ilkesi, savunmanın elindeki en temel epistemolojik araçtır. Savunma, mahkemeye her zaman “müvekkil kesin masumdur” demek zorunda değildir. Bazı dosyalarda savunmanın en güçlü cümlesi şudur: “İddia makamının anlatısı kesin değildir.” Bu cümle, ceza savunmasının bulanık mantığını gösterir. Çünkü savunma, çoğu zaman yüzde yüz karşı anlatı kurmaz; iddianın yüzde yüzlük kesinlik iddiasını çözer. Mahkûmiyetin koşulu, iddianın mümkün olması değildir. İddianın şüpheyi aşacak düzeyde ispatlanmış olması gerekir. Bu yüzden savunmanın temel işlevi, olayın bütün ihtimallerini eşitlemek değildir. Savunmanın işlevi, mahkûmiyet için gereken eşik ile dosyadaki ispat gücü arasındaki farkı görünür kılmaktır.

Bu noktada bulanık mantık, ceza savunmasının içsel mantığına çok yakındır. Çünkü savunma, yargıçtan şunu talep eder: Delili yalnızca “var” diye değil, “hangi yoğunlukta ispat gücü taşıyor” diye değerlendir. Şüpheyi yalnızca “aşıldı” diye değil, “hangi gerekçeyle aşıldı” diye açıkla. Kanaati yalnızca “oluştu” diye değil, “hangi tartışılmış delillerle oluştu” diye göster.

IX.Yargısal Kanaatin Bulanık Yapısı ve Prematüre Kanaat

Yargısal kanaat, çoğu zaman karar anında ortaya çıkan ani bir zihinsel sonuç gibi düşünülür. Oysa kanaat bir anda doğmaz. Dosyanın ilk okunması, iddianamenin dili, kolluk tutanağının çerçevesi, tutuklama gerekçesi, mağdur beyanının duygusal etkisi, sanığın duruşmadaki tavrı, tanığın konuşma biçimi, avukatın müdahalesi, savcının mütalaası ve mahkeme salonunun atmosferi kanaati kademeli olarak inşa eder. Bu nedenle yargısal kanaat de bulanık bir süreçtir. Başlangıçta düşük yoğunlukta olan bir ihtimal, dosya içindeki tekrarlarla güçlenebilir. Zayıf bir şüphe, kurumsal alışkanlıkların etkisiyle kuvvetli kanaat gibi algılanabilir. İlk izlenim, sonraki delillerin yorumlanmasında çıpa etkisi yaratabilir. İddianame, yalnızca suçlamayı bildiren bir metin olmaktan çıkarak olayın ana anlatısı hâline gelebilir.

Bu noktada “prematüre kanaat” kavramı önem kazanır. Prematüre kanaat, yargıcın henüz duruşmada deliller bütünüyle tartışılmadan, dosya üzerinden erken bir zihinsel kapanmaya ulaşmasıdır. Bu kapanma her zaman kötü niyetli bir önyargı değildir. Daha çok dosya merkezli yargılama pratiğinin, iş yükünün, kurumsal alışkanlıkların ve insan zihninin bilişsel kestirme yollarının sonucudur. Prematüre kanaat, bulanık alanın erken katılaşmasıdır. Henüz tartışılması gereken ihtimaller varken, yargısal zihin bir ihtimali merkezileştirir. Henüz delillerin ispat gücü ayrı ayrı sınanmamışken, dosyanın genel havası hükmün yönünü belirlemeye başlar. Henüz savunmanın alternatif anlatısı tam olarak kurulmamışken, iddia makamının anlatısı “olayın doğal açıklaması” gibi görünür.

Savunmanın görevi, bu erken katılaşmayı çözmektir. Başka bir ifadeyle savunma, yargısal kanaati yeniden tartışılabilir hâle getirmelidir. Bu her zaman yüksek sesle yapılan sert bir müdahale ile olmaz. Bazen tek bir soru, tek bir tutanak talebi, tek bir çelişkinin gösterilmesi, tek bir “bu delilin hangi yönüyle mahkûmiyete esas alındığının açıklanmasını talep ederiz” cümlesi bile kanaatin bulanık alanını yeniden açabilir. Ceza savunmasının epistemolojik değeri burada ortaya çıkar. Savunma, yalnızca sanığın menfaatini temsil etmez; yargısal bilginin erken kapanmasına direnerek muhakemenin canlılığını korur.

X. Bulanıklaştırma ve Durulaştırma: Yargısal Karar İçin Bir Metafor

Bulanık mantıkta iki kavram hukuk için özellikle verimlidir: bulanıklaştırma ve durulaştırma. Bulanıklaştırma, klasik küme olarak elde bulunan değişkenlere ait verilerin belirli aralıklar yardımıyla bulanık küme hâline dönüştürülmesi ve bunlara dilsel özellik kazandırılmasıdır. Durulaştırma ise bulanık mantık işlemlerine tabi tutulan verilerden kesin bilgi elde etmek için yapılan işlem, yani bulanık kümenin tek bir sayıya dönüştürülmesi olarak tanımlanır.

Bulanık sistemin bilgi tabanı, kural tabanı, bulanıklaştırma, çıkarım ve durulaştırma aşamalarından geçtiği; bulanıklaştırmanın giriş değerlerini 0 ile 1 arasında üyelik derecelerine dönüştürdüğü anlatılmaktadır.

Bu teknik kavramlar, yargısal karar sürecini anlamak için güçlü bir metafor sunar. Duruşma, bir bakıma hukuki bulanıklaştırma alanıdır. Olayın tek ve donmuş anlatısı açılır; taraflar kendi anlatılarını kurar; deliller tartışılır; tanıkların güvenilirliği sınanır; bilirkişi raporları eleştirilir; normun farklı yorumları gündeme gelir; olası hukuki nitelemeler karşılaştırılır. Bu süreç, dosyanın başlangıçta katı gibi görünen anlatısını çoğullaştırır.

Hüküm ise durulaştırma işlemidir. Mahkeme, bu çoğul ve dereceli verilerden kesin bir sonuç üretir. Ancak hukuki durulaştırmanın meşru olabilmesi için bulanık alanın gerçekten tartışılmış olması gerekir. Eğer duruşma yalnızca dosyanın teyidine dönüşmüşse, hüküm sahici bir durulaştırma değil, önceden oluşmuş kanaatin sonradan kesinleştirilmesidir. Bu nedenle adil yargılama, yalnızca sonunda karar verilen bir süreç değildir. Adil yargılama, karar öncesindeki bulanık alanın hakkıyla açıldığı, tartışıldığı ve gerekçeye taşındığı süreçtir.

XI.Savunmanın Bulanık Mantığı: Ya Uyum Ya Kopuş Değil, Dereceli Müdahale

Geleneksel bakışta avukatın duruşmadaki tutumu çoğu zaman iki uç arasında düşünülür: Ya uyumlu ve sakin olacaktır ya da çatışmacı ve sert. Oysa duruşma pratiği bu kadar ikili değildir. İyi savunma, her zaman aynı tonda konuşmaz. Bazen susar, bazen küçük bir itirazla yetinir, bazen usulü hatırlatır, bazen sertleşir, bazen de yargılamanın meşruiyet sınırlarını tartışmaya açar.

Bu nedenle savunma stratejisi de bulanık mantıkla çalışır. Müdahale ya vardır ya yoktur denemez. Müdahalenin derecesi, tonu, zamanı, görünürlüğü ve hedefi vardır. Hibrit Kopuş Savunması bu bakımdan bulanık mantığın savunma pratiğindeki karşılığı olarak okunabilir. Çünkü HKS, avukatın duruşmadaki tavrını ikili bir uyum/çatışma karşıtlığına sıkıştırmaz. Aksine, savunmanın duruşma atmosferine, hâkimin tutumuna, delil yapısına, dosyanın ağırlığına ve kanaatin kapanma derecesine göre farklı yoğunluklarda müdahale etmesini öngörür.

Birinci derece, yani tam uyum veya adaptif savunma, düşük gerilimli bir savunma biçimidir. Burada avukat, mahkemenin işleyişine doğrudan meydan okumaz; güven kurar, makul aktör görüntüsü oluşturur, savunmanın meşru zeminini güçlendirir.

İkinci derece, mikro müdahale veya yumuşak kopuştur. Avukat küçük ama stratejik kayıtlar oluşturur. Tutanak hassasiyeti gösterir, delilin tartışılmasını ister, sorularla anlatıyı yavaşlatır. Bu derece, bulanık alana yapılan ince bir müdahaledir.

Üçüncü derece, açık ve görünür müdahaledir. Avukat, delil tartışmasının eksik yürütüldüğünü, savunma hakkının sınırlandığını veya iddia makamının anlatısının tartışılmadan kabul edildiğini daha açık biçimde dile getirir.

Dördüncü derece, sert kopuştur. Burada usul ihlali görünür biçimde teşhir edilir. Avukat, mahkemenin konfor alanını bozmayı göze alır. Bu derece, artık yalnızca dosyaya değil, yargılamanın yürütülme biçimine yönelir.

Beşinci derece ise radikal kopuştur. Savunma, yargılamanın meşruiyet sorununu gündeme getirir. Bu aşama istisnaidir; çünkü radikal kopuşun hem mesleki hem stratejik hem de etik riskleri vardır.

Bu dereceler, klasik mantıkla değil, bulanık mantıkla anlaşılabilir. Avukat ya uyumlu ya kopuşçu değildir. Avukat, içinde bulunduğu yargısal alanı okur ve müdahale yoğunluğunu buna göre ayarlar. Aynı duruşmada birinci dereceden üçüncü dereceye, oradan tekrar ikinci dereceye dönmek mümkündür. Hatta iyi savunma, yalnızca ileri vites değil, gerektiğinde geri vites de kullanabilen savunmadır. Bu yönüyle HKS, savunmanın bulanık mantığını kurumsallaştırır: Müdahale, her zaman vardır/yoktur meselesi değil; ne zaman, hangi yoğunlukta, hangi retorikle ve hangi kayıt hedefiyle yapılacağı meselesidir.

XII. Tutanak, Gerekçe ve Bulanık Alanın Kayıt Altına Alınması

Yargılamada bulanık alanın denetlenebilir hâle gelmesi için kayıt büyük önem taşır. Çünkü duruşmada yaşanan birçok şey, tutanağa geçtiği ölçüde üst denetimin konusu olabilir. Tutanak eksikse, yargılamanın gerçek dramaturjisi görünmez hâle gelir. Bu nedenle savunmanın tutanak hassasiyeti, yalnızca şekli bir ısrar değildir. Tutanak, bulanık yargısal alanın sabitlenme aracıdır. Avukat, bir delilin tartışılmadığını, bir sorunun reddedildiğini, bir beyanın eksik geçirildiğini, bir itirazın dikkate alınmadığını kayda geçirdiğinde aslında yargısal uslamlamanın görünmeyen kısmını görünür kılar.

Bulanık mantık yaklaşımı bakımından tutanak şu işlevi görür: Yargısal kanaatin hangi aşamalardan, hangi müdahalelerden, hangi reddedilen ihtimallerden ve hangi tartışma eksikliklerinden geçerek oluştuğunu gösterir. Aynı durum gerekçe için de geçerlidir. Gerekçe, kararın sonradan süslenmesi değildir. Gerekçe, yargısal bulanıklığın hukuk diline çevrilmesidir. Yargıç; deliller, ihtimaller, çelişkiler ve normlar arasındaki geçişleri gerekçede göstermek zorundadır. Aksi hâlde gerekçe, gerçek karar sürecini açıklayan bir metin olmaktan çıkar; hükmü sonradan meşrulaştıran bir anlatıya dönüşür. Bu açıdan “gerekçenin ters inşası” riski de bulanık mantık tartışmasının içindedir. Eğer karar önce zihinde kesinleşiyor, gerekçe sonra bu kararı destekleyecek biçimde kuruluyorsa, yargısal uslamlama geriye doğru çalışıyor demektir. Böyle bir durumda belirsizlik gerçekten tartışılmamış, yalnızca sonuç lehine yeniden düzenlenmiştir.

Sağlıklı hukuksal uslamlama ise bunun tersini gerektirir: Önce deliller tartışılmalı, ihtimaller sınanmalı, şüphe dereceleri değerlendirilmelidir; hüküm bu tartışmanın sonunda kurulmalıdır.

XIII. Bulanık Mantık Keyfilik midir?

Bulanık mantık yaklaşımına yöneltilebilecek temel itiraz şudur: Hukuku dereceli, belirsiz ve geçişli kavramlarla açıklamak, yargısal keyfiliği artırmaz mı? Bu itiraz ciddiye alınmalıdır. Çünkü hukuk, salt belirsizlik üzerine kurulamaz. Belirsizlik denetlenmediğinde, takdir yetkisi keyfiliğe dönüşebilir. “Makul gördüm”, “hakkaniyete uygun buldum”, “vicdani kanaatim bu yönde oluştu” gibi ifadeler, gerekçesiz kullanıldığında hukuki denetimi zayıflatır.

Ancak bulanık mantık yaklaşımı, belirsizliği artırmaz; zaten var olan belirsizliği görünür kılar. Hukuk pratiğinde belirsizlik vardır. Delillerin ispat gücü farklıdır. Tanık güvenilirliği değişkendir. Şüphe yoğunlukları eşit değildir. Normların somut olaya uygulanması çoğu zaman yoruma açıktır. Bunları yok saymak hukuku daha güvenli kılmaz. Aksine, örtülü takdir alanlarını denetimsiz bırakır.

Bu nedenle asıl mesele, bulanıklığı ortadan kaldırmak değil; bulanıklığı gerekçelendirmektir.

Yargıç, bir delile neden yüksek ispat değeri verdiğini açıklamalıdır. Bir çelişkiyi neden önemsiz gördüğünü göstermelidir. Sanık savunmasını neden dışladığını somutlaştırmalıdır. Alternatif ihtimali neden makul bulmadığını tartışmalıdır. Tanık beyanının hangi yönlerden güvenilir olduğunu belirtmelidir. Hükme esas alınan delillerin duruşmada nasıl tartışıldığını göstermelidir. Bu yapılmadığında bulanık alan keyfiliğe dönüşür. Yapıldığında ise belirsizlik, denetlenebilir gerekçeye bağlanır.

Bu noktada CMK 217’nin anlamı büyüktür. Hüküm, ancak duruşmaya getirilmiş ve tarafların huzurunda tartışılmış delillere dayanmalıdır. Bu hüküm, sadece teknik bir delil kuralı değildir. Aynı zamanda yargısal kanaatin bulanık alanını şeffaflaştıran bir ilkedir. Delil tartışılmadan kanaat oluşamaz; kanaat oluşsa bile gerekçelendirilmiş ve denetlenebilir bir kanaat niteliği kazanamaz.

XIV. Savunmanın Epistemolojik İşlevi: Sahte Kesinliği Çözmek

Ceza savunması çoğu zaman yalnızca sanığı koruyan mesleki faaliyet olarak görülür. Oysa savunmanın daha derin bir epistemolojik işlevi vardır. Savunma, yargılamada bilginin nasıl kurulduğunu denetler.

İddia makamı bir anlatı kurar. Kolluk tutanağı olayı belirli bir çerçeveye yerleştirir. İddianame bu çerçeveyi hukuki dile çevirir. Mahkeme, çoğu zaman dosyayla ilk temasında bu anlatının etkisi altına girer. İşte savunma, bu anlatının tek ve zorunlu açıklama olarak kabul edilmesine direnç gösterir.

Savunma, dosyanın ürettiği sahte kesinliği çözer. Bir olayın başka türlü de açıklanabileceğini gösterir. Bir delilin sanıldığı kadar güçlü olmadığını ortaya koyar. Bir tanığın anlatısındaki kırılmaları görünür kılar. Bir hukuki nitelemenin zorunlu olmadığını savunur. Bir ihtimalin dışlanmadan mahkûmiyet kurulamayacağını hatırlatır.

Bu faaliyet, bulanık mantığın hukuk pratiğindeki en önemli işlevidir. Savunma, kararı sonsuza kadar belirsizlik içinde bırakmak istemez. Ancak mahkûmiyet gibi ağır bir sonucun, sahici bir kesinlik düzeyine ulaşmadan verilmesini engellemeye çalışır. Başka bir ifadeyle savunma, belirsizliği kötüye kullanmaz; belirsizliğin haksız biçimde kesinlik gibi sunulmasına karşı çıkar. Bu nedenle iyi savunma, bazen “müvekkilim suçsuzdur” cümlesinden çok daha rafine bir iddia kurar: “Bu dosyada mahkûmiyet için gereken ispat eşiği aşılmamıştır.” Bu cümle, ceza muhakemesinin en güçlü savunma cümlelerinden biridir. Çünkü ceza yargılamasında beraat için mutlak masumiyetin ispatı gerekmez; mahkûmiyet için şüphenin aşılması gerekir.

XV.Sonuç: Kesinlik İddiasından Dereceli Gerekçeye

Hukuk, sonuçları bakımından kesinlik üretmek zorundadır. Fakat bu zorunluluk, yargısal kararın oluşum sürecindeki belirsizlikleri yok saymayı gerektirmez. Tam tersine, hukuk güvenliği ancak bu belirsizliklerin görünür, tartışılabilir ve denetlenebilir hâle getirilmesiyle sağlanabilir. Bulanık mantık yaklaşımı, hukukun kesinlik iddiasını yıkmaz; onu daha dürüst bir zemine taşır. Hukuki kararın çoğu zaman derece, ihtimal, yoğunluk ve eşik değerlendirmeleriyle kurulduğunu kabul eder. Bu kabul, yargısal keyfiliği değil, gerekçelendirme sorumluluğunu artırır.

Perelman’ın hukuksal uslamlamaya ilişkin yaklaşımı da bu sonucu destekler. Hukuk mantığı, yalnızca biçimsel tümdengelime indirgenemez; hukukta karar, olguların ispatı, normun yorumu, kanıtların ağırlığı, dinleyici/yargıç üzerinde ikna etkisi ve gerekçelendirme faaliyeti içinde kurulur. Bu nedenle hukuki düşünme, biçimsel mantığın dışında değil; ondan daha geniş bir kanıtlama ve gerekçelendirme evreni içinde anlaşılmalıdır.

Ceza muhakemesi bakımından bu yaklaşım özel bir önem taşır. Çünkü mahkûmiyet, yalnızca suçlamanın mümkün görünmesine değil, şüphenin hukuken aşılmış olmasına dayanmalıdır. Delilin varlığı, delilin mahkûmiyete yeterliği anlamına gelmez. Tanığın dinlenmiş olması, anlatısının güvenilir olduğu anlamına gelmez. Dosyada rapor bulunması, raporun tartışmasız kabul edileceği anlamına gelmez. İddianamenin bir anlatı kurması, o anlatının tek mümkün açıklama olduğu anlamına gelmez.

Savunmanın görevi, tam da bu ayrımları görünür kılmaktır. Savunma, yargılamayı sonsuz belirsizliğe mahkûm etmez; sahte kesinliği çözer. Delilin ispat gücünü, şüphenin derecesini, kanaatin oluşum sürecini ve hükmün gerekçesini tartışmaya açar.

Hibrit Kopuş Savunması ise bu tartışmayı dereceli, dinamik ve stratejik bir modele dönüştürür. Savunma, bazen uyumla, bazen mikro müdahaleyle, bazen açık itirazla, bazen sert kopuşla yargısal kanaatin bulanık alanına müdahale eder.

Sonuç olarak denilebilir ki: Hukuk, hüküm anında kesinleşir; fakat adalet, o kesinliğe giden bulanık alanın dürüstçe tartışılmasıyla mümkündür. Ceza muhakemesinde asıl mesele, iddianın bir ihtimal olarak kurulup kurulmadığı değildir. Asıl mesele, o ihtimalin mahkûmiyet eşiğini gerçekten aşıp aşmadığıdır. Sonuç olarak savunmanın en soylu işlevi, bu eşiğin sahte kesinliklerle geçilmesine engel olmaktır.

Kaynakça

Akpınar, Muhammet Raşit. Müphemlik Ekseninde İslâm Hukuku ve Bulanık Mantık. İstanbul: Kitap Dünyası Yayınları, 2022.

Baykal, Nazife ve Beyan, Timur. Bulanık Mantık: İlke ve Temelleri. Ankara: Bıçaklar Kitabevi, 2004.

Ödük, Mehmet Nuri. Bulanık Mantık Yöntemi ve Uygulamaları. Ankara: İksad Yayınları, 2019.

Pala, Osman. Bulanık Mantık ve Çok Kriterli Karar Verme Uygulaması. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013.

Perelman, Chaïm. “Hukuksal Uslamlama ve Hukuk Mantığı.” Çev. Tuğba Ballıgil. Archives de Philosophie du Droit’dan çeviri.

Yılmaz, Hasan ve Mustafa Ergin Şahin. “Bulanık Mantık Kavramına Genel Bir Bakış.” Takvim-i Vekayi 11, no. 1 (2023): 94–129.

Yiğit,  İsmail. “Gerçekliğe Bir Adım Daha Yaklaşmanın Yolu: Bulanık Mantık”

https://www.bilimkurgukulubu.com/genel/inceleme/gerceklige-bir-adim-daha-yaklasmanin-yolu-bulanik-mantik/

 

 

 

Brüksel Senedi – 1890

0

Brüksel Senedi, 2 Temmuz 1890’da Afrika’da Esir Ticaretinin Yasaklanmasına ilişkin Brüksel Konferansında (The Ban on Slave Trade in Africa: The Brussels Conference) imzalanmıştır.  Sözleşme (Afrika’ya Ateşli Silahlar, Mühimmat ve İtfaiye Maddelerinin Köle Ticareti ve İthal Edilmesine İlişkin Sözleşme), 31 Ağustos 1891’de yürürlüğe giren kölelik karşıtı önlemleri içermektedir. Sözleşme, karadan ve denizden yapılan siyahi köle ticaretine son vererek yerli ırkların maddi ve manevi yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflemiştir. Uluslararası hukukun normlarının güçlendirilmesi yönüyle olumlu bulunan sözleşme, Avrupa devletlerinin Afrika’daki sömürgeciliği güçlendirmek için bir araç olarak kullanıldığı yönüyle eleştirilmiştir. 

Sözleşmenin Tarafları 

Konferans, İngiltere öncülüğünde toplanmış, taraf devletler 2 Temmuz 1890 tarihinde esir ticaretini yasaklamayı amaçlayan kurallara imza atmışlardır. Senet birçok Avrupa devletinin yanı sıra alınan kararları uygulamakta önemli bir aktör olan Osmanlı Devleti tarafından da imzalanmıştır. Avusturya-Macaristan, Belçika, Kongo, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Osmanlı İmparatorluğu, İran, Portekiz, Rusya, İspanya, Zanzibar, İsveç, Norveç, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Etiyopya sözleşmeye taraf olmuştur. 

Abdullah Özdağ‘ın Araştırması

Köleliğin kaldırılması için tarihi bir belge olan Brüksel Senedi hakkında araştırma yapan ve konuya özel kapsamlı bir makale yazan Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Abdullah Özdağ antlaşmayı sonuçları ile birlikte analize tabi tutmuştur.  

Sözleşmenin İçeriği ve Sonuçları 

Konferansta kabul edilen kararlar gereği imzalanan. Brüksel Senedi yedi bölümden ve toplam yüz maddeden oluşmaktadır. On dört maddeden oluşan birinci bölümde esir ticaretine ilişkin olarak alınacak tedbirler  belirlenmiştir. İkinci bölüm kervan yolları ve esirlerin nakline yönelik tedbirleri, üçüncü bölüm ise deniz yoluyla yapılan esir ticaretinin önlenmesi ve kesin olarak kaldırılmasına yönelik düzenlemeleri içermektedir. Dördüncü bölüm köle ticaretinin ithal ve ihracına yönelik alınması gereken tedbirleri ve azat edilmelerine dair hükümleri içermektedir. Beşinci bölüm esir ticaretini engellemeye yönelik kurulacak örgütleri, altıncı bölümde müskirat maddelerinin yasaklanması ve alınacak tedbirleri belirlemiştir. Yedinci ve son bölüm taraf devletlerin sened ile belirlenen kuralları uygulamadaki kararlılığı ifade etmektedir.

Sened ile, Fransız İhtilalinden sonra devletlerin esir ticaretini yasaklamak üzere koyduğu tekil kanunları uluslararası bir yükümlülüğe dönüştürmüştür. Antlaşmanın 68. maddesinde Osmanlı Delveti’nin esir ticaretini önlemek için yapmış olduğu faaliyetler övgü ile belirtilmiştir. Brüksel Antlaşması’nın beşinci bölümünde esir ticaretinin engellenmesine yönelik girişimler kurumsal bir çerçevede ele alınmış, Zengibar’da taraf devletlerin üyelerinin olduğu yeni uluslararası bir büro kurulmasına karar verilmiştir. Kurulan bu büronun Afrika kıtasındaki tüm faaliyetleri takip etmesi ve denetlemesi öngörülmüştür.

BRÜKSEL KONFERANSININ SENED-İ UMUMİSİ SURETİDİR

Dersaadet (Matbaa-yı Osmaniye) 1308

Zat-ı şevket-i semât Hazret-i Padişâhı ile Almanya Devleti nâmına haşmetlû Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı ve Haşmetlû Avusturya İmparatoru ve Nemçe ve Macaristan Kralı ve Haşmetlû Belçika Kralı ve Haşmetlû Danimarka Kralı ve Haşmetlû İspanya Kralı nâmına naibe-i hükümet Haşmetlû Kraliçe ve Kongo Hükümet-i Müstâkilesi hükümdârı ve Amerika Hükümet-i Müçtemia’sı Reisi ve Fransa Hükümet-i Cumhuriyesi Reîsi ve Haşmetlû Britanya-yı Kebîr ve İrlanda Memâlik-i Müctemiâ’sı Kraliçesi ve Hindistan İmparatoriçesi ve Haşmetlû İtalya Kralı ve Haşmetlû Felemenk Kralı ve Lüksemburg Grandükası ve Şehâmetlû İran Şâh’ı ve Haşmetlû Portekiz ve Algaro Kralı ve Haşmetlû Rusya İmparatoru ve Haşmetlû İsveç ve Norveç Kralı ve Fehametlû Zengibâr Emiri üserâ-yı zenciye ticaretinden mütevellid cinayat ve tahribâta hitâm vermek ve Afrika yeni ahalisini sûret-i müessire de himaye ile kıt’a-yı vâsia-yı mezküreye naim-i sulh-u medeniyeti te’min etmek azm-i kavisinde bulundukları ve tevârih-i muhtelîfede devletler tarafından bu meâlde ittihâz olunan kararları ezsernev tasdik ile netâyic-i müstâhsileyi itmam eylemek ve husûlü kendilerince matlûb ve mültezim olan eserin ikmâlini te’min edecek kâffe-i tedâbiri kararlaştırmak istedikleri cihetle İngiltere Hükümetiyle müttefikân Belçika Hükümeti tarafından vakî’olan da’vet üzerine bu maksada mebnî Brüksel’de bir konferans akdine karar vermiş ve bunun için zât-ı şevket-semât Hazret-i Padişâhı Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkal-âde ve murahhas-ı ortaelçileri bulunan ricâl-i Devlet-i Âliye’den saadetlû iten Karatodori Efendi Hazretleri, Almanya Devleti nâmına olarak Haşmetlû Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı Hazretleri mabeyncisi ve müşâvir-i has ve haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Frederik Jan Kont Dalvanislin’’ ile Sefâret Müşavir-i Hassıve Almanya Devleti’nin “Amsterdam“ General Konsolosu Sinyör “Gilyom Gohcrnik’’i Haşmetlû Avusturya İmparatoru ve Nemçe ve Macaristan Kralı Hazretleri Mabeyncisi ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Rudolf Kont Guhlolermiç’’i

Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri vükelâsından fevk-al-âde ve murahhas ortaelçi ünvânını haîz olan Sinyör “Ogust Baron Lamberman’’ ile Belçika Hariciye Nezareti’nde Müdîr-i Umûmî Sinyör “Emıl Banteg’’ i

Haşmetlû Danimarka Kralı Hazretleri Danimarka Devleti’nin Anvers General Konsolosu Sinyör “Frederik Jorj Şak De Brukdorf’’ u

Haşmetlû İspanya Kralı Hazretleri nâmına naibe-i hükümet Haşmetlû Kraliçe Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı nezdinde fevkal-âde ve murahhas ortaelçisi bulunan Don “Joze Gopeterez De Agire’’ yi

Kongo Hükümet-i Müstâkilesi Hükümdârı Hazretleri Kongo Hükümet-i Müstâkilesi Hariciye Dairesi’nin Müdir-i Umûmi’si Sinyör “Edmun Van Atyoled’’ ile Belçika Mahkeme-i Temyizi azâsından Sinyör “Ogust Van Maldekem’’i

Amerika Hükümet-i Müctemiâsı Rei’si Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-a-lâde ve murahhas ortaelçisi bulunan Sinyör “Edvin Heztrel’’ ile Sinyör “ Hanri Şalton Sankurd’’ u

Fransa Hükümeti Cumhuriyesi Reis-i Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkal-âde ve Murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Alber Bure‘’ ile ortaelçi ünvânını haiz olan Fransa Hariciye Nâzırının Kalem-i Mahsûs Müdürü bulunan Sinyör “Jurj Kogordan’’ ı

Haşmetlû Britanya-yı Kebir ve İrlanda Memâlik-i Müctemi’ası Kraliçesi ve Hindistan İmporatoriçesi Hazretleri Lordlar Meclisi Azâsından ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde Fevkalâde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Lord “Viviyan’’ ile Sir “Con Girek’’ i

Haşmetlû İtalya Kralı Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı nezdinde fevk-al-âde ve Murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Fransuva Dorentens, Baron Demontanaro’’ ile fevk-al-âde murahhas Ortaelçisi ünvânını haiz olan Sinyör “Tomas Katalani’’yi,

Haşmetlû Felemenk Kralı ve Lüksemburg Grandükası Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevkalâde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Lui Baron Kerik Dö Heronenin’’ i

Şehâmetlû İran Şâh’ı Hazretleri Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan General Vazar Ağa’yı,

Haşmetlû Portekiz ve Algaro Kralı Hazretleri Meclis-i Has ve Hey’et-i Ayân azâsından fahrî vükelâlık ünvânını haiz olan ve Haşmetlû Belçika Kralı Hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan Sinyör “Hanrik Demasdo Perire Kotino’’ yu

Haşmetlû Rusya İmparatoru Hazretleri, Haşmetlû Belçika Kralı hazretleri nezdinde fevk-al-âde ve murahhas Ortaelçisi bulunan kurenâsından Sinyör “ Leyon Prens Orosof ’’ ile Rusya Hariciye Nezareti Meclis-i Azâ-yı Daîmesinden müşâvir-i has Sinyör “Frederik Demartenis’’ i

Haşmetlû İsveç ve Norveç Kralı Hazretleri Mabeyncisi ve Haşmetlû Belçika ve Felemenk Kralları Hazerâtı nezdinde Ortaelçisi bulunan Sinyör “Şarl Re Bornestam’’ı

Ve Zengibar Hâkimi tarafından Sir “Jon Carek ’’ ile Mösyö “Gilyom Guherning ’’i murahass tayin buyurmuş olduklarından mümâileyhim yolunda ve muntazam görünen ruhsatnameleri hâmil oldukları halde mevadd-ı âtiyeyi kararlaştırmışlardır.

BİRİNCİ FASIL

Esir Ticareti İcra Olunan Memalik Menşe’lerde İttihâz Olunacak Tedabir

Birinci Madde

Devletler Afrika’nın içeri taraflarında esir ticaretini men’ için tedâbir-i âtiyenin en müessir tedâbir olduğunu beyan ederler.

Evvelen: Milel-i mütemeddinenin hâkimiyeti veya himâyesi tahtında bulunan Afrika arazisinde hidemât-ı idâre ve adliyye ve dîniyye ve askeriyyenin tedricen tensiki.

Saniyen: İçeri taraflarda arazinin aid oldukları devletler tarafından kendilerinin muâmele-i himâyet-kârâne veya tenkiliyeleri esir ticareti münâsebetiyle harab olan mahallerde suret-i müessirede hiss olunabilmek için mikdâr-ı küllî asker ile işgal edilmiş bir takım mevküfların tedricên te’sisi.

Sâlisen: İçeri taraflarda vaki’ mevâkıf-ı sahile rabt edecek ve elyevm mevcûd olan hamallık yerine daha ehven ve ser’i ve sâit te’sisi maksadıyla dâhili sulara ve büyük akıntılar ve şelâleler ile münkat’i büyük ve küçük nehirlerin cihet-i ûlyâsına bi-l-suhûle duhûle müsâid olacak turuk-u maabîrin ve husüsân demir yolların inşâsı.

Rabiân: Kabîl-i seyr-ü sefâin olan dâhilî sular ile göller üzerinde sevâhilde te’sis edilecek mevâki’-i müstâhkemenin müzaherrti tahtında olarak vapurlar işlettirilmesi.

Hamisen: Karagol ve mevkufların sahil ve merkez idareler ile muhâberâtını te’min edecek hutût-ı telgrâfiyenin te’sisi.

Sadisen: mevâkıf beyninde mevâkıf ile sevâhil arasındaki turuk-ı mevârıdatı muhâfaza ve mevâkıf-ı mezkûrenin harekât-ı zecriyesini te’yid ve turuk ve maabirin emniyetini te’min etmek üzere sevkiyât-ı askerîyye ve seyyar kollar tertibi.

Sabiân: Esir ticaretinin sirâyet ettiği kâffe-i arazide eslihâ-yı nâriye hiç olmaz ise eslihâ-yı cedide ile mühimmât idhâlatının tahdidi.

İkinci Madde

Her devletin kendi sularında tertib eylediği mevkıf’lar ile dâhilî karagol gemileri ve bunların mensûb oldukları liman karagolları üserâ zabtını men’ ve esir ticareti tariklerini sed etmekten ibâret olan başlıca me’mûriyetlerinden gayrı vezâif-i âtiye ile dahi ya’ni:

Evvelen: Mevkufun aid olduğu hükümetin hâkimiyeti veyâ himâyesi tahtında bulunan yerli ahâliye veya ahâli-yi müstâkileye karibü’z-zuhûr bir tehlike hâlinde muvakkaten ahâli-yi saîreye dahi istinâd-gâh ve indi’l-icâb bir melce’ olmak ve yerlü ahâliyi kendilerini müdâfaaya ikdâr etmek ve aşâyir beynindeki muharebât-ı dâhiliyeyi hükm-i usûlûyle taklil eylemek ve bunları ameliyât-ı zirâiye ile hiref ve sanâiye alıştırıp saâdet-hallerini tezyîd ve daire-i medeniyete idhâl ve lahm-ı beşerin ekli ve insan zebhi gibi adât-ı vahşiyenin ref’ ve izâlesini istihsâl eylemek.

Saniyen: Teşebbüsaât-ı ticâriyeyi tervic ve himaye etmek ve husûsan yerliler ile münakid hizmet mukâvelâtını bi’t-teftiş teşebbüsât-ı mezkürenin meşrûiyetine nezâret eylemek ve daimi zirâat merkezleriyle müessesât-ı ticâriyenin te’sisini tehiyye eylemek.

Sâlisen: Te’sis olunan veyâ edilecek olan kâffe-i hey’et-i mezhebiye-yi tefrik-i din olmaksızın himâye etmek.

Rabian: Hidmet-i sıhıyye-yi ifa eylemek ve keşfiyât-ı fenniyye icrasına me’mur seyyahin ile Afrika’da userâ-yı zenciye ticaretinin men’i teşebbüsüne iştirak edenlerin kâffesi hakkında muâmele-i mihmân-nevâzî icrâ etmek ve muâvenatta bulunmak vazifeleriyle dâhi mükellef olacaklardır.

Üçüncü Madde

Afrika’da hakk-ı hâkimiyet veya hakk-ı himâye icrâ eden devletler beyânât-ı sabıkalarını tasdik ve ta’yin ederek esir ticaretinin men’ ve izâlesi husûsunu ilcâât-ı ahvâle göre gerek bâlâda muharrer vesâit ve gerek kendilerinin tensib edecekleri kâffe-i vesâit-i saîre ile tedricen ve herkesi kendi müstemlekâtına ve kendi idâresi tahtında ta’kib etmekliği ta’ahhüd eylerler düvel-i müşûrûn ileyhim sırf bir maksad-ı insaniyet perverâne ile Afrika’da böyle bir vazifeyi ifâ eden hükümat hakkında dahi imkân müsâid oldukça hüsn-ü muâvenette bulunacaklardır.

Dördüncü Madde

Afrika’da kuvve-i hâkimiyet veya hakk-ı himâyet icrâ eden devletler üçüncü madde mucebince der-ûhde ettikleri taahhüdâtı imtiyaz berâtını haiz şirketlere kâmilen veya kısmen devr ve ihâle edebilecekler ise de iş bu sened-i umûmî ile der-ûhde ettikleri taahhüdât için doğrudan doğruya mes’ûl bulunacaklar ve bu taahhüdâtın icrâsını te’min edeceklerdir. Devletler kendi müstemlekâtlarında esir ticaretini men’e muâvenet arzusunda bulunan Cem’iyât-ı Milliyye ile Efrâd-ı Nâs hakkında hüsn-ü kabul ve muâvenet ve himâye icrâsını vaâd ederler. Şu kadar ki: Düvel-i Müşârûn-ileyhim hukukun hâkimiyet icrası husûsu hâriç tutulmak üzere cem’iyat ve eşhâs-ı merkûmeye bu bâbda evvelce me’zûniyet i’tâ ve bu me’zûniyeti her vakit istirdâd ve teftiş ve nezâret icra eylemek hakkını muhafâza eylerler.

Beşinci Madde

Hükümat-ı müteakide  – madde-i hazıra mazmununa muvafık kavanin ile zaten icabı icra edilmemiş ise- işbu sened-i umuminin tarih-i imzasından i’tibaren nihayet bir sene zarfında bir tarafdan esir zabtı için çeteler teşkil ve bu çetelere muâvenet edenler zükûr-u baliğler ile etfâlin uzûvlarını kat’ve üseranın cebren zabtına iştirak eyleyenlerin cümlesi hakkında kendi ceza kanûnnamelerinin nev’i beşere karşı suikaste müteallik ahkâmını ve diğer taraftan esir karbâncılarıyla nakılları ve ticari hakkında hürriyet-i şahsiyye taarruzâtına müteallik ahkâm-ı kanûniyyeyi tatbik ve icrâya salih bir kanûn vaz’ etmeyi veyahut meclis kavaninlerine teklif eylemeyi taahhüt ederler.

Bâlâda sunuf-ı muhtelîfesi zikr ve ta’ddâd olunan esir gasıblarıyla tüccarının şürekâ ve avânesi dahî bizzât faillerin müstehâk oldukları mücazât ile mütenasib cezalara düçâr edileceklerdir. Cinayet veya cünhâların irtikâb olundukları memleket hükümetinin hakk-ı kazâsından tahlis-i giriban iden müttehimler ya harekât-ı kanun-şikenaneyi müşâhede eden me’mûrin tarafından evrâk-ı istintâkiyyenin tebliği veya kabahatı müsbet diğer bir delilin irâesi üzerine hangi hükümet toprağında meydana çıkarılmış ise o hükümet ma’rifetiyle taht-ı tevkife alınacak ve başka bir muâmele icrâsına hâcet kalmaksızın la ecel’elmuhâkeme muhâkim-i aidenin emrine hazır bulundurulacaktır. Devletler elyevm mevcut bulunan veya madde-i hâzıra ahkâmını icrâen neşr ve i’lân edilecek olan kanun ve kararnameleri müddet-i kalîle-i mümkine zarfında yekdiğerlerine tebliğ edeceklerdir.

Altıncı Madde

Afrika’nın içeri taraflarında bir kâfilenin tevkif olunması veya dağıtılması üzerine i’tâk edilen üserâ ahvâl müsâade ider ise memleket-i asliyyelerine iâde olunacak ve aksi takdirde hükümet-i mahalliyye üsera-yı merkûmeye maişetleri ve arzu ettikleri halde memlekette temekkünleri esbâbını teshîl edecektir.

Yedinci Madde

Afrika’da düvel-i mümziyenin himâyesini istidâ edecek olan esir firârileri himâye-i mezkûreye nail olacak düvel-i müşâr’ül-ileyhim tarafından resmen te’sis olunan ordugâh ve mevkuflara veyahut göl ve nehirlerde seyr-ü sefer eden beylik sefinelerine kabul edileceklerdir. Efrada aid olan mevâkıf ve sefâin evvelce devletin müsaadesi munzâm olmadıkça mültecileri kabul etmek hakkını icra edemeyeceklerdir.

Sekizinci Madde

Afrika ile münâsebatta bulunan bilcümle milletler eslihâ-yı nâriyenin esir ticaret muâmelâtınca ve yerli aşâir beynindeki muhârebât-ı dâhiliyece muzarrat-ı azime-yi dai’olduğunu bit-tecrübe anlamış ve bu tecrübe eslihâ-yı nâriye ve mühimmât ticaretince tedâbir-i tahdidiyye te’sis edilmedikçe muhafaza-yı vücudu devletlerce kat’iyyen matlûb olan Afrika ahâlisinin bekâsı külliyen mahal idigünü alenen ispat eylemiş olduğundan devletler hudutlarının hâl-i hazırı müsâit olduğu mertebe eslihâ-yı nâriyye husûsan şişehaneli ve usûl-ı cedide üzere ma’mûl esliha ile barut ve kurşun ve hartucların madde-i âtiyede musarrah ahvâl müstesna olmak ve madde-i mezkûre de zikr edilen şerâit tahtında bulunmak üzere sahilden yüz mil bahri mesafeye kadar kâin Cezayir-i mütecâvere dahi dâhil olduğu halde daire-i mütevâziye-i şimaliyenin yirminci derecesi ile daire-i mütevâziye-i cenûbiyenin yirmi ikinci derecesi beyninde vaki’ ve garben Bahr-ı Muhît-i Atlasiyye ve Şarken Bahr-ı Muhît-i Hindi’ye kadar mümted olan arazi ve müştemilâtına idhâlini men’e karar vermişlerdir.

Dokuzuncu Madde

Afrika’da hakk-ı hâkimiyet veya hakk-ı himaye icra eden düvel-i mümziye müstemlekâtına eslihâ-yı nariyye ile mühimmatının idhâline müsaade olunmak lazım geldiği vakit zaten oraca buna mümâsıl veya daha şiddetli bir usûl icra ediliyor ise eslihâ ve mühimmat-ı mezkûrenin idhali sekizinci maddede musarrah mıntıkada bervech-i âtî tanzim edilecektir. İdhâl olunan kâffe-i eslihâ-yı nâriyye idâre-i hükümetin teftiş ve nezareti tahtından bulunacak olan umûmî bir anbara mesârif ve hatar ve hasârı idhâl edenlere aid olmak üzere vaz’ edilmek lazım gelecektir. Evvelce idarenin müsaadesi istihsâl olunmadıkça idhâl olunan eslihâ-yı nâriyye ve mühimmatın hiçbiri anbarlardan ihraç edilemeyecektir. Zirde musarrah ahvâl müstesna olmak üzere şişhaneli ve mahzenli veya kıçdan dolar tüfengler gibi atım sıhhatini haiz olan yekpâre veya parça parça bulunan her nev’ esliha ile hartûclarının ve kapsüller ile eslihâ-yı mezküreye mahsus mühimmat sairenin ihrâcı için müsaade i’tasından imtinâ’ olunacaktır. Deniz limanlarında ve te’minâtı lâzimeyi cami’-i şerâit tahtında olarak devletle usûl-ü cedide üzere ma’mül esliha ile mühimmat hariç tutularak yalnız adi barut ile çakmaklı tüfenkler için hususi anbarlar te’sisine dahi muvafakat edebileceklerdir.

Kuvve-i umumiyeyi teslîh ve kendi müdâfaalarını tensik için hükümetler tarafından doğrudan doğruya ittihaz olunan tedabirden başka kendilerine verilecek silah ve mühimmatın diğerlere i’ta ve terk veya furuht olunmayacağına dair te’minât-ı kafiye veren kesân ve esliha ve mühimmatının münhasırân müdâfaa-yı zâtiyeleri için olduğunu müsaddak devlet-i metbua’ları tarafından bir beyannameyi haiz olan seyyahın hakkında şahsen bazı istisnaat kabul edilebilecektir. Fıkrâ-yı sâbıkada musarrah ahvalde her bir silah teftiş me’murları tarafından kayd ve işaret olunacak ve bu memurlar eşhas-ı merkümeye silah taşımak için hamilinin ismi ve silahın damgasını mübeyyin ruhsat tezkeresini i’tâ edecekdir. Sui-isti’mal vukuu tahakkuk eyledikte istirdâdı caiz olacak olan işbu ruhsat tezkereleri beş sene için i’tâ olunacak ve fakat tecdid edilebilecektir.

Anbara vaz’ ve idhal için balâda ta’yin olunan kaide barut hakkında dahi icrâ olunacaktır. Fürûht olunmak için anbarlardan ancak şişhanesiz çakmaklı tüfenkler ve “ esir ticareti ‘’namıyla yâd olunan adî barutlar ihrac olunabilecektir. Bu misilli esliha ve mühimmat li-ecli’l-bey’ ihrac olundukça me’mûrin-i mahalliyye işbu esliha ve mühimmatın hangi havalide füruht olunabileceğini tayin edeceklerdir. Esir ticaretinin sirayet ettiği havâli daima hariç tutulacaktır. Anbarlardan esliha veya barut çıkartmaya me’zun olan eşhâs füruht olunan iş bu eslihâ-yı nâriye ile barutların nereye gönderildiklerini ve mağazada kalan miktarını mübeyyin olmak üzere her altı ayda idareye mufassal defterler i’tâsını taahhüd edeceklerdir.

Onuncu Madde

Hükümetler eslihâ-yı nâriyye ile mühimmatının idhal ve füruhtuna ve nakline dair olan kâffe-i ahkâm ve şeraitin mümkün mertebe tamamı icrâsına te’min etmek ve esliha ve mühimmât-ı mezkürenin gerek hudûd-ı dahiliyelerinden idhâl ve ihrâcı ve gerek esir ticareti mevcût olan havaliye doğru imrârını men’ için lüzûm görecekleri kaffe-i tedâbiri ittihaz eyleyeceklerdir. Eslihâ ve mühimmât sened-i hâzıra vaz’-ı imzâ veya muvâfakat iden ve sahil üzerinde memâliği bulunan bir devlet arazisinden içeri taraflara vaki’ sened-i hâzırı imza veya buna muvafakat eden diğer bir devletin hâkimiyeti veya himayesi tahtına mevzu’ araziye doğru geçirilecek olur ise sekizinci madde de musarrah mıntıka dâhilinde transit için müsâade i’tâsından imtinâ olunamıyacaktır. Meğerki işbu ikinci devlet kendi arazisi üzerinde doğrudan doğruya denizi müntehi bir mahrece mâlik ola. Bu mahrec kâmilen münkati’ ise transit müsâadesi yine red olunamayacaktır. Her transit talebi ile beraber dahilde müstemlekâtı bulunan devlet tarafından verilmiş bir beyanname i’tâ olunmak lazım gelip bu beyanname esliha ve mühimmât-ı mezkûrenin füruht olunmayacağını ve devlet me’murlarının veya misyoner veya ticaret mevkiflerini himaye için lazım gelen kuvve-i askeriyenin veyahut beyannamede esamisi muharrer olan eşhasın isti’maline mahsus bulunduğunu musaddak olacaktır.

Ma’a-mâ-fih, sâhilin aid olduğu devlet eğer dâhilde şuriş zuhûrundan veya muhâtarât-ı vahime-i saîreden dolayı esliha ve mühimmat irsali maddesinin kendi emniyetini ihlâl edebilmesinden korkmaya mahal var ise atım sıhhatini haiz esliha ile mühimmatın kendi arazisinden transit tarikiyle imrârını sûreti istisnaiye ve muvakkate de olarak ta’til etmek hakkını muhâfaza eder.

On Birinci Madde

Devletler esliha-yı nâriye ve mühimmat ticaretine ve i’ta olunan ruhsat-nameler ile arazileri dâhilinde tatbîk olunan tedabir-i tenkiliyeye müteâllik ma’lümâtı yekdiğerine tebliğ edeceklerdir.

On İkinci Madde

Devletler sekizinci ve dokuzuncu maddelerde tayin olunan memnuniyetlere muhâlif harekette bulunanlar ile aveneleri esliha ve mühimmât-ı memnu’anın zabt ve müsaderesinden başka hareket-i kanun şiken-ânenin ehemmiyetine ve her bir vak’anın derece-i vahâmetine göre cezâ-yı nakdî veya habs veyahut bu iki ceza ile her yerde te’dib edilmek için lazım gelen tedâbirin ittihazını veya meclis kavaninlerine teklifini taahhüd eylerler.

On Üçüncü Madde

Afrika’da sekizinci maddede muayyen mıntıkaya muttasıl müstemlekâta mâlik olan düvel-i mümziyye hudûd-ı dahiliyelerinden mıntıkayı mezkûre havalisine eslihâ-yı nariye ve mühimmatın ve hiç olmaz ise usûl-ı cedîde üzere i’mâl olunmuş esliha ile hartucların idhâlini men’ için tedabir-i lazime ittihazını deruhte ederler.

On Dördüncü Madde

Sekizinci maddeden on üçüncü maddeye kadar (bu madde dâhil olduğu halde) meşrût olan usûl on iki sene meri’ül-icra olacaktır. İş bu müddetin inkızâsından on iki ay evvel hükümat-ı müteakidenin hiçbiri usûl-ı mezkûrun icrasına hitâm vermek hakkındaki niyetini ihbar veya işbu usûlün yeniden tedkikini talep etmez ise usûl-ı mezkûr iki sene daha mecburiü’l-icrâ tutulacak ve iki seneden iki seneye bu yolda hareket olunacaktır.

İKİNCİ FASIL

Kârbânların Yolları ve Berr-i Üserâ Nakli

 On Beşinci Madde

Te’sisi ikinci maddede musarrah olan mevkıf ve karagol gemileri ve karagollar ile dördüncü madde ahkâmına tevfikan her devlet tarafından kendi müstemlekâtında te’sis edilmiş veya tanınmış bulunan bil-cümle mevâkıf-ı saîre üserâ-yı zenciye ticareti merkezlerindeki muâmelât-ı tenkiliyye veya himayet karanelerinden maâda ahvâl müsaid olduğu mertebede ve tensikât idareleri terakki eyledikçe arazileri dâhilinde üserâ-yı zenciye ticaretinin mürur ettikleri yolları taht-ı nezârette bulundurmak ve yolda bulunan kâfileleri tevkif veya sûret-i meşrû’ada harekete muktedir olacakları mahallerde ta’kip eylemek me’muriyetini dahi haiz olacaklardır.

On Altıncı Madde

Sahil üzerinde vâki olub dahîl-i memleketten gelen üserâ nakliyâtına ber-mu’tâd mahal-i mürûr veya nukât-ı ictimaiyye olmakla ma’rûf bulunan havalide ve zaten düvel-i hâkime veya hamiyenin icrâatına tabi sahile mücâvir mıntıkadan mürûr eden başlıca kâr-bân yollarının nukât-ı iltisâkiyesinde kafileleri tevkif ve üserâyı i’tâk etmek üzere arazi-yi mezkürenin aîd olduğu devlet me’mûrları tarafından on üçüncü maddede münderic şerait ve kuyûd-ı ihtirâziye tahtında olarak karagollar te’sis olunacaktır.

On Yedinci Madde

Dahilden getirilen üseranın füruhtunu veyahût sefâîne irkâbını ve esir toplamak san’atıyla me’lûf kesân ile esir tüccarından mürekkep çetelerin teşkilini ve bu çetelerin dahil-i memlekete doğru azimetini men’ için limanlardan ve sahile yakın havalide me’mûrin-i mahalliye tarafından bir nezâret-i şedîde tertib olunacaktır. Sahile veya sahil civarına gelen karbanlar ile dâhilen sahîb-i memleket olan hükümet memurlarının taht-ı işgalinde bulunan bir mahale giden kârbanlar akib-i muvâsâlatlarında bunların kimlerden mürekkeb oldukları kemâl-i dikkatle teftiş olunacaktır.

Maskat-ı re’si olan memlekette veya esnâ-yı râhda cebren esir edildiği veya kaçırıldığı veyahut kat-ı uzv muamelesine dûçâr olduğu tebeyyûn edecek olan kesânın cümlesi salıverilecektir.

On Sekizinci Madde

Düvel-i müteâkideden her birinin müstemlekatından idare-i hükümet i’tâk olunan üserayı himaye ve mümkün ise vatanlarına iâde ve esbâb-ı maişetlerini tedarik etmek ve ez-cümle ortada kalan etfâlin terbiyesi ve yerleştirilmesi esbabını istihsâl eylemek vazifesiyle mükellef olacaktır.

On Dokuzuncu Madde

Beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezaiye üseranın berren nakli ve icrâ-yı ticareti maksadına müstenid muâmelatın hin-i icrasında irtikab olunan cinayet veya cünhâlar her ne vakit sabit olur ise haklarında tatbik ve icra olunacaktır. İşbu sened-i umûmide musarrah ahkâma mugâyir harekette bulunmasından dolayı düçar-ı mücâzât olmuş olanlar üserâ-yı zenciye ticaretinin icra olunduğu memâlikde bir muâmele-i ticariyeye teşebbüs etmezden evvel kefil irâesine mecbur olacaklardır.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Bahren Esir Ticaretinin Men’i ve Ilgâsı Birinci Fıkra Ahkam-ı Umûmîye

Yirminci Madde

Düvel-i mümziyye üserâ-yı zenciye ticaretinin el’an mevcut olduğu mıntıka-yı bahriye dâhilinde daha müessir bir sûrette men’i ılgâsını te’min için bir ittifak bazı tedabir-i ittihaziyenin lüzum ve münasebetini tasdik ederler.

Yirmi Birinci Madde

Mıntıka-yı mezkure bir taraftan (Basra Körfezi ve Bahr-ı Ahmer sevahili dahil olduğu halde) Belûcistan’dan “ Kangalan ’’ (Kiliman) Burnuna kadar mümted olan Bahr-ı Muhit-i Hindî sevahili ve diğer taraftan evvel emirde Kangalan  Daire-i nısfü’n-neharını arz-ı cenûbun yirmi altıncı derecesine müsadif noktaya kadar ta’kib eden bir hatt-ı i’tibarî beyninde mümted olup bu hatt-ı muvâzi ile birleşir. Ba’da “ Amber ‘’ Burnunun daire-i nısf’ün-neharına tesadüf edinceye kadar “ Madagaskar ‘’ ceziresinin sahil-i şarkî şimâlisinden yirmi mil açık olarak cezire-i mezkûreyi şarken dolaşır. Bu noktadan itibaren mıntıkanın hudûdu “ Re’s’ül-had ‘’ Burnunun yirmi mil açığından bil-mürûr Belûcistan sahiline mülâkî olan bir hatt-ı münhâni ile tayin olunmuştur.

Yirmi İkinci Madde

İşbu sened-i umûmiyi imza edipte esir ticaretinin men’i için beynlerinde mukavelât-ı mahsûsa mevcût olan devletler mukavelât-ı mezkûrenin denizde muâyene ve taharri ve zabt-ı sefâin hakk-ı mütekabiline müteallik ahkâmını zikr olunan mıntıkaya hasr ve tahdide müttefikân karar vermişlerdir.

Yirmi Üçüncü Madde

Düvel-i müşarü’n-ileyhim hakk-ı mezkûru miktarı isti’âbı beş yüz tunilatodan dun olan sefâine hasr ve tahdide dahî müttehidü’lefkârdırlar bi’t-tecrübe lüzûmu sabit olmadığı anda bu şart bi-ttekrar gözden geçirilecektir.

Yirmi Dördüncü Madde

Üserâ-yı zenciye ticaretinin men’i için düvel-i müşarûn-ileyhim beyninde mün’akid mukavelâtın kâffe-i ahkâm-ı sairesi işbu sened-i umûmi ile ta’dîl olunmadıkça meriyyü’l-icrâ kalacaktır.

Yirmi Beşinci Madde

Düvel-i mümziyye bayraklarının bilâ-me’zûniyet kûşâdına meydan vermemek ve bayraklarını kûşâda me’zûn sefineler ile üserâ naklini men’eylemek için tedâbir-i müessîre ittihâzını deruhte ederler.

Yirmi Altıncı Madde

Düvel-i mümziyye üserâ-yı zenciye ticaretiyle me’lûf eşhâsı zahîre ihrâca medâr olabilecek ma’lûmâtın sür’at-ı teâtisini teshîl için iktizâ eden kâffe-i tedâbirin ittihâzını derûhte ederler.

Yirmi Yedinci Madde

Lâ-ekall bir muhtelit kalemi ihdâs olunacak ve bu kalem zengibar’da te’sis edilecektir. Hükümet-i müte’âkide kırk birinci maddede musarrah kâffe-i evrâkı ve esir ticaretini men’e salih her gune ma’lûmâtı kalem-i mezkûra îsâl etmeyi derûhte eyler.

Yirmi Sekizinci Madde

Düvel-i mümzîyyeden birisinin bayrağını hâmil bir harb sefinesine ilticâ eden her esir der-akâb sûret-i kat’iyede i’tâk olunacak ve fakat hukûk-ı umûmiyeye müteâllik bir cinayet veya cünhâ irtikâb etmiş ise emr-i i’tâk kendisini muhâkim-i aidenin hakk-ı kazasından kurtaramayacaktır.

Yirmi Dokuzuncu Madde

Kendi rızâ ve ihtiyârı hilâfına olarak yerli bir sefine derûnûnda alıkonulan her esir hürriyetini talep etmek hakkını haiz olacaktır. İşbu Sened-i Umûmi mucebince sefâin-i mezkûre derûnundaki kesânın ahvâlini teftiş etmek hakkını haiz olan düvel-i mümziyye me’mûrlarından her biri merkûm esiri i’tâk edebilecek ve fakat bu esir hukûk- umûmiyeye aid bir cinayet veya cünha irtikâb etmiş ise emr-i i’tâk kendisini muhâkim-i aidenin hakk-ı kazâsından kurtaramayacaktır.

İkinci fıkra bayrağın istimâline ve karagol sefineleri tarafından icrâ olunacak dikkat ve nezarete dair nizamnâme [1] yerli sefâine bayrak i’tâsına ve taife cetveli ile zenci yolcuların esamisini mübeyyin manifestoya dair kavaid.

Otuzuncu Madde

Düvel-i Mümziyye yirmi birinci maddede gösterilen mıntıka dâhilinde bayraklarını kûşâda me’zûn olan yerli sefineler ile sefâin-i mezkûrenin icra ettikleri muâmelât-ı ticâriyye hakkında nazâret-i kaviye icrasını deruhte ederler.

Otuz Birinci Madde

Zîrde münderic iki şarttan birini câmi’ olan yani evvelâ yerli usûlüne tatbîkân inşâ veya techiz edilmiş olduğu harice meşhûd olan sâniyen süvarisiyle taifesinin kısım-ı azâmı Bahr-ı Muhit-i Hindi ve Bahr-ı Ahmer’e veya Basra Körfezine sahil-dâr memleketlerden birinin ahalisinden bulunan sefâine yerli sefine ıtlâk olunur.

Otuz İkinci Madde

Düvel-i müşârûn-ileyhimden birinin bayrağını küşâd etmek me’zûniyeti ba’demâ ancak şerâit-i sâlise-i âtiyeye def’âten ifâ eden yerli sefinelere i’tâ olunacaktır.

Evvela; sefâin mücehhezleri veya sahipleri bayrağını küşâd etmek istedikleri devletin teb’a veya mahmiyelerinden bulunmalıdırlar.

Sâniyen; bunlar istidâ-yı me’zûniyet zımmında mûracâat ettikleri hükümetin daire-i idâresi dâhilinde emlâke mutasarrıf olduklarını ispat etmeye veyahût te’diyesine mahkûm olabilecekleri ceza-yı nakdileri te’min için bir kefâlet-i mu’tebere irâe eylemeye mecbur olacaklardır.

Sâlisen; Zikr olunan sefaîn mücehhezleri veya sahipleriyle sefine kapudan-ı hüsn-i siyyet ashâbından olduklarını ve husûsiyle üserâyı zenciye ticaretinden dolayı hiçbir vakit mahkûm olmadıklarını ispat etmelidirler.

Otuz Üçüncü Madde

İ’ta olunan me’zûniyet her sene tecdid olunmak lazım gelecek ve sefine hangi devletin bayrağını hâmil ise o devlet me’murları tarafından daima ta’til veya ref’ olunabilecektir.

Otuz Dördüncü Madde

Ruhsat tezkiresi sefinenin hüviyetini ispat için ta’rifât-ı lâzimeyi havi olacak ve kapudanın nezdinde bulunacaktır. Yerli sefinenin ismiyle tonilatosunun miktarı latin hurûfuyla sefinenin kıç tarafına kakma olarak muharrer ve menkûş olacak ve mensûp olduğu liman isminin ilk harfi veya harfleri ile liman-ı mezkûrca olan kayd numrosu siyah renkte olarak yelkenler üzerine basılacaktır.

Otuz Beşinci Madde

Sefinenin hareket edeceği limanda bayrağını hamil olduğu devletin me’mûru tarafından kapudana bir kıt’a taîfe cetveli i’tâ olunacak ve iş bu cetvel sefinenin her techizinde veya nihayet bir sene inkızâsında ve şerâit-i âtiye mücebince tecdid olunacaktır.

Evvela; Tâife cetveli hîn-i harekette onu i’tâ eden me’mur tarafından vize edilecektir.

Saniyen: Bir zencinin taîfe sıfatıyla bir sefineye kabûlü hüsn-ı rızasıyla hizmete girdiğini ispat için sefinenin mensûp olduğu devlet me’murları veya böyle bir me’mur bulunmadığı halde sahib-i memleket olan hükümet me’murları tarafından evvelce isticvâb edilmesine mütevâkıftır.

Sâlisen: Bu me’murlar taife veya taife yamağı olan muçolar adedinin sefâin miktarı istiâbı veya techizâtıyla gayr-ı mütenâsib olmamasına dikkat edecektir.

Rabian: Azimetlerinden evvel taifeyi isticvâb etmiş olacak olan me’mur bunları taîfe cetveline kayd ve herkesin ismi hizâsına eşkal-i mahsûsasını muhtasâran derc edecektir.

Hâmisen: Biri birine diğerinin gösterilmesini layıkıyla men’ için taîfeye bir alâmet-i farika dahi i’tâ olunabilir.

Otuz Altıncı Madde

Bir sefinenin kapudanı zenci yolcu almak istediği zaman mensûp olduğu devletin me’mûruna ve bu me’mûr bulunmadığı halde sahib-i memleket olan hükümet me’muruna beyan-ı keyfiyet etmelidir. Yolcular isticvâb olunacaklar ve kendi rızalarıyla sefineye râkib oldukları tebeyyün ider ise her birinin ismi hizasına eşgâl-i mahsûsasını ve ezcümle boyu ile zükûrdan veya inasdan bulunduğunu mübeyyin mahsûs bu manifestoya kayd edileceklerdir. Zenci çocuklar ebeveynleri veya mu’teber adamlar refâkatinde bulunmadıkça yolcu sıfatıyla kabul olunamaz. Hîn-i harekette yolcular yoklama edildikten sonra bunların manifestosu sâlif-üz-zikr me’murlar tarafından vize edilecektir. Eğer sefinede yolcu yoksa keyfiyet taife cetvelinde sarâhaten zikr ve beyân olunacaktır.

Otuz Yedinci Madde

Sefinenin esnâ-yı râhda bir limana uğradığında veya semt-i maksûdu olan limana muvasalatında kapudanı taife cetvelini ve lede-l-îcab evvelce i’tâ olunan yolcu manifestolarını mensûp olduğu devlet me’muruna ve bulunmadığı halde sahibi memleket olan hükümet me’muruna ibrâz edecektir. Bu me’murlar mahall-i maksûda vürûd veya esnâ-yı râhda bir limanda tevakkuf eden yolcuları mu’ayene ve bunların karaya çıktıklarını manifestoyu kayd edecekleri gibi sefinenin hîn-i hareketlerinde dahi taîfe defteriyle manifestoyu bi-t-tekrar vize edecekler ve yolcuları yoklama eyleyeceklerdir.

Otuz Sekizinci Madde

Afrika sevâhili ile Cezâyir-i mütecâverede düvel-i mümziyyeden birine mensup bir me’murun mukîm bulunduğu mahaller haricinde bir yerli sefineye hiçbir zenci yolcu irkâb edilmeyecektir. Yirmi birinci maddede muayyen mıntıkanın tekmil dairesi dâhilinde düvel-i müteakideden birine mensûp bir me’murun mukim bulunduğu mahal haricinde ve me’mur-ı mümâ-ileyh hazır bulunmadıkça yeni sefineden hiçbir zenci yolcu karaya çıkarılamayacaktır. İşbu ahkâmın ihlâlini müstelzim olan esbâb-ı mucbire sefinenin mensûp olduğu devletin me’muru veyahut bu me’mur bulunmadığı halde müttehem olan sefinenin uğradığı limanın hükümet-i mahalliyyesi tarafından tedkîk edilecektir.

Otuz Dokuzuncu Madde

Otuz beşinci, otuz altıncı, otuz yedinci ve otuz sekizinci maddelerin ahkâmı bütün güvertesine on neferden ziyâde taifesi olamayan ve atide muharrer iki şartın birini ifâ eden yani evvela; kara sularında münhâsıran sayd-ı mâhi ile iştigal eden sâniyen; sahilden beş milden ziyade tabâüd etmeksizin hükümet-i mahalliyenin muhtelif limanlarını beyninde sevâhil-i mütecâvireye seyr-ü sefer eyleyen sefâine şâmil değildir.

Bu muhtelif sefâin icabına göre me’murin-i mahalliye veyahut konsoloshane tarafından bir ruhsat-ı mahsûsa alacaklardır. Muttarid nûmûnesi işbu sened-i umûmîye merbût olup istihsâl-i ma’lûmata mahsus muhtelit kaleme tebliğ edilecek olan işbu ruhsatnâme her sene tecdid olunacak ve kırkıncı maddede münderic şerâit ile iptal edilecektir.

Kırkıncı Madde

Düvel-i mümziyyeden birinin bayrağını küşâda me’zun olan veyahût otuz dokuzuncu maddede musarrah ruhsatnameyi istihsâl etmiş olan bir sefinenin kapudan ve mücehhez veya sahibinin esir ticareti icra veya bu ticarete tasaddi ettiği nizamen tahakkuk eder ise zikr olunan me’zûniyet veya ruhsat derhal geri alınacaktır. Bundan başka üçüncü faslın ikinci fıkrası ahkâmına muhâlif kâffe-i harekatın mütecâsirleri düvel-i müteâkideden her birine mahsus kavânin mûcebince dûçâr-ı mücâzât edilecektir.

Kırk Birinci Madde

Düvel-i mümziyye âtide zikr olunan evrakın nûmunelerini istihsâl-i ma’lümata mahsûs muhtelit kaleme i’tâ etmeyi derûnde eylerler.

Evvela, bayrak-küşâdi ruhsatnâmesi

Sâniyen, tâife cetveli

Sâlisen, zenci yolcuların manifestosu

Mündericâtı her memlekete mahsûs nizâmâta göre tehâlüf edebilecek olan evrâk-ı mezkûre Avrupa lisanlarından biriyle muharrer mâ’lûmât-ı âtiyeyi be-eyyi-hâl hâvi olacaktır.

Evvelâ: Bayrak küşâdı me’zûniyetine dair,

Sefinenin ismiyle miktar-ı istiabı ve techizat ve eb’âd-ı aslîyesi

Kayıd numarasıyla sefinenin mensûb olduğu limânı müş’ar harf

Ruhsatnâmenin tarih-i istihsâliyle bunu i’tâ eden me’mûrun sıfatı

Sâniyen: Taîfe cedveline dair,

Sefine ile kapudan ve mücehhez veya sahiplerinin isimleri

Sefinenin miktar-ı isti’âbı

Sefinenin kayd numarasıyla mensûb olduğu limanın ismi ve semt-i maksûdu, ve yirmi beşinci maddede münderic ma’lûmât

Sâlisen: Zenci yolcuların manifestosuna dair. Bunları nakl eden sefinenin ismiyle otuz altıncı maddede zikr olunup yolcuların lâyıkîyla ta’yin-i hüviyetlerine mahsûs olan ma’lûmât.

Düvel-i mümziyye bayraklarının küşâdı hakkında me’zûniyet îtâ olunur olunmaz bu me’zûniyeti havî evraklar musaddak sûretlerinin ve me’zûniyet mezkûre ref’ve ibtal edilmiş ise bu bâbdaki haberin me’mûrîn-i mahalliyyeye veya kendi konsolosları tarafından kalem-i mezkûra irsâli zımnında lâzım gelen tedâbiri ittihâz edeceklerdir.

İşbu madde ahkâmının yalnız yerli sefinelere mahûs evrâka şümûlu vâriddir. (2) Maznûn olan sefinelerin tevkifi beyânındadır.

Kırk İkinci Madde

Düvel-i mümziyyeden birisine aid sefâin-i harbiyeye kumanda eden zabitânın miktar-ı istiâ’bı beş yüz tonilatodan dun olan ve sâlifü’l-beyân mıntıka dahilinde tesâdüf edilen bir sefinenin esir ticaretiyle me’lûf veya bilâ-me’zûniyet bayrak küşâdıyla müttehem olduğuna zâhib olurlar ise evrâk-ı sefineyi tedkîk edebileceklerdir. İşbu madde kara sularında hakk-ı kazânın ahvâl-i hazırâsınca hiçbir tebeddülü tazammun etmez.

Kırk Üçüncü Madde

Evrâk-ı sefinenin tedkiki için elbise-i resmîyesini lâbis bir bahriye zâbiti bir sandala rakiben maznûn olan sefineye irsâl olunacabilecek ve fakat bu niyette bulunduğu sefine-i mezkûreye seslenerek evvelce bildirilecektir.

Tevkif edilen sefineye gönderilen zâbit nezâket ve mülâyemet-i mümkîne ile harekete mecbûr olacaktır.

Kırk Dördüncü Madde

Evrak-ı sefînenin tedkiki âtide muharrer evrakın muayesinden ibaret olacaktır.

Evvela; Yerli sefineler için kırk birinci maddede musarrâh evrak

Sâniyen; Sefâîn-i saire için meriyyü’l-icrâ kalan muâhedât veyahut mukâvelât-ı muhtelîfede meşrût evrâk.

Evrâk-ı sefinenin tedkîki husûsunun ancak madde-i âtiyede musarrah ahvâl ve şerâit tahtında taîfe ve yolcuların yoklama olunmalarına mesâg verir.

Kırk Beşinci Madde

Bir sefinenin muâyenesi veyahut hamûlesinin tahkiki ancak yirmi ikinci maddede musarrah mukâmelât-ı mahsûsâyı akd eden veya edecek olan devletlerden birinin bayrağını hâmilen seyr ü sefer iden sefâin hakkında ve mukavelât-ı mezkûre ahkâmına tevfikân icrâ olunabilir.

Kırk Altıncı Madde

Zâbit tevkif edilen sefîneden çıkmazdan evvel mensûb olduğu memleketin usûl ve lisânı üzere muharrer vukuâtı müsbet bir zabt-nâme tanzim ve imza ve târihini vaz’ edecektir. Tevkif olunan sefinenin kapudanıyla şâhidler lûzum görecekleri kâffe-i izâhâtı zâbt-nameye ilave ettirmek hakkını haiz olacaklardır.

Kırk Yedinci Madde

Ecnebi bayrağını hâmil bir sefîneyi tevkîf etmiş olan bir harb sefinesinin süvârisi herhalde hareket-i vakıâsının esbâb-ı mucîbesini mübeyyin bir rapor tanzim ile hükümet-i metbû’asına irsâle mecbûrdur.

Kırk Sekizinci Madde

Bu raporun bir hülâsasıyla sefine-yi mevkûfeye gönderilen zâbit tarafından tanzim olunan zâbt-namenin bir sûreti istihsâl-i ma’lûmâta mahsûs muhtelit kaleme sür’ât-i mümkîne ile irsal edilecek ve kâlem-i mezkûr dahi bunları esnâ-yı râhda tevkîf olunan sefine hangi devlet bayrağını küşâd etmiş ise o devletin en yakın konsolosuna veya hükümet-i mahalliyyesine tebliğ eylecektir. Evrâk-ı mezkûrenin nüshâ-yı saniyeleri kalemin evrak ve kuyûdu meyânında hıfz edilecektir.

Kırk Dokuzuncu Madde

Mevadd-ı sâbıkada beyân olunan ma’lümât-ı teftişiyenin ifâsından dolayı karagol sefinesi esnâ-yı râhda sefîne derûnunda esir ticareti icrâ olunduğu veya sefine kapudan veya mücehhizini bilâme’zûniyet bayrak küşâd ve hile irtikâb veyâ esir ticaretine iştirak töhmetiyle ithâm için aleyhinde delâil-i gayr-ı mu’terize mevcûd olduğu hakkında itmi’nân hâsıl ettiği hâlde sefin-i mevkûfe hangi devlet bayrağını küşâd etmiş ise o devlet me’mûrin-i aîdesinin bulunduğu en yakın mıntıka limanına götürecektir.

Düvel-i mümziyyenin her biri bâlâda zikr olunan ahvâlde harekete salâhiyete olacak me’mûrîn-i mahalliyye veya konsoloslar veyahut me’mûrin-i mahsûsâyı mıntıka dâhilinde ta’yin ile marrü’zzikr muhtelit kâleme bildirmeyi derûhte eder. Maznûn olan sefîne eğer mensûb olduğu devlet karagol sefinelerinden biri onu almaya muvâfakat eder ise bu karagol sefinesine teslim olunabilir.

(3) Zabt olunan sefinenin tahkîk ve muhâkemesi beyânındadır.

Ellinci Madde

Madde-i sâbıkada zikrolunan ve bir sefine-i mevkûfeyi ahz ve teslim eden me’mur kendi milletinin kavânin ve nizâmatına tatbikan ve ecnebi karagol sefinesi zabitınından biri hazır bulunduğu halde tahkikât-ı mükümmele icrâsına mübâşeret eyleyecektir.

Elli Birinci Madde

Bilâ-me’zûniyet bayrak kûşâd edildiği tahkikât-ı mezkureden tebbeyün eder ise sefîne-i mevkûfe onu zabt edenin emri tahtında kalacaktır.

Elli İkinci Madde

Bir sefine derûnunda satılmak üzere üserâ bulunmasıyla taayyün etmiş bir esir ticareti muâmelesi yahûd mukâvelât-ı mahsûsada musarrah sair esir ticareti muâmelâtı ledi’ül tahkîk sabit olur ise sefine ile humûlesi tahkikâtı icra eden hükümetin taht-ı muhafazasında olarak mehcüz kalacaktır. Sefinenin kapudanı ile taîfesi elli dördüncü ve elli altıncı maddelerde gösterilen muhâkime havâle ve esirlerin ba’de-l-hükm sebilleri tahliye kılınacaktır.

İşbu maddede musarrah ahvâlde ı’tâk olunmuş üserâ hakkında düvel-i mümziyye beyninde akd edilen veya akd olunacak olan mukâvelât-ı mahsûsaya tevfikân muamele edilecektir.

Bu  gibi mukâvelât mevcud olmadığı takdirde üserâ-yı merküme mümkün ise memleket-i asliyelerine iâde olunmak üzere hükümet-i mahalliyeye teslim kılınabilecektir. Aksi takdirde hükümet-i mahalliyye üserâ-yı merkûmenin maişetleri ve arzu ettikleri halde memlekette iskânları esbâbını elden geldiği mertebe teshil edecektir.

Elli Üçüncü Madde

Sefinenin sûret-i gayrı meşruada tevkîf edildiği tahkikâttan sabit olur ise yolundan çevirilmiş olan bu sefinenin dûçar olduğu zarar nisbetinden tazminât i’tâsına bihakkın mahal olacak ve tazminât-ı mezkûrenin miktarı tahkikatı icra eden hükümet tarafından ta’yin kılınacaktır.

Elli Dördüncü Madde

Bir sefineyi zabt eden vapurun zâbiti kendisi hazır olduğu halde icra edilen tahkikâtın netayicini kabul etmediği takdirde keyfiyet-i sefine-i mevkûfe hangi milletin bayrağını küşâd etmiş ise o milletin mahkemesine bihakkın havale edilecektir. İşbu kâidece istisna vuk’u bulmayacaktır. Şu kadar ki; ihtilâf elli üçüncü maddede musarrah tazminatın miktarınca ise bu tazminâtın miktarı madde-i âtiyede gösterildiği üzere hakem vasıtasıyla ta’yin olunacaktır.

Elli Beşinci Madde

Sefineyi tevkîf eden zâbit ile tahkikatı icrâ eden hükümet kırk sekiz saat zarfında birer hakem ta’yin ve bu iki hakem dahi yirmi dört saat zarfında bir hakem-i sâlis intihâb edeceklerdir. Hakemler mümkün mertebe düvel-i mümziyye sefâret me’murlarıyla konsolosları veya me’murin-i adliyyesi meyânından intihâb olunmalıdır. Ücretle hükümet-i müteakide hidmetinde bulunan yerliler asla hakem ta’yin olunamaz. Karar, ekseriyet-i ârâ ile i’tâ olunur ve kat’i add edilmek lazım gelir. Hey’et-i hâkimiyye mahal-i mezkûre zarfında teşekkül etmediği takdirde tazminat ve faiz ve zarar ve hasâr hakkında ikinci fıkranın elli sekizinci maddesi ahkâmına tevfikân mu’âmele olunacaktır.

Elli Altıncı Madde

Deâvi maznûnlar hangi milletin bayrağını küşâd etmişler ise o milletin mahkemesine bilâ-imhâl hâvâle edilecektir. Maa-mâfih konsoloslar veyahut müttehimlerin mensûb oldukları milletin bu bâbda sûret-i mahsûsada ta’yin edilmiş olan sair me’mûrları muhâkim makamında hüküm ve kararlar i’tâsına hükûmet-i metbûaları tarafından me’zun edilebilirler.

Elli Yedinci Madde

Üçüncü faslın ahkâmına muhâlif harekâtın emr-i rü’iyet ve muhakemesi düvel-i mümziyyenin hüküm ve nüfûzuna tabi’ memâlikte cari olan kavanîn ve nizâmâtın mûsâade ettiği derecede sathiyyen vukû bulacaktır.

Elli Sekizinci Madde

Sefine-i mevkûfenin esir ticaretiyle iştigâl etmediğini mübeyyin mahkeme-i milliyye veya altmış birinci maddede musarrah me’mûrîn tarafından i’tâ olunan her bir hüküm derhal icra olunacak ve sefine-i mezkûre yoluna devamda kâmilen serbest bırakılacaktır. Bu halde daî-yi şübhe bir sebeb-i meşru olmaksızın tevkif veya rencide ve tazyik edilmiş olan sefinenin kapudanı veyahut mücehhezi zarar ve ziyan talep etmek hakkını haiz olacak ve bu zarar ve ziyan miktarı doğrudan doğruya ise alâkâdar olan hükümetler beyninde bil-ittifâk veyahut hakem vasıtasıyla ta’yin kıhnıb sefinenin tevkifi muâmelesini fesh eden hükmün tarih-i i’tâsından altı mah zarfında te’diye edilecektir.

Elli Dokuzuncu Madde

Mahkûmiyet vuk’uunda sefine-i mehcûze bunu tevkîf edenin menfaâtine olarak müsâdere edilecek ve kapudanıyla taîfesi ve töhmetleri sabit olan kâffe-i eşhâs-ı saîre irtîkâb ettikleri cinayet veya cünhâların derece-i vehâmetine göre ve beşinci maddeye tevfiken dûçâr-ı mücâzât edilecektir.

Altmışıncı Madde

Ellinci maddeden elli dokuzuncu maddeye kadar olan mevâddın ahkâmı esir ticaretine müteallik da’vâları rü’yet etmek üzere elyevm mevcûd olan veya ileride ihdâs olunacak olan mehâkim-i mahsûsanın salâhiyetine ve usûl-ü muhakemesine asla hâlel irâs etmez.

Altmış Birinci Madde

Düvel-i mümziyye salîf-üz-zikr mıntıka dâhilindeki denizlerde seyr-ü sefer eden sefâîn-i harbiyeleri kumandanlarına üçüncü faslın ahkâmını icrâen i’tâ edecekleri ta’limâtın yekdiğerine tebliğini darûhte ederler.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Kavânîn ve Nizâmâtı Esaret-i Beytiyenin Vücûduna Müsâid Olan Mevrûd Memleketler

 Altmış İkinci Madde

 Kavânin ve nizâmâtı esâret-i beytiyenin vücûduna müsâid olan ve bundan dolayı Afrika dâhilinde veya haricinde vaki’ müstemlekâtları me’mûrin-i mahalliyyenin takayyüdatı hilâfına olarak Afrika üserâsına mevrûd ittihâz edilen düvel-i müteâkide üserâ-yı merkûmenin idhâlini veya transit sûretiyle imrârını ve ihrâcını ve ticaretini men’ etmeyi taahhüt ederler. Üserâ-yı merkûmenin idhâl ve imrâr ve ihrâc olundukları bilcümle nukât üzerinde düvel-i müşarün-ileyhim canîbinden mümkün mertebe en müessir ve şiddetli sûrette dikkat ve nezâret icra edilecektir.

Altmış Üçüncü Madde

Madde-i sâbıka ahkâmını icrâen ı’tâk edilen üserâ ahvâl müsâit olduğu takdirde memleket-i asliyyelerine iâde olunacaklardır. Herhalde üserâ-yı merkûme yedlerine me’mûriyet-i aîde canibinden ıtknâmeler verilecek ve esbâb-ı maişetlerini tedarik için me’mûrin-i mümâileyhim canibinden mazhâr-ı himaye ve muâvenet olmak hakkını haiz olacaklardır.

Altmış Dördüncü Madde

Fercâ-yâb-ı firâr olupta altmış ikinci maddede musarrah devletlerden birinin hudûduna muvasâlât eden her esir hür add olunacaktır ve me’mûrin-i aîdeden ıtknâme talep etmek hakkını haiz olacaktır.

Altmış Beşinci Madde

Altmış üçüncü ve altmış dördüncü maddelerde zikr olunan üserâ hakkında her ne ahvâlden dolayı olursa olsun icra olunan muâmele-i bei’ ve füruht veya saîr muâmele k’en-lem-yekûn hükmünde olacaktır.

Altmış Altıncı Madde

Altmış ikinci maddede zikr ve beyân olunan devletlerden birinin bayrağını hâmil yerli sefâinin esir ticareti muâmelâtıyla istigâl ettiklerine dair ba’zı emâreler mevcûd ise işledikleri limanlarda gerek duhûl ve gerek hurûclarında taîfe ve yolcuları me’mûrin-i mahalliye tarafından kemâl-i dikkatle muâyene ve teftiş olunacak ve sefâin-i mezkûre derûnunda üserâ-yı zenciye bulunursa gerek sefine ve gerek ittihâmına mahal görünecek bil-cümle eşhâs aleyhine ikâme-i da’va edilecektir. Sefain derûnunda bulunan üserâya bu sefâini zabt eden me’mûrin ma’rifetiyle ıtknâmeler verilecektir.

Altmış Yedinci Madde

Afrika üserasını idhâl ve nakl ve bunların ticaretiyle iştigâl edenler etfâl veya sinn-i rüşde baliğ olan zükûru recüliyyetden mahrûm eyleyenler veyahût bu ticaretle me’lûf olanlar ile faîl-i müşterek ve maiyetleri bulunanlar aleyhinde beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezâiyeye muvâfık bir takım ahkâm-ı  cezâiye vâz’ ve tanzim edilecektir.

Altmış sekizinci Madde 

Düvel-i mümziyye üserây-ı zenciye ticaretinin men’ine daîr tarâf-ı eşref-i hazret-i pâdişâhîden fî   kânun-ı evvel sene 889 fi 22 Rebi’yûlâhir sene 307 tarihinde tasdik buyrulan kanunnâmenin kadr ve kıymet-i azimesini teslim ettikleri gibi me’murîn-i saltanât-ı seniyye canibinden ale-l-husûs hıttâ-yı Irâkîyyenin sahîl-i garbiyesinde ve bu sahili Asya’da vaki’ saîr memâlik-i şâhâneye rabt eden tarik üzerinde nezâret-i kaviye icra olunacağından emindirler.

Altmış Dokuzuncu Madde

Şehâmetlû İran Şah’ı Hazretleri kara sularında Basra ve Umman Körfezlerinin kendi hakk-ı hâkimiyetine tâbi’ sevâhili ile içirilerde vaki’ olup üserâ naklinde istimâl olunan tarik üzerinde nezâret-i müessîre tertibine muvâfakât eder. Bunun için hûkkam ve me’mûrin-i saîreye iktidâr ve salâhiyet-i lâzime verilecektir.

Yetmişinci Madde

Zengibar hâkimi hazretleri Afrika üserası ticaretinin berren ve bahren irtikâb ettikleri cinayat ve ceraimin men’ ve zecri hususunda en müessir surette müzaheret icrasına muvâfakât eder. Bu maksada mebni Zengibar memalikinde te’sis kılınacak mehakim beşinci maddede musarrah ahkâm-ı cezaiyeyi tamamiyle tatbik ve icra edeceklerdir. Gerek iş bu sened-i umumi ahkâmınca ve gerek Zengibar hâkimiyle eslâfı canibinden bu iş hakkında sadır olan kararnameler mucebince azad edilen üseranın hürriyetlerini layıkiyle te’min içün Zengibarda ıtıknameler i’atısına mahsus bir kalem te’sis edilecekdir.

Yemiş Birinci Madde

Düvel-i müteâkidenin sefaret ve konsoloshane me’murları ile bahriye zabitanı her nerede esir ticareti hala mevcud ise bunu men’ ve zecre nuavenet için me’murin-i mahalliyeye mukavelat-ı mevcude dairesi dâhilinde icra-yı müzaheret edecekleri gibi üserayı zenciye ticaretinden dolayı hudusuna ba’is olacakları deavide hazır bulunmak hakkını haiz olacaklar ise de müzakerata iştirak edemeyeceklerdir.

Yetmiş İkinci Madde

Afrika üserasının mevrud memleketleri idareleri onsekizinci maddede muayyen maksad için ıtıknameler i’tasına mahsus kalemler veya bunların birine kalem olacak müessesat tertib ve teşkil eyleyeceklerdir.

Yetmiş Üçüncü Madde

Düvel-i mümziyye esir ticaretini men’ için bilcümle malumat-ı müfidenin yekdiğerlerine tebliğini taahhüd ettikleri cihetle iş bu fasılın ahkâmı hangi hükümetlere müteallik ise o hükümetler tevkif ve azad edilen üseraya dair m’alumat-ı istatistikiyye ile esir ticaretini men’ için kanunen ve idareten ittihaz olunan tedabiri evkat-ı muayenede hükümet-i saire ile teati edeceklerdir.

BEŞİNCİ FASIL

Sened-i Umumiyenin te’min icrasına mahsus müessesat Brinci Fıkra- Bahriye muhtelit kalemi

Yetmişdördüncü Madde

Yirmi yedinci madde ahkâmınca Zengibar’da muhtelit bir kalem te’sisi olunmuşdur. Düvel-i mümziyyeden herbiri daire-i mezkûrada bir me’mur bulundurabilecekdir.

Yetmişbeşinci Madde

Üç devlet kendi me’murlarını tayin edince kalem-i mezkûr teşkil etmiş olacakdır. İş bu kalem kendi vezaifinin sûret-i icrasını tayin eden bir nizamname kaleme alacakdır. Bu nizamname kalem-i mezkûrda me’mur bulundurmak niyetini izhar eden düvel-i mümziyyenin tasdikine derhal tebliğ olunacak ve düvel-i müşarülileyhim tarafından bu babda müddet-i kalile-i mümkine zarfında karar verilecekdir.

Yetmişaltıncı Madde

Kalem-i mezkûrun mesarifi madde-i sabıkada beyan olunan düvel-i mümziyye beyninde müsavaten taksim olunacaktır.

Yetmişyedinci Madde

Zengibar kalemi mıntıka-i bahriyede esir ticaretinin men’ini teshil edebilecek bilcümle evrak ve ma’lumatı bir merkezde cem’e me’mur olacakdır bunun için düvel-i mümziyye evvela kırkbirici maddede beyan olunan evrak-ı salisen kırksekizinci maddede mesarrah raporların hülasasıyla zabtnamelerin sûretini selasen sefain-i mevkufe hakkında kırkdokuzuncu madde ahkâmınca harekete selahiyeti olan me’murin-i mahalliye veya konsoloshane me’murlarıyla me’murin-i mahsusayı mübeyyin defteri rabian mahkûmiyeti mutazammın olarak elli sekizinci madde ahkâmınca i’ta olunan hüküm ve kararların sûretini hamsen mıntıka-i mezkûrede esir ticareti mu’amelatıyla melûf olan eşhasın zahire ihracına medar olacak bilcümle ma’lumat müddet-i kalile-i mümküne zarfında kalem-i mezkûra i’tâ etmeği taahhüd eylerler.      

Yetmiş Sekizinci Madde

Kalemin hazine-i evrâk-ı düvel-i mümziyyenin yirmi birinci maddede ta’yin olunan mıntıka hudûdu dâhilinde harekete me’zûn bahriye zabîtânıyla ve hükümet-i metbu’aları tarafından sûret-i mahsusâda ta’yin edilen me’muriyet-i mahalliyye veya adliyeye ve konsoloslara daima küşadı olacakdır. Mezkûr kalem-i evrâk ve defâtirini tetebbu’a me’zûn olan zabitân ve me’mûrîn-i ecnebiyeye elsene-yi şârkiyeden biri üzere muharrer evrakın Avrupa lisanlarının birine tercemelerini i’tâya mecbur olacağı gibi kırk sekizinci maddede musarrah tebligâtı icra edecektir.

Yetmiş Dokuzuncu Madde

Zengibar’daki kalemle münâsebette bulunacak bir takım şubelere alâkadâr olan devletler beyninde evvelce hâsıl olacak muvafakat-ı efkâr mucebince mıntıkanın ba’zı cihetlerinde te’sis olunabilecektir. İşbu şubeler düvel-i mezkûre me’mûrlarından mürekkep olacak ve yetmiş beşinci yetmiş altıncı ve yetmiş sekizinci maddeler ahkâmına tevfikân te’sis kılınacaktır. Yetmiş yedinci maddede musarrah evrak ve ma’lûmat-ı mıntıkanın kısm-ı aîdine taâllûk ettiği hâlde bu havâlinin me’mûrîn-i mahalliyesi ile konsoloshâne me’murları tarafından doğrudan doğruya mezkûr şubelere irsâl olunacak ve fakat madde-i mezkûre mûcebince Zengibâr kalemine icrası lazım gelen tebligata hâlel gelmeyecektir.

Sekseninci Madde

Zengibar kalemi her senenin ilk iki ayı zarfında sene-i sâbıkâ esnâsında kendi muâmelâtıyla şu’belerin muâmelâtı hakkında bir rapor tanzim edecektir.

İkinci fıkra- Esir ticaretine daîr evrâk ve ma’lûmatın devletler beyninde sûret-i teâtisi.

Seksen Birinci Madde

Devletler evvela idareye müteallik mevcûd olan veyahût işbu sened-i umûmî ahkâmını icrâen tanzim kılınan kavanîn ve nizâmâtın metinlerini sâniyen üserâ-yı zenciye ticaretine ve tevkîf ve azâd olunan üseraya ve eslihâ ve mühimât ve müskirât ticâretine dair ma’lûmât-ı istatistikîyeyi mümkün add edecekleri en vasi’ sûrette ve en kalîl müddet zarfında yekdiğerine tebliğ edeceklerdir.

Seksen İkinci Madde

İşbu evrak ve ma’lûmatın emr-i teâtisi Brüksel’de Hariciye Nezareti’ne merbût bir kalem-i mahsûs vasıtasıyla vuk’u bulacaktır.

Seksen Üçüncü Madde

Zengibar Kalemi sene-i sâbıka zarfında vuk’u bulacak mua’melâtı ile yetmiş dokuzuncu madde mûcebince te’sisi olunacak şu’belerin mua’melâtı hakkında sekseninci maddede beyân olunan raporu her sene Brüksel’deki kalem-i mahsûs’a isâl edecektir.

Seksen Dördüncü Madde

Evrak ve ma’lûmât-ı mezkûre cem’ ve evkât-ı muayenede neşr olunarak düvel-i mümziyyenin cümlesine tebliğ kılınacaktır. Seksen birinci ve seksen üçüncü maddelerde musarrah olup kavânin ve umûr-ı idâreye ve istâtistiklere müteallik olan evrâkın bir fihristi her sene evrak ve ma’lûmâtı mezkûre ile beraber neşr olunacaktır.

Seksen Beşinci Madde

Kalem ve muhâbere ve tercüme ve tab’ mesârifî düvel-i mümziyye tarafından tesviye olunacak ve Brüksel ve Hariciye Nezâreti ma’rifetiyle tahsîs olunacaktır.

Üçüncü fıkra-İ’tak Olunan Ûserânın Sûret-i Himâyesi

Seksen Altıncı Madde

Düvel-i mümziyye kendi müstemlekâtlarında azâd edilen üserâyı himâye etmek vazifesini tasdik ettikleri cihetle yirmi birinci maddede ta’yin olunan mıntıka limanlarıyla müstemlekât-ı mezkûrenin hangi mahallerinde Afrika üserâsı zabt olunuyor ve mürûr ve muvâsalat ediyor ise oralarda (eğer mevcut değil ise) kendilerince kâfî add olunacak miktarda aklâm ve müessesât teşkilini taahhüd ederler. Aklâm ve müessesât-ı mezkûre altıncı, on sekizinci, elli ikinci, altmış üçüncü ve altmış altıncı maddeler ahkâmına tevfikân ûserâ-yı mezkûreyi ı’tâk ve himayeye bilhassa me’mur olacaklardır.

Seksen Yedinci Madde

I’tâk kalemleri veyahût bu hizmetle mükellef ne’murin ıtknâmeleri i’tâ ve tescil edeceklerdir. Esir ticareti veya sûret-i gayr-ı meşru’ada mu’âmele-i tevkifiye vu’kuu ihbâr olunur veyahût bi-z-zat üsera tarafından müracaat vuk’u bulur ise aklâm veya me’murin-i merkûme üseranın i’tâkını ve mütecâsirinin te’dibini te’min için bilcümle mua’melat-ı lâzimeyi acilen icra edeceklerdir. Esir hukuk-ı umûmiyeye müteallik bir cinayet veya bir cünhâ ile mütteham ise ıtknâmelerin i’tâsı hiçbir vechile te’hir olunamayacak ve fakat ıtknâmelerin i’tasından sonra usûl-ü muhâkeme-i âdiye mücebince icra-yı tahkikâta ibtidâr olunacaktır.

Seksen Sekizinci Madde

Düvel-i mümziyye kendi müstemlekatlarında azad edilen kadınlar için dar’ül iczalar ve çocuklar için dahi dar’ül terbiyeler tesisini tervic edeceklerdir.

Seksen Dokuzuncu Madde

I’tâk olunan üserâ hürriyetlerinden istifâde husûsunda mazhâr-ı himâye olmak için daima kalemlere mürâcaat edebileceklerdir. Azâd olunan bir esirin elinden ıtknamesini almak veyahût esiri hürriyetinden mahrum eylemek için her kim hile ve desise veya cebir ve şiddet isti’mâl eder ise esir taciri add olunacaktır.

ALTINCI FASL

Müskirât Ticareti Hakkında Tedâbir-i Tahdidiye

Doksanıncı Madde

Düvel-i mümziyye müskiratın sû-i isti’mâlinden ahâliyi mahalliyece hâsıl olan netâic-i ma’neviyye ve maddiyyeden bi-hakkın endişnâk olmuş olduklarından, doksan birinci, doksan ikinci ve doksan üçüncü maddeler ahkâmını arz-ı şimalinin yirminci ve arz-ı cenûbinin yirmi ikinci derecesi ile mahdûd bulunan ve sahilden yüz mil bahri bir mesafeye kadar sahile yakın Cezayir dâhil olduğu halde garben Bahr-ı Muhit-i Atlasiye ve Şarken dahi Bahr-ı Muhit-i Hindi ile müştemilatına mûntehî olan bir mıntıka dahilinde tatbik ve icraya karar vermişlerdir.

Doksan Birinci Madde

İşbu mıntıkanın hangi havalisinde gerek i’tikâdat-ı mezhebiyye gerek esbâb-ı saireye mebni inbikten geçirilmiş müskîrât istimâli adetinin mevcud veya münteşir olmadığı tahakkuk eder ise devletler o havaliye müskirâtın idhalini men’ edeceklerdir. Oralarda inbikten geçirilmiş müskîratın i’mali dahi memnu olacaktır. Her devlet kendi müstemlekâtında veya zîr-i himayesinde mevzuu memalikte müskirâtın  idhali memnu olan mıntıkanın hududuna ta’yin edecek ve güzergâhını altı ay zarfında düvel-i saireye iş’âra mecbur olacaktır. Ancak yerli olmayan ahâlinin sarf ve istihlâkına mahsus olup her hükümetin ta’yin edeceği usûl ve şerait tahtında idhal olunacak olan mahdud’ul-mikdar müskirât için memnû’iyet-i mezkûre hilâfına hareket olunabilecektir.

Doksan İkinci Madde

Memnû’iyet usûlüne tabi’ olmayıp müskirât idhâli elyevm serbest olan veyahut santigrad elli derece ispirto halindeki müskirâtın her yüz litresi on beş franktan dun bir duhûliye resmine tabi’ bulunan mıntıka havalisinde müstemlekâtı olan veyahut icrâyı himaye eden devletler işbu sened-i umûminin mevki’-i icraya vaz’ından i’tibaren üç sene müddet için santigrat elli derece ispirto halindeki müskirâtın her yüz litresi için on beş frank duhûliye resmi tarh etmeği deruhte ederler. İşbu müddetin inkızâsında resm-i mezkur diğer üç senelik bir müddet için yirmi beş franka iblağ olunabilecek ve altıncı senenin nihayetinde doksan birinci maddede münderic memnûiyet usûlü mevcût olmayan mıntıka ittisâınca ıkall derece bir ücreti mümkün ise kararlaştırmak üzere sâlif-üz-zikr ta’rifelerden mütehassıl netâyici bil-mukâyese tetkik ile bu esas üzerine gözden geçirilecektir.

Düvel-i mümziyye elyevm ecûrâtı ibkâ ve işbu maddede muayyen ıkall dereceden ziyâde bir miktara iblağ etmek hakkını haîz olacakları havâlide bu hakkı muhafaza ederler.

Doksan Üçüncü Madde

Doksan ikinci maddede masarrah havalide imal olunup dahilen sarf ve istihlaka mahsus olan imbikten geçirilmiş müskirat bir zecriye resmine tabi’ olacaktır. Daire-i imkan dahilinde te’min istifası devletler tarafından deruhte edilen iş bu zecriye resmi doksan ikinci maddeden muayyen duhuliye rusumunun ıkall derecesinden dun olmayacaktır.

Doksan Dördüncü Madde

Afrika’da doksanıncı maddede beyân olunan mıntıkaya muttasıl müstemlekâta mâlik olan düvel-i mümziyye hudûd-ı dahiliyelerinden marr-üz-zikr mıntıka arazisine müskirâtın idhâlini men’ için tedâbir-i lâzime ittihâzını taahhüd ederler.

Doksan Beşinci Madde

Devletler kendi arazilerindeki müskirât ticaretine müteallik ma’lûmâtı beşinci fâsılda musarrah şerait tahtında olarak Brüksel kalemi vâsıtasıyla yekdiğerlerine tebliğ edeceklerdir.

 

YEDİNCİ FASIL

Ahkâm-ı Nihâiye

Doksan Altıncı Madde

İşbu sened-i umumî bundan evvel düvel-i mümziyye beyninde münakid mukâvelâtın bu senede muhâlif kâffe-i ahkâmını fesh ve ılgâ eder.

Doksan Yedinci Madde

On dördüncü, yirmi üçüncü ve doksan ikinci maddelerde meşrût hususâta hâlel gelmeksizin düvel-i mümziyye işbu sened-i umumice ileride bi’t-tecrübe lüzûm ve faîdesi sabit olacak ta’dilat veya ıslâhatı bil-ittihâd icra etmek hakkını muhâfaza eylerler.

Doksan Sekizinci Madde

İşbu sened-i umûmîyi imza etmeyen devletler buna muvafakâte kabul olunabileceklerdir. Düvel-i mümziyye işbu muvâfakatı muktezî add edecekleri şerâitte ta’lik etmek hakkını muhafaza ederler. Hiçbir şart vaz’olunmamış ise emr-i muvâfakat işbu sened-i umûmîde meşrût bil-cümle taahhüdatın kabulünü ve kâffe-i fevâid ve muhsenâtdan dahi istifade-yi icrasını te’min için muavenetleri muktezi veya müfîd add olunacak devletleri muvafakate sevk ve imâle maksadıyla icra olunacak teşebbüsâta dair beynlerinde istişâre edeceklerdir. Muvafakât-ı hususî ayrı bir senet ile icra olunacak ve keyfiyet diplomasi tarîkiyle Belçika Hükümetine ve Hükümet-i Müşarün-ileyhâ tarafından dahi işbu sened-i umûmiye vaz’-ı imza ve muvâfakat eden bilcümle hükümâta iş’âr ve tebliğ edilecektir.

Doksan Dokuzuncu Madde

İşbu sened-i umûmi müddet-i kalîle-i mümkine zarfında tasdik olunacak ve bu müddet hiçbir halde bir seneyi tecâvüz edemeyecektir. Her devlet kendi tastiknamesini Belçika Hükümetine irsâl edecek ve hükümet-i müşârün-ileyhâ işbu sened-i umûmiye vaz’ imzâ eden kâffe-i düvel-i saîreye ihbâr-ı keyfiyet eyleyecektir. Bil-cümle devletlerin tastiknameleri Belçika Devleti’nin hazine-i evrâkında mevdû ve mahfûz kalacaktır. Tasdiknamelerin cümlesi ibrâz olunur olunmaz veyahut işbu sened-i umuminin imzasından nihâyet bir sene sonra tasdiknamelerin tevdi’ini mübeyyin bir protokol tanzim olunacak ve bu protokol Sened-i Umûmiyeyi tasdik etmiş olan bilcümle devletlerin me’murları tarafından imza edilecektir. Mezkûr protokolün bir sûret-i musaddakası alâkadar olan bil-cümle devletlere irsâl kılınacaktır.

Yüzüncü Madde

İşbu Sened-i Umûmî madde-i sâbıkâda musarrah tasdiknâmelerin teslimini mübeyyin protokolün yevm-i tanziminden itibaren altmışıncı gün düvel-i müteakidenin kâffe-i müstemlekâtında mevkî-i icrâya vaz’ olunacaktır.

Tasdîkan li-l-makâl hükümet-i müteâkide murahhasları işbu sened-i umûmiyi imza ve kendi mühürleriyle temhir etmişlerdir.

İşbu Sened-i Umûmi bin sekiz yüz doksan senesi Temmuz’unun ikinci günü Brüksel’de tanzîm olunmuştur.

Nathan Clifford

0
Nathan Clifford

Amerikalı  devlet adamı, diplomat ve hukukçu Nathan Clifford 18 Ağustos 1803’te dünyaya geldi. Ailesi eski Yankee soyundandı. New Hampshire’da büyüdü. On sekiz yaşında hukuk okumaya başladı. Beş yıl sonra, 1827’de baroya kabul edildi ve tek avukat olduğu Maine’e geldi.

1834-1838 yıllarında Eyalet Başsavcılığına, 1838-1843 yıllarında da MainMaine Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1846’da Başkan James Polk, kendisini ABD Başsavcısı olarak atadı. 17 Ekim 1846 – 17 Mart 1848 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri Başsavcılığını yürüttü. 2 Ekim 1848-6 Eylül 1849 arasında Amerika Birleşik Devletleri Meksika Büyükelçisi olarak çalıştıktan sonra Yargıç olarak atandığı 1858 yılına kadar avukatlık yaptı.

1858’den 1881’e kadar ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak 23 yıl görev yaptı.

Ölümünden bir yıl önce büyük bir felç geçirdi, ancak görevlerini yerine getirmeye devam etti. 25 Temmuz 1881’de yaşamını yitirdi.

Nathan Clifford, ABD tarihinde Yasama, Yürütme ve Yargı’nın her kademesinde görev yapmış az sayıdaki isimden biridir. Başsavcılık, büyükelçilik ve Yüksek Mahkeme yargıçlığı görevleriyle Amerikan hukuk tarihine damga vurmuştur.

ABD–Büyükelçilik görevi sırasında, Meksika Savaşı sonrası imzalanan Guadalupe Hidalgo Antlaşmasının uygulanmasında kritik rol oynamıştır.

Yargıç olarak, ticaret, denizcilik ve sözleşme hukuku konularında verdiği kararlarda muhafazakâr görüşleriyle bilinmektedir.

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü

0

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü (World Day for Cultural Diversity for Dialogue and Development) 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 57/249 sayılı kararı ile kutlamaya başlanmıştır. Kültürlerin bir araya gelerek insanların iletişimin gücü ve büyüsünden yararlanmaları 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’nün ana temasıdır.

Genel Kurulun kararından önce Birleşmiş Milletlerin alt kuruluşu olan Unesco, 2 Kasım 2001 tarihinde Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’ni kabul etmiş 21 Mayıs gününü “Diyalog ve Kalkınma için Kültürel Çeşitlilik Dünya Günü” olarak ilan etmiştir.

Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’nin kültürel çeşitlilikle ilgili en önemli vurgularından biri diller üzerine olmuştur. Anadilde her düzeyde eğitimin, farklı dillerin korunması ve geliştirilmesinin kültürel çeşitlilik adına oldukça önemli bir durum olduğu da belirtilmiştir.

2008 yılı, UNESCO tarafından “Uluslararası Diller Yılı” ilan edilmiştir.

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü, kültürel çeşitlilik değerlerini anlamak ve 20 Ekim 2005’te kabul edilen “Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi” hakkındaki UNESCO sözleşmesinin dört ana hedefi doğrultusunda ilerlemek için bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.

Kültür için sürdürülebilir yönetim sistemlerinin desteklenmesi; kültürel mal ve hizmetlerin dengeli akışını sağlayan sanatçıların ve kültür profesyonellerinin hareketliliğinin arttırılması ve desteklenmesi; sürdürülebilir kalkınma çerçevesince farklı kültürleri bir araya getirmek ve bütünleştirmek; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tanıtılması temel hedeflerdir.

Belirlenen hedefler doğrultusunda dünyanın her tarafında etkinlikler düzenlenmesi için UNESCO tüm ülkelere çağrıda bulunmaktadır.

Socrates Scholasticus – Konstantinopolisli Socrates

0

Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates, tahminen 380-440 yılları arasında yaşamış ünlü bir tarihçi, hukukçu ve bilgindir. Yaklaşık olarak 380 yılında Konstantinopolis’te  doğmuştur. Ölüm tarihi tam olarak bilinmemektedir ancak 440 yılında ölmüş olabileceği varsayılmaktadır.

En önemli eseri Historia Ecclesiastica “Kilise Tarihi” isimli kitaptır.

İstanbul’da hukukçu ve din bilgini olan Socrates, Kilise Tarihi isimli eserinde Kayseri’li Eusebius’tan görevi devralıp 305’ten 439’a kadar geçen dini olayları anlatmaktadır. Eserlerinden, kiliseye ait olduğu ve ruhban sınıfından olduğu anlaşılmaktadır. Historia ecclesiastica (“Ecclesiastical History”), 305’den 439’a kadar olan Hıristiyanlık tarihi için vazgeçilmez bir bilgi kaynağıdır. Kitap daha sonra alıntılar yoluyla ortaçağ Latin kilisesi bilgisinin önemli bir bölümünü sağlamıştır. Socrates, kilise öyküsü yazan ilk tanınmış bilgindir.

Socrates Scholasticus/Konstantinopolisli Socrates, M.Ö. 470-399 yılları arasında yaşamış olan Klasik Yunan Filozofu Socrates ile karıştırılmamalıdır.

MS 326 yılında, İmparator I.Constantin, Roma’nın entrikalarından kurtulabilmek amacıyla Roma İmparatorluğu’nun merkezini doğuya kaydırmak istemiş ve Constantinopol’ü yani İstanbul’u kurmuş, bir süre sonra da Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Paganlarla Hıristiyanların kavgası bu döneme tesadüf etmektedir ve bu kavga 5. yüzyıla taşmıştır. Yahudilerin ve Yunan paganlarının etkin oldukları İskenderiye de bu kavgadan payını fazlasıyla almıştır. İşte bu nedenledir ki Sokrates’in öğretmenleri, saldırılardan kaçarak İstanbul’a gelen papazlar Helladius ve Ammonius’tur. İstanbul dışında Paphlagonia ve Kıbrıs’ı da gezmiştir.

Historia Ecclesiastica (“Kilise Tarihi”) ‘da İskenderiyeli Hypatia‘nın ölümü şöyle anlatılmaktadır:

“…Hypatia’nın sık sık Vali Orestus ile görüşmesi Hristiyanların hoşuna gitmiyordu. Hypatia’nın, Vali Orestus ile Piskopos Cyril’in uzlaşmasını engellemeye çalıştığı düşünülüyordu. Böyle düşünen bir grup bağnaz, Peter adındaki çete liderleri ile birlikte Hypatia’nın evinin önünde pusuya yattılar ve onu beklemeye başladılar. Hypatia eve geldiğinde ise onu kaçırıp Caesareum adındaki bir kiliseye götürdükten sonra tamamen soydular. Ardından onu taşlayarak öldürdüler. Daha sonra Hypatia’nın parçalanmış bedenini alıp Cinaron adındaki bir yerde yaktılar.”

Socrates, Arius’un ölümünü ise şöyle anlatmıştır:

“Günlerden cumartesiydi ve Arius, ertesi gün Kilise ile bir araya gelmeyi bekliyordu: fakat ilahi intikam işlediği suçların karşılığını aldı. Kendisini koruma gibi saran Eusebius taraflarlarından oluşan kalabalık ile ahalinin dikkatini de çekerek şehrin ortasından zafer yürüyüşü ile geçerek İmparatorluk sarayına gitmeye başladı. Som mermer sütunun dikili olduğu Konstantin meydanına yaklaştığında, Arius’un pişmanlığa düşmüş bilincinden bağırsakları şiddetle yumuşatan bir dehşet ortaya çıktı: O, kendi yakınında uygun bir yer aradı ve Konstantin meydanına geri yöneldi, oraya doğru hızlandı. Kısa bir süre sonra pislikle beraber bağırsaklarının dışarı çıkmasıyla üzerine bir baygınlık geldi, onu mebzul bir kanama izledi ve ince bağırsağı düştü: üstelik dalak ve karaciğerinin parçaları iç kanama ile dağıldı böylece nerdeyse öldü. Bu felaket sahnesinin yaşandığı yeri, daha önce söylediğim gibi revaklardaki bu kanlı yeri; Konstantinopolis’te sonraları da insanlar gidip, parmakları ile gösteriyorlardı, bu olağandışı ölüm, ebedi bir hatıra olarak kaldı.”

Hukuk ve Adalet Üzerine Özlü Sözler

0
Hukuk ve Adalet Üzerine Deyişler - Atasözleri

Hukuk ve Adalet Üzerine Deyişler 

Türkiye – Finlandiya Dostluk Antlaşması

0

Türkiye ile Finlandiya Dostluk Antlaşması, Varşova’da, 9 Aralık 1924 tarihinde  imzalanmıştır. (Suomen ja Turkin välinen ystävyyssopimus)

Dostluk Antlaşması, Türkiye’nin uluslararası barış perspektifini yansıtmaktadır.

Bunu takiben, “Finlandiya ile yapılan dostluk antlaşmasının onaylanmasına dair kanun” 5 Ocak 1926’da kabul edilmiştir. Finlandiya ise anlaşmayı daha erken bir tarihte, 19 Mayıs 1925’te onaylamıştır.

Antlaşma, 17 Ocak 1926 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. (Türkiye ile Finlandiya arasında münakit muhadenet muahedenamesinin tasdikına dair kanun)  Onay belgeleri 24 Kasım 1926’da Varşova’da teati edilmiştir.

İki ülke arasındaki Dostluk Antlaşması, siyasi ve diplomatik ilişkilerin başlangıcı olmuştur. Derin ve kalıcı barışın temeli antlaşmadır.

Mütekabiliyet ilkesi getirilmiş, diplomatik ilişkilerin uluslararası hukuka uygun olarak kurulması öngörülmüştür.

Sonrasında, 2 Haziran 1926 tarihinde, Finlandiya ile imzalanan ticaret ve seyri sefain antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma Türk-Fin ekonomik ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. İlerleyen yıllarda iki ülke arasında yeni sözleşmeler yapılmasının önü açılmıştır.

Türkiye’nin Helsinki’deki temsilciliği, 1946-1959 yılları arasında Maslahatgüzarlık düzeyinde hizmet vermiştir. Ardından, Elçilik düzeyine yükselmiştir. Daha sonra,  1959 yılında Büyükelçilik seviyesine yükseltilmiştir. 

 

TÜRKİYE İLE FİNLANDİYA ARASINDA YAPILAN DOSTLUK ANTLAŞMASI

Bir yandan Türkiye, diğer yandan Finlandiya;

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti arasında içten bir dostluk bağı kurmak ve güçlendirmek istediklerini içtenlikle beyan ederler. İki devlet arasındaki ilişkilerin kurulmasının, her iki milletin mutluluğuna ve refahına hizmet edeceğine inandıkları için bir dostluk antlaşması yapmaya karar vermişlerdir. Bu doğrultuda temsilciler olarak:

Türkiye Cumhurbaşkanı; Türkiye Cumhuriyeti’nin Varşova Olağanüstü Komiseri ve Büyükelçisi Dr. İbrahim Tali Bey’i,

Finlandiya Cumhurbaşkanı ise; Finlandiya Cumhuriyeti’nin Varşova Olağanüstü Temsilcisi ve Büyükelçisi Sayın Erik Erström’ü atamıştır.

Atanmış temsilciler, yetki belgelerini karşılıklı olarak sunmuş ve aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti ve her iki ülkenin vatandaşları arasında bozulması mümkün olmayan, içten ve sonsuz bir barış ve dostluk geçerli olacaktır.

Madde 2

İki devlet, diplomatik ilişkilerin uluslararası hukukun esaslarına uygun şekilde kurulması konusunda anlaşmışlardır.

Her iki tarafın siyasi temsilcileri, diğer devletin topraklarında genel uluslararası hukuk kurallarına tabi olacaklarını karşılıklılık ilkesiyle kabul ederler.

Madde 3

Bu antlaşma onaylanacak ve onay belgeleri mümkün olan en kısa sürede Varşova’da karşılıklı olarak değiş tokuş edilecektir.

Antlaşma, onay belgelerinin değiş tokuşundan on beş gün sonra yürürlüğe girecektir.

İki tarafın temsilcileri, bu antlaşmayı imzalayıp mühürlemişlerdir. 1924 yılı Aralık ayının dokuzuncu günü Varşova’da iki nüsha olarak düzenlenmiştir.

 

TÜRKİYE İLE FİNLANDİYA ARASINDA MÜNAKİT MUHADENET MUAHEDENAMESİ

Bir taraftan Türkiye,
Diğer taraftan Finlandiya,

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti arasında muhadeneti samimiye revabıtı tesis ve tahkim etmeği ayni derecede ve halisane arzu ettikleri ve Devleteyn beyninde münasebat teessüs edince Tarafeyn milletlerinin saadet ve refahiyetine hadim olacağı kanaatini her ikisi de perverde eyledikleri cihetle bir muhadenet muahedesi aktine karar vermişlerdir ve bu bapta murahhasları olmak üzere :

Türkiye Reisicumhuru; Türkiye Cumhuriyeti Varşova fevkalâde komiseri ve orta elçisi Dr. İbrahim Tali Beyi,

Finlandiya Reisicumhuru; Finlandiya Cumhuriyetinin Varşova fevkalâde murahhası ve orta elçisi Müsyü Erik Erstrom’u tayin etmişlerdir.

Müşarileyhima usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra ahkâmı atiyeyi kararlaştırmışlardır :

Madde — 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti ve Tarafeyn tebaaları arasında gayrikabili ihlâl sulh ve samimî ve ebedî muhadenet cari olacaktır

Madde — 2

Tarafeyni /Âliyeyni Âkıdeyn iki Devlet arasındaki diplomasi münasebatı hukuku düvel esaslarına tevfikan tesis hususunda ittifak etmişlerdir.

Tarafeyn, her birinin mümessili siyasilerinin Tarafı diğerin arazisinde hukuku umumiyei düvel kavaidi umumiyesine mevzu muameleye mazhar olacaklarını – mütekabiliyet şartile – kabul ederler.

Madde —3

İşbu muahede tasdik olunacak t ve tasdiknameler sürati’ mümkine ile Varşova’da teati edilecektir.

Mezkûr muahedename, tasdiknamelerin teatisinden on beş gün sonra iktisabı meriyet edecektir.

Tasdikanlilmekal Tarafeyn murahhasları işbu muahedeyi imza ve mühürlerile tahtim etmişlerdir. 1924 senesi’kânunuevvelinin dokuzuncu günü Varşova’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Cumhuriyet Riyasetine tebliği : 5 -1 -1926 tarih ve l’/612 No. lu tezkere ile
Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edildiğini müşir Cumhuriyet Riyasetinden mevrut
tezkerenin \tarih ve numarası : 7 -1 -1926 ve 4/19

 

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması-1953)

0

Balkan Paktı (Dostluk ve İşbirliği Antlaşması), 28 Şubat 1953 tarihinde imzalanmıştır. Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti arasında Ankara’da imzalanmıştır.

1934 yılında imzalanan Balkan Misakı’na atfen İkinci Balkan Paktı olarak da adlandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Balkan ülkeleri ile imzalanan çok taraflı bir antlaşmadır

Pakt, Sovyetler Birliği tehdidinde karşı caydırıcı bir rol yaratmak amacıyla işbirliği ve dostluğu öngörmektedir.

NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan ile NATO’ya üye olmayan komünist Yugoslavya antlaşmanın tarafı olmuştur.

Ayrıca, bu antlaşmadan sonra 9 Ağustos 1954 tarihinde imzalanan yeni antlaşma ile Bağdat Paktı askeri bir ittifaka dönüştürülmüş ve “Balkan İttifakı” olmuştur.

Balkan Paktı’na ilişkin Milliyet Gazetesinin 29 Şubat 1953 tarihli haberi

Resmi adıyla “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Andlaşması” Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye adına Balkan Paktı’na imza koyan Mehmet Fuad Köprülü, 1933 Üniversite reformu sonrasında ordinaryüslüğe yükseltilerek Edebiyat Fakültesi Dekanlığına getirilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Dostluk ve İşbirliği Andlaşması (Balkan Paktı)

Âkid Taraflar

Birleşmiş Milletle r Andlaşmasında beyan olunan prensiplere imanlarını teyit ederek,

Bütün milletlerle sulh içinde yaşamaya ve milletlerarası sulhun idamesine çalışmaya kararlı olarak,
Aralarında mevcut dostane münasebetleri takviye arzusiyle mütehallî olarak,

Milletlerinin hürriyet ve İstiklalini ve toprak bütünlüğünü hariçten tevcih edilecek her kuvvete karşı müdafaaya azimli olarak,

Müdafaa teşkilâtlarım hariçte n gelecek her tecavüz e karşı daha tesirli kılmak için gayretlerini birleştirmeye ve müşterek menfaatlerine müteallik meselelerle, bilhassa müdafaalarım ilgilendiren meselelerde istişare etmeye ve işbirliği yapmaya kararlı olarak,

Kendi milletlerinin ve sulhperver bütün milletlerin müşterek menfaatlerinin, dünyanın bu kısmında sulhun ve emniyetin korunması için Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 51 nci maddesine uygun olarak münasip tertipler alınmasını icabettirdiğine kani bulunarak,

İşbu Andlaşmayı akdetmeye karar yermişler ve

Türkiye Reisicumhuru: Dışişleri Vekili, İstanbul Milletvekili Profesör Ekselans Fuad Köprülü’yü,

Majeste Elenler Kralı: Dışişleri Vekili, Ekselans Stefanos Stefanopulos’u,

Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi: Dışişleri Vekili, Ekselans Koca Popoviç’i,

Bu Andlaşmayı imzaya salâhiyettar kılmışlardır.

Müşarünileyhim, usulüne muvafık olduğu görülen salâhiyetnamelerini ibraz ettikten sonra aşağıdaki bükümle r üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde — I

Akid Taraflar, aralarında devamlı surette iş birliği yapılmasını temin etmek maksadıyla müşterek menfaatlerini ilgilendiren bütün meseleler üzerinde istişarelerde bulunacaklardır
Akı d tarafları n Dışişleri Vekilleri, milletlerarası siyasi durumu tetkik etmek ve, bu Andlaşmanın gayelerine uygun olacak şekilde, gereken kararları almak üzere, muntazaman, senede bir defa, ve lüzum görüldüğü takdirde daha sık olarak, konferans halinde toplanacaklardır

Madde — II

Âkid Taraflar, kendi mıntakalarında sulh ve emniyetin korunması için müşterek gayretlerine devam etmek ve, kendilerine karşı tahrik edilmemiş bir tecavüz vukuu halinde lüzum hâsıl olabilecek müştere k savunma tedbirleri de dâhil olmak üzere, emniyetlerine mütaallik meseleleri birlikte tetkika devam etmek kararındadırlar.

Madde — III

Akid Tarafların Erkân Harbiye-i Umumiyeleri, ahenkli kararların alınabilmesi için, aralarında mutabık kalarak tespit edecekleri, savunma meselelerine müteallik, tavsiyeleri hükümetlerine arz etmek üzere işbirliği yapmaya devam edeceklerdir

Madde — IV

Âkid Taraflar, ekonomi, teknik ve kültü r sahalarındaki İşbirliğini inkişaf ettireceklerdir, lüzumu halinde, ekonomik, teknik ve kültürel meselelerin halli için gerekil anlaşmalar akdedilecek ve gerekli teşkilât kurulacaktır.

Madde — V

Akid Taraflar, aralarında zuhur edebilecek her ihtilâfı, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında tespit edilmiş bulunan muslihane yollarla ve anlayış ve dostluk ruhu içinde halletmeyi; ve birbirlerinin dahilî işlerine her hangi bir şekilde müdahaleden tevakki eylemeyi taahhüt ederler.

Madde — VI

Akid Taraflar, içlerinden birinin aleyhine müteveccih veya menafimi haleldar edebilecek mahiyette olan bir ittifak akdinden veya bir harekete katılmaktan kaçınacaklardır.

Madde — VII

Akid Taraflardan her biri, kendisi ile üçüncü bir Devlet veya diğer devletler arasında elyevm mer’i bulunan milletlerarası taahhütlerin hiç­ birinin işbu Andlaşma hükümleri ile tenakuz halinde bulunmadığını beyan eder, diğer taraftan, İlerde, işbu Andlaşmaya muhalif olabilecek her hangi bir milletlerarası taahhüde girişmemek mükellefiyetini de deruhte ederler.

Madde — VIII

İşbu Andlaşma, Türkiye ve Yunanistan’ın 4 Nisan 1949 tarihli Kuzey Atlantik Paktından mütevellit hak ve vecibelerine, her ne şekilde olursa olsun, tesir etmez ve edecek şekilde tefsir olunamaz

Madde — IX

işbu Andlaşmanın meriyete girişini müteakip, bütün Akid Taraflarca Andlaşmanın gayelerinin tahakkuku için iştirakleri faydalı addedilecek her Devlet, üç Akid Devletle aynı Şartlar tahtında ve aynı hakları haiz olmak üzere, işbu Andlaşmaya iltihak edebilecektir.

İltihak eden her Devlet, iltihakname tevdii suretiyle Andlaşmanın Taraflarından biri olacaktır

Madde — X

Fransızca metni muteber olacak olan işbu Andlaşma, Akidlerin her biri tarafından tasdik edilecek ve tasdiknameler Belgrao’da Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Dışişleri Vekâletine tevdi olunacak ve
en son tasdiknamenin tevdi edildiği tarihte meriyete girecektir.

İşbu Andlaşmanın meriyete girmesini müteakip geçecek beş senenin sonunda, Akid Taraflardan her biri, diğer Akid Taraflar Hükümetlerine göndereceği bir beyanname ile bir yıl önceden ihbar suretiyle, bu Andlaşmaya Taraf olmaktan çıkabilecektir.

Yukardaki hükümleri tasdikan, isimleri geçen yetkili murahhaslar işbu Andlaşmayı imza etmişlerdir. Ankara’da yirmi sekiz Şubat bin dokuz yüz elli üç tarihinde üç nüsha olarak tanzim kılınmış ve Akid Taraflara birer nüsha veril­miştir.

Fuad Köprülü                                                  Stefanos Stefanopulos                                  Koca Popoviç

Ömer Atila Sav

0

Avukat Ömer Atila Sav; Mahmut Nejat ve Ayşe Handan hanımın çocukları olarak 19 Mayıs 1931 tarihinde, Ankara’da dünyaya geldi. İlkokulu Mimar Kemal ilkokulunda bitirdikten sonra 1942 yılında ortaokula kaydını yaptırdı ve 1948’de Ankara Atatürk Lisesinden mezun olarak Ankara Hukuk Fakültesine girdi. Fakültede iken Öğrenci Derneği Başkanlığı yaptı.

Avukat Ömer Atila Sav,, Barolar Birliği tarafından kendisine tevcih edilen Onur Ödülü için yapılan törende Metin Feyzioğlu ile birlikte

1952 yılında ’de fakülteyi bitirdi ve Ankara Barosunda stajına başladı. Stajını Babası Avukat Nejad Sav’ın yanında tamamladı. 1953 yılında avukatlık ruhsatnamesini aldıktan sonra aynı büroda serbest avukat olarak mesleğe başladı. Askerlik görevini, askeri hakim olarak, Kayseri Hv. Kuvvetleri İkmal Merkezinde yaptı. Askerlik sonrası, 1955 yılında avukatlığa yeniden döndü. 1953-54 yıllarında, Ankara Barosu Dergisi Yayın Kurulunda sayman üyelik görevini yürüttü. 1969 yılında Ankara’da toplanan Türkiye Barolar Birliğinin ilk genel kurulunda Ankara Barosu delegesi ve ilk yönetim kurulu üyeliği ile Genel Sekreterlik görevini üstlendi.

Sanatseverler Derneği, Sanat Kurumu ve Türk Dil Kurumu üyesi idi. 1966-1980 yıllarında Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyeliği; 1962-63 yıllarında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Ceza Kurulu üyeliği yaptı.

Tercüman ve Milliyet Gazeteleri ile Milliyet Sanat Dergisinde yazılar yazdı, tiyatro eleştirileri yaptı. Ayrıca Meydan, Kim, Akis, Forum, Hisar, Türk Dili, Yenilik, Yeditepe, Son Çağ, Pazar Postası, Hisar ile TBB ve Ankara Barosu Dergilerinde makaleler yayınladı.

1970-71 yıllarında yürüttüğü Ankara Barosu Başkanlığından sonra Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına seçildi ve 8 Mart 1980-12 Mayıs 1983 tarihleri arasında bu görevde kaldı.

SODEP Kurucu Üyesi oldu. TBMM’de 20. Dönem Hatay Milletvekili olarak TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı yaptı. 33. Hükümet’te; Çalışma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev aldı.

Politik yaşamına son verdikten sonra avukatlık mesleği ile ilgili çalışmalarına devam etti. Birçok makalesi ve röportajı yayınlandı. Türk Hukuk Kurumunda aktif olarak görev aldı.

16 Aralık 2020 tarihinde, Ankara’da yaşamını yitirdi.

Avukat Ömer Atila Sav’ın ölümünün birinci yıldönümünde düzenlenen törende konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Ramiz Erinç Sağkan, Sav’ı “hukuk mesleğinin duayeni ve kutup yıldızı” olarak tanımladı.

Refik Şevket İnce

0
Refik Şevket İnce - Eski Adalet Bakanı

Refik Şevket İnce 19 Mayıs 1921 – 9 Temmuz 1922 tarihleri arasında Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. Gazeteci Yazar Emin Çölaşan’ın dedesidir.

1885 yılında Midilli adasının Polihinit şehrinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Eşme İptidai Mektebi ve İzmir İdadisi’nde tamamlayarak Selanik Hukuk Mektebi’ne başlamış ve 1911 yılında hukuk fakültesini bitirmiştir. Beylerbeyi İhtiyat Zabit (yedek subay) Mektebi’ni mülazım (teğmen) rütbesiyle bitirerek 1912 yılında Balkan Savaşı’na yedek subay olarak katılmıştır. Selçuk İstasyonunda tren kazasında sol kolundan sakatlanınca terhis edilmiş, I. Dünya Savaşı’nda 135. Alay İaşe Subayı ve 21. Kolordu Adli Müşaviri olarak vatani hizmetini yerine getirmiştir. Yunanların İzmir’i işgal etmesi üzerine Millî Mücadele’ye katılmıştır.

İnce, 28 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisine Saruhan (Manisa) Milletvekili olarak katılmış, 21 Eylül 1921’de Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığına seçilmiş, 2 Mart 1921’de Meclisteki görevine dönmüş, 1921-1922 yılları arasında III. İcra Vekilleri Heyetinde Adliye Vekilliği(Adalet Bakanlığı) yapmıştır. 1921’de bir süre Dâhiliye Vekilliğine(İçişleri Bakanlığı) de vekâlet etmiştir.

İnce, 1931, 1935 ve 1939 seçimlerinde Manisa Milletvekilliği yapmıştır. 1945 yılında Demokrat Parti Kurucu Üyeliği ve 1950 seçimlerinden sonra Manisa Milletvekilliği yapmıştır. Birinci Menderes Kabinesinde Milli Savunma Bakanı ve II. Menderes Kabinesinde Devlet Bakanlığı yapmış, 30 Mart 1951’de Bakanlıktan ayrılmıştır.

Refik Şevket İnce, 2 Kasım 1951’de Demokrat Parti Meclis Grup Başkanlığına seçilmiş, 17 Haziran 1952’ye kadar bu görevi sürdürmüştür. 24 Nisan 1955 tarihinde İstanbul‘da yaşamını yitirmiş, İzmir Soğukkuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları

0
Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları, Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından oluşmaktadır.

Avrupa’da Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları (Code of Conduct for European Lawyers)’nın oluşturulması 28 Ekim 1988 tarihine dayanmaktadır.

Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış olup, en son Portekiz, Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.

Bu Tüzük, tüm üye ülkeler için geçerlidir. Bu ülkelerin barolarına üye avukatlar için bağlayıcıdır. Bağlayıcılık baroların Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyine(CCBE) tam üye, yedek üye yada gözlemci üye olmaları bakımından fark doğurmamaktadır.

Avukatlar; söz konusu Tüzük kurallarına; Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Bölgesi ve İsviçre Konfederasyonu, yedek ve gözlemci üye devletler sınırları içinde gerçekleştirdikleri sınır ötesi faaliyetlerinde, uymak zorundadır.

CCBE Toplantısı

Avrupa Avukatlık Meslek Kurallarından birincisinin şerhi, ikinci metnin ise açıklayıcı notu bulunmaktadır. Avrupa genelinde avukatlık mesleğinin deontoloji kurallarının temelini oluşturan, Avrupalı avukatın ve Avrupa’daki baroların gelişmesi ve şekillenmesine katkıda bulunan her iki metin tüm avukatların uyması gereken temel normlardır.

Avrupa Avukatlık Meslek Kurallarını düzenleyen Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE)’nin temel amacı; avukatlık mesleğinin icrası ile ilgili ortak menfaatlerin korunması, hukukun gelişmesi ve hukukun üstünlüğü ile ilgili uygulamalar bakımından, adaletin yönetimi ve özellikle hukuk alanındaki somut gelişmeler bağlamında, gerek tam(Avrupa Birliği üyesi, Avrupa Ekonomik Bölgesi ve İsviçre Konfederasyonu), gerek ortak(yedek), gerekse gözlemci üye statüsünde bulunan üye baroları, hukuk alanındaki somut gelişmeler bağlamında; Avrupa’da ve uluslar arası düzeyde temsil etmektir. Bu kapsamda CCBE; 700.000’den fazla Avrupalı avukatın üyeliği ve katılımından meydana gelmiş bulunan baro ve hukuk birliğinin Avrupadaki resmi temsilcisi konumunda bulunmaktadır.

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları -PDF

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avrupa Avukatlık Meslek Kurallarını tüm avukatlar için uygulanabilir kılmaya çalışan CCBE, birbirlerinden ayrı fakat tamamlayıcı özellik gösteren, iki ayrı temel düzenlemeyi kabul etmiştir. Bu düzenlemelerin en yenisi; CCBE’nin 24 Kasım 2006 tarihinde Brüksel’de yapılan genel kurul toplantısında kabul edilmiş bulunan Avrupada Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü (Charter of Core Principles of The European Legal Profession)’dür. Tüzük, meslek kuralları(ahlak kuralları) olarak kabul edilmemektedir. Ancak bu kuralların, sadece CCBE’nin; asil, yedek ve gözlemci üyeleri bakımından değil, Avrupa genelindeki bütün avukatlara uygulanması amaçlanmıştır. Tüzük, avukatlık mesleği bakımından ulusal ve uluslar arası uygulamalar bakımından ortak kabul görmüş ve uygulanan on temel ilkeyi içermektedir. Tüzük, bağımsızlığını kazanmak için uğraş veren baroların bağımsızlıklarını kazanmalarına yardım etmenin yanı sıra avukatlar arasında, avukatlık mesleğinin toplum içindeki önemi konusundaki farkındalığı artırmayı amaçlamakta ve bu bağlamada hem avukatları, hem karar organlarını hem de genel olarak kamuyu ilgilendirmektedir.

CCBE- Council of Bars and Law Societies of Europe
The Voice of the European Legal ProfessionRue Joseph II, 40/8 – 1000 BRUXELLES   Tel : 32 (0)2 234 65 10  Email : ccbe@ccbe.eu
AVRUPALI AVUKATLARIN TABİ OLDUĞU MESLEK    KURALLARI
 İÇİNDEKİLER
 1.GİRİŞ
    • Avukatların Toplumdaki Görevi
    • Meslek Kurallarının Niteliği
    • Kuralların Amacı
    • Ratione Personae (Kişi Bakımından Uygulama)
    • Ratione Materiae (Konu Bakımından Uygulama)
    • Tanımlar
 2. GENEL İLKELER
    • Bağımsızlık
    • Güven ve Dürüstlük
    • Sır Saklama
    • Diğer Baro ve Hukuk Örgütlerinin Kurallarına Uyma
    • Avukatlıkla Bağdaşmayan Faaliyetler
    • Kişisel Reklam
    • Müvekkilin Menfaati
    • Avukatın Müvekkiline Karşı Sorumluluğunun Sınırı
  1. MÜVEKKİLLERLE İLİŞKİLER
    • Talimatın Kabulü ve Sona Ermesi
    • Menfaat Çatışması
    • Pactum de Quota Litis (Borcun Bir Kısmının Ödenmesini Sağlamaya İlişkin Sözleşme)
    • Ücretlerin Düzenlenmesi
    • Alacağa Mahsuben Ödeme
    • Avukat Olmayanlarla Ücret Paylaşımı
    • Dava Masrafları ve Adli Yardım
    • Müvekkil Fonları
    • Mesleki Zarar Sigortası 
  1. MAHKEMELERLE İLİŞKİLER
    • Mahkeme Kuralları
    • Duruşmaların Adilane Yürütülmesi
    • Mahkemelerde Davranış
    • Yanlış veya Yanıltıcı Bilgi
    • Hakem vesaire Bakımından Uygulama Alanı  
  1. AVUKATLARIN BİRBİRLERİYLE İLİŞKİLERİ
    • Mesleğin Kurumsal Yapısı(Ruhu)
    • Farklı Üye Devlet Avukatları Arasında İşbirliği
    • Avukatlar Arasında Yazışma
    • Tavsiye Ücreti
    • Hasım Tarafla Muhaberat
    • (Metin çıkarılmıştır)
    • Ücretlerden Sorumlu Olma
    • Mesleki Gelişimin Sürdürülmesi
    • Farklı Üye Ülke Avukatları Arasındaki İhtilaflar

GİRİŞ  
Avukatın Toplumdaki Görevi

Hukukun üstünlüğüne saygı esasına dayalı olarak kurulmuş bulunan bir toplumda avukat özel bir role sahiptir. Avukatın görevi yasanın izin verdiği sınırlar içinde verilen talimatları yerine getirmekle başlayıp sona ermez. Avukat, kendisine hak ve özgürlüklerinin savunulması ve sağlanması görevini verenlerin çıkarlarına ve adaletin sağlanmasına da hizmet etmek zorundadır ve sadece müvekkilinin davasını takip etmekle görevli olmayıp aynı zamanda müvekkilinin danışmanıdır. Bir toplumda avukatın mesleki işlevine saygı göstermek o toplumda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün varlığı için zorunlu bir koşuldur.

Dolaysıyla, avukatın üstlendiği görev onun aşağıda  sayılanlara karşı çeşitli hukuki ve ahlaki yükümlülükler(birbiriyle çelişkili görünseler de) yükler:

  • müvekkil;
  • avukatın, nezdinde müvekkilin hak ve davasını savunduğu mahkemeler ve diğer yetkili makamlar;
  • genel olarak hukuk mesleği camiası ve özel olarak bu topluluğun her bir üyesi;
  • devlete ve diğer odaklara karşı insan haklarının sağlanmasının esas olduğu ve bunun için özgür ve bağımsız bir hukuk mesleğinin varlığının o meslek örgütünce belirlenmiş bulunan kurallara saygı temelinde bulan toplum.
Meslek kurallarının niteliği
  • Meslek kuralları, bu kurallara tabi olanların kendi istekleri ile uymalara sayesinde bütün uygar toplumlarda bir işlevin avukatlar tarafından yerine getirilmesinin esas olarak kabul edildiği ve bunun sağlanması için düzenlenmiştir. Avukatların bu kurallara uymaması disiplin cezasını gerektirebilir.
  • Her Baronun ve Hukuk Örgütü’nün kuralları kendi geleneklerinden kaynaklanır. Bu kurallar ilgili üye Devlette faaliyette bulunan meslek örgütüne ve mesleğin faaliyet alanında, hukuki ve idari usullerine ve ulusal mevzuatına uyarlanır. Bu kuralların, kapsamları dışına çıkarılması ve genele uygulanması mümkün olmayan bu kuralların genelleştirilmesi mümkün olmadığı gibi arzu da edilmez.

Her Baronun ve Hukuk Örgütünün kendi özel kuralları aynı değer üzerine kurulmuş olup, çoğu kez ortak bir temeli temsil etmektedir.

Kuralların amacı
  • Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesi’nin süregelen entegrasyonu ile Avrupa Ekonomik Bölgesi dahilinde faaliyet gösteren avukatların sınır ötesi faaliyetlerinin artarak sıklaşması sonucunda; Avrupa Ekonomik Bölgesinde faaliyet gösteren tüm avukatların, hangi Baro veya Hukuk Topluğuna üye olurlarsa olsunlar , sınır ötesi faaliyetleri bağlamında ortak kurallara tabi olmaları kamu menfaatinin zorunlu bir sonucudur. Bu kuralların ihdas edilmesinin özel amacı ise özellikle, 77/249/EEC sayılı Direktif’in 4 ve 7.2 Maddeleri ile 98/5/EC sayılı Direktif’in 6 ve 7. Maddelerinde belirtilmiş olan “çifte deontoloji” nin uygulanmasından kaynaklanan zorlukların azaltılmasıdır.
  • Hukuk mesleğini CCBE aracılığı ile temsil eden kuruluşlar meslek kurallarının kodifiye edildiği maddelerin:
  • Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesi Baro ve Hukuk Örgütlerinin ortak uzlaşması olarak kabul edilmesini;
  • Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesi avukatlarının sınır ötesi faaliyetleri bağlamında ulusal düzenlemeler veya AET uygulamaları kapsamında yaptırımı olan kurallar olarak kabul edilmesini;
  • Ulusal deontoloji kuralları veya mesleki faaliyetler bağlamında yapılacak değişikliklerde göz önüne alınarak uyumlaştırılmasını;

Önermektedirler.

Öneride bulunanlar, ulusal deontoloji kuralları ve meslek kurallarının, işbu Meslek Kurallarıyla uyumlu olarak yorumlanması ve uygulanmasını önermektedirler.

Bu Kuralların avukatların sınır ötesi faaliyetleri kapsamında uyulması zorunlu kurallar olarak benimsenmesinden sonra ilgili avukat, bu Kurallara aykırı olmaması koşuluyla, üyesi olduğu Baro veya Hukuk Kurumunun kurallarına tabi olacaktır.

  • Ratione Persona(Kişi bakımından uygulama) kuramının uygulanma alanı

Bu Kurallar, 77/249/EEC ve 98/5/EC  Direktiflerde tanımlanan avukatlar ile CCBE Gözlemci Üyesi olan ülkeler avukatlarına uygulanacaktır.

  • Ratione Materiae(Konu bakımından uygulama) kuramının uygulama alanı

Aşağıda yer alan kurallar, deontoloji ve meslek kurallarının bir üye devlette uygulanması  ve uyumlaştırılması hususu göz ardı edilmeksizin; Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesinde sınır ötesi faaliyetlerde bulunan avukatlara uygulanır. Sınır ötesi faaliyet terimi:

  • bir avukatın kendi ülkesi dışında diğer üye ülke avukatlarıyla yapılan temasları;
  • avukat fiilen bulunsa veya bulunmasa da, kendi ülkesi dışında diğer üye ülkelerde yaptığı mesleki faaliyetleri; ifade eder.
Tanımlar

Bu Kurallarda yer alan;

“Üye Devlet” terimi Avrupa Birliğine üye bir devleti veya mesleki faaliyeti 1.4. Madde kapsamında bulunan diğer bir devleti,

“ Asıl Üye Devlet” terimi bir avukatın avukatlık ruhsatını veya unvanını aldığı devleti,

“ Ev sahibi Üye Devlet” terimi bir avukatın sınır ötesi faaliyetlerini sürdürdüğü herhangi bir üye Devleti,

“Yetkili Makam” terimi ilgili Üye Devletin meslek kuralları koyan makam ile avukatlara ilişkin disiplin kurallarını uygulayan kurum veya makamları,

 “77/249/EEC sayılı Direktif” avukatların hizmetlerini etkin bir şekilde ifa etme serbestisine ilişkin 22 Mart 1977 tarih, 77/249/EEC sayılı Konsey Direktifini,

“98/5/EC sayılı Direktif” bir avukatın ruhsatını/yetkisini aldığı ülke dışındaki Üye Devlette daimi olarak mesleğini icra edebilmesine olanak sağlayan 16 Şubat 1998 tarih 77/249/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ile Konseyi Direktifini,  ifade eder.

GENEL İLKELER
Bağımsızlık
  • Bir avukatın karşı karşıya bulunduğu görevleri, kişisel ve dış baskılardan kaynaklananlar başta olmak üzere her türlü etkiden arınmış ve tamamen bağımsız olmasını gerektirir. Bu bağımsızlık, adaletin gerçekleşmesine duyulan güven bağlamında bir yargıcın bağımsızlığı kadar gereklidir. Bu bağlamda, bir avukat bağımsızlığının zedelenmesinden ve ne müvekkilini, ne mahkemeyi nede üçüncü şahısları memnun etmek kaygısı ile meslek ilkelerinden ödün vermemelidir.
  • Bu bağımsızlık, davalar kadar hasımsız işlerde de gereklidir. Bir avukatın, bir müvekkile; kendisini memnun etmek, kişisel çıkarlarına hizmet etmek veya dış baskılarla verdiği danışmanlık hizmetinin hiçbir değeri yoktur.
Güven ve dürüstlük

Güven ilişkisinin var olabilmesi için bir avukatın onuru, dürüstlüğü ve güvenilirliğinden kuşku duyulmaması gerekir. Bu geleneksel değerler avukatlar için mesleki yükümlülüktür.

Sır saklama
  • İfa edilen hizmeti bir gereği olarak müvekkil avukatına başkalarına söylenmemesi gerekli olan şeyler anlatılabileceği gibi avukat, mahremiyet ilkesi doğrultusunda başka bilgilere de sahip olabilir. Sırların saklanacağından emin olunmadıkça güven olamaz. Sır saklama yükümlülüğü, avukatın birincil ve temel hak ve görevidir.

Avukatın sır saklama konusundaki yükümlülüğü adaletin gerçekleşmesine olduğu kadar müvekkilin menfaati ne de hizmet eder. Bu nedenle, sır saklama yükümlülüğü devlet tarafından özel bir korumaya tabi olacaktır.

  • Avukat, mesleğinin icrası esnasında öğrendiği bütün bilgilerin gizliliğine saygı göstermek zorundadır.
  • Sır saklama yükümlülüğü zamanla sınırlı değildir.
  • Bir avukat, hukuki hizmet verirken kendisiyle birlikte çalışan iş ortaklar meslektaşları ile diğer çalışanlardan sır saklama yükümlülüğüne riayet etmelerini talep eder.
Diğer Baro ve Hukuk Örgütlerinin kurallarına uyma

Sınır ötesi hukuk hizmeti veren bir AB ülkesi avukatı, sınır ötesi faaliyet gösterdiği Ev Sahibi Devletin meslek kurallarına uymakla yükümlü olabilir. Bir avukat, herhangi bir faaliyetinin icrasını etkileyecek olan kuralları öğrenmekle yükümlüdür.

  • CCBE üyesi kuruluşlar, diğer avukatların cari meslek kurallarına ulaşabilmesini sağlamak üzere, kendi meslek kurallarını CCBE Sekreterya’sına  tevdi etmekle yükümlüdür.
Avukatlıkla bağdaşmayan görevler
  • Avukatlar, işlevlerini gerektiği şekilde bağımsız olarak ve adaletin gerçekleşmesine uyumlu olarak gerçekleştirebilmek için bazı görevleri/işleri yapmaktan yasaklanabilirler.
  • Herhangi bir Ev sahibi Üye Ülke mahkemesi veya kamu otoritesi nezdinde bir müvekkil temsil eden veya savunan avukat, söz konusu Ev sahibi Üye Ülke avukatlarının tabi bulunduğu yasaklanmış veya aykırılık teşkil eden işler bakımından belirlenmiş kurallara tabi olacaktır(göz önüne alacaktır).
  • Mesleğini Ev sahibi Üye Ülke büro açmak suretiyle icra eden bir avukat avukatlıkla ilgisi bulunmayan ticari veya diğer bir işle iştigal etmek isterse, bulunduğu Üye Devlet avukatlarının tabi bulunduğu yasaklanmış veya avukatlıkla bağdaşmayan faaliyetlerin belirlendiği kuralları göz önüne almak zorundadır.

Kişisel reklam

  • Bir avukat, verdiği bilgilerin yanlış ve aldatıcı olmaması, sır saklama yükümlülüğüne ve sair temel değerlerine aykırı olmamak kaydıyla, sunduğu hizmetlerle ilgili olarak kamuyu bilgilendirme hakkına sahiptir.
  • Bir avukatın 2.6.1. sayılı fıkra hükümlerine uygun olmak koşulu ile yazılı basın, radyo, televizyon, elektronik ticari iletişim araçları ve diğer vasıtalarla kişisel reklam yapmasına izin verilir.
Müvekkilin menfaati

Bir avukat, bütün kanun hükümleri ve meslek kurallarına uymak koşulu ile, müvekkilinin menfaatini her zaman en iyi şekilde gözetmek ve müvekkilinin menfaatini kendi veya meslektaşlarının menfaatinden üstün tutmak zorundadır.

Avukatın müvekkiline karşı sorumluluğunun sınırı

Bir avukat, kendi Üye Devleti ve Ev sahibi Üye Devletin kanunlarının izin verdiği ölçüde, müvekkiline karşı olan sorumluluğunun sınırlarını, tabi bulunduğu meslek kurallarına uygun olarak,  kendisi belirleyebilir.

MÜVEKKİLLERLE İLİŞKİLER
Talimatın kabulü ve sona ermesi
  • Bir avukat talimat almadan bir hukuki sorunu inceleyemez. Ancak, hukuki sorunu olan kişi lehine hareket eden avukat veya yetkili bir makamın talimatı üzerine davaya bakabilir.

Avukat, kendisine talimat veren özel veya tüzel kişinin kimliği, kanuni ehliyeti ve yetkisi hakkında kuşku duyarsa, söz konusu kişinin kimliğin, yetkisi ve kanuni ehliyetinden emin olmak için gerekli gayreti göstermek zorundadır.

  • Bir avukat müvekkilini zamanında, basiretli bir şekilde ve itina ile temsil edecek ve danışmanlık yapacaktır. Bir avukat kendisine verilen talimatı yerine getirirken kişisel olarak sorumlu olur ve kendisinse tevdi edilen işle ilgili gelişmelerden müvekkilini bilgilendirir.
  • Bir avukat mesleki bilgisi ve becerisinin olmadığı veya yetersiz olduğunu bildiği veya bilmesi lazım geldiği durumlarda o işi yeterli bilgi sahibi olan bir avukatla birlikte ele almalıdır.

Bir avukat işlerinin yoğunluğu nedeniyle, derhal yerine getiremeyeceği bir konuda talimat kabul edemez.

  • Bir avukat, müvekkilinin yeni bir avukat bulamama ihtimali veya zarara uğrama ihtimali varsa tevdi edilen işi/talimatı bırakamaz.
Menfaat çatışması
  • Bir avukat, iki veya daha fazla müvekkile veya aralarında menfaat çatışması olan veya olma riski bulunan kişilere aynı konuda danışmanlık hizmeti veremez, onlar adına hareket edemez, onları temsil edemez.
  • Bir avukat, müvekkilleri arasında çıkar çatışması çıkarsa veya avukata duyulan güvenin sarsılma tehlikesi bulunuyorsa veya avukatın bağımsızlığı zedelenecekse, müvekkiller lehine hareket etmeyi bırakmalıdır.
  • Bir avukatın yeni bir müvekkili temsil etmesi eski müvekkili yönünden güveni sarsma riski taşıyorsa veya eski müvekkille ilgili bilgiler yeni müvekkille haksız avantaj sağlayacaksa avukat yeni müvekkil adına hareket etmekten kaçınmalıdır.
  • Avukatlar ortaklık halinde çalışıyorlarsa, bu ortaklık ve üyeleri, 2.1 ila 3.2.3 numaralı bentlere tabidir.
Pactum de Quato Litis(Borcun bir kısmının ödenmesini sağlamaya ilişkin sözleşme)
  • Bir avukatın pactum de quato litis yapma yetkisi yoktur.
  • Pactum de quato litis terimi; bir avukatın, müvekkilin taraf olduğu bir konuda o konuyla ilgili bir sonuca ulaşılmadan önce yapılan ve müvekkilin sonuçta elde edeceği parasal veya herhangi bir kazancın bir kısmını avukata ödemeyi taahhüt ettiği sözleşmeyi ifade etmektedir.
  • Avukata ödenecek ücret, resmi ücret tarifesine göre veya avukat üzerinde yetkisi olan Makamın kontrolu altında ise ödenecek ücret davanın müddeabihi ile orantılı olsa bile bu; Pactum de quato de litis anlaşması sayılmaz.
Ücretlerin Düzenlenmesi

Bir avukatın talep ettiği ücret müvekkile eksiksiz bildirilecek, adil ve makul olacak, avukatın tabi bulunduğu kanun ve meslek kurallarına aykırı olmayacaktır.

Alacağa Mahsuben Ödeme

Bir avukat mahsuben ödeme yapılmasını talep ederse bu talep; makul bir tahmini ücreti ve olası harcamaları geçemez.

Bu şekilde bir ödeme yapılmadığı takdirde, 3.1.4. bent hükümleri saklı kalmak üzere, avukat davadan çekilebilir veya davaya bakmayı reddedebilir.

Avukat Olmayanlarla Ücret Paylaşımı

  • Bir avukat, tabi bulunduğu kanun ve meslek kuralları üçüncü bir kişi ile iş ortaklığı ve işbirliği yapmasına izin vermesi halleri dışında, avukat olmayan bir kişi ile ücret paylaşamaz.
  • 6.1. bent hükmü, ölmüş veya emekliye ayrılmış bir avukatın işlerini üstlenen bir avukatın; ölen avukatın varislerine veya emekli avukata ücret, komisyon veya diğer ödemeler yapmasına engel değildir.
Dava Masrafları ve Adli Yardım
  • Bir avukat her zaman müvekkilinin ihtilafını en düşük mali külfetle gidermeye gayret gösterecek ve uygun zamanlarda; alternatif çözüm yollarına gitme veya sulh olma konularında müvekkiline önerilerde bulunacaktır.
  • Bir avukat, adli yardımın mümkün olduğu hallerde, müvekkilini ilgilendirmelidir.
Müvekkil Fonları
  • Avukatlar, müvekkilleri veya üçüncü şahıslar adına ellerine geçen paraları ( bundan böyle “müvekkil parası” olarak belirtilecek) bir kamu otoritesinin denetimine tabii bulunan bir banka veya benzer kuruluş hesabına ( bundan böyle “müşteri hesabı” olarak belirtilecek) yatıracaktır. Müşteri hesabı avukatın diğer hesaplarından ayrı olacaktır. Avukat tarafından tahsil edilen paralar, müvekkil başka şekilde işlem görmesini talep etmediği takdirde, böyle bir hesaba yatırılacaktır.
  • Avukat müvekkilin parasıyla ilgili tüm işlemleri gösterecek tam ve doğru kayıt tutacak ve müvekkilin hesabını tuttuğu diğer hesaplardan ayıracaktır. Ulusal mevzuata uygun olarak kayıtlar belirli bir süre muhafaza edilebilir.
  • Avukatın müdahalesi olmaksızın, ulusal kurallar açıkça izin verdiği takdirde veya banka değişikliği halleri haricinde müvekkil hesabı borçlu bakiye veremez. Bu tür hesaplar teminat veya kefalet olarak gösterilemez. Müvekkil hesabı ile başka bir banka hesabı arasında takas, birleşme  yapılamayacağı gibi avukatın bankaya olan borcunu karşılamak için kullanılamaz.
  • Müvekkile ait paralar, müvekkilin talimatı doğrultusunda uygun koşullarda veya en kısa süre müvekkil hesabına transfer edilmelidir.
  • Avukat, yazılı olarak bilgi vermeden, müvekkil hesabından kendi hesabına avukatlık ücreti transfer edemez.
  • Üye ülkedeki Yetkili Makamlar, gizlilik kuralları veya hukuk mesleğine ilişkin imtiyazlar saklı olmak kaydı ile müvekkil parasına ilişkin belgeleri onaylama ve inceleme yetkisine haizdir.
Mesleki Zarar Sigortası
  • Avukatlar, hukuki faaliyetlerinden kaynaklanan hukuki sorumluluklara karşı, mesleki faaliyetleri nedeniyle karşılaşabilecekleri risklerle sınırlı olmak kaydıyla makul bir oranda sigortalanacaklardır.
  • Avukat sigortalanmadığı takdirde, bu durumu ve sonuçlarını müvekkiline bildirmek zorundadır.
MAHKEMELERLE İLİŞKİLER
Mahkeme Kuralları

Mahkeme veya bir heyet önünde dava takip eden veya duruşmaya çıkan bir avukat o mahkeme veya heyetin kurallarına tabi olacaktır.

Duruşmaların Adilane Yürütülmesi

Bir avukat duruşmaların adil bir şekilde icrasına uymakla yükümlü bulunmaktadır.

Mahkemelerde Davranış

Bir avukat, kendi menfaatlerini ve kendisi veya üçüncü şahıslar bakımından sonuçlarını düşünmeksizin, müvekkilinin hakkını şerefli ve korkusuzca savunurken  mahkemeye karşı gerekli saygı ve nezaketi gösterecektir.

Yanlış veya Yanıltıcı Bilgi

Bir avukat hiçbir zaman mahkemeye, bilerek, yanlış veya yanıltıcı bilgi sunamaz.

Hakem vesaire Bakımından Uygulama Alanı

Bir avukatın mahkemelerle olan ilişkilerinin tabi olduğu kurallar, zaman zaman başvurulsa dahi, hakemler, adli ve yargı benzeri görevleri yerine getiren kişilerle olan ilişkileri bakımından da geçerlidir.

AVUKATLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER
Mesleğin Kurumsal Ruhu(Yapısı)
  • Mesleğin kurumsal yapısı, müvekkillerin menfaatleri göz önüne alınarak ve gereksiz davaların açılmamasına özen gösterilerek ve meslek saygınlığını zedelemeksizin, avukat arasında güven ve işbirliğine dayalı bir ilişkiyi gerektirir.
  • Bir avukat diğer AB Üyesi Devletlerin avukatlarını meslektaş olarak kabul etmeli ve onlara karşı adilane ve nazik davranmalıdır.
Farklı Üye Devlet Avukatları Arasında İşbirliği
  • Bir avukat, başka bir üye devlet avukatınca yeterli olmadığı bir konuyla ilgili olarak vermeye teşebbüs edeceği talimatı kabul etmemekle görevlidir. Böyle bir durumla karşılaşan avukat, meslektaşına, talep edilen hizmeti yerine getirecek bir avukata gerekli talimatı vermesini sağlayacak bilgileri elde etmesine yardımcı olmalıdır.
  • Bir üye devlet avukatı diğer bir üye devlet avukatı ile işbirliği içine girdiğinde, her ikisine düşen görev, iki ülkenin hukuk sisteminde ve avukatlık meslek kuruluşlarında, yeterlilikleri ve yükümlülükleri bakımından, mevcut olabilecek farklılıklar göz önüne almaktır.
Avukatlar Arasında Yazışma
  • Bir avukat başka bir üye ülke avukatına ileti gönderiyor ve bunun gizli kalmasını veya önyargı oluşturmamasını istiyorsa, iletiyi göndermeden önce bu isteğini açıkça beyan etmelidir.
  • İletiyi alacak kişi, iletinin gizliliği veya önyargı oluşturmamasını temin edemeyecek ise, bu hususu derhal göndericiye bildirmelidir.
Tavsiye ücreti
  • Bir avukat, başka bir avukattan veya herhangi bir şahıstan, o avukatı bir müvekkile tavsiye ettiği veya göndermek için ücret, komisyon veya herhangi bir karşılık talep ve kabul edemez.
  • Bir avukat, kendisine müvekkil göndermesi için, hiç kimseye ücret, komisyon veya herhangi bir karşılık ödeyemez.
Hasım Taraf ile Muhaberat

Bir avukat, bir davada veya meselede, başka bir avukat tarafından temsil edildiğini veya istişare aldığını bildiği kişi ile, o kişinin avukatının muvafakati olmadan, o dava veya mesela hakkında doğrudan haberleşemez( bu bağlamda haberleştiği takdirde avukata bilgi vermek zorundadır).

Ücretlerden Sorumlu Olma

Farklı üye ülkelerin Barolarının üyeleri arasındaki mesleki ilişkilerde, bir avukat başka bir avukatı önermekle yetinmeyip kendisi işi bir muhabire verir veya danışırsa müvekkil borcunu ödeyemeyecek durumda dahi olsa talimat veren avukat yabancı muhabire ücret, masraf, ve avans harcamalarından kişisel olarak sorumludur. İlgili avukatlar konuyla ilgili olarak düzenlemeler yapabilir. Talimat veren avukat, her zaman kendi kişisel sorumluluğunu, gelecekte sorumluluktan imtina ettiğini yabancı avukata bildirilmeden önce tahakkuk eden ücret, masraf ve avans harcamalarıyla sınırlayabilir.

Mesleki Gelişimin Sürdürülmesi

Avukatlar, mesleklerinin Avrupa boyutunu göz önüne alarak mesleki bilgi ve becerilerini korumalı ve geliştirmelidir.

Farklı Üye Ülke Avukatları Arasındaki İhtilaflar
  • Bir avukat, başka bir üye ülkedeki meslektaşının meslek kurallarını ihlal ettiğini düşünürse, bu konuda meslektaşının dikkatini çekmelidir.
  • Ayrı üye ülkeler avukatları arasında mesleki anlamda kişisel bir ihtilaf çıktığı takdirde bu ihtilafın öncelikle dostane bir şekilde giderilmesine çalışılmalıdır.
  • Bir avukat başka bir üye ülke avukatı aleyhine 5.91. ve 5.9.2. bentlerde sözü edilen konular nedeniyle bir hukuki işle başlatmadan önce, taraflar arasında sulhun sağlanmasına yardımcı olmaları amacıyla her iki avukatın üyesi bulunduğu Baro veya Hukuk Kurumunu bilgilendirecektir.

Prag Bildirgesi

0

Bologna Deklarasyonunun imzalanmasından iki yıl, Sorbonne Deklarasyonunun imzalanmasından 3 yıl sonra, 32 Avrupa devletinin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları, kaydedilen ilerlemeleri gözden geçirmek ve sürecin ileriki yıllardaki yönünü ve önceliklerini belirlemek amacıyla Prag’da bir araya gelmişlerdir. Bakanlar 2010 yılı itibariyle Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın oluşturulması amacına bağlılıklarını yinelemişlerdir. Bu toplantı için Prag şehrinin seçilmesi, Avrupa Birliği’nin genişlemesi sürecinde Avrupa’nın tamamını bu sürece dahil etme isteğinin bir sembolüdür.


Bakanlar, İzleme Grubu tarafından hazırlanan “Bologna Sürecini İlerletmek” başlıklı raporunu gözden geçirmiş, onaylamış ve Bologna Deklarasyonunda ortaya konan hedeflerin geniş ölçüde benimsendiği ve hem üniversiteler ve diğer yükseköğretim kurumları, hem de taraf devletlerin çoğu tarafından yükseköğretimin gelişmesi için bir zemin olarak kullanıldığı sonucuna varmışlardır. Bakanlar; Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın demokratik değerleri, kültürleri, dilleri ve yükseköğretim sistemlerindeki farklılığının neden olduğu zenginlikten öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin faydalanabilmesi için hareketliliğin teşvik edilmesine yönelik çabaların devam etmesi gerektiğini yinelemişlerdir.

Bakanlar, 29-30 Mart tarihlerinde Salamanca’da gerçekleşen Avrupa Yükseköğretim Kurumları Konvansiyon sonuçları ile 24-25 Mart’ta Göteborg’da yapılan Avrupa Öğrenciler Konvansiyonu tavsiyelerini değerlendirmişler Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) ile Avrupa Öğrencileri Ulusal Birlikleri’nin (ESIB) Bologna Süreci’ne aktif katılımı konusundaki memnuniyetlerini dile getirmişlerdir. Ayrıca süreci ileriye götüren diğer pek çok girişimi de takdirle karşılamışlardır. Avrupa Komisyonu’nun yapıcı desteği de ayrıca vurgulanmıştır.

Bakanlar; derece yapısıyla ilgili olarak Deklarasyon’da tavsiye edilen faaliyetlerin, ülkelerin çoğunluğunda yoğun bir biçimde ele alındığını gözlemlemişlerdir. Özellikle de kalite güvencesi ile ilgili çalışmaların ilerleme kaydetmesi takdirle karşılanmıştır. Bakanlar, ulus ötesi eğitimin getirdiği zorlukların belirlenmesinde, işbirliğine ve eğitimde yaşam boyu öğrenmeye dayalı bir perspektife duyulan ihtiyacı vurgulamışlardır.

Bologna Sürecinin Altı Hedefini İzleyen Eylemler

Bakanlar; Bologna Deklarasyonu’nda da belirtildiği gibi, Avrupa’daki yükseköğretim kurumlarını daha cazip hale getirmek ve bu kurumların rekabet etme gücünü arttırmak için bir Avrupa Yükseköğretim Alanı oluşturulmasının şart olduğunu vurgulamışlardır. Yükseköğretim’in bir kamu yararı olarak ele alınması gerektiği, sosyal bir sorumluluk olduğu ve öyle de kalacağı (yasal düzenlemeler vs.) fikrini ve öğrencilerin yükseköğretim topluluğunun ayrılmaz bir parçası olduğu inancını desteklemişlerdir. Bu açıdan Bakanlar, sürecin geleceği hakkında aşağıdaki konularda görüşlerini bildirmişlerdir:

1) Kolay Anlaşılabilir ve Karşılaştırılabilir Bir Derece Sisteminin Benimsenmesi

Bakanlar; üniversitelerin ve diğer yükseköğretim kurumlarının mevcut ulusal yasal düzenlemeleri ile ders birimlerinin, derecelerinin ve diğer kazanımlarının akademik ve mesleki açıdan tanınmasını kolaylaştırmaya yönelik Avrupa araçlarından tam olarak yararlanmalarını teşvik etmektedir. Böylece vatandaşlar kendi niteliklerini, yeterliliklerini ve vasıflarını Avrupa Yükseköğretim Alanı içinde etkin olarak kullanabileceklerdir.

Bakanlar; kurumsal, ulusal ve Avrupa düzeyinde, kalifikasyonların çeşitliliğini yansıtan basit, etkin ve adil bir tanınmayı teşvik etmesi için ENIC ve NARIC gibi mevcut organizasyon ve ağlara çağrıda bulunmuşlardır.

2) İki Aşamalı Derece Sisteminin Benimsenmesi

Bakanlar, yükseköğretimde lisans ve yüksek lisans olmak üzere iki temel aşama üzerine yapılandırılmış bir derece sistemi üzerine tartışıldığını dile getirmişlerdir. Bu yapı şimdiden bazı ülkelerde benimsenmiştir ve birçok ülkede de büyük bir ilgiyle ele alınmaktadır. Birçok ülkede lisans ve yüksek lisans derecelerinin veya kıyaslanabilir iki aşamalı derecelerin hem üniversiteler hem de diğer yükseköğretim kurumlarınca verilebildiğinin belirtilmesi önemlidir. Helsinki seminerinde lisans dereceleri üzerinde mutabakata varıldığı gibi bireysel, akademik, ve iş piyasası ihtiyaçlarının çeşitliliğine göre herhangi bir dereceyle sonuçlanan programların farklı yönelimleri ve çeşitli profillerinin olabileceği, ve hatta olması gerektiği vurgulanmıştır.

3) Kredi Sisteminin Kurulması

Bakanlar, daha esnek öğrenim ve kalifikasyon süreçleri için; kredi transferine ve biriktirmeye imkan veren bir kredi sistemi (Avrupa Kredi Transfer Sistemi -AKTS- veya AKTS’ye uyumlu bir sistem) tarafından desteklenen ortak bir kalifikasyonlar çerçevesinin kabul edilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır. Karşılıklı olarak tanınan kalite güvencesi sistemleriyle birlikte bu tür düzenlemeler; öğrencilerin Avrupa işgücü piyasasına girişini kolaylaştıracak ve Avrupa yükseköğretiminin uyumunu ve rekabet gücünü artırarak yükseköğretimi daha cazip hale getirecektir.

4) Hareketliliğin Desteklenmesi

Bakanlar; Bologna Deklarasyonu’nda belirtildiği gibi; öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin hareketliliğinin geliştirilmesinin son derece önemli olduğunu yinelemiştir. Bu nedenle; öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin serbest dolaşımını engelleyecek tüm unsurların ortadan kaldırılması yolunda verdikleri sözü doğrulamışlar, ve hareketliliğin sosyal boyutuna dikkat çekmişlerdir. Avrupa Topluluğu programları tarafından önerilen hareketlilik imkanlarını ve bu alanda Nice’te 2000 yılında AB Konseyi tarafından onaylanan Hareketlilik Eylem Planı’nın başlatılması- kaydedilen ilerlemenin altını çizmişlerdir.

5) Kalite Güvencesinde Avrupa İşbirliği’nin Teşvik Edilmesi

Bakanlar, Avrupa’nın her tarafında, kalite standardının güvence altına alınmasında ve kalifikasyonların karşılaştırabilirliğinin kolaylaştırılmasında, kalite güvence sisteminin merkezi rolünün bilincindedirler. Ayrıca, tanınma ve kalite güvencesi ağları arasında yakın işbirliğini teşvik etmişlerdir. Ulusal kalite güvencesi sistemlerinin kabul edilmesinde sıkı işbirliğinin ve karşılıklı güvenin gerekliliğinin önemini vurgulamışlardır. En iyi uygulama örneklerini yaymak, değerlendirme ve akreditasyon mekanizmalarının karşılıklı kabulü için çeşitli olasılıklar tasarlamak konusunda üniversiteleri ve diğer yükseköğretim kurumlarını teşvik etmişlerdir. Bakanlar; ortak referans çerçevesi kurma konusunda işbirliği yapmak ve iyi uygulama örneklerini yaymak için Yükseköğretimde Kalite Güvencesi Avrupa Ağı (ENQA) üyesi olmayan ülkeler ile ilgili taraflarla işbirliği yapmak suretiyle üniversitelere, diğer yükseköğretim kurumlarına , ulusal ajanslara ve ENQA’ya çağrıda bulunmuştur.

6) Yükseköğretimde Avrupa Boyutunun Desteklenmesi

Yükseköğretimde Avrupa boyutlarını güçlendirmek ve mezun istihdamını artırmak amacıyla Bakanlar, her seviye için Avrupa içerikli, yönelimli ve düzenlemeli modül, ders ve müfredatın gelişimi için yükseköğretim sektörüne çağrıda bulunmuştur. Bu; değişik ülkelerdeki kurumlar tarafından ortaklıkta önerilen belirli modüller, dersler, derece müfredatları ve tanınmış ortak dereceleri kapsamaktadır.

Bakanlar ayrıca aşağıdaki hususları vurgulamışlardır:
Yaşam boyu öğrenim 

Yaşam boyu öğrenim; Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın temel parçasıdır. Geleceğin, bilgi odaklı toplum ve ekonomi üzerine kurulu Avrupa’sında rekabet edilebilirliğin ve yeni teknolojilerinin kullanımının beraberinde getirdiği zorluklarla başa çıkmak; sosyal uyumu, eşit fırsatları ve yaşam kalitesini arttırmak için yaşam boyu öğrenim stratejileri önem arz etmektedir.

Yükseköğretim Kurumları ve Öğrenciler

Bakanlar; bir Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın kurulması ve şekillendirilmesinde; üniversitelerin, diğer eğitim kurumlarının ve öğrencilerin yeterli, aktif ve yapıcı ortaklar olarak katılımlarının memnuniyetle karşılandığını ve buna ihtiyaç duyulduğunu vurgulamışlardır. Kurumlar; uyumlu, verimli, henüz çeşitlendirilmiş ve uyarlanabilen bir Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın yaratılmasının önemini kanıtlamışlardır. Ayrıca, Bakanlar, Yükseköğretim Alanı’nda güvenin, belirginliğin (ayırıcı olma özelliğinin), hareketliliğin ve uyumun sağlanabilmesi için kalitenin şart olduğuna işaret etmişlerdir. Bakanlar; istihdam ile akademik kaliteyi birleştiren çalışma programlarının geliştirilmesi konusundaki katkıları takdirle karşılamışlar ve yükseköğretim kurumlarına sürekli faal olmaları konusunda çağrıda bulunmuşlardır.

Bakanlar; öğrencilerin derneklere, üniversitelerdeki eğitimin içeriğine ve diğer yükseköğretim kurumlarına nüfuz etmeleri gerektiğini yinelemişlerdir. Bakanlar ayrıca; öğrenciler tarafından da hatırlatılan, Bologna sürecinde sosyal boyutun göz önünde tutulması gerekliliğinin de altını çizmişlerdir.

Avrupa Yükseköğretim Alanının Çekiciliğini Artırmak 

Bakanlar; Avrupa’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen öğrenciler için Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın cazip hale getirilmesinin önemi üzerinde hemfikirdirler. Avrupa Yükseköğretim derecelerinin dünya çapında anlaşılabilirliği ve karşılaştırılabilirliği; kalifikasyonlar için ortak bir çerçevenin geliştirilmesi, tutarlı bir kalite güvencesi, akreditasyon mekanizmaları ve yoğunlaştırılmış bilgilendirme çabaları ile artırılmalıdır.

Bakanlar; yükseköğretimin ve araştırmanın kalitesinin; Avrupa’nın uluslararası çekicilik ve rekabet edilebilirliğinde önemli bir belirleyici olduğunu ve olması gerektiğini özellikle vurgulamışlardır. Bakanlar; değişik profillerde kurumlar ve programlarla beraber Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın çıkarına daha çok dikkat edilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır. Ulus ötesi eğitimin olası sonuç ve bakış açıları ile ilgili Avrupa ülkeleri arasındaki işbirliğinin artırılması çağrısında bulunmuşlardır.

Sürekli İzleme

Bakanlar; benzerlikler üzerine inşa etmek, kültürler, diller ve ulusal sistemler arasındaki farklılıklardan faydalanmak; hükümetler arası işbirliği yapmak; Avrupa üniversiteleri, diğer yükseköğretim kurumları ve öğrenci organizasyonları ile birlikte Topluluk programları arasında devam eden diyalogdan faydalanmak suretiyle, Bologna Deklarasyonu’nda ortaya konan hedefler doğrultusunda işbirliğine devam edeceklerini taahhüt etmişlerdir.

Avrupa Topluluğu programlarından Sokrates, Leonardo da Vinci ve Tempus Cards’ın açık olduğu Hırvatistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Türkiye’nin Bologna sürecine katılımları Bakanlar tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.

19 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
19 Mayıs - Hukuk Takvimi
19 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün
1762 Alman düşünürü Johann Gottlieb Fichte dünyaya geldi. (19 Mayıs 1762, 27 Ocak 1814,) Kant, Friedrich Schelling, Hegel gibi isimlerin yanı sıra Alman felsefesinin temel taşları arasında yer almaktadır.
1795 İskoç avukat, biyografi yazarı ve günlük yazarı James Boswell yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Ekim 1740) 1762’de sözlü hukuk sınavını geçti. Utrecht Üniversitesi’nde hukuk eğitimine devam etme amacıyla Avrupa’ya doğru yola çıktı ve avrupa seyahati sırasında Hollanda’da Boswell ve Grand Tour’da Boswell olmak üzere iki kitap yazdı. Edinburgh Üniversitesi’nde hukuk bitirme sınavına çalıştı. Sınavı geçti ve avukat oldu. En iyi arkadaşı ve eski çağdaş İngiliz yazar Samuel Johnson’ın biyografisi ile tanındı. Bu eser İngilizce dilinde yazılmış en büyük biyografi eseri oldu.
1825 Fransız sosyalizminin kurucularından filozof ve iktisatçı Henri de Saint Simon yaşamını yitirdi. (17 Ekim 1760– 19 Mayıs 1825)
1870 Seri katil ve yamyam Albert Fish doğdu. (Ölümü: 16 Ocak 1936)  Genellikle küçük ve savunmasız çocukları kurban seçti. Cinayetlerinde mutlaka işkenceler uyguluyor, tecavüz ediyor, etlerini yiyor, kurbanlarına acı çektirmekten büyük zevk duyuyor ve bunları din adına yaptığını düşünüyordu. Kendisine de çeşitli işkenceler  uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle, günahlarından ötürü kendisini cezalandırdığına inanıyordu.
1881 Mustafa Kemal Atatürk Selanik’te doğdu.
 1897 Oscar Wilde, 1895’ten beri “ahlak dışı yaşam” suçlamasıyla kürek cezası çekmekte olduğu Reading Zindanı’ndan tahliye oldu.
1898 İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından olan William Ewart Gladstone yaşamını yitirdi. (29 Aralık 1809 – 19 Mayıs 1898) Liberal Parti adına 1868’den 1894’e kadar üç dönemde 12 yıl görev yaptı. Oxford’dan mezun oldu. Avukat olmayı planlarken, 1832’de milletvekili seçildi ve siyasete atıldı. Reformculuğu ile ön plana çıktı. 1877-1880 yıllarında Glaslow Üniversitesi(The University of Glasgow) rektörlüğü yaptı. (Bknz: Açılış konuşması)
1919 Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başladı.
1920 TBMM, Damat Ferit Paşa ve arkadaşlarının yurttaşlıktan çıkarılmasına karar verdi.
1921
  • Hukukçu Refik Şevket İnce, Adalet Bakanı oldu.
  • Amerikalı hukukçu ve politikacı Edward Douglass White Jr. yaşamını yitirdi. (3 Kasım 1845-19 Mayıs  1921) Louisiana Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra New Orleans’ta avukatlık yaptı. Louisiana Senatörü olarak Kongre’de çalıştıktan sonra 9. ABD Yüksek Mahkeme Baş Yargıcı olarak görev aldı. Antitröst hukukunun Akıl Kuralı standardını formüle etmesiyle tanındı.
1923 Malezyalı hukukçu ve siyasetçi Peter Lo Sui Yin doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2020) Victoria Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1956’da Baro’ya kabul edildi ve hukuktan mezun olup hukukçu olmaya hak kazanan ilk Sabahan oldu. 1957 ve 1961 yılları arasında Sandakan’daki Singapur hukuk firması Donaldson&Burkinshaw için çalıştı. 1961’de Donaldson & Burkinshaw’dan kendi hukuk bürosunu kurmak için ayrıldı. Kurduğu büro hala hukuk firması olarak varlığını sürdüren ilk Sabah hukuk bürosu oldu. Sabah Kamu Hizmetleri Komisyonu üyesi olarak atandı. 1965’ten Mayıs 1967’ye kadar Sabah’ın 2. Başbakanı olarak görev yaptı. 1963’ten 1978’e kadar yeni Malezya için Parlamento Üyesi olarak görev yaptı.  
1924 Türk-Irak sınırı konusunda Türkiye –İngiltere görüşmeleri İstanbul’da başladı. Haliç Konferansı olarak diye adlandırılan görüşmelerden sonuç çıkmayınca, konu Milletler Cemiyeti‘ne götürüldü.
1926 Amerikalı siyasetçi ve insan hakları savunucusuydu Malcolm X  doğdu. (Ölümü: 21 Şubat 1965) Gelmiş geçmiş en etkili Siyahi Amerikalılardan biri oldu. Suikast sonucu öldürüldü. 
1926 Finlandiya ile yapılan dostluk antlaşmasının onaylanmasına dair kanun” 5 Ocak 1926’da kabul edilmişti. Finlandiya anlaşmayı, 19 Mayıs 1925’te onayladı.
1928 TBMM, Yüksek Mühendis Mektebi Kanununu kabul etti.
1931 Avukat Ömer Atila Sav doğdu. (Ölümü: 16 Aralık 2020)
1931 Alman düşünür ve toplumbilimci Alfred Schmidt, dünyaya geldi.  Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde filoloji, felsefe ve sosyoloji okudu. Doktorasını 1962 yılında, Marx’ta Doğa Kavramı/The Concept of Nature in Marx) ile aldı. Schmidt 1972 Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji profesörü olarak görev yaptı. Uluslararası PEN üyesi ve Schopenhauer Derneği’nin onursal üyesiydi. Frankfurt okulunun kurucuları Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno’nun öğrencisiydi. 28 Ağustos 2012’de yaşamını yitirdi.
1938 Atatürk son defa 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izledi ve Hatay sorunu ile ilgili olarak -rahatsızlığına rağmen- Güney gezisine çıktı.
1939 Hatay sınırına dair Antakya Protokolü imzalandı. Milletler Cemiyeti Sınır Komisyonu, Hatay Devleti sınırlarını belirledi.
1939 Azerbaycan asıllı hukukçu, siyasetçi, yazar, gazeteci ve Liberal Kemalizmin kurucusu Ahmet Akif Ağaoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: Aralık 1869) Paris’te  hukuk eğitimi aldı. 1930 yılında Türkiye’nin ilk çok partili hayata geçiş denemesinde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın teorisyeni olarak Türk siyasetine damgasını vurdu. Bakü‘de Azerbaycan Türkleri arasında milliyetçilik ve Türkçülük bilincinin gelişmesi için çalıştı. Türk Yurdu ve Türk Ocağı cemiyetlerinin kurucuları arasında yer aldı. Ziya GökalpYusuf Akçura gibi isimlerle birlikte Türkçülük akımının önderleri arasına girdi. Mustafa Kemal’e devrimler konusunda danışmanlık yaptı. Parti kapandıktan sonra aktif siyasetten çekildi, ölümüne kadar yazılarıyla milliyetçiliği ve liberal düşünceyi savunmaya devam etti. 
 1948 İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ile İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği birleşti. Böylece, kısa adı TMTF olan Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
 1953 “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Andlaşması” Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlandı.
1954 Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Grant Woods dünyaya geldi. (19 Mayıs 1954 – 23 Ekim 2021)
1960 Demokrat Parti iktidarının ilan ettiği Sıkıyönetim, 19 Mayıs vesilesiyle halkın Anıtkabir’i ziyaretini 10’ar kişilik gruplarla sınırlandırdı. Anıtkabir ziyareti kısıtlamaları gün boyu süren olaylara sebep oldu. Olaylara yayın yasağı getirildi.
1964 Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961 tarihinde Batı Almanya ile Türkiye arasında imzalandı. Alman ve Türk Hükümet temsilcileri, 1961 yılında imzalanan sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanan sorunları çözmek için 19 Mayıs 1964 gününde Bonn’da, Federal Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek yeni bir protokol imzaladı.
1968 Avukat Kazım Kolcuoğlu, 19 Mayıs 1968 tarihinde, Prof. Dr. İsmet Sungurbey, Orhan Kemal, Zihni Anadol, Kadri Kaplan, Vecdi Özgüner, Sevinç Özgüner, Şevki Akşit, Engin Ünsal ve Afet Ilgaz’la birlikte İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği İPSD’ni kurdu, dernek çok sayıda yürüyüş, açıklama ve miting yaptı.
1971 İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom‘un kaçırılması sonrasında Sıkıyönetim’ce hakkında arama kararı çıkarılan yüzlerce kişi gözaltına alındı veya teslim oldu.
1975 ABD Senatosu, Türkiye’ye silah ambargosunun kaldırılmasını kararlaştırdı.
1979
  • 1 Mayıs günü sokağa çıktıkları için tutuklanan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran ve 330 partili serbest bırakıldı.
  • Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden dolayı arananlardan Hüseyin Kocabaş; gasp, yaralama vb. olaylardan aranan 6 kişiyle birlikte-Balıkesir’de saklandığı evde yakalandı.
1981 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi, tüm resmi kurumlar, okullar ve vatandaşlarca bayram olarak kutlanmaya devam edildi. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev yeniden düzenlenerek Devlet Bakanı İlhan Öztrak tarafından hizmete açıldı. Atatürk Orman Çiftliği’nde, Atatürk’ün evinin benzerinin temeli, Başbakan Bülend Ulusu tarafından atıldı.
 1981
  • Avrupa Konseyi, 2.Tüketici Koruma Programını kabul etti. 23 Haziran 1986 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşıldı.
  • DİSK hakkında 12 Eylül öncesinde açılmış olan kapatma davası Sıkıyönetim Mahkemesi’ne devredildi.
1982 Türkiye, Fransa‘dan Yılmaz Güney‘in iadesini istedi.
1989
  • Kadın Kurultayı toplandı. İlk kez kapalı bir salonda yapılan kadın toplantısına yaklaşık 2 bin 500 kadın katıldı.
  • Atatürkçü Düşünce Derneği kuruldu.
1990 12 Eylül Darbesini yapan Kenan Evren’e, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nca “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü” verildi. Evren, ödülünü Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın elinden aldı.
1991 Hırvatistan’da referandum yapıldı. Halkın %94’ü bağımsızlık için oy kullandı.
1993 TKEP Genel Sekreteri Teslim Töre ve 10 arkadaşı DGM’de tutuklandı.
1994 Fransız filozof ve sosyolog Jacques Ellul dünyaya geldi. (6 Ocak 1912 – 19 Mayıs 1994) Bordeaux Üniversitesi’nde kıdemli tarih ve kurum sosyolojisi profesörlüğü yapmıştır. Kariyeri boyunca 60’tan fazla kitap ve 600’dan fazla makale yayınlamıştır. Eserlerinin çoğu propaganda, teknolojinin toplum üzerindeki etkisi ve din ile politikanın etkileşimini konu almaktadır.
2001 Prag Bildirgesi, Bologna Süreci kapsamında, Avrupa’da Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Zirvesi’nde, 32 ülkenin katılımı ile 19 Mayıs 2001 tarihinde kabul edildi.
2006 Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları, Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından oluşmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış olup, en son Portekiz, Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.
2006 Türkiye Gençlik Birliği, 19 Mayıs 2006 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde, 40 üniversiteden 65 öğrenci topluluğunun bir araya geldiği Türkiye Gençlik kurultayı ile kuruldu.
2006 Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlarla öldürülen Mustafa Yücel Özbilgin için 19 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’da ve Ankara Kocatepe Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.
 2006 Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kuralları, Porto’da güncellendi.
2011 IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, görevinden istifa etti. Strauss-Kahn, otel görevlisi bir kadına cinsel saldırı suçlamasıyla New York’ta mahkemeye çıkarıldı. Kahn, kefaletle serbest bırakıldı.
2017 Iraklı hukukçu, politikacı ve yazar Noşirvan Mustafa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1944) Viyana Üniversitesinde Uluslararası Hukuk eğitimi aldı.  
2019 Şilili hukukçu, siyasetçi, eski atlet, ve yazar Carlos Altamirano Orrego yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Aralık 1922) Şili Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Burada kamu maliyesi ve hukuk profesörü olarak görev yaptı.  1946 ve 1947 Güney Amerika Atletizm Şampiyonasında yüksek atlama etkinliğinde madalya kazandı. Şili Sosyalist Partisi’ni 1961-1965’te Temsilciler Meclisi’nde, 1965-1973’te Senato’da temsil etti. Augusto Pinochet’nin 1973’teki darbesinden sonra Şili’den kaçtı, 1993 yılına kadar Küba, Doğu Almanya ve Fransa’da sürgün olarak yaşadı.
2025 Kadınların evlenirken eşinin kütüğüne “taşınması”, boşandığında baba kütüğüne “iadesi” uygulamasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. 2020 yılında bu uygulamanın iptali için avukat Ömer Çakırgöz ve eşinin açtığı davada mahkeme norm denetimi amacıyla ve düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasına karar verdi.
2025
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” soruşturmasında tutuklanan şüpheli Ahmet Çiçek’in, etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiği öğrenildi.
  • İstanbul Anadolu Adliyesi 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, avukatlarının Sedat Peker hakkında çıkartılan kırmızı bülteninin kaldırılma talebi reddedildi.
2026 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Beşiktaş Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında “Rüşvet almak” ve “mal varlığı değerlerini aklama” iddiasıyla düzenlenen yeni operasyonda, aralarında Eski Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Cevdet Çalı’nın da bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

2

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Türkiye’de her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan resmi bayramdır. 19 Mayıs, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de resmi bayram olarak kutlanmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Anadolu’nun işgaline karşı Kurtuluş Savaşını başlatmış, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atarak Cumhuriyet Devrimlerinin yolunu açmıştır. 

19 Mayıs 1919, Türk tarihi bakımından bir dönüm noktasıdır ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşam kronolojisinde en önemli tarihlerden biridir. 

Sivas Kongresi Delegeleri

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasının ardından yurt çapında kongreler yapılmıştır. Sırasıyla; 28 Haziran-12 Temmuz 1919 tarihleri arasında 1. Balıkesir Kongresi, 26-30 Temmuz 1919 tarihlerinde 2. Balıkesir Kongresi, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi, 6-9 Ağustos 1919 tarihlerinde 1. Nazilli Kongresi, 16-25 Ağustos 1919 tarihlerinde Alaşehir Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde Sivas Kongresi, 16-22 Eylül 1919 tarihlerinde 3. Balıkesir Kongresi, 19-23 Eylül 1919 tarihlerinde 2. Nazilli Kongresi, 16 Ekim 1919 tarihlerinde 1. Edirne Kongresi, 19-21 Kasım 1919 tarihlerinde 4. Balıkesir Kongresi, 15 Ocak 1920 tarihlerinde 2. Edirne Kongresi, 10-23 Mart 1920 tarihlerinde 5. Balıkesir Kongresi, 31 Mart -2 Nisan 1920 tarihlerinde Lüleburgaz Kongresi,9-13 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Edirne Kongresi ve 2 Ağustos 1920 tarihinde Afyonkarahisar Kongresi yapılmıştır.

Düzenlenen bu kongreler sonucunda işgale karşı kurtuluş hareketi örgütlenmiş, 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuştur. 

19 Mayıs 1935, Saraçoğlu(Fenerbahçe) Stadyumu

Gençlik ve Spor Bayramı 1926 yılında Gazi Günü adıyla ilk defa Samsun’da kutlanmış, 1935 yılında Atatürk Günü adıyla resmi olarak kutlanmaya devam etmiş; 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiş; 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiş, tüm resmi kurumlar, okullar ve vatandaşlarca bayram olarak kutlanmaya devam edilmiştir. 

ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUN

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Anadolu’da Kuva-i Milliyet Hareketi başlatan Mustafa Kemal hakkında Vahdettin tarafından verilen idam fermanı

PADİŞAH BUYRUĞU: Mehmet Vahidüddin

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.” Halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.” Halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.”
Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.
24 Mayıs 1336 (1920)

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili

Damad Ferid
UNESCO : 1981 Atatürk Yılı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 27 Kasım 1978 tarihinde aldığı genel kurulu kararı ile Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılını dünyada, 1981 Atatürk Yılı olarak ilan etmiştir. Atatürk dışında başka hiçbir lider hakkında böyle bir uygulama yapılmamıştır. 

UNESCO’nun 152 ülke tarafından oy birliği ile yaptığı tanımlama şu şekildedir; 

“Atatürk; Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi, olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün hayati boyunca insanlar arasında renk, din ve irk ayrımı gözetmeyen essiz bir devlet adamı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu.”

27 Kasım 1978 tarihli UNESCO Genel Kurulu kararı:

“UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin, gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümünde, 1981 yılında anılacağını hatırlatarak, UNESCO’nun ilgilendiği tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış, uluslar arası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO’nun işbirliği yapmasına karar verilmiştir.”

Mehmed Enis Akaygen

0
Mehmed Enis Akaygen

Hukukçu, diplomat, Milletvekili ve Millet Partisi Genel Başkanı Mehmed Enis Akaygen 13 Mayıs 1880’de Filibe’de dünyaya geldi.

Filibe’de Saint-Joseph Ortaokulu’ndan mezun oldu. Ardından ailesi ile birlikte 1897 yılında İstanbul’a göç etti. Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve bir süre aynı okulda kimya öğretmenliği yaptı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve 1901 yılında Hâriciye’ye girdi. 1906’da St. Petesburg elçiliğinde memur olarak göreve başladı. Ardından Bükreş’te görev yaptı. 

Millî mücadele yıllarında Müdâfaa-î Millîye grubunda görev yaptı. İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane taşıyan gruplar içinde yer aldı. Savaş sonrası İstiklal Madalyası verilenler arasında yer aldı.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından cumhuriyet dönemi hariciyesinin kuruluş komisyonunda Tevfik Rüştü Aras ve Suat Davaz ile birlikte görevlendirildi.

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Moskova’ya tayin oldu ve 1923-1925 yıllarında burada büyükelçi olarak görev yaptı. Sovyet-Türk dostluğunun geliştirilmesine katkılarda bulundu. Ardından dışişleri bakanlığı müsteşar yardımcılığına atandı ve 1927 yılından itibaren ise dışişleri bakanlığı müsteşarlığı görevine getirildi.

Venizelos ve Atatürk’ün şahsi olarak da özen gösterdikleri Türkiye-Yunanistan dostluk rüzgarlarının estiği yıllarda Atina büyükelçisi olarak görev yaptı. (1929-1934) Balkan Paktı’nın kuruluşunda yer aldı; mübadele, Ege ve Kıbrıs sorunları konularında mesai harcadı.

1934-1939 arasında Tahran büyükelçiliğini yürüttü. 1939-1945 arasında tekrar Atina’da büyükelçiliğine getirildi. 1937 yılındaki Trakya Manevraları‘nda yabancı heyetlere eşlik etti. Yunanistan devleti tarafından kendisine 1945 yılında Yunan Devlet Liyakat Nişanı verildi. 1945’te memuriyetten emekli oldu.

1946 yılında İstanbul milletvekili olarak TBMM‘ye girdi, 1948 yılına kadar Demokrat Parti’den ayrılarak Millet Partisi‘nin kurucuları arasına yer aldı. 18 Mayıs 1952- 29 Haziran 1953 aralığında bu partinin başkanlığını yürüttü. 27 Ocak 1954’te, partinin Cemiyetler Kanununa aykırı faaliyette bulunduğu gerekçesiy­le ve Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kapatılması üzerine siyasî hayatına nokta koydu.

Atatürk ve İnönü dönemlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını uygulayan önemli diplomatlardan biri olan Akaygen, 15 Ocak 1956’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fransızca, İngilizce, Farsça ve Arapça biliyordu. Evli ve beş çocuk babasıydı. Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği genel başkan yardımcısı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Enis Tulça’nın dedesidir. . 1866-1870 yılları arası Filibe belediye başkanlığı yapan Enis Efendi’nin torunudur.

Enis Akaygen’in özel arşivi ve sözlü hatıraları esas alınarak, torunu Enis Tulça tarafından 2003 yılında “Atatürk Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey” isimli kitap yazılmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi Güney giriş kapısı yanından Bebek’e inen yokuşun ilk dönemecine kadar olan kısmının ismi Akaygen Sokak’tır. Bu sokağın ismi Türk diplomat ve siyasetçi olan Enis Akaygen’e atfen verilmiştir. 

Atatürk, Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey
Yıl 1934. Yunanistan`ın Tahran`da Diplomatik misyonu yoktur, ancak o ülkede yaşayan vatandaşları, müteşebbisleri vardır. Türkiye`nin Tahran Büyükelçiliği ve diğer İran şehirlerindeki konsolosluklarımız Yunanistan`ın İran`daki menfaatlerini korumakta ve takip etmektedirler. İran vatandaşları Yunanistan`a seyahat etmek için Türk Sefaretine başvurmaktalar. Ayrıca Tahran ve diğer şehirlerdeki Yunan vatandaşları kendi sorunları için Türk Büyükelçiliği ve Konsolosluklarına başvurmaktalar. İran`daki kordiplomatiğimizin bu ilginç misyonu Yunanistan`ın talebi, 1934 yazında Ankara`nın Tahran Büyükelçiliğimize talimatı ile hayata geçmiştir. 1922 yılından, Kocatepe`den, Dumlupınar`dan, 1934 Yılına, Atatürk ile Venizelos`un bu iki ülkenin diplomatik ilişkilerini getirdiği noktadır bu. Bölgesel anlamda ise diğer önemli bir hadise, Avrupa`yı hayrete düşüren Balkan Paktı gerçekleşmiştir. Kişisel olarak ise Venizelos`un Atatürk`ü Nobel Barış ödülüne aday gösterdiği meşhur mektubu yazdığı yıldır 1934. Böylece 1930`lu yıllar Türk Yunan ilişkileri açısından bugün henüz tekrar yakalanamamış bir dostluk dönemidir. Birinci el belgelere dayanılarak hazırlanan bu çalışma, o döneme ilişkin ilk kitap olma özelliğini de taşımaktadır.

Mümtaz Soysal

0
Prof. Dr. Mümtaz Soysal

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 15 Eylül 1929 tarihinde Zonguldak’ta doğdu İlkokulu Zonguldak’ta 1936-1941 yıllarında tamamladı. Galatasaray Lisesindeki eğitimini 1941-1949 yıllarında bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Lisans eğitimine başladı.

1953 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. 1954 yılında ise fark derslerini tamamlayarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Soysal, hem Hukuk Fakültesi hem de Siyasal Bilgiler mezunudur.

Askerlik görevini 1954-1955 yıllarında Ankara’da yaptı.

Mümtaz Soysal

Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın Akademik Kariyeri

Askerlik sonrası 1955’te Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde asistan oldu

Ayrıca, Birleşmiş Milletler bursuyla London School of Economics’te araştırmalar yaptı.

Mümtaz Soysal, 1956’da Londra’dan döndükten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku asistanı olarak çalışmaya devam etti.

24 Haziran 1958’de ‘Demokratik İktisadi Planlama İçin Siyasi Mekanizma’ teziyle Türkiye’nin ilk Siyaset Bilimi Doktoru unvanını aldı.

1959 yılında ABD’ye giderek, Rockefeller bursuyla  Princeton ve Berkeley Üniversitelerinde akademik çalışmalarda bulundu.

1960 yılında tekrar ülkeye döndü.

1961 Anayasası’nı hazırlamakla görevli Kurucu Meclis’te yer aldı. Anayasa Komisyonu üyesi olarak 6 Ocak 1961 – 29 Ekim 1961 tarihleri arasında görevi yürüttü.

Mümtaz Soysal’ın hazırlanmasında katkısı bulunan 1961 Anayasasına ilişkin oylamanın gazetelerdeki yansıması

15 Kasım 1963’te Anayasa Hukuku doçenti oldu ve bu alanda kariyerine devam etti.

Soysal’ın doçentlik tezi, ‘ ‘Dış Politikada Yasama-Yürütme Münasebetleri, Siyasi İktidarın Dış Politika Alanında ve Yasama-Yürütme Münasebetleri Çerçevesinde Kullanılışı Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme’ adını taşımaktadır

İngilizce, Fransızca ve İtalyanca dillerini bilen Soysal, 24 Haziran 1969 tarihinde “Dinamik Anayasa Anlayışı: Anayasa Diyalektiği Üzerine Bir Deneme” adlı çalışmasıyla Anayasa Hukuku profesörü oldu.

1971 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak seçildi. Dekanlık görevine hukuksuz şekilde son verildikten sonra da bilimsel çalışmalarına ara vermedi.

Siyasal Bilgiler Fakültesinden 14 Nisan 1992 tarihinde emekli oldu.

Sivil Toplum Çalışmaları

Soysal, akademik kariyerinin yanında basın ve yayın dünyasında aktif rol aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde binlerce makale ve köşe yazıları yayınlandı. Öte yandan, sivil toplum faaliyetlerine büyük katkılar sundu. Sivil toplum faaliyetlerinin ve siyasal hayatın daima içinde yer aldı.

1962’de Sosyalist Kültür Derneği’ni kurdu.

1970 yılında Akdeniz Toplumsal Araştırma Konseyi Başkanı oldu.

Mümtaz -Sevgi Soysal

12 Mart 1971 Muhtırasından sonra dekanlık görevindeyken 1402 sayılı yasa ile görevinden alındı.

18 Mayıs 1971 tarihinde, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından tutuklandı ve bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yattı.

Soysal, 1968 yılından itibaren üniversite kürsülerinde okutmakta olduğu Anayasa’ya Giriş ders kitabında komünizm propagandası yapmakla suçlanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. 2 ay 20 gün Kuşadası’nda sürgüne mahkum edildi.

10 Mart 1972 tarihinde Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevine iade edildi.

Cezaevinde olduğu dönemde Yazar Sevgi Sabuncu (Soysal) ile evlendi, Ancak Sevgi Soysal 1976 yılında yaşama veda etti.

Mümtaz Soysal – Sevgi Sabuncu (Soysal) Cezaevinde evlenmişlerdir

Soysal, 1974-1976 yılları arasında Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Yönetim Kurulu üyeliğini yürüttü. 1976-1978 yılları arasında aynı kuruluşun Uluslararası Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kıbrıs Barış Görüşmelerinde 1978-1980 yılları arasında Kıbrıs Türk Tarafının Anayasa Danışmanlığını yapması nedeniyle Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etti.

1994’te özelleştirmeye karşı mücadele için KİGEM’i kurdu ve 1996’da vakfa dönüştürdü.

Ermeni terörüne karşı Orly Davası’nda uzman olarak görev yaptı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal

Evinde Patlayan Bomba

24 Ocak 1971 tarihinde, Soysal’ın evine bombalı saldırı yapılmıştır. Ankara, Kennedy Caddesi (Boylu Sokak) üzerinde bulunan apartmanın birinci katındaki evinde gece yarısı büyük bir patlama meydana gelmiştir. Daire kapısının önüne konulan bomba evde büyük hasar meydana getirmiş ancak Mümtaz Soysal ve o dönemdeki hayat arkadaşı Sevgi Soysal hayatlarını kurtarmışlardır.

Mümtaz Soysal – 1971 yılında evine bomba atıldıktan sonra

Siyasal Yaşamı

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, 1960 darbesinden sonra kurulan Kurucu Meclis’te, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) temsilcisi olarak 6 Ocak 1961 ve 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Anayasa Komisyonu üyeliği yaptı.

20 Ekim 1991 tarihinde, 19. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den Ankara milletvekili seçildi.

27 Temmuz 1994 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olmuş, dönemin başbakanı Tansu Çiller ile anlaşmazlığa düşmesi sonucunda 28 kasım 1994 tarihinde istifa ederek bu görevden ayrıldı.

24 Aralık 1995 tarihinde, 20. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Demokratik Sol Parti’den Zonguldak milletvekili seçildi ve parti meclis başkan vekili oldu.

29 Temmuz 1998 tarihinde DSP’den, 22 Mart 1999 tarihinde ise milletvekilliğinden istifa etti.

24 Temmuz 2002 tarihinde Bağımsız Cumhuriyet Partisi’ni kurarak genel başkanlık görevini üstlendi.

Soysal, 2000’li yıllarda devam eden Kıbrıs görüşmelerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a danışmanlık yaptı.

11 Kasım 2019 tarihinde Beşiktaş’ta yaşamını yitirdi.

Basın ve Yayın Alanındaki Çalışmaları

Soysal; Doğan Avcıoğlu ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile birlikte 20 Aralık 1961-30 Haziran 1967 tarihleri arasında Yön dergisini çıkardı.

Forum, Akis, Emek ve Ortam dergilerinde, Yeni İstanbul, Ulus, Cumhuriyet ve Barış gazetelerinde yazılar yazdı.

1974 yılında Milliyet Gazetesinde “Açı” başlığı ile yazdığı köşe yazılarını 1991 yılından itibaren Hürriyet’te sürdürdü

2001 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazarlığına devam etti.

Yazın hayatı boyunca 7.000’in üzerinde köşe yazısı kaleme aldı.

Soysal, 1962 yılında arkadaşlarıyla birlikte Sosyalist Kültür Derneği‘ni kurdu.

1969-71 yıllarında Akdeniz Sosyal Bilim Araştırma Konseyi Başkanlığını yürüttü.

Aldığı Ödüller

1979’da UNESCO Uluslararası İnsan Hakları Öğretimi Ödülü’nü kazandı Bunun yanı sıra, 1986 yılında Türk Kalkınma Vakfı Ödülüne layık görüldü.

1991 yılında Dışişleri Bakanlığı “Üstün Hizmet” ödülünü kazandı.

Fransa’dan “Officier de l’ordire national de merite” ödülünü aldı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın Eserleri

Soysal, yaşamı boyunca akademik eserlerinin yanı sıra düşünce ve kültür alanında birçok telif eserin sahibidir.

Ayrıca kendisinin 80. yaşı nedeniyle 2009 yılında Mülkiyeliler Birliği Vakfı tarafından Mümtaz Soysal Armağanı basılmıştır.

Mümtaz Soysal’a Armağan

Türkiye’deki İktisadi Devlet Teşekküllerinin Bünyesi ve Murakabesi (1954)
Avrupa Birliği ve Türkiye (1954)
Demokratik İktisadi Planlama İçin Siyasi Mekanizma (1958)
Dış Politikada Yasama-Yürütme Münasebetleri Siyasi İktidarın Dış
Politika Alanında ve Yasama-Yürütme Münasebetleri Çerçevesinde Kullanılışı
Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme (Teksir). (1963)
Dış Politika ve Parlamento (1964)
Halkın Yönetime Etkisi (1965)
Anayasaya Giriş, (1968)
Dinamik Anayasa Anlayışı (1969)
100 Soruda Anayasanın Anlamı (1969)
Siyasal Düşünceler ve Rejimler (Teksir) (1972-1973)
Güzel Huzursuzluk (1975)
Anayasa Hukuku Ders Notları (1980)
Demokrasiye Giderken (1982)
Çürüyüşten Dirilişe (1999)
İdeoloji Öldü Mü?
Aklını Kıbrıs’la Bozmak
Öpülesi Gemiler
Anayasa’nın Püf Noktası
İçgüveysinin Encamı
Balinanın Böcekleri
Anayasanın Anlamı

Soysal Hakkında “Şehriyar” isimli internet blogunda yayınlanmış bir makale  

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

0

Kadın ticareti alanında uluslararası kabul görmüş öncü sözleşmelerden olan Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename(International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age), Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından 11 Ekim 1933 tarihinde Cencvrede imzalanarak kabul edilmiş ve 24 Ağustos 1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dünya genelince kadın ticaretini önlemeyi amaçlayan ve bu alanda öncü olan Sözleşme’ye Türkiye  19 Mart 1941 tarihinde katılmıştır.

Milletler Cemiyeti Antlaşması

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

Kadın ve çocuk ticaretinin daha tam bir şekilde önüne geç­meği temin arzusu ile;

>Kadın ve çocuk ticareti komitesinin, 12 nci içtimainin neti­celeri hakkında Milletler Cemiyeti Meclisine gönderdiği rapor­daki vesayaya ıttıla kesbederek;

Kadın ve çocuk ticaretinin men’ine dair olan 18 mayıs 1904 anlaşmasile 4 mayıs 1910 ve 30 eylül 1921 tarihli mukavele­nameleri, yeni bir mukavele ile tamamlamağa karar vererek;

Bu maksadla kendilerini temsilen tayin ettikleri usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini ibraz ettikten sonra aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde 1

Bir başkasının ihtiraslarını tatmin etmek üzere reşid bir kadın veya bir kızı, kendi rızasile olsa bile, başka bir memlekette icrayı fuhuş maksadile kullanan, sürükliyen veya baştan çıkaran kimse, suç unsurlarını teşkil eden fiillerin her biri ayrı ayrı memleketlerde yapılmış bulunsa bile, cezalandırılacaktır.

Teşebbüs ve kanunî hududlar içinde kalmak şartile ihzari fiiller dahi cezalandırılır.

İşbu maddede zikri geçen (Memleket) tabiri alâkadar Yük­sek Akidlerin müstemlekelerile himayeleri altında bulunan araziye, metbu sıfatile kendilerine tâbi havali ile mandası ken­disine verilmiş olan topraklara şamildir.

Madde 2

Bundan evvelki maddede yazılı olan suçlan cezalandırmağa, mevzu kanunları halen kâfi gelmiyen Yüksek Âkidler, bu suçların ağırlıklarına göre, cezalandırılması için icab eden tedbirleri almağı taahhüd ederler.

Madde 3

Yüksek Âkidler, işbu mukavelede veya çocuk ve kadın ticaretinin men’ine dair 1910 ve 1921 mukavelelerinde derpiş edilen suçlardan birini işliyen veya işlemeğe teşebbüs eden kadın veya erkek herhangi bir şahıs hakkında, suç unsur­ larının her biri başka başka memleketlerde işlenmiş ise veya işlenmesi lâzım geliyor ise, aşağıdaki malûmatı (veyahud alâka­dar memleketin kanun ve nizamları itasına müsaade ettiği buna mümasil malûmatı) birbirlerine bildirmeği taahhüd ederler:

a) Mahkûmiyet ilâmile beraber suçlu hakkında meselâ şahsî halleri, hususî vasıfları, parmak izleri, fotoğrafı, polisteki sicilli ve suçu icra şekli ilâh …. gibi elde edilecek faideli malûmat;

b) Hakkında tatbik edilmiş olan geldiği yere iade veya hudud harici edilmek gibi tedbirlere dair malûmat.

18 mayıs 1904 tarihinde Pariste münakid anlaşmanın 1incci maddesinde gösterilen makamlar, alâkalı diğer memleket ma­kamlarına, hadis olan her vak’a hakkındaki vesikalarla malûmatı doğrudan doğruya ve geciktirmeksizin göndereceklerdir. Suçun tesbiti, suçlunun mahkûmiyeti ve geldiği yere iadesi, hudud haricine çıkarılması gibi vak’alarda verilmesi mümkün olan malûmat ve vesikalar diğer memleket makamlarına gönderilecektir.

Madde 4

Yüksek Âkidler arasında işbu mukavelename ile 1910 ve 1921 mukavelenamelerinin tefsir veya tatbikından doğacak herhangi bir ihtilâf zuhur edipte bu ihtilâf diplomasi yolile arzu edilen şekilde halledilemezse, mezkûr ihtilâf Âkidler arasında mer’î beynelmilel ihtilâfların tesviyesine mütedair hükümlere göre hallolunur.

İhtilâf halindeki taraflar arasında böyle hükümler mevcud olmadığı takdirde, taraflar ihtilâfı hakeme veya adliyeye arzedeceklerdir. Taraflar arasında, diğer bir mahkemenin inti­habı hususunda anlaşma hasıl olmazsa, her iki tarafta Bey­nelmilel Daimî Adalet Divanı statüsüne müteallik 16 kânunuevvel 1920 tarihli protokole iltihak etmiş iseler, bunlardan birinin talebi üzerine, ihtilâf mezkûr divana, şayed bu protokole iltihak etmemiş iseler, beynelmilel ihtilâfların muslihane bir şekilde halline müteallik 18 teşrinievvel 1907 tarihli La Haye mukavelesine tevfikan müteşekkil bir hakem mahkemesine havale olunur.

Madde 5

Hem ingilizce ve hem fransızca metni muteber olan işbu mukavele bugünkü tarihi taşıyacak ve 1 nisan 1934 tarihine kadar, Milletler Cemiyeti tekmil azası yahud aza olma­makla beraber işbu mukavelenameyi ihzar eden konferansta temsil edilmiş bulunan veyahud bu hususta Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından mukavelenin bir sureti kendisine gönderilen Devletlerin imzasına açık tutulacaktır.

Madde 6

İşbu mukavelename tasdik olunacaktır. Tas­diknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gönderilecek ve Umumî Kâtıblik de tasdiknamelerin tevdii keyfiyetini Mil­letler Cemiyeti azasına ve bundan evvelki maddede yazılı Cemiyet azası olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 7

Milletler Cemiyeti azası olan Devletlerle 5 inci maddede zikrolunan aza olmıyan Devletler 1 nisan 1934 tari­hinden itibaren işbu mukaveleye iltihak edebilirler.

İltihaknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gön­derilecek ve Umumî Kâtiblik bunların tevdiini Cemiyet azasına ve mezkûr maddede zikredilen aza olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 8

İşbu mukavele, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğince iki tasdikname veya iltıhakname alınmasından 60 gün sonra mevkii mer’ıyete girecektir

Mukavele mer’ıyete girdiği gün Umumî Kâtıblikçe tescil olunacaktır.

Daha sonra gönderilecek tasdiknameler veya iltihakname­ler Umumî Kâtıbliğe tevdii tarihinden 60 gün sonra hüküm ifade edecektir.

Madde 9

İşbu mukavelename, Milletler Cemiyeti Umu­mî Kâtibliğine hitaben yazılacak bir tebliğ ile, fesholunabilir. Bu fesih, yalnız tebligatı yapan Yüksek Âkid hakkında ve tebliğin vusulü tarihinden bir sene sonra muteber olacaktır.

Madde 10

Yüksek Âkidlerden her biri, imza, tasdik yahud iltihak anında mukaveleyi kabul etmekle, kendisine aid müstemleke, mahmi arazı, deniz aşırı memleketler veyahud ta­biiyeti veya mandası altında bulunan toprakların hepsi veyahud herhangi bir kısmı üzerinde hiç bir taahhüd kabul etmediğini beyan edebilir.

Yüksek Âkidlerden her biri, evvelki fıkradaki arazinin hepsi veya herhangi birisi hakkında işbu mukavelenamenin mabihittatbik olacağını bilâhara Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine beyan edebilir. Bu takdirde, beyannamenin vusulünden 60 gün sonra mukavele mer’iyete girecektir.

Yüksek Âkidlerden her biri, işbu maddenin 2 nci fıkrasına tevfikan yaptıkları tebliği her hangi bir anda kısmen veya tamamen geri alabilirler. Bu takdirde, geri alma keyfiyetinin hükmü tebliğin, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine vusulünden bir sene sonra mer’ıyete girecektir.

Umumî Kâtib 10 uncu maddede bahsedilen fesih taleblerini ve işbu maddeye göre alınmış olan tebliğleri bütün Milletler Cemiyeti azasına ve keza aza olmayıp 5 inci maddede zikro­lunan Devletlere bildirecektir.

Bu maddenin 1 inci fıkrasına göre yapılan her hangi bir tebliğe rağmen 1 inci maddenin 3üncü fıkrası mer’iyette kalacaktır. Bu hükümleri tasdikan murahhaslar işbu mukaveleyi imza etmişlerdir.

Cenevrede 11 teşrinievvel 1933 de bir nüsha olarak tanzim ve Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine tevdi edilerek birer tasdikli nüshası Cemiyet azası Devletlerle 5 inci maddede mezkûr aza olmıyan Devletlere tevdi olunacaktır.

Milletlerarası Tahkim Divanı

0

Milletlerarası Tahkim Divanı, Milletlerarası Ticaret Odası(ICC)’nin tahkim organı olarak 1923 yılında kurulmuştur. Günümüzdeki haliyle milletlerarası ticari tahkime öncülük eden bir kuruluş olan divan, uluslararası ticari ihtilafların çözümlenmesi bakımından dünyanın en önde gelen merkezlerindendir. ICC Divanı uluslararası bir çerçeveye sahiptir ve her kıtadan toplam 90 ülkeyi temsil eden 600 üyeden oluşmaktadır. Divan, dünyada en yaygın temsil edilen tahkim kuruluşu olma özelliğine de sahiptir. ICC Türkiye Tahkim Çalışma Grubu, Türkieye’nin tahkim konusunda önemli deneyimleri bulunan hukukçularından oluşmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanının Amacı ve İşleyişi

Milletlerarası Tahkim Divanı, uluslararası ticari anlaşmazlıkların çözümlenmesinde tahkimin dünya çapında en etkili yolu olarak kabul edilmesine de kılavuzluk etmiştir. ICC Tahkim Divanı’nın hizmetlerine olan talep, dünya ekonomisinin hızla küreselleşmesi ve uluslararası ticaretin genişlemesi ile artmaktadır.

Milletlerarası Tahkim Divanı adıyla ICC tarafından geliştirilen ihtilafların halli mekanizması, özellikle uluslararası bağlamda ticari ihtilaflar için tasarlanmıştır. Çoğunlukla taraflar, farklı uluslararası kimliklere, dillere, yasal ve kültürel arka planlara sahiptir. ICC, uluslararası iş dünyasına adli yargı sürecinin yanında alternatif sunmakta öncülük etmiştir.

Yurt içi ticari ilişkilerde ise taraflar çözüm süreçlerinde daha az vakit harcamak ve masrafları azaltmak amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm yıllarına yönelmektedir. ICC tahkimi bunları sunmakla birlikte, taraflara gizlilik ve tahkim yerini, tatbik edilecek kanunu ve yargılama usullerinin hangi dilde yürütüleceğini seçme özgürlüğü sağlamaktadır. ICC Tahkiminin yaklaşık maliyetini hesaplamak için, ICC Merkezin web sitesindeki maliyet hesaplayıcı araçları da konulmuştur.

Milletlerarası Tahkim Divanı’nın tabi olduğu ICC tahkim kuralları yeniden güncellenerek 2012 yılı başında yürürlüğe girmiştir. ICC tahkimi, yargılamanın usulünü belirlemektedir. Hakemlerin atanmasını ve sürecin uygun şekilde akışını gözeterek, yargılama usullerini belirlemektedir. Yargılamayı divan bizzat yapmamaktadır. Prof. Dr. Ziya Akıncı ICC Tahkim Divanı’nda Türk üye olarak görev yapmaktadır. ICC Tahkim Divanı Davalarına atanan Türk hakem sayısı her geçen yıl daha artmaktadır. ICC Tahkim Divanı Başkanılığını Alexis Mourre ve ICC Genel Sekreterliğini Andrea Carlevaris yürütmektedir.

Milletlerarası Tahkim Divanının Komisyonları

ICC‘nin diğer merkez komisyonları, Bankacılık, Ticaret Hukuku ve Uygulamaları,Rekabet, Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele, Ticaret ve Yatırım Politikaları , Dijital Ekonomi, Gümrük ve Ticareti Kolaylaştırma Komisyonu,Çevre ve Enerji, Fikri Mülkiyet Hakları, Reklam ve Pazarlama ve Vergilendirme komisyonlarıdır.

Milletlerarası Tahkim Divanının bağlı olduğu ICC, üç ana organ olan Yönetim Kurulu, Dünya Konseyi, Başkanlık ve Genel Sekreterlik’ten oluşmakta ve yönetilmektedir. Dünya Konseyi, ICC’nin üst düzey yönetim organıdır.

Başkanlık ve Genel Sekreterlik, iki yıllığına Dünya konseyi tarafından seçilmekte, son Başkan da Onursal Başkan olarak bu grupta görev yapmaktadır. Genel Sekreter ICC’nin çalışma programını yürütmek için Uluslararası sekreterya ve milli komitelerle birlikte çalışmaktadır. Yönetim Kurulu, ICC’nin politika, strateji ve eylem planlarının geliştirilmesi ve uygulanması ile sorumludur ve örgütün mali işlerini denetlemektedir.

Dünya Odalar Federasyonu (WCF)

ICC, üyelik ağındaki ticaret odalarını temsil etmek amacıyla 1950 yılında Dünya Odalar Federasyonu’nu (WCF) kurmuştur. Apolitik bir sivil toplum kuruluşu olan WCF, 12.000 oda ve bu odalara bağlı iş dünyasının global ağını birleştirerek odalar topluluğunun temelini oluşturmaktadır. Dünya Odalar Federasyonu, odaların aralarındaki bağı kuvvetlendirmektedir. WCF faaliyetleri ve projeleri, yerel, bölgesel, ulusal ve karşılıklı olmanın yanı sıra kamu hukukuna ve özel hukuka göre kurulu tüm odaları kapsamaktadır. WCF, özel sektörün gelişimini teşvik etmek ve odaların kapasitelerini artırmak için, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve bölgesel kalkınma bankaları ve çok taraflı örgütler ile ilişkilerini geliştirmektedir.

Milli Komiteler, küresel bir ağ oluşturmakta, ICC üyeleri kuruluşun politikalarını şekillendirmekte ve kendi milli komiteleri aracılığıyla iş dünyasının kaygılarını hükumetlere iletmektedir. Milli komitesi henüz kurulmamış ülkelerde şirketler, bireysel olarak ICC’nin doğrudan üyesi olabilmektedir. ICC’nin 95 ülkede milli komitesi ve toplam 130 ülkeden üyesi bulunmaktadır.

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye)

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye),1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş, 1945 yılında “Milli” adını alarak yapılanmasını tamamlamıştır. ICC Türkiye’nin çalışmalarının genişletilmesi amacıyla; Komitenin kuruluş ve işlerinin yürütülmesi görevi, 1950 yılında 5590 sayılı Kanun ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine verilmiştir.

ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılanmıştır. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi olmuştur. Bugün ICC Türkiye’nin 250’ye yakın üyesi bulunmaktadır.

Türkmenistan Anayasası

0

Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edilmiş, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır.

18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.

Türkmenistan Anayasası

BAŞLANGIÇ

Biz, Türkmenistan halkı,

Kendi geleceğimizi belirleme konusundaki vazgeçilmez hakkımıza dayanarak; Vatanımızın bugün ve gelecekteki kaderi için sorumluluğumuzdan yola çıkarak;

Atalarımızın birlik, barış ve uyum içinde yaşama vasiyetlerine bağlılığımızı beyan ederek;

Milli değerleri ve menfaatleri koruyup saklamayı, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, egemenliğini ve daimi tarafsızlık statüsünü güçlendirmeyi amaç edinerek;

Her insan ve vatandaşın hak ve özgürlüklerini güvence altına alarak, toplumsal barışı ve milli birliği sağlamaya çalışarak, halk hâkimiyeti, demokratik, hukuk ve dünyevi devletinin esaslarını kararlaştırarak;

Bu Anayasayı, Türkmenistan’ın Temel Kanununu kabul ediyoruz.

1.KISIM
TÜRKMENİSTAN’IN ANAYASAL DÜZENİNİN TEMELLERİ
Madde 1

Türkmenistan, demokratik, hukuk ve dünyevi bir Devlet olup, Devlet yönetimi başkanlık cumhuriyet hükümeti şeklindedir.

Türkmenistan, kendi toprakları üzerinde egemen ve tam hâkimiyete sahip olup, iç ve dış siyasetinde bağımsızca hareket eder. Türkmenistan’ın devlet egemenliği ve ülkesi, bütün ve bölünmezdir.

Devlet, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, Anayasal düzeni korur, kanunlara uygunluğu ve hukuk düzenini sağlar.

Türkmenistan, kanunla belirlenen esaslara göre daimi tarafsızlık statüsüne sahiptir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu, 12 Aralık 1995 tarihli “Türkmenistan’ın Daimi Tarafsızlığı” isimli kararında:

  1. Türkmenistan’ın ilan ettiği daimi tarafsızlık statüsünü kabul eder ve destekler;
  2. “Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın üye devletlerini, Türkmenistan’ın bu statüsüne saygı göstermeye ve desteklemeye, ayrıca bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırır.” Dünya birliği tarafından kabul edilen, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlığı, iç ve dış politikasının temelidir.

 Madde 2

Türkmenistan’da egemenlik halka aittir. Türkmenistan Halkı, Devlet hâkimiyetinin tek kaynağıdır. Halk, bu hâkimiyeti, doğrudan veya temsili organlar aracılığıyla kullanır.

Halkın hiçbir bölümü, hiçbir kurum veya kişi hâkimiyeti ele geçirme hakkına sahip değildir.

Madde 3

Türkmenistan’da toplumun ve devletin en kıymetli hazinesi insandır.

Devlet, vatandaşa karşı sorumludur ve şahsiyetin serbestçe gelişmesi için gerekli şartları sağlar; vatandaşın canını, namusunu, saygınlığını ve özgürlüğünü, şahsi dokunulmazlığını, doğal ve vazgeçilmez haklarını korur.

Her vatandaş, Anayasanın ve kanunun kendine yüklediği ödevleri yerine yetirmek üzere, devlet önünde sorumludur.

Madde 4

Devlet hakimiyeti, kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine bölünür ve birbirinden bağımsız ve birbirini dengeleyici şekilde hareket ederler.

Madde 5

Devlet, onun organları ve yetkililer, hukuka ve Anayasal düzene bağlıdırlar.

Türkmenistan Anayasası, Devletin Temel Kanunudur. Anayasada yer alan kurallar ve hükümler doğrudan uygulanır. Anayasaya aykırı kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri hükümsüzdür.

Devlet sırrı veya kanunla korunan başka sırlar içeren yasal düzenlemeler dışında, hükümetin, idarenin ve yerel yönetimlerin normatif yasal düzenlemelerinden, yayımlanmak suretiyle ya da başka usullerle halk haberdar edilir. İnsan ve vatandaşların haklarını ve özgürlüklerini ilgilendiren yasal düzenlemeler, halkın bilgisine sunulmadıkça, kabul edildiği andan itibaren geçersizdir.

Madde 6

Türkmenistan, dünya toplumunun tam bir öznesi olarak, daimi tarafsızlık dış politikası, diğer ülkelerin iç işlerine karışmama, kuvvet kullanmama ve askeri blok ve ittifaklara katılmama, bölge ülkeleri ve dünya devletleriyle barışsever, dostça ve karşılıklı faydalı ilişkiler kurma, ilkelerine riayet eder.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak kabul ettiği normların üstünlüğünü tanır. Türkmenistan’ın taraf olduğu bir uluslararası antlaşma, Türkmenistan kanunlarında öngörülen bir kuraldan başka bir kural getirmesi halinde, uluslararası antlaşma kuralları uygulanır.

Madde 7

Türkmenistan’ın kendi vatandaşlığı vardır. Vatandaşlık kanunla edinilir, korunur ve kaybedilir.

Türkmenistan vatandaşı, bir başka ülkenin vatandaşlığını kabul edemez.

Hiç kimse, vatandaşlığından veya vatandaşlığı değiştirmek hakkından mahrum edilemez. Hiçbir Türkmen vatandaşı başka devlete teslim edilemez, sınır dışı edilemez veya vatanına geri dönme hakkı sınırlandırılamaz.

Türkmenistan vatandaşları gerek Türkmenistan topraklarında gerekse sınırları dışında devletin koruma ve himayesi altındadır.

Madde 8

Yabancı devlet vatandaşları ve vatandaşlığı olmayan kişiler, Türkmenistan’ın uluslararası antlaşmaları ve kanunları uyarınca, Türkmenistan vatandaşlarının sahip olduğu hak ve özgürlüklerden yararlanır ve sorumlulukları üstlenirler.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak tanınmış normları ve kanunla öngörülen şekilde, yabancı devlet vatandaşları veya vatandaşlığı olmayan kişilere sığınma hakkı verir.

Madde 9

Mülkiyet dokunulmazdır. Türkmenistan, üretim araçları, toprak, diğer maddi ve fikri değerler üzerinde özel mülkiyet hakkını tanır. Bunlar, vatandaş birliklerine ve devlete ait olabilir. Sadece devlet mülkiyetine konu olan şeyler, kanunla belirlenir. Devlet, mülkiyetin tüm çeşitlerini geliştirmek için eşit koruma ve eşit koşullar oluşturmayı güvence altına alır.

Kanunla yasaklanmış usulle edinen mülkiyet dışında mülkiyetin bedelsiz alınmasına müsaade edilmez.

Sadece kanunla göz önünde bulundurulan durumlarda mülkiyetin bedelini ödeyerek zorunlu alınmasına müsaade edilir.

Madde 10

Türkmenistan ekonomisi, pazar ekonomisi ilkelerine dayanır.

Devlet, girişimciliği teşvik eder ve destekler, küçük ve orta ölçekli işlemlerin gelişmesine yardım eder.

Madde 11

Devlet, milli tarihsel ve kültürel mirası, tabii çevreyi korumak, sosyal ve etnik topluluklar arasında eşitliği sağlamaktan sorumludur. Devlet, bilimsel ve sanatsal yaratıcılığı ve bunların faydalarının yayılmasını teşvik eder, bilim, kültür, eğitim ve öğretim, spor ve turizm alanlarında uluslararası ilişkilerin geliştirilmesine yardım eder.

Madde 12

Devlet, din ve ibadet özgürlüğünü, dinlerin kanun önünde eşitliğini teminat altına alır.

Dini kurumlar, Devletten ayrıdır, onlar Devlet işine karışamaz ve Devlet işleri yapamazlar.

Devletin eğitim sistemi, dini kurumlardan ayrıdır ve dünyevi karakter taşır.

Herkes dini görüşünü serbestçe belirleyebilir, tek başına veya toplu şekilde istediği dine inanma veya hiçbir dine inanmama, ayrıca dini görüşleriyle ilgili inançlarını açıklama ve yayma, dini örf, ayin ve ibadetlerini yerine getirme hakkına sahiptir.

Madde 13

Türkmenistan, devlet egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla kendi Silahlı Kuvvetlerine sahiptir.

Madde 14

Türkmen dili, Türkmenistan’ın Devlet dilidir. Her Türkmen vatandaşı, kendi ana dilini kullanma hakkına sahiptir.

Madde 15

Türkmenistan’ın egemenliğinin resmi simgeleri, Devlet bayrağı, Devlet arması ve Devlet marşıdır.

Bayrak, Arma ve Marş kanunun belirlediği esaslara göre kabul edilir ve korunur.

Madde 16

Türkmenistan’ın idari-mülki yapısı; iller (vilayetler), il statüsündeki şehirler, ilçeler (etraplar), ilçe statüsündeki şehirler, ilçelerdeki şehirler, küçük şehirler (şäherçeler) ve obalardan (gengeshliks) oluşur.

Bir veya birkaç köyün toprağı, obayı (gengeshlik) meydana getirir.

Madde 17

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat şehridir.

2.KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA İNSAN VE VATANDAŞ TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ

Madde 18

İnsan hak ve özgürlükleri dokunulmaz ve devredilmezdir.

Anayasa ve kanunlar uyarınca yapılanlar hariç, hiç kimse hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz, hiç kimsenin hak ve özgürlükleri sınırlandırılamaz.

Anayasa ve kanunlarda yer alan hak ve özgürlükler, başkalarının hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak veya kısıtlamak için kullanılamaz.

Madde 19

Türkmenistan, insan ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin eşitliğini, ve aynı zamanda milliyetine, ırkına, cinsiyetine, etnik kökenine, mülkiyetine, görevine, yaşadığı yere, diline, dinine ve siyasi görüşüne, herhangi bir parti üyeliğine veya üye olmamasına bakmaksızın, insan ve vatandaşların kanun önünde eşitliğini güvence altına alır.

Madde 20

Türkmenistan’da erkekler ile kadınlar, vatandaşlık hakları bakımından eşittirler. Eşitliğin cinsiyet temelinde bozulması, kanun önünde sorumluluğu gerektirir.

Madde 21

Hak ve özgürlüklerini kullanılması, başkalarının hak ve özgürlükleri yanı sıra, ahlak, hukuk ve kamu düzeninin gereklerini ihlal edemez, milli güvenliğe zarar veremez.

Madde 22

Herkes yaşam hakkına ve özgürce yaşamını sürdürme hakkına sahiptir. Hiç kimse yaşama hakkından yoksun bırakılamaz. Herkesin özgürce yaşama hakkı, kanun temelinde devlet tarafından korunur.

Türkmenistan’da ölüm cezası kaldırılmıştır.

Madde 23

Kanunda açıkça belirtilenlerden başka, hiç kimsenin hakları sınırlandırılamaz ve haklarından mahrum bırakılamaz, suçlanamaz ve cezalandırılamaz.

Hiç kimse, işkenceye, zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ve rızası olmaksızın tıbbi ya da diğer deneylere (ilaç veya tıbbi) tabi tutulamaz. Bir kimse sadece kanunda açık olarak gösterilen durumlarda mahkeme kararıyla veya savcının emri ile tutuklanabilir. Acil durumlarda kanunda açık olarak yetkilendirilen devlet makamları, vatandaşları geçici bir süre için gözaltına alabilir.

Madde 24

Her vatandaş, rahat bir yaşama alanı elde etmek veya ulaşmak ve bireysel konutunu inşa etmek için devletten yardım alma hakkına sahiptir. Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, herhangi bir kanuni temeli olmaksızın, orada yaşayanların rızası dışında, bir konuta giremez ya da bir başka şekilde konut dokunulmazlığını ihlal edemez. Hukuksuz saldırılara karşı konutun korunması, her insan ve vatandaşın hakkıdır.

Kanunda gösterilen durumlar haricinde hiç kimsenin konutu elinden alınamaz.

Madde 25

Herkes, özel hayatına keyfi müdahaleden, ayrıca haberleşme, telefon ve diğer iletişim araçlarının gizliliği kuralının ihlalinden, onur ve şöhretine saldırıdan, korunma hakkına sahiptir.

Madde 26

Her vatandaşın, Türkmenistan sınırları içinde, seyahat etme, yaşayacağı yeri seçme hakkı vardır.

Belirli yerlere girilmesi ve bu alanlarda seyahat edilmesine ilişkin sınırlamalar, ancak kanunla konulabilir.

Madde 27

Evlilik yaşına gelen kadın ve erkekler, karşılıklı rızayla, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Eşler, aile ilişkilerinde eşit haklara sahiptir.

Ana ve babalar veya onların yerini tutan kişiler, çocuklarını terbiye etme; onların sağlığı ve gelişmesini sağlama, onları okutmaya özen gösterme, meslek sahibi olmaya hazırlama, cemiyete kazandırma; onlara kanunlara, tarihi ve milli örf ve adetlere saygı göstermeyi öğretmek hak ve sorumluğuna sahiptir. Reşit evlatlar, ana-babalarına bakmak ve onlara yardım etmekle yükümlüdür.

Madde 28

Türkmenistan vatandaşları, düşünce ve ifade özgürlüğüne, ayrıca kanunla korunan devlet ya da diğer sırlar dışında, bilgi alma hakkına sahiptirler.

Madde 29

Vatandaşlar bakımından, kanunda belirlenen esaslara göre, toplantı, yürüyüş ve gösteri hakkı güvence altındadır.

Madde 30

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde faaliyet gösteren siyasi parti ve diğer toplumsal birlikler kurma hakkına sahiptir.

Anayasal düzeni zorla değiştirmeyi amaçlayan, faaliyetlerinde şiddete başvuran, vatandaşların Anayasal hak ve özgürlüklerine karşı olan, savaşı, ırki, milli ve dini düşmanlığı yayan, halkın sağlığı ve genel ahlakına zarar veren, siyasi partilerin, diğer toplumsal ve yarı askeri birliklerin ve ayrıca etnik ve dini nitelikli siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Madde 31

Her vatandaşın, toplum ve Devlet yönetimine, doğrudan veya serbest seçilen temsilcileri aracılığıyla katılma hakkı vardır.

Madde 32

Her vatandaşın, devlet organlarına seçme ve seçilme hakkı vardır.

Türkmenistan vatandaşlarının, yeteneğine ve mesleki liyakatine uygun olarak, kamu hizmetine girmede eşit hakları vardır.

Madde 33

Vatandaşlar, çalışma, kendi isteğine göre mesleğini, iş türünü ve iş yerini seçme, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları talep etme hakkına sahiptir.

Ücretliler, yaptığı işin niteliği ve kalitesine uygun ücret alma hakkına sahiptir. Bu ücret, Devletin belirlediği asgari geçim düzeyinden daha düşük olamaz.

Madde 34

Çalışanların, dinlenme hakkı vardır ve bu hak, haftalık çalışma sınırlarının belirlenmesi, yıllık ücretli izinlerin ve haftalık tatil günlerinin verilmesinden ibarettir.

Devlet, kişilerin dinlenebilmeleri ve boş vakitlerini değerlendirebilmeleri için gerekli şartları sağlar.

Madde 35

Vatandaşların, kamu sağlığı kurumlarının hizmetlerinden serbestçe yararlanma dahil, sağlık hakkı vardır. Ücretli tıp ve geleneksel olmayan sağlık hizmetlerine, kanunda belirlenen esas ve usule göre izin verilir.

Madde 36

Herkesin, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır.

Devlet, yaşam koşullarını korumak ve geliştirmek ve ayrıca çevreyi korumak ve yenilemek için doğal kaynakların yönetimini gözetir.

Madde 37

Vatandaşların, yaşlılık, hastalık, engellilik, çalışma yeteneğinin kaybı, geçimini sağlayanın kaybı ve işsizlik durumlarında, sosyal güvenlik hakkı vardır.

Çok çocuklu ailelere, yetimler ve gazilere ve devletin veya toplumun menfaatlerini korurken sağlığını kaybedenlere, devlet ve kamu fonlarından ek destek ve ayrıcalıklar sağlanır.

Madde 38

Her vatandaşın eğitim hakkı vardır.

Genel orta eğitim zorunludur; herkesin Devlet okullarında ücretsiz olarak bu eğitimi alma hakkı vardır.

Devlet, yeteneğine göre herkese mesleki eğitimi alma hakkını sağlar.

Türkmenistan kanunlarında belirtilen esas ve usule göre, hükümet, hükümet dışı örgütler ve vatandaşların, ücretli eğitim faaliyetinde bulunma hakları vardır.

Devlet tüm eğitim kurumları için zorunlu, eğitim standartlarını belirler.

Madde 39

Türkmenistan vatandaşları, sanatsal, bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü hakkına sahiptir. Vatandaşların bilimsel, teknik, yaratıcılık, sanatsal, edebi ve kültürel faaliyet alanlarındaki telif hakları ve menfaatleri kanunla korunur.

Devlet, bilimin, kültürün, güzel sanatların, halk yaratıcılığının, sporun ve turizmin gelişmesine yardımcı olur.

Madde 40

Hak ve özgürlüklerinin kullanılması, birey ve vatandaşların, toplum ve Devlet karşı ödevlerini yerine getirmesinden ayrılamaz.

Türkmenistan sınırları içerisinde yaşayan veya geçici olarak bulunan herkes, Türkmenistan Anayasasına, kanunlarına uymaya ve milli örf ve adetlerine saygı göstermeye mecburdur.

Madde 41

Türkmenistan’ı korumak her vatandaşın kutsal görevidir. Türkmenistan vatandaşı olan her erkek için genel askerlik görevi zorunludur.

Madde 42

Herkes, kanunda belirlenen usul ve miktarda, Devlet vergi ve diğer mali ödemeleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Madde 43

Vatandaşların, onur ve şerefi, Anayasa ve kanunlarda belirtilen insan ve vatandaşın kişisel ve siyasal hak ve özgürlükleri yargısal güvence altına alınmıştır.

Vatandaşların, Devlet organlarının, kamu kurumlarının ve yetkili kişilerin, karar ve eylemlerine karşı, mahkemeye başvurma hakkı vardır.

Madde 44

Vatandaşlar, Devlet organları, diğer örgütler ve onların çalışanları ya da özel kişilerin, hukuksuz eylerlerinden doğan maddi ve manevi zararları için, mahkemeden tazminat isteme hakkına sahiptirler.

Madde 45

Hiç kimse kendisi veya yakınları aleyhine ifade vermeye ve delil sunmaya zorlanamaz.

Kişiye psikolojik ve fiziksel baskı yapmak suretiyle veya diğer kanun dışı yollarla elde edilen delillerin hukuki gücü yoktur.

Madde 46

Vatandaşın durumunu kötüleştiren bir kanun, geçmişe yürümez. Hiç kimse, işlendiği zaman kanun tarafından suç olarak tanınmayan eylemlerden dolayı, sorumlu tutulamaz.

Madde 47

Vatandaşların bu Anayasada öngörülen hak ve özgürlüklerinin kullanılması, sadece olağanüstü hal ve sıkı yönetim dönemlerinde, Anayasa ve kanunlarda belirtilen koşul ve sınırlar içinde, geçici olarak askıya alınabilir.

3. KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA HAKİMİYET VE YÖNETİM ORGANLARI SİSTEMİ

BİRİNCİ BÖLÜM

GENEL HÜKÜMLER

Madde 48

Türkmenistan’da yüksek devlet hakimiyeti ve yönetimi, Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi tarafından kullanılır.

Madde 49

Yerel hakimiyet, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçelerde (etraplar), ilçe statüsündeki şehirlerde, yerel temsilciler ve yerel yönetim organları tarafından kullanılır; ilçelerdeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler) ve obalarda (geneşlikler) ise, yerel yönetim organları, yerel meclisler (Geneşler)dir.

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN DEVLET BAŞKANI

Madde 50

Türkmenistan Devlet Başkanı, devletin ve yürütme hâkimiyetinin başı ve Türkmenistan’ın en yüksek görevli kişisidir, O Türkmenistan’ın devlet bağımsızlığının ve tarafsızlığının, toprak bütünlüğünün, Anayasaya saygının ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin güvencesi olarak hareket eder.

Madde 51

Türkmenistan’da doğan, yaşı kırktan aşağı ve yetmişten yukarı olmayan, devlet dilini bilen, son on beş yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan, devlet organlarında, toplumsal birliklerde, işletmelerde, kurumlarında ve örgütlerde çalışabilen, her Türkmen vatandaşı, Türkmenistan Devlet Başkanlığına seçilebilir.

Madde 52

Türkmenistan Devlet Başkanı, doğrudan Türkmenistan halkı tarafından beş yıllık süre için seçilir ve yemin ettikten sonra görevine başlar.

Türkmenistan Devlet Başkanının seçimi ve görevine başlama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 53

Türkmenistan Devlet Başkanı:

  • Anayasa ve kanunları hayata geçirir;
  • Dış siyasetin uygulanmasında önderlik eder, diğer devletlerle olan ilişkilerde Türkmenistan’ı temsil eder, Türkmenistan’ın yabancı devletlerdeki, devletlerarası ve milletlerarası kuruluşlardaki elçilerini ve diğer diplomatik temsilcilerini tayin eder ve geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilcilerinin güven belgelerini ve geri çağırma mektuplarını kabul eder;
  • Türkmenistan Silahlı Kuvvetlerinin yüksek başkomutanıdır. Silahlı Kuvvetlerin tam veya kısmi seferberlik haline geçmesine, Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına ve savaşa hazır hale getirilmesine karar verir, Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar;
  • Hukuki dayanağı kanunla belirlenen, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunu kurar ve başkanlık eder;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini onaylar;
  • Türkmenistan Devlet bütçesi ve uygulanması hakkındaki raporu, Meclisin görüşüne ve onayına sunar;
  • Kanunları imzalar, geciktirici veto hakkını kullanarak, iki haftayı geçmeyecek bir süre içinde, uygun bulmadığı yerleri belirtmek suretiyle kanunu, yeniden görüşülmek ve oylanmak üzere Meclise geri gönderebilir. Eğer Meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile önceki kararını onaylarsa Türkmenistan Devlet Başkanı kanunu imzalar. Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasada değişik ve ilaveler yapan kanunlar hakkında, geciktirici veto hakkına sahip değildir;
  • Türkmenistan Seçim ve Referandumlar Merkezi Komisyonunu kurar, oluşumunda değişiklikler yapar;
  • Referandum tarihini belirler, Meclisi zamanında önce toplantıya çağırma hakkına sahiptir;
  • Türkmenistan vatandaşlığına kabul etme, vatandaşlıktan çıkarma ve sığınma konularına ilişkin sorunları çözer;
  • Türkmenistan’ın onursal madalyaları ve diğer devlet ödülleri ile ödüllendirir, askeri unvanları, diğer özel devlet unvanları ve şahsa özel unvanları verir;
  • Meclis ile anlaşarak, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını, göreve atar ve görevden alır;
  • Özel ve genel af kararı verir;
  • Vatandaşların güvenliğini sağlamak için, Türkmenistan’ın tamamında veya belli bir bölgesinde olağanüstü hal ilan eder. Olağanüstü halin kullanımı, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.
  • Anayasa ve kanunlarda kendi yetkisine bırakılan diğer konuları çözer.

Madde 54

Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan’ın tüm ülkesinde bağlayıcı gücü olan, ferman, karar ve emirler çıkartır.

Madde 55

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis üyesi olamaz.

Madde 56

Türkmenistan Devlet Başkanı, dokunulmazlık hakkına sahiptir. Onun onur ve şerefi kanunla korunur.

Türkmenistan Devlet Başkanı ve ailesinin geçimi, bakımı ve korunması, devlet tarafından karşılanır.

Madde 57

Türkmenistan Devlet Başkanı, sağlık sebebiyle görevini yerine getiremezse, süresinden önce görevinden alınabilir. Meclis, kendisi tarafından oluşturulan bağımsız sağlık kurulunun ulaştığı sonuca göre, Türkmenistan Devlet Başkanının, süresinden önce görevinden alınmasına karar verir. Fakat bu karar, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisinin oyu ile kabul edilir.

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasayı ve kanunları ihlal etmesi durumunda, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Devlet Başkanına, güvensizlik bildirebilir. Türkmenistan Devlet Başkanına güvensizlik bildirmek hakkındaki konu, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisi tarafından talep edilmesi durumunda görüşülür. Türkmenistan Devlet Başkanı hakkında güvensizlik kararı, Türkmenistan Meclisinin milletvekili üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilir. Türkmenistan Devlet Başkanının görevinden alınmasına ilişkin konu, halkın oyuna sunulur.

Madde 58

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasanın 53. maddesinin 2, 11, 13. bentlerinde, Meclis Başkanına devredilebileceği ifade edilen yetkiler dışındaki yetkilerini, diğer organlara veya kişilere devredemez.

Türkmenistan Devlet Başkanı, herhangi bir sebeple görevini yerine getirememesi durumunda, yeni Devlet Başkanı seçilinceye kadar, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunun görüşü alınarak, Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevi, geçici olarak, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan vekillerinden birine verilir. Bu durumda Devlet Başkanlığı seçimleri, Türkmenistan Devlet Başkanlığı yetkilerini geçici olarak yerine getirecek kişiye geçtiği andan itibaren, en geç 60 gün içinde yapılır. Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevini geçici olarak yerine getiren kişi, Başkanlığa aday olamaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN MECLİSİ

Madde 59

Türkmenistan Meclis (parlamento), yasama yetkisini kullanan, en yüksek temsili organdır.

Madde 60

Meclis 125 milletvekilinden oluşmakta olup, üyeleri, yaklaşık eşit sayıda seçmenlerden oluşan yerel seçim çevrelerinden, beş yıllık bir süre için seçilir.

Madde 61

Meclis aşağıdaki durumlarda süresinden önce feshedilebilir:

  • Ulusal referandumda alınan bir kararla;
  • Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun kabul ettiği bir kararla (kendini feshetme);
  • Altı ay içinde Meclisin yönetim organlarının teşkil edilememesi durumlarda Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından.

Madde 62

Meclis, milletvekillerinin yetkileri serbestçe belirler, onlar arasından Meclis Başkanını, Başkanvekillerini seçer, komiteleri ve komisyonları oluşturur.

Madde 63

Meclis,

  • Kanunları kabul eder, Türkmenistan Anayasa ve kanunlarında değişiklik ve ilaveler yapar, onların uygulanmasını gözetir ve resmi yorumlarını yapar.
  • Bakanlar Kurulunun faaliyet programının onaylanmasını görüşür;
  • Türkmenistan Devlet bütçesini ve onun uygulanması hakkındaki raporun onaylanması ile ilgili sorunları görüşür;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini görüşür;
  • Ulusal referandum yapılıp yapılmayacağına karar verir;
  • Türkmenistan Devlet Başkanının, Meclisin milletvekillerinin, il, ilçe, şehir temsili organlarının ve Halk Meclisi üyelerinin seçimlerini belirler.
  • Türkmenistan Devlet Başkanını teklifi ile, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını göreve atamak ve görevden almak hakkındaki konuları görüşür;
  • Devlet ödülleri oluşturur, Türkmenistan Devlet Başkanını devlet madalyası ile ödüllendirir, ona askeri rütbe ve unvanlar verir;
  • Devlet hakimiyet ve yürütme organlarının kabul ettiği hukuki düzenlemelerin, Anayasaya uygun olup olmadığını belirler;
  • Uluslararası antlaşmaları onaylar ve duyurur;
  • Türkmenistan Devlet sınırının, idari ve ülkesel bölümlerinin değişmesi hakkındaki sorunları çözer;
  • Barış ve güvenlikle ilgili sorunları görüşür;
  • Anayasa ve kanunlarla Meclisin yetkisine dahil edilen diğer konuları çözer.

Madde 64

Meclis, kendisine sunulup sonradan onaylamak koşuluyla, Türkmenistan Devlet Başkanına, belirli konular hakkında kanun çıkarma yetkisi verebilir.

Meclis, aşağıdaki konular hakkında kanun çıkarma yetkisini kimseye devredemez:

  • Anayasayı değiştirmek;
  • Cezai ve idari mevzuat;
  • Yargılama.

 Madde 65

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı Türkmenistan Devlet Başkanına, Meclis üyelerine, Bakanlar Kuruluna ve Yüksek Mahkemeye aittir.

Madde 66

Meclisin Milletvekillerinin, Bakanlar Kuruluna, bakanlara, devletin diğer organlarının yöneticilerine resmi soru ile soruşturma, sözlü ve yazılı soru sorma yetkisi vardır.

Madde 67

Devlet, Meclisin her bir milletvekilinin yetkilerini düzgün ve etkin olarak yerine getirmesi için gerekli koşulları sağlar, hak ve özgürlüklerinin, yaşamının, onur ve şerefinin ve şahsi dokunulmazlığının korunmasını güvence altına alır.

Madde 68

Milletvekili sadece Meclis tarafından milletvekilliği yetkilerinden yoksun bırakılabilir.

Bu konudaki karar, Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilir.

Bir milletvekili, Meclisin rızası olmaksızın, cezai soruşturmaya tabi tutulamaz, tutuklanamaz veya başka bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Madde 69

Meclisin bir milletvekili, görevi sürecince, aynı zamanda, Bakanlar Kurulu üyeliği, Hakimlik (vilayetlerin, şehirlerin ve etrapların yöneticiliği), arçınlık, hâkimlik, savcılık görevlerini yerine getiremez.

Madde 70

Meclis Başkanı gizli oyla seçilir. Meclise karşı sorumludur ve Meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin çoğunluğunun kararı ile görevinden alınabilir.

Meclis Başkan yardımcısı açık oyla seçilir. Başkanın görevlendirmesi ile onun çeşitli işlevlerini yerine getirir. Başkanın yokluğunda veya görevini yerine getirmesinin mümkün olmadığı zamanlarda onun yerini alır.

Madde 71

Meclisin, onun komite ve komisyonlarının, milletvekillerinin çalışma düzeni ile görev ve yetkileri kanun ile belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN BAKANLAR KURULU

Madde 72

Bakanlar Kurulu (Hükümet), yürütme ve idare organıdır. Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun başkanıdır.

Madde 73

Bakanlar Kurulu, Devlet Başkanı yardımcıları ve bakanlardan oluşur. Türkmenistan Devlet Başkanı, Bakanlar Kurulu toplantılarına, yerel yönetim merkezi organlarının başkanlarını davet edebilir.

Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından, onun göreve başladığı günden itibaren bir ay içinde kurulur ve yeni seçilen Devlet Başkanına yetkilerini iade eder.

Madde 74

Bakanlar Kurulu’nun toplantıları, Türkmenistan Devlet Başkanı ya da onun görevlendirmesi ile Bakanlar Kurulunun başkan yardımcılarından birisi tarafından yapılır.

Bakanlar Kurulu, yetkileri dahilinde bağlayıcı kararlar alır ve emirler çıkartır.

Madde 75

Bakanlar Kurulu:

  • Türkmenistan Kanunlarını, Türkmenistan Devlet Başkanı ve Türkmenistan Meclisinin işlemlerinin uygulanmasını sağlar;
  • Vatandaşların hak ve özgürlüklerini temin etme ve koruma, mülkiyeti ve kamu düzenini, milli güvenliği koruma hakkında önlemler alır;
  • Devletin iç ve dış siyasetinin esasları hakkındaki teklifleri, ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınma programlarını hazırlar ve onları Meclisin onayına sunar;
  • Ekonomik ve sosyal kalkınmanın Devlet tarafından hayata geçirilmesini sağlar; Devlet işletmelerinin, idarelerinin ve kurumlarının yönetimini düzenler; doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve korunmasını sağlar.
  • Para ve kredi sisteminin güçlenmesi için önlemler alır;
  • Gerektiğinde Bakanlar Kuruluna bağlı olarak komiteler, baş idareler ve diğer müdürlükleri kurar.
  • Dış ekonomik ilişkileri yürütür, yabancı devletlerle kültürel ve diğer ilişkilerin geliştirilmesini sağlar;
  • Hükümet idarelerini, Devlet işletmelerini ve kurumların faaliyetlerini yönlendirir; bakanlıkların ve müdürlüklerin ve yerel yönetim organlarının kararlarını iptal edebilir;
  • Türkmenistan Anayasasında, kanunlarda ve diğer normatif düzenlemelerde kendi yetkisine dahil diğer yükümlülükleri yerine getirir.

 Madde 76

Bakanlar Kurulunun yetkileri, çalışma şekli, diğer devlet organları ile ilişkileri kanunla belirlenir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

YEREL HÂKİMİYET İDARELERİ

Madde 77

Yerel hakimiyet idareleri, kendi yetki alanları içinde hareket eden, temsilciler ve yerel yönetim organlarından oluşur.

Madde 78

Türkmenistan kanunlarında belirtilen şekilde, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçede (etrap), ilçe statüsündeki şehirlerde, üyeleri, idari-mülki birimlerin halkı tarafından, dört yıllık bir süre için seçilen temsili organlar – Halk Meclisleri (Halk Maslahatları) – kurulur.

Madde 79

Halk Meclisleri, kendi yetki alanına giren, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeyle ilgili sorunların çözümüne katılırlar.

Halk Meclislerinin, onların üyelerinin görev ve yetkileri, faaliyetlerinin yürütülmesi ve diğer yerel ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

Madde 80

Yerel hakimiyet: İllerde il Hakimleri, şehirlerde şehir Hakimleri, ilçelerde ilçe (etrap) Hakimleri, tarafından kullanılır.

Madde 81

Hakimler, Türkmenistan Devlet Başkanının yereldeki temsilcisidirler, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından göreve atanır, görevden alınır ve ona karşı sorumludurlar.

Madde 82

Hakimler, yerel idare organlarını yönetir,

Türkmenistan Anayasanın, kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının ve Türkmenistan Bakanlar Kurulu düzenlemelerinin ve Türkmenistan Meclisi kararlarının uygulanmasını sağlar. Hakimler, görev alanlarına giren bölgelerde, yetkileri dahilinde, bağlayıcı gücü olan kararlar alabilirler.

Madde 83

Hakimlerin görev ve yetkileri, çalışma düzeni ve diğer devlet hakimiyet ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

4.KISIM

YEREL YÖNETİMLER

Madde 84

Yerel yönetim sistemi, Yerel Meclisler (Geneşler) ve temsili yerel yönetim organlarından oluşur.

Yerel meclisler (Geneşler), ilçedeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler), obalarda (geneşlikler) halk hakimiyetinin temsili organlarıdır. Yerel meclisler, doğrudan vatandaşlar tarafından üç yıllığına seçilirler.

Madde 85

Yerel meclisler, kendi faaliyetlerinde bağımsızdırlar. Hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı ilişkileri, Türkmenistan kanunlarına uygun olarak yerine getirilir.

Madde 86

Yerel meclisler:

  • Kendi bölgelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasının temel ilkelerini belirler;
  • Yerel bütçe ve uygulaması hakkındaki raporu oluşturur ve onaylar;
  • Yerel vergiler ve bunların toplanma şeklini belirler;
  • Doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılması ve çevrenin korunması için önlemler alır;
  • Kanun tarafından kendi yetilerine dahil edilen diğer konuları çözer.

Yerel meclisler, yetkileri dahilinde, kendi bölgelerinde bağlayıcı gücü olan kararlar alırlar.

Madde 87

Yerel meclislerin, kendi üyeleri arasından, Yerel meclise (Geneşe) başkanlık eden ve Yerel meclise karşı sorumlu olan arçın seçilir.

Arçınlar, Yerel meclislerin kararlarını, devlet hakimiyet ve yönetim organları düzenlemelerinin uygulanmasını sağlarlar, yerel öneme haiz diğer konuları karara bağlarlar.

Madde 88

Yerel meclislerin, diğer yerel yönetim organlarının faaliyet şekli kanunla belirlenir

5.KISIM

SEÇİM SİSTEMİ, REFERANDUM

Madde 89

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis milletvekilleri, Halk Meclisi (Halk Maslahatı) ve Yerel Meclis (Geneş) üyelerinin seçimi, genel ve eşit seçimledir. 18 yaşına ulaşmış her Türkmen vatandaşı seçme hakkına sahiptir; her seçmenin bir oyu vardır.

Mahkeme tarafından ehliyetsizliğine karar verilen vatandaşlar, ceza evlerinde cezasını çeken kişiler, seçimlere katılamazlar. Bunların dışındaki hallerde vatandaşların seçim haklarının sınırlandırılması kabul edilemez ve kanunla cezalandırılır.

Madde 90

Seçim gününe kadar 26 yaşına ulaşan ve son on yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan Türkmen vatandaşları Meclis milletvekilliğine seçilebilir. Türkmenistan Meclis Milletvekilliğine, Halk Meclisleri ve Yerel Meclis üyeliğine adaylık koşulları, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.

Madde 91

Seçimler doğrudan seçimlerdir ve seçilenler, vatandaşlar tarafından doğrudan doğruya seçilirler.

Madde 92

Seçimlerde oy vermek gizlidir ve oy verme sırasında, oy verenlerin tercihlerinin kontrol edilmesine izin verilmez.

Madde 93

Türkmenistan kanunlarında belirtilen koşullarda, aday gösterme hakkı, siyasi partilere, toplumsal birliklere ve vatandaş gruplarına aittir.

Madde 94

Devlet ve toplum hayatı ile ilgili önemli konuları çözmek için, genel ve yerel referandumlar yapılabilir.

Referandumla kabul edilen kararların iptal edilebilmesi ve değiştirilmesi yine referandumla mümkündür.

Madde 95

Türkmenistan Meclisinin milletvekillerinin en az üçte ikisi veya seçme hakkı olan vatandaşların en az 250 bininin teklifiyle, genel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Türkmenistan Meclisine aittir.

Madde 96

Kendi teşebbüsleriyle veya ilgili bölgede yaşayan seçmenlerin en az dörtte birinin teklifiyle, yerel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Yerel Meclise (Geneşe) aittir.

Madde 97

Referandumlar genel, eşit, doğrudan ve gizli oy verme esaslarına göre yapılır.

Referandumlara seçim hakkına sahip olan Türkmenistan vatandaşları katılır.

Madde 98

Seçimlerin, genel ve yerel referandumların yapılmasının usulü kanunla belirlenir.

Seçimler ve referandumlar, olağanüstü hal zamanında yapılamaz.

6.KISIM

YARGI HAKİMİYETİ

Madde 99

Türkmenistan’da yargı hakimiyeti sadece mahkemelere aittir.

Yargı hakimiyeti, vatandaşların hak ve özgürlüklerini, kanun yoluyla gözetilen Devlet ve toplum çıkarlarını korumayı amaçlar.

Madde 100

Yargı hâkimiyeti, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi ve kanunlarda gösterilen diğer mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Olağanüstü mahkemelerin ve mahkeme yetkisine sahip diğer kuruluşların oluşturulmasına izin verilmez.

Madde 101

Hâkimler bağımsızdır, sadece kanuna tabidir ve vicdani kanaatine göre hareket ederler. Hiç kimse hâkimlere karışamaz, hâkimlere müdahale edilmesi kanunla belirlenen yaptırımlara tabidir. Hâkimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Madde 102

Hâkimler Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından atanır. Hâkimlerin atanması ve görevden alınmasının usulü, görev süreleri kanunla belirlenir.

Görev süresi tamamlamadan önce hâkim, sadece kanunda gösterilen esaslara göre görevinden alınabilir.

Madde 103

Hâkimler öğretmenlik ve bilimsel araştırmalar dışında, ödeme yapılan herhangi bir görev alamazlar.

Madde 104

Mahkemelerde davalara hâkimler heyeti bakar, kanunda belirtilen durumlarda ise tek hâkim bakar.

Madde 105

Mahkemelerde duruşmalar açık olarak yapılır. Davanın kapalı duruşma şeklinde yapılmasına sadece kanunla öngörülmüş hallerde, yargılamanın bütün kurallarına uyulması şartıyla izin verilir.

Madde 106

Yargılama usulü, devlet dilinde yürütülür. Davaya katılan ve yargılama dilini bilmeyen kişilerin, tercüman yardımı ile dava ile ilgili bilgi edinme, mahkeme faaliyetlerine katılma ve Mahkemede ana dillerinde konuşma hakkı vardır.

Madde 107

Adil yargılama, tarafların eşitliği ve çekişmesi esaslarına göre yapılır.

Tarafların, Türkmenistan mahkemeleri tarafından verilen kararlara, hükümlere ve diğer kararlara karşı şikayet etme hakkı vardır.

Madde 108

Profesyonel hukuki yardım alma hakkı, yargılamanın her aşamasında kabul edilir.

Vatandaşlara ve kurumlara hukuki yardım, avukatlar, diğer kişiler ve kurumlar verir.

Madde 109

Mahkemelerin yetkileri, kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

7. KISIM

SAVCILIK

Madde 110

Türkmenistan kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun düzenlemelerinin, Türkmenistan Meclisinin kararlarının zamanında ve uyum içinde yerine getirilmesini denetleme görevi, Türkmenistan Başsavcısına ve ona tabi savcılara aittir.

Savcı, mahkemelerde davaların görülmesine, kanunda belirtilen esas ve usulde katılır.

Madde 111

Savcılık, araştırma-soruşturma faaliyetinin yasallığını, ceza davalarının soruşturulmasını gerçekleştirir.

Madde 112

Savcılık makamının tek ve merkezileşmiş sistemine, Türkmenistan Baş Savcısı başkanlık eder.

Savcıların göreve atanma ve görevden alınma usulü ve görev süreleri kanunla belirlenir.

Madde 113

Türkmenistan Başsavcısı ve ona bağlı savcılar, yetkilerini kullanırken sadece kanuna dayanırlar.

Madde 114

Savcılık makamının yetkileri, oluşumu ve faaliyetleri, kanunla belirlenir.

8. KISIM

NİHAİ HÜKÜMLER

Madde 115

Türkmenistan kanunları ve devlet organlarının diğer düzenlemeleri Anayasal temelde ve ona uygun olarak çıkarılır.

Anayasa ve kanun hükümlerinin birbirleriyle çelişmesi durumunda, Anayasa hükümleri geçerlidir.

Madde 116

Anayasanın, devlet şeklinin başkanlık cumhuriyeti olduğu yönündeki hükümleri değiştirilemez.

Madde 117

Anayasa değişikliği hakkındaki kanun, Türkmenistan Meclisi milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin ya da genel referanduma katılan vatandaşların yarısından fazlasının olumlu oy vermesi durumunda, kabul edilmiş sayılır

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme

0
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açılmış; 7 Şubat 2007 tarihinde imzaya açılarak 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından henüz imzalanmamıştır. 
 
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalanmış, 60 ülke sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme Birleşmiş Milletler’in bütün Üye Devletleri tarafından imzalanmaya açıktır.
 
 

Ülke 

İmza tarihi

Katılım Tarihi

Arnavutluk

 6 Şub 2007 

 8 Kas 2007 

Cezayir

 6 Şub 2007 

 

Angora

24 Eyl 2014 

 

Arjantin

 6 Şub 2007 

14 Aralık 2007 

Ermenistan

10 Nis 2007 

24 Ocak 2011 

Avusturya

 6 Şub 2007 

 7 Haz 2012 

Azerbeycan

 6 Şub 2007 

 

Belçika

 6 Şub 2007 

 2 Haz 2011 

Belize

 

14 Ağu 2015

Benin

19 Mart 2010 

 2 Kas 2017 

Bolivya (Çokuluslu Devlet)

 6 Şub 2007 

17 Ara 2008 

Bosna Hersek

 6 Şub 2007 

30 Mar 2012 

Brezilya

 6 Şub 2007 

29 Kas 2010 

Bulgaristan

24 Eyl 2008 

 

Burkina Faso

 6 Şub 2007 

 3 Ara 2009 

Burundi

 6 Şub 2007 

 

Cabo Verde

 6 Şub 2007 

 

Kamboçya

 

27 Haz 2013

Kamerun

 6 Şub 2007 

 

Orta Afrika Cumhuriyeti

 

11 Eki 2016

Çad

 6 Şub 2007 

 

Şili

 6 Şub 2007 

 8 Ara 2009 

Kolombiya

27 Eyl 2007 

11 Tem 2012 

Komorlar

 6 Şub 2007 

 

Kongo

 6 Şub 2007 

 

Costa Rica

 6 Şub 2007 

16 Şub 2012 

Hırvatistan

 6 Şub 2007 

 

Küba

 6 Şub 2007 

 2 Şub 2009 

Kıbrıs

 6 Şub 2007 

 

Çek Cumhuriyeti

19 Tem 2016 

 8 Şub 2017 

Danimarka

25 Eyl 2007 

 

Dominika

 

13 Mayıs 2019

Dominik Cumhuriyeti

26 Eyl 2018 

 

Ekvador

24 Mayıs 2007 

20 Eki 2009 

Gölde

25 Eyl 2007 

 

Finlandiya

 6 Şub 2007 

 

Fransa

 6 Şub 2007 

23 Eyl 2008 

Gabon

25 Eyl 2007 

19 Oca 2011 

Gambiya

20 Eyl 2017 

28 Eyl 2018 

Almanya

26 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Gana

 6 Şub 2007 

 

Yunanistan

 1 Eki 2008 

 9 Tem 2015 

Grenada

 6 Şub 2007 

 

Guatemala

 6 Şub 2007 

 

Gine-Bissau

24 Eyl 2013 

 

Haiti

 6 Şub 2007 

 

Honduras

 6 Şub 2007 

 1 Nis 2008 

İzlanda

 1 Eki 2008 

 

Hindistan

 6 Şub 2007 

 

Endonezya

27 Eyl 2010 

 

Irak

 

23 Kas 2010

İrlanda

29 Mar 2007 

 

İtalya

 3 Tem 2007 

 8 Eki 2015 

Japonya

 6 Şub 2007 

23 Tem 2009 

Kazakistan

 

27 Şub 2009

Kenya

 6 Şub 2007 

 

Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Lübnan

 6 Şub 2007 

 

lesotho

22 Eyl 2010 

 6 Ara 2013 

Lihtenştayn

 1 Eki 2007 

 

Litvanya

 6 Şub 2007 

14 Ağu 2013 

Lüksemburg

 6 Şub 2007 

 

Madagaskar

 6 Şub 2007 

 

Malawi

 

14 Tem 2017

Maldivler

 6 Şub 2007 

 

Mali

 6 Şub 2007 

 1 Tem 2009 

Malta

 6 Şub 2007 

27 Mar 2015 

Moritanya

27 Eyl 2011 

 3 Eki 2012 

Meksika

 6 Şub 2007 

18 Mar 2008 

Monako

 6 Şub 2007 

 

Moğolistan

 6 Şub 2007 

12 Şub 2015 

Karadağ

 6 Şub 2007 

20 Eyl 2011 

Fas

 6 Şub 2007 

14 Mayıs 2013 

Mozambik

24 Aralık 2008 

 

Hollanda 1  

29 Nis 2008 

23 Mar 2011 

Nijer

 6 Şub 2007 

24 Tem 2015 

Nijerya

 

27 Temmuz 2009

Kuzey makedonya

 6 Şub 2007 

 

Norveç

21 Aralık 2007 

 

Palau

20 Eyl 2011 

 

Panama

25 Eyl 2007 

24 Haz 2011 

Paraguay

 6 Şub 2007 

 3 Ağu 2010 

Peru

 

26 Eyl 2012

Polonya

25 Haz 2013 

 

Portekiz

 6 Şub 2007 

27 Ocak 2014 

Moldova Cumhuriyeti

 6 Şub 2007 

 

romanya

 3 Ara 2008 

 

Samoa

 6 Şub 2007 

27 Kas 2012 

Senegal

 6 Şub 2007 

11 Ara 2008 

Sırbistan

 6 Şub 2007 

18 Mayıs 2011 

Seyşeller

 

18 Ocak 2017

Sierra Leone

 6 Şub 2007 

 

Slovakya

26 Eyl 2007 

15 Ara 2014 

Slovenya

26 Eyl 2007 

 

ispanya

27 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Sri Lanka

10 Ara 2015 

25 Mayıs 2016 

Saint Vincent ve Grenadinler

29 Mart 2010 

 

İsveç

 6 Şub 2007 

 

İsviçre

19 Oca 2011 

 2 Ara 2016 

Tayland

 9 Oca 2012 

 

Gitmek

27 Eki 2010 

21 Tem 2014 

Tunus

 6 Şub 2007 

29 Haz 2011 

Uganda

 6 Şub 2007 

 

Ukrayna

 

14 Ağu 2015

Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Uruguay

 6 Şub 2007 

 4 Mar 2009 

vanuatu

 6 Şub 2007 

 

Venezuela (Bolivarcı Cumhuriyeti)

21 Eki 2008 

 

Zambiya

27 Eyl 2010 

 4 Nis 2011 

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme
 

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele

0

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele Bildirgesi, Bologna Süreci‘ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından 18 Mayıs 2007 tarihinde “Avrupa Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele” adıyla kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele

1. Giriş

1.1 Bizler, Bologna Süreci’ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları olarak 2005 yılında Bergen’de bir araya gelişimizden bugüne kaydedilen gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Londra’da toplandık.

1.2 Ülke üyeliği için anlaşmaya varılan kriterlere dayanarak, Karadağ Cumhuriyeti’ni Bologna Süreci üyesi olarak kabul ediyoruz.

1.3 Son iki senede meydana gelen gelişmeler, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın (AYA) hayata geçirilmesi hedefine bizleri bir adım daha yaklaştırmıştır. Avrupa’nın zengin ve kozmopolit kültürel mirası temelinde, hareketliliği kolaylaştırmak, istihdamı geliştirmek ve Avrupa’nın çekiciliği ile rekabet gücünü artırmak üzere, kurumsal özerklik, akademik özgürlük, fırsat eşitliği ve demokratik ilkelere dayalı bir AYA oluşturmaktayız. Geleceğe baktığımızda, sürekli değişen dünyada, AYA’nın rekabet gücünü korumak ve küreselleşmenin getirdiği zorluklarla mücadele edebilmesini sağlamak amacıyla, yükseköğretim sistemlerimizi sürekli olarak bu değişimlere adapte etmek ihtiyacının bilincindeyiz. Kısa vadede, Bologna reformlarını uygulamanın önemli bir görev olduğunun bilinciyle, bu sürece dahil olan tüm ortakların destek ve kararlıklarını memnuniyetle karşılıyoruz. Daha fazla ilerleme kaydetmeye yardımcı olan çalışma grupları ile seminerlerin katkıları için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çabalarımızda bir diğerine destek olarak ve iyi uygulama örneklerini paylaşmayı teşvik ederek, işbirliği içinde çalışmaya devam etme konusunda mutabık kalmış durumdayız.

1.4 Yükseköğretim kurumlarının toplumları geliştirmedeki önemli etkilerinin sahip oldukları geleneklerine dayalı öğrenme, araştırma, yaratıcılık ve bilgi transferi merkezleri olarak toplumları oluşturan değerlerin belirlenmesinde ve gelecek nesillere taşınmasında oynadıkları anahtar rol bilinmektedir. Yükseköğretim kurumlarının üstlendikleri rolleri yerine getirebilmeleri için gerekli olan kaynaklara sahip olmalarına önem verilecektir. Üstlendikleri roller: öğrencileri demokratik bir toplumun aktif vatandaşları olarak gelecekteki kariyerleri için hazırlama; kişisel gelişimlerini sağlama; geniş tabanlı ve ileri düzeyde bir bilgi temeli yaratma ve sürdürebilme ile araştırma ve yenilikçiliği teşvik etmektir.

1.5 Bu nedenle, çeşitlilikleri korunan, yeterli mali kaynağa sahip, özerk ve hesap verebilir güçlü yükseköğretim kurumlarının önemini vurguluyoruz. AYA içinde ayırım gözetmeme ve yükseköğretime erişimde eşitlik ilkelerine saygı gösterilmeli ve bu ilkeler teşvik edilmelidir. Bu ilkelere bağlı kalınacağını ve öğrencilerin ve öğretim elemanlarının ayırımcılığın hiç bir türüne maruz bırakılmayacağını taahhüt ediyoruz.

2. Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA) Yolunda Kaydedilen İlerleme

2.1 Avrupa Üniversiteler Birliği (European University Association-EUA) tarafından hazırlanan Trends V Raporu, Avrupa Öğrenciler Birliği (The National Students Union in Europe – ESIB) tarafından hazırlanan Öğrenci Gözüyle Bologna ve Eurydice tarafından hazırlanan Avrupa Yükseköğretim Yapısına Bakış ile Durum Değerlendirme Raporumuz, son iki yılda önemli bir ilerleme sağlandığını göstermektedir. Sürecin en önemli sonuçlarından bir tanesinin öğretmen merkezli eğitim anlayışından uzaklaşarak öğrenci merkezli yükseköğretim anlayışına yaklaşmak olduğu konusunda giderek artan bir bilinç söz konusudur. Bu yöndeki gelişmeleri desteklemeye devam edeceğiz.

Hareketlilik

2.2 Kişisel gelişim için fırsatlar yaratma, bireyler ve kurumlar arasında uluslararası işbirliğini geliştirme, yükseköğretim ve araştırma kalitesini artırma ve Avrupa boyutuna gerçeklik kazandırma konularında önemli rol oynayan öğrenci, mezun ve öğretim görevlilerinin hareketliliği, Bologna Süreci’nin temel unsurlarından bir tanesidir.

2.3 1999 yılından bu yana bir takım gelişmeler kaydedilmiş olsa da, halen bazı sorunlar mevcuttur. Hareketliliğin önündeki engeller arasında; göçmenlik, tanıma, yetersiz mali kaynaklar ve esnek olmayan ücret ayarlamaları ile ilgili konular başta gelmektedir. Vize işlemleri, oturma ve çalışma izinleri gibi konularda kolaylık sağlama konusunda Hükümetlere sorumluluk düştüğünün altını çiziyoruz. Yükseköğretimden sorumlu Bakanlar olarak, bizim yetkimiz dışında kalan konularda kaydadeğer ilerleme sağlamak için bu konulardan sorumlu makamlarla çalışacağımızı bildiririz. Ulusal boyutta, kabul edilmiş tanıma araçları ve prosedürlerinin tam olarak uygulanmasını öğretim elemanları ile öğrenci hareketliliğini teşvik edici yolların bulunmasını sağlamak için çalışacağız. Ortak programların sayısının artırılması, esnek müfredatların oluşturulması ve yükseköğretim kurumlarımızın AYA’da yer alan ülkeler arasında daha dengeli bir öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği konusunda sorumluluk almaya yönlendirilmesi gibi yukarıda bahsedilen teşvik edici önlemler arasındadır.

Derece Sistemi

2.4 Üçkademeli derece sistemine dayalı bir AYA kurma hedefi doğrultusunda hem ulusal hem kurumsal seviyede önemli gelişim kaydedilmektedir. İlk ikikademeli programlara kayıtlı öğrenci sayısında önemli bir artış meydana gelmiş ve kademeler arasındaki yapısal engeller azalma göstermiştir. Benzer şekilde, yapılandırılmış doktora programlarının sayısı artmıştır. Hem iş dünyasının hem de daha ileri akademik çalışmalarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yeterliliklerin kazanılmasına olanak sağlayan müfredat reformunun önemini vurguluyoruz. Gelecekteki çalışmalar, kademeler arasında geçiş ve bir üst kademeye geçişin önündeki engellerin kaldırılmasıve öğrenim çıktıları ile öğrencilerin iş yüküne dayanan Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nin (AKTS) doğru bir şekilde uygulanması konuları üzerinde yoğunlaşmalıdır.

Tanıma

2.5 Yükseköğretim yeterliliklerinin, öğrenim sürelerinin ve tecrübeye dayalı, yaygın ve resmi olmayan öğrenme yoluyla kazanılan yeterliliklerin adil bir şekilde tanınması, hem ulusal ve hem de küresel boyutta AYA’nın temel unsurlarından bir tanesidir. Kolay anlaşılabilir ve karşılaştırılabilir yükseköğretim dereceleri oluşturulması, eğitim sistemleri ve yeterlilikler çerçeveleri ile ilgili bilgilere kolay erişim sağlanması, vatandaşların hareketliliği ile AYA’nın cazibesinin ve rekabet edebilirliğinin sürdürülmesini güvence altına almanın ön koşuludur. Bologna Süreci’nin, Karadağ da dahil olma üzere, 38 üyesinin “Avrupa Bölgesinde Yükseköğretim Yeterliliklerinin Tanınmasına İlişkin Avrupa Konseyi/ UNESCO Sözleşmesi (Lizbon Tanıma Sözleşmesi)”ni onayladığını bildirmekten memnuniyet duyarken, Sözleşmeyi henüz onaylamayan üyelerin de bu konuyu öncelikli olarak ele almasının önemini vurguluyoruz.

2.6 Lizbon Tanıma Sözleşmesi, AKTS ve Diploma Ekinin uygulanması ile ilgili ilerleme kaydedilmiş olsa da, tanıma konusunda ulusal ve kurumsal yaklaşımların daha uyumlu olması gerekmektedir. Tanıma konusundaki uygulamaları geliştirmek için, Bologna İzleme Grubundan ulusal eylem planlarımızın analiz edilmesi ve iyi uygulama örneklerinin dağıtılması konusunda ENIC/NARIC ağları ile birlikte çalışmasını talep ediyoruz.

Yeterlilikler Çerçeveleri

2.7 Yeterlilikler çerçeveleri, AYA içinde karşılaştırabilirlik ve şeffaflığın sağlanmasında; öğrenicilerin yükseköğretim sistemleri içinde ve arasında hareketliliğinin kolaylaştırılmasında önemli araçlardır. Yeterlilikler çerçeveleri, aynı zamanda, öğrenim çıktıları ve kredilere dayalı eğitim programları ve modülleri geliştirme konusunda yükseköğretim kurumlarına yardımcı olmalı ve yükseköğretim yeterlilikleri ile yaygın ve resmi olmayan öğrenme ve tecrübe yoluyla kazanılmış yeterliliklerin tanınmasını geliştirmelidir.

2.8 Ulusal yeterlilikler çerçevelerinin uygulanması konusunda gelişme kaydedilmeye başlanmış olsa da, daha fazla çaba gerektiğinin altını çiziyoruz. 2010 yılına kadar AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile uyumlu olduğu onaylanmış ulusal yeterlilikler çerçevelerinin tam anlamıyla uygulanmaya konulması konusunda kararlıyız. Bunun zorlu bir görev olduğunun bilinciyle, Avrupa Konseyi’nden ulusal yeterlilikler çerçevelerinin oluşturulması konusundaki deneyimlerin paylaşılmasına destek olmasını talep ediyoruz. Yeterlilikler çerçevelerinin öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliğini teşvik edecek ve istihdamı artıracak şekilde tasarlanması gerektiğini vurguluyoruz.

2.9 AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile uyumlu ulusal yeterlilikler çerçeveleri, Avrupa Komisyonu’nun Yaşamboyu Öğrenime yönelik Yeterlilikler Çerçevesi teklifi ile de uyumlu olacaktır.

2.10 Bergen’de kabul ettiğimiz AYA Yeterlilikler Çerçevesini, Avrupa yükseköğretiminin küresel boyutta tanıtılmasında temel unsur olarak görüyoruz.

Yaşamboyu Öğrenim

2.11 Durum değerlendirmesi raporu, esnek öğrenime ilişkin bazı unsurların bir çok ülkede mevcut olduğunu ancak, yaşamboyu öğrenimi destekleyecek esnek öğrenim yollarının sistematik olarak geliştirilmesinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, Bologna İzleme Grubundan iyi uygulamaların paylaşımının arttırılması ve yaşamboyu öğrenimde yükseköğretimin rolü hakkında ortak bir anlayışın geliştirilmesi konusunda çalışmasını talep ediyoruz. Tecrübe yoluyla edinilmiş yeterliliklerin, yükseköğretime giriş ve kredi kazanımına imkan sağlayacak şekilde tanınması sistemi, sadece çok az sayıda AYA ülkesinde geliştirilmiştir. Bologna İzleme Grubunu, ENIC/NARIC ağları ile işbirliği halinde, tecrübeye dayalı öğrenimin tanınması için öneriler geliştirmeye çağırıyoruz.

Kalite Güvencesi ve Avrupa Kalite Güvencesi Ajansları Kaydı

2.12 Bergen’de kabul edilen AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkeleri, kalite güvencesi konusunda güçlü bir değişim aracı olmuştur. Tüm ülkeler bu ilkeleri uygulamaya başlamış ve bazıları da bu konuda önemli düzeyde ilerleme kaydetmiştir. Özellikle dış kalite güvencesi geçmişe göre daha iyi gelişme kaydetmiştir. Halen geliştirilme ihtiyacı bulunmakla beraber, 2005’ten bugüne kalite güvencesine ilişkin bütün süreçlerde öğrenci katılımı artmıştır. Kalite ile ilgili temel sorumluluk yükseköğretim kurumlarında olduğundan, kalite güvencesi sistemlerini geliştirmeye devam etmek mecburiyetindedirler. Kalite güvencesi ve akreditasyon kararlarının karşılıklı tanınması konusunda kaydedilen ilerlemeyi takdirle karşılıyor; kalite güvencesi ajansları arasındaki uluslararası işbirliğinin sürdürülmesini destekliyoruz.

2.13 2006 yılında Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA), Avrupa Öğrenciler Birliği (ESIB), Avrupa Kalite Ajansları Birliği (Euopean Network of Quality Agencies-ENQA) ve Avrupa Yükseköğretim Kurumları Birliği (European Association of Institutions in Higher Education-EURASHE) (E4 Grubu) tarafından ortaklaşa düzenlenen birinci Avrupa Kalite Güvencesi Forumu, kalite güvencesi konusunda Avrupa’daki gelişmelerin tartışılması için fırsat yaratmıştır. Bu dört kuruluşun, iyi uygulamaların paylaşımını kolaylaştırmak ve AYA’da kalite gelişiminin devamını sağlamak amacıyla, her yıl düzenli olarak Avrupa Kalite Güvencesi Forumu tertip etmelerini destekliyoruz.

2.14 Avrupa Yükseköğretim Kalite Ajansları Ruhsatlandırma Sistemi’nin oluşturulmasındaki katkıları nedeniyle E4 Grubu’na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu ruhsatlandırma sisteminin amacı, bütün paydaşların ve kamunun AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine uygun olarak çalışan, güvenilir kalite güvencesi ajansları ile ilgili tarafsız bilgiye erişimlerini sağlamaktır. Böylelikle, AYA içinde ve dışında yükseköğretime olan güven artacak ve kalite güvencesi ve akreditasyon kararlarının karşılıklı olarak tanınması kolaylaşacaktır. E4 Grubu tarafından ortaklaşa geliştirilen operasyonel model önerisine dayanan kalite ajansları ruhsatlandırma sistemini memnuniyetle karşılıyoruz. Ruhsatlandırma sistemi, kendi kendini finanse edecek, gönüllü, bağımsız ve saydam olacaktır. Ruhsatlandırma başvurularının değerlendirilmesinde, AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine esasta uygunluk temel alınmalıdır. Ulusal makamlarca onaylanma koşulunun arandığı ülkelerde, AYA Kalite Güvencesi Standartları ve İlkelerine uygunluk, bu makamlar tarafından onaylanan bağımsız bir değerlendirme süreci yoluyla belgelendirilmelidir. E4 Grubu’ndan, kaydedilen gelişmeleri Bologna İzleme Grubu aracılığıyla düzenli olarak rapor etmesini ve iki yıllık uygulamadan sonra ruhsatlandırma sisteminin bütün paydaşların görüşlerinin dikkate alındığı bir dış değerlendirme sürecinden geçirilmesini talep ediyoruz.

Doktora ve Araştırmacı Adayları

2.15 AYA’nın Avrupa Araştırma Alanı (AAA) ile uyumunun artırılması önemli hedefler arasındadır. AYA Yeterlilikler Çerçevesi ile ilişkilendirilmiş çok çeşitli doktora programlarının geliştirilmesi ve yürütülmesinin değerini kabul etmekle beraber, bunu gerçekleştirirken aşırı yasal düzenlemelerden kaçınmanın öneminin de farkındayız. Ayrıca, üçüncü kademedeki arzın geliştirilmesi ve araştırmacı adaylarının statü, kariyer ve finansman olanaklarının iyileştirilmesinin, Avrupa’da araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve yükseköğretimin kalitesi ve rekabet gücünün artırılması hedeflerine ulaşma yolunda gerekli önkoşullar olduğunun altını çiziyoruz.

2.16 Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarımızı, doktora programlarını kurumsal strateji ve politikalarla ilişkilendirmeye ve doktora ve araştırmacı adayları için kariyer yolları ve fırsatları yaratma konusunda çabalarını yoğunlaştırmaya çağırıyoruz.

2.17 Avrupa Üniversiteler Birliği’ni (EUA), doktora programlarına giriş koşullarının, danışmanlık ve değerlendirme süreçlerinin saydamlığı, transfer edilebilen beceriler ve istihdamı arttırma yollarının geliştirilmesi gibi çok önemli diğer konuların yanı sıra, Avrupa çapında oluşturulan yenilikçi doktora programları ile ilgili deneyimlerin yükseköğretim kurumları arasında paylaşılmasına verdikleri desteği sürdürmeye davet etmekteyiz. Hükümetlerimiz ve araştırmayı destekleyen diğer kurumlar arasında finansman ve diğer konular ile ilgili daha fazla bilgi alışverişinin teşvik edilmesi için uygun fırsatlar arayacağız.

Sosyal Boyut

2.18 Yükseköğretim, toplumda sosyal bütünleşmeyi geliştirmede, eşitsizliklerin azaltılmasında, bilgi, beceri ve yeterlilik düzeyinin artırılmasında güçlü bir rol oynamalıdır. Bundan dolayı, oluşturulacak politika, kişisel gelişimleri ve sürdürülebilir, demokratik ve bilgi temelli bir topluma katkıları bakımından kişilerin potansiyellerini azami düzeye çıkartmayı hedeflemelidir. Yükseköğretime başlayan, katılan ve yükseköğretimi tamamlayan bir öğrenci birliğinin, bütün düzeylerde, halklarımızın çeşitliliğini yansıtması konusunda toplumsal bir hedefi paylaşmaktayız. Önlerinde sosyal ve ekonomik geçmişlerinden kaynaklanan engeller olmadan, öğrencilerin eğitimlerini tamamlayabilmesinin önemini tekrar teyit etmekteyiz. Bundan dolayı, öğrencilere yeterli hizmet sunulması, yükseköğretime erişimde ve yükseköğretimde daha esnek öğrenim yollarının oluşturulması ve her düzeyde eşit fırsata dayalı katılımın artırılması yönündeki çabalarımıza devam etmekteyiz.

Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı

2.19 Bologna reformlarının dünyanın birçok bölgesinde, Avrupalı ve uluslararası ortakların ilgisini çekmesi ve bir tartışma platformu oluşturmaya teşvik etmesi memnuniyet vericidir. Tartışmaya açılan konular, yeterliliklerin tanınması, ortaklığa, karşılıklı güven ve anlayışa dayalı işbirliğinin yararları, ve Bologna Süreci’nin temel değerlerini kapsamaktadır. Ayrıca, dünyanın diğer bölgelerindeki bazı ülkelerin yükseköğretim sistemlerini Bologna çerçevesiyle uyumlaştırma yönündeki çabalarını da onaylamaktayız.

2.20 “Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı” stratejisini benimsemekte ve Avrupa Yükseköğretim Alanı hakkında bilgi sağlanması ve bu alanın çekiciliği ve rekabet edebilirliğinin desteklenmesi; ortaklığa dayalı işbirliğinin güçlendirilmesi; politika diyaloglarının yoğunlaştırılması; ve tanımanın geliştirilmesi gibi temel politika alanlarında çalışmalar yürütmeyi amaçlamaktayız. Bu çalışma, OECD/UNESCO’nun “Sınır ötesi Yükseköğretimde Kalitenin Sağlanması Konusunda Kılavuz İlkeleri” ile ilişkili olarak görülmelidir.

3. 2009 için Öncelikler

3.1 Önümüzdeki iki yıl boyunca, devam etmekte olan üç kademeli derece sistemi, kalite güvencesi ve öğrenim süreleri ile derecelerin tanınması öncelikleri de dahil olmak üzere, kabul edilmiş eylem başlıklarının tamamlanmasına yoğunlaşmak konusunda anlaşmış bulunmaktayız. Özellikle, aşağıda sıralanan eylem alanları üzerinde odaklanacağız.

Hareketlilik

3.2 2009 yılı için hazırlanacak olan ulusal raporlarımızda, öğrencilerin ve personelin hareketliliğini teşvik etmek amacıyla ulusal düzeyde gerçekleştirilen ve gelecek değerlendirmeler için alınacak tedbirleri de kapsayan eylemler hakkında bilgi vereceğiz. Paragraf 2.3’te belirtilen temel ulusal zorluklar üzerinde yoğunlaşacağız. Ayrıca, bilgi alışverişi ve burs ve kredilerin taşınabilirliğinin önündeki engellerin belirlenmesi ve kaldırılmasını sağlamak amacıyla ulusal uzmanlar ağı oluşturma konusunda anlaşmaya vardık.

Sosyal Boyut

3.3 Benzer biçimde, sosyal boyut ile ilgili eylem planları ve bunların etkinliğini arttırmakta yolundaki önlemleri içeren ulusal stratejilerimiz ve politikalarımız hakkında raporlar hazırlayacağız. Tüm paydaşları ulusal alanda bu çalışmaya katılmaları ve destek vermeleri için davet edeceğiz.

Veri Toplama

3.4 Bologna Süreci’ne katılan tüm ülkeler arasında hareketlilik ve sosyal boyut konularındaki mevcut bilgilerin geliştirilmesi ihtiyacının farkındayız. Bu nedenle Avrupa Komisyonu’ndan Eurostudent ile birlikte tüm Bologna ülkelerindeki sosyal boyut, öğrenci ve öğretim elemanı hareketliliği konularında ilerlemenin ölçülebilmesi için karşılaştırılabilir ve güvenilir bilgi sağlamalarını talep ediyoruz. Bu alandaki bilgiler, hem yükseköğretimi hem de mezunların istihdam edilebilirliğini eşit ve tarafsız bir biçimde kapsamalıdır. Bu görev Bologna İzleme Grubu ile birlikte yürütülmeli ve konu ile ilgili rapor 2009 Bakanlar Konferansı’nda sunulmalıdır.

İstihdam

3.5 Üç kademeli derece sisteminin uygulamaya konmasının ardından, Bologna İzleme Grubundan yaşam boyu öğrenim kapsamında her bir aşama için istihdam oranının nasıl arttırılabileceğinin daha detaylı olarak incelenmesini talep ediyoruz. Bu, tüm paydaşların sorumluluklarını içerecektir. Hükümetler ve yükseköğretim kurumlarının, bu alanda yapılan reformların mantıksal temelleri ile ilgili olarak, işverenler ve diğer paydaşlarla daha fazla iletişim içerisinde bulunmaları gerekecektir. Kamu sektörü içindeki istihdam ve kariyer yapılarının, bu yeni üç kademeli sistem ile tam olarak uyum içerisinde olması için hükümetlerimiz ile beraber çalışacağız. Kurumları, öğrenim çıktılarına dayalı müfredat oluşturulması sürecinde işverenler ile daha ileri seviyede ortaklık ve işbirliği kurmaları konusunda teşvik edeceğiz.

Küresel Boyutta Avrupa Yükseköğretim Alanı

3.6 Bologna İzleme Grubundan , 2009 yılına kadar Avrupa çapında ve ulusal ve kurumsal düzeylerde bu alandaki tüm gelişmeleri kapsayan bir rapor hazırlamasını talep ediyoruz. Burada tüm paydaşlara yetki alanları dahilinde görev düşmektedir. Küresel boyutta AYA stratejisi uygulanmasının rapor edilmesinde Bologna İzleme Grubunun iki önceliği özellikle dikkate alması gerekmektedir. Birincisi, Bologna Sekreterliği web sayfası ve Avrupa Üniversiteler Birliği tarafından hazırlanan Bologna El Kitabındaki Avrupa Yükseköğretim Alanı ile ilgili mevcut bilgilerin geliştirilmesi ve ikincisi , yeterliliklerin ve öğrenim sürelerinin tanınmasının geliştirilmesidir. AYA dahilindeki tüm yükseköğretim kurumlarına, ENIC/NARIC merkezlerine ve tanıma konusunda diğer yetkili makamlara , Avrupa’da kazanılan yeterliliklerin dünyanın diğer bölgelerinde nasıl değerlendirilmesini bekliyorlarsa, Avrupa dışında edinilen yeterlilikleri değerlendirirken de aynı açık görüşle hareket etmeleri ve tanıma değerlendirmelerini de Lizbon Tanıma Sözleşmesi’ni temel alarak yapmaları çağrısında bulunuyoruz.

Durum Değerlendirmesi

3.7 Bologna İzleme Grubundan, 2009 Bakanlar Konferansı’na kadar bitirilmek üzere, ulusal raporlara dayanan durum değerlendirmesi sürecine devam etmesini talep ediyoruz. Özellikle hareketlilik, küresel boyutta Bologna Süreci ve sosyal boyut konularındaki durum değerlendirmesinde, kalitatif analizler geliştirilmesini beklemekteyiz. Durum değerlendirmesinin kapsadığı alanlar; derece sistemleri ve mezunların istihdam edilebilirliği, derecelerin ve öğrenim sürelerinin tanınması, kalite güvencesinin Avrupa Standartları ve İlkelerine uygun bir şekilde uygulanması gibi konuları içermeye devam etmelidir. Öğrenci merkezli ve çıktı temelli bir öğrenim sisteminin geliştirilmesi amacıyla, bir sonraki uygulamanın aynı zamanda, ulusal yeterlilikler çerçeveleri, öğrenim çıktıları ve kredileri, hayat boyu öğrenim ve deneyimle kazanılan yeterliliklerin tanınması konularını da içermesi gerekmektedir.

4. 2010 ve Ötesi

4.1 Avrupa Yükseköğretim Alanı gelişirken ve küreselleşmenin zorluklarına cevap vermeye çalışırken, mevcut işbirliğinin 2010’dan sonra da devam etmesi gerektiği inancındayız.

4.2 Bologna Süreci’nden Avrupa Yükseköğretim Alanı’na bir geçiş kapısı olacak olan 2010 yılını, toplumlarımızın hem ulusal düzeyde hem de Avrupa düzeyindeki gelişimlerinde anahtar rolü oynayan yükseköğretime olan bağlılığımızın göstergesi olarak ele alıyoruz. 2010 yılını, 1999’da Bologna Süreci’ni başlatmamıza sebep olan vizyonumuzu gözden geçirme ve yeniden düzenleme yolunda bir fırsat olarak ele alacağız. 2010 yılını, yükseköğretim sistemlerimizi anlık durumların ötesine bakacak şekilde düzenlemek ve geleceğimizi belirleyecek olan zorlukların üstesinden gelmek için bir fırsat olarak ele almaktayız.

4.3 Bologna İzleme Grubundan, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın 2010’dan sonra nasıl geliştirileceği konusunda, 2009 Bakanlar toplantısında sunulmak üzere bir rapor hazırlamasını talep ediyoruz. Bu rapor, mevcut olan gayrı resmi düzenlemelerin düzgün bir şekilde işlemekte olduğu ve eşi görülmemiş değişimler getirdiği gerçeği ışığında, uygun destek yapılarına ilişkin öneriler içermelidir.

4.4 Bologna İzleme Komitesi’nden 2010 yılı için, danışman üyeler ile işbirliği içerisinde, geçmiş değerlendirmeler, Trends ve Öğrenci Gözüyle Bologna raporlarının dikkate alındığı ve 1999 yılından günümüze Bologna Süreci çerçevesinde kaydedilen gelişmelerin bağımsız değerlendirmeleri de içerecek şekilde ele alındığı bir rapor hazırlamalarını bekliyoruz.

4.5 2010 yılında yapılacak olan Bakanlar toplantısının niteliği, yeri ve içeriğine ilişkin 2008 yılının ilk yarısında alınacak olan karar Bologna İzleme Grubunun yetkisine verilmiştir.

4.6 Bir sonraki toplantımız, Benelüx ülkelerinin ev sahipliğinde, 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde Leuven/Louvain-la-Neuve’de gerçekleştirilecektir.

18 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
18 Mayıs Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
18 Mayıs – Hukuk Takvimi

1048

İranlı şair, filozof, matematikçi, astronom ve binom açılımının ilk kullanıcısı Ömer Hayyam doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1131)

1804

Napolyon Bonapart, Fransız Senatosu tarafından Fransa İmparatoru ilan edildi.

1871

100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde imzalandı. Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edildi.

1872

Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplum eleştirmeni, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ve barış hareketi lideri Bertrand Arthur William Russell, dünyaya geldi. (18 Mayıs 1872 – 2 Şubat 1970)

1904

Kadın ticaretinin yasaklanmasına ilişkin 18 Mayıs 1904 tarihli sözleşme kabul edildi. Bu sözleşme, 11 Ekim 1933’te kabul edilen Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename‘ye temel oldu. (International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age

1916

Fransız yargıç ve sendikacı André Braunschweig 18 Mayıs 1916’da dünyaya geldi.

1926

Uluslararası Silahsızlanma Konferansı Cenevre’de başladı.

1931

Estonya ile 12 Mart 1928 günü Ankara’da imzalan “Mün’akit Ticaret ve Seyrüsefain Mukavelenâmesi” 16 Eylül 1929 günü Muahedename’ye dönüştürüldü ve 18 Mayıs 1931 tarihinde yürürlüğe girdi. 

1937

Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı, Jacques Santer 18 Mayıs 1937’de doğdu. Paris Siyasal Araştırmalar Enstitüsü‘nde eğitim gördü ve 1961’de hukuk doktorasını aldı. 1972-1974 yılları arasında hükûmette devlet sekreteri oldu ve en genç üye unvanını aldı. 1979’dan 1984’e kadar Hristiyan Sosyal Halk Partisi (CSV) ve liberal Demokrat Parti arasındaki koalisyon hükümetinde Maliye Bakanı, Çalışma Bakanı ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı. 1984 genel seçimlerinde Başbakan oldu. 1995-1999 yılları arasında Avrupa Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. 1995’te Avrupa Vizyon Ödülü’nün ilk sahibi oldu. 1999’da uzmanlar tarafından hazırlanan bir rapor ile bazı komisyon üyelerinin yolsuzluk yaptıklarını dile getirmeleri üzerine başkanlıktan istifa etti, daha sonra Avrupa Parlamentosu milletvekili seçildi.

1941

Alman hukukçu, ekonomist ve sosyolog Werner Sombart 19 Ocak 1863’te dünyaya geldi.   Pisa, Berlin  ve  Roma üniversitelerinde hukuk ve ekonomi okudu. 1888’de Berlin Üniversitesinde  doktorasını yaptı ve aynı üniversitede 1918 yılında ekonomi profesörlüğüne atandı. Bremen Ticaret Odası’nın baş avukatı oldu. Alman genç tarihçi okulu içinde yer aldı. Ekonominin tarihsel bir süreç olduğunu ve bu nedenle evrensel ekonomi yasalarının olamayacağını savundu. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Kıta Avrupası’nın önde gelen sosyal bilimcilerindendir. 18 Mayıs 1941’de yaşamını yitirdi.

1944

Josef Stalin, Kırım Tatarlarını Kırım Yarımadası’ndan sürgün etti. Sürgün edilen 193.865 Kırım Tatarının %45’i sürgünde hayatını kaybetti.

1952

Hukukçu, diplomat, Milletvekili Mehmed Enis Akaygen Millet Partisi genel başkanlığına seçildi.

   
   
   

1953

Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye) 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruldu. ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılandı. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi oldu.

1953

Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Antlaşması; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 18 Mayıs 1954 tarihinde Türkiye tarafından onaylandı. 18 Mayıs 1954 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 Numaralı Protokol de bu kapsamda onaylandı.

1960

  • Amerikalı hukukçu, çiftçi ve siyasetçi Ben Chafin doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2021) Doğu Tennessee Üniversitesi ve Richmond Üniversitesi’nde hukuk öğrenim gördü. 1986’da Virginia’da Chafin Hukuk Bürosu’nu kurdu. 2014 yılında Virginia Temsilciler Meclisi’ne delege olarak girdi. 2014’ten 2021’deki ölümüne kadar Virginia Eyalet Senatosu üyeliği yaptı. Eyalet senatosunda Eğitim, Sağlık, Yargı, Ayrıcalıklar, Seçimler, Rehabilitasyon ve Sosyal Hizmetler komitelerinde görev yaptı.

  • Akşam Gazetesi, sıkıyönetim bildirilerine uymadığı gerekçesiyle 20 gün süreyle kapatıldı.

1961

Tanin gazetesi yazarlarından Aziz Nesin ile Yayın Müdürü İhsan Ada gözaltına alındı

1965

Hukukçu ve siyasetçi Bülent Tezcan doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1990 yılından itibaren Aydın‘ın Kuşadası ilçesinde serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çok sayıda demokratik kitle örgütünde üye ve yönetici olarak çalıştı. Kuşadası İlçe Başkanlığı ve iki dönem Aydın İl Başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2011 Türkiye genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın milletvekili olarak meclise girdi. 2012’de CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden sorumlu genel başkanlığı görevini üstlendi. Anayasa Komisyonu üyeliği ve Adalet Komisyonu üyeliği yaptı.

1971

  • SBF Anayasa Hukuku Profesörü Mümtaz Soysal, 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra dekanlık görevine devam etmekte iken 1402 sayılı yasa ile görevinden alındı ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 18 Mayıs 1971 tarihinde tutuklandı. Bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yattı.

  • İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasının ardından Türkiye genelinde valiliklerin ilan ettiği listelerle, 19 ilde sıkıyönetim komutanlıklarınca haklarında arama kararı çıkarılan yazarlar ve akademisyenler dahil toplam 427 kişi gözaltına alındı.

  • İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı yayınladığı bildiriyle, “masum gençlerimizi kışkırtıcı yayın ve sözleriyle kanunsuz hareketlere teşvik eden” 49 kişiye arama kararı çıkarıldığını bildirip “teslim ol” çağrısı yaptı, listedekilerden 10’u teslim olup gözaltına alındı.

  • Bir yazıdan dolayı tutuklu olan Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Oktay Kurtböke’nin yargılanmalarına başlandı.

1973

  • ABD Kongresi’nin ilk kadın üyesi, feminist ve pasifist Jeannette Rankin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Haziran 1880)

  • Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP-ML) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nun (TİKKO) kurucusu İbrahim Kaypakkaya, sıkıyönetimde gözaltında bulunduğu sırada gördüğü işkenceler sonucunda öldü. Ölüm sebebi kayıtlara intihar olarak geçti.

1974

Cumhuriyetin 50nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun resmi gazetede yayımlandı.

1974

Başbakan Süleyman Demirel’in hayali mobilya ihracatı suçundan tutuklu yeğeni Yahya Demirel tahliye edildi.

   

1977

11 Mart 1976’da 15 gün boyunca bir tutukluya işkence yapmaktan şüpheli 6 polis şefinin ağır cezada yargılanmasına karar verildi. 

   

1982

Eski Milli Selamet Partisi Milletvekili Halit Kahraman Almanya’da eroin kaçakçılığından hapis cezası almıştı. Kahraman cezası bitince Türkiye’ye teslim edildi. İki gün sonra Ankara’da tutuklandı.

1984

Yüzlerce aydın tarafından imzalanarak meclise verilen Aydınlar Dilekçesi hakkında Başbakan Turgut Özal konuştu: “Böyle bir dilekçe verilebildiğine göre ‘Türkiye’de demokrasi yoktur’ sözü varit değildir”

1989

Alman hukukçu ve siyasetçi Hermann Höcherl yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Mart 1912) Aix -en-Provence ve Münih’te hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. 1938’de büyük devlet hukuk sınavını geçti. 1940 yılına kadar mahkeme bilirkişiliği yaptı.  1950’de Deggendorf bölge mahkemesinde savcı olarak çalıştı. 1951’den 1953’e kadar bölge mahkemesi meclis üyesi ve Regensburg’daki meslekten olmayan yargıçlar mahkemesinin başkanlığını yaptı. 1961’den 1965’e kadar Federal İçişleri Bakanı ve 1965’ten 1969’a kadar Federal Gıda, Tarım ve Orman Bakanı olarak görev yaptı.

1992

Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edildi, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır. 18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.

1995

Gazi mahallesi olaylarını protesto gösterisi sırasında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha hiç haber alınamayan Hasan Ocak’ın Altınşehir Mezarlığı Kimsesizler Bölümüne gömüldüğü iddia edildi.

1997

MHP kurultayında kavga çıktı. Kurultay, hakim kararıyla bir ay ertelendi.

1999

İtalyan hukukçu, siyasetçi ve bankacı Carlo Azeglio Ciampi, 18 Mayıs 1999 – 15 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Doç. Dr. Bahriye Üçok‘un katledilmesinde kullanılan pakette tespit edilen parmak izinin, Umut Operasyonu çerçevesinde yakalanan Ferhan Özmen’e ait olduğu belirlendi.

2001

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi Bakanlar Kurulu Kararı 18 Mayıs 2001 tarih ve 2528 Sayısı ile kabul edildi ve Resmi Gazete’de 27 Haziran 2001 tarihinde yayınlandı.

2006

Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı.

   
   

2007

Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele Bildirgesi, Bologna Süreci‘ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından 18 Mayıs 2007 tarihinde “Avrupa Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele” adıyla kabul edildi.

2009

Kanser tedavisi görürken 13 Nisan’daki Ergenekon operasyonlarında evi basılıp arama yapılan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Türkan Saylan (74) hayata veda etti.

   
   

2011

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalandı, 60 ülke sözleşmeye taraf oldu. Sırbistan 18 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeye katıldı.

2014

  • Soma faciası sonrası başlatılan soruşturmada YK Başkanı Alp Gürkan haricinde madeni işleten şirketin CEO’su dahil 25 kişi gözaltına alındı, İşletme Müdürü ve iki maden mühendisi tutuklandı.

  • İstanbul Barosu, Soma’ya giden ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu avukatların darp edilerek gözaltına alınmalarına sert tepki gösterdi: ”Baskı, saldırı, işkence, hukuksuzluk, yalan, yasak, hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük faşizmin fıtratında var.”

2017

15 Mayısta başlayan ve İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezinde HFSA tarafından düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar–VIII” sempozyumu sona erdi. yapılmıştır. Eş zamanlı olarak üç salonda günde 9 oturum gerçekleştirildi. Sekizinci Sempozyum Prof. Dr Adnan Güriz, Prof. Dr. Cahit Can, Prof. Dr. Öner Meriçoğlu, Prof. Dr. Mehmet Yüksel, Prof. Dr. Vecdi Aral’a ithaf edildi.

2025 Büyükçekmece Belediyesi’ne yönelik ‘yolsuzluk’ iddiasıyla yürütülen soruşturmada Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin’in, ‘rüşvet verme’ suçundan tutuklandığı ortaya çıktı. 

2026

  • Konya’da hukuk fakültesi öğrencisi Cihan Dinçer (22) annesi Nazife Çiğdem Dinçer’(56) ve babası Gökhan Dinçer’i (57) bıçaklayarak öldürdü. Mahkemedeki ifadesinde, kriz anında bıçağı mutfaktan aldığını ve olayı gerçekleştirdiğini söyleyen şahıs tutuklanarak cezaevine gönderildi. 
  • Ekrem İmamoğlu‘nun diploma iptaline karşı İdare Mahkemesinin verdiği red kararına karşı yaptığı itiraz Bölge Adliye Mahkemesi tarafından reddedildi. Karara karşı Danıştay’a temyiz başvurusu yapılacağı açıklandı.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım ve Onarım Şube Müdürlüğünce ve Elektronik Sistemler Şube Müdürlüğünce ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 12 kişi adliyeye sevk edildi, 11 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. 
  • Eskişehir’de Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik operasyonda gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 25 kişiden 15’i tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 15 Mayıs Cuma günü CHP’li Üsküdar Belediyesi’ne düzenlenen 2. dalga operasyonla gözaltına alınan 7 kişi adliyeye sevk edildi. Gözaltına alınanların tümü hakkında tutuklama kararı verildi. 
  • Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “rüşvet” ve “ihaleye fesat karıştırma” soruşturması kapsamında CHP’li Merkezefendi Belediyesi’ne yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 13 kişiden 12’si tutuklandı.

Mustafa Yücel Özbilgin

0
Mustafa Yücel Özbilgin- Yargıç

Mustafa Yücel Özbilgin, 20 Haziran 1942 tarihide Trabzon ili Akçaabat ilçesinde doğmuş; 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirmiştir. Tokat ili Zile ilçesi nüfusuna kayıtlıdır.

Özbilgin,1960 yılında Yozgat Lisesini bitirerek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmış ve fakülteden 1965 yılında mezun olmuştur. Uzun süre mülki idare amiri olarak görev yapmış; sırasıyla Taşova Kaymakam Vekilliği, Havsa, Ardahan, Kahta ve Bozova Kaymakamlığı ve Mülkiye Müfettişliği görevlerini yürütmüştür. Özbilgin, 1992-1996 yılları arasında Adıyaman Valiliği yapmış, 1996-1999 yıllarında ise Merkez Valiliği görevini yürütmüştür.

YARGIÇ MUSTAFA YÜCEL ÖZBİLGİN

İngiltere’de bulunduğu altı ay boyunca İçişleri Bakanlığı yayınları arasında yayımlanan ayrıntılı bir rapor hazırlamış ve Yerel Yönetimlerin Denetimi konusunda çalışmalarda bulunmuştur.

Mustafa Yücel Özbilgin, 30 Eylül 1999 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Danıştay Üyeliğine seçilerek İkinci Daire üyesi olarak görev yapmış ve 22 Şubat 2000-26 Mart 2002 tarihleri arasında ise Danıştay Genel Sekreteri olarak hizmet vermiştir. Aynı görevde iken 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen menfur Danıştay Saldırısı sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Danıştay Saldırısı ve Özbilgin’in Yaşamını Yitirmesi

Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlar sonucunda Danıştay yargıçlarından Mustafa Birden, Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu yaralanmış; saldırıda ağır şekilde yaralanan Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirmiştir. Diğer üyeler tedavi sonucunda ölmekten kurtulmuşlardır. Olaydan kısa süre sonra yakalanan saldıran, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Saldırganın yargılaması devam etmekte iken tutukluluğunun kaldırılması üzerine Özbilgin’in oğlu Avukat Gökhan Özbilgin, “Babam yargı eliyle yine şehit oldu.” demiştir.

Danıştay Saldırısından iki ay önce İkinci Daire Başkanı Mustafa Birden’in, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne resmi yazı yazarak; “Bazı basın organlarının kendisini hedef konumuna getirdiğine” dikkat çekerek koruma verilmesini istediği ortaya çıkmıştır. Konuyu doğrulayan emniyet yetkilileri, değerlendirilme sonucunda saldırıdan bir ay önce “Çağrı üzerine koruma kararı” verildiğini ifade etmiştir.

Cenaze Töreni 

Özbilgin için 19 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’da ve Ankara Kocatepe Camii’nde cenaze töreni düzenlenmiş, tören büyük bir kalabalığa şahit olmuştur. Törene katılan yurttalar “Hükümet istifa”, “Mollalar İran’a”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Yargıya kalkan eller kırılsın” şeklinde sloganlar atmıştır.

Özbilgin’in cenazesi, Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilmek üzere Karşıyaka Mezarlığı’na götürülmüştür. Kocatepe Camisi’ndeki törene, Özbilgin’in ailesi ve yakınları ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eşi Semra Sezer, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, CHP Genel Başkanı Doç.Dr.Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe; kuvvet komutanları, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevit, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, üniversite rektörleri, ATO Başkanı Sinan Aygün, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bazı eski bakanlar, bazı milletvekilleri ve diğer askeri erkan ile yargı mensupları katılmıştır. Eski başbakan Bülent Ecevit, doktorların karşı çıkmasına rağmen törene katılmış; törenden sonra rahatsızlanarak beyin kanaması geçirmiş, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra 5 Kasım 2006’da vefat etmiştir.

Cenaze töreninden sonra binlerce yurttaş ile birlikte Yüksek yargı organlarının temsilcileri, hakimler, savcılar, avukatlar, üniversite öğretim üyeleri Anıtkabir’e yürüyerek saldırıyı protesto etmiştir. Atatürk’ün mozolesinin başındaki saygı duruşunun ardından Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu şeref defterine; “Danıştay hain saldırıya uğradı. Yüce huzurunuzda saldırıyı nefretle kınıyor, hiçbir gücün hukukun üstünlüğünü savunurken bizi sizin ilkelerinizden, düşüncelerinizden ve çizdiğiniz yolumuzdan döndüremeyeceğini yüreğimizle bir kez daha ifade ediyor, önünüzde saygıyla eğiliyoruz.” yazmıştır.

Özbilgin, her yıl ölüm yıl dönümünde düzenlenen törenlerle anılmakta, hatırası yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Zülfü Livaneli, hakkında “Hali tavrı, giyimi, ambülansa uzatılınca ortaya çıkan mütevazı ayakkabılarının namuslu, rüşvet almaya, para çalmaya tenezzül etmeyen bir cumhuriyet bürokratı olduğunu kanıtlayan idealleri olan; temiz, düzgün bir hakim.” demiştir.

Roboski Davası

0

Roboski Davası isimli eser, yazar Hilmi Şeker tarafından kaleme alınarak 2020 yılı Şubat ayında okuyucu ile buluşturulmuştur. Eser, 2015 yılında terörist bir saldırı sonucunda yaşamını yitiren Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi adına kurulan vakıf bünyesindeki Tahir Elçi Vakfı Yayınları tarafından basılmıştır.

Hilmi Şeker

 

Roboski Davası (Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu), “Roboski Davası” ülkedeki hak, hukukların  ve hakikat arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılarak kamuoyunun ve hukukçuların bilgi edinebilmesi için hazırlanan bilimsel bir kaynaktır. Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE ve Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Davalarda SÜREÇ ADALETİ isimli iki kült eserin müellifi olan Yazar Hilmi Şeker Roboski Davası isimli eseri ile güncel hukuk sorunlarına uzak kalmadığını göstermiştir.

Kitabın Tanıtım Bülteni

“Roboski Davası, 34 kişinin yaşam hakkının elinden alınmasıyla sonuçlanan Roboski Katliamı’nın hukuksal boyutunu en ince ayrıntılarına kadar inceliyor. Hilmi Şeker’in erişim güçlüğünden ötürü iki yıla yayılan bu çalışması, bir yandan Türkiye’deki hak ihlallerini ele alırken diğer yandan çok yönlü bir dava olan Roboski Davası’yla yüzleşebilmenin kapılarını aralıyor ve hukukun kendi duyarlılıkları içerisinde, karanlıkta kalmış bütün noktalarını aydınlatıyor. Yaşanan olayın sosyolojik, psikolojik ve siyasi boyutlarının bütününü kapsayan hukuki süreç tüm çabalara rağmen muhatap bulamazken, Hilmi Şeker bu çalışmasıyla bizzat hukuku ve üstünlüğünü muhatap kılıyor. Roboski Davası, ülkedeki hak ve hukuk arayışına katkı sunması ve Roboski Davası’nın yarattığı mağduriyetin açığa çıkarılması için titizlikle hazırlanmış bir çalışma…”

‘Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu’ kitabını hazırlayan yargıç Hilmi Şeker ile Gazete Duvar’dan Cihan Ülsen’i yapmış olduğu röportaj

Roboski Davası – Mehmet Encü ve Diğerleri- kitabı son derece önemli bir çalışma. Herkesin -özellikle yargılama süreci ile ilgili- hakkında bir fikrinin olduğu ancak bu yargılama sürecinin içerisinde tam olarak neler yaşandığına dair kimsenin açık ve net konuşamadığı Roboski Davası ile ilgili bir çalışma yapma fikri en çok hangi düşüncenizden güç alarak kitap fikrine dönüştü?

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

Cezasızlığın en çok kendisini adli süreç, norm ve usullerin istismarı ve yozlaştırılması aracılığıyla var ettiği tecrübelerle sabittir. Bu peçeleme biçimini, yine hukukun içinde kalarak deşifre etmek, cezasızlığın fobisidir. Eli kalem tutan, hukukçuyum diyen herkesin bu maruf formla mücadele etmesi umulmaktadır. Cezasızlığın hukukun içine çekilmesi ve burada tutulup, bitirilmesi bu ve benzeri moral desteklere ihtiyaç duyar. Bireyin yaşamını hedefleyen saldırı ile sığınakların teşhis ve tanısına dair materyalin her türlü öznel birikimden bağımsız olarak yarına taşınması, hak ihlalleriyle etkin mücadele geleneğinin oluşması açısından hayatidir. Hak ihlalleriyle soluksuz mücadelenin kodlanması, depolanması ve gerektiğinde kullanılmasıyla mümkündür. Hafıza inşası, toplumun sinir uçlarıyla oynayan meselelerin tozlanmasını önlemeyi de içerir. Günün birinde meseleye ilgi duyan birinin arşivlere inmesi olasıdır ve kitap bellekleri yoklayacak bir merakın beklentilerinin karşılamaya amade olmalıdır.

Bilinç, birikim ve sorumlulukla buluşup etikle kontrol edilmediği zaman, yargıçlık sıradan bir kamu görevine dönüşür. Yargıç olmak ve kalabilmek; toplumu savunmayı, onunla hemhal olmayı, sıradanlığın girdabında kaybolmamayı, bireyin yaşam, özgürlük ve mal varlığına kol kanat germeyi ve toplumun adalet talebini dert edinmeyi gerektirir.

Kitabın önsözündeki vurgular çalışmanın ipuçlarını ve yazarın meramını anlatması açısından son derece önemli. Önsözde hukuk güvenliği ve hukukun belirliliği ilkesi çerçevesinde cezasızlık ve yüzleşme kavramlarının altını çiziyorsunuz. Yüzleşme meselesi önemli, onu sonraya bırakarak özellikle cezasızlık meselesini sormak istiyorum. Cezasızlık bir kavram olarak son 40 yıldır dünya ile beraber Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta tartışılmasının ötesinde Türkiye’de bir cezasızlık pratiği gelişti, adeta bir refleks haline geldi.  Devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili olarak cezasızlık hakkında neler söylersiniz?

Bir önceki soru ile akraba bu soru ile çalışma arasında yoğun ve yaygın bir ilişki var. Cezasızlık, toplum ve evlatlarına yönelen eylemlere sürdürülebilir kurumsal bir destek olarak da tanımlanabilir. Sorunun içerisinde gizlediği örtülü yanıttan da anlaşıldığı gibi, cezasızlık, sadece adli arterlerden beslenmemekte, adliye öncesi ve sonrasına yayılan kişi özne ve dizgelerden ciddi ve sistematik destekler almaktadır.

Cezasızlık, devleti ayakta tutan hukuk ve pratiğine olan inancı kırmakla kalmaz, yurttaş ile devlet arasında hukuk üzerinden kurulan güveni örseler, güvenin tazelenmemesi ne zaman ve nerede dineceği bilinmeyen sürdürülebilir bir adlileşmeye ortam hazırlar. Cezasızlık, diyalektiğin özel versiyonu olan hak arayışını, kısıtlayan bir olgu olarak, susmayı ve sedasızlığı tahkim ederek, demokrasinin yargıdan beklentisini boşa çıkarır. Demokratik bir yargı aracılığıyla, hakikatin etrafında kenetlenemeyen toplumlar, huzursuz toplumlardır ve konuşamayan toplumlara adliyelerin yetişmesi seraptır.

‘ROBOSKİ DAVASINDA TAKİPSİZLİK CEZASIZLIĞI ÖZENDİRİCİ OLMUŞTUR’

Cezasızlık kavramının tanımı ve amacına yönelik önde gelen iki referans belgede ( BM Genel Kurul’unun “Ağır uluslararası insan hakları hukuku ihlalleri ve ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlalleri mağdurlarının çözüm ve tazminat hakkına dair temel prensipler ve kurallar ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “ciddi insan hakları ihlalleri bakımından cezasızlığın sona erdirilmesine yönelik rehber ilkeler”) cezasızlıkla mücadelenin dört temel amacı şöyle sıralanıyor: adalet hakkı, hakikati bilme hakkı, tazminat hakkı ve bir daha tekrarlanmama hakkı. Kavramın tanımı ve amaçlarını Roboski Davası çerçevesinde nasıl değerlendirmeliyiz?

Koruyucu bu metinlerin ortak paydası, hak ihlalini denetlenebilir metodoloji ile açığa çıkarmak, olayın hangi koşullarda nasıl meydana geldiğini tereddütsüz olarak gün yüzüne çıkarmaktır. Bu kazının, adil yargılamanın gereklerine uygun veya nitelikli şekilde gerçekleştirilmesi için yeteri kadar standart ve rehber mevcuttur. Adalet hakkı, daha ziyade adli süreçlerin hakikati açığa çıkarma irade, yeti ve yeteneğinin disipline edilmesi ve sapmaların önlenmesine odaklanır. Hakikate erişmek, adil ve güvenilir ya da öznel ve nesnel risklerden uzak bir muhakeme olmadan imkansızdır. Buralar cezasızlık anlayışının pusu alanlarıdır. Böylelikle adli süreçleri, nevi şahsına münhasır adımlarla, dönüştürerek hedefleriyle uyumlu hale getirir. Adalet hakkı, içine hakikate erişimi de alan ve olabildiğince geniş objektif bir kapsama denk gelir.

Hakikati bilmeyi isteme, her muhakemeyi motive eden bireysel toplumsal ve kamusal özellikleri olan insani bir imkan olarak anlaşılmalıdır. Hakikat burada her türlü müeyyide veya yaptırımdan özerk; şekli gerçeklik, gerçeklik olarak tasnif edilen amaçların da üzerindedir. Buradan bakıldığında Uludere mağdurlarının, olayın art alanına odaklanmaları, burada neler olup bittiğini öğrenmek istemeleri anlaşılırdır. Yargıcın, her geçen gün kendisini acıyla çoğaltan ve kapı kapı dolaşan bu merakı gidermesi, cezasızlığın geriletilmesi açısından yaşamsaldır.

Tazminat, yaşatılan acıya biçilen parasal karşılıktır ve hakikat hakkından feragatin bedeli olamaz. Tazminat, hakikatin açığa çıkarıldığı zemin ve koşullarda mağduriyeti görece giderme, teskin etme olanağına kavuşur. Dolayısıyla mağduriyeti parayla gidermeye kalkışmak, cezasızlıkla mücadele edemez, aksine mağdurları aşağılama ve cezasızlığa har vurup harman savuracağı uçsuz bucaksız bir alan açar.
Hiçbir toplum, bilme hakkından feragat etmez ve onu maddi alternatiflerle ikame etmeyi denemez. Hakikat bu yönüyle yüzü topluma dönük, onu inandırmaya özgülenen bir yargıdır. İnandırma, bireyi iknadan daha fazlasına tekabül eder. Tazminat, hakikate bağımlı o olduğunda varlık gösterebilen, görece kayıpların gerisinde bıraktığı sendromu aşan ancak, caydırıcı gücü olmayan giderim formudur. Pekiştirirsek hakikatten vazgeçen çözüm caydırıcı değil özendirici, teşvik edici olur.

Tekrarlanmamayı talep hakkı, ancak hukuksuzluğun yeniden uç vermemesi için alınabilecek optimum adli idari her türlü önlemi içerir. Roboski davasında takipsizlik ve türevi yargılar, önceli faili meçhul cinayetlerle birlikte düşünüldüğünde, cezasızlığı özendirici olmuştur. Cezasızlığın şımarıklığı, geleceğine tahakküm eden ve yapılandıran bu maziye yaslanmasındandır. Merakın, üstü örtülen sırra erişme talebinin engellenmesi acıya acı katmaktır. Bu uygar bir hukukun işi değildir. Cezasızlık bu acıyı sürdürülebilir kılmakla altın çağını yaşamaktadır.

Unutmamak gerekir, “yapanın yanına kar kalmak” sözü bu toprakların hukuka armağan ettiği bir vecizdir. Hukukun bu ithalle baş edebilmesi ihlalin kökleriyle birlikte mayalandığı çatlaklardan alınmasına bağlıdır. Dava çatlaklara yerleşen cezasızlığın girdabında unutulmaya mahkum edilmektedir.

Tekrarı önlemede en etkin araç, hak ihlallerinin hakikat yargısı aracılığıyla deşifre edilmesidir. Deşifre, kadim bir caydırıcı olmakla birlikte tek başına cezasızlıkla mücadele edemez. Cezasızlığın besi kanallarını kesecek, bir strateji değişikliği ve bu değişikliği yarına taşıyacak taktik adımlar, yapısal ve fiziksel iyileştirmelerdir. Yargının bu defolarla mücadele veya mukavemet yeteneğinin kazandırılarak pekiştirilmesi önemlidir. Önemli olan bir diğer husus, bu patojenlerin etki ve sonuçlarının sürekliliği olan bir bilinç çalışmasına konu edilmesidir. Yargı tecrübeleri hafife alınmayacak bir materyaldir. Böyle bir anlayış, oluşturduğu eksiksiz alt yapı ve güçlü bir organizasyon ile yapılanın cezasız kalmayacağına dair kanının yerleşmesi ve kurumsallaşması için çalışmalıdır. Topyekün ve sürdürülebilir bir irade, bu parametrelerden beslenir. Aksi halde tekerrür kaçınılmazdır. Tekrar, duyarsızlıktan, tepkisizlikten ve örtülü kabulden beslenir.

Somut olayda cezasızlık daha ilk aşamada usul ve süreçler üzerinden yargıyı kuşatmıştır. Bu kuşatmanın yarılması için devreye alınan başvuru da kendisini usuli işlemlerle peçeleyen cezasızlıkla mücadeleden imtina etmiştir. Bu gelişme, şema dışındaki Avrupa kamu düzenini de ne yazık ki tesirine almıştır. Takipsizlik ve ardılı süreçler cezasızlığın, insan hak ve özgürlükleri ya da yaşam özgürlük ve mal varlığı üzerindeki gölgesini muhafaza ettiğine delalet etmektedir.

‘BU, MODERN HUKUK SİSTEMİNİN KÜLTÜREL BİR YENİLGİSİ OLARAK DA ANLAŞILMALI’

Hukuksal tatmin ile hukuksal tazmin meselesi hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü olayın hemen ardından dönemin hükümet sözcüsünün “resmi özür dilenmesini beklemenin yanlış olacağı ancak hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödeneceğini” söyleyen açıklamaları oldu. Sonrasında da Başbakanlık tarafından kişi başına 123 bin TL tazminat ödenmesi gündeme geldi. O zaman çok ciddi tartışmalar da yaşandı. Başta adalet hakkı ve hakikati bilme hakkının es geçilmesi suretiyle ailelere sadece tazminat ödenmesinin teklif edilmesini nasıl yorumlamalı?

Dünya, ceza adalet sisteminin adalet ve hakikat beklentisini karşılamayacak denli eskidiğinin farkındadır. Kuram ve teori dipten gelen bu homurdanmanın yeni adli yöntem ve araçlarla aşılması için yoğun bir çaba içindedir. Bu modern hukuk sisteminin, kültürel bir yenilgisi ve öze dönüş talebi olarak da anlaşılmalıdır. Önerilerden biri, zarardan etkilenen herkesi eylemin neden ve sonuçları etrafında toplayarak, eylemin sebep olduğu zararları toplumsal ve kültürel dinamiklerin katılımıyla onarmak şeklindedir. Bu cari olana nazaran, daha yerel ve doyurucu motifler içermektedir. Onaran adaletin tasarladığı hüküm, yavan bir özgürlüğü bağlayıcı cezadan ziyade, hakikatle örtüşen zarar giderici ve iyileştirici bir vargı olacaktır.

Burada hakikatin açığa çıkarılmasının her şeyden özerk ve tek başına bir adalet değeri vardır ve bu gerçekle yüzleşmek, adil bir giderim veya sağaltımın sıfır noktasıdır. Onaran adalet bu akıl ve diliyle hakikatin; failin ağır bir cezaya mahkum edilmesi ve adam çalıştıran devletin, sorumluluğunu bir miktar tazminatla bertaraf etmeye indirgenmesine izin vermemektedir. Burada sağaltan veya eylemin gerisinde bıraktığı sendromu aşan sahici ve yegane giderim hakikate ulaşmadır. Bu olmazsa olmazıdır. Mağdur ve toplumun devlet ve yargıdan beklediği tam budur.

Burada adalet hakkı, hakikate ulaşma hakkını gerçekliği için bir kolaylaştırıcı rolü üstlenir. Devletin bir sorumlu olarak, mağduriyeti eskiyen ceza adaletinin giderim formuyla tazminde sebat etmesi, hakikat talebini görmezden gelme olarak kodlanmaktadır. Meşru ilgili ve toplumsal talepleri tedirgin ve huzursuz eden budur. Bu cezasızlığın sevdiği bir flora ve faunadır.

Bu topraklarda fail ve eylemin, gerisinde bıraktığı mağduriyetin nakitle aşılmasına dair bir gelenek mevcuttur ve bu tecrübeye göre nakitle tazmin acının hakikatle hafifletilmesi koşuluna bağlıdır. Bu misyon tahakkuk etmeden giderimin, objektif kapsamına maddi tazminatın dahil edilmesi anlamsızdır.

Burada hakikatin emsalsiz ve ikamesiz bir adalet değeri vardır ve tazminat hakikatin, ardılı tali bir hak ve yükümlülüğe tekabül etmektedir. Mağdurların devletten istediği, tazminat değil çoğulcu bir muhakemenin vücuda getirdiği hakikattir. Hakikatin alternatifi yoktur.

Mağduriyetin sadece parayla aşılması, kültürel acıyı derinleştiren bir aşağılama biçimi olarak anlaşılmaktadır ve kamu otoritelerinin bundan sakınması gerekir. Toplum, hakikati tazminata indirgeyen veya tazminatı hakikatle ikame eden, genetik yapısıyla uyumsuz bu teklifi haliyle reddetmektedir.

Roboski davası ile ilgili ilk soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Haziran 2013’te “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı askeri savcılığa sevk etti. Askeri savcılık tarafından da Ocak 2014’te şüpheli olarak adı geçen 5 askerin “kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı” belirtildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Askeri Mahkeme ise oy çokluğu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazı reddetti. Sonrasında Anayasa Mahkemesi süreci var tabi. Anayasa Mahkemesi eksikliklerin öngörülen süre içinde giderilmemesinden ötürü başvuruyu idari kararla reddetti.  Hak arama özgürlüğü bağlamında yaşanan bu süreci, bir hukukçu olarak cari olan hukuk algısı ve pratiği ile birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Meydana gelen olay, gerçeklik yargısının ilgi alanındadır. Özellikle gerçeğin açığa çıkarılması ve cezasızlıkla etkin mücadele, mahkemenin görev tanımına sadakatle mümkündür. Bir başka otoritenin, hakikatin tartışılma olanağını sıradan gerekçelerle ve de görev tanımının dışına çıkarak bertaraf etmesi, adalet beklentisine hayal kırıklığı yaşatmıştır. Eylemin hangi koşullarda nasıl ve ne şekilde tahakkuk ettiği ile eylemin ceza hukukundaki karşılığını tayin ve tespit görevi hiç kuşkusuz olay mahkemesinindir. Hukuk mezunu herkes, eylemlerin, hukuka uygunluk haline tekabül edip etmediğine ilişkin olumlu veya olumsuz kuşkunun aşılması işinin mahkemenin görev tanımı içinde olduğunu bilir.

Burada kritik olan, savcılık kuşkuyu beslemek, olgunlaştırıp aşılması için mahkemeye göndermek yerine, yargılama yaparak, beraatle özdeşleşen bir hüküm vermiştir. Bu yöntem muhakemeden rol çalmaktır ve cezasızlığın umumiyetle tevessül ettiği bir yöntemdir.

Daha da önemlisi, bu ve benzeri olaylarda cezasızlığın umumiyetle, hukuka uygunluk sebeplerinden yararlanması, onları istismar ederek varlığını idame ettirmesidir. Maddi ceza hukukunun eylemi meşrulaştıran ve cezasızlık gerekçesine dönüştüren yaklaşımın, usul hükümlerini yozlaştıran yorumlarla yaptığı işbirliğinin vardığı yer, yargılamayı hükümden düşürmektir. Roboski davasında yapılan budur ve itirazın kalbi burada atmaktadır.

Yaşanan tereddütler bir yana AYM, hukuki güvenlik kavramının yanı başında konuşlanarak, Roboski mağdurlarının adalet talebini gönül gözüyle görmekten imtina etmiştir. Oysa bu mahkemeden beklenen, şekil noksanı üzerinden, nitelikli yargılama veya görünen adalet talebini bertaraf etmek değil, takipsizliğin yargılama rolünü hukuka aykırı biçimde temellük eden kararının dolaşıma çıkmasını ve sisteme entegre olmasını önlemekti.

Yargılama talebi bir haktır ve bu hakkın biricik misyonu etik bir muhakeme aracılığıyla hakikatle, hükmü buluşturmaktır. Yargılama rafa kalktığı için toplum ve kamunun, muhakemeyi açık yargılama, gerekçe ve hükmün açık tefhimi gibi kadim haklar üzerinden olayın gerçekliğini denetleme imkanı da yitirilmiştir. AHİM’in de yerel şema içindeki bu ardışık ihlalleri takdir marjıyla peçelemesi, cezasızlığın göreli krizini aşmasını kolaylaştırmakla kalmamış, üzerine titrediği hak arama özgürlüğünün, iç dinamiklerince darbelenmesine seyirci kalmayı da yeğlemiştir. Derdest tutulan davayla, Roboski faillerinin, yaşamlarının kalan kısmını şüpheli olarak sürdürmeleri, davanın gerisinde bıraktığı bir başka tortudur.

‘ADİL YARGILANMA HAKKININ HER ŞEYDEN ÖZERK BİR DEĞERİ VARDIR’

Anayasa mahkemesinin kararı çokça tartışmalara yol açtı. Mahkeme kararına ilişkin olarak görüşler iki kısma ayrılıyor. Bunlardan ilki, usulü öne çıkaran, meseleyi usul kurallarının öncelikleri doğrultusunda izah eden yaklaşım. Diğeri ise, maddi gerçeğin bulunması idealine odaklanan esasa ilişkin yaklaşım. Sizin deyiminizle, kadim ve soluksuz bir  mücadelenin bakış açısı ile yarattığı etki ve sonuçları irdeliyorsunuz. Bu açıdan bu iki bakış açısı neden bu kadar önemli? Hukukun belirliliği ilkesine göre sabit bir bakışın kabulü mümkün değil midir?

Uygar bir hukuk, sentezden beslenir. Yargı pratiğinin en büyük açmazı, esnekliği reddeden aşkın yorum ve içtihada haddinden fazla bağlılıktır. Bir metinden tek bir sonuç çıkarma inadı, kendisini çoğu kere hukuki belirlilikle peçelemektedir. Göreliliği reddeden kadim bu ısrarın yarattığı krizin, memleketi götürdüğü yer, hak ve özgürlük liginin düşme hattıdır.

Roboski Davası’nın kaderini, yerine göre esnemeyi reddeden yahut yerel görülebilirlik eşiğini aşılmaz kılan tutucu bu anlayış belirlemiştir. Usul kurallarının kültleştirilmesi, yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğüne aykırılık iddiası gibi, vahim bir olayın mahkemelerce tartışılması talebinin, salt şekil kurallarına sadık kalmadığı için reddi sonucunu kaçınılmaz kılar. Roboski davasında yapılan tam da budur.

Oysa esnekliği öneren yorum, hukuki güvenliğin fobi ve kaygılarını hiçe saymamakta, aksine olayın bağlamından koparılmadan başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma talebinin olabildiğince benimsenmesini salık vermektedir. Adil yargılanma hakkının, her şeyden özerk bir değeri vardır ve değerle temin edilmek istenen, ağır ihlal iddialarının, yoktan bahanelerle
yargılanmasını önlemektir.

İkisi arasında, yarattıkları sonuçlar açısından dağlar kadar fark vardır. İlkinde katı şekil şartları, ağır bir insan hakkı ihlal iddiasını sudan sebeplerle adliyeden tart ederken, diğeri esnek bir yorumla, bu davanın esastan görülmesi için adliye kapılarını sonuna kadar açık tutar.

Karşı oyun duruşma salonunun kapısının açık tutulması konusundaki çabası, önemli ve değerli olmakla birlikte gidişatı önlemede yetersiz kalmıştır.

Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu, Hilmi Şeker, 160 syf., Kırık Saat Yayınları, 2020.

Bir de AİHM süreci var. AİHM iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle 17 Mayıs 2018’de yapılan başvuruyu reddetti. Mahkeme gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi kararına paralel bir şekilde dava avukatlarının, eksik olduğu bildirilen belgeleri 15 günlük sürede değil, 17 günde göndermesini hata olarak kabul etti. Yaşanan bu süreçleri açıklarken -özellikle Anayasa Mahkemesi kararına istinaden- “Abartılı hukuki güvenlik anlayışının hazırladığı tuzağı, hukuki güvenliğe sığınarak aşmak, içteliği zehirleyen bir başka çelişkidir” diyorsunuz. Cümlenizi açmanızı isteyeceğim. İçteliği zehirleyen tam olarak nedir? 

Hukuki güvenlik, belirli bir usule tabi olarak yargılanmayı isteme hakkı ve belirlilik gibi, aynı genetik atadan gelen kurumlarla hedeflenen; kişinin, objektif bir riskle karşılaşmadan hukuki yazgısını belirlemesine imkan vermek, bireyin yarınını tasarlamasına olanak tanımaktır.

Hukuki güvenlik, eşitlik ilkesinin buluşudur ve eşitlik kendisini, önceden bilinen usul ve şekil şartlarıyla var eder. Burada eşitlik, bir yandan benzer olayların sonuç üzerinden farklılaşmasını önlemeye hizmet ederken, öte yandan olayın özgünlüğünden kaynaklanan taleplerin, farklılık ölçüsünde eşitsizlik talep etmesine izin verir.

Hukuki güvenliği arşa çıkaran bir yaklaşım, aşırı şekli yorumlarla, farklılıkların adalet talebini dışlayarak, eşitsizlik üzerinden bir birlik inşa eder. Ya da eşitliği sağladığı görüntüsü vererek, olayın özgünlüğünden kaynaklanan yatay eşitliğin istisnaya uğramasını önler. Böylelikle, olayları aynılaştıran bir çözümü, adalet diye servis eder.

Roboski Davası’nda; özgünlüğüne güvenerek adalet talep eden bir başvuru, konuya çözüm önerme yeteneği olmayan yahut konuyla alakasız emsallerin potasında eritilmiştir. Bu eşitlikle özdeşleşen, içtihatların, sıklıkla başvurduğu bir tuzaktır ve bu zoraki aynılaştırma AYM nin bu olaydaki adil yargılama söylemini samimi olmaktan çıkarmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar da herkesi şaşırttı. Özellikle ihlal edilen hakkın özü konusunda önemli içtihatlarda bulunan, geniş bir yorum sahasında hak ve özgürlük alanı açan ve yaşayan hukuk prensibine göre kararlar veren bir mahkeme için verilen kararı muhafazakar ve haklara yönelik ölümcül bir darbe olarak okuyabilir miyiz? 

Burada davanın görülemezliği tetikleyen temsilci hataları ve meydana geldiği koşulların özenle değerlendirilmemesi ile ihlal arasındaki bağın koparılması, misyonuyla yollarını ayırdığına dair kuşkuları beslemektedir. AİHM, yerel şema içinde konuşlanmış bir denetleyici olmamakla birlikte, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklara yönelen maniplasyon ve kusurlarla cepheden etkin olarak mücadele edeceğini defalarca açıklamıştır.

Roboski’ de Sözleşme defalarca, bir çok açıdan ağır bir saldırıya maruz kalmasına rağmen, özerk kavramlar doktrini gibi değerli ve etkili araçla, başvurunun kaderini belirleyen yorumlara müdahaleden, anlaşılmaz bir kararla imtina edilmesi, hukuk dışı yorumlara bekledikleri fırsatı bahşetmiştir. Spekülasyonun mayalanmasına ortam hazırlamak, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklarla, almaşık bir Avrupa Kamu Düzeni inşa etmeyi taahhüt eden AİHM’nin işi olmamalıydı.

Dayanılan gerekçelerin zayıflığı, kararın toplumsal destek almasını önlemektedir.

Yine Anayasa Mahkemesi kararının bir diğer boyutu davanın avukatlık boyutu. Davada 31 avukatın ismi var ama sadece birine tebliğ yapılıyor. Dava avukatına yapılan tebligatla mahkemece avukattan belirtilen eksikliklerin 15 gün içinde tamamlanması isteniyor ancak verilen süre içerisinde eksiklikler tamamlanamıyor. Akabinde süre ile ilgili geç bildirilen bir mazeret var. Sonrasında ise sonuçları herkesçe malum. İhmallerden kaynaklı gelinen mahkeme sürecinden sonra bir takım tartışmalar olsa da bu konunun çok fazla tartışılmadığını ve bu konuda -avukatlar cephesinde- özeleştiri yapılmadığı kanaatindeyim. Roboski davası bağlamında bu avukatlık meselesine nereden ve nasıl dahil olmamız gerektiği hususunda görüşlerinizi merak ediyorum.

Avukatlara atfedilecek kusurları, üç temel başlık altında sınıflandırmak mümkündür. Bunlardan ilki; başvuruyu destekleyen materyallerin önceden belirlenen usullere göre ve zamanında sunulmamasıdır. Bu vekillerin yarattığı ilk krizdir. İkincisi, belirlenerek sınırlanan noksanlıkların, verilen ek süreden sonra tamamlanması, üçüncüsü süre aşımının sağlık sorunlarına dayandırılmasına rağmen, sağlık raporunun, vaktinde ve usulüne uygun olarak arz edilmemesidir.

Gecikmenin yarattığı risk, başvurucuya göre usulüne uygun, AYM’ ye göre hem usulsüz hem geç olarak sunulan sağlık raporuyla aşılmaya çalışılmaktadır. Mahkeme ile başvuru arasındaki tartışma ağırlıklı olarak burada yoğunlaşıp, derinleşmektedir.

Hukuki yardımın birden çok vekille verileceği açıklanmasına rağmen, davanın görülebilmesi için gerekli ihtiyaçların eksik karşılanması, dış ilişkilerin tek vekille sınırlandırılması, temsilin açıklanmaya muhtaç iç ilişki ve çelişkilerine delalet eder.

Buradan bakıldığında temsilin, sağlıklı bir dikey ilişki inşa edecek, başvurunun usuli eksikliklerden ötürü reddini önleyecek, yatay bir işbirliği ve dayanışma için, olağan bir çaba sarf ettiğini söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.

‘HUKUK AYAĞINA GELEN BU FIRSATI KULLANMALIDIR’

Bu tartışmalar devam ederken dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı katıldığı bir televizyon programında “Uludere konusunun, uçak konusunun tekrar inceleneceğini düşünüyorum” sözlerinin ardından dava avukatları, Haziran 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. “Yeni delil varlığı” sebebiyle Roboski dosyasının yeniden açılmasını talep etti. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şu an. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Yargılama sürecinin geleceği ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Başvurunun kapsamını değiştiren her yenilik, sözde yargılanmışı yargılanır hale getirecek veya davanın yeniden görülmesi için yeterli olacaktır. Sistem yeniden yargılamayı mümkün kılan acil çıkışlarına sahiptir. Güçlü bir iradenin, bu çıkışlardan yararlanarak, mağdurların davalaşma isteğine olumlu yanıt vermesi önünde nesnel bir engel yoktur.

34 kişinin yaşamına yönelen ve içine mağdurları alan hak ihlali iddiası, yargılansa da fail ve olay üzerindeki kuşku, tüm ağırlığıyla orta yerdedir. Açıklama nesnel yansızlık açısından riskler taşısa da, cezasızlığın direncini kırmak bakımından anlamlıdır. Hukuk, cezasızlığın örselediği güveni tazelemek için, öyle veya böyle ayağına gelen bu fırsatı kullanmalıdır.

Ancak, toplumsal taleplerin itkisiyle, bazı soruşturma dosyaları telekten indirilse de; gerçeklik talebinin, cezasızlığı alt eden bir hükümle sonlandırıldığına dair doyurucu bir tecrübeden söz edilemez. Çeyrek asırdır benzer sebeplerle adalet arayan Kulp Davaları’nın birinde sanıkların beraat etmesi, diğerinde ise çekinik bırakılan umudun bireysel başvuruyla yeşertilmesi, cezasızlığın yarattığı ikilemin boyutlarına delalet eder. Sürprizlerle, med-cezirlerin cirit attığı yerde, kahin olmak imkansızdır.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemlerle,  koşul ve durumlarla ilgili olarak, “Geçmişle yüzleşme / hesaplaşma” kavramı önemli. Bu anlamda geçmişle yüzleşme ya da hesaplaşma kavramlarından hangisinin tercih edilmesi gerektiğine dair tartışmalar güncelliğini koruyor. Siz ne dersiniz, geçmişle yüzleşme mi hesaplaşma mı?

Yüzleşmeyi kültürel veya onarıcı adaletin jargonu, hesaplaşmayı ise iktidar ilişkilerinden beslenen ceza adaletinin biçimlendirdiği bir kavram olarak değerlendiriyorum. Tercihim; demokratik ve çoğulcu, fail, sorumlu ve mağdurların katılımıyla sorunun kökten ve kesin çözümüne imkan verdiği, barışçı ve kapsayıcı olduğu için yüzleşmeden yanadır.

Burada uyuşmazlığı yaratanlar, ondan etkilenenlerle yüzleşerek, birlikte ve ortaklaşa bir çözüm üretirler. Yüzleşme ile vücuda gelen hakikat, bağlayıcılık ve saygınlık debisi yüksek bir hükümdür. Yüzleşme, öte yandan etik ilişkilerden adalet üreten bir metodolojiye de tekabül eder. Bu cezasızlıkla mücadelenin beklentileriyle uyumlu bir yaklaşım tarzıdır ve özellikle tekerrürü önlemek ve caydırıcılığı kurumsallaştırmak bakımından hayatidir.

Hesaplaşma; hakikati açığa çıkarmaktan ziyade, sorunu ceza ve desteği maddi giderimle derinleştirip, genişletmeye hizmet eder. Sinesinde mutasyona uğrama potansiyeli yüksek, düelloya yatkın ve pusu becerisi gelişmiş, adlileşmeye yazgılı ve toplumsal barışı tehdit eden ihtilaflar barındıran gayri demokratik bu yöntemden uzak durulmasını öneriyorum.

Kitabınızın sonunda, eleştiri ve empati arasında anlamlı, yapıcı ve yol açıcı bir bağ kurmuşsunuz, benzer asgari zemine ihtiyaç duyan çalışmalara teşvik olması açısından, bu söylemi biraz daha açar mısınız? Bu mesele üzerinden gelişecek diyalektiğin bellek ve yüzleşme açısından nasıl bir önemi var?

Eleştiri konumuz açısından aşkınlaşma ile mücadelenin geliştirdiği özellik ve aparat olarak anlaşılmalıdır. Çalışma karar mercilerinin vücuda gelen süreçlerdeki hatalarını belirleme ve kodlama teşhis ve tanınmasını temine özgülenen eleştirel bir başlangıç olarak konumlanmıştır. Empati, bir anlama çaba ve biçimidir ve eleştirinin start alması için nesnel bir misyon üstlenmektedir. İçeri ve dışarıda kapısını çaldığı her adli ve idari mekandan dışlanan Roboski Başvurusu’nun katlanan acılarından habersiz ve onu anlamakta güçlük çeken veya anlaşılmaz bulan bir araştırma ve inceleme hakikate katkı sunamaz.

Mağduriyetle duygudaşlık, cezasızlıkla etkin ve verimli mücadeleyi tahrik eden zorunlu ilk harekettir. Dolayısıyla empatinin; hiç değilse şimdiden başlayarak, nesnel yargıyı zehirleyen ya da üçüncü göz olmaklığı engelleyen amil olarak lanse edilmesinden vazgeçilmelidir. Yargıç ile yargılanan özne ve nesne arasındaki ilişkisizlik çarpık ve hatalı nesnellik tanımlarının eseridir. Eskimiş nesnel yansızlık tanımı cinayetleri failsiz bırakma alışkanlığının zulasında sakladığı ve gerektiğinde başvurduğu gizilgücü yüksek bir araçtır. Yurttaşın yaşatılan dram ve trajediyle göz göze gelmeden, onlarla hemhal olmadan böyle bir çalışmanın erekleriyle buluştuğundan söz edilemez.

Eleştirmek, bellek yapımının istifade edeceği değerli taşıyıcı; eleştiri ise belleği oluşturan paha biçilmez bir materyaldir. Çalışmamız Roboski davasının koyak ve kuytularında dolaşarak, bilhassa kavram ve terimlerin özerk anlamlarından uzaklaşılarak davanın niçin, nasıl ve kim tarafında hangi araç ve yöntemler izlenerek dışlandığını eleştirel bir yaklaşımla anlamaya ve betimlemeye çalışmıştır.

Çalışma cezasızlığın monologla aşılma güçlüğünü aklından çıkarmamıştır ve her fırsatta meseleye ilgi duyanları, meselenin etrafında toplanma ve tartışmaya davet ederek, son sözü diyalektiğe bırakmaktadır. Diyalog ve diyalektikten neşet son söz; aynı zamanda yüzleşmenin üzerinde yürüyeceği, ihtiyacı ölçüsünde yararlanacağı asgari ve de nesnel bir zemine de tekabül eder.

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/03/06/hilmi-seker-roboski-davasini-anlatti-hakikatin-alternatifi-yoktur/

17 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
17 Mayıs - Hukuk Takvimi
17 Mayıs – Hukuk Takvimi
1829 Amerikalı hukukçu, devlet adamı, diplomat, kölelik karşıtı, müzakereci ve 1783 Paris Antlaşması’nın imzacısı John Jay yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Aralık 1745) Columbia College‘da eğitim gördü. 1764’te mezun olduktan sonra önde gelen bir avukat ve hoca olan Benjamin Kissam’ın hukuk katibi oldu. New York barosuna kabul edildikten sonra  hükümetten aldığı parayla bir hukuk bürosu kurdu. 1774’te New York Yazışma Komitesi’ni kurdu. 1779’dan 1782’ye kadar İspanya büyükelçisi olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1788’de New York’ta Amerika Birleşik Devletleri Anayasası için çalıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1789-1795 yıllarında görev yapmış olan ilk başyargıcıdır. 1795’ten 1801’e kadar New York valisi olarak görev yaptı. 
1874 Norveç İsveç’ten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1875 Amerikan hukukçu, politikacı ve asker John C. Breckinridge doğdu. (Doğumu: 16 Ocak 1821) Transilvanya Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1849’da Kentucky Temsilciler Meclisi’ne Demokrat olarak seçildi ve burada kölelikle mücadele etti. 1851’de ABD Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Kentucky’yi Kongre’nin her iki kanadında da temsil etti ve 1857’den 1861’e kadar ABD başkan yardımcılığı yaptı. ABD’nin 14. ve en genç başkan yardımcısı oldu. Amerikan İç Savaşı’nın patlak vermesi sırasında ABD Senatosu’nda görev yaptı ancak Konfederasyon Ordusu’na katıldıktan sonra sınır dışı edildi. 1865’te  Konfederasyon  Savaş Sekreteri olarak atandı.
1925 Tarih, sosyoloji, felsefe, psikanaliz ve psikoloji üzerine çalışmalar yapan bilim insanı,Michel de Certeau dünyaya geldi.(17 mayıs 1925- 9 Ocak 1986)
1928 Türkiye Cumhuriyeti Hıfzıssıhha Müessesesi kuruldu.
1939
  • 27 Mayıs 1938 tarihli Londra Kredi Antlaşması‘na ait onay belgelerinin karşılıklı teatisi yapıldı.
  • Altın ticaretinin yeniden serbest bırakılmasına ait kararname çıktı.
1950 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Yargıç olarak görev yapan İsviçreli  hukukçu Mark E. Villiger (17 Mayıs 1950 – 10 Aralık 2023) Güney Afrika’nın Louis Trichardt kentinde doğdu. Mozambik ve Avusturya’nın Feldkirch kentinde büyüdü. Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1983 yılında İnsan Hakları Komisyonu’nda sekreter olarak çalışmaya başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2006 yılından itibaren yargıç olarak görev aldı. 10 Aralık 2023’te hayata veda etti.
1952 Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1954 ABD’de siyah çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na konulan bir hükümle İmam Hatip Lisesi mezunlarına diledikleri üniversiteye devam edebilme yolu açıldı.
1969 İstanbul Toptaşı Cezaevi’nde 500 mahkum af isteğiyle açlık grevine başladı.
1973 Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını övdüğü iddiasıyla yargılanan İstanbul Sağmalcılar Lisesi öğretmeni N.Çayhan 3 ay hapse mahkum oldu.
1977 Muamele vergileri ile ilişkili olarak Üye Devletlerin çıkarmış oldukları kanunlar arasındaki uyumun sağlanmasına ilişkin 17 Mayıs 1977 tarihli ve 77/388/EEC numaralı Altıncı Konsey Direktifi kabul edildi.
1980 İstanbul Barosu avukatlarından, CHP eski Merkez İlçe Yönetim Kurulu üyesi Burhanettin Cihan Erozan Kadıköy’de evine girerken silahlı saldırıs sonucu hayatını kaybetti.
1980 Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı.
1982
  • 17 Mayıs 1982 tarihinde sanıklar hakkında iddianame düzenlenerek Türkiye Barış Derneği Davası açıldı. Barış Derneği üyelerine açılan dava sonucunda, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, 44 yönetici hakkında, tutuklama kararı verildi. Orhan Adli Apaydın ile birlikte Mahmut Şerafettin Dikerdem, tutuklanarak cezaevine konuldu. Türkiye Barış Derneği Davası 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona erdi.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı kuruldu. Vakıf, Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve diğer Millî Güvenlik Konseyi üyesi komutanların aralarında topladıkları parayla kuruldu.
1982 Kosovalı hukukçu ve politikacı Vjosa Osmani doğdu. Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimi gördü. Pittsburgh Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. Priştine Üniversitesi’nde, Kosova Amerikan Üniversitesi’nde ve Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ders verdi. Kosova’da uluslararası hukuk alanında dersler verirken Amerika‘da Devlet İnşası ve Hukuk: Kosova Deneyimi başlıklı bir seminer verdi. Dış ilişkiler, diaspora ve stratejik yatırımlar komitesinin ve Avrupa Birliği Uyum Komitesi’nin başkanlığını yürüttü ve Kosova’da anayasa reformları komitesi başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2005 yılında Pittsburgh Üniversitesi tarafından iki kez Gelecek İçin Mükemmellik Ödülü’ne layık görüldü. 2009 tarihinde, o zamanki Kosova Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu’nun Kurmay Başkanı seçildi. 2021’den beri Kosova Cumhuriyeti’nin beşinci cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktadır.
1983
  • Ankara Bahçelievler’de 8 Ekim 1978 tarihinde, TİP üyesi yedi kişiyi öldürmekten yargılanan Haluk Kırcı ve Ahmet Ercüment Gedikli ölüm cezasına çaptırıldı.
  • İsrail, Lübnan ve ABD arasında, 17 Mayıs Antlaşması imzalandı.
  • Savcı Doğan Öz’ü 1978’de Ankara’da öldürmekten sanık İbrahim Çiftçi beraat etti.
  • Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi’nin 2 ay 20 günlük hapis cezası, Sıkıyönetim Komutanı cezayı temyiz etmediği için kesinleşti.
  • İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Gençay Gürsoy 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevden alındı.
1984 Ekrem Pakdemirli, İsviçre’ye hayali ihracat yapan 8 firmanın tespit edildiğini açıkladı.
1987 İsveçli hukukçu, ekonomist ve politikacı Karl Gunnar Myrdal (Doğumu: 6 Aralık 1898) Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1927’de iktisat alanında doktora derecesini aldı. 1933-1947 yılları arasında Stockholm İktisat Okulu ‘nda profesörlük yaptı ve analizleri ile Stockholm Okulunu güçlü bir biçimde etkiledi. 1974 yılında parasal ve ekonomik dalgalanmalar ve bunların ekonomik, sosyal ve kurumsal ilişkisini (bağımlılığını) irdeleyen öncü çalışması ile Nobel Ekonomi Ödülünü karşıt görüşte olduğu ve fikir çatışmalarına girdiği Friedrich von Hayek ile paylaştı. Tage Erlanders hükümetinde ticaret bakanı olarak olarak görev aldı. 1950 tarihli UNESCO‘nun “The Race Question (Irkçılık Meselesi)” isimli raporunu da imzalayanlardan biri oldu.
1989 Çekoslovakya’da dört aydır hapiste olan yazar Vaclav Havel serbest bırakıldı.
1990 Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1992 Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1994
  • Türkiye, Sulak Alanların Korunması’na ilişkin Ramsar Sözleşmesini 1994 yılında kabul etti, sözleşme 17 Mayıs 1994 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
  •  İstanbul Savaş Karşıtları Derneği kapatıldı.
1995
  • 21 Ocakta gözaltına alındığı bildirilen Hasan Ocak’ın 26 Martta öldürüldüğü bildirildi. Cenazesi, aylar süren kampanya sonrasında 17 Mayıs 1995’te Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.
  • Hava-İş sendikası başkanı Atilay Ayçin bir konuşmasında bölücülük yaptığı iddiasıyla yargılandı, 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tutuklandı.
1997 Avukat Eşber Yağmurdereli‘nin sözcülüğünü yürüttüğü “Barış İçin Bir Milyon İmza” girişiminin topladığı imzalar Meclis’e iletildi.
1998 Suriyeli eşcinsel, siyasi blog yazarı ve insan hakları aktivisti Abdurrahman Akkad doğdu. 2017’de ailesinin kendi isteği dışında bir kadınla evlenmeye zorlayacağından endişelenerek gay olduğunu Facebook’ta canlı bir video çekerek duyurdu. Video, çeşitli Arap sosyal kanallarında paylaşıldı. Çünkü bu video, Suriyeli eşcinsel bir erkeğin gerçek adı ve yüzüyle bir videoda cinsel yönelimini alenen ifade ettiği ilk olaydı.
1999 Doçent Doktor Bahriye Üçok ile Muammer Aksoy’un öldürülmesi olayına karışan 4 kişinin yakalandığı açıklandı.
2005 Bşbakan Erdoğan’ı ”iplere dolanan kedi” olarak çizen Musa Kart’ın 5 bin TL tazminat cezasına çarptırılmasına tepki olarak “Tayyipler Alemi” kapağıyla çıkan Penguen mizah dergisi aleyhine Erdoğan’ın açtığı 40 bin TL’lık manevi tazminat davası başladı.
2006 Hukukçu Mustafa Yücel Özbilgin, 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirdi. Avukat Alparslan Arslan tarafından yapılan bu saldırıda 4 Danıştay üyesi de yaralandı.
2010 İran’ın uranyum takasına ilişkin ortak formülle ilgili anlaşma, Türkiye, Brezilya ve İran Dışişleri Bakanları tarafından imzalandı. Uranyum takasının Türkiye’de yapılacağı da, bu imza ile resmîleşmiş oldu.
2011 Kayıp yakınları “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası” kapsamında Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.
2013 Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edildi. ECBA Bahar Konferansı, 26-27 Nisan 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti. Başkan Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ayşe Füsun Dikmenli, Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Av. Turgay Demirci, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç hakkındaki  dava, Silivri 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/148 E. Sayılı dosyası ile 17 Mayıs 2013’te başladı. Duruşmaya ECBA ve diğer kurumlar gözlemciler gönderildi, dönemin İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile de görüşen ECBA Başkanı Prof. Dr. Holger Matt İstanbul Barosu’na tam desteklerini açıkladı.
2017
  • Amerikalı feminist sivil ve kadın hakları aktivisti Roxcy O’Neal Bolton yaşamını yitirdi. (3 Haziran 1926 – 17 Mayıs 2017)] Mississippi’de doğdu. Miami Kadınlar Şefi ve 1969’da Ulusal Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Evsiz kadınlar için kadın sığınakları yaptırdı, Tehlike Altındaki Kadınlar organizasyonunu kurdu. 1974’te Miami’de, ülkedeki ilk Tecavüz Tedavi Merkezi’ni kurdu, buranın adı 1993 yılında Roxcy Bolton Tecavüz Tedavisi Merkezi olarak değiştirildi.
  • Sabancı suikastı davasında yargılanan tutuklu sanık İsmail Akkol, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
  • Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile 2017 yılı “Dilimiz Kimliğimizdir” başlığıyla “Türk Dili Yılı” ilan edildi.
2018
  • ABD Başkanı Donald Trump’ın CIA Direktörlüğüne aday gösterdiği, “işkenceci” geçmişiyle tartışılan Gina Haspel, Senatodan onay alarak CIA’in ilk kadın direktörü oldu.
  • Fransız hukukçu ve siyasetçi Nicole Fontaine yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Ocak 1942) 1962’de hukuk diploması, 1964’te Sciences Po diploması ve 1969’da kamu hukuku doktorası aldı. Avukat ve Hauts-de-Seine bölümünün baro üyesi oldu. Devlet ile sözleşme ile kamu sektörüyle bağlantılı dershaneler arasındaki ilişkiler üzerine dört kez yayınlanan ve geniş çapta dağıtılan doktora tezi, bu alanda standart referans çalışması haline geldi. 1984 yılında Alain Savary’nin özel okullara dair hazırladığı kanunun başarısız olmasında etkili olan Katolik Eğitimin önce genel sekreter yardımcısı ardından da temsilcisi olarak tanındı. 1984-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yaptı, 1999-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu başkanlığı görevinde bulundu. 2002-2004 yıllarında Sanayi Bakanlığı yaptı. Ayrıca 2004-2009 yıllarında da yine Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’Honneur Nişanı sahibi oldu. 
  • Roboski Davasında, saldırıda hayatını kaybeden 34 kişinin 281 yakını tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan bireysel başvuru, iç hukuk yollarının  tüketilmediği gerekçesiyle reddedildi.
2020 Brezilyalı hukukçu, siyasetçi ve işadamı Wilson Leite Braga yaşamını yitirdi.(Doğumu: 18 Temmuz 1931) Paraíba Federal Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Brezilya Demokratik Hareketi (PMDB) üyesi olarak siyaset yaptı. 1955’ten 1967’ye ve 2011’den 2015’e kadar Paraíba Yasama Meclisi‘nde delege olarak iki dönem görev aldı. Paraíba kentini temsilen 1967’den 1982’ye kadar, 1995’ten 2003’e kadar ve 2007’den 2011’e kadar üç dönem Brezilya Parlamentosu‘na milletvekili olarak girdi.
2021 Memleket Partisi, Muharrem İnce başkanlığında kuruldu.
2023
  • Avukatlar Sendikası tarafından, E-Devlet sisteminin tüm avukatların sendikaya üye olabilmesine uygun şekilde tasarlanması talebinin kabul edilmemesi üzerine açılan idari davanın reddi üzerine yapılan başvuru hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’nin 17 Mayıs 2023 tarihli sayısında yayınlandı. Mahkeme talebi kabul edilemez buldu.
  • Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Ankara Barosu Başkanı iken yönetim kurulunda bulunan 11 kişi hakkında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 24 Nisan 2020 tarihinde Ankara’daki Hacı Bayram Camisi’nde verdiği hutbenin içeriğiyle ilgili yaptıkları basın açıklamasıyla ilgili olarak başlatılan soruşturma sonucunda; “kamu görevlisine dini inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması nedeniyle görevinden dolayı hakaret” suçlamasıyla Ankara Batı 3. Ağır Ceza Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan  davada mahkeme, sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verdi.

16 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
16 Mayıs - Hukuk Takvimi - Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 
16 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 
Osmanlılar ile Safeviler arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı. Bu anlaşma sonucunda Zağros Sıradağları Osmanlılar ile Safeviler arasında resmi sınır olarak kabul edildi. Bu anlaşma sonucunda oluşturulan sınır küçük birkaç değişiklikle İran-Türkiye sınırı olarak günümüze kadar gelmiştir.
1703 Fransız hukukçu, şair, yazar, edebiyat teorisyeni Charles Perrault yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1628) Orléans‘ta hukuk öğrenimi gördü. Paris Barosu’na kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı, çeşitli resmi görevlerde yer aldı. Kral XIV. Louis’nin Maliye başmüfettişi Jean Baptiste Colbert için çalıştı. Fransız Bilimler Akademisi’nin kuruluşuna katkıda bulundu. Çocuk kitaplarının babası olarak anıldı. Yaşamının son yıllarında çocukları için derlediği ve Kaz Ana’nın Öyküleri adlı kitabında yayımladığı Uyuyan Güzel, Kırmızı Başlıklı Kız, Mavi Sakal, Çizmeli Kedi, Külkedisi birer dünya klasiği haline geldi. 
1717 Voltaire namıyla bilinen düşünür François-Marie Arouet, din ve krallık karşıtı yazılarından ötürü Bastille Hapishanesi’ne gönderildi.
1894 Hukukçu ve Nazi Almanyası’nda kiliselerden sorumlu Devlet Bakanı Hermann Muhs doğdu. (Ölümü: 13 Nisan 1962) Göttingen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Kendisine avukat bürosu açtı ve 1929 yılında NSDAP üyesi oldu. 1930 yılında Prusya Eyalet Parlamentosu üyeliği yaptı. 1933’ten sonra Hildesheim ilçe başkanı oldu. 1935 yılında Devlet Bakanı oldu. Eşitlik çabaları ve teolojik beceriksizlikleri kiliseler ile birçok anlaşmazlıklara neden oldu.
1906 Venezüellalı hukukçu, entelektüel, tarihçi, yazar, televizyon yapımcısı ve politikacı Arturo Uslar Pietri dünyaya geldi. (16 Mayıs 1906 – 26 Şubat 2001)Arturo Uslar Pietri
1908 Fransız hukukçu, sendika lideri ve politikacı Albert Gazier (16 Mayıs 1908 – 2 Mart 1997)  dünyaya geldi. 
1919
  • Damat Ferid Paşa Hükümeti yeniden kuruldu.
  • Mustafa Kemal Paşa, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktı.
1921 Yusuf Kemal Tengirşenk, Hariciye vekili oldu.
1942 Sosyal teori ve saha araştırmaları üzerine yazıları antropoloji disiplini ve karşılaştırmalı hukuk üzerinde kalıcı bir etki bırakan Polonyalı antropolog ve etnolog Bronisław Kasper Malinowski yaşamını yitirdi. (7 Nisan 1884 – 16 Mayıs 1942) 
1943 Varşova Gettosu’ndaki Yahudi topluluğunun, Nazi işgaline karşı başlattığı Varşova Gettosu Ayaklanması olarak adlandırılan direnişi kırıldı. Hayatta kalanlar, Treblinka toplama ve yok etme kampına gönderilmeye başlandı. Alman kayıtlarına göre 56 bin kişi öldürüldü.
1952 Birleşik Krallık’ta kadınlara eşit ücret yasalaştı.
1957 Amerika Birleşik Devletleri’nin Illinois Eyaleti’nin Chicago kentindeki içki yasağını gerçekleştirmek ve teftişte bulunmak amacıyla yaptığı görevle ve ünlü içki kaçakçısı Al Capone’u adalete teslim eden Dokunulmazlar ekibinin lideri olarak ün kazanan hukukçu ve müfettiş Eliot Ness yaşamını yitirdi.(19 Nisan 1903 – 16 Mayıs 1957),
1960
  • 1959 yılında imzalanan Türkiye – ABD Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında İş Birliği Anlaşması” adıyla tanzim edilmiş ve antlaşmanın tasdikine dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 9 Mayıs 1960’ta kabul edilmiş ev Resmî Gazetenin 16 Mayıs 1960 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
  • Milli Eğitim Bakanlığı 19 Mayıs gösterilerini yasakladığını açıkladı.
  • Sovyet lider Nikita Khrushchev, SSCB toprakları üzerinde uçurulan Amerikan U-2 casus uçakları için, ABD başkanı Dwight D. Eisenhower’dan özür dilemesini istedi.
1962 Hukukçu, Edith Kindermann doğdu. 21 Mart 2019 tarihinde yapılan seçimde Alman Avukatlar Birliği (Deutschen Anwaltverein-DAV)  Başkanlığına gelen ilk kadın oldu.
1963 Türkiye Barolar Birliği’nin kurulmasının gerekliliği konusunda tam bir görüş birliğine vararak bu amaçla başlattıkları ön çalışmalar sonunda, 16 Mayıs 1963’te hazırlığı tamamlanarak 7 Temmuz 1969 tarihinde yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile “Türkiye Barolar Birliği” nin kurulması yasal olarak da kabul edildi.
1972 Sıkıyönetim uygulaması çerçevesinde askeri makamlarca tutuklananların asker kişi sayılacağı açıklandı.
1973 1730 sayılı Yargıtay Yasası 12 yıl aradan sonra 16 Mayıs 1973 tarihinde çıkarıldı ve 1 Haziran 1973 günü de yürürlüğe girdi.
1974
  • 9 İsrailli çocuğu rehin alan Filistin gerillalarıyla İsrail askerleri arasında çatışma çıktı; 16 çocuk öldü, 70 çocuk yaralandı.
  • Josip Broz Tito, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti başkanlığına ömür boyu olmak üzere seçildi.
1974 BM Ekonomik ve Sosyal Konsey 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararı ilan etti. Barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlık dışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların korunmasına dikkat çekildi.
1975
  •  Sikkim, referandum sonucunda 22. Eyalet olarak Hindistan’a bağlandı.
  • Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Genel Müdürü İsmail Cem, “milli güvenliğe aykırı tutumu” gerekçe gösterilerek görevden alındı. Yerine Nevzat Yalçıntaş atandı. Cem Danıştay’a başvurdu.
1979 Üsküdar Çiçekçi’de 30 Nisan’da yasaklı 1 Mayıs’a ilişkin korsan gösteride gözaltına alınan “Kurtuluş” grubundan 139 kişinin yargılanmasına başlandı.
1979 Ankara’da, Piyangotepe Katliamında kişi öldürüldü, 2 kişi yaralandı.
1981 Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek, onları topluma kazandırmak, hayat standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla, Birleşmiş Milletlere üye ülkeler ile birlikte 10-16 Mayıs tarihleri Engelliler Haftası olarak kutlanmaktadır. BM Genel Kurulu, 3 Aralık 1981 tarihinde aldığı kararla 1982 yılından itibaren 10-16 Mayıs tarihlerini resmi olarak “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir.
1983 İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, İlerici Gençler Derneği (İHD) ve İlerici Kadınlar Derneği (İKD) kurucusu ve üyesi toplam 23 kişi hakkında, komünist düzen için illegal faaliyet ve gizli TKP’yi desteklemek iddialarıyla 15 ile 30 yıl arası hapis istemiyle dava açtı.

  • 12 Eylül döneminin ardından, demokrasiye geçişte ilk siyasi parti olan Milliyetçi Demokrasi Partisi kuruldu.
  • Müjdat Gezen’in yazdığı ve Savaş Dinçel’in çizimlerini yaptığı 1978 yılı basımlı “Çizgilerle Nazım Hikmet”adlı kitapta ”komünizm propagandası yaptıkları” iddiasıyla M.Gezen ve S.Dinçel Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinin kararıyla İstanbul’da gözaltına alındı.
1984
  • Yayımcı İlhan Erdost’un Mamak Cezaevin’de dövülerek öldürülmesi davasında Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazı sonucunda Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, 10 yıl 8 aylık hapis cezası bozulan astsubay Şükrü Bağ’ın bozma kararını kaldırarak mahkumiyet hükmünü onadı.
  • YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, kız öğrencilerin yasak olan başörtüsü yerine türban giyebileceklerini açıkladı.
  • Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Müşavirliği’ne atanan Hüseyin Üzmez tepkiler üzerine istifa etti. Üzmez 1959’da Vatan gazetesinin sahibi/başyazarı Ahmet Emin Yalman’ı Malatya’da silahla yaralamaktan 20 yıl hapse mahkum olmuş, 10 yıl yatıp infaz indirimiyle salıverilmişti.
1986 Kars’ta 8 Ocak 1980’de gözaltına alınıp 10 gün sonra hayatını kaybeden Oruç Korkmaz’ın işkencede ölümüyle ilgili olarak yargılanan 1’i komiser 4 polis memuru -hafifletici sebeplerle- 5 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırıldı.
1989
  • Bayrampaşa Cezaevi’nde isyan çıktı; 40’a yakın tutuklu ve hükümlü yaralandı.
  • Diyarbakır Karayolları 9.Bölge Müdürlüğü’nde Yol-İş üyesi 1.500 işçi Adliye’ye yürüyerek ”geçim sıkıntısından”boşanma dilekçesi verdi.
  • 1981’de “yurda dön” çağrısına uymadığı için yurttaşlıktan çıkarılan, hakkındaki gıyabi tutuklama kararı “kanıt yetersizliği”nden 26 Nisan 1989’da kaldırılan Sema Poyraz, Demokratik Almanya’dan uçakla İstanbul’a döndü. Poyraz’ı ailesi ve avukat Turgut Kazan karşıladı.
  • 16 Yaşındaki Musa Özdemir, Isparta Anadolu Lisesi bahçesinde basketbol oynarken şikayet üzerine 4 arkadaşıyla birlikte gözaltına alındı; “görevli memura hakaret”ten hakkında dava açıldı, kendini astı.
1990
  • Çanakkale E Tipi Cezaevi’nde toplam 365.5 yıla mahkum 5 Yazı İşleri Müdürü ile toplam 23.5 yıla mahkum 3 sendikacı, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan TCK 141, 142 ve 163.maddelerin derhal yürürlükten kaldırılması için süresiz açlık grevine başladı.
  • 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Ankara Üniversitesi SBF’deki görevlerinden uzaklaştırılan 7 öğretim üyesi, Danıştay’ın son içtihatı birleştirme kararı doğrultusunda verdiği kararlarla SBF’ye geri dönmeye başladı.
  • Edith Cresson Fransa’nın ilk kadın başbakanı oldu.
1993 DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, 244 oyla Türkiye’nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı oldu.
1995 Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunup ailenin teşhis ettiği Hasan Ocak’ın işkence görüp boğularak öldürüldüğü anlaşıldı. Ocak’ın cesedinin 26 Mart’ta Beykoz Buzhane Köyü yakınlarında bulunduğu, 15 gün morgda bekletildikten sonra Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğü öğrenildi.
1996 Selçuk Parsadan skandalı ile gündeme gelen DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, örtülü ödenekle ilgili açıklamada bulunamayacağını ve bunun bir devlet sırrı olduğunu söyledi.
1997 Liar Liar-Yalancı Yalancı, adlı hukuk filmi 16 Mayıs 1997 yılında vizyona girdi.
2000
  • Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresi bitti.  Hukukçu ve AYM başkanı Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanlı olarak göreve başladı.
  • “Düşünceye Özgürlük 2000” kitabının yayıncısı görünen 16 kişi hakkında 7-15 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı.
  • ÇHD İstanbul Şubesi’ne üye avukatlar, cezaevi girişlerinde 2 kez aranma ve evrak kontrolü yapılmasına ilişkin protokolü İstiklal Caddesi’nde yürüyüşle protesto etti.
2002 17 Nisan 1999’da Sosyalist İktidar Partisi üyesi Hüseyin Duman’ı öldürmekten yargılanan Ülkü Ocakları K.Bakkalköy İlçe Başkanı İhsan Bal 24 yıl hapse mahkum oldu. Yalnızca 6 ay tutuklu kalan Bal, kararın ardından Şartla Salıverme Yasası hükümleri gereği tahliye edildi.
2007 Fransız avukat ve siyasetçi Nicolas Sarkozy 16 Mayıs 2007–15 Mayıs 2012 tarihleri arasında Fransa Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
2010 İran ile başta ABD olmak üzere batılı ülkeler arasında uranyum takasını öngören; Türkiye, Brezilya ve İran’ın ortak formülü üzerinde mutabakat, 18 saatlik görüşmeler sonunda sağlandı.
2018 İBDA düşüncesinin kurucusu, Kürt asıllı İslamcı düşünür, şair, yazar Salih Mirzabeyoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Mayıs 1950) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ancak eğitimini yarıda bıraktı. İBDA-C örgütü lideri olduğu suçlamasıyla 28 Şubat sürecinde DGM tarafından ömür boyu hapse mahkûm edilen ve 16 yıl cezaevinde kaldıktan sonra yeniden yargılanıp 2 Mart 2016’da beraat etti.
2019 Avustralyalı hukukçu ve politikacı Robert Bob Hawke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Aralık 1929)  Batı Avustralya Üniversitesi’nde eğitim gördü ve Bachelor of Arts ve Bachelor of Laws dereceleriyle mezun oldu. Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde tahkim hukuku alanında doktora çalışmaları yaptı. 1959’da ACTU avukatı olarak atandı. 1969’da ACTU’nun başkanı olarak seçildi ve burada yüksek bir kamuoyu profili elde etti. 1973 yılında İşçi Partisi başkanlığına atandı. 1980’de Avustralya  Temsilciler Meclisi’ne (MP) seçildi. 1983-1991 yılları arasında Avustralya’nın 23. başbakanı olarak görev yaptı.
2020 Brezilyalı avukat ve politikacı Mário Chermont yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Ocak 1937) Federal Pará Üniversitesi hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1966’da Chaves Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve 1967’den 1971’e kadar bu görevi sürdürdü.  1979’dan 1991’e kadar iktidarda kalan Pará Yasama Meclisi Üyesi seçildi. 1989 ve 1990 yılları arasında Pará Yasama Meclisi Başkanlığı görevini üstlendi. 1990’da  Temsilciler Meclisi Üyesi seçildi.
2021 Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi (Universal Declaration on Living Together in Peace), 2021 yılı 16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü(The International Day on Living Together in Peace-IDLTP)) etkinlikleri kapsamında yayınlanmıştır. Bildiri, İnsanlığın şiddetten uzaklaşarak uzlaşma ve geleceği birlikte inşa etmesi fikrine dayanmaktadır.
2024 Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden Kobanê Davası kararları açıklandı. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ahmet Türk ve birçok sanık mahkum oldu. Sırrı Süreyya Önder beraat etti.
2026
  • Son 5 günde, 64 ilde icra edilen ‘Nitelikli Dolandırıcılık, Çevrim İçi Çocuk Müstehcenliği ve Tacizi, Yasa Dışı Bahis’ suçlarına yönelik düzenlenen operasyonlarda bin 21 şüpheli gözaltına alındı. 319 kişinin tutuklandı. 48 milyar 16 milyon lira değerindeki para ve mal varlığına da el konuldu
  • Sivil hava ulaşımına açık havaalanlarının, sertifikasyonu ve işletimi ile ilgili usul ve esaslarda düzenleme yapıldı. Değişiklik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

0

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi (Universal Declaration on Living Together in Peace), 2021 yılı 16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü(The International Day on Living Together in Peace-IDLTP)) etkinlikleri kapsamında yayınlanmıştır. Bildiri, İnsanlığın şiddetten uzaklaşarak uzlaşma ve geleceği birlikte inşa etmesi fikrine dayanmaktadır. 

Dünya Vatandaşlığı kültürünün geliştirilmesi, hoşgörü ve şeffaflığın desteklenmesi ana misyondur. Halklar arasında yakınlaşma, barışın ve birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesi hedeflenmektedir. Gençliğe, barış kültürü eğitimi verilmesi, kadının statüsünün ve toplumdaki rolünün güçlendirilmesi de önemli bir misyondur.

Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün Tarihçesi

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: AISA-ONG-1024x934.jpgBildirinin tarihçesi 27 Ekim 2014’te Cezayir’de yapılan ve 27 farklı milletten 3.000’den fazla insanı bir araya getiren Uluslararası Barış Kültürü Kadın Kongresi’ne dayanmaktadır.  Kongrenin kapanışında, Dünya Birlikte Yaşama Günü’nün (WWD)  oluşturulması önerisiyle bir deklarasyon ilanı edildi ve bu günün tertibi için imza kampanyası başlatıldı. Bildirinin hazırlık aşaması  uluslararası bir sivil toplum örgütü olan AISA ONG  tarafından başlatılmıştır. İlk imzalar Cezayir’de toplandı. ve bir kampanya başlatıldı. Birleşmiş Milletlerde, aralarında Fransa, Belçika, ABD, Şili ve Cezayir’in de bulunduğu pek çok ülkeden delegasyonla çok sayıda toplantı gerçekleştirildi. AISA ONG International, 23 ve 24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Birinci Dünya İnsani Zirvesine katıldı ve Barış Kültürünün desteklenmesi için önerilerde bulundu.

Evrensel Barış Günü için yapılan üç yıllık çalışmanın sonunda 100 bine yakın imza toplandı. Ayrıca, 19 Mayıs 2017’de Paris’teki UNESCO Evi’nde bir çalıştay düzenlendi. 15 Eylül 2017’de ise Cezayir Dışişleri Bakanı’nı direktifiyle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde gerekli idari işlemlerin başlaması için 11 dile çevrilmiş bir metin teklifi tüm devletlerin misyonlarına dağıtıldı. New York’ta BM’nin 72. Genel Kurulu vesilesiyle, Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün önemini anlatmak için toplantılar yapıldı. Karar tasarısı Cezayir tarafından sunulduktan sonra 8 Aralık 2017 tarihinde BM Genel Kurulu, 16 Mayıs gününü “Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü” oybirliğiyle kabul etti.   

 

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

Önsöz

Birleşmiş Milletler’in (BM), 8 Aralık 2017 tarihinde 193 üye ülke tarafından oybirliğiyle kabul edilmesiyle, her yıl 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü haline getirmeyi amaçlayan A/R/72/130 sayılı kararı göz önüne alındığında,

Uluslararası Barış içinde Birlikte Yaşam Günü’nün Afrika Birliği (Barış ve Güvenlik Konseyi, Toplantı 891, 2019) ve Bağlantısız Ülkeler Hareketi (Caracas, 2019) tarafından desteklendiği göz önüne alındığında,

Ayrıca bu günün Düsseldorf Bildirgesi (Birlikte yaşam taraftarı olan belediye başkanların Uluslararası Gözlemevi, Ağustos 2019) aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki şehirler ve başkentlerde desteklendiği ve her yıl kutlama taahhüdünde bulundukları göz önüne alındığında,

Günümüzde dahi, diğer insanlardan korkunun hoşgörüsüzlüğü artırdığını ve “benlik” kültürünün barışa zararlı olan siyasî, iktisadî, sosyal ve çevresel çatışmalara yol açtığı göz önüne alındığında,

Milyarlarca kadın ve erkeğin halihazırda hoşgörü, af ve merhamet değerlerini esas alan bir zeminde birlikte yaşadıkları göz önüne alındığında,

Irkımız, inançlarımız, kültürümüz, sosyal durumumuz, yaşam yerlerimiz ve biçimlerimiz ne olursa olsun birbirimize bağlı olduğumuz göz önüne alındığında,

İnsanlık ailesinin uzlaşma ve dayanışma koşullarını oluşturmak için birlikte hareket etmemizin insanlık adına görevimiz olduğu göz önüne alındığında,

Yarının yetişkinleri kendi geleceklerini birbirlerine karşı değil, birbirleriyle inşa etmeleri için genç nesilleri Barış kültürüne eğitmenin acil olduğu göz önüne alındığında,

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Bildiri

“Biz, dünya vatandaşları, siyasî, iktisadî ve sosyal karar vericiler, “hoşgörü, katılım, anlayış ve dayanışma ” lehinde olan Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisine onayımızı verdiğimizi ilan edip ve “farklılık ve çeşitliliklerimize saygı duyarak birlik ve beraberlik yaşam biçimine uygun olan bir dünya oluşturmak için birlikte yaşamak ve hareket etmek konusunda” irademizi ifade ediyoruz.”

Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü getirmeyi amaçlayan BM’in A/R/72/130 sayılı kararından alıntı [/box] 

Kadın veya erkek vatandaş olarak:

  • Kadın veya erkek tüm vatandaşların eşitliğini ve birbirlerine bağlılığını kabul etmek.
  • Köprüler inşa etmek ve bizi ayıran duvarları yıkmak.
  • Uluslararası Barış içinde Yaşam Gününü kültürel ve yerel özelliklere saygı duyarak kutlamak ve icabında bu meyanda farkındalığı artıran girişimlerde bulunmak.
  • Ulusal kurumlarla çalışarak Barış içinde Birlikte Yaşam için gereken koşulları oluşturmaları için onları teşvik etmek.

Belediye, bölgesel ve yerel seçilmiş yetkililer olarak:

  • Şehirlerde uyumlu bir şekilde bir arada yaşamayı kolaylaştırmak için her türlü çeşitliliğe saygı duyarak ve ayrımcılığa karşı mücadele ederek Barış içinde Birlikte Yaşamın gelişmesini sağlamak.
  • Toplumun can damarlarıyla sıcak bir ilişkide olarak, karşılıklı güven oluşturmayı ve tüm kadın-erkek vatandaşlarda toplumun birer parçası olma duygusunu geliştirmeyi amaçlayan adımlar atarak toplumun birliğini ve sosyal bütünlüğünü teşvik etmek.
  • Tüm kadın-erkek vatandaşlar arasındaki temasları kolaylaştıran yerel faaliyetler vasıtasıyla Birlikte Yaşamayı ve Birlikte Yapmayı teşvik eden stratejiler uygulamak.

Kadın veya erkek şirket yöneticisi olarak:

  •  Hayata, insan haysiyetine saygı duyan ve işbirliğe değer veren bir ekonomi için çaba sarf etmek.
  • Gündelik eylemlerimize anlam katan toplumsal çalışmaların ortaya çıkmasını teşvik etmek ve kârı bir amaç değil bir araç olarak gören müşterek esenliğin hizmetinde olan şirketler geliştirmek.
  • Ekonomik faaliyetlerin küresel ısınma ve biyolojik çeşitlilik üzerinde etkisini idare etmek ve şirketlerin politikalarını değiştirmek, ve hassaten ücret konusunda kadın-erkek arasında eşitliği hedefleyen politikaları hayata geçirmek.

Dinî bir lider olarak:

  • İnsanlık ailesinin dinî ve manevî çeşitliliğine saygı duyarak uzlaşması için katkıda bulunmak.

Devlet ve hükümetler olarak:

  • Uzlaşma ve dayanışma lehinde adımlar atarak ve insanları bağışlayıcı ve şefkatli olmaya teşvik ederek, toplumlar, dinî liderler ve diğer kişilerle işbirliği yoluyla barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak.
  • Özellikle küçük çocukların suistimalini yasaklayarak, sosyal ve iktisadî eşitsizlikleri azaltan bir zemin oluşturmak.
  • Tüm eğitim zamanı süresince barış kültürünün öğretimi için müfredat ve ders programlarında yer ayırmak.

Ulusal veya uluslararası bir örgüt veya kurum olarak:

  • BM’in A/RES/72/130 sayılı kararını destekleyen öneri ve ilkelerini somut eylemlere dönüşmesini sağlamak.
  • Barış içinde birlikte yaşamayla ilgili uluslararası konferansların düzenlenmesini desteklemek ve küresel düzeyde ortaklaşa gerçekleştirilen eylemlere katılmak.

Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini desteklemek için resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini kabul ederek sorumluluk alıyorum: www.16mai.org

Yusuf Kemal Tengirşenk

0
Yusuf Kemal Tengirşenk

Yusuf Kemal Tengirşenk, 1878 Boyabat’ta doğmuştur. Kadı (Naip) Hasan Raci efendinin oğludur. Önce Kuleli İdadisine girmiş, sağlık nedenleri ile Askeri Tıbbiye nakledilmiş burada öğrenimine devam ederken hapsedilmiş, Fizan’a sürülmek üzere iken sakatlığı ve bazı girişimler üzerine çürüğe ayrılmıştır. Bir süre memleketinde kaldıktan sonra İstanbul’a gelerek Mektebi Hukuka girmiştir.

Fransızca ve İngilizce dillerini bilen Tengirşenk 1904 yılında hukuk fakültesinden mezun olmuş ve daha sonra Paris Hukuk Fakültesi Ulumu Siyasiye ve İktisadiye şubesinde Doktorasını vermiştir.

Yusuf Kemal Tengirşenk Moskova Anlaşması Heyetinde

1898 de Boyabat Mal Müdürü Refikliğine tayin edilmiş, 1899 da istifa etmiştir. Mektebi Hukuktan mezun olduktan sonra 1904 de avukatlığa başlamış aynı zamanda Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku Muallim Muavinliğine, daha sonra Muallimliğe tayin edilmiştir.

1908’de Meşrutiyetin ilanı ile Kastamonu mebusluğuna seçilmiştir. 1908-1909 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığı görevine seçilmiş; 1 yıl görev aldıktan sonra ayrılarak 31 Ağustos 1914 tarihine kadar Avrupa’da Talebe Müfettişliğinde bulunmuştur.

1 Haziran 1915 de Müfettiş Umumiliğine, 23 Kasım 1915 de Adliye Nezareti Müsteşarlığına tayin edilmiş, I. Dünya Savaşının bitmesiyle tekrar Kastamonu Mebusu olmuş, İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Ankara’ya gelerek Büyük Millet Meclisine katılmıştır. Hariciye Vekili Bekir Sami Beyle birlikte Murahhas olarak Moskova’ya gitmiş ve daha sonra ikinci defa Heyeti Murahhas Reisi olarak 16 Mart 1921 de Moskova’ya giderek Dostluk Muahedesini akdetmiştir.

Tengirşenk, 30 Mart 1920’de Adliye Vekili, 15 Mayıs 1921 de Hariciye Vekili seçilmiştir. 02.10.1922’de istifa etmiş, 1923 de Londra Mümessilliğine tayin olmuş, bilahare Sefirlik ile Milletvekilliğinin bir arada yapılamayacağına dair alınan karar üzerine Milletvekilliğini tercih etmiştir.

1930 senesinde 2. defa Adliye Vekilliğine tayin olunmuş, 1933 de istifa etmiştir.

1950 yılında siyaseti bırakıp, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ekonomi Profesörü olmuştur. Bu görevden emekli olup, 6 Ocak 1961 – 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Temsilcisi olarak görev yapmıştır.

15 Nisan 1969 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.