Ali Ülkü Azrak

0
Ali Ülkü Azrak

İdare Hukukçusu ve akademisyen Ali Ülkü Azrak 24 Temmuz 1933’te İstanbul’da dünyaya geldi. Vefa Lisesini birincilik ile tamamladı. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1958’de İstanbul Üniversitesinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1970 yılında Doçent oldu ve 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku kürsüsünde göreve başladı ve bu görevini 1979 yılına kadar sürdürdü. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni (O dönemin adıyla Siyasal Bilimler Fakültesi) kuran isimler arasında yer aldı. 1982 yılında “Profesör” oldu ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında emekli olduğu 2000 yılına kadar öğretim üyesi olarak burada çalışmaya devam etti. 1972-1985 arasında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve Marmara Üniversitesinde de dersler verdi. 1988 yılında Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlendi. 1994-1999 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü,

Prof. Dr. Ali Ülkü AzrakAzrak, 1995-1998 arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığı, 1998-1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı görevlerini yürüttü. 1999 yılında hem Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü, hem Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı hem de Senato üyeliği görevlerinden dönemin İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu’na tepki göstererek istifa etti. 2000 yılında yaş haddinden emekli oldu. Emekliliğinde Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği yaptı. 2009 yılında tekrar İstanbul Üniversitesi’ne döndü. 2001-2005 yıllarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet  Sezer kontenjanından YÖK üyeliği görevinde bulundu. 1994-1999 arasında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Başkan Vekilliği görevini yaptı. 2001-2003 arasında ise Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Danışma Kurulunda görevde bulundu. Türk-Alman Kültür Derneği Başkanlığı ve Alman-Türk Kamu Hukuku Platformu Üyeliğini de  yürüttü. Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulunda da yer aldı.  Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı 29 Kasım 2007’de kendisine tevcih edildi. COVID-19 pandemisi sırasında 15 Nisan 2020 tarihinde yaşamını yitirdi. Kendisinden 15 gün önce aynı pandemide yaşamını yitiren Alman asıllı  Hannelore Azrak ile evliydi ve iki erkek çocuğu sahibiydi.

Belgin Erdoğmuş

0
Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş

Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş, 16.03.1941 tarihinde İstanbul, Beykoz’da doğmuş, ilkokulu Beykoz’da 1952 yılında bitirmiştir. Erdoğmuş, 1960 yılında Avusturya Lisesinden (Sankt George) mezun olmuştur. Erdoğmuş, liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, fakülteden mezun olduktan sonra 1966 yılında Roma Hukuku kürsüsünde asistan olarak atanarak göreve başlamıştır.

Erdoğmuş, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun uygulamalarından şikayetçi olan öğretim üyeleri Ali Ülkü Azrak, Ömer Yörükoğlu ve Anayasa Hukukçusu Prof. Erdoğan Teziç ile birlikte İstanbul Üniversitesinden istifa ederek ayrılmıştır.

1999 yılı sonunda ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına getirilmiş,  2010 yılında aynı fakültede Emeritus Profesör unvanını almış, vefatına kadar bu üniversitede görev yapmıştır.

6 Kasım 2013 tarihinde vefat etmiş, cenazesi Teşvikiye Camiinden kaldırılmıştır.

Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş’a Armağan, İstanbul 2011 yılında Der Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Almanca, İngilizce ve Latince bilen Belgin Erdoğmuş’un değişik zamanlarda yayınlanan çevirileri, makaleleri ve kitapları bulunmaktadır.

Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş’un Eserleri

In Diem Addictio, Actio Publiciana in Rem, Roma Hukuku Dersleri, Roma Eşya Hukuku, Roma Hukuku Meseleleri, Roma Hukuku Pratik Çalışmaları, Hukukta Latince Terimler ve Özlü Sözler, Roma Borçlar Hukuku Dersleri bunlardan bazılarıdır. Türkiye’nin sayılı Roma Hukuku profesörlerinden olan Erdoğmuş, eserlerinin çoğunu Prof. Dr. Bülent Tahiroğlu ile birlikte yazmış, kaleme almış olduğu eserlerin çoğu hukuk fakültelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur ve halen okutulmaktadır.

Navanethem(Navi) Pillay

0
Navi Pilllay

Navanethem(Navi) Pillay, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği yapmış olan Güney Afrikalı kadın hukukçudur.

Güney Afrika vatandaşı olan Pillay, 23 Eylül 1941 tarihinde doğmuş, 1965 yılında Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Pillay, Natal Üniversitesi’nden mezun olmuştur.

Navi Pilllay, Harvard Law School’da doktora yapan ilk Güney Afrika’dır.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1982 yılında Hukuk Yüksek Lisans derecesi ve 1988 yılında da Doktora derecesi elde etmiştir. Pillay, Harvard Law School’da doktora yapan ilk Güney Afrika’dır.

Pillay Hint-Tamil kökenlidir. Apartheid karşıtı eylemciler için savunma avukatı olarak çalışmış, işkence görenlere yardım etmiş, Robben Adası’ndaki mahkumların haklarını savunmuştur. Pillay, KwaZulu-Natal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmış, daha sonra Durban Westville Üniversitesi Konsey Başkan Yardımcısı olarak atanmıştır.

Pillay, apartheid’in sona ermesinden ve Afrika Ulusal Kongresi’nin iktidara gelmesinden sonra, 1995 yılında, Nelson Mandela tarafından Güney Afrika Yüksek Mahkemesi’ne yüksek yargıç olarak atanmıştır. Bu atama, Güney Afrika’da, beyaz olmayan bir kadın için ilktir.

Pillay, Hint-Tamil Kökenlidir
Navi Pillay’ın Uluslararası Kurumlardaki Görevleri 

Daha önce Uluslararası mahkeme yargıcı olarak görev yapan Pillay, 2003`ten 2008 yılına kadar Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargıç olarak görev yapmıştır. Pillay ayrıca Ruanda’da soykırım sorumlularının yargılamak üzere 1995 yılında kurulan  Uluslararası Ceza Mahkemesinin de  başkanlığını yürütmüştür. Pillay, insan hakları konusunda yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Hukuk hayatına insan hakları savunucu grupların avukatlığını yaparak başlayan Pillay, ayrıca, Güney Afrika’da Yüksek Mahkeme’ye atanan ilk siyah kadın olmuştur.

Pillay, 1995 yılında BM Genel Kurulu tarafından Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yargıç olarak seçilmiş, 1999-2003 yıllarında bu mahkemede başkan olarak görev yapmıştır. ICTR’in soykırım konusundaki çığır açan içtihatlarına imza atmış, ifade özgürlüğü ve nefret propagandası konularında da kritik kararlar almıştır.

Pillay, 2003 yılında Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde hakim olarak atanmış, Ağustos 2008’e kadar bu mahkemede görev yapmıştır.

Navi Pillay- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sırasında

Güney Afrikalı insan hakları savunucusu ve hukukçu Navanethem Pillay, 30 Haziran 2008`de boşalan İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevine getirilmiştir. Louise Arbour’ın yerine BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un tavsiyesi ve Genel Kurul’un aldığı karar ile Navi Pillay’ın atanması 28 Temmuz 2008 tarihinde Genel Kurul tarafından onaylanmış, 2008 Eylül ayında resmen yeni görevine atanmıştır. Görev süresi 1 Eylül 2012 tarihinden itibaren iki yıllığına yenilenmiştir.

Navi Pillay, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevini yürütmekte iken cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri temelinde bireylere yöneltilen şiddet ve ayrımcılığın sona erdirilmesi yönünde çalışmalar yürütmüş, 2012 yılında Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Raporu başlığı ile rapor yayınlamıştır.

Pillay, Nisan 2015’te Ölüm Cezasına Karşı Uluslararası Komisyon’un 16. Komiseri olarak görev yapmaya başlamıştır.

Pillay ve İnsan Hakları Mücadelesi

Pilllay, 1967 yılında, memleketi Natal eyaletinde avukatlık yapmaya başlamış ve 28 yıl boyunca Güney Afrika’da avukat olarak, apartheid karşıtı eylemcileri savunmuştur.

Navanethem Pillay, Güney Afrika ülkesinde kadın hakları savunuculuğunda önde gelen isimlerdendir. Irk, cinsiyet, din ve cinsel yönelim temelinde ayrımcılığı yasaklayan eşitliklerin gelişmesinde çabalar göstermiştir. Pillay, Uluslararası kadın hakları örgütü olan Equality Now’ı kurmuş ve çocuklar, tutuklular, işkence mağdurları ve aile içi şiddet mağdurları ile çeşitli ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili konularda çalışan diğer kuruluşlarla işbirliği yapmıştır.

Pillay, Güney Afrika’daki ırkçı rejim dönemlerinde yaşananlara bire bir tanık olduğunu, bu nedenle ırkçılık ile mücadelenin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğini belirtmektedir.

Pillay, 2003 yılında Pillay, Kadın Hakları için yapmış olduğu çalışmalardan ötürü Gruber Ödülü’nü almış, 2009’da yılında Forbes Dergisi tarafından dünyanın en güçlü kadınları arasında gösterilmiştir. 

Pillay, Güney Afrika’daki ırkçı rejim dönemlerinde yaşananlara bire bir tanık olduğunu, bu nedenle ırkçılık ile mücadelenin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğini belirtmektedir. 

Peri Uran Murphy

0

Prof. Dr. Peri Uran Murphy, Anayasa Hukuku Profesörü, uluslararası çalışmaları bulunan bir uzman ve yargı etiğine odaklanmış bilim insanıdır. Babası Prof. Dr. Necati Uran, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi alanında akademik kariyer yapmış bir profesördür; annesi Av. Işık Uran Ankara Barosu’na kayıtlı avukattır; kardeşi Prof. Dr. Pınar Uran Kurtgöz ise çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında akademisyendir.

Uran Murphy, 2000 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden lisans, 2003 yılında ise Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku (Genel Kamu Hukuku) programından yüksek lisans derecesini almıştır.

2006-2007 yıllarında TÜBİTAK Yurt Dışı Araştırma Bursiyeri olarak Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora tez çalışmasını yürütmüş, 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Doktora Programı’nı tamamlayarak Anayasa Hukuku alanında doktora derecesini elde etmiştir. Doktora tezi daha sonra Yetkin Yayınevi tarafından kitap olarak basılmıştır.

Doktora tezi, “Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri” başlığını taşımaktadır. Doktora tezinin kaynaklarda yer alan diğer başlığı “İki Meclisli Sistem Yasama Fonksiyonunun Yerine Getirilmesi ve Türk Siyasi Tarihindeki Rolü” şeklindedir. Murphy, 9 Aralık 2009 tarihinde Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından düzenlenen Genç Sosyal Bilimciler Yarışması’nda bu doktora teziyle 2009 Yılı Genç Sosyal Bilimci Birincilik Ödülü’nü almış; söz konusu tez ayrıca Dernek tarafından “2009 Genç Sosyal Bilimci Ödülü”ne layık görülmüştür.

2009-2010 yıllarında Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, 2012-2013 yıllarında New York Üniversitesi (NYU) Siyaset Bilimi Bölümü’ne, 2013-2014 yıllarında City University of New York, Graduate School’a tam burslu Doktora Sonrası Araştırmacı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 2009-2014 yılları arasında araştırma projeleri için Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye Bilim ve Teknolojik Araştırma Konseyi (TÜBİTAK) tarafından araştırma bursları almıştır. 2019 yılında Üniversitelerarası Kurul tarafından Anayasa Hukuku alanında doçent unvanı verilmiştir. 2026 itibariyle profesör unvanını kazanmıştır.

2021-2023 yılları arasında Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi ve Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmüş; 2023 yılı itibarıyla Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi ve Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi, New York Üniversitesi (NYU) Siyaset Bilimi Bölümü, New York Şehir Üniversitesi (Lisansüstü Okulu), Max Planck Karşılaştırmalı Kamu Hukuku ve Uluslararası Hukuk Enstitüsü ve Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi & TriCON dahil olmak üzere çeşitli uluslararası alanda tanınmış kurumlarda doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmıştır.

Türkiye’deki akademik kariyerinde Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak görev yapmış; Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’nda görev yapmıştır. Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nin yayın kurulu üyeliğini ve editörlüğünü yürütmüştür. Prof. Uran Murphy, hâlihazırda Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanıdır.

Murphy, akademik çalışmalarının yanı sıra, Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren World Council of Peoples for the United Nations (Birleşmiş Milletler Halkları Dünya Konseyi) isimli Sivil Toplum Örgütü’nün (New York) Hukuk Danışmanlığı’nı yürütmektedir. Ayrıca BM ile ilgili toplantılara uzman olarak katılmaya davet edilmektedir. Örgütün yılda bir kez yayımladığı “Centerpoint Now” adlı derginin “Medeniyetler İttifakı” temalı 2011 sayısında (9. sayı) Uran’ın “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Anayasal Gelişim Süreci” adlı çalışması da yer almıştır.

Profesör Uran Murphy’nin araştırmaları ve yayınları, anayasa teorisi, karşılaştırmalı anayasa hukuku ve insan hakları alanlarında geniş bir yelpazedeki konuları kapsamaktadır. Akademik çalışmaları; yargı bağımsızlığı, iki meclisli sistem, hükümet sistemleri, olağanüstü hâl yetkileri, demokrasilerde anayasa yapımı, anayasa incelemesinde muhalif görüşün rolü ve önemi, anayasaların önsözleri, çocuk hakları ve hayvan hakları gibi konuları ele almaktadır. Uzmanlık alanları arasında ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ABD Yüksek Mahkemesi’nin içtihatları ve yaklaşımları da yer almakta; özellikle ifade özgürlüğü, çocuklara karşı ayrımcılık, çocuğun en iyi çıkarları, evde eğitim (evde okul) konusunda ebeveynlerin hakları, unutulma hakkı ve insan onuru ile ilgili konulara odaklanmaktadır.

Eserleri, Kitap Bölümleri ve Makaleleri
Kitaplar
  • Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı, Yetkin Yayınevi, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, 2019.

  • Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı, Yetkin Yayınevi, 2017.

  • Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri, Yetkin Yayınevi, 2008.

Uluslararası İndeksli Dergilerde (Web of Science, SCOPUS) Yayımlanan Makaleler
Diğer Uluslararası Hakemli Dergilerdeki Yayınlar
  • “The Guardian of the Turkish Constitution: A Special Court”, Journal of Politics and Law, 8(2), 2015 (Pasquale Pasquino ile birlikte).

  • “Turkey’s Constitutional Amendment: From a Political Crisis to a Governmental System” Change, Journal of Politics and Law, 3(1), 2010.

  • “Hayvanların Anayasal Çerçevede Korunması”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 7(88), 2019.

  • “Freedom of Expression as the Cornerstone of Democracy”, International Journal of Arts & Sciences Conference Proceedings, 3(15) ISSN: 1944-6934, 2010.

Ulusal Hakemli Dergilerde (ULAKBİM) Yayımlanan Makaleler
  • “Avrupa ve Amerikan Yargı Sistemlerinin ‘Unutulma Hakkı -İfade Özgürlüğü’ Çatışmasına Yaklaşımı“, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 1(58), 2024. (ULAKBİM)

  • “Anayasa Yargısında Karşıoyun Rolü ve Önemi Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, 17(195), 2019. (ULAKBİM)

  • “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin Basın Özgürlüğüne Yaklaşımı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015. (ULAKBİM)

  • “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yorumları Işığında 1982 Anayasası İle Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Karşılaştırmalı İncemelesi”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(26), 2014. (ULAKBİM)

  • Bicameralism, Federalism and Democracy: A Comparative Perspective, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, No: 49, 2005/2 (Temmuz 2007’de yayınlanmıştır). (ULAKBİM)

  • 1960 Sonrası Türkiye’de Sivil İtaatsizlik Eylemleri, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1(2), 2006. (ULAKBİM)

  • Egemenliğin Nihai Taşıyıcısı Olarak Milli Güvenlik Kurulu, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, (6-7), 2005. (ULAKBİM)

Uluslararası Bilimsel Toplantılarda Sunulan ve Bildiri Özet Kitabında (Proceedings) Basılan Bildiriler
  • “ABD Yüksek Mahkemesi Siyasi Bir Kurum Mudur- Ses Getiren Kararlar Işığında Bir Değerlendirme“, ASOS 10. Uluslararası Hukuk Sempozyumu, İzmir, 2024.

  • “The Political Opposition as An Essential Element of Democracy”, 3. Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Multidisipliner Yaklaşımlar Kongresi, İstanbul, 2024.

  • “Koalisyon Hükümetleri Siyasal İstikrarsızlık Kaynağı Mıdır- Buzdağının Görünmeyen Kısmına Bir Bakış”, 7. Uluslararası Sosyal Beşeri ve Eğitim Bilimleri Kongresi, İstanbul, 2018.

  • “Demokrasilerde Anayasa Yapımı”, 2. Uluslararası Sosyal Beşeri ve Eğitim Bilimleri Kongresi, İstanbul, 2018.

  • “Referendum as An Instrument of Direct Democracy”, 2. Uluslararası Sosyal Beşeri ve Eğitim Bilimleri Kongresi, İstanbul, 2018.

  • “Temel Bir İnsan Hakkı Olarak 1982 Anayasası’nda Eğitim Hakkı ve Eğitim Hakkına İlişkin Temel Sorunlar”, 4. Uluslararası Kültür ve Medeniyet Kongresi, Mardin, 2018.

  • “Independence of the Judiciary: A Safeguard for the Protection of Human Rights”, Conference of the International Journal of Arts and Sciences, Freiburg, 2017.

  • “An Overview of the Government System Debates in Turkey”, International Journal of Arts and Sciences Conference, Harvard University, Boston, 2016.

Uluslararası Panelde Davetli Konuşmacı
  • 9 Haziran 2011 tarihinde Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği nezdinde New York Türk Evi’nde gerçekleştirilen “Medeniyetler İttifakı” Paneli’nde davetli konuşmacı olarak katılım gösterilmiştir.

  • 15 Kasım 2023 tarihinde Max Planck Karşılaştırmalı Kamu Hukuku ve Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün (Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law) her ay düzenlediği MPIL Agora seminerler serisinde “Rethinking The Turkish Type Presidential System” başlıklı sunum yapılmış ve özeti arşivlenmiştir.

“Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı (Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı), Yetkin Yayınevi, Ankara, 2019
“Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri”, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2008

“Egemenliğin Nihai Taşıyıcısı Olarak Milli Güvenlik Kurulu”, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Sayı 6-7, Ekim 2005; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yorumları Işığında 1982 Anayasası ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Karşılaştırmalı İncelemesi“, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 13, Sayı 26, Güz 2014/2; Turkey’s Hasty Constitutional Amendment Devoid of Rational Basis: From a Political Crisis to a Governmental Sytem Change” Journal of Politics and Law, Cilt 3, Sayı 1, Mart 2010; “Anayasaların Başlangıç Kısımları” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Sayı 1, Yıl 2015; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin Basın Özgürlüğü’ne Yaklaşımı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015; “The Guardian of the Turkish Constitution: A Special Court”, The Journal of Politics and Law, Cilt 8, Sayı 2, 2015; “Anayasa Yargısında Karşıoy’un Rolü ve Önemi Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, Vol.17, No. 195, 2019; “Hayvanların Anayasal Çerçevede Korunması”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Vol. 7, No. 88, 2019; “Long Lasting State of Emergency in Turkey and the Recent Constitutional Amendments Under Its Shade”, International Journal of Human Rights and Constitutional Studies, DOI: 10.1504/IJHRCS.2022.10045866 yayımlanmış makalele ve kirap bölümlerinden bazılarıdır.

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı

0

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı(2015 Recommendation concerning the Protection and Promotion of Museums and Collections), UNESCO tarafından, ilgili taraflara yönelik ilke ve yönetmelik esaslarını içeren bir metin olarak 17 Kasım 2015 tarihinde kabul edilmiştir.

Kültürel Varlıkların Korunması kapsamında kabul edilen Tavsiye Kararı, ilgililerin sorumlulukları ile müzeler hakkında belirlenen uluslararası standart ve ilkelerin uygulanması ve genişletilmesi amacını taşımaktadır. 2012 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen uzmanlar toplantısında metnin hazırlık aşaması tamamlanmış, 2013 yılında üye devletlerin katılımı ile netleşen metin 2015 yılı kasım ayında yapılan 38. oturuma sunularak onaylanmıştır.

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı

Genel Konferans,

Müzelerin, kurumun kendi yönetmeliğinde öngörülen nesnel gerçeğin peşinde, düşünce ve bilginin özgür dolaşımının sağlandığı ortamlarda, kültürün geniş ölçekli yayılımına katkıları, insanlığın adalet, özgürlük ve barış için eğitimi, insanlığın düşünsel ve manevi dayanışmasının oluşması, eğitim hakkı için eşit imkânlar sağlanması gibi temel amaçlarından bazılarına ortak olduğunu dikkate alarak,

Kurumun temel amaçlarından birinin, yönetmeliğinde belirtilen, Taraf Devletlerle iş birliği içerisinde, popüler eğitime yeni bir ivme kazandırmak, kültürün yayılması ve ırk, cinsiyet veya herhangi bir ekonomik ya da sosyal ayrım gözetmeksizin eğitim hakkının eşitliğinin geliştirilmesi amacıyla ülkeler arasındaki işbirliğini kurarak bilginin sürekliliği, geliştirilmesi ve yayılımı olduğu gerçeğini kabul ederek,

Zaman ve mekân içerisinde kültürün farklı türlerinin, insanların ve toplumların bu farklılıklardan sağladığı faydaların ve kültürün, toplumların, insanların ve ülkelerin çıkarına olacak şekilde ulusal ve uluslararası kalkınma politikalarına stratejik olarak dâhil edilme ihtiyacının önemini kabul ederek,

Kültürel ve doğal, somut ve somut olmayan mirasın kendi taşınabilir veya taşınamaz şartlarına uygun olarak korunmasının, incelenmesinin ve yayılmasının bütün toplumlar arasında kültürler arası iletişime, sosyal dayanışmaya ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik taşıdığı büyük önemi onaylayarak,

UNESCO Genel Konferansı 11. Oturumunda kabul edilen (Paris, 14 Aralık 1960) İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararında belirtilen söz konusu görevlerin yerine getirilmesine yönelik sağladığı katkıları tekrar onaylayarak,

Müzeler ve Koleksiyonların, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin özellikle 27. Maddesi ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 13. ve 15. Maddelerinde tanımlanmış olan insan haklarının gelişimine sağladığı katkıyı onaylayarak,

Mirasın koruyucuları olarak müzelerin taşıdıkları değeri, yaratıcılığın harekete geçirme ve kültürel endüstri konusunda yarattığı fırsatları ve dünya genelinde tüm vatandaşların maddi, manevi refahını sağlayan katkılarını dikkate alarak,

Somut veya somut olmayan mirasın, taşınabilir veya taşınamaz kültürel ve doğal mirasın, kendi yetki sınırları içerisinde korunması ve müze etkinliklerinin, koleksiyonların amaçlarının desteklenmesinin her bir Taraf Devletin sorumluluğunda olduğu gerçeğini dikkate alarak,

UNESCO ve diğer kurumlar tarafından kabul edilen, müze ve koleksiyonların görevleri hakkında mevcut sözleşme, tavsiye kararı veya bildiriler de dâhil olmak üzere uluslararası standart belirleyici araçları not ederek,[i]

1960 yılı İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı kabul edildiğinden beri sosyo-ekonomik ve politik değişimlerin büyüklüğünü göz önüne alarak,

Taşınabilir veya taşınamaz türlerdeki kültürel ve doğal mirasın yararına olacak şekilde, müze ve koleksiyonların görevlerine istinaden var olan standart ve ilkelerden kaynaklı korumanın sağlamlaştırılmasını isteyerek,

Müze ve Koleksiyonların Çeşitlilikleri ve Toplumdaki Görevlerinin Korunması ve Geliştirilmesine İlişkin Tavsiye Kararı üzerine gelişen önerileri dikkate alarak,

Söz konusu UNESCO Tavsiye Kararının, ilgili taraflara yönelik ilke ve yönetmelik esaslarını içeren ve bağlayıcı olmayan bir araç olduğunu teyit ederek,

2015 yılı Kasım ayının, 20. Oturumunda söz konusu Tavsiye Kararını kabul eder.

Genel Konferans, Taraf Devletlerin, söz konusu Tavsiye Kararında belirtilen aşağıdaki hükümleri, ilkeleri ve standartları kendi yetki sınırları içerisinde, gereken her türlü yasal veya diğer önlemleri alarak uygulamasını önerir.

GİRİŞ

1- Kültürel ve doğal çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi yirmi birinci yüzyılın en büyük problemlerinden sayılmaktadır. Bu sebeple, müzeler ve koleksiyonlar, koruma altındaki doğal ve kültürel değerlerin somut ve somut olmayan tanıklıkları vasıtasıyla büyük önem teşkil ederler.

2- Kültürel aktarım, kültürler arası iletişim, öğrenim, tartışma ve eğitim alanları olarak müzeler, eğitim (resmi, gayri resmi ve yaşam boyu eğitim), sosyal dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma konularında önemli bir göreve sahiptirler. Müzeler, kültürel ve doğal mirasın öneminin toplumsal farkındalığının artırılması ve vatandaşların söz konusu mirasın aktarımına olan katkıları konusunda önemli bir potansiyele sahiptirler. Aynı zamanda müzeler, özellikle kültürel ve yaratıcı endüstri ve turizm aracılığıyla ekonomik kalkınmayı desteklerler.

3- Söz konusu Tavsiye Kararı, müze ve koleksiyonların korunması ve geliştirilmesi konusunda Taraf Devletlerin dikkatini çeker, bu sayede Taraf Devletler mirasın muhafaza edilmesi ve korunması, kültürel çeşitliliğin geliştirilmesi ve korunması, bilimsel verinin aktarımı, eğitim politikasının, yaşam boyu öğrenmenin ve sosyal dayanışmanın gelişmesi ve yaratıcı endüstri ve turizm ekonomisinin gelişmesi amacıyla sürdürülebilir kalkınma için ortak hareket ederler.

I. MÜZELERİN TANIMI VE ÇEŞİTLİLİĞİ

4- Söz konusu Tavsiye Kararında, müze ifadesi “kar amacı gütmeden, insanlığın somut ve somut olmayan mirasını ve çevresini eğitim, araştırma ve eğlence amacıyla muhafaza eden, irdeleyen ve sergileyen halka açık, toplumun hizmeti ve gelişiminde kalıcı kurum”[ii] olarak tanımlanır. Müzeler, insanlığın doğal ve kültürel çeşitliliğini temsil etme çabası içerisinde, mirasın korunması, muhafaza edilmesi ve aktarımı konusunda önemli rol oynayan kuruluşlardır.

5- Söz konusu Tavsiye Kararında, koleksiyon ifadesi “doğal ve kültürel varlıkların, somut ve somut olmayanın, geçmişin ve günümüzün bir arada toplandığı alanlar”[iii] olarak tanımlanır. Her bir Taraf Devlet, koleksiyon ifadesi ile ne anlatıldığının kapsamını kendi tüzel çerçevesine dayanarak belirlemelidir.

6- Söz konusu Tavsiye Kararında, miras ifadesi kimliklerinin, inançlarının, bilgi birikimlerinin, geleneklerinin ve yaşayan çevrelerinin yansıması ve ifadesi olan, çağdaş nesillerin koruması ve geliştirmesi ve gelecek nesillere aktarımını hak eden, insanların anonim olarak seçtiği ve belirlediği somut ve somut olmayan değerler ve deyimler dizisi olarak tanımlanır.[iv] Miras ifadesi ayrıca, UNESCO kültür sözleşmelerinde tanımlanan kültürel ve doğal miras, somut ve somut olmayan kültürel varlık ve kültürel nesnelere atıfta bulunur.

II. MÜZELERİN TEMEL İŞLEVLERİ
Muhafaza Etme

7- Mirasın muhafaza edilmesi, güvenlik, önleyici ve iyileştirici koruma ve müze varlıklarının restorasyonuna ek olarak hazırlık kapasitelerinin geliştirilmesi, acil durum planı ve risk analizi de dahil olmak üzere koleksiyon yönetimi ile ilgili faaliyetleri içerir.

8- Müzelerde, koleksiyon yönetiminin anahtar bileşeni, koleksiyonların düzenli kontrolü,  profesyonel envanterin oluşturulması ve sürdürülmesidir. Bir envanter, müzelerin korunması ve kaçakçılıkla mücadele için zorunlu bir araçtır. Ayrıca koleksiyonların, taşınılırlığını kolaylaştırır.

Araştırma

9- Koleksiyon çalışması da dâhil, araştırma, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Müzeler, araştırmalarını diğer kurumlarla iş birliği içerisinde yürütebilirler. Söz konusu araştırmalardan edinilen bilgiler aracılığıyla müzelerin sahip olduğu potansiyel anlaşılabilir ve kamuya sunulabilir. Araştırma, müzelere koleksiyonların yorumlanması, temsil edilmesi ve sunumunun yanı sıra günümüz şartlarında tarihi yansıtma fırsatı sağladığı için büyük önem taşımaktadır.

İletişim

10- İletişim, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Taraf Devletler, müzeleri, koleksiyonlar, anıtlar ve alanlar hakkındaki bilginin etkili bir biçimde yorumlanması ve aktarımı için uygun görüldüğü şekilde sergiler düzenlemeye teşvik etmelidirler. Dahası müzeler, halka açık etkinlikler düzenleyerek, toplumda etkili bir rol oynayabilmek amacıyla ilgili kültürel aktiviteler ve fiziksel veya dijital diğer etkileşimlerde rol alarak,  iletişimin bütün araçlarını kullanması yönünde teşvik edilmelidirler.

11- İletişim ilkeleri, bütünleşme, erişim ve sosyal içermeyi hesaba katmalı ve kamu ile işbirliği içerisinde yürütülmelidir. Ayrıca müze faaliyetleri, kamuoyu ve toplum çıkarına olan etkinliklerle desteklenmelidir.

Eğitim

12- Eğitim, müzelerin bir diğer temel işlevidir. Müzeler, diğer eğitim kurumları ile iş birliği içerisinde bilgi, eğitim ve pedagojik programların gelişimi ve aktarımı yoluyla örgün ve yaygın eğitim ve yaşam boyu öğrenme için çaba sarf ederler. Müzelerdeki eğitim programları, mirasın muhafazasının ve yaratıcılığın teşvikinin öneminin farkındalığını artırmaya yardımcı olmasının yanı sıra temel olarak farklı kitlelerin koleksiyonlar ve sivil yaşamlarla alakalı konularda eğitimine katkı sağlarlar. Müzeler ayrıca ilgili toplumsal konuların anlaşılmasına katkı sağlayan bilgi ve deneyimi sağlayabilirler.

III. TOPLUMDA MÜZELERİN SORUNLARI
Küreselleşme

13- Küreselleşme, koleksiyonların, ziyaretçilerin ve müzeleri hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyen fikirlerin özgür hareketine olanak sağlar. Taraf Devletler, küreselleşen dünyada, müzelerin rolünü azaltmadan müze ve koleksiyonları tanımlayan çeşitliliğin ve kimliğin korunmasını desteklemelidirler.

Müzelerin Ekonomi ve Yaşam Kalitesi ile İlişkisi

14- Taraf Devletler, müzelerin toplumdaki ekonomik aktörlerden biri olabileceğini ve gelir sağlayan etkinliklere katkı sağlayabileceğini kabul etmelidirler. Dahası, müzeler toplumların ve bulundukları bölgelerin yaşam kalitesini artıran yaratıcı projeler ile turizm ekonomisine de katkı sağlarlar.

15- Gelir kaynaklarını çeşitlendirmek ve kendi kendine sürdürülebilirliğin artırılması amacıyla pek çok müze, isteyerek veya zorunluluktan, gelir sağlayan etkinliklerini artırmaktadır. Taraf Devletler, müzelerin temel işlevlerine zarar verebilecek gelir sağlama etkinliklerine öncelik tanımamalıdırlar. Taraf Devletler, toplum için büyük önem taşıyan söz konusu temel işlevlerin tamamen finansal terimlerle ifade edilemeyeceğini kabul etmelidirler.

Toplumsal Rol

16- Taraf Devletler, müzelerin 1972 yılı Santiago de Chile Bildirisinde vurgulanan toplumsal rollerini desteklemek amacıyla teşvik edilmelidirler.  Müzeler, bütün ülkelerde, sosyal dayanışma ve bütünleşmenin etkeni olarak anahtar bir rol oynamaktadırlar. Bu yüzden, müzeler, eşitsizliklerdeki artış ve sosyal bağlardaki kırılmalar gibi köklü değişiklikler karşısında toplumlara yardımcı olabilirler.

17- Müzeler, tüm topluma seslenen ve bu sebeple toplumsal bağların, sosyal dayanışmanın, vatandaşlık bilincinin gelişmesinde ve toplumsal kimliğin yansıtılmasında önemli görevleri olan hayati kamusal alanlardır. Müzeler, kamuya açık, ezilen gruplar da dâhil bütün herkesin fiziksel ve kültürel erişim sağlayabildiği alanlar olmalılardır. Müzeler, tarihsel, sosyal, kültürel ve bilimsel konularda tartışma ortamını yaratabilirler. Müzeler ayrıca, insan haklarına saygı ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmelidirler. Taraf Devletler, müzeleri, tüm bu rollerini hayata geçirme konusunda desteklemelidirler.

18- Yerel halkın kültürel mirasının müzelerde temsil edildiği durumlarda, Taraf Devletler, iletişimi rahatlatmak ve söz konusu koleksiyonların yönetimi ve gerekli durumlarda mevcut yasa ve politikalara uygun olarak iade edilmesi konularında yerel halk ile müze arasında yapıcı ilişkiler kurmak adına gereken önlemleri almalıdırlar.

Müzeler ve Bilgi- İletişim Teknolojileri

19- Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yükselişinin sebep olduğu değişiklikler, müzelere mirasın ve ilgili bilgi birikiminin korunması, incelenmesi, oluşturulması ve aktarılması amacıyla çeşitli fırsatlar sunar. Taraf Devletler, müzeleri bilginin paylaşımı, dağıtımı ve müzelerin temel işlevlerini geliştirmek için gereken söz konusu teknolojilere erişimini sağlayabilme konusunda desteklemelidirler.

IV. İLKELER
Genel İlkeler

20- Kültürel ve doğal miras ile ilgili mevcut uluslararası belgeler, müzelerin, söz konusu mirasın korunmasının, geliştirilmesinin ve toplumun tam anlamıyla erişiminin önemi ve toplumsal rolünü kabul ederler. Bu bakımdan, Taraf Devletler, gerekli önlemleri almalıdırlar, bu sayede kendi yönetim ve kontrolleri altındaki müze ve koleksiyonların söz konusu belgeler tarafından belirlenen koruyucu ve tanıtıcı önlemlerinden faydalanabilirler. Taraf Devletler ayrıca, her koşulda koruma sağlayabilmeleri amacıyla, müzelerin kapasitelerini güçlendirecek gerekli önlemleri almalıdırlar.

21- Taraf Devletler, müzelerin, mevut uluslararası belgelerin ilkelerini uyguladıklarından emin olmalıdırlar. Müzeler, somut veya somut olmayan, kültürel ve doğal mirasın korunması ve tanıtımı için uluslararası belgelerin ilkelerini gözlemlemekle yükümlüdürler. Aynı zamanda müzeler, kültür varlıklarının kaçakçılığına karşı mücadele etmek ve bu konudaki çabalarını düzenleyebilmek amacıyla söz konusu uluslararası belgelerin ilkelerine uymalıdırlar. Müzeler, profesyonel müze topluluğunun koyduğu etik ve mesleki standartları dikkate almak zorundadırlar. Taraf Devletler, kendi yetkisi altındaki alanlarda yasal ve mesleki standartlara uygun olarak müzelerin toplum içerisindeki görevlerini yerine getirdiklerini garanti etmelidirler.

22- Taraf Devletler, kendi yönetim veya kontrolleri altındaki müzelerin korunması ve geliştirilmesi için temel işlevlerine uygun olarak söz konusu kurumları destekleyerek ve geliştirerek ilkeleri uygulamalı ve gereken önlemleri almalıdırlar.

23- Müzelerin çeşitliliği ve sorumlu oldukları miras, sahip oldukları en büyük değeri teşkil eder. Taraf Devletlerden, ulusal ve uluslararası müze toplulukları tarafından belirlenen yüksek kalite kriterleri sağlamaları için teşvik edilirken aynı zamanda söz konusu çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi talep edilir.

İşlevsel İlkeler

24- Taraf Devletler, yerel, sosyal ve kültürel bağlamlarda uyarlanmış etkili muhafaza etme, araştırma, eğitim ve iletişim ilkelerini destekleme ve müzelere, mirası koruma ve gelecek nesillere aktarma imkânı verme konusunda teşvik edilirler. Müzeler, toplumlar, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu arasındaki iş birlikçi ve katılımcı çabalar güçlü bir şekilde desteklenmelidir.

25- Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisindeki müzelerde uluslararası standartlara dayalı envanter düzenlemesinin önceliğini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almalıdırlar. Müze koleksiyonlarının sayısal dökümü bu anlamda çok önemlidir ve koleksiyonların korunması amacıyla yenilenme olarak görülmemelidir.

26- Müzelerin işleyişi, korunması ve geliştirilmesi, müzelerin çeşitliliği ve toplumdaki görevleri için yapılan iyi uygulamalar ulusal ve uluslararası müzeler ağı tarafından kabul edilmiştir. Bu uygulamalar alanındaki yenilikleri yansıtacak şekilde düzenli olarak güncellenir. Bu bağlamda, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından benimsenen Müzeler Etik Kuralları en yaygın ortak referansı oluşturmaktadır. Taraf Devletler, söz konusu etik kuralların, standartların, müze politikalarının ve ulusal mevzuatların benimsenmesine ve yaygınlaştırılmasına yönelik teşvik edilirler.

27- Taraf Devletler, istihdamı kolaylaştırmak amacıyla müzelere, kendi yetki sınırları içerisinde gerekli uzmanlığa sahip nitelikli personel alınması için önlemler almalıdırlar. Faydalı bir iş gücü yaratmak amacıyla eğitim ve profesyonel gelişim ile ilgili yeterli fırsatlar bütün müze personeli için sağlanmalıdır.

28- Müzelerin etkili işlevlerini doğrudan kamu, özel finansman ve yeterli ortaklıklar etkiler. Taraf Devletler, müzelerin belirli bir görüşle, diğer finansal kaynaklarla uyumlu ve dengeli olarak yeterli planlama ve kaynak içerisinde topluma faydalı görevlerini saygı çerçevesinde yürütmeleri için çalışmalıdır.

29- Müzelerin işlevleri, yeni teknolojiden ve teknolojinin günlük hayatta artan rolünden etkilenmektedir. Söz konusu teknolojiler, müzeleri dünya çapında tanıtma yolunda büyük potansiyele sahiptir. Fakat aynı zamanda, müzelere ulaşma ve müzeleri kullanmada sıkıntı yaşayanlar için bir bariyer oluşturmaktadır. Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde söz konusu teknolojilere erişim sağlamak için çalışmalıdırlar.

30- Müzelerin sosyal görevi, mirasın korunması ile birlikte, temel amaçlarını oluşturmaktır. 1960 yılı, İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı ruhu, toplumda müzeler için kalıcı bir yer elde etti. Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde yer alan müzelerle ilgili yasalarda bu ilkeleri dikkate almalıdırlar.

31- Müzelerin çeşitliliği, toplumdaki yeri, korunması ve geliştirilmesi açısından sürdürülebilir ve en etkili yol kültür, miras ve eğitim alanlarından sorumlu müze sektörleri ve kurumlarla ortaklıklar kurmaktır. Taraf Devletler, bütün seviyelerde kültürel ve bilimsel kurumlar ve müzeler arasında ortaklık ve iş birliğini, profesyonel ağlara katılımlarını ve birliklerini uluslararası ortaklıklar ve sergiler ile koleksiyonlarda değişiklik ve hareketlilik dâhil olmak üzere teşvik etmelidir.

32- 5. paragrafta tanımlanan, müzesi olmayan kurumlarda tutulan koleksiyonlar, söz konusu ülkelerin kültürel mirasının muhafaza edilmesi ve temsili için dikkatle korunmalıdır. Taraf Devletler, söz konusu koleksiyonların korunması, araştırılması ve geliştirilmesi için iş birliğine davet edilirler.

33- Taraf Devletler, kendi yetki sınırları içerisinde yer alan müzelerde, söz konusu önerileri geliştirmek ve uygulamak amacıyla kamu planlamaları ve politikaları tasarlamak ve uygun yasal, teknik ve mali önlemler almalıdır.

34- Taraf Devletler, müze faaliyetlerine ve hizmetlerine katkıda bulunmak amacıyla izleyici için kapsayıcı politikalar oluşturulmasını desteklemek için teşvik edilirler.

35- Taraf Devletler, kapasite geliştirme ve profesyonel eğitim konularında, UNESCO dâhil olmak üzere, ikili veya çok yönlü mekanizmalar aracılığıyla, özellikle müzeler ve gelişmekte olan ülkelerin koleksiyonlarından faydalanmak için söz konusu Tavsiye Kararının daha iyi uygulanmasını sağlamak amacıyla uluslararası iş birliğini geliştirmelidirler.


[i] Müze ve koleksiyonlarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili Uluslararası belgelerin listesi:
– Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasına İlişkin Sözleşme (1954), ve iki protokolü (1954 ve 1999);
– Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması için Alınacak Tedbirlere ilişkin Sözleşme (1970)
– Dünya Kültür ve Doğal Miras Korunması Sözleşmesi (1972)
– Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (1992)
– Çalınan veya Yasa Dışı Olarak İhraç Edilen Kültür Varlıklarına İlişkin UNITDROIT Sözleşmesi (1995)
– Sualtı Kültürel Mirasının Korunması Sözleşmesi (2001)
– Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi (2003)
– Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi (2005)
– Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (1966)
– Arkeolojik Kazılarda Uygulanabilir Uluslararası İlkeler hakkında Tavsiye Kararı (UNESCO, 1956)
– İnsanların Müzelere Erişiminin En Etkili Yollarını Sunmaya ilişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1960)
– Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması için Alınacak Tedbirlere ilişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1964)
– Kültürel ve Doğal Mirasın Ulusal Düzeyde Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1972)
– Kültür Varlıklarının Uluslararası Mübadelesine İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1976)
– Taşınabilir kültür varlıklarının korunması hakkında Tavsiye Kararı (UNESCO, 1978)
– Geleneksel Kültür ve Folklorun Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı (UNESCO, 1989)
– İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1949)
– UNESCO Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkeleri Bildirgesi (1966)
– UNESCO Evrensel Kültürel Çeşitlilik Bildirgesi 2001
– Kültürel Mirasın Kasıtlı Tahribatına İlişkin UNESCO Bildirgesi (2003)
– Birleşmiş Milletler Yerel Halkların Hakları Bildirgesi (2007)

 

[ii] Bu tanım, müze olgusunu zaman ve mekân içerisindeki bütün çeşitliliği ve değişimi içerisinde uluslararası düzeyde bir araya getiren Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından yapılmıştır. Söz konusu tanım müze ifadesini kar amacı gütmeyen kamusal veya özel kuruluşlar olarak belirtir.

[iii] Söz konusu tanım, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından belirtilen yapılmıştır.

[iv] Söz konusu tanım, Toplum İçin Kültürel Mirasın Değeri Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından belirtilen yapılmıştır.

Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü – Washington Tüzüğü

5

Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü, 1987 yılı Ekim ayında Washington’da yapılan ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Washington Tüzüğü olarak da bilinen ilkeler, temel olarak tarihi dokuyu korumayı amaçlamaktadır.

ICOMOS: International Council on Monuments and Sites (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi), uluslararası ve hükûmetler dışı bir organizasyondur. 1965 yılında Varşova’da kurulmuştur. Kuruluşun amacı, tarihî anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve politikalar geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmektir. ICOMOS’un kuruluşu, 1964’te Venedik’te yapılan II. Uluslararası Tarihî Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü”nün, anıt ve sitlerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması kararına dayanmaktadır. 1965’te Varşova’da toplanan ICOMOS’un kurucu meclisi, Venedik Tüzüğü’nü uluslararası düzeyde kabul etmiş ve ICOMOS’un kuruluşunu gerçekleştirmiştir. ICOMOS’un tüzüğü, 22 Mayıs 1978’de Moskova’da yapılan V. Genel Kurul’da değiştirilmiş; daha sonra 2014, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden değiştirilmiştir. Sekretaryası Fransa’nın Charenton-le-Pont kentindeki genel merkezinde bulunmaktadır. ICOMOS’un 130’dan fazla ülke ve bölgede 12.000’den fazla üyesi, 110’dan fazla Ulusal Komitesi ve 250’den fazla kurumsal üyesi bulunmaktadır.

TARİHİ KENTLERİN VE KENTSEL ALANLARIN KORUNMASI TÜZÜĞÜ
(Washington Tüzüğü – 1987)

GİRİŞ VE TANIMLAR

İster zamanla yavaş yavaş gelişmiş, ister özel olarak bir araya getirilmiş olsun, kentlerde yaşayanlar, toplumların tarih boyunca sahip oldukları çeşitliliğin bir ifadesidir.

Bu tüzük küçük veya büyük tarihi kentsel alanlarla ilgilidir; kentleri ve tarihi merkezleri saran doğal ve insan yapısı çevreyi de kapsamaktadır. Bu alanlar tarihi belge olma özelliklerinin yanı sıra, geleneksel kent kültürüne ait değerleri de barındırırlar.

Endüstrileşmeyi izleyen kentsel değişimlerin etkisiyle günümüz dünyasında tarihi kentler ve kentsel alanlar tehdit altındadır; ihmal edilmekte, harap olmakta, hatta yok edilmektedirler.

Kültürel, sosyal ve hatta ekonomik kayıplara neden olan, ve geri dönüşü olmayan bu durum karşısında ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Venedik Tüzüğü’nü tamamlamak üzere, tarihi kentler ve alanlara ilgili bir uluslararası tüzük hazırlamayı gerekli görmüştür. Bu tüzükle tarihi kentlerin ve alanların korunması ile ilgili ilkeler, hedefler ve yöntemler tanımlanmaktadır. Tüzük tarihi kent ve bölgelerdeki özel ve kamusal yaşam alanları arasında uyum sağlamayı ve bu alanlarda mütevazi boyutlarda da olsa, var olan ve insanlığın belleğini oluşturan kültürel değerlerin korunmasını desteklemeyi hedeflemektedir.

UNESCO’nun “Tarihi Alanların Korunması ve Çağdaş Rolü konusunda Tavsiye” (Varşova-Nairobi 1976) kararında ve başka birçok uluslararası belgede ortaya konulduğu gibi, “tarihi kent ve kentsel alanların korunması” deyimi tarihi kent ve kentsel alanların yasal koruma altına alınması, bakımı ve restorasyonu için gerekli adımların yanı sıra, geliştirilmeleri ve çağdaş yaşama katılmaları için gerekli uyarlamaları da kapsamaktadır.

İLKELER VE HEDEFLER

1. Etkili olabilmek için, tarihi kentlerin ve diğer tarihi kentsel alanların korunması tutarlı ekonomik ve sosyal gelişme politikalarının ve her düzeydeki kent ve bölge planlamanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

2. Korunması istenen nitelikler kentin veya kentsel alanın tarihi karakteri ile bu karakteri oluşturan maddi ve tinsel bileşenlerdir, özellikle:

a) Parsel ve sokakların tanımladığı kent dokuları,
b) Binalarla yeşil ve açık alanlar arasındaki ilişkiler,
c) Binaların ölçek, boyut, üslup, yapım tekniği, kullanılan malzemeler, renk ve bezemeler ile tanımlanan biçimleri, iç ve dış görünüşleri,
d) Kent veya kentsel alanın doğal ve insan yapısı çevresi ile arasındaki ilişki; ve
e) Kent veya kentsel alanın zaman içinde yüklendiği değişik işlevler.

Bu özellikleri tehdit eden olumsuz etkenler tarihi kent veya kentsel alanın özgünlüğünü zedeleyebilir.

3. Koruma programının başarısı, kentlilerin katıılımı ve görev almalarıyla mümkün olabilir; bu nedenle halkın katılımı desteklenmelidir. Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunması öncelikle orada yaşayanları ilgilendirir.

4. Tarihi bir kentin veya kentsel alanın korunması sağduyu, sistemli yaklaşım ve disiplin gerektirir. Özel durumlarda çıkabilecek sorunlardan kaçınmak için katı yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.

YÖNTEM VE ARAÇLAR

5. Tarihi kent ve kentsel alanların korunması için yapılacak planlama çalışmaları öncesinde disiplinlerarası araştırmalar yürütülmelidir. Koruma planları arkeoloji, tarih, mimarlık, teknikler, sosyoloji ve ekonomi bileşenlerini gözetmelidir. Koruma planının başlıca hedefleri ve bunlara erişmek için yararlanılacak yasal, yönetimsel ve parasal araçlar da açıkça belirtilmelidir.

Koruma planı tarihi kent bölgeleri ile bütün şehir arasında uyumlu bir ilişki sağlamayı hedeflemelidir.

Koruma planı hangi binaların kesinlikle korunacağını, hangilerinin belirli koşullarda korunacağını ve hangilerinin olağanüstü koşullarda feda edilebileceğini belirlemelidir.

Herhangi bir müdahaleden önce alandaki mevcut durum ayrıntılı olarak belgelenmelidir. Koruma planı tarihi alanda yaşayanlarca desteklenmelidir.

6. Koruma planı kabul edilenceye kadar, yapılması gerekli koruma uygulamaları bu tüzük ile Venedik Tüzüğü’nün ortaya koyduğu ilke ve amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmelidir.

7. Sürekli bakım tarihi bir kentin ve kentsel alanların başarılı olarak korunmasının anahtarıdır.

8. Yeni işlev ve etkinlikler tarihi kent veya kentsel alanın karakteriyle uyumlu olmalıdır.

Bu alanların çağdaş yaşama uyarlanması için gerekli teknik servislerin getirilmesi veya iyileştirilmesi işlemleri özenle yapılmalıdır.

9. Konutların iyileştirilmesi korumanın temel hedeflerinden biri olmalıdır.

10. Yeni binalar yapılması gerektiğinde veya eskileri uyarlanırken , mevcut mekansal oluşum saygı görmeli, özellikle ölçek ve parsel boyutuna dikkat edilmelidir. Çevreye uyumlu çağdaş ögeler yöreyi zenginleştirebileceğinden, yeni tasarımlar engellenmemelidir.

11. Kentin veya tarihi alanın geçmişiyle ilgili bilgiler arkeolojik araştırmalarla geliştirilmeli ve kalıntılar uygun biçimde korunmalıdır.

12. Tarihi bir kent veya kentsel alandaki trafik denetlenmeli, park alanları tarihi dokuyu veya çevresini zedelemeyecek şekilde düzenlenmelidir.

13. Kent veya bölge planlarının öngördüğü yeni otoyollar, tarihi kente veya kentsel alana sokulmamalı, fakat tarihi kente ulaşımı kolaylaştırmalıdır.

14. Kültür varlıklarının geleceğini ve içinde yaşayan halkın sağlığını güvenceye almak için tarihi kentler doğal afetler, hava kirliliği ve titreşim gibi zararlı etkenlerden korunmalıdır. Bir tarihi kenti veya kentsel alanı etkileyen doğal afetin cinsi ne olursa olsun, önlemler ve onarım müdahaleleri söz konusu yerin özelliğine göre tasarlanmalıdır.

15. Halkın katılımını sağlamak ve katkıları yüreklendirmek için, okul yaşındaki çocuklardan başlayarak, bütün kentlileri bilgilendiren bir program hazırlanmalıdır.

16. Korumayla ilgili bütün meslekler için uzmanlık eğitimi sunulmalıdır.

Müstehcenlik

0
Müstehcenlik

Müstehcenlik suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde düzenlenen ve farklı seçimlik hareketler içeren bağımsız bir suç tipidir. Düzenlemeyle özellikle çocukların müstehcen içeriklere karşı korunması ve belirli nitelikteki içeriklerin çocuklara veya kamuya sunulmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. TCK m. 226 kapsamında; müstehcen içeriklerin çocuklara verilmesi, gösterilmesi, okutulması veya dinletilmesi; çocukların görebileceği ya da duyabileceği şekilde sergilenmesi; belirli koşullar dışında satışa, kiraya veya dağıtıma sunulması; basın ve yayın yoluyla yayımlanması; çocukların bu içeriklerin üretiminde kullanılması ve kanunda belirtilen nitelikteki ağır cinsel içeriklerin üretilmesi, yayımlanması, dağıtılması veya bulundurulması yaptırıma bağlanmıştır. Müstehcenlik kavramının değerlendirilmesinde içeriğin niteliği, sunuluş biçimi, hedef kitlesi, aleniyet durumu, çocukların korunması ve somut olayın koşulları dikkate alınmaktadır. Yetişkinler arasındaki rızaya dayalı her cinsel ifade veya içerik kendiliğinden müstehcenlik suçunu oluşturmaz. Bilimsel eserler ile kanunda öngörülen koşulları taşıyan sanatsal ve edebî eserler bakımından TCK m. 226/7’de özel bir istisna düzenlenmiştir.

TCK Madde 226 Gerekçesi

Madde metninde, müstehcenlik ve çocukların bu tür zararlı yayınlara karşı korunmasına ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Normatif (değerlendirilebilir) bir unsur niteliğini taşıyan müstehcenlik kavramının içeriğinin belirlenmesinde, toplumda egemen olan değer ölçüleri ve yukarıdaki madde gerekçesinde hayasızca hareketler kavramına yönelik olarak yapılan açıklamalar, göz önünde bulundurulmalıdır.

Maddenin birinci fıkrasında müstehcenlikle ilgili çeşitli davranışlar, suç olarak tanımlanmıştır. Fıkranın (a) bendinde, bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin verilmesi ya da bunların içeriğinin gösterilmesi, okunması, okutulması veya dinletilmesi; (b) bendinde ise, bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösterilmesi, görülebilecek şekilde sergilenmesi, okunması, okutulması, söylenmesi veya söyletilmesi, suç olarak tanımlanmıştır.

Fıkranın (c) bendine göre, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arzedilmesi, suç oluşturmaktadır. (d) bendine göre, bu ürünler, ancak, bunların satışına özgü alışveriş yerlerinde, erişkin kişilere satılabilir veya kiraya verilebilir. Bu itibarla, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa veya kiraya arzedilmesi, satılması veya kiraya verilmesi, suç olarak tanımlanmıştır.

Fıkranın (e) ve (f) bentlerine göre; müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak başkalarına verilmesi veya dağıtılması ya da reklamının yapılması, suç oluşturacaktır.

Seçimlik hareketler olan bu fiillerin işlenmesi suretiyle bir kazanç elde edilebileceği için, bu suçun karşılığında hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında, müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Üçüncü fıkrada, müstehcenliğe karşı çocukları korumaya yönelik iki ayrı suç tanımına yer verilmiştir. Bunlardan birincisi; müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması suretiyle oluşmaktadır. İkinci suç ise, bu ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa arzı, satışı, nakli, depolanması, ihracı, bulundurulması ya da başkalarının kullanımına sunulması fiillerinden birinin işlenmesiyle oluşmaktadır.

Dördüncü fıkraya göre; şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünlerin üretilmesi, ülkeye sokulması, satışa arzı, satışı, nakli, depolanması, başkalarının kullanımına sunulması veya bulundurulması fiilleri suç oluşturmaktadır. Bu hükümle, belirtilen içerikte olan ürünler açısından mutlak bir yasak getirilmiştir.

Maddenin beşinci fıkrasına göre; üç ve dördüncü fıkralardaki suçların konusunu oluşturan ve müstehcenlik bakımından mutlak yasak kapsamına giren ürünlerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması, yayınlanmasına aracılık edilmesi ya da çocukların görmesinin, dinlemesinin veya okumasının sağlanması, ayrı bir suç oluşturmaktadır.

Son fıkrada ise, bu madde kapsamında tanımlanan suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı kabul edilmiştir.

Sultanahmet Adliyesi

0
Sultanahmet Adliyesi

Sultanahmet Adliyesi, 1955 – 2012 yılları arasında İstanbul Merkez Adliyesi olarak kullanılan binadır. 2012 yılında adliye Çağlayan’daki yeni binaya taşınmıştır.

Eski Adliyeye Veda -2012

Sultanahmet Adliyesinden önce İstanbul Adliyesi olarak kullanılan Darülfünun Binası’nın yanması üzerine 1939 yılında eski adliyenin yerine bulunan bazı mülkler istimlak edilmiş, yeni adliye binası için arsa oluşturulmuştur. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle çalışmalara ara verilmişse de 1949 yılında proje tekrar gündeme alınmıştır. Sultanahmet Meydanında bulunan Eski İstanbul Adliyesi, 1949 yılında düzenlenen bir yarışma sonucunda inşa edilmiştir. Yarışmayı mimarlar Sedat Hakkı Eldem ve Ord. Prof. Emin Halid Onat kazanmıştır.

Binanın temeli 12 Temmuz 1951 yılında atılmış, 5 Eylül 1955 tarihinde hizmete açılmıştır. Adliye, iki blok olarak tasarlanmış olmasına karşın çevredeki arkeolojik eserlerin varlığından ötürü ikinci blok yapılmamıştır. Adliye Binası’nın inşası sırasında ve daha sonra yapılan arkeolojik kazılarda Antiochus ve Lausus Saraylarının kalıntılarına ulaşılmıştır.

 Sultanahmet’teki Eski İstanbul Adliyesi, Çağlayan’da inşa edilen yeni binanın tamamlanmasının ardından 25 Temmuz 2012 tarihinde kapatılmıştır. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Cağaloğlu’nda bulunan 150 yıllık tarihi binası bir yangın sonucunda kullanılamaz hale gelmiş, bu nedenle İstanbul Eski Sultanahmet Adliyesi İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş, bina İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü hizmet binası olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Sultanahmet Adliyesi, Çağlayan’a taşındıktan sonra arşiv bölümünde, 2013 yılında yangın çıkmış binada hasar oluşmuştur.

Çağlayan Adliyesi
Sultanahmet Adliyesinden Önce İstanbul Adliyesi 

Bu adliyeden önce, günümüzde var olmayan eski Darülfünun Binası, İstanbul Adliyesi olarak kullanılmıştır. Darülfünun Binası, Adliye olarak kullanılmadan önce; 1846-1863 yılları arasında İsviçreli ünlü mimar Gaspare Trajano Fossati tarafından neo-klasik tarzda inşa edilmiştir. Bina, 1854 yılında Maliye, Evkaf ve Adliye Nezaretlerine devredilmiş, daha sonra ise Osmanlı Mebusan Meclisi binası olarak kullanılmıştır.

Sultanahmet Adliyesine Veda 

2011 Yılı yeni adlı yıl açılış töreni Sultanahmet Adliyesine Elveda partisi olarak düzenlenmiş, düzenlenen kokteyle ve törene İstanbul Barosu avukatları yoğun katılım göstermiştir.

İstanbul Barosu tarafından ”Son duruşma 05.09.2011” yazılı tişörtler basılmış, adliye çalışanları ise hatıra amaçlı olarak adliyede çalıştıkları bölümlerin levhalarını almışlardır.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr.Ümit Kocasakal törende yaptığı konuşmada ”Bu yeni adli yıl için güzel şeyler söylemek isterdim, masallar anlatmak isterdim ancak öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Yargıda, şuan çok karanlık bir tablo var. Bu ağır karanlık tablo görülürken bir ayağı olan yargı, yargı bağımsızlığı konuşulurken Avukat ve Savunma unutuluyor. Biz unutmayacağız ve unutturmayacağız. Şundan emin olmamız gerek bu yeni adli yılda İstanbul Barosu olarak gene sonuna kadar hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, savunmayı, mesleğimizi, cübbemizi, ilkelerimizi, namuslu onurlu dürüst savcı ve hakimleri korumaya ve yanlarında olmaya devam edeceğiz. Hepimizin Sultanahmet adliyesinde anıları var, benimde çok anım var stajımı yaptığım ve ilk avukatlık cübbemi giydiğim yer burasıdır.” demiştir.

Yarsav eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ise veda töreninde; “Biz Savunmayı her zaman önemsiyoruz. Türkiye bugün yargıç ve savcılar avukatlar tarafından korunan bir duruma gelmiş ise gerçek hukuk mücadelesinin yapılacağı dönemdeyiz. Bu şu demektir; Türkiye yargı bağımsızlığında bir ihlal yaşamaktadır. Bu binayı ben yargının ruhu olarak görüyorum. Ticaret merkezlerinde adalet dağıtılan bir döneme giriyoruz. Yargı hukukun üstünlüğünü esas almalı, ama bu gün Türkiye de gücün hukuku yaratıldığı için, gücün hukukunun uygulanması yargı organlarına iade edilmek istenmektedir. Yargı sadece ve sadece hukuk rehberi olarak hukukun üstünlüğünü esas alarak herkese adil olan organlar olacaktır, olmaya devam edecektir. Olağan üstü dönemlerde yaşamış olan o tablolar bugün tekrarlanmayacaktır ve  bugün yaşanan bu sorunlar hep birlikte yargıçlar olarak, savcılar olarak, avukatlar olarak sadece ve sadece hukukun üstünlüğünü esas alarak vereceğimiz bu mücadele ile Türkiye gerçek anlamda hukuk devleti olmayı geçmiş adli yılda, geçmişlerde yaşamamışları gelecekte mutlaka yaşayacaktır. Bu konuda hiç kimse karamsarlığa kapılmasın.” demiştir.

Atatürk’ün Vasiyetnamesi

1
Atatürk’ün Vasiyetnamesi, İstanbul Dolmabahçe Sarayında 5 Eylül 1938 tarihinde bizzat kendi el yazısıyla kaleme alınmıştır. Resmi vasiyetname öncesinde Atatürk, 11 Haziran 1937’de, Trabzon’da, bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını açıklamıştır.
Vasiyetname 10 Kasım 1938’de vefat etmesinden sonra 28 Kasım 1938 tarihinde açılmıştır. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde muhafaza altındadır.
Vasiyetname, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1938/95 Sayılı dosyası ile açılarak işleme konulmuş ve infaz edilmiştir. Mahkemeye, Adalet Bakanı Hilmi Uran, İçişleri Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Doktor Refik Saydam, Atatürk’ün tek kanuni mirasçısı olan kız kardeşi Makbule Boysan, Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı, bazı milletvekilleri, bazı yargıç ve avukatlar katılmıştır. Ankara Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi olarak Osman Selçuk görev yapmıştır.

Atatürk’ün Vasiyetnamesinin Açılmasına Dair Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1938/95 Sayılı Kararı

Atatürk’ün Vasiyetnamesi
“Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1) Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.

2)  Her seneki nemadan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3) Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.

4) Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5) İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.

6) Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.”

“Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum: Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır. Her seneki nemadan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule’ye ayda bin, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir. Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir. Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır. İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır. Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir.”
Atatürk’ün 10 Kasım 1938’deki Nakit ve Hisse Senetlerinin Durumu:

Nûkut

Emekli hesabı                                                                           19.566.80

4 numaralı şahsî hesap (Türkiye İş Bankası)                             53.453.18

2 numaralı hesap (Türkiye İş Bankası)                                  1.446.872.03

Türkiye İş Bankası hisse senedi (adet)                                     119.125.00

Müessis hisse senedi (Türkiye İş Bankası) (adet)                            569.00

Maden Kömürü TAŞ hisse senedi (nama muharrer) (adet)        12.750.00

Maden Kömürü Taş hisse senedi (hamiline muharrer) (adet)    12.250.00

Maden Kömürü TAŞ hisse senedi (müessis hisse) (adet)            25.125.00

“Türkiye İş Bankası sermayesini 5 milyon liradan 10 milyon liraya 1956 yılında çıkardı. 1960 yılında toplanan Dokuzuncu Türk Dil Kurultayı’nda Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada bu konu şöyle belirtilmektedir: ‘… Atatürk vakfı para değildir. Hisse senetleridir. Vaktiyle bu, onar liralık 132.000 hisse idi. Sermayenin bir misli artırılması yani 5 milyonlu sermayenin 10 milyona çıkartılması ve karşılığının ihtiyat akçasından ödenmesi suretiyle bize de bir misli hisse verdiler. Yani 264.000 hisse senedimiz oldu. Ayrıca Atatürk’ün 600 tane müessis hisse senedi ve 1 milyon küsur nakdi vardı.’ (Bk. Dokuzuncu Türk Dil Kurultayı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1961)

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması

1
Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında  Ankara’da imzalanmış, 01.09.1947 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştır. Kanun, 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Antlaşma sekiz maddeden oluşmaktadır. Anlaşmanın Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesine karar verilmiş ve Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak düzenlenen antlaşma Türkiye Cumhuriyeti adına Hasan Saka ve Amerika Birleşik Devletleri adına da Edwin C. Wilson tarafından imza edilmiştir.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasını Türkiye adına imzalayan Hasan Saka

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır. Türkiye bu antlaşmadan sonra 1950 yılında Kore Savaşına katılmış, 1952 yılında da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Antlaşmasını imzalayarak NATO’ya katılmıştır.

Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, ABD ile yapılan ilk askeri antlaşmadır.

Türkiye ile yapılan Türkiye – ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşmasından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nde oylaması 9 Mayıs 1947 tarihinde onaylanmıştır.  Kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” şeklinde tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.  ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile ve 12 Temmuz 1947’de de Türkiye ile yardım anlaşması yapmıştır. 

Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» nın onanmasına dair Kanun

Kanun No: 5123                                                                                                                                 

Kabul tarihi: 1/9/1947

Madde 1 — Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye’ye yapılacak  yardımın şeklini tespit İçin; Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti arasında 12 Temmuz  1947 tarihinde Ankara’da imzalanan «Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma» onanmıştır.

Madde 2 — Anlaşmanın 2nci maddesi gereğince belirtilecek malî şartlara ve 5nci maddesinde yazılı şekillerden birine göre alınacak pahalar veya Devlete mal edilecek ayınların kıymetleri bir taraftan gelir bütçesine gelir, diğer taraftan bütçe kanunlarına bağlı (A) işaretli cetvellerin ilgili kısımlarında açılacak özel bölümlere ödenek kaydedilir ve para ve mal olduklarına göre nakden veya mahsuben harcanır.

Madde 3 – Bu kanun 12 Temmuz 1947 tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

Madde 4 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

                                                                                                                                                                          2/9/1947

Türkiye’ye yapılacak yardım hakkında Anlaşma

Türkiye Hükümeti, Türkiye’nin hürriyetini ve bağımsızlığını korumak için İhtiyacı olan güvenlik kuvvetlerinin takviyesini temin ve aynı zamanda ekonomisinin istikrarını muhafazaya devam maksadıyla Birleşik Devletler Hükümetinin yardımım istediğinden; ve

Birleşik Devletler Kongresi, 22 Mayıs 1947 tasdik edilen kanun ile; Birleşik Devletler Başkanına, Türkiye’ye her iki memleketin egemen bağımsızlığına ve güvenliğine uygun şartlar dairesinde, böyle bir yardımda bulunmak yetkisini verdiğinden; ve

Türkiye Hükümeti İle Birleşik Devletler Hükümeti böyle bir yardım yapılmasının Birleşmiş Milletler Antlaşmasının esas gayelerine ulaşmayı sağlayacağı gibi münasebetlerinde hayırlı bir devre açarak Türk ve Amerikan Milletleri arasındaki dostluk bağlarını daha çok takviye edeceğine kani bulunduklarından;

Bu maksatla kendi Hükümetleri tarafından usulü dairesinde verilmiş yetkileri haiz olan ve aşağıda imzası bulunan zevat şu hususları kararlaştırmışlardır:

MADDE 1

Birleşik Devletler Hükümeti, Birleşik Devletler Başkanının 22 Mayıs 1947 tarihinde tasdik edilen Kongre Kanunu ve bunu değiştiren veya buna ek kanunlar hükümleri gereğince yapılmasına müsaade edebileceği yardımı Türkiye Hükümetine sağlayacaktır. Türkiye Hükümeti bu kabil herhangi bir yardımı, bu Anlaşma hükümleri gereğince fiilen kullanacaktır.

MADDE 2

Birleşik Devletler Başkam tarafından bu maksatla tâyin edilen bir Türkiye Misyonu Şefi; bu Anlaşma gereğince sağlanacak yardıma mütaalik meselelerde Birleşik Devletler Hükümetini, temsil edecektir. Misyon Şefi bu Anlaşma gereğince peyderpey yapılacak olan muayyen yardımın kayıt ve şartlarını Türkiye Hükümeti temsilcileriyle danışarak tespit edecektir. Ancak, yapılacak olan bu muayyen yardımın malî şartları, peyderpey, iki Hükümetin mutabakatı ile, evvelden tespit edilecektir. Misyon Şefi, Türkiye Hükümetine, bu Anlaşma gereğince sağlanan yardımın gayelerinin elde edilmesine yarayabilecek malûmatı ve teknik yardımı sağlayacaktır.

Türkiye Hükümeti yapılan yardımı tahsis edilmiş bulunduğu gayeler uğrunda kullanacaktır. Sorumluluklarının icrası sırasında görevini serbestçe yapabilmesini mümkün kılmak için, bu Hükümet, Misyon Şefine ve temsilcilerine, yapılan yardımın kullanılışı ve ilerleyişi hakkında, rapor, malûmat ve müşahede şeklinde tüyebileceği her türlü kolaylık ve yardımı sağlayacaktır.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti ile Birleşik Devletler Hükümeti Türk ve Birleşik Devletler Milletlerine; bu Anlaşma gereğince yapılan yardım hususunda tam bilgi temini için işbirliği yapacaklardır.

Bu maksatla ve iki memleketin güvenliği ile kabili telif olduğu nispette;

1 — Birleşik Devletler basın ve radyo temsilcilerine, bu yardımın kullanışını serbestçe müşahede etmelerine ve b u müşahedelerini tana olarak bildirmelerine müsaade edilecektir, ve

2 — Türkiye Hükümeti bu yardımın amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği, miktarı ve ilerleyişi hakkında Türkiye’de tam ve devamlı yayın yapacaktır.

MADDE 4

Bu Anlaşma gereğince Türkiye Hükümeti tarafından elde edilen her madde, hizmet veya malûmatın emniyetini sağlamak azminde bulunan ve bunda aynı derecede menfaattar olan Türkiye ve Birleşik Devletler Hükümetleri, badelmüşavere, bu uğurda diğer Hükümetin lüzumlu addedebileceği tedbirleri, karşılıklı olarak, alacaklardır.

Türkiye Hükümeti, Birleşik Devletler Hükümetinin muvafakati olmadan, bu neviden hiç bir madde veya malûmatın mülkiyet veya zilyetliğini devretmeyeceği gibi, aynı muvafakat, olmadan Türkiye Hükümetinin subay, memur veya ajanı sıfatını haiz bulunmayan bir kimse tarafından bu maddelerin veya malûmatın kullanılmasına veya bu malûmatın bu sıfatı haiz olmayan bir kimseye açıklanmasına ve bu maddeler ve malumatın verildikleri gayeden başka bir gayede kullanılmasına müsaade etmeyecektir.

MADDE 5

Türkiye Hükümeti bu Anlaşma gereğince verilen herhangi bir ikraz, kredi, hibe veya diğer şekillerdeki yardımların hasılatının hiç bir kısmını diğer herhangi yabancı bir devlet tarafından kendisine verilmiş olan herhangi bir ikrazın resülmal veya faizinin tediyesinde kullanmayacaktır.

MADDE 6

Bu Anlaşma gereğince yapılmasına müsaade olunan yardım kısmen veya tamamen:

1 — Türkiye Hükümeti talep ederse;

2 — Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (bu hususta Birleşik Devletler herhangi bir vetonun kullanılmasını nazarı itibara almayacaktır) veya Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, Birleşmiş Milletler tarafından alınan tedbir veya yapılan yardım neticesinde, bu Anlaşma mucibince Birleşik Devletler Hükümeti tarafından yapılan yardımın devamını lüzumsuz veya gayrı matlup addetmesi halinde; ve

3 — Yukarda anılan Kongre Kanununun 5 inci bölümünde musarrah diğer herhangi bir vaziyette veya Birleşik Devletler Başkanının yardımın kesilmesini Birleşik Devletlerin menfaatlerine uygun görmesi halinde: nihayet bulacaktır.

MADDE 7

Bu Anlaşma bu günden itibaren yürürlüğe girecek ve her iki Hükümet tarafından tespit edilecek tarihe kadar yürürlükte kalacaktır.

MADDE 8

Bu Anlaşma Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilecektir.

Türk ve İngiliz dillerinde, iki nüsha olarak, Ankara’da 12 Temmuz 1947 tarihinde yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına: Hasan Saka;

Birleşik Devletler Hükümeti adına: Edwin C. Wilson

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

5 Eylül – Hukuk Takvimi

0
5 Eylül - Hukuk Takvimi

5 Eylül – Hukuk Takvimi

1698 Rus Çarı I. Petro, ülkesini Batılılaştırma çabalarının bir parçası olarak, din adamları ve köylüler dışında sakal bırakan her erkeğe özel bir vergi yükümlülüğü getirdi.
1774  Amerikan Ulusunun Birinci Kıta Kongresi (First Continental Congress), Büyük Britanya’nın Amerikan kolonilerine yönelik baskıcı politikalarına ve özellikle Boston Çay Partisi’nin ardından çıkarılan Dayanılmaz Yasalar’a (Intolerable Acts) karşı ortak bir tutum belirlemek amacıyla 5 Eylül 1774’te Philadelphia’daki Carpenters’ Hall binasında toplandı. On üç koloniden on ikisinin temsilcilerinin katıldığı Kongre, Büyük Britanya ile koloniler arasındaki siyasal ve hukuki anlaşmazlıkların ortak bir zeminde ele alınmasında önemli bir dönüm noktası oldu.
1795 ABD, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Cezayir ile antlaşma yapmayı kabul etti. ABD’yi yıllık vergiye bağlayan Cezayir Antlaşması, Cezayir Dayısı Hasan Paşa ve Joseph Donaldson tarafından imzalandı. Antlaşma 22 maddeden oluşmaktaydı. ABD’nin bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği ve İngilizce dışında başka dilde imzaladığı ilk antlaşmadır.
1857 Fransız sosyolog, matematikçi ve filozof. Auguste Comte yaşamını yitirdi. (19 Ocak 1798 – 5 Eylül 1857) Sosyolojinin babası olarak tanımlanmaktadır.
1878 Clara Shortridge Foltz, Kaliforniya’nın ilk kadın avukatı oldu
1905 ABD’nin New Hampshire kentinde imzalanan Portsmouth Antlaşması‘yla Rus-Japon Savaşı sona erdi. ABD başkanı Theodore Roosevelt 9 Ağustos – 5 Eylül 1905 arasında Portsmouth’da toplanan barış konferansında arabuluculuk görevi üstlendi.
1920 18 sayılı Nisab-ı Müzakere Kanunu, I. TBMM tarafından kabul edildi. Meclis’in çalışma esaslarını, toplantı ve karar yeter sayılarını, milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyen erken dönem bir iç tüzük kanunudur. 8 maddeden oluşan bu kanun, Meclis çalışmalarının düzenli yürütülmesini amaçlamıştır
1938
  • Hukukçu, avukat ve milletvekili Hakkı Hami Ulukan yaşamını yitirdi.
  • Hatay Devleti’nin ilk hükûmeti kuruldu. Devlet Başkanı Tayfur Sökmen, Dr. Abdurrahman Melek’i başbakan olarak görevlendirdi. Melek aynı zamanda Dâhiliye, Hariciye ve Müdafaa vekilliklerini üstlenirken, Adliye Vekilliğine avukat Cemil Yurtman getirildi.
  • Atatürk’ün Vasiyetnamesi, İstanbul Dolmabahçe Sarayında 5 Eylül 1938 tarihinde bizzat kendi el yazısıyla kaleme alındı. Vasiyetname, Ankara 3. Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk tarafından 28 Kasım 1938’de açıldı.
1942  Cezaevlerinde sanat atölyeleri törenlerle açıldı
1945 Çok partili düzene geçişin ilk partisi olan Milli Kalkınma Partisi kuruldu
1947 Türkiye ile ABD arasında imzalanan Yardım Antlaşması 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Antlaşma 12 Temmuz 1947’de Ankara’da imzalandı ve 01 Eylül 1947 tarihinde “Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştı.

Türkiye – ABD Yardım Antlaşmasınını 10. yıl dönümünde ABD Büyükelçisi Fletcher Warren, Adnan Menderes ve Büyükelçi Melih Esenbel
1948 Avusturyalı kadın hukukçu eski bakan Benita Ferrero-Waldner, doğdu.

Benita Ferrero-Waldner
1949 Filistin asıllı İsviçreli hukukçu Sami Ezzib, doğdu.
1950 Suriye Anayasası kabul edildi. Anayasa, yasama ve yürütme organlarının yetkilerinin yanı sıra uluslararası antlaşmaların onaylanması ve diplomatik ilişkiler hakkında hükümler içeriyordu. Fransız manda yönetiminin ardından 17 Nisan 1946 bağımsızlığını kazanan Suriye’nin en demokratik ve özgürlükçü temel yasa metni olarak kabul edilmektedir.
1955 Sultanahmet Adliyesi açıldı.

Sultanahmet Adliyesi
1961 Çankaya’da toplanan parti liderleri seçim konuşmalarında 27 Mayıs’ı eleştirmeme ve Demokrat Partiyi övmeme bildirisi imzaladı. Liderler, rejimin ahlakını bozmayacaklarına dair şeref sözü verdi
1962 Anayasa Mahkemesi ilk kararlarını verdi. Anayasa Mahkemesi, 25 Nisan 1962’de kuruluşuna ilişkin kanunun yayımlanmasından sonra 5 Eylül 1962’de 1 ve 2 numaralı ilk kararlarını verdi.
1963 20-21 Mayıs’ta askeri darbe girişiminde bulunan Albay Talat Aydemir, Ankara 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nce idama mahkûm edildi. Albay Aydemir, bir önceki darbe girişiminden sonra 10 Mayıs 1962’de affedilmişti.

Albay Talat Aydemir
1964 Fransız avukat Olympe Démarez, Dunkerque’de yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ocak 1878)

Olympe Démarez
1973 Adana Cezaevi’nde hapis yatan Can Yücel, Peter Weiss’ın “Salozun Mavalı” kitabı çevirisi nedeniyle açılan davada beraat etti.
1977 Sümerbank grevi anlaşmayla sonuçlandı.
1984 Uludağ Üniversitesi’nde bir grup kız türbanlı öğrenci üniversiteden çıkarıldı.
1985 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayacaklarını açıkladı. 
1986 Türkiye; Deney ve Diğer Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Omurgalıların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ni (ETS 123) imzaladı. Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından 18 Mart 1986’da Strazburg’da kabul edilen ve 1 Ocak 1991’de yürürlüğe giren uluslararası bir hayvan refahı sözleşmesidir. Türkiye 2026 itibariyle sözleşmeyi onaylamamıştır. Buna karşın Türkiye, Avrupa Birliği uyum yasaları kapsamında sözleşmenin getirdiği standartları ve ilkeleri kendi iç hukukuna büyük ölçüde entegre etmiştir
1987 Meclis önündeki oturma eyleminde rahatsızlanarak hayatını kaybeden İnsan Hakları Derneği kurucularından, Didar Şensoy, İstanbul’da 5 bini aşkın kişinin katıldığı cenaze töreniyle toprağa verildi.
1990
  • Yalova’da kurulu AKSA Fabrikası’nda 69 kişinin işten çıkarılması üzerine yaklaşık 500 işçi grev başlattı. Üretimi aksatmadan sürdürdükleri açlık grevinin 7.gününde hastaneye kaldırılan işçilerin sayısı 10’a yükseldi. İşçilerden 150 kadarı viziteye çıktı.
  • Petrol-İş Sendikası Boğaziçi Şubesi’nden 5 yönetici ANAP iktidarının demokrasi dışı uygulamalarını ve savaş çığırtkanlığını protesto için 3 günlük açlık grevine başladı. SHP İstanbul İl Başkanı Ercan Karakaş, eyleme destek için 1 günlük açlık grevi yapacağını duyurdu.
1990 “Düşüncelerinden suçlananlara özgürlük, hemen şimdi” başlığıyla 8 Haziran 1990 tarihli gazetelerde yer alan bildiriye imza atan 14 sendika başkanı hakkında soruşturma başlatıldı. TYS Genel Başkanı Oktay Akbal, TGS İstanbul Şube Başkanı Yavuz Şimsek, Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Münir Ceylan, Belediye-İş Sendikası Genel Başkanı Fuat Alan, Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Kenan Durukan, Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Yener Kaya, Otomobil-İş Sendikası Genel Başkanı Celal Özdoğan, Hava-İş Sendikası Genel Başkam Atılay Ayçin, Genel Maden-İş Sendikası Genel Başkam Şemsi Denizer, Kristal İş Sendikası Genel Başkanı Necati Altunkaynak, Ağaç-İş Sendikası Genel Başkanı Gürol Erçakır, Liman-İş Sendikası Genel Başkam Melih Hüsnü Yılmaz, Basın-İş Sendikası Genel Başkam Ali Ekber Güvenç ve Tüm- Tis Genel Başkam Sabri Topçu ifadeye çağrıldı.
1991 Güneş gazetesinden tazminatsız atılan 56 işçi gece gazete önünde çadır kurarak oturma eylemine başladı.ILO’nun 169 No’lu Yerli ve Kabile Halkları Sözleşmesi (C169), uluslararası hukukta yerli halkların ve kabile topluluklarının haklarını korumayı amaçlayan, hukuken bağlayıcı tek ve en kapsamlı uluslararası anlaşmadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 27 Haziran 1989 tarihinde kabul edilmiş ve 5 Eylül 1991’de yürürlüğe girmiştir.
1991 SSCB Halk Temsilcileri Kongresi, Mihail Gorbaçov’un 10 Birlik cumhuriyeti lideriyle birlikte hazırladığı önerileri benimseyerek yeni bir anayasa yürürlüğe girene kadar ülkenin egemen devletlerin gönüllü birliği olmasını kabul etti.
1997 Arnavut kökenli sosyal hizmetler gönüllüsü ve insan hakları aktivisti, Nobel Barış Ödülü sahibi Rahibe Teresa, hayatını kaybetti. (Doğumu: 26 Ağustos 1910, Makedonya) Teresa adına 26 Ağustos 2010’da yüzüncü yaş gününde anma evi inşa edildi.

Rahibe Teresa hayatını yoksullara, çocuklara ve hastalara adadı
1998 Cumartesi Anneleri ve destekçisi örgütünün Galatasaray’daki 173. oturma eylemi tekrar polis ablukasıyla engellendi
2000 10 yıldır siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadele eden Bergamalı 80 köylü ve sözcüleri Oktay Konyar hakkında yasadışı örgüt kurma suçundan soruşturma başlatıldı. Bergama köylülerinin avukatlığını Senih Özay yürütüyordu.
2002 KESK’e bağlı sendikalara üye kamu çalışanları, DSP-MHP-ANAP hükümetiyle yapılan toplu görüşmelerde dile getirdikleri “Maaşlarda 100 TL’lık seyyanen artış” önerisinin kabulü talebiyle Türkiye genelinde 1 saat süreyle iş bıraktı.
2003 Hatalı eğitim araçlarını onayladıkları gerekçesiyle görevden alınan öğretmenler tepki olarak  Ankara’da AKP Genel Merkezi’ne “kararmış ampul” bıraktı.
2004 Irak’ta ABD güdümlü geçici hükümet, Katar merkezli El Cezire televizyonuna verdiği bir aylık yayın yapmama cezasını süresiz uzattı.
2006 Türkiye Büyük Millet Meclisinin 05.09.2006 tarihli ve 880 sayılı kararı ile  Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL)’ne katıldı. 
2009 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri, Zorunlu Din Dersi okutulmasına karşı Güvenpark ve Taksim’de eylemler yaptı.
2011 CHP İstanbul İl Örgütü ve milletvekilleri, Deniz Feneri savcılarına yönelik görevden alma veya yeni savcı atama işlemini İstanbul Adliyesi önünde protesto etti. Deniz Feneri e.V Genel Müdürü Mehmet Taşkan hakkında, Almanya’da açılan soruşturmada 4 Eylül 2008’de üç yıl hapis cezası istenmişti.
2013 İzmit’te Belediye’nin gri renge çevirdiği merdivenleri tekrar renklendirmek isteyen 6 genç gözaltına alındı.
2023 Gemilerin Adli Satışının Uluslararası Etkilerine İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Gemilerin Yargı Yoluyla Satışına İlişkin Pekin Sözleşmesi) Pekin’de imzaya açıldı. İmzaya açıldığı ilk gün, aralarında Çin, Suudi Arabistan ve Singapur’un da bulunduğu 15 ülke sözleşmeyi imzalamıştır. Sözleşme (Convention on the International Effects of Judicial Sales of Ships), bir geminin bir devletteki yargısal satışı ve bu satışın diğer devletlerde tanınmasıyla ilgili uluslararası hukuk kurallarını düzenliyor. Sözleşme 19 Aralık 2022’de Genel Kurul tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, gerekli onay süreçlerinin tamamlanmasının ardından 17 Şubat 2026 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir.
  • Üsküdar Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkan Yardımcısı ve Meclis Üyesi Amine Cansu Çelik, Ruhsat Müdürü Burak Aydın ile işletmeci Erdem Koyunyerli  tutuklandı.
  • Sosyal medya hesaplarından para karşılığında müstehcen paylaşımlar yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan Tuğba Ekinci tutuklandı.
  • Esenyurt’ta korsan taksicilik yapan emekli polis E.A., kendisine ceza yazan polisi silahla vurdu. Ardından intihara teşebbüs eden E.A. ile onun vurduğu polis ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.
  • Bolu Belediyesi’ndeki araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada, görevden uzaklaştırılan ve tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın da aralarında olduğu 7 kişi tutuklandı. Tanju Özcan, 2026 yılı içerisinde farklı soruşturmalar kapsamında toplamda 4 kez tutuklandı.
  • Sayıştay Başsavcılığı görevine, Sayıştay Savcısı Recep Çevik getirildi.

5 Eylül – Hukuk Takvimi

Başar Yaltı

0

Avukat Başar Yaltı, 1954 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesinde dünyaya geldi. 1974 yılında Kara Harp Okulu’nu bitirdi ve Jandarma Subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katıldı.

Yaltı, subay olarak görev yapmakta iken İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etti. 1980 yılında fakülteden mezun oldu. Lisans derecesinin ardından, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Olağanüstü Yönetim Usulleri” konulu tezi ile Yüksek Lisans derecesi elde etti.

1986 yılında, kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken istifa ederek görevinden ayrıldı. Aynı yıl avukatlık mesleğine adım attı.

2018  yılında “Hukuk Devleti Perspektifinden ‘Avukatların Adil Yargılanma Algısı’ ” konulu doktora tezini tamamlayarak “Doktor” unvanını kazandı.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ile Röportaj

Yaltı, İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği nezdinde birçok görev üstlenmiştir.  2004-2009 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Üyeliği, 2010-2012 yılları arasında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2013-2017 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği ile Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür.

2013 yılından itibaren Basın Konseyi Yüksek Kurul üyeliğini üstlenmiştir.

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği (ANAYASADER) üyesidir.

2018 yılında yapılan İstanbul Barosu seçimli genel kurulunda “baroyu hukukla yeniden buluşturacağız, avukatı da baroyla barıştıracağız” sloganıyla “Avukat Hareketi” adına baro başkanlığına aday olmuştur.

Çoğunluğu barolarda olmak üzere birçok konferans ve panelde konuşmacı ve organizatör olarak görev almıştır.

Adaletbiz.com, Yeni Yaklaşımlar, Cumhuriyet Gazetesi ve benzeri yayın organlarında makaleler yayınlamaktadır.  Yeni Yaklaşımlar web sitesinin yayın kurulundadır.

4 Eylül 2024Wte, Prof. Dr. Tayfun Akgüner , Hamdi Yaver Aktan, Av. Dr. Başar Yaltı ve Av. Turan Karakaş ile birlikte  Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiştir.

Laiklik Meclisi ve başkaca birçok sivil toplum girişiminin öncülerindendir.

“Avukatın Adı Yok” ismi ile yayınlanan bir kitabı bulunmaktadır.

Emekli yargıç ve avukat olan Suzan Yaltı ile evlidir, iki kızı ve bir torunu bulunmaktadır.

Yargıç-The Judge

0
The Judge - Yargıç

Yargıç – The Judge, hukuk filmleri arasında öne çıkan bir mahkeme ve aile dramıdır. Film, komedi unsurları da barındırır. Özellikle klasik bir hikaye içinde yer alan hukuki meseleler, hüzünlü bir ayrılığın ortasındaki bir avukat (Robert Downey Jr.) tarafından canlandırılmaktadır.

Yönetmenliğini David Dobkin‘in üstlendiği bu yapımda, başrollerde Robert Downey Jr., Robert Duvall ve Vera Farmiga yer alır. Filmin ana karakterleri, masumiyet, doğruluk ve adalet için savaşan bir yargıç babanın ideallerinden uzaklaşmış oğludur.

The Judge-Film Afişi
Filmin Künyesi
Yönetmen David Dobkin
Yapımcı Robert Downey Jr.,  Susan Downey
Senaryo Nick Schenk, Bill Dubuque
Hikaye Nick Schenk, David Dobkin
Oyuncular Robert Duvall, Robert Downey Jr, Vera Farmiga, Vincent D’Onofrio

Jeremy Strong, Dax Shepard, Leighton Meester, Billy Bob Thornton

Müzik Thomas Newman
Bütçesi 50 Milyon dolar
Gişe 84,4 Milyon dolar
Görüntü Yönetmeni Janusz Kaminski
Dağıtıcı Warner Bros
Türü Dram
Renk Renkli
Yapım yılı 4 Eylül 2014
Süre 141 dakika
Dil İngilizce


Yargıç – The Judge filminde, Hank Palmer, Chicago’da boşanma davalarında uzmanlaşmış, başarılı bir avukattır. Ancak vicdanını unutmuş ve ideallerinden vazgeçmiştir. Ayrıca, adalet duygusunu önemsemeyen bir avukatlık tarzı benimsemiştir. Bu sırada, önemli bir dava devam ederken, annesinin vefat haberini alır. Bu haberi ona erkek kardeşi iletmiştir. Babasıyla uzun süredir görüşmeyen Hank, ailede iletişimde olduğu tek kişi olan annesini kaybetmiştir.

Daha sonra, Hank, annesinin cenazesi için kasabaya döndüğünde sürprizlerle karşılaşır. Babası, ağabeyi, eski sevgilisi ve geçmişi yeniden karşısına çıkar. Bu nedenle, Hank, sıcak karşılanmadığı kasabadan uzaklaşmak isterken 42 yıllık yargıç olan babasını savunmak zorunda kalır. Her şeye rağmen, kırılgan ilişkilerini de önemsemeyerek Hank, babasına yardım edecek ve mahkemede onu savunacaktır. Yargıç babasının karşı karşıya olduğu cinayet suçlaması aydınlatılmaya çalışılırıken evdeki sorunların çözümü de ayrı bir gündem oluşturacaktır.

  

Genel olarak, Yargıç filminin sahneleri güçlüdür ve duygusal ögeler ön plandadır. Film, izleyicileri hem güldürür hem de ağlatır. Ayrıca, duygulara dokunarak ailenin karmaşık ilişkilerini etkileyici bir şekilde yansıtır. Filmin uzun süresi ve ağır çekimde işlenen konular, duyguların derinlemesine yansıtılmasını sağlar. Sonuç olarak, yaklaşık iki buçuk saat süren bu film, sürükleyiciliği ile izleyicilerin dikkatini çekecektir.

Filmdeki mahkeme sahneleri, teknik açıdan gerçeklere uygun olarak tasarlanmıştır. Amerikan adalet sisteminin işleyişi hakkında önemli detaylar, filmde başarılı bir şekilde aktarılmaktadır. Bu bağlamda, izleyici, aile içi ilişkiler ve hukuki olaylar üzerinden adalet ve vicdan üzerine derin bir hesaplaşma yaşamaktadır.
Hank Palmer, “Suçluları savunuyorum, çünkü masumların parası bana yetmiyor”

1961 Anayasası

0

 

1961 Anayasası, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbe sonucunda hazırlanarak 9 Temmuz 1961’de halk oylaması sonucunda kabul edilmiştir. 1961 Anayasası, Cumhuriyetin kurulmasından sonra yürürlüğe giren 1924 Anayasasını yürürlükten kaldırmıştır.

1961 Anayasası İstanbul Tasarısını Hazırlayan Profesör heyeti

BAŞLANGIÇ

        Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan ;
 
        Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;

        Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölümnez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve;

        “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet eğemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak;

        İnsan hak ve hürriyetlerini, milli dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle kurmak için;

        Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilan ve onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete aşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.

 

 

BİRİNCİ KISIM
GENEL ESASLAR

        I. DEVLETİN ŞEKLİ
        Madde 1 – Türkiye devleti bir Cumhuriyettir.

        II. CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ
        Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli demokratik, layik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

        III. DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ; RESMİ DİL; BAŞKENT
        Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

        Resmi dil Türkçedir.

        Başkent Ankara’dır.

        IV. EGEMENLİK
        Madde 4 – Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Miletinindir.

        Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.

        Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anasayadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

        V. YASAMA YETKİSİ
        Madde 5 – Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

        VI. YÜRÜTME GÖREVİ
        Madde 6 – Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulu tarafından yerine getirilir.

        VII. YARGI YETKİSİ
        Madde 7 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

        VII. ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜ VE BAĞLAYICILIĞI
        Madde 8 – Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

        Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır.

        IX. DEVLET ŞEKLİNİN DEĞİŞMEZLİĞİ
        Madde 9 – Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
 

İKİNCİ KISIM
TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER
 
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER

        I. TEMEL HAKLARIN NİTELİĞİ VE KORUNMASI
        Madde 10 – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez  temel hak ve hürriyetlere sahibtir.

        Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasi ,iktisadi ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar.

        II. TEMEL HAKLARIN ÖZÜ
        Madde 11 –  Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir.

        Kanun kamu  yararı, genel ahlak, kamu düzeni sosyal adalet ve milli güvenlik gibi  sebeblerle  de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz. .

        III. EŞİTLİK
        Madde 12 – Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

        Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

        IV. YABANCILARIN DURUMU
        Madde 13 – Bu kısımda gösterilen hak ve hürriyetler, yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak, kanunla sınırlanabilir.
 

İKİNCİ BÖLÜM
KİŞİNİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ

        I. KİŞİ DOKUNULMAZLIĞI
        Madde 14 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir.

        Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.

        Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.

        İnsan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamaz.

        II. ÖZEL HAYATIN KORUNMASI
        a) ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ
        Madde 15 –  Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adli kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.

        Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; milli güvenlik veya kamu düzeni bakımından  gecikmede sakınca bulunan  hallerde de,  kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça , kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz .

        b) KONUT DOKUNULMAZLIĞI
        Madde 16 – Konuta dokunulamaz.

        Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; milli güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.

        c) HABERLEŞME HÜRRİYETİ
        Madde 17 – Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

        Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunun gösterdiği hallerde, hakim tarafından kanuna uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.

        III. SEYAHAT VE YERLEŞME HÜRRİYETİ
        Madde 18 – Herkes, seyahat hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak milli güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

        Herkes, dilediği yerde yerleşme hürriyetine sahiptir; bu hürriyet, ancak milli güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarına koruma, sosyal, iktisadi ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluğuyla ve kanunla sınırlanabilir.

        Türkler, yurda girme ve yurt dışına çıkma hürriyetine sahiptir. Yurt dışına çıkma hürriyeti kanunla düzenlenir.

        IV. DÜŞÜNCE VE İNANÇ HAK VE HÜRRİYETLERİ
        a) VİCDAN VE DİN HÜRRİYETİ
        Madde 19 – Herkes, vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

        Kamu düzenine veya genel ahlaka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmıyan ibadetler, dini ayin ve törenler serbesttir.

        Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.

        Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğini ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

        Kimse, Devletin sosyal, iktisadi, siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya şahsi çıkar veya nüfuz  sağlama amaciyle, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtanlarkanuna göre cazalandırılır; dernekler, yetkili mahkemece ve siyası partiler, Anayasa Mahkemesince temelli kapatılır.

        b) DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ
        Madde 20 – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir.

        Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz.

        V. BİLİM VE SANAT HÜRRİYETİ
        Madde 21 – Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme, öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

        Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.

        Özel okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir.

        Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

        VI. BASIN VE YAYIMLA İLGİLİ HÜKÜMLER
        a) BASIN HÜRRİYETİ
        Madde 22 – Basın hürdür; sansür edilemez.

        Devlet, basın ve haber alma hürriyetini sağlıyacak tedbirleri alır.

        Basın ve haber alma hürriyeti, ancak milli güvenliği veya  genel ahlakı korumak, kişilerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek ve yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için kanunla sınırlanabilir.

        Yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hakim tarafından verilecek karalar saklı olmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konamaz.

        Türkiye’de yayımlanan gazete ve dergilerin  toplatılması bu tedbirlerin uygulanacağını kanunun açıkça gösterdiği suçların işlenmesi halinde ve ancak hakim karariyle olabilir.

        Türkiye’de yayımlanan gazete ve dergiler ancak 57 nci madde  de belirtilen fiiilerden mahkum olma halinde mahkeme kararıyla kapatılabilir.

        b) GAZETE VE DERGİ ÇIKARMA HAKKI
        Madde 23 – Gazete ve dergi çıkarılması, önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.

        Gazete ve dergilerin çıkarılması, yayımı, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili şartlar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatların serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasi, iktisadi, mali veya teknik kayıtlar koyamaz.

        Gazete ve dergiler, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre faydalanır.

        c) KİTAP VE BROŞÜR ÇIKARMA HAKKI
        Madde 24 – Kitap ve broşür yayımı izne bağlı tutulamaz; sansür edilemez.

        Türkiye’de yayımlanan kitap ve broşürler, 22 nci maddenin 5 inci fıkrası hükümleri dışında, toplatılamaz.

        d) BASIN ARAÇLARININ KORUNMASI
        Madde 25 – Basımevi ve eklentileri ve basın araçları, suç vasıtası olduğu gerekçesiyle de olsa, zapt veya müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.
 
        e) BASIN DIŞI HABERLEŞME ARAÇLARINDAN FAYDALANMA HAKKI
        Madde 26 –  Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzel kişileri elindeki basın dışı haberleşme ve yayın araçlarından faydalanma hakkına sahiptir. Bu faydalanmanın şartları ve usulleri, demokratik esaslara ve hakkaniyet ölçülerine uygun olarak kanunla düzenlenir. Kanun,  halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlara ulaşılmasının ve kamu oyunun serbestçe oluşumunu köstekleyici kayıtlamalar koyamaz .

        f) DÜZELTME VE CEVAP HAKKI
        Madde 27 – Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.

        Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından karar verilir.

        VII. TOPLANTI HAK VE HÜRRİYETLERİ
        a) TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI
        Madde 28 – Herkes, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir.

        Bu hak, ancak kamu düzenini korumak için kanunla sınırlanabilir.

        b) DERNEK KURMA HAKKI
        Madde 29 – Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak ancak kamu düzenini veya genel ahlakı korumak için kanunla sınırlanabilir.

        VIII. HAKLARIN KORUNMASI İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
        a) KİŞİ GÜVENLİĞİ
        Madde 30 – “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadiyle veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hakim karariyle tutuklanabilir. Tutukluluğun devamına karar verilebilmesi aynı şartlara bağlıdır.

        Yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

        Yakalanan veya tutuklanana kimselere, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların yazılı olarak hemen bildirilmesi gerekir.

        Yakalanan veya tutuklanan kimse, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç yirmidört saatiçinde hakim önüne çıkarılır.ve hakim kararı olmaksızın, hürriyetinden yoksun kılınamaz. Yakalanan veya tutuklanan kimse hakim önüne çıkarılınca durum hemen yakınlarına bildirilir.
 
        Bu esaslar dışında işleme tabi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.

        b) HAK ARAMA HÜRRİYETİ
        Madde 31 – Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle  yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.

        Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

        c)TABİİ YARGI YOLU
        Madde 32 – Hiç kimse, tabii hakiminden başka bir mercii önüne çıkarılamaz.
 Bir kimseyi tabi hakiminden başka  bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisene sahip olağanüste merciler kurulamaz.

        d) CEZALARIN KANUNİ VE ŞAHSİ OLMASI; ZORLAMA YASAĞI
        Madde 33 – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.

        Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.

        Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

        Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

        Ceza sorumluluğu şahsidir.

        Genel müsadere cezası konulamaz.

        e) İSPAT HAKKI
        Madde 34 – Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SOSYAL VE İKTİSADİ HAKLAR VE ÖDEVLER

        I. AİLENİN KORUNMASI
        Madde 35 – Aile Türk toplumunun temelidir.

        Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.

        II. MÜLKİYET HAKKI
        a) MÜLKİYETE AİT GENEL KURAL
        Madde 36 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
 
        Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

        Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

        b) TOPRAK MÜLKİYETİ
        Madde 37 – Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmıyan çiftçiye toprak sağlamak amaçlarıyla gereken tedbirleri alır. Kanun, bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme araçlarına sahip olmasını kolaylaştırır.

        Toprak dağıtım, ormanların küçülmesi veya diğer toprak  servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.

        c) KAMULAŞTIRMA
        Madde 38 – Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek
şartiyle, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, tamamını veya bir kısmını kamulaştırmaya veya bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir.

        Çiftçinin topraklandırılması, ormanların devletleştirilmesi, yeni orman yetiştirilmesi ve iskan projelerinin gerçekleştirilmesi amaçlariyle kamulaştırılan  toprak bedellerinin ödeme şekli kanunla gösterilir.Kanunun taksitle ödemeyi öngördüğü hallerde ödeme süresi on yılı aşamaz. Bu takdirde, taksitler eşit olarak ödenir ve kanunla gösterilen faiz haddine bağlanır.

        Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten çiftçinin hakkaniyeti ölçüler içerisinde geçinebilmesi için zaruri olan ve kanunla gösterilen kısmın ve küçük çiftçinin kamulaştırılan toprağının bedeli her halde peşin ödenir.

        d) DEVLETLEŞTİRME
        Madde 39 – Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebüsler, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılığı kanunda gösterilen şekilde ödenmek şartıyla devletleştirilebilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngördüğü hallerde, ödeme süresi on yılı aşamaz ve taksitler eşit olarak ödenir; bu taksitler, kanunla gösterilen faiz haddine bağlanır.

        III. ÇALIŞMA VE SÖZLEŞME HÜRRİYETİ
        Madde 40 – Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

        Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.

        Devlet özel teşebbüslerin milli iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlıyacak tedbirleri alır.

        IV. İKTİSADİ VE SOSYAL HAYATIN DÜZENİ
        Madde 41 – İktisadi ve sosyal hayat, adalate, tam çalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenlenir.

        İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla, milli tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak Devletin ödevidir.

        V. ÇALIŞMA İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
        a) ÇALIŞMA HAKKI VE ÖDEVİ
        Madde 42 – Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.

        Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadi ve mali tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirleri alır.

        Angarya yasaktır.

        Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.

        b) ÇALIŞMA ŞARTLARI
        Madde 43 – Kimse, yaşına, gücüne ve cinsiyetine uygun olmayın bir işte çalıştırılamaz.

        Çocuklar, gençler ve kadınlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunur.

        c) DİNLENME HAKKI
        Madde 44 – Her çalışan dinlenme hakkına sahiptir.

        Ücretli hafta ve bayram tatili ve ücretli yıllık izin hakkı kanunla düzenlenir.

        d) ÜCRETTE ADALET SAĞLANMASI
        Madde 45 – Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlamalarına elverişli adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

        e) SENDİKA KURMA HAKKI
        Madde 46- Çalışanlar ve işçiler izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler.

        İşçi niteliği taşınmıyan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunla düzenlenir.

        Sendika ve sendika birliklerinin tüzükleri; yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

        f) TOPLU SÖZLEŞME VE GREV HAKKI
        Madde 47 – İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadi ve sosyal  durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.

        Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir.

        VI. SOSYAL GÜVENLİK
        Madde 48 – Herkes; sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilatı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir.

        VII. SAĞLIK HAKKI
        Madde 49 – Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşıyabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.

        Devlet, yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır.
 
        VIII. ÖĞRENİMİN SAĞLANMASI
        Madde 50 – Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletin başta gelen ödevlerindendir.

        İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır.

        Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlama amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

        Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

        Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.

        IX. KOOPERATİFÇİLİĞİ GELİŞTİRME
        Madde 51 – Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlıyacak tedbirleri alır.

        X. TARIMIN VE ÇİFTÇİNİN KORUNMASI
        Madde 52 – Devlet, halkın gereği gibi beslenmesini, tarımsal üretimin toplumun yararına uygun olarak artırılmasını sağlamak, toprağın kaybolmasını önlemek, tarım ürünlerine ve tarımla uğraşanların emeğini değerlendirmek için gereken tedbirleri alır.

        XI. DEVLETİN İKTİSADİ VE SOSYAL ÖDEVLERİNİN SINIRI
        Madde 53 – Devlet, bu bölümde belirtilen iktisadi ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ancak iktisadi gelişme ile mali kaynaklarının yeterliği ölçüsünde yerine getirir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SİYASİ HAKLAR VE ÖDEVLER

        I. VATANDAŞLIK
        Madde 54 – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

        Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandışlık durumu kanunla düzenlenir.

        Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

        Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmıyan bir eylemde bulunmadıkça, vatandışlıktan çıkarılamaz.

        Vatandışlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu  kapatılamaz.

        II. SEÇME VE SEÇİLME HAKKI
        Madde 55 – Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

        Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılır.

         III. SİYASİ PARTİLERLE İLGİLİ HÜKÜMLER
        a) PARTİ KURMA HAKKI VE PARTİLERİN SİYASİ HAYATTAKİ YERİ
        Madde 56 – Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkına sahiptir.

        Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.

        Siyasi partiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

        b) PARTİLERİN UYACAKLARI ESASLAR
        Madde 57 – Siyasi partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve layik Cumhuriyet ilkelerine ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlara uymıyan partiler temelli kapatılır.

        Siyasi partiler, gelir kaynakları ve giderleri hakkında Anayasa Mahkemesince hesap verirler.

        Partilerin iç çalışmaları faaliyetleri, Anayasa Mahkemesine  ne suretle hesap verecekleri ve bu mahkemece mali denetimlerinin nasıl yapılacağı, demokrasi esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir.

        Siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara Anayasa Mahkemesinde bakılır ve kapatma kararı ancak bu Mahkemece verilir.

        IV. KAMU HİZMETLERİNE GİRME HAKKI
        a) HİZMETE GİRME
        Madde 58 – Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.

        Hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

        b) MAL BİLDİRİMİ
        Madde 59 – Kamu hizmetine girenlerin mal bildirimde bulunmaları kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar, bundan istisna edilemez.

        V. MİLLİ SAVUNMA HAK VE ÖDEVİ
        Madde 60 – Yurt savunmasına katılma, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu ödev askerlik yükümü kanunla düzenlenir.

        VI. VERGİ ÖDEVİ
        Madde 61 – Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

        Vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ancak kanunla konulur.

        VII. DİLEKÇE HAKKI
        Madde 62 – Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, tek başlarına veya topluca, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

        Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
 

ÜÇÜNCÜ KISIM
CUMHURİYETİN TEMEL KURULUŞU
 
BİRİNCİ BÖLÜM
YASAMA

        A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

        I. T.B.M.M.’NİN KURULUŞU
        Madde 63 – Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan kuruludur.
 
        Meclisler, Anayasa’da gösterilen hallerde birlikte toplanır.

        II. T.B.M.M.’NİN GÖREV VE YETKİLERİ
        a) GENEL OLARAK
        Madde 64 – Kanun  koymak, değiştirmek ve kaldırmak, Devletin Bütçe ve Kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına, genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir.

        b) MİLLETLERARASI ANDLAŞMALARI UYGUN BULMA
        Madde 65 – Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı Devletlerle ve milletlerarası  kurullarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük MilletMeclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

        İktisadi, ticari veya teknik münasebetleri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme gerektirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde, bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bilgisine sunulur.

        Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan iktisadi, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan iktisadi, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.

        Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında 1 inci fıkra hükmü uygulanır.

        Usülüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında 149 uncu ve 151 inci maddeler gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

        c) SİLAHLI KUVVET KULLANILMASINA İZİN VERME
        Madde 66 – Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.

        Bu izin için, Meclisler, birlikte toplanarak karar verirler.

        III. MİLLET MECLİSİ
        a) KURULUŞ
        Madde 67 – Millet Meclisi, genel oyla seçilen dört yüzelli milletvekilinden kuruludur.

        b) MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YETERLİĞİ
        Madde 68 –  Otuz yaşını dolduran her Türk Milletvekili seçilebilir.

        Türkçe okuyup yazma bilmeyenler, kısıtlılar, yükümlü olmasına ve muaf bulunmamasına rağmen muvazzaf askerlik hizmetini yapmayanlar veya yapmış sayılmayanlar ve kamu hizmetlerinden yasaklılar  ile ağır hapis cezasını
gerektiren bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giymiş olanlar ve – taksirlisuçlar hariç olmak üzere – beş yıldan fazla hapis cezasıyle veya zimmet,ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlardan biriyle kesin olarak hüküm giymiş olanlar,affa uğramış olsalar da ; milletvekili seçilemezler.

        Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği bakımından hangi memurların ne gibi şartlarla aday olabilecekleri kanunla düzenlenir.

        Hakimler ile subay, askeri memur ve astsubaylar, mesleklerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve seçilemezler.

        c) MİLLET MECLİSİNİN SEÇİM DÖNEMİ
        Madde 69 – Millet Meclisi seçimleri dört yılda bir yapılır.

        Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

        Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.

        IV. CUMHURİYET SENATOSU
        a) KURULUŞ
        Madde 70 – Cumhuriyet Senatosu, genel oyla seçilen yüzelli üye ile Cumhurbaşkanınca seçilen onbeş üyeden kuruludur.

        13 Aralık 1960 tarihli ve 157 sayılı Kanunun altında adları bulunan Milli Birlik Komitesi Başkanı ve üyeleri ile eski Cumhurbaşkanları, yaş kaydı gözetilmeksizin, Cumhuriyet Senatosunun tabii üyesidirler. Tabii üyeler,

        Cumhuriyet Senatosunun diğer üyelerinin tabi oldukları hükümlere tabidirler Ancak, haklarında, bu Anayasa’nın 73 üncü maddesinin 1 inci ve 2 nci fıkraları ve 10 uncu geçici maddesinin 1 inci fıkrası hükümleri uygulanmaz. Tabii üye olarak Cumhuriyet Senatosuna katıldıktan sonra bir siyasi partiye girenlerin tabii üyelik sıfatı, partiye girişlerinden sonraki ilk Cumhuriyet Senatosu üyeliği seçimi tarihinde sona erer.

        b) CUMHURİYET SENATOSUNA ÜYE SEÇME HAKKI
        Madde 71 – Millet Meclisi seçimlerinde seçmen olan her Türk, Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde de aynı şartlarla oy kullanır.

        c) CUMHURİYET SENATOSU ÜYELİĞİNE SEÇİLME YETERLİĞİ
        Madde 72 – Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış bulunan ve milletvekili seçilmeye engel bir durumu olmıyan her Türk, Cumhuriyet Senatosuna üye seçilebilir.

        Cumhurbaşkanınca  seçilecek üyeler, çeşitli alanlarda seçkin hizmetleriyle tanınmış ve kırk yaşını bitirmiş kimselerden olur. Bunlardan en az onu bağımsızlar arasından seçilir.

        d) CUMHURİYET SENATOSU ÜYELİĞİNİN SÜRESİ
        Madde 73- Cumhuriyet Senatosu üyeliğinin süresi altı yıldır.  Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

        Cumhuriyet Senatosunun genel oyla ve Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerinin üçte biri her iki yılda bir yenilenir.

        Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerin süresi biter veya bu üyeliklerde her hangi bir sebeple boşalma olursa, Cumhurbaşkanı, bir ay içinde yeni üyeleri seçer.

        Boşalan bir üyeliğe seçilen kimse, yerine seçildiği üyenin süresini tamamlar.

        V. T.B.M.M. SEÇİMLERİNİN GERİYE BIRAKILMASI VE ARA SEÇİMLERİ
        Madde 74 – Savaş sabebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, seçimler kanunla bir yıl geriye bırakılabilir.

        Meclislerin ara seçimleri her iki yılda bir Cumhuriyet  Senatosu  seçimiyle birlikte yapılır.

        Millet Meclisi genel seçimlerine bir yıl kala ara seçimi yapılmaz.

        VI. SEÇİMLERİN GENEL YÖNETİM VE DENETİMİ
        Madde 75 – Seçimler yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

        Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

        Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl ve dört yedek üyeden kuruludur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir Başkan ve bir Başkanvekili seçerler.

        Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştay’dan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkan ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

        B) MECLİSLERE AİT MEŞTEREK HÜKÜMLER

        I. T.B.M.M. ÜYELİĞİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER
        a) MİLLETİN TEMSİLİ
        Madde 76 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.

        b) AND İÇME
       Madde 77 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, görevlerine başlarken şöyle and içerler:

       “Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve layik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma  namusum üzerine söz veririm.”

       c) ÜYELİKLE BAĞDAŞMIYAN İŞLER
       Madde 78 – İki Meclis üyeliği bir kişide birleşemez.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda,  Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya veya dolayısiyle katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda, kamu yararına çalışan derneklerden özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış olanların yönetim kurullarında ve başka işlerinde görev alamazlar ve bunların herhangi bir yüklenme işini doğrudan doğruya veya dolayısiyle kabul edemezler.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmi veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir üyeninin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul edebilmesi, kendi Meclisinin kararına bağlıdır.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ile bağdaşamıyan diğer görev ve işler kanunla gösterilir.

       d) YASAMA DOKUNULMAZLIĞI
       Madde 79 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden ve bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

       Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir Meclis üyesi, kendi Meclisinin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali bu hükmün dışındadır; ancak, bu halde, yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya üyenin Meclisine bildirmek zorundadır.

       Bir Meclis üyesi hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır. Üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

       Tekrar seçilen Meclis üyesi hakkındaki takibat, kendi Meclisinin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

       Meclislerdeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

       e) ÜYELİĞİN DÜŞMESİ
       Madde 80 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği, bir üyenin üye seçilmeye engel bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giymesi, çekilmesi, kısıtlanması, üyelikle bağdaşmayan bir hizmet kabul etmesi veya Meclis çalışmalarına izinsiz veya özürsüz ve aralıksız olarak bir ay katılmaması yüzünden üyeliğinin düştüğünün kendi Meclisince karara bağlanması hallerinde sona erer.

       f) İPTAL İSTEMİ
       Madde 81 – Yasama dokonulmazlığının kaldırılmasına veya üyeliğin düştüğüne Meclisce karar verilmesi hallerinde, karar tarihinden başlıyarak bir hafta içinde, ilgili üye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden herhangi biri, bu kararın, Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılığı iddiasiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içinde karara bağlar.

       g) ÖDENEK VE YOLLUKLAR
       Madde 82 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek ve yollukları kanunla düzenlenir, Ödeneğin aylık tutarı birinci derecedeki Devlet memurun aylığının;, yolluk da ödeneğin yarısını aşamaz.

       Ödenek ve yollukların en çok üç aylığı önceden edenebilir.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin aylık ve ödeneklerini her ne suretle olursa olsun yapılacak zam ve ilaveler, ancak bu zam ve ilaveleri takib eden milletvekilleri genel seçimindn sonra uygulanır.

       II. T.B.M.M. NİN FAALİYETİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER
       a) TOPLANMA VE TATİL
       Madde 83 – Türkiye Büyük Millet Meclisi her yıl Kasım ayının ilk günü kendiliğinden toplanır.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi yılda en çok beş ay tatil yapabilir. Meclisler aynı zamanda tatile girerler.

       Türkiye Büyük Millet Meclisi, araverme veya tatil sırasında, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, Cumhurbaşkanınca toplantıya çağırılır. Meclis Başkanları da, kendi Meclislerini doğrudan doğruya veya üyelerinin beşte birinin istemi üzerine toplantıya çağırırlar.

       Meclislerden biri toplantıya çağırılınca diğeri kendiliğinden toplanır.

       Ara verme veya tatil sırasında toplantıya çağırılan Meclisler, önce, bu toplantıyı gerektiren konu üzerinde görüşme yaparlar.

.       b) BAŞKANLIK DİVANI
       Madde 84 – Meclislerin Başkanlık divanları, o meclisteki siyasi parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde Divana katılmalarını sağlıyacak şekilde kurulur.

       Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Başkanları, kendi Meclislerince üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oy ile ikişer yıl için seçilirler; ilk iki oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, salt çoğunlukla yetinilir. Meclis Başkanlıkları için Meclisteki siyasi parti grupları aday gösteremezler.

       Başkanlar ve Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partilerin veya siyasi parti gruplarının Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinde veya dışındaki faaliyetlerine ve görevlerinin yerine getirilmesini gerektiren haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan oy kullanamaz.

       Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantılarında Başkanlık divanı, Millet Meclisi Başkanlık Divanıdır.

       c) İÇTÜZÜK, SİYASİ PARTİ GRUPLARI VE KOLLUK İŞLERİ
       Madde 85 – Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını, kendi yaptıkları İçtüzüklerin hükümlerine göre yürütürler.

       İçtüzük hükümleri, siyasi parti gruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda düzenlenir. Siyasi parti grupları, en az on üyeden meydana gelir.

       Meclisler, kendi kolluk işlerini Başkanları eliyle düzenler ve yürütürler.

       d) TOPLANTI VE KARAR YETER SAYISI
       Madde 86 – Her Meclis, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve Anayasa’da başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir.

       Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplantı yeter sayısı, her iki Meclis üye tamsayısı toplamının salt çoğunluğudur.

       e) GÖRÜŞMELERİN AÇIKLIĞI VE YAYIMLANMASI 
       Madde 87 – Meclis görüşmeleri açıktır ve ilgili Meclisin tutanak dergisinde tam olarak yayınlanır.

       Meclisler, İçtüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar yapabilir; bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı ilgili Meclisin kararına bağlıdır.

       Meclislerdeki açık görüşmelerin her türlü vasıta ile yayımı önlenemez.

       III. T.B.M.M.’NİN DENETİM YOLLARI
       a) GENEL OLARAK
       Madde 88 – Soru, genel görüşme, Meclis soruşturması ve Meclis araştırması her iki Meclisin yetkilerindendir.

       Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir.

       b)GENSORU
       Madde 89 – Gensoru yetkisi yalnız Millet Meclisinindir.
 
       Milletvekillerince veya bir siyasi parti grubunca verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmıyacağı, verilişinden sonraki üilk birleşimde görüşülür. Bu görüşmede, ancak önerge sahibi veya önerge sahiplerinden veya siyasi parti grupları adına birer milletvekili, Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakan konuşabilir.

       Gündeme alma karariyle birlikte gensorunun görüşülme günü de belli edilir.

       Gensorunun görüşülmesi, gündeme alma kararı tarihinden başlıyarak iki gün geçmedikçe yapılamaz ve yedi günden sonraya bırakılamaz.

       Gensoru görüşmeleri sırasında üyelerin verecekleri gerekçeli güvensizlik önergeleri veya Bakanlar Kurulunun güven isteği, bir tam gün geçtikten sonra oylanır.

       Bakanlar Kurulunun veya bir Bakanın düşürülebilmesi, üye tamsayısının salt çoğunluğuya olur.

       c) MECLİS SORUŞTURMASI
       Madde 90 – Başbakan veya Bakanlar hakkında yapılacak soruşturma istemleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında görüşülür ve karara bağlanır.

       Soruşturma, her iki Meclisten eşit sayıda seçilecek üyelerden kurulu komisyonca yürütülür.

       Yüce Divana Sevk hususundaki karar birleşik toplantıda verilir.

       Meclislerdeki siyasi parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
 
 

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Sözleşme

0

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Uluslararası Sözleşme, 4 Eylül 1958 tarihinde, Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri tarafından İstanbul’da imzalanmıştır.

Sözleşmenin onaylanmasına dair Kanun 6 Temmuz 1962 tarihinde kabul edilmiş ve onay kanunu resmi gazetenin 13 Temmuz 1962 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Sözleşme, 10 yıllığına düzenlenmiş, yürürlük tarihinden itibaren, bir fesih ihbarı yapılmadıkça, 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenmesine karar verilmiş, imzacı devletler dışında katılmak isteyen diğer devletlerin taleplerine yanıt verilmesi prensibi getirilmiştir.

Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkında Sözleşme

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu Üyesi olan Federal Almanya Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Holânda Krallığı, İsviçre Konfederasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Ahvali Şahsiye Konusunda bir Anlaşma ile Milletlerarası malûmat teatisini sağlamak arzusu ile aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde — 1

Âkıd Devletlerden birinin ülkesi üzerinde vazife gören her Ahvali Şahsiye Memuru, bir evlenme veya ölüm belgesi düzenler veya tescil ederken, çiftlerden birinin veya ölenin doğum yeri, diğer Âkıd Devletlerden birisinin ülkesinde bulunduğu takdirde, keyfiyetten o yerin Ahvali Şahsiye (Nüfus) Memuruna haber verir.

Bununla beraber, her Devlet, bu husustaki ihbarnamenin gönderilmesini, bu ihbarın muhatap Devletin vatandaşını ilgilendirmesi şartına bağlayabilir.

Madde — 2

İhbarname, bu Sözleşmeye ekli örneklere uygun surette düzenlenir.

Verilecek malûmat, formüllerde bu maksatla ayrılmış yerlere, metin Lâtin harfleriyle ve soyadları İle yer aldıkları büyük harflerle olmak üzere, yazılır; tarihler ise, aylar sene İçindeki sıralarına göre bir Arap rakamiyle gösterilmek suretiyle, Arap rakamlariyle kaydedilir , ihbarı yapacak olan makam tarafından verileoek bir bilgi yoksa, bu malûmatın kaydedileceği hane çizilir.

İhbarname Ahvali Şahsiye Memuru tarafından imzalanır ve resmî mührü ile mühürlenir.

B u ihbarname, belgenin düzenlenmesini veya tescilini kovalayan 8 gün içinde, doğrudan doğruya muhatabı olan Ahval i Şahsiye (Nüfus) Memuruna posta ile gönderilir.

Madde — 3

Muhatap, ihbarnameyi kendi memleketinin kanun ve nizamları gereğince kullanır.

Madde — 4

Yukarıdaki maddelerin hükümleri, bir Âkıd Devletin ülkesinde doğmuş olan bir kişinin ahvali şahsiyesi (Nüfus) ni ilgilendiren her türlü belge ve kararların, o Devletin makamlarına, diplomatik yolla veya özel bir sözleşmede yazılı diğer bir yolla, ulaştırılmasına engel olmaz.

Madde — 5

Bu Sözleşme onaylanacak ve onaylama belgeleri İsviçre Federal Konseyine sunulacaktır. İsviçre Federal Konseyi, Âkıd Devletleri, her onaylama belgesinin tevdiinden haberdar edecektir.

Madde 6

Bu Sözleşme yukarıdaki maddede bahis konusu edilen onaylama belgesinden ikincisinin tevdiini kovalayan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Sözleşme, bunu sonradan onaylayan her İmzacı Devlet için, onaylama belgesinin tevdiini kovalıyan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde — 7

Bu Sözleşme, her Âkıd Devletin anavatan topraklarının bütününde hiçbir ihtilâfa mahal olmaksızın kendiliğinden uygulanır.

Her Âkıd Devlet, bu Sözleşme hükümlerinin anavatan dışı ülkelerinden bir veya birkaçında yahut milletlerarası münasebetleri kendisi tarafından sağlanan Devlet veya ülkelerde de uygulanacağını, imza, onaylama veya katılma anında veya sonradan, İsviçre Federal Konseyi ­
ne ihbar suretiyle tebliğ edebilecektir, İsviçre Federal Konseyi, her
Âkıd Devleti, bu tebliğden haberdar edecektir. B u Sözleşme hükümler i, ihbarnamenin isviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60’ıncı gün, anılan ihbarnamede gösterilen ülke veya ülkelerde uygulanacaktır.

Bu maddenin 2 nci fıkrasındaki hüküm gereğince bir tebliğde bulunmuş olan her Devlet, sonradan, her istediği anda İsviçre Federal Konseyine göndereceği bir ihbarname ile, bu Sözleşmenin evvelki tebliğde gösterilen Devlet veya ülkelerin bir veya birkaçında uygulanmasına son verildiğini tebliğ edebilir.

İsviçre Federal Konseyi, her Akıd Devleti, bu yeni ihbardan haberdar edecektir. Sözleşmenin uygulanması, bahis konusu ihbarnamenin İsviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60 ıncı gün, gösterilen ülkede son bulacaktır.

Madde 8

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu üyesi olan her Devlet, bu Sözleşmeye katılabilir. Katılmak istiyen Devlet, bu niyetini, İsviçre Federal Konseyine tevdi edilecek bir belge ile tebliğ eder. Konsey de katılma belgesinin tevdi edilmiş olduğunu her üye Devlete bildirir. Sözleşme, katılan Devlet için, katılma belgesinin tevdiini kovalayan 30 uncu gün yürürlüğe girer.

Katılma belgesi, ancak bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra tevdi edilebilir.

Madde — 9

Bu Sözleşme değişikliğe tabi tutulabilir.

Değişiklik teklifi, bu tebliği âkıd devletlerle Milletlerarası Ahval i Şahsiye Komisyonu Genel Sekreterine bildirecek olan İsviçre Federal Konseyine yapılır.

Madde — 10

B u Sözleşme, 6 nci maddenin 1 İnci fıkrasında yazılı tarihten itibaren 10 yıl muteberdir.

Fesih ihbarı olmadıkça, Sözleşme 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenir.

Fesih ihbarı, bu konuda diğer bütün Âkıd Devletlere bilgi verecek olan İsviçre Federal Konseyine, sürenin bitiminden en az 6 ay önce yapılmış olmalıdır.

Fesih keyfiyeti, sadece fesih ihbarında bulunan Devlet hakkında hüküm İfade eder. Sözleşme diğer âkıd devletler için yürürlükte kalır.

Usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş olan, İmzaları aşağıda bulunan temsilciler, tasdiken bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

4 Eylül 1958 de İstanbul’da, İsviçre Federal Konseyi arşivlerine tevdi olunmak üzere bir nüsha halinde düzenlenmiş olup usulünce onaylı birer kopyası her Akıd Devlete diplomatik yolla gönderilecektir.

Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
Holânda Krallığı Hükümeti adına
İmza
Belçika Krallığı Hükümeti adına
İmza
Fransız Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
İsviçre Konfederasyonu adına
İmza
Lüksemburg Büyük Dukalığı Hükümeti adına
İmza
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza

Ad ve Soyadlarının Değişikliğine İlişkin Uluslararası Sözleşme

0

Ad ve soyadlarının değişikliğine ilişkin uluslararası Sözleşme 4 Eylül 1958 tarihinde, İstanbul’da imzalanmıştır. Sözleşme, Federal Almanya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı, Lüksemburg Büyük Dukalığı, İsviçre, Türkiye Cumhuriyeti ve Belçika Krallığı arasında imzalanmıştır. Sözleşmenin onayına dair kanun 6 Temmuz 1962’de kabul edilmiş ve 13 Temmuz 1962 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, 10 yıllığına düzenlenmiş, yürürlük tarihinden itibaren, bir fesih ihbarı yapılmadıkça, 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenmesine karar verilmiş, imzacı devletler dışında katılmak isteyen diğer devletlerin taleplerine yanıt verilmesi prensibi getirilmiştir.

Ad ve soyadlarının değişikliğine ilişkin Sözleşme

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu üyesi olan Federal Al ­manya Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dukalığı, Holânda Krallığı, İsviçre Konfederasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, ad ve soyadları değişikliği hakkında müşterek bir Sözleşme ile kaideler tesbit etmek isteğiyle, aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde — 1

Kişilerin hallerindeki bir değişiklik veya bir yanlışlığın düzeltilmesi sonucunda vukubulan değişmeler müstesna, bu Sözleşme, yetkili âmme makamı tarafından verilmiş olan ad ve soyadlarının değişikliğine ilişkindir.

Madde 2

Her Âkıd Devlet, diğer bir Âkıd Devlet vatandaşlarının, bu kişilerin aynı zamanda kendi vatandaşı oldukları haller hariç, ad ve soyadlarının değişmesine müsaade etmiyeceğini taahhüt eder.

Madde — 3

Âkıd devletlerden birinde, gerek vatandaşlarının gerek ülkes’nde ikametgâhı olanların, veya ikametgâhı olmayıp da meskeni bulunanların, vatansızların veya 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi bakımından mülteci olanların ad ve soyadlarının değişikliği yolunda alınan nihai kararlar, her bir âkıd devletin ülkesinde de, kendi âmme nizamını İhlâl etmemek şartiyle, kendiliklerinden icra edilirler. Bu kararlar , başka hiçbir formaliteye lüzum göstermeden, kişilerin Ahvali Şahsiye belgelerinin kenarında zikredilir.

Madde — 4

Yukarıdaki maddenin hükümleri, bir ad veya soyadı değişikliğini fesih veya iptal eden kararlar İçin de uygulanabilir.

Madde — 5

3 ve 4 üncü maddelere rağmen, her âkıd devlet, diğer bir âkıd devlette alınan kararları, nihai bir şekle gelmeleri anında, aynı zamanda kendi vatandaşı olan kişileri ilgilendirdiği takdirde, kendi ülkesinde özel
ilân şartlarına ve şekil ve etkilerini tâyin edeceği bir itiraz hakkına tabi tutabilir.

Madde — 6

Bu Sözleşme onaylanacak ve onaylama belgeleri İsviçre Federal Konseyine tevdi edilecektir.

Federal Konsey, âkıd devletleri, her onaylama belgesinin tevdiinden haberdar edecektir.

Madde — 7

Bu Sözleşme, yukarıdaki maddede derpiş edilen onaylama belgelerinden ikincisinin tevdiini kovalıyan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Sözleşme, bunu sonradan onaylıyan her imzacı Devlet için, onaylama belgesinin tevdiini kovalıyan 30 uncu7 gün yürürlüğe girecektir.

Madde — 8

Bu Sözleşme, her âkıd devletin anavatan topraklarının bütününde uygulanır.

Her âkıd devlet, bu Sözleşme hükümlerinin anavatan d-şı ülkelerinden bir veya bir kaçında veyahut dış münasebetleri kendisi tarafından sağlıyan devlet veya ülkelerde de yürürlükte olacağını, imza, onaylama
veya katılma anında veya daha sonraki bir zamanda, İsviçre Federal Konseyine tebliğ suretiyle ilân edebilecektir. İsviçre Federal Konseyi, her âkıd devleti, bu tebliğden haberdar edecektir. Bu Sözleşme hükümleri tebliğin İsviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60 nci gün, anılan tebliğde gösterilen ülke veya ülkelerde yürürlüğe girecektir.

Bu maddenin ikinci fıkrasındaki hüküm gereğince, bir tebliğde bulunmuş olan her devlet, daha sonra, her İstediği anda İsviçre Federal Konseyine göndereceği bir tebliğ ile, bu Sözleşmenin evvelki tebliğde tâyin edilen devlet veya ülkelerin bir veya bir kaçında yürürlükten kaldırılmış olduğunu ilân edebilecektir.

İsviçre Federal Konseyi, her âkıd devleti, bu yeni tebliğden haberdar edecektir.

Sözleşme, bahis konusu tebliğin isviçre Federal Konseyince alınmasını kovalıyan 60 nci gün, gösterilen ülkede yürürlükte olmaktan çıkacaktır.

Madde 9

Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu üyesi her devlet, bu Sözleşmeye katılabilir. Katılmak istiyen her devlet bu niyetini, İsviçre Federal Konseyine tevdi edilecek bir belge ile tebliğ edecektir. Konsey de, katılma belgesinin tevdi edilmiş olduğunu her üye devlete bildirecektir.

Sözleşme, katılan devlet için, katılma belgesinin tevdiini kovalıyan 30 uncu gün yürürlüğe girecektir.

Katılma belgesi, ancak bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra tevdi edilebilecektir.

Madde — 10

Bu Sözleşme değişikliğe tabi tutulabilir.

Değiştirme teklifi, bunu âkıd devletlere bildirecek olan isviçre Federal Konseyine ve Milletlerarası Ahval i Şahsiye Komisyonu Genel Sekreterine yapılacaktır.

Madde — 11

Bu Sözleşme, 7 nci maddenin 1’nci fıkrasında yazılı tarihten itibaren 10 yıl yürürlükte olacaktır.

Sözleşme, bir fesih ihbarı yapılmadıkça, 10 yıldan 10 yıla kendiliğinden yenilenecektir.

Fesih İhbarı, bu hususta diğer bütün Âkıd Devletlere bilgi verecek olan isviçre Federal Konseyine, sürenin sona ermesinden en az 6 ay önce yapılmış olmalıdır.

Fesih keyfiyeti, sadece fesih ihbarında bulunan devlete şâmil olacaktır. Sözleşme diğer Âkıd Devletler için yürürlükte kalacaktır.

Usulü veçhile yetkilendirilmiş olan, imzaları aşağıda bulunan temsilciler, tasdikan bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

4 Eylül 1958 de İstanbul’da, İsviçre Federal Konseyi arşivlerine tevdi olunmak üzere bir nüsha halinde düzenlenmiş olup usulünce onaylanmış birer örneği anılan Konseyce her Âkıd Devlete diplomatik yolla gönderilecektir.

Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümeti acuna
İmza
Fransa Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
Holânda Krallığı Hükümeti adına
imza
Lüksemburg Büyük Dukalığı Hükümeti adına
imza
İsviçre Konfederasyonu Hükümeti adına
imza
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına
İmza
Belçika Krallığı Hükümeti adına
imza

4 Eylül – Hukuk Takvimi

0
4 Eylül - Hukuk Takvimi

4 Eylül – Hukuk Takvimi / 4 Eylül Tarihinde Hukuk ve Tarih Olayları

1870 1870 yılında Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet ilan edildi. Bu dönem, 1870’ten 1940’a kadar Alman işgaline kadar sürdü.
1888 1888’de George Eastman, Kodak markasını ticarileştirdi ve makara filmli kamerasının patentini aldı.
1891 Ahmet Arifi PaşaOsmanlı Dönemi Danıştay(Şuray-ı Devlet) başkanlarından Ahmet Arifi Paşa, dördüncü kez göreve getirildi. Görevi 7 Kasım 1895’da sona erdi. Daha önce 19 Ekim 1879-12 Eylül 1880, 30 Kasım -2 Aralık 1882, ve 25 Eylül 1885-4 Eylül 1891 tarihleri arasında görev yapmıştı.
1919 Sivas Kongresi 1919’da toplandı ve Mustafa Kemal Paşa başkan seçildi Kongre kararları 11 Eylül’de açıklandı.

Sivas Kongresi Kararları
1932 Dünya Barış Konferansı Viyana’da toplandı.
1932 İcra ve İflas Kanunu:

  1. “İsviçre’deki İcra ve İflas Kanunu temel alınarak hazırlandı.”
  2. “4 Eylül 1932’de yürürlüğe girdi.”
  3. “2 Temmuz 2012’de 6352 sayılı kanunla önemli değişiklikler yapıldı.
1936 Atatürk, çiftliklerini devlete, bir kısım gayrimenkullerini  ise Ankara Belediyesi’ne bağışladı.
1939  İkinci dünya savaşı öncesi Türkiye’den yurtdışında yapılacak tüm gıda maddeleri ihracatı yasaklandı
1944 Hitler’e karşı yapılan 20 Temmuz suikast girişiminde yer alan General Erich Fellgiebel, Berlin’de Plötzensee Hapishanesinde idam edildi. (Doğumu: 1886)
1957 ABD Yurttaşlık Hakları Hareketi (Little Rock Krizi) : Arkansas valisi, siyahi öğrencilerin Merkez Lisesi’ne kayıt yaptırmalarına engel olabilmek için Ulusal Muhafızlar’ı göreve çağırdı.
1958 Ad ve soyadlarının değişikliğine ilişkin uluslararası Sözleşme 4 Eylül 1958 tarihinde, İstanbul’da imzalandı. Sözleşme, Federal Almanya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı, Lüksemburg Büyük Dukalığı, İsviçre, Türkiye Cumhuriyeti ve Belçika Krallığı arasında imzalandı. Sözleşmenin onayına dair kanun 6 Temmuz 1962’de kabul edildi ve 13 Temmuz 1962 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1958 Ahvali Şahsiye Konusunda Milletlerarası Malûmat Teatisi hakkındaki Uluslararası Sözleşme, Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalandı.
1961 27 Mayıs İhtilali sonrası oluşturulan Kurucu Meclis, yeni Anayasa’nın kabul edilmesinin ardından görevini tamamlayarak dağıldı.
1964 Endonezya hükümeti, Beatles tarzı saç kesimini yasakladı
1975 Bülent Ecevit’in seçim otobüsünün Elâzığ’da AP ve MHP’lilerce taşlanması sonucunda aralarında gazeteciler de olmak üzere 50 kişinin yaralanması üzerine 57 kişi gözaltına alındı.
1980 Siyasal Bilimler Fakültesi’nin öğrencisi olan 5 ülkücü  Konya Cezaevi’ni bastı. Hakan Yurdakuler’in katilinin de aralarında bulunduğu 7 ülkücü mahkum cezaevinden kaçırıldı.
1981 Milli Güvenlik Konseyi gözaltı süresinin 90 günden 45 güne inmesini onayladı.
1982 27 üniversitenin rektörü, referanduma sunulacak yeni Anayasa taslağının üniversitelerle ilgili maddeleri düzenlenirken YÖK’ün “düzenleyici ve denetleyici üst kurum olarak” Anayasa’da yer almasını öngören bir madde önerisi hazırlayarak Danışma Meclisi’ne gönderdi.
1984 İstanbul’da yayınlanan Tercüman Gazetesi, Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından süresiz olarak kapatıldı.
1985 TEK dışındaki kuruluşların elektrik enerjisi üretim tesisi kurma ve işletmesine ilişkin yönetmelik yayınlandı.
1987 MLSPB sanığı Hasan Şensoy’un ablası Didar Şensoy’un Meclis önündeki oturma eyleminde ölümünü protesto için 6 cezaevinden 347 kişinin katıldığı açlık grevleri başlatıldı.
1987 İzmir İleri Kitabevi’nde iki gündür kitaplarını imzalayan Aziz Nesin’in “Az Gittik Uz Gittik” adlı kitabı, yasak olmadığı halde toplatıldı.
1988 Saddam ordusunun Iraklı Kürtlere karşı saldırmasını protesto etmek için Irak’ın İstanbul Başkonsolosluk binasına siyah çelenk koymak isteyen SHP’liler polisçe coplanarak dağıtıldı
1990 Müftülükten istifa eden, İslam araştırmacısı, çok sayıdaki eserin sahibi ve İkibine Doğru ile Yüzyıl dergisi yazarı, Turan Dursun, İstanbul’da Koşuyolu’ndaki evinden çıkarken, kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısı sonucu 56 yaşında öldürüldü. Saldırganlar olaydan sonra kaçtı. Şeriat karşıtı yazılarıyla tanınan Turan Dursun’un bir süreden beri aşırı dinciler tarafından ölümle tehdit edildiği öğrenildi. Cinayeti “İslam Mücahitleri” adlı bir örgüt üstlendi.
1990 Cumhuriyet gazetesi yazarı edebiyatçı Oktay Akbal bir yazısında, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a hakaretten dolayı yargılandı.
1991 DİSK’in açtığı davada Bakırköy İş Mahkemesi, DİSK hakkında Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin kapatma kararını kaldırdı ve 16 Temmuz’dan itibaren sendikal haklarını  ve karar organlarını kullanma yetkisinin olduğuna ilişkin tespit kararı aldı.
1993 İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “İnsan Hakları İçin Barışa Çağrı” gecesi Harbiye Açıkhava Sahnesinde gerçekleştirildi.
1993 Demokrasi Partisi milletvekili Mehmet Sincar, faili meçhul cinayetleri soruşturmak üzere gittiği Batman’da uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Susurluk Skandalı sonrası konuyla ilgili bir rapor hazırlayan Kutlu Savaş; cinayeti, yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve ekibinin işlediğini yazdı. Hizbullah örgütü üyesi olmak suçuyla tutuklanan sanıklar cinayeti işlediklerini itiraf ettiler ancak cinayet tam olarak aydınlatılamadı.
1994 Barış Mayası Eylemcileri gözaltına alındı.
1996 Abdi İpekçi cinayetinin sanıklarından Oral Çelik, İsviçre tarafından Türkiye’ye iade edildi. 16 Eylül’de 17 yıl aradan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2001 Tuzla Tersaneler bölgesinde çalışan bin işçinin, ağır şartlar altında sendikasız, sigortasız ve düşük ücretle çalıştıkları gerekçesiyle yapmak istedikleri protesto yürüyüşüne polis copla müdahale etti. Liman, Tersane, Gemi Yapım Onarım İşçileri Sendikası (Limter-İş) Genel Başkanı’nın da aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı.
2002 YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı, devlete karşı suç işleyenlerin ÖSS’ye girmelerinin yasaklanmasına yönelik talebine Öğretim Üyeleri Derneği,  karşı çıkarak Eğitim hakkının bireyin temel hak ve özgürlüklerinden biri olduğunu ve kısıtlanamayacağını belirtti.
2003 Ankara Savaş Karşıtı Platformu üyeleri, Irak’a asker gönderilmesine ilişkin ABD’li Avrupa Müttefik Komutanı ile Ankara’da yürütülen görüşmeleri Güvenpark’ın Başbakanlığa açılan çıkışında protesto etti.
2006 Genelkurmay Askeri Mahkemesi, emekli Korgeneral Altay Tokat hakkında altı yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Tokat, 1995-1998 yılları arasında Güneydoğu’da görev yaparken yeni gelen hakimleri hizaya getirmek için evlerinin yakınına bomba attırdığını açıklamıştı.
2007 20 Ağustos’ta Beyoğlu’nda bir karakolda gözaltında iken polis kurşunuyla öldürülen Nijeryalı göçmen Festus Okey’in katilinin yargılanmasını isteyen bir grup, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Metni İHD eski İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin okudu.
2007 Diş Hekimi Cinayeti’nde Zekiye Gökşin’i öldüren Abdullah E. ‘nin “Rahşan Affı” olarak bilinen kanunla serbest kalmasından ötürü baba Yaşar Gökşin, TBMM aleyhine dava açtı.  Gökşin, Türkiye’de bir sonuç alamazlarsa AİHM’e başvuracaklarını belirterek “Devlet kendisine karşı işlenilen suçları affedebilir, bu çok normaldir fakat bana karşı işlenen suçları nasıl affedebilir?  dedi. Cinayet zanlısı  A.E. olaydan sonra tutuklu olarak kaldığı Buca Cezaevi’nde linç edilmek istendi. Cinayet zanlısıne, kaldığı cezaevinde saldırarak iki gözünü kör etmekle suçlanan A.Z. hakkında 13 Kasım 2007’de müebbet hapis istemiyle dava açıldı.
2008 1999’da kurulan “Santour” şirketinde genel müdür yardımcısı iken” Sancak Line” şirketinin Genel Müdürü Binali Yıldırım’ın oğluna gemi alımı için borç para verdiği iddia edilen Deniz Feneri e.V Genel Müdürü Mehmet Taşkan’ın, Almanya’da açılan soruşturmada üç yıl hapsi istendi.
2009 İran’da kabineye ilk kez bir kadın bakan atandı. Marzieh Vahid Destjerdi, İran Sağlık Bakanı oldu.
2014 Gezi olaylarında yaşamını yitiren Ethem Sarısülük cinayetinin faili olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan polis memuru Ahmet Şahbaz, “olası kast ile adam öldürme” suçundan 28 yıl hapse mahkum edildi. Ceza, atılan taşlar nedeniyle, haksız tahrikten 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına indirildi. 
2014

“Yargıç-The Judge” filmi gösterime girdi. Film, komediyi de içinde barındıran bir mahkeme filmi olması ile öne çıktı ve dünya çapında ilgi gördü.

2024

Artvin’in Hopa ilçesi Cankurtaran bölgesinde, mesire alanı adı altında yapılmak istenen konaklama ve dinlenme tesisi projesine karşı direnen köylülere ateş açan şirket çalışanı Muhammet Ustabaş, Reşit Kibar’ı öldürdüğü gerekçesiyle tutuklandı. Ruhsatlı tabancanın sahibi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan şüpheli Fikret Merttürk ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Projenin sahibi olan Yapı-Soy Beton, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla projeden çekildiğini duyurdu.

 Televizyondaki bir moda yarışması programıyla tanınan sosyal medya fenomenleri Bahar Candan ve Gülnihal Çiçek kardeşler, 16 Kasım 2023 tarihinde ‘Kara para aklama’ ve ‘Suç örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yargılandıkları davanın ilk duruşmasına başlandı.

Dilan ve Engin Polat çifti ile birlikte toplam 28 kişinin ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üyesi olma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’ ve benzeri suçlardan 40 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın İstanbul Anadolu 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalarına devam edildi.

Ankara’nın Sincan ilçesinde, bir apartman inşaatının 12’nci katındaki iskelenin kırılması sonucu 3 işçinin zemine düşerek ölmesiyle ilgili gözaltına alınan 6 kişiden 2’si tutuklandı.

Prof. Dr. Tayfun Akgüner , Hamdi Yaver Aktan, Av. Dr. Başar Yaltı ve Av. Turan Karakaş, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğine Seçildi

4 Eylül – Hukuk Takvimi

Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez’in 2026-2027 Adli Yıl Açılış Konuşması

0
Ömer Kerkez

Sayın Cumhurbaşkanı Vekilim,

Kıymetli Misafirler,

2026-2027 Adli Yıl açılış törenimize hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Sizleri en kalbi duygularımla ve saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir adli yıla başlarken, öncelikle yargımıza uzun yıllar hizmet etmiş, emekliliğe ve onursal üyeliğe ayrılmış bütün meslektaşlarıma sağlık ve huzur diliyorum.

Hakkın rahmetine kavuşmuş meslektaşlarımızı rahmetle anıyorum.

Görevleri başında hayatını kaybeden yargı mensuplarımızı ve adalet çalışanlarımızı minnetle yâd ediyorum.

İki gün önce 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104’üncü yıl dönümünü büyük bir gururla kutladık. Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi şükranla anıyorum.

Onların bize bıraktığı en büyük miras, bağımsız bir vatandır. Bize düşen görev ise bu bağımsız vatanı adaletle yaşatmaktır.

Bir devleti gerçekten güçlü kılan, vatandaşının o devletin adaletine duyduğu güvendir.

İşte bu nedenle insan, tarih boyunca devlet kurarken ve yaşatırken aslında adaleti aramıştır. Bazen bir hükümdarın kapısında. Bazen bir savaş meydanında. Bazen bir mahkeme salonunda. Bazen de yalnızca kendi vicdanında.

Adalet bugüne kadar haksızlığa uğrayanların hak arama mücadelesinde şekillenmiştir.

Bugün itibarıyla adalet duygusu herkesin vicdanında tecelli etmeli, adaletin gerçekleşmesi için artık kimsenin haksızlığa uğramasına ihtiyaç kalmamalıdır.

Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durur.

Adalet haklı ile güçlü arasındaki tercihini yaparken yalnızca hakkı esas alır.

Tarafların haklı veya haksız olmasına karar verirken, hiç kimsenin güçlü veya güçsüz olmasına bakmaz.

Hâkim hiçbir korku veya beklenti içinde olmadan kararını verir. Özellikle sosyal medyadan olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmez.

Sadece baktığı dosyadaki olay ve delillerle ilgilenir. Dava konusundaki kendi şahsi görüş ve kanaatinden de sıyrılarak karar verir.

Bu nedenle hâkimlik mesleğinin özünde büyük bir yalnızlık vardır.

Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı kendisine tanınmış önemli bir yetki olmasının yanında aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Hâkim karar verirken bu yetki ve sorumluluk dengesini çok iyi kurarak hareket etmelidir. Çünkü hâkimin bağımsızlık ve tarafsızlığının içinde davacının da davalının da, mağdurun da sanığın da hakkı gizlidir. Daha da ötesi, toplumun güven duygusu da burada saklıdır.

Hâkimin kararı gerekçeli olmalı ve gerekçesiyle de ikna edici olmalıdır. Çünkü bir karar gerekçesiyle birlikte bir anlam ve bütünlük ifade eder.

Hâkim hükmünün açıklamasını gerekçesiyle yapar; muhakemesini görünür ve denetlenebilir kılar.

Hâkimin önündeki bir dosyada ilk bakışta hukuki veya cezai bir olay bulunur. Ancak bu dosyada bir çocuğun yarını veya bir ailenin geleceği vardır. Bir işçinin emeği veya bir tüketicinin alacağı vardır. Bir sanığın özgürlük beklentisi veya hakkın yerine gelmesini bekleyen bir mağduru vardır.

Hukuk veya ceza dosyaları matematiksel bir problem değildir. Her dosyanın arkasında gerçek bir hayat vardır.

Öyleyse adaletin göz bebeği her zaman insan olmalıdır.

Mahkeme salonundaki kürsünün yüksek olması, hâkimin taraflara ve dosyadaki olaya uzak olması için değildir. Dava konusunun bütününü çok daha iyi görebilmesi ve tarafların halini daha iyi anlayabilmesi içindir.

Hâkimin zaman yönetimini de çok iyi yapması gerekir. Hepimizin bildiği gibi geciken adalet, adalet değildir. Bazen de hızlı karar vermek adaletin tecellisine engel olabilir.

Bu nedenle, yargının görevi hızlı karar vermekten ziyade, zamanında karar vermek olmalıdır.

Hâkim doğru karar verir.

Gerekçeli karar verir.

Anlaşılır karar verir.

Makul sürede karar verir.

En önemlisi, adil karar verir.

Bir başka önemli husus ise dava açılmasına ihtiyaç duyulmadan uyuşmazlıkların çözülmesi konusunda çalışmaların etkin bir şekilde yapılmasıdır.

Bu anlamda arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarının daha da geliştirilmesi önem arz etmektedir. Mahkeme kararı uyuşmazlığı sona erdirir; fakat tarafların kendi iradeleriyle vardıkları adil bir çözüm, bazen uyuşmazlığın sebebini dahi ortadan kaldırabilir. Çünkü insan hayatında uyuşmazlıkların en iyi çözümü tarafların birbirini anlamasıdır.

Anlamak önyargıyı azaltır.

Önyargının azaldığı yerde mesafeler daralır.

Mesafeler daraldıkça çatışma yok olur, sulh mümkün hâle gelir.

Toplumsal barış da böyle filizlenir.

İçinde bulunduğumuz çağın baş döndürücü hızla gelişen alanlarından biri de bilgi teknolojileridir. Yargı, bu dönüşümün dışında kalan değil; aksine süreci etkin biçimde yöneten bir konumda olmalıdır.

Memnuniyetle görüyoruz ki ülkemizde yargı, UYAP başta olmak üzere adalet hizmetlerinin dijitalleşmesinde önemli bir birikime ve uygulamaya sahiptir. Elektronik dosya sistemleri, dijital mevzuat, içtihat veri tabanları, elektronik tebligat, e-Duruşma ve SEGBİS gibi uygulamalar yargının çalışma biçimini önemli ölçüde değiştirmiştir.

Bu dönüşüm yönetilirken amaç, yargıyı teknolojiye bağımlı hâle getirmek değil; teknolojiyi adaletin hizmetine sunmak olmalıdır. Teknoloji, yargı mensuplarının meselenin özüne daha fazla yoğunlaşmasını sağladığı, vatandaşın adalete eşit ve hızlı erişimini kolaylaştırdığı ölçüde değer kazanmalıdır.

İşte tam bu noktada sunduğu kolaylıklarla beraber yeni sorular ve belki de sorunlar doğuran yapay zekâ karşımıza çıkmaktadır.

Yapay zekâ, milyonlarca kararın kısa sürede incelenmesine yardımcı olabilir. Benzer içtihatları tespit edebilir. Dosyaların tasnifini kolaylaştırabilir. Tekrarlanan işlemleri azaltabilir. Hâkim ve savcılarımız ile avukatlarımızın araştırma imkânlarını geliştirebilir. Yargı personelimizin üzerindeki teknik yükü hafifletebilir. Böylece vatandaşın adalete erişimini de kolaylaştırabilir.

Ancak teknoloji ilerledikçe, hukuk sisteminin güvenceleri ve kontrol mekanizmaları da gelişmek zorundadır. Yapay zekâ destekli sistemlerin hangi verilerle çalıştığının bilinmesi, bu sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması, kişisel verilerin korunması ve temel hakların gözetilmesi elzemdir.

Teknoloji insanın yerinde değil, insanın yanında olmalıdır.

Çünkü teknoloji hızlı olabilir; ama sağduyu gösteremez.

Veri sunabilir; ama sorumluluk üstlenemez.

Benzer kararları bulabilir; ama vicdani kanaat oluşturamaz.

Teknolojiden insan unsuruna, yargılamanın süresinden adalete erişime kadar bütün bu meseleler, aslında aynı temel arayışın parçalarıdır: Daha güçlü, daha etkin ve daha güven veren bir adalet sistemi kurmak.

Vatandaşlarımızın yararına kanun çalışmalarının yanında, bu kanunların herkese eşit bir şekilde uygulanması da çok büyük önem arz etmektedir.

Hukuki güvenlik ve belirlilik, yalnızca kanunların açık olmasıyla değil, aynı hukuk kurallarının benzer olaylarda istikrarlı ve öngörülebilir biçimde uygulanmasıyla anlam kazanır.

Hukuk, aynı soruya ülkenin neresinde sorulursa sorulsun, aynı temel ilkelerle cevap verebildiği ölçüde güven verir.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarının ilk derece ve bölge adliye mahkemelerimizce istikrarlı biçimde takip edilmesi; hukuki belirliliğin, öngörülebilirliğin ve kanun önünde eşitliğin güçlenmesine hizmet eder.

Yargıtay olarak bu anlayışla, Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerimizin ilgili dairelerini bir araya getiren bölgesel çalıştaylar düzenlediğimizi bu vesileyle belirtmek isterim.

Özellikle asrın felaketi 6 Şubat depremleriyle ilgili olarak deprem bölgesindeki bölge adliye mahkemelerimizin ilgili hukuk ve ceza daireleri ve bölgenin tüm ağır ceza mahkemesi başkanları ile Yargıtay’ımızın hukuk ve ceza dairelerini bir araya getiren ve deprem dosyalarını tüm yönleriyle ele aldığımız büyük bir toplantıyı İzmir’de gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Bu toplantılardaki amacımız, Yargıtay ilgili dairelerimizle bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemeleri arasında içtihat uyumunu sağlayarak deprem dosyalarının bir an önce sonuçlanmasıdır.

Yargının bütün kademeleri arasındaki bu mesleki diyalog; ortak hukuk dilimizin güçlenmesine, içtihat birliğinin daha sağlam biçimde yerleşmesine ve nihayetinde vatandaşımızın adalete duyduğu güvenin artmasına hizmet etmektedir.

Bu vesileyle özellikle hâkim ve savcı meslektaşlarıma seslenmek istiyorum:

Ülkemizin dört bir yanında görev yapan hâkim ve savcılarımız omuzlarında ağır bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğun kıdemi yoktur. Mesleğinin ilk günündeki bir hâkim de, yılların tecrübesini taşıyan bir Yargıtay üyesi de aynı temel yükümlülükle karşı karşıyadır: Hukuka sadakat, her şeyden önce kendi vicdanına karşı dürüstlük ve insan hayatına dokunan her kararda aynı özeni gösterebilmek. Makam değişebilir, yetki genişleyebilir; ancak Türk milleti adına taşıdığımız bu sorumluluğun ağırlığı hiçbir zaman değişmez.

Mesleğimizde alışkanlık, dikkatin yerini alamaz; tecrübe de özeni azaltamaz.

Mevlânâ’nın ifadesiyle, ‘Adalet, bir şeyi lâyık olduğu yere koymaktır.’ Bu ölçü, hâkimlik mesleğinin özündeki titizliği de anlatır. Her hakkı sahibine teslim etmek, her olayı kendi şartları içinde değerlendirmek ve hiçbir dosyayı alışkanlığın kolaycılığına bırakmamak gerekir.

Hukuk ve medeniyet geleneğimizde hâkimlik makamının ‘’peygamber postu’’ olarak kabul edilmesinin anlamı da burada aranmalıdır: Bu makam, hakkın, emanetin ve sorumluluğun makamıdır.

Bu makam için;

Liyakat gerekir.

Ahlak gerekir.

Öngörü gerekir.

Cesaret gerekir.

Sabır gerekir.

Sağduyu gerekir.

Ve bütün bunların yanında tevazu gerekir. Çünkü bir hâkim ne kadar güçlü yetkilere sahipse, o yetkileri kullanırken o kadar ölçülü olmalıdır.

Adaletin vakarının kaynağı da budur:

Gösteriş yerine ölçü.

Öfke yerine sükûnet.

Önyargı yerine sağduyu.

Korku yerine vicdan.

Bir yargı kararının arkasında büyük bir teşkilatın emeği vardır. Zabıt kâtibinden mübaşire, yazı işleri müdüründen icra personeline, teknik personelden infaz koruma memuruna kadar adalet teşkilatımızın her mensubu bu büyük görevin bir parçasıdır. Yargı personelimiz çoğu zaman vatandaşımızın adliyede karşılaştığı ilk kişidir. Onların güler yüzü adalete duyulan güvenin bir parçasıdır. Bütün yargı personelimize çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

Adalet sistemimizin bir başka vazgeçilmez unsuru da avukat meslektaşlarımızdır.

Hâkim, savcı ve avukat olarak bizler yargının ortak paydaşlarıyız.

Avukat, kendi müvekkilinin vekili olmasının ötesinde, kutsal hak arama özgürlüğünün güvencesidir.

Avukat, bir insanın kendisini anlatabilme hakkının savunucusudur.

Avukat, vatandaşın mahkemedeki sesidir.

Büyük bir özveriyle görev yapan bütün avukatlarımızın yeni adli yılını kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Yeni adli yılda da hedefimiz çok açıktır.

Vatandaşımızın, hakkına daha hızlı ve eksiksiz ulaşmasını sağlamak.

Yargılamaların makul sürede tamamlanması için daha fazla çalışmak.

İçtihat birliğini güçlendirmek.

Kararlarımızın niteliğini ve gerekçesini geliştirmek.

Meslek etiğini her şeyin üzerinde tutmak.

Ve vatandaşımızın adalete duyduğu güveni her geçen gün daha da yükseltmek.

Yargıtay olarak bu sorumluluğun farkındayız.

Genel kurullarımızda ve dairelerimizde fedakârca çalışan değerli başkanlarımıza ve üyelerimize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.

Yine aynı şekilde Yargıtay tetkik hâkimlerimize, Yargıtay Cumhuriyet savcılarımıza ve bütün personelimize de teşekkür ediyorum.

İlk derece mahkemelerinde, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde görev yapan hâkim ve savcı meslektaşlarımızı da büyük gayretlerinden dolayı kutluyorum.

Bizler aynı büyük idealin parçasıyız. O idealin adı da adalettir:

Bizler aziz milletimizin adalete olan inancını daha da güçlendirmek için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Millet olarak tarihimiz bize önemli bir hakikati öğretmiştir: Birlik yalnızca aynı topraklarda yaşamak değildir. Birlik, ortak bir gelecek duygusuna sahip olmaktır. Birbirimizin hukukunu kendi hukukumuz kadar değerli görebilmektir.

Bu anlamda önümüzdeki sürecin ülkemiz için çok güzel bir geleceği birlikte getireceğine yürekten inanıyorum.

Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un çok güzel ifade ettiği gibi:

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Bugün de ihtiyacımız olan bu ortak yürektir.

Yeni adli yılın ülkemize, milletimize ve yargı camiamıza hayırlı olması dileklerimle, 2026-2027 adli yılını açıyorum.

Hâkim ve savcılarımıza, avukatlarımıza, adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarına sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir adli yıl temenni ediyorum.

Bugün itibarıyla Yargıtay binamızın protokol giriş katında Yargıtay Hukuk Müzesini ziyarete açıyoruz.

Bu projenin gerçekleşmesinde her açıdan büyük katkı veren başta Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy olmak üzere tüm Bakanlık mensuplarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bizleri onurlandıran başta Cumhurbaşkanı Vekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz’a ve tüm konuklarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyor ve konuşmamı şu sözle bitirmek istiyorum:

“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz.” Mustafa Kemal Atatürk

Minnesota Protokolü – Birleşmiş Milletler Hukuk Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazların Önlenmesine ve Soruşturulmasına İlişkin El Kılavuzu

0
Minnesota Protokolü

Minnesota Protokolü, hukuk dışı, keyfi ve yargısız infazlar ile hukuka aykırı olabileceği düşünülen ölümlerin etkili biçimde soruşturulmasına ilişkin uluslararası standartları belirlemektedir. Protokolün temeli, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin 24 Mayıs 1989 tarihli ve 1989/65 sayılı kararıyla kabul edilen Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensiplere dayanmaktadır. Bu prensiplerin uygulamada nasıl hayata geçirileceğini göstermek amacıyla hazırlanan BM El Kılavuzu 1991 yılında yayımlanmış, zaman içinde yaygın kullanımı nedeniyle “Minnesota Protokolü” adıyla anılmaya başlamıştır.

Protokolün hazırlanmasında, 1983 yılında kurulan Minnesota Lawyers International Human Rights Committee öncü rol üstlenmiştir. Bu hazırlık, 1983-1991 yılları arasında Minnesota Lawyers International Human Rights Committee’nin (2008’de ise bugünkü adı olan The Advocates for Human Rights ) öncülüğünde yürütülen ve adli tıp uzmanları, hukukçular ve insan hakları uzmanlarının katkı verdiği çalışmalara dayanmaktadır. Çalışmanın amacı, özellikle devlet görevlilerinin müdahalesi, gözaltı veya tutukluluk koşulları, işkence ve kötü muamele iddiaları gibi durumlarda meydana gelen ölümlerin yalnızca ölüm nedeni bakımından değil, ölümün nasıl, ne zaman ve hangi koşullarda gerçekleştiğinin ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi bakımından araştırılmasını sağlamaktır.

Minnesota Protokolü, şüpheli bir ölümün etkili, bağımsız, tarafsız, kapsamlı, süratli ve şeffaf biçimde soruşturulmasını öngörmektedir. Bu kapsamda olay yeri incelemesi, delillerin toplanması ve korunması, tanıkların dinlenmesi, otopsi ve diğer adli tıp incelemeleri, gerektiğinde mezar açma ve kalıntıların incelenmesi gibi yöntemlere ilişkin ayrıntılı kurallar içermektedir. Böylece soruşturmanın yalnızca “kişi neden öldü?” sorusuna değil, “ölüm nasıl gerçekleşti ve bundan kimler sorumlu?” sorularına da cevap vermesi amaçlanmaktadır.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Minnesota Protokolünün Türkiye’de tanınması ve kullanılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. TİHV, Protokolün Türkçe çevirisini 2008 yılında yayımlamış; kuruluşun önsözünde, Türkiye’de Minnesota Protokolüne yönelik ihtiyacın özellikle gözaltında meydana gelen şüpheli ölümlerin araştırılması sırasında ortaya çıktığı belirtilmiştir. TİHV ayrıca, 1993 yılında Aydın’da gözaltında ölen bir kişinin ölümünün araştırılması sırasında İzmir Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu ile birlikte Minnesota Protokolünden yararlanıldığını ve hazırlanan alternatif raporun daha sonraki yargılama bakımından önem taşıdığını kayda geçirmiştir. 

Protokol, 2016 yılında Birleşmiş Milletler tarafından gözden geçirilerek güncellenmiş,. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından 2017 yılında basılmıştır. Güncellenmiş metin, Potentially Unlawful Death yani “potansiyel olarak hukuka aykırı ölüm” kavramını merkeze almakta ve önceki standartları daha kapsamlı soruşturma ilkeleriyle geliştirmektedir. Böylece Minnesota Protokolü, yaşam hakkının korunması, şüpheli ölümlerin aydınlatılması, sorumluların hesap vermesi ve ölen kişinin yakınlarının gerçeği öğrenebilmesi açısından günümüzde de temel bir uluslararası başvuru kaynağı olmayı sürdürmektedir.

 

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler

1

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından 24 Mayıs 1989 tarihinde kabul edilmiştir. Prensipler; devletlerin yaşam hakkını koruma, hukuk dışı ve keyfi infazları önleme ve şüpheli ölümleri bağımsız, tarafsız ve etkili biçimde soruşturma yükümlülüklerini belirlemektedir. Bu standartlar, ölüm vakalarının etkili biçimde soruşturulmasına ilişkin ayrıntılı teknik rehber niteliğindeki Minnesota Protokolü ile birlikte uygulanmaktadır.

Önleme
  1. Devletler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları kanunla yasaklar; bu tür infazların ceza kanununa göre suç olarak düzenlenmesini ve bu suçun ağırlığını dikkate alan gerekli cezalar ile cezalandırılmasını sağlar. Savaş durumu veya savaş tehdidi, iç siyasal istikrarsızlık veya her hangi bir olağanüstü durum gibi istisnai şartlar, bu tür infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. İç silahlı çatışma durumunda, kamu görevlileri tarafından veya resmi sıfatla hareket eden başka kimseler tarafından veya resmi görevlilerin teşviki veya rızası veya muvafakati ile hareket eden kimseler tarafından aşırı veya yasadışı zor kullanıldığı durumlarda, ve ölümle sonuçlanan nezaret altındaki durumlarda, veya bu durumların dışında da başka hiç bir hal ve şart altında bu tür bir infaz yapılamaz. Bu yasak, hükümet makamları tarafından verilen emir ve talimatlardan da üstündür.
  2. Hükümetler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları önlemek için yakalama, gözaltına alma, gözaltında tutma, nezarete alma ve hapsetmeden sorumlu olan, ve ayrıca zor ve silah kullanma yetkisine sahip olan kamu görevlileri üzerinde bir dizi açık talimatlar vermek de dahil, sıkı bir denetim uygular.
  3. Üst düzey görevlilerin veya kamu makamlarının bu tür hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infaz için başkalarını yetkilendiren veya teşvik eden emirler vermeleri Hükümetler tarafından yasaklanır. Herkesin bu tür emirleri reddetme hakkı ve ödevi vardır. Kanun adamları eğitilirken yukarıdaki hükümler üzerinde önemle durulur.
  4. Öldürülme tehdidi alan kişiler de dahil, Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz tehlikesi ile karşılaşan kişilere ve gruplara yargısal veya başka yöntemlerle etkili koruma sağlanır.
  5. Bir kimsenin iradesi hilafına bir ülkeye geri gönderildiği veya iade edildiği takdirde hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağduru olabileceğine inanmak için maddi nedenler bulunması halinde, o ülkeye gönderilemez veya iade edilemez.
  6. Hükümetler, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin resmi binalardaki nezaret yerlerinde tutulmalarını ve bu kişilerin nezaretleri ve nerede oldukları, ayrıca nakilleri hakkında hemen yakınlarına ve avukatlarına veya güvenilebilecek diğer kimselere doğru bilgilerin verilmesini sağlar.
  7. Yetkili müfettişler veya buna eşdeğerde bağımsız görevliler sağlık personeli ile birlikte nezaret yerlerinde düzenli olarak teftiş yaparlar; bu müfettişler tam bağımsızlık güvencelerine sahip olarak bu görevlerini yerine getirirken önceden haber vermeksizin kendiliklerinden teftiş yapmaya da yetkilidirler. Müfettişler hiç bir sınırlamaya tabi olmaksızın, nezaret yerlerinde bulunan herkese ve bu kişilerle ilgili kayıtlara ulaşabilirler.
  8. Hükümetler diplomatik görüşmeler yapma, şikayetçilerin uluslararası ve yargısal organlara ulaşmalarını sağlama, kamuya açıklama yapma gibi tedbirler almak suretiyle hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların önlenmesi için her türlü çabayı gösterirler. Bu tür infaz haberlerini soruşturma ve bu tür uygulamalara karşı etkili tedbir almak için uluslararası mekanizmalar kullanılır. Kendi ülkesi üzerinde hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların meydana geldiğine dair makul kuşkular bulunan ülkelerin Hükümetleri de dahil bütün Hükümetler, konu üzerinde bir uluslararası soruşturma yürütülmesi için tam bir işbirliği yaparlar.
Soruşturma
  1. Hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazdan kuşkulanılan bütün olaylarda ve ayrıca yukarıdaki şartlarda doğal olmayan bir ölümün meydana geldiğine dair yakınların şikayetçi olması veya güvenilir kaynaklardan haber alınması halinde, hemen tam ve tarafsız bir soruşturma yapılır. Hükümetler bu tür soruşturmaların yapılması için soruşturma yapacak organları ve usulleri oluştururlar. Soruşturmanın amacı ölüm nedenini, tarzını ve zamanını, bundan sorumlu olan kişiyi ve bu ölüme yol açmış olabilecek davranış veya uygulamayı belirlemektir. Soruşturma yeterli bir otopsi yapılmasını, bütün fiziksel ve belgesel delillerin toplanmasını, analizini ve tanık ifadelerini içerir. Soruşturma, bu ölümün doğal ölüm, kaza ile ölüm, adam öldürme ve intihardan hangisi olduğunu tespit eder.
  2. Soruşturma makamı, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahiptir. Etkili bir soruşturma yapabilmeleri için soruşturmayı yürüten kimselere gerekli mali imkanlar ve teknik donanım sağlanır. Soruşturmayı yapan kimseler bir infaz olayına karıştığı iddia edilen görevlileri getirtmeye ve ifade vermeye zorlama yetkisine sahiptir. Aynı yetki tanıklar için de kullanılabilir. Soruşturmayı yapanlar bu amaç için tanıklara ve olaya karıştığı iddia edilen görevlilere celpname gönderme ve ifade vermelerini isteme yetkisine sahiptirler.
  3. Yürürlükte bulunan soruşturma usullerinin uzmanlık veya tarafsızlık öngörmemesi nedeniyle veya konunun önemi karşısında veya açık bir kötüye kullanma tarzını içermesi nedeniyle yetersiz kalması halinde, ve mağdurun ailesi tarafından bu yetersizlikler konusunda veya diğer önemli nedenlerle şikayet edilmesi halinde, Hükümetler soruşturmaları bağımsız bir inceleme komisyonuna veya benzeri bir usule göre yaptırır. Bu komisyon üyeleri şahsiyetleri bakımından tarafsızlıkları, yeterlilikleri ve bağımsızlıkları ile tanınmış kişiler arasından seçilir. Komisyon üyeleri özellikle incelemeye tabi olan kurumlara, kuruluşlara veya kişilere karşı bağımsız olurlar. Komisyon, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahip olur; ve Komisyon soruşturmayı bu Prensiplerde gösterildiği biçimde yürütür.
  4. Ölen kişinin cesedi bir doktor tarafından ve eğer mümkün ise adli tıp alanında bir patoloji uzmanı tarafından yeterli bir otopsi yapılmadıkça gömülmez. Otopsiyi yapanlar bütün soruşturma verilerine ulaşma, cesedin bulunduğu yere ve ölümün meydana geldiği düşünülen yere gitme hakkına sahiptir. Eğer ceset gömüldükten sonra bir soruşturma yapma gereği ortaya çıkmış ise, ceset otopsi yapılmak üzere hemen ve tamamen mezardan çıkarılır. Mezar açıldıktan sonra sadece iskelet kalıntılarıyla karşılaşılmış ise, bu kalıntılar dikkatlice çıkarılır ve kalıntılar üzerinde antropolojik tekniklere uygun olarak çalışılır.
  5. Ölen kişinin bedeni üzerinde otopsi yapacak kişilere tam ve doğru bir inceleme yapabilmelerine imkan verecek kadar süre tanınır. Yapılan otopsiyle en azından ölünün kimliği ve ölüm nedeni ve ölüm tarzı belirlenmeye çalışır. Ölüm zamanı ve yeri de mümkün olduğu kadar belirlenmeye çalışılır. Soruşturmanın varacağı sonuçların belgelenebilmesi ve desteklenebilmesi için ölünün ayrıntılı olarak çekilmiş renkli fotoğrafları otopsi raporuna eklenir. Otopsi raporunda işkence delili olan izler de dahil, ölüdeki bütün yaraların tasvir edilmesi zorunludur.
  6. Objektif sonuçlara varılmasını sağlamak için otopsi yapanların, potansiyel olarak olaya karışmaları mümkün kişi veya teşkilat veya kuruluşlara karşı tarafsız ve bağımsız şekilde görev yapabilmeleri zorunludur.
  7. Şikayetçiler, tanıklar ile soruşturmayı yapanlar ve onların aileleri, şiddete, tehdide veya her türlü baskıya karşı korunur. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara potansiyel olarak karışmış olmaları mümkün olan kişiler, şikayetçiler ve tanıklar ile onların ailelerinin, ve ayrıca soruşturmayı yürütenlerin üzerinde bulundukları doğrudan veya dolaylı bütün amirlik ve denetim görevlerinden alınırlar.
  8. Ölenin ailesi ve hukuki temsilcileri, muhakemenin her aşamasından ve soruşturma ile ilgili bütün bilgilerden haberdar edilirler ve bu bilgileri edinmeleri sağlanır; ayrıca bu ailenin ve hukuki temsilcilerin başka deliller sunmaya hakları vardır. Ölenin ailesinin tıp veya başka alanda yetkili bir uzmanı otopside bulundurma hakkı vardır. Ölen kimsenin kimliği tespit edildikten sonra ölüm tutanağı ailesine gönderilir ve ölenin ailesi veya yakınları derhal bilgilendirilir. Soruşturmanın tamamlanması üzerine ölenin cesedi ailesine veya yakınlarına teslim edilir.
  9. Bu soruşturmalarda uygulanan yöntem ve varılan sonuçlar hakkında makul bir süre içinde yazılı bir rapor hazırlanır. Rapor hemen kamuya açıklanır; raporda yapılan araştırmanın kapsamı, usulleri ve delilleri değerlendirmede kullanılan metotlar ile tespit edilen olaylara ve uygulanabilir olan hukuka dayanılarak ulaşılan sonuçlar ve tavsiyeler yer alır. Raporda ayrıca, meydana geldiği tespit edilen özgün olaylara ve bu tespitlerin dayanağı olan delillere ayrıntılı olarak yer verilir, ve kendilerini korumak amacıyla kimlikleri saklanan tanıklar hariç, ifade vermiş olan tanıkların adlarının yer aldığı bir liste bulunur. Hükümet makul bir süre içinde bu soruşturma raporuna ya bir karşılık verir, veya bu rapor karşısında bundan sonra yapılacak işlemleri belirtir.
Yargılama
  1. Hükümetler egemenlikleri altındaki her hangi bir bölgede hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldıkları soruşturmayla tespit edilen kimselerin adalet huzuruna çıkarılmalarını sağlar. Hükümetler bu kimseleri ya adalet huzuruna çıkarır veya bu kimseleri yargı yetkisini kullanmak isteyen diğer ülkelere iade eder. Faillerin ve mağdurların kim olduklarına ve nerede olduklarına, bunların milliyetlerine veya suçun nerede işlendiğine bakılmaksızın, bu ilke uygulanır.
  2. Yukarıdaki üçüncü Madde saklı kalmak kaydıyla, bir amirin veya bir kamu makamının verdiği emirler hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. Emirleri altındaki görevliler tarafından yapılan bu tür eylemleri önlemek için makul imkanlara sahip oldukları halde bunları önlemeyen amirler, memurlar veya diğer kamu görevlileri de bu eylemlerden ötürü sorumlu tutulurlar. Savaş durumu, sıkıyönetim veya olağanüstü durum da dahil hiç bir hal ve şartta hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldığı iddia edilen kimselere kovuşturmadan muafiyet tanınamaz.
  3. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağdurlarının aileleri ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler makul bir sürede verilebilecek adil ve yeterli bir tazminat alma hakkına sahiptirler.

Hukuk ve Demokrasi Günleri

0
Hukuk ve Demokrasi Günleri

Hukuk ve Demokrasi Günleri

Tarih
Özel ve Önemli Günler
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü
14 Ocak Dünya Mantık Günü

Dünya Mantık Günü(World Logic Day), Rio de Janeiro Üniversitesi öğretim üyesi Jean-Yves Béziau’nun önerisi ve girişimi ile 32 ülkenin katılımı sonucunda  14 Ocak 2019 tarihinden itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Mantık Gününün belirlenmesinde, Alfred Tarski’nin doğum günü ve Kurt Gödel’in ölüm günü olması etkili olmuştur. Etkinlik UNESCO himayesindedir. 2020 Dünya Mantık Günü, 35 ülkede yaklaşık altmış etkinlikle kutlanmıştır. Dünya Mantık Günü’nün üçüncüsü, Türkiye’de  14 Ocak 2021 tarihinde, 21. yüzyılda mantığın Türkiye’de kurumsallaşmasının öncülerinden biri olan Prof. Dr. Şafak Ural‘ın Dünya Mantık Günü Bildirisi ile kutlanmış, bildiri üzerinden, mantığın günümüz koşullarındaki yeri ve imkânı tartışılmıştır.

16 Ocak Basın Onur Günü

Basın Onur Günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurma fikrini ilk kez dile getirdiği ve ilk basın toplantısını yaptığı güne ithafen 16 Ocak 1986’dan itibaren kutlanmakta olan, hukuk ve demokrasi günlerindendir. Batı Anadolu gezisi kapsamında 16 Ocak 1923 Salı günü Arifiye’de bir konuşma yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu konuşmanın artından İzmit’e gelmiş, basın toplantısını İzmit’te yer alan Kasr-ı Hümayun Müzesinde gerçekleştirmiştir. Kocaeli’ye gelerek dönemin önde gelen gazetecileri ile bir araya gelmiş; 6 saat süren bu tarihi basın toplantısında Cumhuriyeti kurma fikrini basın yoluyla ilk kez kamuoyuna aktarmıştır. Cumhuriyet ile ilgili temel düşüncelerin paylaşıldığı ve kadınlara seçme seçilme haklarının verilmesinin gerektiğinin konuşulduğu bu toplantıdan 9 ay sonra Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü

Tehlikedeki Avukatlar Günü, 24 ocak 1977 tarihinde İspanya’da katledilen avukatlar anısına her yıl düzenlenmektedir. Diktatör Franco yanlısı silahlı faşist teröristlerden oluşan bir grup İspanya’nın başkenti Madrid’de bir hukuk bürosunu basarak dördü avukat beş kişiyi sadece mesleklerini ifa ettikleri için katlettikleri olayın anmasını yapmak üzere her yıl düzenlenen anma ve duyarlılık günüdür.

2 Şubat  Dünya Sulak Alanlar Günü (World Wetlands Day)

Ramsar Sözleşmesinin önemini hatırlamak üzere 1997 yılından itibaren her yıl 2 Şubat tarihinde kutlanmaktadır. Dünya sulak alanlarının yaklaşık %90’ının 1700’lerden beri bozulduğu, 1970’ten bu yana dünyadaki sulak alanların %35’inin kaybolma tehlikesi altında olduğu raporlanmaktadır.

6 Şubat  Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü

Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, BM’nin kadın sünnetini ortadan kaldırma çabalarının bir parçası olarak 6 Şubat’ta düzenlenen, Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki yıllık farkındalık günüdür.

20 Şubat

Dünya Sosyal Adalet Günü

Dünya Sosyal Adalet Günü (World Day of Social Justice), 20 Şubat 2007 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiştir. Sosyal Adalet Günü’nün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Kalkınma ve sosyal adalet, uluslar içinde ve uluslar arasında barış ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi için vazgeçilmezdir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, barış ve güvenliğin olmadığı durumlarda sağlanamayacaktır.

21 Şubat Uluslararası Anadili Günü

Uluslararası Anadili Günü (International Mother Language Day), 2000 yılından beri her yıl 21 Şubat gününde ve tüm dünyada kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Kasım 1999’da 2000’de 21 Şubat tarihini Dünya Anadili Günü ilan etmiştir. UNESCO himayesindeki Anadili Günü dünyada kültürel çeşitliliği desteklemek, dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için düzenlenen hukuk ve demokrasi günlerindendir. Anadilde eğitimin temel bir hak olduğu tüm modern dünya tarafından kabul edilmektedir.

5 Mart Hukuk Devleti Günü

Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, 5 Mart 1868’de Danıştay ve Yargıtay’ın temelini oluşturan iki kuruma ayrıldı. ( Şura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye) Bu tarih 1993 yılından itibaren Hukuk Devleti Günü olarak kutlanmaktadır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü 

Dünya Emekçi Kadınlar Günü (8 Mart Dünya Kadınlar Günü), kadınların sosyal, siyasal, ekonomik olarak gelişimi alanında farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında belirlenmiş olan, Hukuk ve Demokrasi günleri arasında en önemli günlerdendir. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün hikayesi, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çıkan trajik yangına dayanmaktadır.

12 Mart İstiklâl Marşı’nın Kabulü
15 Mart Dünya Tüketici Hakları Günü

15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl,  Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır.  ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü
21 Mart Dünya Ormancılık Günü
22 Mart Dünya Su Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir.

1992 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında önerilen Dünya Su Günü; dünya ülkelerinin dikkatlerini, büyüyen “temiz su” sorununa dikkat çekmek ve içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir.

25 Mart

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü, 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlanmıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir.

4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü

tüm dünyada 4 Nisan tarihinde kutlanmaktadır. Dünya Sahipsiz Hayvanlar Günü (World Stray Animal Day) olarak da bilinmektedir. Sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 2003 yılından itibaren düzenlenmektedir.

05 Nisan Türkiye Avukatlar Günü
05 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü

Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.

Nisan – İkinci Salı ​Dünya Avukatlara Karşı Nazik Olma Günü (International Be Kind to Lawyers Day), avukatların toplumdaki vazgeçilmez rollerini takdir etmek amacıyla her yıl Nisan ayının ikinci Salı günü kutlanmaktadır.
22 Nisan Dünya Günü

22 Nisan Dünya Günü(Earth Day), iklim değişikliği ve çevre kirliliğine  dikkat çekmek amacıyla 1970 yılından beri çeşitli etkinliklerin düzenlendiği küresel bir gündür.. Dünya Günü fikri, John McConnell tarafından San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında önerilmiştir. 200’e yakın ülkedeki kutlamaları Washington merkezli Earth Day Network organize etmektedir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
26 Nisan Dünya Fikri Mülkiyet Günü

Fikri mülkiyet haklarına olan ilgi ve farkındalığı artırmak üzere Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından 26 Nisan günü, 2000 yılında, “Dünya Fikri Mülkiyet Günü” olarak ilan edildi ve bu kapsamda, her yıl üye ülkeler tarafından çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı. Dünya Fikri Mülkiyet Günü, patent, telif hakkı, ticari marka ve tasarımların günlük yaşama etkilerini vurgulamak amacıyla her yıl 26 Nisan‘da kutlanmaktadır. WIPO tarafından başlatılan bu kutlama günü, yaratıcılığın ve yenilikçiliğin ekonomiye katkısını vurgulamaktadır.

28 Nisan

28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü

1 Mayıs Dünya İşçi Bayramı – 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü
3 Mayıs Uluslararası Özgür Basın Günü

Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde alınan bir karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. 3 Mayıs günü, Özgür Basın Günü, Dünya Basın Günü ya da Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak bilinmektedir.

05 Mayıs Türkiye Noterler Günü
09 Mayıs Avrupa Günü
04-10 Mayıs İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası
15 Mayıs Yeryüzü İklim Günü
15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü
10-16 Mayıs Engelliler Haftası 

Tüm dünyada engelli insanların sorunlarına dikkat çekmek, onları topluma kazandırmak, hayat standartlarını yükseltmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla, Birleşmiş Milletlere üye ülkeler ile birlikte 10-16 Mayıs tarihleri Engelliler Haftası olarak kutlanmaktadır. BM Genel Kurulu, 3 Aralık 1981 tarihinde aldığı kararla 1982 yılından itibaren 10-16 Mayıs tarihlerini resmi olarak “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir.

10-16 Mayıs Danıştay ve İdari Yargı Haftası
16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü
19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı
21 Mayıs 21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü 
Çerkes Soykırımı ve Sürgünü
23 Mayıs
Adaletin Bağımsızlığı İçin Alarm Günü

MEDEL, her yıl 23 Mayıs’ı, görevi başında mafya saldırısında öldürülen İtalyan yargıç Giovanni Falcone ile adalet uğruna hayatını kaybeden tüm yargı mensuplarının anısına “Adaletin Bağımsızlığı İçin Alarm Günü” olarak anmaktadır.

25 Mayıs Etik Günü (Türkiye’de Etik Günü ve Haftası )

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5176 sayılı Kanun ile 25 Mayıs 2004’te kabul edilmiştir. Kurul, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır. (Dünya Etik Günü için Ekim ayına bakınız)

5 Haziran Dünya Çevre Koruma Günü
8 Haziran Dünya Okyanus Günü
12 Haziran Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü
14 Haziran Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü, uluslararası hukuk kurum ve kuruluşları tarafından ilk kez 2021 yılında ilan edilmiştir. 14 Haziran, Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği özel günler, avukatlarla ilgili diğer özel günler ve dünya ülkelerindeki adli yılların açılış tarihleri gözetilerek seçilmiştir.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü (Dünya Mülteci Günü), Birleşmiş Milletler tarafından her yılın 20 Haziran gününde dünyanın her bölgesindeki  mültecilerin sorunlarını gündeme getirmek amacıyla düzenlenmektedir. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü (Dünya Mülteci Günü)1951 yılında düzenlenen Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme‘nin 50. yılında, 20 Haziran 2001 tarihinde kutlanmaya başlanmıştır. #DünyaMültecilerGünü #WorldRefugeeDay

26 Haziran Uluslar Arası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü
26 Haziran  İşkence Görenlerle Dayanışma Günü

Birleşmiş Milletler (BM) “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM 1997 yılında bugünü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.

10 Temmuz Dünya Hukuk Günü

10 Temmuz 1967 günü Cenevre’de ‘Hukuk Yoluyla Dünya Barışı’ konulu konferansta alınan kararla, 10 Temmuz tarihinin, Dünya Hukuk Günü olarak ilan edilesine karar verilmiştir. Türkiye’de dünya ile birlikte hukuk gününün kutlanması “Dışişleri Bakanlığının 23/6/1967 tarih ve 751.231- EMKY/2-307 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 5/7/1967 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

24 Temmuz

Gazeteciler ve Basın Bayramı

24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansürün kaldırılmasına ithafen kutlanmaktadır. II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansür de kaldırılmıştır. 24 Temmuz 1950 tarihinde ise Gazeteciler Cemiyeti 24 Temmuz’u Basın Bayramı ilan etmiştir.

9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü

Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü’ ilan etmiştir. Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.

17-25 Ağustos İbn-i Sînâ Haftası
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü

Dünya İnsani Yardım Günü(World Humanitarian Day), insani yardım faaliyetlerinde görev yapanları ve bu görevler sırasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun İsveç’in öncülüğünde kabul ettiği A/63/L.49 sayılı karar ile 19 Ağustos olarak ilan edilmiştir. Karar, karar, BM’nin insani yardım mekanizmalarının güçlendirilmesine ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmuş ve 19 Ağustos’un Dünya İnsani Yardım Günü olarak ilan edilmesini sağlamıştır. karar, 1991 tarihli 46/182 sayılı BM kararını ve insani yardım ilkeleri olan insaniyet, ayrım gözetmeme, tarafsızlık ve bağımsızlığı teyit etmiştir.

30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü

2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihini, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anmaya başlamıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı
1 Eylül Dünya Barış Günü
7 Eylül 7 Eylül 1923’te Viyana’da Uluslararası Kriminal Polis Komisyonu (ICPC) kuruldu. Bugünkü INTERPOL‘ün temeli olan kuruluş, ülkelerin polis teşkilatları arasındaki uluslararası iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturuldu. INTERPOL kendi resmî tarihçesinde kuruluş tarihini 7 Eylül 1923 olarak vermektedir. 16 Aralık 2022’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Uluslararası Polis İşbirliği Günü Kararı gereğince, 7 Eylül’ ilk kez Uluslararası Polis İşbirliği Günü olarak kutlanmaya başladı. 
8 Eylül Dünya Okuma Günü

Dünya Okuma Günü veya Uluslararası Okuma Yazma Günü (International Literacy Day) UNESCO tarafından 17 Kasım 1965 tarihinde ilan edilmiştir. Gün ilk kez 1967 yılında kutlanmaya başlandı. Dünyadaki okuma yazma oranlarına dikkat çekmek, cehaleti ortadan kaldırmak ve herkesin temel bir insan hakkı olan eğitime eşit şekilde ulaşmasını teşvik etmektir.

21 Eylül Dünya Barış Günü
2 Ekim Uluslararası Şiddetsizlik Günü – Dünya Şiddete Hayır Günü

Uluslararası Şiddetsizlik Günü, BM Genel Kurulu tarafından 5 Haziran 2007 tarihinde alınan kararla ilan edilmiştir. Karar, “şiddetsizlik” ilkesinin evrensel olarak hayata geçmesini hedeflemektedir. Barış, hoşgörü, anlayış ve şiddetsizlik kültürünün güvence altına alınması temel amaçtır. Uluslararası Şiddetsizlik Günü, şiddetin her türlüsüne karşı barışçıl ve şiddetsiz direnişi öne çıkarmaktadır. Şiddetsizlik küresel barış ve güvenlik için temel bir ilkedir. Tüm dünyada barışın sağlanmasına dikkat çekmek için belirlenmiş özel bir gündür.

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü

Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvan haklarının gündeme taşındığı ve her yıl 4 Ekim’de kutlanan bir farkındalık günüdür. Bu günün amacı, dünya çapında çeşitli hayvan türlerinin karşılaştığı tehditlere dikkat çekmek ve toplumları daha duyarlı olmaya teşvik etmektir. Hayvanların yaşam ve sağlık haklarının devletler ve toplumlar tarafından garanti altına alınması, bu haklara herkesin saygı göstermesi hedeflenmektedir.

11 Ekim

Uluslararası Kız Çocukları Günü  (Dünya Kız Çocukları Günü)

“Dünya Kız Çocukları Günü-Uluslararası Kız Çocukları Günü” 2012 yılında kutlanmaya başlamıştır.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara  verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermiştir. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.

13 Ekim Ankara’nın Başkent Oluşu
16 Ekim Dünya Etik Günü

Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.

24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü

Dünya barışını, güvenliği ve uluslararası hukuku korumak üzere .Birleşmiş Milletler (BM) (United Nations), teşkilatı 24 Ekim 1945‘te kuruldu. 24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır. 

26 Ekim Hasta Hakları Günü

26 Ekim Hasta Hakları Günü hastaların kaliteli sağlık hizmeti alma ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi konusunda farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir. Hasta hakları; hastanın insan onurunun korunmasını, sağlık hizmetlerinden eşit ve güvenli biçimde yararlanmasını, teşhis ve tedavi sürecinin her aşamasında bilgilendirilmesini ve karar alma sürecine aktif katılımını güvence altına alan temel haklardır. Türkiye’de 26 Ekim, Sağlık Bakanlığınca 1998 yılında Hasta Hakları Günü olarak ilan edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü Genel Kurulu’nun 72.6 sayılı “Hasta Güvenliğine Yönelik Küresel Eylem” kararı ise, hasta güvenliğini küresel bir sağlık önceliği olarak kabul etmiş ve her yıl 17 Eylül’de kutlanacak olan Dünya Hasta Güvenliği Günü‘nün kurulmasını kararlaştırmıştır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
1 Kasım Türk Harflerinin Kabulü
2 Kasım Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü

Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. International Day to End Impunity for Crimes Against Journalists, tüm dünya için bir dayanışma günüdür.

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü
16 Kasım UNESCO Günü
16 Kasım Uluslararası Hoşgörü Günü
19 Kasım Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü

Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü(World Day for the Prevention of Child Abuse), her yıl 19 Kasım tarihinde bir farkındalık günü olarak düzenlemektedir. Çocuklara yönelik istismarı önleme kültürü oluşturmayı hedeflemektedir. Bir sivil toplum kuruluşu olan Kadınlar Dünya Zirvesi Vakfı (WWSF-Women’s World Summit Foundation) 2000 yılında, 19 Kasım gününü ‘Dünya Çocuk İstismarı Önleme Günü’ olarak ilan etmiştir.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü
21 Kasım (2024) Dünya Felsefe Günü (Her yıl, kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanmaktadır)

Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembe günü kutlanması ilan edilen uluslararası bir gündür. UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddeti Kınama Günü– Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlenmiştir. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak ve duyarlılık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir Bugün aslında insanlık ayıbının ve utancının günüdür. 25 Kasım; 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trijillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel Kardeşler‘in tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür.

2 Aralık Köleliğin Yasaklanması Günü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
5 Aralık Kadın Hakları Günü
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
18 Aralık 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü (Dünya Göçmenler Günü)
20 Aralık 20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü
21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü

3 Eylül – Hukuk Takvimi

0
3 Eylül - Hukuk Takvimi

3 Eylül – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Öne Çıkan Olaylar

1411  Selymbria (Silivri) Antlaşması imzalandı; Osmanlı Fetret Devri’nde bir şehzade(Musa Çelebi) ile Venedik Cumhuriyeti arasındaki bu diplomatik anlaşma, Osmanlıların Avrupa devletleriyle yaptığı erken dönem yazılı siyasi-hukuki düzenlemelerden biri olarak tarihe geçti.
1634 İngiliz Hukukçu Edward Coke, hayatını kaybetti. (Doğumu: 1 Şubat 1552, Mileham)

 

 1783

ABD’nin Bağımsızlığının Tanınması

İngiltere, Paris’te imzalanan anlaşmayla ABD’nin bağımsızlığını tanıdı. İngiltere ile ABD kolonileri arasında altı yıl süren savaşın sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri İngiltere’yi yenilgiye uğrattı ve 1783 Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığı kabul edildi. Bu koloniler, 1787 yılında, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri’ni kurarak 1789 yılında ABD Anayasasını onayladılar.

1787 ABD Anayasa Konvansiyonu’nda, “tam güven ve itibar” kongre üyelerinin görevleri sırasında federal kamu görevlerine atanmasını ve federal görevde bulunanların aynı zamanda Kongre üyesi olmasını engelleyen düzenleme kabul edildi. Düzenleme, kuvvetler ayrılığı ve çıkar çatışmasının önlenmesi açısından önemli bir anayasal ilke oluşturdu.
1807 Amerikan Kongresi, herhangi bir yabancı krallıktan, yer veya ülkeden köle ithalatı yapılmasını yasakladı. Kölelik, 1862’de tamamen yasaklandı.
1841 Yunanistan’da anayasal monarşiye geçişi başlatan 3 Eylül Devrimi başladı. Atina’daki ayaklanma sonucunda Kral Otto anayasa ilan edilmesini kabul etti. Bu gelişme, 1844 Yunan Anayasası’nın hazırlanmasına ve anayasal monarşinin kurulmasına yol açtı.
1940  Hukukçu, akademisyen ve yazar Bülent Tanör dünyaya geldi. 

Prof. Dr. Bülent Tanör
1943 

3 Eylül 1943’te İtalya adına General Giuseppe Castellano ile Müttefikler arasında gizli bir mütareke olan Cassibile Ateşkesi’nin askerî hükümleri imzalandı. Ateşkes daha sonra 8 Eylül’de kamuoyuna açıklandı.

1944 
  • Memur ve emeklilere “ayni yardım” yapılması kararlaştırıldı. 
  • Avukat, sporcu ve siyasetçi Ray Groom doğdu. Avustralya Federal ve Tazmanya parlamentolarında görev yapan Groom, Tazmanya Başsavcılığı ve Başbakanlığı görevlerini de üstlendi.
1945

Filipin Adaları’ndaki Japon ve Japon kontrolündeki silahlı kuvvetlerin Batı Pasifik’teki Amerika Birleşik Devletleri Kara Kuvvetleri Komutanı’na teslimiyet belgesi imzalandı. 

1948  Yunan avukat ve Adalet Bakanı politikacı Fotis-Fanourios Kouvelis, dünyaya geldi.
1950 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Yürürlüğe Girmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, (İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi) 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girdi.

1969  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi amfisinde devrimci öğrencilerin ardından bildiri dağıtan MTTB’li “Akıncılar” tartaklandı. 
1971  Katar, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti. 
1975  Ereğli Demir Çelik’te işverenle DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası arasında toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlandı. 
1976  Halk ozanları Hüseyin Aydın, Veysel Demir ve Necdet Şahin Ankara Devlet Güvenlik  Mahkemesi tarafından 3 ay ile 5 yıl arası hapis cezasına çarptırıldı. 
1978 

İran’da Müstehcen Yayınların Yasaklanması

İran’da Şah’ın atadığı yeni hükümet dinci taleplere yanıt olarak “pornografik vb. müstehcen yayınları” da yasakladı. 

1981 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 3 Eylül 1981’de yürürlüğe girdi. 
1987 
  • Hükümet tarafından gazetecilerin incelemesine açılan 8 hapishanede yapılan inceleme sonucunda sansür ve işkence uygulandığı, insan  haklarına aykırı olarak keyfi muamele yapıldığı ortaya çıktı. 
  • OHAL’de ilk sürgün uygulaması gerçekleşti. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, eski SHP Siirt İl Başkanı Avukat Zübeyir Aydar ve Y.K. üyesi M. Ali Sevilgen’in 48 saat içinde evlerini terk etmeleri ve OHAL uygulanan 8 il ve 3 mücavir il dışında başka bir yere gitmeleri için tebligatta bulundu. 
1993  SSK Genel Müdürlüğü’ne bağlı 7 bin 700 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandı. 
2000  Lübnan‘da ilk demokratik seçimler yapıldı ve muhalefetin adayı eski Başbakan Refik el-Hariri seçimleri kazandı. 22 yıldır İsrail‘in işgali altında yaşayan Güney Lübnan halkı 30 yıl sonra ilk kez sandık başına giderek oy kullandı. 
2000  Beyoğlu’nda miting yasağına karşı ÖDP, HADEP, EMEP, KESK ve İHD’li yaklaşık 3 bin kişi Mis Sokak’tan  İnsan Hakları Derneğine kadar yürüyüş yaptı.  
2002  İsrail Yüksek Mahkemesi, “Filistinli terör zanlılarının yakınlarının, güvenlik için tehdit olduklarının anlaşılması” durumunda, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden sürülebileceğine karar verdi. 
2003  ABD’nin Florida eyaletinde kürtaj yapan doktor ile korumasını öldürmekten ölüme mahkum edilen kürtaj karşıtı Paul Hill zehirli iğne yöntemi ile idam edildi.  
2005  ABD Yüksek Mahkemesi başyargıcı William Rehnquist yaşamını yitirdi

ABD Yüksek Mahkemesi Başyargıcı William Rehnquist’in yemin töreni
2007  DİSK/Emekli-Sen üyeleri sendikaya açılan kapatma davasına karşı Meclis’e yürüdü. 
2008 

Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması

Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Abhazya, Gürcistan’dan ayrıldıktan sonra, Abhazya Yüksek Meclisi’nin 26 Kasım 1994 Tarihli oturumunda kabul edilen ve 3 Ekim 1999 Tarihinde yapılan Halkoylaması ile kabul edilen değişikliklerle yeni Anayasasını 3 Ekim 1999 tarihinde ilan etmişti.

2013 

Bingöl’de bir çocuğa cinsel istismar ve alıkoymadan tutuklu 8 uzman çavuşun duruşmasında BDP liler Adliye’ye yürüdü. 

2024
  • İzmir Limanı’na demirleyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) savaş gemisinde görevli Amerikan askerinin sivil giyimli halde kentte vakit geçirdiği sırada başına başına çuval geçiren 15 kişiden 10’u Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
  • Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Muğla’nın Bodrum ilçesindeki Adayalı mevkiinde orman arazilerinin turizm arazisine çevrilerek Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şirketine tahsis edildiği iddialarını yargıya taşıdı. HKP, Bakan Ersoy ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve ilgili kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
  • Hindistan’da, cinsel istismar sonucu ölüme yol açan kişilerin idam edilmesini öngören yasa tasarısı Batı Bengal Eyalet Meclisinde kabul edildi. Oy birliğiyle kabul edildi. Yürürlüğe giren “Aparajita Kadın ve Çocuk Yasa Tasarısı” ile “cinsel istismar, toplu cinsel istismar ve çocuklara yönelik cinsel suçlarla” ilgili yasalarda değişiklik yapan ilk eyalet Batı Bengal oldu. Yasa, Batı Bengal Valisi Ananda Bose ve Hindistan Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu’nun onaylaması halinde yürürlüğe girecek.
  • İzmir’de sokak röportajındaki sözleri nedeniyle tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen Dilruba Kayserilioğlu 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısında çıktı. Sanığın, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve aşağılama” suçundan beraatine kararı verildi. “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan ise 7 ay 15 gün ceza verildi.
2026
  • AİHM, Rusya’ya karşı 879 başvuruyu topluca kayıttan düşürdü. Gerekçede “potansiyel olarak haklı” şikâyetler olduğunu kabul edip, Rusya’nın AİHS sisteminden çıkması, AİHM ile işbirliği yapmaması ve kararları uygulamaması gösterildi.
  • Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yalçınkaya yaşamını yitirdi. Yalçınkaya, 12 Eylül döneminde tutuklanarak, uzun süre cezaevinde kalmış, emek ve eğitim mücadelesinin önde gelen isimleri arasında yer almıştı.
  • Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü soruşturması kapsamında 19 Mart operasyonlarında gözaltına alınan ve ardından tutuklanan kişilerin yakınları tarafından kurulan ve Dilek Kaya İmamoğlu tarafından yürütülen Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) X hesabı erişime engellendi.
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medyada dolaşıma sokulan paylaşımlarda Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği iddia edilen ve 2021 yılına ait olduğu iddia edilen“Bir kuruş haram lokma yemedim. Onlara da ‘Haram lokma yemeyin’ dedim. Yediler. Çevrelerini zengin ettiler. Damadını bakan yaptı. Akrabalarını zengin etti. Beş tane müteahhide Türkiye’yi peşkeş çekti.” sözleri nedeniyle eski başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında soruşturma başlattı.
  • Tutuklu Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün de aralarında bulunduğu 31 sanığın yargılandığı davanın ikinci celsesi İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
  • Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de ortadan kaybolmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan dönemin Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Ali Kahraman ile eşi Burçin Hızlı Kahraman, tutuklandı.
  • ‘Casperlar’ suç örgütünün çocuk yapılanmasına yönelik açılan yeni soruşturma tamamlandı. 51 çocuk hakkında 17 farklı suç kapsamında dava açıldı.
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne kentindeki gemi kazasına ilişkin soruşturma kapsamında 9 şüphelinin tutukluluk süresi 8 gün uzatıldı.

3 Eylül – Hukuk Takvimi

 

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi

0

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW – Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) adıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 18 Aralık 1979 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşme 3 Eylül 1981 tarihinde uluslararası düzeyde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, CEDAW sözleşmesine katılımı 11 Haziran 1985 tarihli ve 3232 sayılı Kanun’la uygun bulmuş; ardından Bakanlar Kurulu’nun 24 Temmuz 1985 tarihli kararıyla onaylayarak 14 Ekim 1985 tarihli ve 18898 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlamıştır.

Sözleşme, kadınlar için uluslararası bir haklar bildirgesi olarak tanımlanmaktadır. Bir önsöz ve 30 maddeden oluşan belge, kadınlara karşı ayrımcılığın ne olduğunu tanımlamakta ve bu ayrımcılığı sona erdirmek için eylem planı önermektedir.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi; cinsiyet temelinde yapılan her türlü ayrımcılığı yasaklamakta, kadınların medeni halleri ne olursa olsun tüm insan haklarından faydalanmasını öngörmekte, tüm haklardan yararlanmasını emretmekte, bu haklardan yararlanmasını bozma veya geçersiz kılma yönündeki her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı reddetmektedir.

Aralarından Türkiye’nin de olduğu imzacı Devletler, sözleşmeyi kabul ederek; kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı sona erdirmek için önlem almayı garanti etmiş, kadın erkek eşitliği ilkesini hukuk sistemlerine dahil etmeyi, ayrımcı tüm yasaları kaldırmayı, kadınların ayrımcılığa karşı etkin bir şekilde korunmasını sağlamak için mahkemeler ve diğer kamu kurumlarını kurmayı taahhüt altına almıştır.


Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi
Bu sözleşmeye taraf olan devletler,

Birleşmiş Milletler yasasının temel insan haklarına, insan onur ve değerine ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmaları gerektiği inancını yenileyerek,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin, insanlara karşı ayrımcılığın kabul edilmezliği ilkesini doğrulayarak ve tüm insanların özgür olduğunu ve eşit saygınlık ve haklara sahip olduklarını ve bu bildiride böylece öne sürülen tüm haklar ve özgürlüklerin cinsiyete dayalı olanlar dahil hiçbir ayrıma uğratılmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini bildirdiğini ileri sürerek,

İnsan Hakları Sözleşmesine Taraf Devletlerin, kadınlar ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasal haklardan eşit olarak yararlanmalarını sağlamak yükümlülüğü bulunduğunu bildirerek,

Birleşmiş Milletler ve ona bağlı uzman kuruluşları denetiminde kabul edilmiş ve erkeklerle kadınların eşitliğini sağlamaya çalışan uluslararası sözleşmeleri göz önünde tutarak;

Ayrıca, Birleşmiş Milletler ve ona bağlı uzman kuruluşların kabul ettiği erkek ve kadınların haklarının eşitliğini sağlamayı amaçlayan kararları, bildirileri ve tavsiyeleri de göz önüne alarak;

Ancak, bu çeşitli belgelere karşın kadınlara karşı ayrımcılığın hala sürmekte olduğundan endişe duyarak,

Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan onuruna saygı ilkelerini çiğnediğini, kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarını engellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel oluşturduğunu ve kadınların ülkeleri ve insanlık hizmetinde kullanabilecekleri olanaklarını geliştirmelerini zorlaştıracaklarını ileri sürerek,

Yoksulluk hallerinde kadınların yiyecek, sağlık, eğitim, öğretim ve iş bulma ve öteki gereksinimlerinin karşılanması bakımından en az olanağa sahip bulunduklarından huzursuzluk duyarak;

Hak ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzenin kurulmasının, kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli bir aşama oluşturacağına inanarak;

Irk ayrımcılığının, ırkçılığın her türünün, sömürgeciliğin, saldırganlığın, yabancı devletlere karşı işgal ve üstünlük sağlamasının ve ülkelerin içişlerine karışılmasının ortadan kaldırılmasının, erkekler ile kadınların eşit haklardan yararlanmaları için gerekli olduğunu önemle belirterek;

Uluslararası barış ve güvenliğin kuvvetlendirilmesinin, uluslararası gerilimin azaltılmasının, toplumsal ve ekonomik sistemlerine bakılmaksızın bütün ülkeler arasında karşılıklı işbirliğinin, genel ve tam silahsızlanmanın ve özellikle sıkı ve etkili bir uluslararası denetim altında nükleer silahsızlanmanın, ülkeler arası ilişkilerde, adalet, eşitlik karşılıklı çıkar ilkelerinin kabulünün ve yabancı ve sömürge yönetimi veya yabancı işgali altında bulunan yerlerdeki hakların kendi kaderlerini belirleme ve bağımsızlık elde etme hakları kadar ulusal bağımsızlık ve toprak bütünlüklerine saygının gerçekleştirilmesinin, toplumsal gelişme ve kalkınmaya ve bunun bir sonucu olarak da, erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin elde edilmesine katkıda bulunacağına inanarak,

Bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünyada refahın ve barışın elde edilmesinin, kadınların erkeklerle eşit koşullarda her alanda en üst düzeyde katkılarının gerektiğine inanarak,

Kadınların ailenin refahına ve toplumun kalkınmasına yaptıkları büyük katkının henüz tam olarak anlaşılamadığını, analığın toplumsal önemi ve ana-babanın aile içinde ve çocukların büyütülmesindeki rollerini göz önünde bulundurarak ve kadınların soyların üremesindeki önemli rolünün aile içinde ayrıma neden olmaması gerektiğini, nitekim çocukların yetiştirilmelerinin kadın ve erkek ile toplumun bütününün sorumluluk paylaşmalarını gerektirdiğinin bilincinde olarak,

Erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleşmesi için kadınlar ile erkeklerin toplumdaki geleneksel rollerinde bir değişiklik gereksinimi bulunduğu bilincinde olarak,

Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Bildirgesinde yer alan ilkeleri uygulamaya ve bu amaçla bu tür ayrımcılığın her şekli ve belirtisinin ortadan kaldırılması için gerekli önlemleri almaya kararlı olarak, aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

BÖLÜM I
Madde 1

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından “kadınlara karşı ayrımcılık” terimi, erkeklerle kadınların eşitliği temeli üzerinde ve medeni durumlarına bakılmaksızın siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, kişisel ya da bir başka alanda kadınların insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, bu hak ve özgürlükleri kullanmalarını ve bunlardan yararlanmalarını zedelemek ya da kaldırmak amacıyla cinsiyet, temeli üzerinde yapılan herhangi bir ayrım, dışlama ya da kısıtlama anlamına gelir.

Madde 2

Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınar ve tüm uygun yollardan yararlanarak; gecikmeksizin kadınlara karşı ayrımın ortadan kaldırılması yolunda bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları üstlenir;

  1.  Henüz yer almıyorsa, erkeklerle kadınların eşitliği ilkesine, anayasalarında ya da öteki ilgili yasalarında yer vermeyi ve yasalar ve öteki uygun yollarla bu ilkenin uygulamada gerçekleşmesini sağlama;
  2.  Kadınlara karşı her türlü ayrımı yasaklayan, gerektiğinde yaptırımlar da dahil, yasal ve öteki önlemleri benimseme;
  3.  Erkeklerle eşitlik temeli üzerinde kadın haklarının yasal olarak korunmasını ve yetkili ulusal mahkemeler ve öteki kamu kuruluşları eliyle kadınların herhangi bir ayrımcılık davranışına karşı etkin korunmasını sağlama;
  4.  Kadınlara karşı herhangi bir ayrımcılık davranışı ya da uygulamasına kalkışmaktan kaçınma ve resmi makam ve kuruluşlarının bu yürürlüğe göre davranmasını sağlama;
  5.  Herhangi bir kişi, örgüt ya da girişim tarafından kadınlara karşı ayrım gözetilmesine son vermek üzere tüm uygun önlemleri alma;
  6.  Kadınlara karşı ayrım gözeten yürürlükteki yasa, düzenleme, töre ya da uygulamaları değiştirmek ya da kaldırmak üzere, yasama dahil tüm uygun önlemleri alma;
  7.  Kadınlara karşı ayrım gözeten tüm ulusal ceza hükümlerini kaldırma.
Madde 3

Taraf Devletler özellikle politika, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda olmak üzere bütün alanlarda, erkeklerle eşit olarak insan hakları ve temel özgürlüklerinden yararlanmalarını ve bu hakları kullanmalarını garanti etmek amacıyla, kadının tam gelişmesini ve ilerlemesini sağlamak için yasal düzenleme dahil bütün uygun önlemleri alacaklardır.

Madde 4
  1.  Kadın ve erkek eşitliğini gerçekten sağlamak için Taraf Devletlerce alınacak geçici ve özel önlemler bu sözleşmede belirtilen cinsten bir ayrım olarak düşünülmeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik veya farklı standartların korunması sonucunu doğurmayacaktır. Fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ulaşıldığı zaman bu önlemlere son verilecektir.
  2.  Anneliğin korunması amacıyla bu sözleşmede belirtilenler dahil, Taraf Devletlerce alınacak özel önlemler, ayrımcı olarak nitelendirilmeyecektir.
Madde 5

Taraf Devletler aşağıdaki bütün uygun önlemleri alacaklardır:

  1.  Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıları, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin toplumsal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek.
  2.  Anneliğin toplumsal bir görev olarak anlaşılmasını ve çocukların yetiştirilmesi ve gelişiminde kadın ve erkeğin ortak sorumluluğunun tanınmasını öngören ve her durumda çocukların çıkarlarını her şeyden önce gözeten anlayışa dayanan bir aile eğitimini sağlamak,
Madde 6

Taraf Devletler, kadın ticareti ve fahişeliğin sömürülmesinin her şekliyle önlenmesi için yasama dahil bütün gerekli önlemleri alacaklardır.

BÖLÜM II
Madde 7

Taraf Devletler, ülkenin politika ve kamu hayatında, kadınlara karşı ayrımı önlemek için tüm önlemleri alacaklar ve özellikle kadınlara erkeklerle eşit koşullarla aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:

  1.  Bütün seçimlerde ve halk oylamalarında oy kullanmak ve halk tarafından seçilen organlara seçilebilmek,
  2.  Hükümet politikasının hazırlanmasına ve uygulamasına katılmak, kamu görevinde bulunabilmek ve hükümetin her kademesinde kamu görevleri yerine getirmek,
  3.  Ülkenin kamu ve politik hayatı ile ilgili hükümet dışı kuruluşlara ve derneklere katılmak.
Madde 8

Taraf Devletler, kadınlara, erkeklere eşit koşullarda ve hiçbir ayrım gözetmeksizin, hükümetlerini uluslararası düzeyde temsil etmek ve uluslararası kuruluşların faaliyetlerine katılmak fırsatını sağlamak için gerekli bütün önlemleri alacaklardır.

Madde 9
  1.  Taraf Devletler, uyrukluğun kazanılmasında, değiştirilmesinde veya korunmasında kadınlarla erkekler ile eşit haklar tanıyacaklar ve özellikle bir yabancıyla evlenmenin veya evlilik sırasında kocanın uyruğunu değiştirmesinin, kadının da otomatik olarak uyruk değiştirmesine, uyruksuz kalmasına veya kocanın uyruğunu zorla almasına yol açmamasını sağlayacaklardır.
  2.  Taraf Devletler, çocukların uyruğu konusunda kadınlara erkeklerle eşit haklar sağlayacaklardır.
BÖLÜM III
Madde 10

Taraf Devletler, özellikle aşağıdaki konularda kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eğitimde erkeklerle eşit hakka sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun tedbirleri alacaklardır.

  1.  Meslek ve sanat yönlendirilmesinde kırsal ve kentsel alanlarda bütün dallardaki eğitim kurumlarına girişte ve diploma almada okul öncesi, genel, teknik, mesleki ve yüksek teknik eğitiminde ve her çeşit mesleki eğitimde eşit koşulların sağlanması.
  2.  Kadınların erkeklerle aynı ders programlarından yararlanmaları, aynı sınıflara katılmaları ve aynı düzeydeki niteliklere sahip eğitim görevlerine okul, bina ve malzemesine sahip olmaları,
  3.  Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinden ve kademesinden kaldırılması ve bu amaca ulaşılması için karma eğitimin ve diğer eğitimin şekillerinin desteklenmesi ve özellikle ders kitaplarının ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim yöntemlerinin bu amaca göre düzenlenmesi
  4.  Burs ve diğer eğitim yardımlarından yararlanmaları için kadınlara erkeklerle eşit fırsatların tanınması.
  5.  Özellikle kadın ve erkekler arasında mevcut eğitim açığını en kısa zamanda kapatmaya yönelik yetişkin ve görevsel okuma-yazma öğretim programları dahil sürekli eğitim programlarına katılabilmeleri için erkeklerle eşit fırsatların verilmesi,
  6.  Kız öğrencilerin okuldan ayrılma  oranlarının düşürülmesi ve okuldan erken ayrılan kız ve kadınlar için eğitim programları düzenlenmesi,
  7.  Spor ve beden eğitimi faaliyetlerine faal olarak katılmaları için erkeklerle eşit fırsatlar tanınması,
  8.  Kadınların ailelerin sağlık ve refahını sağlamaya yardım edecek, aile planlaması bilgisi dahil özel eğitici bilgiyi sağlamaları.
Madde 11
  1.  Taraf Devletler, iş sahibi kılma alanında kadınlara karşı ayrımı önlemek ve kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eşit haklar sağlamak için özellikle aşağıda belirtilen konularda bütün önlemleri alacaklardır:
  2.  Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,
  3.  İşe yerleştirme konularında eşit seçim ölçüleri uygulanması da dahil, erkeklerle eşit işe yerleştirme olanaklarına sahip olma hakkı,
  4.  Serbest olarak meslek ve iş seçme hakkı, terfi, iş güvenliği, hizmetin tüm koşulları ve avantajlarından yararlanma hakkı, çıraklık, ileri meslek, eğitim ve bilgi yenileme eğitimi dahil mesleki eğitim ve tekrar eğitim görme hakkı,
  5.  Toplumsal yardımlar dahil eşit ücret hakkı, eş değerdeki işte eşit işlem ve işin cinsinin değerlendirilmesinde eşit işlem görme hakkı,
  6.  Ücretli izinle birlikte özellikle emeklilik, işsizlik, hastalık, sakatlık, yaşlılık ve diğer çalışamama hallerinde toplumsal güvenlik hakkı,
  7.  Güvenli koşullar içinde çalışma hakkı ve sağlığın ve bu arada doğurganlığın korunması hakkı.
  8.  Evlilik ve analık nedeniyle kadınlara karşı olan ayrımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak amacıyla, taraf devletler uygun önlemleri alacaklardır.
  9.  Hamilelik ve analık izni nedeniyle veya evliliğe bağlı olarak işten çıkarma ayrımını yasaklama, bu ayrımı yapanları cezalandırma,
  10.  Önceki iş, kıdem ve toplumsal haklar kaybedilmeksizin ücretli olarak analık izni veya benzeri toplumsal içerikli ödemeler yapmak,
  11.  Özellikle çocuk bakım evleri ağının kurulması ve geliştirilmesi yoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamu hayatına katılmayla birleştirmeyi olanaklı kılan destekleyici toplumsal hizmetlerin sağlanmasını desteklemek,
  12.  Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlara özel koruma sağlamak.
  13.  Bu maddede yer alan konulara ilişkin koruyucu yasalar, bilimsel ve teknik bilgi ışığı altında dönemsel olarak yeniden gözden geçirilecek gerekirse değiştirilecek, yürürlükten kaldırılacak veya yenilenecektir.
Madde 12
  1.  Taraf Devletler, aile planlaması dahil sağlık bakım hizmetlerinden kadın ve erkeğin eşit olarak yararlanması için; sağlık bakımından kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldıran bütün önlemleri alacaklardır.
  2.  Bu maddenin 1. paragrafında öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla taraf devletler kadına hamilelik, loğusalık ve doğum sonrası dönemde gerekli hizmetleri sağlayacaklar, hamilelik ve emzirme sırasında yeterli beslenmeyle birlikte, gerektiğinde bedava hizmet vereceklerdir.
Madde 13

Taraf Devletler kadınlara karşı ekonomik ve toplumsal hayatın diğer dallarında erkeklerle kadınların eşit olarak haklardan yararlanabilmelerini sağlayarak kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi için gerekli önlemeleri ve özellikle aşağıdaki önlemleri alacaklardır:

  1.  Aile yardımı ödemesi hakkı,
  2.  Banka kredisi, ipotek ve diğer mali krediler elde etme hakları,
  3.  Eğlence, spor ve kültürel hayatın bütün yönlerine katılma hakları.
Madde 14
  1.  Taraf Devletler, kırsal kesim kadınlarının, karşılaştıkları özel sorunları ve ekonominin parasal olmayan sektöründeki çalışmaları dahil ailelerinin ekonomik bakımdan ayakta kalması için oynadıkları belirgin rolü gözönünde tutacak ve bu Sözleşme hükümlerinin kırsal kesimdeki kadınlara uygulanmasını sağlamak için gerekli bütün önlemleri alacaklardır.
  2.  Taraf Devletler, kadın ve erkeklerin eşitliği ilkesine dayanarak, kırsal kalkınmaya katılmalarını ve bundan yararlanmalarını sağlamak için, kırsal kesimdeki kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldıran tüm uygun önlemleri alacaklar ve özellikle kırsal kesim kadınlarına aşağıdaki hakları sağlayacaklardır.
  3.  Her düzeydeki kalkınma planlarının görüşülmesine ve uygulanmasına katılmak,
  4.  Aile planlaması konusunda bilgi, danışma ve hizmetler de dahil olmak üzere yeterli sağlık hizmetlerinden yararlanmak,
  5.  Toplumsal güvenlik programlarından doğrudan yararlanmak,
  6.  Teknik yeteneklerini geliştirmek amacıyla tüm toplumsal ve yaygın hizmetler ile birlikte görevsel okur-yazarlık dahil resmi ve resmi olmayan eğitim ve öğretimin her türünden yararlanmak,
  7.  Ekonomik fırsatlardan kendi işinde çalışma veya tam çalışma yoluyla eşit olarak yararlanmak amacıyla kendi kendine yardım gruplar ve kooperatifler oluşturmak,
  8.  Bütün toplumsal faaliyetlere katılmak,
  9.  Toprak ve tarım reformunda ve bunun yanısıra yeniden yerleştirme projelerinde eşit işlem görme ve tarımsal kredi ve borçlanma, pazarlama kolaylıkları ile uygun teknolojiden yararlanmak,
  10.  Özellikle konut, sağlık, elektrik ve su sağlanması, ulaştırma ve iletişim konularında yeterli yaşam standartlarından yararlanma haklarını sağlamak.
BÖLÜM IV
Madde 15
  1.  Taraf Devletler kadınlara, kanun önünde erkeklerle eşit haklar tanıyacaklardır.
  2.  Taraf Devletler uygar haklar bakımından kadınlara erkeklerinkine benzer hukuksal yeterlik ve bu yeterliği kullanmak için eşit fırsatlar tanıyacaklardır. Özellikle, kadınlara sözleşme yapmada ve mülk yönetiminde eşit haklar verecekler ve mahkemelerde davaların her aşamasında eşit işlem yapacaklardır.
  3.  Taraf Devletler, kadınların hukuki yeterliliklerini kısıtlamaya yönelik hukuki sonuç doğuran her çeşit sözleşmenin ve sair özel işlemlerin tamamının geçersiz olduğunu kabul ederler.
  4.  Taraf Devletler, kadın ve erkeğe hukuki olarak yerleşme yeri seçme ve nakletmede eşit yasal hak tanıyacaklardır.
Madde 16
  1.  Taraf Devletler kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemleri alacaklar ve özellikle kadın erkek eşitliği ilkesine dayanarak kadınlara aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
  2.  Evlenmede erkeklerle eşit hak,
  3.  Özgürce bir eş seçme ve ancak kendi özgür ve tam oluruyla evlenme hakkı,
  4.  Evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında aynı hak ve sorumluluklar,
  5.  Medeni durumlarına bakılmaksızın, çocuklarla ilgili konularda ana ve babanın eşit hak ve sorumlulukları tanınacak, ancak her durumda çocukların çıkarları en ön planda gözetilecektir.
  1.  Çocuk sayısına ve çocukların zaman dünyaya geleceklerine serbestçe ve sorumlulukla karar vermede ve bu hakları kullanabilmeleri için bilgi, eğitim ve öteki araçlardan yararlanmada eşit haklar,
  2.  Her durumda çocukların çıkarı en üst düzeyde tutularak ulusal yasalarda mevcut veli, vasi, kayyum olma ve evlat edinme veya benzeri kuruluşlarda eşit hak ve sorumluluklar,
  3.  Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil karı ve koca için eşit kişisel haklar,
  4.  Ücret karşılığı olmaksızın veya bir bedel karşılığında malın mülkiyeti, edinimi, işletmesi, yönetimi, yararlanılması ve elden çıkarılmasında eşlere de eşit haklar.
  5.  Erginleşmemiş bir çocuğun nişanlanması veya evlenmesinin hiçbir yasal etkisi olmayacak ve evlenme en düşük yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi kütüğü yazımının zorunlu olması için yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır.
BÖLÜM V
Madde 17
  1.  Bu Sözleşmenin uygulanmasında sağlanan gelişmeleri izlemek amacıyla (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi kurulur. Bu Komite, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz –Taraf Devletlerden otuzbeşinin Sözleşmeyi onaylaması ya da ona katılmasından sonra- yirmiüç uzmandan oluşur. Uzmanlar, dengeli bir coğrafi dağılım ve çeşitli uygarlık biçimleriyle temel hukuk sistemlerinin temsilini sağlayacak biçimde Taraf Devletlerce kendi vatandaşları arasından ve ahlak niteliği yüksek ve Sözleşmenin kapsadığı alanlardaki yetkisiyle tanınmış kişilerden seçilir ve kendi adlarına hizmet verir.
  2.  Komite üyeleri Taraf Devletlerin aday listesinden gizli oy ile seçilecektir. Her Taraf Devlet kendi vatandaşlarından bir kişiyi aday gösterebilecektir.
  3.  İlk seçim bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden altı ay sonra yapılacaktır. BM Genel Sekreteri seçimlerden en az üç ay önce Taraf Devletlere adaylarını iki ay içinde bildirmelerini isteyen bir mektup gönderecektir.  Genel Sekreter, aday gösteren Taraf Devletleri de belirtmek suretiyle, adayların listesini alfabetik sıraya göre hazırlayacak ve Taraf Devletlere gönderecektir.
  4.  Komite üyelerinin seçimi, BM Genel Merkezinde, Genel Sekreter tarafından çağrılmış Taraf Devletler toplantısında yapılacaktır. Taraf Devletlerin üçte ikisinin (nisab) yeter sayısı oluşturacağı toplantıda, en fazla oy alanlar ile toplantıda hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletler temsilcilerinin salt çoğunluğunun oylarını, alan adaylar Komiteye seçileceklerdir.
  5.  Komite üyeleri 4 yıllık bir dönem için seçileceklerdir. Bununla beraber, ilk seçimde seçilen dokuz üyenin süresi ikinci senenin sonunda bitecek, dokuz üyenin isimleri ilk seçimden hemen sonra Komite Başkanı tarafından ad çekme ile belirlenecektir.
  6.  Komitenin 5 ek üyesinin seçimi, 35. onay veya katılmayı izleyen bu maddenin, 2, 3 ve 4. paragrafları hükümlerine göre yapılacaktır. Bu şekilde seçilen iki yedek üyenin görev süresi iki sene sonunda sona erecek ve bu iki üyenin ismi Komite Başkanı tarafından ad çekme ile belirlenecektir.
  7.  Boşalan yerlerin doldurulması için, uzmanının Komitedeki görev süresi sona eren Taraf Devlet; kendi vatandaşları arasından, Komitenin onayına bağlı olmak üzere, başka bir uzmanı atar.
  8.  Komite üyeleri, BM Genel Kurulunun onayı ile Genel Kurulun, Komitenin sorumluluğunun önemini gözönünde tutarak kararlaştıracağı koşullar ve hükümlerle; Birleşmiş Milletlerden ücret alacaklardır.
  9.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme uyarınca Komitenin görevlerini etkin bir biçimde yerine getirebilmesi için, gerekli personel ve kolaylıkları sağlayacaktır.
Madde 18
  1.  Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerine etkinlik kazandırmak ve sağlanan ilerlemeleri belirlemek amacıyla aldıkları yasal, adli, yönetsel ve öteki önlemler hakkındaki bir raporu,
  2.  Sözleşmenin, ilgili devlet bakımından yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içinde,
  3.  Sonradan, her dört yılda bir ve ileride de Komitenin belirlediği zamanlarda, Komite tarafından incelemek üzere, BM Genel Sekreterine sunmayı üstlenirler.
  4.  Raporlarda, bu Sözleşme yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesini etkileyen sorunlar ve güçlükler belirtilebilir.
Madde 19
  1.  Komite kendi usul kurallarını saptayacaktır.
  2.  Komite, görevlilerini 2 yıllık bir süre için seçecektir.
Madde 20
  1.  Komite bu Sözleşmenin 18. maddesi uyarınca sunulan raporları incelemek üzere normal olarak senede bir kere ve en az iki hafta süre için toplanacaktır.
  2.  Komite toplantıları Birleşmiş Milletler Merkezinde veya Komite tarafından uygun bulunan herhangi bir yerde yapılacaktır.
Madde 21
  1.  Komite, Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla faaliyetleri hakkında BM Genel Kuruluna yıllık raporlar sunacak ve Taraf Devletlerden sağlanan bilgiler ve raporların incelenmesine dayanarak önerilerde ve genel tavsiyelerde bulunabilecektir. Bu öneri ve genel tavsiyeler, Taraf Devletlerin olabilecek yorumlarıyla birlikte Komite raporuna dahil edilecektir.
  2.  Genel Sekreter Komite raporlarını Kadınların Statüsü Komisyonunun bilgisine sunacaktır.
Madde 22

Uzman kuruluşları, faaliyet alanlarına giren bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasının görüşülmesi sırasında temsil edilme hakkına sahip olacaklardır. Komite, uzman kuruluşlarını, sözleşmenin uygulanması hususunda, faaliyet alanlarına giren konularda raporlar sunmaya davet edebilir.

Madde 23

Bu Sözleşmedeki hiçbir husus kadın ve erkek eşitliğinin gerçekleşmesinde daha etkin olan

  1.  Taraf Devletin yasasındaki veya
  2.  O devlet için yürürlükte olan herhangi bir Uluslararası Sözleşme, andlaşma veya anlaşmadaki hükümleri etkilemeyecektir.
Madde 24

Taraf Devletler iş bu Sözleşme ile tanınan hakların tam olarak gerçekleştirilmesi için ulusal düzeyde gerekli bütün önlemleri almayı üstlenirler.

Madde 25
  1.  Bu Sözleşme bütün Devletlerin, imzasına açık olacaktır.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu sözleşmeye ilişkin bildirimleri almaya yetkilidir.
  3.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri BM Genel Sekreterine verilecektir.
  4.  Bu Sözleşme bütün Devletlerin katılmasına açıktır. Katılma belgesinin BM Genel Sekreterine sunulmasıyla katılma gerçekleşecektir.
Madde 26
  1.  Bu Sözleşmenin değiştirilmesi teklifi Taraf Devletlerden biri tarafından herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapılacak yazılı bir başvuru ile olur.
  2.  BM Genel Kurulu gerekli gördüğü takdirde böyle bir öneri ile ilgili olarak yapılacak işlem hakkında karar verecektir.
Madde 27
  1.  Bu Sözleşme 20. onaylama veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunulmasını izleyen 30. gün yürürlüğe girecektir.
  2.  20. onay veya katılma belgesinin sunulmasından sonra, bu Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her devlet için Sözleşme, kendi onay veya katılma belgesinin sunulmasından sonraki 30. gün yürürlüğe girecektir.
Madde 28
  1.  BM Genel Sekreteri, onaylama veya katılma sırasında yapılan çekincelerin metinlerini alacak ve bütün Taraf Devletlere dağıtılacaktır.
  2.  Bu Sözleşmenin hedef ve amacına uymayan hiçbir çekinceye izin verilmeyecektir.
  3.  Çekinceler, BM Genel Sekreterine bildirimden herhangi bir zamanda yapılacak bildirimle geri alınabilir. Genel Sekreter bu bildirimden bütün Devletleri bilgi sahibi kılacaktır. Böyle bir bildirim alındığı tarihte geçerli olacaktır.
Madde 29
  1.  İki veya daha fazla Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorum veya uygulamasından doğan ve görüşmelerle çözümlenemeyen herhangi bir uyuşmazlık; birinin isteği ile hakem kuruluna götürülecektir. Taraflar hakem isteğinden sonra 6 ay içinde hakem kurulunun oluşma biçiminde anlaşmazlarsa, taraflardan herhangi biri uyuşmazlığı Uluslararası Adalet Divanına, Divan Statüsü uyarınca götürebilir.
  2.  Taraf Devletlerden her biri bu Sözleşmenin imzalanması veya onayı sırasında veya katılma sırasında; kendisini bu maddenin birinci paragrafı ile bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, böylece bir çekince koymuş olan Taraf Devlet karşısında aynı paragrafla bağlı olmayacaktır.
  3.  Bu maddenin 2. paragrafına göre çekince koyan her Taraf Devlet, BM Genel Sekreterine bildirimde bulunarak her zaman çekincesini geri alabilir.
Madde 30

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerin eşit ölçüde geçerli olduğu bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince bulundurulacaktır.

Yukarıdaki hükümleri onaylayan, imzaları aşağıda bulunan yetkili temsilciler bu sözleşmeyi imzalamışlardır.

Bülent Tanör

0

Prof. Dr. Bülent Tanör, 3 Eylül 1940 tarihinde İstanbul Beylerbeyinde doğmuştur. Galatasaray Lisesini 1959 yılında bitirdikten sonra  ve hukuk fakültesini kazanmış, 1959-1963 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini okuyarak başarıyla bitirmiş, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Kürsüsüne asistan olarak atanarak akademik kariyere başlamıştır.

1969 yılında “Siyasî Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası” başlıklı doktora teziyle Anayasa Hukuku Doktoru olmuş, ancak 2 yıl sonra 12 mart Muhtırası ile birlikte 1971 yılında üniversiteden uzaklaştırılmış, 1973 yılında Prof. Dr. Öget Öktem Tanör ile ile evlenmiş, Fransa’ya giderek 1973-1974 yıllarında Cenevre Üniversitesinde dersler vermiştir.

Asistan iken okuldan atılan Tanör ile eşi Cenevre’ye gitmiş, 1 yıl kaldıktan sonra ikinci yıl siyasi mülteci olarak kabul edilmiş, Ecevit affı çıktıktan sonra Türkiye’ye dönmüştür. Tanör, Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Profesörü Fatmagül Berktay’ın ağabeyidir.

1975 yılında Danıştay kararıyla üniversiteye yeniden dönmüş, 1978 yılında doçent olmuş, fakültede öğretim üyeliğine devam etmiştir. Tanör, 1978 yılında yazdığı “Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar” başlıklı çalışmasıyla Anayasa Hukuku Doçenti olmuştur.

Tanör, 1975’te okula dönmesinin üzerinden fazlaca bir zaman geçmeden bu defa 1980 darbesi ile birlikte gelişen antidemokratik gelişmelerden zarar görmüş ve 1983 yılında çıkarılan 1402 sayılı yasa sonucunda üniversiteden tekrar uzaklaştırılmış, yurt dışına giderek 1983 ile 1990 yılları arasında Paris X, Dijon ve Cenevre üniversitelerinde konuk öğretim üyesi  olarak “Üçüncü Dünya Ülkelerinde Siyasal Sistemler” dersleri vermiştir.

Tanör, 1990 yılında tıpkı 1975 yılında olduğu gibi Danıştay kararıyla İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne öğreti üyesi olarak dönmüş, Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliğine devam etmiştir. Tanör, 1992 yılında Anayasa Hukuku Profesörü oldu. uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürütmüş, 1998-2001 yıllara arasında İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma Merkezi Müdürlüğünü yapıştır. Tanör, Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHAK) kurucu üyesidir.

1999 yılında TÜSİAD için “Demokratikleşme Raporu” hazırlamış, bu rapor kamuoyunda büyük ses getirmiş, dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu tarafından İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevinden alınmış, Türkiye Barolar Birliği, TÜSİAD, öğretim üyeleri ve sivil toplum kuruluşları Tanör’e destek açıklamaları yapmıştır. Rapor, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir.

TÜSİAD’a hazırladığı rapordan telif ücreti aldığı gerekçesiyle üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılma cezası istemiyle YÖK’e sevk edilmiş, üniversiteden üçüncü defa ihraç edilme durumu ile karşı karşıya kalmıştır. Tanör, YÖK’e verdiği savunmada, “Yüzlerce öğretim üyesinin araştırmalar yaparak telif hakkından yararlandığını ve soruşturmaya uğramadığını, 1990-1997 yılları arasında TÜSİAD’a 150 öğretim üyesinin rapor hazırladığını, bunların içinde YÖK Başkanı, Rektör ve Dekanların da olduğunu, kararın keyfi ve bir tasfiye operasyonu olduğunu” ileri sürerek İstanbul Üniversitesinde yaşadığı sorunlar nedeniyle 2001 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne geçmiştir.

Prof. Dr. Bülent Tanör, bir yandan orijinal adı “Türkiye’de Demokratikleşme Perspektirfleri” olan Demokratikleşme Raporunu hazırlarken bir yandan da yakalandığı prostat kanseri ile mücadele etmiş, iki yıldır tedavi görmüş kanser nedeniyle 28 Kasım 2002 tarihinde 62 yaşında yaşamını yitirmiştir. Anayasa Hukuku, İnsan Hakları Hukuku ve Türkiye Devrimi Tarihi alanlarına eserleri, dersleri, seminerleri ve konferansları ile bilim dünyasına damgasını vurmuş olan Tanör 40 yıl öğretim üyeliği yapmış olduğu İstanbul Üniversitesi yerine Galatasaray Üniversitesinde düzenlenen törenin ardından Bebek Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir. Daha sonraki yıllarda İstanbul Üniversitesinde anma etkinliği düzenlenmiştir.

TANÖR’ün ardından, Prof. Dr Bakır Çağlar: “Alanında hem bilimsel yeteneği ve birikimi hem de bu akademik kariyerini bir çeşit insanlık mesleği olarak kavrayan belki de tek insandı.”, Prof. Dr Necmi Yüzbaşıoğlu “İnsan Hakları ve Anayasa Hukuku konusunda Türkiye’ye geniş ufuklar açan çok önemli çalışmaları vardı.”, Prof. Dr İbrahim Kaboğlu ise “Sadece Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları uzmanı değil Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve laikliğin de uzmanı idi.” demiştir. 

Tanör, en zor hukuki konuları berrak ifade tarzı ve nazik üslubuyla herkes için anlaşılabilir bir dille anlatması ile tanınmıştır. Hakkında “Eğer, hukuk edebiyat olsaydı, Bülent Tanör onun Albert Camus’u olurdu” denilmiştir. İstanbul Üniversitesinden üçüncü defa atılma girişimi öğrencileri ve bilim dünyası tarafından büyük üzüntü ve esefle karşılanmış, imza kampanyaları düzenlenmiştir.

Eşi Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, hukuk fakültesi mezunudur ve akademisyenliğe hukuk asistanı olarak başlamıştır. Türkiye’nin ilk nöropsikoloğu olan Prof. Dr. Öget Öktem Tanör, 2016 yılındaki KHK ile 81 yaşında iken öğretim üyeliğinden ihraç edilmiş, Prof. Dr. Bülent Tanör’ün 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde yaşamış olduğu durumların benzerini yaşamış ve görevinden alınmıştır.

Eserleri 

Prof. Dr. Bülent Tanör, Anayasa Hukuku, Anayasal Sistemler, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi, Demokratikleşme, Laisizm, İnsan Hakları konularında yayımlanan birçok kitabı bulunmaktadır. Tanör, özellikle İnsan Hakları ve Anayasa Hukuku konusunda yaptığı önemli çalışmalarla tanınmıştır. Yayımlanmış 22 kitabı ve çok sayıda bilimsel makalesi vardır. Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yayımlamıştır ve birçok kitabı halen hukuk fakültelerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır. Türkiye’nin insan hakları sorunu isimli kitabı bugün de başucu kaynağı olma özelliğini korumaktadır. Anayasal Gelişme Tezleri, 1982 Anayasası’na Göre Türk Anayasa Hukuku, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Türkiye’de Kongre İktidarları, Kurtuluş-Kuruluş, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İki Anayasa: 1961-1982 eserlerinden bazılarıdır. 

Prof. Dr. Bülent Tanör: “1982 anayasası, 1961 anayasasının deli gömleği giydirilmiş halidir” 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

1

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır. Kısa adıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini amaç edinir. AİHS hazırlık aşamasında Avrupa’daki demokratik rejimlerin devam ettirilmesi açısından gerekli olan asgari hak ve özgürlükleri güvenceye alarak işe başlamış, zamanla insan hakları listesini genişletmiştir.

AİHS ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan çok sivil ve politik hakların korunmasına öncelik vermiştir. Bu sözleşmeyi sosyal ve ekonomik hakları içeren ‘Avrupa Sosyal Şartı’ izlemiştir. Türkiye 10 Mart 1954’te sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir. AİHS, 45 Avrupa Konseyi üyesi devletin 44’ü tarafından onaylanmıştır.

5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Avrupa Konseyi, insan hakları ve özgürlüklerinin devletlerce korunmasına ve geliştirilmesine vurgu yaparak insan haklarına saygı yükümlülüğünü üyelik koşulu olarak belirtmiştir. Avrupa Konseyi’nin bu anlamda ilk adımı 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi‘dir.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi

Kabul Tarihi: 4 Kasım 1950
Yürürlüğe Giriş Tarihi: 3 Eylül 1953
11. Protokol ile değiştirilen metin

Sözleşme metni, 21 Eylül 1970’te yürürlüğe giren 3 nolu Protokol’ün, 20 Aralık 1971’de yürürlüğe giren 5 nolu Protokol’ün ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe giren 8 nolu Protokol’ün düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmiştir. Ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970’ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme’nin bir parçası olan 2 nolu Protokol’ün metnini içermekteydi. Protokollerin getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’den itibaren 11 nolu Protokol almaktadır. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994’te yürürlüğe giren 9 nolu Protokol yürürlükten kaldırılmıştır.

(Yürürlüğe giriş tarihi: Eylül 2003)
Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler,
 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni, bu Bildiri’nin, metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını,
 
Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu göz önüne alarak,
 
Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan gerçekten demokratik bir siyasal rejime, diğer yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklaşa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir kez daha tekrarlayarak,
 
Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri’de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmayı kararlaştırarak,
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Madde 1
İnsan haklarına saygı yükümlülüğü
Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.
 
BÖLÜM I
HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
Madde 2
Yaşama hakkı
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için.
Madde 3
İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
Madde 4
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı
1. Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmazlar:
 
a) Bu Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma;
b) Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde, bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet;
d) Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.
Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine bir kimsenin usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
b) Bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c) Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere usulüne uygun olarak tutulması;
e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;
f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonması veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
 
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
 
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
 
4. Yakalama veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde, kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
 
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.
Madde 6
Adil yargılanma hakkı
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
 
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
 
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.
Madde 7
Cezaların yasallığı
1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
2. Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.
Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması
1. Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.
Madde 9
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.
Madde 10
İfade özgürlüğü
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.
Madde 11
Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
Madde 12
Evlenme hakkı
Evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar uyarınca evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir.
Madde 13
Etkili başvuru hakkı
Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
Madde 14
Ayrımcılık yasağı
Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.
Madde 15
Olağanüstü hallerde askıya alma
1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ı, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. madde ile 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ve 7. maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz.
3. Bu maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.
Madde 16
Yabancıların siyasal etkinliklerinin kısıtlanması
10, 11 ve 14. maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın yabancıların siyasal etkinliklerini sınırlamalarına engel sayılmaz.
Madde 17
Hakların kötüye kullanımının yasaklanması
Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.
Madde 18
Hakların kısıtlanmasının sınırları
Bu Sözleşme’nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.

BÖLÜM II

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

Madde 19 Mahkeme’nin kuruluşu
Bu Sözleşme ve protokollerine, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ca kabul edilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için, aşağıda “Mahkeme” olarak anılacak bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulur. Mahkeme devamlı görev yapar.
Madde 20
Yargıç sayısı
Mahkeme, Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın sayısına eşit sayıda yargıçtan oluşur.
Madde 21
Görev için aranan koşullar
1. Yargıçlar üstün ahlaki vasıflara ve yüksek bir hukuki göreve atanmak için gerekli niteliklere sahip veya ehliyetleriyle tanınmış hukukçu olmalıdırlar.
2. Yargıçlar Mahkeme’ye kendi adlarına katılırlar.
3. Yargıçlar görev süreleri içinde bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve daimi görevin gerekleri ile bağdaşmayan herhangi bir görev üstlenemezler; bu fıkranın uygulanmasından doğan sorunlar Mahkeme tarafından karara bağlanır.
Madde 22
Yargıçların seçimi
1. Yargıçlar, her Yüksek Sözleşmeci Taraf için, o Yüksek Sözleşmeci Taraf tarafından gösterilen ve üç aday içeren bir liste üzerinden Parlamenterler Meclisi tarafından oy çokluğu ile seçilirler.
2. Yeni Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın bu Sözleşme’ye katılmaları halinde Mahkeme’yi tamamlamak ve boşalan üyelikleri doldurmak için aynı usul izlenir.
Madde 23
Görev süreleri
1. Yargıçlar altı yıl için seçilirler. Tekrar seçilmeleri mümkündür. Bununla beraber ilk seçilen yargıçlardan yarısının görev süresi üç yılın sonunda sona erecektir.
2. İlk üç yıllık sürenin sonunda görevleri sona erecek olan üyeler, ilk seçimlerin yapılmasından hemen sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından kura çekmek süretiyle saptanır.
3. Yargıçların imkan ölçüsünde yarısının her üç yılda bir yenilenmesini sağlamak için, Parlamenterler Meclisi bir sonraki seçime geçmeden önce seçilecek yargıçlardan bir veya birkaçının görev süresinin veya sürelerinin üç yıldan az veya dokuz yıldan çok olmamak şartı ile, altı yıl dışında bir süre olmasına karar verebilir.
4. Birden fazla üyenin görev süresinin söz konusu olduğu durumlarda ve Parlamenterler Meclisi’nin yukardaki fıkrayı uygulaması halinde, görev sürelerinin üyelere dağılımı, Genel Sekreter’in seçimden hemen sonra yapacağı kura sonucu belirlenir.
5. Görev süresi bitmemiş bir yargıcın yerine seçilen yargıç, selefinin görev süresini tamamlar.
6. Yargıçların görev süreleri 70 yaşında sona erer.
7. Yargıçlar, yerlerine başkası seçilinceye kadar görev yaparlar. Yerlerine başkası seçildikten sonra da kendilerine havale edilmiş olan davalara bakmaya devam ederler.
Madde 24
Görevden alınma

Bir yargıç ancak, diğer yargıçlar tarafından, artık gerekli koşulları taşımadığına ilişkin üçte iki çoğunluk ile alınacak kararla görevden alınabilir.

Madde 25
Yazı İşleri ve hukukçular
Mahkeme’de, görev ve kuruluşu Mahkeme içtüzüğünde belirlenen bir Yazı İşleri Müdürlüğü bulunur. Mahkeme’ye yazı işlerinde görevli hukukçular yardım eder.
Madde 26
Mahkeme’nin Genel Kurul halinde toplanması
Genel Kurul halinde toplanan Mahkeme,
a) üç yıllık bir süre için başkanını ve bir veya iki başkan yardımcısını seçer, bu kişilerin tekrar seçilmeleri mümkündür;
b) belirli süreler için Daire’ler kurar;
c) Mahkeme, Daire başkanlarını seçer, bu kişilerin tekrar seçilmeleri mümkündür;
d) Mahkeme içtüzüğünü kabul eder;
e) Yazı İşleri Müdürü’nü ve bir veya birden fazla müdür yardımcısını seçer.
Madde 27
Komiteler, Daire’ler ve Büyük Daire
1. Mahkeme, önüne gelen başvuruları incelemek üzere üç yargıçlı komiteler, yedi yargıçlı Daire’ler ve onyedi yargıçlı bir Büyük Daire şeklinde toplanır. Mahkeme’nin Daire’leri belirli bir süre için komiteleri oluşturur.
2. Başvuruya konu olan Taraf Devlet adına seçilmiş yargıç, Daire ve Büyük Daire’de vazifeten yer alır; bu yargıcın yokluğunda veya katılması mümkün olmayan durumlarda, anılan devletin belirleyeceği bir kişi yargıç sıfatıyla Daire ve Büyük Daire’de yer alır.
3. Büyük Daire ayrıca Mahkeme başkanı, başkan yardımcıları, Daire başkanları ve Mahkeme içtüzüğüne göre seçilecek diğer yargıçlardan oluşur. 43. madde uyarınca Büyük Daire’ye sevk edilen başvuruların incelenmesi sırasında, Daire başkanı ve başvuruda konu edilen devletin yargıcı dışında, bu kararı veren Daire yargıçları Büyük Daire’de yer alamazlar.
Madde 28
Komitelerin kabul edilemezlik kararları
Bir Komite, 34. madde uyarınca yapılan kişisel başvurunun daha fazla incelemeyi gerektirmediği hallerde, oybirliği ile kabul edilemezliğine veya kayıttan düşürülmesine karar verebilir. Bu karar kesindir.
Madde 29
Daire’lerin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararları
1. 28. madde çerçevesinde karar verilmediği takdirde, bir Daire, 34. Madde uyarınca yapılan kişisel başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.
2. Bir Daire, 33. madde uyarınca yapılan devlet başvurularının kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.
3. Mahkeme, istisnai hallerde aldığı aksine kararlar hariç, kabul edilebilirlik konusundaki kararları ayrı olarak alır.
Madde 30
Yargılamanın Büyük Daire’ye gönderilmesi
Daire önünde görülen dava, işbu Sözleşme’nin ve protokollerinin yorumu konusunda ciddi sorunlar doğuruyorsa ya da sorunun çözümü Mahkeme tarafından önceden verilmiş bir karar ile çelişme ihtimali taşıyorsa, Daire, hüküm vermediği süre içerisinde ve taraflar itiraz etmedikçe, yargı yetkisinden Büyük Daire lehine vazgeçebilir.
Madde 31
Büyük Daire’nin yetkileri
Büyük Daire,
1. Daireler tarafından 30. madde uyarınca kendisine gönderilen veya 43. madde uyarınca önüne gelen ya da 33. veya 34. maddeler uyarınca yapılan başvuruları ve,
2. 47. maddede öngörülen görüş bildirme taleplerini inceler.
Madde 32
Mahkeme’nin yargı yetkisi
1. Mahkeme’nin yargı yetkisi, 33., 34. ve 37. maddeler uyarınca kendisine intikal eden, işbu Sözleşme’nin ve protokollerinin yorumu ve uygulamasına ilişkin tüm konuları kapsar.
2. Mahkeme’nin yargı yetkisinin olup olmadığı hakkında ihtilaf durumunda, karar Mahkeme’ye aittir.
Madde 33
Devlet başvuruları
Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, işbu Sözleşme ve protokolleri hükümlerine vâki ve kendisinin diğer Yüksek Sözleşmeci Taraf’a isnat edilebileceğine kanaat getirdiği herhangi bir ihlalden dolayı Mahkeme’ye başvurabilir.
Madde 34
Kişisel başvurular
İşbu Sözleşme ve protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.
Madde 35
Kabul edilebilirlik koşulları
1. Uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen prensiplerine göre, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin karardan itibaren altı aylık süre içinde Mahkeme’ye başvurulabilir.
 
2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu aşağıdaki hallerde kabul etmez:
a) Başvuru imzasız ise veya;
b) Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa.
 
3. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu işbu Sözleşme ve protokolleri hükümleri dışında kalmış, açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının suistimali mahiyetinde telakki ettiği takdirde, kabul edilemez bulur.
 
4. Mahkeme işbu maddeye göre kabul edilemez bulduğu her başvuruyu reddeder. Yargılamanın her aşamasında bu karar verilebilir.
Madde 36
Üçüncü tarafın müdahalesi
1. Daire ve Büyük Daire önündeki tüm davalarda, vatandaşlarından birinin başvuran taraf olması halinde, Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yazılı görüş sunma ve duruşmalarda bulunma hakkı vardır.
2. Mahkeme başkanı, adaletin sağlanabilmesi amacıyla, yargılamada taraf olmayan herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ı ya da başvurucu dışında ilgili herhangi bir kişiyi yazılı görüş sunmaya veya duruşmalarda taraf olmaya davet edebilir.
Madde 37
Başvurunun kayıttan düşmesi
1. Yargılamanın herhangi bir aşamasında, Mahkeme, aşağıdaki sonuçlara varılması halinde başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir:
a) Başvuru sahibi başvurusunu takip etme niyetinde değilse veya
b) Sorun çözümlenmişse veya
c) Başka herhangi bir nedenden ötürü, başvurunun incelenmesine devam edilmesi hususunda artık haklı bir gerekçe görmezse.
Ancak işbu Sözleşme ve protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygı esası gerekiyorsa, Mahkeme başvurunun incelemesine devam eder.
 
2. Mahkeme, koşulların haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun yeniden kayda alınmasını kararlaştırabilir.
Madde 38
Davanın incelenmesi ve dostane çözüm süreci
1. Mahkeme, kendisine gelen başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,
a) olayları saptamak amacıyla tarafların temsilcileriyle birlikte başvuruyu incelemeye devam eder ve gerekirse, ilgili devletlerin, etkin olarak yürütülmesi için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacakları bir soruşturma yapar;
b) işbu Sözleşme ve protokollerinde tanımlanan şekliyle insan haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane bir çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara hizmet sunmaya hazır olacaktır.
2. 1.b hükümlerine göre yürütülen usul gizlidir.
Madde 39
Dostane çözüme varılması
Dostane çözüme varılırsa, Mahkeme olaylarla ve varılan çözümle sınırlı kısa bir açıklamayı içeren bir karar vererek başvuruyu kayıttan düşürür.
Madde 40
Duruşmaların kamuya açık olması ve belgelere ulaşabilme
1. Mahkeme istisnai durumlarda aksini kararlaştırmadıkça, duruşmalar kamuya açıktır.
2. Mahkeme başkanı aksine karar vermedikçe, Yazı İşleri Müdürü’ne emanet edilen belgeler kamuya açıktır.
Madde 41
Hakkaniyete uygun tatmin
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.
Madde 42
Dairelerin kararları
Dairelerin kararları, 44. maddenin 2. fıkrası hükümleri uyarınca kesinleşir.
Madde 43
Büyük Daire’ye gönderme
1. Bir Daire kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içinde ve istisnai durumlarda, dava taraflarından her biri davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini isteyebilir.
2. Büyük Daire bünyesinde beş yargıçtan oluşan bir kurul, dava, Sözleşme ve protokollerinin yorumuna ya da uygulanmasına ilişkin ciddi bir sorun doğuruyorsa ya da genel nitelikli ciddi bir konu teşkil ediyorsa, istemi kabul eder.
3. Kurul istemi kabul ederse, Büyük Daire bir hüküm ile davayı sonuçlandırır.
Madde 44
Kesin hükümler
1. Büyük Daire’nin kararı kesindir.
 
2. Bir Daire’nin kararı aşağıdaki durumlarda kesinleşir:
a) Taraflar davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini istemediklerini beyan ederlerse, veya
b) Karardan itibaren üç ay içinde davanın Büyük Daire’ye gönderilmesi istenmezse, veya
c) Kurul 43. maddede öngörülen istemi reddederse.
 
3. Kesin karar yayınlanır.
Madde 45
Hükümlerin ve kararların gerekçeli olması
1. Hükümler ve başvuruların kabul edilebilirliğine veya kabul edilemezliğine ilişkin kararlar gerekçelidir.
2. Hüküm, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtme hakkına sahiptir.
Madde 46
Kararların bağlayıcılığı ve uygulanması
1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
Madde 47
Görüş bildirme
1. Mahkeme, Bakanlar Komitesi’nin istemi üzerine, Sözleşme ve protokollerinin yorumlanması ile ilgili hukuki meseleler üzerinde görüş bildirebilir.
2. Ancak bu görüşler, ne Sözleşme’nin 1. bölümünde ve protokollerinde belirlenen hak ve özgürlüklerin içeriği veya kapsamı ile ilgili sorunlara, ne de Mahkeme veya Bakanlar Komitesi’nin Sözleşme’de öngörülen bir başvuru sonucunda karara bağlamak durumunda kalabileceği diğer sorunlara ilişkin olabilir.
3. Bakanlar Komitesi’nin Mahkeme’den görüş isteme kararı, Komite’ye katılma hakkına sahip temsilcilerin oy çoğunluğuyla alınır.
Madde 48
Mahkeme’nin görüş bildirme yetkisi
Bakanlar Komitesi’nden gelen görüş talebinin, 47. Maddede tanımlandığı biçimiyle Mahkeme’nin yetki alanına girip girmediğini Mahkeme kararlaştırır.
Madde 49
Bildirilen görüşün gerekçeli olması
1. Mahkeme’nin verdiği görüş gerekçelidir.
2. Görüş, tamamen veya kısmen yargıçların oy birliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtme hakkına sahiptir.
3. Mahkeme’nin verdiği görüş Bakanlar Komitesi’ne bildirilir.
Madde 50
Mahkeme’nin masrafları
Mahkeme’nin masrafları, Avrupa Konseyi tarafından karşılanır.
Madde 51
Yargıçların ayrıcalık ve dokunulmazlıkları
Yargıçlar vazifelerinin ifasında Avrupa Konseyi Statüsü’nün 40. maddesinde ve bu madde uyarınca akdedilen anlaşmalarda öngörülen ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.
BÖLÜM III ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
Madde 52
Genel Sekreter tarafından yapılan incelemeler
Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin istemesi üzerine, bu Sözleşme’nin bütün hükümlerinin fiilen uygulanmasının kendi iç hukukunca nasıl sağlandığı konusunda açıklamalarda bulunur.
Madde 53
Tanınan insan haklarının korunması
Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme’ye göre tanınabilecek insan haklarını ve temel özgürlükleri sınırlayamaz veya onlara aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz.
Madde 54
Bakanlar Komitesi’nin yetkileri
Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, Avrupa Konseyi Statüsü’nün Bakanlar Komitesi’ne tanıdığı yetkileri olumsuz yönde etkilemez.
Madde 55
Diğer çözüm yollarının dışlanması
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Sözleşme’nin yorum veya uygulamasından doğan bir anlaşmazlığı, başvuru yoluyla bu Sözleşme’de öngörülenlerin dışında bir çözüme bağlamak hususunda aralarında mevcut anlaşma, sözleşme veya bildirilerden, özel uzlaşma halleri dışında yararlanmaktan karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul ederler.
Madde 56
Ülkesel uygulama
1.Her devlet, onaylama sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir bildirimle bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu bulunduğu bütün ülkelere veya bunlardan herhangi birine, işbu maddenin 4. fıkrası saklı kalmak kaydıyla, uygulanacağını beyan edebilir.
2. Sözleşme, bildirimde belirtilen ülke veya ülkelerde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin bu bildirimi aldığı tarihten itibaren otuz gün sonra uygulamaya konur.
3. Bu Sözleşme’nin hükümleri sözü geçen ülkelerde yerel şartlar dikkate alınarak uygulanır.
4. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirimde bulunmuş olan her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, bildiriminde belirtmiş olduğu ülke veya ülkelerdeki gerçek kişilerin, hükümet dışı kuruluşların veya kişi gruplarının başvuruları konusunda bu Sözleşme’nin 34. Maddesine uygun olarak Mahkeme’nin yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
Madde 57
Çekinceler
1. Bu Sözleşme’nin imzası ve onaylama belgesinin sunulması sırasında her devlet, Sözleşme’nin belirli bir hükmü hakkında, o sırada kendi ülkesinde yürürlükte olan bir yasa bu hükme uygun olmadığı ölçüde, bir çekince kaydı koyabilir. Bu madde genel nitelikte çekinceler konmasına izin vermez.
2. Bu maddeye uygun olarak konulacak her çekince, sözü edilen yasanın kısa bir açıklamasını içerir.
Madde 58
Feshi ihbar
1. Bir Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’yi ancak Sözleşme’ye taraf olduğu tarihten itibaren geçecek beş yıllık bir süre sonunda ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne altı ay önceden haber verilecek bir ihbarla feshedebilir. Genel Sekreter bunu, diğer Yüksek Sözleşmeci Taraflar’a bildirir.
2. Bu fesih işlemi, feshin geçerli sayıldığı tarihten önce işlenmiş ve yükümlülüklerin ihlali niteliğinde sayılabilecek olan bir fiil dolayısıyla, ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinden kurtulması sonucunu doğurmaz.
3. Aynı şartlarla, Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’ye de taraf olmaktan çıkar.
4. Sözleşme, 56. madde gereğince uygulanacağı beyan edilmiş olan ülkelerle ilgili olarak, yukarıdaki fıkraların hükümleri uyarınca feshedilebilir.
Madde 59
İmza ve onay
1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Sözleşme onaylanacaktır. Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecektir.
2. Bu Sözleşme, on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir.
3. Sözleşme’yi daha sonra onaylayacak olan imzacılar için Sözleşme, onaylama belgesinin verilmesinden itibaren yürürlüğe girecektir.
4. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiğini, Sözleşme’yi onaylayan Yüksek Sözleşmeci Taraflar’ın adlarını ve daha sonra gelecek olan onaylama belgelerinin verilişini bütün Avrupa Konseyi üyelerine bildirecektir.
 
Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 4 Kasım 1950’de Roma’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol Paris, 20 Mart 1952

Bu Protokol’ü imzalayan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler, Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imza edilmiş bulunan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) birinci bölümünde belirtilenler dışında bazı hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Mülkiyetin korunması

Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.

Madde 2
Eğitim hakkı

Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.

Madde 3
Serbest seçim hakkı

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.

Madde 4
Ülkesel uygulama

Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Protokol’ün imzası veya onaylanması sırasında ya da daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ve sözü geçen bildirimde belirttiği ülkelerde bu Protokol hükümlerinin ne ölçüde uygulanacağını taahhüt ettiğini açıklayabilir.

Yukarıdaki fıkra uyarınca bir bildirimde bulunmuş olan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, zaman zaman yapacağı yeni bildirimlerle daha önceki beyanlarının koşullarını değiştirebilir veya bu Protokol hükümlerinin bu tür herhangi bir ülkede uygulanmasına son verildiğini bildirebilir.

Bu madde uyarınca yapılmış olan bir bildirim, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yapılmış sayılır.

Madde 5
Sözleşme ile bağlantı

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Protokol’ün 1, 2, 3 ve 4. Maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.

Madde 6 İmza ve onay

Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi Üyeleri’nin imzalarına açıktır. Bu Protokol, Sözleşme ile birlikte veya ondan sonra onaylanacaktır. Protokol on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir. Daha sonra onaylayan imzacı devletler bakımından Protokol, onaylama belgesinin verildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecek, o da onaylayan devletlerin adlarını bütün üyelerine bildirecektir.

Bu Protokol, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 20 Mart 1952’de Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile bu Sözleşme’ye ek birinci Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve özgürlükler tanıyan Protokol No. 4 Strasburg, 16.IX.1963

Bu Protokol’ü imzalayan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler, Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imza edilmiş bulunan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) birinci bölümünde ve 20 Mart 1952 tarihinde Paris’te imzalanmış olan Sözleşme’ye Ek Birinci Protokol’ün 1, 2 ve 3. maddelerinde tanınmış bulunanlardan başka bazı hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılma yasağı

Hiç kimse, yalnızca akdî ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Madde 2
Serbest dolaşım özgürlüğü

1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbetçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir.

2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.

3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.

4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde, yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği sınırlamalara tabi tutulabilir.

Madde 3
Vatandaşların sınır dışı edilmeleri yasağı

1. Hiç kimse, tek başına ya da toplu olarak, uyruğu bulunduğu devletin ülkesinden sınır dışı edilemez.

2. Hiç kimse, uyruğunda bulunduğu devletin ülkesine girme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 4
Yabancıların topluca sınır dışı edilmeleri yasağı

Yabancıların toplu olarak sınır dışı edilmesi yasaktır.

Madde 5
Ülkesel uygulama

1. Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Protokol’ün imzalanması veya onaylanması sırasında ya da daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslar arası ilişkilerinden sorumlu olduğu ve sözü geçen bildirimde belirttiği ülkelerde bu Protokol hükümlerinin ne ölçüde uygulanacağını taahhüt ettiğini açıklayabilir.

2. Yukarıdaki fıkra uyarınca bir bildirimde bulunmuş olan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, zaman zaman yapacağı yeni bildirimlerle, daha önceki beyanlarının koşullarını değiştirebilir veya bu Protokol hükümlerinin bu tür herhangi bir ülkede uygulanmasına son verildiğini bildirebilir.
3. Bu madde uyarınca yapılmış olan bir bildirim, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yapılmış sayılır.

4. Onaylama veya kabul sonucunda bu Protokol’ün uygulandığı herhangi bir devletin ülkesi ve bu madde uyarınca sözü geçen devlet tarafından yapılmış bildirime göre bu Protokol’ün uygulandığı ülkelerin her biri, 2. ve 3. maddelerde sözü edilen devlet ülkesi deyimi bakımından ayrı ayrı ülkeler olarak kabul edilir.

5 . Bu maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her devlet, sonradan her zaman bu beyanın ilgili olduğu ülke veya ülkeler lehine, Mahkeme’nin, işbu Protokol’ün 1, 2, 3 ve 4. maddelerinden herhangi birine ya da hepsine ilişkin olarak her gerçek kişiden, hükümet dışı her kuruluştan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.

Madde 6
Sözleşme ile bağlantı

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.

Madde 7
İmza ve onay

1. Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Bu Protokol, Sözleşme ile birlikte veya ondan sonra onaylanacaktır. Protokol beş onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir. Daha sonra onaylayan imzacı devletler bakımından Protokol, onaylama belgesinin verildiği tarihten itibaren yürürlüğe girer.

2. Onaylama belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecek, o da onaylayan devletlerin adlarını bütün üyelere bildirecektir.

Bu Protokol, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 20 Mart 1952’de Paris’te düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

Bu Protokol, imza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 16 Eylül 1963’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek, ölüm cezasının kaldırılmasına dair Protokol No. 6 Strasburg, 28.IV.1983

Roma’da 4 Kasım 1950’de imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi (aşağıda “Sözleşme” diye anılmıştır) imzalayan Avrupa Konseyi üyesi devletler, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin birçoğunda yer alan gelişmelerin ölüm cezasının kaldırılması yolunda genel bir eğilimi ifade ettiğini göz önünde bulundurarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Ölüm cezasının kaldırılması

Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam
edilemez.

Madde 2
Savaş zamanında ölüm cezası

Bir devlet, yasalarında savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını öngörebilir; bu ceza ancak yasanın belirlediği hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabilir. İlgili devlet, söz konusu yasanın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.

Madde 3
Askıya alma yasağı

Sözleşme’nin 15. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleri ihlal edilemez.

Madde 4
Çekince koyma yasağı

Sözleşme’nin 57. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.

Madde 5
Ülkesel uygulama

1. Her devlet, imza sırasında veya onaylama, kabul ya da katılma belgesinin verilmesi sırasında, bu Protokol’ün uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirleyebilir.

2. Her devlet, daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle belirteceği başka herhangi bir ülkenin bu Protokol’ün uygulanma kapsamına alınmış olduğunu beyan edebilir. Bu ülke bakımından Protokol, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınışını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan her bildirim, Genel Sekreter’e gönderilecek bir ihbarla, bildirimde belirtilen ülkeyle ilgili olarak geri alınabilir. Geri alma, Genel Sekreter’in ihbarı alışını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 6
Sözleşme ile bağlantı

Taraf Devletler bu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.

Madde 7
İmza ve onay

Bu Protokol, Sözleşme’yi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalarına açıktır. Protokol, onaylama, kabul veya uygun bulmaya sunulacaktır. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet, aynı zamanda veya daha önceden Sözleşme’yi onaylamadıkça, bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun bulamaz. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilir.

Madde 8
Yürürlüğe giriş

Bu Protokol, beş Avrupa Konseyi üyesi devletin 7. madde hükümleri uyarınca Protokol’le bağlanma hususundaki rızalarını bildirdikleri tarihi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 9
Saklama işlevleri

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) her imzalamayı,

b) her onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin verilişini,

c) 5 ve 8. maddeler uyarınca bu Protokol’ün her yürürlüğe giriş tarihini,

d) bu Protokol’e ilişkin başka her türlü işlem, ihbar veya bildirimi

Konsey üyesi devletlere bildirir.

Bu Protokol,
İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 28 Nisan 1983’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek 7 Numaralı Protokol Strasburg, 22.XI.1984

4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme (bundan böyle “Sözleşme” diye anılmıştır) yoluyla belirli hak ve özgürlüklerin ortak güvenceye bağlanmasını sağlamak için daha ileri adımlar atmayı kararlaştıran ve burada imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi ülkeler,Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Yabancıların sınır dışı edilmelerine ilişkin usuli güvenceler

1. Bir devletin ülkesinde kurallara uygun olarak ikamet eden bir yabancı, yasaya uygun şekilde verilmiş bir kararın uygulanması dışında sınır dışı edilemez ve bu durumda bir kimse,

a) sınır dışı edilmesine karşı gerekçeler öne sürebilme,

b) durumunu yeniden inceletme,

c) yukarıdaki amaçlarla, yetkili bir merci önünde veya bu merci tarafından tayin edilecek biri ya da birileri önünde kendini temsil ettirme hakkını haiz olacaktır.

2. Sınır dışı edilmenin kamu düzeni yararı ya da ulusal güvenlik nedenleri açısından gerektiği hallerde, bir yabancı yukarıdaki 1. maddenin a, b ve c bentlerinde öngörülen haklarını kullanmadan sınır dışı edilebilir.

Madde 2
Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı

1. Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.

2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir.

Madde 3
Adli hata halinde tazminat hakkı

Bir kişinin, kesin bir kararla cezai bir suçtan mahkum edilmesi ve sonradan yeni veya yakın zamanda keşfedilmiş bir delilin kesinlikle yanlış bir adalet uygulaması olduğunu göstermesi veya kişinin affedilmesi nedeniyle cezai kararın iptal edilmesi halinde, bilinmeyen delilin açıklanmamış olmasının tamamen veya kısmen o kişiye
atfedildiğinin ispatlandığı haller dışında, böyle bir mahkumiyet sonucunda cezaya maruz kalan kişi, ilgili devletin yasası ve uygulamasına göre tazmin edilecektir.

Madde 4 Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı

1. Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez.

2. Yukarıdaki fıkra hükümleri, yeni veya yakın zamanda ortaya çıkarılan delillerin veya önceki muamelelerde davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı durumunda, ilgili devletin ceza yargılaması usulü ve yasasına uygun olarak davanın yeniden açılmasını engellemez.

3. Sözleşme’nin 15. maddesi çerçevesinde bu madde ile derpiş olunan yükümlülüklere aykırı hiçbir tedbir alınamaz.

Madde 5 Eşler arasında eşitlik

Eşler evlilikte, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda, kendi aralarında ve çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar. Bu madde devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarını engellemez.

Madde 6
Ülkesel uygulama

1. Her devlet imzalama veya onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında bu Protokol’ün uygulanacağı toprak ya da toprakları belirtir ve bu toprak veya topraklara uygulayacağı işbu Protokol hükümlerini ne ölçüde yükümlendiğini ifade eder.

2. Her devlet daha sonraki herhangi bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben yapacağı bir beyanla, bu Protokol’ün uygulanmasını, beyanda belirtilen herhangi diğer bir toprağa da genişletebilir. Bu durumdaki bir toprak bakımından, Protokol, Genel Sekreter’in böyle bir beyanı teslim aldığı tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan herhangi bir beyan, böyle bir beyanda belirtilen toprak açısından, Genel Sekreter’e hitaben yapılan bir bildirim ile geri alınabilir veya değiştirilebilir. Geri alma veya değiştirme, bildirimin Genel Sekreter’e tesliminden sonraki iki aylık sürenin bitimini izleyen ay başında yürürlüğe girer.

4. Bu madde uyarınca yapılan beyan, Sözleşme’nin 56. maddesinin 1. fıkrası uygun olarak yapılmış sayılır.

5. Onaylama, kabul ya da uygun bulma işlemi sonucu bu Protokol’ün uygulanacağı herhangi bir devlet toprağı ve bu madde uyarınca o devlet tarafından yapılan beyana binaen bu Protokol’ün uygulanacağı topraklardan her biri, 1. maddede atıfta bulunulan anlamıyla bir devletin ülkesinden ayrı topraklar olarak mütalaa edilebilir.

6. Bu maddenin 1. ve 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her devlet, sonradan her zaman bu beyanın ilgili olduğu ülke veya ülkeler lehine, Mahkeme’nin, işbu Protokol’ün 1’den 5’e kadar olan maddelerinden herhangi birine ya da hepsine ilişkin olarak her gerçek kişiden, hükümet dışı her kuruluştan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.

Madde 7
Sözleşme ile bağlantı

Taraf devletler, bu Protokol’ün 1’den 6’ya kadar olan maddelerini Sözleşme’nin ek maddeleri olarak değerlendireceklerdir ve Sözleşme’nin tüm hükümleri buna göre uygulanacaktır.

Madde 8
İmza ve onay

Bu Protokol, Sözleşme’yi imza eden Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açıktır. Bu Protokol onaylama, kabul ya da uygun bulma ile yürürlüğe girecektir. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet aynı anda ya da daha önceden Sözleşme’yi onaylamadan bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez ya da uygun bulamaz. Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Madde 9
Yürürlüğe giriş

1. Bu Protokol, Avrupa Konseyi üyesi yedi devletin 8. madde hükümlerine uygun bir şekilde bu Protokol’e bağlı kalacaklarını ifade ettikleri tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

2. Herhangi bir üye devletin sonradan bu Protokol’e katılması durumunda, Protokol, o devlet açısından onaylama, kabul ya da uygun bulma belgesinin tevdi edildiği tarihten itibaren iki aylık bir sürenin bitişini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 10
Saklama işlevleri

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) her imzalamayı,

b) onay, kabul veya uygun bir şekilde bu Protokol’ün yürürlülük kazanacağı her tarihi,

c) 6. ve 9. maddelere uygun bir şekilde bu Protokol’ün yürürlülüğe gireceği her tarihi,

d) bu Protokol ile ilgili her türlü başka işlemi, bildirimi ya da beyanı,

Konsey üyesi devletlere bildirir.

Bu Protokol,

İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 22 Kasım 1984’te Strasburg’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.

İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek 12 Numaralı Protokol Roma, 4.XI.2000

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,Tüm insanların hukuk ön& uum ;nde eşit oldukları ve hukuk tarafından eşit derecede korunma hakkına sahip oldukları temel ilkesinden hareketle;

Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanmış olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (aşağıda “Sözleşme” olarak anılacaktır.) çerçevesinde, ayrımcılığın genel olarak yasaklanmasının topluca uygulanması yoluyla herkesin eşit olduğunun vurgulanması için gerekli tedbirleri almayı kararlaştırarak;

Ayrımcılık yapılmaması ilkesinin, Taraf Devletleri, tam ve etkin bir eşitlik sağlamak amacıyla objektif ve makul gerekçelere dayanan tedbirler almaktan al koymadığını vurgulayarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Ayrımcılığın genel olarak yasaklanması

1. Hukuken temin edilmiş olan tüm haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal ve sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi bir diğer statü bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.

2. Hiç kimse, 1. paragrafta belirtildiği şekilde hiçbir gerekçeyle, hiçbir kamu makamı tarafından ayrımcılığa maruz bırakılamaz.

Madde 2
Ülkesel uygulama

1. Her Devlet imzalama veya onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında bu Protokol’ün uygulanacağı toprak ya da toprakları belirtir.

2. Her Devlet daha sonraki herhangi bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben bulunacağı bir beyanla, bu Protokol’ün uygulanmasını, işbu beyanda belirtilen diğer bir toprağa genişletebilir. Bu durumda, Protokol, Genel Sekreter’in böyle bir beyanı teslim aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü belirtilen toprak bakımından yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca bulunulan herhangi bir beyan, böyle bir beyanda belirtilen toprak açısından, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne hitaben yapılan bir bildirim ile geri alınabilir veya değiştirilebilir. Geri alma ve değiştirme, Genel Sekreter’in bu bildirimi teslim aldığı tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

4. Bu madde uyarınca bulunulan bir beyan, Sözleşme’nin 56. Maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak gerçekleştirilmiş sayılır.

5. Bu Madde’nin 1. veya 2. fıkraları uyarınca beyanda bulunan her Devlet, daha sonraki herhangi bir tarihte, bu beyanda belirtilen ülke veya ülkelerle ilgili olarak, Mahkeme’nin, her gerçek kişiden, sivil toplum kuruluşundan veya her kişi grubundan Sözleşme’nin 34. Maddesine göre ve işbu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvuruları alma yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.

İnsan Hakları Ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ek, ölüm cezasının her durumda kaldırılmasına dair 13 Numaralı Protokol Vilnius, 3.V.2002

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,

Demokratik bir toplumda herkesin yaşama hakkının temel bir değer olduğu ve ölüm cezasının kaldırılmasının bu hakkın korunmasında ve tüm insanların sahip olduğu onurun tanınmasında büyük önem taşıdığı inancıyla;

Roma’da 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (aşağıda “Sözleşme” olarak anılacaktır.) teminat altına aldığı yaş ma hakkının korunmasını pekiştirmek dileğiyle;

Strazburg’da 28 Nisan 1983 tarihinde imzalanan Sözleşme’ye Ek, Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair 6 Numaralı Protokol’ün savaş ya da yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için verilen ölüm cezalarını Sözleşme dışı tuttuğunu göz önünde bulundurarak;

Ölüm cezasını her tür durumda kaldırmak için son adımı atmaya karar vererek,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Madde 1
Ölüm cezasının kaldırılması

Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.

Madde 2
Askıya alma yasağı

Sözleşme’nin 15. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleri askıya alınamaz.

Madde 3
Çekince koyma yasağı

Sözleşme’nin 57. maddesine dayanılarak bu Protokol’ün hükümleriyle ilgili hiçbir çekince konulamaz.

Madde 4
Ülkesel uygulama

1. Her devlet, imza sırasında veya onaylama, kabul ya da uygun bulma belgesinin verilmesi sırasında, bu Protokol’ün uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirleyebilir.

2. Her devlet, daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle belirteceği başka herhangi bir ülkenin bu Protokol’ün uygulanma kapsamına alınmış olduğunu beyan edebilir. Bu ülke bakımından Protokol, bildirimin Genel Sekreter tarafından teslim alınışından sonra üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılan her bildirim, Genel Sekreter’e gönderilecek bir ihbarla, bildirimde belirtilen ülkeyle ilgili olarak geri çekilebilir ya da değiştirilebilir. Geri çekme ya da değiştirme, ihbarın Genel Sekreter tarafından teslim alınışından sonra üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 5
Sözleşme ile bağlantı

Taraf Devletler bu Protokol’ün 1’den 4’e kadar olan maddelerini Sözleşme’ye ek maddeler olarak kabul ederler ve Sözleşme’nin bütün hükümleri buna göre uygulanır.

Madde 6
İmza ve onay

Bu Protokol, Sözleşme’yi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalarına açıktır. Protokol, onaylama, kabul veya uygun bulmaya sunulacaktır. Avrupa Konseyi üyesi bir devlet, aynı zamanda veya daha önceden Sözleşme’yi onaylamadıkça, bu Protokol’ü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun bulamaz. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilir.

Madde 7
Yürürlüğe giriş

1. Bu Protokol, on Avrupa Konseyi üyesi devletin 6. madde hükümleri uyarınca Protokol’ün bağlayıcı olması hususundaki rızalarını bildirdikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

2. Bu Protokol’le bağlanma hususundaki rızalarını daha sonra bildiren üye Devletler için Protokol, onay, kabul ya da uygun bulma belgesini teslim ettikleri tarihten itibaren üç aylık bir süreyi izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 8
Saklama işlevleri

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) her imzalamayı,

b) her onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin verilişini,

c) bu Protokol’ün 4. ve 7. maddeler uyarınca her yürürlüğe giriş tarihini,

d) bu Protokol’e ilişkin başka her türlü işlem, ihbar veya bildirimi

Konsey üyesi devletlere bildirir.

Bu Protokol,

İmza yetkisini haiz kişilerce imzalanmış olup,

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 3 Mayıs 2002 tarihinde Vilnius’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bu Protokol’ün tasdikli örneklerini imza eden bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere gönderecektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

0

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi) 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmış ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girmiştir.

5 Mayıs 1949 tarihinde 10 Avrupa ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Avrupa Konseyi, insan hakları ve özgürlüklerinin devletlerce korunmasına ve geliştirilmesine vurgu yaparak insan haklarına saygı yükümlülüğünü üyelik koşulu olarak belirtmiştir. Sözleşme bu kapsamda imzalanmıştır.

Sözleşme insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini amaç edinir. AİHS hazırlık aşamasında Avrupa’daki demokratik rejimlerin devam ettirilmesi açısından gerekli olan asgari hak ve özgürlükleri güvenceye alarak işe başlamış, zamanla insan hakları listesini genişletmiştir. AİHS ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan çok sivil ve politik hakların korunmasına öncelik vermiştir. Bu sözleşmeyi sosyal ve ekonomik hakları içeren ‘Avrupa Sosyal Şartı’ izlemiştir. Türkiye 10 Mart 1954’te sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir. AİHS, 45 Avrupa Konseyi üyesi devletin 44’ü tarafından onaylanmıştır.

Sözleşme insan haklarını uluslararası düzeyde güvence altına alır. Sözleşmeyle birlikte bölgesel bir koruma sistemi yaratılmıştır. Sözleşme insan haklarını ulus devletlerin içişleri olmaktan çıkarmakta ve devletlerin işledikleri insan hakları ihlallerinin uluslararası alana taşınmasına imkan tanımaktadır. · Sözleşmenin getirdiği ‘devletler arası başvuru’ ve ‘ bireysel başvuru’ yoluyla sözleşmeye taraf devletler ve bireysel başvuru hakkına sahip olanlar (şahıslar, şahıs toplulukları, STK’lar) sözleşmeye taraf olan bir devlete karşı, sözleşmede bulunan hak ve özgürlükleri ihlal ettiği gerekçesi ile AİHM’de dava açma hakkına sahiptirler. AİHS sadece kendisini onaylayan devletler için bağlayıcıdır. AİHS hukuk tekniği açısından uluslararası bir anlaşmadır ve sözleşmeye taraf olan devletler bakımından bağlayıcı sonuç doğurur. · Sözleşme insan hakları ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bir denetim mekanizması oluşturdu. Denetim sistemi, yürürlüğe giren 11. Protokol ile tek mahkeme sistemine dönüştü. · AİHS, uluslararası alanda insan hak ve özgürlüklerinin korunmasının en önemli hukuksal aracıdır.

Güncel Hukuk Dergisi

0
Güncel Hukuk Dergisi

Güncel Hukuk Dergisi, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Ocak 2004’ten itibaren yayımlanan hakemli hukuk dergisidir. Yayın Yönetmenliğini Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü ise Avukat Fikret İlkiz yürütmüştür.

Dergi 2004 yılı ocak ayından itibaren yayına başlamış, sektörde ve hukuk dergileri arasında kendisine saygın bir yer edinmiştir. Hukuki ve güncel gelişmelerin yanı sıra hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi, edebiyat ve hukuk, insan hakları ve özgürlükler gibi konulara yer veren dergi, akademik içeriği hukukçu olmayan okuyucuların da anlayabileceği bir dille sunmayı amaçlamıştır.

2018’de Doğan Yayın Grubu’ndaki değişikliklerin ardından kapanacağı yönündeki iddialar gündeme gelmiş, ancak yayın iki aylık periyotla devam etmiştir. Ocak-Şubat 2019 tarihli 175. sayısıyla yayın hayatına son veren Güncel Hukuk, 15 yıllık yayın döneminde Türkiye’de hukuk, adalet, hak ve özgürlükler üzerine düzenli yayın yapan önemli hukuk dergilerinden biri olmuştur.

Güncel Hukuk Dergisi’nin Ocak – Şubat 2019 tarihli 175. sayısında Köksal Bayraktar; “Hiçbir zaman bilimsel, tarafsız, objektif, laik, insandan yana, insan sevgisini taşıyan, Atatürkçü çizgimizi kaybetmeden 15 yılın sonuna geldik. Artık Güncel Hukuk perdesi kapanıyor, dergi yayın hayatından ayrılıyor… Bugün, tıpkı oyununu oynayıp bitirmiş oyuncuların perde önünde seyircileri selamladıkları gibi biz de, hukuk piramidi içindeki kural, yasa, karar, içtihat, doktrin adındaki uzun koridorlardan geçip perde önüne çıkan oyuncular gibiyiz… Bizleri seyreden tüm hukuk dünyasını sevgi, saygı ve teşekkürlerimizle selamlıyoruz.” demiştir.

15 yıllık yayın hayatı boyunca Derginin Danışma Kurulu, Prof. Dr. Cemal Bali Akal, Prof. Dr. Teoman Akünal, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Av. Sümer Altay, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Emin Artuk, Prof. Dr. Kerim Atamer, Prof. Dr. Yeşim Atamer, Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Nami Barlas, Prof. Dr. Süheyl Batum, Yrd. Doç. Dr. Leyla Berber Keser, Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu, Prof. Dr. Erdoğan Bülbül, Prof. Dr. Nur Centel, Prof. Dr. Tankut Centel, Av. Nurcan Bayraktar, Prof. Dr. Aysel Çelikel, Av. Hasan Fehmi Demir, Dr. Bumin Doğrusöz, Prof. Dr. Celal Erkut, Prof. Dr. Alper Gümüş, Av. Mehmet Gün, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Av. Tamer Heper, Av. Turgut İnal, Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen, Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu, Av. Osman Kuntman, Av. Şahin Mengü, Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, Av. Dr. Salih Oktar, Prof. Dr. Saibe Oktay, Prof. Dr. Ali Rıza Okur, Doç. Dr. Gül Okutan, Prof. Dr. Erdal Onar, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Prof. Dr. Emre Öktem, Dr. Adil Özkol, Prof. Dr. Bahri Öztürk, Prof. Dr. Türkan Yalçın Sancar, Prof. Dr. Rona Serozan, Av. Rifat Yaşar Sirer, Dr. Ömer Sivrihisarlı, Av. Dr. Selçuk Soybay, Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Prof. Dr. Şükran Şıpka, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Dr. Hıfzı Topuz, Prof. Dr. A. Can Tuncay, Prof. Dr. İlhan Ulusan, Prof. Dr. Bilge Umar, Yrd. Doç. Dr. Av. Uğur Uruşak, Prof. Dr. Oktay Uygun, Prof. Dr. Samim Ünan, Prof. Dr. Hakan Üzeltürk, Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, Prof. Dr. Yıldızhan Yayla, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu ve Av. Şehnaz Yüzer’den oluşmuştur.

http://www.guncelhukuk.com.tr
Trump Towers Kule 2 Kat 21-23, 34387 Şişli – İstanbul
Tel: 0 212 410 35 34 – 0 212 410 35 35 – 0212 410 35 40
Fax: 0 212 410 35 31

Dünya Barış Günü İlanı – 21 Eylül

0

Dünya Barış Günü, BM Genel Kurulu’nun 7 Eylül 2001 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.

Dünya Barış Günü, Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC hariç tüm dünyada 21 Eylül tarihinde kutlanmaktadır.

T.C. ve KKTC 1 Eylül gününü barış günü (the International Day of Peace), olarak kabul etmektedir.

BM Kararı, Dr. Fehmi Kerem Bilgin tarafından 2024 yılı Eylül ayında Türkçe’ye kazandırılmıştır.

 

Dünya Barış Günü İlanı – 7 Eylül 2001

 

Elli beşinci birleşim

Gündem maddesi 33

00 57607

Genel Kurul tarafından kabul edilen karar [Ana Komiteye atıfta bulunulmadan (A/55/L.95 ve Add.1)]

55/282. Uluslararası Barış Günü

Genel Kurul,

Genel Kurulun düzenli oturumlarının açılış günü olan Eylül ayının üçüncü Salı gününün resmen Uluslararası Barış Günü olarak ilan edileceğini ve kutlanacağını ve tüm uluslar ve halklar bünyesinde ve arasında barış ideallerini anmaya ve güçlendirmeye adanacağını beyan ettiği 30 Kasım 1981 tarihli ve 36/67 sayılı kararını hatırlatarak;

3 Kasım 2000 tarihli ve 55/14 sayılı karar dahil olmak üzere diğer ilgili kararlarını da hatırlatarak;

Uluslararası Barış Gününün kutlanmasının ve anılmasının barış ideallerini güçlendirmede ve gerginlikleri ve çatışma nedenlerini hafifletmede yaptığı katkıyı tekrar teyit ederek;

Dünya çapında şiddet ve çatışmanın sona ermesi için sunduğu eşsiz fırsatı ve Uluslararası Barış Gününün küresel topluluk bünyesinde mümkün olan en geniş farkındalığının ve kutlanmasının sağlanmasının ilgili önemini telakki ederek;

Uluslararası Barış Gününün hedeflerine dikkat çekmeyi ve dolayısıyla her yıl kutlanması için Genel Kurulun düzenli birleşimlerinin açılış gününden ayrı bir tarih belirlemeyi arzu ederek;

    1. Bu tarih barışın kutlanması ve kutlanması için tüm halkların dikkatine sunulmak üzere, Genel Kurulun elli yedinci oturumundan itibaren Uluslararası Barış Gününün her yıl 21 Eylülde kutlanmasına karar verir;
    1. Uluslararası Barış Gününün bundan böyle bir küresel ateşkes ve şiddetsizlik günü, tüm uluslara ve halklara Gün boyunca muhasamatın kesilmesine riayet etmeye bir dâvet olarak kutlanacağını beyan eder;
    1. Tüm Üye Devletleri, Birleşmiş Milletler sistemi örgütlerini, bölgesel ve hükümet dışı örgütleri ve bireyleri, eğitim ve kamuoyu farkındalığı vâsıtasıyla dâhil olmak üzere, münâsip sûrette Uluslararası Barış Gününü anmaya ve küresel ateşkesin tesisinde Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapmaya dâvet eder.
  1. tümel toplantı

7 Eylül 2001

 

Dünya Barış Günü

 

the International Day of Peace

Fifty-fifth session

Agenda item 33

00 57607

Resolution adopted by the General Assembly [without reference to a Main Committee (A/55/L.95 and Add.1)]

55/282. International Day of Peace

The General Assembly,

Recalling its resolution 36/67 of 30 November 1981, by which it declared that the third Tuesday of September, the opening day of the regular sessions of the General Assembly, shall be officially proclaimed and observed as International Day of Peace and shall be devoted to commemorating and strengthening the ideals of peace both within and among all nations and peoples,

Recalling also its other relevant resolutions, including resolution 55/14 of 3 November 2000,

Reaffirming the contribution that the observance and celebration of the International Day of Peace makes in strengthening the ideals of peace and alleviating tensions and causes of conflict,

Considering the unique opportunity it offers for a cessation of violence and conflict throughout the world, and the related importance of achieving the broadest possible awareness and observance of the International Day of Peace among the global community,

Desiring to draw attention to the objectives of the International Day of Peace, and therefore to fix a date for its observance each year that is separate from the opening day of the regular sessions of the General Assembly,

  1. Decides that, with effect from the fifty-seventh session of the General Assembly, the International Day of Peace shall be observed on 21 September each year, with this date to be brought to the attention of all people for the celebration and observance of peace;
  1. Declares that the International Day of Peace shall henceforth be observed as a day of global ceasefire and non-violence, an invitation to all nations and people to honour a cessation of hostilities for the duration of the Day;
  1. Invites all Member States, organizations of the United Nations system, regional and non-governmental organizations and individuals to commemorate, in an appropriate manner, the International Day of Peace, including through education and public awareness, and to cooperate with the United Nations in the establishment of the global ceasefire.

111th plenary meeting

7 September 2001

Türkiye Bankalar Birliği Bankacılık Etik İlkeleri

0

Türkiye Bankalar Birliği Bankacılık Etik İlkeleri, 5411 Sayılı Bankacılık Kanununun Etik İlkeler başlıklı 75. maddesinde öngörülen ilkelerin tespit edilmesini temin etmek üzere Türkiye Bankalar Birliği Bankacılık Etik İlkeleri esas alınarak hazırlanmış ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun onayına sunulmuştur.

Bankacılık Etik İlkeleri, kurumun 15 Haziran 2006 tarihli ve 1904 sayılı kararı ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bankacılık Sektöründe Uygulanacak Etik İlkelerde Yapılan Değişiklik

Bankacılık Etik İlkeleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 19 Haziran 2014 Tarih ve 5903 sayılı Kararı ile değiştirilmiştir. Değiştirilen merin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu’nun 20 Ağustos 2014 tarihli Kararı ile kabul edilmiştir.

Yapılan değişiklikle, Bankacılık Sektöründe uygulanacak Etik Kurallara ilişkin ilkeler, “bankacılık mesleğine ve sektörüne duyulan güvenin daha da güçlendirilmesi, sektörün paydaşlarıyla ilişkilerinin geliştirilmesi ve teknolojik gelişmelerin dikkate alınması” amacıyla güncellenmiştir. Güncellenen Etik İlkeler ile, rekabet hukukunun gözetilmesi ve bankaların etik ilkelere uymaması halinde cezai yaptırım uygulanması kararlaştırılmıştır.

Türkiye Bankalar Birliği Bankacılık Etik İlkeleri
I- Giriş

Etik, bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaki açıdan araştıran ölçüler bütünüdür.

Meslek etiği, meslek grubunu oluşturan bireylerin kendi aralarında ve toplum ile olan ilişkilerini düzenlerken; örgütsel etik, örgütün içinden ve dışından kaynaklanan sorunların çözümünde belirli kurallar getirerek örgüt içi davranış kültürünü tanımlar.

Toplumda fon arz eden ve fon talep eden taraflar arasında birleştiricilik ve aracılık rolü oynayarak yatırım ve tasarruf işlevlerini gerçekleştiren bankaların aynı zamanda karlılık ve verimlilik ilkelerini amaç edinmiş olmaları; mesleki ve örgütsel alanda etik ilkelerine bağlı olarak çalışmaları zorunluluğunu getirmektedir.

Bankacılık sisteminin büyütülmesi, bankacılık hizmet kalitesinin artırılması, kaynakların en iyi şekilde kullanılması, bankalar arasında adil ve dürüst rekabet ortamının sağlanması; haksız rekabetin önlenmesi amaçlarından yola çıkarak, bankaların gerek kendi aralarında ve diğer kurumlarla, gerekse müşterileri, hissedarları ve çalışanları ile olan ilişkilerini işbu Etik İlkelere uygun şekilde düzenlemesi gerekmektedir.

….Devamını PDF olarak okuyabilirsiniz

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

2 Eylül – Hukuk Takvimi

0
2 Eylül - Hukuk Takvimi
2 Eylül - Hukuk Takvimi

2 Eylül – Hukuk Takvimi

1812  Yeni Zelandalı siyasetçi ve  devlet adamı William Fox doğdu. (Ölümü: 23 Haziran 1893)Durham School ve Wadham College’i bitirdikten sonra Oxford’da hukuk okudu ve avukat oldu. Yeni Zelanda’nın İngiltere’den özerkliğini artırma çalışmalarında bulundu ve 1951’de Londra’da yatığı temaslar sonuç verdi. Ülkeye yönetsel özerklik verilmesi yolundaki çabalarıyla Yeni Zelanda’yı iç işlerinde bağımsız kılan 1852 Anayasası’nın biçimlenmesine katkıda bulundu ve 20 Mayıs 1856  ile 8 Nisan 1873 arasında dört dönem başbakanlık yaptı.
1826

Osmanlı Devletinde Zabıta Teşkilâtı kuruldu.

1862  Leh avukat ve politikacı Stanisław Narutowicz doğdu. (Ölümü: 31 Aralık 1932) Kiev Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Polonya öğrenci çevresine katıldı ve bir yer altı sosyalist-devrimci partiye katıldı. 1917 Vilnius Konferansı sırasında birincil hedefinin “Etnik Litvan topraklarında bağımsız bir Litvanya” olduğunu belirtti. Almanya karşıtı bir tutum aldı. Aynı yıl Litvanya Konseyi‘ne katıldı. Litvanya Bağımsızlık Yasası‘nın yirmi imzacısından biri oldu.  31 Aralık 1932’de Kaunas’ta intihar etti. 

Stanisław Narutowicz
1885  ABD’nin Wyoming eyaletine bağlı Rock Springs’de “Rock Springs katliamı” gerçekleşti.  Sendikalaşmaya çalışan 150 beyaz madenci ucuz işgücü olarak kullanılan Çinli maden işçilerine saldırarak 28 işçiyi öldürdü. Rock Springs’te yaklaşık 150 beyaz madenci ve 331 Çinli madenci bulunuyordu. İsyanı izleyen günlerde, Rock Springs’te hayatta kalan Çinli göçmenler bölgeden kaçtılar. ABD ordusu 9 Eylül 1885’te, duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Çinliler geri döndüğünde 78 Çin evinin yandığı görüldü. Olaylardan sonra 16 kişi tutuklandı. 7 Ekim 1885’te tutuklular serbest bırakıldı ve Jüri tarafından suçsuz bulundu. Şiddet olaylarından ötürü hiçbir kişi ya da kişi hüküm giymedi, linç ve katliam cezasız kaldı.

1925  Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ve memurların şapka giymesine karar verildi. Mustafa kemal Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’teki nutkunda türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermişti; “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun 30 Kasım 1925’te çıkarıldı.
1938 

Hatay Millet Meclisi açıldı. Tayfur Sökmen devlet başkanı seçildi. 27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiş ve Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanmıştı.

1944 

Türkiye’deki Alman dışişleri memurları gözaltına alındı

1945  Tokyo Körfezi’ndeki Missouri Zırhlısında, Japonya‘nın teslim antlaşması; (Japanese Instrument of Surrender)  Japon İmparatorluğu ile Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Büyük Britanya, Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, SSCB, Avustralya, Kanada, Fransa, Hollanda Krallığı ve Yeni Zelanda arasında imzalandı. Antlaşma II. Dünya Savaşı’nın sona erdirdi. Japonya’nın yönetimi General Mac Arthur’a devredildi. ABD Başkanı Truman, İkinci Dünya Savaşının sona erdiğini ilan etti. Çatışmalarda 400.000’den fazla Amerikalı ve dünya çapında 65 milyon civarında insan ölmüştü.
1945  Vietnam, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti. Ho Chi Minh yeni kurulan Kuzey Vietnam Cumhuriyeti’nin başkanlığına seçildi. Fransız, Japon ve Amerikan emperyalizmine karşı Vietnam Devrimi’nin önderliğini yapan Ho Chi Minh,  1969 yılında öldü. 
1947  İstanbul Emniyeti Kaçakçılık Bürosu Şefi, işkence suçundan mahkûm oldu. 
1949  Hukukçu, bürokrat, siyasetçi ve akademisyen Mehmet Cemil Bilsel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1879, Şam) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kudüs’te, Evkaf müdürlüğü yaptı ve Selahaddin Eyyubi Külliyesini kurdu. 1908-1914 arasında İstanbul Darülfünunda Devletler Genel Hukuku dersleri verdi. Cumhuriyetin ilk yükseköğrenim kurumu olan Ankara Hukuk Mektebi’ni kurmakla görevli komisyonda “reis vekili” olarak katıldı ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurulmasına önemli katkılarda bulundu. Kurumun ilk dekanı olarak görev yaptı.

1933 yılındaki Üniversite reformundan sonra lağvedilen Darülfünun’un yerine kurulan İstanbul Üniversitesi’nin ilk rektörü Neşet Ömer İrdelp’in istifa etmesi üzerine 1934 yılında İstanbul Üniversitesi rektörü oldu ve 1943’e kadar bu görevi sürdürdü. 1943 yılında Türk Devletler Hukuk Enstitüsü’nü kurdu ve aynı yıl yapılan ara seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Samsun milletvekili olarak TBMM‘ye girdi. İki dönem parlamentoda milletvekili olarak görev yaptı. 1945’te Birleşmiş Milletler Anayasası’nı hazırlama çalışmalarında görev aldı ve ertesi sene Ankara’da kurulan Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nin ilk başkanı oldu. 1948’de Toulouse Üniversitesi tarafından fahri hukuk doktorluğu unvanı verildi. Kapitülasyon,  Cemiyet-i Akvam, Lozan, Dünya Barış Buhranında Boğazlar, Devletler Arasında Münasebet ve Milletlerarası Hava Hukuku isimli eserleri bulunmaktadır.

1959  Basına sansür ve ceza devam etti. Demokrat İzmir gazetesi sorumluları Adnan Düvenci ve Şeref Bakşık on altışar ay hapis cezasına çarptırıldı. Gazete  bir ay süreyle kapatıldı.
1962 Britanyalı siyasetçi ve avukat Keir Starmer, doğdu. Leeds Üniversitesi‘nden Hukuk Lisans derecesi ile mezun oldu.  Oxford Üniversitesi‘nde Medeni Hukuk alanında yüksek lisans derecesi aldı. 2015‘ten beri Holborn ve St Pancras’da  milletvekili olarak, 2020 yılından itibaren İşçi Partisi Lideri olarak görev yapmaktadır.  

1971 Fethullah Gülen dahil 54 sanığın Nurculuk davası İzmir’de başladı. Duruşmalarda Nurculuğu kabul etmeyen Fethullah Gülen 20 Eylül 1972’de 3 yıl hapis cezasına mahkum oldu. Askeri Yargıtay 3.Dairesi’nce 1973’de onaylanan ceza üzerine hapse giren Gülen, 7 ay sonra CHP-MSP koalisyonunun çıkardığı Af Kanunu ile serbest bırakıldı.
1971 TRT eski Dış Haberler Dairesi Müdürü Emil Galip Sandalcı, yayınlanmasında etkin olduğu Dünya Sorunları seçkisinden ötürü, devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif ile yayınlarla sınıf ayrımı yaptığı, gerekçeleriyle tutuklandı; 10 yıla kadar hapsi istendi.
1971 Ödemişli terzi M.Bengi, komünizm propagandası yapmak suçundan Sıkıyönetim Mahkemesi’nce dokuz yıl hapse mahkum edildi.
1976 DİSK ve Dev Maden-Sen üyesi maden işçileri toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle 2 Eylül’de grev başlattı. Grev bin üç yüz gün sonra 26 Ekim 1979’da sonuçlandı.
1976 İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde, Uygarlık Tarihi adlı eserinden dolayı yargılanan Doç. Dr. Server Tanilli için savcılık 20 yıl ceza istedi.

 1982

1980 Askeri Darbesi sonrasında referanduma sunulacak olan yeni Anayasa taslağı Danışma Meclisi’nde görüşülmekte iken Cumhurbaşkanını halkın seçmesi yönündeki önerge reddedildi

 1995 Siyasetçi, avukat ve gazeteci Hıfzı Oğuz Bekata hayatını kaybetti.  (Doğumu: 17 Mart 1911) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942’de İktisat Bakanlığı iş müfettişi ve Sanayi genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. İki dönem Ankara milletvekili ve 27 Mayıs ihtilali sonrası Kurucu Meclis üyesi olarak parlamentoda görev yaptı. 1961 ve 1975’te Ankara senatörü, 1962’de Devlet bakanı, 1963’te İçişleri bakanı oldu. Millî Savunma bakan vekilliği ve hükümet sözcülüğü yaptı. 

1998

PKK tarafından 14 aydır rehin tutulan 8 askeri teslim almak için PKK’nın Zap kampına giden İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal ve daha sonra milletvekili olan Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı İhsan Aslan gözaltına alındı.

2001

Güney Afrika’da toplanan Irkçılık Konferansı’nda 4 bin sivil toplum örgütü (NGO) İsrail’i, savaş suçları, soykırım ve etnik temizliği içeren sistematik ırkçı suçlar işlemekle suçladı.
 2003 Fransa’da okullarda başörtüsü dahil dini simgeleri yasaklayan yasa yürürlüğe girdi.
 2011 Hukukçu Halit Çelenk’in eşi Şekibe (Sayar)Çelenk’e dair anı-biyografi kitabı yayınlandı.
 2011 Türkiye, BM’nin Mavi Marmara Raporunu açıklaması üzerine, İsrail’e karşı 5 maddelik yaptırım kararı aldı.
2018 

Amerikalı aktivist, hayırsever ve yazar Claire Wineland hayatını kaybetti. (Doğumu: 10 Nisan 1997) Kâr amacı gütmeyen ihtiyaç sahibi insanlara sağlık hizmeti sağlayan kuruluş “Claire’s Place Foundation’daki çalışmalarıyla bilinir. Terminal ve kronik hastalığa sahip olan insanlar ile ailelerini destekleme amaçlı organize çalışmalar yaptı. 2 Eylül 2018’de rahatsızlığı nedeniyle 21 yaşında hayatını kaybetti. 

2020  Amerikalı savunma avukatı Irving Kanarek hayatını kaybetti. (Doğumu: 12 Mayıs 1920) Washington Üniversitesi ve Loyola Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1957’de California Barosu’na kabul edildi. Charles Manson ve  Jimmy Lee Smith gibi yüksek profilli sanıkları temsil etmesiyle tanındı. Tate-LaBianca davasının duruşmasında Yargıç Older tarafından mahkemeye itaatsizlikten iki kez hapse atıldı.

Av. R. Erinç Sağkan’ın 2026-2027 Adli Yıl Açılış Konuşması

0
Av. R. Erinç Sağkan’ın 2026-2027 Adli Yıl Açılış Konuşması

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. R. Erinç Sağkan’ın 1 Eylül 2026’da, Yargıtay İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen 2026-2027 Adli Yılı Açılış Töreni’nde  yapmış olduğu konuşmadır.

Sağkan, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, savunma hakkı ve yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş, yargı kararlarının uygulanmasının adaletin temel unsurları olduğunu vurgulamıştır. 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV. R. ERİNÇ SAĞKAN’IN 2026-2027 ADLİ YIL AÇILIŞ TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

Sayın Cumhurbaşkanım,

Sizleri Türkiye Barolar Birliği adına saygıyla selamlıyor; Sayın Yargıtay Başkanımızın, yüksek yargı organlarımızın değerli başkan ve üyelerinin, adaletin ağırlığını ülkenin her köşesinde omuzlayan avukat, hâkim ve savcı meslektaşlarımın, adalet emekçilerinin ve tüm yurttaşlarımızın yeni adli yılını kutluyorum.

Bu adli yıla da maalesef çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın tam ortasında giriyoruz. Böyle bir kuşatılmışlığın içinde ülkemizin bir taraftan savaşların dışında kalarak, çatışmasızlık süreçlerinin ve barış çabalarının önemli aktörlerinden biri olabilmesi, bir taraftan ise insanlığa karşı suçlarda mağdurun yanında yer alarak uluslararası mekanizmaları hayata geçirme çabası, korunması ve dünyanın geri kalanına örnek olması gereken tarihi bir duruştur.

Bununla birlikte devleti güçlü kılan ve toplumu ayakta tutan asli unsur uluslararası alanda olduğu kadar yerelde de “toplumsal bütünleşmenin” tesisi, kendi içindeki ihtilafları hukuk ve demokrasiyle çözebilme kudretidir.

Bugün Türkiye, tam da bu kudretini ortaya koyacağı önemli bir eşiktedir. Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik irade, çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkândır. Zira yaklaşık kırk yıldır devam eden terör süreci, yalnızca şehitlerimiz, gazilerimiz, sivil kayıplarımız gibi korkunç sonuçlarıyla değil, aynı zamanda demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla olumsuz yönde belirleyici olmuştur.

Terörle mücadele gerekçesiyle kamusal yetkiler alabildiğine genişletilmiş, olağanüstü hâllerle başa çıkmanın yöntemleri kurumsallaştırılmış, âdeta olağanlaştırılmıştır. Yine aynı dönemde suç kavramının anlamı da değişmiştir. Siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanları da içine alan çok daha geniş bir “tehdit” ve ”tehlike” anlayışı ceza hukukunun merkezine yerleşmiş, hâliyle olağanüstü önlemler almak ve güç kullanmak da daha kolay meşrulaştırılmıştır.

Tam da bu nedenle, bugün önümüzde duran meselenin silahların susması olarak görüldüğü kadar, demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla tesisi olarak görülmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Evet, siyasi iradeler çatışma süreçlerini sona erdirebilirler, ancak toplumsal bütünleşme ve bunun kalıcı olması, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk düzenini gerektirir.

Toplumsal barışın güçlenmesi ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi hepimizin ortak arzusudur. Böylesine tarihî sonuçlar doğuracak bir sürecin hukuki zemininin de açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve Anayasal ilkelerle uyumlu olması beklenir. Bu sorumlulukla ifade etmek isterim ki, böyle bir düzenlemeyi kalıcı kılacak olan, vaatlerden öte taşıdığı hukukî sağlamlık ve hukuk devleti güvencesidir.

Türkiye Barolar Birliği olarak, Yüce Meclis çatısı altında kurulan komisyonda görüş ve önerilerimizi ifade etme fırsatı bulmuştuk. Bunların bir bölümünün komisyon raporuna da yansıdığını gördük. Bundan sonraki aşamada da, ulus devlet anlayışı ve üniter yapı içerisinde, kalıcı toplumsal bütünleşmenin hukukun güvencesi altında tesisi için bütün kurumsal birikimimizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu önemli belirtmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Dünyanın içinde bulunduğu hâl, yaşanan büyük acılar, savaşlar ve adaletsizlikler, evrensel hukuka bağlılığın samimiyetini her gün yeniden sınamaktayken, insanlığın ortak vicdanının yaralandığı bu dönemde, sınanan yalnızca milyonlarca masum değil; İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden “bir daha asla” sözüyle kurulan uluslararası hukuk düzeninin bizzat kendisidir.

İşte böyle bir dönemde, uluslararası insancıl hukuku ve barışı savunmak ve bu kapsamda etkili rol alabilmek az önce de ifade ettiğim üzere onurlu ve tarih önünde kayda değer bir duruş olmakla birlikte, bu tutum, kendi hukuk sistemimizi tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız bir yapıya büründürmek, evrensel hukuk kurallarına tam riayet ve eksiksiz demokrasiyle anlam kazanır. Çünkü bir devletin dünyaya hukuk adına yükselttiği söz, en büyük gücünü o devletin kendi hukukuna sadakatinden ve demokrasisinin eksiksiz işlemesinden alır.

Bu kapsamda, ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için, bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından hatalı veya hukuka aykırı gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce, kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi, yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içinde tutulduğudur. Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise, bağımsız yargının kararlarına riayettir.

Adalet yargı kararının verilmesiyle değil, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa’nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin devlete yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi hâlde tartışma tek bir yargı kararını aşar; Anayasa’nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır.

Türkiye Barolar Birliği olarak Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna sunduğumuz önerilerin başında da yüksek mahkeme kararlarının etkili ve eksiksiz biçimde uygulanmasını sağlayacak güvencelerin güçlendirilmesi gelmiştir. Bu önerinin Komisyon Raporu’na yansımış olmasını önemli buluyoruz. Ancak hukuk devletinde asıl güvence, bir ilkenin raporlarda kabul edilmesi değil, devletin bütün organları bakımından tereddütsüz biçimde hayata geçirilmesidir. Beklentimiz, ortaya konulan bu iradenin mevzuata ve uygulamaya aynı açıklıkla yansımasıdır.

Hukuk ve yargı sistemimiz bakımından son dönemde en çok öne çıkan bir diğer husus, kişi özgürlüğünü sınırlayan bir ceza muhakemesi işlemi olarak tutuklama tedbirinin ve tutuklamaya alternatif oluşturmak amacıyla düzenlenen bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda yazılı koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde; âdeta birer ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleriyle infazın iç içe geçtiği yönündedir. Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.

Cezaların infazı ise başlı başına büyük bir sorun teşkil etmektedir. Sık değiştirilen mevzuat ve idare gözlem kurullarının objektiflikten uzak kararları mağduriyetler yaratmakta, sistem infazda eşitlik temelinden uzaklaştığı gibi cezalandırmanın en önemli amaçlarından olan caydırıcılık unsuru da etkisizleşmektedir. Vakit geçirilmeksizin infazın temel ilkeleri ve amaçları doğrultusunda insan haysiyetine yakışır, etkili yargısal denetime açık adil bir gözden geçirme mekanizması içeren, herkes için eşit uygulanabilecek ve yaşanan mağduriyetleri de giderecek yeni bir infaz kanunu hayata geçirilmelidir.

Bireylerin, özgürce düşüncelerini açıklayabilmesi ve yayabilmesi anlamında ifade özgürlüğü temel haklardan olup, çekirdek özü her koşulda korunmalıdır. Maalesef ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu’nda “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlığında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek, izin verilen düşünce ve izin verilmeyen düşünce ayrımına işaret etmektedir. Az önce de belirttiğim üzere koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, “tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı” algısı yaratan ve hatalı bir değerlendirme diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bugün Türkiye’de üzerinde ciddiyetle durmamız gereken sorunlardan biri de siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine yaklaşmasıdır. Siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı, yargısal süreçlerin hukuki gerekçelerinden çok siyasi sonuçları üzerinden okunduğu bir iklim, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Yargısal kararların hukuki anlamlarından ziyade; kime yaradığı, kimi etkilediği, hangi siyasi sonucu doğuracağı daha fazla konuşulmaktadır. Böylesi dönemlerde, kararın gerekçesi değil, kararın arkasındaki irade aranmaya başlanmaktadır. İşte yargının araçsallaştığı algısının doğmasına sebebiyet veren uygulamaların demokratik düzene verdiği en ağır zararlardan biri budur.

Yargının itibarı, savunmanın haysiyeti ve yurttaşın adalete güveni aynı zeminde yükselir. Birindeki aşınma diğerlerine de sirayet eder. Yeni adli yılın başında kendimize sormamız gereken, bu güveni hangi sözlerle tarif ettiğimizden çok, onu gündelik hukuk pratiğinde ne ölçüde karşılayabildiğimizdir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bir hukuk düzeninin gücü ve meşruiyeti, vatandaşların o sisteme ve adalete duyduğu güven ile ölçülür. Bu güvenin ilk sınandığı yer ise, adaletin terazisi olduğu kadar aynı zamanda takvimidir. Anayasa’nın 141’nci maddesi, davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargıya bir temenni olarak değil, bir görev olarak yüklemiştir. Ancak geciken adalet sorunumuz her sene dile getirilmekte olsa da artarak devam etmektedir. Bu sorunun çözümünün önleyici hukuk uygulamalarının geliştirilerek yargının iş yükünün azaltılması ile avukatın bilgi ve belgeye erişiminin önündeki engeller kaldırılarak avukata yetki ve sorumluluk tanınmasıyla mümkün olabileceğine dair görüşlerimizi ilgili makamlarla her fırsatta paylaştık.

Özellikle avukatın bilgi ve belgeye erişim hakkını düzenleyen Avukatlık Kanunu‘nun 2’nci maddesi, Kişisel Verileri Koruma Kanunu gerekçe gösterilerek tamamen uygulanamaz hâle getirilmiş olup, mesleğimizi artık icra edilemeyecek duruma getiren bu sorunun çözümü için Adalet Bakanlığıyla yaptığımız ayrıntılı çalışmanın yasalaşması yönündeki beklentimizi buradan da paylaşmak isterim.

Yargının kurucu unsurlarından olan savunma mesleği bağımsız ve güçlü olmadan yargının bağımsızlığından da söz edilemez. Bu bağımsızlığın ve savunmanın etkinliğinin sınandığı hukuka aykırı uygulamalar hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir.

Bunların başında bazı savunma faaliyetlerinin bir suçlama konusuna dönüştürülmesi gelmektedir. Kamuoyunun da yakından takip ettiği birtakım yargısal süreçlerde, avukatların mesleki faaliyetlerinin yeterli ve somut deliller bulunmaksızın suçlamaya dönüştürülmesi ve hukuka aykırı gözaltı işlemi ile tutuklama uygulamaları, avukatlık bürolarında usule aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılması, savunma hakkının çekirdeğine dokunan bir eşiktir. Kanun koyucu büro ve konut aramasını sıkı güvencelere bağlamışken, bu güvencelerin aşındığı her işlem yalnızca avukata değil, yurttaşların savunma hakkına da dokunmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vermektedir. Bu bakımdan meslektaşlarımızın görevlerini baskıdan uzak biçimde yerine getirebilmeleri ve savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi için, avukatı müvekkiliyle özdeşleştiren anlayıştan uzaklaşılmasının, mevzuatımızdaki özel soruşturma usullerine riayet edilmesinin ve Avukatlık Mesleğinin Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne taraf olunması gerekliliğinin altını önemle çizmek isterim.

Avukata yönelen şiddet ise artık münferit olarak görülemeyecek bir yaygınlığa ulaşmıştır. Hemen her gün farklı illerden meslektaşlarımıza yönelen şiddet haberleri gelmektedir. Avukatlar anlaşmazlıkların tarafı olarak görülmekte, şiddete uğramakta ve hatta öldürülmektedir. Bu yıl, 28 Nisan’da Bursa’da Av. Hatice Kocaefe’yi hain bir saldırıda kaybettik. Keza 7 Ocak’ta Yalova’da bir kamu kurumunu temsil ederken görevi başında uğradığı silahlı saldırı sonucu genç meslektaşımız Av. Zekeriya Polat’ı yitirmiştik; huzurlarınızda kendilerini rahmetle anıyorum.

Bu sorunun çözümünde sonuç alınabilmesi, bireysel olarak verdiğimiz mücadelenin ötesinde, bütüncül politikaları gerektirmektedir. Avukata yönelen şiddetin, yurttaşların savunma hakkına ve yargının işleyişine de yöneldiği göz önüne alındığında, caydırıcı yaptırımlarla karşılanması ve önleyici mekanizmalara ilişkin olarak Adalet Bakanlığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz önerilerin sadece mesleki bir talep değil, doğrudan adalete erişimle ilgili olduğu da değerlendirilmeli, önerilerimiz gecikmeden hayata geçirilmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Konuşmamın bu noktasında biraz da savunmanın imkânlarından bahsetmek istiyorum. Çünkü bağımsızlık aynı zamanda mesleği yaşatacak ve onuruyla yapabilecek koşullara sahip olmayı da gerektirir. Avukatın ekonomik bağımsızlığı ve mesleki güvenceleri, savunma hakkının etkin kullanımını belirleyen asli unsurlardır.

Hukuk fakültesi ve mezunu sayısındaki orantısız artışın yarattığı gerek nitelik gerekse nicelik sorununa dair son dönemde atılan adımları memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Birliğimizin ve Baroların önerileri, fikr-i takip konusundaki yaklaşımları, siyasi iradenin ise kararlı tutumu sonucunda, lisans düzeyindeki hukuk öğrenimi alanında büyük bir dönüşüm hatta “sessiz bir devrim” gerçekleşmiştir. 2022’den itibaren yeni bir hukuk fakültesi açılmamasıyla gösterilmeye başlanan irade; ikinci öğretimlerin, adalet meslek yüksekokullarının kapatılması ve Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın uygulanmasıyla devam etmiş; hukuk fakülteleri için başarı sıralamasının yüz bine yükseltilmesi ve kontenjanların önemli ölçüde sınırlandırılmasıyla gözle görülür sonuçlar üretmeye başlamıştır. Önceki yıllarda on altı binlerde seyreden hukuk fakültesi kontenjanları sekiz binler düzeyine indirilmiştir.

Bu tablo yalnızca avukatlık mesleğinin geleceği için değil, hukuk düzenimizin tamamı açısından olumlu etkiler yaratacaktır. Bunu önümüzdeki yıllarda daha da net göreceğimize inanıyoruz. Bu önemli adımlar nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve emek verenlere içtenlikle teşekkür etmeyi borç biliyoruz.

Öte yandan, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak elli bine yükseltilmesi ve hukuk fakülteleri için akreditasyon uygulamasının hayata geçirilmesi önerilerimizin de bir kez daha altını çizmek isteriz. Esasen, açıklanan sonuçlara göre devlet üniversiteleri bakımından hukuk fakültelerine yerleştirmede başarı sıralaması otuz binin üstünde kalmışken, vakıf üniversitelerindeki sıralama ise yüz bin olarak gerçekleşmiştir. Başarı sıralamasının elli bine yükseltilmesi, hakkaniyete aykırı bu görüntüyü giderecek, akreditasyon ise hukuk eğitimindeki niteliğin standart hâle gelmesini sağlayacaktır.

Bununla birlikte özellikle genç meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunların derinleştiğini ifade etmek durumundayım. Son dönem yürütülen ekonomi politikaları çerçevesinde genç girişimci prim muafiyetinin kaldırılması, ekonomik hiçbir güvencesi olmayan meslektaşlarımız bakımından son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu kapsamda meslektaşlarımızın mesleklerini bu mesleğin onuruna uygun şekilde icra edebilmeleri bakımından; prim muafiyetinin tekrar uygulamaya geçirilmesi, önleyici hukuk uygulamaları kapsamında iş alanlarının geliştirilmesi, zorunlu müdafi ve vekillere yapılacak ödemelerin verilen hizmetin niteliğine uygun şekilde belirlenmesi, staj dönemi için kamu desteği sağlanması, kamu avukatlarının haklı beklentileri çerçevesinde özlük haklarının iyileştirilmesi, bağlı çalışanlar için mesleğin niteliğine uygun bir ücret rejimi oluşturulması yönündeki, büyük çoğunluğu aynı zamanda Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde bir taahhüt olarak da yer alan taleplerimizin artık uygulamaya geçmesi yönündeki beklentimizi önemle belirtmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Sözlerimin başında, çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın ortasında bulunduğumuzu ifade etmiştim. Bu ülkeyi çevresindeki acılardan ayıran, Cumhuriyet’in bize bıraktığı bir arada yaşama iradesi ve bu iradeyi hukukla güvence altına alan laik, demokratik düzendir. Romalı devlet adamı ve filozof Cicero, silahlar konuşurken hukukun sustuğunu söyler. Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir. Her alanda, herkes için ve eşit biçimde…

Adalet, insanlık tarihinin en eski arayışıdır. Bu uzun arayışın bizim kuşağımıza düşen kısmında nasıl bir iz bırakacağımızı ise bugün vereceğimiz kararlar belirleyecek. Gücün hukukla sınırlandığı, savunmanın özgür, yargının bağımsız, insan onurunun dokunulmaz kaldığı bir Türkiye, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız en büyük sorumluluktur.

Mahkeme salonlarımızın duvarına asırlardır nakşedilen; adaletin, mülkün yani devletin temeli olduğu sözü, özünde her duruşmada, her kararda, her gerekçede yeniden kurulması gereken bir ahittir. Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, henüz Kurtuluş Savaşı’nın ortasında, adliye siyasetinin gayesini “halkı yormaksızın, süratle, isabetle, emniyetle adaleti dağıtmak” olarak tarif etmiştir. Yüz yılı aşkın süre sonra bu kürsüde konuştuklarımız, o gayenin hâlâ ödenmeyi bekleyen kısmıdır ve ödenecektir; çünkü bu sözü ayakta tutan, hukukun üstünlüğüne bağlı yüz binlerce avukat, hâkim ve savcı bu ülkede görev başındadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesine ve adaletin gerçek sahibi yurttaşlarımıza olan borcumuzun bilinciyle, yeni adli yılın tüm yargı mensupları, adalet çalışanları ve aziz milletimiz için adalete doygun bir yıl olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Scopes Davası

0
Scopes Davası

Scopes Davası veya Scopes Maymun Davası (Scopes Monkey Trial), 1925 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Tennessee eyaletinde, devlet okullarında insanın evrimine ilişkin teorilerin öğretilmesini yasaklayan Butler Yasası’nın uygulanması nedeniyle görülen ve bilim ile din arasındaki tartışmaların sembollerinden biri hâline gelen davadır.

Tennessee Eyalet Kongresi tarafından kabul edilen ve Mart 1925’te eyalet valisinin onayıyla yürürlüğe giren Butler Yasası, devlet tarafından finanse edilen okullarda ve üniversitelerde, İncil’de anlatılan insanın ilahi yaratılışını reddeden ve bunun yerine insanın daha aşağı bir hayvan türünden türediğini savunan teorilerin öğretilmesini yasaklamıştır. Yasaya aykırı davranan öğretmenler hakkında para cezası öngörülmüştür.

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), yasanın anayasaya uygunluğunu mahkemeler önünde tartışmaya açmak amacıyla bir deneme davası oluşturmak istemiş ve yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanmayı göze alacak bir öğretmen aramıştır. Dayton kentinde yaşayan 24 yaşındaki fen bilgisi öğretmeni John T. Scopes, derslerinde evrim teorisinden söz ettiğini kabul ederek bu davada sanık olmayı kabul etmiştir. Scopes’ın evrim konusunu gerçekten ne ölçüde anlattığı kesin olmamakla birlikte, öğrencilerin bu yönde ifade vermesi üzerine hakkında dava açılmıştır.

Scopes hakkında dava açılması, kısa sürede ülke çapında büyük bir tartışmaya dönüşmüştür. Büyük jüri önünde ifade veren üç öğrenci, Scopes’ın derslerinde evrimden söz ettiğini belirtmiştir. Bu öğrencilerden biri mahkeme binasından çıkarken gazetecilere, “Aslında evrim teorisinin çoğuna inanıyorum ama bu maymun işine inanmıyorum.” demiştir. Bu ifade, davanın kamuoyunda “Scopes Maymun Davası” olarak adlandırılmasına katkıda bulunmuştur.

Butler Yasası, şempanzelerin, gorillerin ve diğer hayvanların evriminin öğretilmesini yasaklamamış; yasağın konusu, insanın da diğer canlılar gibi evrim geçirdiği görüşü olmuştur. Böylece Darwin’in evrim teorisinde yer alan, insanların, gorillerin ve şempanzelerin geçmişte yaşamış ortak atalardan evrimleştiği yönündeki görüş, kamuoyundaki tartışmalarda “insanın maymundan geldiği” biçiminde basitleştirilmiştir. Oysa bu ifade, evrim teorisinin bilimsel açıklamasını tam olarak karşılamamaktadır.

Dava sırasında mahkeme çevresine şempanzeler ve başka hayvanlar getirilmiş, daha fazla gazeteci ve ziyaretçi çekmek amacıyla çeşitli gösteriler, stantlar ve etkinlikler düzenlenmiştir. Daha önce ülke çapında tanınmayan küçük bir kasaba olan Dayton, dava nedeniyle kısa sürede geniş bir kamuoyunun ilgisini çekmiş; dava, hukuki boyutunun yanı sıra gösteri ve medya atmosferiyle de öne çıkmıştır. Bu durum, evrim teorisinin biyolojik türlerin ortaya çıkışını ve çeşitlenmesini açıklayan bilimsel bir teori olmaktan çıkarılarak yalnızca “maymunlarla ilgili bir teori” gibi algılanmasına katkıda bulunmuştur.

Butler Yasası’nın önde gelen destekçilerinden biri olan Hristiyan köktendinci vaiz William Bell Riley, yasanın uygulanmasını da desteklemiştir. Davada iddia makamını temsil eden savcı Tom Stewart’ın yanı sıra, Demokrat Parti’nin eski başkan adayı ve eski Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı William Jennings Bryan da iddia makamına yardımcı olmuştur. ACLU ile John T. Scopes’ın savunma ekibi ise ACLU’nun önde gelen avukatlarından Clarence Darrow’a başvurmuştur. Darrow, agnostik görüşleri nedeniyle davanın bilimsel ve hukuki bir tartışmadan çıkarak dinî ve siyasal bir gösteriye dönüşebileceği endişesiyle başlangıçta davaya katılmaya sıcak bakmamıştır. Ancak davanın, kendisi katılsa da katılmasa da büyük bir kamuoyu gösterisine dönüşeceğini fark edince savunma ekibine katılmayı kabul etmiştir.

Duruşmaların bir bölümü, aşırı sıcaklar nedeniyle mahkeme binasının dışında yapılmıştır. Yargıç John T. Raulston oturumları dua ile başlatmış; savunma makamının bilim insanlarını tanık olarak dinletme talebinin reddedilmesi üzerine Clarence Darrow, iddia makamına yardımcı olan William Jennings Bryan’ı İncil konusunda tanık kürsüsünde sorgulamıştır. Darrow ile Bryan’ın karşı karşıya gelmesi, davayı yalnızca Butler Yasası’nın uygulanmasına ilişkin bir ceza yargılaması olmaktan çıkararak İncil’in lafzi yorumu, bilimsel eğitim, dinî inanç ve ifade özgürlüğü tartışmalarının merkezine taşımıştır. Duruşmaları yüzlerce gazeteci izlemiş ve dava ülke çapında yoğun bir kamuoyu ilgisiyle takip edilmiştir.

10 Temmuz 1925’te başlayan yargılama, 21 Temmuz 1925’te sona ermiştir. Jüri, yaklaşık dokuz dakikalık müzakereden sonra Scopes’ı suçlu bulmuş; hâkim tarafından 100 dolar para cezasına çarptırılmasına karar verilmiştir. Tennessee Yüksek Mahkemesi, 50 doların üzerindeki para cezalarının jüri tarafından belirlenmesini öngören anayasal hükme aykırı olarak para cezasının hâkim tarafından verilmiş olması nedeniyle mahkûmiyet kararını bozmuştur. Mahkeme, mahkûmiyet kararını bozmakla birlikte Butler Yasası’nı ABD Anayasasına uygun bulmuş, Scopes’ın yeniden yargılanmasına gerek görülmemiştir.

Dava, insan evriminin öğretilmesi, bilimsel ve akademik özgürlük, dinî inançların kamu eğitimindeki yeri ve devlet okullarında bilim eğitiminin sınırları hakkındaki tartışmaların simgesi hâline gelmiştir. Butler Yasası 1967 yılında yürürlükten kaldırılmış; Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi ise 1968 tarihli Epperson v. Arkansas kararında, evrim teorisinin devlet okullarında öğretilmesini yasaklayan benzer bir eyalet yasasının, Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi kapsamında dinin devlet tarafından desteklenmesini yasaklayan ilkeyle bağdaşmadığına hükmetmiştir.

Film Uyarlaması – Rüzgârın Mirası

Scopes Davası, hukuk ve popüler kültür alanında da kalıcı bir etki yaratmıştır. Jerome Lawrence ve Robert E. Lee’nin 1955 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan Rüzgârın Mirası (Inherit the Wind), davadan esinlenmekle birlikte olayları ve kişileri kurmaca unsurlarla yeniden ele almıştır. Eser, bir öğretmenin evrim teorisini anlattığı için yargılanmasını merkeze alarak düşünce özgürlüğü, bilim eğitimi, dinî inançlar ve çoğunluğun baskısı arasındaki gerilimi işler. Bu nedenle film, Scopes Davası’nın tarihsel ayrıntılarını birebir yansıtan bir anlatı değil; davanın temsil ettiği bilim, din ve ifade özgürlüğü tartışmalarını dramatize eden bir uyarlamadır.

Rüzgarın Mirası (Inherit the Wind)

0

Rüzgarın Mirası, ünlü maymun davasından esinlenmiştir. Film, Darwin teorisini öğrettiği için tutuklanan bir öğretmenin öyküsünü anlatmaktadır. 1960 yapımı felsefi derinliği olan ödüllü bir film olması yanında Hukuk Filmleri kategorisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo, kilisenin zoruyla “dünya dönmüyor” demiş ancak yine de dünyanın dönmesinin önüne geçilememişti. İnsanlık bilim yolunda bir hayli ilerlemesine rağmen geri kafalılık ve dogmatizm hala ilerlemenin önüne bir set çekmekle meşgul; dün, bugün ve yarın.

İşte Jerome Lawrence ve Robert E. Lee’nin Broadway’de büyük tartışma yaratan aynı adlı oyunlarından beyazperdeye uyarlanan ‘Rüzgarın Mirası’, evrim tartışmasının işlendiği sürükleyici bir mahkeme draması olarak Galileo’nun zamanından bu yana pek de ilerleme sağlanamadığını acı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Ünlü ‘maymun davası’ vakasından esinlenen filmde Darwin teorisini öğrettiği için tutuklanan bir öğretmenin öyküsü anlatılıyor. Öğretmeni savunmak ülkenin gözü pek avukatlarından Henry Drummond’a düşecek ve dava kişilerin ötesine geçerek bilim ve din arasındaki bir hesaplaşmaya dönüşecektir.

Rüzgarın Miras, 1925’te gerçekleşen Scopes Monkey davasının 1955 tarihli tiyatro oyununun uyarlaması ya da 1950’lerde McCarthy’nin komünist avının bir alegorik dışa vurumu denilebilir.

Spencer Tracy, Gene Kelly ve Fredric March müthiş bir performans sergiliyor Stanley Kramer’in Yönetmen ve Senaryo yazarlığı yaptığı ve diğer adı Maymun Davası olan filmi Gene Kelly , Spencer Tracy, Fredric March gibi ünlü isimler taçlandırmışlardır.

Charles Darwin’in evrim teorisini öğrettiği için mahkemeye sevk edilen bir öğretmenin mücadelesi, garip ve tutucu bir savunma avukatının elinde kalmıştır. . Şüphesiz Tennessee’nin ya da ABD’nin güneyinin tutuculuğu ve adalet sisteminin ürkekliği bu kadar zeki taşlanmamıştı.

Film Künyesi

‘Scopes Monkey Trial – Scopes Maymun Davası

Tennessee eyalet kongresinde kabul edilen ve 1925 yılı Mart ayında eyalet valisinin onayı ile yürürlüğe giren ‘Butler Yasası’ adlı kanun, eyaletteki bütün üniversite ve kamu okullarında evrim teorisinin okutulmasını yasaklamış ve aksi davranışlara hapis ve para cezası getirmişti. Amerikan Sivil Özgülükler Birliği (ACLU) bu yasaya dava açmak istiyordu ve bunun için de cesur bir öğretmene ihtiyaç vardı. 24 yaşındaki genç biyoloji öğretmeni John Scopes hapse girmeyi göze aldı ve dersinde evrim teorisini anlattı. Ön soruşturma jürisine tanıklık yapan üç öğrenci Scopes’ın evrimden bahsettiğine tanıklık yapınca hakkında tutuklama ve yargılanma kararı verildi.

Bu üç öğrenciden biri mahkeme binasından çıkarken gazetecilere; ‘’Aslında evrim teorisinin çoğuna inanıyorum ama bu maymun işine inanmıyorum’’ diye konuştu. Butler Yasası da ilginç olarak, maymun şempanze, gorillerin ve diğer hayvanların evriminin anlatılmasını yasaklamıyordu. Sadece insanın da gezegen üzerindeki diğer biyolojik canlılar gibi belli bir evrimden geçmiş olduğu fikrine karşı çıkıyordu. Bu da, Darwin’in evrim teorisinde yer alan özetle, ‘insan, goril, şempanzelerin aynı ortak atadan evrimleştiği’ görüşünün, dava etrafındaki tartışmalarda ‘insanın maymundan geldiği iddia ediliyor’ şeklinde gerçekte teoride yer almayan bir iddiaya dönüşmesine neden oldu.

Scopes Davasının Scopes Maymun Davasına Dönüşmesi

Mahkeme dışına şempanzeler getirildi ve gösteriler yapıldı. Bu durum Scopes Davasının adının Scopes Maymun Davasına dönüşmesine neden oldu. Evrimin, bütün biyolojik türlerin nasıl oluştuğuna bakan bir teori olmak yerine kamuoyunda ‘maymunlarla ilgili bir teori’ şeklinde algı oluşmasında önemli rol oynadı. Kimsenin adını duymadığı bir yer iken dava ile bir anda ünlenen Dayton’da, ticaret odasının paranın kokusunu almasıyla işler değişti. Bunu bir fırsata çeviren ticaret odası, davaya daha çok insan çekmek için mahkeme salonunun etrafını bir ‘maymun sirkine’ dönüştürdü.

Scopes’ı mahkum ettirmeye çalışan ve Butler Yasasının da eyaletteki bir numaralı destekçisi olan Hristiyan Fundementaller Birliği başkanı vaiz William Bell Riley, davanın avukatlığını üstlenmesi için Demokrat partinin eski başkan adayı ve ABD dışişleri eski bakanı William Jennings Bryan ile anlaştı. ACLU ve Scopes’ın savunma ekibi ise ACLU’nun en önde gelen avukatlarından Clarence Darrow’a avukatlık teklifi götürdü. Darrow, kendisinin agnostik olması nedeniyle davanın bir sirke dönüştürülebileceği endişesiyle başta bu fikre sıcak bakmadı ancak, davanın o olsa da olmasa da sirke dönüşeceğini fark edince kabul etti.

Adalet Bakanlığı

0

Adalet Bakanlığı, 2 Mayıs 1920 tarihinde kurulmuştur. Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren, adalet sisteminden ve yargı işlerinden sorumlu olan bakanlıktır.

Bakanlığın Osmanlı Dönemindeki adı Adliye Nezaretidir. II. Mahmut dönemindeki reformların bir parçası olarak adalet işlerini yürütmek üzere 1837 yılında Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye kurulmuştur. Daha sonra, 1867 yılında, bu kurum ikiye ayrılmış, Şura-yı Devlet(Danıştay) ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye adıyla iki ayrı kurum oluşturulmuştur.

Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye, 1878 yılında Adliye Nezâreti adını almıştır. Böylece, Adliye Nazırı, yeni kurulmuş olan Hey’et-i Vükelâ’nın (Vekiller Heyeti/Bakanlar Kurulu) bir üyesi olarak kabineye girmiştir.

Adalet Bakanlığının görev ve yetkileri

  • Kanunlarda kurulması öngörülen mahkemeleri açmak ve teşkilatlandırmak, ceza infaz kurumları, icra ve iflas daireleri gibi her derece ve türdeki adalet kurumlarını planlamak, kurmak ve idari görevleri yönünden gözetim ve denetimini yapmak ve geliştirmek,
  • Bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konularında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna teklifte bulunmak,
  • Kamu davasının açılması ile ilgili olarak mevzuatla Adalet Bakanı’na verilen yetkinin kullanılması ile ilgili çalışma ve işlemleri yapmak,
  • Adli sicilin tutulması ile ilgili hizmetleri yürütmek,
  • Adalet hizmetlerine ilişkin konularda, yabancı ülkelerle ilgili işlemleri yerine getirmek,
  • Adalet hizmetleriyle ilgili konularda, gerekli araştırmalar ve mevzuat hazırlıklarını yapmak ve görüş bildirmek,
  • İcra ve iflas daireleri vasıtasıyla, icra ve iflas iş ve işlemlerini yürütmek,
  • Görev alanıyla ilgili olarak uygulamayı takip etmek ve ortaya çıkan sorunların nedenlerini araştırarak çözüm önerileri geliştirmek,
  • Ulusal veya uluslararası düzeyde bilimsel toplantılar düzenlemek, bu nitelikteki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek,
  •  Görev alanıyla ilgili kamu ya da özel kurum veya kuruluşlarla iş birliği yapmak,
  • Avukatlık ve Noterlik Kanunlarının Bakanlığa verdiği görevleri yapmak,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhine açılan davalara (Dış politikayı ilgilendirenler hariç) ilişkin süreçleri yürütmek,
  •  2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca Bakanlığa verilen kanun yararına bozmaya ilişkin işlemleri yürütmek,
  •  Mağdur haklarının korunup geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
  •  Adli konulara ilişkin kanunlarla ilgili inceleme ve araştırma yapmak, önerilerde bulunmak,
  •  Gönderilen kanun tekliflerinin ile mevzuat taslaklarının, Türk hukuk sistemine ve mevzuat tekniğine uygunluğunu incelemek ve bu konularda görüş bildirmek,
  •  Hukuki ve cezai konularda merkezî makam sıfatıyla uluslararası adli yardımlaşma; tebligat, istinabe, suçluların iadesi, hükümlülerin transferi, kovuşturmaların aktarılması işlemlerini yapmak,

Ayrıca, Bakanlık, 23. (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. (Adalet, Özgürlük ve Güvenlik) fasıllarla ilgili Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarını yürütmekle görevlidir.

Teşkilat Yapısı 

Adalet Bakanlığı; merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlardan meydana gelmektedir.

Merkez teşkilatı; ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri ile yardımcı birimlerden oluşmaktadır. Hiyerarşik olarak, Bakanlık Makamı, Bakan Yardımcılıkları, Genel Müdürlükler ve Daire Başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmıştır. Öte yandan, Bakanlık taşra teşkilatı kurma yetkisini haizdir. Yine, Bakanlıkça uygun görülen il Cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bilgi işlem müdürlükleri bulunmaktadır.

Bakanlığın yurtdışı teşkilatını ise adalet müşavirlikleri oluşturmaktadır. Söz konusu kadrolara hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından atama yapılmaktadır. Hâlihazırda Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcilikleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, Berlin, Brüksel, Lahey, Londra, Moskova, Paris ve Washington Büyükelçilikleri nezdinde adalet müşavirleri görev yapmaktadırlar.

Bağlı kuruluşlar; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Ceza İnfaz Kurumu ile Tutukevleri İşyurtları Kurumudur.

Öte yandan, Türkiye Adalet Akademisi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Adalet Bakanlığı ile ilgili kuruluşlardır. 

Adale Bakanlığı merkez teşkilatına bağlı hizmet birimleri

Adalet Bakanlığı’nın  merkez teşkilatına bağlı hizmet birimleri 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile belirlenmiştir. Bu birimler şunlardır:

  • Ceza İşleri Genel Müdürlüğü
  • Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü
  • Mevzuat Genel Müdürlüğü
  • Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü
  • Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü
  • Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü
  • Personel Genel Müdürlüğü
  • Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  • Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü
  • Teftiş Kurulu Başkanlığı
  • Strateji Geliştirme Başkanlığı
  • İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı
  • Eğitim Dairesi Başkanlığı
  • İcra İşleri Dairesi Başkanlığı
  • Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
  • Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı
  • Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
  • Özel Kalem Müdürlüğü

Saadet Yüksel

0
Doç.Dr. Saadet Yüksel

Doç. Dr. Saadet Yüksel, Mardin’lidir ve 1983 yılında dünyaya gelmiştir. Yüksel, eski Mardin Milletvekili,  Yeni Dünya Vakfı İstişare Kurulu Başkanı  ve hukuk profesörü Cüneyt Yüksel’in kardeşidir.

Yüksel, hukuk lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2004 yılında tamamlamış, 2006 yılında Avrupa Birliği Hukuku yüksek lisans derecesini kazanmıştır. 

Doç. Dr. Saadet Yüksel, 2011 yılında ikinci yüksek lisans diplomasını Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlamıştır. Doktora çalışmalarının bir kısmını Georgetown Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde sürdürmüş, Uluslararası Hukuk Enstitüsünde yürüttüğü çalışmaları sırasında Hukuk İngilizcesi ve ABD Hukuk Sistemi üzerine araştırmalarda bulunmuş; 2012 yılında Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden doktora derecesi unvanını almıştır.

Yüksel, yüksel lisans tezinde Karşılaştırmalı Anayasa Yargısında Temel Hak ve Özgürlükler Rejimi, doktora tezi olarak ise Hükümet Sistemleri Bağlamında Devlet Başkanının İşlemleri ve Yargısal Denetimi konusunu irdelemiştir. 

Kariyeri ve Bilimsel Çalışmaları

Doç. Dr. Saadet Yüksel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik dersler vermiş; Amerika Birleşik Devletlerinde Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Georgetown Üniversitesi Hukuk Fakültesinde araştırma görevlisi ve misafir öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarda bulunmuş, Katar’da HBKU Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi görev almıştır.

Yüksel, İngilizce ve Fransızca bilen Yüksel çalışmalarında Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları alanında uzmanlaşmıştır. Çalışmalarında, hak ve özgürlüklerin korunması, anayasa yargısı, karşılaştırmalı anayasa yargısı, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Türkiye’deki anayasa değişiklikleri ile anayasa dizayn ve yapım süreçleri konuları üzerine yoğunlaşmıştır. Yüksel, incelediği anayasa hukuku ve insan hakları hukuku konularını Kıta Avrupası ve Anglo Sakson Hukuku açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirmiş; iletişimin önleme amaçlı denetlenmesi konusuna özel yaşamın gizliliği hakkı açısından yaklaşan ilk çalışmalardan birini yapmış, bu alandaki çalışması uluslararası raporlarda ve ulusal yargı kararlarında referans alınmıştır.

Doç. Dr. Saadet Yüksel, Annales de la Faculté de Droit d’Istanbul ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuasında yayın kurulu üyeliği ve hakemlik yapmıştır.

Yüksel, 2018 yılı Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülleri Programı (TÜBA–GEBİP) Ödülü sahibidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Seçilen İkinci Türk Kadın Yargıç

Doç. Dr. Saadet Yüksel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı ve Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta iken 2019 yılı Nisan ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıçlığına seçilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör ve Yargıtay Başkanı Cirit, AİHM Yargıçı Saadet Yüksel,’in yemin töreninde bir arada

Saadet Yüksel, Avrupa Konseyi Sekretaryasına Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti tarafından önerilen ilk üç listenin reddedilmesinin ardından dördüncü defa önerilen 3 kişilik listedeki adayların 29 Mart 2019 tarihinde Paris’te mülakata alınması sonucunda AİHM yargıcı olarak seçilmiştir.

Doç Dr. Saadet Yüksel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki görevine 03.07.2019 günü yemin ederek başlamıştır. Yemin törenine Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör ve Yargıtay Başkanı Cirit katılmıştır.

Saadet Yüksel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görev yapan Rıza Türmen’in ardından göreve getirilen Ayşe Işıl Karakaş‘tan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine seçilen ikinci kadın Türk yargıç olmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Basılı Eserleri, Makaleleri ve Tebliğleri 

Doç Dr. Saadet Yüksel’in ulusal ve uluslararası yayın olarak basılmış makale, tebliğ, kitap bölümü ve çevirileri bulunmaktadır.

Yüksel, Anayasa Yargısında İbadet Özgürlüğü (Free Exercise of Religion within the Context of Constitutional Review), Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale (Intelligence Surveillance of Electronic and Wire Communications within the Context of the Right to Privacy) ve Avrupa Birliğinde İsçilerin Serbest Dolaşımı ve Türk İşçilerinin Statüsü (Free movement of workers in the EU and the status of Turkish workers in the EU) isimli kitapların sahibidir.

Makaleleri 

Saadet Yüksel’in, The EU Constitution and Its Challenges, Childhood Victimization Law in Turkey: Challenges and Some Solutions from EU Law, Constitutional Arrangements of Turkey in 2001 under the Framework of EU Adaptation Process, Annales de la Faculté de Droit d’Istanbul, Translated into Turkish the foreword of Francesca Bignami and Sabino Cassese’s “Law and Contemporary Problems, The Administrative Law of the European Union”, Turkey’s Procedural Challenges to Making a New Constitution, Türk Anayasa Hukukunda Hakimlerin Bağımsızlığına Genel Bir Bakış (Independence of Judges in Turkish Constitutional Law), Intelligence Surveillance of Wire Communications Under Turkish Law, A Comparative Approach on New Turkish Constitutionalism, Intelligence Surveillance of Wire Communications under Turkish Law, A Comparative Analysis of the Constitutional Dimension of Wire
Communications Surveillance in Turkey, İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesinin Anayasal Boyutu ve Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, The Clash Between Free Exercise of Religion and Secularism within the Turkish Legal System, Hükümet Sistemi Değişikliği Tartışmalarına Dair Anayasal Değerlendirme: Başkanlık Sistemi ve Parlamenter Sistemdeki Kurumsal Değişkenler, An Analysis of the Turkish Constitutional Court’s Decision on Religious Marriage ve Anayasa Mahkemesi’nin Dini Nikah Kararına Dair Kısa Bir Analiz başlıkları ile yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Anayasa Yargısında İbadet Özgürlüğü

Anayasa Yargısında İbadet Özgürlüğü

Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Saadet Yüksel bu çalışmasında, din özgürlüğünün hukuki güvencesine yönelik hukuk korumasının dine değil, inanç ve ibadet özgürlüğüne yönelik olması hassasiyetiyle gerçekleşebileceğini açıklamaktadır. Yüksel, başkaca modelleri aynen alıntılamak veya bu talepleri ilk bakışta din-devlet ayrılığına aykırılıktan reddetmek yerine; her olayın özelliklerini dikkate almaya imkan verecek bir standart geliştirilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu standart, Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin özellikle ibadet özgürlüğüne müdahaleyi incelerken sorguladığı laikliğe dair yeni tanım arayışına da katkıda bulunacak ve bir tartıma imkan verecek olan “ölçülülük”tür. Yüksel, ölçülülük standardının bir anayasal analiz metodu olarak, bu standardı benimseyen devletlerin yargı düzeni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında, Türkiye’de anayasa yargısı tarafından nasıl uygulanacağına yönelik kitap ve makaleleri ile anayasa hukuku ve insan hakları literatürüne özgün katkı sağladı. “Anayasa Yargısında İbadet Özgürlüğü” isimli son eserinde din özgürlüğüne yönelik talepler açısından din-devlet ilişkisine yoğunlaşmaktan öte, din özgürlüğü üzerinden giderek din-devlet ayrılığıyla ilişkilendirebilecek bir anlayışı karşılaştırmalı örneklerle sundu; ölçülülük standardını uygulayarak Türkiye’de anayasa yargısının nasıl bir içtihat geliştirebileceğini ele almıştır.

Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale

Özel Yaşamın Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale

Kitabın Konu Başlıkları

Birinci Bölüm: Özel Yaşamın Gizliliği Hakkı Ve Koruduğu Değerler

Konu 1: Özel Yaşamın Gizliliği

Konu 2: Özel Yaşamın Gizliliği Kavramının Kapsam İtibari ile Değerlendirilmesi

Konu 3: A.B.D. Hukukunun Yaklaşım Farklılığı

İkinci Bölüm: Türk Hukukunda Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliği Ve Denetim

Konu 1: Kavramlar

Konu 2: Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesinin Özel Yaşamın Gizliliği Ve İletişimin Gizliliği Bağlamında Değerlendirilmesi

Üçüncü Bölüm: Kişisel Verilerin Korunması

Konu 1: Genel Olarak Konu

2: Avrupa Konsey Ve Avrupa Birliği Mevzuatı Bağlamında Kişisel Veriler

Konu 3: Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Temel İlkeler

Konu 4: Kişisel Verilerin Korunması Bağlamında Özel Yaşamın Gizliliği Dair Avrupa Birliği Yaklaşımının A.B.D. Yaklaşımıyla Genel Bir Karşılaştırması

Konu 5: Türk Hukukunda Özel Yaşamın Gizliliği Hakkının Korunması Bağlamında Kişisel Verilerin Korunması

Dördüncü Bölüm: Türk Hukukunda Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesinin Şartları Ve Uygulanması

Konu 1: Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesinin Şartları ve Uygulanması

Konu 2: Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesinin Koşulları Ve Uygulanması

Konu 3: Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesi Sonucu Elde Edilen Verilerin Niteliği Ve Kullanımı

Konu 4: Hukuka Aykırı Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Önleme Amaçlı Denetlenmesi Ve Yaptırımı

Avrupa Birliğin’de İşçilerin Serbest Dolaşımı ve Türk İşçilerinin Statüsü

Avrupa Birliği’nde İşçilerin Serbest Dolaşımı ve Türk İşçilerinin Statüsü

Saadet Yüksel, telif eserlerinin yanı sıra; Antje du Bois Pedain, M. Suleman Arsalan, Hayrettin Ökçesiz, Alexandra Chirinos, Janine Simpson, Jörg Arnold, Ben Saul, Arndt Sinn, Ujiwal Kumar Singh, Alejandro Aponte, Kendall W. Stiles, Günther Jakobs, Klaus Malek, Joshua D. Zelman, Richard J. Goldstone, Andreas Eicker, Jochen Bung ve Hans Peter Gasser tarafından yazılan “Terör ve Düşman Ceza Hukuku” isimli kitaba yayına hazırlık aşamasında katkıda bulunmuştur.

Floransa Bildirgesi – İnsani Değer Olarak Miras ve Peyzaj

0

İnsani Değer Olarak Miras ve Peyzaj (Heritage and Landscape as Human Values) hakkında Floransa Bildirgesi 2014 yılı Ekim ayında “Kültürel mirasın ve peyzajların barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek için taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler bildirgesi”  başlığı ile kabul edilmiş ve 14 Kasım 2014 tarihinde ilan edilmiştir. ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) tarafından kabul edilen bildirge, BM Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerini ve BM Binyıl Kalkınma Hedeflerini referans almıştır.

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

Kültürel mirasın ve peyzajların barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek için taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler bildirgesi

Sunuş

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS)’un 18. Genel Kurulu için 94 ülkeden 1.650’ün üzerinde katılımcı 9-14 Kasım 2014 tarihlerinde Floransa’da bir araya gelmiştir. 1.300 teknik önerge ve miras uzmanları arasındaki çeşitli görüş alışverişleri sonucunda, barışçıl ve demokratik toplumları desteklemek açısından kültürel mirasın ve peyzajların taşıdığı değere ilişkin ilke ve tavsiyeler içeren ve aşağıda sunulan Bildirge ortaya çıkmıştır.

Tüm bireyler ve topluluklar(a), kültürel miras ve peyzajın özgünlüğünü ve kültürel çeşitliliğini bir insan hakkı olarak korumakla görevli oldukları kadar, bu kültürel miras ve peyzajdan yararlanma hakkına da sahiptir. Bu bildirge, bugünkü ve gelecek kuşakların karşı karşıya olduğu zorluklarla baş edilebilmesi için, miras yönetimi etiği ve uygulamaları üzerine derinlemesine düşünülmesini teşvik etmektedir. ICOMOS, kültürel mirasın barış ve birlikteliğin bir tanığı olma potansiyeline odaklanan, uyumlu gelişmeye dair tümel(b) vizyonu sayesinde, bu sürecin önderliğini yapabilir.

2014’te ICOMOS “İnsani Değer olarak Miras ve Peyzaj” temasına adanmış olan 18. Genel Kurulu ve Bilimsel Sempozyumunu kutladı. Bu bildirge ICOMOS’un amaçlarını ve UNESCO ile Dünya Miras Alanları ile ilgili somut ve olmayan değerleri incelemeye yönelik işbirliğini yansıtmaktadır ve örgütün uzman becerilerini seferber etmek için bir fırsattır. Floransa Sempozyumu’nda gerçekleşen diğer tartışmalar kapsamında, “yerin ruhunu” ve insanların kimliğini korumak ve böylece yaşam kalitelerini iyileştirmek için, bir alanı Dünya Mirası olarak incelemek ve değerlendirmenin, insani “değerleri” korumaya ve bunlara saygı göstermeye dair etik bir bağlılık olarak sayılması gerektiği önerilmiştir.

Bu etkinlik aynı zamanda ICOMOS topluluğunun Venedik Tüzüğü’nün 50. ve Nara Belgesi’nin 20. yıldönümlerinin kutlaması için olağanüstü bir vesile olmuştur. Böylelikle aynı anda hem kendi kuruluş yasamızı ve bu yasanın potansiyelini, hem de özgünlük üzerine birçok bilimsel ve felsefi tartışmanın ürünü olan ve kültürel ifadenin çeşitliliğini destekleyen kilit bir belgeyi kutlamaktayız. Günümüzün sorunlarına bir yanıt olarak, 2014 Sempozyumu’nun ana amacı, çeşitli kültürlerden kişilerin ve grupların dahil olmasını ve katılımını sağlamak; bir yandan da kültürel mirasın insani değerlerinin tanınmasına katkıda bulunacak, diğer yandan kültürel çeşitliliği koruyacak ve teşvik edecek ilkeleri, stratejileri, standartları ve uygulamaları tanımlama işinde yol almak; bu doğrultuda gerekli örgütsel çerçeveyi ve becerileri geliştirmek için birlikte çalışmak idi.

Bu ilkeler daha önceki uluslararası belgelerde ve insan haklarının ve kültürel mirasın korunması ile ilgili kuruluş sözleşmelerinde iyi bir şekilde ifade edilmiştir.

ICOMOS, Sempozyumun temasını sürdürülebilir gelişme (BM Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri) bağlamında değerlendirmiş, böylece BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne (Millennium Development Goals) kültür başlığının dahil edilmemesinden dolayı kaçırılmış olan fırsatı telafi etmeyi hedeflemiştir. UNESCO da halihazırda bu hedefe yönelik çalışmalarını Ekim 2014’te Floransa’da da tartışılan 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’ne (Post-2015 Development Agenda) katkıları yoluyla sürdürmektedir.

ICOMOS, dünyanın en büyük kültürel, hükümetler-arası ve hükümet-dışı kuruluşlarından bazıları ile birlikte bu konuları görüşmüş, bu görüşmelere ilişkin fikirlerini geçtiğimiz Sempozyumda sunmuştur.

Sempozyum Bildirgesi ICOMOS’un 2014 Floransa Bildirgesi, kültürel çeşitliliğin miras ve peyzaj değerleri aracılığıyla ifade edildiği kültür tartışmalarının merkezine insanları yerleştiren, sürdürülebilir, uyumlu ve kültürlerarası gelişmeyi teşvik etmek için ICOMOS’un yol göstermesini sağlayacak, geniş bir tartışmayı desteklemektedir.

Kültürü toplum ile tamamen bütünleştirmek konusundaki sorumluluğumuzun ve ICOMOS’un etik yükümlülüğünü somut eyleme dönüştürmekte kullanılabilecek ortak araçların gerekliliğinin farkındayız. ICOMOS üyelerinin, dünyanın kültürel mirasının yönetimi yoluyla yaşam kalitesini iyileştirme amaçlı önerge, belge ve sözleşmeleri oluşturmakta aktıf işbirliği göstermek ve bütünleşmeye ve kültürlerarasılığa katkıda bulunacak ortak teknik kaynaklar yaratmak konularında sorumlulukları olduğunu da biliyoruz.

Peyzajların, geçmiş kuşakların yaşayan hafızası olmaları ve gelecek kuşaklara somut ve somut olmayan bağlantılar sağlayabilecek olmaları dolayısıyla, kültürel mirasın ayrılmaz bir parçası olduğu kabul ediyoruz.

Kültürel miras ve peyzaj, toplulukların kimliklerinin vazgeçilmez bir unsurudur ve biyolojik çeşitliliğin de korunmasını güvenceye alan geleneksel uygulamalar ve bilgiler üzerinden yaşatılmalıdır.

Peyzajlar bugün beklenmedik tehditlerle karşı karşıya kalmıştır; kültürel ve doğal miras arasındaki ilişkinin yürütülmesiyle ilgili uygulama deneyimleri paylaşılarak ve yeni yaklaşımlar izlenerek bu tehditlerin yönetilmesi gerekmektedir. Insan haklarının korunmasına ve yeni ile geleneksel bilginin ve yerel yönetişimin güçlendirilmesine dayalı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

18. Genel Kurul katılımcıları bu Bildirgeyi hükümetlerarası kuruluşlara, ulusal ve yerel yönetimlere ve tüm kuruluş ve uzmanlara hitaben sunmakta, aşağıdaki eylemleri tavsiye etmektedir:

1. Turizm ve yorumlama yoluyla toplulukların kimliklerinin paylaşılması ve deneyimlenmesi

1.1 Topluluk kimliklerinin paylaşılması: toplulukları ve turistleri güçlendirmek için fırsatlar

a. Toplulukların kimliklerinin birbirinin aynı veya durağan olduğu çok az görülmektedir; aksine kimlik, güncel jeo-politik koşullar bağlamında geçmişin ve bugünün paslaşması ile sürekli evrilen, canlı bir kavramdır. Dünyanın her yerinde, tezat– ve sıklıkla çatışma– içindeki topluluk kimlikleri, turizmin ekonomik, sosyal ve kültürel faydalarından nasibini almak amacı taşıyan kültürel miras turist destinasyonlarında sunulan çeşitli etkinlik ve hizmetler yoluyla ifade edilmektedir (ve bu etkinlik ve hizmetlerce olumsuz veya olumlu yönde biçimlendirilebilir).

b. Hizmet sunumu, girişimcilik, kültürel üretim veya gönüllü etkinlikler yoluyla toplulukların turizme katılımı, kültürel miraslarını takdir etmeleri için bir aracı olabilir ve alanda yaşayan toplulukların çeşitli kimliklerini olumlu biçimde tanıtmak için (kapasite geliştirme ile desteklenen) fırsatlar sağlayabilir.

c. Toplulukların ziyaretçilerle paylaştıkları gelenekler– festivaller, danslar ve mutfak kültürleri– zaman içinde küçük değişikliklere uğramakta ve bu gerek yerli halk gerekse ziyaretçiler için düşük nitelikli bir deneyim yaşanmasına sebep olabilmektedir. Yüksek düzeyde kültürel farkındalığa ve kendi içindeki eşsiz kültürel değerlerin ayırdına varma kapasitesine sahip bir topluluk, benimsediği kültürel mirasın bütünlüğünü, özgünlüğünü ve sürekliliğini korumakta daha güçlü bir konumdadır.

d. Yerel toplulukların afet ve çatışmadan etkilenmiş kültürel miras alanları ile ilgilenmesi, iyileşme nekaat ve uzlaşma için fırsatlar sunmaktadır. Topluluklar, acı dolu hatıralar karşısında kendi hayatlarının düzenini yeniden kurarken, peyzajın içinde mevcut olan fiziksel anıtları koruyarak veya yeni anıtlar yaratarak, ‘insanlık suçları’nın veya afetlerin sebep olduğu yıkımın ve can kaybının oluşturduğu psikolojik yaraları kaydedebilir. Buna bağlı olarak da, bu anıtlar birer ziyaretçi çekim noktası olarak, topluluklarca yapılan çeşitli yorumlamalar ve turistlerle sürdürülecek bir diyalog için fırsatlar yaratmaktadır.

e. Bir mekanın –somut ve somut olmayan– mirası hakkında ev sahibi topluluk ve ziyaretçiler arasında var olan bilgiyi ve kültürel farkındalığı artırmak, ‘bilgi için seyahat’ kavramına bağlı olarak, anlamlı kültürlerarası diyaloğun gelişimine, kültürel farklılıklara bireysel düzeyde saygı duyulmasına ve turist deneyiminin kalitesinin artmasına yardımcı olmaktadır. Bu, barış içinde
birlikte yaşamanın temelidir.

1.2 Kültürel etkileşimler ve iletişim: deneyim yoluyla bilgi oluşturmak ve algıları değiştirmek

a. Yerel turizm bağlamında sürdürülebilir koruma ve somut o lmayan kültürel mirasın muhafaza edilmesi, ancak yerel topluluklarda bu konudaki farkındalığın, derin bilginin ve kendi miraslarının değerine ve eşsiz bir kültürün yaratılmasında – ve yaratılmaya devam etmesinde – bir araya gelmiş çeşitli etkenlere ilişkin anlayışlarının geliştirilmesi ile başarılabilir.

b. Yerel topluluk üyeleri ve özellikle gençler arasında, mirasları ile ilişki kurmalarına ve onu yorumlamalarına ve de ziyaretçilerle başarılı iletişim kurmalarına destek vermek için kuşaklararası kapasite geliştirilmesi, aynı anda hem ziyaretçi deneyimlerini zenginleştirme hem de kendi öz-değer ve kimlik duygularını güçlendirme yönünde ikili fayda sağlayacaktır.

c. Ziyaretçiler ve topluluklar arasında iki yönlü iletişim aynı zaman merak uyandırabilir, (uygun durumda) çoklu yorumlamalara imkan verebilir ve ev sahiplerinin kendi hikayelerini kişisel bir biçimde anlatmalarını sağlayabilir.

d. Toplum-odaklı turizmin gelişimi, ziyaretçilerin daha kişiselleştirilmiş ve yaşamı zenginleştirici deneyimlere ilişkin artan beklentisine karşılık gelmektedir. İşbirliği-odaklı ve etik yerel turizm ağları, kültürel etkileşimleri aktif ziyaretçi katılımının merkezine alan, özelleşmiş turizmin itici gücüdür.

e. Kültürel mirasa ilişkin özgün, bütünsel ve insanı sarmalayan deneyimler, turizm yoluyla oluşan kültürlerarası diyaloğun kilit bir bileşenidir ve bir topluluğun diasporasının kendi geçmişiyle turist olarak yeniden ilişki kurmasının önemli bir unsurudur.

f. Kültürel etkinlikler, turizmi kendilerine çekmeyi amaçlayan birçok topluluk için stratejik araçlardır. Dini veya seküler yerel rituellere, özenlice yapılandırılmış, kapsayıcı bir yaklaşım ve kültürel festivaller yoluyla yaratılan eğlence ile karşılıklı bilgilenme, hüzün ve zevkin dengeli bir birleşiminin paylaşılması ve geliştirilmesi, eğer iyi yönetilirse, bizi adım adım daha zengin bir coğrafyaya doğru götürebilir.

1.3 Kültürel mekanlar: kültürel mirasın geliştirilmesi için çerçeveler bulunması

a. Fiziksel çevrenin planlanmasına ilişkin yaratıcı çözümler, hem ziyaretçilerin hem toplulukların bir mekan ile daha derin karşılıklı yarar ilişkisi kurmalarını sağlayabilir. Örneğin kültürel koridorlar, geleneksel rotaların hassas bir şekilde yeniden işler hale getirilmesiyle tarihi araştırmaların değerini ve mekanın kültürel önemini öne çıkarabilir.

b. Turist destinasyonlarındaki kültürel miras alanlarına erişimin etkili olması için, planlamaya ve yorumlamaya çok-katmanlı bir yaklaşım gereklidir. Yorumlama planlaması ve kalite kontrol mekanizmaları için duruma göre özelleşmiş stratejiler aracılığıyla, fiziksel, entellektüel, duygusal ve ekonomik erişim türleri birbiriyle uzlaştırılmalıdr.

c. Yaratıcı mekanlar – ister sanal ister gerçek olsun – somut ve somut olmayan kültürel miras arasındaki ilişki örüntüsüne bağımlıdır. Gelip geçici olana dair hatıralar, ziyaretçi deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu hatıraları gelecek için muhafaza etmenin ve zenginleştirmenin yeni yöntemleri bulunmalıdır.

d. Kültürel turizmin gelişimine yönelik tutarlı toplum-odaklı stratejiler, mekan ile dinamik kültürel gelenekler arasındaki bağlantının öneminin anlaşılmasına bağlıdır.

e. Turist destinasyonlarındaki kültürel miras alanlarının korunmasına ve yönetimine ilişkin örgütlenme, koruma planlamasını benimseyen fakat ötesine de geçen, bütünleşik plan, politika, yönetmelik ve uygulamaların oluşturduğu bütünsel bir sistem gerektirmektedir.

f. Bütünleşik bir mekan ve turizm planlaması: toplulukların rolünü destekleyebilir; kaliteli kültürel ürünlerin ve kültürel miras deneyimlerinin bir arada yaratılması için bir gündem oluşturabilir; yenilikleri ve küresel turist ve miras endüstrilerindeki değişen önceliklere göre belirli bir yerde ve anda bunlara uyum sağlanmasına yardımcı olabilir, böylelikle de toplulukların kimliklerini pekiştirebilir.

2. Kültürel habitat olarak peyzaj
2.1 Toplum odaklı bir yaklaşım

a. Peyzaj kavramı – ister kentsel ister kırsal anlamda olsun – uyumlu gelişme için yeni bir paradigma haline gelmekte, ekonomik, sosyal ve çevresel süreçleri bütünleştirebilen bir yaklaşım sunmaktadır.

b. Kentsel ve kırsal peyzajlar arasında, kültürel, sosyo-ekonomik ve çevresel süreçlerle, aynı zamanda insan nüfusunun esenliğiyle ilgili çok çeşitli ilişkiler bulunmaktadır.

c. Yerel toplulukların kendi kültürel miraslarıyla – ve aynı zamanda yenilikçi ve geleneksel uygulamalarla – ilgilenmesi, onları tanıması ve onlara saygı göstermesi, çok-işlevli peyzajların daha etkili yönetimini ve yönetişimini sağlayarak, bu peyzajların dayanıklılığına ve uyum sağlayabilirliğine katkıda bulunabilir.

2.2 Kültür ve doğanın bileşimi olarak peyzaj

a. Kültürel peyzajlar sadece koruma alanları olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir gelişme stratejilerinin başarıyla uygulanabileceği yerler olarak görülmelidir.

b. Birçok peyzajda, “doğal” ve “kültürel” gibi kavramlar anlamlarını büyük oranda yitirmiş, bu kavramlar yerine, sadece yerleşimlerin ve tarımın değil, aynı zamanda canlı türlerinin ve canlıların yaşam alanlarının da insanlar tarafından belirlendiği ve korunduğu bir “biyokültürel anlayış” gelişmektedir.

c. Koruma ile yenilik arasındaki yapay ayrımın sorgulanmasının zamanı gelmiştir; bu bağlamda kültürel peyzajlar, yeni ekonomik gelişme modelleri, iklim değişikliğine karşı tutumlar, risk yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve insan sağlığı ışığında alınacak birer ders olarak görülmelidir.

2.3 Büyümenin itici gücü olarak peyzaj

a. Biyolojik ve kültürel çeşitlilik arasında peyzaj düzeyinde gerçekleşen etkileşimin ve bunun geçim kaynaklarının ve insan refahının geleceği için ne anlama geldiğinin daha iyi anlaşılması için, daha ileri düzeyde disiplinlerarası ve disiplinler-ötesi araştırmalara ihtiyaç vardır.

b. Doğal bilimler ile sosyal ve beşeri bilimler arasındaki ayrımdan kaynaklanan önemli entellektüel fikir ayrılıklarını aşmak gerekmektedir. Peyzaj planlaması, yönetimi ve korumasında yeni araçlar geliştirebilmek için bu disiplinler arasında geniş kapsamlı işbirliği gerekmektedir.

c. Kültürel peyzajlara ilişkin ulusal ve uluslararası taahhütleri etkili biçimde yerine getirebilmek için kamunun bilinçlenmesine ve siyasi eyleme ihtiyaç vardır.

3. Geleneksel bilgi yoluyla sürdürülebilirlik
3.1 Geleneksel bilginin yarattığı gündelik yaşam kalitesi

a. Eski uygarlıklardan günümüze aktarılmış olan geleneksel bilgi sistemlerinin kalkınmadaki rolü hakkındaki araştırmaların ve bilinçlendirmenin desteklenmesi gerekmektedir.

b. Geleneksel bilginin ürettiği kimliklerin, sosyal bütünlüğün, sosyal katılımın ve yaşam kalitesinin önemi anlaşılmalıdır.

c. Geleneksel teknikler ve uygulamalar ile ilgili anlam, sembolizm ve ritüellere ilişkin daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

d. Toplulukların sağlık, beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili sahip olduğu geleneksel sistemler tespit edilmelidir.

e. Geleneksel ve yöreye özgü bilgiye ve sistemlere sahip yerel toplulukların ve yöreye ait halkların haklarının desteklenmesine ihtiyaç vardır.

3.2 Geleneksel bilginin ve uygulamaların dengeli teknolojik, yenilikçi gelişme programları ve sürdürülebilir gelişmenin dayanağı olarak değeri

a. Yeni bir teknolojik paradigmayı ilerletebilmek için geleneksel sistemlere ilişkin bilgi artırılmalıdır.

b. Geleneksel bilgiye ilişkin bir tipoloji tespit sistemi ile bu konudaki örnekleri ve iyi uygulamaları içeren bir veri tabanı oluşturulmalıdır.

c. Bütünsel, mütecaviz olmayan ve sürdürülebilir bir yaklaşım ile, geleneksel ve modern teknik ve teknolojilerden dengeli biçimde yararlanılması desteklenmelidir.

3.3 Miras alanlarına ve toplulukları ve insanları koruyan karar süreçlerine saygı

a. Geleneksel bilginin korunması için bireyler, topluluklar, yayıncılar ve geleneksel tekniklerin geliştiricileri tarafından uygulanabilecek olası yöntemler değerlendirilmelidir.

b. İklim değişikliği, doğal afetler, göç ve yoksulluk gibi küresel sorunlar ve riskler ile baş etmek için dayanıklı geleneksel teknikler desteklenmeli ve bunların her ülkede kullanımları yaygınlaştırılmalıdır. Dayanıklı teknolojiler tespit edilmeli, enerjinin etkin kullanımını ve karbondiyoksit emisyonlarının azaltılmasını sağlamak için geleneksel bilginin kullanımı teşvik edilmelidir.

c. Doğa ve insan kaynaklı risklere daha fazla maruz olan miras alanlarını ve kültür varlıklarını daha iyi koruyabilmek için, felaketlerin önlenmesine yönelik yapıcı’ toplu tepkilerin ve katılımcı eylemlerin gelişimi teşvik edilmelidir.

d. Öğrenim sistemleri ve mevzuat ile desteklenen sürdürülebilir politikaların ve programların oluşturulması için iletişim ve yorumlama imkanları sağlanmalıdır.

4. Toplum odaklı koruma ve yereli güçlendirme
4.1 Mirasın zenginleştirilmesinde toplumun sürece katılması

a. Topluluklar ile mirasları arasındaki bağ tanınmalı, bir topluluğun kendi mirasında bulunan değerleri ve bilgi sistemlerini belirleme hakkına saygı gösterilmelidir. Miras alanları, ister sit ister peyzaj olsunlar, ilişkili oldukları çeşitli topluluklar için farklı değerler taşıyabilir ve değer tespit süreci her grubu göz önüne almalıdır.

b. Miras ile ilgili meseleleri ele almak ve yenilikçi sinerjiler yoluyla yeni değer dizgileri yaratmak amacıyla, çok sayıda paydaş arasında farklı düzeylerde işbirliği ağları kurulmalıdır.

c. Miras koruma programlarının uzun vadeli sosyal etkilerini değerlendirmek için dinamik, esnek, kapsayıcı ve bütünleşik ilişki kurma süreçleri harekete geçirilmelidir.

4.2 Mirasın korunmasında ve yönetiminde ‘tabandan yukarıya’ yaklaşım

a. Formal planlama/yönetim sistemleri içerisinde topluluklara aktif bir rol vererek, korumaya dair karar-verme süreçlerinde bu toplulukların söz hakkı olmasını sağlamak önemlidir.

b. Koruma alanındaki profesyonellerin rolü, topluluk-güdümlü koruma girişimlerine teknik danışmanlık sağlamak ve bir topluluğun mirası ile ilişkisinde kopukluklar olduğunda bu kopukluğu onarıcı olarak kabul edilmelidir.

c. Yaratıcı tabandan-yukarı yaklaşımların temeli olacak şekilde, kalkınmanın ‘insan’ ölçeği yeniden öne çıkarılmalıdır.

4.3 Miras korumanın sürdürülebilir yerel sosyo-ekonomik gelişme ile bağlantısını kurmak

a. Miras koruma, sürdürülebilir gelişme hedeflerine katkıda bulunmalıdır.

b. (Ölçülebilir göstergelere dayalı) iyi uygulamalar desteklenmeli, mirasın refaha, sosyal bütünleşmeye ve sürdürülebilir ekonomik gelişmeye katkısı ile ilişkilendirilmelidir.

c. Arzulanan gelecek tahayyüllerini gerçeğe dönüştürmek için, ‘kitlesel fonlama’ (c) gibi yenilikçi yaklaşımlar ve araçlar, topluluk ağları için pro-aktif bir rol geliştirmek için kullanılmalıdır.

5. Koruma uygulamaları için gelişmekte olan araçlar
5.1 Kültürel miras hedefleri yeni araçların gelişimini yönlendirmeli, bunun tersi olmamalı, böylece kültürel mirasın merkezi konumu pekiştirilmelidir

a. Yeni araçlar ve teknolojiler, kendi içinde bir amaç olarak değil, koruma sürecinin çeşitli aşamalarını destekleyen yöntemler olarak görülmeli, kültürel mirasın bir insan hakkı olarak sahip olması gereken merkezi konumu gözetilmelidir.

b. Koruma çalışmalarında özgünlüğün gözetilmesi amacıyla, teorik ve metodolojik hedeflere ve uygulamalara yönelik rehber ilkeler ve ilişki ağları oluşturulmalı ve paylaşılmalıdır.

c. Teknoloji uzmanları ve miras alanındaki uygulamacılar, bilginin yöneticileri ve kullanıcıları arasındaki – teknolojik ama özellikle kültürel – kopuklukları gidermek için işbirliğini esas alan, disiplinlerarası araştırmalara (finansman politikaları ile ilgili olanlar dahil) yönelik rehber ilkeler geliştirilmelidirler.

5.2 Ortak kültürel gelişme için erişilebilir ve herkesi kapsayıcı yeni teknolojiler geliştirilmelidir

a. Kültürler, bilgi, malzemeler, geleneksel ve yenilikçi teknolojiler arasında adil ve kazançlı bir denge sağlanması için yerel ve geleneksel bilgiye saygı duyulmalıdır.

b. Korumada elde edilen sonuçları iyileştirmek için, hükümet dışı kuruluşların stratejik ortaklıklardaki kilit rolü tanınmalıdır.

c. Kültürel ve sosyal eşitsizliklerin aşılması için bilginin yayılmasına yönelik platformlar ve araçlar sağlamlaştırılmalı ve paylaşılmalıdır.

d. Mesleki çevrelerdeki tartışmalar aracılığıyla, koruma süreçlerindeki iyi uygulamaların alışverişine aktif katkı sağlanmalı, bu esnada mükerrer çabalardan kaçınılmasına dikkat edilmelidir.

5.3 İşlemlerin ve araçların işbirliğe yönelik standartlaşması ve sadeleşmesi sağlanmalıdır

a. Sonuçlarının kesinliği, güvenilirliği ve doğrulanabilirliğinden emin olunan, ve hem coğrafyalar arasında hem de zaman içinde karşılaştırmalı analizlere imkan sağlanması için uluslararası düzeyde kabul edilen ve uygulanabilir araçlar geliştirilmelidir.

b. Kültürel mirası belgeleme, koruma ve izleme işlerinde kullanılabilecek araçların, verimli bir döngünün parçası olarak benimsenebilmesi için, kullanıcı-dostu ve düşük-maliyetli teknolojilere öncelik verilmelidir.

c. Kültürel mirası koruma pratiğindeki standartlara ve prosedürlere demokratik bir biçimde erişim sağlanması için, öncelikli olarak çevrimiçi araçlar ve ‘açık kaynak’(d) platformlar geliştirilmelidir.

d. Teknolojilerin kültürel miras konusuna uyarlanmasında iyi tanımlanmış anahtar hedeflere karşılık gelmesi ve böylece koruma pratiğini iyileştirmeden sadece teknoloji sektöründe ilerlenmesi riskinden kaçınılması sağlanmalıdır. Floransa, 14 Kasım 2014

1 Eylül – Hukuk Takvimi

0

1 Eylül – Hukuk Takvimi

1846

Sultanahmet’te, Darülfünun binasının temeli atıldı. Üniversite binası olarak inşa edilen yapı, 1863’de çok kısa bir süre üniversite dersleri için kullanıldıktan sonra Maliye, Adliye, Evkaf nezaretleri için kullanıldı. 1877-1878 yıllarında Birinci ve İkinci Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na ev sahipliği yaptı. Meşrutiyet’in yeniden ilanından sonra tekrar Meclis-i Mebusan’a tahsis edildi. Daha sonra Adliye Sarayı olarak kullanıldı. Cumhuriyet devrinde İstanbul Adliye binası olarak kullanılan yapı, 3-4 Aralık 1933 gecesi yandı.

1889 

Kırım Tatarı ve Türk siyasetçisi ve devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer (Kırım Tatarcası: Cafer Seydamet Qırımer) dünyaya geldi. (Doğumu: 1 Eylül 1889, Kızıltaş – Ölümü: 3 Nisan 1960, İstanbul), 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Yalta şehri yakınlarındaki Kızıltaş köyünde doğdu. İlk tahsilini Kırım’da, orta, lise ve hukuk tahsilini İstanbul’da yaptı. 1908 yılında İstanbul’da Numan Çelebicihan ve diğer Kırım tatarı arkadaşları ile Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurdu. 1911’te hukuk eğitimine Paris’te devam etti. I. Dünya Savaşı başladığında Kırım’a döndü. Kırım’da yakın arkadaşları ile birlikte inkılâpçı, gizli bir teşkilât kurdu. 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilince, Numan Çelebicihan’ın başkalığındaki hükûmette Harbiye ve Hariciye Bakanlığını üstlendi. Kırım’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine, Kırım Meclis temsilcisi olarak Kiev ve Varşova üzerinden Paris’e geçti. Daha sonra İstanbul’a gelerek Kırım’ın özgürlüğü için çalışmalarını Türkiye’de sürdürdü. 3 Nisan 1960 günü İstanbulda yaşamını yitirdi. Mezarı İstanbul’da Feriköy Mezarlığı’ndadır.

1921  Fransızlar, başkenti Beyrut olan Lübnan devletini kurdu.
1925 

Amerikalı kadın hakları aktivisti, eğitimci, siyasetçi ve yazar Arvonne Fraser doğdu. 1993-1994 yılları arasında ABD’nin Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonu’nda görev yaptı 1979’da Macalester Koleji’nden Fahri Hukuk Doktoru ünvanlı aldı. 2007 yılında Minnesota Üniversitesi’nden Üstün Başarı Ödülü aldı. 1992’de Tides Foundation’dan kadınların insan hakları için mücadelede eden Kadın Ödülü’nü aldı. 1995’te Uluslararası Hukukta Tanınmış Kadınlar Ödülü’nü alarak avukatlar dışında bu ödülü alan ilk kişi oldu. 

 
1929 Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1930

Avukat, bürokrat ve yazar Turgut Özakman doğdu. (Doğumu: 1 Eylül 1930, Ankara -Ölümü:  28 Eylül 2013, Ankara), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukatlık yaptı. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü’ne devam ettikten sonra Devlet Tiyatrosu’na dramaturg olarak girdi. TRT‘de Merkez Program Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatrolarında Genel Müdür Başyardımcılığı ve 1983-1987 yılları arasında aynı kurumda genel müdürlük yaptı. 1988-1994 yılları arasında Radyo-Televizyon Yüksek Kurulunda üyelik ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde kadrolu öğretim görevlisi olarak çalıştı ve dramatik yazarlık dersleri verdi. 28 Eylül 1998’de, üstün hizmetleri nedeniyle Anadolu Üniversitesince, 2006 yılında Ege Üniversitesi‘nce ve 2007 yılında, mezun olduğu ve uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesince ‘fahri doktor’ unvanı verildi. Nisan 2002’de Eskişehir Belediye Başkanlığı, açtığı ikinci tiyatroya ‘Turgut Özakman Sahnesi’ adını verdi. 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Özakman’a Üstün Hizmet Ödülü verdi. 2005 yılında piyasaya sürülen, Şu Çılgın Türkler (Bilgi Yayınevi) adlı belgesel-romanının cumhuriyet tarihinin en çok satan kitabı olduğu ileri sürüldü.

1936 Yargıtay eski üyesi ve YSK eski başkanı. Orhan Yalçınkaya, Çankırı’nın Ilgaz ilçesine dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1961 yılında mezun olduktan sonra, Ankara hakim adayı olarak mesleğe başladı. Çeşitli ilçelerde hakimlik yaptı ve akabinde  Yargıtay Tetkik Hakimliğine getirildi. Bu görevdeyken 20 Mayıs 1982 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi. 23 Ocak 1987 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu üyeliğine seçildi ve 23 Ocak 1990 – 20 Ocak 1993 tarihleri arasında Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı yaptı. 26 Aralık 1994 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 21. Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi ve 1 Eylül 2001 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.
1937 1981 – 1983 arasında Portekiz Başbakanı olarak görev yapan hukuku ve iş insanı Francisco José Pereira Pinto Balsemão doğdu. (Doğumu: Santa Isabel, Lizbon, 1 Eylül 1937) hukuk eğitimini Lizbon Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı ve avukatlık yaptı. Portekiz’in ilk özel televizyon kanalı olan Sociedade Independente de Comunicação’nun (SIC) Yönetim Kurulu başkanıdır. Bilderberg Kulübü Yürütme Komitesi’nin daimi üyesi statüsüne sahip tek Portekizli kişidir .
1938 Anayasa ve ceza hukuku alanındaki çalışmalarıyla tanınan Amerikalı avukat ve hukuk profesörü Alan Morton Dershowitz doğdu. (1 Eylül 1938)   Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 28 yaşındayken profesör olarak okul tarihindeki en genç hukuk profesörü unvanını aldı. 1964’ten 2013’e kadar Harvard Hukuk Fakültesinde ders verdi. Görev süresi boyunca, hem ceza hukuku hem de medeni hukuk alanında çalıştı. Ceza hukuku ve anayasa hukuku ile ilgili yazdığı çok sayıda makalesi ve kitabının yanı sıra tarih, felsefe, psikoloji, edebiyat, matematik, ilahiyat, müzik, spor ve hatta şarküteriler hakkında yazılar yazdı, dersler verdi. 2020’de Başkan Donald Trump’ın ilk görevden alma davasında savunma ekibinin üyelerindendir.  Jeffrey Epstein Davası’nda da savunma avukatı olarak yer aldı. 
Hitler’in Nazi orduları Polonya’yı işgale başladı. 1 Eylül 1939’daki bu işgal 2. Dünya Savaşının fitilini ateşlemiştir. 1 Eylül Günü, 2. Dünya Savaşında yaşanan acıların ve yıkımın unutulmaması amacıyla Varşova Paktı tarafından Barış Günü ilan edilmiş, daha sonra BM, 1 Eylül’ gününü “Dünya Barış Günü” olarak ilan etmiştir.  Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak değiştirilmiştir.  Dünya Barış Günü,  Türkiye’de 1 Eylül tarihinde, dünyada ise 21 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Milyonlarca kişinin öldüğü savaşın başlamasının 50. yılında, Dünya Barış Günü ilan edildi.
1947 TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını iktidardaki CHP ve muhalefetteki DP milletvekillerinin ittifakıyla ve oybirliği ile kabul etti. Türkiye ABD 12 Temmuz 1947 Yardım Antlaşması, Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında Ankara’da imzalanmış, 01.09.1947 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşma’nın onanmasına dair Kanun” kabul edilerek onaylanmıştır. Kanun, 5 Eylül 1947 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
1967 Nazi hapishane müdürü Ilse Koch (d. 22 Eylül 1906 – ö. 1 Eylül 1967)  öldü. 1 Eylül 1967’de, 60 yaşında, Aichach kadın hapishanesindeki hücresinde demir parmaklığa bağladığı çarşaf ile kendini asarak intihar etti. İnsanlık tarihinin en acımasız kadınları arasında yer almaktadır.
1968 Yılmaz Güney’in “Seyyit Han” filminin yurt dışına çıkışı Sansür Kurulu’nca 2.kez yasaklandı.
1975 Adana Cezaevi’nde Can Yücel’e “üzümden şarap yaptığı ve teşvik ettiği” gerekçesiyle 15 gün hücre cezası verildi.
1982 12 Eylül darbesi sonrası oluşturulan “Danışma Meclisi”nde, ilk ve orta öğretimde din eğitim ve öğretimini zorunlu kılan Yeni Anayasa maddesi kabul edildi.
1982 Pınar Kür’ün “Yarın..Yarın..” adlı romanı Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı bölgesinde yasaklandı.
1983 Barış Derneği davasında tutuksuz yargılanırken bir süre önce gözaltına alınan ressam Orhan Taylan gizli TKP’ye üye olduğu iddiasıyla tutuklandı.
1991 Özbekistan bağımsızlığını ilan etti. 
1992 Slovakya Anayasası, resmî olarak Slovak Cumhuriyeti Anayasası (Slovakça: Ústava Slovenskej republiky), Slovak Ulusal Konseyi tarafından 1 Eylül 1992’de kabul edildi. ve 1 Ekim 1992’de (bazı bölgelerde 1 Ocak 1993) yürürlüğe girdi. 1 Eylül tarihi Slovakya Anayasa Günü olarak anılmaktadır.
1993 Koalisyon ortakları SHP ile DYP, PTT’nin yüzde 49 hissesinin satılması konusunda anlaştı.
1993 “Yargısız İnfaz” kayıtlara geçti: Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı, 4 polis için fezleke hazırladı: Küçükköy’deki operasyonda 2 kişinin öldürülmesinde, “meşru müdafaa sınırının aşıldığı” gerekçesiyle, polislerin ağır ceza mahkemesinde yargılanmalarını istedi.
1993 Savaş Karşıtları Derneği kuruldu. İki yıl sonra, Osman Murat Ülke, zorunlu askerliğe karşı çıkarak, vicdani retçi olduğunu açıkladı.
1995

İstanbul’a gelecek olanlara “vize uygulanmasını” yeniden gündeme getirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan: ”İstanbul’un bir göç istasyonu olmaktan çıkarılması gerekiyor.” dedi.

2000 Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nde Latin alfabesine geçildi. Daha önce Kiril alfabesi kullanılıyordu.
2004 38 kişinin öldüğü Pamukova’daki hızlı tren kazasıyla ilgili bilirkişi raporu açıklandı. 22 Temmuz’da meydana gelen kazada kusurun yarısı makinistlere, yarısı TCDD’ye atfedildi. Kurumun yol tamiratını yapmadığı, trene ATS (otomatik fren sistemi) takılmadığı ortaya çıktı.
2005 Irak’ta Saddam Hüseyin’in 2003’te devrilmesi sonrası ilk idam cezası infaz edildi. Adam kaçırma, polis öldürme ve tecavüz suçlarından üç kişi asılarak idam edildi.
2006 Lübnan’da oluşturulacak barış gücüne Türk askerinin gönderilmesine ilişkin Hükümet Tezkeresi, TBMM Başkanlığına sunuldu.
2009 Sivas Katliamı Davası’nda söz alan Avukat Şenal Saruhan’ın araştırmalarına dayanarak verdiği bilgiye göre, firari sanıklardan Cafer Erçakmak’ın 1998 yılına kadar devletten emekli maaşı aldığı ortaya çıktı.
2012 Oyuncular Sendikası Başkanı Mehmet Ali Alabora “Dizilerde rol alan 846 oyuncudan sadece 8’i sigortalı.” olduğunu açıkladı.
2015 Başbakan Davutoğlu’nun 5 Ağustos’ta 81 ilin valilerine gönderdiği gizli genelgeyle MİT, Başsavcılık, Jandarma ve Emniyet’e tüm yurtta “Dernekler, STK’ler, sözde halk meclisleri, yerel basın, internet siteleri ve sosyal medya”nın fişlenmesi talimatı verdiği ortaya çıktı.
2016 HSYK Genel Kurulu, FETÖ soruşturması kapsamında geçici olarak görevden uzaklaştırılan 543 hakim ve savcıyı meslekten ihraç etti.
2017 Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi  Paul Moreno, hayatını kaybetti. (Doğumu: 28 Nisan 1931) ABD’de en uzun süre hizmet eden seçilmiş İspanyol asıllı bürokrattır. 40 yıl boyunca Texas House’un başkanlığı görevini yaptı. Teksas House Temsilciler Meclisi ve El Paso Hukuki Yardım cemiyetlerinde görev aldı. Tejano Demokratlar Cemiyeti ve Meksika Amerikan Yasama Komitesi kurucuları arasındaydı. Paul’un yaptığı organizasyon ve çalışmalar 2011’de Meksika Amerikan Hukuk Savunma ve Eğitim Vakfı (MALDEF), tarafından Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile onurlandırıldı. 1 Eylül 2017’de 86 yaşında öldü. 
2021 KHK’lı Yargıtay üyesi Mahmut Kış, kalp krizi sonucu öldü. Meslekten ihraç edildikten sonra tutuklanan Kış, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış, 2018’de mahkemede yaptığı savunmada “Meslek hayatım boyunca hukuktan hiç ayrılmadım.” demişti.
2021 İtalyan insan hakları aktivisti, gazeteci, film yapımcısı ve yazar, Anna Margherita Cataldi yaşamını yitirdi. (Doğumu:. 14 Kasım 1939, Torino – Ölümü: 1 Eylül 2021, Torino, İtalya) 14 Kasım  1939’da Torino, İtalya’da doğdu. Torino Politeknik Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Akademi Ödülü sahibi olan Out of Africa adlı filmin yapımcısıydı. El País, Panorama, Epoca, La Repubblica, L’espresso, La Stampa, La Règle du Jeu, The Nation, Rolling Stone, The International Herald Tribune, Front Line ve BM Chronicl gibi yayınlara köşe yazarı, editör olarak katkı verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün iyi niyet elçisi ve Birleşmiş Milletler’in barış elçisi olarak çalıştı. 1 Eylül 2021’de doğum yeri Torino’Da COVID-19 kaynaklı sağlık sorunları nedeniyle 81 yaşında öldü.
2021 Amerikalı hukukçu, bürokrat ve siyasetçi Melanie Wade Goodwin 1 Eylül 2021’de yaşamını yitirdi
 

İçtihat Tutarlılığı

0

İçtihat Tutarlılığı, [cmh], kişinin hukuki kaderini herhangi bir sürprizle karşılaşmadan tayin etmesine, olası muhakeme ve hükmün öngörülmesine olanak ve kolaylık tanıyan muhakeme güvencesidir. Aynı kanun maddesinin benzer veya aynı olaya farklı uygulanmasının yarattığı güven bunalımı, farklılıkları yaratan içtihatların birleştirilmesi ile mümkündür.

İçtihatların Birleştirilmesi, farklı içtihatların hukuk ortak paydasında eritilerek kristalize edilmesi veya tutarlı hale getirilmesidir. Son veya üst derece mahkemelerinin görevlerinden biri, tutarsız içtihatları birleştirerek, yurttaşın adil yargılanma hakkını tehdit eden bir risk olmaktan çıkarmaktır. Tutarsızlığın sisteme sızarak, güven bunalımına neden olmaması, tutarsızlıkla mücadele eden işlevsel ve etkin mekanizmaların geliştirilmesi ile mümkündür.

Hukuki güvenlik ve türevlerinin görünüm biçimi olarak içtihat tutarlılığı, kişiye koşulsuz kazanılmış bir hak bahşetmez. Dinamik ve gelişen bir yaklaşımın sürdürülebilmesi, her tür reform ya da iyileşmeyi gerektirir, dolayısıyla içtihatların hukuki güvenlik gerekçesiyle kabuk bağlamasını önlemek, tek başına adaletin doğru tecellisine engel değildir. İçtihatların  somut olay adaletini sağlama yükümlülüğü ile sürpriz yapma yasağı veya hukuki güvenlik ilkesine sadakati, arasındaki derin kriz ve çelişki iki ideal arasındaki dengeyi kuracak mekanizma ile aşılmaktadır.

İçtihat tutarsızlığı, bölgesel yargı sistemlerinin genetik bir sorundur. Olayların farklılığı, tolare edilebilir bir içtihat ayrışmasına neden olabilir, nesnel bu farklılık güvenliği tehdit eden amil olmaktan çıkar. Buradan bakıldığında bir mahkemenin yek diğeriyle çelişen kararlar vermesi, kural olarak  hukuk güvenliği ilkesini her zaman ve tek başına ihlal etmez.

İçtihat çelişki veya farklılığı, hukuki öngörü veya uzgörüyü tehdit eden bir riske dönüşmesi halinde; söz konusu ayrılıkların, aynı mahkeme kolu içinde mi, yoksa yek diğerinden bağımsız iki farklı mahkeme kolu arasında mı olduğu önem arz eder.

İçtihat farklılığının aynı yargı kolu içinde tahakkuk etmesi halinde; bu farklılık derece mahkemelerinin sonuncusu veya yerel yüksek mahkeme tarafından giderilir.  Tutarsızlığının farklı yargı kolları arasında tahakkuk etmesi halinde; hukuk sisteminin iki farklı kolu içerisinde yer alan son derece mahkemeleri çelişen kararlarını açıklar, kolların her biri, herhangi bir yargı hiyerarşisine tabi olmayan ortak bağımsız yüksek mahkemelere sahiptir.

Burada dikey bir denetim mekanizması veya müşterek düzenleyici bir kurumun (uyuşmazlık mahkemesi gibi) devreye girerek, çelişkiyi giderir. Çok sayıda farklı mahkeme koluna sahip ve içerisinde yüksek mahkemelerin bulunduğu ve hukuk konusunda aynı anda ve koşut yorumda bulunmalarının gerekli olduğu bir yargı sisteminde, içtihat tutarlığının sağlanması zaman alabilir.  Böyle bir sistemde anılan nedenlerin tetiklediği tutarsızlığın yarattığı kriz, göreli de olsa sineye çekilmekte veya hoş görülebilmektedir.

Kendi yargı çevresini haiz ve farklı davaları inceleyen iki mahkeme, benzer somut durumların yol açtığı aynı hukuki sorun hakkında pekâlâ farklı, bununla birlikte mantıklı ve gerekçelendirilmiş kararlara ulaşabilir.

Çelişkinin sürmesi veya giderilmemesi halkın yargı sistemine olan güvenini aşındıracak bir belirsizliğe neden olabilir. Her dava için belirsizliğin tahakkuk edip etmediği, aşağıdaki üç kriterli testin uygulanmasıyla belirlenmektedir.

Bunlardan ilki içtihadi ayrılıkların derin, yaygın ve daimi olup olmadığı; ikincisi iç hukukun bu tür tutarsızlıkları ortadan kaldırabilecek etkili ve verimli araçlara sahip olup olmadığı; üçüncüsü bu araçların uygulanıp uygulanmadığı ve efektif olup olmadıkları, dördüncüsü  ise tutarsızlığın münferit bir davayı mı, yoksa çok sayıda insanı mı etkilediğidir.

Testin pozitif çıkması, tutarsızlığın belirsizlik yarattığı anlamına gelir. Devletler, hukuk sistemlerini, farklı kararların alınmasını önleyecek ve ciddi çelişkileri yeterli usuli araçlarla ortadan kaldıracak şekilde düzenlemekle yükümlüdürler ve bu yükümlülüklerini azaltamaz veya ortadan kaldıramazlar.[Yargıç Hilmi Şeker tarafında kaleme alınmıştır.]

Avrupa Konseyi / Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013 6. Madde Uygulama Rehberi

Adalet Bildirgesi

0
ADALET BİLDİRGESİ
ADALET BİLDİRGESİ
İSTANBUL BAROSU – İstanbul, 1 Eylül 2026
I. ADALET MÜCADELESİNDEN ASLA VAZGEÇMİYOR HUKUKSUZLUKLARI KAYIT ALTINA ALIYORUZ

Ülke genelindeki üç avukattan birinin görev yaptığı İstanbul’da savunma mesleği için yürütülen mücadele, ulusal ölçekte verilen hukuk mücadelesi ile iç içe olduğu gibi, savunmanın uluslararası dayanışmasının da itici gücüdür.

A.“İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Savunma” Bildirgesi (10 Aralık 2025)

İstanbul Barosu’nun 10 Aralık 2025 toplantısı sonrasında yayımladığı “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Savunma” Bildirgesi’nin son maddesi şöyledir:

“Yerel, ulusal ve uluslararası dayanışma hakkı ekseninde her zaman, her yerde ve herkes için hukuk yolunda İstanbul Barosu; savunma kurumlarının olduğu kadar yerel yönetimlerin ve ulusal ölçekteki yönetim organlarının seçimler yoluyla el değiştirmesini savunmakla, aynı zamanda demokrasi ve siyasal adalet mücadelesi vermektedir.”

B.“Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı: Güvenceler ve Mücadele” Uluslararası Toplantısı (3-4 Nisan 2026)

3 ve 4 Nisan 2026 günlerinde İstanbul Barosu ev sahipliğinde; Berlin, Paris, Brüksel ve Gürcistan barolarının iş birliğiyle ve birçok uluslararası savunma örgütünün katılımıyla düzenlenen “Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı: Güvenceler ve Mücadele” temalı uluslararası toplantıda; yargıçlar, akademisyenler ile baro ve hukuk kurumlarını temsil eden avukatlardan oluşan hukukçular olarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

1.Adil yargılanma ve savunma hakkının niteliği
  • Adil/dürüst/düzgün ve hakkaniyete uygun yargılama, Devlet için varlık nedeni ve yükümlülük, yurttaşlar için temel bir haktır.
  • Adil yargılanma hakkı, yalnızca usule ilişkin bir güvence değil; maddi hak ile bitişiklik temelinde demokrasinin, hukuk devletinin ve insan onurunun temel dayanağıdır.
  • Savunma hakkının etkin kullanımı, adil yargılanmanın vazgeçilmez unsurudur. Savunmanın kısıtlandığı bir sistemde adaletten söz edilemez.
  • Hukuki dinlenilme hakkı, yalnızca tarafların kendilerini ifade edebilmesini değil, ileri sürülen beyanların yargı mercilerince dikkate alınmasını da içerir.
  • Hukuki araçların eşitliği ilkesi, iddia ve savunma makamları arasında fiilî ve hukuki dengeyi zorunlu kılar.
2.Savunma hakkının evrenselliği ve uluslararası dayanışma
  • Savunma hakkı evrenseldir ve sınır aşan bir özelliğe sahiptir. Bu hakka yönelik her türlü müdahale ve saldırı, yalnızca ilgili ülkeyi değil, uluslararası hukuk camiasını ilgilendirir. Uluslararası ölçekte bir “Savunma Dayanışma Ağı” oluşturulması zorunluluk olarak değerlendirilmiştir.
  • Bir baroya yönelen müdahalenin; tüm savunma mesleğine, hukuk devletine ve haklar toplumuna yöneldiği kabul edilmiştir.
  • Avukatlık mesleğine ilişkin uluslararası güvencelerin ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin etkin uygulanması zorunludur.
  • Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanarak bir an önce yürürlüğe girmesi, savunma mesleği ve örgütleri için yaşamsal önem taşımaktadır.
3.Küresel gelişmeler ve savunmanın rolü
  • Günümüzde uluslararası hukuk düzeni; savaşlar, bölgesel çatışmalar ve demokratik gerileme süreçleri nedeniyle ciddi bir kriz içerisindedir.
  • Barolar ve hukuk örgütleri, yalnızca mesleki dayanışma değil; aynı zamanda demokratik düzenin korunması yönünde sorumluluk üstlenmektedir.
4.Yargı bağımsızlığı ve avukatlık mesleğinin özerkliği
  • Yargı bağımsızlığı, adil yargılanma hakkının ön koşuludur. Bağımsızlık bir statü, tarafsızlık ise erdemdir. Bağımsız hâkimler olmaksızın hukuka uygun karar güvencesi sağlanamaz.
  • Hâkimler üzerinde oluşturulan idari ve disipliner baskılar, “caydırıcı etki” yaratarak bağımsız karar verme iradesini zayıflatmaktadır.
  • Avukatlık mesleği, adalet sisteminin bağımsız bir unsurudur; devlet, müvekkil veya üçüncü kişiler karşısında bağımlı hâle getirilemez. Avukat, müvekkili ile özdeşleştirilemez.
  • Bağımsız ve özerk savunma örgütleri, bağımsız yargının da güvencesidir.
5.Türkiye’de yargılama pratiklerine ilişkin tespitler
  • Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle suç isnadıyla karşı karşıya bırakılması, savunma hakkının ihlali niteliğindedir ve kabul edilemez.
  • Suçsuz sayılma hakkı, insan haklarının sert çekirdeği kapsamında herkes için, her zaman, her ortam ve koşulda geçerli olup,
6.Savunmanın dönüşümü ve mesleğin geleceği
  • Avukatlık mesleği yalnızca temsil faaliyeti değil; hakların korunması, toplumsal ve çevresel adaletin sağlanması ile demokratik seçimlerin güvenliği açısından kamusal bir görevdir. Bu nedenle savunma mesleğinin korunması, demokrasinin ve hukuk devletinin korunmasının ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Savunmanın etkisizleştirilmesine yönelik eğilimler karşısında, mesleğin kurumsal güvencelerinin korunması ve ilerletilmesi esastır.
  • Hukuk eğitiminde insan hakları, etik ve yeni teknolojiler alanlarının güçlendirilmesi gerekmektedir.
  • Liyakat ilkesi, sav-savunma-hüküm bütününde gözetilmelidir.
  • Tüm barolar, hukukçular ve ilgili kurumlar; yasalar, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’nın ötesinde hukukun genel ilkelerine bağlılık temelinde ortak ve kararlı bir mücadele yürütmeye davet edilmektedir.
  • Aynı zamanda, 148 yıllık bir geçmişe sahip İstanbul Barosunun kuruluş tarihi olan 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle, savunma hakkının korunmasına yönelik kararlılık bir kez daha teyit edilmektedir.
C.“Anayasacılık ve Küresel Ekolojik Meydan Okumalar Çağı” Sonuç Bildirgesi (İstanbul, 6 Haziran 2026)
  • Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 İklim Değişikliği Konferansı’nda, iklim değişikliğiyle bağlantılı daha geniş insan hakları boyutlarının vurgulanması ve çevresel ile iklim kaynaklı yerinden edilmiş kişilerin haklarının tanınmasını talep ed
  • Kuşaklar arası hakkaniyet ilkesinin; her kuşağın çevre üzerindeki etkilerinin zaman içerisinde yönetilmesini ve azaltılmasını amaçlayarak, mevcut ve gelecek kuşaklar arasında bir bağ kurduğunu vurgula
D.2025-26 Adli Yılı İstanbul Barosu Etkinliklerinden Kesitler — “Özgürlükten Yoksun Kılma”: Suç mu, Ödüllendirme Nedeni mi?

2025-26 adli yılında İstanbul ilinde tanık olunan bireysel ve kitlesel hak ihlalleri; başta Anayasa’nın üstün hükümleri ve hukuk düzenimizin emredici kuralları olmak üzere, hukukun genel ilkelerine ve dahası olağanüstü hâl, seferberlik ve savaş hâllerinde bile korunan hak ve değerlere aykırıdır. Bunların başında insan haklarının sert çekirdeği gelmektedir:

“… kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” (Anayasa, md. 15/2).

Türkiye Cumhuriyeti savaş hâlinde olsaydı dahi kesin olarak korunan ve dokunma yasağı bulunan bu alanlar, sistematik olarak ihlal edilmektedir.

İhlaller; “şafak operasyonları” adı altında konut dokunulmazlığı ortadan kaldırılarak veya ters kelepçe teşhiri ile başlayan, tutukevinden çıkışa ve hatta -birçok belediye başkanı örneğinde görüldüğü üzere- serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklanmaya kadar devam eden işlem ve muameleler dizisini kapsamaktadır.

İnsan haklarını koruma konusunda devletin pozitif yükümlülüklerinin azami olduğu alanlarda kolluk ve savcılık tarafından gerçekleştirilen ihlaller, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (Anayasa, md. 6) yasağına aykırı olduğundan, yalnızca görev ve yetki gaspı değil, aynı zamanda “egemenlik gaspı”dır. Üçlü gasp zinciri şöyle sıralanabilir:

  • Kişi hürriyeti ve güvenliği (habeas corpus): Yakalama, gözaltına alma ve tutuklama işlem ve eylemleri çok sıkı koşullara bağlı olduğu hâlde, bu koşullara uyulması bir yana; şekil, tarz ve usuller, insan haysiyetini rencide edici eziyet ve kötü muamele uygulamasına dönüşmektedir. Belli bir fikre sahip olmak (siyasal aidiyet), bedenen alıkonulmak için yeterli görülmekte; kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldıktan sonra delil üretilmeye çalışılmakta, iddianame aylar hatta yıllar sonra hazırlanmaktadır. Bu itibarla, Anayasa madde 19 kapsamında açıkça kişiyi “özgürlükten yoksun kılma suçu” işlenmektedir.
  • Adil yargılanma hakkı: Bu hakkın gereklerine uyulması bir yana; başta suçsuz sayılma ve mahkemeye erişim hakkı olmak üzere, hak daha baştan tümüyle ihlal edilmektedir. Oysa insan haklarının sert çekirdeği ile bitişik olan bu haklar, her zaman, her yerde ve herkes için geçerlidir.
  • Mahpus hakları: Cismani özgürlüğünden alıkonulmuş olan mahpus, haklarını kullanmaya devam eder. Bunların başında barınma, sağlık ve haberleşme hakları gelir. Bu hakların özüne dokunulamayacağı gibi, mahpuslar eşit haysiyet ilkesinden mutlak biçimde ve hak ve özgürlüklerin sert çekirdeğinden ise evleviyetle yararlanır. Ne var ki İstanbul’daki mahpuslar bu haklarından üç nedenle yararlanamamaktadır: Hapishanelerde kapasitenin en az iki üç katı üzerinde mahpus bulunması ciddi bir barınma ve sağlık sorunu yaratmaktadır. Mahpus sayısındaki artışla orantılı koruma ve infaz görevlisi bulunmadığından çifte ihlal ortaya çıkmaktadır: Görevlilerin çalışma ortam ve koşulları zorlaşmakta, mahpusların hakları zedelenmektedir. Mahpusların onayı olmaksızın gece yarısı hücrelerinden alınarak etkin pişmanlık için savcılığa götürülmeleri veya başka hapishanelere nakledilmeleri ise mahpus haysiyetine dokunma, eziyet ve kötü muameledir.

Keyfî işlem ve uygulamalar dizisi, cezaların şahsiliği kuralını da zedelemekte; Anayasa’nın 12. maddesinden 127. maddesine kadar birçok hakkın ve kuralın ihlali sonucunu doğurmaktadır.

Şu sorulabilir: Bu denli geniş ihlallerin failleri neden cezasız kalmaktadır? Cezasızlık bir yana, failler ödüllendirilmektedir. Siyasal sorumluluk yokluğu; cezai, hukuki, idari ve mali sorumluluk yollarının işletilmesini zorlaştırmakta; dahası “anayasal suç” işleme cesareti, sorumluluktan bağışık kılınmış Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY) yapısından alınmaktadır.

Bu nedenle İstanbul Barosu, Anayasa’ya saygı için yürütmekte olduğu çalışmalarda doğru bilgiyi esas alarak “sözde anayasa” söylemini reddetmekte ve hesap verebilir hükûmet gerekliliğini savunmaktadır.

II. HUKUK DIŞI UYGULAMALARI İZLİYOR VE GÖZLEMLİYORUZ

Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla yükümlü Baro’nun üyeleri olarak; Devlet yönetiminde, toplumda ve ülkede olup bitenleri, varlık nedenimiz doğrultusunda izliyor, gözlemliyor ve raporluyoruz. Bunu şu üçlü etkinlikle yapıyoruz:

  • Başta Silivri olmak üzere duruşmaları izleyerek,
  • Hapishaneleri ziyaret ederek,
  • Duruşmalara ve hapishanelere ilişkin gözlem raporları hazırlayarak.

Türkiye Cumhuriyeti niteliklerinin dayanağı olan “adalet anlayışı”nın üç ana bileşeni; demokratik adalet (hukuk devleti), toplumsal adalet (sosyal devlet) ve çevresel/ülkesel adalet (çevre devleti)tir. Üçlü adalet gereklerinin yerine getirilmemesi, yargılamada adaletin sağlanmasını engeller. Adil yargılanma hakkı ihlalleri bu bakış açısıyla ele alınmalıdır.

“Özgürlük/eşitlik/adalet” üçlüsü, hukukun varlık nedeni ile örtüşür. Bunun için hukuk, öncelikle bireylerin fikrini ve fiziğini korur. Düşünce ve beden dokunulmazlığı, “insan haklarının sert çekirdeği” alanında yer alır. 2025-26 adli yılında ise “siyasal düşünce farklılığı” çoğu zaman; seçilmişlerin, gazetecilerin, avukatların ve sanatçıların bedeni özgürlüklerinden alıkonulması sonucunu doğurmuştur.

1.“Hürriyetten Yoksun Kılma” Uygulamasında Keyfîlikler

Anayasa’nın emredici ve yasaklayıcı hükümleri bir yana; “potansiyel tehlike” veya “gösteri olasılığı bulunan kişi” gibi hukukla ilgisi olmayan bahanelerle, insan hakları ve demokratik toplum savunucularının özgürlükten alıkonulması sıradanlaşmıştır.

Kolluk-savcı-yargıç üçlüsünde; genellikle savcılar kolluk işlemini, yargıçlar da sav işlemlerini izlemekte ve istisnai bir önlem olan “hürriyetten yoksun kılma”, yargısız infaza çevrilmiş bulunmaktadır.

Şafak vakti konut baskınından başlayan ve ters kelepçe ile toplu teşhire varan ihlal dalgaları; yakalama-gözaltı-tutuklama ya da kolluk-yargı-hapishane aşamaları bütününde işlemektedir. Bunlar, “kaynağını Anayasadan almayan” fiilî ve keyfî uygulamalardır. Savaş hâlinde bile geçerli olan “suçsuz sayılma hakkı”nı daha baştan yok eden usule ilişkin bu ihlaller, esası sürekli gölgelemektedir.

Yurttaşlara, öğrencilere, seçilmişlere, siyasilere, kamu görevlilerine ve avukatlara yönelik; yasalara, uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’ya aykırı eylem ve işlemler, kolluk-sav ile yargı kararı ve infaz aşamaları bütününde görev ve yetkilerin sistematik ve sürekli olarak kötüye kullanılmasıdır.

Tutuklama, delilden değil kişiden hareketle yapıldığından ve iddianame hazırlığı aylar sonrasına, hatta yılı aşkın süreye kaldığından; adil yargılanmanın ilk koşulu olan yargıca erişim hakkı engellenmektedir.

Şafak baskını operasyonları; konut ve özel yaşam dokunulmazlığı ihlalleri ile keyfî tutuklamalar, aile boyu hak ihlallerini de beraberinde getirmekte; cezai sorumluluğun kişisel özelliği toplu yaptırıma dönüşmektedir.

Tutuklamaya itiraz incelemesi, duruşmalı olarak yapılması gerektiği hâlde genellikle dosya üzerinden yapıldığından etkisiz kalmaktadır.

2.Duruşmalar ve Yargılama Süreci

İstanbul Barosu, İstanbul’da başsavcılıklar düzeyinde örgütlenen bütün adliyelere ulaşmakta; özellikle son altı aydır Silivri duruşmalarını daha yakından izlemekte ve gözlem raporları hazırlamaktadır. Silivri duruşma salonları, adil yargılanma hakkının gereklerine yanıt vermemektedir. Bu genel sorunu iki ek sorun ağırlaştırmakta ve derinleştirmektedir: İlki, İstanbul dışında görev yapan birçok belediyeye ilişkin davanın Silivri’de görülmesi; ikincisi ise adil yargılama gereklerine tümüyle yabancı olan devasa yeni duruşma binasıdır.

İstanbul Büyükşehir belediyesine ilişkin davalarda üç büyük sorun öne çıkmaktadır:

  • Duruşma sürelerinin dengesizliği ve aşırı uzunluğu,
  • Savunma hakkının kısıtlanması ve kullanımındaki belirsizlikler,
  • Tutukluluğa itiraz incelemelerinin dosya üzerinden yapılması ve haksız tutukluluğun uzamasına neden olunması.

İhlaller, Anayasa’dan veya ilgili yasalardan değil; bunlara uyulmamasından kaynaklanmaktadır.

Adil yargılanma hakkının testi niteliği taşıyan ve üç kavramla özetlenen gereklilikler yok sayılmaktadır:

  • Mekân: Bir uyuşmazlık, en yakın mekânda çözüme bağlanır.
  • Vakit: Bir çekişme, en kısa zamanda giderilir.
  • Nakit: Bir dava, en az masrafla sonuçlandırılır.

İstanbul’da görülen davalarda, adil yargılamanın bu üç gerekliliği de sürekli ihlal edilmektedir.

3.Hapishaneler ve Mahpus Hakları

Bedeni özgürlükten alıkonulma sonucunu doğuran mahpusluk, genel anlamda hak ve özgürlüklerden yoksunluk yaptırımını beraberinde getirmez. Bu bakımdan “İnsan haysiyeti hapishane kapısında durmaz” sözü anlam yüklüdür.

İstanbul hapishanelerinin doluluk oranı, kapasitelerinin en az iki katına ve -Silivri’de olduğu gibi- üç katına çıkabilmektedir. Bu durum, mahpusların hijyenik ortamda barınma hakkını ciddi biçimde zedelemekte; tutukluların sağlık hakkını kullanmaları da çok yönlü engellerle karşılaşmaktadır.

Keyfî tutuklamalar, mahpus sayısını artıran etkenler arasındadır; buna karşılık infaz koruma görevlisi sayısı aynı kaldığından bu orantısızlık, hapishane hizmetlerini görünür biçimde aksatmaktadır.

Daha vahim olanı ise keyfî nakillerdir. Silivri’den İstanbul dışındaki hapishanelere, nesnel gereklilikler bulunmaksızın gerekçesiz olarak yapılan nakiller; mahpusun işkence ve kötü muameleye tabi tutulması, yakınlarının ise cezalandırılması anlamına gelmektedir.

Tutuklama süreci, mahpuslara reva görülen muameleler ve -kamuoyunca bilinen örneklerde görüldüğü üzere- tahliye sonrasında yeniden tutuklama işlemleri, insan haysiyetini zedeleyen eziyet ve kötü muamele niteliğindedir.

4.Cezasızlık ve Hukuksuzluk

Tutuklama dalgaları o denli kitleselleşmiştir ki; Anayasa’nın öngördüğü ölçülülük kriteri veya hakkın özüne dokunma yasağı bir yana, Anayasa’nın kesinlikle yasakladığı ayrımcılık alanında, inanç ve siyasal aidiyet bakımından farklı olanlara karşı âdeta “hürriyetten yoksun kılma suçu” işlenmektedir. Buna karşılık, suç işleyenler bakımından “cezasızlık” politikası kararlılıkla sürdürülmektedir. Bu bakımdan sıkça başvurulan “düşman hukuku – yandaş hukuku” benzetmesi ve ayrımı, ülkemiz uygulamasının gerçekliğini tam yansıtmamaktadır; çünkü ikisi arasında asimetrik bir ilişki kurulabilse de her ikisi de “hukuk dışı” alanda yer almaktadır: Bir taraf, kin ve nefret duygularının belirleyici olduğu eylem ve işlemlerle bastırılırken; öteki taraf, ayrımcı yol ve yöntemlerle ayrıcalıklı konuma yerleştirilmektedir.

5.Yağmalanan Ülke

Ülkenin tarihsel, kültürel ve doğal değerleri; ekonomik kalkınma adına madencilik ve diğer faaliyetlerle, “siyasal kliantelizm” ilişkisi temelinde ve “üstün kamu yararı” gibi temel kavramlar da kirletilerek sürekli yağmalanmaktadır.

6.Baskılanan Toplum

Yurttaşlar; demokratik toplum düzenini ve insan haklarını savundukları, Anayasa güvencesi altındaki hak ve özgürlüklerini kullandıkları veya farklı siyasal aidiyetleri nedeniyle, tümüyle Anayasa ve hukuk dışı yol ve usullerle özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktadır.

III. HUKUKA SAYGIYA ÇAĞIRIYORUZ VE MÜCADELE KARARLILIĞIMIZI BEYAN EDİYORUZ
1.Hak ve Özgürlükler Bütün, İktidarlar İse Ayrıdır

Yasama, yürütme ve yargılama yetki ve görevleri, devletin varlık nedenine denk düşen işlevler bütünüdür. Erkler ayrılığı, bir ve bölünmez olan hak ve özgürlüklerin güvencesidir. Bu nedenle Anayasamızda önce hak ve özgürlükler, sonra bunları güvencelemeye elverişli görev, yetki ve yükümlülükler öngörülmüştür. İhlaller, yürürlükteki hukuktan değil, hukuka uyulmamasından kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede:

  • Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri; Anayasa’nın emredici ve yasaklayıcı hükümlerine uymaya ve anayasal dezenformasyon yaratıcı söylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz (md. 11).
  • Kamu makamlarını; “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (md. 6) hükmü gereği, egemenlik yetkisini gasp etmemeye çağırıyoruz.
  • Sorumluluk makamında bulunan kişileri ve herkesi; anayasal ve siyasal kazanımlarımız gibi, hükûmetler ötesi politikalar sonucu hukuk düzenimize içkin olan uluslararası kazanımlarımızın gereklerini de yerine getirmeye ve yalan bilgi yaymaktan kaçınmaya çağırıyoruz.
  • Mülki idare amirlerini ve kolluk güçlerini; yurttaşlar arasında ayrım yapmamaya, kamu düzenini sağlama bahanesiyle görev ve yetkilerini kötüye kullanmamaya, kanunsuz emir vermemeye ve “konusu suç teşkil eden emirler” vermekten kesinlikle kaçınmaya çağırıyoruz.
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni; hazırlık çalışmalarında ülkemizin de düzenli olarak temsil edildiği ve 13 Mayıs 2025 tarihinde imzaya açılan Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onaylamaya çağırıyoruz.
  • Yargı organlarını; sav-savunma-hüküm diyalektiği çerçevesinde gerçekleşen adil yargılamanın gereklerini yerine getirmeye, yargı kararlarına uymaya ve savunmanın saygınlığını zedeleyici işlem ve eylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz.
2.“Fikir, Dayanışma ve Eylem” Kararlılığımız Sürmektedir

İstanbul Barosu olarak;

  • Yargılamada adalet başta olmak üzere; demokratik adalet, toplumda adalet ve çevrede adalet gereklerini 2026-27 adli yılında da izleme kararlılığımızı,
  • Hukuka tabi olma bakımından eşitsizliği yaygınlaştıran ve ayrımcılığı derinleştiren cezasızlık politika ve uygulamalarına karşı çok yönlü mücadele kararlılığımızı,
  • Doğru ve gerçek hukuk bilgisini bütün toplumla paylaşarak yurttaşları hukuki bilgilenme hakkından yararlandırma kararlılığımızı,
  • Hak ve özgürlükleri ihlal eden kamu makamlarının (19-23 Mart 2025 örneğinde olduğu gibi) keyfî nitelik taşıyan kararlarına karşı yargı makamlarına başvuruda bulunma kararlılığımızı,
  • Mağdur yurttaşlarımıza adli yardımda bulunma kararlılığımızı

kamuoyu ile paylaşıyoruz.

3.Her Yerde, Her Zaman ve Herkes İçin Hukuku Etkili Kılmak

İstanbul Barosunun;

Hukuksuz devlet yerine HUKUK DEVLETİ’ni yeniden kurmak için,

Hukuksuz toplum sürecini HUKUK TOPLUMU’na çevirmek için,

Hukuksuz ülke politikalarını aşarak EKOLOJİK CUMHURİYET yolunda,

izleme, bilgilendirme, girişimlerde bulunma ve hukuki mücadele kararlılığı; İstanbullulara ve bütün yurttaşlara saygı ile duyurulur.

İSTANBUL BAROSU

31 Ağustos – Hukuk Takvimi

0

31 Ağustos – Hukuk Takvimi

161  Roma imparatoru. Marcus Aurelius Commodus Antoninus doğdu. (D. 31 Ağustos 161 – ö. 31 Aralık 192), 177’den 192’ye kadar hüküm sürdü. Görevde kaldığı dönem, Roma İmparatorluğu tarihinde barış ve refah çağının (Pax Romana) sonu olarak kabul edilmektedir. Barış ve özgürlük politikalarını terk ederek yeni vergiler çıkarttı ve özellikle doğu eyaletlerinden büyük haraçlar aldı. 1964’te Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü filminde Christopher Plummer tarafından canlandırılmıştır. 
  
577 Konstantinopolis Ekümenik Patriğive Bizans hukukuna önemli katkıları olan İoannis Skolastikos öldü.. (Doğumu. 503 – Ölümü: 31 Ağustos 577) 12 Nisan 565 ile öldüğü 577 yılına kadar görev yapmıştır. Doğu Ortodoks Kilisesi tarafından aziz kabul edilmektedir. Kilise kanunlarının yazılmasında, derlenmesinde, özetlenmesine ve metodik sınıflandırılmasında görev almıştır. Kilise  kararnamelerini konularına göre felsefi bir prensip çerçevesinde düzenlemiştir. 577 yılında Justinus’tan kısa bir süre sonra ölmüştür.
1843 Georg Friedrich Karl Freiherr von Hertling doğdu. (31 Ağustos 1843 – 4 Ocak 1919) Felsefe okudu ve 1864’te doktora derecesi aldı. 1867’de Bonn’da üniversite düzeyinde ders verme yeterliliğini kazandı, Katolik olduğu için doçentliğe atanması 1880’de mümkün oldu. 1882’de Münih Üniversitesi’nde profesörlük unvanı kazandı. Aristoteles ve Albertus Magnus hakkında kitaplar yayınladı. Parlamenter ve eyalet başkanı olarak çalıştı. Bavyera Devlet Bakanlığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi. Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında, Alman imparatorluk şansölyesi olarak görev yapmıştır.
1868 Galatasaray Lisesi “Mektebi Sultani” adıyla kuruldu.
1870 İtalyan eğitimci Maria Montessori, doğdu. (Ölümü: 6 Mayıs 1952) 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamladı. 1896’da Berlin’de ve 1900’da Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçildi ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yaptı. Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edildi ve daha sonra ILO tarafından dünya çapında yasallaştırıldı.
1890   Brüksel Genel Senedi ile köle ticareti yasaklandı. (Convention Relative to the Slave Trade and Importation into Africa of Firearms, Ammunition, and Spiritous Liquors) Osmanlı Devleti de konvansiyonu imzaladı. Sözleşme, Nisan 1891’de yürürlüğe girdi. Afrika’daki köle ticaretine fiilen son verme amacı taşıyordu ve uzmanlar tarafından, yaptırım mekanizmaları içermediği yönüyle eleştirildi.
 1913
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kuruldu. Hükümet 52 gün ayakta kaldı.
1915   Hukukçu ve siyasetçi Raif Aybar, doğdu. (Ölümü: 8 Ocak 2005, Ankara) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültelerini bitirdi. Fatsa Kaymakamlığı, Yozgat Emniyet Müdürlüğü, Edirne Hukuk İşleri Müdürlüğü, Serbest Avukatlık, Hürriyet Partisi ve YTP Kurucu Üyeliği yaptı.  Bursa, Ankara, Ordu Milletvekilliği yaptı.  TBMM Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliği, Kurucu Meclis Milli Birlik Komitesi Temsilciliği  ile Devlet Bakanlığı yaptı. 

1919  Roma Hukukunun duayenlerinden Prof. Dr. Mehmet Kudret Ayiter, Göttingen’de dünyaya geldi. (Ölümü: 18 Nisan 1986)
 
1930 Vilayet ve şehremanetinin birleştirilmesine karar verildi. Valiler, aynı zamanda belediye başkanı oldu.
1940 Türk-Alman Ticaret Antlaşması yürürlüğe girdi.
1950 Kanadalı hukukçu, siyasetçi ve akademisyen, eski başbakan yardımcısı Anne McLellan dünyaya geldi. (Doğumu. 31 Ağustos 1950, Noel, Yeni İskoçya)  Dalhousie Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat alanında eğitim gördü. King’s College London‘da hukuk alanında yüksek lisans yaptı. New Brunswick Üniversitesi‘nde ders verdi. Alberta Üniversitesi‘nde görev alarak hukuk fakültesi dekan yardımcısı ve daha sonra da dekan olarak çalıştı. Kanada Sivil Haklar Derneği’nde direktörlük görevini yürüttü. 1993-2006 yılları arasında milletvekilliği yaptı. 4 Kasım 1993 – 10 Haziran 1997 arasında Doğal Kaynaklar Bakanı, 11 Haziran 1997 – 14 Ocak 2002 tarihleri arasında Adalet Bakanı, 15 Ocak 2002 – 12 Aralık 2003 arasında Sağlık Bakanı ve 12 Aralık 2003 – 6 Şubat 2006 arasında ise Kamu Güvenliği ve Acil Hazırlık Bakanı Başbakan yardımcısı olarak görev ifa etti. 2006 seçimlerini kaybettikten sonra siyasi yaşamdan çekildi ve akademik kariyere döndü. 26 Mayıs 2015 tarihinde Dalhousie Üniversitesi rektörü oldu.
1956 Çin Cumhuriyeti cumhurbaşkanı görevine seçilen ilk kadın başkanı Tsai Ing-wen, doğdu. Ulusal Tayvan Üniversitesi’nde Hukuk okudu. Cornell Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde yüksek lisans, Londra Ekonomi Okulu’nda doktorasını yaptı. 1984 yılında yurt dışındaki çalışmalarını bırakarak ülkesine döndü, çeşitli üniversitelerde akademisyenlik görevlerinde bulundu. Güney Kore Devlet Başkanı Park Geun-hye‘den sonra Doğu Asya ülkelerindeki ikinci kadın başkanı oldu.  

1957   Malezya, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı. 
1962  Trinidad ve Tobago, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti. 
1966 Eskişehir’de TİP bildirisi dağıtan döküm ustası, marangoz, lokantacı, seyyar satıcı ve lise öğrencisi “Komünizm propaganası” yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı.
1969  Avukat ve siyasetçi Muharrem Erkek doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu, 1994 yılında serbest avukat olarak çalışmaya başladı. 2000-2002 yılları arasında Çanakkale Barosu’nun yönetim kurulunda görev aldı. 2004-2014 yıllarında Çanakkale Belediyesi Meclis Üyesi olarak görev yaptı ve Belediye Başkanvekilliği görevini de üstlenmiştir. 11 Şubat 2019 tarihinde Genel Sekreter Vekili olarak görevlendirildi. 
1977 Türkiye’de ilk kez gensoru verilerek hükümet düşürüldü: 218 güvenoyuna karşılık 228 güvensizlik oyuyla İkinci Milliyetçi Cephe (MC) iktidarı devrildi.
1980 Polonya‘da, Dayanışma Sendikası 31 Ağustos 1980’de kuruldu. Polonya Halk Cumhuriyetindeki Gdańsk Tersanesi işçileri arasında kurulan sendikadır. İlk lideri Lech Wałęsa’dır. Ülkede komünist parti denetimi dışındaki ilk sendikadır. 1980’li yıllarda sosyalizm içerisinde radikal reform yapılması gerektiği görüşüyle sendikal sınırlarını aşan sosyal bir hareket haline geldi.
1980 Yalçın Küçük, “Bir Yeni Cumhuriyet İçin” adlı kitabında yayın yoluyla komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı.
1983  1977’de darbeyle gelen Pakistan Devlet Başkanı General Ziya Ül Hak’a Ankara Üniversitesi tarafından “Fahri Felsefe Doktoru” unvanı verildi.
1985 Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, doğdu. Kral Suud Üniversitesi’nde hukuk alanında eğitim gördü. Suudi kabinesi için Uzmanlar Komisyonu’nda danışman olarak görev aldı. Suud Kraliyet Mahkemesi başkanı, Ekonomik İşler ve Kalkınma Konseyi başkanıdır.
1986 Hukukçu, siyasetçi ve Finlandiya’nın sekizinci ve en uzun süre görev yapan cumhurbaşkanı Urho Kaleva Kekkonen yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Eylül 1900 – Ölümü: 31 Ağustos 1986), Bağımsız Finlandiya’da Kajaani’de gazeteci olarak çalıştı, ardından 1921’de hukuk okumak için Helsinki’ye taşındı. Öğrenimi sırasında 1921-1927 yılları arasında polis birimlerinde alıştı ve burada anti-komünist polislikle tanıştı. 1924’te Finlandiya yüksek atlama şampiyonu oldu. 1927-1928 döneminde öğrenci gazetesi Ylioppilaslehti’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Polis karakolunda daktilograf olarak görev aldı. 1936’da Helsinki Üniversitesi’nden Hukuk Doktoru derecesi elde etti. 1958-1969 yılları arasında Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Belgrad, Atina, Roma, Malta, Varşova ve Tel Aviv’de büyükelçi olarak çalıştı. 1950-1953 ve 1954-1956 yıllarında başbakanlık yaptı ve bazı kabine üyeliklerini yürüttü. 31 yıl boyunca Finlandiya siyasetinde hakim figürlerden biri oldu.  1975’te Helsinki’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’na ev sahipliği yaptı ve o yıl Nobel Barış Ödülü için potansiyel aday olarak gösterildi. 1956’dan 1982’ye kadar Cumhurbaşkanlığı görevini yürüttü. 86. doğum gününden üç gün önce 31 Ağustos 1986’da Tamminiemi’de öldü ve törenle gömüldü.

1989 MHP Davası’nda “Gerekçeli Karar” 2.5 yıl sonra açıklandı.
1991 Kırgızistan, SSCB‘den bağımsızlığını ilan etti. Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, Dünya Anayasaları arasında en genç anayasalardandır.
1996  68.haftasına giren eylemlerinde Cumartesi Anneleri “barış” istedi.
 1998 Danıştay, Sincan’da düzenlenen Kudüs Gecesinin ardından İçişleri Bakanlığınca görevden alınan ve yargılama sonucunda 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırılan eski Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın belediye başkanlığını düşürdü.
 2000 Fethullah Gülen örgütüne ilişkin soruşturmayı sürdüren Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, 1.5 yıllık soruştruma sonucunda, Fethullah Gülen hakkında, Terörle Mücadele Yasası’nın 7. maddesine dayanarak, “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaca yönelik faaliyet” yapmak suçlamasıyla 10 yıla kadar hapis talebiyle dava açtı.
  2001 F tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçları 317. güne girerken cezaevinden daha önce tahliye edilen Hülya Şimşek ölüm orucunun 286. gününde Küçükarmutlu’da hayatını kaybetti.
2002 F tipi cezaevlerini protesto amacıyla sürdürülen ölüm orucu eyleminde 39 yaşındaki Fatma Tokay Köse yaşamını yitirdi.
2024

ABD’de 1980’de işlenmiş bir cinayet olay yerinden alınan fakat dönemin teknolojik yetersizliği sebebiyle incelemeyen sigaradan elde edilen DNA sayesinde çözülerek 44 yıllık bir faili meçhul vakada tutuklama yapıldı. Maktul Dorothy Marie Silzel 26 Şubat 1980’de evinde ölü olarak bulunmuş, rrtesi gün otopsi yapılmış ve ölüm sebebi cinayet tanımlanmıştı.

2024

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 8 ilde düzenlenen “Kuyu-21” operasyonları ile 18 ülke tarafından haklarında İnterpol’ün Kırmızı Bülten ve Difüzyon Mesajı (Acil Yakalama Mesajı) ile arama kaydı bulunan 25 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Türkiye’de olduğu tespit edilip yakalanan şüpheliler İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edilerek, sınır dışı işlemleri başlatıldı.

2024

Cumartesi Anneleri 1014. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşarak 10 Haziran 1994’te gözaltında kaybedilen Murat Aslan’ın akıbetini sordu. Basın açıklamasını Murat Aslan’ın kardeşi Fatma Aslan okudu.

2024 Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında aldığı malvarlığının dondurulması kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.
1991   Meksika tarihinin en ünlü uyuşturucu baronlarından Osiel Cardenas, dün ABD’de tutulduğu hapishaneden serbest bırakılarak göç yetkililerine teslim edildi.  Kartelin silahlı kanadı Zetas’ın da kurucusu olan Cardenas, 2003 yılında bir çatışmanın ardından yakalanarak 2007’de ABD’ye iade edilmişti. Cardenas, bundan üç yıl sonra, 2020’de 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Göç yetkililerinin Cardenas’ı sınır dışı etme kararı alabileceği, Meksika’da hakkında çeşitli suçlamalar olduğu ve ABD’deki bir göç merkezinden Meksika’ya iade edilebileceği tahmin ediliyor.

Nevzat Helvacı

0
Karanlıkta Yol Aramak - Nevzat Helvacı

Nevzat Helvacı, 14 Mart 1937 tarihinde Artvin’de dünyaya geldi. Avukat, eğitimci, yazar ve insan hakları savunucusu olan Helvacı, Türkiye’de insan hakları hareketinin ve hukuk mücadelesinin önde gelen isimleri arasında yer aldı. Özellikle İnsan Hakları Derneğinin (İHD) kurucu genel başkanı olarak tanındı.

İlk ve ortaöğrenimini Artvin ve Kars’ta tamamlayan Helvacı, 1957 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünden mezun oldu. Çeşitli ortaokul ve liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Köy Enstitüsü geleneğinden gelen bir eğitimci olan Helvacı, daha sonra hukuk öğrenimine yöneldi. 1964 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Avukatlık stajını tamamladıktan sonra meslek hayatına başladı. İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı da Helvacı’yı “Köy Enstitülü hukukçu” olarak tanımlamaktadır.

Helvacı, avukatlık yaşamı boyunca eğitim, emek ve meslek kuruluşlarıyla yakın ilişki içinde çalıştı. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gibi kuruluşların hukuk danışmanlığını üstlendi. TÖS’ün hukuk bürosunda görev yaparak öğretmenlerin mesleki ve hukuki sorunlarıyla ilgilendi. Bir dönem Millî Eğitim Bakanlığı Hukuk Danışmanlığında da görev yaptı.

1979 yılında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanlığına seçilen Helvacı, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askerî darbelerinin ardından sıkıyönetim mahkemelerinde düşünceleri ve siyasal faaliyetleri nedeniyle yargılanan çok sayıda kişinin savunmasını üstlendi. Avukatlık faaliyetleri kapsamında, Mamak Cezaevi’nde 7 Kasım 1980 tarihinde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un da savunmanlığını üstlendi. Dönemin tanıklıklarında Helvacı, insan hakları ihlallerine karşı hukuk mücadelesi yürüten avukatlar arasında gösterilmektedir.

Helvacı, düşünce ve ifade özgürlüğü, hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlükler alanındaki görüşlerini gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarıyla kamuoyuna aktardı. Özellikle 12 Eylül döneminde karakollarda ve sıkıyönetim hapishanelerinde yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin tanıklıkları, daha sonra yayımladığı anı kitabında da yer aldı.

12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından Türkiye’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerine karşı gelişen örgütlü hak mücadelesinde etkin rol alan Helvacı, 17 Temmuz 1986 tarihinde Ankara’da kurulan İnsan Hakları Derneğinin (İHD) kurucu genel başkanı oldu. İHD’nin kuruluşuna ilişkin kaynaklarda, derneğin 98 kurucu üyenin imzasıyla kurulduğu belirtilmektedir. Kurucular arasında tutuklu ve hükümlü yakınlarının yanı sıra aydın, yazar, gazeteci, hekim, hukukçu, mimar, mühendis ve akademisyenler de bulunuyordu. Helvacı, derneğin kuruluş döneminde ilk tüzüğünün hazırlanmasına da katkıda bulundu. İHD’nin kendi tarihçesinde de kuruluş hareketinin içinde Helvacı’nın yanı sıra Akın Birdal, Hüsnü Öndül ve Muzaffer İlhan Erdost gibi isimlerin bulunduğu belirtilmektedir.

Helvacı, 1986–1992 yılları arasında İHD Genel Başkanlığı görevini yürüttü. Bu dönemde derneğin insan hakları ihlallerini izleme, başvuruları değerlendirme, belgeleme ve raporlama çalışmalarında etkin rol aldı. İşkence ve kötü muamele, cezaevleri, gözaltında kaybetmeler, düşünce ve ifade özgürlüğü, ölüm cezası ve siyasal davalar gibi başlıklarda yürütülen insan hakları çalışmalarına öncülük etti. İHD’nin ilk döneminde hazırlanan işkence raporlarından birinde 340 şüpheli ölümün incelendiği ve 171 kişinin işkence edilerek öldürüldüğünün tespit edildiği Helvacı tarafından yıllar sonra da aktarılmıştır.

Helvacı’nın başkanlığı döneminde İHD, Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerini ulusal ve uluslararası kamuoyunun gündemine taşımaya çalıştı. 1988 yılında Human Rights Watch’un davetiyle New York’a giden Helvacı, Türkiye’deki cezaevlerinin insan hakları standartları bakımından denetlenmesi konusunu gündeme getirdi. Bunun yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki cezaevlerinin de insan hakları standartları yönünden incelenmesi gerektiğini savundu. Bu ziyaret ve uluslararası temaslar, Helvacı’nın Türkiye’deki insan hakları sorunlarını uluslararası insan hakları kuruluşlarıyla paylaşma çabasının bir parçası oldu.

Helvacı, İHD başkanlığı sırasında insan hakları ihlallerine ilişkin raporların hazırlanması ve kamuoyuna açıklanmasında da aktif rol aldı. Derneğin ilk yıllarına ilişkin anlatımlarda, işkence ve cezaevi koşullarının yanı sıra siyasal davalar, ölüm cezaları ve düşünce özgürlüğü ihlallerinin derneğin temel çalışma alanları arasında bulunduğu görülmektedir.

24 Ekim 1992 tarihinde gerçekleştirilen İHD 4. Olağan Genel Kurulunda yeniden genel başkanlığa aday olmayan Helvacı, yaklaşık altı yıl sürdürdüğü genel başkanlık görevini Akın Birdal’a bıraktı. Dönemin Cumhuriyet gazetesi, genel kurul öncesinde Helvacı’nın yeniden aday olmayacağını ve başkanlığı yaklaşık altı yıldır yürüttüğünü haberleştirmiştir. Helvacı, aday olmama nedenini  sağlık ve ekonomik sebepler olarak açıklamıştır.

Helvacı, hukuk ve insan hakları alanındaki deneyimlerini 2013 yılında İmge Kitabevi Yayınları tarafından yayımlanan Karanlıkta Yol Aramak adlı anı kitabında bir araya getirdi.

Karanlıkta Yol Aramak, Helvacı’nın öğretmenlik ve avukatlık yıllarının yanı sıra TÖS ve diğer kuruluşlarla yürüttüğü çalışmalarını, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde karakollarda ve sıkıyönetim hapishanelerinde tanık olduğu insan hakları ihlallerini ve İnsan Hakları Derneğinin kuruluş yıllarına ilişkin kişisel tanıklıklarını içerir. Eserin yayınevi tanıtımında Helvacı, İnsan Hakları Derneğinin kurucusu ve ilk genel başkanı olarak tanımlanmaktadır.

Helvacı, İlhan Selçuk ile birlikte Laiklik, Dinin Siyasallaşması ve Şiddet adlı çalışmaya da imza attı. Eser 2002 yılında TİHAK tarafından yayımlandı.

Helvacı’nın insan hakları mücadelesi yalnızca İHD Genel Başkanlığıyla sınırlı kalmadı. Daha sonraki yıllarda da insan hakları savunuculuğu ve eğitim alanındaki çalışmalarını sürdürdü. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın tarihçesinde de Nevzat Helvacı, Türkiye’de insan hakları hareketinin öncü isimleri arasında yer alan kişilerden biri olarak anılmaktadır.

Toplumsal ve mesleki mücadelesi nedeniyle 2021 yılında İnci Aral ile birlikte Eğitim-İş tarafından Fakir Baykurt Onur Ödülü’ne layık görüldü. Ödül gerekçesinde Helvacı’nın eğitimci ve avukat kimliğiyle emek mücadelesine yaptığı katkılar vurgulandı.

Nevzat Helvacı’nın öğretmenlikten avukatlığa uzanan mesleki geçmişi, Köy Enstitüsü geleneğiyle ilişkili eğitimcilik kimliği, eğitim ve meslek kuruluşlarıyla yürüttüğü hukuk danışmanlığı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanlığı, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki savunmanlık faaliyetleri ve 1986–1992 yılları arasında yürüttüğü İnsan Hakları Derneği kurucu genel başkanlığı, Türkiye’de insan hakları hareketinin ve hukuk mücadelesinin yakın tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

Karanlıkta Yol Aramak
Karanlıkta Yol Aramak – Nevzat Helvacı

Dünya Zorla Kaybedilenler Günü

0
Dünya Zorla Kaybedilenler Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 21 Aralık 2010 tarihinde aldığı kararla 30 Ağustos’u “Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü” (International Day of the Victims of Enforced Disappearances) olarak ilan etmiştir. Gün, ilk kez 2011 yılında anılmış ve o tarihten bu yana her yıl 30 Ağustos’ta zorla kaybedilen kişilerin akıbetlerinin ortaya çıkarılması, hakikatin araştırılması ve adaletin sağlanması amacıyla farkındalık çalışmaları yürütülmektedir.

Birleşmiş Milletler tarafından zorla kaybetme; kişilerin, devlet adına görev yapan veya devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, gözaltına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması, ardından söz konusu kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin nerede ve ne durumda olduğunu gizlemeleri ve sonuçta kayıp kişinin hukukun koruması dışında kalması şeklinde tanımlanmaktadır.

Türkiye’de Zorla Kaybedilme vakaları konusunda en kapsamlı ve sürekli çalışma İnsan Hakları Derneği ve Cumartesi Anneleri tarafından yürütülmektedir.

Zorla kaybetme, yalnızca kaybedilen kişinin temel haklarını ihlal eden bir uygulama değildir. Kişinin akıbeti hakkında bilgi verilmemesi, yakınlarını da uzun süreli bir belirsizlik ve hak arama mücadelesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle zorla kaybetmeler, bireysel mağduriyetlerin ötesinde aileleri ve toplumları etkileyen ağır bir insan hakları sorunu niteliğindedir.

Günün Kökeni

30 Ağustos’un zorla kaybedilenlerin anılması için uluslararası bir gün olarak benimsenmesinin kökeni, Latin Amerika’daki kayıp vakalarına karşı yürütülen insan hakları mücadelesine dayanmaktadır.

1981 yılında Kosta Rika’da kurulan Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu (FEDEFAM), bölgede özellikle askeri diktatörlükler döneminde yaygınlaşan zorla kaybetmelere dikkat çekmek amacıyla 30 Ağustos’u “Kayıplar Günü” olarak benimsemiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2010 yılında aldığı kararla ise 30 Ağustos, uluslararası düzeyde zorla kaybedilen kişilerin mağduriyetlerine dikkat çekilen ve bu uygulamanın önlenmesi için çağrılar yapılan bir gün haline gelmiştir.

Zorla Kaybetme: Küresel Bir Sorun

Zorla kaybetme, tarih boyunca siyasi baskı, çatışma ve toplumsal korku yaratma amacıyla kullanılan sistematik yöntemlerden biri olmuştur. Özellikle askeri diktatörlükler döneminde yaygın biçimde uygulanan bu yöntem, günümüzde de silahlı çatışmalar, siyasi baskılar ve insan hakları ihlalleri bağlamında varlığını sürdürmektedir.

Zorla kaybetmelerin etkisi yalnızca kaybedilen kişilerle sınırlı değildir. Kayıp kişinin yakınları, kişinin nerede bulunduğunu ve hayatta olup olmadığını öğrenememenin yarattığı belirsizlikle karşı karşıya kalmakta; adalet ve hakikat arayışları yıllarca devam edebilmektedir. Bu durum toplumlarda korku ve güvensizlik ortamının oluşmasına da neden olmaktadır.

Günümüzde zorla kaybetmeler bakımından özellikle şu sorunlar dikkat çekmektedir:

  • Zorla kaybetme vakalarını araştıran insan hakları savunucularına, mağdur yakınlarına, tanıklara ve hukukçulara yönelik tehdit, baskı ve tacizler,
  • Devletlerin terörle mücadele ve güvenlik politikaları kapsamında uluslararası insan hakları hukukundan doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri,
  • Zorla kaybetme vakalarının etkili biçimde soruşturulmaması ve faillerin cezalandırılmaması sonucunda ortaya çıkan cezasızlık,
  • Hak savunucuları, çocuklar, engelliler ve diğer kırılgan grupların zorla kaybetmelere karşı yeterince korunamaması.

Bu nedenle zorla kaybetmelerin önlenmesi yalnızca kayıp kişilerin bulunmasını değil, aynı zamanda etkili soruşturma yürütülmesini, faillerin adalet önüne çıkarılmasını ve mağdurların haklarının güvence altına alınmasını gerektirmektedir.

Hakikat ve Adalet Hakkı

30 Ağustos, zorla kaybedilen kişilerin hatırlanmasının yanı sıra hakikat, adalet ve hesap verebilirlik taleplerinin de gündeme getirildiği bir gündür.

Zorla kaybedilen kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, ailelerinin bilgi edinme hakkının güvence altına alınması ve sorumluların etkili biçimde soruşturulması, bu uygulamayla mücadelede temel unsurlardır.

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan vakalar, zorla kaybetmenin yalnızca geçmişte yaşanmış bir insan hakları ihlali olmadığını; çatışma ve baskı ortamlarında günümüzde de devam eden küresel bir sorun olduğunu göstermektedir.

Zorla kaybetme, devletlerin kendisine muhalif grupları bastırma ve sindirme yöntemi olarak yüz yıllardır varlığını korumaktadır. Özellikle de etnik ve dini çatışmaların ya da iç savaşların yaşandığı ülkelerde daha fazla meydana gelmekte; Brezilya, Uruguay, Şili, Peru, Guatemala, Arjantin, Filipinler, El Salvador, Sri Lanka, Suriye, Nepal, Irak, İran ve Cezayir gibi ülkelerde çok sayıda örneği bulunmakta, demokratik ve şeffaf yönetimlerde istisnai bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü, kaybedilenlerin hatırasını yaşatmanın yanı sıra, zorla kaybetmelerin önlenmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerin hesap vermesi için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesine dikkat çekmektedir.

 

Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri

0

Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri (Declaration on the Protection of all Persons from Enforced Disappearance), Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 18 Aralık 1992 tarihli toplantısında 47/133 sayılı kararı ile kabul ve ilan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler zorla kaybetmeyi, “Kişilerin, devlet adına görev yapan veya devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, gözaltına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması, ardından söz konusu kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin nerede ve ne durumda olduğunu gizlemeleri ve sonuçta kayıp kişinin hukukun koruması dışında kalması” şeklinde tanımlamış ve 2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihini, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anmaya başlamıştır.

Zorla kaybedilmelere karşı insanların korunmasını amaçlayan Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildirinin ilanından 24 yıl sonra Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla BM üyesi ülkeler tarafından imzalanmıştır.

ZORLA KAYIP EDİLMEYE KARŞI HERKESİN KORUNMASINA DAİR BİLDİRİ

Birleşmiş Milletler Genel Kurulun 18 Aralık 1992 tarih ve 47/133 sayılı Kararıyla kabul edilmiştir.
Genel Kurul

BM Şartı‘nda ve diğer uluslararası belgelerde yer alan ilkeler uyarınca insanlık ailesinin bütün üyelerinin onuru ve eşitliğinin tanınması ile vazgeçilemez haklarının özgürlük, adalet ve dünyada barış olduğunu bilerek,

Devletlerin, BM Şartı ve özellikle bu Şartın 55. maddesi uyarınca, insan hakları ve temel özgürlüklerin gözetilmesi ile bunlara evrensel olarak saygı gösterilmesi yükümlülüğünde olduklarını göz önünde bulundurarak,

Pek çok ülkede sürekli olarak arzuları dışında göz altına alınan, tutuklanan ya da zorla kaçırılan veyahut da farklı düzeylerinde çalışan hükümet görevlileri veya organize gruplar veya hükümetin doğrudan ya da dolaylı rızası desteği ile veya hükümet adına hareket eden kişiler tarafından özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin akıbetleri hakkında ya da nerede oldukları hususunda bilgi verilmeden veya özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları kanun dışı ortamları takiben ortadan kaybolmalarından derin endişeler duyarak,

Zorla kayıp edilmenin hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı göstermekle yükümlü her toplumun en derin değerlerini baltalamakta olduğunu ve bu tür eylemlerin sistematik olarak yapılmasının insanlığa karşı bir suç oluşturduğunu bilerek;

22 Aralık 1978 tarihinde kabul edilen içeriğinde dünyanın değişik bölgelerinde meydana gelen zorla ya da gönüllü olmayan kaybolmalar ve Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri bu kaybolmaların neden olduğu üzüntü ile acılar hakkındaki endişelere yer veren ve hükümetleri zorla kayıp edilmeye neden olabilecek aşırı eylemlerden yasal olarak sorumlu bulunan güvenlik güçleri ile kolluk güçlerini alıkoymaya çağıran 33/173 kararını hatırlatarak,

12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli Ek Protokolleri uyarınca silahlı çatışma kurbanlarının korunacağını da hatırlatarak,

Yaşama hakkı, serbest bırakılma hakkı, kişinin güvenliği, işkenceye uğramama hakkı ile kanun önünde kişi olarak tanınma hakkını koruyan Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin benzeri maddelerinin bulunduğunu bilerek,

Kolluk Güçlerinin Davranış Kuralları, Kolluk Güçlerinin Ateş Açma ve Güç Kullanma Temel Prensipleri, Gücün Suiistimali ve Ceza  Kurbanları için Adaletin Temel İlkeleri Deklarasyonu ve Mahkumlara Muamelenin Standart Minimum Kuralları belgelerini göz önüne alarak,

(Zorla kayıp edilmeleri) önlemek için Gözaltında ya da Cezaevinde bulunan bütün kişilerin Korunması İlkelerine, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 1989/65 sayılı 15 Aralık 1989’da Genel Kurulca da onaylanan Hukukdışı, Keyfi ve Kısa Yoldan İnfazların Etkili Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına Dair Prensiplere sıkıca uyulması gerektiğini bir kez daha yineleyerek, zorla kayıp edilmeyi teşkil eden eylemlerin yukarıda belirtilen belgelerdeki yasakları ihlal ederken zorla kayıp edilmeye neden olan ve ciddi bir suç teşkil eden bütün eylemleri belirleyen ve bu eylemleri önleme yada cezalandırma standartlarını koyan bir belge hazırlamanın daha az önemli olmadığını göz önünde bulundurarak,

Tüm devletler için temel bir organ olarak Herkesin Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Korunmasına Dair Bildiri’yi ilan eder;

Deklarasyonun genel olarak tanınması ve saygı gösterilmesi için çaba göstermesini teşvik eder;
Madde 1

Zorlanmış ortadan kaybolma insanlığa karşı bir suçtur. BM şartı amaçlarının inkarıdır ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde yer alan insan hakları ve temel özgürlükleri ağır ve açık bir ihlali olarak kınanmalıdır ve bu alandaki uluslararası belgeler pekiştirmeli ve daha ileri götürülmelidir.

Zorla kayıp edilme, kişileri kanunun korumasının dışında bırakmakta ve hem kaybolan kişilere hem de ailelerine büyük acılar vermektedir.

Uluslararası hukukun güvence altına aldığı kanunu önünde birey olarak tanınma, serbest bırakılma hakkı ve bireyin güvenliği hakkı ile kişinin işkence ve diğer zalimane insanlık dışı ya da küçültücü davranış ve cezanın konusunu oluşturamayacağı hakkının ihlalini oluşturur.

Madde 2

Hiçbir devlet zorla kayıp edilmeyi uygulayamaz, izin veremez ya da hoş göremez.

Devletler zorla kayıp edilmeleri önlemek ve ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları ulusal ve uluslararası düzeyde BM ile işbirliği halinde kullanırlar.

Madde 3

Her devlet kendi egemenliği altında bulunan topraklarda zorla kayıp edilmeleri önleyecek ve ortadan kaldıracak etkin, yasal, idari, adli ve diğer tedbirleri alacaktır.

Madde 4

Bütün zorla kayıp edilmelere, ciddiyetleri dikkate alınarak ceza hukukuna göre uygun cezalar verilecektir.

Hafifletici şartlar ulusal düzeyde kurbanların canlı olarak verilmesi ya da zorla kayıp edilme olaylarının açığa çıkmasına katkıda bulunabilecek bilgileri gönüllü olarak sağlayan kişilere zorla kayıp edilmelere karışsalar da uygulanabilir.

Madde 5

Uygulanabilir böylesi cezalara ilave olarak zorla kayıp edilmeler bu suçu işleyenlere ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca ilgili devletin uluslararası sorumluluğu saklı kalarak bu eylemi organize eden, rıza gösteren ya da hoşgörü gösteren devlet ya da devlet makamlarını da sorumlu kılmaktadır.

Madde 6

Hiçbir kamu makamının, sivil, askeri ya da diğer talimat ya da emirleri zorla kayıp edilmeleri haklı çıkarmaz. Böylesi bir emir ya da talimat alan buna uymama hakkına sahiptir.

Her devlet zorla kayıp edilmeye yetki veren ya da teşvik eden emir ve talimatları yasaklamakla yükümlüdür. Kolluk güçlerinin eğitimi bu maddenin 1. ve 2. paragrafları ilkelerine uygun olmalıdır.

Madde 7

Hiçbir durum, savaş tehdidi, savaş ilanı, iç siyasi istikrarsızlık ya da diğer olağanüstü haller zorla kayıp edilmeleri haklı çıkarmaz.

Madde 8

Hiçbir devlet bir kişiyi zorla kayıp edilme tehlikesinin bulunduğuna inanmak için yeterli neden sahip olduğu devlete dönmeye zorlayamaz ya da gönderemez.

Böylesi bir durumun varlığına karar vermek amacıyla yetkili makamlar söz konusu devlette büyük, yoğun insan hakları ihlallerinin varlığı da dahil olmak üzere tüm koşulları dikkate alırlar.

Madde 9

Serbest bırakılma hakkından mahrum edilen kişilerin sağlıkları hakkında açıklamada bulunmak ya da nerede olduğunu bildirme ve serbest bırakılma hakkı mahrumiyetini emreden ya da yerine getirin makamın belirlenmesi araçları olarak çabuk ve etkin adli bir çözüm bulma hakkı 7. maddede atıfta bulunulan koşullar da dahil olmak üzere her şartta zorla kayıp edilmelerin önlenmesini gerektirmektedir.

Bu gibi durumlarda, ulusal yetkililer özgürlüğü elinden alınmış kişilerin tutulduğu tüm yerlere ve her bölümüne ve aynı zamanda böyle insanların bulunabileceği şüphelendiği her yere girebileceklerdir.

Kanun veya herhangi bir uluslararası anlaşma tarafından yetkili kılınan başka bir kişi de bu gibi yerlere girebilecektir.

Madde 10

Özgürlüğü elinden alınan kişi resmi olarak kabul edilen bir yerde gözaltında tutulacak ve ulusal yasalar gereği tutuklanmasından hemen sonra adli merci önüne çıkartılacaktır.

Göz altında tutulan kişiler tarafından aksi talep edilmedikçe, göz altına alınmaları ile ilgili tam bilgi tutuklama yeri veya yerleri transfer de dahil olmak üzere aile fertlerine, avukatlarına veya hukuki olarak konu ile ilgisi olan şahıslara derhal bildirilecektir.

Özgürlüğü elinden alınan kişiler ile ilgili resmi liste göz altında bulundurma yerinin her yerine asılacak ve sürekli yenilenecektir.

Ayrıca her devlet benzeri merkezi bir liste oluşturmak için gerekli olanı yapacaktır. Bu listelerde yer alan bilgiler yukarıda belirtilen şahıslara, bütün adli veya diğer yetkili ve bağımsız ulusal makamlara ilgili ülke kanunlarınca veya o ülkenin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar tarafından yetkili kılınan şahıslara açık olacaktır.

Madde 11

Özgürlüğü elinden alınan kişiler gerçekten serbest bırakıldıklarına dair güvenilir kanıtlarla birlikte serbest bırakılmalıdırlar ve fiziksel olarak hareketlerini tam olarak yerine getirdikleri ve haklarını tam olarak kullanabildikleri şartlar dahilinde serbest bırakılmalıdırlar.

Madde 12

Her devlet kendi iç hukukunda, kişilerin özgürlüğünün elinden alınması için karar verebilecek yetkililerin, böyle kararların verilebileceği şartların, hukuki bir dayanak olmaksızın gözaltı ile ilgili bilgi vermeyi reddeden yetkililere verilecek cezaları belirten kuralları oluşturmalıdır.

Yine her devlet, tutuklama, gözaltında bulundurma, transfer ve hapse koymadan sorumlu tüm kolluk kuvvetlerinin ve güç ve ateşli silah kullanmakla yetkiyi görevlilerin titiz şekilde denetimini sağlamalıdır.

Madde 13

Her devlet, bir kişinin zorla kayıp edildiği iddiasında bulunan, bilgisi olan ya da yasal açıdan ilgisi olan kişilerin yetkili ve bağımsız bir devlet makamına bu şikayetini iletme hakkına sahip olmasını ve yetkililerin de bu şikayeti derhal, titizlikle ve etki altında kalmadan araştırmasını sağlamalıdır. Resmi bir şikayet bulunmasa bile, zorla kayıp edilme ile ilgili yeterli delil elde edilir edilmez, devlet konuyu araştırması için yetkili birime bildirecektir. İncelemeyi kısaltmak ya da engellemek için hiçbir önlem alınamaz.

Her devlet yetkili merciin incelemesini etkin bir biçimde gerçekleştirebilmesi için tanıkların dinlenmesi, ilgili dokümanların temin edilmesi ve olay yerine yapılacak ani ziyaretler dahil gerekli yetki ve kaynağa sahip olmasını sağlayacaktır. İncelemede yer alan herkesin, şikayet sahibi, avukat, şahit de dahil olmak üzere kötü muamele, korkutma ya da tehdide maruz kalmaması sağlanmalıdır.

Bu gibi araştırmaların sonuçları, cezai takibatı tehlikeye sokmadığı sürece, talep halinde ilgili kişilere açık olacaktır.

Herhangi bir şikayeti tevdi edilmesi sırasında veya inceleme esnasında meydana gelebilecek kötü muamele, korkutma, tehdit veya başka bir müdahalenin cezalandırılması için gerekli önlemler alınacaktır.

Yukarıda belirtilen prosedürler çerçevesinde, zorla kayıp edilme durumu açıklığa kavuşmadıkça inceleme devam edecektir.

Madde 14

Bir devlette zorla kayıp edilmeye sebep olan kişi, resmi inceleme tarafından ortaya konulan deliller gerektirdiği takdirde, mevcut uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yargılama yapmak isteyen başka bir ülkeye iade edilmediği takdirde soruşturma ve yargılama amacı ile söz konusu devletin sivil yetkilileri önüne çıkarılır. Her devlet kendi yargısı ve kontrolü altına giren ve zoraki ortadan kaldırma eyleminden sorumlu olduğundan şüphelenilen kişileri yargı önüne çıkarmak için gerekli yasal ve uygun tedbirleri almalıdır.

Madde 15

Bir devletin yetkili mercileri mülteci statüsü vermek ya da vermeme konusunda bir karar verdiği zaman yukarıda 4. madde 1.
paragrafta yer alan kişiler için ciddi eylemlere katıldığına dair bilgiler arkasında yatan neden ne olursa olsun göz önünde bulundurulacaktır.

Madde 16

4. madde 1. paragrafta sözü edilen eylemlerde bulundukları iddia edilen kişiler 13. paragrafta belirtilen soruşturma süresince her türlü resmi görevden uzaklaştırılacaklardır. Uluslararası mahkeme özellikle de askeri mahkemelerce değil yetkili ulusal mahkemelerce yargılanacaklardır.

Diplomatik ilişkiler, Viyana Sözleşmesi hükümleri dışında bu yargılamalar esnasında hiçbir ayrıcalık, dokunulmazlık ya da muafiyet tanınmayacaktır.

Soruşturmanın her aşamasında, kovuşturma ve yargılama süresince bu tür eylemlere katıldığından şüphelenilen kişilere İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilgili hükümleri ve diğer ilgili uluslararası anlaşmalar çerçevesinde adil muamele yapılacaktır.

Madde 17

Zorla kayıp etme eylemini gerçekleştirenlerin işledikleri suç, kayıp edilen kişilerin durumu ve yeri hakkında bilgi vermedikçe ve bu gerçek açıklığa kavuşmadıkça devam eden bir suç olarak kabul edilecektir. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2.maddesinde yer alan öneriler etkinliğini kaybettiğinde bu öneriler yeniden oluşturulana kadar zorla kayıp edilme eylemi ile ilgili dava zaman aşımını tayin eden hükümler geçici olarak durdurulacaktır.

Zorla kayıp edilme ile ilgili dava zaman aşımını tayin eden hükümler esas olacak ve suçun ciddiyetine uygun olacaktır.

Madde 18

Yukarıda 4. madde 1. paragrafta söz edilen suçları işleyen ya da işlediği iddia edilen kişiler af yasasından ya da kendilerine yönelik herhangi bir cezai müeyyide ya da yaptırımdan muaf kılan diğer muamelelerden yararlanamazlar.

Af hakkının kullanılması durumunda, zorla kayıp edilme eylemlerinin ciddiyeti dikkate alınacaktır.

Madde 19

Zorla kayıp edilme eylemlerinin kurbanları ve ailelerinin durumu telafi edilecek ve yeterli tazminat hakkına sahip olacaklardır.

Zorla kayıp edilme neticesinde kurbanın ölmesi durumunda bakmakla yükümlü olduğu kişiler de tazminat hakkına sahip olacaklardır.

Madde 20

Devletler, zorla kayıp edilen kişilerin çocukları, bu sürede doğan çocukların kaçırılmasını engelleyecekler ve bu gibi çocukların aranması ve teşhis edilmesi ve ailelerine iade edilmesi yönünde gayret göstereceklerdir.

Bir önceki paragrafta sözü edilen çocukların çıkarlarının en iyi şekilde korunması dikkate alınarak devletlerde evlat edinme, evlat edinmenin yeniden gözden geçirilmesi ve zorla kayıp edilme sonucu evlat edinmenin iptali ile ilgili bir sistemin mevcut olması gerekmektedir. Ancak ortadan kaybolma sırasında evlat edinilen çocuğun, en yakın aile fertlerinin rızası olduğu takdirde statüsü korunabilecektir.

Zorla kayıp edilen kişilerin ve bu süreçte doğan çocuklarının kaçırılması, gerçek kimliklerini ortaya koyan dokümanların değiştirilmesi ya da el konulması ciddi bir suç unsuru teşkil edecek ve cezaya maruz kalacaktır.

Tüm bu nedenlerle, devletler, uygun olduğu sürece ikili ve çok taraflı anlaşmalar imzalayacaklardır.

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme

0
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla; 20 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açılmış; 7 Şubat 2007 tarihinde imzaya açılarak 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından henüz imzalanmamıştır. 
 
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalanmış, 60 ülke sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme Birleşmiş Milletler’in bütün Üye Devletleri tarafından imzalanmaya açıktır.
 
 

Ülke 

İmza tarihi

Katılım Tarihi

Arnavutluk

 6 Şub 2007 

 8 Kas 2007 

Cezayir

 6 Şub 2007 

 

Angora

24 Eyl 2014 

 

Arjantin

 6 Şub 2007 

14 Aralık 2007 

Ermenistan

10 Nis 2007 

24 Ocak 2011 

Avusturya

 6 Şub 2007 

 7 Haz 2012 

Azerbeycan

 6 Şub 2007 

 

Belçika

 6 Şub 2007 

 2 Haz 2011 

Belize

 

14 Ağu 2015

Benin

19 Mart 2010 

 2 Kas 2017 

Bolivya (Çokuluslu Devlet)

 6 Şub 2007 

17 Ara 2008 

Bosna Hersek

 6 Şub 2007 

30 Mar 2012 

Brezilya

 6 Şub 2007 

29 Kas 2010 

Bulgaristan

24 Eyl 2008 

 

Burkina Faso

 6 Şub 2007 

 3 Ara 2009 

Burundi

 6 Şub 2007 

 

Cabo Verde

 6 Şub 2007 

 

Kamboçya

 

27 Haz 2013

Kamerun

 6 Şub 2007 

 

Orta Afrika Cumhuriyeti

 

11 Eki 2016

Çad

 6 Şub 2007 

 

Şili

 6 Şub 2007 

 8 Ara 2009 

Kolombiya

27 Eyl 2007 

11 Tem 2012 

Komorlar

 6 Şub 2007 

 

Kongo

 6 Şub 2007 

 

Costa Rica

 6 Şub 2007 

16 Şub 2012 

Hırvatistan

 6 Şub 2007 

 

Küba

 6 Şub 2007 

 2 Şub 2009 

Kıbrıs

 6 Şub 2007 

 

Çek Cumhuriyeti

19 Tem 2016 

 8 Şub 2017 

Danimarka

25 Eyl 2007 

 

Dominika

 

13 Mayıs 2019

Dominik Cumhuriyeti

26 Eyl 2018 

 

Ekvador

24 Mayıs 2007 

20 Eki 2009 

Gölde

25 Eyl 2007 

 

Finlandiya

 6 Şub 2007 

 

Fransa

 6 Şub 2007 

23 Eyl 2008 

Gabon

25 Eyl 2007 

19 Oca 2011 

Gambiya

20 Eyl 2017 

28 Eyl 2018 

Almanya

26 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Gana

 6 Şub 2007 

 

Yunanistan

 1 Eki 2008 

 9 Tem 2015 

Grenada

 6 Şub 2007 

 

Guatemala

 6 Şub 2007 

 

Gine-Bissau

24 Eyl 2013 

 

Haiti

 6 Şub 2007 

 

Honduras

 6 Şub 2007 

 1 Nis 2008 

İzlanda

 1 Eki 2008 

 

Hindistan

 6 Şub 2007 

 

Endonezya

27 Eyl 2010 

 

Irak

 

23 Kas 2010

İrlanda

29 Mar 2007 

 

İtalya

 3 Tem 2007 

 8 Eki 2015 

Japonya

 6 Şub 2007 

23 Tem 2009 

Kazakistan

 

27 Şub 2009

Kenya

 6 Şub 2007 

 

Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Lübnan

 6 Şub 2007 

 

lesotho

22 Eyl 2010 

 6 Ara 2013 

Lihtenştayn

 1 Eki 2007 

 

Litvanya

 6 Şub 2007 

14 Ağu 2013 

Lüksemburg

 6 Şub 2007 

 

Madagaskar

 6 Şub 2007 

 

Malawi

 

14 Tem 2017

Maldivler

 6 Şub 2007 

 

Mali

 6 Şub 2007 

 1 Tem 2009 

Malta

 6 Şub 2007 

27 Mar 2015 

Moritanya

27 Eyl 2011 

 3 Eki 2012 

Meksika

 6 Şub 2007 

18 Mar 2008 

Monako

 6 Şub 2007 

 

Moğolistan

 6 Şub 2007 

12 Şub 2015 

Karadağ

 6 Şub 2007 

20 Eyl 2011 

Fas

 6 Şub 2007 

14 Mayıs 2013 

Mozambik

24 Aralık 2008 

 

Hollanda 1  

29 Nis 2008 

23 Mar 2011 

Nijer

 6 Şub 2007 

24 Tem 2015 

Nijerya

 

27 Temmuz 2009

Kuzey makedonya

 6 Şub 2007 

 

Norveç

21 Aralık 2007 

 

Palau

20 Eyl 2011 

 

Panama

25 Eyl 2007 

24 Haz 2011 

Paraguay

 6 Şub 2007 

 3 Ağu 2010 

Peru

 

26 Eyl 2012

Polonya

25 Haz 2013 

 

Portekiz

 6 Şub 2007 

27 Ocak 2014 

Moldova Cumhuriyeti

 6 Şub 2007 

 

romanya

 3 Ara 2008 

 

Samoa

 6 Şub 2007 

27 Kas 2012 

Senegal

 6 Şub 2007 

11 Ara 2008 

Sırbistan

 6 Şub 2007 

18 Mayıs 2011 

Seyşeller

 

18 Ocak 2017

Sierra Leone

 6 Şub 2007 

 

Slovakya

26 Eyl 2007 

15 Ara 2014 

Slovenya

26 Eyl 2007 

 

ispanya

27 Eyl 2007 

24 Eyl 2009 

Sri Lanka

10 Ara 2015 

25 Mayıs 2016 

Saint Vincent ve Grenadinler

29 Mart 2010 

 

İsveç

 6 Şub 2007 

 

İsviçre

19 Oca 2011 

 2 Ara 2016 

Tayland

 9 Oca 2012 

 

Gitmek

27 Eki 2010 

21 Tem 2014 

Tunus

 6 Şub 2007 

29 Haz 2011 

Uganda

 6 Şub 2007 

 

Ukrayna

 

14 Ağu 2015

Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti

29 Eyl 2008 

 

Uruguay

 6 Şub 2007 

 4 Mar 2009 

vanuatu

 6 Şub 2007 

 

Venezuela (Bolivarcı Cumhuriyeti)

21 Eki 2008 

 

Zambiya

27 Eyl 2010 

 4 Nis 2011 

Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme
 

30 Ağustos – Hukuk Takvimi 

0
30 Ağustos - Hukuk Takvimi 

30 Ağustos – Hukuk Takvimi 

M.Ö.30

Eski Mısır’ın son firavunu olarak kabul edilen Kraliçe Kleopatra intihar etti. Kleopatraʼnın ölümünden sonra Mısır, Roma İmparatorluğunun eyaleti haline geldi.
1918 Bolşevik lider Vladimir Lenin’e suikast girişimi gerçekleşti. Lenin, ağır yaralanmasına rağmen suikasttan sağ kurtuldu.
1925 Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te verdiği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini verdi: “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
1927 30 Ağustos Zafer Bayramı, ilk kez, 30 Ağustos 1924’te Gazi Mustafa Kemal’in de katılımıyla Dumlupınar’da törenle kutlandı. 1926 yılından başlayıp resmi olarak tüm yurtta kutlanmaya başladı. Bayramın ilk adı 30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramıdır. 1960 yılından itibaren daha kapsamlı bir şekilde kutlanmaya başladı. 2012 Resmi Bayramlar yönetmeliğiyle içeriği değiştirildi. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2015 yılında çıkardığı bir genelgeyle IŞİD terörünü gerekçe göstererek, konser, şenlik ve kutlama faaliyetlerini yasakladı.
1935 Hükümet, İstanbul telefon şebekesini satın aldı.
1931 Hukukçu Zafer Kantarcıoğlu, doğdu.
1948

Siyahi aktivist, Marksist-Leninist, devrimci ve sosyalist Fred Hampton, doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1969) Kara Panter Partisi (BPP) Illinois şubesinin başkanı ve ulusal Kara Panter Partisi’nin başkan yardımcısı oldu. 1967’de Federal Araştırma Bürosu tarafından radikal bir tehdit olarak tanımlandı. FBI, Chicago’daki aktivitelerini engellemeye, progresif siyahi gruplar arasında deformasyon yaymaya ve yerel Panterler arasına ajanlar yerleştirmeye çalıştı. Aralık 1969’da yatağındayken Chicago Polis Departmanı ve Federal Soruşturma Bürosu ile birlikte Cook County Eyalet Savcılığının taktik birimi tarafından şafak vakti yapılan baskın sırasında vurularak öldürüldü.  adli tıp jürisi tarafından yapılan tahkikat sonucu ölümünün haklı bir cinayet  olduğuna karar verildi. Daha sonra hayatta kalanlar ve Hampton’un akrabaları adına bir hukuk davası açıldı. Dava 1982’de 1,85 milyon dolarlık bir uzlaşma ile çözüldü.

1955 Londra Konferansı’nda Kıbrıs sorunu ele alındı. İngiltere Kıbrıs’ta üçlü bir yönetim önerdi. Yunanistan ise ada halkının geleceğini kendinin belirlemesini istedi. Toplantıya Türkiye’den Dışişleri Bakan Vekili Fatin Rüştü Zorlu katıldı. Taraflar arasında devam eden konferanslar sonucunda 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma imzalanmıştı
1974 BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’taki çarpışmalar yüzünden evlerini terk edenlerin güven içinde geri dönmelerine izin verilmesini öngören Fransa, İngiltere, Avusturya ortak karar tasarısını oybirliğiyle kabul etti.
1978 Malatya’da kurşunlanarak ağır yaralanan CHP Gençlik Kolları Başkanı Yüksel Mazmanoğlu hayatını kaybetti, yakalanan 2 ülkücü tutuklandı.
1981 12 Eylül’ün Başbakan Yardımcısı Turgut Özal: “İşçi çıkarmanın serbest bırakılmasının zamanı geldi”
1981 12 Eylül’ün Başbakan Yardımcısı Turgut Özal: “İşçi çıkarmanın serbest bırakılmasının zamanı geldi”
1981 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü: 1981 yılında Kosta Rika’da kurulmuş olan Latin Amerika Kayıp Aileleri Dernekleri Federasyonu tarafından ilan edilmiştir. 2011 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’in(BM) öncülüğünde kayıplar sorununa dikkat çekmek için her yıl aynı tarihte bir diz etkinlik gerçekleştirilmektedir. 2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihi, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anılmaya başlamıştır.
1985 Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Komisyonu’na bir rapor gönderdi. Raporda, Bulgaristan’da Türk azınlığa karşı girişilen Bulgarlaştırma kampanyasına son verilmesi istendi.
1986 Bolivya’da sıkıyönetim ilanından sonra tutuklanan 162 sendika lideri ve politikacı tecrit kampına götürüldü.
1997

120.kez toplanan Cumartesi Annelerinin bu haftaki eylemine; 1996 yılında yazar, siyasetçi, insan hakları savunucuları vb. kesimlerin kurduğu, dünyada sorunların savaş yerine, barışçıl yöntemlerle ele alınarak çözülebileceğini savunan bir Alman insan hakları kuruluşu olan Hannover Çağrısı’nın” (Appell von Hannover) projesi olan “Musa Anter Barış Treni” yolcuları da destek verdi.

1998 Türkiye Komünist hareketinin önemli isimlerinden Mehmet Bozışık, ÖDP, SİP ve eski TKP’lilerin katılımıyla toprağa verildi. 9 kez tutuklanan ve 16 yıl hapis yatarak 27 Ağustos’ta hayata veda eden Bozığık öldüğünde 97 yaşındaydı.
2000 Güney Afrika İnsan Hakları Örgütü’nün düzenlediği, tüm dünyadan bine yakın delegenin katıldığı Irkçılık Konferansı Johannesburg’da başladı. Gündem; siyahlar ve beyazlar arasında zenginlik ve fırsat eşitliği sağlamak.
2001 İran Devrim Mahkemesi, ülkenin kadın yönetmenlerinden Tahmineh Milani’yi tutukladı. Gerekçe: Milani’nin ‘Saklı Yarı’ adlı filminde İslam Devrimi’ni karalaması iddiasıydı.
2001 Doğu Timor, tarihinin ilk özgür seçimini yaptı. Bağımsız Devrimci Cephe adayı şair ve gerilla lideri Xanana Gusmao devlet başkanı seçildi.
2004 AKP ve CHP Türk Ceza Kanunu tasarısı üzerinde uzlaştı.
2006 Mısırlı yazar, Necip Mahfuz yaşamını yitirdi. (D 11 Aralık 1911 – Ö. 30 Ağustos 2006)Kahire Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gören Mahfuz’un ilk romanı Abes el-Akdar 1939’da yayımlandı. 1988 Nobel Edebiyat Ödülü kazandı. Nobel ödülü kazanan ilk Müslüman ve Arap yazardır. “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak tanımlanmaktadır.
2012 Mersin’de, 2.öğretim programlarında harçların devam ettirilmesini protesto eden Gençlik Muhalefeti üyeleri gözaltına alındı.
2015 Selahattin Demirtaş Lahey’de seçmenleriyle buluştu ve silahla özerklik olmayacağını söyledi: ”Özerklik ilanlarını, devletin baskılarına karşı bir sivil isyan ve itaatsizlik olarak değerlendiriyorum. Tabii ki, bazı yerlerde göstericilerin eline silah alarak ‘özerklik ilan ettik’ demesini doğru bulmuyorum.”
2018 UIuslararası Af Örgütü: Af Örgütü, kayıp yakınlarının barışçıl protesto hakkı güvenceye alınmasını, Cumartesi Annelerinin 1 Eylül’deki buluşması da dahil olmak üzere barışçıl protestolarına izin verilmesini ve önceki haftalarda gerçekleşen polis şiddetine dair soruşturma başlatılmasını istedi.
2016 İstanbul Barosu avukatlarından Mert Eryılmaz, tarihçi yazar Ayşe Hür hakkında 30 Ağustos konulu tweeti, nedeniyle “Türklüğü aşağılamak” suçu işlediği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.
2023 Eşcinsel evliliğin suç sayıldığı Nijerya’da eşcinsel düğününe polis baskını yapılarak 200’den fazla kişi gözaltına alındı. Uluslararası Af Örgütü Nijerya Şubesi polisin yaptığı operasyonu “cadı avı” olarak tanımladı.
2022 Cumartesi Anneleri, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenle  Gününde, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isteyen kitleye şiddet uygulayan yetkililer hakkında suç duyurunda bulunacağını açıkladı.
2023 CHP’li Sarıyer Belediyesi tarafından kaldırımı kapattığı iddiası ile kaldırılmak istenen iki zeytin ağacı direnişinde işletme sahibi Evin Eren kendisini zeytin ağacına zincirleyerek eylem yaptı.
2023 İnsan Haklar  Derneği (İHD) Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Uluslararası insan hakları içtihadına göre kaybedilen kişinin akıbetinin karanlıkta bırakılması ailesi için işkence olarak değerlendirilir. İnkar ve cezasızlık siyaseti sonlandırılmadan demokratikleşme, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hayata geçmesi mümkün olmayacaktır” denildi.
2023 İran rejimi tarafından katledilen Mahsa Jîna Amini’nin babasıyla röportaj yapan gazeteci Nazila Marufiyan dördüncü kez tutuklandı. Marufiyan, en son 16 Ağustos’ta tahliye edilmişti.
2023 Diyarbakır Barosu eski başkanı Mehmet Emin Aktar’a ‘savcıyı hedef gösterdiği’ suçlamasıyla dava açıldı. Aktar hakkında hazırlanan iddianamede, Cumhuriyet Savcısı M.K.’nin isminin yer aldığı tutanağı sosyal medya hesabından paylaşarak, “terör örgütüne yönelik bir soruşturmada görevli Cumhuriyet Savcısının açık kimlik bilgilerini açıkça yayınlamak suretiyle hedef gösterdiği” iddia edildi.
2023 İstanbul Valiliği’nin 17 Ağustos 2023’te açıkladığı “Alkol Satışı ve Alkollü İçeceklerin Tüketimi” genelgesi ile halka açık deniz ve sahil kenarlarında, plaj, park, piknik ve mesire alanlarında alkollü içki içmenin yasaklanması ve yasağa uymayanlara 617 TL para cezası verilecek olması hakkında valilik açıklama yaparak, yeni yasak getirmediklerini ve mevcut yasaları hatırlattıklarını söyledi.
2023
  • ABD Eski Başknı Donald Trump’ın geçtiğimiz günlerde hapishanede yaklaşık 20 dakika geçirmiş ve parmak izi alınarak sabıka fotoğrafı çekilmişti. ABD tarihinde sabıka fotoğrafı çekilen ilk eski başkan olan Trump’ın fotoğraflı ürün satışlarından 9,4 milyon dolarlık bir gelir ve bağış elde ettiği açıklandı.
  • İzmir’de bir sokak röportajında kullandığı ifadeler nedeniyle tutuklanan Dilruba Kayserilioğlu, tahliye edildi.
  • Brezilya Yüksek Mahkemesi, ülkede yasal temsilci ataması için 24 saat süre verdiği sosyal medya platformu X’e erişimi yasakladı.
2025
  2025
  • Mela Silêman Sebrî (Süleyman Sabri Mavi) Kürtçe hutbe okuduğu gerekçesiyle bir yıl tutuklu kaldığı Elazığ Cezaevi’nden tahliye edildi.
  • ,Balıkesir’de İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, S.Ç‘nin sosyal medyadan paylaştığı videoyla tacize uğradığını iddia etmesi üzerine çalışma başlattı. Kadını taciz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan şüpheli K.K. “cinsel saldırı” ve “ısrarlı takip” suçlarından tutuklandı.
  • Sosyal medyada gündemde olan taciz iddialarına destek veren 102 gazeteci, “Tacizi ifşa edenleri ‘cadı avıyla’ suçlayan, tacizi aklamaya çalışan ve beyanı esas almayarak mağdur suçlayan herkesin karşısındayız. Tacize ve erkek şiddetine karşı ifşaların yanındayız” açıklamasını yaptı.
  • Adana’nın Kozan ilçesinde çıkan kavgada kiracılarını darbederek öldürdükleri iddiasıyla gözaltına alınan ev sahibi ve eşi tutuklandı.
  • Tahran’daki Evin Cezaevinin bilgisayarları hacklendi. Cezaevi yönetimin reddettiği işkenceler böyle ifşa olmuş.
  • Diyarbakır’da 9 yaşındaki çocuğu kaçırmaya çalışan ve tutuklanan Gökhan Kıratlı, ifadesinde “Psikolojik sorunlarım var, cezaevine girmek istedim” dedi.
  • İnternet üzerinde “İnat Box” uygulaması özellikle ücretli dizi, film ve spor müsabakalarının yasa dışı şekilde yayınlanmasını sağlayan uygulamalarla 46 kişinin banka hesaplarından toplam 14 milyon 714 bin 354 lira çaldığı belirlenen şüphelilere operasyon yapıldı. 33 şüpheli Anadolu Adalet Sarayı’na sevk edildi. Savcılığa çıkarılan şüphelilerden 27’si tutuklama, 4’ü ise adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Hakimlikçe sorguları yapılan 27 şüpheli tutuklandı.
  •  İstanbul’da düzenlenen “Huzur İstanbul” uygulamasında, çeşitli suçlardan aranan 253 şüphelinin de aralarında bulunduğu toplam 621 kişi gözaltına alındı.
  • Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (30 Ağustos 2025) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu. Cumartesi Anneleri 1066. haftada 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü vesilesiyle “Kayıplarımız nerede?” diye sordu ve adalet çağrısında bulundu.

29 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
29 Ağustos - Hukuk Takvimi

29 Ağustos – Hukuk Takvimi

1523 Martin Luther reformlarının destekçisi, Alman hümanist düşünür ve şair Ulrich von Hutten yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1488)
1632

Klasik liberal düşüncenin temellerini atan ve meşruti demokrasiyi sistematize eden İngiliz filozof  John Locke doğdu. Yükseköğrenimini Oxford Üniversitesi’nde yaptı, doğa bilimleriyle ve felsefe ile iştigal etti. Gelenek ve otoriteyi reddetti, insan hayatına aklın kılavuzluk etmesi gerektiğini savundu. Toplumsal Sözleşme fikrine sahip çıktı. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme, Eğitim Üzerine Bazı Düşünceler, Hoşgörü Üzerine Bir Mektup, Yönetim Üzerine İki İnceleme, Hükûmet Üzerine İki Deneme ve Devlet önemli eserleridir.

Filozof John Locke
1657

İngiliz siyasetçi ve özellikle İngiliz İç Savaşı döneminde ünlenen Leveller destekçisi John Lilburne, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1614) Doğuştan gelen özgürlük ve haklar anlamındaki freeborn rights söylemiyle döneme damgasını vurdu. Modern toplumlarda geleneksel olarak kabul edilen ve hiçbir hükûmet veya yasa tarafından değiştirilemeyecek hakların varlığını iddia etti. Başta ABD Mahkemeleri olmak üzere modern hukuk metinlerinde hala yazılarına atıfta bulunulmaktadır.  

  1825 Portekiz, Brezilya’nın bağımsızlığını tanıdı.
  1842 İngiltere ile Çin arasında 1839 yılında başlayan 1. Afyon Savaşı sonucunda 29 Ağustos 1842 tarihinde Nanking Antlaşması imzalandı. Antlaşma, Nanjing’de, HMS Cornwallis adlı İngiliz savaş gemisinde  İngiliz temsilci Sir Henry Pottinger ve Qing temsilcileri Qiying , Yilibu ve Niujian tarafından imzalandı.
1844

Sosyalist şair, filozof, antolojist ve homoseksüel hakları savunucusu Edward Carpenter doğdu. (Ölümü:. 28 Haziran 1929)

1862

Hukukçu ve Belçikalı yazar Maurice Polydore Marie Bernard Maeterlinck, Gent’te doğdu. (Ölümü: 6 Mayıs 1949, Nice) 1885 yılında Ghent Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. Yeni Sembolist hareketin üyeleriyle tanıştı. Edebiyatta sembolizm akımının önde gelen temsilcileri arasında yer aldı. İnsanın ölüm olgusu karşısındaki çaresizliği temasına yoğunlaştı. En tanınmış eseri, 1892’de yayımlanan Pelléas et Mélisande olarak kabul edilmektedir. 1911 yılında Nobel Ödülü aldı.

Maurice Maeterlinck
 1885 Alman mühendis ve endüstri ürünleri tasarımcısı Gottlieb Daimler, ilk motosiklet patentini aldı
1886

Macar hukukçu ve komünist politikacı Béla Kun doğdu. (Ölümü: 29 Ağustos 1939) Franz Joseph Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Macar Sovyet Devrimi’ne katıldı ve sosyalist ve komünistlerden oluşan hükûmette yöneticilik yaptı. Mihály Károlyi hükûmeti tarafından tutuklandı, ancak savaşı izleyen işçi ayaklanmaları sonrasında 21 Mart 1919’da serbest bırakıldı.  1921 yılında Almanya’daki başarısız Mart Ayaklanmalarına katıldı. 1930’ların sonundaki Büyük Tasfiye sırasında Troçkist olmakla suçlandı ve 28 Haziran 1937’de tutuklandı. Sorgulamadan sonra, karşı devrimci terör örgütüne bağlı olduğu sonucuna varıldı ve gizli duruşmanın sonunda ölüm cezasına çarptırıldı. 29 Ağustos 1939’da infaz edildi.

Béla Kun
1918

Polonya bağımsızlığını kazandı. Son Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunuldu, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1926 Bizans bilimci ve Paris 1- Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nin ilk kadın rektörü Helene Glykatzi-Ahrweiler doğdu. UNICEF İyi Niyet Elçisidir. Sorbonne Sanat Fakültesi’nde profesördür. Sorbonne’un 700 yıllık tarihinde rektörlük görevini üstlenen ilk kadın olmuştur. 
1929 Türkiye ile Fransa arasında, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesine müzeyyel anlaşma ile Tediye Anlaşması imzalandı. 
1931 Türkiye Cumhuriyeti ile Polonya Halk Cumhuriyeti Arasında “Ticaret ve Seyrüsefain Mukavelenamesi” imzalandı.
1931 Türkiye Cumhuriyeti ile Lehistan Cumhuriyeti arasında İkamet Mukavelesi, Ankara’da imzalandı.
1938 Türkiye ile Estonya Hükümetleri arasındaki 6 haziran 1937 tarihli Ticaret ve Kliring Anlaşmalarına bağlı Protokol imzalandı.
1938 Nâzım Hikmet Ran, orduyu ayaklanmaya kışkırttığı gerekçesiyle, Askeri Mahkeme tarafından 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 31 Ağustos 1938’de İstanbul Tevkifhanesine gönderildi. 1940 yılı Şubat ayında Çankırı Cezaevine gönderildi. Sağlığının bozulması üzerine Bursa Cezaevine nakledildi ve Orhan Kemal ile aynı odada kaldı. 8 Nisan 1950’de açlık grevine başladı. Toplumun sessizliği üzerine, 65 yaşındaki annesi Celile Hanım da açlık grevine başladı. 12 yıllık hapis yaşamı, 14 Temmuz 1950’de çıkan Genel Af Yasası ile sona erdi.
1947 Amerikalı hayvan bilimi uzmanı, yazar ve otizm aktivisti Temple Grandin doğdu. Yaşamı Temple Grandin isimli ödüllü biyografik filme kon oldu.
1955 Kıbrıs Konferansı Londra’da toplandı. Konferanslar serisinin sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalandı.
  1966 Müslüman Kardeşler hareketinin teorisyenlerinden ve liderlerinden Seyyid Kutub idam edildi. (Doğumu:9 Ekim 1906) Kutubçuluk akımını ortaya attı. Cemal Abdünnasır‘a düzenlenen 1954 yılındaki suikast girişimi nedeniyle diğer Müslüman Kardeşler üyeleriyle birlikte tutuklandı. Yargılama sonunda on beş yıl ağır hapis cezası verildi. 1964’te serbest bırakıldıktan sonra, 1965’te darbeye teşebbüs nedeniyle yeninden tutuklandı. 21 Ağustos 1966’da hakkında idam cezası verildi. Karara karşı, Pakistan, İngiltere, Lübnan, Ürdün, Sudan ve Irak gibi ülkelerde tepkiler yükseldi ve Nasır’ın kararından dönmesi talep edildi. Ancak Seyyid Kutub ve arkadaşları Muhammed Yusuf Havvaş ile Abdülfettah İsmail hakkında verilen karar 29 Ağustos 1966 tarihinde infaz edildi.

Seyyid Kutub
1967 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Hükümeti Arasında Hava Ulaştırmasına Dair Anlaşma imzalandı.
1967  Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı Neil McGill Gorsuch doğdu. Columbia Üniversitesi‘nden siyaset bilimi dalında lisans derecesi aldıktan sonra Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimi gördü. 15 yıl avukatlık yaptı. Oxford Üniversitesi‘nden hukuk doktoru derecesi aldı. 1991’den 1994’e kadar Yüksek Mahkeme Yargıcı Anthony Kennedy’nin yanında, mahkemede katiplik yaptı. 2005 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri Adalet Teşkilatında Başsavcı Yardımcısı olarak görev yaptı. 10 Mayıs 2006 tarihinde Başkan George W. Bush tarafından Amerika Birleşik Devletleri Temyiz Mahkemesi’ne aday gösterildi ve atandı. Birleşik Devletler Anayasasını yorumlamada metinselliğin ve özgünlüğün savunuculuğunu yaptı. Yargıç Clarence Thomas ile birlikte doğal hukuk içtihatlarını savundu. 31 Ocak 2017’de Başkan Donald Trump tarafından ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına aday gösterildi ve 10 Nisan 2017’den itibaren bu göreve getirildi.

Neil Gorsuch ve Donald Trump bir arada

1982

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın 150 bin kitabına el koydu

1984

Askeri Yargıtay, Barış Derneği üye ve yöneticileri hakkındaki mahkumiyet kararını bozdu. Sanıkların tahliye talebi ise reddedildi.

1992 Fransız politik aktivist, psikanalist ve filozof Félix Guattari yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1930)
1996 Türkiye ile İsrail arasında ikinci bir askeri anlaşma düzenlendi

2006

Formula 1’i düzenleyen FIA (Uluslararası Motor Sporları Federasyonu),KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın 1. olan Felipe Massa’ya kupayı vermesi nedeniyle soruşturma başlattı.

2007

Fransız hukukçu ve eski Başbakan Pierre Joseph Auguste Messmer, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1916,Vincennes) 1936’da ENLOV dil okulundan ve ertesi yıl Ecole nationale de la France d’outre-mer’den (National School of Oversea France) mezun oldu. 1939 yılında Le régime administratif des emprunts coloniaux(Koloni Boçllarının İdari Rejimi) adıyla yazdığı doktora tezi ile hukuk doktoru oldu.  II. Dünya Savaşı sırasında Vichy Hükûmeti‘ne karşı özgürlük için mücadele etti. 1952’den 1954’e kadar Moritanya valisi,1954’ten 1956’ya kadar Fildişi Sahili valisi olarak görev yaptı.Ocak 1958’den Temmuz 1958’e kadar Fransız Ekvator Afrika’sının yüksek komiserliği ve 1958’den 1959’a kadar Fransız Batı Afrika’nın yüksek komiserliği görevlerini yürüttü. 1959’dan 1969’a kadar Charles de Gaulle’ün başkanlığında Savunma Bakanlığı görevi üstlendi.  De Gaulle’ün istifasının ardından hükümetten ayrıldı ve Présence du gaullisme‘yi kurdu. 1972-1974 yıllarında iki ayrı hükûmette başbakan olarak görev aldı ve Valéry Giscard d’Estaing‘in cumhurbaşkanı seçilmesi ile beraber görevini Jacques Chirac‘a devretti. 

2024

Hakeme yönelik saldırı nedeniyle Antalyaspor Başkanı Sinan Boztepe’ye 1 milyon 454 bin lira para cezası kesildi. Ayrıca saldırı nedeniyle 125 gün, hakaretten de 4 ay hak mahrumiyet cezası verildi.

2024

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, 21 Ağustos’ta kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran’ın kaybolmasıyla ilgili soruşturmada yayın yasağı kararı verildi.  Karar, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “mağdur çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişiminin korunması”, “çocuğun üstün yararı”, “soruşturmanın gizliliği”, “delillerin karatılmasının önüne geçilmesi”, “soruşturmanın sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi”, “tanıkların ve diğer ilgililerin güvenliği” gerekçeleriyle Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hakimliği taraından alındı.

 2024
  • Arabesk Ferdi Tayfur, kızı Tuğçe Tayfur’un soyadını ticari amaçlı kullanması halinde suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
  • Abdüllatif Şener’in oğlu Bedirhan Şener tutuklanarak cezaevine gönderildi. Anneannesi Leyla Çetiner’i 31 Temmuz’da silahla rehin aldıktan sonra öldüren Şener hakkında daha önce adli kontrol ve yurt dışı yasağı getirilmiş, psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanesi’ne sevk edilerek gözetim altına alınmasına karar verilmişti.
 2025
  • Tayland Anayasa Mahkemesi, eski Kamboçya lideri Hun Sen ile telefon görüşmelerinin basına sızmasının ardından görevden uzaklaştırılan Başbakan Paetongtarn Shinawatra’yı resmen görevden aldı. Mahkemenin gerekçesi: Etik kurallarını ihlal.
  • Suç dünyasında “Hamuş” kod adıyla tanınan ve “Casperlar” suç örgütünün liderliğini yaptığı belirtilen İsmail Atız, Almanya’da gözaltına alındıktan dört gün sonra serbest bırakıldı. Alman basınında yer alan haberlere göre, Frankfurt Başsavcılığı, “iade için gerekli hukukî koşulların Türkiye’de mevcut olmaması” gerekçesiyle Atız’ın Türkiye’ye iadesi için mahkemeden herhangi bir tutuklama talebinde bulunmadı.
  • Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2024 yılında cezaevlerinde bulunan 68 kişi intihar ederek hayatına son verdi. Meclis’e sunulan soru önergesini yanıtlayan bakanlık, “1 Ocak 2024 ila 30 Kasım 2024 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarında 68 hükümlü ve tutuklunun intihar etmek suretiyle hayatını kaybettiği anlaşılmıştır” bilgisini verdi.
  • CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimlerine ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı.  Kongrede, “oylamaya hile karıştırıldığı” iddiasıyla aralarında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da bulunduğu 10 kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
  • Mersin’in Tarsus ilçesinde saz kursu verdiği çocuklara ‘cinsel istismarda bulunmak” ve ‘müstehcenlik’ suçlarından yargılanan tutuklu sanık S.G. , 159 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
  

29 Ağustos – Hukuk Takvimi

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

0

Yolsuzlukla Mücadele Kuralları(ICC Anti-corruption Clause), Uluslararası Ticaret Odası(ICC) Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu tarafından hazırlanmış ve ilk olarak 1977 yılında “İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kuralları” adıyla ilan edilmiştir.  Etik kurallar ve teamüllerle oluşan ticari ahlak belgenin özünü teşkil etmektedir.

Kurallar, Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (1997) ve Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (2003) ile diğer uluslararası sözleşmelerle belirlenen prensipleri dikkate alarak  1996, 1999, 2005,2011 yıllarında güncellemiştir. ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, bu Kuralların uygulanması konusunda daha detaylı yol gösterici bilgiler sunmak için, “Yolsuzlukla Mücadele: bir Kurumsal Uygulamalar Kılavuzu”nu yayınlamıştır

1919 yılında kurulan Uluslararası Ticaret Odası, 140 ülkeden şirketlerin temsil edildiği uluslararası bir organizasyondur. Örgütün merkezi Paris’te yer almaktadır. ICC, 1977 gibi erken bir tarihte basılan İrtikap ve Rüşvetle Mücadeleye İlişkin Davranış Kurallarını yayınlayarak, yolsuzlukla mücadele kurallarını belirleyen ilk örgüt olmuştur.

Belge, dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak sürekli güncellenmiş ve yolsuzluğa karşı alınması gerekli önlemler çerçevesinde revize edilmiştir. Belgede, yolsuzlukla mücadele kapsamında yasaklanmış uygulamalar belirlenmiş, uygulanması gereken kurumsal politikalar önerilmiştir. Hediyeler, ikram ve ağırlamalar ile işleri kolaylaştırıcı ödemeler ve çıkar çatışmalarına ilişkin kurallar belgede detaylı şekilde belirlenmiştir. Siyasi ve hayır amaçlı katkılar ile sponsorlukların rüşvet ve irtikaba dönüşmemesi için uyulması gereken kurallar açıklanmıştır.

ICC Yolsuzlukla Mücadele Kuralları

Giriş

Bu ICC Kuralları, bir işletmeye geçerli ulusal mevzuat ve başlıca uluslararası yasal belgeleri temel alarak, bir kendi kendini düzenleme yöntemi sunmak üzere tasarlanmıştır. Bu Kuralların Kuruluşlar tarafından özgür iradeyle kabul edilmesi, Kuruluşlar ve kamu kurumları arasındaki veya Kuruluşların kendileri arasındaki ticari işlemlerde yüksek doğruluk standartlarının gelişmesini sağlayacaktır. Bu Kurallar, Kuruluşların kendi yasal yükümlülüklerine ve uluslararası düzeydeki çok sayıda yolsuzlukla mücadele girişimine uymalarına yardımcı olmakta önemli bir rol oynar. Aynı zamanda irtikap veya rüşvete teşvik girişimlerine karşı koymak için uygun bir dayanak oluşturur.

Bu Kurallar, iyi ticari uygulamalar olarak kabul edilen teamülleri oluşturan genel nitelikte kurallardır. Ek A’da listelenen başlıca uluslararası yasal belgeleri yansıtmakta olup, bu belgelere göre okunmalıdır.

Tüm Kuruluşlar, kuruldukları ve faaliyet gösterdikleri ülkelerin geçerli yasa ve yönetmeliklerine uymalı ve bu Kuralların lafzı ve ruhuna bağlı kalmalıdır.

ICC Model Sözleşmeleri, işbu Kuralların I. Bölümüne atıflar içerir. Kuruluşların sözleşmesel ilişkilerinin herhangi bir tür yolsuzluktan etkilenmelerini önlemek için, ticari sözleşmelerine işbu Kuralların I. Bölümünü tamamen veya atıf yoluyla dahil etmeleri ısrarla tavsiye edilmektedir.

Kuruluşların bu Kurallarda ifade edilen uygulamaları pekiştirmeye ve geliştirmeye yönelik ilgili uluslararası, bölgesel ve sektörel girişimlerin yanı sıra, birbirleriyle de işbirliği yapmaları önerilmektedir; ayrıca yolsuzlukla ilgili soruşturmaları yürüten ulusal ve yabancı kanunları uygulayıcı makamlarla da birlikte çalışmaları teşvik edilmektedir. Kuruluşların, örneğin RESIST (Bkz. Ek B) gibi araçları kullanarak irtikap veya rüşvet teklifi ve teşviklerine karşı koymaları da şiddetle tavsiye edilmektedir.

İşbu Kuralların amaçları çerçevesinde “Kuruluş” terimi, kar amacıyla kurulmuş olsun veya olmasın, bir devlet veya bölgesel alt birimi tarafından kontrol edilen herhangi bir kuruluş da dahil olmak üzere, ticari ve diğer ekonomik faaliyetlerde bulunan herhangi bir kişi veya kuruluşu ifade eder; bir hakim şirketi ve bu hakim şirket tarafından kontrol edilen iştirakleri de kapsar. Bu Kurallar bir Kuruluşun büyüklüğü veya faaliyetlerinin niteliğine göre bir ayrım yapmamasına rağmen, uygulamalarının bir risk değerlendirmesine ve özellikle küçük ve orta ölçekli Kuruluşlar tarafından yürütülen faaliyetlerin niteliğine göre uyarlanması gerekecektir. Bu ICC Kurallarının başarısı, “tepe yönetimin yaklaşımına” bağlı olacaktır: Yönetim Kurulunun Başkanı (veya Kuruluş için en üst düzey sorumluluğa sahip diğer organ) ve/veya Kuruluşun İcra Kurulu Başkanı, yolsuzluğun yasak olduğu ve etkili bir kurumsal uyum programının uygulanacağına dair açık ve net bir mesaj vermelidir. Kuruluşun tüm çalışanlarının katkısı ve desteği de gereklidir.

Bu ICC Kuralları üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm I, uygun Kuralları belirtir;

Bölüm II, Kuruluşların Kurallara uyumu desteklemek için yürürlüğe koymaları gereken politikaları açıklar; ve Bölüm III, etkili bir kurumsal uyum programının önerilen öğelerini listeler. Ek A, yolsuzlukla mücadeleye yönelik başlıca uluslararası yasal belgeleri listeler. Ek B, yolsuzlukla mücadelede yardımcı olacak ICC belgelerini listeler; ve Ek C, ICC Kurumsal Sorumluluk ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’nun görevlerini ve rolünü tekrar hatırlatır.

BÖLÜM I – Yolsuzlukla Mücadele Kuralları
Madde 1
Yasaklanmış Uygulamalar

Kuruluşlar, aşağıda belirtilenlerle ilgili olarak her tür ve biçimdeki uygulamaları her zaman için yasaklayacaktır:

Uluslararası, ulusal veya yerel düzeydeki bir kamu görevlisi, bir siyasi parti, parti görevlisi veya siyasi görev adayı, ve bir Kuruluşun yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya çalışanı; doğrudan veya Üçüncü Taraflar aracılığıyla dahil dolaylı olarak aşağıda belirtilen uygulamalarda bulunulmayacaktır:

a) Rüşvet, yukarıda belirtilen kişilerden herhangi birine, belirtilenlerden herhangi biri tarafından veya belirtilenlerden herhangi biri için veya herhangi bir başka kişi için, örneğin kamu veya özel sektör ihale sözleşmesinin kazanılması, düzenleyici izinler, vergilendirme, gümrükler, adli ve yasal takibatlar, vb. ile bağlantılı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması veya diğer uygunsuz menfaatleri temin etmek veya sürdürmek amacıyla, verilmesi icap etmeyen bir parasal veya diğer menfaatlerin teklif veya vaat edilmesi, verilmesi, onaylanması veya kabul edilmesini ifade eder.

Rüşvet, genellikle

(i) bir sözleşme ödemesinin bir kısmının hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, yakın akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına pay olarak verilmesi; veya

(ii) bu tür ödemeleri hükümet veya parti görevlilerine veya diğer akit tarafın çalışanlarına, akrabalarına, arkadaşlarına veya İş Ortaklarına aktarmak için acenteler, alt yükleniciler, danışmanlar veya diğer Üçüncü Taraflar gibi aracıların kullanılmasını kapsar.

b) İrtikap veya Suça Teşvik, talebin reddedilmesi halinde bir tehdit unsurunun var olup olmadığına bakılmaksızın, bir rüşvet talep etmeyi ifade eder. Kuruluşlar, her tür irtikap veya rüşvet teklifi girişimini reddedecektir ve Kuruluşların, yapılacak bildirim içinde bulunulan koşullara göre zarar verici nitelikte olmadıkça, bu tür girişimleri mevcut resmi veya gayri resmi raporlama mekanizmaları aracılığıyla bildirmeleri teşvik edilmektedir.

c) Nüfuz Ticareti, bir kamu görevlisinden eylemin asıl azmettiricisi veya başka bir kişi lehine haksız bir menfaat elde etmeyi teminen, uygunsuz, gerçek veya sözde nüfuz uygulamak için haksız bir menfaatin teklif edilmesi veya sağlanmasını ifade eder.

d) Yukarıda belirtilen yolsuzluk uygulamalarından elde edilen gelirlerin aklanması; suç gelirlerinden oluştuğu bilinen mal varlığının yasadışı menşei, kaynağı, yeri, tasarrufu, hareketleri ya da mülkiyetinin gizlenmesi veya tebdil edilmesini ifade eder.

Bu Kurallarda geçen “Yolsuzluk” veya “Yolsuzluk Uygulama(lar)ı” Rüşvet, İrtikap veya Suça Teşvik, Nüfuz Ticareti ve bu uygulamalardan elde edilen gelirlerin Aklanmasını kapsayacaktır.

Madde 2
Üçüncü Taraflar

Pazarlama veya satışlar, sözleşmelerin müzakere edilmesi, ruhsat, izin veya diğer onayların alınması veya Kuruluşa faydası olan diğer işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluşun adına veya tedarik zincirindeki yükleniciler olarak hareket eden acenteler, iş geliştirme danışmanları, satış temsilcileri, gümrük komisyoncuları, genel müşavirler, yetkili satıcılar, alt yükleniciler, franchise alanlar, avukatlar, muhasebeciler veya benzeri aracılar dahil, fakat bunlarla sınırlı olmaksızın, Kuruluşun kontrolüne veya belirleyici nüfuzuna tabi olan Üçüncü Taraflarla ilgili olarak Kuruluş:

söz konusu üçüncü taraflara hiçbir yolsuzluk uygulamasına karışmamaları veya herhangi bir yolsuzluk suçuna karışma haline müsamaha göstermemeleri talimatını vermelidir, herhangi bir yolsuzluk uygulaması için sayılanları bir aracı olarak kullanmamalıdır, bu tür üçüncü tarafları yalnızca Kuruluşun işinin normal bir şekilde yürütülmesi için gereken ölçüde görevlendirmelidir, ve bu kişilere meşru hizmetlerine karşılık uygun bir ücretten fazla bir ücret ödememelidir.

BÖLÜM II – Yolsuzlukla Mücadele Kurallarına Uyumu Desteklemek için Kurumsal
Politikalar
Madde 3
İş Ortakları

İş Ortakları, (i) Üçüncü Tarafları ve (ii) ortak girişim ve konsorsiyum ortaklarını ve ayrıca yüklenicileri ve tedarikçileri kapsar.

A. Bir Kuruluş, bir Üçüncü Tarafla ilgili olarak ve kendi yetkisi dahilinde olduğu ölçüde:

a) Kuruluşun adına yürütülen tüm faaliyetlerin kendi politikalarına uygun olmasını beklediğini açıkça belirtmelidir ve
b) Üçüncü Tarafla yazılı bir sözleşme düzenlemeli ve bu sözleşme: Üçüncü Tarafı Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikaları konusunda bilgilendirmeli ve herhangi bir yolsuzluk uygulamasına dahil olmamakla yükümlü kılmalıdır,;

Kuruluşa işbu Kurallara uygunluğu doğrulamak için Üçüncü Tarafın defterleri ve muhasebe kayıtlarının bir bağımsız denetçi tarafından denetlenmesini talep etme hakkı tanımalıdır ve Üçüncü Tarafın ücretinin nakit olarak ödenmemesini ve yalnızca

(i) Üçüncü Tarafın kurulmuş olduğu ülkede;

(ii) genel merkezinin bulunduğu ülkede;

(iii) yerleşik bulunduğu ülkede; veya

(iv) görevin gerçekleştirildiği ülkede ödenmesini öngörmelidir.

B. Kuruluş ayrıca merkezi yönetiminin Üçüncü Taraflarla ilişkileri üzerinde yeterli düzeyde kontrol sahibi olmasını ve özellikle kamu kurumlarıyla ve devlet veya özel Kuruluşlarla gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı olarak Kuruluş tarafından görevlendirilen Üçüncü Tarafların adları, görevlendirme şartları ve bu Üçüncü Taraflara ödemelere ilişkin bir kayıt tutmasını sağlamalıdır. Bu kayıt, gizlilik koşulları altında, denetçiler tarafından ve usulünce görevlendirilmiş ilgili resmi makamlar tarafından denetime hazır bulundurulmalıdır.

C. Bir Kuruluş, bir ortak girişim veya konsorsiyumla ilgili olarak, işbu Kurallarla tutarlı bir politikanın ortak girişim veya konsorsiyum ortakları tarafından ortak girişim veya konsorsiyum için geçerli olacak şekilde kabul edilmesini sağlamak için kendi yetkisi dahilindeki tedbirleri almalıdır.

D. Yükleniciler ve tedarikçilerle ilgili olarak Kuruluş, yüklenicilerin ve tedarikçilerin Kuruluş adına veya Kuruluşla gerçekleştirdikleri işlemlerde bu Kurallara uymalarını ve rüşvet ödedikleri bilinen veya makul olarak şüphelenilen yükleniciler ve tedarikçilerle birlikte çalışmaktan kaçınmalarını sağlamak için kendi yetkisi dahilinde ve yasaların izin verdiği ölçüde gerekli tedbirleri almalıdır.

E. Bir Kuruluş, İş Ortaklarıyla düzenlediği sözleşmelerine, bir İş Ortağının geçerli yolsuzlukla mücadele yasasını veya bu Kuralların I. Bölümünü ihlal edecek şekilde hareket ettiğine dair tek taraflı olarak iyi niyetli bir endişeye kapıldığı takdirde, aralarındaki ilişkiyi askıya alma veya tamamen sonlandırma hakkı tanıyan bir hükmü eklemelidir.

F. Bir Kuruluş, yolsuzluk risklerine maruz kalan İş Ortaklarının itibarı ve Kuruluşla veya Kuruluş adına gerçekleştirdikleri işlerde yolsuzlukla mücadele yasasına uyma kapasitelerine ilişkin gerekli detaylı incelemeyi yürütmelidir.

G. Bir Kuruluş, tedarik süreçlerini kabul edilen iş standartlarına göre ve mümkün olduğu kadar şeffaf bir şekilde yürütmelidir.

Madde 4
Siyasi ve Hayır Amaçlı Katkılar ve Sponsorluklar

a) Kuruluşlar, siyasi partiler, parti görevlileri ve adaylarına yalnızca geçerli yasalara ve kamuyu bilgilendirme gerekliliklerine uygun olarak katkılarda bulunmalıdır. Siyasi katkıların miktarı ve zamanlaması, yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak üzere incelenmelidir.

b) Kuruluşlar, hayır amaçlı katkıların ve sponsorlukların yolsuzluk için bir bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak için yetkileri dahilindeki tüm tedbirleri almalıdır. Hayır amaçlı katkılar ve sponsorluklar, şeffaf ve geçerli yasalara uygun olmalıdır.

c) Kuruluşlar, uygun olmayan siyasi ve hayır amaçlı katkıların yapılmamasını sağlamak için makul kontroller ve prosedürleri uygulamaya geçirmelidir. Önde gelen siyasi kişiler veya yakın akrabaları, arkadaşları ve İş Ortaklarının bulunduğu örgütlere katkıların incelenmesinde, özel bir özen gösterilmelidir.

Madde 5
Hediyeler ve İkram ve Ağırlamalar

Kuruluşlar, hediyeler ve ikram ve ağırlamaların teklifi veya kabulünü kapsayan ve bu tür hediye veya ikram ve ağırlamaya ilişkin düzenlemelerin

(a) ulusal yasalara ve geçerli uluslararası belgelere uygun olmasını; (b) makul ve iyi niyetli harcamalarla sınırlı tutulmasını;

(c) bunları alan tarafın veren tarafa karşı karar alma bağımsızlığını uygun olmayan bir şekilde etkilememesini veya uygun olmayan bir şekilde etkiliyor gibi algılanmamasını;

(d) alan tarafın bilinen davranış kuralları hükümlerine aykırı olmamasını; ve

(e) çok sık veya uygunsuz bir zamanda teklif edilmemesini veya alınmamasını sağlamaya yönelik gerekli prosedürleri belirlemelidir.

Madde 6
Kolaylaştırıcı Ödemeler

Kolaylaştırıcı ödemeler, kolaylaştırıcı ödemeyi yapan tarafın yasal olarak hak kazanmış olduğu bir rutin veya gerekli işlemin yapılmasını güvence altına almak veya hızlandırmak için bir alt kademe görevliye yapılan resmi olmayan, uygunsuz, küçük ödemelerdir.

Kolaylaştırıcı ödemeler, çoğu ülkede yasaklanmıştır.

Dolayısıyla Kuruluşlar, bu tür kolaylaştırıcı ödemeler yapmamalıdır; fakat bir kolaylaştırıcı ödemenin neredeyse hiç önlenemeyeceği icbar veya Kuruluşun çalışanlarının sağlığı, emniyeti veya güvenliğinin risk altında olduğu haller gibi acil ve zorlayıcı durumlarla da karşı karşıya kalabilecekleri kabul edilir.

Bu gibi durumlarda bir kolaylaştırıcı ödeme yapıldığında, bu tür ödemeler Kuruluşun defterleri ve muhasebe kayıtlarında doğru bir şekilde yansıtılacaktır.

Madde 7
Çıkar Çatışmaları

Bir bireyin veya yakın akrabaları, arkadaşları veya iş bağlantılarının özel menfaatleri Kuruluşun veya ilgili kişinin bağlı olduğu örgütün menfaatlerinden farklılık gösterdiğinde, çıkar çatışmaları doğabilir.

Bu gibi durumlar kişinin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken muhakeme gücünü etkileyebileceğinden, açıklanmalı ve mümkün olduğu sürece önlenmelidir. Kuruluşlar, yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve temsilcilerinin mevcut veya potansiyel çıkar çatışmalarını veya bunların ortaya çıkışını yakından izlemeli ve düzenlemeli ve başkalarının çıkar çatışmalarından faydalanmamalıdır.

Öngörülen faaliyet veya işlerinin eski görev süreleri boyunca sahip oldukları pozisyonlar veya denetledikleri bölümlerle doğrudan ilgili olması durumunda, eski kamu görevlileri görevlerinden ayrıldıktan sonra makul bir süre geçmeden önce herhangi bir sıfatla görevlendirilmeyecek veya işe alınmayacaktır. Uygulanabilir olan durumlarda, ulusal mevzuatın öngördüğü kısıtlamalara bağlı kalınacaktır.

Madde 8
İnsan Kaynakları

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) İşe alma, terfi, eğitim, performans değerlendirmesi, ücretlendirme, takdir ve genel olarak iş etiği ilkeleri gibi insan kaynakları uygulamaları, bu Kuralları yansıtmalıdır,

b) Hiçbir çalışan, Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına ilişkin ihlalleri veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri iyi niyetli olarak rapor etmekten veya Kuruluşun iş kaybetmesine yol açacak olsa dahi, herhangi bir yolsuzluğa karışmayı reddetmekten dolayı, misillemeye veya ayrıma veya bir disiplin cezasına maruz kalmamalıdır,

c) Yüksek yolsuzluk riskine tabi alanlarda çalışan kilit personel, düzenli olarak eğitilmeli ve değerlendirilmelidir; bu personelin rotasyonu düşünülmelidir.

Madde 9
Finansal ve Muhasebe

Kuruluşlar, aşağıda belirtilen koşulları sağlamalıdır:

a) Tüm finansal işlemler, Yönetim Kurulları veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organ tarafından ve ayrıca denetçiler tarafından incelemeye hazır halde bulundurulan ilgili defter ve muhasebe kayıtlarında yeterince tanımlanmalı ve uygun ve adil bir şekilde kaydedilmelidir,

b) “Kayıt dışı” veya gizli hesaplar bulunmamalı ve ilgili oldukları işlemleri adil ve doğru bir şekilde kayıt altına almayan hiçbir belge düzenlenmemelidir,

c) İlgili kalemleri doğru bir şekilde tanımlanmayan gerçekte var olmayan harcamalar veya borçlar veya gerçek ve meşru bir amacı olmayan olağandışı işlemlere ilişkin kayıtlar bulunmamalıdır,

d) Nakit ödemeler veya ayni ödemeler, rüşvet yerine kullanılmalarını önlemek için izlenmelidir; yalnızca kasadan yapılan veya işleyen bir bankacılık sistemi olmayan ülkelerde veya yerlerde yapılan küçük nakit ödemelere izin verilmelidir;

e) Tutulan hiçbir defter veya diğer ilgili belgeler, yasalarda öngörülen süreden önce kasıtlı olarak imha edilmemelidir,

f) Bu Kurallara veya geçerli muhasebe kurallarına aykırı olan ve gerektiğinde uygun düzeltici tedbir alınmasını gerektiren işlemleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmış olan, iç veya dış denetçiler aracılığıyla uygulanan bağımsız denetim sistemleri yürürlükte olmalıdır,

g) Vergilendirilebilir gelirden herhangi bir tür rüşvet ödemesi kesintisi yapılmasını yasaklayan hükümler dahil olmak üzere, ulusal vergi yasaları ve yönetmeliklerinin tüm hükümlerine uyulmalıdır.

BÖLÜM III –Etkili Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri
Madde 10
Bir Kurumsal Uyum Programının Öğeleri

Her Kuruluş,

(i) bu Kuralları yansıtan;

(ii) Kuruluşun iş ortamında karşılaşılan risklerle ilgili olarak periyodik olarak gerçekleştirilen değerlendirmenin sonuçlarına dayanan;

(iii) Kuruluşun özel koşullarına uyarlanan; ve

(iv) Yolsuzluğun önlenmesini ve saptanmasını ve Kuruluş içinde doğruluk kültürünün geliştirilmesini amaçlayan bir etkili Kurumsal Uyum Programını uygulamalıdır.

Her Kuruluş, aşağıda belirtilen iyi uygulamaların tümünü veya bir kısmını kendi programına dahil etmeyi değerlendirmelidir. Aşağıda listelenen zorunlu nitelikte olmayan maddeler arasından, özellikle, kendine özgü şartlar dahilinde Yolsuzluğun gereken şekilde önlenmesini sağlamak için en yeterli olduğunu düşündüğü tedbirleri seçebilir:

a) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en yüksek düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya Kuruluşun üst yönetiminin (“tepe yönetimin yaklaşımı”) Kurumsal Uyum Programını güçlü, açık ve görünür bir şekilde desteklemesi ve bu programa bağlılıklarını açıkça ifade etmesi;

b) bu Kuralları yansıtan ve tüm yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler, çalışanlar ve Üçüncü Taraflar için bağlayıcı olan ve tüm kontrol edilen yerli ve yabancı iştirakler için geçerli olan açıkça belirtilmiş ve görünür bir politikanın uygulamaya getirilmesi;

c) Yönetim Kurulunun veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organın veya bunların ilgili komitesinin periyodik risk değerlendirmeleri ve bu Kurallara uygunluğa ilişkin bağımsız incelemeler yapmalarının şart koşulması ve gereken şekilde düzeltici tedbirler veya politikaların önerilmesi. Bu işlem, kurumsal uyum incelemeleri ve/veya risk değerlendirmelerini kapsayan daha geniş bir sistemin bir parçası olarak gerçekleştirilebilir;

d) Kuruluşun tüm düzeylerindeki kişilerin Kuruluşun politikasına uymakla ve Kurumsal Uyum Programına katılmakla sorumlu kılınması;

e) Bir veya birden fazla üst düzey yöneticinin (tam veya yarı zamanlı) yeterli düzeyde kaynak, yetki ve bağımsızlığa sahip olacak şekilde Kurumsal Uyum Programını izlemek ve koordine etmek ve Yönetim Kuruluna veya Kuruluş için en üst düzeyde sorumlu olan diğer yetkili organa veya bunların ilgili komitesine periyodik olarak rapor vermekle görevlendirilmesi;

f) Kuruluşun politikaları ve programı uyarınca gereken davranışları daha ayrıntılı bir şekilde göstermek ve yasaklanan davranışlardan caydırmak için gerekli kılavuzların yayınlanması;

g) Yolsuzluk veya bu Kuralların boşluklarından yararlanma riski sergileyen İş Ortaklarının ve kendi yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve çalışanlarının seçiminde yapılandırılmış bir risk yönetimi yaklaşımına dayanan gerekli detaylı incelemenin gerçekleştirilmesi;

h) Defter ve muhasebe kayıtlarının yolsuzluk uygulamalarına karışmak veya bu tür uygulamaları gizlemek amacıyla kullanılmamasını sağlamak için, bunların adil ve doğru bir şekilde tutulmasına yönelik finansal ve muhasebe prosedürlerinin tasarlanması;

i) Bağımsız denetim dahil olmak üzere, uygun kontrol ve raporlama sistemleri ve prosedürlerinin belirlenmesi ve sürdürülmesi;

j) Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasıyla ilgili periyodik iç ve dış yazışma ve iletişimlerin sağlanması;

k) Duruma göre yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, çalışanları ve İş Ortaklarına, Kuruluşun günlük iş ve faaliyetlerinde yolsuzluk risklerinin tanımlanmasına yönelik yol gösterici kuralların ve belgelendirilmiş eğitimin ve ayrıca liderlik eğitiminin verilmesi;

l) İş etiği açısından yeterliliklerin yönetimin takdir ve terfi sürecine dahil edilmesi ve hedefleri yakalama başarısının yalnızca mali göstergelere göre değil, aynı zamanda hedeflerin yakalanma şekline ve özellikle Kuruluşun yolsuzlukla mücadele politikasına uygunluğa göre ölçülmesi;

m) Kaygı ve endişeleri tam gizlilik içinde bildirmek, tavsiye istemek veya saptanmış veya adamakıllı şüphelenilen ihlalleri misilleme veya ayrım veya disiplin cezası korkusu olmadan iyi niyetle rapor etmek için kullanılabilecek kanalların sunulması. Raporlama, zorunlu veya gönüllü olabilir; isimsiz olarak veya isim açıklanacak şekilde yapılabilir.  Tüm iyi niyetli raporlamalar soruşturulmalıdır;

n) Rapor edilen veya saptanan ihlallere karşı uygun düzeltici önlemler ve disiplin tedbirleri alınarak müdahalede bulunulması ve Kuruluşun politikasının uygulamaya geçirildiğinin gereken şekilde kamuya açıklanmasının düşünülmesi;

o) Kurumsal Uyum Programının harici belgelendirme, tasdik veya teminat yoluna başvurularak iyileştirilmesinin düşünülmesi; ve

p) belirli özel projelerle ilgili yolsuzlukla mücadele antlaşmalarının veya kamu sektörüyle ve/veya ilgili iş dallarındaki meslektaşlarla yolsuzlukla mücadeleye yönelik uzun süreli girişimlerin önerilmesi veya desteklenmesi gibi ortaklaşa eylemlerin desteklenmesi.

EK A
Başlıca Uluslararası Yasal Belgeler
Global Belgeler

Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (UNCAC)

08-50026_E.pdf erişimi için tıklayın

Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi (UNTOC)

TOCebook-e.pdf erişimi için tıklayın

OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi (OECD Sözleşmesi)

38028044.pdf erişimi için tıklayın

Ek II

İç Denetimler, Etik ilkeler ve Uyumla ilgili İyi Uygulamalar Kılavuzu dahil, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesine yönelik OECD Tavsiyesi

44176910.pdf erişimi için tıklayın

Afrika Birliği Yolsuzluğun Önlenmesi ve Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (AU Sözleşmesi)

Convention%20on%20Combating%20Corruption.pdf erişimi için tıklayın

Güney Afrika Kalkınma Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (SADC Protokolü)

http://www.sadc.int/index/browse/page/122

Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğunun Yolsuzlukla Mücadele Protokolü (ECOWAS Protokolü)

ECOWAS_Protocol_on_Corruption.pdf erişimi için tıklayın

Yolsuzluğa Karşı Amerikan Ülkeleri Sözleşmesi (OAS Sözleşmesi)

http://www.oas.org/juridico/english/treaties/b-58.html

ADB-OECD Asya-Pasifik için Eylem Planı (Eylem Planı)

35021642.pdf erişimi için tıklayın

Avrupa Konseyi Ceza Hukuku Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/Treaties/Html/173.htm

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

http://conventions.coe.int/treaty/en/treaties/html/174.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun Kurulması Anlaşması

http://conventions.coe.int/Treaty/EN/PartialAgr/Html/Greco9905.htm

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı: Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

https://wcd.coe.int/wcd/ViewDoc.jsp?id=593789&

Avrupa Topluluklarının Mali Çıkarlarının Korunması ve Yolsuzlukla Mücadeleye ilişkin Avrupa Birliği Sözleşmesi ve iki ilgili Protokol

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/protecting_european_communitys_financial_interests/l33019_en.htm

Avrupa Toplulukları görevlilerini veya Avrupa Birliği Üye Devlet görevlilerini kapsayan Avrupa Birliği Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi

http://europa.eu/legislation_summaries/fight_against_fraud/fight_against_corruption/l33027_en.htm

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

0

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke(European Union, Ten Principles for Improving the Fight Against Corruption in the Candidate Countries); 7-8 Temmuz 2005 tarihinde Ankara’da düzenlenen Yolsuzlukla Mücadele Konferansı’nda kabul edilmiştir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke, Avrupa Birliği’nin aday ülkelerle yolsuzlukla mücadele konusundaki işbirliğini desteklemek amacıyla geliştirdiği bir dizi ilkedir. Bu ilkeler, AB ile aday ülkeler arasındaki katılım müzakereleri sırasında yolsuzlukla mücadelede daha fazla ilerleme kaydetmeyi teşvik etmek için kullanılan bir kılavuz niteliğindedir. İlkeler, AB’ye üyelik süreçlerinde önemli bir rol oynamakta, her aday ülke için özelleştirilebilmekte ve uygulamalar izlenmektedir.

AB Adayı Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke

1. Devlet liderleri ve karar vericilerinin yolsuzlukla mücadele hususunda güvenilirliklerinin olması ve açık bir tutum sergilemeleri büyük önem taşımaktadır. Yolsuzluğu engelleyecek ve baskı altında tutacak önlemleri kapsayan yolsuzlukla mücadele stratejileri geliştirilmelidir ve uygulamaya konmalıdır. Bu stratejiler devletin her düzeyinde geniş çaplı ele alınıp tartışılmalıdır.

2. Aday ülke AB mevzuatına tam olarak uyum sağlamalıdır. Ayrıca temel uluslararası yolsuzlukla mücadele araçlarının tamamına taraf olunmalıdır ve uygulamaya konulmalıdır (BM, Avrupa Konseyi ve OECD Sözleşmeleri).

3. Yolsuzlukla mücadele yasaları önemli olmasına karşın, söz konusu yasaların uygun ve şeffaf yolsuzlukla mücadele birimlerince uygulanması daha fazla önem taşımaktadır. Uygun soruşturma teknikleri ve istatistikleri geliştirilmelidir. Yasaları uygulamakla yükümlü kurumların rolü sadece yolsuzlukla değil, aynı zamanda sahtecilik, vergi suçları ve kara para aklama konusunda
da güçlendirilmelidir.

4. Kamu görevi her vatandaşa açık olmalıdır. Personel alma ve terfi etme objektif kriterlere ve liyakate dayanmalıdır. Ücretler ve sosyal haklar yeterli düzeyde olmalıdır. Kamu görevlileri mal beyanında bulunmalıdır. Hassas görevlerde rotasyon geçerli olmalıdır.

5. Kamu yönetiminde (yargı, emniyet, gümrük, vergi idaresi, sağlık sektörü ve kamu ihaleleri) dürüstlük, hesap verme sorumluluğu ve şeffaflık, denetim ve izleme standartları aracılığıyla güçlendirilmelidir.

6. Rehber ilkeler oluşturulmalı ve uygulama aşamasında gözlemlenmelidir.

7. İhbarda bulunan ve ifade verenlerin korunmasına ilişkin olarak hem kamu sektöründe ve hem de özel sektörde açık kurallar bulunmalıdır.

8. Medya ve eğitim yolu ile toplumun yolsuzluk konusundaki bilinci artırılmalıdır. Yolsuzluğun hoşgörü ile karşılanacak bir fenomen olmadığı ve cezai bir suç olduğu mesajı vurgulanmalıdır.

9. Politikacılarla iş çevresi arasında örtülü bağlantıların kurulmasının önlenmesi amacıyla, siyasi parti finansmanı ve siyasi partilerin dış mali kontrolüne ilişkin açık ve şeffaf kurallar getirilmelidir. Siyasi partilerin karar verme süreci üzerindeki etkileri çok güçlüdür ancak çoğunlukla rüşvete ilişkin yaptırımlardan muaf tutulmaktadırlar.

10. Rehber ilkeler ve dürüst şirketlere ilişkin beyaz listelerin yayımlanması gibi yollarla özel sektörün yolsuz faaliyetlerden kaçınması sağlanmalıdır

Hukuka Giriş

0
Hukuka Giriş

Hukuka Giriş 14. Baskı- Rona Aybay- Aydın Aybay – Ali Pehlivan

Hukuka Giriş isimli eser, Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın birlikte kaleme aldıkları ve yıllardır çeşitli üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan bir kitaptır. Kitap, aynı konuda yazılmış kitaplardan farklı bir bütünlüğe sahip olmasıyla dikkati çekmektedir.

Aybay Yayınları’ndan daha önce yedi kez basılmış, temel başvuru ve ders kitabı özelliklerine sahip olan kitabın yeni baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından okurlara ve öğrencilere sunulmuştur.

Hukuka Giriş’in Yeni Baskısı

Hukuka Giriş’in on dördüncü baskısı, Temmuz 2018’de yürürlüğe giren Anayasa ve yasa değişikliklerine göre yenilenmiş ve güncellenmiş; Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary) genişletilmiştir.

Çağdaş hukukun en önemli kavramı olarak öne çıkan insan hakları, kitapta yer alan konuların işlenmesinde temel bir yaklaşım olarak benimsenmiştir. Kitapta İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, anlaşılır bir Türkçe çevirisi bulunmakta, ayrıca İngilizce metnine yer verilmektedir.

Türkiye’de hukuk eğitiminde, teori ve uygulamada önde gelen isimlerden olan Rona Aybay’ın ağabeyi Aydın Aybay ile birlikte yazdıkları kitabın son baskısı Avukat Ali Pehlivan’ın katkıları ile hazırlanmıştır. Prof. Dr. Aydın Aybay’ın vefatı üzerine, Dr. Ali Pehlivan’ın yazar olarak katkısıyla oluşturulan yapıt; hukukla yeni tanışan öğrencilerin ve hukuk mesleği dışındaki okurların yanı sıra, hukukun bütünü ya da belli bir konusu hakkında, kısa yoldan bilgi tazelemek isteyen hukukçulara da yararlı olabilecek bir kaynaktır.  Kitap,  kendi içindeki sistematiği ile öne çıkmakta, anlatımındaki yalınlık ve konuları sunuşundaki yöntemiyle de benzerlerinden ayrılmaktadır.

Hukuka Giriş – 7. Baskı

İçindekiler (Özet)
Giriş
Birinci Bölüm
Hukuk Kavramı
Toplumsal Davranış Kuralları
Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
Yaptırım
Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları

Hukuka Giriş – 13. Baskı

İkinci Bölüm
Hukukun Kaynakları
Genel Bilgiler
Yasalar
Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
Üçüncü Bölüm
Hukukun Dalları
Genel Bilgiler
Özel Hukuk ve Özel Hukukun Dalları
Özel Hukukun Temel Kavramları
Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
Dördüncü Bölüm
Hukukun Uygulanması
Genel Bilgiler
Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
Yorum
Yasa Boşluğu ve Kıyas
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri
Sözlükçesi (Glossary)
İçindekiler (Ayrıntılı)
Kısaltmalar
2018 Basısına Önsöz
2013 Basısına Önsöz
1. Giriş
I. Toplum Yaşamı, İnsanlar İçin Doğal Haldir
II. Toplum Yaşamı, Düzen Gerektirir
III. “Düzen” ve “Adalet” Kavramları
IV. İnsan Toplumu ile Hayvan Topluluğu Arasındaki Fark
BİRİNCİ BÖLÜM
Hukuk Kavramı
2. Toplumsal Davranış Kuralları
I. Genel Olarak
II. Ahlâk Kuralları
III. Din Kuralları
IV. Görgü Kuralları
V. Hukuk Kuralları
VI. Hukuk Kurallarına Aykırılığın Türleri
VII. Hukuk Kurallarına Uyulması Tam Olarak Sağlanabilir mi?
3. Hukuk Kurallarının Öteki Davranış Kurallarıyla İlişkisi
I. Genel Olarak
II. Görgü Kurallarıyla Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
III. Ahlâk Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Genel Ahlâk – Bireysel Ahlâk
2) Ahlâk ile Hukuk Arasında Yolların Ayrılması
IV. Din Kuralları ile Hukuk Kuralları Arasındaki İlişki
1) Laik Hukuk
2) Türk Hukukunun Laikleşmesi
3) Türk Hukukunda Dine İlişkin Düzenlemeler
4. Yaptırım
I. Yaptırım Kavramı
II. Yaptırım Çeşitleri
1) Genel Olarak
2) Türk Hukukunda Yaptırım Çeşitleri
A) Ceza
a) Eski TCK’ya Göre Ceza Türleri
b) TCK’ya Göre Yaptırım Türleri
aa) Hapis Cezaları
bb) Adli Para Cezası
cc) Güvenlik Tedbirleri
c) Kabahatler Kanunu’na Göre Yaptırım Türleri
aa) İdari Para Cezası
bb) İdari Tedbirler
cc) İdari Yaptırımlara Karar Verilmesi ve Başvuru Yolu
d) Disiplin Cezaları
B) Ödence (Tazminat)
a) Haksız Eylemden Doğan Ödence
b) Ceza Sorumluluğu ile Haksız Eylem Sorumluluğunun Farkı
c) Manevi Ödence
ç) Borca Aykırılıktan Doğan Ödence
d) Koruma Tedbirleri Nedeniyle Ödence
C) Zorla Yaptırma (Cebri İcra)
Ç) Zoralım (Müsadere)
D) Elkoyma
E) Tutuklama
F) Geçersizlik (Hükümsüzlük; Butlan)
5. Hukuk Sözcüğünün Çeşitli Anlamları
I. Hukuk Sözcüğü
II. Pozitif (Müspet) Hukuk
III. İdeal Hukuk
IV. Hukuk ve Adalet
V. İnsan Hakları ve Adalet
1) Giriş
2) İnsan Haklarının Korunması Alanında Uluslararası Denetim
A) Mahkeme Niteliğindeki Kuruluşlar
B) Mahkeme Niteliği Taşımayan Kuruluşlar
VI. Yazılı Hukuk – Yazılı Olmayan Hukuk
VII. Objektif Hukuk – Sübjektif Hukuk
VIII. “Evrensel Hukuk” – “Yerel Hukuk”
1) Yerel (Ulusal) Hukuk
2) Evrensel Hukuk
3) Hukuk Sistemleri
A) Roma Hukuku Geleneğine Bağlı Sistem (Kara Avrupası Hukuku)
B) Common Law
C) İslam Hukuku
Ç) Sosyalist Hukuk Sistemi
İKİNCİ BÖLÜM
Hukukun Kaynakları
6. Genel Bilgiler
I. Kaynak Kavramı
II. Hukukun Yürürlük Kaynakları
7. Yasalar
I. Genel Olarak
II. Türk Hukukunda Kanun
1) Kanunların Kabulü ve Yayımlanması
2) Kanunların Konusu
3) Kanunların “Ulaşılabilir” ve “Anlaşılabilir” Olması
4) Kanunların Niteliklerine Göre Tasnifi
A) Anayasalar – Sıradan Kanunlar
B) Genel Kanunlar – Özel Kanunlar
C) Biçimsel Bakımdan Kanun – Öz Bakımından Kanun
Ç) Süresiz Kanunlar – Süreli Kanunlar
D) Yürürlükte Olan Ama “İşlerlikte” Olmayan Kanunlar
III. Uluslararası Antlaşmalar
IV. Kanun Hükmünde Kararnameler
V. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
1) Giriş
2) “Yasama” ile “Yürütme” Arasında Ortaya Çıkabilecek“ Yasa Çatışması Sorunları
a) Giriş
b) TBMM’nin “Münhasır Yetkili” Olduğu Alanlar
c) Hem TBMM’nin Hem de Cumhurbaşkanı’nın “Yasama” Yetkisi Kullanabildiği Alanlar
ç) Karşılaşılması Olası Sorunlar
VI. Tüzükler
VII. Yönetmelikler
VIII. Öteki Düzenlemeler
IX. Yasalar Arasında Altlık-Üstlük İlişkisi
X. Yasaların Yayımlanması ve Derlenmesi
8. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukuku
I. Genel Bakış
II. Yapılageliş (Örf ve Âdet) Hukukunun Ögeleri
1) Maddi Öge
2) Ruhsal Öge
3) Hukuksal Öge
III. Örf ve Âdetin Çeşitleri
IV. Örf ve Âdet Hukukunun Eksiklikleri
9. Yardımcı Kaynaklar: Mahkeme Kararları (İçtihatlar) ve Öğreti
I. Mahkeme Kararları
II. İçtihadı Birleştirme Kararları
III. Mahkeme Kararlarının Yayımlanması ve Derlenmesi
IV. Öğreti (Doktrin)
V. Bilgi Kaynakları
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Dalları
10. Genel Bilgiler
I. Hukukun Dallara Ayrılması Sorunu
II. Kamu Hukuku – Özel Hukuk
III. Başka Ayrımlar
11. Özel Hukuk ve Özel Hukuk’un Dalları
I. Özel Hukuk
II. Özel Hukuk’ta Serbestlik İlkesi
III. Özel Hukuk’un Dalları
IV. Medeni Hukuk
1) Giriş
2) Medeni Hukuk’un Alt Dalları
A) Başlangıç Hükümleri
B) Kişiler Hukuku
a) Gerçek Kişiler
b) Tüzel Kişiler
C) Aile Hukuku
a) Evlilik Hukuku
b) Hısımlık
c) Vesayet
Ç) Miras Hukuku
D) Eşya Hukuku
E) Borçlar Hukuku
a) Genel Bölüm
b) Özel Bölüm
V. Ticaret Hukuku
1) Giriş
2) Ticaret Hukuku’nun Alt Dalları
A) Ticari İşletme
B) Ticaret Şirketleri
C) Kıymetli Evrak
Ç) Taşıma İşleri
D) Deniz Ticareti
E) Sigorta Hukuku
VI. Devletler Özel Hukuku (Uluslararası Özel Hukuk)
1) Giriş
2) Devletler Özel Hukuku’nun Alt-Dalları
A) Yasa Çatışmaları (Kanunlar İhtilâfı)
B) Uyrukluk (Vatandaşlık) Hukuku
C) Yabancılar Hukuku
12. Özel Hukukun Temel Kavramları
I. Hak Kavramı
A) “Mutlak Haklar” – “Nisbi Haklar”
B) “Aynî Haklar” – “Kişisel Haklar”
C) “Malvarlığı Hakları” – Kişivarlığı Hakları”
Ç) “Yenilik Doğuran Haklar”
II. Haksahibi Kavramı
III. Hakkın Kazanılması
IV. Borç Kavramı
V. Malvarlığı
VI. Mal Kavramı
VII. Hukuksal İşlem Kavramı
VIII. Sözleşme
IX. Mülkiyet
13. Kamu Hukuku ve Kamu Hukuku’nun Dalları
I. Kamu Hukuku Nedir?
II. Kamu Hukuku’nun Dalları
1) Anayasa Hukuku
A) Genel Olarak
B) Yazılı Anayasa
C) Türk Anayasa Hukuku’nun Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış
Ç) Anayasa Hukuku’nun Başlıca Konuları
2) İdare Hukuku
A) Genel Olarak
B) İdare Hukuku’nun Başlıca Konuları
3) Ceza Hukuku
A) Genel Olarak
B) Ceza Hukuku’nun İki Ana Konusu
a) Suçların Belirlenmesi
b) Cezaların Belirlenmesi
C) Ceza Verilmesinin Amacı
4) Yargılama Hukuku
A) Dava Kavramı
a) Genel Olarak
b) Dava Türleri
B) Mahkeme Kavramı
C) Yargılamanın Temel İlkeleri
Ç) Mahkeme Kararlarının Niteliği
D) Yargılama Türleri
a) Hukuk Yargılaması (Medeni Usul Hukuku)
b) Ceza Yargılaması
aa) Genel Olarak
bb) Suçsuzluk Belirgesi (Masumluk Karinesi)
c) Öteki Yargılama Usulleri
E) Mahkemelerin Örgütlenmesi
a) Adlî Yargı Mahkemeleri (Adlî Mahkemeler)
b) Yargıtay
c) İdare Mahkemeleri
ç) Danıştay
d) Askeri Disiplin Mahkemeleri
e) Sayıştay
f) Yüksek Seçim Kurulu
g) Anayasa Mahkemesi
aa) Genel Olarak
bb) Anayasa’ya Uygunluk Denetimi
cc) Bireysel Başvuru
çç) Öteki Görevler
h) Uyuşmazlık Mahkemesi
i) Hâkimler ve Savcılar Kurulu
j) “Mahkeme Dışı” Çözüm Yolları
aa) Genel Olarak
bb) Tahkim
cc) Arabuluculuk
çç) Uzlaştırma
5) İcra ve İflas Hukuku
6) Uluslararası Hukuk (Devletler Hukuku)
A) Genel Olarak
B) Uluslararası Hukukun Kaynakları
a) Uluslararası Antlaşmalar
b) Uluslararası Yapılageliş (Teamül)
c) Hukukun Uygar Uluslarca Benimsenmiş Genel İlkeleri
ç) Yargı İçtihatları
d) Öğreti (Doktrin)
C) Uluslararası Örgütler
a) Birleşmiş Milletler Örgütü
b) Avrupa Konseyi
c) Avrupa Birliği
aa) Avrupa Birliği’nin Kurulması ve Amaçları
bb) Avrupa Birliği’nin Organları
7) Mali Hukuk
8) Tebligat Hukuku
14. Kamu Hukuku’nun Temel Kavramı: Devlet
I. Ülke
II. İnsan Topluluğu
III. Egemenlik
15. Karma Nitelikteki Hukuk Dalları
I. İş Hukuku
II. Fikri Hukuk
III. Toprak Hukuku
IV. Çevre Hukuku
V. Bilişim Hukuku
VI. Rekabet Hukuku
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hukukun Uygulanması
16. Genel Bilgiler
I. Kavram
II. Hukuku Kimin Uygulayacağı
III. Uygulamada Yöntem Sorunu
IV. Uygulamayla İlgili Çeşitli Sorunlar
1) Olaya Uygulanacak Hukuk Kuralının Saptanması
2) Örnekseme (Tasım; Kıyas)
3) Yargıcın ve Tarafların Rolü
4) Belirge (Karine)
17. Hukukun Yer ve Zaman Bakımından Uygulanması
I. Yer Bakımından Uygulama
II. Zaman Bakımından Uygulama
18. Hukukun, Kuralın Türüne (Niteliğine) Göre Uygulanması
I. Emredici Kurallar – Tamamlayıcı Kurallar Ayrımı
II. Ölçüt (Kriter)
II. Öteki Ayrımlar
19. Yorum
I. Kavram
II. Yorum Yöntemleri
1) Sözel (Lafzî) Yorum
2) Amaca Göre (Gaî=Teleolojik) Yorum
3) Tarihsel Yorum
4) İşlevsel yada Sistematik Yorum
5) Serbest Yorum
III. Yorumla İlgili Bazı Sorunlar
20. Yasa Boşluğu ve Kıyas
I. Yasa Boşluğu Sorunu
1) Eski Görüş
2) Yeni Görüş
3) Boşluk Kavramı
4) Boşluk Türleri
II. Yargıcın Kural Koyması
III. Örnekseme (Kıyas)
Ekler
Ek 1: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi
Universal Declaration of Human Rights
Ek 2: Dava Dilekçesi (Örnek)
Ek 2A: Davaya Cevap Dilekçesi (Örnek)
Ek 3: Yargıtay Kararları
Ek 4: Anayasa Mahkemesi Kararı
Ek 5: Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı
Türkçe-İngilizce Hukuk Deyimleri Sözlükçesi (Glossary)
Genel Dizin
Hukuka Giriş Kitabının Yazarları 
Prof. Dr. Rona Aybay

Prof. Dr. Rona Aybay, 1935 yılında İstanbul’da doğmuştur. Aybay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1959 yılında bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını tamamlamıştır. Avukat Barış Aybay’ın babası ve Aydın Aybay’ın kardeşidir.  Aybay, 1964 yılında New York Columbia Üniversitesi’nde Mukayeseli Hukuk alanında master yapmış, 1973 yılında doçent, 1980 yılında ise Milletler Özel Hukuku Profesörü olmuştur.

Prof. Dr. Rona Aybay, mesleki kariyerinde; Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi Dekanlığı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) dekan yardımcılığı  görevlerini yürütmüştür. Rona Aybay, 12 Eylül İhtilalinden sonra sonra YÖK’ün 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırılmış; 7 yıl sonra Danıştay kararıyla üniversiteye dönmüştür.

Akademik ve İdari Kariyeri

Prof. Dr. Rona Aybay; Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde bulunmuştur. Aybay, Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesinin kurulduğu 1996 yılından mahkemenin kapandığı 2003 yılına kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıç statüsü ile görev yapmıştır. Aybay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkenliğini arttırmak üzere, Avrupa Konseyi’nce oluşturulan 11 üyeli Akil Kişiler Grubuna üye seçilmiştir. Aybay, 2006-2011 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Başkanlığını yürütmüştür.

Aybay, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmış, Milletlerarası Özel Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku alanlarında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler vermiş, çok sayıda kitap, makale, bildiri; yüzlerce konferans vermiştir. Server Tanilli ile Birlikte Türk Hukuk Bibliyografyasını hazırlamıştır. Prof. Dr. Rona Aybay, Türk Hukuk Kurumu genel sekreterliği yapmıştır. Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesidir. İstanbul Barosuna bağlı olarak serbest avukatlık yapmakta olan Aybay, baroda başkan yardımcısı olarak da görev yapmıştır.

Prof. Dr. Aydın Aybay

Aydın Aybay, 1929’da İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Mezun olduğu 1953 yılında aynı fakültenin Medeni Hukuk Kürsüsü’ne asistan olarak atandı. 1958’de doktor, 1963’te doçent ve 1973’te profesör oldu.

Aybay, 1979’da İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kuruluşuna katıldı, Dekan Yardımcılığı görevinde bulundu. YÖK’ün, 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla 7 yıl sonra döndüğü İstanbul Üniversitesi’nden 1996’da emekli oldu. Bir yıl sonra da Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığına getirilen Aybay, on yıla yakın bir süreyle yürüttüğü bu görevden ayrıldıktan sonra bu üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etmiş, 6 Mart 2013 tarihinde vefat etmiştir.

Prof.Dr. Aydın Aybay’ın Tapu Sicilinde Muvakkat Tescil (1959), Müşterek Mülkiyette Taksim (1964), Borçlar Hukuku (1964) Medeni Hukuk Dersleri (Prof.Dr. Feyzi Feyzioğlu ve Prof.Dr. Ümit Doğanay ile birlikte, 1973), İngiliz Hukukunda Taşınmaz Kirası ve Kiracıların Korunması Sorunu (1975), Eşya Hukuku Dersleri (Prof.Dr. Hüseyin Hatemi ile birlikte, 1981), Kat Mülkiyeti Kanunu (1985), Miras Hukuku Dersleri (1996) gibi eserleri bulunmaktadır.

Dr. Ali Pehlivan

Dr. Ali Pehlivan, 1977 yılında doğmuştur. Haziran 1998’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden lisans derecesiyle mezun olduktan sonra, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde özel hukuk alanında ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde insan hakları hukuku alanında yüksek lisans derecelerini almıştır. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Kabahatler Hukukunun Genel Esasları” isimli doktora teziyle 16 Ocak 2012 tarihinde “hukuk doktoru” unvanını alan Pehlivan; Prof. Dr. Aydın Aybay ve Prof. Dr. Rona Aybay’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basılan Hukuka Giriş kitabına, 2013 yılındaki 9. basısından itibaren ortak yazar olarak katılmıştır.

Pehlivan, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak dersler vermektedir. Türk Ceza Hukuku Derneği üyesi olan, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında yayınlanmış makaleleri bulunan Dr. Pehlivan, Türkiye Barolar Birliği ve Avrupa Konseyi’nin “Türk Avukatların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Konusunda Aşamalı Eğitimleri Projesi”nde eğitimci olarak görev yapmıştır. İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen çeşitli eğitim çalışmalarına halen katkıda bulunmaktadır.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

0

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi tarafından ilan edilmiştir.

Acıbadem Üniversitesi bünyesinde, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerini hayata geçirmek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu kurulmuştur. Ayrıca, 2022 yılı başında “toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı hazırlanmıştır. Bu çerçevede, “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık, Şiddet ve Cinsel Tacizi Önleme ve Destek Politika Metni” oluşturulmuştur.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi ise bu alışmaların tamamlayıcı parçası olarak hazırlanmıştır. Bu belge, Türkiye’nin de taraf olduğu CEDAW’ın prensiplerini esas almaktadır. Üniversitenin tüm yayın ve materyallerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun bir dile sahip olmasını amaçlamaktadır.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Dil Tutum Belgesi

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, cinsiyetçi olmayan, nötr ve dilde toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletini sağlamaya yönelik dilin kullanımını betimleyen genel bir terimdir. Bu dilin kullanımının amacı, bir cinsiyetin veya toplumsal cinsiyetin norm olduğunu ima eden, önyargılı, yanlı, ayrımcı veya küçük düşürücü olarak yorumlanabilecek kelime seçimlerinden kaçınmaktır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil kullanımının nihai hedefi, toplumsal cinsiyete dair klişelerin kullanımını tasfiye ederek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, basitçe toplumsal özneleri veya grupları toplumsal cinsiyetleri yönünden rencide etmemeye özen gösteren bir konuşma tarzını benimsemekten ibaret değildir.

Dil bir yandan, algıları, tutumları ve davranışları yansıtır. Diğer yandan da gerçekliği inşa ederek onun dilde kurulduğu şekilde görülmesini sağlar ve böylece gerçekliği etkiler.

Sözcükleri ve dilsel biçimleri farklı bir şekilde kullanmak, gerçekliğin yeniden adlandırılması ve yeniden yorumlanmasıdır. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil, dildeki klişelere dikkat çekip, kullanımdan kaldırmasıyla toplumsal cinsiyete dayalı iktidarı görünür yapar ve dikkat çektiği eşitsizliklerin dilden kaynaklanan etkisini azaltarak daha adil ve eşitlikçi bir toplumda yaşama hedefine yönelik sosyal değişime katkıda bulunur.

Bu anlayış temelinde toplumsal cinsiyete duyarlı dil, toplumsal cinsiyet kavramının kapsamına giren, bütün cinsiyetleri, yönelimleri ve kimlikleri, kesişimsellikleri (çoklu ayrımcılıkları) içerecek şekilde eşitlikçi tutum ve davranışı geliştirme çabasının temel bileşenlerindendir.

Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kullanımı, 1970’lerden başlayarak toplumsal cinsiyet temelli hareketlerin talebi ve akademik çalışmaların ürünü olarak gündeme getirilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin 1985 yılından beri taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1981 yılında yürürlüğe girmesinden itibaren Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Parlamentosu gibi uluslararası kuruluşlar tarafından da benimsenmiştir.

Acıbadem Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu 2021 yılında kurulmuş ve hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı Ocak 2022’de Üniversite Senatosu tarafından onaylanıp yürürlüğe girmiştir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı bağlamında, toplumsal cinsiyete duyarlı dilin kapsamının her türlü konuşma, yazı ve görseli içerdiği takdirde hedefine ulaşacağı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planının benimsediği perspektifi en iyi şekilde yansıtacağı fikri kabul edilmiştir. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyete duyarlı dil politikası oluşturulması, üniversitede kullanılan konuşma ve yazı dili ile görsel dilin kullanımına ilişkin yönergeler hazırlanması, farkındalık artırıcı materyal geliştirilmesi ve bunların izlenmesi kararlaştırılmıştır.

Üniversitenin toplumsal cinsiyete duyarlı dil anlayışını ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu belge, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planında da benimsenmiş olan toplumsal cinsiyet eşitliği ve adaletine uygun hareket edileceğini taahhüt etmektedir.

Bu taahhüt çerçevesinde aşağıda belirtilen faaliyetlerde bulunulacaktır:

1. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin uygulanması için yönergeler hazırlamak

2. Toplumsal cinsiyete duyarlı dil farkındalığı arttırmak amacıyla bilgilendirici çalışmalar yapmak

3. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin derslere ve derslik ortamına içerilmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerde bulunmak

4. Üniversite bünyesindeki her türlü yazılı materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

5. Üniversite bünyesindeki her türlü basılı ve dijital görsel materyalin toplumsal cinsiyete duyarlı dil ile uyumlu olmasını sağlamak

6. Toplumsal cinsiyete duyarlı dilin izlenmesine ilişkin çalışmalar yapmak

7. Bu amaçları yerine getirmek için bütün birimler ile iş birliği içinde çalışmak