Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Öldürülen Gazeteciler Günü

0
Öldürülen Gazeteciler Günü

Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi Bey 6 Nisan 1909’da öldürüldü. Türkiye’de öldürülen ilk gazeteci Tevfik Nevzat olmasına karşın ölümü net olarak belirlenemediğinden, ilk öldürülen gazeteci olarak, Köprüsü’nde öldürülen Hasan Fehmi Bey kaydedilmektedir.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1996 yılında 6 Nisan’ı “Basın Şehitleri Günü” olarak kabul etmiş; 2005 yılından itibaren anma gününün adı “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak değiştirilmiştir. Anma günü vesilesiyle her 6 Nisan’da etkinlikler ve anmalar gerçekleştirilmektedir.

Habib Burgiba

0
Habib Burgiba

Hukukçu, Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba 3 Ağustos 1903’te dünyaya geldi. Tunus‘ta Arapça ve İslam dini konusunda eğitim gördü, ardından Sorbonne Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimini tamamladı.

Ülkesine döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1934’te bağımsızlık mücadelesine önderlik edebileceğini düşündüğü bazı genç arkadaşlarıyla Yeni Düstur Partisi‘ni kurarak önce partinin genel sekreteri oldu. 1948’de bu partinin başkanı olarak görev yaptı.

Siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti ve 11 yılını hapiste geçirdi.

Arap Birliği’nin kararlarına karşı bağımsız bir tutum takındı. 1975’te “ömür boyu” devlet başkanı ilan edildi. Laik devlet uygulamaları ve batıcı sosyal reformlarıyla öne çıktı. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu.

1987’de başkanlıktan el çektirildi. Ölümüne kadar Munastır’da ev hapsinde tutuldu.

6 Nisan 2000 tarihinde, 97 yaşındayken hayatını kaybetti.

İdeolojisi Burgibaizm olarak adlandırılmaktadır.

Habib Burgiba

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?

0

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?  / Av. Fahrettin Kayhan

İnsan hiçbir zaman dünyayı daha iyi kılmaya yetecek kadar uzun süre üzülemiyor. Çünkü biraz Sonra yeniden karnı acıkıyor. Elias Canetti[

Fahrettin Kayhan

GİRİŞ

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki lisans öğrenimim sırasında ve öncesinde (1982-1987) Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Sözlüğünü lise yıllarında okumuş olmama rağmen “etik” sözcüğüyle hiç karşılaştığımı hatırlamıyorum. İtiraf etmem gerekir ki, bu yazıyı kaleme alana kadar da “etik” konusunda sistematik bir okuma veya araştırmam da olmadı. Benim kuşağımın hukukçularının da eğer felsefeye çok özel ilgisi yoksa benimle aynı durumda olduğunu tahmin ediyorum.

2000’li yılların başından itibaren “etik” sözcüğü ve “meslek etiği” sözcükleri giderek daha sık kullanılmaya, bu konuda kitaplar, tezler, makaleler yayınlanmaya, melek etikleri fakültelerde ders olarak okutulmaya başlandı.

“Günümüz düşünce kültürüne temel olan kavramları açıklayan seçkin bir başvuru kaynağı!”  Orhan Hançerlioğlu’nun yıllarca ve özenle üstünde çalıştığı bu sözlük, felsefe akım ve kavramlarını kuşatıcı bir biçimde açıklıyor. Bu niteliğiyle Felsefe Sözlüğü, bir yandan evrensel düşünce dünyasının panoramasını çizerken öte yandan felsefecilerin yaklaşımlarıyla ilgili önemli ayrıntıları da ele alıyor. Felsefe Sözlüğü, felsefe akım ve kavramlarının Osmanlıca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca karşılıkları ile bu dillerde ayrı ayrı kavramlar dizinine ek olarak felsefe alanında geniş bir kişi diziniyle konusunda kapsamlı bir rehber…

Etik sözcüğünün Türkçedeki tarihine göz atacak olursak, etiğin Fransızca kökeni olan ethique’in Harf İnkılâbından önce bazı sözlüklerde Fransızca bir sözcük olarak yer aldığı görülmektedir. “Hicrî 1330 (miladî 1911-1912) yılında Istılahat-ı İlmiye Encümeni tarafından hazırlanan Kamus-u Felsefe’de yer alan ethique, ahlâk kelimesiyle karşılanmıştır. Yine hicrî 1341 yılında (miladî 1925) İsmail Fenni Ertuğrul’un hazırlamış olduğu Lüğatçe-i Felsefe’nin ethique maddesinde de, “ilm-i ahlâk, felsefe-i ahlâkiyye veya edebiyye ki, hayr ve şerrin müdellel ve müberhen nazariyesidir. Sıfat olarak istimal edildiği vakit ahlâkî, ahlâka müteallik manasındadır” denmektedir. (Özturan,s. 171-172). Etik sözcüğünün ilk kez Fransızca bir sözcük olarak değil Türkçe bir sözcük olarak kullanımı İoanna Kuçuradinin Etik kitabının yayımlanmasıyla olmuştur. Bu tarihten sonra etik sözcüğünü Fransızca değil Fransızcadan Türkçeye geçmiş Türkçe bir sözcük olarak kabul edebiliriz.

Ülkemizde önceleri çoğu zaman ahlak ve etik eş anlamlı sözcükler olarak kullanılırken, 1980’li yılardan sonra zamanla önce felsefede sonra da meslek etiklerinde ahlâk ile etik terimlerini birbirinden ayırma çabası gündeme gelmiştir. Bu dönüşüm sürecinde etik ile ahlakın farklı kavramlar olduğu, etiğin ahlak felsefesi olduğu ileri sürülmüş, son zamanlarda ise etik ve ahlâk farklı alanlar olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bu ayrımda en çok vurgulanan özellik, ahlakın zamana, yere, sosyal guruba göre değişken olduğu, buna karşılık etiğin ise evrensel olduğu argümanıdır.

İoanna Kuçuradi ve öğrencisi Harun Tepe, ahlak ve etik kavramlarının birbirinden farklı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kuçuradi, günlük dilde ahlâka çok çeşitli ve farklı anlamlar yüklendiğini, genel olarak hepsinde de bu kelime ile “olması gereken, olması istenen çeşitli değer yargıları sistemleri” kastedildiğini, bu tür normatif yargıların genel-geçer değil, muhtelif ve değişken olduğunu ileri sürerek, bunların üzerinde yer alan, insanlık merkezli daha üst yargıların ahlâk kavramı içinden çıkarılması gerektiğini ileri sürmekte, bu çeşit evrensel üst yargıların, ahlâk ilkelerinden ziyade etik ilkeler olarak isimlendirilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Her iki yazar da etiğin felsefenin bir dalı olduğunu, etiğe Türkçede ahlâk veya ahlâk felsefesi dense de bunun doğru bir kullanım olmadığını söylemektedir. (Özturan’dan naklen s. 175)

Yargı Nasıl Etik Olur?

Tepe ise etik ile ahlâk arasında ayırım yapmakla kalmayıp, bunların birbiri yerine kullanımının yanlış olduğunu ileri süren ilk yazardır. Tepe’nin 1987 yılında kaleme aldığı “Etik ve Meta etik” makalesi, yazarının ifadesiyle ‘etiğin neden ahlâk olmadığı’nı göstermeyi amaçlamaktadır. Tepe’ye göre etik, bir toplum fenomeni olan ahlâktan ayrı bir şeydir, dolayısıyla etik ve ahlâk arasında yapılacak ayırım, felsefenin felsefe olmayanla, felsefî bilginin bilgi olmayanla karıştırılması gibi vahim bir hatayı önlemektedir. Çünkü yazara göre ahlâktan bahsedildiğinde her zaman belirli bir ahlâktan ya da moral’den söz edilmektedir, dolayısıyla yerel ve göreli bir şey konu edilmektedir (Özturan’dan naklen s. 175-176). Türkiye özelinde bu “belirli ahlak ve moral”, ülkede çoğunluğu oluşturduğu ifade edilen Sünni Müslümanlar tarafından sıkça dile getirilen ‘İslam Ahlakı’dır. Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu bulunuyor. Bu anlamda bir “tasavvuf ahlakı” veya “tasavvufî ahlak” tan da söz edilebilir. Bunların yanında Sünni ekolden ayrı olarak “Alevi-Bektaşi ahlakı” söz konusudur. Bunların dışında etnik temelli “sosyal grup ahlâkların’dan ve nihayet ‘mafya ahlâkı’ndan bahsedebiliriz. Türkiye’de bu ahlâk telakkilerine ilişkin olarak internette yapılacak kısa bir taramada çok sayıda esere rastlamak mümkündür. 1980’li yıllardan sonra ahlâk yerine etik sözcüğünün kullanılması ve nihayet ahlakı etikten ayırma çabalarını felsefe temelli seküler bir ahlak kurma çabası olarak değerlendirmek mümkündür.

Akademide etik çalışmaları, genel olarak Kuçuradi ve Tepe’nin ileri sürdüğü bu çerçeve içinde yapılmaya başlanmış ve bu çerçevede devam etmiştir. 2000’li yıllardan sonra normatif etiğin bir dalı olarak genelde meslekler etiği özelde yargı etiği konusunda hızlı bir akademik üretim süreci başlamıştır ve bu çalışmaların ivmesi giderek artmaktadır.

Bu metinde, Yargı Etik İlkelerinin yaşama geçirilmesinin önündeki engeller neler ve yargı etik ilkeleri nasıl hayata geçirilebilir sorusunun cevabı aranacaktır. Birinci Bölümde Yargı Etiği İlkelerinin hukukumuzdaki gelişim sürecine kısaca değineceğiz. İkinci Bölümde hukuk meslekleri adayı Türk vatandaşı sıradan insanların ahlakı kavramlaştırması ve bunun Yargı Etik İlkelerinin yaşama geçirilmesine etkisi ve yargıda etik ihlalleri incelenecektir. Sonuç bölümünde ise varılan sonuçlar ve çözüm önerileri sunulacaktır.

I.TÜRK HUKUKUNDA YARGI ETİĞİ DÜZENLEMELERİNİN TARİHÇESİ

Türkiye’nin Avrupa Birliği‘ne üyelik sürecinde 2003 yılından itibaren başlayan Avrupa Birliği Komisyonu’nun görevlendirdiği bağımsız uzmanlarca yapılan istişarî ziyaretler sonunda hazırlanan raporlar, yargıda etik konusunu gündeme getirmiştir. Özellikle 2004 tarihli raporda yargısal davranış kuralları kanunun oluşturulması, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin benimsenmesi önersisinde bulunmuştur. Raporda belirtildiğine göre Adalet Bakanlığı Bangolore Yargı Etiği ilkelerini yargı mensuplarına duyurulacağını ifade etmiş olmalarına karşın Adalet Bakanlığı ve HSYK, Türk Yargı sistemi için Bangolore Yargı Etiği İlkeleri’nin bir kanun olarak benimsenmesine karşı çıkmışlardır.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

“Etik” sözcüğü, Türk hukuk sistemine 08.06.2004 tarihinde yürürlüğe giren Kamu görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla girmiştir. Bu kanundan önce yazılı hukuk kaynaklarında “etik” sözcüğüne hiç rastlamıyoruz. “Yargı etiği” kavramına ise, BM Bangalore Yargı Etiği İlkelerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile; savcılar için etik ilkeleri belirleyen Budapeşte İlkeleri ise yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10 Ekim 2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesiyle gündeme gelmiştir

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri

Yine etik sözcüğü Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde 09 Temmuz 2018 tarihinde yapılan değişiklikle girmiştir. Anılan maddeye göre hâkim ve savcıların uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek Kurul’un görevleri arasına eklenmiştir. Bakanlar Kurulunca kabul edilerek TBMM tarafından onaylanan Onuncu Kalkınma Planında (2014-2018) ve ayrıca Yargı Reformu Stratejisinde yargı mensuplarının etik kodlarının belirlenmesi hedefler arasında gösterilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 2012-2016 Stratejik Planında da, yargıya güveni arttırma amacına yönelik olarak mesleki etik kuralları oluşturmak üzere çalışmalar yapılması hedefine yer verilmiştir. Bu kapsamda, uluslararası standartlara uyumlu olduğu belirtilen ancak Türk Yargı Sisteminin ihtiyaçları doğrultusunda kendi değerlerimizden yola çıkarak ve yargı tarihindeki mirasımızı koruyarak oluşturulduğu belirtilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi 06.03.2019 tarihinde HSK Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bildirge 14 Mart 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve bildirgenin kapsadığı tüm hâkim ve savcılara tebliği gerçekleştirilmiştir.

Bidirge’nin 8.1’nci maddesinde 8/1 “Görevlerini vicdani kanaatleri doğrultusunda, ahlaki olgunluklarına, ehliyet ve liyakatlerine yaraşır şekilde yaparlar” ilkesi yer almaktadır. İlkede “ahlaki olgunluk” kavramına atıf yapması HSK’nın etik sözcüğünü geleneksel olarak “ahlâk” anlamında kullandığını göstermektedir. Türk Yargı Etiği Bildirgesinin, “yargı” olarak hâkim ve savcıları görmesi, bu iki mesleği aynı meslek olarak kabul etmesi, her iki meslek için aynı ilkeleri benimsemesi muhakeme diyalektiğini baltalayan bir mesleki yapılanmanın uzantısıdır. Esasen sorun, 12 Eylül Anayasası ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tek çatı altında toplanmasından kaynaklanmaktadır. 1961 Anayasasında olduğu gibi Hâkimler Yüksek Kurulu ile Savcılar Yüksek Kurulu ayrı olması, bu iki mesleğe özgü etik ilkelerin ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiği kanısındayız.

Türk Yargı Etiği Bildirgesi

Hâkimler Savcılar Kanununda ise “etik” terimine hiç yer verilmemiştir. Hâkimler Savcılar Kanunun 2022 yılında değiştirilen 11 ve 21’nci maddelerinde “ahlâk” terimi kullanılmıştır. Bu iki maddede hâkim ve savcılar ile yardımcılarının “ahlaki gidiş”lerinin denetlenmesi ile ilgili hükümler konulmuştur. 2022 yılında dahi yargı sistemimizin “etik” sözcüğünü içine sindiremediğini görüyoruz.  Avukatlık Kanununda da “etik” terimine rastlamıyoruz. Avukatlık Kanunun 9, 19, 24, 76 ve 110’ncu maddelerinde “ahlâk” ve “meslek ahlâkı” terimleri kullanılmıştır. Keza TBB Meslek Kuralları ve diğer alt düzenlemelerin hiç birinde etik sözcüğü geçmemektedir.

Türkiye’de Yargı Etiği konusunda önemli gelişmelerden biri de “Yargıtay’da Etik İlkelerin Yaygınlaştırılması, Saydamlığın Güçlendirilmesi ve Yargıtay’a olan Güvenin Artırılması Projesi” 2018 yılında benimsenen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’dir. İlkelerin Başlangıç bölümünün ikinci paragrafında “yargının ahlâki gücünün” son derece önemli olduğundan bahsedilmektedir. Bundan Yargıtay’ın da etik sözcüğünden ahlâk kavramının algıladığını anlıyoruz.

Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri

Danıştay Başkanlığının “2019-2023 Strateji Planı”nda Yargı Etiği İlkelerinin oluşturulması öngörülmüş ise de bu yazının kaleme alındığı tarihe kadar Danıştay Yargı Etiği İlkeleri oluşturulmuş değildir.

Yargı etiği ilkeleriyle ilgili bu yirmi yıllık gelişim süreci AB’ye uyum resepsiyonu -AB müktesebatına fiili direnç ikileminde ite kaka ilerlemiştir. Türk Yargı pratiğinde etik sorunların yaygın olduğu genel kabul görmektedir. Bu hususta sınırlı da olsa akademik alan çalışmaları yapılmıştır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Cengiz Sarı ve Esra Nur Tugan tarafından yazılan alan araştırmasına dayalı doktora tezleri önemli tespitlerde bulunmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalarda iki çözüm önerisi öne çıkmaktadır: Liyakat ve Eğitim. Yargı etiği artık lisans düzeyinde dahi okutulmasına, meslek içi eğitimlerde müfredatta etik eğitimlerine yer verilmesine rağmen sorun çözülmemektedir.

Sorunun yargı etik ilkelerinin bilinmemesi olmadığı çok açıktır. Yargı etiği ilkelerinin meslek mensuplarına öğretilmesi etiğe aykırı davranışların önüne geçmeye kâfi gelmiyor. Yani sorun bilişsel değil. Yargı etiği ile ilgili ilkokul mezunu bir 64 yaşında bir esnaf dostumla yaptığım derinlemesine söyleşide “”etik nedir?” sorusuna etiği tanımlayamamakla birlikte “birine hakaret eder veya kötü davranırsan bu hareket etik değildir” cevabını vermiştir. Yargının etik olarak işlemesi için yargın nasıl olması gerektiğine yönelik günlük dilde yaptığımız sokratik sorgulamamıza ise kendi dil becerisi çerçevesinde iptidai, sezgisel, ama  Bangolare yargı Etik İlkelerini karşılayacak nitelikte cevaplar aldık. Yani sorun yargı etiği ilkelerinin bilinmemesi değildir. Sorun, Önderman’ın her vesileyle vurguladığı gibi meslek mensuplarının bilgi ile kurduğu ilişkide yatmaktadır.

Şu halde sorunun kökenini başka yerde aramamız gerekiyor. Bu yazımızın hipotezi, yargı etiğinin (hukuk meslekleri etiğinin) yaşama geçirilememesinin sebebinin sıradan insanların ahlakı kavramlaştırma biçimi ve bu kavramlaştırma sonucu oluşan ahlaki yargılarını uygulamada kolayca esnetebilmesinin ve partikülarist ahlak anlayışını destekleyen Otoriter zihniyetin yargı etiği ilkelerini etkisiz kılmasıdır. 

Hukuk mesleğini tercih ederek hukuk Fakültesine giren sıradan bir Türk vatandaşının aile, temel eğitim ve öğretim kurumları, mensup olduğu dini, sosyal ve siyasal gruplar içinde geliştirdiği ahlaki telakki ve tutumları vardır. Genellikle eğitim, taklit ve tekrarla öğrenilmiş olan bu ahlaki davranış kalıpları kişinin karakterinin (ethos) bir parçası, ikinci doğası haline gelir. Meslek adayı sıradan vatandaşta kristalize olmuş bu ahlaki kavramlaştırmalar ve tutumlar, yargı etiği ilkeleriyle uyumlu değilse ve yargı etiği ilkelerini destelemiyor ve nesnel bir ahlaki zemin oluşturmuyorsa, bu meslek mensubu adayına ne yoğunlukta meslek etiği ilkeleri eğitimi verilirse verilsin bu ilkeler kendisine nüfuz etmeyecektir.

Bir sonraki bölümde Türkiye toplumuna egemen olan partikülarist ahlak anlayışı ve bunun yargı etiği ilkelerinin uygulanmasına olumsuz etkisini araştıracağız. Bu araştırmamızda teorik çerçeve olarak, büyük ölçüde, Murat Önderman’ın çok disiplinli çalışmasının ürünü olan “ Türkiye’de Paranoid Ethos” dokrinini” referans aldım.

II. HUKUK MESLEKLERİ ADAYI TÜRK VATANDAŞI SIRADAN İNSANLARIN AHLAKI KAVRAMLAŞTIRMASI, PARTİKÜLARİST AHLÂK VE YARGI ETİĞİ İLİŞKİSİ

 A. Türkiye’de Patrikülarist Ahlâk, Ahlâkî Anomi ve Amoralizm

Murat Önderman, “Türkiye’de Paranoid Ethos” adlı eserinin “Giriş” bölümünde şunları söylüyor:

Türkiye’de holistik veya ilişkisel bir hayat, topluluk, ilişki, ahlak ve benlik anlayışı egemen bulunuyor. Bu genel holistik dünya veya hayat görüşünün toplum anlayışına yansıma biçimi kolektivizm, siyasal zihniyette karşımıza çıkan görünümü ise komüniteryanizmdir. Komüniteryanizm, bireylerin genel olarak belirli topluluk biçimlerine bağlılığa, bireysel özgürlük taleplerinden daha fazla değer vermeleri olarak tanımlanabilir. Bu anlayış ahlâkın etki alanını iç grupla sınırlayarak, farklı grupların ve üyelerin birbirlerine karşı farklı davranışta bulunmalarına, diğer bir deyişle çifte standartlılığa yol açıyor. Ahlakın tekilselliği özellikle yabancılar arasındaki ilişkilerin ahlaki bir boşlukta gerçekleşmesine yol açıyor…

(…)

Kolektivizmin bu beklenmeyen sonuçları arasında özel önem taşıyanı, yol açtığı ahlâkî anomidir. Bir toplumsal pratik olarak amoral bireycilik (egoizm) Türkiye’de oldukça yaygındır (…) Bu pratiğin ahlaki bir bireyciliği gerektiren Batılılaşmanın bir sonucu olmaktan çok, baskın kolektivizmin ürünü olduğunu düşünüyorum…

(…)

Türk toplumunda güçlü ve istikrarlı paranoid düşünce ve davranış eğilimleri, nihayetinde ahlâki genel haklarca desteklenen hukuki genel normların, bazı kültürel nedenlerle yeterince etkili olamamasına bağlanabilir. Türkiye’de ahlakın etki alanı gruplarla sınırlı olma eğilimi göstermeseydi, sosyal ve siyasal paranoya bu kadar güçlü olamazdı… (2018, s. )

Önderman’nın bu tespitlerini şerh etmeye en elverişli ahlak türü “mafya, çete ve suç örgütü ” ahlâkıdır. “Racon” adı da verilen mafya ve çete ahlakı; sadakat, sır saklama, dürüstlük, adalet gibi her kesin kabul edeceği erdemlere dayanır. Mafya ve çete üyeleri bu ahlaki değerlere sıkı sıkıya bağlı yaşarlar. Raconu ihlalin müeyyidesi ise ağırdır. Ne var ki, mafya ve çete ahlakı, sadece grup içinde ve grup üyeleri için geçerlidir. Keza hırsızlığı meslek edinmiş topluluklar, üyelerinin mallarını çalmadıkları gibi, çoğunluğu oluşturdukları gettolarda grup üyesi olmayan, hırsızlıkla ilgisi olmayan komşularına karşı da hırsızlık suçu işlemezler. Bir grup üyesinin, mensup olduğu gruba ve üyelerine karşı ahlâki davranması beklenirken grup dışı kişilere karşı gayri ahlaki ve gayri hukuki davranışta bulunması kişide ahlaki bir ikilem ve buna bağlı psikolojik bir çatışma yaratmaz.

Benzer ahlaki telakkileri farklı sosyal gruplarda da görmek mümkündür. A tarikatına/grubuna bağlı bir kişi mensup olduğu tarikatın üyelerine karşı ahlaki tutum sergilerken tarikat haricindeki kişilere karşı ahlakdışı veya hukuk dışı davranmakta vicdani bir problem yaşamayabilir. Yargı içinde çeteleşmeyi hedefleyen bir dinî veya lâdini bir cemaat, üyeleri arasında adaleti ve ahlâk kurallarını gözetirken, üyelerini yargıya/devlete yerleştirmek için sınavlara hile karıştırmayı, soruları çalmayı, grup dışı personele mobing uygulamayı, iftira atmayı, fişlemeyi, komplo kurmayı vs. ahlaken meşru görebilir, Bu ahlâk anlayışında bir grup üyesi, rakip gruptan gayri ahlaki davranış beklentisi içinde olacaktır. Özellikle mutlak itaate dayalı kült gruplarda grup iktidarının emirleri, mesleğin gereklerinin üzerinde görülebilir. Bu ahlak telakkisinde rakip gruplar “düşman” olarak nitelendirilebilir. ve onlara karşı ahlaki davranma yükümlülük hissedilmez. Bir grubun üyesi rakip grubun üyesini zihninde depersonalize ederek insan olarak görmez. Hatta “katli vacip” veya “yok edilmesi” gereken bir nesne olarak görebilir. Türkiye coğrafyasını “dar’ül harp” olarak gören bir  cemaat mensubu, cemaat dışı kişilere ve kurumlara karşı hiçbir ahlâki ve hukuki yükümlülük hissetmeyecek ve bundan dolayı etik ikilem veya psikolojik çatışma yaşayamayacaktır. Yakın Türkiye tarihi ve içinde yaşadığımız zaman dilimi bu yaklaşımın herkesçe bilinen dini –lâdini her gruptan acı örnekleriyle doludur.

Türkiye’de hâkim olan bu ahlâki telakkinin diğer bir yansıması kayırmacılıktır. ÖZKANAN Arzu, ERDEM, kayırmacılık türlerini şu şekilde tasnif ediyor, Türkiye’de kamusal örgütlerde yükselmenin formülünü şöyle açıklıyor::

Kayırmacılık, yakın ilişki ağları etrafında kurulan bir çarpık ilişki biçimidir. Burada yakınlık derecesine ve türüne göre kayırmacılık değişik türlerde gerçekleşir. Akraba kayırmacılığı (nepotizm) şeklinde olduğu gibi eş-dost kayırmacılığı (kronizm), siyasi kayırmacılık (partizanlık), hizmet kayırmacılığı, iktidara ve seçmen kesimlerine yönelik kayırmacılık (klientelizm) şeklinde de görülebilir. Kayırmacılık yerine sıklıkla kullanılan adam kayırmacılığı ise kayırmacılık içerisinde yer alan bir kavramdır.16 Yani kayırmacılık kavramı adam kayırmacılığı ile birlikte diğer kayırmacılık türlerini de kapsamaktadır.(s.183-184)

(…)

Ömer Peker’e göre, Türkiye’de kamusal örgütlerde yükselmenin yöntemi (6 M + 7 T)’nin toplamıdır.

 Yükselme: Y = 6 M + 7 T

“6 M: Örgütte üst yöneticiler ile (1) aynı Mektepten olmak, (2) aynı Meslekten olmak, (3) aynı Memleketten olmak, (4) aynı Mezhepten (tarikattan olmak), (5) aynı Meşrepten olmak (dünya görüşü, yaşam tarzı aynı olmak), (6) Milletvekili tanıdığı veya yakını olmaktır”.

Formüldeki 7 T: Tanıtma, talep, teklif, tavsiye, takip, torpil ve tehdittir. Kişi, yükselebilmek için önce kendini çevresine ve üstlerine tanıtmalı; örgüt içinde veya dışında yükselmeyi (yönetici olmayı) talep etmeli; gerekirse torpil ile desteklenmelidir. Zira, Ziya Paşa’nın 150 yıl önce söylediği gibi, “Devlet-i Osman-ı Ali’de terfiye temeyyüz (yükselme) ilim, irfan ile olmaz; kuvvetli bir iltimas ile olur.” Ancak yükselmek için tehdit yöntemini uygulamaktan kaçınmalıdır. (s. 198)

Bir hukuk fakültesine kaydını yaptıran sıradan Türk vatandaşı, genellikle,  Türkiye’de geçerli olan bu ahlâki anomi ve amoralizmle formatlanmış olarak hukuk hayatına başlamaktadır. Fakültesi sonrası staj ve meslek içi eğitimlerde verilen yargı etiği ilkelerinin maya tutması, meslek mensubu tarafından içselleştirilmesi  ve hayata geçmesi mümkün gözükmemektedir. Nitekim Türkiye’de hâkim savcı olabilmek ve meslekte yükselebilmek için Y = 6 M + 7 T formülünün geçerli olduğu herkesçe bilinmekte ve açıkça ifade edilmektedir. Bilinmenin de ötesinde kanıksanmış ve kabullenilmiş bir durumdur. Yargı etiği ilkeleri, ilk ölümcül yarayı mesleğe başlarken almaktadır. Mesleğe bu şekle başlayan meslek mensubu en temel yargı etiği ilkesi olan bağımsızlığını ve ilerleyen zamanda da tarafsızlığını yitirmektedir. Böyle bir yargı görevlisinin verdiği kararlarda hukuk ve vicdani kanaat değil, kendisini o mevkiye getiren grubun parikülarist ahlâk anlayışı egemen olmaktadır.

Bu konuda bizzat yaşadıklarımdan birkaç anekdotu aktarayım:

90’lı yıllarda Ankara Barosu Dergisinde editörlük yaparken yayınlanmak üzere emsal karar talep etmek üzere Yargıtay’ın bir dairesinde bir üyenin odasındaydım. Odaya murafaadan (duruşma) yeni çıkmış avukat cübbeli biri geldi. Avukat Bey, İstanbul’da bir Üniversitede profesörmüş. Biraz hoşbeşten sonra üye, “bizim oğlanın dersleri nasıl, ilerleme kaydediyor mu?” diye sordu. Anlaşılan üyenin oğlu, aynı üniversitede hukuk öğrencisiydi. Hoca, “Çok iyi gidiyor, kendisiyle bizzat ilgileniyorum” dedi.. Sohbetin bir yerinde hoca, “geçen haftaki murafaamızla ilgili karar verildi mi acaba?” diye sordu. .Üye, hemen kaleme telefon açarak dosyanın durumu hakkında bilgi alarak hocaya iletti. Türkiye’de kaç avukat temyiz incelemesinin sonucunu bizzat Yargıtay üyesine sorabilir ki?

Bir şirketler grubunda müşavirlik yapan bir avukat arkadaşım, şirkete yüksek yargı organlarının avukat çocuklarını yüksek maaşlarla istihdam ettiklerini, kendilerine bir iş verilmediğini, açık ofiste bir masada zaman geçirdiklerini anlatmıştı.

Nitelikli dolandırıcılık suçundan ağır ceza mahkemesinde yargılanan bir kıdemli bir avukat, müdafiliğini üstlenmemi istedi. Uzunca bir konuşmadan sonra bu talebinin mahkeme başkanının benim çok yakın dostum olmasıydı. Benden istediği hukuki savunma değil, iltimastı. Bunun mümkün olmadığını söyleyince yazıhaneme bir daha uğramadı.

20 yıl boyunca takip ettiğim bir taşınmaz davası Yargıtay aşamasındaydı. Tüm çabama rağmen davanın kaybedilmesi mukadder gözüküyordu. Müvekkil ısrarla karşı tarafın akrabalarının Yargıtay’da çalıştığını, bizim de Yargıtay’dan adam bulmamız için baskı yapıyordu. Bunun mümkün olmadığını söyleyince, kendileri Yargıtay’ın dosyamızın olduğu daireden yeni emekli olmuş üye bir yüksek hâkimi bulmuşlar, ısrarla onunla görüşmemi istediler. Şahsın ofis olarak kullandığı özel büroya gittik. Dosyanın safahatı hakkında bir tetkik hâkimi gibi takrir verdikten sonra sonuçtan ümitli olmadığımı açıkladım. Emekli üye, o gün Dairede müzakere olduğunu ancak yarın Dairedeki üye arkadaşlarıyla görüşeceğini, kararı lehe çevirebileceğini söyledi. Bu iş için bir ücret aldı mı bilmiyorum, ama karar söylediğim gibi aleyhe çıktı.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, “Yargıtay’da adamın var mı?” “hâkimi tanıyor musun?” “Bilirkişiye nasıl ulaşırız?” sorularına her gün muhatap olmayan bu konuda toplumsal baskı hissetmeyen avukat yoktur.

Türkiye’de hâkim olan partikülarist ahlâkın, ahlaki anominin ve amoraaizmin diğer bir yansıması yargıda yolsuzluktur. DURSUN, Buscaglia’ya atfen yargıda yolsuzluğu şöyle tarif ve tasnif ediyor.

Yargı Etiği Belgeleri

Mahkeme yolsuzluğu daha doğru bir deyişle yargı yolsuzluğu; yargısal hizmet verilirken uyulması gereken usul ve esasların, yargı personeli tarafından özel çıkarlar karşılığında göz ardı edilmesidir. Mahkemelerde çok değişik çeşitte yolsuzluklar görülebilmesine rağmen söz konusu yolsuzluklar, temel olarak iki türe indirgenebilir. Bunlar; a) yönetsel yolsuzluk b) işlevsel yolsuzluktur (Bkz., Buscaglia, s. 3).

Mahkeme idari personelinin özel çıkarları için resmi veya enformel idari süreçleri ihlal ettiği zaman görülen yolsuzluklar; yargı organlarının yönetsel yolsuzluğu olarak adlandırılır. Davanın taraflarının; davayı hızlandırmak veya geciktirmek veya davanın kendi istedikleri yargıca gitmesini sağlamak için mahkemenin idari personeline rüşvet vermesi, yine, yargı hizmeti alanların dosyada bulunan kanıt ve raporları değiştirebilmek veya dava dosyasının normalden farklı bir şekilde işlem görmesini sağlamak için mahkeme personeline rüşvet vermesi yargı organlarında görülen yönetsel yolsuzluğa örnek olarak verilebilir. Mahkemelerde görülen yönetsel yolsuzluklar; çıkar karşılığında yapılan yönetsel ve usule yönelik düzensizlik ve uygunsuzluklar olarak da adlandırılabilir (Bkz., Buscaglia, s. 3).

Yargı organlarında görülen ikinci tür yolsuzluk çeşidi ise işlevsel yolsuzluktur. İşlevsel yolsuzluk; genellikle siyasi ve/veya ekonomik çıkarların tehlike altında bulunduğu büyük yolsuzluk planlarının bir parçasını teşkil eder. Siyasal güdülerle alınmış mahkeme kararları ve/veya yargıçların yolsuz karar vererek ekonomik çıkarlar elde etmesi veya mesleğinde yükselmesi yargı organlarında görülen işlevsel yolsuzluğa örnek olarak verilebilir. Mahkemelerde görülen işlevsel yolsuzluklar; çıkar karşılığında yapılan ve yargısal kararları etkileyen temel düzensizlikler olarak da adlandırılabilir. (s.382)

Yargı birimlerinde hem yönetsel hem de işlevsel yolsuzlukların yaygın olduğu toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmektedir. Türkiye’de adli birimlerde görülen yolsuzluk akademi tarafından yeterince araştırılmış değildir. Yargıda yolsuzluk konusunda yapılan en kapsamlı araştırma Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz tarafından yapılan ve ilk baskısı 1999 yılında yayımlanan “İstanbul Barosu Çevresi Adli Yargıda Yolsuzluk Araştırması”dır. Bu draştırmada, İstanbul Barosu’na kayıtlı ve mesleğinde beş yılı doldurmuş altı yüz altmış altı avukattan gelen yanıtların %94,9’una göre adli yargıda yolsuzluğun olduğu ifade edilmiştir. Türkiye halkının bir hak toplumu olmaması nedeniyle adliyeye yolu düşen vatandaşların kahir ekseriyeti işini yolsuzluk yoluyla halletmeye eğilimlidir.

Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

Bu noktada yargı birimlerinin yolsuzluklarının yanı sıra, halk arasında yaygın olan yolsuzluğa başvurmadan sorununun çözülemeyeceği inancının istismar edildiği nitelikli dolandırıcılık olaylarına da sıklıkla rastlanmaktadır. Bu yola başvuran avukatların olduğu da bilinmektedir. Yargı mensubunun haberi bile olmamasına rağmen vatandaştan yargı mensubuna verilecek rüşvetle “işi halledeceğini” söyleyip, dolandırıcılık yapan kişiler de vardır. İlçede avukatlık yaptığım sırada asliye ceza mahkemesi hakiminin odasında otururken bir köylü kadın hışımla odaya dalarak hakime hanıma  “orospu seni, parayı yidin, oğlanı niye govermedin?” diye bağırdı. Biraz sonra kadının, oğlunun trafik kazasından dolayı yargılandığı, müdafiliğini yapan avukatın hâkime rüşvet vereceğim diyerek sanığın tahliyesini taahhüt ederek para aldığı anlaşıldı. Avukat sanığın kazada 2/8 kusurlu olmasına ve bu kusur oranı karşısında tutuklama olmayacağına güvenmişti. Ama avukat, hakime hanımın bir yakınını yakın tarihte trafik kazasında kaybettiğinden ve tutuklama kararında bu öznel enformel determinatın etkili olduğunu bilmiyordu belli ki.

Soruşturma konusu olan ve basına intikal eden yargıda yolsuzluk olayları için internet arama motorlarından “savcı rüşvet”, “hakim rüşvet”, “Fetö borsası”, “hakim çete”, “savcı çete”, “avukat rüşvet” gibi anahtar kavramlarla yapılacak bir tarama dahi yargıda yolsuzluk konusunda yeterli fikri verecektir.

B. Heteronom-Partikülarist Ahlak Anlayışını Destekleyen Otoriter Zihniyet ve Yargı Etiği

Piaget, ahlâkî gelişim evrelerini; ahlâk Öncesi evre (0-5 yaş), dışa Bağımlı ahlak (ahlakî gerçekçilik- heteronom ahlâk) evresi (6-10 yaş), ahlâki özerklik (otonom ahlâk) evresi (11 yaş ve üzeri) olmak üzere üç evrede incelemiştir. Heteronom ahlâk evresinde çocuklar çevrelerindeki olayların anlamlarını kısmen de olsa anlamaya başlarlar. Kurallara mutlak uyum sağlamak bu dönemin temel özelliğidir. Çocuklara göre kural büyük bir otorite tarafından konulmuştur ve asla sorgulanamaz. Yanlış davranış bu dönemdeki çocuklara göre otomatik olarak cezayı gerektirir. Fakat kendileri de kesin ve değişmez olarak kabul ettikleri bu kurallara uymakta zorlanırlar. Bu evrede çocuklar olayın nedenini, niyetini sorgulamaz. Türkiye’de partiküler ahlak anlayışına eşlik eden heteronom evrede kalmış bir ahlaki gelişim söz konusudur. Türk toplumu ahlâken çocuk toplumdur. Topluma hâkim olan otoriter zihniyet de bu özellikleri destekler. Otoriter zihniyet de partikülaristtir. Kolektivist otoriter zihniyet ancak partikülarist sosyal ve kültürel ortamda güçlenir. (Önderman 2018, s. 20, 2007, s.178). Türkiye’de hâkim olan bu ahlaki panorama, otonom, faklı gruplara mensup kişileri ahlâki eşiti gören, modern bir ahlâkın gelişimine imkân vermemektedir.

Toplumdaki bu otoriter eğilim ve ahlâki yapı, olduğu gibi Türkiye’nin siyasi rejimine, hukuk sistemine, meslek örgütlenmelerine yansımıştır. Türkiye hukuk tarihi bu ahlak anlayışının bir sonucu olarak düşman grupların genelde devleti, özelde yargıyı ele geçirme ve yargıyı araçsallaştırarak misilleme savaşlarıyla doludur.

Elveda Anayasa

2017 Anayasa değişikliği ile yasama ile birlikte yargı da doğrudan Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirilmiş ve otoriter bir rejim inşa edilmiştir. Yargı yürütme tarafından ele geçirilmiştir. Bu durumu Kemal Gözler, “Elveda Anayasa” ibaresiyle kavramlaştırmış ve kitaplaştırmıştır.  Bu Anayasa değişikliğinden sonra kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri‘nin 1.5 maddesine göre “hâkim, yasama ve yürütme erkleriyle uygunsuz ilişkilerden ve bu organların etkisinden uzaktır; aynı zamanda, makul bir kişinin gözünde, bu türden ilişki ve etkilerden uzak olduğunu gösterir.” Keza yine Anayasa değişikliğinden sonra kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nin ilk maddesi bağımsızlıktır. Yürütmeye bağımlı hale getirilen yargının bağımsızlık ilkesinden bahsetmek hukuksal oksimorondur. Türk Yargısı, dün askeri otoritenin önünde esas duruşa geçerken, bugün yürütmenin başıyla çay toplama partisi yapmaktadır. Yargı Etiği ilkeleri,  daha ilk maddesinde inandırıcılığını ve uygulanabilirliğini yitirmiş durumdadır.

III. NE YAPMALI?

Heteronom-Partikülarist Ahlak Anlayışına ve Otoriter Zihniyete sahip, ahlaki anominin, amoralizmin ve makyevelizmin hakim olduğu bir toplumla kuşatılmış olan otonom, evrensel ve nesnel ahlaki ilkelere sahip tüm insanları ahlaki eşiti gören yargı mensubu bir bireyin etik ilkeleri hayata geçirmeye çalışması büyük fedakarlıkları, kahramanlıkları, yalnızlığı ve dışlanmayı göze alması demektir.

Bu sorunun art arda yapılan hukuk reformları ve mevzuat iktibaslarıyla ile çözüleceğini zanneden legalizmin Türkiye’de çalışmadığı da antropolojik bir gerçektir. Kemal Gözler’in ifadesiyle “kuvvetler ayrılığı yoksa hürriyet de yoktur (…) Kuvvetler ayrılığı yoksa Anayasa da yoktur” (s.25-27). Bunlar yoksa yargı etiği ilkeleri de yaşaması mümkün olmayan kâğıttan ilkelerdir.

Kanaatimce illa bir reform yapılacaksa ilk elde ihtiyacımız olan toplumun her harfine sahip çıkacağı liberal demokrasiyi güçlendiren kuvvetler ayrılığına dayalı sivil bir anayasadır.

 

KAYNAKÇA

CESUR Sevim,  TEPE Beyza, PİYALE Zeynep Ecem, SUNAR Diane, BİTEN Ali Furkan, “Bana ğöre” Ahlak: Sıradan İnsanın Ahlakı Kavramsallaştırması”, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran 2020, 23(45), 115-138.

DURSUN Hasan, “Adli Birimlerde Görülen Yolsuzluklar ve Alınması Gereken Karşı Önlemler” TBB Dergisi, Sayı 61, 2005, 383.

GÖZLER Kemal, Elveda Anayasa, Ekin Yayınları, Genişletilmiş 4. Baskı, Bursa 2021.

ÖNDERMAN Murat, Türkiye’de Devlet, Sosyal Kontrol ve Öznellik Filiz Kitabevi, İstanbul 2007)

ÖNDERMAN Murat, Türkiye’de Paranoid Ethos, Vakıfbank Kültür Yayınları, İstanbul 2018.

ÖZKANAN Arzu, ERDEM Ramazan, Yönetimde Kayırmacı Uygulamalar:

Kavramsal Bir Çerçeve, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2014/2, Sayı:20.

ÖKÇESİZ Hayrettin , Adli Yargıda Yolsuzluk Araştırması,: Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Yayınları İstanbul 2001.

ÖZTURAN Hümeyra, “Etik ile Ahlâk Arasında: Türkçe Ahlâk Felsefesi Literatürüne Dair Etik Kavramı Kullanımı Üzerinden Bir Değerlendirme” Türkiye Araştırmaları Literatür Derğisi, Cilt: 9, Sayı: 17.

SARI Cengiz, Meslek Etiği ve Türkiye’de Yargının Etik Yapılanması, Bülent Ecevit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi Zonguldak 2013.

TEPE Beyza, İlişki Modelleri Kuramı Üzerinden Ahlaki Yargıları Esneten Faktörlerin Amerika-Türkiye Karşılaştırmalı İncelenmesi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi İstanbul 2019

TUGAN Esra Nur, Emekli Hakimlerin Bakış Açısıyla Türkiye’de Yargı Etiği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bütünleşik Doktora Tezi, Ankara, 2020

Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi

1
Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi

Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiş, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.

Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi

Araştırma etiği, bilimsel araştırma sürecinde ortaya çıkan değer sorunlarının çözümlenmesinde bilim toplumunun vicdanını gösteren bir olgu olarak tanımlanmaktadır.

Bilimsel çalışmalar, araştırma etiği ilkeleriyle uyumlu olmalıdır.

Araştırmacı hekim, yanlılığı olabildiğince azaltmak ve işinde nesnel olmak üzere birçok yöntem geliştirmekte ve bu yöntemler uygulandığında, bunların kendi çalışmasını hatadan ve onu yanlış yönlendiren sonuçlardan koruduğuna inanmaktadır. Böyle bir varsayımın, hekimi bilinçli/bilinçsiz yanlıştan ya da sonuçları bildirirken yanlı seçim yapmaktan korumasını garantileyemeyeceği açıktır. Bilimsel nesnelliğin esasları, çok daha temel bir yapıya etik ilkelere dayandırılmalıdır.

Bilimsel araştırmalarda yaşanan etik kaygıların özellikle biyomedikal araştırmalarda çok önemli boyutlara ulaşabildiği bir gerçektir. Helsinki Deklarasyonu, Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Mesleği Etiği Kuralları, İyi Klinik Uygulamalar Kılavuzu, Biyotıp Sözleşmesi ve ilgili ulusal ve evrensel ilke ve düzenlemeler ile uyum esastır.

Kurumların araştırma ve yayın etiği ile ilgili eğitim etkinlikleri yapmaları özendirilmelidir.

Türk Tabipleri Birliği aşağıdaki ilkeleri kabul eder:

• Araştırmanın temel amacı bilime katkı yapmak ve toplum sağlığına yarar sağlamak olmalıdır.

• Bilimsel dürüstlük temel ilke olup bilim insanı evrensel normlarla örtüşen etik donanıma sahip olmalıdır. Yeterli etik donanıma sahip bir bilim insanından beklenen araştırmanın her aşamasında bilimsel dürüstlükten ayrılmamak ve etik dışı tutumlar sergilememektir.

• İyi bir araştırmacı “araştırma yöntem bilgisine” sahip olmalıdır.

• Araştırmaya katılımda gönüllülük esastır. Tüm tıbbi araştırmalar, söz konusu araştırmaya katılan kişiyi bilgilendirerek alınan, özgür, açık, gönüllü ve çalışmaya özel onamı ile yapılmalıdır. Onam verme yetisine
sahip olmayan kişilerle yapılan araştırmalarda, bu yetki, katılımcının bir itirazı yoksa, katılımcının yasal temsilcisi ya da yasalar tarafından belirlenen bir kişi ya da kurumdan alınmalıdır.

• Katılımcının çıkarları her zaman bilimin ve toplumun çıkarlarından önde gelmelidir. Araştırmaya katılanın bütünlüğüne saygı gösterilmeli ve korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

• Araştırmada katılımcı lehine hedeflenen yararlar, karşılaşılacak risklerden fazla olmalıdır. Zarar görme riski çok düşük olsa bile, katılımcılardan bir araştırmaya katılmaları isteniyorsa araştırma sonucunda önemli bir bilimsel bilgi üretme beklentisi söz konusu olmalıdır.

• Gebe ya da emzirme dönemindeki kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, karar verme yeterliği olmayan kişiler ve özgürlüğü kısıtlanmış kişiler gibi örselenebilir katılımcılar üzerinde yürütülen araştırmalar iyi belirlenmiş kurallara göre ve özel koruyucu önlemler alınarak yapılmalıdır.

• Önerilen tüm araştırma projeleri, bağımsız ve özerk bir etik kurul tarafından incelenmeli ve onaylanmalıdır. Etik kurul üyeleri yetkinlik ve liyakat göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.

• Veriler araştırmacının hiç bir öznel yanlılığı olmadan toplanmalı ve değerlendirilmelidir. Veriler usulüne uygun olarak bir araştırma defterine kaydedilmeli, denetime açık olmalı ve uygun bir süre saklanmalıdır.

• Araştırmalara katılanlar ya da yasal temsilcileri herhangi bir mali kazanç elde etmemelidir. Yalnızca masrafları ve mali kayıpları karşılanmalıdır.

• Araştırmanın neden olduğu olumsuz durumlar tazmin edilmelidir. Araştırmadan kaynaklanan zararların yükümlülüğü konusunda güvence ve öteki teminatlar sağlanmalıdır.

• Araştırmada katılımcının özel yaşamına saygı gösterilmeli ve verilerin gizliliği korunmalıdır.

• Katılımcı araştırmadan istediği zaman herhangi bir gerekçe göstermeden ayrılabilir. Araştırmaya katılmayı kabul etmeyen ve herhangi bir aşamasında ayrılan katılımcıların sonraki tedavi ve bakımını etkilememelidir.

• Deney hayvanları ile yapılacak çalışmalarda gerekli etik kurallara
uyulmalı ve deney hayvanı etik kurullarından izin alınmalıdır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [130.52 KB]

Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi

1

Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellenmiştir.

Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi

Gerçekleştirilen araştırmanın bulgularının gerek rapor, gerekse makale veya bildiri şeklinde yazılması ve benzer konularla ilgilenen kişilerle paylaşılması araştırmacının etik sorumlulukları arasındadır. Ancak bu yolla bilgi birikimi ve bilimde daha da ilerlemek için ortam sağlanabilir.

Yayın etiği ihlalleri; yazarlık hakkı sorunları, aşırmacılık, uydurmacılık, tekrar yayın, bölerek yayınlama ve yanlı tutum şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunların önlenebilmesi için karşılıklı güven, dürüstlük ve iyi niyet önemlidir.

Türk Tabipleri Birliği aşağıdaki yayın etiği ilkelerini kabul eder:

• Bir bilimsel yayında yazarlar arasında yer alabilmek için; fikir oluşturmak, araştırmanın planlanması ve yürütülmesi sırasında ve ifade etmede ya da verilerin çözümlenmesi ve yorumlanmasında katkıda bulunmak, makalenin yazılması ya da içeriğinin düzenlenmesinde önemli ölçüde düşünsel katkı sağlamak veya makale yayınlanmadan önce son şeklini vermek gerekmektedir.

• Araştırmanın planlanması, yürütülmesi ve sonuçlandırılmasında anlamlı katkı sunan kişiler yazar olmalıdır. Yazarlar katkı derecelerine göre sıralanmalıdır.

• Yazarlık hakkı ve sırasının ortak bir kararla önceden belirlenmesi, bunun etik kurul başvurusunda yer alması önemlidir.

• Yazar sırası katkı göstergesi olduğu için kişilerin statüsünden bağımsız olarak değerlendirilmeli ve katkı her yazar için ayrı ayrı saptanmalıdır.

• Yazarlık hakkının gerçekte hak etmeyen kişilere verilmesinin, “hediye yazarlık / yazarlık ikramı”nın önüne geçilmelidir.

• Yazarlar yayın ve atıf sayılarını artırmak için karşılıklı anlaşmalarla birbirlerini yazar listesine eklemekten kaçınmalıdırlar.

• Tez, çalışmayı yapan kişiye aittir; tezden üretilen yayınlarda çalışmayı yapan kişi birinci isim olmalı, danışman ve katkı sunan kişilerin isimleri katkıları oranında yer almalıdır.

• Yalnızca teknik destek, malzeme ve olgu temini katkısı yazarlık hakkı vermemeli, katkı sunanlara teşekkür edilmelidir.

• Başka bir eser veya çalışmadan alınacak her türlü bilgi, veri, tablo ve ifadeler atıf yaparak (kaynak gösterilerek) kullanılmalıdır.

• Olmayan bir veri uydurularak yayın haline getirilmemelidir.

• Bir çalışma iki ayrı dergide yayınlanmamalıdır. Yabancı bir dergide yayınlanan makalenin ulusal bir dergide yayınlanmak istenmesi durumunda her iki dergi editörü bilgilendirilmelidir.

• Bir çalışma birden çok bilimsel toplantıda sunulabilir ancak sonraki sunumda başka bir etkinlikte sunulduğu belirtilmelidir. Yayın haline getirilen sunumlarda hangi etkinlikte sunulduğu mutlaka belirtilmelidir.

• Bir çalışmadan elde edilen veriler ve sonuçlar bölünerek, dilimlenerek birden çok yayın haline getirilmemelidir.

• Çalışmada kullanılan protokol, elde edilen veriler ve sonuçlar saptırılmadan, değiştirilmeden bağımsız biçimde verilmelidir.

• Makalede çalışma sonuçlarını etkileyebilecek ikinci bir taraf ile çıkar çatışması yayına gönderilen derginin editörüne bildirilmelidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi

1

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.

Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi

Her hekim başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere tüm insan hakları belgelerine ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür. Hekimler, insan haklarının bütünselliğini ve bölünemezliğini kabul ederler. Tüm mesleki uygulamalarında insan haklarını temel alırlar.

Hekimler herkesin; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir özelliğe göre ayrıma uğramadan ve toplumsal cinsiyet eşitliği göz önüne alınarak bütün haklardan ve özgürlüklerden yararlanması gerektiğini kabul eder. Var olan eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını önceler.

İnsan hakları evrenseldir ve tüm insanların eşit olduğu durumlar üzerinden haklar tanımlanmıştır. Ancak bazı grupların ayrıca gözetilmesi de gerekmektedir:

Yaşlılar, yoksullar, çocuklar, engelliler, tutuklu ve hükümlüler, işkence görenler, açlık grevi yapanlar, gözetim altındakiler, sığınmacı ve mülteciler, göçmenler, eşcinseller… Özellikle işkence görenler, seks işçileri ve insan ticareti mağdurlarının maruz kaldıkları olaylarla mücadele edilmeli, yaşamak zorunda
kaldıkları olumsuzlukların kabul edilemezliği önemle vurgulanmalıdır.

1993’de Viyana İnsan Hakları Konferansı’nda, kadınların ve kız çocuklarının evrensel insan haklarının ayrılmaz, bölünmez ve vazgeçilmez bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Kadının, toplum içindeki ikincil konumunun, toplumsal cinsiyet ve sağlık ilişkisini belirlediği gerçeğinden hareketle, sağlık alanındaki temel politikaların toplumsal cinsiyet bakış açısıyla değerlendirilmesi zorunludur.

Bunun yanı sıra kadının sosyal ve ekonomik konumu, ırkı, etnik kökeni ve engelli olması gibi ayrımcılığa neden olabilecek nitelikleri toplumsal cinsiyete bağlı eşitsizliklerini şiddetlendirmektedir. Öz olarak kadınlar, erkek egemen toplumda hakları gözetilmesi gereken bir grup olarak değerlendirilmelidir.

Hekimler bütün insanların özgür olduğunu, insan onuru ve hakları bakımından eşit olduklarını ve sağlık hakkının temel insan hakkı olduğunu; denek haklarının, tıpta insan haklarının temel bir alt grubu olduğunu kabul eder.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [139.97 KB]

Türk Tabipleri Birliği, hekimlerin insan haklarının korunması ve sürdürülmesinde özel bir konuma sahip olduğunu ve sorumlulukları bulunduğunu bildirir. tıpta insan haklarının temel bir alt grubu olduğunu kabul eder.

Buna göre hekimler;

1. Sağlık hakkının, ancak sağlığın temel belirleyenlerinin (barınma, temiz su kaynaklarına erişebilme, temiz bir çevrede yaşama, yeterli beslenme…) gerçekleşebilmesiyle mümkün olacağını bilir ve bu konudaki
toplumsal sorumluluğunun farkındadır.

2. Hastalarının sağlıklı kalabilmek, onu geliştirebilmek, yeterli sağlık koşullarına ulaşabilmek ve hastalandıklarında sağlıklarına kavuşabilmek için eşit, ulaşılabilir, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti alma hakkı olduğunu kabul eder. Bu nitelikteki sağlık hizmetlerini kapsayan bir sağlık politikasının oluşturulması için mücadele eder.

3. Kimi durumlarda çifte yükümlülükleri olduğunun farkındadır. Bildirim yükümlülüğü söz konusu olduğunda, her bir durumda hastasının yararını önceler. Ulusal ve uluslararası etik ilkelerin kabul ettiği, hukuk da dahil olmak üzere diğer sorumluluklar nedeniyle sağlık çalışanlarının tıbbi etiğe ve vicdanlarına aykırı davranmaya zorlanamayacakları ilkesine göre hareket eder.

4. Görevlerinin tıbbı insanlığın hizmetine sunmak, kişiler arasında herhangi bir ayrım yapmadan beden ve ruh sağlığını korumak ve iyileştirmek, hastalarının acılarını dindirmek olduğunu bilir.

5. Tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız hareket etme yükümlüğünün farkındadır. Temel görevinin izlediği kişilerin sıkıntısını azaltmak olduğunu; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdünün, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacağını bilir.

6. İnsan haklarının korunması ve sürdürülmesinde özel bir konuma sahiptir ve genellikle insan hakları ihlallerinin ilk tanıkları arasındadır.

Bu nedenle, tıbbi bakım sorumluluklarının gereği olarak tanığı oldukları insan hakları ihlallerinin kayıt altına alması gerektiğini ve tıbbi bakım vermekle yükümlü olduğunu bilir.

7. İnsan yaşamına duyulan yüksek saygıyı tehlike altında bile sürdürmek ve herhangi bir tıbbi bilginin insanlık dışı bir biçimde kullanılmasına izin vermemek gerektiği bilinciyle hareket eder.

8. Silahlı çatışma ya da sivil kavgalar da dahil olmak üzere, hiçbir durumda işkenceyi ve zalimce insanlık dışı ya da aşağılayıcı hiçbir işlemi onaylamaz, hoş görmez ve bunlara katılmaz. İşkence ya da zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı öteki işlemlerin uygulandığı ya da böyle bir gözdağının verildiği yerlerde bulunmaz.

9. Açlık grevi karşısında uluslararası hekim belgelerine göre davranmanın uygun ve etik olduğunu benimser. Cezaevlerinden hastanelere getirilen tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak; “Hastaneye getirilen mahkumlara yönelik hekim tutumu” belgesini hatırlatarak hasta-hekim ilişkisinin tüm insani yönlerinin uygulanması gerekliliğini benimser.

10. Ev içi şiddet, tecavüz, cinsel taciz, çocuk cinsel istismarı, kadın ticareti, paralı seksi kapsayan cinsiyet temelli şiddetin farkındadır ve bunları kabul edilemez olarak tanımlar. Bu tür şiddete maruz kalan kadınlarda kronik ağrı, sakatlık, düşük, somatik bozukluk, istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan hastalık, depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, intihar girişiminin sık görülebileceğini bilir ve buna benzer yakınmalarla gelen kadınlarda şiddeti sorgulamayı ihmal etmez.

11. Sağlık politikalarının; kadınların maruz kaldıkları hastalık risklerinin ve kadın sağlığı sorunlarının doğasının göz önünde bulundurulmasını gerektirecek, toplumsal cinsiyete duyarlı olacak biçimde oluşturulması için mücadele eder.

12. Kadınların cinsiyetçi işbölümü gereği çocuk ve yaşlı bakımından sorumlu kabul edildiğini ve bu durumun kadınların kamusal yaşama katkılarını zorlaştırdığını bilir ve sağlık alanındaki eşitlik açısından, çocuk bakımı, yaşlı ve engellileri kapsayan sağlık bakımı olanaklarının sağlık ve sosyal güvenlik programlarında dikkate alınmasını önceler.

13. Koruyucu hekimlik uygulamalarında doğmamış kız çocuklarının doğum öncesi cinsiyet seçiminden korunmasını, erkek çocuklarla benzer biçimde beslenme ve bağışıklanmalarının güvenceye alınmasını,
ergenlik çağındaki kız çocukları için cinsel sağlık ve doğurganlık hizmetlerine sınırsız ulaşma olanağı sağlanmasını, cinsel eğitim programlarının düzenlenmesini dikkate alır.

 

Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi

0

Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi; “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi” adıyla 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır. 

Sözleşmenin Türkiye tarafından onaylanmasına ilişin kanun “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla 5 Nisan 1994’te kabul edilmiş, kanun Resmî Gazetede 9 Nisan 1994’te yayınlanmıştır.

Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi, Karadeniz çevresinde yer alan ülkeler tarafından 1994’te kabul edildi. 

Karadeniz ülkeleri arasında işbirliğini teşvik etmek amacıyla düzenlenen “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi”; Türkiye Cumhuriyeti, Ermenistan Cumhuriyeti, Belarus Cumhuriyeti, Moldova Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Arnavutluk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Romanya Cumhuriyeti ve Ukrayna Cumhuriyeti arasında İngilizce olarak imzalanmıştır.

Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi

Sözleşmeye katılan Devletin bu belgede ‘Taraflar’ olarak anılan Hükümetleri,

Karadeniz bölgesinde yaşayan halkların birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri için kültürel işbirliğinin önemini göz önüne alarak,

Kültürel bağlarını sağlamlaştırmayı ve bu bölgedeki ülkeler arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan çabalarını sürdürmeyi arzu ederek,

Kültür ve bilim alanında işbirliğine ilişkin uluslararası hukuk kurallarına riayet etmeye ve Helsinki Sonuç Belgesinde ve Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansının diğer ilgili belgelerinde yer alan prensipleri dikkate almaya ve uygulamaya kararlı olarak,

Binlerce yıllık zengin geleneklerini, kültürel mirası ve yaratıcı kültürel faaliyetleri, Karadeniz Kültür alanına özellik kazandıran, çeşitli kültürler arasındaki verimli temas ve etkileşimleri en etkili şekilde kullanmayı arzu ederek,

Geçmişten gelen değerlere gösterilen saygı ve himayenin, çağdaş yaratıcı faaliyetlere gösterilen ilgi ile paralel bir biçimde sürdürülmesi gereğini dikkate alarak,

Gelecek kuşaklar arasında daha yakın ve geniş bir işbirliğini teşvik etme ve karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörüyü geliştirme gereğini kabul ederek,

UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin önemini kaydederek, aşağıda belirtilen hususlar kabul ederler

MADDE 1

Taraflar Karadeniz Bölgesi ülkeleri arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında bölgesel işbirliğini teşvik edecek ve geliştireceklerdir.

MADDE 2

Taraflar,

a) Bilim ve araştırma kuruluşları, yüksek öğrenim ve diğer eğitim kurumları arasında işbirliği ve değişimi,

b) Bilgi ve görgüyü artırmak, deneyim kazanmak, bilimsel çalışmalar yapmak, öğrenim görmek ve konferanslar vermek üzere, uzman, konferansçı, öğretmen, profesör ve öğrenci değişimini,
c) Dil öğrenme ve pratiği geliştirme, bilimsel ve araştırma faaliyetleri ve lisans üstü eğitimini,
d) Yeni öğretim yöntemleri ve pedagojik malzemenin hazırlanması ve uygulanması için işbirliği ve değişimleri;
e) Birbirleri hakkında daha kapsamlı bilgi ve objektif fikir sahibi olmak amacıyla, yayınevleri, bilim ve eğitim kurumlan arasında işbirliğini, okul kitaplarının, bilimsel derleme ve diğer bilimsel yayınların değişimini;
f) Birbirlerinin diplomalarını, akademik derecelerini ve diğer bilimsel ve akademik unvanlarını tanımak imkanları hususunda işbirliğini ve bilgi alışverişini;
g) UNESCO millî komisyonları arasında belirli ortak projeler geliştirilmesi amacıyla işbirliğini;
h) Eski uygarlıklara ait anıtların korunması ve araştırılması amacıyla çok taraflı bilimsel sözleşmelerin yapılmasına yardımcı olmayı;
i) Şehir ve bölgeleri arasında kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında doğrudan temasları;

teşvik etmeyi, özendirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt ederler.

MADDE 3

Taraflar;

a) Karşılıklı olarak biri birinin dilinin öğretilmesinin yaygınlaştırılması;

b) Edebiyat eserlerinin karşılıklı çevrilmesi ve yayılmasının teşviki;
c) Edebiyatçılar arasında çeşitli temasların geliştirilmesi; suretiyle Sözleşmeye taraf ülkelerin edebiyatlarının geniş halk kitlelerine tanıtılmasını teşvik edeceklerdir.

MADDE4

Taraflar, müzik, tiyatro, güzel sanatlar, müzeler, araştırma ve geliştirme ile arkeoloji, etnoloji, tarih ve sanat tarihi ve kültürel varlıkların korunması, kütüphanecilik ve arşivcilik alanlarında işbirliğini ve ortak projeleri;

a) Kültürel ve tarihî değerlerin korunması ve saklanması konusunda bilgi değişimi ve malzeme toplanması amacıyla ziyaretler düzenlenmesi ve tarihî ve kültürel değerlerin muhafazası konusunda işbirliği yapılması,

b) Güzel sanatlar ve tarihî miras sergileri düzenlenmesi,
c) Profesyoneller ve amatörler arasında yarışma ve festivaller düzenlenmesi,
d) Sinema sanatı alanında işbirliğinin geliştirilmesi ve bu bağlamda ortak film yapımı, bu alanda karşılıklı olarak yardımlaşma, ticarî ve gayri ticarî film olayları düzenlenmesi, her ülkenin mevzuatına uygun olarak, uluslararası ve ulusal film festivallerine katılmalarının desteklenmesi,
e) Müzeler ve diğer kültür kurumlan arasında sergi, bilgi ve uzman değişimi, arkeoloji alanında ortak bilimsel projeler hazırlanması ve eski uygarlıkların incelenmesi,
f) Uzmanlarının arşiv, kütüphane ve müzelerden yararlanmalarının kolaylaştırılması,
g) Bu maddede belirtilen tüm işbirliği alanlarında gençler için kültürel değişim programlarının geliştirilmesi, yoluyla teşvik edecekler ve kolaylaştıracaklardır.

MADDE 5

Taraflar kütüphanecilik alanındaki işbirliğini;

a) Kütüphanelerde modern enformasyon tekniklerinin en verimli yöntemlerinin uygulanması,

b) Uluslararası kurallara uygun olarak standardizasyonun sağlanması,
c) Kütüphanecilerin meslekî becerilerinin artırılması,
d) Millî kütüphaneler arasında bir işbirliği ağı geliştirilmesi, yoluyla geliştireceklerdir

MADDE 6

Taraflar, millî haber ajansları, gazeteci birlikleri, süreli yayınlar, televizyon ve radyo ağları

arasında, basılı malzeme, televizyon ve radyo programlarının değişimini de içeren işbirliğini teşvik

edeceklerdir.

MADDE 7

Taraflar, yayımcılık ve dağıtım alanında, ortak kitap yayımı, uzman değişimi, kitap sergileri

düzenlenmesi ve uluslararası kitap fuarlarına katılmayı da içeren işbirliğini teşvik edeceklerdir.

MADDE 8

Taraflar, kendi temsilcilerinin, bu Sözleşmenin kapsadığı alanlarda seminerlere, konferanslara, sempozyumlara ve benzeri faaliyetlere katılmalarını teşvik edeceklerdir.

MADDE 9

Taraflar, bu Sözleşmenin uygulanmasından ve koordinasyonundan sorumlu üst düzey devlet

görevlilerinden oluşan bir Koordinasyon Konseyi kuracaklardır. Konsey her yıl sırayla taraf ülkelerin birinde toplanacaktır.

MADDE 10

Tarafların karşılıklı mutabakatı ile Sözleşmede değişiklikler ve ilaveler yapılabilir.

MADDE 11

Bu Sözleşmenin hükümleri, taraf ülkelerin yürürlükteki mevzuatı ile çelişkiye düşmeyecek şekilde uygulanacaktır.

MADDE 12

Bu Sözleşme, tarafların kültür, eğitim, bilim ve enformasyon alanlarında işbirliği konusunda

imzalamış oldukları diğer ikili veya çok taraflı anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini etkilemeyecektir.

MADDE 13

Tarafların başvuran ülkenin kabulü hususundaki oybirliği kaydı ile Sözleşme, bu Sözleşmenin hükümlerini kabul eden üçüncü ülkelere açıktır.

Bu Sözleşme onaya tabi olup, dördüncü Onay Belgesinin Sözleşmeyi muhafaza edecek devlete tevdi edildiği tarihi takip eden otuzuncu günde yürürlüğe girer.

Dördüncü Onay Belgesinin tevdiinden sonra Sözleşmeyi onaylanan her ülke için bu Sözleşme o ülkenin kendi Onay Belgesinin tevdiinden itibaren otuzuncu günde yürürlüğe girer.

MADDE 14

Tarafların her biri Sözleşmeyi muhafaza edecek devlete yazılı bildirimde bulunmak suretiyle

Sözleşme üyeliğini sona erdirebilir.

Bu halde Sözleşmeyi muhafaza eden devletin yazılı bildirimi almasından itibaren altıncı ayın

sonunda o ülkenin üyeliği sona erer.

MADDE 15

Sözleşme Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından muhafaza edilecektir.

Muhafaza eden devlet, Onay Belgelerinin tevdii hususundaki ve imzacı Devletler tarafından yapılacak diğer bildirimleri imza sahibi devletlere bildirecektir.

6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da her biri eşit derecede geçerli olan on adet İngilizce asıl nüsha olarak düzenlenmiştir.

D. Fikri Sağlar
Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Hakop Hakopyan
Ermenistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Yevgeny Konstantinovich Voitovich
Belarus Cumhuriyeti Kültür Bakanı
lon Spiridon Ungureanu
Moldova Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Evgeny Sidorov
Rusya Federasyonu Kültür Bakanı
Dhimiter Anagnosti
Arnavutluk Cumhuriyeti Kültür, Gençlik ve Spor Bakanı
Polat Bülbüloğlu
Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Davit Magradze
Gürcistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı
Alexandru Margaritescu
Romanya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi
Ivan Michaylovich Dzyuba
Ukrayna Cumhuriyeti Kültür Bakam

Türk Hukuk Kurumu

0

Türk Hukuk Kurumu, 09.04.1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kurulmuş, derneğin adı 23.11.1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürülmüş, 05.04.1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” olmuştur.

Derneğin şimdiki binasının bulunduğu yer 1941 tarihinde tahsis edilmiştir.

Kurum, 20 Mart 1939 günlü, 10603 sayılı Kararname ile kamu yararına çalışan dernekler statüsüne alınmıştır. Hukuk Kurumu adına “TÜRK” sözcüğünün eklenmesi 15 Ekim 1973 günü, 7/7351 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile olmuştur. Türk Hukuk Kurumu, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu kapsamında bir dernektir ancak 1939 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile “Kurum” olarak tescil edildiği için yerleşik ve kamuya mal olmuş ismi korunmaktadır. Türk Hukuk Kurumu Tüzüğünün son biçimi 24 Mayıs 2008 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısında kabul edilmiştir.

1940’lı yıllarda kendine ait bir kütüphane kurmuş, değişik dillerden dünya devletlerinin ana kanun ve eserlerini tercüme etmek ve bastırmak için Tercüme Bürosu kurmuştur. Türk Hukuk Tarihi Enstitüsü, Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ yönetiminde dernek tarafından kurulmuş,  ayrıca Türk Hukuk Tarihi Dergisi çıkarılmış, Halkevleri Konferansları düzenlenmiş, dernek tarafından Hukuk Lügatı çıkarılmıştır.

Türk Hukuk Lügatı‘nın yazılmasına, Ordinaryüs Prof. Ahmet Esat Arsebük, Ali Himmet Berki, Prof. Atıf Akgüç, Doç. Dr. Bülent Nuri Esen, Cafer Tayyar Tüzel, Ordinarvüs Prof. Ebulula Mardin, Fahrettin Karaoğlan, Ferit Ayiter, Fuat Hulusi Demirelli, Prof. Hazım Atıf Kuyucak, Hikmet Belbez, Prof.Dr. Hüseyin Avni Göktürk, İmran Öktem, Prof. Mazhar Nedim Göknil, Memet Gönasılı, Mümtaz Tarhan, Ordinaryüs Prof. Dr. Mustafa Reşit Belgesoy, Namık Zeki Aral, Nasuhi Bilmen, Doç. Nihat Erim, Prof. Nusret Metya, Osman Nuri Uman, Refik İnce, General Hakim Rıfat Taşkın, Ordinaryüs Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, Ordinaryüs Prof. Şevket Mehmet Ali, Av. Şevket Yunt, Ordinaryüs Prof Tahir Taner, Prof. Tahsin Adam, Vehbi Yekebaş, Doç. Yavuz Abadan, Prof. Dr. Faruk Erem, Rıfat Taşkın, Kazım Berker, Emin Ali Durusoy, Prof. Hirş, Prof. Şivars ve Kemal Edip katkı sunmuştur. 

Dernek, Türk Hukuku ile yabancı hukuklar arasında mukayeseler yapmak üzere 1945 yılında Mukayeseli Hukuk Enstitüsü kurmuştur. Dünya Anayasalarının tercümeleri yapılmış ve yayınlanmıştır.

1950 yılında “En iyi demokrasi ancak vatandaşları asgari hukuk, vazife ve hak anlayışına erişmiş bulunan bir toplulukla kabili tahakkuktur” anlayışıyla Halk dersleri adıyla yeni bir faaliyet alanına girişmiştir.

Türk Hukuk Kurumu adına 1953 Yılında Dünya Barolar Birliği’nin 5. Hukukçular Kongresi’ne temsilci davet edilmiş ancak, maddi yetersizlik nedeniyle temsilci gönderilememiştir.

1963 yılında, 1960 yılındaki ihtilalden sonra çıkmış olan Kurucu Meclis, Temsilciler Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Tutanaklarının Resmi Gazete ile birlikte ciltlettirilmesine karar vermiştir.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonunda birçok kez temsil edilmiştir.

Kuruma 32 yıl başkanlık yapmış olan Pof. Dr. Muammer Aksoy 1990 yılında öldürülmüştür.

Mülkiyeliler Birliği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Anayasa Mahkemesi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Dil Derneği, Üniversiteler, Barolar ve diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlar ile birçok bilimsel toplantı ve çalıştay düzenlemiştir.

Pof. Dr. Muammer Aksoy

Türk Hukuk Kurumu’na, Refik Şevket İNCE, Kemal TURAN, Süreyya ANAMUR, Atıf AKGÜÇ, Hüseyin Avni GÖKTÜRK, Prof. Dr. Hüseyin Cahit OĞUZOĞLU, Prof. Dr. Münci KAPANİ, Prof. Dr. Muammer AKSOY, Kazım YENİCE, Atila SAV, Teoman EVREN, Yekta Güngör ÖZDEN, Talay ŞENOL, Erkan YÜCEL, Tuncay ALEMDAROĞLU, Sabih KANADOĞLU ve Yaşar ÇATAK başkanlık yapmıştır.

Başkanlıkta en uzun görev alan kişi Prof. Dr. Muammer AKSOY’dur.

Tarihçesinde birçok bilim insanı, bürokrat, parlamenter ve yargıç yer almaktadır. Kemal ÜNAL, Kemal TURAN, Hüseyin Avni GÖKTÜRK, Rıfat ALABAY, Muzaffer KURBANOĞLU, Prof.Dr. Turhan FEYZİOĞLU, Prof. Dr. Münci KAPANİ, Abdullah Pulat GÖZÜBÜYÜK, Melahat RUACAN, Rauf ÇAPAN, Doç.Dr. Mukbil ÖZYÖRÜK, Ahmet TAHTAKILIÇ, Bahri SAVCI, Halit ÇELENK, Talay ŞENOL, Erkan YÜCEL, M. Bülent AKÇAMETE, Tülay YILMAZ, Hakkı Suha OKAY, Ahmet Münci ÖZMEN, Prof. Dr. Nihat ERİM, Prof. Dr. Bülent Nuri ESEN, Zühtü Hilmi VELİBEŞE, Nejat ÖZOĞUZ, Prof. Dr. Faruk EREM, Prof. Dr. Hicri FİŞEK, Doç. Dr. Mukbil ÖZYÖRÜK, Prof. Dr. Necip BİLGE, Prof. Dr. Münci KAPANI, Prof. Dr. Kudret AYİTER, Abdullah Pulat GÖZÜBÜYÜK, Prof. Dr. Uğur ALACAKAPTAN, Prof. Dr. Yıldırım ULER, Prof. Dr. Rona AYBAY, Nail GÜRMAN, Talay ŞENOL, Üstün GÜNSAN, Reşat YALIN, Erkan YÜCEL, Ali SARIGÜL, M. Hadimi YAKUPOĞLU, Fevzi ÇAMLI, Nail GÜRMAN,Berna ÖZPINAR, Tülay YILMAZ, Hasan TECİM, Mustafa Gökhan TEKŞEN, Halil Sezai ERKUT, Prof. Dr. Turan GÜNEŞ, Özer DERBİL, Rauf ÇAPAN, Uğur MUMCU, Yaşar ÇATAK, Rıfat ERTEM, Reşat KADAYIFÇILAR, Özdemir ÖZOK, Berat SANCAR, Sadık ERDOĞAN, Erkan YÜCEL, Hasan TECİM, Serruh KALELİ, Ünsal BİLDİRGEN, Cumhur TUTYOL, M. Hadimi YAKUPOĞLU, İ. Cumhur BOZKURT, Hasan TECİM, Ali Hikmet AKILLI ve Hasan TECİM  kurumda sayman, genel sekreter ve başkan yardımcısı olarak görev almıştır.

Kurumda 2012 yılından itibaren dört yıl başkanlık yapan SABİH KANADOĞLU’nun aday olmaması üzerine 14 Mayıs 2016 tarihli genel kurul toplantısında Av. Yaşar Çatak Başkanlığa seçilmiş ve bu görevi yürütmeye başlamıştır.

Kurum “Adakale Sk. No: 28, 06420 Çankaya/Ankara” adresinde faaliyet yürütmekte olup http://www.turkhukukkurumu.org.tr/ linkinden yayınları takip edilebilmektedir.

 

 

İlhan Arsel

0
Profesör Doktor İlhan Arsel

Prof. Dr. İlhan Arsel, 5 Nisan 1920’de İstanbul’da doğmuş, 1942 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Selanik göçmeni bir ailenin iki oğlundan biri olan Arsel iş insanı Nusret Arsel’in ağabeyidir.

İlhan Arsel-Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına
Akademik Yaşamı ve Bilimsel Çalışmaları

1949 yılında İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi‘nde doktora eğitimini tamamlayarak akademisyenliğe başlamıştır. Doktorasını tamamladıktan sonra yardımcı doçent, doçent ve profesör kadrosu ile otuz yıldan fazla bir süre üniversite öğretim üyeliği görevini yürütmüş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku dersleri vermiş, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de aralarında bulunduğu binlerce öğrenci yetiştirmiştir.

Prof. Dr. İlhan Arsel, 1961 Anayasasının hazırlanmasına katkıda bulunan bilim insanlarındandır. 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri ihtilalden sonra yeni Anayasa ön tasarısı hazırlamakla görevlendirilen on kişilik İstanbul Komisyonu’na üye atanmış ve daha sonra Kurucu Meclis ön tasarısını hazırlamak üzere kurulan beş kişilik komisyona üye seçilmiştir. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından 10 Haziran 1966 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’na Kontenjan Senatörü olarak seçilmiş, Meclise katılmadan istifa etmiştir.

Arsel, 1971 yılında merkezi New York’ta bulunan ‘Inter-University Associate’ kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak kabul edilmiş, bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayımladığı Dünya Ülkeleri Anayasaları (Constitutions of the Countries of the World) 14 ciltlik eserin Türkiye Anayasası ve Belçika Anayasası bölümlerini 1971 yılında hazırlamıştır.

Ankara Polis Enstitüsü’nde dersler vermiş, 1975 yılında, Enstitüden ihraçları protesto etmek amacıyla bu kurumdan istifa etmiştir.

Anayasa Hukuku dersleri verdiği Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden ise 1977 yılında istifa etmiş, öğretim üyelerini şeriatçılık faaliyetlerine karşı suskun kalmakla suçlamıştır. İstifasından sonra “Şeriatın olumsuzluklarını ortaya vuran yayınlar” olarak tanımladığı kitaplar kaleme almıştır.

Üniversiteden ayrıldıktan sonra bilimsel araştırmalarına devam etmiş, sonraki yıllarda ABD’ye yerleşmiş, 7 Şubat 2010 tarihinde 89 yaşında iken Florida’da yaşamını yitirmiştir.

ABD’de toprağa verilen Arsel 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de aralarında bulunduğu birçok insanın hocalığını yapmıştır. 

Arsel’in Anayasa Hukuku alanında yayınlanmış ve ardılları olan Anayasacılar tarafından referans gösterilmiş eserleri bulunmaktadır. Türk Anayasa Hukuku, Anayasa Hukuku’nun Umumî Esasları, Türk-Amerikan Usûl Hukuku Kıyaslaması, Amerikan Anayasası ve Federal Yüksek Mahkeme, Anayasa Hukuku (Demokrasi) ve Anayasa Mahkemesi’nin Bazı Eğilimleri Üzerine Görüşler ve Anayasa Mahkemesi Kararlarından Özetler, hukuk alanında yazmış olduğu bazı eserlerdir.

Prof. Dr. İlhan Arsel’in Tüm Eserleri
  • La Responsabilité Politique Ministérielle et La Chambre Des Lords, Montrouge (Seine), Imprimerie Gaston Dalex, 1949 (Docteur en Droit).
  • Anayasa Hukuku’nun Umumî Esasları, Ankara 1955 (2. Baskı Ankara 1961).
  • Civil Litigation in Turkey (Türk-Amerikan Usûl Hukuku Kıyaslaması), New York Üniversitesi’nden Prof. Delmar Karlen ile birlikte. Bu çalışma Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi ortak yayınıdır, Ankara 1957.
  • Amerikan Anayasası ve Federal Yüksek Mahkeme, Güzel İstanbul Matbaası, Ankara 1958.
  • Türk Anayasa Hukuku, Ankara 1959.
  • Türk Anayasa Hukuku’nun Umumî Esasları, Ankara 1962.
  • Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara 1964 (Değişikliklerle 2. Baskı İstanbul Sıralar Matbaası, 1968).
  • Türk Anayasa Hukuku’nun Umumî Esasları (Birinci Kitap: Cumhuriyetin Temel Kuruluşu), Mars Matbaası, Ankara 1965.
  • Anayasa Mahkemesi’nin Bazı Eğilimleri Üzerine Görüşler ve Anayasa Mahkemesi Kararlarından Özetler, Sevinç Matbaası, Ankara 1970.
  • Belgium, Chronological Interpretation of the Constitutional Development-Constitution of the Countries of the World, Oceana Publication , New York 1972.
  • Turkey, Constitution of the Countries of the World, Oceana Publication, New York 1972.
  • Arap Milliyetçiliği ve Türkler – Arap Milliyetçiliği’nde “Türk Aleyhtarlığı”, “Dil” ve “Din” Unsurları ve Türk’le İlgili Sorunlar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1. Baskı 1973 (Değişikliklerle 2. Baskı 1975).
  • Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına – Şeriat Devletinden Layik Cumhuriyet’e, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1. Baskı 1975. (Kaynak Yayınları’ndan çıkan güncel adı: Şeriat Devleti’nden Laik Cumhuriyet’e – Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına)
  • Turkey, Chronological Interpretation of the Constitutional Development; (revised and updated)-Constitution of the Countries of the World, Oceana Publication , New York 1975.
  • Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları: Din Adamları ve Aydınlar, 1. Baskı Doğan Basımevi, Ankara 1977; 2. Baskı İstanbul 1995; 3. Baskı Kaynak Yayınları, Aralık 1996.
  • Biz Profesörler, Doğan Basımevi, 1. Baskı Aralık 1979; 2. ve 3. Baskı (1987, 1992) İnkılâp Kitabevi; 4. Baskı Kaynak Yayınları, 1997.
  • Şeriat ve Kadın, Orhanlar Matbaası, 1. Baskı 1987; 2. Baskı Kaynak Yayınları 1988; yeniden düzenlenmiş ve gözden geçirilmiş 15. Baskı Ekim 1997; 20. Baskı Kaynak Yayınları, Şubat 2014.
  • Aydın ve “Aydın”, 1. ve 2. Baskı İnkılâp Kitabevi, 1993; yeni eklemelerle, gözden geçirilmiş ve yeniden düzenlenmiş 3. Baskı Kaynak Yayınları, Mart 1997.
  • Şeriat’tan Kıssa’lar 1, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Temmuz 1996; 2. Baskı Ağustos 1996.
  • Diyanet’e Cevap – Kadınları Aşağılayan Hükümler Konusunda Başbakanlığa Mektup, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Temmuz 1996.
  • Turan Dursun’a Mektuplar, Kaynak Yayınları, 1. Baskı 1996; 2. Baskı Mart 2000.
  • Şeriat’tan Kıssa’lar 2, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Nisan 1997.
  • Şeriat ve Kölelik, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1997.
  • Tevrat ve İncil’in Eleştirisi, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Ekim 1997; 2. Baskı Aralık 2001.
  • İslama Göre Diğer Dinler, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Mart 1999; 2. Baskı Mayıs 2005.
  • Kur’an’daki Kitaplılar, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Nisan 1999.
  • Kur’an’ın Eleştirisi 1 – Semavi Dinlerin “Kutsal” Bilinen Kitapları: 2, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Ekim 1999; 2. Baskı Eylül 2004; 3. Baskı Ekim 2008; 4. Baskı Nisan 2014.
  • Kur’an’ın Eleştirisi 2 – Semavi Dinlerin “Kutsal” Bilinen Kitapları: 3, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Şubat 2000; 2. Baskı Eylül 2004.
  • Muhammed’e Göre “Muhammed”, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Kasım 2000.
  • Kur’an’ın Eleştirisi 3 – Semavi Dinlerin “Kutsal” Bilinen Kitapları: 4, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Eylül 2001.
  • Müslümanlık Sınavı, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Mayıs 2002.
  • Şeriat, İnsan ve Akıl, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Haziran 2005.
  • Cahiliyye, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2005.
  • Şeriat ve Eşitsizlik, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Şubat 2006.
  • Kur’an’daki Tanrı – Muhammed’in Tanrı Anlayışı, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Şubat 2007; 2. Baskı Aralık 2007.
  • Şeriatçıyla Mücadelenin El Kitabı, Kaynak Yayınları, 1. Baskı Ocak 2008; 2. ve 3. Baskı Mart 2008.

5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü

0
5 Nisan Avukatlar Günü

5 Nisan Avukatlar Günü, Türkiye’de 1987 yılından beri her yıl kutlanan hukuk ve demokrasi günlerindendir.  1987 yılında Tekirdağ’da yapılan TBB Genel Kurulunda 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.

5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi Türkiye’nin ilk barosu olan İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878 tarihidir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir.

Avukatlar Muhamat Kanunundan önce “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdir. 2018 yılı itibariyle Türkiye’de barolara kayıtlı yaklaşık 101.000 avukat bulunmaktadır. Son 5 yılda avukat sayısı yüzde 35 artmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Anıtkabir’de

İlk Baronun Kuruluşu

Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki “Baro” ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanının ardından ilk kez yapılan geniş katılımlı Türkiye Avukatlar Birliği toplantısı 3 Ocak 1934 tarihinde İzmir’de gerçekleşmiştir. Birliğin kurulması ilk kez Ocak 1934’te İzmir’de düzenlenen Türkiye Avukatlar Kongresi’nde gündeme getirilmiş ve 5 gün süren toplantıya katılan baro temsilcileri, Türkiye Avukatlar Birliğinin kurulmasını kararlaştırmışlardır.

Ancak, alınan bu karara rağmen, 27 Haziran 1938 de kabul edilerek 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe giren ve günün koşullarına göre pek çok ileri yeni hüküm içeren 3499 sayılı Avukatlık Kanunu‘nda Barolar Birliğine yer verilmemiştir.

Türkiye Avukatlar Birliğinin Kurulması

Türkiye Avukatlar Birliği‘nin 1934 yılında yaptıkları toplantıdan yaklaşık 24 yıl sonra 5 Nisan 1958 tarihinde İzmir Ticaret Odası toplantı salonunda düzenlenen toplantının sonrasında Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları yeniden başlamış, bu sırada gerçekleştirilen görüşmelerde ve toplantılardan 5 Nisan tarihi ”Avukatlar Günü” olarak adlandırılmıştır. Avukatlar Günü fikrini en çok savunan barolardan İzmir Barosu 06.02.1963 tarihinde yaptığı toplantının ardından 5 Nisan tarihini Avukatlar günü olarak kabul ederek kutlama kararı almıştır. Resmi anlamda ilk belge İzmir Barosunun kararı olarak bilinmektedir.

Barolar Birliğinin kuruluş çalışmaları sırasında yapılan araştırmalar sonucunda ilk baro olarak İstanbul Barosunun 5 Nisan 1878 de toplanıp genel kurul yapmış olması dikkate alınarak aynı günün Avukatlar Günü olması benimsenmiştir. Yapılan araştırmalarda Barolar Birliğinin kurulması ile 5 Nisan Türkiye Avukatlar Gününün belirlenmesi gündemlerinin birlikte değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

5 Nisan Avukatlar Gününün Belirlenmesi

1136 sayılı Avukatlık Yasasının geçici 10. Maddesine uyarınca Türkiye Barolar Birliği kurulmuş, 9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da ilk kez Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu yapılmış, Faruk Erem ilk başkan olmuştur. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu 11.08.1969 tarihindeki ilk toplantısında; “Her yıl Avukatlar günü yapılmasına ve bu günün tespiti için gerekli incelemeleri yapma görevinin Avukat Osman Kuntman’a verilmesine” karar verilmiştir. Avukat Osman Kuntman, Türkiye Barolar Birliğince verilen bu görevi yerine getirerek 6 Eylül 1969 tarihinde hazırladığı raporunu Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na sunmuştur. Türkiye Barolar Birliğinin, Av. Nebi İnal, Av.Güneş Atabey, Av. İskender Özturanlı, Av. Fadıl Aktop, Av. Ahmet Ersöz, Av. Yılmaz Korkma, Av. S. Yüksel Uşak, Av. K. Öztürk ve Av. T. Karal’ın divan bakanlığındaki 1987 yılında Tekirdağ’da yapılan Genel Kurul toplantısında 5 Nisan tarihinin Avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.

Atatürk’ün 5 nisan 1923 günü Ankara Barosunun açılışını yaptıktan sonra bu günü Avukatlar Bayramı ilan ettiğine dair iddialar bulunsa da bu konuda teyit edilmiş bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Dünyada Avukatlar Günü Kutlanan Ülkeler

Türkiye’de, 5 Nisan Türkiye Avukatlar Günü olmasına karşın bütün Dünya Avukatları için geçerli bir Avukatlar Günü bulunmamaktadır. ABD’de Nisan ayının ikinci salı günü “avukatlara saygı” günü olarak kutlanmaktadır.

Meksika’da Latin Amerika’da bir üniversitede hukuk dersinin verildiği ilk gün olması nedeniyle Meksika’da avukatlar günü 12 temmuzdur.

Ekvator’da Avukatlar Günü 20 şubatta kutlanmaktadır. Ekvator’da 20 şubat 1945 tarihinin seçilmesi  Ekvator’lu yargıç ve politikacı Luis Felipe Borja Perez’in doğum tarihi olmasından kaynaklıdır.

Aarjantin’de avukatlar günü  Arjantin’in 1853 anayasasının mimarı olan Juan Bautista Alberdi nin 1810’daki doğum tarihine atfen 29 Ağustostur.

Peru Devlet Başkanı Avukat Francisco Garcia Calderon Landa‘nın doğum günü olan 2 Nisan Peru’da,  Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza’nın doğum günü 23 Haziran tarihi Venezuela’da, Peru-Şili savaşının kahramanlarından Avukat ve General Arturo Prat Chacon’un doğum tarihi olan 21 Mayıs Şili’de,  Hindidstan’ın ilk başkanı olan Avukat Rajendra Prasad’ın doğum tarihi olan  3 Aralık tarihi Hindistan’da avukatlar günü olarak kutlanmaktadır.

Leviathan, Thomas Hobbes

0
Leviathan - Thomas Hobbes

Leviathan, İngiliz filozof ve siyaset kuramcısı Thomas Hobbes’un (1588-1679) başyapıtı kabul edilen bir eserdr. Levithan, bir “din ve dünya devleti”nin oluşturulmasında bireyler arası toplumsal sözleşmeye verdiği önem ve ahlak kurallarını tamamen laik ve doğal bir temele oturtmasıyla dikkat çekmektedir. Hobbes, 1651’de yayımladığı kitabında, “Tanrı’nın buyrukları” olan doğa yasalarından yola çıkarak, ideal devletin oluşturulması yollarını göstermekte; hem dinsel, hem de toplumsal-eğitimsel gerekçelerle çağının üniversite sistemine eleştiriler yöneltmektedir.

Leviathan, Batı siyaset biliminde Machiavelli’nin Hükümdar(Prens)’ı ölçüsünde önemli bir başyapıt olarak kabul edilmektedir.

Leviathan’dan Pasajlar

“Devletin amacı bireysel güvenliktir. Doğal olarak özgürlüğü ve başkalarına egemen olmayı seven insanların, devletler halinde yaşarken kendilerini tabi kıldıkları kısıtlamaların nihai nedeni, amacı veya hedefi, kendilerini korumak ve böylece daha mutlu bir hayat sürmek; yani…insanları korku içinde tutacak ve onları, ceza tehdidiyle, ahitlerini ifa etmeye ve …doğa yasalarına uymaya zorlayacak belirgin bir güç olmadığında, insanların doğal duygularının zorunlu sonucu olan o berbat savaş durumundan kurtulmaktır.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.133

“Yazılı olmayan yasalar doğa yasalarıdır. İlk olarak, eğer istisnasız bütün uyrukları bağlayan ve yazılı olmayan veya insanların görebileceği bir yerde ilan edilmemiş olan bir yasa varsa, bu bir doğa yasasıdır. Çünkü insanların, başka insanların söyledikleri temelinde değil, kendi akıl ve mantıklarına dayanarak yasa olarak bildikleri bir şey her insanın akıl ve mantığı için uygun olmalıdır; bu da ancak bir doğa yasası olabilir. Dolayısıyla doğa yasaları için herhangi bir ilan veya duyuru gerekmez; herkesçe kabul edilen şu sözde olduğu gibi: Başkası tarafından sana yapılmasını uygun bulmadığın bir şeyi sen de başkasına yapma.” Thomas Hobbes, Leviathan, YAPI KREDİ YAYINLARI  , 2013, s.205

“Devletlerin çöküşü, kusurlu yapılarından kaynaklanır. Ölümlülerin yaptığı hiçbir şey ölümsüz olmasa bile; eğer insanlar, sahip olduklarını iddia ettikleri aklı kullanabilselerdi, devletleri, en azından dahili hastalıklar yüzünden yok olmaktan kurtulurdu.”  Thomas Hobbes, Leviathan,   , 2013, s.239

“Yasa koyucu egemen güçtür. Monarşide olduğu gibi ister tek bir adam olsun, demokraside olduğu gibi isterse bir heyet olsun, bütün devletlerde, tek yasa koyucu egemen güçtür. Aynı nedenle, egemen güçten başka hiç kimse bir yasayı kaldıramaz; çünkü bir yasa, onun uygulanmasına son veren bir başka yasayla kaldırılabilir ancak.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.201

“…bu hayatta, hem din hem de devletin dünyevi yönetimden başka bir yönetimi yoktur…”

“Dünyevi ve ruhani yönetim, insanlar çift görsünler ve yasal egemenlerini bilmekte yanılsınlar diye icat edilmiş iki kelimeden ibarettir.“ Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.345

“”…kendi keyfi için her şeyi yapacak bir kimse, ona bağlı bütün ıstıraplara da katlanmalıdır; ve bu ıstıraplar, iyilikten çok kötülüğün başlangıcı olan hareketlerin doğal sonuçlarıdır. İşte böyledir ki, ölçüsüzlük doğal olarak hastalıkla cezalandırılır; acelecilik, tersliklerle; adaletsizlik, düşmanların şiddetiyle, gurur yıkımla; korkaklık, zulümle; kralların kötü yönetimi, isyanla; ve isyan, katliamla.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.272

“…dünyanın veya dünyanın ruhunun Tanrı olduğunu söyleyen filozoflar ona saygısızlık etmişler ve varlığını inkar etmişlerdir. Çünkü Tanrı dünyanın nedenidir; veya dünya Tanrı’dır demek, onun hiçbir nedeni yoktur, yani Tanrı yoktur demektir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.268

İnsanlar arasında tapınmanın amacı kudrettir. Çünkü bir kimse başka birine tapınıldığını gördüğünde, onun güçlü olduğunu düşünür ve ona itaat etmeye daha fazla yatkın olur.” Thomas Hobbes, Leviathan,   , 2013, s.268

“Cezalandırmanın amacı, intikam veya öfkenin yatıştırılması değil; ya suçlunun ya da, emsal yoluyla, diğer insanların ıslahı olduğu için; en sert cezalar, kamuya yönelik tehlikesi en fazla olan suçlar için verilmelidir.” Thomas Hobbes, Leviathan,  2013, s.259

“…halkın eğitimi, tümüyle, gençliğin üniversitelerde doğru bir biçimde eğitilmesine bağlıdır.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.255

“…yasadan önce yasanın ihlali olamaz; cezalandırma, yasanın bir ihlali olarak değerlendirilmiş bir eylemi gerektirir…” Thomas Hobbes, Leviathan,  2013, s.234

“Kamu davası olmaksızın verilen ıstırap…ceza değildir…, önceden yargılama ve mahkumiyet olmaksızın kamu otoritesi tarafından yapılan bir kötülük de ceza adıyla anılamaz; bu, düşmanca bir hareketten ibarettir; çünkü bir kimsenin cezalandırılma nedeni olan eylem, ilk önce kamu otoritesi tarafından bir yasa ihlali olarak takdir edilmelidir.” Hobbes, Leviathan,  2013, s.233

“Devlete karşı hasımane eylemler de, özel kişilere yönelik hasımane eylemlerden daha büyük suçlardır; çünkü zarar herkesi kapsar.” Thomas Hobbes, Leviathan,  2013, s.229

“Taammüt suçu ağırlaştırır. Ani bir tutkudan kaynaklanan bir suç, aynı suçun uzun süreli bir düşünmeden kaynaklandığı duruma göre, o kadar büyük değildir: çünkü birinci durumda, insan doğasının yaygın zayıflığında yatan bir hafifletici neden vardır fakat aynı suçu önceden düşünerek işleyen bir kimse, ölçüp biçmiş ve suçun cezasını ve bunun insan toplumu bakımından sonuçlarını düşünmüştür.” Thomas Hobbes, Leviathan,  2013, s.228

“…hiçbir yasa, bir insanı, kendini korumaktan vazgeçmeye zorlayamaz.”

Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.226

“…önceden bilinen ceza, insanları eylemden caydırmak için yeterince büyük olmadığında, eyleme bir davettir…” Thomas Hobbes, Leviathan,  2013, s.220

“Pozitif yasalar ise, ezelden beri var olmayıp, başka insanlar üzerinde egemenlik sahibi olanların iradesiyle konulmuşlar ve yazıyla veya yasa koyucunun iradesini gösteren bir başka yöntemle insanlara bildirilmişlerdir.” Thomas Hobbes, Leviathan,   2013, s.214

“Bir yasanın özü, onun lafzı değil, o yasa konulurkenki amaç veya niyet, yani, (yasa koyucunun ona verdiği anlam olan) yasanın asıl anlamıdır.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.207

“…yasalar haklı ve haksızı gösteren kurallardır; haksız olarak bilinip de bir yasaya aykırı olmayan hiçbir şey yoktur.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.201

“…bütün yargı yetkisi esas olarak egemenliğe bağlıdır; ve dolayısıyla bütün diğer yargıçlar egemen güce sahip olan kişinin veya kişilerin vekilleridir.” Thomas Hobbes, Leviathan, 2013, s.185

“Bir kamu görevlisi, belirli bir alanda devletin kişiliğini temsil etmek yetkisi ile, ister bir monark ister bir meclis olsun, egemen tarafından istihdam edilen kişidir.” Hobbes, Leviathan,  2013, s.184

“Dünyada insanların bütün eylemlerini ve sözlerini düzenlemek için yeterli kuralların olduğu bir devlet olmadığına göre, ki böyle bir şey imkansızdır, yasalarca müsaade edilen bütün eylemlerde, insanlar, kendileri için en yararlı olacak şekilde, kendi akıllarının önereceği şeyleri yapmak özgürlüğüne sahiptirler.” Thomas Hobbes, Leviathan,   2013, s.164

“Genel olarak, insanların devletlerde yaptıkları bütün eylemler, o eylemleri yapan kişilerin yapmama özgürlüğüne sahip oldukları fakat yasa korkusu ile yaptıkları eylemlerdir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.163

“Korku ve özgürlük tutarlıdır; söz gelimi, geminin batacağı korkusu ile, bir kimse mallarını denize attığında, bunu yine de isteyerek yapmaktadır ve isterse bunu yapmayabilir, dolayısıyla bu, özgür olan bir kimsenin eylemidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.163

“…özgür bir insan, gücü ve zekasıyla yapmaya muktedir olduğu şeylerde, istediği şeyi yapması engellenmemiş olan biridir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.163

“Özgürlük veya hürriyet tam olarak, engelleme olmaması demektir; engelleme ile, hareketin önündeki dışsal engelleri kastediyorum; ve bu rasyonel yaratıklar kadar, irrasyonel ve cansız yaratıklar için de geçerlidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.162

“Bir insan topluluğu, kendi aralarında ahit yaparak, hepsinin birden kişiliğini temsil etmek, yani onların temsilcisi olmak hakkının hangi kişiye veya heyete verileceği konusunda çoğunlukla anlaştığı vakit, bir devlet kurulmuştur.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.137

“…insan doğası öyledir ki suçlamak, bağışlamaktan daha az hitabet gerektirir; ve mahkum etmek, bağışlamaya kıyasla adalete daha çok benzer.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.148

“Temsilci bir kişi olduğunda, devlet bir MONARŞİ’dir; bir araya gelecek herkesten oluşan bir heyet ise DEMOKRASİ’dir veya halk devletidir; sadece bir kesimin heyeti olduğunda ise, ARİSTOKRASİ adını alır.”   “Tiranlık ve oligarşi monarşi ve aristokrasinin farklı adlarından ibarettir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.146

“Kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez..Dolayısıyla,…kurulu bir iktidar yoksa veya bu iktidar güvenliğimiz için yeterince büyük değilse; herkes, bütün diğer insanlara karşı korunmak için, kendi gücüne ve kurnazlığına dayanacak ve üstelik bunu meşru olarak yapabilecektir.” Leviathan, Hobbes, 2013,  s.133

“…hiç kimse kendisinin yargıcı değildir. Herkes, her şeyi, kendi yararına uygun olarak yapacağına göre, hiç kimse kendi davasında uygun bir hakem olamaz; ve eğer uygun olsa idi; hakkaniyet her bir tarafa eşit hak verilmesini emrettiğinden , taraflardan birinin yargıç olmasına müsaade edildiği takdirde, diğer taraf için de aynı şeye müsaade edilmesi gerekirdi; ve böylece anlaşmazlık, yani savaş nedeni, doğal hukuka aykırı olarak devam ederdi.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.123

“…adalet herkese kendisinin olanı sürekli olarak vermek iradesidir.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.114

“…hiç kimsenin, herhangi bir söz veya işaretle, bırakmış veya devretmiş kabul edilemeyeceği bazı haklar vardır. İlk olarak, insan, canını almak için kendisine cebren saldıranlara direnmek hakkını bırakamaz…” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,s.106

“…hak, yapmak veya yapmamak özgürlüğünden oluşur; yasa ise, bunlardan birini tespit ve ilzam eder: yani, yasa ve hak, aynı konuda birbirleriyle tutarlı olmayan yükümlülük ve özgürlük kadar ayrı şeylerdir. Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.104

“Doğa yasası, lex naturalis, akılla bulunan ve insanın kendi hayatı için zararlı veya hayatını koruma yollarını azaltıcı olan şeyleri yapmasını yasaklayan veya insanın hayatını en iyi şekilde koruyabileceğini düşündüğü bir ilke veya genel kuraldır. “ Leviathan, Hobbes, 2013,  s.103-4

“Doğal hak, kendi doğasını, yani kendi hayatını korumak için kendi gücünü dilediği gibi kullanmak ve, kendi muhakemesi ve aklı ile, bu amaca ulaşmaya yönelik en uygun yöntem olarak kabul ettiği her şeyi yapmak özgürlüğüdür.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.103

“Genel bir gücün olmadığı yerde, yasa yoktur…”

Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,   , s.103

“Korkulacak genel bir güç olmasaydı hayatın nasıl olacağı, önceden barışçı bir yönetim altında yaşamış olan insanların bir iç savaş durumunda içine düştükleri hayata bakarak anlaşılabilir.”

Leviathan, Thomas Hobbes, 2013, s.102

“Devlet olmadıkça, herkes herkese karşı daima savaş halindedir. Buradan şu açıkça görülür ki, insanlar hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler; ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.”

Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.101

“…insan doğasında üç temel kavga nedeni buluyoruz. Birincisi rekabet; ikincisi, güvensizlik; üçüncüsü de, şan ve şeref.” Leviathan, Thomas Hobbes, 2013,  s.101

“İnsanlar doğuştan eşittir.Doğa, insanları, bedensel ve zihinsel yetenekleri bakımından öyle eşit yaratmıştır ki, bazen bir başkasına göre bedence çok daha güçlü veya daha çabuk düşünebilen birisi bulunsa bile, her şey göz önüne alındığında, iki insan arasındaki fark, bunlardan birinin diğerinde bulunmayan bir üstünlüğe sahip olduğunu iddia etmesine yetecek kadar fazla değildir. Çünkü, bedensel güç bakımından, en zayıf olan kişi, ya gizli bir düzenle ya da kendisi ile aynı tehlike altında olan başkalarıyla birleşerek, en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür.”

Leviathan, 2013,  s.99

“Gelecekten kaygı duymak, insanı, şeylerin nedenlerini araştırmaya yöneltir: çünkü bu nedenleri bilmek, insanın, şimdiki zamanı kendi avantajına uygun olarak daha iyi bir şekilde düzenlemesini sağlar.” Leviathan, 2013,  s.86

“Zulüm korkusu, insanı, toplumdan yardım beklemeye veya istemeye yöneltir: çünkü, insanın hayatını ve özgürlüğünü sağlamasının başka bir yolu yoktur.”  Leviathan, Hobbes, 2013,s.83

“…bir insan kendine ne kadar yüksek bir değer biçerse biçsin, onun gerçek değeri başkalarınca takdir edilenden fazla değildir.” Leviathan, 2013,s.74

“İnsan zihninin, algı ve düşünceler ve düşüncelerin birbirini izlemesinden başka bir hareketi yoktur; ancak konuşma ve yöntem yardımıyla, bu melekeler, insanı bütün diğer canlı yaratıklardan ayıracak bir düzeye kadar geliştirilebilir.” Leviathan, 2013, s.33

5 Nisan – Hukuk Takvimi

0
5 Nisan – Hukuk Takvimi
1588 İngiliz filozof Thomas Hobbes, doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1679)

Leviathan – Thomas Hobbes
1793 Belçikalı avukat ve eski Başbakan Felix de Muelenaere doğdu. (Ölümü: 5 Ağustos 1862) Hukuk eğitimi gördü ve avukat olarak çalıştı. 1824’ten 1829’a kadar Batı Flandre eyaletinin üyesi oldu. 1830’da Belçika’nın bağımsızlığından sonra, Batı Flanders valisi olarak görev yaptı. 1831’de Belçika Temsilciler Meclisi üyesi oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem Başbakanlık görevini üstlendi. 1850’den 1862’de ölümüne kadar Tielt bölgesi Ticaret Odası üyeliğinde bulundu.

Felix de Muelenaere
1794 Fransız Devrimi’nin en önemli kişiliklerinden biri olan avukat ve politikacı Georges Jacques Danton yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ekim 1759) Sciences Po Paris, Campus de Reims‘de eğitim gördü. 1790’da Club de Cordeliers’in başkanı oldu. Cordeliers bölgesinde başkanlık yaptı. 1792’de Fransız Adalet Bakanı oldu. 1793 baharında Devrim Mahkemesinin kurulmasını destekledi ve Kamu Güvenliği Komitesinin ilk başkanı oldu. 34 yaşında  idama mahkûm edildi.

Georges Jacques Danton
1816 Amerikalı avukat ve tıp doktoru Samuel Freeman Miller doğdu. (Ölümü: 13 Ekim 1890) Transylvania Üniversitesi‘nde tıp diplomasını aldı. 12 yıl doktorluk yaptığı Kentucky’de kendi başına hukuk alanında çalıştı ve 1847’de baroya kabul edildi. Ailesiyle beraber Kentucky’den gelmiş olan bütün köleleri özgürleştirdi. Başkan Abraham Lincoln tarafından Yüksek Mahkemeye atandı. 16 Temmuz 1862 tarihinden ölüm tarihi olan 13 Ekim 1890’a kadar ABD Yüksek Mahkemesinde yardımcı yargıç olarak görev aldı. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra kölelerin haklarını güvence altına alma yolunda önemli mücadeleler verdi. Yargıç Miller görevde kaldığı 28 yıl boyunca mahkemeye 616 görüş yazdı ve Başyargıç William Rehnquist tarafından dönemindeki ‘büyük ihtimalle en dominant figür’ olarak tanımlandı. 1889 yılından itibaren National University School of Law ‘da  anayasa hukuku üzerine ders verdi.

Samuel Freeman Miller
1832 Avukat ve Fransa eski Başbakanı Jules Ferry doğdu. (Ölümü: 17 Mart 1893) Paris Üniversitesi Hukuk Fakülteside eğitim gördü. 1879-1883 yılları arasında birçok kez Maarif ve Güzel Sanatlar Bakanı olarak görev yaptı. Zorunlu ve parasız eğitimi geri getiren yasaları yazdı. 1880’den 1885’e kadar Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle Çinhindi yarımadasında Fransız sömürgeciliğinin yayılmasına güçlü bir bağlılık gösterdi. Tonkin meselesi nedeniyle hükümet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. 1887 cumhurbaşkanı seçildi.  1893 yılında Fransız senatosu başkanı oldu.
1878 5 Nisan Avukatlar Günü’nün belirlenmesine kaynaklık eden tarihlerin en eskisi İstanbul Barosunun kuruluş günü olan 5 Nisan 1878’dir. İstanbul Barosu 5 Nisan 1878 tarihinde toplanarak ilk genel kurul toplantısını yapmış ve baronun kuruluşu Kanunu Esasi‘den iki yıl sonra gerçekleşmiştir. 5 Nisan günü sadece Türkiye’de Avukatlar Günü olarak kutlanmakta, farklı ülkelerde başka günlerde kutlama yapılmaktadır.

5 Nisan Avukatlar Günü
1920 Prof. Dr. İlhan Arsel, doğdu. ( Ölümü: 7 Şubat 2010)
1941 Türk Hukuk Kurumu, 9 Nisan 1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kuruldu, derneğin adı 23 Kasım 1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürüldü, 5 Nisan 1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” oldu. Derneğin şimdiki binasının bulunduğu yer 1941 tarihinde tahsis edildi.
1942 İsviçreli avukat, politikacı ve devlet adamı Pascal Couchepin doğdu. Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden DEA derecesiyle mezun oldu. 1976’da Belediye Başkan Yardımcısı oldu. 1984’te Martigny Belediye Başkanlığı yaptı.  1998’de İsviçre Federal Konseyi’ne Valais kantonundan İsviçre Hür Demokrat Partisi üyesi olarak seçildi ayrıca 1979’dan 1998’e kadar Ulusal Konsey’de görev yaptı.  2003 yılında Federal İçişleri Bakanlığı’na geçti.  2006’da Federal Konseyi Başkan Yardımcısı seçildi. 2007’de Konfederasyon Başkanı oldu. 2008 yılında İsviçre Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. 
1945 Tito, Sovyetler Birliği ile dostluk anlaşması imzaladı.
1951 Ethel ve Julius Rosenberg, Sovyetler Birliği için casusluk yaptıkları gerekçesiyle idama mahkûm edildi.
1992 Bosna-Hersek Hükûmeti bağımsızlığını ilan etti.
1994 Karadeniz Kültür İşbirliği Sözleşmesi; “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesi” adıyla 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da imzalandı.  Sözleşmenin onaylanmasına ilişin kanun “Kültür, Eğitim, Bilim ve Enformasyon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Karadeniz Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla 5 Nisan 1994’te kabul edildi, kanun Resmî Gazetede 9 Nisan 1994’te yayınlandı.
2008 Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008 Türk Tabipler Birliği Hekimlerin Toplumsal Sorumlulukları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi.
2008 Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008 Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edildi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellendi.
2008 Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edildi. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda güncellendi
2009 Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, 40 işçinin silikozis hastalığından ölmesinin ardından, kot taşlama için kullanılan insan sağlığına zararlı maddelerin kullanımını yasakladı.

5 Nisan – Hukuk Takvimi

3 Nisan  – Hukuk Takvimi

0
3 Nisan  - Hukuk Takvimi
1395
Yunan filozof, alim ve hümanist, Georgios Trapezuntios dünyaya geldi. (Trabzonlu Georgios) (Ölümü: 1486)
Georgios Trapezuntios
1559
İtalya Savaşı’nı bitiren Cateau-Cambrésis Barış Antlaşması İspanya ile Fransa arasında imzalandı. İtalya Savaşı veya diğer adıyla Habsburg–Valois Savaşı, 1551-1559 yılları arasında gerçekleşen ve Fransa Krallığı’nın İtalya Yarımadası’nda egemenlik kurmak istemesiyle başlayan bir savaştır. Savaş sonucunda İspanyollar, Güney İtalya’yı ele geçirmiştir.
1879
Osmanlı Devletinden ayrılan Bulgaristan Prensliği başkent olarak Sofya’yı ilan etti. Bulgaristan Bağımsızlık Bildirgesi ise, 5 Ekim 1908 tarihinde ilan edildi. Belge. Tırnova’da Prens Ferdinand tarafından duyuruldu.
1919
Avusturya’da; “Hapsburg-Lorraine Hanedanlığı’nın sürgün cezası ve yurt dışına çıkartılması hakkında 3 Nisan 1919, StGBI 209 sayılı Kanun” ile “Soyluluk unvanlarının, laik şövalyelik unvanlarının, hanım ve beyleri ayırmakta kullanılan hitapların ve bazı unvan ve doğuştan gelen asalet belirten isimlerin kaldırılması hakkında 3 Nisan 1919 tarih ve StGBI sayılı Kanun” kabul edildi.
1924
Türkiye’de ilk kez Avukatlık Kanunu kabul edildi. Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki Baro ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Ancak anılan kanunun kabulü ve baroların kurulmasından önce de avukatlar “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdi
1926
Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Türkiye’de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 2 Mart 1926 tarihinde kabul edildi. Kanun, 3 Nisan 1926 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi, 5 haziran 1928 tarihli 1338 sayılı kanun ile tadil edildi.
1930
Türkiye kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. Türkiye’de kadınlara, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.
1936
Polis, tek tek evleri dolaşarak, halktan soyadı almakta acele edilmesini istedi.
1946
Hukukçu ve Polonya Başbakanı Hanna Stanisława Suchocka dünyaya geldi. (d. 3 Nisan 1946) 1975 yılında Batı Almanya’da Anayasa Hukukunda doktora yaptı ve insan haklarıyla meşgul oldu. Poznań’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi’nde profesör ve Venedik Komisyonu eski Başkan Yardımcısı olarak çalıştı. 8 Temmuz 1992 ile 26 Ekim 1993 tarihleri arasında Polonya’nın başbakanı olarak görev yaptı. Polonya’da bu görevi üstlenen ilk kadın ve dünyada başbakan olarak seçilen 14. kadındı. Venedik Komisyonu Onursal Başkanıdır. Madrid Kulübü ve Kadın Liderleri Konseyi üyesidir.
Hanna Stanisława Suchocka
1948
Hollandalı hukukçu ve politikacı Jaap de Hoop Scheffer doğdu. Leiden Üniversitesi‘nde  Hukuk eğitimi gördü. 1976’dan 1986’ya kadar memur ve diplomat olarak çalıştı 1986’da  Temsilciler Meclisi Üyesi olarak görev yaptı. Dışişlerde ve Avrupa İşleri’nin ön saflarında yer aldı ve sözcü olarak görev yaptı. 2002 yılında Dışişleri Bakanı olarak atandı. 2004 yılında 11. NATO Genel Sekreteri olarak seçildi ve 5 yıl bu görevini sürdürdü.
1948
Amerika Birleşik Devletleri başkanı Harry Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı’nı imzaladı.
1949
12 ülke Washington’da Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü’nü (NATO) kuran anlaşmayı imzaladı.
1950
Türkiye’ye Marshall yardımıyla 30 milyon dolar değerinde tarım makineleri geldi.
1951
Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nazım Hikmet’in affedilmesi için tanınmış sanatçı ve düşünce insanları bir dilekçeyle İsmet İnönü’ye başvurdu.
1951
İstanbul bir kumarhanede yakalanan Büyük Doğu dergisinin sahibi Necip Fazıl Kısakürek 30 lira para cezasına çarptırıldı.
1956
Adana’da, Devlet Havayollarına ait uçak düştü, 25 kişi öldü. Kazada arkeolog, felsefeci ve siyaset adamı Remzi Oğuz Arık da 55 yaşında iken yaşamını yitirdi.
1960
Kırım Tatarı ve Türk siyasetçisi ve devlet adamı Cafer Seydahmet Kırımer (Kırım Tatarcası: Cafer Seydamet Qırımer) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Eylül 1889, Kızıltaş – Ölümü: 3 Nisan 1960, İstanbul), 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Yalta şehri yakınlarındaki Kızıltaş köyünde doğdu. İlk tahsilini Kırım’da, orta, lise ve hukuk tahsilini İstanbul’da yaptı. 1908 yılında İstanbul’da Numan Çelebicihan ve diğer Kırım tatarı arkadaşları ile Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurdu. 1911’te hukuk eğitimine Paris’te devam etti. I. Dünya Savaşı başladığında Kırım’a döndü. Kırım’da yakın arkadaşları ile birlikte inkılâpçı, gizli bir teşkilât kurdu. 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edilince, Numan Çelebicihan’ın başkalığındaki hükûmette Harbiye ve Hariciye Bakanlığını üstlendi. Kırım’ın Bolşevikler tarafından işgal edilmesi üzerine, Kırım Meclis temsilcisi olarak Kiev ve Varşova üzerinden Paris’e geçti. Daha sonra İstanbul’a gelerek Kırım’ın özgürlüğü için çalışmalarını Türkiye’de sürdürdü. 3 Nisan 1960 günü İstanbulda yaşamını yitirdi. Mezarı İstanbul’da Feriköy Mezarlığı’ndadır.

Cafer Seydahmet Kırımer

1963
27 Mayıs “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak yasalaştı. Oylamaya 147 Adalet Partisi milletvekilinden yalnızca 30’u katıldı. 3 Nisan 1963 tarihinden 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği 9 Kasım 1982 tarihine kadar yirmi yıla yakın bir süre Türkiye’nin resmî bayramlarından biri olarak kutlanmıştı. Bayramı Kenan Evren kaldırdı.
1963
30 Mart’ta Kayseri Cezaevi’nde açlık grevine başlayan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar grevi bıraktı.
1967
Yunan hukukçu, yazar ve eski başbakan Panagiotis Kanellopoulos 3 Nisan 1967’de başbakanlık makamına geldi. Kısa süre sonra 21 Nisan 1967 darbesi meydana geldi. Darbe döneminin sonuna kadar yedi yıl boyunca ev hapsinde tutuldu.
1968
AIESEC Genel Kurulu’nda Bakan protestosundan dolayı tutuklu olan 9 gençten Deniz Gezmiş, Bozkurt Nuhoğlu ve Raif Ertem dışındaki 6 genç tahliye edildi.
1969
“Kanlı Pazar”da bıçaklanarak öldürülen müteahhit Ali Turgut Aytaç’a öncesinde sopa ile vurduğu Adli Tıp kayıtlarından kesinleşen Cağaloğlu Özel Mühendislik ve Mimarlık Okulu öğrencisi A.Atalay da tutuklandı.
1969
J.Stalin’in Sol Yayınları’ndan çıkan “Marksizm ve Milli Mesele” adlı kitabından dolayı yayınevi sahibi Muzaffer Erdost hakkında Mahkeme’nin verdiği beraat kararı Yargıtay’da bozuldu.
1970
Orman Genel Müdürlüğü, Orman Fakültesi’nde 46 gündür boykotta olan 800 öğrenciden 250’sinin bursunu kesti.
1972
Anayasa Mahkemesi raportörleri Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarıyla ilgili itirazı reddetti. İtirazı Cumhuriyet Halk Partisi yapmıştı.
1975
Konya’da Kâzım Ergün adlı bir kişi, kan davası sebebiyle bir aileyi öldürdü. Ergün, 12 Eylül döneminde idam edildi.
1975
İnönü ÜniversitesiMalatya‘da kuruldu. Üniversite, 28 Ocak 1975 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 25 Mart 1975 tarihinde ise Cumhuriyet Senatosunda kabul edilen ve 3 Nisan 1975 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1872 sayılı ‘İnönü Üniversitesi Kanunu’ ile kurulmuştur. İnönü Üniversitesi’ne bağlı Hukuk Fakültesi kurulması, Bakanlar Kurulu’nca 27/5/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.
1979
Pakistan devrik Başbakanı Zülfikar Ali Butto idam edildi.
1981
İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 149 arkadaşı hakkında, 1 Mayıs yasağına karşı DİSK’in 30 Nisan 1980’de gerçekleştirdiği iş bırakma eyleminden ötürü, “işçileri siyasi mahiyette yasadışı greve teşvik ettikleri ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emirlerini dinlemedikleri” gerekçesiyle dava açtı.
1981
Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak çalışan Devlet Denetleme Kurulu, 3 Nisan 1981 tarihinde kuruldu.
1981
“Hergün Yeni Baştan” adlı oyunuyla ilgili gözaltına alınan Genco Erkal serbest bırakıldı. Erkal’ın tiyatro salonundaki koltukların arkasına yazılan bazı yazılar gerekçe gösterilerek gözaltına alındığı öğrenildi.
1985
Hukuk Fakültesi Dekanlığına “ek sınav hakkı” dilekçesi vermek istedikleri için yargılanan 14 öğrencinin duruşması yapıldı. Duruşmada tanık olarak dinlenen Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı “Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu bir örgüt işi.” dedi.
1989
12 Eylül’den sonra açılan davalarda 9 yılda yaklaşık 7 bin idam talep edildiği, cezası kesinleşen 480 idam mahkumundan 49’unun infaz edildiği açıklandı.
1992
Ankara DGM Başsavcılığı,”Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık”tan Halkın Emek Partisi (HEP) hakkında Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
1992
Türkiye’nin ilk kadın kaymakamı Azize Düşer, Ankara’nın Çankaya ilçesi Kaymakamlığı’na vekil olarak atandı.
1993
Basın Konseyi için Avukat Fikret İlkiz’in düzenlediği rapor açıklandı: “1992 de Güneydoğu’da 12 gazeteci öldürüldü, 55’i darp vb. kötü muameleye maruz kaldı, 165’i gözaltına alındı.”
 1998
İnsan Hakları Belgeleri arasında insan hakları savunucularını koruması nedeniyle önemli bir yer tutan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi, Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge, BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında kabul edildi.
1998
Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa ve Mardin’deki cezaevlerinde incelemelerde bulunan TBMM İnsan Haklarını İzleme Komitesi Başkanı Sema Pişkinsüt açıklama yaptı: “Güneydoğu illerinde girdiğimiz tüm sorgu odalarında işkencede düşük akım olarak kullanılan telefon kablolarına rastladık.”
1998
Danıştay 6.Dairesi, Bergama/ Ovacık’taki maden sahasında siyanürlü altın çıkarılmasına izin veren Çevre Bakanlığı’nın işlemini iptal eden 1.İdare Mahkemesi kararını onadı.
1999
Avrupa Konseyi üyesi Arnavutluk, ölüm cezasını kaldıran protokolü imzaladı.
2001
Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır. Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.
2002
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme” kabul edildi.
2002
İsrail askerleri Batı Şeria’daki Cenin kenti ve Nablus’un Salfit kasabasına da girdi. Böylece Ramallah, Kalkşya, Beytüllahim, Tulkarim ve Beyt Calla ile beraber 350 bin Filistinli, İsrail denetimine geçti. İHD, Halkevleri, HADEP, Mazlum-Der, Sosyalist Demokrasi Hareketi ve DİSK’e bağlı Basın-İş üyeleri Sirkeci Postanesi’nden BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a telgraf göndererek İsrail’in Filistin’e saldırısının durdurulmasını istedi.
2006
Irak’ta Kürt yazar Kemal Kerim serbest bırakıldı. Kerim Mesut Barzani’yi yolsuzluk ve Rus casusluğuyla suçladığı için 18 ay hapse mahkum edilmişti.
2006
11 Eylül saldırılarıyla ilgili olarak ABD’de yargılanan tek kişi olan Fas asıllı Fransız Zekeriya Musavi için mahkeme, akıl sağlığının yerinde olduğuna ve yargılanasının uygun olduğuna karar verdi.
2014
Amerikalı seri katil Tommy Lynn Sells idam edildi. İlk cinayetini 15 yaşında işlemiş, 2 Ocak 2000 tarihinde tutuklanmıştı. Mahkeme kararına yansımamış olsa da polis yetkililerin tespitleri toplam 22 cinayet işlediğini göstermektedir.
2016
Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesinin ardından, pilotu öldürdüğü yönündeki açıklamaları basına yansıyan Alpaslan Çelik, “ateşli silah bulundurmak ve taşımak” suçlamasıyla sevk edildiği sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı.
 2017
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edildi. Türkiye, İhtiyari Protokol’ü 24 Eylül 2012 tarihinde imzaladı, onayın uygun bulunduğuna ilişkin 9 Mart 2017 tarih ve 6976 sayılı Kanun, 3 Nisan 2017 tarih ve 30027 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
2018
Türkiye’nin nükleer enerji alanında ilk projesi Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin temeli atıldı.
2020
Ölüm orucundaki Grup Yorum üyesi Helin Bölek yaşamını yitirdi. Bölek, 288 gündür ölüm orucundaydı.
2025
  • Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutukluları ziyaret eden İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “Adalet Bakanını buraya gelmeye ve öğrencileri dinlemeye davet ediyorum. Adalet Bakanını ve İçişleri Bakanını, Silivri ve Metris hapishanelerini ziyaret etmeye, buradaki tutuklularla konuşmaya davet ediyorum” dedi.
  • ‘Boykot çağrısı’ gerekçe gösterilerek gözaltına alınan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 10 kişi adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı.
  • CHP, mart ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer açıkladı. ‘İmamoğlu mitingleri’ni gösteren kanallara karartma uygulandığı, protestoları takip eden 14 gazetecinin darbedilip 8’inin tutuklandığına ve sosyal medyaya bant daraltması uygulaması ile 190 X hesabına erişim engeli getirildiğine dikkat çekildi.
  • Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyaloğu Toplantısı, 6 yıl aradan sonra Brüksel’de düzenlendi: AB-Türkiye ilişkileri hukukun üstünlüğü, demokrasi, medya özgürlüğü ve insan haklarına saygı gibi değerler tarafından yönlendirilmeli.

2 Nisan – Hukuk Takvimi

0
2 Nisan - Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün / Tarihte Bugün / Hukuk Tarihi / Hukukbook / Hukuk Ansiklopedisi

2 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1834
Avukat ve Peru Cumhuriyeti’nin Geçici Başkanı Francisco Garcia Calderon 2 Nisan 1834’te dünyaya geldi. Aynı zamanda bir akademisyendi. Colegio de la Independencia’da (İngilizce: Independence College ) okudu ve daha sonra Felsefe ve Matematik profesörü olarak çalıştı. Peru ve Şili arasındaki nihai barış anlaşmalarında önemli bir figürdür. 1867’de Kurucu Kongre’nin Başkanı olarak görev yaptı. 1868’den 1869’a kadar kısa bir süre Maliye Bakanı olarak, 1886’dan 1887’ye kadar Senato Başkanı olarak görev yaptı. Devlet başkanlığı görevinden sonra da barış için çalıştı, Peru ve Ekvador arasındaki toprak anlaşmazlıklarında arabuluculuk yapmakla görevlendirildi. Peru Mevzuatı Sözlüğünü yazdı. 21 Eylül 1905’te yaşamını yitirdi. Avukat Francisco Garcia Calderon Landa’nın doğum günü olan 2 Nisan, her yıl Peru’da Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Francisco Garcia Calderon
Francisco García Calderón Landa
1838
Fransız hukukçu ve siyasetçi Léon Gambetta doğdu. (Ölümü: 31 Aralık 1882) Paris Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Genç bir avukat olarak Molé Konferansı’na kabul edildi. 1868’de Charles Delescluze’nin davası sayesinde tanındı. 1869 yılında milletvekili olarak meclise girdi. 1870-1871 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yaptı. Fransa’da mevcut rejimin yıkılmasından sonra cumhuriyet rejiminin sürdürülebilirliğinde kilit rol oynadı. 1879’dan 1881’e kadar Temsilciler Meclisi Başkanı, 1881 ve 1882 yılları arasında iki ay boyunca Konsey Başkanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
1840
Fransız yazar Émile Zola doğdu. (Ölümü: 29 Eylül 1902) Dünya edebiyatının en ünlü yazarları arasında yer aldı. 1880’de edebiyata yeni giren natüralizm akımına öncülük etti. Dreyfus tartışmasında aldığı tavırla 19. yüzyılın son ve yirminci yüzyılın ilk çeyreğindeki uluslararası edebiyat gündemine damga vurdu.
1861
Danimarkalı hukukçu ve politikacı Peter Georg Bang yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Ekim 1797) Hukuk eğitimi gördü. Kopenhag Üniversitesi‘nde Roma hukuku profesörü olarak görev yaptı.  1836’dan 1845’e kadar Danmarks Nationalbank’ın direktörlüğünü yaptı. 1845’te Hazine Müsteşarlığına ( Rentekammeret ) atandı. 1855’te Danimarka Konsey Başkanı oldu. 1954 yılında 4. Danimarka Başbakanı olarak görev yaptı.
1862
Amerikalı bir filozof, diplomat ve eğitimci Nicholas Murray Butler (2 Nisan 1862 – 7 Aralık 1947) dünyaya geldi. Columbia Üniversitesi’nin başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibiydi.
1891
Hukukçu ve şair Albert Pike yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Aralık 1809) Avukatlar için bir rehber kitap olan The Arkansas Form Book’u yazdı ve anonim olarak yayınlandı. Hukuk okumaya başladı ve aynı yıl baroya kabul edildi. 1849’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nde avukatlık yapmak için lisans aldı  Mahkemelerde müvekkillerini her düzeyde temsil eden oldukça etkili bir avukat oldu. 1864’ten 1865’e kadar Arkansas Yüksek Mahkemesi’nde yardımcı yargıç olarak görev yaptı.
1891
Bugünkü adıyla Sayıştay’ın ilk başkanı, öğretim üyesi, büyükelçi, bakan, Sadrazam, Meclis-i Mebusan Başkanı ve Meclis-i Valay-i Ahkâm-ı Adliye üyesi Ahmet Vefik Paşa (3 Temmuz 1823 – 2 Nisan 1891) yaşamını yitirdi. 16 dil bilen bir bilim insanıydı.
1899
Yazar ve gazeteci Peyami Safa doğdu. (Ölümü: 15 Haziran 1961) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel, Noraliya’nın Koltuğu ve Yalnızız gibi psikolojik türdeki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ön plana çıktı.
1929
Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Frank Leroy Farrar dünyaya geldi. (Doğumu: 2 Nisan 1929 – Ölümü: 31 Ekim 2021)
1948
Yazar Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken, kılavuzu Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Cesedi iki ay sonra bulundu. Aylar sonra kaçakçılıktan yakalanıp 28 Aralık’ta tutuklanan Sabahattin Ali’nin katlini üstlenen ordudan atılma çavuş Ertekin sorgusunda “milli hislere kapıldığını” söyledi. Mahkeme, talep üzerine gizli oturumda MİT’çileri dinledi. 4 yıl hapis cezasında indirim yapılan Ertekin, aynı yıl çıkan af yasasıyla serbest bırakıldı.  Sabahattin Ali’nin cesedi ve öldürüldüğünde üzerinden çıkan şahsi eşyaları “üzerlerinde haciz bulunduğu” gerekçesiyle ailesine verilmedi. Gerçek mezar yeri halen bilinmemektedir. Filiz Ali, babasının Kırklareli’nde bir kitabe ve mezar yeri yaptırarak üzerine şu mısrayı kazıttı: “Başım dağ saçlarım kardır, Benim meskenim dağlardır.”Sabahattin Ali
1950
 Bursa Cezaevi’nde bulunan şair Nâzım Hikmet’in affı için, tanınmış sanatçı, yazar ve şair gibi toplumun ileri gelenleri, toplu olarak imzaladıkları sembolik bir dilekçe ile İsmet İnönü’ye başvuru yaptı.
1961
Beyoğlu’ndaki bir meyhanede Adnan Menderes şerefine kadeh kaldıran altı kişi gözaltına alındı.
1965
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U-Thant, Türkiye’nin Kıbrıs özel temsilcisi Golo Plaza’nın görevine son verilmesi isteğini reddetti.
1965
Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, 14 Mayıs 1954 tarihinde La Haye’de imzalanmıştı. Sözleşmenin kabulüne dair 563 sayılı kanun ile; «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair olan Sözleşmenin tatbikatına ait Tüzük», «Silâhlı bir çatışma halinde kültür mallarının korunmasına dair Protokol» ve kararlara Türkiye Cumhuriyetinin katılması uygun bulunarak 2 Nisan 1965’te TBMM’de kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 10 Nisan 1965 tarihli sayısında yayınlandı.
1971
Cunta Dönemi Başbakanı Nihat Erim, “reform” programını TBMM’ye sundu.
1971
TÜSİAD kuruldu.
1972
Özel yüksek okulların devletleştirilmesi sonrasında ücret ödemeye devam eden bir öğrenci Hazine aleyhine “haksız iktisap” davası açtı.
1974
Siyasi hakların iadesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi TBMM’de 392 oyla kabul edildi.
1974
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan hakkındaki hapis cezasını “suçun teşekkül etmediği”, eski Asistan Uğur Mumcu hakkındaki hapis cezasını da “eksik soruşturma” gerekçesiyle esastan bozarak beraatlerine karar verilmesi gerektiğine hükmetti.
1976
Şerif Gören’in “Kardeş” adlı filmi için yazdığı senaryo Sansür Kurulu’nca reddedildi.
1976
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Karanfil Devrimi’nden bir yıl sonra, 25 Nisan 1975’te seçilen Kurucu Meclis tarafından hazırlandı. Anayasa taslağı, resmi olarak 1976’nın başlarında ilan edildi. Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976’da yaptığı genel kurul toplantısında, Portekiz Cumhuriyeti Anayasasını kabul ve ilan etti.
1977
Ordu’da Cafer Aksu (Altuntaş) adlı bir kişi, kan davasından iki kişiyi öldürdü. 12 Eylül döneminde idam edildi.
1980
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, KTÜ öğretim üyesi Dr.Necdet Bulut’un öldürülmesinden sanık ülkücü Mikdat Şimşek ve 12 arkadaşı hakkında ölüm cezası istemiyle dava açtı. Olaydan 2 ay sonra Ankara’da yakalanan Şimşek polis ifadesinde olayı anlatmıştı.
1981
4.Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Cumhuriyet gazetesinin Ankara, Çankırı ve Kastamonu’da yayınını 2 gün süreyle yasakladı.
1981
Gece tiyatro binasında aranıp bulunamayan Genco Erkal sabah sivil polislerce evinden gözaltına alındı. Genco Erkal’in henüz 4 kez oynadığı “Her Gün Yeni Baştan” adlı oyunu nedeniyle gözaltına alındığı, evinden alınan bazı kitapların da incelendiği öğrenildi.
1986
SHP milletvekili Barış Can’ın, Sıkıyönetim tarafından işlerine son verilen “1402’liklere” yargı yolunu açan önergesi TBMM Genel Kurulu’nda ANAP oylarıyla reddedildi.
1990
9.İstanbul Uluslararası Film Festivali Denetim Kurulu kararına itiraz üzerine toplanan Üst Denetim Kurulu, “Karartma Geceleri”nin Festival’de gösterilmesine karar verdi.
1991
Birleşmiş Milletler Hapis Dışı Önlemlerle İlgili Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2 Nisan 1991 tarihli tavsiye kararı ile kabul edildi.miştir. (United Nations Standard Minimum Rules for Non-custodial Measures (The Tokyo Rules)
1992
Mafya patronu John Gotti, adam öldürme ve haraç alma suçlarından 2 Nisan 1992’de New York’ta tutuklandı.
1997
Son Polonya Cumhuriyeti Anayasası 2 Nisan 1997 tarihinde kabul edilerek 25 Mayıs 1997’de halkoylamasına sunuldu, Polonya Resmi Gazetesinin 16 Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Polonya bağımsızlığını 1918’de kazanmıştı.
1998
Gazi olayları sırasında “öldü” sanılarak çöp bidonlarının yanına atılan Özlem Tunç Trabzon’da görülmeye devam edilen duruşmada tanık olarak dinlendi.
1999
Danıştay’ın işletme hakkını iptal ettiği Eurogold firmasına ait maden sahasındaki 18 ton siyanür Bergama dışına çıkartıldı.
2001
İBDA/C örgütü lideri Salih Mirzabeyoğlu kod adlı Salih İzzet Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma” suçundan idâm cezasına çarptırıldı. Erdiş, “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak” suçundan yargılanıyordu.
2001
Alibeyköy’de “Kurtuluş” gazetesi satarken polislerden kaçıp ardından atılan 2 kurşunla yaralanan, hastaneye geç götürülüp hayatını kaybeden liseli İrfan Ağdaş’ın (17) ölümünden yargılanan 3 polis ”meşru müdafaa sınırları içinde suçu işledikleri” gerekçesiyle beraat etti.
2002
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ölüm orucu yaparken wernicke korsakoff hastalığına yakalanan Ümit Kanlı’yı affetti. Sezer’in wernicke korsakoff hastalığı nedeniyle affettiği eylemci mahkûm sayısı 11’e çıktı.
2003
Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi, Manisalı gençler davasında biri başkomiser 10 polisin, 60 ile 130 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarına ilişkin kararı onadı.
2004
İspanya’da Bastasuna lideri Arnaldo Otegi, öldürülen bir ETA üyesi için “Bask’ın askeri” ifadesini kullandığı için 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme “Terörizmi övdüğü gerekçesiyle Otegi’ye ayrıca sekiz yıl siyasetten men cezası verdi.
2008
Dünya Otizm Farkındalık Günü, 31 Kasım 2007’de  Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 62/139 sayılı kararı 1 Kasım 2007’de tüm üyelerin desteğiyle kurulda kabul edilmiş ve 18 Aralık 2007 itibarıyla uygulanmaya başlanmıştır.[ Tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 2008 yılından itibaren her yıl 2 Nisan tarihi Dünya Otizm Günü olarak kabul edilmiştir.
2015
Atık Yönetimi Yönetmeliği; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Yönetmelik; 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini, 14/3/2005 tarihli ve 25755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğini ve 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.
2017
Dominik Cumhuriyet’li avukat, gazeteci, diplomat ve gazete editörü Rafael Molina Morillo, yaşamını yitirdi. (30 Mart 1930 – 2 Nisan 2017)
2018
Güney Afrikalı siyasetçi ve aktivist Winnie Madikizela Mandela yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Eylül 1936) Ülkenin ırk ayrımı karşıtı önemli figürlerinden oldu. Nelson Mandela’nın hapiste olduğu yıllarda ‘apartheid’ (ırk ayrımı) rejimine karşı düzenlediği kampanyayla hareketin öncü isimlerinden biriydi. Nelson Mandela ile 1958’de evlenip 1996’da ayrılmıştır.
2018
15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski HSYK üyesi Teoman Gökçe, Sincan Cezaevi’ndeki hücresinde ölü bulundu. Teoman Gökçe‘nin kalp krizi sonucu öldüğü belirtildi. 20 ayı aşkın süredir hücre hapsinde tutuluyordu. Gökçe’nin tutuklu iken cezaevinde ölümüne ilişkin İtalyan Yargıçlar Birliği (ANM) tarafından bir açıklama yapılarak insan haklarına saygı çağrısında bulunuldu.
2021
ABD Başkanı Joe Biden’ın, 15 Nisan 2021’de, 10 Rus diplomatın, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları göstererek sınır dışı edileceğini açıklamasına Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Nisan 2021’de misilleme yaptı. 10 Amerikalı diplomatın sınır dışı etme kararı nota ile ABD’ye bildirildi.
2025
  • Fransa Barolar Birliği üyeleri, mahkeme kararıyla görevlerine son verilen İstanbul Barosu yöneticilerine destek için Paris’teki Türkiye Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek açıklama yaptı. Fransa Barolar Birliği, mahkeme kararıyla görevlerine son verilen İstanbul Barosu yöneticilerine destek için Paris'teki Türkiye Büyükelçiliği önünde bir araya geldi.
  • E-Devlet uygulamasında AKP ‘ye üye kaydı olduğunu fark eden gazeteci Faruk Bildirici, Prof. Dr. Doğan Tılıç ve Prof. Dr. Ahmet Tolungüç savcılık şikayetinde bulunacaklarını açıkladı. 

Hukuk Nosyonu

0
Hukuk Nosyonu
Hukuk Nosyonu

Hukuk Nosyonu, hukukun evrensel ilke ve esaslarından hiçbirini ihmal etmeksizin, bilimsel disipline ve sistematik düşünce bütünlüğüne dayanarak hedeflenen adaleti temine yarayan düşünme biçimidir.

Nosyon Kavramı 

Nosyon, Latin kökenli bir “notio” sözcüğünden türetilmiştir. Latin kökenli dillerde bulunan, Türkçe’ye Fransızca “notion” sözcüğünden geçen, Türk Dil Kurumuna göre “kavram” anlamına gelen sözcüktür.

Nosyon, bir konu ya da şey hakkında, gerekli bilgi ve formasyona sahip olmayı ifade etmektedir. Mefhum, bir konu hakkında temel bilgi, zihinde oluşan genel fikir, bir düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, yalın ve genel bir tasavvur şeklinde tanımlanmaktadır. Üzerinde fikir yürütülen konu ve olaylar hakkında bilinç düzeyinde önceden oluşmuş genel kanaatlerin dışsal faktörlerden etkilenmeksizin tekrarlanması veya realiteye ilişkin olarak genel bir düşünce konseptinin ortaya konulabilmesi olarak da tanımlanabilir.

Hukuk Nosyonu

Hukuk Nosyonu Bilimsel disipline ve sistematik düşünce bütünlüğüne dayanarak hedeflenen adaleti temine yarayan düşünme yetisidir. Nosyon sahibi bir hukukçu hukukun evrensel ilke ve esaslarından hiçbirini ihmal etmemelidir.

Hukukun gayesi olan düzen ve adalete ulaşmak, hukukun üstünlüğüne kavuşmak nosyon sahibi olmayan hukukçu ile mümkün olmayacaktır. Hukuk ve adalet kavramına dair bütüncül bir farkındalık sahibi olan hukukçu, kavram hiyerarşisini bozmadan ve nihai hedef olarak adaleti hedefleyen bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Nosyon sahibi hukukçu, adalet teorisini sağlam bir temele dayandırmakta, realitede meydana gelen olayları analitik metot ile doğru bir şekilde tespit ederek sebep ve sonuçları ile birlikte analize tabi tutmakta, muhakeme yoluyla hukuki problemlere çözüm bulmaktadır.

Hukuk nosyonunun kaynağı ve temeli, hukukun evrensel ilke ve prensipleridir. Hukukun evrensel ilkelerini kavrayarak birbiri ile irtibatını bilimsel olarak kurmak ve somut olaya uygulayabilme yetisine sahip olmak bu nosyonun temelidir. Genel bir mantık dizini ve kavram hiyerarşisi kullanmak ise hukuk nosyonunun doğal bir parçasıdır.

Hukuk Felsefesi – Adnan Güriz

Hukuk nosyonu, hukukun ve meydana gelen problemlerin özünü kavrayarak onu teşhis etmek, bilimsel analiz ve muhakeme yeteneğini kullanmaktır. Temel matematik, mantık, sosyoloji, felsefe, ekonomi ve gramer bilgisi hukuk nosyonun temel dayanaklarıdır. Kanun bilgisi ve mevzuat takibi bu nosyonun tamamlayıcısı mahiyetindedir. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ile tahkim edilmesi gereken hukuk nosyonuna aykırı biçimde yorumlanan kanun, mevzuat, içtihat ve uygulamalar adalete erişim için yeterli olmayacaktır.

Roma Hukukundan günümüze kadar gelen bazı ilkeler
Omnes homines aequales sunt (Bütün insanlar eşittir)
Nullum crimen, nulla poena sine lege (Kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz)
Actori incumbit onus probandi (İspat yükü davacıya aittir)
In dubio pro reo (Şüpheden sanık yararlanır)
İnfinita aestimatio est libertatis (Özgürlüğün değeri sonsuzdur)
Iustitiae dilatio est quaedem negatio (Geciken adalet onun reddi demektir)
Leges ab omnibus intellegi debent (Kanunlar herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır)
Litorum usus publicus est (Kıyılar herkes tarafından kullanılabilir)
Ne bis in idem crimen iudicetur (Aynı suça iki defa mahkûmiyet kararı verilemez)
Nihil iniquis venali iustitia (Satın alınabilen adaletten daha kötü bir şey olamaz)
Non servata forma corruit actus (Şekle uyulmamışsa muamele yıkılır)
Poena corporalis maior qualibet poena pecuniaria (Bedeni ceza her türlü para cezasından daha ağırdır)
Quilibet praesumitur bonus, usque dum probetur contrarium (Aksi kanıtlanıncaya kadar bir kimsenin iyi niyetli olduğu karinedir)

Hukukun Evrensel İlkeleri

Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü

0

Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlamıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir.

2006 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 61/19 sayılı kararıyla , “köle ticareti ve köleliğin, özellikle ölçeği ve süresi göz önüne alındığında, insanlık tarihinin en kötü insan hakları ihlalleri arasında yer aldığını” kabul etmiş ve 25 Mart 2007’yi Transatlantik Köle Ticaretinin Kaldırılmasının İki Yüzüncü Yıldönümü Uluslararası Anma Günü olarak belirlemiştir. 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,ertesi yıl kurbanların anısını yaşatmak amacıyla, 17 Aralık 2007 tarihli 62/122 sayılı kararıyla , 25 Mart‘ı her yıl kutlanacak olan Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma Günü ilan etmiştir.

 

Persona non grata

0
Persona non grata

Persona non grata, latince kökenli bir terimdir ve diplomasi dilinde istenmeyen kişi olarak tanımlanmaktadır. Bir ülkenin sınırları içerisinde istemediği bir kişiyi tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır.

Kavramın çoğul biçimi istenmeyen kişiler anlamına gelen “personae non gratae” şeklindedir.

Kavram genel olarak diplomatlar ve diplomatik dokunulmazlığı bulunan kişiler için kullanılmaktadır. Ancak, diplomat olmayan kişiler hakkında da kısıtlı bir kullanım mevcuttur.

Kavram, diplomatların ajanlık yaptıklarından şüphelenilmesi durumunda onları kovmak için ve hoşnutsuzluk ifadesi olarak da kullanılmaktadır.

Persona non grata ve Uluslararası Hukuktaki Yeri

Persona Non Grata, kısaltılmış haliyle PNG olan ifade edilmektedir. 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Konvansiyonu’nda düzenlenmiştir. Konvansiyonunun 41 ve 42. maddeleri diplomatik ve siyasi misyon görevlilerini, bulundukları ülkelerin yasalarına saygı duymakla sorumlu tutmaktadır.

İstenmeyen kişi ilanında bulunan devletin menfaatlerine aykırı davranışlarda bulunan veya bir suç işlemesi halinde diplomatik kurallar gereğince yargısal yaptırıma tabi tutulamayan diplomatik görevliler hakkında uygulanmaktadır. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan edilen görevlisini geri çağırmakta yasal bir yaptırım uygulanmasına mahal vermemektedir.

İstenmeyen Adam; Persona Non Grata – Yorgo Andreadis

Persona Non Grata ilanı, yabancı bir kişiye bir ülkenin uygulayabileceği en ciddi kınama ve yaptırımlardandır. Teorik olarak kişinin sahip olduğu siyasi veya diplomatik dokunulmazlık hakkı ortadan kalkmamaktadır. Ayrıca, ilgili devlete soruşturma, tutuklama ve kovuşturma yapma hakkı vermemektedir.

Egemen ülke, ülkesinde istenmeyen kişi ilan ettiği kişiyi ülke sınırları dışına çıkaracağını ya da ülke sınırları içine almayacağını deklare etmektedir. İstenmeyen kişi ilan edilen kişi ülkeyi terk etmez, bu konuda çekingen davranır veya bunu reddedecek olursa doğrudan sınır dışı edilme ve hakkında yasal süreç başlatılma tehdidi bulunmaktadır.

Devletler, Konsolosluk binalarının dokunulmazlığı bulunması nedeniyle bu bina ve eklentilerine müdahale edemeyecektir. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan ettiği şahsın ülkeyi terk etmesi için seyahat serbestliğini sağlamakla yükümlüdür.

İstenmeyen kişi ilanında bulunan devletin menfaatlerine aykırı davranışlarda bulunan veya bir suç işlemesi halinde diplomatik kurallar gereğince yargısal yaptırıma tabi tutulamayan diplomatik görevliler hakkında uygulanmaktadır. İlgili devlet, istenmeyen kişi ilan edilen görevlisini geri çağırmakta yasal bir yaptırım uygulanmasına mahal vermemektedir.

Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi

1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Konvansiyonu’nun 9. Maddesi

1. Kabul eden Devlet, herhangi bir zaman ve kararının gerekçesini açıklamak zorunluluğunda olmaksızın, gönderen Devlete misyon şefinin veya misyon Diplomatik kadrosunun herhangi bir üyesinin istenmeyen şahıs olduğunu veya misyon kadrosunun herhangi bir başka üyesinin kabule şayan olmadığım bildirebilir. Bu takdirde, gönderen Devlet, duruma göre, ilgili şahsı geri çağırır veya misyondaki görevine son verir.

Bir şahıs, bir ülkeye gelmeden önce de istenmeyen veya kabule şayan olmayan şahıs olarak ilan edilebilir.

2.Gönderen Devlet bu maddenin 1 inci fıkrasında kayıtlı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddeder veya makul bir süre içinde yerine getirmezse, kabul eden Devlet ilgili şahsı misyonun bir üyesi olarak tanımayı reddedebilir.

İstenmeyen Kişi İlanına Örnekler

  • İsrail, 2 Ekim 2024’te; BM Genel Sekreteri António Guterres‘i ‘istenmeyen kişi ilan etti. İran’ın İsrail’e füze saldırısını ‘kesin surette kınamaması’ gerekçe gösterildi ve  ülkeye giriş yasağı kararı verildi.
  • Venezuela hükûmeti Gazze Savaşı nedeniyle 2009 yılında İsrailli diplomatları sınır dışı etti. Bunun üzerine İsrail Hükümeti mütekabiliyet ilkesine başvurdu. Venezuelalı diplomatları istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmelerini istedi.
  • Kurt Waldheim, 1972 ve 1982 yılları arasında iki defa Birleşmiş Milletler genel sekreterliği görevini üstlendi. 1986’da Avusturya’da cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanlığı döneminde ABD ve bazı ülkeler tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Nazi savaş suçlarını bilmesi ve bu suçlar hakkında hiçbir şey yapmaması gerekçe gösterildi.
  • ABD Başkanı Joe Biden, 15 Nisan 2021’de, 10 Rus diplomatın sınır dışı edileceğini açıkladı. Gerekçe olarak, siber saldırı girişimi ve başkanlık seçimlerine müdahale ile bağlantıları gösterdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı 2 Nisan 2021’de misilleme yaptı. 10 Amerikalı diplomatın sınır dışı etme kararı nota ile ABD’ye bildirildi.
  • Rusya, ABD’nin Moskova’daki iki diplomatını, 14 Eylül 2023’te “istenmeyen kişi” ilan etti. Diplomatların “Diplomatik statüleriyle uyumlu olmayan eylemleri” gerekçe gösterildi. Bu bağlamda, iki diplomatın 7 gün içinde Rusya topraklarını terk etmeleri istendi.
  • Almanya, Berlin Yüksek Mahkemesi’nin Çeçen kökenli Gürcü militan Zelimhan Hangoşvili’nin öldürülmesi davasında verdiği kararın ardından iki Rus diplomatı sınır dışı etme kararı almıştı. Rusya, misilleme yaparak 20 Aralık 2021’de, Almanya’nın Moskova büyükelçiliğinin iki çalışanını istenmeyen kişi(persona non grata) ilan etti.
  • Brad Pitt, Tibet’te Yedi Yıl filminde oynadıktan sonra Çin’de istenmeyen kişi ilan edildi.
  • İtalyan şarkıcı Albano Carrisi, 2010  yılında, Azerbaycan tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Gerekçe olarak, Azerbaycan’dan izinsiz olarak Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ziyaret etmesi gösterildi.
  • Mısır hükûmeti 2013 yılında, Türkiye’nin Kahire büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı’yı istenmeyen kişi ilan etti. Gerekçe olarak, (2013 Askerî Darbesi sonrasında), içişlerine müdahalede bulunması gösterildi. Türkiye, mütekabiliyet ilkesine göre Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin’i istenmeyen kişi ilan etti.
  • Suudi Arabistan, Kanada’nın Riyad büyükelçisi Dennis Horak’ı, 6 Ağustos 2018’de istenmeyen kişi ilan etti. Büyükelçinin, içişlerine müdahalede bulunduğu gerekçe gösterildi. Ayrıca ülkeyi terk etmesi için 24 saat süre verildi.
  • Libya’nın Atina büyükelçisi Muhammed el-Menfi, 2019 yılında, Yunanistan hükûmeti tarafından persona non grata ilan edildi. Ayrıca, ülkeyi 72 saat içinde terk etmesi istendi.
  • Sevan Nişanyan, 2021 yılında Belgrad’dan Samos Adası’na dönmek isterken Yunanistan tarafından istenmeyen kişi ilan edildi.
  • Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, 2024 yılında İsrail tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Silva, İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlamıştı.
  • Özbekistan Senatosu, Eylül 2024’te bir yasa tasarısını kabul etti. Senato, ülke hakkında ‘uygunsuz konuşan’ yabancıların yurtta bulunmalarının ve girişlerinin yasaklanmasını öngören yasayı onayladı. Özbekistan’ın ve halkının ‘şerefi, haysiyeti veya geçmişine hakaret eden veya bu tür eylemlerde bulunanların’ ülkeye girişi yasaklandı. Bu kişilerin, Özbekistan topraklarında bulunmaları halinde ‘istenmeyen kişi’ ilan edilerek sınır dışı işlemi yapılmasına karar verildi.
  • Lübnan, İran’ın Beyrut’a atadığı büyükelçi Muhammed Rıza Şeybani‘yi “istenmeyen kişi” ilan ederek 29 Mart’a kadar ülkeden ayrılmasını istedi. lübnan ayrıca “Tahran yönetiminin Lübnan-İran arasındaki diplomatik normları ve yerleşik uygulamaları ihlal ettiği” gerekçesiyle Lübnan’ın Tahran Büyükelçisi Ahmed Suveydan’ın da istişare için ülkeye çağırdı.

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

0

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu(Climate Strong Islands Declaration) 26 Şubat  2020 tarihinde Porto Riko’da ilan edilmiştir. Deklarasyon’na, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada toplulukları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve akademiler imza koymuşlardır. OrgAnizasyon, The Ocean Foundation ve Global Island Partnership tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir.

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

Bugün Ocean Foundation, kendi kaderini tayin etme, iklime dayanıklılık ve yerel çözümler yolunda ada topluluklarının yanında yer almaktan gurur duyuyor. İklim krizi şimdiden ABD’de ve dünya çapında ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Bu nedenle, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada topluluklarından ortaklarımızla İklime Dayanıklı Adalar Deklarasyonu’nu imzalamaktan gurur duyuyoruz.

İklim krizi şimdiden Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünya çapındaki ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Artan stres altındaki ada popülasyonlarının bağlı olduğu ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerle, dezavantajlı adalara yönelik hakim tutum ve yaklaşımlar değişmek zorundadır. Ada topluluklarının medeniyetimizin karşı karşıya olduğu iklim acil durumuna etkili bir şekilde yanıt vermesine yardımcı olmak için yerel, eyalet, ulusal ve uluslararası düzeylerde eylem talep ediyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki ada toplulukları, kelimenin tam anlamıyla iklim krizinin ön saflarında yer alıyor ve şimdiden aşağıdakilerle başa çıkıyor:

  • elektrik şebekeleri, su sistemleri, telekomünikasyon tesisleri, yollar ve köprüler ve liman tesisleri dahil olmak üzere kritik altyapıyı tehlikeye atan veya yok eden aşırı hava olayları ve yükselen denizler;
  • sağlık hizmetleri, gıda, eğitim ve barınma sistemleri genellikle aşırı yüklenmiş ve yetersiz kaynaklara sahiptir;
  • balıkçılığı mahveden ve birçok adanın geçim kaynağının bağlı olduğu ekosistemleri bozan deniz ortamındaki değişiklikler; Ve,
  • fiziksel izolasyonları ve çoğu durumda görece siyasi güç eksikliği ile ilgili zorluklar.

Anakara topluluklarına hizmet etmek için tasarlanan düzenlemeler ve politikalar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, genellikle adalara iyi hizmet etmemektedir:

  • ada topluluklarının karşılaştığı koşullara yeterince yanıt vermeyen federal ve eyalet afete hazırlık, yardım ve kurtarma programları ve kuralları;
  • maliyetli ve riskli yollardan anakaraya bağımlılığı artıran enerji politikaları ve yatırımları;
  • adaların aleyhine olan içme suyu ve atık su sistemlerine yönelik geleneksel yaklaşımlar;
  • ada topluluklarının savunmasızlığını artıran konut standartları, bina kodları ve arazi kullanım düzenlemeleri; Ve,
  • gıda güvensizliğini artıran sistem ve politikaların sürekliliği.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en savunmasız ada toplulukları rutin olarak göz ardı ediliyor, ihmal ediliyor veya marjinalleştiriliyor. Örnekler şunları içerir:

  • Porto Riko ve ABD Virgin Adaları için afet sonrası kurtarma yardımı siyaset, kurumsal ayak sürüme ve ideolojik duruş tarafından engellendi;
  • küçük veya yalıtılmış ada toplulukları genellikle çok az sayıda sağlık hizmeti sağlayıcısına ve hizmetine sahiptir ve var olanlar kronik olarak yetersiz finanse edilmektedir; Ve,
  • konut ve/veya geçim kaynaklarının kaybı, Katrina, Maria ve Harvey Kasırgalarının ardından gösterildiği gibi, kişi başına yüksek evsizlik ve zorunlu yer değiştirme oranlarına katkıda bulunur.

Yeterli kaynaklarla, ada toplulukları aşağıdakiler için iyi bir konumdadır:

  • bölgesel ve küresel ekonomilerde daha etkin bir şekilde yer almak için enerji, telekomünikasyon, ulaşım ve diğer teknolojilere yapılan yatırımlardan yararlanmak;
  • sürdürülebilirlik ve esnekliğe odaklanan umut verici yerel uygulamaları paylaşmak;
  • sürdürülebilirlik ve iklim azaltma ve uyum için yenilikçi çözümler pilotu;
  • deniz seviyesinin yükselmesi ve şiddetlenen fırtınalar ve doğal afetler karşısında kıyı direncini artıran ve kıyı erozyonunu önleyen doğa temelli çözümlere öncülük etmek;
  • Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin etkili yerel uygulamasını modelleyin.

İmzacılar olarak bizler, devlet kurumlarına, vakıflara, şirketlere, çevreci gruplara ve diğer kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz:

  • Adaların enerji, ulaşım, katı atık, tarım, okyanus ve kıyı yönetimine dönüştürücü yaklaşımlar geliştirme ve mükemmelleştirme potansiyelini tanımak
  • Ada ekonomilerini daha sürdürülebilir, kendi kendine yeterli ve dirençli hale getirme çabalarını desteklemek
  • Ada topluluklarını dezavantajlı duruma mı yoksa marjinalize mi ettiğini belirlemek için mevcut politikaları, uygulamaları ve öncelikleri gözden geçirin
  • Büyüyen iklim krizine ve diğer çevresel zorluklara etkili bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olacak yeni girişimler, programlar ve projeler geliştirmek için ada topluluklarıyla saygılı ve katılımcı bir şekilde işbirliği yapın
  • Bağlı oldukları kritik sistemleri dönüştürmeye çalışırken ada topluluklarına sağlanan finansman ve teknik desteğin düzeyini artırın
  • Ada topluluklarının geleceklerini etkileyen finansman ve politika oluşturma faaliyetlerine daha anlamlı bir şekilde katılabilmelerini sağlamak

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu’nu İmzalayanlar (Climate Strong Islands Declaration Signatories)

350.org
Abruña & Musgrave Architects
America’s WETLAND Foundation
Atlantic Marine ConservationSociety
Boricuas Unidos en la Diáspora
Brigadas Salubristas
Cambio, Puerto Rico
Citizen’s Campaign for the Environment
Clean Energy Group
Comite Dialogo Ambiental
Coral Vita
Defend H2O
El Puente

El Puente: Enlace Latino de Acción Climática
Emerge Puerto Rico
Enterprise
Environment America
Environmenal Defense Fund
Estuario
Friends of the Bay
Friends of the Earth United States
Fundacion Amigos de El Yunque
Fundación Comunitaria de Puerto Rico
Futures Forum
Galveston Bay Foundation
Global Island Partnership
Governor of Guam
Green Cross
Guam Legislature
Hawai’i Youth Climate Coalition
Hawai’i Green Growth

Hispanic Federation
Institute of Caribbean Studies
Island Impact
Island Institute
Kua‘āina Ulu ‘Auamo
Long Island Community Foundation
The Miami Foundation
Micronesia Climate Change Alliance
Mujeres de Islas
Natural Area Reserves System
The Nature Conservancy
The New York Community Trust
North Shore Land Alliance
The Ocean Foundation
Open Space Council
Pacific RISA
Para la Naturaleza
Puerto Rico Bar Association
Queremos Sol
Rocky Mountain Institute

Seacology
Sea Grant Puerto Rico
Sierra Club
Sisters of St. Joseph, Brentwood NY
Solar Responders
SWEEP Standard
Sylvester Manor Educational Farm
Trust for Public Land’s Hawaiian Islands Program
UnitedNationsAssociationoftheUnitedStatesofAmerica-PuertoRicoChapter
University of Guam
University of Guam Center for Island Sustainability
University of Guam Green Army
University of Puerto Rico Center for Public Health Preparedness
UniversityofPuertoRicoDepartmentofEnvironmentalHealth
Vieques Conservation and Historical Trust
ViequesLove
Wise Laboratory of Environmental and Genetic Toxicology
World Central Kitchen

Adalar Deklarasyonu

0
Adalar Deklarasyonu, Ada Dostları Derneği tarafından, 2024 yerel seçimleri münasebetiyle, kültürel, doğal ve tarihi mirasın korunması amacıyla yayınlanmıştır. 
Deklarasyon yönetime aday olan muhatapların, sivil t0plum kuruluşlarının ve vatandaşların imzasına da açılmıştır.
[box type=”note” align=”aligncenter” class=”” width=””] Ada Dostları Derneği, aralarında Çelik Gülersoy, Ediz Hun, Ali Sirmen, Behlül Ablak ve Tiraje Dikmen’in de aralarında bulunduğu isimler tarafından kurulmuştur. Derneğin faaliyetleri, Perihan Ergun tarafından yürütülen çalışmalarla uzun yıllar boyunca kamuoyunun gündeminde kalmıştır. Her yıl yapılan Sait Faik Abasıyanık anma törenleri kurumun en önemli faaliyetlerindendir.  [/box]
Adalar Deklarasyonu
Belediye yönetimi ve meclis; şeffaf, hesap vermekten kaçınmayan, demokratik, katılımcı, eşitlikçi, kamu hizmeti standartlarını, prensiplerini ve etik ilkeleri benimsemiş kişilerden oluşmalıdır. Hakkında herhangi bir şaibe ve kamuoyunu ilgilendiren suiistimal iddiası bulunan hiç kimse belediye başkanlığına ve belediye meclisine aday olmamalıdır.
Adalar, metropolün bir parçası olmadığı gibi bir köy ya da kasaba değildir.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
İstanbul’un en prestijli bölgesi olarak Adalar’ın doğal ve tarihi SİT Alanı ve açık hava müzesi özelliğini önceleyen bir yönetim teşkil edilmelidir. Yaz-kış nüfus farkına uygun çözümler üretilmeli; Adalarımızın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması süreci ile uyumlu plan ve program hazırlanmalıdır. Belediye yönetimi, şehrin bir sayfiyesi olan Adalar’ın kültürel, doğal ve tarihi mirasını koruyacak, geliştirecek bir vizyona sahip olmalıdır. Tarihi ve kültürel mirasın korunmasına dönük uluslararası sözleşmeler fiilen uygulamaya geçirilmelidir.
Adalar ilçesinde, orman alanları yeteri kadar korunmamakta, kıyı çizgisi kuralı ihlal edilmekte, plajların neredeyse tamamı kaçak işetmeler tarafından işgal edilmekte, temizlik, estetik, kültür ve sanat politikalarında yönetim stratejisi bulunmamaktadır. Yeni belediye yönetimi, ülkemizin gözbebeği olan Adalar’ın SİT Alanı statüsünün bütüncül bir şekilde korunmasını sağlayacak bir misyon ve vizyona sahip olmalıdır. Kıyı Kanunu ve Orman Kanunu prensipleri ile birlikte beş yıllık bir restorasyon dönemi hedeflenmelidir.
Ülkemizde yerinden yönetim esaslarının uygulanabileceği yegâne yerleşim birimi Adalar’dır. Bu çerçevede, Belediye önünde her hafta pazar günleri halk forumları yapılmalı, yerel yönetim halka sürekli hesap vermelidir.
Kış mevsiminde Ada’da yaşayanların tanışması ve kaynaşması için yaygın etkinlikler düzenlenmeli, gerçek adalıların tüm kararlara katılımı sağlanmalıdır.
Adalar’a girip çıkan insana dayalı nüfus hareketi ile hayvan ve araç sayısını kontrol edecek bir sistem kurulmalıdır.
Adalar’ın sorunlarını sistemli bir şekilde takip edecek olan uzmanlardan kurulu bir merkez teşkil edilmeli, halkı doğrudan ilgilendiren ve kamudan kaynaklanan sorunları takip etme işi sivil toplumun sırtına yıkılmamalı, halk tarafından seçilen belediye yönetimi bu sorunların üstesinden gelmelidir.
Adalarda yaşayan yazlıkçıların birincil ikamet adreslerinin Adalar’a taşınması için kampanya başlatılmalı, 20.000 sınırı aşılmalı, belediye bütçesine merkezi bütçeden alınan pay artırılmalıdır.
Adakart’’ı olanlar için vapur ücretleri düşürülmeli, dışarıdan gelenler için ise bu ücretler arttırılmalı, bu bedelin bir kısmı Adalar Belediyesi’ne aktarılmalıdır.
Yeni belediye yönetimi Adalar’ın yeniden genç nüfusa kavuşması için gerekli projeleri geliştirmelidir.
İmar, tadilat, bina ve işyeri ruhsatı ve diğer işlemlerdeki kötü yönetim imajı düzeltilmelidir.
Tüm adalılara eşit muamele yapıldığı uygulama ile gösterilmelidir.
Kaçak yapılaşma ve kaçak işletmelerle etkin şekilde mücadele edilmeli, yasalar uygulanmalıdır.
Adalar’da uzun zamandan beri konuşulan Atık Yönetimi sorunu gecikmeksizin çözülmeli, atıklar kaynağında ayrıştırılmalı, organik atıklar Ada’’da kalacak şekilde değerlendirilmeli; kâğıt, plastik, cam ve benzeri atıklar gelire dönüştürülerek belediye bütçesinin gelir hanesine aktarılmalıdır.
Adalar ilçesinin kendine yeten bir yerleşim birimine dönüştürülmesi için çaba gösterilmeli, özellikle meyve, sebze ve çiçek üretimi için model geliştirilmeli, Adalar’da yaşayanların yarattığı toplam ekonomik değerin arttırılması hedeflenmelidir.  Balıkçılık geliştirilmelidir. Kendi enerjisini, kendi gıdasını ve birtakım ürünlerini kendisi üreten bir Ada yaratılmalıdır.
Adalar’da halkın günlük hizmetinde olan kamusal mekân neredeyse yoktur. Yeni belediye yönetimi ve meclisi; tiyatro, sinema, sergi, gösteri, toplantı ve etkinliklerin yapılacağı yeni mekanların ve bir kültür merkezinin yaratılmasını sağlayacak vizyona sahip olmalıdır.
Kültürel faaliyetlerin takvimi yapılmalı, Adalar’a özel bir kültür ve sanat konsepti geliştirilmeli, Adalarımızda iz bırakmış önemli kişilerin bir listesi çıkarılmalı, doğum ve ölüm yıldönümlerinde sivil toplum kuruluşları ile birlikte mutlaka anma günleri yapılmalı, her ada ile özdeşleşen festivaller düzenlenmelidir.
Sağlık hizmeti ve acil servis kapasitesi artırılmalı; belediye, merkezi hükümeti harekete geçirerek bu sorunu çözmeli, sağlık hizmeti için anakaraya gitme ihtiyacı azaltılmalıdır.
Adalar’ın her birinin kendi özgün yapılarını, kimliklerini ve kültürünü yansıtacakları modeller geliştirilmelidir.
Çöp tasnifi yapılmalı, plastik, kâğıt, cam ve organik maddeler ayrıştırılarak gelir elde edilmeli, belediye bütçesinin en önemli kalemlerinden olan çöp toplama masrafları avantaja dönüştürülmelidir.
Adalar’da sıfır atık kuralları uygulanmalı, plastik torba yasaklanmalıdır. Sıfır atık ve kaynağında ayrıştırma hedefi gerçekçi bulunmuyorsa yeraltı çöp konteyneri uygulamasına geçilmelidir. Çöp konteynerleri tek renkte ve çevresi temiz olmalıdır.
Kanunlarda açıkça yazan idari para cezaları uygulanmalıdır. Çevreyi, sokakları ve ormanı kirletenlere en ağır cezalar verilmelidir.
Nihai hedef olarak Ada ormanlık alanları milli park ilan edilmelidir. Ormanlık alanlar, plastik ve diğer atıklardan derhal temizlenmelidir. Orman alanlar; sulak bölgeler, göletler, mini ırmaklar ve düzenli bakımlarla tabiat parkına çevrilmeli, yangın tehlikesi kaynağına yok edilmelidir.
Olası bir yangın için tüm tedbirler eksiksiz biçimde alınmalıdır. Adalar’da yangın çıkmayacak bir model kurulmalıdır. İtfaiye, Ada halkı ile birlikte sık sık yangın tatbikatı yapmalıdır. Acil müdahale tankerlerinin sayısı artırılmalıdır.
Olası depreme tüm Adalılar hazır hale getirilmeli, tüm binalarda camlar filmle kaplanmalı, tüm evlerde deprem çantası uygulaması yapılmalı, sağlam olmayan binaların tespiti tamamlanmalı, olağanüstü duruma karşı erzak ve sağlık malzemesi depolanmalıdır. İnsan kaynağı ve sağlık personeli ataması ön hazırlığı yapılmalıdır.
Sokaklara ve caddelere ev ve işyeri atığı atanlara yasaların emrettiği cezalar verilmelidir. Yere tüküren ve izmarit atanlara idari yaptırımlar uygulanmalı, Adalar’a gelen turistlerin ve yerli halkın Ada kültürüne uygun davranması için teşvik edici görseller vapurlarda ve Ada’nın her yerinde bulunmalıdır.
Ada vapurlarındaki ekranlarda İBB genel yayını yerine Adalar kültürünü tanıtan videolar yayınlanmalıdır.
Tüm Ada iskelelerine, ilgili Ada’nın gezilebilecek doğal ve tarihi güzelliklerinin gösterildiği panolar yerleştirilmelidir.
Mobil Uygulama yapılarak çevreyi, ormanı ve kültürü koruma uyarıları Adalar’a girmeden önce herkese yapılmalıdır.
Özellikle Büyükada’da denize ulaşılamayan kapalı sokakların tamamı derhal ve ivedilikle halka açılmalı, kıyı kanununun emirleri yerine getirilmelidir. Denize erişimin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Sahillerde kesintisiz dolaşmak tüm yurttaşların anayasal hakkıdır. Sahillerde bulunan ve kıyı çizgisini ihlal eden işletmeler sorunu esnaf ve belediye arasında yapılacak müzakere ile çözülmeli ve kanuna uygun hale getirilmelidir.
Yol ve park işgali yapan işletmeler olması gereken sınıra çekilmelidir.
Belediye ve zabıta görevini yapmalı, kıyı yağması engellenmelidir.
Plajlara giriş anayasanın emri gereğince kesinlikle ücretsiz olmalıdır. Eğer plajlar ücretsiz olmayacaksa, bu ücret kamu kurumları tarafından tahsil edilmeli, bu gelir Adalar halkına hizmet için harcanmalıdır. Plajları işletenler verdikleri hizmetlerin bedeli dışında bir giriş ücreti almamalı; yiyecek içecek hizmeti, şemsiye ve şezlong bedeli dışında bir ücret almamalıdır. Verilen hizmetin kalite ve standardı belirlenmeli, alınacak ücretlere de sınır getirilmelidir.
ADAKART SAHİPLERİNE TÜM PLAJLAR VE MESİRE ALANLARI KESİN OLARAK ÜCRETSİZ OLMAK ZORUNDADIR. Adalar’da yaşayan halk, özel mülk dışındaki tüm alanları özgürce kullanabilmelidir.
Tüm Adalar’daki kaçak plaj işletmesi sorunu acilen çözülmelidir. Turizm ruhsatı bulunmayan plajlar derhal mühürlenmelidir. İşletme ruhsatı bulunmayan plajlar ile ruhsatının kapsamına uygun davranmayan işletmeler derhal kapatılmalıdır. Bu sorunun başkaca sorunları tetiklediği, yangın tehlikesine davetiye çıkardığı, yasadışılığı sıradanlaştırdığı ve halkın plajlara ve denize erişimini de imkânsız hale getirdiği unutulmamalıdır.
Kıyı kenar çizgisi kuralı Anayasa’ya ve yasalara uygun şekilde ve kati biçimde uygulanmalıdır. Diğer kamu kurumlarının görevini yapması konusunda seçimle göreve gelen Belediye halkın temsilcisi rolünü üstlenmelidir.
Kaliteli turizm uygulamaları geliştirilmeli, yavaş şehir uygulaması için gerekli şartlar kademe kademe tamamlanmalıdır. Sanat, edebiyat, müzik yoluyla adalara gelen turist kalitesi artırılmalı, İstanbul metropolünün elit kitlesi adaya çekilmeli, yemek, müzik, eğlence kültürü zamanla değiştirilmeli, Ada esnafının katma değeri yüksek gelir elde etmesi sağlanmalıdır.
Turistlerin mümkün olduğu kadar rehber eşliğinde olması sağlanmalıdır.
Adalar’a bayram tatillerinde ücretsiz ulaşım olmamalı, orantısız ve niteliksiz turizme engel olunmalıdır.
Yılbaşında belediye ve sivil toplum işbirliğinde organizasyonlar hazırlanmalı ve bütün bir aralık ayını kapsayacak bu organizasyonlar yoluyla Adalar’a en az ziyaretçinin geldiği kış ayları eğlenceli ve esnaf açısından gelir getirici bir döneme dönüştürülmelidir.
Yasa dışı, plakasız akülü araç ve bisiklet kaosu derhal sona erdirilmelidir. Akülüler; hastalar, yaşlılar, esnaf ve çıkılması zor yokuşlar içindir. Bu sayılanlar dışındaki akülü araç kullanım yasağı kesin olarak uygulanmalıdır.
Trafik kuralları Adalar için de geçerlidir. 18 yaş altı çocukların akülü kullanımı engellenmeli, trafik levhaları konmalı ve takip yapılmalı, kurallara uymayanlar trafikten men edilmelidir.
Market ve işletmelerin akülüleri amaç dışı kullanımı denetlenmelidir.
Bütün halkın bildiği ve gördüğü korsan taksi sorunu acilen çözülmelidir.
Motorlu taşıtların adalarımıza kolayca girişi engellenmelidir.
Kamu görevlileri makam aracı kullanmamalı, halka örnek olmalıdır.
Hız sınırına uymayan tüm araçlara ceza uygulanmalıdır. Kamu araçlarının hız sınırını ihlal etmesi halinde bu ceza aracın şoföründen tahsil edilmelidir.
Emniyet, belediye, kaymakamlık, savcılık ve diğer kurumların araçları da bu hız sınırlarına uymalı, uymayanlar cezalandırılmalıdır.
Özellikle birbiri ile yarış yapan akülüler trafikten men edilmelidir.
Çarşıda ve caddelerde akülülerin ve bisikletlerin girmesi yasak olan alanlara bu araçların girmesi kesin olarak engellenmelidir. Zabıta ve polis görevini yapmalı, görevini yapmayanlar hakkında da işlem yapılmalıdır.
Bisiklet kiralama dükkânları Ada merkezinden uzak bir noktaya derhal taşınmalıdır. Turizm amaçlı bisiklet kullanımı ada merkezinde yasaklanmalıdır. Bisiklet kiralama ve kullanma şartnamesi hazırlanmalı, bisiklete binmesini bilmeyenlere kiralama yapılmamalı, kask kullanımı zorunlu olmalı, uymayan işletme ve sürücülere ceza uygulanmalıdır.
Motor seferleri azaltılmalı, vapur seferleri artırılmalıdır. Tarifeli vapurlara ilaveten Adalar arası ring seferleri konulmalıdır.
Kabataş’a daimi sefer yapan Turyol’un fahiş ücret uygulaması sona ermeli, tarifeli sefer standartlarına tabi olmalıdır.
Tüm vapur ve motorların Adalar arası ulaşımı ücretsiz olmalıdır.
Bisikletini yanında taşıyanlardan motorlar ücret almamalıdır.
İskelelere yakın yerlerde bisiklet ve akülü araç parkları yapılmalı, sokaklar ve kaldırımlar akülü araç ve bisiklet işgalinden kurtarılmalıdır.
Restoranlardaki fahiş fiyat şikayetleri değerlendirilip kontrol edilmeli, restoran kapılarında hanutçuluk ve taciz engellenmeli, Ada’ya yakışan bir görünüm sağlanmalıdır.
Yerel yönetime büyük görev düşmektedir: Adalar halkının malumu olan tüm sorunları çözemeyecek olanlar göreve gelmemeli, yönetime aday olanlar bu sorunları bilerek aday olmalı, göreve geldikten sonra da sorunları çözmelidir. On yıllardan beri konuşulan ama çözülemeyen sorunlar artık kronikleşmiştir. Yaz nüfusunun çok olması nedeniyle sorunların çözülemeyeceğine dönük ön kabul ile hareket edilmesi ve vurdumduymazlık kabul edilemez.
Birincil ulaşım aracının elektriksiz bisiklet olması hedeflenmelidir. Bu durum, adaların sürdürülebilir kültürü açısından gereklidir.
Ada içi ulaşımda mümkün olduğu kadar yayalaşma teşvik edilmelidir. Avrupa’nın büyük kentlerinde dahi bisiklet kullanımı yaygınlaşırken Adalar gibi bir sayfiyede motorlu araç kullanımının sürekli çoğalması kabul edilemez.
Belediye’de bir Estetik Kurulu olmalıdır. Ada ön görünümüne ve estetiğe önem verilmelidir. Estetik Kurul’dan geçmeyen hiçbir işlem uygulanmamalı, mevcut durum belli bir periyotta Estetik Kurul’un düzenlemelerine uygun hale getirilmelidir. Özellikle ana caddeler ve merkezi bölgeler estetik açıdan tarihi ve kültürel mirasa uygun hale getirilmelidir.
İş yerlerinin görünümü estetik ve Adalar’a yakışır bir hale dönüştürülmelidir.
Tabela kirliği sorunu çözülmeli, ışıklı ve metal tabelalar Adalar’da yasaklanmalıdır.
Adalar kültürünün ayrılmaz bir parçası olan faytonlar her Ada’da belli lokasyonlarda faaliyet göstermek ve turizm amaçlı kullanılmak üzere yeniden faaliyete geçmelidir. Atlı polis ve atlı zabıta olmalı, motorlu taşıtlar sadece acil durumlar için hareketsiz olarak kızakta beklemelidir.
İskele kalabalığı ve kirliliği azaltılmalıdır. İDO iskeleleri ya kaldırılmalı ya da Adalıların kullanımına açılmalıdır. Modern iskeleler yapılmalı, birden fazla iskele uygulaması kaldırılmalı, tek bir iskeleden tüm deniz araçları faydalanmalıdır. Yasa dışı iskeleler yıkılmalıdır.
Sokak hayvanları için gerekli önlem alınmalı, veterinerlik hizmetleri sokakları da kapsayacak şekilde artırılmalıdır.
Belirli mesafelere WC Üniteleri konulmalı ve periyodik bakımları yapılmalıdır.
Uyuşturucu kullanımı ile mücadele edilmeli; Belediye, polis ile işbirliği yapmalıdır.
Ada sokaklarında ağaç dikilebilecek alanlar boş bırakılmamalı, mutlaka ağaç dikimi yapılmalı, her yıl bahar aylarında halkın katılımı ile ağaç dikme şenliği yapılmalıdır.
Kaldırımların kötü durumu düzeltilmeli, çöp konteynerlerinin pis görünümü giderilerek adaya özgü nezih bir modele görüştürülmelidir.
Adalı çocukların güven içinde kullanacakları kreşler ve sosyal donatı alanları zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç acilen çözülmelidir.
Çocukların sosyal ve kültürel gelişimlerini destekleyen projeler geliştirilmelidir. Ada çocuklarının diğer adaları ve kendi yaşadığı adanın tüm önemli yerlerini görmesi ve tanıması sağlanmalıdır.

24 Mart – Hukuk Takvimi

0
24 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
24 Mart – Hukuk Takvimi
1794 Fransız İhtilali’nin en önemli devrimcilerinden biri olan Fransız gazeteci ve devrimci Jacques-René Hébert, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Kasım 1757) Katolik Kilisesi’ne olan karşıtlığı ve halkçılığıyla nam saldı. Ateizm hakkında meydanlarda konuşmalar yaptı. Hristiyanlık karşıtı kampanyalar yürüttü. Akılcılığı savundu. Devrim’den birkaç yıl sonra giyotine gönderildi. İnfazları 24 Mart 1794’te gerçekleşti. Cesedi Madeleine Mezarlığı’na kaldırıldı. Dul karısı da yirmi gün sonra 13 Nisan 1794’te idam edildi ve cesedi Errancis Mezarlığına atıldı.

Jacques-René Hébert
1860 Japon devlet adamı Naosuke Ii yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1815) 1858 yılında ABD ile ilk ticaret antlaşmasını imzalayarak Japonya’nın batıya açılmasında önemli rol oynadı.
1874 Hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi doğdu. (Ölümü: 30 Ekim 1961) Turin Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. Sosyalist lider Filippo Turati’nin dergisi olan sosyal eleştiri’de çalıştı. 1895 yılında mezun olan Einaudi, Turin Üniversitesi, Turin Teknik Üniversitesi ve Bocconi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1919 yılında Kraliyet Kontenjan Senatörü olarak atandı. Einaudi, La Stampa ve Il Corriera Della Sera gibi gazetelerde de görev yaptı. 1945’de İtalya Merkez Bankası başkanı olarak atandı. 1947-1948 yılları arasında ekonomi bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini üstlendi. 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.

İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı ve hukukçu Luigi Einaudi
1878 İstanbul Barosu İstanbul’da dava vekilliği yapanlardan (63) kişi; 24 Mart 1294 Rumî (5 Nisan 1878 Miladî) yılı Cuma günü İstanbul’da ilk Genel Kurul toplantısı yaptı. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açtı. İstanbul Barosu Başkanlığına Alexandre Meryem Kouli getirildi.
1923 Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.

Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi kapağında
1926 Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun, TBMM’de kabul edildi.
1944 Güney Kore’nin ilk kadın Başbakanı Han Myeong-sook doğdu.
1944 Sırp hukukçu ve siyasetçi Vojislav Koštunica doğdu. Belgrad Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1974’te “Kapitalizmin Siyasal Sisteminde Kurumsallaşmış Muhalefet” tezi ile doktora derecesini tamamladı. 1974’de asistan olduğu üniversiteden Josip Broz Tito’nun komünist rejimini eleştirdiği için ihraç edildi.  İhraç edildikten sonra, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ve 1981’den itibaren Felsefe ve Sosyal Teori Enstitüsü’nde çalıştı. burada insan haklarının korunması, özellikle düşünce  ve ifade özgürlüğü üzerine çalıştı. 1989’da Demokrat Parti’nin kurucularından biri oldu. Daha sonra  Sırbistan Demokrat Partisi’nin liderliğine seçildi. 2000 yılında Yugoslavya Devlet Başkanı oldu. 2004’de Sırbistan’ın 8. başbakanı olarak seçildi.

Sırbistan Cumhurbaşkanı ve hukukçu Vojislav Koštunica
1955 Alman hukukçu ve  siyasetçi Otto Gessler yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 6 Şubat 1875) Tübingen Üniversitesi, Leipzig Üniversitesi ve Erlangen Üniversitesi’nde hukuk üzerine eğitim gördü. Leipzig’in adli servisi için çalıştı. Daha sonra Bavyera’ya taşındı ve Bavyera adalet bakanlığında çeşitli görevlerde bulundu. 1910’dan 1914’e kadar Regensburg’un belediye başkanı olarak görev yaptı. 1918’de DDP’nin kurucularından biri oldu. 1919’da İmar Bakanı olarak atandı. 1920’den 1928’e kadar Savunma Bakanı olarak görev yaptı. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, insani yardım kuruluşlarına katıldı. Hatıraları, 1958 yılında “Weicher Zeit’teki Reichswehrpolitik” adıyla ölümünden sonra yayımlandı.

Otto Gessler
1978 Savcı Doğan Öz Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürüldü. (Doğumu: 1943)

Gazeteci Berivan Tapan’ın, Tekin Yayınevi tarafından yayınlanan “Savcı Doğan Öz’ü Vurdular – Bir Kontrgerilla Cinayeti” isimli kitabı
1986 Hukukçu ve gazeteci Ertuğrul Yeşiltepe yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Haziran 1933) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1953 yılında Gazeteciliğe Türk Haberler Ajansı’nda başladı.
1988 Hukuk profesörü ve siyasetçi Turhan Feyzioğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1922) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü.  İngiltere’de anayasa hukuku alanında  doktora yaptı ve 1955 yılında Türkiye’nin en genç profesörü unvanını aldı. 1956 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dekan oldu. Fakültenin yayını olan “Forum” dergisindeki yazıları nedeniyle iktidardaki Demokrat Parti ile çatıştı ve hakkında kovuşturma açılınca üniversiteden istifa etti. 27 Mayıs Darbesinden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne seçildi. Kurucu Meclis’te Üniversite Temsilcisi olarak Anayasa Komisyonu başkanlığına getirildi. 1978 yılında kurulan Ecevit Hükümetinde devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini birlikte üstlendi.
2000 Varan Turizm’e ait bir otobüs, yolcularıyla birlikte kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
2000 Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
2009 Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
2016 Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
2016 Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarıldı. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi.

24 Mart – Hukuk Takvimi

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik

0

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde, özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve bilinç düzeyini geliştirmek amacıyla çıkarılmıştır. Yönetmeliğin dayandığı Kuruluş Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Kişisel Verilerin Koruma Kurulu Başkanlığı

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik hükümleri; 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 7 nci maddesi uyarınca veri sorumluları hakkında uygulanır.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 6698 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

a) Alıcı grubu: Veri sorumlusu tarafından kişisel verilerin aktarıldığı gerçek veya tüzel kişi kategorisini,

b) İlgili kullanıcı: Verilerin teknik olarak depolanması, korunması ve yedeklenmesinden sorumlu olan kişi ya da birim hariç olmak üzere veri sorumlusu organizasyonu içerisinde veya veri sorumlusundan aldığı yetki ve talimat doğrultusunda kişisel verileri işleyen kişileri,

c) İmha: Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesini,

ç) Kanun: 24/3/2016 tarihli ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununu,

d) Kayıt ortamı: Tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin bulunduğu her türlü ortamı,

e) Kişisel veri işleme envanteri: Veri sorumlularının iş süreçlerine bağlı olarak gerçekleştirmekte oldukları kişisel verileri işleme faaliyetlerini; kişisel verileri işleme amaçları, veri kategorisi, aktarılan alıcı grubu ve veri konusu kişi grubuyla ilişkilendirerek oluşturdukları ve kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami süreyi, yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel verileri ve veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirleri açıklayarak detaylandırdıkları envanteri,

f) Kişisel veri saklama ve imha politikası: Veri sorumlularının, kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süreyi belirleme işlemi ile silme, yok etme ve anonim hale getirme işlemi için dayanak yaptıkları politikayı,

g) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,

ğ) Periyodik imha: Kanunda yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması durumunda kişisel verileri saklama ve imha politikasında belirtilen ve tekrar eden aralıklarla resen gerçekleştirilecek silme, yok etme veya anonim hale getirme işlemini,

h) Sicil: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanlığı tarafından tutulan veri sorumluları sicilini,

ı) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini,

i) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi,

ifade eder.

(2) Bu Yönetmelikte yer almayan tanımlar için Kanundaki tanımlar geçerlidir.

İKİNCİ BÖLÜM
Kişisel Veri Saklama ve İmha Politikası
Kişisel veri saklama ve imha politikasına ilişkin esaslar

MADDE 5 – (1) Kanunun 16 ncı maddesi gereğince Veri Sorumluları Siciline kayıt olmakla yükümlü olan veri sorumluları, kişisel veri işleme envanterine uygun olarak kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamakla yükümlüdür.

(2) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlanmış olması; kişisel verilerin Kanuna ve Yönetmeliğe uygun biçimde saklandığı, silindiği, yok edildiği veya anonim hale getirildiği anlamına gelmez.

(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü altında bulunmayan veri sorumlularının, Kanun ve bu Yönetmelik uyarınca kişisel verileri saklama, silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülükleri devam eder.

Kişisel veri saklama ve imha politikasının kapsamı

MADDE 6 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası asgari olarak;

a) Kişisel veri saklama ve imha politikasının hazırlanma amacına,

b) Kişisel veri saklama ve imha politikası ile düzenlenen kayıt ortamlarına,

c) Kişisel veri saklama ve imha politikasında yer verilen hukuki ve teknik terimlerin tanımlarına,

ç) Kişisel verilerin saklanmasını ve imhasını gerektiren hukuki, teknik ya da diğer sebeplere ilişkin açıklamaya,

d) Kişisel verilerin güvenli bir şekilde saklanması ile hukuka aykırı olarak işlenmesi ve erişilmesinin önlenmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

e) Kişisel verilerin hukuka uygun olarak imha edilmesi için alınmış teknik ve idari tedbirlere,

f) Kişisel verileri saklama ve imha süreçlerinde yer alanların unvanlarına, birimlerine ve görev tanımlarına,

g) Saklama ve imha sürelerini gösteren tabloya,

ğ) Periyodik imha sürelerine,

h) Mevcut kişisel veri saklama ve imha politikasında güncelleme yapılmış ise söz konusu değişikliğe,

ilişkin bilgileri kapsar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi
İlkeler

MADDE 7 – (1) Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddelerinde yer alan kişisel verilerin işlenme şartlarının tamamının ortadan kalkması halinde, kişisel verilerin veri sorumlusu tarafından resen veya ilgili kişinin talebi üzerine silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi gerekir.

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesinde Kanunun 4 üncü maddesindeki genel ilkeler ile 12 nci maddesi kapsamında alınması gereken teknik ve idari tedbirlere, ilgili mevzuat hükümlerine, Kurul kararlarına ve kişisel veri saklama ve imha politikasına uygun hareket edilmesi zorunludur.

(3) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi ve anonim hale getirilmesiyle ilgili yapılan bütün işlemler kayıt altına alınır ve söz konusu kayıtlar, diğer hukuki yükümlülükler hariç olmak üzere en az üç yıl süreyle saklanır.

(4) Veri sorumlusu, kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi, anonim hale getirilmesi işlemiyle ilgili uyguladığı yöntemleri ilgili politika ve prosedürlerinde açıklamakla yükümlüdür.

(5) Veri sorumlusu, Kurul tarafından aksine bir karar alınmadıkça, kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme yöntemlerinden uygun olanını seçer. İlgili kişinin talebi halinde uygun yöntemi gerekçesini açıklayarak seçer.

Kişisel verilerin silinmesi

MADDE 8 – (1)Kişisel verilerin silinmesi, kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(2) Veri sorumlusu, silinen kişisel verilerin ilgili kullanıcılar için erişilemez ve tekrar kullanılamaz olması için gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verilerin yok edilmesi

MADDE 9 – (1) Kişisel verilerin yok edilmesi, kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin yok edilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi

MADDE 10 – (1) Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi, kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesidir.

(2) Kişisel verilerin anonim hale getirilmiş olması için; kişisel verilerin, veri sorumlusu, alıcı veya alıcı grupları tarafından geri döndürme ve verilerin başka verilerle eşleştirilmesi gibi kayıt ortamı ve ilgili faaliyet alanı açısından uygun tekniklerin kullanılması yoluyla dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemez hale getirilmesi gerekir.

(3) Veri sorumlusu, kişisel verilerin anonim hale getirilmesiyle ilgili gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür.

Kişisel verileri resen silme, yok etme veya anonim hale getirme süreleri

MADDE 11 – (1) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlamış olan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden ilk periyodik imha işleminde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.

(2) Periyodik imhanın gerçekleştirileceği zaman aralığı, veri sorumlusu tarafından kişisel veri saklama ve imha politikasında belirlenir. Bu süre her halde altı ayı geçemez.

(3) Kişisel veri saklama ve imha politikası hazırlama yükümlülüğü olmayan veri sorumlusu, kişisel verileri silme, yok etme veya anonim hale getirme yükümlülüğünün ortaya çıktığı tarihi takip eden üç ay içinde, kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir.

(4) Kurul, telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması halinde, bu maddede belirlenen süreleri kısaltabilir.

Kişisel verileri ilgili kişinin talep etmesi durumunda silme ve yok etme süreleri

MADDE 12 – (1) İlgili kişi, Kanunun 13 üncü maddesine istinaden veri sorumlusuna başvurarak kendisine ait kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini talep ettiğinde;

a) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmışsa; veri sorumlusu talebe konu kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir. Veri sorumlusu, ilgili kişinin talebini en geç otuz gün içinde sonuçlandırır ve ilgili kişiye bilgi verir.

b) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmış ve talebe konu olan kişisel veriler üçüncü kişilere aktarılmışsa veri sorumlusu bu durumu üçüncü kişiye bildirir; üçüncü kişi nezdinde bu Yönetmelik kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasını temin eder.

c) Kişisel verileri işleme şartlarının tamamı ortadan kalkmamışsa, bu talep veri sorumlusunca Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekçesi açıklanarak reddedilebilir ve ret cevabı ilgili kişiye en geç otuz gün içinde yazılı olarak ya da elektronik ortamda bildirilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Tereddütlerin giderilmesi

MADDE 13 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında doğacak tereddütleri ve uygulamaya ilişkin aksaklıkları gidermeye ve uygulamayı yönlendirmeye, ilke ve standartları belirlemeye ve uygulama birliğini sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmaya, bu hususta gerekli her türlü bilgi ve belgeyi istemeye, bu Yönetmelikte yer almayan konularda ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde karar vermeye Kurul yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 14 – (1) Bu Yönetmelik 1/1/2018 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 15 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu

0

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu(KVKK) Başkanlığının kuruluş amacı, Anayasada öngörülen özel hayatın gizliliği ile temel hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında, Türkiye’de kişisel verilerin korunmasını sağlamak ve buna yönelik farkındalık oluşturarak bilinç düzeyini geliştirmek, aynı zamanda veri temelli ekonomide özel ve kamusal aktörlerin uluslararası rekabet kapasitelerini artırıcı bir ortam oluşturmaktır. Kurum, kişisel verilerin korunması ile buna ilişkin vatandaşlık bilincinin oluşmasında yasal otoritedir. Kurumun çalışma ilkeleri, özel hayatın gizliliğini koruma, temel hak ve özgürlüklere saygı, tarafsızlık, bağımsızlık, güvenilirlik, hukuka ve etik ilkelere uygunluk, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, hızlı, doğru ve objektif karar alma, işbirliği ve katılımcılık ile ulusal ve uluslararası düzeyde hizmet verme olarak ilan edilmiştir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 24 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, kanun 7 Nisan 2016 tarihinde 29677 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa göre Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri seçilmiş ve kurum göreve başlamıştır.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (6698 Sayılı Kanun)

 BİRİNCİ BÖLÜM

AMAÇ, KAPSAM VE TANIMLAR

Amaç

Madde 1 – (1) Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

Madde 2 – (1) Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler1 ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan2 ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır.345

Tanımlar

Madde 3 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Açık rıza67: Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan8 ve özgür iradeyle açıklanan9 rızayı,

b) Anonim hâle getirme: Kişisel verilerin, başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hâle getirilmesini1011,

c) Başkan: Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanını,

ç) İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,

d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi12,

f) Kurul: Kişisel Verileri Koruma Kurulunu,

g) Kurum: Kişisel Verileri Koruma Kurumunu,

ğ) Veri işleyen: Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişiyi1314,

h) Veri kayıt sistemi: Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini1516,

ı) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi1718,

ifade eder.


İKİNCİ BÖLÜM

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ

Genel İlkeler

Madde 4 – (1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir.

(2) Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur:

a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.

b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.

c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.

ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.

d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.

Kişisel verilerin işlenme şartları

Madde 51920 – (1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez.

(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür:

a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi21.

b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.

c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.

ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.22

d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.

e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.

f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları

Madde 623 – (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.

(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

(4) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır.24

Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesi

Madde 725 – (1) Bu Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinir26, yok edilir27 veya anonim hâle getirilir28.

(2) Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hâle getirilmesine ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

(3) Kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.29

Kişisel verilerin aktarılması

Madde 83031 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler;

a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,

b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde,

ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.

(3) Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

Kişisel verilerin yurt dışına aktarılması

Madde 932 – (1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın yurt dışına aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler, 5 inci maddenin ikinci fıkrası ile 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlardan birinin varlığı ve kişisel verinin aktarılacağı yabancı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri33 ve Kurulun izninin bulunması,

kaydıyla ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın yurt dışına aktarılabilir.

(3) Yeterli korumanın bulunduğu ülkeler Kurulca belirlenerek ilan edilir.34

(4) Kurul yabancı ülkede yeterli koruma bulunup bulunmadığına ve ikinci fıkranın (b) bendi uyarınca izin verilip verilmeyeceğine;

a) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri,

b) Kişisel veri talep eden ülke ile Türkiye arasında veri aktarımına ilişkin karşılıklılık durumunu,

c) Her somut kişisel veri aktarımına ilişkin olarak, kişisel verinin niteliği ile işlenme amaç ve süresini,

ç) Kişisel verinin aktarılacağı ülkenin konuyla ilgili mevzuatı ve uygulamasını,

d) Kişisel verinin aktarılacağı ülkede bulunan veri sorumlusu tarafından taahhüt edilen önlemleri,

değerlendirmek ve ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşünü de almak suretiyle karar verir.

(5) Kişisel veriler, uluslararası sözleşme hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye’nin veya ilgili kişinin menfaatinin ciddi bir şekilde zarar göreceği durumlarda, ancak ilgili kamu kurum veya kuruluşunun görüşü alınarak Kurulun izniyle yurt dışına aktarılabilir.35

(6) Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

HAKLAR VE YÜKÜMLÜLÜKLER

Veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü

Madde 10 – (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere;

a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,

c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,

ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,

d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları,

konusunda bilgi vermekle yükümlüdür.363738

İlgili kişinin hakları

MADDE 1139 – (1) Herkes, veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili;

a) Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,

b) Kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

c) Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,

ç) Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

d) Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,

e) 7 nci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme,

f) (d) ve (e) bentleri uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

g) İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme40,

ğ) Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme,

haklarına sahiptir.41

Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler

MADDE 12 – (1) Veri sorumlusu;

a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,

b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,

c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak,

amacıyla uygun güvenlik düzeyini42 temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.

(2) Veri sorumlusu, kişisel verilerin kendi adına başka bir gerçek veya tüzel kişi tarafından işlenmesi hâlinde, birinci fıkrada belirtilen tedbirlerin alınması hususunda bu kişilerle birlikte müştereken sorumludur.

(3) Veri sorumlusu, kendi kurum veya kuruluşunda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla gerekli denetimleri yapmak veya yaptırmak zorundadır.

(4) Veri sorumluları ile veri işleyen kişiler, öğrendikleri kişisel verileri bu Kanun hükümlerine aykırı olarak başkasına açıklayamaz ve işleme amacı dışında kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

(5) İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde43, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BAŞVURU, ŞİKÂYET VE VERİ SORUMLULARI SİCİLİ

Veri sorumlusuna başvuru

Madde 13 – (1) İlgili kişi, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili taleplerini yazılı44 olarak veya Kurulun belirleyeceği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletir.

(2) Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kurulca belirlenen tarifedeki ücret alınabilir.

(3) Veri sorumlusu talebi kabul eder veya gerekçesini açıklayarak reddeder ve cevabını ilgili kişiye yazılı olarak veya elektronik ortamda bildirir. Başvuruda yer alan talebin kabul edilmesi hâlinde veri sorumlusunca gereği yerine getirilir. Başvurunun veri sorumlusunun hatasından kaynaklanması hâlinde alınan ücret ilgiliye iade edilir.

Kurula şikâyet

MADDE 14 – (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir.

(2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz.

(3) Kişilik hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır.

Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları

MADDE 15 – (1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar.45

(2) 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen şartları taşımayan ihbar veya şikâyetler incelemeye alınmaz.

(3) Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç; veri sorumlusu, Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.

(4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere bir cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır.

(5) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir.

(6) Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar. Kurul, ilke kararı almadan önce ihtiyaç duyması hâlinde, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini de alabilir.

(7) Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.

Veri Sorumluları Sicili

Madde 16 – (1) Kurulun gözetiminde, Başkanlık tarafından kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulur.

(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır.46 Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.4748

(3) Veri Sorumluları Siciline kayıt başvurusu aşağıdaki hususları içeren bir bildirimle yapılır:

a) Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri.

b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği.

c) Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar.

ç) Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları.

d) Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler.

e) Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler.

f) Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre.

(4) Üçüncü fıkra uyarınca verilen bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhâl Başkanlığa bildirilir.

(5) Veri Sorumluları Siciline ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.49


BEŞİNCİ BÖLÜM

SUÇLAR VE KABAHATLER

Suçlar

Madde 17 – (1) Kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135 ila 140 ıncı madde hükümleri uygulanır.50

(2) Bu Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı Kanunun 138 inci maddesine göre cezalandırılır.

Kabahatler

Madde 18 – (1) Bu Kanunun;

a) 10 uncu maddesinde öngörülen aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,

b) 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

c) 15 inci maddesi uyarınca Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

ç) 16 ncı maddesinde öngörülen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,

idari para cezası verilir.

(2) Bu maddede öngörülen idari para cezaları veri sorumlusu olan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır.

(3) Birinci fıkrada sayılan eylemlerin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları bünyesinde işlenmesi hâlinde, Kurulun yapacağı bildirim üzerine, ilgili kamu kurum ve kuruluşunda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlar hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılır ve sonucu Kurula bildirilir.


ALTINCI BÖLÜM

KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURUMU VE TEŞKİLAT

Kişisel Verileri Koruma Kurumu

Madde 19 – (1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere, idari ve mali özerkliğe sahip ve kamu tüzel kişiliğini haiz Kişisel Verileri Koruma Kurumu kurulmuştur.

(2) Kurum Başbakanlıkla ilişkilidir.

(3) Kurumun merkezi Ankara’dadır.

(4) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur. Kurumun karar organı Kuruldur.

Kurumun görevleri

Madde 20 – (1) Kurumun görevleri şunlardır:

a) Görev alanı itibarıyla, uygulamaları ve mevzuattaki gelişmeleri takip etmek, değerlendirme ve önerilerde bulunmak, araştırma ve incelemeler yapmak veya yaptırmak.

b) İhtiyaç duyulması hâlinde, görev alanına giren konularda kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri veya üniversitelerle iş birliği yapmak.

c) Kişisel verilerle ilgili uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, görev alanına giren konularda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak, toplantılara katılmak.

ç) Yıllık faaliyet raporunu Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve Başbakanlığa sunmak.

d) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu

Madde 21 – (1) Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz.

(2) Kurul, dokuz üyeden oluşur. Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.

(3) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.

b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.

c) Herhangi bir siyasi parti üyesi olmamak.

ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.

d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.

(4) Kurul üyeliğine seçileceklerin muvafakatleri aranır. Üye seçiminde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.

(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasi parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilanından sonra on gün içinde yapılır. Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasi parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasi parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasi parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasi parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitiminden kırk beş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, on beş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde ise bildirimden itibaren on beş gün içinde seçim yapılır.

(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar.

(9) Seçilen üyeler Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu huzurunda “Görevimi Anayasaya ve kanunlara uygun olarak, tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” şeklinde yemin ederler. Yargıtaya yemin için yapılan başvuru acele işlerden sayılır.

(10) Kurul üyeleri özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki resmî görevlerinin yürütülmesi dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamazlar. Ancak, Kurul üyeleri, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilirler.

(11) Üyelerin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre yapılır ve bunlar hakkında soruşturma izni Başbakan tarafından verilir.

(12) Kurul üyeleri hakkında yapılacak disiplin soruşturması ve kovuşturmasında 657 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

(13) Kurul üyelerinin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Kurul üyelerinin;

a) Seçilmek için gereken şartları taşımadıklarının sonradan anlaşılması,

b) Görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı haklarında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,

c) Görevlerini yerine getiremeyeceklerinin sağlık kurulu raporuyla kesin olarak tespit edilmesi,

ç) Görevlerine izinsiz, mazeretsiz ve kesintisiz olarak on beş gün ya da bir yılda toplam otuz gün süreyle devam etmediklerinin tespit edilmesi,

d) Bir ay içinde izinsiz ve mazeretsiz olarak toplam üç, bir yıl içinde toplam on Kurul toplantısına katılmadıklarının tespit edilmesi,

hâllerinde Kurul kararıyla üyelikleri sona erer.

(14) Kurul üyeliğine seçilenlerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde eski kurumlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından ödenmesine devam olunur. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır.

Kurulun görev ve yetkileri

Madde 22 – (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:

a) Kişisel verilerin, temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde işlenmesini sağlamak.

b) Kişisel verilerle ilgili haklarının ihlal edildiğini ileri sürenlerin şikâyetlerini karara bağlamak.

c) Şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen görev alanına giren konularda kişisel verilerin kanunlara uygun olarak işlenip işlenmediğini incelemek ve gerektiğinde bu konuda geçici önlemler almak.

ç) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek.

d) Veri Sorumluları Sicilinin tutulmasını sağlamak.

e) Kurulun görev alanı ile Kurumun işleyişine ilişkin konularda gerekli düzenleyici işlemleri yapmak.

f) Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlemek amacıyla düzenleyici işlem yapmak.

g) Veri sorumlusunun ve temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenleyici işlem yapmak.

ğ) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.

h) Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek.

ı) Kurumun; stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans kriterlerini belirlemek.

i) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.

j) Kurumun performansı, mali durumu, yıllık faaliyetleri ve ihtiyaç duyulan konular hakkında hazırlanan rapor taslaklarını onaylamak ve yayımlamak.

k) Taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularındaki önerileri görüşüp karara bağlamak.

l) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.

Kurulun çalışma esasları

Madde 23 – (1) Kurulun toplantı günlerini ve gündemini Başkan belirler. Başkan gereken hâllerde Kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir.

(2) Kurul, başkan dâhil en az altı üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Kurul üyeleri çekimser oy kullanamaz.

(3) Kurul üyeleri; kendilerini, üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımlarını, evlatlıklarını ve aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşlerini ilgilendiren konularla ilgili toplantı ve oylamaya katılamaz.

(4) Kurul üyeleri çalışmaları sırasında ilgililere ve üçüncü kişilere ait öğrendikleri sırları bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar ve kendi yararlarına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

(5) Kurulda görüşülen işler tutanağa bağlanır. Kararlar ve varsa karşı oy gerekçeleri karar tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kurul, gerekli gördüğü kararları kamuoyuna duyurur.

(6) Aksi kararlaştırılmadıkça, Kurul toplantılarındaki görüşmeler gizlidir.

(7) Kurulun çalışma usul ve esasları ile kararların yazımı ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.54

Başkan

Madde 24- (1) Başkan, Kurul ve Kurumun başkanı sıfatıyla Kurumun en üst amiri olup Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında koordinasyonu sağlar.

(2) Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur. Bu sorumluluk, Kurum çalışmalarının düzenlenmesi, yürütülmesi, denetlenmesi, değerlendirilmesi ve gerektiğinde kamuoyuna duyurulması görev ve yetkilerini kapsar.

(3) Başkanın görevleri şunlardır:

a) Kurul toplantılarını idare etmek.

b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak ve uygulanmalarını izlemek.

c) Başkan Yardımcısını, daire başkanlarını ve Kurum personelini atamak.

ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.

d) Stratejik planın uygulanmasını sağlamak, hizmet kalite standartları doğrultusunda insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.

e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.

f) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla koordinasyonu sağlamak.

g) Kurumun diğer kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.

ğ) Kurum Başkanı adına imzaya yetkili personelin görev ve yetki alanını belirlemek.

h) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.

(4) Kurum Başkanının yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekalet eder.

Başkanlığın oluşumu ve görevleri

Madde 25 – (1) Başkanlık; Başkan Yardımcısı ve hizmet birimlerinden oluşur. Başkanlık, dördüncü fıkrada sayılan görevleri daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanan hizmet birimleri aracılığıyla yerine getirir. Daire başkanlıklarının sayısı yediyi geçemez.

(2) Başkan tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde yardımcı olmak üzere bir Başkan Yardımcısı atanır.

(3) Başkan Yardımcısı ve daire başkanları; en az dört yıllık yükseköğretim kurumu mezunu, on yıl süreyle kamu hizmetinde bulunan kişiler arasından Başkan tarafından atanır.

(4) Başkanlığın görevleri şunlardır:

a) Veri Sorumluları Sicilini tutmak.

b) Kurumun ve Kurulun büro ve sekretarya işlemlerini yürütmek.

c) Kurumun taraf olduğu davalar ile icra takiplerinde avukatlar vasıtasıyla Kurumu temsil etmek, davaları takip etmek veya ettirmek, hukuk hizmetlerini yürütmek.

ç) Kurul üyeleri ile Kurumda görev yapanların özlük işlemlerini yürütmek.

d) Kanunlarla mali hizmet ve strateji geliştirme birimlerine verilen görevleri yapmak.

e) Kurumun iş ve işlemlerinin yürütülmesi amacıyla bilişim sisteminin kurulmasını ve kullanılmasını sağlamak.

f) Kurulun yıllık faaliyetleri hakkında veya ihtiyaç duyulan konularda rapor taslaklarını hazırlamak ve Kurula sunmak.

g) Kurumun stratejik plan taslağını hazırlamak.

ğ) Kurumun personel politikasını belirlemek, personelin kariyer ve eğitim planlarını hazırlamak ve uygulamak.

h) Personelin atama, nakil, disiplin, performans, terfi, emeklilik ve benzeri işlemlerini yürütmek.

ı) Personelin uyacağı etik kuralları belirlemek ve gerekli eğitimi vermek.

i) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde Kurumun ihtiyacı olan her türlü satın alma, kiralama, bakım, onarım, yapım, arşiv, sağlık, sosyal ve benzeri hizmetleri yürütmek.

j) Kuruma ait taşınır ve taşınmazların kayıtlarını tutmak.

k) Kurul veya Başkan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.

(5) Hizmet birimleri ile bu birimlerin çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilere uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve uzman yardımcıları

Madde 26 – (1) Kurumda, Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir. Bunlardan 657 sayılı Kanunun ek 41 inci maddesi çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı kadrosuna atananlara bir defaya mahsus olmak üzere bir derece yükseltilmesi uygulanır.

Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler

Madde 27 – (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir.

(2) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeline 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 11 inci maddesi uyarınca belirlenmiş emsali personele mali ve sosyal haklar kapsamında yapılan ödemeler aynı usul ve esaslar çerçevesinde ödenir. Emsali personele yapılan ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi olmaz.

(3) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personeli emeklilik hakları bakımından da emsali olarak belirlenen personel ile denk kabul edilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananlardan bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken Kurul Başkanı ve üyeliklerine atananların, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, Kurul Başkanı ile Kurul üyeliği olarak geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.

(4) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahallî idarelerde, mahallî idarelere bağlı idarelerde, mahallî idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının muvafakati, hâkimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Bu madde kapsamında görevlendirilenlerin, Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Bu şekilde görevlendirilenlerin sayısı Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde onunu aşamaz ve görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir.

(5) Kurumda istihdam edilecek personele ilişkin kadro unvan ve sayıları ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiştir. Toplam kadro sayısını geçmemek üzere 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla unvan ve derece değişikliği yapma, yeni unvan ekleme ve boş kadroların iptali Kurul kararıyla yapılır.


YEDİNCİ BÖLÜM

ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER

İstisnalar

Madde 28 – (1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi55.

b) Kişisel verilerin resmi istatistik ile anonim hâle getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi56.

c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi.

ç) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi57.

d) Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi.

(2) Bu Kanunun amacına ve temel ilkelerine uygun ve orantılı olmak kaydıyla veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğünü düzenleyen 10 uncu, zararın giderilmesini talep etme hakkı hariç, ilgili kişinin haklarını düzenleyen 11 inci ve Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünü düzenleyen 16 ncı maddeleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

a) Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması58.

b) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi59.

c) Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması.

ç) Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak Devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması.

Kurumun bütçesi ve gelirleri

Madde 29 – (1) Kurumun bütçesi, 5018 sayılı Kanunda belirlenen usul ve esaslara göre hazırlanır ve kabul edilir.

(2) Kurumun gelirleri şunlardır:

a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.

b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.

c) Alınan bağış ve yardımlar.

ç) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

d) Diğer gelirler.

Değiştirilen ve eklenen hükümler

Madde 3060 – (1) (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(2) ila (5) – (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(6) (7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(7) (11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

Yönetmelik

Madde 31 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur.

Geçiş hükümleri

Geçici Madde 1 – (1) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde 21 inci maddede öngörülen usule göre Kurul üyeleri seçilir ve Başkanlık teşkilatı oluşturulur.

(2) Veri sorumluları, Kurul tarafından belirlenen ve ilan edilen süre içinde Veri Sorumluları Siciline kayıt yaptırmak zorundadır.

(3) Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenmiş olan kişisel veriler, yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde bu Kanun hükümlerine uygun hâle getirilir. Bu Kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel veriler derhâl silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Ancak bu Kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar, bir yıl içinde aksine bir irade beyanında bulunulmaması hâlinde, bu Kanuna uygun kabul edilir.

(4) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur.

(5) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde, kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili koordinasyonu sağlamak üzere üst düzey bir yönetici belirlenerek Başkanlığa bildirilir.

(6) İlk seçilen Başkan, İkinci Başkan ve kura ile belirlenen iki üye altı yıl; diğer beş üye ise dört yıl görev yapar.

(7) Kuruma bütçe tahsis edilene kadar;

a) Kurumun giderleri Başbakanlık bütçesinden karşılanır.

b) Kurumun hizmetlerini yerine getirmesi amacıyla bina, araç, gereç, mefruşat ve donanım gibi gerekli tüm destek hizmetleri Başbakanlıkça sağlanır.

(8) Kurumun hizmet birimleri faaliyete geçinceye kadar sekretarya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir.

Geçici Madde 2 – (Ek:28/11/2017-7061/120 md.) (1) En az dört yıllık lisans öğrenimi veren siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, hukuk ve işletme fakültelerinden, mühendislik fakültelerinin elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, bilgisayar, bilişim sistemleri mühendisliği bölümlerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi ve yurt dışındaki yükseköğrenim kurumlarından mezun olanlardan; mesleğe özel yarışma sınavı ile girilen ve belirli süreli meslek içi eğitimden ve özel bir yeterlik sınavından sonra 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde belirtilen unvanlara ilişkin kurumların merkez teşkilatlarına ait kadrolara atanmış ve bu kadrolarda aylıksız izin süreleri hariç en az iki yıl bulunmuş olanlar ile öğretim üyesi kadrolarında bulunanlar, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az yetmiş puan almış olmak ve atama tarihi itibarıyla kırk yaşından gün almamış olmak kaydıyla, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı olarak atanabilirler. Bu şekilde atanacakların sayısı on beşi geçemez.

Yürürlük

Madde 32 – (1) Bu Kanunun;

a) 8 inci61, 9 uncu62, 11 inci63, 13 üncü64, 14 üncü65, 15 inci66, 16 ncı67, 17 nci68 ve 18 inci69 maddeleri yayımı tarihinden altı ay sonra70,

b) Diğer maddeleri ise yayımı tarihinde71,

yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 33 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

İstanbul Barosu

0

İstanbul Barosu, Türkiye’nin en büyük ve ilk barosudur.

Türkiye’de savunma mesleğini düzenleyen ilk yazılı metin, 16 Zilhicce 1292 (13 Ocak 1876) tarihli “Mehakimi Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamname”dir. (1. Tertip Düstur, cilt 3, s.198)

Bu nizamnamenin 30. maddesi, dava vekillerinin işlerine bakmak ve Adliye Nezaretiyle bağlılığını sağlamak üzere bugünkü anlamda Baro sayılabilecek bir Cemiyeti Daime kurulmasını öngörmekteydi. 31.maddede de bu cemiyetin birinci reis ve ikinci reisle dört azadan oluşacağı belirtilmiştir.

İstanbul’da dava vekilliği yapanlardan (63) kişi; 24 Mart 1294 Rumî (5 Nisan 1878 Miladî) yılı Cuma günü İstanbul’da ilk Genel Kurul toplantısı yapmıştır. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açmış ve Genel Kurul Cemiyeti Daimelerini seçerek İstanbul Barosu Başkanlığına Alexandre Meryem Kouli getirilmiştir.

İstanbul Barosu’nun ikinci Genel Kurulu (1296)1880 yılında yapılmıştır. Bu toplantı sonunda başkanlığa Rus asıllı Fransuva Rosolato başkan seçilmiştir.

Rosolato, altı yıl başkanlık yapmıştır. 1886 yılında yapılan Genel Kurul sonunda ise başkanlığa Mehmet Reşit getirilmiştir.

İlk yıllarda İstanbul Barosu, toplantılarını değişik mekânlarda yapmıştır. Baro (1309) 1893 yılında Adliyenin üst katına taşınmıştır.

1908 yılında ikinci meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul dava vekilleri (avukatlar) üyelerini bir deftere kaydederek, ilk kez ‘Baro Levhası oluşturulmuş, 125 dava vekilinin katıldığı Genel Kurul toplantısında Manyasizade Refik Sait Bey başkanlığa seçilmiştir. Aynı yılın Ekim ayında Refik Sait Bey, Adliye Nazırlığına atanması üzerine istifa etmiş ve yapılan olağanüstü toplantıda Yusuf Kemal (Tengirşenk) başkan seçilmiştir. Yusuf Kemal Bey’in bir yıl sonra Avrupa’da bir göreve atanması üzerine yerine Mahmut Mahir (Avanos) başkanlığa getirilmiştir.

Mahmut Mahir Bey iki yıl başkanlıkta kalmış ve 1911 yılında yapılan Genel Kurulda, Kavvaszade Fuat Bey başkanlığa seçilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık egemenliğini sona erdiren 1. Dünya Savaşı ekonomik, sosyal ve hukuksal yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Savaş sonrası yapılan toplantılarda Celalettin Arif Bey üst üste üç kez İstanbul Barosu Başkanı seçilmiştir. 1914 -1920 yılları arasında padişah karşıtları arasında yer alan, işgal yıllarında İngilizlere karşı çıkan Celalettin Arif Bey, Jön Türk hareketine destek vermiş ve ardından Kuvay-ı Milliye hareketi içinde bulunarak Kurtuluş Savaşında önemli görevler üstlenmiştir. Celalettin Arif Bey 1920 yılında Meclis-i Mebusan Başkanlığına seçilmiş, Meclis’in 11 Nisan 1920 tarihinde Padişah tarafından feshedilmesi üzerine Anadolu’ya geçerek Erzurum Kongresine katılmış ve TBMM İkinci Başkanlığı yapmıştır.

2013 YILI 5 NİSAN AVUKATLAR GÜNÜNDE BARO YÖNETİMİ VE ÜMİT KOCASAKAL’IN SAVUNMA HAKKINA DAİR BASIN AÇIKLAMASI

1920 – 1925 yılları arasında İstanbul Barosu Başkanlığına Lütfi Fikri Bey seçilmiştir. Lütfü Fikri Bey,meşruti yönetim yanlısı bir hilâfet savunucusudur. Lütfi Fikri Bey döneminde 1924 yılında büyük bir tasfiye hareketi yaşanmıştır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte pek çok alanda olduğu gibi hukuksal alanda da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Türk avukatlarının, batılı avukatların hakları ve niteliklerine kavuşturulması amacıyla, 3 Nisan 1924 yılında Muhamat Kanunu çıkarılmıştır. Avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan kişilerin tasfiyesi amacıyla Muhamat Kanunu’nun geçici bir maddesine göre kurulan ‘Tefrik Meclisi’ o tarihte İstanbul Barosunu “münfesih” saymış, baronun tüm evrakına el koymuş ve kayıtlı 960 üyenin 482’sini çıkarmış ve 473’ünü Levhada bırakmıştır. İstanbul Barosunun bu olaya sert tepki göstermesi üzerine Adalet Bakanlığı, Baronun yetkilerini aynen kabul etmek zorunda kalmıştır.

‘Tefrik Meclisi’ nin kararının Baroya bildirilmesi üzerine Cumhuriyet döneminin ilk Baro Genel Kurulu, 28 Ağustos 1924 Perşembe günü tasfiye edilen avukatların da katılımıyla toplanmış ve sert tartışmalardan sonra Lütfi Fikri Bey yeniden başkanlığa seçilerek Cumhuriyet döneminin ilk Baro Başkanı olmuştur. İki yıl sonra da Kanundan “Muhami” sözcüğü çıkarılarak yerine “Avukatlık” sözcüğü yazılmıştır.

İstanbul Barosu’nun, Orhan Adli Apaydın Sokağı’ndaki binası

Cumhuriyet döneminin en önemli kazanımlarından biri de kadınların her alanda önünün açılmasıdır. Cumhuriyet döneminin ilk kadın avukatı 1925 yılında Hukuk Fakültesini bitiren Süreyya Ağaoğlu olmuştur.İstanbul Barosuna 1928 yılında kaydolan ilk kadın avukat ise Beyhan Nil’dir. Daha sonra Asliye Ticaret Mahkemesine yargıç olan Beyhan Nil Baro’dan kaydını aldırmıştır. Süreyya Ağaoğlu ise 1936 yılında Baroya kaydını yaptırmıştır. İstanbul Barosunda ilk kadın yönetici ise Başkan Muvaffak Benderli dönemindedir ve Şükûfe Ziya Ekitler, Yönetim Kurulunun ilk bayan üyesi olmuştur.

İstanbul Barosu Başkanlığını 1926 -1928 yılları arasında Sadettin Ferit Talay, 1929 -1934 yılları arasında ise Halil Hilmi Uyguner yapmıştır. Uyguner zamanında 1933 yılında İstanbul Adliye Sarayında yangın çıkmış ve 2 gün süren yangında, Adliye Sarayında bulunan Baro büyük zarar görmüştür. 45 yıllık Baro tarihinden geriye 896 sicil dosyası ve 2 sicil defteri kalmıştır. 9 Aralık 1933’te Halil Hilmi Uyguner’in başkanlığında Halkevi Konferans Salonunda 604 avukatın katıldığı olağanüstü toplantıda, 25 kişilik “Müzaharet Heyeti” kurulmuştur. Müzaheret Heyeti, mahkemelerde mevcut dava dosyalarının yangında tamamen yok olması üzerine, bunların yenilenmesi için avukatların dosyalarından yararlanmış, İstanbul avukatları büyük bir özveri göstererek, kısa zamanda dava dosyalarının büyük bir bölümünün yenilenmesini sağlamışlardır.

Adliye yangınından sonra Baro, ilk olağan Genel Kurul toplantısını Büyük Postanenin üst kat koridorunda yapmıştır. Daha sonra Baro Merkezi, Galata’ daki Liman Han’a taşınmış, kısa bir süre sonra merkezini Bahçekapı’ daki 4.Vakıf Han’ ın 1. katında 22, 23 numaralı odalara nakletmiştir.

1940’lı yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti ekonomik, sosyal ve hukuksal pek çok değişime sahne olmuştur. 1924 ve 1926 yıllarında Avukatlık Yasasında yapılan değişikliklerden sonra, yasanın zaman içinde yetersiz kaldığı görülmüş ve Türkiye’deki Baroların başkanları Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu’nun başkanlığında toplanmak üzere Ankara’ya çağrılmıştır.Toplantıya İstanbul Barosu adına başkan Hasan Hayri Tan katılmıştır. Toplantı da varılan uzlaşmalar çerçevesinde hazırlanarak 01.12.1938 tarihinde yürürlüğe giren yeni Avukatlık Yasası, avukatlık mesleği ile ilgili kuralları yeniden şekillendirmiş, “Avukatların Hak ve Vazifeleri” başlıklı bölümde yer alan 22.maddesinde :”Avukatlık amme hizmeti mahiyetinde bir meslektir” denilerek yeni bir tanım yapılmıştır. Zamanın Adalet Bakanı Şükrü Saracoğlu, meclis müzakereleri sırasında bir milletvekilinin “biz halen avukatlığı teşvik etmek vaziyetinde miyiz, yoksa hâkim kadrosunu doldurmak mecburiyetinde miyiz?” şeklindeki sorusu üzerine de “…Adliye Vekâleti, her iki kuvveti de adaletin meydana çıkması için birbirlerine yardım eden kuvvet telakki eder…” diyerek yasanın önemli unsurlarından birini açıklamıştır.

1945 yılı başlarında Türk hükümeti İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini imzalamıştır. İstanbul Barosu Başkanı Hakkı Hikmet Gelenbağdönemine rastlayan bu süreçte Türkiye çok partili hayata ilk adımlarını atmaya başlamıştır.

Bu dönemde Haşim Rafet HakararAbdülhak Kemal Yörük ve Abdurrahman Yola İstanbul Barosu Başkanlığı yapmışlardır.

Orhan Arsal’ ın başkanlığı döneminde, Baroya merkez bina satın alınması kararlaştırılmış ve 1962 yılında İstanbul Barosu Yardımlaşma Sandığı tarafından Beyoğlu, İstiklal Caddesindeki bina Muvaffak Benderli’ nin başkanlığı döneminde satın alınmıştır.

İkinci dünya savaşı yılları, Türkiye’ nin Birleşmiş Milletler üyeliği ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisini imzalaması, çok partili demokratik sürecin başlaması ve ülkede iktidarın el değiştirdikten sonraki antidemokratik gelişmeler İstanbul Barosunu hukuk mücadelesine itmiştir. Cahit Arif Tunger başkanlığındaki İstanbul Barosu, antidemokratik baskılarını arttıran iktidarın karşısında yer almıştır.

İstanbul Barosu Yönetim Kurulunun, 1960 devriminden sonra devrik iktidar mensuplarının yargılanmalarında, hiçbir baro üyesinin görev almaması yolunda aldığı karar, sanığın savunma hakkına aykırı görüldüğü için uzun yıllar tartışılmıştır.

1961 Anayasasının yürürlüğe girmesiyle, Anayasa Mahkemesi’ nin kuruluşu ve iç hukukta yapılan değişikliklere uyum süreci başlamıştır. Başkan Muvaffak Benderli döneminde, iktidar sivillere bırakılmış ve demokratik süreç yeniden başlamıştır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin kuruluşu (Türkiye Barolar Birliği ve Barolar), organlarının kendileri tarafından kendi üyelerinden oluşturmaları yasayla düzenlenmiş olsa da Adalet Bakanlığının barolar ve avukatlar üzerindeki yetkileri tamamen ortadan kalkmamıştır.

1938 yılında yürürlüğe giren Avukatlık Yasasında yapılması istenen değişiklikler, yeniden başkanlığa seçilen Cahit Arif Tunger döneminde başlamış, ancak ondan sonra başkan seçilecek ve 8 yıl İstanbul Barosunun Başkanlığını yapacak olan Ferruh Dereli zamanında bitirilebilmiştir.

1961 anayasasının getirdiği özgürlükler ve bu ortama uyum sağlamakta geciken kamu yönetiminin uygulamalarının yarattığı çelişkiler, ortamı germiş ve ülkeyi 1971 muhtırası eşiğine getirmiştir. Sıkıyönetim ve aydınların, gençlerin, işçilerin yargılanmaları dönemi yeniden başlamıştır. İstanbul Barosu bünyesinde “Çağdaş Avukatlar” grubunun kurulması bu döneme rastlamıştır. Başkan Burhan Güngör, yargının sorunları için çeşitli girişimlerde bulunmuştur.

1975 yılında yapılan genel seçimler sonucunda dörtlü koalisyon iktidarı (MC-Milliyetçi Cephe Hükümeti) ülke yönetimine gelmiştir. Aynı yıl yapılan Baro seçimleri ise Mesleki Dayanışma Grubu ile Çağdaş Avukatlar Grubu arasında geçmiştir. Başkan seçilen Mesleki Dayanışma Grubunun adayı Mehmet Ali İkizer döneminde, devam eden sağ-sol çatışmalarında kan dökülmesini protesto amacıyla baro üyesi avukatlar ilk kez cüppelerini giyerek “Kan Dökülmesine Son, Hukuka Saygı” yürüyüşü yapmışlardır.

1976 yılı sonunda yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda, “Çağdaş Avukatlar Grubu’ nun adayı Orhan Adli Apaydın başkan seçilmiştir. Milliyetçi Cephe döneminde yaşanan yargı sorunları ve hukuk dışı uygulamalar karşısında “Danıştay kararlarını uygulamamak tam anlamıyla Anayasayı ihlal eylemidir” diyen Orhan Adli Apaydın’ın dönemi bir dizi protesto etkinliklerinin yapıldığı dönem olmuştur.

4 Mart 1977 yılında Türkiye Barolar Birliğinin başlattığı “duruşmalara girmeme” eylemine en büyük katılım, İstanbul Barosundan gelmiştir.

İstanbul Barosunun yüzüncü kuruluş yıldönümü olan 1978 yılı da protesto eylemleriyle dolu bir yıl olmuştur. Eylemler için çeşitli komisyonlar kurulmuş ve pek çok baro üyesi bu çalışmalara katılmıştır. Bu eylemlerin özünde “Örgütlenme Özgürlüğü” ve “Ölüm Cezalarının Kaldırılması” temaları ağır basmıştır.

12 Eylül 1980 darbesiyle tüm siyasi partiler kapatılmış, malvarlıklarına el konulmuş, TBMM feshedilmiştir. Askeri yönetim her alanda olduğu gibi hukuk alanında da değişiklikler yapmaya başlamıştır. 12 Mart Muhtırasıyla budanan 1961 Anayasası tamamen değiştirilmiştir. Bu arada, bir iki gün de olsa İstanbul Barosu kapatılmış, Baronun tüm sicil ve evrakına el konulmuş, Baro yöneticileri sorgulanmış ve yaklaşan Genel Kurul toplantısı ise askeri yönetim tarafından ertelenmiştir.

Askeri yönetim dönemi ve sonrası, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve özellikle Baro için mücadele dönemi olmuştur. 1136 sayılı Avukatlık Yasası 1982 Anayasasının kısıtlayıcı niteliğine uygun hale getirilmiştir. 1984 tarihli yasa, hem avukatlık mesleğine hem de barolara önemli zararlar vermiştir. İstanbul Barosu, savunma hakkını kısıtlayıcı hükümlerinin ortadan kaldırılması mücadelesi verirken Baro Başkanı Orhan Apaydın “Barış Derneği Davası”nın sanığı olmuştur.

Orhan Apaydın yönetimi, ülkemizde ve dünyada barışın, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, hukukun üstünlüğünün mücadelesini verirken, Apaydın 1983 yılında Adalet Bakanı tarafından Baro Başkanlığı görevinden alınmıştır. Baro yönetimi ve hukukçular baronun kapatılmaması için büyük bir mücadele vermişlerdir. Orhan Apaydın’dan boşalan Baro Başkanlığı görevine ise Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay getirilmiştir. Tekinay döneminde, “Cezaevlerinin İnsanileştirilmesi” çalışmaları yapılmıştır.

Çağdaş Avukatlar Grubunun adayı olarak başkan seçilen Turgut Kazan dönemi ise, Baronun kurumsal kimliğinin kendini hissettirmeye başladığı yıllar olmuştur. Siyasi iktidar, hukukla, savunma hakkıyla, yargıyla ilgili çalışmalarda Baronun görüşünü almaya özen göstermiştir.

Başkan Turgut Kazan döneminde İstanbul Barosu bünyesinde, 1992 yılında CMUK Servisi, 1994 yılında da Staj Eğitim Merkezi kurulmuştur.

Bir yandan aydınların katledilmesi ve siyasi cinayetler ile şiddet ve demokrasi dışı davranışlar sürerken, dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın Saddam Hüseeyin yönetimindeki Irak’ı hukuk devletine örnek göstermesi Baronun tepkisine yol açmış ve Eylül ayında adli yıla törensiz girilmiştir. Aynı yıl yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulunda “Çağdaş Avukatlar Grubu”nun desteklediği Yücel Sayman Baro Başkanı seçilmiştir.

Sayman dönemi, baroların, savunmanın bağımsız bir kurumu olarak yargı örgütlenmesinde yerini alması mücadelesi ile geçmiştir. 30 yıldır devam eden hukukun üstünlüğü mücadelesinin sonucu olarak 1136 sayılı Avukatlık Yasasında değişiklikler öngören ve 10 Mayıs 2001’de yürürlüğe giren 4667 sayılı yasa nihayet eleştirilen yanları olsa da- çıkarılmıştır. Yasanın getirdiği bir yenilik de baroları daha bağımsız hale getirmiş olmasıdır.

2002, 2004 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2004, 2006 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu 2.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2006, 2008 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Kazım Kolcuoğlu 3.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2008, 2010 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Muammer Aydın Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2010, 2012 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2012, 2014 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal 2.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2014, 2016 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av.Doç.Dr.Ümit Kocasakal 3.kez Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2016, 2018 yıllarında yapılan Genel Kurullarda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı Av. Mehmet Durakoğlu Baro Başkanlığına seçilmiştir.

2022 yılı ekim ayında yapılan genel kurul toplantısında yapılan seçim sonucunda “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” başkan adayı av. Filiz Saraç Baro Başkanlığına seçilmiştir.

Eski başkanların başkanlık yaptıkları yıllar liste halinde aşağıdaki gibidir.

Aleksandre Meryemkulu 1878-1880

Fransuva Rosolato 1880-1886

Mehmet Reşit 1886-1886

Manyasizade Refik Bey 1908-1908

Yusuf Kemal Tengirşenk 1908-1909

Mahmut Mahir Avanos 1909-1911

Fuat Kavaslıoğlu 1911-1914

Celalettin Arif Bey 1914-1920

Fikri Lütfi 1920-1925

Sadettin Ferit Talay 1926-1928

Halil Hilmi Uyguner 1929-1934

Hasan Hayri Tan 1935-1940

Mekki Hikmet Gelenbeğ 1941-1945

Haşim Rafet Hakarar 1946-1950

Abdülhak Kemal Yörük 1951-1953

Haşim Rafet Hakarar 1953-1954

Abdurrahman Yola 1954-1956

Orhan Nurullah Arsal 1956-1958

Cahit Arif Tunger 1958-1960

Muvaffak Benderli 1960-1962

Cahit Arih Tunger 1962-1964

Ferruh Dereli 1964-1972

Burhan Güngör 1972-1974

Mehmet Ali İkizer 1974-1976

Orhan Adli Apaydın 1976-1983

Selahattin Sulhi Tekinay 1983-1988

Turgut Kazan 1988-1996

Yücel Sayman 1996-2002

Kazım Kolcuoğlu 2002-2008

Muammer Aydın 2008-2010

Ümit Kocasakal 2010-2016

Mehmet Durakoğlu 2016-2022

Filiz Saraç                2022- …….

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci, Yazar ve Sanatçılar

0

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci ve Yazarlar

Gazeteci-Yazar
 Fakülte

Abdi İpekçi

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Abdullah Şanal

Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Ahmet Kabaklı 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ahmet Ağaoğlu

Sorbonne Üniversitesi 

Ali Kırca

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ali Sirmen

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ali Topuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 

Armağan Çağlayan

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Arslan Bulut

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ataol Behramoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Attilâ İlhan

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Atilla Bartınlıoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Aydın Engin

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Bejan Matur

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Berhan Şimşek

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Y.Lisans)

Burhan Felek

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’

Çetin Altan

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Çetin Emeç

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Çiğdem Toker

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Heper

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Hızlan 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Kasaroğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Yurdakul

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ece Temelkuran

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Erol Dallı

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Eşber Yağmurdereli

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Güneri Cıvaoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Güner Sümer

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Halit Kıvanç

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hıfzı Topuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hilmi Yavuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

M. İskender Özturanlı

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İsmail Cem İpekçi 

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İlhan Selçuk

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İlhan Şeşen

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 M. Ragıp Duran

Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Mehmet Barlas

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Musa Anter

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Naim Tirali

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Necati Cumalı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Nezih Demirkent

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Nuray Başaran

Uluslararası Vizyon Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Orhan Birgit

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Orhan Hançerlioğlu

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Taha Akyol

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Turgut Özakman

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uğur Mumcu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yaşar Nuri Öztürk

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Zekeriya Sertel

Selanik Hukuk Mektebi

Mehmet Celâl Nuri

İstanbul Hukuk Mektebi

Gülten Akın Cankoçak

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Osman Zeki Özturanlı 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Selim İleri

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Yiğit Tahsin Okur 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ziya Osman Saba

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Vedat Günyol

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Özdemir İnce 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Ertuğrul Yeşiltepe 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Turhan Ragıp Oğuzbaş 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

  
  
  
  

 

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci ve Yazarlar

Savcı Doğan Öz

0
Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz

Savcı Doğan Öz, 1934 yılında doğmuştur.

Savcı Doğan Öz Ailesi ile

Meslek yaşamına ve Cumhuriyet Savcılığına 1962 yılında Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde başlamış, 1968 yılında Konya’da görevdeyken “Mücadele Birliği” adlı örgütün kapanmasına yol açacak dosyayı hazırladığı için belli toplum kesimlerinin tepkisini çekmiştir. 1970 yılında Türk Hukuk Kurumu tarafından yılın hukukçusu seçilmiş, idam cezalarının kaldırılması yönünde bir dilekçeye imza atması nedeniyle idari soruşturmaya uğramıştır.

İnebolu’da görevli olduğu 1973 yılında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM) kuruluş kanununa karşı adli teşkilatta imza kampanyası açmış, DGM’lerin doğal yargıç ilkesine aykırı olduğunu savunmuş ve hukukçuları bu yasaya karşı çıkmaya çağırmış fakat destek bulamamıştır.

Savcı Doğan Öz, 1978 yılında Kontrgerilla soruşturması başlatmış, devlet görevindeyken karşısına çıkan olayları, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarla birlikte değerlendirmiş ve ulaştığı bilgilen iki sayfalık bir raporda toplamıştır.

Savcı Doğan Öz

Savcı Doğan Öz, 19 Ocak 1978 tarihinde Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerinden birinin öldürülmesi üzerine, şüphelilerin Site Öğrenci Yurduna kaçtığını öğrenmiş, bu yurdun aranmasına karar vermiş, illegal öğrenci gruplarının karargah olarak kullandığı Site Yurdunun aranması sırasında görevli polisler kendisi gelmeden önce yurdun arandığını ve bir şey bulamadıklarını söylemişler, Savcı Öz, kendisi olmadan yapılan aramayı kabul etmeyeceğini bildirerek kendisinin de bizzat katıldığı ikinci bir arama yapmış, ilk aramada temiz çıkan öğrenci yurdunda yapılan usulüne uygun ikinci aramada dolaplarda saklanmış tabanca ve bıçak bulunmuş, bu durum bazı kesimleri rahatsız etmiş, Doğan Öz TBMM’de suçlanmıştır. Savcı Öz, 6 Mart 1978 günü, yurtta kalan öğrencilerden 70’i hakkında, Levent Özyörük’ü öldürmek, yasalara aykırı toplantı düzenlemek ve yasal olmayan yürüyüş yapmak suçlarından dava açmıştır.

Levent Özyörük davası Doğan Öz un açtığı son dava olmuştur. Savcı Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 mart 1978’de, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürülmüştür.

Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında başlattığı Kontrgerilla soruşturması kapsamında hazırladığı iki sayfalık raporun kopyası öldürüldükten sonra çekmecesinden çıkmıştır. Eşi Sezen Öz, savcının bu sebeple öldürüldüğüne kanaat getirerek raporun kopyasını dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ulaştırmıştır.

Doğan Öz’ü vuran kişi olduğunu itiraf eden İbrahim Çiftçi, dava dosyasına giren ifadesinde: “Doğan Öz’ü, … eski Ankara Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Hüseyin Demirel ve halen Muzaffer Üstünel adlı şahsı öldürmek suçundan hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi bulunan Hüseyin Kocabaş adlı şahsın verdikleri talimat üzerine öldürdüm. Suçta kullandığım tabancayı Hüseyin Demirel verdi. Kullandıktan bir gün sonra tekrar aynı şahıs tabancayı benden geri aldı. Bu şahıslar bana Doğan Öz’ün Site Yurdunu arattığını ve ayrıca Ülkü Ocaklarını kapattırmak için çalıştığını ve Ülkü Ocakları için tahkikat açtığını söylediler. Bu nedenle savcının öldürülmesi için bana talimat verdiler… Hatırladığıma göre 6 el ateş etmiştim.” demiştir.

Dava, Ankara Savcılığınca 26 Aralık 1978’de Ağır Ceza Mahkemesine, “tasarlayarak adam öldürmek’ten açılmış, 12 Eylülde sıkıyönetim ilanı  üzerine bu mahkeme tarafından görevsizlik kararıyla Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderilmiş, 1 No’lu Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, hepsi bir üst mahkemede bozulan dört idam hükmü vermiştir. Sıkıyönetim Mahkemesi son kararında İbrahim Çiftçi için dördüncü kez idam, Hüseyin Kocabaş için de 12 yıl ağır hapis cezası vermiş, kararın bozulması üzerine 1 Nolu Ankara Askeri Mahkemesinin verdiği beraat kararı sonucunda hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi’nin beraatına karar verilerek tahliye edilmiştir.

Davayı başından sonuna izleyen Avukat Veli Devecioğlu, Askeri Yargıtay Başsavcılığı’na verdiği dilekçede “Bu dava böyle biterse adalet onulmaz bir yara alacaktır. Sesimiz, adalet arayan mağdurların çığlığıdır. Bu haksızlığı her yerde haykıracağız.” demiştir.

Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında kontrgerilla hakkında şunları yazmıştır:

“Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece ABD ve çokuluslu ortaklıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. Bize göre bu sonuca ulaşmada CIA, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir.”

Savcı Doğan Öz’ün yazdığı şiirler öldürülmesinden sonra derlenerek 45 şiirden oluşan “Biz Ölmeyiz” adlı kitapta yayınlanmıştır.

22 Mart – Hukuk Takvimi

0
22 Mart - Hukuk Takvimi - Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

22 Mart – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1832 Hukuk kökenli doğa filozofu, yazar, şair Johann Wolfgang von Goethe yaşamını yitirdi. (28 Ağustos 1749 – 22 Mart 1832) Leipzig Üniversitesi’nde ve Strasbourg’dan hukuk okudu. Frankfurt’ta küçük bir hukuk bürosu kurdu ancak yazarlık kariyerine ağırlık verdi. 
1911 Hukukçu, bürokrat, şair ve yazar Munis Faik Ozansoy doğdu. (Ölümü: 31 Mart 1975) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Matbuat ve istihbarat müdüriyeti ve cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği görevlerinde bulundu. Başbakanlık müsteşarlığı yaptı. Paris’te UNESCO daimî temsilciliği görevini üstlendi. Aynı zamanda Cumhuriyet dönemi hukukçu şair ve yazarlarından oldu.  Hisar dergisi çevresine girerek burada başyazılar yazdı.  Ankara Sanat Severler Derneği’nde etkin bir üye oldu. 1938 tarihinde Türkiye İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığında müfettiş muavini oldu. Vefâtından sonra İstanbul, Küçükçekmece’de İkitelli’de bir okula adı verildi.
1915 Dünya Günü‘nün kurucusu olarak bilinen Amerikalı aktivist John McConnell dünyaya geldi. Yaşamı boyunca insanlığın ortak iyiliği için çalıştı.

John McConnell
1921

Hint asıllı İngiliz casus Mustafa Sagir, tutuklandı. İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilen Sagir 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) asılarak idam infaz edildi.

1922 Paris Konferansında İtilaf devletleri, Türklere ve Yunanlılara mütareke önerisinde bulundu.
1926
1933 Nazım Hikmet “gizli örgüt kurmak, İstanbul, Bursa ve Adana’da duvarlara devrim bildirileri yapıştırmak ve komünizm propagandası yapmak” gerekçeleriyle Bursa’da aynı yönde faaliyette bulundukları iddia edilen 15 kişiyle birlikte tutuklandı.
1934 Kazanç Vergisi Kanunu TBMM’de kabul edildi.
1942 Altı ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
1943 Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
1945 Arap Devletleri Birliği (Arap Ligi-(Leage of Arab States), 22 Mart 1945’te Kahire’de, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve Yemen’in (kurucu üyeler) katılımıyla, bölge devletlerinin egemenliğini korumak ve işbirliğini artırmak amacıyla kurulmuştur. Hükümetlerarası bir kuruluştur ve günümüzde 22 üyesi bulunmaktadır. Birliğin merkezi Kahire, Mısır’dır.
1951 Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul’da bir apartmanın bodrum katındaki kumarhaneye yapılan baskında 19 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Necip Fazıl’ın ifadesi alınıp serbest bırakıldı; 3 Nisan’da çıkarıldığı mahkemede 19 kişiyle beraber 30’ar TL para cezasına çarptırıldı.
1952 Ankara’da, bir gün önce 10 saat süreyle greve giden taksi şoförlerinden 30’u tutuklandı.
1953 Hukukçu, asker ve siyasetçi Ahmet Şükrü Oğuz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1881) Hukuk eğitimi gördü. Ticaret ve müteahhitlik işleriyle uğraştı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyet karıştı bazı faaliyetlerde adı geçti. Balkan ve Birinci Dünya savaşlarına katıldı.  Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusası’nda görev aldı. İstanbul’da Karakol Cemiyeti’nin ve Kocaeli Kuvayı Milliyesi’nin örgütlenmesinde önemli rolü oldu. Ankara’da toplanan T.B.M.M.’nin ilk dönemine İstanbul Milletvekili olarak katıldı. 1926’da Atatürk’e suikast davasında idamla yargılandı ve beraat etti, ancak kardeşi Nail ile en yakın arkadaşı Kara Vasıf idam edildi.
1955 Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek 6 ay hapse mahkum oldu.
1963 Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak cezası müebbet hapse çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tahliye edildi. Bayar, tepkiler üzerine 28 Martta ceza erteleme kararının kaldırılması üzerine eski 30 Martta açlık grevine başladı.
1968 Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
1968 Türkiye ile Bulgaristan arasında göç anlaşması imzalandı.
1971 Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 12 Mart Muhtırası’na karşı son konuşmasında Cumhurbaşkanına ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin manevi şahsiyetine hakaret ettiği iddiasıyla, bir gün önce görevinden ayrılan CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit hakkında soruşturma başlattı.
1977 Avrupa Konseyi, avukatların hizmetlerini etkin bir şekilde ifa etme serbestisine ilişkin 22 Mart 1977 tarih, 77/249/EEC sayılı Konsey Direktifini kabul etti.
1978 Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk , Pakistan cumhurbaşkanına bir mesaj göndererek idama mahkum edilen eski Başbakan Zülfikar Ali Butto’nun hayatının bağışlanmasını istedi.
1980 Türkiye’de 12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden süreç’te  TBMM’de yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçimi yapılamadı. 12 Eylül 1980’e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi ve süreç darbe ile sonuçlandı.
1980 Konya’da Çağdaş Hukukçular Derneği Yönetim Kurulu toplantısını basan silahlı grup, CHP üyesi Avukat Aytekin Olcay’ı öldürdü ve bir avukatı da yaraladı.
1982 Yurtdışına kaçan Banker Kastelli’nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
1985 Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi(Vienna Convention for the Protection of the Ozone Layer), 22 Mart 1985 tarihinde Viyana’da kabul edilerek imzaya açıldı.
1986 Mehmet Ali Ağca, İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
1987 Halkevleri mahkeme kararıyla açıldı. Halkevleri’nin faaliyetleri 12 Eylül sonrası Milli Güvenlik Konseyi tarafından durdurulmuş, yöneticileri yargılanmıştı.
1988 İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Henry Miller’in “Oğlak Dönencesi” adlı eseriyle Ahmet Altan’ın “Sudaki İz” adlı kitabını yasakladı ve imha edilmesine karar verdi.
1989 Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi, 22 Mart 1989 tarihinde kabul edildi ve Basel’de imzaya açıldı.
1993 Dünya Su Günü (World Water Day-22 Mart), Çevre ve Kalkınma Konferansının 1992 tarihli toplantısında önerildiği şekliyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında ilan edildi. Dünya Su Günü,  Su Hakkı‘na odaklanmakta olan yıllık bir kutlama günüdür.  Küresel su krizini gündemde tutmak temel amaçtır.
1994 Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından Türkiye Komünist Partisi yöneticileri Nihat Sargın ve Haydar Kutlu’ya 2 milyar 600 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi.
1995 Kültür Bakanı Ercan Karakaş Olağanüstü Hal ve Çekiç Güç süresini uzatma kararnamesini imzalamadı. Karakaş bakanlık görevinden istifa etti.
1999 Prof. Dr. Mümtaz Soysal, milletvekilliğinden istifa etti.
2001 Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde beş yıl süren Yüksekova Çetesi davasında, 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
2002 Almanya’da göçmen yasası parlamentonun üst kanadında 34’e karşı 35 oyla kabul edildi. Yasa, nüfusun yaşlanması sebebiyle işgücündeki düşüşü kalifiye işçi alarak çözmeyi öngörüyordu. Hıristiyan Demokratlar ise ülkede zaten 4 milyon işsiz olduğunu ve göçmen işçiye gerek olmadığını savundu.
2003 Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
2007 Avrupa Sosyal Şartı, 5547 sayılı Kanunla onaylandı ve 9 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlandı. Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalandı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
2008 Türkiye’de altmıştan fazla sendika, meslek odası, uluslararası örgüt, Dünya Su Günü için, suyun ve suya dair hizmetlerin özelleştirilmesine karşı olduklarını bildiren ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Suyumuzun satışı yönündeki bütün çabalara karşı olduğumuzu bütün dünyaya duyuruyoruz” denildi.
2010 ABD Temsilciler Meclisi 32 milyon ABD’liyi sigorta sistemine dahil etmeyi öngören sağlık reformu tasarısını kabul etti.
2012 Serdar Özgüldür, Uyuşmazlık Mahkemesi başkanlığına seçildi.
2013 İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşmede Mavi Marmara baskını sebebiyle tazminat ödemeyi ve Filistin topraklarına sivil halkın kullanacağı malların girişine ilişkin kısıtlamaları kaldırmayı kabul ettiği bildirildi.
2016 İşadamı Rıza Sarraf, “İran’a uygulanan yaptırımları delmek için komplo düzenlemek” suçlamasıyla ABD’de tutuklandı.
2017 Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’i ilk sorgulayan eski CIA Ajanı John Nixon, iki aydan fazla süren sorgulamalardan sonra bu ülkede kimyasal silah olmadığı sonucuna vardıklarını söyledi.
2018 Faaliyette olan siyasi partiler 22 Mart 2018 tarihi itibari ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilan edildi. Toplam 86 partinin faaliyette Türkiye’de 2018 itibari ile son kurulan parti Ötüken Birliği Partisi oldu.
2022 Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan mahpuslara gazeteci Gökçer Tahincioğlu’nun “Kiraz Ağacı” kitabının ‘örgüt propagandası’ gerekçesiyle cezaevi idaresi tarafından verilmediği öğrenildi.
2026 “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması yöneltilen BirGün muhabiri İsmail Arı, aile ziyareti için gittiği Tokat’ta 21 Marta gözaltına alınmıştı. Arı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile sabah saatlerinde Ankara’ya getirildi.

22 Mart – Hukuk Takvimi

Mustafa Sagir

0

Mustafa Sagir (1877 – 24 Mayıs 1921), Hint asıllı İngiliz casustur. Henüz 5 yaşındayken, on Hintli çocuktan biri olarak Londra’ya getirilmiş, İngiliz çıkarlarına göre yetiştirilmiş, kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere tamamen bu amaç için eğitim görmüş, 25 yaşından itibaren de İngiltere namına casusluğa başlamıştır. Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında gizli bilgiler toplamak için Ankara’ya gönderilmiştir.

Durumun anlaşılması üzerine tutuklanmış, İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiştir. 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) idam cezası uygulanmıştır. Mahkemede, Mustafa Sagîr’in casusluk suçunun sabit olduğu, Ferit Cavid’in suç ortaklığına dair delillerin bulunduğu ve ona müebbet kürek cezası verilmesi gerektiği kararı çıkmıştır.

Ayrıca, İzzet’in casuslukla ilgili şüpheli hareketleri nedeniyle gözetim altında tutulmasına, Mehmet Ali’nin ise suçla ilgisi olmadığına ancak İstanbul’a gönderilmesine karar verilmiştir.

İngiliz Casus Mustafa Sagir: İstiklal Mahkemesi Kararı

0
Mustafa Sagir (1877 – 24 Mayıs 1921), Hint asıllı İngiliz casustur. Henüz 5 yaşındayken, on Hintli çocuktan biri olarak Londra’ya getirilmiş, İngiliz çıkarlarına göre yetiştirilmiş, kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere tamamen bu amaç için eğitim görmüş, 25 yaşından itibaren de İngiltere namına casusluğa başlamıştır. Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında gizli bilgiler toplamak için Ankara’ya gönderilmiştir. Durumun anlaşılması üzerine 22 mart 1921’de tutuklanmış, İstiklal Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiştir. 24 Mayıs 1921 tarihinde Ankara’da Karaoğlan Meydanı’nda (bugünkü Ulus Meydanı) idam cezası uygulanmıştır. Mahkemede, Mustafa Sagîr’in casusluk suçunun sabit olduğu, Ferit Cavid’in suç ortaklığına dair delillerin bulunduğu ve ona müebbet kürek cezası verilmesi gerektiği kararı çıkmıştır. Ayrıca, İzzet’in casuslukla ilgili şüpheli hareketleri nedeniyle gözetim altında tutulmasına, Mehmet Ali’nin ise suçla ilgisi olmadığına ancak İstanbul’a gönderilmesine karar verilmiştir.
 

İngilizlerden aldığı talimat üzerine kendisine Hint Hilafet Komitesi’nin delegesi süsünü vererek casusluk yapmak üzere Ankara’ya geldiği ve Ankara’da, İstanbul’da ‘Ferit Cavid’ adresine kimyasal bir karışım ile gizli olarak yazmış bulunduğu mektuplarla Anadolu Hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa hakkında sürekli olarak bilgi gönderdiği iddiasıyla mahkememize tevdi dilen İngiliz tebaasından Hindistan’ın Peçaver şehrinde mütevellit 34 yaşlarında Mustafa Sagîr bin Zekeriye ile Mustafa Sagîr’in İstanbul’da İngiliz Hafiye Teşkilatı’na gönderdiği anlaşılan ve gizli mürekkep ile yazılı raporlarını yerine ulaştırmak suretiyle merkumun casusluğuna katılmak suçuyla, kezâ mahkememize tevdi kılınan İstanbul’da mütevellit 42 yaşlarından ‘İleri’ gazetesi yazı kurulundan ‘Mehmet oğlu Ferit Cavit’ ile, keza İngiliz casus teşkilatına dahil olduğu ve Anadolu’da özellikle Şeyh Sunusî Hazretleri’nin ahval ve harekatını takip etmek üzere görevlendirildiği iddia olunan 25 yaşlarında deniz teğmenlerinden Ürgüp’lü Paşazade Mehmet Ali’nin yapılan açık yargılamalarında Hintli Mustafa Sagîr’in gerçekten 10 yaşından beri sadece İngilizler hesabına casusluk yapmak üzere özel şekilde yetiştirildiği ve bir çok yerlerde İngilizlerin nam ve menfaatine casusluk yaptığı ve sonradan İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın muvafakati ve İngilizlerin İstanbul’da casusluk yapmağa memur ettikleri Miralay Nelson’un emri ile İstanbul’a gelip Anadolu’nun itimadını kazanmış bazı kimselerle ortak olarak ‘Türk-Hint Muhadenet Cemiyeti’ adıyla bir cemiyet kurduğu ve daha sonra Karakol Heyet-i Merkeziyesi’nden aldığı itimatname ve belgeyi hamilen kendisine Hint Hilafet Komitesi Olağanüstü Delegesi süsünü vererek Ankara’ya geldiği ve Ankara’da kimyasal bir karışım ve eczalı mürekkeple yazılmış mektuplarla İngilizlere gizli hususları bildirdiği ve bu suretle casusluk yaptığı gerek ele geçen delillerle ve gerek kendi itirafları ve yapılan yargılama esnasında şahitlerin beyanı ile sabit olan Hintli casus Mustafa Sagîr’in asılarak idamına, Ferit Cavid bin Mehmet Cavid’in ise İstanbul’da İngiliz casus teşkilatı başkanı olduğu anlaşılan İngiliz Miralay Nelson’un daire-i itimadına girerek casus Mustafa Sagîr ile bu teşkilatın bakanı Nelson arasında haberleşme aracılığı yapmak ve şu suretle gerek Mustafa Sagîr’den gizli raporları Nelson’a, gerekse Nelson’dan aldığı talimatı Hintli casusa getirip götürmesi ve bunu yaparken de para alması, kendisinin Mustafa Sagîr’in suçuna iştirak ettiği kanaatini vermiş ise de, Mustafa Sagîr’in tutuklanmasından önce içine düşen bir korku ile Hintli’nin gerçek görevini sabık İstihbarat Komisyonu Başkanı Binbaşı Rıza Bey’e, gerek Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektupla bildirmesi hafifletici sebeplerden sayılarak adı geçenin tutuklanma tarihi olan 22 Mart 1337 (1921) tarihinden itibaren müebbet küreğe mahkûmiyetine, gene aynı suçlara iştirak eden Bağdat Belediye Reis-i Sabıkı İzzet’in kasden İngilizler tarafından casus olarak Ankara’ya gönderildiğine dair Mustafa Sagîr’in kendi ifadesinden başka kanaat getirici bir ifadeye ulaşılmamakla beraber, İzzet’in Ankara’daki hareket tarzının calib-i zan ve şüphe bulunması dolayısıyla merkumun millî davanın bir mutlu sonla oluşacak iktidarına kadar hükümetin uygun bulacağı bir yerde kal’a-bend edilmesine ve bahriye mülazim-ı evveli Mehmet Ali Efendi’nin casusluğu sabit olmadığı, yalnız kendisinin bu millî davanın takibi için gerekli metin bir karaktere malik bulunmadığı anlaşıldığından bu kişinin de İstanbul’a iadesine, Mustafa Sagîr hakkında oy birliği ile, Ferit Cavid, İzzet ve Mehmet Ali hakkında oy çokluğuyla ve tümünün yüzlerine karşı karar verildi.

23 Mayıs 1373 (1921)

Millî Mücadele’de Ankara’da Asılan Bir Ingiliz Casus Hintli Mustafa Sagir

Mustafa Sagir Efendi, zamanın adıyla, Hindistan’ın Peşaver şehrinde doğmuş, adı gibi kendi de sahte olan bir kişiliktir. Adının haricinde İslamlıkla hiçbir ilişkisi olmayan, ünlü bir İngiliz casusudur.

İngilizlerin devşirme çocukları içinde en ünlüsü olan Sagir, döneminde tüm gittiği bölgeleri karıştıran bir karakterdir.  Özellikle Avrupa, Afganistan, İran ve Hindistan başta olmak üzere Orta Doğu ve bilakis Mısır’da tam bir casusluk rolü oynamıştır.
Mustafa Sagir incelendiğinde, İngilizlerin nasıl casus yetiştirdikleri, harcadıkları para, verdikleri eğitimle tam bir sömürücü ordusu kurdukları görülebilir.

Efendinin son görev yeri Osmanlı Türkiye’sidir. Önce İstanbul’u karıştırmış ve makûs talihine yavaş yavaş yaklaşarak Ankara’ya gelmişti. Hindistan Müslümanlarından topladığı milyonlarca altını Anadolu’ya getireceğini, gazete kuracağını, burada okullar yapacağını ve askerin her türlü ihtiyacını karşılayacağı yalanlarıyla Ankara’yı avlamaya çalışırken av olmuş ve 23 Mayıs 1921’de Ankara İstiklal Mahkemesi’nin verdiği kararla idam cezasına çarptırılmıştır. Ve 24 Mayıs 1921 yılında, Ankara’da asılmıştır.

İngilizler ve Hintliler, her ne kadar uğraşsalar da bu genç Ankara Hükümeti’nin bağımsızlığının bir belirtisi olarak mahkeme kararı yerine getirilmiştir.

Mustafa Sagir’in yaşamı, 1887 yılında Peşaver’de başlamış ve 1921 yılında Ankara’da sona ermiştir. Beş dil bilen, felsefe doktoru Sagir, ölü bir yatırım olarak İngilizlerin hanesine yazılmıştır.

Öğr. Gör. Rahmi AKBAŞ
Bilecik Şeyh Edebalı Üniversitesi

Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi

0

Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi(Vienna Convention for the Protection of the Ozone Layer), 22 Mart 1985 tarihinde Viyana’da imzaya açılarak kabul edilmiştir.

Sözleşmeyi takiben, ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının ve üretiminin kontrol altına alınmasını sağlamak üzere, “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü” 1987 yılında kabul edilmiştir. 1990 yılında, Londra’da, gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşturulan Montreal Protokolü’nün Uygulanması için Çok Taraflı Fon (MLF) kurulmuştur.

Viyana Sözleşmesi, araştırma, ozon tabakasının sistematik gözlenmesi, CFC üretiminin izlenmesi ve bilgi paylaşımı hususlarında hükümetler arası işbirliğinin sağlanmasını teşvik etmek üzere düzenlenmiştir. Yasal bağlayıcılığı olmayan, kontrol, denetim mekanizması  ve hedefleri içermeyen bir çerçeve sözleşmesidir. Sözleşme; tarafları, ozon tabakasının yapısını değiştiren insan kaynaklı faaliyetlere karşı, çevre ve insan sağlığını korumaya yönelik genel önlemler almayı amaçlamıştır. Bir çerçeve sözleşmesi olarak Viyana Sözleşmesi geniş ilkeler ortaya koymakta, ozon tabakasının incelmesinin nedenleri ve etkileri ile bunun olası iklimsel etkilerine ilişkin araştırmalara ilaveten devletlerin alternatif teknolojiler konusunda işbirliği yapmasını öngörmektedir. Atmosfere zararlı faaliyetlere karşı koymak için yasal ve politik önlemlerin alınması konusunda işbirliği yapmak ve özellikle gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferini ve bilgi aktarımını kolaylaştırmak konusunda mutabık kalınmıştır.

Ozon tabakasının incelmesi konusu ilk kez 1976 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’nın Yönetim Konseyi’nde tartışılma konusu olmuş, UNEP ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO)’nün ozon incelmesini periyodik olarak değerlendirmek için kurdukları Ozon Tabakası Koordinasyon Komitesi (CCOL) sonrası, ozon tabakası konusundaki uzmanlar 1977 yılında bir toplantıda bir araya gelmişlerdir. Ozon tabakasını incelten maddelerin (OTİM) azaltılmasına ilişkin olarak ilk hükümetler arası temaslar 1981 yılında başlamış ve bu girişim Mart 1985’de Ozon Tabakasının Korunması için Viyana Sözleşmesi’nin kabulü ile neticelenmiştir.

“Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesine Katılmamızın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” 6 Haziran 1990 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 8 Eylül 1990 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.  

OZON TABAKASININ KORUNMASINA DAİR VİYANA SÖZLEŞMESİ

GİRİŞ

Bu Sözleşme’nin Tarafları,

Ozon tabakasındaki değişikliğin potansiyel olarak insan sağlığı ve çevre üzerinde zararlı bir etkisi bulunduğunun bilincinde olarak

Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevresi Konferansı Beyannamesi‘nin ilgili hükümlerini ve özellikle de, “Devletler, Birleşmiş Milletler Ana Sözleşmesi ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca kendi çevre politikalarına uygun olarak kendi kaynaklarını hükümran şekilde kullanma hakkını ve kendi kontrolleri ya da yetki alanları içindeki faaliyetlerin, diğer Devletlerin veya ulusal yetki alanlarının sınırları dışındaki sahaların çevrelerine zarar vermemesini temin etme sorumluluğunu haizdirler” ibaresini taşıyan 21 sayılı ilkeyi anımsayarak,

Gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını ve özel koşullarını göz önünde bulundurarak,

Uluslararası ve ulusal örgütler bünyesinde ve özellikle de, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Dünya Ozon Tabakası Eylem Planı çerçevesinde yürütülmekte olan çalışmaları ve faaliyetleri akıllarında bulundurarak,

Ozon tabakasının korunması için şimdiye kadar ulusal ve uluslararası düzeylerde alınmış bulunan önlemleri de akıllarında bulundurarak,

Ozon tabakasını, beşeri faaliyetlerin yol açtığı değişikliklerden korumak için alınacak önlemlerin uluslararası işbirliğini ve eylemi gerektirdiğinin ve ilgili bilimsel ve teknik görüşlere dayanması icap ettiğinin bilincinde olarak,

Ozon tabakası ve bu tabakadaki değişikliklerden kaynaklanan muhtemel olumsuz etkiler hakkında mevcut bilimsel bilgileri daha da geliştirmek için yeni araştırmalar ve sistematik gözlemler yapılması gerektiğinin de bilincinde olarak,

Ozon tabakasındaki değişikliklerin yol açtığı olumsuz etkilere karşı insan sağlığını ve çevreyi korumaya kararlı olarak, aşağıdaki şekilde anlaşmaya varmışlardır.

Madde 1
Tanımlar

Bu Sözleşmede:

1. “Ozon tabakası”, planeter sınır tabakasının üstündeki atmosferik ozon tabakası anlamında kullanılmıştır.

2. “Olumsuz etkiler”, iklim değişiklikleri de dahil olmak üzere, insan sağlığı veya doğal ve kontrollü ekosistemlerin bileşimi, esnekliği ve üretkenliği ya da insana yararlı maddeler üzerinde önemli ölçüde zararlı etkileri bulunan fiziki çevre veya hayvan ve bitki çevresi anlamında kullanılmıştır.

3. “Alternatif teknolojiler veya ekipman”, ozon tabakası üzerinde olumsuz etkileri azaltan, ortadan kaldıran veya önleyen maddeler anlamında kullanılmıştır.

4. “Alternatif maddeler”, ozon tabakası üzerinde olumsuz etkileri azaltan, yok eden veya bu etkilerin oluşmasını engelleyen maddeler anlamında kullanılmıştır.

5. “Taraflar”, metinde aksi belirtilmedikçe, bu Sözleşme’nin Tarafları anlamında kullanılmıştır.

6. “Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü”, belirli bir bölgedeki hükümran Devletler tarafından oluşturulan ve bu Sözleşme’nin veya protokollerinin düzenlendiği konularda yetkisi bulunan ve kendi iç prosedürlerine göre ilgili belgeleri imzalamaya, onaylamaya, kabul etmeye veya katılmaya yetkisi olan bir örgüt anlamında kullanılmaktadır.

7. “Protokoller”, bu Sözleşme’nin protokolleri anlamında kullanılmaktadır.

Madde 2
Genel Yükümlülükler

1. Taraflar, bu Sözleşme’nin ve taraf oldukları yürürlükteki protokollerin hükümlerine uygun olarak, ozon tabakasında değişikliğe yol açan veya açabilecek insan faaliyetlerinden kaynaklanan ya da kaynaklanabilecek olumsuz etkilere karşı insan sağlığını ve çevreyi korumak için gerekli tedbirleri alacaklardır.

2. Taraflar, bu amaçla ellerindeki imkânlara ve yeteneklerine uygun olarak:

a) İnsan faaliyetlerinin ozon tabakası üzerindeki ve ozon tabakasındaki değişikliklerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini daha iyi anlayabilmek ve değerlendirebilmek için sistematik gözlem, araştırma ve bilgi alışverişi yoluyla işbirliği yapacaklardır;
b) Yetki alanları veya kontrolleri altındaki insan faaliyetlerinin, ozon tabakasındaki değişikliklerden veya muhtemel değişikliklerden kaynaklanan olumsuz etkilere yol açtığı ya da açabileceği tespit edildiği takdirde, bu faaliyetleri kontrol altında tutmak, sınırlamak, azaltmak veya önlemek için uygun yasal ve idari tedbirleri alacaklar ve uygun politikaların ahenkli bir hale getirilmesi için gerekli işbirliğinde bulunacaklardır;
c) Protokollerin ve eklerin kabulü de dahil olmak üzere bu Sözleşme’nin uygulanması için, üzerinde anlaşmaya varılan tedbirlerin, işlemlerin ve standartların formulasyonu için işbirliği yapmak;
d) Bu Sözleşme’nin ve protokollerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla bunlara taraf olan uluslararası uzman kuruluşlar ile işbirliği yapmak.

3. Bu Sözleşme’nin hükümleri, uluslararası hukuka uygun olarak, Tarafların, yukarıdaki 1. ve 2. fıkralardan anılanlara ilâveten ulusal önlemler alma hakkını veya Taraflardan herhangi birince şimdiye kadar alınmış bulunan ek ulusal önlemleri hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Ancak, söz konusu önlemlerin, Taraflar’ın bu Sözleşme altındaki yükümlülükleriyle çelişmemesi gereklidir.

4. Bu maddenin uygulanmasında, ilgili bilimsel ve teknik görüşler esas alınacaktır.

Madde 3

Araştırma ve Sistematik Gözlemler

1. Taraflar, aşağıdaki konularda araştırma ve bilimsel değerlendirmelerin doğrudan veya yetkili uluslararası organlar kanalıyla yürütülmesini ve bu amaçla işbirliği yapılmasını taahhüt ederler.

a) Ozon tabakasını etkileyebilecek fiziksel ve kimyasal işlemler;
b) Ozon tabakasındaki değişikliklerin insan sağlığına etkileri ve diğer biyolojik etkiler, özellikle de ultraviyole güneş ışınlarındaki değişikliklerin yol açtığı biyolojik etkiler (UV-B);
c) Ozon tabakasındaki değişikliklerden kaynaklanan iklimsel etkiler;
d) Ozon tabakasındaki değişikliklerden kaynaklanan etkiler ve insana yararlı doğal sentetik maddeler üzerindeki UV-B radyasyonunda meydana gelen değişiklikler;
e) Ozon tabakasını etkileyebilecek maddeler, uygulamalar, işlemler, faaliyetler ve bunların kümülatif etkileri;
f) Alternatif maddeler ve teknolojiler;
g) İlgili sosyo-ekonomik konular, ve I ile II no.lu eklerde irdelenen diğer hususlar.

2. Taraflar, ek I’de irdelendiği gibi, ozon tabakasının durumunun ve ilgili diğer parametrelerin sistematik olarak gözlemlenmesi için, doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar kanalıyla ve ulusal mevzuatlarla gerek uluslararası gerekse ulusal düzeylerde süregelen ilgili faaliyetleri gözönüne alarak, ortak veya tamamlayıcı programlar oluşturmayı ya da geliştirmeyi taahhüt etmektedirler.

3. Taraflar, uygun dünya veri merkezleri vasıtasıyla araştırma ve gözlem verilerinin düzenli olarak ve zamanında toplanmasının, değerlendirilmesinin ve dağıtılmasının sağlanması için, doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar kanalıyla işbirliğinde bulunmayı taahhüt etmektedirler.

Madde 4
Hukuki, Bilimsel ve Teknik Alanlarda İşbirliği

1. Taraflar, ek II’de irdelendiği gibi, bu Sözleşmeyle ilgili bilimsel, teknik, sosyo-ekonomik, ticari ve hukuki bilgi değişimini kolaylaştıracak ve teşvik edeceklerdir. Bu bilgiler, Taraflar’ın mutabık kaldığı kuruluşlara iletilecektir. Bilgiyi veren Taraf’ın gizli olarak nitelendirdiği bilgileri elde eden söz konusu kuruluşlar bu bilgilerin ifşa edilmemesini sağlamakla ve bu bilgileri bütün Taraflar’a açıklanana kadar muhafaza etmekle yükümlüdür.

2. Taraflar, yürürlükteki ulusal kanunlarına, yönetmeliklerine ve uygulamalarına uygun olarak ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını özellikle göz önünde bulundurarak, doğrudan veya yetkili uluslararası organlar kanalıyla, bilgi ve teknoloji transferini geliştirmek için işbirliği yapacaklardır. Bu işbirliği, özel olarak aşağıdaki vasıtalarla yürütülecektir:

a) Alternatif teknolojilerin diğer Taraflarca elde edilmesinin kolaylaştırılması;
b) Alternatif teknolojiler ve techizat hakkında bilgi sağlanması ve bunlarla ilgili özel kılavuzların veya el kitaplarının temin edilmesi;
c) Araştırma ve sistematik gözlemler için gerekli techizat ve kolaylıkların sağlanması;
d) Bilimsel ve teknik personelin gerektiği şekilde eğitilmesi.

Madde 5
Bilgi İletme

Taraflar, bu Sözleşme’nin ve taraf oldukları protokollerin uygulanmasıyla ilgili olarak aldıkları önlemler hakkındaki bilgileri, söz konusu belgelere taraf olanlarca yapılan top-lantılarda belirlenen usul ve aralıklarla, 6. madde uyarınca toplanan Taraflar Konferansı’na, Sekreterya kanalıyla ileteceklerdir.

Madde 6
Taraflar Konferansı

1. Bu Sözleşme ile bir Taraflar Konferansı kurulmaktadır. Taraflar Konferansı’nın ilk toplantısı, 7. madde uyarınca geçici olarak tayin edilen Sekreterya’nın çağrısı üzerine ve bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç bir yıl içinde yapılacaktır. Taraflar Konferansını izleyen olağan toplantılar Konferans tarafından ilk toplantıda belirlenecek düzenli aralıklarla yapılacaktır.

2. Taraflar Konferansı’nın olağanüstü toplantıları, Konferans’ın gerekli gördüğü zamanlarda veya Taraflar’dan herhangi birinin yazılı talebi üzerine yapılacaktır. Ancak, talebin Sekreterya kanalıyla diğer taraflara bildirilmesinden sonraki altı ay içerisinde Tarafların en az üçte birinin desteğini alması gerekecektir.

3. Taraflar Konferansı, kendisi ve kurabileceği alt organlar ile ilgili usul kurallarını, mali prensipleri ve Sekreterya’nın görevlerini düzenleyen mali hükümleri mutabakat ile tespit edecek ve benimseyecektir.

4. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme’nin uygulanmasını sürekli olarak gözden geçirecek ve ayrıca:

a) 5. Madde uyarınca sunulması gereken bilgilerin iletilme usulünü ve aralıklarını belirleyecek ve bu bilgilerin yanısıra herhangi bir alt organ tarafından arzedilen raporları değerlendirecektir;
b) Ozon tabakası, ozon tabakasındaki muhtemel değişiklikler ve bu değişikliklerin yol açtığı muhtemel etkiler hakkındaki bilimsel bilgileri inceleyecektir;
c) Ozon tabakasında değişikliğe yol açan veya açabilecek maddelerin ortaya çıkmasını asgariye indirmek için gerekli politikaların, stratejilerin ve önlemlerin, 2. Madde uyarınca uyumlu hale getirilmesini geliştirecek ve bu Sözleşme’yle ilgili diğer önlemler hakkında tavsiyelerde bulunacaktır;
d) 3. ve 4. Maddeler uyarınca, araştırma, sistematik gözlem, bilimsel ve teknolojik işbirliği, bilgi alış-verişi ve teknoloji transferi ile ilgili programlar tespit edecektir;
e) 9. ve 10. maddeler uyarınca, gerektiği takdirde, bu Sözleşme ve ekleri ile ilgili değişiklikleri göz önünde bulunduracak ve yapacaktır;
f) Protokoller ve ekleri ile ilgili değişiklikleri gözönünde bulunduracak ve değiştirilmelerine karar verildiği takdirde söz konusu protokole taraf olanlara bu yönde tavsiyede bulunacaktır;
g) 10. Madde uyarınca, bu Sözleşme’ye yeni ekler yapılması hususunu gözönünde bulunduracak ve gerçekleştirecektir;
h) 8. Madde uyarınca protokolleri gözden geçirecek ve benimseyecektir;
i) Bu Sözleşme’nin uygulanması için gerekli alt organları kuracaktır;
j) Bilimsel araştırmalar, sistematik gözlemler ve bu Sözleşme’nin amaçlarına uygun diğer faaliyetler için, yetkili uluslararası kuruluşların ve bilimsel komitelerin, özellikle de Dünya Meteoroloji Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü ve Ozon Tabakası Koordinasyon Komitesi’nin yardımlarına başvuracak ve bu kuruluşlarla, komitelerden sağlanan hizmetlerden yararlanacaktır;
k) Bu Sözleşme’de belirtilen amaçlara ulaşılması için gerekli her türlü ilâve eylemi göz önünde bulunduracak ve taahhüt edecektir.

5. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler’in uzmanlık teşkilâtları, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve bu Sözleşme’ye taraf olmayan Devletler, Taraflar Konferansı’nın toplantılarında gözlemci sıfatıyla temsil edilebilirler. Ozon tabakasının korunmasıyla ilgili alanlarda uzmanlaşmış olan ve Taraflar Konferansı’nın toplantılarına gözlemci statüsünde katılmak isteğinde olduğunu Sekreterya’ya bildiren uluslararası veya ulusal, resmi ya da gayri resmi her türlü kuruluş ve organ, Taraflar’ın en az üçte birinin itirazıyla karşılaşılmadığı takdirde bu toplantılara kabul edilebilirler.

Gözlemcilerin kabûlü ve katılımı, Taraflar Konferansı’nın benimsediği usûl kurallarına tabidir.

Madde 7
Sekreterya

1. Sekreterya’nın görevleri şunlardır:

a) 6., 8., 9. ve 10. Maddelerde belirtilen toplantıları düzenlemek ve düzenlenmesine yardımcı olmak;
b) 4. ve 5. Maddelere uygun olarak sağlanan bilgileri ve 6. madde uyarınca oluşturulan alt organların yaptığı toplantılar sonucunda elde edilen bilgileri esas alan raporlar hazırlamak ve dağıtmak;
c) Herhangi bir protokolün kendisine yüklediği görevleri yerine getirmek;
d) Bu Sözleşme altındaki görevlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak yürüttüğü faaliyetler hakkında raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı’na sunmak;
e) İlgili diğer uluslararası organlarla gerekli işbirliğinin kurulmasını sağlamak ve görevlerinin etkili bir şekilde yürütülmesi için gerekli idari ve akdi düzenlemelere girmek;
f) Taraflar Konferansı’nın tespit ettiği diğer görevleri yerine getirmek.

2. Sekreterlik görevleri, Taraflar Konferansı’nın 6. Madde uyarınca yapılacak ilk olağan toplantısı tamamlanana kadar Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından geçici olarak yürütülecektir. Taraflar Konferansı, ilk olağan toplantısında, bu Sözleşme altında sekreterlik görevi yapmak arzusunu belirten mevcut yetkili uluslararası örgütler arasından Sekreterya’yı atayacaktır.

Madde 8
Protokollerin Kabulü

1. Taraflar Konferansı, toplantılarından biri sırasında 2. Madde gereğince protokoller kabul edebilir.
2. Önerilen her türlü protokol metni, görüşüleceği toplantıdan en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar’a iletilecektir.

Madde 9
Sözleşme veya Protokollerde Değişiklikler

1. Taraflar’dan herhangi biri bu Sözleşme’de veya protokollerde değişiklik yapılmasını önerebilir. Bu değişiklikler, diğer hususların yanı sıra ilgili bilimsel ve teknik görüşleri de gözönünde bulunduracaktır.

2. Bu Sözleşme ile ilgili değişiklikler, Taraflar Konferansı’nın toplantısında kabul edilecektir. Protokollerle ilgili değişiklikler ise söz konusu protokole taraf olanların yapacağı toplantı sırasında benimsenecektir.

Bu Sözleşme’de veya herhangi bir protokolde yapılması önerilen değişikliklerle ilgili metin, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, değişiklik önerisinin kabulü için yapılacak toplantıdan en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar’a iletilecektir. Sekreterya, önerilen değişiklikleri, bilgilenmeleri için bu Sözleşme’yi imzalayan taraflara da bildirecektir.

3. Taraflar, bu Sözleşme’de yapılması önerilen her türlü değişiklik hususunda mutabakata varmak için ellerinden gelen bütün çabayı harcayacaklardır. Bütün çabanın harcanmasına rağmen anlaşmaya varılamamışsa, değişiklik son çare olarak, toplantıda bulunan ve oy kullanan Taraflar’ın dörtte üç çoğunluğuyla kabul edilecek ve Depoziter tarafından onay veya kabul için bütün Taraflar’a sunulacaktır.

4. Yukarıdaki 3. fıkrada belirtilen prosedür her türlü protokolle ilgili değişiklikler için geçerli olacak, ancak, söz konusu protokole taraf olanlardan toplantıda bulunan ve oy kullananların üçte iki çoğunluğu belirtilen değişikliklerin kabulü için yeterli olacaktır.

5. Değişikliklerin onay veya kabulü Depozitere yazılı olarak bildirilecektir. Yukarıdaki 3. ve 4. fıkralara uygun olarak benimsenen değişiklikler, bu Sözleşme’ye taraf olanların en az dörtte üç çoğunlukla veya ilgili protokole taraf olanların -söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe- en az üçte iki çoğunlukla, değişikliği onayladıklarını veya kabul ettiklerini Depozitere bildirmelerinden sonraki doksanıncı günde, değişikliği kabul etmiş Taraflar arasında yürürlüğe girecektir. Daha sonra değişiklikler, diğer Taraflar için, söz konusu Taraf’ın değişikliklere ilişkin kabul veya onay belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. Bu maddedeki “toplantıda bulunan ve oy kullanan Taraflar” deyimi toplantıya katılan ve olumlu veya olumsuz oy kullanan Taraflar anlamında kullanılmıştır.

Madde 10
Eklerin Kabulü ve Değiştirilmesi

1. Bu Sözleşme’nin veya herhangi bir protokolün ekleri, bu Sözleşme’nin veya söz konusu protokolün ayrılmaz bir parçasını oluşturacak ve aksi açıkça belirtilmedikçe, bu Sözleşme’ye veya protokollerine yapılan atıflar, aynı zamanda bunların eklerine de yapılmış addedilecektir. Söz konusu ekler, bilimsel, teknik ve idari konularla sınırlı olacaktır.

2. Herhangi bir protokolde, bu protokolün ekleriyle ilgili olarak aksi yönde hükümlerin bulunmaması halinde, bu Sözleşme’nin ilâve eklerinin veya herhangi bir protokolün eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesine ilişkin olarak aşağıda belirtilen prosedür takip edilecektir:

a) Bu Sözleşme’nin ekleri 9. Maddenin 2. ve 3. fıkralarında herhangi bir protokolün ek-leri ise 9. Maddenin 2. ve 4. fıkralarında belirtilen prosedüre göre önerilecek ve kabul edilecektir;
b) Bu Sözleşme’nin ilâve eklerini veya taraf olduğu herhangi bir protokolün eklerini onaylamayan herhangi bir Taraf, kabul kararının Depozitere iletildiği tarihten itibaren altı ay içinde onaylamama kararını yazılı olarak Depozitere bildirecektir. Bunun üzerine, Depoziter derhal diğer taraflara bu kararı iletecektir. Taraflar, daha önce itiraz ettikleri ekleri herhangi bir zamanda kabul edebilirler. Bu durumda, söz konusu ekler o Taraf için derhal yürürlüğe girecektir;
c) Depoziter tarafından dolaşıma çıkarılışından itibaren altı ay sora, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün yukarıdaki (b) fıkrası hükmü gereğince bildirimde bulunmayan bütün Taraflar için söz konusu ek geçerli olacaktır.

3. Bu Sözleşme’nin veya herhangi bir protokolün eklerindeki değişikliklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme veya protokol eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesinde kullanılan aynı prosedüre tabi olacaktır. Ekler ve eklerdeki deği-şiklikler, diğer hususların yanısıra, ilgili bilimsel ve teknik görüşleri gözönünde bulundura-caktır.
4. İlâve ve ekin veya bir ekteki değişikliğin bu Sözleşme’de ya da herhangi bir protokolde değişikliğe yol açması halinde, ilâve ek veya değiştirilmiş ek, bu Sözleşme’deki veya ilgili protokoldeki değişiklik yürürlüğe girene kadar yürürlüğe girmeyecektir.

Madde 11
İhtilâfların Çözümü

1. Bu Sözleşme’nin yorumlanması veya uygulanmasıyla ilgili olarak Taraflar arasında herhangi bir ihtilâf çıkması halinde, ilgili Taraflar müzakereler yoluyla çözüme gitmeye çalışacaklardır.

2. İlgili Tarafların müzakereler yoluyla çözüme ulaşamamaları halinde, ortaklaşa olarak üçüncü bir tarafın aracılığına başvurulabilir.

3. Bu Sözleşme’nin kabulü, onayı ya da bu Sözleşme’ye Taraf olunması sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, yukarıdaki 1. ve 2. fıkralara uygun olarak çözümleneme-yen ihtilâflar için bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü, aşağıdaki ihtilâf halli yöntemlerinden birini ya da her ikisini zorunlu olarak kabul ettiğini yazılı şekilde Depozitere bildirebilir:

a) Taraflar Konferansı’nın ilk olağan toplantısında benimsenecek yöntemlere uygun olarak hakemlik;
b) İhtilâfın Uluslararası Adalet Divanı’na sunulması.

4. Eğer Taraflar, yukarıdaki 3. fıkraya uygun olarak aynı veya herhangi bir prosedürü kabul etmemişlerse, tarafların aksi yönde bir mutabakata varmamaları halinde ihtilâf 5. fıkra gereğince uzlaşmaya sunulacaktır.

5. İhtilâfa Taraf olanlardan birinin talebi üzerine bir uzlaştırma komisyonu oluşturulacaktır. Komisyon, ilgili Tarafların her birince atanan eşit sayıda üyelerden ve bu üyelerin ortaklaşa seçecekleri bir başkandan meydana
gelecektir. Komisyon’un vereceği karar kesin ve tavsiye niteliğinde olacak ve Taraflar bu kararı iyi niyetle
değerlendireceklerdir.
6. Bu maddenin hükümleri her türlü protokol için, ilgili protokolde aksi belirtilmemişse, geçerli olacaktır.

Madde 12
İmza

Bu Sözleşme, Devletler ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri tarafından imzalanmak üzere, 22 Mart 1985 – 21 Eylül 1985 tarihleri arasında Viyana’da Avusturya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nda, 22 Eylül 1985 – 21 Mart 1986 tarihleri arasında ise New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açık tutulacaktır.

Madde 13
Kabul veya Onay

1. Bu Sözleşme ve her türlü protokol, Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin kabulüne veya onayına tabi olacaktır. Kabul veya onay belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan ve üye Devletleri taraf olmadığı halde bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole taraf olan örgütler için, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün her türlü yükümlülüğü bağlayıcı olacaktır. Üye Devletlerden biri veya daha fazlası bu Sözleşme’ye veya ilgili protokole taraf olan örgütlerin söz konusu olması halinde, örgüt ve üye Devletleri, duruma göre, bu Sözleşme veya protokol altındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri ile ilgili sorumlulukları hakkında karara varacaklardır. Bu durumda, örgüt ve üye Devletleri, Sözleşme veya ilgili protokol altındaki haklarını birlikte kullanamayacaklardır.

3. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan örgütler, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün düzenlediği hususlardaki yetkilerinin ölçüsünü kabul veya onay belgelerinde açıklayacaklardır. Bu örgütler, yetki derecelerinde önemli bir değişiklik olduğu takdirde Depoziteri haberdar edeceklerdir.

Madde 14
Katılma

1. Bu Sözleşme veya herhangi bir protokol, imzaya kapandığı tarihten itibaren Devletler’in ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin katılımına açık tutulacaktır. Katılma belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıdaki 1. fıkrada anılan örgütler, bu Sözleşme’nin veya ilgili protokolün dü-zenlediği hususlardaki yetkilerinin ölçüsünü katılma belgelerinde açıklayacaklardır. Bu örgütler yetki derecelerinde önemli bir değişiklik olduğu takdirde Depoziteri haberdar edeceklerdir.

3. Bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole giren bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri için 13 . Maddenin 2. fıkrasının hükümleri geçerli olacaktır.

Madde 15
Oy Hakkı

1. Bu Sözleşme’ye veya herhangi bir protokole taraf olanların her birinin bir oy hakkı bulunacaktır.

2. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen hüküm dışında, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, yetkileri dahilindeki konularda, Sözleşme’ye veya ilgili protokole taraf olan üye Devletlerinin sayısına eşit miktarda oy hakkına sahip olacaktır. Bu örgütler, üye Devletleri oy kullandığı takdirde oy haklarını kullanamayacaklardır. Aynı şekilde, örgütün oy kullanması halinde üye Devletleri oy veremeyecektir.

Madde 16
Sözleşme ve Protokolleri Arasındaki İlişki

1. Bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü Sözleşme’ye Taraf olmadığı takdirde herhangi bir protokole de taraf olamayacaktır.

2. Herhangi bir protokolle ilgili kararlar, yalnızca ilgili protokole taraf olanlarca alınabilecektir.

Madde 17
Yürürlük

1. Bu Sözleşme; kabul, onay veya katılma belgelerinden yirmincisinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Herhangi bir protokol, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, o protokolle ilgili kabul, onay veya katılma belgelerinden on birincisinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. Sözleşme; kabul, onay veya katılma belgelerinden yirmincisinin tevdi edildiği tarihten sonra bu Sözleşme’yi kabul eden, onaylayan veya bu Sözleşme’ye katılan Taraflar için, kabul, onay veya katılma belgesinin bu Taraflarca tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

4. Herhangi bir protokol, söz konusu protokolde aksi belirtilmedikçe, yukarıdaki 2. fıkraya uygun olarak bu protokolü kabul eden veya onaylayan ya da yürürlüğe girmesinden sonra bu protokole katılan bir taraf için, hangisinin daha sonra gerçekleştiğine bağlı olarak o tarafın kabul, onay veya katılma belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde veya Sözleşme’nin o taraf için yürürlüğe girdiği günde yürürlüğe girecektir.

5. Yukarıdaki 1. ve 2. fıkralarda öngörülen amaçla ilgili olarak, bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü tarafından tevdi edilen hiçbir belge o örgüte üye Devletler tarafından tevdi edilen belgelere eklenmiş sayılmayacaktır.

Madde 18
Çekinceler

Bu Sözleşme’ye hiçbir çekince koyulamaz.

Madde 19
Ayrılma

1. Bu Sözleşme’nin bir Taraf için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, o Taraf, Depozitere yazılı olarak bildirdikten sonra Sözleşme’den ayrılabilir.

2. Herhangi bir protokolün bir Taraf için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, söz konusu protokolde aksi belirtilmemişse, o Taraf, Depozitere yazılı olarak bildirdikten sonra o protokolden ayrılabilir.

3. Ayrılma, bu yöndeki kararın Depozitere ulaştığı tarihten itibaren bir yıllık bir sürenin geçmesi üzerine veya ayrılma bildiriminde belirtilen daha geç bir tarihte yürürlüğe girecektir.

4. Bu Sözleşme’den ayrılan herhangi bir Taraf, taraf olduğu her türlü protokolden de ayrılmış addedilecektir.

Madde 20
Depoziter

1. Bu Sözleşme’nin ve her türlü protokolün Depoziterlik görevleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından üstlenilecektir.

2. Depoziter, Tarafları özellikle aşağıdaki konulardan haberdar edecektir;

a) Bu Sözleşme’nin ve her türlü protokolün imzalanması ve 13. ile 14. Maddelere göre kabul, onay veya katılma belgelerinin tevdi edilmesi;
b) 17. Maddeye uygun olarak Sözleşme’nin veya her türlü protokolün yürürlüğe giriş tarihi;
c) 19. Maddeye göre yapılan ayrılma bildirimleri;
d) Sözleşme ve her türlü protokolle ilgili olarak benimsenen değişiklikler, 9. Madde uyarınca bu değişikliklerin taraflarca kabulü ve yürürlüğe giriş tarihleri;
e) Eklerin benimsenmesi ve onaylanması ile 10. Madde uyarınca eklerde yapılan değişikliklerle ilgili her türlü haberleşme;
f) Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin, bu Sözleşme’nin veya her türlü protokolün düzenlediği hususlardaki yetkilerinin derecesi ve bu yetkilerin ölçüsündeki değişiklikler ile ilgili bildirimleri;
g) 11. Maddenin 3. fıkrası gereğince yapılan bildirimler.

Madde 21
Orijinal Metinler

Bu Sözleşme’nin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca dillerindeki ve hepsi aynı geçerlilikte olan, orijinal metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

Bu Sözleşme, aşağıda imzası bulunan tam yetkili temsilciler tarafından usulüne uygun olarak imzalanmıştır.
Viyana 22 Mart 1985

EK 1
ARAŞTIRMA VE SİSTEMATİK GÖZLEMLER

1. Bu Sözleşmedeki Taraflar, başlıca bilimsel konuların aşağıdakiler olduğunu kabul ederler:

a) İnsan sağlığı, organizmalar, ekosistemler ve insanlığa faydalı maddeler için muhtemel öneme sahip ve Dünya yüzeyine ulaşıp biyolojik etkilere yol açan güneşin ultra-viyole (UV-B) ışıması miktarını artıran ozon tabakası değişimi;
b) Ozon’un hava ve iklim şartları için muhtemel öneme sahip atmosferin ısı yapısını değiştirecek olan düşey
dağılımının değişmesi.

2. Madde 3’e göre, Sözleşmedeki Taraflar aşağıdakiler gibi araştırmaların, sistematik gözlemlerin, gelecekteki araştırmalar için tavsiyelerin formüle edilmesinin yürütülmesinde işbirliği yapacaklardır:

a) Atmosferin fiziksel ve kimyasal yapısında araştırmalar

i) Kapsamlı teorik modeller: Işıma ile ilgili, dinamik ve kimyasal işlemler arasındaki davranışları inceleyen modellerin daha da geliştirilmesi; doğal ve insan yapısı olarak varolan çeşitli türlerin atmosferik ozon üzerindeki eşzamanlı etkileri hakkında çalışmalar; uydulardan veya uydular dışındaki kaynaklardan alınan verilerin yorumlanması; atmosferik ve jeofizik parametrelerdeki eğilimlerin değerlendirilmesi ve bu parametrelerdeki değişimlerin özel nedenlere mal edilmesi için yöntemlerin geliştirilmesi;

ii) Hız katsayıları, yan-kesit soğurulması ve troposfer-stratosfer mekanizmaları, kimyasal ve fotokimyasal işlemler; tüm ilgili tayf bölgelerinde alan ölçümlerini destekleyen spektroskopi verileri ile ilgili laboratuvar çalışmaları;

iii) Alan ölçümleri: Gerek doğal gerek antropojenik kaynaklı gazların konsantrasyon ve akıları; atmosferik dinamik çalışmalar; yerinde ve uzaktan algılama cihazları ile ölçüm yaparak fotokimyasal açıdan ilgili türlerin planeter sınır tabakasına kadar simültane ölçümlerinin yapılması; uydu ölçüm sistemlerinin göreli ve koordineli bir şekilde kullanılması da dahil olmak üzere çeşitli sensörlerin mukayesesi, önemli atmosferik eser bileşenlerinin üç boyutlu bölgeleri, güneşin tayf akısı ve meteorolojik parametreler.
iv) Atmosferik iz bileşenleri, güneş ışınlarının akısı ve meteorolojik parametreler için kullanılan uydusal ve uydusal olmayan alıcıları da içeren cihaz geliştirilmesi.

b) Sağlık, biyolojik ve ışık enerjisi kayıplarının etkileri üzerine araştırmalar

i) Görülebilir ışık ile mor ötesi ışıklara maruz kalan insan ile (a) renk maddelerinin çokluğundan veya azlığından meydana gelen kanserin gelişimi ve (b) bağışıklık sistemi üzerine etkileri arasındaki ilişkiler;
ii) (a) Tarım ürünleri, ormanlar ve diğer karasal çevre sistemleri ve (b) sudaki besin ağı ile dalyanlar ve sualtı planktonları tarafından oksijen üretiminin olası engellenmesinde dalgaboyunun bağımlılığı dahil olmak üzere UV-B radyasyonunun etkileri:
iii) Doz ile doz süresi ve tepkileri; ışıkla düzelme, adaptasyon ve koruma arasındaki ilişkiler de dahil olmak üzere, UV-B radyasyonunun biyolojik maddelere, türlere ve eko sistemlere etkilerinin işleyişi;
iv) Çeşitli dalgaboyu alanlarının olası karşılıklı ilişkilerini içermek amacıyla polikromatik radyasyon kullanarak tayf tepkileri ve biyolojik hareket tayflı çalışmaları;
v) Biyolojik denge için önemli olan biyolojik türlerin duyarlık ve davranışları; fotosentez ve biyosentez gibi birincil işlemlerin üzerine UV-B radyasyonunun etkileri;
vi) Havayı kirleten maddelerin, tarım ilaçlarının ve diğer maddelerin ışık enerjisi kayıpları üzerinde UV-B radyasyonunun etkileri.

c) İklime etkileri üzerine araştırmalar

i) Toprak ve okyanus yüzeyi ısıları, yağış biçimleri, troposfer ve stratosfer arasındaki değişimler gibi iklim parametreleri üzerindeki etkiler ve ozon ile diğer izlenen türlere, ışıma ile ilgili etkiler hakkında teorik ve gözlemsel çalışmalar;
ii) Bu tür iklim etkilerinin insan davranışları ile ilgili çeşitli hususların incelenmesi.
d) Aşağıdaki konular üzerinde sistematik gözlemler
i) Uydu ve yer sistemlerini birleştirip işlevselleştirerek Dünya Ozon Gözleme Sistemi hazırlayıp, ozon tabakasının durumu (toplam kolon içeriği ve bunun düşey dağılımın uzamsal ve zamansal değişkenliği gibi);
ii) HOx, NOx, CLOx, ve karbon türleri için kaynak olan gazların troposfer ve stratosferdeki konsantrasyonu;
iii) Hem yer hem de uydu sistemlerinden faydalanarak yer ile mezosfer arasındaki ısı;
iv) Uydu ölçümleri yoluyla yeryüzüne ulaşan ve yeryüzünden ayrılan güneş ışınlarının dalga boylarının çözümlenmesi;
v) Dünya yüzeyine ulaşan güneş akısının biyolojik etkiler yaratan ultraviyole aralığındaki (UV-B) dalga boylarının çözümlenmesi;
vi) Yer, hava ve uydu sistemlerinden faydalanılarak yeryüzünden mezosfere kadar olan bölgede aeresol dağılımı ve özellikleri;
vii) Yüksek vasıflı meteorolojik yüzey ölçüm programlarının hazırlanması ile iklimsel açıdan önemli değişkenler;
viii) Dünya verilerinin analizi için geliştirilmiş metodlar kullanarak izlenen türler, ısı, güneş ışınlarının akısı ve aeresoller.

3. Sözleşmedeki Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel gereksinimlerini gözönünde tutarak, bu ekte hatları çizilen araştırma ve sistematik gözlemlere katılmaları için gerekli olan uygun bilimsel ve teknik eğitim destekleyerek işbirliği yapacaklardır. Özellikle, standartlaştırılmış verilerin oluşturulması amacıyla gözlem donanımları ve metodların karşılıklı inter kalibrasyonuna ağırlık verilecektir.

4. Aşağıda önem sırası gözetilmeksizin sıralanan doğal ve antropojenik kökenli kimyasal maddelerin, ozon tabakasının kimyasal ve fiziksel özelliklerini değiştirici potansiyele sahip olduğu sanılmaktadır:

a) Karbonlu maddeleri) Karbon monoksit (CO)

Karbon monoksitin belirgin doğal ve antropojenik kökenleri vardır ve troposferik foto-kimya üzerinde doğrudan, stratosferik foto-kimya üzerinde dolaylı rol oynadığı sanılmaktadır.

ii) Karbon Dioksit (CO2)
Korbon dioksitin belirgin doğal ve antropojenik kökenleri vardır ve atmosferin ısısal yapısını etkileyerek stratosferdeki ozonu etkiler.

iii) Metan (CH4)

Metanın hem doğal hem de antropojenik kökenleri vardır ve gerek traposferdeki gerekse stratosferdeki ozonu etkiler.

iv) Metan dışı hidrokarbon türleri
Çok sayıda kimyasal maddeden oluşan metan dışı hidrokarbonlar, hem doğal hem de antropojenik kökene sahiptir ve traposferik foto-kimya üzerinde doğrudan, stratosferik foto-kimya üzerinde dolaylı rol oynarlar.

b) Azotlu maddeler

i) Nitrözoksit (N2O)

N2O’nun esas kaynakları doğaldır ama antropojenik katkıları da gittikçe önem kazanmaktadır. Stratosfer’deki ozon fazlalığı üzerinde hayati rol oynayan NOx’in ana kaynağı nitröz oksittir.

ii) Azotoksitleri (NOx)

NOx’in yer seviyesindeki kaynakları sadece troposferik fotokimyasal işlemlerde doğrudan, stratosferik fotokimya üzerinde dolaylı rol oynar, buna karşılık troposferle stratosfer arasındaki geçiş bölgesine verilen NOx üst troposferik ve stratosferik ozonda değişikliğe doğrudan etki edebilir.

c) Klorlu maddeler

i) Tamamıyla halojenlenmiş alkanlar, örneğin CCL4 CFCL3 (CFC-11), CF2 CL2 (CFC-12), C2 F3 CL3 (CFC113), C2 F4 CL2 (CFC-114)

Tamamıyla halojenlenmiş alkanlar antropojeniktir ve özellikle 30-50 km yükseklikteki bölgede ozon fotokimyasında hayati rol oynayan CLOx’in kaynağını oluştururlar.
ii) Kısmi halojenlenmiş alkanlar, örneğin CH3 CL, CHF2 CL (CFC-22), CH3 CCL3 CHFCL2 (CFC-21)

CH3 CL’nin kaynağı doğal olmasına karşın diğer bahsedilen kısmi halojenlenmiş alkanlar antropojenik menşelidir. Bu gazlar da stratosferdeki CLOx’in kaynağıdır.

d) Bromlu maddeler

Tamamıyla halojenlenmiş alkanlar, örnek CF3 Br
Bu gazlar antropojeniktir ve CLOx’le benzer tarzda davranan BrOx’in kaynağıdırlar.

e) Hidrojenli maddeler

i) Hidrojen (H2)
Doğal ve antropojenik kaynaklı olan Hidrojen, stratosferik foto-kimya üzerinde küçük bir rol oynar.

ii) Su (H2O)

Doğal kaynaklı olan su, hem troposferik hem de stratosferik foto-kimya üzerinde hayati bir rol oynar. Stratosferdeki yerel su buharı kaynakları, metanın oksidasyonunun ve daha az olarak hidrojen oksidasyonunu içerir.

EK II
BİLGİ DEĞİŞİMİ

1. Sözleşmedeki Taraflar, bu Sözleşmenin hedeflerine ulaşılması için bilgilerin toplanması ve paylaşılmasının önemini, tüm faaliyetlerin uygun ve tarafsız yürütülmesinin garanti edilmesini kabul ederler. Bu nedenle, Taraflar, bilimsel, teknik, sosyo-ekonomik, ticari ve hukuki bilgi alışverişinde bulunacaklardır.

2. Sözleşmedeki Taraflar, hangi bilgilerin toplanıp değiş tokuş edileceğini kararlaştırırken bilgilerin yararlılığı ile bu bilgilerin edinilmesinin maliyetini göz önünde tutacaklardır. Bundan sonraki aşamada ise Taraflar, bu ekteki işbirliğinin, ulusal kanunlara, düzenlemelere, patent haklarına ilişkin uygulamalara, ticari sırlara, gizlilik ve mülkiyet bilgilerinin korunmasına uygun olarak yapılacağını kabul ederler.

3. Bilimsel bilgiler

Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:

a) İldeki ulusal ve uluslararası kaynakların en etkin biçimde kullanımını sağlayacak araştırma programlarının koordinasyonu için hem resmi hem de özel planlı ve sürekli araştırmalar;
b) Araştırmalar için gerekli verilerin neşriyatı;
c) Dünya atmosferinin kimyasal ve fiziksel özelliklerini ve değişme hassasiyetini anlamak için daha önce yayınlanan bilimsel sonuçlar, özellikle toplam kolon içeriği ya da ozonun düşey dağılımı ile ilgili tüm zaman çizelgelerindeki değişikliklerden meydana gelen ozon tabakası durumunun insan sağlığı, çevre ve iklim üzerindeki etkileri;
d) Araştırma çalışmalarının değerlendirilmesi ve gelecekteki araştırmalar için tavsiyeler.

4. Teknik bilgiler

Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:

a) Kullanılabilecek diğer kimyasal maddelerin, ozonu etkileyen maddelerin kullanımını azaltıcı alternatif teknolojilerin, ilgili planlanan ve süren araştırmaların sağlanabilirliği ve maliyetleri;
b) Kullanılabilecek kimyasal maddelerin ve alternatif teknolojilerin sınırlamaları ve riskleri.

5. Ek I’deki maddeler hakkında sosyo-ekonomik ve ticari bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:

a) Üretim ve üretim kapasiteleri;
b) Kullanım ve kullanım modelleri;
c) İthalat ve ihracatları;
d) Ozon tabakasını dolaylı olarak değiştirebilecek insan faaliyetlerinin fayda, maliyet ve riskleri ve bu faaliyetlerin kontrolü için yapılan veya yapılması beklenen düzenleyici işlerin etkileri.

6. Yasal bilgiler
Aşağıdaki konular üzerinde bilgileri içermektedir:

a) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin ulusal kanunlar, idari önlemler ve yasal araştırmalar;
b) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin ikili taraflı anlaşmalar da dahil olmak üzere, uluslararası anlaşmalar;
c) Ozon tabakasının korunmasına ilişkin patentlerin mevcudiyeti ve bunlara lisans verilmesinin yöntemleri.

Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü

0

Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü(The Montreal Protocol on Substances that Deplete the Ozone Layer), 16 Eylül 1987 tarihinde imzalanmış, 1 Ocak 1989’da yürürlüğe girmiştir.

Montreal Protokolü, 1990 ve 1992’de daha fazla önlem almak amacıyla değiştirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir. Toplamda 198 devlet ve Avrupa Topluluğu protokole taraf olmuştur. Protokol ile kontrol edilmesi amaçlanan maddeleri tüketen önemli ülkeler protokole taraftır.

Protokole ilişkin ulusal ve uluslararası çalışmalar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir. Bu Protokol, 6 Haziran 1990 tarihli ve 3656 sayılı Kanunla onaylanarak, 8 Eylül 1990 tarih ve 20629 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Türkiye; Protokole 19 Aralık 1991 tarihinde taraf olmuş ve yapılan değişikliklerini kabul etmiştir. 12 Kasım 2008 tarih ve 27052 sayılı Resmi Gazete’de “Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik” yayımlanmıştır.

22 Mart 1985 tarihinde Viyana’da imzaya açılarak kabul edilen Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi(Vienna Convention for the Protection of the Ozone Layer) ile öngörülen çerçeve Protokol ile detaylı şekilde tanımlanmış; ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımının ve üretiminin kontrol altına alınmasını sağlamak üzere, “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü” 1987 yılında kabul edilmiştir. 1990 yılında, Londra’da, gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşturulan Montreal Protokolü’nün Uygulanması için Çok Taraflı Fon (MLF) kurulmuştur.

Protokol, Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Kontrolünü, kota yükümlülüklerini, taraf olmayan ülkelerle ticaretin kontrolünü, gelişmekte olan ülkelere özel durumları ve verilerin raporlanması ile ilgili hükümleri içermektedir. Protokol ile kontrol edilen maddelerin listesi Ek Protokoller ile listelenmiştir.

OZON TABAKASINI İNCELTEN MADDELERE DAİR MONTREAL PROTOKOLU

Bu Protokol’a Taraf Olan Devletler,

Ozon Tabakasının Korunmasına ilişkin Viyana Sözleşmesine Taraf Devletler olarak,

Bu Sözleşme uyarınca, insan sağlığını ve çevreyi, ozon tabakasını değiştiren ya da değiştirme olasılığı bulunan insan faaliyetlerinin yarattığı veya yaratabileceği olumsuz etkilere karşı korumak için gerekli önlemleri almakla yükümlü olduklarını akılda tutarak,

Bazı maddelerin dünya çapında yayılmasının ozon tabakasını bariz bir şekilde tüketebileceğinin veya insan sağlığı ve çevre üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek şekilde değiştirebileceğinin farkında olarak,

Bu maddelerin yayılmalarının iklim üzerindeki potansiyel etkilerinin bilincinde olarak,

Ozon tabakasını tükenmeye karşı korumak için alınacak önlemlerin, ekonomik ve teknik imkanlar elverdiğince bilimsel bilgilere dayandırılması gerektiğini bilerek,

Ozon tabakasını tüketen maddeleri bilimsel gelişmelere, ekonomik ve teknik imkanlara bağlı olarak ve gelişme yolundaki ülkelerin gelişmeye olan ihtiyaçlarını akılda tutarak ortadan kaldırmayı nihai hedef olarak benimseyip, bu maddelerin dünya üzerindeki yayılmalarını adil bir şekilde kontrol edebilmek için gerekli tedbirleri alarak ozon tabakasını korumaya kararlı olarak,

Gelişme yolundaki ülkelerin bu maddelere ilişkin taleplerinin karşılanabilmesi için ek maddi kaynaklar ve uygun teknolojilere ulaşma olanaklarını da içeren özel koşullar gerektiğini, bunun için gerekli fonların büyüklüğünün tahmin edilebileceğini akılda tutarak ve fonların bilimsel olarak ortaya konulan ozon tabakasının incelmesi probleminin ve bunun zararlı etkileriyle dünyanın mücadele edebilme gücünde önemli değişiklikler yapacağını hatırlatarak,

Bazı kloroflorokarbonların emisyonlarını kontrol altına almak için ulusal ve bölgesel düzeyde şimdiden bazı önlemlerin alınmış olduğunu kaydederek,

Ozon tabakasını tüketen maddelerin yayılmalarının azaltılması ve kontrol edilmesine alınmasına yönelik alternatif teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve transferinde gelişme yolundaki ülkelerin ihtiyaçlarını da gözönüne alacak şekilde uluslararası işbirliğini artırmanın önemini dikkate alarak,

AŞAĞIDAKİ KARARLARI ALMIŞLARDIR:

MADDE 1 – TANIMLAR

Bu Protokolde adı geçen:

1. “Sözleşme” 22 Mayıs 1985’de kabul edilen Ozon Tabakasının Korunmasına İlişkin Viyana Sözleşmesi,

2. “Taraflar” başka bir yerde aksi belirtilmediği sürece, bu Protokole Taraf olan devletler,

3. “Sekreterya” Sözleşmenin Sekreteryası,

4. (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Kontrol Altındaki Madde ister tek başına, isterse karışım halinde bulunsun, bu Protokol’un Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E’sinde sıralanan herhangi bir maddedir. Bu tanım ilgili ek’de belirtilmediği sürece, bu maddelerin izomerlerini kapsar, ancak bu maddenin depolanması ve taşınması sırasında kullanılan kaptakinden başka, üretimi yapılmış bir ürünün içinde bulunan herhangi bir kontrol altındaki madde veya karışımını tanımlamakta kullanılmaz.

5. “Üretim” üretilen kontrol altındaki maddenin miktarından Taraflarca tespit edilecek teknolojiler yoluyla ortadan
kaldırılan madde miktarının ve kimyasal bir işlem yoluyla diğer kimyasal maddelerin üretiminde tamamen kullanılan miktarın çıkarılmasıyla elde edilen miktardır. Yeniden işlenen ve tekrar kullanılan miktarlar “üretim” olarak değerlendirilmeyecektir.

6. “Tüketim” kontrol altındaki maddelerin üretimi artı ithalatı eksi ihracatı,

7. “Hesaplanan Seviyeler” 3. Madde uyarınca belirlenecek üretim, ithalat, ihracat, tüketim seviyeleri,

8. “Sınai rasyonelleşme” ekonomik verimliliğe ulaşma veya arzda tesislerin kapanması sonucu ortaya çıkması beklenen yetersizliklere çözüm bulunabilmesi amacıyla taraflardan birinin hesaplanmış üretim seviyesinin tamamen ya da kısmen bir diğer tarafa aktarılması demektir.
9. (8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile iptal edilmiştir) (*1)

MADDE 2 – KONTROL ÖNLEMLERİ

1. Tarafların her biri bu Protokolün yürürlüğe giriş tarihini takip eden yedinci ayın ilk gününden itibaren başlayacak oniki aylık dönemde, ve bundan sonra gelecek her oniki aylık dönemde, Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin hesaplanmış tüketim seviyelerinin, kendilerinin 1986 için hesaplanmış tüketim seviyelerini aşmamasını temin edeceklerdir. Aynı dönemin sonunda, bu maddelerden birini ya da daha çoğunu üreten Taraflardan her biri bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyesinin, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir; bu seviye 1986 seviyesinin yüzde onundan daha fazla artmamış ise bu son durum istisna teşkil edecektir. Bu artışa ancak 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Tarafların temel iç taleplerini karşılamak veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis etmek için izin verilebilecektir.

2. Tarafların her biri, bu Protokolün yürürlüğe giriş tarihini takip eden otuzyedinci ayın ilk gününden itibaren başlayacak oniki aylık dönemde ve bundan sonra gelecek her oniki aylık dönemde Ek A Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin hesaplanmış tüketim seviyelerinin kendilerinin 1986 için hesaplanmış tüketim seviyelerini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu madedlerden birini ya da daha çoğunu üreten Tarafların her biri, bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyesinin, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir; bu seviye 1986 seviyesinin yüzde onundan daha fazla artmamış ise bu son durum istisna teşkil edecektir. Bu artışa ancak 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Tarafların temel iç taleplerini karşılamak veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis etmek için izin verilebilecektir. Bu önlemlerin uygulama mekanizmaları Taraflarca ilk bilimsel değerlendirmeyi izleyen birinci toplantıda tespit edilecektir.

3. Tarafların her biri 1 Temmuz 1993 ile 30 Haziran 1994 arasındaki dönemde ve bundan sonraki her oniki aylık dönemde Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait kendi hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1986 seviyesinin yüzde seksenini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerden bir ya da daha fazlasını üreten Tarafların her biri bu maddelerin üretimi için kendi hesaplanmış üretim seviyelerinin aynı süreler içinde 1986 yılındaki hesaplanmış üretim seviyelerinin yıllık yüzde seksenini aşmamasını temin edecektir.

Bununla birlikte, 5. Maddeye uygun olarak faaliyet gösteren Taraf devletlerin temel iç taleplerini karşılamak amacıyla veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis edebilmek için, hesaplanmış üretim seviyelerinin 1986’daki hesaplanmış üretim seviyelerini en fazla yüzde on aşacak şekilde yükselmesine izin verilebilecektir.

4. Tarafların her biri 1 Temmuz 1998 ile 30 Haziran 1999 tarihleri arasındaki dönemde ve bundan sonraki her oniki aylık dönemde, Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için hesaplanmış tüketim seviyelerinin, 1986’da hesaplanan tüketim seviyesini yıllık olarak yüzde elliden fazla aşmamasını temin edeceklerdir.

Bu maddelerden birini ya da daha fazlasını üreten her Taraf Devlet, aynı dönem içerisinde bu maddeler için hesaplanan üretim seviyesinin, 1986’da hesaplanmış üretim seviyesini yüzde elliden fazla aşmamasını temin edecektir. Bununla birlikte 5. Madde uyarınca faaliyet gösteren Taraf Devletlerin temel iç taleplerinin karşılanması amacıyla veya Taraflar arasında sınai rasyonelleşmeyi tesis edebilmek için, hesaplanmış üretim seviyesinin 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini en fazla yüzde onbeş aşacak şekilde yükselmesine izin verilebilecektir. Taraflar bu maddelerin Taraflar için hesaplanmış tüketim seviyelerinin en az üçte ikisini temsil edenlerin katıldığı ve oy kullandığı bir toplantıda üçte iki çoğunlukla aksi kabul edilmediği sürece bu fıkra yürürlükte kalacaktır. Bu karar 6. Maddede belirtilen değerlendirmeler çerçevesinde ele alınacak ve hükme bağlanacaktır.

5. Tarafların herhangi biri, bir veya daha fazla kontrol dönemlerinde Madde 2 A’dan 2 E’ye ve Madde 2H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kendisine ait hesaplanmış üretim seviyesinin bir bölümünü diğer bir taraf devlete devredebilir, ancak ilgili Taraf Devletlerin hesaplanan toplam bileşik üretim seviyeleri bu maddelerde belirtilen sınırları aşmamalıdır. Böyle bir devri, ilgili Tarafların her birince, bu devrin şartları ve uygulanacağı dönem de belirtilecek biçimde Sekreterya’ya bildirilecektir. (1) – (“Madde 2H’de” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile eklenmiştir).

5. (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 5. Maddenin 1. fıkrası uyarınca faaliyet göstermeyen herhangi bir Taraf devlet, bir veya daha fazla kontrol dönemlerinde, Madde 2 F’de belirtilen kendisine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin bir bölümünü diğer bir tarafa devredebilir, ancak kendisine ait hesaplanmış tüketim seviyesini devredecek tarafın Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ilişkin 1989 yılı için kendisine ait kişi başına hesaplanmış tüketim seviyesi 0.25 kg’ı ve ilgili tarafların hesaplanan toplam bileşik tüketim seviyeleri Madde 2 F’de belirtilen sınırları aşamaz. Böyle bir tüketim devri, ilgili tarafların her birince, bu devrin şartları ve uygulanacağı dönem de belirtilecek biçimde Sekreterya’ya bildirilecektir.

6. 5. Madde uyarınca faaliyet göstermeyen ve Ek A veya Ek B’deki kontrol altındaki maddelerin üretildiği tesislerin inşaatına başlamış bulunan veya 16 Eylül 1987’den önce böyle tesisler için anlaşma yapmış olan ve bunu 1 Ocak 1987’den önce ulusal mevzuatına geçirmiş bulunan herhangi bir Taraf devlet, 1986 için hesaplanmış üretim seviyesini belirlerken bu tesislerin üretimini kendi 1986 üretimine ilave edebilir, ancak bu tesislerin 31 Aralık 1990 tarihinde tamamlanacak olması ve söz konusu tesislerin bu Taraf devletin hesaplanmış kontrol altında madde tüketim seviyesini yılda kişi başına 0.5 kg’dan daha fazla arttırmaması gerekmektedir.

7. 5. fıkra uyarınca yapılan herhangi bir üretim devri veya 6. fıkra uyarınca üretime yapılan herhangi bir ekleme, devir ya da ekleme işleminden daha sonra olmamak üzere Sekreteryaya iletilecektir.

8.

(a) Sözleşmenin 1 (6) Maddesinde tanımlanan bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütüne üye olan Taraf Devletler bu madde ve Madde 2 A’dan Madde 2H’ye kadar olan maddelerin tüketimle ilgili yükümlülüklerini ortaklaşa olarak yerine getirmeye karar veribilirler, ancak toplam hesaplanmış tüketim seviyeleri bu madde ve Madde 2 A’dan Madde 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen seviyeleri aşmamalıdır.

(b) Bu türden herhangi bir anlaşmaya giren Taraflar, anlaşmada söz konusu olan tüketim azalmasının yürürlüğe giriş tarihinden daha önce Sekreteryayı bu anlaşmanın koşullarından haberdar edeceklerdir.

(c) Bu tür bir anlaşma ancak söz konusu bölgesel ekonomik bütünleşme örgütüne üye tüm devletler ve örgütün kendisi Protokole Taraf iseler ve bu uygulama biçimini Sekreteryaya bildirdilerse geçerli olacaktır.

9.

(a) Taraflar 6. Maddede belirtilen değerlendirmeleri esas alarak aşağıdaki hususlarda karar alabileceklerdir:

(i) (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Ek A, Ek B, Ek C ve/veya Ek B’de belirtilen ozon tüketme potansiyellerinde değişiklik yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa bu değişikliklerin neler olduğu,
(ii) Kontrol altındaki maddelerin üretim veya tüketimlerinde yeni değişiklikler ve indirimler yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa bu değişiklik ve indirimlerin kapsam, miktar ve zamanlamaları,

(b) Bu tür değişiklik önerileri, görüşülecekleri Taraf Devletler toplantısından en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflara iletilecektir.

(c) Bu kararların alınması sırasında Taraflar uzlaşma sağlamak hususunda tüm gayretlerini göstereceklerdir. Uzlaşma sağlama yolunda tüm çabalar karşılıksız kaldığı ve anlaşmaya varılamadığı takdirde, Protokol’un 5. Maddesinin 1. paragrafına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı ve bu paragrafa uygun faaliyet göstermeyen Taraf Devletlerin çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı bir toplantıda oyların üçte ikisi ile bu kararlar alınacaktır.

(d) Tarafların tümü için bağlayıcı olacak olan bu kararlar, Depoziter ülke tarafından taraflara iletilecektir. Bu kararlar aksi belirtilmediği sürece, Depoziter devlet tarafından bildirildikleri tarihten itibaren altı ay geçtikten sonra yürürlüğe gireceklerdir.

10.

(a) Bu Protokolün 6. Maddesinde belitilen değerlendirmelere dayanarak ve Sözleşmenin 9. Maddede açıklanan prosedür çerçevesinde Taraflar aşağıdaki hususlarda karar alabilirler:

(i) Bu Protokolün eklerinden herhangi birine bu maddelerden herhangi birinineklenmesi veya çıkartılması, bu yapılacaksa hangi maddeler olduğunun tespiti.
(ii) Bu maddeler için uygulanacak kontrol önlemlerinin mekanizması, kapsamı ve zamanlaması.

b) Sözkonusu kararlar Toplantıda mevcut bulunan ve oy kullanan Tarafların üçte ikisinin oylarıyla kabul edildiği takdirde yürürlüğe gireceklerdir.

11. Taraflar, bu Madde ve Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen hükümlerle sınırlı kalmaksızın, bu Madde ve Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerin gerekli kıldığından daha sıkı önlemler alabilirler.

Madde 2 C: Diğer Tamamen Halojenlenmiş CFC’ler

1. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 80’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 80’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

2. Tarafların her biri 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

3. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup I’de sıralanan Kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddelerin bir veya daha fazlasını üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.

Madde 2 D: Karbon Tetraklor

1. Tarafların her biri 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup II’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak Protokol’un 5. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

2. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup II’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde, bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.

Madde 2 E 1,1,1- Trikloretan (Metil Kloroform) 1. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinde itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5.Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

2. Tarafların her biri 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha onra gelecek her 12 dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 70’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten Taraf ülkelerin herbiri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 70’ini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

3. Tarafların her biri 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 30’unu aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde, bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 30’unu aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokol’un 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir.

4. Tarafların her biri 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek B Grup III’deki kontrol altındaki maddenin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten taraf ülkelerin her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protorol’un 5. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1989’da kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 15’i kadar aşılabilir.

5. Taraflar 1992 yılında bu Maddede belirtilenden daha hızlı bir azaltma programının uygulanabilirliğini gözden geçireceklerdir.

Madde 2 F: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Hidrokoloflorokarbonlar 1. Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’da sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda:

a) Ek A Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin % 3.1’inin, ve
b) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin 1989’da kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin toplamını aşmamasını temin edeceklerdir.

2. Tarafların her biri 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 65’ini aşmamasını temin edeceklerdir.

3. Tarafların her biri 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 35’ini aşmamasını temin edeceklerdir.

4. Tarafların her biri 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 10’unu aşmamasını temin edeceklerdir.

5. Tarafların her biri 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, bu Maddenin 1. fıkrasında belirtilen toplamın % 0.5’ini aşmamasını temin edeceklerdir.

6. Tarafların her biri 1 Ocak 2030 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde; Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir.

7. Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren:

a) Ek C Grup I’de sıralanın kontrol altındaki maddelerin kullanımını çevre açısından daha uygun altenatif madde veya teknolojilerin bulunamadığı uygulamalarla sınırlı tutulmasını,
b) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kullanımının insan yaşamı veya insan sağlığının korunması için olan ender durumların dışında, şu anda Ek A, Ek B ve Ek C’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle karşılanan uygulama alanlarının dışında olmamasını, ve
c) Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kullanımının diğer çevresel, güvenlik ve ekonomik düşünceleri karşılamaya ek olarak ozon tabakasının incelmesini en aza indirgeyecek biçimde seçilmesini, temin etmek için gayret göstereceklerdir.

Madde 2 G: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Hidrobromoflorokarbonlar Tarafların her biri 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren başlayan 12 aylık döenem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin kendilerine ait hesaplanmış tüketim seviyesinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir.

Bu maddeleri üreten tarafların herbiri aynı dönemler dahilinde bu maddelerin kendileri için hesaplanmış üretim seviyelerinin sıfırı aşmamasını temin edeceklerdir. Bu fıkra Tarafların kararı ile izin verilecek ve Taraflarca zorunlu olarak kabul edilen kullanımları karşılamak için gerekli üretim ve tüketim seviyelerinin dışında kalan üretim ve tüketim seviyelerine uygulanacaktır.

Madde 2 H: (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Metil Bromür Tarafların her biri 1 Ocak 1995’den itibaren başlayan 12 aylık dönem ve daha sonra gelecek her 12 aylık dönemde, Ek E’de yer alan kontrol altındaki maddenin hesaplanmış tüketim seviyesinin yılda, kendilerinin 1991 için hesaplanmış tüketim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Bu maddeyi üreten tarafların her biri aynı dönemler dahilinde bu maddenin hesaplanmış üretim seviyesinin yılda, 1991’de kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesini aşmamasını temin edeceklerdir. Ancak, Protokolun 5. Maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde faaliyet gösteren tarafların temel iç ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu limit, 1991’de kendilerine ait hesaplanmış üretim seviyesinin % 10’u kadar aşılabilir. Bu Madde altındaki hesaplanmış tüketim ve üretim seviyeleri karantina ve gemi yükleme öncesi uygulamalar için kullanılan miktarları içermeyecektir

MADDE 3 – KONTROL SEVİYELERİNİN HESAPLANMASI

(Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 2. Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddeler ve 5. Maddelerin uygulanması amacıyla Tarafların her biri, Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E’de belirtilen her Grup için aşağıda belirtilen hesaplanmış seviyeleri belirleyeceklerdir:

(a) Üretim İçin

(i) Kontrol altındaki maddelerden herbirisine ait kendi yıllık üretim miktarını Ek A, Ek B, Ek C veya Ek E ‘de buna karşı gelen ozon tüketim potansiyeliyle çarparak, ve
(ii) Elde edilen sayıları her bir grup içinde toplayarak,

(b) İthalat ve ihracat miktarları için üstte (a) bendinde belirtilen işlem tersine işletilerek, ve

(c) Tüketim için ise yukarıda (a) ve (b) bentlerinde belirtilen şekilde hesaplanmış bulunan rakamlardan üretim ve ithalat rakamlarını birbiriyle toplayıp elde edilen rakamdan ihracat rakamını çıkartarak hesaplama yapılacaktır.

Ancak, 1 Ocak 1993’den itibaren, ihracatta bulunan bir Tarafa ait tüketim seviyesi hesaplanırken ihracat miktarı çıkartılamayacaktır.

MADDE 4 – TARAF OLMAYAN DEVLETLERLE YAPILAN TİCARETİN KONTROLÜ

1. Tarafların her biri 1 Ocak 1990 tarihinden itibaren, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten Ek A’da
sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.

1. Tekrar – Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.

1. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki 1 yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten, Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ithal edilmesini yasaklayacaktır.

2. Tarafların her biri 1 Ocak 1993 tarihinden itibaren, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihraç edilmesini yasaklayacaktır.

2. Tekrar – Tarafların her biri, bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihraç edilmesini yasaklayacaktır.

2. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların her biri bu fıkranın yürürlüğe girmesinden 1 yıl sonra bu Protokol’e taraf olmayan devletlere Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin ihracını yasaklayacaktır.

3. Taraflar 1 Ocak 1992’ye kadar, Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak Ek A’da sıralanan
kontrol altındaki maddeleri içeren ürünler listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.

3. Tekrar – Taraflar bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki üç yıl içerisinde Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeleri içeren ürünlerin listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.

3. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar bu fıkranın yürürlüğe
girmesinden sonraki üç yıl içerisinde Sözleşmenin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak, Ek C Grup II’de
sıralanan kontrol altındaki maddeleri içeren ürünlerin listesini bir Ek halinde hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir biçimde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler; söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.

4. Taraflar 1 Ocak 1994’e kadar bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddeler ile üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tespit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde taraflar Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu tür ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacaklardır.

4. Tekrar – Taraflar bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki beş yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeler ile üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tespit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde, taraflar Sözleşme’nin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu tür ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Bu Ek’e prosedüre uygun bir şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacak veya kısıtlayacaklardır.

4. 2. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar, bu fıkranın yürürlüğe girmesinden sonraki 1 yıl içerisinde bu Protokol’e taraf olmayan devletlerden Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle üretilen fakat bu maddeleri içermeyen ürünlerin ithalinin yasaklanmasının veya kısıtlanmasının mümkün olup olmadığını tesbit edeceklerdir. Mümkün görüldüğü takdirde Taraflar Sözleşmenin 10. Maddesinde belirtilen işlemlere uygun olarak bu ürünleri belirten bir Ek hazırlayacaklardır. Ek prosedüre uygun şekilde itiraz etmeyen tüm Taraf Devletler, söz konusu Ek’in yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde, bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devletten söz konusu ürünlerin ithal edilmesini yasaklayacak veya kısıtlayacaklardır.

(1) 5. Tarafların her biri, bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devlete Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol
altındaki maddelerin üretiminde kullanılan ve üretimde bu maddeleri kullanan teknolojilerin ihraç edilmesinin önüne geçebilmek için uygun olan tüm aşamaları taahhüt eder.

(1) 6. Taraflar bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devlete, Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki
maddelerin üretilmesini imkan dahiline getirecek ürünlerin, ekipmanın, tesislerin veya teknolojilerin ihracını sağlayabilecek ödenek, yardım, kredi, garanti ya da sigorta programlarının temininden kaçınacaklardır.

(1) 7. 5. ve 6. fıkralar kontrol altına alınan maddelerin muhafazasını, geri kazanılmasını, yeniden işlenmesini veya
bertaraf edilmesini mümkün kılan, alternatif maddelerin geliştirilmesini hızlandıran veya Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki maddelerin yayılmalarının azalmasına katkıda bulunan ürünlere, ekipmana, tesislere ve teknolojilere uygulanmayacaktır.

(1) Fıkralarda geçen, “Kontrol Altındaki Maddelerin” ibaresi 8.8.1995- 95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile “Ek A ve Ek B ve Ek C Grup II’deki kontrol altındaki maddelerin” olarak değiştirilmiştir.

8. (Değişik: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Tarafların bir toplantısında bu Protokol’e taraf olmayan herhangi bir devletin bu maddeye, Madde 2, Madde 2 A’dan 2 E’ye ve Madde 2G’ye kadarki maddelere tümüyle uyduğu tespit edildiği ve bu devlet 7. Maddede belirtilen verileri sunduğu takdirde, bu maddenin hükümleriyle sınırlı kalınmaksızın söz konusu devletle bu Maddenin 1’den 4 2. Tekrar’a kadarki fıkralarda belirtilen ithalat ve ihracatın yapılmasına izin verilebilir. (*2)

9. Bu maddenin amaçları çerçevesinde “Bu Protokol’e Taraf Olmayan Devlet” terimi, kontrol altındaki herhangi bir maddenin bu madde için belirlenen kontrol önlemleri tarafından kısıtlanmasını kabul etmeyen bir devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünü kapsayacaktır.

10. (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar 1 Ocak 1996’ya kadar, Ek C Grup I ve Ek E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin Protokol’e taraf olmayan devletlerle yapılacak ticareti konusunda bu Maddede belirtilen önlemleri genişletmek için Protokol’de değişiklik yapıp yapmama konusunu ele alacaklardır.

MADDE 5 – GELİŞME YOLUNDA ÜLKELERİN ÖZEL DURUMLARI

1. Gelişme yolundaki ülkelerden biri olan ve bu Protokolun kendisi için yürürlüğe girdiği tarihte veya 1 Ocak 1999’a kadarki herhangi bir tarihte, Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelere ait kişi başına hesaplanmış tüketim seviyesi yılda 0.3 kilogram’ın altında olan bir Taraf Devlet (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) 29 Haziran 1990’da Londra’da Taraflar II. Toplantısında kabul edilen ayarlamalar veya değişikliklere getirilecek daha ileri ayarlamaların bu maddenin 8. fıkrasında sözü edilen belirlemelerin yapılmasından sonra bu fıkra altında faaliyet gösteren taraflara uygulanmak ve bu belirlemelerin sonuçlarına dayandırılmak şartıyla, – temel iç talebini karşılayabilmek için Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerine uyma yükümlülüğünü bu maddelerde belirtilen tarihlerden on yıl sonraya erteleyebilecektir.

1. Tekrar – (Ek fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Taraflar 1 Ocak 1996’ya kadar; bu Maddenin 8. fıkrasında sözü edilen belirlemeleri, 6. Maddeye uygun olarak yapılan değerlendirmeler ve diğer ilgili bilgileri gözönünde bulundurarak, 2. Maddenin 9. fıkrasında açıklanan prosedürle:

a) Madde 2 F’nin 1’den 6’ya kadarki fıkraları konusunda, bu Maddenin 1. fıkrası uyarınca faaliyet gösteren taraflara Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin tüketimi için baz alınacak yıl, ilk seviyeler, kontrol programı ve azaltma tarihlerinin neler olacağına,
b) Madde 2 G konusunda, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’e Ek C Grup II’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için hangi üretim ve tüketim azaltma tarihlerinin uygulanacağına, ve
c) Madde 2 H konusunda, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren taraflara uygulanacak EK E’de sıralanan
kontrol altındaki maddelere getirilecek kontrol önlemlerine baz alınacak yıl, ilk seviyeler ve üretim ve tüketim için kontrol programının neler olacağına karar vereceklerdir.

2. Ancak bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren herhangi bir taraf devletin Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hesaplanmış tüketim seviyesi yılda kişi başına 0.3 kilogramı, Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hesaplanmış tüketim seviyesi yılda kişi başına 0.2 kilogramı aşamayacaktır.

3. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler, Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerini yerine getirirken:

a) Ek A’da sıralanan kontrol altındaki maddeler için, kontrol önlemlerine uygunluğunun tespitinde esas olmak üzere,
1995 ve 1997 yıllarını da kapsayan döneme ait hesaplanmış tüketim seviyesi yıllık ortalamasını veya kişi başına 0.3 kilogramlık hesaplanmış tüketim seviyesini (bunlardan hangisi daha düşükse onu);
b) Ek B’de sıralanan kontrol altındaki maddeler için, kontrol önlemlerine uygunluğunun tesbitinde esas olmak üzere, 1998 ve 2000 yıllarını da kapsayan döneme ait hesaplanmış tüketim seviyesi yıllık ortalamasını veya kişi başına 0.2 kilogramlık hesaplanmış tüketim seviyesini (bunlardan hangisi daha düşük sonu) temel almak hakkına sahip olacaktır.

4. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’den herhangi biri, Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerinin kendisi için yürürlüğe girmesinden önce, kontrol altındaki bu maddelerden yeterli miktarda elde edemeyeceğini tespit ederse, bu durumu Sekreterya’ya bildirebilir. Sekreterya derhal böyle bir bildirinin kopyasını konunun gelecek toplantıda ele alınması ve uygun eylemlere karar verilmesi için taraflara iletecektir.

5. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) ve bu Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadar olan Maddelerde – belirtilen kontrol önlemlerine uyma yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitelerinin geliştirilmesi ve bu kontrol önlemlerinin söz konusu Taraf Devletler’ce yerine getirilmesi; Madde 10’la sağlanan ekonomik işbirliği ve Madde 10 A ile sağlanan teknoloji transferinin etkili bir biçimde uygulanmasına bağlıdır.

6. Bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in herhangi biri herhangi bir tarihte, mümkün olan bütün tedbirleri almış olmasına rağmen Madde 10 ve Madde 10 A’nın yetersiz yürütülmesinden dolayı, Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan Maddelerde belirtilen yükümlülüklerin birini veya tümünü (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) , veya bu Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadarki Maddelerde belirtilen yükümlülüklerin birini veya tümünü – yerine getiremediğini yazılı olarak Sekreterya’ya bildirebilir.

Sekreterya bu Maddenin 5. fıkrasını gözönüne alarak, hemen bu bildirinin bir kopyasını gelecek toplantıda konunun görüşülebilmesi ve uygun eylemlere karar verilebilmesi amacıyla taraflara iletecektir.

7. Yukarıdaki 6. fıkrada sözü edilen uygun eylemlerin belirlendiği taraflar toplantısı ile bildirinin yapıldığı tarih arasındaki dönem süresince veya tarafların karar vereceği daha ileriki bir dönem dahilinde; 8. Madde’de sözü edilen ve Protokol hükümlerine uymadığı tespit edilen Taraf Devletler’e uygulanacak işlemler, bildiriyi yapan taraf devlete uygulanmayacaktır.

8. 1995’den daha geç olmamak üzere bir Taraflar Toplantısı, bu Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletler’in, ekonomik işbirliği ve onlara yapılacak teknoloji transferinin etkili uygulanmasını da kapsayan durumlarını belirleyecek ve bu devletlere uygun kontrol önlemlerinin programı hakkında gerekliliğine inanılan revizyonları kabul edecektir.

9. Bu Maddenin 4, 6 ve 7. fıkralarında bahsedilen tarafların kararları; 10. Maddeyle belirlenen ve karar alınırken
uygulanan prosedüre uygun olarak alınacaktır.

MADDE 6 – KONTROL ÖNLEMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GÖZDEN GEÇİRİLMESİ

Taraflar, 1990’dan itibaren ve daha sonra en az her dört yılda bir mevcut bilimsel, çevresel, teknik ve ekonomik veriler ışığında 2. Madde ve Madde 2 A’dan 2 H’ye kadar olan maddelerde belirtilen kontrol önlemlerini değerlendirmeye tabi tutacaklardır. Her değerlendirmeden en az bir yıl önce, Taraflar yukarda değinilen alanlarda yetişmiş uzmanların katıldığı paneller düzenleyecekler, bu panellerin kompozisyonunu ve çalışma şartlarını tespit edeceklerdir. Bu paneller toplandıktan sonra bir yıl içerisinde sekretarya aracılığı ile vardıkları sonuçları Taraflara ileteceklerdir.

(1) – Maddedeki “… ve Ek C Grup I’de sıralanan geçiş maddelerinin üretimi, ihracatı ve ithalatı hakkındaki durumu…”, ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile maddeden çıkartılmıştır.

MADDE 7 – RAPORLARIN SUNULMASI

1. Her taraf devlet Protokole taraf olduktan sonraki üç ay içerisinde Sekreterya’ya Ek A’da sıralanan kontrol altındaki
maddelerin her birisi için 1986 yılı üretim, ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini, gerçek veriler temin edilemediği takdirde bunlara ilişkin en iyi tahmini rakamlarını sunacaktır.

2. (Değişik Fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet; Protokol EK B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerle ilgili hükümlerin kendisi için yürürlüğe girmesinden sonraki üç aylık süreyi aşmamak kaydıyla Sekreterya’ya:

– EK B ve EK C’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin her biri için 1989 yılı,
– EK E’de sıralanan kontrol altındaki madde için 1991 yılı, üretim, ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini, gerçek veriler temin edilemediği takdirde bunlara ilişkin en iyi tahmini rakamlarını sunacaklardır. (*4)

3. (Değişik Fıkra: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet EK A, B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelere ait hükümlerin kendisi için yürürlüğe girdiği yıl ve daha sonra gelecek her yıla ait, EK A, B, C ve E’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin herbiri için, 1. Maddenin 5. Fıkrası uyarınca kendisine ait yıllık üretimleri ile ilgili istatistiki verileri ve ayrı ayrı belirtilmek üzere:

– Bir kimyasal işlemde kullanılan ozon tabakasını incelten madde miktarına ait,
– Taraflarca onaylanacak teknolojilerle bertaraf edilen madde miktarlarına ait, ve
– Taraf Devletler’den yapılan ithalat ve bunlara yapılan ihracata ve taraf olmayan devletlerden yapılan ithalat ve bunlara yapılan ihracata ait, istatistiki verilerini Sekreterya’ya sunacaklardır. Veriler ait oldukları yılın bitiminden sonraki 9 aylık süreyi aşmadan Sekreterya’ya iletilecektir. (*5)

3. Tekrar – (Ek: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) Her taraf devlet, yeniden işlenilen Ek A Grup II ve Ek C Grup I’de sıralanan kontrol altındaki maddelerin her birisine ait yıllık ithalat ve ihracatıyla ilgili istatistiki verilerini Sekreterya’ya sunacaktır.

4. Madde 2, fıkra 8 (a)’ya uygun faaliyet gösteren taraflar için, söz konusu tarafların üyesi oldukları bölgesel ekonomik bütünleşme örgütünün örgüt içinde ve bu örgüte üye olmayan devletlerle yapılan ithalat ve ihracata ait verileri sağlaması durumunda, bu Maddenin 1, 2, 3 ve 3. Tekrar fıkralarında belirtilen ithalat ve ihracata ait istatistiki veri sunma koşulu yerine getirilmiş olacaktır.

MADDE 8 – PROTOKOL HÜKÜMLERİNE UYULMAMASI

Taraflar, ilk toplantılarında, bu Protokol hükümlerine uyulup uyulmadığının tespitine ve uymadığı tespit edilen Taraf Devletler’e uygulanacak işlemlere ilişkin prosedürleri ve kuramsal işleyiş biçimlerini görüşecek ve kabul edeceklerdir.

MADDE 9 – ARAŞTIRMA, GELİŞTİRME, HALKIN BİLİNÇLENDİRİLMESİ VE BİLGİ DEĞİŞİMİ

1. Tarafların, kendi ulusal politikaları, düzenlemeleri ve uygulamaları ile uyumlu olarak ve gelişme yolunda ülkelerin
ihtiyaçlarını özellikle gözönünde bulundurarak, aşağıdaki hususlarda araştırma, geliştirme faaliyetlerinin ve bilgi alışverişinin hızlandırılması için doğrudan ya da uzman uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla işbirliğine gideceklerdir.

a) Kontrol altındaki maddelerin muhafazası, geri kazanılması, yeniden işlenmesi veya bertaraf edilmesi hususlarında iyileştirme sağlayabilecek veya bu maddelerin emisyonlarını azaltan en iyi teknolojiler, (Fıkradaki “…ve geçiş maddelerinin…” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile metinden çıkartılmıştır).

b) Kontrol altında tutulan maddeler, bu maddeleri içeren ürünler ya da bu maddeler kullanılarak üretilen ürünler için sunulabilecek alternatifler; ve

c) İlgili kontrol stratejilerinin faydaları ve maliyetleri.

2. Taraflar, kontrol altında tutulan maddelerin veya ozon tabakasını tüketen diğer maddelerin yayılmalarının çevresel etkileri konusunda halkın bilinçlendirilmesini hızlandırılması için tek tek, ortaklaşa ya da uzman uluslararası kuruluşlar aracılığı ile işbirliğine gideceklerdir.

3. Her Taraf Devlet bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonraki iki yıl içerisinde ve bundan sonraki her iki yılda bir
Sekreterya’ya bu madde uyarınca yürüttüğü faaliyetlerin bir özetini sunacaktır.

MADDE 10 – FİNANS MEKANİZMASI

1. Taraflar, Protokol’un 5. Maddesinin 1. paragrafı altında faaliyet gösteren Taraf Devletler’in Protokol Madde 2 A’dan 2 E’ye kadar olan maddelerde (Ek ibare: 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri) ve 5. Maddenin 1. Tekrar fıkrasına uygun olarak karar verilen Madde 2 F’den 2 H’ye kadarki Maddelerde -belirtilen kontrol önlemlerine uyumlarını sağlamak için, teknoloji transferi de dahil olmak üzere bu devletlere finansal ve teknik işbirliği sağlamak amacıyla bir mekanizma oluşturacaklardır. 5. Maddenin 1. fıkrası altında faaliyet gösteren Taraf Devletlerin Protokol kontrol önlemlerine uymalarını sağlamak amacıyla, bu devletlere yapılacak diğer finans transferine ek, iştiraklerden oluşan bu mekanizma, söz konusu devletlerin üzerinde mutabakata varılmış bütün ek maliyetlerini karşılayacaktır. Taraflar toplantısı ek maliyetlerin kategorilerini gösteren bir listeye karar verecektir.

2. i. fıkra uyarınca oluşturulan bu mekanizma, çok-taraflı bir Fonu kapsayacaktır. Bu mekanizma diğer çok-taraflı,
bölgesel ve ikili işbirliği yollarını da içerebilir.

3. Çok-taraflı fon:

(a) Taraflar tarafından belirlenen kriterlere göre üzerinde anlaşmaya varılmış ek maliyetleri hibe veya ayrıcalık esasına göre (hangisi uygunsa) karşılayacaktır;
(b) Şu amaçlar doğrultusunda takas-ofisi işlevlerini finanse edecektir:

i) 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletlere ülke özel çalışmalar ve diğer teknik işbirliği aracılığıyla, bu tarafların işbirliği ihtiyaçlarının tanımlanmasına yardım etmek;
ii) Tanımlanan bu ihtiyaçların karşılanması için teknik işbirliğini kolaylaştırmak;
iii) 9. Madde uyarınca sağlanan bilgi ve ilgili materyalleri dağıtmak ve geliştirme yolundaki Taraf Devletlerin faydalanması için seminerler, eğitim oturumları ve diğer ilgili faaliyetleri düzenlemek,
iv) Gelişme yolundaki Taraf Devletler için elverişli diğer çok taraflı, bölgesel ve ikili işbirliği yollarını kolaylaştırmak ve izlemek,

(c) Çok-taraflı Fonun sekreterliğine ait hizmetleri ve ilgili destek giderlerini finanse edecektir.

4. Çok-taraflı Fon, Fon’un ayrıntılı politikalarına karar verecek olan tarafların otoritesiyle işleyecektir.

5. Taraflar, çok-taraflı fonun amaçlarına ulaşmasını sağlamak amacıyla, özel çalışma politikaları, rehberler ve idari düzenlemeler ile kaynak harcamalarını da içeren uygulamaların geliştirilmesi ve izlenmesi için bir İcra Komitesi oluşturacaklardır. İcra Komitesi, tarafların karar verdiği referans şartlarında belirlenen görev ve sorumlulukları Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (Dünya Bankası), Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı veya uzmanlık alanlarına bağlı olarak diğer uygun kuruluşlarla işbirliği yaparak ve bu kuruluşların yardımıyla yerine getirecektir. Protokol’un 5. Maddesi 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren ve göstermeyen tarafların dengeli bir biçimde temsil edilmesi esasına göre seçilecek olan İcra Komitesi üyeleri taraflarca onaylanacaktır.

6. Çok-taraflı Fon, Birleşmiş Milletler matrah ölçeği esasına göre 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet göstermeyen Taraf Devletlerin konvertible para veya bazı durumlarda ülkelerin aynî ve/veya kendi ulusal paraları ile yapacakları iştiraklerle finanse edilecektir. Diğer taarfların bu Fona iştirakleri teşvik edilecektir. Tarafların kararı ile belirlenecek bir yüzdeye kadarki ve kriterlere uygun olan ikili işbirliği ve tarafların kararıyla kabul edilecek bazı özel durumlardaki bölgesel işbirliği; en azından aşağıdaki hususlar sağlandığında Çok-taraflı Fon’a bir katkı olarak değerlendirilebilir:

a) Kesinlikle bu Protokol hükümlerine uyma ile ilişkili olur,
b) Ek kaynaklar sağlar,
c) Üzerinde anlaşmaya varılmış ek maliyetleri karşılar.

7. Taraflar her mali dönem için Çok-taraflı Fon’un programına ait bütçesine ve her taraf devletin bu Fon’a yapacağı iştiraklerin yüzdesine karar vereceklerdir.

8. Çok-taraflı Fon kaynaklarının harcanması, faydalanan tarafın muvafakatıyla yapılacaktır.

9. Bu madde kapsamındaki Tarafların kararları mümkün olduğu kadar oy birliği ile alınacaktır. Oy birliği sağlama yolundaki tüm çabaların karşılıksız kalması ve bir karara ulaşılamaması durumunda kararlar, 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren tarafların çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı ve 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet göstermeyen tarafların çoğunluğunun bulunduğu ve oy kullandığı toplantıda hazır bulunan ve oylamaya katılan tarafların üçte iki çoğunluğu ile kabul edilecektir.

10. Bu madde’de oluşturulan Finans Mekanizması, çevre sorunları ile ilgili olarak gelecekte geliştirilebilecek herhangi bir düzenlemeyi etkilemeyecektir.

Madde 10 A: Teknoloji Transferi Tarafların her biri, finas mekanizması tarafından desteklenen programlara uygun olarak:

a) 5. Maddenin 1. fıkrasına uygun faaliyet gösteren Taraf Devletlere en elverişli, çevre açısından güvenli ikame
maddelerin ve ilgili teknolojilerin en geniş biçimde transferinin sağlanmasını tamin etmek,

b) Yukarıdaki (a) bölümünde söz edilen transferlerin adilane ve uygun koşullarda gerçekleşmesini temin etmek, için
mümkün olan her tedbiri alacaktır.

MADDE 11 – TARAFLARIN TOPLANTILARI

1. Taraflar, düzenli aralıklarla toplanacaklardır. Sekreterya Tarafların ilk toplantısını bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonraki ilk bir yıl içerisinde ve bu dönem içinde gerçekleşmesi programlanmış ise Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı ile bağlantılı olarak düzenleyeceklerdir.

2. Taraflar, aksine bir karar almadıkları sürece, daha sonraki olağan toplantılar Sözleşmeye Taraf Devletler Konferansı toplantıları ile bağlantılı şekilde yapılacaktır. Olağanüstü toplantılar, Tarafların toplantılarında gerekli görülebilecek herhangi bir zamanda veya Taraflardan birinin yazılı isteği üzerine, ancak bu isteğin Sekreterya tarafından kendilerine iletilmesinden sonraki altı ay içerisinde Tarafların en az üçte biri tarafından desteklenmesi halinde yapılabilecektir.

3. Taraflar, ilk toplantılarında:

(a) Toplantıların işleyiş kurallarını mutabakat yoluyla tespit edecekler;
(b) 13. Maddenin 2. fıkrasında belirtilen mali kuralları mutabakat yoluyla tespit edecekler;
(c) 6. Maddede belirtilen panelleri kuracaklar ve çalışma ilkelerini belirleyecekler;
(d) Madde 8’de belirtilen işlemler ve kurumsal mekanizmaları ele alacak ve onaylayacaklar;
(e) 10. Maddenin 3. fıkrasında değinilen çalışma planlarının hazırlanmasına başlayacaklardır.

4. Tarafların toplantılarının işlevleri şunlar olacaktır:

(a) Protokolün uygulanmasının gözden geçirilmesi;
(b) 2. Maddenin 9. fıkrasında belirtilen değişiklikler ya da indirimlerle ilgili kararların alınması;
(c) 2. Maddenin 10. fıkrası uyarınca, maddelere ilişkin herhangi bir ek’e veya ilgili kontrol önlemlerine ilave yapılması ya da bunlardan birinin çıkartılması;
(d) Gerekli görüldüğü takdirde 7. Madde ile 9. Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen bilgilerin rapor edilmesinde
kullanılacak prosedür ve rehberlerin hazırlanması;
(e) 10. Maddenin 2. fıkrası uyarınca sunulan teknik yardım taleplerinin değerlendirilmesi;
(f) 12. Maddenin (c) bendi uyarınca Sekreterya tarafından hazırlanan raporların değerlendirilmesi;
(g) Kontrol önlemlerinin (…) 6. Maddeye uygun olarak değerlendirilmesi; (1) (Fıkradaki “…ve geçiş maddeleri hakkındaki durumun…” ibaresi 8.8.1995-95/7184 s. Kararname eki Kopenhag Değişiklikleri ile metinden çıkartılmıştır).
h) Bu Protokolün veya herhangi bir ekinin değiştirilmesi veya yeni bir ek hazırlanmasına ilişkin öneriler olduğu takdirde bunların incelenmesi ve benimsenmesi;

i) Bu Protokolün uygulanması için bir bütçe hazırlanması ve kabul edilmesi; ve
j) Bu Protokolün amaçlarına uygun kazanımlar sağlanması için gerekli görülebilecek herhangi bir faaliyetin ele alınması ve böyle bir faaliyete girişmesi.

5. Birleşmiş Milletler, uzman kuruluşları ve uluslararası Atom Enerji Ajansının yanısıra bu Protokole taraf olmayan herhangi bir devlet Tarafların toplantısında gözlemci sıfatıyla temsil edilebilecektir. Ozon tabakasının korunmasına ilişkin alanlarda uzman olup Tarafların herhangi bir toplantısına gözlemci sıfatıyla katılmak istediğini Sekreteryaya bildiren Ulusal ya da Uluslararası bir hükümet kuruluşu veya gönüllü kuruluş mevcut Taraf Devletlerin en az üçte biri itirazda bulunmadığı sürece toplantıya kabul edilebilir. Gözlemcilerin kabul ve katılımları, Taraflarca kabul edilecek işleyiş kurallarına tabi olacaktır.

MADDE 12 – SEKRETERYA

Bu Protokol’un amaçları çerçevesinde, Sekreterya:

(a) 11. Maddede belirtilen Taraf Devletler toplantılarını düzenleyecek ve hizmet sunacak;
(b) 7. Madde uyarınca bir Taraf Devletçe sunulan verileri toplayacak ve istenen bilgileri sunacak;
(c) 7. ve 9. Maddeler uyarınca elde edilen bilgilere dayanan raporları hazırlayıp düzenli olarak Taraflara iletecek;
(d) 10. Madde uyarınca kendisine iletilen herhangi bir teknik yardım talebini, bu talebin karşılanmasını kolaylaştırmak amacıyla Taraflara iletecek;
(e) Taraf olmayan devletleri gözlemci olarak tarafların toplantılarına katılmaya ve bu Protokolün hükümlerine uygun davranmaya teşvik edecek;
(f) Gerektiğinde, Taraf Devletlerden olmayan bu gözlemcilere (c) ve (d) bentlerinde belirtilen bilgileri ve talepleri aktaracak; ve
(g) Taraflarca uygun görülecek ve bu Protokolün amaçlarına ulaşmasını ağlayacak diğer görevleri yürütecektir.

MADDE 13 – MALİ HÜKÜMLER

1. Sekreteryanın bu Protokolle ilgili olarak yürüteceği faaliyetler de dahil olmak üzere, bu Protokolün işleyişi için gerekli görülecek fonlar esas olarak Tarafların katkılarıyla oluşturulacaktır.
2. Taraflar ilk toplantılarında bu Protokolün işleyişi için gerekli mali kuralları mutabakat yoluyla belirleyeceklerdir.

MADDE 14 – PROTOKOLÜN SÖZLEŞME İLE İLİŞKİSİ

Bu Protokolde aksi belirtilmediği sürece, Sözleşmenin protokollere ilişkin hükümleri bu Protokolle de uygulanacaktır.

MADDE 15 – İMZA

Bu Protokol 16 Eylül 1987’de Montreal’de, 17 Eylül 1987’den 16 Ocak 1988’e kadar Ottowa’da ve 17 Ocak 1988’den 15
Eylül 1988’e kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin imzalarına açık olacaktır.

MADDE 16 – YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ

1. Kontrol altında tutulan maddelerin 1996 tahmini global tüketiminin en az üçte ikisini temsil eden Devletler ya da
bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerince en az oniki kabul, onay veya katılma belgesi depoziter ülkeye sunulduğu ve Sözleşmenin 17. Maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hükümler yerine getirildiği takdirde bu Protokol 1 Ocak 1989 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihte söz konusu koşullar gerçekleşmediği takdirde Protokol, bu koşulların yerine getirildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
2. Birinci fıkrada belirtilen bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütünce sunulan bir belge bu örgüte üye Devletlerce
sunulan belgelere ek bir belge olarak sayılmayacaktır.
3. Bu Protokolün yürürlüğe girmesinden sonra, herhangi bir Devlet ya da bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü kendi onay, kabul veya katılma belgesini sunduktan sonraki doksanıncı günde Protokole Taraf olmuş sayılacaktır.

MADDE 17 – YÜRÜRLÜĞE GİRİŞTEN SONRA KATILAN TARAF DEVLETLER

Bu Protokole yürürlüğe giriş tarihinden sonra Taraf olan tüm Devletler ya da bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, 5. Madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 2 ve 2 A’dan 2 H ‘ye kadar olan maddeler ve 4. Maddenin Protokole yürürlüğe girdiği tarihte Taraf olmuş bulunan devletler ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri için bu tarihten itibaren geçerli olan tüm yükümlülüklerini yerine getireceklerdir.

MADDE 18 – REZERVLER

Bu Protokole hiç bir rezerv konamaz.

MADDE 19 – ÇEKİLME

Tarafların herhangi biri Madde 2 A’nın 1. fıkrasında belirtilen yükümlülükleri üstlendikten itibaren dört yıl geçmesinden sonraki herhangi bir zamanda, Depozitere yazılı bildirimde bulunarak Protokol’den çekilebilecektir.
Bu çekilme, bildirimin Depoziter Devlet tarafından alınışından itibaren bir yıl geçtikten sonra veya çekilmeyle ilgili
bildirimde belirtilebilecek daha sonraki bir tarihte yürürlüğe girecektir.

MADDE 20 – ORİJİNAL METİNLER

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerin eşit derecede geçerli olduğu bu Protokolün orijinal metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından emanete alınacaktır.

BU SÖZLEŞME AŞAĞIDA İMZASI BULUNAN TAM YETKİLİ TEMSİLCİLER TARAFINDAN USULÜNE UYGUN OLARAK İMZALANMIŞTIR.

MONTREAL, ONALTI EYLÜL BİNDOKUZYÜZSEKSENYEDİ.

Arap İnsan Hakları Şartı – 1994

0

Arap İnsan Hakları Şartı (Arab Charter on Human Rights) Arap Devletleri Birliği tarafından 1994 yılında kabul edilmiş, bu sözleşme uygulamaya girememiş ancak 23 Mayıs 2004 yılında kabul edilen yeni şart(Arap İnsan Hakları Sözleşmesi) 15 Mart 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1994 yılında kabul edilen metinin Türkçe’ye çevirisi Yrd. Doç.Dr. Ayhan Ceylan tarafından yapılmıştır. 

Arap Devletleri Birliği 22 Mart 1945’te (Leage of Arab States) kurulmuş, Batı’da zamanla gelişen insan hakları uygulamalarından etkilenmiş ve Dışişleri Bakanlarından oluşan Birlik Konseyi, 3 Eylül 1968’de Arap İnsan Hakları Komisyonu’nu kurmuş, 1969 yılında, insan hakları konusunda bir sözleşme hazırlanması gündeme gelmiştir. Konsey, 1971 yılında bir taslak metin hazırlamak için uzmanlar komitesi kurmuş, bu komite, 1971 yılında Kahire’de toplanmış ve Arap İnsan Hakları Sözleşmesi (ArİHS) Taslağı hazırlanmış, bu taslak 1994 tarihinde imzaya açılmış ancak yürürlüğe girememiştir. Arap Birliği Şartı’nın güncellenmiş versiyonu, 2004 yılında kabul edilerek 2008’de yürürlüğe girebilmiştir.

Arap İnsan Hakları Şartı; BM Şartıİnsan Hakları Evrensel BeyannamesiUluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ve İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirgesi‘ni temel alarak; kişilerin özgürlüğü ve güvenliği, yasa önünde eşitlik, kişilerin işkenceden korunması, özel mülkiyet hakkı, dini kurallara uyma özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü dahil olmak üzere insan haklarını temin etme imkanı getirmiştir.

Arap İnsan Hakları Şartı – 1994

Önsöz

Arap Devletleri Birliği’nde üye Arap Devletleri Hükümetleri,

Allahın, Arap vatanını, dinlerin beşiği ve hürriyet, adalet ve güvenliğe dayalı onurlu bir hayat içerisinde haklarını temin eden medeniyetler yurdu kılmakla şereflendirdiği günden beri, Arap milletinin insanın saygınlığına olan inancından yola çıkarak,

İslam ve diğer semavi dinlerce de pekiştirilen ebedi ilkeleri, insanlar arasında kardeşlik ve eşitlik içinde gerçeğe dönüştürerek,

Uzun tarihi boyunca pekiştirdiği; bilgi, kültür ve hikmet elde etmek isteyen yerleşik halk ve araştırmacılar için, doğu ve batıda, ilim merkezlerinin yayılmasında büyük rolü olan insanî kıymet ve değerlerle övünerek,

Arap vatanı var oldukça, bir baştan öbür uca bir araya gelerek, inancını koruyarak, birliğine inanarak, milletlerin kendi geleceğini belirleme ve zenginliklerini koruma hakkını savunmakla hürriyet mücadelesi vererek, hukukun egemenliğine inanarak, toplumda asalet ölçüsü olan fırsat eşitliği, adalet ve insan özgürlüğünden yararlanarak,

Dünya barışı için tehdit ve insan hakları için ihlal oluşturan ırkçılık ve siyonizmi reddederek,

İnsan hakları ve dünya barışı arasındaki güçlü bağlantıyı kabul ederek,

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, bunun yanında, Birleşmiş Milletler’in; Medeni ve Siyasi Haklar ile Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Haklar üzerine iki uluslararası antlaşması ve İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi hükümlerini te’yiden,

Yukarıda ifade edilenleri onaylayarak, aşağıda geçen hususlarda ittifak etmişlerdir:

Birinci Bölüm
Madde-1

a-Tüm halklar, geleceğini belirleme ve doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde egemenlik hakkına sahiptir. Bu hakka dayanarak, siyasi yapı şeklini serbestçe belirleme ve iktisadi, sosyal ve kültürel gelişimini serbestçe sürdürme özgürlüğüne sahiptir

b-Irkçılık, siyonizm, işgal ve yabancı egemenliği insanlık onuruna meydan okuma ve halkların temel hakları önündeki esas engeldir. Tüm uygulamalarının mahkum edilmesi ve bu uygulamaların ortadan kaldırılmasına gayret edilmesi gerekir.

İkinci Bölüm
Madde-2

Bu sözleşmeye taraf her devlet, topraklarında mevcut ve otoritesine boyun eğen her insanın oradaki hak ve özgürlüklerin tümünden; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi düşünce, ulusal ve sosyal köken, zenginlik, doğum ve kadın-erkek ayırımı gözetilmeksizin diğer statülerinin, bir ayırım sebebi olmaksızın faydalanma hakkına sahip olacağını taahhüt eder.

Madde-3

a-Bu sözleşmede taraf herhangi bir devlette, mevcut veya kararlaştırılmış temel insan haklarından biri; kanun, ittifaklar veya örfe dayanarak sınırlanamaz. Bu haklara, Sözleşme’de yer verilmemesi veya daha az seviyede yer verilmesi onların bertaraf edilmesi için mazeret teşkil edemez.

b-Bu sözleşmede taraf devletlerden herhangi birisi, mevcut temel özgürlüklerden, bu özgürlüklere daha az seviyede yer veren diğer bir devletin vatandaşlarını müstağni kılamaz.

Madde-4

a-Bu sözleşme gereğince teminat altına alınan hak ve özgürlüklere; kanunla düzenlenen ve milli güvenliği sağlamak ve yerli ekonomiyi düzenlemek, kamu düzeni, kamu sağlığı, ahlak ve diğerlerinin hak ve özgürlüklerini sağlamak için zaruri olanlar dışında sınırlama getirilemez.

b-Millet hayatını tehdit eden genel olağanüstü durumların ortaya çıkması halinde, taraf devletler, halin gerektirdiği zaruret ölçüsünde, bu Sözleşme’deki yükümlülüklerini bertaraf eden önlemler alabilir.

c-Bu sınırlamalar veya bertaraf etmeler, herhangi bir şekilde, işkence yasağı, hakaret, ülkeye dönüş, siyasi sığınma, yargılama, aynı eylemden tekrar yargılanmama ve suç ve cezada kanunilik haklarına ve özel garantilerine dokunamaz ve kapsayıcı olamaz.

Madde-5

Her fert hayat, özgürlük ve kişisel güvenlik hakkına sahiptir. Kanun bu hakları korur.

Madde-6

Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Hükmün yayınlanmasından önce yapılmış eylemler cezalandırılamaz. Sanık, lehine olduğunda sonraki düzenlemeden yararlanır.

Madde-7

Sanık, savunması için gerekli teminatlara sahip olduğu kabul edilen bir kanuni yargılamada suçluluğu ispat edilmedikçe suçsuzdur.

Madde-8

Her kişi, özgürlük ve kişisel güvenlik hakkına sahiptir. Yasal dayanak olmaksızın, yakalanamaz, alıkonamaz veya tutuklanamaz. Gecikmeksizin yargı önüne çıkarılması gerekir.

Madde-9

İnsanların tümü yargı önünde eşittir. Dava hakkı devletteki her şahıs için teminat altındadır.

Madde-10

İdam cezasına, ancak önemli derecede ağır suçlarda hükmedilebilir. Her idam mahkumu, af veya cezanın hafifletilmesini talep hakkına sahiptir.

Madde-11

Siyasi bir suçta, idam cezasıyla hükmedilemez.

Madde-12

İdam hükmü, 18 yaşından küçük olana, çocuğunu doğuruncaya kadar hamile kadına ve doğum tarihinden itibaren iki sene geçmedikçe süt anneye uygulanamaz.

Madde-13

a-Taraf devletler, topraklarında yaşayan her insanı, bedeni ve ruhi işkenceye uğramaktan, zalimce, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı muameleye maruz kalmaktan korur. Bunların yasaklanması için etkili tedbirler alırlar. Bu tür uygulamalar ve onlara katılım, cezalandırılması gereken suç olarak kabul edilir.

b-Rızası dışında herhangi bir kişiye, tıbbî ve ilmî deneyler uygulanamaz.

Madde-14

Borç ifası veya sivil yükümlülük nedeniyle çaresizliğe düşen insan hapsedilemez.

Madde-15

Hürriyeti kısıtlayıcı cezadan mahkum olanlara yapılan muamele insani olmalıdır.

Madde-16

Kişi, bir suçtan iki kez yargılanamaz. Kendisine karşı bu tür uygulama yapılanlar, onun hukukiliğine itiraz edebilir ve salıverilmesini isteyebilir. Hukuka aykırı bir şekilde tutuklanma veya alıkonma mağduru olanlar tazminat hakkına sahiptir.

Madde-17

Özel hayat dokunulmazdır. Ona dokunmak suçtur. Bu özel hayat, ailenin özel oluşunu, mesken dokunulmazlığını, yazışmanın gizliliğini ve diğer özel iletişim araçlarıyla gizliliği kapsar.

Madde-18

Hukukî kişilik, her insan için ayrılmaz bir özelliktir.

Madde-19

Halk, iktidarın kaynağıdır. Kanun çerçevesinde kullanmakla, her reşit vatandaş siyasi ehliyete sahiptir.

Madde-20

Ülke topraklarında ikamet eden her fert, kanun sınırları çerçevesinde, taşınma ve ülke topraklarının herhangi bir yerinde ikamet yerini seçme özgürlüğüne sahiptir.

Madde-21

Vatandaşa, keyfi veya kanuna aykırı olarak kendi ülkesi de dahil olmak üzere bir Arap ülkesinden ayrılma yasağı konamaz. Aynı şekilde, belirli bir yerde ikamet yasağı veya ülkesinde belirli bir yerde ikamet zorunluluğu getirilemez.

Madde-22

Vatandaş ülkesinden kovulamaz veya ülkeye dönüşü yasaklanamaz.

Madde-23

Her vatandaş, eziyetten kurtulmak maksadıyla diğer ülkelerden siyasi sığınma isteme hakkına sahiptir. Kamu hakkını ilgilendiren bir adi suçtan kovuşturma geçirenler bu haktan yararlanamaz. Siyasi suçlular teslim edilemez.

Madde-24

Vatandaştan, keyfi olarak aslî vatandaşlığı düşürülemez. Kanuni bir dayanak olmaksızın, diğer bir vatandaşlığı kazanma hakkı inkar olunamaz.

Madde-25

Özel mülkiyet hakkı her vatandaş için teminat altındadır. Hiçbir vatandaş, keyfi olarak veya kanuna aykırı bir şekilde mülkiyetinin tamamından yahut bir kısmından yoksun bırakılamaz.

Madde-26

İnanç, düşünce ve kanaat özgürlüğü her fert için teminat altındadır.

Madde-27

Her dinden fertler, dini törenlerini yerine getirme hakkına sahiptir. Aynı şekilde, diğerlerinin haklarını ihlal etmedikçe, düşüncelerini; ibadet, uygulama ve öğretim yoluyla dile getirme haklarına sahiptirler. Kanunî düzenleme dışında, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünün yerine getirilmesine herhangi bir sınırlama konulamaz.

Madde-28

Vatandaşlar, barışçı bir şekilde, toplantı ve bir araya gelme özgürlüğüne sahiptir. Bu iki hürriyetin uygulamasına, ancak, milli güvenlik, kamu güvenliği veya diğerlerinin hak ve hürriyetlerini koruma gerekçesiyle sınırlama getirilebilir.

Madde-29

Devlet, kanunun düzenlediği çerçevede, sendika kurma ve grev hakkını teminat altına alır.

Madde-30

Devlet, her vatandaş için, temel hayat gereksinimlerini temin edebileceği, hayat standardı sağlayabilecek çalışma hakkı garanti eder. Aynı şekilde, ona kapsamlı bir sosyal güvenlik hakkı sağlar.

Madde-31

İş seçimi özgürlüğü teminat altındadır. Zorunlu çalışma yasaklanmıştır. Mahkeme kararını uygulama çerçevesinde kişinin bir iş yapmaya zorlanması, zorunlu çalışma kapsamında değerlendirilemez.

Madde-32

Devlet vatandaşlar için, çalışmada fırsat eşitliği, adil ücret, eşit değerdeki işlerde ücret eşitliği sağlar.

Madde-33

Her vatandaş, ülkesindeki kamu görevlerine girme hakkına sahiptir.

Made-34

Cehaletin ortadan kaldırılması zorunlu bir görevdir. Öğretim her vatandaş için haktır. İlköğretim, olabildiğince zorunlu ve ücretsizdir. Orta ve yükseköğretim herkes için kolaylaştırılmıştır.

Madde-35

Vatandaşlar, entellektüel, kültürel, Arap milliyetçiliğiyle övüneceği, insan haklarının kutsandığı, din, ırk ve benzeri ayrımcılık türlerinin reddedildiği, uluslararası işbirliğinin ve dünya barışının desteklendiği bir çevrede yaşama, hakkına sahiptir.

Madde-36

Her fert kültürel hayata katılma, edebi ve sanatsal çalışmalardan yararlanma, fikri, sanatsal ve keşifçi yeteneklerini geliştirmek için kendisine fırsatlar sağlanması hakkına sahiptir.

Madde-37

Azınlıklar, kültürlerinden yararlanma ve dini öğretimlerini takip etme hakkından mahrum edilemez.

Madde-38

a-Aile, toplumun temel birimidir ve korumadan yararlanır.

b-Devlet, aile, annelik, çocukluk ve yaşlılık için ayrıcalıklı bir itina gösterir ve özel koruma sağlar.

Madde-39

Gençler, akli ve bedeni gelişimleri için kendilerine büyük imkanlar verilmesi hakkına sahiptir.

Üçüncü Bölüm
Madde-40

a-Sözleşmede taraf Birlik Meclisi Üyesi Devletler, gizli oylama ile bir İnsan Hakları Uzmanlar Komisyonu seçer.

b-Komisyon, sözleşmede taraf üye devletlerce aday gösterilen yedi üyeden oluşur. İlk komisyon seçimleri sözleşmenin yürürlüğe girişinden altı ay sonra yapılır. Komisyon, aynı devletten birden fazla kişiyi içeremez.

c-Genel sekreter, üye devletlerden, seçim tarihinden iki ay önce adaylarını takdim etmelerini ister.

d-Adayların, komisyonun çalışma sahasında tecrübeli, üstün yeterlilikte bulunmaları; kişisel sıfatlarıyla çalışmaları, tam olarak tarafsız ve dürüst olmaları gerekir.

e-Komisyon üyeleri üç yıllık bir dönem için seçilir. Onlardan üçünün seçimi bir kez daha yenilenir. Dönüşüm ilkesi mümkün olduğunca gözetilerek, bu isimlerin seçimi kura usulüyle belirlenir.

f-Komisyon başkanını seçer. Çalışma usulünü düzenleyen dahili kurallar koyar.

g-Komisyon toplantıları, Birlik Genel Sekreteri’nin davetiyle genel sekreterlik meskeninde yapılır. Çalışma bunu gerektirdiğinde, genel sekreter toplantının bir diğer Arap ülkesinde yapılmasını uygun görebilir.

Madde-41

1.Taraf devletler, İnsan Hakları Uzmanlar Komisyonu’na raporlarını aşağıdaki şekillerde sunarlar:

a-Sözleşme’nin yürürlük tarihinden altı ay sonra ilk rapor,

b-Her üç yılda periyodik rapor,

c-Komisyonun soruşturmaları üzerine, devletlerin cevaplarını içeren raporlar.

2.Komisyon, sözleşmede taraf üye devletlerin sunduğu raporları bu maddenin ilk fıkrası hükümleri uyarınca gözönüne alır.

3.Komisyon, devletlerin görüş ve mülahazalarıyla ekli bir raporu Arap Birliği İnsan Hakları Daimi Komisyonu’na sunar.

Dördüncü Bölüm
Madde-42

a-Arap Devletleri Birliği Genel Sekreteri, bu Sözleşme’yi, Birlik Meclisi onayladıktan sonra, imzalamak, onaylamak veya katılmak üzere üye devletlere sunar.

b-Bu Sözleşme, Arap Devletleri Birliği Genel Sekreterliği’ne, onay belgesinin teslimi veya  yedinci katılım tarihinden iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde-43

Bu sözleşme, Genel Sekreterliğe, onay belgesinin teslimi veya katılma tarihinden iki ay sonra yürürlüğe girmekle, her devlet için bağlayıcı olur. Genel sekreter, üye devletleri, onay belgesinin ulaştırılması ve katılım için uyarır.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun

0
Atatürk Üniversite Öğrencileri ile birlikte

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Türkiye’de, ilkokul lise ve yüksek öğretimin belli esaslara göre düzenlenmesi için 22 Mart 1926 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 03.04.1926 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş, 5 haziran 1928 tarihli 1338 sayılı kanun ile tadil edilmiştir.

Devletin izni olmadan okul açılamayacağı karar altına alınmış ve okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı bu kanunla belirlenmiştir.

Eğitim sistemi düzene sokulmuş, bugünkü eğitim sistemi ana çizgileri ile kurularak laik ve bilimsel eğitime göre düzenlenmiş; bugünkü sistem ana hatları ile Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ilea kurulmuştur.

Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ile okul açma yetkisi tamamen Milli Eğitim Bakanlığına verilmiş; Yabancı okullarda Türkçe Tarih Coğrafya ve Felsefe derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması karara bağlanmıştır.

Tefsir ve Tefsir Tarihi, Hadis ve Hadis Tarihi, Fıkıh Tarihi, Kelâm Tarihi gibi dersler, müfredattan kaldırılmış, ilköğretim ücretsiz ve zorunlu olmuş, karma eğitim ilkesi kabul edilmiştir.

Maarif teşkilâtına dair kanun

(Resmî Ceride ile neşir ve ilânı : 3/IV/1926 – Sayı : 338)

No. 789

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
BİRİNCİ MADDE

Türk dili ve buna müteallik bilcümle ilmî meseleler ile iştigal etmek üzere Maarif vekâletinde b ir dil heyeti teşkil edilmiştir. Heyet azalarının ne suretle tayin edilecekleri ve vazifelerinin hududu icra Vekilleri Heyetince yapılacak bir talimatname ile gösterilir.

İKİNCİ MADDE

Münhasıran talim ve terbiye işlerile iştigal etmek üzere Maarif vekâletinde bir talim ve terbiye d airesi ihdas olunmuştur. Bu daire bir reisin idaresi altındadır. Dairenin şubelerile teşkilâtını idare etmek üzere reisten başka azamî on mütahassıs bulunacaktır. D aireye lüzumu kadar memur tayin olunur.

Daire reisi, vekâletin; azalar, daire reisinin teklifi ve vekâletin inhasile icra Vekilleri Heyetince tayin olunur. Dairenin teşkilâtı ve vazifesinin hududu icra Vekilleri Heyetince yapılacak bir talimatname ile tesbit ve tayin edilir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Maarif vekâleti veya diğer bir vekâlet tarafından açılmış veya lüzumuna göre açılacak mekteplerle bilûmum hususî mekteplerin derecelerinin tayini Maarif vekâletine aittir. Diğer vekâletlere merbut orta tedrisat derecesindeki mekteplerin programları alâkadar vekâletle Maarif vekâleti tarafmdan müştereken yapılır. Yüksek tedrisat mekteplerinin programları Maarif vekâletinin mütaleası alınmak şartile ait olduğu vekâlet tarafından tanzim ve Maarif vekâletince tescil olunur.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Türkiye’de hiç bir mektep Maarif vekâletinin ruhsat ve muvafakati olmaksızın açılamaz. Vekâletler muayyen tahsil dereceleri haricinde kendi memur ve mensupları için muvakkat kurs ve talimgahlar açabilirler.

BEŞİNCİ MADDE

İlk mektepler
1 – Şehir ve kasaba gündüz,
2 – Şehir ve kasaba yatı,
3 – Köy gündüz,
4 – Köy yatı mektepleridir.

Gündüz ilk mektepleri vilâyetlerin idarei hususiye varidatile açılır.

Şehir ve kasaba yatı mekteplerini muhtaç kimsesiz çocuklara mahsus olmak üzere Maarif vekâleti açar. Bu nevi mektepler aranılan şartları haiz olmak üzere vekâletin müsaadesile mahallî idareler ve belediyeler tarafından dahi açılabilir.

Köy yatı mektepleri, mektebi olmayan köylerin çocuklarına mahsustur. Bu mektepler gerek umumî ve gerek hususî bütçelerle idare olunabilir.

Bilûmum köy mektepleri idare ve talim heyetleri, çocukları köy hayatından ayırmayacak bir talim ve terbiye usulünü tatbik ile mükelleftir.

Köy mekteplerinin tahsil müddeti en az üç senedir.

ALTINCI MADDE

İlk tedrisat mektepleri Maarif vekâletinin müsaadesile açılır. Bunların proğramlarile tedris tarzlarının tayini ve murakabesi Maarif vekâletine aittir, ilk tahsil çağındaki çocuklar meslek mekteplerine giremezler, ilk tahsil çağım geçirmiş ve hiç tahsil görmemiş çocukları kabul eden müesseseler bunlara ilk tahsili de vermeğe mecburdur.

YEDİNCİ MADDE

Orta tedrisat mektepleri:
1 – Liseler,
2 – Orta mektepler,
3 – İlk muallim mektepleri,
4 – Köy muallim mektepleridir.

Bu mekteplerden başka yüksek ve orta muallim mektepleri vardır!

Yüksek muallim mektebi lise muallimlerini, orta muallim mektebi orta mekteplerle ilk ve köy muallim mekteplerinin muallimlerini ve ilk tedrisat müfettişlerile tatbikat müdürlerini yetiştirir.

SEKİZİNCİ MADDE

İlk, orta ve yüksek muallim mektepleri mezunları vekâletin göstereceği yerlerde sekiz sene hizmet etmeğe mecburdurlar. Bu müddet zarfında kendi isteğile meslekten ayrılan muallim mektebi mezunlarının, tahsilde bulundukları müddete ait mektep masraflarından hisselerine düşen miktarı, yüzde elli fazlasile ve aslının faizile birlikte, kendilerinden veya kefillerinden tahsili
emval kanununa tevfikan tahsil edilir. Bu gibi muallim mektebi mezunları borçlarını ödemedikçe Devlet dairelerinden hiç birinde kullanılamazlar.

Mecburî hizmetten kaçan muallimleri badelihtar istihdam eden malî ve iktisadî müesseselerle ticarethaneler, bu tazminatı üzerlerine almış sayılırlar. Muallim mektepleri talebesinden tahsili isteğile bırakanlarla muallim mekteplerinden şimdiye kadar çıkmış olanlar ve ecnebi memleketlerde Devlet parasile tahsil edenler ayni ahkâma tabidirler.

DOKUZUNCU MADDE

İlk tedrisat muallimlerinin maaşları en az on beş liradır, ilk tedrisat muallim muavinlerinin maaşları en az sekiz liradır.

Orta tedrisat sabit muallimleri staj müddetinde iki bin kuruş maaş alırlar.

Muallim unvanını kazandıkları tarihten itibaren maaşları iki bin beş yüz kuruşa iblâğ edilir. Orta tedrisat mevkut muallimlerinin maaşı bin beş yüz kuruştan başlar.

Staj müddetinin nihayetinde bin yedi yüz kuruşa çıkarılır.

Gerek orta ve gerek ilk tedrisat sabit muallimlerinin maaşlarına her üç senede yüzde on beş ve mevkut muallimlerin maaşlarına yüzde on nisbetinde zam icra edilir.

ONUNCU MADDE

Devlet hizmetlerinden birimde müstahdem bulunan bir zata, görülecek ihtiyaca binaen, bir muallimlik verildiği takdirde, o derse ait muallimlik mebde maaşı ile tahsisatı nisbetin do ücret verilir.

ON BİRİNCİ MADDE

İlk tedrisat muallim ve muavinlerine ayrıca ayda bin kuruştan çok, beş yüz kuruştan az olmamak üzere ev kirası verilir.

ON İKİNCİ MADDE

Maarif hizmetinde asıl olan muallimliktir.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

İlk mektepler müdür ve başmuallimlerine, kıdemlerine göre alacakları muallimlik maaşından başka, idarî hizmetlerine mukabil olmak üzere ücret olarak, ilk tedrisat meclislerinin kararile, ayda on liradan yirmi liraya kadar tahsisat verilir.

İlk tedrisat müfettişleri kıdemlerine göre alacakları maaştan, başka ücret olarak, vilâyet maarif idarelerinin takdiri ve vekâletin tasdiki ile, on beş liradan otuz liraya kadar tahsisat alırlar.

ON DÖRDÜNCÜ MADDE

Orta mektep müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka idarî vazifelerine mukabil, ayda yirmi liradan otuz liraya kadar ücret alırlar.

Lise ve muallim mektepleri müdürleri kıdemlerine göre kanunen alacakları maaştan başka, idarî hizmetlerine mukabil, otuz liradan altmış liraya kadar ücret alırlar.

ON BEŞİNCİ MADDE

Vazifesinde müsbet mesaisi, ehliyet ve iktidarı mahallinin en büyük maarif makamı tarafından esbabı mucibeye müsteniden beyan edilerek kendilerine takdirname verilmesi teklif olunan muallimlere, müdürler encümeninin inhasile, vekâlet tarafından takdirname verilir, iki senelik hizmeti filiye zarfında üç takdirname alan muallimin müddetine bir sene zammedilir.

İki sene zarfında bu suretle üç defa tevbih cezasına uğrayan muallimlerin kıdemleri bir sene tenzil olunur.

ON ALTINCI MADDE

Maarif meslekinin her hangi şubesinde vazife ifa eden muallimlerle mebus ve asker olanların müddeti hizmetleri kıdemlerine zammolunur.

Ancak mazereti makbuleye müstenit olmaksızın muallimlikten çekilen ve bilâhare muallimliğe gelmek isteyen kimselerin eski kıdemleri nazarı itibara alınmaz.

ON YEDİNCİ MADDE

Uzaklıklarına veya sıhhî ve idarî esbaptan dolayı hususî vaziyetleri haiz olmalarına binaen icra Vekilleri Heyetince tayin ve tefrik ve dereceleri tesbit olunan mahallere bu mahaller haricinden gönderilen muallimlere, sülüsten misle kadar maaş zam ve ana göre tahsisatı fevkalâde ita ve iki senei kâmileye mukabil bir seneye kadar zammolunur. Bu gibi mahallere gönderilen muallimler üç senei kâmile nihayetinde başka mahalle tahvillerini bihakkın talep edebilirler.

Müracaatları ertesi tedris senesi iptidasma kadar terviç olunmayan muallimlerin istifaları mücaz olup kendilerine memuriyeti sabıkalarına muadil memuriyet verilinceye kadar tam maaş ve tahsisat ita kılınır.

ON SEKİZİNCİ MADDE

Maarif vekâletinin meslekî hizmetlerile mektep müdürlüklerine münhasıran müderris ve muallimler tayin olunur.

ON DOKUZUNCU MADDE

Bu kanunun neşrinden sonra ilk muallim mekteplerile köy mailim mekteplerinden mezun olanlara elbise ve teçhizat bedeli olarak bir defaya mahsus olmak üzere seksener lira verilir.

YİRMİNCİ MADDE

Türkiye maarif teşkilâtı itibarile mıntakalara ayrılmıştır.

Bir veya bir kaç vilâyetten teşekkül eden her mıntakada bir maarif emini bulunur. Her vilâyette ayrıca bir maarif müdürü veya memuru dahi vardır.

YİRMİ BİRİNCİ MADDE

Maarif emini, ilk mektep muallim ve muallim muavinlerile müdür ve başmuallimlerini, ilk tedrisat müfettişlerini, eminlik maiyetindeki kalem heyetini, maarif mıntakası dahilindeki vilâyetlerin maarif kalemi başkâtip ve kâtiplerini ve vekâletçe tayin ve vekâlet emrine alınmaları kendilerine bırakılacak diğer maarif müntesiplerini kanun ve talimatnameler dairesinde tayin ve vekâlet emrine alır. ihtar, tektir ve katı maaş gibi cezalar da verir.

Maarif eminleri vilâyet bütçelerindeki maarif tahsisa ti hakkında meclisi umumîlere arzedilmek üzere vilâyetlere teklifatta bulunurlar. Maarif eminleri, mıntakası dahilindeki orta tedrisat mekteplerini de murakabe ederler.

YİRMİ İKİNCİ MADDE

Maarif vekâleti muallimleri – maaş ve sınıflarına halel gelmemek üzere – lüzum gördüğü yere tahvil eder. Bilâmazeret kabul
etmeyenler müstafi addolunur.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MADDE

Maarif hizmetine dahil olan muallimlerin maaşlarından yirmi yaşına kadar aidatı tekaüdiye tevkif edilmez.

YÎRMÎ DÖRDÜNCÜ MADDE

Türkiyede yapılacak resmî mektep binaları, kütüphaneler ve müzeler ancak Maarif vekâletinin hazırladığı projeler dairesinde
yapılır.

YİRMİ BEŞİNCİ MADDE

Diğer kanunların bu kanuna uymayan ahkâmı muallimler hakkında meri olamaz.

YİRMİ ALTINCI MADDE

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

YİRMİ YEDİNCİ MADDE

Bu kanunun ahkâmını icraya Dahiliye, Maliye ve Maarif vekilleri memurdurlar.

Tarih

22 mart 1926

Cumhuriyet Riyasetine tebliği 

24 – III -1926 tarih, ve 1/838 No. lu tezkere ile

Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edildiğini musir Cumhuriyet Riyasetinden mevrut tezkerenin tarih ve numarası   

25 – III – 1926 ve 4/300

Müzakeratı ihtiva eden zabıt ceridelerinin Cilt ve Cilt Sayfası 

Cilt       Sayfa 

22           41
23           235:236,303:324,327, 333,334:336,339,349,353,355

İşbu kanunun alâkadar olduğu diğer kanunların numaraları

832,1409

Atatürk bir ders esnasında

Maarif teşkilâtı hakkındaki 22 mart 1926 tarih ve 789 numaralı kanunun sekizinci maddesinin tadiline dair kanun
(Resmî Gazete ile neşir ve ilâm: 5 haziran 1928 – Sayı : 905)
No. 1338
BİRİNCİ MADDE
Maarif teşkilâtı hakkındaki 22 mart 1926 tarih ve 789 numaralı kanunun sekizinci maddesi berveçhi zir tadil olunmuştur:
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
«Sekizinci madde — İlk, orta, ana ve yükssek muallim mektepleri mezun­ları leylî meccani olarak tahsil ettikleri müddetin bir buçuk misli ve vekâletin gös­ tereceği yerlerde hizmete mecburdurlar. Bu mecburiyetleri ikmal etmeden evel isteğile hizmeti torkedenlerden veya kefillerinden leylî meccani olarak tahsil ettikleri müddete ait mektep masraflarından maafaiz hisselerine düşen miktar yüzde elli fazlasile ve tahsili emval kanununa tevfikan tahsil olunur. Ancak bu suretle tazmin ettirilecek masraf, faiz ve yüzde elli fazlanın yekûnundan hizmeti müddetine teka­ bül edecek miktar tenzil edilir.
Muallim mektepleri mezunlarından hizmet mecburiyetini ikmal etmemiş ve bu madde mucibince tazminatını tamamen tediye eylememiş olanlar Devlet devair ve müessesatmda istihdam dilemezler.
Bu gibileri hizmete almış olan hususî müessesat ve şirketler Maarif vekâletince vaki olacak ihtar üzerine alâkalarını bir ay zarfında katetmezlerse tazminatı üzer­lerine almış olurlar.
Muallim mektepleri talebesinden tahsili isteğile bırakanlar ve mücbir bir sebebe müstenit olmaksızın üst üste iki sene sülüsan müddet devam etmediği cihetle imti­hanlara kabul edilmiyerek ipka ve bu yüzden mektepten ihraç edilmiş veyahut ahlâ­kî ve inzibatî bir hareketten dolayı inzibat meclisi kararma müstenit olarak ihracı katî cezasile mektepten çıkarılmış bulunanlar ile muallim mektepleri mezunlarından hizmeti mecburesini ikmal etmeden memuriyetten ihraç cezasına duçar olanlar bu madde ahkâmına tabidirler.
Şimdiye kadar muallim mektepleri mezunlarından bu maddede yazılı mecburî hizmeti ifa etmemiş olanlar hakkında dahi kezalik bu madde ahkâmı tatbik olunur.
Ecnebi memleketlerde Devlet hesabına tahsil etmiş olanlar hakkında memurin kanununun altmış dördüncü maddesi ahkâmı caridir.
İKİNCİ MADDE
Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
ÜÇÜNCÜ MADDE
Bu kanunun ahkâmını icraya Dahiliye, Maliye ve Maarif vekilleri memurdur.
28 mayıs 1928
Cumhuriyet Riyasetine tebliği: 26 – 5 – 1928 tarih ve 1/166 numaralı tezkere ile Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edil­diğini müş’ir.
Cumhuriyet Riyasetinden mevrut tez­kerenin tarih ve numarası : 28 – 5 – 1928 ve 4/331 
Müzakeratı ihtiva eden zabıt ceridelerinin cilt ve Cilt Sayfa sayfası : 3 104       311,403,404 
İşbu kanunun alâkadar olduğu diğer kanunların numarası : 788,789

Birleşmiş Milletler Ormancılık Prensipleri

1

Birleşmiş Milletler Ormancılık Prensipleri, 1992 yılında Brezilyanın Rio de Janerio kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında kabul edilmiştir. Ormancılık Prensipleri, tüm dünyadaki ormanları kapsayan ilkelerden oluşmaktadır ve Birleşmiş Milletler üyesi ülke devlet ve hükümet başkanları tarafından onaylanmıştır. Prensipler, dünyanın bütün bölgelerindeki ve iklim kuşaklarındaki ormanların yönetimine, korunmasına ve geliştirilmesine ilişkin esasları kapsayan 15 ana madde ve 42 prensipten oluşmaktadır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 21 MART DÜNYA ORMANCILIK GÜNÜ / Uluslararası Orman Günü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 28 Kasım 2012 tarihindeki toplantısında belirlenmiş, ilk kez 21 Mart 2013 tarihinde kutlanmıştır. Dünya Ormancılık Günü olan 21 Mart’ı içine alan hafta “Orman Haftası” olarak kutlanmaktadır. Ormanların ve ağaçların önemine ilişkin farkındalık yaratmak ve gelecekteki kuşaklar için mevcut değerleri korumak amaçlanmaktadır. Uluslararası Orman Günü’nde ağaç dikme kampanyaları ve benzeri faaliyetler organize etmektedir. Dünyanın en önemli yenilenebilir doğal kaynaklarından biri olan ormanlara gereken önemin verilmesi tüm dünyadaki bireyler için temel bir görevdir. [/box]

Ormanların talan edilmesi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplum katmanlarının büyük tepkisini çekmektedir. Ormancılık prensipleri, ekonomik gerekçelerin doğayı katletmek için bir gerekçe olmadığını ortaya koymaktadır. 

Rio Konferansının en önemli gündem maddesi ormancılık olmuş, Uluslararası Ormancılık Sözleşmesi hazırlanıp imzalanmak istenmiş ancak gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkelerin anlaşamaması nedeniyle bu sözleşme imzalanamamıştır. Rio Konferansında, Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi imzalanmış ülkeler açısından bağlayıcı olmayan Ormancılık Prensipleri de kabul edilmiştir.

Ormanların korunması ile dolayı olarak ilgili olan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile iklim değişikliğine neden olan karbondioksit ve sera gazı emisyonlarının azaltılması ve bu amaçla alınacak tedbirler için gelişme yolundaki ülkelere finansman kaynağı ve teknoloji transferi sağlanması kararlaştırılmıştır. Türkiye İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini 2009 yılında onaylamıştır.

Birleşmiş Milletler Ormancılık Prensipleri özetle;
  • Ormanların, şimdiki ve gelecek kuşakların sosyal, ekonomik, ekolojik, kültürel ve manevi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yönetilmesi,
  • Ormanları korumanın getirdiği mali yükün bütün ülkelerce paylaşılması,
  • Ulusal politikalar ve stratejilerin, ormanların ve orman arazilerinin sürdürülebilir şekilde gelişmesine imkan verecek bir çerçeve sağlaması,
  • Hükümetlerin ve ilgili kuruluşların ormanların, orman kaynaklarının ve orman programlarının ulusal düzeyde izlenmesine ve değerlendirilmesine yönelik mevcut mekanizmaları güçlendirmesin odaklanmıştır.

Ormansızlaşma ile mücadele başlığı önemli bir yer tutmuş; ormanların fonksiyonlarının muhafaza edilmesi, ormanların korunması, sürekli ve dengeli yönetimi, ormanlardan elde edilen ürün ve hizmetlerin sürekli ve dengeli bir şekilde kullanımı ve değerlendirilmesi, ormanların planlanması, değerlendirilmesi ve izlenmesi için kapasite oluşturulması konuları ile ilgili hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için yapılacak faaliyetler ve uygulama mekanizmaları tanımlanmıştır. Rio Konferansı, çevreye rağmen kalkınmanın sağlanamayacağı gibi kalkınmanın ihmal edilerek çevrenin de korunamayacağı ve dolayısıyla sürdürülebilir bir kalkınmanın önemli olduğunu kararlaştırmıştır.

Birleşmiş Milletler Ormancılık Prensipleri

GİRİŞ

Orman kavramı, bir bütün olarak, sürdürülebilir temellere dayalı sosyo-ekonomik kalkınma hakkını da içeren tüm çevresel ve kalkınma konuları ve fırsatlarıyla ilişkilidir.

Bu prensiplerin temel amacı, ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimine katkıda bulunmak ve onların çok amaçlı ve tamamlayıcı fonksiyon ve kullanımlarını sağlamaktır.

Ormancılık konuları ve faydaları, kalkınma çevre bağlamında, çok amaçlı fonksiyon ve kullanımları, sürdürülebilir orman yönetiminin önereceği kalkınma potansiyelinin yanı sıra geleneksel kullanımları, ormanların kullanımlarının kısıtlanıp baskı altına alındığında muhtemelen ortaya çıkacak ekonomik ve sosyal baskı da dikkate alınarak dengeli bir şekilde ve bütüncül anlamda incelenmelidir.

Bu prensipler, ormanların üzerinde ilk global fikir birliğini yansıtmaktadır. Taraf ülkeler, bu prensiplerin derhal uygulamaya geçirilmesi gerektiğini kesin olarak ifade ederken kendi yeterlilikleri için ormancılıkta daha ileri uluslararası işbirliğine açık olacak şekilde prensiplerin değerlendirilmesine devam etmeye karar vermişlerdir.

Bu prensipler, tropikal, sub-tropikal, ılıman, soğuğa yakın (subtemperate), kuzey ve güney de dahil olmak üzere tüm iklim zonlarındaki doğal ve yetiştirilmiş tüm orman tiplerine uygulanmalıdır.

Tüm orman tipleri, çevresel değerlerinin yanısıra insan ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakları temin etmek üzere bugünkü ve potansiyel kapasiteleri için temel teşkil eden tek ve kompleks ekolojik süreci ve genel anlamda çevreye, dar kapsamda yerel topluluklara ait ve değerli olan ve Hükümetleri ilgilendiren sağlıklı korunma ve yönetimlerini bünyesinde toplar.

Ormanlar ekonomik kalkınma ve tüm hayat formlarının devam etmesi için gereklidir.

Birçok ülkede, anayasasına ya da ulusal yasalara göre hükümetin federal/ulusal, devlet/taşra ve yerel kurumları arasında tahsis edilen ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimi yükümlülüğünün belirlenmesinde hükümetin uygun birimlerince bu prensiplere uyulmalıdır.

PRENSİPLER
1. Ülkeler, Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk prensiplerine göre, kendi çevre politikalarına uygun olarak kendi kaynaklarını işletme hakkına sahip ve yetkileri dahilindeki bu faaliyetleri yerine getirme ya da yine ulusal yetki sınırları içerisinde diğer ülkelerin ya da bölgelerin çevrelerine zarar vermeden kontrol sağlamakla yükümlüdür.
Ormanların korunması ve sürdürülebilir gelişimine ilişkin yararların gerçekleştirilmesine yönelik herkesçe kabul edilen artan maliyetler daha yoğun uluslararası işbirliğini gerektirmekte olup, bunlar uluslararası topluluklarca eşit bir şekilde paylaşılmalıdır.
2. Ülkeler kalkınma gereksinimleri, sosyo-ekonomik gelişme seviyeleri ve sürdürülebilir kalkınma ile yasalarına uygun ulusal politika esaslarına göre ormanlarını kullanma, yönetme ve geliştirmede tam bağımsızdırlar ve bazı alanların sosyo-ekonomik kalkınma planları dahilinde ve rasyonel arazi kullanım politikaları esaslarına göre diğer kullanımlar için değiştirilmesini de kapsayan devredilemez haklara sahiptirler.
Orman kaynakları ve orman alanları, günümüz ve gelecek kuşakların sosyal, ekonomik, kültürel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere sürdürülebilir bir şekilde yönetilmelidir.
Bunlar, odun ve odun ürünleri, su, yiyecek, yem, ilaç, yakıt, barınak, istihdam, rekreasyon (dinlenme ve eğlenme), yaban hayatı yetişme muhiti, peyzaj çeşitliliği, karbonyatakları ve rezervleri gibi orman ürünleri ve hizmetlerine olan ihtiyaçlardır.
Ormanların çok yönlü değerlerini sürdürmek için onları hava kirliliği de dahil olmak üzere kirlilikten, yangından, zararlı böcek ve hastalıklardan korumak üzere gerekli önlemler alınmalıdır.
Ormanlar ve orman ekosistemlerine dair doğru, güvenilir ve zamanında bilgi tedariki halkın anlaması ve karar verme aşamasında etkinliği artırmak açısından çok önemli olup, bunun sağlanması gerekmektedir.
Hükümetler, yerel topluluklar, yerli halk, sanayi ve işgücü, hükümet dışı kuruluşlar, bireysel olarak orman köylüleri ve kadınlar gibi ilgili tarafların ulusal ormancılık politikalarının planlanmasına, uygulanmasına ve geliştirilmesine katılımları için fırsatlar yaratmalı ve teşvik etmelidir.
3. Ulusal politika ve stratejiler, etkinliğinin artması için orman ve orman alanlarının yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimi için hazırlanan programların ve kurumların geliştirilmesini ve güçlendirilmesini kapsayan bir çalışma programı sağlamalıdır.
Uluslararası kurumsal düzenlemeler, ormancılık alanında örgüt ve mekanizmalara dayanarak uygun bir şekilde uluslararası işbirliğini kolaylaştırmalıdır. Ormanlar ve orman alanlarıyla ilgili sosyal ve ekonomik gelişme ve çevre koruma tüm yönleriyle kapsamlı olmalı ve bütünlük arz etmelidir.
4. Fotosentez ve biyoteknoloji ürünleri için genetik materyal kaynakları ve zengin biyolojik çeşitlilik kaynakları olarak bütün orman tiplerinin hayati önemi, yerel, ulusal, bölgesel ve global seviyelerdeki ekolojik süreç ve dengenin sağlanmasında ve uluslararası düzeyde hassas ekosistemlerin, havza ve tatlı su kaynaklarının korunmasındaki rolleri kabul edilmelidir.
5. Ulusal orman politikaları, yerli halk ve onların toplulukları ile diğer topluluklar ve orman köylülerinin haklarını, kültürlerini ve kimliklerini tanımalı ve tam olarak desteklemelidir. Bu gruplar için, ormanı kullanırken ekonomik desteğe sahip olmaları, ekonomik faaliyetleri gerçekleştirebilmeleri, yeterli seviyede geçim ve yaşam kalitelerinin sağlanmasının yanısıra sosyal örgütlenmeleri ve kültürel kimliklerinin sürdürebilmeleri ve ulusal, uluslararası düzeyde ormanların sürdürülebilir yönetimi için teşvik edici özellikteki arazi kullanım düzenlemelerinin sağlanması amacıyla uygun koşullar yaratılmaya çalışılmalıdır.
Ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimindeki tüm aşamalarına kadınların tam olarak katılımı aktif bir şekilde teşvik edilmelidir.
6. Tüm orman tipleri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, yenilenebilir bir biyoenerji kaynağı olarak enerji gereksinimlerinin karşılanmasında önemli bir rol oynamaktadır ve sanayi ile konutların yakacak oduna olan talepleri sürdürülebilir orman orman yönetimi, orman içi ve orman dışı ağaçlandırma vasıtasıyla karşılanmalıdır. Buna göre, hem yakıt olarak hem de sanayi hammaddesi olarak odun ihtiyacının karşılanması için yerli ve yabancı tür plantasyonların potansiyel katkısı kabul edilmelidir.
Ulusal politika ve programlar, mevcut yerlerde ormanların korunması, yönetimi ve sürdürülebilir gelişimi ile orman ürünlerinin üretimi, tüketimi, yeniden kullanımı ve/veya son hali arasındaki tüm yönleriyle olan ilişkiyi gözönünde bulundurmalıdır.
Orman kaynaklarının yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimine ilişkin alınan kararlarda, makul ölçülerde, orman ürünleri ve hizmetleri ile çevresel maliyetleri ve faydaları ekonomik ve ekonomi dışı değerlerinin kapsamlı olarak değerlendirilmesinden yararlanılmalıdır. Bu tür değerlendirmeler için yöntemlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi desteklenmelidir.
Sanayi hammaddesi ve yenilenebilir enerjinin sürdürülebilir ve duyarlı kaynakları olarak dikimle meydana getirilmiş ormanlar ve sürekli tarımsal ürünlerin rolü, artırılmalı ve teşvik edilmelidir. Bunların, ekolojik sürecin devamına, yaşlı yapraklı tür ormanları üzerindeki baskının dengelenmesi ve yöre sakinlerinin yeterince katılımıyla bölgesel istihdam ve gelişmeyi sağlamadaki katkısı kabul edilmeli ve güçlendirilmelidir.
Doğal ormanlar da mal ve hizmet kaynağı olup bunların korunması, sürdürülebilir yönetimi ve kullanımı geliştirilmelidir.
7. Tüm ülkelerde, sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarının desteklenmesini, yoksulluğun giderilmesini ve gıda güvenliğinin arttırılmasını içeren ormanların çevresel açıdan sağlıklı gelişimi ve sürdürülebilir olmasına yardım edecek destekleyici bir uluslararası ekonomik havanın oluşmasını teşvik etmek için çaba gösterilmelidir.
Koruma altındaki doğal orman alanlarını da içerecek biçimde ormanların korunmasına yönelik programlar oluşturan önemli orman alanlarına sahip gelişmekte olan ülkelere özel mali kaynaklar sağlanmalıdır. Bu kaynaklar özellikle ekonomik ve sosyal ikame faaliyetlerini canlandıracak ekonomik sektörlere yönlendirilmelidir.
8. Dünyanın yeşillendirilmesi için çaba sarf edilmelidir. Tüm ülkeler, özellikle gelişmiş ülkeler, uygun şekilde, ormanların korunması, orman içi ve dışı ağaçlandırmaya yönelik olumlu ve şeffaf çalışmalarda bulunmalıdırlar.
Orman örtüsünü ve ormanların verimliliğini arttırmaya ve sürdürmeye yönelik çabalar ekolojik, ekonomik ve sosyal açıdan doğru yollar takip edilerek ve mevcut orman kaynaklarının yönetimi yanında verimsiz, bozulmuş ve ormansızlaşma araziler üzerindeki ormanlar ve ağaçların yeniden tesisi, orman içi ağaçlandırma ve rehabilitasyonu doğrultusunda sarf edilmelidir.
Ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimini amaçlayan ulusal politika ve programların uygulanması, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, uygun olduğu yerde özel sektörü de dahil ederek uluslararası finansman ve teknik işbirliği ile desteklenmelidir.
Sürdürülebilir orman yönetimi ve kullanımı, ulusal kalkınma politikaları ve önceliklerine göre çevresel açıdan duyarlı ulusal ilkelere dayalı olarak gerçekleştirilmelidir. Bu gibi rehberlik ilkelerinin formüle edilmesinde, şayet uygulanabilirse ilgili uluslararası kabul edilmiş metotlar ve kriterler dikkate alınmalıdır.
Orman yönetimi, ekolojik dengeyi ve sürdürülebilir verimliliği sağlamak üzere yakınındaki komşu arazilerin yönetimiyle bütünleştirilmelidir.
Ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimini hedefleyen ulusal politikalar ve/veya mevzuat, yaşlı yapraklı tür ormanlar, kültürel, kutsal, tarihsel, dinsel ve diğer özellikleri ile ulusal önem ve değer taşıyan ormanları kapsayan, ekolojik açıdan önemi olan veya kendine özgü örnekleri olan ormanların korunmasını ihtiva etmelidir.
Genetik materyalleri de kapsayan biyolojik kaynaklara ulaşma, ormanların yer aldığı ve bu kaynakların üretilen biyoteknolojik ürünlerden elde edilen kazanç ve teknoloji bakımından karşılıklı anlaşmalarla paylaşıldığı ülkelerin hükümranlık haklarına göre olmalıdır.
Ulusal politikalar, önemli orman alanlarında büyük zıt etkileşimlere neden olabilecek faaliyetlerin ve bu tür faaliyetlerin yetkili bir ulusal idarenin kararına bağlı olduğu durumlarda çevresel etki değerlendirilmesinin yapılması sağlanmalıdır.
9. Gelişmekte olan ülkelerin, orman kaynaklarının yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimini güçlendirmeye yönelik gayretleri, orman ürünlerinin özellikle işlenmiş orman ürünlerinin özellikle işlenmiş orman ürünlerinin gelişmiş pazarlara girerken en azından ormanların kaybının telafisini sağlama probleminin yanı sıra özellikle gelişmiş ülkelere yapılan net kaynak transferleriyle artan dış borçlanmanın hafifletilmesinin önemi dikkate alınarak uluslararası topluluklarca desteklenmelidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Pazar ekonomisine geçiş sıkıntıları çeken ülkelere özel önem verilmelidir.
Orman kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunmasını sağlamak için yapılan gayretlere engel olan ve yerel topluluklara sağlanabilecek alternatif seçeneklerin yokluğundan özellikle ekonomik ve sosyal olarak orman ve orman kaynaklarına bağımlı olan fakir kırsal ve şehir nüfusundan kaynaklanan problemler Hükümetler ve uluslararası toplumlarca ele alınmalıdır.
Tüm orman tiplerine ilişkin ulusal politikanın belirlenmesinde, ormancılık sektörünün dışında kalan ve orman ekosistemleri ve kaynakları üzerindeki baskı ve talepleri etkileyen faktörler dikkatle incelenmeli ve bu baskı ve taleplerle ilgili sektörler arası faktörler tespit edilmelidir.
10. Gelişmekte olan ülkelere orman içi ve orman dışı ağaçlandırma, ormansızlaşmayla mücadele, orman ve toprakların bozulması konularını kapsayacak şekilde orman kaynaklarını geliştirme, koruma ve sürdürülebilir yönetimini sağlamak üzere yeni ve ilave finansman kaynakları sağlanmalıdır.
11. Bilhassa, gelişmekte olan ülkelere kendi kapasitelerini arttırma ve orman kaynaklarını daha iyi yönetme, koruma ve geliştirme olanakları sağlanmalı; karşılıklı anlaşmalarla ve imtiyazlı koşullarla ve Gündem 21’in ilgili hükümlerine uygun olacak şekilde doğru teknoloji, transfer ve know-how transferine girişleri teşvik edilmeli, kolaylaştırılmalı ve finanse edilmelidir.
12. Sürdürülebilir orman yönetimi, korunması ve geliştirilmesi alanında teknolojik kalkınma ve bunların uygulanmasının yanı sıra, ilgili biyolojik, fiziksel, sosyal ve ekonomik değişkenleri ulusal kurumlarca dikkate alınarak yürütüldüğü bilimsel araştırmalar, orman envanterleri ve değerlendirme çalışmaları, uluslararası işbirliği içerisinde ve etkili modeller doğrultusunda güçlendirilmelidir. Bu bağlamda, sürdürülebilir odun dışı ürünlerin üretiminin geliştirilmesine ve araştırılmasına önem verilmelidir.
Ormanların sürdürülebilir gelişmesi ve korunmasında esas olan orman ve orman yönetiminin eğitim, öğretim, bilim, teknoloji, ekonomi, antropoloji ve sosyal yönleriyle ilgili ulusal, gereğinde bölgesel ve uluslararası kurumsal kapasiteler güçlendirilmelidir.
Ormanlar ve ormanların yönetimi konusundaki araştırma ve gelişmelerin sonuçlarına ilişkin bilgilerin uluslararası değişimi, özel sektör bünyesindekiler de dahil olmak üzere eğitim ve öğretim kurumları yoluyla arttırmalı ve genişletilmelidir.
Ormanların korunması ve sürdürülebilir gelişimi hususundaki uygun iç kapasite ve yerel bilgi, kurumsal ve finansal destekle birlikte ve ilgili yerel topluluklardaki kişilerle işbirliği içerisinde dikkate alınmalı, saygıyla karşılanmalı, kaydedilmeli, geliştirilmeli ve gerektiğinde programların gerçekleştirilmesinde kullanılmalıdır. Yerel bilginin kullanılmasından sağlanacak yararlar adil bir şekilde bu insanlarla paylaşılmalıdır.
13. Orman ürünlerinin ticareti, uluslararası ticaret hukuku ve uygulamaları ile uyumlu olarak ayrımcılık gözetmeyen ve çok yönlü olarak anlaşmaya varılmış kural ve işlemlere dayanmalıdır. Bu bağlamada orman ürünlerinin açık ve serbest uluslararası ticareti kolaylaştırılmalıdır. Üretici ülkelerin yenilenebilir orman kaynaklarını daha iyi koruma ve yönetmeleri için tarife kotalarının ve daha iyi pazarlara girişte karşılaşılan engellerin azaltılması ya da kaldırılması ile daha yüksek katma değerli orman ürünleri için daha iyi fiyatlar ile ürünlerin yerel olarak işlenmesi teşvik edilmelidir.
Ormanların korunması ve sürdürülebilir gelişimini başarmak için, çevresel maliyet ve faydaların piyasa güçlerine ve mekanizmalarına dahil edilmesi hem ulusal hem de uluslararası düzeyde desteklenmelidir.
Ormanların korunması ve sürdürülebilir gelişimi politikaları ekonomi, ticaret ve diğer ilgili politikalarla bütünleştirilmelidir.
Ormanların bozulmasına yol açabilecek mali, ticari, sanayi, ulaşım ve diğer politikalar ve uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Ormanların yönetimi, korunması ve sürdürülebilir kalkınmasını hedefleyen uygun politikalar, yeterli teşviklerle desteklenmelidir.
14. Uluslararası kereste ya da diğer orman ürünlerinin ticaretini engellemek ve/veya sınırlamak için alınacak tek taraflı, uluslararası anlaşmalar ve yükümlülüklere uymayan önlemler, ormanların uzun dönemdeki sürdürülebilir yönetimini sağlayabilmek için kaldırılmalı ya da önüne geçilmelidir.
15. Yerel, ulusal, bölgesel ve global seviyelerde orman ekosistemlerinin sağlığına zararlı olan asit çökelmesine neden olan ve özellikle havayla taşınan kirleticiler kontrol edilmelidir.

Dünya Su Günü

0

Dünya Su Günü (World Water Day-22 Mart), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1993 yılında ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansının 1992 tarihli toplantısında  önerilen 22 Mart tarihini kabul ve ilan edilmiştir.

Dünya Su Günü,  Su Hakkı‘na odaklanmakta olan yıllık bir kutlama günüdür.  Küresel su krizini gündemde tutmak temel amaçtır.

22 Mart günü dünya ülkelerinin dikkatlerini büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir.

Dünya Su Konseyi her üç yılda bir toplanmakta olup 2009 toplantısını İstanbul’da düzenlemiştir.

Dünya Su Gününe Özel Temalar 

BM, her yıl  Su Günü’nün temasını belirleyerek farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. 2025 yılında, Uluslararası Buzul Koruma Yılı’na denk gelecek şekilde buzullara odaklanacaktır. 

 2024 yılı Dünya Su Günü için temel mesajlar
  • Su barış yaratabilir veya çatışmayı tetikleyebilir . Su kıt veya kirli olduğunda veya insanlar erişim için mücadele ettiğinde, gerginlikler artabilir. Su konusunda işbirliği yaparak, herkesin su ihtiyaçlarını dengeleyebilir ve dünyayı istikrara kavuşturmaya yardımcı olabiliriz.
  • Refah ve barış suya bağlıdır . Ülkeler iklim değişikliği, kitlesel göç ve siyasi huzursuzlukla başa çıkarken, planlarının merkezine su işbirliğini koymalıdır.
  • Su bizi krizden çıkarabilir . Uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletler sözleşmelerinden yerel düzeydeki eylemlere kadar, adil ve sürdürülebilir su kullanımı etrafında birleşerek toplumlar ve ülkeler arasında uyumu teşvik edebiliriz.

Birleşmiş Milletler’e Göre; 

Suyla ilgili felaketler, son 50 yıldır felaketler listesinde başı çekmektedir.

Doğal afetlerle ilgili tüm ölümlerin yüzde 70’i su kaynaklıdır.

Dünyada yaklaşık 2,2 milyar insan halen güvenli ve sağlıklı içme suyundan yoksun yaşamaktadır.

Sınır aşan sular, dünyadaki tatlı su akışlarının yüzde 60’ını oluşturmaktadır  Bu durum ülkeler arasında çatışma riski doğurmaktadır.

Su Hakkı

2

Su Hakkı ve Su Hukukuna ilişkin temel normlar Roma Hukuku döneminde oluşturulmuş, toprağın üstünde ve altındaki su, toprak mülkiyetinden ayrı düşünülmemiş, mülkiyet hakkının parçası olarak kabul görmüş, sular toprağın ayrılmaz bir parçası sayılmış, suya sahip olmak için toprağa sahip olmak yeterli görülmüş ancak akarsular özel mülkiyetin dışında bırakılmıştır. Roma Hukukundaki düzenlemeler Avrupa toplumlarının ve Medeni Yasayı iktibas eden Türk Hukukunun teorik omurgasını oluşturmuştur.

Osmanlı dönemi su hukuku devlet merkezli ve İslam anlayışına göre devletçi bir yapı arz etmiştir. Batı hukukunun ilk etkilerini gösterdiği dönemin yasası olan Mecelle sulardan herkesin yararlanabileceği ilkesini getirmiş, 1924 Anayasası suların kullanım biçimi hakkında kural koymamış, 1961 Anayasası  suların ev tabii kaynakların devletin tasarrufunda olduğunu düzenlemiş, 1982 Anayasası da aynı anlayışta olmuştur.

Türk Medeni Kanunu, suları özel hukuk konusu sular ve devletin tasarrufu altındaki sular olarak sınıflandırmış ancak bu ayrımı net olarak yapmamıştır. Su Hakkına ilişkin olarak 831 Sayılı Sular Kanunu, 2656 Sayılı Sular Kanunu, 3039 sayılı Çeltik Ekimi Kanunu, 4373 sayılı Taşkın Sular Kanunu, 7478 sayılı Köy İçme Suları Kanunu, 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu da Medeni Kanundaki özel mülkiyete konu olabilen ve olamayan sular ayrımını uygulamıştır. Su Hakkı ve Suların kullanımı ile ilgili olarak 927 sayılı Sıcak ve Soğuk Maden Sularının İstismarı ile Kaplıcalar Tesisatı Hakkında Kanun, 1593 sayılı Hıfzıssıha Kanunu hükümleri, 4759 sayılı İller Bankası Kanunu, 6200 sayılı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi ve 5393 sayılı Belediye Kanunlarında çeşitli hükümler bulunmaktadır.

1948 Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi, 1966 Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ya da 1966 Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi özel olarak su hakkından bahsetmemektedir.

Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe giren BM Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin 11. maddesi dolaylı olarak su hakkını sağlama imkanını taşmaktadır. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve bunların 1977 tarihli Ek Protokolleri devletlere ve silahlı çatışmanın diğer taraflarına savaş mahkumlarının, enterne edilen insanların ve sivil halkın suya erişimine saygı gösterme ve erişimini sağlama yükümlülüğü getirmiştir.

1990 tarihinde kabul edilen ve 1999 yılında yürürlüğe giren Afrika Çocuk Hakları ve Esenliği Şartı açıkça su hakkını tanımıştır. Şartın 14. maddesinde her çocuğun erişilebilir en iyi fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık durumuna sahip olma hakkı ifade edilmektedir. Taraf devletlerin bu hakkın tam olarak gerçekleştirilmesi için alması gereken önlemler arasında “yeterli beslenme ve güvenilir içme suyu sunulmasını sağlamak” yer almaktadır.

Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme 1979 yılında BM tarafından kabul edilmiş ve imzaya açılmış ve 1981 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınlara yönelik olarak tanınacak hakları sıralamakta ve su hakkını dolaylı olarak tanımakta, konut, sağlık, aydınlanma, içme suyu, ulaşım ve iletişim hizmetleriyle ilgili yeterli yaşam standartlarından yararlanma hakkını düzenlemektedir. Eylül 1990’da yürürlüğe giren BM Çocuk Hakları Sözleşmesi de taraf devletlere, temel sağlık hizmetleri çerçevesinde yeterli besleyici gıdalar ve temiz içme suyunun sağlanmasını ödev olarak göstermiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansının 192 tarihli toplantısında  önerilen “Dünya Su Günü” dünya ülkelerinin dikkatlerini büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir. Dünya Su Konseyi her üç yılda bir toplanmakta olup 2009 toplantısını İstanbul’da düzenlemiştir.

Su Hakkı, vazgeçilmez bir yaşam hakkıdır ve bütün canlıların suya erişim hakkının dokunulmaz insan haklarından sayılması yönünde çalışmalar devam etmektedir. Su Hakkı, herkesin kişisel ve ev içi kullanımları için yeterli, güvenli, kabul edilebilir, erişilebilir ve bedeli ödenebilir suya sahip olma hakkını öngörmektedir.

Su, insan yaşamının sürmesi için zorunlu unsurlardan biridir ve yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu için ayrı bir insan hakkı olarak kabul edilmelidir. Su hakkının uluslararası insan hakları hukukunda yer bulması ile mevcut insan hakları güvenceye alınacaktır. Su hakkı diğer insan haklarının sağlanmasının ön koşuludur ve yeterli ve güvenilir suya erişim sağlanmadıkça diğer birçok insan hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Su, herhangi bir ihtiyaç maddesi değil yaşamın ayrılmaz bir parçası ve temel bir insan hakkıdır ve tüm canlıların ortak varlığıdır. Gölleri, nehirleri, denizleri, yeraltı sularını ve sulak alanları korumak bugün ve gelecek nesillerin fiziki olarak suya erişimi için zorunludur. Su varlıklarını tüketen, kirleten tüm projelere son verilmelidir. Su varlıkları ve ormanlık alanlar mutlak koruma altına alınmalıdır. Su, ticari bir meta olarak alınıp satılmamalı, tıpkı hava gibi tabiatın bir parçası kabul edilmeli, korunarak tüm insanlara sunulmalıdır. Su hakkı kapsamında; herkes için sağlanan su, ev içi ve kişisel kullanım için yeterli, düzenli ve sürekli olmalı, kişisel ve evsel kullanım için gerekli olan su güvenilir olmalı, insan sağlığını tehdit edecek mikro organizmalar, kimyasal maddeler ve radyo aktif atıklar içermemelidir. Su, herkes için kabul edilebilir bir renkte, tatta ve kokuda olmalıdır. Suyla ilgili faaliyet ve hizmetler herkes için ayrımcılık yapılmadan erişilebilir olmalı, kişiler, su konusunda ayrımcılığa uğramamalı, ekonomik ve fiziki olarak suya erişimin önünde engel konulmamalıdır.

Bilim insanları, 11.000 yıl önce buzulların geri çekilmesi gibi yeni bir jeolojik çağ başlatacak bir gezegensel dönüşüm içinde olduğumuzu ve sadece iki nesil sonra insanların büyük çoğunluğunun ciddi bir su sıkıntısı yaşayacağını söylemektedir. Sahra Çölü genişlemekte, dünyanın altıncı büyük gölü Çad yüzde doksanını kaybetmiş, Çin’deki nehirlerin yarısından fazlası son otuz yılda yok olmuş ,dünyanın dördüncü büyük gölü Aral’ın tamamı, Ortadoğu’nun en büyük göl Urmiyenin de yüzde altmışı kurumuş, Kuzey Amerika’nın batısı son sekiz yüz yılın en ciddi kuraklığına teslim olmuş, 34 ülke kuraklık, sel ve benzeri nedenlerle halkını doyuracak gıdadan yoksun kalmış, ilk defa yaşanan büyük iklim değişikliği sonucunda kuraklık yaygınlaşmış, milyonlarca insan su bulmak ve hayatta kalabilmek için göç etmeye başlamış, insanlık küresel bir su krizi ile karşı karşıya kalmıştır. Kullanılabilir, temiz su kaynaklarının doğada kısıtlı ve sınırlı olması nedeniyle Su Hukuku ve Su Hakkı önemini her geçen gün artırmaktadır.

Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki akan suların kullanımı, özelleştirilmesi yada kiraya verilmesi şeklinde ortaya çıkan uygulamalar yeni tartışmaları ortaya çıkarmaktadır. Suyun özelleştirilmesi, bir yaşam hakkı olan suyun metalaştırılması ve parasal kazanca alet edilmesi sonucunu doğurmakta, bütün insanlara, doğaya, hayvanlara, ağaçlara ve bitkilere ait olan suyun kullanımındaki haksızlık ve adaletsizlikler çoğalmakta, hızlı kentleşme, çarpık sanayileşme  ve yanlış uygulamalar sonucunda insanların içme suyuna ulaşması zorlaşmakta, su kaynaklarının bir kısmı da yok olmakta hatta bazı bölgelerde çölleşme meydana gelmektedir. Sınır aşan akarsular devletler arasında da sorun olmakta, gerek aynı ülkedeki insanlar arasında çıkar tartışmalar ve gerekse ülkeler arasındaki tartışmalar insanlığın ortak malı olan suyun önemini artırmakta, Su Hakkı Kampanyaları düzenlenmektedir

René Coty

0

Fransız hukukçu ve siyasetçi René Coty, 20 Mart 1882 tarihinde doğdu.  (Ölümü: 22 Kasım 1962)

Caen Üniversitesinde felsefe ve hukuk öğrenimi gördü ve 1902 yılında mezun oldu. Denizcilik ve Ticaret Hukuku alanında uzman bir avukat olarak çalışmaya başladı. 1905’te  arkadaşlarıyla birlikte kitaplarla ilgilenen ve bir edebiyat topluluğu olan Cercle Vallonges’i kurdu.

1910’da haksız yere grevci olmayan bir işçiyi öldürmeye teşvik etmekle suçlanan sendikacı Jules Durand’ı savundu.

Radikal Sosyalist Parti üyesi olarak siyasete girdi ve 1907’de ilçe meclis üyeliğine seçildi. Ertesi yıl, Cumhuriyetçi Sol grubunun bir üyesi olarak etkin bir rol üstlendi.

Birinci Dünya Savaşı başladığında gönüllü olarak orduya katıldı ve 129. Piyade Alayı’na katıldı.

1923’te Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Mecliste Sol Cumhuriyetçilerin yanında yer aldı ve özellikle ticari gemicilik ve hükûmet reformu konularıyla ilgilenerek demokratik ittifaka destek verdi.

1930 yılında içişleri bakanlığı müsteşarı olarak görev yaptı ve  İçişlerinden Sorumlu Devlet Müsteşarı olarak görev yaptı. Robert Schumann’ın kurduğu hükûmette İmar ve Kentleşme Bakanı olarak görev yaptı.

1944’ten 1946’ya kadar Dördüncü Cumhuriyet’in Kurucu Ulusal Meclis üyesi olarak çalıştı, 1945’ten itibaren Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar Senato Başkan Yardımcılığı yaptı. 1948’de Cumhuriyet Konseyi üyeliğine seçildi

1953 yılında 13. tur oylama sonunda 6 Ocak 1954’te Vincent Auriol’ten boşalan cumhurbaşkanlığı makamına seçildi ve Fransa’nın hukukçu cumhurbaşkanları arasına adını yazdırdı.  8 Ocak 1959’da yerini Beşinci Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı olan de Charles de Gaulle’ye bıraktı.

Publius Ovidius Naso 

0
Publius Ovidius Naso
Publius Ovidius Naso

Publius Ovidius Naso’nun M.Ö. 20 Mart 43 tarihinde doğduğu ve M.S 17’de yaşama veda ettiği tahmin edilmektedir.

Hukukçuların sıklıkla atıf yaptığı “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” sözünün sahibi olan Romalı şairdir. Latin Edebiyatının önemli isimlerindendir. Şiirleri ile önemli bir çığır açmış, orta çağın sonuna kadar Avrupa sanat ve edebiyatını etkilemiştir. Genelde aşk, kadınlar ve mitoloji konularında yazmıştır.

Publius Ovidius Naso, hukukçuların sıklıkla atıf yaptığı “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” sözünün sahibi olan Romalı şairdir. Latin Edebiyatının önemli isimlerindendir. Şiirleri ile önemli bir çığır açmış, orta çağın sonuna kadar Avrupa sanat ve edebiyatını etkilemiştir. Genelde aşk, kadınlar ve mitoloji konularında yazmıştır.

Publius Ovidius Naso

Ovidius, Roma’nın doğusunda bulunan Sulmo şehrinde, soylu bir ailenin çocuğu olarak (MÖ) 20 Mart 43 yılında doğmuştur. Roma’da ünlü Arellius Fuscus ve Porcius Latro’dan eğitim almıştır. Babası onun hukuki konularda konuşmalar yapmasını ve sanatını bu yönde geliştirmesini istemiştir. Kardeşinin yirmi yaşında ölmesinden sonra kanunlara karşı çıkmış ve Atina’dan Anadolu’ya birçok yeri dolaşarak gezmiş ve babasının istemediği bir yaşamı tercih ederek şiire merak salmıştır. İlk eserlerinden sonra çok popüler olmuş, daha sonra Augustus tarafından MS 8 yılında sürgün edilmiştir.

Hüzün şiirlerinin üstadı olarak kabul edilmektedir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan hikayenin geçtiği yer İstanbul’daki  Kız Kulesidir. Ovidius’un en önemli eseri dünyanın oluşumunu ve yaratılışını anlattığı 15 ciltten oluşan Metamorfozlar’dır.

Publius Ovidius Naso, Latin Edebiyatının en önemli şairlerindendir.

Metamorfoz’un altıncı cildinde Trakya kralı Tereus ile ilgili efsane vardır. Aşk Sanatı adlı eserinde ise genç Romalı erkeklere, kadınlara nasıl davranmaları gerektiği anlatılmıştır. Şiirlerin çoğu yerinde mitolojik ögelere yer verilmiştir. Ovidius, diğer Romalı edebiyatçılara ve şairlere göre kendi hayatından daha fazla bahsetmiştir. Kendisi ve yaşamı hakkındaki bilgilerde daha çok eserlerindeki dizelerde saklıdır. Bu eserlerden özellikle Tristia’da kendi yaşamı hakkında detaylar bulunmaktadır.

Ovidius’un edebi kariyerinin ilk 25 yılı melankoli ve erotik konuları işlemekle geçti. Bu ilk çalışmalarının kronolojisi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, uzmanlar tahmini sıralamalar yapmışlardır. İlk, gerçek anlamda eseri Heroides olarak gösterilir. Mitolojik kahramanların olmayan aşıklarına mektuplarından oluşan bu eserin MÖ 19’da yazıldığı tahmin edilmektedir.

Publius Ovidius Naso

Ovidius’tan Seçkiler

Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.

Ya başlamamalı, ya da bitirmeli.

Ya başlamamalı, ya da bitirmeli.

Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.

Cesaret bütün silahları mağlup eder.

Dayan ve üstele… Bu acı, adım adım senin iyiliğine dönüşecek.

Bugüne hazır olmayanın yarına hazır olması daha zor olacaktır.

Öğrenmek güzel şeydir, bir düşmandan bile olsa.

Bir hükümdar, cezalandırırken yavaş, ödüllendirirken hızlı olmalıdır.

Çamur yumuşak ve ıslak, çabuk çabuk olalım. Durmadan dönen çark biçim versin ona.

Bir at, eğer arkasında onu takip eden ve yakalayacak başka atlar yoksa, hiçbir zaman çok hızlı koşmaz.

Hiçbir devlet gücü hak veremez, dostluk bağlarının koparılmasına.

Parlamentonun kapıları fakirlere kapalıdır.

Her şey değişir, hiç bir şey yok olmaz.

Alışkanlıktan daha büyük bir şey yoktur.

Her şeyin değeri zorluğundadır.

Gençlerini kitapla beslemeyen milletlerin sonu acıdır.

Dönüşümler – Publius Ovidius Naso

On beş kitaplık uzun bir şiir olan “Dönüşümler”, Ovidius’un günümüze ulaşmış önemli yapıtlarındandır.  Altılı ölçüleriyle yazılmıştır ve dönüşüm temasıyla birbirine bağlanan mitolojik ve efsanevi öykülerden oluşmaktadır. Öyküler, yaratılıştan, kaostan düzene doğru ilk dönüşüm, Julius Caesar’ın ölümü ve tanrılaştırılmasına, iç savaştan Augustus döneminde barışın sağlanmasına değin tarih sırası içinde anlatılmaktadır. Dönüşüm teması daha çok biçimsel bir önem taşımaktadır. Şiirin ana konusu tutkudur ve bu tema yapıta, öykülere çerçeve oluşturan ve onları birbirine bağlayan ustaca tekniklerin hepsinden çok daha büyük bir bütünlük kazandırmaktadır. Ovidius’un ilk dönem şiirlerine egemen olan erotizmin yerini bu yapıtında hemen bütün insani duyguların araştırılması almıştır. “Dönüşümler” Ovidius’un yaratıcı gücünü, zekasını, üslup parlaklığını, mitoloji bilgisini, betimleme ve anlatı ustalığıyla zengin düş gücünü daha önceki yapıtlarında görülmedik biçimde ortaya koymanın yanı sıra, Ovidius’un derin Yunan ve Latin şiiri bilgisini ve okuduğu klasik şiirleri büyük bir yaratıcılıkla uyarlama yeteneğini de yansıtmaktadır.

Lüksemburg Öğrenci Bildirgesi

0

AVRUPA ULUSAL ÖĞRENCİ BİRLİKLERİ LÜKSEMBURG ÖĞRENCİ BİLDİRİSİ

Avrupa 9. Öğrenci Kongresi
Önsöz

AUÖB- Avrupa Ulusal Öğrenci Birlikleri 1982 yılından beri varlığını sürdürmekte ve Avrupa’da öğrencilerin toplumsal, kültürel, politik ve ekonomik ihtiyaçlarını, uluslar ve Avrupa düzeyinde ve uluslararası düzeyde karar veren kişi ve ortaklar nezdinde ön plana çıkarmayı amaçlamaktadır. AUÖB’nin şu anda 36 ülkeden 50 üyesi bulunmakta ve böylelikle Avrupa’da 11 milyon öğrenciyi temsil etmektedir. AUÖB, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın oluşturulmasında aktif olarak yer almıştır ve halen almaktadır.

Avrupa’da öğrencilerin temsilcisi olan AUÖB, 17-21 Mart 2005 tarihinde Lüksembourg’da yapılan 9. Öğrenci Kongresinde bir araya gelmiştir. Hali hazırda mevcut olan AUÖB politikalarını göz önünde bulundurmak ve ara dönemde Bologna Süreci’nin geleceği üzerine eğilmek suretiyle, AUÖB tarafından vurgulanan konular aşağıda belirtilmiştir:

Giriş

Bologna Süreci ile, Avrupa Yükseköğretimi’nde olağanüstü değişikliklerin meydana geldiği kanıtlanmıştır. Bologna ve onu takiben Prag ve Berlin Bildirileri’nde belirtilen hedeflere ulaşmak için birçok ülke yükseköğretim sistemini derinlemesine değiştirmiştir.

AUÖB; tam anlamıyla bütünleşmiş bir kıta yaratılması yolunda Bologna Süreci’ni fevkalade önemli bir araç olarak görmektedir. Çeşitli oturumlarda belirlenen 21. yüzyıl hedeflerinin Avrupa’da gerçekleştirilmesi için bütün ülkeler yüksek kalitede bir eğitim sistemine sahip olmalıdır.

Bakanlar tarafından benimsenen ölçüler ancak tüm ülkeler tarafından ele alındığında anlamlı hale gelecektir. Eğer ülkeden ülkeye farklılık gösterseydi Bologna reformları anlamsız hale gelebilirdi. Çeşitlilik ve ortak eylem arasındaki dengenin korunmasına dikkat edilmelidir. Bundan dolayı, AUÖB’ne göre katılımcı ülkelerin bazı taahhütleri bugüne kadar dikkate alınmamıştır. Fakat, orijinal sürenin ikinci kısmında bu taahhütlere daha fazla önem verilmelidir.

Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın dünyadaki rekabet gücü üzerine odaklanılması, AUÖB’nin açık ve sert bir şekilde karşı çıktığı ticarileşmeye ve beyin göçüne sebebiyet vermektedir. Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın cazip hale getirilmesi teşvik edilirken, sürdürülebilir kalkınma ve dünyanın diğer bölgeleriyle işbirliği yapılması da göz önünde bulundurulması gereken ilkelerdir.

AUÖB, diğer reformların (yeni seçim mekanizmalarının başlatılması, bütçe kısıtlamalarına gidilmesi, vs.) gerçekleştirilmesi maksadıyla Bologna Süreci’nin kötüye kullanılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bologna Süreci içerisinde, üzerinde fikir birliğine varılamamış veya Bologna Süreci ne dair farklı bir siyasi gayesi olan reformların uygulanması amacıyla diğer Avrupa çerçeveleri Bologna Süreci’ne bir alternatif olarak görülmemelidir.

İlerleme ve Eylemler

Berlin Bakanlar Zirvesi’nde Bakanlar; derece sistemi, kalite güvencesi, dereceler ve eğitim sürelerinin tanınması olmak üzere üç öncelik üzerinde yoğunlaşmak suretiyle ara dönem durum değerlendirme uygulamasını başlatmıştır. AUÖB’nin yapmış olduğu anketler sayesinde bu üç önceliğin uygulanmasına dair gelişmeler ve problemler konusunda öğrencilerin fikirleri öğrenilmektedir ki AUÖB buna özellikle önem vermektedir.

Derece Yapısı

Bologna Süreci ve iki-aşamalı derece sisteminin başlatılmasının gayelerinden bir tanesi, eğitimde daha fazla esnekliğin sağlanmasıdır. Diğer taraftan, Bologna Süreci ülkelerindeki mevcut durum göstermektedir ki daha üst aşamalara erişim ile ilgili problemler (mali durum ve seçim) sebebiyle aşamalar arasındaki serbest ve esnek öğrenci dolaşımı önünde engeller bulunmaktadır.

Birinci aşamanın başarıyla tamamlanması ikinci dereceye erişebilirliği mümkün kılmalıdır. AUÖB herhangi bir ilave seçme/eleme mekanizmasına (özel giriş sınavları veya birtakım şartlar) kesinlikle karşıdır. AUÖB’ne göre bütün aşama programlarına herhangi bir ücret ödemeden kayıt olunmalıdır. Tüm birinci ve ikinci aşama dereceleri, farklı ve bazen de yan ihtiyaçları karşıladıklarından dolayı kendilerine özgü bir değere sahiptir. “Normal” bir derece yoktur. Onun yerine, bütün dereceler eşit şekilde tespit edilmeli ve öğrenciler birinci aşamadan sonra devam etmek veya etmemek isterse istedikleri dereceyi seçme hakkına sahip olmalıdır.

Kalite Güvencesi

Bazı Bologna katılımcı ülkelerinde kalite güvence sistemi uygulamasında ilerleme kaydedilmesine rağmen, öğrencilerin katılımı yetersiz kalmaktadır. AUÖB tarafından yapılan araştırma açıkça göstermektedir ki ülkelerin büyük çoğunluğunda öğrenciler iç ve dış kalite güvencesinin tüm aşamalarına tam olarak katılmamaktadır. Yükseköğretimin tam ortakları olarak, öğrencilerin kalite güvencesinin tüm yönleri ve seviyelerinde yer almaları gerekmektedir.

AUÖB, hangi ülkelerin kalite standartlarını yerine getirip hangilerinin getirmediğini netleştirmek için Kalite Güvencesi kuruluşlarına dış uzmanlar tarafından uygulanacak değerlendirme sisteminin kurulmasını desteklemektedir. Öte yandan, dış değerlendirme işlemleri ve bir Avrupa kayıt sistemine dahil olunması ancak denetim altında gerçekleştiği ve yükseköğretimin temel paydaşları -Yükseköğretim Kurumları, kalite güvence ajansları, hükümet ve öğrenci temsilcileri- pay sahibi olduğu takdirde bağımsız ve güvenilir olarak kabul edilebilir.

Derece ve Eğitim Sürelerinin Tanınması

AUÖB, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın geniş bir bölümünde Lizbon Tanıma Anlaşması’nın henüz gerektiği gibi uygulanmamasını endişe ile karşılamaktadır. AUÖB, Lizbon Tanıma Anlaşması ilkelerinin ulusal yasama içerisinde yer almasını ve ulusal ve kurumsal tanıma uygulamalarında bu ilkelere başvurulmasını güvence altına almaya çabalamaktadır.

Birçok yükseköğretim kurumu çeşit açısından zengin Diploma Ekleri geliştirmiştir. Örneklerin çoğunda, yükseköğretim kurumları üzerinde hemfikir olunan Bologna Süreci temel unsurlarını yerine getirmemektedir. Bundan dolayı AUÖB, Diploma Eki’nin istenmesine gerek kalmadan öğrencilere otomatik ve ücretsiz olarak verilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. Diploma Eki, kurumun kendi dilinde ve bir başka yaygın olarak konuşulan Avrupa dilinde hazırlanmalıdır.

İzlenecek Yol
Öncelik olarak Sosyal Boyut 

Prag ve Berlin Bildirileri’nde Bakanlar Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın sosyal boyutunu vurgulamıştır. Gerekli yaşam ve çalışma koşulları sağlandığı takdirde tüm öğrencilerin Bologna Süreci’nin yükseköğretime getirdiği düzenlemelerden tam olarak faydalanabilmesi mümkün olduğu için öğrenciler için Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın bu yönü çok önemlidir. Bu, eğitimin tamamlanması için eşit fırsatlara sahip olunmasının yanı sıra erişebilirlikte eşitlik anlamına gelmektedir. Bu, bildirilerde sadece nazik bir formül olarak yer almamalı, aynı zamanda gerçek reformlar yapılırken ciddi olarak üzerinde düşünülmelidir.

Bunu göz önünde bulundurarak, AUÖB aşağıdaki noktaları vurgulamaktadır:
  • Öğrenciler için ulusal destek planları, öğrencilerin yaşam masraflarını karşılayacak kadar yeterli olmalıdır. AUÖB, aynı zamanda bütün öğrencilere sağlanacak bursların diğer mali destek sistemlerine yeğlenir olduğunun altını çizmiştir.
  • Hareketliliği artırmak için eğitim finansman sistemleri nakledilebilir ve aile gelirinden bağımsız olmalıdır.
  • Öğrencilerin sosyal refahını güvence altına almak amacıyla bütün öğrenciler için konaklama, sağlık bakımı, yiyecek ve diğer danışma ve sosyal hizmetleri içeren yeterli sosyal destek sistemi gereği gibi uygulanmalı ve geliştirilmelidir.
  • Öğrenciler, bir öğrencinin her zaman en iyisine gereksinim duyduğunun bilincine varmalarıyla, bu sistemlerin tasarlanması ve yönetilmesi sürecinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

AUÖB, sosyal boyutu Bologna Süreci’nin geniş kapsamlı bir hedefi olarak görmektedir. Diğer hedefler düşünüldüğünde, sosyal boyut bu sürecin ana parçalarından biri olarak görülmelidir.

Sosyal boyutun uygulanması önemli ölçüde yer almadığından ötürü, AUÖB aşağıda belirtilen noktalarda ısrarcı olmaktadır:

1. Bergen Konferansı’ndan sonra sosyal boyut bir öncelik olacaktır.
2. Sosyal boyut, durum değerlendirmesi sürecinin bir parçası olacaktır.

Öğrenci Hareketliliği Önündeki Bütün Engellerin Kaldırılması

Bologna Süreci’nin temel amaçlarından biri öğrenci hareketliliğini artırmaktır. Ancak, öğrenci hareketliliği önündeki bazı engelleri kaldırmak amacıyla bazı yapısal değişiklikler yapılmış olsa bile halen birçok engel mevcuttur.

AUÖB en ciddi engellerden biri olan ‘hareketliliğin mali boyutunun eksik olması’ ile başa çıkılması için doğru bir zaman olduğuna inanmaktadır.

AUÖB, hareketlilik ilkesinden herhangi bir ayrım olmaksızın tüm öğrencilerin faydalanmasını istemektedir. Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda öğrenci hareketliliği bir ayrıcalık olarak kalmamalı, bir hak olmalıdır.

Kıtanın gelecekteki bütünleşmesi ve Bologna Süreci’ne katılan ülkelerin sayısı ve farklılığının artması ile paralel olarak hareketlilik konusunun önemi artacaktır. Öğrenciler tarafından hareketlilik en iyi veya mali olarak uygun durumda olana ayrılmakta olarak görülmektedir.

Bundan dolayı, AUÖB Bergen’de bir araya gelecek olan Bakanları aşağıda belirtilen eylemleri gerçekleştirmeye çağırmaktadır:

1. Bir Avrupa hareketlilik fonunun kurulması. Bu şekilde, hareketlilik önündeki mali engeller göz önünde tutulabilir ve bir sonraki Bakanlar Konferansı için somut bir faaliyet önerilmesi mümkün olacaktır.
2. Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın çeşitli ülkeleri arasında öğrencilerin hareketliliğinin hala kısıtlı olmasından ötürü hareketlilik kapsamındaki öğrenciler için vize ve oturma izni alma koşulların kolaylaştırılması veya bu gibi engellerin kaldırılması
3. Katılımcı ülkelerdeki öğrencilerin sosyal ve ekonomik durumu ile ilgili karşılaştırılabilir verinin sağlanması

Çeşitli Bakanlık Bölümleri Arasında İşbirliği 

AUÖB, sadece yükseköğretim aktörlerinin çabalarının yeterli olmadığının kabul edilmesi ile birlikte Yükseköğretim Alanı’nın Avrupa’daki bütün öğrenciler için somut bir gerçeklik haline gelmesi üzerinde düşünmekte, yükseköğretimden sorumlu bakanları diğer bölümlerden iş arkadaşları ile daha sürekli bir bağlantı içerisinde olmaya davet etmektedir. Hükümetin tümünün bütünleştirilmiş bir politikası tarafından Yükseköğretim reformlarına yön verilmeli ve iktidarın resmi sorumlulukları ile kısıtlanmamalıdır.

Öğrencilerin Rolü

Sonuç olarak, yetkin, aktif ve yapıcı ortaklar olarak öğrencilerin Yükseköğretim Alanı’nda yapılacak değişiklikler için itici güçlerden biri olarak görülmesi gerekmektedir. Bütün seviyelerde öğrenci katılımı (Avrupa, ulusal, bölgesel ve yerel) sürecin başarısı için temel şartlardan biridir. Sürecin uygulanmasının herkes için daha verimli ve tatmin edici hale getirilmesi için öğrencilerin bütün seviyelerde katılımı sağlanmalıdır.

AUÖB- Avrupa Öğrenci Birlikleri, öğrencilerin Avrupa seviyesinde temsilcisi olarak Bologna Süreci’nin geleceği ve takibi hakkında yapılacak tüm tartışmalara yapıcı olarak katılacağını taahhüt etmektedir.

AUÖB- Avrupa Öğrenci Birlikleri, Avrupa seviyesinde öğrencilerin görüşlerini temsil ve teşvik etmeye devam edeceğini taahhüt etmektedir.

Lüksemburg, 20 Mart 2005

20 Mart – Hukuk Takvimi

0
20 Mart – Hukuk Takvimi
M.Ö 43 Publius Ovidius Naso doğdu. (Ölümü: M.S 17) Hukukçuların sıklıkla atıf yaptığı “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” sözünün sahibi olan Romalı şairdir. Latin Edebiyatının önemli isimlerindendir. Şiirleri ile önemli bir çığır açmış, orta çağın sonuna kadar Avrupa sanat ve edebiyatını etkilemiştir. Genelde aşk, kadınlar ve mitoloji konularında yazmıştır.

Publius Ovidius Naso
Publius Ovidius Naso
1653 Osmanlı tarihinde ilk bütçeyi yapmakla tanınan Sadrazam Tarhoncu Ahmet Paşa, bundan rahatsızlık duyanların padişaha şikayeti sonucu öldürüldü.
1672 İngiliz-Amerikalı feminist şair Anne Bradstreet doğdu. (Ölümü: 16 Eylül 1672) Amerikan yazınındaki ilk Püriten yazar olarak bilinir.
1780 Avukat, Perulu politikacı ve yazar José Joaquín de Olmedo doğdu. (Ölümü: 19 Şubat 1847) San Marcos Üniversitesi‘nde eğitim gördü. 1805 yılında hukuk alanında doktora yaptı ve Colegio de San Carlos’ta Medeni Hukuk dersleri vermeye başladı. Büyük bir hatip idi. İspanyol sömürge döneminde, mita’nın ortadan kaldırılmasını sağlamak için çalıştı. Bağımsızlık Yasası’nın imzalanmasından sonra, Özgür Guayaquil Eyaleti başkanı ilan edildi. 1922’de Peru’nun ilk Kurucu Kongresi’nde milletvekili oldu. 1830’da Ekvador Eyaleti’nin kurulmasından sonra ülkenin ilk başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 1845’te başlayan ve Flores’in teslim olmasıyla sona eren Marş Devrimi’ne önderlik etti. Şiirler ve şarkıları ile bilindi.

José Joaquín de Olmedo
1792 Fransa Millî Meclisi, giyotinle idamı onayladı. Adını, mucidi Fransız doktor Joseph Ignace Guillotin’den alan giyotin, ilk kez 25 Nisan 1792’de kullanıldı ve Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’in de başını gövdesinden ayırdı. Giyotin ölüme mahkum edilen kişilerin kafasını iki direk arasında yukarıdan aşağı kayan bir bıçağın darbesiyle koparmayı sağlıyordu.
1852 ABD’de Harriet Beecher Stowe’un ünlü kölelik karşıtı romanı Tom Amca’nın Kulübesi ilk kez yayımlandı.
1876 Louis Gerhard De Geer, 1876 yılında İsveç’in ilk başbakanı olarak seçildi, 20 Mart 1876 – 19 Nisan 1880 aralığında görev yaptı.
1877 İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku, 23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe giren ve 119 maddeden oluşan Kânûn-ı Esâsînin ilanından sonra 20 Mart 1877 tarihinde padişah tarafından irat edildi. İlk Osmanlı Parlamentosu göreve başladı.
1882 Fransız hukukçu ve siyasetçi René Coty dünyaya geldi. (Ölümü: 22 Kasım 1962) Caen Üniversitesinde Felsefe ve hukuk öğrenimi gördü.

René Coty
1894 Macar Demokrasisinin Babası, Macar Devlet Adamı, Özgürlük Savaşçısı, avukat, gazeteci, politikacı Lajos Kossuth yaşamını yitirdi. (Doğumu: 19 Eylül 1802) Kütahya’da yaşadığı ev, doğum yıldönümünde, 19 Eylül 1982 tarihinde Macar Evi adıyla müzeye çevrildi.

Lajos Kossuth
1899 Sing Sing Hapishanesi’nde Martha M. Place, elektrikli sandalyede idam edilen ilk kadın oldu.
1911 Hukukçu ve nükleer silahsızlanmayı savunan Meksikalı diplomat Alfonso García Robles doğdu. (Ölümü: 2 Eylül 1991) Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Yüksek Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde ve Lahey’deki Uluslararası Hukuk Akademisi’nde lisansüstü çalışmalar yaptı. 1939’da İsveç’teki Meksika Büyükelçiliği’nin üçüncü sekreteri olarak görev yaptı. 1941’de Diplomatik Hizmet Siyasi İşler müdür yardımcısı olarak çalıştı. 1946’da BM’de Güvenlik Konseyi İşleri Departmanı’nın Siyasi Bölüm başkanı olarak çalıştı. 1982’de İsveç’ten Alva ile birlikte Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.  

Alfonso

1915 Avusturyalı hukukçu, yargıç, diplomat, dışişleri bakanı ve 1974-1986 arasında Avusturya Cumhurbaşkanlığı yapan Rudolf Kirchschläger (20 Mart 1915, Niederkappel – 30 Mart 2000, Viyana) dünyaya geldi.
1916 Albert Einstein görecelik kuramını yayınladı.
1922 Hukukçu ve siyasetçi Mustafa Suphi Konak doğdu. (Ölümü: 16 Kasım 1964) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Serbest avukatlık yaptı. Karadeniz Ereğli Belediye Başkanlığı ve XII. Dönem milletvekilliği görevlerinde bulundu. Meclisteki bir toplantıya yetişmek isterken ailesi ile birlikte geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi.
1939 Türk Hukuk Kurumu, 20 Mart 1939 günlü, 10603 sayılı Kararname ile kamu yararına çalışan dernekler statüsüne alındı.
1939 Kanadalı avukat, iş adamı ve politikacı Martin Brian Mulroney doğdu. Dalhousie Hukuk Okulu’nda eğitim gördü. 1983’ten 1993’e kadar İlerici Muhafazakâr Parti başkanlığını yürüttü. 1984 – 1993 tarihleri arasında Kanada’nın 18. başbakanı olarak görev yaptı. Siyasetten ayrıldıktan sonra avukatlık ve danışmanlığa geri döndü.
1955 Hukukçu ve Danıştay Başkanı Zerrin Güngör doğdu. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde eğitim gördü.  Maliye Bakanlığı Vergiler Temyiz Komisyonu Raportörlüğü yaptı. Bolu ve Ankara Vergi Mahkemesi Üyeliği görevlerinde bulundu.  1985’te Danıştay Tetkik Hakimi, 1999’da Danıştay Savcılığı’na atandı. Danıştay 3. Daire Üyesiyken, 2012 tarihinde Danıştay Başkanvekilliği görevine seçildi.  2013’de Danıştay Başkanı oldu. 2021’de Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanlığına atandı.
1956 Tunus, Fransa’dan bağımsızlığını kazandı. Fransa, Tunus’un bağımsızlığını tanıdı. Tunus’un ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba oldu.
1959 Akis dergisi yazı işleri müdürü Yusuf Ziya Ademhan, Ankara Toplu Basın Mahkemesi’nde 12 ay hapis cezasına mahkum edildi. Dergi bir ay süreyle kapatıldı.
1975 Urfa’da toprak reformu uygulaması başladı.
1975 Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi “Milliyetçi Cephe” hükümetini kurdu. Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin lideri Bülent Ecevit “dört partiden kurulu azınlık hükümeti dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir” dedi.
1981 Milli Güvenlik Konseyi vergi cezalarında yüzde 90 indirim yaptı.
1981 Arjantin’in eski Başkanı Isabel Peron, rüşvet suçundan 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1982 Hukukçu ve politikacı Fatma Kaplan Hürriyet doğdu. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Kocaeli milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. 25. dönem meclis çalışmalarında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda yer aldı. Daha sonra TBMM Başkanlık Divanı Katip üyesi seçildi. Ayrıca Anayasa Komisyonunda yer aldı. 2019’da İzmit Belediye Başkanı oldu.
1984 İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde Abuzer Uğurlu, Yılma Durak ve Zülfikar Yasan’ın yargılanmasına başlandı. Sanıklar hakkında “Abdi İpekçiyi öldürmek ve Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden kaçmasını sağlamak” suçlarından idam cezası istendi.
1986 İdare Mahkemesi, “1402’lik öğretmen” Şenal Sarıhan’ı Sıkıyönetim kalktıktan sonra yaptığı “göreve iade” başvurusuna yanıt vermeyen Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verdi.
1990
  • Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a “Alışamadım” telgrafı çeken Topçu Teğmen Murat Şeref Baba TSK’nden ihraç edildi.
  • Ferdinand Marcos’nun dul eşi İmelda Marcos, rüşvet, zimmetine para geçirme, ve şantaj suçlarından mahkemeye çıkarıldı.
  • 1984’de Aydınlar Dilekçesi imzacılarına “Vatan hainleri” diyen eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e Aziz Nesin’in açtığı tazminat davasına başlandı.
1991 İsmail Beşikçi, Almanya’daki “Kürdistan Kültür Gecesi”ne gönderdiği mesajda “suç sayılan fiili övdüğü” gerekçesiyle tutuklandı.
1996 ÇHD İstanbul Şubesi üyesi avukatlar Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın görevden alınması için imza kampanyası başlattı.
1997
  • Sakarya’nın Akyazı ilçesinin RP’li belediyesi kamuda ilk kez dolara bağlı sözleşme imzaladı. Sözleşmeye göre, belediye 43 işçisine 250 dolar maaş ve 10 milyon lira sosyal yardım verecekti. Hizmet-İş yetkilileri teklifin başkandan geldiğini açıkladı.
  • Avrupa Birliği Ortaklık Komitesi, 106. dönem toplantısı yapıldı.
2000 1993’te kurulan eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi ilk sistematik tecavüz davasına başladı. Davanın savcısı tecavüzün insanlığa karşı suç olduğunu ve Bosnalı Sırpların yürüttüğü etnik temizliğin bir parçası olduğunu belirtti.
2004 Tayvan’da hem devlet başkanlığı seçimi hem de Çin’le ilişkiler konusunda tarihinde ilk kez referandum yapıldı. Devlet Başkanı Chen Shuibien yeniden seçildi.Referanduma ise katılım çok düşük olduğundan geçersiz sayıldı.
2005 Lüksemburg Öğrenci Bildirgesi, Avrupa Ulusal Öğrenci Birlikleri tarafından, genel politikalarını ve Bologna Sürecinin geleceğini görüşmek üzere toplandıkları Avrupa Dokuzuncu Öğrenci Kongresinde, 20 Mart 2005 tarihinde ilan edildi.
2006 Genelkurmay, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt dahil, suçlanan subaylara dair soruşturma izni vermedi. Genelkurmay yaptığı açıklamada; Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı iddianameyi başka güçlerin etkisi altında kalarak hazırlamakla suçladı.
2007 Duceyl katliamı davasında suçlu bulunan Irak’ın eski Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’ın idam cezası infaz edildi.
2008 Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi, Agos gazetesinin elektronik posta (e-mail) adresine ırkçı ve tehdit mesajı gönderen Zafer Filiz’i üç yıl hapisle cezalandırdı.
2009 25 Mayıs 1994’ten 4 Şubat 1998’e kadar Fas Başbakanı olarak görev yapan Faslı hukukçu, politikacı ve diplomat Abdüllatif Filali (26 Ocak 1928 – 20 Mart 2009)  kalp hastalığı nedeniyle Fransa’da yaşamını yitirdi.
2013 Hukukçu ve Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammed Zillurrahman (9 Mart 1929 – ö. 20 Mart 2013) yaşamını yitirdi.
2015 Romanya adli makamlarınca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, başbakanlığı döneminde çalışma ofisine dinleme cihazı konulmasıyla ilgili Romanya’da yakalanan eski emniyet müdürü Sedat Zavar ve eski polis memuru İlker Usta’nın Türkiye’ye iadelerine hükmedildi.
2015 ABD’de, işlemediği bir cinayet için idama mahkum edilen ve 39 yılını parmaklıklar ardında geçiren kişiye 1 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verildi.
2016 ABD Başkanı Barack Obama, Küba’yı ziyaret etti. Obama, 88 yıl aranın ardından Küba’ya giden ilk ABD Başkanı oldu.
2018 Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği yayınladığı raporda Türkiye’ye, 20 Temmuz 2016’da ilan edilen ve ve aralıksız bir şekilde hala devam eden olağanüstü hali (OHAL) kaldırma çağrısı yaptı.
2026 Aydın Kuşadası’nda, 7 suçtan aranan ve hırsızlık ve uyuşturucu madde kullanma ve benzeri suçlarından hakkında 20 yıl 3 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan kadın, yakalanarak kucağındaki bebeğiyle birlikte cezaevine gönderildi.

20 Mart – Hukuk Takvimi

Tarafsız Devlet, Bağımsız Yargı ve Güçler Ayrılığı

0
Sami Selcuk

Tarafsız Devlet, Bağımsız Yargı ve Güçler Ayrılığı / Prof. Dr. Sami Selçuk

Sami Selçuk

Yansız Devlet

Demokrasinin, özgürlükçülük, çoğulculuk, eleştirel akılcılık, katılımcılık boyutları bir kez benimsenmeye görsün, ardından bütün ilkeler, kavramlar, kurumlar yerli yerine oturacaktır. Başkalığa katlanamayan, yandaşlarını kayıran, onlara ayrıcalıklar dağıtan, karşıtlarını “takip, tanzim ve tedip” eden, eğitici, ideolojik, militan devlet gidecek, görüşler, inançlar karşısında yansız devlet gelecektir. Yansız olduğu için hiçbir görüşü, inancı önceden mahkûm etmeyen bir devlettir bu. Düşünceler karşısında yansız olduğundan düşünce özgürlüğünü sağlayan, inançlar karşısında yansız olduğundan laik bir devlettir. Yansız devlet kötülüğü gören, ama ilkeleri örselemeden kötülüğü düzelten, yaşamın bütün yönlerini denetlemeye kalkışmayan, Hegelci biçimde uyuşmazlıkların yansız hakemi olan, toplum katmanlarının birbirleri üzerinde baskı kurmasına izin vermeyen; yaşamın hiçbir düşünce kalıbına sığdırılamayan zenginliğini, değişkenliğini, çeşitliliğini, önceden öngörülemezliğini gözeten, ötekilerle berikilerin enerjilerini çatıştırmadan yarıştıran ve bunun hukuksal çerçevesini çizen, koruyucu, katalizör ve “güvenceci” (Jean-Marie Benoist) bir devlettir bu.

Sami Selçuk Manifestosu: 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması

Özgür Halk

Yansız devletin maddi dayanağı özgür halk, kurumsal dayanağı hukuktur.

Bilgilendirilmiş ve özgür yurttaşlardan, bireylerden oluşan halk, ne devlet ne de grup dayatmacılığına izin verir. Özgürlükçü demokraside halk sayısal, demokrasi dışı güçlerle sağa sola savrulan insanlar yığını değil, bağımsız, özgür, eşit öznelerden oluşan bir topluluktur. İktidarın tek ve gerçek sahibidir. Demokraside, kafalar kırılmaz, kafalar sayılarak değerlendirilir. Bu nedenle yönetim, iktidar, halkın rızasına dayanır. Çoğunluğun ve azınlığın karmaşık ilişkisinde, kararlarında, bu iradenin payı vardır.

O yüzden karara herkes saygılıdır. Kararın ve devletin gücü ve meşruluğu bu saygıya dayanır. Seçimden önce yere göğe sığdırılamayan halkı, daha sonra edilgin, bilinçsiz, bilgisiz gören iktidarlar, kendilerinden menkul bilge çobanlıklarıyla onu gütmeye kalkışırlar. Oy veren bir halkın zekâsından kuşkulanmaya kimsenin hakkı yoktur. 19. yüzyılın “demokrasiye yatkın olan ya da olmayan toplumlar ayırımı bitmiştir. 20. yüzyılda bir toplumun demokrasiyle yönetilebilir olup olmadığı ölçütünün yerini bir toplumun demokrasiye ancak demokrasi sayesinde olgunlaşıp ulaşabileceği postülası almıştır” (1998 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amartya Sen). “Toplumsal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır” gerekçesiyle köreltmecilikten (obskürantizm) yana olan, halkın toyluğu varsayımına dayanan vesayetçi anlayışları, özellikle pretoryen diktatörlük dönemlerindeki onurlu tutumuyla her halk yalanlamıştır.

Pretoryen iktidarları iğreti, gayrimeşru gören halklar, önce onları yalnızlaştırıp kıyıya iterler (périphérisation olgusu), pretoryen iktidarın uzaklaştırdıkları toplum önderlerini ilk fırsatta siyaset sahnesine taşıyarak iktidarı onlara teslim ederler. Bu Duverger’nin “görünmeyen gerçek nöbetçi” dediği halkın başarısıdır ve tarihin her döneminde böyle olmuştur. Çünkü tarihte hiçbir halk örs olmaya katlanamamıştır. Zira, her ülkede “halk, bir ölüler kümesi değil, kendi kültürünü üretecek (doğal) kurum ve kurallara sahip bir aktörler topluluğudur”.

Demokrasilerde, halk devlet için değil, devlet halk içindir.

Hukuk

Yansız devlet ilkesinin doğal sonuçlarından biri de, kuşkusuz hukuk ve ona biçilen işlevdir. Demokraside hukuk adalet süzgecinden, devlet de âdil hukuk süzgecinden geçirilir; elde edilen hukukun üstünlüğünü benimsemiş devlettir. Hukukun amacı, adaletsizliği önlemektir. Hukuk örgütlenmiş adalettir. Yasal metin âdil olmak zorundadır.

Adaletsiz hukuk, yalnızca “yanlış hukuk” değil, hukuk doğasından yoksun bir hükümler yığınıdır (Radbruch), hukukta devletçiliktir.

Demokraside devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir.

Devlet “çok hukuk, az devlet” formülünün de ötesinde hukukun üstünlüğünü yaşama geçirirse devleşmez, ama gerçekten devlet olur ve meşruluk katsayısı arttığından güçlenir. Yasaların genelliği, yasayı yapanlar dahil herkese ayırımsız uygulanabilirliği, gizli hukuk (droit latent) yerine açık hukuk ve saydam devletin geçmesi gereklidir. Hukukun olmadığı yerde halk “sürü” (Goyard-Fabre), insan “köle”dir (Mauchaussat).

Demokraside, böyle bir hukukun iki işlevi vardır. Herkese eşit uygulanmak ve gün ışığında tartıştıran, yarıştıran bir barış tekniği olmak. Yasaklayıcı olmamak. Hukukun zorunlu ilkelerini güvenceye alan bir devlet kendi taahhütlerine uyar. “Yasasız suç ve ceza olmaz”, “yargısız kimse cezalandırılamaz” birer devlet taahhüdüdür.

İşte devlet, işte hukuk. Devlet hukuka saygılı olduğu, hukuk da insanları özgürleştirdiği oranda meşrulaşır ve güç kazanırlar. Sonuçta her ikisinin de işlevi, özgürlüklerin açılımını sağlamaktadır.

Hukukun üstünlüğüne yaslanan bir devlette, hiç kimse hukukun ne üstündedir ne de altındadır, yalnızca içindedir. Hukuk karşısında herkes eşittir; her görüş, her inanç hukukun egemenliği altında birlikte yan yana yaşar, yarışır ve gelişir.

Hukukun üstünlüğü dışlanırsa, en âdil hukuk bile, keyfiliklerin oyun oynandığı bir manipülasyon alanına dönüşür. Orada artık hukukun yerini güç, özgürlüğün yerini uşaklık almıştır.

Erkler / Güçler Ayrılığı

Peki bu hukuku kim kotaracak, kim uygulayacak, uyuşmazlıkta hukukun ne olduğunu, ne dediğini kim söyleyecektir?

Hukuku, demokrasilerde, halkın kendisi ya da onun adına temsilcileri, yani yasama erki (iktidarı), gücü, kotarıp düzenler; yürütme erki, gücü uygular; yargı erki, gücü de hukuku yorumlayıp son sözü söyler. Buna “erkler, güçler ayrılığı ilkesi” diyoruz.

Erkler, güçler ayrılığı ilkesinin başlıca iki nedencesi vardır.

Birincisi klasiktir, Montesquieu’nündür. Çünkü, diyordu, Montesquieu, deneyimler, güç (iktidar) sahibinin gücünü kötüye kullanma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Despotik iktidarlar, aslında yasalara göre değil, kendi irade ve tutkularına göre yönetirler. Bunu önlemek için gücün gücü, iktidarın iktidarı durdurması gerekir (XI. kitap, 4. bölüm). Böylece Montesquieu; Aristo ile birlikte ucun ucun söylenen, Locke’ta iki güçle sınırlanan, demokrasinin örgütlenme ve hukuk düzeninin işlemesiyle ilgili erkler, iktidarlar, güçler ayrılığı ilkesinin can alıcı noktasını yakalamış oldu.

Özgürlük için başka yol yoktur. İktidar, güç tek elde toplanmamalıdır. İktidar tek elde toplanırsa manipülasyon başlayacaktır.

Montesquieu‘ye göre, yasama ve yürütme iktidarları tek elde toplanırsa hukuk zorbalaşır, çünkü zorba yasalar çıkar. Yasamayla yargı ya da yürütmeyle yargı aynı elde toplanırsa, yargı yasalar çıkararak keyfiliğe kayar ya da yürütme zorbalaşır. Üç durumda da özgürlük yoktur.

En kötüsü üç iktidarın tek elde toplanmasıdır. Bu durumda her şey yitirilir. Bunun örneği, üç iktidarı da elinde tutan ve korkunç bir baskı uygulayan Osmanlı Sultanıdır. Ayrıca ordu yasamaya değil, yürütmeye bağlı olmalıdır. Yasamaya bağlı olursa askerî yönetim var demektir.

Erkler, güçler ayrılığının ikinci nedencesi ise, demokrasinin çoğulcu yapısının iktidar olgusuna yansımasından kaynaklanmaktadır. Zira çoğulcu demokrasi hiçbir iktidarın, gücün tek elde toplanmasına izin vermez. Her iktidar parçalanmıştır. Erkler, güçler ayrılığı ilkesi, günümüzde de demokrasinin temelidir, çoğu anayasalarda bulunmaktadır. Saint-Just: “Zorbalar saltanatlarını sürdürmek için halkı bölüyorlar. Sizler özgürlüğün saltanatını sürdürmek istiyorsanız iktidarı bölünüz” demiş; 1789 İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisinde de erkler ayrılığına yer vermeyen anayasaların anayasa sayılamayacakları vurgulanmıştır (md. 16).

Montesquieu’nün erkler/güçler ayrılığı ilkesinin sonuçları bellidir:

Görevsel, yetkisel açıdan üç erk, iktidar bağımsızdır. Bu bir. Kişiler açısından birbirlerini azledemezler. Bu iki. Maddi açıdan aralarında organik bağlantı yoktur. Bu üç. Ne var ki, bu sonuç gerçekçi değildir. Çünkü bu üç erk, iktidar, güç birbirlerinden kopuk değildir. Aralarında işbirliği, dayanışma, denge ve yakınlaşma vardır. Öğretide ve anayasalarda (1982 Anayasası) bu belirtilmiştir.

Kuramsal tartışmaları bir yana bırakırsak, erkler/iktidarlar ayrılığı ilkesi bugün uygulamaya dikey ve yatay olarak iki biçimde yansımıştır.

Birincisi, çoğulcu demokraside iktidarlar, yalnızca yataylamasına değil, dikeylemesine de çoğulcu olmak zorundadır. Böylelikle iktidarın, gücün merkezde toplanması önlenmekte, merkezle yerel yönetimler iktidarı paylaşarak saydam devlete ulaşılmaktadır.

İkincisi, iktidar, yataylamasına, yasama, yürütme ve yargı olarak paylaşılmaktadır. İlk ikisinin kimileyin iç içe olması hoş görülmektedir. Ancak üçüncü iktidarın (tiers pouvoir), yani yargının güçlü olabilmesi için, ilkin bağımsız, ikinci olarak da öbürleriyle eşit olması zorunluluğu öğreti ve uygulamada vurgulanmaktadır.

Yargının bağımsız olması zorunludur. Çünkü hukukta kimse kendi kendisinin yargıcı olamaz. Eğer yasa yapanlarla uygulayanlar kendi kendilerinin yargıcı olurlarsa orada özgürlük ve adalet değil, düpedüz çıplak güç, zorbalık egemen olur.

Hukukun en amansız düşmanı güçtür. İktidarların en tehlikeli girişimi ise, salt çıplak güce dönme girişimidir. Salt güce dönüşen bir devlet uyruklarını köle yapar, sömürür. Böyle bir devlette yargı ve yargıç görünüşte vardır, gerçekte yoktur. Orada halkın Tanrı’ya sığınmaktan başka çaresi kalmaz.

Öte yandan bağımsız yargı, yasama ve yürütme ayrılığının da en önemli güvencesidir.

Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin çalışma, yaşam, devlet içindeki konum gibi maddi ve manevi bütün alanlarda eşit olmaları zorunludur.

1982 Anayasasının başlangıcında bu eşitlik ilkesi, 140. maddesinde de eşitliğin nasıl sağlanacağı vurgulanmıştır.

Bağımsız Yargı

Görülüyor ki, demokrasinin özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi olması; eleştirel akla, kültür göreceliğine, halka, yansız devlete, hukukun üstünlüğüne, erkler ayrılığına dayanması; hukukun âdil ve bir barış tekniğini üstlenmiş bulunması yetmiyor. Demokrasinin kendisini güvenceye alması için, bu hukuku uygulayacak, hukuk adına her olayda hukukun ne dediğini nesnel mantıkla söyleyecek bir erke, güce de gereksinme vardır. Bu bağımsız yargıdır. Eğer hukuk uygulaması bağımsız, özerk bir yargının elinde değilse her şey boşunadır.

Toplumun benimsediği hukuku bağımsız olmadığı için objektif biçimde uygulayamayan bir yargı, adaletin ve  demokrasinin düş kırıklığıdır.

Siyasete bulanmış ya da bulanma olasılığı bulunan, adaleti siyaset terazisinde tarttığı izlenimi uyandıran bir yargı, ne denli duyarlı olursa olsun, kirli adalet salgılar.

Adaletteki kirliliği, “adaletsizliği temizleyebilen bir madde ise bugüne değin bulunamamıştır“.

Siyasal güçle yargı gücü arasındaki ilişkide, hangisi güçlü ise öbürünü kendisine dönüştürecektir. Siyasal iktidar güçlü ise yargı siyasallaşacak, yargı güçlü ise siyasal iktidarı hukukun içine çekecek, onu meşrulaştıracaktır.

Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez. Hukuk, siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk ve yargıyla oynamaya başlar. Ancak bağımsız bir yargı ve yargıçtır ki, her türlü etkiden arınmış objektif mantıklılık ilkesine (il principio di ragione obbiettiva) göre, hukukun ne dediğini (potere di jus dicere: jurisdictio), yanlar üstü (super partes) üçüncü bir otorite olarak söyleyebilir.

Yargının, yargıcın bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Yargıcın hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir. Yargının bağımsızlığı; yasama, yürütme, bir başka yargı organı, kamuoyu, yargıcın kendi inanç ve görüşleri karşısında yansız olarak karar verebilmesi; “herkesin yasa önünde eşitliği” ve “yasa herkes için eşit uygulanır” kurallarının gerçekleştirilebilmesi için zorunludur.

Ne devlet organları, ne sokağın sıcak mantığı yargıcı etkileyebilmelidir.

Yargıç, yargılarken ve karar verirken, inançlarını, görüşlerini duruşma salonunun eşiğinde bırakan insandır.

Devletin tüm organlarında çalışanlar meleklerden oluşsalar bile, devletin her işlemi hukukun, dolayısıyla yargının süzgecinden geçecek, en azından bu yol açık olacaktır.

Yargıcın gücü, demokraside çok önemlidir. Hukuk konusunda yasa koyucunun sübjektif iradesinden bağımsız, genişletici, geliştirici yorum yapma tekelini elinde bulundurması, verdiği kararların, bütün kişi ve kurumları bağlaması ve değiştirilememesi onun gücünün önemini kanıtlamaya yeterlidir. Yargının işlevi geçişsiz değil, geçişlidir. Hukuku yargıçlar keşfeder. Zira yasaları yasama organları, ama hukuku yargıçlar yapar. Hak ve özgürlüklerin bekçisi yargıdır, yargıçtır. Görülüyor ki, yargı rastgele bir görev değil, sistemi “meşrulaştıran bir kurum”dur.

Yargının işlevi hukuk düzenini korumaktır.

Bugün Kara Avrupa’sı sistemini benimseyen gelişmiş ülkelerde bile yargının tam bağımsız kılınabilmesi için yapılması gerekenler tartışılmakta; bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkeler ise, gelişmiş olanlardaki yakınmaları da gözeterek düzenlemeler yapmaktadırlar.

Sami Selçuk tarafından 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış töreninde Yargıtay’da yapılan konuşmadan alınmıştır. 

Sürü Ahlakı

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Sürü Ahlakı / Av. Vedat Ahsen Coşar 

‘…sürü ahlakı en başta, kendisi olmaya, kendi dışında olana, farklı olana hayır der: Ve bu hayır deme onun yaratıcı eylemi olur.’ NIETZSHE

Yaşadığı çağdan kendisini soyutlamayan, aksine sorumlu tutan Nietzsche ‘Ben bu çağın çocuğuyum‘ der ve yaşadığı çağın dekadansına, yani çöküşüne ve gerilemesine karşı kendisine ve diğer bilgelere, ‘çağını aşmayı ve çağından bağımsız olmayı‘ öğütler. Çünkü Nietzsche’ye göre kendi yaşadığı çağdaki çöküşün, gerilemenin, yozlaşmanın, çürümenin nedeni ahlaktır. Sürü ahlakıdır. Toplum hayatındaki çözülmeyi, yozlaşmayı, çöküşü insanın sürü ahlakı yaratmıştır. İnsanın zayıf ve güçsüz yapısının bir ürünü olan sürü ahlakına bağlı olarak insanın doğası, beraberinde insanın hayatı kendi tarzında ve anlayışında anlamlandırmasını getirmiştir. Bu tarz bir anlamlandırma, insanın doğru ya da yanlış bulduğu, iyi veya kötü olarak nitelendirdiği şeylerin gerçek değerini değil, o şeyleri değerlendiren insan için taşıdığı anlam ve değeri ortaya çıkarmıştır.

Bu yaklaşım Nietzsche’ye göre insanın hayatta kalabilmek için gücünü çoğaltmak çabası içinde olmasını, yani güç istemini zorunlu kılar. Zira insan ancak bu şekilde değer yaratabilir, değer yarattıkça ayakta ve hayatta kalabilir.

Hayatın kendisine cömert davranmamasından dolayı hem fizik hem de akıl, beceri ve yetenek yönünden güçsüz ve zayıf olan insan, varlığını sürdürebilmek için başka insanlara dayanmak zorundadır. Bu insanlar ya zaman içinde ya da yetiştirilmelerine veya içinde bulundukları koşullara bağlı olarak güçsüzleştirilerek sürüye katılmaya uygun hale getirilirler ya da doğaları gereği güçsüz oldukları, kendilerine emek vermedikleri, kendilerini olduramadıkları için sürüden biri olurlar.

Sadakat köpeklere mahsustur ve her köpek için bir Napolyon vardır‘ diyen Stalin biraz acımasız şekilde de olsa, sürü ahlakını yaratanın efendiler değil, köle ruhlu olanlar, Nietzsche’nin isimlendirmesiyle sürü insanı olduğunu ifade eder. Onun için Max Stirner ‘Büyük, yalnızca biz diz çöktüğümüz için büyüktür. Ayağa kalkalım!‘ der.

Kendi efendisini diz çökerek kendisi yaratan sürü insanı, bir yandan efendisine sadakat ile bağlı ve hizmet ederken, diğer yandan hem efendisine hem de kendi dışında olana, kendisi gibi olmayana hınç duyar. Zira sürü ahlakına sahip güçsüz insan kindar ve kurnazdır. Efendisini sever, ama aynı zamanda ondan nefret eder. Nefret ettiği için de fırsatını bulduğunda, kendisini bir şekilde güçlü, efendisini veya kendisinden farklı olanı zayıf hissettiğinde ona zarar vermekten çekinmez. Bu tam da Peyami Safa’nın dediği gibi bir şeydir, yani ‘Sevgi ile nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. Birisinden nefret ediyorsanız ve onu yenemeyeceğinizi düşünüyorsanız onu sevmeye başlarsınız. Sevdiğiniz o kişiyi yenebileceğinizi düşündüğünüz zaman ondan nefret edersiniz‘ gibi bir şeydir.

Nietzsche bütün bunları ‘Ecco Homo/İşte İnsan’ isimli eserinde şu cümlelerle ifade eder: ‘Kindar insanın gönlü kapalıdır. Kindar insan kendisine karşı dürüst ve içten değildir. Gönlü çarpıktır. Ruhu saklı yerleri, gizli yolları, açık kapıları sever. Saklı olan, gizli olan her şey onun dünyasında, kendi güvenliği, kendi iyileştirici ilacı olarak onu kendisine çeker. O, susmayı bilir, unutmamayı, beklemeyi, geçici olarak kendisini küçültmeyi, kendisini alçak gönüllü olarak göstermeyi bilir.’

Sürü ahlakı itaat ahlakıdır. Efendiye itaattir, lidere itaattir, bir davaya itaattir, bir ideolojiye itaattir. Bu durum aslında zayıf ve güçsüz kişinin kimliğini, kişiliğini sürü içinde bulmasından, kendisini sürünün içinde daha güvenli hissetmesinden kaynaklanır. Amin Maalouf, ‘Yüzüncü Ad’ isimli romanında itaat üzerine kurulu olan bu sürü ahlakının efendisine, liderine: ‘Senin için iyi olan, başkaları için de iyidir; gerçek senin elindeyse, yolunu yitirmiş koyunları doğru yola getirmen gerekir, hangi yolla olursa olsun’ sözleri ile metaforik biçimde seslenir.

Amin Maalouf’un kullandığı bu metafor, Michel Foucault’ın iktidar teknolojisinin gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu ifade ettiği ve özellikle İbraniler tarafından geliştirilen ‘pastoral iktidar’, yani halkın yararına olan iktidar geleneğinin bir türü olan ‘çoban-kral’ anlayışına dayanır.

Pastoral iktidarda, çoban-kral kendisine Tanrı tarafından emanet edilen sürünün esenliğinden sorumludur. Burada sürüden ayrılanları takip edip doğru yola getirmek, yani yeniden sürüye katmak, yola getiremediklerini ise yok etmek çoban kralın asli görevidir.

Bu anlayış bir bakıma halka çeki düzen vermenin peşinde olan, tek doğru etrafında halkı biçimlendirmeyi amaçlayan, demokrasi ve açık toplum düşmanı Platon’cu toplum mühendisliğinin çağdaş bir çeşitlemesidir. Onun için modern dönemlerde siyasal seçkinler, yoldan çıkanları doğru yola getirmek için, kimi zaman beyin yıkama ve propaganda gibi yöntemleri, kimi zaman şiddet yöntemini, çoklukla da her iki yöntemi birlikte kullanırlar.

İtaati, boyun eğmeyi ve adanmışlığı zorunlu kılan sürü ahlakı, bu ahlak anlayışının gereği olarak özverili ve alçak gönüllü olmayı şart koşar. Dahası bu iki değer yargısını bir erdem olarak kabul eder ve kutsar. Öyle olduğu için sürü ahlakını benimsemiş insan, kendisinden, kendi bireysel tercihlerinden vazgeçmek zorunda kalır, itaate dayanan bir sorumluluk ve ödev anlayışını benimser.

İnsanın topluluk halinde yaşama ihtiyacına bağlı olarak ve güçlü olma arzusundan kaynaklanan toplumsallaşmaya yönelmesi bir bakıma güç isteminin doğal bir sonucudur. Zira güç istemi kendisini güçsüz hisseden insanda toplumsallaşma içgüdüsünü harekete geçirir. Güçsüz olduğu için kendisine yetmeyen ve kendi yalnızlığından korkan insan, onun için kendisine benzeyenlerle bir araya gelmek suretiyle bir topluluk oluşturur. Bu oluşum, güçsüzlüğünün bilincinde ve farkında olan insanın güç istemini yerine getirmesidir. O nedenle güçsüz insanın gerçekleştirdiği ilk başarı kendisinin de üyesi olduğu toplumu veya topluluğu yaratmak olmuştur. Shakespeare’in ‘Toplum kendisi dışında kalanlara pek cömert davranmaz‘ demesi bundan dolayıdır.

Bu noktada, yani güçsüz insanın topluluk oluşturması noktasında söz alan Nietzsche Zerdüşt’ü konuşturur. Ve Zerdüşt şöyle buyurur: “Komşunuzun çevresinde toplanır ve ona güzel sözler söylersiniz. Fakat ben size derim ki: Sizin komşunuzu sevmeniz, kendinizi kötü sevmeniz nedeniyledir. Komşunuza sığınır ve bundan bir erdem yaratmak istersiniz. Ama ben sizin özverinizin gizli maksatlarını bilirim. ‘Sen’, ‘ben’den eskidir; ‘sen’ kutsallaştırılmıştır, ama ‘ben’ daha henüz kutsallaştırılmamıştır: İnsan onun için komşusuna gider.” İnsan komşusuna ne zaman gitmek istemez? ‘Ben’ oldum dediği, yani gücü ele geçirdiği, kendisini kutsallaştırdığı, kendisini efendi hissettiği zaman gitmek istemez ve hatta gitmez de.

Ve Canetti. Görkemli bir imgeleme sahip bulunan, filozofların yapması gerekeni yaparak bize yeni kavramlar kazandıran, insanlığın yalnız dahilerinin içinde en seçkinlerinden birisi olan Elias Canetti. ‘Düşünmek ısrar etmektir’ diyerek kaleme aldığı ‘Kitle ve İktidar’ isimli abidevi eserinde bize, bir başka sürüyü, sürü ahlakını anlatır. Kitleyi ve kitlenin güç isteminin tezahürü olan iktidar istemini, iktidarla olan ilişkisini anlatır.

Kitle ve iktidar! Birbirini hiç durmadan, hiç soluk almadan, hiç soluk vermeden üreten, sonra yeniden üreten ve çoğaltan, birbirinin hem nedeni hem de sonucu olan iki canavar. İnsan doğasının, kitle ve iktidarla olan ilişkisinin zaman, mekân, din farkı olmaksızın nasıl benzeştiğini tarih üstü boyutlarıyla ele alan Canetti anılan eserinde: ‘insanlar arasında emir ve itaat ilişkisinin nasıl biçimlenerek saldırganlığa dönüştüğünü, en az sorgulanan, ama en tehlikeli şey olan emir vermenin, emredilende özgür ve bağımsız bir kişilik oluşmasını önleyen bir sızı bıraktığını, bu sızının emir alanları nasıl katılaştırdığını ve itaat eder hale getirdiğini, kitlenin yıkıcı, iktidarın öldürücü olduğunu, insanın -iktidar- isteği ile Tanrının kıyamet ve dehşet tehdidini çaldığını, deşarj olmadan kitlenin gerçek anlamı ile mevcut olmadığını, insanın başkaları ile arasına koyduğu mesafelerle taşlaşıp çoraklaştığını, insanların mesafe yüklerinden kurtulabilmek için kitle olarak deşarja gereksinim duyduklarını, deşarj olmak için evlerini, evlerin pencerelerini, camlarını kırdıklarını, arabaları yaktıklarını, kitlenin iç dünyasının en çarpıcı özelliğinin zulme uğramış olma duygusu olduğunu, bu duygunun bir kez ve sonsuza dek düşman ilan ettiği insanlara yönelttiği kendine özgü bir öfke ve sinirlilik hali olduğunu’ anlatır. Yani sürüyü, sürü ahlakını, sürünün marifetlerini anlatır.

Son bir söz: Sen sen ol, koyun olma. ‘Sürüler içinde sürmeli koyun’ olacaksın deseler dahi, koyun olma, sürüden biri olma. Çünkü insanlar koyunları severler, ama koyunları yerler…

Bir de şiir size. Adı ‘Koyun ile Sürü’ Mehmet Burakgazi yazmış. Okuyalım:

Bir zamanlar sürü içinde, / Uslu, edalı, nazlı bir koyun, / Gider patika yollara düşer, / Kılıflara girer, oynar oyun, / Et ile ten için çıkarır sorun…/ İnkar edince sürüyü dışlanır, / Tek başına kalır uslu koyun, / İşte orada başlar, tüm sorun, / Ah be koyun sana ne lazımdı, / Aşk kokan, etli, tenli oyun…

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri

0

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri, Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu(CEPEJ) tarafından 10-11 Aralık 2008 tarihli CEPEJ’in 12. Genel Kurulunda kabul edilmiş, 11 Eylül 2009 tarihinde Strasbourg’ta güncellenmiştir.  Pilot Mahkemeler Ağı’nın 10 Eylül 2009 tarihli toplantısının ardından Satürn Merkezi tarafından önerilen değişiklikler dikkate alınmıştır.

AVRUPA ADALETİN ETKİLİLİĞİ KOMİSYONU (CEPEJ) YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATÜRN REHBER İLKELERİ / CEPEJ (2008)8Rev1

[box type=”success” align=”” class=”” width=””] CEPEJ’in SATURN Merkezi

CEPEJ’in SATURN(2) Merkezi, Avrupa’daki mahkemelerde zaman yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda esas hedef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘makul süre’ standardına (AİHS 6. Madde) ilişkin ihlalleri önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanmasında üye devletlere yardımcı olabilecek şekilde, yargılama sürelerinin kullanımı hakkında bilgi toplamaktır. Merkez, aynı zamanda üye devletlerin kendi yargılama sürelerini daha iyi izlemelerini sağlayacak araçlar geliştirmekte ve üye devletlerin uygun zaman yönetimi araçlarını kullanmasını teşvik edip değerlendirmektedir. SATURN Merkezi aracılığıyla CEPEJ mahkemelerde zaman yönetimini iyileştirmeyi hedefleyen çeşitli araçlar ve tedbirler geliştirmiştir (aşağıdaki 3. bölüme bakınız).[/box]

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATURN REHBER İLKELERİ
I. Genel ilkeler ve rehber ilkeler
A. Şeffaflık ve öngörülebilirlik

1. Adalet sisteminin kullanıcıları, yargılamalarda zaman yönetimine dahil edilmelidir.
2. Kullanıcılar yargılamanın süresini etkileyen ilgili her unsur hakkında bilgilendirilmeli ve uygun olduğu hallerde kullanıcılara danışılmalıdır.
3. Yargılamaların süresi mümkün olduğunca öngörülebilir olmalıdır.
4. Yargılamaların süresine dair genel istatiksel ve diğer bilgiler, özellikle davaların çeşitleri bakımından, kamunun erişimine açık olmalıdır.

B. En uygun süre

1. Yargılamaların süresi uygun olmalıdır.
2. Yargılamaların sürelerinin makul olmaması özellikle önemlidir ve kamu menfaatini ilgilendirmektedir. Davalar, aşırı derecede uzun sürmemelidir. Bazı koşulların mevcut olması halinde, kullanıcıların mahkemeye erişim hakkını yersiz bir şekilde de etkilememek kaydıyla, çok kısa da olmamalıdır.
3. Kullanıcıların kendi davranışı ile belirlenmiyorsa yargılamaların zaman yönetimi, benzer davaların süreleri açısından önemli farklılıklardan kaçınılarak, tarafsız ve objektif bir şekilde yapılmalıdır.
4. Yargılamanın başlamasından kullanıcıların adli süreç aracılığıyla elde etmeyi istedikleri hedeflere nihai olarak ulaşılmasına kadar sürecek yargılamanın toplam süresinin uygunluğuna özel önem verilmelidir.

C. Planlama ve veri toplama

1. Yargılamanın süresi hem genel düzeyde (belirli dava çeşitlerinin standart/ortalama süresinin veya belirli mahkeme çeşitlerinde süreçlerin standart/ortalama süresinin planlanması) hem de somut işlemler düzeyinde planlanmalıdır.
2. Kullanıcıların, yargılamaların zaman yönetimi konusunda ve tarihlerin belirlenmesinde veya gelecekteki tüm usule ilişkin adımların sürelerinin hesaplanmasında fikirlerinin sorulmasına hakları vardır.
3. Yargılama süreleri, bütünleşik ve iyi tanımlanmış bir bilgi toplama sistemi aracılığıyla izlenmelidir. Böyle bir sistem hem genel düzeyde yargılamanın süresi konusunda ayrıntılı istatiksel verileri derhal sunabilmeli hem de aşırı ve makul olmayan sürelerin kaynağındaki münferit durumları tespit edebilmelidir.

D. Esneklik

1. Yargılamada zaman yönetimi, kullanıcıların ihtiyaçlarına özel ilgi gösterilerek somut yargılamanın ihtiyaçlarına göre ayarlanmalıdır.
2. Mevzuat veya diğer genel düzenlemeler tarafından süre sınırlarının normatif olarak saptanması, somut davalardaki olası farklılıklar göz önünde tutularak dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Süre sınırları kanun tarafından belirlenecekse bunlara uyulması ve uygunlukları sürekli olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir.
3. Kanunlar bazı dava çeşitlerinin önceliğinin olması gerektiğini veya acil bir şekilde karara bağlanmalarını düzenliyorsa, bu genel kural, aciliyete veya önceliğe kaynak olan amaç ışığında makul bir şekilde yorumlanmalıdır.

E. Tüm paydaşların sadık işbirliği

1. Yargılamaların uygun ve öngörülebilir süresi2 özellikle etik kurallar dikkate alınarak yargısal işlemlerin tasarlanması, düzenlenmesi, planlanması ve yürütülmesine katılan tüm kurum ve şahısların sorumluluğunda olmalıdır.
2. Özellikle, bu belgedeki prensip ve rehber ilkelerin uygulanmasını temin etmek için gerekli işlemler kanun koyucular, politika yapıcılar ve adaletin idaresinden sorumlu yetkililer tarafından üstlenilmelidir.
3. Adaletin idaresinden sorumlu merkezi organlar, uygun zaman yönetimi için araçları ve koşulları temin etmek ve uygun olduğu hallerde eyleme geçmek yükümlülüğünü taşımaktadır. Mahkeme idaresinin organları bilgi toplayarak ve yargısal işlemlerin düzenlenmesini kolaylaştırarak zaman yönetimine yardımcı olmalıdır. Yargılamayı yürüten organlar aktif bir şekilde yargılamanın planlama ve düzenlemesi ile uğraşmalıdır.

II. Kanun koyucular ve politika yapıcılar için rehber ilkeler
A. Kaynaklar

1. Yargı sisteminin normal iş yükü ile zamanında başa çıkmak için yeterli kaynağa sahip olması lazımdır. Kaynaklar, ihtiyaçlara göre dağıtılmalı ve verimli bir şekilde kullanılmalıdır.
2. İş yükünde beklenmedik değişiklikler halinde veya sistemin davaları derhal ele alamaması durumunda kullanılabilecek kaynaklar olmalıdır.
3. Yargının işleyişi için kaynakların kullanılması hakkındaki kararlar, etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde alınmalıdır. Gerekliyse, gecikmeleri ve yığılmaları engellemek üzere kaynakları hızlı ve etkili bir şekilde yeniden tahsis etmek mümkün olmalıdır.

B. Organizasyon

1. Yargısal organlar etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde örgütlenmelidir.
2. Organizasyon içerisinde zaman yönetimi veya yargısal süreçlere yönelik sorumluluk net bir şekilde belirlenmelidir. Eğilimleri tespit etmek, değişiklikleri önceden görmek ve yargılamanın süresiyle ilgili problemleri önlemek amacıyla işlemlerin süresini sürekli analiz eden bir birim olmalıdır.
3. Yargıyı etkileyen tüm örgütsel değişiklikler yargıda zaman yönetimi üzerindeki olası etkisi bakımından incelenmelidir.

C. Maddi hukuk

1. Mevzuat açık, basit, yalın bir dilde olmalı ve uygulanması çok zor olmamalıdır. Maddi hukuka ilişkin kanunlardaki değişiklikler iyi hazırlanmış olmalıdır.
2. Yeni kanunlar yapılırken hükümet her zaman bunların yeni davaların hacmi üzerindeki etkisini değerlendirmeli, yığılma ve gecikmelere yol açabilecek kurallardan ve yönetmeliklerden kaçınılmalıdır.
3. Hem kullanıcılar hem de adli makamlar mevzuat değişiklikleri hakkında önceden bilgilendirilmelidir, böylece bunları zamanında ve etkili bir şekilde uygulayabilirler.

D. Usul

1. Yargısal usul kuralları en uygun zaman çerçevelerine uyulmasını sağlamalıdır. Yargılamayı gereksiz yere geciktiren veya aşırı karmaşık usuller öngören kurallar kaldırılmalı veya değiştirilmelidir.

2. Yargısal usul kuralları Avrupa Konseyi’nin uygulanabilir tavsiyelerini, özellikle aşağıdaki tavsiyeleri, dikkate almalıdır:

    • Adalete erişimi kolaylaştıran tedbirler hakkında R(81)7 sayılı tavsiye,
    • Adaletin işleyişini iyileştirmek üzere tasarlanmış medeni usul ilkesi hakkında R(84)5 sayılı tavsiye,
    • Mahkemelerde aşırı iş yükünü önlemek ve azaltmak için tedbirler hakkında R(86)12 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının basitleştirilmesi ile ilgili R(87)18 sayılı tavsiye,
    • Hukuk ve ticaret davalarında temyiz sistemlerinin ve usullerinin getirilmesi ve işleyişinin iyileştirilmesi ile ilgili R(95)5 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının yönetimi hakkında R(95)12 sayılı tavsiye,
    • Yeni teknolojilerin kullanılmasıyla vatandaşa mahkeme ve diğer hukuki hizmetlerin verilmesi hakkında R(2001)3 sayılı tavsiye

3. Usul kurallarını hazırlarken veya değiştirirken bu usulleri uygulayacak olanların görüşlerine önem verilmelidir.

4. İlk derece mahkemelerindeki usul yoğunlaşmış olmalı, bir yandan da kullanıcılara adil ve aleni yargılanma haklarını sağlamalıdır.

5. Uygun davalarda temyiz seçeneği sınırlanabilir. Belirli davalarda (örneğin küçük miktarlı davalarda) temyiz kabul edilmeyebilir veya temyiz izni talep edilebilir. Açıkça yersiz temyizlerin kabul edilemez olduğu bildirilebilir veya bunlar özet şeklinde reddedilebilir.

6. Yüksek derecelere başvuru, bunların dikkatini ve incelemesini hak eden davalarla sınırlı olmalıdır.

III. Adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer için rehber ilkeler
A. İş Bölümü

1. Uygun zaman yönetimine katkıda bulunma görevi adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer (mahkemeler, hakimler, idareciler) ve yargılamaya profesyonel olarak dahil olan tüm şahıslar (örneğin bilirkişiler ve avukatlar) tarafından yetkileri dahilinde paylaşılır.

2. Adaletin idaresinden sorumlu tüm yetkililer, standartların ve hedeflerin saptanması sürecinde işbirliği yapmalıdır. Bu standartlar ve hedefler oluşturulurken adalet sisteminin diğer paydaşlarına ve kullanıcılarına da danışılmalıdır.

B. İzleme

1. Yargılamaların zaman çerçeveleri istatistiklerle incelenmelidir. Belirli dava çeşitlerinin süreleri ve yargılamanın tüm aşamalarının süreleri ile ilgili yeterli bilgi olmalıdır.

2. Belirli dava çeşitleri ve/veya belirli mahkemeler için standartlara ve hedeflere uyulduğu açık bir şekilde gösterilmelidir.

3. Münferit yargılamalardan sorumlu organ, saptanan veya yargılamadaki diğer katılımcılarla kararlaştırılan zaman çerçevelerine uygunluğu izlemelidir.

4. İzleme, Avrupa Yargılama Sürelerini İzleme Tek Tip Rehber İlkeleri – EUGMONT

(EK I’e bakınız) uyarınca yapılmalıdır.

C. Müdahale

1. Yargısal sürelerin standartlarından ve hedeflerinden ayrılmalar gözlenir veya önceden tahmin edilirse söz konusu sapmaların sebeplerini düzeltmek için derhal harekete geçilmelidir.

2. Bütün olarak sürenin, makul sürede yargılanma konusundaki insan hakkının ihlal edildiği bulgusuna yol açabileceği davalara özel ilgi gösterilmelidir.

3. İzleme, yargılamadaki hareketsiz sürelerin (bekleme süresi) aşırı derecede uzun olmamasını temin etmeli ve böylesi uzatılan süreler varsa işlemi hızlandırmak ve gecikmeyi telafi etmek için özel çaba harcanmalıdır.

D. Hesap Verebilirlik

1. Fiili veya ihmali ile gecikmelere sebep olan ve zaman yönetiminde tespit edilmiş standartlara ve hedeflere uyulmasını olumsuz olarak etkileyen herkes hesap vermelidir.

2. Etkisiz zaman yönetiminde bireysel sorumluluğa ilaveten devlet, yargılamanın makul olmayan uzunluğu ile kullanıcıların maruz kaldığı sonuçlardan müştereken ve münferiden sorumlu tutulabilir.

IV. Mahkeme yöneticileri için rehber ilkeler
A. Bilginin toplanması

1. Mahkeme yöneticileri, yargısal sürecin en önemli aşamaları konusunda bilgi toplamalıdır. Bu aşamalar arasındaki süreyle ilgili kayıtları tutmalıdırlar. İzlenen aşamalar bakımından Zaman Yönetimi Kontrol Listesi, Gösterge Dört’e gerekli önem verilmelidir.

2. Toplanan bilgiler mahkeme idarecilerinin, hakimlerin ve adaletin idaresinden sorumlu merkezi organların çalışmalarını bilgilendirmek üzere sunulmalıdır. Bilgiler, uygun biçimde tarafların ve kamunun erişimine de açık olmalıdır.

B. Devamlı analiz

1. Toplanan tüm bilgiler, performansın izlenmesi ve iyileştirilmesi amaçlarıyla sürekli analiz edilmeli ve kullanılmalıdır.

2. Toplanan bilgiler istatistiki değerlendirme amaçları için mevcut olmalıdır. Özel hayatın korunmasına tabi olarak toplanan veriler, bilimsel analiz amaçlarıyla bağımsız araştırmacılara ve araştırma kurumlarına da sunulmalıdır.

3. Analiz sonuçları hakkında raporlar düzenli aralıklarla, yılda en az bir kez uygun tavsiyelerle hazırlanmalıdır.

C. Belirlenmiş hedefler

1. Daha yüksek seviyede (ulusal, bölgesel) belirlenen standartlara ve hedeflere ilaveten tek tek mahkemeler seviyesinde de spesifik hedefler olmalıdır. Mahkeme yöneticilerinin bu hedefleri aktif olarak belirlemeye veya belirlenmesine katılmaya yeterli yetkileri ve özerklikleri olmalıdır.

2. Hedefler, amaçları net bir şekilde tanımlamalı ve ulaşılabilir olmalıdır. Bunlar yayımlanmalı ve periyodik değerlendirmeye tabi olmalıdır.

3. Hedefler mahkeme performansının değerlendirilmesinde kullanılabilir. Eğer ulaşılmamışlarsa durumu düzeltmek için somut tedbirlere ve eylemlere girişilmelidir.

D. Kriz yönetimi

1. Mahkeme seviyesinde saptanan hedeflerden önemli bir sapma varsa problemin sebebini hızlı ve yeterli şekilde ele almak için spesifik araçlar olmalıdır.

V. Hâkimler için rehber ilkeler
A. Aktif dava yönetimi

1. Hâkimin yargılamayı aktif olarak yönetmek için yeterli yetkileri olmalıdır.

2. Genel kurallara tabi olmak üzere, hakimin uygun süre sınırlamalarını belirleme ve zaman yönetimini genel ve spesifik hedeflerin yanı sıra tek tek davaların özelliklerine göre ayarlama yetkisi olmalıdır.

B. Taraflarla ve avukatlarla sürelerin tespiti konusunda anlaşma

1. Sürecin zaman yönetiminde kullanıcıların çıkarlarına gerekli özen gösterilmelidir. Sürecin erken bir aşamasında kullanıcıların planlamaya dâhil edilme hakları vardır.

2. Mümkün olduğunda hâkim usule ilişkin takvimle ilgili olarak usulün tüm katılımcıları ile anlaşmaya varmaya çalışmalıdır. Bu amaçla uygun mahkeme personeli (katipler) ve bilgi teknolojisi hakime yardımcı olmalıdır.

3. Kararlaştırılan takvimden sapmalar asgari düzeyde olmalı ve gerektiren/izahı mümkün davalarla sınırlı olmalıdır. Prensip olarak tespit edilmiş sürelerin uzatılması ancak tüm tarafların anlaşması veya adaletin menfaati böyle gerektiriyorsa mümkün olmalıdır.

C. Diğer aktörlerin işbirliği ve izlenmesi (bilirkişiler, tanıklar, vb.)

1. Süreçteki tüm katılımcıların tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında mahkeme ile işbirliği yapma görevi vardır.

2. Süreçte hakimin tüm katılımcıların, özellikle tanıklar veya bilirkişiler gibi mahkemece davet edilenleri veya görevlendirilenleri, sürelere uyma konusunda izleme hakkı vardır.

3. Tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında tam olarak işbirliği yapmayan oyunculara karşı kullanılabilecek uygun ve etkili araçlar olmalıdır. Bu araçlar, ücretlerin azaltılmasını, bilirkişi listesinden çıkarılmayı, para cezalarını ve diğer yaptırımları içerebilir.

D. Usule ilişkin istismarların önlenmesi

1. İsteyerek ve bilerek yargılamayı geciktirmeye yönelik tüm girişimler caydırılmalıdır.

2. Gecikmeye sebep olan ve zarar verici davranış için usule ilişkin yaptırımlar olmalıdır. Bu yaptırımlar taraflara veya onların temsilcilerine uygulanabilir.

3. Bir avukat, usule ilişkin hakları ağır şekilde kötüye kullanır veya yargılamayı önemli derecede geciktirirse, bu durum başka sonuçlar için ilgili mesleki örgüte bildirilmelidir.

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi, 1970’li yıllardan itibaren başlayan kişisel verilerin korunması alanındaki çalışmalar neticesinde 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açılarak kabul edilmiş ve 1 Ekim 1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi’ni  28 Ocak 1981 tarihinde imzalayan ilk ülkelerden birisi olmuştur. Sözleşme, 17 Mart 2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak iç hukukun parçası halinde gelmiştir. Sözleşmenin amacı; üye ülkelerdeki gerçek kişilerin, temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendilerini ilgilendiren kişisel nitelikteki verilerin otomatik yollarla işleme tabi tutulması karşısında özel yaşam haklarının garanti altına alınmasıdır.

Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi

Giriş

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi Üyesi Devletler,

Avrupa Konseyinin amacının özellikle hukukun üstünlüğüne ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygılı olarak, üyeleri arasında daha yakın bir birliğin gerçekleştirilmesi olduğuna inanarak;

Otomatik işleme tabi olan kişisel verilerin sınırlar ötesi akışının yoğunluk kazanması karşısında, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvencelerin, özellikle de özel yaşama saygı hakkının genişletilmesinin arzu edilebilir olduğunu değerlendirerek;

Aynı zamanda sınırları dikkate almaksızın haber alma özgülüğüne ilişkin yükümlülüklerini de teyit ederek;

Temel değerler olan özel yaşama saygı ile halklar arasında serbest bilgi akışını birbiriyle uzlaştırma gerekliliğini kabul ederek;

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [1.81 MB]

Bölüm I – Genel hükümler
Madde 1
Konu ve amaç

İşbu Sözleşmenin amacı, her bir Tarafın ülkesinde, uyruğu veya ikamet yeri ne olursa olsun her gerçek kişinin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendisiyle ilgili kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması karşısında özel hayata saygı hakkını güvence altına almaktır (“verilerin korunması”).

Madde 2
Tanımlar

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:

a“Kişisel veriler”: Kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişi (“ilgili kişi”) hakkındaki tüm bilgileri ifade eder

b“Otomatik veri dosyası” otomatik işleme konu olan bilgilerin tümünü ifade eder;
c“Otomatik işlem”den, tamamen veya kısmen otomatik yöntemlerle gerçekleştirilen; verilerin kaydı, bu verilere mantıksal ve/ veya aritmetik işlemlerin uygulanması, verilerin değiştirilmesi, silinmesi, geri elde edilmesi veya dağıtılması anlaşılır.

d“Dosya yöneticisi”, otomatik veri dosyasının amacının ne olacağı, hangi kişisel veri kategorilerinin kaydedilmesi gerektiği ve bunlara hangi işlemlerin uygulanacağı hakkında karar verebilecek olan gerçek veya tüzel kişileri, kamu kurumunu, birimi veya ulusal kanunlara göre yetkili olan diğer kuruluşları ifade eder.

Madde 3
Kapsam

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi kamu sektöründe ve özel sektörde, otomatik kişisel veri dosyalarına ve kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması konusunda uygulamayı taahhüt ederler.

2.Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul/ uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında veya daha soma herhangi bil zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir beyanla:

a. İşbu Sözleşmeyi listesi tevdi edilecek olan belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerine uygulamayacağını bildirebilir. Ancak, devlet bu listeye, kendi iç hukukunun otomatik verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi olan otomatik dosya kategorilerini dahil edemez. Bu nedenle, ilave otomatik kişisel veri dosyası kategorilerinin kendi iç hukukunun verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi kılınması halinde, yapacağı yeni bir beyanla söz konusu listeyi tadil eder;

b. İşbu Sözleşmeyi, topluluklar, demekler, vakıflar, şirketler, kurumlar ve tüzel kişiliğe sahip olsun veya olmasın, doğrudan veya dolaylı olarak gerçek kişilerin bir araya gelmesiyle oluşmuş her çeşit diğer kuruluş hakkında da uygulayacağını bildirebilir;

c. İşbu Sözleşmeyi, otomatik bilgi işleme konu olmayan kişisel veri dosyaları hakkında da uygulayacağını bildirebilir.

3. Yukarıdaki 2. fıkranın b veya c bendinde tanımlanan beyanlardan biriyle işbu Sözleşmenin uygulama alanını genişleten her devlet, söz konusu beyanda, genişletmenin ancak tevdi edeceği bir listede gösterilen bazı kişisel dosya kategorilerine uygulanacağını belirtebilir.

4. Yukarıdaki 2. fıkranın a bendinde öngörülen beyanla belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerini Sözleşmenin uygulama alanı dışında tutan Taraf, bunları uygulama alanı dışında tutmayan bir Taraftan işbu Sözleşmenin söz konusu kategoriler hakkında uygulanmasını isteyemez.

5. Keza, işbu maddenin 2. b ve 2. c bentlerinde öngörülen kapsam genişletmelerinden herhangi birini yapmayan Taraf, bu genişletmeleri yapan herhangi bir Tarafın bu hususlarda Sözleşmeyi uygulaması gerektiğini öne süremez.

6. İşbu maddenin yukarıdaki 2. fıkrasında öngörülen beyanlar, bunları yapmış olan Devlet bakımından, bu beyanların imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında yapılması halinde, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte; eğer beyanlar daha sonra yapılmışsa bunların Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasından üç ay sonra hüküm ifade eder. Bu beyanlar Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile kısmen veya tamamen geri alınabilir. Beyanların geri alınması, bildirimin alındığı tarihten üç ay sonra hüküm ifade eder.

Bölüm II – Verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler
Madde 4
Tarafların Görevleri
  1. Her Taraf, kendi iç hukukunda, işbu bölümde yer alan verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere işlerlik kazandırmak amacıyla gerekli önlemleri alır.
  2. Bu önlemlerin Tarafça, en geç, Sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girdiği tarihte alınması zorunludur.
Madde 5
Verilerin niteliği

Otomatik işleme konu olan kişisel veriler:

a.Adil biçimde ve yasal yoldan elde edilir ve işlenir;

b.Belli ve meşru amaçlar için kaydedilir ve bu amaçlara aykırı şekilde kullanılmaz;

c.Kaydedilme amaçlarına göre uygun ve yerinde olur ve aşırı olmaz;

d.Doğru bilgileri yansıtır ve gerektiğinde güncellenir;

e.Kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde ilgili kişilerin kimliklerini belirlemeye imkan veren bir biçimde saklanır.

Madde 6
Özel veri kategorileri

İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler, otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı şey ceza mahkumiyetiyle ilgili kişisel veriler için de geçerlidir.

Madde 7
Verilerin güvenliği

Otomatik dosyalara kaydedilen kişisel verileri korumak için, bunların kaza sonucu veya izinsiz olarak imhasına veya kaza sonucu kaybolmasına veya bunların izinsiz olarak elde edilmesine, değiştirilmesine veya dağıtılmasına karşı uygun güvenlik önlemleri alınır,

Madde 8
İlgili kişi hakkındaki ek güvenceler

Herkes:

a. Otomatik kişisel veri dosyasının mevcudiyetini, temel amaçlarını, dosya yöneticisinin kimliğini ve mutat ikamet yerini veya başlıca işyerini öğrenmek;

b. Makul aralıklarla ve aşırı gecikmeye veya masrafa maruz kalmadan kendisi ile ilgili kişisel verilerin otomatik dosyada bulunup bulunmadığının teyidini almak ve bu bilgilerin kendisine anlaşılır bir biçim altında iletilmesini sağlamak;

c. Gerekli olan durumlarda, bu verileri düzelttirmek veya bunların, işbu Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerinde belirtilen temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk hükümlerinin ihlali suretiyle işlenmiş olması halinde, sözkonusu verileri sildirtmek;

d. İşbu maddenin b ve c fıkralarında öngörülen teyit talebinin veya duruma göre bildirim, düzeltme veya silme talebinin yerine getirilmemesi halinde bir başvuru yolundan yararlanmak hakkına sahiptir.
Madde 9
İstisnalar ve kısıtlamalar

1. İşbu maddede belirtilen sınırlar dışında, Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddeleri hükümlerine hiçbir istisna getirilemez.

2. Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde işbu Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:

a. Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi;

b. İlgili kişinin veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması.

3. İlgili kişilerin özel yaşamlarına tecavüz tehlikesi bulunmadığının açık olduğu durumlarda, 8. maddenin b, c ve d fıkralarında düzenlenen haklar istatistiki veya bilimsel amaçlar için kullanılan kişisel veri dosyaları bakımından kanunla kısıtlanabilir.

Madde 10 Yaptırımlar ve başvuru yolları

Her bir Taraf, işbu bölümde düzenlenen verilerin korunması hakkındaki temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk kurallarının ihlaliyle ilgili uygun yaptırımlar ve başvuru yolları getirmekle yükümlüdür.

Madde 11 Genişletilmiş koruma

İşbu bölümde yer alan hükümlerden hiçbiri, her devletin, ilgili kişilere işbu Sözleşmede öngörülenden daha fazla koruyucu önlem sağlaması imkanını sınırlayacak veya buna halel getirecek şekilde yorumlanamaz.

Bölüm III – Sınır ötesi veri akışları
Madde 12
Kişisel verilerin sınır ötesi akışı ve iç hukuk

1.Otomatik işleme konu olan veya otomatik işleme konu olmak üzere toplanmış olan kişisel verilerin her türlü yoldan ulusal sınırların ötesine transferinde aşağıdaki hükümler uygulanır.

2.Bir Taraf, münhasıran özel yaşamın korunması amacıyla kişisel verilerin diğer bir Tarafa sınır ötesi akışım yasaklayamaz veya özel müsaadeye tabi tutamaz.

3.Bununla birlikte her bir Taraf, 2. fıkradaki hükümlere aşağıdaki durumlarda istisnalar getirebilir:

a. Kendi mevzuatının, belli kişisel veri veya otomatik kişisel veri dosyası kategorileri için, bu verilerin veya dosyaların doğasından kaynaklanan özel düzenlemeler içermesi, diğer Tarafın düzenlemelerinin ise eşdeğer bir koruma içermemesi durumunda;

b. Bu transferin bir Tarafın ülkesinden, bir diğer Taraf üzerinden Taraf olmayan bir devletin ülkesine yapılması durumunda, bu bendin başında atıfta bulunulan Tarafın mevzuatının boşluklarından yararlanmak üzere yapılacak bu tür transferleri engellemek amacıyla.

Bölüm IV – Karşılıklı yardımlaşma
Madde 13 Taraflar arasında işbirliği

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi uygulamak üzere birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmayı taahhüt ederler.

2.Bu amaçla:

a. Taraflardan her biri bir veya birden fazla makam tayin ederek, bunların isim ve adreslerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir;

b. Birden fazla makam tayin eden her bir Taraf, yukarıdaki bentte atıfta bulunulan bildirimde, bu mercilerden her birinin yetkisini belirtir.

3. Taraflardan birinin tayin ettiği bir makam, diğer Tarafın tayin ettiği bir makamın talebi üzerine:

a. Verilerin korunması hakkındaki hukukuna ve idari uygulamalara ilişkin bilgileri verir.

b. İç hukukuna ve münhasıran özel yaşamın korunması amacına uygun olarak, otomatik işleme konu olan kişisel verilerin kendileri istisna olmak üzere, ülkesinde gerçekleştirilen otomatik işlemlerle ilgili somut bilgilerin sağlanması için gerekli tüm önlemleri alır.

Madde 14 Yabancı ülkelerde ikamet eden ilgili kişilere yardım

1. Taraflardan her biri, kendi iç hukukunda öngörülen, işbu Sözleşmenin 8. maddesinde belirtilen ilkelere işlerlik kazandıran hakların kullanılması için, yabancı ülkede ikamet eden tüm kişilere yardımda bulunur.

2.Eğer böyle bir kişi diğer bir Tarafın ülkesinde ikamet ediyorsa, talebini bu Tarafın tayin ettiği makama yapma imkanına da sahip olmalıdır.
3. Yardım talebi, gerekli tüm bilgileri, diğerleri yanında özellikle aşağıdakilerle ilgili bilgileri içerir:

a.Talepte bulunanın isim ve adresi ile bu kişiyi belirlemeye yarayan tüm hususlar,

b.Talebin konusu kişisel verilerin yer aldığı otomatik dosya veya yöneticisi,

c.Talebin amacı.

Madde 15
Tayin edilen makamlarca sağlanan yardıma ilişkin güvenceler

1. Bir Tarafın tayin ettiği makam, ne kendisine muhatap bir yardım talebini desteklemek amacıyla talebe eklenen bilgiyi, ne de kendi talep ettiği yardım üzerine diğer bir Tarafın tayin ettiği makamdan sağladığı bilgiyi, yardım talebinde belirtilen amaçlar dışında kullanabilir.

2. Taraflardan her biri, tayin edilen makamın personelinin veya bu makam adına hareket eden kişilerin, bu bilgilerin gizli tutulması veya paylaşılmaması hususunda yükümlülüklere tabi olmasını sağlayacaktır.

3. Tayin edilen makam hiçbir durumda, 14. maddenin 2. fıkrasına göre yabancı ülkede ika eden ilgili kişinin muvafakatini almadan, kendi inisiyatifiyle bu kişi adına yardım talebinde bulunmaya yetkili kılınmayacaktır.

Madde-16 Yardım taleplerinin reddi

İşbu Sözleşmenin 13 ve 14. maddeleri uyarınca kendisine yardım talebi intikal eden tayin edilmiş makam, aşağıdaki durumlar dışında yardım talebini reddedemez:

a. Yapılan talep, yanıt vermekle sorumlu makamın verilerin korunması konusundaki yetkisi dışında kalıyorsa;

b. Talep, işbu Sözleşme hükümlerine uygun değilse;

c. Talebin yerine getirilmesi, bunu yerine getirecek makamın bağlı olduğu devletin egemenliğine, güvenliğine veya kamu düzenine veya bu devletin yetkisi altındaki kişilerin haklarına ve temel özgürlüklerine aykırı ise.
Madde 17
Yardım giderleri ve yöntemleri

1. Tarafların 13. madde uyarınca birbirlerine yaptıkları karşılıklı yardım ile 14. madde uyarınca yabancı ülkede ikamet eden ilgili kişilere yaptıkları yardım, uzman ve tercüman ücretleri dışında, hiçbir masraf veya harcı gerektirmeyecektir. Bu masraf ve harçlar, yardım talebinde bulunan makamı tayin eden Tarafça karşılanacaktır.

2. İlgili kişi, bir başka Tarafın ülkesinde kendi hesabına yapılan işlemlerle ilgili olarak, bu Tarafın ülkesinde ikamet eden kişilerce yasal olarak ödenmesi gereken harç ve masraf dışında, hiçbir harç ve masraf ödemek zorunda olmayacaktır.
3. Yardımla ilgili diğer hususlar ve özellikle yardımın şekli ve usulü ile kullanılacak dile ilişkin konular, ilgili Taraflar arasında doğrudan kararlaştırılacaktır.

Bölüm V – Danışma Komitesi
Madde 18
Komitenin oluşumu

1 .İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden soma bir Danışma Komitesi kurulur.

2. Taraflardan her biri, bu komiteye bir asıl temsilci, bir de temsilci vekili tayin eder. Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi her devlet Danışma Komitesinde bir gözlemci tarafından temsil edilme hakkına sahiptir.
3. Danışma Komitesi, oybirliği ile alacağı bir kararla, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir devleti, belli bir oturumunda bir gözlemci tarafından temsil edilmeye davet edebilir.

Madde 19
Komitenin işlevleri Danışma Komitesi:

a. Sözleşmenin uygulanmasını kolaylaştırmak veya iyileştirmek amacıyla önerilerde bulunabilir;

b. Aşağıdaki 21. Maddeye uygun olarak Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir;

c. Sözleşmede değişiklik yapılmasına ilişkin olarak 21. maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisine sunulan tüm öneriler hakkında görüş bildirir;
d. Taraflardan b irinin talebi ü zerine, işbu Sözleşmenin uygulanması ile ilgili tüm sorular hakkında görüş bildirebilir.
Madde 20 Usul

1. Danışma Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağırılır. Komite ilk toplantısını, işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini izleyen on iki ay içerisinde yapar. Komite, müteakip toplantılarını en az iki yılda bir yapar; ayrıca Tarafların temsilcilerinin üçte birinin talebi üzerine herhangi bir zamanda toplanır.

2. Danışma Komitesi toplantısı yeter sayısı, Taraf temsilcilerinin salt çoğunluğudur.

3. Danışma Komitesi, her toplantı sonunda, yaptığı çalışmalar ve Sözleşmenin işleyişi hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine bir rapor sunar.
4. İşbu Sözleşme hükümlerine tabi olmak üzere Danışma Komitesi iç tüzüğünü kendisi düzenler.

Bölüm VI – Değişiklikler
Madde 21
Değişiklikler

1.Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Danışma Komitesi işbu Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2.Her değişiklik önerisi, Avrupa konseyi Genel Sekreteri tarafından, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere ve 23. madde hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılan veya katılmaya çağrılan üye olmayan her devlete bildirilir.

3.Taraflardan biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan her değişiklik önerisi, Bakanlar Komitesine değişiklik hakkında görüş sunacak olan Danışma Komitesine bildirilir.
4. Bakanlar Komitesi, teklif edilen değişikliği ve Danışma Komitesi tarafından sunulabilecek her türlü görüşü dikkate alarak söz konusu değişikliği kabul edebilir.
5. Bakanlar Komitesi tarafından bu maddenin 4. fıkrasına göre kabul edilen her türlü değişiklik metni, kabul için Taraflara iletilir.6. İşbu Maddenin 4. fıkrası uyarınca kabul edilen herhangi bir değişiklik, tüm Tarafların bununu kabul ettiklerini Genel Sekretere bildirmelerini izleyen otuzuncu günde yürürlüğe girer.

Bölüm XI – Son hükümler
Madde 22
Yürürlüğe girme

1.İşbu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzasına açıktır. Onay, kabul ya da uygun bulmaya tabidir.

Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilir.
2. Bu Sözleşme, en az beş Avrupa Konseyi üye devletinin önceki fıkranın hükümlerine göre Sözleşmeyle bağlı olma yönündeki muvafakatlerini ifade ettikleri tarihten itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Daha sonra Sözleşme ile bağlı olmak istediğini beyan eden herhangi bir üye devlet bakımından Sözleşme; onay, kabul ya da uygun bulma belgesini teslim etme tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 23
Üye olmayan devletlerin katılımı

1.İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 20. maddesinin d. fıkrasında öngörülen çoğunlukla ve komiteye katılına hakkına sahip Taraf Devlet temsilcilerinin oybirliğiyle Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti işbu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Katılan her Devlet için Sözleşme, katılına belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 24
Ülkesel hükümler

1. Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerini tevdi ederken, Sözleşmenin uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirtebilir.

2. Herhangi bir Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirimle, işbu Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde belirtilen başka herhangi bir ülkeye teşmil edebilir. Sözleşme, sözkonusu ülke bakımından, söz konusu beyanın Genel Sekreter tarafından alınına tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Önceki iki fıkra uyarınca yapılan herhangi bildirim, sözkonusu bildirimde belirtilen herhangi bir ülke bakımından Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile geri çekilebilir. Sözkonusu geri çekme, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 25
Çekinceler

İşbu Sözleşme hükümlerine hiçbir çekince konulamaz.

Madde 26
Fesih

1.Taraflardan herhangi biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim yoluyla bu Sözleşmeyi feshedebilir.

2.Söz konusu fesih, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 27
Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konsey üyesi Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdakileri bildirecektir:

a.her imzayı;

b.tevdi edilen her onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgesini;

c.Madde 22, 23 ve 24 uyarınca her yürürlüğe giriş tarihini;

d.bu Sözleşme ile ilgili diğer her tür belge, bildirim ya da muhaberatı.

Keyfiyeti tevsiken, usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Strazburg’da 28 Ocak 1981 tarihinde İngilizce ve Fransızca dillerinde ve her iki metin eşit derecede geçerli olacak şekilde, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak üzere tek nüsha olarak imzalanmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her bir Avrupa Konseyi üye Devletine ve Sözleşmeye taraf olmaya davet edilen her Devlete onaylı nüshalarını gönderecektir.

Avukat Olivier Metzner

0

Fransız ceza avukatı Olivier Metzner 22 Kasım 1949’da dünyaya geldi.

Franz Kafka okuduktan sonra hukukla ilgilenmeye başladı. Caen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1975 yılında Paris’e taşınarak serbest avukatlığa başladı.

Ceza hukuku alanında uzmandı ve bu davalarla tanındı. Yüksek profilli şahsiyetleri savunmasıyla ünlendi. Panamalı eski diktatör Manuel Noriega’nın avukatlığını üstlendi.

Ceza davalarında kendini özgü yöntemleri bulunuyordu, özellikle prosedürlerdeki kusurları tespit etme ve müvekkillerini teknik konularda özgür bırakma becerisiyle bilindi. 2010’da Fransa’nın Brittany Morbihan Körfezi’ndeki Boëdic Adası’nı 2,5 milyon Euro’ya satın aldı. 

GQ dergisi tarafından Fransa’nın en güçlü avukatı seçildi.

17 Mart 2013’te 63 yaşında öldü. Cesedi, evinin bulunduğu Boëdic adasının yakınlarında yüzüyordu ve bir intihar notu bırakmıştı.

Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 

Cadı Kazanı

0
Cadı Kazanı

1692 yılında ABD’nin Salem kentinde cadılıkla suçlanan bir grup insan, mahkeme kararıyla idam edilir. Cadı Kazanı, zulmün ve şiddetin doruğa çıktığı bu dönemi anlatır. Anlatılanlar, özgür düşünceye yaşama hakkı tanımayan birtakım bağnaz Hristiyan’ın, dini inançları kullanarak, toplumsal düzeni ve hukuku ele geçirmelerinin ibret dolu hikayesidir.

Cadı Kazanı

Cadı Kazanı’nın yazarı olan ve 1915-2005 yılları arasında yaşayan Arthur Miller, insanlık tarihinin gördüğü bu en korkunç ve unutulmaz olayı sahneye taşıyarak, 1950’lerin ABD’sinde, çok sayıda sanatçı ve entellektüelin yaşamlarını karartan McCarthy dönemine kalıcı ve çarpıcı bir eleştiri yöneltmek istemiş ve 1952’de Cadı Kazanı isimli bu oyunu yazmıştır.

Kitap ve kitaptan uyarlanan tiyatro oyunları Amerika Birleşik Devletlerinin Massachusetts eyaletinde bulunan Salem kasabasında cadılıkla suçlanan bir grup insanın mahkemelerde yargılanmasını ve idama mahkum edilmesini ele almaktadır. Baskıcı yönetimlere eleştiri getirilen eser, ABD’de insanların komünist olmakla itham edilerek yargılandığı McCarthy döneminde kaleme alınmıştır. Miller, cadılıkla suçlanan insanların onur ve haysiyetlerini korumak için ölümü göze almalarını irdelemiştir. Eser, 1950 McCarthy dönemini, Salem’de 1692 yılında cadı olmakla ve şeytanla işbirliği yapmakla suçlanan insanların idam edilmeleriyle anlatan Miller, Miller, Cadı Kazanı eseri ile şimşekleri üzerine çekmiş ve komünizmi desteklemekle suçlanmış, 1957 yılında yargılanmıştır. Miller’in toplumsal eleştirileri Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nin dikkatini çekmiş, Cadı Kazanı’nda komitenin başkanı Joseph R. McCarthy’in eleştirilmesi üzerine, aynı komite tarafından pek çok sanatçıyla birlikte hapis cezasına mahkum edilmiştir.

Oyun, yazıldıktan kısa süre sonra 22 Ocak 1953 tarihinde sahnelenmiş, daha sonra yeni yapımlarla klasikle haline gelmiştir. Kitap, Amerika Birleşik Devletlerinde ve başkaca ülkelerde birçok okulda müfredatın içindedir ve öğrencilere temel eser olarak okutulmaktadır.

Eser, Sabahattin Eyüboğlu ve Vedat Günyol tarafından Türkçeye tercüme edilmiş, edebiyat ve sanatseverlerle buluşturulmuştur. Cadı Kazanı, Türkiye’de ilk kez İstanbul Devlet Tiyatrosunda 1958-1959 sezonunda Cüneyt Gökçer tarafından sahnelenmiştir. İstanbul Kültür Sarayı İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından yeniden sahnelenmiştir. Oyunun tiyatroda ilk gösteriminde binada yangın çıkmış, sahne yaklaşık 7 yıl kapalı kalmıştır.

Oyun 2017 yılında yeniden sanatseverlerle buluşturulmuştur. Yaklaşık 45 yıl önce Cüneyt Gökçer rejiisiyle sahnelenen Cadı Kazanı, Tiyatro Tatavla’nın kendi sahnesinde seyirciyle buluşmuştur.

Oyunun yönetmenliğini Eraslan Sağlam yapmış, Aysan Sümercan, Ersan Uysal, Erhan Tuna, İrem Erkaya, Ömer Akgüllü, Kaan Songün, Tuba Zehra Sağlam, Yasemin Yeşilgöz, Hürol Balakoğlu, Şebnem Usanmaz, Erhan Özkoç, Gülnara Golovina, Hande Elaman, Yeşim Gül ve Elif Öztürk oyunda rol almışlardır.

Cadı Kazanı, Robert Ward tarafından 1961 yılında operaya da uyarlanmış ve Pulitzer Ödüllerini kazanmıştır.

Miller’ın Cadı Kazanı, iki defa beyazperdeye aktarılmıştır. Bunlarından birincisi Jean-Paul Sartre‘ın senaryosunu yazdığı 1957 tarihli Les Sorcières de Salem filmidir. İkincisi ise Miller’ın kendisi tarafından uyarlanan ve kitabın yazılmasından kırk yıl sonra sinemaya uyarlanan versiyondur. film, Akademi Ödülleri adaylığı kazanmıştır.

“Yanıyor, alev alev yanıyor dünya! Şeytanın ayak seslerini duyuyorum, geliyor. İşte… Elli çeşit suratıyla görüyorum onu! Benim suratım onun suratı! Seninki Danforth, seninki de onun suratı! İnsanları cehaletten kurtaracak olanların gevşemesi yüzünden, benim gibilerin gevşemesi yüzünden, sizin gibilerin, yalana bile bile gerçek diyen sizin gibi kara vicdanlı insanlar yüzünden, Allah lanet ediyor soyumuza! Yanacağız, hep birlikte yanacağız Allahın ateşinde!” Arthur Miller / Cadı Kazanı

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi

0

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi, 17 Mart 2013 tarihinde düzenlenen toplantıda oybiriği ile kabul edilmiştir. Bildirgeyi, Baro Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu okumuştur.  Sonuç bildirgesi, oybirliği ile seçilen Av. Ayhan Erdoğan, Av. Uğur Yetimoğlu, Av. Ceren Akkaya’dan oluşan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. 

İstanbul Barosu Hakkında Açılan Dava 

İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ayşe Füsun DikmenliAv. Aydeniz Alisbah TuskanAv. Turgay Demirci, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç hakkında ceza soruşturması açılması üzerine olağanüstü genel kurul kararı alınmıştır. Dava, Silivri 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/148 E. Sayılı dosyasıile17 Mayıs 2013’te başlamıştır. Davanın açılması ile birlikte birçok hukuk kurumu bildirgeler yayınlayarak İstanbul Barosu’na destek açıklaması yapmıştır. Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında Ceza Kanunu 277. Maddesi uyarınca yargılama görevini yapanı etkilemeye teşebbüs suçu isnat edilmiş ancak 24 Şubat 2014 tarihli duruşmada beraat kararı verilmiştir. 

2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu 

İstanbul Barosu 2013 yılı genel kuruluna, baronun önceki bakanları Av. Turgut KAZAN, Av. Prof. Dr. Yücel SAYMAN, Av. Kazım KOLCUOĞLU ve Av. Muammer AYDIN katılmış, ayrıca baro seçim gruplarının liderleri yönetime destek açıklamışlardır. Divan Başkanlığını Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Başkan Yardımcılığını Av. Kemal Aytaç, divan üyeliklerini ise Av. Emine Mustafaoğlu ile Av. Türkan Yılmaz yapmıştır.

Toplantıya, Avrupa Barolar Konseyi (CCBE) 3. Başkan Yardımcısı Mr. Michel Benichou, Uluslararası Avukatlar Birliği {UIA) Başkanı Mr. Jean-Marie Burguburu, Alman Barolar Birliği (BRAK) Başkan Yardımcısı Dr. Michael Krenzler, Alman Barolar Birliği (BRAK) Hukuk Müşaviri Ms. Krishna Wiese, Avrupa Savunma Avukatları Barosu (ECBA) Yönetim Kurulu Üyesi Mr. Scott Crosby, Avrupa Savunma Avukatları Barosu (ECBA) Üyesi Sn. Banu Kurtulan, Berlin Barosu Başkan Yardımcısı Mr. Bernd Hausler, Hırvatistan Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mr. Marın Mrklic, Selanik Barosu Başkanı Mr. Nikolaos Valergakıs, Kıbrıs Barolar Birliği Konseyi Mali Sekreteri Av. Salih Irkad, Lefkoşa Barosu Başkanı Av. Gökhan Asafoğulları, Lefkoşa Milletvekili Av. Savaş Atakan, Kıbrıslı Avukatlar adına Av. Şahap Tokatlı, Bulgaristan Baroları Temsilcisi ve Alman Avukatlar Birliği (DAV) temsilcileri ile İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Jale Özer SUSİL katılmıştır.

Genel Kurulda, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Vedat Ahsen COŞAR, Başkan Yardımcısı Av. Berra BESLER Genel Sekreter Av. Cengiz TUĞRAL, TBB Yönetim Kurulu Üyeleri, Adana Barosu Başkanı Av. Mengücek Gazi ÇITIRIK, Aksaray Barosu Başkanı Av. Levent BOZKURT, Amasya Barosu Başkanı Av. Ahmet Melik DERİNDERE, Ankara Barosu Başkanı Av. Metin FEYZİOGLU, Antalya Barosu Başkanı Av. Alper Tunga BACANLI, Aydın Barosu Başkanı Av. Sümer GERMEN, Balıkesir Barosu Başkanı Av. Yasar MEYVACI, Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit ATALAY, Burdur Barosu Başkanı Av. Yusuf ÇİFTÇİ, Bursa Barosu Başkanı Av. Ekrem DEMİRÖZ, Çanakkale Barosu Başkanı Av. Bülent ŞARLAN, Çankırı Barosu Başkanı Av. Erkan KOROGLU, Çorum Barosu Başkanı Av. İbrahim ÖZYILMAZ, Denizli Barosu Başkanı Av. Müjdat İLHAN, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir ELÇİ, Düzce Barosu Başkanı Av. Ali DİLBER, Edirne Barosu Başkanı Av. Özgür YILDIRIM, Erzincan Barosu Başkanı Av. Can TEKİN, Erzurum Barosu Başkanı Av. Faruk TERZİOĞLU, Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza ÖZTEKİN, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Ali ELİBOL, Giresun Barosu Başkanı Av. Gültekin UZUNALİOĞLU, Isparta Barosu Başkanı Av. Gökmen Hakkı GÖKMENOĞLU, Karabük Barosu Başkanı Av. Rıdvan ERDOĞAN, Kocaeli Barosu Başkanı Av. Mehmet Tamer SOLAKOĞLU, Manisa Barosu Başkanı Av. Zeynel BALKIZ, Mersin Barosu Başkanı Av. Alpay ANTMEN, Muğla Barosu Av. Mustafa İlker GÜRKAN, Sakarya Barosu Başkanı Av. Recep HACIEYÜPOĞLU, Uşak Barosu Başkanı Av. Baki KANTAR hazır bulunmuştur.

Ayrıca, İstanbul Milletvekili Sezgin TANRIKULU, Denizli Milletvekili İlhan CİHANER, İstanbul Milletvekili Mahmut TANAL, Denizli Milletvekili Emre DOĞAN, Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih KANADOĞLU, ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel ÇELİKEL, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel ÇÖLAŞAN, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Metin EBETÜRK, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU, Eğitim-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Veli DEMİR, Mimarlar Odası Başkanı Eyüp MUHÇU, Çağdaş Hukukçular Derneği temsilcileri, Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi Bşk. Selma DURAK, Engelliler Konfederasyonu Başkanı Av. Turhan İÇLİ, Sanatçılar Girişimi adına Orhan KURTULDU, Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkan Yrd.’sı Av. Turan HANÇERLİ, Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası Bşk. Yahya ARIKAN, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner GÖREN, Genel Sekreteri Dr. Ali ÇERKEZOĞLU, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Alev TOKER, Kadın Araştırmaları Derneği 2. Bşk. Meriç VELİDEDEOĞLU, Genç Avukatlar Birliğinden Semra YILDIZ, Kartal Hukukçular Derneği ve Gaziosmanpaşa Hukukçular Derneği temsilcileri de toplantıya iştirak ederek baroya destek olmuşlardır.

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi
Başkan Ve Yönetim Kurulu Görevinin Başındadır. İrademize Sahip Çıkıyoruz

İSTANBUL BAROSU’nun 17 Mart 2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurulu, Türk Hukuk Tarihinin “OLAĞANÜSTÜ” nitelemesiyle anılacak çok özel bir zaman diliminde yapılmaktadır.

Bugün; meslektaşlarımızın mahkemelerdeki görevlerini ifa etmeleri engelleniyor. Avukatlar, hukuksuzluğun hüküm sürdüğü duruşma salonlarına cübbelerini asıp çıkmazlarsa, müvekkillerine zarar verdikleri kanısındalar… Mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına yönelik bir stratejinin sinsi taktikleri uygulanıyor.

38 meslektaşımız, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklu…

Ve nihayet, Genel Kurulumuzun henüz 5 ay önce belirlenen iradesi hiçe sayılmaya çalışılıyor.

Avukatlar olarak, bugün gelinen nokta itibariyle, soluduğumuz zaman diliminin adalete olan ihtiyacını haykırmayı görev sayıyoruz.

BİZ AVUKATIZ !

Eşitlik ve özgürlük gibi değerlerden türeyen insan hakları kavramının “ahlaki talep” olduğunu içselleştirmiş bir mesleğin mensupları olarak, bu taleplerden asla vazgeçemeyiz. Bizce, siyasal iktidarın demokratik meşruiyeti, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının gerekçesindeki güç değildir. Hak ve özgürlükler, çoğunluk ideolojilerinin tartışmalı değerlerine feda edilemez. Siz ister özel yetkiler atfedin mahkemelerinize, isterseniz yönetimlerinizin sıkı mahkemelerinde yargılamalar yapın; biz yasalarla kurulmuş olsa bile bu kararların toplum vicdanında “haklı” olmadığını biliriz. Biliriz ve söyleriz:

BİZ AVUKATIZ!

Mesleğimize ilişkin biriktirdiğimiz bütün duyarlılıklarımız, kaynağında savunma hakkını ve halkın hak arama özgürlüğünü barındırır. Teslim olursak, adaleti teslim ettiğimizi biliriz biz… Tarih boyunca ilmeğe doğru uzanan her boyun bizimki olsa da teslim olmayız.

Romalıların kölelerinden bile esirgemedikleri savunma hakkının kutsallığına yüklediğimiz anlam, toplumsal adaleti temsil ederken verdiğimiz savaşımın kaynağındaki öyküyü oluşturur.

Irk, din, dil, renk ayrımı bizim meşguliyet alanımız değildir. Hak ihlalleriyle karşılaşanların kimlik ve düşüncesine bakmaksızın yanında yer alırız biz…

Adalete ulaşmaktaki en temel aygıtın savunma olduğu gerçeği, bütün birikimlerimizin beslendiği temel kaynaktır. Biz, savunmanın ihmal edildiği, görmezden gelindiği, şekli unsura dönüştüğü bir yargılamayı “adiI” sayamayız.

Biz adaletin -ayrımsız biçimde- herkes için gerekli olduğuna inanırız. Savunmamızın, “hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın” yapılabilmesine dair duyarlılıklarımız, sadece tecellisine çalıştığımız adalet içindir.

BİZ AVUKATIZ !

İktidar erkinde ifadesini bulan güç, giderek olağanüstü gelişen bir cesamete erişirse, başka deyişle kendisini yargı denetiminin dışında tutarsa, sadece kuvvetler ayrılığının işlevini yitirmekle kalmayacağını, büsbütün adaletin yitip gideceğini biliriz biz…

Yargı denetiminden kurtulup, sınırsız bir erk alanı açarken beslenen canavarın, onu besleyenlere yöneldiğini tarih boyunca çok yaşadık biz…

EVET, BİZ AVUKATIZ…

Bir gün herkese gerekiriz biz…

Yargıyı kuşatıp, esir alsanız da bizi teslim alamazsınız. Darbelerden, darbelerin sıkıyönetim mahkemelerinden, DGM’lerden, ÖYM’lerden aldığımız derslerin birikiminde oluşan gücümüzle hiç biat etmedik biz… 12 Martın 12 Eylülün işkencelerinde hiç bükülmedi bu levha…

Yargıyı siyaset stratejilerinin taktik alanları olarak kullananların, tarihte aldıkları yeri hep biz tayin ettik…

Toplumsal adaletin temsilcileri olarak taşıdığımız terazi, haklılığımıza olan inancımızı hiç hafife almadı. Biz bütün adalet mücadelelerinin onurlu savaşçıları olduk…

ŞİMDİ DE ÖYLE OLACAK…

Yargıyı siyaset eliyle susturup, savunmayı polis eliyle kriminalize ederek kamuoyu desteği sağladığınızı düşünseniz bile susmayacağız biz… Tutuklu tüm meslektaşlarımıza inanarak, onların sadece savunma hakkı uğruna mahpus yattıklarını söylemeye devam edeceğiz. Kimlerin avukatlığını yaptıklarına ilişkin bir sorgulamayı da, susma hakkının kullanılmasına dair bir tavsiyenin sorgu konusu yapılmasını da şiddetle reddediyoruz.

Biz ayrıcalık istemiyoruz.

Altında imzanız olan taahhütlere uymanız gerektiğini söylüyoruz.

B.M. Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipleri içeren Havana Kurallarının ifadesi ile;

“Hiç bir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmeleri güvence altına alınmış olan avukatların kabul görmüş mesleki ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka tür yaptırımla sıkıntı çekmemeleri veya tehditle karşılaşmamaları/ Hükümetlerin sahip bulundukları erk eliyle sağlanır.”

Demokrasi İddiasının hak edilmesindeki temel koşul konumunda bulunan hak arama özgürlüğü için verdiğiniz sözlere uymanızı istiyoruz. Biz bu sözlerin takipçisi olacağız ve bu uğurda mücadeleye devam edeceğiz.

Örgütlü gücümüzü, Baromuzu da size teslim etmeyeceğiz.

Özgür biçimde 5 ay önce belirlediğimiz irademize sahip çıkıyoruz. 5 ay önce burada belirlediğimiz iradeyi yalnızca biz değiştirebiliriz.

Baro yönetimi görevinin başındadır ve seçimle geldiği yerden seçimle gidecektir.

Hiçbir kişi ve kurum bu konuda söz söyleme veya bu durumu değiştirme hakkına sahip değildir.

Avukatların demokratik iradelerine tasallut edenler, çok ağır bir yanıt ve ders alırlar. Özgür irademiz dışındaki her gelişmeyi, örgütümüze dönük bir darbe olarak niteleyeceğimiz bilinmelidir.

Savunmaya yönelik bu saldırıların giderek Baromuza kadar vardırılmış olması, onun da susturulmasını amaçlıyorsa, bu amaca asla ulaşılamayacağı bilinmelidir. Meslek örgütümüzün seçimlerindeki farklılıklarımız, mesleğimize yönelen saldırılar karşısında “yekvücut” bir davranış biçimine dönüşür. Barolara
saldırılarak avukatların susturulması, halkın hak arama özgürlüğünün yok edilmesi anlamına gelecektir. Buna asla izin vermeyeceğiz.

Baromuzu ve onun yöneticilerini yargılamaya yönelik komplolara da boyun eğmeyeceğiz. Meslektaşının haklarını korumakla görevli olan yöneticilerin bu görevlerini yerine getirdikleri için yargılanmalarını, savunmaya yönelik saldırılardan alınan bir pay olarak niteliyoruz. 17 Mayıs 2013 tarihinde Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmada, kamuoyunun da tanık olacağı güç, bükülmeyi reddeden bir özgün haykırış olacaktır.

O gün yargılanacak olan baro yöneticileri değil, yargının bizzat kendisidir.

TÜM YURTTAŞLARA SÖZ VERİYORUZ Kİ;
AVUKATLAR, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE VERMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEKTİR.

ASLA EGEMENLERE TESLİM OLMAYACAĞIZ. MEŞRU MÜDAFAA HAKKIMIZI SONUNA KADAR KULLANACAĞIZ.

BU ÜLKEDE AVUKATLAR VAR…

Avukat Kazım Arslan

0

Avukat, iş adamı ve siyasetçi Kazım Arslan 17 Mart 1954’te doğdu. (Ölümü: 7 Haziran 2019) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1984-1989 yılları arasında SODEP İl Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. 1989’da SHP Denizli İl Sekreterliği’ne, 1991’de SHP İl Başkanlığı’na seçildi. 1979-1999 arasında 20 yıl boyunca serbest avukat olarak çalıştı. 6 yıl Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) Başkanlığı’nı üstlendi. 6 yıl Ulusal Sanayici ve İş Adamları Derneği Denizli Şube Başkanlığı yaptı. 10 ayrı sivil toplum örgütünde de yöneticilik yaptı. 25., 26. ve 27. dönem Denizli Milletvekili olarak görev yaptı. 7 Haziran 2019’da beyin kanaması nedeniyle Antalya’da yaşamını yitirdi.

Mukaddime

0
Mukaddime, tarih, sosyoloji ve siyaset düşüncesi arasında köprü kuran klasik bir başvuru eseridir. Eser, toplumların ve devletlerin yükseliş–çöküş aşamalarını açıklamak için kavramsal araçlar geliştirmektedir. 

Mukaddime (The Muqaddimah), 14. yüzyıl filozofu, sosyolojinin asıl kurucusu veya sosyolojinin babası olarak kabul edilen İbn Haldun’un (1332–1406) tarih anlayışını temellendirdiği, toplumların ve devletlerin işleyişini açıklamaya çalıştığı en önemli eseridir. Eser yazarın kapsamlı tarih kitabı olan Kitâbü’l-İber’in giriş bölümü olarak kaleme alınmış; ancak içerdiği yöntem, kavramlar ve özgün yaklaşım nedeniyle zamanla müstakil bir klasik olarak değerlendirilmiştir. Mukaddime, toplum, siyaset, ekonomi, kültür ve eğitim gibi alanları bir arada ele alan sistemli bir düşünce metnidir.

Eserin telifinin ilk şekli 1377 (H. 779) yılında tamamlanmış, İbn Haldun daha sonra metin üzerinde tashih ve eklemeler yapmıştır.

Mukaddime, tarih, sosyoloji ve siyaset düşüncesi arasında köprü kuran klasik bir başvuru eseridir. Eser, toplumların ve devletlerin yükseliş–çöküş aşamalarını açıklamak için kavramsal araçlar geliştirmektedir. Çürümüşlüğü, ahlâkî bir çöküşten çok, toplumsal ve siyasal çözülme olarak açıklamaktadır.

Mukaddime yüzyıllarca çok sayıda el yazması nüsha halinde istinsah edildi ve bilim dünyası tarafından takip edildi. İstanbul, Kahire ve Avrupa kütüphanelerinde orijinal metinler muhafaza edildi. 19. yüzyılda başta Paris ve Kahire olmak üzere birçok ülkede matbu olarak seri baskısı yapıldı. Mukaddime’nin tamamına yakın kısmının ilk Türkçe tercümesi Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi tarafından 1730–31 yıllarında yapılarak I. Mahmud’a takdim edildi.

İbn Haldun, tarihî olayların hikaye gibi anlatılmasını yeterli görmemiş; olayların arka planındaki nedenleri ve toplumsal dinamikleri araştırarak bilimsel bir disiplin geliştirmiştir. BU çerçevede Mukaddime, tarihin nasıl incelenmesi gerektiği sorusuna cevap arayan bir yöntem kitabı niteliği taşımaktadır. Yazar, rivayetlerin sorgulanmadan aktarılmasına karşı çıkmakta; abartı, propaganda ve tarafgirlik gibi etkenlerin tarihî bilgiyi çarpıtabileceğini vurgulayarak eleştirel bir bakış önermektedir. Dil, eğitim, bilimlerin sınıflandırılması, dinî ve hukukî kurumların toplumsal etkileri gibi konular da Mukaddime’nin kapsamını genişleten başlıklardır. Bu çok yönlü yaklaşım, eserin hem İslam düşünce tarihinde hem de modern sosyal bilim tartışmalarında öncü bir metin olarak anılmasına yol açmıştır.

17 Mart – Hukuk Takvimi

0
17 Mart – Hukuk Takvimi

1406

Tunus’lu düşünür, sosyolog, tarihçi ve ünlü Mukaddime isimli eserin sahibi İbn-i Haldun, Kahire’de yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Mayıs 1332, Tunus)

1861

İtalya, ulusal birliğini kurdu.

1888

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier doğdu. (Ölümü: 14 Ekim 1961) Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı. 1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı. 1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947 yılında Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve 22 Ocak–19 Kasım 1947 tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı. 1948–1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.

1893

Avukat ve Fransa eski Başbakanı Jules Ferry yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 5 Nisan 1832) Paris Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü. 1879-1883 yılları arasında birçok kez Maarif ve Güzel Sanatlar Bakanı olarak görev yaptı. Zorunlu ve parasız eğitimi geri getiren yasaları yazdı. 1880’den 1885’e kadar Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle Çinhindi yarımadasında Fransız sömürgeciliğinin yayılmasına güçlü bir bağlılık gösterdi. Tonkin meselesi nedeniyle hükümet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. 1887 cumhurbaşkanı seçildi.  1893 yılında Fransız senatosu başkanı oldu. 

1911

Siyasetçi, avukat ve gazeteci Hıfzı Oğuz Bekata dünyaya geldi. (17 Mart 1911 – 2 Eylül 1995) ) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942’de İktisat Bakanlığı iş müfettişi ve Sanayi genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. İki dönem Ankara milletvekili ve 27 Mayıs ihtilali sonrası Kurucu Meclis üyesi olarak parlamentoda görev yaptı. 1961 ve 1975’te Ankara senatörü, 1962’de Devlet bakanı, 1963’te İçişleri bakanı oldu. Millî Savunma bakan vekilliği ve hükümet sözcülüğü yaptı. 

Hıfzı Oğuz Bekata

1920

Bangladeş’in ilk Başbakanı ve Devlet Başkanı, Banga Bandhu Şeyh Mucibur Rahman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1975) Kalküta ve Dakka Üniversitelerinde Hukuk ve Siyasal Bilimler öğrenimi gördü. Genç yaşta İngilizlere karşı sürdürülen bağımsızlık hareketine katılması nedeniyle hapis yattı. 1972’de Başbakan oldu, baskıcı bir yönetim kurarak 1975 başlarında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi. 15 Ağustos 1975’teki bir askerî darbeyle devrildi ve ailesiyle birlikte öldürüldü.

1926

Demir Sanayinin Tesisine Dair Kanun TBMM’de kabul edildi.

1927

İtalya’da müzmin bekarların ağır vergi ödemeleri için kanun çıkarıldı.

1944

Varlık Vergisi’nin tasfiyesine ilişkin yasa yürürlüğe girdi.(Varlık vergisi bakayasının terkinine dair kanun)

1948

Belçika, Fransa, Hollanda, Birleşik Krallık ve Lüksemburg arasında, 50 yıl süreli Brüksel Antlaşması imzalandı ve Batı Avrupa Birliği kuruldu.

1954

Avukat, iş adamı ve siyasetçi Kazım Arslan doğdu. (Ölümü: 7 Haziran 2019)

1965

Türk-İsrail Ticaret Antlaşması imzalandı.

1970

My Lai Katliamında ABD Ordusu, olayı örtbas etmeye çalıştıkları için 14 subay hakkında soruşturma başlattı. My Lai Vietnam’ın Quang Ngai Bölgesi’ndeki My Lai (Mei Lay) köyünde 16 Mart 1968’de Amerikan askerleri tarafından gerçekleştirilen katliamdır.

1976

  • Amerikan Northrop uçak şirketi, uçak alım satımlarıyla ilgili Türkiye’de yetkililere rüşvet dağıttığı iddialarını doğruladı.

  • Ankara Cezaevi’nde yatan aktör Yılmaz Güney, cezaevi disiplinini bozduğu gerekçesiyle Kayseri Cezaevine gönderildi.

1978

Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol (Second Additional Protocol to the European Convention on Extradition), Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde düzenlendi. 

1981

Onur Yayınları yönetmeni İlhan Erdost’un, Mamak Askeri Cezaevi’nde 7 Kasım 1980 tarihinde öldürülmesi ile ilgili dava Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülmeye başladı. Sanık erler, “disiplini sağlamak ve göz korkutmak amacıyla Erdost’un bacaklarına vurduklarını, bunun her zaman yapılan rutin uygulama olduğunu” ileri sürdüler.

1985

Ünlü Cadı Kazanı isimli eserin yazarı Arthur Miller ile Harold Pinter hapiste bulunan Uluslararası Pen üyesi yazarları ziyaret etmek amacıyla Türkiye’ye geldi.

1988

Başbakan Özal, yasadışı fişlemelerin 17 Mart’tan itibaren kaldırıldığını ve güvenlik soruşturması kapsamının da daraltıldığını açıkladı.

1992

Sınai Kazaların Sınır Ötesi Etkileri konulu Sözleşme ile Sınır Ötesi suların ve Uluslar arası Göllerin Kullanımı konulu Sözleşme 17 mart 1992’de Helsinki’de imzaya açıldı. 

1995

Fransa’da yayımlanan Le Monde gazetesi, Fransız şirketlerinin silah sattıkları ülkelerde rüşvet dağıttığını yazdı. Fransa’dan en çok silah alan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyordu.

1997

Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan göreve başladı. Jagan, 17 Mart 1997–19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.

2005

Ankara 2. İş Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın iptal kararına karşı verdiği direnme kararının gerekçesini açıklandı: “Anadilde öğrenim ulusal bütünlüğü bölmez, pekiştirir. Mahkemeler kuşku üzerine hüküm oluşturamaz.

2006

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, yargılanan eski Sırp lider Slobodan Miloseviç’in tam otopsi raporunu açıkladı. Zehirlenme olmadığı ve ölüm nedeninin kalp krizi olduğu bildirildi.

2011

Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı ile ilgili olarak 20 kişi gözaltına alındı.

2013

2016

2017

HSYK, “FETÖ/PDY” soruşturmaları kapsamında, 202 hakim ve savcıyı meslekten ihraç etti.

   

2020

Kuzey İrlandalı barış gönüllüsü Betty Williams yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Mayıs 1943) Mairead Corrigan ile birlikte kurucularından olduğu; Kuzey İrlanda’daki sorunların barışçıl bir şekilde çözümünü teşvik amacıyla kurulan bir örgüt olan Barış İnsanları Topluluğunda yaptığı çalışmalardan dolayı 1976 yılında Nobel Barış Ödülü kazandı. Küresel Çocuk Vakfı ve Dünya Çocuklara Merhamet Merkezi’nin başkanlığını yaptı.

2022

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden hukukçular İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde Adalet Nöbeti tuttu. Avukat Mustafa Kemal Güngör, Savaşa Hayır başlıklı bildiriyi okudu. 

2025

İstanbul’da yasa dışı bahis operasyonunda Pozitifbank, Payfix ve Flash Haber Tv’nin de aralarında olduğu 23 şirkete el konuldu. 51 şüpheli gözaltına alındı. Örgüt lideri olarak suçlanan Erkan Kork’un da aralarında bulunduğu 31 şüpheliden 21’i tutuklanırken 10 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 
17 Mart – Hukuk Takvimi

Türkiye – İran Dostluk Antlaşması – 1932

0
 
Türkiye – İran Dostluk Antlaşması 5 Kasım 1932 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Antlaşmanın amacı, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.

Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti arasında akdolunan dostluk muahedenamesinin tasdikine dair kanun onaylanmıştır. Kanun, 28 Aralık 1933’te kabul edilerek Resmî Gazete’nin 8 Ocak 1934 tarihli sayısında yayınlanmıştır. 

  • Antlaşma, 22 Nisan 1926 tarihinde imzalanan güvenlik ve dostluk antlaşmasını teyit etti. 
  • Antlaşma, iki ülke arasındaki dostluğun sürekli ve samimi bir şekilde devam edeceğini vurguladı.
  • Her iki ülke diplomatik ilişkilerin uluslararası teamüllere göre devamını teyit etti.
  • İki ülke; ticaret, gümrük ve seyahat konularında karşılıklı anlaşmalar yapılmasını kararlaştırdı.

 

Türkiye ile İran Arasında Dostluk Muahedenamesi  

Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti,
Diğer taraftan İran Devleti,

Aralarında teyemmünen mevcut olan öz dostluk ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek ve iki memleketin umumî münasebetlerine taallûk eden 22 nisan 1926 tarihli emniyet ve dostluk muahedenamesindeki maddelerin hükümlerini yeni bir dostluk muahedenamesine tekrar koymak arzusunu besledikleri cihetle bu maksatla murahhasları olmak üzere,

Türkiye Reisicumhuru Hazretleri: Hariciye vekili ve İzmir mebusu Doktor Tevi’ik Rüştü Beyefendiyi,
Alâ Hazreti Hümayun İran Şahmşahi: Hariciye veziri Cenabı Eşref Akay Mirza Mohammad Ali Han Forugi’yi

Tayin etmişlerdir.


Bu murahhaslar usulüne uygun görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde  1

Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti ve iki taraf tebaaları arasında bozulması kabil olmıyan sulh ve samimî ve ebedî dostluk cari olacaktır.

Madde  2

Yüksek Akit taraftarlar, her birinin diplomasi ve konsolosluk mümessillerinin öbürünün topraklarında karşılıklı olmak şartile hukuku düvel kaideleri ve teamülü dairesinde muamele görmekte devam edeceklerini ve bu muamelenin her halde ve gene karşılıklı olmak şartile en çok müsaade gören millet diplomasi ve konsolosluk mümessillerine bahşolunan muameleden daha az müsaadeli olmayacağını kabul ederler.

Madde 3

Yüksek Âkit taraflar memleketleri arasında konsolosluk, ticaret, gümrük ve gemilerinin seyrine müteallik münasebetlerini ve her birinin tebaasının diğeri arazisinde ikametlerile tevakkufları şartlarını hukuku düvel kaidelerine ve teamülüne ve tamamile karşılıklı olmak esasına uygun mukavelenameler tanzim etmek hususunda mutabık kalmışlardır.

Madde  4

İşbu muahedename tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün olduğu kadar az bir zaman içinde Tahranda teati olunacaktır. Muahede tasdiknamelerin teatisile meriyete girecektir.

İki taraf murahhasları yukarıdaki maddeler hükümlerini kabul ederek bu muahedenameyi imzalamış ve mühürlemişlerdir.

Ankarada bin dokuz yüz otuz iki senesi sonuncu teşrinin beşinci günü iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 30 – XII -1933 ve 1/806