Birleşmiş Milletler Üyesi Devletler

0

Birleşmiş Milletler Üyesi Devletler ve Üyelik Tarihleri Listesi 

Birleşmiş Milletlerin 193 üye ülkesi bulunmaktadır. Türkiye, BM’nin kurucu üyelerindendir.

Üye Devlet Kabul Tarihi
Afganistan 19 Kasım 1946
Arnavutluk 14 Aralık 1955
Cezayir 8 Ekim 1962
Andora 28 Temmuz 1993
Angola 1 Aralık 1976
Antigua ve Barbuda 11 Kasım 1981
Arjantin 24 Ekim 1945
Ermenistan 2 Mart 1992
Avustralya 1 Kasım 1945
Avusturya 14 Aralık 1955
Azerbaycan 2 Mart 1992
Bahamalar 18 Eylül 1973
Bahreyn 21 Eylül 1971
Bangladeş 17 Eylül 1974
Barbados 9 Aralık 1966
Belarus 24 Ekim 1945
Belçika 27 Aralık 1945
Belize 25 Eylül 1981
Benin 20 Eylül 1960
Bhutan 21 Eylül 1971
Bolivya 14 Kasım 1945
Bosna Hersek 22 Mayıs 1992
Botsvana 17 Ekim 1966
Brezilya 24 Ekim 1945
Brunei Sultanlığı 21 Eylül 1984
Bulgaristan 14 Aralık 1955
Burkina Faso 20 Eylül 1960
Burundi 18 Eylül 1962
Kamboçya 14 Aralık 1955
Kamerun 20 Eylül 1960
Kanada 9 Kasım 1945
Yeşil Burun Adaları 16 Eylül 1975
Orta Afrika Cumhuriyeti 20 Eylül 1960
Çad 20 Eylül 1960
Şili 24 Ekim 1945
Çin 24 Ekim 1945
Kolombiya 5 Kasım 1945
Komorlar 12 Kasım 1975
Kongo (Cumhuriyeti) 20 Eylül 1960
Kosta Rika 2 Kasım 1945
Fildişi Sahili 20 Eylül 1960
Hırvatistan 22 Mayıs 1992
Küba 24 Ekim 1945
Kıbrıs 20 Eylül 1960
Çek Cumhuriyeti 19 Ocak 1993
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti 17 Eylül 1991
Kongo Demokratik Cumhuriyeti 20 Eylül 1960
Danimarka 24 Ekim 1945
Cibuti 20 Eylül 1977
Dominika 18 Aralık 1978
Dominik Cumhuriyeti 24 Ekim 1945
Ekvador 21 Aralık 1945
Mısır 24 Ekim 1945
El Salvador 24 Ekim 1945
Ekvator Ginesi 12 Kasım 1968
Eritre 28 Mayıs 1993
Estonya 17 Eylül 1991
Etiyopya 13 Kasım 1945
Fiji 13 Ekim 1970
Finlandiya 14 Aralık 1955
Fransa 24 Ekim 1945
Gabon 20 Eylül 1960
Gambiya 21 Eylül 1965
Gürcistan 31 Temmuz 1992
Almanya 18 Eylül 1973
Gana 8 Mart 1957
Yunanistan 25 Ekim 1945
Grenada 17 Eylül 1974
Guatemala 21 Kasım 1945
Gine 12 Aralık 1958
Gine-Bissau 17 Eylül 1974
Guyana 20 Eylül 1966
Haiti 24 Ekim 1945
Honduras 17 Aralık 1945
Macaristan 14 Aralık 1955
İzlanda 19 Kasım 1946
Hindistan 30 Ekim 1945
Endonezya 28 Eylül 1950
İran 24 Ekim 1945
Irak 21 Aralık 1945
İrlanda 14 Aralık 1955
İsrail 11 Mayıs 1949
İtalya 14 Aralık 1955
Jamaika 18 Eylül 1962
Japonya 18 Aralık 1956
Ürdün 14 Aralık 1955
Kazakistan 2 Mart 1992
Kenya 16 Aralık 1963
Kiribati 14 Eylül 1999
Kuveyt 14 Mayıs 1963
Kırgızistan 2 Mart 1992
Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti 14 Aralık 1955
Letonya 17 Eylül 1991 |-
Lübnan 24 Ekim 1945
Lesoto 17 Ekim 1966
Liberya 2 Kasım 1945
Libya 14 Aralık 1955
Lihtenştayn 18 Eylül 1990
Litvanya 17 Eylül 1991
Lüksemburg 24 Ekim 1945
Madagaskar 20 Eylül 1960
Malawi 1 Aralık 1964
Malezya 17 Eylül 1957
Maldivler 21 Eylül 1965
Mali 28 Eylül 1960
Malta 1 Aralık 1964
Marşal Adaları 17 Eylül 1991
Moritanya 27 Ekim 1961
Mauritius 24 Nisan1968
Meksika 7 Kasım 1945
Mikronezya (Federal Devletler) 17 Eylül 1991
Monako 28 May 1993
Moğolistan 27 Ekim 1961
Karadağ 28 Haziran 2006
Fas 12 Kasım 1956
Mozambik 16 Eylül 1975
Myanmar 19 Nisan 1948
Namibya 23 Nisan 1990
Nauru 14 Eylül 1999
Nepal 14 Aralık 1955
Hollanda 10 Aralık 1945
Yeni Zelanda 24 Ekim 1945
Nikaragua 24 Ekim 1945
Nijer 20 Eylül 1960
Nijerya 7 Ekim 1960
Norveç 27 Kasım 1945
Umman 7 Ekim 1971
Pakistan 30 Eylül 1947
Palau 15 Aralık 1994 |-
Panama 13 Kasım 1945
Papua Yeni Gine 10 Ekim 1975
Paraguay 24 Ekim 1945
Peru 31 Ekim 1945
Philippines 24 Ekim 1945
Polonya 24 Ekim 1945
Portekiz 14 Aralık 1955
Katar 21 Eylül 1971
Kore Cumhuriyeti 17 Eylül 1991
Moldova Cumhuriyeti 2 Mart 1992
Romanya 14 Aralık 1955
Rusya Federasyonu 24 Ekim 1945
Rwanda 18 Eylül 1962
Saint Kitts ve Nevis 23 Eylül 1983
Saint Lucia 18 Eylül 1979
Saint Vincent ve Grenadinler 16 Eylül 1980
Samoa 15 Aralık 1976
San Marino 2 Mart 1992
Sao Tome ve Principe 16 Eylül 1975
Suudi Arabistan 24 Ekim 1945
Senegal 28 Eylül 1960
Sırbistan 1 Kasım 2000
Seyşeller 21 Eylül 1976
Sierra Leone 27 Eylül 1961
Singapur 21 Eylül 1965
Slovakya 19 Ocak 1993
Slovenya 22 Mayıs 1992
Solomon Adaları 19 Eylül 1978
Somali 20 Eylül 1960
Güney Afrika 7 Kasım 1945
Güney Sudan 14 Temmuz 2011
İspanya 14 Aralık 1955
Sri Lanka 14 Aralık 1955
Sudan 12 Kasım 1956
Suriname 4 Aralık 1975
Esvatini 24 Eylül 1968
İsviçre 10 Eylül 2002 |-
İsveç 19 Kasım 1946
Suriye 24 Ekim 1945
Tacikistan 2 Mart 1992
Tayland 16 Aralık 1946
Kuzey Makedonya  8 Nisan 1993
Timor Leste 27 Eylül 2002
Togo 20 Eylül 1960
Tonga 14 Eylül 1999
Trinidad ve Tobago 18 Eylül 1962
Tunus 12 Kasım 1956
Türkiye 24 Ekim 1945
Türkmenistan 2 Mart 1992
Tuvalu 5 Eylül 2000
Uganda 25 Ekim 1962
Ukrayna 24 Ekim 1945
Birleşik Arap Emirlikleri 9 Aralık 1971
Birleşik Krallık 24 Ekim 1945
Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti 14 Aralık 1961
Birleşik Devletler 24 Ekim 1945
Uruguay 18 Aralık 1945
Özbekistan 2 Mart 1992
Vanuatu 15 Eylül 1981
Venezuela 15 Kasım 1945
Vietnam 20 Eylül 1977
Yemen 30 Eylül 1947
Zambiya 1 Aralık 1964
Zimbabve 25 Ağustos 1980

Nathan Clifford

0
Nathan Clifford

Amerikalı  devlet adamı, diplomat ve hukukçu Nathan Clifford 18 Ağustos 1803’te dünyaya geldi. Ailesi eski Yankee soyundandı. New Hampshire’da büyüdü. On sekiz yaşında hukuk okumaya başladı. Beş yıl sonra, 1827’de baroya kabul edildi ve tek avukat olduğu Maine’e geldi.

1834-1838 yıllarında Eyalet Başsavcılığına, 1838-1843 yıllarında da MainMaine Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1846’da Başkan James Polk, kendisini ABD Başsavcısı olarak atadı. 17 Ekim 1846 – 17 Mart 1848 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri Başsavcılığını yürüttü. 2 Ekim 1848-6 Eylül 1849 arasında Amerika Birleşik Devletleri Meksika Büyükelçisi olarak çalıştıktan sonra Yargıç olarak atandığı 1858 yılına kadar avukatlık yaptı.

1858’den 1881’e kadar ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak 23 yıl görev yaptı.

Ölümünden bir yıl önce büyük bir felç geçirdi, ancak görevlerini yerine getirmeye devam etti. 25 Temmuz 1881’de yaşamını yitirdi.

Nathan Clifford, ABD tarihinde Yasama, Yürütme ve Yargı’nın her kademesinde görev yapmış az sayıdaki isimden biridir. Başsavcılık, büyükelçilik ve Yüksek Mahkeme yargıçlığı görevleriyle Amerikan hukuk tarihine damga vurmuştur.

ABD–Büyükelçilik görevi sırasında, Meksika Savaşı sonrası imzalanan Guadalupe Hidalgo Antlaşmasının uygulanmasında kritik rol oynamıştır.

Yargıç olarak, ticaret, denizcilik ve sözleşme hukuku konularında verdiği kararlarda muhafazakâr görüşleriyle bilinmektedir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği(OHCHR)

0
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Logo

İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) insan haklarına dair BM faaliyetlerinin odak noktasıdır. Yüksek Komiser, BM sistemi içerisindeki en üst düzey insan hakları yetkilisidir. : İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR)‘nin tüm faaliyetlerini ve yönetimini yürütür. Komiserlik, 20 Aralık 1993 tarihinde kurulmuştur. (Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights, OHCHR)

İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR), Birleşmiş Milletler sistemi genelinde insan hakları faaliyetlerini koordine eden ve Cenevre merkezli İnsan Hakları Konseyini denetleyen İnsan Hakları Yüksek Komiseri tarafından yönetilmektedir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri, 17 Ekim 2022 tarihinden bu yana Avusturyalı diplomat Volker Türk‘tür. BM Genel Kurulu, Temmuz 2026’da yapılan oylamayla Volker Türk‘ün görev süresini 4 yıl daha uzatarak 11 Ekim 2030 tarihine kadar bu makamda kalmasını onaylamıştır. 

Volker Türk
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk
Birleşmiş Milletler Önceki İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 15 Mart 2006 tarihinde 60/251 sayılı kararlıyla kurumsal statü kazanmış, daha önce 60 yıl boyunca görev yapmış olan İnsan Hakları Komisyonu’nun işlevlerini üstlenmiştir.

İnsan Hakları Komisyonu(Konsey), antlaşma ile kurulmuş kurumlar (antlaşmalara riayeti denetleyen uzman komiteleri) ve BM bünyesindeki öteki insan hakları organları için bir sekretarya işlevi görmektedir. Ayrıca, insan hakları konusunda saha çalışmaları yürütmekte; tavsiyelerde ve teknik yardımda bulunmaktadır. Düzenli bütçesine ek olarak, bu makamın faaliyetlerinin bir kısmı bütçe dışı kaynaklardan finanse edilmektedir.

Yüksek Komiser, BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO), BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve BM Gönüllüleri (UNV) gibi insan hakları ile ilgilenen öteki BM kurumları ile işbirliği ve koordinasyonu kurumsallaştırmak için belirli adımlar atmıştır. Komiserlik Makamı benzer şekilde, BM Sekretaryasının bölümleri ile de yakın işbirliği içinde barış ve güvenlik alanlarında da faaliyet göstermektedir.  Ofis ayrıca Inter-agency Standing Komitesi’nin bir parçası olarak acil insani yardımlara olan uluslararası tepkiyi kontrol etmektedir.

BM İnsan Hakları Konseyi, BM üyesi her ülkenin insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için göstermiş olduğu performansı incelemek ve bu yolla insan hakları durumunu dünyanın her köşesinde iyileştirmek amacıyla Evrensel Periyodik İnceleme adıyla yeni bir izleme mekanizması oluşturmuştur. Bu mekanizma aracılığıyla Birleşmiş Milletler üyesi 192 Devlet, dört yıllık dönemler halinde incelemeye tabi tutulmaktadır.

Türkiye’yle ilgili ilk inceleme, Konsey tarafından oluşturulan Evrensel Periyodik İnceleme Çalışma Grubunun 3-14 Mayıs 2010 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 8. oturumda tamamlanmıştır. Bu toplantıda Türkiye’yi Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek başkanlığındaki 23 kişilik heyet temsil etmiş, gözden geçirme sürecine 25 BM üyesi ve 29 gözlemci devlet katılmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Birleşmiş Milletler’in insan haklarıyla ilgili faaliyetlerinde baş sorumluluğa sahip olan memurudur. Dört yıllık dönemler için atanılan Yüksek Komiser, herkesin insan haklarının tümünden etkin biçimde faydalanmasını teşvik ve temin etmek; BM bünyesi içinde insan hakları ile ilgili faaliyetleri artırmak ve işbirliğini saptamak; yeni insan hakları standartlarının geliştirilmesine yardımcı olmak ve insan hakları antlaşmalarının tasdikini teşvik etmek gibi birçok sorumlulukla görevlendirilmiştir.

Yüksek Komiser ayrıca, ciddi insan hakları ihlallerine karşı tepki vermek ve önleyici eylemlerde bulunmakla da yetkilidir. Genel Sekreter’in talimat ve yetkisi altında Yüksek Komiser, İnsan Hakları Komisyonu’na ve Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) vasıtasıyla da Genel Kurul’a rapor sunmaktadır. İnsan haklarına saygıyı temin etmek ve ihlalleri önlemek amacıyla Yüksek Komiser hükümetlerle diyalog içinde bulunmak zorundadır. Bunların yanında, BM bünyesi içinde insan hakları mekanizmasını daha etkin ve verimli hale getirebilmek için söz konusu mekanizmayı güçlendirmeye ve basitleştirip işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır.

Eğitim ve Bilgi

Birleşmiş Milletler için eğitim, temel bir insan hakkıdır ve insan haklarının teşvikinde en etkili araçlardan biridir. Resmi ya da gayri resmi şekilde yapılan insan hakları eğitimi yaratıcı öğretme yöntemleri, bilginin yayılması ve tutumların değiştirilmesi vasıtasıyla evrensel bir insan hakları kültürüne ulaşmak için çalışmaktadır.

BM İnsan Hakları Eğitimi için On yıl (1995–2004)

İnsan Hakları Eğitimi için on yıl projesi, küresel bir insan hakları kültürünü geliştirmeyi ve dünya çapında insan haklarına ilişkin farkındalığı artırmayı hedeflemektedir. Bu çalışma şimdiden 40 kadar ülkenin insan hakları eğitimlerini, konuyu okul müfredatlarına taşımak gibi yollarla, geliştirmelerini sağlamıştır. Benzer biçimde birçok ülke, insan hakları eğitimini geliştirme çabalarına ulusal eylem planları hazırlayarak ulusal kurumları aracılığıyla katılmıştır.

İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi

İnsan haklarının teşviki ve korunmasında BM’nin faaliyetlerinin rolü ve çapı genişlemeye devam etmektedir. BM’nin faaliyetlerinin esas amacı, BM Antlaşması’nda yazıldığı üzere “Birleşmiş Milletler’in halkları”nın onuruna eksiksiz saygıyı temin etmektir. Birleşmiş Milletler, uluslararası mekanizması aracılığıyla,  pek çok cephede çalışmaktadır:

Küresel vicdan 

Birleşmiş Milletler, devletlerin davranışları için kabul edilebilir, makul, uluslararası davranış standartları belirlemiştir. Genel Kurul’da hazırlanan çeşitli bildirge ve sözleşmeler vasıtasıyla, insan hakları ilkelerinin evrenselliği işaret edilerek, bu standartları tehdit eden uygulamalara karşı bütün dünya uyarılmıştır.

Yasa yapıcı

Birleşmiş Milletler uluslararası hukukun daha önceden yapılmamış bir şekilde kanunlaştırılmasında güdümleyici rol oynamıştır. Bu sayede kadınlar, çocuklar, mahkumlar, tutuklular ve zihinsel engeller gibi grupların insan hakları ve de soykırım, ırksal ayrımcılık ve işkence gibi ihlaller öncesinde neredeyse tümüyle hususi olarak devletlerarası ilişkilere odaklanan uluslararası hukukun temel özelliklerinden biri haline gelmiştir.

Denetleyici Özelliği

Birleşmiş Milletler insan haklarının tanımlanmaktan öte korunmasını teminat altına almada esaslı bir rol oynamaktadır. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmeleri (1966) uluslararası kurumları, devletlerin yükümlülüklerine nasıl ve ne ölçüde uyumlu yaşadıklarını denetlemekle yetkilendiren antlaşmaların ilk örneklerindendir. İnsan Hakları Komisyonu’nun oluşturduğu antlaşma kurumları, özel raportörler ve çalışma gruplarının her biri uluslararası standartlara uyumu denetleyen ve ihlal iddialarını soruşturan prosedür ve mekanizmalara sahiptirler. Onların özel durumlara ilişkin almış oldukları kararlar, ancak pek az hükümetin karşı gelmek isteyeceği ahlaki bir ağırlık taşımaktadır.

Soğukkanlılık Merkezi 

 OHCHR insan hakları ihlali iddialarına ilişkin grup ve bireylerden duyumlar almaktadır. Her yıl 100.000’den fazla şikayet alınmaktadır. OHCHR anlaşmalar ve önergelerle getirilen uygulama prosedürleri ışığında kendisine ulaşan haberler için uygun BM kurumları ve mekanizmalarına başvurmaktadır. Acil müdahale istekleri faks (41-22-917-9022) ve e-posta yoluyla (tb-petitions@ohchr.org)  OHCHR’ye ulaştırılabilmektedir.

Hak Savunucu 

Bir raportör ya da bir çalışma grubunun başkanı işkence veya ilerde olabilecek mahkemelerin yetkisi dışında bir infaz gibi ciddi bir insan hakları ihlalinin gerçekleşmek üzere olduğunu öğrenirse, ilgili devlete durumun aydınlatılmasını ve iddia sahibi mağdurun haklarının korunması garantisini talep eden acil bir mesaj ulaştırmaktadır.

Araştırmacı

Birleşmiş Milletler, insan hakları hukukunun gelişmesi ve uygulanması için elzem olan verileri derlemektedir. Örneğin, bazı ülke bazlı çalışmalar yerli halkların haklarını korumak için geliştirilen bir belgeye dayanak teşkil etmiştir. BM kurumlarının isteği üzerine OHCHR tarafından hazırlanan çalışma ve raporlar, yeni politikalar, ve uygulamalar kurumların insan haklarına olan saygısını arttırmak için yol gösterici olmuştur.

Temyiz Mahkemesi Niteliği

Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Yok Edilmesi Uluslararası Sözleşmesi, İşkenceye Karşı Sözleşme, Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi, Uluslararası Sözleşmesinin Ek Protokolü ve de Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesinin Birinci Ek Protokolü gereğince, bireyler bütün iç başvuru yollarını denedikten sonra ilgili başvuru prosedürüne onay vermiş olan devletlere karşı şikâyette bulunabilir. Bunun yanında, İnsan Hakları Komisyonu her yıl STK’lar veya bireylerce sunulan sayısız şikayet haberi almaktadır.

Doğru bilgi tespitçisi özelliği

 İnsan Hakları Komisyonu belirli suistimal olayları ve belli bir ülkedeki ihlalleri denetlemeye ve rapor etmeye dönük çeşitli mekanizmalar oluşturmuştur. Bu, politik açıdan hassas, insani ve bazen de tehlikeli görev özel raportörlere ya da temsilcilere ve çalışma gruplarına emanet edilmiştir. Onlar görevlerini ifa ederken; bilgi toplamakta, yerel gruplar ve hükümet yetkilileriyle iletişim kurmakta, ilgili hükümet izin verdiği takdirde olay yerine ziyarette bulunmakta ve insan haklarına saygının nasıl güçlendirilebileceğine dair tavsiyelerde bulunmaktadırlar.

Diplomasi

Genel Sekreter ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, mahkumların serbest bırakılması ve ölüm cezalarının tatbiki konularında insan haklarına ilişkin endişelerini üye devletlere gizlilik içinde bildirir. İnsan Hakları Komisyonu apaçık ortada olan şiddet vakalarını engelleme niyetiyle Genel Sekreter’den duruma müdahale etmesini veya durumu inceleyecek bir uzman göndermesini isteyebilir. Genel Sekreter aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in haklı endişelerini iletmek ve saldırılara engel olmak amacıyla arabuluculuk yaparak sessiz diplomasi yürütebilir.

Polonya Cumhuriyeti Anayasası

0

Polonya Cumhuriyeti Anayasası, 2 Nisan 1997’de Ulusal Meclis tarafından kabul edilmiş, 25 Mayıs 1997’de halkoylamasıyla onaylanmış ve 16 Temmuz 1997’de Polonya Resmî Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 243 maddeden oluşan Anayasa, 17 Ekim 1997’de yürürlüğe girmiştir. Konstytucja Rzeczypospolitej Polskiej olarak adlandırılan Anayasa, Polonya’yı demokratik bir hukuk devleti olarak tanımlamakta ve devlet düzenini, temel hak ve özgürlükleri, yasama, yürütme ve yargı organlarının yetkilerini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Anayasanın 2. maddesine göre Polonya, sosyal adalet ilkelerini gerçekleştiren demokratik bir hukuk devletidir.

Polonya Bayrağı

 

Polonya Anayasası Önsözü
POLONYA CUMHURİYETİ ANAYASASI
Bölüm I.
Cumhuriyet
Madde 1.

Polonya Cumhuriyeti bütün vatandaşlarının ortak yararınadır.

Madde 2.

Polonya Cumhuriyeti, hukukun egemen olduğu ve sosyal adalet ilkelerini hayata geçiren demokratik bir devlettir.

Madde 3.

Polonya Cumhuriyeti üniter bir devlettir.

Madde 4.
  1. Polonya Cumhuriyetinde egemenlik ulusundur.
  2. Ulus bu egemenliğini doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla kullanır.
Madde 5.

Polonya Cumhuriyeti bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü muhafaza eder ve kişi ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin, vatandaşların güvenliğini güvence altına alır, ulusal mirasını korur ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerine uygun olarak doğal çevrenin korunmasını sağlar.

Madde 6.
  1. Polonya Cumhuriyeti, halkın, Ulus kimliği, süreklilik ve gelişmenin kaynağı olan kültürel mallara eşit erişim koşullarını sağlar.
  2. Polonya Cumhuriyeti ulusal kültürel mirası ile bağlantılarını muhafaza etmek için yurtdışında yaşayan Polonyalılara yardım sağlar.
Madde 7.

Kamu kurumları hukuk temelinde ve hukukun sınırları içinde işlevlerini yerine getirir.

Madde 8.
  1. Anayasa, Polonya Cumhuriyetinin üst hukukudur.
  2. Anayasa aksini öngörmediği takdirde, Anayasa hükümleri doğrudan uygulanır.
Madde 9.

Polonya Cumhuriyeti, uluslararası hukukun bağlayıcılığına saygı gösterir.

Madde 10.
  1. Polonya Cumhuriyetinin yönetim sistemi, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığı ve aralarındaki dengeye dayalıdır.
  2. Yasama erki Sejm (Meclis) ve Senatoya aittir, yürütme erki Polonya Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kuruluna ve yargı erki mahkemelere aittir.
Madde 11.
  1. Polonya Cumhuriyeti siyasi partilerin kurulması ve işlev görmesi için özgürlük sağlar. Siyasi partiler gönüllülük esasına ve Polonya vatandaşlarının eşitliği üzerine kurulur, amaçları Devlet politikasının biçimlendirilmesini demokratik yollarla etkilemektir.
  2. Siyasi partilerin finansmanı kamu denetimine açıktır.
Madde 12.

Polonya Cumhuriyeti, sendikaların, çiftçilerin sosyal-mesleki örgütleri, dernekler, vatandaş hareketleri ve diğer gönüllü dernekler ve vakıfların kurulması ve faaliyet göstermeleri için özgürlük sağlar.

Madde 13.

Programları totaliter yöntemler ve nazizm, faşizm ve komünizmin faaliyet usulleri üzerine kurulu ve bunun yanı sıra, programları veya faaliyetleri ırk veya ulusal nefret, güç elde etmek veya devlet politikasını etkilemek için şiddet kullanımını tasvip eden veya kendi yapı ve üyeliklerini gizleyen siyasi partiler ve diğer örgütler yasaktır.

Madde 14.

Polonya Cumhuriyeti basın ve sosyal iletişimin diğer vasıtaları için özgürlük sağlar.

Madde 15.
  1. Polonya Cumhuriyetinin bölgesel sistemi, kamu gücünün yerelleşmesini sağlar.
  2. Devletin bölgelere ayrılmış yapısı, bölgesel birimlere kamu görevlerini yerine getirme kapasitesi sağlayan, ekonomik, sosyal ve kültürel bağlara izin veren bir statü ile belirlenir.
Madde 16.
  1. Temel bölgesel birimlerin sakinleri kanuna uygun olarak kendi kendini yöneten bir topluluğu oluşturur.
  2. Yerel özyönetim kamu yetkisinin kullanımına katılır. Yerel öz yönetimin statüye göre yürütmeye yetkili olduğu kamu görevlerinin önemli bölümü, kendi adına ve kendi sorumluluğu altında yapılır.
Madde 17.
  1. Bir statü vasıtasıyla, kamunun güvendiği bir meslek dalında özyönetimler oluşturulabilir ve bu özyönetimler, kamu yararına uygun ve onu korumak amacıyla söz konusu mesleklerini icraya odaklanırlar.
  2. Diğer özyönetim biçimleri de statü aracılığıyla oluşturulur. Bu tür özyönetimler ne bir mesleği icra özgürlüğünü ihlal eder ne de ekonomik faaliyette bulunma özgürlüğünü sınırlar.
Madde 18.

Bir erkek ve bir kadın birliği, hem de aile, annelik ve ebeveynlik olarak evlilik, Polonya Cumhuriyetinin koruması ve gözetimi altındadır.

Madde 19.

Polonya Cumhuriyeti bağımsızlık mücadelesinin gazilerine ve özellikle malullerine özel ihtimam gösterir.

Madde 20.

Ekonomik faaliyet, özel mülkiyet ve dayanışma, diyalog ve sosyal ortaklar arasında işbirliği özgürlüğüne dayalı bir sosyal piyasa ekonomisi, Polonya Cumhuriyeti ekonomik sisteminin temelini oluşturur.

Madde 21.
  1. Polonya Cumhuriyeti mülkiyet ve miras hakkını korur.
  2. Kamulaştırmaya sadece kamusal amaçlarla ve adil tazminat karşılığında izin verilebilir.
Madde 22.

Ekonomik faaliyet özgürlüğü üzerindeki sınırlamalar sadece kanunla ve sadece önemli kamusal nedenlerle konulabilir.

Madde 23.

Devletin tarım sisteminin temeli aile çiftliğidir. Bu ilke 21 ve 22’nci madde hükümlerini ihlal etmez.

Madde 24.

Çalışma Polonya Cumhuriyeti tarafından korunur. Devlet çalışma koşulları üzerinde denetim yerine getirir.

Madde 25.
  1. Kiliseler ve diğer dini kuruluşlar eşit haklara sahiptir.
  2. Polonya Cumhuriyeti Kamu makamları, ister dini veya felsefi veya hayata bakış ile ilgili olsun, kişisel inanç konularında tarafsızdır ve kamu hayatında içinde ifade özgürlüğünü sağlar.
  3. Devlet ve kilise ve diğer dini kuruluşlar arasındaki ilişki, özerkliklere ve kendi alanında her birinin karşılıklı bağımsızlığına saygı ve ayrıca bireysel ve ortak yarar için işbirliği esasına dayalıdır.
  4. Polonya Cumhuriyeti ve Roma Katolik Kilisesi arasındaki ilişkiler Vatikan ile yapılan uluslararası antlaşma ve kanunla belirlenir.
  5. Polonya Cumhuriyeti ve diğer kiliseler ve dini kuruluşlar arasındaki ilişkiler, temsilcileri ve Bakanlar Kurulu arasında imzalanan anlaşmalar uyarınca kabul edilen statülerle belirlenir.
Madde 26.
  1. Polonya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, Devletin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korur, güvenliğini ve sınırlarının dokunulmazlığını temin eder.
  2. Silahlı Kuvvetler ve siyasi konularda ilgili tarafsızlık gözetir, sivil ve demokratik denetime tabidir.
Madde 27.

Lehçe Polonya Cumhuriyetinde resmi dildir. Bu hüküm, onaylanmış uluslararası anlaşmaların sonucu ulusal azınlık haklarını ihlal etmez.

Madde 28.
  1. Kırmızı bir alan üzerinde taçlı bir beyaz kartal görüntüsü Polonya Cumhuriyetinin armasıdır.
  2. Beyaz ve kırmızı Polonya Cumhuriyetinin renkleridir.
  3. “Dabrowski’nin Mazurka”sı Polonya Cumhuriyeti milli marşıdır.
  4. Arma, renkler ve Polonya Cumhuriyeti ulusal marşı yasal korumaya tabidir.
  5. Arma ile ilgili detaylar, renkler ve ulusal marş kanunla belirlenir.
Madde 29.

Varşova Polonya Cumhuriyeti’nin başkentidir.

Bölüm II.
Kişilerin ve Vatandaşların Özgürlükleri,
Hakları ve Ödevleri Genel İlkeler
 Madde 30.

Kişinin doğal ve devredilemez onuru kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının kaynağını oluşturur. İnsan yaşamı dokunulmazdır. İnsan yaşamına saygı ve koruma kamu otoritelerinin yükümlülüğüdür.

Madde 31.
  1. Kişi özgürlüğü yasal korumaya sahiptir.
  2. Herkes başkalarının özgürlük ve haklarına saygı gösterir. Kimse kanunun gerekli kılmadığı bir şeyi yapmaya zorlanamaz.
  3. Anayasal özgürlükler ve hakların kullanımı sadece kanunla ve sadece, demokratik bir devlette, devletin güvenliğinin ve kamu düzeninin korunması gerektiğinde veya doğal çevreyi, sağlık kamu ahlakını veya başkalarının özgürlüklerini ve haklarını korumak için sınırlanabilir. Bu tür sınırlamalar hak ve özgürlüklerinin özüne aykırı olamaz.
Madde 32.
  1. Herkes kanun önünde eşittir. Herkes kamu makamlarından eşit muamele görme hakkına sahiptir.
  2. Hiç kimse herhangi bir nedenle siyasal, sosyal ya da ekonomik yaşamda ayrımcılığa tabi tutulamaz.
Madde 33.
  1. Polonya Cumhuriyetinde, kadın ve erkek, ailede, siyasal, sosyal ve ekonomik yaşamda eşit haklara sahiptir.
  2. Erkek ve kadınlar özellikle eğitim, istihdam ve teşvik konusunda, eşit haklara sahiptir ve benzer değerde iş için eşit ücret, sosyal güvenlik, kamu görevi ve kamu paye ve nişanlarını alma hakları vardır.
Madde 34.
  1. Polonya vatandaşlığı Polonya vatandaşı ebeveynlerden doğum ile elde edilir. Polonya vatandaşlığı edinmenin diğer yöntemleri kanunla belirlenir.
  2. Bir Polonya vatandaşı kendisinin feragat emesi dışında Polonya vatandaşlığını kaybetmez.
Madde 35.
  1. Polonya Cumhuriyeti, ulusal veya etnik azınlıklara mensup Polonya vatandaşlarına, kendi dillerini geliştirme, gelenek ve göreneklerini koruma, kendi kültürlerini geliştirme özgürlüğü sağlar.
  2. Ulusal ve etnik azınlıklar, eğitim ve kültür kurumları, dini kimliklerini korumak için tasarlanmış kurumların yanı sıra, kendi kültürel kimlikleri ile bağlantılı konuların çözümüne katılma hakkına sahiptir.
Madde 36.

Bir Polonya vatandaşı, yurt dışında bulunduğu süre boyunca, Polonya Devleti tarafından korunma hakkına sahiptir.

Madde 37.
  1. Herkes, Polonya Devlet yetkisi altında olmaktan dolayı, anayasa ile güvence altına alınmış hak ve özgürlüklere sahiptir.
  2. Yabancılar açısından, bu ilkeden muafiyet kanunla belirlenir.
 Kişisel Özgürlükler ve Haklar
 Madde 38.

Polonya Cumhuriyeti her insanın hayatına yasal koruma sağlar.

Madde 39.

Kimse, rızası olmadan, tıbbi deneyler de dahil olmak üzere, bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

Madde 40.

Hiç kimse, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz. Bedensel ceza uygulanması yasaktır.

Madde 41.
  1. Herkese kişisel dokunulmazlık ve güvenlik sağlanır. Herhangi bir yoksunluk veya özgürlük sınırlaması sadece, ilkelere uygun olarak ve kanunda belirtilen usuller çerçevesinde uygulanabilir.
  2. Bir mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararı dışında, özgürlüğünden yoksun bırakılan herhangi bir kişi, bu yoksunluğun yasalara uygunluğu konusunda derhal karar almak için mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Özgürlükten herhangi bir yoksun bırakma durumunda, yoksun bırakılan kişinin ailesi veya belirttiği bir kişiye haber verilir.
  3. Her gözaltına alınan kişiye, derhal ve anlayacağı bir şekilde gözaltı gerekçesi hakkında bilgi verilir. Kişi, davanın görüşülmesi için gözaltı 48 saat içinde mahkemeye çıkarılır. Gözaltına alınan kişi, mahkemeye çıkarılışından itibaren kırksekiz saat içinde, yüklenen suçları belirten bir mahkeme tarafından verilen geçici tutuklama emri olmadıkça serbest bırakılır.
  4. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes insancıl muamele görür.
  5. Hukuka aykırı olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılan herkesin tazminat isteme hakkı vardır.
Madde 42.
  1. Bir kişinin sadece, suç işlendiği anda yürürlükte olan bir kanunla yasaklanan ve cezaya tabi olan fiilden dolayı cezai sorumluğu vardır. Bu ilke, işlendiği anda, uluslararası hukuk anlamında suç teşkil eden herhangi bir eylemin cezalandırılmasına engel değildir.
  2. Hakkında ceza davası açılan herhangi biri davanın her aşamasında savunma hakkına sahiptir. Avukatını seçebilir veya –kanunda belirtilen ilkelere uygun olarak– mahkemenin atadığı avukattan yararlanabilir.
  3. Suçu mahkemenin nihai kararı ile belirleninceye kadar herkes masum sayılır.
Madde 43.

Savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlara ilişkin hiçbir yasal sınırlama yoktur.

Madde 44.

Kamu görevlilerince veya verdikleri emirle işlenen ve siyasi nedenlerle kovuşturulmayan suçlarla ilgili zaman aşımı süresi, bu tür nedenler var olduğu sürece uzatılır.

Madde 45.
  1. Herkes, yetkili tarafsız ve bağımsız bir mahkeme nezdinde gecikmeksizin davasının adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
  2. Duruşmanın açıklığı ilkesinde, ahlaki, devletin güvenliği, kamu düzeni veya taraflardan birinin özel hayatı, ya da diğer önemli özel çıkarların korunması nedenleriyle istisnalar yapılabilir. Kararlar kamuya ilân edilir.
Madde 46.

Mülkiyete, sadece kanunda belirtilen hallerde ve sadece mahkemenin nihai bir kararıyla el konabilir.

Madde 47.

Herkesin, özel ve aile hayatının, onuru ve iyi şöhretini yasal koruma hakkına sahiptir.

Madde 48.
  1. Anne-babalar, çocuklarını kendi inançları doğrultusunda yetiştirme hakkına sahiptir. Bu yetiştirmede bir çocuğun olgunluk derecesine ve bunun yanı sıra vicdan ve inanç özgürlüğüne ve inançları saygı gösterilir.
  2. Ebeveynlik hakkından mahrumiyet veya sınırlama sonucu sadece kanunda belirtilen hallerde ve nihai mahkeme hararına dayanarak ortaya çıkabilir.
Madde 49.

Haberleşme özgürlüğü ve gizliliği güvence altındadır. Bununla ilgili herhangi bir kısıtlama sadece yasa ile belirlenen hallerde ve şekilde uygulanabilir.

Madde 50.

Konut dokunulmazlığı güvence altındadır. Bir ev, bina ya da araçta herhangi bir arama sadece yasa ile belirlenen hallerde ve şekilde yapılabilir.

Madde 51.
  1. Kimse, kanuni dayanak dışında, kişiliğiyle ilgili bilgileri ifşa etmek zorunda bırakılamaz.
  2. Kamu makamları, vatandaşlar hakkında, demokratik bir hukuk devletinde gerekenlerin dışında bilgi edinemez, toplayamaz veya erişime açamaz.
  3. Herkes, kendisini ilgilendiren resmi belgelere ve toplanan verilere erişme hakkına sahiptir. Bu haklar üzerinde kanuni sınırlamalar konabilir.
  4. Herkes, gerçek dışı veya eksik bilginin veya kanuna aykırı yollardan elde edilmiş bilginin düzeltmesini talep etme hakkına sahiptir.
  5. Bilgi toplama ve bilgiye erişim usul ve esasları kanunla belirlenir.
Madde 52.
  1. Seyahatin yanı sıra Polonya Cumhuriyeti sınırları içinde ikamet yeri seçimi ve misafir olarak bulunma özgürlüğü herkese sağlanır.
  2. Herkes Polonya Cumhuriyeti topraklarını serbestçe terk edebilir.
  3. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda belirtilen özgürlükler, kanunun belirlediği sınırlamalara tabi olabilir.
  4. Bir Polonya vatandaşının ne ülkeden sınır dışı edilebilir, ne de geri dönmesi yasaklanabilir.
  5. Leh kökeni kanunlara uygun olarak teyit edilen herkes Polonya’da kalıcı olarak yerleşebilir.
Madde 53.
  1. Herkese din ve inanç özgürlüğü sağlanır.
  2. Din özgürlüğü, ikrar veya kişisel tercihe göre bir dini kabul etmeyi ve ayrıca bu dini, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak, ibadet ve dua ederek, törenlerine katılarak, ayinlerini icra ederek veya öğreterek açıkça göstermeyi içerir. Din özgürlüğü aynı zamanda inananların ihtiyaçlarını karşılamak üzere mabetlere ve diğer ibadet yerlerine sahip olmayı ve nerede olurlarsa olsunlar bireylerin din hizmetlerinden yararlanma hakkını da içerir.
  3. Ebeveynler çocuklarına inançlarına uygun olarak ahlaki ve dini terbiye ve eğitim sağlamak hakkına sahiptir. 48. Maddenin 1. fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  4. Bir kilise ya da başka yasal olarak tanınmış dini örgütün dini okullarda öğretilebilir, ancak diğer insanların din ve vicdan özgürlükleri ihlal edilemez.
  5. Dinini alenen ifade etme özgürlüğü sadece ve sadece kanunla sınırlanabilir ve bu devletin güvenliği, kamu düzeni, sağlık, ahlak veya başkalarının özgürlükler ve hakları için gerekli olduğu hallerde olabilir.
  6. Kimse dini ibadetlere katılmaya ya da katılmamaya zorlanamaz.
  7. Hiç kimse, kamu kurumları tarafından hayat felsefesini, dini inançlarını veya inanç felsefesini açıklamaya zorlanamaz.
Madde 54.
  1. Herkesin, fikirleri ifade etme, bilgi edinme ve yayma özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Sosyal iletişim araçlarına önleyici sansür ve basına ön izin yasaktır. Kanunlar bir radyo veya televizyon istasyonu işletme için izin alınmasını gerektirebilir.
Madde 55.
  1. Polonyalı bir vatandaşın iadesi yasaktır.
  2. Siyasi nedenlerden dolayı ancak zor kullanmadan işlenen bir suçtan şüpheli bir kişinin iadesi yasaktır.
  3. Mahkemeler suçluların iadesinin kabul edilebilirliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir.
Madde 56.
  1. Yabancılar, yasayla belirlenen esaslara uygun olarak Polonya Cumhuriyeti’ne sığınma hakkına sahiptir.
  2. Polonya Cumhuriyeti’nde, baskıdan korunma talep eden yabancılar için, Polonya Cumhuriyeti taraf olduğu uluslararası anlaşmalar uyarınca mülteci statüsü verilebilir.
 Siyasi Özgürlükler ve Haklar
 Madde 57.

Herkesin barışçıl toplanma ve bu toplantılara katılma özgürlüğü güvence altındadır. Bu özgürlükler üzerinde kanuni sınırlamalar konabilir.

Madde 58.
  1. Herkesin dernek kurma özgürlüğü güvence altındadır.
  2. Amaçları veya faaliyetleri Anayasa ve kanunlara aykırı olan dernekler yasaktır. Mahkemeler, derneklerin kaydolmasına veya bu tür faaliyetlerde bulunmasını yasaklama kararı verme yetkisine sahiptir.
  3. Kanunlar mahkeme kaydı gerektiren dernekleri, bu kayıt için usulü ve bu tür derneklerin denetim biçimlerini belirler.
Madde 59.
  1. Sendikalarda, çiftçilerin sosyal-mesleki örgütlerinde ve işveren örgütlerinde örgütlenme güvence altındadır.
  2. Sendikalar ve işverenler ve işveren kuruluşları, özellikle toplu ihtilafların çözümü ve toplu iş sözleşmesi ve diğer düzenlemelerin sonuçlandırılması amacıyla, pazarlık hakkına sahiptir.
  3. Sendikalar, kanunda belirtilen sınırlamalara tabi olarak, işçi grevleri ya da protesto diğer şekillerde protesto düzenleme hakkına sahiptir. Kamu yararının korunması için, kanunlar, çalışanların belirtilen kategorilere göre veya belirli alanlarda grev yapmalarını sınırlayabilir veya yasaklayabilir.
  4. Sendikaların ve işveren örgütlerinin örgütlenme özgürlüğünün kapsamı sadece Polonya Cumhuriyeti taraf olduğu uluslararası anlaşmalara uygun olarak izin verilen türde yasal sınırlamalara tabi tutulabilir.
Madde 60.

Kamu haklarının tamamına sahip Polonya vatandaşları, eşitlik ilkesine dayalı olarak, kamu hizmetlerine erişim hakkına sahiptir.

Madde 61.
  1. Bir vatandaş, kamu kurumlarının faaliyetlerinin yanı sıra kamu görevlerini yerine getiren kişiler hakkında da bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hak aynı zamanda kendi kendini yöneten ekonomik veya mesleki organların ve kamu kurumlarının görevlerini yerine getirdikleri ve umuma ait varlıkları veya Hazine mülkünü yönettikleri alanla ilgili diğer kişi veya örgüt birimlerinin faaliyetlerini de içermektedir.
  2. Bilgi edinme hakkı belgelere erişim ve ses ve görüntü kayıtları yapma imkanıyla genel seçimlerle oluşturulan kamu toplu organlarının oturumlarına giriş güvence altındadır.
  3. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda ele alınan haklar üzerindeki sınırlamalar, kanun tarafından, sadece başka kişilerin ve ekonomik şahısların özgürlüklerini, kamu düzenini, güvenlik veya Devletin önemli ekonomik çıkarlarının korumak için konabilir.
  4. Yukarıdaki bir ve ikinci fıkralarda ele alınan bilgi edinmenin usulü kanunla ve Sejm (Meclis) ve Senato ile ilgili olarak da kendi içtüzükleriyle belirlenir.
Madde 62.
  1. En geç oy verme günü 18 yaşına gelmiş Polonya vatandaşı, referanduma katılma hakkına ve Polonya Cumhurbaşkanının yanı sıra, Sejm (Meclis) Senato ve yerel yönetim organlarının temsilcileri için oy kullanma hakkına sahiptir.
  2. Mahkemenin nihai kararı ile hukuki ehliyetsizliklerine karar verilmiş veya seçim haklarından mahrum edilmiş kişiler ne referanduma katılma ne de oy verme hakkına sahiptir.
Madde 63.

Herkes, kamu yararına, kendi çıkarına ya da başka bir kişinin yararına –kişinin rızasıyla- kamu kurumlarına ve ayrıca kamu yönetimi alanında belirlenmiş görevlerinin icrasıyla ilgili olarak kuruluşlar ve sosyal kurumlara dilekçe verme, öneri ve şikayette bulunma hakkına sahiptir. Dilekçe, öneri ve şikayetler değerlendirme usulleri kanunla belirlenir.

 Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ve Ödevler
 Madde 64.
  1. Herkes mülkiyet hakkı, diğer mülkiyet hakları ve miras hakkına sahiptir.
  2. Herkes, mülkiyet hakkı, diğer mülkiyet hakları ve miras hakkına ilişkin, eşitlik temelinde, yasal koruma altındadır.
  3. Mülkiyet hakkı, sadece kanunla ve sadece bu hakkın özünü ihlal etmeme ölçüsünde sınırlandırılabilir.
Madde 65.
  1. Herkes, mesleğini seçme ve mesleğinde çalışma ve iş yerini seçme özgürlüğüne sahiptir. İstisnalar yasa ile belirlenir.
  2. Çalışma zorunluluğu sadece kanunla konabilir.
  3. 16 yaşından altındaki çocukların sürekli istihdamı yasaktır. Kabul istihdam türleri ve yapısı yasa ile belirlenir.
  4. Çalışma için asgari ücret düzeyi veya düzeyleri belirleme usulü kanunla belirlenir.
  5. Kamu makamları, mesleki yönlendirme ve eğitim ve yanı sıra kamu işletmeleri ve ekonomik müdahalelerin örgütlenmesi ve desteklenmesini de içeren işsizlikle mücadele programları uygulayarak, tam, verimli istihdam politikaları izler.
Madde 66.
  1. Herkes, güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkına sahiptir. Bu hakkın uygulanması yöntemleri ve işveren yükümlülükleri yasayla belirlenir.
  2. Bir çalışanın kanunen belirlenmiş izin ve yıllık ücretli tatil hakkı vardır; izin verilen azami çalışma saatleri kanunla belirlenir.
Madde 67.
  1. Bir vatandaş, hastalık veya sakatlık nedeniyle işgöremez olduğunda veya emeklilik yaşına geldiğinde, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Sosyal güvenlik biçimleri ve kapsamı yasa ile belirlenir.
  2. İstemeden işsiz kalmış ve başka desteği olmayan bir vatandaş sosyal güvenlik hakkına sahiptir;
Madde 68.
  1. Herkes, sağlığının korunması hakkına sahiptir.
  2. Maddi durumlarından bağımsız olarak, vatandaşların, kanunla, kamu fonlarından finanse edilen sağlık hizmetlerine eşit erişimi sağlanır. Bu hizmetlerin kapsamı ve sağlanma şartları yasayla düzenlenir.
  3. Kamu makamları, çocuklar, hamile kadınlar, engelliler ve ileri yaştaki kişilere özel sağlık hizmeti sağlar.
  4. Kamu makamları salgın hastalıklar ile mücadele eder ve çevrenin bozulmasının sağlığa olumsuz etkilerini önler.
  5. Kamu makamları çocuklar ve gençler arasında, kültür fiziğin gelişimine destek olur.
Madde 69.

Kamu makamları, yasa uyarına, geçinmeleri ve işe uyum sağlamaları ve sosyal iletişim için, engelli kişilere yardım sağlar.

Madde 70.
  1. Herkesin eğitim hakkı vardır. 18 yaşına kadar için eğitim zorunludur. Okul gönderme yükümlülüğünün yerine getirilme şekli yasa ile belirlenir.
  2. Kamu okullarında eğitim ücretsizdir. Kanun kamu yüksek öğretim kurumları tarafından sağlanan bazı hizmetlere ücret ödenmesi için izin verebilir.
  3. Ebeveynler, çocukları için, kamu okulları dışında başka okul seçme hakkına sahiptir. Vatandaşlar ve kurumlar ilk ve orta dereceli okullar ve yüksek öğretim kurumları ve eğitimi geliştirme kurumları açma hakkına sahiptir. Kamuya ait olmayan okulların açılması ve işletilmesi, kamunun bunların finansmanına katılımı ve bunun yanı sıra bu okulların eğitiminin denetlenme esasları kanunla belirlenir.
  4. Kamu makamları vatandaşların eğitime evrensel ve eşit erişimini sağlar. Bu amaçla, bireysel mali ve kurumsal yardım sistemleri kurar ve destekler. Bu yardımın sağlanma şartları yasa ile belirlenir.
  5. Yüksek öğretim kurumlarının özerkliği yasayla belirtilen esaslara uygun olarak sağlanır.
Madde 71.
  1. Devlet, sosyal ve ekonomik politikasında, ailenin yararını gözetir. Zor maddi ve sosyal koşullar altındaki-özellikle de çok çocuklu veya tek ebeveynli-aileler kamu makamlarından özel yardım alma hakkına sahiptir.
  2. Bir anne, doğumdan önce ve sonra, kamu makamlarından, yasada belirtilen ölçüde, özel yardım alma hakkına sahiptir.
Madde 72.
  1. Polonya Cumhuriyeti çocuk haklarını güvence altına alır. Herkes, kamu kurumlarından, çocukların şiddet, zulüm, istismar ve ahlakı zayıflatan fiillere karşı savunulmasını talep etme hakkına sahiptir.
  2. Ebeveyn bakımından yoksun bir çocuk kamu otoriteleri tarafından sağlanan bakım ve yardım hakkına sahiptir.
  3. Çocuklardan sorumlu kamu kurumları ve kişiler, bir çocuğun haklarını tesis ederken, mümkün olduğu kadar ve öncelikle çocuğun görüşlerini dikkate alır.
  4. Çocuk Hakları Komiseri’nin yetkileri ve atanma usulleri için yasa ile belirlenir.
Madde 73.

Herkesin sanatsal yaratım ve bilimsel araştırma ve bunların ürünlerinin yayımı özgürlüğü, ve öğretme ve kültür ürünlerinden yararlanma özgürlüğü sağlanır.

Madde 74.
  1. Kamu makamları mevcut ve gelecek nesillerin ekolojik güvenliğin sağlanmasına yönelik politikalar takip eder.
  2. Çevrenin korunması, kamu makamlarının ödevidir.
  3. Herkes çevrenin niteliği ve korunmasından haberdar olma hakkına sahiptir.
  4. Kamu makamları, vatandaşların çevre kalitesini koruma ve artırmaya yönelik faaliyetlerini destekler.
Madde 75.
  1. Kamu makamları, özellikle evsizlikle mücadele ederek, ekonomik konut geliştirmeyi teşvik ederek ve her vatandaşın ev sahibi olmasını amaçlayan faaliyetleri destekleyerek, konut ihtiyacını karşılamaya elverişli politikalar izler.
  2. Kiracıların haklarının korunması yasa ile tesis edilir.
Madde 76.

Kamu makamları, tüketicileri, müşterileri, kiracıları veya kiralayanları, sağlıklarını, özel yaşamlarını ve güvenliklerini tehdit eden faaliyetlere ve aynı zamanda dürüst olmayan pazar uygulamalarına karşı korur. Bu korumanın kapsamı yasa ile belirlenir.

 Özgürlükler ve Hakları
Savunma Araçları
 Madde 77.
  1. Herkesin, kamu kurumunun bir fiili nedeniyle kendisine yapılan bir kötülükten dolayı, tazminat hakkı vardır.
  2. Kanunlar, herhangi bir kişinin, özgürlükler veya hakların ihlali iddiasıyla mahkemelere başvurmasına engel olmaz.
Madde 78.

Her iki taraf, ilk derecede verilen hüküm ve kararlara itiraz etme hakkına sahiptir. Bu ilkenin istisnası ve temyiz için usul yasa ile belirlenir.

Madde 79.
  1. Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde, anayasal özgürlükleri ve hakları ihlal edilen herkes, bir mahkeme veya kamu kurumunun, Anayasada belirtilen özgürlükleri ve hakları konusunda nihai kararını dayandırdığı bir kanun ya da norm kanunun Anayasaya uygunluğu için Anayasa Mahkemesine başvuru hakkına sahiptir.
  2. Yukarıdaki birinci fıkranın hükümleri 56’ncı maddede belirtilen haklarla ile ilgili değildir.
Madde 80.

Kanunda belirtilen esaslara uygun olarak, herkes kamu idaresi tarafından ihlal edilen özgürlüklerinin ve haklarının korunması konusunda yardım almak için Vatandaş Hakları Komiseri’ne başvurma hakkına sahiptir.

Madde 81.

65’inci maddenin dört ve beşinci fıkralarında, 66, 69, 71, 74, 75 ve 76’ncı maddelerde belirtilen haklar, kanunda belirtilen sınırlamalara tabi olarak iddia edilebilir.

 Yükümlülükler
Madde 82.

Polonya Cumhuriyeti’ne bağlılık ve ayrıca kamu yararının gözetilmesi her Polonya vatandaşının ödevidir.

Madde 83.

Herkes Polonya Cumhuriyeti’nin kanunlarına uyar .

Madde 84.

Herkes, kanunda belirtildiği şekilde, vergileri ödemek de dahil olmak üzere, sorumlulukları ve görevlerine uyar.

Madde 85.
  1. Vatan savunması her Polonya vatandaşının ödevidir.
  2. İkame hizmetin yapısı yasa ile belirlenir.
  3. Dini inançları ya da ahlâki ilkeleri kendisinin askerlik hizmeti yapmasına izin vermeyen bir vatandaş, kanunda belirtilen ilkelere uygun olarak, askerlik hizmeti yerine başka bir hizmeti yürütmek zorunda kalabilir.
Madde 86.

Herkes çevre kalitesine özen gösterir ve bozulmasına neden olmaktan sorumlu tutulur. Bu sorumluluk ilkeleri yasa ile belirlenir.

Bölüm III.
Hukukun Kaynakları
 Madde 87.
  1. Polonya Cumhuriyetini evrensel olarak bağlayıcı hukuk kaynakları şunlardır: Anayasa, kanunlar, onaylanmış uluslararası anlaşmalar ve tüzükler.
  2. Yasama organlarının faaliyetleri sonucu çıkarılan yerel hukuk kararnameleri bu kararnameleri çıkaran organın bölgesinde, Polonya Cumhuriyetinin evrensel olarak bağlayıcı bir hukuk kaynağıdır.
Madde 88.
  1. Tüzük, yönetmelik ve yerel hukuk kararnameleri yürürlüğe girmesi için ön koşul ilân edilir.
  2. Norm kanunların yayımlanma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.
  3. Kanunla verilen ön izin ile onaylanan uluslararası anlaşmalar, kanunlar için gerekli usullere uygun olarak yürürlüğe girer. Diğer uluslararası anlaşmaların yayımlanma esasları kanunla belirlenir.
Madde 89.
  1. Eğer anlaşma aşağıdakilerden biriyle ilgiliyse, Polonya Cumhuriyetinin uluslararası bir anlaşmayı onaylaması ve ayrıca çekilmesi kanunla verilen ön izni gerektirir:

1) Barış, ittifaklar, politik veya askerî anlaşmalar;

2) Anayasada belirtilen, vatandaşların özgürlükleri, hakları ve yükümlülükleri;

3) Polonya Cumhuriyetinin uluslararası bir kuruluşa üyeliği;

4) Devlete yüklenen önemli mali sorumluluklar;

5) Yasayla düzenlenen ya da Anayasanın kanun biçimini gerektirdiği konular.

  1. Bakanlar Kurulu Başkanı (Başbakan), yasayla izin gerektirmeyen herhangi bir uluslararası anlaşmanın Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulması niyetiyle ilgili Sejm’i (Meclis) bilgilendirir.
  2. Uluslararası anlaşmaların akdi veya anlaşmadan çekilme esas ve usulleri kanunla belirlenir.
Madde 90.
  1. Polonya Cumhuriyeti, uluslararası anlaşmalar yoluyla, uluslararası bir kuruluş ya da uluslararası bir kuruma, belirli konularda ilgili Devlet organlarının yetkisini devredebilir.
  2. Birinci fıkrada ele alınan, uluslararası bir anlaşmayı onaylama izni veren bir kanun, Sejm’de (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla ve Senato’da, Senatör üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla kabul edilir.
  3. Böyle bir anlaşmanın onay izni ayrıca, 125’inci madde hükümlerine göre, ülke çapında bir halkoylamasıyla da verilebilir.
  4. Onay izni verme usulünün seçimi ile ilgili herhangi bir karar Sejm’de (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunuşuyla üçte iki çoğunluk oyuyla alınır.
Madde 91.
  1. Onaylanmış bir uluslararası anlaşma, Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlandıktan sonra, iç hukuk düzeninin bir parçası haline gelir ve uygulaması bir kanuna dayalı olmadıkça, doğrudan uygulanır.
  2. Onayına kanunla izin verilen bir uluslararası anlaşmanın, ilgili kanun hükümleriyle uzlaşmazlık halinde, öncelik hakkı vardır.
  3. Polonya Cumhuriyeti’nin onayladığı, uluslararası bir kuruluşu tesis eden bir anlaşmanın hükümleri gerektiriyorsa, yasal uyuşmazlık durumunda, onun tesis ettiği kanunların öncelik hakkı vardır.

Madde 92.

  1. Kanunların uygulanması amacıyla, içerdikleri yetkilendirme temelinde Anayasada belirtilen organlar tarafından tüzükler çıkarılır. Yetkilendirme, düzenleme yetkisi olan organı ve düzenlenecek konuları ve ayrıca böyle bir yasanın hükümleriyle ilgili rehber ilkeleri belirler.
  2. Bir tüzük çıkarma yetkisi olan bir organ, yetkisini, birinci fıkrada belirtildiği üzere, başka bir organa devretmez.
Madde 93.
  1. Bakanlar Kurulu Kararları ve Başbakanın emirleri iç niteliktedir ve bu kanunu çıkaran organın alt birimlerini bağlar.
  2. Emirler sadece kanun temelinde verilir. Vatandaşları, tüzel kişileri ve diğer konularla ilgili olarak alınan kararlara temel teşkil etmez.
  3. Kararlar ve emirler, evrensel bağlayıcılığı olan yasalara uygunluk konusunda incelemeye tabidir.
Madde 94.

Kanunda belirtilen sınırlar içinde ve bunlar temelinde, yerel özyönetim organları ve hükümetin bölgesel organları, faaliyet bölgesi tanımlanmış alanlarında geçerli yerel hukuk kararnameleri çıkarır. Norm kanunların çıkarılması esasları ve usulleri kanunla belirlenir.

Bölüm IV.
Sejm (Meclis) ve Senato
 Madde 95.
  1. Polonya Cumhuriyeti’nde yasama yetkisi Sejm (Meclis) ve Senato tarafından kullanılır.
  2. Sejm, Anayasa ve kanun hükümleri ile belirtilen kapsam dahilinde, Bakanlar Kurulu faaliyetleri üzerinde denetim görevini yerine getirir.
Seçimler ve Görev Süresi
 Madde 96.
  1. Sejm (Meclis) 460 Milletvekilinden oluşur.
  2. Sejm için Seçimler, genel, eşit, doğrudan ve nispidir ve gizli oyla yapılır.
Madde 97.
  1. Senato 100 Senatörden oluşur.
  2. Senato için Seçimler, genel ve doğrudandır ve gizli oyla yapılır.
Madde 98.
  1. Sejm (Meclis) ve Senato’nun her biri 4 yıllık bir dönem için seçilir. Sejm (Meclis) ve Senato’nun görev süresi, Sejm ilk oturum için toplandığı gün başlar ve bir sonraki Sejm’in toplanmasından önceki güne kadar devam eder.
  2. Cumhurbaşkanı, Sejm ve Senato için, Sejm ve Senato’nun göreve başladığı zamandan itibaren 4 yıllık görev süresinin dolmasına en geç 90 gün kala seçim kararı alır ve bu seçimlerin, Sejm ve Senato’nun görev sürelerinin başladığı günden itibaren başlayan 4 yıllık sürenin sona ermesinden önceki 30 gün içinde, çalışılmayan bir günde yapılmasına karar verir.
  3. Sejm, Milletvekili üye tamsayısının üçte biri çoğunluğuyla kabul edilen bir kararla görev süresini kısaltabilir. Sejm görev süresindeki herhangi bir kısalma aynı zamanda Senato görev süresinde bir kısalma anlamına gelir. Yukarıdaki beşinci fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  4. Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı ve Senato Başkanının görüşlerini aldıktan sonra, Anayasada belirtilen durumlarda, Sejm’in görev süresini kısaltma kararı alabilir. Sejm’in görev süresi kısaltıldığı zaman, Senato görev süresi de kısaltılmış olur.
  5. Cumhurbaşkanı, Sejm’in (Meclis) görev süresini kısaltma kararı verdiğinde aynı zamanda Sejm ve Senato seçimlerinin de yapılmasına karar verir ve seçimlerin, Cumhurbaşkanı’nın Sejm’in görev süresini kısaltan resmi kararını açıkladığı günden itibaren en geç 45 günlük süre içindeki bir günde yapılmasına karar verir. Cumhurbaşkanı yeni seçilmiş Sejm’i, seçimlerin yapıldığı günden sonraki en geç 15’inci günde ilk oturumu yapmak üzere toplantıya çağırır.
  6. Sejm’in görev süresinin kısaltılması durumunda, yukarıdaki 1. fıkra hükümleri uygun olduğu şekilde uygulanır.
Madde 99.
  1. En geç seçimlerin yapıldığı gün 21 yaşına ulaşmış, oy verme hakkına sahip her vatandaş, Sejm (Meclis) için seçilebilme yeterliğine sahiptir.
  2. En geç seçimlerin yapıldığı gün 30 yaşına ulaşmış, oy verme hakkına sahip her vatandaş, Senato için seçilebilme yeterliğine sahiptir.
Madde 100.
  1. Milletvekili ve Senatör adayları siyasi partiler ya da seçmenler tarafından aday gösterilebilir.
  2. Kimse aynı anda Sejm ve Senato seçimlerine aday olamaz.
  3. Aday adaylığı ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
Madde 101.
  1. Yargıtay, Sejm ve Senato seçimlerinin geçerliliği üzerinde karar verme yetkisine sahiptir.
  2. Bir seçmen, kanunda belirtilen esaslara göre, seçimlerin geçerliliğiyle ilgili olarak Yargıtay’a şikayet başvurusu yapma hakkına sahiptir.
Milletvekilleri ve Senatörler
 Madde 102.

Kimse aynı zamanda hem Milletvekili ve hem de Senatör olamaz.

Madde 103.
  1. Polonya Ulusal Bankası Başkanlığı, Vatandaş Hakları Komiserliği, Çocuk Hakları Komiserliği veya Yardımcılıkları görevinde olanlar, Para Politikası Kurulu Üyeliği, Ulusal Radyo–Televizyon Yayın Kurulu Üyeliği, Büyükelçilik görevleri veya Sejm Kançılaryası, Senato Kançılaryası, Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası veya hükümet yönetiminde görevli olanlar Milletvekili görevini alamazlar. Bu yasak, Bakanlar Kurulu Üyeleri ve Devlet Yönetiminde Devlet Sekreterleri için geçerli değildir.
  2. Hiçbir hâkim, savcı, kamu görevlisi, aktif görevdeki asker veya polis memuru veya Devletin koruma hizmetlerinde görevli memurlar Milletvekili görevi alamaz.
  3. Milletvekilliği görevini üstlenmeyi veya diğer kamu görevleriyle birlikte Milletvekilliğinin yürütülmesinin yasaklandığı diğer durumlar yasayla belirlenebilir.
Madde 104.
  1. Milletvekilleri Ulusun temsilcileridir. Seçmenlerden herhangi bir talimat almazlar.
  2. Milletvekilleri, görevlerini yerine getirmeye başlamadan önce, Sejm (Meclis) huzurunda aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Ulusa karşı görevlerimi yerine getireceğime, Devletin egemenliğini ve çıkarlarını koruyacağıma, bütün gücümle Anavatanın refahı ve vatandaşlarının mutluluğu için çalışacağıma ve Polonya Cumhuriyeti’nin Anayasası ve diğer yasalarına uyacağıma bütün vicdanımla andiçerim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et.”

  1. Yemin etmeyi ret görevden bir feragat olarak kabul edilir.
Madde 105.
  1. Bir Milletvekili, Milletvekilliği görevi kapsamındaki faaliyetleri için, ne görev süresince ve ne de sonrasında, sorumlu tutulamaz. Bu faaliyetlerle ilgili olarak, bir Milletvekili sadece Sejm (Meclis) önünde sorumlu tutulabilir ve üçüncü tarafların haklarını ihlal etmesi durumunda sadece Sejm’in (Meclis) vereceği izinle mahkeme önüne çıkarılabilir.
  2. Seçim sonuçlarının ilân edildiği günden başlayarak görev süresinin bitimine kadar, bir Milletvekili, Sejm’in izni olmaksızın cezai sorumluluğa tabi değildir.
  3. Bir kişiye karşı Milletvekili olarak seçildiği günden önce açılan ceza davaları, Sejm’in (Meclis) talebiyle, görev süresinin bitmesine kadar askıya alınır. Böyle bir durumda, ceza davasıyla ilgili zamanaşımı eşit sürede uzatılır.
  4. Bir Milletvekili mahkeme önüne çıkmaya rıza gösterebilir. Böyle bir durumda, iki ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanmaz.
  5. Bir Milletvekili, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, Sejm’in (Meclis) izni olmadan gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Böyle bir gözaltı derhal Sejm (Meclis) Başkanına iletilir ki, o da derhal serbest bırakılması talimatı verebilir.
  6. Milletvekillerinin mahkeme önüne çıkarılması usul ve esaslarının ayrıntıları kanunla belirlenir.
Madde 106.

Milletvekillerinin görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmeleri ve yetkilerini kullanmaktan doğan haklarını savunabilmeleri için uygun koşullar kanunla belirlenir.

Madde 107.
  1. Kanunda belirlenen sınırlar ölçüsünde, Milletvekillerinin Devlet Hazine’sine veya yerel özyönetime ait araziden herhangi bir yarar sağlayan herhangi bir iş faaliyeti göstermesi veya böyle bir taşınmazı edinmesine izin verilmez.
  2. Yukarıda birinci fıkrada belirtilen yasağın herhangi bir şekilde ihlaliyle ilgili olarak, bir Milletvekili, Sejm (Meclis) Başkanı’nın önergesiyle Sejm tarafından kabul edilen bir kararla Yüce Divana gönderilebilir ve burada görevini kötüye kullanmaktan yargılanabilir.
Madde 108.

103 ve 107’nci madde hükümleri uygun olduğu hallerde Senatörler için de geçerlidir.

 Düzen ve İşleyiş
 Madde 109.
  1. Sejm ve Senato oturumlar halinde görüşme yapar.
  2. Cumhurbaşkanı, 98’inci maddenin üç ve beşinci fıkralarında belirtilen durumlar hariç, seçimleri takip eden 30 gün içinde, Sejm ve Senato’yu ilk oturumunu yapmak üzere toplantıya çağırır.
Madde 110.
  1. Sejm (Meclis) Üyeleri arasından bir Sejm (Meclis) Başkanı ve Başkan Yardımcılarını seçer.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı Sejm’de oturumlara başkanlık eder, Sejm’in haklarını korur, Sejm’i dış işlerinde temsil eder.
  3. Sejm daimi komisyonlar ve özel komisyonlar atar.
Madde 111.
  1. Sejm belli bir konuyu incelemek için bir soruşturma komisyonu atayabilir.
  2. Soruşturma komisyonunun çalışma usulleri yasa ile belirlenir.
Madde 112.

Sejm’in (Meclis) iç düzeni ve çalışmalarının yönetimi ve organlarının atanması ve işleyişi ve ayrıca Devlet kurumlarının Sejm’le ilgili hem anayasal hem de kanuni yükümlülüklerinin yerine getirilme şekli Sejm tarafından kabul edilen içtüzükle belirlenir.

Madde 113.

Sejm (Meclis) oturumları halka açıktır. Sejm (Meclis), Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla gizli oturum kararı alabilir.

Madde 114.
  1. Anayasada belirtilen durumlarda, Sejm ve Senato ortak oturumda, Sejm (Meclis) Başkanının veya onun yokluğunda Senato Başkanının yönettiği Ulusal Meclis olarak görev yapar.
  2. Ulusal Meclis kendi içtüzüğünü belirler.
Madde 115.
  1. Başbakan ve Bakanlar Kurulu Üyeleri gensoru önergelerine ve Milletvekillerinin sorularına 21 gün içinde cevap verir.
  2. Başbakan ve Bakanlar Kurulunun diğer üyelerini her Sejm oturumunda ortaya atılan konularla ilgili cevap verir.
Madde 116.
  1. Sejm, Polonya Cumhuriyeti adına, savaş hali ve barış ilân edebilir.
  2. Sejm, sadece Polonya Cumhuriyeti topraklarına silahlı bir saldırı durumunda veya uluslararası anlaşmalar yoluyla saldırıya karşı ortak savunma yükümlülüğü otaya çıktığında savaş haline ilişkin bir karar kabul edebilir. Sejm bir oturum için toplanamıyorsa, Cumhurbaşkanı savaş hali ilân edebilir.
Madde 117.

Polonya Cumhuriyeti sınırları dışına silahlı kuvvet gönderme esasları, onaylanmış bir uluslararası anlaşma veya yasa ile belirlenir. Polonya Cumhuriyeti toprakları içinde yabancı birliklerin varlığı ve bu topraklarda seyahatlerinin esasları, onaylanmış anlaşmalar veya kanunlarla belirlenir.

Madde 118.
  1. Kanun koyma sürecini başlatma hakkı Milletvekillerine, Senatoya, Cumhurbaşkanına ve Bakanlar Kuruluna aittir.
  2. Ayrıca Sejm seçimlerinde oy verme hakkı olan en az 100,000 vatandaş da kanun koyma süreci başlatma hakkına sahiptir. Bu konuda usul kanunla belirlenir.
  3. Destekçileri, bir kanun tasarısını Sejm’e sunarken, tasarının uygulanmasının mali sonuçlarını da belirtir.
Madde 119.
  1. Sejm üç görüşme süresince kanun tasarılarını ele alır.
  2. Teklifi destekleyenler, Milletvekilleri ve Bakanlar Kurulu tarafından Sejm’de görüşüldüğü sırada bir kanun tasarısıyla ilgili değişiklik önerileri verme hakkına sahiptir.
  3. Sejm (Meclis) Başkanı, daha önce komisyona sunulmayan herhangi bir değişikliğin oya konmasını reddedebilir.
  4. Teklif sahipleri Sejm’de yasama sürecinde bir tasarıyı ikinci görüşmenin sonuçlanmasına kadar geri çekebilir.
Madde 120.

Sejm (Meclis), kanun tasarılarını, Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda, Anayasa başka bir çoğunluk öngörmedikçe, basit çoğunlukla kabul eder. Sejm’in bir statü ya da kararı aksini öngörmedikçe, aynı usul, Sejm karar alırken de geçerlidir.

Madde 121.
  1. Sejm’in kabul ettiği bir kanun tasarısı Sejm Başkanı tarafından Senato’ya sunulur.
  2. Senato, bir kanun tasarısının sunulmasından sonraki 30 gün içinde tasarıyı değiştirmeden kabul edebilir, değişiklikler kabul edebilir veya tamamen reddine karar verebilir. Tasarının sunulmasının ardından geçen 30 gün içinde Senato uygun bir karar alamazsa, tasarı Sejm’den gönderildiği şekliyle kabul edilmiş sayılır.
  3. Senato’nun bir kanun tasarısını ret kararı, ya da Senato’nun kararında önerilen bir değişiklik, Sejm bu değişikliği (Meclis) Milletvekili tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda mutlak çoğunlukla reddetmedikçe, kabul edilmiş sayılır.
Madde 122.
  1. 121’inci maddede belirtilen sürecin tamamlanmasından sonra, Sejm (Meclis) Başkanı kabul edilen tasarıyı imzalaması için Cumhurbaşkanına sunar.
  2. Cumhurbaşkanı, kanun tasarısının sunulmasından itibaren 21 gün içinde tasarıyı imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir
  3. Cumhurbaşkanı, bir kanun tasarısını imzalamadan önce, Anayasaya uygunluk görüşü almak için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinden Anayasaya uygunluk kararı almış bir kanun tasarısını imzalamayı reddedemez.
  4. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırılık yönünde karar verdiği bir kanun tasarısını imzalamayı reddeder. Bununla birlikte, eğer Anayasaya aykırılık kararı kanun tasarısının belirli hükümleriyle ilgiliyse ve Mahkeme, bunların tasarının tamamıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğuna karar vermemişse, o zaman Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanının da görüşünü aldıktan sonra, Anayasaya aykırı bulunmuş hükümleri çıkararak kanun tasarısını imzalar veya aykırılığın giderilmesi için kanun tasarısını Sejm’e (Meclis) iade eder.
  5. Eğer Cumhurbaşkanı 3’üncü fıkra uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurmamışsa, gerekçeleriyle birlikte kanun tasarısını yeniden görüşülmek üzere Sejm’e (Meclis) gönderir. Söz konusu kanun tasarısı Sejm’de Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oylamada beşte üç çoğunlukla yeniden kabul edilirse, o zaman Cumhurbaşkanı tasarıyı 7 gün içinde imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanmak üzere gönderir. Eğer söz konusu kanun tasarısı Sejm tarafından yeniden kabul edilmişse, Cumhurbaşkanı’nın tasarıyı üçüncü fıkranın 6’ncı bendi uyarınca Anayasa Mahkemesine götürme hakkı yoktur.
  6. Cumhurbaşkanı’nın kanun tasarısını Anayasaya uygunluk incelemesi için Anayasa Mahkemesine göndermesi veya yeniden görüşülmek üzere iadesi, yukarıda ikinci fıkrada belirtilen imza için izin verilen sürenin askıya alınmasına neden olur.
Madde 123.
  1. Vergi kanun tasarıları, Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Sejm (Meclis), Senato ve yerel özyönetim organlarına seçimleri düzenleyen kanun tasarıları, kamu kurumlarının yapı ve yetkilerini düzenleyen kanun tasarıları ve ayrıca medeni kanun taslakları hariç olmak üzere, Bakanlar Kurulu kabul ettiği bir kanun tasarısını acil olarak sınıflandırabilir.
  2. Sejm (Meclis) içtüzüğü ve Senato içtüzüğü, bir kanun tasarısının acil kaydıyla sunulması durumunda yasama sürecindeki değişiklikleri tanımlar.
  3. Acil olarak sınıflandırılan bir kanun tasarısının görüşülmesi sürecinde, söz konusu tasarının Senato’da görüşülme süresi 14 gün ve Cumhurbaşkanınca imzalanma süresi 7 gündür.
Madde 124.

110, 112, 113 ve 120’nci madde hükümleri, uygun görüldüğü şekilde, Senato için de geçerlidir.

Halk Oylaması
 Madde 125.
  1. Devlet için özel önem taşıyan konularla ilgili olarak ülke genelinde halkoylamasına gidilebilir.
  2. Ülke genelinde halkoylamasına götürme hakkı, Milletvekili tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların salt çoğunluğuyla alınmak üzere Sejm’e (Meclis) veya Senatör tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların salt çoğunluğuyla alınmak üzere Senato’nun izniyle Cumhurbaşkanı’na aittir.
  3. Oy kullanma hakkı olanların yarısından fazlasının katıldığı bir ülke genelinde halkoylamasının sonucu bağlayıcıdır.
  4. Ülke genelinde halkoylamasının ve 235’inci maddede ele alınan halkoylamasının geçerliliği Yargıtay tarafından belirlenir.
  5. Halkoylaması yapma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.
Bölüm V.
Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
 Madde 126
  1. Polonya Cumhurbaşkanı, Polonya Cumhuriyeti’nin yüce temsilcisi ve devlet otoritesinin sürekliliğinin garantörüdür.
  2. Cumhurbaşkanı, Anayasanın gözetilmesini garanti eder, Devletin egemenlik ve güvenliğinin yanı sıra topraklarının dokunulmazlığını ve bütünlüğünü korur.
  3. Cumhurbaşkanı, Anayasa ve kanunlar kapsamında ve buralarda belirtilen esaslara uygun olarak görevlerini yerine getirir.
Madde 127.
  1. Cumhurbaşkanı gizli oyla yapılan, genel, eşit ve doğrudan seçimlerde Ulus tarafından seçilir.
  2. Cumhurbaşkanı 5 yıllık süre için seçilir ve sadece bir dönem için yeniden seçilebilir.
  3. Sadece en geç seçim günü 35 yaşını dolduran ve Sejm (Meclis) seçimlerinde tam seçilme yeterliği olan bir Polonya vatandaşı Cumhurbaşkanı seçilebilir. Sejm seçimlerinde oy verme hakkı olan en az 100,000 vatandaşın imzasıyla gösterilen adaylık da desteklenebilir.
  4. Geçerli oyların yarıdan fazlasını alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş sayılır. Adayların hiçbiri gerekli oy çoğunluğuna ulaşmamışsa, daha sonraki tekrar oylama ilk oylamadan sonraki 14’üncü gün yapılır.
  5. İlk oylamada en çok oy almış iki aday tekrarlanan oylamaya katılır. Bu iki adaydan biri adaylıktan çekilir, seçim veya görev haklarından mahrum olursa, tekrarlanan oylamada, ilk oylamada sonraki en yüksek sayıda oy alan aday ile değiştirilir. Böyle bir durumda, tekrar oylama tarihi 14 gün daha ileriye alınır.
  6. Tekrarlanan oylamada daha fazla sayıda oy alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.
  7. Aday adaylığı ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
Madde 128.
  1. Cumhurbaşkanının görev süresi, bu görev unvanını aldığı tarihte başlar.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı tarafından, halen görevdeki Cumhurbaşkanının görev süresinin sona ermesinden en erken 100 gün ve en geç 75 gün önce bir günde ve Cumhurbaşkanlığı makamının boş olması durumunda -boşalmadan sonraki en geç 14’üncü günde, seçim gününün çalışma olmayan bir olması ve karar alındıktan sonraki 60 günlük süre içinde yapılmasını gözeterek, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılmak üzere karar alınır .
Madde 129.
  1. Yargıtay, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin geçerliliği üzerinde karar verme yetkisine sahiptir.
  2. Bir seçmen, kanunda belirtilen esaslara göre, Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçerliliğiyle ilgili olarak Yargıtaya şikâyet başvurusu yapma hakkına sahiptir.
  3. Yargıdan, Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçersiz olduğu kararı çıkarsa, 128’inci maddenin ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumuyla ilgili esaslara göre yeni bir seçim yapılır.
Madde 130.

Cumhurbaşkanı, Ulusal Meclis önünde aşağıdaki andı içtikten sonra görevini üstlenir.

“Ulusun iradesiyle Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nı üstlenirken Anayasa hükümlerine sadık kalacağıma andiçerim; Ulusun onurunu, Devletin bağımsızlığını ve güvenliğini sıkı sıkıya koruyacağıma ve ayrıca Anavatan’ın yararı ve vatandaşlarının refahının en yüce ödevim olarak kalacağına yemin ederim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et.“

Madde 131.
  1. Eğer Cumhurbaşkanı makamının görevlerini geçici olarak yerine getiremez durumda olursa bunu, Cumhurbaşkanlığının görevlerini geçici olarak üstlenecek olan Sejm (Meclis) Başkanı’na bildirir. Eğer Cumhurbaşkanı makamının görevlerini geçici olarak yerine getiremez durumda olduğunu Sejm (Meclis) Başkanı’na bildirme durumda olmazsa, bu durumda Sejm (Meclis) Başkanı’nın talebiyle, Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı’nın görevini yerine getirmesine engel bir durum olup olmadığına karar verir. Anayasa Mahkemesi durumun böyle olduğu kanaatine varırsa, Cumhurbaşkanı’nın görevlerini geçici olarak Sejm (Meclis) Başkanı’nın üstlenmesini ister.
  2. Sejm (Meclis) Başkanı, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimine kadar aşağıdaki durumlarda Cumhurbaşkanının görevlerini üstlenir:

1) Cumhurbaşkanının ölümü;

2) Cumhurbaşkanı’nın görevinden istifası:

3) Seçim sonrasında yargının Cumhurbaşkanlığı seçiminin geçersizliğini ilân etmesi veya diğer nedenlerle görevi üstlenmeme;

4) Ulusal Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumu nedeniyle sürekli işgöremezliğini ilân etmesi; böyle bir ilân için Ulusal Meclisin üye tam sayısının en az üçte ikisinin çoğunluğuyla alınan bir karar gereklidir;

5) Cumhurbaşkanının, Yüce Divan’ın bir yargı kararıyla görevden alınması.

  1. Sejm (Meclis) Başkanı Cumhurbaşkanı’nın görevlerini yerine getirememesi durumunda, bu görevler Senato Başkanı tarafından yürütülür.
  2. Cumhurbaşkanı’nın görevlerini yürüten bir kişi Sejm’in (Meclis) görev süresini kısaltamaz.
Madde 132.

Cumhurbaşkanı, kendi makamıyla bağlantılı olanların dışında, başka bir makam üstlenmez ve başka bir kamusal görev yerine getirmez

Madde 133.
  1. Cumhurbaşkanı, Devletin dışişlerinde temsilcisi olarak:

1) Uluslararası anlaşmaları onaylar veya fesheder ve bunları Sejm (Meclis) ve Senato’ya bildirir;

2) Diğer devletlere ve uluslararası kuruluşlara Polonya Cumhuriyeti’nin tam yetkili temsilcilerini atama ve geri çağırma;

3) Güven Mektuplarını kabul eder ve diğer devletler kendisine akredite uluslararası örgütlerin temsilcilerini geri çağırır.

  1. Cumhurbaşkanı, bir uluslararası anlaşmayı imzalamadan önce, Anayasaya uygunluk görüşü almak için Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
  2. Cumhurbaşkanı, dış politika açısından Başbakan ve ilgili bakanla işbirliği yapar.
Madde 134.
  1. Cumhurbaşkanı Polonya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanıdır.
  2. Cumhurbaşkanı, barış zamanında, Silahlı Kuvvetlerin komutasını Milli Savunma Bakanı üzerinden yerine getirir.
  3. Cumhurbaşkanı belirli bir süre için, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını atar. Komutanların görev sürelerinin uzunluğu, görev sürelerinin sonuna gelmeden görevden alınma usul ve şartları kanunla belirlenir.
  4. Cumhurbaşkanı, Başbakanın talebi üzerine, bir savaş dönemi için, Silahlı Kuvvetler Başkomutanını tayin eder. Silahlı Kuvvetler Başkomutanını aynı usule uygun olarak görevden alabilir. Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın yetkisi ve ayrıca Polonya Cumhuriyei’nin anayasal organlarına tabi olması kanunda belirtilir.
  5. Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanının talebi üzerine, kanunda belirtildiği gibi askeri rütbeleri verir.
  6. Cumhurbaşkanının, Silahlı Kuvvetlerin en üst komutanlığına ilişkin yetkisi, yasayla ayrıntılı olarak belirtilir.
Madde 135.

Devletin iç ve dış güvenliğiyle ilgili olarak Cumhurbaşkanının danışma organı Milli Güvenlik Kurulu’dur.

Madde 136.

Devlete dışarıdan doğrudan bir tehdit durumunda, Cumhurbaşkanı, Başbakan’ın talebi üzerine, Polonya Cumhuriyeti’nin savunması için Silahlı Kuvvetlere genel veya kısmi seferberlik ve tertiplenme emri verir.

Madde 137.

Cumhurbaşkanı Polonya vatandaşlığı verir ve Polonya vatandaşlığından vazgeçme için muvafakat verir.

Madde 138.

Cumhurbaşkanı paye ve nişan verir.

Madde 139.

Cumhurbaşkanının af yetkisi vardır. Af yetkisi Yüce Divan tarafından mahkum edilen kişileri kapsamayabilir.

Madde 140.

Cumhurbaşkanı Sejm (Meclis), Senato veya Ulusal Meclis’e seslenebilir. Bu tür mesajlar tartışma konusu edilemez.

Madde 141.
  1. Cumhurbaşkanı, belirli konularla ilgili olarak, Kabine’yi toplar. Kabine, Bakanlar Kurulu üyelerinden oluşur ve Cumhurbaşkanı tarafından başkanlık edilir.
  2. Kabine, Bakanlar Kurulunun yetkilerine sahip değildir.
Madde 142.
  1. Cumhurbaşkanı, 92 ve 93’üncü maddelerde belirtilen esaslar çerçevesinde yönetmelik ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarır.
  2. Cumhurbaşkanı diğer yetkililerin yürütülmesi kapsamında kararlar çıkarır.
Madde 143.

Cumhurbaşkanı’na yardım edecek organ Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’dır. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’nın statüsünü oluşturur ve Başkanını tayin eder ve görevden alır.

Madde 144.
  1. Cumhurbaşkanı, anayasal ve yasal yetkisini kullanarak, Resmi Kararlar yayınlar.
  2. Cumhurbaşkanı’nın Resmi Kararları’nın geçerli olması için, imzasıyla Sejm’e karşı sorumluluğu kabul eden Başbakanın imzası gereklidir.
  3. Yukarıdaki 2’nci fıkra hükümleri aşağıdakileri kapsamaz:

1) Sejm (Meclis) ve Senato seçimlerinin ilânı;

2) Yeni seçilen Sejm (Meclis) ve Senato’yu ilk oturumunu yapmaya çağırma;

3) Anayasada belirtilen durumlarda Sejm’in (Meclis) görev süresinin kısaltılması;

4) Kanun koyma sürecini başlatma;

5) Ülke genelinde halkoylaması ilân etme;

6) Bir kanun tasarısını imzalama veya imzalamayı reddetme;

7) Bir kanun veya uluslararası bir anlaşmayı Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlatmak;

8) Sejm (Meclis), Senato veya Ulusal Meclis’e seslenmek;

9) Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunma;

10) Denetim gerçekleştirmesi için Yüksek Denetleme Kurulu’nu görevlendirme;

11) Başbakanı aday gösterme ve atama;

12) Bakanlar Kurulunun istifasını kabul ve geçici olarak görevini devam etmelerini yükümlü kılma;

13) Bir Bakanlar Kurulu üyesinin Yüce Divan önüne çıkarılması için Sejm’e (Meclis) başvurma;

14) Sejm’in (Meclis) hakkında gensoru önergesini kabul ettiği bir bakanı görevden alma;

15) Kabineyi toplam;

16) Paye ve nişan verme;

17) Hâkimleri atama;

18) Af yetkisini kullanma;

19) Polonya vatandaşlığı verme ve vatandaşlıktan çıkmaya izin verme;

20) Yargıtay Birinci Başkanı’nı atama;

21) Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkan Yardımcısı’nı atama;

22) Danıştay Birinci Başkanını atama;

23) Yargıtay ve Danıştay başkan ve başkan yardımcılarını atama;

24) Sejm’den (Meclis) Polonya Ulusal Bankası Başkanını atamasını talep etme;

25) Para Politikası Kurulu üyelerini atama;

26) Milli Güvenlik Kurulu üyelerini atama ve görevden alma;

27) Ulusal Radyo-Televizyon Yayın Kurulu üyelerini atama;

28) Cumhurbaşkanlığı Kançılaryası’nın statüsünü oluşturma ve Cumhurbaşkanlığı Kançılarya Başkanı’nı atama ve görevden alma;

29) 93’üncü maddede belirtilen esaslar dâhilinde emirler yayınlamak;

30) Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa etme.

Madde 145.
  1. Cumhurbaşkanı, Anayasanın veya kanunların ihlali veya işlediği bir suç nedeniyle Yüce Divan’da yargılanabilir.
  2. Cumhurbaşkanına karşı ilgili bir suçlama, Ulusal Meclis tarafından, Meclisin en az 140 üyesinin önergesi üzerine, Ulusal Meclisin üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğuyla aldığı bir kararla yapılabilir
  3. Yüce Divanda görülecek bir iddianamenin kabul edildiği gün Cumhurbaşkanlığı makamının tüm görevleri askıya alınır. 131’inci madde hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
Bölüm VI.
Bakanlar Kurulu ve Devlet Yönetimi
 Madde 146.
  1. Bakanlar Kurulu, Polonya Cumhuriyeti’nin içişlerini ve dış politikasını yürütür.
  2. Bakanlar Kurulu, diğer Devlet organları ve yerel yönetimler için ayrılmış olanlar dışındaki Devlet işleri yürütür.
  3. Bakanlar Kurulu, devlet yönetimi üstlenir.
  4. Anayasa ve kanunlarda belirlenen esaslar çerçevesinde ve kapsamında Bakanlar Kurulu özellikle:

1) Kanunların uygulanmasının sağlar;

2) Genelge çıkarır;

3) Devlet idaresinin organlarının çalışmalarını koordine eder ve denetler;

4) Devlet Hazinesinin çıkarlarını korur;

5) Bir taslak Devlet Bütçesi kanul eder;

6) Devlet Bütçesinin uygulanmasını denetler ve Devlet hesaplarının kapatılması için karar kabul eder ve Bütçe uygulanmasına ilişkin bir rapor verir;

7) Devlet ve kamu düzeninin iç güvenliğini sağlar;

8) Devletin dış güvenliğini sağlar;

9) Diğer Devletler ve uluslararası kuruluşlarla ilişkiler konusunda genel denetim uygular;

10) Onaylanması gereken uluslararası anlaşmalar yapar ve ayrıca diğer uluslararası anlaşmaları kabul ve fesheder;

11) Milli savunma alanında genel denetim uygular ve yıllık aktif askerlik yapmakla yükümlü vatandaşların sayısını belirler;

12) Kendi çalışma düzeni ve şeklini belirler.

Madde 147.
  1. Bakanlar Kurulu, Bakanlar Kurulu Başkanı (Başbakan) ve Bakanlardan oluşur.
  2. Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcıları (Başbakan Yardımcıları) Bakanlar Kurulu içinden atanabilir.
  3. Başbakan ve Başbakan Yardımcıları da bir bakanın görevlerini yerine getirebilir.
  4. Kanunlarda belirtilen komisyon başkanları da Bakanlar Kurulu üyeliğine atanabilir.
Madde 148.

Başbakan;

1) Bakanlar Kurulu’nu temsil eder;

2) Bakanlar Kurulu’nun çalışmalarını yönlendirir;

3) Genelge çıkarır;

4) Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği politikaların uygulanmasını sağlar ve uygulanma şeklini belirler;

5) Bakanlar Kurulu üyelerinin çalışmalarını koordine eder ve denetler;

6) Anayasa ve kanunlarda belirlenen sınırlar içinde yerel yönetimleri denetler.

7) Devlet idaresinde çalışanların resmi amiridir.

Madde 149.
  1. Bakanlar devlet idaresinin belirli bir dalını yönlendirir veya Başbakan tarafından kendilerine tahsis edilen görevleri yerine getirir. Devlet idaresinin bir dalını yönlendiren bir bakanın faaliyet kapsamı kanunla belirlenir.
  2. Devlet idaresinin bir dalını yöneten bir bakan genelgeler yayınlar. Bakanlar Kurulu üyeleri, Başbakan’ın isteği üzerine, bir bakanın genelgesini veya emrini iptal edebilir.
  3. Devlet idaresinin bir dalını yöneten bir bakan için geçerli hükümler, 147’nci maddenin 4’üncü fıkrasında belirtilen komisyon başkanları için de geçerlidir.
Madde 150.

Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi kendi kamu görevlerine aykırı herhangi bir faaliyette bulunamaz.

Madde 151.

Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve bakanlar Cumhurbaşkanı’nın huzurunda aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Başbakanlık (Başbakan Yardımcılığı, bakanlık) görevini üstlenirken, Anayasanın ve Polonya Cumhuriyeti’nin diğer kanunlarının hükümlerine sadık kalacağıma ve Anavatan’ın yararı ve vatandaşlarının refahının daima en yüce yükümlülüğüm olarak kalacaklarına andiçerim.”

Yemine ayrıca şu cümle eklenebilir “Tanrım, bana yardım et. “

Madde 152.
  1. Voyvoda, bir voyvodalıkta Bakanlar Kurulu’nun temsilcisidir.
  2. Bir voyvoda atanması ve görevden alınması usulleri ve yanı sıra faaliyet kapsamı kanunla belirlenir.
Madde 153.
  1. Devlet yönetim organlarında, Devletin yükümlülüklerinin tarafsız olarak yerine getirilmesi için, profesyonel, çalışkan ve siyasi olarak tarafsız bir memur sınıfı faaliyet gösterir.
  2. Başbakan, bu memurların amiridir.
Madde 154.
  1. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nu teşkil edecek bir Başbakan adayı gösterir. Cumhurbaşkanı, Sejm’in ilk oturumundan veya önceki Bakanlar Kurulu üyelerinin istifasını kabul ettikten sonraki 14 gün içinde, Başbakan’la birlikte Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar ve bu yeni atanmış Bakanlar Kurulu üyelerinin yeminlerini kabul eder.
  2. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını izleyen 14 gün içinde, Sejm’e Bakanlar Kurulu’nun faaliyet programını sunar ve güvenoyu ister. Sejm, Milletvekili üye tam sayısının en az yarısının hazır bulunduğu oturumda oyların salt çoğunluğuyla bu güvenoyunu kabul eder.
  3. Yukarıdaki 1’inci fıkra uyarınca bir Bakanlar Kurulu atanmamış olması veya yukarıdaki 2’nci fıkra uyarınca güvenoyu alamaması durumunda, Sejm, 1 ve 2’nci fıkralarda belirtilen zaman sürelerinin sonunda 14 gün içinde, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır olduğu bir oturumda salt çoğunlukla bir Başbakan ve onun önerdiği Bakanlar Kurulu’nu seçer. Cumhurbaşkanı bu şekilde seçilen Bakanlar Kurulu tayin eder ve üyelerinin görev yeminlerini kabul eder.
Madde 155.
  1. 154’üncü maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri uyarınca Bakanlar Kurulu üyelerinin atanmamış olması durumunda, Cumhurbaşkanı, 14 gün içinde bir Başbakan ve onun önerisiyle Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar. Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu’nu atamasını izleyen 14 gün içinde, Sejm (Meclis) Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır olduğu bir oturumda güvenoyu oylaması yapar.
  2. 1’inci fıkra uyarınca Bakanlar Kurulu’na güvenoyu verilmemesi durumunda, Cumhurbaşkanı Sejm’in görev süresini kısaltır ve seçimlere gidilmesi emrini verir.
Madde 156.
  1. Bakanlar Kurulu üyeleri, Anayasa ve kanunları ihlal etmeleri ve ayrıca makamlarıyla ilgili görevleriyle bağlantılı işledikleri suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar.
  2. Cumhurbaşkanı veya 115 Milletvekilinin önergesiyle, bir Bakanlar Kurulu üyesinin Yüca Divan’da yargılanması kararı, Sejm’in Milletvekili tam sayısının beşte üçü çoğunluğuyla kabul edilebilir.
Madde 157.
  1. Bakanlar Kurulu üyeleri, Bakanlar Kurulu’nun faaliyetleri için Sejm’e karşı topluca sorumludur.
  2. Bakanlar Kurulu üyeleri, kendi yetki alanlarındakiveya Başbakan tarafından kendilerine devredilen konularla ilgili olarak Sejm’e karşı bireysel olarak sorumludur.
Madde 158.
  1. Sejm (Meclis),en az 46 Milletvekilinin bir Başbakan adayı belirleyen önergesi üzerine, Milletvekili tamsayısının çoğunluk oyuyla Bakanlar Kurulu hakkında güvensizlik oyu kabul edebilir. Sejm (Maclis) böyle bir karar aldığı takdirde, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun istifasını kabul eder ve Sejm tarafından seçilen yeni bir Başbakan ve onun önerisiyle Bakanlar Kurulu’nun diğer üyelerini atar ve görev yeminlerini kabul eder.
  2. Yukarıda 1’inci fıkrada belirtilen kararı kabul önergesi, verildikten en geç 7 gün sonra oya sunulabilir. Sonrasında benzer türde bir önerge, önceki önergenin verildiği günden itibaren 3 aydan daha önce verilemez. İzleyen bir önerge, eğer en az 115 Milletvekili tarafından verilmişse, 3 aydan önce de verilebilr.
Madde 159.
  1. Sejm, bir tek bakan hakkında güvensizlik oyu kabul edebilir. Böyle bir güvensizlik oyu önergesi en az 69 Milletvekili tarafından verilebilir. 158’inci maddenin 2’nci fıkra hükümleri uygun olduğu hallerde uygulanır.
  2. Cumhurbaşkanı Sejm’de (Meclis) Milletvekili tamsayısının çoğunluk oylarıyla güvensizlik oyu verilen bir bakanı azleder.
Madde 160.

Başbakan, Sejm’e Bakanlar Kurulu’na güvenoyu isteyen bir önerge verebilir. Bakanlar Kurulu’na, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda, çoğunluk oylarıyla güven oyu verilir.

Madde 161.

Cumhurbaşkanı, Başbakan’ın başvurusuyla, Bakanlar Kurulu’nun oluşumundaki değişiklikleri sonuçlandırır.

Madde 162.
  1. Başbakan, yeni seçilen Sejm’in (Meclis) ilk oturumunda Bakanlar Kurulunun istifasını verir.
  2. Başbakan, aşağıdaki durumlarda da Bakanlar Kurulu’nun istifasını sunar:

1) Bakanlar Kurulu Sejm’den (Meclis) güvenoyu alamazsa;

2) Bakanlar Kurulu’na Sejm’den (Meclis) güvensizlik oyu verilirse;

3) Başbakan kendisi görevinden istifa ederse;

  1. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun istifasını kabul ettiğinde, yeni Bakanlar Kurulu atanıncaya kadar görevlerini sürdürmekle yükümlü kılar.
  2. Cumhurbaşkanı, yukarıda 2’inci fıkranın 3’üncü bendinde belirtilen durumda, Bakanlar Kurulu’nun istifasını Kabul etmeyi reddeder.

 Bölüm VII.

Yerel Yönetim

 Madde 163.

Yerel yönetimler, Anayasa veya kanunlarla diğer kamu kurumlarına ayrılmamış olan kamu görevlerini yürütür.

Madde 164.
  1. Komün (gmina) yerel yönetimin temel birimidir.
  2. Bölgesel ve/veya yerel yönetimin diğer birimleri yasa ile belirlenir.
  3. Komün yerel yönetimin diğer birimlerine ayrılmış olmayan tüm görevlerini yerine getirir.
Madde 165.
  1. Yerel yönetim birimleri tüzel kişiliğe sahiptir. Sahiplik ve diğer mülkiyet haklarına sahiptirler.
  2. Yerel yönetim birimlerinin özyönetim niteliği mahkemelerce korunur.
Madde 166.
  1. Kendi kendini yöneten bir toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan kamu görevleri, doğrudan bir sorumluluk olarak, yerel yönetim birimleri tarafından yapılır.
  2. Devletin temel ihtiyaçları gerektirdiğinde, yerel yönetim birimlerine, bir kanunla, diğer kamu görevlerini yerine getirmek üzere talimat verebilir. Bu şekilde ayrılan görevlerin aktarılma ve yerine getirilme şekli yasa ile belirlenir.
  3. Yerel yönetimler ve devlet yönetimi arasındaki yargımla yetkisiyle ilgili uyuşmazlıklar idare mahkemelerince çözülür.
Madde 167.
  1. Yerel yönetim birimlerine kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için yeterince kamu fonu sağlanır.
  2. Yerel yönetim birimlerinin gelirleri kendi gelirlerinin yanı sıra Devlet Bütçesinden genel sübvansiyonlar ve belirli yardımlardan oluşur.
  3. Yerel yönetim birimlerinin gelir kaynakları yasa ile belirlenir.
  4. Yerel yönetim birimlerinin görev ve yetkilerinin kapsamlarındaki değişiklikler, kamu gelirlerinden aldıkları paylarda uygun değişikliklerle birlikte yapılır.
Madde 168.

Kanunla belirlendiği ölçüler içinde, yerel yönetim birimleri, yerel vergi ve harç düzeylerini belirleme hakkına sahiptir.

Madde 169.
  1. Yerel yönetim birimleri görevlerini kurucu ve yürütme organları ile yerine getirir.
  2. Kurucu organlar için seçimler, genel ve doğrudandır ve gizli oyla yapılır. Aday gösterme ve seçimlerin yapılma şekli ve yanı sıra, seçimlerin geçerli olması için şartları, kanunla belirlenir.
  3. Seçim ve yerel yönetim birimleri yürütme organlarının görevden alınması için usuller yasa ile belirlenir.
  4. Yerel yönetim birimlerinin iç organizasyon yapısı, kurucu organları tarafından, yasal sınırlar içinde, belirlenir.
Madde 170.

Kendi kendini yöneten bir topluluğun üyeleri, doğrudan seçimle kurulan yerel yönetim organının görevden alınması da dâhil olmak üzere, kendi topluluklarını ilgilendiren konularda bir halkoylaması yoluyla, karar alabilirler. Yerel halkoylaması yapma esasları ve usulleri kanunla belirlenir.

Madde 171.
  1. Yerel yönetimin işlemlerinin hukuka uygunluğu denetlemeye tabidir.
  2. Yerel yönetim birimlerinin faaliyetleri üzerinde inceleme yapan organlar şunlardır: Başbakan ve voyvodalar ve mali konularla ilgili olarak- bölgesel denetim kurulları.
  3. Anayasa veya yasaları ihlal etmesi durumunda, Başbakan’ın bir önergesiyle, Sejm yerel hükümetin bir kurucu organını feshedebilir.
Madde 172.
  1. Yerel yönetim birimleri birlik oluşturma hakkına sahiptir.
  2. Bir yerel yönetim birimi, yerel ve bölgesel toplulukların uluslararası birliklerine katılma ve ayrıca diğer devletlerin yerel ve bölgesel topluluklarıyla işbirliği yapma hakkına sahiptir.
  3. Yukarıdaki 1 ve 2’nci fıkralarda belirtilen yerel yönetim birimlerinin haklarını kullanmasıyla ilgili esaslar yasayla belirlenir.
Bölüm VIII.
Mahkemeler ve Kurullar
 Madde 173.

Mahkemeler ayrı bir erk teşkil eder ve diğer erklerden bağımsızdır.

Madde 174.

Mahkemeler kararlarını Polonya Cumhuriyeti adına ilân eder.

 Mahkemeler
 Madde 175.
  1. Polonya Cumhuriyeti’nde adaletin dağıtımı Yargıtay, genel mahkemeler, idari mahkemeler ve askeri mahkemeler tarafından yerine getirilir.
  2. Olağanüstü mahkemeler ve acil mahkeme usulleri sadece savaş zamanında tesis edilebilir.
Madde 176.
  1. Mahkeme muameleleri en az iki aşamalıdır.
  2. Kuruluş yapısı ve yargılama ve ayrıca muhakeme usulleri yasa ile belirlenir.
Madde 177.

Umumi mahkemeler, kanunla diğer mahkemelere bırakılmış olanlar dışında her türlü yargılamayı yapar.

Madde 178.
  1. Hâkimler yargı fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece bu Anayasa ve kanunlara tabidir.
  2. Hâkimlere iş için uygun koşullar ve makamlarına ve görevlerinin kapsamıyla uyumlu ücret sağlanır.
  3. Bir hâkim bir siyasi partiye, sendikaya üye olamaz veya mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ilkesiyle bağdaşmayan kamusal faaliyetler yapamaz.
Madde 179.

Hâkimler, Ulusal Adalet Konseyi’nin önerisiyle Cumhurbaşkanı tarafından süresiz olarak atanır.

Madde 180.
  1. Hâkimlerin görev yeri değiştirilemez.
  2. Bir hâkimin görevden alınması, memuriyetten uzaklaştırılması, isteği dışında başka bir mevki veya konuma nakli sadece bir mahkeme kararıyla ve sadece kanunda belirlenen hallerde mümkündür.
  3. Bir hâkim, görevini yapmasını engelleyen hastalık veya sakatlık nedeniyle emekli olabilir. Bunun yapılma ve ayrıca bu karara karşı itiraz usulü yasa ile belirlenir.
  4. Bir yasa hâkimler için emeklilik yaş sınırı koyar.
  5. Mahkeme sisteminde reorganizasyon veya mahkeme bölgelerinde değişiklik söz konusu olduğunda, bir hâkim başka bir mahkemeye tahsis edilebilir veya tam ücretli olarak emekli edilir.
Madde 181.

Bir hâkimin, kanunda belirtilen bir mahkemeden ön izin olmaksızın, cezai sorumluluğu olamaz ve hürriyetlerinden mahrum edilemez. Bir hâkim, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Yetkili mahkeme başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 182.

Bir kanun adalet dağıtım sisteminde vatandaşların katılımının kapsamını belirler.

Madde 183.
  1. Yargıtay umumi ve askeri mahkemelerin kararlarıyla ilgili denetleme yapar.
  2. Yargıtay ayrıca Anayasa ve kanunlarda belirtilen diğer faaliyetleri yerine getirir.
  3. Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından, Yargıtay Hâkimleri Genel Kurulu’nun önerdiği adaylar arasından 6 yıllık bir süre için seçilir.
Madde 184.

Danıştay ve idare mahkemeleri, kanunda belirtilen ölçülerde, kamu yönetiminin performansı üzerinde denetleme yapar. Bu denetim, ayrıca, yerel yönetim organlarının kararlarının statülerine ve devlet yönetiminin bölgesel organlarının normatif kanunlarına uygunluğuyla ilgili mahkeme kararlarını da kapsar.

Madde 185.

Danıştay Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından, Danıştay Hâkimleri Genel Kurulu’nun önerdiği adaylar arasından 6 yıllık bir süre için seçilir.

Madde 186.
  1. Ulusal Yargı Kurulu mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığını korur.
  2. Ulusal Yargı Kurulu, normatif kanunların mahkemeler ve hâkimlerin bağımsızlığını ilgilendiren kısımlarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir.
Madde 187.
  1. Ulusal Yargı Kurulu şöyle oluşur:

1) Yargıtay Birinci Başkanı, Adalet Bakanı, Danıştay Başkanı ve Cumhurbaşkanınca atanan bir kişi.

2) Yargıtay, umumi mahkemeler, idare mahkemeleri ve askeri mahkemeler arasından seçilen 15 hâkim.

3) Sejm (Meclis) tarafından Milletvekilleri arasından seçilen 4 üye ve Senato tarafından Senatörler arasından seçilen 2 üye.

  1. Ulusal Yargı Kurulu, üyeleri arasından, bir başkan ve iki başkan yardımcısı seçer.
  2. Ulusal Yargı Kurulu üyeleri olarak seçilen kişilerin görev süresi 4 yıldır.
  3. Ulusal yargı Kurulu’nun kuruluş yapısı, faaliyet kapsamı ve çalışma düzeni ve ayrıca üyelerinin seçilme şekli kanunla düzenlenir.
Anayasa Mahkemesi
 Madde 188.

Anayasa Mahkemesi aşağıdaki hususlarda karar verme yetkisine sahiptir:

1) Kanunların ve uluslararası anlaşmaların Anayasaya uygunluğu;

2) Bir kanunun, onaylanmaları için yasa tarafından verilen ön izin gerekli olan onaylanmış uluslararası anlaşmalara uygunluğu;

3) Merkezi Devlet organlarının çıkardığı yasal hükümlerin Anayasaya, onaylanmış uluslararası anlaşmalara ve kanunlara uygunluğu;

4) Siyasi partilerin amaçlarının veya faaliyetlerinin Anayasa uygunluğu;

5) 79’uncu maddenin 1’inci fıkrasında belirtildiği üzere, Anayasa ihlallerine ilişkin şikayetler.

Madde 189.

Anayasa Mahkemesi devletin merkezi anayasal organları arasındaki yetki uyuşmazlıklarını çözer.

Madde 190.
  1. Anayasa Mahkemesi kararları evrensel bağlayıcı uygulamadır ve nihaidir.
  2. 188’inci maddede belirtilen konularla ilgili Anayasa Mahkemesi kararları, orijinal normatif kanunun yayımlandığı resmi yayında derhal yayımlanır. Eğer normatif bir kanun yayımlanmamışsa, karar Monitör Polski, Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.
  3. Anayasa Mahkemesi bir kararı yayımlandığı günden itibaren yürürlüğe girer, ancak, Anayasa Mahkemesi bir normatif kanunun bağlayıcı gücünün sona ermesi için başka bir tarih belirleyebilir. Bu süre bir kanunla ilgili olarak 18 ayı, ya da başka bir normatif kanunla ilgili olarak 12 ayı aşamaz. Bir kararın, Bütçe’de öngörülmeyen mali sonuçları olması durumunda, Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra, ilgili normatif kanunun bağlayıcılığının sona erdiği tarihi belirleyebilir.
  4. Anayasa Mahkemesinin verdiği, yasal olarak yürürlükteki bir kararın, nihai idari bir karar veya diğer konuların çözümünün dayandırıldığı bir normatif kanunun, Anayasaya, bir uluslararası anlaşma veya kanuna aykırılık kararı, davanın yeniden görülme usulleri veya kararın bozulması veya hükümlerde belirlenmiş ilgili davaya uygun şekil veya esaslarla çözümüne temel teşkil eder.
  5. Anayasa Mahkemesi kararları oy çokluğu ile alınır.
Madde 191.
  1. Aşağıdakiler 188’inci maddede belirtilen konularla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir:

1) Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı, Senato Başkanı, Başbakan, 50 Milletvekilleri, 30 senatör, Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı ve Vatandaş Hakları Komiseri,

2) 186’ncı maddenin 2’nci fıkrasında belirtilen kapsamda, Ulusal Yargı Kurulu;

3) Yerel yönetim birimlerinin kurucu organları;

4) Sendikaların ulusal organları ve yanı sıra, işveren örgütleri ve meslek örgütlerinin ulusal yetkilileri;

5) Kiliseler ve dini kuruluşlar;

6) 79’uncu maddede belirtilen konular, burada belirtilen kapsamda.

  1. Yukarıda, 1’inci fıkranın 3) ve 5)’inci bentlerinde belirtilen konular, eğer normatif kanunlar, kendi faaliyetleri kapsamına uygun konulara ilişkinse böyle bir başvuru yapabilir.
Madde 192.

Aşağıdaki kişiler 189’uncu Maddede belirtilen konularla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir: Cumhurbaşkanı, Sejm (Meclis) Başkanı, Senato Başkanı, Başbakan, Yargıtay Birinci Başkanı, Danıştay Başkanı, ve Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı.

Madde 193.

Herhangi bir mahkeme, bir normatif kanunun, Anayasaya, onaylanmış uluslararası anlaşmalara veya kanunlara uygunluğu ile ilgili olarak bir hukuki sorunu, bu sorunun cevabı hâlihazırda mahkemenin önünde duran bir meseleyi karara bağlayacaksa, Anayasa Mahkemesine götürebilir.

Madde 194.
  1. Anayasa Mahkemesi, Sejm (Meclis) tarafından bireysel olarak, hukuk bilgileriyle ayırt edilen kişiler arasından, 9 yıllık bir görev süresi için seçilen 15 hâkimden oluşur. Bir kişi sadece bir dönem için seçilebilir.
  2. Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başkan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesi Hâkimleri Genel Kurulu tarafından önerilen adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanır.
Madde 195.
  1. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri yargı fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece Anayasaya tabidir.
  2. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri’ne çalışma için uygun koşullar ve makamlarına ve görevlerinin kapsamıyla uyumlu ücret sağlanır.
  3. Anayasa Mahkemesi Hâkimleri, görevleri süresince, bir siyasi partiye, sendikaya üye olamaz veya mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ilkesiyle bağdaşmayan kamusal faaliyetler yapamaz.
Madde 196.

Anayasa Mahkemesinin bir hâkimi, Anayasa Mahkemesinin ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Bir hâkim, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Anayasa Mahkemesi Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 197.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yanı sıra davaları ele alma şekli yasa ile belirlenir.

Yüce Divan
Madde 198.
  1. Aşağıdaki kişiler, makamlarında veya onun kapsamında Anayasa veya bir kanunu ihlal etmekten dolayı anayasa gereği, Anayasa Mahkemesinde yargılanır: Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri, Polonya Ulusal Bankası Başkanı, Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, Ulusal Radyo-Televizyon Yayın Kurulu üyeleri, Başbakan’ın bir bakanlık üzerinden yönetim yetkisi verdiği kişiler ve Genel Kurmay Başkanı.
  2. Milletvekilleri ve Senatörler de 107’nci maddede belirtilen ölçüde Yüce Divan’a karşı sorumludur.
  3. Yüce Divan’ın verebileceği ceza türleri yasa ile belirlenir.
Madde 199.
  1. Yüce Divan, bir başkan, iki başkan yardımcısı ve Sejm tarafından mevcut yasama dönemi için Milletvekili veya Senatör olmayanlar arasından seçilen 16 üyeden oluşur. Divan başkan yardımcıları ve Mahkeme üyelerinin en az yarısı hâkimlik görevini yapabilmek için gerekli vasıflara sahip olmalıdır.
  2. Yargıtay Birinci Başkanı, Yüce Divan’a başkanlık eder.
  3. Yüce Divan’ın üyeleri, fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece Anayasa ve kanunlara tabidir.
Madde 200.

Yüce Divan’ın bir üyesi, Yüce Divan’ın ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Yüce Divan’ın bir üyesi, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Yüce Divan Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 201.

Yüce Divan’ın kuruluşu ve yanı sıra davaları ele alma şekli yasa ile belirlenir.

 Bölüm IX.
Hakların Savunulması ve
Devlet Denetleme Organları
Yüksek Denetleme Kurulu
 Madde 202.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu devletin en üst denetim organıdır.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) tâbidir.
  3. Yüksek Denetleme Kurulu kurul esaslarına göre faaliyet gösterir.
Madde 203.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu, devlet yönetim organlarının, Polonya Ulusal Bankasının, Devlet tüzel kişilerinin ve diğer Devlet kuruluşlarının, yasallık, ekonomik basiret, etkililik ve çalışkanlık açısından faaliyetlerini denetler.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu, yerel yönetim organlarının, komün tüzel kişilerinin ve diğer komün kuruluşlarının, yasallık, ekonomik basiret, etkililik ve çalışkanlık açısından faaliyetlerini denetler.
  3. Yüksek Denetleme Kurulu ayrıca, Devlet ve komün arazisini veya kaynaklarını kullanma veya Devlete karşı mali yükümlülüklerini yerine getirme açısından, yasallık ve ekonomik tutum la ilgili olarak diğer kuruluşların faaliyetlerini de denetler.
Madde 204.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) şunları sunar:

1) Devlet Bütçe uygulaması ve para politikasının amaçlarının bir analizi;

2) Bakanlar Kurulu tarafından sunulan bir önceki mali yıla ait hesapların kabul oyu ile ilgili bir görüş;

3) Yasa ile belirlenen denetimlerin, çıkarımların ve önerilerin sonuçları hakkında bilgi.

  1. Yüksek Denetleme Kurulu Sejm’e (Meclis) yıllık faaliyet raporu sunar:
Madde 205.
  1. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, bir dönem için daha uzatılabilir 6 yıllık bir süre için, Senato’nun ön onayı ile, Sejm (Meclis) tarafından atanır.
  2. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, ne bir yüksek öğrenim kurumunda profesörlük dışında başka bir göreve üstlenebilir, ne de başka bir mesleki faaliyette bulunabilir..
  3. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 206.

Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, Sejm’in (Meclis) ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Sejm (Meclis) Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 207.

Yüksek Denetleme Kurulu’nun kuruluş ve çalışma usulü yasa ile belirlenir.

Vatandaş Hakları Komiseri
Madde 208.
  1. Vatandaş Hakları Komiseri, vatandaşların ve kişilerin Anayasada ve diğer normatif kanunlarda belirtilen özgürlüklerini ve haklarını korur.
  2. Vatandaş Hakları Komiseri’nin çalışma kapsam ve usulü yasa ile belirlenir.
Madde 209.
  1. Vatandaş Hakları Komiseri 5 yıllık bir süre için Senato onayı ile Sejm (Meclis) tarafından atanır.
  2. Vatandaş Hakları Komiseri, ne bir yüksek öğrenim kurumunda profesörlük dışında başka bir göreve üstlenebilir, ne de başka bir mesleki faaliyette bulunabilir..
  3. Vatandaş Hakları Komiseri, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 210.

Vatandaş Hakları Komiseri faaliyetlerinde bağımsızdır, diğer Devlet organlarından bağımsızdır ve yasada belirtilen ilkeler doğrultusunda sadece Sejm’e (Meclis) karşı sorumludur.

Madde 211.

Vatandaş Hakları Komiseri, Sejm’in (Meclis) ön izni olmaksızın ceza davasından yargılanamaz veya hürriyetlerinden mahrum edilemez. Vatandaş Hakları Komiseri, suç işlediğine kanaat getirilmesi ve davanın gidişatı açısından gözaltına alınmasının gerekli görülmesi durumu hariç, gözaltına alınamaz veya tutuklanamaz. Sejm (Meclis) Başkanı böyle bir gözaltıdan derhal haberdar edilir ve gözaltındaki kişinin derhal serbest bırakılmasını emredebilir.

Madde 212.

Vatandaş Hakları Komiseri yıllık olarak Sejm’e ve Senato’ya faaliyet raporu sunar ve kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarına karşı gösterilen derecesini rapor eder.

Ulusal Radyo–Televizyon Kurulu
 Madde 213.
  1. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu ifade özgürlüğünü, bilgi edinme hakkını korur ve ayrıca radyo-televizyonla ilgili kamu yararını korur.
  2. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu, yönetmelikler çıkarır ve bazı özel durumlarda kararlar alır.
Madde 214.
  1. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu üyeleri, Sejm (Meclis), Senato ve Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  2. Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu’nun bir üyesi, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da görevinin onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
Madde 215.

Ulusal Radyo-Televizyon Kurulu’nun çalışma esasları ve usulleri, örgütlenmesi ve üyelerinin atanması için detaylı ilkeleri, yasa ile belirlenir.

 Bölüm X.
Kamu Maliyesi
 Madde 216.
  1. Kamusal amaçlar için ayrılan mali kaynaklar kanuna belirtilen şekilde toplanır ve kullanılır.
  2. Mülk, mal veya hisse senetleri, Devlet Hazinesi, Polonya Ulusal Bankası ya da diğer Devlet tüzel kişiler tarafından menkul kıymet edinmek, elden çıkarmak veya ipotek altına girmek yasa ile belirlenen esaslar ve usullerle yapılır.
  3. Herhangi bir tekel kanun yoluyla kurulur.
  4. Devletin borçlanması, ve ayrıca garanti ve mali kefalet vermesi yasa ile belirlenen esaslar ve usullerle yapılır
  5. Ne yıllık gayri safi yurtiçi hasıla değerinin beşte üçünü aşan bir ulusal kamu borcu doğuracak borçlanma yapılabilir ne de garanti ve mali kefalet verilebilir. Yıllık gayri safi yurtiçi hasıla ve ulusal kamu borç miktarını hesaplama yöntemi kanunla belirlenir.
Madde 217.

Vergi tarhıyla birlikte diğer kamu harçları, vergiye tabi olanların belirlenmesine ve vergi oranları ve ayrıca vergi mükelleflerinin vergi muafiyeti kategorilerinin yanı sıra, vergi iadeleri ve vergi affına ilişkin esasları kanunla düzenlenir.

Madde 218.

Devlet Hazinesi’nin organizasyonu ve Devlet Hazine varlıklarının yönetim şekli yasa ile belirlenir.

Madde 219.
  1. Sejm (Meclis) bir mali yıl için devlet bütçesini Bütçe [ustawa budżetowa-bütçe yasası] ile kabul eder.
  2. Taslak Devlet Bütçesi’nin hazırlanma esas ve usulleri, ayrıntı seviyesi ve bir taslak Devlet Bütçesi için gereksinimler ve Bütçe uygulama esas ve usulleri yasa ile belirlenir.
  3. İstisnai durumlarda, bir yıldan kısa bir süre için, Devletin gelirleri ve harcamaları bir geçici bütçe ile belirlenebilir. Taslak Devlet Bütçe ile ilgili hükümler bir taslak geçici bütçe için de gerektiği şekilde uygulanır.
  4. Devlet Bütçesi veya geçici bir bütçe mali yılın başlangıç günü yürürlüğe girmemişse, Bakanlar Kurulu Devlet maliyesini taslak bütçe uyarınca yönetir.
Madde 220.
  1. Bakanlar Kurulu tarafından planlanmış olanlardan daha fazla harcama artışı veya gelirlerdeki azalma, Sejm’in (Meclis) taslak Bütçede öngörülen düzeyi aşan bir bütçe açığını kabul etmesi sonucunu doğurmayabilir.
  2. Bütçe, devletin, bütçe açığını, Merkez Bankası aracılığıyla kredi yükümlülüğüne girerek kapatmasını öngöremez.
Madde 221.

Bütçe, geçici bütçe, Bütçede değişiklikler ile ilgili mevzuat, kamu borçlanması kanunu ve ayrıca Devletin mali kefalet vermesiyle ilgili bir yasama süreci başlatma hakkı münhasıran Bakanlar Kurulu’na aittir.

Madde 222.

Bakanlar Kurulu, mali yılın başlamasından en geç 3 ay önce, Sejm’e, gelecek yıl için bir taslak Bütçe sunar. istisnai durumlarda, taslak daha sonra sunulabilir.

Madde 223.

Senato, Bütçe’nin alınmasını takip eden 20 gün içinde, ilgili değişiklikleri kabul eder.

Madde 224.
  1. Cumhurbaşkanı, Bütçe veya geçici bütçe kanun tasarısının Sejm Başkanı tarafından kendisine sunulmasından itibaren 7 gün içinde tasarıyı imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir 122’nci maddenin 5’inci fıkrası hükümleri bütçe veya geçici bütçe için geçerli değildir.
  2. Cumhurbaşkanı imzalamadan önce Bütçe veya geçici bütçenin Anayasaya uygunluk incelemesi için Anayasa Mahkemesine başvuru yapmış olması halinde, Mahkeme, başvurunun kendisine sunulduğu günden itibaren en geç 2 aylık bir süre içinde bu konuda karar verir.
Madde 225.

Eğer Sejm’e (Meclis), bir taslak Bütçe’nin sunulduğu günden itibaren      4 ay sonra kabul edilmemiş veya imza için Cumhurbaşkanına sunulmamışsa, Cumhurbaşkanı, takip eden 14 gün içinde Sejm’in (Meclis) görev süresinin kısaltılmasına karar verebilir.

Madde 226.
  1. Mali yılın bitimini izleyen 5 ay içinde Bakanlar Kurulu, Bütçe uygulanması ve ayrıca Devletin borç durumu hakkında bir rapor sunar.
  2. Raporun alınmasından sonraki 90 gün içinde, Sejm kendisine sunulan raporu görüşür ve Yüksek Denetleme Kurulu’nun görüşünü aldıktan sonra, Bakanlar Kurulu’nun sunduğu mali hesapları kabul veya ret etme üzerine bir karar kabul eder.
Madde 227.
  1. Devletin merkez bankası Polonya Ulusal Bankasıdır. Banka, münhasıran para çıkarma ve bunun yanı sıra para politikası oluşturma ve uygulama hakkına sahiptir. Polonya Ulusal Bankası Polonya para biriminin değerinden sorumludur.
  2. Polonya Ulusal Bankası’nın organları şunlardır: Polonya Ulusal Bankası Başkanı, Polonya Ulusal Bankası, Para Politikası Kurulu ve ayrıca Polonya Ulusal Bankası Yönetim Kurulu.
  3. Sejm, Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine, 6 yıllık bir süre için Polonya Ulusal Bankası Başkanı’nı tayin eder.
  4. Polonya Ulusal Bankası Başkanı, bir siyasi parti, bir sendikaya üye olamaz ya da makamının onuruyla bağdaşmayan başka kamusal faaliyet gerçekleştiremez.
  5. Para Politikası Kurulu, aynı zamanda Kurula başkanlık eden Polonya Ulusal Bankası Başkanı, 6 yıllık bir süre için, Cumhurbaşkanı, Sejm ve Senato tarafından eşit sayıda atanan, mali konularda bilgisi olan seçkin kişilerden oluşur.
  6. Para Politikası Kurulu her yıl para politikasının amaçlarını şekillendirir ve Bakanlar Kurulu’nun taslak Bütçeyi sunduğu aynı zamanda Sejm’e sunar. Mali yılın bitimini takip eden 5 ay içinde, Para Politikası Kurulu, Sejm’e para politikasının amaçlarına ulaşılmasına ilişkin bir rapor sunar.
  7. Polonya Ulusal Bankası’nın organizasyonu ve faaliyet esasları ve bunun yanı sıra, organlarının atanması ve görevden alınmasıyla ilgili ayrıntılı esaslar kanunla belirlenir.
 Bölüm XI.
Olağanüstü Önlemler
 Madde 228.
  1. Özellikle tehlikeli durumlarda, normal anayasal önlemler yetersiz kalırsa, aşağıdaki olağanüstü önlemlerden uygun olan herhangi birine başvurulabilir: sıkıyönetim, olağanüstü hal veya doğal felaket durumu.
  2. Olağanüstü önlemler, sadece kanun temeli üzerine çıkarılan ve ayrıca yayımlanması gereken yönetmelikle getirilir.
  3. Kamu kurumlarının faaliyet esasları ve yanı sıra kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının olağanüstü önlemler gerektiren bir süre için sınırlandırmaya tabi olabilecek derecesi yasa ile belirlenir.
  4. Bir kanun, olağanüstü önlemlere başvurulmasını gerektiren bir dönem süresince kişilerin ve vatandaşların özgürlükleri ve haklarının sınırlanmasından doğan mal ziyanının tazmin edilme esaslarını, kapsamını ve şeklini belirler.
  5. Herhangi bir olağanüstü önlem getirilmesi sonucunda yapılan faaliyetler, tehdit derecesi ile orantılıdır ve Devletin normal işleyişine izin veren koşulların en hızlı biçimde yeniden sağlanması amacı güder.
  6. Olağanüstü önlemlere başvurulduğu bir dönemde, aşağıdakiler değişikliğe tabi değildir: Anayasa, Sejm, Senato ve yerel yönetim organlarına Seçim Yasaları, Cumhurbaşkanlığı seçim yasaları ve yanı sıra, olağanüstü önlemler yasası.
  7. Olağanüstü önlemlere başvurulan dönem içinde ve ayrıca bu önlemler sona erdikten sonraki 90 gün içinde, Sejm’in (Meclis) görev süresi kısaltılamaz, ne ülke genelinde halkoylaması, ne Sejm (Meclis), Senato, yerel yönetim organları ne de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılabilir ve bu organların görev süreleri buna uygun olarak uzatılır. Yerel yönetim organları için seçimler sadece olağanüstü önlemlerin yürürlükte olmadığı yerlerde mümkündür.
Madde 229.

Devlete dış tehditler, Polonya Cumhuriyeti topraklarına karşı silahlı saldırı eylemleri söz konusu olduğunda veya uluslararası anlaşma gereği saldırıya karşı ortak bir savunma yükümlülüğü doğduğunda Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine Devlet’in bir kısmında veya tamamında sıkıyönetim ilân edebilir.

Madde 230.
  1. Devletin anayasal düzenine, vatandaşların güvenliği ve kamu düzenine tehditler söz konusu olduğunda, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine, Devletin topraklarının bir bölümünde veya tamamında, 90 günden fazla olmayan belirli bir süre için olağanüstü hal ilân edebilir.
  2. Olağanüstü hal bir kereliğine ve 60 günden fazla olmamak üzere ve Sejm’in (Meclis) ön izni ile uzatılabilir.
Madde 231.

Cumhurbaşkanı sıkıyönetim ya da olağanüstü hal yönetmeliğini imzalanmasından sonraki 48 saat içinde söz konusu yönetmeliği Sejm’e sunar. Sejm Cumhurbaşkanı’nın yönetmeliğini derhal görüşür. Sejm (Meclis), Milletvekili üye tamsayısının yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı’nın yönetmeliğini iptal edebilir.

Madde 232.

Doğal afet nitelikleri gösteren doğal felaket ya da teknolojik bir kazayı engellemek veya sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla, Bakanlar Kurulu, 30 günden fazla olmayan belirli bir süre için, Devletin topraklarının bir bölümünde ya da tamamında doğal adet durumu ilân edebilir. Doğal afet durumu Sejm’in onayı ile uzatılabilir.

Madde 233.
  1. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal zamanlarında kişilerin ve vatandaşların özgürlüklerini ve haklarını kısıtlama kapsamını belirleyen kanun, 30’uncu maddede (insan onuru), 34 ve 36’ncı maddede (vatandaşlık), 38’inci maddede (yaşamın korunması), 39 ve 40’ıncı maddeler ile 41’inci maddenin 4’üncü fıkrasında (insanca muamele), 42’nci maddede (cezai ehliyeti olma), 45’inci maddede (mahkeme önüne çıkma), 47’nci maddede (kişi hakları), 53’üncü maddede (din ve vicdan), 63’üncü maddede (dilekçe) ve ayrıca 48 ve 72’nci maddede (aile ve çocuklar) belirtilen özgürlükler ve hakları sınırlamaz.
  2. Sadece ırk, cinsiyet, dil, inanç ya da inanç eksikliği, sosyal köken, soy ya da mülkiyet nedeniyle kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarının sınırlandırılması yasaktır.
  3. Doğal afet durumları sırasında kişi ve vatandaş özgürlükleri ve haklarını sınırlandırma kapsamını belirleyen yasa, 22’nci maddede (ekonomik faaliyet özgürlüğü), 41’inci maddenin 1, 3 ve 5’inci fıkralarında (kişi özgürlüğü), 50’nci maddede (konut dokunulmazlığı), 52’nci maddenin1’inci fıkrasında (Polonya Cumhuriyeti topraklarında seyahat ve yerleşme özgürlüğü), 59’uncu maddenin 3’üncü fıkrasında (grev hakkı), 64’üncü maddede (mülkiyet hakkı), 65’inci maddenin 1’inci fıkrasında (çalışma özgürlüğü), 66’ncı maddenin 1’inci fıkrasında (güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkı) ve ayrıca 66’ncı maddenin 2’nci fıkrasında (dinlenme hakkı) belirtilen özgürlükler ve hakları sınırlandırabilir.
Madde 234.
  1. Sıkıyönetim sırasında, Sejm’in (Meclis) bir oturum yapmak için toplanamadığı zamanlarda, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu’nun talebi üzerine ve 228’inci maddenin 3, 4 ve 5’inci fıkralarında belirlenen sınırlar dahilinde, kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Bu kararnamelerin, Sejm tarafından bir sonraki oturumunda onaylanması gerekir.
  2. Yukarıda 1’inci fıkrada konu edilen kararnameler, evrensel bağlayıcılığı olan kanun niteliğindedir.
Bölüm XII.
Anayasa Değişikliklikleri
 Madde 235.
  1. Bir Anayasa değişikliği kanun tasarısı aşağıdakiler tarafından sunulabilir: Milletvekili üye tamsayısının en az beşte biri; Senato veya Cumhurbaşkanı.
  2. Anayasa değişiklikler Sejm (Meclis) tarafından kabul edilen ve ardından Senato’da geldiği biçimde 60 gün içinde kabul edilen bir kanunla yapılır.
  3. Anayasa değişikliği kanun tasarısının ilk görüşülmesi tasarının Sejm’e sunulmasından itibaren 30 günden önce gerçekleşemez.
  4. Sejm’de bir Anayasa değişiklik kanunu tasarısı, Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda en az üçte iki oy çoğunluğuyla ve Senato tarafından Senatör tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda salt çoğunlukla kabul edilebilir.
  5. Anayasanın I, II, XII’nci Bölümlerindeki hükümleri değiştiren bir kanun tasarısı, Sejm’de, tasarının ilk görüşüldüğü tarihten itibaren en erken 60 gün içinde kabul edilebilir.
  6. Eğer Anayasa değişikliği kanun tasarısı I, II, XII’nci Bölümlerdeki hükümlerle ilgiliyse, yukarıdaki 1’inci fıkrada belirtilen konular, kanun tasarısının Senato’da kabul edilmesinden itibaren 45 gün içinde, teyit için halkoylaması yapılmasını gerekli kılar. Bu konular, müracaatın alınış gününden itibaren 60 gün içinde halkoylaması kararı alacak olan Sejm (Meclis) Başkanı’nın uygulamasını gerektirir. Eğer oyların çoğunluğu bu değişiklik için açık destek veriyorsa Anayasa değişikliği kabul edilmiş sayılır.
  7. Yukarıda 4 ve 6’ncı maddede belirtilen sürecin tamamlanmasından sonra, Sejm (Meclis) Başkanı kabul edilen kanunu imzalaması için Cumhurbaşkanı’na sunar. Cumhurbaşkanı, kanunu sunulmasından itibaren 21 gün içinde imzalar ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yayımlanması kararını verir.
Bölüm XIII.
Son Hükümler ve Geçici Hükümler
 Madde 236.
  1. Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 yıllık bir süre içinde, Bakanlar Kurulu, Sejm’e (Meclis) Anayasanın uygulanması için gerekli kanun tasarılarını sunar.
  2. 176’ncı maddenin 1’inci fıkrasını yürürlüğe sokan kanunlar, idare mahkemelerindeki davalara uygunluk derecesinde, Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 5 yıl içinde kabul edilir. Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının olağan dışı denetlenmesine ilişkin hükümler bu kanunlar yürürlüğe girinceye kadar yürürlükte kalır.
Madde 237.
  1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen 4 yıllık dönem içinde, kabahat davaları, bölge mahkemelerine bağlı Kabahat Yargı Kurulları’nca görülür ve karara bağlanır, ancak tutuklama kararı sadece bir mahkeme tarafından verilebilir.
  2. Bir Kurul’un kararına itiraz bir mahkeme tarafından görüşülür.
Madde 238.
  1. Kamu yetkisinin anayasal organlarının ve bunları oluşturan kişilerin görev süreleri, Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce atanmış veya seçilmiş olsalar dahi, Anayasa yürürlüğe girmeden önce geçerli olan hükümlerde belirtilen sürelerin tamamlanmasıyla sona erer.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce geçerli olan hükümlerin böyle bir görev süresi belirtmemesi durumunda, ve seçim veya atanmadan itibaren Anayasada belirtilen süreden daha fazla bir süre geçmişse, kamu yetkisinin organlarının ve bunları oluşturan kişilerin anayasal görev süreleri Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl sonra sona erer.
  3. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce geçerli olan hükümlerin herhangi bir görev süresi belirtmemesi durumunda, ve seçim veya atanmadan itibaren Anayasada belirtilen süreden daha az bir süre geçmişse, bu organlar ve kişilerin mevcut hükümlere göre hizmet vereceği süre, Anayasada belirtilen görev süresine dahil edilir.
Madde 239.
  1. Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Anayasa Mahkemesinin, kabul edilmesinden önce kanunların Anayasaya aykırılık kararı kesin değildir ve Sejm tarafından görüşülmesi gerekir ve Sejm Anayasa Mahkemesi Kararını Milletvekili üye tamsayısının en az yarısının hazır bulunduğu bir oturumda oyların üçte iki çoğunluğuyla reddedebilir. Yukarıdaki hüküm, Anayasa Mahkemesinin kanunlara itirazlara cevap niteliğindeki kararlarını ilgilendirmez.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce oluşturulmuş Anayasa Mahkemesi tarafından kanunların evrensel bağlayıcılığı olan yorumuyla ilgili davalardaki işlemlerden vazgeçilir.
  3. Anayasanın yürürlüğe girdiği gün, Anayasa Mahkemesinin, kanunların yorumlanmasıyla ilgili kararları evrensel bağlayıcılığını kaybeder, ancak mahkemelerin nihai kararları ve kamu makamlarının verdiği diğer nihai kararlar, Anayasa Mahkemesinin kanunları evrensel olarak bağlayıcı yorumuyla kararlaştırılmış hükümlerin anlamını da dikkate alarak, yürürlükte kalmaya devam eder.
Madde 240.

Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde, Bütçe, bütçe açıklarını Devletin merkez bankasından borçlanarak kapatmaya izin verebilir.

Madde 241.
  1. Polonya Cumhuriyeti tarafından, onaylandıkları tarihte geçerli olan anayasal hükümler temelinde önceden onaylanan ve Polonya Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’nde (Dziennik Ustaw) yaımlanan uluslararası anlaşmalar, daha önceki kanun izniyle onaylanmış kabul edilir ve 89’uncu maddenin 1’inci fıkrasında ele alınan konu kategorisiyle bağlantıları uluslararası bir anlaşmanın koşullarından ortaya çıkıyorsa, Anayasanın 91’inci madde hükümlerine tabidir.
  2. Bakanlar Kurulu, Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Anayasa ile uyum göstermeyen hükümler içeren uluslararası anlaşmaların bir listesini Sejm’e sunar.
  3. Anayasa yürürlüğe girmeden önce seçilmiş, 30 yaşına gelmemiş olan Senatörler, seçildikleri görev süresinin sonuna kadar sandalyelerini muhafaza eder.
  4. Milletvekilliği ve Senatörlük görevini ortak olarak 103’üncü madde tarafından yasaklanan bir işlev veya istihdamla birlikte üstlenme durumu, Milletvekili veya Senatör istifa etmediği veya söz konusu istihdam sona erdirilmediği takdirde, Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren bir ay sonra sona erer.
  5. Anayasa Mahkemesi veya Yüce Divan’da görülmekte olan veya yasama sürecindeki ve Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce başlamış olan davalar, başlatıldıkları gün geçerli olan anayasa hükümlerine göre yürütülür.
  6. Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, Bakanlar Kurulu, Anayasanın 87’nci maddesinin 1’inci fıkrası ve 92’nci maddesi uyarınca Anayasa yürürlüğe girmeden önce kabul edilen veya çıkarılan, Bakanlar Kurulunun ve bakanların veya devlet yönetiminin diğer organlarının emirlerinden hangilerinin, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanarak uygun zamanda Sejm’e (Meclis) sunulacak kanunlar temelinde çıkarılan yönetmeliklerle değiştirileceğini belirler, aynı zamanda, Bakanlar Kurulu Sejm’e, Anayasa yürürlüğe girmeden önce devlet yönetimince çıkarılan, Anayasanın 93’üncü maddesinin anlamı çerçevesinde kararlar ve emirler haline gelecek normatif yasaları belirleyen bir kanun tasarısı sunar.
  7. Yerel kanun hükmünde kararnameler ve ayrıca komünler tarafından çıkarılan hükümler, Anayasanın 87’nci maddesinin 2’nci fıkrasının anlamı çerçevesinde yerel kanun hükmünde kararnameler halini alır.
Madde 242.

Aşağıdakiler bu Anayasayla yürürlükten kaldırılmıştır:

  1. Polonya Cumhuriyeti’nin Yasama ve Yürütme Kurumları ve Yerel Yönetimler arasındaki Karşılıklı İlişkiler konusunda 17 Ekim 1992 tarihli Anayasa Kanunu (Resmi Gazete (Dziennik Ustaw) 1992 yılı sayı. 84, madde: 426; 1995 yılı Sayı. 38, madde 184, No. 150, madde 729 ve ayrıca 1996 yılı Sayı: 106, madde 488);
  2. Polonya Cumhuriyeti için Anayasa Hazırlama ve Yürürlüğe koyma hakkında 23 Nisan 1992 tarihli Anayasa kanunu (Resmi Gazete (Dziennik Ustaw) 1992 yılı sayı. 67, madde 336; ve 1994 yılı sayı. 61, madde 251).
Madde 243.

Polonya Cumhuriyeti Anayasası, yayımlanmasını izleyen 3 aylık dönemin bitiminde yürürlüğe girer.

Kellogg-Briand Paktı – Harbin Millî Siyaset Aleti Olarak Kullanılmaması Hakkında Umumi Muahede

0

Kellogg-Briand Paktı ya da Harbin Millî Siyaset Aleti Olarak Kullanılmaması Hakkında Umumi Muahede, 27 Ağustos 1928 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. ABD Dışişleri Bakanı Frank B. Kellogg ile Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand’ın girişimleriyle hazırlanan antlaşma, savaşın ulusal politikanın bir aracı olarak kullanılmasından vazgeçilmesini ve devletler arasındaki uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesini amaçlamıştır. Antlaşma, Avustralya, Belçika, Kanada, Çekoslovakya, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık ve dominyonları, Britanya Hindistanı, Özgür İrlanda Devleti, İtalya, Japonya, Polonya ve Güney Afrika Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanmıştır. Antlaşma, onay belgelerinin Washington’a tevdi edilmesinin ardından 24 Temmuz 1929’da yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, 1928 yılında antlaşmaya katılmaya davet edilmiştir. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey, 31 Ekim 1928’de ABD Dışişleri Bakanlığına verdiği beyannameyle Türkiye’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı kaydıyla antlaşmaya katıldığını bildirmiştir. TBMM, katılımı 19 Ocak 1929 tarihli ve 1384 sayılı kanunla kabul etmiştir. Kanun, 28 Ocak 1929’da onaylanmış ve 5 Şubat 1929 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye’nin katılımı, antlaşmanın üçüncü maddesinde öngörülen katılma usulüne dayanmıştır.

Paktın birinci maddesinde taraflar, uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde savaşa başvurmayı reddetmiş ve savaşı ulusal siyasetin aracı olarak kullanmaktan vazgeçtiklerini açıklamıştır. İkinci maddede ise taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde barışçı yolların kullanılması kabul edilmiştir. Bununla birlikte antlaşma, savaşı bütünüyle ortadan kaldıracak bir yaptırım mekanizması kurmamış; özellikle saldırı hâlinde uygulanacak ortak yaptırımlar konusunda açık ve etkili bir sistem öngörmemiştir. Bu nedenle Kellogg-Briand Paktı, uluslararası hukukta savaştan vazgeçme ilkesinin gelişimi bakımından önemli olmakla birlikte, savaşları önleme konusunda sınırlı bir etkiye sahip olmuştur.

Paktın savaşı ulusal siyasetin bir aracı olarak kullanmayı reddeden yaklaşımı, sonraki dönemde uluslararası barış ve güvenlik hukukunun gelişimine katkıda bulunmuştur. Paktın ortaya koyduğu ilkeler, Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan kuvvet kullanma yasağının tarihsel arka planındaki gelişmeler arasında değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler Şartı’nın kuvvet kullanma yasağı, kendi hukuki düzenlemesi ve istisnaları çerçevesinde ele alınmalıdır; iki belge arasında doğrudan ve eksiksiz bir hukuki özdeşlik bulunduğu ileri sürülemez.

Sovyetler Birliği’nin öncülük ettiği 1929 tarihli Litvinov Protokolü, Kellogg-Briand Paktı’nın bazı tarafları arasında savaştan vazgeçme yükümlülüklerini daha erken yürürlüğe koymayı amaçlamıştır. Bu gelişme, paktın uluslararası ilişkilerdeki etkisini ve savaşın hukuki statüsüne ilişkin tartışmaları göstermektedir. Kellogg-Briand Paktı ile Litvinov Protokolü’nün, sonraki dönemde ortaya çıkan NATO ve Varşova Paktı’nın kuruluşuna zemin hazırlayan tarihsel ve hukuki gelişmeler arasında yer aldığını ileri süren değerlendirmeler de bulunmaktadır.

 

Devletler arasında harbin millî siyaset âleti olarak istimalinden feragati muntazamın muahedeye Türkiye cumhuriyetinin iştiraki hakkında kanun

Madde 1 — Almanya, Amerika, Belçika, Fransa, İngiltere ve Dominyonları İtalya, Japonya, Lehistan ve Çekoslovakya Hükümetleri arasında 27 ağustos 1928 tarihinde Pariste akt edilmiş olan ve harbin millî siyaset âleti olarak istimalinden feragati tazammun. eden birçok taraflı muahedeye Türkiye Cümhuriyetinin, mezkûr muahedenin üçüncü maddesi mucibince ve Vaşington Büyük Elçisi tarafından Amerika Hariciye nezaretine ita edilen Beyan, nameye tevfikan, iltihakı tasdik edilmiştir.

Madde 2 — İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3 — İşbu kanunun icrasına Hariciye Vekili memurdur. 28/1/1929

Kellogg-Briand Paktı – Harbin Millî Siyaset Aleti Olarak Kullanılmaması Hakkında Umumi Muahede

Alman hükümeti Reisi,

Amerika Düveli müttehidesi hükümeti Reisi

Haşmetlu Belçika Kiralı,

Fransa Cumhuriyeti Reisi

Haşmetlu Büyük Britanya ve İrlanda ve maverayi ebhardaki İngiliz ülkeleri Kiralı ve Hindistan İmparatoru,

Haşmetlu Japonya imparatoru,

Lehistan Cumhuriyeti Reisi,

Çekoslovakya Cümhuriyeti Reisi,

Kendilerine terettüp eden insaniyetin saadet ve refahını inkişaf ettirmek vazifesini derin bir surette hissederek,

Milletleri beyninde halen cari münasebatı dostane ve sulhparveranenin ilelebet idamesi için harbin millî siyasete âlet ittihaz olunmasından açık bir surette feragat edilmek zemanı hulul ettiğine kail olarak; münasebatı mütekabillerinde her türlü tahavvülatın ancak tarzı muslihanede istihsal ile sulh ve intizam dairesinde kuvveden file isal ve badezin miliî menafiinin inkişafını harbe müracaat ederek temine sai olacak olan vaziulimza her hangi bir devletin işbu muahede fevaidinden mahrum edilmesi lüzumuna kanaat getirerek;

Gösterdikleri misale imtisal eylediğini bilumum milletlerin işbu mesaii insaniyeye biliştirak muahedeyi hazıraya meriyülicra olur olmaz iltihak ederek kendi efradını feyzaver ahkâmından müstefit ve bu suretle
cihanın medeli milletlerini harbi kendi milî siyasetlerine âlet ittihaz etmekten müştereken feragat hususunda tevhit edecekleri ümidile,

Bir muahade aktetmeğe karar vermişler ve bu maksatla murahhaslarını tayin etmişlerdir.

Şöyleki:

Alman Reisicumhuru: Hariciye Nazırı Doktor Gustav Stresemann’ı,
Amerika Reisicümhuru: Nazır Frank B. Kellogg’ıu,
Haşmetlu Belçika Kıralı: Hariciye Nazırı Paul Hymans’ı,
Fransa Reisicümhuru: Hariciye Nazın Aristide Brıand’ı,

Haşmetlu Büyük Beritanya ve İrlanda ve Maverayi Ephardaki İngiliz ülkeleri Kralı ve Hindistan İmparatoru: Büyük Britanya ve şimalî İrlanda ile Şıhsen Cemiyeti Akvam âzasından olmayan Beritanya İmperatorluğu aksamı için: Lancaster Dakalığı Şansöliyesi, Hariciye Nazırı vekili Lord Cushendun’i,

Kanada Dominyonu İçin: Başvekil ve Harciye Nazırı William Lyon Mackenzie King‘ı,

Avusturalya Commonvvealthi için: Heyeti İcraiye âzasından Alexandere John Mehachlan’ı,

Yeni Zelanda Dominyonu için: Büyük Beritanyada Yeni Zelanda Komseri âlisi Sir Christopher James
Parr’ı,

Cenubî Afrika İttihadı için: Büyük Bsritanyada Cenubı Afrika İttihadı Komseri âlisi Jacobus Sstephanos Smiti,

İrlanda Serbest Hükümeti için: Heyeti İcraiye Reisi M. Vılliam Thomas Cosgrave ı,

Hindistan için: Lancastre Dükalığı Şansölyesi, Hariciye Nazırı Vekili Lord Cushendun ı,

Haşmetlu İtalya Kıralı: Pariste Elçi ve fevkalâde murahhas Kont Gaetano Manzoni’ı,

Haşmetlu Japon İmperatoru: Müşaviri hususi Kont Uchiday’ı,

Lehistan Rerisicümhuru. Hariciye Nazırı M. A. Zileskiy’i,

Çekoslovakya Reisicümhuru: Hariciye Nazırı Doktor Eluard Benes’ı,

Müşarileyhim usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini badettaati mevaddı atiyede mutabık kalmışlardır:

Madde 1

Âli Âkit taraflar kendi milletleri namına beynelmilel ihtilâfatı hal için harba müracatı ret ve takbih ve münasebatı mütekabillerinde harbi mill i siyaset için âlet itihaz etmekten feragat ettiklerini sureti resmiye ve müdepdebede beyan ederler.

Madde 2

Âli Âkit taraflar menşe veya mahiyeti ne olursa olsun aralarında zuhur edebilecek bilcümle ihtilafat ve münazeatın hal ve faslı çarelerini ancak vesaiti muslihanede taharri edilmek lâzimesini tasdik ederler.

Madde 3

İşbu muahede, mukaddimede zikrolunan Âli Âkiteler tarafından her birinin kendi teşkilâtı esasiye kanunları tatbikatına tevfikan, tasdik edilecek ve mütunu musaddakanın kâffesinin Washington’a tevdini müteakip beyinlerinde beyinlerinde mamulünbıh olacaktır

İşbu muahede, balâdakı fıkrada tasrih olunan veçhile mevkii meriyete vaz olunduktan sonra diğer bilumum devletlerin iltihakı için icap eden müddetin devamınca küşade bulundurulacaktır. Her devletin iltihakını musaddak metin Washington’a tevdi olunacak ve muahede keyfiyeti tevdii müteakip haman bu suretle iltihak eden devlet ile düveli sairei Âkide beyninde meriyülicra olacaktır.

Mukaddemedede zikrolunan devletlerle bilahara işbu muahedeye iltihak edecek olan her devlete muahedename metni ile tasdik veya iltihakı natık metinlerin herbirinin sureti musaddakalarını ita hususu Amerika Düveli mültehidesi hükümetine aittir.

Kezalik marüzzıkir Hükümetlere tasdik veya iltihakı natık her metni tevdii müteakip, derhal telgrafla tebliğ etmek Cemahiri Müttehide hükûmetine ait olacaktır.

Tasdikan lilmakal murahhaslar her iki metin aynı derecede muteber olmak üzere işbu muahedeyi fransızca ve ingilizce olarak imza ve mühürlerile tahtim etmişlerdir.

Bin dokuzyüz yirmi sekiz senesi Ağustosunun yirmi yedinci günü pariste tanzim edilmiştir.

İmza

Gustav Streseman
Frank B. Kellogg
Paul Hymans
Arı. Bnand
Cushendun
W . L . Mackenzie King
A. J. Mclachlan
C. J. Parr
J. S. S.mt
Lam T. Maccosgair
Cushendun
G. Manzom

İmza
Uchıda
August Zaleski
Dr, Edaard Benes

Almanya, Amerika, Belçika Fransa, İngiltere ve Dominyonları, İtalya, Japonya, Lehistan ve Çokoslavakya Hükümetleri arasında 27 ağustos 1928 tarihinde Paris’te imza edilen ve harbin millî siyaset aleti olarak istimalinden feragati tazammun eden bir çok taraflı misaka Türkiye Cumhuriyetinin iltihakını bildirmek ve muahedenin üçüncü maddesi mucibince metnin imzası mahiyetini haiz olmak üzere Washington Büyük Elçisi Muhtar beyefendi tarafından salahiyeti mahsusava müsteniden 31 teşrinievel tarihinde Amerika Hariciye nezaretine ita edilmiş olan beyanname

Zirde vaziülimza Türkiye’nin Washigton Murahhas ve Büyük Elçisi usulü dairesinde salahiyettar olarak hükümeti nam ve hesabına resmen beyan ile kesbi şeref eder ki, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,  Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasdiki kaydı ihtirazisi tahtında Paris’te 27 ağustosta Al-manya, Amerika, Belçika, Fransa, İngiltere ve Dominyonları, İtalya, Japonya, Lehistan ve Çekoslovakya hükümetleri arasında imza edilmiş olan muahedenameye iltihak eyler.

İmza: Ahmet Muhtar

İşbu beyannamenin vusulünü bildirmek üzere Amerika Hariciye Nezareti tarafından Washington Büyük Elçiliğimize gönderilen cevap:

T. B. M . tarafından tasdik edilmek şartiyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Paris’te 27 ağustos 1928 tarihinda Almanya, Belçik, Hükümetleri tarafından imza olunan harpten feragati mütezammın olan muahedeye iltihak ettiğini natık hükümetiniz mam ve hesabına verdiğiniz beyanname ile salahiyetnameleri tevdi eden 31 birinci teşrin tarihli notanızı almakla şeref kesbettim. Muahede dosyasına vazedilen salahiyetnamelerle beyannameyi büyük memnuniyetle ahzeyledim.

İmza
Frank B. Kellog

16 Ekim Hukuk Takvimi

0
1660 – John Cooke İdam Edildi

İngiliz Milletler Topluluğu’nun ilk başsavcılarından John Cooke, 16 Ekim 1660 günü Charing Cross’da asılarak idam edildi. Cooke, İngiliz İç Savaşının ardından kurulan mahkemede, Kral Charles I’in vatana ihanet ve diğer ağır suçlardan yargılanmasında önemli rol oynamıştı. (18 Eylül 1608 – 16 Ekim 1660)

1730 -Nevşehirli İbrahim Paşa’nın Boğdurulması

Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Patrona Halil İsyanı’nı çıkaranların istekleri doğrultusunda Padişah III. Ahmet tarafından boğduruldu.

1793 – Fransız Devrimi: Giyotinle İdam

Fransız Devriminde vatan hainliği ile suçlanan Fransa Kraliçesi ve Avusturya arşidüşesi. Marie Antoinette giyotinle idam edildi. Maria Antonia Josepha Johanna (Doğumu: 2 Kasım 1755 – Öümü: 16 Ekim 1793), 

1886 – David Ben-Gurion Doğdu

Hukukçu ve İsrail devletinin kurucusu ve ilk başbakanı David Ben-Gurion doğdu. (16 Ekim 1886 – 1 Aralık 1973)

1898 – William O. Douglas Doğdu

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Orville Douglas doğdu. (16 Ekim 1898, Maine, Minnesota – 19 Ocak 1980, Washington, ABD)

1916 – İlk doğum kontrol kliniği

Margaret Sanger, ilk doğum kontrol kliniğini New York’ta kurdu. Amerikalı aktivist  Margaret Sanger yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Eylül 1883 – Ölümü: 6 Eylül 1968) doğum kontrolü aktivisti, seks eğitimcisi , yazar ve hemşire idi. Doğum kontrolü terimini popüler hale getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk doğum kontrol kliniğini açtı ve Amerika Planlı Ebeveynlik Federasyonu’na dönüşen organizasyonlar kurdu. Yazılarını ve konuşmalarını öncelikle kendi düşünce tarzını geliştirmek için kullandı. Sanger, 1914’te, Comstock Yasası uyarınca, Aile Sınırlaması adlı kitabından ötürü yargılandı. Doğum kontrolünü yasallaştırmaya yardımcı olan davalara katkıda bulundu. 

1918- Louis Pierre Althusser Doğdu

Fransız marksist ve felsefe profesörü Louis Pierre Althusser dünyaya geldi. (16 Ekim 1918 – 22 Ekim 1990) Çok sayıda eseri Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

1946 – Nürnberg Mahkemeleri: Nazilerin Avukatı İdam Edildi

1920’li ve 1930’lu yıllarda Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi için çalışan Alman avukat Hans Frank, idam edildi. (23 Mayıs 1900, 16 Ekim 1946, Nürnberg)

1946 – İnsan Hakları Cemiyeti

Mareşal Fevzi Çakmak önderliğinde bir grup, İnsan Hakları Cemiyeti kurmak üzere başvurdu.

1951- Hukukçu Başbakana Suikast

Hukukçu ve  Pakistan’ın ilk başbakanı Liyakat Ali Han, (1 Ekim 1895, Karnal, Hindistan – 16 Ekim 1951, Ravalpindi, Pakistan), Hindistan’la ülkesi arasındaki anlaşmazlıkları barışçı yollardan çözme yolundaki politikasına karşı çıkan fanatik çevreler tarafından 15 Ekim 1951’de Ravalpindi’de bir suikast sonucu öldürüldü. Oxford mezunudur.

 

1968 – Düşünceye Hapis

Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Erol Dallı, bir makalede “Başbakan Demirel’e hakaret edildiği” gerekçesiyle 3’er ay 15’er gün hapse mahkum edildi.

1971 – Siyasi Tutuklamalar

Dev-Genç ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) yöneticilerinden eski TİP Milletvekili Tarık Ziya Ekinci’nin de aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklandı.

1981 – Kapatılan Siyasi Partilerin Malvarlığı

Milli Güvenlik Konseyi, 12 Eylül 1980’de faaliyetleri yasaklanan siyasi partilerin feshedilmesi ve malvarlıklarının Hazine’ye devrine ilişkin yasayı onayladı. Atatürk’ün vasiyetnamesiyle CHP’ye bırakılan menkul ve gayrimenkullerin idaresi de hazineye geçti. 

1981 – Yargılama – İşkence

Hasan Asker Özmen’in gözaltında işkenceyle ölümüne sebep olmaktan yargılanan 1’i komiser muavini 3 polis 1’er yıl hapis, 6’şar ay memuriyetten men cezasına mahkum oldu.

1989 – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yapma Hakkı

İnsan Hakları Derneği eski Yönetim Kurulu üyesi M.Çelikkan ve M.Eryüksel’in yargılandığı davanın duruşması yapıldı. Yaşar Kemal, Mehmet Ali Aybar ve Emin Galip Sandalcı tanık olarak dinlendi. Sanıklar, “Yaşama Hakkına Saygı” mitinginde “yasadışı slogan attırmak ve yasanın suç saydığı fiilleri övmek” suçlanıyordu.

2000- 16 Mart Katliamı Davası

16 Mart Katliamı Davası’nın müdahil avukatlarından Cem Alptekin, “MİT belgelerini kullandığı, emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif ettiği, terörle mücadelede görev yapan kişileri açıkladığı” gerekçeleriyle yargılandığı davada beraat etti.

2002- Manisalı Gençler Davası

Manisa’da çoğu liseli 16 gence işkence yapmaktan yargılanan polisler ikinci kez ceza aldı. 

2002 – 2. Körfez Savaşı Hazırlıkları

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush, ABD kongresinin onayladığı, Irak’a savaş açma yetkisi veren kararı imzaladı.

2005- Şeriat Yasalarında Gevşeme

Şeriat kanunları ile yönetilen v 20 yıldır sinema izlemek yasak olan Suudi Arabistan’da Ramazan bayramı boyunca halka açık bir yerde film izletilmesine izin verildi.

2006 – Prof. Dr. Füsun Sayek’e Veda

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Füsun Sayek hayata veda etti. Hasta, hekim, insan hakları ve kadın hakları alanındaki çalışmaları ile iz bıraktı.

2015 – GRECO RAPORU

Türkiye hakkında Dördüncü Aşama Değerlendirme Raporu, GRECO’nun 69’uncu Genel Kurulu’nda 16 Ekim 2015 tarihinde kabul edildi. Rapor, Türkiye’nin izin vermesini müteakip, 17 Mart 2016 tarihinde kamuoyuna açıklandı.

2012 – Atılım Gazetesi – Hatice Duman Davasına Onama

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, dokuz yıldır tutuklu yargılanan Atılım Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman hakkında verilen müebbet hapis cezasını onadı.

2018 – Can Dündar ve İlhan Tanır’a Kırmızı Bülten

Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan ve karara bağlanan davada firari oldukları için dosyaları ayrılan eski genel yayın yönetmeni Can Dündar ve İlhan Tanır hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına hükmedildi.

2023 – Martti Ahtisaari Yaşamını Ytirdi

Yakın tarihte başta Kosova olmak üzere, Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Uzak Doğu Asya’da birçok sorunun çözümü sürecinde üstlendiği arabuluculuk görevinden ötürü 2008 Nobel Barış Ödülüne layık görülen Finlandiyalı diplomat Martti Ahtisaari (Martti Oiva Kalevi Ahtisaari yaşamını yitirdi. (23 Haziran 1937 – 16 Ekim 2023) Fincenin yanı sıra İsveççe, Fransızca, İngilizce ve Almanca biliyordu.

2024- Deprem ve Ev Hapsi

Diyarbakır’da ev hapsinde bulunan yurttaş, Malatya merkezli 5,9’luk depremde dışarı çıkamadı.

2024 – İş Yerinde Şiddet ve Taciz

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasının sonuçları açıklandı. alışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

2024 – Açık Radyo’ya Kapatma

RTÜK’ün lisans iptali kararının ardından Açık Radyo’nun yayınları sona erdi.

2026 – Şarkıcı Alpay yaşamını yitirdi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ahmet Alpay Nazikioğlu, Antalya’da vefat etti.

 

Cumhurbaşkanına Hakaret

Antalya’nın Alanya ilçesinde, Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla gözaltına alınan 66 yaşındaki R.K. tutuklandı. Daha önce aynı suçlamayla üç kez gözaltına alındığı belirtilen R.K.’nin, kalacak yeri olmadığı için cezaevine girmek istediği iddia edildi.

 

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci, Yazar ve Sanatçılar

0

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci ve Yazarlar

Gazeteci-Yazar
 Fakülte

Abdi İpekçi

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Abdullah Şanal

Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Ahmet Kabaklı 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ahmet Ağaoğlu

Sorbonne Üniversitesi 

Ali Kırca

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ali Sirmen

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ali Topuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 

Armağan Çağlayan

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Arslan Bulut

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ataol Behramoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Attilâ İlhan

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Atilla Bartınlıoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Aydın Engin

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Bitirmedi)

Bejan Matur

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Berhan Şimşek

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Y.Lisans)

Burhan Felek

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’

Çetin Altan

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Çetin Emeç

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Çiğdem Toker

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Heper

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Hızlan 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Kasaroğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doğan Yurdakul

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ece Temelkuran

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Erol Dallı

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Eşber Yağmurdereli

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Güneri Cıvaoğlu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Güner Sümer

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Halit Kıvanç

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hıfzı Topuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hilmi Yavuz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

M. İskender Özturanlı

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İsmail Cem İpekçi 

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İlhan Selçuk

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İlhan Şeşen

Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 M. Ragıp Duran

Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Mehmet Barlas

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Musa Anter

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Naim Tirali

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Necati Cumalı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Nezih Demirkent

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Nuray Başaran

Uluslararası Vizyon Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Orhan Birgit

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Orhan Hançerlioğlu

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Taha Akyol

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Turgut Özakman

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uğur Mumcu

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yaşar Nuri Öztürk

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Zekeriya Sertel

Selanik Hukuk Mektebi

Mehmet Celâl Nuri

İstanbul Hukuk Mektebi

Gülten Akın Cankoçak

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Osman Zeki Özturanlı 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Selim İleri

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Bitirmedi)

Yiğit Tahsin Okur 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ziya Osman Saba

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Vedat Günyol

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Özdemir İnce 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Ertuğrul Yeşiltepe 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Turhan Ragıp Oğuzbaş 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Hakkı Tarık Us 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 Ahmet Alpay Nazikioğlu 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

  
  

 

Hukuk Eğitimi Alan Gazeteci ve Yazarlar

Faruk Erem

0
Faruk Erem
Faruk Erem

Prof. Dr. Faruk Erem 1913 yılında doğmuş ve 15 Ekim 1998’de vefat etmiştir.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Belçika’da hukuk alanında doktora yapmış, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doçent olarak görev almış, bir yıl İtalya’da kalarak ceza hukuku ve kriminoloji alanında çalışmış, İtalya’dan döndükten sonra Profesör olmuştur.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1950-1952 yılları arasında, dekan olarak idarecilik yapmış ve öğretim üyeliğinden 1978 yılında emekli olmuştur.
Erem, Türkiye Barolar Birliği‘nin ilk Başkanıdır. Birlik Başkanlığından önce sürdürmekte bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşavirliği görevinden ayrılarak Barolar Birliği çalışmalarına yoğunlaşmış, 1969 yılında başladığı bu görevini 9 Ocak 1980 tarihine kadar sürdürmüştür. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığında yaklaşık 10 yıl görev yapmış ve Birliğin kurumsallaşarak yerleşmesinde büyük katkıda bulunmuştur. Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın oluşturulmasına ve Avukatlık Hukuku Mevzuatına önemli katkılar yapmıştır.
Hümanist bir akademisyen ve idareci olan Erem “Hukukun Üstünlüğü” ilkesinin yerleşmesi için hayatı boyunca çaba göstermiş, eserlerinde ve konuşmalarında hukuka ve insana olan inancını açıkça dile getirmiştir.

Faruk Erem – Ceza Usulü Hukuku

Faruk Erem’in adını ve hatırasını yaşatmak için 26 Eylül 2001 tarihinde, Ankara’da, Faruk Erem Kültür ve Sanat Vakfı kurulmuştur. Vakfın amacı sanata ve sanatçıya destek olmak, her türlü kültürel ve sanatsal faaliyette bulunmak, sanata ve kültüre ilgi duyan herkesi bilgilendir ve yeteneklerini geliştirmek isteyen herkese yardımcı olmaktır. Vakfın tanıtımı ve faaliyetlerinin duyurulması için “Hümanist” adlı dergi çıkarılmaktadır.
Hilmi Şeker ve İonna Kuçuradi Faruk Erem anmasında

Erem’in birçok kitabı ve yüzlerce makalesi vardır. Bir Ceza Avukatının Anıları isimli kitabı geniş kesimlerce okunmuş, sonradan Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Seza hukukunda hümanist doktrini savunmuştur. Binlerce hukukçunun hocasıdır. Türk Ceza Hukukunu derinden etkileyen akademisyenlerdendir. Türkiye Barolar Birliği tarafından her yıl “Faruk Erem Ödülü” yarışması düzenlenmektedir.

Faruk Erem’in Eserleri
Erem, Türk Ceza Hukukunu içtihatlarını ve uygulamalarını derinden etkileyen bilim insanlarından olup Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ceza Usul Hukuku, Adam Öldürme Cürümleri konularında kaynak kitaplar yazmıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda makale ve inceleme yazıları olan bir entelektüeldir. Türkiye Barolar Birliği başkanı olduğu dönemlere ait konuşmaları ve bildirileri bilimsel tebliğ niteliğindedir. Banka Hukuku ve Adalet Psikolojisi ile ilgili yapıtları bulunmaktadır. Ötesi, isimli bir şiir kitabı da vardır.
Ötesi- Şiirler
Fantazya
Bir Ceza Avukatının Anıları
ADALET PSİKOLOJİSİ (SUÇLU PSİKOLOJİSİ- USUL PSİKOLOJİSİ- MAHPUSUN PSİKOLOJİSİ)
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
Türk Ceza Kanunu Şerhi
Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler
Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler
CEZA USULÜ HUKUKUNUN UMUMİ NAZARİYELERİ
Hümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku (4 cilt)
Diyalektik Açıdan Ceza Muhakemeleri Usulü
Ceza Hukukunda Ümanist Doktrin
NEDENSELLİK BAĞI VE ÜMANİST DOKTRİN
Ceza Hukuku Önünde SUÇLU ÇOCUKLAR
HÜRRİYET VE SUÇ
ÇAPRAZ SORGU
İRTİKAP CÜRMÜ
ÖLÜM CEZASI
MESLEK KURALLARI (ŞERH)
BANKALAR KANUNU ŞERHİ
ADAM ÖLDÜRMEK CÜRÜMLERİ
Ön Mesele (Meselei Müstehire) Olarak Anayasaya Aykırılık İddiası
İNSAN HAKLARI KOMİSYONUNA VE DİVANINA MÜRACAAT HAKLARI
ADAM ÖLDÜRME VE MÜESSİR FİİL
İNSANLIĞA KARŞI CÜRÜMLER (GENOCIDE)
BANKACILAR İÇİN BANKA HUKUKU BİLGİSİ
Ödünç Para Verme İşleri Kanunu ve İlgili Kararlar
SOYUNU SÜRDÜREBİLMEK ÖZGÜRLÜĞÜ
KANUN DIŞI YAKALANAN VEYA TUTUKLANANLARA TAZMİNAT
GEREKÇELİ TÜRK CEZA KANUNU VE MERİYET KANUNU
İktisadi ve Hukuki Yönden Çek

Bir Ceza Avukatının Anıları

Faruk Erem’den Adalet ve Hukuk Hakkında Seçkiler 
Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar
Takdir hakkı, keyfilikten gerekçe ile ayrılır
Bir memlekette adalet, kudretini ve haysiyetini kaybederse sosyal bağ kopar. “Mülkün temel adalettir”
Merhamet adalet değildir
Bir ülkede bir tek masum kişi cezalandırılmış ise o ülkede herkes suçludur
Oranı ne olursa olsun yabancı unsur ile derhal bozulan yegane kavram adalettir. “Adalet Mülkün Temelidir” deyiminin anlamı budur
Adalet peşin hükümlerden uzak kalmalıdır
Hukukun gayesi adaletin gerçekleştirilmesidir
Sürekli olmayan adalet, yokluğuna eşittir
Hukukun en doğru tanımı şudur: “Hukuk insanlıktır”
Prof. Dr. Faruk Erem’in Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1950 Yılı Öğretim Yılı Açılış Konuşması
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Huzur Partisi Kapatma Kararı

1

Huzur Partisi Kapatma Kararı, Anayasa Mahkemesi tarafından 25 Ekim 1983 tarihinde alınmış, gerekçeli karar 15 Ekim 1984 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.

Siyasi Partiler Kanununa aykırı davranışlar ve parti programının Anayasaya aykırılığı nedeniyle temelli kapatılmasına oyçokluğuyla karar verilen Huzur Partisi’nin bütün malvarlığının Hazineye geçmesine karar verilmiştir. Öte yandan, Türkiye” sözcüğünü Bakanlar Kurulu’ndan izin almadan kullanan parti, kapatma davası devam ederken bu sözcüğü partinin adından çıkarılmıştır.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı:1983/2 (Parti Kapatma)

Karar Sayısı:1983/2

Karar Günü:25.10.1983

R.G. Tarih-Sayı:15.10.1984-18546

 

Davacı : Cumhuriyet Başsavcılığı
Davalı : Huzur Partisi

Davanın Konusu : Huzur Partisi’nin kurulurken verdiği programın, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun dördüncü kısmında yer alan, 78, 84, 85, 86, 87 ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek, aynı Kanunun 101/a maddesi gereğince, partinin kapatılmasına karar verilmesi istenmiştir.

I- İDDİANAME :

Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.7.1983 günlü, SP-14-2 sayılı iddianamesi şöyledir :

“Kuruluş bildirgesini 22.7.1983 tarihinde İçişleri Bakanlığına vermek suretiyle tüzel kişilik kazanan (Türkiye Huzur Partisi) nin tüzük ve programının incelenmesi sonunda Anayasa’da benimsenen ilkelere ve yürürlükteki Kanunlara aykırı davrandığı tespit edilmiş ve aşağıdaki nedenlerle kapatılması için bu davanın açılması gerekmiştir.

A) Lâiklik ilkesine aykırı davranış :

1- Türkiye Huzur Partisi’nin programının 12 nci maddesinde :

(Eğitim ve Öğretim Kurumları ile üniversitelerimizin bazı sosyalist ülkelerdeki gibi lâik olması fikrine inanmıyor ve bunu benimsemiyoruz. Üniversiteler milli karakterin aynası olmalıdırlar. Bu manada din eğitimi ve öğretiminin üniversitelere de batıdaki örneklere uygun olarak tatbikine taraftarız.)

17 nci maddesinde :

(Milli eğitim müesseselerimizde ilkokuldan itibaren kaynağını ahlâk, fazilet ve Türk İslam geleneklerinden alan bir sistemle vatan ve milletini seven …. nesiller yetiştirmek gayemizdir.)

21nci maddesinde de,

(…. dini… değerlere önem veren bir tedrisat sistemi getirilecektir.)

denilrnek suretiyle Partice eğitimde lâiklik ilkesinin benimsenmediği açıkça ifade olunmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir Devlet düzenini kurmak amacında kullanılamazlar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıcında, -hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı- açıkça belirlenmiştir.

Atatürk, milli karakterimize ve ihtiyaçlarımıza uygun bir eğitim sistemine geçilmesi gereğini vurgulamış ve milletimizin bugünkü haliyle içtimai ve hayati ihtiyaçlarıyla çevrenin şartları ve içinde yaşadığımız yüzyılın icaplarıyla uyumlu hale getirilmesini istemiştir.

Nitekim 1739 sayılı Milli Eğitim Kanunu’nun 12. maddesinde (Türk eğitiminde lâiklik esastır.) hükmüne yer verilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24 üncü maddesinde de, din ve vicdan hürriyeti etraflı olarak açıklanmış, din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu belirtildikten sonra bunun dışında din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı kılınmış ve kimsenin Devletin hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramayacağı ifade edilmiştir.

Lâik Devlet, ilkelerini, hükümet icraat ve prensiplerini, kanun ve nizamlarını, dini kayıtlar ve düşüncelerle bağlı olmayarak doğrudan doğruya ilmin ve tekniğin verilerinden yararlanarak, kişi ve toplum gereksinmelerini göz önünde bulundurarak oluşturur. Dini kurallar Devlet yönetim ve prensiplerinden tamamen ayrılır ve kişilerin vicdanlarında yerini bulur. İşte bu ilke dini inanç konusunda Devletin tarafsızlığını teşkil eder.

Lâik Devlet bu ilke doğrultusunda vatandaşların din ve vicdan hürriyetini bilfiil temin için din ile ilgili bazı konularla meşgul olur. Bu nedenle lâik Devletin din öğretimi alanlarına karışmaması söz konusu olamaz. Eğitimde lâik Devlet ilkesinin tanınmaması ve eğitimin bu ilke doğrultusunda yapılmaması bu alanın cemaatlere terk etmesi sonucunu doğurur. Din eğitimi de lâik Devlet anlayışına, Türk inkılabının temel ilkelerine, çağdaş bilime, bilimsel düşünce kurallarına aykırı şekilde yapılamaz.

Lâik bir Devletten söz edilebilmesi için bütün kuruluşlarında ve işlevlerinde olduğu gibi Devletin temel işlevlerinden olan eğitimin de lâiklik ilkesi esas alınarak yapılması Anayasa ve kanunlarımızın gereğidir.

Esasen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 174 üncü maddesinde (… Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden) inkılap kanunlarının korunması değişmez kural olarak benimsenmiştir.

İnkılap kanunlarından olduğu ve korunması öngörülen 3 Mart 1340 tarihli, 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu ile (Eğitim ve Öğretim Birliği) sağlanmış ve böylece eğitimde de laiklik ilkesinin değişmeyeceği öngörülmüştür. Bu Kanun lâik Devlet statüsüne geçişte bir atılım olarak önem taşır.

“Atatürk’ün başlıca amacı Türk Milletini milli bir şuura ulaştırmak ve Devleti bağımsız, milli ve lâik bir hale getirmekti.

Devlet, lâik bir sistem içinde vatandaşların karşılaştıkları problemleri bilimsel yollarla çözecek, bilim dışı açıklamalara gereksinim duymayacaklardır.”

“Eğitim modern Devletin millete sağladığı en büyük ve önemli hizmetlerden birisidir. Büyüktür zira, hitabettiği çocuk, genç, yetişkin sayısı fazladır, tüm ulusunu ilgilendirir. Hiçbir mesleğin hitabettiği nüfus, eğitim kadar yaygın değildir. Önemlidir, zira, eğitim yoluyla yaratılan rahatsızlıkların iyileşmesi birkaç kuşak sürer.”

“Eğitim atılımlarının başarısı Atatürk’ün eğitim liderliği ile gerçekleşmiştir. Yeni bir eğitim sistemini, batılılaşmanın ilk koşulu olarak gördüğünden, önce eğitim sistemini lâikleştirmekle işe başlamıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile, eğitim sisteminin lâikleştirilmesi paralel gelişmiştir. Eğitim sistemi, bu yenileşmenin hem yayıcısı, hem de koruyucusu olmuştur.”

“Lâiklik, siyasal olduğu kadar eğitsel ve daha geniş deyimiyle, kültürel yaşantıya yön veren bir role sahiptir. Yüce Atatürk’ün önderliğini yaptığı bu başarılı girişim ile Türk Ulusu, bireysel ve toplumsal bakımdan açık ve aydınlık bir düzeye çıkarılmıştır.”

Açıklanan bu duruma verilere rağmen Türkiye Huzur Partisi Kurucuları düzenledikleri programlarında amaçlarını açık ve seçik oyarak açıklamış;

a) Eğitim ve öğretim kurumları ile üniversitelerin lâik olması fikrine inanmadıklarını ve bunu benimsemediklerini,

b) Din eğitim ve öğretiminin üniversitelere de tatbiki suretiyle üniversitelerin milli karakterin aynası olmasına taraftar olduklarını, (m. 12)

c) Milli Eğitim müesseselerimizde ilkokuldan itibaren kaynağını …Türk İslam geleneklerinden alan bir sistemle… nesiller yetiştirmenin gayelerini olduğunu, (m. 17)

d) … dini değerlere önem veren bir tedrisat sistemi getireceklerini (m. 21) belirtmişlerdir.

Bu görüşler, düşünüşler ve amaçlanan eylemler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç kısmı ile birinci kısmında yer alan Cumhuriyetin niteliklerine, Temel Hak ve Hürriyetlerin kötüye kullanılmaması, Din ve Vicdan Hürriyeti, İnkılap Kanunlarının korunması ilkelerine aykırı olduğu gibi, din ayrımı yaratmak amacı güdüldüğü, Atatürk ilke ve inkılaplarının ve lâik Devlet niteliğinin korunması ilkesine aykırı olduğu ve böylece din istismarcılığına yönelindiği görülmektedir.

Bu itibarla 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 78, 84, 86, 87 nci maddelerine aykırı davranılmıştır.

2- Türkiye Huzur Partisi programının 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında,

(… dokuz heceli olan Türk Alfabesine dokuzuncu sesli harfi koymak istiyoruz.

Eski Türk alfabelerinin neden otuzb eş harfli olduğunu yeni baştan ve Atatürkçü bir ruh ve anlayışla araştıracağız.) denilmiştir.

1 Teşrinisani 1928 tarih ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun birinci maddesinde (şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen “Türk Harfleri” unvanı ve hukuku ile kabul edilmiştir.) denilmiş ve ekli cetvelde 29 harf belirlenmiştir.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 84 üncü maddesinde Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun (Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacı) güttüğü vurgulanmıştır.

Böylece Türkiye Huzur Partisi’nin programının 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında amaçlanan gayenin ne olduğu açıkça belirlenmekte ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 174 üncü maddesi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 84 üncü maddesine aykırı davranılmıştır.

3- Türkiye Huzur Partisi programına aldığı ve yukarıda iki bölümde değinilen nedenlerle eğitimde lâikliğe karşı olduğunu açıkça amaçladığını ifade ettiği gibi (Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini korumak amacını güden) Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun da değişmesini öngörmektedir.

Sözü edilen Partinin asıl amacı ambleminin incelenmesi ile de açık ve seçik olarak belirlenmektedir.

Amblemdeki kitap, yazının benzetilmek istenilen türü ve kalemin gidiş yönü calibi dikkattir.

B) Siyasi Partiler Kanunu ile Dernekler Kanununa aykırı davranış :

Siyasi Partinin adı kurucular tarafından (Türkiye Huzur Partisi) olarak belirlenmiştir.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 122 nci maddesi delaletiyle uygulanması gereken 1630 sayılı Dernekler Kanununun 53 üncü maddesine göre (Türkiye) kelimesinin ad olarak kullanılması Bakanlar Kurulu kararına bağlıdır.

Bakanlar Kurulundan bu yolda alınmış bir karar mevcut olmadığı halde (Türkiye) kelimesini isim olarak kullanmak suretiyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 90 ıncı maddesine aykırı davranılmıştır.

C) SONUÇ :

Türkiye Huzur Partisi’nin kurucular kurulunca düzenlenen program ve tüzüğü yukarıda değinilen nedenlerle 2820 sayılı Kanununun dördüncü kısmında belirtilen ve yukarıdaki bölümlerde yazılı 78, 84, 86, 87 ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan, sözü edilen Kanunun 101 inci maddesinin (a) fıkrası gereğince Türkiye Huzur Partisi’nin kapatılmasına karar verilmesi arz ve talep olunur. 28.7.1983″

II- İLK SAVUNMA :

Anayasa Mahkemesinin 26.8.1983 günlü ara kararı gereğince tebliğ edilen iddianame örneğine karşı Huzur Partisi tarafından verilen 7.9.1983 günlü savunma dilekçesi şöyledir :

A)

1- Programımızın 12. maddesindeki lâiklik ilkesi gayet açık olarak Anayasadaki lâiklik ilkesine ve yürürlükteki kanunlara uygun olarak gösterilmiştir.

Halen ilk ve orta öğretimde kabul ve tatbik edilen din eğitimi ve öğretiminin üniversitelerde de tatbiki öngörülmüştür. Bu görüş batı devletlerinde örneğin: Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, İngiltere ve Amerika üniversitelerinde halen din eğitimi yapılmaktadır. Bu nedenlerle programımızın 12. maddesi tamamen Atatürk’ün işaret ettiği uygarlık düzeyine çıkmanın şartlarındandır. Lâikliğe aykırılık söz konusu değildir.

Programın 17. maddesine gelince, halihazırda tatbik edilen eğitim sistemi eksik ve kifayetsiz denilerek birçok kitaplar değiştirilmekte ve ahlaka fazilete ve Türk İslam geleneklerine uygun olarak hazırlanan kitaplar yeni baştan, vatan ve milletini seven nesiller yetiştirmeyi hedef almıştır. Maddede (İslâm) kelimesi Türk’ten ayrılamaz ve onun lazımı gayri müfarikidir. Başka bir ifade ile yüzde doksandokuz Müslüman olan (Türk) Milletine (Türk İslâm) geleneklerini fazla görmek Anayasamızın kabul ettiği din ve vicdan hürriyetine aykırı olur.

Arz edilen 17. maddede geçen İslam kelimesini lâikliğe aykırı bir mefhum olarak almaya imkan yoktur.

Programımızın 21. maddesi tamamen Anayasa doğrultusunda eğitimi öngörmüştür. Ve bu eğitimin sapık ideolojilerin tesirinden gençliği kurtarmanın neler olabileceğini göstermiş ve (Anayasa doğrultusunda dini ve ahlaki değerlere önem veren bir tedrisat sistemi) hedef olarak ele almıştır.

Şimdi bu maddedeki bütün ilkeleri yok farzetmek (…dini…) ele alarak Partimizi suçlamak yersiz ve manasızdır. Bir kelime yalnız başına değil evvel ve ahirindeki diğer kelimelerle birlikte kıymet ifade eder. Aksi halde bektaşi fıkrasında olduğu gibi (Latakrabus Selate) deki gibi sakim bir düşünceye varırız ki akıl ve mantık bunu asla kabul etmez.

Binaenaleyh Partimiz Atatürk ilkelerine, lâik esaslara bağlı Cumhuriyetçi Devlet sistemini kabul etmiştir. Milletin dini tedrisatı Anayasada yasaklanmamıştır.

Partimiz bu ilkeden hareketle, iktidara geldiğimizde Anayasanın Türk milletine bahşettiği bu hakkı nasıl kullanacağını göstermiştir.

Partimiz, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Demokratik, Lâik ve Sosyal bir hukuk devletini benimsemiştir.

Lâik olan devlettir. Milletin dini tedrisatı serbesttir.

Anayasamız bu hakkı kabul etmiştir. Aksi halde milletin dinine müdahale etmek lâikliğe aykırı olur.

Partimizin programı tatbik edildiğinde, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç birini hususi maksatla kullanma cihetine gitmemiş, din ve mezhep ayırımı yaratmak ve sair yollardan giderek başka bir devlet düzeni kurmayı hedef almamıştır. Ve yukarıda da arz ettiğimiz gibi, dini ve dini duyguları devlet işlerine ve politikaya karıştırmayı sureti katt’iyede kabul etmemiş ve ancak tedrisatın hedefini göstermiştir.

Yukarıda arz ettiğimiz gibi, Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği batı uygarlığı din tedrisatını kabul etmiştir. Anayasa ve kanunlarımız da bunu kabul etmiştir. Partimiz hali hazırdaki tatbikatın haricinde dini tedrisatın üniversitelere de teşmilini hedef olarak almıştır.

1739 sayılı Milli Eğitim Kanunu’nun 12. maddesinde (Türk eğitiminde Lâiklik esastır.) hükmü ve Anayasanın 24. maddesindeki din ve kültürü ders olarak kabul ettiğine göre, mevcut tatbikatın haricinde Partimiz devletin hukuki temel düzenini dini kurallara dayandırma gibi bir hedef göstermemiştir.

Bunun haricinde Partimizin programı tatbik edildiğinde görülecektir ki, ilim, sanat ve her türlü ilmi çalışma ve muasır medeniyet seviyesine yükselme hedef alınmış, Anayasa ve yürürlükteki kanunların haricine çıkılmamıştır. Ancak 12 Eylül 1980’den evvelki Türkiye’nin geçirmiş olduğu buhran gözönüne alınarak Milli Eğitimde sapık ve Devleti yok etmeye matuf ideolojilere yer verilmeyeceği gösterilmiştir.

Partimiz kadına her türlü imkanı ve yetişmesini hedef olarak almış bulunmaktadır.

Partimizde cemaatlere yer verilmemiştir. Böyle bir düşünce halihazırdaki dini tedrisatın da aynı sonucu doğurmasını gerektirir ki Cumhuriyet Başsavcılığının bu düşüncesi Anayasaya aykırıdır. Başka bir ifadeyle mevcut dini tedrisat cemaatleri doğuramayacağına göre, Partimizin dini tedrisatı üniversiteye teşmili de cemaatlerin doğmasına neden olamaz.

Anayasa lâikliği esas olarak kabul etmiştir. Partimiz bu ilkeyi benimseyerek Anaysaya ve kanunlar dairesinde eğitimin lâik ilkesi esas alınarak yapılmasını uygun görmüştür.

Programımızda Tevhidi Tedrisat Kanununa karşı gelindiğine dair herhangi bir madde yoktur. Ve Atatürk’ün kabul ettiği Türk Milletini milli bir şuura ulaştırmalı. Milli ve lâik bir hale getirmek amacını gütmüş ve her türlü problemlerin bilimsel yollarla çözüleceğini kabul etmiştir.

Programımızda yukarıda da arz edildiği gibi Anayasa ve mevcut kanunlara aykırı herhangi bir husus benimsenmemiştir. İlk ve orta okullardaki dini tedrisatın üniversitede de devamı uygun görülerek, gençliğin ilk ve orta tedrisatta aldığı bilginin devamı istenmiştir.

Yukarıda arz edilen mülahazalar muvacehesinde Partimiz iddia hilafına;

a) Eğitim ve öğretim kurumları ile üniversitelerin lâik olması fikrine karşı değildir. Devlet lâiktir. Partimiz gençlerin sapık ideolojilere dönmemesi için yapılması lazım geleni benimsemiştir.

b) Dini eğitim ve öğretimin üniversitelerde tatbiki mevcut üniversitelerin milli karakterine aykırı düşmeyeceği gibi, bilakis ilk ve orta tedrisattaki milli karakterin üniversiteye de intikal suretiyle aydınlığa erişeceği kanaatındadır. Ve bu görüş Anayasa ve kanunlara aykırı değildir.

c) Milli Eğitimde mevcut dini tedrisata müsaade ettiğine göre, programımızın 17. maddesi mevcut düzene aykırı kabul edilmez. Aksi halde bugünkü Milli Eğitim tatbikatının Anayasaya aykırı olduğu neticesine varılır ki, Cumhuriyet Başsavcılığının bunu kabul ettiğini bildirir bir iddia mevcut değildir.

d) Milli Eğitim sisteminde dini tedrisat kabul ve tatbik edildiğine göre programımızın 21. maddesinde öngörülen hususların Anayasaya ve mevcut kanunlara aykırı olduğu iddiası da mücerrettir. Yukarıda 3. maddede arz edilen hususlarda burada tekrarlanabilir.

Bu itibarla Partimiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının başlangıç kısmı ile birinci kısımda yer alan Cumhuriyetin niteliklerine, temel hak ve hürriyetlere bağlı, din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasına inanan, inkılap kanunlarının korunmasını kabul eden, din ayrımı amacı gütmeyen, Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık ve Devletin lâiklik niteliğini koruyan bir programın sahibidir.

İddianamedeki hususların hiç birisi bir mesnede dayandırılmadan ele alınan bazı kelimeleri abartmak suretiyle Partimizi kapatmaya yönelik iddialardan ibarettir. Ve parti programımız 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa aykırı değildir.

2- Programımızın 16. maddesi tatbik edildiğinde görülecektir ki, burada Arap harflerine dönüş söz konusu değildir.

Arap harfleri 28’dir. Programda alfabelerinin yeni baştan Atatürkçü bir ruh ile ele alınmasını öngörmüş olup, Siyasi Partiler Kanununun 84. maddesine ve Anayasanın 174. maddesine aykırılık söz konusu değildir.

3- Partimizin ambleminde görülen kitap ve kalemin Cumhuriyet Başsavcılığınca calibi dikkat görülmesi kanaatımızca iddianamenin hangi maksatla ele alındığını gösterir. Ve hakikaten calibi dikkat bir husustur.

Çünkü biz bu amblemde ilme ve kaleme verdiğimiz ehemmiyeti vurgulamak istedik. Bunun haricindeki görüş Partimizin görüşü değildir.

Öküz altında buzağı aramanın manası yoktur.

B) Partimiz bidayette (Türkiye) kelimesini ad olarak kullanmıştır. Sonradan bunun izne bağlı olduğu görülerek Partimizin adı (Huzur Partisi), kısaltılmış şekli de (HZP) olarak düzeltilmiş ve Türkiye kelimesi kaldırılmıştır. Keyfiyet 9.8.1983 gün ve (9) sayılı müşterek yazımızla İçişleri Bakanlığına ve Cumhuriyet Başsavcılığına resmen bildirilmiştir.

Nitekim Yüksek Mahkemeniz Partimizi (Huzur Partisi) olarak kabul etmiş ve bu şekilde tebligat yapmış bulunduğuna göre, Türkiye kelimesinden dolayı ileri sürülen ve istenilen Partimizin kapatılması talebi de yerinde değildir.

C) Sonuç :

Yukarıda arz edildiği gibi, Partimiz, Anayasanın başlangıcındaki ilkeleri ve Anayasanın bütün hükümlerini kabul ile Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Demokratik, Lâik ve Sosyal bir hukuk Devletinin savunucusu ve Türkiye’nin bir daha 12 Eylül 1980 tarihinden önceki günlere dönmemesi için yapılması gerekenleri gösteren, hiç bir sınıf ve zümreye imtiyaz tanımayan, muasır medeniyet seviyesine yükselmeyi hedef alan bir programa sahip olup, bunun haricinde Cumhuriyet Başsavcılığının mesnetsiz ve calibi dikkat iddiaları yersiz olduğundan, iddiaların reddi ile Partimizin faaliyetinin devamına karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”

III- Cumhuriyet Başsavcılığının Esas Hakkındaki Düşüncesi :

Mahkemenin 29.9.1983 günlü ara kararı gereğince alınan Cumhuriyet Başsavcılığının 3.10.1983 günlü SP-14-2 sayılı “Esas Hakkındaki Görüş”ünde de, iddianamedekiler tekrar edilmekte, ayrıca “dava açıldıktan sonra Kurucular Kurulu 9.8.1983 tarihinde, tüzüğün birinci maddesindeki (Türkiye) kelimesini kaldırmış ve onun yerine Huzur Partisi ve kısa adı (HZP) olarak ismini değiştirmiş ve böylace Siyasi Partinin adına yönelik kapatma nedenini gidermiştir.” denilmektedir.

IV- Son Savunma Özeti :

Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşüne karşı Huzur Partisince 11.10.1983 gününde verilen iki sayfalık son savunmada özet ve sonuç olarak : “Cumhuriyet Başsavcılığının programdan aldığı bazı maddelerdeki cümleler hakkındaki görüşlerimizi, 7.9.1983 gün ve 15 sayılı cevabi yazımızda bildirmiştik.

Tekrarından sarfınazar ederek deriz ki: Partimiz Anayasa ilkelerine karşı olmayıp, mektepleri kapayıp medrese açmayı, mevcut Latin harflerini değiştirmeyi, din ve mezhep ayırımı yapmayı hiçbir zaman düşünmemiştir. Ve düşünemeyecektir.

İddiaların reddi ile Partimizin faaliyetinin devamına karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.” denilmiştir.

V- İnceleme ve Gerekçe :

Dosyadaki bütün kağıtlar ve öteki belgeler incelendi gereği görüşülüp düşünüldü :

A) İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce aşağıdaki ön sorunların çözümlenmesi zorunlu görülmüştür.
1- Cumhuriyet Başsavcılığınca Siyasi Partiler Kanununun 8. maddesi hükmü dairesinde bir uyarıda bulunulmamış olması :

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesine göre, Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasaya ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını inceleyecektir. Aynı maddede Cumhuriyet Başsavcılığının bu denetleme görevi ile ilgili yetkisi de gösterilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu yetkinin, yaptırımını da, siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanması oluşturmaktadır. Böylece, Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunu denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır.

Anılan maddede, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine aykırı olması ile bunlarda noksanlıklar tespit edilmesi halleri birbirinden ayrılmış ve bu durumlar değişik hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Şöyle ki; Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilen noksanlıkların giderilmesi, lüzum görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, yani yazılı istemin dava açmanın bir önkoşulu niteliği almış olmasına karşın, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasaya ve kanun hükümlerine aykırı olması dolayısıyla kapatılmaları için dava açılması, 104. madde ayrık olmak üzere, böyle bir önkoşula bağlı tutulmamıştır.

Öte yandan, kanunun 9. maddesindeki Cumhuriyet Başsavcılığına noksanlıkların giderilmesiyle ilgili olarak tanınan yetkinin yasaya aykırılıklara da teşmil edilerek bu hususun bir dava koşulu olarak kabul edilmesi, siyasi partilerin tüzük ve programlarındaki kimi hükümlerin, kanunun dördüncü kısmındaki “Siyasi Partilerle İlgili Yasaklar”a açıkça aykırı olmaları hallerinde, bu koşul yerine getirilmedikçe, doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermeyeceğini açıkça ortaya koyar ki, bu durumun Siyasi Partiler Kanununun kabul ettiği esaslarla çeliştiğinde duraksanamaz.

Bir siyasi parti yasalara aykırı olarak kurulmuşsa, bunu saptayacak ve gereklerini yerine getirecek merci, herhalde Anayasa Mahkemesidir.

Bu nedenlerle, Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesi hükmü dairesinde bir uyarıda bulunulmamış olması, Huzur Partisi’nin kapatılması için açılan davanın görülüp karara bağlanmasına engel olamayacağına Muammer Turan’ın karşıoyuyla ve oyçokluğuyla;

2- Huzur Partisi’nin münfesih bulunup bulunmadığı :

Siyasi Partiler Kanununun 8. maddesine göre kuruluş bildirisinin ve buna ekli belgelerin İçişleri Bakanlığı’na verilmesiyle siyasi partiler tüzel kişilik kazanırlar. Aynı Kanunun geçici 4. maddesi gereğince, Milli Güvenlik Konseyi, siyasi partilerin kurucuları üzerinde incelemede bulunmak yetkisine sahip olup bu inceleme işlemi, kuruluş bildirisini İçişleri Bakanlığına verilmesiyle birlikte siyasi partinin tüzel kişilik kazanması hakkını önlemez ve geciktirmez. Hakkında olumsuz karar alınan kurucu yerine diğer kurucular tarafından yenileri önerilebilir.

Kurucuların, kuruluş bildirisi ile açıklanan iradeleri sonucunda siyasi parti tüzel kişilik kazanmış olduğundan, siyasi partinin kendiliğinden dağılmış sayılabilmesi için Siyasi Partiler Kanununun 121. maddesinin yollamada bulunduğu Türk Medeni Kanununun 70. ve Dernekler Kanununun 51. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu koşulların oluştuğu Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülmediği gibi, dosyada, böyle bir belge ya da delil yer almış da değildir. Söz konusu partinin 35 kişiden oluşan kurucularından 27’sinin kuruculuğu Milli Güvenlik Konseyinin 9 Ağustos 1983 günlü, 108 sayılı kararıyla uygun görülmemiş ve bunların kuruculukla olan ilgileri 11 Ağustos 1983 gününde kesilmiş ise de, bunlardan, siyasi partilere üye olmaları Anayasa ve yasa hükümleriyle yasaklanmamış olanların üyelik sıfatlarının devam edeceği de açıktır.

Bu nedenlerle Huzur Partisi’nin münfesih bulunmadığı, Nahit Saçlıoğlu ve Muammer Turan’ın karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

3- Dava konusu hakkında, Huzur Partisi ilgililerinden sözlü açıklamada bulunmalarının istenmesine gerek görülmediği, H. Semih Özmert, Nahit Saçlıoğlu, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Necdet Darıcıoğlu ve Yılmaz Aliefendioğlu’nun, parti ilgililerinin dinlenmesi gerektiği yolundaki karşı oylarıyla ve oyçokluğuyla; kararlaştırılmıştır.

B) Esasın İncelenmesi :
1- Huzur Partisi Programının Dava ile ilgili 12, 17/1 ve 21. madde metinlerinin değerlendirilmesi :

Bu metinler şöyledir :

“Madde 12- Eğitim ve öğretim kurumları ile üniversitelerimizin bazı sosyalist ülkelerdeki gibi lâik olması fikrine inanmıyor ve bunu benimsemiyoruz. Üniversiteler milli karakterin aynası olmalıdırlar. Bu manada din eğitim ve öğretiminin üniversitelere de batıdaki üniversitelere uygun olarak, tatbikine taraftarız”

“Madde 17/1- Milli eğitim müesseselerimizde ilkokuldan itibaren kaynağını ahlak, fazilet ve Türk İslam geleneklerinden alan bir sistemle vatan ve milletini seven, çalışkan, dürüst, kendisine, ailesine ve cemiyete faydalı nesiller yetiştirmek gayemizdir.”

“Madde 21- Eğitim ve öğretim programları taklitçilikten kurtarılarak memleket gerçeklerine ve milli bünyeye uygun halde yeniden tanzim edilecek, bu programlarda gençliğe sapık ideolojilerin sızmaması için Anayasa doğrultusunda dini ve ahlaki değerlere önem veren bir tedrisat sistemi getirilecektir.”

Yapılan araştırma ve incelemelerin ortaya koyduğu veriler, Türkiye’deki lâiklik ilkesinin anlamıyla uygulamasının hiçbir sosyalist ülkedeki lâiklik anlayışı ile ilgi ve ilişkisi olmadığını, batıdaki Hıristiyan ülkelerin lâiklik anlayışından da farklı bir yapı ve düşünce biçimine sahip olduğunu açıklamaktadır.

Lâikliğin, dinle devlet ilişkilerini düzenleyen bir ilke olması nedeniyle, her ülkenin içinde bulunduğu ve her dinin bünyesini oluşturan koşullardan esinleneceği, bu koşullar arasındaki üyum ya da uyumsuzluğun lâiklik anlayışına da yansıyarak farklı ve değişik modelleri ortaya çıkarması doğal sayılmalıdır.

Hukuki yönden ve klasik anlamda lâiklik, dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelmektedir. Buna rağmen, Hıristiyan ve İslâm dinlerinin koşulları, inanç ve gerekleri aynı olmadığından, ülkemizde ve batı ülkelerinde oluşan durumlar ve ortaya çıkan sonuçlar birbirinin aynı olmamış, aksine büyük farklılıklar göstermiştir. Dini ve din anlayışı tamamen farklı olan hir ülkenin, lâikliği, o ülke batı medeniyetine açık olsa dahi batı ülkelerdeki anlayış içinde benimsemesi esasen düşünülemez ve beklenemez. Bu durum, koşullar ve kurallar arasındaki farklılıkların doğal bir sonucu olarak görülmelidir. Kaldı ki, aynı dini benimseyen batı ülkelerinde dahi devletlerin lâiklik anlayışı birbirinin aynı olmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu, temeli dine dayanan bir devlet düzeni öngörülerek kurulmuştur. Bu nedenle İslâm kuralları, yalnız fertlerin manevi hayatını, yani inanç alanını değil, aynı zamanda toplum ilişkilerini, devlet faaliyetlerini ve hukuku da düzenlemiştir. Lâiklik ilkesinin kabul edilmediği devirlerde din, toplum hayatının bütün alanlarına, devletin karar ve hareketlerine daima müdahale ederek egemen olmak istemiş, din sömürüsü ve onun kötüye kullanılması, bu alanda son derece katı bir taassuba neden olmuş ve bu yüzden medeniyetin ilerleme aşamalarında ortaya çıkan her icat ve yeni buluş dine aykırıdır fetvalarıyla karşılaşmış, hatta bu fetvalar düşman istilasına uğrayan vatanımızı kurtarma çabalarını dahi engellemek için pervasızca kullanılmıştır. Bu yüzden toplumumuzun gelişmesi için en lüzumlu olan buluşlar ülkemize girememiş, bunun doğal sonucu olarak da medeniyetin ilerleyişine ayak uydurulamamış, böylece devlet zaafa ve gerilemeye uğratılarak parçalanmaya kadar sürüklenmiştir.

Bugün dahi bazı kimselerle örgütlerin, dini kötüye kullanmak ve böylece din sömürüsünden bir takım çıkarlar sağlamak eğiliminde oldukları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle Anayasa ve yasa koyucuları bu alanı düzenlemişler ve kötüye kullanmaya set çekmişlerdir :

a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları ile kabul edilen lâiklik ilkesi geçirilen tarihi tecrübelere, devrimlere, ulusun dini ve siyasi özelliklerine ve yurdumuz koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. 7.11.1982 günlü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; “Başlangıcında “Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; …hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı” na işaret edildikten sonra 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri tanımlanırken Türkiye Cumhuriyetinin lâik bir devlet olduğu da belirtilmiş; 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, …din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar”; 24. maddesinde “…kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi, kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” denilmiş; “Siyasi partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69. maddesinde “Siyasi partiler, …. Anayasanın 14 üncü maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar; çıkanlar temelli kapatılır” hükmü yer almış; Yükseköğretim kurumlarından sözeden 130. maddesinde “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak” ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur…. öğreniminin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi,….. kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilmiş; 174. maddesinde de “Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden …. inkılap kanunları” gösterilerek Anayasa’nın hiçbir hükmü, bu kanunların “Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz” denilmiştir.

b) Anayasa’nın bu hükümlerine paralel olarak 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun “Siyasi Partilerle İlgili Yasaklar” başlıklı dördüncü kısmının 78. maddesinde “Siyasi Partiler : …. din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler …. din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar” hükmü yer almış, 84-89 uncu maddeleri kapsayan dördüncü kısmın üçüncü bölümünde “Atatürk ilke ve inkılâplarının, lâik devlet niteliğinin korunması”na ait çeşitli hükümleri öngörülmüş; ezcümle; 84. maddesinde ” Siyasi partiler Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini korumak amacını güden :

a- 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu,

f- 1 Teşrinisâni 1928 tarihli ve 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun…. hükümlerine aykırı amaç güdemezler ve faaliyette bulunamazlar.”; 86. maddesinde, “Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğinin değiştirilmesi ve halifeliğin yeniden kurulması amacını güdemez ve bu amaca yönelik faaliyetlerde bulunamazlar”; 87. maddesinde, “Siyasi partiler, Devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini veya dini hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapamaz, istismar edemez veya kötüye kullanamazlar” denildiği gibi 90. maddesinde de; “Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri Anayasa ve bu kanun hükümlerine aykırı olamaz” hükmüne yer verilmiş, 101. maddenin “a” fıkrasında da “Parti tüzüğünün veya programının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen ve yetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer parti mevzuatının bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması” hallerinde Anayasa Mahkemesince o siyasi parti hakkında kapatma kararı verileceği açıklanmıştır.

c) Özet olarak : Anayasa ve yasa hükümlerine göre;

aa ) Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.

bb) İlk ve orta öğretim kurumlarında okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır.

cc) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerin hiçbiri bu arada din ve vicdan hürriyeti, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir Devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz.

dd) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

ee) Bu hükümler, sınırlamalar ve yasaklar dışına çıkan partiler temelli kapatılır.

d) Cumhuriyet Başsavcılığınca esas hakkındaki düşüncede “Programdaki maddeler birlikte incelendiğinde, lâik devlet ilkesi, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda değerlendirildiğinde siyasi partinin amacı belirlenmektedir” denilmektedir. Bu nedenle, lâik devlet ilkesiyle Atatürk ilke ve inkılaplarına 1982 Anayasasının verdiği değeri ve önemi belirttikten sonra din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 24. maddeye de Anayasanın bütünlüğü içinde bakmakta yarar ve zorunluluk görülmüştür. Konuyu daha yakından görebilmek için bu sorunlar ve meseleler hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararlarının bazılarından alıntılar yapmak, Atatürk ilkeleri ve bilimsel özerklikten ne anlaşıldığnı ortaya koymak da yerinde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin 11, 12, 13, 14 ve 15 şubat 1975 günlü, Esas 1973/37 Karar 1975/22 sayılı kararında (Kararlar Dergisi, Sayı.13, Sayfa.116) “…Cumhuriyetimiz, milli şuur ve bütünlük içinde, barışa ve insan hak ve özgürlüğüne dayalı memleket kalkınmasını sosyal Adalet ve Atatürk devrimleri ilkeleri doğrultusunda amaçlayan siyasal bir varlıktır. Burada özellikle Atatürk devrimleri deyimi üzerinde durmak gerekir. Devrim kavramı, sözcüğün açık anlamından da belirleneceği üzere durgunluğun, alışkanlığın, hareketsizliğin tersidir. Devrimcilikte hiçbir zaman duraksama yoktur. Bilim ve tekniğin gelişmesiyle modern toplum yaşamının koşulları da sürekli olarak değişikliğe uğrar. Kendisini bu değişmeye uyduramayan, yani devrim yapamayan sosyal topluluklar çağın gerisinde kalmaya ve ileri toplumların sömürgesi olmaya mahkumdurlar. İşte Atatürk devrimlerinde temel amaç geri kalmışlıktan kurtulmak, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Belirli bir süre geçtikten sonra Atatürk Devrimlerinin amaçlarına ulaştığı ve artık yeni bir atılıma gereksinme duyulmayacağını kabul etmeye olanak yoktur. Çünkü, Atatürk Devrimleri, çağdaş uygarlık düzeyi doğrultusunda sürekli hareket halindedirler ve birbirini ara vermeden izlerler. Bilim özgürlüğü devrim kavramını oluşturan temel öğelerden biridir…” denilmektedir.

Bu hususu açıkça belirtmek gerekir ki, Atatürk Devrimlerinin hareket noktasında lâiklik ilkesi yatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur. Başka bir anlatımla lâiklik ilkesi açısından verilecek en küçük bir ödün Atatürk Devrimlerini yörüngesinden saptırarak, yok olması sonucunu doğurabilir. Bu nedenledir ki Anayasanın “Hiçbir düşünce ve mülahazanın …Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;” yolunda kesin bir buyruğa “başlangıç” ta yer vermek zorunluğunu duymuş bulunmaktadır. Sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararında da açıklandığı gibi Atatürk Devrimleri kavramını oluşturan ve ona anlam kazandıran teme1 öğelerden biri de bilim özgürlüğüdür.

Anayasa Mahkemesinin 12.1.1971 günlü, Esas 1969/31, Karar 1971/3 sayılı kararında (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı.9, Sayfa.143) “çağdaş uygarlığın temeli, insanların davranışlarında, eylemlerinde aklı egemen kılmalarıdır. Bunun yolu ise bilimsel çalışma yoludur; bu yolun kılavuzu olan ilke de bilimin, insanların yaşamında gerçek yol gösterici sayılması ilkesidir. Bu ilkenin eylemli olarak uygulanabilmesi için toplumun yapısının kilit yerlerinde bilimsel gerçeği arayıp bulabilecek, uygulayabilecek ve bütün düşünce ve davranışlarında bilimsel gerçeğin isterlerinden ayrılmayacak kişilerin bulunması, bunun sağlanması için de bu nitelikte kişilerin yetiştirilmiş olması zorunludur. Bilimsel çalışma, yalnız aklın ve gözlemin biçimlendirdiği bir çalışma olması dolayısıyla böyle bir çalışmaya ve bilimsel yolda eyleme yönelecek kişilerin bilimsel gerekler dışında bir etki ile karşılaşmaksızın yetiştirilmeleri temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yalnız bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, toplumsal açıdan büyük önem gösteren alanlardaki yüksek öğretim ve eğitimin gerek siyasal çevrelerin ve özellikle siyasal iktidarın, gerek toplumdaki çeşitli kümelerin etkisi dışında bir öğretim ve eğitim düzeni ile olabilir”.

Bilimsel ve nesnel ölçülere göre biçimlendirilmiş üniversiter bir öğretim ve eğitimin gerçekleştirilmesi, sözü geçen bu kararda da açıklandığı gibi, o öğretim ve eğitimin sadece bilimsel isterler doğrultusunda yapılması, doğmalardan ve bilime ters düşen öteki etkilerden uzak tutulması suretiyle sağlanabilir. Bu itibarla Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında ifadesini bulan “din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır, bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” yolundaki kural, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla daha açık bir anlatımla Türk Devrimleriyle birlikte ele alınıp değerlendirilmelidir. Çünkü, Türk Devrimi, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen ulusal bağımsızlığın ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır ve bu düşünce sistemi 1982 Anayasasının temel dayanağını ve felsefesini oluşturmuştur. Anayasamızın kabul ettiği lâiklik ilkesi, soyut bir kavram değil, Devletin, hukukun ve eğitimin lâikleşmesini içeren sistemler topluluğudur. Bu nedenledir ki Anayasamızın 24. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne başka manalar izafe etmek, Atatürkçü düşünceye ve Türk Devrimine ters düştüğü kadar bizatihi hükmün açık olan ve yoruma elverişli bulunmayan beyanına ve ayrıca bilimsel özerkliği ilke olarak benimseyen Anayasa kurallarına da aykırı olur.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalar, Partinin programında yer alan hükümlerin 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 78., Atatürk ilke ve inkılaplarını koruyan 84., lâiklik ilkesini koruyan 86. ve dini istismar konusu yapmayı yasaklayan 87. maddelerine aykırılıklar taşıdığını ortaya koymaktadır.

Orhan Onar, Mehmet Çınarlı ve Necdet Darıcıoğlu programda yer alan hükümlerde kanuna aykırılık olmadığını, H. Semih Özmert bu hükümlerin Kanunun 84., Yılmaz Aliefendioğlu da Kanunun 84. ve 87. maddelerine aykırı bulunmadığını öne sürmüşlerdir.

2- Programın 16. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının değerlendirilmesi :

Bu maddeler şöyledir :

“Madde 16/2,3: Dil çalışmaları için Çağatay, Azeri, Uygur ve Oğuz olmak üzere dört ana Türk lehçesinin ve bu lehçelerdeki kelime köklerinin incelenmesine taraftarız. Keza tekamülü için önce alfabenin geliştirilmesinde zaruret görüyoruz. Dokuz heceli olan Türk alfabesine dokuzuncu sesli harfi koymak istiyoruz.

Eski Türk alfabelerinin neden otuzbeş harfli olduğunu yeni baştan ve Atatürkçü bir ruh ve anlayışla araştıracağız.”

“Dokuz heceli olan Türk alfabesi” sözü ile ne kastedildiğini, hangi “Eski Türk alfabesinin otuzbeş harfli” olduğunu, ne program ne de savunmalar açıklamış değildir.

Yapılan araştırma ve incelemeler sonunda: Dokuz heceli ve otuzbeş harfli olan bis eski Türk alfabesinin varlığı saptanamamıştır.

Huzur Partisi, programındaki gerçeğe aykırı bu metinlerle, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden inkılap kanunlarından birisi olan, bu nedenle Anayasanın 174 ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 84. maddeleriyle, Anayasanın hiçbir hükmünün bu yasalara aykırı olduğu şeklinde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı ve siyasi partilerin bu kanun hükümlerine aykırı amaç güdemeyeceği ve faaliyette bulunamayacağı belirtilen, 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1553 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un: “Şimdiye kadar Türkçe’yi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen harfler (Türk Harfleri) unvan ve hukuku ile kabul edilmiştir” şeklindeki 1. maddesi hükmüne, dolayısıyla Anayasanın 174 ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 84. maddesi hükümlerine aykırı tutum ve davranış içerisinde olduğunu burada da göstermiş; bu nedenle de kapatılması gerekmiştir.

Semih Özmert, Orhan Onar, Mehmet Çınarlı, Necdet Darıcıoğlu ve Yılmaz Aliefendioğlu bu görüşe katılmamışlardır.

V- SONUÇ :

1- Tüzük değişikliği yoluyla adından “Türkiye” sözcüğünün çıktığı Cumhuriyet Başsavcılığının yazısıyla bildirilen ve savunmalar ile de bu sözcüğün çıkarıldığı kabul edilen Huzur Partisi’nin programındaki 12., 17. ve 21. maddelerinin 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 78., 84., 86. ve 87. maddelerine aykırı bulunduğun, Orhan Onar, Mehmet Çınarlı ve Necdet Darıcıoğlu’nun programda yer alan hükümlerin sözü edilen Kanuna aykırılığı oluşturmadığı ve bu nedenle davanın reddi gerektiği yolundaki karşıoyları; H. Semih Özmert’in programın bu hükümlerinin Kanunun 84. maddesine, Yılmaz Aliefendioğlu’nun sözü edilen program metinlerinin Kanunun 84. ve 87. maddelerine aykırı bulunmadığı görüşüyle ve oyçokluğuyla;

Programın 16. maddesinde yer alan düzenlemenin sözü edilen Kanunun 84. maddesine aykırı olduğuna H. Semih Özmert; Orhan Onar, Mehmet Çınarlı, Necdet Darıcıoğlu ve Yılmaz Aliefendioğlu’nun, programda yer alan 16. maddenin Siyasi Partiler Kanununa aykırı olmadığı ve bu nedenle davanın reddi gerektiği yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla;

Saptanan bu aykırılıklar sebebiyle Huzur Partisi’nin sözü edilen Kanunun 101. maddesinin (a) bendi uyarınca temelli kapatılmasına oyçokluğuyla,

2- 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca Huzur Partisi’nin bütün mallarının Hazineye geçmesine,

3- Huzur Partisi’nin “Türkiye” sözcüğünü Bakanlar Kurulu’ndan izin almadan kullanmasının Siyasi Partiler Kanunu’nun 90. maddesine aykırılığı iddia edilerek kapatılması istenmiş olmasına karşın, Esas Hakkındaki Düşüncede, “Dava açıldıktan sonra Kurucular Kurulu 9.5.1983 tarihinde Tüzüğün birinci maddesindeki “Türkiye” kelimesini kaldırmış ve onun yerine Huzur Partisi ve kısa adı (HZP) olarak ismini değiştirmiş ve böylece Siyasi Partinin adına yönelik kapatma nedenini gidermiştir” denilmektedir. Söz konusu aykırılığın siyasi partilerle ilgili, başka yasaların emredici kuralları yönünden oluşması ve Kanunun 90. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükmünün bu manada anlaşılarak Cumhuriyet Başsavcılığınca, Kanunun dördüncü kısmına giren aykırılıklar nedeniyle kapatma davası açması, dördüncü kısmın dışında kalan kanunların emredici kurallarına aykırılık halinde de 104. madde uyarınca başvuruda bulunması gerekmekte ise de, anılan Partinin kapatılmasına karar verilmiş olmakla bu konu hakkında ayrıca karar ittihazına yer olmadığına,

4- Kararın kanuni gereği yerine getirilmek üzere Başbakanlığa ve Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, ayrıca bu kararın Huzur Partisi’ne tebliğine oybirliğiyle;

25.10.1983 gününde kesin olarak karar verildi.

Başkan
Ahmet H. BOYACIOĞLU
Başkanvekili
H. Semih ÖZMERT
Üye
Nahit SAÇLIOĞLU
Üye
Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU
Üye
Osman Mikdat KILIÇ
Üye
Mithat ÖZOK
Üye
Kenan TERZİOĞLU
Üye
Orhan ONAR
Üye
Selahattin METİN
Üye
Muammer TURAN
Üye
Mehmet ÇINARLI
Üye
Mahmut C. CUHRUK
Üye
Necdet DARICIOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1983/2

Karar Sayısı : 1983/2

1- Anayasamızda din kültürü ile din eğitim ve öğretimi birbirinden ayrı iki kavram olarak kabul edilmiştir.

Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer almış; bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin istemine bağlı kılınmıştır.

Programının 12., 17. ve 21. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, dini değerlere önem veren bir tedrisat sisteminin her derecedeki öğretim kurumlarında egemen kılınması; bunun doğal sonucu olarak da üniversiteler de dahil olmak üzere öğretim kurumlarında dini öğretim ve eğitimin tatbik edilmesi, Huzur Partisi’nce siyasi bir amaç olarak kabul edilmiştir.

Bu amaç, programda ‘…. din eğitim ve öğretiminin üniversitelere de batıdaki örneklere uygun olarak tatbikine taraftar…” oldukları; “…. kaynağını ahlak, fazilet ve Türk-İslâm geleneklerinden alan bir sistemle vatan ve milletini seven, çalışkan, dürüst, kendisine, ailesine ve cemiyete faydalı nesiller…” yetiştirilmesinin gaye edinildiği; “Eğitim ve öğretim programları taklitçilikten kurtarılarak memleket gerçeklerine ve milli bünyeye uygun halde yeniden tanzim edilerek, bu programlarda gençliğe sapık ideolojilerin sızmaması için Anayasa doğrultusunda dini ve ahlaki değerlere önem veren bir tedrisat sistemi….” getirileceği biçimindeki ifadeleriyle gizlenmek istenmektedir.

Bu nedenledir ki programın anılan maddeleri, lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağını belirten Anayasanın Başlangıç kısmına; 2. maddede belirlenen lâik Cumhuriyet ilkesine; Din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 24. maddesine; Siyasi partilerin 14. maddedeki sınırlamalar dışına çıkamayacağı hakkındaki 69. maddesine aykırı bulunmaktadır. Bu itibarla, programın söz konusu maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 78, 86 ve 87. maddeleri hükümleri ihlâl edilmiştir. Bu maddelere dayanılarak Huzur Partisi’nin kapatılması hakkındaki çoğunluğun görüşüne katılıyorum.

Ancak, programın 12., 17. ve 21. maddeleri ülkemizde eğitim ve öğretim birliğini sağlamaya yönelik Anayasanın 174. maddesiyle korunan 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu hükümlerine aykırı bir nitelik taşımadığından anılan parti hakkında, ayrıca Siyasi Partiler Kanunu’nun 84. maddesinin de uygulanmasına ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

2- Parti programının 16. maddesinin metninden, Huzur Partisi’nin Türk alfabesinde ne gibi bir değişiklik yapılmasını istediği anlaşılamadığı gibi bu madde hükmünün programa konulmasıyla ulaşılması düşünülen amacın ne olduğu da açık bir şekilde ortaya konulamamıştır. Dava dosyasında bu hususu aydınlatacak başkaca bir delil ve belgeye de rastlanamamıştır. İddia zan ve tahminden ileri gidememiştir.

Bu itibarla programın 16. maddesinin söz konusu ikinci ve üçüncü fıkraları hükümlerinin 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un 1. maddesi hükmüne, dolayısıyla Siyasi Partiler Kanunu’nun 84. maddesine aykırı olduğu savı sabit olmamaktadır.

Bu bakımdan, Parti programının 16. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları nedeniyle de Huzur Partisi’nin kapatılması gerektiği hakkında çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

H. Semih ÖZMERT / Başkanvekili

KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1983/2

Karar Sayısı : 1983/2

Dava konusu Huzur Partisi ilgililerinin sözlü açıklamada bulunmalarının olayın daha iyi aydınlanmasına yardım edeceği düşüncesiyle bu noktada aksine oluşan çoğunluk oyuna karşıyım.

Nahit SAÇLIOĞLU / Üye

KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1983/2

Karar Sayısı : 1983/2

1- Kapatılmasına çoğunlukla karar verilen “Huzur Partisi” programının 12. maddesinde “Eğitim ve Öğretim kurumları ile üniversitelerimizin bazı sosyalist ülkelerdeki gibi lâik olması fikrine inanmıyor ve benimsemiyoruz. Üniversiteler milli karakterin aynası olmalıdır. Bu manada din eğitimi ve öğretiminin üniversitelere de batıdaki örneklere uygun olarak tatbikine taraftarız.” denilmektedir.

Bu program maddesinin birinci cümlesinde üniversitelerimizin bazı sosyalist ülkelerdeki gibi lâik olması fikrine inanılmadığı belirtiliyor. Burada dikkat edilecek husus, parti programında mücerret lâikliğin değil, bazı sosyalist ülkelerde uygulanmakta olan lâikliğin reddedilmiş olmasıdır. “Türkiye’deki lâiklik fikri, ilkesi ve uygulamasının hiçbir sosyalist ülkedeki lâiklik anlayışı ile ilgisi” bulunmadığı, çoğunluk kararında özellikle vurgulanmaktadır. Parti programında bu gerçeğin tekrar edilmiş olması, gereksiz bir söz (bir haşiv) olarak kabul edilebilir; fakat Parti’yi, lâikliğe aykırı davranış içinde bulunmakla suçlamaya dayanak yapılamaz.

Çoğunlukla Parti’nin kapatılmasına sebep gösterilen üçüncü cümleye gelince: Bu cümlede din eğitim ve öğretiminin üniversitelere de, batıdaki örneklere uygun olarak, tatbikine taraftar olunduğu belirtiliyor. Anayasamızın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında “Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” denilmektedir. Anayasamız, “din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu olduğunu belirttikten sonra, bunun dışındaki din eğitim ve öğretimini yasaklamıyor, sadece isteğe bağlı tutuyor.

Parti programında üniversitelere zorunlu din dersleri konulacağı söylenseydi, Anayasa’ya aykırılıktan söz edilebilirdi. Zorlamayı (mecburiyeti) ifade edecek bir ibare metinde yer almamıştır. Üniversitelerde kişinin talebine bağlı olarak, din eğitim ve öğretimi yapılması Anayasa’ya aykırı düşmez. Nitekim, üniversitelerimizde halen ilâhiyat fakülteleri vardır. Bazı gençlerimiz, hiçbir zorunluluğa tabi olmadan, bu fakültelerde okumaktadırlar.

Hukukta iyi niyet asıl olduğuna göre, parti programında üniversitelere tatbikine taraftar olunduğu bildirilen din eğitim ve öğretiminin de mecburi değil, ihtiyari olacağını düşünmek ve Partinin, programın o maddesini hazırlarken Anayasa’da yer alan sınırlamalara bağlı kaldığını -aksi sabit olmadıkça- kabul etmek gerekir.

2- Huzur Partisi Programı’nın 16. maddesinde “İlimde ve edebiyatta dünya seviyesine ulaşmak için Türk dilini ve akademik çalışmaları geliştirmek ve zenginleştirmek gerektiğine inanıyoruz. Dilimiz ve edebiyatımız, Atatürk devrinden çok gerilerde, O’nun gösterdiği nurlu yoldan çıkarak dikenli bir çığıra düşmüştür.

Dil çalışmaları için Çağatay, Azeri, Uygur ve Oğuz olmak üzere, dört ana Türk lehçesinin ve bu lehçelerdeki kelime köklerinin incelenmesine taraftarız. Keza tekamülü için önce alfabenin geliştirilmesinde zaruret görüyoruz. Dokuz heceli Türk alfabesine dokuzuncu sesli harfi koymak istiyoruz.

Eski Türk alfabelerinin neden otuzbeş harfli olduğunu yeni başkan ve Atatürkçü bir ruh ve anlayışla araştıracağız” denilmektedir.

Programın bu maddesinde, yurdumuzda halen uygulanmakta olan Türk alfabesinin “değiştirilmesinden” değil, “geliştirilmesinden” söz edilmektedir. Siyasi Partiler Kanunu’nun 84. maddesine aykırı hareket edildiğinin ileri sürülebilmesi için, 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı Kanunla, Lâtin esasından alınarak kabul edilen Türk harflerinin kaldırılıp, yerine başka harflerin (özellikle Arap harflerinin) konulması amaçlanmış olmalıdır. Lâtin Alfabesi’nden gelen bugünkü Türk Alfabesi’nin “geliştirileceğini” söylemek, harf inkılâbına aykırı bir davranış olarak ele alınamaz.

Yazıldığı gibi okunma esasına dayanan bugünkü alfabemize bazı eklemeler yapmak gereği zaman zaman ilim adamlarınca da ileri sürülmüştür. Mesela, yabancı anlamına gelen “el” le, insanın bir organını ifade eden “el”in yazılış ve okunuşunu birbirinden ayırmaya bugünkü alfabemiz elverişli değildir. Anadolu ağzında genizden söylenen bir (n) harfi vardır. Biz harfin alfabemizde bir karşılığının bulunması, bazı mahalli şiveleri yazıya aktarmada yardımcı olacaktır. Buna benzer eklemelerle Türk Alfabesi’nin zenginleştirilmesini istemek, harf inkılabımıza aykırı bir davranış olarak kabul edilemez.

Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarında Atatürk İnkılaplarının gelişmeye kapalı, donmuş kalıplar olarak kabul edilemeyeceği önemle belirtildiği gibi, bu seferki çoğunluk kararının gerekçesinde de aynı görüş tekrar edilmiştir.

Hem Atatürk İnkılapları’nın gelişmeye açık olduğunu söyleyip, hem de “Türk Alfabesi’ni geliştireceğim” diyen Parti’yi Atatürk’ün harf inkılâbına aykırı hareket etmekle suçlamak, kanaatımızca, birbiriyle çelişen iki davranış olmaktadır.

Programın bu maddesinde, Atatürk’ün gösterdiği “nurlu yoldan” bahseden, eski Türk Alfabeleri üzerindeki araştırmalarını “Atatürkçü bir ruh ve anlayışla” yapacağını söyleyen Parti’nin samimiyetsiz olduğunu ve bu sözleri asıl maksadını gizlemek için söylediğini kanıtlayacak deliller de elimizde mevcut değildir.

3- Huzur Partisi Programının 17. maddesinde “Milli eğitim müesseselerimizde ilkokuldan itibaren kaynağını ahlâk, fazilet ve Türk-İslam geleneklerinden alan bir sistemle vatan ve milletini seven, çalışkan, dürüst, kendisine, ailesine ve cemiyete faydalı nesiller yetiştirmek gayemizdir”, 21. maddesinde “Anayasa doğrultusunda dini ve ahlâki değerlere önem veren bir tedrisat sistemi getirilecektir” denilmiş olması da Parti’nin, esas itibariyle din işlerinin devlet işlerinden ayrılması anlamına gelen lâiklik ilkesine aykırı hareket edeceğinin delili olamaz.

Programda yer alan bu hükümlerle neyin amaçlanmış olduğu, 17. ve 21. maddelerin öteki fıkralarında açıklanmıştır. 17. maddede “Milli Eğitim Politikasında ana hedefimiz, materyalist temayülleri bertaraf ederek, madde ve manaya aynı ölçülerde kıymet veren, ilmin haysiyetine inanmış, hür düşünceli, demokrasiye bağlı, şahsiyetli, branşlarında derinliğine bilgi sahibi, hünerli vatandaşlar yetiştirerek iktisadi kalkınmaya da faydalı olmaktır” denilmekte, 21. maddede ise “dini ve ahlaki değerlere önem veren bir tedrisat sistemi”nin Anayasa doğrultusunda (ve elbette Anayasa’nın esas aldığı lâiklik anlayışına ters düşmeden) getirileceği açıklanmakta, “gençliğe sapık ideolojilerin sızmaması için” bu yola gidilmek istendiği de belirtilmektedir.

Yukarıda açıkladığımız gerekçelerle, Huzur Partisi programının 12., 16., 17. ve 21. maddelerinin, Siyasi Partiler Kanunu’nun 78., 84., 86. ve 87. maddelerine aykırı bulunmadığı kanaatında olduğumuzdan, adıgeçen Parti’nin kapatılması yolundaki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Üyeler : Orhan ONAR /  Mehmet ÇINARLI
KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1983/2

Karar sayısı : 1983/2

1) 7.11.1982 gün ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 69 uncu maddesinde : “Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder” hükmü yer aldığı gibi; 22.4.1983 gün ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9 uncu maddesinde: “Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucuların hukuki durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve belgelerinin tamam olup olmadığını kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle inceler. Tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile ister. Bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde noksanlık giderilmediği veya istenen ek bilgi ve belgeler gönderilmediği takdirde, siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanır” denilmekte; kanunun bu maddesinin atıfta bulunduğu ve “Siyasi Partilerin Kapatılması” başlığını taşıyan “Beşinci Kısım” ise 98 inci maddeden 108 inci maddeye kadarki hükümleri içermektedir.

Bu hükümlerden de anlaşılacağına göre Cumhuriyet Başsavcılığı, partilerin kuruluşunu denetlerken ve faaliyetlerini takip ederken, ilk önce “tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini yazıyla isteyecek; bu yazının tebliğ tarihinden başlayarak otuz gün içinde noksanlık giderilmediği takdirde siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümler uygulanacaktır. Buradaki “noksanlık” sözcüğünün kapsamına kanuna aykırılıklar da girmektedir.

Kanunun 101 inci maddesi : “Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı” verilecek bir kısım “halleri” belirtmekte; fakat bu kapatma kararının verilebilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığınca açılacak davanın şart, usul ve yöntemlerini öngörmemekte; bu şart, usul ve yöntemler Beşinci Kısmın diğer maddelerinde gösterilmektedir. O maddelerde hatta kanunun hiçbir maddesinde, 9 uncu maddeye göre, partinin tüzük ve programı üzerinde Cumhuriyet Başsavcılığınca “öncelikle ve ivedilikle” yapılacak inceleme sonunda tespit edilecek Anayasa ve kanun hükümlerine uygunsuzlukların giderilmesinin yazı ile isteme ve ancak bu isteğe uyulmadığı takdirde “siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanması” yöntemi değiştirilmemekte; 9 uncu maddeye uyulmadan ve belirtilen ilk işlemler tamamlanmadan dava açılması emredilmektedir.

Başlıca bu nedenlerle, Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 9 uncu maddesindeki şart, görev ve yetkilerin yerine getirilmeden açıldığı anlaşılan işbu davanın bu yönden reddi gerektiği düşüncesiyle karara karşıyım.

2) Huzur Partisi, 22.7.1983 tarihinde 35 kişi ile kurulmuş ise de, bu kuruculardan 27’si Milli Güvenlik Konseyince, 9.8.1983 gün ve 108 sayılı kararla; daha sonra bildirilen iki kurucunun da 13.9.1983 gün ve 153 sayılı kararla “Bu görevler için uygun görülmediği; uygun görülmeyenler yerine bugüne kadar yeni kurucu isimleri bildirilmediği gibi partiye, usulüne uygun olarak, başka üye kaydı da yapılmadığı, partinin veto edilenler dışında sekiz üyesinin kaldığı; Cumhuriyet Başsavcılığı ve İçişleri Bakanlığının yazılarından ve bu makamlar nezdindeki dosyaların incelenmesinden anlaşılmıştır.

Bu duruma göre; Siyasi Partiler Kanunu’nun 121 inci maddesinin atıfta bulunduğu Türk Kanunu Medenisi’nin 70 inci; 1630 sayılı Dernekler Kanunu’nun 21 ve 44 üncü, 2908 sayılı Dernekler Kanununda 23 ve 51 inci maddelerin gereğince partinin infisah etmiş (dağılmış) olduğunun saptandığına karar verilmesi gerekir.

Bu nedenlerle de karara karşıyım.

Muammer TURAN / Üye

KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1983/2

Karar sayısı : 1983/2

1- Huzur Partisi Programının 12., 17. ve 21. maddeleri, 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesinin (a) bendine dayanılarak uygulama yapılmasını gerektirmemektedir.

Din ve ahlak olguları karşısında kayıtsız kalmamak din eğitim ve öğretimi ile ilgili ilkeleri de saptamak amacıyla oluşturulduğu anlaşılan söz konusu Program maddelerinin, anlatım yönünden yetersiz oldukları açıkça gözlenmekle beraber Huzur Partisi’nin temelli kapatılmasına neden olacak anlam ve amaçlar taşıdıkları kesinlikle söylenemez.

Her hangi bir hukuk kuralının tek başına değil, içinde bulunduğu metnin tümü gözönünde tutularak yorumlanması hukuk biliminin kabul ettiği ve Anayasa Mahkemesinin de benimsediği ilkeler arasında yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında ve belirtilen ilke doğrultusunda değerlendirme yapıldığında Huzur Partisi’nin temelli kapatılmasını gerektirecek yasal nedenlerin bu evrede oluşmadığı görülmektedir.

Programın, lâiklik umdesinin hiçbir şekilde istismarına müsaade edilmeyeceğini, fertlerin dini inançlarıyla “lâik devlet” ilkesinin birbirine karıştırılmamasına taraftar olduklarını; din ve mezhep tefriki yapan cereyanlarla milletin içtimai, kültürel ve fikri inkişafını önleyecek teokratik taassup ve hurafelerden kitleleri uzak tutmayı gaye bildiklerini belirleyen 10. ve 11. maddelerinin açık ifadeleri, Huzur Partisi’nin temelli kapatılmasına neden olan 12., 17. ve 21. maddelerinin Siyasi Partiler Kanununun 78., 84., 86. ve 87. maddelerine aykırı olduğu yolunda yorumlanıp değerlendirilmesini gerçekten olanaksız kılmaktadır.

2- Huzur Partisi Programının, dokuz heceli olan Türk Alfabesine dokuzuncu sesli harfi koymak istediklerini, eski Türk Alfabelerinin neden otuzbeş harfli olduğunu yeni baştan ve Atatürkçü bir ruh ve anlayışla araştıracaklarını ifade eden 16. maddesiyle ilgili olarak oyçokluğuyla verilen karar da inceleme konusu maddenin anlam ve esprisine uygun düşmemektedir.

16. maddenin, ilimde ve edebiyatta dünya seviyesine ulaşmak için Türk Dilini de akademik çalışmalarla geliştirmek ve zenginleştirmek gerektiğine inanıldığından, dilimiz ve edebiyatımızın Atatürk devrinden çok gerilerde, O’nun gösterdiği nurlu yoldan çıkarak dikenli bir çığıra düştüğünden, dil çalışmaları için Çağatay, Azeri, Uygur ve Oğuz olmak üzere dört ana Türk lehçesinin ve bu lehçelerdeki kelime köklerinin incelenmesine taraftar olduklarından söz eden; ayrıca, tekâmülü için önce “alfabenin geliştirilmesinde” zaruret gördüklerini vurgulayarak belirleyen cümleleri, bu madde ile gerçekleştirilen düzenlemenin Siyasi Partiler Kanununun 84. maddesi hükümlerini, özellikle bu maddenin (f) fıkrarsını ihlal ettiği yolundaki görüşe hak verdirmemektedir.

Kısmen kapalı ve anlaşılması oldukça zor ifade ve içeriğine rağmen 16. madde, Lâtin esasına dayalı Türk Alfabesinin kaldırılmasına ve Arap harflerinin yeniden yürürlüğe konulmasına ilişkin ve Siyasi Partiler Kanununun öngördüğü yasaklara bu bakımdan aykırı bir amaca yönelik bulunmamaktadır.

Huzur Partisi’nin temelli kapatılmasıyla ilgili karara yukarıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.

Necdet DARICIOĞLU / Üye

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi

1
Rasko

Bella

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.

Giriş : Yaşamın tek olduğunu, yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni olduğunu ve türlerin evrimi yönünde farklılaştığını, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve sinir sistemi olan her hayvanın kendine özgü hakları bulunduğunu, bu doğal hakların küçümsenmesi ve hatta kolayca göz ardı edilmesinin doğa üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ve insanoğlunun hayvanlara karşı suç işlemesine sebebiyet vereceğini, türlerin birlikte olmasının diğer hayvan türlerinin yaşama hakkının insanoğlu tarafından tanınmasını ifade edeceğini, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını dikkate alarak, ilan edilir ki;

Zühtü

Madde 1

Bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde varolmak bakımından eşit haklara sahiptir.

Madde 2

Bütün hayvanlar saygı gösterilme hakkına sahiptir.

Madde 3
  1. Hayvanlara kötü muamele edilemez veya zalimane davranışlarda bulunulamaz.
  2. Eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bu bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılmalıdır.
  3. Ölü bir hayvana saygıyla davranılmalıdır.
Madde 4
  1. Vahşi hayvanlar yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahiptirler.
  2. Vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alı konulması, avlanma ve balık tutma geçmiş zamana ait olup hangi sebeple olursa olsun vahşi hayvanların bu şekilde kullanımı hayati olmayıp, akis davranışlar bu temel hakka karşıdır.

Efe

Madde 5
  1. Bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvan uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahiptir.
  2. Hiçbir koşul atında terk edilemez veya adil olmayan bir şekilde öldürülemezler.
  3. Her tür soy üretme ve hayvan kullanımında soyun fizyolojisine ve kendi türüne özel davranışlarına saygı gösterilmesi zorunludur.
  4. Hayvanları içeren sergiler, gösteriler ve filmler hayvanların onuruna saygı göstermek zorunda olup hiçbir şekilde şiddet içeremezler.
Madde 6
  1. Hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneyler hayvanların haklarının ihlalidir.
  2. Soyu tükenen hayvanların ya da yok edilen bir hayvanın yerine yenisinin ikame edilmesi yöntemleri geliştirilmeli ve sistemli olarak devam ettirilmelidir.
Madde 7

Gereği olmayacak şekilde bir hayvanın öldürülmesini içeren her kanun ya da buna yol açan her karar yaşama karşı işlenmiş suç kapsamındadır.

Madde 8
  1. Vahşi bir hayvan soyunun hayata kalma onurunu hiçe sayan her yasa ve böylesi bir harekete sebep olan her karar soykırıma eşdeğer olup soya kaşı işlenmiş suçtur.
  2. Vahşi hayvanların katledilmesi ve üreme yumurtalarının kirletilmesi, yok edilmesi soykırım cürümüdür.
Madde 9
  1. Hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve hakları hukuk tarafından tanınmak zorundadır.
  2. Hayvanların güvenliğinin koruma altına alınması hususu Devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmelidir.
Madde 10

Eğitimden ve okullaşmadan sorumlu merciler, vatandaşlarına çocukluktan itibaren hayvanları anlamayı ve saygı göstermeyi öğrenmeleri için olanak sağlamak zorundadır.

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği

 

 

 

 

 

 

 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] 4 Nisan Tarihi, tüm dünyada sayıları yaklaşık 600 milyon olan sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Dünya Sokak Hayvanları Günü” olarak kutlanmaktadır.[/box]

Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi

0
ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi

Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 28 Haziran 1952 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmenin 2. maddesinin (b) fıkrasında öngörüıen yetkiye dayanarak, sadece hastalık ödeneklerine ilişkin III’ncü, ihtiyarlık yardımlarına ilişkin V nci, iş kazalarıyla meslek hastalıkları halinde yapılacak yardımlara ilişkin VI ncı, malüliyet yardımlarına ilişkin IX uncu ve ölüm yardımlarına ilişkin X ncu bölümlerine ait mükellefiyetlerin kabulü, sağlık yardımlarına ilişkin II nci ve analık yardımlarına ilişkin VIII inci bölümlere ait mükellefiyetlerin ise sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak 9. maddesinin (d) fıkrası ile 48. maddenin (c) fıkrasındaki geçici istisna hükümlerinden yararlanmak suretiyle kabulü kaydıyla onaylamıştır.

ILO Kabul Tarihi: 28 Haziran 1952
Kanun Tarih ve Sayısı: 29 Temmuz 1971 / 1451
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 10 Ağustos 1971 / 13922
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 1 Nisan 1974 / 7-7964
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 15 Ekim 1974 / 15037

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı, Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya davet olunarak, 4 Haziran 1952 tarihinde yaptığı 35 inci toplantısında,

Toplantı gündeminin 5 inci maddesini teşkil eden sosyal güvenliğin asgari normları konusundaki muhtelif teklifleri kabule karar vererek,

Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini alması gerektiğini tesbit ederek,

Yirmi sekiz Haziran bin dokuz yüz elli iki tarihinde “1952 Sosyal Güvenlik (Asgari Normlar) Sözleşmesi” olarak isimlendirilecek olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir.

BÖLÜM I

GENEL HÜKÜMLER

MADDE 1

Bu Sözleşmede,

a. “Mevzuatla tayin olunan” tabiri, milli mevzuatla veya milli mevzuat gereğince tayin olunan demektir.

b. “İkamet” tabiri, mutad olarak Üye Devletin, ülkesi üzerinde ikameti, “Mukim” tabiri de, mutad olarak Üye Devletin ülkesi üzerinde ikamet eden kimseyi ifade eder

c. “Karı” tabiri, geçimi koca tarafından sağlanan karı demektir

d. “Dul Kadın” tabiri, kocasının ölümü tarihinde geçimi kocası tarafından sağlanan kadın demektir.

e. “Çocuk” tabiri, mevzuatla tayin edilen şekle göre, tahsil mecburiyetinin sona erdiği yaşın altındaki bir çocuk veya 15 yaşını doldurmamış bir çocuk demektir.

f. “Staj Devresi” tabiri, mevzuatla tayin edilen şekle göre, bir prim ödeme devresi, bir çalışma devresi, bir ikamet devresi veya bunların herhangi bir şekildeki terkibi demektir

10, 34 ve 49 uncu maddelerin tatbikatında, “yardım” tabiri, ya ilgiliye doğrudan doğruya sağlanan sağlık yardımları veya ilgilinin yaptığı masrafların kendisine ödenmesi şeklindeki bilvasıta yardımlar manasına gelir

MADDE 2

İşbu Sözleşmeyi tatbik eden her üye,

I) 1. bölümü

II) IV.V.VI.IX ve X. bölümlerden en az birisi dahil olmak şartiyle II. III. IV. VI. VII. VIII. IX ve X. bölümlerden en az üçünü;

III) XI. XII. XIII. bölümlerin bunlarla ilgili hükümlerini,

IV) XIV. bölümü tatbik etmeye,

Sözleşmenin II – X. bölümlerinde yazılı mükellefiyetlerden hangilerini kabul ettiğini, tasdik vesikasında belirtmeye mecburdur.

MADDE 3

Ekonomisi ve tedavi imkanları yeter derecede gelişmemiş olan bir Üye, yetkili makam dilerse ve bu makamın lüzum gördüğü müddetçe, tasdik vesikasına ekleyeceği bir beyanla aşağıda yazılı maddelerde derpiş olunan muvakkat istisnalardan faydalanma hakkını mahfuz tutabilir:

9 d); 12 (2); l5 d); 18 (2); 21c); 27 d); 33 b); 34 (3); 41 d); 48 c); 55 d) ve 61 d).

Bu maddenin 1. paragrafına göre bir beyanda bulunan her Üye Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 22 nci maddesine göre vermeye mecbur olduğu, bu Sözleşmenin tatbikatı hakkındaki yıllık raporunda, faydalanma hakkını mahfuz tuttuğu istisnalardan her birisi için,

a. Bu istisnanın dayandığı sebeplerin devam ettiğini;

b. Veya, bahis konusu istisnadan faydalanma hakkından belirli bir tarihten itibaren vazgeçtiğini, bildirir.

MADDE 4

İşbu Sözleşmeyi tasdik etmiş olan her üye, II – X. bölümlerden tasdik vesikasında evvelce belirtilmemiş olanların bir veya bir kaçının tahmil ettiği mükellefiyetleri kabul ettiğini Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne sonradan bildirebilir

Bu maddenin 1. paragrafında derpiş edilen taahhütler tasdik vesikasının ayrılmaz cüzü olarak kabul edilir ve bildirme tarihinden itibaren aynı kuvveti haiz olur

MADDE 5

Bir Üyenin, tasdik vesikasında yer alan II – X. bölümlerden herhangi birinin tatbikatı bakımından işçi ve hizmetlilerin veya mukimlerin muayyen bir yüzde nispetinden yukarı sayıda işçi ve hizmetli veya mukimlerin muayyen bir yüzde nispetinden yukarı sayıda işçi ve hizmetli veya mukim kategorilerini korumakla mükellef olması halinde, Üye mezkur bölümün tatbikini taahhüt etmeden önce, istenilen nisbete ulaşılmış olduğundan emin bulunması lazımdır.

MADDE 6

Bu sözleşmenin II, III, IV, V, VIII (Sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda), IX ve X. bölümlerinin tatbikatı bakımından, bir Üye milli mevzuata göre mecburi olmayan sigortalarla sağlanan himayeyi de hesaba katabilir.

Amme mercileri tarafından mürakabe edilmesi veya mevzuatla tayin edilen esaslara uygun olarak, işverenlerle çalışanlar tarafından müştereken idare olunması;

Kazançları, kalifiye bir erkek işçinin kazancını aşmayan kimselerin mühim bir kısmını şumülüne alması;

İcabında, diğer himaye şekilleriyle birlikte, Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun bulunması; lazımdır.

BÖLÜM II

SAĞLIK YARDIMLARI

İSTİSNA HÜKMÜNE GÖRE

MADDE 7

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere sağlık durumları gerektirdiği zaman, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, koruyucu mahiyette veya tedavi şeklinde sağlık yardımları yapılmasını teminat altına alır

MADDE 8

Yardım yapılacak hal, sebebi ne olursa olsun hastalık hali ile gebelik, doğum ve bunların doğurduğu neticelerdir.

MADDE 9

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetli kategorileriyle bunların kan ve çocukları;

b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen faal nüfus kategorileriyle bunların karı ve çocukları;

c. Veya, bütün mukimlerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan mukim kategorileri

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileriyle bunların karı ve çocukları; teşkil eder

MADDE 10

Yardımlar en az şunlardır:

a. Hastalık halinde:

I) Evde yapılacak muayeneler dahil, pratisyen hekimler tarafından yapılacak muayene ve tedaviler;

II) Mütehassıs hekimler tarafından, hastanelerde yatarak veya ayakta yapılacak muayene ve tedavilerle hastane dışında sağlanabilecek tedaviler

III) Hekim reçetesiyle lüzum gösterilen ilaçların temini;

IV) Lüzumu halinde, hastaneye yatırma;

b. Gebelik, doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalarda;

I) Doğumdan evvel, doğum esnasında ve doğumdan sonra, bir hekim veya diplomalı ebe tarafından yapılacak muayene ve tedaviler;

II) Lüzumu halinde, hastaneye yatırma.

Yardımdan faydalananlar veya bunların aile reisleri, hastalık halinde yapılacak sağlık yardımı masraflarına iştirak ettirilebilir. Bu iştirake taallük eden esaslar ilgiliye ağır bir yük teşkil etmeyecek şekilde tesbit edilmelidir.

Bu madde gereğince yapılacak yardımlar, korunan kimsenin sağlığını korumaya, çalışma gücünü iadeye ve şahsi ihtiyaçlarını karşılayabilme kabiliyetini artırmaya matuftur

Sağlık yardımlarının ifasiyla görevli Devlet daireleri veya müesseseler, korunan kimseleri, amme idareleri tarafından veya bu idarelerce yetkili kabul edilmiş diğer teşekküller tarafından, kendi hizmetlerine arz edilen umumi sağlık müesseselerine müracaat etmeye, uygun görülebilecek her türlü vasıtalarla, teşvik ederler.

MADDE 11

10 uncu madde de belirtilen yardımlar, suistimali önlemek için, lüzumlu sayılabilecek asgari bir staj süresinin tamamlamış olan sigortalılara ve bunların hak sahibi kimselerine temin olunur.

MADDE 12

10 uncu maddede belirtilen yardımlar vak’anın devamı süresince sağlanır; ancak, hastalık halinde her yaka için yardım süresi 26 hafta olarak tahdit edilebilir; Şu kadar ki, hastalık ödeneği verilmesine devam olunduğu sürece, sağlık yardımları durdurulamaz ve uzun tedaviyi gerektirdiği milli mevzuatla kabul edilen hastalıklarda yukarıda yazılı sürenin uzatılması için hükümler vaz olunur.

  1. maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, yardım süresi vak’a başına 13 hafta olarak tahdit edilebilir.

BÖLÜM III

HASTALIK ÖDENEKLERİ

MADDE 13

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak hastalık ödeneği verilmesini teminat altına alır

MADDE 14

Yardım yapılacak hal, hastalıktan ileri gelen ve milli mevzuatta belirtildiği şekilde, kazancın muvakkaten durmasını mucip olan iş göremezlik halidir

MADDE 15

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;

b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;

c. Veya, olay esnasındaki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun bir şekilde mevzuatla tayin olunan hadleri aşmayan bütün mukimler;

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder

MADDE 16

Korunan kimselerin işçi ve hizmetli veya faal nüfus kategorilerinden müteşekkil olması halinde, yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.

Olay esnasındaki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.

MADDE 17

16 ncı maddede belirtilen yardım, en az suistimali önlemek için lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış olan kimselere temin edilir.

MADDE 18

16 ncı maddede belirtilen yardım, vakanın devamı süresince sağlanır Ancak bu yardım her hastalık yakası için 26 hafta olarak tahdit edilebilir ve ilk üç gün içinde ödenek verilmeyebilir.

3 üncü madde gereğince bir beyanın yapılmış olması halinde, yardım süresi,

a. Bir yıl içinde hastalık ödeneği verilen günler toplamı aynı yıl içinde korunan şahıslar sayısı ortalamasının on katından daha az olmamak üzere tesbit edilecek bir süre;

b. Veya, her yaka için 13 hafta (İlk üç gün ödenek verilmiyebilir);

olarak tahdit edilebilir

BÖLÜM IV

İŞSİZLİK YARDIMLARI

MADDE 19

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak işsizlik yardımları yapılmasını teminat altına alır

MADDE 20

Yardım yapılacak hal, çalışmaya muktedir ve İş alamaya hazır bulunan bir kimsenin, uygun bir iş bulma imkansızlığı sebebiyle ve milli mevzuatta tarif olunduğu şekilde, kazancın muvakkaten durması halidir.

MADDE 21

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, milli mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;

b. Veya, olay esnasındaki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmıyan bütün mukimler;

c. Veya, 3 üncü madde gereğince bir beyan yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.

MADDE 22

Korunan kimselerin işçi ve hizmetli kategorilerinden müteşekkil olması halinde, yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.

Olay esnasındaki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.

MADDE 23

22 nci maddede belirtilen yardım, en az su istimali önlemek için lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış olan korunan kimselere temin edilir.

MADDE 24

22 nci maddede belirtilen yardım, olayın devamı süresince sağlanır. Ancak, yardım süresi;

a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin korunmuş olması halinde,12 aylık bir devre içinde 13 hafta;

b. Olay esnasındaki geçim kaynakları kanunla tayin edilmiş hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, 12 aylık bir devre içinde 26 hafta; olarak tahdit edilebilir.

Milli mevzuat gereğince, yardım süresinin prim ödeme süresine veya muayyen bir süre içinde daha önce alınmış olan yardımlara göre, kademelendirilmiş olması halinde, oniki aylık devre içinde ortalama yardım süresi 13 haftayı bulduğu takdirde, birinci paragrafın (a) bendi hükmü yerine getirilmiş sayılır.

Her işsizlik yakasında ilk 7 gün için yardım yapılmayabilir, şu kadar ki, mevzuatla tayin olunan bir süreyi aşmayan muvakkat çalışma günlerinden önceki ve sonraki işsizlik günleri aynı vakanın devamı sayılır.

Mevsimlik işlerde çalışanlar için yardım süresi ve yardım yapılmayacak olan ilk günler sayısı iş şartlarına uydurulabilir

BÖLÜM V

İHTİYARLIK YARDIMLARI

MADDE 25

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak ihtiyarlık yardımları yapılmasını teminat altına alır.

MADDE 26

Yardım yapılacak hal, mevzuatla tayin olunan bir yaşın üstündeki ihtiyarlık halidir

Mevzuatla tayin olunan yaş haddi 65’den yukarı olmamalıdır Bununla beraber, memleketteki yaşlı kimselerin çalışma güçleri gözönünde bulundurulmak suretiyle, selahiyetli merciler tarafından daha yüksek bir yaş haddi de tesbit olunabilir.

Milli mevzuat, yardıma hak kazanan kimsenin mevzuatla belirtilen ücretli işlerde çalışması halinde yardımın durdurulacağına dair hükümleri ihtiva edebilir; veya primli sosyal güvenlik sistemlerinde, hak sahibinin kazancının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, primsiz sosyal güvenlik sistemlerinde ise, hak sahibinin kazancının veya diğer geçim kaynaklarının veya bunların toplamının mevzuatla belirtilen bir haddi aşması halinde, yardımlardan indirim yapılabilir.

MADDE 27

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;

b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;

c. Veya, ihtiyarlık devresindeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olanak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmayan bütün mukimler;

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.

MADDE 28

Yardım,

a. Korunan kimselerin işçi ve hizmetli veya faal nüfus kategorilerinden müteşekkil olması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak;

b. İhtiyarlık devresindeki geçim kaynakları mevzuatla tayin edilen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak; hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.

MADDE 29

28 inci maddede belirtilen yardım, en az aşağıda yazılı korunan kimseler için teminat altına alınır;

a. 30 senelik bir prim ödeme veya çalışma süresi veya 20 senelik ikamet süresi şeklinde tesbit edilebilecek bir staj süresini tamamlayan kimseler;

b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, mevzuat ile tayin olunan bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına, yıllık ortalama olarak mevzuatla tayin olunan gün sayısı kadar prim ödemiş olan kimseler

Birinci paragrafta yazılı yardımın yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresinin tamamlanmış olması şartına bağlı olduğu takdirde, en az, aşağıda yazılı şartları haiz olan korunan kimselere de indirimli bir yardım yapılması teminat altına alınır:

a. Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 15 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresini tamamlamış olan kimseler;

b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, mevzuatla tayin olunan bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına her yıl ortalama olarak bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün prim ödemiş olan kimseler;

Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 10 senelik bir prim ödeme veya 5 senelik bir ikamet süresini tamamlamış olan korunan kimselere, XI. bölüm hükümlerine uygun ve fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nispetten % 10 daha eksik bir yardım teminat altına alınmış ise, bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine getirilmiş sayılır.

Staj süresinin 10 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden fazla fakat 30 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nispetlerden orantılı bir indirme yapılabilir Mezkur staj süresi 15 seneden fazla olduğu takdirde, işbu maddenin ikinci paragrafı hükümlerine uygun indirimli yardım yapılır.

Bu maddenin 1, 3 veya 4 üncü paragraflarında yazılı yardımların yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresi şartına bağlı olduğu takdirde, münhasıran, Sözleşmenin işbu bölümünün tatbiki ile ilgili hükümlerin yürürlüğe girdiği tarihte ileri yaşlara ulaşmış bulunmaları sebebiyle, bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak mevzuatla tayin olunmuş şartları yerine getiremiyen korunan kimselere, bu gibi kimseler için normal yaşın daha üstündeki bir yaşta bu maddenin 1, 3 ve 4 üncü paragrafları hükümlerine uygun yardımlar sağlanmamış olmak kaydiyle, indirimli bir yardımın temin olunması şarttır.

MADDE 30

28 – 29 uncu maddelerde belirtilen yardımlar ihtiyarlık halinin devamı süresince sağlanır.

BÖLÜM VI

İŞ KAZALARIYLA MESLEK HASTALIKLARI

HALİNDE YAPILACAK YARDIMLAR

MADDE 31

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere, iş kazaları ve meslek hastalıkları halinde, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, yardımlar yapılmasını teminat altına alır

MADDE 32

Yardım yapılacak haller, iş kazalarından veya mevzuatla kabul edilen meslek hastalıklarından ileri gelen aşağıda yazılı hallerdir:

a. Hastalık hali;

b. Hastalıktan ileri gelen ve milli mevzuatta tarif edildiği şekilde, kazancın muvakkaten durmasını mucip olan iş göremezlik hali;

c. Kazanma gücünün tamamının veya mevzuatla tayin olunan bir derecenin üstünde olmak üzere bin kısmının muhtemelen devamlı olarak kaybı veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi;

d. Aile reisinin ölümü sebebiyle dul kadının ve çocukların geçim imkanlarının kayıp olması; dul kadının yardıma hak kazanması, kendi geçimini temine muktedir olamayacağının milli mevzuat hükümlerine göre kabul edilmesi şartına bağlanabilir.

MADDE 33

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri ve aile reisinin ölümü ile hak kazanılan yardımlar için, bu kategorilere dahil işçi ve hizmetlilerin karı ve çocukları;

b. Veya, 3 üncü madde gereğince bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri ve aile reisinin ölümü ile hak kazanılan yardımlar için, bu kategorilere dahil işçi ve hizmetlilerin karı ve çocukları; teşkil eder.

MADDE 34

Hastalık halinde yapılacak yardımlar bu maddenin 2 ve 3 üncü paragraflarında belirtilen sağlık yardımlarıdır.

Sağlık yardımları şunlardır:

a. Evde yapılan muayeneler dahil, pratisyen hekim muayeneleri ile mütehassıs hekimler tarafından bir hastanede ayakta veya yatarak yapılan tedaviler;

b. Diş tedavileri:

c. Evde, bir hastanede veya diğer sağlık müesseselerinde hemşireler tarafından yapılan bakım ve tedaviler;

d. Hastane, nekahat evi, sanatoryum veya diğer sağlık müesseselerindeki bakım masrafları;

e. Diş tedavi malzemesi, ilaç ve diğer tıbbi ve cerrahi malzemenin temin edilmesi, protez temini ve bakımı, gözlük verilmesi;

f. Bir hekim veya dişçinin nezareti altında olmak üzere, kanunla hekimlik mesleğine bağlı kabul edilen diğer meslekler mensupları tarafından yapılacak bakım ve tedaviler

Üçüncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, sağlık yardımları en az şunları ihtiva eder:

a. Evde yapılan muayeneler dahil, pratisyen hekim tarafından yapılan muayene ve tedaviler;

b. Mütehassıs hekimler tarafından, bir hastanede ayakta veya yatarak yapılan muayene ve tedavilerle hastane dışında yapılacak muayene ve tedaviler;

c. Bir hekim veya selahiyetli diğer bir kimsenin reçetesiyle lüzum gösterilen ilaçlar;

d. Gereken hallerde, bir hastaneye yatırma,

Yukarıdaki paragraflara göre yapılacak sağlık yardımları, korunan kimsenin sağlığını korumaya, çalışma gücünü iadeye ve şahsi ihtiyaçlarını görebilme kabiliyetini artırmaya matuftur.

MADDE 35

Sağlık yardımlarını ifa ile görevli Devlet daireleri veya müesseseler, uygun görülen hallerde, çalışma güçleri azalmış kimselerin yeniden uygun bir işe alıştırmaları maksadiyle, mesleki rehabilitasyon müesseseleriyle işbirliği yaparlar.

Mezkür daire ve müesseseler, çalışma güçleri azalmış kimselerin mesleki rehabilitasyona tabi tutulmaları hususunda tedbirler almaya milli mevzuatla yetkili kılınabilir.

MADDE 36

Geçici iş göremezlik, kazanma gücünün tamamının daimi olarak kaybedilmesi veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi veyahut aile reisinin ölümü hallerinde yapılacak yardımlar 65 veya 66 ncı madde hükümlerine uygun olarak hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir.

Kazanma gücünün bir kısmının daimi olarak kaybedilmesi veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi halinde yapılacak yardım, yardım yapılması gerekiyorsa, çalışma gücünün tamamının kaybı veya buna tekabül eden beden noksanlığı hali için derpiş olunan miktarın uygun bir nispeti üzerinden tesbit edilecek periyodik ödemeler şeklindedir.

Periyodik ödemeler,

a. iş göremezlik derecesinin cüz’i olması;

b. Veya yetkili mercilerin, sermayenin iyi kullanılacağından emin bulunmaları; halinde sermayeye çevrilerek toptan ödenebilir

MADDE 37

34 veya 36 ncı maddelerde belirtilen yardımlar, en az, kaza anında veya hastalığın meydana geldiği sırada üyenin ülkesinde işçi veya hizmetli olarak çalıştırılmakta olan korunan kimseler için, aile reisinin ölümü sebebiyle yapılacak periyodik ödemelerde de ve bu gibi kimselerin dul karıları ve çocukları için, teminat altına alınır.

MADDE 38

34 veya 36 ncı maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır. Şu kadar ki, geçici iş göremezlik ödeneği, her iş göremezlik vak’asında ilk üç gün için verilmeyebilir

BÖLÜM VII

AİLE YARDIMLARI

MADDE 39

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, aile yardımları yapılmasını teminat altına alır

MADDE 40

Yardım yapılacak hal, mevzuatla tayin olunacağı şekilde, çocukların geçimini sağlama mükellefiyetidir.

MADDE 41

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;

b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;

c. Veya, çocuk geçindirmekle mükellef olduğu süre içinde geçim kaynakları mevzuatla tayin olunan hadleri aşmayan bütün mukimler;

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.

MADDE 42

Yapılacak yardımlar;

a. Mevzuatla tayin edilmiş bir staj süresini tamamlayan her korunan kimseye periyodik ödemeler yapılması;

b. Veya, çocuklara yiyecek, giyecek, mesken, tatil geçirme yerleri veya ev idaresinde yardım sağlanması;

c. Yahut, (a) ve (b) fıkralarında yazılı yardımların mezcedilerek temini; şeklindedir.

MADDE 43

42 nci maddede belirtilen yardımlar en az mevzuatla tayin edilen şekle göre, muayyen bir süre içinde 3 aylık prim ödeme veya çalışma, yahut bir senelik ikamet şartlarından birini yerine getiren korunan kimseler için teminat altına alınır.

MADDE 44

42 nci maddeye göre yapılacak yardımların tutarı,
66 ncı maddede belirtilen esaslara uygun olarak tesbit edilecek bir erkek işçinin ücretinin % 3 ü ile korunan kimselerin çocukları sayısının çarpımına;

Veya bu ücretin % 1.5 u ile bütün mukimlerin çocukları sayısının çarpımına; eşit olmalıdır.

MADDE 45

Periyodik ödemeler şeklinde yapılacak yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır

BÖLÜM VIII

ANALIK YARDIMLARI

MADDE 46

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, analık yardımları yapılmasını teminat altına alır.

MADDE 47

Yardım yapılacak hal, gebelik, doğum ve bunların doğurduğu neticelerle, mevzuatta belirtildiği şekilde, bu sebeplerden dolayı kazancın muvakkaten durması halleridir.

MADDE 48

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri içindeki kadınlarla, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları;

b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri içindeki kadınlarla, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları;

c. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine dahil kadınlar ile, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları; teşkil eder.

MADDE 49

Gebelik doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalarda yapılacak sağlık yardımları bu maddenin iki ve üçüncü paragraflarında yazılı yardımlardır.

Sağlık yardımları en az şunlardır:

a. Doğumdan önce ve doğum esnasında ve doğumdan sonra hekim veya diplomalı ebe tarafından yapılan muayene ve tedaviler;

b. Gereken hallerde bir hastaneye yatırma,

Bu maddenin ikinci paragrafında belirtilen sağlık yardımları, korunan kadının sağlığını, çalışma gücünü ve şahsi ihtiyaçlarını görebilme kabiliyetini korumaya, iadeye veya artırmaya matuftur.

Analık sağlık yardımlarını ifa ile görevli Devlet daireleri veya müesseseler, korunan kadınları, amme idareleri tarafından veya yetkileri bu idarelerce kabul edilmiş diğer teşekküller tarafından kendi hizmetlerine arz olunan umumi sağlık servislerine müracaat etmeye, uygun görülebilecek her türlü vasıtalarla teşvik ederler.

MADDE 50

Gebelik, doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalar sonucu iş göremezlik hallerinde yapılacak yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir. Periyodik ödemelerin miktarı vak’anın devam ettiği süre içinde değişebilir; şu kadar ki, ortalama yardım miktarının yukarıda yazılı hükümlere göre hesaplanan miktara uygun olması şarttır

MADDE 51

49 ve 50 nci maddelerde belirtilen yardımlar, en az, korunan kimseler kategorisine dahil olup suistimali önlemek maksadıyla, lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış bulunan kadınlar için, 49. maddede belirtilen yardımlar bu kategorilere dahil ve muayyen staj süresini tamamlamış erkeklerin karıları için de teminat altına alınmalıdır.

MADDE 52

49 ve 50 nci maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren vakanın devamı süresince sağlanır. Ancak, periyodik ödemeler 12 hafta olarak tahdit olunabilir. Şu kadar ki, milli mevzuatta, işten kalma halinin, daha uzun müddet devam etmesi lazım geleceği veya devam edebileceğine dair bir hüküm bulunduğu takdirde periyodik ödemeler süresi bu müddetten daha kısa olamaz.

BÖLÜM IX

MALÜLİYET YARDIMLARI TÜMÜ

MADDE 53

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak maluliyet yardımları yapılmasını teminat altına alır.

MADDE 54

Yardım yapılacak hal, mesleki bir faaliyet icra edebilme gücünün, mevzuatla tayin olunan bir derecede ve muhtemelen daimi olarak kaybedilmesi veya hastalık ödeneğinin kesildiği tarihte iş göremezliğin devam etmesi halleridir.

MADDE 55

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmeti kategorileri;

b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen faal nüfus kategorileri;

c. Veya maluliyet devresindeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmıyan bütün mukimler;

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai iş yerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetlileri; teşkil eder.

MADDE 56

Yapılacak yardım,

a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin yahut faal nüfus kategorilerinin korunmuş olması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine göre;

b. Malululiyet devresindeki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmıyan, bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, 67 nci madde hükümlerine göre; hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir

MADDE 57

56 ncı maddede belirtilen yardım, en az aşağıda yazılı kimseler için teminat altına alınmalıdır;

a. 15 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresi veyahut 10 senelik ikamet süresi şeklinde tesbit edilebilecek bir staj süresini tamamlayan kimseleri;

b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, üç yıllık prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında, kendi adına yıllık ortalama olarak, mevzuatla tayin olunan gün sayısı kadar prim ödemiş olan kimseler;

Birinci paragrafta yazılı yardımın yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresinin tamamlanmış olması şartına bağlı olduğu takdirde, en az, aşağıda yazılı korunan kimselere indirimli yardım yapılması teminat altına alınır:

a. Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresini tamamlamış olan kimseler;

b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, üç yıllık bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına her yıl için ortalama olarak, bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün prim ödemiş olan kimseler;

Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak, 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma veyahut ikamet süresini tamamlamış olan korunan kimselere XI. bölüm hükümlerine uygun fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nispetten % 10 daha eksik bir yardım yapılması teminat altına alınmış ise, bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine gelmiş sayılır.

Staj süresinin 5 yıllık prim ödeme veya çalışma süresinden fazla fakat 15 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nispetlerden orantılı bir indirme yapılabilir. İş bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak indirimli yardım yapılır.

MADDE 58

56 ve 57 inci maddelerde belirtilen yardımlar malüliyet halinin devamı süresince veya bu yardımın yerine ihtiyarlık yardımı kaim oluncaya kadar ödenir.

BÖLÜM X

ÖLÜM YARDIMLARI

MADDE 59

Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak ölüm yardımı yapılmasını teminat altına alır.

MADDE 60

Yardım yapılacak hal, aile reisinin ölümü ile dul kadının veya çocuklarının geçinme imkanlarının kaybolması halidir. Dul kadının yardıma hak kazanması, milli mevzuat hükümlerine göre kendi geçimini temine muktedir olmayacağının kabul edilmesi şartına bağlanabilir.

Milli mevzuat, yardıma hak kazanan kimsenin mevzuatla belirtilen ücretli işlerde çalışması halinde yardımın durdurulacağına dair hükümleri ihtiva edebilir veya, primli sosyal güvenlik sistemlerinde, hak sahibinin kazancının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, primsiz sosyal güvenlik sistemlerinde ise, hak sahibinin kazancının veya diğer geçim kaynaklarının veya bunların toplamının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, yardımlardan indirim yapılabilir.

MADDE 61

Korunan kimseleri,

a. Bütün işçi ve hizmetlilerin % 50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine dahil aile reislerinin karıları ve çocukları;

b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorilerine dahil aile reislerinin karıları ve çocukları;

c. Veya aile reislerini kaybeden ve yardım yapılacak devredeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilmiş hadleri aşmayan ve mukim vasfını haiz bulunan bütün dul kadınlar ile çocuklar;

d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine mensup aile reislerinin karıları ve çocukları; teşkil eder.

MADDE 62

Yapılacak yardım,

a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin yahut faal nüfus kategorilerinin korunması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak;

b. Yardım yapılacak devredeki gelirleri muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunması halinde, 67 nci madde hükümlerine uygun olarak; hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir.

MADDE 63

62 nci maddede belirtilen yardım, en az, aşağıda yazılı kimseler için teminat altına alınmalıdır:

a. Aile reisleri tarafından, kanunla tesbit edilmiş esaslar dahilinde, 15 yıllık prim ödeme veya çalışma süresi veyahut 10 yıllık ikamet süresi tamamlanmış olan korunan kimseler.

b. Prensip olarak bütün çalışanların karılarıyla çocuklarının korunması halinde, aile reisleri tarafından, üç yıllık prim ödeme süresi tamamlanan ve çalıştığı devre zarfında aile reisi adına, mevzuatla tayin olunan yıllık ortalama gün sayısı kadar prim ödemiş olan korunan kimseler.

Birinci paragrafta yazılı yardımların yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresi şartının yerine getirilmesine bağlı olduğu takdirde, en az aşağıda yazılı kimseler için indirimli bir yardım yapılması teminat altına alınır:

a. Aile reisleri tarafından, mevzuatla tayin olunan esaslar dahilinde 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresi tamamlamış olan korunan kimseler;

b. Bütün çalışanların karı ve çocuklarının korunması halinde, aile reisleri tarafından üç yıllık bir prim ödeme süresini tamamlamış olan ve çalıştığı devre zarfında bu aile reisi adına her yıl için ortalama olarak, bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün için prim ödenmiş olan korunan kimseler;

Aile reisi tarafından, mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma veyahut ikamet süresi tamamlanmış olan korunan kimselere, XI. bölüm hükümlerine uygun ve fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek – sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nisbetten % 10 eksik bir yardım yapılması teminat altına alınmış ise bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine getirilmiş sayılır.

Staj süresinin 5 yıllık prim ödeme veya çalışma süresinden fazla, fakat 15 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nisbetlerden orantılı bir indirme yapılabilir, iş bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak indirimli yardım yapılır.

Çocuksuz ve kendi geçimini sağlamağa muktedir olmadığı kabul edilen bir dul kadının ölüm yardımına hak kazanabilmesi için asgari bir evlilik süresinin geçmiş olmasına lüzum görülebilir.

MADDE 64

62 ve 63 üncü maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır.

BÖLÜM XI

PERİYODİK ÖDEMELERDE UYGULANACAK NORMLAR

MADDE 65

Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemenin miktarı ile bu ödemenin yapılmasını gerektiren halin devamı süresince verilecek aile yardımlarının toplamı, kendisine veya hak sahibi kimselerine periyodik ödeme yapılan sigortalının eski kazancı ile örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler gibi aynı aile mesuliyetini haiz korunan bir kimseye ödenen aile yardımı toplamının bu bölüme bağlı cetvelde gösterilen yüzdesinden az olamaz.

Sigortalının eski kazancı mevzuatla tayin olunan usullere göre hesaplanır; korunan kimselerin veya aile reislerinin kazançlarına göre sınıflara ayrılmış olması halinde, eski kazançları, bu kimselerin evvelce dahil bulundukları sınıfların esas kazançlarına göre hesaplanabilir.

Yardım tutarları veya yardımın hesabına esas tutulan kazançlar için mevzuatla azami bir had tayin olunabilir Ancak, azami had öyle tesbit olmalıdır ki; sigortalının eski kazancının kalifiye bir erkek işçinin kazancına eşit veya bundan az olması halinde, bu maddenin 1 inci paragrafı hükümleri yerine gelmiş olsun.

Sigortalının eski kazancı, kalifiye erkek işçinin ücreti, yardım tutarı ve aile yardımları aynı zaman esasına göre hesaplanır.

Diğer sigortalı veya hak sahiplerine yapılacak yardımlar, örnek sigortalı veya hak sahibi kimselere ait yardıma nazaran makul bir nispet dahilinde tesbit edilir.

Bu maddenin tatbikinde, kalifiye erkek işçi;

a. Elektrik makinelerinden gayri makine sanayiinde çalışan bir tesviyeci veya tornacı;

b. Veya, aşağıdaki paragraf hükümlerine göre, tayin olunan bir örnek kalifiye işçi;

c. Veya, mevzuatla tayin olunacak şekle göre, yıllık veya daha kısa bir devre esasına göre tesbit edilen kazancı, bütün korunan kimselerin % 75 inin kazancından yüksek veya buna eşit olan bir kimse;

d. Veya, kazancı bütün korunan kimselerin ortalama kazancının %125 ine eşit olan bir kimsedir;

Yukarıdaki paragrafın (b) fıkrasının tatbikinde, örnek kalifiye işçi, bahis konusu yardım koluna tabi olarak en çok sayıda erkek işçinin veya aile reisinin çalıştırıldığı ekonomik faaliyet bölümü içinde yine en çok sayıda korunan kimsenin veya aile reisinin çalıştırıldığı iş kolları grubundan seçilir; bu maksatla, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Konseyinin 27 Ağustos 1948 tarihindeki 7 nci toplantısında kabul edilen ve işbu sözleşmeye eklenen “Bütün Ekonomik Faaliyetlerinin Milletlerarası Standart Tasnifi” kullanılır; bu tasnifte ileride yapılacak bütün tadillerde nazara alınır.

Yardım miktarlarının bölgeden bölgeye değişmesi halinde, kalifiye, erkek işçi, bu maddenin 6 ve 7 nci paragrafları hükümlerine uygun olarak her bölge için ayrı ayrı tesbit edilebilir.

Kalifiye erkek işçinin ücreti, kollektif mukavelelerle veya, uygulanması mümkün olan yerlerde, Milli mevzuatla veya örf ve adetlere göre tesbit olunan ve normal çalışma saati karşılığı olarak ödenen ücret esası üzerinden, varsa, hayat pahalılığı zamları da nazara alınarak tespit olunur. Bu şekilde tesbit olunan bölgeden bölgeye değişmesi ve 8 inci paragrafın tatbik olunmaması halinde medyan ücret esas alınır.

1İhtiyarlık, İş kazaları ve meslek hastalıkları (Geçici işgöremezlikleri ödenekleri hariç) malüliyet veya aile reisinin ölümü sebebiyle yapılmakta olan periyodik ödemeler hayat pahalılığındaki esaslı değişiklikler yüzünden ücretlerin umumi seviyesinde vukua gelen önemli değişmelere göre ayarlanır.

MADDE 66

Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemenin miktarı ile bu ödemenin yapılmasını gerektiren halin devamı süresince verilecek aile yardımlarının toplamı, alelade bir erkek işçinin kazancı ile örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler gibi aynı aile mesuliyetini haiz korunan bir kimseye ödenen aile yardımı toplamının bu bölüme bağlı cetvelde gösterilen yüzdesinden az olamaz.

Kahil erkek işçinin ücreti, yardım ve aile yardımları, aynı zaman esasına göre hesaplanır.

Diğer sigortalı veya hak sahibi kimselere yapılacak yardımlar, örnek -sigortalı veya hak sahibi kimselere ait yardıma nazaran makul bir nisbet dahilinde tesbit edilir.

Bu maddenin tatbikinde, kahil erkek işçi;

a. Elektrik makinelerinden gayri makine sanayiinde çalışan bir örnek işçi;

b. Veya, aşağıdaki paragraf hükümlerine göre tayin edilecek bir örnek işçidir.

Yukarıdaki paragrafın (b) fıkrasının tatbikinde, örnek işçi, bahis konusu yardım koluna tabi olarak en çok sayıda erkek işçinin veya aile reisinin çalıştırıldığı ekonomik faaliyet bölümü içinde yine en çok sayıda korunan kimsenin veya aile reisinin çalıştırıldığı iş kolları grubundan seçilir; bu maksatla, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Konseyinin 27 Ağustos 1948 tarihindeki 7 nci toplantısında kabul edilen ve işbu sözleşmeye eklenen “Bütün Ekonomik Faaliyetlerinin Milletlerarası Standart Tasnifi” kullanılır; bu tasnifte ileride yapılacak bütün tadiller de nazara alınır.

Yardım miktarlarının bölgeden bölgeye değişmesi halinde, kahil erkek işçi, bu maddenin 4 ve 5 inci paragrafları hükümlerine uygun olarak, her bölge için ayrı ayrı tesbit edilebilir.

Kahil erkek işçinin ücreti kollektif mukavelelerle veya, uygulanması mümkün olan yerlerde, milli mevzuatla veya örf ve adetlere göre tesbit olunan ve normal çalışma saati karşılığı olarak ödenen ücret esası üzerinde ve varsa, hayat pahalılığı zamları da nazara alınarak tesbit olunur. Bu şekilde tesbit olunan ücretlerin bölgeden bölgeye değişmesi ve 6 ncı paragrafın tatbik olunması halinde medyan ücret esas alınır.

İhtiyarlık, İş kazası ve meslek hastalıkları (Geçici işgöremezlik ödenekleri hariç), malüliyet veya aile reisinin ölümü sebebiyle yapılmakta olan periyodik ödemeler, hayat pahalılığındaki esaslı değişiklikler yüzünden ücretlerin umumi seviyesinde vukua gelen önemli değişmelere göre ayarlanır.

MADDE 67

Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemelerde;

a. Yardım tutarı, mevzuatla tayin edilen bir bareme göre veya, mevzuatla tayin olunmuş esaslar dahilinde, selahiyetli amme mercileri tarafından hazırlanan bir bareme göre tesbit olunur;

b. Bu yardım miktarında, ancak, sigortalı veya hak sahibinin ailesinin diğer geçim kaynakları mevzuatla tayin olunan, veya, mevzuatla tayin olunmuş esaslar dahilinde, selahiyetli amme mercileri tarafından tesbit olunan miktarları aştığı ölçüde indirim yapılabilir;

c. Yardım ve diğer geçim kaynaklarının toplamından yukarıdaki (b) fıkrasında derpiş olunan indirimler yapıldıktan sonra kalan miktar, sigortalının veya hak sahibinin ailesinin sağlık ve diğer bakımlardan uygun şartlar içinde yaşamasına yetecek kadar olmalı ve 66 ncı madde hükümlerine göre hesaplanacak miktardan daha az olmamalıdır;

d. Bahis konusu bölüm mucibince ödenen yardımlar toplamının tutarı, 66 ncı madde hükümlerini ve;

I) III. Bölüm için 15 inci maddenin b) fıkrası;
II) V. Bölüm için 27 nci maddenin b) fıkrası
III) IX. Bölüm için 55 inci maddenin b) fıkrası
IV) X. Bölüm için 61 inci maddenin b) fıkrası;

hükümlerini tatbik etmekle elde olunacak yardımlar toplamını en az %30 nisbetinde aştığı takdirde, yukarıdaki c) fıkrası hükümleri yerine gelmiş sayılır.

(XI. BÖLÜME EKLİ) CETVEL

ÖRNEK – SİGORTALI VEYA HAK SAHİBİ KİMSELERE AİT

PERİYODİK YARDIMLAR

Bölüm Yardım Gerektiren Hal Örnek Sigortalı veya Hak Sahibi Kimseler % Nisbeti
III Hastalık Evli ve iki çocuklu erkek 45
IV İşsizlik Evli ve iki çocuklu erkek 45
V İhtiyarlık İhtiyarlık aylığı bağlanacak yaşta bir karısı olan erkek –
VI İş kazaları ve meslek hastalıkları
Geçici iş göremezlik Evli ve iki çocuklu erkek 50
Maluliyet Evli ve iki çocuklu erkek 50
Ölüm İki çocuklu dul kadın 40
VIII Analık Kadın 45
IX Maluliyet Evli ve iki çocuklu erkek 40
X Ölüm İki çocuklu dul kadın 40

BÖLÜM XII

YABANCILARA EŞİT MUAMELE

MADDE 68

Yabancı uyruklu mukimler vatandaşlarla aynı haklara sahip olurlar. Şu kadar ki, mevzuat, tamamı veya mühim bir kısmı amme fonlarından karşılanan yardımlar veyahut yardım kısımlarına taallük eden hususlarla geçici devre yardımlarına taallük eden hususlarda, yabancılarla memleket uyruğunda olmakla beraber üyenin ülkesi dışında doğmuş olanlar hakkında, hususi hükümleri ihtiva edebilir.

İşçi ve hizmetlilere tatbik olunan primli sosyal güvenlik sistemlerinde, Sözleşmenin ilgili bölümündeki mükellefiyetleri kabul etmiş bulunan diğer bir üye Devletin uyruğunda olan korunan kimseler, mezkur bölüm tatbikatında vatandaşlarla ayni haklara sahip olurlar. Şu kadar ki, bu paragrafın tatbikatı, mütekabiliyet esasını derpiş eden iki veya çok taraflı anlaşmaların yapılmış olması şartına bağlanabilir.

BÖLÜM XIII

MÜŞTEREK HÜKÜMLER

MADDE 69

İş bu sözleşmenin II-X uncu bölümlerinden herhangi birine göre korunan bir kimsenin hak kazandığı bir yardım, aşağıdaki hallerde ve mevzuatla tayin olunabilecek bir ölçüde durdurulabilir.

a. İlgili Üye Devletin Ülkesi üzerinde bulunmadığı sürece;

b. İlgili şahsın geçim masraflarının amme fonlarından veya bir sosyal güvenlik servisi veya kurumu tarafından karşılandığı sürece, şu kadar ki, yardım miktarı karşılanan masraflardan daha fazla ise aradaki fark sigortalının veya hak sahibinin geçindirmekle mükellef olduğu kimselerine verilir;

c. ilgilinin, aile yardımları hariç, diğer bir sosyal güvenlik kolundan nakdi yardım aldığı sürece ve aynı olay dolayısıyla üçüncü bir tarafın kendisine ödenek vermeye devam ettiği devre zarfında; şu kadar ki; yardımın durdurulan kısmı, üçüncü taraflarca ödenen yardım miktarından daha fazla olamaz;

d. İlgilinin hile yoluyla bir yardım elde etmeye teşebbüs etmesi halinde;

e. Yardımı gerektiren halin ilgili tarafından işlenen bir suç neticesi olarak meydana gelmesi halinde

f. Yardımı gerektiren halin, ilgilinin kasıtlı bir kusuru neticesi olarak meydana gelmesi halinde;

g. İcabında ilgilinin, faydalanmasına arz olunan sağlık veya readaptasyon servislerinden faydalanmayı ihmal etmesi veya yardımı gerektiren halin mevcut olup olmadığının tevsiki yahut sigortalının veya hak sahiplerinin durumlarının tesbiti için mevzuatla tayin edilmiş olan usullere riayet etmesi hallerinde;

h. İşsizlik yardımı bahis konusu olduğundan ilgilinin, hizmetine arz olunan iş bulma servislerinden faydalanmakta kusur etmesi halinde;

i. İşsizlik yardımı bahis konusu olduğunda, ilgilinin, bir mesleki ihtilaf neticesi olarak işin durması yüzünden işini kaybetmesi veya meşru bir mazeret olmaksızın ihtiyari olarak işi terketmesi hallerinde;

j. Ölüm yardımları söz konusu olduğunda, dul kadının başka bir erkekle karı-koca gibi yaşadığı sürece.

MADDE 70

Yardımın talebinin reddolunması veya yapılan yardımın miktarı ve mahiyeti üzerinde ihtilafa düşülmesi halinde, hak iddia eden kimse, mahkemeye müracaat hakkına sahiptir.

İşbu Sözleşmenin tatbikatında, sağlık yardımlarının ifası işinin parlamentoya karşı mes’ul bir devlet dairesine tevdi edilmiş olması halinde, 1 inci paragrafta derpiş olunan mahkemeye müracaat hakkı yerine, yardımın yapılmadığı veya yapılan yardımın miktar ve mahiyeti hakkındaki şikayetlerin yetkili merci tarafından tetkik ettirilmesi hakkı tanınabilir.

Hak iddialarının, sosyal güvenlik meseleleriyle meşgul olmak üzere kurulmuş ve korunan kimselerin de temsil edildiği hususi mahkemelerce karara bağlanması halinde, itiraz hakkı tanınmayabilir.

MADDE 71

İşbu Sözleşme gereğince sağlanan yardımlarla bu yardımların ifası için gerekli idare giderleri, dar gelirli kimseleri ağır bir yük altında bırakmayacak şekilde ve Üye Devletin ve korunan kimseler kategorilerinin ekonomik durumları da nazara alınmak suretiyle, prim veya vergi ile veyahut bu yolların her ikisini mezceden bir usülle kollektif olarak finanse edilir.

Korunan işçi hizmetlerinden alınacak sigorta primleri işçi ve hizmetlilerle bunların karı ve çocuklarına yapılacak yardımlara tahsis olunan kaynakların yüzde ellisini aşamaz. Bu şartın yerine getirilmiş olup olmadığının tayininde, aile yardımlarıyle, şayet ayrı bir branş olarak tatbik edilmekte ise, iş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları hariç olmak üzere, sözleşme gereğince sağlanacak bilcümle yardımlar bütün olarak nazara alınır.

Üye, işbu Sözleşme gereğince sağlanacak yardımların ifrasından genel olarak sorumludur. Ve bu maksada ulaşmak için gerekli bütün tedbirleri alır. Üye gerekirse, mali muvazene ile ilgili aktuaryel tetkik ve hesapların periyodik olarak yapılmasını ve yardımlarla sigorta prim nispetlerinde veya bu yardımları karşılamağa tahsis olunan vergilerde herhangi bir değişiklik yapılmadan önce bu hesap ve tetkiklerin behemehal yapılmış olmasını temin eder.

MADDE 72

Yardımların idaresi, parlamentoya karşı mes’ul bir Devlet dairesine veya usul ve nizamları amme mercileri tarafından tesbit olunmuş bir müesseseye tevdi edilmediği takdirde, korunan kimselerin temsilcileri, doğrudan doğruya idareye iştirak edebilecekleri gibi mevzuatla tayin olunan şartlar dahilinde istişari bir selahiyetle de idareye katılabilirler. İşverenlerle amme mercileri temsilcilerinin idareye katılmaları da milli mevzuatta derpiş edilebilir.

Üye, bu Sözleşmenin tatbikatı ile ilgili hizmetlerle kurumların hüsnü idaresinden genel olarak sorumludur.

BÖLÜM XIV

MÜTEFERRİK HÜKÜMLER

MADDE 73

Bu Sözleşme;

a. Bahis konusu bölümün ilgili Üye için yürürlüğe girmesinden önce vukua gelen olaylara,

b. Bahis konusu bölümün ilgili üye için yürürlüğe girmesinden sonra vukua gelen olaylarda da yürürlük tarihinden önceki süreler dolayısıyla hak kazanılan yardımlara; uygulanmaz.

MADDE 74

İşbu sözleşme, mevcut Sözleşmelerden herhangi birinin tadili mahiyetinde telakki olunamaz.

MADDE 75

İşbu Sözleşmede yer alan hususlardan bir veya birkaçı hakkında Çalışma Genel Konferansınca sonradan kabul edilecek bir Sözleşmede eski Sözleşme hükümlerinin tatbik edilmeyeceğine dair bir hüküm bulunduğu takdirde, işbu Sözleşmenin yeni Sözleşmede belirtilecek olan hükümleri, yeni Sözleşmeyi tasdik eden her üye için, mezkür Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanmaz.

MADDE 76

İşbu Sözleşmeyi tasdik eden her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 22 nci maddesi gereğince vermekle mükellef olduğu, Sözleşmenin tatbikatı hakkında yıllık rapora aşağıdaki hususları derceder:

a. Sözleşme hükümlerinin tatbikini sağlayan mevzuat hakkında tam bilgi;

b. Aşağıda yazılı maddelerde derpiş edilen ihsai şartların yerine getirilmiş olduğunu gösteren deliller;

i. Korunan kimseler sayısı hakkındaki aşağıda yazılı maddeler;

9 a), b), c) veya d); 15 a), b) veya d); 21 a) veya c); 27 a), b) veya d); 33 a), veya b); 41 a), b) veya d); 43 a) b) veya c); 55 a), b) veya d); 61 a), b) veya d).

ii. Yardım miktarları hakkındaki 44, 65, 66 veya 67 nci maddeler;

iii. Hastalık ödenekleri süresi hakkındaki 18 inci maddenin ikinci paragrafının (a) fıkrası;

iv. İşsizlik yardımları süresi hakkındaki 24 üncü maddenin 2 nci paragrafı;

v. Korunan işçi ve hizmetlilerce ödenen sigorta primlerinin bütün mali kaynaklar toplamının nisbeti hakkındaki 71 inci maddenin 2 nci paragrafı,

Yeknesaklık temini maksadıyle, bu bilgi ve deliller, şekil bakımından, mümkün mertebe Milletlerarası Çalışma Bürosu İdare Heyetinin tavsiye ve telkinlerine uygun olarak hazırlanır.

İşbu sözleşmeyi imzalayan her Üye, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, idare heyetince kararlaştırılan fasılalarla vereceği raporlarda Sözleşmenin II – X uncu bölümlerinden tasdik vesikasında veya 4 üncü madde gereğince sonradan gönderilen bildirilerde belirtilmemiş olan bölümlerle ilgili mevzuat ve tatbikatı hakkında bilgi verir.

MADDE 77

İşbu Sözleşme denizcilerle deniz balıkçıları hakkında tatbik edilmez. Denizciler ve deniz balıkçılarının korunması hakkındaki hükümler Çalışma Teşkilatı Genel Konferansınca kabul edilen “Denizcilerin Sosyal Güvenliği Hakkında 1946 Sözleşmesi” ile “Denizcilerin ihtiyarlık aylıkları hakkında 1946 Sözleşmesi”nde yer almıştır.

Üye, Sözleşmesinin II – X uncu bölümlerinden tasdik edilmiş olanların tatbikatında, korunan işçi ve hizmetlilerinin veya mukimlerin nisbetini hesaplarken, denizcilerle deniz balıkçılarının sayılarını işçi ve hizmetliler veya faal nüfus veya mukimler sayısından hariç tutulabilir.

BÖLÜM XV

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.

SON HÜKÜMLER

MADDE 78

İşbu Sözleşmenin resmi tasdik vesikaları Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne tevdi ve Genel Müdür tarafından tescil olunur.

MADDE 79

İşbu Sözleşme yalnız tasdik vesikası Umum Müdürlükçe tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Üyeleri için bir mükellefiyet teşkil eder.

Sözleşme, İki Üyenin tasdik vesikasının Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bunu takiben Sözleşme her üye için kendi tasdik vesikasının tercihi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 80

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana statüsünün 35 inci maddesinin 2 nci paragrafı gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek bildirilerde,

a. İlgili üyenin Sözleşmeyi veya Sözleşmenin, bazı bölümlerini aynen uygulamayı taahhüt ettiği ülkeler;

b. Üyenin Sözleşmeyi veya bazı bölümlerini tadilen uygulamayı taahhüt ettiği ülkeler ve bu tadillerin nelerden ibaret bulunduğu;

c. Sözleşmenin tatbikinin mümkün olmadığı ülkeler ve bu takdirde tatbik edilmemesi sebepleri;

d. Durumu daha etraflı olarak tetkik ettikten sonra karara varma hakkını mahfuz tuttuğu ülkeler; belirtilir.

Bu maddenin 1 inci paragrafının a) ve b) fıkralarında derpiş olunan taahhütler tasdikin ayrılmaz cüz’i sayılır ve aynı kuvvete haiz olur.

Her üye, bu maddenin 1 nci paragrafının b), c) ve d) fıkraları gereğince göndermiş olduğu bildirilerde yazılı kayıtların tamamından veya bir kısmından, bilahare yapacağı yeni bir bildiri ile vazgeçebilir.

Her üye 82 nci madde gereğince bu Sözleşmenin tatbikten kaldırılabileceği süreler zarfında, Genel Müdüre, daha evvelki bildirilerde yazılı şartları herhangi bakımlardan değiştiren ve muayyen ülkelerdeki durumu belirten yeni bir bildiri gönderebilir.

MADDE 81

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 35 inci maddesinin 4 ve 5 inci paragrafları gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen bildirilerde Sözleşmenin tamamının veya bildirinin taallük ettiği bölümler hükümlerinin, ülkede, aynen veya tadilen uygulanacağı belirtilir. Sözleşmenin veya bazı bölümlerinin tadilen uygulanacağı bildirildiği takdirde bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu tasrih edilir.

İlgili Üye veya Üyeler veya Milletlerarası merci, muahhar bir bildiri ile evvelce yapılmış bir bildiri de yazılı değişikliklerden faydalanma hakkından tamamen veya kısmen vazgeçebilirler.

İlgili Üye veya Üyeler veyahut Milletlerarası merci 82 nci madde hükümlerine göre bu Sözleşmenin, tatbikten kaldırılabileceği süreler zarfında, Genel Müdüre, evvelce gönderilmiş bir bildiride yazılı şartları herhangi bir bakımdan değiştiren ve Sözleşmenin uygulanması bakımından durumu belirten yeni bir bildiri gönderebilirler.

MADDE 82

Bu Sözleşmeyi tasdik eden her Üye, Sözleşmenin ilk olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıllık bir sürenin sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve Genel Müdür tarafından tescil edilecek bir tebliğ ile, Sözleşmenin tamamının veya II – X uncu bölümlerden bir veya bir kaçının tatbikten kaldırılacağını bildirebilir. Tatbikten kaldırma keyfiyeti tescil tarihinden bir yıl sonra muteber olur.

Bu Sözleşmeyi tasdik etmiş olup da yukarıdaki paragrafta yazılı 10 yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl zarfında bu madde de derpiş edilen tatbikten kaldırma hakkını kullanmayan her üye, yeniden 10 yıllık bir süre için bağlanmış olur. Ve bundan sonra Sözleşmeyi veya II – X uncu bölümlerde bir veya birkaçını her on yıllık devrenin sonunda bu maddede derpiş edilen şartlarla tatbikten kaldırabilir.

MADDE 83

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından kendisine gönderilerek tescil olunan bütün tasdik vesikalarını, bildirileri ve yürürlükten kaldırma tebliğlerini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirir.

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, Sözleşmenin ikinci tasdik vesikasının tescil olunduğunu teşkilat üyelerine bildirirken, Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih üzerine üyelerin dikkatini çeker.

MADDE 84

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler hükümlerine göre tescil edeceği bütün tasdik vesikaları, bildiriler ve yürürlükten kaldırma tebliğleri hakkında, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi gereğince, tescil olunmak üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tam bilgi verir.

MADDE 85

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, lüzum göreceği zamanlarda Çalışma Genel Konferansına bu Sözleşmenin tatbikatı hakkında bir rapor verir ve Sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınmasına lüzum olup olmadığını tetkik eder.

MADDE 86

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde yeni Sözleşmede hilafına sarahat olmadıkça;

a. Yeni Sözleşmenin bir üye tarafından tasdiki üzerine, mezkur Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak şartıyle, yukarıdaki 82 nci madde nazara alınmaksızın işbu Sözleşme bütün hukukiyle ve derhal yürürlükten kalkar.

b. Yeni Sözleşmenin yürürlüğe girişi tarihinden itibaren işbu Sözleşme üyelerin tasdikine açık bulundurulmaz.

İşbu Sözleşmeyi tasdik eden ve fakat muaddel yeni Sözleşmeyi tasdik etmeyen üyeler için, her halukarda, bu Sözleşme şekil ve muhteva bakımından yürürlükte kalır.

MADDE 87

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

(EK)

BÜTÜN EKONOMİK FAALİYETLERİN, SANAYİ KOLLARI İTİBARİYLE,

MİLLETLERARASI STANDART TASNİFİ.

(BÖLÜM VE BÜYÜK GRUPLARIN LİSTESİ)

Bölüm 0. Ziraat, Ormancılık, Avcılık ve balıkçılık,

01- Ziraat ve Hayvan yetiştirme,
02- Ormancılık ve tomrukçuluk,
03- Avcılık, tuzakla avlama, av hayvanlarının üretilmesi,
04- Balıkçılık,

Bölüm 1. Madencilik ve Taşocakları

11- Kömür madenciliği,
12- Metal madenciliği,
13- Ham petrol ve tabii gaz,
14- Taş, kil ve kum ocaklarının işletilmesi.
19- Başka tarafta tasnif olunmayan ve metalden gayri maddelerin istihracı.

Bölüm 2. ve 3. İmalat Sanayi

20- Gıda maddeleri sanayii (İçki sanayii hariç)
21- İçki sanayii,
22- Tütün sanayii,
23- Dokuma sanayii,
24- Kundura giyecek eşyası ve hazır dokuma eşya imalatı.
25- Ağaç ve mantar sanayii (Mobilya sanayii hariç)
26- Mobilya ve mefruşat sanayii
27- Kağıt sanayii ve kağıttan eşya imalatı,
28- Matbaacılık, neşriyatçılık ve bunlarla ilgili sanayii,
29- Deri Sanayii ve deriden eşya imalatı (Kundura hariç)
30- Kauçuk sanayii,
31- Kimya ve kimyevi mamuller sanayii,
32- Petrol ve kömür müştakları sanayii,
33- Başka tarafta tasnif edilmeyen, metalden gayri madeni mamuller sanayii (Petrol ve kömür müştakları hariç)
34- Metallere müteallik esas endüstriler,
35- Madeni eşya imalatı (Makine ve taşıt malzemesi hariç)
36- Makine imalatı, (Elektrik makineleri hariç)
37- Elektrik makine, cihaz malzemeleri imalatı,
38- Taşıt malzemeleri imalatı,
39- Çeşitli imalat sanayii,

Bölüm 4. İnşaat

40- İnşaat,

Bölüm 5. Elektrik, gaz, su ve sıhhi hizmetler

51- Elektrik, gaz ve buhar
52- Su ve sıhhi hizmetler,

Bölüm 6. Ticaret, banka, sigorta ve gayri menkul işleri

61- Toptan ve parekende ticaret,
62- Bankalar ve diğer mali müesseseler,
63- Sigortalar,
64- Gayri menkul işleri,

Bölüm 7. Nakliyat, Ardiyecilik ve Ulaştırma

71- Nakliyat,
72- Ardiye ve antrepoculuk,
73- Ulaştırma,

Bölüm 8. Hizmetler

81- Devlet hizmetleri
82- Belediye ve ticaret hizmetleri,
83- Eğlence hizmetleri,
84- Şahsi hizmetler,

Bölüm 9. İyi Tarif Edilmemiş Faaliyetler

90- İyi tarif edilmemiş faaliyetler.

Türk Hukuk Kurumu

0

Türk Hukuk Kurumu, 09.04.1934 tarihinde “Hukukçular Cemiyeti” adıyla kurulmuş, derneğin adı 23.11.1935’de “Hukuk İlmini Yayma Kurumu”na dönüştürülmüş, 05.04.1941 tarihinde ise derneğin adı “Türk Hukuk Kurumu” olmuştur.

Derneğin şimdiki binasının bulunduğu yer 1941 tarihinde tahsis edilmiştir.

Kurum, 20 Mart 1939 günlü, 10603 sayılı Kararname ile kamu yararına çalışan dernekler statüsüne alınmıştır. Hukuk Kurumu adına “TÜRK” sözcüğünün eklenmesi 15 Ekim 1973 günü, 7/7351 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile olmuştur. Türk Hukuk Kurumu, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu kapsamında bir dernektir ancak 1939 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile “Kurum” olarak tescil edildiği için yerleşik ve kamuya mal olmuş ismi korunmaktadır. Türk Hukuk Kurumu Tüzüğünün son biçimi 24 Mayıs 2008 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısında kabul edilmiştir.

1940’lı yıllarda kendine ait bir kütüphane kurmuş, değişik dillerden dünya devletlerinin ana kanun ve eserlerini tercüme etmek ve bastırmak için Tercüme Bürosu kurmuştur. Türk Hukuk Tarihi Enstitüsü, Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ yönetiminde dernek tarafından kurulmuş,  ayrıca Türk Hukuk Tarihi Dergisi çıkarılmış, Halkevleri Konferansları düzenlenmiş, dernek tarafından Hukuk Lügatı çıkarılmıştır.

Türk Hukuk Lügatı‘nın yazılmasına, Ordinaryüs Prof. Ahmet Esat Arsebük, Ali Himmet Berki, Prof. Atıf Akgüç, Doç. Dr. Bülent Nuri Esen, Cafer Tayyar Tüzel, Ordinarvüs Prof. Ebulula Mardin, Fahrettin Karaoğlan, Ferit Ayiter, Fuat Hulusi Demirelli, Prof. Hazım Atıf Kuyucak, Hikmet Belbez, Prof.Dr. Hüseyin Avni Göktürk, İmran Öktem, Prof. Mazhar Nedim Göknil, Memet Gönasılı, Mümtaz Tarhan, Ordinaryüs Prof. Dr. Mustafa Reşit Belgesoy, Namık Zeki Aral, Nasuhi Bilmen, Doç. Nihat Erim, Prof. Nusret Metya, Osman Nuri Uman, Refik İnce, General Hakim Rıfat Taşkın, Ordinaryüs Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, Ordinaryüs Prof. Şevket Mehmet Ali, Av. Şevket Yunt, Ordinaryüs Prof Tahir Taner, Prof. Tahsin Adam, Vehbi Yekebaş, Doç. Yavuz Abadan, Prof. Dr. Faruk Erem, Rıfat Taşkın, Kazım Berker, Emin Ali Durusoy, Prof. Hirş, Prof. Şivars ve Kemal Edip katkı sunmuştur. 

Dernek, Türk Hukuku ile yabancı hukuklar arasında mukayeseler yapmak üzere 1945 yılında Mukayeseli Hukuk Enstitüsü kurmuştur. Dünya Anayasalarının tercümeleri yapılmış ve yayınlanmıştır.

1950 yılında “En iyi demokrasi ancak vatandaşları asgari hukuk, vazife ve hak anlayışına erişmiş bulunan bir toplulukla kabili tahakkuktur” anlayışıyla Halk dersleri adıyla yeni bir faaliyet alanına girişmiştir.

Türk Hukuk Kurumu adına 1953 Yılında Dünya Barolar Birliği’nin 5. Hukukçular Kongresi’ne temsilci davet edilmiş ancak, maddi yetersizlik nedeniyle temsilci gönderilememiştir.

1963 yılında, 1960 yılındaki ihtilalden sonra çıkmış olan Kurucu Meclis, Temsilciler Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Tutanaklarının Resmi Gazete ile birlikte ciltlettirilmesine karar vermiştir.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonunda birçok kez temsil edilmiştir.

Kuruma 32 yıl başkanlık yapmış olan Pof. Dr. Muammer Aksoy 1990 yılında öldürülmüştür.

Mülkiyeliler Birliği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Anayasa Mahkemesi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Dil Derneği, Üniversiteler, Barolar ve diğer sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlar ile birçok bilimsel toplantı ve çalıştay düzenlemiştir.

Pof. Dr. Muammer Aksoy

Türk Hukuk Kurumu’na, Refik Şevket İNCE, Kemal TURAN, Süreyya ANAMUR, Atıf AKGÜÇ, Hüseyin Avni GÖKTÜRK, Prof. Dr. Hüseyin Cahit OĞUZOĞLU, Prof. Dr. Münci KAPANİ, Prof. Dr. Muammer AKSOY, Kazım YENİCE, Atila SAV, Teoman EVREN, Yekta Güngör ÖZDEN, Talay ŞENOL, Erkan YÜCEL, Tuncay ALEMDAROĞLU, Sabih KANADOĞLU ve Yaşar ÇATAK başkanlık yapmıştır.

Başkanlıkta en uzun görev alan kişi Prof. Dr. Muammer AKSOY’dur.

Tarihçesinde birçok bilim insanı, bürokrat, parlamenter ve yargıç yer almaktadır. Kemal ÜNAL, Kemal TURAN, Hüseyin Avni GÖKTÜRK, Rıfat ALABAY, Muzaffer KURBANOĞLU, Prof.Dr. Turhan FEYZİOĞLU, Prof. Dr. Münci KAPANİ, Abdullah Pulat GÖZÜBÜYÜK, Melahat RUACAN, Rauf ÇAPAN, Doç.Dr. Mukbil ÖZYÖRÜK, Ahmet TAHTAKILIÇ, Bahri SAVCI, Halit ÇELENK, Talay ŞENOL, Erkan YÜCEL, M. Bülent AKÇAMETE, Tülay YILMAZ, Hakkı Suha OKAY, Ahmet Münci ÖZMEN, Prof. Dr. Nihat ERİM, Prof. Dr. Bülent Nuri ESEN, Zühtü Hilmi VELİBEŞE, Nejat ÖZOĞUZ, Prof. Dr. Faruk EREM, Prof. Dr. Hicri FİŞEK, Doç. Dr. Mukbil ÖZYÖRÜK, Prof. Dr. Necip BİLGE, Prof. Dr. Münci KAPANI, Prof. Dr. Kudret AYİTER, Abdullah Pulat GÖZÜBÜYÜK, Prof. Dr. Uğur ALACAKAPTAN, Prof. Dr. Yıldırım ULER, Prof. Dr. Rona AYBAY, Nail GÜRMAN, Talay ŞENOL, Üstün GÜNSAN, Reşat YALIN, Erkan YÜCEL, Ali SARIGÜL, M. Hadimi YAKUPOĞLU, Fevzi ÇAMLI, Nail GÜRMAN,Berna ÖZPINAR, Tülay YILMAZ, Hasan TECİM, Mustafa Gökhan TEKŞEN, Halil Sezai ERKUT, Prof. Dr. Turan GÜNEŞ, Özer DERBİL, Rauf ÇAPAN, Uğur MUMCU, Yaşar ÇATAK, Rıfat ERTEM, Reşat KADAYIFÇILAR, Özdemir ÖZOK, Berat SANCAR, Sadık ERDOĞAN, Erkan YÜCEL, Hasan TECİM, Serruh KALELİ, Ünsal BİLDİRGEN, Cumhur TUTYOL, M. Hadimi YAKUPOĞLU, İ. Cumhur BOZKURT, Hasan TECİM, Ali Hikmet AKILLI ve Hasan TECİM  kurumda sayman, genel sekreter ve başkan yardımcısı olarak görev almıştır.

Kurumda 2012 yılından itibaren dört yıl başkanlık yapan SABİH KANADOĞLU’nun aday olmaması üzerine 14 Mayıs 2016 tarihli genel kurul toplantısında Av. Yaşar Çatak Başkanlığa seçilmiş ve bu görevi yürütmeye başlamıştır.

Kurum “Adakale Sk. No: 28, 06420 Çankaya/Ankara” adresinde faaliyet yürütmekte olup http://www.turkhukukkurumu.org.tr/ linkinden yayınları takip edilebilmektedir.

 

 

İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı

0

İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarındandır.  İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, 15 Ekim 1968 tarihinde alınmış resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas No:1968/31
Karar No:1968/44
Karar Tarihi:15/10/1968
Resmi Gazete tarih/sayı:30.12.1968/13088

Davacı: Kamu Hukuku Dâvâlı: İşçi-Çiftçi Partisi geçici 5. maddesinde öngörülen sekiz aylık süre içinde tüzük ve program ile yönetmeliklerini ve diğer parti mevzuatını, merkez karar organlarının karariyle, sözü geçen kanun hükümlerine uydurmadığını ve bu konuda Anayasa Mahkemesince 648 sayılı kanunun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince yapılan ihtar gereğini de yerine getirmediğini ileri sürerek İşçi-Çiftçi Partisinin anılan kanunun 108. ve 113. maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.

Anayasa Mahkemesi duruşma salonunda Cumhuriyet Başsavcısı Hikmet Gündüz ve tutanakta imzaları bulunan kâtipler hazır oldukları halde İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun kısmen yüzüne karşı kısmen de gıyabında yapılan açık duruşma sonunda gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıda yazılı karar verildi:

Parti sicil dosyasındaki bilgi ve belgelere ve İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki beyanına göre: İşçi – Çiftçi Partisi, 17/6/1946 gününde merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuştur.

Partinin, ilk genel kongresi 15/4/1951 gününde toplanmış bundan sonra da hiç toplanmamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığınca, İşçi-Çiftçi Partisinin, yönetim organlarının tüzüklerine göre kurulmasına imkân kalmadığının anlaşılması nedeniyle Medenî Kanunun, Siyasî Partiler Kanununa aykırı bulunmayan, 70. maddesi uyarınca kendiliğinden infisah etmiş olduğunun kaydına işaret edilmesi gerektiği İçişleri Bakanlığına ve Mahkememize bildirilmiş ise de, Mahkememizce; İşçi-Çiftçi Partisinin, hukukî varlığını kaybetmemiş olduğuna 1/3 siyasî partiler siciline geçirilmesine 3/5/1967 gününde karar verilmiş ve bu karar anılan parti başkanlığına 18/5/1967 gününde bildirilmiştir.

Bu kez, Cumhuriyet Başsavcılığı, 22/5/1967 günlü ve S.P. 259 sayılı yazı ile Mahkememize başvurarak, İşçi-Çiftçi Partisinin siyasî partilerle ilgili kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde olduğunun açıkça anlaşılması sebebiyle, aykırılığın giderilmesi için Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerine göre parti genel başkanlığına gerekli ihtarda bulunulmasını istemiştir. Bu istek, Mahkememizce incelenmiş, genel kongresini yapması ve siyasî Partiler Kanununun geçici 5. maddesi hükümlerini yerine getirmesi için, aynı kanunun 113. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, İşçi Çiftçi Partisine ihtarda bulunulmasına 10/11/1957 gününde karar verilmiş ve bu karar da parti başkanlığına 22/11/1967 gününde tebliğ edilmiştir.

Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesinde öngörülen süre geçtiği halde, adı geçen kanunun emredici hükümlerine aykırılığın giderilmediği parti genel başkanının duruşmadaki sözlerinden de açıkça anlaşılmıştır.

Her ne kadar, İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu, tüzüklerinin kanuna aykırı bir yönü bulunmadığını, İdarenin partilerini münfesih sayması üzerine kongrelerini yapmakta ve Anayasa Mahkemesinin ihtar konularını yerine getirmekte tereddüde düştüklerini söylemiş ve Danıştay’da İdare aleyhine açtıkları dâva ile ilgili dosyanın getirtilerek incelenmesini istemişse de, siyasî partilerin kapatılması konusunda yalnızca Mahkememizi yetkili kılan Anayasa’nın 57. ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 108. maddeleri hükümleri, dosyadaki belgeler ve Mahkememizin yukarıda sözü edilen kararları ve işlemleri karşısında bu savunma ve istem kabule değer nitelikte görülmiyerek reddedilmiştir. Üyelerden Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen ve Avni Givda partinin münfesih sayılması gerçekleştiği takdirde kapatılmasının söz konusu edilemeyeceğini Heri sürerek red kararına muhalif kalmışlardır.

Hüküm : .648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesine aykırı davranışı dosyadaki belgeler ve Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki sözleri ile sabit olan İşçi-Çiftçi Partisinin, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kapatılmasına Cumhuriyet Başsavcısı hazır bulunduğu halde partinin Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun gıyabında Cumhuriyet Başsavcısının İstemine uygun ve kesin olarak karar verildi.

Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün

Uluslararası Af Örgütü

0
Uluslararası Af örgütü

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), insan haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren, merkezi Londra’da bulunan uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. Hükümetlerden, siyasî ideolojilerden, ekonomik çıkarlardan ve dinî yapılardan bağımsız olduğunu belirten örgüt, insan hakları ihlallerine ilişkin araştırmalar yürütmekte, raporlar hazırlamakta ve kamuoyu oluşturma, savunuculuk ve kampanya faaliyetleri gerçekleştirmektedir.

Kuruluşu

Örgütün temelleri, 1961 yılında İngiliz hukukçu Peter Benenson tarafından atılmıştır. Benenson, Portekiz’de özgürlük için kadeh kaldırdıkları gerekçesiyle hapse mahkûm edilen iki öğrencinin durumundan etkilenerek 28 Mayıs 1961’de The Observer gazetesinde “The Forgotten Prisoners” (Unutulmuş Mahkûmlar) başlıklı bir makale yayımlamış ve “Appeal for Amnesty 1961” adlı uluslararası kampanyayı başlatmıştır. Makalede, yalnızca sahip oldukları düşünce veya inançları nedeniyle hapsedilen kişileri ifade etmek üzere “prisoner of conscience” (düşünce suçlusu) kavramı kullanılmıştır.

Kampanyanın farklı ülkelerden destek görmesi üzerine 22-23 Temmuz 1961’de Lüksemburg’da ilk uluslararası toplantı yapılmış ve kalıcı bir uluslararası insan hakları hareketinin kurulmasına karar verilmiştir. Hareket, sonraki dönemde Amnesty International adını benimsemiştir. Örgütün ilk yıllarında farklı ülkelerde oluşturulan gruplar, belirli düşünce suçlularının durumlarını takip ederek onların serbest bırakılması veya haklarının korunması için mektuplar ve diğer başvuru yolları aracılığıyla girişimlerde bulunmuştur. Bu çalışma yöntemi, örgütün erken dönem faaliyetlerinin önemli unsurlarından biri olmuştur.

İlk döneminde özellikle düşünce suçlularının serbest bırakılması, siyasî tutukluların adil yargılanması, işkence ve ölüm cezasına karşı mücadele gibi konular üzerinde çalışan örgüt, zamanla çalışma alanını genişleterek zorla kaybetme, ayrımcılık, mülteci ve göçmen hakları, kadın hakları ve diğer insan hakları meseleleriyle ilgilenmeye başlamıştır.

Nobel Barış Ödülü

Uluslararası Af Örgütü, 1977 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Nobel Komitesi ödülü örgüte “dünya çapında insan haklarına saygı” gerekçesiyle vermiştir. Ödülün verildiği 1977 yılında örgütün yaklaşık 100.000 üyesi ve 33 ülkede yaklaşık 2.000 grubu bulunmaktaydı.

Örgütsel yapı

Uluslararası Af Örgütü, farklı ülkelerde faaliyet gösteren ulusal şubeler, gruplar ve bireysel üyelerden oluşan uluslararası bir hareket şeklinde örgütlenmiştir. Uluslararası Sekretarya, örgütün araştırma ve uluslararası savunuculuk faaliyetlerinin koordinasyonunda önemli bir rol üstlenmektedir. Örgütün çalışma modeli, farklı ülkelerdeki üyelerin ve gönüllülerin yerel faaliyetleri ile uluslararası düzeyde yürütülen araştırma ve kampanyaların birlikte gerçekleştirilmesine dayanmaktadır.

Araştırma ve raporlama

Örgütün temel faaliyetlerinden biri, farklı ülkelerdeki insan hakları durumunun araştırılması ve belgelenmesidir. Araştırmacılar; tanık ve mağdur beyanları, resmî belgeler, açık kaynaklar ve diğer bilgi kaynaklarından yararlanarak insan hakları ihlallerine ilişkin bulgular toplamaktadır. Bu çalışmalar sonucunda ülke raporları, tematik araştırmalar ve küresel ölçekte karşılaştırmalı raporlar yayımlanmaktadır.

Örgütün araştırma faaliyetleri arasında ölüm cezaları ve infazların izlenmesi önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası Af Örgütü, ölüm cezasını her koşulda kaldırılması gereken bir ceza olarak değerlendirmekte ve dünya genelindeki infazlar ile ölüm cezalarına ilişkin düzenli istatistik ve raporlar yayımlamaktadır. Örgütün 2025 yılına ilişkin raporunda, Çin’deki infazlara ilişkin güvenilir toplam verilerin bulunmadığı belirtilerek dünya genelinde en az 2.707 infazın kayda geçirildiği ve bu infazların 17 ülkede gerçekleştiği bildirilmiştir. Bu toplamın, Çin’de gerçekleştirildiğine inanılan ve sayısı bilinmeyen infazları kapsamadığı belirtilmiştir.

Çalışma alanları

Örgütün çalışma alanları arasında işkence ve kötü muamele, keyfî gözaltı ve tutuklama, adil yargılanma hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, ölüm cezası, zorla kaybetme, ayrımcılık, mülteci ve göçmen hakları, kadın hakları ve silahlı çatışmalarda insan haklarının korunması bulunmaktadır. Çalışma alanları zaman içerisinde yeni insan hakları sorunlarını kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Finansmanı

Uluslararası Af Örgütü, bağımsızlığını korumak amacıyla finansman politikasını tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri üzerine kurmaktadır. Örgüt, çalışmalarının önemli bölümünü bireysel bağışlar ve üyelerinin katkıları aracılığıyla finanse etmektedir. Finansman kaynaklarının ve hesaplarının kamuoyuna açıklanması, örgütün bağımsızlığını ve malî şeffaflığını korumaya yönelik temel ilkeler arasında yer almaktadır.

Çalışma alanı ve hukukî dayanak

Uluslararası Af Örgütü, faaliyetlerini insan haklarına ilişkin uluslararası hukuk ve standartlar çerçevesinde yürütmektedir. Örgütün çalışmalarında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta olmak üzere uluslararası insan hakları belgeleri temel referanslar arasında yer almaktadır.

Örgüt, dünyanın farklı bölgelerinde meydana gelen insan hakları ihlallerini araştırmakta ve belgelemekte; elde ettiği bulguları raporlar, açıklamalar ve diğer yayınlar aracılığıyla kamuoyuna sunmaktadır. Ayrıca hak ihlallerinin sona erdirilmesi ve insan haklarının korunmasına yönelik politika ve uygulamaların geliştirilmesi amacıyla hükümetler ve diğer karar alıcılar nezdinde savunuculuk faaliyetleri yürütmektedir.

Tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesi

Uluslararası Af Örgütü, herhangi bir siyasî ideolojiyi, dinî inancı veya ekonomik çıkarı desteklemeden çalışmalarını insan haklarının korunması amacıyla yürüttüğünü belirtmektedir. Örgüt, haklarını savunduğu kişilerin siyasî, dinî veya ideolojik görüşlerini desteklemekten ziyade, bu kişilerin maruz kaldıkları insan hakları ihlallerine odaklanmaktadır.

Bu ilke özellikle düşünce suçlularının savunulması bakımından önem taşımaktadır. Örgüt, bir kişinin düşüncelerini veya siyasî görüşlerini benimsemesini şart koşmadan, yalnızca düşünce ve inançları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karşı çıkmaktadır.

Ölüm cezasına karşı çalışmaları

Uluslararası Af Örgütü, kuruluşundan itibaren ölüm cezasına karşı uluslararası kampanyalar yürüten kuruluşlardan biri olmuştur. Örgüt, ölüm cezasının yaşam hakkını ihlal ettiğini ve geri döndürülemez niteliği nedeniyle masum kişilerin infaz edilmesi riskini taşıdığını savunmaktadır. Ölüm cezasının kaldırılması amacıyla ülkelerin mevzuatlarını ve uygulamalarını izlemekte ve düzenli olarak karşılaştırmalı raporlar yayımlamaktadır.

Örgütün çalışmalarına göre 2022 yılı sonu itibarıyla dünya ülkelerinin üçte ikisinden fazlası ölüm cezasını hukukta veya uygulamada kaldırmıştır. Örgüt, ölüm cezasının kaldırılmasını insan haklarının korunması ve yaşam hakkının güvence altına alınması bakımından temel hedeflerinden biri olarak kabul etmektedir.

Örgütün simgesi

Uluslararası Af Örgütü’nün simgesi, dikenli telle çevrelenmiş yanan bir mumdan oluşmaktadır. Yanan mum, örgütle özdeşleşen temel görsel sembollerden biri hâline gelmiş ve kuruluşun insan hakları mücadelesinin simgesi olarak kullanılmıştır.

Nuri Bilgin

0
Nuri Bilgin

Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin 15 Ekim 1948 tarihinde Afyonkarahisar iline bağlı Sandıklı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Psikoloji Pedagoji Kürsüsünde tamamlamış,1969-1970 ders yılında Adana Kozan’da Felsefe Grubu öğretmenliği görevinde bulunmuştur.

Bilgin, 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak doktora eğitimi için Fransa’ya gönderilmiştir. Doktorasını 1976 yılında Strasbourg Louis Pasteur Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra yeniden Türkiye’ye dönen Profesör Doktor Nuri Bilgin, aynı yıl Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kuruluş çalışmalarında yer alarak burada araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.

Ege Üniversitesinde çalışmalarına devam eden ve 1981 yılında doçentlik unvanını alan Bilgin, 1988 yılında da profesör olmuştur. Üniversitede çeşitli akademik ve idari görevlerde bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin, sırası ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanlığı ve Ege Üniversitesi Senatosu üyeliğinde bulunmuştur.

Bilgin, Ege Üniversitesinde yaklaşık olarak 35 yılını geçirmiş ve duayen bir sosyal bilimci olarak tanınmıştır. Bilgin, iletişim psikolojisi, çevre psikolojisi, endüstriyel psikoloji gibi sosyal psikolojinin birçok alt dalında çalışmalarda bulunmuş, sosyal bilimler alanında Türkçe ve yabancı dilde yayınlanmış telif ve çeviri nitelikli birçok yayına imza atmıştır.

Türk Psikologlar Derneği ve Uluslararası Mikro-Psikoloji ve İletişim Derneği üyesi olan Nuri Bilgin 1985 yılı, 50. Kelebek Yılı Araştırma Ödülünün de sahibidir.

Felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanında yayınlanmış 21 kitabı bulunan Prof. Dr. Nuri Bilgin’in akademik çalışmalarının yanı sıra, çeşitli dergi ve gazetelerde alanıyla ilgili çok sayıda yazısı yayınlanmıştır.

Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu ve temsilcisi olarak bilinen Prof. Dr. Nuri Bilgin, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sosyal Psikoloji Ana Bilim Dalı’nda görev yapmakta iken geçirdiği kalp krizi sonucu 3 Şubat 2015 tarihinde 67 yaşında hayata veda etmiştir. Ege Üniversitesi, öğrencileri ve sevenleri tarafından Ege orman Vakfı organizasyonunda anısına Nuri Bilgin fidanlığı oluşturulmuştur. Ege Üniversitesi tarafından her yıl düzenli şekilde anma törenleri gerçekleştirilmektedir.

Nuri Bilgin’in Yayınlanmış Kitapları

Sosyal Psikoloji, 5. baskı, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2013.

Tarih ve Kolektif Bellek, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2013.

(Mert Teközel ve Gökçen Başaran’ın katkılarıyla), Sosyal Değişme Sürecinde İnsan – Eşya İlişkileri, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2009.

Sosyal Bilimlerde İçerik Analizi, Siyasal Yayınevi, Ankara, 2007.

Kimlik İnşası, Aşina Kitaplar, Ankara, 2007.

Sosyal Psikoloji Sözlüğü: Kavramlar, Yaklaşımlar, genişletilmiş II. Baskı, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007.

Siyaset ve İnsan: Siyaset Psikolojisi Yazıları, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2005.

Cumhuriyeti Anlamak, TERİG Yayınları, İzmir, 2004.

İçerik Analizi, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2000.

(Çeşitli yazarlarla birlikte), Demokrasi, Kimlik ve Yurttaşlık Bağlamında Cumhuriyet, Ege. Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999, 256 s.

Sosyal Psikolojide Yöntem ve Pratik Çalışmalar, Ege Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1999.

Siyaset ve İnsan, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997, 222 s.

Cumhuriyet, Demokrasi ve Kimlik, (Sempozyum Bildirileri), Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997.

İnsan İlişkileri ve Kimlik, İstanbul, 1996, 253 s.

Kollektif Kimlik, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1995, 232 s.

Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, Ege Yayıncılık, İzmir, 1994, 275 s.

Eşya ve İnsan, Ankara, 1991, 458 s.

Yerel Yönetimler İçin Demokratik Bir Model Arayışı, İstanbul, 1991, 220 s.

(Editör), Sosyal Psikolojiye Giriş, İzmir, 1988, 361 s.

Başlangıcından Günümüze Türk Psikoloji Bibliyografyası, İzmir, 1988, 324 s.

Eşya Sistemleri ve İnsan-Eşya İlişkileri, İstanbul, 1986, 167 s.

Tayfun AKGÜNER

1
Tayfun Akgüner

Prof. Dr. Tayfun Akgüner, 15 Ekim 1945’te İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitiren Akgüner, 23 Şubat 1973 ile 1 Temmuz 1975 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Asistanı olarak çalışmış, 31 Ekim 1975’e kadar askerliğini yapmış, 31 Kasım 1975’te aynı bölümde tekrar asistan olarak çalışmaya devam etmştir. 13 Mayıs 1982’de yardımcı doçent ünvanını alan Akgüner, 6 Ekim 1982 ile 7 Haziran 1984 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yardımcı doçentlik yapmış, 7 Haziran 1984’te aynı bölümde doçent unvanını almıştır. Tayfun Akgüner, 15 Eylül 1988’de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda profesör olmuştur.

Akgüner, 17 Ağustos 1992 tarihine kadar İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Müdürlüğü yapmış, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olarak 16 Temmuz 1993 tarihine kadar çalışmış, üniversitede rektör yardımcılığı  yapmıştır.

İÜHF İdare Hukuku ve İlimleri Merkezi Müdürlüğü ve Hukuk Fakültesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü yapmıştır.

Akgüner, 16 Temmuz 1993 ile 9 Eylül 1996 tarihleri arasında TRT Genel Müdürlüğü görevinde bulunuştur.

Prof. Dr. Tayfun AKGÜNER, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nin kurucu dekanlığını yapmış, fakülteyi eğitime başlatmış, fakültenin dekanlığını 1999 yılından 2004 yılına kadar sürdürmüş, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuş, Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulu üyeliği ve Türkiye Adalet Akademisi Hakemler Kurulu üyeliği yürütmüştür. 

Akgüner, Lefke Avrupa Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Dersleri vermiş, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği ve İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Gazikent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevini yürütmüş, Gazikent Üniversitesi Kamu Hukuku bölüm başkanlığı yapmıştır.

Prof. Akgüner 4 yıl Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliği ve 11 yıl süreyle de Üniversitelerarası Kurul Üyeliği yapmıştır. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesi ve Türk İtalyan Dostluk Derneği üyesi olan Akgüner’in ulusal ve uluslar arası ödülleri bulunmakta olup kamu hukuku alanında yayınlanmış çok sayıda kitap, makale, konferans, tebliğ ve çevirisi bulunmaktadır.

3. BİN YILA BAKIŞ 26.04.2008 CEM TV/ PROF. DR. TAYFUN AKGÜNER

Kore’nin Geleneksel Hukuku ve Batının Modern Hukukları

15 Ekim – Hukuk Takvimi

0
Hukuk Takvimi, geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan olayları, yasal düzenlemeleri, bildirgeleri, uluslararası sözleşmeleri ve diplomatik adımları kronolojik olarak sunar. Bu takvimde, doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler yer alır. Her gün, tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeleri kayıt altına alarak kolektif hukuki hafızayı güçlendirmeyi amaçlar.
15 Ekim – Hukuk Takvimi
1810

ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı Alfred Moore yaşamını yitirdi. (Doğumu: 21 Mayıs 1755)

Yüksek Yargıç Alfred Moore

1878

Fransız hukukçu, siyasetçi ve eski başbakan Paul Reynaud doğdu.(Ölümü: 21 Eylül 1966)

Paul Reynaud
1915

İsrailli hukukçu, siyasetçi, eski bakan ve başbakan. İzak Şamir doğdu.

Hukukçu ve İsrail Eski Başbakanı İzak Şamir
1945

Hukukçu, Prof. Dr. Tayfun Akgüner, doğdu.

Tayfun Akgüner
1948

Cumhuriyet döneminin önemli aydınlarından olan Prof. Dr. Nuri Bilgin dünyaya geldi.

Prof. Dr. Nuri Bilgin
1948

Filipinli yüksek mahkeme başkanlığı yapmış üst düzey hukukçu Sir Renato C. Corona doğdu. (Ölümü: 29 Nisan 2016) Manila Üniversitesi hukuk fakültesini bitirdi. Üniversite öğrenci gazetesi GUIDON’un genel yayın yönetmenliğini yaptı. Hukuk eğitimi aldıktan sonra, Ateneo Profesyonel Okullarında İşletme Yüksek Lisans derecesini aldı. Yüksek mahkemeye atanmadan  önce hukuk profesörlüğü ve özel hukuk pratisyenliği yaptı. Eski başkanlar Fidel V. Ramos ve Gloria Macapagal-Arroyo’nun altında Kabine üyesiydi.

Sir Renato C. Corona
1961 Uluslararası Af Örgütü Londra’da kuruldu. Örgüt, kuruluşundan itibaren insan hakları alanında dünyada gündemi belirledi.
1968 İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarından oldu. İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, 15 Ekim 1968 tarihinde alındı ve resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlandı.
1971

Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşını savunan 11 avukat hakkında ‘Hükümetin ve ordunun manevi şahsiyetini tahkir ettikleri’ iddiasıyla soruşturma açıldı.

1973

Türk Hukuk Kurumu, 20 Mart 1939 günlü, 10603 sayılı Kararname ile kamu yararına çalışan dernekler statüsüne alındı. Hukuk Kurumu adına ‘TÜRK’ sözcüğünün eklenmesi 15 Ekim 1973 günü, 7/7351 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile oldu.

1974

ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 28 Haziran 1952 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1977 Maliye Bakanlığı bir tebliğle ‘Fiyat Düzenleme ve Denetleme Fonu ‘kurulduğunu açıkladı.
1978

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezi’nde törenle ilan edildi. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Birliği tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklandı.

Rasko
1982

12 Eylül öncesi yayınlanan ‘Savaş Yolu’ dergisinin yazı işleri müdürü İbrahim Arık 1979’daki bir yazıdan dolayı 15 yıl ağır hapse mahkum oldu.

1984

Huzur Partisi Kapatma Kararı, Anayasa Mahkemesi tarafından 25 Ekim 1983 tarihinde alındı. Gerekçeli karar 15 Ekim 1984 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. Siyasi Partiler Kanununa aykırı davranışlar nedeniyle temelli kapatılmasına oy çokluğuyla karar verilen Huzur Partisi’nin bütün malvarlığının Hazineye geçmesine karar verildi.

1993

Nobel Barış Ödülü, Güney Afrika Devlet Başkanı De Klerk ile Afrika Ulusal Kongresi Başkanı Nelson Mandela’ya verildi.

Nelson Mandela
1998

Hukukçu, yazar ve Türkiye Barolar Birliği‘nin ilk Başkanı Prof. Dr. Faruk Erem yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1913)

Faruk Erem
Faruk Erem
2000

Beyoğlu Savcılığı, hortumla işkence yaptığı görüntülerle kanıtlanan başkomiser Süleyman Ulusoy hakkında 27 yıl hapis istemiyle dava açtı.

2004

Diyarbakır’da insan hakları savunucuları ve baro temsilcileri tek tip mahkum elbisesi giyerek Ceza İnfaz Yasa Tasarısı’nı protesto etti.

2018

Futbolcu Arda Turan ile şarkıcı Berkay Şahin arasında, Emirgan’daki bir barda yaşanan ve Şahin’in burnunun kırılmasıyla sonuçlanan kavga ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı. Soruşturma kapsamında, müşteki şüpheli Turan hakkında ”cinsel taciz”, ”kasten yaralama”, ”korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme” ve ”ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından 12,5 yıla kadar, müşteki şüpheli Berkay Şahin hakkında da ”hakaret” suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.

2022 Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra maden ocağında 41 işçinin öldüğü olayla ilgili 6 ayrı savcının görevlendirildiği madenci cinayeti soruşturmasında  58 işçiden sağlık ve psikolojik durumu iyi olanların ifadeleri alınmaya başlandı.
2022

PEN Türkiye Yazarlar Derneği, TBMM’den AKP ve MHP oylarıyla geçen ‘sansür yasasıyla’ ile ilgili açıklama yaptı. Yasanın sadece yazarları, gazetecileri ve sosyal medya kullanıcılarını değil tüm toplumu etkilediği ifade edilen açılamada Türkiye’de hukuka ve adalete güvenin kalmadığı belirtildi. PEN açıklamasında, “Ayırımcılığın doruğa çıktığı ülkemizde, bir haberin yalan olup olmadığına; hangi haberin hakikati yansıtıp yansıtmadığına kim nasıl karar verebilir” denildi ve sansür yasasıyla düşünce ve ifade özgürlüğüne bir darbe daha vurulduğu, hakikatin gizlenmesi için kılıf icat edildiği ileri sürüldü.

2023 Uluslararası Af Örgütünün Kriz Müdahale Programı, İsrail ordusunun Gazze’nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde, beyaz fosforlu top mermileri kullandığını belgeleyen ikna edici kanıtları yayınladı.
2023 CHP milletvekili Utku Çakırözer, TBMM’ye sunduğu araştırma önergesi önergesinde sansürden şikayet ederek “İfade Özgürlüğü Derneği’nin 2022 raporuna göre yayımlanmasında kamu yararı bulunan toplam 6 bin 528 haber erişime engellenirken 5 bin 388 haber yayından çıkarılarak sansürlenmiştir” açıklamasında bulundu
2024

Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Tırpancı 3 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. LDP cezayı ‘Taraflı bir yargı garabeti daha!’ notuyla duyurdu. Karar, parti faliyetleri ile ilgili olarak verildi. Parti, kararın “devlete yalan beyanda bulunduğu” gerekçesiyle verildiğini açıklandı.

2024

Timur Cihantimur’un Türkiye’ye iadesine ilişkin davada tutukluluğunun devamına karar verilerek, karar duruşması ileri bir tarihe ertelendi. Dava, Massachusetts eyaletindeki Boston John Joseph Moakley Adliyesi’nde görüldü. Hakim Donald Cabell, Cihantimur’un tutukluluk halinin devamına karar verdi.

2024

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde öz kızını bıçaklayarak öldüren ve 38 suç kaydı bulunan baba hakim karşısına çıktı. Kayseri 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada kendisini savunan sanık, “Hiçbir baba kızına kıyamaz. Öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Birçok hasmım var o nedenle bıçak taşıyordum” dedi.

2026

15 Ekim – Hukuk Takvimi

Hannah Arendt

0
Hannah Arendt

Hannah Arendt, dünyaca ünlü filozof Martin Heidegger’in Marburg Üniversitesi’nde öğrencisidir ve felsefe eğitimi almasına ve birçok kişinin kendisini filozof olarak görmesine karşın, kendini “siyaset kuramcısı” olarak tanımlayan Amerikalı siyaset bilimci ve filozoftur. 

Hannah Arendt 14 Ekim 1906 tarihinde Almanya’da, yaşadığı dönemde bağımsız bir şehirken şimdi Hanover’in bir parçası olan Aşağı Saksonya’nın Linden şehrinde doğmuştur. Seküler yaşam biçimini benimsemiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Arendt, bugünkü adıyla Kaliningrad olan ve kendisinin hayranlık duyduğu ünlü düşünür Immanuel Kant’ın şehri olan Königsberg’de ve Berlin’de yaşamının ilk yıllarını geçirmiş, Naziler döneminde kaçarak hayatını kurtarmış ve ABD’ye yerleşmiştir.

Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesinde felsefe üzerine çalışmalar yapan Arendt’in onunla uzun, fırtınalı romantik bir ilişkisi olmuştur. Heidegger’den ayrıldığı dönemlerden birinde Heidelberg’e taşınmış ve orada varoluş felsefesi üzerine çalışan Karl Jaspers’in danışmanlığında Aziz Augustinus’un düşüncesinde aşk kavramı üstüne bir tez yazmıştır. Arendt’in tez çalışması 1929 yılında yayınlanmş ancak 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile üniversite öğretim üyeliği niteliklerine sahip olmadığı gerekçesiyle Alman üniversitelerinde ders vermesi engellenmiş, bu engelleme sebebiyle Paris’e kaçan Arendt orada edebi eleştirmen ve Marxist gizemci Walter Benjamin ile tanışarak dost olmuştur. Fransa’da kaldığı süre boyunca Yahudi göçmenlere yardım ve destek sağlamaya çalışmıştır. Paris’te bulunduğu dönemde Fransa’nın II. Dünya Savaşında taraf olarak savaş ilan etmesi ve Alman askeri kuvvetlerinin Fransa’nın bazı bölgelerini işgal ederek Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesi üzerine Arendt Fransa’dan da kaçmak zorunda kalmıştır.

Arendt, 1940 yılında Alman şair ve felsefeci Heinrich Blücher ile evlenmiş,1941 yılında kocası ve annesi ile birlikte, ona ve yaklaşık 2500 Yahudi göçmene yasa dışı vize veren Amerikalı diplomat Hiram Bingham’ın yardımları ile ABD’ye kaçmıştır.

II. Dünya Savaşı bittikten sonra Heidegger ile ilişkisini sürdürmüş, Almanya’nın Nazilerden arındırılması etkinliklerinde onun lehinde tanıklık etmiştir. Arendt, 1950 yılında Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olmuş ve 1959’da da Princeton Üniversitesi’nde ilk tam kadrolu kadın profesör olmuştur.

Arendt New York’taki Alman-Yahudi topluluğun aktif bir üyesi olmuş ve haftalık Aufbau dergisi için yazılar yazmıştır. Felsefeci olarak tanınmasına karşın, kendisi felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiş, siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemiş, bunun sebebini ise çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmış olması, olarak açıklamıştır. Kişisel yaşamı ile örtüşen şekilde Arendt’in bilimsel çalışmaları otoriterlik, totalitarizm ve kötülük gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Genellikle, iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik ile ilgili olan çalışmalarında, eşitler arasındaki kolektif politik eylem ile eş anlamlı olan özgürlük kavramının doğrulanmasına odaklanmıştır.

İlk büyük eseri Totaliterizmin Kökenleri isimli kitabıdır. Son kitabı The Life of the Mind ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.

Arendt, 1975 yılı Sonning Ödülü sahibi  olup, 4 Aralık 1975 tarihinde, 69 yaşında hayata veda etmiştir. Mezarı Newyork’tadır.

Hannah Arendt, Naziler döneminde Yahudilerin kamplara toplanması işini organize edenlerden olan ve 1960 yılında yargılanarak idam cezası alan Adolf Eichmann’ın davasını izlemiş ve bu dava üzerine yazdığı yazıları kitaplaştırmıştır.

Nazi Adolf Eichmann´ın Kudüs´teki mahkemesine katıldıktan sonra, Holokost´u daha önce kimsenin yapmadığı şekilde yazma cesaretini göstermiştir.

Çalışması, anında bir skandala yol açmış, rakipleri ve arkadaşları tarafından saldırıya uğrasa da sarsılmamıştır.

Hannah Arendt’in yaşadığı bu mahkeme süreci, diğer biyografik ögelerle beraber sinema filmine dönüştürülmüştür.

“Düşünen bir kadının filmini” yaptığını belirten Alman auteur Margarethe Von Trotta, Arendt´i gözlemci ve yazar olarak, 1961-1964 yıllarında Eichmann hakkındaki çalışmasına verilen tepkilere direnirken resmetmiştir.Filmin tanıtımı şu şekildedir: “Dâhi, düşünür, sert ve ateşli, sigaraları uç uca ekleyen, “kötülüğün sıradanlığı”nı keşfiyle dünyayı sarsan bir kadın…”

Hannah Arendt’in Eserleri

Der Liebesbegriff bei Augustin. Versuch einer philosophischen Interpretation (1929)

Totaliterizmin Kökenleri (1951)

Rahel Varnhagen: Bir Yahudi Kadının Hayatı (1958)

İnsanlık Durumu (1958)

Geçmişle Gelecek Arasında (1961)

On Revolution (1963)

Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (1963)

Men in Dark Times (1968)

Crises of the Republic: Lying in Politics; Civil Disobedience; On Violence; Thoughts on Politics and Revolution (1969)

“Civil Disobedience” originally appeared, in somewhat different form, in The New Yorker. Versions of the other essays originally appeared in The New York Review of Books.

The Jew as Pariah: Jewish Identity and Politics in the Modern Age; Edited by Ron H. Feldman (1978)

Life of the Mind (1978)


Paul Ramadier

0

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier, tarihinde, La Rochelle’da dünyaya geldi. (Ölümü: 14 Ekim 1961,Rodez)

Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı.

Paul Ramadier

1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşında cepheye gitti, piyade çavuşu iken ağır bir şekilde yaralanarak gazi oldu ve madalya aldı.

Savaştan sonra Cumhuriyetçi Sosyalist Birliği’ne katıldı.

1936 yılında Maden Kaynaklarından Sorumlu Müsteşarlık görevine getirildi.

1938 yılında kısa bir süre Édouard Daladier hükümetinde Çalışma Bakanı oldu. Çalışma Bakanlığı görevinde iken işçi hakları alanında pozitif düzenlemeleri savundu.

1940 yılında Nazi Almanya’sının Fransa’yı mağlup etmesinden sonra Fransa’nın Vichy kentinde kurulan, Almanya’ya bağımlı kukla rejimin lideri Philippe Pétain’e tam yetki verilmesine karşı çıkarak Fransız Direnişine katıldı ve Violette takma adıyla direniş saflarında yer aldı. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost yıllarında Yahudileri kurtarmak için yaptıklarından ötürü, Righteous Among the Nations listesine girdi. (Milletler Arası Adil Kişiler listesi)

1944-1945 yılları arasında İkmal Bakanı olarak görev yaptı.

1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947’de Dördüncü Cumhuriyet Anayasası’nın kabul edilmesinden sonra, Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve 22 Ocak 1947 – 19 Kasım 1947 tarihleri arasında kısa bir süre başbakan olarak görev yaparak hukukçu Fransız Başbakanlar arasında yerini aldı.

Daha sonra çeşitli kabinlerde çalışmaya devam etti. 1948-1949 yılları arasında Savunma Bakanı, 1956-1957 yılları arasında ise Ekonomi ve Maliye Bakanı oldu.

1948 – 1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.

14 Ekim 1961 tarihinde yaşamını yitirdi.

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi

0

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, AB vatandaşlarının temel haklarını ve sorumluluklarını düzenlemektedir. Belge 13-14 Ekim 2000’de Fransa’nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesine sunulmuş ve kabul edilmiştir. (Temel Haklar Şartı-CHARTER OF FUNDAMENTAL RIGHTS OF THE EUROPEAN UNION)  Devlet ve hükümet başkanları tarafından benimsenen Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık 2000 tarihindeki “Nice Zirvesi”nde onaylanmıştır.

 

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ve Getirdiği Hukuki Çerçeve 
  • Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, bireylerin temel haklarını koruma amacı taşımaktadır.
  • Avrupa Adalet Divanı ve AİHM içtihatları ile yerleşen ilkeler benimsenmektedir.
  • Avrupa Birliği’nin insan haklarına saygı gösterme taahhüdünü vurgulamaktadır.
  • Temel Haklar Şartı, insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi temel değerleri içermektedir.
  • Şart, Avrupa Birliği üye ülkelerinde hukuki bağlayıcılık taşımaktadır.
  • İfade özgürlüğü, din özgürlüğü ve özel yaşamın korunması gibi haklar güvence altına alınmıştır.
  • Ayrımcılık yasağı ve herkesin yasalar önünde eşit olması ilkesi Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi için iki temel yapıtaşıdır.

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi

GİRİŞ

Avrupa halkları, aralarında daha yakın bir birlik oluşturmak için ortak değerlere dayalı barışçı bir geleceği paylaşmaya kararlıdır.
Ruhani ve manevi mirasının bilincinde olan Birlik, bölünmez ve evrensel değerler olan insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerleri üzerine inşa edilmiştir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanmaktadır. Birlik vatandaşlığını tesis ederek ve bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturarak bireyi, faaliyetlerinin merkezine yerleştirir.
Birlik, bu ortak değerlerin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunurken Avrupa halklarının kültürleri ve geleneklerinin çeşitliliği yanısıra Üye Devletlerin ulusal kimlikleri ve bunların ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki kendi kamu makamlarının düzenlenmesine saygı gösterir. Dengeli ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye çalışır ve insanların, eşyaların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını ve yerleşme özgürlüğünü sağlar.
Bu amaçla, toplum, sosyal ilerleme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında temel hak ve özgürlüklerin bir Bildirge’de daha açık bir şekilde ortaya konulması yoluyla bu hak ve özgürlüklerin korunmasının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bu Bildirge, Topluluk ve Birliğin yetkileri ve görevlerini ve yetki ikamesi ilkesini dikkate alarak özellikle Üye Devletlerin ortak uluslararası yükümlülükleri ve anayasal gelenekleri, Avrupa Birliği Antlaşması, Topluluk Antlaşmaları, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi, Topluluk ve Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Sosyal Bildirgeler ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat hukukundan kaynaklanan hakları yeniden teyid etmektedir.
Bu haklardan yararlanılması, öteki kişiler, insanlık ve gelecekteki kuşaklar konusunda sorumluluklar ve görevleri beraberinde getirmektedir.
Birlik, bu nedenle, aşağıda belirtilen hakları, özgürlükleri ve ilkeleri tanımaktadır.
BÖLÜM I
ONUR
Madde 1. – İnsanlık onuru
İnsanlık onuru, ihlal edilemez. Saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.
Madde 2. – Yaşama hakkı
1. Herkes, yaşama hakkına sahiptir.
2. Hiç kimse, ölüm cezasına çarptırılmamalı veya idam edilmemelidir.
Madde 3. – Kişinin bedensel ve ruhsal dokunulmazlık hakkı
1. Herkes, kendi bedensel ve ruhsal dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Tıp ve biyoloji alanlarında, özellikle aşağıda belirtilenlere saygı gösterilmelidir:
– yasada belirtilen usüllere uygun olarak ilgili kişinin özgürcü ve bilinçli olarak vereceği muvafakat,
– özellikle kişilerin seçilmesini amaçlayan insan ırkının soyaçekim yoluyla islahına yönelik uygulamaların yasaklanması,
– insan bedeninin ve bölümlerinin ticari bir kazanç kaynağı haline getirilmesinin yasaklanması,
– insanların kopyalama yoluyla üretilmesinin yasaklanması.
Madde 4. – İşkence veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya ceza yasağı
Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulmamalıdır.
Madde 5. – Kölelik ve zorla çalıştırılma yasağı
1. Hiç kimse, kul ya da köle olarak tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. İnsan kaçakçılığı yasaklanmıştır.
BÖLÜM II
ÖZGÜRLÜKLER
Madde 6. – Özgürlük ve güvenlik hakkı
Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.
Madde 7. – Özel ve aile yaşamına saygı
Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 8. – Kişisel bilgilerin korunması
1. Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin muvafakatine veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir.
3. Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir.
Madde 9. – Evlenme ve aile kurma hakkı
Evlenme hakkı ve aile kurma hakkı, bu hakların kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak teminat altına alınacaktır.
Madde 10. – Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü içerir.
2. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak dini nedenlerle askerlik görevini yapmayı reddetme hakkı tanınmaktadır.
Madde 11. – İfade ve haber alma özgürlüğü
1.  Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
2. Basının özgürlüğü ve çoğulculuğuna saygi gösterilmelidir.
Madde 12. – Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü
1. Herkes, barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile her düzeyde, özellikle  siyaset, sendika ve yurttaşlıkla ilgili konularda örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu, herkesin kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkını da içerir.
2. Birlik düzeyindeki siyasi partiler, Birliğin vatandaşlarının siyasi iradesinin ifade edilmesine katkıda bulunurlar.
Madde 13. – Sanat ve bilim özgürlüğü
Sanat ve bilimsel araştırma, kısıtlamaya tabi olmamalıdır. Akademik özgürlüğe saygı gösterilmelidir.
Madde 14. – Eğitim hakkı
1. Herkes, eğitim görme ve mesleki ve sürekli eğitimden yararlanma hakkına sahiptir.
2. Bu hak, serbest zorunlu eğitim görme olasılığını da içerir.
3. Demokratik ilkelere ve ailelerin çocuklarının kendi dini, felsefi ve eğitim konusundaki inançlarına uygun olarak eğitim ve öğretim görmelerini sağlama hakkına saygı gösterilerek eğitim kurumları tesis etme özgürlüğüne, bu özgürlük ve hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak saygı gösterilmelidir.
Madde 15. – Meslek seçme ve çalışma hakkı
1. Herkes, çalışma ve serbestçe seçilmiş veya kabul edilmiş bir mesleği ifa etme hakkına sahiptir.
2. Birliğin her vatandaşı, herhangi bir Üye Devlette iş arama, çalışma, yerleşme hakkını kullanma ve hizmet verme özgürlüğüne sahiptir.
3. Üye Devletlerin ülkelerinde çalışma izni almış olan üçüncü ülkelerin vatandaşları, Birliğin vatandaşlarının çalışma şartlarına eşit çalışma şartlarından yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 16. – Bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü
Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü tanınmaktadır.
Madde 17. – Mülk edinme hakkı
1. Herkes, yasal şekilde elde ettiği mülküne sahip olma, kullanma, elden çıkarma ve miras bırakma hakkına sahiptir. Bunların kaybı karşılığında zamanında adil bir tazminat ödenmesi koşulu ile kamu menfaati nedeniyle veya yasada öngörülen koşullar çerçevesinde yapılması dışında hiç kimsenin elinden mülkü alınamaz. Mülkün kullanımı, kamu menfaati için gerekli olduğu ölçüde yasa ile düzenlenebilir.
2. Fikri mülkiyet, korunmalıdır.
Madde 18. – Sığınma hakkı
Sığınma hakkı, 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve sığınmacıların statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol kuralları dikkate alınarak ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya uygun olarak teminat altına alınmalıdır.
Madde 19. – İhraç, sınırdışı veya iade etme yasağı
1. Toplu sınır dışı etmeler yasaktır.
2. Hiç kimse, ölüm cezası, işkence veya başka insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulması konusunda ciddi bir tehlikenin bulunduğu bir Devlete geri gönderilemez, sınırdışı edilemez veya iade edilemez.
BÖLÜM III
EŞİTLİK
Madde 20. – Yasa önünde eşitlik
Herkes, yasa önünde eşittir.
Madde 21. – Ayrımcılık yasağı
1. Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, kalıtımsal özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılması yasaktır.
2. Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma ve Avrupa Birliği Antlaşmasının uygulanması kapsamı çerçevesinde ve sözkonusu Antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak üzere milliyet nedeniyle her türlü ayrımcılık yasaktır.
Madde 22. – Kültürel, dini ve dilsel çeşitlilik
Birlik, kültürel, dini ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterecektir.
Madde 23. – Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik
Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik, istihdam, çalışma ve ücret dahil olmak üzere bütün alanlarda sağlanmalıdır.
Eşitlik ilkesi, yeterli şekilde temsil edilmeyen cinsin lehine belirli avantajlar sağlanmasını öngören önlemlerin sürdürülmesini veya benimsenmesini engellemez.
Madde 24. – Çocukların hakları
1. Çocuklar, kendi refahları için gerekli olan koruma ve ihtimamdan yararlanma hakkına sahiptir. Görüşlerini serbestçe ifade edebilirler. Bu görüşler, kendi yaşları ve olgunluk düzeylerine uygun olarak kendilerini ilgilendiren konularda dikkate alınır.
2. Kamu makamları veya özel kuruluşlar tarafından çocuklarla ilgili olarak yapılan bütün işlemlerde, çocuğun çıkarlarının en iyi şekilde korunmasına öncelik verilmelidir.
3. Her çocuk, bunun kendi çıkarlarına aykırı olması haricinde anne ve babasının her ikisi ile düzenli olarak kişisel ilişki ve doğrudan temas sürdürme hakkına sahiptir.
Madde 25. – Yaşlıların hakları
Birlik, yaşlıların, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürdürme ve sosyal ve kültürel yaşama katılma haklarını tanımakta ve saygı göstermektedir.
Madde 26. – Engellilerin toplumla bütünleştirilmesi
Birlik, engelli kişilerin, bağımsızlıklarını, toplumsal ve mesleki yaşamla bütünleştirilmelerini ve toplum yaşamına katılmalarını sağlamaya yönelik önlemlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
BÖLÜM IV
DAYANIŞMA
Madde 27. – İşçilerin işletme içinde bilgi alma ve danışma hakkı
Topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen durumlar ve koşullarda işçiler veya temsilcilerine, uygun düzeylerde zamanında bilgi verilmeli ve danışmalarda bulunulmalıdır.
Madde 28. – Toplu sözleşme görüşmeleri yapma ve eylem hakkı
İşçiler ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları, topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre uygun düzeylerde toplu sözleşmeler müzakere etme ve imzalama ve menfaat ihtilafı olması halinde grev eylemi dahil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak eylem yapma hakkına sahiptir.
Madde 29. – İşe yerleştirme hizmetlerinden yararlanma hakkı
Herkes, işe yerleştirme hizmetinden ücretsiz olarak yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 30. – Haksız işten çıkarmaya karşı koruma
Her işçi, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre haksız işten çıkarmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
Madde 31. – Adil ve hakkaniyete uygun çalışma koşulları
1. Her işçi, kendi sağlığı, emniyeti ve onuruna saygı gösteren çalışma koşullarından yararlanma hakkına sahiptir.
2. Her işçi, azami çalışma saatlerinin sınırlandırılması, günlük ve haftalık dinlenme dönemleri ve yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.
Madde 32. – Çocuk işçi çalıştırmanın yasaklanması ve çalışan gençlerin korunması
Çocuk işçi çalıştırılması yasaktır. Gençler için daha elverişli olabilecek kurallar saklı kalmak üzere ve sınırlı istisnalar dışında istihdam edilmek için asgari yaş sınırı, zorunlu eğitimin tamamlanması için belirlenen asgari yaştan daha düşük olamaz.
İşe alınan gençler, yaşlarına uygun çalışma koşullarında çalıştırılmalı ve ekonomik sömürüye ve emniyetlerine, sağlıklarına veya fiziksel, ruhsal, ahlaki veya sosyal gelişimlerine zarar verme olasılığı bulunan veya eğitimlerini engelleyebilecek her türlü işe karşı korunmalıdır.
Madde 33. – Aile ve meslek yaşamı
1. Aile, yasal, ekonomik ve sosyal korumadan yararlanmalıdır.
2. Aile ve meslek yaşamının bağdaştırılması için herkes, doğumla bağlantılı bir nedenle işten çıkarmaya karşı korunma hakkına ve bir çocuğun doğumu veya evlat edinilmesinden sonra ücretli doğum ve ebeveynlik izni alma hakkına sahiptir.
Madde 34. – Sosyal güvenlik ve sosyal yardım
1. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre doğum, hastalık, iş kazaları, bakıma muhtaç olma veya yaşlılık gibi durumlarda ve işten çıkarılma durumunda koruma sağlayan sosyal güvenlik yardımları ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
2. Avrupa Birliği’nde yasal olarak ikamet eden ve dolaşan herkes, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre sosyal güvenlik yardımları ve sosyal avantajlardan yararlanma hakkına sahiptir.
3. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre sosyal dışlanma ve yoksullukla mücadele için yeterli imkanlara sahip olmayan herkes için uygun bir yaşam sağlamak amacıyla sosyal ve konut yardımından yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 35. – Sağlık hizmetleri
Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Bütün Birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır.
Madde 36. – Genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma
Birlik, sosyal ve bölgesel uyumunu artırmak için Avrupa Topluluğu’nu oluşturan Antlaşma’ya uygun olarak ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 37. – Çevresel koruma
Yüksek düzeyde bir çevresel koruma ve çevrenin kalitesinin iyileştirilmesi, Birliğin politikalarına dahil edilmeli ve sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak sağlanmalıdır.
Madde 38. – Tüketici Koruması
Birlik politikaları, yüksek düzeyde tüketici koruması sağlamalıdır.
BÖLÜM V
VATANDAŞLIK HAKLARI
Madde 39. – Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkı
1. Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
2. Avrupa Parlamentosu üyeleri, genel serbest ve gizli oyla doğrudan seçilir.
Madde 40. – Yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkı
Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
Madde 41. – İyi idare hakkı
1. Herkes, işlerinin Birliğin kurumları ve organları tarafından tarafsız ve adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hak, şunları içermektedir:
– herkesin, kendisini olumsuz şekilde etkileyebilecek herhangi bir işlemin yapılmasından önce görüşlerinin dinlenmesini isteme hakkı;
– herkesin, kendi dosyasına erişme hakkı ve meşru gizlilik çıkarlarına ve mesleki ve ticari gizliliğe saygı gösterilmesi;
– idarenin, kararları konusunda gerekçe gösterme yükümlülüğü.
3. Herkes, Topluluğun kuruluşları veya görevlilerinin, görevlerinin ifası sırasında yolaçtıkları her türlü zararı, Üye Devletlerin yasalarındaki ortak genel ilkelere göre Topluluğa tazmin ettirme hakkına sahiptir.
4. Herkes, Birliğin kuruluşlarına, Antlaşmaların lisanlarından birinde mektup gönderebilir ve kendisine aynı lisanda cevap verilmesi zorunludur.
Madde 42. – Belgelere erişme hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişme hakkına sahiptir.
Madde 43. – Kamu Denetçisi
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, adli görevleri çerçevesinde hareket eden Adalet Divanı Bidayet Mahkemesi hariç olmak üzere Topluluk kuruluşları veya organlarının faaliyetlerinde karşılaşılan kötü idare vakalarını Birlik kamu denetçisine havale etme hakkına sahiptir.
Madde 44. – Dilekçe ile başvurma hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu’nu dilekçe ile başvurma hakkına sahiptir.
Madde 45. – Dolaşım ve ikamet özgürlüğü
1. Birliğin her vatandaşı, Üye Devletlerin ülke sınırları içinde serbestçe hareket etmek ve ikamet etmek özgürlüğüne sahiptir.
2. Bir Üye Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet eden üçüncü ülkelerin vatandaşlarına, Avrupa Topluluğu’nu tesis eden Antlaşma’ya uygun olarak dolaşım ve ikamet özgürlüğü tanınabilir.
Madde 46. – Diplomatik ve konsolosluk koruması
Birliğin her vatandaşı, tabiyetinde olduğu Üye Devletin temsil edilmediği bir üçüncü ülkenin topraklarında, herhangi bir Üye Devletin diplomatik veya konsolosluk makamları tarafından, sözkonusu Üye Devletin vatandaşları ile aynı şartlarda korunma hakkına sahiptir.
BÖLÜM VI
ADALET
Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı
Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.
Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.
Madde 48. – Masumiyet karinesi ve savunma hakkı
1. Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir.
2. Kendisine karşı ithamda bulunulmuş olan bir kişinin savunma haklarına saygı gösterilmesi teminat altına alınmalıdır.
Madde 49. – Cezayı gerektiren suçların ve cezaların orantılı olması ve yasada tanımlanması  ilkeleri
1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Hiç kimseye, suçu işlediği zaman verilebilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Cezayı gerektiren bir suçun işlenmesinden sonra yasanın daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda bu ceza uygulanır.
2. Bu madde, işlendiği zaman uluslar topluluğu tarafından tanınmış genel ilkelere göre suç sayılan bir eylem veya ihmal nedeniyle bir kimsenin yargılanmasına veya cezalandırılmasına engel değildir.
3. Cezaların şiddeti, cezayı gerektiren suçla orantısız olmamalıdır.
Madde 50. – Cezayı gerektiren aynı suçtan iki kere yargılanmama veya cezalandırılmama hakkı
Hiç kimse, daha önce yasaya göre Birlik içinde kesin olarak beraat ettiği veya mahkum olduğu bir suç nedeniyle mahkemede yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz.
BÖLÜM VII
GENEL HÜKÜMLER
Madde 51. – Kapsam
1. Bu Bildirgenin hükümleri, yetki ikamesi ilkesi dikkate alınarak Birliğin kurumları ve organlarına ve sadece Birlik hukukunu uyguladıklarında Üye Devletlere yöneliktir. Bu nedenle,kendi yetkilerine uygun olarak haklara saygı gösterecekler, ilkelere uyacaklar ve bunların uygulanmasını teşvik edeceklerdir.
2. Bu Bildirge, Topluluk veya Birlik için yeni bir yetki veya görev tesis etmemektedir veya Antlaşmalarda belirtilen yetkilerde ve görevlerde değişiklik yapmamaktadır.
Madde 52. – Teminat altına alınan hakların kapsamı
1. Bu Bildirgede kabul edilen hakların ve özgürlüklerin kullanılmasına getirilecek her türlü sınırlandırma, yasada öngörülmeli ve bu hak ve özgürlüklerin özüne saygı göstermelidir. Orantılı olma ilkesine tabi olarak sınırlandırmalar sadece gerekli olmaları ve Birlik tarafından kabul edilen kamu yararı amaçlarına veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma gereksinimine gerçekten hizmet etmeleri koşulu ile uygulanabilir.
2. Topluluk Antlaşmaları veya Avrupa Birliği Antlaşmasına dayalı olan bu Bildirgede tanınan haklar, sözkonusu Antlaşmalarda belirtilen şartlar ve sınırlar çerçevesinde kullanılır.
3. Bu Bildirge’nin, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi ile teminat altına alınmış olan haklara tekabül eden hakları içermesi durumunda sözkonusu hakların anlamı ve kapsamı, sözkonusu Antlaşma’da belirtilenlerle aynı olacaktır. Bu hüküm, Birlik hukukunun daha kapsamlı koruma sağlamasını engellemez.
Madde 53. – Koruma düzeyi
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, Birlik hukuku ve uluslararası hukuk ve Birlik, Topluluk veya Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi dahil olmak üzere Üye Devletlerin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla ve Üye Devletlerin anayasaları ile kendi uygulama alanlarında tanınmış olan insan hakları veya temel özgürlükleri kısıtladığı veya olumsuz şekilde etkilediği şeklinde yorumlanamaz.
Madde 54. – Hakların istismar edilmesi yasağı
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, işbu Bildirge’de tanınan haklar ve özgürlüklerden herhangi birinin ortadan kaldırılmasını veya bunun, burada öngörülenden daha fazla kısıtlanmasını amaçlayan herhangi bir faaliyette bulunma veya herhangi bir fiili gerçekleştirme hakkını verdiği şeklinde yorumlanamaz.

14 Ekim – Hukuk Takvimi

0
14 Ekim Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, tarihte bugün ilan edilen bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin.
14 Ekim – Hukuk Takvimi
1774

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi 14 Ekim 1774 tarihinde Amerika’da ilan edildi. Bildirge önemli tarihsel belgelerdendir.

Pul Kanunu Kongresi 1774 yılında yapılmıştı.
1890

Demiryolları ile eşya taşınmasına ilişkin sözleşme (Uluslararası Demiryolu Eşya Taşıma Sözleşmesi) Bern’de imzalandı. Türkiye, bu sözleşmeyle birlikte, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 ve 19 Eylül 1906 tarihlerinde yapılan diğer  benzer sözleşmeleri de Lozan‘da tanıdı.

1906

Almanya doğumlu Yahudi kökenli, Amerikalı siyaset bilimci, Hannah Arendt doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1975) Princeton Üniversitesinde ilk tam kadrolu kadın profesör oldu. İlk büyük eseri Totaliterizmin Kökenleri isimli kitabıdır.

Hannah Arendt’in hayatı filmlere de konu oldu. 
1911

ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yapan hukukçu John Marshall Harlan yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Haziran 1833) College of William and Mary’de hukuk eğitimi gördü. Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın onaylanmasını destekledi ve Virginia’nın bu belgeyi onaylamasında önemli bir rol oynadı. 3 Eylül 1867 – 1 Eylül 1863 tarihlerinde Kentucky Başsavcısı olarak çalıştı. 29 Kasım 1877 – 14 Ekim 1911 tarihleri arasında Yüksek Mahkeme’de 33 yıl görev yaptı. Sivil özgürlükleri kısıtlayan bir çok davada çoğunluk kararına karşı çıktığı ve mahkeme çoğunluğu tarafından benimsenen medeni haklara yönelik dar görüşleri reddettiği için ‘The Great Dissenter-Büyük Muhalif”‘ lakabını kazandı.

John Marshall Harlan
1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması, Yunan Hükümeti tarafından kabul edildi, müttefik devletlere hitaben yapılan açıklama sonucunda sözleşme 15 Ekim’de yürürlüğe girdi. Yunanlılar Doğu Trakya’yı boşaltmaya başladı, 16 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Bursa’ya gitti. Refet Bele, Trakya’yı teslim almakla görevlendirildi. SİLAH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ adını taşıyan Antlaşma, Mudanya’da, 11 Ekim 1922’de imzalanmıştı.
1953

Japon  hukukçu, devrimci ve siyasetçi  Kyūichi Tokuda  yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Eylül 1894) Japonya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Avukat olarak mesleğe başladı. 1920 yılında Japonya’da faaliyet gösteren Sosyalist Birlik örgütüne girdi. 1922 yılında o dönemde yasadışı ilan edilmiş olan Japon Komünist Partisine üye oldu. 1928 yılında seçim dönemindeki faaliyetlerinden ötürü Fukuoka bölgesinde tutuklandı.  II. Dünya Savaşı dönemini hapiste geçirdi 10 Ekim 1945 günü diğer komünistlerle beraber salıverildi. Temsilciler Meclisi üyeliği görevinde bulundu. Japon Komünist Partisinin liderliğini yürüttü. Savaş sonrası hazırlanan Yeni Japon Anayasası döneminde komünistlere yönelik baskılar artınca 1953’te Çin’e gitmek zorunda kaldı. Hastalanarak Pekin’de yaşamını yitirdi.

Kyuichi Tokuda
1959

İstanbul Basın Mahkemesi, Tercüman Gazetesine bir ay süreyle kapatma cezası verdi. Sorumlu yazı işleri müdürü Kayhan Türkçü ise 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1961

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Mart 1888)

Paul Ramadier
1964

Martin Luther King’e Nobel Barış Ödülü verildi. King Dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanındı. Ayrıca, 1977 yılında, ölümünden 9 yıl sonra, eski ABD başkanı Jimmy Carter tarafından Başkanlık Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü. Her yıl her yıl Ocak ayının 3. Pazartesi günü, onun onuruna Martin Luther King Günü olarak kutlanmaktadır.

Martin Luther King
1970

ILO 134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme, 14 Ekim 1970 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihli ve 4935 yasa ile onaylandı ve Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1971

İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu, 14 Ekim 1971 tarihinde kabul edildi. Resmi Gazetenin 21 Ekim 1971 tarihli sayısına yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun tam adı ‘Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında Af Kanunu‘dur.

1973 Milletvekili genel seçimleri yapıldı. Ecevit liderliğindeki CHP birinci parti oldu.
1977

MESS, DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası ile yaptığı toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşamadığı için 12 işyerinde lokavt kararı aldı. Karar 4500 işçiyi kapsamaktaydı.

1980

Çevirmen Şadi Ozansü, Ernest Mandel’in ‘Marksizme Giriş’ kitabından dolayı 7.5 yıl hapse mahkum edildi.

1980

12 Eylül darbe günü gözaltına alınıp yoğun işkencelerin ardından rahatsızlanarak polislerce 13 Ekim’de Haydarpaşa Hastanesi Acil Servisi’ne bırakılan İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencisi Ekrem Ekşi (25) hayatını kaybetti.

1981 Askeri Mahkeme’de devam eden MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda “iddia makamına hakaretlerde bulunduğu” gerekçesiyle ” Alparslan Türkeş yeniden tutuklandı.
1988 Peru’da yıllık % 1000’e ulaşan enflasyonu protesto eden 1.6 milyon işçinin genel grev eyleminde 600 işçi tutuklandı.
1988 Sarkıntılık eden Muhasebe Şefi’ne saldırdığı gerekçesiyle 2 yıldır çalıştığı Sümerbank’taki işinden tazminatsız şekilde  çıkarılan N.Kaya’nın başlattığı 2 günlük açlık grevine Demokratik Kadın Derneği üyesi iki kadın da katıldı.
1994

Ordu Valiliği, Ahmet Kaya’nın ‘Şarkılarım Dağlara‘ ve Ferhat Tunç’un ‘Özlemim Dağ Rüzgarı‘ adlı kasetlerinin satışını ve yayınlanmasını yasakladı.

1998

Alevi kuruluşları, 5 Temmuz’da, (laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle daha sonra kapatılan) Refah Partisi grup toplantısındaki konuşmasında ‘Nusayrilik bir nev’i sapık Alevi anlayışıdır’ diyen Recai Kutan hakkında 5 milyar TL değerinde manevi tazminat davası açtı. Kuruluş temsilcileri Kutan’ın istifasını ve RP’nin kapatılmasını istedi.

1998

Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanları 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de toplandı. Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edilen Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı teyit edildi. Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nda; hakimlerin seçimi, atanması, tayini, kariyer ilerlemeleri ve meslekten ayrılmaları ile ilgili her kararın yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir organ tarafından alınması zorunlu olarak görülmektedir.

1998

Susurluk kazasıyla ilgili davalarda ilk karar verildi: ”Mehmet Özbay” sahte kimlikli Abdullah Çatlı’ya silah ruhsatı alabilmesi için gerçek dışı rapor ve ikametgah belgesi düzenledikleri iddiasıyla yargılanan bir başkomiser, polis memuru ve muhtar hakkına 1 yıl 8’er ay hapis cezasına hükmedildi.

2000

AB vatandaşlarının temel haklarını ve AB’nin vatandaşlarına karşı sorumluluklarını düzenleyen Temel Haklar Şartı, 13-14 Ekim 2000 tarihlerinde Fransa’nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarının bilgisine sunuldu ve kabul edildi. Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık 2000 tarihinde ‘Nice Zirvesi’nde onaylandı.

2002

ABD’nin Irak’a askeri müdahale hazırlıkları İstanbul Barosu avukatlarınca Tünel’den Taksim’e yürüyüşle protesto edildi. Avukatlar, adaleti simgeleyen cübbeleriyle Taksim’de barış için yürüdüler. Baro Başkanı Yücel Sayman, ABD’nin Irak’ı kana bulamasını istemediklerini açıkladı.

İlk Sıradakiler: İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. Yücel Sayman, Baro Yönetim Kurulu üyeleri Av. Osman Ergin , Av. Mehmet Ali Kırdök, Av. Mustafa Kemal Güngör
2003

Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği düzenlendi. Yönetmelik, 9 Ocak 2007 tarihinde yeniden düzenlendi  ve 14 Ekim 2003 tarihli Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı.

2004 Organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, tutuklu bulunduğu Avusturya’dan Türkiye’ye getirildi.
2004 Buca Cezaevi’nde yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlü Cezaevi Yönetimi’nin uygulamalarını protesto etmek amacıyla 5 gardiyanı rehin aldı.
2006 Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nda eylem yapıldı. Çağdaş Avukatlar Grubu üyeleri, F tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını protesto etmek için başlattığı ölüm orucunun 194. gününde olan Avukat Behiç Aşçı için dövizli eylem yaptı
2006

Vedat Ahsen Coşar‘ın Ankara Barosundaki ilk dönem başkanlığı sona erdi. Coşar, 2004 yılından 2010 yılına kadar Ankara Barosu Başkanlığı görevinde bulundu. Daha sonra Türkiye Barolar Birliği Başkanı oldu.

TBB ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
2011

Tecavüze Karşı Kadın İnsiyatifi, “sekiz tecavüz sanığının tutuklanması ve tecavüz suçunun cezasız kalmaması” talebiyle 14 Ekim’de Fethiye Adliyesi kapısında eylem yaptı.

2013

Irak İnsan Hakları Bakanlığı, ülke genelindeki şiddet olaylarında bir yılda 158 çocuğun hayatını kaybettiğini, 854 çocuğun yaralandığını bildirdi.

2014

Avukat ve yazar Hüseyin Üzmez öldü. (Doğumu: 1931) 17 yaşındayken gerçekleştirdiği  Malatya hadisesi olarak bilinen Ahmet Emin Yalman suikastıyla ve cinsel istismar davalarıyla tanındı. 1952 yılında lise öğrencisiyken, Malatya’yı ziyaret eden Ahmet Emin Yalman’a ateş ederek ağır yaraladı. Suikastten sonra teslim oldu ve 20 yıl hapse mahkûm edildi. 10 yıl hapis yattı. 2003 yılında kendisinden 50 yaş küçük bir kadınla evlendi. 78 yaşında iken, B.Ç. isimli küçüğe cinsel istismarla suçlandı. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Eylül 2009’daki karar duruşmasında Hüseyin Üzmez hakkında, ‘cinsel istismar’ ve ‘küçük yaştaki çocuğun ruh sağlığını bozma’ suçlarından 13 yıl 1 ay 15 gün hapis, ‘hürriyeti tahdit’ suçundan ise beraat kararı verdi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, itiraz üzerine yeniden yargılama yapılmasına hükmetti, tekrar yapılan yargılamada sonuç değişmedi ancak Üzmez tahliye edildi. Kadın örgütleri, tahliye kararını ‘kadınlara yönelik aşağılayıcı yaklaşım ve tecavüzü hoş gören’ bir karar olduğu gerekçesiyle protesto etti. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Üzmez’e, ‘cinsel istismar’ ve ‘küçük yaştaki çocuğun ruh sağlığını bozma’ suçlarından verilen 13 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasını onadı, ‘hürriyeti tahdit’ suçundan yargılanmasına hükmetti. Onama kararının ardından Temmuz 2012’de yeniden cezaevine gönderildi. 14 Ekim 2014 tarihinde öldü.

Hüseyin Üzmez
2016 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Suriye’deki Himeymim Üssü’nü süresiz kullanmasını öngören anlaşmayı onayladı.
2023 Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı(UNRWA) “Gazze’deki barınaklarının ve sığınaklarının artık güvende olmadığını, bu durumun daha önce hiç görülmemiş bir olay olduğunu” açıkladı.
2023 ÇHD davasından hükümlü olan ve  İzmir Kapalı Kadın Cezaevinde yatan Avukat Didem Baydar Ünsal’ın, “iyi halli bulunmadığı” için şartlı tahliye hakkından yararlanamadığı anlaşıldı. Ünsal, ÇHD davasının görüldüğü İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Beraber Yardım Etmek” suçundan ötürü 3 Yıl 9 Ay hapis cezasına mahkum edilmişti.
2023

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde kendisini savcı gibi tanıtıp, bir kişiyi 630 bin TL dolandıran Ö.Ö., parayı çekerken Elazığ´da yakalanarak gözaltına alındı. Ö.Ö., tutuklanarak cezaevine gönderildi.

2023 Ankara Barosu bir açıklama yaparak, İnsan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Avukat Fatih Gökçe, Ankara Barosu Toplumsal Dava ve Hukuk Araştırmaları Merkezi Başkan Yardımcısı Avukat Bilge Topçu ile Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı Avukat Ceren Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu avukatların Cumhuriyet Savcısının talimatı ile göz altına alınmasına karşı çıkarak, “alelacele ve hukuksuz bir şekilde kamusal görev yapan meslektaşlarının gözaltına alındığını, hakimlik kararı dahi alınmadan arama, el koyma talimatı verildiğini” açıkladı. “Her gün adliyede mesleki faaliyetlerini sürdüren meslektaşlarımızın ifadeleri davet edilerek alınabilecekken, gece yarısı ev baskınıyla gözaltına alınmış olmaları hukuka aykırıdır.
2024 Mardin, Kızıltepe’de şartlı tahliye kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla yeniden cezaevine gönderilen 32 yaşındaki İbrahim Boğurcu, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, 4 gün sonra hayatını kaybetti.
2024 Ağustos 2020’de zehirlenip Almanya’da tedavi olduktan sonra ülkesine dönen Navalni, gözaltına alınıp tutuklanmıştı. 16 Şuat 2024’te, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli muhaliflerinden Aleksey Navalni’nin cezaevinde rahatsızlanarak hayatını kaybettiği açıklanmıştı. ‘Patriot’ (Vatansever) adlı anı kitabı 22 Ekim’de yayınlanması beklenen Navalni’nin günlüğüne, “Hayatımın geri kalanını hapishanede geçireceğim ve burada öleceğim” yazdığı belirtildi.
2024 6 Şubat depremlerinde, Maraş’taki Ezgi Apartmanında ölen 35 kişi nedeniyle, Onikişubat Belediyesi çalışanı olan 7 kamu görevlisi hakkında Maraş Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

14 Ekim – Hukuk Takvimi

 

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi

0
Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi

Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi 14 Ekim 1774 tarihinde Amerika’da ilan edilmiştir.

Bildirge, önemli tarihsel belgelerdendir.

Son savaşın sona ermesinden beri Britanya Parlamentosu Amerika’da yaşayan halkları yönetme hakkına sahip olduğunu iddia ederek bir çok konuda doğrudan yasalarla ve aşikar bir şekilde ve bazen de hileyle ve gelirlerin artırılmasını amaçlayarak  kolonilerin ödemesi gereken çeşitli vergiler ihdas etmiş; anayasaya aykırı yetkilerle bir komisyon teşkil etmiş ve bahriye mahkemesinin sadece adı geçen vergileri toplamakla ilgili yetkilerini değil; bunun yanı sıra ülkedeki çeşitli organlar arasında ortaya çıkan davalarla ilgili yetkilerini de  artırmıştır.

Çeşitli kanunlar marifetiyle … yargıçlar maaşları açısından hükümdara bağımlı bir hale getirildi.

Bir kanunun gücü ile Kral 8. Henry’nin saltanatı döneminde Parlamentoda alınan bir karar ile koloniciler İngiltere’ye götürüldüler ve vatan hainliği, vazifeyi suiistimal ve kolonilerde kalkışılan çeşitli ihanet suçlamaları ile yargılandılar…

…

Meclisler sıklıkla feshedildi; vatandaşların şikayetleri üzerinde değerlendirmeler yapılırken halkın hakları dikkate alınmadı ve meselelerin çözümü için krallığa vatandaşlar tarafından sunulan saygılı, alçak gönüllü, sadık ve makul dilekçeler sürekli olarak Majestelerinin bakanları tarafından hakir görüldü.

Çeşitli kolonilerin iyi insanları Parlamento ve yönetimin bu tip keyfi muameleleri ile ilgili tehlikelere işaret ettiler ve dinlerinin, kanunlarının ve özgürlüklerinin ortadan kalkmaması için gerekli olan kurumları oluşturmak için, Philadelphia kentindeki büyük kongrede toplanmak ve karar vermek üzere temsilcileri seçtiler ve tayin ettiler.

Bu şekilde atanan temsilciler, bu kolonilerin tam ve özgür temsilcileri olarak, özgürlüklerini ve kendi haklarını savunmak ve muhafaza etmek için ataları olan İngilizlerin daha önceleri yaptıkları gibi belirlenen amaçlara ulaşmada en iyi araçları hesaba katarak ilan etmektedirler ki;

Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinin sakinleri, değişmez doğal kanunlar, İngiliz Anayasasının ilkeleri ve çeşitli sözleşme ve anlaşmalarla, aşağıdaki haklara sahiptirler:
  1. Yaşama, özgür olma ve mülkiyet haklarına sahiptirler ve kendi rızaları olmaksızın bu haklardan hiç biri her hangi bir egemen güce terk edilemez.
  2. Bu kolonilere ilk olarak yerleşen atalarımız anavatandan göç ettikleri zaman İngiltere’de olduğu gibi özgür vatandaşların bütün hak, özgürlük ve imtiyazlarına sahiptiler.
  3. Bu göç nedeniyle hiçbir şekilde bu haklarından her hangi birisini kaybetmemişlerdir ve bunlardan feragat da etmemişlerdir ve onlar ve onların soyundan gelenler şimdi de yerel koşulların ve diğer şartların onları kullanmalarına olanak tanıdığı ölçüde bu haklarının tümünden yararlanma hakkına sahiptirler.
  4. Halkın kendi yasama meclislerine katılması hakkıdır. İngiliz kolonicileri temsil edilmediğinden ve yerel ve diğer koşullardan Britanya Parlamentosunda da yeterli bir düzeydetemsil edilemediklerinden, daha önce yapıldığı ve alışıldığı gibi sadece kendi egemenlerine tabi olacakları ve vergileme ve iç politika gibi tüm konularda temsil haklarının korunacağı bir düzenleme ile farklı eyalet yasama meclislerinde tam ve özgür bir yasama gücüne sahip olmaya hakları vardır. Ancak, şartların gerekli kılması halinde ve her iki ülkenin karşılıklı çıkarlarının gerektirmesi durumunda, rızaları olmaksızın Amerika’daki tebaadan toplanacak gelirleri artırmak için iç ve dış vergi salınması fikri hariç olmak koşuluyla anavatanın ve imparatorluğun ve üyelerinin ticari çıkar ve avantajlarını korumak amacıyla dış ticaretimizi düzenlemek için ve iyi niyetle kısıtlayıcı nitelikteki kanunların Britanya Parlamentosu tarafından yürürlüğe konulmasına rıza göstereceğiz.
  5. Her bir koloni İngiltere genel hukukunu ve kanunlara uygun olmak koşuluyla kanun önünde aynı haklara sahip olan kişilerin yararlandığı çok değerli ve önemli imtiyazları uygulamaya yetkilidir.
  6. Kolonileştirildikleri zamanda mevcut olan İngiliz kanunlarının sağladığı yararlardan faydalanmak haklarıdır ve bu kanunları, tecrübe ile, kendi yerel koşullarına uygun bir hale getirmeye de yetkilidirler.
  7. Majestelerinin kolonileri, aynı şekilde, kraliyet sözleşmeleri ile tasdik edilen ve bağışlanan ya da eyalet kanunları ile sağlanan her türlü imtiyaz ve muafiyetten yararlanma hakları vardır.
  8. Barışçıl bir şekilde toplantı yapmak, şikayetlerini dile getirmek ve krala dilekçe vermek haklarına sahiptirler ve bütün takibatlar, yasaklayıcı bildiriler ve benzeri kararlar yasadışıdır.
  9. Barış zamanında ordunun barındırıldığı koloninin yasama meclisinin onayı olmaksızın kolonilerde daimi olarak silah altında ordu bulundurmak yasalara aykırıdır.
  10. Yasama meclislerinin her bir branşının birbirlerinden bağımsız olmaları hem İngiliz anayasası açısından hem de iyi bir devlet için son derece gereklidir ve bu nedenle kolonilerde yasama gücünün kralın iradesiyle atanmış meclislerce kullanılması anayasaya aykırıdır, tehlikelidir ve Amerikan yasamasının özgürlüğünü tahrip edici niteliktedir.

Yukarıda adı geçen temsilcilerin hepsi, hem kendi namlarına hem de seçmenleri adına, kendi rızaları olmaksızın hiçbir gücün yasal olarak onlardan alamayacağı, değiştiremeyeceği ya da mahrum edemeyeceği hak ve özgürlükleri kendilerinin şüphe götürmez hak ve özgürlükleri olarak isteyebilirler, talep edebilirler ve ısrar edebilirler.

Tahkikatımız süresinde, karşılıklı sevgi, uyum ve çıkarın yeniden tesis edilebilmesini sağlayacak hakların ihlal edildiğini tespit ettik. Ancak, mevcut durumu bir kenara bırakarak Amerikayı köleleştiren sistemi ortaya koyan ve son savaştan beri benimsenen tedbir ve kanunların izini takip edelim.

Parlamento tarafından çıkarılan aşağıdaki kanunlar kolonicilerin haklarını ihlal etmektedir ve bu kanunların feshedilmesi Büyük Britanya ile Amerikan kolonileri arasındaki uyumun yeniden sağlanması için özellikle gereklidir.

Amerika’dan toplanan gelirlerin artırılması amacıyla çeşitli vergileri yürürlüğe koyan ….gibi çeşitli kanunlar bahriye mahkemesinin daha önceki yetki sınırlarını artırmakta, Amerikan vatandaşlarını jüri ile yargılanmaktan mahrum bırakmakta … ve Amerikan haklarını ortadan kaldırmaktadır.

İstanbul Bildirisi: Küresel İnsan Hakları Krizine Karşı Mücadele Çağrısı

0
İstanbul Bildirisi: Küresel İnsan Hakları Krizine Karşı Mücadele Çağrısı
İstanbul Bildirisi, küresel ölçekte artan insan hakları ihlallerine ve daralan sivil alanlara karşı ortak bir mücadele hattı kurmak amacıyla, 21 Eylül 2025 Uluslararası Barış Günü‘nde Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ev sahipliğinde İstanbul’da kamuoyuna ilan edilmiştir. Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden toplam 22 insan hakları savunucusu tarafından imzalanan bu ortak metin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi temel belgelerin önemini yeniden teyit ederek otoriter eğilimlere karşı küresel dayanışma çağrısı yapmaktadır. “Bir yerdeki ihlal, her yerdedir” ilkesinden hareketle durum tespitinin ötesine geçen bildiri; devletleri, sivil toplumu ve uluslararası örgütleri insan onurunu, eşitliği ve adaleti korumak için somut adımlar atmaya davet eden kapsayıcı bir küresel eylem çağrısı niteliği taşımaktadır.
İstanbul Bildirisi: Küresel İnsan Hakları Krizine Karşı Mücadele Çağrısı

Biz, insan hakları savunucularından oluşan bir grup olarak ‒

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin çağımızın en önemli kurucu sözleşmesi olmaya devam ettiğini bir kez daha teyit ederek;

Uluslararası insan hakları hukukunun Evrensel Beyanname ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi diğer önemli standartlar uyarınca kurumsallaştırılmasının, insanlığın haysiyet, eşitlik ve adalet arayışında temel ve vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu kabul ederek;

Uluslararası insan hakları rejiminin devletlere dayandığı ve devletlerin insan hakları kurallarına ve standartlarına uyma taahhüdünü dayanak olarak aldığı; kendi başına siyasi irade oluşturmak veya uygulamak için tasarlanmadığı; siyasi iradenin uygulanmasına rehberlik edebileceği ve onu yönlendirebileceği, fakat siyasi irade eksikliğini telafi edemeyeceği olgularının farkında olarak;

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edilmelerinden itibaren insan hakları mekanizmalarını destekleyen siyasi iradenin aşınmakta olduğunu ciddi bir endişeyle kaydederek;

Bu gerçekliğin hem uluslararası insan hakları standartlarının uygulanmasına hem de dünya çapında insan hakları savunucularının çalışmalarına ilişkin çok yönlü etkisini vurgulayarak;

Bireylerin ve grupların hak sahibi olarak tanınmaları konusunda, keza insan hakları güvencelerinin tamamına erişebilmeleri ve bunların uygulanmasını talep edebilmeleri konusunda derin eşitsizliklerin varlığı karşısında duyduğumuz kaygıyla;

Söz konusu eşitsizliklerin, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikten, ırkçılık ve diğer ayrımcılık biçimlerinden, otoriterlikten ve sömürgeciliğin devam eden etkisinden güç alarak derinleşmekte olmasının verdiği endişeyle;

Çeşitli biçimleriyle insan hakları dayanışması ve eylemliliğinin, dünyanın her yerindeki bireyleri ve toplumları her türlü tahakküm ve baskıya karşı güçlendirmek için ahlaki ve siyasi bir gerekliliğe hizmet ettiği inancıyla;

Bugün, özellikle devletler, uluslararası örgütler, insan hakları savunucuları ve toplumsal hareketler dahil olmak üzere ilgili tüm tarafların dikkatine, hem bir süredir belirgin olan tedirgin edici eğilimlerin bir eleştirel değerlendirmesini hem de bunlara yanıt vermek için bir eylem çağrısını sunmaya kararlıyız.

  1. İkinci Dünya Savaşı sonrasında benzer yıkım ve zulümlerin önlenmesine yardımcı olmak üzere harekete geçirilen uluslararası insan hakları mekanizmaları, uluslararası kamu düzeninin temelini oluşturmuştur. Ancak, birçok devlet giderek artan bir şekilde kendilerini uluslararası insan hakları hukuku ve insancıl hukuk ile bağlı görmemektedir. Aynı zamanda, genellikle ulusötesi faaliyet gösteren kurumsal aktörler ve silahlı gruplar da dahil olmak üzere devlet dışı aktörler, dünya meseleleri ve devletlerin eylemleri üzerinde giderek daha önemli bir etkiye sahip olmaktadır. Ancak, insan hakları hukuku bu tür aktörlerin davranışlarını etkili bir şekilde düzenlemek için yeterli donanıma sahip değildir. Buna bağlı olarak, insan haklarının etkili bir şekilde korunmasına yönelik mekanizmalar yıpranmış ve birçok yönden işlevsiz hale gelmiştir.
  2. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki başlangıcından bu yana insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin erozyona uğradığı her yerde (resmi açıklamalar dışında), özellikle de uygulamada açıkça görülmektedir. Pek çok devlet, uluslararası insan hakları sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmakta, bazen de bu sözleşmelerdeki temel değerleri açıkça gayrimeşrulaştırmaktadır. Bir kısım devletler ise hâlâ az ya da çok işleyen kurumlara sahip olmakla birlikte, küresel reelpolitiğin sözde katı gerçekleri de dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle insan haklarını destekleme taahhütlerini sürdürmekte zorlanmaktadır. Dahası, otokratik rejimlere sahip veya otokratikleşme sürecinde olan devletler, insan haklarını, kadınlara ve LGBTİ+’lara karşı ayrımcılığı teşvik eden ve haklarını sistematik olarak baltalayan sözde geleneksel değerler açısından yeniden tanımlamaya çalışmaktadır. Böylesi devletler, aynı zamanda, sivil alanı daraltmakta ve insan haklarına saygıyı teşvik eden sivil toplum aktörlerini taciz etmektedirler.
  3. Güçlü küresel aktörler tarafından çifte standart uygulanması, kaçınılmaz olarak dünyanın farklı halkları arasında insan hakları sistemine yönelik şüpheciliği kışkırtmaktadır. Bunun nedenini anlamak zor değildir: Birçok silahlı çatışma durumunda uluslararası toplum, hem uluslararası insan hakları hukukunu hem de uluslararası insancıl hukuku açıkça ihlal ederek sivillere yönelik ayrım gözetmeyen askeri saldırılara karşı ilkeli bir duruş sergilemekte başarısız olmuştur. Yakın zamanda Filistin örneğinde tanık olduğumuz gibi, bazı ordular durdurulamazken ve tüm dünya bunu izlerken, halkların tamamı temel haklardan mahrum bırakılmaktadır. Daha genel olarak, “Batı ve diğerleri” damgasını taşıyan açıklamalar ve politikalar, insan hakları söyleminin evrenselliğini zayıflatmakta ve böylece -özellikle insan hakları savunuculuğuna en çok ihtiyaç duyulan durumlarda- bu tür bir söylemin sömürgecilik ve emperyalizmin bir başka maskesi olduğu yönünde kamuoyu algısına yol açmaktadır.
  4. Mevcut ekonomik ve sosyal düzenin sistematik olarak ürettiği derin eşitsizlikler, küresel bir adalet ölçütü ve bilhassa sosyal adalet ölçütü olarak insan haklarının altını oymaya devam etmektedir. Sosyal ve ekonomik haklar ana akım insan hakları söylemi içinde marjinalleştirildikçe, çalışan insanlar artık taleplerini öncelikle “evrensel haklar” diliyle dile getirmemekte, sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri görmezden gelen bir insan hakları söylemini seçkinci bir girişim olarak görmeye meyletmektedir. Bu bağlamda, bazı liderlerin ve partilerin “popülist” veya “proto-faşist” olarak nitelendirilen söylemsel çağrılarının, toplumlarımızdaki milyonlarca insan arasında endişe verici bir şekilde önemli bir karşılık bulduğunu belirtmek gerekir.
  5. Tüm bu endişe verici koşullar, (i) çeşitli acil talepler ile bir zamanlar etkili olsa da artık dünyanın dört bir yanında en ağır biçimde dışlanmış birey ve grupların yaşadığı hak krizleriyle başa çıkamayacak kadar yavaş, şekilci, bürokratik ve etkisiz görünen bir insan hakları rejimi arasında bir kopukluk riskine işaret etmektedir; (ii) insan hakları savunucularının çalışmalarını çeşitli şekillerde sekteye uğratmakta ve uluslararası insan hakları mekanizmalarına erişmek veya seslerini uluslararası bir kitleye duyurmak isteyen yerel örgütler için ciddi bir engel teşkil etmektedir; (iii) sivil toplum ve siyasi otoriteler arasındaki diyalog alanını sınırlandırarak, insan hakları savunucularının ve toplumsal hareketlerin etkisinden büyük ölçüde yalıtılmış bir politika oluşturma süreciyle sonuçlanmaktadır; (iv) nihayetinde, hem çok taraflılık ilkesi hem de ulusal ve uluslararası düzeyde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün etkili bir şekilde korunması açısından zararlı etkileri olacak şekilde, bu evrensel standartların ve bunların uygulanmasını ve icra edilmesini destekleyen mekanizmaların önemsizleştirilmesine yol açmaktadır.

Bunlar ciddi sorunlardır ve bu türden tüm sorunlar gibi, kamusal tartışma yoluyla saptanmadıkça ve uluslararası insan hakları mekanizmaları ile bunların uygulanmasını ve yürütülmesini denetleyen kurumlar tarafından kabul edilmedikçe çözülmeden kalacaklardır.

İnsan hakları savunucularının dünyanın farklı yerlerinde benzer endişeleri dile getirdiklerine dikkat çekerek;

Zaman içinde kapsamlı bir insan hakları alanının yaratılmasının, geçmişte dünya çapında milyonlarca insanı güçlendiren ve bugün de güçlendirmeye devam eden çok önemli bir başarı olduğunu yeniden teyit ederek;

Ve yukarıdaki sorunların ele alınmasına yönelik her türlü ciddi girişimin bu başarı üzerine inşa edilmesi gerektiğinin bilinciyle, şu hususları dünyanın her yerindeki insan hakları savunucuları için acil bir görev olarak vurguluyoruz:

  • Devletlerin uluslararası teamül hukuku, uluslararası anlaşmalar ve ulusal anayasalar kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemelerinin yol açtığı önemli sorunlar ısrarla dile getirilmeli ve ortaya koyulmalıdır;
  • İnsan haklarının evrenselliğini hem kendi içinde hem de kamuoyunun gözünde zayıflattığı için, nereden gelirse gelsin, her türlü “istisnacılık” açıkça ve tavizsiz bir şekilde reddedilmelidir;
  • Sosyal ve ekonomik hakların marjinalleştirilmesine karşı net bir duruş sergilenmeli ve özellikle eşi benzeri görülmemiş eşitsizliklerin toplumlarımızı tehdit ettiği günümüzde, bu hakların insan hakları söyleminin evrensel vaadi açısından vazgeçilmezliği yeniden ortaya koyulmalıdır.

Uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları ve mahkemeleri ile insan hakları sözleşmelerini imzalayan ve onaylayan devletler topluluğu da dâhil olmak üzere uluslararası insan hakları camiasını, uluslararası insan hakları mekanizmalarının etkinliğinin sağlanmasının gerekliliğine olan acil ihtiyacı savunmaya ve tüm insan hakları rejimi için önemli bir riske – önemsizleşme ve marjinalleşme riskine- işaret ettiği için sahadaki yaygın hayal kırıklığı ile yüzleşmeye çağırıyoruz.

Bugün, 8,5 milyar insanın çoğunun şiddetli çatışmalar ve her türlü eşitsizlik nedeniyle derin yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşadığı ve ekolojik yıkım ve iklim değişikliğinin yaşamın varlığına eşi görülmemiş bir tehdit oluşturduğu bir dönemde, insanlığın yeryüzünde sürdürülebilir bir şekilde bir arada yaşamasını sağlamak için temel bir araç olarak insan haklarının kurucu rolünü yeniden canlandırmanın gerekli olduğuna inanıyoruz.

İnsan hakları normlarının uygulanması ve hayata geçirilmesindeki tekil önemine rağmen “devlet gücünün” kendi başına “siyasi güç” ile özdeş olmadığını ve siyasi gücün -en azından demokratik olarak anlaşıldığında- toplumsal hareketler ve sivil toplum da dahil olmak üzere kamusal alanda gerçekleşen kanaat ve irade oluşturma süreçlerine bağlı olduğunu belirtiyoruz. Bunu akılda tutarak, insan haklarının kurucu rolünü teyit eden somut, çok taraflı ve tabandan yukarıya yaklaşımı savunuyoruz.

İlgili tüm insan hakları aktörlerini, toplumsal hareketleri (çevre ve iklim değişikliği hareketleri dahil) ve uluslararası kuruluşları:

  • İnsan hakları söyleminin canlılığını göstermeye ve farklılıklar arasında işbirliğini somutlaştıran geniş ittifaklar yoluyla çok taraflılığa yeniden dönülmesini teşvik etmeye;
  • Hem tabandaki savunucularla hem de uluslararası kuruluşlarla etkili işbirliğini geliştirmeye ve insan haklarının pratikte uygulanmasını olumlu yönde ilerletmek amacıyla onlar arasındaki ortak çalışma ve diyaloğu desteklemeye;
  • İnsan hakları alanının çeşitliliğini bozan ve insan hakları mekanizmaları tarafından sağlanan güvenceler bütününü zayıflatan sömürgeci altyapılarla ve bunların devam eden miraslarıyla yüzleşmeye, hesaplaşmaya ve mücadele etmeye;
  • Adalet odaklı sosyal hareketler tarafından geliştirilen yeni hak talepleri aracılığıyla insan hakları alanını genişletmeye ve insan hakları hukukunun yerel ve küresel adalet taleplerini daha somut bir şekilde yansıtması için uğraşmaya;
  • Şirketlerin kendi etki alanları boyunca insan haklarına saygı göstermelerini teşvik eden mevzuatı ve pozitif durum tespiti uygulamalarını desteklemeye; sosyal ve ekonomik haklar da dahil olmak üzere insan haklarını ihlal ettikleri her noktada çok uluslu şirketleri sorumlu tutmaya çağırıyoruz ve kendimiz de bunların doğrultusunda hareket edeceğimizi taahhüt ediyoruz.

Bir yerdeki insan hakları ihlali, her yerde insan hakları ihlalidir!

Bu bildiri, somut ve ilkeli evrensellik, dayanışma, çeşitlilik ve hoşgörü değerlerini yeniden teyit etmektedir. Bildiri, 18-19 Mayıs 2024 tarihlerinde İstanbul’da bir araya gelen çeşitli insan hakları savunucuları tarafından onaylanmıştır. Aşağıda alfabetik olarak listelenen imzacılar, bu bildiriyi örgütsel ve/veya mesleki bağlantılarından bağımsız olarak bireysel insan hakları savunucuları olarak desteklemektedir.

21 Eylül 2025, İstanbul

 

İmzacılar

  1. Andrés Gautier-Hirsch, Dr., El Instituto de Terapia e Investigación sobre las secuelas de la tortura y la violencia Estatal – ITEI
  2. Beate Ekeløve-Slydal, Siyaset Bilimci ve İnsan Hakları Savunucusu
  3. Carla Ferstman, Essex Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Direktörü
  4. Coşkun Üsterci, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri
  5. Eren Keskin, İnsan Hakları Derneği Eş Başkanı
  6. Ezel Buse Sönmezocak, İnsan Hakları Avukatı
  7. Gunnar M. Ekeløve-Slydal, İnsan Hakları Savunucusu
  8. Ioulietta Bisiouli, European Implementation Network (EIN) Direktörü –
  9. Lutz Oette, Hukuk Profesörü, SOAS İnsan Hakları Hukuku Merkezi Eş Direktörü
  10. Metin Bakkalcı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı
  11. Mümtaz Murat Kök, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
  12. Nilgün Toker, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
  13. Olga Sadovskaya, Crew Against Torture Başkan Vekili, insan hakları savunucusu
  14. Samah Jabr, Danışman Psikiyatrist – Filistin
  15. Sebla Arcan, İnsan Hakları Derneği
  16. Serdar Tekin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
  17. Thamil Venthan Ananthavinayagan, Doçent, Maynooth Üniversitesi, İrlanda’da ve Woxsen Üniversitesi
  18. Tuğçe İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
  19. Turgut Tarhanlı, Akademisyen
  20. Victor Madrigal Borloz, Eleanor Roosevelt Kıdemli Misafir Araştırmacı, İnsan Hakları Programı, Harvard Hukuk Fakültesi
  21. Yasmine Louanchi, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH)
  22. Yüksel Genç, Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi

Schengen Sınırlar Kanunu

0

Schengen Sınırlar Kanunu (Schengen Borders Code), Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyinin 15 Mart 2006 tarihli 562/2006 sayılı kararı ile kabul edilmiştir. Karar, AB ülkelerinin dış sınırlarında yüksek ve tek tip bir kontrol sağlamak amacıyla kişilerin sınırlardan geçişlerini düzenleyen hükümler getirmekte ve Birlik Kanunu tesis edilmesini amaçlamaktadır.

Schengen Sınırlar Kanunu, 13 Ekim 2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşma uyarınca üye devletlerin tamamında bağlayıcıdır ve doğrudan uygulanmaktadır. Düzenlemenin amacı, Avrupa Birliği dış sınırlarını geçen kişilerle ilgili kuralları belirleyerek entegre sınır yönetimi kurmak ve Avrupa Birliği ortak politikasını oluşturmaktır.

Schengen Sınırlar Kanunu (Schengen Borders Law) uygulama alanı haritası

Düzenleme, Birleşik Krallık ve İrlanda dışındaki tüm AB ülkelerinin dış sınırlarını ve Schengen bölgesinin iç sınırlarını aşan herkes için geçerlidir. Uyruğuna bakılmaksızın, herhangi bir kişi, herhangi bir noktada kontrol yapılmadan iç sınırları geçebilmektedir. Bu kural, yerel polis makamlarının yetkilerini kullanmasını engellememektedir. Sınır kontrolleri sınır muhafızları tarafından yapılmakta, AB ülkelerinin, AB dışındaki komşularıyla ortak sınır geçiş noktaları oluşturulmasını öngörmekte, giriş ve çıkışlar kontrol altında tutulmaktadır. Bu karar ile getirilen kurallar, topluluğun yerel sınır trafiği hakkındaki kurallarına ve yerel sınır trafiği hakkındaki mevcut iki taraflı anlaşmalara halel getirmemektedir.

AB ülkeleri, sınır kontrollerinin etkili bir şekilde uygulanmasında birbirlerine yardımcı olmakta, operasyonel bir işbirliği yürütülmekte, bu işbirliği (European Agency for the Management of External Borders — Frontex ) Avrupa Operasyonel İşbirliği Yönetimi Ajansı tarafından koordine edilmektedir.

Schengen Sınırlar Kanunu

Strasburg, 15 Mart 2006.

Avrupa Parlamentosu adına,

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi,

Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmayı özellikle ilgili antlaşmanın 62(1) ve (2)(a) numaralı maddelerini göz önünde bulundurarak,

Komisyonun teklifini göz önünde bulundurarak,

Antlaşmanın 251. maddesinde ortaya konan usullere uygun olarak [1],

(1) Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmanın (bundan sonra Antlaşma olarak ifade edilecektir)

62 (1) maddesi uyarınca kişilerin iç sınırlardan geçerken herhangi bir kontrole tabi tutulmamalarının sağlanması amacına yönelik tedbirlerin benimsenmesi Antlaşmanın 14. maddesinde belirtilen ve Birliğin amaçlarından bir kısmını oluşturan; iç sınırların olmadığı ve kişilerin serbest dolaşım hakkının temin edildiği bir alan meydana getirir.

(2) Antlaşmanın 61. maddesi uyarınca kişilerin serbest dolaşım hakkını kullandığı bir alan oluşturulması diğer tedbirler ile beraber yürümelidir. Antlaşmanın 62 (2) maddesi uyarınca dış sınırlardan geçiş hakkında belirlenen ortak politika anılan diğer tedbirlerdendir.

(3) Kişilerin iç sınırlardan geçişi ve dış sınırlardaki sınır yönetimi üzerine müşterek tedbirlerin benimsenmesi AB çerçevesine dahil olan Schengen müktesebatını ve özellikle 14 Haziran 1985 tarihli; Benelüks Ülkeleri, Almanya Federal Cumhuriyeti ve Fransa Cumhuriyeti arasında, müşterek sınırlarında kontrollerin kademeli olarak kaldırılması hakkındaki Schengen Uygulama Sözleşmesinin ilgili hükümlerini [2] ve müşterek el kitabını [3] yansıtmalıdır.

(4) Dış sınırlarda sınır yönetimi hakkında konsolidasyon ve müktesebatın geliştirilmesi yoluyla ortak bir mevzuat oluşturulması, 7 Mayıs 2002 tarihli “AB Üye devletlerinin dış sınırlarında entegre yönetimin uygulanmasına yönelik” Komisyon Tebliğinde ifade edildiği üzere dış sınırların yönetimi ile ilgili ortak politikanın temel bileşenlerinden biridir. Bu amaç Konsey tarafından 13 Haziran 2002 tarihinde kabul edilip “AB Üye devletlerin dış sınırlarında entegre yönetim planına” eklenmiş ve 21 ve 22 Haziran 2002 tarihli Sevilla Avrupa Konseyi Kararlarında ve 19 ve 20 Haziran 2003 tarihli Selanik Avrupa Konseyi Kararlarında uygun bulunup dahil edilmiştir.

(5) Sınırlardan geçen kişilerin hareketlerine yönelik ortak kuralların tanımı ne Birlik vatandaşlarının ve aile fertlerinin ve ne de Birlik ve Üye devletler bir tarafta ve ilgili üçüncü ülkeler diğer tarafta olan anlaşmalar ile Birlik vatandaşlarının serbest dolaşım hakkına eşit şartlarda sahip üçüncü ülke vatandaşlarının ve aile fertlerinin serbest dolaşım haklarında ne bir sorun ne de bir etki yaratır.

(6) Sınır yönetimi sadece dış sınırlarında icra edilen Üye Devlet için değil iç sınır kontrollerini kaldıran tüm Üye Devletler için de önem arz etmektedir. Sınır yönetimi yasa dışı göç ve insan ticareti ile mücadeleye yardımcı olmalı ve Üye Devletlerin kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve uluslararası ilişkilerine yönelik tehditleri önlemelidir.

(7) Sınır kontrolleri insan saygınlığına saygılı bir şekilde yürütülmelidir. Sınır yönetimi profesyonel ve saygılı bir tavır ile yürütülmeli ve güdülen amaçlar ile orantılı olmalıdır.

(8) Sınır Yönetimi sadece sınır geçiş noktalarında (hudut kapısı) kişilerin kontrolünü ve bu noktalar arasındaki bölgenin gözetimini kapsamaz, aynı zamanda iç güvenliğe yönelik risk analizi ve dış sınırların güvenliğini etkileyebilecek tehditlerin analizini de kapsar. Bu sebeple sınır geçiş noktalarında kişilerin kontrolü ve bu noktalar arasındaki bölgenin gözetimi ile ilgili; şartların, kriterlerin ve ayrıntılı kuralların ortaya konulması önem arz etmektedir.

(9) Dış sınırlarda istisnai ve öngörülmeyen hallerde, sınır geçiş noktalarında haddinden fazla beklemeyi önlemek için kontrollerin hafifletilmesi ile ilgili hükümler tespit edilmelidir. Sınır kontrollerinin hafifletilmesi durumunda dahi üçüncü ülke vatandaşlarının pasaportlarına sistematik bir şekilde damga vurulması zorunludur. Evrakların damgalanması, tüm durumlarda, talep edilen seyahat evraklarının tüm kontrol tedbirleri icra edilmeden, kesin olarak, hangi tarihte, nerede sınırın geçildiğinin tespit edilmesine imkan sağlar.

(10) Serbest dolaşım hakkından faydalanan kişilerin bekleme sürelerinin azaltılması adına, tüm Üye Devletlerde imkanlar dahilinde ise sınır geçiş noktalarında yeknesak işaretler ile belirtilmiş ayrı şeritler sağlamalıdır. Uluslararası havalimanlarında da ayrı şeritler sağlanmalıdır. Yerel şartların imkan vermesi durumunda uygun görülen deniz ve kara sınır geçiş noktalarında da Üye Devletler ayrı şeritlerin oluşturulmasını göz önünde bulundurmalıdırlar.

(11)Üye Ülkeler dış sınırlardaki kontrol usullerinin; ticarete, sosyal ve kültürel değişim faaliyetlerine önemli bir engel oluşturmamasını sağlamalıdır. Bu amaca yönelik olarak yeterli kaynak ayırmalı ve personel istihdam etmelidirler.

(12) Üye Ülkeler, Sınır Yönetimi görevlerinden sorumlu kurum veya kurumlarını ulusal mevzuatlarına uygun teşkil etmelidirler. Üye Ülkede ilgili alanda yetki ve görev sahibi birden fazla kurum varsa aralarında yakın ve sürekli işbirliği sağlanmalıdır.

(13) Üye Devletler arasındaki operayonel işbirliği ve yardım 2007/2004 sayılı Tüzük ile kurulan Avrupa dış sınırlarda operasyonel işbirliği yönetimi ajansı (FRONTEX) tarafından yönetilip koordine edilecektir [4].

(14) İşbu Tüzük genel polis yetkileri altında gerçekleştirilen kontroller ve iç uçuşlarda kişilere yönelik olan güvenlik kontrollerine ve 19 Aralık 1991 tarihli 3925/91 (EEC) sayılı kişilerin Birlik içi uçuşlarında kabin ve el bagajlarına ve Birlik içi deniz geçişlerinde bagajlarına yönelik kontrollerin ve formalitelerin kaldırılması hususunda ki Konsey Tüzüğü uyarınca [5] ve seyahat veya kimlik belgesi taşınmasına yönelik ulusal mevzuat ve kişilerin ilgili üye devlette bulunduğuna dair yetkili mercileri bilgilendirmesi yükümlülüğü ile ilgi tüzük uyarınca üye devletlerin istisnai olarak bagaj kontrolü gerçekleştirmesi olanaklarına halel getirmez.

(15) Üye Ülkeler, kamu düzenlerine ya da kamu güvenliklerine ciddi bir tehdit oluşması durumunda iç sınırlarda sınır yönetiminin geçici olarak yeniden uygulanması imkanına sahiptirler. Söz konusu tedbirlerin istisna olması ve orantılılık ilkesine riayet edilmesinin sağlanması için bu imkanın kullanılmasına ilişkin esas ve usuller belirlenmelidir. İç sınırlarda sınır yönetiminin geçici olarak yeniden uygulanmasının kapsam ve süresi ilgili tehditle mukabele etmek için yeterli minimum seviye ile sınırlandırılmalıdır.

(16) Serbest dolaşım alanında iç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması istisna olarak kalmalıdır. Sınır yönetimi uygulamaları veya bu tip bir sınırın geçilmesinden kaynaklanan formaliteler icra edilmemelidir.

(17) Komisyonu, sınır yönetimini; mutlak, ayrıntılı, uygulanabilir kurallar ile düzenleyen uyarlamalara muktedir kılan usuller hazırlanmalıdır. Bu gibi durumlarda, bu tüzüğün icra edilmesi için gereken tedbirler 28 Haziran 1999 tarihli, 1999/468/EC sayılı, Komisyona tevdi edilen icra yetkisini kullanması usullerini ortaya koyan Konsey kararı uyarınca alınmalıdır[6].

(18)Üye Ülkelerin, sınır yönetimini düzenleyen uygulamaya dönük ayrıntılı kurallarının değişimi hakkında Komisyonu bilgilendirmesini sağlayan usuller hazırlanmalıdır.

(19) İşbu Tüzüğün amacı sınırı geçen kişilerin hareketlerine uyarlanacak kuralların tesisi olması sebebiyle bu hedefe üye devletler tarafından kafi derecede ulaşılamayacağından Birlik seviyesinde daha iyi ulaşılacaktır. Bu kapsamda Birlik alacağı tedbirleri Antlaşmanın 5. maddesinde belirtilen yetki ikamesi ilkesi uyarınca almalıdır. Yine aynı madde de belirtilen orantılılık ilkesi uyarınca işbu Tüzük amacına ulaşmanın kapsamı dışına çıkmaz.

(20) Bu tüzük temel haklara saygılıdır ve özellikle Avrupa Birliği Temel Haklar Şartında Kabul edilen prensiplere riayet etmektedir. Üye Ülkelerin uluslararası koruma ve geri göndermeme vecibelerine uygun olarak tatbik edilmelidir.

(21) Antlaşmanın 299. maddesi istisna olmak üzere, işbu Tüzük Fransa ve Hollanda’nın sadece Avrupa’daki topraklarında uygulanacaktır. İspanyanın 14 Haziran 1985 tarihli Schengen Anlaşması’nın Uygulanmasına ilişkin Sözleşmeye katılım Anlaşmasında belirtildiği üzere [7]. Ceuta ve Melilla da ki özel düzenlemeleri etkilemez.

(22) Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmaların eki niteliğindeki ve Danimarka’nın durumunu belirten protokolün 1. ve 2. maddeleri uyarınca, Danimarka işbu Tüzüğe taraf olmayıp hükümlerine tabi değildir. İşbu Tüzük, Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmanın üçüncü Bölümünün IV. Başlığının hükümleri altında ki Schengen Müktesebatı üzerine inşa edilmiştir. Danimarka yukarıda belirtilen Protokolün 5. maddesi uyarınca işbu Tüzüğün kabulünden sonra altı ay içerisinde tüzüğü iç hukukuna ithal edip etmeyeceğini kararlaştırmalıdır.

(23) İzlanda ve Norveç söz konusu olduğunda işbu tüzük Schengen müktesebatının hükümlerini Avrupa Birliği Konseyi ve İzlanda ve Norveç arasında imzalanan, İzlanda ve Norveç’in Schengen müktesebatının yürürlüğe konması, uygulaması ve gelişimi ile ilişkilendirilmesi hakkında olan 2004/849/EC [8] sayılı Konsey Kararının 4(1) maddesine ve 2004/860/EC [9] sayılı Karara göre okunan 1999/437/EC sayılı Kararın 1. maddesinin A fıkrası kapsamında ki Anlaşma uyarınca geliştirir.

(24) İzlanda ve Norveç temsilcilerini Komisyona icra yetkilerini kullanmasına yardımcı olan çalışma grupları ile ilişkilendirilmelerine imkan tanıyan bir düzenleme yapılmalıdır. İşbu düzenleme Birlik ve İzlanda ve Norveç arasında ki yazışmalarda öngörülmüştür [10], yukarıda belirtilen Anlaşmaya eklenmiştir.

(25) İsviçre Konfederasyonu söz konusu olduğunda işbu tüzük Schengen müktesebatının hükümlerini Avrupa Birliği, Avrupa Topluluğu ve İsviçre Konfederasyonu arasında imzalanan, İsviçre Konfederasyonunun Schengen müktesebatının yürürlüğe konması, uygulaması ve gelişimi ile ilişkilendirilmesi hakkında olan 2004/849/EC [11] sayılı Konsey Kararının 4(1) maddesine ve 2004/860/EC [12] sayılı Karara göre okunan 1999/437/EC sayılı Kararın 1. maddesinin A fıkrası kapsamında ki Anlaşma uyarınca geliştirir.

(26) İsviçre Konfederasyonu temsilcilerini Komisyona icra yetkilerini kullanmasına yardımcı olan çalışma komiteleri ile ilişkilendirilmelerine imkan tanıyan bir düzenleme yapılmalıdır. İşbu düzenleme Birlik ve İsviçre Konfederasyonu arasında ki yazışmalarda öngörülmüştür, yukarıda belirtilen Anlaşmaya eklenmiştir.

(27) 29 Mayıs 2000 tarihli, Birleşik Krallık ve Kuzey İrlanda’nın Schengen Müktesebatının belli hükümlerine taraf olma talepleri ile ilgili 2000/365/EC Sayılı Konsey Kararı uyarınca [13] Birleşik Krallığın taraf olmadığı Schengen Müktesebatının hükümlerinin gelişiminden oluşan işbu tüzüğe Birleşik Krallık bu sebeple bağlı olmayıp uygulamalarına taraf değildir.

(28) 28 Şubat 2002 tarihli, İrlanda’nın Schengen Müktesebatının belli hükümlerine taraf olma talepleri ile ilgili 2002/192/EC Sayılı Konsey Kararı uyarınca [14] İrlanda’nın taraf olmadığı Schengen Müktesebatının hükümlerinin gelişiminden oluşan işbu tüzüğe İrlanda bu sebeple bağlı olmayıp uygulamalarına taraf değildir.

(29) İşbu Tüzük, 1. maddenin birinci cümlesi, 5(4)(a) maddesi, III. Başlık ve II. Başlığın hükümleri ve ayrıca Schengen Bilgi Sistemine atıfta bulunulan ekler Schengen Müktesebatı üzerine kurulu hükümler teşkil etmekte veya aksi takdirde 2003 tarihli Katılım Belgesinin 3(2) maddesi kapsamında ilişkilidir.

İŞBU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİR:

GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
Konu ve prensipler

İşbu Tüzük Avrupa Birliği Üye Devletleri arasında kişilerin iç sınırlarda sınır yönetimine tabi tutulmadan serbest geçişini temin eder.

Kişilerin Avrupa Birliği üye devletlerinin dış sınırlarından geçişinde sınır yönetimini düzenler.

Madde 2
Tanımlar

Bu tüzüğün amaçları adına aşağıdaki tanımlar uygulanmalıdır:

1. “iç sınırlar”:

(a) Nehir ve göl sınırları dahil olmak üzere üye devletlerin ortak kara sınırları;

(b) Üye Devletlerin iç seferler için kullanılan havalimanları;

(c) Üye devletlerin düzenli feribot bağlantıları için kullanılan deniz, nehir ve göl limanlarıdır;

2. “dış sınırlar” Üye Devletlerin iç sınır olmayan; nehir ve göl sınırları, deniz sınırları ve hava limanları, nehir limanları, deniz ve göl limanlarının dahil olduğu kara sınırıdır;

3. “iç uçuş” münhasıran Üye Devletlerin toprakları dahilinde ve üçüncü bir devletin topraklarına iniş yapılmayan her bir uçuşu ifade eder;

4. “düzenli feribot bağlantısı” Üye devlet topraklarında yer alan aynı iki veya daha fazla liman arasında belirlenen bir zaman çizelgesi uyarınca yolcu ve araçların taşınmasından oluşan her bir feribot bağlantısı;

5. “topluluğun serbest dolaşım hakkından yararlanan kişiler”:

(a) Antlaşmanın 17(1) maddesi uyarınca Birlik vatandaşları ve Avrupa Parlamentosunun 2004/38/EC sayılı Direktifi ve Konseyin 29 Nisan 2004 tarihli Birlik vatandaşları ve aile fertlerinin Üye devletlerin topraklarında serbest dolaşımı ve ikameti hakkındaki direktifi uygulanan bir Birlik vatandaşının üçüncü ülke vatandaşı aile fertleri;

(b) Birlik ve üye devletleri bir tarafta ilgili üçüncü ülke vatandaşları diğer tarafta olan Anlaşmalar uyarınca uyruğu ne olursa olsun, üçüncü ülke vatandaşları ve aile bireyleri Birlik vatandaşlarının serbest dolaşım hakkından eşdeğer bir şekilde faydalanır;

6. “üçüncü ülke vatandaşları” Antlaşmanın 17. Maddesinin 1. Fıkrasında ifade edilen ve 5. Fıkrasının kapsamadığı Birliğin vatandaşı olmayan her bir kişi;

7. “haklarında girişin refüze edilmesi adına bir uyarı verilen kişiler” Schengen Konvansiyonunun 96. maddesinde belirtilen amaçlar uyarınca herhangi bir üçüncü ülke vatandaşı hakkında Schengen Bilgi Sisteminde (SIS) uyarı verilmesi;

8. “sınır geçiş noktası” (Hudut Kapısı) Dış sınırlardan geçiş için yetkili makamlar tarafından belirlenen herhangi bir geçiş noktasıdır;

9. “sınır yönetimi” işbu tüzüğün amaçları uyarınca, sınırı geçme niyeti veya eylemine karşı sınırlarda icra edilen sınır kontrolü ve gözetiminden müteşekkil eylemlerdir;

10. “sınır kontrolü” kişilerin vasıtaları ve beraberindeki eşyalar da dahil olmak üzere Üye Devletlere giriş yapmaya veya çıkış yapmaya yetkili olduklarının temin edilmesini sağlayan sınır geçiş noktalarındaki kontrollerdir;

11. “sınır gözetimi” kişilerin sınır kontrollerini atlatmalarını önlemek için, sınır geçiş noktaları arasındaki sınırların ve standart çalışma saatleri dışında sınır geçiş noktalarının gözetimidir;

12. “ikinci derece sınır kontrolü” tüm yolcuların kontrol edildiği birinci derece kontrollerinden ayrı özel bir alanda icra edilen ek kontrollerdir;

13. “sınır muhafızı” ulusal mevzuat doğrultusunda yetki verilmiş, sınır geçiş noktasında veya sınır boyunca veya sınırların hemen yakınında yerleştirilmiş işbu tüzük ve ulusal mevzuat uyarınca sınır yönetimi ile ilgili görev yapmak üzere atanmış her bir kamu memurudur;

14. “taşıyıcı” uzmanlık alanı kişilere ulaşım sunmak olan her bir tüzel ve gerçek kişi;

15. “ikamet tezkeresi”:

(a) 13 Haziran 2002 tarihli Konseyin 1030/2002 sayılı üçüncü ülke vatandaşlarına verilecek ikamet tezkerelerinin yeknesak formatlarını ortaya koyan tüzüğe göre Üye Devletler tarafından verilen tüm ikamet izinleri [16];

(b) Bir üye devlet tarafından verilen, yukarıda (a) maddesinde belirtilen ikamet tezkeresine yapılan ilk başvurunun bekleme aşamasında sağlanan geçici ikamet tezkereleri veya iltica başvuruları istisna olmak üzere, üçüncü ülke vatandaşlarına ilgili üye devlette kalış veya tekrar giriş hakkı veren diğer tüm belgeler;

16. “yolcu gemisi” daha önceden belirlenmiş bir program uyarınca verilen bir rotayı takip eden gemilerdir, bu program farklı limanlarda turistik faaliyetleri içerir ve normalde ne yolda yolcu bırakır ne de yeni yolcuların yolda gemiye binmesine müsaade eder;

17. “eğlence tekneleri” ilgili teknelerin su sporları ve turizm amaçlı kullanımıdır;

18. “kıyı balıkçılığı” tekneler yardımıyla her gün veya 36 saat içerisinde bir üçüncü ülke limanına uğramadan bir üye devletin limanına dönülen balıkçılık anlamına gelir;

19. “kamu sağlığına tehdit” Dünya Sağlık Örgütünün Uluslararası Sağlık Tüzüğünde tanımlanan salgın (epidemik) potansiyeli olan her bir hastalık veya üye devletlerin vatandaşlarına tatbik edilen koruma hükümlerinin konusu ise diğer bulaşıcı hastalıklar veya bulaşıcı parazit hastalıkları.

Madde 3
Kapsam

İşbu tüzük Üye Ülkelerin iç ve dış sınırlarını geçen tüm kişilere (a) ve (b) maddelerinde bulunan gruplara halel getirmeksizin uygulanmalıdır:

(a) Topluluğun serbest dolaşım hakkından faydalanan kişiler;

(b) Mülteci haklarına ve uluslararası yardım talep eden kişilere özellikle geri gönderilmeme hususları göz önünde bulundurularak.

DIŞ SINIRLAR
BÖLÜM I
Dış sınırlardan geçiş ve giriş şartları
Madde 4
Dış sınırlardan geçiş

1. Dış sınırlardan geçiş sadece sınır geçiş noktalarından (hudut kapıları) standart mesai saatleri sırasında gerçekleştirilebilir. 24 saat açık olmayan sınır geçiş noktalarında Mesai saatleri açıkça belirtilmelidir.

Üye Devletler 34. Madde doğrultusunda sınır geçiş noktalarını Komisyona bildirmelidirler.

2. Yukarıda belirtilen 1. fıkra istisna olarak, dış sınırların sadece sınır geçiş noktalarından ve standart mesai saatleri içerisinde geçilme yükümlülüğüne karşı aşağıdaki durumlarda istisna olarak izin verilebilir:

(a) eğlence tekneleri ve kıyı balıkçılığı ile bağlantılı;

(b) gemilerinin demir attığı liman bölgesinde veya bitişik belediyelerde kalmak üzere karaya çıkan denizciler için;

(c) kişi veya gruplara yönelik bir talebin özel bir doğası olduğu durumlarda, ulusal mevzuat uyarınca talep edilen ikamet tezkerelerine sahip olmaları ve kamu düzeni ve üye devletlerin kamu güvenliğine yönelik bir ihtilaf olmaması;

(d) kişi veya grupların öngörülmeyen acil durumlarında.

3. Üye devletler 2. fıkra ile sağlanan istisnalar veya uluslararası yardım yükümlülüğü saklı kalmak koşulu ile sınır geçiş noktaları dışında veya standart mesai saatleri dışında izinsiz olarak dış sınırların geçilmesine karşı, ulusal mevzuatları uyarınca cezalar belirlemelidirler. Bu cezalar; etkili, orantılı ve caydırıcı olmalıdır.

Madde 5
Üçüncü ülke vatandaşları giriş koşulları

1. Altı ayda bir üç aylık ikamet süresini aşmayan kalışlar için giriş koşulları aşağıdaki gibidir:

(a) geçerli bir seyahat belgesi veya sınırı geçmesini sağlayacak bir vesikaya sahip olmak;

(b) 15 Mart 2001 tarihli 539/2001 sayılı dış sınırları geçerken vize yükümlülüğü bulunan üçüncü ülkelerin ve vize muafiyeti bulunan ülkelerin listelendiği Konsey tüzüğü uyarınca geçerli bir vizeye sahip olmak [17], geçerli bir ikamet tezkeresine sahip olmaları istinası ile;

(c) niyetlendikleri kalışlarının amaç ve şartlarını gerekçelendirecek, hem niyetlendikleri kalış hem de menşe ülkelerine dönüş veya kesin olarak kabul edilecekleri bir üçüncü ülkeye geçebilecek yeterli geçim kaynağına sahip veya kanuni olarak bu kaynaklara ulaşabilecek bir durumda olmaları;

(d) Schengen Bilgi Sisteminde refüze edilmelerine yönelik bir uyarı olan bir kişi olmamaları;

(e) kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya herhangi bir üye devletin uluslararası ilişkilerine tehdit olarak algılanmamaları özellikle aynı zeminde üye devletlerin ulusal veri tabanlarında refüze edilmelerine yönelik bir uyarı bulunmamaları.

2. Sınır muhafızı tarafından 1. fıkranın c bendinde belirtilen şartların yerine getirildiğinin tetkik edilmesi adına üçüncü ülke vatandaşından talep edilen destekleyici dokümanların ayrıntılı olmayan listesi Ek I e dahil edilmiştir.

3. Geçim kaynağı veya ekonomik durum; kalış süresi ve amacı ile üye devletlerdeki yiyecek içecek ve kalınacak yer için ortalama fiyatlar referans alınarak ve bunun kalınacak gün sayısı ile çarpılması ile hesaplanabilir.

Üye devletler tarafından belirlenen emsal meblağlar 34. madde uyarınca Komisyona bildirilmelidir.

Üçüncü ülke vatandaşının yeterli ekonomik duruma sahip olduğu nakit, seyahat çeki veya kredi kartı ile değerlendirilebilir. Ulusal mevzuatta belirtilmesi şartıyla sponsorluk bildirimleri ve ulusal mevzuatta belirtilmesi şartıyla davet edip misafir edecek kişinin teminat mektubu, üçüncü ülke vatandaşının davet eden kişide misafir kalması durumunda yeterli geçim kaynağına delil teşkil edebilir.

4. 5(1) istisna olarak:

(a) 5(1) maddesindeki tüm şartları yerine getirmeyen fakat bir ikamet tezkeresi veya yeniden girişli vizesi veya talep edilen durumlarda her iki belgeye de sahip üçüncü ülke vatandaşlarının ikamet tezkeresi veya yeniden girişli vizesi, transit geçiş amacıyla üye devletlere giriş yapmasına olanak sağlamalıdır bu sayede ikamet tezkeresini veya yeniden girişli vizeyi veren üye devlete ulaşması sağlanır ancak, isimleri dış sınırından giriş yaptıkları üye devletin ulusal listelerinde, giriş veya transitleri refüze edileceği ibaresi yer alan bir uyarı olmaması koşuluyla;

(b) 1. maddede belirten şartları, (b) fıkrası istisna olmak üzere, yerine getiren, kendileri sınırda hazır bulunmaları ve transit denizcilere vize verilmesini de kapsayan [18], sınırda vize verilmesini düzenleyen 27 Şubat 2007 tarihli 415/2003 (EC) sayılı Konsey Tüzüğü uyarınca sınırda vize almaları koşuluyla üye devlet topraklarına giriş yapabilirler.

Sınırlarda verilen vizeler bir liste olarak kayıt altına alınmalıdır.

Vizenin belgenin içerisine yapıştırılamaması durumunda istisnai olarak vize ayrı bir sayfaya yapıştırılıp belgeye eklenebilir. Bu gibi durumlarda, vize yapıştırmanın yeknesak biçimlerini belirten 18 Şubat tarihli 333/2002 (EC) sayılı Konsey Tüzüğünde öngörülen, formu tanzim eden üye devletler tarafından tanınmayan seyahat belgeleri taşıyan kişilere verilen vizelerin seyahat belgesine yapıştırılması ile ilgili yeknesak formu [19] kullanması öngörülmektedir;

(c) 1. maddede öngörülen şartlardan bir veya birden fazlasına haiz olmayan üçüncü ülke vatandaşları, bir üye devlet tarafından; insani sebepler, ulusal çıkar veya uluslararası yükümlülükler zemininde topraklarına kabul edilebilir. İlgili üçüncü ülke vatandaşı 1(d) maddesinde belirtilen bir uyarının konusu ise topraklarına giriş izni veren üye devlet diğer üye devletleri bilgilendirmelidir.

BÖLÜM II
Dış sınırların kontrolü ve girişin Kabul edilmemesi (refüze)
Madde 6
Sınır kontrolünün icra edilmesi

1. Sınır muhafızları görevlerini ifa ederken tam anlamıyla insan saygınlığına saygılı olmalıdır.

Görevlerini icra ederken başvuracakları tüm önlemler amaçları ile orantılı olmalıdır.

2. Sınır muhafızları sınır kontrollerini icra ederken kişilere; cinsiyet, ırk veya etnik köken, din veya inanç, maluliyet, yaş veya cinsel tercihi açısından ayrımcılık gözetmemelidirler.

Madde 7
Kişilerin kontrolü

1. Dış sınırlarda sınır aşan hareketler sınır muhafızlarının kontrollerine tabi olmalıdır. Kontroller bu bölümle uyumlu bir şekilde icra edilmelidir.

Kontroller, taşıtları ve sınır aşan kişilerin beraberinde ki eşyaları da kapsamalıdır. İlgili Üye Devletin mevzuatı icra edilen her bir kontrole uygulanmalıdır

2. Tüm kişiler seyahat evraklarındaki bilgiler uyarınca kimliklerinin tespit edilmesi adına minimum kontrolden geçirilmelidir. Bu tip minimum kontroller; hızlı bir şekilde imkan dahilinde ise yasal sahibine sınırı geçmesine imkan tanıyan evraklarda tahrifat veya sahtecilik izlerinin tespit edilmesi adına teknik ekipman kullanımı ve ilgili veri tabanlarında; çalıntı, uygun olmayan, kayıp ve geçersiz evrakların kontrol edilmesinden oluşmaktadır.

Minimum kontroller serbest dolaşım hakkından faydalanan kişilere uygulanacak kural olmalıdır.

Buna rağmen, sınır muhafızları sistematik olmayan bir şekilde serbest dolaşım hakkı olan kişilerin minimum kontrole tabi tutulurken, ulusal ve Avrupa veri tabanlarında gerçek, ciddi ve yakın bir tehdit oluşturmadığının ve Üye Devletlerin, kamu güvenliği, kamu düzeni, uluslararası ilişkilerine veya halk sağlığına bir tehdit oluşturmadığının tespit edilmesini sağlamalıdır.

Bu çalışmalar, 2004/38 sayılı Direktif de ifade edilen serbest dolaşım hakkından faydalanan kişilerin ilgili üye devlete giriş yapma hakkını tehdit etmemelidir.

3. Üçüncü ülke vatandaşları giriş ve çıkış işlemleri sırasında kapsamlı kontrole tabi tutulmalıdırlar.

(a) girişteki kapsamlı kontroller 5(1) maddesinde belirtilen giriş şartlarının tetkik edilmesini ve uygulanabilecek durumlarda, ikamet izinleri ve mesleki bir faaliyet aramanın tetkik edilmesini kapsamalıdır. Bu kontroller aşağıda ifade edilen yönlerin ayrıntılı olarak incelenmesini içermelidir:

(i) üçüncü ülke vatandaşının sınırı geçmeye muteber, geçerlilik tarihi dolmamış, gerekli durumlarda vize veya ikamet tezkeresi ile birlikte gerekli evraka sahip olduğunun tetkik edilmesi;

(ii) seyahat evraklarının tahrif edilmiş veya sahte olduğuna yönelik izlerin kapsamlı tetkiki;

(iii) giriş ve çıkış tarihlerinin karşılaştırılması ile kişinin üye devletlerin topraklarında öngörülen azami kalış süresini aşmadıklarına dair ilgili üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evraklarında giriş ve çıkış damgalarının tetkiki;

(iv) ilgili üçüncü ülke vatandaşının çıkış noktası ve varış noktası ve niyetlenen ziyaretin süresinin ve amacının tetkik edilmesi gerekli görülen durumlarda destekleyici belgelerin kontrol edilmesi;

(v) ilgili üçüncü ülke vatandaşının niyetlenen ziyaretin süresi ve amacına, kendisinin menşe ülkesine geri dönüşüne veya kesin olarak kabul edileceği bir üçüncü ülkeye transit geçişine mütekabil yeterli geçim kaynağına haiz olduğunun veya kanuni olarak bu kaynaklara ulaşabilecek bir durumda olduklarının tetkik edilmesi;

(vi) ilgili üçüncü ülke vatandaşının, vasıtasının ve taşıdığı eşyaların; kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya üye devletlerin uluslararası ilişkilerine yönelik bir tehdit oluşturmadığının tetkik edilmesi. Bu tetkikler kişilere yönelik uyarı ve verilerin sorgulanması eğer gerekirse eşyalara yönelik Schengen Bilgi Sisteminin ve Ulusal verilerin sorgulanması ve bir uyarıya rastlanılması durumunda gerekli tedbirlere başvurulmasını içerir;

(b) çıkışta gerçekleştirilen kapsamlı kontroller aşağıdaki noktaları kapsar:

(i) üçüncü ülke vatandaşının sınırı geçmesine imkan veren geçerli bir seyahat evrakına sahip olduğunun tespit edilmesi;

(ii) seyahat belgesinin tahrif edilmiş veya sahte olduğuna yönelik izlerin tetkiki;

(iii) mümkün olduğu durumlarda, üçüncü ülke vatandaşının kamu düzenine, kamu güvenliği veya üye devletlerin uluslararası ilişkilerine tehdit oluşturmadığının kontrol edilmesi;

(c) (b) maddesinde belirtilen kontrollere ek olarak, çıkışta gerçekleştirilen kapsamlı kontroller ayrıca aşağıdaki noktaları da kapsayabilir:

(i) kişinin geçerli bir vizeye sahip olduğunun tetkik edilmesi, talep edildiği takdirde 539/2001 sayılı tüzük gereği, geçerli bir ikamet tezkeresine sahip olunması istisnası ile;

(ii) kişinin Üye Ülkelerde ikamet için izin verilen azami süreyi aşmadığının tespit edilmesi;

(iii) Schengen Bilgi Sistemi ve ulusal veri tabanları da dahil olmak üzere kişi ve eşyalara yönelik uyarı ve ikazlara yönelik kayıtların sorgulanması.

4. Uygun tesislerin bulunması ve üçüncü ülke vatandaşı tarafından talep edilmesi durumunda kapsamlı kontroller özel bir mahalde icra edilmelidir.

5. Kapsamlı bir ikinci derece kontrolüne tabi üçüncü ülke vatandaşları, kontrolün amacı ve usulü hakkında bilgilendirilmelidir.

Bu bilgi; topluluğun tüm resmi dillerinde ve ilgili üye devletin komşu veya komşularının dil veya dillerinde mevcut olmalı ve üçüncü ülke vatandaşının talebi üzerine kapsamlı ikinci derece kontrolünü icra eden sınır muhafızının adı ve sicil numarası, sınır geçiş noktasının adı ve sınırın geçildiği tarihi içermelidir.

6. Serbest dolaşım hakkı olan kişilerin kontrolü 2004/38 sayılı Avrupa Komisyonu Direktifi uyarınca gerçekleştirilmelidir.

7. Kayıt altına alınacak bilgileri düzenleyen ayrıntılı kurallar Ek II de belirtilmiştir.

Madde 8
Sınır kontrolünün hafifletilmesi

1. Dış sınırlardaki sınır kontrolleri öngörülmeyen istisnai durumların sonuçları olarak hafifletilebilir. Bu istisnai ve öngörülmeyen durumlar, öngörülmeyen olayların sebebiyet verdiği yoğunluğun sınır geçiş noktalarında bekleme sürelerini haddinden fazla arttırdığı ve personel, tesis ve organizasyon gibi tüm kaynakların tükendiği şahıslara addedilmelidir.

2. Sınır kontrollerinin yukarıda ki 1. fıkra uyarınca hafifletildiği durumlarda, prensip olarak girişteki sınır kontrollerine öncelik verilmelidir.

Sınır kontrolünün hafifletilmesi kararı sınır geçiş noktasındaki sınır muhafızlarının amiri tarafından alınmalıdır.

Sınır kontrolünün hafifletilmesi kararı geçici olmalı, kendisini meşru kılan şartlara uyarlanıp kademeli olarak başlatılmalıdır.

3. 10. Madde ile doğru orantılı olarak sınır kontrollerinin hafifletilmesi durumunda dahi sınır muhafızları üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evraklarına hem girişte hem de çıkışta damga basmalıdır.

4. Her bir Üye devlet yılda bir ilgili maddenin uygulaması ile ilgili raporunu Avrupa Parlamentosu ve Komisyona sunmalıdır.

Madde 9
Ayrı şeritler ve bilgi işaretleri

1. Üye Devletler özellikle hava sınır geçiş noktalarında 7. Madde doğrultusunda kişilerin sınır kontrolünü gerçekleştirmek üzere ayrı şeritler tesis etmelidir. Bu ayrı şeritler Ek III de belirtilen tabela işaretleri ile ayırt edilmelidir.

Üye devletler deniz ve kara sınır geçiş noktalarında ve 20. maddeye uymayan üye devletler arasındaki müşterek sınırlarda ayrı şeritler sağlayabilir. Eğer üye devletler ilgili sınırlarda ayrı şeritler sağlarsa Ek III de belirtilen tabela işaretleri kullanılabilir.

Üye devletler sınırdan kişilerin geçişlerinin en uygun şekilde sağlanması ve ilgili ayrı şeritlerin konu edildiği 4. maddede ifade edildiği üzere açık bir şekilde tabelalar ile donatıldığını temin etmelidir.

2. (a) topluluğun serbest dolaşım hakkından faydalanan kişiler Ek III Bölüm A da gösterilen tabelaların işaret ettiği şeritleri ayrıca Ek III Bölüm B de gösterilen tabelaların işaret ettiği şeritleri de kullanmaya yetkilidirler.

(b) Diğer tüm kişiler Ek III Bölüm B de belirtilen tabelalarla belirtilmiş şeritleri kullanmalıdırlar.

(a) ve (b) maddelerinde ifade edilen tabelalardaki işaretler de kullanılacak dil veya diller her bir üye devletin uygun gördüğü şekilde olacaktır.

3. Deniz ve kara sınır geçiş noktalarında üye devletler araç trafiğini hafif ve ağır vasıtalar ve otobüsler için olmak üzere Ek III ün C Bölümünde belirtilen işaretleri kullanarak farklı şeritlere ayırabilirler.

Üye devletler tabelalardaki işaretleri yerel şartlara göre değiştirebilirler.

4. Bir sınır geçiş noktasında trafik akışında geçici bir dengesizlik durumunda farklı şeritlerin kullanımını düzenleyen kurallardan, yetkili kurum tarafından dengesizlik ortadan kaldırılıncaya kadar feragat edilebilir.

5. Mevcut tabelaların 1. 2. ve 3. maddelere göre uyarlanması 31 Mayıs 2009 tarihine kadar tamamlanmalıdır. Üye devletler bu tarihten önce mevcut tabelaları yenisi ile değiştirirse bu değişiklikler ilgili maddelerde belirtilen tabelalarla uyumlu olmalıdır.

Madde 10
Üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evraklarının damgalanması

1. Üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evrakları sistematik bir şekilde giriş ve çıkışta damgalanmalıdır. Giriş veya çıkış damgaları özellikle aşağıda belirtilen belgelere basılmalıdır:

(a) üçüncü ülke vatandaşlarına sınırı geçme hakkı veren geçerli bir vize taşıyan belgelere;

(b) üçüncü ülke vatandaşlarına sınırda bir Üye devlet tarafından sınırı geçme hakkı veren vize taşıyan belgelere;

(c) ) üçüncü ülke vatandaşlarına sınırı vizeden muaf geçme hakkı veren belgelere.

2. Bir Birlik vatandaşının aile üyesi olan ve 2004/38/EC sayılı Direktif uygulanan fakat aynı Direktifin 10. maddesi uyarınca ikamet tezkeresini ibraz etmeyen üçüncü ülke vatandaşının seyahat belgesine giriş ve çıkışta damga vurulmalıdır.

Topluluğun serbest dolaşım hakkından faydalanan üçüncü ülke vatandaşlarının aile üyesi olan ve 2004/38/EC sayılı Direktifin 10. maddesi uyarınca sağlanan ikamet tezkeresini ibraz etmeyen üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat belgelerine giriş ve çıkışta damga vurulmalıdır.

3. Giriş ve çıkış damgası vurulmayacak haller:

(a) Devlet Başkanlarının ve gelişlerinden önce diplomatik kanallarla resmi olarak gelişleri ilan edilmiş devlet büyüklerinin seyahat evraklarına;

(b) pilotların lisansına veya uçak mürettebatlarının sertifikalarına;

(c) sadece gemileri limana sığındığı ve uğradığı zaman, bir üye devlet topraklarında bulunan denizcilerin seyahat belgelerine;

(d) Ek VI 3.2.3 maddesi uyarınca sınır kontrolüne tabi olmayan yolcu gemisinin mürettebat ve yolcularının seyahat evraklarına;

(e) Andora, Monako ve San Marino vatandaşlarına sınır geçme imkanı veren belgelere.

İstisna olarak, üçüncü ülke vatandaşının talebi üzerine giriş veya çıkış damgası, kişiye ciddi zorluklara sebebiyet verecekse bu damganın belgelerine basılmasından muaf tutulabilirler. Bu durumda, giriş veya çıkış ayrı bir belgede kişinin adı soyadı ve pasaport numarası bulunacak şekilde kayıt edilmelidir. Bu belge üçüncü ülke vatandaşına teslim edilmelidir.

4. Damgalamayla ilgili düzenlemeler IV. Ekte belirtilmiştir.

5. İmkan dahilinde ise, üçüncü ülke vatandaşları, sınır muhafızının giriş ve çıkışta seyahat evraklarını, kontrollerin 8. Madde uyarınca hafifletilmesi sırasında dahi damgalama yükümlülüğü hakkında bilgilendirilmelidirler.

6. Komisyon 2008 sonunda seyahat evraklarının damgalanmasının şartları hakkında Avrupa Parlamentosuna ve Konseye rapor sunmalıdır.

Madde 11
Kalış süresi ile ilgili şartların yerine getirilmesi hakkında Karine

1. Bir üçüncü ülke vatandaşının seyahat belgesi giriş damgası taşımıyorsa, yetkili ulusal merci belge sahibinin ilgili üye devlette kalış için gerekli şartlara haiz olmadıklarını farz edebilirler.

2. 1. maddede konu edilen, karine; üçüncü ülke vatandaşı herhangi bir şekilde kısa süreli kalış şartlarına uyduğuna dair seyahat biletleri veya üye devlet dışında bulunduğuna dair bir belge gibi güvenilir deliller sunarsa delillerle çürütülebilir.

Bu gibi durumlarda:

(a) Üçüncü ülke vatandaşı Schengen Müktesebatını tam olarak uygulayan Üye devlet topraklarında bulunursa, yetkili merciler iç hukuklarına ve uygulamaya uygun olarak kişinin seyahat evraklarına tarihi ve Schengen Müktesebatını tam olarak uygulayan Üye devletin dış sınırından geçtiği yeri belirtmelidir;

(b) Üçüncü ülke vatandaşı 2003 tarihli Katılım Belgesinin 3(2) maddesinde öngörülen kararı almayan bir Üye devlet topraklarında bulunuyorsa, yetkili merciler iç hukuklarına ve uygulamaya uygun olarak kişinin seyahat belgesine bulunduğu tarih ve ilgili Üye devletin dış sınırından geçtiği yeri belirtmelidir;

(a) ve (b) maddelerinde belirtilen göstergelere ek olarak, Ek VIII de sunulan form üçüncü ülke vatandaşına verilmelidir.

Üye devletler işbu maddede belirtilen göstergeler ile ilgili ulusal uygulamalarını; birbirlerine, Komisyona ve Konseyin Genel Sekreterliğine bildirmelidirler.

3. 11(1) maddesinde belirtilen Karine delillerle çürütülemezse, üçüncü ülke vatandaşı ilgili üye devletlerin yetkili mercileri tarafından ihraç edilebilirler.

Madde 12
Sınır Gözetimi

1. Sınır gözetiminin ana amacı; sınırların izinsiz geçilmesinin önlenmesi, sınır aşan suçlarla mücadele ve sınırları yasa dışı geçen kişilere karşı tedbirlerin alınması olmalıdır.

2. Sınır muhafızları sınır gözetiminin icrası adına sabit ve mobil birimler kullanmalıdır.

Gözetim; kişilerin sınır geçiş noktalarında ki kontrolleri atlatmasının önlenmesi ve önüne geçilmesini sağlayacak şekilde icra edilmelidir.

3. Sınır geçiş noktaları arasında yapılan gözetim, sayısı ve yöntemleri mevcut veya öngörülen risk ve tehditlere göre uyarlanan sınır muhafızları tarafından icra edilmelidir. Gözetim devirleri sık ve ani değişiklikler içermelidir böylece yasa dışı sınır geçişleri devamlı tespit edileceği riski altında olacaktır.

4. Gözetim, bilinen veya hassas olduğu sezilen mevkilerde sabit veya mobil bir şekilde görevlerini icra eden sabit veya mobil devriye birimleri tarafından icra edilmelidir. Bu çeşit gözetimin amacı sınırı yasa dışı geçmeye çalışan kişileri tutuklamaktır. Gözetim elektronik ekipman dahil olmak üzere teknik araçlar kullanılarak da icra edilebilir.

5. Gözetimi düzenleyen ek kurallar 33(2) Maddesinde belirtilen usullere uygun olarak uyarlanabilir.

Madde 13
Girişin Kabul edilmemesi

1. 5 (1) Maddesinde belirtilen tüm şartları yerine getirmeyen ve 5. maddenin 4. fıkrasında tanımlanmış kategorilerden birine dahil olmayan üçüncü ülke vatandaşının üye devletlere girişi kabul edilmez. Bu işlem iltica ve uluslararası yardım veya uzun süreli vize uygulamalarına halel getirmemelidir.

2. Girişin kabul edilmemesi sadece girişin kabul edilmemesinin kesin gerekçesini belirten doğrulanmış bir karar ile olabilir. Karar, ulusal mevzuat ile yetkilendirilmiş bir merci tarafından alınabilir. Karar derhal yürürlüğe girer.

Girişin kabul edilmemesinin kesin gerekçesini belirten doğrulanmış karar Ek V Bölüm B de belirtilen yeknesak bir formun ulusal mevzuat ile yetkilendirilmiş bir merci tarafından doldurulması ile verilmelidir. Doldurulan yeknesak form ilgili üçüncü ülke vatandaşına teslim edilmelidir bu form ile kişi refüze edilme kararını aldığını teyit eder.

3. Refüze edilen kişilerin temyiz hakkı bulunmalıdır. Temyiz hakkı iç hukuk uyarınca kullanılmalıdır. Üçüncü ülke vatandaşına, ulusal mevzuat uyarınca üçüncü ülke vatandaşı adına hareket edebilecek yetkili temsilcilerin irtibat noktalarını belirten yazılı bir bildirim yapılmalıdır.

Davanın temyize gönderilmesi girişin refüze edilmesi kararının icrasını ertelemez.

Ulusal mevzuat uyarınca bahşedilmiş herhangi bir tazminat hakkı saklı kalmak koşuluyla, ilgili üçüncü ülke vatandaşı, temyiz, girişin refüze edilmesi kararını asılsız bulursa, girişi refüze eden üye devletin iptal edilen giriş damgasını ve diğer tüm iptal veya eklerin düzeltmesi hakkını kazanır.

4. Sınır muhafızları refüze edilen üçüncü ülke vatandaşının ilgili üye devlete giriş yapmayacağını temin etmelidir

5. Üye devletler refüze edilen kişilerin sayısı, refüze edilme sebepleri, kişinin uyruğu ve refüze edildikleri sınırın çeşidi (kara, hava veya deniz) hakkında istatistik toplamalıdır. Üye devletler senede bir bu istatistikleri Komisyona iletmelidir. Komisyon iki yılda bir üye devletlerden sağlanan istatistiklerin derlemesini yayınlamalıdır.

6. Girişin kabul edilmemesini düzenleyen ayrıntılı kurallar Ek V in A bölümüne eklenmiştir.

BÖLÜM III
Sınır Yönetimi için öngörülen personel ve kaynaklar, Üye ülkeler arası işbirliği
Madde 14
Sınır Yönetimi için öngörülen personel ve kaynaklar

Üye Devletler dış sınırlarda 6. maddeden 13. maddeye kadar olan hükümler uyarınca sınır yönetimini icra ederken dış sınırlardaki kontrollerin etkin ve yüksek bir standartta icra edilmesinin temin edilmesini sağlayacak şekilde yeterli sayıda uygun personel istihdam etmeli ve kaynağı ayırmalıdır.

Madde 15
Sınır Yönetiminin icrası

1. 6 dan 13’ e kadar olan maddelerde öngörülen Sınır yönetimi sınır muhafızları tarafından işbu tüzüğün hükümleri ve ulusal mevzuata uygun olarak icra edilmelidir.

Sınır Yönetimi icra edilirken, işbu tüzüğün kapsamı dışında kalan ve ulusal mevzuatla verilen cezai kovuşturma yetkisi kapsam dışı kalmalıdır.

Üye devletler sınır muhafızlarının uzmanlaşmış ve uygun bir eğitim almış profesyoneller olmalarını sağlamalıdırlar. Üye devletler sınır muhafızlarının özellikle görevlerini ifa ederken gerekli olan yabancı dil öğrenmelerini teşvik etmelidirler.

2. Üye Devletler 34. madde uyarınca Komisyona Sınır Yönetiminden sorumlu kurum ve kuruluşlarının listelerini bildirmelidirler.

3. Sınırların etkili bir şekilde kontrol edilmesi adına her bir Üye Devlet sınır yönetiminden sorumlu ulusal kurum ve kuruluşlarının sıkı ve devamlı işbirliğini sağlamalıdır.

Madde 16
Üye ülkelerle işbirliği

1. Üye devletler birbirlerine yardımcı olmalı ve 6. maddeden 15. maddeye kadar olan sınır yönetiminin etkili bir şekilde icra edilmesi amacıyla ilgili hükümler doğrultusunda yakın ve sıkı bir işbirliği içinde olmalıdırlar. Tüm ilgili bilgileri karşılıklı paylaşmalıdırlar.

2. Üye Devletler arasındaki operayonel işbirliği ve yardım 2007/2004 sayılı Tüzük ile kurulan Avrupa dış sınırlarda operasyonel işbirliği yönetimi ajansı (FRONTEX) tarafından yönetilip koordine edilecektir.

3. Ajansın yetkileri saklı kalmak koşuluyla üye devletler diğer üye devletler ve/veya üçüncü ülkelerle irtibat görevlisi mübadelesi gibi ajansın eylemlerini tamamlayan işbirlikleri de dahil olmak üzere dış sınırlarda operayonel işbirliklerine devam edebilirler.

Üye devletler Ajansın işlerliğine veya hedeflerine erişimine zarar verecek eylemlerden kaçınmalıdır.

Üye devletler ilk maddede bahis konusu olan operasyonel işbirliği hakkında Ajansa rapor vermelidirler.

4. Üye devletler sınır yönetiminin kuralları ve temel haklar üzerine eğitim sağlamalıdırlar. Bu bakımdan Ajans tarafından saptanmış ve geliştirilmiş müşterek eğitim standartları dikkate alınmalıdır.

Madde 17
Müşterek kontrol

1. Müşterek sınırlarına 20. maddeyi uygulamayan üye devletler, ilgili maddeyi uygulayacakları tarihe kadar bu ortak sınırları müşterek olarak kontrol edebilirler. Bu durumda kişiler giriş ve çıkış kontrolleri için sadece bir kez durdurulurlar, üye devletlerin 6. maddeden 12. maddeye kadar olan bölümden kaynaklanan bireysel sorumluluğu saklı kalmak koşuluya.

Üye Devletler bu amaçla aralarında iki taraflı anlaşmalar düzenleyebilirler.

2. Üye Devletler yukarıdaki 1. madde uyarınca yapılan herhangi bir düzenleme hakkında Komisyonu bilgilendirmelidirler.

BÖLÜM IV
Sınır kontrolünün özel kuralları
Madde 18
Muhtelif hudutlara yönelik özel kurallar ve dış sınırları geçmek üzere kullanılan muhtelif taşıtlar

Ek VI da ortaya konan bu özel kurallar Muhtelif hudutlarda icra edilen kontrollere ve sınır geçiş noktalarını geçmek üzere kullanılan muhtelif taşıtlara uygulanabilir.

Bu özel hükümler 5. maddeden ve 7. maddeden 13. maddeye kadar olan bölümlerden istisnalar ihtiva edebilirler.

Madde 19
Belli kategorilerdeki şahıslara uygulanan kontrollerin özel kuralları

1. Ek VII de belirtilen özel kurallar aşağıda belirtilen kategorilere uygulanan kontrollere uyarlanmalıdır:

(a) Devlet Başkanları ve beraberindeki delegasyon üyeleri;

(b) Pilot ve diğer mürettebat;

(c) Denizciler;

(d) Diplomatik, resmi ya da hizmet pasaportu sahipleri ve uluslararası kuruluş mensupları;

(e) Sınır aşan işçiler;

(f) Reşit olmayanlar.

Bu özel hükümler 5. maddeden ve 7. maddeden 13. maddeye kadar olan bölümlerden istisnalar ihtiva edebilirler.

2. Üye devletler Komisyonu, Dışişleri Bakanlıkları tarafından; diplomatik misyonların akredite mensupları, konsolosluk temsilcilerine ve aile fertlerine 34. madde uyarınca verilen numune kimlik belgeleri hakkında bilgilendirmelidir.

İÇ SINIRLAR
BÖLÜM I
İç sınırlarda sınır yönetiminin yürürlükten kaldırılması
Madde 20
İç sınırlardan geçiş

İç sınırlar herhangi bir noktadan kişinin uyruğu ne olursa olsun kişi sınır kontrolüne tabi olmadan geçilebilir.

Madde 21
Ülke içinde sınır kontrolü

İç sınırlarda sınır yönetiminin kaldırılması aşağıdaki konuları etkilememelidir:

(a) üye devletlerin yetkili mercilerinin ulusal mevzuatları uyarınca polis yetkilerini kullanmaları elden geldiğince sınır kontrollerine muadil bir etkileri bulunmamalıdır. İlk cümlenin çerçevesi içinde, polis yetkilerinin kullanılması özellikle aşağıda belirtilen polis tedbirleri mevzubahis ise sınır kontrollerine muadil sayılmamalıdır:

(i) sınır kontrollerinin amaç olarak güdülmemesi,

(ii) genel polis bilgisine ve kamu güvenliğine olası tehditlere ilişkin tecrübelere dayalı ve özellikle sınır aşan suçlarla mücadele amacına dayanır,

(iii) dış sınırlarda kişilere yönelik sistematik kontrollerden açıkça farklı bir şekilde planlanıp icra edilmektedir,

(iv) habersiz, sondajlama yöntemle yürütülen kontroller temelinde icra edilmektedir;

(b) limanlarda ve hava limanlarında her bir üye devletin ulusal mevzuatı uyarınca, liman veya hava limanı görevlileri veya taşıyıcılar gibi, yetkili merciler tarafından icra edilen kişilere yönelik güvenlik kontrolleri, ancak ilgili kontrollerin üye devlet içinde seyahat eden kişilere yönelik de icra edilmesi şartıyla gerçekleştirilir;

(c) Üye devletlerin, mevzuatla, öngörülen belge ve dokümanlara sahip olması ve taşıması yükümlülüğü belirlemesi imkanları;

(d) üçüncü ülke vatandaşlarının Schengen Uygulama Anlaşmasının 22. maddesi uyarınca herhangi bir üye devletin topraklarında mevcudiyetini bildirme sorumluluğu.

Madde 22
İç sınırlardaki kara sınır geçiş noktalarında ki trafiğin akışına engellerin ortadan kaldırılması

Üye devletler iç sınırlarda kara sınır geçiş noktalarında trafiğin akışına yönelik tüm engelleri ortadan kaldırmalıdır özellikle yol güvenliğine yönelik olmayan her bir hız sınırlandırmasını.

Aynı zamanda, üye devletler iç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması durumunda kontroller için tesis sağlanmasına hazırlıklı olmalıdır.

BÖLÜM II
İç sınırlarda sınır yönetiminin geçici olarak yeniden uygulanması
Madde 23
İç sınırlarda sınır yönetiminin geçici olarak yeniden uygulanması

1. Kamu düzenine ve kamu güvenliğine ciddi bir tehdit olan durumlarda Üye devlet istisnai olarak 30 günü aşmayacak sınırlı bir dönem veya tehdit 30 günlük süreyi aşıyorsa tehdidin öngörüldüğü süre boyunca 24. maddede belirtilen usullere göre, acil durumlarda ise 25. maddede belirtilen usullere göre iç sınırlarda sınır yönetimini geçici olarak yeniden uygulamaya koyabilir. Sınır yönetiminin geçici olarak yeniden uygulanmasının kapsam ve süresi ciddi tehdide mukabele etmek için gereken süreyi aşmamalıdır.

2. Kamu düzeni ve kamu güvenliğine yönelik ciddi tehdit 1. fıkrada belirtilen dönemin ötesinde devam ediyorsa üye devlet 1. fıkrada belirtilen gerekçeler zemininde ve yeni unsurları göz önünde bulundurarak sınır kontrollerini 26. maddede belirtilen usullere uygun olarak 30 günlük dönemler halinde uzatabilir.

Madde 24
Öngörülebilir olaylar için usuller

1. Üye Devlet 23. maddenin 1. fıkrası uyarınca iç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanmasını planlarken, mümkün olan en kısa zaman içerisinde diğer Üye Devletleri ve Komisyonu bilgilendirmeli ve mümkün olan en kısa zaman içerisinde aşağıda belirtilen bilgileri sağlamalıdır:

(a) sınır yönetiminin yeniden uygulanması teklifinin nedenleri, kamu düzeni veya kamu güvenliğine yönelik tehdit oluşturan olayların detaylandırılması;

(b) sınır yönetiminin yeniden uygulanması teklifinin kapsamı, sınır yönetiminin nerede yeniden uygulandığının belirtilmesi;

(c) yetkili sınır geçiş noktalarının isimleri;

(d) teklif edilen sınır yönetiminin yeniden uygulanmasının tarihi ve süresi;

(e) uygun olan hallerde, diğer üye devletler tarafından alınması gereken tedbirler.

2. İlgili üye devletin bildirimine müteakip ve 3. maddede belirtilen müzakere amacıyla Komisyon, Antlaşmanın 64(1) maddesine halel getirmeksizin bir görüş vermelidir.

3. 1. maddede belirtilen bilgiler yanında 2. madde uyarınca Komisyonun vereceği görüş, sınır yönetiminin yeniden uygulanmasını planlayan üye devlet ile diğer üye devletler ve Komisyon arasında ki müzakerelerin konusu olmalıdır. Uygun olan hallerde üye devletler arasında karşılıklı işbirliği, sınırların yeniden uygulanması kararına sebebiyet veren olayların alınan tedbirler ile orantılılığının incelenmesi ve kamu düzeni veya kamu güvenliğine yönelik tehditler yine müzakerelerin konusu olmalıdırlar.

4. 3. maddede ifade edilen müzakereler sınır yönetiminin yeniden uygulanmasının planlandığı tarihten en az 15 gün önce olmalıdır.

Madde 25
Acil eylem gerektiren vak’alarda başvurulacak usuller

1. Kamu düzeni veya kamu güvenliği konularında bir üye devlette acil eyleme geçilmesi gereklilik arz ediyorsa ilgili üye devlet istisnai olarak acilen iç sınırlarda sınır yönetiminin uygulanması imkanına sahiptir.

2. İç sınırlarda sınır kontrolleri uygulayan üye devlet diğer Üye devletleri ve Komisyonu gecikmeksizin bilgilendirmeli ve 24. maddenin 1. fıkrasında belirtilen bilgileri ve bu usule başvurmasının gerekçelerini sunmalıdır.

Madde 26
İç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanmasının uzatılmasına ilişkin usuller

1. Üye devletler iç sınırlardaki sınır yönetimini sadece 23. maddenin 2. fıkrasındaki hükümler uyarınca diğer Üye devletler ve Komisyonu bilgilendirdikten sonra uzatabilir.

2. İç sınırlarda sınır kontrollerini uzatmayı planlayan Üye devlet diğer Üye devletlere ve Komisyona uzatmanın sebeplerini içeren tüm ilgili bilgileri sunmalıdır. 24. maddenin 2. fıkrasındaki hükümler uygulanır.

Madde 27
Avrupa Parlamentosunun bilgilendirilmesi

İlgili üye devlet veya uygun olduğu hallerde Konsey mümkün olan en kısa zaman içerisinde 24, 25 ve 26. madde uyarınca alınan tedbirler hakkında Avrupa Parlamentosunu bilgilendirmelidir.

İlgili üye devlet 26. madde uyarınca birbirini izleye üçüncü uzatması hususunda talep edilirse Avrupa Parlamentosuna iç sınırlarda sınır yönetiminin zaruretini rapor etmelidir.

Madde 28
Sınır yönetiminin yeniden uygulandığı iç sınırlarda uygulanacak hükümler

İç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması durumunda II. Başlığın ilgili hükümleri üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra uygulanacaktır.

Madde 29
İç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması ile ilgili rapor

23. madde uyarınca iç sınırlarda sınır yönetimini yeniden uygulayan Üye devlet bu kontrollerin kaldırıldığı tarihi teyit etmeli ve aynı zamanda veya aka bininde Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyona iç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması hakkında özellikle sınır kontrollerin icrası ve sınır yönetiminin yeniden uygulanmasının etkinliği üzerine bir rapor sunmalıdır.

Madde 30
Kamuoyunun bilgilendirilmesi

İç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanması kararı şeffaf bir şekilde alınmalı ve kamuoyu önceliği olan bir güvenlik gerekçesi bulunmadıkça tam olarak aydınlatılmalıdır.

Madde 31
Gizlilik

Üye Devletin talebi ile diğer Üye Devletler, Komisyon ve Avrupa Parlamentosu sınır yönetiminin yeniden uygulanması ve uzatılması ile ilgili sunulan bilgilerin ve 29. madde uyarınca hazırlanan raporun gizliliğine saygı göstermelidir.

SON HÜKÜMLER
Madde 32
Eklere ilişkin tadiller

EK III, IV ve VIII 33. maddenin 2. fıkrasında belirtilen usuller uyarınca tadil edilmelidir.

Madde 33
Komite

1. Komisyon bir Komite “bundan sonra Komite olarak ifade edilecektir” tarafından desteklenmelidir.

2. Bu paragrafa atıfta bulunulduğunda 1999/468/EC sayılı Kararın 5. ve 7. maddeleri 8. madde göz önünde tutularak ve işbu usuller ile sağlanan ve uygulanan tedbirler işbu Tüzüğün temel hükümlerine değişiklik yapmadan uygulanmalıdır.

1999/468/EC Sayılı Konsey Kararının 5(6) maddesinde ortaya konan süre 3 ay olarak düzenlenmelidir.

3. Komite usul kurallarını kabul etmelidir.

4. Mevcut kabul edilen uygulamaya dönük tedbirler saklı kalmak koşuluyla, işbu tüzüğün 2. paragrafında belirtilen usuller uyarınca teknik kurallar ve kararların kabulüne ilişkin hususlar işbu tüzüğün yürürlüğe girmesinden itibaren dört yıl ertelenmelidir. Komisyonun teklifi üzerine, Avrupa Parlamentosu ve Konsey Antlaşmanın 251. maddesinde belirtilen usuller uyarınca ilgili hükümleri yenileyebilir ve bu amaçla dört yıllık süre bitmeden bunları yenilemelidir.

Madde 34
Tebligatlar

1. Üye Devletler Komisyonu aşağıda belirtilen konularda bilgilendirmelidir:

(a) ikamet çeşitleri;

(b) sınır geçiş noktaları;

(c) yılda bir ulusal merciler tarafından tespit edilen dış sınırlarından geçiş yapmak için talep edilen emsal meblağlar;

(d) sınır yönetiminden sorumlu kurum ve kuruluşların listeleri;

(e) Dışişleri Bakanlıkları tarafından verilen numune kimlik belgeleri.

2. Komisyon, bilgilerin; 1. madde uyarınca Avrupa Birliğinin C serisi Resmi Gazetesi yayınlanması ve diğer uygun yöntemler vasıtasıyla üye devletlere ve kamuoyuna duyurulmasını sağlamalıdır.

Madde 35
Yerel Sınır Trafiği

Bu tüzük topluluğun yerel sınır trafiği hakkındaki kurallara ve yerel sınır trafiği hakkındaki mevcut iki taraflı anlaşmalara halel getirmemelidir.

Madde 36
Ceuta ve Melilla

İşbu tüzüğün hükümleri İspanyanın 14 Haziran 1985 tarihli Schengen Uygulama Anlaşmasına katılım Anlaşmasında belirtildiği üzere [20] Ceuta ve Melilla da ki özel düzenlemeleri etkilemez.

Madde 37
Üye devletler tarafından bilgilerin tebliğ edilmesi

26 Ekim 2006 itibaren Üye devletler, 21(c) ve (d) maddeleri ile bağlantılı ulusal hükümleri, 4(3) maddesinde belirtilen cezalar ve 17(1) maddesi uyarınca akdedilmiş iki taraflı düzenlemeler hususunda Komisyonu bilgilendirmelidir. İlgili hükümlere yönelik müteakip değişiklikler beş iş günü içerinde bildirilmelidir.

Üye devletler tarafından yapılan bilgilendirmenin içeriği Avrupa Birliğinin C serisi Resmi Gazetesinde yayınlanmalıdır.

Madde 38
Başlık III’ ün uygulanmasına yönelik rapor

Komisyon Avrupa Parlamentosuna ve Konseye 13 Ekim 2009 tarihinde III. Başlığın uygulanmasına yönelik bir rapor sunmalıdır.

Komisyon iç sınırlarda sınır yönetiminin yeniden uygulanmasından doğan zorluklarla özellikle ilgilenmelidir. Uygun olan hallerde, bu zorlukların aşılmasına yönelik teklifler sunmalıdır.

Madde 39
Fesih

1. 14 Haziran 1985 tarihli Schengen Uygulama Anlaşmasının 2. maddeden 8. maddeye kadar olan bölümü 13 Ekim 2006 tarihi itibaren fesih edilecektir.

2. Aşağıdakiler 1. fıkrada belirtilen yürürlüğe girme tarihi itibaren fesih olacaktır:

(a) müşterek el kitabı, ekleri dahil;

(b) Schengen İcra Komitesinin 26 Nisan 1994 tarihli (SCH/Com-ex (94) 1, rev 2), 22 Aralık 1994 (SCH/Com-ex (94)17, rev. 4) ve 20 Aralık 1995 (SCH/Com-ex (95) 20, rev. 2) kararları;

(c) Ek 7;

(d) 24 Nisan 2001 tarihli 790/2001(EC) sayılı Konsey Tüzüğü sınır kontrolleri ve sınırın gözetiminin icra edilmesi hakkında kati, ayrıntılı hükümler ve uygulamaya dönük usuller hususunda Konseye icra gücü ayırmaktadır [21];

(e) 29 Nisan 2004 tarihli 2004/581/EC sayılı dış sınır geçiş noktalarında ki tabelalarda kullanılacak asgari işaretlerin tespit edilmesine yönelik Konsey Kararı [22];

(f) 29 Nisan 2004 tarihli 2004/574/EC sayılı Ortak El Kitabını tadil eden Konsey Kararı [23];

(g) 13 Aralık 2004 tarihli 2133/2004 (EC) sayılı; Üye devletlerin yetkili mercilerinin dış sınırlardan geçen üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evraklarına sistematik bir şekilde damga basması ve bu amaçla Schengen Uygulama Anlaşmasının ve Ortak El Kitabının hükümlerinin tadil edilmesine yönelik Konsey Tüzüğü [24].

3. Çıkarılan maddeler ve fesih edilen araçlara yapılan atıflar işbu tüzük referans alınarak yorumlanmalıdır.

Madde 40
Yürürlüğe grime

İşbu tüzük 13 Ekim 2006 tarihinde yürürlüğe girecektir. Ancak 34. madde Avrupa Birliğinin resmi gazetesinde yayınlandıktan bir gün sonra yürürlüğe girecektir.

İşbu tüzük Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşma uyarınca Üye Devletlerde tamamıyla bağlayıcı olup doğrudan uygulanır.

Strasburg, 15 Mart 2006.

Avrupa Parlamentosu adına,

Başkan

J. Borrell Fontelles

Konsey adına,

Başkan

H. Winkler

[1] 23 Haziran 2005 tarihli Avrupa Parlamentosu kararı ve 21 Şubat 2006 tarihli Konsey Kararı.

[2] OJ L 239, 22.9.2000, s. 19. 1160/2005 sayılı Tüzük ile Avrupa Parlamentosu ve Konseyin son olarak tadil ettiği Konvansiyon (OJ L 191, 22.7.2005, s. 18).

[3] OJ C 313, 16.12.2002, p. 97. (EC) No 2133/2004 sayılı Konsey Tüzüğü ile son olarak tadil edilen Ortak El Kitabı (OJ L 369, 16.12.2004, s. 5).

[4] 26 Ekim 2004 tarihli 2007/2004(EC) Sayılı Konsey Kararı ile Avrupa Birliğinin Üye Devletleri arasındaki dış sınırlarda ki operasyonel işbirliğinin yönetimini sağlaması adına bir AB ajansının kurulması (FRONTEX) (OJ L 349, 25.11.2004, s. 1).

[5] OJ L 374, 31.12.1991, s. 4. 1882/2003 (EC) sayılı Tüzük ile Avrupa Parlamentosu ve Konseyin tadil ettiği Tüzük (OJ L 284, 31.10.2003, s. 1).

[6] OJ L 184, 17.7.1999, s. 23.

[7] OJ L 239, 22.9.2000, s. 69.

[8] OJ L 176, 10.7.1999, s. 36.

[9] OJ L 176, 10.7.1999, s. 31.

[10] OJ L 176, 10.7.1999, s. 53.

[11] 25 Ekim 2004 tarihli 2004/849/EC sayılı Avrupa Birliği, Avrupa Topluluğu ve İsviçre Konfederasyonu arasında imzalanan, İsviçre’nin Schengen müktesebatının yürürlüğe konması, uygulaması ve gelişimi ile ilişkilendirilmesi hakkında olan Antlaşmanın belli hükümlerinin geçici uygulamasının Avrupa Birliği adına imzalanması hakkındaki Konsey Kararı (OJ L 368, 15.12.2004, s. 26).

[12] 25 Ekim 2004 tarihli 2004/860/EC sayılı Avrupa Birliği, Avrupa Topluluğu ve İsviçre Konfederasyonu arasında imzalanan, İsviçre’nin Schengen müktesebatının yürürlüğe konması, uygulaması ve gelişimi ile ilişkilendirilmesi hakkında olan Antlaşmanın belli hükümlerinin geçici uygulamasının Avrupa Birliği adına imzalanması hakkındaki Konsey Kararı (OJ L 370, 17.12.2004, s. 78).

[13] OJ L 131, 1.6.2000, s. 43.

[14] OJ L 64, 7.3.2002, s. 20.

[15] OJ L 158, 30.4.2004, s. 77.

[16] OJ L 157, 15.6.2002, s. 1.

[17] OJ L 81, 21.3.2001, s. 1. 851/2005 (EC) sayılı Tüzük ile tadil edilmiş Tüzük (OJ L 141, 4.6.2005, s. 3).

[18] OJ L 64, 7.3.2003, s. 1.

[19] OJ L 53, 23.2.2002, s. 4.

[20] OJ L 239, 22.9.2000, s. 73.

[21] OJ L 116, 26.4.2001, s. 5. 2004/927/EC sayılı Karar ile tadil edilmiş Tüzük (OJ L 396, 31.12.2004, s. 45).

[22] OJ L 261, 6.8.2004, s. 119.

[23] OJ L 261, 6.8.2004, s. 36.

[24] OJ L 369, 16.12.2004, s. 5.

Ek I
Giriş koşullarının sağlandığı tetkik edilirken başvurulan destekleyici belgeler

5. maddenin 2. fıkrasında atıfta bulunulan belgeli deliller aşağıdakileri içermelidir:

(a) iş seyahatleri için:

(i) bir şirket veya merci tarafından ticaret, endüstri veya iş ile bağlantılı toplantılara, konferanslara veya etkinliklere katılım için sağlanan davetiye;

(ii) ticaret bağlantılarının varlığını veya iş amaçlı ilişkileri belirten diğer dokümanlar;

(iii) eğer katılım sağlanacaksa fuar ve kongrelerin giriş biletleri;

(b) eğitim ve öğretim amaçlı seyahatler:

(i) bir eğitim kurumunca temel ve ileri derecede eğitim çerçevesinde mesleki veya teorik kurslara katılım amacıyla verilen bir öğrenci belgesi;

(ii) iştirak edilen seminerlerin öğrenci kimlik kartları veya sertifikaları;

(c) turizm veya özel nedenler amacıyla girişilen seyahatler için:

(i) kalınacak yer hakkında destekleyici belgeler:

– davet mektubu,

– kalınacak yeri sağlayan işletme tarafından sağlanan destekleyici bir belge veya öngörülen konaklamayı belirten diğer tüm uygun belgeler;

(ii) yolculukta takip edilecek güzergah hakkında destekleyici dokümanlar:

Organize edilmiş bir gezinin rezervasyon onayı veya öngörülen seyahat planlarını belirten diğer uygun dokümanlar;

(iii) Dönüş hakkında destekleyici dokümanlar:

Dönüş veya gidiş dönüş bileti.

(d) siyasi, bilimsel, kültürel, spor veya dini etkinlik veya diğer sebepler için girişilen ziyaretler için:

Davet mektubu, giriş bileti, imkan dahilinde ise ev sahibi organizasyonun adını belirten kayıt veya programlar ve kalışın süresi ve ziyaretin amacını belirten diğer tüm belgeler.

Ek II
Kayıt bilgisi

Tüm sınır geçiş noktalarında, tüm hizmet bilgileri ve özellikle önem arz eden diğer tüm bilgiler manuel olarak veya elektronik ortamda kayıt altına alınmalıdır. Kayıt altına alınacak bilgiler özellikle aşağıda belirtilenleri içermelidir:

(a) yerel olarak sınır kontrollerine yetkili sınır muhafızlarının ve her bir ekipteki memurların isimleri;

(b) 8. madde uyarınca kişilere yönelik sınır kontrollerinin hafifletilmesi;

(c) pasaport ve vize yerine geçen belgelerin sınırda verilmesi;

(d) tutuklanan kişiler ve şikayetler (suç ve kabahatler);

(e) 13. madde uyarınca girişleri refüze edilen kişiler (refüze edilme sebepleri ve uyrukları);

(f) giriş ve çıkış damgalarının güvenlik şifreleri, herhangi bir zamanda veya vardiyada kendilerine damga verilen sınır muhafızlarının kimlik bilgileri ve kayıp veya çalıntı damgalar hakkındaki bilgiler;

(g) kontrole tabi kişilerin şikayetleri;

(h) özellikle önem arz eden diğer polis ve adli tedbirler;

(i) özel vakalar.

Ek III
Sınır geçiş noktalarında şeritleri belirten örnek işaretler

BÖLÜM A

EU(*AB) EEA(** AEA) ***CH(İsviçre) VATANDAŞLARI

[1] Norveç ve İzlanda için Logo talep edilmemektedir.

BÖLÜM B

TÜM PASAPOTLAR

BÖLÜM C

EU(*AB) EEA(** AEA) ***CH(İsviçre) ARAÇLARI

[2] Norveç ve İzlanda için Logo talep edilmemektedir.

EU(*AB) EEA(** AEA) ***CH(İsviçre) AĞIR VASITALARI

[3] Norveç ve İzlanda için Logo talep edilmemektedir.

EU(*AB) EEA(** AEA) ***CH(İsviçre) OTOBÜSLERİ

[4] Norveç ve İzlanda için Logo talep edilmemektedir.

TÜM PASAPORTLAR ARAÇ

TÜM PASAPORTLAR OTOBÜS

TÜM PASAPORTLAR AĞIR VASITA

EK IV
Damga vurulması

1. Üçüncü ülke vatandaşlarının seyahat evrakları 10. madde uyarınca sistematik olarak giriş ve çıkışta damgalanmalıdır. Damgaların ayrıntılı özellikleri, Schengen İcra Kurulunun SCH/COM-EX (94) 16 rev ve SCH/Gem-Handb (93) 15 (GİZLİ) kararında belirtilmiştir.

2. Damgaların güvenlik şifreleri bir ayı geçmemek koşuluyla düzenli aralıklarla değiştirilmelidir.

3. Vize yükümlülüğü bulunan üçüncü ülke vatandaşlarının giriş ve çıkış işlemlerinde; damga, imkan dahilinde ise vizenin köşesini kapsayacak şekilde vizenin okunabilirliğini ve güvenlik özelliklerini etkilemeyecek bir şekilde basılır. Eğer birden fazla vize vurulması gerekiyorsa örneğin çok girişli bir vizede damga vizenin olduğu sayfayı gören karşı sayfaya basılır.

Bu sayfanın kullanılamaması durumunda damga bir sonraki sayfaya basılmalıdır. Makine tarafından okunabilir kısım damgalanmamalıdır.

4. Üye devletler sınır geçiş noktalarında kullanılan giriş ve çıkış damgalarının güvenlik kodları ile ilgili bilgilerin karşılıklı değişiminden sorumlu ulusal irtibat noktaları tespit etmeli ve diğer üye devletleri, Konseyin Genel Sekreterliğini ve Komisyonu bu konuda bilgilendirmelidirler. Bu irtibat noktalarının ilgili üye devletin dış sınırlarında giriş ve çıkışlarda kullandığı ortak damgalar konusunda ki bilgilere ivedi bir şekilde erişimi olmalıdır. Özellikle aşağıda belirtilen konulara erişim sağlanmalıdır:

(a) damganın verildiği sınır geçiş noktası;

(b) herhangi bir zamanda kendisine damga verilen sınır muhafızının kimliği;

(c) herhangi bir zamanda verilen damganın güvenlik kodu.

Müşterek giriş ve çıkış damgalarına binaen yapılacak her bir soruşturma yukarıda belirtilen ulusal irtibat noktaları vasıtasıyla yapılmalıdır.

Ulusal irtibat noktaları ayrıca, diğer irtibat noktalarına, Konseyin Genel Sekreterliğine ve Komisyona irtibat noktaları ile ilgili değişikliklerin yanında kayıp ve çalıntı damgalar hakkında bilgileri ivedi bir şekilde iletmelidir.

EK V

BÖLÜM A

Sınırda girişin refüze edilmesi usulleri

1. Girişin refüze edilmesi sırasında yetkili sınır muhafızı:

(a) Bölüm B de ifade edildiği üzere girişin refüze edilmesi yeknesak formunu doldurmalıdır. İlgili üçüncü ülke vatandaşı formu imzalamalı ve kendisine imzalı formun bir nüshası verilmelidir. Üçüncü ülke vatandaşının formu imzalamayı kabul etmediği durumlarda sınır muhafızı formun yorumlar bölümüne kişinin formu imzalamayı kabul etmediğini belirtmesi gerekir;

(b) pasaporta siyah silinemez mürekkepli çapraz işareti ile iptal edilmiş bir giriş damgası basılmalı ve sayfanın karşı tarafının sağ bölümüne yine silinemez mürekkeple yukarıda ifade edilen girişin refüze edilmesi yeknesak formunda belirtilen sebeplere tekabül eden harfler ile işaretlenmelidir;

(c) 2. fıkrada belirtilen durumlarda vizeyi “İPTAL” ibareli bir damga kullanarak iptal edilmelidir. Bu gibi durumlarda vize pulunun optik değişken özellikli bölümü, güvenlik özelliklerinin bulunduğu kısım ve Vize ibaresi tahrip edilmelidir. Sınır muhafızı bu kararı ile ilgili merkezi otoriteleri derhal bilgilendirmelidir;

(d) tüm refüze işlemlerinde; ilgili üçüncü ülke vatandaşının kimlik bilgileri, uyruğu, üçüncü ülke vatandaşına sınırı geçme yetkisi veren belgenin cinsi ve refüze işleminin tarihini içeren bilgileri bir liste halinde kayıt altına almalıdır;

2. Vize aşağıda belirtilen durumlarda iptal edilmelidir:

(a) eğer vize sahibine yönelik Schengen bilgi sisteminde refüze edilmesine yönelik bir uyarı bulunuyorsa, kişi üye devletlerden biri tarafından verilen bir vize veya tekrar girişli vizeye sahipse ve belgenin verildiği ülkeye transit geçişi amacıyla ülkeye giriş yapmak istemedikçe;

(b)vizenin hileli bir yolla alındığına dair ciddi bir dayanak bulunuyorsa.

Ancak, üçüncü ülke vatandaşının sınırda bir veya birden fazla 5. maddenin 2. fıkrasında belirtilen destekleyici belge sunamaması otomatik olarak vizenin iptaline sebebiyet vermemelidir.

3. Eğer girişi refüze edilen üçüncü ülke vatandaşı sınıra bir taşıyıcı vasıtasıyla geldiyse yetkili yerel merci:

(a) taşıyıcıya, üçüncü ülke vatandaşını ivedi bir şekilde; geldiği ülkeye, sınırı geçmesine imkan sağlayan seyahat evrakını kendisine veren üçüncü ülkeye veya kendisini kesin olarak kabul edecek üçüncü bir ülkeye veya Schengen Uygulama Anlaşmasının 26. maddesi uyarınca ve 28 Haziran 2001 tarihli 2001/51/EC sayılı 14 Haziran 1985 tarihli Schengen Uygulama Anlaşmasının [1] hükümlerini tamamlayan Konsey Direktifi uyarınca sonraki ulaşım bulmak için talimat vermelidir.

(b) sonraki ulaşım beklenirken ulusal mevzuat uyarınca ve yerel şartları göz önünde bulundurarak girişleri refüze edilen üçüncü ülke vatandaşlarının yasa dışı girişlerini engellemek adına gerekli tedbirleri almalıdır.

4. Eğer üçüncü ülke vatandaşının girişinin refüze edilmesi ve tutuklanmasına yönelik bir dayanak bulunuyorsa sınır muhafızı ulusal mevzuat doğrultusunda uygulanması gereken işleme karar vermek için ilgili yetkili birimle irtibata geçmelidir.

BÖLÜM B

Sınırda girişin refüze edilmesi Standard formu

[1] OJ L 187, 10.7.2001, s. 45.

EK VI

Muhtelif hudutlara yönelik özel kurallar ve Üye Devletlerin dış sınırlarından geçmek için kullanılan muhtelif vasıtalar

1. Kara Sınırları

1.1. kara yollarında icra edilen kontroller

1.1.1. Kişilerin sınır kontrolünün etkinliğinin temin edilmesi adına, trafiğin güvenli ve düzgün akışı sağlanırken sınır geçiş noktalarındaki eylemlerde buna uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Gerekli durumlarda üye devletler trafiği kanalize etmek veya tıkamak adına iki taraflı anlaşmalara hükmedebilir.

1.1.2. Üye devletler kara sınırlarında 9. madde uyarınca şartların imkan verdiği ve uygun addedilen belli sınır geçiş noktalarında ayrı şeritlere izin verip, kurup işletebilirler.

Üye devletlerin yetkili mercileri istisnai durumlarda ve trafik ve altyapı şartları gerekli kıldığı zaman ayrı şeritlerden vazgeçebilirler.

Üye devletler komşu devletler ile dış sınır geçiş noktalarında ayrı şeritlerin kurulması maksadıyla işbirliği yapabilirler.

1.1.3. Genel kural olarak araçla seyahat eden yolcular kontroller sırasında vasıtalarının içerisinde kalırlar. Ancak şartlar gerektirirse kişilerin vasıtalarından inmesi talep edilebilir. Kapsamlı kontroller yerel şartlar imkan verirse bu kontroller için belirlenmiş özel bir mahalde icra edilir. Personelin güvenliği açısından sınır kontrolü imkan dahilinde ise iki sınır muhafızınca icra edilir.

1.2. Demiryollarında icra edilen kontroller

1.2.1. Dış sınırları geçen trenlerde kontroller yük trenleri ve boş trenler dahil olmak üzere hem tren yolcularına hem de trenin personeline tatbik edilmelidir. Bu kontroller:

– Bir Schengen Devleti topraklarındaki ilk varış istasyonu ya da hareketten önceki son istasyon platformunda,

yada

– Transit geçiş sırasında trende icra edilebilir

Üye devletler bu kontrollerin nasıl icra edileceği yönünde iki taraflı anlaşmalara hükmedebilirler. 37. madde uyarınca Komisyonu bilgilendirmelidirler.

1.2.2. 1.2.1 istisna olarak ve hızlı trenlerin trafik akışını kolaylaştırmak adına üye devletler bu trenlerin üçüncü ülkelere olan güzergahlarında ilgili üçüncü ülkelerle müşterek anlaşmalar ile trendeki kişilerin giriş kontrollerinin aşağıda belirtilen yöntemlerden biri ile icra edilmesine karar verebilirler:

– üçüncü bir ülkede yolcuların trene bindiği istasyonlarda,

– kişilerin Schengen toprakları üzerinde trenden indiği istasyonlarda,

– trendeki kişilerin daha önceki istasyonlarda trende kalmaları halinde Schengen topraklarında istasyonlar arası transit yolculuk halindeyken trenin içinde.

1.2.3. Üye Devletlerin topraklarında birçok kez duran üçüncü ülkelerden gelen yüksek hızlı trenler söz konusu olduğunda, eğer tren Schengen Devletleri topraklarında seyahatin geri kalan kısmında özel olarak yolcu alacak durumdaysa, bu yolcular ya trende ya da kişilerin trene bindiği istasyonda yapılan kontrollerin gerçekleştiği yer hariç varılacak yerin istasyonunda 1.2.1 veya 1.2.2 uyarınca giriş kontrolleri yapılmalıdır.

Böylesi bir durumda, Schengen Devletleri toprakları içinde seyahatin kalan kısmında trene binmek isteyenler seyahat sırasında ya da varılacak olan yerin istasyonunda giriş kontrolleri yapılacağı konusunda açıkça bilgilendirilmelidirler.

1.2.4. Aksi yönde seyahat ederken, trende bulunan kişiler benzer ayarlamalar altında çıkış kontrollerine tabi tutulmalıdır.

1.2.5. Sınır muhafızı, sınır kontrolüne tabi tutulması gereken kişi ya da malların saklanmadığından emin olmak için gerekirse tren müfettişinden yardım alarak taşınan eşyaların içindeki boşlukları dikkatlice kontrol etmelidir.

1.2.6. Eğer rapor edilmiş kişiler veya suç işlediğinden şüphelenilen veya yasa dışı yollarla giriş yapma niyetinde olan üçüncü ülke vatandaşları trende gizleniyorsa, sınır muhafızı ulusal hükümlerine binaen işlem yapamıyorsa trenin geçtiği veya gittiği üye devletleri bilgilendirmelidir.

2. Hava Sınırları

2.1. Uluslararası havalimanlarında gerçekleştirilen sınır kontrollerinin usulleri

2.1.1. Üye devletlerin yetkili mercileri havalimanı işletmecilerinin iç hatların yolcu akışlarını diğer uçuşların yolcu akışlarından fiziksel olarak ayıran gerekli tedbirleri aldığını temin etmelidir. Bu amaca binaen tüm uluslararası havalimanlarında uygun altyapı tesis edilmelidir.

2.1.2. Sınır kontrollerinin icra edileceği mahal aşağıda belirtilen usullere uygun olarak saptanmalıdır:

(a) Üçüncü bir ülkeden ulaşan seferle gelen ve bir iç hat seferine binecek olan üçüncü ülke yolcuları giriş kontrolünden geçmelidirler. Bir iç hat uçuşundan bir üçüncü ülkeye uçacak olan (Aktarma yolcuları) yolcular en son uçuşun havalimanında çıkış kontrolünden geçmelidirler;

(b) Aktarma yolcusu olmayan ve üçüncü ülkelerden ya da üçüncü ülkelere gidecek olan ve uçak değişikliği yapmadan Schengen Devletinin havalimanında birden fazla iniş yapacak olan uçuşlar için:

(i) Schengen Devletinin toprakları üzerinde önceden ya da sonradan aktarma yapmadan üçüncü ülkelerden ya da üçüncü ülkelere yapılan uçuşlarda yolcular giriş yapılan havalimanında bir giriş kontrolünden ve çıkış yapacakları havalimanında da çıkış kontrolünden geçirilmelidir;

(ii) Üye Devletlerin topraklarında birden fazla kez duracak olan, uçak değişikliği yapılmayacak (transit yolcu) ve üçüncü ülkelerden ya da üçüncü ülkelere yapılan uçuşlardaki ve uçağın Schengen ülkelerinden birinin topraklarında bulunması hasebiyle uçağı boşaltamayacak olan yolcular vardıkları havalimanında giriş ve çıkış yapacakları havaalanında çıkış kontrolünden geçmelidirler;

(iii) Üçüncü ülkelerden yapılan ve Schengen alanında birden fazla iniş yapacak olan uçuşlar için, bir havayolu şirketinin kalan yolcularının bu topraklarda bulunması nedeniyle, yolculara yola çıktıkları havaalanından çıkış, vardıkları havalimanında da giriş kontrolü yaptırmalıdırlar.

Bu durmalar esnasında, halen uçağın içinde bulunan ve Schengen Devleti topraklarına inmemiş olan yolcular için, bu kontroller b(ii) maddesi uyarınca gerçekleştirilmelidir. Varış ülkesinin üçüncü bir ülke olduğu uçuş durumlarında aksi usul uygulanır.

2.1.3. Sınır kontrolleri normal şartlarda Kamu güvenliği ve yasa dışı göçle bağlantılı risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler dışında uçakta veya kapıda icra edilmemektedir. Bunun sağlanması adına sınır geçiş kapısı olarak düzenlenen hava limanlarında kişiler 6. maddeden 13. maddeye kadar olan bölümün hükümleri uyarınca kontrol edilmelidir. Üye devletler, havalimanı otoritelerinin yolcuların kontrol için ayrılmış bölgelere yönlendirilmesini sağlayacak gerekli önlemleri almasını temin etmelidirler.

Üye devletler, havalimanı işletmecilerinin, yetkisiz kişilerin ayrılmış alanlara (örneğin transit alan) giriş ve çıkışının engellenmesine yönelik gerekli tedbirleri almasını temin etmelidir. Kontroller normal şartlarda Kamu güvenliği ve yasa dışı göçle bağlantılı risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler dışında transit alanda icra edilmemektedir. Bu bölgede ancak havalimanı transit vizesi alma yükümlülüğü bulunan kişilerin bu yükümlülüğü yerine getirip getirmediği kontrol edilebilir.

2.1.4. Mücbir sebepler veya yakın tehlike veya yetkili mercilerin talimatı ile üçüncü bir ülkeden gelen bir uçak bir sınır geçiş noktası olmayan bir alana inmek zorunda kalırsa, ilgili uçak ancak sınır muhafızlarının ve gümrüğün onayını alarak uçuşuna devam edebilir. Aynı uygulama üçüncü ülkeden gelen bir uçağın izin almadan inmesi için de geçerlidir. Her bir olayda uçakta bulunan kişiler 6. maddeden 13. maddeye kadar olan bölümün hükümleri uyarınca kontrol edilmelidir.

2.2. Havalimanlarındaki kontrol usulleri

2.2.1. Ulusal mevzuatları uyarınca uluslararası havalimanı statüsü taşımayan fakat üçüncü ülkelerden ve üçüncü ülkelere olan uçuş rotası üzerinde bulunan havalimanlarında kişilerin 6. maddeden 13. maddeye kadar olan bölümün hükümleri uyarınca kontrol edilmeleri temin edilmelidir.

2.2.2. 2.1.1 istisna olarak, 16 Aralık 2002 tarihli 2320/2002 (EC) sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyin sivil havacılık güvenliği alanında oluşturulan ortak kurallar ile ilgili tüzük [1] saklı kalmak koşuluyla, havalimanlarında iç uçuşlardan ve diğer uçuşlardan gelen yolcuların fiziksel olarak ayrılmasına yönelik uygun tedbirlerin alınması gerekmemektedir. Ek olarak, trafiğin düşük olduğu zamanlarda sınır muhafızlarının, zamanı geldiğinde gerekli personelin konuşlanmasının sağlanması garanti olması şartıyla her zaman mevcut olmasına gerek yoktur.

2.2.3. Hava limanlarında sınır muhafızlarının mevcudiyeti her zaman temin edilmiyorsa hava limanı işletmecisi sınır muhafızlarını uçakların üçüncü ülkelerden veya üçüncü ülkelere geliş ve gidişleri hakkında yeterli bilgi sunmalıdır.

2.3. Özel uçuşlarda kişilerin kontrolü

2.3.1. Üçüncü ülkelerden veya üçüncü ülkelere yapılan özel uçuşlarda kaptan gidilecek üye devletin sınır muhafızlarına ve uygun durumlarda ilk giriş yapılacak üye devlete kalkıştan önce Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonunun 2. Ekine uygun olarak uçuş planını kapsayan genel bir deklarasyon ve yolcunun kimlik bilgilerini iletmelidir.

2.3.2. Bir üye devlete gitmek üzere üçüncü ülkelerden gelen özel uçuşlar bir diğer üye devlet topraklarında duruyorsa, üye devletin yetkili mercileri sınır kontrollerini icra etmeli ve 2.3.1 maddesinde belirtilen genel deklarasyona giriş damgası basmalıdırlar.

2.3.3. Uçuşun üye devletlerden veya yalnızca üye devletlere bir üçüncü ülkeye uğramadan yapılacağı ile ilgili bir belirsizlik bulunuyorsa, yetkili merciler hava limanlarında bulunan kişilere yönelik kontrolleri 2.1 ve 2.2 maddeleri uyarınca icra etmelidir.

2.3.4. Planörlerin, hafif uçakların, helikopterlerin, sadece kısa mesafeli uçuşlara müsait uçakların ve zeplinlerin giriş ve çıkışına yönelik düzenlemeler ulusal mevzuat ve uygulanabilir durumlarda iki taraflı anlaşmalar ile konulmalıdır.

3. Deniz Sınırları

3.1. Deniz trafiğinde genel kontrol usulleri

3.1.1. Gemiler üzerinde yapılan kontroller varış ya da hareket limanında, geminin içinde ya da bu amaç için ayrılmış, su kanalının yakın çevresinde bulunan bir alanda yapılmalıdır. Ancak, bu konuda üzerinde mutabakata varılan anlaşmalara göre, kontroller geçiş sırasında ya da geminin hareket ya da varışı üzerine üçüncü bir ülkenin topraklarında da yapılabilir.

Kontrollerin amacı hem mürettebat hem de yolcuların 5. madde de belirtilen şartları 19(1)(c) maddesi saklı kalmak koşuluyla yerine getirdiğinin temin edilmesidir.

3.1.2. Geminin kaptanı veya olmadığı durumlarda gemi acentesi geminin mürettebatı ve her bir yolcu hakkında iki nüshalı bir doküman hazırlamalıdır. En geç limana gelindiğinde liste sınır muhafızlarına iletilmelidir. Mücbir sebeple liste sınır muhafızlarına iletilemezse listenin bir nüshası gecikmeden ivedi bir şekilde sınır noktasına veya denizcilik işletmesine gecikmeden ivedi bir şekilde sınır muhafızlarına iletmek üzere göndermelidir.

3.1.3. Sınır muhafızı usulüne göre imzalanmış iki listenin bir nüshasını, talep üzerine limanda listeyi hazırlayacak olan geminin kaptanına iade etmelidir.

3.1.4. Geminin kaptanı veya olmadığı durumlarda gemi acentesi yetkili merciye ivedi bir şekilde mürettebatın mahiyetinde oluşan bir değişiklik veya yolcu sayısını tam olarak rapor etmelidir.

Ek olarak, kaptan yetkili mercileri eğer imkan dahilinde ise gemi limana yanaşmadan gemideki kaçak yolcular hakkında bilgilendirmelidir. Ancak kaçak yolcular kaptanın sorumluluğu altında kalacaktır.

3.1.5. Geminin kaptanı sınır muhafızlarını geminin limandan ayrılışı hakkında önceden ve ilgili limanın yürürlükte olan kuralları uyarınca bilgilendirmelidir. Eğer kendisi ilgili sınır muhafızlarını bilgilendirecek durumda değilse uygun denizcilik otoritesine haber vermelidir. Önceden tamamlanmış ve imzalanmış listenin ikinci nüshasını sınır muhafızlarına veya denizcilik işletmelerine iade etmelidir.

3.2. Belli Gemiler ve gemi taşımacılığı için özel kontrol usulleri

Yolcu Gemileri

3.2.1. Geminin kaptanı veya olmadığı durumlarda gemi acentesi seferin güzergahını ve programını limandan ayrılmadan ve üye devlet topraklarında yer alan her bir limana gelişinden en az 24 saat önce ilgili sınır muhafızına iletmelidir.

3.2.2. Yolcu gemisinin güzergahı yalnız üye devlet topraklarındaki limanları kapsıyorsa, 4. ve 7. madde istisna olarak, sınır kontrolleri icra edilmemelidir ve yolcu gemisi sınır geçiş noktası olmayan bir limana yanaşabilir.

Kamu güvenliği ve yasa dışı göçle bağlantılı risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip gemilerin mürettebatına ve yolcularına kontroller tatbik edilebilir.

3.2.3. Yolcu gemisinin güzergahı hem üye devlet topraklarında ki limanları hem de üçüncü ülke topraklarında bulunan limanları kapsıyorsa, 7. madde istisna olarak, sınır kontrolleri aşağıda belirtildiği üzere icra edilmelidir:

(a) Yolcu gemisinin bir üçüncü devlete ait bir limandan gelmesi ve ilk defa Schengen Devleti topraklarında bulunan bir limana uğrayacaksa, tayfa ve yolcular 3.2.4 maddesinde belirtildiği üzere isim listesi temelinde giriş kontrolünden geçmelidirler.

Kıyıya çıkacak yolcular, kamu güvenliği ve yasa dışı göçle bağlantılı risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip kontrollere ihtiyaç görülmemesi dışında 7. madde uyarınca giriş kontrollerine tabi tutulmalıdır;

(b) Yolcu gemisi üçüncü bir devletin limanından geliyor ve yine Schengen alanındaki bir limana uğrayacaksa, bir önceki Schengen alanındaki limana uğradığından dolayı tayfa ve yolcu listesinde değişiklik olması ihtimaline karşı 3.2.4 maddesinde belirtilen isim listesi temelinde tayfa ve yolcular giriş kontrollerine tabi tutulmalıdır

Kıyıya çıkacak yolcular, kamu güvenliği ve yasa dışı göçle bağlantılı risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip kontrollere ihtiyaç görülmemesi dışında 7. madde uyarınca giriş kontrollerine tabi tutulmalıdır;

(c) Yolcu gemisinin bir Schengen Devletindeki bir limandan gelip yine bir Schengen Devleti topraklarındaki bir limana uğraması durumunda, kamu güvenliği ve yasa dışı göç konusundaki risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip kontrolleri gerekli kılıyorsa kıyıya inecek olan yolcular 7. madde uyarınca giriş kontrollerinden geçmelidirler;

(d) Yolcu gemisinin bir Schengen Devletindeki bir limandan bir üçüncü ülkedeki bir limana doğru hareket etmesi durumunda, mürettebat ve yolcular isim listeleri temelinde çıkış kontrollerinden geçmelidirler.

Kamu güvenliği ve yasa dışı göç konusundaki risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip kontrolleri gerekli kılıyorsa yolcular 7. madde uyarınca çıkış kontrollerinden geçmelidirler;

(e) Bir yolcu gemisinin bir Schengen Devletindeki bir limandan bir diğer Schengen Devleti limanına varması durumunda, çıkış kontrolü yapılmaz.

Kamu güvenliği ve yasa dışı göç konusundaki risk analizi temelinde yapılan değerlendirmeler sonucunda bu tip kontrolleri gerekli kılıyorsa mürettebat ve yolcular 7. madde uyarınca ilgili kontrollerden geçmelidirler.

3.2.4. Mürettebat ve yolcuların isim listesi aşağıdakileri içermelidir:

(a) ad, soyad;

(b) doğum tarihi;

(c) uyruk;

(d) seyahat belgesinin numarası ve çeşidi, vize numarası.

Yolcu gemisinin kaptanı veya olmadığı takdirde gemi acentesi ilgili sınır muhafızına Üye devletlerin topraklarındaki her bir limana gelmeden en az 24 saat önce veya eğer seyahat 24 saatten kısa sürüyorsa yolcuların bir önceki limanda gemiye biniş işlemleri tamamlanır tamamlanmaz isim listelerini iletmelidir.

İsim listesi üye devlet topraklarına girilen ilk limanda ve bundan sonra listenin değişikliğe uğradığı tüm durumlarda damgalanmalıdır. İsim listesi 3.2.3 maddesinde belirtildiği üzere risklerin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır.

Eğlence tekneleri

3.2.5. 4. madde ve 7. madde istisna olmak üzere, Bir Schengen Devletinde bulunan bir limandan gelen veya giden eğlence teknelerinde bulunan kişiler sınır kontrollerinden geçmezler ve sınır geçiş noktası olmayan bir limana girebilirler.

Ancak, yasadışı göç ile ilgili yapılan değerlendirmelere göre, özellikle de bir üçüncü ülkenin kıyı şeridi bir Schengen Devleti topraklarının yakın çevresinde bulunuyorsa, bu kişiler üzerinde kontroller ve eğlence teknelerinde fiziki arama yapılabilir.

3.2.6. 4. madde istisna olmak üzere, Bir üçüncü ülkeden gelen bir eğlence teknesi istisnai olarak sınır kapısı olan bir limana girebilir. Bu durumlarda, teknede bulunan kişiler bu limana girebilmek için izin verilmesi amacıyla liman yetkililerini bilgilendirmelidirler. Liman yetkilileri sınır kapısı olarak belirlenmiş en yakın limanda bulunan yetkililerle teknenin ulaştığını rapor etmek üzere irtibata geçmelidirler. Yolcularla ilgili bildirim teknede liman yetkilileriyle teknede bulunan kişilerin isim listesini oluşturarak yapılmalıdır. Bu liste, en geç varıştan sonra sınır muhafızlarına da tedarik edilmelidir. Benzer şekilde, mücbir sebeplerden dolayı, üçüncü bir ülkeden gelen eğlence teknesi sınır kapısı olmayan bir limana demir atmalı ise, liman yetkilileri en yakın sınır geçiş noktası olan liman yetkilileri ile temasa geçip teknenin varlığı konusunda rapor vermelidir.

Benzer şekilde, mücbir sebeplerden dolayı, üçüncü bir ülkeden gelen eğlence teknesi sınır kapısı olmayan bir limana demir atmalı ise, liman yetkilileri en yakın sınır geçiş noktası olan liman yetkilileri ile temasa geçip teknenin varlığı konusunda rapor vermelidir.

3.2.7. Bu kontroller sırasında, deniz taşıtının tüm teknik özelliklerini ve teknede bulunan kişilerin isimlerini içeren bir belge görevlilere sunulmalıdır. Bu belgenin bir kopyası giriş ve çıkış limanlarında yetkililere verilmelidir. Tekne Schengen Devletlerinden birinin karasularında bulunduğu müddetçe, bu listenin bir kopyası geminin evrakları arasında bulundurulmalıdır.

Kıyı Balıkçılığı

3.2.8. 4. ve 7. madde istisna olmak üzere, her gün veya 36 saat içerinde kayıtlı olduğu veya üye devletlerin topraklarında bulunan herhangi bir limana üçüncü bir ülkede bulunan bir limana uğramadan dönen kıyı balıkçılığı tekneleri mürettebatı sistematik olarak kontrol edilmemelidir. Ancak, yasadışı göç riskleri ile ilgili yapılan değerlendirmeler ve özellikle de bir üçüncü ülkenin kıyı şeridi ilgili üye devletin topraklarının yakın çevresinde bulunması kontrollerin hangi sıklıkta gerçekleştirileceğini tespit ederken dikkate alınabilir. Bu risklere binaen kişilerin kontrolü ve/veya teknelerde fiziki arama icra edilebilir.

3.2.9. Bir üye devlet toprağındaki bir limana kayıtlı olmayan kıyı balıkçılığı gemileri mürettebatı denizcilere yönelik hükümler uyarınca kontrol edilmelidir.

Geminin kaptanı yetkili birimleri mürettebat listesindeki bir değişiklik ve herhangi bir yolcunun mevcudiyeti hakkında bilgilendirmelidir.

Feribot bağlantıları

3.2.10. Üçüncü ülkelerde bulunan limanlarla gerçekleştirilen feribot bağlantılarında ki kişilere ilgili kontroller uygulanmalıdır. Aşağıdaki kurallar uygulanmalıdır:

(a) imkan dahilinde ise, Üye Ülkeler 9. Madde uyarınca ayrı şeritler tahsis etmelidir;

(b) yaya yolcuların kontrolü ayrı ayrı bireysel olarak icra edilmelidir;

(c) araçta bulunan kişilerin kontrolü kişiler aracın içinde iken icra edilmelidir;

(d) otobüs ile yolculuk eden feribot yolcuları yaya yolcu olarak farz edilmelidir. Bu yolcular kontroller için otobüsten inmelidir;

(e) ağır vasıta sürücüleri ve refakatçilerinin kontrolleri kişiler araçlarında iken yapılmalıdır. Bu kontroller prensip olarak diğer yolcuların kontrolünden ayrı olarak organize edilecektir;

(f) kontrollerin hızlı bir şekilde icra edilmesini sağlamak üzere yeterli sayıda kapı olmalıdır;

(g) özellikle yasa dışı göçmenlerin tespit edilmesi adına, yolcular tarafında kullanılan vasıtaları ve uygulanabilecek durumlarda vasıtadaki yükler ve eşyalar da sondajlama yöntemle aramalara tabi tutulmalıdır;

(h) feribot mürettebatı ticari gemilerin mürettebatı ile aynı şekilde işlem görmelidir.

4. İç suyolları gemi taşımacılığı

4.1 “Bir dış sınırın geçilmesini de içeren iç suyolları taşımacılığı” iş ya da eğlence amaçlı olarak her tür bot ve yüzen taşıtın nehirlerde, kanallarda ve göllerde kullanılmasını kapsar.

4.2. İş amaçlı kullanılan tekneler söz konusu olduğunda, mürettebat listesinde adı bulunan kaptan ve teknede çalışan kişiler ve bu kişilerin teknede yaşayan aile fertleri mürettebat ya da denk bir şekilde değerlendirilmelidirler.

4.3. 3.1 ve 3.2 deki ilgili hükümler üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra iç suyolları taşımacılığındaki kontrollere uygulanmalıdır.

[1] OJ L 355, 30.12.2002, s. 1. 849/2004 (EC) sayılı Tüzük ile tadil edilen Tüzük (OJ L 158, 30.4.2004, s. 1).

EK VII
Belli kategorideki kişilere yönelik özel kurallar

1. Devlet Başkanları

5. madde ve 7’ den 13’ e kadar olan maddeler istisna olmak üzere, geliş ve gidişleri resmi olarak diplomatik kanallardan sınır muhafızlarına iletilen Devlet Başkanları ve heyetlerinin mensupları sınır kontrolüne tabi tutulmazlar.

2. Uçak pilotları ve mürettebatları

2.1. 5. madde istisna olarak, 7 Aralık 1944 tarihli Sivil Havacılık Konvansiyonu Ek 9 da sağlandığı üzere pilotluk lisansı veya mürettebat sertifikası sahibi kişiler ilgili dokümanlar zemininde ve görevleri başında iken:

(a) durulan hava limanında veya üye devlet topraklarında yer alan varış havalimanında uçağa binmek ve inmek;

(b) durulan havalimanın veya üye devlet topraklarında yer alan varış havalimanının bulunduğu belediye sınırlarına giriş;

(c) herhangi bir nakil vasıtası ile üye devlet topraklarında yer alan bir havalimanına aynı havalimanından kalkacak bir uçağa binmek adına gidebilirler.

Diğer tüm durumlarda Madde 5(1)’de ifade edilen şartlar yerine getirilmelidir.

2.2. 6. maddeden 13. maddeye kadar olan bölüm uçak mürettebatına yönelik kontrollere uygulanmalıdır. İmkan dahilinde ise uçak mürettebatına kontrollerde öncelik tanınmalıdır. Kendileri belirli bir biçimde ya yolculardan önce ya da bu amaç için tahsis edilmiş özel bir mahalde kontrol edilmelidir. 7. madde istisna olmak üzere, kontrollerden sorumlu personel tarafından tanınan mürettebat görevleri gereği sadece sondajlama yöntemle kontrollere tabi tutulmalıdırlar.

3. Denizciler

3.1. 4. ve 7. maddeler istisna olarak, üye devletler; 19 Haziran 2003 tarihli (185 sayılı) Cenevre Konvansiyonu, 9 Nisan 1965 tarihli Londra Konvansiyonu ve ilgili ulusal mevzuat uyarınca verilen denizci belgesine sahibi denizcilerin üye devlet topraklarına giriş, gemilerinin bulunduğu limanda karaya çıkılması veya komşu belediye alanına geçilmesine, isimleri; önceden yetkili merciler tarafından kontrol edilmek üzerine sunulan mürettebat listesinde geçmesi koşuluyla sınır geçiş noktasına uğramadan izin verebilirler.

Buna rağmen, kamu güvenliği ve yasa dışı göç risklerinin değerlendirilmesi sonucunda denizciler karaya çıkmadan 7. Madde uyarınca sınır muhafızı tarafından kontrole tabi tutulabilirler.

Eğer bir denizci kamu çıkarına, kamu güvenliğine veya kamu sağlığına bir tehdit oluşturuyorsa karaya çıkmasına izin verilmeyebilir.

3.2. Liman bölgesindeki belediyelerin dışında kalma niyetinde olan denizciler 5(1) maddesinde belirtilen üye devletlere giriş şartlarına haiz olmalıdır.

4. Diplomatik, resmi ve hizmet pasaportu sahipleri ve uluslararası organizasyon üyeleri

4.1. Özel ayrıcalıkları ve muafiyetleri olması üçüncü ülkeler veya üye devletler tarafından tanınan hükümetler tarafından verilen diplomatik, resmi ya da hizmet pasaportları yanında 4.4 maddesinde belirtilen uluslararası organizasyonlar tarafından verilen belgeler ile görevli olarak seyahat eden kişilere diğer yolculara karşı öncelik tanınmasına rağmen sınır geçiş noktalarında, uygulanabilecek durumlarda, vize yükümlülükleri baki kalacaktır.

5(1)(c) maddesi istisna olarak, ilgili dokümanlara sahip kişilerin yeterli geçim kaynağına sahip olduklarını belgelemeleri talep edilmez

4.2. Eğer bir kişi dış sınırda ayrıcalık, bağışıklık ve muafiyet talebi ile başvurursa sınır muhafızı kişiden statüsünü ispat edecek özellikle akredite devletler tarafından verilen sertifikalar veya diplomatik pasaport veya diğer araçlar gibi uygun belge sunmasını talep edebilirler. Sınır muhafızı şüphe üzerine acil yardım ihtiyacı duyduğu durumlarda direkt olarak Dışişleri Bakanlığına başvurabilir.

4.3. Diplomatik misyonların akredite mensupları, konsolosluk temsilcilerine ve aile fertleri üye devlet topraklarına 19(2)maddesinde belirtilen kimlik belgesini ve sınırı geçmesine yetkili kılan belgeyi sunarak giriş yapabilirler. Hatta 13. madde istisna olarak, sınır muhafızı Diplomatik, resmi ya da hizmet pasaportu sahiplerini yetkili ulusal mercilerine danışmadan refüze edemez. Bu, ilgili kişi hakkında Schengen Bilgi Sisteminde bir uyarı olması durumunda da geçerlidir.

4.4. Uluslar arası organizasyonlar tarafından 4.1 maddesinde belirtilen amaçlar için verilen belgeler:

– Birleşmiş Milletler ve alt kuruluşları personeline 21 Kasım 1947 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından New York da verilen Birleşmiş Milletler diplomatik pasaportu

– Avrupa Topluluğu diplomatik pasaportu,

– Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu diplomatik pasaportu,

– Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından verilen meşruluk sertifikası,

– Kuzey Atlantik Antlaşmasının akit tarafları arasında Kuvvetlerinin statüsü kapsamında III. Maddenin 2. paragrafı uyarınca verilen belgeler yanında Barış için ortaklık çerçevesinde verilen dokümanlar.

5. Sınır ötesi işçiler

5.1. Sınır ötesi işçilerin kontrollerinin usulleri sınır kontrolünün genel hükümleri uyarınca özellikle 7. ve 13. madde uyarınca uygulanmaktadır.

5.2. 7. madde istisna olarak, sınır muhafızlarınca; aynı sınır geçiş noktasından çok sık geçmesi sebebiyle iyi tanınan ve Schengen Bilgi Sistemi ve ulusal veri tabanlarında yapılan sorgulamalarda haklarında bir uyarı ifşa olmayan sınır ötesi işçiler, sınırı geçmesine olanak sağlayan geçerli bir seyahat belgesine sahip ve giriş koşullarını yerine getirdiklerinin temin edilmesi adına sondajlama yöntemle kontrollere tabi tutulmalıdır. Bu kişilere zaman zaman, uyarılmadan düzensiz aralıklarla kapsamlı kontroller tatbik edilmelidir.

5.3. 5.2 maddesindeki hükümler diğer düzenli olarak sınır ötesi iş ve evine gidip gelen kişileri içine alan kategorilere genişletilebilir.

6. Reşit olmayanlar

6.1. Sınır muhafızları reşit olmayanlara ister refakatçi ister refakatçisiz seyahat etsinler özellikle dikkat etmelidirler. Dış sınırları geçen reşit olmayanlar giriş ve çıkışta reşitlere uygulanan kontrollere işbu tüzükte öngörüldüğü şekilde aynen tabi tutulmalıdır.

6.2. Refakatçi ile seyahat eden reşit olmayanların durumlarında, sınır muhafızları refakat eden kişinin çocuğun velisi olduğunu tetkik etmelidir özellikle reşit olmayanların sadece tek bir refakatçi ile seyahat ettiği ve çocuğun yasa dışı bir şekilde velilerinden alındığına dair ciddi bir şüphe bulunuyorsa. Bu gibi durumlarda sınır muhafızı verilen bilgilerde herhangi bir tutarsızlık veya çelişki tespit etmek adına ek araştırmalar icra etmelidir.

6.3. Reşit olmayanların yalnız seyahat etmeleri durumunda, sınır muhafızları seyahat evraklarının ve diğer tamamlayıcı belgelerin kapsamlı kontrol vasıtasıyla tetkiki ile reşit olmayan küçük çocuğun velilerinin isteği dışında ülkeden ayrılmadığından emin olmalıdır.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü

0
Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararı

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince Bakan Vekillerinin 13 Ekim 1994 tarihli 518. Toplantısında “Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla kabul edilmiştir.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı; Avrupa Birliği üyeleri ve aday ülkelerin yargı kurumları için referans belge olarak kabul edilmektedir.

Belge, hakimlerin seçimi ve kariyerleri hakkında karar verecek makamın, idare ve hükümetten bağımsız olması prensibini getirmekte, bağımsızlığın sağlanması için bu makamın üyelerinin yargı tarafından seçilmesi ve çalışma usullerinin de bağımsız makam tarafından belirlenmesini ölçü olarak koymaktadır.

Tavsiye kararı ayrıca, yargı bağımsızlığını sağlamak için hakimlerin seçimi ve diğer özlük işlemleri ile ilgili kararları almak üzere ayrı bir yargı kurulunun oluşturulmasını öngörmektedir. Hakimlerin atanma sürecinin şeffaf olması, atanacak kişilerin seçiminde objektif kriterlere göre hareket edilmesi, bağımsız makamlar dışındaki kişi ve kurumların etki ve nüfuzundan uzak kalınması yargı bağımsızlığının ön şartlarından sayılmaktadır.

Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır) “herkes, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir” ilkesini öngören 6. maddesine bakarak

Kasım 1985 tarili Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “Yargının Bağımsızlığı Temel Kuralları”na bakarak;

Hakimler ile yargı yetkisini kullanan diğer kişilerin, insan hakları ve özgürlüklerin korunmasındaki asli rolünü belirterek;

Demokratik ülkelerde Hukuk Devleti ilkesini güçlü kılmak için hakimlerin bağımsızlığını geliştirmek arzusuyla;

Etkin ve adil bir hukuk sistemini gerçekleştirmek için hakimlerin konumu ve yetkilerinin güçlendirilmesi gerektiğinin farkında olarak;

Tüm insanların çıkarlarının korunmasını amaçlayan ve yargısal görev ve yetkilerin bir toplamı olan yargı sorumluluğunun, gereği gibi ele alınmasının gerekliliğinin bilinciyle;

Üye ülke hükumetlerine bireysel olarak hakimlerin, genel olarak yargının rolünü geliştirici, bağımsızlık ve etkinliklerini pekiştirici gerekli bütün tedbirleri almaları ve özellikle aşağıdaki ilkeleri uygulamalarını tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tavsiye Kararının İçeriği

1. Bu tavsiye Kararı anayasa hukuku, ceza ve medeni hukuk, ticaret ve idare hukuku dahil yargı işlevlerini icra eden bütün kişilere uygulanabilir niteliktedir.

2. Bu Tavsiye Kararındaki ilkeler, hakimlik kariyeri ve hakimlerin maaşları gibi sadece meslekten hakimlere uygulanacağı ifadesinden açıkça anlaşılan hallerin dışında, yargı işlevlerini icra eden diğer kişilerle, meslekten olmayan hakimlere de uygulanır.

Birinci İlke – Hakimlerin Bağımsızlığı Genel İlkeleri
1. Hakimlerin bağımsızlığını korumak, geliştirmek ve saygı göstermek için gerekli bütün tedbirler alınmalıdır.
2. Özellikle aşağıdaki tedbirler alınmalıdır:

a. Hakimlerin bağımsızlığı, Sözleşme ve anayasal ilkelerin ışığı altında özel hükümlerin, mesela, anayasalara veya diğer yasalara konulması veya bu Tavsiye Kararının iç hukuka aktarılması suretiyle güvence altına alınmalıdır. Her ülkenin hukuki örfü de gözetilmek suretiyle bu hükümler aşağıdakileri içerebilir:

i. hakimlerin kararları kanunun öngördüğü temyiz usulü dışında hiçbir incelemeye konu olmamalıdır,

ii. hakimlerin görev süreleri ve maaşları kanunla güvence altına alınmalıdır,

iii. mahkemelerin yetkisi konusunda, kanunla getirilen tanıma dayanarak sadece mahkemeler karar vermeli, başka hiçbir organ bu konuda yetkili olmamalıdır,

iv. genel ve özel af gibi kararlar dışında, hükümet veya idare geriye dönük işletilmek suretiyle yargı kararlarını geçersiz kılacak şekilde karar alamamalıdır.

b. Yasama ve yürütme organı hakimlerin bağımsızlığını sağlamalı ve bunu tehlikeye sokan hiçbir adım atılmamalıdır.

c. Hakimlerin mesleki kariyerlerine ilişkin bütün kararlar nesnel ölçütlere dayanmalı, hakimlerin seçimi ve kariyerleri, vasıfları, dürüstlüğü, yetenek ve etkinlikleri gözetilerek liyakat esasına göre olmalıdır. Hakimlerin seçimi ve kariyerleri konusunda karar veren merci hükumet ve idareden bağımsız olmalıdır. Bu merciin bağımsızlığını güvence altına almak için, merciin üyeleri yargı tarafından seçilmeli ve bu merci kendi usul kurallarını kendisi vazetmelidir

Bununla birlikte, anayasa veya diğer yasa hükümleri ve örfün hakimlerin hükumetçe tayinine müsaadesi hallerinde, hakimlerin tayin usullerinin şeffaflığını ve hakimin görevde bağımsızlığını sağlayıcı teminatlar sağlanmalı ve bu kararlar, yukarıda sözü edilen nesnel ölçütlerin dışında hiçbir unsurdan etkilenmemelidir. Bu teminatlar aşağıdakilerin biri veya hepsi şeklinde olabilir:

i. hükümete uygulamada izleyeceği tavsiyeleri verecek özel bir bağımsız ve tam yetkili organın varlığı veya

ii. bir karara karşı bağımsız bir organ önünde bireye itiraz hakkı tanınması veya

iii. kararı alan merci tarafından, gereksiz ve uygunsuz etkilere karşı tedbir alınması.

d. Hükümlerini verirken hakimler bağımsız olmalı ve çevreden veya her türlü  nedenle doğrudan veya dolaylı olarak gelebilecek tahdit, nüfuz kullanma, teşvik, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak biçimde hareket edebilmelidir. Hakimlerin üzerinde bu şekilde nüfuz kurmayı amaçlayan kişilere karşı kanunla yaptırımlar öngörülmelidir. Hakimler vicdanlarına, maddi vakıayı yorumlamalarına ve kanunun açık hükümlerine göre, davalar hakkında tarafsız olarak karar vermek için sınırsız bir özgürlüğe sahip olmalıdırlar. Hakimler, davalarının esası hakkında, yargı dışında hiç kimseye rapor vermek zorunda bırakılmamalıdırlar

e. Davanın sonucuyla ilgili kişilerin veya davanın taraflarının istekleri davaların tevziini etkilememelidir. Bu tevzi işlemi kur’a çekme veya alfabetik sıra veya benzer esasa dayalı otomatik dağıtım çerçevesinde yapılabilir.

f. Ağır hastalık veya menfaat çatışması gibi geçerli nedenler dışında bir dava, o davaya bakan belirli bir hakimden alınmamalıdır. Davanın alınmasını gerektiren bu tür nedenler ve usuller kanunla öngörülmeli ve hükümet veya idarenin menfaatlerinden etkilenmemelidir. Bir davanın bir hakimden alınması kararı, yargı bağımsızlığına sahip olan bir merci tarafından verilmelidir.

3. Hakimler, ister tayin olunmuş ister seçilmiş olsun zorunlu bir emeklilik yaşı veya eğer varsa belirli bir hizmet süresinin sonuna kadar devam edecek bir hakimlik teminatından yararlanmalıdırlar.

İkinci İlke – Hakimlerin Otoritesi

1. Devlet kurumları ve temsilcileri de dahil olmak üzere, herhangi bir dava ile ilgili olan bütün kişiler hakimin otoritesi altındadır.

2. Hakimler otoritelerinin devamı, mahkemelerin onurunun korunması ve görevlerinin ifası için kullanmaya muktedir olacakları yeterli yetkilerle donatılmalıdır.

Üçüncü İlke – Uygun Çalışma Koşulları

1. Hakimlerin etkin çalışabilmesi için uygun çalışma şartları oluşturulmalı ve özellikle aşağıdakiler yapılmalıdır:

a. yeterli sayıda hakim çalıştırılmalı ve bu kişilere gerek tayinleri öncesinde gerek kariyerleri süresince mahkemeler ve mümkün olduğu takdirde diğer otorite ve kurumlar nezdinde pratik eğitim verilmesi gibi uygun eğitim imkanları sağlanmalıdır. Bu eğitim, hakim için ücretsiz olmalı ve özellikle yeni yasalar ile mahkeme kararlarına yönelik olmalıdır. Uygun olduğu hallerde eğitim Avrupa kurumları veya diğer yabancı kurumların yanı sıra mahkemelere yapılacak çalışma ziyaretlerini içermelidir;

b. hakimlerin statüsü ve maaşlarının, görev onuru ve yüklendikleri sorumluluklara uygun olması sağlanmalıdır;

c. salahiyetli hakimlerin işe alınması ve işte kalıcılığın sağlanması için kesin bir kariyer yapısı oluşturulmalıdır;

d. hakimlerin etkin ve gecikmeksizin hareket edebilmelerini temin edilmeli, özellikle büro otomasyonu ve veri işleme imkanlarının sağlanması da dahil yeterli sayıda personel ve ekipman ile desteklenmeleri sağlanmalıdır;

e. Mahkemelerin aşırı iş yükünün azaltılması ve önlenmesi için R (86) 12 sayılı Tavsiye Kararı’na uygun olarak, adli olmayan görevlerin diğer kişilere verilmesi hususunda gerekli tedbirler alınmalıdır.

2. Mahkeme binalarının koruma görevlileriyle donatımı veya ağır tehditlere maruz kalma ihtimali olan veya maruz kalan hakimlere polis koruması sağlanması gibi tedbirleri içerecek şekilde hakimlerin güvenliğini sağlayıcı bütün gerekli tedbirler alınmalıdır.

Dördüncü İlke – Birlikler

Hakimler tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amacıyla birlik kurma özgürlüğüne sahip olmalıdırlar.

Beşinci İlke – Yargı Sorumlulukları

1. Yargılamalarda hakimler bütün kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile mükelleftir.

2. Hakimlerin hukukun doğru uygulanması, davaların süratli, etkin ve adil sonuçlandırılmasının temini ile mükelleftir ve bunu için yargı sorumluluklarını kullanmaları temin edilerek yeterli yetki ve görevlerle donatılmalıdır.

3. Hakimlerin, özellikle, aşağıda belirtilen sorumlulukları bulunmaktadır:

a. bütün davalarda herhangi bir dış etkiye maruz kalmaksızın bağımsız olarak hareket etmek;
b. tarafların usule ilişkin haklarının Sözleşme hükümleri uyarınca gözetilmesi ve bütün tarafların hakkaniyete uygun bir yargılamaya tabi olmasının temini için, maddi gerçeklerin değerlendirilmesi ve kanun hükümlerinin uygulanmasında davaları tarafsız bir şekilde yürütme;

c. yalnızca geçerli sebepler bulunduğu takdirde davadan geri çekilmek veya reddetmek. Geçerli sebeplerin kanunda tanımı yapılmalı ve ağır sağlık sorunları, menfaat çatışması veya adaletin sağlanması gereği gibi sebeplere dayanmalıdır;

d. uygun olduğu hallerde taraflara usul işlemlerinin tarafsız bir şekilde açıklanması;

e. uygun olduğu hallerde tarafların dostane bir çözüme ulaşmaları hususunda teşviki;

f. kanunla veya mevcut uygulamayla aksi öngörülmedikçe, verdikleri kararların açık ve tam gerekçelerini anlaşılır bir dille açıklamak;

g. görevlerinin etkin ve eksiksiz bir şekilde ifasının temini için gerekli eğitim programlarına katılmak.

Altıncı İlke – Görevlerin Yerine Getirilmemesi ve Disiplin Cezasını Gerektiren Suçlar

1. Hakimlerin görevlerini etkin ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmemesi veya disiplin cezasını gerektiren bir suçun varlığı halinde; adli bağımsızlığı zedelemeyecek şekilde gerekli bütün önlemler alınmalıdır. Her devletin anayasal ilkeleri, hukuki hükümleri ile örfüne bağlı olarak bu tedbirler aşağıda sayılan hususları kapsayabilir, örneğin:

a. hakimden davanın geri alınması;

b. hakime mahkemede başka bir adli görev verilmesi;

c. geçici bir süre için maaşta kesinti gibi maddi cezalar uygulanması;

d. görevden uzaklaştırma.

2. Tayinle göreve getirilen hakimler zorunlu emeklilik sürelerine kadar, geçerli nedenler olmaksızın sürekli olarak görevden alınamaz. Kanunda açık tanımı yapılması gereken yukarıda belirtilen geçerli nedenler, hakimin belirli bir süre için seçimle göreve geldiği ülkelerde uygulanabilir veya adli görevlerin ifasında yetersizlik, cezai bir suç işlenmesi veya disiplin kurallarının ciddi ihlali gibi sebeplere dayanabilir.

3. Bu maddenin 1. ve 2. paragrafında belirtilen tedbirleri almanın lüzumlu olduğu hallerde devletler, mahkemenin yetki alanına girmeyen hallerde her türlü disiplin cezası ile tedbiri almakla görevli ve kararları üst derecede bir yargı organınca kontrol edilecek veya kendisi üst derecede bir yargı organı sıfatıyla hareket eden özel bir organın kanunla kurulması gereğine dikkat etmelidir. İlgili kanun, hakkında şüphe bulunan hakime, davanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve bütün iddialara cevap verme
hakkının bulunması hususu gibi Sözleşmenin gerektirdiği bütün hakları sağlamalıdır.

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

0

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi tarafından “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı” adıyla ilan edilmiştir.

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Statüsünün 15. maddesi (b) bendine dayanarak Bakanlar Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hükümlerini dikkate alarak;

Aralık 1990’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanan “Avukatların Rolü ile İlgili Birleşmiş Milletler Temel Prensipleri”ni dikkate alarak;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

13 Ekim 1994’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen “Hakimlerin Rolü, Etkinlikleri ve Bağımsızlığı ile İlgili 12 (94) Numaralı Tavsiye Kararını” dikkate alarak;

Avukatların ve oluşturdukları mesleki kuruluşların, insan haklarının ve temel hakların korunmasını sağlamakta oynadıkları temel rolün altını çizerek;

Hukuk devletinin güçlendirilmesinde, özellikle bireysel özgürlüklerin korunmasındaki görevleri ile yer alan avukatların mesleğin icrasındaki bağımsızlıklarının desteklenmesini arzulayarak;

Adil bir sistem olarak adaletin sağlanmasının, hangi merciden veya hangi sebeple olursa olsun, doğrudan doğruya veya dolaylı sınırlama, tesir, baskı ve müdahaleye tabi olmaksızın avukatların mesleklerini ifa ederken sahip oldukları özgürlüklerinin korunmasını garanti altına alan bir sistem olması gereğinin farkında olarak;

Avukatların mesleki sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeleri gereksiniminin ve özellikle, yeterli bir eğitim almalarının ve mahkemeler ile müvekkillerine karşı olan sorumlulukları arasında bir denge kurma ihtiyacının farkında olarak;

Adalete ulaşmanın, ekonomik bakımdan zayıf durumda olan kişilere de avukatlık hizmetinin sunulması olduğu düşünülerek;

Üye devletlerin hükümetlerine, bu teklifin içerdiği pren­siplerin aşamalı olarak uygulanması için, yeri geldiğinde gerekli gördüğü tedbirleri almalarını veya desteklemelerini tavsiye eder.

Bu tavsiyenin amacı bakımından “avukat’’ sözcüğü; ulusal yasaya uygun olarak dava açmaya, müvekkili adına hareket etmeye, hukukun uygulanmasına, müvekkili adına mahkemeye çıkmaya veya ona danışmanlık yapmaya ve onu temsil etmeye ehil ve yetkili olan ve Prensip l. (2)’ye göre meslek örgütüne (baroya) kaydı kabul edilmiş kişidir.

Prensip I
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki
Özgürlüğün Genel Prensipleri

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri dikkate alınarak avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.

2. Avukatlık mesleğine kaydolma başvurusu bağımsız bir meslek organı tarafından, değerlendirilmelidir. Uygulamadan doğan sebeplerle bu imkanınız olursa, kayıt başvurusu veya kaydın silinmesi ve bağlantılı disiplin meseleleri hakkında mahkemeye veya bağımsız bir özel organa başvuru hakkı mümkün olmalıdır. Mahkemece veya bağımsız özel organca alınacak tüm kararlar yargısal denetime tabi olmalıdır.

3. Avukatlar inanç, ifade, hareket, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olmalıdırlar ve özellikle adaletin sağlanması ve hukuku ilgilendiren konularla ilgili tartışmalarda yer alma ve hukuk reformları tavsiyesinde bulunma hakkına sahip olmalıdırlar.

4. Mesleki standartlara uygun olarak hareket eden avu­katlar, herhangi bir yaptırıma veya baskıya tabi tutulmamalıdırlar veya bununla tehdit edilmemelidirler.

5. Avukatlar özgürlüğü kısıtlanmış olanlar da dahil olmak üzere müvekkillerine erişebilmesi, onların kendilerine özel olarak danışmasını sağlayabilmesi ve onları mesleki standartlara uygun olarak temsil etmelidirler.

6. Dosyaların, diğer dokümanların ve elektronik haberleşmenin içeriği de dahil olmak üzere avukat müvekkil ilişkisindeki gizliliği korumak için her türlü tedbirler alınır. Bu kaideye istisna ancak iç hukuka ve demokratik toplum gereklerine uygun olarak yürütülen cezai soruşturma sebebi ile ve yargısal veya başka bir bağımsız tarafsız mercii tarafından kontrol edilerek izin verilmelidir.

7. Avukatların çıkmaya yetkili oldukları mahkemeye erişmeleri engellenmemeli ve müvekkillerinin haklarını mesleki kurallara göre savunurken ilgili her türlü dosyaya erişebilmelidirler.

8. Aynı davada avukatlık yapan tüm avukatlara mahkemece eşit biçimde davranılmalıdır.

Prensip II
Hukuk Eğitimi, Staj ve Hukuk Mesleğine Giriş

1. Hukuk eğitimi, mesleğe giriş ve devam etme cinsiyet veya cinsel tercih, ırk, renk, din, siyasi veya diğer fikirler, sosyal veya etnik köken, bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ve fiziksel sebeplere dayanılarak reddedilmemelidir.

2. Mesleki girişin ön şartı olan ahlak ve yüksek standartta eğitim almış olma şartlarının ve avukatların devam eden eğitiminin sağlanması için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.

3. Hukuk eğitimi, devam eden eğitim programları da dahil olmak üzere, hukuki beceriyi güçlendirmeye çabalamalı, ahlaki konuların ve insan haklar ile ilgili konuların farkına varılmasını sağlamalı ve avukatları müvekkillerinin haklarının korumaları, temin etmeleri ve müvekkillerinin haklarına saygı duymaları için eğitmeli ve bunun yanında adaletin uygun bir şekilde sağlanmasını desteklemelidir.

Prensip III
Avukatların Görevleri ve Rolleri

1. Barolar ve avukatların diğer birlikleri, mesleki stan­dartları ve diğer davranış kurallarını hazırlamalı ve avu­katların müvekkillerinin meşru haklarını savunurken adil, dikkatli ve bağımsız olmalarını sağlamalıdır.

2. Meslek sırlarına, iç hukuka, yönetmeliklere ve meslek standartlarına uygun olmaksızın açığa vurulması durumunda uygun yaptırımlar uygulanmalıdır.

3. Avukatların müvekkillerine karşı görevleri aşağıdakileri de kapsar:

a. Müvekkillerinin hak ve yükümlülüklerini ve bunun yanında mali giderler de dahil olmak üzere davanın olası sonuçlarını bildirmek,

b. Davayı öncelikle barışçı yollardan çözmek,

c. Davayı müvekkillerinin haklarının yerine getirilmesi ve korunması için almak,

d. Menfaatlerin çatışmasını önlemek,

e. Makul bir şekilde üstesinden gelebileceklerinden daha fazla iş almamak.

4. Avukatlar yargıya saygı göstermeli ve mahkemelere karşı olan görevlerini mesleki standartlara ve iç hukuk kurallarına uygun olarak yerine getirmelidirler. Herhangi bir durumda avukatların yargısal faaliyetten çekilmesi söz konusu olursa bu hal belirli bir süre ile sınırlı ve müvekkillerinin ya da hizmetlerinden yararlananların zarar görmeyeceği şekilde olmalıdır.

Prensip IV
Tüm Şahısların Avukatlara Erişebilmesi

1. Herkesin bağımsız avukatlarca sağlanan hukuki hizmetlerden etkin bir şekilde yararlanması için tedbirler alınmalıdır.

2. Avukatların ekonomik bakımdan zayıf kişilere de hukuk hizmeti vermeleri teşvik edilmelidir.

3. Üye devletlerin hükümetleri, adaletin gereği olarak etkin hukuki hizmetlerin ekonomik bakımdan zayıf kişilere ve özellikle de özgürlükleri kısıtlanmış kişilere etkin avukatlarca bedelsiz olarak sağlanmasını güvence altına almalıdır.

4. Avukatlık ücretlerini düzenleyen kanun ve düzenlemeler avukatlara makul düzeyde kazanç sağlayıcı ve kamunun hukuk hizmeti ihtiyacını karşılayıcı nitelikte olmalıdır.

5. Avukatların müvekkillerine karşı ifa edecekleri hizmet ücretin kamusal fonlardan tamamen veya kısmen ödenmesinden etkilenmemelidir.

Prensip V
Birlikler

1. Avukatların diğer kişilerle veya tek başlarına, mesleki standartların yükseltilmesi, hak ve bağımsızlıklarının korunması amacını güden ulusal veya uluslararası birliklere katılmalarına veya birlikler kurmalarına izin verilmeli ve bu teşvik edilmelidir.

2. Barolar veya avukatların oluşturdukları diğer mesleki birlikler, kendi kendini yöneten organlardır, yetkililerden ve kamudan bağımsızdırlar.

3. Baroların ve avukatların oluşturduklar mesleki birliklerin, üyelerini korumalarına ve üyelerinin bağımsızlıklarını ihlal eden her türlü saldırı ve usulsüz sınırlamaya karşı yapacaklar savunmalara saygı gösterilmelidir.

4. Barolar ve diğer kuruluşlara aşağıda sayılanları da kapsayan, avukatların bağımsızlıklarını sağlamaları için teşvik edilmelidir ve bunun yanında:

a. Adaletin sağlanmasının korkusuzca savunulması ve teşvik edilmesi,

b. Avukatların toplumdaki yerinin korunması ve özellikle de itibarlarının, onurlarının ve dürüstlüklerinin gözetilmesi,

c. Adli yardım ve danışmanlık da dahil olmak üzere, ekonomik bakımdan yetersiz durumda olan kişilerin adalete ulaşabilmelerini sağlamak için hazırlanan projelerde avukatların yer almasının desteklenmesi,

d. Hukuk reformlarının, mevcut ya da tasarı halindeki yasalar hakkındaki tartışmaların desteklenmesi, teşvik edilmesi,

e. Meslek üyelerinin refahının sağlanması ve gerekli hallerde onlar ve ailelerine yardım edilmesi,

f. Özellikle, hükümetler arası, hükümet dışı ve avukatların oluşturduklar uluslararası organizasyonların çalışmaları göz önünde bulundurularak, avukatların rolünün geliştirilmesi için, diğer ülkelerdeki avukatlarla işbirliği yapılması,

g. Avukatlığın evrensel anlamda yeterliliğinin temin edilmesi ve avukatların disiplin ve davranış standartlarına uygun davranmasının gözetilmesi.

5. Barolar ve diğer mesleki kuruluşlar, avukatların hak­larının uygun organlarca savunulması da dahil olmak üzere, şu hallerde lüzumlu şekilde harekete geçerler:

a. Avukatların yakalanması veya tutuklanması,

b. Avukatların dürüstlüğünü sorgulayan işlemlerle ile ilgili her türlü kararın alınması,

c. Avukatların üstlerinin veya eşyalarının herhangi bir şekilde aranması,

d. Avukatların zilyetliğinde bulunan dokümanlarına veya belgelerine el konulması,

e. Avukatlar adına hareket edilmesini gerektiren basın raporları,

Prensip VI
Disiplin Soruşturması

1. Barolar veya avukatların oluşturduklar diğer birlikler tarafından hazırlanmış davranış kurallarında yer alan mesleki standartlara uygun davranmayan avukatlar hakkında disiplin soruşturması da dahil olmak üzere gerektiği gibi önlemler alınmalıdır.

2. Barolar ve avukatların oluşturduklar diğer mesleki birlikler, avukatları ilgilendiren disiplin soruşturmasının ifasına katılmaya yetkili ve sorumlu olmalıdırlar.

3. Disiplin soruşturması, avukatların söz konusu işlemlere katılmaları ve karara karşı yargısal denetimlere başvurmaları da dahil olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hükümlere uygun icra edilmelidir.

4. Avukatlar tarafından işlenen disiplin suçları hakkında karar verilirken orantılılık ilkesine saygı gösterilmelidir.

TASLAK GEREKÇE
Giriş

1. Avukatlık mesleğinin icrası her toplumun kültürel, sosyal, politik ve tarihi ortamıyla her zaman sıkı ilişki içinde olmuştur ve her demokratik toplumda, avukatlar adaletin yerine getirilmesinde ve insan haklarının ve bireylerin temel özgürlüklerinin korunmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. 28 Ocak 1988 tarihinde Avrupa Topluluğu Barolar ve Hukuk Kurumları Konseyi (Council of the Bars and Law Societies of the European Community/CCBE) tarafından kabul edilen Avrupa Topluluğundaki Avukatlar İçin Davranış Kuralları şu hususu belirtir: “Mesleki davranış kuralları, bütün medeni toplumlarda önemli kabul edilen bir görevin avukat tarafından uygun biçimde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, kendilerine uygulanan kişiler tarafından, onların içten rızalarıyla düzenlenmiştir.”

2. Serbest avukatlık son yıllarda oldukça değişmiştir ve mesleği icra edenler işlerinde daha çok ticari yaklaşımı benimsemek zorunda kalmışlardır. Ancak, bağımsız bir mesleğe mensupturlar ve mahkemeye ve müvekkillerine karşı sorumluluklarına uymalarını sağlayan kurallara riayet etmeli ve belirli mesleki standartları korumalıdırlar. Yüksek kalitede hukuk hizmetlerinin verilmesi ve kişiler arasında ayrım yapılmaması sağlanmalıdır.

3. Avukatlar sadece müvekkillerinin menfaatlerine değil, bir bütün olarak adalet sisteminin gereklerine hizmet etmelidirler. Avrupa Topluluğundaki Avukatlar için Davranış Kuralları’nda şu hususların önemi belirtilir: “Hukuk devleti ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda avukat önemli bir görev yerine getirir. Avukatın vazifesi kanun dairesinde kendisine talimat verilen işi sadakatle yerine getirmekle sınırlı değildir. Bir avukat, haklarını ve özgürlüklerini ileri süreceğine ve savunacağına dair, kendisine güvenen kişilerin menfaatlerini gözettiği gibi, adaletin yararına da hizmet etmelidir ve onun görevi sadece müvekkilinin davasını açmak değil, aynı zamanda onun danışmanı olmaktır. Bu nedenle bir avukatın vazifesi ona, aşağıda belirtilen kişilere karşı, çeşitli hukuki ve ahlaki sorumluluklar (bazen birbirleriyle çatışma halinde olan) yükler:

Müvekkil;

Avukatın müvekkilinin davasını götürdüğü veya onun hesabına hareket ettiği mahkemeler veya diğer merciiler, genel olarak hukuk mesleği ve özellikle bu mesleğe mensup her meslektaş ve;

Kendisi için özgür ve bağımsız mesleğin varlığı devlet erkine ve diğer menfaatlere karşı insan haklarının önemli bir teminat aracı olan, birbirlerine mesleğin kendisinin koy­duğu kurallara saygı ile bağlı,

4. Avukatlık mesleğinin icrasında uluslararası kabul görmüş standartların oluşturulması için uluslararası düzeyde çeşitli adımlar atılmıştır.

5. Birleşmiş Milletler avukatlarının görevi ile ilgili, uluslararası düzeyde hukuk mesleğinin icrası için yeknesak hükümler de içeren, prensipler hazırlanmıştır. Suçluların muamelesi ve suçların önlenmesi hakkında 8. Birleşmiş Milletler (BM) Kongresi (Küba, 27 Ağustos-7 Eylül 1990) Avukatların Görevi Hakkında Temel Esaslar’ı kabul etmiştir. Bu esaslar devletlerin, avukatların toplumdaki vazifelerini geliştirmek ve güvence altına almak amacıyla yürüttükleri hizmete yardımcı olmak için hazırlanmıştır. BM Genel Kurulu Aralık 1990, 45/121 sayılı kararında, Kongrenin kabul ettiği bu belgeyi “memnuniyetle benimsedi” ve “gerekli kanunların yapılmasında ve siyasi direktiflerin belirlenmesinde rehberlik yapılması ve belgede bulunan esasların her ülkenin kendi ekonomik, sosyal, hukuki, kültürel ve politik gerçeklerine uygun olarak yerine getirilmesi için çaba sarf edilmesi amacıyla hükümetleri davet etti.”

6. Avrupa Birliği düzeyinde avukatlık mesleğinin icrası ile ilgili olarak son zamanlarda önemli gelişmeler meydana gelmiştir. İlk olarak, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Birliği bünyesinde geçerli olacak (avukatların, diplomalarının kabulüne dayanarak, Avrupa Birliği’ndeki bir başka üye devlete yerleşmeden önce bir yetenek sınavına girmelerini veya bir uyum sürecini tamamlamalarını öngören) 98/5/CE sayılı bir Direktifi kabul etti. Daha sonra, 16 Şubat 1998’de Avrupa Birliği Konseyi avukatlara, Avrupa Birliği üyesi bir başka devletle o devletin kendi avukatlarıyla aynı şartlarda, orijinal mesleki unvanlarını kullanarak, sürekli ve kısıtlamaya tabi olmadan mesleklerini icra etme imkanını veren 98/5/CE sayılı Direktifi kabul etti. İkinci Direktif Avrupa Birliği’ne üye devletler tarafından 15 Aralık 1999’da uygulamaya konulacaktır.

7. Avrupa Birliği’ne üye devletlerdeki bu önemli geliş­melerin sonucu olarak avukatların, mesleklerini icra ettikleri ülkelerdeki mesleki standartlarla ilgili açık kuralları edinmeleri daha önemli hale gelmiştir.

8. Belirtilmelidir ki, her demokratik toplumdaki hukuk sisteminin önemli bir yönü kişilerin haklarının korunması ve davalarının adil ve halka açık duruşmalarda, makul bir süre içinde ve kanunla kurulmuş bir mahkeme tarafından görülmesidir. (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Ko­runması Hakkındaki Sözleşme’nin 6. Maddesi aşağıda AİHS “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” olarak adlandırılmıştır.)

Bu, hususların yanında, işlemlerin her aşamasında hukuki hizmetten yararlanma hakkı gibi delil ve tanık gösterme hakkı olduğu anlamına gelir. AİHS’yi onaylayan Avrupa Konseyi’ne üye bütün devletler hukuki müracaat yollarının kullanılmasını temin etmelidirler.

9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, doğrudan veya dolaylı olarak, avukatlarla ilgili çok sayıda mesele hakkında karar vermiştir. Özellikle, bu davalar avukatın etkin yardımı ve davanın sanığın yokluğunda görülmesi, avukat ile gizli görüşme, “adaletin gerektirdiği durumlarda” avukatın atanması ile ilgili olmuştur.

10. Bundan dolayı, teşkilatlı bir hukuk mesleğinin varlığı hukuk devleti ilkesinin sürdürülmesi için olduğu kadar insan haklarının korunması için de gerekli olduğundan; insan haklarının korunması, hukukun üstünlüğü ilkesinin bütün Avrupa düzeyinde tesisi ve geliştirilmesi gibi temel amaçları olan Avrupa Birliği Konseyi, hukuk mesleğinin işlerini serbest bir şekilde hiçbir topluluğun uygunsuz baskısı altında kalmadan icra edebilme ihtiyacına kayıtsız kalamazdı.

11. Aslında, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile hukuki işbirliği faaliyetleri çerçevesinde (Demo-Droit ve Themis Programları), Avrupa Birliği Konseyi, “Değişen Toplumda Avukatın Görevi ve Sorumluluğu” konulu, çok taraflı toplantılar düzenlenmiştir.

12. Avrupa Konseyi tarafından Macaristan Barolar Birliği, Avrupa Topluluğu Barolar ve Hukuk Kurumları Konseyi (CCBE) ve INTERIGHTS ile işbirliği içinde bu konuda düzenlenen 1997 çok taraflı toplantının (Budapeşte 9-11 Aralık 1997) sonuç kısmında, avukatlık mesleğinin yapısı ve ifası ile ilgili bölümde şu hususlar belirtilmiştir: “Bütün toplumlardaki avukatlar aşağıdaki genel ilkeler ile bağlıdırlar: Özgürlük, ahlaki dürüstlük, mahremiyet, ahlaki kurallara uyma, menfaatlerin çatışmasından kaçınma, görevlerini başarıyla yerine getirmelerine mani olacak faaliyetlerden, reklam ve kişisel tanıtımdan kaçınma (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunmasına Dair Sözleşme’nin 10. Maddesi dikkate alınarak) müvekkilin menfaatlerinin korunması ve mahkemelere saygı göstermek.

13. Bundan başka, Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi hükümetler arası faaliyetleri bağlamında, avukatlık mesleği ve görevi ile ilgili meseleleri de içeren, adalet sorunlarına ilişkin çok sayıda önergeler ve tavsiyeler kabul etmiştir.

14. Özellikle, hakimlerin bağımsızlığı, etkinliği ve görev­leriyle ilgili R (94) 12 sayılı Tavsiye, (aşağıda 1994 Tavsiyesi olarak bahsedilecektir), AİHS 6. maddesi uyarınca; herkesin kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde görülen, adil ve halka açık bir duruşma hakkı olduğu yolundaki prensibini göz önünde bulundurarak, yargı bağımsızlığını korumak amacıyla bazı temel esasları ele alır.

15. 1994 Tavsiyesi’ne göre Avrupa Konseyi, var olan bütün yazılı belgeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihat hukukunu göz önünde bulundurarak, avukatları ilgilendiren benzer bir tavsiye hazırlama kararı aldı.

16. Bundan dolayı, adaletin tarafsızlığını ve etkinliğini geliştirme çabaları çerçevesinde ve özellikle, adli işlemlerdeki uygunsuz gecikmeleri azaltmak için (AİHS 6. maddesi uyarınca) Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi tarafından CJ-EJ’den avukatlık mesleğini icra özgürlüğü hakkında tavsiye taslağı hazırlaması istendi.

Tavsiyenin Kapsamı

17. Bu tavsiyenin anlamı çerçevesinde, “avukat” terimi, tavsiyede değinilen avukatların görevlerinden bir veya birkaçını ifaya yetkili ve izinli ve Prensip I. (2) uyarınca bir sicile kayıtlı bütün kişileri kapsar. Bundan dolayı, avukat tanımı, daha çok, hukuk mesleğini icra eden kişileri karşılar.

18. Tavsiye; hukuk mesleğinin özgürlüğünün temel niteliklerini, bunun nedenlerini, toplum için önemini, gerektirdiği sorumlulukları, teminat altına alınabilme ve korunabilme yolları ile bunun gerekliliğini ve devam ettirilmesi için ihtiyaç duyulan disiplini ve standartları ifade etmeye çalışır.

19. Bundan dolayı, avukatların yerleşik mesleki standartlarla uyum içinde olmalarını sağlamak amacıyla hukuk mesleğini icra özgürlüğünü düzenleyen prensipler ve kurallarla yönlendirilmeleri çok önemlidir.

20. Bu prensipler ve kurallar, diğer hususların yanında, şunları içermelidir; avukatlık mesleğini icra özgürlüğünün genel prensipleri (Prensip I), hukuk eğitimi, stajı ve hukuk mesleğine giriş (Prensip II), avukatların görevleri ve rolleri (Prensip III), tüm şahısların avukata ulaşabilmesi (Prensip IV), birlikler (Prensip V) ve disiplin ile ilgili işlemler (Prensip VI).

Prensiplerin Açıklaması Şerhi
Prensip I
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki
Özgürlüğün Genel İlkeleri

21. Adalet sisteminin tarafsız ve adil uygulanması ve insan hakları ve temel özgürlüklerinin etkin korunması, hem yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına (bkz., 1994 Tavsiyesi) hem de avukatların özgürlüğüne bağlıdır. Yargının ve avukatların bağımsızlığı, her adalet sisteminin temel unsurlarındandır.

22. Esas olarak, herkesin sahip olduğu insan hakları ve temel özgürlüklerin, medeni ve siyasi haklar gibi ekonomik, sosyal ve kültürel hakların yeterli bir şekilde korunabilmesi, tüm bireylerin özgür bir hukuk mesleğinin sağladığı hukuk hizmetlerine, etkin bir biçimde ulaşabilmesine bağlıdır (Prensip I. (1)).

23. Bundan başka, Tavsiye Prensip I. (2)’de, avukatların mesleğe kaydolmalarının bağımsız bir mesleki kuruluş tarafından değerlendirilmesini şart koşar. Bu durum karşı konulmaz, uygulama ile ilgili nedenlerden dolayı mümkün olmazsa, kaydolma ve kaydın silinmesi ile ilgili sorunlarda mahkemeye başvurma hakkı olmalıdır. Esas olarak, avukatların, hiçbir uygunsuz baskı veya müdahaleye tabi olmayan bir topluluk tarafından alınmış kararlara dayanılarak kaydolma zorunlulukları, avukatlık mesleğinin özgür ve bağımsız olarak icrasının bir ön şartı olarak düşünülebilir. Her iki durumda da (örneğin; kararlar bağımsız bir kuruluş veya mahkeme tarafından alındığında) adil bir inceleme her zaman mümkün olmalıdır.

24. Belirtilmelidir ki, Prensip I. (2) kişilerin diğer hukuk mesleğini icraya kabul edilme biçimlerini, kabul kriteri adil ve objektif olduğu ve karar verecek kuruluş hiç bir uygunsuz baskı veya müdahaleye tabi olmadığı sürece, dışlamaz. (aynı zamanda aşağıda Prensip V’e bkz.).

25. Tavsiye ayrıca, avukatların toplumdaki diğer birey­lerle aynı dernek kurma, inanç, düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip olmaları gerektiğini vurgular. Özellikle, avukatların diğer bireylere uygulanandan daha fazla hukuki kısıtlamaya tabi olmadan hukukla ve adaletin yerine getirilmesiyle ilgili kamu tartışmalarında yer alma ve özgürce ve müdahale olmadan, yerel veya ulusal mesleki kurumlara katılma veya bu kurumları oluşturma haklarının olduğunu belirtir. Ayrıca, inançları veya yasal bir birliğe üyelikleri nedeniyle hiçbir kısıtlamaya tabi olmamalıdırlar. Ayrıca, avukatlar adalet sisteminin işleyişini denetlemek için var olan veya teklif aşamasındaki mevzuat ile ilgili kamu tartışmalarına katılma ve gerekli oldukça, reform teklifi yapma hakkına sahiptirler. Esas olarak, her hukuk sisteminin esas aktörlerinden biri olan avukatlar, ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelebilecek önemli gelişmelere kayıtsız kalmamalı ve hukuk sisteminin gelişimine önayak olabilecek her kanun teklifinde aktif rol oynamalıdırlar (Prensip I. (3)).

26. Avukatlık mesleğinin bireylerin haklarını savunma görevini tam olarak, etkili bir biçimde gerçekleştirmesini sağlamak amacıyla avukatlar, hiçbir merciin kısıtlama, nüfuz, baskı, tehdit veya uygunsuz müdahalesi olmadan, yerleşik mesleki standartlarla birlikte ilgili devletin iç hukuk sistemine uygun olarak, müvekkillerine yol gösterebilmeli ve onları temsil edebilmelidirler (Prensip I. (4)).

27. Tavsiye daha sonra müvekkil-avukat ilişkisini ele alır. (Prensip I. (5 ve 6)) Özgürlüklerinden yoksun kişiler hakkında (Prensip I. (5)) Tavsiye, avukatların müvekkilleriyle görüşme hakkının, adaletin tam olarak yerine getirilmesini temin etme ihtiyacı ve kamu düzeninin korunması ile dengelenmesi gerektiğini belirtir. Esas olarak belirli durumlarda avukatların müvekkilleri ile görüşmelerinin sınırlandırılması yerinde olabilir, örneğin; devam eden cezai soruşturmaların ve hapishanelerin güvenliğinin korunması amacıyla.

28. Bunun dışında Tavsiye, devletlere, müvekkil avukat ilişkisinin gizliliği hakkında dosyaların, belgelerin ve elektronik haberleşmenin içeriğinin gizliliği de dahil olmak üzere bu kurala uyulmasını sağlama zorunluluğu getirmiştir. Ancak özellikle cezai soruşturma gerektirdiğinde gizlilik kuralına bir istisna getirebilir (örneğin; müvekkil ile avukat arasındaki elektronik haberleşmenin suça iştirak amacıyla kötüye kullanılması durumunda) (Prensip I. (6)) Fakat, cezai soruşturma sırasında avukatlar ve müvekkilleri arasındaki haberleşmenin gizliliğini sınırlandırmak gerektiğinde, savunmanın haklarına ve savcılar ve müdafiler arasındaki “kuvvetlerin eşitliği” ilkesine saygı gösterilmesini temin etmek ve tarafsızlığı sağlamak amacıyla Tavsiye, bu sınırlandırmanın yargının veya bağımsız ve tarafsız bir başka makamın denetimi altında yerine getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu hüküm avukatların müvekkilleri aleyhine tanıklık yapmaya zorlanmaları gerektiği anlamına gelmez.

Ayrıca, Tavsiye metninde yer alan “cezai soruşturmalar” terimi, mali ve gümrük alanlarındaki soruşturmaları da içine alacak şekilde geniş yorumlanmalıdır. Bu hüküm AİHS’nin 8. maddesi 2. fıkrasından esinlenmiştir.

29. Bunun yanı sıra Tavsiye, işlerinin uygun şekilde yerine getirilmesi, ilgili bütün dosyalara ulaşılabilmesi için (Prensip I. (7)) avukatlara olan ihtiyaca değinir ve kayıtlı hiçbir dosyanın sadece bir taraf için hazır (mevcut) bulundurulmaması gerektiğini belirtir (adli işlemler sırasında kuvvetlerin eşitliği ilkesi).

30. Son olarak Tavsiye, 1. (8) Prensibi’nde, avukatların kendi aralarında eşitliği ilkesini hatırlar ve aynı davada yer alan avukatlara eşit davranılmasını sağlamak amacıyla devletlerden gerekli tedbirleri almalarını ister. Bu hüküm aynı müvekkili birden fazla avukatın savunduğu durumla ilgili ulusal kanunları ihlal etmez. Esas olarak, bu hüküm farklı tarafların avukatlarının eşitliği anlamına gelir.

Prensip II
Hukuk Eğitimi, Staj ve Hukuk Mesleğine Giriş

31. Tavsiye, avukatlar için yeterli hukuk eğitiminin sağlanması ve onların hukuk mesleğine girişlerinin düzenlenmesi için devletler tarafından uygulanması gereken önemli kurallar içerir.

32. Metin; cinsiyet, cinsel tercih, ırk, renk, din, politik veya diğer görüş, etnik veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ve fiziksel yetersizlik nedenleriyle hiç kimsenin hukuk eğitiminin, hukuk mesleğine girişinin ve hukuk mesleğini icraya devam etmesinin reddedilemeyeceğini belirtir. Bu hüküm AİHS 14. maddesinden esinlenmiştir.

33. Hukuk eğitimi, teknik yeterliğe ek olarak, hukuk mesleğinin yapısında var olan ahlaki standartların bilincini ve AİHS’de –diğer hususların yanında– bulunan insan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek amacıyla düzenlenmelidir (Prensip II. (2)).

34. Bunun yanı sıra, Tavsiye, hukuk eğitiminin, devam eden eğitimin ve uygulama ile ilgili deneyimin hukuk hizmetlerini vermek için gerekli teknik yeterliğin seviyesini yakalamak, devam ettirmek ve yükseltmek için hayati etmenler olduklarını kabul eder. Gerçekten metin bu amaçlara ulaşmak için, uygun hallerde, devletlerden gerekli tedbirlerin alınmasını ister (Prensip II. (3)).

35. Bununla birlikte devamlı eğitim programlarından oluşan hukuk eğitimi avukatları, müvekkillerinin ve bir bütün olarak hukuk sisteminin menfaatlerine saygı duymak, bunları korumak ve geliştirmek için eğitmesinin yanında, hukuki beceriyi artırmayı, etik standartları ve kamunun ilgisini de yükseltmeyi amaçlamalıdır. (Prensip II. (3)).

Prensip III
Avukatların Görevleri ve Rolleri

36. Her şahsa ya da şahıs grubuna hak ve menfaatlerini savunmak veya ileri sürmek için bir avukatın yardımına başvurma hakkı tanınmıştır ve bunu dürüstlük ve özgürlükten ayrılmadan mümkün olan en iyi şekilde yapmak avukatın ödevidir. Sonuç olarak, avukatlar arasında müvek­killeri veya bunların davaları sebebiyle makamlar tarafından kesinlikle fark gözetilemez.

37. Bu sebeple Tavsiye, avukatların müvekkillerinin kanundan doğan hak ve menfaatlerini savunurken özgür, dikkatli ve adil olmasını temin etmek amacıyla barolarca veya kendi diğer meslek birliklerince düzenlenen mesleki standartların davranış kurallarının önemini belirtmektedir.

38. Tüm avukatların müvekkillerinin işleriyle ilgili sır saklama ödevi vardır (Prensip III. (2)). Bu ödev AİHS tarafından garanti altına alınan savunma haklarından biridir. Bu kurala karşın, genellikle hile ve suç teşkil eden fiillerle bağlantılı istisnalar bulunmaktadır. Tavsiye metninin III. (e) Prensibi’nde; müvekkilin rızası dışında sık saklama yükümlülüğünün herhangi bir şekilde ihlal edilmesinin avukatlar hakkında disiplin müeyyidesine sebep olabileceği belirtilmiştir.

39. Bu hususta, her devlette dava sırasında avukatlarını gizli addedilen vesikaları ibrazının talep edildiği değişik usuller bulunmaktadır. “Ortak Hukuk”un (örf ve adet kaidelerinden ibaret olan hukuk sistemi) uygulandığı bazı ülkelerde gizli vesikaların ibrazına müvekkiller karar verirken, başlıca Kıta Avrupası hukuk sistemini uygulayan ülkelerde adli işlemler sırasında talep edilen bu vesikaların ibraz edilip edilmeyeceği kararını vermek avukatlara düşmektedir.

40. Bununla birlikte, “Tavsiye, avukatların müvekkillerine karşı ödevleri hususunu göz önünde bulundurmaktadır.” (Prensip III. (3, alt bentler a, b, c, d ve e)). Müvekkillerine olan ödevlerini yerine getirirken avukatlar her zaman hukuk çerçevesinde, müvekkillerinin arzularına göre ve yerleşmiş mesleki ve etik standartlar dikkatlice ve korkusuzca hareket etmelidirler.

41. Avukatlar, müvekkillerine dava masraflarını da içe­ren davanın muhtemel sonuçları ve gidişatı hakkında bilgi vermek yanında, müvekkillerinin hak ve borçlarını öncelikle bildirmek zorundadırlar (Prensip III. (3. a)).

Özellikle belirtilmelidir ki, dava masraflarının bir kısmı avukatın ücretinden karşılanabilir. Bu sebeple avukatlar müvekkillerine dava boyunca ortaya çıkan masrafları bildirmelidir.

42. Ayrıca Tavsiye’ye göre avukatların görevlerinin bir parçası olarak anlaşmazlıkları sulh yoluyla çözmeye gayret etmeleri (Prensip III. (3. b)) ve menfaat çatışmalarından kaçınmaları gerekmektedir (Prensip III. (3. d)).

43. Bundan başka, Prensip III. (3. e) avukatlardan -makul bir şekilde- becerebileceklerinden fazla iş almamalarını ister. Özellikle istenen faal seviyeyi muhafaza edemeyeceklerse. Esas olarak avukatların makul bir şekilde yapabilecekleri işlerinin tespiti kendi takdirlerine bırakılmıştır ve davanın özel durumlarına bağlıdır. (Örneğin; dava çeşitleri, mahkemelerin büyüklüğü, hukuk firmalarındaki avukatların sayısı ve deneyimi). Ayrıca müvekkiller başka bir avukata başvurmaya karar vermek konusunda özgürdürler.

44. Bununla birlikte, avukatlar mahkeme heyetine karşı saygılı olmalı ve yargı sisteminin doğru ve adil şekilde işlemesi için üzerlerine düşeni yapmalıdırlar (Prensip III. (4)). Fakat bu, belirli davalarda karar verecek olan yargıçların yetkisine veya yargıcın duruşma sırasındaki hareket tarzına ilişkin hususların avukatlarca ileri sürülmesine engel olmamalıdır.

45. Ayrıca Prensip III. (4)’le ilgili olarak belirtilmelidir ki, duruşmanın uygun bir şekilde icrasını temin amacıyla, hakimler milli hukukça düzenlenen avukatların meslek birliklerinden ihracı, para cezası verilmesi… gibi herhangi bir disiplin yaptırımından yararlanabilir.

46. Bazı üye devletlerde sık sık rastlanan avukatların grev yapmasının, onların hizmetine ihtiyaç duyan kişilerin zarar görmelerine sebep olduğu özellikle vurgulanmalıdır. Bu nedenle Tavsiye (Prensip III. (4)), grevin avukatların kanuni bir hakkı olduğunu kabul etmekle birlikte, zamanla sınırlı olarak yapılması ve müvekkillerinin veya avukata başvuranların menfaatlerini zedelememesi gerektiğini öngörür.

Prensip IV
Tüm Şahısların Avukatlara Ulaşabilmesi

47. Avukatın mesleğiyle ilgili haklarını kullanma özgürlüğü ile bağlantılı olarak, avukatların hizmetlerini toplumun her kesimine ulaşılabilir hale getirmeleri ve bireylerin medeni ve siyasi haklarını da koruyarak adaletin sağlanmasına yardımcı olmaları gerekir. (Prensip IV)

48. Fakir ve normal yaşam koşullarından mahrum kalmış kişiler için hukuk hizmetleri hükmü bu insanların mutlak suretle mahkemede temsil edilmesi yükümlülüğünü içermez fakat, hakları konusunda onları eğitmek ve onlara akıl vermek zorunluluğu ile onları savunma ve koruma yolları anlamına gelir. (Prensip IV. (1) ve IV. (2)) Bu amaca ulaşma yollarından bir tanesi, fakir toplumlarda çalışan, bu toplumlara mensup kişilerin sayesinde kendi haklarını koruyabildikleri ve geliştirebildikleri ve gerekli olduğunda, avukatların yardımını isteyebildikleri ilgili kanunları ve usulleri haber veren örgütlere katılmak olabilir.

49. Tavsiye, bunun yanı sıra, hukuk hizmetleri programlarını mevcut bulundurmanın hükümetlerin sorumluluğu olduğunu vurgular. Hükümetlerin katkılarına ek olarak, bu tip programları geliştirmek ve temin etmek için barolar ve avukatların diğer meslek birlikleri gayret etmelidir. (Prensip IV. (3))

50. Avukatların ücretleri ve hizmetlerinin karşılığı hakkında, Tavsiye, onları düzenleyen mevzuatın hukuk hizmetlerinin halka makul şartlarda sunulmasını temin etmesi gerektiğini ve avukatların özgür olabilmeleri için makul bir yaşam standardını elde edebilecek kadar kazanmalarının şart olduğunu belirtir. (Prensip IV. (4))

51. Bunun dışında, ekonomik yönden zayıf kişiler için hukuk hizmetleri ile meşgul, masrafları tamamen veya kısmen kamu fonları tarafından karşılanan avukatlar mesleki açıdan hala özgür olabilmelidirler. (Prensip IV. (5))

52. Son olarak, Prensip IV’ün hükümleri sadece cezai bir suçla itham edilmiş kişileri savunan avukatlara değil, bu Tavsiye’nin amacı çerçevesindeki bütün avukatlara uy­gulanır.

Prensip V
Birlikler

53. Tavsiye, avukatların; haklarını ileri sürebilen, devam eden eğitimlerini ve stajlarını geliştirebilen ve mesleki dürüstlüklerini koruyabilen, yasal, bağımsız ve özerk bir birliği her yargı bölgesinde kurma ihtiyaçlarına değinir (Prensip V. (1)). Ayrıca, bu birliklerin yürütme organlarının, dış müdahale olmadan görevlerini yerine getirmeleri amacıyla, kendi üyelerini seçmesi yerinde olur.

54. Meslek kurallarını düzenleyen yasama işlevine sorunlu katılımı sağlamayan ülkelerde, dilerlerse ve bu birliklerin üyelerinden istenen mesleki standartları taşıyorlarsa, son söylenenin avukatların özgürlüklerini ve haklarını destekleyebilmesi ve koruyabilmesi amacıyla avukatlara bu birliklerin üyesi olma imkanı verilmelidir. Esas olarak avukatlar görevlerini tam olarak ancak “Hukuk Devleti” ilkesi üzerine kurulmuş devletlerde, Barolar özellikle devletten ve ekonomik baskı gruplarından bağımsızsa yerine getirebilirler. (Prensip V. (2)) Ancak barolar ve avukatların diğer meslek birlikleri, herkesin etkin ve eşit bir şekilde hukuk hizmetlerine ulaşmasını ve avukatların, kanunlara ve yerleşik mesleki standartlara uygun olarak ve haksız hiç bir müdahale olmadan müvekkillerine akıl vermelerini ve onlara yardım etmelerini sağlamak amacıyla hükümetlerle işbirliği yapmaya çalışmalıdırlar.

55. Tavsiye, (Prensip V. (3)) bunun yanı sıra, baroların, her türlü uygunsuz sınırlandırmalara ve ihlallere karşı avukatların özgürlüklerini savunmaktaki belirgin rolünü takdir eder.

56. Bundan başka, Tavsiye (Prensip V. (4), bent (a-g) arası), hukuk mesleğinin özgürlüğüne katkıda bulunması ve onların toplum içindeki görevlerini tamamlaması gereken Baroların ayrıntılı olmayan bir görev listesini içerir.

57. Avukatların özgürlüklerinin müvekkilleri ve toplum için önemini göz önünde bulundurarak, Baroların avukatların özgürlüğünü koruma ve geliştirme görevini yerine getirmeleri amacıyla, Tavsiye (Prensip V. (5), bentler (a-e) arası) avukatların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması ihtimaline karşı onların haklarını savunmak amacıyla her türlü gerekli davayı alma zorunluluğunu vurgular.

58. Prensip V. (5) bent (d), özellikle avukatların zilyetliklerinde bulundurdukları malzemelere -ve sadece belgelere değil- el koymaya işaret eder, çünkü birçok durumda avukatlar bilgiyi disket veya cd-rom gibi elektronik biçimde saklarlar.

59. Bentler (a-g) arasında belirtilen durumlardan biri meydana gelirse, barolar yetkili mercilerde temsil edebilme yetkisine sahip olmalıdır.

Prensip VI
Disiplin ile İlgili İşlemler

60. Tavsiye, baroların ve avukatların diğer meslek birliklerinin avukatlar için özgürce mesleki davranış kuralları oluşturma ve uygulama ihtiyaçlarına değinir. Avukatlar tarafından mesleki davranış kurallarında oluşturulan mesleki standartlara riayetsizlik durumunda, baroların onlara karşı disiplin ile ilgili işlemlere karar verme ve uygulama konusunda özel yetkileri vardır (Prensip VI. (1)). Ancak mahkemeler, savcı veya herhangi bir diğer kamu mercii yetkili baroya, son söylenen için disiplin ile ilgili işlemler başlatılması amacıyla, bir dava rapor edebilirler (Prensip VI. (2)).

Savcı makamının görevi, bu işlemleri başlatma ve işlemlerde yer alma konusunda sınırlandırılmalıdır.

61. Disiplin ile ilgili işlemler adil usul gereklerine ve özellikle avukatların muhalif karar aleyhine temyize başvurabilme imkanını içeren AİHS 6. madde hükümlerine tam olarak riayet etmesi gerekmektedir.

62. Özellikle, bu Tavsiye’nin amacı dahilinde, avukatların hakları, diğerlerin yanında, şu hususları içerir:

• Kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde, adil ve halka açık duruşma hakkı. Bu, avukatların davanın kamera tarafından görüntülenmesini talep etmelerine mani olmaz;

• Kendilerine karşı ileri sürülen iddiadan ve delil durumundan zamanında haberdar edilme hakkı;

• Savunmalarını hazırlamak için yeterli zaman verilmesi hakkı;

• Duruşma boyunca duruşmada bulunma hakkı.

63. Son olarak Tavsiye (Prensip VI. (5)) disiplin suçları için yaptırım belirlerken orantılılık ilkesine uyma gereğini vurgular. Bundan dolayı işlenen suçun ağırlığı ile avukata karşı belirlenen yaptırımların olumsuz sonuçları arasında bir denge kurulmalıdır.

Hüseyin Nail Kubalı

0
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, 1903  yılında Niğde’de doğmuş ve 13 Ekim 1981 tarihinde yaşama veda etmiştir. Anadolu’ya göç etmiş bir Dağıstan (Lezgi) ailesinin çocuğudur. Ekonomist Ali Nail Kubalı’nın amcasıdır.

Niğde Reji İdaresi Amiri ve diğer görevliler. Ortada açık renk elbise ve palto giyen amirin yanında çocukları Hüseyin Nail Kubalı ve kardeşi

Kubalı, Afyonkarahisar’da Rüştiye ve İdadi öğrenimini tamamlamış, Niğde, Sivas, Konya’da lise öğrenimini sürdürmüş, 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazanmış ve 1928 yılında mezun olmuştur.

Akademik Kariyeri ve Görevleri

Doktora eğitimini Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kamu hukuku üzerine tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Kamu hukuku doçenti olan Kubalı, 1943 yılında profesörlük unvanını kazanmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı
Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı

Kubalı, 1937-1943 yıllarında Boğaziçi Lisesinde felsefe dersleri ve 1956 yılında sonra da İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde, Devrim Tarihi derslerini okutmuş; 1949 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürlüğü‘nde çalışmalara başlamış, 1956 yılınan enstitü müdürü olmuş, emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar bu enstitüde çalışmalarına devam etmiştir.

Harp Okulu ve Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, İktisat Fakültesi Medeni Hukuk Öğretim Üyeliği yapan Kubalı 1948-1950 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürütmüştür.

Yıl 1964. Prof. Hüseyin Nail Kubalı’nın evi. Soldan ikinci Prof. Orhan Aldıkaçtı, üçüncü; kardeşi Prof. Hasan Nail Kubalı, dördüncü Hüseyin Nail Kubalı, altıncı; Kubalı’nın eşi, sekizinci Bülent Tanör

Ordinaryüs profesörlüğü reddetmiş, bu akademik unvanın kaldırılmasını üniversite senatosuna rapor vererek teklif etmiştir.

Sivil Toplum Faaliyetleri ve Ödüller

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Fransız hukuk kültürü dostları Henri Kapidant Derneği tarafından 1967 yılında, mukayeseli hukuk alanındaki çalışmalarından ötürü gümüş madalya verilmiştir. Kubalı, derneğin derneğin Türk Grubu başkanlığını da yürütmüştür.

Uluslararası Hukuk Bilimleri Derneği üyeliğinde bulunmuş, Türk Milli Komitesi başkanlığını yürütmüştür.

Kubalı, 1949 yılında Seçim Kanunu, 1960 yılında Anayasa ise ve Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan komisyonlara Üniversite Temsilcisi olarak katılmıştır.

Gençlik yıllarında edebiyatla yakından ilgilenmiş, Hayat ve İçtihat dergilerinde şiirleri yayınlanmıştır. Bilimsel dergilerde yazdığı makalelerin yanı sıra Cumhuriyet ve Son Havadis Gazetesi’nde yazılar yazmıştır. Antolojilerde ve okul kitaplarında yayınlanmış şiirleri bulunan Kubalı’nın 1924 yılında İstanbul Erkek Lisesinin son sınıfında okuduğu sırada yazdığı Nefes şiiri, 1925 yılında annesi için yazdığı Ağıt ve 1952 yılında eşi için yazdığı Destan isimli şiirleri edebiyat çevreleri tarafından en beğenilen şiirler arasındadır.

Türk Devrim tarihi - Hüseyin Nail Kubalı
Türk Devrim tarihi – Hüseyin Nail Kubalı

Bilimsel çalışmalarının yanında siyasal ve sosyal alanda da çalışmalar yürütmüş; 1958 yılında üniversitedeki kadrosundan bakanlık emrine alınmış ancak tepkiler üzerine 40 gün sonra görevine iade edilmiştir. Vermiş olduğu bir demeç yüzünden üniversite senatosu tarafından disiplin cezasına çarptırılmış, bir ay ders vermekten alıkonulmuştur.

27 Mayıs 1960 tarihli askeri darbe öncesinde tutuklanmış,  Tahkikat Komisyonu’nda sorguya çekilmiş ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Yassıada Yargılamalarında tanık sıfatı ile ifadesine başvurulmuştur.

21 Ekim 1977 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’na cumhurbaşkanlığınca seçilen üye sıfatıyla görev yapmaya başlamış, 12 Eylül 1980 tarihine kadar bu görevi yürütmüştür.  Senatoda yaptığı etkili konuşmalarla anılmış, 1980 darbesi öncesindeki konuşmalarında, Cumhuriyet rejiminin korunması, demokrasinin işler kılınması ve siyasal kavgaların durması için devlet kadrolarında partizanlığın sona erdirilmesi ve Adalet Partisi- Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu kurulması gerektiğini savunmuştur.

Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie
Hüseyin Nail Kubalı -Leçons de Sociologie

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’nın Eserleri

Prof. Kubalı, Émile Durkheim’ın kızı Jacques Halphen ve Georges Davy’in desteği ile Durkheim’ın Bordeaux ve Paris’te verdiği ahlak ve hukuk sosyolojisi derslerinin “Leçons de Sociologie” başlığıyla ilk kez yayınlamıştır. Leçons de Sociologie, Paris ve İstanbul’da eş zamanlı olarak yayınlanmış, Türkçe’ye tercümesi Kubalı tarafından yapılmıştır.

Hüseyin Nail Kubalı - Anayasa Hukuku
Hüseyin Nail Kubalı – Anayasa Hukuku

  • L’idée de I’Etat chez les pécurseurs de I! Ecole Sociolohique Française (1935)
  • Esas Teşkilat Hukuk Dersleri (1943-1945)
  • Devlet Ana Hukuk dersleri (1946)
  • Türk Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (1960)
  • Anayasa Hukuku-Genel Esaslar ve Siyasi rejimler (1965)
  • Demokrasinin Anayurdunda / İngiltere’ye Dair (1966)
  • Devrim Tarihi Dersleri (1973)
  • Esas Teşkilat Hukuku – Birinci Kitap: Nazariyeler ve Umumi Prensipler
  • Ondokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren Türkiye’de mukayeseli hukukun gelişmesi ve mukayeseli araştırmaların bugünkü durumu
  • Demokrasinin Anayurdunda
  • Hak ve hürriyet yolunda / Hüseyin Nail Kubalı.
  • Liberal Siyasi Rejimler ve Sosyal Demokrasi Telakkisi, Antiliberal Siyasi Rejimler ve Marksist İdeoloji

    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI
    Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslarıve Siyasi Rejimler), HÜSEYİN NAİL KUBALI

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

0
ILO 146 No'lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir.

Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylanmış; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

ILO Kabul Tarihi: 13 Ekim 1976

ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Kanun Tarih ve Sayısı: 15.7.2003 / 4940
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.07.2003/25176
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 30.10.2003/6396
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 02.12.2003/25304
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 28 Temmuz 2005
ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun daveti üzerine, 13 Ekim 1976 tarihinde Cenevre’de yaptığı altmışikinci oturumunda;

Oturum gündeminin ikinci maddesinde yeralan, 1970 tarihine ait 132 sayılı Ücretli Tatiller Sözleşmesi (revize) ışığında, fakat söz konusu sözleşmeyle sınırlı kalmadan, 91 sayılı Gemiadamlarının Ücretli Tatilleri Sözleşmesi’nde 1949, düzeltmeler yapılmasına ilişkin önergeler benimsenerek ve bu önergelerin bir uluslararası sözleşme şeklini alması gerektiğine hükmederek,

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İzinlerine ilişkin Sözleşme,1976 olarak adlandırılacak olan aşağıdaki sözleşmeyi bindokuzyüzyetmişaltı yılı Ekim ayının işbu yirmidokuzuncu gününde kabul etmiştir.

Madde 1

Bu sözleşme hükümleri, henüz toplu sözleşmeler, hakem kararları, mahkeme kararları, yasa gereği ücret tespiti yöntemi ya da ulusal koşullara uygun ulusal uygulamalarla tutarlı bir başka tarzda yürürlük kazanmamışsa, ulusal yasa ya da tüzükler marifetiyle yürürlüğe konur.

Madde 2

Bu sözleşme gemiadamı olarak istihdam edilen kişilere uygulanır.

Bu sözleşme bağlamında gemiadamı sıfatı; savaş gemisi; balık avcılığı işinde kullanılan ya da balık avcılığı ile doğrudan ilişkili ya da balina avcılığı ya da benzer işlerde kullanılan gemiler dışında, bu sözleşmenin yürürlükte olduğu ülkeye kayıtlı açık deniz seferi yapan gemilerde her hangi bir sıfatla istihdam edilen kişileri ifade eder.

Hangi tip gemilerin bu sözleşmenin uygulanması amacıyla açık deniz gemisi sayılacağı; gemi sahipleri ve gemiadamlarının varsa ilgili örgütlerine danışıldıktan sonra ulusal yasa veya tüzüklerle belirlenir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, sözleşmenin uygulama alanını, sanayinin içinde bulunduğu koşulların gerektirdiği değişiklikleri, gemi sahipleri ve işçilerin varsa ilgili örgütlerine danıştıktan sonra, yapmak suretiyle, bu maddenin 2. fıkra (b) bendinde yer alan gemiadamı tanımının dışında kalan kişileri veya bazı kategorileri de kapsayacak şekilde genişletebilir.

Bu maddenin 4. paragrafına uygun olarak bu sözleşmenin uygulanmasını genişleten her üye; uygulamanın genişletildiği kategorileri ve varsa değişiklikleri onay sırasında bu onayına ekleyeceği bir bildirimde belirtecektir.

Bu sözleşmeyi onaylamış olan üye onaylama sırasında belirlenmiş kategoriler varsa ve daha sonra sözleşmenin uygulama alanını bu kategorilerin dışında kalanları da kapsayacak şekilde genişletirse bu durumu Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne bir deklarasyonla bildirir.

Zorunluluk gereği kadar olmak üzere deniz aşırı sefer yapan gemilerde istihdam edilen kişilerden sınırlı sayıda kategorilere dahil olanlar gemi sahipleri ile gemiadamlarının varsa ilgili örgütleriyle danışılarak yetkili makam tarafından ya da ülkede geçerli sistem yoluyla alınacak önlemlerle sözleşmenin uygulama kapsamının dışında tutulabilirler.

Bu sözleşmeyi onaylayan üye, sözleşmenin uygulanması hakkında Uluslararası Çalışma Örgütü anayasasının 22. Maddesi uyarınca vereceği ilk raporunda, bu maddenin 3. ve 7. fıkralarına uygun olarak uygulama kapsamı dışında bıraktığı kategorileri gerekçeleri ile birlikte bir liste halinde bildirir. Takip eden raporlarında ise, uygulama kapsamı dışında bırakılan kategoriler açısından ulusal mevzuatının durumunu ve gene bu kategoriler bakımından sözleşmenin hangi ölçüde uygulanabilir olduğu veya hangi ölçüde uygulanmasını önerdiğini belirtir.

Madde 3

Bu sözleşmenin uygulandığı her gemiadamı, asgari süre ile belirlenen yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, onaya ekleyeceği bir deklarasyon ile yıllık ücretli izin süresini bildirecektir.

İzin, her halükarda bir yıllık hizmet süresi için 30 takvim gününden az olmayacaktır.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, ILO Genel Müdürüne daha sonra bildireceği bir deklarasyon ile onay sırasında bildirdiği süreden daha uzun yıllık izin süresini bildirebilir.

Madde 4

Önceki maddede öngörülen tam izin hakkı için, herhangi bir yıldaki hizmet süresi gereken süreden daha az olan bir gemiadamı o yıl içindeki hizmet süresiyle orantılı yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.

Bu sözleşmedeki “yıl” deyimi bir takvim yılı veya aynı süreye denk herhangi bir süreyi ifade eder.

Madde 5

Yıllık ücretli izne hak kazanmak için, hizmet süresinin hesaplanması yöntemi, her ülkede yetkili makam veya uygun mekanizma ile belirlenir.

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak gemideki görev yerleri dışında yapılan çalışma hizmet süresinden sayılır.

Her ülkenin yetkili makamı ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak onaylı denizcilik meslek kurslarına devam edilirken veya ilgili gemiadamının isteği dışında hastalık, yaralanma, analık gibi nedenlerle işbaşında bulunulmayan süreler hizmet süresinden sayılır.

Madde 6

Aşağıdaki süreler, bu Sözleşmenin 3 ncü madde 3 ncü paragrafında belirtilen asgari yıllık ücretli için süresinden sayılmayacaktır.

Yıllık ücretli izin ile çakışsın ya da çakışmasın, bandıra ülkesinin resmi ya da geleneksel tatil günleri,

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak hastalık, yaralanma ya da analık nedeniyle oluşan iş göremezlik süreleri,

Görev başında olduğu süre içinde geçici kıyı izinleri,

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak her türden telafi izinleri

Madde 7

Bu sözleşmede geçen yıllık iznini kullanan her gemiadamı en azından her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenen yöntemle hesap edilen yıllık izin süresinin karşılığı normal ücretini (ücretin ayni olarak ödenen kısmının nakit karşılığı dahil olmak üzere) alır.

Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca tahakkuk ettirilen miktarlar, ulusal yasa ve yönetmelikler ya da gemiadamı ve işvereni bağlayıcı bir sözleşmeyle farklı bir uygulama şart koşulmamış ise izne çıkılmadan önce ödenir.

Hak kazandığı yıllık iznini kullanmadan işinden ayrılan ya da çıkartılan gemiadamı, yıllık iznine tekabül eden bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen ücreti alır.

Madde 8

Yıllık ücretli iznin parçalara bölünmesi ya da bu iznin müteakip yılın izniyle birleştirilmesine yetkili makam ya da her ülkede uygun mekanizma yoluyla izin verilebilir.

Bu maddenin 1. fıkrası saklı kalmak kaydıyla; gemiadamı ile işvereni bağlayıcı bir sözleşmede farklı bir uygulama şart koşmamışlarsa; bu sözleşmede geçen yıllık izin kesintisiz bir süreden oluşur.

Madde 9

Her ülkede, yetkili makam tarafından ya da uygun mekanizma yoluyla, İstisnai durumlarda geçerli olmak üzere, bu sözleşmeye dayanılarak verilmesi gereken yıllık iznin yerine asgari 7. Maddede şart koşulan ücrete eşit miktarda nakit ödeme yapılmasına dair hüküm getirilebilir.

Madde 10

İznin kullanılacağı zaman; yönetmelikler, toplu sözleşme, hakem kararı veya ulusal uygulamalarla uyumlu diğer araçlarla aksi kararlaştırılmamışsa ve mümkünse ilgili gemiadamı veya temsilcisine danışılıp anlaşmaya varıldıktan sonra işveren tarafından belirlenir.

Hiçbir gemiadamının rızası olmaksızın, hangisi evine daha yakınsa, işe alındığı veya çalıştığı yerden başka bir yerde izin kullanması istenemez, toplu sözleşme, ulusal yasa veya yönetmelik hükümleri saklıdır.

Yıllık iznine bu maddenin 2. fıkrasında belirtilenden farklı bir yerden ayrılması isteniyorsa, bir gemiadamı, evine yakın olan hangisiyse istihdam edildiği ya da tayfa olarak toplandığı yere ulaşım giderlerinin karşılanması hakkına sahiptir ve izne ayrıldığı yere geri dönüşüyle doğrudan ilgili iaşe ve diğer masrafları işveren tarafından karşılanır. Yolda geçen süreler gemiadamının hak kazandığı yıllık izin süresinden düşülemez.

Madde 11

3 üncü Madde’nin 3.fıkrasında belirtilen asgari yıllık ücretli izin hakkını kullandırmayan veya bu hakkın sözleşmenin 9.maddesi uyarınca istisnai olarak getirilen koşulun dışında yazılmış olan herhangi bir akit hükümsüzdür.

Madde 12

Yıllık iznini kullanan gemiadamı, sadece olağanüstü acil durumda ve zamanında tebligat yapılmak suretiyle işe çağrılır.

Madde 13

Bu sözleşme hükümlerine etkinlik kazandıracak usullerin icabı olarak, yıllık ücretli izinle ilgili düzenleme veya yasa maddelerinin tam olarak tatbik ve icrasını sağlamak üzere, yeterli denetim ya da diğer vasıtalar yardımıyla, müessir önlemler alınacaktır.

Madde 14

Bu Sözleşme 1949 tarihli Ücretli tatiller (Gemiadamları) Sözleşmesini (Revize) tadil eder.

Madde 15

Bu Sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından tescil edilir.

Madde 16

Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilen Uluslararası Çalışma Örgütü üyesi ülkeler için bağlayıcıdır.

Bu sözleşme , iki üyenin onay belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için, onay belgesinin tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 17

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Genel Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu maddede öngörüldüğü şekilde feshetmeyen her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süre bitiminde, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilir.

Madde 18

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini örgüt üyelerine duyururken; bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 19

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tüm bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca kaydedilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

Madde 20

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, bu sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması gereği hakkında karar verir.

Madde 21

Konferans, bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu; yukarıdaki 17 inci madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirir.

Değiştirici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu Sözleşme, onu onayıp da değiştirici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; her halükarda şimdiki şekil ve içeriği ile geçerli olmakta devam eder.

Madde 22

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi de aynı şekilde geçerlidir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

0

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Sözleşmeyi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin onay belgeleri 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş; sözleşme Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye sözleşmeye çekince koyarak, sözleşmenin yorum veya uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıkların Uluslararası Adalet Divanı’nda çözümlenmesini kabul etmemiştir. Ayrıca, sözleşme hükümlerinin sadece Türkiye ile diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını bildirmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme – 21 Aralık 1965

 Bu Sözleşmeye Taraf Devletler; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının, tüm insanların niteliğindeki onur ve eşitlik ilkelerine dayalı olduğunu, tüm üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerin amaçlarından biri olan ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapılmaksızın herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel saygı görerek gözetilmesini geliştirmeyi ve özendirmeyi gerçekleştirmek üzere örgütle işbirliği içinde topluca ve ayrı ayrı eylemde bulunma yükümlülüğü üstlendiklerini gözönüne alarak,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin, tüm insanların özgür ve onur ve haklar bakımından eşit doğduğunu ve herkesin başta ırk, renk ve ulusal köken olmak üzere herhangi bir ayrım yapılmaksızın bu Bildirgede öne sürülen tüm hak ve özgürlüklere yetkili olduğunu ilan etmiş bulunduğunu göz önünde bulundurarak,

Tüm insanların yasa önünde eşit olduğunu ve herhangi bir ayrımcılığa ve ayrım kışkırtıcılığına karşı yasalarca eşit olarak korunma hakkı bulunduğunu gözönüne alarak,

Birleşmiş Milletlerin, ne türden ve nerede olursa olsun, sömürgecilik ve bununla ilgili tüm ayrımcılık uygulamalarını kınadığını ve 14 Aralık 1960 tarihli Sömürge Ülkelere Bağımsızlık Tanıma Bildirgesinin bu uygulamalara ivedi ve koşulsuz bir son vermenin gereğini yineleyip açıkça ilan ettiğini gözönünde bulundurarak,

20 kasım 1963 tarihli Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinin tüm dünyada her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının ivedi kaldırılmasını ve insan kişiliğinin onurunu tanıyıp ona saygı gösterilmesini sağlama gereğini açıkça vurguladığını gözönüne alarak,

Irk ayrımlarına dayalı üstünlük öğretilerinin bilimsel bakımdan yanlış, ahlakça kınanması gereken, toplumsal bakımdan haksız ve tehlikeli olduğuna ve herhangi bir kuram ve uygulamada ırk ayrımcılığını haklı gösterecek hiçbir dayanak bulunmadığına inanarak,

İnsanlar arasında ırk, renk ve etnik köken gerekçeleriyle ayrım gözetmenin Uluslararasında dostça ve barışçı ilişkiler kurmaya engel olduğunu ve halklar arasında barış ve güvenliği ve bir ve aynı Devlette yanyana yaşayan kişilerin uyumunu bozacak bir nitelik taşıdığını yeniden belirterek,

Irk engellerinin insan toplumu ideallerine ters düştüğüne inanmış olarak,

Dünyanın kimi bölgelerinde hala göze çarpan ırk ayrımcılığı uygulamalarıyla kurumlaşmış ırk ayrımcılığı (apartheid), ayırıcılık ve ayrımcılık gibi ırk üstünlüğü ve düşmanlığına dayalı hükümet politikalarından kaygı duyarak,

Her biçim ve görünüşüyle ırk ayrımcılığının hızla kaldırılması için tüm gerekli önlemleri benimsemeye ve ırklar arasında anlayışı geliştirmek ve her türlü ırk ayırıcılık ve ırk ayrımcılığından arınmış bir Uluslararası topluluk kurmak için ırkçı öğreti ve uygulamaları önlemeye ve bunlarla savaşmaya kararlı olarak,

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1958’de kabul edilmiş olan Çalışma ve Meslek Ayrımcılığına İlişkin sözleşmeyi ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün 1960’da kabul ettiği Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşmeyi anımsayarak,

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinde yeralan ilkelere işlerlik kazandırmaya ve bu amaçla uygulama önlemlerinin ivedi benimsenmesini sağlamaya istekli olarak; aşağıdaki hükümlerde anlaşmıştır:

BÖLÜM I
Madde 1
  1.  Bu Sözleşmede “ırk ayrımcılığı” deyimi, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel alanda ya da toplum yaşamının başka bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temeli üzerinde tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanmayı önlemek ya da zedelemek amaç ya da sonucuyla ırk, renk, soy ya da ulusal ya da etnik kökene dayalı herhangi bir ayrım, dışlama, kısıtlama ya da üstün tutma bulunma anlamına gelir.
  2.  Bu Sözleşme, Taraf bir Devletçe, uyruğu olanlarla olmayanlar arasında gözetilen ayrımlar, dışlamalar, sınırlamalar ya da üstün tutmalara uygulanmaz.
  3.  Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Taraf Devletlerin belli bir uyrukluğa karşı ayrım gözetmemek koşuluyla, uyrukluk, yurttaşlık ya da uyrukluğa alma konularında hükümler koymasına engel olması biçiminde yorumlanamaz.
  4.  İnsan hakları ve temel özgürlüklerden eşit yararlanabilmeleri için gerekli korunmaya gereksinme gösteren belli ırk grubu ya da etnik grup ya da bireylerin sadece yeterli gelişmesini sağlamak amacıyla alınabilecek özel önlemler, sonuç olarak ayrı ırk grupları için ayrı hakların tanınmasına yol açmaması ve amaçları gerçekleştikten sonra sürdürülmemesi koşuluyla ırk ayrımcılığı sayılmaz.
Madde 2
  1.  Taraf Devletler, ırk ayrımcılığını kınayarak tüm uygun yöntemlerle ve gecikmeksizin her biçimiyle ırk ayrımcılığını ortadan kaldırma ve tüm ırklar arasında anlayış gelişme yolunda bir politika izlemeyi üstlenir. Bu amaçla:
  2.  Taraf her Devlet, kişilere, kişi gruplarına karşı ırk ayrımcılığı eylem ve uygulamasına girişmemeyi ve ulusal ya da yerel tüm resmi makamların ve kamu kurumlarının bu yükümlülüğe uygun davranmasını sağlamayı üstlenir.
  3.  Taraf her Devlet, kişiler ya da örgütlerce ırk ayrımı yapılmasını arka çıkma, koruma ya da desteklemekten kaçınmayı yükümlenir.
  4.  Taraf her Devlet, hükümet politikasıyla ulusal ve yerel politikalarını gözden geçirmek ve nerede ırk ayrımcılığı yaratan ya da bunu sürdüren yasa ya da düzenlemeler varsa bunları değiştirmek, kaldırmak ya da hükümsüz kılmak üzere etkin önlemler alır.
  5.  Taraf her Devlet, tüm uygun yollarla, koşullar gerektiriyorsa yasa yoluyla kişiler, gruplar ya da örgütlerce ırk ayrımcılığı yapılmasını yasaklar ve sona erdirir.
  6.  Taraf her Devlet, gereğinde, bütünleştirici ve çok ırklı örgütlenme ve hareketleri ve ırklar arasındaki engelleri kaldırmak üzere benzeri girişimleri özendirir ve ırk ayırımına dayalı bölünmeyi güçlendirme eğilimindeki her girişimi caydırır.
  7.  Taraf Devletler, koşullar haklı gösterdiğinde, insan hakları ve temel özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanabilmelerini güvenceye almak amacıyla belli ırk gruplarının ya da gruplarının üyesi olan bireylerin yeterince gelişmesi ve korunmasını sağlamak üzere toplumsal, ekonomik, kültürel ve başka alanlarda özel ve somut önlemler alır. Bu önlemler, hiçbir durumda, alınma amaçları gerçekleştikten sonra ayrı ırk grupları için hak eşitsizliği ya da değişik hakların tanınması sonucu doğuramaz.
Madde 3

Taraf Devletler, ırk ayrıcılığını ve ırk ayrımcılığını kınayarak yargı yetkileri içinde bulunan ülkelerde bu nitelikteki tüm uygulamaları yasaklar ve kökten yok eder.

Madde 4

Taraf Devletler, belli bir ırkın ya da belli bir renk ya da etnik kökenden kişiler grubunun üstünlüğü düşünceleri ya da kuramları üzerine dayalı olan ya da herhangi bir biçimde ırk düşmanlığı ve ayrımcılığını haklı göstermeye ya da geliştirmeye kalkışan tüm propaganda ve tüm örgütlenmeleri kınar ve böyle bir ayrımcılığa yönelik tüm kışkırtma ya da eylemeleri yok etmek için ivedi ve olumlu önlemler almayı ve bu amaçla, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan ülkeler ve bu Sözleşmenin 5. maddesinde açıkça öne sürülmüş olan haklara gereken saygıyı göstererek, başka önlemlerin yanısıra:

  1.  Irk ayırımına dayalı üstünlük ya da düşmanlık temeline dayalı düşüncelerin yayılmasını, ırk ayrımcılığı kışkırtıcılığını ve herhangi bir ırkı ya da başka bir renk ya da etnik kökenden kişiler grubuna karşı şiddet eylemi ya da bu gibi eylem kışkırtıcılığına ve ırkçı etkinliklere para yardımı yanında herhangi bir yardım sağlamayı, yasalara göre cezayı gerektiren bir suç saydığını ilan eder;
  2.  Irk ayrımcılığını geliştiren ya da kışkırtan örgütleri ve örgütlü ya da başka propaganda etkinliklerini yasa dışı ilan ederek yasaklar ve bu örgütlere ve etkinliklere katılmayı yasaya göre cezalandıracak bir suç sayar;
  3.  Ulusal ya da yerel resmi makamların ya da kamu kuruluşlarının, ırk ayrımcılığını özendirmesine ya da kışkırtmasına izin vermez.
Madde 5

Bu Sözleşmenin 2. maddesinde konmuş olan temel yükümlülükler uyarınca Taraf Devletler, ırk ayrımcılığını her biçimiyle yasaklamayı ve kaldırmayı ve ırk, renk ya da ulusal ya da etnik köken ayrımı yapmaksızın, herkes için yasa önünde eşitlik sağlamayı ve öncelikle aşağıdaki hakları güvence altına almayı yükümlenir:

a- Mahkemeler ve tüm öteki adli organlar önünde eşit davranılma hakkı;

b- Kişi güvenliği hakkıyla ister resmi görevliler, ister bir birey, grup ya da kurumca işlensin şiddet eylemine ya da bedence zarara karşı Devletçe korunma hakkı;

c- Siyasal haklar, özellikle genel ve eşit oy temeli üzerinde seçimlere katılma, seçme ve seçilme hakkı ve her düzeydeki kamu yönetiminde ve Hükümette görev alma ve eşit koşullarda kamu hizmetine girme hakkı;

d- Öteki kişisel haklar, özellikle:

i. Bir Devletin sınırları içinde yer değiştirme ve oturma hakkı,

ii. Kendi ülkesi dahil bir ülkeden ayrılma ve ülkesine geri dönme hakkı,

iii Vatandaşlık hakkı,

iv. Evlenme ve seçme hakkı,

v. Tek başına ya da başkalarıyla birlikte mülk edinme hakkı,

vi. Miras hakkı,

vii.  Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü,

viii.   Görüş ve görüşünü açıklama özgürlüğü,

ix. Barışçı toplanma ve dernek kurma hakkı,

e-Ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar, özellikle;

i.Çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli ücret hakkı,

ii. Sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı,

iii. Konut edinme hakkı,

iv. Halk sağlığı, tıbbi bakım, toplumsal güvenlik ve toplumsal hizmet hakkı,

v. Eğitim görme ve yetişme hakkı,

vi. Kültürel etkinliklere eşit katılma hakkı,

f.    Ulaşım araçları, otel, lokanta, kahve, tiyatro ve park gibi kamunun kullanımına açık herhangi bir hizmet yerinden eşit yararlanma hakkı.

Madde 6

Taraf Devletler, yargı yetkileri içindeki herkese, bu Sözleşmeye aykırı olarak insan haklarını ve temel özgürlükleri çiğneyen herhangi bir ırk ayrımcılığı eylemine karşı, yetkili ulusal mahkemeleri ve öteki Devlet kuruluşları eliyle etkin korunma ve yargı yolu sağladığı gibi, bu mahkemelerden böyle bir ayrımcılık sonucu olarak uğradığı zararın adilce ve yeterince giderilmesini isteme hakkı sağlar.

Madde 7

Taraf Devletler, ırk ayrımcılığına yol açan önyargılarla savaşmak ve uluslar ve ırk ya da etnik gruplar arasında hoşgörü ve dostluğu geliştirmek, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Antlaşması, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesinin amaç ve ilkelerini yaymak üzere özellikle öğretim, eğitim, kültür ve bildirişim alanlarında ivedi ve etkin önlemler benimsemeyi yükümlenir.

BÖLÜM II
Madde 8
  1.  Taraf Devletlerce kendi uyrukları arasından seçilen, ahlak nitelikleri yüksek ve yansızlığıyla tanınmış olan onsekiz uzmandan oluşmuş (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) bir Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi kurulur. Kendi adlarına hizmet verecek olan bu uzmanların seçiminde, eşit bir coğrafi dağılımın sağlanması ve çeşitli uygarlık biçimleriyle ana hukuk sistemlerinin temsil edilebilmesi öngörülür.
  2.  Komite üyeleri, Taraf Devletlerce gösterilen adaylar listesinden gizli oyla seçilir. Taraf her Devlet, kendi vatandaşları arasından bir aday gösterebilir.
  3.  İlk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten altı ay sonra yapılır. Her seçim tarihinden en az üç ay önce, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Taraf Devletlere iki ay içinde adaylarını sunmaları çağrısında bulunan bir yazı gönderir. Genel Sekreter, bu yolla gösterilmiş tüm adayların, onları aday gösteren Taraf Devletleri de belirterek alfabetik bir listesini hazırlar ve bunu Taraf Devletlere sunar.
  4.  Komite üyelerinin seçimi Genel Sekreterin çağrısıyla Taraf Devletlerin Birleşmiş Milletler Merkezindeki toplantısında yapılır. Taraf Devletlerden üçte ikisinin yeter çoğunluğu oluşturduğu bu toplantıda, en çok oyu alan ve hazır bulunan ve oy veren temsilcilerin oylarının salt çoğunluğunu sağlayan adaylar, Komiteye seçilmiş olur.
  5.  a. Komite üyeleri, dört yıllık bir süre için seçilir. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilmiş olan, üyelerden dokuzunun süresi iki yılın bitiminde sona erer. İlk seçimden hemen sonra bu dokuz üye, Komite Başkanı tarafından ad çekmeyle belirlenir.
  6.  Boşalan bir üyeliği doldurmak için, uzmanı Komite üyesi olarak görev yapamayan Taraf Devlet, Komitenin onayına bağlı olmak üzere kendi vatandaşları arasından bir başka uzman atar.
  7.  Komite üyeleri görevlerini yerine getirirken giderlerinden Taraf Devletler sorumludur.
Madde 9
  1.  Taraf Devletler, benimsemiş oldukları ve bu Sözleşmenin hükümlerine işlerlik kazandıran yasal, yargısal, yönetsel ve öteki önlemler konusunda, Komite tarafından incelenmek üzere;
  2.  İlgili Devlet için Sözleşmenin yürürlüğe girişinden sonraki bir yıl içinde, ve
  3.  Bundan sonra her iki yılda bir ve Komite istediğinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir rapor sunmayı üstlenir. Komite, Taraf Devletlerden başka bilgileri de isteyebilir.
  4.  Komite, her yıl Genel Sekreter aracılığıyla etkinlikleri konusunda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna rapor sunar ve Taraf Devletlerden alınan rapor ve bilgilerin incelenmesine dayalı önerilerde ve genel tavsiyelerde bulunabilir. Bu öneriler ve tavsiyeler, Taraf Devletlerin –varsa- görüşleriyle birlikte Genel Kurula bir rapor olarak sunulur.
Madde 10
  1.  Komite, kendi çalışma kurallarını belirler.
  2.  Komite, görevlilerini iki yıllık bir süre için seçer.
  3.  Komitenin sekreterlik hizmetleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından sağlanır.
  4.  Komite toplantıları normal olarak Birleşmiş Milletler Merkezinde yapılır.
Madde 11
  1.  Bir Taraf Devlet, bir başka Taraf Devletin bu Sözleşmesinin hükümlerine işlerlik kazandırmadığını görürse, konuyu komitenin dikkatine sunabilir. Bunun üzerine Komite, bu duyuruyu ilgili Taraf Devlete iletir. Duyuruyu alan Devlet, üç ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- başvurduğu yargı yolunu belirten yazılı bir açıklama ya da bildirimde bulunur.
  2.  Konu, ilgili görüşmelerle ya da taraflara açık başka bir yöntemle ilk duyurunun alıcı Devlet tarafından alınmasından sonraki altı ay içinde ilgili Taraf Devletlerin her ikisinin de yeterli bulacağı bir sonuca bağlanamazsa Devletlerden herbiri; Komiteye ve öteki Devletlere bildirimde bulunarak konuyu yeniden Komiteye götürebilir.
  3.  Komite, bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kendisine iletilen bir konuyu, Uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilkelerine göre tüm iç yargı yollarının elden geldiğince kullanıldığı kanısına vardıktan sonra ele alır. Yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği durumlarda bu bir kural değildir.
  4.  Komite, kendisine iletilen bir konuda, başka ilgili bilgileri sağlamak amacıyla ilgili Taraf Devletlere çağrıda bulunabilir.
  5.  Bu maddeye göre ortaya çıkan herhangi bir konu Komite tarafından incelenirken, ilgili Taraf Devletler; konunun incelenmesi sırasında, oy hakkı olmaksızın komitenin çalışmalarına katılmak üzere bir temsilci göndermeye yetkilidir.
Madde 12
  1.  a. Komite gerekli gördüğü tüm bilgileri sağlayıp derledikten sonra, salt bu amaçla; Komite üyesi olabileceği gibi, Komite dışından da seçilebilecek beş kişilik (bundan böyle Komisyon olarak anılacak olan) bir Uzlaştırma Komisyonu oluşturur. Komite üyeleri anlaşmazlığa taraf olanların görüş birliğiyle kurulur ve bu Sözleşmeye saygı temeli üzerinde konunun dostça bir çözüme bağlanması amacıyla ilgili Devletlere arabuluculuk yapar.
  2. Antlaşmazlığa Taraf Devletler, üç ay içinde Komisyon üyelerinin tümü ya da bir bölümü üzerinde uzlaşmaya varamazlarsa; anlaşmazlığa taraf Devletlerin üzerinde uzlaşamadığı Komisyon üyeleri yerine, Komite tarafından ve kendi içinden gizli oyla ve üçte iki çoğunlukla üye seçilir.
  3.  Komisyon üyeleri, kendi adlarına görev yapar. Anlaşmazlığa taraf Devletlerin ya da bu Sözleşmeye Taraf olmayan bir Devletin vatandaşı olamazlar.
  4.  Komisyon kendi Başkanını seçer ve kendi çalışma kurallarını belirler.
  5.  Komisyonun toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Merkezinde ya da kendisince belirlenecek başka uygun bir yerde yapılır.
  6.  Bu Sözleşmenin 10. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sağlanan Sekreterlik hizmeti; Taraf Devletler arasındaki bir anlaşmazlık sonucu Komisyon kurulduğunda bu Komisyona da sunulur.
  7.  Anlaşmazlığa taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince yapılacak tahminlere göre komisyon üyelerinin tüm giderlerini eşit olarak paylaşır.
  8.  Genel Sekreter, bu maddenin 6. fıkrası uyarınca anlaşmazlığa taraf Devletlerce ödenmesinden önce, gerektiğinde, Komisyon üyelerinin giderlerini karşılamaya yetkilidir.
  9.  Komite tarafından sağlanan ve derlenen bilgiler, Komisyona sunulur ve Komisyon ilgili Devletlerden konuyla ilgili başka bilgileri vermelerini de isteyebilir.
Madde 13
  1.  Komisyon konuyu enine boyuna inceledikten sonra, taraflar arasındaki soruna ilişkin tüm olaylara dayalı bulgulara yer veren ve anlaşmazlığın dostça çözümü için uygun bulabileceği tavsiyeleri içeren bir rapor hazırlayarak Komite Başkanına sunar.
  2.  Komite Başkanı, Komisyon raporunu anlaşmazlığa taraf Devletlerin herbirine duyurur. Bu Devletler, üç ay içinde, Komisyon raporunun içerdiği tavsiyeleri kabul edip etmediklerini Komite Başkanına bildirirler.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen süreden sonra, Komite Başkanı, Komisyon raporunu ve ilgili Taraf Devletlerin bildirimlerini bu Sözleşmeye Taraf öteki Devletlere duyurur.
Madde 14
  1.  Bir Taraf Devlet, herhangi bir alanda Komitenin, kendi yargı yetkisi içindeki bireylerden ya da birey gruplarından bu Sözleşmede tanınan haklarından herhangi birinin bu Taraf Devletçe çiğnendiğini ileri süren duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Komite, böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devlete ilişkin herhangi bir duyuruyu kabul etmez.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrasında öngörülen bir bildirimde bulunmuş olan bir Taraf Devlet, yargı yetkisi içinde bu Sözleşmede öne sürülen haklarından herhangi birinin çiğnendiğini ileri süren ve öteki yerel yargı yollarının tümünü kullanmış olan bireylerden ya da birey gruplarından dilekçeler almaya  ve incelemeye yetkili olmak üzere kendi ulusal hukuk düzeni içinde bir organ kurabilir ya da gösterebilir.
  3.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca yapılan bildirimle bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kurulan ya da gösterilen organın adı, ilgili Taraf Devletçe Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter, bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Yapılan bir bildirim Genel Sekretere bildirilerek herhangi bir anda geri alınabilir, ancak bildirimin geri alınması, Komitenin ele aldığı duyuruların incelenmesini önlemez.
  4.  Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca kurulmuş ya da gösterilmiş organ tarafından bir dilekçeler kütüğü tutulur. Bu kütüğün onaylı örnekleri, içeriği gizli kalmak üzere, her yıl uygun yollardan Genel Sekretere gönderilir.
  5.  Bu maddenin 2. Fıkrası uyarınca kurulmuş ya da gösterilmiş organdan sonuç alamaması durumunda, dilekçe sahibinin konuyu altı ay içinde Komiteye duyurma hakkı vardır.
  6.  a. Komite,  kendisine verilen herhangi bir duyuruyu, gizli olarak, bu Sözleşmenin herhangi bir hükmünü çiğnediği ileri sürülen Taraf Devletin dikkatine sunar; ancak ilgili bireylerin ya da birey gruplarının kimlikleri kendi açık olurları alınmaksızın açıklanamaz. Komite, imzasız duyuruları kabul etmez.
  7. Duyuruyu alan Devlet, üç ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- uyguladığı yargı yolunu belirten yazılı açıklamalar ya da bildirimlerde bulunur.
  8.  a. Komite, ilgili Taraf Devlet ve dilekçe sahibinin sağladığı tüm bilgilerin ışığında duyuruları inceler. Komite, dilekçe sahibinin tüm iç yargı yollarının tümünü kullanmış olduğu kanısına varmadıkça herhangi bir duyuruyu incelemez. Bununla birlikte, yargı yollarına başvurmanın akılcı olmayan bir ölçüde geciktirildiği durumlarda bu bir kural değildir.
  9. Komite, -varsa- önerilerini ve tavsiyelerini ilgili taraf Devlete ve dilekçe sahibine bildirir.
  10.  Komite yıllık raporunda, bu duyuruların bir özetiyle uygun gördüğünde; ilgili Taraf Devletlerin yaptığı açıklama ve bildirimlerle kendi öneri ve tavsiyelerinin bir özetine de yer verir.
  11.  Komite, ancak bu Sözleşmeye Taraf en az on devletin bu maddenin 1. fıkrası uyarınca yapacağı bildirimlerle kendini bağlı sayması üzerine, bu maddede öngörülen görevleri yerine getirmeye yetkilidir.
Madde 15

1. 14 Aralık 1960 tarihli Genel Kurul Kararının içerdiği Sömürge ülkelere ve Halklarına Bağımsızlık Tanıma Bildirgesinin amaçları gerçekleşene kadar, bu Sözleşmenin hükümleri; başka Uluslararası belgeler ya da Birleşmiş Milletler ya da uzmanlık kuruluşları tarafından bu halklara tanınmış olan dilekçe hakkını hiçbir biçimde sınırlamaz.

2.     a.Bu Sözleşmenin 8. maddesinin 1. fıkrasına göre kurulmuş olan Komite, bu Sözleşmenin ilke ve amaçlarıyla doğrudan ilgili konuları ele alan Birleşmiş Milletler organlarından, Vesayet Altında Bulunan ve Kendini Yönetmeyen ülkelerin ya da 1514 (XV) sayılı Genel Kurul Kararının uygulandığı tüm öteki ülkelerin haklarından alınan ve bu Sözleşmenin kapsamına girdiği gibi bu organlar önünde bulunan konulara ilişkin dilekçeleri incelemeleri sırasında dilekçe örnekleri alır ve bu organlara bu dilekçeler üzerindeki görüş ve tavsiyelerini bildirir.

        b.Komite, Birleşmiş Milletlerin yetkili organlarından, bu fıkranın (a) bendinde sözü geçen ülkelerdeki yönetici otoriteler    tarafından uygulanan ve bu Sözleşmenin ilke ve amaçlarıyla doğrudan ilgili olan yasama, yargı ve yönetim önlemleriyle öteki önlemlere ilişkin raporların örneklerini alır ve bu organlara görüş bildirerek tavsiyelerde bulunur.

3. Komite, Genel Kurula sunduğu raporunda Birleşmiş milletler organlarından aldığı dilekçe ve raporların bir özetiyle bu dilekçe ve raporlara ilişkin kendi görüş ve tavsiyelerine de yer verir.

4. Komite, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgili olan ve bu maddenin 2. fıkrasının (a) bendinde sözü geçen ülkelere ilişkin olarak elinde bulunan her türlü bilgiyi ister.

Madde 16

Bu Sözleşmenin, anlaşmazlık ve şikayetlerin sonuca bağlanmasına ilişkin hükümleri, Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşlarının kuruluş belgelerinde ya da onlarca kabul edilmiş sözleşmelerde öngörülen ve ayrımcılık konusundaki anlaşmazlık ve şikayetleri çözüme bağlamayı amaçlayan öteki işlemleri zedelemeden uygulanır ve Taraf Devletleri, bir anlaşmazlığı çözmek üzere aralarında yürürlükte olan genel ya da özel Uluslararası sözleşmeler uyarınca başka işlemlere başvurmaktan alıkoymaz.

BÖLÜM III
Madde 17
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin ya da uzmanlık kuruluşlarının üyesi herhangi bir Devletin, Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Taraf herhangi bir Devletin ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca bu Sözleşmeye taraf olmaya çağrılmış olan herhangi bir başka Devletin imzasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir.
Madde 18
  1.  Bu Sözleşme, 17. maddesinin 1. fıkrasında anılan herhangi bir Devletin katılmasına açıktır.
  2.  Katılma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir katılma belgesinin verilmesiyle olur.
Madde 19
  1.  Bu Sözleşme, yirmiyedinci onay belgesi ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine veriliş tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
  2.  Yirmiyedinci onay belgesi ya da katılma belgesinin verilişinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan ya da ona katılan her Devlet için bu Sözleşme; kendi onay belgesi ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki otuzuncu gün yürürlük kazanır.
Madde 20
  1.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, onay ya da katılma sırasında Devletler tarafından konulan çekinceleri alır ve bu Sözleşmeye Taraf olan ya da olabilecek tüm Devletlere iletir. Bu çekinceye karşı çıkan herhangi bir Devlet, sözügeçen duyuru tarihinden başlayarak doksan günlük bir süre içinde, Genel Sekretere bunu kabul etmediğini bildirir.
  2.  Bu Sözleşmenin içerik ve amacıyla bağdaşmaz bir çekince konulamaz. Bu Sözleşmeye kurulan organlardan herhangi birinin işlemesini engelleme sonucu doğacak bir çekinceye izin verilemez. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin en az üçte ikisinin karşı çıktığı bir çekince, Sözleşmeyle bağdaşmaz ve engelleyici sayılır.
  3.  Bu çekinceler, bu amaçla Genel Sekretere yapılacak bir bildirimle herhangi bir tarihte geri alınabilir. Bu bildirimler alındığı tarihte hüküm kazanır.
Madde 21

Taraf bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bir bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi yürürlükten kaldırabilir. Sözleşmenin yürürlükten kaldırılması, bu bildirimin Genel Sekreterce alınış tarihinden bir yıl sonra hüküm kazanır.

Madde 22

İki ya da daha çok Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ve uygulanması bakımından doğan ve görüşmelerle ya da bu Sözleşmede açıkça öngörülmüş işlemlerle çözüme bağlanamayan herhangi bir anlaşmazlık, taraflar bir başka çözüm yolunda uzlaşamazlarsa;, bu anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin isteği üzerine, karar için Uluslararası Adalet Divanına sunulur.

Madde 23
  1.  Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle herhangi bir anda bu Sözleşmenin değiştirilmesini isteyebilir.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu istek konusunda –varsa- yapılacak işlemler kararlaştırılır.
Madde 24

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin 17. maddesinin 1. fıkrasında değinilen tüm Devletlere;

  1.  17 ve 18. maddelere göre olan imza, onay ve katılmaları;
  2.  19. madde uyarınca bu sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini;
  3.  14, 20 ve 23. maddelere göre alınan duyuru ve bildirimleri, ve
  4.  21. maddeye göre yapılan bozma bildirimlerini bildirir.
Madde 25

Çince, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde özgün olan bu Sözleşme Birleşmiş Milletler arşivine konur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı birer örneğini; bu Sözleşmenin 17. maddesinin 1. fıkrasında adı geçen gruplara giren tüm Devletlere gönderir.

Kars Antlaşması

0

Kars Antlaşması 13 Ekim 1921 tarihinde, Ankara Hükümeti ile SSCB, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında imzalanmıştır. (Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Arasında Dostluk Antlaşması)

Kars Antlaşması, Türkiye’nin uluslararası meşruiyetini artırmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasında önemli bir adım olmuştur. Öte yandan, kurtuluş savaşı henüz devam etmekteyken, yeni kurulan TBMM Hükümeti diplomatik olarak tanınırlığını artırmıştır.

Kars’ta imzalanan, 20 madde ve eklerinden oluşan belge ile Türkiye’nin doğu sınırı kesinleştirilmiştir. Ermenistan ile olan sınır sorunları sona ermiştir.

Kars, Ardahan ve Batum’un durumu, antlaşmada açıkça belirlenmiş, bu çerçevede Batum’un Gürcistan’a verilmesi kararlaştırılmıştır

Antlaşma ile Türkiye, Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerini güçlendirmiş ve Doğu Anadolu’daki sınır güvenliğini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Türkiye ile diğer doğu komşuları arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmiştir.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

Antlaşma, Türkiye’yi temsilen Kazım Karabekir Paşa, Veli Bey, Muhtar Bey ve Memduh Şevket Bey, Sovyetler Birliğini temsilen Büyükelçi Yakov Ganetsky, Ermenistan‘ı temsilen Dışişleri Bakanı Aşkanaz Mravyan ile İçişleri bakanı Bogos Makinçiyan, Azerbaycan’ı temsilen Devlet Bakanı Behbud Şahtahtinski ve Gürcistan’ı temsilen Savunma Bakanı Şalva Eliava ve Dışişleri bakanı Aleksandr Svanidze tarafından imzalanmıştır.

Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması)

TÜRKİYE İLE ERMENİSTAN, AZERBAYCAN VE GÜRCİSTAN ARASINDA DOSTLUK ANTLAŞMASI

Kars, 13 Ekim 1921

Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini öz gürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş bulunan ve aralarında her zaman iyi ilişkilerin ve karşılıklı çıkarlara dayanan gerçek dostluk bağlarının kurulmuş olduğunu görmek özleminde olan, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti öte yandan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri, Hükûmetleri Rusya Sovyetleri Sosyalist Cumhuriyeti Hükûmetinin de katılmasıyla, bir Dostluk Antlaşması yapılması için görüşmelere girişilmesine karar vermişler ve bu amaçla;

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:
Büyük Millet Meclisinde Edirne Milletvekili ve Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’yı; Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili ve Bayındırlık Bakanlığı eski Müsteşarı Muhtar ve Türkiye’nin Azerbaycan Temsilcisi Memduh Şevket Bey’leri;

Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Dışişleri Komiseri İskinaz Maradya ve İçişleri Komiseri Boğuz Makizyan’ı;

Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Devlet Denetimi Halk Komiseri Behbut Şah Tahtineski’yi;

Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti:
Kara ve Deniz Kuvvetleri Halk Komiseri Şalva İlyava ve Dışişleri ve Maliye Komiseri Aleksandr Sıvanidze’yi

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti:
Letonya’daki Temsilcisi Jak Halski’yi yetkili Temsilci atamışlardır.

Adı geçen yetkili Temsilciler, yöntemine uygun görülen yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.

Madde 1

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sosyalist Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Bağıtlı Tarafların ülkelerinin parçalarından bulunan topraklar üzerinde daha önce egemenlik haklarını kullanmış olan Hükûmetler arasında kararlaştırılmış olup söz konusu topraklara ilişkin Antlaşmalar ile Üçüncü Hükûmetler arasında yapılmış Güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin Antlaşmaları geçersiz sayarlar. Moskova’da 16 Mart 1921 (1337) günü imza edilen Türk – Rus Antlaşması bu Madde hükmü nün dışında tutulmuştur.

Madde 2

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birine zorla kabul ettirilmek istenilecek her hangi bir barış Antlaşması ya da uluslararası bir bağıtı tanımamak konusunda görüş birliği içindedirler. Bu Antlaşma gereğince, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Türkiye’ye ilişkin olup da bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilen Türkiye Hükûmetinin tanımadığı hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul ederler. İşbu Antlaşmada yazlı “Türkiye” terimi ile İstanbul’da toplanan Osmanlı Millet Meclisince kabul edilip açıklanan ve tüm devletler ile basına bildirilen 28 Aralık 1336 (1920) günkü Misak-ı Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a ilişkin olup bu ülkelerin bugün Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetlerince temsil olunan Hükûmetlerince tanınmayan hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder.

Madde 3

Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan Sovyetler Cumhuriyetleri Hükûmetleri Kapitülasyonlar yönteminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarının bütünüyle kullanılmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve hakların kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.

Madde 4

Türkiye’nin kuzey – doğu sınırı (Rus Genelkurmayının 1/210.000 ölçekli, 1 parmak, 5 verstlik mesafe haritasına göre) Karadeniz kıyısında bulunan Sarp Köyünden başlayarak Hedis Meta Dağı – Şavyet Dağında suların bölündüğü çizgi – Kani Dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının eski yönetim sınırlarının kuzeyini ve Arpa Çay ile Aras ırmaklarının talveğini Nizni – Kara Su’yun döküldüğü yere dek izleyen çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için I ve II sayılı Ekler ile Bağıtlı Taraflarca imzalanmış ilişik haritaya başvurulması. Antlaşma metni ile harita arasında çelişki bulunursa Antlaşma metni haritaya yeğ tutulacaktır.)

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetinin bir temsilcisinin de katılmasıyla eşit sayıda üyelerden oluşacak bir Karma Sınır Çizme Komisyonu topraklar üzerinde sınırı ayrıntılarıyla saptamak ve sınır işaretlerini koymakla görevlidir (İlişik 4 sayılı Harita).

Madde 5

 Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Sovyetler Hükûmetleri işbu Antlaşmanın III sayılı Ekinde belirtilen sınırlar içinde olmak üzere, Nahcivan bölgesinin Azerbaycan’ın koruyuculuğunda özerk bir ülke oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Madde 6

Türkiye, işbu Antlaşmanın 4. maddesinde gösterilen sınırların kuzeyinde bulunan ve Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti ve limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:

Birincisi: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejimi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması.

İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalarından da ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlanması.

Bu Maddenin uygulanması için işbu Antlaşmanın imzasından hemen sonra ilgili Taraflar temsilcilerinden oluşan bir Komisyon kurulacaktır.

Madde 7

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti, ortak sınır bölgeleri halklarının Karma bir Komisyonca, gümrük, polis ve sağlık işleri alanlarında konulacak öncelikli yasalara uymaları koşulu ile, Sınırı geçmelerini kolaylaştırmayı yükümlenirler.

Madde 8

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti Hükûmeti iki ülkenin sınır bölgesi halklarının sınırın öteki yanında bulunan kışlık ve yazlık otlakların-dan yararlanmaları zorunluluğunu göz önünde tutarak, söz konusu halkların hayvanlarını sınırdan geçirmek ve alışıldığı üzere, otlaklardan yararlanmak hakkını vermeyi kabul ederler. Sınırdan geçiş sırasında uygulanacak gümrük işlemleri ile polis, sağlık vb. önlemleri Karma bir Komisyonca belirlenecektir.

Madde 9

Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için Türkiye ile Gürcistan, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansa bırakılmasını uygun bulurlar. Şu da var ki, bu Konferans ta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

Madde 10

Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde, karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklardan birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan örgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşım amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Şurası belirlidir ki, işbu Maddede söz konusu olan “Türkiye toprakları” Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin doğrudan doğruya sivil ve askersel yönetimi al tında bulunan topraklardır.

Madde 11

Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir. Aile veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

Madde 12

Bağıtlı Taraflar, içlerinden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler.

Bu Madde Sovyetler Cumhuriyetlerinin kendi topraklarında öteki müttefik Rus Sovyet Cumhuriyetleri yurttaşlarına tanıdıkları haklar ile Türkiye tarafından kendisinin müttefikleri olan Müslüman devletlerinin uyruklarına tanınan hakları hiç bir zaman kapsamaz.

Madde 13

 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı doğrulanan topraklar halkından olup Türk uyrukluğundan çıkmak isteyenler eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte alarak Türkiye’yi özgürce terk etmek hakkına sahip olacaklardır. Bunun gibi, egemenlik hakkı Türkiye tarafından Gürcistan’a bırakılmış olan toprakların halkından olup da Gürcistan uyrukluğundan çıkmak isteyenler, eşya ve mallarını ya da bunların karşılığı parayı birlikte alarak Gürcistan’ı terk etme hakkına sahip olacaklardır.

Madde 14

Bağıtlı Taraflar, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra altı aylık bir süre içinde 1918 ve 1920 Savaşları mültecileri konusunda özel bir anlaşma yapmayı yükümlenirler.

Madde 15

Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeyi yükümlenir.

Madde 16

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra iki aylık bir süre içinde, kendi toprakları üzerinde bulunan eski asker ve sivil tutsakları karşılıklı olarak yurtlarına geri yollamayı kabul ederler.

Madde 17

Bağıtlı Taraflar, ülkeleri arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşya sının giriş çıkışında Bağıtlı ülkelerin her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

Madde 18

Bağıtlı ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için gerekli ticaret ilişkilerinin kurulması ve ekonomik, parasal vb. işlerin çözümlenmesi amacıyla, işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra, Tiflis’te ilgili ülkeler temsilcilerinden oluşan bir Komisyon toplanacaktır.

Madde 19

Bağıtlı Taraflar işbu Antlaşmanın imzalanmasından sonra üç aylık bir süre içinde, Konsolosluk Sözleşmeleri yapmayı yükümlenirler.

Madde 20

Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında yapılan bu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgelerinin verişimi en kısa bir süre içinde Erivan’da yapılacaktır.

Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek olan 6, 14, 15, 16, 18, 19 uncu Maddeler ayrı tutulmak üzere, işbu Antlaşma onay belgelerinin verişimi gününde yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılan yetkili Temsilciler işbu Antlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

İşbu Antlaşma 13 Ekim 1337 (1921) günü Kars’ta, beş örnek olarak düzenlenmiştir.

Kazım Karabekir
Yakov Ganetsky
Veli
Askanaz Mravian
Muhtar
Poghos Makintsian
Memduh Şevket
Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze
EK: I

[Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan, ve Gürcistan arasında sınır çizgisini tanımlayan bu Ek, 16 Mart 1921 günü imzalanan Türk – Sovyet Rusya Antlaşmasının 1 (A) Ekinin hemen hemen eşidir. Tek fark bu tanım yapılırken Gürcistan – Ermenistan ve Ermenistan – Azerbaycan sınırlarının kesiştiği yerlerin de belirtilmesidir]

Merbut: 1

Türkiyenin şimalişarkî hududu (Rus Erkân-ı Harbiyesinin 1/210000 mikyasında yani bir pus = beş versti göstermek üzere tanzim olunan haritasına nazaran) bervech-i âti tespit olunmuştur.

Karadeniz sahilinde Sarp karyesi ve Maradidi karyesinin şimalinde bulunan u. v ye doğru Karşalvar (5,014) Dağı hatt-ı taksimi miyahından – ve Maradidi karyesinin şimalinde Çoruh’u katʻ eder. Oradan Sayaur karyesi şimalini Kediz Meta Dağı (7052) Kovakya Dağı – Kavtareyi karyesi – Medizibna Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyahi -Kerenkesür Dağı (6468) – Korda Dağı’nın (7910) hatt-ı taksimi miyahını takiben Karabet Şavşetski Dağı zirvesinin kısm-ı garbisinden eski Artvin kazasının hudud-ı idariye-i kadimesine vasıl olur. Şavşetski dağı hatt-ı taksim-i miyahından geçerek Sarıçay Karaisalı (8478) Dağı’na vasıl olur. Kıvraski Boğazı – buradan eski Ardahan kazasının hudud-ı idariye-i kadimesi olan Kannı Dağı’na gelir. Oradan şimale teveccüh ile Telil (Garmani) (8357) Dağı’na – Ardahan kazasının aynı hududunu takiben (Badel) karyesinin şimalişarkisinde Poskof çayına vasıl olur ve bu ırmağı cenuba doğru Çancak karyesinin tepesine kadar takip eder. Orada bu ırmağı terk ile hatt-ı taksim-i miyahı takiben Edilyan Başı (8512) Dağı’na vasıl olur. Kelletepe (8463) ve Harmantepe (9709) Dağlarından geçerek Kasris – seri (9681) Dağı’na gelir ve oradan Kura Nehri’ne kadar Klasamet Çayı’nı takip eder. Oradan (Kartanake) köyünün şarkına kadar Kura Nehri talvegini takip oradan (Karaoğlu) (7259) Dağı’nın hatt-ı taksim-i miyanından geçerek Kura Nehri’ni terk eder. Oradan (Kozabin) Gölü’nü iki kısma ayırarak (7580) (7560) rakımlı tepeye ve oradan Gökdağ’a (1952) vasıl olur. Oradan Gürcistan hududunun nihayet bulup Ermenistan hududunun başladığı Üçtepeler (9783)’e vasıl olur. Tabakale (9816) – 9065) rakımlı tepeye ve orada Ardahan kazasının eski hududunu terk ile (Bolakbaba) (9973) veya (9963 – 8828 veya 8827 – 7602) dağlarından geçer. Oradan bir hatt-ı müstakim üzerine (7518) rakımlı tepeye ve badehu İbiş köyünün şarkından ve badehu Kızıltaş (7439 veya (7440) veya (7490) dağından – Novi Kızıltaş köyünden geçer. Oradan, Kızıltaş’tan geçen ırmağı Karamehmed’in şimaligarbisinde kâin dirseğine kadar hatt-ı taksim-i miyahı takip ederek (Delavers) (B. Kimli) (Vitkinis) köylerinin şarkında bulunan (Çamuşbuçay) (1) ırmağına vasıl olur. Vartanlı ve Baş Çoragel köylerinden ve salifü’z-zikir ırmağı daima takip ederek Kiyala veyahut (Kaleli)’nin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur. Oradan daima Arpaçay talvegini takiben Aras’a gelir. Oradan Aras talvegini Ermenistan hududunun nihayet bulup Azerbaycan hududunun başladığı (Urmiye) köyüne kadar takip eder. Badehu Aras talvegini Azerbaycan hududunun nihayet bulduğu Aşağı Karasu munsabına kadar takip eder.

İhtar – Şurası mukarrerdir ki hudut bâlâda gösterilen irtifaların hatt-ı taksim-i miyahından geçer.

EK: II

[Bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının I (B) Ekinin eşidir.]

Merbut: 2

Şurası mukarrerdir ki(Çamuşbuçay 1889 tabılı haritada zikredilmemiştir.) [1] numaralı merbutta gösterildiği veçhile hudut Arpaçay ve Aras talvegini takip edeceğinden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Arpaçay havalisinde yalnız Blokhavzlar hattını halihazırdaki güzergâhı itibarıyla (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattından sekiz verst mesafeye ve Araş havalisinde salifü’z-zikr şimendifer hattından dört verst mesafeye çekmeyi taahhüt eder.

Bâlâda mezkûr havaliyi tahdit eden hatlar Arpaçay mıntıkası için birinci kısmın (A) ve (B) fıkralarında ve Aras mıntıkası için ikinci kısım da bervech-i âti irae edilmiştir:

1. Arpaçay mıntakası:

A) Vartanlı’nın cenubışarkisinden Bozyar (5096) Dağı’ndan Uzun Kilise’nin şarkına 5082-5047 Karmir – Vang’ın şarkına – Üçtepe’ye (6578) veya 5578 Arazoğlu şarkına ve (Ani) şarkına ve Yeniköy’ün garbında Arpaçayı’na vasıl olur.

B) Arpaçayı’nı (5019) rakımlı tepenin şarkında terk ile doğruca (4581) rakımlıya – Kızılkale’nin dört buçuk verst şarkına ve Boyaçalı’nın iki verst şarkına badehu Digor çayına – (Düzgeçut) köyüne kadar mezkûr ırmağı takip ederek doğruca (Karabağ) harabelerinin şimalinde Arpaçayı’na vasıl olur.

2. Aras mıntıkası:

(Karabağ) (Elican) ile Süleymandız aralarındaki doğru hat. Bir taraftan (Aleksandropol – Erivan) şimendifer hattı diğer taraftan işbu şimendifer hattından itibaren dört ve sekiz verst mesafede kâin hatlarla tahdit edilen menatıkta Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti (bu mesafe hatları menatık-ı mezkûre haricindedir) hiç bir nevʻ istihkâmat inşa etmemeyi ve kuvve-i muntazama bulundurmamayı taahhüt eder. Fakat salifü’z-zikr menatıkta emn ü asayiş ve idareyi temin edecek kuvvet bulundurmak hakkını muhafaza eder.

EK: III

[Nahcivan bölgesine ilişkin bu Ek’in metni Türk – Sovyet Antlaşmasının Ek (C) metnine oranla daha ayrıntılı olduğundan olduğu gibi aşağıya alınmıştır]

Nahçıvan Arazisi

Urmiye köyü – Oradan bir hatt-ı müstakim ile (Arazdayan) İstasyonu’na (İşbu istasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacak) badehu hatt-ı müstakim ile garbı Taşburun (3142) Dağı’na – taksim-i miyah hattı ile şarkı (Taşburun) Dağı’na (4108) Cehennem Deresi’ni (Yağarsik) Dağı’nın (6607) yahut (6587) hatt-ı taksim-i miyahını takip ederek Rovne (Bolak) cenubundan kateder. Oradan Kadim Erivan Kafkasının ve «Şarurvalagüz» ün hudud-ı idariyesini takip ile 6629 rakımlı tepeden Kömürlüdağ (6839 veya 6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye Sayatdağ (7868) (Kürtkulak) köyü – Gamsordağ (8160) – 8022 rakımlı tepe ve (Gökdağ) (10282) ve Eski Nahçıvan kazasının şarkî hudud-ı idariyesi.

(Nahcivan Toprakları:

Urmiye Köyü – oradan düz bir çizgi ile (Arazdayan) İstasyonuna (Bu İstasyon Ermenistan Sosyalist Cumhuriyetine kalacaktır) daha sonra düz bir çizgi ile batı Taşburun (3142) Dağına – doğu Taşburun Dağında suların bölüştüğü çizgi (4108)-Cehennem Deresini Rovne (Bolak) güneyinde keser – Yağırsik dağında (6607) ya da (6587) suların bölüştüğü çizgiyi izler – oradan eski Erivan Kafkasının ve Şarur Yalagüz’ün yönetim sınırını izleyerek 6629 rakımlı tepeden Kömürlü Dağ (6839) ya da (6930) ve oradan 3080 rakımlı tepeye gelir – Sayat Dağı (7868) – Kürtkulak Köyü – Gamsor Dağı (8160)-8022 rakımlı tepe ve gökdağ (10282)-eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırının doğusu.)

Kazım Karabekir Yakov Ganetsky
Veli Bey Askanaz Mravian
Muhtar Poghos Makintsian
Memduh Şevket Behboud Shahtahtinsky
Shalva Eliava
Alexander Svanidze

13 Ekim – Hukuk Takvimi

0
13 Ekim Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin.
13 Ekim – Hukuk Takvimi
1815 Fransız mareşal, Grandük ve Napoli Kralı, Gioacchino Napoleone Murat(Joachim-Napoléon Murat) kurşuna dizilerek idam edildi. (Doğumu: 25 Mart 1767)
1890 Amerikalı avukat ve tıp doktoru Samuel Freeman Miller yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Nisan 1816)

Yargıç Samuel Freeman Miller
1921 Azerbaycan SSC, Ermenistan SSC ve Gürcistan SSC arasında Kars Antlaşması imzalandı. Doğu sınırı kesin olarak çözüme kavuştu.
1923 Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantısında Ankara’nın hükümet merkezi olması yönünde karar alındı. Ankara böylece yeni Cumhuriyetin başkenti oldu.
1935 Türkiye Mason Locaları kapatıldı. Locaların mal varlığı hükümete devredildi.
1946 Fransa’da IV. Cumhuriyet Anayasası referandumla kabul edildi.
1969 İngiltere’nin ilk trans yargıcı Victoria Helen McCloud dünyaya geldi. 
1970
  • Yeni Büro-İş’in başlattığı Migros grevi işverenin başvurusu üzerine ‘yasadışı’ olduğu gerekçesiyle İş Mahkemesi’nce durduruldu.
  • 15-16 Haziran direnişine katıldıkları gerekçesiyle ücretleri kesilen Gislaved işçileri başlattıkları oturma grevini, direnişe çevirdi. Kolluk güçleri fabrikaya girmek için iş makinaları kullanıp duvarı yıktı, içeri girdiklerinde işçilerin üzerine ateş açıldı ve Lastik-İş üyesi Hüseyin Çapkan öldü. Yarım saati aşan bir çatışmanın sonucunda çok sayıda işçi  yaralandı ve birçok kişi gözaltına alındı.
1972 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Türkiye tarafından 13 Ekim 1972 tarihinde imzalandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilen ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1973 Sol Yayınları sahibi şair ve yazar Muzaffer İlhan Erdost; Vietnam Halk Ordusundan emekli eski asker ve politikacı General Võ Nguyên Giáp‘ın ‘Halk Savaşı Halk Ordusu’ kitabını çevirerek yayınlamasından ötürü 7.5 yıl hapse mahkum edildi. Erdost, kardeşi İlhan Erdost’un 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülmesinin ardından, adına kardeşi İlhan’ın adını da ekleyerek kullanmaya başlamıştı.

Muzaffer İlhan Erdost
1976 LO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylandı ve Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girdi.
1981 CHP Genel Başkanı ve Eski Başbakan Bülent Ecevit 1975-76 yıllarında yaptığı dört konuşmada hükümetin manevi şahsiyetini alenen tahkir suçunda yargılandı.
1981 Anayasa Hukuk profesörü Hüseyin Nail Kubalı yaşamını yitirdi. (Doğumu:1903)

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı
1983 Danışma Meclisi’nin görevi sona erdi. Meclis 12 Eylül askeri darbesi sonrası Milli Güvenlik Konseyi’nin belirlediği 160 üyeden oluşmuştu.
1991 Bulgaristan’da sosyalist rejim sonrası ilk parlamento seçimleri yapıldı.
1991 İnsan haklarından Sorumlu devlet Bakanı Azimet Köylüoğlu Amerika’nın Sesi Radyosu’na, “600 köy ve 800 mezranın yakıldığını” açıkladı.
1994 Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi tarafından ‘Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı’ adıyla ilan edildi. Tavsiye kararı, 13 Ekim 1994’de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen ‘Hakimlerin Rolü, Etkinlikleri ve Bağımsızlığı ile İlgili 12 (94) Numaralı Tavsiye Kararı’ dikkate alınarak hazırlandı.
1994 Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik 1994 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince Bakan Vekillerinin 13 Ekim 1994 tarihli 518. Toplantısında ‘Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği Ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararı’ adıyla kabul edildi.
1998 Yargıtay, Manisalı gençlere işkence yapıldığını kabul ederek sanık polisler hakkında verilen beraat kararını bozdu.
2004 Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) lideri Turgut Koçak ile eski iki partiliye F tipi cezaevlerini protesto eylemleri nedeniyle ‘yardım ve yataklık’ suçundan dolayı verilen 3 yıl 9 aylık hapis cezalarını onayladı.
2004 Nijerya’nın Bauchi eyaletinde mahkeme, iki kadın hakkında taşlanarak öldürülme (Recm) cezası verdi. Olaya uluslararası toplum tepki gösterdi.
2006 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Güney Kore Dış İşleri Bakanı Ban Ki-moon‘u yeni BM Genel Sekreteri olarak resmen atadı. Moon görevi Kofi Annan‘dan 1 Ocak 2007’de devraldı.
2006 Schengen Sınırlar Kanunu 13 Ekim 2006 tarihinde yürürlüğe girdi. Schengen Borders Code, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyinin 15 Mart 2006 tarihli 562/2006 sayılı kararı ile kabul edilmişti. Schengen Sınırlar Kanunu, Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşma uyarınca üye devletlerin tamamında bağlayıcıdır ve doğrudan uygulanmaktadır.
2008 Engin Çeber’in öldürülmesiyle ilgili olarak ‘işkence ve zalimane yöntemlerle bilerek ve isteyerek adam öldürme’ suçu kapsamında Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in de aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Engin Çeber’e işkence yapan ve işkence sonucu ölümüne neden olan Metris Cezaevi 2. Müdürü Fuat Karaosmanoğlu ile üç infaz koruma memuruna ağırlaştırılmış işkence yapmaktan müebbet hapis cezası vermişti. Karar Yargıtay tarafından onanmış, karar düzeltme istemi üzerine bozma kararı verilmişti. Ayrıca, Karaosmanoğlu’nun başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, 5 Kasım 2014’te, “iç hukuk yollarının tüketilmemesi” nedeniyle “bireysel başvurunun kabul edilemezliğine” karar vermişti.
2010- Hükümete, Kürdistan Bölgesel Yönetimi bölgesinde sınır ötesi operasyon yetkisi veren tezkere Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla Meclis’te kabul edildi.
2015 Filistin devletinin bayrağı, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’nde de göndere çekildi.
2018 Kanal İstanbul için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile imzaladığı protokol İBB Meclisi’nde onaylandı.
2024 Diyarbakır Valiliği, yasaklı ‘özgürlük’ mitinginde yaptıkları konuşmalar nedeniyle DEM Partili milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulundu. DEM Parti tarafından 13.10.2024 Pazar günü Yenişehir İstasyon Meydanında düzenlenmek istenilen miting, kamu düzeni ve güvenliğini bozabileceği değerlendirilerek Valilikçe yasaklanmıştı.
2026

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

Schengen Sınırlar Kanunu

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

13 Ekim – Hukuk Takvimi

12 Ekim – Hukuk Takvimi 

0
12 Ekim Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
12 Ekim – Hukuk Takvimi
1859 Ermeni yazar ve diplomat Diana Abgar, yedi çocuklu bir ailede doğdu.(Ölümü: 8 Temmuz 1937) Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti, 28 Mayıs 1918 tarihinde bağımsızlığını kazandıktan sonra, uluslararası alanda Diana’nın çabaları ile Japonya, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu. İlk Ermeni kadın diplomat, diplomatik görevlere tayin edilmiş olan ilk kadın ve Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk Japonya Büyükelçisi olarak görev yaptı. Fakat, Ermenistan’ın Sovyet egemenliğine girmesi sonucunda görevi sona erdi. Yaşadığı zamanda kadın diplomatik misyonun olmaması nedeniyle dünyada ilk diplomat kadınlardan biri oldu. Dünya meseleleri ve küresel barış üzerine birçok makale yazdı. İngilizce, Ermenice ve Hintçe dillerini biliyordu.

Diana Abgar adına Ermenistan’da, 2020 yılında çıkarılan bir pul
1920 Hukukçu, tarihçi, yazar, Türkolog, psikolog, senarist, gelecekçi  ve Ordinaryüs Profesör Reha Oğuz Türkkan doğdu. (Ölümü: 18 Ocak 2010) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Sorbonne Üniversitesi’nde tarih ve Türkoloji dallarında, Columbia Üniversitesi’nde deneysel psikoloji dalında uzmanlık çalışması yaptı. Irkçılık-Turancılık Davasında, 1944 – 1945 arasında yargılandı ve beraat etti. 1947-1972 yılları arasında Columbia üniversitesinde, 1975-1976 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde ve daha sonra da 1996 yılında Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 2010 yılında yaşamını yitirdi.

Reha Oğuz Türkkan
1926 Bozkurt-Lotus Davasına ilişkin Türk-Fransız anlaşmazlığı, Cenevre Uluslararası Mahkeme‘sine taşındı.
1927

Amerika Birleşik Devletleri’nin İlk Türkiye Büyükelçisi

Joseph C.Grev, Ankara’da, Gazi Mustafa Kemal’e itimatnamesini(güven mektubu) sundu. Grev, Lozan Barış Antlaşmasının imzalandığı konferansında ABD temsilciliği görevini üstlenmiş diplomattı. İsviçre ve Danimarka’nın ardından Ankara’ya gönderildi.  Daha sonra Japonya büyükelçisi olarak atandı. Anılarını, Lozan Günlüğü ve Yeni Türkiye isimleri ile yayınladı.

Joseph Grew – ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi
1922

Hukukçu Bir Devlet Başkanı : Marcelo Torcuato de Alvear

Arjantinli avukat Máximo Marcelo Torcuato de Alvear Pacheco, Cumhurbaşkanlığı görevine getirildi. Pacheco, Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Fakültedeki ilk yılında başarısız oldu ve neredeyse tüm derslerden kaldı ancak hukuk eğitimini beş yıl içinde gecikmesiz ve yüksek notlarla 1891 yılında tamamladı. 1890 ve 1893 yıllarında meydana gelen radikal devrimlere aktif olarak katıldı. 1912-1916 yıllarında milletvekilliği yaptı. 1917 yılında Fransa Büyükelçiliği’ne atandı ve 1922 yılına kadar bu göreve devam etti. 12 Ekim 1922 – 12 Ekim 1928 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Yurttaş Birliği’ne üye oldu. 1931’den 1942’ye kadar Radikal Yurttaş Birliği başkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı sırasında o zamana kadar Arjantin’de görülmeyen bir şekilde ekonomik refah yükseldi. 1928 yılında GSYİH bazında Arjantin dünyanın altıncı en zengin ülkesi oldu.

Cumhurbaşkanı Marcelo Alvear ve eşi Regina Pacini bir arada
1928 Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkân Akyol doğdu.

Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol
1928

Münir Akyürek, Yargıtay Başkanlığına seçildi.

Münir Akyürek, 1889 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1914 yılında bitirdikten sonra, Mayıs 1924 tarihinde Salihli Asliye Mahkemesi Başkanı olarak mesleğe girdi. Daha sonra İstanbul ve Ankara’da, Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinde üye ve başkan olarak görev yaptı. İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı iken 22 Ağustos 1940 tarihinde Yargıtay üyeliğine atandı. 14 Haziran 1950’de Yargıtay İkinci Başkanlığına, 12 Ekim 1956 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirildi. Emekliye ayrıldığı, 13 Temmuz 1959’a kadar bu görevde kaldı.

Yargıtay Önceki Başkanlarından Münir Akyürek
1968 Ekvator Ginesi, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı.
1969

Süleyman Demirel önderliğinde Adalet Partisi, 12 Ekim 1969 seçimlerinde tek başına iktidar oldu.

1971 Amerikalı avukat ve  devlet adamı Dean Gooderham Acheson, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Nisan 1893)  Yale ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. İki yıl süreyle Yüksek Mahkeme yargıcı Louis Brandeis’nin özel katipliğini yaptı. 1921’de Washington’da bir hukuk firmasına girdi. 1933’te hazine müsteşarlığında çalışmaya başladı. Dışişleri bakanlığına 1941’de müsteşar olarak girdi ve 1945-1947 yılları arasında dışişleri bakan yardımcılığı yaptı. Ocak 1949’da dışişleri bakanı olarak görevlendirildi. 21 Ocak 1949 – 20 Ocak 1953 arasında bu görevi yürüttü. ABD’nin barış zamanında girdiği ilk savunma ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı‘nın (NATO) kuruluşuna öncülük etti. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin dış politikasının mimarlığını yaptı. Devlet görevlerinden ayrıldıktan sonra avukat olarak çalışmaya devam etti ve devlet başkanlarına danışmanlık yaptı.

ABD’nin soğuk savaş politikalarının mimarı Avukat ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson
1978 Amasya Lisesi’ne saldırı düzenleyen ülkücülerin bıçakladığı, Devrimci Yol taraftarı Adnan Özyurt  yaşamını yitirdi. Cinayeti işleyen Mehmet Kara ve Hayrettin Dağdelen’e, yargılama sonucu 16’şar yıl hapis cezası verildi.
1979 MHP Adana Merkez İlçe Başkanı Avukat Adem Eroğlu, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı ve Adako Birlik Genel Müdürü Akın Özdemir’in öldürülmesinin sanıkları olan 2 ülkücüye ‘talimat vermek, azmettirmek ve silah sağlamak” suçundan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklandı.

ADAKO Birlik Genel Müdürü Akın Özdemir
1982 Feshedilen CHP’nin tutuklu eski genel başkanı Bülent Ecevit, Danimarkalı bir gazeteciye verdiği demeçle ‘devletin hariçteki nüfuzunu kırmak’ suçundan beraat etti.
1982 Evinin yakınındaki çöplükte yasak kitap bulunan V. Karabudak’a verilen 8 yıl 6 ay hapis cezası Askeri Yargıtay tarafından  2. kez bozuldu.
1983 Japonya’nın eski başbakanlarından Tanaka Kakuei, Lockheed şirketinden 2 milyon dolar rüşvet almak suçundan 4 yıl hapse mahkum oldu.
1988 İstanbul ve Ankara’da haftalarca gösterimde olan B. Bertolucci’nin ‘1900’ adlı filmi İzmir Valiliği tarafından yasaklandıktan sonra filmi oynatan Çınar Sineması’na 2 ay süreyle kapatma cezası verildi. Filmin Danıştay tarafından yasaklanan bölümlerinin gösterildiği gerekçesiyle sinema sahibi 2 bin TL para cezasına çarptırıldı.
1994 2 Haziran 1982 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilen ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylandıktan sonra Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
2003 İstanbul 4.Sulh Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı’nın yazılı başvurusu üzerine, ‘ozgurpolitika.org’ ile ‘ekmekveadalet.com’ sitelerinin kapatılmasına ve Türkiye’ye giriş-çıkışlarına filtre konulmasına karar verdi.
2006 Fransa’da Sosyalist Parti’nin sunduğu ve Ermeni soykırımının inkârının suç sayılmasını öngören yasa teklifi, Fransa Parlamentosunda 19’a karşı 106 oyla kabul edildi. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, tasarının yasalaşması halinde Fransa’ya gidip ifade özgürlüğü adına yasayı ihlal edeceğini açıkladı.

Hrant Dink
2011 22 yıl önce bir döviz bürosu sahibinin öldürülmesiyle ilgili ‘Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan yazar Erdoğan Akhanlı, delil yetersizliğinden beraat etti.

2024

Türkiye’de Nüfusun En Az Yüzde 92’si Hala Kirli Hava Soluyor

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2016 yılından bu yana düzenli olarak hazırladığı, Türkiye’deki hava kalitesi ve hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini inceleyen Kara Rapor 2024 yayınlandı.  Raporda, Türkiye’de hava kalitesinin yönetimiyle ilgili detaylı bir mevzuat olmasına rağmen bu mevzuatın uygulanmasında ciddi sorunlar olduğu vurgulandı.

2024 Kamuoyuna yansıyan cinsel istismar vakasına ilişkin Kozluk Adliyesi’ne giderek soruşturma dosyasını incelemek isteyen Baro Başkanı Av. Erkan Şenses ile Baro Genel Sekreteri Av. M. Sabih Özer’e izin vermemesi nedeniyle, Kozluk Cumhuriyet Savcısı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayet başvurusunda bulundu.
2024 Bursa’da Ambulans şoförüne yumruk atan şahıs, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2024 Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Teklifte, 100 bin TL’lik kredi kartı limitine 750 TL savunma sanayi fonu katkı payı alınması teklifi üzerine limitlerini 99 bin TL’ye düşürmek isteyenlerin bankalara akın ettiği iddia edildi.

12 Ekim – Hukuk Takvimi

11 Ekim – Hukuk Takvimi 

0
11 Ekim – Hukuk Takvimi

1881: Hans Kelsen’in Doğumu 

Yahudi kökenli Avusturyalı-Amerikalı hukukçu Hans Kelsen doğdu. (Ölümü:19 Nisan 1973)  Saf Hukuk Kuramı eseri ile dünya çağcıl hukuka büyük katkıda bulundu. 

1918: Çekoslovakya’nın Bağımsızlığı

Çekoslovakya bağımsızlığını 1918 yılında ilan etti.

Çek Cumhuriyeti Anayasası

1922: Mudanya Ateşkes Antlaşması (Silah Bırakışımı Sözleşmesi)

Mudanya Ateşkes Antlaşması, TBMM Hükümeti ile Müttefik Devletler arasında 11 Ekim 1922 tarihinde imzalandı. Doğu Trakya topraklarının Meriç nehrine kadar tahliyesi ve Yunan birliklerinin Edirne’den çıkmaları kararlaştırıldı. Askeri hareketlere son verilmesi ve Türkiye ordularının yeni yapılacak bir barış antlaşmasına kadar boğazların birkaç kilometre yakınında bekletilmeleri karara bağlandı.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

1925: Resmi Törenlerde Giyilecek Kıyafet

“İcra Vekilleri Heyet-i Celilesinin 2626 Numaralı ve 11 Teşrinievvel 1341 Tarihli Resmi Merasimde Giyilecek Elbise ve Teferruatı Hakkında Talimatnamesi” yayınlandı.

1947: Hakaret Davası

Eski Milli Eğitim Bakan’ı Hasan Ali Yücel’in, Avukat Kenan Öner ve Yeni Sabah Yazı İşleri Müdürü Cemalettin Saraçoğlu’na açtığı hakaret davası sonuçlandı. Saraçoğlu beraat etti.

1952: İmran Öktem’in Yargıtay Başkanlığı

İmran Öktem, 11 Ekim 1952’de Yargıtay İkinci Başkanlığına seçildi. Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına ise 1 Mart 1966’da geldi. Görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etti.

İmran Öktem

1954: Vojislav Šešelj’in Doğumu

Sırp  hukukçu ve siyasetçi Vojislav Šešelj doğdu.

Vojislav Šešelj

 

1967: 6. Filo İçin Dolmabahçe’de Eylem ve Açlık Grevi

ABD 6. Filo gemisini protesto için Dolmabahçe’de çadır kurup 5 saat açlık grevi yapan FKF’li yöneticilerden 4’ü Savcılığa sevk edildi. 

1968: Selim Rauf Sarper’in Ölümü

Hukukçu, diplomat ve eski dışişleri bakanı Selim Rauf Sarper yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Haziran 1899)

Hukukçu ve eski dışişleri bakanı Selim Rauf Sarper

1972: Siyasi Cezalar / Türk Solu Dergisi Davası

Türk Solu Dergisinin 16. sayısında yayınlanan ‘Devrimci Güçler’ başlıklı yazıdan dolayı açılan davada karar verildi. Mustafa İ. Gürkan ve Sorumlu Yönetmen Vahap Erdoğdu komünizm propagandasından 7.5 er yıl hapis ve 3’er yıl sürgün cezasına çarptırıldı.

1976: Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin Kapatılması 

1773 sayılı kanunla kurulan DGM’ler, Anayasa Mahkemesinin, kanunu iptal etmesi üzerine 11 Ekim 1976’da kaldırıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), 1961 Anayasasında, 1699 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda 1973 yılında Türk Yargı Sistemine girmişti. 1980 Askeri darbesinden sonra yenden kuruldu.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri

1979: Abdi İpekçi Cinayeti  Davası 

Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti zanlısı ülkücü Mehmet Ali Ağca ile suça iştirak etmekten sanık Yavuz Çaylan’ın yargılanmasına başlandı.

1979: MHP Hakkında Suç Duyuruları 

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ise Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. 

1980: MHP Liderine Tutuklama Kararı

Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, MHP lideri Alpaslan Türkeş ve MHP’li 28 yönetici ve eski milletvekili için tutuklama kararı aldı.

1982: TSİP Üyeleri Yargılanıyor 

Kapatılan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) MYK üyesi, Sakarya/Karasu İlçe ve Sinop İl yöneticisi 9’u tutuklu 19 sanığın yargılanmasına başlandı. Dava, Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde idi.  

1984: Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu İlişkileri

Avrupa Parlamentosu, Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu Karma Parlamento Komisyonu’nun yeniden kurulmasına karar verdi, fiili çalışmayı askıya aldı. 

1992: Turgut Kazan İstanbul Barosu Başkanı

Turgut Kazan üçüncü kez İstanbul Barosu başkanlığına seçildi. Kazan  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezunudur. 

 

1997: Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisinin İlanı

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 12 Şubat 2004 tarihinde yapılan 872. toplantısında kabul edildi. Tüm üye devletlere, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütlerini hatırlattı. 

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi

 

1997: Avrupa Konseyi Zirvesi

10-11 Ekim 1997 tarihlerinde Strasbourg’da yapılan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 2. Zirvesinde  “vatandaşların demokratik bir toplumdaki hak ve sorumluluklarla ilgili bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla demokratik vatandaşlık eğitimi girişimi başlatmaya” karar verildi.  

Demokratik Vatandaşlık Eğitimi ve İnsan Hakları Eğitimi Şartı

 

Senato’nun Savaş  Yetkisi Kararı / Jimmy Carter’a Nobel Barış Ödülü

ABD’de Senato’nun, Başkan George W. Bush’a Birleşmiş Milletler onayı olmaksızın tek taraflı savaş açma yetkisi verdiği gün Nobel Barış Komitesi, 156 aday arasından, Bush’un Irak politikasını eleştiren ABD eski Başkanı Jimmy Carter’a Nobel Barış Ödülü verilmesini kararlaştırdı.

 2008 – Jörg Haider’in Ölümü 

Avusturyalı hukukçu ve politikacı Jörg Haider, bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Ocak 1950) Viyana Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi aldı. 1974 yılında aynı üniversitede anayasa hukuku alanında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Nazi Partisine katıldı. Nazi Partisinin Avusturya’da yasaklanmasından sonra da partinin bir üyesi olarak kaldı.. FPÖ’de 14 yıl parti genel başkanı olarak görev aldı. Ayrıldıktan sonra partideki arkadaşları ve hükümetteki kadrosuyla BZÖ partisini kurdu. 2005’ten 2008’e kadar BZÖ genel başkanlığı yaptı. Karintiya bölgesinin ekonomik ve sosyal gelişimine büyük katkı sağladı. Jörg Haider, nazi dönemini öven, sağcı popülist söylemleriyle bilinmektedir.

Jörg Haider

 

2010 – HSYK Üyelerinin İstifası 

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek, kendisi dahil yedi HSYK üyesinin istifa ettiğini kamuoyuna açıkladı. Gerekçe olarak, Kurul’un 17 Ağustos’tan  beri fiilen çalıştırılmadığını ileri sürdü.

 2011 – Yulya Timoşenko’ya Hapis Cezası

Ukrayna’daki Turuncu Devrim’in simge ismi ve eski Başbakanı Yulya Timoşenko, ülkesini Rusya ile yaptığı gaz anlaşmasında zarara uğrattığı gerekçesiyle 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

2012 – “Dünya Kız Çocukları Günü-Uluslararası Kız Çocukları Günü” kutlanmaya başlandı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara  verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermişti. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.

Dünya Kız Çocukları Günü – Uluslararası Kız Çocukları Günü

2024 – Tutuklama – Sosyal Medya 

İstanbul’da Semih Çelik tarafından 2 genç kızın öldürülmesi hakkında taciz içerikli paylaşımlar yaptığını belirlenen şüpheli E.S. yakalanarak önce gözaltına alındı, ardından çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, suçu ve suçluyu övme ve kişinin huzur ve sükununu bozma” suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

2024 – Adnan Oktar Suç Örgütü Davası

Adnan Oktar silahlı suç örgütü “güncel yapılanma” davasına devam edildi.  İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada, avukatlar ve sosyal medya grubu üzerinden oluşturulduğu iddia edilen yapılanma yargılanıyor.2024İsrail ordusunun tarafından yapılan saldırılarda

2024- İsrail Saldırısı

Lübnan’da görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü‘ne (UNIFIL) ait bir gözlem noktası isabet aldı.

2024 – Küresel Açlık Endeksi 

Küresel Açlık Endeksi‘ne(Welthunger-Index) açıklandı. Endekse göre dünyada 733 milyon insanın açlıktan etkileniyor. Kadınların ve kız çocuklarının ise açlıkla daha çok karşı karşıya kaldığı açıklandı.

2024 – Ayhan Bora Kaplan Davası 

Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasına, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. 14’ü tutuklu 61 kişinin yargılandığı davada duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık Kaplan için, ‘silahlı örgüt kurma ve yönetme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet istedi. Diğer suçlardan ise 150 yıl hapis talep etti.

2024 – Nihon Hidankyo’ya Nobel Barış Ödülü

Nobel Komitesi, 2024 Nobel Barış Ödülü‘nün(The Nobel Peace Prize), Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalardan kurtulanlar tarafından kurulan ve nükleer silahsızlanma çalışmalarıyla öne çıkan Japon kuruluş Nihon Hidankyo’ya verileceğini açıkladı. 

2024 – İzmit’te Aile Trajedisi – Cinayet/Tecavüz

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde abisinin boğazını keserek öldürdüğü iddiasıyla yargılanan sanık Mert P.’nin yargılanmasına Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Abisinin kendisine 13 yaşından bu yana tecavüzde bulunduğunu iddia eden sanığa, tahrik ve iyi hal indirimi de uygulanarak “kasten öldürme” suçundan 15 yıl hapis cezası verildi.

2024 – Sahte Mehdi Operasyonunda Tutuklamalar 

Sahte Mehdi ve müritleri, çıkar amaçlı suç örgütü kurma, nitelikli dolandırıcılık suçlamalarıyla ve şafak operasyonuyla gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi. Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde mehdiliğini ilan eden Mustafa Çabuk’un da aralarında olduğu 21 kişi tutuklandı.

2024 – UNESCO’nun Yemen Çağrısı 

UNESCO, Yemen’deki de facto otorite olan Ensarullah yetkililerinin, BM personeline uluslararası hukuk kapsamında tanınan statüyü çiğnememesini istedi. Yasadışı keyfi gözaltı ve tutuklamaların derhal ve koşulsuz olarak sonlandırılması çağrısını tekrarladı. Yemen’in başkenti Sana’da tutuklu bulun dört UNESCO personelinden biri 2021’den beri, ikincisi 2023’ten beri ve diğer ikisi ise 2024 Haziran’ında gözaltına alındı. Ayrıca, BM, uluslararası ve ulusal STK’lar, sivil toplum kuruluşları ve diplomatik misyonlardan yaklaşık 50 personel  tutuklu bulunuyor. 

2024 – Necmiye Birkoç’un Yargılanması /  DHKP-C / Adliye Saldırısı 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanmakta olan Necmiye Birkoç’un duruşma gününde, 6 Şubat 2024’de, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki polis kontrol noktasına DHKP-C silahlı terör örgütü tarafından silahlı saldırı düzenlenmiş, 1 vatandaş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmış, saldırıyı gerçekleştiren teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülmüştü. Olayla ilgili Necmiye Birkoç’un ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasına İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma ile başlandı. Mahkeme dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile birleştirilmesine karar verdi

 

2024 – Sırbistan ile Yapılan Antlaşma ve Protokoller

Türkiye ile Sırbistan arasında enerji, ticaret, teknoloji, spor, sosyal güvenlik, afet yönetimi ve medya alanlarının da içinde bulunduğu 11 işbirliği anlaşması imzalandı. Antlaşmalar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in huzurunda, Sırbistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapıldı.

 

11 Ekim – Hukuk Takvimi

Vojislav Šešelj

0
Vojislav Šešelj
Vojislav Šešelj

Sırp hukukçu ve siyasetçi Vojislav Šešelj, 11 Ekim 1954’te Saraybosna’da doğdu. Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1976’da mezun oldu. 1978’de yüksek lisans derecesini aldı ve 26 Kasım 1979’da Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Militarizmin ve Faşizmin Siyasal Özü başlıklı teziyle hukuk doktorasını tamamladı. 1981-1984 yılları arasında Saraybosna Üniversitesinin Siyasal Bilimler Fakültesinde öğretim asistanı olarak görev yaptı. Komünist yönetimin muhaliflerinden biri olan Šešelj, 1984’te karşıdevrimci faaliyet suçlamasıyla sekiz yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Cezası azaltıldı ve 1986’da serbest bırakıldı. Sırp milliyetçisi siyasi hareketlerde yer aldı; 1990’da Sırp Çetnik Hareketini kurdu. Hareketin yasaklanmasının ardından, 23 Şubat 1991’de kurulan Sırp Radikal Partisinin başkanı oldu. Aynı yıl Sırbistan Meclisine seçildi. 1996-1998 yılları arasında Zemun Belediye Başkanı, 1998-2000 yılları arasında ise Sırbistan başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), Šešelj hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlamalar kapsamında 2003’te dava açtı. Šešelj, 24 Şubat 2003’ten 6 Kasım 2014’e kadar mahkeme nezaretinde tutuklu kaldı. Yargılama sırasında kendisini savunma hakkı, mahkeme düzeni ve tanıkların korunması konularında tartışmalar yaşandı. Mahkeme, yargılamaya müdahale eden davranışları ve koruma altındaki tanıklara ilişkin bilgileri açıklaması nedeniyle kendisini mahkemeye saygısızlıktan üç ayrı davada mahkûm etti. 31 Mart 2016’da ICTY İlk Derece Dairesi, iddianamedeki tüm suçlamalardan beraatine karar verdi. Savcılığın itirazı üzerine, Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Uluslararası Ceza Mahkemeleri Artık Mekanizmasının (MICT) Temyiz Dairesi, 11 Nisan 2018’de beraat kararını kısmen bozdu. Daire, Šešelj’i insanlığa karşı suçlar kapsamında sınır dışı etmeye teşvik, zulüm ve zorla nakletme fiilleriyle bağlantılı suçlardan 10 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Mahkûmiyet kararında, 6 Mayıs 1992’de Sırbistan’ın Voyvodina bölgesindeki Hrtkovci’de yaptığı ve Sırp olmayan nüfusun bölgeden çıkarılmasını teşvik eden konuşması önemli yer tuttu. ICTY nezaretinde geçirdiği süre cezadan mahsup edildiği için cezası çekilmiş sayıldı ve yeniden cezaevine girmedi.

İmran Öktem

0
Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem
Yargıtay Eski Başkanı İmran Öktem

İmran ÖKTEM, Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına 1 Mart 1966’da seçilmiş, görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etmiştir.

İmran Öktem, 1904 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası, meyve kabzımallarından Ürgüplü Süleyman Abdi Efendi, annesi ise Fatımatüzzöhra (Fatma Zehra) hanımdır. Nüfusta yazılı olduğu yer, İstanbul Sekbanbaşı İbrahim Ağa Mahallesi, Kırkçeşme Caddesi, 41 sayılı evdir. 1912 doğumlu Zekiye Ferhunda Hanımla evlenmiştir. İki kızı vardır. Kitap ve pul meraklısı olan Öktem, Fransızca bilmekteydi.

İmran Öktem ( 1904 -1969)

İmran Öktem, ilk ve orta öğrenimini yaptıktan sonra 1924’te Kabataş Lisesi’ni bitirmiş, İstanbul Darilfünunu Hukuk Şubesinden 1927 yılında pekiyi derecede diploma almıştır.

Fakülteyi bitirdikten sonra Göksun Cumhuriyet Savcılığına atanmışsa da buraya gidemediğinden 2000 kuruş aylıkla Sinop Aza Mülâzimi (Üye yardımcısı) olarak görevlendirilmiş ve böylece 30 Haziran 1928’de eylemli olarak mesleğe girmiştir.

Sırasıyla, 1930’da Sarıkamış Yargıçlığına, 1933’te Uzun Köprü Hukuk Yargıçlığına 1936’da Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliğine, 1942’de Ankara Asliye Hukuk Hakimliğine, 1948’de Ticaret Mahkemesi Başkanlığına atanmıştır. 16 Haziran 1949’da birinci sınıfa ayrılmasından kısa bir süre sonra Yargıtay Üyeliğine seçilmiş ve 29 Ağustos 1949’da görevine başlamıştır. 11 Ekim 1952’de Yargıtay İkinci Başkanlığına seçilmiştir.

İmran Öktem, 1 Mart 1966’da Recai Seçkin’den boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. Mesleğiyle ilgili yedi kitap ve birçok yazı yayımlanmıştır. Asliye Hukuk Hakimliği döneminde, Ankara Barosu Dergisinde makaleleri yayınlanmıştır.

İmran Öktem’in Cenaze Töreninde Çıkan Olaylar

7 Eylül 1967 tarihinde Adli Yıl Açılışı Töreninde, laikliği yorumlarken Voltaire’in bir sözünü tekrarlamış, “Tanrı’yı da insan yaratmıştır” diyerek bazı kesimlerin sert eleştirilerine uğramıştır.

Yargıtay Birinci Başkanı olarak görevini sürdürürken 1 Mayıs 1969 günü vefat etmiştir.

Adli Yıl Açılış Törenlerinde nurculuk aleyhine sözler sarf etmesi nedeniyle 3 Mayıs 1969 tarihinde Ankara Maltepe Camisinde yapılan cenaze töreninde, bir kalabalık tarafından cenaze namazının kılınması engellemiş, din görevlileri görevlerini yerine getirmekten kaçınmış, olaylar çıkmıştır.

Camide saldırganlar arasında kalan İsmet İnönü’yü korumak için dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Topçu Dairesi Başkan Vekili tuğgeneral Nabi Alpartun tabancasını çekmek zorunda kalmıştır.

Cenaze namazını Yargıtay üyelerinden Abdullah Pulat Gözübüyük’ün ağabeyi İzzet Gözübüyük kıldırmıştır.

Yargıtay Başkanı İmran Öktem adli yıl açılışında yaptığı konuşmada Nurculuğun kanun dışı olduğunu belirterek komünizm karşıtlığı üzerinden dindarlığı meşrulaştıran yaklaşımlara da karşı çıkmıştır.

İsmet İnönü cenazede çıkan olaylar hakkında, “Her manasıyla kesin ölçüde bir 31 Mart Vakası’dır” demiş, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel “Hadise gayet üzücüdür” şeklinde demeç vermiştir.

1969’da hayatını kaybeden İmran Öktem’in cenazesinde olaylar çıkması ve cenazenin kaldırılmasına engel olmak isteyenlerle cemaat arasında arbede yaşanmasının ardından imamlar cenaze namazını kıldırmamış; İsmet İnönü’nün cenaze namazını kılmadan gitmeyeceğini söylemesi üzerine namazı dönemin Yargıtay üyelerinden Abdullah Polat Gözübüyük ‘ün kardeşi İzzet Gözübüyük kıldırmıştır. Olaylara karıştığı tespit edilen bazı isimler daha sonra yargılanmışlardır.  

7 Mayıs 1969 tarihinde, İmran Öktem’in cenaze töreninde çıkan olayları protesto etmek amacıyla geniş çevrelerin katıldığı ve Anıtkabir’de sona eren bir yürüyüş yapılmıştır.

İmran Öktem’in cenaze namazı, Voltaire’nin bir sözünü tekrar etmesi nedeniyle kıldırılmak istenmemiş ve defin merasimi olaylı geçmiştir.

İmran Öktem’in Eserleri
1) Medeni Kanunumuza göre Hak ve Borçlarımız (1934, Edirne).
2) Bina Sahibinin Hak ve Mesuliyeti (1938, Ankara).
3) Hukuk Mahkemesinde Hak Nasıl Müdafaa Edilir? (1938, Ankara).
4) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatlar (1940, Ankara).
5) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatları Zeyl I (1941, Ankara).
6) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve İçtihatları Zeyl II (1942, İstanbul).
7) Kollektif Mülkiyetten: İştirak Halinde Mülkiyet (1946, İstanbul).
8) Temyiz Mahkemesi Yedinci Hukuk Dairesi Emsal Kararları –1953-1956
9) Usul Hakkında Birkaç Söz (İki cilt)

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1968-1969 Adli Yıl Açılış Konuşması

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1967-1968 Adli Yıl Açılış Konuşması

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın İmran Öktem’in 1966-1967 Adli Yıl Açılış Konuşması

İsmet İnönü – İmran Öktem’in olaylı Cenaze Namazında

Mudanya Ateşkes Antlaşması

0
Mudanya Ateşkes Antlaşması

Mudanya Ateşkes Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler arasında 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanmıştır.

Mondros Mütarekesi ile fiilen sona eren Osmanlı İmparatorluğu, Kurtuluş Savaşının getirdiği zafer sonucunda imzalanan Mudanya Mütarekesi ile hukuken de sona ermiştir.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği tarihi bina- Mudanya – Bursa

Mudanya Ateşkes Antlaşması, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Ordusunun İzmir’e çıkışı ile başlayan Türk-Yunan savaşına son vermiş, Türkiye’nin Trakya sınırının Ankara Hükümeti’nin istediği şekilde çizilmesinin yolunu açmış, toprak sorunları bakımından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Sözleşmesinin ön hazırlığını oluşturmuştur. İstanbul ve Boğazlarda Türk egemenliği kurulamamıştır.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının düzenlendiği Mudanya toplantılarında TBMM hükümetini İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Refet Paşa temsil etmiş, Birleşik Krallık adına General Harington, Fransa adına General Charpy ve İtalya adına General Mombelli bulunmuştur. Yunanistan, görüşmelere doğrudan katılmamıştır. Sözleşme, 14 maddeden oluşmaktadır.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

SİLAH BIRAKIŞIMI SÖZLEŞMESİ

Mudanya, 11 Ekim 1922

Müttefik Devletler tarafından 23 Eylül 1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin 29 Eylül 1922 günü Müttefik Devletlere verdikleri Nota hükümleri uyarınca:

Müttefik Devletler Generalleri:

Büyük Britanya Hükümeti adına: General Harrington,

İtalya Hükümeti adına: General Monbelli,

Fransa Hükümeti adına: General Charpy;

ve

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına: İsmet Paşa;

Yunanistan adına: General Mazarakis arasında 3 Ekim 1922 ve onu izleyen günlerde Mudanya’da toplantılar yapılmıştır.

Müttefik Devletler Doğu Trakya’nın, Edirne ile birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine teslimine karar verdiklerinden bu Konferansın amacı şunlarla sınırlı idi:

I. Doğu Trakya’dan çekilmesi istenecek olan Yunan Kuvvetlerinin geçeceği çizgiyi belirlemek;

II. Yunan Silahlı Kuvvetlerinin ve sivil yönetiminin bu toprakları boşaltması ve oraya Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti memurları ve jandarmasının yerleşmesi yöntemlerini belirlemek;

III. Bu değişim sırasında genel düzen ve güvenliği sürdürmek üzere, bölgede kontrolü sağlamak.

Yetkili Temsilciler aşağıdaki Maddeler üzerinde uyuşmuşlardır:

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri arasında çarpışmalar durdurulacaktır.

2. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Trakya’daki Yunan kuvvetlerinin gerisine çekilmesi istenecek çizgiyi, Adalar Denizi [Ege] ağzından Trakya ile Bulgaristan sınırının kesiştiği yere dek, Meriç’in sol kıyısı oluşturacaktır.

3. Barış yapılmasına değin, olası her türlü karışıklıkların önüne geçmek için, Meriç’in sağ kıyısı, Karaağaç ile birlikte, Müttefik Devletlerce saptanacak yerlere yerleşmek üzere, onların askersel birliklerince işgal edilecektir.

4. Edirne çevresine ulaşımı sağlayan demiryolu bağlantısının geçiş özgürlüğünü aksamadan sürdürmek için, Svilengrad (Cisri Mustafapaşa)’dan Kuleliburgaz’a dek Meriç’in sağ kıyısını izleyen demiryolu kesimi üç Müttefik Devlet ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve Yunanistan’ın birer delegesinden oluşacak Karma bir Komisyonca, özel bir Sözleşme ile düzenlenecek, bir denetime bağlı tutulacaktır.

5. Doğu Trakya’nın Yunan Kuvvetlerince boşaltılması işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine başlayacaktır. Boşaltma, askerlerden başka, çeşitli askersel örgüt ve servisleri, onların her türlü taşıma araçlarını, savaş gereç ve silah stokları ile yiyecek maddelerini de kapsayacaktır. Boşaltma yaklaşık on beş günlük bir süre içinde gerçekleştirilecektir.

6. Jandarma da birlikte olmak üzere, Yunan sivil memurları en kısa bir süre içinde çekilecektir. Yunan memurları her yönetim bölgesinden çekildikçe sivil yönetim Müttefiklerin memurlarına bırakılacak ve onlarca da, olanaklı ise, o gün Türk memurlarına geçirilecektir. Bu el değiştirme işlemi Trakya’nın baştan başa Yunan kuvvetlerince boşaltılmasının bitimi üzerine, en çok otuz gün içinde son bulmuş olacaktır.

7. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, memurlarıyla birlikte, yerel düzen ve güvenliğin sürdürülmesi ve sınır ve demiryollarının korunması için, kesinlikle zorunluk duyulan sayıda, jandarma kuvvetleri de bulunacaktır. Bu kuvvetlerin toplamı, subaylarıyla birlikte, sekiz bini aşmayacaktır.

8. Yunan kuvvetlerinin geri çekilmesi ve sivil yönetimin el değiştirme işlemi, başlıca Merkezlerde yerleştirilecek olan Müttefiklerarası Kurulların yönetiminde yapılacaktır. Bu Kurulların görevi, yukarıda sözügeçen çekilme ve el değiştirme işlemlerini kolaylaştırmaya aracılık etmektedir. Kurullar her türlü aşırılık ve şiddeti önlemeğe çalışacaktır.

9. Bu Kurullardan başka, Doğu Trakya’yı Müttefik Kuvvetleri işgal edecektir. Yaklaşık yedi Taburdan oluşacak bu kuvvetler düzenin korunmasını sağlıyacak ve sözkonusu Kurullara destek olacaktır.

10. Müttefik Devletler Kurulları ile askerlerinin geri çekilmesi, Yunan kuvvetlerinin boşaltma hareketinin bitişinden otuz gün içinde gerçekleştirilecektir. Müttefik Devletler Hükümetleri, düzenin sürdürülmesi ve Türk olmayan halkın korunması için yeterince önlem alındığı konusunda uyuşurlarsa, bu geri çekilme işi daha erken bir günde yapılabilecektir. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yönetimi ve jandarması bir bölgede düzenli bir biçimde görev yapmağa başlar başlamaz, Müttefik Kurulları ve kuvvetleri o bölgeden otuz günlük sürenin bitiminden önce çekilebilecektir.

11. Anadolu’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuvvetleri aşağıda gösterilen çizgiler üzerinde duracak; bu çizgileri Barış Konferansının açılışına değin ve Konferansın yapıldığı sürece geçmeyecektir.

Çanakkale Bölgesi: Lapseki kuzeyinde Bozburnu ve güneyde Kumburnu temel noktaları oluşturmak üzere, Asya kıyısından yaklaşık onbeş kilometre derinlikte bir çizgi.

İzmit Yarımadası: İzmit körfezinde Darıca’dan başlayıp Gebze’den geçerek Karadeniz üzerinde Şile’ye uzanan çizgi. (Burada adı geçen yerler Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine bırakılacaktır). Darıca’dan Şile’ye giden yol Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Müttefik Devletler askerlerince ortaklaşa kullanılabilecektir.

Yukarıda belirtilen ayırıcı çizgiler Müttefik Ordularının her birinden bir Subay ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin bir subayından oluşacak Karma Komisyonlarca belirlenecektir.

Müttefik Devletler Hükümetleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti çıkabilecek olayların önünü alacak gerekli önlemlere başvurmakla birlikte, aşağıda yazılı yerlerde kendi kuvvetlerinin sayısını çoğaltmağı, tahkimat ya da başkaca askersel işlere girişmeği yükümlenirler.

Çanakkale bölgesi: Bozburnu – Kumburnu çizgisinin, Boğazdan başlayarak, 15 kilometre doğusundaki yere dek; İzmit Yarımadasında: Boğaziçi’nden başlayarak, Şile – Darıca çizgisinin 40 km. doğusundaki bir yere dek.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Bozburnu (Lapseki kuzeyi) ile Karaburun (Karabiga kuzeyi) arasındaki deniz kıyısının en az on beş kilometre yakınına dek top yerleştirmemeği üstlenir.
12. Müttefik Devletler kuvvetleri şimdi bulundukları topraklarda kalacaklardır. Bu topraklara Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Konferansının kararlarına değin, saygılı olmağı üstlenir. İşbu topraklar şunlardır:

İstanbul Yarımadasında: Karadeniz kıyısında Pedima’nın yedi kilometre kuzeybatısındaki bir noktadan, Istranca, Mertekli, Kışağılı, Sinekli, Karasinan Çiftliği, Kadıköy, Yenice, Kadurina Çiftliği, Kalikratya’ya dek (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) uzanan çizginin doğusundaki yarımadanın tümü;

Gelibolu Yarımadasında: Baklaburnu, Saros Burnu, Bolayır ve Soğluma ağzı (tüm bu yerler içeride kalmak üzere) çizgisinin güneyinde kalan Gelibolu Yarımadasının tümü.

13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Barış Andlaşmasının onaylanmasına değin, Doğu Trakya’ya kuvvet geçirmemeği, orada bir ordu toplamamağı ve bulundurmamağı yükümlenir.
14. Bu Sözleşme, imzasından üç gün sonra, 14/15 Ekim 1922 gece yarısı yürürlüğe girecektir. Mudanya’da, Fransızca olarak, 11 Ekim 1922 günü imza edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti adına
Ferik (Tümgeneral) İSMET Fransa adına: General CHARPY
İtalya adına: General MONBELLI
Büyük Britanya adına: General HARRINGTON
Yunan Hükümetinin, Mudanya Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmak üzere, Müttefik Devletlere 14 Ekim 1922 günü yaptığı açıklama (İstanbul)

Yunan Hükümeti, özellikle Doğu Trakya’daki Hıristiyan halkın varlığının ve mallarının korunması için verilen güvence ve süreler konusunda Mudanya’da Yunan Delegelerince yapılan açıklamanın göz önünde tutulması gerektiği düşüncesiyle, Hıristiyan halk yararına Müttefik Devletlerin insancıl duygularına son kez sığınırken, bu Devletlerin isteklerine uygun biçimde hareket etmek üzere, alınan kararlara razı olmağa ve 11 Ekim 1922 günü Mudanya’da imzalanan Silah Bırakışımı Sözleşmesine katılmağa zorunluk duyduğunu açıklar.

Büyükelçilerden
SINOPULOS

İsmet İnönü heykelinin bulunduğu Mudanya Mütarekesi Anıtı

Saf Hukuk Kuramı

0

Saf Hukuk Kuramı, (Almanca: Reine Rechtslehre-İngilizce: The Pure Theory of Law) Avusturyalı hukukçu ve filozof Hans Kelsen tarafından ilk olarak 1934 yılında yayınlanmıştır. Eser, Türkçeye, Doçent Dr. Ertuğrul Uzun tarafından kazandırılmış ve 2016 yılında Nora Yayınevi tarafından basılmıştır.

SAF HUKUK KURAMI – Yayıncının Sunumu

“Bu eser, 20. yüzyıl hukuk kuramı alanında tartışmasız kilit metinlerden biridir. Kelsen’in benim en önde gelen yazarım haline gelmesinin tek bir basit nedeni vardı: Bir hukuk fakültesi içerisinde hukuk hakkındaki teorik düşünüşümün ‘genel hukuk teorisi’ ile örtüşmüş olması gerektiğini fark etmiştim, bir seferinde bunu ‘filozofların’ değil ‘hukukçular’ın hukuk felsefesi olarak ifade etmiştim. Ve Kelsen’in abidevi eseri bana tam da ihtiyacım olan modeli verdi: Alman hukukçularına nadiren nasip olan sistematik ve kusursuz bir açıklığa sahip tastamam bir ‘genel hukuk teorisi’. Norberto BobbioKelsen, ününü, çok katmanlı, geniş kapsamlı külliyatının tartışmasız çekirdeğini oluşturan ve odağında yer alan, çığır açan eseri *Saf Hukuk Kuramı*na borçludur.”

Hans Kelsen Hakkında

Hans Kelsen,  11 Ekim 1881’de Prag’da doğdu. İki yaşında iken ailesiyle birlikte Avusturya’nın başkenti Viyana’ya taşındı. Viyana Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1906 yılında doktorasını tamamladı. 1912’de Marfarete Bondi ile evlendi. 1919’da Viyana Üniversitesi’nde kamu hukuku ve idari hukuk alanında profesör oldu. 1920’de yeni Avusturya Anayasası’nın hazırlanmasına katkıda bulundu. 1934’te Saf Hukuk Kuramı isimli ünlü eserini yayınladı. Nazilerin Avrupa’daki yükselişi sebebiyle önce Cenevre’ye, ardından da Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. 19 Nisan 1973 tarihinde yaşama veda etti.[/box]

Saf Hukuk Kuramı ya da Saf Hukuk Teorisi

Hukukçu ve filozof Hans Kelsen, teorisini anlattığı kitabı ilk kez 1934 yılında yayınlamıştır. 1960 yılında ise kitabın özünü koruyarak genişletmiştir. Teori, bilim insanları tarafından 20. yüzyılın en etkili modern hukuk teorilerinden biri olarak tanımlanmıştır.

Kitabın İngilizce tercümesi 1967 yılında yayınlanmıştır. Pure Theory of Law, her türlü indirgemeciliği önleyecek saf bir hukuk teorisi önermekte, hukukta boşluk olmadığını, her türlü uyuşmazlığın hukuk kuralları ile çözülebileceğini savunmaktadır. Teori, realitede var olan ve deneysel yöntemle oluşturulan normlar yerine “olması gereken”e odaklanmaktadır. Teorinin felsefesi, hukuk biliminin kendisine yabancı bütün saha ve argümanları dışlayarak salt hukuka yoğunlaşmaktır. Bütün hukuki kavramların ortak yanı saf “olması gereken”dir.

TÜRKÇEYE ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜNDEN BİR BÖLÜM

“Hukuk öğrenimi sırasında hukukçular pek çok kuramcının veya felsefecinin ismiyle karşılaşır. Bunların büyük bir kısmına Kamu Hukuku derslerinde değinilir. Akla ilk gelenler şüphesiz Hobbes, Locke ve Rousseau’dur. Ama bir isim vardır ki hukuk öğrencisi fakülteye adım attığı ilk andan itibaren muhtemelen her öğretim üyesinden bir kez bile olsa mutlaka duymuştur. Tahmin edeceğiniz üzere bu isim Hans Kelsen’dir. Kelsen’in adıyla özdeşleşmiş “normlar hiyerarşisi” kavramı, hukuk kurallarının hiyerarşik yapısını anlamak için anahtar kavram olarak görülür. Anayasa hukuku dersinde, Anayasa Mahkemesi’nin Kıta Avrupası hukuk sistemi içinde Kelsen tarafından teklif edildiği dile getirilir. Hukuk Felsefesi dersinde kadim doğal hukuk-hukuki pozitivizm tartışmasında adı sıklıkla anılır. Hukuk Sosyolojisinde Kelsen’in tasarladığı hukuk düzeninin gerçeklikten ne kadar kopuk olduğu anlatılır. Genel Kamu Hukuku dersinde Kelsen’in hukukla devleti özdeşleştiren devlet teorisi incelenir. Uluslararası Hukuk derslerinde Kelsen, ulusal hukuk ile uluslararası hukuk arasındaki ilişkiye dair öne sürülen önemli bir iddianın taraftarıdır. Kimi zaman ceza hukukçuları ceza normlarının yapısını incelemek ister; Kelsen’den bahsetmeden incelemeyi tamamlayamaz. İsminin hukukun neredeyse her alanında pek çok defa geçmesi, onu bir efsane haline de getirmiştir. Kendisinden bu kadar çok bahsedilen her ismin başına geldiği gibi, söylemediği şeyler atfedilmiş, çeşitli kavgaların tarafı yapılmış, bir anlamda suiistimal de edilmiştir.

….Palson’un sunuşu okunduğunda açıkça görüleceği üzere Saf Hukuk Kuramı Kantçı veya yeni-Kantçı felsefenin etkisinde yazılmıştır. Kitabın başlığında yer alan ve Kelsen’in kuramıyla özdeşleşen “saf kuram”, Kelsen’in Saf Aklın Eleştirisi’ndeki teşebbüsünün hukuk alanındaki karşılığı gibi görülebilir…

Ertuğrul Uzun & Melike Belkıs Aydın

Eskişehir, Ağustos 2016″

Çevirmen Ertuğrul Uzun Hakkında
Doç. Dr. Ertuğrul Uzun

Doç. Dr. Ertuğrul Uzun, 1975 yılında Akşehir’de doğdu. Çocukluğu Konya’da geçti. Konya Meram Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydoldu. 1999 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ana bilim alına araştırma görevlisi olarak atandı. KHK ile ihraç edildiği 1 Eylül 2016 tarihine kadar görev yaptı. Kitap çevirileri, makaleler yazmakta, Hukuk İngilizcesi, mitoloji ve hukuk düşüncesi konularında atölyeler düzenlemektedir.

 

KİTABI ALMANCA’DAN İNGİLİZCEYE ÇEVİRENLERİN ÖNSÖZÜNDEN BİR BÖLÜM

“Kelsen bu kısa denemeyi 1934’te, üzerindeki yeni-Kantçı etkinin zirvede olduğu bir dönemde yayımladı… 1934 sonrasında Kelsen, deneyimci (empiricist) repertuara ait kavramlar kullanmaya başlar. Bazı yazılarında, sözgelimi, Hume’un nedensellik analizini kullanır ve a priori bir nedensellik kategorisinin, Hume’den uzağa, yanlış yöne giden bir adım olacağını iddia eder. Nihayet 1960’tan sonra ikinci ve üçüncü aşamalarından tanıdığımız Saf Hukuk Kuramı’nın büyük bir kısmından vazgeçer ve onun yerine hukukun istenç veya “irade” kuramının unsurlarını sunar.

Eğer Kelsen’in Saf Hukuk Kuramı’nın en karakteristik şeklini bu ikinci, yeni-Kantçı aşaması temsil ediyorsa, elinizdeki deneme de onun merkezi metnidir…

B.L.P ve S.L.P

St Louis, Kasım 1990″

 

Saf Hukuk Teorisi İsimli Kitabın Bölümleri 

İÇİNDEKİLER

Kısaltmalar

Yazarın Önsözü

I – Hukuk ve Doğa
II – Hukuk ve Ahlak
III – Hukuk Kavramı ve Yeniden İnşa Edilmiş Hukuk Normu Doktrini
IV – Hukuk Kavramının Düalizminin Üstesinden Gelmek
V – Hukuk sistemi ve Hiyerarşik Yapısı
VI -Yorum
VII – Hukukun Yaratılmasının Metodları
VIII -Hukuk ve Devlet
IX – Devlet ve Uluslararası Hukuk
Sunuş: Bonnie Litschewski Paulson & Stanley L. Paulson
Ek I: İlave Notlar
Ek II: Biyografik Notlar

Kelsen’in son bölümü olan sekizinci bölüm, yorumlama konusunu en önemli yönlerinden ele alır. İlk olarak Kelsen, hukukun yorumlanmasının doğasını ve metodolojisini tartışır. İkincisi, yorumu bir biliş eylemi ve gönüllü irade olarak tartışır. Son olarak, yorumlamanın bir parçası olarak anlaşılması gerektiğini tartışır.

 

 

10 Ekim – Hukuk Takvimi

0
10 Ekim – Hukuk Takvimi
415 

İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açıldı. 1453’te kiliseden camiye çevrildi. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra müze yapıldı. 24 Temmuz 2020‘de Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi adıyla camiye çevrildi.

680

İslam Peygamberinin torunu İmam Hüseyin, Kerbela’da başı kesilerek öldürüldü.

1837 Fransız filozof François Marie Charles Fourier yaşamını yitirdi.  (7 Nisan 1772 – 10 Ekim 1837)
1858 Küba’da İspanyol İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık hareketi başladı.
1861

Norveç tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri olan, bilim insanı ve diplomat, 1922 yılı Nobel Barış Ödülü sahibi Fridtjof Nansen Oslo’da dünyaya geldi, Doğumu: (10 Ekim 1861 – Ölümü: 13 Mayıs 1930)  Milletler Cemiyeti‘ndeki çalışmaları ile öne çıkmıştır. 13 Mayıs 1930 tarihinde, evinde bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. 

 1903

Kadın hakları mücadelesinin dünyadaki ilk öncülerinden Emmeline Pankhurst, İngiltere’de kadınların kurtuluşu mücadelesini yürütmek üzere Kadının Sosyal ve Politik Birliğini kurdu..

 1932

Fransız yargıç Pierre Bézard dünyaya geldi. (Doğumu. 10 Ekim 1932, Ho Chi Minh Kenti- Ölümü: 29 Nisan 2021, Asnières-sur-Seine, Fransa)

 1938 Çekoslovakya Hükûmeti, Münih Antlaşması gereğince Südetler bölgesini Almanya’ya devretti.
 1945

Nazi katliamı: 800 Çingene çocuk sistematik bir şekilde Auschwitz kampında öldürüldü. 

 1964

Hukukçu ve siyasetçi Cemil Sait Barlas hayatını kaybetti. (Doğumu: 1905 ) İstanbul ve Almanya Heidelberg Hukuk Fakülteleri’ni bitirdi. Hukuk Doktoru derecesi aldı. Etibank Hukuk Müşavirliği, İstanbul Asliye Mahkemesi Azalığı, VII. ve VIII. Dönem Gaziantep Milletvekilliği, Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciliği ile Ticaret, Ekonomi ve Devlet Bakanlıkları yaptı. 10 Ekim 1964’te Adapazarı yakınlarında geçirdiği trafik kazası sonucu öldü.

 1966

‘Yazacağım’ adlı kitabındaki şiirlerde komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla 130 gündür cezaevinde bulunan Aşık İhsani tahliye edildi.

 1970 İngiliz sömürgesi altında olan Fiji bağımsızlığını ilan etti.
 1974

ABD Senatosu, Türkiye’ye askeri yardımın kesilmesini öngören kanun teklifini kabul etti. Teklifin ihracat ve ithalat bankasının Türkiye’ye kredi açmamasını öngören ikinci maddesi ise ortak komisyonda reddedildi. 

 1975 Papua Yeni Gine, Birleşmiş Milletler’e üye oldu.
 1976 Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin hukuki varlığı Anayasa Mahkemesi kararıyla resmen sona erdi. Mahkemeler 12 Eylül Darbesi sonrası yeniden açıldı. 
 1980
  • MGK, faaliyetleri durdurulan sendikalara kayyym tayinini öngören yasayı onayladı.
  • Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Dikkate Alacağı ve Uyacağı Hususlar” başlıklı emrini yayımladı.
 1982

Auschwitz toplama kampında tanımadığı bir siyasi tutuklu yerine ceza almaya gönüllü olarak hayatını yitiren rahip Maximilian Kolbe, aziz ilan edildi.

 1984

Mahkumiyet kararları Askeri Yargıtay tarafından eksik soruşturmadan dolayı bozulan Barış Derneği sanıkları yeniden yargılanmaya başlandı.

 1989

İstanbul’da cezaevlerindeki açlık grevini desteklemek amacıyla siyah elbiselerle yürüyen kadınlar tutuklandı.

 1989

Komünizm propagandası yapmaktan 1 yıldır yargılanan lise öğrencisi M.Ç. özel kasıt yokluğu gerekçesiyle beraat etti.

 2001

Hükümet TBMM’den dışarı asker gönderme ve yabancı askeri kabul etme yetkisi aldı. Yetkinin, gereği, kapsamı, sınırı, zamanı ve süresi Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek. 

 2002

ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi, Başkan George W. Bush’a Irak’la savaş yetkisi veren yasa tasarısını kabul etti.

 2004

Suudi Arabistan yönetimi, ramazan ayı boyunca oruç tutulan saatlerde yabancıların kamuya açık yerlerde yemek yemesi ve sigara içmesini yasakladı. 

 2005 Angela Merkel Almanya’nın ilk kadın başbakanı oldu.
 2007 Karadeniz ile Baltık Denizi’ni bağlayan petrol boru hattı anlaşması Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Polonya ve Litvanya bakanları tarafından imzalandı.
 2009

Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesi ve iki ülke arasındaki Akyaka Sınır Kapısı’nın açılmasına dair protokol, iki ülkenin dışişleri bakanları Ahmet Davutoğlu ve Eduard Nalbantyan tarafından İsviçre’nin Zürih kentinde imzalandı.

 2013

Hukukçu ve siyasetçi Nevzat Kösoğlu hayatını kaybetti. (Doğumu: 7 Ekim 1940)

 2016

Rusya doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan ‘Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi’ için hükümetler arası anlaşma imzalandı.

 2017

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi’nin işgal edilmesine ilişkin 7 tutuklu sanık hakkında karar açıklandı. 5 tutuklu sanık ağırlaştırılmış müebbet ve ayrı ayrı 200’er yıl hapis cezası, 2 sanık müebbet ve 166’şar yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Antalya’da, FETÖ’ye yönelik soruşturma kapsamında gözaltında olan Burdur eski valisi Hasan Kürklü tutuklandı.

10 Ekim - Hukuk Takvimi
10 Ekim – Hukuk Takvimi

9 Ekim – Hukuk Takvimi

0
9 Ekim - Hukuk Takvimi
9 Ekim – Hukuk Takvimi
1831  Yunan hukukçu ve devlet adamı, Komis Yannis Antonios Kapodistrias hayatını kaybetti. (Doğumu: 11 Şubat 1776)  

Modern Yunan devletinin kurucusuYannis Kapodistrias
 1907 NSDAP ve SA üyesi Horst Ludwig Wessel doğdu. (Ölümü: 23 Şubat 1930) 1926 yılında Friedrich Wilhelm Üniversitesi Unter den Linden Hukuk Fakültesi’nde okurken Ekim 1929’da  kendisini tam zamanlı olarak Nazi hareketine adamak için üniversiteden ayrıldı. ‘Adolf Hitler’in prensipleri artık benimdir. Terör sadece karşı terörle yok edilebilir Komünistlerin ulaştığı yerler inç inç fethedilmelidir’ diyerek komünist karargahlarına baskınlar yapmaya başladı. Ölümünden sonra Joseph Goebbels’in girişimleriyle nasyonal sosyalist hareket tarafından kahraman ilan edildi.
 1938 Avusturyalı hukukçu ve eski Cumhurbaşkanı Heinz Fischer doğdu. Viyana Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1961 yılında doktorasını tamamladı. 1993 yılında Innsbruck Üniversitesinde Siyaset Bilimi Profesörü oldu. 1971 yılında Avusturya parlamentosu Ulusal Konseyi üyesi oldu ve 1990 ile 2002 yılları arasında da konseyin başkanı olarak görev yaptı. 1983’ten 1987’ye kadar Fred Sinowatz başkanlığındaki koalisyon hükümetinde Bilim Bakanı oldu. Sosyal Demokrat Parti’den 8 Temmuz 2004 – 8 Temmuz 2016 tarihleri arasında Avusturya Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi.

Hukukçu ve Avusturya eski cumhurbaşkanı Heinz Fischer
 1944 Birleşik Krallık, Çin, ABD ve Sovyetler Birliği, 9 Ekim tarihinde Birleşmiş Milletler‘in kurulacağını açıkladı.
 1950 Amerikalı aktivist ve insan hakları savunucusu Jody Williams doğdu. Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans derecesi aldı. Kara mayınlarının yasaklanmasıyla için yaptığı uluslararası kampanyasıyla tanındı. Sivil toplum kuruluşlarının koordinatörü ve sözcüsü olarak görev aldı. İnsan haklarını ve özellikle kadın haklarını savunmak ve yeni güvenlik anlayışlarını teşvik etmek için çalıştı. 2006’da başlatılan Nobel Kadın Girişimi’ni kurdu. Forbes dergisi tarafından dünyanın en güçlü 100 kadınından biri olarak seçildi. 2007’den beri Houston Üniversitesinde dersler verdi. Çok sayıda esere imza attı. Kara mayınlarının temizlenmesi ve yasaklanması yolunda attığı adımlardan dolayı 1997’de Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Aktivist ve insan hakları savunucusu Jody Williams
 1962 Uganda, Büyük Britanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
 1970 Kamboçya’daki sağcı darbenin ardından Kmer Cumhuriyeti ilan edildi.
 1971 Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşı idama mahkûm edildi. 
 1974 Yumurtalık İlçesi yargıcını öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Yılmaz Güney hakkında 9 Ekim’de müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
 1981 Fransa’da ölüm cezası kaldırıldı.
 1983 Milli Güvenlik Kurulu yetkilerini düzenleyen yasa çıktı. Böylece, 1961’den beri yürürlükte olan Kurulun hükümetle ilişkisi ‘danışma’ ile sınırlı olmaktan çıkarıldı.
 1986 Nikaragua, Sandinist yönetime karşı savaşan kontra güçlerine silah taşırken düşürülen uçaktan sağ kurtulan ABD askeri danışmanına 30 yıl hapis cezası verilebileceğini bildirdi.
 1993 Viyana’da toplanan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin bir beyanname yayınladı.  Beyannamenin devamı niteliğindeki Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından 1 Şubat 1995 tarihinde kabul edildi.
 1993

1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’ın Anayasasında değişiklikler yapıldı. Bağımsızlığa ilişkin hükümler korundu.

 1997 Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
 2004 Afganistan’da ilk demokratik seçimler yapıldı. Seçmenin parmağına sürülen mürekkep kolay silinince 18 adaydan 15’i seçimi boykot etti. Yabancı gözlemciler ‘oldukça adil, iptale gerek yok’ dedi.
 2005 Birleşik Krallık Demiryolları’nda, tütün mamulleri kullanımı tamamen yasaklandı.
 2006 Kuzey Kore 9 Ekim’de ilk atom bombası denemesini yaptı. NATO Konseyi Kuzey Kore’yi kınadı, BM Güvenlik Konseyi 14 Ekim’de ekonomik ve ticari yaptırım kararı aldı.
 2008 Yürüyüş Dergisi yazarı Engin Çeber, 9 Ekim 2008’de İstanbul’da öldürüldü.
 2010 Pir Sultan Abdal Derneği çağrısıyla zorunlu din dersinin kaldırılması ve Cemevlerine hukuki statü tanınması talebiyle Ankara Kızılay’da 24 saat oturma eylemi yapıldı. Alevi örgütleri, başta AİHM olmak üzere çok sayıda yargı kararı olmasına karşın zorunlu din dersi uygulamasına devam edilmesini protesto için Kurtuluş Parkı’ndan Sakarya Caddesi’ne yürüyerek 24 saat sürecek oturma eylemine başladı.
 2012 Uruguay’da kürtaj yasallaştı
 2013

Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği, tıbbi laboratuvarların planlanma, ruhsatlandırma, açılması ile birlikte faaliyet alanlarının düzenlenmeleri, sınıflandırılmaları, izlenmeleri, denetlenmeleri ve faaliyetlerine son verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, kaliteli ve verimli hizmet sunmalarını sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığı tarafından 9 Ekim 2013 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlandı.

 2013 ODTÜ’de 2012’de Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 11 öğrenci hakkında silahlı terör örgütü adına suç işlemekten dava açıldı.
 2023 Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Eş Başkanları Berna Çelik, Çınar Altan ve HDP Buca İlçe Eş Başkanı Nihat Türk, sabah saatlerinde emniyette alınan ifadelerinin ardından adliyeye sevk edildi. Bayraklı’da bulunan İzmir Adliyesi’ne getirilen zanlılar savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İzmir Sulh Ceza Hakimliği, HDP İzmir İl eş başkanları Berna Çelik ve Çınar Altan ile Buca İlçe Eş Başkanı Nihat Türk’ün tutuklanmasına karar verdi. 
2024 Kültür Turizm Bakanlığı tarafından, “Rojbash” filminin “ticari dolaşıma uygun olmadığına” karar verilmesi üzerine, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)  kararın iptali için dava açtı.
2024 Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanlığına Mustafa Kurtaran seçildi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı seçilmişti.
2025 Ankara Barosu’na kayıtlı avukat Paşa Büyükkayaer, DEM Parti’nin Meclis grup toplantısı öncesinde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine TBMM’de atılan sloganlara ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

 

9 Ekim – Hukuk Takvimi

Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi

0
Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi

Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT – International Rehabilitation Council for Torture Victims), dünya genelinde işkence mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal iyileşmesini destekleyen, haklarını savunan ve işkencenin cezasız kalmasıyla mücadele eden uluslararası bir sağlık ve insan hakları ağıdır. Kurucusu Inge Genefke’dir. Kuruluşun küresel sekretaryası Kopenhag, Danimarka’da, ofisi ise Brüksel, Belçika’da bulunmaktadır. IRCT, bağımsız rehabilitasyon merkezlerini ve uzman kuruluşları uluslararası bir ağda bir araya getirerek işkence mağdurlarına tıbbi, psikolojik, hukuki ve sosyal destek sunulmasını desteklemektedir. IRCT’nin resmî internet sitesindeki bilgilere göre kuruluş, 80 ülkede faaliyet gösteren 173 üye dernek, vakıf, birlik ya da merkez bir araya getirmektedir. Bu merkezlerde doktorlar, psikologlar, avukatlar, sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapistler ve diğer alanlardan yaklaşık 4.000 profesyonel görev yapmaktadır. Türkiye’den Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) konseyin üyesidir.

Kuruluşun küresel ağı, her yıl yaklaşık 80.000 işkence mağdurunun yaşamlarını yeniden kurmalarına destek olmaktadır. IRCT, işkence mağdurlarının rehabilitasyonu ve işkencenin belgelenmesi alanında dünyanın en büyük üyelik temelli uluslararası kuruluşudur. İşkence ve kötü muamele iddialarının adli tıp yöntemleriyle belgelenmesi, mağdurların haklarının korunması, adalete erişim ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması IRCT’nin temel çalışma alanları arasındadır. Kuruluş, 2012 yılında Bağımsız Adli Tıp Uzman Grubu’nu (IFEG – Independent Forensic Expert Group) oluşturmuştur. 23 ülkeden 42 uzmanın yer aldığı grup, işkence ve kötü muamele iddialarını tıbbi ve adli açıdan değerlendirmekte; mahkemelere, soruşturma makamlarına ve uluslararası kuruluşlara uzman görüşleri sunmaktadır. İstanbul Protokolü’nde belirlenen uluslararası standartları esas alan uzmanlar, işkence iddialarının bilimsel yöntemlerle incelenmesine ve belgelenmesine katkıda bulunmaktadır.

IFEG üyeleri bugüne kadar çok sayıda adli değerlendirme gerçekleştirmiş, mahkemelerde ve diğer resmî mercilerde uzman görüşü sunmuş ve işkence iddialarının belgelenmesine ilişkin eğitimler düzenlemiştir. IRCT, işkencenin rehabilitasyonu, klinik tedavisi, adli yöntemlerle belgelenmesi ve önlenmesi alanlarındaki akademik araştırmaları da desteklemektedir. Kuruluşun bilimsel dergisi Torture Journal, 1991 yılında yayımlanmaya başlamış olup işkence ve kötü muameleye ilişkin hakemli araştırmaları ve bilimsel tartışmaları uluslararası düzeyde paylaşmaktadır. Dergi, tıp ve hukuk alanlarındaki araştırmacılar ile uygulayıcılar için önemli bir bilimsel başvuru kaynağıdır. IRCT ayrıca eğitim, uzmanlık paylaşımı ve kapasite geliştirme faaliyetleri aracılığıyla üye kuruluşların ve insan hakları alanında çalışan profesyonellerin bilgi ve deneyimlerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Kuruluşun 2026–2030 Stratejik Planı, rehabilitasyon, adalet ve güçlü bir uluslararası insan hakları hareketi oluşturma hedeflerine dayanmaktadır. Plan, işkence mağdurlarının rehabilitasyon hizmetlerine erişiminin geliştirilmesinin yanı sıra mağdurların işkenceye karşı küresel mücadelede liderlik üstlenmesini, devletlerin ihlallerden sorumlu tutulmasını ve adalete erişimin güçlendirilmesini amaçlamaktadır. IRCT, Birleşmiş Milletler nezdinde, Cenevre’deki uluslararası insan hakları mekanizmalarında ve bölgesel ve ulusal yargı mercileriyle yürüttüğü savunuculuk faaliyetleri aracılığıyla işkencenin önlenmesi, sorumluların hesap vermesi ve mağdurların adalet ile telafi mekanizmalarına erişiminin sağlanması için çalışmalar yürütmektedir.

Türkiye’den Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da IRCT’nin uluslararası çalışmalarında yer almaktadır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile ilişkili çalışmaları ve adli tıp alanındaki uzmanlığıyla tanınan Fincancı, işkence iddialarının bilimsel yöntemlerle belgelenmesi ve insan hakları ihlallerinin ortaya çıkarılması alanlarında katkıda bulunmaktadır. IRCT’nin resmî internet sitesinde yayımlanan 2026–2029 Konsey üyeleri listesinde, Avrupa bölgesini Türkiye adına temsil eden üyeler arasında gösterilmektedir. Bu temsil, Türkiye’deki insan hakları çalışmalarının işkenceyle mücadele, rehabilitasyon ve uluslararası hesap verebilirlik alanlarındaki küresel iş birliğiyle bağlantısını ortaya koymaktadır.

Veli Lök

0
veli lök

Prof. Dr. Veli Lök, 9 Şubat 1932’de İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Yakapınar köyünde doğdu. İzmir Atatürk Lisesini bitirdikten sonra 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Babası Ali Lök, oğlunun tıp eğitimi alabilmesi için ailenin geçim kaynağı olan üzüm bağını sattı. 1958’de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniğinde asistan olarak göreve başlayan Lök, 1959’da Ortopedi ve Çocuk Cerrahisi Kliniğine geçti. 1963’te uzman, 1969’da doçent ve 1975’te profesör oldu. Ortopedi ve travmatoloji alanında artroskopik cerrahi, diz cerrahisi, çocuk ortopedisi ve kalça cerrahisi üzerine çalışmalar yürüttü. Türkiye’de artroskopinin gelişmesine öncülük etti ve çok sayıda hekim yetiştirdi.

12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından 1402 sayılı Kanun kapsamında üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Bu dönemde hekimlik çalışmalarını muayenehanesinde sürdürdü ve 1991’de Danıştay kararıyla Ege Üniversitesindeki görevine döndü.

Lök, akademik çalışmalarının yanı sıra işkencenin tıbbi olarak belgelenmesine yönelik araştırmalarıyla da tanındı. İşkence izlerinin yıllar sonra da tespit edilebilmesine yönelik kemik sintigrafisi çalışmaları, işkenceye bağlı fiziksel bulguların bilimsel yöntemlerle belirlenmesi ve belgelenmesine katkı sağladı. Türkiye İnsan Hakları Vakfının (TİHV) İzmir temsilciliğini 1991’den itibaren yürüten Lök, işkence mağdurlarının tıbbi değerlendirmelerinin yapılması ve maruz kaldıkları kötü muamelenin belgelenmesi için çalıştı. Kamuoyunda Manisalı Gençler davası olarak bilinen olayda, gözaltında işkence gördüklerini bildiren gençlere ilişkin tıbbi bulguların belgelenmesine katkıda bulundu. İşkence iddialarının soruşturulması ve belgelenmesine ilişkin uluslararası standartların geliştirilmesinde yer aldı; Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan İstanbul Protokolü‘nün hazırlanmasına katkıda bulunan uzmanlar arasında gösterildi.

Lök, bilimsel çalışmaları ve insan hakları alanındaki faaliyetleri nedeniyle çeşitli ödüllere layık görüldü. 1997’de Akif Şakir Şakar Bilimsel Ödülü’nün Klinik Çalışma Dalı’nda birincilik elde etti; 1998’de Bilses Vakfı İnsan Hakları Ödülü’ne, 1999’da Diyarbakır Tabip Odası Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü’ne ve 2000’de İstanbul Tabip Odası Sevinç Özgüner Barış, Demokrasi ve İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü. 2004’te Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) tarafından verilen Inge Genefke Ödülü’nü aldı. 2007’de Çiğli Belediyesi Barış ve Demokrasi Ödülü’ne, 2008’de ise Karşıyaka Belediyesi İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü. 1999’da üniversiteden emekliye ayrılmasının ardından muayenehanesinde hasta kabul etmeyi ve insan hakları alanındaki çalışmalarını sürdürdü.

8 Ekim – Hukuk Takvimi

0
8 Ekim – Hukuk Takvimi
1600  San Marino’da geçerliliği büyük ölçüde devam etmekte olan anayasa kabul edildi.
1793 Amerikalı tüccar ve devlet adamı John Hancock yaşamını yitirdi. (23 Ocak 1737 – 8 Ekim 1793) 4 Temmuz 1776’da Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘nin hazırlanışında kongreye başkanlık yaptı. Bildirgeye ilk imza atan kişidir.
1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması (Baltalimanı Antlaşması – Baltalimanı Muahedenamaesi), Kraliçe Viktorya tarafından onaylandı. 16 Ağustos 1838’de imzalanan Antlaşma; ticaret ve gemi seferleri ile ilgili olarak kapitülasyonlarda mevcut bulunan bazı kayıt ve koşulları İngiltere lehine değiştirdi.
 1908

İlk sendika ve grev yasağı getirildi, Bakanlar Kurulu, Tatil-i Eşgal Cemiyetleri Hakkında Kanun-ı Muvakkat‘ı (KHK) çıkardı. 

 1917 Sovyetler Birliği’nde, Lenin’in göreve getirdiği Aleksandra Kollantai, dünyanın ilk kadın bakanı oldu. Diplomat olan Kollantai, Sovyetler Birliği Norveç Elçisi olarak da görev yaptı, kadın hakları alanında mücadele etti ve birçok eser yazdı.

Aleksandra Kollontai
 1925 Yahudi ve Ermeni ruhani başkanları, Lozan Antlaşması’nın azınlıkların korunması ile ilgili hükümlerinin tanıdığı haklardan vazgeçerek, Türk toplumu içinde Türk yasalarıyla yaşamak istediklerini açıkladı.
 1937 Türkiye – SSCB arasında Ticaret Antlaşması imzalandı.
 1939 Amerikalı kadın savunma avukatı Lynne Irene Stewart doğdu. (Ölümü: 7 Mart 2017) Rutgers Üniversitesi Hukuk Bölümünden  mezun oldu.  1993’te Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı emrini verdiği iddia edilen Mısır’lı islami önder Ömer Abdurrahmanı savunmasıyla tanındı.
 1962 Cezayir, Birleşmiş Milletler üyesi oldu.
 1967

Britanyalı hukukçu, siyasetçi İşçi Partisi başkanı  ve Britanya başbakanı Clement Richard Attlee yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ocak 1883) Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bağımsız İşçi Partisi’ne katıldı. Avukatlık yapmayarak hukuk kariyerinden vazgeçti ve London School of Economics’te ders vermeye başladı. I. Dünya Savaşı sırasında binbaşı  olarak Çanakkale  ve Mezopotamya cephelerinde Osmanlı’ya karşı savaştı. 1919’da Stepney belediye başkanı oldu. 1945 yılında Winston Churchill’in yerine Başbakan oldu ve 6 yıl bu görevi sürdürdü.

 1968

Boğaz Köprüsü ile ilgili olarak İstanbul Belediyesi mevzii planının iptali için Mimarlar Odası Danıştay’a başvurdu.

 1869

Hukukçu ve 14. Amerika Birleşik Devletleri başkanı kölelik karşıtı Franklin Pierce yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Kasım 1804) 

 1970

Pakistan asıllı İngiliz hukukçu ve siyasetçi Sadiq Khan, doğdu.

  1979

Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Komisyonu tarafından 881 (1979) numarası ile (Recomendation 881 (1979) on Rural Arthitectural Heritage) 8 Ekim 1979 tarihinde kabul edildi.

 1980

Ölüm cezaları MGK’ca onaylanan 4 hükümlüden Kurtuluş/Dev-Lis üyesi Necdet Adalı ile Balgat katliamı sanığı Mustafa Pehlivanoğlu Ankara merkez Kapalı Cezaevi’nde Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla  idam edildi. 

 1982 Gazeteci Nazlı Ilıcak, ‘Faşizm Yargılanıyor’ başlıklı yazısı nedeniyle 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
 1987

Yunan Diplomat, Hukuk Profesörü ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Konstantinos Çaços (Κωνσταντίνος Τσάτσος) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Temmuz 1899) 

Konstantinos Çaços(
 1993 Gürcistan, Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) katıldı.
 1998

İstanbul’da ‘Halk İçin Kurtuluş’ gazetesinin DGM kararıyla aranıp 24 çalışanının gözaltına alınmasını Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önünde protesto eden 7 kişi gözaltına alındı.

 2001

Suriye ABD’nin terörizmi destekleyen ülkeler listesinde yer almasına karşın, BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildi. BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Suriye, oylamaya katılan 177 ülkenin 160’ının oyunu aldı

 2002

Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi altı ülke Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü adında bir askeri ittifak kurdu.

 2004

Prof. Dr. Veli Lök (Tıp Profesörü), Uluslararası İşkence Kurbanları Rehabilitasyon Konseyi’nin (International Rehabilitation Council for Torture Victims) ilk kez verdiği İşkenceyle Mücadele Ödülü’ne layık görüldü. Lök, işkence izlerinin yıllar sonra da tespitini sağlayan kemik sintigrafisi çalışmalarıyla uluslararası literatüre girdi.

 2011

İranlı oyuncu Marziye Vefamehr rejimin sanatçılar üzerinde kurduğu baskının eleştirildiği “Benim Satılık Tahran’ım” adlı filmde rol aldığı için bir yıl hapis ve 90 kırbaç cezasına mahkum edildi. 

 2012

Engin Çeber’i işkenceyle öldürmekten yargılanan başgardiyanlar Selahattin Apaydın, Sami Ergazi ve dönemin Metris 2. Cezaevi Müdürü Fuat Karaosmanoğlu müebbet hapis cezasına mahkum edildi. Yedi sanık da çeşitli cezalara çarptırıldı.

 2013

Demokratikleşme paketiyle alınan kararların bir kısmı, ilgili yönetmeliklerin değiştirilmesiyle hayata geçti. Kamuda başörtüsü yasağı, ortaöğretimde “öğrenci andı” kalktı.

 2018 Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Joseph Davies Tydings yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1928) 
2023 İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Kahramanlar Operasyonları” kapsamında arama kaydı bulunan 2 bin 554 firarinin yakalandığını açıkladı.
2023 Ankara 10. Aile Mahkemesi, Ankara’da yaşayan Iraklı Aewaz Ailesinin, 16 yaşındaki küçük kızlarının evlenebilmesi için yaptığı başvuruyu reddetti.  Gerekçeli kararda, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) “hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir” hükmüne uygun bir durumun olmadığı belirtildi. Çocuklara Yönelik Ticari Cinsel Sömürüye Son Derneği de davaya müdahil oldu.
2023 İstanbul’da yirmi yaşındaki üniversite öğrencisi M. A. okula gitmek için bindiği metrobüste Bekir B. tarafından taciz edildiği iddia etti. M.A.’nın tepkisi üzerine metrobüs yolcuları tarafından darp edilerek polise teslim edilen, şikayet üzerine emniyete götürülerek işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Bekir B., Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusundan sonra tutuklandı
 

Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı

8 Ekim – Hukuk Takvimi

Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı

0
St. Thomas Manastırı - Gevaş - Van

Van, Gevaş, Halime Hatun Türbesi (Selçuklu Dönemi Eseri,(MS:1335)- Önceki ve Sonraki Hali

Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı,  Avrupa Komisyonu tarafından 881 (1979) numarası ile (Recomendation 881 (1979) on Rural Arthitectural Heritage) 8 Ekim 1979 tarihinde kabul edilmiştir.

Hayvan barınağı haline dönüşmüş olan St. Thomas Manastırı – Gevaş -Van

Kültür ve Eğitim Komitesi raporuna dayanılarak hazırlanan Tavsiye Kararı Avrupa Mimari Mirasın Korunması Sözleşmesi ile koruma altına alınan mimari mirasın yanı sıra kırsal mirası da gündemine almış; yerel kültürel ve sosyolojik varlığın muhafazasına dikkat çekerek kırsal mimarinin önemini konsey üyelerine hatırlatmıştır. Kırsal bölgelere özgü sosyal ve kültürel değerlerin geliştirilmesi ve kırsal kesimlerdeki tarihi mimari ortamın muhafaza edilmesi tavsiye kararının amacını oluşturmuştur.

AVRUPA KONSEYİ Kırsal Mimari Mirasa İlişkin Tavsiye Kararı

Konsey;

1. Kırsal ve Mimari mirasa ilişkin Kültür ve Eğitim Komitesi’nin 4421 belge no’lu raporunu göz önünde bulundurarak;

2. 1975 Avrupa mimari miras yılının tıpkı Avrupa Mimari Mirasın Korunması Sözleşmesi’nde olduğu gibi şehir mirasının yanı sıra kırsal mirasa da aynı derecede önem verildiğini göz önünde bulundurarak;

3. Kırsal miras ve bunun korunmasına ilişkin sorunlara verilen önemin 1975’ten beri dikkate değer bir artış göstermediğini ancak “modernleşme” adı alında zarar verme sürecinin hızlı bir şekilde devam ettiğini göz önünde bulundurarak;

4. Kırsal kesime ilişkin Avrupa Konseyi’nin son zamanlardaki girişimlerini özellikle de Gırnata başvurusu ve 3. Avrupa Tarihi Şehirler Bilgi Şöleni Nihai Bildirisi (Münich/Landshut, 1978) memnuniyetle karşılayarak;

5. Mimari mirasın korunmasına ilişkin son Tavsiye Kararı’nın 880 özellikle listeleme, koruyucu mevzuat ve mali destek sağlanması konularında şehir mimarisine olduğu kadar kırsal mimariye de uygulanmasının ve bununla birlikte kırsal mimari miras konusunda daha fazla çalışma ve araştırma yapılmasına duyulan gereksinimin altını çizerek,

6. Yerel kültürel ve sosyolojik bağlamda ve daha geniş anlamda taşıdığı çevrebilimsel ve ekonomik role bağlı olarak kırsal mimarinin öneminin altını çizerek;

7. Kırsal bölgede yaşayan halkın kendilerine özgü sosyal ve kültürel değerlerini geliştirmesine fırsat tanınacaksa kırsal kesimlerdeki tarihi mimari ortamın muhafaza edilmesi ve korunmasının gerektiğine inanarak;

8. Kırsal kesimlerdeki ticari faaliyetleri yürüten kişilerin kırsal mimari mirasın yanı sıra doğal ortamlarının korunmasına da katkıda bulunmaları gerektiğini kabul etmelerini umarak;

9. Özellikle gençler olmak üzere şehirlerde oturan kişilerin de kırsal bölgelerdeki değerlerin önemini daha iyi anladıklarını ve ilgili resmi kurumlarını bu eğilimin desteklemelerini ancak turizm, hafta sonu ziyaretleri ve ikinci evlerin bu kırsal kesimdeki yaşama zarar vermemesini sağlamaların istediklerin belirterek;

10. Şehirler ile kırsal kesimlerin bölgesel gelişimlerine ilişkin takip edilen politikalar konusunda tatmin edici bir dengenin ve olumlu bir işbirliğinin ancak şehir ve kırsal kesimin planlamasının eşit şekilde değerlendirilmesiyle mümkün olabileceği inancıyla;

11. Kırsal mimari mirasın korunması için harekete geçilmesi konusunda kırsal kesimin sorunlarıyla ilgilenen diğer birimlerden özellikle de Avrupa’nın Bölgesel Planlamadan sorumlu Bakanlıkları ile Avrupa Komitelerinden harekete geçme yönünde yapıcı bir adım atılması beklentisiyle;

12. Bakanlar Komitesi’nin aşağıda belirtilen hususları yerine getirmesi yönünde tavsiyede bulunur.

a) Kırsal mirası etkileyen kararlarlara ilgi gösterme ihtimali bulunan çeşitli birimlere bu tavsiye kararının gönderilmesi;
b) Avrupa Konseyi’nin Đkinci orta vadeli planı çerçevesinde kırsal mirasın gerçekten dikkate alınmasının sağlanması;
c) Bölgesel Planlama ve Mimari miras Yürüme Kurulundan şehir Rönesanssına ilişkin 1980 yılında yürüttüğü kampanyayı kırsal kesimdeki hayatın canlandırılmasını sağlayarak daha başka bir kampanyayla dengelemesinin istenmesi;
d) Önemli mimari mirasların yanı sıra bir doğal ortam ve peyzaj sorunu da olan mirasın kalitesini ve kırsal kesimlerin doğal yaşamını korumak için acilen harekete geçilmesi gerektiğinin göz önünde bulundurulması

Baltalimanı Antlaşması

0

Baltalimanı Antlaşması (Baltalimanı Muahedenamesi, İstanbul yakınındaki Balta Liman’da 16 Ağustos 1838’de imzalanmıştır. (Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması),

Britanya ile Osmanlı devleti arasında imzalanmıştır. Ticaret ve gemi seferleri ile ilgili olarak bazı kayıt ve koşulları düzeltmiş ve değiştirmiştir.

Anlaşma, 8 Ekim 1838’de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylanmıştır.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın İsyanı

Baltalimanı Antlaşması öncesine Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyan etmiştir. Paşa, 1830’lu yıllarda İstanbul’a karşı yürümüştür. Zor duruma düşen Saray, Ruslardan yardım istemiştir. Bu yardı karşılığında 1833 yılında Hünkâr İskelesi Anlaşması’nı imzalanmıştır. Antlaşmaya göre yeni bir saldırı durumunda Ruslar’ın Osmanlıya yardım etmesi öngörülmüştür. Bu durum İngilizleri Orta Doğu siyasetinde daha aktif rol oynamaya sevk etmiştir. İmparatorluk, İngiliz desteği ile kendi paşasının ayaklanmasını bastırmıştır. İngiltere, Mısır sorununun çözümünde önemli bir rol oynamış, akabinde Baltalimanı Antlaşması imzalanmıştır.

Baltalimanı Antlaşması’nın Tarihsel Önemi 

Bu ticaret antlaşması, İngiliz tebaasının Osmanlı topraklarında ticari ayrıcalıklarını genişletmiştir.

Antlaşma, Cumhuriyetin kurulmasından sonra kaldırılan kapitülasyonlar bakımından bir dönüm noktası olarak gösterilmektedir.

Kapitülasyon sistemi, mali gücü zayıf olan Osmanlıları “yarı-sömürge” ülke konumuna düşürmüştür.

Antlaşma, İngiliz tüccarlarına Osmanlı dominyonlarındaki yerli üretim mallarını serbestçe satın alma ve ticaret yapma hakkı tanımaktadır. Bu durum Osmanlı ekonomisini doğrudan ve olumsuz etkilemiştir. İlerleyen yıllarda, Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz ile Benzer antlaşmalar imzalanmıştır. Bu antlaşmalar Osmanlıların ekonomisini çökerten kapitülasyon sistemini güçlendirmiştir. Osmanlı ekonomisi büyük darbe almış, borçları artmıştır. Bu antlaşmalar Osmanlıların ekonomisini çökerten kapitülasyon sistemini güçlendirmiştir. Osmanlı ekonomisi büyük darbe almış, borçları artmıştır.

 

Baltalimanı Muahedenamesi-Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması)

Madde 1

Mevcut Kapitülasyonlar ve Antlaşmalarla Büyük Britanya’nın teb’asına veya gemilerine tanınan ve işbu sözleşmede özellikle değiştirilenler dışındaki bütün hak, imtiyaz ve muafiyetlerin şimdi ve sonsuza dek süresiz olarak geçerliliği tekrar teyit olunur; ve ayrıca buna ek olarak, taahhüt olunur ki, Bab-ı Âli tarafından herhangi bir diğer yabancı Gücün gemilerine ve Teb’asına şimdi bahşolunmuş veya ilerde bahşolunacak bütün hak, imtiyaz ve muafiyetler veya diğer herhangi bir yabancı Gücün gemilerinin ve teb’asının yararlanmasına sunulan müsamaha, aynen Büyük Britanya’nın tebasına ve gemilerine de eşit biçimde bahşolunacak, uygulanacak, yararlandırılacaktır.

Madde 2

Britanya Majestesinin teb’ası veya bunların mümessillerine Osmanlı Domiyonlarının her yerinde, (ister iç ticaret isterse ihracat amaçlarıyla olsun) bütün malları, hiçbir istisna tanımaksızın bu Dominyonların üretimi, imalâtı veya mamullerini satın almasına izin verilecektir. Bab-ı Âli tarımsal veya herhangi bir emtia üzerindeki tekelleri ilgayı veya herhangi bir malın satın alınması veya satın alındığı zaman bir yerden diğer yere nakledilmei için gerekli Valilik Ber’atlarını ilga etmeyi resmen taahhüt eder. Britanya Majestelerinin teb’asını Valilerden bu tür Ber’at almaya zorlayacak herhangi bir teşebbüs, Antlaşmaların ihlâli olarak telâkki edilecek ve Bab-ı Âli derhal ve en sert biçimde böyle bir kötü yönetimden suçlu olan herhangi bir Veziri ve diğer memurları cezalandıracak ve Britanyalı teb’anın zarar gördüklerini ispatlamaları halinde bunların zarar ve ziyanlarına gerçekten adil bir karşılık verecektir.

Madde 3

Türk üretim, imalât veya mamüllerinden herhangi biri Britanyalı tacir veya onun mümessili tarafından Türkiye’nin iç tüketimi için satılmak amacıyla satın alındığı zaman, Britanyalı tacir veya onun mümessili,bu emtianın satın alınmasında, satılmasında, veya herhangi bir biçimde ticareti yapıldığında, Müslüman olsun veya olmasın, Türkiye’de ticaretle meşgul Türk Teb’asnın en çok kayırılan snıfının benzer koşullarda ödediği vergilere eş vergi ödeyecektir.

Madde 4

Eğer herhangi bir Türk üretim, imalât veya mamulu Britanyalı tacir veya onun mümessili tarafından ihraç edilmek üzere satın alınırsa, bu emtia her hangi bir resim veya vergiden tamamen muaf olarak, elverişli bir gemiye yükleme yerine götürülecek ve emtia yüklendiğinde bütün diğer iç vergiler yerine yüzde dokuz oranında sabit bir ad valorem vergi ödemekle yükümlü olacaktır.

Sonradan, ihraç edildiğinde, şimdi mevcut olan yüzde üç vergi ödenecektir. Fakat, limanlarda ihracat için satın alınmış ve halihazırda dahili vergisini limana girerken ödemiş bulunan bütün mallar sadece yüzde üç ihracat resmi ödeyeceklerdir.

Madde 5

Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçen Britanyalı ticaret gemilerine verilen Geçiş belgeleri (Fermans) düzenleyen mevzuat, bu gemilerin gecikmesinin en az düzeye indirilmesine yol açacak biçimde düzenlenecektir.

Madde 6

Türk Hükümeti tarafından işbu Sözleşme ile tesis edilen mevzuatın ister Avrupa ister Asya’daki Türkiye’de, Mısırda veya Bab-ı Âli’ye ait diğer Afrika müstemlekelerinde olsun bütün İmparatorlukta geçerli olması kabul edilmiştir. Bu mevzuat, tanımı ne olursa olsun bütün Osmanlı Dominyonlarının teb’asına uygulanacaktır. Türk Hükümeti diğer yabancı Güçlerin ticaretlerini bu Sözleşme esaslarına dayandırmasına karşı gelmemeyi de ayrıca taahhüt eder.

Madde 7

Büyük Britanya ve Bab-ı Âli’nin âdeti olduğu üzere ve Britanya teb’ası tarafından Türk Dominyonlarına ithal edilen veya buralardan ihraç edilen emtianın değerini tahmin etmekteki bütün güçlükleri ve gecikmeyi engelleme görüşü altında, her iki ülke arasındaki mal trafiğinden bilgisi olan kişilerden oluşan ve Osmanlı Sultanının parası ile bir mal üzerine ödenecek vergiyi bir tarife ile saptayan ve her on dört yılda bir kez kurulan Komisyon ile son tarifenin yürürlükte olduğu son on dört yıllık dönemin sona ermesi üzerine yüksek Âkit Taraflar ortaklaşa olarak yeni komisyon üyelerini atamayı kararlaştırmışlardır. Bu yeni komisyon üyeleri Britanya teb’asının ithal veya ihraç edecekleri bütün mallar üzerinde yüzde üç vergi olarak ödeyecekleri paranın miktarını saptayıp kararlaştıracaklardır. Bu komisyon üyeleri ayrıca ihraç edilecek Türk malları üzerinde bu sözleşme ile saptanan iç vergilerin ve bu
vergilerin en elverişli yerlerde salınması için gemi yükleme mahallerini saptayacaktır.

Böylece tesis edilen yeni tarife saptanma tarihinden itibaren yedi yıl için geçerli olacak ve bu dönem sonunda Âkit taraflarından her biri Tarifenin gözden geçirilmesini isteme hakkına sahip olacaklardır. Eğer her iki taraftan de ilk yedi yılın sona ermesinden sonraki altı ay içinde böyle bir istem gelmezse, Tarife ilk yedi yılın sona ermesinden başlamak üzere yedi yıl daha yürürlükte kalacak ve sistem birbirini izleyen her bir yedi yıllık dönemde aynı biçimde uygulanacaktır.

Madde 8

Bu sözleşme onaylanacak ve onaylamalar dört aylık bir dönem içinde İstanbul’da karşılıklı olarak teati edilecektir.

Yukardaki hükümlere tanık olarak ilgili tam yetkili delegeler bu hükümleri imzalamış ve mühürlemişlerdir.

Sözleşme İstanbul yakınındaki Balta Liman’da 1838 Ağustosunun 16’cı günü yapılmıştır.

Takvim-i Vekayi

0
Takvim-i Vekayi (Resmi Gazete)

Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti döneminde 1 Kasım 1831 tarihinde yayınlanmaya başlayan ve bugünkü Resmi Gazete’nin temelini oluşturan resmi yayındır.

Gazete, haftalık olarak yayına başlamış, Osmanlıca, Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca ve Rumca baskılar yapmıştır.

Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Takvîm-i Vekâyi, Cerîde-i Resmiyye adıyla devamlılık göstermiş, daha sonra Resmî Gazete adıyla yayın hayatına devam etmiştir.

Takvim-i Vekayi, 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlanmaya başlandı. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde aldı.

Takvîm-i Vekâyi’nin Kuruluşu ve Yayın Hayatı

Osmanlı Padişahı Sultan II. Mahmut, yapmakta olduğu reformlar çerçevesinde devlet idaresinin görüşlerini yansıtabilecek resmi bir gazeteyi gerekli görmüş, gazetenin yayını için daha önce İzmir’de yerel bir gazete yayınlamış olan Alexandre Blacque ile anlaşılmıştır. Osmanlı Devletinde çıkarılan ilk gazetelerin, 18. yüzyılın sonlarında İstanbul ve İzmir merkezli olarak yabancı dilde basılmaya başlandığı gözetildiğinde resmi gazetenin basılması için tecrübeli bir ismin gerektiği anlaşılmaktadır. Gazetenin birinci sayısı 25 Cemâziyelevvel 1247 tarihinde (1 Kasım 1831) yayımlanmıştır.

Takvim-i Vekayi İhdasına Dair Ferman: Kaim-i makam Paşa, bu bususun süret-i tanzimine bakılması pekçok vakitden beru emelim idi. Ancak vaktü mevsimi henüz gelmemiş olduğundan vaktine ta’likan sükûtu ihtiyar etmekte idlm. Işte lillahilhamd mevsim ve sırası gelüp, şer’j şerif ve nizama asla dokunur yeri olmadığından ma’ada, mülkçe pekçok menafi ‘i olacağı dani cümle tarafından teslim ve istihsan olunmuş. Bu süretde, takririnde beyan olunduğu üzere, bu husüsa nezaret içün Es’ad Efendi Nazır, Sarım Efendi ile Sa’id Bey dahi ol-vechile me’mür ve ta’yin kılınsun

Takvim-i Vekayi
Takvim-i Vekayi

Padişah İkinci Abdülhamid döneminin çoğunda Takvîm-i Vekâyi yayınlanmamış; Kanunu Esasi‘nin askıya alınarak, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ve I.Meşrutiyet Döneminin sona ermesi ile birlikte 1878 yılından 1891 yılına kadar gazete basılmamış; 1891 yılından 1892’ye kadar geçici süre yayınlansa da 1908 yılına kadar kesinti devam etmiş; 1908’den itibaren İstanbul hükümetinin ortadan kalktığı 4 Kasım 1922 tarihine kadar toplamda 4608 sayı yayınlanmıştır.

Takvim-i Vekayi’nin İçeriği ve Yayın Çizgisi

Padişah II. Mahmut, Avrupa’daki örneklerine uygun biçimde iç ve dış kamuoyunu daha düzenli ve hızlı şekilde bilgilendirmek amacıyla gazeteyi çıkarmıştır. Padişahın, batı ülkelerine ve kamuoyuna kendini anlatmada sıkıntı yaşaması ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın 1828 yılında çıkarmaya başladığı Vekayi-i Mısriyye gazetesinin etkisini azaltmak amacıyla Takvîm-i Vekâyi’yi çıkardığı düşünülmektedir.

Takvîm-i Vekâyi’nin İlk Sayısı-1831

Takvim-i Vekayi resmî bir gazete olması nedeniyle içeriği genel olarak devletin politik görüşlerini yansıtmış; 1860’tan itibaren ise sadece resmî duyurular ve kabul edilen yasa metinleri yayımlanmıştır.

Gazete, “Vukūât-ı Resmiyye ve Gayr-i Resmiyye” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Umûr-ı Dâhiliyye, Mevâdd-ı Askeriyye, Es’âr, Fünûn, Tevcîhât, Tevcîhât-ı İlmiyye, Umûr-ı Hâriciyye, Garîbe gibi alt başlıklar kullanılmış; iç ve dış haberlere yer verilmiştir. Gazetenin içeriği, devlet memurları tarafından derlenerek Takvimhâne-i Âmire Nezâreti’ne gönderilen bilgi ve belgelerden seçilmiş, padişahın isteğine uygun bir yayın çizgisi tercih edilmiştir.

Takvim-i Vekayi’yi Yayınlayan Alexandre Blacque Hakkında

Alexandre Blacque,  1794-1836 yılları arasında yaşamış olan ve Türkiye’de ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi çıkarmış olan Fransız gazetecidir. Paris’te doğmuş ve Malta’da ölmüştür. Avukat olan babası 1789’da Fransız Devrimi sırasında Kral XVI. Louis’yi savunduğu için Fransa’dan ayrılmak zorunda kalmış ve Osmanlı Devleti’ne sığınarak İzmir’e yerleşmiştir.

Alexandre Blacque

Osmanlı Devletinde Blak Bey olarak bilinen Blacque, hukuk öğrenimi görmüş, 1821 yılında İzmir’de Roux adlı Fransız’ın çıkardığı Le Spectateur Oriental gazetesine yazılar yazmıştır. Daha sonra satın aldığı bu gazete ile Yunanistan, Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı yoğun eleştiriler yöneltmiş, 1827 yılında bu eleştiriler nedeniyle gazetesi bir ay kapatılmıştır.

Alexandre Blacque, İzmir ve İstanbul’da yayımladığı gazetelerde Avrupa’ya karşı Osmanlı Devletini savunmaya devam etmiş; 1828 yılında Courrier de Smyrne gazetesini yayımlamaya başlamıştır. 1831 yılında ise II. Mahmud, Osmanlı Devleti adına resmi bir gazete çıkarmak üzere kendisini İstanbul’a davet etmiş, bu davet üzerine Blacque İstanbul’a taşınmış, Takvim-i Vekayi’yi ve yarı resmi nitelikteki Le Moniteur Ottoman gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi’deki yazılar Blacque tarafından Fransızca’ya çevrilerek yayınlanmıştır.

Alexandre Blacque, Le Moniteur Ottoman’daki görevini sürdürmekte iken tedavi için Fransa’ya gitmek istemiş ancak yolculuk sırasında, 1837 yılında Malta’da ölmüştür. Oğlu Edouard Blacque, Osmanlı Devleti’nde bir çok devlet görevini yürütmüş, bir süre ABD elçiliği yapmıştır.

Alexandre Blacque tarafından çıkarılan Le Moniteur Ottoman gazetesi

Takvim-i Vekayi Dergisi

Erzurum Atatürk Üniversitesi tarafından 2013 yılında, Takvim-i Vekayi isimli sosyal ve popüler bilim alanlarında yayın yapan hakemli ve akademik bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Dergi, Tarih, Bilim Tarihi, Politika, Güncel Tarih, Eğitim ve Öğretim, Sosyal Bilimler ve Popüler Bilimler alanlarında yayın yapmaktadır. Derginin editörü Muhammet YILDIZ ve Doç.Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yayın Kurulu üyeleri Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN ve Doç. Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yazı İşleri Müdürü ise Mustafa Furkan KESKENLER’dir.

Takvim-i Vekayi Dergisi

İletişim, Arabuluculuk ve Uzlaşma

0

Arabuluculuk Sözlüğü : İletişim, Arabuluculuk ve Uzlaşma 

Açık Duruş

Bedenin açık durumda olduğu, özellikle kolların ve bacakların serbest bırakıldığı, genellikle bilinçdışı bir bedensel duruş. Toplumsal etkileşimde açık duruşlar fikir birliğine, etkileşime açık olmaya ve bir kişinin rahatlamasına işaret edebilir.

Açık Uçlu Soru

Açık uçlu sorular, bir konuya ilişkin ayrıntılı bilgi almak için sorulan “ne, niçin, neden, nasıl, nerede, hangi, ne zaman” gibi sorulardır. Bunlara “özgür yanıtlı” sorular da denir.
Adliye Arabuluculuk Bürosu
Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlıkça adliyelerde kurulan birimdir.
ADR
Alternative Dispute Resolution (Türkçe: Alternatif Uyuşmazlık Çözümü)
Agnostik Üslup
Sözlü düello veya atışma özellikleri olan kişiler arasında cereyan eden üslup türü
Agresyon
Sözel ve fiziksel olabilen zor kullanan hedefe yönelik eylem. Öfke hiddet veya düşmanlık duygularının motor karşılığıdır.
Aktif Dinleme
Dinleyicinin kaynaktan gelen sözlü mesajı sözünü kesmeden anlayarak dinlemek, muhatabın konuşma içeriğinin doğru anlaşıldığından emin olmak, kaynağın sözlerinin  ve aynı anlam ve duyguyu içerecek şekilde tekrar kaynağa iletebilmek; karşı tarafı duymak, anlamak ve anladığını hissettirmek
Algı
Duyular aracılığıyla nesneleri kavrama süreci. Bir nesne veya olaya ilişkin bilinçli farkındalıktır.
Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi
 
Anlaşma Aralığı
 
Tarafların direnç noktaları arasında kalan potansiyel anlaşma alanı, pazarlık alanı, pozitif uzlaşma aralığı
Anlaşma Tutanağı
Arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşmaya varması şeklinde sona ermesi halinde, üzerinde anlaşılan konuların kağıda dökülerek belgelenmesidir.
Anlaşmama Tutanağı
Arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşmaya varamaması şeklinde sona ermesi halinde düzenlenen belgedir
Arabulucu
 
Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça oluşturulan arabulucular siciline kaydedilmiş gerçek kişilerdir. (İngilizce: Mediator)
Arabulucu Bilgi Sistemi
 
Arabuluculukla ilgili tüm iş ve işlemlerin elektronik ortamda yapılmasını sağlayan, UYAP ile entegre şekilde çalışan bilişim sistemidir.
Arabulucu Sözleşmesi
Arabulucu sözleşmesi, arabulucu ve uyuşmazlığın tarafları arasında yapılmakta, tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir.
Arabuluculuk
Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve kamu hizmeti olarak yürütülen ihtiyari uyuşmazlık çözüm yöntemidir. (İngilizce: Mediation)
 
Arabuluculuk Bürosu
Arabulucuların mesleki faaliyetlerini yürüttükleri bürolardır.
Arabuluculuk Kanunu
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu
Arabuluculuk Kurulu
Arabuluculuk hizmetlerine ilişkin temel ilkeler ile arabuluculuk meslek kurallarını belirleyen, ilke ve standartları belirleyen, denetime ilişkin kuralları belirleyen, yönetmelik taslaklarına son şeklini veren, arabulucuların sicilden silinmesine karar veren, sicile kayıt aidatını ve yıllık aidatları tespit eden, Asgari Ücret Tarifesini onaylayan, daire başkanlığına tavsiyelerde bulunan, yıllık faaliyet raporu ve planı hakkında görüş bildiren ve görevleri kanun ile sayılan kuruldur
Arabuluculuk Sicili
Arabuluculuk Daire Başkanlığının, özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapma yetkisini kazanmış kişilerin sicillerini, sicil numarası vermek yoluyla tuttuğu sicildir.
Arabuluculuk Sözleşmesi
Taraflar arasında uyuşmazlık konusunda arabuluculuğa başvuru yapılmasına ilişkin sözleşmedir. Bu sözleşme, uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce yapılabileceği gibi uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra da yapılabilmektedir.
Arabuluculuk Süreci
Arabulucuya başvurusu, tarafların davet edilmesi, görüşmelerin başlaması, tarafların taleplerinin belirlenmesi. taraflar arası iletişim sürecinin gerçekleşmesi, delillerin sunulması ve değerlendirilmesi, taraflar arası anlaşmanın sağlanması yahut anlaşma sağlanamayacağını anlaşılması ile nihai tutanağın hazırlanacağı vetiredir. 
Arabuluculuk Yönetmeliği
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği
Arabulucuyu Atama Yöntemi
Adliye Arabuluculuk Bürosuna yapılan başvuru sonucunda UYAP arabulucu portalı üzerinden sicile kayıtlı arabulucular arasından yapılan atama işlemidir
Arabulucuyu Seçme Yöntemi
Tarafların ortak iradesi ile arabulucunun seçilmesidir
Avrupa Arabulucular Etik kuralları 
Bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri ilkelerden oluşmaktadır. Avrupa Etik Kuralları, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanmaktadır.
Ayrıntıcılık
Konuşmanın gereksiz ayrıntılarla uzatılması ve bir türlü amaca yöneltilememesidir.
Azalmış İçgörü
Bir durumun nesnel gerçekliğini anlama yetisinin azalması
Bağımsızlık
Arabulucunun, taraflardan biriyle herhangi bir kişisel veya iş ilişkisinin bulunmaması, arabuluculuğun sonucuna yönelik doğrudan veya dolaylı, herhangi bir mali veya diğer menfaatinin bulunmaması, arabulucunun veya onun firmasından birinin, taraflardan biri için arabuluculuk dışında herhangi bir yetkiyle görev yapmamasıdır
Bakış Açısı
Bir olayda, konuyu veya düşünceyi belirli bir noktadan inceleme, olaya belirli bir yönden bakma; görüş açısı, görüş
Başlangıç Aşaması
Arabulucunun giriş konuşması yaparak başlattığı ve ilk oturumun yapıldığı, temel kuralların ortaya konulduğu ve doğrulandığı ilk aşamadır
Beden Dili
Mesajların  jestler,  mimikler,  duruş  biçimi  gibi  sözel olmayan  bir  iletişim  biçimidir
Belge Saklama Yükümlülüğü
Arabuluculuk faaliyeti sona erdiğinde, bu faaliyete ilişkin olarak yapılan bildirimi, tevdi edilen ve elde bulunan belgeleri ve düzenlenen tutanak ve anlaşmaların birer örneğini mevzuatta belirtilen süre ve şekilde saklama zorunluluğudur
Belirsizlik
Herhangi bir olayın gelecekte olma olasılığının istatistik yöntemlerle tahmin edilememesi
Beyin Fırtınası
Bir konuyu veya sorunu birden fazla insanın bir araya gelip, olabildiğinde çok fikir üretmek için düşündüğü ve söylenen fikirlerin bir tahtaya yazıldığı, daha sonra bunların sistematik olarak
düzenlenerek değerlendirildiği bir yöntemdir.
Bilgi Değişimi
Bireyin bir iletişim süreci sonunda mevcut bilgilerinde meydana gelen değişimi ifade etmektedir.
Bilgilendirme Tutanağı
 
Bütünleştirici Müzakere
Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşmalardır İşbirlikçi Müzakere Modeli olarak adlandırılan ve rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir
CEPEJ
Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu
Çatışma
Çatışma, en az iki bireyin kendi amaçlarına ulaşma doğrultusundaki yaklaşımlarının veya eylemlerinin birbirlerini engellediği, ketlediği veya sınırladığı durumdur. Çatışma durumları çoğunlukla gerçekçi çatışmalar ve sosyal kimlik çatışmaları olarak iki sınıfa ayrılırlar
Daire Başkanlığı
Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Arabuluculuk Daire Başkanlığıdır.
Dava Şartı Arabuluculuk
 
Davranış Değişikliği
Bireyin belirli bir durumda çevreden gelen etkiler sonucu yaptığı hareketler, söylediği sözler, verdiği tepkiler ve gösterdiği değişimler
Değer Atfetme
Kişilerin belirli bir olay veya insanla olan özel ilişkilerinde kişisel duygu ve deneyimler üzerinden hissedilen yakınlık ve uzaklık üzerinden yaptığı değerlendirme
Değer Biçme
Olay veya insanların ilkeler, kurallar ve normlar bakımdan nitelendirilerek genel değer yargılarına veya genel değer yargılarına dayanarak çıkartılan özel değer yargılarına dayanılarak yapılan değerlendirme
Değer Yargısı
Davranışlara, sözlere, olay, olgu ve nesnelere karşı verilebilecek iyi ve kötü yargılar
Değerlendirici Arabuluculuk
Değerlendirici arabulucu, taraflara muhtemel bir davanın sonucu hakkında tavsiyelerde bulunmakta, dosyanın zayıf ve güçlü yanlarından bahsetmekte, dosyanın içeriğini değerlendirerek, teknik ve hukuki bilgi sağlamaktadır. Bu yöntem, taraflar arasındaki ilişkinin önemli olmadığı ve tarafların uyuşmazlık için hızlı bir çözüm elde etmek istedikleri hâllerde tercih edilmekte, tarafların menfaat ve ihtiyaçlarından çok, hakları üzerinde durulmaktadır.
Deontoloji   
Profesyonel bir mesleği yapanların uygulaması gerekli ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalıdır. İnsanın belirli temel görevleri olduğunu kabul eden etik kuralları baz almakta ve bu kurallardan kaynaklanan sorumlulukların mesleki çalışmalardaki yerini tespit etmektedir.
Dikkat
İnsanın çevresindeki tüm faktörlerin ve özellikle yakın çevresindeki tüm davranış ve olguların farkında olmasıdır
Direnç Noktası
Taraflardan biri açısından, altında veya üzerinde bir teklif ile müzakerenin artık devam ettirilemeyeceği ve kabul edilebilecek en son noktadır.
Dönüştürücü Arabuluculuk
Tarafların her birinin güçlendirilmesi; ihtiyaç, menfaat, değer ve görüşlerinin tanınması; bu şekilde onların geliştirilmesi fikrine dayanmaktadır ve ilişki odaklı arabuluculuk olarak adlandırılmaktadır. Dönüştürücü arabuluculuk, akran arabuluculuğunda sıklıkla kullanılmaktadır.
Empati
Kişinin kendini bir başka kişinin rolüne koyma yeteneği; karşı tarafın yada tarafların içinde bulunduğu davranışları ve duyguları önyargılı olmadan doğru olarak anlayabilmek ve paylaşabilmek; diğer tarafın pozisyonunu, teklifini ve durumunu kavrayabilmek. Bu yetenek kişilere dünyayı karşısındaki kişinin  gözleriyle  göre  olanağı sağlar. 
Esneklik
Fikirlerinde değişime ve çeşitliliğe açık olmak
Eş Arabuluculuk
Arabuluculuk sürecinin birden fazla arabulucu yardımıyla yürütüldüğü arabuluculuk türüdür
Eşitlik
Tarafların, arabulucuya başvururken ve arabuluculuk süreci boyunca eşit haklara ve imkanlara sahip olmasıdır
Etik
Ahlak, töre, olması gereken davranış biçimi ve ahlaki değerler; felsefenin ödev, yükümlülük, sorumluluk ve erdem gibi kavramlarını analiz eden, doğruluk veya yanlışlık ile iyi veya kötüyle ilgili ahlaki yargıları ele alan, ahlaki eylemin doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı
Etkileşim
Bir tarafın diğer tarafın zihinsel  durumunu  etkileyebilmesi
Farazi Soru Tipi
 
Arabuluculuk süreci içinde taraflarda değişik bir bakış açısı uyandıran, onları herhangi bir taahhüt altına sokmaksızın seçenekleri değerlendirmeleri için bir imkan sunan soru tipi
 
Fikir Oluşumu
Bir tarafın konu hakkındaki kararlarını yönlendiren süreçtir
Gerçeklik Testi
Arabuluculukta, taraflara anlaşma olması veya olmaması durumunda neler kaybedileceğinin açık uçlu sorularla vurgulandığı ve anlatıldığı yöntem
Gizlilik
Arabuluculuk faaliyeti esnasında elde edilen bilgilerin karşı tarafla veya üçüncü kişilerle paylaşılmaması ve arabuluculuk sürecinde hazırlanan belgeler ve süreçte yapılan açıklamaların anlaşmaya varılamaması hâlinde yargısal yollarda delil olarak kullanılması, yapılan açıklamalar ile paylaşılan sırların başka amaçlarla kullanılamamasıdır.
Gönüllülük
Tarafların, sürece başlayıp başlamama, başladığı süreci devam ettirip ettirmeme ve sonuçlandırıp sonuçlandırmama konusunda serbest iradeye sahip olmasıdır.
Gönüllülük
Tarafların, sürece başlayıp başlamama, başladığı süreci devam ettirip ettirmeme ve sonuçlandırıp sonuçlandırmama konusunda serbest iradeye sahip olmasıdır.
Görünüş
Belli, açık, beş duyuya hitabeden, gözlem ve deneye giren
Göz Teması
Sözlü olmayan iletişimin en hassas ve  en  anlamlı biçimidir
Gözlem
Bir olayın, nesnenin veya durumun nitel ve nicel özelliklerinin saptanabilmesi için bir plan doğrultusunda gözetlenip incelenmesidir. Sözel olmayan davranışların incelenmesinde etkilidir.
Güç Dengesizliği
Arabuluculuk sürecine hazırlık, müzakere becerisi, mali kaynak ve hukukçu veya uzmanlara erişim gücüne dayalı olarak taraflar arasında ortaya çıkan göreli eşitsizliktir
Güdümleme (Manipülasyon)
Karşı tarafın fikir, tutum ve davranışlarını onun farkında olmadan etkilemek
Güven
Birinin veya bir şeyin güvenilir, dürüst, iyi veya doğru olmasına inanılması
Güvensizlik
Güvensizlik, kişinin amaçları, idealleri, yetenekleri ve başkalarıyla ilişkileri ile ilgili belirsizliklerinden kaynaklanan, çeşitli sıkıntılarla karşılaştığında ortaya çıkan korunmasızlık ve yetersizlik duygusunu anlatan kavramdır. 
Harvard Müzakere Modeli
Harvard Üniversitesi Hukuk ve İşletme Fakültelerinin uyuşmazlık çözümü stratejileri çalışmaları kapsamında ortaya çıkan, kişileri problemlerden ayrı tutan, talepler yerine ihtiyaçlara odaklanılan, karşılıklı kazanç seçenekleri yaratmaya çalışılan ve müzakerelerde nesnel kriterler kullanılan müzakere yöntemidir
Hazırlık Aşaması
Arabuluculuk faaliyeti için gereken hazırlıkların yapıldığı, taraflarla ayrı ayrı veya birlikte bilgilendirme oturumu düzenlendiği ilk aşamadır ve arabuluculuk faaliyetinin fiilen başlamasından önceki süreyi de kapsayabilir.
Hedef noktası
 
Müzakereler başlamadan önce tarafların kafalarında belirleyerek masaya geldikleri ve görüşmeler nihai olarak sonuçlandırıldıktan sonra elde edilecek menfaatin sağlanarak masadan kalkılması planlanan nokta
Hoşgörü
Gücenmeyi gerektiren bir tutum ya da davranış karşısında tepki göstermeme, tahammül gösterme
İcra Edilebilirlik Şerhi
Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesine ilam niteliğinde belge özelliği kazandıran, edimlerin taraflarca yerine getirilmediği durumlarda anlaşmanın mahkeme kararı aracılığıyla icra edilebilmesine olanak sağlayan yargı kararı
İhtiyaç
Menfaatlerden oluşan ihtiyaçlar, çatışmadaki bir tarafın gerçekte neye ihtiyaç duyduğu ile ilgilidir, öncelikli ve gerçek ihtiyacını tatmin eden hususlardır.
İhtiyaç
Bireyin bir şeyin yokluğunu hissetmesi
İkna
Bilgi ve kanıtların yapılandırıldığı, örgütlendiği, dış görünüş, konuşma tarzı, beden dili ve iletişim yoluyla birden fazla faktörün kullanıldığı tartışma yöntemi
İlk Teklif
Taraflardan birinin istediği ve belirttiği ilk istektir
İnandırma
Bilgi ve kanıta ihtiyaç olmaksızın gerçek yada gerçek dışı bir şeyin doğruluna inandırmak
İnceleme Aşaması
Uyuşmazlığın altında yatan sebeplerin ve menfaatlerin ortaya çıkarıldığı aşama
İradilik
Tarafların, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbest olmaları halidir. Taraflar, sulhe ulaşma konusunda serbest iradeye sahiptir ve çözümü kabul edip etmeme veya çözüm konusunda anlaşılmışsa, bunun içerik ve şartları hakkında karar verme yetkisine sahiptir
İşbirlikçi Müzakere Modeli
Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşmalardır Bütünleştirici Müzakere Modeli olarak adlandırılan ve rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir
Kaçınmacı Yaklaşım
 
Bir tarafın kendi isteklerini yada karşı tarafın isteklerini önemsememesi, tartışmaya ve çatışmaya girmemesi, çatışmayı ertelemesidir.
Kapalı Uçlu Soru
Kapalı uçlu sorular, iki seçenekli sorulardır; bu tip sorularda cevap, sadece “evet-hayır”, “katılıyorum-katılmıyorum” ve benzeri şekilde iki seçeneklidir.
Karar Verme Süreci
Bir tarafın olası alternatiflerden birini seçmesindeki tüm faktörleri, düşünceleri, yöntemleri ve kuralları içeren süreç
Karşı Teklif
Taraflardan birinin verdiği ilk teklife karşılık verilen ilk karşılıktır.
Karşılıklı Konuşma
Çift taraflı bir iletişimde her bir kişinin
Hem konuşmacı hem dinleyici hem gönderici hem de alıcı olduğu model
Katılımcı Gözlem
Gözlemcinin gözlemlediği grubun bir parçası olduğu, grup içinde sorumluklarının bulunduğu ve aktif rol alabileceği etkinliklerin bulunduğu gözlem türüdür. Sözel olmayan davranışların incelenmesinde etkilidir.
Kaygı
Strese tepki olarak ortaya çıkan karmaşık psiko- fizyolojik sürece de kaygı adı verilir. Kaygısı olan bir
kişide bir korku hali, nefes almada güçlük, çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme,
solukluk, halsizlik, gerginlik ve tedirginlik halleri görülür.
Kazan – Kazan Yöntemi
Uyuşmazlıkların çözümünde karşılıklı kazanç ve menfaatlerin gözetildiği ve elde edildiği, ilave yeni değerler yaratılabildiği, ihtiyaca dayalı, bütünleştirici ve birleştirici müzakere yöntemi
Kolaylaştırıcı Arabuluculuk
Tarafların uyuşmazlığın çözümünde ortak menfaatlerinin bulunması üzerine yapılandırılmış bir arabuluculuk türüdür ve bizzat taraf katılımı sağlanmakta, süreç, taraflar arasındaki iletişimi geliştirici ve aydınlatıcı bir yol izlemekte, arabulucu hukuki değerlendirme yapmamakta, taraflara tavsiyelerde bulunmamakta, hukuki bilgiler sunmamakta tarafların tartışmalarına mümkün olduğunca az müdahale edilmektedir.
(İngilizce Faciliative Mediation)
Korelasyon
Birden fazla değişken arasındaki ilişkinin derinliğini ve mantıksal bağını gösteren yöntem
Meslek Etiği
Meslek etiği, belirli bir meslek grubunun, meslek üyelerine emreden, onları belli kurallarla davranmaya zorlayan kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan, mesleki rekabeti düzenleyen ve hizmet ideallerini korumayı amaçlayan mesleki ilkeler bütünüdür.
Mimik
Duyguları, düşünce ve olayları belirtecek biçimde yüzde beliren hareketler; sözlü olmayan iletişim yöntemi
Muhtemel Anlaşma Zemini 
Tarafların anlaşmalarının mümkün olabileceği aralığı ifade eder. (Bknz: Anlaşma aralığı)
Müzakere
Doğrudan görüşme yoluyla, iki veya daha fazla tarafın belirli bir sonuca varmaları gereken hâllerde, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için, tartışma ve ikna yoluyla farklılıklarını gidermeye çalıştıkları, taleplerini kabul ettirmeye odaklandıkları, bilgi ve hüner sergiledikleri bir iletişim ve karar verme sürecidir.
Müzakere Süreci
İki veya daha fazla tarafın, başlangıçta hedefleri farklı olduğu halde birlikte bir sonuca varmalarını gerektiren durumlarda karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için tartışma ve ikna yoluyla farklılıkları gidermeye çalıştıkları bir etkileşim sürecidir. 
Müzakeredeki Anlaşmanın Alternatif B Planı – BATNA
(İngilizce: BEST ALTERNATIVE TO A NEGOTIATED AGREEMENT)
Karşı tarafın müzakereye girmemesi veya mevcut müzakerenin başarısız olması ve anlaşma sağlanamaması durumunda uygulanacak B Planıdır.
Nedensellik Bağı
Sebep sonuç ilişkisinin kurulması
Negatif Önerme
Olumsuz durumları öne çıkararak ikna etmeyi amaçlayan yöntem
Norm
Kişilerin belli durumlardaki davranış biçimleri veya beklenilen davranış şekilleri; ortak beklenti ve davranış standartları
Öfke
Engellenme, incinme, gözdağı benzeri bir durum karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi ve kızgınlık
Özetleme
Aktif dinleme yapmak ve duyduklarını tarafsız ve ayrımcı olmayan bir dille sadeleştirmek; arabuluculuk müzakere sürecinde, derine ve detaylara inildikçe konuların karmaşıklaşmasını ve dağınıklaşmasını önlemek üzere belli aralıklarla konunun netleştirilmesini sağlamayı amaçlayan yöntem
Pazarlık
Bir tarafın diğer tarafın davranışlarını değiştirmeye yönelik ve genellikle bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek için yapılan bir seri önerinin ve karşı tekliflerin yer aldığı bir süreçtir.
Pozisyon
Pozisyon; masada ne istendiği hakkındaki söylemler ve bir tarafın masadaki istekleridir.
Pozitif Önerme
Olumlu durumları öne çıkararak ikna etmeyi amaçlayan yöntem
Problem Çözme
Tarafların birlikte kazanmayı tercih ederek rasyonel davranış sergilemesi ve bireysel çıkar yerine her iki tarafın çıkarının düşünülmesidir.
Propaganda
Karşı tarafın fikir,  karar ve eylemlerini  yönlendirmek  için  bilinçli ve sistematik çaba
Rekabetçi Yaklaşım
Taraflardan birinin kendi çözüm yolunu karşı tarafa kabul ettirme çabasında olduğu, isteğinde mutlak haklı olduğunu düşündüğü, karşı tarafın ne istediğin önemsemediği, gerilimin yükseltildiği ve hedefe odaklanıldığı müzakere biçimidir
Risk
Herhangi bir olayın gelecekteki sonucunun kesin olmadığı, fakat sonuçlarının gerçekleşme olasılıklarının bilindiği veya tahmin edilebildiği durum
Rol
Kişinin canlandırdığı karakter
Sert Tepki
Kendi görüşlerinin ve inançlarının mutlak doğru olduğunu düşünen bireylerin tepkileridir.
Sır Saklama Yükümlülüğü
Arabuluculuk sürecindeki gizlilik kapsamına giren konuların ifşa edilmemesidir.
Son Tutanak
Arabuluculuk faaliyetinin sonunda ve tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya faaliyet başka sebeple sona erdi ise bu sebeplerin yazıldığı, arabuluculuk sürecinin sona erdiğini belgeleyen, arabulucu ve taraflar veya vekillerince imzalanan tutanak
Sonuç Evrakı
Arabuluculuk sürecinin olumlu bitmesi halinde tarafların anlaştıkları konuların yazıldığı belge
Sonuç Tutanağı
Arabuluculuk sürecinde bir karar mercii bulunmamaktadır. Süreç sonunda tarafların vardığı sonuç tutanağa yazılmaktadır. Taraflar uyuşmazlıklarını anlaşarak veya anlaşamayarak sonuçlandırır. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varır ise, varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir ve bir anlaşma belgesi düzenlenir. Aksi halde anlaşmama tutanağı düzenlenir.
Sözlü İletişim
Düşünce ve tekliflerin dille, yani, sesli olarak ifade edilmesidir
Sözsüz İletişim
Farkında olmaksızın yada bilerek gerçekleşen, yüz ifadesi, beden duruşu, konuşma tarzı, jest ve mimikler, ses tonu, mesafe ve giyim tarzı gibi ayrıntılarla ortaya çıkan iletişimdir
Şeffaflık
Kararların, kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda alınması ve uygulanması, alınan kararlardan etkileneceklerin bilgiye erişiminin sağlanması ve bu bilginin de ulaşılabilir, anlaşılır ve somut olması prensibidir.
Tahkim
Tarafsız üçüncü kişi olan hakemin yaptığı yargılama sonucunda tarafları bağlayıcı bir karar vererek uyuşmazlığı çözmesine dayalı alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Tarafsızlık
Arabulucunun görevini yerine getirirken söz, davranış ve görünümünde kendi duygu, değer ve önceliklerine yer vermemesi, uyuşmazlığın dışında kalan bir tarafsız ve profesyonel üçüncü kişi olmasıdır.
Tartışma
İnsanların bir konu hakkındaki farklı fikirlerini ifade ettikleri durum; kabul edilebilir bir anlaşmaya varmak için taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmeler, açıklamalar, sentezler, öneriler
Tepki
Bir söz ve eylemin yol açtığı, uyandırdığı karşı eylem; herhangi bir etkiye yanıt olarak doğan davranış ya da söz
Türkiye Arabulucular Etik Kuralları
Türkiye Arabulucular Etik Kuralları karşılaştırmalı hukuktaki etik ve uygulama kuralları dikkate alınarak ülkemizin arabuluculuk sistemi ile sosyal ve kültürel değerlerine uyumlu olacak biçimde, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış olup, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek 2017 yıl sonunda kabul edilmiştir.
Uyuşma Stratejisi
Diğer adı teslim olma stratejisidir. Taraflardan birinin kendisi veya grubun ortak çıkarı için ilgisinin ve endişesinin düşük olması sonucunda karşı tarafın isteklerini ve taleplerini kendi istek ve taleplerinden daha doğru veya anlamlı bularak çatışma halinin çözülmesidir.
Uyuşmazlık
Uyuşmazlık kavramı; bir veya daha fazla kişinin istekleri, çıkarları, değerleri, inançları, sınırlı bir kaynağın paylaşımındaki görüşleri veya ihtiyaçları farklı olduğunda veya çeliştiğinde, ortaya anlaşmazlık çıkması veya gerginlik yaşanması durumudur. Uyuşmazlık, anlaşmazlığın aleniyet kazandığı bir aşamadır ve bu aşamadan sonra müzakere, arabuluculuk veya üçüncü bir kişinin kararı ile giderilebilmesi mümkündür.
Uzlaşma
Hem kendi ve hem de karşı tarafın istek ve ihtiyaçlarının orta bir noktada dengelenerek elde edilmesi yönünde sergilenene müzakere tarzıdır.
Uzlaşmacı Yaklaşım
Orta yollu çözümle ortada buluşulduğu, aradaki farkın ikiye bölündüğü, taraflar tam bir tatmin sağlayamadığı ve durumu idare ettiği, zaman baskısı olduğunda kullanılan, kazanan ve kaybeni olmayan müzakere yaklaşımı
Yansıtma
Kişinin söylemini aynı kelimelerle, aynı ses tonu ve aynı beden dili ile geri bildirme
Yarı Kapalı Uçlu Sorular
Yarı kapalı uçlu sorular, kapalı uçlu soru tipine “başka” veya “diğer” gibi açık uçlu seçeneğin eklenmesi yoluyla sorulan sorulardır. Yarı açık uçlu sorular, sorunun cevabı dışında başka bir yanıt verilebilen sorulardır.
Yarışmacı Yaklaşım
Uyuşmazlık çözümünde bireyin amacının ne pahasına olursa çatışmadan galip çıkmak olması halidir.
Yeniden Çerçeveleme
Kelimelerin düzeltilmesi, yeniden düzenlenmesi ve değiştirilmesi yoluyla onlara daha olumlu anlam kazandırılması; yapıcı olmayan çerçeveden uzaklaşmak, farklı ve pozitif bir ifadeye ulaşmak, problemin çözümüne hiçbir katkısı olmayan kısımlardan kurtulmak
Zaman Yönetimi
Üreticiliği ve verimliliği arttırmak amacıyla, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir.
Sözlük, yazar İbrahim Aycan tarafından hazırlanmış, Arabuluculukla ilgili bir kitapta kitap bölümü olarak Aristo tarafından yayınlanmıştır 

. 

7 Ekim – Hukuk Takvimi 

0
7 Ekim – Hukuk Takvimi
1337 İngiltere Kralı III. Edward’ın, Fransa tahtında hak iddia etmesiyle 116 yıl sürecek Yüz Yıl Savaşları başladı.
 1728 Amerikalı hukukçu ve politikacı Ceaser Rodney, doğdu. (Ölümü: 25 Haziran 1784)
1763

Kraliyet Bildirgesi, 7 Ekim 1763’te yayınlandı. İngiltere Kralı III. George tarafından yayımlanan bu bildiri, Amerika’da İngiliz kolonilerinin batıya doğru genişlemesini sınırlayan bir belgeydi. Bildiri, Kızılderili topraklarına müdahaleyi önlemek amacıyla çıkarıldı. İngiliz kolonistleri ile yerli halk arasında gerilimi azaltmayı hedefledi. : Yerli Amerikan kabilelerinin toprakları üzerindeki hakları kabul edilmiş, sömürgeciler ile yerli halklar arasındaki ilişkileri düzenlemiştir. İngiliz idaresi ve kontrolü için yeni bir çerçeve oluşturmuştur. Kraliyet Bildirgesi , Kanada’daki yerli halklar için önemini halen korumaktadır. 

1806 Karbon kağıdının patenti Birleşik Krallık’ta alındı.
1897

Rusya’daki komünist Yahudi işçilerin derneği Bund 7 Ekim tarihinde kuruldu. 

 1920

Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Takvim-i Vekayi adıyla yayınlanan Resmi Gazete, Büyük Millet Meclisi tarafından 7 Ekim 1920’de yeniden kurulmuş, ilk sayısı kuruluşundan dört ay sonra 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlanmıştır. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde almıştır.

 1940

Hukukçu, siyasetçi ve yazar Nevzat Kösoğlu, doğdu. (Ölümü: 10 Ekim 2013)  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun oldu. Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı başkanlığı görevini üstlendi. Ankara’da Babıalide Sabah adlı gazetede gazeteci olarak çalıştı. Avukatlık mesleğinin yanı sıra Söğüt Dergisini çıkardı ve Ötüken yayınevinin kurucularından oldu. 1974 senesinde genel sekreter yardımcısı olarak MHP’de resmen görev aldı. 1977’de aynı partiden Erzurum milletvekili olarak seçildi. 12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra 1.5 yıl hapishanede yattı. Çıktıktan sonra fiili siyasetle artık ilgilenmedi.

 1949  Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin Kurulması
7 Ekim 1949’da, Doğu Almanya’da Sovyet destekli bir yönetim kuruldu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti resmen ilan edildi. Bu olay, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın bölünmesine neden oldu.
 1952 Barkodun patenti alındı.
 1952

Rus hukukçu, Rusya devlet başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin doğdu. Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden 1975’te mezun olan Putin, yüksek lisansını ekonomi alanında yaptı. Mezuniyetinin ardından, 1975’ten itibaren KGB’de çalışmaya başladı ve bir süre Almanya’da görev yaptı. Leningrad’a dönmesinin ardından da üniversite yönetiminde görev aldı. 1996’da Kremlin Sarayı Mülkiyet İdaresi Başkan Yardımcılığı’na atandı ve bu görevini 1997 yılına kadar sürdürdü. 1997 ve 1998’de Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanlığı ile Devlet Başkanlığı Denetim İdaresi Başkanlığı görevlerini olarak yaptı. Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) başkanlığını yaparken, aynı zamanda, Sovyetler Birliği sonrasındaki yeni Rusya’nın politbürosu olarak da adlandırılan Rusya Güvenlik Konseyi’nin sekreterliği görevini yürüttü. 2000-2012 yılları arasında başbakanlık görevini üstlendi. Başbakanlığı döneminde İktidar partisi Birleşik Rusya’nın genel başkanlığı görevini yerine getirdi.

 1954

Türkiye Komünist Partisi Davası sonuçlandı. Aralarında Şefik Hüsnü Deymer, Mihri Belli ve Zeki Baştimar’ın da bulunduğu 131 kişi 2-10 yıl arası ağır hapis ve sürgün cezası aldı, 53 kişi beraat etti. Ahmed Arif 2 yıl hapis ve 8 ay Urfa’da sürgün cezasına mahkum oldu.

1960  Nijerya, Birleşmiş Milletler’e üye oldu.
 1962

1962 – Küba Füze Krizi

7 Ekim 1962’de, ABD ve Sovyetler Birliği arasında Küba Füze Krizi çıktı. Küba’daki Ekim Krizi ve Karayip Krizi olarak da bilinmektedir. Uluslararası hukuk ve diplomasi açısından tarihte önemli bir yeri bulunmaktadır. Kriz, Soğuk Savaş’ın tam ölçekli bir nükleer savaşa dönüşmeye en çok yaklaştığı tarihtir. 

 1970 Richard Nixon, Vietnam Savaşı’na son verecek beş maddelik barış önerisini açıkladı.
 1971 Umman Sultanlığı, Birleşmiş Milletler’e katıldı.
 1976

Danıştay, İçişleri Bakanı’nın Vedat Dalokay’ı görevden alma ve Ankara Valiliği’nin TÖB-DER’i kapatma kararlarını iptal etti.

 1977 SSCB’nin 3. Anayasası ilan edildi.
 1980

22 Eylül’de gözaltına alınan Zeynel Abidin Ceylan’ı işkenceyle öldürdüğü iddiasıyla komiser muavini Mustafa Haskırış hakkında dava açıldı.

 1980 Gözaltına alınan CHP Ankara eski Belediye Başkanı Ali Dinçer ve 5 belediye yöneticisi tutuklandı.
 1984

12 Eylül öncesinde bir bekçinin ölümünden dolayı 18 Ocak 1982’de ölüm cezasına çarptırılan, Dev-Yol hükümlüsü İlyas Has idam edildi. İlyas Has’ın mezarı 28 yıl sonra bulundu.

 1985
7 Ekim 1985 – Akdeniz’de Achille Lauro Olayı

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) bir kolu olan Filistinli militanlar, İtalyan yolcu gemisi Achille Lauro‘yu kaçırdılar. Olay, uluslararası deniz hukukunu ilgilendiren bir kriz olarak, ABD ve İtalya arasında hukuki anlaşmazlıklar doğurdu. ABD’nin, sorumluları yakalamak için yaptığı eylemler uluslararası hukuk çerçevesinde tartışmalara neden oldu.

 1986 Bülent Ecevit, hakkında açılan 31 soruşturma ve iki dava ile ilgili olarak 33 ifade verdi.
 1988

İstanbul Tuzla Köprüsünde polisin durdurduğu otomobildeki Fevzi Yalçın, Kemal Soğukpınar, İsmail Hakkı Adalı ve Reha Şen vurularak öldürüldü. Polis tarafından arabaya silahlar bırakılarak çatışma görüntüsü verilmek istendiği açıklandı. Davanın peşini bırakmayan ailenin başvurusu üzerine, AİHM tarafından  Yaşama hakkının ihlal edilmesi, adil yargılanma ve dava süreciyle ilgili şikayetleri haklı bulunarak, Türkiye’nin bu davadan yargılanması kabul edilir bulundu.

 1994

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı R.Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki 399. imam hatip okulu olan Bağcılar Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi’nin temel atma töreninde konuştu: ”Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ortaya çıkan imam hatip ve normal okul ayrımını ortadan kaldıracağız.”

 1996 Vicdani retçi Osman Murat Ülke tutuklandı.
 2002

Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı başvuruda ‘Demokratik Halk Partisi’nin (DEHAP) örgütlenmesi eksik, mümkünse seçime sokmayın’ dedi. 

 2003

Britanya’da parlamentonun üst kanadı Lordlar Kamarası’na ilk defa siyah bir kadın başkan Valerie Amos seçildi. 

 2005

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, yazdığı makalede ‘Türklüğü tahkir ve tezyif’ ettiği gerekçesiyle Şişli Asliye Ceza Mahkemesi’nde altı ay hapse mahkum edildi. Bilirkişilerin, ‘…suç unsuru ve hakaret kastı yok’ raporu dikkate alınmadı. Mahkeme cezayı bir daha suç işlemez kanaatiyle erteledi. Hrant Dink, ‘AİHM dahil her yere başvuracağım. Tüm yargı mercileri aleyhimde karar verirse bu ülkeden giderim. Ben Türklerle yaşıyorum, onların yüzüne utanmadan bakabilmeliyim’ dedi.

 2005

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve Kurum’un Başkanı Muhammed el Baradey, 2005 yılı Nobel Barış Ödülü‘ne layık görüldü. Baradey, ödülünü 10 Ara 2005’te aldı.

 2006

Rusya’nın Çeçenya’da yürüttüğü savaşta insan hakları ihlalleri ve yolsuzlukları ortaya çıkaran araştırmacı gazeteci Anna Politkovskaya, 7 Ekim’de Moskova’da öldürüldü. ‘Kirli Savaş Çeçenya’da bir Rus muhabir, Putin’in Rusya’sı adlı kitapların yazarı olan Anna ‘Rus medyasının vicdanı’ olarak tanınıyordu.

 2009

10.Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ahmet Necdet Sezer’e karşı aday olmak için TBMM Başkanlığı’na giden MHP’li Sadi Somuncuoğlu’nu engellediğinden dolayı ‘şahsi hürriyeti tahdit’ suçundan aldığı 20 ay hapis cezası kesinleşen eski MHP milletvekili Cemal Enginyurt cezaevine konuldu.

 2013 Pakistan Yüksek Mahkemesi, yaklaşık 6 aydır ev hapsinde tutulan eski Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in kefaletle serbest bırakılmasına karar verdi.
2013 Sovyet hukukçu ve siyasetçi Yuri Mihayloviç Çurbanov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Kasım 1936 -Ölümü: 7 Ekim 2013)  11 Kasım 1936’da doğdu. 1960’lı yıllarda Moskova Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. 1967’de Sovyet polis memuru olarak çalışmaya başladı. Önce yarbay daha sonra general rütbesine kadar yükseldi. Yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. Çurbanov 7 Ekim 2013’te hayatını kaybetti.
2016 Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile yapılan barış anlaşması çabalarından ötürü sonlandırma çabaları nedeniyle 2016 yılı Nobel Barış Ödülü’nün sahibi oldu. Barış anlaşması, gerillalarla Kolombiya arasında süren 52 yıllık iç savaşı sona erdirmeyi amaçlayan önemli bir hukuki belgeydi.
2021 İngiliz hukukçu ve siyasetçi James Peter Brokenshire öldü.  (8 Ocak 1968 – 7 Ekim 2021)
2023 Denizli’nin Tavas ilçesinde bulunan Avdan Mahallesi’nde köylülere ait taşınmazlar, 2022 yılında maden faaliyeti için Cumhurbaşkanı Kararı ile kamulaştırıldı.  Bölge halkı tarafından Cumhurbaşkanlığı ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) karşı açılan davada ise Danıştay 6’ıncı Dairesi, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Söz konusu karar Cumhurbaşkanlığı’na, MAPEG’e ve müdahil şirket olan Avdan Madencilik Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ’ye tebliğ edildi. Aradan geçen bir yıldan fazla sürenin ardından ise söz konusu şirketin mahkemenin kararına rağmen çalışmalarını devam ettirdiği ortaya çıktı.
2024

Anayasa Mahkemesi, KHK ile ihraç edilip görevine iade edilen kamu görevlilerine tazminat verilmeyeceğine ilişkin KHK hükmünü oy birliğiyle iptal etti.

2024 Laiklik Meclisi, Ekim ayında düzenlenecek baro genel kurullarında aday olan avukatlara yönelik bir çağrı metni yayımladı.
2024 Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Mersin Milletvekili Levent Uysal ve eşi Ece Uysal’ın suç duyurusu üzerine, Gazete Duvar, BirGün Gazetesi ve Sol Haber Portalı’na dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında 4 yıla kadar hapis talep edildi.
2024

Aziz Yıldırım’ın 2019 yılında Rasim Ozan Kütahyalı için kullandığı, “Bu kadar geri zekalılık olmaz. Ahlaksızlık diyorum. Şişeyi alta koyuyorlar, viski çekip yorum yapıyorlar” sözleri İstanbul Anadolu 37. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından “alenen hakaret” olarak değerlendirilmiş ve ceza verilmişti. Karar üzerine, AYM’ye yapılan bireysel başvuruda karar verildi.  Anayasa Mahkemesi bu sözleri ifade özgürlüğünün ihlali kapsamında değerlendirdi ve dosyayı yerel mahkemeye gönderdi.

2024 Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Kamuoyunun tepkisiyle karşı karşıya geldiklerini bu nedenle iyi hâl indiriminin gözden geçirileceğini” açıkladı.
2024 Muğla’da, 12 Mayıs 2010’da öğrenci eylemleri sırasında öldürülen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un duruşmasında savcı esas hakkında mütalaa verdi. Sanık Polis hakkında iki yıldan altı yıla kadar hapis istendi.
2025 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ile ilgili eleştirilerde bulunduğu bir söyleşi veren ve sosyal medya paylaşımlarında eleştirilerde bulunan eski AKP İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.
2025

İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Genel Başkanı Nurullah Efe‘ye getirilen “konutu terk etmeme” şeklindeki kararı itiraz üzerine kaldırdı. Efe, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın ardından 14 Eylül gecesi, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla evinde gözaltına alınmış, Çağlayan Adliyesi’ne sevk edilen Efe hakkında savcılık, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlamasıyla tutuklama talebinde bulunmuş, Sulh Ceza Hakimliği ise Efe’ye adli kontrol tedbiriyle serbest bırakmıştı.

7 Ekim – Hukuk Takvimi

Dünya Kız Çocukları Günü – Uluslararası Kız Çocukları Günü

0

Uluslararası Kız Çocukları Günü  (diğer adıyla Dünya Kız Çocukları Günü-International Day of the Girl Child), 2012 yılında kutlanmaya başlanmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısı sonucunda verilen 66/170 sayılı Kararı ile 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermiştir.

Karar, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yarar sağlayacağını” önemle vurgulamıştır.

2011 tarihli karardan önce 1995 yılında yayınlanan Pekin Deklarasyonu, kızların haklarını özel olarak dile getiren ilk deklarasyondur.

Dünya liderlerinin 2015 yılında kabul ettiği Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi ise kız çocuklarının haklarını daha ileriye taşıma hedefi gütmektedir. Cinsiyet eşitliğini ve kadınların güçlenmesini sağlamak, sürdürülebilir kalkınma hedefleri tanımlanan 17 hedefin her birinin gerçekleşmesinde olmazsa olmaz koşullar olarak belirlenmiştir.

Gün, dünyanın çoğu ülkesinde kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler, her yılki kutlamalarda, kız çocuklarının geleceğine vurgu yapmak için yeni temalar belirlemektedir.

2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim ve benzeri haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.

Özellikle gelişmemiş ülkelerde kız çocuklarının okuma oranını artırma kampanyaları yapılmaktadır. Ancak, eğitim sorunlarının küresel bir mesele olduğuna vurgu yapılmaktadır.

Dünya Kız Çocukları Günü, kız çocuklarının karşılaştığı zorlukların ele alınması ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile insan haklarının hayata geçirilmesine dikkat çekmektedir.

6 Ekim – Hukuk Takvimi

0

6 Ekim – Hukuk Takvimi

1860 Hindistan Ceza Kanunu (Indian Penal Code – IPC), 6 Ekim 1860 tarihinde kabul edilerek yayımlandı. Thomas Babington Macaulay başkanlığındaki ilk Hindistan Hukuk Komisyonunun çalışmaları doğrultusunda hazırlanan kanun, 1 Ocak 1862 tarihinde yürürlüğe girmiş, çeşitli tarihlerde ve özellikle bağımsızlık sonrası yeni anayasal düzene uyarlanarak yapılan değişikliklerle birlikte 2024 yılına kadar Hindistan’ın temel ceza hukuku metni olarak yürürlükte kalmıştır. 1 Temmuz 2024 tarihinde yürürlükten kaldırılan IPC’nin yerine Bharatiya Nyaya Sanhita (BNS) yürürlüğe girmiştir.
1875 Ramazan Kararnamesi ile Padişah Abdülaziz, Osmanlı’nın dış borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı.
1917 Amerika Birleşik Devletleri Düşmanla Ticaret Kanunu (Trading with the Enemy Act), 6 Ekim 1917 tarihinde I. Dünya Savaşı sırasında kabul edildi. Kanun, ABD ile savaş hâlindeki devletlerin vatandaşları ve kuruluşlarıyla ticaretin düzenlenmesi ve sınırlandırılmasını, düşmana ait malvarlığının denetim altına alınmasını ve savaş koşullarında Başkanın ekonomik işlemler üzerindeki yetkilerini düzenledi. Kanunla ayrıca Düşman Malvarlığı Sorumlusu (Alien Property Custodian) makamı oluşturuldu.
1936 ILO Armatörlerin Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme (ILO 55 No’lu Gemiadamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme), 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4942 sayılı yasa ile onaylamıştır.
1936 ILO 53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4906 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme ile, gemilerde; kaptan, nöbetçi güverte zabiti, çarkçıbaşı, nöbetçi çarkçı gibi işlerde, bu geminin kayıtlı olduğu ülkenin yetkili makamınca verilen veya onaylanan ve bu işler için yeterli olduğunu gösteren bir belge olmadan kimsenin işe alınamamasını ve çalıştırılamamasını öngörmektedir.
 1962
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), Kıbrıs bakımından 6 Ekim 1962 tarihinde resmen yürürlüğe girdi. Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra 24 Mayıs 1961’de Avrupa Konseyi’nin 16. üyesi olmuş ve ardından AİHS’yi 39/1962 sayılı onay yasası ile iç hukukuna dâhil etmiştir.
 1967

6 Ekim’de Tarsus Kadıncık Santrali inşaatının greve başlayan 300 işçisi, İspanyol Dragados şirketinin şantiyelerde örgütlü Yapı-İş ve Yapı İşçileri Sendikası üyelerine yönelik uygulamalarını Mersin ve Tarsus’ta sessiz yürüyüşlerle protesto etti. Yapı İşçileri Sendikası Başkanı İsmet Demir Kadıncık Santrali şantiyelerinde işçileri kanunsuz greve teşvik etmekten tutuklandı. 

 1971 Cihan Alptekin ve 10 arkadaşının duruşması başladı. Savcı, THKO üyesi olarak yapılan eylemlerden dolayı C. Alptekin dahil 7 kişi için idam istedi.
 1976 Çağdaş İngiliz filozofu Gilbert Ryle hayatını kaybetti. (Doğumu: 19 Ağustos 1900) Husserl ve Heidegger’in etkisiyle fenomenoloji üzerine yoğunlaşmasına karşın Wittgenstein felsefesiyle tanıştıktan sonra analitik felsefeye yöneldi. The Concept of Mind, Dilemmas, Plato’s Progress, Collected Papers, Collected Papers, On Thinking ve Aspects of Mind isimli eserleri bulunmaktadır.
 1978 Sivas olayları öncesinde halkı tahrik ettiği gerekçesiyle tutuklanan ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu tahliye edildi.
 1980 Milli Güvenlik Konseyi, Necdet Adalı ile  Mustafa Pehlivanoğlu, firari İsa Armağan ve firari Kemal Ergin’in idam kararlarını onayladı.  
 1980 İsveçli siyasetçi Zaida Catalán doğdu. (Ölümü: 27 Mart 2017)  2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.
1981  Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan tutuklandı.
1981 
 1981 DİSK davasına eklenen 19 sanıklı yeni davada Halkevleri Genel Başkanı Ahmet Yıldız’ın da dahil olduğu 11 sanık tutuklandı. 
 1983 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, 6 Ekim 1983 tarihinde kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen kanun; toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin düzenlenmesi, idarenin yetkileri, yasaklama ve sınırlamalar ile bunlara ilişkin cezai hükümleri belirledi.
 1987 Fiji’de cumhuriyet ilan edildi.
 1990 Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Parti Meclisi üyesi Doçent Dr. Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990 tarihinde kargoyla gönderilen bombalı paketle düzenlenen suikast sonucunda yaşamını yitirdi. Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun’dan sonra türbana karşı tavrı ve laikliği savunmasıyla tanınan ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin ilk kadın öğretim üyesi olan Üçok, İslam’dan Dönenler, Yalancı Peygamberler ve İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar kitaplarıyla da tanınmaktadır. 
 1993 Yaşar Kemal -yetmişinci doğum gününde- İnsan Hakları Derneği’ne üye oldu.
1994 TKP (ML),  TİKKO üyesi Cömert Kayar’ın Sivas’ta gözaltına alınarak işkencede öldürüldüğü açıklandı.
2000 Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi‘nin (CEDAW) İhtiyari Protokolü New York’ta kabul edilerek imzaya açıldı. Protokol, CEDAW kapsamında bireysel ve grupların Komiteye başvuru yapabilmesine imkân veren önemli bir uluslararası insan hakları mekanizmasıdır.
 2000 AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ BAKANLAR KOMİTESİNİN CEZAİ ADALET SİSTEMİNDE SAVCILIĞIN ROLÜ İLE İLGİLİ ÜYE DEVLETLERE SUNDUĞU TAVSİYE KARARI Rec(2000)19; 6 Ekim 2000 tarihinde düzenlenen Bakan Yardımcılarının 724. toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi. Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü, Avrupa Konseyi tarafından belirlenmiş ilke ve kurallardan oluşmaktadır.
 2003
  • Türkiye, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı 6 Ekim 2004 tarihinde imzaladı. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 03 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
  • Hükümet, Irak’a asker yollama izni isteyen bir yıl süreli tezkereyi TBMM‘ye gönderdi. Tezkerenin başlıca gerekçeleri Irak’ı PKK/KADEK unsurlarından temizlemek, bölgede güvenliği ve istikrarı sağlamak olarak açıklandı.
 2005 İsrail Yüksek Mahkemesi İsrail ordusunun baskınlarda, Filistinli sivilleri canlı kalkan olarak kullanmasını yasa dışı ilan etti. Baş Yargıç Aharon Barak, birçok sivilin hayatını kaybetmesine yol açan uygulamanın uluslararası hukuku çiğnediğini belirtti.  
 2009 IMF, Dünya Bankası’nın yıllık toplantısını protesto için Tünel’den yürüyüşle Taksim’de toplanan DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile ÖDP, TKP ve EMEP’in basın açıklamasının sonuna doğru bir grubun Harbiye’ye yürüyüşe geçmesi üzerine polis tüm kitleye gaz ve tazyikli suyla müdahale etti. Bazı gruplar İstiklal Caddesi, Sıraselviler, Tarlabaşı ve Gümüşsuyu’nda barikatlar kurarak polisle çatıştı. Tophane’de 100-150 kişilik bir grup polisten kaçarak Cihangir’den inen birkaç göstericiye sopalarla saldırdı. 1 kişi kalp krizinden hayatını kaybetti, 96 kişi gözaltına alındı.
 2009 Ruanda’da 1994 yılında yapılan soykırımının baş zanlılarından Idelphonse Nizeyimana Uganda’da tutuklandı. Hakkında 5 milyon ABD dolarlık ödül konulmuştu ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargıladığı en önemli sanıklardan birisidir. İnsanlığa karşı suçlardan mahkum edilmiştir.
 2011 Barış ve Demokrasi Partisi son 30 ayda KCK operasyonlarında aralarında belediye başkanları, yardımcıları ve parti yöneticilerinin de bulunduğu 7748 kişinin gözaltına alındığını, 3895 kişinin tutuklandığını açıkladı. 
 2011 Beyoğlu esnafı işgaliye ödenerek sokaklara masa konulma uygulamasını sona erdiren Beyoğlu Belediyesi’ni protesto etmek amacıyla bir gün süreyle kepenk kapattı.
 2011 Üniversite öğrencileri Ferhat Tüzer ile Berna Yılmaz Parasız eğitim istiyoruz pankartı nedeniyle açılan davada 19 aylık tutukluluktan sonra serbest bırakıldı. 
 2015 Silvan’da incelemeler yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi: “Polis üzerimize ateş açtı.” dedi.
 2017 ABD yönetimi, Sudan’a 20 yıldır uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdığını açıkladı.
 2024
  • Açığa alınan hakim Sidar Demiroğlu Gazete Duvar’a konuştu: “İstediği bir platformda birlikte yayına çıkalım. Konuşalım, tartışalım. Beni rüşvet almakla suçlayan Uçar’ın malvarlığı benimkinin en az 10 katı değilse, derhal istifa ederim, ülkeyi terk ederim.”
  • Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) 2022-2024 yılları arasında 280 binden fazla banka hesabının yasa dışı bahis tahsilatı için kullanıldığını belirledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise vatandaşların farkında olmadan suça bulaştıkları uyarısında bulundu.
  • An­ka­ra 21. As­li­ye Ceza Mah­ke­me­sinin bir dosyasında, Yargıtay 4. Ceza Dairesi, evleneceğini öğrendiği arkadaşına, “midesiz” dediği için hapis cezasına çarptırılan sanık hakkındaki hükmü, “hakaret” suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle bozdu.
  • CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Manisa Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, haklarında çıkan iddiaları yargıya taşıdı. Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak “yanındaki üç kişiye” dava açacağını bildirdi. Durbay ise, gördüğü kanser tedavisi nedeniyle geçirdiği ameliyatla ilgili “bebek aldırdığı” yönündeki haberler için erişim engeli kararı aldırmış, 200 kişi ve kuruma dava açacağını açıklamıştır. 
2025
  • İstanbul’un Başakşehir ilçesinde yaşamakta olan sokak kedisi Cezve’yi işkence ederek öldüren katil Burak Alan, yargılandığı Küçükçekmece 26. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 3 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar, hukukçular ve hayvan severler tarafından emsal karar olarak nitelendi.
  • İstanbul Şişli Büyükdere Caddesi’ndeki ofisinin önünde uzun namlulu silahlarla saldırıya uğrayan avukat Serdar Öktem, hayatını kaybetti. Öktem, Sinan Ateş cinayeti dosyası kapsamında bir süre tutuklu kalmış, daha sonra serbest bırakılmıştı.
  • MİT, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesince düzenlenen ortak operasyonda İsrail gizli servisi Mossad’a çalıştığı iddia edilerek gözaltına alınan Serkan Çiçek ile Avukat Tuğrulhan Dip sulh ceza hakimliği tarafından tutuklandı. 
 2026
  • Mersin’deki yolsuzluk soruşturması kapsamında Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer de dahil olmak üzere 34 kişi tutuklandı.
  • Eyüpsultan Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Başkan Mithat Bülent Özmen’in de aralarında bulunduğu 13 kişi tutuklandı, 4 kişi ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

6 Ekim - Hukuk Takvimi
6 Ekim – Hukuk Takvimi

Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü

0
AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ BAKANLAR KOMİTESİNİN CEZAİ ADALET SİSTEMİNDE SAVCILIĞIN ROLÜ İLE İLGİLİ ÜYE DEVLETLERE SUNDUĞU TAVSİYE KARARI Rec(2000)19

Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü’ne ilişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyince belirlenmiş ilke ve kurallardan oluşmaktadır.

AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ BAKANLAR KOMİTESİNİN CEZAİ ADALET SİSTEMİNDE SAVCILIĞIN ROLÜ İLE İLGİLİ ÜYE DEVLETLERE SUNDUĞU TAVSİYE KARARI Rec(2000)19; 6 Ekim 2000 tarihinde düzenlenen Bakan Yardımcılarının 724. toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir. Tavsiye kararı 39 maddeden oluşmaktadır.

Tavsiye kararı, savcıların bağımsızlık, tarafsızlık ve mesleki yeterlilik ilkelerine dayanarak nasıl işlev gördüklerini ve devletin bu işlevleri yerine getirmelerine nasıl destek vermesi gerektiğini özetlemektedir.

Avrupa Konseyi

Ceza Adalet Sisteminde Savcılığın Rolü

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğü’nün 15.b maddesi hükmü uyarınca,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeler arasında daha sıkı bir birliğe ulaşmak olduğunu dikkate alarak;

Bütün gerçek demokrasilerin temelini oluşturan hukuk devletini desteklemenin de Avrupa Konseyi’nin amaçları arasında olduğunu akılda bulundurarak;

Ceza adalet sisteminin, hukuk devletinin korunmasında kilit bir rol oynadığını göz önünde bulundurarak;

Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde suça karşı mücadelenin artırılmasının, bütün üye devletlerin ortak ihtiyacı olduğunun bilincinde olarak;

Bu amaca yönelik olarak, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de koruma altına alınan ilkeleri gözeterek, sadece ulusal ceza adalet sistemlerinin değil; aynı zamanda cezai konularla ilgili uluslararası işbirliğinin etkinliğinin de geliştirilmesi gerektiğini düşünerek;

Savcılığın cezai konularla ilgili olarak uluslararası işbirliğinde olduğu kadar ceza adalet sisteminde de kilit bir rol oynadığının bilincinde olarak;

Bu hedefe yönelik olarak, üye devletlerde savcılara yönelik ortak ilkelerin tanımlanmasının teşvik edilmesi gerektiğine inanarak;

Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen cezai konulara dair metinlerde yer alan bütün ilkeleri ve kuralları göz önünde bulundurarak;

Üye devletler hükümetlerine savcılığın ceza adalet sistemi içindeki rolü ile ilgili mevzuat ve uygulamalarını aşağıdaki ilkelere dayandırmalarını tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Savcının işlevleri

1. “Savcılar” toplum adına ve kamu yararına, birey haklarını ve ceza adalet sisteminin gerekli etkinliğini göz önünde bulundurarak, yasa ihlallerinin cezai bir yaptırım gerektirdiği durumlarda yasaların uygulanmasını teminat altına alan resmi mercilerdir.

2. Her ceza adaleti sisteminde, savcılar:

– soruşturmanın başlatılıp başlatılmayacağına ya da devam ettirilip ettirilmeyeceğine karar verirler;
– kamu davasını açarlar;
– mahkeme kararlarının tümüne veya bazılarına karşı yasa yoluna başvurabilirler.

3. Bazı ceza adalet sistemlerinde savcılar aynı zamanda:

– Uygun olan yerlerde bölgesel ve yerel koşullara uyarlayarak ulusal ceza politikasını uygularlar,
– soruşturmaları yürütürler, yönetirler ya da denetlerler;
– mağdurlara etkili bir şekilde yardım edildiğini teminat altına alırlar;
– kovuşturma alternatiflerine karar verirler;
– mahkeme kararlarının yürütülmesini denetlerler; vb.

İşlevlerini yerine getirmeleri için savcılara sağlanan teminatlar

4.  Devletler, savcıların yeterli yasal ve kurumsal şartlar altında ve özellikle bütçe anlamında yeterli imkanlara sahip olarak mesleki görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirebilmelerini teminat altına alabilmek adına etkin tedbirler almalıdırlar. Bu şartlar savcıların temsilcileri ile yakın işbirliği içerisinde tesis edilmelidir.

5. Devletler;

a. Savcıların mesleğe alımı, terfi ve tayinleri, belirli grupların çıkarlarını kayıran herhangi bir yaklaşımı bertaraf eden ve cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi ya da diğer görüş, ulusal ya da toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, mülkiyet, doğum yeri ya da benzeri başka durumlara dayalı olanlar başta olmak üzere her türlü ayrımcılığı dışlayan âdil ve tarafsız usullerle yapılmasını,

b. Savcıların kariyer, terfi ve tayinlerinin yetkinlik ve deneyim gibi açık ve nesnel kriterlere göre düzenlenmesini,

c. Savcı tayinlerinin hizmet ihtiyaçları doğrultusunda yapılmasını,

d. Savcıların, üstlendikleri önemli göreve uygun bir şekilde ücret, özlük hakları ve emeklilik ücreti gibi makul hizmet koşulları ve uygun bir emeklilik yaşına sahip olmalarını ve bu koşulların yasayla düzenlenmesini,

e. Savcılara karşı yürütülen disiplin işlemlerinin yasayla düzenlenerek, değerlendirme ve kararın adil ve objektif olması ve verilen kararın bağımsız ve tarafsız bir incelemeye tabi tutulmasının teminat altına alınmasını,

f. Savcıların, yasal statülerinin etkilenmesi halinde, uygun olduğunda mahkemeye başvurmak da dahil olmak üzere, tatmin edici bir şikayet usulüne erişebilmelerini,

g. Savcıların, görevlerini ifa etmeleri nedeniyle kişisel güvenliklerinin tehdit edilmesi durumunda ilgili merciler tarafından aileleri ile birlikte fiziksel olarak korunmalarını, sağlayacak tedbirleri almalıdırlar.

6. Devletler; savcıların ifade, inanç, dernek kurma ve örgütlenme hususlarında etkin haklara sahip olmalarını sağlamak üzere tedbirler almalıdır.

Özellikle, hususi bir sıfata sahip olarak; hukuk, adaletin idaresi ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasıyla ilgili konularda kamusal alandaki tartışmalara katılma ve yerel, ulusal ya da uluslararası örgütler kurma veya kurulu olanlara üye olma ve bunların toplantılarına katılma hakkına sahip olmalı ve bu davranışları hukuka uygun olduğu sürece meslekî bir dezavantaj oluşturmamalıdırlar. Sayılan haklar yalnızca yasayla ve yasada öngörüldüğü ölçüde ve savcılık kurumunun kuruluş amaçlarına uygunluğunun sağlanması amacıyla sınırlanabilir. Sayılan hakların ihlali halinde başvurulacak etkin bir hukuk yolu mevcut olmalıdır.

7. Daimi atanmalarından önce, meslek öncesi ve meslek içi eğitim, savcılar için hem bir hak hem de bir görevdir. Bu sebeple, atanmalarından önce ve sonra, savcıların uygun eğitim ve öğretim aldıklarını temin etmek üzere devletler etkili tedbirler almalıdırlar.
Özellikle, savcılar aşağıdaki hususlar hakkında bilgilendirilmiş olmalıdır:

a. görevlerine ilişkin ilke ve mesleki ahlak kuralları;

b. şüphelilerin, mağdurların ve tanıkların anayasal ve yasal korunmaları;

c. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’de düzenlenmiş insan hak ve temel özgürlükleri ve özellikle Sözleşme’nin 5. ve 6. maddelerinde düzenlenen hakları

d. adli çerçevede çalışma yönetimi, idaresi ve insan kaynakları ilke ve uygulamaları;

e. faaliyetlerinin tutarlılığına katkıda bulunan düzen ve unsurlar.

Devletler, bunlara ek olarak, uluslararası cezai yardımlaşma konusunda olduğu kadar, özellikle suçluluğun yapısını ve gelişimini dikkate alarak, günümüz koşulları ışığında, belirli konu veya alanlarda ek eğitimin sağlanması hususunda etkili tedbirler almalıdırlar.

8. Suçluluğun gelişen biçimlerini daha iyi karşılamak amacıyla, özellikle organize suç konusunda, savcıların, eğitim ve kariyer anlamında olduğu kadar teşkilatlanma anlamında da uzmanlaşmaları bir öncelik olarak görülmelidir. Disiplinler arası ekipler de dâhil olmak üzere, işlevlerinin yerine getirilmesinde savcılara yardım etmek üzere oluşturulan uzman ekiplere başvurma yolları da geliştirilmelidir.

9. Savcılığın teşkilatlanması, dâhili işleyişi ve özellikle iş dağılımı, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri gözetilerek ve mesleki yeterlilik ile uzmanlık seviyeleri temel alınarak -ceza adalet sisteminin en iyi şekilde işlemesi doğrultusunda- en üst seviyede kurulmalı ve yürütülmelidir.

10. Bütün savcılar kendilerine yöneltilen talimatların yazılı olarak verilmesini talep etme hakkına sahiptirler. Savcı, verilen bir talimatın hukuka aykırı olduğuna ya da kendi vicdanına uymadığına karar verirse; onun yerine başkasının görevlendirilmesini sağlayabilecek uygun bir dahili prosedür mevcut olmalıdır.

Savcılar ve yürütme ile yasama erkleri arasındaki ilişkiler

11. Devletler; savcıların haksız müdahaleye maruz kalmadan veya kendilerine sebepsiz olarak hukuki, cezai ya da başka türlü mesuliyet atfedilmeden mesleki görevlerini ifa edebilmelerini sağlamak üzere gerekli tedbirleri almalıdır. Ancak savcılık, düzenli ve kamuya açık bir şekilde faaliyetlerinin tamamı ve özellikle önceliklerinin yerine getirilme şekliyle ilgili olarak hesap vermelidir.

12. Savcılar yasama ve yürütme erklerine ait yetkilere müdahale etmemelidir.

13. Savcılığın hükümetin bir parçası ya da hükümete bağlı olduğu ülkelerde, Devletler;

a. hükümetin savcılığa karşı olan yetkilerinin niteliğinin ve kapsamının yasa tarafından belirlenmesini;

b. hükümetin yetkilerini saydam bir şekilde ve uluslararası anlaşmalara, ulusal mevzuat ve hukukun genel ilkelerine uygun olarak kullanılmasını;

c. hükümetin genel nitelikte talimatlar vermesi durumunda, bu tür talimatların yazılı olmasını ve uygun bir şekilde yayınlanmasını;

d. hükümetin belirli bir olayı soruşturulması için talimat verme yetkisi olduğu durumlarda, bu tür talimatların saydam ve hakkaniyete uygun bir şekilde ve ulusal mevzuata uygun olarak verilmesini ve hükümetin aşağıdaki örnekler de olduğu gibi:

– yetkili savcıdan veya savcılık görevini ifa eden kurumdan yazılı ön görüş istenmesini;
– özellikle savcının görüşlerinden ayrıldığı durumlarda, yazılı talimatlarını uygun bir şekilde açıklama ve hiyerarşik kanallar vasıtasıyla iletilmesini;
– talimatın, duruşmadan önce dava dosyasına konularak tarafların bilgisine ve yorumuna sunulmasını sağlama yükümlülüğü altında olmasını;

e. savcıların, aldığı talimatları yansıtan yazılı belge verme yükümlülüğü altında olduğu durumlarda dahi, uygun gördükleri yasal savları mahkemeye sunma konusunda özgür olmalarını;

f. belli bir olaya ilişkin kovuşturmama talimatları ilke olarak yasaklanmalıdır. Böyle bir yasağın söz konusu olmadığı durumlarda, bu talimatların çok istisnai kalması ve sadece d ve e bentlerinde belirtilen gerekliliklere değil; aynı zamanda özellikle saydamlığı sağlamaya uygun özel bir denetime tabi tutulmasını; sağlayacak etkili tedbirleri alırlar.

14. Savcılığın hükümetten bağımsız olduğu ülkelerde, devlet söz konusu bağımsızlığın nitelik ve kapsamının yasa tarafından belirlenmiş olmasını sağlamalıdır.

15. Suç politikasının adil ve etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için, savcılar yasalara uygun olması kaydıyla kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği yapmalıdırlar.

16. Savcılar başta yolsuzluk, yetkinin hukuka aykırı kullanımı, ağır insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukukta suç kabul edilen davranışlar olmak üzere, kamu görevlilerince işlenen suçlarla ilgili olarak; herhalükarda, herhangi bir engel olmadan kovuşturma yapabilecek durumda olmalıdırlar.

Savcılar ve kürsü hakimleri arasındaki ilişkiler

17. Devletler, hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda herhangi bir meşru şüphenin oluşmasını engelleyecek şekilde, savcıların özlük hakları, yetkileri ve muhakemedeki işlevlerinin yasa tarafından düzenlenmiş olmasını sağlayacak uygun tedbirleri alırlar.

Devletler özellikle, bir kişinin aynı anda hem savcılık hem de hakimlik görevlerini ifa etmemesini sağlamalıdırlar.

18. Ancak, hukuk sisteminin izin vermesi durumunda devletler, aynı kişinin sırasıyla savcılık ve hakimlik ya da hakimlik ve savcılık görevlerini ifa edebilmesini olanaklı kılan önlemler almalıdırlar. Görevlerdeki bu tür değişiklikler ancak ilgilinin açık talebi üzerine ve teminatlara uyulması kaydıyla mümkündür.

19. Savcılar hakimlerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına kesinlikle saygı göstermelidirler; özellikle, yasa yoluna başvurma haklarını kullandıkları ya da benzer nitelikteki prösedürlere başvurdukları durumlar hariç olmak üzere, savcılar mahkeme kararlarına şüphe düşürmemeli ya da bu kararların infazını engellememelidirler.

20. Savcılar, muhakeme işlemleri esnasında nesnel ve tarafsız olmalıdırlar. Özellikle, adaletin doğru işleyişi için gerekli ilgili tüm maddi ve hukuki olguların mahkemeye sunulmuş olmasını sağlamalıdırlar.

Savcılar ve kolluk arasındaki ilişki

21. Savcılar, genel olarak, en geç soruşturmanın başlatılması ve devam ettirilmesine ilişkin kararı verdiklerinde, kolluğun araştırmalarının hukuka uygunluğunu denetlemelidirler. Bu bağlamda, savcılar kolluk tarafından insan haklarına uyulup uyulmadığını da izlemelidir.

22. Kolluğun savcılığın emri altında yer aldığı ya da kolluk araştırmalarının savcı tarafından yürütüldüğü ya da denetlendiği ülkelerde; devlet, savcının;

a. ceza politikası önceliklerinin etkili bir şekilde uygulanması açısından ve özellikle hangi dava kategorilerinin öncelikle ele alınması gerektiği, delil aramak için kullanılacak imkanlar, kullanılacak personel, araştırmaların süresi, savcılığa verilecek bilgiler, vs. gibi hususların kararlaştırılmasında kolluğa uygun talimatlar verebilmesini;

b. farklı kolluk birimlerinin mevcut olduğu durumlarda, dosyayı tetkiki en uygun görünen birime tevzi edebilmesini;

c. verdiği talimatlara ve hukuka uygunluğu denetlemek üzere gerekli değerlendirme ve kontrolleri yapabilmesini;

d. olası ihlalleri gerektiğinde cezalandırabilmesini veya cezalandırılmasını sağlayabilmesini; teminat altına almak üzere etkili tedbirler almalıdır.

23. Polisin savcılıktan bağımsız olduğu ülkelerde; devletler, savcılık ve polis arasında uygun ve işlevsel bir işbirliğinin olmasını sağlayacak etkili tedbirler almalıdır.

Savcıların bireylere karşı ilgili görevleri

24. Savcılar görevlerini ifa ederken, özellikle;

a. adil, tarafsız ve objektif bir şekilde işlevlerini yerine getirmelidir;

b. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile teminat altına alınan insan haklarına uymalı ve bunların korunmasını sağlamalıdır;

c. ceza adalet sisteminin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde işlemesine katkı sağlamalıdır.

25. Savcılar, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi ya da diğer fikirler, ulusal ya da toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, mülkiyet, doğum, sağlık, özür ya da başkaca durumlar gibi herhangi bir sebepten kaynaklanan ayrımcılıktan kaçınmalıdır.

26. Savcılar kanunlar önünde eşitliği sağlamalı, şüphelinin durumunu etkileyen gerek lehine gerek aleyhine olan tüm ilgili hususları araştırmalıdır.

27. Savcılar, tarafsız bir araştırmanın suç isnadının mesnetsiz olduğunu gösterdiği durumlarda, soruşturmayı başlatmamalı ya da devam ettirmemelidir.

28. Savcılar, yasaya aykırı yöntemlerle elde edildiğini bildikleri veya buna makul nedenlerle inandıkları delilleri şüpheliye karşı kullanmamalıdır. Herhangi bir şüphe durumunda, savcılar delillerin kabuledilebilirliği hususunun mahkeme tarafından karara bağlanmasını talep etmelidir.

29. Yasada aksinin belirtildiği durumlar saklı kalmak kaydı ile savcılar sahip oldukları ve işlemlerin adilliğini etkileyebilecek her türlü bilgiyi diğer taraflara sunarak, silahların eşitliği ilkesini gözetmelidir.

30. Yasa ve adalet gereği ifşası zorunlu olan haller dışında, savcılar üçüncü şahıslardan elde ettikleri gizli bilgileri, özellikle masumiyet karinesinin tehlikede olduğu durumlarda, gizli tutmalıdır.

31. Savcıların şüphelinin temel hak ve özgürlüklerine müdahale teşkil edecek tedbirleri almaya yetkili olduğu durumlarda, bu tür tedbirler üzerinde adli denetim mümkün olmalıdır.

32. Savcılar, şahitlerin çıkarlarını uygun bir şekilde göz önünde bulundurmalı, özellikle hayatlarını, güvenliklerini ve özel hayatlarını korumak için tedbirler almalı ya da alınmasını sağlamalı ya da alındıklarından emin olmalıdırlar.

33. Savcılar mağdurların kişisel çıkarlarının etkilendiği durumlarda, onların fikir ve endişelerini uygun bir şekilde göz önünde bulundurmalı ve mağdurların hem hakları hem de muhakemenin gelişimi hususunda bilgilendirilmelerini sağlayacak tedbirleri almalı yada alınmasını teşvik etmelidir.

34. Davayla ilgisi olduğu tespit veya kabul edilmiş kişiler ve özellikle mağdurlar savcının kovuşturmama kararına karşı itirazda bulunabilmelidir. Söz konusu itiraz, gerektiğinde hiyerarşik denetim yoluna gidildikten sonra, ya yargısal denetim ya da şahsi dava şeklinde yapılabilir.

35. Devletler, savcıların, görevlerini ifa ederken “davranış kuralları” ile bağlı olmalarını sağlamalıdırlar. Bu tür kuralların ihlali yukarıda 5. maddeye uyumlu bir şekilde uygun yaptırımlara yol açabilir. Savcıların performansı düzenli olarak dahili incelemeye tabi olmalıdır.

36. a. Savcılık faaliyetlerinin adil, tutarlı ve etkin olmasına sağlamak üzere, devletler;
– etkisiz ya da engelleyici bürokratik yapılanmaya mahal vermeden, hiyerarşik bir teşkilatlanmaya öncelik verilmesini;
– Ceza politikasının uygulanmasına ilişkin genel esasların tanımlanmasını;
– Karar alınmasını önlemek amacıyla bireysel davalarda referans alınması gereken genel ilke
ve kıstasların tanımlanmasınısağlamalıdır.

b. Yukarıda belirtilen teşkilatlanma, esas, ilke ve kıstaslar parlamento veya hükümet tarafından veya savcılığın bağımsız olduğu ülkelerde savcılık temsilcileri tarafından belirlenir.

c. Yukarıda belirtilen organizasyon, esas, ilkeler ve kıstaslar konusunda kamuoyu bilgilendirilmeli; bu bilgileri talep eden herkese iletilmelidir.

Uluslararası işbirliği

37. Uluslararası adli işbirliği ile ilgili konularda görevli olan diğer organlardan ayrı olarak, varsa uluslararası anlaşmalar kapsamında yoksa elverişli düzenlemelere dayalı olarak farklı ülkelerin savcıları arasında doğrudan temaslar ilerletilmelidir.

38. Uluslararası adli işbirliği kapsamında savcılar arasındaki doğrudan temasları geliştirmek için bir çok alanlarda adımlar atılmalıdır.

Bu adımlar, özellikle:

a. belge yayılması;

b. farklı soruşturma makamlarındaki ilgili kişilerin irtibat bilgileri, uzmanlık ve sorumluluk alanları ve benzeri bilgileri içeren bir irtibat ve adres listesinin derlenmesi;

c. özellikle başsavcılar arasında düzenli toplantılar düzenlenerek, farklı ülkelerin savcıları arasında düzenli ve kişisel irtibat kurulması;

d. eğitim ve bilinçlendirme toplantılarının düzenlenmesi;

e. yurtdışında görev yapan irtibat hâkimi müessesesinin kurulup geliştirilmesi;

f. yabancı dil eğitimi verilmesi;

g. elektronik veri iletiminin kullanımının geliştirilmesi;

h. karşılıklı yardım ve ortak ceza konularıyla ilgili sorular üzerine diğer devletler ile çalışma seminerlerinin organize edilmesi; şeklinde olmalıdır.

39. Akılcılığı pekiştirmek ve karşılıklı yardımlaşma usullerinin eşgüdümünü gerçekleştirmek amacıyla;

a. savcılar arası uluslararası işbirliğine aktif katılım ihtiyacı bilincini;

b. uluslararası işbirliği alanında bazı savcıların uzmanlaşmasını;

Bu amaca yönelik olarak, devletler, uluslarararası işbirliğinden sorumlu savcının, adli yardımlaşma talebini, talebi yerine getirme yetkisine sahip makama doğrudan iletebilmesi ve söz konusu makamların toplanan delilleri, talepte bulunmuş savcıya doğrudan gönderebilmesini;  sağlamak için çaba sarf edilmelidir.