İsmail Türk

0

İsmail Türk, 2 Şubat 1928’de Kula’da doğdu. 1948’de Galatasaray Lisesi’ni(Mekteb-i Sultan) pekiyi derece ile bitirdi. 1952 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

Dışişleri Bakanlığı aday Meslek Memurluğuna tayin edilmek suretiyle diplomasi mesleğine girdi.

1954’de açılan sınavı kazanıp, SBF. Maliye Kürsüsü Asistanlığına atandı. İstanbul İktisat Fakültesi’nde “İktisadi Gayeli Mali Yardımlar” adlı tezi ile doktor oldu. 1960’da doçentliğe, 1967’de profesörlüğe terfi etti.

Öğrenim için A.B.D.’ne, inceleme için İsviçre’ye gitti. Veteriner Fakültesi İktisadi Planlama kürsüsü profesörlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Mali Müşavirliği, Ankara Üniversitesi Senatörlüğü, Ordu Yardımlaşma Kurumu denetçiliği görevlerinde bulundu.

31 Aralık 1981’de  2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’nın ilk başkanı olarak göreve atandı. 1988 yılına kadar Sermaye Piyasası Kurul Başkanlığı yaptı. 1984-1995 yılları arasında SBF Maliye Bölüm Başkanlığını yürüttü.

Prof. Dr. İsmail Türk 2 Ağustos 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti.

Prof. Dr. İsmail Türk’ün Eserleri

İktisadi Gayeli Mali Yardımlar (1957), İktisadi Kalkınmanın Finansmanında Vergi Politikası (1965), Maliye Politikası Amaçlar ve Araçlar (1967), İktisadi Planlama Prensipleri (1970), Kamu Maliyesi (1992), Maliye Politikası (2006)

Kamu Maliyesi ( Prof. Dr. İsmail Türk

Sanayi Devrimi Batı ekonomilerinde iktisadi kalkınmanın başlangıcı olmuş gelir ve refah düzeyi yükselmiştir. Kalkınma, ekonomilerde global bir hareketliliktir, yeni yatırım projeleri, proje bazında sektörel ve bölgesel bazda harekete geçer. Ekonomilerde gözlemlenen çok yönlü bir hareketlilik beraberinde alt yapı yatırımlarının da artmasına sebep olur. Bu sebepten ötürü Sanayi Devrimi’nden önce göreceli olarak küçük kalmış olan devlet faaliyetleri büyümüştür. Geçen asırda 1. Dünya Savaşı, 1929 Ekonomik Buhranı, 2. Düna Savaşı ve bu savaşın sonunda uygulanmış maliye politikaları hep kalkınma ve refah düzeyine yükseltme amaçlı olmuş, kamu hizmetlerinde eğitim, sağlık, çevre sorunlanda önemli gelişmeler kaydedilmiş milli savunma harcamaları yüksek düzeylerini korumuşlardır, alt yapı yatırımlarında önemli artışlar meydana gelmiştir. Bu gelişmeler sonunda liberal iktisatçıların cüce devleti yerini modern iktisatçıların dev devletine bırakmıştır. Bu gelişmeler kamu idarelerini hantallaştırmış kamu hizmetlerinin sürekliliği ve mükemmelliği korunamamış kamu mali yönetiminin her türlü israf ve verimsizliğe karşı korunmasını gerektirmiştir. Kamu mali yönetiminin korunması konusu bir yönüyle kamu harcamalarında verimliliğin artırılması, diğer yönüyle kamu gelirlerinde sızmaların önlenmesi kamu mali yönetiminde şeffaflığın, öngörülebilirliğin artırılabilmesi konusudur.  Kitabımızın bu baskısında bu konulara önem verdik. Kitabın öğrencilerime ve okurlara yararlı olmasını diler Turhan Kitabevi’ne kitabın yeni baskısını üstlendiği için teşekkür ederim.

İktisadi Planlama Prensipleri / Prof. Dr. İsmail Türk

Bu kitap dört yıla yaklaşan ‘bir süredir çeşitli yüksek eğitim ve lisansüstü eğitim yapan kurumlarda “Planlı Kalkınma” ve “iktisadı Planlama” konularında vermekte olduğum dersler için hazırladığım notların yeniden gözden geçirilmiş şeklidir. Bugün Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda çözmek zorunda olduğu en önemli sorunu, iktisadı kalkınmadır. Her gün çeşitli konularda karşılaştığımız problemlerin büyük bir kısmının temel nedeni yeter derecede gelişmemiş olmamızdır. Bu nedenle, iktisadi kalkınma sadece kendi başına önemli bir konu değil, aynı zamanda diğer sorunların da çözümüne ışık tutan ve olanak hazırlayan son derece önemli bir konudur. Bu, nedenledir ki, 1961 Anayasası ekonomik ve sosyal hayatın düzenlenmesi ile ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesini plana bağlamıştır. Kalkınma planlarının başarıya ulaşabilmeleri bir yandan bu planların iyi hazırlanmalarına diğer yandan iyi uygulanmalarına bağlıdır. Planların hem iyi hazırlanmaları hem de iyi uygulanmaları ancak plan fikri ve felsefesinin iyi bilinmesi ve kavranması ile mümkündür. Bu sebepten ötürü gelecekte bugünkünden daha başarılı bir plan uygulaması dönemine girebilmemiz, ancak bu alanlardaki boşluğumuzun bir an önce doldurulmasıyla sağlanabilir. Planlamanın temel prensiplerini ve problemlerini kapsayan bu çalışma, bu amaçla yapılmıştır. Eğer bu eser planlama konularına yeni başlayan öğrencilerle, bu konulara ilgi duyan her aydının, özellikle idarecilerin, bu konularda siyası kararlar almak durumunda olan organların ve Plan hazırlayıcıları ile plan uygulayıcılarının kendi kendilerine sormakta oldukları soruları cevaplandırmalarında yardımcı olabilirse amacını gerçekleştirmiş ve planlı kalkınma fikrinin yerleşmesine ve kuvvetlenmesine küçük de olsa bir katkıda bulunmuş olacaktır. Okuyucuya sunduğumuz bu kitabı oluşturan temel kaynaklar kitabımızın sonundaki bibliyografyada gösterilmiş, okuyucunun dikkatini dağıtmamak için her sayfada, dipnotu verilmemiştir. Kanımızca halka da yönelen yayınların böyle hazırlanmasında yarar vardır.

Cumhuriyet’in 50 nci Yılında Türkiye’de Sanayileşme ve Sorunları Semineri / Prof. Dr. İsmail Türk
 
Maliye Politikası Amaçlar-Araçlar ve Çağdaş Bütçe Teorileri / Prof. Dr. İsmail Türk
 

Özbudun Anayasa Taslağı

0
Anayasa Taslağı

Özbudun Anayasa Taslağı, 2007 yılında taslak olarak hazırlanmış, kamuoyundan ve Anamuhalefet Partisi CHP’den gelen sert tepkiler üzerine meclise sunulmadan gündemden kaldırılmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından anayasa taslağı oluşturmak üzere kurulan heyetin başkanlığını yapan Prof. Dr. Ergun Özbudun yapmış, taslak bu bu isimle anılmıştır. Anayasa önerisi 137 maddeden oluşan bir taslaktır ve parlamenter sistemi esas almıştır. Sosyal devlet ilkesini göz ardı etmesi ve liberal bir tez olması yönüyle sert eleştirilere tabi tutulmuştur.

Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki heyet; Prof. Dr. Zühtü ARSLAN, Prof. Dr. Yavuz ATAR,  Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM, Prof. Dr. Levent KÖKER ve Doç. Dr. Serap YAZICI’dan oluşmuştur. Askeri darbeler sonucunda hazırlanmayan “sivil anayasa” iddiasıyla ortaya atılan metin parlamentoda müzakere edilememiş, oylamaya sunulamamış ve yasalaşamamıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ

Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi;

8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet FIRAT’a teslim edilmiştir.

1. Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)

2. Prof. Dr. Zühtü ARSLAN

3. Prof. Dr. Yavuz ATAR

4. Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM

5. Prof. Dr. Levent KÖKER

6. Doç. Dr. Serap YAZICI

BAŞLANGIÇ

Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden, her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.

BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
Devletin şekli
Madde 1

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2

Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

Madde 3

(1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

(2) Resmî dili Türkçedir.

(3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

(4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.

(5) Başkenti Ankara’dır.

Devletin temel amaç ve görevleri

Madde 4

Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.

Egemenlik

Madde 5

(1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.

(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.

(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

Yasama yetkisi

Madde 6

Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.

Yürütme yetkisi ve görevi

Madde 7

Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Yargı yetkisi ve görevi

Madde 8

Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.

Eşitlik

Madde 9

(1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

Madde 10

(1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

İKİNCİ KISIM
Temel Haklar ve Hürriyetler
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler

Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

Madde 11

Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

Madde 12

(1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.

(2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1
Madde 13

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Alternatif 2
Madde 13

(1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

(2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 14

(1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

İKİNCİ BÖLÜM
Kişinin Hakları ve Hürriyetleri
Yaşama hakkı
Madde 15

(1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.

(2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.

İşkence ve kötü muamele yasağı
Madde 16

(1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

(2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Zorla çalıştırma yasağı
Madde 17

(1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

(2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.

Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18

(1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

(2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir:

a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;

c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi;

ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;

d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi.

(3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.

(4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.

(5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.

(6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

(7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.

(8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler.

(9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması

Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Kişisel bilgilerin korunması

Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.

(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.

Konut dokunulmazlığı

Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.

Haberleşme hürriyeti

Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.

Yerleşme ve seyahat hürriyeti

Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

(2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.

(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.

Din ve inanç hürriyeti

Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.

(2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz.

(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Alternatif 1

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.

Alternatif 2

(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Alternatif 1

(5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Alternatif 2

(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Alternatif 3

(5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.

Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti

Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.

(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

İfade hürriyeti

Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Basın ve yayın hürriyeti

Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.

(2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir.

(3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.

(4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.

(6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz.

(7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

(8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.

(9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir.

(10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.

(11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.

Mülkiyet ve miras hakkı

Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

(2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.

Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti

Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.

(2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyeti

Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.

(2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.

(4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

(5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.

Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti

Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.

(2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı

Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

(2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

(3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

(4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

(5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.

(6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,

c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin yardımından bedelsiz yararlanabilmek,

ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,

d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.

(7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

(8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

Suç ve cezalara ilişkin esaslar

Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

(2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da birinci fıkra uygulanır.

(3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

(4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

(5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.

(7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.

(8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

(9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

İspat hakkı

Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık

Madde 35-

Alternatif 1

(1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Alternatif 2

(1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir.

Alternatif 3

(1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

(3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.

(4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.

Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları

Madde 36- (1) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarına sahiptir.

(2) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organının yönetim ve denetimi altında yapılır. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmelerini sağlayacak esaslar kanunla belirlenir.

(3) Onsekiz yaşını dolduran her vatandaş seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(4) Silâh altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.

(5) Seçim kanunlarında seçim sistemine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

Siyasî parti kurma hürriyeti

Madde 37- (1) Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

(2) Vatandaşlar, önceden izin almaksızın, siyasî parti kurma ve partilere üye olma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.

(3) Hâkim ve savcılar, bu meslekten sayılanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının memur ve sözleşmeli personel statüsündeki görevlileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları ve ilk ve ortaöğretim öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.

(4) Yükseköğretim elemanlarının ve öğrencilerinin siyasî partilere üye olmalarına dair esaslar kanunla düzenlenir.

(5) Devlet, siyasî partilere, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, partilerin alacakları üye aidatının ve bağışların tâbi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar

Madde 38- (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz.

(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar.

(3) Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar.

(4) Bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Anayasa Mahkemesince partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.

(5) Bir siyasî partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddî tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.

Alternatif 1

(7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar.

Alternatif 2

(7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması.

(8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.

(9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.

Kamu hizmetlerine girme hakkı

Madde 39- (1) Her vatandaş, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.

(2) Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

(3) Yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere, kamu hizmetinde görev alanların mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir.

Vatan hizmeti

Madde 40- Vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Türk Silâhlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.

Vergi ödevi

Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.

(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

(3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

(4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir.

Bilgi edinme, dilekçe ve başvuru hakları

Madde 42- (1) Herkes bilgi edinme, dilekçe ve başvuru haklarına sahiptir. Yabancılar için bilgi edinme hakkı karşılıklılık esasına düzenlenir.

(2) Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama başvurma hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Ailenin korunması

Madde 43- Aile, toplumun temelidir; eşler arasında eşitliğe dayanır ve her türlü hukukî, ekonomik ve sosyal korunmadan yararlanır.

Çocuk hakları

Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre dikkate alınır.

(2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir.

(3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Eğitim ve öğrenim hakkı

Madde 45- (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

(2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

(3) Temel eğitim, bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

(4) Özel ilk ve ortaöğretim okullarının bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları için öngörülenler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.

(5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Alternatif 1

(6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.

Alternatif 2

(6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.

(7) Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

Çalışma ile ilgili esaslar

Madde 46- (1) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları ve işsizleri korumak, istihdamı artırmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

(2) Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

(3) Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Kadınlar ve erkekler arasında işe alınma, çalışma şartları ve ücretler bakımından ayrımcılık yapılamaz.

(4) Çalışanlar dinlenme, ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin haklarına sahiptir.

(5) Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

(6) Asgarî ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu gözönünde bulundurulur.

Sendika kurma hakkı

Madde 47- (1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten çekilme haklarına sahiptir. Aynı zamanda ve aynı iş veya hizmet kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

(2) Sendikaların ve üst kuruluşlarının kuruluş, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

(3) Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir.

Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları

Madde 48- (1) İşçiler, işverenlerle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmek amacıyla toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sahiptir. Aynı işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin toplu görüşme hakları kanunla düzenlenir.

(2) Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ile işverenlerin hakları ve lokavt kanunla düzenlenir.

(3) Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Sağlık ve sosyal güvenlik hakları ile sosyal yardım ve hizmet

Madde 49- (1) Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına sahiptir.

(2) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerini, malûl ve gazileri, engellileri, yaşlıları ve korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimleri özel olarak korur.

(3) Devlet, bu hakları sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar.

Devletin sosyal ve ekonomik ödevlerinin sınırları

Madde 50- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Cumhuriyetin Temel Organları
BİRİNCİ BÖLÜM

Yasama

BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kuruluşu

Madde 51- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur.

(2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.

Seçim dönemi

Madde 52- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.

(2) Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.

(3) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.

Seçimlerin ertelenmesi ve ara seçimler

Madde 53- (1) Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl ertelenmesine karar verebilir. Erteleme sebebi ortadan kalkmamışsa, aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

(2) Milletvekilliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde sadece bir defa yapılabilir. Boşalan milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu takdirde üç ay içinde ara seçim yapılır. Ancak, her halde, genel seçimden iki yıl geçmedikçe ve genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapılamaz.

Seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi

Madde 54- (1) Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanının oluşmasından sonra veya Başbakanın istifası yahut Bakanlar Kurulunun güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde kırkbeş gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.

(2) Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayınlanır ve seçime gidilir.

Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi

Madde 55- (1) Seçimler, yargı organının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve milletvekillerinin seçim tutanakları ile Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

(3) Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile dört yıllığına seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

(4) Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

(5) Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

(6) Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının teşkilâtı ile görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

İKİNCİ ALT BÖLÜM
Milletvekilliği ile İlgili Hükümler
Milletin temsili

Madde 56- Milletvekilleri sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.

Milletvekili seçilme yeterliliği

Madde 57- (1) Yirmibeş yaşını dolduran her vatandaş milletvekili seçilebilir.

(2) Aşağıda sayılanlar milletvekili seçilemezler:

a) En az ilköğretim diploması olmayanlar,

b) Kısıtlılar,

c) Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,

ç) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından birinden dolayı hüküm giymiş olanlar.

(3) Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği bakımından hangi kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday olabilecekleri kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensupları, valiler, büyükelçiler ve rektörler görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar.

Andiçme

Madde 58- Milletvekilleri göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:

“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler

Madde 59- (1) Milletvekilleri, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.

(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararına bağlıdır.

(3) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.

Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı

Madde 60- (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Alternatif 1

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

Alternatif 2

(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.

(4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir.

(5) Dokunulmazlık kapsamında olmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmaları, tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütülür.

(6) Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

(7) Milletvekilleri hakkındaki ceza davaları Yargıtayda görülür. Bu davalarla ilgili hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, kamu davasının açılması, hükmün temyizi ve diğer yargılama esasları kanunla düzenlenir.

Milletvekilliğinin düşmesi

Madde 61- (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesinden sonra, Genel Kurulca karar verilir.

(2) Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.

(3) 59 uncu maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.

(5) Partisinin kapatılmasına beyan ve fiilleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlandığı tarihte sona erer. (NOT: Bu fıkra, ilgili madde olan 38/7’de benimsenen alternatife göre kalabilir de çıkabilir de.)

İptal istemi

Madde 62- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya 61 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre milletvekilliğinin düşmesine karar verilmiş olması hallerinde, kararın alındığı tarihten itibaren yedi gün içinde, ilgili milletvekili, kararın Anayasaya veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal talebini onbeş gün içinde karara bağlar.

Ödenek ve yolluklar

Madde 63- (1) Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.

(2) Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.

ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri
Genel olarak

Madde 64- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:

a) Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,

b) Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek,

c) Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek,

ç) Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,

d) Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek,

e) Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,

f) Üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek,

g) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.

Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi

Madde 65- (1) Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

(2) Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir. İçtüzük temel kanunların Genel Kurulda görüşülmesi bakımından özel usuller kabul edebilir.

Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması

Madde 66- (1) Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayınlar.

(2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir.

(4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

Madde 67- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası veya milletlerüstü kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

(2) Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yabancı ülkelerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayınlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur. Ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayınlanmadan yürürlüğe konulamaz.

(4) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında değişiklik gerektiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

(6) Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz.

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme

Madde 68- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak, Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan hak ve hürriyetler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.

(3) Kanun hükmünde kararnameler, kararnamede yayından sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

(4) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun görmediği kanun hükmünde kararnameleri Bakanlar Kuruluna gerekçeleri ile birlikte onbeş gün içinde geri gönderebilir. Bakanlar Kurulu, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul ederse kararname Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır.

(5) Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.

(6) Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kanun hükmünde kararnameler bu tarihte; Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kanun hükmünde kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayınlandığı gün yürürlüğe girer.

Savaş hali ilânı ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin verme

Madde 69- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi;

(a) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına,

(b) Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına, izin verme yetkisine sahiptir.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhâl karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı da, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.

DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Düzeni ve Çalışma Esasları
Toplanma ve tatil

Madde 70- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının birinci günü kendiliğinden toplanır.

(2) Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. Meclis, ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından doğrudan doğruya; milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine de Meclis Başkanı tarafından toplantıya çağrılır.

Başkanlık Divanı

Madde 71- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, milletvekilleri arasından seçilen Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur.

(2) Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının milletvekili sayısı oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Meclis Başkanlığı için aday gösteremezler.

(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi genel seçimlere kadardır.

(4) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, milletvekilleri arasından Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş gün içinde tamamlanır.

(5) Başkanvekillerinin, kâtip üyelerin ve idare amirlerinin sayısı ve seçim usulleri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

(6) Başkan ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetleri ile görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar. Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.

İçtüzük ve siyasî parti grupları

Madde 72- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 95 inci maddesinin son fıkrası Meclis İçtüzüğü ile düzenlenebilecek hususlar içerdiğinden yeni metne alınmamış; maddenin diğer hükümleri bazı ifade değişiklikleri yapılarak muhafaza edilmiştir.

Madde 73- 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde öngörülen üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanma ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verme zorunluluğu sebebi ile bu dönemde Meclisin toplanma ve karar almasında zorluklarla karşılaşılmıştır.

1982 Anayasasının aynı başlıklı 96 ncı maddesinin gerekçesinde bu zorluklara işaret edilerek, maddenin Meclis toplantılarına istikrar getirmesi ve daha kolay karar alınması amacıyla yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.

1982 Anayasasının gerekçesinde yapılan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasını kolaylaştırdığı açıklandığı halde, bu haliyle de maddenin yanlış yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, maddede yer alan “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki hüküm, 11 inci Cumhurbaşkanının seçiminde farklı yorumlara konu olmuştur. 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102 nci maddesinde “başkaca” bir toplantı nisabı bulunduğu ileri sürülmüş ve nihayet bu tez Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, bu tür yorumları ve tartışmaları ortadan kaldırmak maksadıyla, Meclisin tüm kararları için tek bir toplantı nisabı öngörülmüştür. Buna göre Meclis, herhangi bir karar alırken üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanmak durumundadır. Bunun dışında Anayasada başkaca bir özel toplantı yeter sayısı bulunmamaktadır. Buna karşılık, karar yeter sayısı konusunda önceki anayasaların genel ve özel kuralları korunmuştur.

Madde 74- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 97 nci maddesi, küçük ifade düzeltmeleri dışında aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 75- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 98 inci maddesi büyük ölçüde korunmuştur.

1982 Anayasasının mezkûr maddesinin ikinci fıkrasında, soru önergeleri için yer alan “Bakanlar Kurulu adına” ibaresine, İçtüzükte açık bir düzenleme bulunduğundan, Anayasada yer verilmemiştir.

Madde 76- 1982 Anayasasının gensoruyu düzenleyen 99 uncu maddesi, yapıcı güvensizlik oyuna ilişkin yeni düzenleme dışında büyük ölçüde korunmuştur.

Yapıcı güvensizlik oyunun asıl amacı, hükümet istikrarını korumaktır. Böylece, yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturmak konusunda da birleşmesi hedeflenmektedir. Tek bir partinin parlâmentoda salt çoğunluğu elde ederek hükümeti kurabildiği örnekler bakımından yapıcı güvensizlik oyuna ihtiyaç duyulmayabilir. Zaten doğası gereği tek parti ile kurulan hükümetler, hükümet istikrarını parlâmenter düzenin şartları içinde azamî olarak korumaktadır. Ancak koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz olduğu şartlarda, bu tür hükümetlerin karşı karşıya kaldığı en önemli güçlük, hükümetin istikrarı meselesidir. Türkiye gibi demokrasinin gereği olan uzlaşma geleneğinin yeterince mevcut olmadığı bir ortamda koalisyon hükümetlerinin kırılganlığı da güçlü bir ihtimaldir. Nitekim, özellikle 1970`lerin ikinci yarısına hâkim olan tecrübeler bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, koalisyon hükümetlerinin kırılganlığını bertaraf etmek, bu tür hükümetlere azamî istikrar sağlamak bakımından yapıcı güvensizlik oyunun kabulü büyük önem taşımaktadır.

Madde 77- 1982 Anayasasının meclis soruşturmasını düzenleyen 100 üncü maddesi bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.

Madde 78- Türkiye`de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle 1961`den itibaren, sürekli gerilime ve çoğu kez de siyasî krizlere yol açmıştır. Bu durum, kısmen Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değerinden, kısmen de sahip olduğu görev ve yetkilerin fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yöntemi, bu tür krizlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla siyasî istikrara ciddî bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, doğrudan halk tarafından seçim Cumhurbaşkanının belirlenmesinde siyaset dışı unsurların müdahalesini engelleyecek, böylece ortaya çıkan “demokrasi açığı”nın büyük ölçüde kapanmasını sağlayacaktır. Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu bir seçimle seçilecek olması temsil krizi tartışmalarını da sonlandıracaktır. Diğer yandan, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlâmenter sistemle bağdaşmadığına dair görüş ve düşünceler, teorik ve ampirik olarak yanlıştır. Parlâmenter sistemlerde cumhurbaşkanının sembolik yetkilere sahip olması esastır, dolayısıyla onun nasıl seçildiği tâli bir konudur. Avrupa`da parlâmenter sistemle yönetilen bir çok ülkede cumuhurbaşkanı ya da devlet başkanı halk tarafından seçilmektedir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, gerek daha demokratik bir yöntem oluşu, gerek parlâmento içinde gereksiz tıkanmalar yaşanması ihtimalini ortadan kaldırması nedeniyle tercih edilmiştir.

Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıla indirilmiş, fakat Avrupa ülkelerindeki genel eğilime uygun olarak, en çok iki defa seçilebilmesi öngörülmüştür. Yeniden seçilebilme, bu görevi başarıyla yürüten cumhurbaşkanının birikim ve tecrübesinden yararlanmayı da mümkün kılacaktır. Ayrıca bu yöntemle, Cumhurbaşkanının halk önünde hesap verebilmesine de imkân sağlanmıştır.

Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ermesi hükmü muhafaza edilmiştir. Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim görme şartı kaldırılmış, (kabul edilen alternatife göre kalacak veya çıkacak) Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi, katılımcı demokrasi ilkelerine daha uygun bir çözüm olarak benimsenmiştir.

Madde 79- Bu maddede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin esasları düzenlenmiştir. Kabul edilen sistem, Cumhurbaşkanının mutlaka geçerli oyların çoğunluğunu kazanmasını zorunlu kılmak suretiyle, temsil kabiliyetini, dolayısıyla demokratik meşruluğu güçlendirmektedir. Bir ihtimal olarak ikinci turda tek adayın kalması halinde oylama referandum şeklinde yapılarak seçim süreci tamamlanabilecektir.

Madde 80- Anlamlarının geniş, belirsiz ve takdire elverişli olmaları nedeniyle, 2 nci madde metninden çıkarılan ve insan hakları vurgusunu zayıflatan “milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet içinde” ibaresi çıkarılarak ve bazı ifadeler eklenerek 1982 Anayasasının 103 üncü maddesi muhafaza edilmiştir.

Madde 81- Parlâmenter rejimlerde devlet başkanları veya cumhurbaşkanları, devleti ve milletin birliğini temsil eden sembolik bir konuma sahiptir. Nitekim, parlâmenter rejimin tekâmülî olarak ortaya çıktığı İngiltere`de Tac`ın yetkileri günümüzde tamamen sembolik bir karaktere bürünmüştür. Almanya, İtalya ve İsrail gibi başlıca parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanına önemli yetkiler tanınmamıştır. Hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği İrlanda, Bulgaristan ve kısmen Avusturya`da bile, cumhurbaşkanları sembolik bir konumdadırlar. Cumhurbaşkanına bazı önemli yetkilerin verildiği Portekiz, Yunanistan, Finlandiya gibi parlâmenter rejimlerde ise zamanla bu yetkilerde kısıtlamalara gidilmiştir. Dolayısıyle, parlâmenter rejimlerde cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması yönünde bir eğilim mevcuttur.

Türkiye`de Cumhurbaşkanının 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde listelenen görev ve yetkileri, parlâmenter rejimle bağdaşmayacak kadar geniştir. Bu kadar fazla yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanının bulunduğu ülkede yürütmenin iki başlı hale gelmesi ve bu iki baş arasında iktidar çatışmasının yaşanması kaçınılmazdır. 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu çatışma sürekli yaşanmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin azaltılarak, bunların ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılması parlâmenter sistemin normalleşmesi bakımından gereklidir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlenmesinde parlâmenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınmıştır.

Bu çerçevede 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” cümlesi çıkarılmıştır. Bu yetki çok geniş ve belirsiz olduğu gibi, hangi yöntemlerle yerine getirileceği de açık değildir. Bu nedenle böyle bir cümleye maddede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde sayılan diğer yetkilerin bir bölümü Anayasanın ilgili maddelerinde zaten mevcut olduğundan, bir bölümü de parlâmenter rejim ilkelerine uygun olarak kaldırıldığından, bu maddede ayrıca sayılmalarına gerek görülmemiştir.

Aynı ilkeler uyarınca, ikinci fıkrada Cumhurbaşkanının sadece Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamelerini imzalayacağı, bunun dışında hangi kararnameleri imzalayacağının kanun tarafından düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, yürütme organının sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun konumu güçlendirilmiştir.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler, Batı örneklerinde olduğu gibi tahdidî olarak sayılarak, tartışma yaratabilecek belirsizliklere son verilmiştir.

Madde 82- 1982 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğuna dair hüküm, Cumhuriyetin değiştirilemez niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu için benimsenmemiştir.

İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkedilmesi durumunda görevinin sona ereceği belirtilmek suretiyle, bu konudaki belirsizliklere ve gereksiz tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının sorumluluğu konusunda hangi suçların vatana ihanet suçu teşkil edeceğinin kanunla belirlenmesi öngörülerek, suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygunluk sağlanmıştır.

Üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.

Madde 83- 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamının seçim dışındaki sebeplerle boşalması durumundaki vekâleti düzenleyen 106 ıncı maddesi, “vekillik” yerine “vekâlet” kelimesinin kullanılması dışında, aynen korunmuştur.

Madde 84- Maddede, parlâmenter rejimlerde yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun kuruluşu düzenlenmektedir. Anayasa geleneğimizde Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından milletvekili olanlar arasından atanmaktadır. Önceki anayasalarda olduğu gibi, burada da hangi milletvekilinin Başbakan olarak atanacağına dair ayrıntılı düzenlemeye gidilmemiştir. Cumhurbaşkanının Meclis çoğunluğuna sahip siyasî partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermesi anayasal teamüldür. Başbakanın atanmasında temel kriter, atanan milletvekilinin genel seçimler sonrası oluşan parlâmentoda çoğunluk iradesini temsil etmesi ve bu anlamda güvenoyu alma sorununun bulunmamasıdır.

Bakanların Cumhurbaşkanınca atanacağına dair kural, parlâmenter rejimin devlet başkanlarına tanıdığı sembolik görevlerden biridir. Bakanların belirlenmesinde yetki ve sorumluluk tamamen Başbakana aittir. 1982 Anayasasının Bakanlar Kurulunda milletvekili olmayan kişilerin de bakan olarak görevlendirilebileceğine dair hükmü, parlâmento dışında bulunan uzmanlardan da yararlanmayı mümkün kıldığı için, aynen korunmuştur.

Madde 85- Önceki anayasalarda yer alan Bakanlar Kurulunun göreve başlaması ve güvenoylamasına ilişkin hükümler, burada da aynen korunmuştur.

Güvenoyu, parlâmenter rejimin temel kavramlarından biri olup yürütmenin yasama karşısındaki sorumluluğunu ve hesap verebilirliğini ifade etmektedir. Yasama organının anayasal denetim yollarıyla hükümeti denetleyebilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunun programını tartışıp ona güvenoyu vermesi gerekmektedir. Diğer yandan güvenoylaması, hükümetin izleyeceği temel politikalar konusunda parlâmentoyu bilgilendirmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesi için ondan yetki alması olayıdır. Zira, Bakanlar Kurulunun görevde kalması ve politikalarını uygulayabilmesi, kanun koyucu organdan alacağı desteğe bağlıdır.

Madde 86- 1961 ve 1982 Anayasalarının paralel hükümleri aynen korunmuştur. Başbakanın görev esnasında bakanlarıyla değerlendirme yaptıktan sonra güvenoyu istemesi, hükümetin güven tazelemesi ve dolayısıyla güç kazanması için başvurulabilen yollardan biridir. Yasama organı açısından da bu, hükümeti sorgulayıp hesap sormanın müsait bir zeminidir. Diğer yandan, güven isteminin reddinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla mümkün olması, siyasî istikrarsızlıkları önlemeye dönük bir düzenlemedir.

Madde 87- Önceki anayasalarda da yer alan bu madde muhafaza edilmiştir.

Madde 88- Bu madde bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğine dair 1982 Anayasasının 113 üncü maddesindeki hükmü muhafaza etmektedir. Ancak, bakanlıkların “teşkilât yapısı”nın, 1961 Anayasasının 106 ncı maddesinde olduğu gibi, “kanunun koyduğu esaslara göre” düzenlenmesine imkân verilmiştir. Böylece bakanlıkların birimlerinin ve bakanlık teşkilâtına ilişkin diğer hususların, kanunun öngördüğü esaslara göre düzenleyici işlemlerle belirlenmesi ve düzenlenmesi mümkün olacaktır.

Madde 89- Bu maddenin amacı, Anayasanın 54 üncü maddesi çerçevesinde Meclis seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi durumunda tarafsız bir Bakanlar Kurulunun yönetiminde ülkenin seçime götürülmesini sağlamaktır.

Önceki anayasalarda yer alan seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hükme bu maddede yer verilmemiştir. Bunun temel sebebi, böyle bir tedbirin iletişim ve güvenlik teknolojisinin geliştiği günümüzde anlamını yitirmiş olmasıdır.

Madde 90- 1982 Anayasasının 117 nci maddesinde yer alan Genelkurmay Başkanının savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğine ilişkin ibareye yeni düzenlemede yer verilmemiş ve Genelkurmay Başkanının atanma usulü Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede belirtildiğinden burada tekrarlanmadan 1982 Anayasasındaki düzenleme korunmuştur.

Madde 91-
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile kurulduğundan bu yana eleştirilerin odağında olmuştur. Kurulun tamamen kalkmasını isteyenler olduğu gibi güçlendirilerek muhafazasını savunanlar da bulunmaktadır. Özellikle ABD`deki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, güvenlik kavramının kuşatıcı bir şekilde gelişmesi, bu tür kurumların muhafazası yönündeki eğilimleri de güçlendirmiştir. Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi bazı ülkelerin nispeten yeni sayılabilecek anayasalarında benzer işleve sahip kurumlar öngörülmektedir. Ancak bu anayasalar, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanuna bırakmaktadır. Bu kurulların oluşumunda ve işleyişinde sivil siyasî irade hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirleyicidir. En önemlisi, demokratik ülkelerde bu tür kurullar, siyasal sorumluluğa ve hesap verebilirlik özelliğine sahip hükümet ya da devlet başkanlarının başkanlığında toplanmaktadır.

Esasen bu durum normaldir, çünkü parlâmenter demokrasilerde millî güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkisi hükümetlere aittir. Nitekim ülkemizde de “millî güvenliğin sağlanmasından … Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bu nedenle, millî güvenlik konusunda hükümete istişarî nitelikte görüş sunan Millî Güvenlik Kurulunun başkanının Başbakan olması, parlâmenter rejimin esaslarına daha uygundur.

Diğer yandan, parlâmenter sistemin öngördüğü yetkilerin çok ötesinde yetkilere sahip kılınan Cumhurbaşkanının ülkenin en etkili anayasal kurumlarından birine de başkanlık ediyor olması, siyasal sistem içindeki ağırlığını iyice artırmaktaydı. Başbakanın Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık etmesi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasından sonra mantıksal bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ayrıca, Millî Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanan istişarî bir organ olarak yeniden düzenlenmesi, kuruluşundan beri bu kurulun demokratik meşruiyetine yönelik eleştirileri de bir ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Millî Güvenlik Kurulunda Jandarma Genel Komutanına yer verilmeyerek, bu konuda 1961 Anayasasına dönülmüştür. Bunun sebebi, Jandarma Genel Komutanlığının esasen kolluk hizmeti gören bir birim olması ve bu yönüyle İçişleri Bakanlığına bağlı olmasıdır. Hem Jandarma Genel Komutanının hem de Emniyet Genel Müdürünün amiri olan İçişleri Bakanının Kurulda bulunması yeterli görülmüştür.

Dördüncü fıkrada, Başbakanın başkanlığının doğal sonucu olarak, Kurul gündeminin Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakan tarafından belirleneceği belirtilmiştir.

İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı

Asker ve sivil üyelerden oluşan Millî Güvenlik Kurulu, ülkenin millî güvenlik ile ilgili meseleleri hakkında karar almaya yetkili kılınmış bir organdır. Kurulun, gerek Anayasa gerekse kuruluş kanununun gereği olarak düzenli aralıklarla toplanması, askerî makamlarla seçilmiş sivil yöneticiler arasında millî güvenlik meseleleri üzerinde görüş alış-verişine ve diyaloga olanak sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun anayasal bir organ olarak muhafazası gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası kamuoyunda temsilî demokrasinin esaslarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Böyle olmakla birlikte ülkenin içinde yer aldığı coğrafyanın güçlükleri bu tür bir kurulun muhafazasını gerektirmektedir. Bu yüzden, Kurulun anayasal bir organ olarak varlığını sürdürmesine ihtiyaç vardır. Kurulun yapısı ile temsilî demokrasinin gereklerini bağdaştırmak amacıyla 2001 yılında 1982 Anayasasının 118 inci maddesinde köklü sayılabilecek değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sayesinde Kurulun sivil üyelerine askerî üyeler karşısında çoğunluk sağlanmıştır. Bu, Kurul kararlarında sivil iradenin ağırlıklı olduğu sonucunu yaratmaktadır. Öte yandan, gene aynı değişikliklerle Kurul kararlarının istişarî niteliği şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmiştir. Bu nedenle, Kurulun yapısı ve kararlarının niteliğine ilişkin 2001 Anayasa değişiklikleriyle yetinilmesinde isabet vardır.

Üçüncü fıkra, 1961 Anayasasının aynı konudaki 111 inci maddesinin orijinal hükmünden mülhem olarak hazırlanmıştır. Bu fıkra Kurul kararlarının içeriği ile ilgili olarak esaslı bir değişiklik getirmemekte, sadece bu kararların içerik ve niteliğini daha yalın olarak tanımlamaktadır.

Üçüncü Alternatif:

Değişen şartlara göre Millî Güvenlik Kurulunun yapısında ve işleyişinde hızlı değişiklikler yapmak gerekebilmektedir. Nitekim Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Kurulun hem oluşumunda, hem de işleyişinde değişiklikler yapılması gerekmiştir. Bu esnekliği sağlamak amacıyla, Millî Güvenlik Kurulunun genel işlevi belirtilerek diğer hususlar kanuna bırakılmıştır. Nitekim, Bulgaristan, Romanya ve Polonya anayasaları da, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip, bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanun koyucuya bırakmışlardır.

Madde 92- 1982 Anayasasının 123 üncü maddesi aynen korunmuştur.

Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının bir gereği olarak, idarî teşkilâtlanmasının da idarenin bütünlüğü ilkesine göre kurulması gerektiği açıktır.

Buna karşılık, idarî teşkilâtlanmadaki bütünlüğün mutlaka her idarî görevin merkezden yerine getirileceği, diğer bir deyişle bütün devlet fonksiyonlarının merkeziyetçi bir yapı içinde icra edileceği düşünülmemelidir. Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerin nicelik ve nitelik itibariyle ciddî artışlar gösterdiği günümüz dünyasında, pek çok görevin merkezî idarenin dışındaki kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, belli bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini ülke çapında gerçekleştirecek özerk birimler ile belli bir yörenin ihtiyaçlarını doğrudan o yöredeki insanların katılımı ile karşılayacak idarî kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, merkezî idare ile onun dışındaki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını ve mahallî idareleri, kamu tüzel kişiliği ilkesine uygun olarak, yerinden yönetimi mümkün kılacak biçimde yapılandırmak gerekmektedir.

Bu yapılanmanın idarenin bütünlüğünü bozmaması için ve idarenin kanunla düzenleneceği hükmünün de bir uzantısı olarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmıştır.

Madde 93- İdarenin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, düzenleyici işlem yapma yetkisi, idareye ancak kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla verilebilmekte ve bu yetkinin yönetmelik çıkarma biçiminde, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili olarak kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.

Buna ek olarak, idarenin kanunîliğinin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin teyidi anlamında, önceden kanunla düzenlenmemiş konularda yönetmelik çıkarılamayacağı tasrih edilerek idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aslî bir yetki niteliğinde olmadığı açıkça vurgulanmaktadır.

Madde 94- Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan idarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı esası, 1961 Anayasasının 1971 değişikliklerinden önceki şekliyle açıkça vurgulanmaktadır. Buna uygun olarak, 1982 Anayasasının 125 inci maddesinde yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura kararlarının yargı denetimi dışında olduğu yönündeki hükümlere bu düzenlemede yer verilmemektedir.

Hukuka bağlı idarenin özel gereklerinden en önemlisi olan yargı denetimini düzenleyen bu ifadeden hemen sonra ise, çağdaş devlet düzenlerinde yaygın olarak yer alan idarî sözleşmelerin özel bir tipi olan kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde mahkeme yerine tahkime gidilebileceğine bir istisna olarak yer verilmek suretiyle, idareye bu istisna ile sınırlı olarak kamu hukuku kalıplarının dışına çıkarak daha serbest bir biçimde davranma imkânı getirilmek istenmiştir.

Üçüncü fıkra yargısal denetimde çok önemli bir ilkeyi düzenlemektedir. Yaşanan tecrübeler ülkemizde gerek idarî yargı gerekse anayasa yargısı alanlarında, yargı mercilerinin zaman zaman hukuka uygunluk denetimi yapmak yerine, yerindelik denetimine yöneldiklerini göstermektedir. Oysa bilindiği gibi, hukuk devleti, yasama ve yürütme organları ile idarî makamlar kadar yargının da hukukun sınırları içinde hareket etmekle yükümlü olduğu anlamına gelmektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olan yasama ve yürütme organlarıyla idarî makamların tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması, ancak bu denetimin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı kalması halinde mümkün olabilir. Bu nedenle, yargı organlarının yerindelik denetimine yönelmeleri de bir hukuk devleti ihlâlidir. Öte yandan, yerindelik denetimi, denetime tâbi olan işlemi yapmaya yetkili olan organ veya makamın takdir yetkisinin incelenmesi anlamına gelmektedir. Oysa yargı organları kendi yetki sahalarında bulunan işlemleri ancak bu işlemlerin üzerindeki hukuk normlarına uygunluk yönünden denetleyebilirler. Hukuka uygunluk denetiminin sınırları aşılarak yerindelik denetiminin yapılması, denetime tâbi işlemi yapmaya yetkili organ veya makamın takdirinin denetlenmesi, temsilî demokrasi anlayışı ile de çelişmektedir. Bütün bu sebeplerle, idarî yargı mercilerinin yapacağı denetimin “hukukîlik”le sınırlı olduğu, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça hükme bağlanmaktadır.

Dördüncü fıkrada, hukuk devleti ilkesinin gerçekten anlam kazanabilmesi için anlamlı bir müessese olan ve yargı kararının gecikmesi halinde ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemeyi amaçlayan “yürütmeyi durdurma kararı”nın şartları ve sınırları düzenlenmektedir.

Beşinci fıkrada ise, idarenin sorumluluğunun anayasal esasları belirlenmekte ve kişisel kusuru ile idarenin sorumluluğuna yol açan kamu görevlisine karşı idarenin rücu edebileceği hususuna yer verilmektedir.

Madde 95- 1982 Anayasasının 126 ncı maddesindeki düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Kaynağı çok eskiye uzanan ve Türkiye`nin tarihî birikiminde önemli bir yeri bulunan kamu idaresinde merkeziyet ilkesi, en önemli yönüyle, merkezî idarenin Başkent ve taşra teşkilâtı arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişkinin en önemli dezavantajlarından biri, tüm yetkilerin Başkentte toplanmasından kaynaklanan ve idarenin işleyişini güçleştiren ve ağırlaştıran usullerin varlığıdır. Bunu aşabilmek için il idaresinde yetki genişliği ilkesi, eski Anayasalarımızda olduğu gibi korunmuş ve ayrıca merkezî idarenin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, verimlilik ve uyumu hedefleyerek yeni yönetim birimleri oluşturmasına anayasal dayanak sağlanmış olmaktadır.

Madde 96- 1876 Kanunu Esasîsinden beri yerleşmiş olan ve sosyolojik bir varlık kazanmış bulunan mahallî idarelerin, aynı zamanda çağdaş kamu idaresinde demokratik geleneğin temellerini de oluşturduğu bilinmektedir. Madde, bu tarihî ve sosyolojik gerçekliği yeniden düzenlerken eski anayasalarımızdaki esasları, bazı ifade zayıflıklarını gidermiş olmakla beraber korumuştur.

Ayrıca, yeni düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl yerine dört yılda bir yapılması hükmüne paralel olarak, mahalli idareler seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi öngörülmektedir.

Son fıkrada mahallî idarelere kendi gelir kaynaklarını oluşturma imkânı vermeye açık ve dolayısıyla daha geniş bir ademi merkeziyet alanı sağlamak amaçlanmıştır.

Madde 97- Türkiye`nin kamu idaresinde öteden beri süregelen memur, işçi ve sözleşmeli personel gibi kamu görevlileri arasındaki statü farklılıklarını adlandırma ve düzenleme ile ilgili sorunlar, yeni mevzuat hükümlerinde kamu hizmeti görevlileri kavramıyla karşılanmaktadır. Madde, 1982 Anayasası ile benimsenmiş olan bu terimi ve hukukî düzenlenişini korumakla birlikte, sözleşmeli personeli ve işçileri de memurlar ve diğer kamu görevlileri ile birlikte ayrıca ve açıkça zikretmiştir.

1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde, dolaylı biçimde de olsa memur tanımı yapılmasından kaçınıldığı; böyle bir tanımın unsurlarının açık ve kesin bir şekilde Anayasada verilmesi mümkün görülmediğinden, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma biçimlerine göre kendi içinde ayrılmasının kanun koyucuya bırakıldığı belirtilmekle birlikte, bu alanda yapılan pek çok kanunî düzenleme, anılan maddede yer verilen “genel idare esaslarına göre” ve “aslî ve sürekli” ibareleri sebebi ile iptallerle karşılaşmış ve uygulanamamıştır. Bu sebeple, mezkûr ifadelere maddede yer verilmemesi sağlıklı bir kanunî düzenleme için zorunludur.

Bu düzenlemede zaten kamu tüzelkişilikleri olduğu için 1961 Anayasasında maddede sayılmayan, 1982 Anayasasına da, Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmadığı halde Millî Güvenlik Konseyince eklenen, kamu iktisadî teşebbüslerine yer verilmemiştir.

Ayrıca, yukarıda sözü edilen sorunların aşılması için, 1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde belirtilen sebeplerle, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma şekillerine göre kendi içinde ayrılması tamamen kanun koyucuya bırakılmıştır.

Madde 98- 1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlileri için öngörülen Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü, sözleşmeli personeli ve işçileri de kapsayacak şekilde, bütün kamu hizmeti görevlileri için hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki ilkeler de sözleşmeli personeli kapsayacak şekilde genişletilerek hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.

1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde yer alan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükme, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığından yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

1982 Anayasasında memurlar ile diğer kamu görevlileri hakkında ceza kovuşturmasının açılması kural olarak izne bağlanmakta iken, yeni düzenlemede izin şartı sadece kanunla belirlenecek istisnalar için geçerli hale getirilmiştir. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görevleri ile ilgili olarak işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturmasına başlanması için kural olarak herhangi bir idarî merciin izni aranmayacaktır.

Madde 99- 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenleme esas olarak muhafaza edilmiştir.

Yapılan düzenleme kanunîlik ilkesi ile idarî hiyerarşi ve disiplin zorunluluklarını bağdaştırmaktadır.

1961 ve 1982 Anayasalarında “yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa” hükümlerine aykırılıktan söz edilmesine karşılık, burada madde başlığına da uygun olarak “kanuna” aykırı emirlerin yerine getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Çünkü madde başlığından da anlaşılacağı üzere, burada maddî anlamda kanun sözkonusudur. Aksinin kabulü ise “Kanunsuz emir” şeklindeki madde başlığının yetersizliği anlamına gelir ki bu doğru değildir.

Madde 100- Getirilen düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinin yasakçı ve sınırlayıcı yaklaşımı yerine, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliğini öne çıkaran ve bu amaçla teminatlar öngören bir düzenleme yapılmaktadır.

İkinci fıkrada, yükseköğretim kurumları ile buralarda görev yapan akademisyenlerin, serbestçe bilimsel araştırma, öğretim, yayın ve açıklama yapabilecekleri belirtilmek suretiyle, akademik hürriyet hem kurumsal hem de bireysel boyutuyla güvenceye alınmıştır.

Üçüncü fıkrada, üniversitelerde daha demokratik bir ortam oluşturmak amacıyla, rektörlerin doğrudan öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenerek Yükseköğretim Kurulu ve Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisi sona erdirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinde Yükseköğretim Kurulunca seçilmesi öngörülen dekanlara ilişkin olarak bir hüküm getirilmemekte; yükseköğretim kurumlarının diğer organları gibi dekanların seçilip atanmalarına ilişkin esaslar da kanuna bırakılmaktadır.

Bu düzenlemelerle yükseköğretim kurumlarımızın çağdaş bir yapıya ve işleyişe kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Madde 101- Yapılan düzenlemeyle, üniversite özerkliği ilkesi çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun işlevi koordinasyon ve planlama ile sınırlandırılmaktadır. Yükseköğretim Kurulunun uygulamada etkin bir şekilde çalışabilmesine imkân sağlamak amacıyla, üye sayısı onbir olarak belirlenmektedir. Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin çoğunluğunun da öğretim üyesi olması öngörülmektedir. Beş üyenin ise farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarından olmak üzere 1982 Anayasasında olduğu gibi, kanunla belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması kapsamında sona erdirilmekte ve ayrıca 1982 Anayasasında doğrudan Cumhurbaşkanına ait olan Kurul Başkanını seçme yetkisi Kurulun kendisine verilmektedir.

Madde 102- Bu madde, çeşitli meslekî faaliyetlerin kamu hizmeti niteliği taşıdığı düşüncesinden hareketle ve kanunla birer kamu tüzel kişisi olarak teşkilâtlanmasını sağlamak ve böylece bu tip meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliğini kazanarak yerinden yönetim ilkesine göre çalışabilmelerine, bu çerçevede de seçimle işbaşına gelen organlarının güvenceye kavuşturulmaları bakımından yerinden yönetimdekine benzer biçimde düzenlenmelerine imkân vermektedir.

1982 Anayasasının 135 inci maddesinden farklı olarak, bu maddede meslek kuruluşlarının kuruluş amaçlarına yer verilmemiş ve bunların düzenlenmesi kanuna bırakılmış; ayrıca sorumlu organların görevlerine mahkeme kararıyla son verilmesini gerektiren sebeplerin meslek kuruluşunun amaçları dışında faaliyet göstermeyle sınırlı tutulması yerine kanunlara aykırı faaliyette bulunma şeklinde belirlenmesi öngörülmüştür.

Madde 103- 1961 ve 1982 Anayasalarının yer verdiği Diyanet İşleri Başkanlığı muhafaza edilmiştir. Bu kurumun lâiklik ve siyasî tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hizmet görmesi öngörülmektedir. Bu ilkelere dayanan bir düzende, devlet tüm hizmetlerini din, inanç ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesi çerçevesinde yerine getirmelidir. Bu anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece ülkede çoğunluk dinine ya da bu dinin belli bir mezhebine mensup olanlara değil, tüm inanç gruplarına hizmet sunan bir anayasal kurum olarak faaliyette bulunmak durumundadır.

Madde 104- Olağanüstü hallerin her iki türü ile sıkıyönetimin ilânına yol açan sebepler tek madde halinde düzenlenmektedir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarda sıralanan sebepler millî güvenlikle ilgili olduklarından, bu sebeplerin ortaya çıkması halinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararının, istişarî bir organ olan Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra verilebileceği kabul edilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün, bu Kurulun diğer kararlarında olduğu gibi, bağlayıcı olmadığı ve sadece istişarî nitelikte olduğu açıktır. Her iki yönetim biçiminin de geçici bir tedbir olma özelliği dikkate alınarak, olağanüstü haller için iki aylık, sıkıyönetim için ise dört aylık bir süre öngörülmektedir.

Madde 105- Maddenin birinci fıkrasında, olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin usulî düzenlemelere yer verilmektedir.

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim, bir hukuk rejimidir. Bu anlayışa uygun olarak, Bakanlar Kuruluna olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince yetki kanununa ihtiyaç duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren ve bu kararnameleri yargı denetimi dışında tutan 1982 Anayasasının sistemi terk edilmiştir. Bu maddeyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerektirdiği düzenlemeler kanuna bırakılmaktadır. Ancak, bu amaçla çıkarılacak kanunda, olağanüstü haller ile sıkıyönetimin ilânını gerektiren sebeplerin ağırlığı ve derecesi dikkate alınarak, her biri için ayrı yükümlülükler ve düzenlemeler öngörülecektir.

Madde 106- Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin temel amacı, mahkemelerin tarafsızlığını sağlamaktır. Dolayısıyla, asıl amaç tarafsızlıktır. Asıl amaç olan tarafsızlığa Anayasada yer vermek, onun önem ve ağırlığına vurgu yapmak, araç olan bağımsızlığı da güçlendirecektir. Bu sebeple, gerek bu maddenin başlığında ve normatif kısmında, gerekse yargı bölümündeki diğer maddelerde, tarafsızlık ilkesi, bağımsızlık ilkesiyle birlikte anılmıştır.

1982 Anayasasının paralel hükmünde yer alan “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” ibaresi, “hukuka uygun olarak” biçiminde kısaltılmıştır. Bununla, “hukuk” kavramının kapsayıcılığının vurgulanması ve mevcut hükümdeki sıralamanın normlar hiyerarşisi bakımından uygun olmayan ifadesine son verilmesi amaçlanmıştır.

Yargının, yasama organı karşısında bağımsızlığını teminat altına alma amacını taşıyan üçüncü fıkradaki yasaklayıcı düzenleme, yasama organında oluşturulan araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerini kapsamamasına karşın, aksi yönde anlaşılmalara ve tartışmalara mahal vermemek amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerinin bu hükmün dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

Maddede yapılan son bir yenilikle, 1982 Anayasasının 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “yasama ve yürütme organları ile idare” ibaresi çıkarılmış; bunun yerine, “bütün devlet organları” ibaresi eklenmiştir. Böylece, yasama ve yürütme organları ile idare dışında kalan devlet organları da bu direktif mahiyetindeki hükmün kapsamına dahil edilmiştir.

Ayrıca, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûllerinin kanunla düzenlenmesinin öngören 1982 Anayasasının 142 nci maddesi aynen korunmuştur.

Madde 107- 1982 Anayasasının 139 uncu maddesi, küçük bir değişiklik dışında, aynen korunmuştur. İlgili maddenin birinci fıkrasında geçen “emekliye ayrılamaz” ibaresi, hâkimler ve savcılar bakımından bir teminat oluşturmaktan uzak olduğundan, bunun yerine “emekli edilemez” ibaresi tercih edilmiştir.

Madde 108- Madde, iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 140 ıncı maddesi aynen benimsenmiştir. Değişikliklerden ilki, maddenin birinci fıkrasındaki “bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür” hükmünün çıkarılmasıdır. İkincisi ise, hâkim ve savcılardan idarî görevde çalışanlarla ilgili olan düzenlemenin maddeden çıkarılmasıdır. Anayasada yer alması gereksiz olan bu düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.

Madde 109- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, hukukun üstünlüğü ve demokratik yönetim ilkeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son verilmiştir. Ancak, gerek Kurulda oluşabilecek korporatist eğilimleri önlemek ve gerekse Adalet Bakanlığı ile Kurul arasındaki karşılıklı ilişkilerin sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesini sağlamak amacıyla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kurulun tabiî üyesi olarak kabul edilmiştir. Kurul başkan ve başkanvekilinin seçimle belirleneceği esası getirilmiştir.

Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun muadili olan kurullar, yüksek mahkemelerin veya hâkimlerin kendi aralarından seçtikleri üyelerle devlet başkanı veya parlâmentoların seçtikleri üyelerden oluşan karma kurullardır. Bununla sözkonusu kurullasrın demokratik meşruluklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

Onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşması öngörülen Kurulun seçimle gelen onaltı asıl ve dört yedek üyesinin belirlenmesinde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde öngörülen karma bir sistem benimsenmiş; kurumlar arasında ve yargı mercilerinin kendi içinde dengeli bir dağılım gözetilmiştir. Üyelerden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi kabul edilmiştir. Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk aranmıştır. Kabul edilen bu karma sistemle, hâkim ve savcıların daha demokratik bir şekilde temsilini sağlamak ve Kurulun demokratik meşruluğunu güçlendirmek amaçlanmıştır.

Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmıştır. Görev süresi dolanların yeniden seçilmeleri esası kabul edilmemiştir. Bu amaçla, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları şartı aranmıştır.

Kurulun toplantı ve karar yeter sayısının düzenlendiği ikinci fıkrada, hâkim ve savcılar hakkında verilecek meslekten ihraç kararlarının, toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyu ile alınabileceği kabul edilmek suretiyle, hâkim ve savcıların teminatı güçlendirilmiştir.

1982 Anayasasının paralel düzenlemesinde yer alan ve Kurul kararlarını yargı denetimi dışında tutan yasaklayıcı hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı için kaldırılmıştır. Kurul kararları idarî işlem niteliğinde olduğundan, bu kararlara karşı idarî yargı yolu açık tutulmuştur.

Madde 110- 1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.

Madde 111- Askerî yargının görev alanı, sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmalarını önleyecek şekilde daraltılarak yeniden düzenlenmektedir. Yeni düzenlemeyle, askerî yargının görev alanı, asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlarla sınırlandırılmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, askerî hâkim ve savcıların özlük işleri ile görevli bulundukları komutanlıkla olan ilişkilerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilerek, askerî hâkim ve savcılar anayasal teminata kavuşturulmaktadır.

Madde 112- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki kurumsal ve toplumsal beklentiler dikkate alınmak suretiyle özellikle üye oluşumu ve görevleri bakımından yeniden yapılandırılmıştır. Bu yapılırken, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında kamuoyuna açıkladığı anayasa değişikliği önerisinden, farklı kurumların zaman zaman bu yönde hazırladıkları anayasa tekliflerinden ve karşılaştırmalı anayasa yargısının sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.

Yapılan düzenleme ile Mahkemenin üye sayısı artırılarak asıl üye yedek üye ayrımına son verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin önerisi de dikkate alınmak suretiyle üye sayısı onyedi olarak belirlenmiştir. Bu sayı Avrupa ülkelerindeki ortalamaya yakındır. Anayasa mahkemelerinin üye sayısı, Almanya`da 16, Avusturya`da 14 (+ 6 yedek), Belçika`da 12, İspanya`da 12, İtalya`da 15, Polonya`da 15 ve Rusya`da 19`dur.

Kelsen`in ifadesiyle, bir anlamda “negatif yasa koyucu” olarak işlev gören anayasa mahkemelerine yasama organlarının üye seçmesi bu kurumun demokratik meşruiyetini sağlamak bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Nitekim, anayasa yargısına yer veren demokratik ülkelerin neredeyse tamamında parlâmentolar anayasa mahkemelerine önemli ölçüde üye seçmektedir. Bu ülkelerde üyelerin seçimi konusunda iki temel yöntem vardır. Birincisi, üyelerin tamamının yasama organı tarafından seçilmesidir. Örneğin Almanya, Macaristan ve Polonya`da anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını parlâmento seçmektedir. Üye oluşumundaki ikinci yöntem ise, üyelerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesidir. Örneğin Avusturya, Portekiz, İspanya ve İtalya anayasa mahkemelerinin üyeleri karma yöntemle belirlenmektedir. 1961 Anayasası da özellikle, İtalya modelinden esinlenerek, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesini benimsemişti.

Bu madde de 1961 Anayasasında olduğu gibi, karma yöntemi benimsemiştir. Ancak, 1961 Anayasasından farklı olarak, yürütme organının sorumsuz kanadı olan Cumhurbaşkanına tanınan iki üyenin seçimi yetkisi yasama organına bırakılmıştır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzu yargı organları tarafından kendi üyeleri arasından, sekizi de yasama organı tarafından belli nitelikleri sahip kişiler arasından doğrudan seçilmektedir.

Diğer yandan, Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa`daki diğer anayasa mahkemeleriyle karşılaştırıldığında ciddî bir akademisyen üye açığı yaşadığı söylenebilir. Bu açığı belli ölçüde kapatmak amacıyla, yasama organının seçeceği üyelerden en az üçünün anayasa hukuku, kamu hukuku veya siyaset bilimi alanlarında çalışan profesör olması zorunluluğu getirilmiştir.

Mahkeme Başkanı ve Başkanvekilinin görev süreleri de en fazla iki dönemle sınırlandırılmıştır.

Madde 113-Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalması, mahkemenin yenilenememesi ve gelişmelere ayak uyduramaması gibi birtakım sakıncalara yol açabilmektedir. Nitekim Avrupa`da anayasa yargısına yer veren ülkelerin neredeyse tamamında anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri sınırlıdır. Bu süre, Almanya ve Rusya`da 12 yıl, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovenya`da ise 9 yıldır. Bu ülkelerin Macaristan hariç tamamında üyeler, bir defaya mahsus seçilebilmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 14 üncü Protokolün 2 nci maddesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının 9 yıllığına ve bir defaya mahsus seçilmesini öngörmektedir. Bu sebeplerle, ülkemizde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıllığına seçileceği hükmü getirilmektedir.

Madde 114

Birinci fıkrada yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimin Anayasanın 68 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki hususlara uygunlukla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Bununla, Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nden uzaklaşarak “yerindelik denetimi” yapmasının önlenmesi amaçlanmıştır.

Yeni düzenleleme ile getirilen en önemli yeniliklerden biri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece “öndenetim” (a priori) yoluyla denetlenebileceğine dair hükümdür. İhdas edildiği andan itibaren “bastırıcı” (a posteriori) denetim yöntemi benimsenen anayasa yargımızda, İçtüzüğün öndenetimi istisnaî bir düzenleme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeye gidilmesinin sebeplerinden biri, kanunlardan farklı olarak Meclis İçtüzüğünün sadece parlâmento çalışmalarını düzenleyen kurallar içermesidir. Nitekim, Avrupa`da Romanya ve Macaristan gibi birkaç ülke hariç, parlâmento içtüzüklerinin anayasallık denetimi yapılmamaktadır. Bu sebeple, Meclis İçtüzüğü gibi son derece teknik ve özel bir usulî metnin “eylemli ihdas” ya da “eylemli değişiklik” gibi adlandırmalar altında sürekli denetlenebilir hale getirilmesi demokratik esaslarla bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte, İçtüzük değişikliği yapıldıktan sonra öndenetim yoluyla Anayasaya aykırılığın ileri sürülebilmesi yasama organına muhtemel eksiklikleri giderme fırsatı verecektir. Bu denetimden sonra, artık herhangi bir gerekçeyle ya da isimle İçtüzüğün Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecektir.

Madde 115

Anayasa Mahkemesinin her zaman üye tamsayısı ile toplanamaması ihtimali karşısında, toplantı yeter sayısı onüç olarak belirlenmiştir. Mahkeme, anayasa değişikliklerinde iptal ve siyasî parti davalarında kapatma kararlarını, bu kararların önemine ve doğuracağı sonuçların ağırlığına binaen, ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla verebilir. Nitekim, maddenin 2001 öncesi halinde de anayasa değişikliklerine ilişkin iptal kararlarının Mahkemenin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile alınabileceği belirtilmekteydi. Bunun bir sebebi de, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların halkoylamasına sunulmadan kabul edilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gerektiğine dair anayasal hükümdür.

1982 Anayasasının 149 uncu maddesinin son fıkrasındaki yargılama usulüne ilişkin hükümlere kanunla düzenlenebilecek nitelikte olduğu için yeni düzenlemede yer verilmemiştir. Ancak, siyasî parti davalarında parti genel başkanının veya temsilcisinin dinlenmesi savunma hakkının bir gereği olduğu için muhafaza edilmiştir.

Madde 116

Bu madde, Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekilleri olarak belirlemiştir. 1982 Anayasasının 150 nci maddesindeki iktidar partisi veya koalisyon halinde en fazla üyeye sahip iktidar partisinin iptal davası açabileceğine dair hükümlere, parlâmenter sistemin mantığına aykırı olduğu için yer verilmemiştir. İktidar partisi, zaten iptal davasına konu kuralların çıkarılmasında doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyici olmaktadır. Kendi çıkardığı kuralların Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açabileceği düşüncesi de mantıksızdır. Diğer yandan, anamuhalefet partisinin elinden iptal davası açma yetkisi de alınmış değildir. Mecliste üye tamsayısının en az onda biri oranında milletvekiline sahip her siyasî parti, milletvekilleri eliyle bu yetkiyi kullanabilecektir. Ayrıca, farklı siyasî partilere mensup milletvekillerinin de bir araya gelerek iptal davası açabilmesi mümkündür. 1982 Anayasasının 150 inci maddesinde Meclis üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki milletvekillerine tanınan iptal davası açma yetkisi, bu düzenlemeyle üye tamsayısının onda birine düşürülerek kolaylaştırılmıştır. Böylece en az yüzon milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilirken, yeni düzenlemeye göre ellibeş milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilecektir. Siyasî parti grupları yerine belli sayıdaki milletvekillerine dava açma yetkisinin verilmesi, Anayasa Mahkemesini vereceği kararlarda bir partinin lehine ya da aleyhine davrandığı gibi yersiz ithamlardan da kurtaracaktır. Bunun en azından psikolojik bir boyutu olduğu söylenebilir.

Meclis İçtüzüğünün ön denetim yoluyla incelenmesini isteme yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının onda biri oranındaki milletvekillerinin yanısıra Meclis Başkanına da tanınmıştır.

İkinci fıkrada, dava açma süreleri esas bakımından Anayasaya aykırılık davalarında altmış gün, şekil sakatlığı ve İçtüzük öndenetiminde ise on gün olarak belirlenmiştir. İçtüzükle ilgili süre, öndenetime konu hükmün Meclis Genel Kurulunda kabul edildiği günden itibaren başlamaktadır.

Madde 117

1982 Anayasasının 152 nci maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” şeklindeki uzun başlığı terk edilerek, uygulamada daha çok kullanılan bir kavram olan “itiraz yolu” benimsenmiştir.

Şekil sakatlığı nedeniyle itiraz yoluna başvurulamayacağına dair hüküm, itiraz yoluyla ilgili tüm hususları aynı maddede toplamak amacıyla, bu maddeye taşınmıştır.

Madde 118

Anayasa Mahkemesinin uygulamada iptal kararlarını gerekçesi yazılmadan açıkladığı sıkça görülmektedir. 1982 Anayasasının 153 üncü maddesindeki “iptal kararları” ibaresinden “iptal” kelimesi çıkarılarak, tüm kararlar için açıklanmadan önce gerekçe yazılması zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, gerekçesiz kararların “hiçbir surette” açıklanamayacağının belirtilmesiyle, bu konudaki hassasiyet daha da vurgulanmıştır. Kararların, bu hükme rağmen, gerekçesi yazılmadan açıklanması durumunda hüküm ifade etmeyeceği ve uygulama değeri taşıyamayacağı açıktır.

İkinci fıkra hükmü, idarî yargıda olduğu gibi anayasa yargısında da mahkemenin kendisini “hukukîlik denetimi” ile sınırlayıp, yasama organının takdir alanına müdahale anlamına gelen “yerindelik denetimi” yapmaması gerektiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu bir hükmü denetlerken bu hükmün Anayayasa uygunluğunu inceler ve sonuçta kuralın iptaline ya da iptal isteminin reddine karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin bunun ötesinde yorum yoluyla yeni bir uygulamaya yol açacak bir hüküm tesis etmesi zaten söz konusu olamaz. Bu anlamda Mahkemenin yorumlarından ve gerekçelerinden iptale dair hükmün dışında bağlayıcı hükümler çıkarmanın hiçbir geçerliliği yoktur.

Üçüncü fıkra, yürürlüğün durdurulması kararının şartlarını düzenlemektedir. 1982 Anayasasında belirtilmediği halde, uygulamada Anayasa Mahkemesinin 1993 yılından itibaren “içtihadî yetki” ile yürürlüğü durdurma kararları verdiği bilinmektedir. Sonradan telafisi imkânsız bazı durumlarda bu tür kararların verilmesi kişilerin mağduriyetini önlemek bakımından gerekebilir. Nitekim, Almanya ve Belçika başta olmak üzere bir çok ülkenin anayasa mahkemeleri belli şartlar altında yürürlüğü durdurma kararı verebilmektedir. Ancak, bu yetkinin yasama iradesini tamamen devre dışı bırakacak şekilde cömertçe kullanılmaması gerekir. Bu amaçla, yürürlüğü durdurma kararının (a) telafisi imkânsız bir zararın doğması ve (b) açıkça Anayasaya aykırılık şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda verilebilecek istisnaî nitelikte bir karar olduğu belirtilmiştir. Yürürlüğün durdurulması kararının ancak katılanların üçte ikisinin kabulüyle alınabileceğinin belirtilmesi de aynı amaca yöneliktir. Ayrıca, yürürlüğü durdurma kararından sonra nihaî kararın gecikmesini önleme amacıyla da altmış günlük bir süre sınırı getirilmiştir. Bu da, yürürlüğü durdurulan kuralın iptal edilmemesi durumunda bu kuralın ugulanmamasından doğabilecek telafisi imkânsız zararları engellemeye veya en azından asgarîye indirmeye yönelik bir düzenlemedir.

Maddenin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılındaki önerisi dikkate alınarak, Mahkemenin esasa girerek verdiği red kararlarından sonra on yıl geçmedikçe aynı konuda tekrar başvuru yapılamayacağına dair hüküm değiştirilerek, süre beş yıla indirilmiştir. Ayrıca, bu süre Mahkemenin hem iptal davası, hem de itiraz yoluyla yapılan başvurularda verdiği esasa ilişkin red kararlarını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu değişikliğin sebebi, on yıllık sürenin, toplumsal, siyasal ve hukuksal gelişmelerin başdöndürücü bir hızla ilerlediği düşünüldüğünde çok uzun olmasıdır.

Madde 119

Yüce Divan görevi, 1961 Anayasasıyla birlikte Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu tarihten itibaren de bu durum sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaya sadece akademisyenler değil, aynı zamanda yüksek yargı organlarının başkanları da taraf olmuşlardır. Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesine verilmesine yönelik en önemli eleştiri, bu mahkemenin ceza yargılaması yapma ehliyetine sahip bir üye kompozisyonuna sahip olmadığı yönündedir. Buna göre, Yüce Divan yargılaması bir ceza yargılaması olduğu halde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı hukukçu değildir, hukukçu olanların da çok azı ceza dairelerinden gelmektedir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin ülkenin en yüksek mahkemesi olduğu, dolayısıyla Yüce Divan görevinin bu organa verilmesi gerektiği yönünde de görüşler vardır. Bu tartışmalara son vermek amacıyla karma bir sistem benimsenerek, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinden oluşan bir mahkeme olarak Yüce Divan yeniden düzenlenmiştir.

İkinci fıkrada, Yüce Divanın görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılayabileceği kişiler arasına Meclis Başkanı ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları da ilâve edilmiştir.

Dördüncü fıkrada, Yüce Divan kararlarına karşı temyiz yolu açılmıştır. Yüce Divandaki yargılamanın temyizinin olmaması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır. İnsan hakları sözleşmelerinde ceza yargılamasının iki kademeli olması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinin “adil yargılanma” başlıklı 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince “Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.” Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 Nolu Protokolün 2 nci maddesine göre “Bir mahkeme tarafından cezaî bir suçtan mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır.” Kısacası, adil yargılanma ilkesine uygunluğu sağlamak amacıyla Yüce Divan önündeki yargılama iki kademeli hâle getirilmiştir.

Madde 120

Yargıtay üyeliğine seçimin düzenlendiği ikinci fıkra hükmü, bir yenilik getirmektedir. Üye seçiminin objektif kriterlere bağlı olarak yapılmasını sağlamak amacıyla “özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak” ibaresine yer verilmektedir.

Maddede gerçekleştirilen bir başka yenilik, Yargıtay üyeliğinin süreyle sınırlandırılmasıdır. Yargıtay üyelerinin yenilenmesine imkân tanınması için, üyelik, birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi süreye bağlanmakta ve bu süre dokuz yılla sınırlandırılmaktadır. Görevlerinde başarılı olanların yeniden seçilmelerine imkân tanımak amacıyla, görev süresi dolanların yeniden seçilebilecekleri esası kabul edilmektedir.

1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilini seçme yetkisi, bir yandan parlâmenter rejim kurallarının, diğer yandan da mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak kaldırılmaktadır. Bu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin de Yargıtay üyelerince seçilmesi esası benimsenmektedir.

Madde 121

1982 Anayasasının 115 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan tüzük çıkarma yetkisine yeni Anayasa ile son verilmesine paralel olarak, Danıştayın görevlerinin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında, tüzük tasarılarını inceleme görevine yer verilmemiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, Danıştay üyelerinin seçimini objektif kriterlere bağlama ve görev süresini sınırlandırma hususlarında, 121 inci maddedeki değişikliklere paralel bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, Danıştayın yapısı ve görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Cumhurbaşkanı yerine Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi esası kabul edilmektedir.

Madde 122

Askerî Yargıtayı mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları açısından güçlendirme amacını taşıyan iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının paralel hükmü olan 156 ncı madde aynen korunmuştur. Gerçekleştirilen birinci değişiklikle, Askerî Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi usulüne son verilmiş; üyelerin, Askerî Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilmesi benimsenmiştir. İkinci olarak, 1982 Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrasında yer alan ve kanun koyucunun, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatına aykırı bir düzenleme yapabilmesine açık kapı bırakan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresine bu düzenlemede yer verilmemiştir.

Madde 123

Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumunu sağlamak üzere sürdürülen çalışmaların önemli bir boyutunu da, kamu kaynaklarının kullanılmasının gerekli şekilde denetlenmesi oluşturmaktadır.

Bu çerçevede Sayıştayın denetim kapsamının genişletilmesi, başka bir ifadeyle kamu kaynaklarını kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun bu denetimin dışında bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, yapılan düzenleme ile Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı genişletilmektedir.

1982 Anayasasında Anayasa Mahkemesine verilen siyasî partilerin malî denetimi yetkisi, bu düzenlemeyle Sayıştaya bırakılmıştır. Sayıştayın malî denetimde uzman bir kurum olması ve yasama organı adına denetim görevi yapıyor olması, siyasî partilerin malî denetiminin bu kurum tarafından yapılmasını hem profesyonellik hem de demokratik meşruiyet açısından haklılaştırmaktadır.

Ayrıca, Sayıştayın, bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisinin bulunduğu da dikkate alınarak, yüksek mahkemeler arasına alınması uygun görülmüştür.

Madde 124

1982 Anayasasının 158 inci maddesi hükmü aynen korunmuştur.

Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme tekniği açısından yapılan değişiklik dışında bir değişiklik yapılmamış ve Uyuşmazlık Mahkemesi yüksek mahkemeler arasında sayılarak Mahkemenin adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi muhafaza edilmiştir.

Madde 125

1982 Anayasasında birkaç maddede düzenlenen bütçe ve kesin hesap konuları, Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara kavuşması amacıyla yapılan düzenlemeler çerçevesinde, görüşme usulüne ilişkin ayrıntılar İçtüzüğe bırakılarak ve tek madde halinde sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

Madde 126

1982 Anayasasının 167 nci maddesinde piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenleme, ayrı bir maddede düzenlenen tüketicilerin korunmasına ilişkin hüküm de eklenerek, daha kapsayıcı bir başlık altında muhafaza edilmiştir.

Madde ile, rekabetin ve tüketicilerin korunması, piyasaların sağlıklı ve düzenli bir şekilde işlemesi ve gelişmesi amaçlanmaktadır.

Madde 127

Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde malikin rızasını aramadan özel mülkiyete son verebilmesi anlamına gelen kamulaştırma, istisnaî olarak başvurulması gereken bir müessese olarak anayasalarımızda yer almıştır.

1982 Anayasasının kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar da dikkate alınmak suretiyle 2001 yılında değiştirilmiştir. 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde 46 ncı maddede düzenlenen kamulaştırma müessesesi, 2001 yılında yapılan değişiklikler de korunarak, sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle bu defa Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

Kamulaştırma bedellerinin taksitle ödenebileceği durumlar arasında sayılan “turizm”e, bu sektörün doğrudan devletin üstlenmesi gereken bir alan olmaması nedeniyle, yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Ayrıca, kanunla düzenlenebilecek ayrıntılara yer verilmemiş ve 1982 Anayasasında Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılan değişiklikler de korunarak madde yeniden düzenlenmiştir.

Madde 128

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 47 nci maddede aynı başlıkla yer alan düzenleme, sadeleştirilmek suretiyle ve sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde yeniden düzenlenmiştir.

Özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin ancak kamu hizmeti niteliği taşıyanlar için ve kamu yararının zorunlu kıldığı haller ile sınırlı olması yönündeki ilke korunmuştur. Devletleştirmenin de çok istisnaî olarak başvurulabilecek bir müessese olduğu açıktır.

Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları 1982 Anayasasının 47 nci maddesine 1999 yılında yapılan değişikliklerle eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralarla aynıdır.

Madde 129

Önceki anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin, tabiî servetler ve kaynakların, kıyıların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı altında özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif niteliğinde bir hüküm konulmaktadır.

Bu maddeyle, çevre sorunlarıyla ilgili olarak bir yandan devletin daha duyarlı olması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi, diğer yandan da vatandaşların bu konuda devlete yönelik taleplerinin hukukî zeminin pekiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 130

1982 Anayasasının 168 inci maddesinde yer alan hüküm sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

Böylece, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde özel teşebbüsün imkânlarından da yararlanılması suretiyle Devletin imkânlarıyla çok daha uzun zaman alacak millî servetin işletilmesinin ve millî gelirin artırılmasının bir an önce sağlanması amaçlanmaktadır.

Madde 131

1982 Anayasasının 169 ve 170 inci maddelerinde yer alan hükümler sadeleştirilerek ve ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

Tabiî kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olduğu için ormanlar ayrı bir maddede düzenlenmektedir.

Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlet tarafından tedbirler alınması zorunludur. Bu çerçevede yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilmesi gerektiği, bu yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacağı gibi bu yerlerin imara da açılamayacağı yönündeki ilkeler de korunmaktadır.

Ancak, 1982 Anayasasında da öngörüldüğü halde, uygulamada çözümlenemeyen orman vasfını tam olarak kaybetmiş ve orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerle ilgili meselenin de çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple yapılan yeni düzenleme ile, bu yerlerin değerlendirilmesi ve satılması konusunda kanun koyucu yetkili kılınarak, hem millî servetin değerlendirilmesi, hem de milletimizin bu meseleden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 132

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 43 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin anılan bölümdeki görevlerini, öncelikleri gözeterek ve malî imkânlarıyla sınırlı olarak yerine getirebileceği dikkate alınarak, kıyı ve sahillerimizin etkili bir şekilde korunması ve buralardan azamî faydanın sağlanması amacıyla Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.

1982 Anayasasının 43 üncü maddesi aynen korunmuş; böylece kıyılar ve sahil şeritlerinin korunması ile buralardan kamunun yararlanması ve buralarda doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi amaçlanmıştır.

Madde 133

1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 63 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin sözü edilen bölümdeki görevlerini malî imkânlarıyla sınırlı olarak yapabileceği dikkate alınarak tarih, kültür ve tabiat varlıklarımızın etkili bir şekilde korunması amacıyla direktif bir hüküm olarak Malî ve Ekonomik Hükümler Bölümünde düzenlenmiştir. Devlet bu varlıkların korunmasını sağlamalı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, 1982 Anayasasının 63 üncü maddesinde yapılan düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.

Madde 134

1982 Anayasasında 4 üncü madde olarak düzenlenen “değiştirilemeyecek hükümler”, sistematik açıdan daha uygun olacağı düşüncesiyle bu maddeye taşınmıştır.

1982 Anayasasının özellikle 1987 değişikliğinden sonra iyice karmaşık hale gelen anayasa değişikliğine ilişkin 175 inci maddesi, sonuçları son derece önemli tartışmaların konusu olagelmiştir. Dahası bu tartışmalar Anayasa Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen anayasa değişikliklerinin kabulü için gerekli nisabın ne olduğunu belirlemek zorunda kalmıştır. Bu sebeple, yapılan yeni düzenlemeyle, anayasa değişikliğine ilişkin usul ve esaslar olabildiğince açık ve anlaşılabilir bir dille yazılmıştır. 1982 Anayasasının düzenlemesinde Cumhurbaşkanının Anayasayı değiştirme sürecindeki rolü, temelde yasama organına ait olan bu yetkinin kullanılamaması sonucunu doğurabilecek bir nitelik taşımaktaydı ya da en azından bu yönde kullanılabilmekteydi. Bu durum, parlâmenter sistemin yetkileri sınırlı ve sorumsuz Cumhurbaşkanı modeliyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle, bu maddede Cumhurbaşkanının, Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerini yayınlaması zorunluluğu getirilmektedir. Yine aynı düşünceyle Meclis tarafından beşte üçten fazla ancak üçte ikiden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin doğrudan Meclis kararıyla halkoylamasına götürülebilmesine imkân tanınmaktadır. Öte yandan Meclis gerekli gördüğü takdirde üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliğini de ihtiyarî olarak halkoylamasına sunabilecektir. Anayasa değişikliklerinde her iki durumda da halkoylamasına gitme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, parlâmenter sistemin gerektirdiği yetki sorumluluk paralelliğinin doğal bir sonucudur.

Madde 135

Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için çıkarılan inkılâp kanunlarının korunması, aynı hedefe ulaşma kararlılığının sürdürülmesi bakımından önem taşımaktadır.

Bu sebeple, 1961 ve 1982 Anayasalarında yapılan düzenleme aynen korunmuştur.

Ancak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle, maddenin (ç) bendinde buna ilişkin açıklayıcı bir hükme ihtiyaç duyulmuştur.

Madde 136

Anayasa tarihimizde 1961 Anayasası ile başlayan “Başlangıç”, anayasal düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma ve anayasanın dayandığı temel ilke ve görüşleri açıklama işlevi görmüştür. Başlangıçların anayasa metninden sayılması, normalde tanımlanması güç ve norm değeri olmayan bazı soyut kavramların yorumlanarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, Başlangıç kısmının insan hakları, demokrasi ve eşitlik gibi çağdaş siyasî değerleri vurgulayan kısa bir cümle olarak yazılmasına paralel olarak, bu kısmın anayasa metnine dahil edilmemesi uygun görülmüştür. Böylece, Başlangıç anayasallık denetiminde “ölçü norm” olmaktan çıkarılarak, anlamsız ve gereksiz tartışmaların önüne geçilmiştir.

İlgili maddenin konusunu gösteren ve bölümlemeyi kolaylaştırmak için kullanılan madde başlıkları da, Anayasa metnine dahil edilmemiştir.

Geçici Madde 1

1982 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri ile mahallî idare seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı düzenlenmekteydi. Bu hüküm çerçevesinde 28 Mart 2004 tarihinde yapılan mahallî idare seçimleri ile 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçlarına göre oluşan mahallî idareler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim tarihlerini izleyen beşinci yılda yeni seçime gideceklerdir. Oysa bu Anayasa ile hem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri hem de mahallî idare seçimleri dört yıla indirilmektedir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılan seçimler çerçevesinde oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile mahallî idarelerin seçimlerinin de dördüncü yıllarının sonunda yapılabilmesi için bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 2

1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde milletvekili seçilebilmek için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, yapılan yeni düzenleme ile en az ilköğretim diploması sahibi olma şartı ile değiştirilmiştir. İlköğretim zorunluluğunun beş yıldan sekiz yıla çıkarıldığı 1997-1998 ders yılından önce ilkokul mezunu olanlar açısından uygulamada sorun doğmaması için getirilen bu geçici madde ile sözü edilen durumda olanların ilkokul diplomalarının milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmaları için yeterli olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır.

Geçici Madde 3

1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yedi yıl için ve bir defalığına seçilebilirken, bu Anayasa ile Cumhurbaşkanının halk tarafından beş yıllığına ve en çok iki kez seçilebilmesi sistemi benimsenmiştir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Cumhurbaşkanının görev süresinin bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen beşinci yılın sonunda sona ermesini sağlamak ve bu Cumhurbaşkanının da bir kez daha seçilebilmesine imkân tanımak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir. Böylece, Devletin başı sıfatını taşıyan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir konum hakkında görev süresinin ne zaman sona ereceği ve mevcut Cumhurbaşkanının bir kez daha seçilip seçilemeyeceği yönünde yapılacak yorumlar ve tartışmalar da önlenmiş olacaktır.

Geçici Madde 4

1961 ve 1982 Anayasalarında düzenlenen tüzüklere bu Anayasada yer verilmemiştir. Tüzüklerle yönetmeliklerin arasında içerik açısından önemli bir fark kalmaması sebebiyle uygulamada çok az başvurulan tüzük çıkarma ihtiyacının Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliklerle karşılanacağı açıktır.

Bu geçici madde ile yapılan düzenlemeyle, yürürlükteki tüzüklerin, dayandıkları kanunda aksine düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam edecekleri açıklığa kavuşturulmakta; kanunî dayanağı kalmayan tüzüklerin yürürlükten kaldırılabilmesi için ise Anayasada tüzük müessesesi yer almasa da tüzük çıkarılabilmesi öngörülmektedir.

Geçici Madde 5

Yükseköğretim Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Yükseköğretim Kurulunun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve Bakanlar Kurulunca seçilen üyeler ile diğer üyeliklerde boşalma meydana gelmesi halinde seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 6

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Kurulun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimleri düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 7

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ile üyelerinin nitelikleri, seçilme usulleri ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesinin yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak, üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimler için esasları belirlemek ve yedek üyelerin bu sıfatlarını koruyarak toplantılara katılma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.

Geçici Madde 8

Yargıtay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.

Geçici Madde 9

Danıştay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir

Madde 137

Madde ile bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarih belirlenmekte ve 1982 Anayasasının yürürlükten kalkacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.

YENİ ANAYASA ÖNERİSİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
(ÖZET OLARAK)
A- SİSTEMATİK BAKIMDAN
Yeni Anayasanın düzenlenmesinde sistematik bakımından da yeni bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu çerçevede;

1) Yeni Anayasanın sistematiğinde KISIM, BÖLÜM ve ALT BÖLÜM ayırımlaması kabul edilmiş ve 1982 Anayasasının anlaşılma güçlüğü gösteren romen rakamı, harf ve numaralarla yapılan ayırımı da terkedilmiştir.

2) 2006 yılından bu yana uygulanmakta olan ve atıf yapma kolaylığı getirerek atıflardaki muğlaklığı kaldıran maddelerin fıkra ve bentlerinin numaralandırılması Yeni Anayasada da benimsenmiştir. Maddeler ve fıkralar daha sistematik bir şekilde yazılmıştır. Böylece, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan bir sistemle de uyum sağlanmıştır.

3) Yine sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler; kişinin hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik haklar şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan ancak mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu bölüme alınmıştır. Ayrıca, sosyal ve ekonomik haklar içinde yer verilen kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin hükümler ise malî ve ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır.

4) Önceki Anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin korunması, tabiî servetler ve kaynakların korunması ve kullanılması, kıyıların korunması, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler” şeklinde özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur. Aynı yaklaşım, koruma kapsamındaki millî servetler için de korunmuştur.

 B- 1982 ANAYASASININ ALINMAYAN HÜKÜMLERİ

1982 Anayasasında düzenlenen ancak anayasa düzeyinde düzenlenmesine gerek olmayan bazı maddelere Yeni Anayasada yer verilmemiştir. Bu çerçevede, aşağıda belirtilen 1982 Anayasasının maddeleri Yeni Anayasaya alınmamıştır.

1) Madde. 44, Toprak mülkiyeti,

2) Madde. 45, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması,

3) Madde. 57, Konut hakkı,

4) Madde. 58, Gençliğin korunması,

5) Madde. 59, Sporun geliştirilmesi,

6) Madde. 62, Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları,

7) Madde. 107, Sanatın ve sanatçının korunması,

8) Madde. 107, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği,

9) Madde. 108, Devlet Denetleme Kurulu,

10) Madde. 115, Tüzükler,

11) Madde. 133, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ilişkin hükümleri,

12) Madde. 134, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,

13) Madde. 157, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

14) Madde. 162, Bütçenin görüşülmesi,

15) Madde. 163, Bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları,

16) Madde. 165, Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi,

17) Madde. 166, Planlama,

18) Madde. 170, Orman köylüsünün korunması,

19) Madde. 171, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi,

20) Madde. 173, Esnaf ve sanatkarların korunması.

C- BAŞLANGIÇ

Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasasının Başlangıç kısmı tümüyle terk edilmiştir. Yeni öneride, Anayasanın metnine dahil edilmeyen Başlangıç kısmı, çok kısa ve özlü bir anlatıma kavuşturulmuştur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere vurgu yapılmış; Atatürk`ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış ideâline olan bağlılık ifade edilmiştir.

D- GENEL ESASLAR

1) Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer almayan, sübjektif yorumlara elverişli bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflatan “toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibareleri çıkarılmış; insan hakları vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı” kelimesi yerine, “dayanan” kelimesi benimsenmiştir (m. 2).

2) “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı anlamı daha doğru ifade etmek üzere, “Resmî dili Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir (m. 3/2).

3) Devletin temel amaç ve görevi, insan odaklı olarak tanımlanmış; insan ve onun haysiyeti merkezi bir öneme sahip kılınmıştır (m. 4).

4) Anayasada düzenlenen her kurul veya kurumun, kendisini, egemenliği kullanan yetkili organ olarak görmesini engellemek amacıyla, Türk milleti adına egemenliği kullanacak olan organlar tadadi olarak belirtilmiştir (m. 5/2). Ayrıca, Türkiye`nin milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyeliğinden doğabilecek muhtemel sorunları önlemek için, “milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır” hükmü eklenmiştir (m. 5/4).

5) Kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak uygulamada ortaya çıkan bazı sorunlara son vermek amacıyla, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin ilkeye “kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” hükmü getirilmiştir (m. 6).

6) Yargılama bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda bir görev olduğu için, yargı yetkisi ve görevinden söz edilmiş; bağımsızlık prensibinin yanı sıra, onun yönelik bulunduğu temel amaç olan tarafsızlık prensibine yer verilmiştir (m. 8).

7) Eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif ayrımcılık kuralı benimsenmiştir (m. 9/3).

E-TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER

1) Temel haklara yapılan vurguyu güçlendirmek ve bu hakların korunmasının kural, sınırlanmasının ise istisna olduğuna ilişkin prensibe geçerlilik kazandırmak için, ikinci kısım başlığındaki “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Aynı amaçla, 1982 Anayasasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiği hükmüne yer verilmemiştir (m. 11).

2) Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağını genişletici ve bireylerin hürriyetlerini daraltıcı bir işlev gören 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin ilk fıkrası kaldırılmıştır (m. 13-Alternatif 1).

Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağı, ifade hürriyetinin keyfî şekilde sınırlandırılmasını önlemek amacıyla daraltılmış; bu çerçevede, “faaliyetler” ibaresi yerine “eylemler” ibaresi konulmuştur (m. 13-Alternatif 2).

3) “Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” hali, yaşama hakkının istisnası olmaktan çıkarılmıştır (m. 15/2).

4) Kişi hürriyetiyle ilgili bir kurum olan “önleme amaçlı yakalama” anayasal düzenlemeye tabi tutulmuştur (m. 18/3).

5) Önceki anayasalarımızda yer almayan “kişisel bilgilerin korunması hakkı”, anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 20).

6) Haberleşme hürriyetine, maddenin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama sebepleri dışındaki bir sebeple sınırlama yapılmasına yol açabilecek nitelikte olan 1982 Anayasasının 22 inci maddesinin son fıkrasında ifade edilen “İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir” hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir (m. 22).

7) Din ve inanç hürriyeti bütün unsurlarıyla birlikte güvenceye kavuşturulmuş (m. 24/1-2); Devlete, çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirilmiş (m. 24/4); lâiklik ilkesinin ve bu ilkenin önemli bir unsuru olan “din ve inanç hürriyeti”nin bir gereği olarak, din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunlu olmaktan çıkarılmış, ancak talep halinde Devlete bunu yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir (m. 24/4-Alternatif 1).

1982 Anayasasının 24 üncü maddesinin son fıkrasında “din ve vicdan hürriyeti” için öngörülen özel “kötüye kullanma” (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi değerlendirmelere açık unsurlardan arındırılmıştır (m. 24/5-Alternatif 1 ve 3).

8) Birleşmiş Milletler Uluslararası Kamusal ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 20 nci maddesine uyum sağlamak amacıyla, bu Sözleşmede yer alan “savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi” sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları arasında sayılmıştır (m. 26/3).

9) Basın hürriyetiyle bağdaşmaması sebebiyle, 1982 Anayasasının 28 inci maddesinde zikredilen “tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi” usulüne son verilmiştir. Ayrıca, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimliklerinin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla, “masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz” hükmü getirilmiştir (m. 27).

10) Önceki anayasalarımızda bağımsız bir hak olarak kendinden söz edilmeyen adil yargılanma hakkına yer verilmiş; bu hak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi dikkate alınarak, hak arama hürriyetiyle birlikte yeniden düzenlenmiştir. Bu hak kapsamında, “kanuni hâkim” ilkesi yerine, “tabii hâkim” ilkesi kabul edilmiştir (m. 32).

11) Vatandaşlık kavramı etrafında yaşanan tartışmalara son vermek ve vatandaşlığın, din, mezhep, dil ve benzeri ayrımlar dikkate alınmaksızın her bireyin devlete olan siyasî aidiyeti ifade ettiğini tasrih etmek amacıyla, mer`i olana oranla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına yer verilmiştir. Bu çerçevede, “Türk vatandaşlığı” kenar başlığı “vatandaşlık” olarak değiştirilmiştir.

“Türk devleti” yerine, Türkiye Cumhuriyetini ifade etmek üzere “Devlet” kelimesi tercih edilmiş ve “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesi kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 1).

Anayasada karşılığı olmayan “Türk devleti” ifadesi yerine, Anayasanın 1 inci maddesi uyarınca daha doğru bir ifade olan “Türkiye Cumhuriyeti” ifadesi benimsenmiş; “Türk” kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasanın formülasyonuyla, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir” tanımına yer verilmiştir (m. 35-Alternatif 2).

Vatandaşlığın temel bir hak olduğu belirtilmiş ve bu hakka ve statüye sahip olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandırılacağı kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 3).

12) Yüksek öğretim elemanlarının, siyasî partilerin merkez organları dışında görev alamayacaklarına ilişkin kısıtlayıcı hüküm kaldırılmıştır (m. 37/4).

13) Siyasî partilerin kapatılmalarına yol açan yasaklar daraltılmış (m. 38/1-2) ve bu yasaklarla ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas alınarak partilerin kapatılması güçleştirilmiştir. Bu çerçevede, bir partinin tüzük veya programının insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olması halinde doğrudan kapatma davası açılması yerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye ihtar verilmesi esası kabul edilmiş (m. 38/4); siyasi partilerin “odak” olmasının şartları ağırlaştırılmıştır (m. 38/5). Anayasa Mahkemesinin siyasî parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi, üye tamsayısının üçte ikisinin kapatma doğrultusunda oy kullanması şartına bağlanmıştır (m. 115/1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide hafifletilmiştir (m. 38/7-Alternatif 1).

Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide kaldırılmıştır (m. 38/7-Alternatif 2).

Son olarak, siyasi partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya bırakılmıştır (m. 38/8).

14) Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi, Bakanlar Kurulunun yanı sıra, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için mahallî idarelerin seçimle oluşan karar organlarına da tanınmıştır (m. 41/4).

15) Bilgi edinme hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır (m. 42).

16) Çocuk hakları, yeni bir hak kategorisi olarak anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 44).

17) Eğitim ve öğrenim hakkı, çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bir hale getirilmiştir (m. 45/2). 1961 Anayasasının paralel maddesinde yer verilmeyen, ancak 1982 Anayasasında mevcut olan bazı sınırlayıcı hükümler madde metninden çıkarılmıştır. Ayrıca, bireysel hayat tarzının bir ifadesi niteliğindeki kılık-kıyafet tercihinin bu haktan yararlanmaya engel oluşturmaması amacıyla bir güvence hükmü getirilmiştir (m. 45/6).

F-YASAMA

1) Beşyüzelli milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin dörtyüzelli üyesinin seçim çevrelerinden, yüz üyesinin ise ülke seçim çevresinden seçilmeleri esası benimsenmiştir (m. 51).

2) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi beş yıldan dört yıla indirilmiştir (m. 52).

3) Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde ara seçime gidilmesini öngören 1982 Anayasasının 78 inci maddesinin beşinci fıkra hükmü çıkarılmıştır (m. 53).

4) Milletvekili andında yer alan “toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden” ibaresi madde metninden çıkarılmış; “insan hakları”, milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayılmıştır (m. 58).

5) Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili görevler, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır (m. 59/1).

6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur (m. 60/3-Alternatif 1).

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, ihtilas ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcına, durumu derhal Meclise bildirme zorunluluğu getirilmiştir (m. 60/3-Alternatif 2).

Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmış (m. 60/4); dokunulmazlık kapsamında bulunmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmalarının tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütüleceği hükme bağlanmış (m. 60/5) ve milletvekilleri hakkındaki ceza davalarının Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir (m. 60/7).

7) Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek amacıyla, parlamenter rejimin kurallarıyla uyumlu iki yenilik getirilmiştir. Cumhurbaşkanınca Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilmesi halinde, kanunun Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 66/3). Ayrıca, Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunların Meclis Başkanı tarafından yayınlanacağı benimsenmiştir (m. 66/4).

8) Temel haklara ilişkin milletlerarası andlaşmalarla iç hukukun çatışması halinde, birey haklarına daha etkili bir korunma ve güvence sağlamak amacıyla, “Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz” hükmü getirilmiştir (m. 67/6).

9) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri hukuk sistemimizden çıkarılmıştır (m. 68/1). Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin uygulamada yaşanan sorunları aşmak amacıyla, yetki kanununun sadece konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını göstermesi benimsenmiştir (m. 68/2). Bakanlar Kurulunun, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul etmesi halinde, kararnamenin Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 68/4).

10) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir dönemde ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi, Başbakanın teklifi şartına bağlanmıştır (m. 69).

11) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlenmiştir (m. 73/1).

12) Gensoru önergesinin gündeme alınmasına karar verilmesi sonrasında yapılacak güven oylamasında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda yapıcı güvensizlik ilkesi getirilmiş, Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi şartına bağlanarak, hükümet istikrarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. (m. 76/5)

G-YÜRÜTME

1) Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan tıkanıklıklar dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî iki dönem için halk tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir (m. 78). Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi esası benimsenmiştir (m. 78-Alternatif 2).

2) Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak yeniden düzenlenmiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına tanımış olduğu yetkilerden, parlamenter rejimler için de geçerli olanları korunmuş, diğer yetkileri ise kaldırılmıştır (m. 81/3). Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı, bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağının ise kanunla belirleneceği kabul edilmiştir (m.81/2).

3) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmış ve Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik giderilmiştir (m. 82).

4) Genel seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırılmıştır (m. 89/1).

5) Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırılmıştır.

6) Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan tarafından belirlenmesi kabul edilmiş; Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 1).

Jandarma Genel Komutanı Kurul üyeliğinden çıkarılmış ve Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 2).

Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulunun kurulacağı ve bu Kurulun yapısının, teşkilâtının, görevlerinin ve işleyişine dair hususların kanunla düzenleneceği benimsenmiştir (m. 91-Alternatif 3)

7) İdarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi tutulacağı kuralına herhangi bir istisna öngörülmemiş; bu bağlamda, 1982 Anayasasında yargı denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açık bırakılmıştır (m. 94).

8) Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin dört yıla indirilmesine paralel olarak mahallî idarelerin seçimlerinin de dört yılda bir yapılması esası benimsenmiştir (m. 96/3). Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim tümüyle yargı organına bırakılmış; İçişleri Bakanına 1982 Anayasası ile verilen bu organları veya bu organların üyelerini geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisine burada yer verilmemiştir (m. 96/4). Böylece mahallî idareler üzerindeki merkezî denetimin sınırlandırılması amaçlanmıştır.

9) Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, istisnasız, bütün kamu hizmeti görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık tutulmuştur (m. 98).

10) Yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmiştir. Demokratik yönetim ilkesi gereği, rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenmiştir. Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının, ancak yetkili organlarınca görevlerinden uzaklaştırılabileceği kabul edilmiştir (m. 100/4). Yükseköğretim Kurulunun yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlanmış; Yükseköğretim Kurulu üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir (m. 101/1).

11) Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmış, olağanüstü haller ve sıkıyönetim için öngörülen süreler kısaltılmıştır.(m. 104).

II. YARGI

1) Yargı ile ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da vurgulanmıştır (m. 106, 111, 121, 122 ve 123).

2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı bağımsızlığı ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Adalet Bakanının Kurulun başkanı ve üyesi olmasına son verildiği, Adalet Bakanlığı Müsteşarının ise Kurulun tabii üyesi olarak kabul edildiği yeni düzenlemede, Kurulun onyedi üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi esası benimsenmiştir. Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmış ve Kurul kararları yargı denetimine açılmıştır (m. 109).

3) Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır (m. 110).

4) Askeri yargının görev alanı sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmalarını engelleyecek şekilde daraltılmıştır (m. 111).

5) Anayasa Mahkemesi üye sayısı onyediye çıkarılmış; üyelerden sekizinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, dördünün Yargıtay, dördünün Danıştay ve birinin de Sayıştay tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir (m. 113). Üyelik süresi dokuz yılla sınırlandırılmıştır (m. 114). Anayasa Mahkemesinin yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimine sınırlamalar getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetim yoluyla denetlenmesi kabul edilmiştir (m. 115). Anayasa Mahkemesinin en az onüç üye ile toplanacağı ve katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği öngörülmüştür (m. 116). İptal davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanınmıştır (m. 117). İtiraz yolu ile denetimde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bağımsız ölçü norm olarak kabul edilmiş ve böylece söz konusu kanunların sadece ihmali değil, aynı zamanda iptali mümkün kılınarak, temel haklara ilişkin güvence güçlendirilmiştir. Son olarak, itiraz yolunda Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararından sonra aynı hüküm hakkında on yıl içinde Anayasa aykırılık iddiasıyla başvurulamayacağı yasağı beş yıla indirilmiştir (m. 118). Anayasa Mahkemesine yürürlüğü durma kararı verebilme yetkisi açıkça zikredilmiş, ancak üçte iki çoğunluk şartına bağlanmıştır (m. 119).

6) Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulundan seçilecek üyelerden oluşan bir mahkeme olarak yeniden düzenlenmiş ve Yüce Divan yargılamasının iki dereceli olarak işlemesi kabul edilmiştir (m. 120).

7) Yargıtay üyeliğine seçilmede objektif kriterler getirilmiş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçme yetkisi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak, Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakılmıştır (m. 121).

8) Danıştay üyeliğine seçilmede de objektif kriterler öngörülmüş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Danıştayın görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Bakanlar Kurulu tarafından, diğer üyelerin ise, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi esası kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisine son verilmesine paralel olarak, Danıştayın tüzük tasarılarını inceleme görevi kaldırılmıştır (m. 122).

9) Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edilmiş ve üyelerin, Askeri Yargıtay Genel Kurulunca seçilmesi kabul edilmiştir (m. 123).

10) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır.

11) Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edilmiş ve kamu kaynağı kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun Sayıştayın denetimi dışında tutulmaması sağlanmıştır (m. 124).

SON HÜKÜMLER

Anayasanın değiştirilmesi usulünde önemli değişiklikler öngörülmüştür (m. 135). Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

1) Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi kaldırılmıştır.

2) Anayasa değişikliğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç veya daha fazla fakat üçte iki çoğunluktan az bir çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde, bu değişikliğin yürürlüğe girmesi, ancak Meclisin bu Anayasa değişikliğini halkoylamasına sunması ve halkoylamasında kabul edilmesi şartına bağlanmıştır. Meclis değişikliği halkoylamasına sunmadığı takdirde, değişiklik teklifi hükümsüz kalmış olacaktır.

3) Anayasa değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde ise, Anayasa değişikliği hakkındaki kanunun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmesi kabul edilmiştir. Meclis, üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği değişiklik kanununu isterse üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun kararı ile halkoyuna da sunabilecektir. Bu durumda değişiklik kanunu, halkoyuyla kabul edildikten sonra kesinleşecektir.

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı

0

Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.


Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

Koşulsuz adalete erişim hakkının, ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğu kabul edilmiş insan haklarına katılması gereğini göz önünde tutarak;

Bu hak olmaksızın insan onurunun gerçekte olamayacağı ve bu bakımdan, yalnızca insan olması nedeniyle her bireye bu hakkın sağlanması gereğini göz önünde tutarak;

Bu hakkın her devletin her bireye, uluslararası sözleşmeler, anayasa ve ulusal yasalardaki haklarını bildirme ve bunları gerçekleştirme yöntemini bildirme yükümlülüğünü getirdiğini göz önünde tutarak;

Bu hakkın dava tarafları arasında tam özgürlük ve eşitlik şartları içinde olağan veya olağanüstü mahkemelere erişim hakkını içerdiğini göz önünde tutarak;

Bir kişinin bir avukattan danışmanlık alma ve davacı veya davalı, mağdur veya suçlu olmasına bakılmaksızın savunulması hakkının temel niteliğinden dolayı ihlal edilemeyeceğini göz önünde tutarak;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avukat seçiminin her koşulda serbest olması gereğini göz önünde tutarak;

Her devletin görevinin savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenmesi olduğunu göz önünde tutarak;

Avukatların bu kişiler için yaptıkları faaliyetlerin uygun şekilde ücretlendirilmesi gereğini göz önünde tutarak;

Her halükarda, avukatlık mesleğinin görevinin, bu hukuki yardım sistemine, hiçbir çekince olmaksızın ve tam bağımsızlık içinde, tüm beceri ve gayretiyle, yalnızca dava tarafının yüksek menfaatini düşünerek aktif olarak katılmak olduğu gerçeğini göz önünde tutarak;

Madde 1

Her birey maddi durumu veya sosyal konumu ne olursa olsun, özellikle yaş, cinsiyet, milliyet, etnik köken, bir gruba aidiyet, dini veya siyasi görüşü ne olursa olsun adalete erişim hakkına sahiptir.

Madde 2

Adalete erişim, tam bağımsızlık içinde, olağan ve olağan üstü mahkemeler nezdinde, her türlü ihtilaf veya anlaşmazlığı çözmek için başvurular her türlü merci ve makam önünde bir avukattan danışmanlık, yardım ve savunma alma hakkını kapsar.

Madde 3

Maddi durumu ne olursa olsun herkes, serbestçe seçtiği bir avukatın yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 4

Her devlet savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenir.

Madde 5

Her halükarda, avukatlık mesleği, “1. madde”de belirtilen ilke doğrultusunda ihtiyaç halindeki her kişinin savunmasını üstlenir.

Madde 6

Avukatların danışmanlık ve savunma görevi her koşulda tam bağımsızlık içinde yerine getirilir.

Madde 7

Avukatların mesleki kurum ve örgütleri her devletin, hakları ve faaliyetleriyle ilgili olarak, dava tarafı kişilerin eğitim ve bilgilendirilmesi için bir sistemi uygulamasını sağlar.

Madde 8

Bu Şart’ı imzalayan devletlerdeki avukatların mesleki kurum ve örgütleri açıklanan ilkelere riayet edilmesini sağlamayı taahhüt ederler.

Bu amaçla, Şart’a iç hukuk normu değerinin verilmesi için kendi devlet makamları nezdinde her türlü girişimde bulunurlar.

Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

İrlanda Anayasası

0
İrlanda Anayasası

İrlanda Anayasası 1 Temmuz 1937’de halk oylaması sonucunda kabule edilmiş ve 29 Aralık 1937 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasada şimdiye dek birçok değişiklik yapılmış, bazı hükümler kaldırılmış, bazı yeni hükümler ilave edilmiş , bazı hükümler de revize edilmiştir. İrlanda Anayasasında yapılan değişikliklerin önemli bir bölümü halk oyu ile onaylandıktan sonra yürürlüğe girmiştir. Anayasa 50 maddeden oluşmaktadır.

İrlanda Başkanlık Binası

 Önsöz

Anayasanın bu metni, 25’inci maddenin beşinci fıkrasının 2 numaralı bendi uyarınca 27 Mayıs 1999 tarihinde kaydedilen metnin bir kopyasıdır:

Geçici Hükümler (madde 51-63) kendi şartları açısından atlanmıştır; İrlandaca metin modern standart İrlandaca ile uyumlu hale gelecek şekilde değiştirilmiştir; kayıttan sonra çıkarılan yirminci değişiklik dahil edilmiştir; yeni maddeler (2, 3 ve 29’uncu maddeler) 8. Kesim, 1998 Anayasa Değişiklik Kanununun Ondokuzuncu Değişiklik hükümlerine göre eklenmiştir; kayıttan sonra yürürlüğe giren yirmibirinci, yirmiüçüncü, yirmialtıncı ve yirmiyedinci değişiklikler şu anda dahil edilmiştir. Anayasanın 1937 yılında yürürlüğe girmesinden bu basım zamanına (Kasım 2004) tarihine kadar gerçekleşen değişiklikler aşağıda listelenmiştir.

İrlanda Haritası

İrlanda Anayasası

Her kudretin geldiği ve en sonunda gideceğimiz, tüm insanlar ve Devletlerin tüm fiillerinin dayanağını bulduğu, En Kutsal Üçlü Adına,

Biz, İrlanda halkı,

Babalarımıza yüzyıllarca süren sınavlarında dayanma gücü veren İlahi Sahibimiz, İsa Mesih’e olan tüm borçlarımızı naçizane kabul ederek,

Ulusumuzun haklı bağımsızlığını yeniden kazanmak için verdikleri kahramanca ve aralıksız mücadeleyi minnetle hatırlayarak,

Ve Basiret, Adalet ve Hamiyetten ayrılmadan, bireyin onur ve özgürlüğünün sağlanması, gerçek sosyal düzene erişilmesi, ülkenin birliğinin kurulması ve diğer uluslarla barış tesis edilmesi yoluyla kamu yararını geliştirme gayesi güderek,

İşbu Anayasayı kabul eder, kanunlaştırır ve kendimize armağan ederiz.

Ulus
 Madde 1.

İrlanda ulusu burada, kendi yönetim biçimini seçme, diğer uluslarla ilişkilerini belirleme ve kendi dehası ve gelenekleriyle uyum içinde siyasi, ekonomik ve kültürel hayatını geliştirmek için devredilemez, kaldırılamaz egemenlik hakkını teyit eder.

Madde 2.

Adaları ve denizleriyle birlikte İrlanda Adasında doğan her kişinin, doğuştan, İrlanda Ulusunun bir parçası olma hakkı vardır. Bu, aynı zamanda, kanunlar uyarınca İrlanda vatandaşı vasfı taşıyan tüm kişilerin hakkıdır. Ayrıca, İrlanda ulusu, kültürel kimliğini ve mirasını paylaşan yurt dışında yaşayan İrlanda soyundan insanlarla özel bağlarını bağrına basar.

Madde 3.
  1. İrlanda ulusunun dileği, birleşik bir İrlanda’nın sadece adadaki her iki yetki bölgesinde demokratik yollarla ifade edilen halkın çoğunluğunun rızasıyla gerçekleşebileceğini kabul ederek, İrlanda adasının topraklarını paylaşan tüm insanları kendi kimliklerinin ve geleneklerinin tüm çeşitliliğiyle, uyum ve dostluk içinde birleştirmektir. O zamana kadar, Anayasa ile kurulan Parlamentonun çıkardığı kanunlar, Anayasanın yürürlüğe girmesinden hemen önceki Parlamentonun çıkardığı kanunlarınkine benzer uygulama kapsam ve alanına sahiptir.
  2. İki bölge arasında paylaşılan yürütme yetkisi ve işlevi olan kurumlar, ilgili sorumlu makamlar tarafından belirtilen amaçlarla kurulabilir ve adanın tümü veya bir bölümüyle ilgili yetki ve işlev yerine getirirler.
Devlet
 Madde 4.

Devletin adı Eire, veya İngiliz dilinde İrlanda’dır.

Madde 5.

İrlanda egemen, bağımsız, demokratik bir devlettir.

Madde 6.
  1. İdarenin tüm yetkileri, yasama, yürütme ve yargı kaynağını, Tanrının huzurunda, görevi devleti yönetenleri atama ve en nihayetinde ulusal politikanın tüm sorunlarına kamu yararına uygun olarak karar vermek olan halktan alır.
  2. İdarenin bu yetkileri sadece Anayasa ile kurulmuş devletin organlarının yetkisinde veya vasıtasıyla yürütülür.
Madde 7.

Ulusal bayrak yeşil, beyaz ve turuncudan oluşan üç renktir.

Madde 8.
  1. Ulusal dil olarak İrlandaca dili ilk resmi dildir.
  2. İngiliz dili ikinci resmi dil olarak kabul edilmektedir.
  3. Ancak, kanun, söz konusu dillerden herhangi birinin, bir yada daha fazla resmi amaçla, Devletin tamamında veya herhangi bir bölümünde münhasıran kullanımına hükmedebilir.
Madde 9.

1.1) Anayasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Serbest İrlanda Devletinin vatandaşı olan herkes Anayasanın yürürlüğe girmesinden hemen önce İrlanda’nın vatandaşı olur.

2) İleride İrlandalı vatandaşlığının edinilmesi ve kaybedilmesi kanuna uygun olarak belirlenir.

3) Hiç kimse, kişinin cinsiyeti nedeniyle, İrlanda uyruğu ve vatandaşlığı dışında bırakılamaz.

2.1) Anayasanın diğer hükümlerinden bağımsız olarak, adaları ve denizleri de dâhil İrlanda adasında doğan, doğduğu zaman, İrlanda vatandaşı olan en az bir ebeveyne sahip olmayan bir kişi, kanun öngörmedikçe, İrlanda vatandaşlığı veya uyruğuna hak kazanmaz.

2) Bu bölüm, bu bölümün yürürlük tarihinden önce doğmuş olan kişiler için geçerli değildir.

  1. Ulusa sadakat ve Devlete bağlılık tüm vatandaşların temel siyasi görevleridir.
Madde 10.
  1. Anayasayla kurulan Parlamento ve Hükümetin yetki alanı içindeki, hava ve tüm potansiyel enerji türleri dâhil olmak üzere, her türlü doğal kaynak ve bu yetki alanı içindeki bütün telif ve imtiyazlar, şu an için kanunen herhangi bir kişi veya kuruma ait her türlü gayrimenkul ve çıkarlara tabi olarak Devlete aittir.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden hemen önce Serbest İrlanda Devletine ait tüm arazi ve madenler, mineraller ve sular, Serbest İrlanda Devleti’ne ait oldukları dönemdeki aynı ölçüde Devlete aittirler.
  3. Maddenin verdiği yetkiye dayanarak, Devlete ait olan mülkün yönetimi ve bu mülkün kontrolünün geçici veya sürekli devri için kanun hükmü konulabilir.
  4. Ayrıca, Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra Devletin edindiği arazilerin, madenlerin, minerallerin ve suların yönetimi ve arazilerin, madenlerin, minerallerin ve suların kontrolünün geçici veya sürekli devri için kanun hükmü konulabilir.
Madde 11.

Kanunda öngörülebilecek istisnalar hariç olmak üzere, hangi kaynaktan gelirse gelsin Devletin bütün gelirleri bir fon oluşturur ve kanunla belirlenen ve konulan harçlar ve yükümlülüklere uygun amaç ve şekilde alınır.

Başkan
Madde 12.

1.Devlette herkesten öncelikli olan ve Anayasa ile Başkana verilen yetki ve görevleri kullanana ve yerine getiren bir İrlanda Başkanı (Uachtaran na hÉireann) olur ve bundan sonra Başkan olarak adlandırılır.

2.1) Başkan halkın doğrudan oyu ile seçilir.

  2) Temsilciler Meclisi üyeleri için seçimde oy hakkı olan her vatandaş Başkan için bir seçimde de oy kullanma hakkına sahiptir.

3) Oylama gizli oy usulüyle ve devredilebilir tek oy ile nispi temsil sisteminde yapılır.

3.1) Başkanın görev süresi görevine başladığı tarihten itibaren başlar ve ölmesi, ya da istifa etmesi veya görevden alınmaz veya en az beş yargıçtan oluşan Yargıtayın saptadığı iş göremezlik nedeniyle sürekli iş göremez hale gelmedikçe sona ermeyecek yedi yıllık görev süresine sahiptir.

   2) Başkanlık görevini yapan veya daha önce yapmış olan bir kişi bir kez, ama sadece bir kez daha seçime girebilir.

   3) Başkanlık seçimi, daha geç veya daha erken olmamak üzere, Başkanın görev süresinin sone ermesinden önceki altmışıncı günde yapılır, ancak, Başkanın görevden alınması, ölümü, istifası veya yukarıda belirtildiği gibi sürekli iş göremezliğinin (ister göreve başlamasından önce, ister başladıktan sonra ortaya çıkmış olsun) onaylanması durumunda, Başkanlık makamı için seçim böyle bir olaydan sonraki altmış gün içinde yapılır.

4.1) 35 yaşına erişen her vatandaş Başkanlık makamı için seçime girebilir.

   2) Eski veya emekliye ayrılan Başkan dışındaki her aday seçim için aşağıdaki gruplardan biri tarafından aday gösterilir:

i) Her biri söz konusu zamanda Parlamentodaki (Oireachtas) Temsilciler Meclisi veya Senatonun üyesi olan en az yirmi kişi,

ii) İlçe Merkezleri dahil olmak üzere, kanunla belirlenen idari ilçelerin (County) en az dördünün Konseyleri tarafından.

  3) Hiç kimse ve hiçbir Konsey aynı seçim ile ilgili olarak birden fazla aday gösterme hakkına sahip değildir.

  4) Eski veya emekliye ayrılan Başkanlar kendileri aday olabilir.

  5) Başkanlık için sadece tek aday gösterildiğinde seçimi için oylama yapma gereği yoktur.

5.Bu madde hükümlerine tabi olarak, Başkanlık için seçimler kanunla düzenlenir.

6.1) Başkan Parlamentonun hiçbir Meclisinin (Temsilciler Meclisi ve Senato) üyesi olamaz.

2) Parlamentonun Meclislerinden (Temsilciler Meclisi ve Senato) birisinin üyesi Başkan seçildiği takdirde, Meclisteki sandalyesini boşaltmış sayılır.

3) Başkan maaşlı başka hiçbir görev veya mevkiye sahip olamaz.

7.İlk Başkan seçildikten hemen sonra göreve başlayabilir ve arkasından gelen her Başkan, selefinin görev süresinin dolduğu günün ertesi günü veya yukarıdaki üçüncü fıkrada öngörüldüğü şekilde selefinin görevden alınması, ölümü, istifası veya sürekli işgöremezliğinin onaylanması durumunda, seçildikten hemen sonra göreve başlayabilir.

8.Başkan, Parlamentonun iki Meclisinin (Temsilciler Meclisi ve Senato) üyelerinin, Yargıtay ve Yüksek Mahkeme üyelerinin ve diğer önemli şahsiyetlerin huzurunda halka açık olarak aşağıdaki bildiriyi okuyarak göreve başlar.

“İrlanda Anayasasını koruyacağıma ve kanunlarını destekleyeceğime, Anayasa ve yasalara uygun olarak sadakatle ve vicdanlı görevlerimi yerine getireceğime ve yeteneklerimi İrlanda halkının hizmetine ve refahına adayacağıma Yüce Tanrının huzurunda, ciddiyetle ve içtenlikle söz verir ve ilân ederim. Tanrı bana yol göstersin ve güç versin.”

9.Başkan görev süresince Hükümetin rızası dışında Devletten ayrılamaz.

10.1) Başkan belirli fena hareketler nedeniyle suçlandırılabilir.

2) Bu bölümün hükümlerine tabi olarak ve bu hükümlere göre, Parlamentonun Meclislerinden (Temsilciler Meclisi ve Senato) biri tarafından suçlandırılabilir.

3) Parlamentonun iki Meclisinden birinde, bu bölüm hükümlerine göre, yazılı önergenin ilgili Meclisin en az otuz üyesi tarafından imzalanmadıkça, Başkana karşı suçlandırma teklifi kabul edilmez.

4) Parlamentonun iki Meclisinden birinde, üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından imzalanmadıkça, böyle bir teklif kabul edilmez

5) Parlamentonun iki Meclisinden biri tarafından suçlandırma yapıldığında, diğer Meclis suçu soruşturur veya soruşturulmasını sağlar.

6) Başkan soruşturma sırasında huzura çıkma ve temsil edilme hakkına sahiptir.

7) Eğer, soruşturmanın sonunda, Başkanı yargılayan Meclisin üye tamsayısının en az üçte ikisi ile, Başkana yüklenen suçun sabit bulunduğu ve suçlandırmaya konu fena hareketin görevini yapmasına uygun olmamasına neden olduğunu iân ederek karar vermesi durumunda, bu kararla Başkan görevden alınır.

11.1) Başkanın, Dublin veya Dublin yakınında bir resmi ikametgâhı olur.

2) Başkanı kanunla belirlenen gelirler ve ödenekler alır.

3) Başkanın gelirleri ve ödeneklerinde görev süresi boyunca azalma olmaz.

Madde 13.

1.1) Başkan, Temsilciler Meclisinin aday göstermesiyle, Taoiseach, yani Hükümet Başkanı veya Başbakanı atar.

2) Başkan, önceden Temsilciler Meclisinin onayladığı Başbakanın aday gösterdiği Hükümet üyelerini atar.

3) Başkan, Başbakanın tavsiyesiyle Hükümet üyelerinden herhangi birinin istifasını kabul eder veya  atamasına son verir.

2.1) Başkan, Başbakanın isteği üzerine Temsilciler Meclis’ni feshedebilir.

2) Başkan, Başbakan Temsilciler Meclisinde çoğunluğun güvenini yitirmesi hâlinde, Başbakanın Temsilciler Meclisini fesih istemini reddedebilme konusunda mutlak takdir yetkisine sahiptir.

3) Başkan, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra, herhangi bir zamanda, Parlamentonun bir Meclisini veya her ikisini toplayabilir.

3.1) Parlamentonun her iki Meclisi’nce kabul edilen her kanun Tasarısının yürürlüğe girmesi için Başkanın imzası gereklidir.

2) Başkan Parlamento tarafından yapılan her türlü kanunu yürürlüğe koyar.

4.Savunma Kuvvetlerinin komutası Başkana aittir.

5.1) Savunma Kuvvetlerinin komutasının yürütmesi kanunla düzenlenir.

2) Savunma Kuvvetlerinin bütün muvazzaf subayları Başkandan yetki alır.

6.Af hakkı ve ceza davalarıyla ilgili kaza yetkisi kullanan herhangi bir mahkemenin verdiği cezayı hafifletme veya bağışlama yetkisi Başkana aittir, ancak bu hafifletme veya bağışlama yetkisi kanunla başka makamlara da verilebilir.

7.1) Başkan, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra, ulusal veya kamu açısından önemli herhangi bir konuyu, Parlamentonun Meclislerine mesaj göndererek veya hitap ederek aktarabilir.

2) Başkan, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra, herhangi konuyla ilgili olarak, herhangi bir zamanda Ulusa seslenebilir.

3) Bununla birlikte, bu tür bir mesaj veya konuşmanın, önceden Hükümetin onayını almış olması gerekir.

8.1) Başkan, Parlamentonun iki Meclisi veya mahkemelerce, makamının yetki ve görevlerini kullanmak ve yerine getirmekten veya bu görev ve işlevleri yerine getirmesi veya kullanması sırasında yapılan veya kendisi tarafından yapıldığı iddia edilen herhangi bir fiilden sorumlu tutulamaz.

2) Bununla birlikte, Anayasanın 12’nci maddesinin onuncu fıkrası hükümlerine gore Başkanın tutumu Parlamentonun iki Meclisinden birinde veya bu Meclislerden biri tarafından söz konusu maddenin onuncu fıkrası hükümlerine göre bir suçlamanın soruşturulması için atanan bir mahkeme, hakem kurulu veya organ tarafından inceleme altına alınabilir.

  1. Anayasada, tamamen kendi iradesiyle veya Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra veya herhangi bir başka kişi veya kurumdan gelen bir tavsiye veya teklif veya haber üzerine hareket edeceğinin öngörülmesi dışında, Anayasada Başkana verilen yetkiler ve görevler sadece Hükümet tavsiyesiyle kullanılabilir veya yerine getirilebilir.
  2. Anayasaya dayanarak, Başkana kanunla ilave yetki ve görevler verilebilir.
  3. Başkana kanunla verilen hiçbir yetki ve görev kendisi tarafından Hükümetin tavsiyesi dışında kullanılamaz.
Madde 14.

1.Başkanın yokluğunda veya geçici iş göremezliğinde veya Anayasanın 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörüldüğü şekilde tespit edilen sürekli iş göremezlik durumunda veya ölmesi, istifası, görevden alınması veya makamının yetki ve görevlerini kullanma veya yerine getirmede başarısız olması durumunda veya Başkanlık makamının herhangi bir zamanda boş kalması halinde, Anayasa ile Başkana verilen yetki ve görevler bu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen bir Komisyon tarafından kullanılır ve yerine getirilir.

2.1) Komisyon aşağıdaki kişilerden oluşur: Başyargıç, Temsilciler Meclisi Başkanı (An Ceann Comhairle) ve Senato Başkanı.

2) Başyargıç makamının boş kalması veya Başyargıçın görev yapamaması durumunda Yüksek Mahkeme Başkanı Başyargıçın yerine Komisyonun bir üyesi olarak görev yapar.

3) Temsilciler Meclisi Başkanı makamının boş kalması veya Başkanın görev yapamaması durumunda Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı, Başkanın yerine Komisyonun bir üyesi olarak görev yapar.

4) Temsilciler Meclisi Başkanı makamının boş kalması veya Başkanın görev yapamaması durumunda Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı Başkanın yerine Komisyonun bir üyesi olarak görev yapar.

3.Komisyon üyelerinden ikisi ile görev yapabilir ve üyeliklerden birinin boş olmasını dikkate almaksızın görev yapabilir.

4.Devlet Şûrası’, üyelerinin çoğunluğu ile, bu maddenin yukarıdaki hükümlerinde öngörülmemiş beklenmedik bir durumda, Anayasayla Başkana verilen yetki ve görevlerin kendileri tarafından kullanılması veya yerine getirilmesi için bir madde hazırlayabilir.

5.1) Anayasanın, Başkana verdiği yetki ve görevlerin kullanılması ve yerine getirilmesiyle ilgili olan Anayasa hükümleri, bu fıkranın izleyen hükümlerinin, söz konusu yetki ve görevlerin bu madde hükümlerine göre yürütülmesi ve yerine getirilmesinde geçerli omasını tabi kılar.

2) Anayasaya göre, Başkanın belirli bir zamanda yürütmesi veya yerine getirmesinin gerekli olduğu bir yetki veya görevin yürütülmesi veya yerine getirilmesinde Başkanın başarısız olması durumunda, söz konusu yetki veya görev, belirtilen süre biter bitmez, bu madde hükümlerine göre yürütülebilir veya yerine getirilebilir.

Ulusal Parlamento
Anayasa ve Yetkiler
Madde 15.

1.1) Ulusal Parlamento olarak adlandırılır ve Anayasada genellikle böyle anılır.

2) Parlamento, Başkan ve iki Meclis’ten oluşur: Dail Éireann olarak adlandırılan Temsilciler Meclisi ve Seanad Éireann olarak adlandırılan Senato.

3) Parlamento Meclisleri Dublin yakınında veya zaman zaman belirleyebilecekleri başka bir yerde oturum yapabilir.

2.1) İşbu Anayasada, Devlet için kanun yapma yetkisi sadece ve münhasıran Parlamentoya aittir: başka hiçbir yasama makamı devlet için kanun yapma yetkisine sahip değildir.

2) Bununla birlikte, kanunla, ikincil yasama organları ve bu yasama organlarının yetkileri ve işlevleri oluşturulabilir veya tanınabilir.

3.1) Parlamento, halkın sosyal ve ekonomik hayatının dallarını temsil eden fonksiyonel veya mesleki kurulların kurulması veya tanınmasını öngörebilir.

2) Böyle bir kurulu tesis eden veya tanıyan kanun, kurulun haklarını, yetkilerini, görevlerini, Parlamento ve hükümet ile olan ilişkisini belirler.

4.1) Parlamento Anayasaya aykırı herhangi bir kanunu yürürlüğe koyamaz.

2) Parlamento tarafından, herhangi bir açıdan Anayasa veya herhangi bir hükmüne aykırı olarak çıkarılan her kanun, sadece bu aykırılık ölçüsünde geçersiz olur.

5.1) Parlamento işlendikleri tarihte kanuna aykırı olmayan fiilleri kanunun ihlali olarak ilân etmez.

2) Parlamento ölüm cezasının getirilmesini öngören bir kanunu yürürlüğe koymaz.

6.1) Askeri veya silahlı kuvvetler kurmak veya devam ettirmek hakkı sadece Parlamentoya aittir.

2) Parlamento tarafından kurulan veya sürdürülen bir askeri ya da silahlı kuvvet dışında, herhangi bir amaçla başka hiçbir askeri veya silahlı kuvvet kurulamaz veya sürdürülemez.

  1. Parlamento her yıl en az bir yasama dönemi toplanır.

8.1) Parlamentonun her Meclisinin oturumları halka açıktır.

2) Bununla birlikte, özel acil durumlarda, iki Meclisten herhangi birisi mevcut üyelerin üçte ikisinin onayı ile özel oturum yapabilir.

9.1) Parlamentonun her Meclis üyeleri arasından kendi Başkan ve Başkan Yardımcısını seçer yetki ve görevlerini belirler.

2) Her Meclis Başkanı ve Başkan Yardımcısının ücretleri kanunla belirlenir.

  1. Her Meclis, ihlallerinin karşılığında uygulanacak ceza yetkisiyle birlikte, kendi kurallarını ve İçtüzüğünü yapar ve konuşma özgürlüğünü teminat altına almak, resmi belgelerini ve üyelerinin özel belgelerini korumak ve kendisini ve üyelerini görevlerini yürütürken herhangi bir kişinin müdahalesinden, saldırısından veya yolsuzluk girişiminde korumak yetkisine sahiptir.

11.1) Anayasada aksi öngörülmemişse, her bir Meclisteki tüm sorular, mevcut üyelerin oy çokluğu ile ve Divan Başkanı veya başkanlık üyesi dışındakilerin oylarıyla belirlenir.

2) Divan Başkanı veya üyesi oyların eşitliği durumunda kesin neticeyi belirleyen oyu kullanır.

3) Toplantı yeter sayısı Meclislerin her birinin İçtüzüğüne göre belirlenir.

  1. Parlamentonun veya Meclislerinin tüm resmi raporları ve yayımları ve Meclislerin her birinde yapılan konuşmalar yayımlandıklarında önceliklidir.
  2. Parlamentonun her bir Meclisinin üyeleri, Anayasanın tanımladığı üzere ihanet, barışın ihlali gibi bir cürüm söz konusu olmadığı sürece, Meclise gidip gelirken veya bir bölgesinde tutuklanmama ayrıcalığına sahiptir ve herhangi bir Meclisteki bir konuşmaları bakımından, Meclisin kendisi dışında herhangi bir mahkeme veya başka bir merci tarafından sorumlu tutulamazlar.
  3. Hiç kimse, aynı zamanda Parlamentonun her iki Meclisinin üyesi olamaz ve hâlihazırda bir Meclisin üyesi herhangi bir kimse diğer Meclisin üyesi olursa ilk koltuğunu derhal boşaltır.
  4. Parlamento her bir Meclisin üyelerine bu görevleri ile bağlantılı olarak halkın temsilcileri sıfatıyla ödenek ödenmesi ve Parlamentonun belirleyeceği görevlerle ilgili olarak ücretsiz seyahat ve (varsa) diğer olanaklardan sağlanması için yasal düzenleme yapabilir.
Dáil Éireann (Temsilciler Meclisi)
Madde 16.

1.1) Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, 21 yaşına gelmiş ve Anayasa veya yasa hükümlerince ehliyetsiz veya yetersiz sayılmayan her vatandaş Temsilciler Meclisi üyeliğine seçilme yeterliğine sahiptir.

2) i) Bütün vatandaşlar ve

  1. ii) Devlette kanunun belirlediği,

cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, onsekiz yaşına gelmiş ve kanunun ehliyetsiz saymadığı ve Temsilciler Meclisi üyelerinin seçimini düzenleyen kanun hükümlerine uygun olan diğer kişiler Temsilciler Meclisi üyelerinin seçiminde oy kullanma hakkına sahiptir.

3) Cinsiyeti gerekçesiyle, herhangi bir vatandaşın Temsilciler Meclisine seçilme ehliyetini engelleyen veya aynı gerekçeyle herhangi bir vatandaşın Temsilciler Meclisi üyelerinin seçiminde oy kullanmasını engelleyen hiçbir kanun yapılamaz.

4) Hiçbir seçmen Temsilciler Meclisi için yapılan bir seçimde birden fazla oy kullanamaz ve oylama gizli oyla yapılır.

2.1) Temsilciler Meclisi kanunla belirlenmiş seçim çevrelerini temsil eden üyelerden oluşur.

2) Üye sayısı zaman zaman yasa ile tespit edilir, ancak Temsilciler Meclisi üyelerinin toplam sayısı, nüfusun her otuz bini için birden daha az veya nüfusun her yirmi bini için birden daha fazla üye olarak tespit edilemez.

3) Her bir seçim çevresinde herhangi bir zamanda seçilecek üye sayısı ile son nüfus sayımında belirlenmiş şekliyle her bir seçim çevresinin nüfusu arasındaki orantı, şimdiye kadar uygulanabilir olduğu üzere, ülke genelinde aynı olur.

4) Parlamento, nüfus dağılımındaki değişiklikleri de göz önüne alınarak, her on iki yılda en az bir kez seçim çevrelerini gözden geçirir, ancak seçim çevrelerindeki herhangi bir değişiklik, bu değişikliğin yapıldığında görevde olan Temsilciler Meclisinin görev süresi boyunca geçerli olmaz.

5) Üyeler devredilebilir tek oy ile nispi temsil sisteminde seçilir.

6) Herhangi bir seçim çevresinde çıkarılacak üye sayısının üçten az olmasını öngören hiçbir kanun yürürlüğe giremez.

3.1) Temsilciler Meclisi, Anayasanın 13’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında öngörüldüğü şekilde toplantıya çağrılır ve feshedilir.

2) Temsilciler Meclisinin feshinden sonraki en geç otuz gün içinde Temsilciler Meclisi üyeleri için genel seçim yapılır.

4.1) Temsilciler Meclisi için her genel seçimde oy verme işlemi, uygulanabildiği kadarıyla, ülke çapında aynı günde gerçekleşir.

2) Temsilciler Meclisi, seçim gününden itibaren otuz gün içinde toplanır.

  1. Aynı Temsilciler Meclisi, ilk toplantı tarihinden itibaren yedi yıldan daha uzun bir süre devam edemez: daha kısa bir süre kanunla tespit edilebilir.
  2. Temsilciler Meclisinin feshinden hemen önce Meclis Başkanı olan Temsilciler Meclisi üyesinin, herhangi bir gerçek seçime girmeksizin ardından gelen seçimde Temsilciler Meclisi üyesi seçilmesini mümkün kılmak için kanunla bir hüküm konulur.
  3. Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine tabi olmak üzere, boşalan üyelikler için yapılanlar da dahil, Temsilciler Meclisi üyeliği için yapılan seçimler yasaya uygun olarak düzenlenir.
Madde 17.

1.1) Anayasanın 28’inci maddesi uyarınca herhangi bir mali yıl için Devletin gelir ve harcama tahminlerinin Temsilciler Meclisine sunulmasından sonra mümkün olduğunca çabuk bir şekilde Temsilciler Meclisi bu tahminleri görüşür.

2) Her birisinin özel bir kanunla öngörülmesi durumu hariç, her yılın Mali Kararları’nın yürürlüğe konulması için gerekli mevzuat o yıl içinde kanunlaştırılır.

  1. Tahsisin amacı Başbakan tarafından imzalanmış bir Hükümet yazısıyla Temsilciler Meclisine bildirilmedikçe, Temsilciler Meclisine hiçbir oylama veya kararı kabul etmez ve gelirlerin ya da diğer kamu parasının tahsisine ilişkin hiçbir kanun çıkarılmaz.
Seanad Éireann (Senato)
Madde 18.
  1. Senato onbir aday gösterilen üyeden ve kırkdokuz’u seçilmiş üyelerden olmak üzere altmış üyeden oluşur.
  2. Bir kişinin Senato üyeliğine seçilebilmesi için Temsilciler Meclisi üyeliğine seçilme yeterliğine sahip olması gerekir.
  3. Aday Senato üyeleri, kendi ön rızalarıyla, söz konusu üyelerin adaylığına fırsat veren feshedilmiş olan Temsilciler Meclisinin yeniden toplanmasının ardından atanan Başbakan tarafından aday gösterilir.
  4. 1) Seçilen Senato üyelerinin seçimi şöyle yapılır:
  5. i) Üçü İrlanda Ulusal Üniversitesi tarafından seçilir.
  6. ii) Üçü Dublin Üniversitesi tarafından seçilir.

iii) Kırküç’ü burada öngörüldüğü şekilde oluşturulan aday listeleri içinden seçilir.

2) Kanun seçim için, imtiyaz temelinde ve kanunun öngördüğü bir şekilde, aşağıdaki bir veya daha fazla kurum için hüküm koyabilir:

  1. i) Bu bölümün 1)’inci fıkrasında belirtilen üniversiteler,
  2. ii) Devlette diğer yükseköğretim kurumları,

Bu bölümün, söz konusu 1)’inci fıkranın i) ve ii) bentleri uyarınca seçilecek üye sayısına eşit olarak yerine koyabileceği olabildiğince çok sayıda Senato üyesi.

Bu bölüme göre kurumlar kümesi veya tek bir kurum tarafından bir veya daha fazla Senato üyesi seçilebilir.

3) Bu bölümün 1)’inci fıkrasında bahsedilen bir üniversitenin feshedilmesini yasaklamak için bu maddeden hiçbir şeye atıfta bulunulmaz.

  1. Senatonun seçilmiş üyelerinin her seçimi nispi temsil sisteminde, devredilebilir tek oyla ve posta ile oy kullanarak yapılır.
  2. Senatonun üniversiteler tarafından seçilecek üyeleri, imtiyaz temelinde ve kanunun belirlediği şekilde yapılır.

7.1) Senatonun aday listelerinden seçilecek üyeleri her bir genel seçiminden önce, kanunun belirlediği şekilde, sırasıyla aşağıdaki ilgi alanları ve hizmetlerden bildikleri ve uygulama deneyimine sahip kişilerin adlarını içeren beş aday listesi oluşturulur:

  1. i) Ulusal Dil ve Kültür, Edebiyat, Sanat, Eğitim ve kanunun bu liste için tanımladığı mesleki alanlar;
  2. ii) Tarımla ilgili alanlar ve balıkçılık;

iii) Çalışma–örgütlü veya örgütsüz;

  1. iv) Sanayi ve Ticaret–bankacılık, finans, muhasebe, mühendislik ve mimarlık dahil;
  2. v) Kamu Yönetimi ve sosyal hizmetler–gönüllü sosyal faaliyetler dahil.

2) 19’uncu madde hükümlerine istinaden, Senatoya herhangi bir listeden en az beş en fazla onbir üye seçilebilir.

  1. Temsilciler Meclisinin feshinden sonra en geç doksan gün içinde Senato için genel seçim yapılır ve genel seçimden sonra Senatonun ilk toplantısı, Başbakanın tavsiyesi üzerine Başkan tarafından tespit edilecek bir günde gerçekleştirilir.
  2. Senatonun her üyesi, ölüm, istifa veya görevden düşürülme dışında, kendi seçimi veya adaylığından sonraki Senato seçiminin oy verme gününden önceki güne kadar görevde kalmayı sürdürür.

10.1) Bu madde hükümlerine tabi olarak, Senatonun seçilmiş üyelerinin seçimleri kanunla düzenlenir.

2) Senatonun adaylıkla gelen üyelerinin sayısında ortaya çıkan arızi boşluklar, aday gösterilenlerin ön rızası alınarak, Başbakanın göstereceği adaylardan doldurulur.

3) Senatonun seçilmiş üye sayısında ortaya çıkan arızi boşluklar yasanın öngördüğü şekilde doldurulur.

Madde 19.

Anayasanın 18’inci maddesi hükümlerine göre oluşturulan aday listelerinden seçilecek üyelerin sayısına eşit sayıda kanunla tespit edilen üye sayısı kadar Senato üyesinin herhangi bir işlevsel veya mesleki grup veya dernek veya kurul tarafından doğrudan seçimi için kanun hükmü konulabilir.

Yasama
Madde 20.
  1. Temsilciler Meclisinde başlatılan ve kabul edilen her kanun tasarısı, bu bir Vergi Kanunu Tasarısı olmadıkça, Senatoda değişikliğe uğrar ve Temsilciler Meclisi bu değişikliği dikkate alır.değiştirilecektir.

2.1) Vergi Kanunu Tasarısı dışındaki bir Kanun Tasarısı süreci Senatoda başlatılabilir ve kabul edilirse Temsilciler Meclisine sunulur.

2) Senatoda yasama süreci başlatılan bir Kanun Tasarısı, Temsilciler Meclisinde değişikliğe uğrarsa, Temsilciler Meclisinde başlatılmış bir Kanun Tasarısı olarak kabul edilir.

  1. Her iki Meclisten birinden geçmiş ve diğer Meclis tarafından kabul edilmiş bir Kanun Tasarısı her iki Meclis tarafından kabul edilmiş sayılır.
Vergi Kanunu Tasarıları
Madde 21.

1.1) Vergi kanunu tasarıları sadece Temsilciler Meclisinde başlatılabilir.

2) Temsilciler Meclisinden geçen her Vergi Kanunu tasarısı önerileri için Senatoya gönderilir.

2.1) Senatoya önerileri için gönderilen her Vergi Kanunu tasarısı, Senatoya gönderildiği tarihten itibaren en geç yirmi bir gün içinde, Senatonun önerilerinin tamamını kabul veya reddedebilecek olan Temsilciler Meclisine geri gönderilir.

2) Böyle bir Vergi Kanunu Tasarısı yirmibir gün içinde Senatodan Temsilciler Meclisine iade edilmezse veya yirmibir gün içinde Temsilciler Meclisinin kabul etmediği önerilerle gönderilmişse, söz konusu yirmi bir günlük süre bitiminde her iki Meclis tarafından kabul edilmiş sayılır.

Madde 22.

1.1) Bir Vergi Kanunu Tasarısı sadece şu konuların herhangi biri veya tamamıyla ilgili hükümler taşıyan bir Kanun Tasarısı anlamına gelir:                 vergi koyma-kaldırma, vergi değişikliği veya düzenlemesi; borç ödeme veya diğer mali amaçlar için kamu parasına harç koyma veya bu harçlardan herhangi birini kaldırma; arz; kamu parasının tahsisi, alınması, saklanması veya hesaplarının denetimi; borçlanma ve bunlarla ilgili kredi güvencesi veya geri ödemesi; bu konulara bağlı veya arızi konular veya bunlardan herhangi biri.

2) Bu tanımda yer alan “vergilendirme”, “kamu parası” ve “kredi” ifadeleri sırasıyla yerel yönetimler ya da yerel amaçlı kuruluşlar tarafından gündeme getirilen herhangi bir vergilendirme, para ya da krediyi içermez.

2.1) Temsilciler Meclisi Başkanı, kendi fikrince, bir Kanun Tasarısının Vergi Kanunu Tasarısı olup olmadığını tasdik eder ve onun onayı, bu bölümün müteakip hükümlerine tabi olarak, nihai ve kesindir.

2) Senato, en az otuz üyenin hazır bulunduğu bir oturumda kabul ettiği bir kararla, Başkandan bir Kanun Tasarısının bir Vergi Kanunu Tasarısı olup olmadığı sorusunu Ayrıcalıklar Komisyonuna havale etmesini isteyebilir.

3) Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra Başkan bu isteği kabul ederse, eşit sayıda Senato ve Temsilciler Meclisi üyesinden oluşan ve başkanı Yargıtaydan bir hâkim olan bir Ayrıcalıklar Komisyonu tayin eder: bu atamalar Devlet Şûrası ile görüştükten sonra yapılır. Oylarda eşitlik olması durumu hariç Komisyon Başkanı oy kullanmaz.

4) Başkan soruyu görevlendirilen Ayrıcalıklar Komisyonuna havale eder ve Komisyon, Tasarının Senatoya gönderildiği tarihten başlayarak yirmibir gün içinde kararını Başkana bildirir.

5) Komisyon kararı nihai ve kesindir.

6) Başkan, Devlet Şûrası ile görüşmesinden sonra soruyu Ayrıcalıklar Komisyonuna iletmeme kararı verirse veya Komisyon belirtilen söz konusu süre içinde raporunu vermezse, Temsilciler Meclisi Başkanının onayı teyit edilmiş sayılır.

Kanun Tasarılarının Görüşülme Zamanı
Madde 23.
  1. Bu madde, Vergi Kanunu Tasarısı veya Anayasanın 24’üncü maddesine göre görüşülme zamanı kısaltılmış olan bir Kanun Tasarısı dışındaki, Temsilciler Meclisinde kabul edilerek Senatoya gönderilen her Kanun Tasarısı için geçerlidir.

1) Bu madde hükümlerinin geçerli olduğu bir Kanun Tasarısı, müteakip bentte tanımlanmış olan belirli süre içinde Senato tarafından reddedilir veya Senato tarafından, Temsilciler Meclisinin kabul etmediği değişikliklerle kabul edilir veya Senato tarafından belirli süre içerisinde (değişikliklerle veya değişiklik yapılmamış halde) ne kabul ne de reddedilirse, Senato, belirli sürenin bitiminden itibaren yüzseksen gün içinde bir karar aldığı takdirde, Tasarı, kararın alındığı tarihte her iki Meclis tarafından kabul edilmiş sayılır.

2) Belirli süre, Kanun Tasarısının Temsilciler Meclisinden Senatoya ilk gönderildiği günden başlayarak doksan günlük süre ya da her Parlamentonun her iki Meclisin Tasarıyla ilgili olarak üzerinde mutabık kaldıkları daha uzun bir süredir.

2.1) Bu maddenin önceki bölümü hükümleri Senato tarafından başlatılan ve kabul edilen, Temsilciler Meclisi tarafından değişikliğe uğrayan ve dolayısıyla her iki Meclis tarafından kabul edilmiş sayılan bir Kanun Tasarısı için geçerlidir.

2) Bu geçerlilik amacıyla, böyle bir Kanun Tasarısıyla ilgili belirli süre, Temsilciler Meclisi tarafından değişikliğe uğratıldıktan sonra Tasarının Senatoya ilk gönderildiği günden itibaren başlar.

Madde 24
  1. Anayasa değişikliği teklifi olduğu ifade edilen bir Kanun tasarısı dışında, Temsilciler Meclisinin herhangi bir Kanun Tasarısını kabulünde, Başbakan, Başkana ve her iki Meclisin Başkanlarına yazılı olarak mesaj göndererek, Hükümet açısından Kanun Tasarısının, kamu huzuru ve güvenliğinin sürdürülmesi açısından acil ve derhal gerekli olduğunu teyit eder, iç veya dış olağanüstü bir halin varlığında, Temsilciler Meclisi bu yönde karar alır ve Başkan, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra muvafakat verirse, böyle bir Kanun Tasarısının Senatoda görüşülme zamanı kararda belirtilen bir süreye indirilebilir.
  2. Bu maddeye göre Senatoda görüşülme zamanı kısaltılmış olan bir Kanun Tasarısı,

(a) Tasarı, Senato tarafından reddedilmiş veya Temsilciler Meclisince kabul edilmeyen değişikliklerle Senato tarafından kabul edilmiş veya Senato tarafından ne kabul edilmiş ne de reddedilmiş Vergi Kanunu olmayan bir Kanun Tasarısı olması durumunda veya

(b) Senatodan, Temsilciler Meclisinin kabul etmediği değişikliklerle Temsilciler Meclisine geri gönderilmiş veya Senatodan temsilciler Meclisine geri gönderilmemiş bir Vergi Kanunu Tasarısı durumunda, Kanun Tasarısı, kararda belirtilen süre içinde, bu sürenin bitiminde, Parlamentonun her iki Meclisince kabul edilmiş sayılır.

  1. Bu madde hükümlerine göre Senatoda görüşülme süresi kısaltılmış olan bir Kanun Tasarısı kanunlaştığında, söz konusu sürenin bitiminden önce, her iki Meclis bu kanunun daha uzun bir süre yürürlükte kalması konusunda mutabakata varıp, bu daha uzun süre her iki Meclis tarafından alınan kararlarda belirtilmedikçe, kanunlaştığı tarihten itibaren en fazla doksan gün yürürlükte kalır.
Kanunların İmzası ve Yayımlanması
Madde 25.
  1. Anayasanın değiştirilmesiyle ilgili bir öneri içermeyen herhangi bir Kanun Tasarısı kabul edilir edilmez veya Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilmiş sayıldığında, bu maddenin hükümlerine göre, Başbakan bu Kanun tasarısının imzalanması ve yayımlanması için Başkana sunar.

2.1) Anayasa aksini öngörmedikçe, imzalanması ve yayımlanması için Başkana sunulan her Kanun Tasarısı, kendisine sunulduğu tarihten itibaren beşinci günden daha önce ve yedinci günden daha geç olmamak üzere Başkan tarafından imzalanır.

2) Hükümetin isteğiyle ve daha önceden Senatonun rızasıyla, Başkan, Hükümetin beşinci günden önce imzalanması isteğine konu olan herhangi bir kanun tasarısını, yukarıda bahsi geçen tarihte imzalar.

  1. Anayasanın 24’üncü maddesi uyarınca Senatoda görüşülme süresi kısaltılmış olan her Kanun Tasarısı, Başkan tarafından, kanun tasarısının imzalanmak ve kanun olarak yayımlanmak üzere sunulduğu tarihte imzalanır.

4.1) Anayasaya göre, her Kanun Tasarısı, Başkan tarafından imzalandığı gün yürürlüğe girer ve aksi bir maksat belirtilmemişse aynı gün geçerlik kazanır.

2) Anayasaya göre, Başkan tarafından imzalanan her Kanun Tasarısı, Resmi Gazete’de, Kanun Tasarısının kanunlaştığını ifade eden yayımlanma talimatıyla birlikte kanun olarak yayımlanır.

3) Her Kanun Tasarısı, Başkan tarafından, Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilen veya kabul edilmiş sayılan metniyle imzalanır ve eğer bir Kanun Tasarısı her iki resmi dilde kabul edilmiş veya kabul edilmiş olarak sayılır ise, Başkan Kanun Tasarısını bu dillerin her birinde imzalar.

4) Başkan Kanun Tasarısını resmi dillerin sadece birinde imzaladığı durumda, resmi dildeki metin diğer resmi dile çevrilir.

5) Bir Kanun Tasarısı Kanun olarak imzalanır ve yayımlanır yayımlanmaz, söz konusu kanunun Başkan tarafından imzalanmış olan metni veya Başkan söz konusu kanun metnini her iki resmi dilde imzalamışsa, her iki imzalı metin kaydedilmek üzere Yargıtay Tescil Bürosuna gönderilir ve kaydedilen metin veya metinler bu kanunun hükümleri için kesin delil oluşturur.

6) Bu bölüm hükümlerine göre tescil edilen her iki resmi dildeki metinler arasında bir ihtilaf çıkması halinde, ulusal dildeki metin geçerli olur.

5.1) Başbakanın, zaman zaman bir vesilesiyle gerektiğinde, yürürlükte olan Anayasa metni tüm değişiklikleriyle birlikte (her iki resmi dilde) kendi gözetiminde istemesi veya hazırlatması meşrudur.

2) Böyle hazırlanmış olan her bir metnin kopyası, Başbakan ve Başyargıç tarafından resmen tasdik edildikten sonra Başkan tarafından imzalanır ve kayda girmek üzere Yargıtay Tescil Bürosuna gönderilir.

3) O an için hazırlanan son metin olan imzalı ve tescilli kopya, tescil edilmesinin ardından, tescil tarihi itibariyle Anayasanın kesin delilidir ve böylece, bu amaçla Anayasanın tescil edilen tüm metinlerinin yerini alır.

4) Bu bölüm hükümlerine göre tescil edilen her iki resmi dildeki metinler arasında bir ihtilaf çıkması halinde, ulusal dildeki metin geçerli olur.

Kanun Tasarılarının Yargıtaya Götürülmesi
Madde 26.

Bu madde, bir Vergi Kanunu veya Anayasa değişikliği önerisi içerdiği ifade edilen bir Kanun tasarısı veya Anayasanın 24’üncü maddesi uyarınca Senatoda görüşülme süresi kısaltılmış bir Kanun tasarısı dışında, Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilen veya kabul edilmiş sayılan her Kanun Tasarısı için geçerlidir.

1.1) Başkan, Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra, bu maddenin geçerli olduğu herhangi bir Kanun Tasarısını, tasarının veya herhangi bir özel hükmünün Anayasa veya Anayasadaki herhangi bir hükme aykırı olup olmadığı konusunda karar vermesi için Yargıtaya havale edebilir.

2) Bu havale, söz konusu Kanun Tasarısı Başbakan tarafından imzalanmak üzere Başkana sunulduğu tarihten itibaren en geç yedi’nci günü yapılır.

3) Bu maddeye göre, Başkan, mahkeme kararının ilânını bekleyen Yargıtaya havale edilen hiçbir kanun tasarısını imzalamaz.

2.1) En az beş yargıçtan oluşan Yargıtay, bu madde kapsamında Başkanın kendisine havale ettiği her soruda karar vermek üzere görüşme yapar ve Cumhuriyet Başsavcısı ve mahkemece atanan bir danışmanın savlarını dinledikten sonra, Başkan tarafından kendisine gönderilen soruyla ilgili olarak açık yapılan oturumda, olabildiğince çabuk ve her halükarda altmış günden daha geç olmamak üzere, kararını ilân eder.

2) Bu madde maksatları için, Yargıtay hâkimlerinin çoğunluğunun aldığı karar mahkemenin kararıdır ve mahkemenin belirleyeceği hâkimlerden biri tarafından açıklanır ve lehte veya aleyhte başka hiçbir görüş telaffuz edilmez ve ne de bu tür başka bir görüşün varlığı açıklanır.

3.1) Bu madde hükümlerine göre Yargıtayın, kendisine gönderilen bir başvurunun konusu olan bir Kanun Tasarısının herhangi bir hükmünün Anayasaya veya onun bir hükmüne aykırı olduğu kararını verdiği her durumda Başkan böyle bir Kanun Tasarısını imzalamayı reddeder.

2) Anayasanın 27’nci maddesinin uygulandığı bir Kanun Tasarısı durumunda, eğer bu maddeye göre Başkana bir dilekçe gönderilirse, bu madde hükümlerine riayet edilir.

3) Diğer her durumda, Başkan, Yargıtay kararı açıklanır açıklanmaz en kısa sürede Kanun Tasarısını imzalar.

Kanun Tasarılarının Halk’a Götürülmesi
Madde 27.

Bu madde, Anayasada değişiklik önerisi içerdiği ifade edilen bir Kanun Tasarısı dışında, 23’üncü madde hükümlerine göre, Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilmiş sayılan her Kanun Tasarısı için geçerlidir.

  1. Senato üyelerinin çoğunluğu ve Temsilciler Meclisi üyelerinin en az üçte biri, Başkana hitaben ortak bir dilekçe ile, bu maddenin hükümlerine göre, Başkandan, söz konusu Kanun Tasarısının halkın görüşünün alınması gereken ulusal önemde bir öneri içerdiği gerekçesiyle, bu maddenin hükümlerinin geçerli olduğu hiçbir Kanun Tasarısını kanun olarak imzalayıp yayımlamamasını isteyebilir.
  2. Bu tür her dilekçe yazılı olur ve imzaları kanunda öngörüldüğü şekilde doğrulanan dilekçe sahipleri tarafından imzalanır.
  3. Bu tür her dilekçe, talebin dayandırıldığı gerekçeyi açıklayan bir ifade içerir ve Kanun Tasarısının her iki Meclisi tarafından kabul edilmiş sayıldığı tarihten itibaren en geç dört gün içinde Başkana sunulur.

4.1) Bu madde hükümlerine göre, Başkan, kendisine hitaben yazılı bir dilekçeyi aldığında derhal bu dilekçeyi değerlendirir ve Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra, dilekçeye konu Kanun Tasarısının Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilmiş sayıldığı tarihten itibaren en geç on gün içinde, kararını açıklar.

2) Anayasanın 26’ncı maddesi uyarınca Kanun Tasarısı veya herhangi bir hüküm Yargıtaya sevk edilmişse, Yargıtay, söz konusu Tasarı veya hükmün Anayasaya veya herhangi bir hükmüne aykırı olmadığı kararını verinceye kadar Başkanın dilekçeyi değerlendirme zorunluluğu yoktur ve Yargıtay tarafından bu yönde bir karar açıklanırsa, Başkan, Yargıtay’ın bu yöndeki kararını açıkladığı günden itibaren altı’ncı günün sonuna kadar dilekçeyle ilgili kararını açıklamak zorunda değildir.

5.1) Başkan, bu maddeye göre bir dilekçeye konu olan Kanun Tasarısının halkın görüşüne sunulmasını gerektirecek ulusal önemde bir teklif içerdiğine karar verdiği her durumda, Başbakanı ve dolayısıyla Parlamentonun her iki Meclis Başkanını kendi imzası ve mührüyle yazılı olarak bilgilendirir ve teklif aşağıdaki yöntemlerden biri ile onaylanmadıkça bu Tasarıyı kanun olarak imzalamaz ve yayımlamaz:

  1. i) Anayasanın 47’nci maddesine göre, Başkanın karar tarihinden itibaren onsekiz ay içerisinde bir referandumla halk tarafından veya
  2. ii) Söz konusu süre içinde Temsilciler Meclisinin feshedilmesinin ardından yeniden toplanan Temsilciler Meclisinin bir kararıyla.

2) Bu madde hükümlerine göre dilekçeye konu bir Kanun Tasarısında yer alan bir teklif, bu bölümün yukarıdaki hükümlerine göre halk tarafından veya Temsilciler Meclisi kararıyla onaylandığı her durumda, söz konusu Kanun Tasarısı, onaylanmasının hemen ardından, imzalaması ve kanun olarak yayımlaması için Başkana sunulur ve bunun üzerine Başkan, Kanun Tasarısını imzalar ve usulüne uygun biçimde kanun olarak yayımlar.

  1. Başkan, bu maddeye göre bir dilekçeye konu olan Kanun Tasarısının halkın görüşüne sunulmasını gerektirecek ulusal önemde bir teklif içermediğine karar verdiği her durumda, Başbakanı ve dolayısıyla Parlamentonun her iki Meclis Başkanını kendi imzası ve Mührüyle yazılı olarak bilgilendirir ve Tasarı, Parlamentonun her iki Meclisi tarafından kabul edilmiş sayıldığı tarihten başlayarak on bir gün içinde Başkan tarafından imzalanır ve usulüne uygun biçimde kanun olarak yayımlanır.
Hükümet
Madde 28.
  1. Hükümet, Anayasanın hükümlerine göre Başkan tarafından atanan en az yedi en fazla onbeş üyeden oluşur.
  2. Devletin yürütme kuvveti, Anayasa hükümlerine göre Hükümet yetkisiyle yerine getirilir.

3.1) Temsilciler Meclisinin uygun görüşü alınmaksızın savaş ilân edilemez ve Devlet, herhangi bir savaşa katılamaz.

2) Bununla birlikte, fiili işgal durumunda, Hükümet, Devletin korunması için gerekli gördüğü her türlü önlemi alabilir ve Temsilciler Meclisi açık değilse mümkün olan en yakın tarihte toplantıya çağrılır.

3) Bu Parlamento tarafından çıkarılan, savaş veya silahlı ayaklanma sırasında halkın güvenliğini sağlama ve Devleti korumayı amaçlayan herhangi bir kanunu hükümsüz kılmak, savaş veya silahlı ayaklanma sırasında böyle bir kanuna uygun olarak yapılan veya yapıldığı anlamına gelen herhangi bir fiili iptal etmek için Anayasanın 15’inci maddesinin beşinci fıkrasının 2) numaralı bendi dışında hiçbir hükmüne başvurulamaz. Bu bentteki “savaş zamanı” Devletin katılmadığı ancak, Parlamentonun her iki Meclisinin, söz konusu silahlı çatışmadan, Devletin hayati çıkarlarını etkileyen ulusal bir olağanüstü durumun ortaya çıktığı konusunda karar almaları açısından bir silahlı çatışmanın yer aldığı ve “savaş veya silahlı ayaklanma zamanı” da savaşın veya yukarıda bahsi geçen herhangi bir silahlı çatışmanın veya herhangi bir silahlı ayaklanmanın sona ermesinden sonraki zamanı, Parlamentonun her bir Meclisinin, söz konusu savaş, silahlı çatışma veya silahlı ayaklanmanın varlığının sona erdiği yolunda karar vermesine kadar geçen süreyi içine alır.

4.1) Hükümet, Temsilciler Meclisine karşı sorumludur.

2) Hükümet, kollektif bir otorite olarak toplanır ve hareket eder ve Hükümet üyelerinin idare ettiği Devlet Dairelerine karşı topluca sorumludur.

3) Yüksek Mahkemenin, açıklama yapılması gerektiğini belirlediği aşağıdaki bazı özel durumlar hariç, Hükümet toplantılarında konuşmaların gizliliğine riayet edilir.

  1. i) Bir mahkeme tarafından adaletin uygulanmasıyla ilgili yararlar veya
  2. ii) Önceliği olan bir kamu yararından dolayı, Parlamentonun Meclislerinin yetkisiyle, kamu açısından önemli olduğu bildirilen bir konuyu araştırmak üzere Hükümet veya bir Bakan tarafından atanan bir mahkeme bu konudaki uygulama uyarınca.

4) Hükümet, her mali yıl için Gelir Tahminlerini ve Devletin Harcama Tahminlerini hazırlar ve görüşülmesi için Temsilciler Meclisine sunar.

5.1) Hükümetin başı ya da Başbakan (Taoiseach) olarak adlandırılır ve Anayasada öyle anılır.

2) Başbakan, Başkanı genellikle iç ve dış politika konularında bilgilendirir.

6.1) Başbakan, Hükümetin bir üyesini Başbakan Yardımcısı olarak atar.

2) Başbakanın ölmesi veya kalıcı olarak iş göremez hale gelmesi durumunda, yeni bir Başbakan tayin edilinceye kadar, Başbakan Yardımcısı Başbakanın yerine vekalet eder.

3) Başbakan Yardımcısı, Başbakanın geçici yokluğunda yerine vekalet eder.

  1. 1) Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanlığından sorumlu olan Hükümet üyesinin Temsilciler Meclisi üyesi olması gereklidir.

2) Hükümetin diğer üyelerinin Temsilciler Meclisi veya Senato üyeleri olması gerekir ancak Senatodan iki üyeden de daha fazla olmamalıdır. Hükümetin her üyesi Parlamentonun her iki Meclisine katılma ve konuşma hakkına sahiptir.

8. Hükümetin her üyesi Parlamentonun her iki Meclisine katılma ve konuşma hakkına sahiptir.

9.1) Başbakan, herhangi bir zamanda istifasını Başkana sunarak görevinden istifa edebilir.

2) Hükümetin diğer herhangi bir üyesi istifasını Başbakana sunarak görevinden istifa edebilir.

3) Başkan, Başbakan tarafından tavsiye edildiği takdirde, Başbakan dışında bir Hükümet üyesinin istifasını kabul eder.

4) Başbakan herhangi bir zamanda, kendisi için yeterli bir nedenle, Hükümetin bir üyesinin istifasını isteyebilir; söz konusu üye bu isteği karşılamazsa, Başbakanın tavsiyesi üzerine görevi Başkan tarafından sona erdirilir.

  1. Başbakanın tavsiyesi üzerine Başkan, Temsilciler Meclisini feshedip, fesihten sonra yeniden toplanan Temsilciler Meclisinin çoğunluğunun desteğini garantilemedikçe, Başbakan, Temsilciler Meclisinde çoğunluğun desteğini kaybettiğinde görevinden istifa eder.

11.1) Başbakan herhangi bir zamanda görevinden istifa ederse, Hükümetin diğer üyeleri de istifa etmiş sayılır, ancak halefleri atanıncaya kadar Başbakan ve Hükümetin diğer üyeleri görevlerine devam eder.

2) Temsilciler Meclisi feshedildiği tarihte görevde bulunan Hükümet üyeleri, halefleri atanıncaya kadar görevlerini yapmaya devam eder.

  1. Aşağıdaki konular kanunla düzenlenir: Devlet Dairelerinin teşkilatlanması ve aralarındaki iş dağılımı, Hükümet üyelerinin söz konusu Dairelerin sorumlu Bakanları olarak atanması, bir Hükümet üyesinin geçici yokluğunda veya iş göremezliğinde görevlerinin ifası, ve Hükümet üyelerinin ücretlerinin ödenmesi.
Yerel Yönetim
Madde 28.
  1. Devlet, yerel toplulukların demokratik temsili için bir forum sağlanmasında, kanunun verdiği yerel düzeydeki yetkilerin ve işlevlerin yerine getirilmesinde ve girişimleriyle söz konusu toplulukların çıkarlarının teşvik edilmesinde yerel yönetimlerin rolünü kabul eder.
  2. Kanunun belirlediği doğrudan seçimle gelen yerel yönetimler olur ve Anayasa hükümlerine tabi olarak, bunların yetki ve işlevleri kanunla belirlenir ve kanunla uyum içinde kullanılır ve yerine getirilir.
  3. Söz konusu yerel yönetimlerin üyelerinin seçimleri, yapıldıkları son yıldan itibaren beşinci yılın bitiminden daha önce olmak üzere kanuna göre yapılır.
  4. Kanunun belirlediği şekilde Temsilciler Meclisi üyeleri ve diğer kişilerin seçiminde oy kullanma hakkı olan her vatandaş, kanunla belirlendiği üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında ele alınan yerel yönetim üyelerinin seçimlerinde de oy kullanma hakkına sahiptir.
  5. Bu maddenin ikinci fıkrasında ele alınan yerel yönetimlerin üyeliklerindeki arızi boşluklar kanuna uygun olarak doldurulur.
Uluslararası İlişkiler
Madde 29.
  1. İrlanda, uluslararası adalet ve ahlak üzerine kurulmuş uluslar arasındaki barış ve dostane işbirliği idealine bağlılığını teyit eder.
  2. İrlanda, uluslararası anlaşmazlıkların uluslararası tahkim veya yargı yoluyla barışçı çözümü ilkesine bağlılığını teyit eder.
  3. İrlanda, diğer devletlerle olan ilişkilerinde, davranış kuralı olarak uluslararası hukukun genel kabul görmüş ilkelerini kabul eder.

4.1 ) Devletin dış ilişkilerle bağlantılı yürütme yetkisi Anayasanın 28’inci maddesi uyarınca Hükümet tarafından kullanılır.

2) Hükümet, Devletin herhangi bir yürütme işlevini yerine getirme amacıyla veya dış ilişkileriyle bağlantılı olarak, varsa, kanunlarla belirlenen koşulların elverdiği ölçüde, Devletin ortak kaygı konularında uluslararası işbirliği amacıyla bağlantısı olduğu herhangi bir grubun üyelerinin veya uluslar topluluğunun benzer amaçla kullandığı veya benimsediği herhangi bir organ, araç veya usulü benimseyebilir veya yararlanabilir.

3) Devlet, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (18 Nisan 1951’de Paris’te imzalanan Antlaşma ile kuruldu), Avrupa Ekonomik Topluluğu (25 Mart 1957’de Roma’da imzalanan Antlaşma ile kuruldu) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’na (25 Mart 1957’de Roma’da imzalanan Antlaşması ile kuruldu) üye olabilir. Devlet, Tek Avrupa Senedi’ni (17 Şubat 1986’da Lüksemburg’da ve     28 Şubat 1986’da Lahey’de Topluluklara Üye Devletler adına imzalandı) onaylayabilir.

4) Devlet, 7 Şubat 1992’de Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’nı onaylayabilir ve bu Birliğin bir üyesi olabilir.

5) Devlet, 2 Ekim 1997’de Amsterdam’da imzalanan ve Avrupa Birliği Antlaşmasını, Avrupa Toplulukları’nı kuran antlaşmaları ve bazı ilgili Kanunları değiştiren Amsterdam Antlaşması’nı onaylayabilir.

6) Devlet, bu bölümde 5) numaralı bentte ele alınan Antlaşmanın 1/11), 2/5) ve 2/15) maddelerinde ve söz konusu Antlaşmanın ikinci ve dördüncü protokollerinde ortaya konan seçeneklerini veya takdirini kullanabilir ancak bu tür takdir kullanma Parlamentonun her iki Meclisinin onayına tabidir.

7) Devlet, 26 Şubat 2001’de Nice’te imzalanan ve Avrupa Birliği Antlaşmasını, Avrupa Toplulukları’nı kuran antlaşmaları ve bazı ilgili Kanunları değiştiren Nice Antlaşması’nı onaylayabilir.

8) Devlet, bu bölümde 7) numaralı bentte ele alınan Antlaşmanın 1/6), 1/9), 1/11), 1/12), 1/13) ve 2/1) maddelerinde öngörülen seçenekleri veya takdirini kullanabilir ancak bu tür takdir kullanma Parlamentonun her iki Meclisi’nin onayına tabidir.

9) Devlet, bu bölümde 7) numaralı bentte ele alınan Antlaşmanın ortak savunmanın Devleti içerdiği 1/2) maddesi uyarınca Avrupa Konseyi tarafından alınan ortak savunma kurmaya ilişkin kararı kabul etmez.

10) Anayasanın hiçbir hükmü, Avrupa Birliği veya Toplulukların üyelik yükümlülüklerinin gerekli kıldığı, Devlet tarafından çıkarılan kanunları, yapılan fiilleri veya alınan önlemleri geçersiz kılmaz veya Avrupa Birliği veya Toplulukları veya ilgili kurumları veya Toplulukları kuran Antlaşmaların hükümlerine göre yetkili organların çıkardığı kanunların, yaptıkları fiillerin veya aldıkları önlemlerin Devlette kanun gücüne sahip olmasını engellemez.

11) Devlet 15 Aralık 1989’da Lüksemburg’da yapılan, Topluluklara Üye Devletler arasında hazırlanan Topluluk Patentleri’ne ilişkin Anlaşma’yı onaylayabilir.

5.1) Devletin taraf haline geldiği her uluslararası anlaşma Temsilciler Meclisi’ne getirilir..

2) Devlet, koşulları Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmadıkça, kamu fonları üzerinde bir yük getiren herhangi bir uluslararası anlaşma ile bağlanmaz.

3) Bu bölüm hükümleri, teknik ve idari nitelikteki anlaşmalar için geçerli değildir.

  1. Parlamento tarafından karar alınmadıkça hiçbir uluslararası anlaşma Devletin iç hukukunun bir parçası olamaz.
  2. 1) Devlet, 10 Nisan 1998’de Belfast’ta yapılan Britanya-İrlanda Anlaşması -bundan böyle Anlaşma olarak anılır- tarafından bağlanmaya rıza gösterebilir.

2) Bu Anlaşmayla kurulan herhangi bir kurum, Anayasanın hükümlerine göre oluşturulan veya atanan herhangi bir kişi veya Devletin herhangi bir organına benzer bir yetki veya işlev yükleyen Anayasanın diğer herhangi bir hükmünden bağımsız olarak, İrlanda adasının tamamı veya herhangi bir kısmına ilişkin olarak kendisine verilen yetki ve işlevleri kullanabilir. Anlaşmazlıkların veya uyuşmazlıkların çözülmesiyle ilgili olarak böyle bir kuruma verilen herhangi bir yetki veya fonksiyon, Anayasa ile daha önce bahsedilen herhangi bir kişi veya Devletin organına verilen benzer bir yetki veya fonksiyona ilave olabilir veya yerini alabilir.

  1. Devlet, uluslararası hukukun genel kabul gören ilkelerine uygun olarak, bölge dışında yetki kullanabilir.
  2. Devlet 17 Temmuz 1998’de Roma’da yapılan Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü onaylayabilir.
Başsavcı
 Madde 30.
  1. Başsavcı, Hükümete kanunlarla ilgili ve hukuki görüş konusunda danışmanlık yapar ve Anayasayla kendisine verilen veya yüklenen tüm yetkileri, fonksiyonları ve görevleri yerine getirir.
  2. Başsavcı, Başbakanın teklifiyle Başkan tarafından atanır.
  3. Suçüstü mahkemeleri dışında, Anayasanın 34’üncü maddesi hükümlerine göre kurulan herhangi bir mahkemede kovuşturulan tüm suçlar ve kabahatler Halk adına ve Başsavcı veya bu amaçla kanunun yetki verdiği başka bir kişi tarafından açılan davada soruşturulur.
  4. Başsavcı Hükümetin bir üyesi olamaz.

5.1) Başsavcı herhangi bir zamanda, Başkana iletilmek üzere istifasını Başbakana sunarak istifa edebilir.

2) Başbakan, kendince yeterli sebeplerle, Başsavcının istifasını isteyebilir.

3) Başbakanın isteğine uyulmaması halinde, Başbakanın tavsiyesi üzerine, Başsavcının ataması Başkan tarafından feshedilir.

4) Başsavcı, Başbakanın istifası üzerine görevinden emekli olur, ancak Başbakan halefi atanana kadar görevini sürdürmeye devam edebilir.

  1. Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine istinaden, makam sahibine ödenecek ücret de dahil olmak üzere, Başsavcılık makamı kanunla düzenlenir.
Devlet Şûrası
 Madde 31.
  1. Anayasanın, Başkanın Devlet Şûrası’na danıştıktan sonra kullanılacağını ve yürüteceğini ifade ettiği, Başkanın söz konusu Şûra’ya danışacağı yetkilerini kullanma ve görevlerini yerine getirmeye ilişkin konularda yardımcı olmak ve danışmanlık yapmak üzere bir Devlet Şûrası bulunur.
  2. Devlet Şûrası aşağıdaki üyelerden oluşur:
  3. i) Makama dayalı üyelikler: Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Başyargıç, Yüksek Mahkeme Başkanı, Temsilciler Meclisi Başkanı, Senato Başkanı ve Başsavcı.
  4. ii) Daha önce Başkanlık veya Başbakanlık veya Başyargıçlık veya Saorstat Éireann (Serbest İrlanda Devleti) Yürütme Kurulu Başkanlığı yapmış, Devlet Şûrası üyesi olmaya muktedir ve istekli her kişi.

iii) Bu madde kapsamında, varsa, Başkan tarafından Devlet Şûra üyesi olarak atanabilecek diğer kişiler.

  1. Başkan, zaman zaman, kendi yetkisine dayanarak, tamamen kendi takdiriyle, Devlet Şûrası üyeliğine uygun bulduğu kişileri atayabilir, ancak Devlet Şûrası üyeleri arasında bu şekilde atanan aynı zamanda en fazla yedi üye olabilir.
  2. Devlet Şûrası’nın her üyesi, üye olarak katıldıkları ilk Şûra toplantısında, aşağıdaki biçimde bir beyanı imzalar:

“Yüce Tanrının huzurunda, bir Devlet Şûrası üyesi olarak görevlerimi sadakatle ve vicdanen yerine getireceğime ciddiyetle ve içtenlikle söz veririm.”

  1. Başkan tarafından atanan her Devlet Şûrası üyesi, ölmedikçe, istifa etmedikçe, sürekli iş göremez hale gelmedikçe veya görevden alınmadıkça, kendisini atayan Başkanın halefi görevi devralıncaya kadar görevini sürdürür.
  2. Başkan tarafından atanan herhangi bir Devlet Şûrası, istifa dilekçesini bizzat Başkana vererek görevinden istifa edebilir.
  3. Başkan, kendine göre yeterli sebeplerle, kendisinin atadığı herhangi bir Devlet Şûrası üyesinin memuriyeti, kendi imzasıyla feshedebilir.
  4. Devlet Şûrası toplantıları Başkanın belirleyeceği yerlerde ve zamanlarda yapılabilir.
Madde 32.

Başkan, her defasında, Devlet Şûrası’nı toplamadıkça ve toplantıda hazır bulunan üyeleri dinlemedikçe, Anayasayla Devlet Şûrası’na danışıldıktan sonra kullanılabileceği veya yürütülebileceği ifade edilen yetkileri veya görevleri kullanamaz veya yerine getiremez.

Sayıştay Başkanı
Madde 33.
  1. Sayıştay Başkanı, Devlete ait tüm harcamaları denetler ve Parlamento tarafından idare edilen tüm hesapları ve paraları inceler.
  2. Sayıştay Başkanı, Başbakanın teklifiyle Başkan tarafından atanır.
  3. Sayıştay Başkanı Parlamentonun hiçbir Meclisinin üyesi olamaz ve başka maaşlı bir görev ve mevki üstlenemez.
  4. Sayıştay Başkanı kanunla belirlenen dönemlerde Temsilciler Meclisine rapor verir.

5.1) Sayıştay Başkanı, belirli fena hareketler ve iş göremezlik dışında görevden alınamaz ve alınacağı zaman sadece Temsilciler Meclisi ve Senatonun görevden alınmasını isteyen kararları ile alınabilir.

2) Başbakan, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından alınan yukarıda bahsi geçen kararları usulüne uygun olarak Başkana bildirir kendisine Meclislerin kabul ettiği her bir kararın Parlamento Meclisi Başkanı tarafından onaylanmış suretini gönderir.

3) Başkan, bu bildirimi ve kararların suretini aldıktan sonra, kendi imzasını taşıyan bir emirle Sayıştay Başkanını görevden alır.

  1. Yukarıdaki hükümlere tabi olarak, Sayıştay Başkanının görev koşulları ve şartları kanunla belirlenir.
Mahkemeler
Madde 34.
  1. Adalet kanunla kurulan mahkemelerde, Anayasada öngörülen şekilde atanan hâkimler tarafından dağıtılır ve kanunda tanımlanan bazı özel sınırlı haller hariç, halka açık olarak idare edilir.
  2. Mahkemeler, İlk Derece Mahkemeleri ve Temyiz Mahkemesinden oluşur.

3.1) İlk Derece Mahkemeleri, tam bidayet ve hukuki ya da maddi, medeni ya da cezai tüm sorunlar ve konularda karar yetkisi olan Yüksek Mahkemeyi de içerir.

2) Bu maddede aksi öngörülmedikçe, Yüksek Mahkemenin kaza yetkisi, Anayasanın hükümlerini gözeten herhangi bir kanunun geçerliliği sorununu da kapsar ve Yüksek Mahkeme veya Yargıtay dışında, Anayasanın bu veya diğer herhangi bir maddesine göre kurulmuş olan herhangi bir Mahkemede (dilekçe veya ispat veya başka bir şekilde) itiraz edilemez.

3) Hiçbir Mahkemenin, Başkanın Anayasanın 26’ncı maddesi uyarınca Kanun tasarısı için Yargıtaydan görüş istediği bir kanun veya bir kanunun herhangi bir hükmünün geçerliliğine itiraz etme veya söz konusu 26’ncı madde uyarınca Başkanın Yargıtaya gönderdiği Kanun Tasarısına karşılık gelen bir kanun hükmünün geçerliliğine itiraz etme yetkisi yoktur.

4) İlk Derece Mahkemeleri de kanunla belirlenen temyiz hakkı ile yerel ve sınırlı yargı mahkemelerini içerir.

4.1) Temyiz Mahkemesine Yargıtay adı verilir.

2) Yargıtay Başkanı, Başyargıç olarak adlandırılır.

3) Yargıtay, bazı istisnalar ve kanunla tanımlanan bazı düzenlemelere tabi olarak Yüksek Mahkemenin tüm kararlarını temyiz yetkisine sahiptir ve ayrıca kanunun belirlediği diğer mahkemelerin kararlarını da temyiz yetkisine sahiptir.

4) Anayasanın hükümleri dikkate alındığında, hiçbir kanun, kanunun geçerliliği konusunda itirazları içeren Yargıtay davalarının temyiz yetkisinden muaf tutulamaz.

5) Anayasanın hükümlerini dikkate alarak bir kanunun geçerliliğine dair bir itiraz konusunda Yargıtayın kararı, mahkemenin belirleyeceği hâkimlerinden biri tarafından açıklanır ve lehte veya aleyhte, bu itirazla ilgili ne bir görüş bildirilir ne de böyle bir itirazın varlığı ortaya açıklanır.

6) Komisyon kararı her durumda nihai ve kesindir.

5.1 ) İşbu Anayasaya göre atanan her hâkim aşağıdaki beyanı imzalar:

“Yüce Tanrının huzurunda, layıkıyla ve sadakatle ve bilgim ve yetkimle en iyi şekilde Mahkeme Başkanlığını (veya duruma göre) yürüteceğimi ve hiç kimseden korkmadan ya da kimseyi kayırmadan, kimseye sevgi ya da kötü niyet beslemeden, Anayasa ve yasaları koruyacağıma ciddiyetle ve içtenlikle söz verir ve ilân ederim. Tanrı bana yol göstersin ve güç versin.”

2) Bu açıklama, Başyargıç ve diğer her bir Yargıtay hâkimi ve Yüksek Mahkeme hâkimleri tarafından Başkanın huzurunda ve diğer her bir mahkemenin hâkimleri tarafından Başyargıcın huzurunda ya da Yargıtayın mevcut kıdemli hâkiminin önünde ve açık mahkemede yapılır ve imzalanır.

3) Bu beyan, her hâkim tarafından görevine başlamadan önce ve her halükarda, atanmasından sonra en geç on gün içinde veya Başkan tarafından belirlenen daha geç bir tarihte yapılır.

4) Yukarıda belirtilen beyanda bulunmayan bir hâkim görevinden ayrılmış sayılır.

Madde 35.
  1. Yargıtay, Yüksek Mahkeme ve 34’üncü madde uyarınca kurulmuş diğer tüm Mahkemelerin hâkimleri Başkan tarafından atanır.
  2. Tüm hâkimler yargı fonksiyonlarını yerine getirirken bağımsızdır ve sadece Anayasa ve kanunlara tabidir.
  3. Hiçbir hâkim Parlamentonun hiçbir Meclisinin üyesi seçilemez ve başka maaşlı bir görev ve mevki üstlenemez.

4.1) Yargıtay veya Yüksek Mahkeme hâkimi, belirli fena hareketler ve iş göremezlik dışında görevden alınamaz ve alınacağı zaman sadece Temsilciler Meclisi ve Senatonun görevden alınmasını isteyen kararları ile alınabilir.

2) Başbakan, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından alınan kararları usulüne uygun olarak Başkana bildirir kendisine Meclislerin kabul ettiği her bir kararın Parlamento Meclisi Başkanı tarafından onaylanmış suretini gönderir.

3) Başkan, bu bildirimi ve bu kararların suretini aldıktan sonra, kendi imzasını taşıyan bir emirle ilgili hâkimi görevden alır.

  1. Görevine devam ettiği sürece bir hâkimin ücretinde azalma olmaz.
Madde 36.

Anayasanın yukarıda sözü edilen, mahkemelere dair hükümlerine tabi olarak, aşağıdaki konular kanunla düzenlenir:

  1. i) Yargıtay ve Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısı ve ücretleri, emeklilikleri ve emekli maaşları,
  2. ii) Diğer tüm mahkemelerin hâkimlerinin sayısı ve atanma koşulları ve

iii) Söz konusu mahkemelerin oluşturulması ve teşkilatı, bu mahkemeler ve hâkimler arasında yargılama yetkisi ve iş dağılımı ve tüm muhakeme usulleri.

Madde 37.
  1. Anayasanın hiçbir hükmü, söz konusu fonksiyon ve yetkileri kullanmak için kanun tarafından usulünce yetkilendirilen hiçbir kişi veya kişilerden oluşan organ tarafından, cezai konular dışındaki konularda, söz konusu kişi veya kişilerden oluşan organın Anayasa hükümlerine göre kurulmuş veya atanmış bir hâkim veya mahkeme olmamasından bağımsız olarak, yargı niteliğindeki sınırlı fonksiyonlar ve yetkilerin kullanılmasını geçersiz kılmak için işletilemez.
  2. Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra, Parlamento tarafından çıkarılan kanunlara göre, hiçbir kişinin evlat edinilmesi veya edinildiğinin ifade edilmesi ve bu yetki ve fonksiyonları kullanmak için bu kanunlar tarafında yetkilendirlmiş olan herhangi bir kişi veya kişilerden oluşan organ tarafından verilen bir emir veya yetki uyarınca bir evlat edinme, sadece bu kişi veya kişilerden oluşan organın Anayasa hükümlerine göre kurulan veya atanan bir hâkim veya mahkeme olmaması nedeniyle geçersiz sayılmaz.
Yargılama
Madde 38.
  1. Hiç kimse, normal mahkeme usulü dışında hiçbir cezai suçtan yargılanamaz.
  2. Küçük suçlara, suçüstü mahkemeleri tarafından bakılabilir.

3.1) Normal mahkemelerin adaletin etkin dağıtımını, huzur ve düzeni sağlamakta yetersiz kaldığı durumlarda, bir yasa uyarınca suçların yargılanması için özel mahkemeler kurulabilir.

2) Özel mahkemelerin oluşumu, yetkileri, yargılama yetkisi ve muhakeme usulü kanunla tanımlanır.

4.1) Savaş veya silahlı ayaklanma durumunda, ayrıca savaş ve silahlı ayaklanma durumunda, askerî yasalara tabi iken, kişiler tarafından askeri kanuna karşı işlendiği iddia edilen suçların yargılanması için askerî mahkemeler kurulabilir.

2) Savunma Kuvvetlerinin faal görevde olmayan bir üyesi, askeri disiplinin uygulanmasını amaçlayan bir kanuna göre herhangi bir söz konusu suç askeri mahkemenin görev alanında olmadıkça, hukuk mahkemelerinin tanıdığı bir suçtan dolayı herhangi bir askeri mahkeme tarafından yargılanamaz

  1. Bu maddenin iki, üç ve dördüncü fıkralarına göre suçların yargılanması hariç, hiç kimse, jüri olmaksızın hiçbir suçtan yargılanamaz.
  2. Anayasanın 34 ve 35’inci maddesinin hükümleri, bu maddenin üç ve dördüncü fıkralarının hükümlerine göre kurulmuş bir mahkeme için geçerli değildir.
Madde 39.

İhanet sadece bir grubun Devlete karşı haince bir amacı şiddet ve cebirle gerçekleştirmek için toplanması ile veya Devlete karşı herhangi bir Devlet veya kişiye yardım etme veya bir kişiyle birlikte hareket etme veya Anayasa ile kurulmuş olan devlet organlarını silah veya diğer şiddet araçlarının zoruyla devirmek için girişimde bulunma, veya böyle bir girişimde yer almak veya ilişkisi olmak için herhangi bir kişiyle ilgilenme veya kışkırtma veya birlikte hareket etmeden oluşur.

Temel Haklar
Kişisel Haklar
Madde 40.
  1. Her vatandaş, insan olarak kanun önünde eşittir.

Bunu, Devletin kanunlarında yetenek, bedensel ve ahlaki ve toplumsal işlev farklılıklarına dikkat etmeyeceği şeklinde anlamamak gerekir.

2.1) Devlet tarafından soyluluk unvanı verilmez.

2) Hükümetin ön onayı dışında herhangi bir vatandaş herhangi bir soyluluk veya şeref unvanı kabul edemez.

3.1) Devlet kanunlarında vatandaşların kişi haklarına saygılı olmayı ve uygulanabildiği ölçüde, savunmayı ve korumayı güvence altına alır.

2) Devlet, özellikle, kanunları aracılığıyla, olabildiğince her vatandaşını haksız saldırılardan korur ve haksızlık yapıldığında her vatandaşın hayat, namus ve mülkiyet haklarını korur.

3) Devlet, annenin yaşama eşit hakkını dikkate alarak, doğmamış bebeğin yaşam hakkını tanır ve kanunlarında bu hakka saygı gösterilmesini ve yasalarla savunulmasını ve korunmasını güvence altına alır.

Bu fıkra Devletle başka bir devlet arasında seyahat özgürlüğünü kısıtlamaz.

Bu fıkra, kanunla konulmuş olan şartlara tabi olarak, Devlette, başka bir devlette kanunen erişilebilir hizmetlerle ilgili bilgiyi edinme ve sağlama özgürlüğünü kısıtlamaz.

4.1) Hiçbir vatandaş, kanun hükmü dışında, kişisel özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz.

2) Yüksek Mahkemeye veya bir hâkime, bir kişi tarafından veya onun adına yapılan ve kişinin yasadışı gözaltına alındığı iddiasıyla bir şikayet üzerine, bu şikayetin yapıldığı Yüksek Mahkeme veya her hâkim, derhal söz konusu şikayeti araştırır ve söz konusu kişinin gözaltında tutulmasına nezaret eden kişiye, gözaltında tutulan kişiyi, belirli bir tarihte Yüksek Mahkeme önüne çıkarmasını ve gözaltına alınma gerekçesini yazıyla onaylamasını emredebilir ve Yüksek Mahkeme, söz konusu gözaltındaki kişi Mahkemeye çıkarıldıktan ve gözaltına nezaret eden kişiye gözaltına alma gerekçesini sunma fırsatı verdikten sonra, kişinin kanunlara uygun şekilde gözaltına alındığına ikna olmadıkça, gözaltındaki kişinin salıverilmesine karar verir.

3) Bu fıkrada belirtilen emir uyarınca, yasadışı gözaltında tutulduğu iddia edilen kişi, cismen Yüksek Mahkeme önüne çıkarıldığında ve mahkeme, kişinin kanuna uygun bir şekilde gözaltına alındığına ikna olduğunda, ancak söz konusu kanunun Anayasa hükümlerine göre geçersi olması durumunda, Yüksek Mahkeme, durumu bildirerek, söz konusu kanunun geçerliliğini Yargıtaya sorar ve bu başvuru sırasında veya sonrasındaki bir zamanda, Yüksek Mahkemenin belirleyeceği kefalete ve koşullara tabi olarak, Yargıtay kendisine yapılan başvuruyla ilgili kararını bildirinceye kadar, gözaltındaki kişinin özgür kalmasına izin verebilir.

4) Bu fıkra hükümlerine göre verilen bir karar uyarınca yasadışı olarak gözaltında tutulduğu iddia edilen kişinin çıkarılacağı Yüksek Mahkeme, Mahkeme Başkanı ya da yoksa mahkemenin kıdemli hâkiminin başkanlık ettiği davada üç hâkimden, diğer durumlarda sadece bir hâkimden oluşur.

5) Bununla birlikte, bu fıkradaki hiçbir hükme, bir savaş veya silahlı isyan sırasında Savunma Kuvvetlerinin herhangi bir fiilini yasaklamak, kontrol etmek veya müdahale etmek amacıyla atıfta bulunulamaz.

6) Bir kişinin, ciddi bir suç işlemesini engellemek için gerekli olduğu düşünüldüğünde, bir mahkemenin ciddi bir suçtan sanık kişinin kefaletle salıverilmesini reddetmesi kanunla öngörülebilir.

  1. Her vatandaşın konutu dokunulmazdır ve kanuni yollar dışında zorla girilemez.

6.1) Kamu düzeni ve ahlak kurallarına tabi olmak üzere, Devlet aşağıdaki hakların kullanımını garanti eder:

  1. i) Vatandaşların inançlarını ve görüşlerini özgürce ifade etme hakkı.

Bununla birlikte kamuoyunun eğitimi, kamu yararı için büyük önem taşıdığında, Devlet, radyo, basın, sinema gibi kamuoyu oluşturan araçların, bir yanda Hükümet politikalarının eleştirisi de dahil olmak üzere meşru ifade özgürlüğünü muhafaza ederken, kamu düzeni, ahlak ve Devlet otoritesini de zayıflatma amacıyla kullanılmaması için gerekli çabayı gösterir.

Kışkırtıcı, küfür ya da uygunsuz konuların yayın veya beyanı, kanun uyarınca cezalandırılan bir suçtur.

  1. ii) Vatandaşların barış içinde ve silahsız toplanma hakkı.

Kanuna uygun olarak belirlenmiş, huzuru bozacağı veya kamuyu tedirgin edeceği tahmin edilen toplantıları önlemek veya kontrol etmek ve Parlamentonun her iki Meclisinin yakın çevresindeki toplantıları önlemek veya kontrol etmek için kanunla tedbir alınabilir.

iii) Vatandaşların dernek ve sendika kurma hakkı.

Bununla birlikte, söz konusu hakkın kullanımını kamu yararını düzenlemek için kanun çıkarılabilir.

2) Dernek ve sendika kurma, serbestçe toplanma özgürlüğünün ne şekilde olacağını düzenleyen kanunlar hiçbir siyasi, dini ya da sınıf ayrımcılığı içeremez.

Aile
Madde 41.

1.1) Devlet, aileyi, doğal ilk ve temel toplum birimi ve tüm müspet hukukun öncesinde ve üstünde, değiştirilemez ve daimi haklara sahip bir ahlaki kurum olarak tanır.

2) Devlet, bu nedenle, toplumsal düzenin gerekli bir temeli, Ulusun ve Devletin refahı için vazgeçilmezi olarak, yapısında ve otoritesinde aileyi korumayı garanti eder.

2.1) Devlet, özellikle ev içindeki hayatı ile kadının Devlete verdiği destek olmaksızın, kamu yararının elde edilemeyeceğini kabul eder.

2) Devlet, bu nedenle, annelerin evdeki görevlerini ihmal etmek pahasına ekonomik zaruri ihtiyaçlara mahkum olmamasını sağlamak için çaba gösterir.

3.1) Devlet, ailenin temelini oluşturan evlilik kurumunu ihtimamla gözetmek ve saldırılara karşı korumak için kendisini taahhüt altına sokar.

2) Yasa ile belirlenmiş bir mahkeme, sadece ve sadece şu konularda ikna olması durumunda evliliği bitirebilir:

  1. i) Kovuşturmanın hazırlık aşamasında, eşler bir süre veya beş yıl içinde en az dört yıla varan süre birbirinden ayrı yaşamış olduklarında,
  2. ii) Eşler arasında bir uzlaşma umudu olmadığında,

iii) Mahkemenin koşulları dikkate alınarak uygun gördüğü, eşler, birinin veya her ikisinin çocukları ve kanunun öngördüğü diğer kişi için mevcut veya temin edilecek ödenekler ve

  1. iv) Ve ayrıca kanunda öngörülen diğer koşullar karşılanıyorsa.

3) Bir başka Devletin medeni kanununa göre evliliği sona erdirilmiş ancak şu an için, Anayasayla kurulan Hükümet ve Parlamentonun yetki alanındaki kanuna göre varlığını sürdüren geçerli bir evliliği olan hiç kimse, evliliği sona erdirilmiş diğer tarafın yaşadığı sürece bu yetki alanında geçerli bir evlilik sözleşmesi yapma ehliyetine sahip olamaz.

Eğitim
Madde 42.
  1. Devlet, çocuğun ilk ve tabii eğiticisinin aile olduğunu kabul eder ve ebeveynlerin, güçleri nispetinde, çocuklarına dini ve ahlaki, zihinsel, bedensel ve toplumsal eğitim sağlama devredilemez hak ve görevlerine saygıyı güvence altına alır.
  2. Ebeveynler, bu eğitimi kendi evlerinde, özel okullarda veya Devlet tarafından tanınan veya kurulan okullarda sağlamakta özgürdürler.

3.1) Devlet, ebeveynleri, kendi vicdanlarını ve meşru tercihlerini ihlal ederek, Devlet tarafından kurulan okullara veya Devlet tarafından belirlenmiş herhangi bir tip okula göndermeye mecbur edemez.

2) Ancak, kamu yararının koruyucusu olarak Devlet, gerçek koşulları göz önünde tutarak, çocukların, zihinsel, ahlaki ve sosyal açıdan belirli bir asgari eğitim almalarını gerekli kılar.

  1. Devlet, ücretsiz ilköğretimi öngörür, özel ve büyük kurumsal eğitim girişimlerine makul derecede yardım eder ve kamu yararı gerektirdiğinde, özellikle dini ve ahlaki eğitim almalarında, ebeveynlerin haklarını da gözeterek, diğer eğitim tesislerinde veya kurumlarında eğitim almalarını sağlar.
  2. Ebeveynlerin çocuklarına karşı görevlerini yerine getirmede başarısız olduğu istisnai durumlarda, kamu yararının koruyucusu olarak Devlet, uygun araçlarla, her zaman çocuğun tabii ve sürekli haklarını gözeterek, ebeveynlerin yerini doldurmaya çaba gösterir.
Özel Mülkiyet
Madde 43.

1.1) Devlet, insanın, akıllı bir varlık olarak, müspet bilimin öncesinde, harici özel mal edinme hakkı olduğunu kabul eder.

2) Buna göre, Devlet, özel mülkiyet hakkını ya da mülkiyeti devir, miras bırakma ve miras alma hakkını ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir kanun çıkarmamayı garanti eder.

2.1) Ancak, Devlet, bu maddenin yukarıdaki hükümlerinde belirtilen hakların, sivil toplumda, sosyal adalet ilkelerine göre düzenlenmiş olması gerektiğini kabul eder.

2) Devlet, buna uygun olarak, gerektirdiğinde, kullanımlarını kamu yararının zorunlulukları ile uyumlu hale getirmek isteyen bir bakış açısıyla, bu hakları kanunla sınırlayabilir.

Din
Madde 44.
  1. Devlet, halkın ibadetine hürmetin Yüce Allah’tan geldiğini kabul eder. Adını saygıyla anar ve dine saygı duyar ve hürmet eder.

2.1) Vicdan özgürlüğü ve dinin serbestçe açıklanması ve tatbikatını, her vatandaşa garanti edilen kamu düzeni ve ahlakına tabidir.

2) Devlet herhangi bir dine imtiyazda bulunamaz.

3) Devlet, dini meslek, inanç ya da statü nedeniyle herhangi bir engel çıkarmaz veya herhangi bir ayrım yapmaz.

4) Okullar için Devlet yardımı sağlayan mevzuat farklı dini mezheplerin yönetimi altındaki okullar arasında ne ayrımcılık yapar ve ne de kamu parası alan bir okula giden herhangi bir çocuğun o okuldaki din eğitimine katılmamasına önyargı ile yaklaşır.

5) Her mezhep, kendi işlerini idare etme, taşınır ve taşınmaz mal edinme, sahip olma ve yönetme ve dini veya yardım amaçlı kurumları idame ettirme hakkına sahiptir.

6) Herhangi bir dini mezhep veya herhangi bir eğitim kurumunun mülkiyeti, kamu hizmetlerinin gerektirdiği çalışmalar ve tazminat ödenmesi tasarrufu hariç, dağıtılamaz.

Sosyal Politika Yönetim İlkeleri
Madde 45.

Bu maddede belirtilen sosyal politika ilkeleri Parlamentoya genel rehberlik içindir. Kanun yapmada bu ilkelerin uygulanması sadece Parlamentonun bilgisi içindir ve Anayasa hükümlerinden herhangi biri uyarınca herhangi bir mahkeme tarafından tanınmaz.

  1. Devlet adalet ve hayırseverliğin ulusal yaşamın tüm kurumlarına şekil verdiği bir toplumsal düzeni olabildiğince etkin olarak sağlayarak ve koruyarak tüm halkın refahını teşvik eder.
  2. Devlet, politikasını özellikle şunları temin için yönlendirir:
  3. i) İşleri vasıtasıyla vatandaşlarının (tamamı, kadın ve erkek eşit olarak, yeterli geçim vasıtasına sahip) ev ihtiyaçlarını makul olarak karşılayabilmesi.
  4. ii) Toplumun maddi kaynaklarının sahipliği ve denetiminin özel bireyler ve çeşitli sınıflar arasında kamu yarına en iyi hizmet edecek şekilde dağıtılması.

iii) Serbest rekabet ilkesinin, genel kitlenin zararına, ana malların birkaç kişinin elinde toplanmasıyla sonuçlanacak şekilde gelişmesine izin verilmemesi.

  1. iv) Kredinin kontrolüne ilişkin olarak, sürekli ve değişmez amaçla halkın bir bütün olarak refahı olduğu.
  2. v) Topraklar üzerinde, ekonomik güven içinde koşullar elverdiğince çok sayıda ailenin yerleşik olması.
  3. 1) Devlet, gerektiğinde, sanayi ve ticaret alanında özel girişime yardımcı olur.

2) Devlet özel teşebbüsün, mal üretim ve dağıtımında makul verimliliği sağlamak ve halkı insafsızca sömürülmekten korumak üzere yönetilmesini sağlamak için gayret gösterir.

4.1) Devlet, toplumun zayıf kesimlerinin ekonomik çıkarlarını özel olarak gözetmek ve gerektiğinde, güçsüzleri, dul, yetim ve yaşlıların desteklenmesine katkıda bulunmak için kendisini taahhüt altına sokar.

2) Devletin, kadın ve erkek, işçilerin sağlık ve kuvvetini güvence altına almak için çaba harcaması ve çok küçük yaştaki çocukların istismar edilmemesi ve vatandaşların, ekonomik ihtiyaçları nedeniyle, cinsiyet, yaş ya da güçlerine uygun olmayan ek işlere girmeye zorlanmaması.

Anayasada Değişiklik
Madde 46.
  1. Anayasanın herhangi bir hükmü, bu maddede öngörülen şekilde, değiştirme, ekleme veya kaldırmak yoluyla tadil edilebilir.
  2. Anayasanın değiştirilmesi için her öneri, bir Kanun Tasarısı olarak Temsilciler Meclisinde başlatılır ve Parlamentonun iki Meclisi tarafından kabul edildikten veya kabul edilmiş sayıldıktan sonra, Referandum ile ilgili yürürlükte olan kanuna uygun olarak, Referandumda halkın kararına sunulur.
  3. Bu tür her Kanun Tasarısı “Bir Anayasa Değişikliği Kanunu” olarak adlandırılır.
  4. Anayasada değişiklik önerisi ve önerilerini içeren bir Kanun Tasarısı başka bir kanun teklifi içermez.
  5. Anayasada değişiklik önerisi ve önerilerini içeren bir Kanun Tasarısı, bu maddenin hükümlerine uygunluğuna ikna olduğunda ve Anayasanın 47’nci maddesinin birinci fıkrası hükümleri ve usulüne göre halk tarafından onaylandıktan sonra Başkan tarafından derhal imzalanır ve usulüne uygun şekilde kanun olarak yayımlanır.
Referandum
Madde 47.
  1. Anayasada, Referandumla halkoyuna sunulan her değişiklik, Anayasanın 46’ncı maddesi hükümlerine uygun olarak, halkın onayına sunulmuş olur ve sunulduktan sonra, böyle bir Referandumda lehine kullanılan oyların çoğunlukta olmasıyla kanunlaşır.

2.1) Referandumda, Anayasanın değiştirilmesi için bir teklif dışında, halkoyuna sunulan her teklif, kullanılan oyların çoğunluğu teklifin yasalaşmasına karşı ise ve kanunlaşmasına karşı kullanılan oylar en az yüzde otuz üç ve üçte bir oranına ulaşmışsa halk tarafından veto edilmiş sayılır.

2) Referandumda, Anayasanın değiştirilmesi için bir teklif dışında, halkoyuna sunulan her teklif, Anayasanın 27’nci maddesinin hükümlerine uygun olarak, bu fıkranın yukarıdaki bendinin hükümlerine göre veto edilmemişse, onaylanmış kabul edilir.

  1. Temsilciler Meclisi üyeleri için seçimde oy hakkı olan her vatandaş Referandumda da oy kullanma hakkına sahiptir.
  2. Yukarıda belirtilen hükümlere tabi olarak, Referandum yasa ile düzenlenir.
Serbest İrlanda (Saorstât Éireann) Anayasası ve
Devamı Kanunların Yürürlükten Kaldırılması
Madde 48.

Anayasanın yürürlüğe girmesinden önceki tarihte yürürlükte olan Serbest İrlanda (Saorstât Éireann) Anayasası ve Serbest Kanunu (1922) ve bu Kanunun yürürlükteki herhangi bir hükmü, Anayasayla ve bu tarihten itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 49.
  1. O zamanki yürürlükte olan Anayasaya dayanarak veya Serbest İrlanda’nın yürütme yetkisinin ait olduğu yönetim tarafından 11 Aralık 1936 gününden önce Serbest İrlanda’da veya ona ilişkin kullanılabilen her yetki, işlev, hak ve herhangi bir amaçlı imtiyazın iş Anayasayla halka ait olduğu ilân olunur.
  2. Anayasayla kurulan organlardan herhangi biri tarafından bu tür bir yetki, işlev, hak veya imtiyaz kullanımı için Anayasa veya bundan sonra kanunla konulacak hükümler dışında, işbu Anayasayla karar alınmıştır ki, söz konusu yetkiler, işlevler, haklar ve imtiyazlar, Hükümetin yetkisi dışında, Devlette veya Devlete ilişkin olarak kullanılmaz veya kullandırılmaz.
  3. Hükümet, tüm mal, varlık, hak ve yükümlülükler bakımından Serbest İrlanda Hükümetinin halefidir.
Madde 50.
  1. Anayasaya tabi olarak ve onunla tutarsızlık içermemeleri koşuluyla, Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce Serbest İrlanda’da yürürlükte olan kanunlar, Parlamentonun çıkardığı kanunlarla yürürlükten kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar tam yetkili ve yürürlüktedir.
  2. Daha önceden çıkarılmış ancak Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra yürürlüğe giren kanunlar, Parlamento aksine bir karar almadıkça, daha önceki şartlarda yürürlüğe girer.

Dochum Gloire Dé agus/Onora na hÉireann

İrlanda Anayasasında Yapılan Değişiklikler

İlk Anayasa Değişikliği Kanunu, 1939

(Devletin dâhil olmadığı çatışmalara genişletilmiş olarak, savaş veya silahlı isyan zamanında kamu güvenliği ve Devletin güvenliğini sağlamak için olağanüstü hal hükmü.) 2 Eylül 1939

İkinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1941

(Yürürlüğe girmesinden beri oluşan deneyimler ışığında Anayasayı düzenlemek amacıyla, birbirinden tamamen farklı bir dizi maddeyi kapsayan bir çerçeve kanun tasarısı.) 30 Mayıs 1941

Üçüncü Anayasa Değişikliği Kanunu, 1972

(Devletin Avrupa Topluluklarına üye olmasına izin verdi.) 8 Haziran 1972

Dördüncü Anayasa Değişikliği Kanunu, 1972

(Temsilciler Meclisi, (Dâil) Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve referandumda oy verme yaşını 21’den 18’e düşürdü.) 5 Ocak 1973

Beşinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1972

(Katolik Kilisesi’nin özel konumu ve diğer dini mezhepleri tanınması Anayasadan çıkarıldı.) 5 Ocak 1973

Altıncı Anayasa Değişikliği (Evlat Edinme) Kanunu, 1979

(Evlat Edinme Kurulu tarafından verilmiş evlat edinme kararlarının mahkeme tarafından verilmediği için geçersiz ilân edilmemesini sağladı.)                3 Ağustos 1979

Anayasanın Yedinci Değişikliği (Seanad Éireann) Senato üyelerinin Yükseköğretim Kurumları tarafından seçilmesi) Kanunu, 1979

(Seanad Éireann) Senato üyelerinin Üniversiteler ve diğer yüksek öğretim kurumları tarafından seçilmesini öngördü.) 3 Ağustos 1979

Sekizinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1983

(Annenin yaşamına eşit hakkı dikkate alarak, anne karnındakine yaşam hakkı tanındı.) 7 Ekim 1983

Dokuzuncu Anayasa Değişikliği Kanunu, 1984

(Dâil Éireann) Temsilciler Meclisi seçimlerinde oy kullanma hakkını bazı İrlandalı olmayan vatandaşlara genişletti.) 2 Ağustos 1984

Onuncu Anayasa Değişikliği Kanunu, 1987

(Devletin Tek Avrupa Senedini onaylamasına izin verdi.) 22 Haziran 1987

Onbirinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1992

(Devletin Avrupa Birliği Antlaşmasını (Maastricht)  onaylamasına ve bu birliğin bir üyesi olmasına izin verdi. ) 16 Temmuz 1992

Onikinci Değişiklik yoktur. 25 Kasım 1992’de, üç öneri, Onikinci, Onüçüncü ve Ondördüncü Değişiklik halka soruldu. Halk Onikinciyi (anne karnındaki yaşam hakkını ele alan) reddetti. Onüçüncü ve Ondördüncüyü (aşağıda) onayladı.

Onüçüncü Anayasa Değişiklik Kanunu, 1992

(40’ıncı maddenin 3’üncü fıkrasının 3 numaralı bendinin (doğmamış çocuğun yaşam hakkı), İrlanda ve başka bir devlet arasında seyahat özgürlüğünü sınırlandırmayacağını öngördü.) 23 Aralık 1992

Ondördüncü Anayasa Değişikliği Kanunu, 1992

(40’ıncı maddenin 3’üncü fıkrasının 3 numaralı bendinin (doğmamış çocuğun yaşam hakkı), başka bir devlette kanunen elde edilebilir durumda olan hizmetlere ilişkin bilgi alma veya sunma özgürlüğünü sınırlandırmayacağını öngördü.) 23 Aralık 1992

Onbeşinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1995

(Belirlenmiş bazı durumlarda evliliğin son bulması öngörüldü.)                   17 Haziran 1996

Onaltıncı Anayasa Değişikliği Kanunu, 1996

(Söz konusu kişinin, ciddi bir suç işlemesini engellemek için gerekli olduğu düşünüldüğünde, bir mahkemenin ciddi bir suçtan sanık bir kişinin kefaletle salıverilmesini reddetmesi öngörüldü.) 12 Aralık 1996

Onyedinci Anayasa Değişiklik Kanunu, 1997

(Yüksek Mahkemenin, açıklama yapılması gerektiğini belirlediği bazı özel koşullar hariç, Hükümet toplantılarında konuşmaların gizliliğine riayet edilmesi gerekliliği öngörüldü.) 14 Kasım 1997

Onsekizinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1998

(Devletin Amsterdam Antlaşması’nı onaylamasına izin verdi.)                        3 Haziran 1998

Ondokuzuncu Anayasa Değişikliği Kanunu, 1998 

(Devlet’in 10 Nisan 1998 tarihinde Belfast’ta yapılan Britanya-İrlanda Anlaşması ile bağlı olmayı kabul etmesine izin verdi ve bu anlaşma yürürlüğe girdiği zamanAnayasada, bilhassa 2 ve 3’üncü maddelerde, bazı değişikliklerin yürürlüğe girmesini öngördü.) 3 Haziran 1998

Yirminci Anayasa Değişikliği Kanunu, 1999.

(Anayasada yerel yönetimlerin rolünün tanınmasını ve yerel seçimlerin en azından her beş yılda bir yapılmasını öngördü.) 2 Haziran 1999

Yirmibirinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 2001.

(Ölüm cezasının yasaklanması ve ölüm cezasıyla ilgili referansların kaldırılmasını öngördü.) 27 Mart 2002

Anayasa’da Yirmiikinci Değişiklik yoktur. Yirmiikinci Anayasa Değişikliği Kanun Tasarısı, 2001 (bir hâkimin görevden alınması ve bir hâkimin kötü davranışlarını veya yetersizliğinden kaynaklanan davranışlarından oluşan tutumunu incelemek üzere kanunla bir organın kurulmasının öngörülmesi) İrlanda Parlamentosunda (Houses of the Oireachtas) kabul edilmedi.

Yirmiüçüncü Anayasa Değişikliği Kanunu, 2001

(Devlete, Roma Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsünü onaylama izni verdi.) 27 Mart 2002

Anayasada Yirmidördüncü Değişiklik yoktur. 7 Haziran 2001’de, üç öneri, Yirmibirinci, Yirmiikinci ve Yirmidördüncü Değişiklikler halka soruldu.  Halk Yirmidördüncüyü (Nice Antlaşması ile ilgiliydi) reddetti ve Yirmibirinci ve Yirmiüçüncüyü onayladı.

Yirmibeşinci Değişiklik yoktur. 6 Mart 2002’de, Yirmibeşinci Anayasa Değişiklik önerisi halkoyuna sunuldu ve reddedildi (Gebelikte İnsan Yaşamının Korunması).

Yirmialtıncı Anayasa Değişikliği Kanunu, 2002.

(Devletin, Nice Antlaşması’nı onaylamasına izin verdi.) 7 Kasım 2002

Yirmiyedinci Anayasa Değişikliği Kanunu, 2004

(Vatandaş olmayan ebeveynlerin çocuklarının İrlanda vatandaşlığı,)         24 Haziran 2004

Nüfus Mübadelesi Antlaşması

0

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT

0
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı- AGİT
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT, güvenliğin siyasi, askeri, ekonomi, çevre ve insani boyutlarında ilke, norm ve standartlar geliştiren uluslararası bir kuruluştur.
Helsinki’de 1973 yılında başlayan görüşmeler sonucunda Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından 1975 yılında imzalanmasıyla AGİK süreci başlamış, örgüt bugünkü kurumsal yapısına 1994 yılında kavuşmuştur. AGİT’in merkezi Viyana’dadır.
Örgüt, katılımcı devletlerin demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı alanlarındaki çabalarına destek ve yardım işlevi görmektedir.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi; AGİT’in, güvenliğin siyasi, askeri, ekonomi, çevre ve insani boyutlarında geliştirilmiş ilke, norm ve standartlardan oluşmaktadır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Katılımcısı Devletler 
ABD • İngiltere • Monako
Almanya • İrlanda • Norveç
Andorra • İspanya • Özbekistan
Arnavutluk • İsveç • Polonya
Avusturya • İsviçre • Portekiz
Azerbaycan • İtalya • Romanya
Belarus • İzlanda • Rusya
Belçika • Kanada • San Marino
Bosna-Hersek • Karadağ • Sırbistan
Bulgaristan • Kazakistan • Slovakya
Çek Cumhuriyeti • Kırgızistan • Slovenya
Danimarka • Letonya • Tacikistan
Ermenistan • Lihtenştayn • Türkiye
Estonya • Litvanya • Türkmenistan
Finlandiya • Lüksemburg • Ukrayna
Fransa • Macaristan • Vatikan
GKRY • Makedonya • Yunanistan
Gürcistan • Malta
Hırvatistan • Moğolistan
Hollanda • Moldova
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının Tarihçesi

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), dünyada iki kutuplu düzenin bulunduğu soğuk savaş döneminde diyalog kanalların açık tutmak, gerginlikler ve anlaşmazlıkları azaltarak Avrupa’da güvenliğin artırılmasını sağlamak amacıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) adı altında konferanslar diplomasisi olarak 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır.

Helsinki’de 1973 yılında başlayan görüşmeler sonucunda Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından 1975 yılında imzalanmasıyla AGİK süreci başlamıştır.

Helsinki Nihai Senedi’nde güvenliğin birbiriyle irtibatlı üç farklı boyutu olduğu, siyasi-askeri, insani ve ekonomi-çevre boyutları dikkate alınmadan tam bir güvenliğin sağlanamayacağı belirtilmiştir. O dönemdeki adıyla AGİK, soğuk savaşın sona ermesine kadar geçen dönemde ağırlıklı olarak siyasi-askeri boyutta kalmıştır.

Sovyetler Birliği(SSCB)’nin 1990’ların başında dağılması ve iki kutupluluğun son bulmasıyla AGİK’in işlevi azalmış ancak bu dönemde yeni bir yapılanma gerçekleştirilmiştir. Yeni dönemde AGİK, demokratikleşme ve insan haklarının izlenmesi, erken uyarı, çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarına yoğunlaşmıştır.

1990 Sonrası Dönem: AGİK’ten AGİT’e Geçiş

Soğuk Savaş sonrası dönemin siyasi başlangıcını oluşturan ve Helsinki sürecinde önemli bir dönüm noktasını simgeleyen 1990 Paris Şartı’yla, AGİK’in siyasi danışma mekanizmaları ve bir dizi daimi organ aracılığıyla kurumsallaşması ihtiyacının ortaya çıktığına karar verilmiş, 1992 Helsinki Zirvesi’nde, bugün halen işlevsel olan kurum ve kuruluşlarının temeli atılmıştır. 1994 Budapeşte Zirvesi’nde ise AGİK bir uluslararası teşkilata dönüşerek, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT adını almıştır.

AGİT, diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak antlaşma veya sözleşme gibi hukuki bağlayıcılığı bulunan bir belgeye dayanmamaktadır. Kabul ettiği ilke ve normlar kadar, kendi idari ve örgütsel yapısı da siyasi düzeyde Bakanlar veya Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından alman kararlara göre şekillenmektedir. Kararlar oydaşmayla alınmaktadır.

Örgüt, özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından kapsamlı bir insan hakları müktesebatı geliştirmiş, insani boyuttaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesinde katılımcı devletlere destek sunmak üzere AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi, Milli Azınlıklar Yüksek Komiseri ve Medya Özgürlüğü Temsilcisi kurumlarını oluşturmuştur.

Diğer yandan, AGİT ülkeleri arasındaki siyasi diyalogu parlamenterler düzeyine taşımayı amaçlayan AGİT Parlamenter Asamblesi (AGİT-PA) 1991 yılında kurulmuş olup, Türkiye, TBMM’nde oluşturulan AGİT PA Türk Grubu tarafından AGİTPA çalışmalarına katılım sağlamaktadır.

AGİT’i diğer uluslararası örgütlerden ayıran karşılaştırmalı üstünlüklerden birini de alan misyonları oluşturmaktadır. Halen Güneydoğu Avrupa’da Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kosova ve Makedonya’da; Doğu Avrupa’da Moldova ve Ukrayna’da; Kafkaslarda Azerbaycan ve Ermenistan’da; Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’da faaliyet gösteren AGİT ofis ve misyonları, çatışmaların önlenmesi ve çözümü için siyasi süreçlerin kolaylaştırılması, sivil toplumun ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, insan ve azınlık haklarının korunması işlevlerini yerine getirmektedirler.

21. yüzyılda karşılaşılan tehditlerin çok boyutlu ve karmaşık nitelik arzetmesi, AGİT’in bu tehditlerle mücadele imkan ve yeteneklerinin geliştirilmesine yönelik çabaların 2000’li yıllarda da sürdürülmesini gerektirmiştir. Bu itibarla, 2003 Maastricht Bakanlar Konseyinde “21. Yüzyılda Güvenlik ve İstikrara Yönelik Tehditlere Yönelik AGİT Stratejisi”ni kabul edilmiş, 2010 Astana Zirvesi’nde kabul edilen “Güvenlik Topluluğuna Doğru” başlıklı deklarasyonla ise, AGİT coğrafyasında güvenlik topluluğu inşa edilmesi hedefi dile getirilerek, kapsamlı ve işbirliğine dayalı güvenlik ile güvenliğin bölünmezliği ilkelerine dayalı bir vizyon öngörülmüştür. Astana Zirvesi’nden sonra, kadın, cinsiyet ve siber güvenlik gibi boyutlararası konular da önem kazanmış ve Örgütün gündeminde daha fazla yer teşkil etmeye başlamıştır.

Güvenlik topluluğunun inşasına yönelik “yapı taşlarının” oluşturulması için Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanmasının 40. yıldönümüne rastlayan 2015 yılı hedef olarak saptanmış ve Helsinki+40 süreciyle, katılımcı devletler arasında ileriye dönük, yapıcı, sonuç odaklı ve gayrıresmi diyalog başlatılmıştır.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Türkiye 

AGİT’in kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye, Örgütün tüm boyutlarındaki (siyasi-askeri, ekonomi-çevre, insani boyut) çalışmalarda yer almaktadır. Türkiye, terörizm, polis faaliyetleri, sınır güvenliği ve yönetimi, ekonomi ve çevre konuları, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadele, göç ve entegrasyon, insan ticaretiyle mücadele gibi alanlar başta olmak üzere AGİT çalışmalarına katılmaktadır.

Türkiye, AGİT’in kapsamlı güvenlik anlayışı çerçevesinde, ekonomi-çevre ve insani boyut konularında da Örgütün çalışmalarına aktif katkı sağlamaktadır. İnsani boyutta, Avrupa başta olmak üzere AGİT bölgesinde yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın maruz kaldıkları hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık ve nefret saikli olayların seslendirilmesi temin ve teşvik edilmektedir.

Türkiye, 1999 yılında AGİT Zirvesi’ne evsahipliği yapmış, 18-19 Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan Zirve’de kabul edilen belgeler örgüt müktesebatına katılmıştır. Zirve’de imzalanan Avrupa Güvenlik Şartı (İstanbul Şartı), 21. yüzyılda AGİT bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarının güvence altına alınabilmesi için gerekli ilke ve yöntemleri belirlemiştir. İstanbul Şartı’nda, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için AGİT coğrafyasında faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasında İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Platform for Cooperative Security), Süratli Uzman Yardım ve İşbirliği Ekipleri (Rapid Expert Assistance Cooperation Teams/REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.

Türkiye, AGİT hinterlandındaki Yukarı Karabağ, Abhazya, Güney Osetya ve Transdinyester ülkelerinin toprak bütünlüğü ve egemenlikleri çerçevesinde çözüm önermektedir. Türkiye, Yukarı Karabağ ihtilafının çözümüne yönelik Minsk Grubu’nun da bir üyesi olarak; Örgütün anılan ihtilafların çözüm süreçlerinde daha etkin ve sonuç alıcı bir rol üstlenmesini teşvik etmektedir.

Diğer Ülkelerle İlgili Sorunlar

Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ve Ukrayna’nın doğusundaki çatışma ortamı sonucunda çıkan kriz sonrası AGİT’in kısa sürede Ukrayna Özel Gözlem Misyonu’nu (ÖGM) oluşturması, AGİT’i Ukrayna krizine çözüm bulunması çabalarında öncü konuma almıştır. Kuruluş amacı, görev yönergesinde, Ukrayna genelinde gerilimin azaltılması; bölgede huzur, barış, güvenlik ve istikrarın teşvik edilmesi ve AGİT ilke ve yükümlülüklerinin uygulanmasının desteklenmesi ve denetlenmesi olarak tarif edilen ÖGM’nun başkanlığını 2 Nisan 2014 tarihi itibarıyla bu göreve atanan Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı emekli Büyükelçi Ertuğrul Apakan üstlenmektedir. ÖGM, Minsk mutabakatları uyarınca ateşkesin gözlemlenmesi, ağır silahların geri çekilmesinin gözlemlenmesi ve doğrulanması ile Ukrayna-RF sınır güvenliğinin denetlenmesi görevlerini de yerine getirmektedir. Tüm tarafların güvenini kazanmış bir şekilde sahadaki faaliyetlerini sürdüren ÖGM’na, Türkiye tarafından personel ve bütçe desteği sağlanmaktadır.

Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahip olan AGİT’in güvenlik kavramına kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konularla ilgili taahhüt ve mekanizmaları da içermektedir. Bu çerçevede, askeri faaliyetlerin takibine imkân tanıyan, erken uyarı ve kriz önleme hükümleri içeren Viyana Belgesi, AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir GGAÖ aracını oluşturmaktadır. 57 AGİT katılımcısının taraf olduğu, çeşitli güven ve güvenlik artırıcı tedbirleri içeren ve siyasi bağlayıcılığı olan Viyana Belgesi’nin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesinde en önemli etken, uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur.

1992 yılında yürürlüğe giren Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin üzerinde inşa edildiği temel uluslararası düzenlemedir. Avrupa sathında ve bölgesel düzeyde kuvvet düzeyleri, askeri dengeler, ülke içi ve dışı askeri konuşlandırma koşulları AKKA tarafından belirlenir. Rusya Federasyonu (RF), NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek; AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 tarihi itibariyle askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır.

Açık Semalar Antlaşması(ASA) ise hukuki bağlayıcılığa sahip, taraf ülkelerin topraklarının, silahtan arındırılmış ve özel algılayıcılarla donatılmış uçaklarla havadan gözlenmedi bu suretle açıklığa ve şeffaflığa katkı sağlanmasını öngören bir askeri düzenlemedir. 34 ülkenin taraf olduğu Antlaşma, Avrupa’da silahsızlanma ve silahların kontrolü alanındaki çeşitli düzenlemeler bakımından tamamlayıcı bir denetim aracı olarak da kullanılmaktadır.

Birleşmiş Milletler ve Yardımcı Personelinin Güvenliği Sözleşmesi

0
Birleşmiş Milletler ve Yardımcı Personelinin Güvenliği Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler ve Yardımcı Personelinin Güvenliği Sözleşmesi (CONVENTION ON THE SAFETY OF UNITED NATIONS AND  ASSOCIATED PERSONNEL) , Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1994’te kabul edilmiş ve 15 Ocak 1999’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşme’ye 9 Ağustos 1994 tarihinde katılmıştır.

BIRLEŞMIŞ MİLLETLER VE YARDIMCI PERSONELİNİN GÜVENLİĞİ SÖZLEŞMESİNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN

(Resmi Gazete ile yayımı: 20.1.2004

Sayı: 25352)

Kanun No: 5048

Kabul Tarihi: 14.1.2004

MADDE 1. – 9 Aralık 1994 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 49/59 sayılı kararıyla kabul edilerek 15 Aralık 1994 – 31 Aralık 1995 tarihleri arasında New York’ta imzaya açılan “Birleşmiş Milletler ve Yardımcı Personelinin Güvenliği Sözleşmesi”ne çekince ve beyanlar ile katılmamız uygun bulunmuştur.

Birleşmiş Milletler ve Yardımcı Personelinin Güvenliği Sözleşmesi

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeline karşı kasıtlı olarak yapılan saldırılar sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralanmaların artan sayısından derin kaygı duyarak,

Birleşmiş Milletler adına hareket eden personele karşı saldırıların veya diğer kötü muamelelerin, kim tarafından yapılırsa yapılsın, haklı görülemez ve kabul edilemez olduğunu akıl­ da tutarak,

Birleşmiş Milletler operasyonlarının uluslararası toplumun ortak çıkan için ve Birleşmiş Mil­letler Antlaşması’nın ilke ve hedeflerine uygun şekilde yürütüldüğünü kabul ederek,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin önleyici diplomasi, barışı sağlama, barışı koruma, barışı inşa etme ve insani ve diğer operasyonlar alanındaki Birleşmiş Milletler gayretlerine önemli katkısını kabul ederek,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin güvenliğini sağlamak için bu konuda Birleşmiş Milletlerin temel organları tarafından atılan adımlar dahil olmak üzere mevcut düzenlemelerin bilinci içinde,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin korunması için mevcut önlemlerin yine de yeter­ siz olduğunu kabul ederek,

Birleşmiş Milletler operasyonlarının etkinliğinin ve güvenliğinin, bu tür operasyonlar ev sahibi Devletin rızası ve işbirliği ile yürütüldüğü zaman artınlabildiğini kabul ederek,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin gönderildiği bütün Devletlere ve bu personelin bağımlı olduğu tüm diğer Devletlere, Birleşmiş Milletler operasyonlarının yürütülmesini ve görev yönergesinin yerine getirilmesini kolaylaştırmak amacıyla kapsamlı destek sağlamaları çağrısında bulunarak,

Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeline karşı saldırılan önlemek ve bu tür saldırılarda bulunanları cezalandırmak için uygun ve etkin önlemlerin alınmasına acil gereksinim bulunduğuna kani olarak,

Aşağıdaki hususlar üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde 1
Tanımlar

İşbu Sözleşme’nin amaçları bakımından,

(a) “Birleşmiş Milletler Personeli” tabiri,

(i) Birleşmiş Milletler operasyonunun askeri, polis veya sivil unsurunun üyesi olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından görev verilmiş veya konuşlandırılmış kişilerden;

(ii) Birleşmiş Milletler operasyonunun yürütüldüğü yerde resmi sıfatla hazır bulunan diğer Bir­leşmiş Milletler veya uzmanlık kuruluşları veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı görevlileri ve uzmanlarından;

(b) “Yardımcı personel” tabiri,

(i) Birleşmiş Milletlerin yetkili organının mutabakatı ile bir Hükümet veya hükümetlerarası kuruluş tarafından görevlendirilmiş kişilerden,

 (ii) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri veya bir uzmanlık kuruluşu veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından görev verilmiş kişilerden,

(iii) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri veya bir uzmanlık kuruluşu veya Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile varılan mutabakat uyarınca insancıl amaçlı bir hükümet dışı kuruluş veya ajans tarafından gönderilmiş kişilerden, bir Birleşmiş Milletler operasyonunun görev yönergesinin yerine getirilmesini destekleyen faaliyetleri yürütenler anlamına gelir.

(c) “Birleşmiş Milletler operasyonu”, Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca Birleşmiş Milletler’in yetkili organı tarafından kararlaştırılan ve Birleşmiş Milletlerin yönetimi ve denetimi altında yürütülen ve,

(i) Uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek veya yeniden tesis etmek amacıyla gerçekleştiril­mekte olan, veya

(ii) Güvenlik Konseyi veya Genel Kurul’un işbu Sözleşme’nin amaçları bakımından, operas­yona katılan personelin güvenliği açısından olağanüstü risk bulunduğunu açıkladığı bir operasyon anlamına gelir.

(d) “Ev sahibi Devlet”, Birleşmiş Milletler operasyonunun ülkesinde yürütüldüğü Devlet an­ lamına gelir.

(e) “Transit Devlet”, Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin veya teçhizatının, Birleşmiş Milletler operasyonu ile bağlantılı olarak ülkesinde transit geçiş halinde veya geçici olarak bulunduğu, ev sahibi Devlet haricindeki Devlet anlamına gelir.

Madde 2
Uygulamanın Kapsamı
  1. Bu Sözleşme, birinci maddesinde tanımlandığı üzere, Birleşmiş Milletler ve yardımcı per­soneli ile Birleşmiş Milletler operasyonlarına uygulanacaktır.
  2. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının VII. Bölümü uyarınca Güvenlik Konseyi tarafından yetki verilmiş zorlayıcı önlemleri içeren ve herhangi bir personelin düzenli silahlı kuvvetlere karşı muharip olarak görevlendirilmiş olduğu, uluslararası silahlı çatışma hukukunun tatbik edildiği Birleşmiş Milletler operasyonlarında uygulanmayacaktır.
Madde 3
Kimlik Tespiti
  1. Birleşmiş Milletler operasyonunun askeri ve polis unsurları ve araçları, gemileri ve uçakları ayırdedilebilir tanıtıcı işaretler taşıyacaklardır. Birleşmiş Milletler operasyonunda yer alan diğer personel, araçlar, gemiler ve uçaklar, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından aksine bir karar alınmadıkça, açıkça belirlenebilir durumda olacaklardır.
  2. Tüm Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeli gerekli kimlik belgelerini taşıyacaktır.
Madde 4
Operasyonun statüsü ile ilgili anlaşmalar

Ev sahibi Devlet ve Birleşmiş Milletler, diğer hükümlerin yanı sıra, operasyonun askeri ve polis unsurlarının ayrıcalık ve dokunulmazlıkları ile ilgili hususlar dahil olmak üzere, Birleşmiş Millet­ler operasyonu ve bu operasyona katılan tüm personelin statüsü konusunda mümkün olan en kısa sürede bir anlaşma akdedecektir.

Madde 5
Transit geçişler

Transit Devlet, Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin ve teçhizatının engellenmeden transit olarak ev sahibi Devlete giriş ve bu Devletten çıkışını kolaylaştıracaktır.

Madde 6
Kanunlara ve ilgili mevzuata riayet
  1. Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeli, yararlandıktan ayrıcalık ve dokunulmazlıklara veya görevlerinin gereklerine halel gelmeksizin,

(a) Ev sahibi ve transit Devletin kanunlarına ve diğer mevzuatına uyacaklar; ve

(b) Görevlerinin tarafsız ve uluslararası niteliği ile bağdaşmayacak her türlü eylem ve faaliyet­ten sakınacaklardır.

  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu yükümlülüklere uyulması için bütün uygun önlemleri alacaktır.
Madde 7
Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin korunmasını ve güvenliğini sağlamak görevi
  1. Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeli, teçhizatı ve binaları, görev yönergelerini yerine getirmelerini engelleyecek hiçbir saldırı veya eyleme maruz bırakılmayacaktır.
  2. Taraf Devletler Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin korunması ve güvenliği ile il­gili tüm uygun önlemleri alacaklardır. Taraf Devletler topraklarında konuşlandırılan Birleşmiş Mil­letler ve yardımcı personelini özellikle 9. maddede belirtilen suçlardan korumak için gerekli bütün uygun önlemleri alacaklardır.
  3. Taraf Devletler, bu Sözleşmenin uygulanması konusunda özellikle evsahibi Devletin gerek­li önlemleri kendi başına alamadığı her durumda Birleşmiş Milletler ve diğer Taraf Devletlerle uy­gun şekilde işbirliği yapacaklardır.
Madde 8
Yakalanmış veya gözaltına alınmış Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelini serbest bırakma veya iade etme yükümlülüğü

Kuvvetlerin statüsü ile ilgili olarak yapılmış anlaşma aksine bir hüküm içermedikçe, Birleşmiş Milletler veya, yardımcı personeli görevlerini ifa ederken yakalanmalan veya gözaltına alınmalan halinde, kimliklerinin belirlenmesi üzerine, sorgulamaya tabi tutulmayacak ve süratle serbest bırakılarak Birleşmiş Milletlere veya diğer uygun makamlara iade edilecektir. Bu gibi personele, serbest bırakılmasına kadar, evrensel düzeyde tanınmış insan hakları standartlarına ve 1949 Cenev­re Sözleşmelerinin ruhuna uygun biçimde muamele edilecektir.

Madde 9
Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeline karşı suçlar
  1. Kasıtlı olarak gerçekleştirilen,

(a) Herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yardımcı personelinin şahsına veya özgürlüğüne kar­şı öldürme, kaçırma veya diğer bir saldırı;

(b) Herhangi bir Birleşmiş Milletler veya yardımcı personelinin, şahsım veya özgürlüğünü teh­ likeye atacak şekilde resmi binalarına, özel konutuna veya ulaşım araçlarına şiddetli saldırı;

(c) Bir gerçek veya hükmi şahsın herhangi bir eylemi yapmaya veya yapmaktan alıkonmaya zorlanması amacıyla bu tür herhangi bir saldırıda bulunma tehdidi;

(d) Bu tür herhangi bir saldırıda bulunma teşebbüsü; ve

(e) Bu tür herhangi bir saldırıya suç ortağı olarak katılma veya bu tür herhangi bir saldırıda bulunma teşebbüsüne katılma veya bu tür herhangi bir saldırıyı tertipleme veya diğerlerine yaptırt­ma eylemi, her Taraf Devlet tarafından ulusal mevzuatı gereğince suç olarak kabul edilecektir.

  1. Her Taraf Devlet 1. fıkrada belirtilen suçların ağır niteliğini dikkate alan uygun cezalarla cezalandırılmasını sağlayacaktır.
Madde 10
Yargı yetkisinin tesisi
  1. Her Taraf Devlet aşağıdaki durumlarda 9. maddede belirtilen suçlarla ilgili yargı yetkisini tesis edecek gerekli önlemleri alacaktır.

(a) Suç bu Devletin ülkesinde veya bu Devlette tescil edilmiş bir gemide veya bir uçakta işlen­diğinde;

(b) Suçu işlediği iddia edilen kişi bu Devletin uyruğunda olduğunda;

  1. Taraf Devlet, aşağıdaki hallerde de, bu tür herhangi bir suça ilişkin yargı yetkisini tesis edebilecektir:

(a) Suçun bu Devlette mutad ikametgahı bulunan vatansız bir kişi tarafından işlenmesi; veya

(b) Bu Devletin uyruğunda olan bir kişiye karşı işlenmesi; veya

(c) Bu Devleti herhangi bir eylemi yapmaya veya yapmaktan alıkoymaya zorlayan bir teşeb­ büs halinde.

  1. ikinci fıkrada belirtildiği şekilde yargı yetkisini tesis etmiş olan herhangi bir Taraf Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirimde bulunacaktır. Eğer anılan Taraf Devlet bilahare bu yetkisini kaldırırsa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirimde bulunacaktır.
  2. Her Taraf Devlet, suçlu olduğu iddia edilen kişinin ülkesinde bulunduğu ve anılan kişiyi 1. ve 2. fıkralara uygun şekilde yargı yetkisini tesis etmiş Taraf Devletlerden herhangi birine 15. madde uyarınca iade etmediği hallerde, 9. maddede belirtilen suçlarla ilgili yargı yetkisini tesis et­mek için gerekli önlemleri alacaktır.
  3. Bu Sözleşme ulusal mevzuat uyarınca uygulanan herhangi bir cezai yetkiye engel olmaz.
Madde 11
Birleşmiş Milletler ve yardımcı personeline karşı suçların önlenmesi

Taraf Devletler, özellikle aşağıdaki yollarla, 9. maddede belirtilen suçların önlenmesi için iş­ birliği yapacaklardır:

(a) Bu suçların ülkesinde veya ülkesi dışında işlenmesi amacıyla kendi ülkesinde yapılan hazır­lıkların önlenmesi için uygulanabilir tüm önlemleri almak; ve

(b) Ulusal mevzuatları uyarınca bilgi değişimi yapmak ve bu gibi suçların işlenmesini önlemek için uygun idari ve diğer önlemlerin alınmasında eşgüdümü sağlamak.

Madde 12
Bilgelerin iletilmesi
  1. Ülkesinde 9. maddede belirtilen bir suçun işlendiği Taraf Devlet, ulusal mevzuatında bu konuda öngörülen koşullara uygun olarak, suçlu olduğu iddia edilen kişinin ülkesinden kaçtığına dair inandırıcı sebepler var ise, işlenmiş suça ilişkin tüm gerçekleri ve suçlu olduğu iddia edilen kişinin kimliğine dair ulaşılabilir tüm bilgileri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ve doğrudan veya Genel Sekreter aracılığıyla ilgili Taraf Devlet veya Devletlere iletecektir.
  2. Dokuzuncu maddede belirtilen suç ne zaman işlenirse işlensin, suçun mağduru ve işlendiği koşullar hakkında bilgi sahibi olan herhangi bir Taraf Devlet bu gibi bilgileri ulusal mevzuatındaki koşullara uygun biçimde tümüyle ve süratle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ve ilgili Devlet veya Devletlere iletmeye gayret edecektir.
Madde 13
Kovuşturma veya suçluların iadesi için önlemler
  1. Koşullar gerektiriyorsa, suçlu olduğu iddia edilen kişinin ülkesinde bulunduğu Taraf Devlet cezai kovuşturmaya başlanmasını veya iade amaçlarıyla kişinin hazır tutulmasını sağlamak için kendi ulusal mevzuatına göre uygun önlemleri alacaktır.
  2. Birinci fıkra uyarınca alınan önlemler ulusal mevzuata uygun olarak ve gecikmeksizin Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ve doğrudan veya Genel Sekreter aracılığıyla

(a) Suçun işlendiği Devlete;

(b) Suçlu olduğu iddia edilen kişinin vatandaşı olduğu veya bu kişi vatansız ise, ülkesinde mutad ikametgahı bulunduğu Devlete veya Devletlere;

(c) Mağdurun vatandaşı olduğu Devlete veya Devletlere; ve

(d) Diğer ilgili Devletlere bildirilecektir.

Madde 14
Suçlu olduğu iddia edilen kişiye karşı kovuşturma

Suçlu olduğu iddia edilen kişinin ülkesinde bulunduğu Taraf Devlet bu kişiyi iade etmez ise, herhangi bir istisna yapmaksızın ve sebepsiz bir gecikmeye yol açmaksızın olayı, kendi mevzuatına uygun olan usullerle kovuşturma yapılması için yetkili makamlarına iletecektir. Bu makamlar o Devletin kanunlarına göre ağır nitelikli herhangi bir adi suçun işlendiği bir olaydaki gibi karar vereceklerdir.

Madde 15
Suçlu olduğu iddia edilen kişinin iadesi
  1. Dokuzuncu maddede belirlenen suçlar Taraf Devletler arasında mevcut herhangi bir iade antlaşmasında faili iade edilebilir suçlar şeklinde yeralmadığı durumlarda da, bu antlaşmalarda ön­ görülen faili iade edilebilir suçlar gibi kabul edileceklerdir. Taraf Devletler bu suçlan aralarında yapacakları her iade antlaşmasına faili iade edilebilir suçlar olarak dahil etmeyi kabul ederler.
  2. İadeyi bir antlaşmanın mevcudiyeti koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet, arasında iade ant­laşması olmayan başka bir Taraf Devletten iade talebi alırsa, tercihine göre, işbu Sözleşmeyi bu suçlarla ilgili olarak iade için yeterli yasal dayanak olarak kabul edebilecektir. İade, talebin yapıldığı devletin yasalarının öngördüğü koşullara tâbi olacaktır.
  3. İadeyi bir antlaşmanın mevcudiyeti koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler, talebin yapıl­dığı devletin yasalarının öngördüğü koşullara bağlı kalmak kaydıyla, bu suçlan aralarında faili iade edilebilir suçlar olarak kabul edeceklerdir.
  4. Bu suçların her biri Taraf Devletler arasında iadeyi gerçekleştirmek amacıyla yalnızca mey­dana geldiği yerde işlenmiş gibi değil, aynı zamanda 10 uncu maddenin 1 inci veya 2 nci fıkraları uyarınca yargı yetkisini tesis etmiş Taraf Devletlerin ülkelerinde işlenmiş gibi işlem görecektir.
Madde 16
Cezai konularda karşılıklı yardım
  1. Taraf Devletler ellerinde bulunan ve davalar için gerekli olan delillerin sağlanmasına yardım etmek dahil, 9. maddede belirtilen suçlarla ilgili ceza davalarında birbirlerine azami ölçüde yardım­cı olacaklardır. Tüm davalarda talebin yapıldığı Devletin yasaları uygulanacaktır.
  2. Birinci fıkra hükümleri herhangi başka bir antlaşmada karşılıklı yardıma ilişkin olarak yer alan yükümlülükleri etkilemeyecektir.
Madde 17
Adil Muamele
  1. Dokuzuncu maddede belirtilen suçlardan herhangi biriyle bağlantılı olarak, soruşturması veya davası devam eden herhangi bir kişiye adil muamele, adil yargılama ve soruşturma veya davanın her aşamasında haklarının tümüyle korunması güvencesi verilecektir.
  2. Suçlu olduğu iddia edilen kişi,

(a) Vatandaşı olduğu veya başka bir şekilde haklarını korumayı üstlenen veya vatansız olması halinde, istemi üzerine haklarını korumayı kabul eden Devletin veya Devletlerin uygun olan en yakındaki temsilcisi ile gecikmeksizin iletişim kurma; ve

(b) Bu Devletin veya Devletlerin temsilcisince ziyaret edilme hakkına sahiptir.

Madde 18
Yargı işlemlerinin sonucunun bildirimi

Suçlu olduğu iddia edilen kişiyi yargılayan Taraf Devlet, yargı sürecinin kesin sonucunu, diğer Taraf Devletlere de iletmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirecektir.

Madde 19
Yayma

Taraf Devletler işbu Sözleşmeyi mümkün olan en geniş ölçüde yaymayı ve özellikle bu amaç­la yapılan çalışmaları uluslararası insancıl hukukun ilgili hükümlerinin yanısıra, askeri eğitim prog­ramlarına dahil etmeyi üstlenirler.

Madde 20
İstisna hükümleri

Bu Protokol’deki hiçbir hüküm

(a) Uluslararası insancıl hukukun ve evrensel olarak tanınmış insan hakları standartlarının, Bir­leşmiş Milletler operasyonlarının ve Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin korunmasına veya bu personelin bu tür yasalara ve standartlara uyma yükümlülüğüne ilişkin olarak uluslararası bel­gelerde yer aldığı biçimde uygulanabilirliğini,

(b) Kişilerin kendi ülkelerine girişlerine rıza gösterme konusunda Devletlerin Birleşmiş Mil­letler Antlaşmasına uygun olan hak ve yükümlülüklerini;

(c) Birleşmiş Milletler ve yardımcı personelinin Birleşmiş Milletler operasyonlarının görev yönergesi hükümlerine uygun olarak hareket etme yükümlülüklerini;

(d) Birleşmiş Milletler operasyonlarına gönüllü olarak personel katkısında bulunan Devletlerin bu personelini operasyondan geri çekme hakkını; veya

(e) Birleşmiş Milletler operasyonlarına gönüllü personel katkısında bulunan Devletlerden bu kişilerin banşı koruma hizmetlerinden kaynaklanan ölüm, maluliyet, yaralanma veya hastalık hal­lerinde uygun bir tazminat alma haklarını etkilemeyecektir.

Madde 21
Meşru savunma hakkı

İşbu Sözleşmedeki hiçbir hüküm meşru savunma hakkına halel getirecek şekilde yorumlanamayacaktır.

Madde 22
Uyuşmazlıkların çözümü
  1. Bu Protokolün yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin iki veya daha fazla Taraf Dev­let arasında müzakere yoluyla çözülmeyen herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime havale edilir. Eğer, tahkim talebinin yapıldığı tarihten itibaren altı ay içinde taraflar tahkim düzenlemeleri üzerinde anlaşamazlarsa, bu taraflardan herhangi biri uyuşmazlığı Divanın Statüsüne uygun bir başvuru ile Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
  2. Her Taraf Devlet, işbu Sözleşmenin imzası, onayı, kabulü veya uygun bulunması veya Söz­leşmeye katılım sırasında, kendisini 1. fıkranın tamamı veya bir kısmıyla bağlı saymadığım bildirebilir. Diğer Taraf Devletler bu tür bir çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlete karşı olarak 1 inci fıkra veya ilgili kısmı ile bağlı sayılmayacaklardır.
  3. iİkinci fıkra uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirimde bulunmak suretiyle, her zaman bu çekinceyi kaldırabilir.
Madde 23
Gözden geçirme toplantıları

Bir veya daha fazla Taraf Devletin talebi üzerine ve Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından uy­gun bulunması halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sözleşmenin uygulanmasını ve uy­gulanmasında karşılaşılan her tür sorunu gözden geçirmek amacıyla bir Taraf Devletler toplantısı düzenleyecektir.

Madde 24
İmza

Bu Sözleşme 31 Aralık 1995 tarihine kadar New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Mer­ kezinde bütün Devletlerin imzasına açık olacaktır.

Madde 25
Onay, kabul veya uygun bulma

Bu Sözleşme onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 26
Katılım

Bu Sözleşme herhangi bir Devletin katılımına açıktır. Katlım belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 27
Yürürlüğe girme
  1. Bu Sözleşme yirmi iki onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin Birleşmiş Millet­ler Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihten itibaren otuz gün sonra yürürlüğe girecektir.
  2. Onay, kabul, uygun bulma veya katılıma ilişkin yirmi ikinci belgenin tevdiinden sonra Söz­leşmeyi onaylayan, kabul eden, uygun bulan ya da Sözleşmeye katılan her Devlet için Sözleşme onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin bu Devlet tarafından tevdi edilmesinden sonraki otuzuncu günde yürürlüğe girecektir.
Madde 28
Çekilme
  1. Bir Taraf Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir bildirimle bu Söz­leşmeden çekilebilir.
  2. Çekilme, bildirimin Genel Sekreterce alındığı tarihten bir yıl sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 29
Özgün metinler

Bu Sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince saklanacaktır, Genel Sekreter Sözleşmenin onaylı örneklerini tüm Devletlere gönderecektir.

Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi

0
Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi

Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi(Council of Europe Convention on Action against Trafficking in Human Beings), 16–17 Mayıs 2005 tarihlerinde Varşova’da düzenlenen Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları Üçüncü Zirvesinde imzaya açılmıştır.Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmiş ve 1 Şubat 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İnsan hakları odaklı ve mağdur merkezli bir yaklaşımla insan ticaretiyle mücadele etmek için hazırlanmış kapsamlı bir uluslararası antlaşmadır.

Türkiye “İnsan Ticaretine Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni 19 Mart 2009 tarihinde Strasburg’ta imzalamıştır.Sözleşme, 30 Ocak 2016’da TBMM’de kabul edilmiş ve 2 Mayıs 2016 tarihinde onaylamıştır. Sözleşme Türkiye için 1 Haziran 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Konseyince Sözleşmenin hazırlanması amacıyla oluşturulan geçici komite toplantılarına Türkiye de aktif olarak iştirak etmiştir. 

Avrupa Konseyi üyesi bulunmayan Devletlere de açık olan, “İnsan Ticaretine Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Türkiye’nin de taraf olduğu “İnsan Ticaretinin Önlenmesi, Kaldırılması ve Cezalandırılmasına ilişkin Palermo Protokolü”nün de ötesine geçilmesini hedeflemektedir. Sözleşme, insan ticaretinin insan hakları ihlali teşkil ettiğinin vurgulanmasını; ulusal/uluslar arası, örgütlü/münferit gibi her çeşit insan ticareti suçunun ve bunlarla bağlantılı emek sömürüsünün de kapsanmasını ve mağdurların/tanıkların korunması için hukuki zeminin tamamlanmasını öngörmektedir. Palermo Protokolü mağdur korumasını devletlerin takdirine bırakırken, bu sözleşme koruma tedbirlerini (barınma, tıbbi yardım, hukuki destek) yasal bir zorunluluk haline getirmiştir. Palermo Protokolü yalnızca uluslararası örgütlü suçları kapsarken, bu sözleşme ülke içindeki yerel (münferit) insan ticareti vakalarını da koruma ve kovuşturma altına almıştır. 

 
Sözleşmenin Denetimi 

Sözleşme uyarınca ayrıca, bağımsız bir izleme, gözetim ve denetim mekanizması olan ”İnsan Ticaretiyle Mücadele Uzmanlar Grubu”- GRETA-ITMUG kurulmuştur. İTMUG, bu Sözleşmenin Taraf Devletler tarafından uygulanmasını takip etmektedir. Sözleşmeye taraf devletlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği bu birim tarafından denetlenmektedir. GRETA((Group of Experts on Action against Trafficking in Human Beings), düzenli olarak ülkelere izleme ziyaretleri gerçekleştirmekte, raporlar hazırlamakta ve hükümetlere tavsiyelerde bulunmaktadır. 

Sözleşmenin Temel Amaçları

  • Önleme: İnsan ticaretini ortaya çıkaran yapısal nedenlerle mücadele etmek ve toplumsal farkındalığı artırmak.
  • Koruma: İnsan ticareti mağdurlarının haklarını güvence altına almak, onlara hukuki, tıbbi, psikososyal ve barınma desteği sağlamak.
  • Kovuşturma: İnsan tacirlerinin etkin bir şekilde soruşturulmasını, yargılanmasını ve cezalandırılmasını sağlamak.
  • İş Birliği: Üye ülkeler, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası ortaklar arasında koordinasyonu güçlendirmek.

Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi

Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi – Bogota Bildirisi

0
Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi - Bogota Bildirisi

İnsan Hakları ve Ödevleri Amerikan Bildirisi (American Declaration of the Rights and Duties of Man),Amerikan Devletleri Örgütü (Organization of American States) tarafından düzenlenen Dokuzuncu Amerikan Devletleri Uluslararası Konferansında, Kolombiya’nın Bogota kentinde, 2 Mayıs 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Konferansa; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Küba, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Amerika Birleşik Devletleri, Uruguay, Venezuela ve Meksika katılmıştır.

10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan 183. oturumunda kabul edilen 30 maddelik İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘ne öncül olan belgelerdendir.

Bildiri, Türkçe’ye Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz tarafından tercüme kazandırılarak “İnsan Hakları Belgeleri –Bölgesel Sistemler”adlı eserde ilk olarak yayınlanmıştır. 

Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi

Giriş

Bütün insanlar, doğalarının onlara bahşettiği akıl ve vicdanla donatılmış olarak, özgür ve onurda ve haklarda eşit şekilde doğarlar; her teki bir diğerine kardeşçe davranır.

Her bir bireyin ödevlerini yerine getirmesi herkesin sahip olduğu hakların ön koşuludur. İnsanın her sosyal ve siyasal faaliyetinde haklar ve ödevler birbiriyle ilişkilidir. Haklar bireysel özgürlüğü yüceltirken, ödevler o özgürlüğün onurunu ifade eder.

Yargısal nitelikteki ödevler, ilke olarak onları destekleyen ve dayanağını oluşturan ahlaki nitelikteki ödevleri öngörür.

Manevi gelişmenin insan varlığının en üstün amacı ve onun en yüksek ifadesi olduğunu göz önünde bulundurarak, bütün gücü ve kaynaklarıyla bu amaca hizmet etmesi insanın ödevidir.

Manevi gelişmenin en yüksek sosyal ve tarihsel ifadesi olduğundan, kudreti ölçüsünde her yolla onu muhafaza etmek, uygulamak ve güçlendirmek insanın ödevidir.

Ve, kültürün kemale ermiş en asil halini ahlaki davranış oluşturduğundan, ona daima yüksek derecede saygı göstermek her insanın ödevidir.

Bölüm I
Haklar
Madde 1 – Yaşam, Özgürlük ve Kişi Güvenliği Hakkı

Her insanın yaşam, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı vardır.

Madde 2 – Yasa Önünde Eşitlik Hakkı

Bütün kişiler yasa önünde eşittir ve ırk, cinsiyet, dil, inanç ya da herhangi bir başka etken farklılığı olmaksızın, bu Bildiride düzenlenen hakların ve ödevlerin sahibidir.

Madde 3 – Dinsel Özgürlük ve İbadet Hakkı

Her kişinin dinsel inancını özgürce ifade etme ve aleni ya da özel, dinsel inancı özgür olarak açıkça belirtme ve uygulamasını yapma hakkı vardır.

Madde 4 – Araştırma, Görüş Sahibi Olma, İfade Etme ve Yayma Özgürlüğüne Hak

Her kişinin araştırma yapma, bir görüşe sahip olma ve herhangi bir iletişim aracı ile düşünceleri ifade etme ve yayma özgürlüğüne hakkı vardır.

Madde 5 – Şerefin, Bireysel Şöhretin ve Özel ve Aile Yaşamının Korunması Hakkı

Her kişinin şerefine, şöhretine ve özel ve aile yaşamına yönelen hukuka aykırı saldırılara karşı yasa ile korunma hakkı vardır.

Madde 6 – Aile Kurma ve Ailenin Korunması Hakkı

Her kişinin, toplumun temel öğesi olan, bir aile kurma ve ailenin korunmasını elde etme hakkı vardır.

Madde 7 – Annelerin ve Çocukların Korunmasına Hak

Hamilelik ve loğusalık sırasında bütün kadınların ve bütün çocukların özel olarak korunma, bakım görme ve yardım alma hakkı vardır.

Madde 8 – Yerleşme ve Seyahat Hakkı

Her kişinin, vatandaşı olduğu Devletin ülkesinde yerleşme yerini belirleme, o ülke içinde serbestçe seyahat etme ve kendi istenci ile olması hali hariç o ülkeden ayrılmama hakkı vardır.

Madde 9 – Konut Dokunulmazlığı Hakkı

Her kişi, konutunun dokunulmazlığına hak sahibidir.

Madde 10 – Haberleşmenin Dokunulmazlığı ve Nakledilmesi Hakkı

Her kişi, haberleşmesinin dokunulmazlığına ve nakledilmesine hak sahibidir.

Madde 11 – Sağlığın ve Refahın Korunması Hakkı

Her kişi, kamunun ve toplumun kaynaklarının elverdiği ölçüde, beslenme, giyim, barınma ve tıbbi bakıma ilişkin sağlık ve sosyal alanlardaki önlemler yoluyla, sağlığın korunmasına hak sahibidir.

Madde 12 – Eğitim Hakkı

Her kişi, özgürlük, ahlak ve insan dayanışması ilkelerine dayanan bir eğitim görme hakkına sahiptir. Bunun gibi, her kişi, onurlu bir yaşamı sağlamaya, yaşama standartlarını yükseltmeye ve toplumun yararlı bir üyesi olmasına kendisini hazırlayacak olan bir eğitim görme hakkına sahiptir.

Bir eğitim görme hakkı, devletin ve toplumun temin etmek durumunda bulunduğu kaynaklardan yararlanarak, doğal yetenekler, marifetler ve arzular uyarınca, her vakada fırsat eşitliği hakkını da kapsar. Her kişinin, ücretsiz olarak, en azından ilköğretim görmeye hakkı vardır.

Madde 13 – Kültürden Yararlanma Hakkı

Her kişinin, toplumun kültürel yaşamında yer alma, sanattan yararlanma ve özellikle bilimsel buluşlar olmak üzere, entelektüel ilerlemenin sonuçlarından yararlanma hakkı vardır.

Her kişi, keza, üreticisi bulunduğu edebi, bilimsel yahut sanatsal çalışmalarının ya da buluşlarının doğurduğu maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hak sahibidir.

Madde 14 – Çalışma ve Adil Ücret Hakkı

Her kişi, uygun koşullar altında çalışma ve mevcut istihdam koşullarının izin verdiği ölçüde, mesleki eğitimini serbest olarak yapma hakkına sahiptir.

Çalışan her kişinin, kendisi ve ailesi için uygun yaşama standartlarını temin edecek, yeteneğine ve kapasitesine orantılı olarak, bir ücret alma hakkı vardır.

Madde 15 – Dinlenme Zamanı ve Bundan Yararlanma Hakkı

Her kişi, kendisini tazeleyebilmesi için dinlenme zamanına ve serbest zamanını manevi, kültürel ve fiziksel yararları için kullanma fırsatına hak sahibidir.

Madde 16 – Sosyal Güvenlik Hakkı

Her kişi, işsizlik, yaşlılık halinin ve kendi denetimi dışında açığa çıkıp geçimi için bir kazanç elde etmesini fiziksel ya da zihinsel açıdan olanaksız kılan nedenlerden kaynaklanan herhangi bir malûliyetin sonuçlarına karşı onu koruyacak olan sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Madde 17 – Hukuksal Kişiliğin ve Medeni Hakların Tanınmasına Hak

Her kişinin, her yerde, haklara ve yükümlülüklere sahip bir kişi olarak tanınma ve temel medeni haklardan yararlanma hakkı vardır.

Madde 18 – Adil Yargılanma Hakkı

Her kişi, yasal haklarına saygı gösterilmesini temin etmek üzere mahkemeye başvurabilir. Keza, her kişiye, herhangi bir temel anayasal hakkını ihlal ederek ona zarar veren kamusal makamların tasarruflarına karşı onu koruyacak olan mahkemeler önünde, basit ve kısa usuller sağlanmış olmalıdır.

Madde 19 – Vatandaşlık Hakkı

Her kişi, yasa tarafından yetkili kılındığı bir vatandaşlığı elde etmek ve eğer diliyorsa, ona bunu tanımak isteyen bir başka devletin vatandaşlığını edinmek üzere vatandaşlığını  değiştirmek hakkına sahiptir.

Madde 20 – Oy Kullanma ve Yönetime Katılma Hakkı

Yasal yeterliliğe sahip her kişinin, doğrudan ya da temsilcileri aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma ve gizli oy usulü ve dürüst, düzenli aralıklarla ve serbest olarak yapılan seçimlerde yer alma hakkı vardır.

Madde 21 – Toplanma Hakkı

Her kişi, herhangi bir konudaki ortak çıkarlara ilişkin meselelerle bağlantılı olarak, başka insanlarla resmi kamuya açık toplantılar yahut gayri resmi bir araya gelmeler şeklindeki barışçıl nitelikli toplanma hakkına sahiptir.

Madde 22 – Örgütlenme Hakkı

Her kişi, başka insanlarla, siyasal, ekonomik, dinsel, sosyal, kültürel, mesleki, sendikal yahut başka mahiyetteki meşru çıkarları geliştirmek, uygulamak ve korumak üzere örgütlenme hakkına sahiptir.

Madde 23 – Mülkiyet Hakkı

Her kişinin, iyi bir yaşamın zorunlu gereklerini karşılayacak ve kişinin onurunun ve konutunun muhafaza edilmesine yardımcı olacak türdeki özel mülkiyete sahip olma hakkı vardır.

Madde 24 – Dilekçe Hakkı

Her kişi, genel ya da özel çıkarlara ilişkin çıkarları için, herhangi bir yetkili makama saygılı içerikte dilekçe vermek, ve bu dilekçesine ilişkin olarak derhal bir karar elde etmek hakkına sahiptir.

Madde 25 – Keyfi Gözaltına Alınmaya Karşı Korunma

Hiç kimse, daha önce yürürlüğe konmuş yasayla öngörülen hallerde ve usullere uygun olması hali hariç özgürlüğünden yoksun bırakılmaz.

Hiç kimse, yalnızca medeni hukuk/sözleşmesel nitelikle yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden ötürü, özgürlüğünden yoksun bırakılmaz.

Özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireyin, bir mahkeme tarafından gecikmeksizin gözaltına alınmasının yasallığını netleştirme ve uygun olmayan bir gecikmeye mahal vardır. Her birey aynı zamanda, gözaltında tutulduğu sürede insanca muamele görmeye de hak sahibidir.

Madde 26 – Usulüne Uygun Yargılanma Hakkı

Kendisine suçlama yöneltilen her kişi, suçu kanıtlanana dek masum sayılır.

Bir suç işlediği isnadı yapılan her kişinin, daha önce yürürlüğe konmuş yasalar uyarınca önceden kurulmuş ve tarafsız ve aleni yargılama yapan mahkemeler tarafından yargılanma ve zalimane, küçültücü ya da mutat olmayan cezaya çarptırılmama hakkı vardır.

Madde 27 – Sığınma Hakkı

Her kişi, olağan suçlardan kaynaklanmayan takibat durumunda, her bir ülkenin yasalarına ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak, bir yabancı ülkeye sığınma ve sığınmacı statüsü elde etme hakkına sahiptir.

Madde 28 – İnsan Haklarının Kapsamı

İnsan hakları, başkalarının hakları, herkesin güvenliği, genel refahın adil gerekleri ve demokrasinin yetkinleştirilmesi ölçüleriyle sınırlandırılmıştır.

Bölüm II  
Ödevler
Madde 29 – Topluma Karşı Ödevler

Başkalarıyla olan ilişkisinde kendisine, her bir insanın kişiliğini tam olarak oluşturacağı ve geliştireceği şekilde davranması, bireyin ödevidir.

Madde 30 – Çocuklara ve Ana-Babaya Yönelik Ödevler

Kendi küçük çocuğuna yardımcı olmak, desteklemek, onu eğitmek ve korumak her kişinin ödevidir, ve ana-babasına her zaman saygı göstermek ve gereksinim duydukları zaman onlara yardım etmek, desteklemek ve korumak çocukların ödevidir.

Madde 31 – Öğretim Görme Ödevi

En azından ilköğretimi görme her kişinin ödevidir.

Madde 32 – Oy Verme Ödevi

Yasal olarak yeterli duruma geldiğinde, vatandaşı bulunduğu ilkede yapılan ve herkesin oy kullandığı seçimlerde oy vermek her kişinin ödevidir.

Madde 33 – Yasalara Uymak Görevi

Ülkesinin ve bulunabileceği bir ülkenin yasalarına ve yetkili makamların verdiği diğer meşru emirlere uymak her kişinin ödevidir.

Madde 34 – Topluma ve Ulusa Hizmet Etmek Ödevi

Ülkesinin savunulması ve korunması gerektirdiği her tür sivil ya da askeri hizmeti vermek ve kamusal felaket durumunda kendi yapabilirlik gücü dahilinde olan bu tür hizmetleri yerine getirmek, bunları yapmaya muktedir her kişinin ödevidir.

Keza, vatandaşı bulunduğu devlette genel seçimle seçilmiş bulunduğu herhangi bir kamu görevini ifa etmek de her kişinin ödevidir.

Madde 35 – Sosyal Güvenlik ve Refaha İlişkin Ödevler

Sosyal güvenlik ve refaha ilişkin hususlarda, kendi yeteneklerine ve mevcut koşullara uygun olarak, devlet ve toplumla işbirliği yapmak her kişinin ödevidir.

Madde 36 – Vergi Ödeme Ödevi

Kamusal hizmetleri desteklemek üzere yasanın öngördüğü vergileri ödemek her kişinin ödevidir.

Madde 37 – Çalışma Ödevi

Yaşamını sürdürmek ve topluma yararlı olmak amacıyla, kapasitesinin ve olanaklarının elverdiği ölçüde çalışmak her kişinin ödevidir.

Madde 38 – Yabancı Bir Ülkede Siyasal Faaliyetlerden Kaçınma Ödevi

Bir yabancı olarak bulunduğu ülkede, yasanın münhasıran o devletin vatandaşları için tanıdığı siyasal faaliyetlerde yer almaktan kaçınmak her kişinin ödevidir.

Augustus ve Leges Luliae

0

Augustus ve Leges Iuliae (M.Ö. 27-M.S. 14) Julian yasaları, Lex Iulia veya Leges Iuliae olarak bilinen Antik Roma Hukuku yasalarıdır.

İstikrarlı kurumlar oluşturarak Cumhuriyeti ıslah etmek isteyen ilk Roma İmparatoru Augustus hükümranlığı sırasında çok sayıda kanun vaz etmiştir. Bu kanunlar imparatorun aile adından hareketle Leges Iuliae olarak anılmaktadırlar.

Augustus döneminde , M.Ö 18–17’deki Leges Juliae , Roma’daki üst sınıfların hem ahlaklarını hem de sayılarını yükseltmek ve evliliği teşvik edip çocukları sahiplenerek nüfusu arttırmaya çalışmıştır.

Bu dönemde özel ve kamusal bir suç olarak zina düzenlenmiştir. Nüfus genişlemesini teşvik etmek için, Leges Juliae, evliliğe teşvikler getirmiş, üç erkek çocuk yapanlara yüksek saygıyı belirten “Üç oğlun yasasını” oluşturmuştur. Evlenme çağındaki bekarlar ve evlenmeyecek genç dullar miras almaktan ve halk oyunlarına katılmaktan yasaklanmıştır.

Julian yasaları

Kamu düzenini restore etmek için çıkarılan Lex Iulia de vi, Jül Sezar (Caius Iulius Caesar) döneminde kabul edilen ve aynı adı taşıyan bir kanunu güçlendirmiştir.

Daha sonra çeşitli imparatorlar tarafından Julian yasalarında güncellemeler yapılmıştır. Ancak yapılan tüm değişiklikler, Augustus’un yasalarının gerçek metnine dayandırılmış ve bu metinlerden alıntı yapmıştır.

Lex Iulia de Maritandis Ordinibus evliliği ve aileyi düzenlerken, bilhassa doğum oranını yükseltmeyi hedeflemiştir.

Lex Iulia de Adulteriis Coercendis ise zinanın sert biçimde cezalandırılmasına imkân tanıyan hükümler getirmiştir.

Augustus ayrıca yargı mercileri ve yargılamayı düzenleyen kanunlar yapmıştır.

Hukuku restore eden bu imparator modeli gerek Iustinianus (527-565) gerekse Napoléon Bonaparte (1804-1814) için bir ilham kaynağı olmuştur.

Augustan Leges Iuliae

  • Lex Iulia de Ambitu (İ.Ö. 18):  Rüşvet verme olaylarına ilişkin yasa
  • Lex Iulia de Maritandis Ordinibus (M.Ö. 18): Evlilik hakkındaki düzenlemeler
  • Lex Iulia de Adulteriis Coercendis (İ.Ö. 17):  Zina suçuna ilişkin düzenlemeler. Bu suçu işleyenler adalara gönderilmiş ve mallarının bir kısmına el konulmuştur. 
  • Lex Iulia de vicesima hereditatum : Miras vergilerini düzenlemiştir. 
  • Lex Papia Poppaea : Evliliği teşvik etmek ve güçlendirmek için çıkarılmıştır. 
  • Lex Iulia de Repetundis : Bu yasa, valilerin bir eyalette görev süresi boyunca alabileceği hediyeleri sınırlandırmıştır. 
  • Lex Iulia Municipalis: İtalyan belediyelerinin çalışma şeklini belirlemiştir. 

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri

0
Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitaplar dünyaca ünlü psikolog David Canter tarafından yazılmıştır. Prof. Dr. David Canter, suç psikolojisi alanında dünyanın en önemli otoritesi olarak anılmaktadır.
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri

Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri

 

Suç Psikolojisi, suçun araştırılması, anlaşılması, profil çıkarma ve seri katillerin ve suçluluların psikolojisine odaklanmaktadır. Her suç kendine has bir gölge ve iz bırakmakta, bu gölge, polisi yaptığı analiz sonucunda suçluya ulaştırabilmektedir. Bu kitap, suçun doğasını çözümleyip kullanarak polisin bireysel suç işleyenleri belirleyip takip etmesine yardımcı olan ‘suçlu profili çıkarma’ işini incelemektedir. Suç Gölgeleri ise suçla mücadele edenler için önemli bir kitaptır. Bu yolculukta suçlunun şiddet içeren davranışları, ardında bıraktığı izlerle anlamlandırılmakta ve Canter, bu izleri ‘suçlunun iç hikâyeleri’ olarak tanımlamaktadır.

Suç Psikolojisi

Suç Psikolojisi

Suç Psikolojisi, psikolojinin suçun araştırılması ve anlaşılması, hapishanelerdeki suçluların ıslahı, yönetimi ve mahkemedeki süreçlere katkısı üzerinde durmaktadır. Derinlemesine görüşme, yalanı ortaya çıkarma, suçlu görünüşün doğası ve anlamı, bu alan içinde değerlendirilmektedir.

Kitapta, tutuklu kişilerle bir psikoloğun nasıl çalıştığı incelenirken, mahkemelerde çalışan uzman psikologların görevleri de ele alınmaktadır. Mağdur psikolojisi kitapta mercek tutulan konulardan biridir. Suç Psikolojisi, suçu anlama ve suçun azaltılmasına yönelik psikolojinin katkılarını ele alırken gelecekte suçun nasıl olacağını da tartışmaktadır. Bütünleşmiş ve etkileşimli bir yaklaşımın kapsamlı bir çalışma ile birleştiği bu kitap, suç psikolojisi derslerini anlamada ideal bir rehberdir.

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri’nin Yazarı David Canter

Prof. Dr. David Victor Canter 5 Ocak 1944 doğmuştur. Canter, insanlar ve binalar arasındaki etkileşimi inceleyen, ofislerin, okulların, hapishanelerin, konutların ve diğer bina tasarımlarının nasıl algılandığını araştıran bir mimarlık psikoloğu olarak mesleğine başlamıştır. Çevre ve şehirler alanında çalışmış, 1980’de Çevre Psikolojisi Dergisi’ni kurmuştur.

Canter, Surrey Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü olarak çalışmış, Suçlu Profilleme ve Ceza Eyleminin Analizi konusunda araştırmacı psikoloji geliştirmiş, Liverpool Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Merkezi’ni kurmuştur.

Prof. Dr. David Victor Canter, 2009 yılından itibaren Huddersfield Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Uluslararası Araştırma Merkezi Direktörü olarak görev yapmakta, kurucusu olduğu Uluslararası Araştırmacı Psikoloji Akademisi’nin direktörlüğünü yürütmektedir. 

David Canter, Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitapların dışında,; Mimarlıkta Anlam Çalışması, Binaların Değerlendirilmesi için Ölçekler, İnsan ve Binalar: Araştırmalara Kısa Bir Bakış, Mimarlar Psikolojisi, Mekan Psikolojisi, Yangında İnsan Davranışı Çalışmaları: Ampirik Sonuçlar ve Eğitim ve Tasarım Üzerine Etkileri, Hareket Psikolojisi, Cinayetlerin Haritalanması: Coğrafi Profillerin Sırları, Ceza Psikolojisi: Uygulamalı Psikolojide Konular, Terörizmin Yüzleri: Multidisipliner Perspektifler, Adli Psikoloji ve Dummies için Adli Psikoloji isimli kitapları bulunmaktadır.

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

0

Özgür Yargı Derneği Manifestosu

“Adalet halkın nefesidir” mottosuyla, halkın nefes alabileceği adalete içkin bir dünya istemiyle; hak aramayı, haksızlık refleksi yüksek bir oyun olmaktan çıkartmak üzere, tam bağımsız bir yargı ve adalete içkin bir hukuk düşüyle “ÖZGÜR YARGI” isimli derneği kurmuş bulunmaktayız.

Özellikle belirtmek isteriz ki; bu yalnızca bir dernek değil, aynı zamanda manyetik bir özgürlük akımının, adalet hareketinin ve tam bağımsız bir hukuk biliminin filiz vermesi olacaktır.

Yargının bağımsızlığını ve adaletin felsefesini yaratmaya talibiz. Hukuka ve adalete dair hayallerimiz için yola çıkıyoruz. Bu yolda, her şeyden önce yargının bağımsızlığının gerekliliğine inanıyoruz. Yargının bağımsız olmadığı bir yerde en iyi yasaları da yapsanız, bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyoruz. Hedefimiz zor, çünkü biliyoruz ki hukuk, bin yıllardır güçlüler ve egemenler tarafından kendilerine yontulmaya çalışılmış ve onlara hizmet için var kılınmış gibi bir duruma düşürülmüştür. Dünyanın her yerinde bu sosyolojik, siyasal ve psikolojik gerçeklik kısmi farklılıklarla da olsa devam edegelmektedir. Bu bakımdan ortaya koyduğumuz özgür, adil ve eşitlik içinde bir hukuk formu ideali, çok zor bir hedef olarak görünmektedir. Bu zorluğa karşı mücadelede en büyük ilham kaynağımız, içindeki canlılarla birlikte tüm doğaya faydalı olabilecek işler yapabilmek tutkusudur.

Biz, hukukun sadece insanlar için değil; hissedebilen bütün canlılar ve onların içinde yaşadığı tüm doğanın bütünlüklü çıkarları için varolması gerektiğine inanıyoruz.

Mahkeme dosyalarının kâğıtlardan oluşmadığını, içinde birçok insanın ve hissedebilen birçok canlının yaşamı olduğu bilincinden hareket ediyoruz.

Biz, yepyeni bir hukuk kültürü yaratmak istiyoruz. Bu kültür içinde yargı, sadece yargıç, savcı ve adliye binalarından ibaret olmayacak. İçinde avukatlar ve yurttaşlarda kendilerine eşit paydaş olarak yer bulacak. Yurttaşlar adliye ile etkileşim içinde olacak. Böylece yurttaşlar adliyenin bir tür denetleyicisi olacak. Adaletsizlikler karşısında topluca itiraz etmesini, kamuoyu oluşturmasını bilen yurttaş kültürü oluşacak. Sonuçta, tıpkı 1750 yılında Postdam’da yaşayan bir değirmenci gibi, değirmenini kendisinden zorbalıkla almaya kalkışan Prusya Kralı II. Frederick’e, Berlin’deki bağımsız yargıçların varlığından aldığı güç ve bunun ortaya çıkardığı özgüvenle, “Berlin’de Hâkimler var” diyerek, adaletin olduğu her yerde umudun da olduğu duygusunu zihinlerinde, kalplerinde ve ruhlarında hissedeceklerdir.

Özgür Yargı Derneği olarak, A,B,C gibi konjonktüre göre değişen planlarımız yok ve olmayacak. Bizim tek bir plan ve gerçekliğimiz var: O da “adalet” olacaktır. Bu anlamda bizler, doğrunun, gerçekliğin ve haklının yanında olmakla birlikte, kötünün ve kötülüklerin de karşısında olacağız. Kısacası adalet halkın nefesidir. Bu nefes de bizim varoluş sebebimiz olduğu gibi, aynı zamanda da tek gerçekliğimizdir. Zira Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; kurtuluş, gelecek, özgürlük, her şey adaletle olasıdır. Dolayısıyla bu nefesin yılmaz koruyucuları olacağız.

Biz hayalciler değiliz, hayalleri olan insanlarız. Bu nedenle her zaman “gerçekçi ol, imkânsızı iste” mottosundan hareket etme kararlılığında olacağız.

Adalete dair hayallerimizi gerçeklikle buluşturmak için, ilk önce dernek bünyesinde “Özgür Yargı Akademisi” ni kuracağız. Bu akademiye “Bağımsız Yargı Üniversitesi” de diyebiliriz. Şimdiden, çoğunluğu alanında öncü profesörlerden oluşan bir kadro yapısı oluşturduk. Hedefimiz bu sayıyı bir ay içinde 50’ye çıkarmak. Akademi bünyesinde 4-6 aylık aralıklarla adalete içkin konularda sempozyumlar düzenleyeceğiz ve ilk sempozyumun ana başlığı “Yargı Bağımsızlığı ve Özgür Hukuk Bilimini Kurmak” olacak.

Bunun dışında dernek bünyesinde Çocuk ve Kadın Hakları Komisyonu ve Çevre ve Hayvan Hakları Komisyonunu da kuracağız.

Özellikle belirtmek isterim ki, bizim mücadelemiz asla ve asla siyaset mücadelesi olmayacak; yargının ve adaletin onur mücadelesini vermek ve özgür hukuk bilimini kurmak olacak. Dolayısıyla derneğimiz, masum ve bilimsel bir adalet hareketidir ve 21. yüzyılın kaotik girdabının ortasında, vicdanın, toplumsal barışın, özgürlük ve eşitliğin varoluşsallığının etkileyici ve üst düzeyde bir kıvılcımıdır.

Hukuk dünyası bir göl ise, derneğimiz ve amaçları da bu göle çalınacak özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayasıdır. Sizleri temin ederiz ki, bu gölde, o hep aradığımız özgürlük, eşitlik, adalet ve bağımsızlık mayası tutacak…

Sizleri, ayakları yere basan bir dünyada, adalete içkin bir varoluşun, yer ve zaman dışı cazibesini, sınırsız olanaklar içinde keşfe ve yaşamaya davet ediyoruz.

Ya adalete içkin özgür ve tam bağımsız hukuk bilimi kazanacak ya da biz kaybedeceğiz.

Son olarak, Albert Camus’un bir sözünden esinlenerek şunu özellikle ifade etmek isteriz ki; adalet bir denizse, bizler birer martıyız. Ve biz martılar, fırtınanın şiddeti ne olursa olsun, sevdiğimiz denizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Özgür Yargı Derneği Yönetim Kurulu

 

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ İLKELERİ

(1) Erkler ayrılığı ilkesinin yargının bağımsızlığının önkoşulu olduğunu kabul eder.
(2) Gerek derneğin iç işleyişinde ve gerekse de yargının üzerinde işlediği genel sistem içerisinde gerçek demokratik esasları benimser ve olabildiğince doğrudan demokrasi ilkesini gözetir. Demokrasiyi yönetsel bir işleyiş olarak düşünmenin yanında etik bir değer olarak da kabul ederek, yönetsel bir sistemi tanımlamanın ötesine taşan anlayışla ve içinde cansız varlıklar da olmak üzere tüm doğa unsurları arasındaki ilişkileri düzenleyen bir bütün olarak kavrar. Bu nedenle katılım unsurunu sadece seçimlerde oy vermekle sınırlı görmez, hayatın bütün alanlarına yaymak ister.
(3) Adalete içkin hukuk halkındır ve bu anlamdaki hukukun üstünlüğünü savunur.
(4) Meslek etiği ilklerinin bir gereği olarak, politik faaliyette bulunmaz. Fakat yürütme erki, yasama erki ya da diğer kişi, kurum ve kuruluşların yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik her türlü olumsuz davranış, tutum ve girişimlerine karşı bir nevi meşru müdafaa tarzındaki karşı çıkışlarının yargı etiği ilkelerinin ve yargının onurunun önemli ve vazgeçilmez bir gereği sayar.
(5) Liyakat ilkesinin yargı bağımsızlığının olmazsa olmaz ilkelerinden birisi olduğunu kabul eder ve liyakatsizliğin, kendinde olandan fazlasını istemek olduğunu iddia eder. Yargıda, bürokraside ya da başka bir alanda, birisinin liyakatiyle uyumlu olmayan mevkie getirilmesi, hem hakkı yenen kişiye, hem ilgili kurum ya da ilgili işyerine ve hem de bu kurum ya da işyerlerinden hizmet alan yurttaşlara yönelik bir adaletsizlik sayar. Özetle, bir göreve liyakatlinin yerine, liyakatli olmayanı getirmenin ayrımcılık suçuna eş değer bir hukuksuzluk olduğunu kabul eder.
(6) 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 15.maddesinde yargıçlık ve savcılık mesleğinin üçüncü sınıf, ikinci sınıf, birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıf olmak üzere dört sınıfa ayrıldığı belirtilmiş olup; bu durum yargı alanında liyakate dayalı bir yükselme, terfi ve atama sisteminin bir aracı olarak düşünülmüşse de, bunun doğru olmadığını, yargıç ve savcılar arasında kıdemden kaynaklanan sınıf farklarının yaratılmış olmasının, aslında daha çok okumak, çalışmak ve araştırmakla geliştirilecek vicdani yetkinliğin, tamamen mesleki kıdeme indirgenmesi anlamına gelmekte olduğunu ve liyakat ilkesinin özüne aykırı olduğunu, bunun yanında, yargıçlar arasında eşitsizlik yarattığı gibi, değişik sınıf kategorisinde yer alan yargıçlar tarafından yargılaması yapılan ilgili ve benzer davaların tarafları arasında eşitsiz bir durum yaratılmış olduğu izlenimi yaratılmış olması açısından da eleştiriye neden olabilecek bir durum olduğunu kabul eder.
(7) Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin seçiminde liyakat sistemi esas alındığında, kürsü diye tabir edilen yargılama makamlarında bilfiil görev yapan yargıç ve Cumhuriyet savcılarının seçilmesi gerektiğini; buna karşın gerek Bakanlık bürokratları, gerek müfettişler ve gerekse de yönetsel bir birim olan HSK’da görevli bürokratların seçilmemesi gerektiğini, zira yıllar boyunca yargılama yapmamış, adalet dağıtmak görevinde bulunmamış, tabiri caizse kürsü arkasında görev yapmış bürokratların kendi alanlarında liyakatli olsalar da, adalet dağıtma görevi bakımından kürsüde görev yapan yargıç ve savcılardan daha liyakatli olmadıklarını kabul eder. Yine yüksek mahkeme seçimlerinde benzer durumun, (yalnızca) unvanlı görevlerde bulunmuş başsavcılar ve (müstakil) komisyon başkanları içinde aynen geçerli olduğunu kabul eder. Zira bir başsavcı ve müstakil komisyon başkanının görevi yönetsel bir görev olup, yargısal değildir. Dolayısıyla bu görevlerde bulunanların yüksek yargı seçimlerinde kürsü yargıçlarından daha liyakatli oldukları öne sürülemeyeceğini savunur.
Bunun yanında Yüksek mahkemelerin üye ihtiyacı olan dairesinin baktığı davalar bakımından uzmanlığını ve ilgili alanda yetkinliğini ispatlamış kürsü yargıç ve savcılarının üye seçilmesini savunur.
(8) Yargıç ve savcı atamalarında ve unvanlı kadrolara yapılacak atamalarda olması gerektiği gibi ve hatta daha da sıkı koşullara bağlı olacak şekilde, önceden ilan edilmiş, objektif, cinsiyet ayrımcılığı içermediği gibi, cinsiyet eşitliğini ısrarla vurgulayan ve gerektiği ölçüde kadınlar lehine pozitif ayrımcılık öngören, belirlenebilir, puanlaması olanaklı ve somut, dürüstlük ve doğruluğu olduğu kadar idealist özellikleri ön plana çıkaran ölçütler getirilmesi gerektiğini savunur.
(9) Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için ilk derece mahkeme kararları dolayısıyla yargıç ve savcılara, Yargıtay ilgili daire başkanları ve İstinaf Mahkemesi ilgili daire başkanlarınca; İstinaf mahkemesi başkanı, üyeleri ve savcısına ise, Yargıtay ilgili daire başkanları tarafından not verilmesi uygulamasının kaldırılmasını savunur.
(10) Yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, savcıların kendi içinde özerk, dışarıya karşı tam bağımsız olmaları gerektiğini; bu nedenle haklarında başsavcılar tarafından performans formu ya da benzeri şekilde sicil formu düzenlenmemesi gerektiğini savunur. Savcısı bağımsız olmayan bir hukuk sisteminde meydana gelen bir adli olayın, hukuksuz bir şekilde; ya bir şekilde mahkemeler önüne hiç götürülmeyebileceği ya gerektiği gibi götürülemeyeceği ya da yargılama aşamasında diyalektik bir yargılamanın yapılamayacağını ve böylece etkili şekilde kovuşturulamayacağı gerçeğini göz ardı etmez.
(11) Yine yargı bağımsızlığının mutlak bir şekilde sağlanabilmesi yolunda önemli bir adım olarak, gerek yargıçlar ve gerekse de Cumhuriyet savcıları hakkında Kurul müfettişleri ile adalet müfettişlerinin olağan denetim yetkilerinin kaldırılarak, performans değerlendirme ve geliştirme formu düzenlemeleri uygulamasının kaldırılması gerektiğini savunur.
(12) Staj/adaylık döneminde bağımsızlığı sağlanamayan bir yargıç ve savcının, yargı bağımsızlığını içselleştirerek, adalete içkin kararlar verebilmesinin imkânsız olduğunu, bu neden yargıç ve savcı yardımcılarının belirlenmesi, eğitimi, görevden alınması ve atanmasının yargı bağımsızlığı esasına göre düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(13) Yargıçlar ve savcılara, kendileri hakkındaki sicil dosyalarına istedikleri zaman erişebilme olanağı tanınması gerektiğini savunur.
(14) Unvanlı kadroların belirli liyakat ölçütlerinin karşılayanlar arasından yargıç ve savcıların oylarıyla seçilmesini, seçilenlerin 2 yıl üzerinden tek dönem için seçilmesini ve dönüşümlü olması gerektiğini savunur.
(15) Hak ve özgürlükler ile yargı dünyasına ilişkin tüm konularda parlamento tarafından yapılan veya yapılması gündeme gelen konularda düşünce, görüş ve eleştirel katkı sağlamayı sorumluluğunun bir gereği sayar. Bu türden bir katkıda bulunmak konusunda üyelerini ve tüm hukuk bileşenlerini teşvik eder.
(16) Adli kolluğun etkin kullanılabilmesinin önünün açılmasını ve geliştirilmesini destekler.
(17) Yargı kararlarını hiç ya da zamanında yerine getirmeyen kişi, kurum, kuruluş ya da benzerlerine yönelik hukuki yaptırımların caydırıcı ağırlıkta olması için yeni bir yasal düzenlenme yapılması gerektiğini savunur.
(18) Başta adalet daireleri olmak üzere tüm işyerlerinde, adına mobbing denilen psikolojik işkence uygulamalarının önlenmesi için, mobbingin ceza yasalarında suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(19) Hukukun siyasete alet edilmesinin önlenmesi için, bu gibi girişimlerin ceza yasalarında ağır cezalık suç olarak düzenlenmesi gerektiğini savunur.
(20) Hukuku dogmatik ve statik bir bilim olmaktan kurtarılarak, öğretide hukuka irrasyonel bir felsefenin temel öğretisi gözüyle bakılmasının önüne geçilmesi gerektiğini savunur.
(21) Soruşturma ya da duruşma dosyalarında yazılı isimlerin bir insan olduğu gerçeğinin bir an bile akıldan çıkarılmaması gerektiğini savunur.
(22) Somut ve materyalist hayat koşullarının, soyut ve fizikötesi adalet duygusuyla ilişkisinin gerçeklik boyutunda olduğu zaman doğru karara ulaşılabileceğini savunur.
(23) Hukukçunun asayiş ve güvenlik insanı değil, adalet insanı olduğunu savunur.
(24) Avukatı, yargıç ve savcılarla birlikte yargılamanın asli bir unsuru olarak görür. Dolayısıyla avukatın, yargıç ve savcının her karar ve işleminde varlığını bilgisiyle hissettiren kurucu yargı organlarından birisi olduğunu savunur. Bu kapsamda olmak üzere, avukatlarla yargıç ve savcıların yargılama süjesi olmak bakımından eşit makamlar olması gerektiğini savunur.
(25) Savcılar ve yargıçların ayrı binalarda görev yapmaları gerektiğine inanır.
(26) Savunma makamının savunmayı hakkıyla yapabilecek yetkilerle donatılması gerektiğine inanır.
(27) İddia makamı ile savunma makamı arasında denge sağlanması gerektiğine inanır. Başka bir deyişle “silahların eşitliğinin”, “yetkilerde dengenin” ve usulü eşitliğin sağlanması gerektiğini savunur. Bu durumu sağlamanın adil (hakkaniyete uygun) yargılama ilkesinin ön koşulu olduğunu savunur.
(28) İddia makamı ile yargıcın aynı kürsüde yan yana oturmasının ‘iddia’ ile ‘hükmün’ birleşmesi anlamına gelebileceği kaygısını taşır. Hem bu kaygı hem de silahların eşitliği ve dolayısıyla adil yargılanma prensibi gereği, iddia makamı ile savunma makamının duruşma salonundaki mekânsal konumunun yargıç kürsüsüne aynı uzaklıkta bir mesafede eşit derecede olması gerektiğini savunur.
(29) Avukatların mutlak bağımsızlığını savunur. Bağımsızlığı olmayan bir avukatlık mesleğinin savunma ve hak arama görevini gerçekleştiremeyeceğini düşünür.
(30) TBB başkanının ve yönetim kurulunun aralarından seçeceği bir üyenin HSK’nın doğal üyesi olması gerektiğini savunur.
(31) Savunma hakkının niteliği ve adil yargılanma hakkının gereği olarak kişinin kendini savunabilmesi ve bu amaçla kendine avukat tutabilmesinin temel insan haklarından birisi olduğunu kabul eder.
(32) Savunma makamının kısıtlanan haklarının, şüpheli ve sanığın kısıtlanan hakları demek olduğu kadar, şüpheli ve sanığın kısıtlanan haklarının da savunma makamının kısıtlanan hakları demek olduğunun bilincindedir. Bunun yanında, özellikle günümüzdeki gibi karmaşık ve kaotik toplumlarda herkesin bir gün herhangi bir şekilde şüpheli konumuna düşme olasılığı bulunduğu gözetildiğinde, savunma makamının kısıtlanan haklarının bütün toplumun kısıtlanan hakları demek olacağının da bilincindedir.
(33) Savunma ve savunma makamı söz konusu olduğunda, başta Birleşmiş Milletler Avukatların Rolü Konusunda Temel Prensipleri, Avrupa Topluluğu Avukatlık Meslek Kuralları ve Avukatlık Meslek Kuralları olmak üzere savunma etiğine ilişkin tüm hükümleri savunur.
(34) Derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere il, ilçeler ve yurt dışında şubeler ve temsilcilikler açmak, platformlar, çalışma grupları ve komisyonlar oluşturmak gerektiğine inanır.

ÖZGÜR YARGI DERNEĞİ TÜZÜĞÜ ÖNSÖZÜ

Özgür Yargı Derneği, ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile hukukun örgütlenme özgürlüğüne ilişkin evrenselleşmiş ilke ve kuralları çerçevesinde kurulmuş olup;
 
Yargı bileşenlerinin ekonomik, sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesi istemlerini ve hatta ortaya konulan emeğin gerçek hakkının verilmesi mücadelesini göz ardı etmeksizin,
 
Her şeyden önce yargının onuru için, bağımsızlık ve tarafsızlığını gerçekleştirmek amacına ulaşabilmek üzere,
 
Türk Yargı Etiği Bildirgesi ve başta Bangalor Yargı Etiği İlkeleri olmak üzere uluslararası hukukta düzenlenmiş olan tüm yargı etiği kodlarına ve savunma etiği kodlarına titizlikle uyulmasını ve adalete içkin bir hukuk dünyası yaratmak için,
 
Başta yargıç, savcılar ve avukatlar olmak üzere tüm adalet bileşenlerinin çıkarlarının, adaletin halkın nefesi olduğu mottosundan hareketle halkın adalet ümidiyle bütünleşmiş bir anlayışla,
 
Yargıçların Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi’nin [R(94)12] sayılı tavsiye kararının dördüncü maddesinde belirtildiği üzere, “Yargıçların tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amaçlarıyla özgürce birlik kurabilmeleri” ne olanak tanıdığı hususu da göz önünde bulundurularak,
 
Sadece yargıç ve savcıların değil, avukatların, adalet personellerinin ve sivil halkın da üye olabilmesine olanak tanıyarak, adaletin halkın nefesi olduğu düşüncesini demokratik katılım ilkesi ile taçlandırarak,
Toplumsal barışın anahtarının adalet duygusunun tatminine, toplumsal ilerlemenin anahtarının ise, özgürlüğün varoluşuna bağlı olduğu düşüncesiyle,
 
Özellikle yargı ve savunma etiği alanında olmak üzere, düzenlenecek bilimsel etkinler ile adaletin bir kutup yıldızı olduğu söyleminin bilimsel olarak hayata geçirilmesi çabası üzerinde önemle durulması sonucunda yargının onurunun, bağımsızlığının ve tarafsızlığının gerçekleştirilmesinin çok daha kolay olacağı bilimsel bakış açısıyla,
 
Dernek bünyesinde adalete içkin konularda kuramsal düzeyde sempozyumlar düzenleyip, çeşitli aralıklarla eğitimler verecek “Özgür Yargı Akademisi” isimli, adeta bir üniversitenin bilim kurulunu çağrıştıran yeni ve alanında ilk olacak seçimlik bir dernek komisyon oluşturulacağı,
 
Yargı ve savunma dünyasının amacının sadece insanların değil, bütün canlıların ve hatta doğanın parçası olan bütün bileşenlerin haklarının korunması olduğu bilinci içerisinde Dernek bünyesinde, çevre ve hayvan hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Çeşitli nedenlerle toplum içinde dezavantajlı grupların başında gelen çocuklar ve kadınların insan haklarının hayata geçirilebilmesi için, yoğun bir çaba gösterilmesi gerektiği düşüncesiyle çocuk ve kadın hakları komisyonu oluşturulacağı,
 
Sözü ile hukuk dünyasında yerini alacaktır:

Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek

0
Türkiye'de Hukuku Yeniden Düşünmek
Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek isimli derleme ve kolektif eser Haluk İnanıcı tarafından hazırlanarak 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından basılmıştır. Haluk İnanıcı’nın alanındaki önde gelen, uzman isimlerin katkılarıyla hazırladığı bir eserdir. 19 farklı kişinin katkısıyla oluşan kitap, eleştirmenler tarafından Türkiye’deki hukuk krizine ışık tutan inceleme olarak nitelenmiştir.
Kitabın Tanıtım Bülteni

“Hukuk, devlet aygıtının fikrî yakıtı, demokrasilerin ayrılmaz bir parçası, yönetenlerin keyfiliğini önleme aracı, yönetilenlerin haklarını korumadaki yegâne güvence… Toplum yaşamındaki en önemli olgulardan, kavramlardan, gerçekliklerden biri. Bu nedenlerle hukukta baş gösterecek bir “krizin” toplumun tümünü, derinden etkilediği, etkileyeceği ortada. Tüm yaşananlardan, olup bitenden Türkiye’nin de uzun zamandır ciddi bir “hukuk krizi” içinde olduğunu net biçimde biliyoruz.

Haluk İnanıcı’nın alanındaki önde gelen, uzman isimlerin katkılarıyla hazırladığı bu derleme yazarların kendi alanlarındaki envanteri, demokratik hukuk devleti, hukukun genel ilkeleri perspektifinden değerlendirme niteliği taşıyor. Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek yargı kültüründen bilişim suçlarına, başkanlık sistemi tartışmalarından kadın cinayetlerine, İç Güvenlik Kanunu’ndan iş hukukuna, siyasal suçlardan çocuk hukukuna, çevre hukukundan basın özgürlüğüne ve daha başka konulara Türkiye’nin sürekli gündeminde yer alan, “kriz” çıkaran, tartışmalı hukuki konulara kapsamlı bir değerlendirme sunuyor.

Haluk İnanıcı, İbrahim Ö. Kaboğlu, Hayrettin Ökçesiz, Osman Doğru, Tolga Şirin, Serap Yazıcı, Ersan Şen, Fikret İlkiz, Köksal Bayraktar, Ercan Kanar, Ali Pehlivan, Tankut Centel, Ulaş Karan, Ayhan Erdoğan, Ergin Cinmen, Arif Ali Cangı, H. Fehmi Demir, Seda Akço Bilen, Zehra Çiğdem Özcan’ın yazılarıyla…”

Kitapta yer alan bölümler

– Giriş, Haluk İnanıcı

– Hukuk ve Siyaset, İbrahim Ö. Kaboğlu

– Ülkemin Hukukunu Düşünürken, Hayrettin Ökçesiz

– İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Türkiye’deki Hukuk Sisteminin Etkililiği ve Çoğulculuğu Sorunu, Tolga Şirin, Osman Doğru

– Yeni Anayasa Çalışmaları ve Başkanlık Sistemi Tartışmaları, Serap Yazıcı

– 6638 Sayılı İç Güvenlik Kanunu, Ersan Şen

– Basın Özgürlüğü ve Görüş Edinme Hakkı, Fikret İlkiz

– İnternet İletişim Özgürlüğü ve Sosyal Medya, Fikret İlkiz

– Siyasal Suç ve Terör Eylemleri, Köksal Bayraktar

– Türk Yargı Kültürü ve Hukuk Estetiği, Haluk İnanıcı

– Siyasi Davalar Yargı Pratiği ve Dürüst Yargılanma Hakkı, Ercan Kanar

– Yargı Bağımsızlığına İlişkin Sorunlar, Ali Pehlivan

– İş Kanunu’na İlişkin Temel Uygulama Sorunları, Tankut Centel

– Ayrımcılık Yasağı Kapsamında Türk Ceza Hukukunun ve Uygulamasının Durumu, Ulaş Karan

– Sulh Ceza Hakimliği, Ayhan Erdoğan

– Mit Yasası Üzerine Bir Değerlendirme, Ergin Cinmen

– Çevreyi İmha Aracı Haline Getirilen Hukuku Yeniden Düşünmek, Arif Ali Cangı

– Özgürlük – Güvenlik Yapay İkilemi Kıskacında Dönüşen Ceza Hukuku ve Enformasyon Teknolojileri, H. Fehmi Demir

– Çocuk Hukukunda Nerede Duruyoruz?, Seda Akço Bilen

– Üçüncü Sayfa, Zehra Çiğdem Özcan

Çocukluğunu İstanbul’un Tophane, Galata, Bayrampaşa, Karagümrük semtlerinde geçirip askerî ve sivil cümle okulları kâmilen bitirdi. 12 Eylül 1980 askerî darbe sürecinde üsteğmenken emekli edildi. 1983 yılından beri serbest avukatlık yapıyor.

Daha önce yayımlanmış kitapları: 21. Yüzyılda Avukatlık ve Baro (makaleler, 2008, Legal Yayınevi); Rugan Ayakkabılı Teğmen (roman, 2010, Everest Yayınları), Parçalanmış Adalet (derleme, 2011, İletişim Yayınları); Dinle Lisa (roman, 2013, İletişim Yayınları); Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek (derleme, 2015, İletişim Yayınları); Aşkın Yedi Menzili (roman, 2016, İletişim Yayınları)

Haluk İnanıcı

MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler için Avrupalı Hakimler)

0
MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler için Avrupalı Hakimler)

MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupalı Yargıçlar ve Savcılar Birliği –Magistrats Européens pour la Démocratie et les Libertés), Avrupa’da yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü, demokrasi ve temel hakları geliştirmeyi amaçlayan uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. MEDEL’e üye kuruluşlar, kendi ülkelerindeki hâkim ve savcıları temsil eden meslek örgütlerinden oluşmaktadır. 2026 yılı itibarıyla kuruluşun başkanlığını İtalya’dan Mariarosaria Guglielmi yürütmektedir.

Kurucu isimler arasında Salvatore Senese, Christian Wettinck, Christoph Strecker, Louis Joinet ve kuruluş toplantısında İtalya’yı temsil eden Pierluigi Zanchetta, Giovanni Palombarini ile Domenico Gallo yer almış, ilk yönetim organında Belçika, İspanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Hollanda, Portekiz ve Almanya’dan temsilciler görev almıştır.

MEDEL’in kuruluş süreci, farklı Avrupa ülkelerindeki ilerici hâkim ve savcı derneklerinin girişimleriyle 1970’li yılların sonlarında başlamıştır. Kurucu toplantı, 15 Haziran 1983 tarihinde Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu binasında gerçekleştirilmiş; örgüt ise 1985 yılında Avrupa Topluluğu üyesi 6 ülkede bulunan 10 ulusal yargıç ve savcı derneğinin bir araya gelmesiyle kurumsal yapısına kavuşmuştur. İlk genel kurul 29 Kasım 1987 tarihinde Paris’te yapılmış, tüzük kabul edilerek ilk yönetim organı seçilmiştir.

MEDEL’in Üye Yapısı 

2006 yılında MEDEL´in Avrupa Birliği üyesi 11 devlette bulunan 15 ulusal yargıç ve savcı derneğinden yaklaşık 15.000 üyesi bulunmakta iken daha sonra Romanya, Sırbistan ve Türkiye gibi yeni üyelerin kabul edilmesi ile bu sayı daha da artmıştır. Türkiye’den Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), 19 Mart 2010 tarihinde İtalya’nın Torino kentinde gerçekleştirilen toplantının ardından MEDEL üyeliğine kabul edilmiştir. Kuruluş, sonraki yıllarda Türkiye’de yargı bağımsızlığına ilişkin gelişmeleri yakından izlemiş ve bu konuda çeşitli açıklamalar yayımlamıştır. Ayrıca, Yargıçlar Sendikası gözlemci olabilmek için kuruma başvurmuştur.

Amacı, Hedefleri ve Faaliyetleri 

Günümüzde MEDEL, Avrupa Konseyi üyesi 17 ülkeden 25 hâkim ve savcı derneğini bünyesinde toplamaktadır. Avrupa Konseyi nezdinde gözlemci statüsüne sahip olan kuruluş; Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi (CCJE), Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE) ve Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ) çalışmalarına katılmakta, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi kurumlarının yargıya ilişkin toplantı ve seminerlerinde görüş ve önerilerini paylaşmaktadır.

Kuruluşun tam adı Magistrats Européens pour la Démocratie et les Libertés (MEDEL) olup, Avrupa ülkelerindeki hâkim ve savcılar arasında iş birliğini geliştirmeyi, Avrupa’nın demokratik hukuk kültürüne katkıda bulunmayı ve yargının bağımsızlığını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda hukukun üstünlüğü, insan hakları, yargıç ve savcıların ifade ile örgütlenme özgürlüğü, azınlık haklarının korunması ve demokratik hukuk devletinin geliştirilmesi temel çalışma alanlarını oluşturmaktadır. Hâkim ve savcıların, tıpkı diğer vatandaşlar gibi ifade, düşünce, sendika kurma ve toplu eylemde bulunma özgürlüklerine (right to form unions and act collectively) mevzuat güvencesiyle sahip olmasını savunmakta, mesleki kimliklerin bu hakları sınırlamak için bir araç olarak kullanılmasını reddetmektedir.

MEDEL, Avrupa hukuku ve uluslararası platformlarda aktif bir rol oynamaktadır. Yargı Bağımsızlığı, yargıç güvencesi, dayanışma ve hak savunuculuğu, ekonomik ve sosyal haklar ile hak arama özgürlüğü ve insan haklarına odaklanmakta, Avrupa Birliği Adalet Divanı başta olmak üzere uluslararası yargı mercilerindeki stratejik davaları takip etmektedir.

MEDEL, Avrupa’nın demokratik hukuk kültürünün geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla uluslararası konferanslar, seminerler ve çalışma toplantıları düzenlemekte; üye dernekler arasında bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik etmektedir. Aynı zamanda yargı bağımsızlığını tehdit eden gelişmeler konusunda bildiriler yayımlamakta ve uluslararası kamuoyunu bilgilendirmektedir. Polonya, Sırbistan, Tunus ve Türkiye gibi ülkelerde yargı bağımsızlığına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmiş; çeşitli raporlar, deklarasyonlar ve dayanışma faaliyetleri yürütmüştür.

Kuruluşun hukuk tarihine önemli katkılarından biri, 16 Ocak 1993 tarihinde Palermo’da kabul edilen “Elements of a European Statute of the Judiciary” (Avrupa Yargı Statüsünün Unsurları) başlıklı Palermo Deklarasyonu’dur. Bu metinde demokratik ve şeffaf yargı, savcıların özerkliği, yüksek yargı kurullarının yapısı ile hâkim ve savcıların ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuş; söz konusu ilkeler daha sonra Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Avrupa Yargıçları Şartı’nın hazırlanmasına katkı sağlamıştır.

MEDEL, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın uygulanmasını destekleyen çalışmalar yürütmekte, yargı bağımsızlığına ilişkin raporlar yayımlamaktadır. Ayrıca yılın her döneminde yargı bağımsızlığı konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan etkinlikler gerçekleştirmektedir.

Adaletin Bağımsızlığı İçin Alarm Günü

MEDEL, her yıl 23 Mayıs’ı, görevi başında mafya saldırısında öldürülen İtalyan yargıç Giovanni Falcone ile adalet uğruna hayatını kaybeden tüm yargı mensuplarının anısına “Adaletin Bağımsızlığı İçin Alarm Günü” olarak anmaktadır.

MEDEL – Demokrasi ve Temel Haklar İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği- Avrupa Yargı Mevzuatının Unsurları (Palermo 1993);

“Elements of a European Statute of the Judiciary” (Avrupa Yargı Mevzuatının/Statüsünün Unsurları) başlıklı Palermo Deklarasyonu, MEDEL (Demokrasi ve Özgürlükler İçin Yargıçlar) tarafından 16 Ocak 1993’te kabul edilmiştir. Bu bildiri, yargı bağımsızlığı için temel ilkeleri özetler ve yalnızca hukuka tabi olmayı, yargıçlar için güvenceleri, bağımsızlığı ve özerkliği vurgulamaktadır. Palermo Deklarasyonu, yargı bağımsızlığı alanındaki en etkili sivil metinlerden biri olarak kabul edilmektedir. Avrupa Konseyi’nin 1998 tarihli Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nın hazırlanmasına önemli katkı sağlamıştır.

HSYK Değişikliğine Karşı Bildiri

MEDEL’in 13 Ocak 2014 tarihli Deklarasyonu, Türkiye’de HSYK Değişiklik Teklifi üzerine demokrasi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığının korunması çağrısı yapan bir metindir. MEDEL; Deklarasyonu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı’na, Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi organları olan CEPEJ, CCJE, CCPE, Venedik Komisyonuna göndereceğini bildirmiştir.

MEDEL üyesi kurum, kuruluş ve dernekler
Almanya
  • Neue Richtervereinigung (NRV)
  • Bundesfachausschuss Richter und Staatsanwälte in Vereinigten Dienstleistunggewerkschaft (VER.DI)
Belçika
  • Association Syndicale des Magistrats (ASM)
Bulgaristan
  • Съюзът на съдиите в България (Bulgarian Judges Association)
Çek Cumhuriyeti
  • Soudcovská unie České republiky
Kıbrıs (Güney)
  • Ένωση Δικαστών Κύπρου (Cyprus Judges Association)
Ermenistan
  • Association of Judges of the Republic of Armenia
Fransa
  • Syndicat de la Magistrature (SM)
Yunanistan
  • Eteria Elinon Dikastikon Litourgon Gia ti Demokratia ke tis Elefteries
İspanya
  • Juezas y Jueces para la Democracia (JJpD)
  • Unión Progresista de Fiscales (UpF)
İtalya
  • Magistratura democratica (Md)
  • Area Democratica per la Giustizia
Karadağ
  • Udruženje sudija Crne Gore
Moldova
  • Asociația Judecătorilor din Republica Moldova (AJRM)
Polonya
  • Iustitia
  • Stowarzyszenie Prokuratorów Lex Super Omnia
  • Stowarzyszenia Sędziów THEMIS
  • Stowarzyszenia Prokuratorów RP
  • Res Iudicata
Portekiz
  • Associação Sindical dos Juízes Portugueses (ASJP)
  • Sindicato dos Magistrados do Ministério Público (SMMP)
Romanya
  • Uniunea Naţională a Judecătorilor din România
Sırbistan
  • Društvo sudija Srbije
  • Udruženje tužilaca Srbije
Türkiye 

YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) — 2010 yılında MEDEL üyeliğine kabul edilmiş, 2016 yılında 667 sayılı KHK ile kapatılmıştır. Derneğin eski başkanı Murat Arslan, 2017 yılında tutuklanmış ve daha sonra mahkûm edilmiştir.

MEDEL´e üye olan bu dernekler hem yargıçları hem de savcıları temsil etmektedir.

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı

0
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı
Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, Avrupa ülkelerinden ve uluslararası yargıç örgütlerinden gelen katılımcılar tarafından 10 Temmuz 1998 tarihinde Strazburg’da kabul edilmiştir. Kabul edilen metin, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yüksek Mahkemeleri Başkanlarının 12-14 Ekim 1998 tarihinde Kiev’de yaptıkları toplantıda ve 25 Avrupa ülkesinin Adalet Bakanlarının 8-10 Nisan 1999 tarihinde Lizbon’da yaptıkları toplantıda desteklenmiştir. Şart, Yargı Etiği belgeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.

Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi bünyesinde yürütülen Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nda; hakimlerin seçimi, atanması, tayini, kariyer ilerlemeleri ve meslekten ayrılmaları ile ilgili her kararın yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir organ tarafından alınması zorunlu olarak görülmektedir.

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı

Strazbourg, 8-10 Temmuz 1998

1. Genel Prensipler

1.1 Hâkimlerin statüsü her bireyin, haklarının emanet edildiği mahkemelerden ve her hâkimden haklı olarak beklediği yeterlilik, bağımsızlık ve tarafsızlığın sağlanmasını amaçlamaktadır.

Bu metin, bağımsızlık ve tarafsızlığı zedeleyen her türlü düzenlemeyi ve usulü onaylamamaktadır. Mevcut Şart bu hedefleri gerçekleştirmeyi garanti edebilecek hükümleri içermektedir. Değişik Avrupa ülkelerindeki bu garantilerin seviyesini yükseltmeyi amaçlamaktadır.

Ulusal mevzuatlarda halihazırda öngörülmüş olan bu garantileri azaltmak amacıyla bir değişiklik yapmak için kullanılamaz.

1.2 Her Avrupa ülkesinde, hâkimlerin statüsüne ilişkin temel prensipler en yüksek düzeyde iç hukukta düzenlenmekte olup, bu düzenleme en azından yasa düzeyinde olmaktadır.

1.3 Seçimi, işe alınmayı, atamayı, mesleki ilerlemeyi veya bir hâkimin görevinin sona ermesini etkileyen her karar bakımından en azından yarısı hâkimler tarafından yargının en geniş şekilde katılımını sağlayacak şekilde seçilmiş olan hâkimlerden oluşan ve yürütmeye ve yasamaya karşı bağımsız bir otorite öngörmektedir.

1.4 Bu Statü, her hâkime bu Statüde öngörülen haklarının veya genel olarak bağımsızlığının veya hukuki sürecin bağımsızlığının bir şekilde tehdit edildiğini veya ihlal edildiğini düşündüğü takdirde, bu bağımsız otoriteye başvuru yapma imkanını vermektedir.

1.5 Hâkimler görevlerini yerine getirirken bireylere saygı göstermeli ve bireylerin haklarının güvencesi olarak verecekleri her kararın gerektirdiği yüksek düzeyde bir yeterliliği sürdürmek ve yargılamalar nedeniyle öğrenmiş olduğu sırları saklamak hususunda gerekli dikkat ve itinayı göstermelidir.

1.6 Devletlerin, hâkimlerin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için gerekli araçlara sahip olmasını ve özellikle davaları makul bir süre içinde bitirebilmelerini sağlamak gibi bir ödevi vardır.

1.7 Hâkimler tarafından kurulmuş olan ve hâkimlerin serbestçe üye olabildikleri bu meslek örgütleri özellikle kendileri ile ilgili kararlan veren makamlar karşısında statülerinin sağladığı hakların korunması bakımından katkıda bulunur.

1.8 Hâkimlerle adalet yönetimi ve bu amaçla gerekli araçların belirlenmesi ile ulusal ve yerel düzeyde bunların tahsisi hususunda onların temsilcileri ve meslek örgütleri kanalıyla ilişki kurulur. Aynı yolla hâkimlerin ilgili mevzuatının değiştirilmesi, ücretlerinin belirlenmesi ve sosyal refahları bakımlarından hâkimlere danışılır.

2. Seçim, İşe Alınma, İlk Eğitim

2.1 Statünün bağımsız bir organ tarafından hâkimlerin seçimi ve işe alınmaları hususundaki kuralları, adayların kendilerine verilen hukuki meseleleri tarafsız ve serbest bir şekilde değerlendirebilme ve bireylerin onuruna saygı ile yasaları uygulama yeteneğine dayanmaktadır. Bu Statü herhangi bir adayın sadece cinsiyeti veya etnik veya sosyal kökeni veya felsefi ve siyasi görüşü veya dini inançları nedeniyle dışlanmasını yasaklar.

2.2 Statü, eğitim durumu veya önceki tecrübe ile ilişkili koşullar yoluyla yargı görevini yerine getirebilmek hususundaki yeterliliği sağlayan şartlara ilişkin düzenleme öngörmektedir.

2.3 Statü, seçilmiş olan adayların yargı görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri için devletin sağladığı uygun eğitim programlarıyla hazırlanmalarını sağlar.

2.3 no’lu paragrafta belirtilmiş olan otorite, adli görevlerin yerine getirilmesiyle yakından ilgili olan açık fikirli, yeterli ve tarafsız olma değerlerinin ışığında, bu eğitim programlarının ve bunu uygulayan kurumun elverişliliğini/uygunluğunu sağlar.

3. Atama ve Azlolunamama

3.1 Seçilmiş olan bir adayın hâkim olarak atanması ve bir mahkemede görevlendirilmesi kararı; 1.3’te belirtilen bağımsız makam tarafından veya onun teklifi veya tavsiyesi veya rızası veya görüşü üzerine alınacaktır.

3.2 Statü, adayın veya yakınlarının geçmiş faaliyetlerinin bir mahkemeye atanmasına engel olacak şekilde adayın tarafsızlığı ve bağımsızlığı hususunda haklı ve objektif şüphelere yol açabilecek halleri düzenliyor.

3.3 İşe alınma usulü bir deneme süresi öngördüğü takdirde, kısa bir süre için olmak üzere, hâkimliğe aday gösterildikten sonra fakat daimi kadrosu onaylanmadan önce veya yenilenecek şekilde sınırlı bir süre ile işe alındığında, daimi kadroya atanmaması veya yenilenmemesi kararı, 1.3’te belirtilen bağımsız makam tarafından veya onun teklifi, veya tavsiyesi veya rızası veya görüşü üzerine alınacaktır. 1.4’teki hüküm deneme süresine tabi tutulmuş olan kişilere de uygulanacaktır.

3.4 Mahkemede görevli bir hâkim, prensip olarak; başka bir mahkemeye veya başka bir göreve, terfi yoluyla da olsa, hür rızası olmadan atanamaz. Bu prensibe istisna haller ise; bir disiplin soruşturması sonucunda yer değiştirme öngörülmüş olması, mahkeme sisteminde hukuka uygun bir değişikliğin yapılmış olması ve komşu bir mahkemede, azami süresi yasada sıkıca sınırlanmış olmak ve 1.4’te öngörülen düzenlemeye aykırı olmamak üzere geçici bir görevlendirme yapılmasıdır.

4. Kariyer Gelişimi

4.1 Kıdem esasına dayanmadığı hallerde, terfi sistemi, bir veya birkaç hâkim tarafından objektif kriterler gözetilerek ve ile ilgili hâkimle de tartışılarak münhasıran hâkimlerin mesleklerindek performanslarına dayanır. Terfi ile ilgili kararlar 1.3’te belirtilen makam tarafından onun teklifi veya uygun görüşü ile resmen bildirilir. Terfiye layık görülmeyen hâkimler bu makam Önünde şikayette bulunma hakkına sahip olmalıdır.

4.2 Adli görevleri dışında hâkimler vatandaş olarak sahip oldukları hakları çerçevesinde serbestçe faaliyette bulunurlar. Bu özgürlük ancak bu faaliyetlerin bir hâkime güven veya hâkimin tarafsızlık veya bağımsızlık özellikleriyle bağdaşmaması veya önündeki meselelerle makul bir sürede ve gerektiği gibi ilgilenmesine engel olduğu durumlarda sınırlandırılabilir. Edebi veya sanatsal faaliyetler dışında kazanç doğuran mahkeme dışındaki faaliyetleri için yasada öngörülen koşullar çerçevesinde önceden izin alması gerekmektedir.

4.3 Hâkimler tarafsızlık ve bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek her türlü hareket, eylem veya beyandan kaçınmalıdır.

4.4 Statü hâkimlerin görevlerine yerine getirebilmeleri için gerekli olan sosyal ve kültürel bilgilerin yanı sıra, teknik bilgilerini devletin sunduğu eğitim programlarından düzenli olarak faydalanmak suretiyl geliştirmelerini garanti eder ve bunun 2.3’te öngörüldüğü koşullarıyla organize edilmesini sağlar.

5.Sorumluluk

5.1 Bir hâkimin yasada açıkça öngörülen görevlerinden birini ihmal etmesi durumunda, en az yarısının seçilmiş hâkimlerden oluştuğu bir kumlun, ilgili hâkimin kendisini temsil hakkı olduğu ve tüm tarafların dinlendiği bir ortamda, teklifi, önerisi veya uygun görüşünü takiben cezalandırılması mümkündür. Cezai tedbirlerin niteliği kanunda öngörülür ve hükmolunacak bu tedbirler orantılılık prensibine uygun olacaktır.

Bu kararlara karşı yüksek yargıda temyiz yolu açık olacaktır.

5.2 Hâkimin görevine ilişkin eylem veya kararlarından dolayı haksız bir şekilde zarar görülmesi halinde; bu zarardan dolayı tazminat hakkı devlet tarafından güvence altına alınır. Kanunda ağır ve mazur görülemez bir şekilde adli göreve ilişkin kuralların ihlal edilmesi halinde, belirli bir zaman içinde devletin bu tazminatı yasal yollarla ilgili hâkime rücu etmesi imkanı öngörülebilecektir. Bu husustaki talebin yetkili mahkemeye sunulmasından önce 1.3’te öngörülen kumlun İzninin alınması gerekmektedir.

5.3 Her bireyin belirli bir formaliteye bağlı olmaksızın bir davaya ilişkin olarak adli hatalardan dolayı bağımsız bir kumla şikayet hakkı olmalıdır. 5-1’de öngörüldüğü şekliyle, dikkatli ve detaylı bir inceleme sonucunda hâkimin görevini ihmal ettiği ortaya çıkarsa, ilgili kurul meseleyi disiplin kuruluna veya yasaya göre bu konuda yetkili makama bu durumu ileterek, buna öneride bulunur.

6.Ücret ve Sosyal Refah

6.1 Hâkimlik mesleğini yapanlar, kararlarını ve daha genel olarak yetkileri çerçevesindeki hareketlerini, bağımsızlık ve tarafsızlıklarına zarar verecek şekilde etkileyecek baskıları önlemek için belirli bir seviyede ücreti hak eder.

6.2 Hizmetin uzunluğuna, atandıktan görevin niteliğine ve önemine göre bu ücret, şeffaf bir şekilde değişebilecektir

6.3 Hâkimlere hastalık, hamilelik, yaşlılık ve ölüm gibi sosyal risklere karşı güvence sağlanır.

6.4 Belirli bir süre hizmet ederek, emekliliğe hak kazanmış kişilere; mümkün olduğunca görevde iken ödenmekte olan son ücret seviyesine yakın bir emekli maaşı ödenir.

7.Görevin Sona Ermesi

7.1 Hâkimlik mesleği, istifa, sağlık nedenleri, belirli bir yaş sınırına ulaşmak veya görev süresinin dolması veya 5.1’de öngörülen koşullarda meslekten ihraç yollarıyla sürekli bir şekilde son bulur.

7.2 Belirli bir yaş sınırına ulaşmak veya görev süresinin sona ermesi dışında; 7.1’de öngörülen nedenlerden birinin gerçekleştiğinin 1.3’te belirtilmiş olan kurul tarafından da onaylanması gerekir.

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı ( PDF)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

1 Ağustos – Hukuk Takvimi 

0
1 Ağustos - Hukuk Takvimi 

1 Ağustos – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

980 Fars bilim insanı ve filozof İbni Sina(Avicenna), doğdu.  (ö. 1037)
1291 Uri, Schwyz ve Unterwalden kantonları, İsviçre’nin temelini attı.
1560 İskoçya Parlamentosu, Papa’nın otoritesini artık tanımayacağını bildirdi, böylece İskoç Kilisesi ortaya çıkmış oldu.
1619 İlk Afrikalı köleler, Virginia’nın Jamestown şehrine getirildi.
1744 Fransız doğa bilimci ve evrim konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Jean-Baptiste Lamarck, dünyaya geldi. (ö. 1829)
1787 İtalyan avukat Alfonso de Liguori doğdu. Daha sonra piskopos olmuş ve Redemptorist tarikatını da kurmuştur (ö. 1696)
1809 Amerikan avukat ve asker William Barret Travis dünyaya geldi. Ünlü avukat James Dellet’in yanında çırak olarak işe girdi ve burada avukatlık eğitimine orada başladı. Hukuk sınavını geçerek yasal olarak çalışma izni aldı. Borç alarak hukuk bürosu kurdu. Burada kurduğu bürosu ekonomik şartlardan dolayı battı. Daha sonra Anahuac’ta bir hukuk bürosu kurdu ve Meksika yönetimine karşı bir milis gücünün kurulmasına yardım etti. Teksas Devrimi  sırasında  Alamo Savaşı’nda, 6 Mart 1836’da öldü. Travis County ve Travis Park, Alamo Savaşı’nda Teksas Cumhuriyeti’nin komutanı olduğu için onun adını aldı.
1830 Belçikalılar’ın Hollanda’ya karşı ayaklanmasıyla Belçika kuruldu.
1834 Britanya İmparatorluğu’nda kölelik kaldırıldı.
1840 İlk Türkçe gazete olan ‘Ceride-i Havadis’ yayımlanmaya başlandı.
1868 Alaska’nın ABD tarafından Rusya İmparatorluğu’ndan 7,2 milyon dolara satın alınmasına ilişkin ödeme gerçekleştirildi. Anlaşma, 30 Mart 1867 tarihinde imzalanmıştı.
1876 Colorado, 38. eyalet olarak ABD’ye katıldı.
1902 ABD, Panama Kanalı’nın haklarını Fransa’dan satın alarak kanalın inşaatını başlattı.
1920 Hint bilim adamı, hukukçu, matematikçi, düşünür ve milliyetçi önder Bal Gangadhar Tilak, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Temmuz 1856)
1920 Hukukçu, avukat, yargıç, edebiyat ve tarih araştırmacısı Şevket Beysanoğlu, 1 Ağustos 1920 tarihinde Diyarbakır’da doğdu.
1930 Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu dünyaya geldi. (Ölümü: 23 Ocak 2002) Günümüz sosyolojisinin temel kuramcılarından biri olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi’nin kurucusudur. 21. yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Kültürel yeniden üretim adlı yeni bir terimi literatüre kazandırdı. 1959 ve 1962 yıllarında eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen çok sayıda  çalışması bulunmaktadır.
1932 İsrailli aşırı sağcı siyaset adamı ve hukukçu Meir Kahane, doğdu.(Ölümü: 1990) 1932 yılında New York City’de doğdu. 1954’te Brooklyn College’de ve iki yıl sonra ise New York’ta Hukuk okudu.  1971 yılında Amerika’dan İsrail’e göç ettikten sonra aşırı-radikal bir parti olan Kach partisini kurdu. 1974 yılında Knesset’e girmeyi başaran Kahane’nin amacı Arapları İsrail’den kovmak ve İsrail’e teokrasiyi getirmek idi. Bu amaçları nedeniyle parti 1986 yılında kapatıldı.
1933 İstanbul Üniversitesi kuruldu. İstanbul Üniversitesinin tarihi, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Zeyrek’te açılan İstanbul’un ilk medresesine kadar gitmektedir. 31 Mayıs 1933’te T.B.M.M’de “İstanbul Darülfünunu’nun Ilgasına ve Maarif Vekaletince Yeni Bir Üniversite Kurulmasına Dair Kanun” kabul edilmiş ve İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos’ta açılmıştır.
1933 Hukukçu ve diplomat Özdem Sanberk, 1 Ağustos 1938 tarihinde, Mübadeleden önce Türkiye’ye gelen Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi.
1933 İtalyan filozof, hukukçu ve siyaset teorisyeni Antonio Negri, 1 Ağustos 1933 tarihinde İtalya’nın Padova kentinde doğdu.
1943 Avukat ve siyasetçi Celal Doğan, Gaziantep’in Nizip İlçesi, Çanakçı Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini Çanakçı Köyü İlkokulu’nda, orta öğrenimini Gaziantep Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1973–1977 yılları arasında serbest avukatlık yaptı. 1977 genel seçimlerinde Gaziantep milletvekili seçildi. 1980 yılına kadar milletvekilliğine devam etti. Bu görevinden sonra tekrar serbest avukatlığa döndü. 1989 yerel seçimlerinde Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan ve bu göreve seçilen Celal Doğan, 1994 ve 1999’da yapılan yerel seçimlerde de tekrar aynı göreve seçildi.
1944

Hukukçu, Filipin bağımsızlık hareketinin önderi ve Filipinler’in ilk devlet başkanı Manuel L. Quezón, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878) 1899’da Quezon, bağımsızlık hareketine katılmak için Santo Tomas Üniversitesi’ndeki hukuk eğitimini bıraktı. Filipin-Amerikan Savaşında Binbaşı rütbesine yükseldi. Savaş sonrası üniversiteye geri dönen Quezon, 1903’te baro sınavlarını tamamladı. Bir süre memur ve bilirkişi olarak çalıştı, devlet hizmetine Mindoro ve daha sonra Tayabas için atanmış bir mali (haznedar) olarak girdi. Lucena belediye meclis üyesi oldu ve zorlu bir seçimden sonra 1906’da Tayabas valisi seçildi. 1935’te Quezon Nacionalista Partisi bayrağı altında Filipinler’in ilk ulusal cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı.

1948 Avukat, siyasetçi ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Kahramanmaraş’ın Mercan Ovasında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyeliği ve Kurucu Dekanlığı ile 20. ve 21. Dönem Kahramanmaraş Milletvekilliği yaptı. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra uzun süre de Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığını yürüttü. Necmettin Erbakan’ın ölümünden sonra 5 Mart 2011 tarihinde Saadet Partisi’nin genel başkanı seçildi.
1950 Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO) başvurdu. Temelini oluşturan antlaşma metni 12 ülkenin katılımıyla, 4 Nisan 1949’da Washington DC’de imzalanmıştır. 14 maddelik antlaşma metni, örgütün müdahale alanları ve sınırlarını belirlemektedir. Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda metin değiştirilmiştir. 
1951 Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu çıktı.
1963 Büyük Britanya, Malta’ya 1964’te bağımsızlığını vermeyi kabul etti.
1968 Türkiye’de ilk kez bir toplu iş sözleşmesi tartışma ve anlaşmazlık konusu olmadan Türkiye Teknisyen Gazeteciler Sendikası ile Hürriyet Gazetesi arasında imzalandı. İşveren daha önceki toplu sözleşme hükümlerine ek olarak işçilere izin ikramiyesi vermeyi, ayrıca kış aylarında yakacak yardımında bulunmayı kabul etti.
1971 Akşam Gazetesi yazarı Çetin Altan ve Yazı İşleri Müdürü Doğan Koloğlu, Çetin Altan’ın 8 Kasım 1967’de yayınlanan “Sovyet İhtilalinin 50.Yılı” başlıklı yazısından dolayı 1.5 yıl hapis ve 4’er ay sürgün cezası aldı.
1971 Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) kuruldu. Derneğin “Türkiye’nin demokratik ve planlı yoldan kalkınması ve Batı uygarlık seviyesine ulaşmaya hizmet amacıyla kurulduğu” açıklandı.
1973 İptal edilen Üniversite giriş sınavı sorularının matbaadan Fatih Hırka-i Şerif Camii müezzinine satıldığı ortaya çıktı. Emniyetin henüz doğrulamadığı habere göre, Üniversite sınav soruları ve cevaplar İmam-Hatip okulları öğrencilerine ve 1 özel dershaneye dağıtıldı.
1975 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edildi. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandırılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir. Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir.
1976- Ankara’da bir Camii’de ayin yapan ve Nur Cemaati’ne bağlı oldukları öne sürülen 30 kişi gözaltına alındı.
1980 Siyasi nedenlerle 10 ilde 24 kişi öldürüldü.
1983 TİP Davası’nda MYK üyesi Avukat Alp Selek savunma yaptı: “Bu davanın açılması Anayasa’ya ve Siyasi Partiler Kanunu’na aykırıdır”
1987 Tutuklu ailelerinin İstanbul Bayrampaşa Cezaevi önündeki açlık grevini çevik kuvvet ve sivil polisler dağıttı. Aileler, tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinde tek tip elbise zorunluluğu, sevk zinciri vb. dayatmalara karşı başlattığı açlık grevine destek eylemleri yapıyordu.
1988 ANAP iktidarının 7 Temmuz’da cezaevlerine gönderdiği, bugün yürürlüğe giren “Genelge” ile tek tip elbise dahil birçok konuda baskı ve yaptırımlar ağırlaştırıldı. Adalet Bakanı Mehmet Topaç, tek tip elbise ve birçok baskıcı uygulamayı geri getiren 1 Ağustos 1988 Genelgesi’ni yayınladı. Genelge üzerinde cezaevlerinde yeniden açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı. 
1988 Trafikte ceza puanı uygulamasına başlandı.
1989 Tunceli’de bir kırtasiyecide Nazım Hikmet’in şiirlerinin basılı olduğu kartpostallara el konup kırtasiyeci Mehmet Orhan gözaltına alındı.
1991 Terörle Mücadele Kanunu’nun TCK 146/1-2. maddelerinden hüküm giyenleri ”Şartlı Tahliye” yasası kapsamı dışında bırakan maddesinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal gerekçesinin yayınlanmasının ardından, sol örgüt davaları mahkumlarının cezaevlerinden tahliyeleri devam etti.
1991 Avukat Eşber Yağmurdereli, hapse girmesinden 13 yıl sonra, şartlı tahliyeden yararlanarak, 1 Ağustos 1991 tarihinde serbest bırakıldı. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı. Uluslararası Af Örgütü, 1990 yılında “Avukat Eşber Yağmurdereli’nin adil olmayan yargılanması” başlıklı raporu yayınlayarak tüm hükümetlere yollamış ve dünyanın dikkatini Yağmurdereli’nin durumuna çekmişti.
1996 Refahyol hükümeti tarafından hazırlanan “Promosyon Yasası” kabul edildi. Yasa, basına ağır ceza ve yaptırımlar getirdi. Muhalefet, yasanın yolsuzlukları ortaya çıkaran basına ekonomik bir darbe vurmak amacıyla hazırlandığını belirtti. ANAP, DSP ve CHP’nin uygulamalar için belli bir süre tanınması istemi Refahyol oylarıyla reddedildi.
1996 Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, RP’li eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman ve 2 bürokrat hakkında tazminat davası açacağını açıkladı. Davanın, Oda’nın kullandığı Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası’nın gece yarısı polis zoruyla tahliyesinin Yargı’dan dönmesi nedeniyle açılacağı bildirildi.
1998 Çıkarılan Kararname ile “Atatürk’ün mirası” Atatürk Orman Çiftliği taşınmazlarının Tarım Bakanı’nın “imtiyazı” ile isteyene 5 yıldan fazla süreyle kiralanabilmesi, kişinin malvarlığındaki bir taşınmazın AOÇ arazisinin bir bölümü ile takas edilebilmesi kararlaştırıldı.
1999 Avrupa’da deli dana krizinden dolayı İngiliz etine konan ambargo kaldırıldı.
2001 Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bir grup eylemci İtalya konsolosluğunu işgal etti. Eylemciler, İtalya’da yapılan G-8 zirvesi sırasında İtalyan polisinin küreselleşme karşıtlarına sert davranmasını protesto etmek istedi. 49 eylemciden 29’u yakalanarak tutuklandı.
2001 Almanya’da eşcinsellere evlilik hakkı tanıyan yasa yürürlüğe girdi. Yasa, eşcinsel çiftlere diğer çiftlerin yararlandığı tüm sosyal hakları tanıyor.
2001 Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği (GÖREVHUKUK) 1 Ağustos 2001 tarihinde kurularak çalışma ilkelerini kamuoyuna deklare etmiştir. Merkezi Ankara’dadır. Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.
2002

Alternatif küreselleşme aktivisti Fransız çiftçi lideri Jose Bove cezasını tamamlayarak cezaevinden çıktı. “Yasayı çiğnemek ya da ona uymak arasında bir tercih yapmamız gerekiyorsa, biz çiğneyeceğiz” dedi. Bove 1999’da inşa halindeki MacDonald’s restoranını yıktığı için hapse girmişti.

2002 Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, AKP hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İhbar yazısına ek olarak AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ile Grup Başkanı Bülent Arınç’ın çeşitli zamanlardaki konuşma kasetlerini de gönderdi.
2002 Irak dört yıllık bir aradan sonra BM baş müfettişini denetim için Bağdat’a davet etti.
2005 İsrail parlamentosu, İsrail Vatandaşlık ve İsrail’e Giriş Kanunu’nu kabul etti. Yasa, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerle evli olan İsraillilerin aile birleşmelerini yasaklıyor.
2005 Cezayir’de Abdülaziz Buteflika hükümeti Berberilere kendi dillerinde eğitim hakkı tanıdı. Berberiler Cezayir nüfusunun yüzde 25’ini oluşturuyor.
2006 Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, sağlık sorunları nedeniyle, 47 yıllık iktidarında ilk kez yetkilerini geçici olarak kardeşi Raul Castro’ya devretti.
2006 Görev yaptığı illerde bazı kamu görevlilerini teröre karşı bilinçlendirmek için bomba attırdığını açıklayan Korgeneral Altay Tokat hakkında, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nca inceleme başlatıldı.
2007 BM Güvenlik Konseyi, Sudan’ın Darfur bölgesine barış gücü gönderme kararı aldı. 26 bin asker ve polisten oluşan ekip, dünyanın en büyük barış gücü oldu.
2007

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Şartı 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamıştır. 27 Eylül 2006 tarih ve 5547 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 3 Ekim 2006 tarih ve 26308 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Şartın onaylanmasını kararlaştıran 22 Mart 2007 tarih ve 2007/11907 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 9 Nisan 2007 tarih ve 26488 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 27 Haziran 2007 tarihinde tevdi edilmiştir.

2014

İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi. İstanbul Sözleşmesi ve gerçek adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”(4) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Avrupa Konseyi 121. Bakanlar Komitesi Toplantısında kabul edilmişti.

2016 Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7. Ek Protokolü ile düzenlenmiştir. 22 Kasım 1984 tarihinde kabul edilen bu ek protokol Türkiye’de 1 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2016

Ankara 1. İdare Mahkemesi, soruların sınavdan günler öncesinde sızdırıldığı gerekçesiyle 2010 KPSS’nin Genel Yetenek ve Genel Kültür kısımlarını oy birliğiyle iptal etti.

2017 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı belirlenen Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına başlandı.
 2017 Amerikalı avukat ve iş insanı Jeffrey Brotman hayatını kaybetti. (Doğumu: 27 Eylül 1942, Washington) Costco Wholesale Şirketi’nin kurucu ortağı ve başkanıydı.
 2024
  • Avrupa Birliği; yapay zeka sistemlerinin, sosyal puanlama, bireylerin profillerine göre suç eğilimlerini tespit etme, duygu tanımlama, davranış analiz etme, bireyleri biyometrik verilere göre kategorize etme gibi çeşitli alanlarda kullanımını yasakladı. AB Yapay Zeka Yasası, 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girdi. AB Yapay Zeka Yasasının genel amaçlı yapay zeka modellerine yönelik kuralları ve yükümlülükleri 1 Ağustos 2025’te yürürlüğe girecek.
  • Anayasa Mahkemesi, Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA” karar verdi. Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun: “Anayasa Mahkemesi’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararı, Türkiye anayasa yargısı tarihinde ilk kez verilmiş bir karardır. Bu, aslında Can Atalay’la ilgili hukuk ihlâlinin ne kadar ağır bir düzeyde olduğunu göstermektedir.” dedi.
 2025 İstanbul Büyükşehir Belediyesine dönük yolsuzluk operasyonlarının 9. dalgasında 25 şüpheliden 9’u tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İETT Genel Müdürü İrfan Demet’in de aralarında bulunduğu 16 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. 
 2026
  • Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Korydallos Cezaevi’nde, Türkiye’ye iadesine karar verilen çete lideri Ramazan Bayğara‘nın nakli sırasında bir grup Türk mahkum koğuşta barikat kurdu ve yangın çıkardı. Hakkında 14 yakalama kararı bulunan Bayğara, Interpol tarafından hakkında çıkarılan kırmızı bülten kapsamında Mayıs 2024’te Atina’da yakalanmıştı.

  • Dünyaca ünlü İngiliz grubu Massive Attack konserinde grup üyelerinden ikisinin Filistin bayrağı açmasının ardından yürütülen soruşturma sonucunda grubun Singapur’da konser vermesi yasaklandı.
  • Uşak Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, belediye şirketlerinde sigortalı gösterilip Belediye Başkanı Özkan Yalım’a ait işletmelerde çalıştıkları öne sürülen 17 şüpheliden 9’u tutuklandı.

  • İstanbul’da düzenlenen “Huzur İstanbul” uygulamasında, çeşitli suçlardan aranan 351 şüphelinin de aralarında bulunduğu toplam 726 kişi gözaltına alındı.

  • 5 Temmuz Darbe Girişiminde Marmaris’teki 37 kişilik suikast timinin son firarii olan ve 10 yıldır kırmızı bültenle aranan helikopter pilotu ihraç yüzbaşı B.K. Afyonkarahisar’da yakalandı.

  • ABD Başkanı Donald Trump, Hamas’ın silahsızlanmasını ve İsrail ordusunun Gazze’den tamamen çekilmesini öngören barış anlaşmasını duyurdu. Hamas’ın onayladığı, İsrail’in ise henüz resmi açıklama yapmadığı 15 maddelik tarihi yol haritasının tam metni açıklandı.

Şevket Beysanoğlu

0
Şevket Beysanoğlu

Hukukçu, avukat, yargıç, edebiyat ve tarih araştırmacısı Şevket Beysanoğlu, 1 Ağustos 1920 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Diyarbakır İsmet Paşa İlkokulu, Diyarbakır Lisesi ve 1942 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Başkale’de hâkim yardımcılığı (1946-1948), Avanos’ta ceza hâkimliği (1948-1950) görevlerinde bulunduktan sonra Ankara’da serbest avukatlık yaptı.

Mesleki çalışmalarının yanı sıra Diyarbakır’ın tarihi, folkloru, kültürü ile bölgenin fikir ve sanat insanları üzerine yürüttüğü araştırmalarla tanındı. Hayatını başta Ziya Gökalp olmak üzere Diyarbakır’dan yetişen fikir ve sanat adamlarına, bu yöreyle ilgili tarih ve halkbilimi çalışmalarına adadı. Dergiler, kitaplar yayımladı, dernek ve vakıf yöneticiliği yaptı. Diyarbakır üzerine düzenlenen çok sayıda bilimsel toplantıya katılarak bildiriler sundu; araştırma ve edebî yazıları Karacadağ, Kara Amid, Ziya Gökalp, Türk Kültürü, Kültür ve Sanat, Folklor Araştırmaları ve Görüşler gibi dergilerde yayımlandı.

Eserleri Türk edebiyatı ve yerel tarih araştırmalarının temel kaynakları arasında kabul edilen Beysanoğlu, bu alandaki çalışmaları nedeniyle “İkinci Ali Emirî” olarak anıldı. Atatürk Kültür Merkezi şeref üyeliği ile Ziya Gökalp Derneği, Folklor Araştırmaları Kurumu, Diyarbakır Kültür ve Yaşatma Vakfı ve Türkiye Yazarlar Birliği üyeliklerinde bulundu.

Diyarbakır Folkloru, I-II (1943, 1946), Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları, I-IV (yb. 1996-2003), Anıtları ve Kitabeleriyle Diyarbakır Tarihi, I-III (1998-2001) başta olmak üzere kırktan fazla kitap yazdı.

Kişisel kütüphanesini vefatından önce Dicle Üniversitesine bağışlayan Beysanoğlu, 23 Nisan 2003 tarihinde Ankara’da hayatını kaybetti.

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

0
İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi kısaca İstanbul Sözleşmesi olarak bilinmektedir.

İstanbul Sözleşmesi,11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin, Avrupa Konsey üyesi olmayıp Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika, Vatikan’ın ve Avrupa Birliği’nin imzasına açık tutulmuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi oy çokluğuyla ve Bakanlar Komitesi’ne katılmaya yetkili taraf temsilcilerinin oy birliğiyle, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve sözleşmenin hazırlanmasına katılmamış olan herhangi bir devleti Sözleşme’ye katılmaya davet edebilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İstanbul Sözleşmesinin Amacı

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırma amacı taşımaktadır.

Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadınlar ve erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek, kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliği sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamak sözleşmenin amaçlarındandır.

Türkiye, İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olmuştur. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanun; 29 Kasım 2011 tarih ve 28127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulu, 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onaylamış; karar 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İstanbul Sözleşmesinin Önemi

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmıştır.

İstanbul Sözleşmesinin denetim organı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu’dur. Sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için oluşturulan ve kadına yönelik şiddet alanında uzman üyelerden oluşan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) önemli bir fonksiyona sahiptir.

Denetim Modeli 

GREVIO, Taraf Devletlerin Sözleşmenin getirdiği standartlara uyup uymadıklarını belirlemek için raporlama usulünü kullanmaktadır. Grevio, 4 Mayıs 2015 tarihinde oluşturulmuş, Türkiye’nin adayı Feride Acar başkan seçilmiştir.

GREVIO’nun ilk değerlendirme dönemi 2016 yılında başlamış, 2017 ve 2018 yıllarında yapılan çalışmalar sonucunda değerlendirme raporu düzenlenmiştir.

Her devlet kendisine verilen süre içerisinde GREVIO’nun gönderdiği anket formunu yanıtlamak zorundadır. Taraf devletler, izleme mekanizması olan Kadınlara Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubuna (GREVIO) ayrıştırılmış güncel istatistiksel veriler ışığında, şiddet olaylarına, başvurulara ve alınan önlemlere ilişkin bilgiler ile bütüncül politikaların uygulanmasındaki gelişmelere yer verilecek ayrıntılı Rapor düzenlenmekle yükümlü kılınmıştır.

Grevio’nun Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporu ve Nazan Moroğlu’nun Değerlendirmesi

Grevio’nun Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporunu 15 Ekim 2018 tarihinde açıklanmış, rapor Avukat Nazan Moroğlu tarafından özetlenerek yayınlanmıştır. Raporda, İstanbul Sözleşmesinin kabulünün ardından kadınlara yönelik ve aile içi şiddetle mücadele kapsamında atılan olumlu adımlara değinildikten sonra, uygulamada kadınlara yönelik şiddetle mücadelede eksikliklere ve engellere dikkat çekilmiştir. GREVIO Raporunda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesini onaylamasının memnuniyetle karşılandığı belirtilmekle birlikte; Sözleşme hükümlerine tam uyum sağlanması açısından Türk makamlarının ek tedbirler almasını gerektiren bir dizi öncelikli konu belirlenmiştir.

Avukat Nazan Moroğlu

Raporu analiz eden Moroğlu’na göre; Türkiye’de kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda politika üretecek, sorunlara çözüm getirecek Bakanlığın kaldırılmış olması, şiddetle mücadele için kurumlar ve kuruluşlar arası koordinasyonun sağlıklı bir şekilde yapılandırılmaması, İstanbul Sözleşmesinden kaynaklanan taahhütlerin yerine getirilmesinin önünde engel oluşturmaya devam edecektir. 1990 yılında kurulan Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011 yılında kaldırılmış yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştur. 2018 yılında uygulamaya geçen Cumhurbaşkanlığı sisteminde; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak yapılandırılması, kadın sorunlarının gözardı edilmesine yol açacak niteliktedir. Oysa kadınlara yönelik ve aile içi şiddetle mücadele için kadın kuruluşlarının deneyimini dikkate alan kararlı bir devlet politikasına ihtiyaç bulunmaktadır.

İlkeler ve Kurallar

İstanbul Sözleşmesi; psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz, taciz ve cinsel şiddet başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini yasaklamaktadır. Sözleşme, ev içi şiddeti, mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddeti yasaklamaktadır. Sözleşme, aile kavramını geniş yorumlamakta, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor olmayı şart koşmamaktadır. Devletler, kadının sevgilisi, kocası, babası, patronu yada kim olduğuna bakmaksızın şiddetin önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve oluşan zararın giderilmesini sağlamak zorundadır.

Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi – Açıklayıcı Metin

Antonio Negri

0
Antonio Negri

İtalyan filozof, hukukçu ve siyaset teorisyeni Antonio Negri, 1 Ağustos 1933 tarihinde İtalya’nın Padova kentinde doğdu. Henüz 23 yaşındayken Alman tarihselciliği üzerine hazırladığı bitirme teziyle felsefe diplomasını aldı. Ardından iki yıl boyunca Benedetto Croce Tarihsel Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalıştı. 1959 yılında hukuk profesörü unvanını kazanan Negri, 1967 yılına kadar Padova Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı.

1970’lerde İtalya’daki Autonomia Operaia (İşçi Özerkliği) hareketinin önde gelen düşünürlerinden biri olarak kabul edildi. 1979 yılında, Aldo Moro’nun Kızıl Tugaylar tarafından kaçırılıp öldürülmesinin ardından yürütülen soruşturmalar kapsamında tutuklandı. 1960 ve 1970’li yıllardaki siyasi şiddet olaylarından sorumlu tutulduğu davalar sonucunda hakkında toplam 30 yılı aşan hapis cezaları verildi. Yaklaşık dört buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra, cezaevindeyken Radikal Parti listesinden İtalya Parlamentosu’na seçilmesi sayesinde serbest bırakıldı. Ancak parlamento dokunulmazlığının kaldırılması üzerine, Uluslararası Af Örgütü ile Félix Guattari’nin desteğiyle Fransa’ya gitti. Fransa’da geçirdiği yılların ardından 1997’de gönüllü olarak cezasını çekmek üzere İtalya’ya döndü. Cezasında yapılan indirim sonucunda 2003 yılında tahliye edildi.

Antonio Negri, 16 Aralık 2023 tarihinde, partneri Fransız filozof Judith Revel ile birlikte yaşadığı Fransa’nın başkenti Paris’te 90 yaşında hayatını kaybetti.

Türkçeye çevrilen eserleri arasında Aykırı Spinoza, Yaban Kuraldışılık, Marx Ötesi Marx, İmparatorluktaki Hareketler, Yıkıcı Politika, Avrupa ve İmparatorluk, Bizim Gibi Komünistler, Félix Guattari ile Yazışmalar, Devrim Zamanı, Dionysos’un Emeği, Çokluk ve İmparatorluk yer almaktadır. 2000 yılında yayımlanan İmparatorluk (Empire), küreselleşme ve egemenlik tartışmalarının en etkili siyaset teorisi eserlerinden biri olarak değerlendirildi.

Özdem Sanberk

0

Özdem Sanberk, 1 Ağustos 1938 tarihinde, mübadeleden önce Türkiye’ye gelen Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldi. Albay olan babasının mesleği nedeniyle ilkokulu yurdun çeşitli yerlerinde okudu. Babasının emekli olması üzerine İstanbul’a geldi. Babası Manastırlı, annesi ise Yanyalı’dır. Dedesi, Şuray-ı Devlet azasıdır.

Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve dayısı Avukat Sadık Arda’yı örnek alarak hukuk okumaya karar verdi. 1958 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1962’de mezun oldu. Üniversitede iken 28 Nisan 1960 yürüyüşüne katıldı.

Dışişlerindeki Görevleri ve Mesleki Yaşamı 

Mezuniyetinin ardından 1963 yılı Mart ayında açılan sınava girerek Dışişleri Bakanlığında memur olarak çalışmaya başladı. Başkâtiplik sınavını kazandı ve Dışişleri Bakanlı ekonomi dairesinde göre aldı.

Askerlik görevine, Piyade okulunda keşif takımında başladı ve daha sonra Genelkurmay Muhabere Merkezi’nde tamamladı.

Madrid, Amman, Bonn, Paris ve Brüksel’de Büyükelçiliklerinde çalıştı. Madrid’de çalışırken İspanyolca öğrendi. OECD ve UNESCO Daimi Temsilciliklerinde çeşitli derecelerde görevde bulundu.

Dışişleri’nde ekonomi dairesinde çalıştığı sırada tanıştığı Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’ın Başbakan olmasından sonra, 1985–1987 yıllarında dış politika danışmanlığını yürüttü.

1987–1991 yılları arasında Avrupa Topluluğu nezdinde Daimi Büyükelçi Temsilci, 1991–1995 yıllarında arasında Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve 1995–2000 yılları arasında da Londra Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.

Özdem Sanberk’in Sivil Toplum Alanındaki Çalışmaları 

Sanberk, 2000 yılında Hariciye’den emekliye ayrıldıktan sonra sivil toplum ve bilimsel alandaki çalışmalarına devam etti.

2003 Eylül ayına kadar Türkiye Ekonomik Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Direktörlüğü görevinde bulundu.

İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine yaptığı baskını ve yaşanan olayları araştırmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından kurulan heyette Türkiye’yi temsil etti.

Hâlen USAK(Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Başkanlığı görevini yürüttü. 2010-2014 yılları arasında ise Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği görevini yürüttü. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi, Global İlişkiler Forumu ve Kültür Üniversitesi Global Trendler Merkezi yönetim kurullarında görev aldı.  Bilderberg toplantılarına düzenli olarak katıldı.

37 yaşında iken evlendiği eşi Sumru Sanberk’ten Nazlı isminde bir kızı ve iki torunu bulunmaktadır.

Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm

Hukukçu Memduh Karakullukçu, Özdem Sanberk ve Sönmez Köksal tarafından kaleme alınan ve Doğan Yayınları Kitap tarafından 2021 yılında yayınlanan “Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm” isimli ser Sanberk’in diplomasi alanında çalıştığı uzun yıllara ve hayatına dair izler taşımaktadır.

Değerler Çıkarlar ve Dönüşüm

Belçikalı Yargıçlar İçin Rehber İlkeler, Değerler ve Nitelikler

0

Belçikalı Yargıçlar İçin Rehber İlkeler, Değerler ve Nitelikler,  25 Haziran 2012 tarihinde Belçika Hâkimler Danışma Konseyi Genel Kurulunca kabul edilmiş ve 27 Haziran 2012’de Adalet Yüksek Kurulu Genel Kurulunca kabul edilerek ilan edilmiştir. Kurul ayrıca bir uygulama kılavuzu hazırlamıştır.

Belçika’da hâkim ve savcılar ile ilgili yargı üst kurulu (Yüksek Yargı Konseyi-High Council of Justice-Conseil Supérieur de la Justice (CSJ) Adalet Yüksek Kurulu’dur.

Belçika halkının güvenini arttırmak amacıyla kurulan Yüksek Yargı Konseyinin üyeleri arasında Adalet Bakanı bulunmamaktadır. Belçika Anayasasının 151. maddesine göre yürütme organından tamamen bağımsız olarak faaliyet göstermektedir.  Yargıç adaylarına ilişkin sınavları düzenlemekte ve hakimleri atanmak üzere Adalet Bakanlığına sunmaktadır. Yıllık olarak faaliyet raporu hazırlamakta, bütçesi bu raporlar çerçevesinde belirlenmektedir.

Flaman ve Valon bölgeleri için Yüksek Yargı Konseyi yirmi ikişer üyeden oluşan iki ayrı kurul olarak oluşturulmuştur. Her iki kurul üyelerinden oluşan kırk dört üyeli Genel Kurul bulunmaktadır. Yirmi iki üyeyi hâkim ve savcılar kendi aralarından seçmektedir. Diğer yirmi iki üyenin sekizi sivil toplum örgütlerinden, sekizi hukukçular arasından ve altısı da akademisyenler arasından olmak üzere Parlamento tarafından seçilmektedir. Üyeler en fazla dört yıllık bir süre için seçilebilmektedir.

Yüksek Yargı Konseyinin görevleri; yargı sisteminin işleyişini değerlendirmek, yargı mensuplarının atamalarını yapmak, şikâyetleri incelemek, kanun teklifleri konusunda görüş bildirmek ve yargı mensuplarının eğitimine ilişkin genel kurallar belirlemek ve yönergeler hazırlamaktır. Konseyin disipline ilişkin yetkisi bulunmamaktadır.

Belçika Anayasası

Belçika Devleti’nin federal organlarını esas olarak Kral, çift meclisli federal parlamento, federal hükümet ile yargı erkini icra eden mahkemeler oluşturmaktadır. Belçika Anayasası’na göre federal yasama erki (pouvoir législatif fédéral) kolektif olarak Kral, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından kullanılmaktadır (m.36). Federal yürütme erkinin (pouvoir exécutif fédéral) ise Anayasa’da düzenlendiği şekilde Krala ait olduğu belirtilmektedir (m.37). Kral yasama ve yürütme erkleri içerisinde yer almakla beraber, yetkileri oldukça sınırlıdır. Bazı önemli yetkileri de bulunmakla beraber Kralın konumu genel olarak parlamenter bir sistemde devlet başkanının konumuna tekabül etmektedir.

HÂKİMLERE YÖNELİK REHBER İLKELER, DEĞERLER VE NİTELİKLER – BELÇİKA

Sorumlu Editör: Adalet Yüksek Kurulu
D/2012/12847/2

Hâkimlere Yönelik Rehber

Nadia De Vroede‘un anısına ithafen.

Onun daimi özverisi olmadan, bu çalışma ortaya çıkamazdı.

25 Haziran 2012 tarihinde Hâkimler Danışma Konseyi Genel Kurulunca kabul edilmiştir
27 Haziran 2012 tarihinde Adalet Yüksek Kurulu Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

GİRİŞ

Bu derlemede yer alan ilke, yorum ve tavsiyelerin amacı hâkimler için davranış kodları oluşturmaktır. Bu ilke, yorum ve tavsiyeler hâkimleri desteklemek, yönlendirmek ve yargı kurumuna kendi etik kodunu daha iyi idrak edebilmesini sağlayan bir çerçeve sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Aynı zamanda, hâkimlerin görevinin karmaşıklığının daha iyi anlaşılması için yasama ve yürütme erklerinin temsilcilerini, yargı mensuplarını ve halkı aydınlatma amacındadır.

Bu belge hâkimlere yönelik bir rehber niteliğindedir. Bir disiplin kodu ve disiplin mercilerinin kullanımına yönelik bir derleme değildir ve disiplin kovuşturmalarında esas alınamaz. İlkeler belirli bir durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini sorgulayan hâkime olumlu yönde rehberlik etmek için tesis edilmiştir. Bu sebeple, yasaklar listesiyle sınırlı olabilecek tamamen negatif bir görüşün ötesindedir.

Bu etik kodları 2010 yılında Avrupa Yargı Kurulları Ağının (AYKA) kabul ettiği metinden ve farklı ülkelerin çeşitli etik kodu derlemelerinden esinlenmiştir.

AYKA etik kodunu yargı erkinin temel değerlerinden yola çıkarak tanımlamıştır. Bu temel değerlerden ileri gelen ilke ve kişisel özellikler belirtilmiş ve açıklanmıştır.

Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, sağduyu, ihtiyat, dikkat, saygı, dinleme yetisi, eşit muamele ve yetkinlik ortak değerler olup günümüz toplumunda hâkimler için temel ilkelerdir (Bölüm I).

Hâkim aynı zamanda bilgin, sadık, insancıl, cesur, ciddi, dikkatli, çalışkan olmalı, dinlemeyi ve iletişim kurmayı bilmeli ve açık görüşlü olmalıdır (Bölüm II).

AYKA metni, diğerlerinin yanı sıra, Belçika yargı sisteminin özelliklerine daha iyi yanıt verebilmek için birçok alana uyarlanmıştır.

AYKA metni ayrıca hâkimler tarafından hâkimler için kaleme alınmıştır. İlkelerin çoğu tümüyle savcılar için de geçerlidir. Gerektiği durumlarda, savcılar için uyarlama ve eklemeler yapılabilir.

İşbu rehber, hâkimlik mesleğinin temel değerlerine dair daimi ve nihai bir görüş yansıtmamaktadır. Rehber, genel ilkelerin uygulanmasından doğan iyi uygulamaların tespitini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Böylece, davranış kodları geliştirilebilir ve gelecekte karşılaşılabilecek durumlara uyarlanabilir.

Özel işlevlerine özgü kurallara tabi olarak, işbu davranış kodları aynı zamanda yargı alanında stajyerlere, ticaret mahkemesi yargılama sürecine meslek dışı uzman olarak dâhil edilen tüccarlara, hukuk müşavirlerine ve iş mahkemelerinde görev yapan meslek dışı hâkimlere de hitap etmektedir.

Davranış kodları görevin icrasında esas hâkimin yerine bakan hâkimlere de yöneliktir.

BÖLÜM I – DEĞERLER
1. BAĞIMSIZLIK
İlke

Hâkimler yargı görevlerini dış etkilerden uzak, tamamen bağımsız bir şekilde yerine getirirler.

Bu bağımsızlıkla, davanın unsurları ışığında, bir erkin (yürütme, yasama organı, siyasi, hiyerarşik erkler, ekonomik menfaatler, medya organları veya kamuoyu) hoşuna gitmeyeceği korkusu taşımadan veya bir erki memnun etme arzusuna kapılmadan yasaları uygularlar.

Hâkim yargı görevlerini icra ederken, meslektaşları ve her türlü baskı gruplarından bağımsız olmak da dâhil olmak üzere, bağımsız kalmayı gözetmelidir.

Yorumlar

Ayrıcalık Olmaksızın

Bağımsızlık hâkimlerin menfaatine bahşedilen bir ayrıcalık değildir.

Bağımsızlık, hukuk devleti çerçevesinde vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak için tesis edilmiş bağımsız yargıdan (ve bağımsız addedilen), yasama ve yürütme organlarından yararlanmak için demokratik bir toplumda tüm vatandaşlara tanınan bir haktır (AİHS madde 6, Anayasa madde 151, § 1).

Bireysel ve Kurumsal Bağımsızlık

Hem bireysel hem kurumsal açıdan yargı erkinin bağımsızlığını gözetmek ve bağımsızlığına katkıda bulunmak her hâkimin görevidir.

Böylece, çatışan tarafların, kamu otoritesini elinde bulunduranların veya diğer şahısların hâkimin kararını etkilemeye çalışması engellenir.

Hâkim, bağımsızlığına dair şüphe uyandırabilecek tüm temaslardan kaçınır. Bu, tabi ki, geçici çalışma grupları bünyesinde yasama ve yürütme erklerinin hâkimin uzmanlığından yararlanmasına engel teşkil etmez.

Savcılık

Savcılık görüş bildirme görevinde olduğu kadar araştırma ve bireysel soruşturma görevinde de bağımsızdır (md. 151, §1, Anayasa). Yukarıda bahsi geçen kurallar, Adalet Bakanının olumlu karar verme ve ceza politikası yönergesi çıkarma hakkına halel gelmeksizin, savcılara da uygulanır.

Başka yasal düzenlemeler de Adalet Bakanına savcılığa dair bazı yetkiler vermektedir (örn. md. 143, §§2 ve 3, 143(2), §§1 à 3, 5 „ten 7‟ye, 143(3), 143(dört), 399, 400 ve 1088, Yargı Kanunu).

Bireysel davalarda yetkili savcı veya iş arkadaşları ve savcılık arasındaki temaslar yalnızca yasal düzenlemeler sınırında ve olağan hiyerarşik yolun izlenilmiş olması ve net, şeffaf, yazılı ve izlenebilir şekilde yapılmış olması şartıyla kabul edilir.

Savcılar, Yargı Kodunun 327. maddesi uyarınca bakanlar kurulunda görev icra edebilir. Görevleri müddetince, hâkimlerin etik kodlarına tabidirler. Savcı sıfatıyla öğrendikleri olaylarda, mesleki gizlilik kuralına bağlı kalırlar. Yargı erkini gözetir ve yargı erkinin bağımsızlığını savunurlar ve bakan ve savcılık arasındaki temaslarda 8 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Sorumlulukları hakkında üye devletlere yönelik CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı, ilke no. 22: ”Yargı bağımsızlığı ilkesi, her hâkimin, hüküm verme görevlerinin ifasında bağımsız olması anlamına gelir. Hâkimler, kararlarını verirken bağımsız ve tarafsız olmalı ve yargı bünyesindeki merciler de dâhil olmak üzere herhangi bir çevreden gelebilecek doğrudan veya dolaylı kısıtlamalardan, usulsüz nüfuz kullanmaktan, baskı, tehdit veya müdahalelerden uzak bir şekilde hareket etmelidir. Yargı erkinin teşkilatlanmasının getirdiği hiyerarşi, bireysel bağımsızlığı zedelememelidir.” yukarıda bahsedilen kurallara uyarlar.

Geçici görevlendirmeleri boyunca, görevleri sona erdiğinde, savcılık bünyesinde tekrar bağımsız ve tarafsız hareket edebilmeleri gerektiği hususunu göz önünde bulundururlar.

Ayrıca, savcılığın yapısı hiyerarşik olduğundan, savcının iç/şahsi bağımsızlığı daha sınırlıdır.

Hâkimler ve savcılar bağımsızlıklarına karşılıklı saygı duyar. Mahkemelerde denetim yetkisinin icrasında (md. 140, 399, 788, 1088 ve 1089, Kanun) savcılık mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığını gözetmelidir.

2. TARAFSIZLIK
İlke

Bağımsızlıkla beraber nesnel ve öznel tarafsızlık adil yargılama için şarttır (md. 6, AİHS).

Hâkimin tarafsızlığı gerçek ve görünür tüm önyargıların veya hâkim bir karar alırken ya da karar öncesi tüm işlemlerde yanlı herhangi bir fikrinin bulunmamasıyla tanımlanır.

Hâkim yargı görevlerini korkusuzca, iltimas veya önyargı olmadan yerine getirir.

Yorumlar
Hâkimin Reddi

Hâkim hem görevlerinin icrasında hem görev dışında, yargıya duyulan güveni pekiştirir şekilde davranış sergilemeli ve reddine yol açabilecek durumları en aza indirgemelidir.

Hâkimlerin tarafsızlığı, mesleki uyuşmazlıklara (md. 292-304, Yargı Kanunu) ve hâkimin reddine (md. 828-842, Yargı Kanunu) ilişkin kuralların sıkı bir şekilde uygulanmasını gerektirir.

Sonuç olarak, hâkim aşağıdaki durumlarda davadan çekilir:

-Davaya nesnel olarak tarafsız bakamadığında;
-Bir tarafla yakın ilişkisi olduğunda veya olaylara dair şahsi aşinalığı bulunduğunda, tarafların birini temsil ettiğinde, desteklediğinde veya tarafların birine karşı olduğunda, ya da tarafsızlığının öznellikle lekeleneceği bir durum mevcut olduğunda;
-Davanın sonucunda, kendisinin veya bir aile üyesinin menfaati varsa;

Mevcut veya olası menfaatlerin çatışmasının sebebiyse, taraflı olduğuna dair bir şüphe oluşturmamak için hâkim davada yer almaz veya hemen davadan çekilir.

İş Ortamında Davranış

İş ortamında, özellikle duruşma salonlarında, hâkim ve savcılar sergiledikleri tarafsızlığa dikkat etmeli ve konuya dair bilgisi olmayan insanların gözünde bir tarafla çok yakın ve karmaşık bir ilişkide oldukları izlenimini vermemelidirler.

Aynı ihtiyat ilgili tarafların vekilleri ve davanın tüm aktörlerine karşı gösterilmelidir.

Özel ve Sosyal Hayat

Hâkim özel hayatında, yargılama yetkisinin tarafsızlığına dair kamu gözünde şüphe uyandırmamayı gözetir.

Tarafsızlık ilkesi hâkimin sosyal hayatta yer almasını engellemez. Hâkim toplumdan kendini soyutlamaz. Topluma dâhil olur. Bununla beraber, görevleri ve sosyal hayatı arasında menfaat çatışmasını önlemek amacıyla, hâkimin dikkatli olma yükümlülüğü vardır.

Örgütlenme Hakkı

Hâkimler, tüm vatandaşlar gibi, örgütlenme hakkına sahiptir. Siyasi, felsefi, dini, kültürel, bilimsel, sanatsal, yardım amaçlı, sosyal veya başka amaçlı derneklere üye olabilirler ve bu derneklerin faaliyetlerine katılabilirler.

Bazı yargı mensuplarının tarafsızlığından şüphe etmek için haklı sebeplerin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde, bir tarafın bu konuda sahip olduğunu iddia ettiği kanısı dikkate alınabilir. Bununla beraber bu kanı özel bir ölçüt değildir. Belirleyici soru davada taraflı bir muamelenin nesnel olarak doğrulanabilir olup olmadığıdır. Lakin siyasi bir partiye üyeliğe izin verilirse, aktif siyasi propaganda hâkimin ve yargı erkinin bağımsızlık ve tarafsızlığını tehdit edebilir.

Yasal uyuşmazlıklara halel getirmeksizin, hâkimler bir dernekte başkanlık görevini üstleneceklerse çok dikkatli olmalı ve meydana gelebilecek riskleri önceden değerlendirmelidirler.

Ek Görevler

Yetki dâhilinde ek görevler yürüttüğünde, hâkim bu görevlerin kendi tarafsızlık ve bağımsızlığını tehlikeye düşürmediğinden emin olmalıdır.

İfade Özgürlüğü

Tarafsızlık hâkimin duygu veya görüşünü ifade edemeyeceği manasına gelmemektedir. Hâkim muhtemel önyargılarının ve tercihlerinin farkında olmalı ve her seferinde davayı değerlendirirken önyargı ve tercihlerden etkilenmeden değerlendirip değerlendirmediğini sorgulamalıdır.

Hâkim tam ifade özgürlüğüne sahiptir fakat tarafsızlık ilkesi hâkimi davacıda hâkimin önyargılı olduğu izlenimi yaratmayacak şekilde görüşlerini bildirirken ölçülü ve dikkatli olmaya iter.

Hukuk alanında bilimsel yayınlar hususunda, Yüksek Mahkeme’nin 15 Ekim 2010 tarihli bir kararına atıfta bulunulabilir: ”bir hâkimin hukuki bir konuda bilimsel yayın veya bir hukuk dergisinin yazı kurulu bünyesindeki faaliyetleri aracılığıyla belli bir görüşü benimsemesi hâkimin ilgili alanı ele alan bir davaya bakamayacağı ve aynı şekilde hâkimin müdahalesini nitelemesi gereken ölçü ve tedbir çerçevesinde olması koşuluyla belli bir konuda memnuniyetsizliğini veya memnuniyetini belirtemeyeceği anlamını taşımaz.”

Mahkeme Başkanları

Mahkeme başkanları bağımsızlık ve tarafsızlıklarına dair makul şüphenin davacıların adalete duyduğu güven üzerine çok daha büyük etkisi olduğunun bilhassa farkında olmalıdırlar.

3. DÜRÜSTLÜK

Hâkim görevini dürüstlükle yerine getirir. Toplumda ve özel hayatında da dürüst olmak zorundadır. Dürüstlüğün gereklilikleri hâkimlerin görevlerinin icrasını mümkün kılar, yetkilerini meşrulaştırır ve adalete duyulan güveni temin eder.

Dürüstlük ilkesi iki ödevi doğurur: Doğruluk ve ağırbaşlılık.

3.1. Doğruluk

İlke

Doğruluk hâkimi yalnızca yasa uyarınca cezalandırılan davranışlarda bulunmaktan alıkoymaz aynı zamanda kaba davranışlar sergilemesinin de önüne geçer.

Yorumlar
Yargı Çalışanları

Hâkim, diğerlerinin yanı sıra, yargı çalışanlarının tayininde de görevlerini adam kayırmadan yerine getirir.

Kaynak Kullanımı

Adaletin yönetimi için kendisine tahsis edilen kaynakların, uygunsuz bir amaca yönlendirmeksizin en iyi kullanımını gözetir.

Müdahale ve Üstünlükler

Hâkim, görev yeri değişikliği, atama veya bireysel terfi ya da kendisi veya başkaları için bir üstünlük elde etmek amacıyla meşru olmayan müdahalelerden kaçınır.

Görevlerinin icrasında, kendisi veya yakınları için hediye veya bir çeşit üstünlük kabul etmez.

3.2. Ağırbaşlılık
İlke

Bu ilke hâkimin ne mesleğinin icrasının ne de şahsi davranışının kendi itibarını veya yargının ve adaletin itibarını tehlikeye düşürmediğini gözetmesini sağlar.

Yorumlar
Sosyal Hayat

Ağırbaşlılık ilkesi hâkimlerin kendilerini dünyadan ve toplumdan soyutlamaları anlamına gelmemektedir. Hâkim, davranışı, görüştüğü insanları ve vatandaşların gözünde kendi itibarını ve adaletin itibarını gözeterek ve katıldığı kamuya açık etkinliklerin kendi itibarını ve adaletin itibarını lekelememesine dikkat ederek, sosyal hayata katılır.

Bilgisayar ortamında sosyal iletişim ağlarına katılmak şahsi bir tercih olmakla beraber bu ağlara katılımın hâkimin bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlüğüne gölge düşürmemesine büyük önem verilmelidir.

Mesleğin İcrası

Kibarlık ve fikri doğruluk hâkimin tüm adalet mensupları, sekreterlik, mahkeme kalemi, davacılar ve basınla olan ilişkilerinde gereklidir.

4. İHTİYAT VE ÖLÇÜLÜLÜK
İlke

Hâkimin ihtiyat ve ölçülülüğü vatandaş olarak haklarının ve mesleğinin zorlukları arasında denge kurmasını gerektirir.

Hâkim kararlarının, adil ve yasal temellere dayalı bir uygulamadan değil de başka faktörlerden etkilenilerek alındığı algısı yaratmayacak şekilde hareket eder.

Hâkim görevinin icrasının ve özel hayatının, davanın taraflarının kendisine ve genel olarak adalete duyduğu güveni zedelememesi için elinden geleni yapar.

Yorumlar
Siyaset

Siyaset alanında, hâkimin, tüm vatandaşlar gibi, siyasi bir görüşe sahip olma hakkı vardır.

İhtiyat ilkesiyle, davanın taraflarının yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına güven duymasını gözetir.

Medya Organları

Hâkim, medya organlarıyla olan ilişkisinde de aynı şekilde ihtiyatlı olur.

Mahkeme Kararlarına Dair Yorumlar

Hâkim, medya tarafından veya prensip açısından eleştirilse veya temyize gitse de, kararlara dair yorum yapmaktan kaçınır. Kararlarının gerekçesi hâkimin ifade yöntemidir.

Bilimsel veya akademik özgürlüğe ve hâkimlerin basına dair görevine zarar gelmeksizin, hâkim meslektaşlarının kararlarına dair yorum yapmaktan kaçınır.

Pedagojik Rol

Hâkim, hukuk kuralları ve hukuk kurallarının uygulanmasını açıklamak için en iyi ölçüde yetkindir. Ölçülülük ilkesi hâkimin pedagojik bir rol oynamasına engel değildir.

Demokratik Hukuk Devleti

Demokrasi ve temel özgürlükler tehlikede olduğunda, hâkim protesto etme hakkına sahiptir.

Mesleki Gizlilik

Hâkim görevinin icrası çerçevesinde öğrendiği bilgiyi saklı tutar. Mesleki gizlilik hâkimler arası istişareyi engellememekle beraber hâkimler bu istişareyi ihtiyatla gerçekleştirmelidirler.

Özel Hayat

Yasanın zorunlu kıldığı durumlar hariç (örneğin yargı yetkisinin sunduğu imtiyaz çerçevesinde) hâkim görevlerinin icrası hariç üçüncü taraflara karşı hâkimlik sıfatını kullanmaktan kaçınır.

Herkes gibi hâkimin de özel hayatın gizliliği hakkı vardır. Ölçülü olması normal bir sosyal hayat süremeyeceği anlamına gelmemektedir: görevlerinin itibarına veya görevleri icra yetisine zarar vermekten kaçınmak için feraset ve tedbirle hareket etmesi yeterli olacaktır.

5. GAYRET
İlke

Kamuoyunun yargıya duyduğu güven için gayret gerekli bir ilkedir.

Hâkim davaya bakarken gayretli davranır. İlgili yasal hükümlere halel getirmeksizin davalar, ortadaki sorun, davanın karmaşıklığı ve hâkimin iş yükü göz önünde bulundurularak makul bir süre içinde görülmeli ve karara bağlanmalıdır.

Yorumlar
Hukuki İşlemin Süresi

Uygulamadaki yasal hükümlere halel getirmeksizin hâkim her bir işlemde belirlenen mühletin taraflar ve kendisi için makul olmasını gözetir.

Hâkim olabildiğince etkili olmak ve kararları gecikme olmadan yasal süre içerisinde verebilmek için tüm gayretiyle çalışır.

Ek Faaliyetler

Hâkim ek faaliyetlerinin (akademik faaliyetler, hukuk dergisi redaksiyon komitesi vb.) esas görevlerinin icrasına zarar vermemesine veya meslektaşlarına fazla iş yüküne sebep olmamasına dikkat eder.

6. SAYGI VE DİNLEME YETİSİ
İlkeler

Tarafsızlık ve dosyanın titizlikle incelenmesi yükümlülükleri hâkimin saygı göstermesine ve karşıdakini dinlemesine engel değildir.

Yorumlar
Genel Olarak İlişkiler

Hâkim halka, avukatlara, meslektaşlarına, idari personele saygı gösterir ve nazik davranır.

Uygunsuz ifadelerde bulunmaktan ve davranışlar sergilemekten sakınır.

Hâkimler bireysel, toplu veya yönetici olarak sorumluluklarının icrasında herkesin saygı ve dinleme değerlerini paylaşması ve gözetmesini temin eder.

Meslektaşlar ve Personelle İlişkiler

Hâkim meslektaşları ve idari personelle olan ilişkilerinde dürüst ve saygılıdır. İdari görevleri ve denetim görevlerini icra ederken de meslektaşlarının ve personelin görev ve yetkinliklerine saygı gösterir.

İşin Organizasyonu

İşinin organizasyonunda, hâkim davanın tüm taraflarının koşul ve ihtiyaçlarına dikkat eder ve bu koşul ve ihtiyaçları mümkün mertebe göz önünde bulundurur. Kendi taahhütlerine, duruşmaların saatlerine ve kararlaştırılan veya uyulması zorunlu mühletlere dikkat etmeye çalışır.

Hâkim tartışmaların sorunsuz ve sükûn içinde geçmesini gözetir ve tüm taraf ve vekillerini aynı dikkatle dinler.

Hâkim Heyeti

Bir heyette hâkim, meslektaşlarının fikirlerini tartışırken ve dinlerken, Yargı Kanununun 777 ve 778. maddelerine halel getirmeksizin saygı gösterir. Çoğunluğa saygı duyar.

7. EŞİT MUAMELE
İlke

Eşit muamele ilkesi hâkimin her bir bireye ayrım yapmadan davranmasını sağlar.

Yorumlar

Hâkim görevlerini tüm taraflar dâhil tüm şahıslara saygı göstererek icra eder.

Hâkim ilgisiz unsurları dikkate almaksızın yasayı uygular. Çeşitli sınıflar arasındaki nesnel farklılıkların bilincindedir ve her tarafın dinlenmiş olduğundan, ifadesinin alındığından ve saygı gördüğünden emin olur. Meslektaşlarının veya personelin ayrımcı davranışlar sergilediğini fark ederse o kişilerle arasına mesafe koyar.

8. YETKİNLİK
İlke

Gerekli bilgi ve niteliklere sahip yetkin hâkimlere sahip olmak toplumun hakkıdır.

Yorumlar
Mesleki Bilgiler

Hâkim, özellikle gerekli eğitimleri alarak mesleki bilgilerini taze tutmaya ve geliştirmeye özen gösterir.

Profesyonellik

Hâkim çalışmasında profesyonel ve sistemli bir yaklaşım benimser. Yeni yönler dâhil, her olayın kendine has özelliklerini dikkate alır ve bu özellikleri makul bir sürede inceler.

Esneklik

Hâkim yeni durumlara adapte olabilmelidir.

Ekip Çalışması

Hâkim meslektaşları ve iş arkadaşlarıyla beraber ekip halinde çalışılan bir topluluğun parçasıdır.

BÖLÜM II – NİTELİKLER

Yargılama eylemi birçok niteliğin birleşimini gerektirir.

Yargıya duyulan güven yalnızca bağımsız, tarafsız, dürüst, yetkin ve dikkatli bir hâkimle sağlanmaz.
Hâkim aynı zamanda görevini bilgelikle, sadakatle, insaniyetle, cesaretle, ciddiyetle, ihtiyatla, dinleme, iletişim, çalışma ve açık görüşlülük yetilerine sahip olarak yürütmelidir.

BİLGELİK

Hâkim gerçeklik ve hukuk bilgisiyle, aklıselim, dürüst ve ihtiyatlı tavrıyla bilgeliğini gösterir.

Bu tavır hâkimi rahatlığa itecek çekingenlik veya tutukluk sergilemeksizin görevlerinin icrasında aşırılık ve ölçüsüzlükten uzak tutar.

Yasal belirliliği gözeterek hukukun uygulanmasında yaratıcılık gösterir.

Yasalar toplumla aynı hızda gelişmediğinden, hâkimin yorumlama tekniklerini bilgelikle kullanması gerekmektedir.

Bilgelik sayesinde hâkim taraflara ve üzerine karar vereceği olaylara ilişkin ferasetli olup mesafe koyarak önündeki anlaşmazlıkları sakinlik ve ihtiyatla karşılar.

SADAKAT

Hâkim sadıktır.

Bağımsızlıkla beraber sadakat, hâkim yemin ettiğinde bu sembolik sözün hâkimi hukuk devletine bağlayacağı anlamını taşımaktadır.

Bu taahhüt Anayasaya, demokratik kurumlara, temel haklara, yasaya, hukuki işlemlere, hukuki düzenin teşkilatlanma kurallarına bağlılık anlamına gelmektedir.

Hâkim için sadakatin iki zorunluluğu vardır: bir taraftan kendine verilen yetkilerin icrası vazifesi ve diğer taraftan bu yetkileri aşma yasağı.

Demokrasi ve temel özgürlükler tehlikedeyken hâkimden bu sadakat beklenemez.

İNSANİYET

Hâkimin insaniyet duygusu, mesleki ve özel hayatında tüm şartlar altında insanlara ve insanların haysiyetine saygı göstermesiyle belli olur.

Hâkim davacılarla ve aynı zamanda avukat, idari personel vb. gibi kendi meslek grubundan çalışanlarla ilişkilerinde saygıyı esas alır.

Hâkimin karşılaştığı durumlardaki hassasiyetini de kapsayan insaniyet, aldığı kararların insani boyutunun farkında olmasını sağlar. Olayların takdirinde ve alacağı kararlarda yasayı uygulamasının meşru ve doğru olması için empati, merhamet, iyi niyet, kesinlik ve ciddiyet arasındaki dengeyi iyi kurmalıdır.

CESARET

Hâkim görevini icra ederken cesur davranır.

Bağımsızlıkla birlikte bu cesaret kamu hoşnutsuzluğuna ve yalnızlığa sebebiyet verebilir.

Hâkim;
– Bazı işlemleri yürütmek,
– İç ve dış baskılara göğüs germek,
– Günümüz toplumunda baş gösteren zorluklara cevap verebilmek için hem fiziki hem manevi olarak cesaret gösterir.

Diğer nitelikler gibi bu nitelik de makul bir şekilde uygulanır.

CİDDİYET VE İHTİYAT

Ciddiyet, mahkeme işlemleri boyunca, kibarlıkla, ölçüsüz resmiyet ve uygunsuz mizaç olmaksızın saygılı bir şekilde davranmayı gerektirir. Ciddiyetin korunması ve ihtiyat tüm toplumun ilişkilerini düzenleyen insaniyetten ayrı düşünülemez.

İhtiyatlı hâkim hukuk bilgisini, mantık çerçevesinde, ortak uygulamayı koruyarak davanın özel şartlarıyla birleştirir.

İhtiyat halkın yargıya ve mahkemelere güvenini sürdürmek için hâkime hem mesleki hem özel hayatında rehberlik eder.

ÇALIŞMA KAPASİTESİ

Yargı görevi sıkı çalışma ve sürekli zihinsel çaba gerektirir.

Hâkimin çalışma kapasitesi ve bu kapasiteyi kullanmadaki kararlılığı mesleki yetkinliklerini geliştirmek ve davacının beklediği nitelikte bir çalışmayı garanti etmek için gereklidir.

Hâkim çalışmasını verimlilikle organize eder. Stres ve beklenmedik durumları nasıl yöneteceğini bilerek öz disiplinli davranır, meslektaşlarının fikirlerine dikkat eder, takım çalışmasına ilgilidir.

Son olarak idari görevleri olan hâkim idare becerilerini geliştirmelidir.

DİNLEME YETİSİ VE İLETİŞİM

Hâkim davanın tüm aşamasında tarafları dikkatle dinler.

Dinleme önyargı ve peşin hükümlerden soyutlanmış olmayı gerektirir. Bu nitelik sadece gerçek bir elverişlilik gerektirmez, aynı zamanda kapasite gerektirir. Dinleme tarafsız, mesafeli olmalı fakat küçümser, hor görür nitelikte olmamalı, acıma duygusu olmadan insancıl olmalıdır.

Dinleme yetisi ve dikkat içten gelen yetenekler olmayıp üzerinde çalışılarak edinilir ve hâkimin eğitimine dâhil olmalıdır.

Hâkimin iletişim becerisi vardır. Ölçüyle, saygıyla, ayrımcı olmayan ve sakin bir tavırla kendini ifade eder. Anlamı açık olmayan, saygısız, küçük gören, kırıcı veya gücendirici ifadelerde bulunmaktan kaçınır.

Hâkim anlaşılabilir kararlar vermelidir. Hâkim, verdiği kararı ilgili tüm tarafların anlayabileceği şekilde gerekçelendirmelidir.

AÇIK GÖRÜŞLÜLÜK

Hâkim açık görüşlü olup toplumsal ve kültürel gelişmeleri takip eder.

Belçika Anayasası

0
Belçika Anayasası

Belçika Anayasası

 Başlık I.

Federal Belçika,

Bileşenleri ve Bölgesi Hakkında

Madde 1.

Belçika; Topluluklardan ve Bölgelerden oluşan bir Federal Devlettir.

Madde 2.

Belçika üç Topluluktan oluşur: Flaman Topluluğu, Fransız Topluluğu ve Almanca Konuşanlar Topluluğu.

Madde 3.

Belçika üç Bölgeden oluşur: Flaman Bölgesi, Valon Bölgesi ve Brüksel Bölgesi.

Madde 4.

Belçika dört dilsel bölgeden oluşur: Felemenkçe konuşulan bölge, Fransızca konuşulan bölge, çift dil konuşulan Brüksel-Başkent bölgesi ve Almanca konuşulan bölge.

Krallığın her yerel idaresi bu dil bölgelerinden birine bağlıdır.

Bu dört dilsel bölgenin sınırları ancak, Parlamentonun her bir kanadındaki dilsel bölge grubunun oy çoğunluğuyla kabul edecekleri bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir. Şu şartla ki, her grupta üye tam sayısının çoğunluğu oylamaya katılmış olmalı ve iki dilsel bölge grubunun kullandığı oylarda karar lehine kullanılan oyların sayısı, kullanılan oyların en az üçte ikisine eşit olmalıdır.

Madde 5.

Flemenk Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Antwerp, Flemish Brabant,  Batı Flanders, Doğu Flanders ve Limburg. Valon Bölgesi şu vilayetlerden oluşur: Walloon Brabant, Hainaut, Liege, Luxembourg ve Namur.

Gerekli görülmüşse, bir bölgeyi daha fazla sayıda vilayete bölmek için kanun çıkartılması gerekmektedir.

Belirli bölgeler, sınırlarını belirleyen bir kanun marifetiyle, daha fazla sayıda vilayete bölünmekten hariç tutulabilir, doğrudan federal idarenin yetkisine bırakılabilir ve belirli bir kanuna tabi kılınabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında tarif edildiği gibi, çoğunluk oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 6.

Vilayetler ancak bir kanuna dayanılarak alt bölümlere ayrılabilirler.

Madde 7.

Devletin, vilayetlerin ve belediyelerin sınırları ancak bir kanunla değiştirilebilir, ya da düzeltilebilir.

Başlık I. Mükerrer

Federal Belçika,

Topluluklar ve Bölgelerin Genel Siyasi Amaçları

Madde 7 Mükerrer.

Federal Devlet, Topluluklar ve Bölgeler yetkilerini kullanırlarken, nesiller arası dayanışmayı göz önünde bulundurarak, sosyal, ekonomik ve çevre alanlarındaki sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gözetirler.

Başlık II.

Belçikalılar ve Hakları Hakkında

Madde 8.

Belçika vatandaşlığı statüsü medeni kanunla belirlenmiş kurallara göre edinilir, muhafaza edilir ve kaybedilir.

Anayasa ve siyasal haklara ilişkin diğer kanunlarda, bu statüden başka, bu hakları kullanmak için gereken şartlar düzenlenir.

İkinci fıkra hükmüne istisna olarak, Belçika vatandaşı olmayan Avrupa Birliği vatandaşlarına, Belçika’nın uluslararası ve uluslar üstü yükümlülükleri uyarınca, oy kullanma hakkı kanunla tanınabilir.

Bir önceki fıkrada anılan oy kullanma hakkının kapsamı, bir Avrupa Birliği’ne Üye Devletin vatandaşı olmayan, Belçika’da ikamet eden kişileri de söz konusu kanunda belirtilen şartlarla ve hükümlere göre kapsayacak şekilde genişletilebilir.

Geçici hüküm.

Dördüncü fıkrada anılan kanun 1 Ocak 2001 tarihinden önce çıkartılamaz.

Madde 9.

Vatandaşlık hakkı federal yasama yetkisiyle verilir.

Madde 10.

Devlette sınıf farkı bulunmamaktadır.

Belçikalılar kanun önünde eşittir. Kanunun özel durumlar için öngördüğü istisnalar hariç, tek başlarına medeni ve askerlik hizmetini ifa için elverişlidirler.

Kadın erkek eşitliği teminat altına alınmıştır.

Madde 11.

Belçikalılara tanınmış hak ve özgürlüklerin kullanımı ayrım gözetilmeksizin sağlanmalıdır. Bu amaçla, kanunlar ve federal kanunlarda[*], diğer hususların yanı sıra, ideolojik ve felsefi azınlıkların hakları ve özgürlükleri teminat altına alınmıştır.

Madde 11 mükerrer.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzükler (kurallar) kadın ve erkeklerin haklarını ve özgürlüklerini eşit şekilde kullanmalarını teminat altına almakta ve özellikle seçimle getirilen görevler ve kamu görevlerine eşit şekilde erişebilmelerini desteklemektedir.

Bakanlar Kurulu ve Topluluk ve Bölge Hükümetlerinde hem kadınlar hem de erkekler görev alır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, kadınların ve erkeklerin vilayet meclislerinde, ilçe meclisi ve ihtiyar heyetlerinde, sosyal refah merkez meclis ve kalıcı komitelerinde kalıcı süreyle vekil olarak atanabilecekleri ve diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerinde görev alabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Madde 134’de atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde, vilayet meclisi, ihtiyar heyeti, sosyal refah merkezi meclis ve kalıcı komiteleri ile diğer vilayetler, belediyeler arası ya da belediyelere bağlı organların idari birimlerine üyeliğin doğrudan seçim yoluyla kazanılmasını düzenleyen hükümler bulunuyorsa, bir önceki fıkra hükmü uygulanmaz.

Madde 12.

Bireyin hürriyeti teminat altına alınmıştır.

Kanunda belirtilen haller haricinde ve kanunda belirtilen şeklin dışında hiç kimse hakkında adli takibat yapılamaz.

Suçüstü halleri hariç, hiç kimse hâkimin gerekçeli kararı olmaksızın tutuklanamaz. Gerekçeli karar tutuklama anında, ya da en geç yirmi dört saat içerisinde verilmelidir.

Madde 13.

Hiç kimse, arzusu hilafına, kanunla kendisine atanmış hâkimden ayrılamaz.

Madde 14.

Kanunun öngördüğü haricinde hiç kimse cezaya çarptırılamaz veya aleyhine ceza uygulanamaz.

Madde 14. mükerrer.

Ölüm cezası ilga edilmiştir.

Madde 15.

Kişinin konutu dokunulmazdır. Kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka şekilde konutlar aranamaz.

Madde 16.

Kamusal amaçlı kamulaştırmalar hariç olmak üzere, kanunun öngördüğü haller dışında ve kanunda öngörülen şekilden başka bir şekilde ve önceden adil bir bedel ödenmeksizin hiç kimse mülkünden alıkonulamaz.

 

Madde 17.

Cezai müeyyide olarak mal varlığı müsadere edilemez.

Madde 18.

Medeni ölüm ilga edilmiştir; yeniden uygulanmaya konulamaz.

Madde 19.

İbadet hürriyeti, ibadeti kamusal alanda sergileme hürriyeti ve kişinin her konuda görüşlerini açıklayabilme hürriyeti teminat altındadır, ancak bu hürriyetlerin kullanımı sırasında gerçekleştirilen suçlar cezalandırılabilir.

Madde 20.

Hiç kimse bir dinin amellerine veya törenlerine katılmaya, ya da dini tatil günlerine riayet etmeye hiçbir şekilde zorlanamaz.

Madde 21.

Devletin hangi din olursa olsun, hiçbir dinin din görevlilerinin atanmasına veya göreve getirilmesine müdahale etme, ya da bu din görevlilerinin üstleriyle haberleşmelerini ya da üstlerinin kararlarını yayınlamalarını yasaklama hakkı bulunmamaktadır. Ancak, sayılan son hallerde, basın ve yayıma ilişkin mutat sorumluluklar geçerlidir.

Gerektiğinde kanunla düzenlenecek istisnalar hariç olmak üzere, medeni nikâh her daim dini evlilik töreninden önceliklidir.

Madde 22.

Kanunda belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 22. mükerrer.

Her çocuk ahlaki, fiziksel, ruhsal ve cinsel bütünlüğüne saygı gösterilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Bu hak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle teminat altına alınmıştır.

Madde 23.

Herkes insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkına sahiptir.

Bu amaçla, bunlara karşılık gelen yükümlülükler dikkate alınarak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle ekonomik, sosyal ve kültürel haklar teminat altına alınmış ve bunları kullanım şartları belirlenmiştir.

Bu haklar, diğerlerinin yanı sıra şunları içerir;

  1. Çalışma hakkı ve diğer gayelerin yanı sıra mümkün olan en istikrarlı ve yüksek seviyede çalışabilme gayesiyle, genel istihdam politikası bağlamında serbestçe meslek seçme hakkı; adil koşullar altında çalışma ve ücret hakkının yanı sıra bilgilendirme, danışma ve toplu görüşme hakkı;
  2. Sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve sosyal, sağlık ve hukuki yardım hakkı;
  3. Uygun barınma hakkı;
  4. Sağlıklı bir çevrenin korunması hakkı;
  5. Kültürel ve sosyal gereksinimleri karşılama hakkı;

Madde 24.

  • .1. Eğitim parasızdır; her türlü engelleyici tedbir yasaktır; suçların cezalandırılması ancak kanunlarla ya da federal kanunlarla düzenlenebilir.

Topluluk ebeveynlere serbest seçim hakkı sunar.

Topluluk, belirli bir dini empoze etmeyen (non-denominational) eğitim hizmetlerini örgütler. Bu, ebeveynlerin ve öğrencilerin felsefi, ideolojik veya dini görüşlerine saygıyı gerektirir.

Devlet okullarında, zorunlu eğitimin sonuna kadar, kabul görmüş dinlerden birinin ya da mezhep farklılıklarına dayalı olmayan ahlaki öğretilerin öğretilmesi tercihe bırakılmıştır.

  • .2. Bir topluluğun, bu hizmetleri örgütleyen bir mercii olarak, yetkilerini bir veya daha fazla sayıda özerk kuruma devretmeyi istemesi halinde topluluk bu yetkilerini ancak, kullanılan oyların üçte iki çoğunluyla kabul edilmiş bir federal kanunla devredebilir.
  • .3. Herkes temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak eğitim hakkına sahiptir. Zorunlu eğitimin sonuna kadar eğitim parasızdır.

Okuma çağındaki her çocuğun masrafları topluluk tarafından karşılanmış olarak, ahlaki ve dini eğitim alma hakkı bulunmaktadır.

  • .4. Tüm çocuklar veya öğrenciler, ebeveynler, eğitim personeli veya kurumlar kanunlar ya da federal kanunlar önünde eşittir. Kanunlar ve federal kanunlar özellikle eğitim hizmetlerini örgütleyen kurumların niteliklerini dikkate alarak, uygun muameleyi teminat altına alan nesnel farklılıkları göz önünde bulundurmaktadır.
  • .5. Eğitim hizmetlerinin topluluk tarafından teşkilatlandırılması, tanınması ve desteklenmesine ilişkin esaslar kanunlar veya federal kanunlarla düzenlenir.

Madde 25.

Basın özgürdür; sansür asla uygulanamaz. Yazarlardan, yayıncılardan veya matbaalardan teminat talep edilemez.

Bir eserin yazarı belli ise ve yazar Belçikalıysa ne yayıncı, ne de matbaa ya da dağıtımcı hakkında adli takibat başlatılamaz.

Madde 26.

Belçika vatandaşları kanunlarda belirtilen esaslara göre, önceden izin almaksızın saldırısız ve silahsız toplantı yapma hakkına sahiptirler.

Bu hüküm, her yönden emniyet güçlerinin kurallarına tabi olan açık hava toplantıları için uygulanmaz.

Madde 27.

Belçika vatandaşlarının şirket veya ortaklıklar kurma hakkı vardır. Bu hak hiçbir kısıtlayıcı tedbire tabi olamaz.

Madde 28.

Herkes bir veya daha fazla sayıda kişi tarafından imzalanan dilekçeleri resmi makamlara sunma hakkına sahiptir.

Anayasa ve kanunlarla tayin ve ihdas olunmuş organlar kurumsal unvanları altında dilekçe verme hakkına sahiptirler.

Madde 29.

Mektupların gizliliği ihlal edilemez.

Posta hizmetlerinin teminatı altında olan mektupların gizliliğinin hangi makamlarca ihlal edilebileceği kanunda belirtilir.

Madde 30.

Belçika’da konuşulan dillerin kullanımı isteğe bağlıdır. Bu konuya ilişkin kurallar ancak kanunla ve sadece kamu makamlarına ve yargıya ait işlemlerle ilgili olarak belirlenir.

Madde 31.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin bakanları ve üyeleriyle ilgili olarak belirlenmiş kurallar hariç, bir devlet görevlisinin yönetiminden doğan suçlarla ilgili olarak bu devlet görevlisi aleyhine adli takibat başlatmak için önceden izin alınması gerekmez.

Madde 32.

Madde 134’e atıf yapılan kanunlarda, federal kanunlarda ya da tüzüklerde belirtilen haller ve şartlar hariç, herkes idari bir belgeye müracaat etme ve bir nüshasını edinme hakkına sahiptir.

Başlık III.

Yetkiler Hakkında

Madde 33.

Tüm yetkiler halktan alınır.

Bu yetkiler Anayasada belirtilen şekilde icra edilir.

Madde 34.

Belirli yetkilerin kullanılması bir antlaşma ya da bir kanunla devletler hukuku kurumlarına bırakılabilir.

Madde 35.

Federal idare, sadece Anayasanın ve Anayasaya istinaden çıkartılan kanunların hususi olarak kendisine belirlediği konularda yetki sahibidir.

Topluluklar ve Bölgelerin her biri kendi ilgi alanlarında kanunda belirtilen şartlar ve hükümlere tabi olarak, diğer konularda yetki sahibidirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Bu maddenin yürürlük tarihi ikinci fıkrada atıf yapılan kanunla belirlenir. Bu tarih, Anayasanın Üçüncü Başlığına eklenen, federal idarenin münhasır yetkilerini belirleyen yeni maddenin yürürlük tarihinden önce olamaz.

Madde 36.

Federal yasama yetkisi, Kral, Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından müştereken kullanılır.

Madde 37.

Anayasayla düzenlendiği haliyle federal yürütme yetkisi Krala aittir.

Madde 38.

Her Topluluk, Anayasayla ya da Anayasaya istinaden çıkartılmış kanunlarda tanınmış yetkilere sahiptir.

Madde 39.

Kanun, kapsamında kurulan ve seçilmiş temsilcilerden oluşan bölgesel organlara, 30’uncu madde ile 127 ilâ 129’uncu maddeler arasında kalan maddelerde atıfta bulunulan istisnalar hariç belirlediği konularda bir kanunda belirtilen kapsam ve şekle uygun olarak yürütme yetkisi tanır. Bu kanunun 4’üncü maddesinin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilmelidir.

Madde 40.

Yargı yetkisi mahkemeler tarafından kullanılır.

Mahkemelerin kararları Kral adına uygulanır.

Madde 41.

Münhasıran bir belediyenin veya vilayetin menfaatlerini ilgilendiren konular, Anayasada düzenlenen esaslara göre belediye veya vilayet meclisleri tarafından kararlaştırılır.

Belediyenin menfaatlerini ilgilendiren konuları düzenleme yetkisi verilmiş belediye organlarının yetkileri, çalışma kuralları ve seçim yöntemleri 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükle belirlenir.

Bu belediye organları nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde belediye meclisinin kararıyla kurulurlar. Üyeleri doğrudan seçimle göreve gelirler. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyet oyuyla kabul edilen bir kanunun uygulanmasında diğer şartlar ve bu nitelikteki belediye organlarından hangilerinin kurulacağı hususu federal kanunla ya da 134’üncü maddede atıf yapılan tüzükte belirtilir.

Madde 134’de atıf yapılan federal kanun ve tüzük ancak, ilgili parlamentonun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmuş olmaları şartıyla, kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilebilir.

Belediyenin ya da vilayetin menfaatini ilgilendiren konular ilgili belediye veya vilayette halk oylamasına sunulabilir. Halk oylamasının tabi olacağı usuller ve düzenlemeler madde 134’de atıf yapılan tüzükle düzenlenir.

Kısım I.

Federal Meclisler Hakkında

Madde 42.

Parlamentonun her iki meclis üyeleri sadece onları seçenleri değil, halkın tamamını temsil ederler.

Madde 43.

  • .1. Anayasanın belirlediği hallerle ilgili olarak, Parlamentonun her bir kanadının seçilmiş üyeleri, Felemenkçe konuşanlar ve Fransızca konuşanlar olmak üzere kanunda belirtilen yöntemle gruplara ayrılırlar.
  • .2. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 1, 3, ve 6 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Felemenkçe konuşan senatörler grubunu oluştururlar. 67’nci maddenin birinci fıkrasının, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde belirtilen senatörler, Senatonun Fransızca konuşan senatörler grubunu oluştururlar.

Madde 44.

Parlamentonun her iki meclisi de, daha önce Kral tarafından toplantıya çağrılmadıkça, her yıl Ekim ayının ilk Salı günü toplanırlar.

Parlamentonun her iki meclisi de bir yıl içerisinde en az kırk gün toplanmalıdır.

Parlamentonun oturumuna son verilmediği Kral tarafından ilân edilir.

Kral Parlamentonun her iki meclisini de olağanüstü gündemle toplantıya çağırma hakkına sahiptir.

Madde 45.

Kral, Parlamento kanatlarının toplantılarına ara verebilir. Ancak, bu ara bir aydan uzun olamayacağı gibi, Parlamento kanatlarının onayı olmaksızın aynı oturuma birden fazla kez ara verilemez.

Madde 46.

Kral, Temsilciler Meclisini ancak;

  1. Federal Hükümetin güven isteğini üyelerinin salt çoğunluğuyla reddeder ve güven isteğinin reddedildiği tarihten itibaren üç gün içerisinde, Kral’a yeni bir Başbakan önermezse, ya da
  2. Federal Hükümete ilişkin güvensizlik önergelerini üyelerinin salt çoğunluğuyla kabul eder ve aynı anda Krala üyelerinin salt çoğunluğu ile yeni bir Başbakan önermemiş ise feshedebilir.

Güven isteği ve güvensizlik önergeleri ancak Parlamentoya sunulduktan kırksekiz saat sonra oylanabilir.

Kral ayrıca, Federal Hükümetin görevden istifa etmesi halinde, Temsilciler Meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alacağı kararın kendisine sunulmasından sonra Temsilciler Meclisini feshedebilir.

Temsilciler Meclisinin feshi Senatonun feshini de icap ettirir.

Fesih işlemi, kırk gün içinde yeni seçimlerin düzenlenmesini ve iki ay içinde yeni meclislerin toplantıya çağrılması işlemini de içerir.

Madde 47.

Parlamentonun her iki meclisinin oturumları halka açıktır.

Ne var ki, Parlamentonun her bir kanadı başkanının ya da on üyenin talebiyle gizli oturum düzenleyebilir.

Meclis daha sonra aynı konuya ilişkin oturuma halka açık şekilde devam edilip edilmeyeceğini salt çoğunlukla kararlaştırabilir.

Madde 48.

Her bir meclis üyelerinin ya da yargıçların bu konuda ileri sürülebilecekleri her türlü itirazlarında yetki incelemesi yapmaya yetkilidir.

Madde 49.

Bir kimse aynı anda her iki meclise de üye olamaz.

Madde 50.

Kral tarafından bakanlık görevine atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve Kral tarafından bakanlık görevinden alındıktan sonra Parlamenterlik sıfatını yeniden kazanır. Bu üyeyle ilgili olarak ilgili mecliste yapılacak atamalara ilişkin esaslar kanunla belirlenir.

Madde 51.

Federal Hükümet tarafından bakanlık görevi dışında ücretli bir göreve atanmış ve bu atamayı kabul etmiş olan bir meclis üyesi Parlamenterlik sıfatını yitirir ve ancak yeniden seçildikten sonra Parlamenterlik sıfatını kazanır.

Madde 52.

Her meclis her oturumunda bir divan başkanı, başkan vekili atar ve divanını teşkil eder.

Madde 53.

Seçimler ve adaylıklara ilişkin meclislerin içtüzüklerinde belirlenen hükümler hariç, tüm kararlar kullanılan oyların salt çoğunluğuyla kabul edilir.

Oyların eşitliği halinde, önerge reddedilir.

Meclislerin hiç biri, üyelerinin salt çoğunluğu oylamada hazır bulunmadıkça karar alamaz.

Madde 54.

Özel çoğunluk gerektiren bütçe ve kanunlar hariç olmak üzere, bir dilsel grubun üyelerinin en az üçte ikisi tarafından imzalanmış ve raporun sunulmasından sonra ve halka açık oturumda yapılacak nihai oylama öncesi görüşme gündemine alınmış gerekçeli bir önergeyle, bir Hükümet Yasa Tasarısının ya da üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin Topluluklar arası ilişkileri önemli ölçüde zedeleyeceği yönünde itirazda bulunulabilir.

Bu durumda, parlamenter işlem askıya alınır ve önerge bakanlar Kuruluna havale edilir. Bakanlar Kurulu otuz gün içinde önergeye ilişkin görüşünü bildirir ve ilgili meclisi bu görüşünü açıklamaya, ya da gerekirse, söz konusu Hükümet Yasa Tasarısının veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifinin değiştirildiğini duyurmaya davet eder.

Bu usul, bir dilsel grubun üyeleri tarafından aynı Hükümet Yasa Tasarısı veya üyeler tarafından sunulmuş bir kanun teklifi için sadece bir kez işletilebilir.

Madde 55.

Oylar; oturarak, ayakta veya ad okunarak kullanılır. Kanunlara ilişkin oylamalarda ise her zaman ad okunarak oy kullanılır. Adayların seçimi ve atamaları gizli oyla gerçekleştirilir.

Madde 56.

Meclislerin her biri gensoru hakkına sahiptir.

Madde 57.

Meclislere hitaben şahsen dilekçe sunmak yasaktır.

Her bir meclis kendisine hitaben sunulan dilekçeleri bakanlara gönderme hakkına sahiptir. Bakanlar, meclislerin talebi halinde, bu dilekçelerin içeriğini izah etmekle yükümlüdür.

Madde 58.

Hiçbir meclis üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 59.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, üyesi olduğu meclisin izni olmaksızın, doğrudan doğruya mahkemeye havale edilemez ya da mahkeme önüne çıkartılamaz, ya da tutuklanamaz.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali hariç, hiçbir meclis üyesi aleyhine, bir oturum sırasında ve suçlarla ilgili konularda, ilgili hâkimin talebiyle Yargıtay Mahkemesinin Birinci Başkanının emri olmadıkça, hâkimin müdahalesini gerektiren cebri tedbirler uygulanamaz.

Bir önceki cümleye istinaden gerçekleştirilecek tüm arama veya müsadere işlemleri ancak ilgili Meclis Başkanının veya atadığı bir üyenin nezaretinde gerçekleştirilebilir.

Meclisin oturumda olduğu bir sırada sadece savcılık makamının yetkilileri ve yetkili memurlar bir meclis üyesi aleyhine ceza kovuşturması açabilirler.

İlgili meclis üyesi adli takibatın herhangi bir aşamasında, meclis oturumu sırasında ve suçlarla ilgili konularda, kovuşturmanın durdurulmasını üyesi olduğu meclisten talep edebilir. Bu kararın alınabilmesi için, ilgili meclis kullanılan oyların üçte ikisinin ekseriyetiyle talebi kabul etmelidir.

Üyesi olduğu meclis talep etmiş ise, bir meclis üyesinin tutukluluğu veya hakkında mahkemece yürütülen kovuşturma askıya alınır.

Madde 60.

Her meclis çalışmalarını ve yürütme yöntemini, kendi yaptığı içtüzük ile belirler.

Bölüm I.

Temsilciler Meclisi Hakkında

Madde 61.

Temsilciler Meclisi üyeleri onsekiz yaşını tamamlamış ve kanunda belirtilen seçimlere katılmayı engelleyici hallerden herhangi birine girmeyen vatandaşların doğrudan oyuyla seçilirler.

Her seçmen sadece tek bir oy hakkına sahiptir.

Madde 62.

Seçmen kitlesinin tertibi kanunla belirlenir.

Seçimler kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine göre gerçekleştirilir.

Oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır. Oylar, kanunun belirlediği haller haricinde, mahalli olarak kullanılır.

Madde 63.

  • .1. Temsilciler Meclisi yüzelli üyeden oluşur.
  • .2. Her bir seçim çevresindeki koltuk sayısı, seçim çevresinde yaşayan kişilerin, Krallık nüfusunun yüzelli sayısına bölümü sonucu elde edilen federal katsayıya bölümü sonucu bulunan sayıya eşittir.

Geriye kalan koltuk sayısı, henüz temsil edilmeyen nüfusu en yüksek seçim bölgeleri arasında pay edilir.

  • .3. Kral, Temsilciler Meclisi üyelerinin seçim çevreleri arasındaki dağılımına nispi temsiliyet esasına göre karar verir.

Her bir seçim çevresinde ikamet eden vatandaşların sayısı on yılda bir gerçekleştirilen nüfus sayımıyla, ya da kanunda belirtilen başka yollarla belirlenir. Sonuçlar Kral tarafından altı ay içerisinde ilân edilir.

Kral bu ilânın ardından üç ay içinde her bir seçim çevresine atanacak koltuk sayısını belirler.

Yeni koltuk dağılımı bir sonraki genel seçimlerden itibaren uygulanmaya başlanır.

  • .4. Seçim çevreleri kanunla belirlenir. Seçme şartları ve seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Madde 64.

Bir kişinin seçimlere katılabilmesi için;

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Seçimlere katılabilmek için başka bir şart aranmaz.

Madde 65.

Temsilciler Meclisi üyeleri dört yıllığına seçilirler.

Meclis seçimleri her dört yılda bir tekrarlanır.

Madde 66.

Temsilciler Meclisinin her bir üyesine yılda yirmi bin frank ödenek ödenir.

Temsilciler Meclisi üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Temsilciler Meclisi Başkanına bu meclisin giderlerinde kullanılmak üzere yıllık ödenek tahsis edilebilir.

Temsilciler Meclisi oluşturmayı gerekli gördüğü emeklilik ikramiyesi ve emeklilik aylığı fonlarına katkı oluşturmak için, bu ödenekten yapılabilecek kesinti miktarını belirler.

Bölüm II.

Senato Hakkında

Madde 67.

  • .1. 72’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Senato yetmişbir senatörden oluşur. Bunların;
  1. Yirmibeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Felemenk seçim çevresi tarafından;
  2. Onbeş’i, 61’inci madde hükümlerine göre Fransız seçim çevresi tarafından seçilirler;
  3. On’u, Felemenk Parlamentosu adıyla anılan Felemenk Topluluğu Parlamentosunun üyeleri arasından atanır;
  4. On’u, Fransız Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  5. Bir’i, Alman Topluluğu Parlamentosu üyeleri arasından atanır;
  6. Altı’sı, 1 ve 3 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır;
  7. Dört’ü, 2 ve 4 numaralı bentlerde anılan senatörler tarafından atanır.

Birinci fıkra ile üç ilâ beşinci fıkralar arasında kalan fıkralarda anılan senatörlerden Parlamentolarında senatörlük sıfatını yitirmiş olanlar, Parlamentoların tamamında seçimler yenilenmiş ise ve yenilenen seçim Senato seçimleriyle aynı tarihe denk düşmemiş ise, yeni seçilen Parlamentoların ilk oturumunun açılışına kadar senatörlük görevlerini ifa etmeyi sürdürürler.

  • .2. Fıkranın §.1, 3 ve 6 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az bir tanesinin kanuni ikametgâhının seçildiği tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir.

Fıkranın §.1, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az altı tanesinin kanuni ikametgâhının seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunması gerekmektedir. §.1. fıkranın 2 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az dördünün kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmuyorsa, §.1. fıkranın 4 numaralı bendinde anılan senatörlerden en az ikisinin kanuni ikametgâhı seçildikleri tarih itibariyle iki dilli Brüksel-Başkent bölgesinde bulunmalıdır.

Madde 68.

  • .1. 67’nci maddenin §.1 fıkrasının 1, 2, 3, 4, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin toplamı, kanunun belirlediği nispi temsiliyet sistemine uygun olarak, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde elde edilen kullanılan oy listeleri esas alınarak, her bir dil grubu arasında taksim edilir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ve 4 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, Felemenk Topluluğu Parlamentosunda ya da duruma göre Fransız Topluluğu Parlamentosunda bu listeye dayalı olarak yeterli sayıda senatörün seçilmiş olması şartıyla sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanması için, sadece, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden en az birinin seçildiği listeler esas alınır.

  • .2. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçilmesi için oy kullanmak mecburidir ve oylar gizli şekilde kullanılır.
  • .3. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçiminde, seçim çevreleri ve seçim çevrelerinin tertibi kanunla belirlenir. Seçmenlik için aranan şartların yanı sıra seçimlerin esasları da bu kanunla belirlenir.

Topluluk Parlamentolarının her birinin kendi yetki alanlarına giren konularda 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edecekleri bir oyla düzenlenecek detaylı kurallar hariç, 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 ila 5 numaralı bentleri arasında kalan bentlerde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 5 numaralı bendinde anılan senatör Almanca Konuşanlar Topluluğu tarafından salt çoğunlukla atanır.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin atanmasına ilişkin kurallar kanunla belirlenir.

Madde 69.

Bir senatör olarak seçilebilmek, ya da atanabilmek için bir kimse:

  1. Belçikalı olmalıdır;
  2. Medeni ve siyasal haklarından yasaklı olmamalıdır;
  3. Yirmibir yaşından gün almış olmalıdır;
  4. Belçika’da ikamet ediyor olmalıdır.

Madde 70.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle seçilirler. 67’nci maddenin §.1. fıkrasının 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörler dört yıl süreyle atanırlar. Senato seçimleri her dört yılda bir yenilenir.

67’nci maddenin §.1. fıkrasının 1 ve 2 numaralı bentlerinde anılan senatörlerin seçimi Temsilciler Meclisinin seçimiyle aynı tarihte gerçekleştirilir.

Madde 71.

Senatörler maaş almazlar.

Ancak, masraflarını geri alma hakkına sahiptirler. İade edilecek masraf tutarı yıllık dört bin frankla sınırlıdır.

Senatörler kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 72.

Kralın çocukları, yoksa, Hanedanın tahtın varisleri olan kanadından Belçika kökenli olanların çocukları kanunen onsekiz yaşından itibaren senatörlerdir.

Yirmibir yaşına kadar oylamalara katılamazlar. Karar yeter sayısı için aranan nisap sayılırken hesaba katılmazlar.

Madde 73.

Temsilciler Meclisinin oturumda bulunmadığı bir anda gerçekleştirilen tüm Senato toplantıları geçersiz ve hükümsüzdür.

Kısım II.

Federal Yasama Yetkisi Hakkında

Madde 74.

36’ncı madde hükümlerinden ayrı olarak, federal yasama yetkisi aşağıda belirtilen konularda Kral ve Temsilciler Meclisi tarafından müştereken icra edilir;

  1. Vatandaşlık hakkının tanınması;
  2. Kral’ın bakanlarının medeni ve cezai sorumluluklarıyla ilgili kanunlar;
  3. 174’üncü maddenin ilk fıkrasının ikinci cümlesi hükümleri saklı kalmak koşuluyla, devlet bütçeleri ve hesapları;
  4. Askerî kotaların belirlenmesi.

Madde 75.

Federal yasama erkinin her bir organı mevzuat teklifinde bulunabilir.

77’nci maddede belirtilen konular hariç, Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Temsilciler Meclisinin daha sonra Senatonun gündemine alınır.

Kral’ın girişimiyle meclislere sunulan antlaşmaların onanmasına ilişkin Yasa Tasarıları görüşülmek üzere öncelikle Senatonun daha sonra Temsilciler Meclisinin gündemine alınır.

Madde 76.

Bir Yasa Tasarısı ancak madde madde oylandıktan sonra bir meclis tarafından kabul edilebilir.

Meclisler maddeleri ve teklif edilen değişiklikleri değiştirme ve ayırma hakkına sahiptirler.

Madde 77.

Temsilciler Meclisi ve Senato aşağıda sayılan konularda eşit derecede yetkilidir;

  1. Belirleyecekleri anayasa hükümlerinin değiştirilmesi ve bu anayasa değişikliğiyle ilgili olarak değişiklikler yapmanın gerekli olduğunu beyan etmek;
  2. Anayasa gereği olarak her iki yasama meclisi tarafından kararlaştırılması gereken konular;
  3. Madde 5, 39, 43, 50, 68, 71, 77, 82, 115, 117, 118, 121, 123, 127 ila 131, 135 ila 137, 140 ila 143, 145, 146, 163, 165, 166, 167’nci maddenin §.1. fıkrasının 3 numaralı bendi, §.4. ve §.5. fıkrası, 169 ve 170’inci maddenin §.2. fıkrasının 2 numaralı bendi ile §.3. ve §.4. fıkrasının 2 numaralı bendi ve 175 ila 177’nci maddeler arasında kalan hükümlerde anılan kanunların yanı sıra yukarıda belirtilen bu kanunların ve hükümlerin yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  4. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle yasalaştırılacak kanunların yanı sıra bu kanunların yürütülmesi için çıkartılan kanunlar;
  5. 34’üncü maddede anılan kanunlar;
  6. Antlaşmaları onaylayan kanunlar;
  7. Uluslararası veya uluslar ötesi yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminat altına alan, 169’uncu madde uyarınca çıkartılan kanunlar;
  8. Danıştay ile ilgili kanunlar;
  9. Mahkemelerin teşkilatlandırılması;
  10. Devlet, Topluluklar ve Bölgeler arası işbirliği anlaşmalarını onaylayan kanunlar.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda Temsilciler Meclisi ve Senato eşit derecede yetki olduğu diğer kanunlar da belirtilebilir

.

Madde 78.

74 ve 77’nci maddede belirtilenlerin haricindeki diğer alanları düzenleyen, Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş Yasa Tasarıları Senatoya gönderilir.

Senato, en az onbeş senatörün talebiyle Yasa Tasarılarını inceler. Bu talep Yasa Tasarısının alındığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yapılır.

Senato azami altmış gün içinde;

– Yasa Tasarısı üzerinde herhangi bir değişiklik yapmamaya karar verebilir;

– Yasa Tasarısını değiştirttikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını değiştirmeme kararını Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı tadil edilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da kısmen veya tamamen reddetme hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 79.

Temsilciler Meclisi, 78’inci maddenin son fıkrasında anılan inceleme sırasında yeni değişikliği kabul ederse bu Yasa Tasarısı karar için Senatoya iade edilir. Senato azami onbeş gün içinde;

─ Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından tadil edilmiş haliyle kabul etmeyi kararlaştırabilir;

─ Yasa Tasarısını daha da değiştirdikten sonra kabul edebilir.

Senato belirlenen süre içinde Yasa Tasarısı hakkındaki kararını açıklamaz, ya da Yasa Tasarısını Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş haliyle kabul ettiğini Temsilciler Meclisine bildirirse, Yasa Tasarısı Temsilciler Meclisi tarafından Kral’a sunulur.

Yasa Tasarısı daha da değiştirilmişse, Senato bunu Temsilciler Meclisine gönderir. Senatonun gerçekleştirdiği değişiklikleri kabul etme, ya da üzerinde değişiklik yapma hususunda nihai karar Temsilciler Meclisine aittir.

Madde 80.

78’inci maddede belirtilen bir Yasa Tasarısı meclisin görüşme gündemine alınmışsa ve Federal Hükümet taslağının aciliyetle görüşülmesini talep etmişse, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu Senatoya karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, Senatoya Yasa Tasarısını gündeme almak için tanınan mühlet yedi güne indirilir ve Yasa Tasarısının incelenmesi için 78’inci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen mühlet otuz güne indirilir.

Madde 81.

Senato, kanun teklifi verme yetkisi gereğince, bir meclis üyesi tarafından 78’inci maddede belirtilen konularla ilgili olarak sunulan Kanun Tasarısını Temsilciler Meclisine sunar.

Meclis, Yasa Tasarısını reddederek, ya da kabul ederek, azami altmış gün içinde nihai kararını vermelidir.

Meclis Yasa Tasarısını değiştirirse, bunu Senatoya iade eder. Senato, 79’uncu maddede belirtilen kurallara göre bu Yasa Tasarısını görüşür.

79’uncu maddenin üçüncü fıkrası uygulanacak ise, meclis onbeş gün içerisinde nihai kararını verir.

Meclis ikinci ve dördüncü fıkralarda belirtilen mühletler içinde bir karara varamazsa, 82’nci maddede belirtilen Parlamento danışma komisyonu onbeş gün içinde toplanır ve meclise karar vermesi için mühlet belirler.

Komisyon anlaşmaya varamazsa, meclis altmış gün içinde karar alır.

Madde 82.

Temsilciler Meclisi ve Senatolarda eşit sayıda üyeden oluşan bir Parlamento danışma komisyonu, Parlamentonun iki meclisi arasında ortaya çıkan yetki konusundaki ihtilafları çözümler ve 78 ve 81’inci maddelerde belirtilen inceleme sürelerini herhangi bir anda karşılıklı mutabakatla uzatır.

Komisyonu oluşturan iki grup arasında oy çoğunluğu mevcut değilse, komisyon üye sayısının üçte iki ekseriyetiyle karar alır.

Komisyonun tertibi ve çalışma esaslarının yanı sıra 78 ila 81’inci maddeler arasında kalan maddelerde belirtilen mühleti hesaplama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 83.

Meclis üyeleri tarafından sunulan Yasa Tasarıları ile Hükümet Yasa Tasarılarının her birinde Yasa Tasarısının, madde 74, 77 ya da 78’de belirtilen konulardan hangisiyle ilgili olduğu belirtilir.

Madde 84.

Kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla tanınabilir.

Kısım III.

Kral ve Federal Hükümet Hakkında

Bölüm I.

Kral Hakkında

 

Madde 85.

Kral’ın anayasal yetkileri; doğrudan doğruya ve doğal olarak Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in sahih nesebinden olma ilk evladına intikal eder.

Birinci fıkrada belirtilen fürudan olan ve Kral’ın, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananların rızası dışında evlenen kişi Taht’taki haklarını kaybeder.

Ne var ki, bu hak, sadece her iki meclisin de onayıyla Kral tarafından, ya da onun yokluğunda, Anayasada belirtilen hallerde Kral’ın yetkilerini kullananlar tarafından iade edilebilir.

Madde 86.

Majesteleri Saxe-Coburg’lu Leopold, George, Christian, Frederick’in soyundan gelen kimsenin bulunmaması halinde, Kral, meclislerin onayıyla, 87’nci maddede belirtilen usule uygun olarak halefini atar.

Yukarıda belirtilen usule uygun olarak bir atama yapılmazsa, taht boş addedilir.

Madde 87.

Kral; her iki meclisin de onayı olmaksızın aynı zamanda bir başka devletin daha başkanı olamaz.

Meclislerden hiç biri üye tam sayısının üçte ikisinin katılımı olmaksızın bu konuyu görüşemez ve bu konuyla ilgili karar ancak kullanılan oyların en az üçte ikisinin ekseriyetiyle alınabilir.

Madde 88.

Kral şahsi dokunulmazlığa sahiptir. Bakanlar hesap vermekle yükümlüdür.

Madde 89.

Her hükümdarlık dönemi için hükümdarlık tahsisatı kanunla belirlenir.

Madde 90.

Kral’ın vefatı üzerine, meclisler, Kral’ın vefatının üzerinden en geç on gün içinde çağrı yapılmaksızın toplanır. Meclisler daha önce feshedilmişse ve fesih işlemi meclislerin Kral’ın vefatını takiben on günden daha sonra toplanmalarını gerektiriyorsa, meclislerin sabık üyeleri yerlerini alacak yeni üyeler toplanıncaya kadar görevlerinin başına geçerler.

Kral’ın vefatından halefinin, ya da Naibinin ant içerek göreve geleceği tarihe kadar olan süre içinde, Kral’ın anayasal yetkileri Belçika halkı adına Bakanlar Kurulu tarafından ve onların sorumluluğunda icra edilir.

Madde 91.

Kral, onsekiz yaşını doldurduğunda rüştünü kazanır.

Kral ancak bileşik oturumla toplanmış meclisler önünde aşağıda belirtilen andı içtikten sonra tahta çıkabilir;

“Belçika halkının Anayasasına ve kanunlarına uymaya, ülkenin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumaya ant içerim.”

Madde 92.

Kral vefat ettikten sonra yerine geçecek varisi henüz reşit değil ise, bir Naip veya Vasi atamak üzere her iki meclis birleşik meclis olarak toplanır.

Madde 93.

Kral görevine devam edemeyeceğine karar verirse, bakanlar, bu kifayetsizliği beyan ettirdikten sonra, derhal her iki meclisi de toplantıya çağırırlar. Naip ve Vasisi meclisler tarafından müştereken atanır.

Madde 94.

Sadece tek bir kişi Naip olarak atanabilir.

Naip ancak 91’inci maddede belirtilen andı içtikten sonra göreve başlayabilir.

Madde 95.

Taht boş ise, meclisler, tek bir meclis olarak toplanarak, bütünüyle yeni seçilen meclislerin ilk toplantısına kadar geçici olarak bir Naip atarlar. Bu toplantı iki ay içinde gerçekleşir. Tek bir meclis olarak toplanan yeni meclisler bu boşluğu doldurur.

Bölüm II.

Federal Hükümet Hakkında

Madde 96.

Kral, bakanlarını atar ve görevden azleder.

Temsilciler Meclisi üyelerinin salt çoğunluğuyla güvensizlik oyu verir ve Kral’a yeni Başbakanı teklif eder, ya da güvenoyu önergesini reddettikten sonra üç gün içinde Kral’a yeni Başbakanı teklif ederse, Federal Hükümet Kral’a istifasını sunar. Kral kendisine teklif edilen kişiyi yeni Başbakan olarak atar. Yeni Başbakan ve yeni Federal Hükümet ant içtikten sonra göreve başlar.

Madde 97.

Sadece Belçikalılar bakan olabilirler.

Madde 98.

Kraliyet ailesinin hiçbir üyesi bakan olamaz.

Madde 99.

Bakanlar Kurulu azami onbeş üyeden oluşur.

Muhtemel olarak Başbakan istisna olmak üzere, Bakanlar Kurulu, eşit sayıda Felemenkçe konuşan ve Fransızca konuşan üyelerden oluşur.

Madde 100.

Bakanlar her iki meclise de girebilirler ve her talep ettiklerinde görüşlerini meclise sunabilirler.

Temsilciler Meclisi bakanların toplantıya katılımlarını talep edebilir. Senato, 77’nci maddede anılan bir hükümet ya da meclis üyesinin vereceği Yasa Tasarısının, ya da 78’inci maddede anılan bir Hükümet Yasa Tasarısının görüşülmesi, ya da 56’ncı maddede belirtilen gensoru hakkının icrası için bakanların toplantıya katılmalarını talep edebilir.

Madde 101.

Bakanlar Temsilciler Meclisine karşı sorumludurlar.

Hiçbir bakan, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ötürü kovuşturulamazlar ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 102.

Hiçbir şart altında, Kral’ın yazılı veya sözlü emriyle bir bakan hesap verme yükümlülüğünden ibra edilemez.

Madde 103.

Bakanlar, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar. Bakanların görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bakanlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisine haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir bakan aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili bakanı belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Temsilciler Meclisinin izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıdaki birinci fıkra hükmü uyarınca mahkûm edilen bir bakanın cezası ancak Temsilciler Meclisinin talebiyle kısmen veya tamamen iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Temsilciler Meclisi bakanları itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Bakanlar, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 103’üncü maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 17 Aralık 1996 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 104.

Federal Devlet Sekreterleri Kral tarafından atanır ve görevden alınırlar.

Bunlar Federal Hükümetin üyeleridir. Bakanlar Kurulunda yer almazlar. Bunlar bakanların vekilleridirler.

Görevleri ve karşı imza hakkını kullanabilecekleri süreler Kral tarafından belirlenir.

90’ıncı maddenin ikinci fıkrası ile 93 ve 99’uncu maddeler istisna olarak, bakanlarla ilgili Anayasa hükümleri aynı şekilde Federal Devlet Sekreterleri için de geçerlidir.

Bölüm III.

Sorumluluklar Hakkında

Madde 105.

Kral; Anayasa ve Anayasaya istinaden çıkartılmış özel kanunlar ile resmi olarak kendisine verilen yetkiler haricinde başka bir yetkiye sahip değildir.

Madde 106.

Kral’ın hiçbir işlemi bir bakanın karşı imzası olmaksızın yürürlüğe girmez. Bakan, karşı imzasıyla bu işlemin sorumluluğunu üstlenir.

Madde 107.

Kral, ordudaki rütbeleri bahşeder.

Kral, kanunla belirlenen istisnalar hariç olmak üzere, Devletin genel ve dışişlerinin idaresini yürüten kadrolarında görev yapacak devlet memurlarını atar.

Kral ancak özel yasal hükümler gereğince diğer kadrolara atamalar yapar.

Madde 108.

Kral, kanunların yürürlüğünü durdurma veya yürürlük bakımından muafiyetler tanıma yetkisi olmaksızın, kanunların yürürlüğü için gerekli olan kararnameleri ve yönetmelikleri çıkartır.

Madde 109.

Kanunlar Kral tarafından onaylanır ve ilan edilir.

Madde 110.

Bakanlar ile Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri hakkında daha önce verilmiş olan hükümler hariç olmak üzere, hâkimler tarafından verilen cezaları ortadan kaldırma veya indirme yetkisi Kral’a aittir.

Madde 111.

Kral, İstinaf Mahkemesi tarafından mahkûm edilen bakanları ve Topluluk ya da Bölgesel Hükümet üyelerini ancak Temsilciler Meclisinin ve ilgili konseyin istemi üzerine affedebilir.

Madde 112.

Kral, kanunları yürütürken para basabilir.

Madde 113.

Kral, herhangi bir ayrıcalık tanımaksızın asalet unvanları bahşedebilir.

Madde 114.

Kral, kanunda belirtilen kuralları dikkate alarak askeri emirler verebilir.

Kısım IV.

Topluluklar ve Bölgeler Hakkında

Bölüm I.

Topluluk

I. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Parlamentoları Hakkında

Madde 115.

  • .1. Felemenk Parlamentosu adıyla anılan bir Parlamento ve Fransız Topluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu Parlamentoların tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bulunmaktadır. Bu parlamentonun tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Parlamentosu da dâhildir.

Madde 116.

  • .1. Topluluk ve Bölge Parlamentoları seçilmiş temsilcilerden oluşur.
  • .2. Her bir Topluluk Parlamentosu doğrudan doğruya ilgili Topluluk Parlamentosuna ya da Bölge Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

137’nci madde hükümlerinin uygulanacağı haller haricinde, her bir Bölge Parlamentosu, ilgili Bölge Parlamentosu ya da Topluluk Parlamentosuna seçilmiş üyelerden oluşur.

Madde 117.

Topluluk ve Bölge Parlamentoları üyeleri beş yıl süreyle seçilirler. Topluluk ve Bölge Parlamentoları her beş yılda bir tümüyle yeniden seçilirler.

4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça, Topluluk ve Bölge Parlamentosu seçimleri Avrupa Parlamentosu seçimleriyle aynı tarihte yapılır.

Madde 118.

  • .1. 116’ncı maddenin ikinci fıkrasında anılan seçimler ve Topluluk ve Bölge Parlamentolarının tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Parlamentosu, Fransız Topluluğu Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosunun seçimleri, tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir.

Federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamento üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 118. mükerrer.

2 ve 3’üncü maddelerde anılan Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri kamu makamlarınca işletilen, ya da imtiyaz hakkı tanınmış ulaşım araçlarıyla ulusal sınırlar içerisinde ücretsiz seyahat etme hakkına sahiptirler.

Madde 119.

Bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosu üyesi aynı zamanda Temsilciler Meclisi üyesi olamaz. Ayrıca, bu üye 67’nci maddenin birinci fıkrasının 1, 2, 6 ve 7 numaralı bentlerinde anılan senatörlerden de olamaz.

Madde 120.

Topluluk ve Bölge Parlamento üyeleri 58 ve 59’uncu maddelerde belirtilen dokunulmazlık haklarına sahiptirler.

II. Alt Bölüm

Topluluk ve Bölge Hükumetleri Hakkında

Madde 121.

  • .1. Felemenk Topluluğu Hükümeti ve Fransız Topluğu Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetlerin tertibi ve çalışma esasları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun Hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümetin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

  • .2. 137’nci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 39’uncu maddede anılan bölgesel organlara her Bölgenin Hükümeti de dâhildir.

Madde 122.

Topluluk ve Bölge Hükümeti üyeleri Parlamentolar tarafından seçilirler.

Madde 123.

  • .1. Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin tertibi ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Almanca Konuşanlar Topluluğu Hükümeti hariç olmak üzere, bu kanun 4’üncü Maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilir.
  • .2. Felemenk Topluluğu Hükümeti, Fransız Topluluğu Hükümeti ve Valon Bölgesi Hükümetinin tertibi ve çalışma esaslarına ilişkin hangi hususların kanunla düzenleneceği 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunda belirtilir. Her bir Parlamentonun kendi düzenleme yetkisinde olan hususlar duruma göre 134’üncü maddede anılan bir federal kanunla ya da bir tüzükle düzenlenir. 134’üncü maddede anılan bu federal kanun ve tüzükler, ilgili Parlamentonun üyelerinin ekseriyetinin katıldığı bir oylamada kullanılan oyların üçte ikisinin çoğunluğuyla kabul edilir.

Madde 124.

Hiçbir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesi, görevini yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ve kullandığı oylarından ötürü kovuşturulamaz ya da soruşturmaya tabi tutulamaz.

Madde 125.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyeleri, görevlerini yürütürken kendilerine isnat olunan suçlar için münhasıran istinaf mahkemesi tarafından yargılanırlar.

Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin üyelerinin görevleri dışında kendilerine isnat olunan ve bunlar sebebiyle görevlerini yürüttükleri sırada yargılandıkları suçlar için de aynı kural geçerlidir. 59’uncu madde ya da duruma göre 120’nci madde hükümleri uygulanmaz.

Kovuşturma ve yargılanma aşamalarının her ikisi için de, bunlar aleyhine yürütülecek adli takibatın şekli kanunla belirlenir.

Yargı yetkisini haiz umumi heyet niteliğindeki istinaf mahkemesi ve bunun bileşimi kanunla belirlenir. İstinaf mahkemesinin kararları Yüksek Mahkeme genel kurulu nezdinde temyiz edilebilir. Yüksek Mahkemenin genel kurulu davayı esastan incelemez.

Sadece yetkili istinaf mahkemesi savcısı bir Topluluk ve Bölge Hükümeti üyesinin aleyhine ceza davası başlatabilir ve yürütebilir.

İlgili üyeyi belirli bir mahkemeye havale edebilmek, ya da tahliye edebilmek, doğrudan istinaf mahkemesine celp edebilmek ve suçüstü halleri hariç, tutuklayabilmek için Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun izni gerekmektedir.

103 ve 125’inci maddelerin her ikisinin de uygulanacağı hallerde ve 125’inci maddenin iki kez uygulanacağı hallerde izlenecek usul kanunla belirlenir.

Yukarıda birinci fıkra uyarınca mahkûm edilen bir Topluluk ya da Bölge Hükümetinin üyesinin cezası ancak bir Topluluk ya da Bölge Parlamentosunun istemiyle iptal edilebilir/indirilir (gras).

Mağdur tarafların hangi hallerde ve hangi kurallara göre hukuk davası açabilecekleri kanunla belirlenir.

Bu maddede anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Geçici hüküm.

Ön adli soruşturma konusu olan fiiller, ya da bu maddenin uygulanması için çıkartılan kanunun yürürlük tarihinden önce başlatılan adli takibatlar için mevcut madde hükmü uygulanmaz.

Böyle bir durumda şu hüküm uygulanır: Topluluk veya Bölge Parlamentoları kendi hükümetlerinin üyelerini itham edebilir ve Yüksek Mahkemeye sevk edebilir. Üyeler, ceza kanunlarında belirtilen davalar ve bu kanunların öngördüğü cezalarla ilgili olarak sadece bu mahkemenin genel kurulu tarafından yargılanabilirler. Anayasanın 125’inci maddesinin geçici ve kısmen uygulanması hakkında 28 Şubat 1997 tarihli Kanunun bu davalarda uygulanmasına devam edilir.

Madde 126.

Topluluk ve Bölge Hükümetleri üyeleriyle ilgili Anayasa hükümlerinin yanı sıra 125’inci maddenin son fıkrasının uygulanmasına ilişkin esasları düzenleyen uygulama kanununun hükümleri Bölgesel Devlet Sekreterleri için de aynı şekilde uygulanır.

Bölüm II.

Sorumluluklar

I. Alt Bölüm

Toplulukların Sorumlulukları

Madde 127.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Aşağıda sayılan konular hariç eğitim alanında;
  3. a) Zorunlu eğitimin başlangıç ve bitiş sürelerinin belirlenmesi;
  4. b) Asgari diploma alma şartları;
  5. c) Emeklilik planı;
  6. Topluluklar arasında işbirliğinin yanı sıra 1 ve 2 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil uluslararası işbirliği alanında, düzenlemeler yaparlar.

1 numaralı bentte anılan kültürel alanların neler olduğu ve 3 numaralı bentte anılan işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca 3 numaralı bentte anılan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar, sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerin yanı sıra, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş diğer kurumlar nezdinde kanun hükmündedirler.

Madde 128.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde federal kanunlar marifetiyle kişisel alanların yanı sıra, antlaşmalar yapmak dâhil topluluklar ve uluslararası örgütler arasındaki işbirliğini ilgilendiren alanlarda da düzenlemeler yaparlar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, Federal kanunlar, faaliyetleri sebebiyle münhasıran anılan Topluluklardan birine ait olduğu kabul edilmesi gereken, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde kurulmuş kurumlarla ilgili olarak sırasıyla Felemenkçe Konuşulan ve Fransızca Koşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler.

Madde 129.

  • .1. Felemenk ve Fransız Toplulukları Parlamentoları her biri kendi yetki sınırları çerçevesinde, federal yasama organının yetkisine giren alanlar hariç, federal kanunlar marifetiyle;
  1. İdari konularla ilgili olarak;
  2. Kamu makamlarınca kurulmuş, desteklenen veya tanınan kurumlardaki eğitim hizmetleriyle ilgili olarak;
  3. İşveren ve çalışanlar arası sosyal ilişkiler ve kanun ve yönetmeliklerin gerektirdiği şirket yönergeleri ve belgeleriyle ilgili olarak, düzenlemeler yaparlar.
  • .2. Aşağıda belirtilen alanlar hariç olmak üzere, bu federal kanunlar sırasıyla Felemenkçe ve Fransızca Konuşulan Bölgelerde kanun hükmündedirler;

− Belediyeler, ya da kanunun, bunların yer aldıkları Bölgenin dilinden başka bir dilin kullanımını öngördüğü veya izin verdiği bir diğer dilsel Bölgeye komşu belediye birlikleri. Bu belediyelerle ilgili olarak; birinci fıkrada belirtilen konularla bağlantılı olarak dil kullanımını düzenleyen kurallarda ancak 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla değişiklik yapılabilir.

− Kanunda belirtilen, faaliyetleri birden fazla Topluluğu kapsayan federal ve uluslararası kuruluşlar.

Madde 130.

  • .1. Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu federal kanun marifetiyle;
  1. Kültürel alanlarda;
  2. Kişiler konularda;
  3. 127’nci maddenin birinci fıkrasının ilk bendi ve 2 numaralı bendinde belirtilen sınırlar çerçevesinde eğitim alanında;
  4. 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde belirtilen alanlarda antlaşmalar yapmak dâhil, Toplulukların yanı sıra uluslararası kuruluşlarla işbirliği alanında;
  5. Kamu makamları tarafından kurulan, desteklenen veya tanınan kuruluşların eğitim faaliyetlerinde dil kullanımı alanında düzenlemeler yapar.

Bu kişisel alanların neler olduğu ve bu işbirliğinin hangi şekilde yapılacağı ve ayrıca bu antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel düzenlemeler, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmiş bir kanunla düzenlenir.

  • .2. Federal kanunlar Almanca Konuşulan Bölgede kanun hükmündedir.

Madde 131.

İdeolojik veya felsefi gerekçelere dayalı her çeşit ayrımcılığı önlemeye dönük tedbirler kanunla düzenlenir.

Madde 132.

Yasa teklifi verme hakkı Topluluk Hükümetine ve Topluluk Parlamentosu üyelerine aittir.

Madde 133.

İdarenin federal kanunları yorumlama yetkisi sadece kanunla düzenlenir.

II. Alt Bölüm

Bölgelerin Yetkileri Hakkında

Madde 134.

39’uncu maddenin uygulanması amacıyla çıkartılan kanunlar, bu tüzüklere istinaden kurulan kurumların bu tüzüklerce belirlenen alanlarda çıkarttıkları tüzüklerin yargısal yetkisini tayin eder.

Bu tüzükler, bu kurumlara kendi yetkileri çerçevesinde ve belirleyecekleri şekilde kanun hükmünde federal kanunlar çıkartma yetkisi tanıyabilirler.

III. Alt Bölüm

Özel Hükümler

Madde 135.

Çift dilli Brüksel-Başkent bölgesi bağlamında, 128’inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen alanlara ilişkin olarak Topluluklara bırakılmamış yetkileri icra edecek kurumlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

Madde 136.

Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunda topluluklarla ilgili konulardan sorumlu dilsel grupların yanı sıra icra yetkilerini haiz komisyonlar bulunur. Bunların tertibi, çalışma esasları ve yetkileri ve 175’inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tahsisatları 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bu komisyonlar, iki Topluluk arasında danışma ve koordinasyon organı olarak görev yapan bir Birleşik Komisyon teşkil ederler.

Madde 137.

39’uncu madde hükümlerinin uygulanması bağlamında, Felemenk ve Fransız Parlamentolarının yanı sıra bu bölgelerin Hükümetleri, kanunda düzenlenen şartlar ve hükümlere uygun olarak sırasıyla, Felemenk Bölgesi ve Valon Bölgesine tanınan yetkileri icra edebilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

Madde 138.

Bir tarafta Fransız Topluluğu Parlamentosu ve diğer tarafta Valon Bölgesi Parlamentosu ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosundaki Fransızca dil grubu, Fransızca konuşulan bölgede Valon Bölgesi Parlamentosunun ve hükümetinin, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde ise Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosunun Fransızca grubunun ve bunun icra yetkilerini haiz komisyonunun, Fransız Topluluğunun yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu federal kanunlar, Parlamento ya da ilgili dil grubunun üye tam sayısının ekseriyetinin oylamada hazır bulunmaları şartıyla, Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından üçte iki oy çoğunluğuyla ve Valon Bölge Parlamentosu ve Brüksel–Başkent Bölge Parlamentosundaki Fransızca grubu tarafından salt çoğunlukla kabul edilirler. Federal kanunlar, bu kanunlarda öngörülen yetkilerin finansmanına ilişkin esasların yanı sıra bu yetkiler bağlamında personel, varlık, hak ve yükümlülüklerin devrine ilişkin esasları düzenleyebilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 139.

Almanca Konuşulan Topluluk Parlamentosu ve Valon Bölgesi Parlamentosu, kendi hükümetlerinin teklifi üzerine, Almanca Konuşulan Bölge Parlamentosu ve Hükümetinin Valon Bölgesinin yetkilerini tamamen veya kısmen kullanabileceklerini karşılıklı mutabakatla ve her biri bir federal kanun marifetiyle kararlaştırabilirler.

Bu yetkiler, duruma göre, federal kanunlar, kararlar ya da yönetmeliklerle icra edilir.

Madde 140.

Almanca Konuşulan Topluluğun Parlamentosu ve Hükümeti kanunun kendilerine tanıdığı diğer tüm yetkileri karar ve yönetmelikler marifetiyle kullanırlar.

Bu karar ve yönetmelikler 159’uncu madde hükümlerine tabidir.

Kısım V.

Anayasa Mahkemesi ve İhtilafların Önlenmesi

ve Çözümlenmesi Hakkında

Bölüm I.

Yetki İhtilaflarının Önlenmesi

Madde 141

134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının yanı sıra 134’üncü maddede anılan federal kanunlar birbirleriyle olan ihtilaflarının ve tüzüklerin birbirleriyle olan ihtilaflarının önlenmesine dair usul kanunla düzenlenir.

Bölüm II.

Anayasa Mahkemesi Hakkında

Madde 142.

Belçika’nın tamamı için tek bir Anayasa Mahkemesi vardır. Anayasa Mahkemesinin tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla belirlenir.

Mahkeme, aşağıda belirtilen konularda hüküm verir;

  1. 141’inci maddede anılan ihtilaflar;
  2. 134’üncü maddede anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzüğün 10, 11 ve 24’üncü maddelerde sebep olduğu ihlaller;
  3. Kanunun 134’üncü maddesinde anılan bir kanun, federal kanun ya da tüzük marifetiyle belirlediği anayasa ihlalleri;

Bir mesele, kanunun öngördüğü herhangi bir merci, meseleyle ilgisini kanıtlayabilen herhangi bir şahıs, ya da ön yargılama maksadıyla, herhangi bir mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesine havale edilebilir.

Birinci ve ikinci fıkralar ile 3 numaralı bent ve üçüncü fıkrada anılan kanunlar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilirler.

Bölüm III.

Çıkar Çatışmalarının Önlenmesi ve

Çözümlenmesi Hakkında

Madde 143.

  • .1. Federal Devlet, Topluluklar, Bölgeler ve Müşterek Topluluklar Komisyonu görevlerini yürütürlerken çıkar çatışmalarını önlemek için federal sadakate saygılı şekilde hareket ederler.
  • .2. Senato; 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ya da tüzükler marifetiyle yasama yetkisini kullanan meclisler arasında ortaya çıkabilecek çıkar çatışmaları hakkında, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve usule uygun olarak, gerekçeli görüşünü belirtmek suretiyle karar alır.
  • .3. Federal Hükümet, Topluluk ve Bölge Hükümetleri ile Müşterek Topluluklar Komisyonu Birleşik Komisyonu arasındaki çıkar çatışmalarını önlemeye ve çözümlemeye dönük usul, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Geçici Hüküm.

Çıkar çatışmalarının önlenmesi ve çözümlenmesiyle ilgili olarak, kurumsal reformlar hakkında 9 Ağustos 1980 tarihli olağan kanun hükümleri geçerlidir. Ancak, bu kanun sadece iki ve üçüncü fıkralarda anılan kanunlarla yürürlükten kaldırabilir, tamamlanabilir, düzeltilebilir, ya da yenisiyle değiştirilebilir.

Kısım VI.

Yargı Yetkisi Hakkında

Madde 144.

Mahkemeler, medeni haklara ilişkin ihtilaflarda tek yetkili mercidirler.

Madde 145.

Kanunun belirlediği istisnalar hariç olmak üzere, mahkemeler, siyasal haklara ilişkin ihtilaflarda yetkili mercilerdir.

Madde 146.

Bir mahkeme ve hüküm verme yetkisini haiz bir organ sadece kanun gereği kurulabilir. Hangi adla olursa olsun, olağanüstü yetkileri haiz hiçbir mahkeme veya komisyon kurulamaz.

Madde 147.

Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Mahkeme mevcuttur.

Bu mahkemenin davaların konusuyla ilgili olarak hiçbir yetkisi bulunmamaktadır.

Madde 148.

Halka açıklık, kamunun ahlakını veya huzurunu tehlikeye atmadıkça ki, böyle bir durumda mahkeme bu durumu bir kararla beyan eder, mahkemelerde duruşmalar halka açıktır.

Siyasal veya basınla ilgili suçlarda duruşmalar sadece oybirliğiyle karar alacak bir heyet tarafından görülür.

Madde 149.

Her hüküm gerekçelendirilir. Hükümler halka duyurulur.

Madde 150.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı motifleri taşıyan basın suçları müstesna, ceza hukukuna giren tüm konuların yanı sıra siyasal ve basın suçlarında jüri yemin ederek görev yapar.

Madde 151.

  • .1. Hâkimler yargı görevlerini yürütürken bağımsızdırlar. Yetkili bakanın kovuşturma talep etme, soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili politika dâhil ceza hukuku politikalarıyla ilgili olarak bağlayıcı yönergeler çıkartma hakkı saklı kalarak, savcı, münferit soruşturmaları ve kovuşturmaları yürütürken bağımsız hareket eder.
  • .2. Belçika’nın tamamı için bir Yüksek Adalet Konseyi mevcuttur. Yüksek Adalet Konseyi yetkilerini yerine getirdiği sırada birinci fıkrada anılan bağımsızlık ilkesini gözetir.

Yüksek Adalet Konseyi, Felemenkçe Konuşanlar Komisyonu ve Fransızca Konuşanlar Komisyonundan oluşur. Her komisyon eşit sayıda üyeye sahiptir ve eşit temsil haklarına sahip olan, kanunda belirtilen şartlara ve şekle uygun olarak doğrudan doğruya meslektaşları tarafından seçilmiş hâkimler ve savcılık bürosu memurları ile Senato tarafından kanunda belirtilen şartlarla üçte iki çoğunluk oyuyla atanmış üyelerden oluşur.

Her bir komisyonda bir adaylık ve atamalar komitesinin yanı sıra bir danışma ve araştırma komitesi yer almaktadır. Bu komiteler bir önceki fıkra hükümleri uyarınca eşit temsiliyet esasıyla oluşturulurlar.

Yüksek Adalet Konseyinin, komisyonlarının ve bunların komitelerinin tertibi ve ayrıca yetkilerini hangi şart ve şekilde kullanacakları kanunla belirlenir.

  • .3. Yüksek Adalet Konseyi aşağıda belirtilen alanlarda yetkilidir;
  1. §.4. fıkranın ilk paragrafında anıldığı üzere, hâkim olarak ya da savcılık ofisine memur olarak atanacak adayların belirlenmesi;
  2. §.5. fıkranın ilk paragrafında anılan görevlere ve savcılık ofisinin başına atanacak adayların belirlenmesi;
  3. Hâkimlik ya da savcılık ofisi memurluğu görevine erişim;
  4. Hâkimlerin ve savcılık ofisi memurlarının eğitimi;
  5. İkinci fıkrada anılan görevlerin genel profil tanımını hazırlamak;
  6. Yargının genel işleyişi ve organizasyonu hakkında tavsiyelerde ve tekliflerde bulunmak;
  7. İç denetim araçlarının kullanımını genel olarak gözetmek ve teşvik etmek;
  8. Her türlü disiplin ve cezai yetkileri hariç tutarak:

─ Yargının işleyişine dair şikâyetleri almak ve takip etmek;

─ Yargının işleyişi hakkında inceleme düzenlemek.

1 ila 4 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler, kanunda belirtilen şartlar ve şekilde ilgili adaylık ve atamalar komitesine devredilir ve     5 ila 8 numaralı bentler arasında kalan bentlerde anılan yetkiler ilgili danışma ve araştırma komitesine devredilir. Adaylık ve atamalar komitesi ve danışma ve araştırma komitesinin hangi hallerde ve ne şekilde yetkilerini müştereken kullanacakları kanunla düzenlenir.

Bu Konseyin diğer yetkileri 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla belirlenir.

  • .4. Sulh hâkimleri ve diğer mahkemelerin hâkimleri ve Yüksek Mahkeme hâkimleri kanunda belirtilen şartlarda ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

İstinaf Mahkemesi hâkimi ya da Yüksek Mahkeme hâkimi atamalarında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

  • .5. Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, istinaf mahkemelerinin birinci başkanları ve alt derece mahkemelerinin başkanları bu görevlere, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde Kral tarafından atanırlar.

Bu atama, ilgili adaylık ve atamalar komitesinin gerekçeli aday listesine dayalı olarak, kanunda belirtilen şartlarla, üçte iki ekseriyetle ve adayın yeterliliği ve uygunluğu değerlendirildikten sonra gerçekleştirilir. Bir aday ancak kanunda belirtilen şekilde ve gerekçesi belirtilerek reddedilebilir.

Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, ya da bir istinaf mahkemesinin birinci başkanının atanmasında, ilgili mahkemenin genel kurulu, bir önceki cümlede belirtilen adayın açıklanmasından önce, kanunda belirtilen şekle uygun olarak gerekçeli görüşünü açıklar.

Yüksek Mahkeme Başkanı, bu mahkemenin daire başkanları, istinaf mahkemelerinin daire başkanları ve alt mahkemelerin başkan yardımcıları, kanunda belirtilen şartlarla ve şekilde, mahkemelerin kendi aralarından bu görevlere atanırlar.

152’nci madde hükmüne rağmen, bu görevlere yapılan atamaların süresi kanunla belirlenir.

  • .6. Beşinci fıkranın 4 numaralı bendinde anılan hâkimler ve görevliler ve savcılık ofisi memurları kanunda belirtilen şekle uygun olarak değerlendirmeye tabidirler.

Geçici hüküm.

Üç ila altıncı fıkralar arasında kalan hükümler, ikinci fıkrada anılan Yüksek Adalet Konseyinin kurulmasından sonra yürürlüğe girer.

Yüksek Mahkemenin birinci başkanının ve başkanlarının, bu mahkemenin daire başkanlarının, istinaf mahkemelerinin birinci başkanlarının, bu mahkemelerin daire başkanlarının ve alt mahkemelerin başkan ve başkan yardımcılarının bu tarih itibariyle kanunda belirtilen süre ve şartlarla bu görevlere atanmış ve aynı zamanda sırasıyla, Yüksek Mahkemeye, İstinaf Mahkemesine, ya da iş mahkemesine ve ilgili alt mahkemeye atanmış kabul edilirler.

Bu zaman zarfında aşağıda belirtilen hükümler uygulanmayı sürdürür;

Sulh hâkimleri ve alt derece mahkemelerinin hâkimleri doğrudan doğruya Kral tarafından atanır.

İstinaf Mahkemelerinin hâkimleri ve bunların yetkisindeki asliye mahkemelerinin başkanları ve başkan yardımcıları, her birinde biri bu mahkemeler diğeri ise duruma göre vilayet meclisleri ve Brüksel-Başkent Bölgesi Parlamentosu tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Yüksek Mahkeme hâkimleri, her birinde biri Yüksek Mahkeme diğeri ise duruma göre Temsilciler Meclisi ve Senato tarafından belirlenen iki aday bulunan iki listeden Kral tarafından atanırlar.

Anılan bu iki durumda, bir listede yer alan adaylar diğer listede de yer alabilirler.

Tüm adaylıklar atamadan en az onbeş gün önce kamuoyuna duyurulur.

Mahkemeler, başkanlarını ve başkan yardımcılarını kendi üyeleri arasından seçerler.

Madde 152.

Hâkimler ömür boyu süreyle atanırlar. Kanunda belirtilen yaşta emekliye ayrılırlar ve yasada belirtilen emeklilik aylığını alırlar.

Mahkeme kararı olmaksızın hiçbir hâkim görevden alınamaz ya da uzaklaştırılamaz.

Bir hâkim ancak yeni bir göreve atanarak ve kendi rızasıyla transfer edilebilir.

Madde 153.

Mahkemelere bağlı olarak görev yapan savcılık ofisinin memurları Kral tarafından göreve atanır ve görevden alınırlar.

Madde 154.

Yargı mensuplarının aylıkları kanunla belirlenir.

Madde 155.

Bir hâkim hükümetten ücretli bir görev kabul edemez, bu görev ücretsiz ifa edilmedikçe ki böyle bir durumda, bu görev kanunda belirtilen hâkimlerin görevleriyle bağdaşmayan bir görev olmamalıdır.

Madde 156.

Belçika’da beş istinaf mahkemesi bulunur;

  1. Felemenk Brabant, Valon Brabant vilayetleri ve çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesini kapsayan Brüksel İstinaf Mahkemesi;
  2. Batı Flanders ve Doğu Flanders vilayetlerini kapsayan Ghent İstinaf Mahkemesi;
  3. Antwerp ve Limburg vilayetlerini kapsayan Antwerp İstinaf Mahkemesi;
  4. Liege, Namur ve Lüksemburg vilayetlerini kapsayan Liege İstinaf Mahkemesi;
  5. Hainaut vilayetini kapsayan Mons İstinaf Mahkemesi.

Madde 157.

167’nci maddenin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde anılan savaş durumunun mevcut olduğunun ilân edildiği hallerde askerî mahkemeler kurulur. Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra üyelerinin görev süresi kanunla belirlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde ticaret mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

İş mahkemelerinin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar da kanunla düzenlenir.

Kanunda belirtilen yerlerde cezaların icrası için kurulmuş mahkemeler bulunmaktadır. Bu mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin atanma şekli ve üyelerin görev süresine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Birinci fıkra hükmü, Askerî Ceza Muhakeme Usûl Kanunun Birinci ve İkinci Faslını içeren 15 Haziran 1899 tarihli Kanun yürürlükten kaldırıldığı tarihte yürürlüğe girer.

O tarihe kadar, aşağıda belirtilen hüküm geçerlidir;

Askerî mahkemelerin teşkili, yetkileri, üyelerinin hak ve yükümlülükleri ve ayrıca üyelerinin görev süreleri özel kanunlarla düzenlenir.

Madde 158.

Yüksek Mahkeme yetki ihtilaflarını kanunda belirtilen şekilde karara bağlar.

Madde 159.

Mahkemeler, kanuna uygun olmak kaydıyla, sadece genel, vilayet ya da yerel düzeydeki kararları ve yönetmelikleri uygularlar.

Kısım VII.

Danıştay ve İdare Mahkemeleri Hakkında

Madde 160.

Belçika’nın tamamı için bir Danıştay mevcuttur. Tertibi, yetkileri ve çalışma esasları kanunla düzenlenir. Ancak, kanun Kral’a, kanunda belirlenen esaslara göre bir usul belirleme yetkisi verebilir.

Danıştay, idare mahkemesi olarak, kanunda belirtilen davalarda hüküm vermek suretiyle kararlar alır ve görüş bildirir.

Madde 161.

Bir idare mahkemesi sadece kanun gereği kurulabilir.

Kısım VIII.

İl ve Mahalli İdareler

Madde 162.

İl ve mahalli idareler kanunla düzenlenir. Aşağıda belirtilen esasların uygulanması kanunla teminat altına alınmıştır;

  1. İl ve mahalli idarelerin üyelerinin doğrudan doğruya seçilmesi;
  2. İşlemlerinin kanunda belirtilen hallerde ve şekilde onaylanması zorunluluğuna halel gelmeksizin, ilin ve belediyenin menfaatini ilgilendiren konularda il ve mahalli idare meclislerinin görevlendirilmesi;
  3. Yetkilerin il ve mahalli idarelere dağıtılması;
  4. İl ve mahalli idare meclisi toplantılarının, kanunda belirtilen sınırlar ölçüsünde, halka açık şekilde düzenlenmesi;
  5. Hesapların ve bütçelerin halka açıklanması;
  6. Yasaların ihlalini ya da kamunun çıkarlarının zarar görmesini önlemek maksadıyla, gözetim makamının, ya da federal yasama erkinin müdahalesi;

İdari gözetim faaliyetlerinin organizasyonu ve yürütülmesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, Topluluk veya Bölge Parlamentoları tarafından düzenlenebilir.

Birden fazla ilin ya da belediyenin işbirliği yapma veya birlik oluşturmasına ilişkin şartlar ve yöntem, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanuna uygun olarak, 134’üncü maddede anılan federal kanun ya da tüzükle belirlenir.

Ancak, il veya belediye meclislerinin müşterek şekilde müzakerede bulunmalarına izin verilemez.

Madde 163.

Felemenk ve Valon Bölgelerinde seçimle göreve gelen il idarelerince icra edilen yetkiler, 127 ve 128’inci maddeler uyarınca kendi sorumluluk alanına giren konularda, çift dilli Brüksel-Başkent Bölgesinde Felemenk ve Fransız Toplulukları ve Müşterek Topluluk Komisyonu tarafından, diğer konularda ise Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilir.

Ancak, üyeleri Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından atanmış herhangi bir kurum ya da Brüksel-Başkent Bölgesi tarafından icra edilecek 39’uncu maddede anılan alanlara girmeyen, ilk fıkrada belirtilen yetkilere dair detaylı kurallar 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir. 127 ve 128’inci maddelerde belirtilen alanlarla ilgili olan, birinci fıkrada anılan yetkilerin tamamen ya da kısmen 136’ncı maddede belirtilen kurumlara tanınmasına ilişkin kurallar, aynı ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 164.

Medeni hallerle ilgili nüfus kayıt belgelerinin düzenlenmesi ve nüfus kayıt kütüklerinin muhafazası sadece mahalli idarelerin sorumluluğundadır.

Madde 165.

  • .1. Büyükşehir belediyeleri ve belediye federasyonları kanunla kurulur. Bunların teşkili ve yetkileri kanunla belirlenir. Kanun bunları belirlerken, 162’nci maddede belirtilen esasların uygulanmasını teminat altına alır.

Her bir büyükşehir belediyesi bir meclis ve icra komitesine sahiptir.

İcra komitesinin başkanı meclisin içinden seçilir. Seçim Kral tarafından onanır. Statüsü kanunla belirlenir.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının kararları ve düzenlemeleri hakkında 159 ve 190’ıncı madde hükümleri uygulanır.

Büyükşehir belediyelerinin ve belediye federasyonlarının sınırları ancak kanun gereğince değiştirilebilir ya da düzeltilebilir.

.2. Her büyükşehir belediyesinin ve yakınındaki belediye federasyonlarının kendi yetki sınırları içinde kalan teknik nitelikteki ortak problemleri inceleyebilmeleri için, kanunda belirtilen şartlar ve yönteme uygun olarak birbirleriyle istişarede bulunabilmeleri amacıyla kanunla bir merci kurulur.

  • .3. Birden fazla belediye federasyonu yetkilerine giren alanlardaki sorunları müşterek şekilde düzenlemek ve yönetmek maksadıyla, kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle birbirleriyle ya da bir veya daha fazla sayıda büyükşehir belediyesiyle işbirliği yapabilir, ya da ortaklıklar kurabilir.

Madde 166.

  • .1. Aşağıda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesi 165’inci madde hükümlerine tabidir.
  • .2. Krallığın başkentinin sınırları içinde bulunduğu büyükşehir belediyesinin yetkileri, 39’uncu madde uyarınca kurulan Brüksel-Başkent Bölgesi kurumları tarafından, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şekilde icra edilir.
  • .3. 136’ncı maddede tanımlanan kurumların;
  1. Her biri, kendi toplulukları adına, kültürel, eğitim ve kişisel alanlarda diğer düzenleme yetkileriyle aynı yetkilere sahiptirler;
  2. Her biri, kendi toplulukları adına, Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosu tarafından kendilerine devredilen yetkileri icra ederler;
  3. Tamamı, 1 numaralı bentte belirtilen alanlardan ortak menfaatleri ilgilendirenleri müşterek şekilde düzenlerler.

Başlık IV.

Uluslararası İlişkiler Hakkında

Madde 167.

  • .1. Toplulukların ve Bölgelerin Anayasa uyarınca ya da gereğince kendi yetkilerinde olan alanlarla ilgili olarak, antlaşma yapmak dâhil uluslararası alandaki işbirliklerini düzenleme yetkileri saklı kalmak şartıyla, uluslararası ilişkiler Kral tarafından yönlendirilir.

Kral silahlı kuvvetlere komuta eder. Savaş durumunun mevcut olduğunu, ya da düşmanlıkların sona erdiğini ilân eder. Devletin menfaatlerinin ve güvenliğinin elverdiği ölçüde, meclislere diğer uygun mesajları iletir.

Ülke topraklarının terki, takası veya genişletilmesi sadece kanun gereği gerçekleşebilir.

  • .2. Üçüncü fıkrada belirtilen konularla ilgili olanlar hariç, Kral antlaşmaları imzalar. Bu antlaşmalar ancak meclisler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .3. 121’inci maddede belirtilen Topluluk ve Bölge Hükümetlerinin her biri kendi Parlamentolarının yetki alanına giren konularla ilgili antlaşmalar yaparlar. Bu antlaşmalar ancak Parlamentonun onayını aldıktan sonra yürürlüğe girer.
  • .4. Üçüncü fıkrada belirtilen antlaşmalar ve Anayasa gereği bölgelerin ya da toplulukların yetki alanının dışında kalan antlaşmaların yapılmasına ilişkin özel kurallar, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.
  • .5. Kral, ilgili Topluluk veya Bölge Hükümetinin muvafakatiyle, 18 Mayıs 1993 tarihinden önce imzalanan ve üçüncü fıkrada belirtilen konuları kapsayan antlaşmaların fesih olunacağını ilan edebilir.

Topluluk ya da Bölge Hükümetleri Kral’ı bu antlaşmaların fesih olunacağını ilân etmeye davet ederlerse, Kral bunu ilân eder. İlgili Topluluk ve Bölge Hükümetleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesinde izlenecek usul 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Madde 168.

Meclisler; Avrupa Topluluğunu kuran antlaşmalar ve bunları tadil eden ya da tamamlayan antlaşmalar ve kanunlardaki her türlü değişiklikle ilgili müzakereler hakkında başlangıçtan itibaren bilgilendirilirler. Antlaşmanın taslağı imzalanmadan önce meclislere sunulur.

Madde 169.

36 ve 37’nci maddelerde anılan makamlar uluslararası ve ulusüstü yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak için, kanunda belirtilen gereklerin yerine getirilmesi şartıyla, geçici olarak 115 ve 121’inci maddelerde belirtilen kurumların yerini alabilirler. Bu kanun 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilmelidir.

 Başlık V

Maliye Hakkında

Madde 170.

  • .1. Devletin menfaatine olan vergiler ancak kanunla konulabilir.
  • .2. Bir topluluğun veya bölgenin menfaatine olan vergiler ancak 134’üncü maddede belirtilen bir federal kanun ya da tüzükle konulabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .3. Bir il idaresi ancak il meclisinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

  • .4. Büyükşehir belediyeleri, belediye federasyonları ya da belediyeler ancak kendi meclislerinin kararıyla harç veya vergi koyabilir.

Birinci fıkrada anılan vergilerle ilgili olarak gerekli görülen istisnalar kanunla belirlenir.

Madde 171.

Devletin, bir topluluğun ya da bölgenin menfaatine olan vergiler yılda bir kez oylanır.

Bu vergileri çıkartan tüzükler yenilenmezler ise, sadece bir yıllığına geçerlidirler.

Madde 172.

Vergiler bağlamında imtiyaz tanınamaz.

Kanun haricinde vergi istisnaları veya vergi indirimleri tanınamaz.

Madde 173.

İl idarelerinin ve denizden kazanılmış topraklardan, drenaj ve selden korunma faaliyetlerinden sorumlu kurumların menfaatine olanlar ve 134’üncü maddede anılan kanunlar, federal kanunlar ve tüzüklerde resmi şekilde belirlenmiş istisnalar hariç olmak üzere, vatandaşlardan talep edilecek harçlar sadece, Devletin, Topluluğun, Bölgenin, büyükşehir belediyesinin, belediye federasyonunun veya belediyenin menfaatleri gözetilerek çıkartılan vergi şeklinde olabilir.

Madde 174.

Temsilciler Meclisi her yıl kesin hesap uzlaşısını sağlamak ve bütçeyi onaylamak amacıyla bir kanun çıkartır. Ancak, Temsilciler Meclisi ve Senato kendi çalışma bütçelerini yıllık olarak belirlerler.

Devletin tüm gelir ve giderleri bütçede ve hesaplarda yer almak zorundadır.

Madde 175.

Felemenk Topluluğunun ve Fransız Topluluğunun finansmanına dair sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Felemenk Topluluğu Parlamentosu ve Fransız Topluluğu Parlamentosunun her biri, kendi yetki alanına giren konularda bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 176.

Almanca Konuşanlar Topluluğunun finansmanına ilişkin sistem bir kanunla düzenlenir.

Almanca Konuşanlar Topluluğu Parlamentosu bir federal kanun çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenler.

Madde 177.

Bölgelerin finansmanına ilişkin sistem 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunla düzenlenir.

Bölge Parlamentolarının her biri, kendi yetki alanına giren konularda 134’üncü maddede anılan bir tüzük çıkartarak gelirlerinin kullanımını düzenlerler.

Madde 178.

Brüksel-Başkent Bölgesi, 4’üncü maddenin son fıkrasında belirtilen ekseriyetle kabul edilen bir kanunda belirtilen şartlar ve yöntemle, mali araçlarını 134’üncü maddede anılan bir tüzük marifetiyle Müşterek Topluluk Komisyonuna ve Felemenk ve Fransız Topluluğu Komisyonlarına devreder.

Madde 179.

Kamu hazinesinden ödenecek emeklilik aylığı veya emeklilik ikramiyeleri için sadece kanuna uygun olarak tahsisat ayrılabilir.

Madde 180.

Sayıştay üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından kanunda belirtilen süreyle göreve atanırlar.

Bu Mahkeme, genel idari hesapların ve tüm muhasebat memurlarının kamu hazinesine hesap vermekle yükümlü oldukları hesapların incelenmesinden ve doğruluklarının denetlenmesinden sorumludur. Mahkeme ayrıca, vergi alacakları dâhil Devlet alacaklarının tesisi ve tahsiliyle ilgili işlemlerin genel olarak gözetiminden de sorumludur. Devletin çeşitli idarelerinin hesaplarını denkleştirir ve bu amaçla lüzum görülen tüm bilgi ve muhasebat belgelerinin toplanmasından sorumludur. Devletin genel hesapları Sayıştay’ın gözlemleriyle birlikte Temsilciler Meclisine sunulur.

Bu Mahkemenin teşkilatı kanunla kurulur.

Madde 181.

  • .1. Din görevlilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.
  • .2. Mezhep farklılıklarına dayalı olmayan felsefi öğretilere göre ruhani destek hizmeti vermek amacıyla kurulmuş olan, kanunun tanıdığı kuruluşların temsilcilerinin maaşları ve emeklilik aylıkları Devlet tarafından ödenir. Gereken tutarlar yıllık bütçeden karşılanır.

Başlık VI.

Silahlı Kuvvetler ve Emniyet Hizmeti Hakkında

Madde 182.

Orduya asker alma yöntemleri kanunla belirlenir. Askerî personelin terfi, hakları ve görevleri de kanunla düzenlenir.

Madde 183.

Askerî kotalar yıllık oylamaya tabidir. Bu kotaları belirleyen kanun yenilenmedikçe sadece bir yıl süreyle geçerlidir.

Madde 184.

İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetlerinin teşekkülü ve yetkileri kanunla düzenlenir. İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları kanunla düzenlenir.

Geçici hüküm.

Ancak, temel unsurları düzenleyen bu kararnamenin bir kanun marifetiyle 30 Nisan 2002 tarihinden önce tasdik edilmiş olması kaydıyla, İki seviyede yapılandırılmış olan bütünleşmiş emniyet hizmetleri personelinin statülerinin temel unsurları Kral tarafından tayin edilebilir ve uygulanabilir.

Madde 185.

Yabancı ordular ancak bir kanun uyarınca Devlete hizmet verebilir, ya da ülke topraklarında bulunabilir ya da ülke topraklarından geçiş yapabilirler.

Madde 186.

Askerî personel ancak kanunda belirtildiği şekilde rütbe, ayrıcalık ve emeklilik haklarından mahrum bırakılabilir.

Başlık VII.

Genel Hükümler

Madde 187.

Anayasa tamamen ya da kısmen askıya alınamaz.

Madde 188.

Anayasaya aykırı tüm kanunlar, kararnameler, kararlar, yönetmelikler ve diğer işlemler Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yürürlükten kalkar.

Madde 189.

Anayasanın lafzı Felemenkçe, Fransızca ve Almanca hazırlanmıştır.

Madde 190.

Genel, il idaresine ya da mahalli idareye ait hiçbir kanunun ya da kararın veya yönetmeliğin, kanunda belirtildiği şekilde yayımlanmadıkça, bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Madde 191.

Belçika topraklarında bulunan tüm yabancılar, kanunda belirtilen istisnalar hariç olmak üzere, can ve mal güvenliğinin korunması için sağlanan tedbirlerden yararlanırlar.

Madde 192.

Ancak kanuna uygun olarak ant içilebilir. Andın lafzını kanun belirler.

Madde 193.

Belçika Ulusu; kırmızı, sarı ve siyah renklerini ve Belçika Kraliyet Aslanı armasını ve BİRLİK GÜÇTÜR düsturunu benimsemiştir.

Madde 194.

Brüksel şehri Belçika’nın başkenti ve Federal Hükümetin merkezidir.

Başlık VIII.

Anayasanın Değiştirilmesi Hakkında

Madde 195.

Federal yasama erki, Anayasada belirlediği hükümlerin değiştirilmesinin gerekliliğini beyan edebilir.

Bu beyanın ardından her iki meclis kendiliğinden fesholur.

Bunun üzerine 46’ncı madde hükmüne göre iki yeni meclis toplanır.

Bu meclisler, Kralla mutabakata vararak değişiklik için sunulan hususlarda karar alırlar.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Madde 196.

Savaş sırasında ya da meclislerin federal topraklar içinde serbest şekilde toplanmasının mümkün olmadığı zamanlarda anayasa değişikliğine başlanamaz, ya da anayasada değişiklik yapılması gözetilemez.

Madde 197.

Kral’a vekâlet edildiği bir dönemde Kral’ın anayasal yetkileriyle ilgili olarak Anayasada ve Anayasanın 85 ila 88’inci maddeleri, 91 ila 95’inci maddeleri arasında kalan maddelerde ve 106 ve 197’nci maddelerinde değişiklik yapılamaz.

Madde 198.

Kurucu Meclisler, Kral’ın da mutabakatıyla, Anayasanın madde ve fıkra numaralarını ve ayrıca Anayasanın başlık, kısım ve bölüm numaralarını değiştirebilirler, değişikliğe sunulmamış hükümlerde yer alan terminolojiyi, yeni hükümlerin terminolojisi ile uyumlaştırmak ve Felemenkçe, Fransızca ve Almanca Anayasa metinlerinin birbiriyle uyumlu olmasını sağlamak için değiştirebilirler.

Bu durumda, meclisler bu değişiklikleri ancak, her bir meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin katılımıyla görüşebilirler. Oylamada sayılan oyların en az üçte ikisinin lehte oyu olmaksızın hiçbir değişiklik kabul edilemez.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 

0

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde kabul edilmiştir. Belge, Helsinki Nihai Senedi olarak da adlandılmaktadır. Sonuç bildirgesi, 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından imzalanmış, Avrupa’da karşılıklı güven anlayışının güçlendirilmesi, barış ortamına elverişli şartların geliştirilmesi ile demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Helsinki süreci, çeşitli tarihlerde Belgrad, Madrid, Viyana, Helsinki ve Budapeşte’de yapılan toplantılarla devam ettirilmiştir.

Helsinki Belgesi, Avrupa güvenliği ile ilgili problemler; ekonomi, bilim, çevre ve teknoloji alanlarında işbirliği ve insan haklarının geliştirilmesi konularını içermektedir. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi Kararları:
  1. Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı,
  2. Sınırların ihlal edilmezliği,
  3. Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma,
  4. Devletlerin toprak bütünlüğünün korunması,
  5. Anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü,
  6. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı,
  7. Halklarin eşit haklardan ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması,
  8. Devletler arasında işbirliği,
  9. İçişlerine karışmama,
  10. Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.
  11. Loader Loading...
    EAD Logo Taking too long?

    Reload Reload document
    | Open Open in new tab
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Sonuç Bildirgesi-Helsinki Belgesi 

 3 Temmuz 1973’te Helsinki’de açılan ve 18 Eylül 1973’ten 21 Temmuz 1985’e kadar Cenevre’de süregelen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, 1 Ağustos 1975’te Helsinki’de toplanan Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Birleşik Krallık, Belçika, Bulgaristan, Çekoslovakya, Danimarka, Demokratik Almanya, Federal Almanya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kanada, Kıbrıs, Lihtenştayn, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Sovyetler Birliği, Türkiye, Vatikan, Yugoslavya ve Yunanistan Yüksek Temsilcileri tarafından sonuçlandırılmıştır.

Halklarının yararı için ilişkilerini geliştirmek ve yoğunlaştırmak ve aralarında ve dünyanın öteki Devletleriyle barış içinde yaşamanın yanısıra, Avrupa’da barış, güvenlik, adalet ve işbirliğine katkıda bulunmak siyasal isteminden yola çıkarak;

Sonuç olarak, Konferansın sonuçlarına tam bir işlerlik kazandırmak ve gerek kendi Devletleri arasında, gerekse tüm Avrupa’da bu sonuçlardan sağlanacak yararları devşirme ve böylece, uluslararası yumuşama sürecini genişletmeye, derinleştirmeye ve sürekli ve kalıcı bir duruma getirmeye kararlı olarak;

Katılan Devletlerin Yüksek Temsilcileri aşağıdaki hükümleri resmen benimsemiştir:

Avrupa’da Güvenliğe İlişkin Sorunlar

Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansına katılan Devletler; aralarında daha iyi ilişkiler geliştirme ve halklarının herhangi bir tehditten ya da güvenliklerine karşı bir girişimden arınmış olarak gerçek ve sürekli bir barış içinde yaşayabileceği koşulları sağlama amaçlarını yeniden belirterek;

Uluslararası yumuşamayı hem sürekli, hem de giderek daha canlı ve evrensel kapsamlı bir sürece dönüştürmek için çaba göstermenin gereğine ve Avrupa’da Güvenlik İşbirliği Konferansı sonuçlarının uygulanmasının bu sürece önemli katkıda bulunacağına inanarak;

Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansında öne sürülen amaçları başarma konusunda Konferansa katılan Devletlerin ortak niyetleri kadar halkları arasındaki dayanışmanın; aralarında her alanda daha iyi ve daha yakın ilişkilerin gelişmesine ve önceki ilişkilerin niteliğinden kaynaklanan çatışmaları gidermeye ve karşılıklı anlayışı geliştirmeye yol açacağını gözönüne alarak;

Ortak tarihlerinin bilinciyle ve gelenek ve değerleri arasındaki ortak öğelerin ilişkilerini geliştirmelerinde kendilerine yardımcı olabileceğini bilerek, konumlarının ve görüşlerinin özgünlüğünü ve çeşitliliğini gözönünde bulundurarak güvensizliği giderip güven duygusunu geliştirmek ve bölünmelere yol açan sorunları çözerek insanlık yararına işbirliği yapmak amacıyla çabalarını birleştirme olanaklarını araştırma isteğiyle;

Avrupa’da ve tüm Dünyada barışla güvenlik arasındaki yakın ilişkinin bilinciyle herbirinin dünya barış ve güvenliğinin güçlendirilmesine ve tüm haklara temel hakların, ekonomik ve toplumsal gelişme ve gönencin sağlanmasına katkılarının gereğine inanarak; aşağıdaki hükümleri kabul etmiştir:

Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi

Katılan Devletler;

Barış, güvenlik ve adalete ve dostça ilişkilerle işbirliğinin sürekli geliştirilmesine bağlılıklarını yeniden belirterek;

Halkların çıkar ve beklentilerini yansıtan bu bağlılığın katılan her Devlet için bugün ve gelecekte geçmiş deneyimlerin artırdığı bir sorumluluk oluşturduğunu bilerek;

Birleşmiş Milletler üyeliği gereğince ve Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleri uyarınca Birleşmiş Milletlere ve onun Uluslararası barış, güvenlik ve adaletin güçlendirilmesi, Uluslararası sorunların çözümlenmesi ve devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin geliştirilmesi yolundaki rol ve etkinliğinin artırılmasına tam ve etkin desteklerini yeniden belirterek;

Aşağıda öne sürülen ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına uygun olan ilkelere ve bu ilkeleri uygularken Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine uygun davranışta bulunma yolundaki ortak istemlerini dile getirerek;

Büyüklüğü, coğrafi konumu ve ekonomik gelişme düzeyi ya da siyasal, ekonomik ve toplumsal sistemi ne olursa olsun, her Devletin tüm öteki katılan Devletlerle ilişkilerinde, tümü birincil önem taşıyan ve karşılıklı ilişkilerini yönetecek olan aşağıdaki ilkelere saygı göstermeye ve bunları uygulamaya koymada kararlı olduğunu ilan eder:

I- Egemen Eşitlik, Egemenliğin, Niteliğindeki Haklara Saygı

Katılan Devletler, herbirinin egemen eşitliğine ve kişiliğine ve özellikle, her Devletin yargı eşitliği, toprak bütünlüğü ve özgürlük ve siyasal bağımsızlık hakları dahil, egemenliğinin niteliğinde bulunan ve egemenliğin kapsadığı tüm haklarına saygı gösterir. Yine katılan Devletler, herbirinin yasa ve düzenlemelerini belirleme hakları gibi, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel sistemlerini özgürce seçme ve geliştirme haklarına da saygı duyar.

Tüm katılan Devletlerin Uluslararası hukuk çerçevesi içinde eşit hak ve ödevleri vardır. Uluslararası hukuka ve bu Bildirgenin anlayışına uygun olarak öteki Devletlerle ilişkilerini dilediğince kurup yürütme konusunda her birinin hakkına saygı gösterir. Uluslararası hukuk uyarınca, barışçı yollardan ve sözleşmelerle sınırlarının değişebileceğini gözönünde bulundurur. Aynı zamanda, Uluslararası örgütlere üye olup olmamakta, bağlaşma anlaşmaları dahil, ikili ya da çok yanlı anlaşmalara taraf olup olmamakta özgür oldukları gibi, yansız kalma hakları da vardır.

II- Güç Tehdidine Başvurmaktan ya da Güç Kullanmaktan Kaçınma

Katılan Devletler, genel olarak Uluslararası ilişkilerinde olduğu gibi, karşılıklı ilişkilerinde, herhangi bir Devletin toprak bütünlüğü yada siyasal bağımsızlığına karşı güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve bu Bildirgeyle bağdaşmayan bir başka biçimde davranmaktan kaçınırlar. Bu ilkeye aykırı olarak güç tehdidinde ya da güç kullanmaya başvurmayı hiçbir gerekçe haklı gösteremez.

Buna göre, katılan Devletler, bir başka katılan Devlete karşı, güç tehdidine başvurma ya da dolaylı dolaysız güç kullanma niteliğinde bir davranışta bulunmaktan kaçınır. Bunun gibi, bir başka katılan Devleti egemenlik haklarını tam kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınır. Yine bunun gibi, karşılıklı ilişkilerinde güç kullanarak misillemede bulunmaktan kaçınır.

Anlaşmazlıkları ya da anlaşmazlığa yol açabilecek sorunları çözüme bağlama yolu olarak güç tehdidine ya da güce başvurulamaz.

III. Sınırların Çiğnenemezliği

Katılan Devletler, Avrupa’daki tüm Devletlerin sınırları gibi, birbirlerinin sınırlarını da çiğnenmez sayar ve bu nedenle bugün ve gelecekte bu sınırlara saldırıda bulunmaktan kaçınır.

Buna göre, katılan Devletlerden herhangi birinin topraklarının bir bölümünü ya da tümünü ele geçirme ya da zorla alma yolunda bir istemde ya da davranışta bulunmaktan da kaçınır.

IV. Devletlerin Toprak Bütünlüğü

Katılan Devletler, katılan Devletlerden her birinin toprak bütünlüğüne saygı gösterir.

Buna göre, katılan bir Devletin toprak bütünlüğü, siyasal bağımsızlığı ya da birliğine karşı Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz herhangi bir eylemden, özellikle bir güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanma niteliği taşıyan bir davranıştan kaçınır.

Bunun gibi, katılan Devletler, bir başkasının toprağını uluslararası hukuka aykırı olarak askeri bir işgal ya da doğrudan ya da dolaylı başka bir güç kullanma konusu yapmaktan ya da gibi önlemlere ya da bunları kullanma tehdidine başvurarak ele geçirmekten kaçınır. Bu gibi hiçbir işgal ya da ele geçirme yasal sayılamaz.

V. Anlaşmazlıkların Barışçı Yoldan Çözümü

Katılan Devletler, aralarındaki anlaşmazlıkları, Uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokmayacak ve adaleti zedelemeyecek biçimde barışçı yollarla çözüme bağlar.

İyiniyet ve işbirliği anlayışla, uluslararası hukuk temeli üzerinde kısa sürede ve adaletli bir çözüme ulaşmak üzere çaba gösterir.

Bu amaçla, taraf oldukları anlaşmazlıklarda önceden kabul edilmiş her hangi bir çözüm yöntemi dahil, görüşmeler, incelemeler, arabuluculuk, uzlaşma, hakemlik, yargısal çözümlere ya da kendi seçecekleri başka barışçı yollara başvurur.

Yukarıda sayılan barışçı yollardan herhangi biriyle bir çözüme ulaşılamadığında, bir anlaşmazlığın tarafları, bu anlaşmazlığı sonuca bağlamak üzere karşılıklı olarak uzlaşabilecekleri bir yol aramayı sürdürür.

Öteki Devletler gibi, aralarında anlaşmazlık bulunan katılan Devletler, bu durumu, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokacak ve böylece anlaşmazlığa barışçı bir çözüm bulmayı daha da güçleştirecek ölçüde büyütülebilecek herhangi bir eylemden kaçınır.

VI. İçişlerine Karışmama

Katılan Devletler, karşılıklı ilişkileri ne olursa olsun, bir başka katılan Devletin iç yargı yetkisi içine giren iç ve dış işlerine doğrudan ya da dolaylı, tek tek ya da topluca herhangi bir karışmada bulunmaktan kaçınır.

Buna göre, bir başka katılan Devlete karşı herhangi bir biçimde bir silahlı karışmadan ya da böyle bir karışma tehdidinde bulunmaktan kaçınır.

Bunun gibi, hangi koşulda olursa olsun, bir başka Devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir başka askeri ya da siyasal, ekonomik ya da başka zorlamalarda bulunmaktan kaçınır.

Buna göre, ötekilerin yanısıra, doğrudan ya da dolaylı olarak terörist eylemlere yardımcı olmaktan ya da başka bir katılan Devletin rejimini zorla çökertmeye yönelik yıkıcı ve benzeri eylemlerde bulunmaktan kaçınır.

VII. Düşünce, Vicdan, Din ya da İnanç Özgürlüğü Dahil İnsan Haklarına ve Temel Özgürlüklere Saygı

Katılan Devletler ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkes için düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü dahil, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterir.

Herbiri insan kişiliğinin niteliğindeki onurdan doğan ve bu kişiliğin özgür ve tam gelişmesi için temel olan kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel ve öteki hakların etkin biçimde kullanılmasını güdüleyerek özendirir. Bu çerçeve içinde katılan devletler, bireyin, tek başın ya da başkalarıyla birlikte kendi vicdanı uyarınca din ya da inancını açıklama ve uygulama özgürlüğünü tanır ve ona saygı gösterir.

Ülkelerinde ulusal azınlıklar bulunan katılan Devletler, bu azınlıklardan olan kişilerin yasa önünde eşitlik hakkına saygı göstererek onlara insan hakları ve temel özgürlüklerden gerçekten yararlanmaları için tam fırsat tanır ve bu amaçla bu alandaki yasal çıkarlarını korur.

Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının, kendileri ve tüm Devletler arasında dostça ilişkiler ve işbirliğinin gelişmesini sağlamak için gerekli barış, adalet ve refahın temeli olduğunu görüşüyle bu hak ve özgürlüklerin evrensel önemini tanır.

Karşılıklı ilişkilerinde insan hakları ve temel özgürlüklere sürekli saygı göstererek, Birleşmiş Milletlerle işbirliği dahil, bu hak ve özgürlüklere evrensel ve etkin olarak saygı gösterilmesini özendirmek için birlikte ve ayrı ayrı çaba gösterir.

Bireyin bu alanda bilgili olmak hakkını ve hak ve ödevlerine göre davranmasını kabul eder.

Katılan Devletler, insan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine uygun olarak davranır. Bu alanda, ötekilerin yanısıra bağlı olabilecekleri Uluslararası insan Hakları Sözleşmeleri dahil Uluslararası belgeler ve sözleşmelerde konmuş olan yükümlülüklerini de yerine getirir.

VIII. Halkların Hak Eşitliği ve Kendi Yazgılarını Belirlemeleri

Katılan Devletler, halkların hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygı gösterir. Her durumda Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkelerine ve Devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, ilgili Uluslararası hukuk kurallarına uygun davranır.

Tüm halkların hak eşitliği ve halkların kendi yazgılarını belirleme haklarından ötürü, her zaman tam bir özgürlük içinde dışarıdan karışma olmaksızın iç ve dış siyasal statülerini ne zaman ve nasıl isterse belirleme ve siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini dilediği gibi sürdürme hakları vardır.

Katılan Devletler, tüm Devletler arasında olduğu gibi kendi aralarında dostça ilişkilerin geliştirilmesi için halklarını hak eşitliğine ve kendi yazgılarını belirleme haklarına saygının ve bunların etkin biçimde kullanılmasının evrensel önemini tanır.

IX. Devletler Arasında İşbirliği

Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleri uyarınca her alanda birbirleriyle ve tüm Devletlerle işbirliğini geliştirir. Katılan Devletler, işbirliğini geliştirirken, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı çerçevesinde ortaya konan alanlara, her biri tam eşitlik koşullarında katkıda bulunarak, özel önem tanır.

Aralarındaki işbirliğini eşitlik temeli üzerinde geliştirirken, katılan Devletler, aralarında karşılıklı anlayış ve güveni, dostça ve iyi komşuluk ilişkilerini ve Uluslararası barış, güvenlik ve adaleti geliştirmeye çaba gösterir. Yine işbirliğini geliştirirken, halkların refahını artırmaya ve ötekilerin yanısıra, ekonomik, bilimsel, teknolojik, toplumsal, kültürel ve insancıl alanlarda artan karşılıklı bilgilerden ve ilerleme ve gelişmelerden sağlanacak yararlarla halklarının beklentilerini gerçekleştirmeye katkıda bulunmak üzere aynı ölçüde çaba gösterir. Bu yararların herkese sağlanabilmesi için uygun koşulları geliştirme yolunda girişimde bulunur ve ekonomik gelişme düzeyleri arasındaki ayrımların azaltılmasında herkesin, özellikle de tüm dünyada gelişmekte olan ülkelerin çıkarı bulunduğunu gözönüne alır.

Hükümetlerin, kuruluşların, örgütlerin ve kişilerin, bu işbirliği amaçlarının başarılmasına katkıda bulunmak bakımından olumlu bir rol oynayacağını kabullenir.

Yukarda belirlenen biçimiyle işbirliğini güdülerken, halkların yararına daha ileri ve daha kalıcı bir temel üzerinde, aralarında daha yakın ilişkiler geliştirmeye çalışır.

X. Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyiniyetle Yerine Getirilmesi

Katılan Devletler, ister uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilke ve kurallarından doğsun, ister taraf oldukları anlaşma ve öteki sözleşmelerden Uluslararası hukuka uygun olarak doğan yükümlülükler olsun, uluslararası hukuka göre üstlendikleri yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirir.

Yasalarını ve düzenlemelerini belirtme hakkı dahil, egemenlik haklarını kullanırken, Uluslararası hukuka göre üstlendikleri yasal yükümlülüklerine uygun davranır ve ayrıca Avrupa Güvenlik İşbirliği Konferansı son belgesinin hükümlerini gereği gibi göz önünde bulundurarak uygular.

Katılan Devletler, Birleşmiş Milletler Antlaşmasına göre Birleşmiş Milletler üyelerinin yükümlülükleriyle bir anlaşma ya da başka bir Uluslararası sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülükler arasında bir uyuşmazlık olduğunda, yükümlülüklerini, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 103. maddesi uyarınca bu antlaşmaya göre yerine getireceklerini kabul ederler.

Yukarıda öne sürülen tam ilkelerin öncelikli önemi vardır ve bu nedenle, her biri, ötekiler göz önüne alınacak biçimde yorumlanarak aynı ölçüde ve çekincesiz uygulanır.

Katılan Devletler, bu bildirgede öne sürülmüş olan tüm ilkelere tam anlamıyla saygı göstermeye ve tümü tarafından bu ilkelerin saygı görerek uygulamasından doğacak yararların her birine sağlanması için bu ilkeleri karşılıklı ilişki ve işbirliğinde her bakımdan uygulamaya kararlılıklarını dile getirir.

Katılan Devletler, yukarıdaki ilkeleri ve özellikle “Yükümlülüklerin Uluslararası Hukuka Göre İyi Niyetle Yerine Getirilmesi” başlıklı onuncu ilkenin ilk cümlesini gereğince göz önünde bulundurarak, bu bildirgenin, hak ve yükümlülüklerini ve bunların kaynaklandığı anlaşmalarda öteki sözleşme ve düzenlemeleri etkilemediğini belirtir.

Katılan Devletler, bu ilkelere saygının aralarında her alandaki normal ve dostça ilişkilerin ve işbirliğinin gelişmesini özendireceğine inançlarını dile getirir. Yine bu ilkelere saygının konum ve görüşleri konusunda aralarında karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkıda bulunacak olan siyasal değinirlerin gelişmesini özendireceğine inançlarını da belirtir.

Katılan Devletler, tüm öteki Devletlerle olan ilişkilerini, bu bildirgede yer alan ilkelere uygun olarak yürütmeyi amaçladıklarını ilan ederler.

a. Yukarıdaki Kimi İlkelere İşlerlik Kazandırmaya İlişkin Sorunlar:

i. Katılan Devletler;

Güç tehdidine ya da güce başvurmaktan kaçınma ilkesine saygı göstererek işlerlik kazandıracaklarını yeniden belirterek ve bunu uluslararası yaşamın etkin bir kuralı durumuna getirmenin gereğine inanarak;

Birbirleriyle ilişkilerinde, ötekilerin yanı sıra, Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesine uygun olarak;

– Uygun gördükleri tüm yol ve biçimlerde, birbirleriyle olan ilişkilerinde güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma ödevine işlerlik ve anlam kazandırmak;

– Bir başka katılan devlete karşı, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaç ve ilkeleriyle ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler bildirgesinin hükümleriyle bağdaşmayan bir silahlı güç kullanmaktan ve özellikle işgal ya da saldırıdan kaçınmak;

– Bir başka katılan devleti, egemenlik haklarını tam olarak kullanmaktan alıkoymak amacıyla herhangi bir güç gösterisinden kaçınmak;

– Bir başka katılan devletin egemenliğinin niteliğinde bulunan haklarını kendi çıkarlarına bağlı kılmak ve böylece herhangi bir yarar sağlamak üzere tasarlanmış herhangi bir ekonomik zorlamadan kaçınmak;

– Kapsam ve nitelikçe sıkı ve etkin bir uluslararası denetim altında genel ve tam bir silahsızlanmanın son başarısı yolunda atılmış adım sayılabilecek etkin önlemleri almak;

– Birleşmiş Milletlerin amaçlarıyla ve Katılan Devletler Arasındaki İlişkileri Yöneten İlkeler Bildirgesi ile bağdaşmayan bir saldırı savaşı propagandasından ya da güç tehdidinde bulunmaktan ya da güç kullanmaktan sakınma ödevi uyarınca her biri uygun saydığı tüm yollara başvurarak halkları arasında bir güven ve saygı ortamı geliştirmek;

– Aralarında beliren ve süregelmesi durumunda Avrupa’da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye sokabilecek olan herhangi bir anlaşmazlığı, sadece barışçı yollarla sonuca bağlamak; her şeyden önce de, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 33. maddesinde konmuş olan barışçı yollardan bir çözüm aramak üzere her çabayı göstermek;

– Katılan Devletler arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünü engelleyecek herhangi bir eylemden kaçınmak;

İlkelerine saygı göstermeye ve bunları yerine getirmeye karar verdiğini ilan eder.

ii. Atılan Devletler;

Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümlenmesi İlkesinde belirlendiği biçimde de anlaşmazlıklarını çözmeye kararlılıklarını yeniden belirterek;

Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümünün, barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve güçlendirilmesi için yeterli olmasa da gerekli bir koşul olan güç tehdidinde bulunmakta ya da güç kullanmaktan kaçınma ilkesinin bütünleyici öğesi olduğuna inanarak;

Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için ellerindeki yöntemleri güçlendirmeye ve geliştirmeye istekli olarak;

1. Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için yürürlükteki yöntemleri olgunlaştırmayı amaçlayan ve genel kabul görebilecek olan bir yöntemin araştırılması ve geliştirilmesine çalışmaya ve bu amaca ulaşmak üzere Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının ikinci aşamasında İsviçre tarafından sunulmuş olan “Anlaşmazlıkların Barışçı Yollardan Çözümü İçin Bir Avrupa Sistemi Sözleşmesi Taslağı”yla buna ilişkin ve böyle bir yöntemin geliştirilmesine yönelik öteki öneriler üzerinde çalışmayı sürdürmeye karar vermiştir.

2. İsviçre’nin çağrısı üzerine yukarıdaki 1. fıkrada belirlenen görevi, “Konferansın İzlenmesi” bölümünde konmuş olan Konferansın İzlenmesi çerçevesi içinde ve işlemler uyarınca yerine getirmek üzere tüm katılan devletlerden uzmanların katılacağı bir toplantı düzenlemeye karar vermiştir.

3. Bu uzmanlar toplantısı, katılan devletlerin Dışişleri Bakanları tarafından atanacak temsilcilerin toplantısından sonra 1977’de, Konferansın İzlenmesi bölümüne göre zamanlanarak yapılacak ve bu toplantının sonuçları hükümetlere sunulacaktır.

KONFERANSIN İZLENMESİ

Katılan Devletler, Avrupa’da Barış ve İşbirliği Konferansında sağlanan gelişmeyi göz önüne alıp değerlendirdikten sonra;

Konferansın, daha geniş bir dünya bağlamı içinde Avrupa’da güvenlik ve işbirliğini geliştirme sürecinin önemli bir adımını oluşturduğunu ve sonuçlarının bu sürece anlamlı bir katkıda bulunacağını da göz önüne alarak;

Sonuçlarına tam işlerlik kazandırmak ve böylece Avrupa’da güvenlik ve işbirliği sürecini daha ileri götürebilmek için Konferansın Son Belgesinin hükümlerine işlerlik kazandırmayı amaçlayarak;

Konferansın varmak istediği amaçlara ulaşabilmek için, tek yanlı, iki yanlı ve çok yanlı çabalarını yoğunlaştırmaları ve yukarıda belirlenen uygun biçimlerde, Konferans tarafından başlatılan çok yanlı süreci sürdürmeleri gerektiğine inanarak;

1. Konferansı izleyen dönemde;

a. İlgili eylemlere olanak veren her durumda tek yanlı olarak,

b. Öteki katılan devletlerle görüşmeler yoluyla iki yanlı olarak,

c. Katılan Devletlerin uzman toplantılarında ve aynı zamanda, eğitsel, bilimsel ve kültürel işbirliği bakımından Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu ve UNESCO gibi uluslararası örgütler çerçevesinde çok yanlı olarak, konferansın Sonuç Belgesinin hükümlerini dikkate almaya ve uygulamaya karar vermiştir.

2. Ayrıca;

a. Konferansın ele aldığı sorunlar bağlamında karşılıklı ilişkilerin derinleştirilmesi, Avrupa’da güvenlik ve işbirliğinin geliştirilmesi ve gelecekte yumuşama sürecinin hızlandırılması konusunda ve bunun gibi, sonuç belgenin hükümlerinin uygulanması ve konferansta belirlenen ödevlerin yerine getirilmesi konusunda tam bir görüş alışverişinde bulunarak;

b. Bu amaçlarla, gelecekteki benzer toplantılarla bir yeni konferansın olasılığı dahil başka toplantılar yapılması konusunda uygun yöntemleri saptamak amacıyla Dışişleri Bakanlarınca atanacak temsilciler düzeyinde bir toplantıya başlamak üzere temsilcileri arasında toplantılar düzenleyerek konferans tarafından başlatılmış olan çok yanlı süreci sürdürmeye karar vermiştir.

Katılan Devletlerin aşağıda imzası bulunan yüksek temsilcileri, konferansın sonuçlarına tanıdıkları yüksek siyasal önemin bilinciyle ve bu metinde yer alan hükümler uyarınca davranmaya kararlı olduklarını ilan ederek, bu belgeye imzalarını koymuştur.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği

0
GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ - LOGO

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği (GÖREVHUKUK) 1 Ağustos 2001 tarihinde kurularak çalışma ilkelerini kamuoyuna deklare etmiştir. Merkezi Ankara’dadır.

Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.

Kuruluş Amacı ve Misyonu 

İnsanlık tarihinin binlerce yıllık kazanımları ile elde edilen hakların korunması ve geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, özellikle engellilerin sosyal, kültürel ve ekonomik haklarını kullanmalarını engelleyen ayrımcı hukuk normlarının ortadan kaldırılmasına yönelik hukuki girişimlerde bulunmaktadır.

Görme engelli hukukçuların mesleki sorunlarının çözülmesi, mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve meslek içi dayanışmanın güçlendirilmesi temel hedefler arasındadır. Ayrıca engellilerin hukuki haklarına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması, akademik ve yargısal mercilerin dikkatinin bu alana yönlendirilmesi, engelli bireylerin adalet sistemine tam ve etkin katılımının sağlanması adına çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.

Engelli bireylerin adalete tam ve eşit erişiminin sağlanması, hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ayrımcılığa karşı mücadele edilmesi ve hukuk mesleğinde engelli bireylerin etkin temsiline yönelik çalışmalar, derneğin temel misyonudur.

Derneğin Faaliyet Alanları

Eğitim ve Mesleki Gelişim: Görme engelli hukukçuların bilgi birikimini artırmak amacıyla akademisyenler ve uzmanlarla iş birliği içinde eğitim programları düzenlenmektedir.

Engelli Haklarının Savunulması: Engelli haklarının geliştirilmesi yönünde akademik ve yargısal çalışmalar yürütülmekte, engelli hakları ile ilgili literatürün zenginleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Genç Hukukçuların Yetiştirilmesi: Hukuk fakültelerinde eğitim gören görme engelli öğrencilerin mesleğe hazırlanmasına yönelik programlar hayata geçirilmektedir.

İstihdam Projeleri: Görme engelli hukukçuların meslek alanlarında daha geniş istihdam olanaklarına erişimini sağlamak amacıyla projeler geliştirilmekte, iş piyasasındaki engellerin kaldırılması için hukuki girişimlerde bulunulmaktadır.

Mevzuat Değişiklikleri ve Yargı Süreçleri: Engelli hakları ile bağdaşmayan mevzuat hükümlerinin iptali ve düzeltilmesi amacıyla yargı mercilerine başvurular yapılmakta, hukuki reform önerileri sunulmaktadır.

Hukuk Yapıcılarla İş Birliği: Engelli haklarının hukuk düzeninde daha etkin korunmasına yönelik yasa koyucular, yargı organları ve idari merciler ile temaslarda bulunulmaktadır.

Bireysel Hak Mücadeleleri: Engelli bireylerin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı hukuki süreçlerde tüzel kişilik sıfatıyla müdahil olunmakta, engelli bireylerin haklarını koruyucu davalar açılmaktadır.

Akademik Literatüre Katkı: Engelli haklarına ilişkin akademik çalışmalara destek vermek ve hukuk literatürüne katkı sunmak amacıyla yılda iki kez Elektronik Yarasa Hukuk Dergisi yayımlanmaktadır.

Erişilebilirlik Sorunlarının Tespiti: Başta adalet sistemindeki erişilebilirlik sorunları tespit edilerek, ilgili mercilere raporlanmakta ve çözüm önerileri sunulmaktadır.

Yarasa Hukuk Elektronik Dergisi

Dernek, Yarasa Hukuk Elektronik Dergisini çıkarmaktadır. Dergi yılda iki sayı olarak yayınlanmaktadır. Görme Engelli Hukukçular Derneği Genel Başkanı Avukat Şerif Ali Mutlu yönetimindeki dergi, Avukat Kamer Beyaztaş, Avukat Hüseyin Varol, Avukat Hikmet Karadağ, Avukat Gizem Tanay, Aksaç, Avukat Arzu Şenyurt Akdağ, Avukat Ayşe Begüm Başbozkurt, Avukat Müjgan Bilgen Özen, Avukat Osman Sezer, Avukat Ümit Deniz Kurt ve Avukat Hikmet Karadağ ile eğitmen ve hukukçu Sinan Saltık katkıları ile hazırlanmaktadır. Yarasa Hukuk Dergisi’nde yayınlanacak bilimsel yazılarda, Yükseköğretim Kurulu Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi ve COPE (Committee on Publication Ethics)’un Editör ve Yazarlar için Uluslararası Standartları ile bunlara dayanılarak hazırlanan Araştırma ve Yayın Etiği İlkeleri dikkate alınmaktadır.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği temsilcileri Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ziyaretinde
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği temsilcileri Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ziyaretinde

Av. Merve Erten Yılın Genç Hukukçusu Ödüllü

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği, 2020 yılında yaşamını yitiren Avukat Merve ERTEN anısına, 2021 yılından itibaren yılın genç görme engelli hukukçusu ödülü düzenlemektedir.

2021 yılı ödülü Mustafa Keskin’e, 2022 yılı ödülü Çağrı Yıldırım’a, 2023 yılı ödülü Sabit Kılıç’a, 2024 yılı ödülü ise Hüseyin Varol’a tevcih edilmiştir.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği İletişim
Adres: Eti mahallesi Toros sokak Bahar apartmanı No:11/4 Sıhhıye/Çankaya/Ankara
E-posta: iletisim@gozevhukuk.org.tr
Telefon: +90 (312) 231 60 66
Derneğin internet sitesi: https://gorevhukuk.org.tr/

26 Ekim Hasta Hakları Günü

0
26 Ekim Hasta Hakları Günü

26 Ekim Hasta Hakları Günü hastaların kaliteli sağlık hizmeti alma ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi konusunda farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir. Hasta hakları; hastanın insan onurunun korunmasını, sağlık hizmetlerinden eşit ve güvenli biçimde yararlanmasını, teşhis ve tedavi sürecinin her aşamasında bilgilendirilmesini ve karar alma sürecine aktif katılımını güvence altına alan temel haklardır.

Türkiye’de 26 Ekim, Sağlık Bakanlığınca 1998 yılında Hasta Hakları Günü olarak ilan edilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Kurulu’nun 72.6 sayılı “Hasta Güvenliğine Yönelik Küresel Eylem” kararı ise, hasta güvenliğini küresel bir sağlık önceliği olarak kabul etmiş ve her yıl 17 Eylül’de kutlanacak olan Dünya Hasta Güvenliği Günü‘nün kurulmasını kararlaştırmıştır.

Hasta Haklarının Tarihçesi

1972 Amerika Hastaneler Birliği Hasta Hakları Bildirgesi, dünya genelinde hasta hakları alanında yayımlanan ilk somut ve ulusal belge niteliğindedir. Bildirge; hastanın doğru bilgi alma, tedaviye onay verme veya reddetme ile gizliliğinin korunması gibi temel haklarını güvence altına almayı amaçlamıştır. 

Hasta haklarının uluslararası düzeyde temel ilkeleri, Dünya Tabipler Birliğinin 1981 yılında Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen 34. Genel Kurulunda kabul edilen Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi ile ortaya konulmuştur. Hasta haklarına yönelik iki önemli dokümanın 1994 Amsterdam Avrupa Hasta Hakları Bildirgesi ve 2005 yılında Şili’nin Santiago kentinde gerçekleştirilen 171. Dünya Tabipler Birliği Konsey Oturumunda yeniden gözden geçirilerek son hâlini almıştır. Ulusal düzeydeki yasal düzenlemeler ise Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Hasta Hakları Yönetmeliği, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi gibi metinlerde yer almaktadır.

1995 tarihli Bali Bildirgesi, hasta haklarının uygulanmasında etik ve hukuki güçlüklerin ortaya çıkabileceğini kabul etmekte; hekimin, hem vicdani sorumluluğu hem de hastanın üstün yararı doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bildirgeye göre ulusal mevzuat veya idari uygulamalar hasta haklarını yeterince korumuyorsa, hekimler bu hakların geliştirilmesi ve korunması için çaba göstermelidir.

1995 Uluslararası Hasta Hakları Bali Bildirgesi’nde hasta hakları aşağıdaki konuları kapsamaktadır:
  • Nitelikli tıbbi bakım hakkı
  • Seçim yapma özgürlüğü
  • Kendi kaderini belirleme hakkı
  • Bilinci kapalı hasta
  • Yasal ehliyeti olmayan hasta
  • Hastanın isteğine karşın yapılan girişimler
  • Bilgilendirilme hakkı
  • Gizlilik hakkı
  • Sağlık eğitimi hakkı
  • Onuruna ve özel yaşamına saygı talep etme hakkı
  • Dini destek alma hakkı
Türkiye’de Hasta Hakları Yönetmeliği 1 Ağustos 1998 tarihinde yürürlüğe giren aşağıdaki konuları kapsamaktadır:
  • Bilgi isteme.
  • Sağlık hizmetlerinden hakkaniyet ve adalet çerçevesinde faydalanma.
  • Öncelik sırasının belirlenmesini isteme.
  • Sağlık kuruluşunu değiştirme ve seçme.
  • Kayıtların düzeltilmesi ve kayıtları inceleme isteme.
  • Personeli tanıma, seçme ve değiştirme.
  • Mahremiyete saygı gösterilmesi.
  • Tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım.
  • Bilgi verilmemesini isteme.
  • Rıza olmaksızın tıbbi müdahaleye tabi tutulmama.
  • Tedaviyi durdurma ve reddetme.
  • Hasta bilgilerin gizli tutulması.
  • Tıbbi araştırmalarda rıza.
  • Güvenliğin sağlanması.
  • Dini vecibeleri yerine getirebilme ve dini hizmetlerden faydalanma.
  • İnsani değerlere saygı gösterilmesi ve ziyaret.
  • Refakatçi bulundurma.
  • Müracaat, şikayet ve dava.

Hakimlerin Magna Carta’sı

0

Hakimlerin Magna Carta’sı, Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi Magna Carta Çalışma Grubu tarafından Temel İlkeler adı altında 17 Kasım 2010 tarihinde kabul edilmiştir.

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi(Consultative Council of European Judges-CCJE), kuruluşunun 10. yıldönümü vesilesiyle Hâkimlerin Magna Cartası’nı (Temel ilkeler) belgesini ilan ederek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunmuştur. Belgedeki 12 Görüşün her biri, ele alınan konulara ilişkin ilave hususlar içermektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

HÂKİMLERİN MAGNA CARTA’SI (Temel ilkeler)
Hukukun üstünlüğü ve adalet

1. Yargı, her demokratik devletin üç kuvvetinden biridir. Görevi, hukukun üstünlüğünün mevcudiyetini teminat altına almak ve dolayısıyla hukukun tarafsız, doğru, adil ve etkin bir şekilde gereğince uygulanmasını temin etmektir.

Yargı bağımsızlığı

2. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, adaletin işleyişi için temel ön koşullardır.

3. Yargı bağımsızlığı kanuni, işlevsel ve mali olmalıdır. En üst düzeydeki ulusal kurallar vasıtasıyla Devletin diğer kuvvetleri, adalet arayanlar, diğer hâkimler ve genel olarak toplum açısından garanti edilir. Devlet ve her bir hâkim, yargı bağımsızlığını desteklemek ve korumakla sorumludur.

4. Yargı bağımsızlığı; yargı faaliyetleri bakımından ve hâkimlerin mesleğe alımı, emeklilik yaşına kadar atanması, terfileri, azledilememeleri, eğitimleri, yargısal dokunulmazlıkları, disiplinleri, maaşları ve finansmanları bakımından teminat altına alınır.

Bağımsızlık teminatları

5. Seçilme, atanma ve kariyer konularındaki kararlar nesnel ölçütlere dayalı olmalı ve bağımsızlığın garanti edilmesinden sorumlu organ tarafından alınmalıdır.

6. Disiplin soruşturmaları bağımsız bir organ nezdinde yürütülmeli ve bir mahkemeye müracaat etme imkânı bulunmalıdır.

7. Devlet, yargı organı ile istişare ederek adalet sisteminin düzgün işleyişi için gerekli olan insani, maddi ve mali kaynakları temin eder. Uygunsuz etkilerin önüne geçebilmek için hâkimler, kanunla belirlenmek üzere, yeterli düzeyde ücret almalıdır ve kendilerine yeterli bir emeklilik planı sunulmalıdır.

8. Başlangıç eğitimi ve hizmet içi eğitim, hâkimler için bir hak ve görevdir. Bunlar, yargının gözetimi altında düzenlenir. Eğitim, yargı sisteminin kalitesinin ve etkinliğinin yanı sıra hâkimlerin bağımsızlığının korunmasında da önemli bir unsurdur.

9. Yargı organı, yargısal işlevlerin (mahkemelerin organizasyonu, usuller, diğer mevzuat) icrasını etkileyen tüm kararlara müdahil olur.

10. Hâkimler, adaleti idare etme işlevlerini icra ederken hiçbir emir veya talimata ya da hiçbir hiyerarşik baskıya tabi olmazlar ve sadece kanunun bağlayıcılığı altında olurlar.

11. Hâkimler, kovuşturma ve savunma arasında tarafların eşitliğini temin eder. Savcılar için bağımsız bir statünün bulunması, Hukukun Üstünlüğünün temel bir gereğidir.

12. Hâkimler, yargının toplum içerisindeki görevinin savunulmasıyla görevli ulusal ve uluslararası hâkim derneklerine üye olma hakkına sahiptir.

Bağımsızlığın garanti edilmesinden sorumlu organ

13. Hâkimlerin bağımsızlığını temin etmek amacıyla her bir Devlet; yasama ve yürütme kuvvetlerinden bağımsız olan, yargı kurumlarının örgütlenme, işleyiş ve imajının yanı sıra tüzüklerine ilişkin tüm meseleler konusunda geniş yeterliliklerle donatılmış bir Yargı Konseyi oluşturmalıdır. Konsey ya sadece hâkimlerden oluşmalı ya da meslektaşlarınca seçilmiş hâkimler büyük çoğunluğu oluşturmalıdır.

Yargı Konseyi, faaliyetlerinden ve kararlarından sorumlu olmalıdır.

Adalete erişim ve şeffaflık

14. Adalet şeffaf olmalı ve yargı sisteminin işleyişine dair bilgiler yayımlanmalıdır.

15. Hâkimler, uyuşmazlıkların hızlı ve etkin şekilde ve makul fiyatlarla çözüme kavuşturulabilmesini temin etmek üzere adımlar atar; alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin teşvik edilmesine katkı sağlar.

16. Mahkeme belgeleri ve yargı kararları anlaşılır, basit ve açık bir dille hazırlanmalıdır. Hâkimler, adil ve kamuya açık şekilde gerçekleştirilen duruşmalara dayalı olarak makul bir süre içerisinde kamuya duyurulmak üzere gerekçeli kararlar çıkarmalıdır. Hâkimler, uygun dava yönetim yöntemleri kullanmalıdır.

17. Mahkeme kararlarının uygulanması, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur ve ayrıca adaletin etkinliğinin bir teminatıdır.

Etik ve sorumluluk

18. Hâkimlerin eylemlerine, disiplin kurallarından ayrı olan deontolojik ilkeler rehberlik eder. Bunlar hâkimlerin doğrudan kendileri tarafından hazırlanmalı ve eğitimlerine dâhil edilmelidir.

19. Her bir devlette, hâkimler için geçerli olan kanun veya temel bildirge, disiplin usulünü ve disiplin cezalarına yol açabilecek davranışları belirlemelidir.

20. Hâkimler, yargı görevleri dışında işledikleri suçlardan olağan hukuk kapsamında cezai açıdan sorumludurlar. Hâkimlere, görevlerinin uygulanması esnasındaki kasıtsız hatalardan dolayı cezai sorumluluk yüklenmez.

21. Yargı hatalarına ilişkin kanun yolu, uygun bir temyiz sistemine dayanmalıdır. Adaletin idaresindeki diğer kusurlara ilişkin her türlü kanun yolu yalnızca devlete karşı uygulanır.

22. Kasıtlı kusur halleri hariç olmak üzere bir hâkimin, yargı görevlerinin icrasına ilişkin iddialarla ilişkili olarak devletin tazmini şeklinde dahi olsa herhangi bir şahsi sorumluluğa tâbi tutulması uygun değildir.

Uluslararası mahkemeler

23. Bu ilkeler, gerekli değişiklikler dikkate alınmak kaydıyla, tüm Avrupa mahkemelerinin ve uluslararası mahkemelerin hâkimleri için geçerlidir.

Avrupa Yargıç ve Savcı Birliklerinin Kuruluşu, Gelişimi Ve Yargı İçindeki Rolü

0
Avrupa Yargıç ve Savcı Birliklerinin Kuruluşu, Gelişimi Ve Yargı İçindeki Rolü

YARSAV web sitesinde yayımlanmıştır.

Avrupa Yargıç ve Savcı Birliklerinin Kuruluşu, Gelişimi Ve Yargı İçindeki Rolü

Avrupa’daki diğer ülkelerde, örneğin İspanya ve Portekiz’de, aynı tarihlerde zaten iktidarda bulunan totaliter hükümetler bu tür birliklerin kurulmasına baştan itibaren hiç izin vermedikleri için bu şekildeki birliklerin kapatılmasına gerek bile kalmamıştır.

Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığının sağlanmasında, bu yönde ülkede var olan kültürün yayılmasında bu çeşit birliklerin önemi her türlü tartışmanın dışındadır. Bu ihtiyaç çok açıktır. Hukuk devleti, yargı ve yargıç bağımsızlığı, demokratik bir rejimin en temel değerlerini oluşturur ve bir ülkede bu demokratik temel değerler eğer tehdit altında ise bağımsız ve tarafsız olma durumu ve yükümü altında olan yargıçlar ve savcıların bu duruma karşı ilgisiz ve sessiz kalmaları onlardan beklenmemelidir. Başka bir deyişle yargı bağımsızlığı ve yargıç tarafsızlığı ilkeleri, demokratik bir devletin temel değerleri ve hukuk devleti ilkesi açısından, onların sessiz ve ilgisiz kalmaları gereken konular değildir. Bu ilkelerle ilgili ülkede tehdit söz konusu ise yargıçlar ve savcılar taraftır ve bu ilkelerin korunması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını hakkına sahiptir.

Bu konudaki düşünce ve kavramlar Birleşmiş Milletler’in “Suçluların Cezalandırılması ve Suçların Önlenmesi” hakkındaki 7. toplantısında yargıç bağımsızlığı başlığı altında yargıç bağımsızlığının temel prensiplerinin tespit edildiği çalışmalara dayanmaktadır. Burada kabul edilen 8 no’lu ilke kararı açık bir şekilde yargıçların özgür iradeleri ile birlik kurma hakkının önemine işaret etmektedir ve dahası bu hakkın sadece kendi özlük haklarını korumak için geçerli olmadığını aynı zamanda bu hakkın yargı bağımsızlığının korunması için de var olduğunu kabul eder. Birleşmiş Milletler’in bu prensip kararı, yargıçlar ve onların kurduğu birliklerin en temel insan hakkı olan ifade özgürlüğü ile birlik kurma özgürlüğü arasında oluşturduğu bağ açısından da önemli ve özel bir değere sahiptir.

Sonrasında Birleşmiş Milletler yargı bağımsızlığının savunulması ve korunmasının yargıç ve savcı birliklerinin en önemli amaçlarından biri olduğunu belirtmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrasında, daha önce yukarıda belirtilen totaliter rejimlerin yönetimleri sırasında ülkelerindeki yargıç birliklerine sağladığı sınırlı rol sebebiyle, o ülkelerde yargı bağımsızlığı ile ilgili içine düşülen hukuk dışı durumlardan Birleşmiş Milletler bir sonuç çıkarmış ve II. Dünya Savaşından sonra çıkarılan bu önemli sonuç sebebiyle Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, yargıç birliklerinin çerçevesini belirleyen bir norm oluşturmuştur. Sonrasında ise belirlenen bu normun etkili bir şekilde uygulanması, teşvik edilmesi ve sorumluluğunu düzenleyen bir ilkeler sistemini kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler’in “Suçluların Cezalandırılması ve Suçların Önlenmesi” hakkındaki 8. toplantısında ise aynı ilkelerin savcılar için de geçerli olduğu kabul edilmiştir.

Gerçekten, ifade özgürlüğü ve yargıçların birlik kurma özgürlüğü başlığı altında Birleşmiş Milletler Kongresinde kabul edilen 8 no’lu ilke kararı, yargıçların sadece hukuki statüleri ve özlük haklarının korunması amacıyla birlik kurma hakkında sahip olmadıklarını, aynı zamanda yargıçların bu birlikler aracılığı ile temel insan haklarının korunması, yargı bağımsızlığı ile ulusal ve uluslararası hukuk konularında bütün kamu tartışmalarına katılma hakları bulunduğuna da vurgulamaktadır.

Birleşmiş Milletler Kongresinin 8. toplantısında ayrıca, yargı bağımsızlığı, demokratik toplum değerleri, hukuk devletinin korunması konularında siyasi olarak atılması gereken adımlar hususunda savcı birliklerinin de aynı derecede ifade özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, yargı bağımsızlığı, demokratik toplum değerleri, hukuk devletinin korunması, temel insan hakları ve bu değerlerin yaygınlaştırılması için yargıç ve savcı birliklerinin bu konulardaki aktif adalet politikalarına katkıda bulunmak amacıyla önemli rol ve etkinliği olması gerektiğinin Birleşmiş Milletler tarafından amaçlandığını söyleyebiliriz.

Başka bir anlatımla yargıç ve savcı birliklerinin ilgi alanı, sadece yargıç ve savcıların özlük haklarının korunması, kendi kanunu ile kendilerine sağlanan hak, yetki ve ayrıcalıkların savunulması değil, aynı zamanda insan haklarının etkin korunması için insan temelinde oluşturulan yüksek düzeydeki politikalara etik açıdan katkıda bulunmaktır.

Yargıç ve savcı birliklerinin ilk kez kurulduklarında yaşanan sıkıntılı süreçlerden ve yukarıda anlatılan ilke ve yeni fikirlerin kabul edilmesinden sonra, onların faaliyet alanları tamamen değişmiş ve gelişmiştir.

2- Daha sonra, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve yukarıda belirtilen yeni fikirler ve ilkelerin, 1968 yılından sonra Avrupa’da görülen yargıç ve savcı birlikleri hareketleri, uygulamaları ve yeni fikirleri karşısında yetersiz kaldığı görülmüştür.

Gerçekten, bu yıllarda İtalya ve Fransa’da pek çok yargıç ve savcı, insan hakları politikalarını tartışmadan ve korumadan yargı bağımsızlığı ve yargıç ve savcıların tarafsız ve bağımsız olmalarını sağlamanın mümkün olmadığını anlamaya başlamıştır.

Bu yeni yargıç ve savcı birlikleri, yargıdaki bağımsızlık ve tarafsızlık olasılığının tümüyle insan hakları konusunda somut adımların atılmasına bağlı olduğunu kabul etmişlerdir.

Aynı zamanda, bir ülkede yargı bağımsızlığı ve özerkliğinin gerçekleşmesinin sadece yargıçların tarafsızlığı gibi konularla değil aynı zamanda ülkenin anayasası ve kabul ettiği uluslararası sözleşmelerde yer alan insan hakları ile ilgili hükümlerin etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanması ile mümkün olabileceği yönünde yargı bağımsızlığı ve özerkliği kavramları somutlaşmaya başlamıştır.

İnsan haklarının etkin uygulanması; yargı bağımsızlığı, tarafsız yargıçlar ve kendi somut bağımsızlığı ve özerkliğini koruyan savcılar olmadan güçlü bir şekilde gerçekleştirilemez.

İberya yarımadasındaki totaliter rejimlerin sona ermesinin ardından yukarıda bahsedilen fikirler İspanyol ve Portekizli yargıç ve savcılar tarafından da öğrenildi ve ciddi bir şekilde desteklenmeye başladı.

Buradaki yargıç ve savcılar kendi tecrübeleri ile çok iyi biliyorlardı ki; ülkelerindeki tüm vatandaşların anayasal haklarının sağlanması ve uygulanması için, yargı bağımsızlığı ile ilgili anayasanın kendilerine sağladığı teminatlar olmadan o ülkede etkin bir şekilde insan haklarını sağlamak mümkün değildir.

Bu hususları dikkate alan İspanya ve Portekiz’deki yeni yargıç ve savcı birlikleri, yargıç ve savcıların statüleri ve yeni anayasal haklarla ilgili yeni bir metin hazırlayarak bu yöndeki süreçlere aktif olarak müdahale etmeye başladılar.

İspanya ve Portekiz’deki yargıç ve savcı birliklerinin bu yöndeki yapılan yasa çalışmalarına dahil olmaları ve somut adımlar atmaları, bu yönde çalışmalar yapan İtalyan ve Fransız yargıç ve savcı birliklerinin çalışmalarına esin kaynağı olmuştur.

3- II. Dünya savaşından sonra anayasalaşma sürecine eş zamanlı olarak Avrupa Konseyi tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kabul edilmiştir.

Bu Sözleşme, 11. maddesi ile dernek kurma hakkını, en önemli medeni hak ve gereklilik olarak açıkça tanımladı.

Madde 11

Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.

Bu maddede dernek kurma özgürlüğünün sınırları ikinci paragrafında gösterilmiştir. Bu paragraf iki türlü sınırlamadan bahsetmektedir. Genel sınırlama ve özel sınırlama.

Bununla birlikte bu sınırlamalar sadece Sözleşmenin 8. maddesinin ikinci paragrafındaki sınırlamalarla birlikte değerlendirildiğinde anlam ifade etmektedir.

Madde 8

Özel hayatın ve aile hayatının korunması

1. Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.

Bu hükümlerin anlamı, yargıç ve savcı birliklerinin kurulması ile ilgili olarak sözleşmede hiçbir özel sınırlama bulunmadığıdır.

Yargıç ve savcıların prensip olarak yargıç ve savcı birlikleri kurmaları önünde hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, belirtilen hükümlerin bir sonucu olarak, yargıç ve savcıların ülkelerinde birden çok birlik kurabilmeleri önünde de herhangi bir engel bulunmamaktadır ama yargıç ve savcılar kurulan birliklerden herhangi birine katılmaya da zorlanamaz. Yargıç ve savcı birliklerine katılmak yargıç ve savcıların özgür iradelerine bağlıdır.

Bu ise, bir ülkede ülkesel mevzuatla yani yasa ile yargıç ve savcıların ülkede varolan tek bir birliğe katılmaya zorlanamayacağı anlamına gelir. (Monopol oluşturmama prensipi). Yani yargıç ve savcı birlikleri ile ilgili olarak çoğulculuk ilkesi geçerlidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de, sözleşmenin 11. maddesinin sınırları ve alanını gösteren pekçok kararı mevcuttur.

4- Birlik oluşturma ve toplantı özgürlüğü ile ilgili genel prensiplerden esinlenen Avrupa Konseyi, 1997 yılında, yargı bağımsızlığı ile ilgili konularda o tarihe kadar yapılan tartışma ve çalışma sonuçlarının geliştirilmesi ve en üst düzeyde belirlenmesi amacıyla toplanmıştır.

Bu toplantıda ise, hukukun üstünlüğünün sağlanmasındaki en temel enstrümanlardan biri olarak hukuk enstitülerinin (yargıç ve savcı birlikleri) geliştirilmesi amacıyla, bu konuda devam eden çabalara yeni bir itici güç sağlamak için, yargıçların statüleri ve yargı bağımsızlığı hakkında en önemli prensiplerin tespit edildiği bir Tüzük’ün onaylanması kararlaştırıldı.

Sonrasında Temmuz 1997 yılında Strazburg’da yapılan çok taraflı toplantıda Yargıçların statüsü ve yargı bağımsızlığı konulu taslak Tüzük onaylandı.

Hazırlanan bu belgenin başlangıç kısmında, Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) ile Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupa Yargıçları Birliği’nin (MEDEL) yanı sıra 13 batı ,orta ve doğu avrupa ülkesinden toplantıya katıldıkları belirtilmiştir.

Yargıç ve savcı birliklerinin, yargıçların statüsü ve yargı bağımsızlığının gerçekleştirilmesi konularında oynadıkları etkin rolün varlığı asla yok sayılamaz.

Bu konuda, yani yargıç ve savcı birlikleri ile ilgili olarak anılan Tüzük’te şöyle denilmektedir;

1.7. Yargıçlar tarafından kurulan, tüm yargıçların özgürce üye olabildiği profesyonel örgütler, yargıçlara kendilerine ilişkin yasalarda yer alan, özellikle kendileri ile ilgili karar veren makam veya organlara ilişkin haklarını savunmada önemli ölçüde katkıda bulunur.
1.8. Yargıçlar, mahkemelerin idaresine ilişkin kararlar veya ulusal ve yerel seviyede kendilerine tahsis edilen ödenek ve imkânlarla ilgili kararlara, temsilcileri veya profesyonel örgütleri aracılığı ile katılırlar.

Bunlarla eş zamanlı olarak, 6 Ekim 2000 yılında 724. Başkanlar Kurulu toplantısında (2000)19 sayılı Ceza Yargılama Sisteminde Cumhuriyet Savcılarının Rolü hakkındaki tavsiye kararı kabul edilmiştir.

Bu tavsiye kararının 6. maddesinde aynı konu şu şekilde garanti altına alınmıştır.

“6. Devletler, Cumhuriyet savcılarının etkin toplanma, örgütlenme, inanç ve ifade haklarının sağlanmasını garanti altına alacak tedbirler almalıdırlar.
Cumhuriyet savcıları özellikle, hukuka, adaletin yönetimine, insan haklarının korunması ve teşvik edilmesine ilişkin kamuoyu tartışmalarına katılma, yasal bir örgüte üyeliğinden veya yasal bir faaliyeti sebebiyle mesleki bir zarara uğramaksızın, bireysel olarak yerel, ulusal veya uluslararası bir örgüte üye olma ve toplantılarına katılma haklarına sahip olmalıdırlar.

Yukarıda bahsedilen haklar, ancak Cumhuriyet savcılarının anayasal konumlarını korumak için gerekli olduğu hallerde ve kanunla sınırlandırılabilir. Yukarıda sözü edilen hakların ihlal edilmesi halinde etkin bir başvuru yolu bulunmalıdır.”
Her iki belgede, yargıç ve savcı birliklerinin amaçlarının çok geniş bir alanı kapsadığını kabul edilmiştir.

Yargıç ve savcı birliklerinin ülkelerindeki faaliyet alanı şu şekilde belirlenebilir:

– Yargıç ve savcı birlikleri bir taraftan yargıç ve savcıların mesleki ve sosyal menfaatleri ile ilgilenmekte,

– Diğer taraftan ise özellikle insan haklarının etkin korunması söz konusu olduğunda, siyasi ve medeni haklarla ilgili yargı politikalarının oluşumuna katkı sağlamaktadır.

Sonuç olarak yargıç ve savcı birliklerinin yargı konularına katılım sınırı, Avrupa Konseyi tarafından çok açık olarak belirlenmiştir ve yargıç ve savcı birliklerine, insan haklarının etkin korunması ve sivil toplum sorunları ile ilgili olarak çok önemli bir faaliyet alanı sağlamıştır.

5- Bu çalışmalardan sonra, son derece yeni, etkin ve aktif yargıç ve savcı birliklerinin 1960’li yıllardan sonra Avrupa’da kurulmaya başlandığı söylenebilir.

Gerçekten günümüzde, çeşitli ülkelerde, mahkemelerin bağımsızlığına destek veren, yargı bağımsızlığı ve yargıç ve savcıların tarafsız ve bağımsızlıkları ile ülkelerinde hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için gerekli siyasi önlemlerin alınması konusunda sürekli faaliyette bulunan, özelde medeni hakları genelde ise insan hakları temelinde çalışan yargıç ve savcı birlikleri bulunmaktadır.

Portekiz ve İspanya’da 1970’lerde kurulan yargıç ve savcı birlikleri gibi, benzer birlikler Doğu Avrupa ülkeleri ile yeni latin-amerikan demokrasilerinde de kurulmuş ve faaliyet alanları ile ilgili olarak önemli roller üstlenmişlerdir.

Yargıç ve savcı birlikleri, kendi ülkelerinde hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı bir demokrasinin varlığının gerçekleşmesi için kendi ülkesinin anayasa ve diğer mevzuat çerçevesinde etkin bir rol oynamaktadır.

İtalya ve Fransa’daki yargıç ve savcı hareketleri karşısında gösterilen başlangıçtaki hukuk dışı davranışların ardından, bugün, insan haklarına saygı ve gerçek ve tam bir demokrasi kültürünün ülkede yerleşmesi açısından yargıç ve savcı birliklerinin üslendiği öncelikli rol artık demokrasilerde yatsınmamaktadır.

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi (CCJE)

0
Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi (CCJE)

Avrupa Hakemleri Danışma Konseyi(CCJE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 2000 yılında kurulmuştur. Bağımsızlığın, tarafsızlığın ve hakimlerin yeterliliğine ilişkin danışma organı olan CCJE, yargı gücünün demokratik bir toplumdaki temel rolünü sağlamak üzere yalnızca yargıçlardan oluşan uluslararası bir organizasyondaki ilk organdır.

Avrupa Konseyi, hakimler ile savcıların statüsüne ve adalet sisteminin kalitesine, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının ve örgütlenme için kilit değerler olan temel özgürlüklerin teşviki ve korunmasına büyük önem vermektedir. Güçlü ve bağımsız bir yargı temel hedeftir. Gerektiğinde üye devletlerden, hakimlerin statüsü ve durumu ile ilgili özel problemleri incelemeleri istenebilir. Avrupa Konseyi, yasama organı, yürütme ve yargı arasında karşılıklı saygıyı sağlamak ve adalet sistemine daha fazla güven vermek amacıyla üye devletlerde yargının güçlendirilmesiyle ilgilenmektedir.

Avrupa Savcıları Danışma Konseyi (CCPE) ise, Bakanlar Komitesinin üye devletlere yönelik hazırladığı “ceza adalet sisteminde savcılığın rolü” konulu Rec(2000)19 sayılı Tavsiye Kararı‘nın uygulanmasına ilişkin hususlar üzerine görüş bildirme görevi ile 2005 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulmuştur. Avrupa Savcıları Danışma Konseyi  toplantılarına Türkiye adına HSK(Hakimler Savcılar Kurulu) tarafından katılım sağlanmaktadır. Hükümetlerarası yönlendirme ve geçici komitelerin pilot anketine uygun olarak, CCJE görüşleri, ulusal düzenlemelerin ve mevzuatın hazırlanmasında rehber olmaktadır.

Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi, tüm üye devlet temsilcilerinin katılımı ile oluşmaktadır. Üyeler, hakimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamaktan sorumlu ulusal makamlarla ve yargının yönetiminden sorumlu ulusal kurumlarda görev yapan yargıçlardan seçilmekte, bir çok ülke temsilcisi yüksek yargı organlarından belirlenmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteryası, CCJE’nin faaliyetlerine ye olarak katılmaktadır.

CCJE Gözlemcileri

Avrupa Konseyi ile gözlemci statüsünde olan aşağıdaki Devletler, CCJE’nin faaliyetlerine katılabilmektedir. Gözlemci ülkeler, Kazakistan, ABD, Kanada, Japonya, Meksika’dır.

Ayrıca, Avrupa Hakimler Birliği (AEM), “MEDEL – Demokrasi ve Temel Haklar İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği”, Avrupa İdari Hakimler Derneği, Avrupa Arabuluculuk Hakimleri Birliği (GEMME), Avrupa Adli Eğitim Ağı, Avrupa Adli Konsey Ağları (ENCJ) ve Avrupa Baroları ve Hukuk Dernekleri Konseyi (CCBE) de CCJE toplantılarına katılmak için bir temsilci gönderebilmektedir.


CCJE’nin Görevleri

Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesinde açıkça ortaya kondu. CCJE’nin çalışmaları, demokratik devletlerde hukukun üstünlüğünü güçlendirmek ve insan haklarının etkin bir şekilde korunması amacıyla bu hakkın uygulanması bağlamında düzenlenmiştir.

(i) Sırasıyla 2018 ve 2019 yıllarında Bakanlar Komitesi’nin hakimlerin statüsü ve görevlerinin yerine getirilmesine ilişkin konularda dikkat etmesi için en az iki görüş hazırlamak ve kabul etmek.

(ii) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından “Demokrasi Devleti, İnsan Hakları ve İçtihatlar Hukuku Kuralı” na ilişkin Raporlar dikkate alındığında, Avrupa Konseyi’nin Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirmeye yönelik Eylem Planı uyarınca, Avrupa ”ve CCPE ve CEPEJ ile doğru koordinasyonu sağlamak, her yıl, özellikle CCJE üyelerinden ve kararlardan özellikle alınan bilgilere dayanarak, Avrupa Konseyi üye devletlerinde adli bağımsızlık ve tarafsızlığa odaklanan bir rapor hazırlar ve yayınlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Venedik Komisyonu’nun görüşleri, İnsan Hakları Komiseri’nin, Parlamenter Asamblesi ve uygun olan yerde GRECO’nun raporları; Bu raporlar, üye devletlerin performans derecelendirmelerini veya sıralamasını içermeyecek ve bir izleme mekanizması teşkil etmeyecektir.

(iii) Devletlerin hakimler konusunda Avrupa Konseyi standartlarına uymalarını sağlamak için üye devletlerin, CCJE üyelerinin, adli organların veya ilgili hakem derneklerinin talebi üzerine hedefli işbirliği sağlamak.

(iv) Bakanlar Komitesinin veya Genel Sekreter veya Parlamento Meclisi gibi Avrupa Konseyi’nin diğer organlarının talebi üzerine hakimlerin özel durumuna ilişkin metinler veya görüşler hazırlamak.

(v) Adli alanda mahkemeleri, hakimleri ve hakimlerin derneklerini içeren ortaklıkları teşvik etmek.

CCJE Tarafından Kabul Edilen Belgeler 

Hakimlerin Mesleki Davranışlarını Düzenleyen İlke ve Kurallar

CCJE’de Temsilcisi Bulunan Ülkeler Listesi
Arnavutluk
Bayan Arjana FULLANI, Adalet, Arnavutluk Yüksek Mahkemesi
Andorra
Mme Canòlic MINGORANCE CAIRAT, istagistrat au Tribunal de Corts (savaş suçu suçu)
Ermenistan
Bay Stepan MIKAYELYAN, Cour civile d’appel de l’Arménie
Avusturya
Bay Gerhard REISSNER, Avusturya Hakimler Birliği Başkan Yardımcısı, Floridsdorf Bölge Mahkemesi Başkanı
Azerbaycan
Sayın Khagani MAMMADOV, Hakim, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
Belçika
M. Paul MAFFEI, Cassation Mahkemesi Başkanı, Adalet Sarayı
Bosna Hersek
Dr.sci Jasmina Ćosić Dedović, Hakim, Bosna Hersek Mahkemesi
Bulgaristan
Bayan Maiia ROUSSEVA, Yargıtay, Yargıtay
Hırvatistan
Bay Duro SESSA (CCJE Başkanı)
Kıbrıs
Bay Stelios NATHANAEL, Yargıtay Hakimi
Çek Cumhuriyeti
Mgr. Luboš DÖRFL, Usti nad Labem Bölge Mahkemesi Başkanı, Çek Cumhuriyeti
Danimarka
Bayan Lene Pagter KRISTENSEN, Anayasa Mahkemesi Hakimi Seçimi
: Bayan Linda LAURITSEN, Hakim, Roskilde Belediye Mahkemesi
Estonya
Meelis EERIK, Tallinn Bölgesel Hukuk ve Ceza Mahkemesi Başkanı
Finlandiya Bay Kimmo Vanne, Turku Temyiz Mahkemesi Hakimi ve Hakimler Birliği Başkanı
Yerine: Bayan Päivi Hirvelä, Helsinki Yüksek Mahkemesi Hakimi
Fransa
M. Alain LACABARATS, Chambre Président, Cour de Cassation
Georgia
Justice Nino BAKAKURI, Cour Suprême de
Géorgie nino.bakakuri@supremecourt.ge
Almanya
Bayan Anke EILERS, Başkan Yargıç, Temyiz Mahkemesi, Köln
Yunanistan
Bayan Sofia KARYSTINAIOU-MAGOULA, YunanistanYüksek Hukuk ve Ceza Mahkemesi Hakimi (Areios Pagos)
Macaristan
Bay Árpád OROSZ
İzlanda
Bay Helgi I. JONSSON, Yüksek Mahkeme Hakimi
İrlanda
Bay George BIRMINGHAM, Yargıç, Temyiz Mahkemesi
İtalya
M. Raffaele SABATO, Yargıtay Meclisi Üyesi
Letonya
Bayan Aija BRANTA, Hakim, Letonya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
Lihtenştayn
M. Dietmar BAUR, Juge, Adalet Divanı, Fürstliches Landgericht
Litvanya
Bayan Sigita RUDÉNAITÉ, Litvanya Yüksek Mahkemesi Sivil Bölüm Başkanı
Lüksemburg
Bayan Marianne HARLES, Cour d’appel’deki Premier Conseiller, Justice Supérieure de L-2080, Lüksemburg
Malta
Sayın Adalet Tonio MALLIA
Moldova Cumhuriyeti
Sayın Radu TURCANU, Botania Bölge Mahkemesi Başkan Yardımcısı (Chisinau Belediyesi)
Monako
Bay Jérôme FOUGERAS-LAVERGNOLLE, Premier Juge, Préident du Tribunal Correctionnel de Monaco
Karadağ
Bayan Mirjana POPOVIC, Hakim, Podgorica Yüksek Mahkemesi, Moskovska caddesi no. 169 C4, PODGORICA
Hollanda
Prof. Dr. Marc DE WERD, Hollanda Amsterdam Temyiz Mahkemesi Hakimi
Maastricht Üniversitesi’nde Avrupa Hukuku Profesörü
Kuzey Makedonya
Bay Shpend DEVAJA
Norveç
Sayın Nils A. ENGSTAD, Hakim, Hålogaland Temyiz Mahkemesi
Polonya
Bayan Teresa KURCYUSZ-FURMANIK
Yargıç
Portekiz
Sayın Orlando AFONSO, Cour Suprême’de Yargıç
Romanya
Bayan Rodica Aida POPA, Juge
Rusya Federasyonu
Sayın Viktor MOMOTOV, Yüksek Mahkeme Yargıcı
San Marino
Sırbistan
Bayan Spomenka ZARIC, Yargıtay Yargıcı
Slovakya
Bay František MOZNER, Yüksek Mahkeme Hakimi
Slovenya
Bayan Nina BETETTO, CCJE Başkan Yardımcısı, Yargıtay, Yargıtay Başkan Yardımcısı
İspanya
Bay Rubén Antonio Jiménez FERNANDEZ
Yerine: Bay Manuel FERNANDEZ-LOMANA GARCIA
İsveç
Bayan Helena JÄDERBLOM
İsviçre
Bayan Kathrin KLETT, Juge fédéral, 1 dere Courit Droit Civil
Türkiye Türkiye
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Mehmet YILMAZ, ANKARA
Sayın Emine Burcu SINOPLU, Raportör Hakim, Dışişleri ve Proje Bürosu (Türkiye İçişleri Bakanlığı), Emniyet mahallesi, Mevlana Bulvarı N ° 36 Yenimahalle, 06330 ANKARA
Ukrayna
Sayın Viktor GORODOVENKO, Ukrayna Anayasa Mahkemesi Hakimi, Kiev, 01033
İngiltere
Rab Adalet Kim LEWISON, Kraliyet Adalet Divanı

Palermo Konvansiyonu – Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi

0

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (UN Convention against Transnational Organized Crime- Palermo Konvansiyonu), organize suçlarla mücadelede ilk uluslararası düzenlemedir.

Sözleşme, 15 Kasım 2000’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 12-15 Aralık 2000 tarihinde de Palermo’da imzaya açılmıştır.

Türkiye sözleşmeyi 30.01.2003 tarih ve 4800 sayılı Kanun ile kabul etmiştir.

Sözleşmenin amacı; sınır aşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğinin geliştirilmesidir.

Palermo Konvansiyonu’nun Temel Özellikleri:

  1. Amaç:
    • Organize suç örgütleriyle mücadele etmek.
    • Ülkeler arasında uluslararası işbirliği ve bilgi paylaşımını artırmak.
    • Suçlarla mücadelede ortak standartlar ve yaklaşımlar geliştirmek.
  2. Önemli Bileşenler:
    • Ana Konvansiyon: Bu, organize suçlarla mücadelede genel çerçeveyi belirler.
    • İkincil Protokoller: Bu konvansiyona ek olarak, insan kaçakçılığı, yasa dışı göç ve silah kaçakçılığı gibi belirli suç türlerine yönelik daha ayrıntılı düzenlemeler getirir.
      • İnsan Kaçakçılığı Protokolü: Kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere, insan kaçakçılığıyla mücadeleye yönelik hükümler içerir.
      • Göçmen Kaçakçılığı Protokolü: Yasa dışı göçmen kaçakçılığına karşı uluslararası işbirliği ve düzenlemeleri içerir.
      • Silah Kaçakçılığı Protokolü: Küresel silah kaçakçılığına karşı önlemleri ve işbirliği mekanizmalarını tanımlar.
  3. Uluslararası İşbirliği ve Yardım:
    • Üye ülkeler arasında suçluların iadesi ve karşılıklı adli yardım konularında işbirliğini teşvik eder.
    • Suçların araştırılması, soruşturulması ve kovuşturulması için ülkeler arasında bilgi paylaşımını teşvik eder.
  4. Hükümetler ve İcraat:
    • Üye ülkelerin, organize suçlarla mücadelede kendi iç hukuklarını bu konvansiyonla uyumlu hale getirmelerini ve suçlarla mücadeleye yönelik politikalarını geliştirmelerini sağlar.
  5. Uygulama ve İzleme:
    • Konvansiyonun uygulanmasını izlemek ve değerlendirmek için Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen mekanizmalar ve raporlama süreçleri içerir.

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi

 
Madde 1
Amaç

Bu Sözleşme’nin amacı sınıraşan örgütlü suçların önlenmesi ve daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi için işbirliğini geliştirmektir.

Madde 2
Tanımlar
 
Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından:

(a) “Örgütlü suç grubu” doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek amacıyla belli bir süreden beri varolan ve bu Sözleşmede belirtilen bir veya daha fazla ağır suç veya yasadışı eylemi gerçekleştirmek amacıyla birlikte hareket eden, üç veya daha fazla kişiden oluşan yapılanmış bir grup anlamına gelir;

(b) “Ağır suç” üst sınırı dört yıl veya daha fazla hürriyetten mahrumiyeti veya daha ağır bir cezayı gerektiren bir suçu oluşturan davranış anlamına gelir;

(c) “Yapılanmış grup” belirli bir suçu derhal işlemek için tesadüfi olarak oluşturulmamış ve üyelerinin rollerinin şeklen belirlenmesi şartı olmayan, üyeliğinin devamlılığı veya gelişmiş bir yapısı olması gerekmeyen bir grup anlamına gelir;

(d) “Malvarlığı” gerek maddi gerek gayri maddi, taşınır veya taşınmaz, somut veya soyut her türlü varlık ve bu tür varlıklara ilişkin tasarruf hakkını veya ayni hakkı tevsik eden yasal belgeler veya araçlar anlamına gelir.

(e) “Suç geliri” suç teşkil eden yasadışı bir eylemden kaynaklanan veya doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen herhangi bir mal anlamına gelir.

(f) “Dondurma” veya” “el koyma” mahkeme veya başka bir yetkili makamın emrine dayanılarak, malvarlığının devrinin, tebdilinin, tasarrufunun veya hareketinin geçici olarak yasaklanması veya malvarlığının muhafazasının veya kontrolünün geçici olarak üstlenilmesi anlamına gelir.

(g) “Müsadere”, uygulanabildiği hallerde, belirli bir hakkın kaybını da kapsayan malvarlığının, mahkeme veya başka yetkili bir makamın emriyle, sürekli olarak kaybı anlamına gelir.

(h) “Öncül suç”, işlenmesi sonucunda elde edilen gelir, bu Sözleşmenin 6’ıncı maddesinde tanımlanan suçun konusu olabilecek herhangi bir yasadışı eylem anlamına gelir.

(i) “Kontrollü teslimat”, bir suçun soruşturulması ve suçun icrasında yeralan kişilerin kimliklerinin tespiti amacıyla, yetkili makamların bilgisi ve gözetimi altında, yasadışı veya şüpheli sevkiyatın bir veya daha fazla devletin sınırlarından dışarı çıkmasına, içinden geçmesine veya içeri girmesine müsaade edilmesi yöntemidir.

(j) “Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı” belli bir bölgenin egemen devletleri tarafından oluşturulan, üye devletlerin kendisine bu Sözleşme tarafından düzenlenen konularda yetkiyi devrettiği ve kendi iç düzenlemeleri uyarınca imzalamaya, onaylamaya, kabule, uygun bulmaya veya katılıma usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş bir teşkilat anlamına gelir; Bu Sözleşme bakımından “Taraf Devletler”e yapılan atıflar yetkilerinin sınırları dahilinde bu tür teşkilatlara uygulanır.

Madde 3
Kapsam

  1. Bu Sözleşme, metinde başka türlü belirtilmediği takdirde, aşağıdaki suçların önlenmesinde, soruşturulmasında ve kovuşturulmasında uygulanır:

(a) Bu Sözleşmenin 5, 6, 8 ve 23. maddelerinde belirlenen suçlar; ve

(b) Bu Sözleşmenin 2. maddesinde tanımlanan ağır suçlar; sınıraşan nitelikte olduğunda ve suça örgütlü bir suç grubunun karıştığı durumlarda;

  1. Bu maddenin 1. fıkrası bakımından bir suç aşağıdaki durumlarda sınıraşan niteliktedir:

(a) Suç birden fazla devlette işlendiğinde;

(b) Suç tek bir devlette işlendiğinde ancak, hazırlanma, planlama, idare veya kontrolünün önemli bir kısmının başka bir devlette gerçekleşmesi halinde;

(c) Suç tek bir devlette işlendiğinde ancak, birden fazla devlette suç teşkil eden faaliyetlerde bulunan örgütlü bir suç grubu suça karıştığında; veya

(d) Suç tek bir devlette işlendiğinde, ancak başka bir devlette önemli etkileri olduğunda.

Madde 4
Egemenliğin Korunması

  1. Taraf Devletler bu Sözleşmedeki yükümlülüklerini devletlerin egemen eşitliği ve toprak bütünlüğü ve diğer devletlerin iç işlerine karışmama ilkelerine uygun bir biçimde yerine getirirler.
  2. Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm bir Taraf Devlete başka bir devletin sınırlarında diğer devletin iç hukukunca kendi makamları için açıkça mahfuz tutulmuş yargılama yetkisini kullanmak ve görev ifasını üstlenmek için yetki vermez.

Madde 5
Örgütlü Bir Suç Grubuna Katılmanın Suç Haline Getirilmesi

  1. Her Taraf Devlet, kasıtlı olarak işlenmeleri halinde aşağıdaki eylemlerin suç sayılmalarını sağlayacak yasal ve gerekli diğer önlemleri alacaktır:

(a) Aşağıdakilerden biri veya her ikisinin, teşebbüs halinde kalmış veya tamamlanmış bir suçtan bağımsız olarak başlı başına suç haline getirilmesi:

(i) Doğrudan ve dolaylı olarak mali veya diğer maddi bir menfaat elde etmek amacıyla bir veya birden fazla kişinin ağır bir suç işlemek için anlaşması ve iç hukukun gerektirdiği durumlarda bu anlaşmanın gerçekleşmesine yönelik olarak anlaşmanın taraflarından birinin bir eylemde bulunması veya bir örgütlü suç grubuna katılması;

(ii) Örgütlü suç grubunun amacını ve bu grubun genel suç faaliyetlerini veya sözkonusu suçların işlenmesine yönelik niyetini bilerek;

a. Örgütlü suç grubunun suç faaliyetlerine;

b. İştirakinin yukarıda tanımlanan suçların gerçekleştirilmesine katkı sağlayacağını bilerek, örgütlü suç grubunun diğer faaliyetlerine;

fiilen katılan kişinin eylemleri.

(b) Örgütlü bir suç grubunun karıştığı ağır bir suçun işlenmesini örgütlemek, yönetmek, yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak veya yol göstermek.

  1. Bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen bilgi, kasıt, amaç, hedef ve anlaşmanın varlığı, nesnel olaylara dayanan durumlardan anlaşılabilir.
  • Bu maddenin 1(a) (i) bendinde öngörülen suçlar bakımından, iç hukukları örgütlü suç gruplarının varlığı koşulunu arayan Taraf Devletler, iç hukuklarının örgütlü suç gruplarını içeren bütün ağır suçları kapsamasını sağlayacaktır. Bu gibi Taraf Devletler ile bu maddenin 1 (a) (i) fıkrasında öngörülen suçlar bakımından iç hukukları, anlaşmanın icrası doğrultusunda bir fiilin varlığı koşulunu arayan Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini, bu Sözleşmeyi imzalarken veya onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdi edilmesi sırasında bu hususta bilgilendirirler.

Madde 6
Suç Gelirlerinin Aklanmasının Suç Haline Getirilmesi

  1. Her Taraf Devlet kendi iç hukukunun temel ilkelerine uygun biçimde, aşağıda belirtilen eylemleri, kasten işlendiği takdirde, suç haline getirmek üzere yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır.

(a) (i) Suç geliri olduğu bilinen malvarlığının yasadışı kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya öncül suçun işlenmesine karışmış olan herhangi bir kişiye işlediği suçun yasal sonuçlarından kaçınmasına yardım etmek amacıyla dönüştürülmesi veya devredilmesi;

(ii) Bir malvarlığının suç geliri olduğunu bilerek; gerçek niteliğinin, kaynağının, yerinin, kullanımının, hareketlerinin veya mülkiyetinin veya malvarlığına ilişkin hakların gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi.

(b) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına tabi olarak:

(i) Tesellüm anında bu tür bir malın suç geliri olduğunu bilerek; malın edinilmesi, bulundurulması veya kullanılması.

(ii) Bu maddede belirtilen suçlardan herhangi birini işlemeye veya teşebbüse örgütlü olarak veya suç işleme konusunda anlaşarak yardım, yataklık, kolaylaştırmak ve yol göstermek suretiyle katılmak.

  1. Bu maddenin 1. fıkrasının yerine getirilmesi veya uygulanması bakımından;

(a) Her Taraf Devlet bu maddenin 1. fıkrasının öncül suçlara en geniş şekilde uygulanması için çaba gösterecektir.

(b) Her Taraf Devlet bu Sözleşmenin 2. maddesinde tanımlanan bütün ağır suçları ve Sözleşmenin 5, 8 ve 23. maddelerinde öngörülen suçları öncül suçlar kapsamına dahil edecektir. Öncül suçları yasalarında saymak suretiyle belirleyen Taraf Devletlerin mevcudiyeti halinde, bu devletler, asgari olarak, örgütlü suç gruplarıyla ilgili suçları en geniş biçimde yasalarına dahil edeceklerdir.

(c) Bu maddenin (b) bendinin amaçları bakımından, öncül suçlar sözkonusu Taraf Devletin hem yargı yetkisi dahilinde, hem de dışında işlenen suçları içerir. Bununla beraber, bir Taraf Devletin yargılama yetkisi dışında işlenen bir suçun öncül suç sayılması için ilgili eylemin, suçun işlendiği yerdeki devletin iç hukukuna göre suç teşkil etmesi ve bu maddeye başvuran ya da bu maddeyi uygulayan Taraf Devletin iç hukukuna göre orada işlenmesi halinde de suç teşkil edecek olması gerekir.

(d) Her bir Taraf Devlet, bu maddeyi yürürlüğe koyan kendi yasal düzenlemelerinin, bu yasal düzenlemelerdeki her türden değişikliğin birer örneğini ya da bunların bir tanımını Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verecektir.

(e) Bir Taraf Devletin iç hukukunun temel ilkeleri gerekli kılarsa, bu maddenin 1. Fıkrasında öngörülen suçların öncül suç işlemiş kişilere uygulanmaması sağlanabilir;

(f) Bu maddenin 1. Fıkrasında öngörülen suçların unsuru olarak varlığı gerekli görülen bilgi, kasıt veya amaç, nesnel olaylara dayalı durumlardan anlaşılabilir.

Madde 7
Kara Para Aklamayla Mücadele Önlemleri
 

  1. Her Taraf Devlet:

(a) Kara para aklamanın her biçimini önlemek ve tespit etmek için, kendi yetkisi dahilinde, bankalar ve bankalar dışındaki mali kuruluşlar ve gerektiğinde, özellikle karapara aklamaya müsait diğer kurumlar için kapsamlı bir iç düzenleyici ve denetleyici sistem oluşturacaktır; bu sistem kimlik tespiti, kayıt tutulması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi ihtiyaçlarına cevap verecektir.

(b) Bu Sözleşmenin 18. ve 27. madde hükümleri saklı kalmak koşuluyla, (iç hukuk uyarınca uygun olduğu takdirde adli merciler de dahil) kara para aklamayla mücadeleye hasredilmiş, idari, düzenleyici, kanun uygulayıcı makamların yanısıra diğer makamların, kendi iç hukuklarınca öngörülen koşullar çerçevesinde, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği yapmak ve bilgi değişiminde bulunmak imkan ve yetkisine sahip olmalarını sağlayacak ve bu amaçla, muhtemel kara para aklamaya ilişkin bilginin toplanması, analizi ve iletilmesi için ulusal bir merkez olarak hizmet verecek bir mali istihbarat biriminin kurulması ihtiyacını değerlendirecektir.

  1. Taraf Devletler, meşru sermayenin dolaşımını herhangi bir şekilde engellemeksizin, bilginin yerinde kullanımını temin etmek kaydıyla, nakdin ve parasal değeri haiz her türlü evrakın sınırları içindeki dolaşımının denetlenmesi ve izlenmesi için makul önlemlerin uygulanmasını göz önüne alacaklardır. Bu tür önlemler kişi ve kuruluşların önemli miktarda nakdin ve parasal değeri haiz her türlü evrakın sınırötesi nakline ilişkin bildirimde bulunmaları zorunluluğunu içerebilir.
  • Taraf Devletler bu maddeye dayanarak, düzenleyici ve denetleyici bir iç sistem kurarken, bu Sözleşmenin diğer maddelerinin hükümleri saklı kalmak koşuluyla, bölgesel, bölgelerarası ve çok taraflı teşkilatların kara para aklamaya karşı ilgili girişimlerini kılavuz olarak kullanmaya davet olunurlar.
  • Taraf Devletler, kara para aklamayla mücadele etmek için, adli, kanun uygulayıcı ve mali yönden düzenleyici merciler arasındaki küresel, bölgesel, altbölgesel ve ikili işbirliğini geliştirmek ve ilerletmek için çaba göstereceklerdir.

Madde 8
Yolsuzluğun Suç Haline Getirilmesi

  1. Her Taraf Devlet, kasten işlenmesi halinde aşağıdaki eylemlerin suç haline getirilmesi için yasal ve diğer gerekli önlemleri alacaktır:

(a) Bir kamu görevlisine resmi görevlerinin yerine getirilmesi çerçevesinde bir işlem yapması veya yapmaktan kaçınması için, kendisi veya üçüncü bir kişi veya taraf lehine, haksız bir menfaatin doğrudan veya dolaylı olarak vaadedilmesi, teklif edilmesi ya da verilmesi;

(b) Bir kamu görevlisinin resmi görevlerinin yerine getirilmesi çerçevesinde bir işlem yapması veya yapmaktan kaçınması için, kendisi veya üçüncü bir kişi veya taraf lehine, haksız bir menfaati doğrudan veya dolaylı olarak talep etmesi veya kabulü;

  1. Her Taraf Devlet, bu maddenin 1. fıkrasında sözedilen eylemlerin, yabancı kamu görevlileri veya uluslararası memurların katılımıyla gerçekleşmesi halinde, bunların suç haline getirilmesi için gerekli yasal ve diğer önlemleri almayı değerlendirecektir. Aynı şekilde, her Taraf Devlet yolsuzluğun diğer biçimlerini de suç haline getirmeyi değerlendirecektir.
  • Her Taraf Devlet bu maddeye göre ihdas edilen bir suça iştirak eylemini de suç haline getirmek için gerekli olabilecek benzer önlemleri alacaktır.
  • Bu maddenin 1. fıkrasının ve bu Sözleşmenin 9. maddesinin uygulanması bakımından, “kamu görevlisi”, kamu görevi yapan veya iç hukukta tanımlandığı şekilde kamuya yönelik bir hizmet gören ve bu hizmeti veren kişinin bulunduğu Taraf Devletin ceza yasasına göre de hizmeti bu şekilde uygulayan kişi anlamına gelir.

Madde 9
Yolsuzluğa Karşı Önlemler

  1. Bu Sözleşmenin 8. maddesinde öngörülen önlemlere ek olarak, her Taraf Devlet uygun olduğu ve kendi yasal sistemiyle uyumlu olduğu kadarıyla, dürüstlüğü hakim kılmak ve kamu görevlilerinin yolsuzluğunu önlemek, ortaya çıkarmak ve cezalandırmak için yasal, idari veya diğer etkin önlemleri alacaktır.
  • Her Taraf Devlet kendi mercilerinin kamu görevlilerinin yolsuzluğunu önlemede, ortaya çıkarmada ve cezalandırmada etkinliğini sağlamak için, uygun olmayan etkilere maruz kalmamaları için yeterli bağımsızlığı sağlamak da dahil olmak üzere, önlemler alacaktır.

 
Madde 10
Tüzel Kişilerin Sorumluluğu

  1. Her Taraf Devlet, örgütlü suç gruplarının karıştığı ağır suçlara iştirak etmeleri ve bu Sözleşmenin 5, 6, 8, ve 23. maddelerinde öngörülen suçlar açısından tüzel kişilerin sorumlu tutulmaları için gerekli olabilecek kendi hukuk ilkelerine uygun önlemleri alacaktır.
  • Taraf Devletin hukuk ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla, tüzel kişilerin sorumluluğu cezai, medeni veya idari olabilir.
  • Bu tür bir sorumluluk, suç işlemiş olan gerçek kişilerin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
  • Her Taraf Devlet, özellikle bu maddeye uygun olarak sorumlu tutulan tüzel kişilerin parasal müeyyideler de dahil, etkin, orantılı ve caydırıcı cezai veya cezai olmayan müeyyidelere tabi olmasını temin edecektir.

 
Madde 11
Kovuşturma, Yargılama ve Yaptırımlar

  1. Her Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 5, 6, 8 ve 23. maddelerinde öngörülen bir suçun işlenmesini, o suçun ağırlığını dikkate alacak şekilde yaptırıma bağlayacaktır.
  • Her Taraf Devlet, bu Sözleşme kapsamındaki suçları işleyen kişilerin kovuşturmasıyla ilgili kendi iç hukukundaki takdire dayalı tüm yasal yetkilerin, bu suçlara yönelik tedbirlerinin etkinliğini en üst düzeye getirecek ve bu tür suçların işlenmesini caydırma ihtiyacını gözönünde bulunduracak şekilde kullanılmasını sağlamak için çaba gösterecektir.
  • Her Taraf Devlet, kendi iç hukuku uyarınca ve savunma hakkına saygı göstererek, bu Sözleşmenin 5, 6, 8 ve 23. maddelerinde öngörülen suçlar sözkonusu olduğunda, duruşmaya veya temyize kadar tahliye kararları verilmesi hususundaki kuralların yargılama sürecinin müteakip aşamalarında davalının hazır bulunmasını sağlama gerekliliğini göz önünde bulundurarak belirlenmesi için gereken önlemleri alacaktır.
  • Her Taraf Devlet, mahkemelerinin veya diğer yetkili makamlarının bu tür suçlardan mahkum edilen kişilerin erken veya şartlı tahliyesi ihtimalini değerlendirirken, bu Sözleşmede ele alınan suçların ağırlığını da gözönünde tutmalarını sağlayacaktır.
  • Her Taraf Devlet, gerektiğinde, kendi iç hukukuna uygun olarak adli takibata başlanması için uzun bir dava zamanaşımı süresi ve suç isnat edilen kişinin adaletten kaçması durumunda ise, daha uzun bir zamanaşımı süresi tesis edecektir.
  • Bu Sözleşmede yeralan hiçbir husus, bu Sözleşmeye göre ihdas edilmiş suçların ve gerek yargılamanın gerek eylemlerin hukuka uygunluğunu denetleyen diğer hukuki ilkelerin tanımının bir Taraf Devletin münhasıran iç hukukuna bağlı olması ve bu tür suçların bu Taraf Devletin hukukuna uygun olarak kovuşturulması ve cezalandırılması ilkesine halel getirmez.

 
Madde 12
Müsadere ve El koyma

  1. Taraf Devletler, iç hukuklarının elverdiği en geniş biçimde aşağıdakilerin müsaderesinin sağlanması için gerekli önlemleri alacaklardır:

(a) Bu Sözleşmede belirtilen suçlardan elde edilen gelir veya değeri bunlara tekabül eden malvarlığı;

(b) Bu Sözleşmede belirtilmiş suçlarda kullanılmış veya kullanılması amaçlanan malvarlığı, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçler.

  1. Taraf Devletler, muhtemel bir müsadere amacıyla, bu maddenin 1. fıkrasında bahsedilen herhangi bir malın tespitinin, izlenmesinin, dondurulmasının veya el konulmasının sağlanması için gerekli önlemleri alacaklardır.
  • Eğer suç geliri kısmen veya tamamen başka bir mala dönüştürülmüş veya çevrilmiş ise, söz konusu gelirin yerine bu mal, bu maddede belirtilen önlemlere tabi tutulacaktır.
  • Eğer suç geliri meşru kaynaklardan kazanılan bir mal ile karıştırılmış ise, bu tür bir mal, dondurma veya el koymaya ilişkin yetkiler saklı kalmak kaydıyla, karıştırılmış suç gelirinin takdir edilen değerine kadar müsadereye tabi tutulacaktır.
  • Suç gelirinden veya suç gelirinin dönüştürüldüğü veya çevrildiği maldan veya suç gelirinin içine karışmış olduğu malvarlığından elde edilen kazanç veya diğer çıkarlar, bu maddede belirtilen önlemlere aynı şekil ve ölçüde tabi tutulacaktır.
  • Bu maddenin ve bu Sözleşmenin 13. maddesinin amaçları bakımından, her Taraf Devlet, kendi mahkemelerini veya diğer yetkili makamlarını, ilgili banka kayıtlarının veya mali veya ticari kayıtların ibrazı veya bunlara el konulması için emir verebilmeye yetkili kılacaktır. Taraf Devletler, bu maddenin hükümlerini uygulamaktan, banka gizliliği gerekçesiyle kaçınamayacaklardır.
  • Taraf Devletler, kendi iç hukuk ilkeleriyle, yargılama ve usule ilişkin diğer düzenlemelerinin özüyle uyumlu olduğu ölçüde, bir sanığın, iddia edilen suç gelirinin veya müsadereye tabi diğer malvarlığının meşru kaynağını göstermeye zorunlu kılınmasını değerlendirebilirler.
  • Bu madde hükümleri, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına zarar verecek biçimde yorumlanamaz.
  • Bu maddede yer alan hiçbir hüküm, sözkonusu önlemlerin bir Taraf Devletin iç hukukuna uygun ve tabi olarak tanımlanması ve uygulanması ilkesini etkilemeyecektir.

 
Madde 13
Müsadere Amacıyla Uluslararası İşbirliği

  1. Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin olarak, bu Sözleşmenin 12. Maddesinin 1. Fıkrasında sözedilen kendi ülkesindeki suç geliri, malvarlığı, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin müsaderesi için yargılama yetkisine sahip bir başka Taraf Devletten aldığı talep üzerine, aşağıdaki hususları kendi yasal sistemi çerçevesinde mümkün olan en geniş ölçüde yerine getirecektir:

(a) Bu talebi, bir müsadere kararının verilmesi ve böyle bir kararın verilmiş olması durumunda infazı amacıyla, kendi yetkili makamlarına iletecektir; veya

(b) Talepte bulunulan bir Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 12. Maddesinin 1. Fıkrasına uygun olarak talepte bulunan Taraf Devletin ülkesindeki bir mahkeme tarafından verilen müsadere kararını, 12. Maddenin 1. Fıkrasında sözedilen, kendi ülkesindeki suç geliri, malvarlığı, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçler ile bağlantılı olduğu ölçüde, talep çerçevesinde uygulamak amacıyla, kendi yetkili makamlarına iletecektir.

  1. Bu Sözleşmede yer alan bir suç üzerinde yargılama yetkisini haiz diğer bir Taraf Devletin talebi üzerine, talepte bulunulan Taraf Devlet, muhtemel müsadere kararının, gerek talepte bulunan Taraf Devlet tarafından, gerek bu maddenin 1. Fıkrasındaki bir talebe istinaden, talepte bulunulan Taraf Devlet tarafından verilebilecek müsadere kararının uygulanmasını teminen, bu Sözleşmenin 12. Maddesinin 1. fıkrasında belirtilen suç geliri, malvarlığı, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin tespiti, izlenmesi ve dondurulması veya el konulması için önlemler alacaktır.
  • Bu Sözleşmenin 18. maddesinin hükümleri, benzer şekilde bu maddeye de uygulanır. 18. Maddenin 15. Fıkrasında belirtilen hususlara ek olarak, bu maddeye istinaden yapılan talepler aşağıdakileri de içerecektir:

(a) Bu maddenin 1 (a) fıkrası ile ilgili bir talep olması durumunda, talepte bulunulan Taraf Devletin kendi iç hukukuna uygun olarak müsadere kararı almasına imkan sağlayacak şekilde, müsadere edilecek olan malvarlığının tanımının ve dayanılan olayların, talepte bulunan Taraf Devletçe belirtilmesi;

(b) Bu maddenin 1 (b) fıkrası çerçevesinde bir talep olması durumunda, talepte bulunan Taraf Devletin verdiği ve talebe esas olan müsadere kararının yasal olarak geçerli bir kopyası, olaylara ve kararın hangi ölçüde yerine getirilmesinin istendiğine ilişkin bilgiler;

(c) Bu maddenin 2. fıkrası çerçevesinde bir talep olması durumunda, talepte bulunan Taraf Devlet tarafından, talebe esas teşkil eden olaylara ilişkin bir açıklama ve yapılması istenen işlemlerin tanımı.

  1. Bu maddenin 1. ve 2. fıkraları gereğince alınacak kararlar ve yapılacak işlemler, talepte bulunulan Taraf Devlet tarafından, kendi iç hukuk hükümlerine ve usul kurallarına veya talepte bulunan Taraf Devletle ilişkilerinde bağlı olduğu herhangi bir ikili veya çok taraflı antlaşmaya, anlaşmaya veya düzenlemeye uygun ve bağlı olarak, yerine getirilecektir.
  • Her Taraf Devlet, kendi kanun ve düzenlemelerinin bu maddeye işlerlik sağlayan hükümlerinin ve bu tür kanun ve düzenlemelerde sonradan yapılacak değişikliklerin örneklerini veya bunların bir tanımlamasını Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine iletecektir.
  • Eğer bir Taraf Devlet bu maddenin 1. ve 2. Fıkralarında belirtilen önlemlerin alınmasını, ilgili bir antlaşmanın mevcudiyeti şartına bağlamışsa, o Taraf Devlet bakımından bu Sözleşmeyi, gerekli ve yeterli bir antlaşma zemini olarak kabul edecektir.
  • Eğer talebe konu olan suç, bu Sözleşme kapsamındaki bir suç değilse, bu maddede öngörülen işbirliği bir Taraf Devlet tarafından reddedilebilir.
  • Bu madde hükümleri, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına zarar verecek biçimde yorumlanmayacaktır.
  • Taraf Devletler, bu maddeye istinaden taahhüt edilen uluslararası işbirliğini daha etkin kılmak için, ikili veya çok taraflı antlaşmalar, anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı gözönünde bulunduracaklardır.

Madde 14
Müsadere Edilmiş Suç Geliri veya Malvarlığının Tasarrufu

  1. Bir Taraf Devlet tarafından, bu Sözleşmenin 12. Maddesine veya 13. Maddesinin 1. Fıkrasına dayanarak müsadere edilmiş suç geliri veya malvarlığının tasarrufu, bu Taraf Devletin kendi iç hukukuna ve idari usullerine tabi olacaktır.
  • Taraf Devletler, bu Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca, başka bir Taraf Devletin talebi üzerine bir tasarrufta bulunurken, iç hukukunun izin verdiği ölçüde ve talepte öngörüldü ise, suçun mağdurlarına tazminat verilebilmesi veya bu suç gelirinin veya malvarlığının yasal sahiplerine iade edilebilmesi için, müsadere edilmiş suç geliri veya malvarlığının talepte bulunan Taraf Devlete iade edilmesini öncelikle değerlendireceklerdir.
  • Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 12. ve 13. Maddeleri uyarınca, başka bir Taraf Devlet tarafından yapılan bir talep üzerine tasarrufta bulunurken, aşağıdaki hususlarda anlaşmalar veya düzenlemeler yapılmasını özel bir önemle değerlendirebilir:

(a) Bu tür suç geliri veya malvarlığının veya bu tür suç geliri veya malvarlığının satışından elde edilen paranın veya bunların bir kısmının, bu Sözleşmenin 30. Maddesinin 2 (c) fıkrası uyarınca açılmış hesaba ve örgütlü suçlarla mücadelede uzmanlaşmış hükümetlerarası kuruluşlara katkı olarak verilmesi;

(b) Kendi iç hukukları veya idari usullerine uygun olarak, bu tür suç gelirleri veya malvarlığını veya bu tür suç gelirlerinin veya malvarlığının satışından elde edilen paranın, düzenli bir biçimde veya her olay için ayrı ayrı diğer Taraf Devletlerle paylaşımı.

Madde 15
Yargı Yetkisi

  1. Aşağıdaki durumlarda, her Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 5, 6, 8, ve 23. Maddelerinde belirtilen suçlara ilişkin yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli önlemleri alacaktır:

(a) Suçun kendi ülkesinde işlenmesi halinde; veya

(b) Suçun, bir Taraf Devletin bayrağını taşıyan bir gemide veya hava taşıtında işlenmiş olması, ve suçun işlendiği anda o gemi veya hava taşıtının, o Taraf Devletin mevzuatına uygun olarak kayıtlı olması.

  1. Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmenin 4. Maddesinin hükmü saklı kalmak kaydıyla, aşağıdaki durumlarda bu tür suçlardan herhangi birisine ilişkin yargı yetkisi de tesis edebilir:

(a) Suç, o Taraf Devletin bir vatandaşına karşı işlendiğinde;

(b) Suç, o Taraf Devletin vatandaşı olan bir kişi tarafından veya o Devletin ülkesinde mutad olarak oturan vatansız bir kişi tarafından işlendiğinde; veya

(c) Suç:

(i) Bu Sözleşmenin 5. Maddesinin 1. fıkrasında belirtilen suçlardan biriyse ve o Devletin ülkesi dışında, o Devletin ülkesinde bir ağır suç işlemek amacıyla işlenmişse;

(ii) Bu Sözleşmenin 6. Maddesinin 1(b)(ii) bendinde belirtilen suçlardan biriyse ve o Devletin ülkesi dışında, o Devletin ülkesi içinde bu Sözleşmenin 6. maddesinin 1(a)(i) veya (ii) veya (b)(i) bentlerinde belirtilen bir suçun işlenmesi amacıyla işlenmişse.

  1. Bu Sözleşmenin 16. maddesinin 10. fıkrasının uygulanması bakımından, her Taraf Devlet, suç isnat edilen ve kendi ülkesinde bulunan bir kişiyi, sırf vatandaşı olması gerekçesiyle iade etmediği takdirde, bu Sözleşmedeki suçlara ilişkin yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek önlemleri alacaktır.
  • Her Taraf Devlet ayrıca, suç isnat edilen kişi kendi ülkesinde bulunduğunda ve bu kişiyi iade etmediğinde, bu Sözleşmede yer alan suçlara ilişkin yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek önlemleri alabilir.
  • Eğer, bu maddenin 1. veya 2. fıkrasına göre yargılama yetkisini kullanan bir Taraf Devlete aynı eylem dolayısıyla bir veya daha fazla Taraf Devletin bir soruşturma, kovuşturma veya yargısal bir işlem yürüttüğü bildirilmiş veya anılan Taraf Devlet bunu herhangi bir şekilde öğrenmiş ise, bu Taraf Devletlerin yetkili makamları, gereğine göre, yapacakları işlemlerin eşgüdümü amacıyla birbirlerine danışacaklardır.
  • Bu Sözleşme, genel uluslararası hukuk normları saklı kalmak kaydıyla, bir Taraf Devletin iç hukuku uyarınca tesis etmiş olduğu cezai yargılama yetkisinin kullanılmasını ortadan kaldırmaz.

 
Madde 16
Suçluların İadesi

  1. Bu madde, bu Sözleşmede yer alan suçlarda veya 3. Maddenin 1(a) veya (b) fıkrasında belirtilen bir suça örgütlü bir suç grubunun karıştığı durumlarda ve iadeye konu olan suçun hem talepte bulunan hem de talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukuklarına göre cezalandırılabilir olması kaydıyla, iade talebine konu olan kişinin, talepte bulunulan Taraf Devletin ülkesinde bulunması halinde uygulanacaktır.
  • Eğer iade talebi, bazıları bu madde kapsamına girmeyen birbirinden ayrı birçok ağır suça ilişkin ise, talepte bulunulan Taraf Devlet bu maddeyi kapsama girmeyen suçlara da uygulayabilir.
  • Bu maddenin uygulandığı suçların her birinin, Taraf Devletler arasında suçluların iadesine ilişkin herhangi bir antlaşmaya, failin iade edilebileceği suçlar olarak dahil sayıldıkları kabul edilecektir. Ayrıca bu suçlar, Taraf Devletler arasında akdedilecek her iade antlaşmasına da faili iade edilebilir suçlar olarak dahil edilecektir.
  • Suçluların iadesini bir antlaşmanın bulunması koşuluna dayandıran bir Taraf Devlet, antlaşma akdetmemiş olduğu diğer bir Taraf Devletten alabileceği bir iade talebi karşısında, bu maddenin uygulandığı suçlarda, bu Sözleşmeyi, suçluların iadesine ilişkin yeterli bir yasal zemin olarak kabul edebilir.
  • Suçluların iadesini bir antlaşmanın bulunması koşuluna dayandıran Taraf Devletler:

(a) Bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii sırasında, Sözleşmeye Taraf diğer Devletlerle suçluların iadesi için işbirliğinde, bu Sözleşmeyi yasal zemin olarak kabul edip etmeyeceklerini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirecekler; ve

(b) Bu Sözleşmeyi suçluların iadesi için işbirliğinde yasal zemin olarak kabul etmezlerse, gereğine göre, bu maddeyi uygulayabilmek için, bu Sözleşmeye Taraf diğer Devletlerle suçluların iadesi konusunda antlaşmalar yapmak için çaba göstereceklerdir.

  1. Suçluların iadesini bir antlaşmanın bulunması koşuluna dayandırmayan Taraf Devletler, bu maddenin uygulandığı suçları, kendi aralarında faili iade edilebilir suçlar olarak kabul edeceklerdir.
  • Suçluların iadesi, diğer hususlar meyanında, iade için asgari cezanın gerekliliğine ilişkin koşullar ve talepte bulunulan Taraf Devletin iadenin reddini dayandırabileceği nedenler dahil, talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukunca veya yürürlükteki iade antlaşmalarınca belirlenmiş koşullara tabi olacaktır.
  • Taraf Devletler, kendi iç hukuklarına bağlı kalmak kaydıyla, iade işlemlerini hızlandırmak ve bu maddenin uygulandığı herhangi bir suçla ilgili delil sunma gerekliliklerini basitleştirmek için çaba göstereceklerdir.
  • Talepte bulunulan Taraf Devlet, kendi iç hukuk hükümlerine ve taraf olduğu suçluların iadesi antlaşmalarına bağlı kalmak kaydıyla, durumun gerekli ve acil olduğuna kanaat getirmesi halinde ve talepte bulunan Taraf Devletin istemi üzerine, iadesi istenen ve kendi ülkesinde bulunan bir kişiyi gözaltına alacak veya kişinin iade işlemleri sırasında hazır bulunmasını teminen, uygun diğer önlemleri alacaktır.
  • Suç isnat edilen bir kişi ülkesinde bulunan bir Taraf Devlet, bu maddenin uygulandığı suçlarda, bu kişiyi sırf kendi vatandaşı olduğu gerekçesiyle iade etmez ise, anılan Taraf Devlet iade isteyen Taraf Devletin isteği üzerine, vakit geçirmeksizin, kovuşturma amacıyla, olayı kendi yetkili makamlarına iletecektir. Bu makamlar, anılan Taraf Devletin iç hukukunda diğer ağır suçlarda olduğu gibi karar alacak ve işlemleri de aynı şekilde yürüteceklerdir. İlgili Taraf Devletler, bu tür bir kovuşturmanın etkinliğini teminen, özellikle usul ve ispata ilişkin konularda, birbirleriyle işbirliği yapacaklardır.
  • Bir Taraf Devlet, vatandaşı olan bir kişiyi iç hukukuna göre, yalnızca kişinin iadesinin veya tesliminin istendiği bir dava veya takibat sonucu çarptırılabileceği cezayı bu Taraf Devlette çekmesi için geri verilmesi koşuluyla iade veya teslim edebiliyorsa ve bu Taraf Devlet ile iadeyi isteyen Taraf Devlet gerek bu hususta, gerek uygun görecekleri diğer şartlarda anlaşmışlar ise, bu şekilde yapılacak şartlı bir iade veya teslim, bu maddenin 10. Fıkrasında yer alan yükümlülüğün yerine getirilmesi için yeterli olacaktır.
  • Bir hükmün infazı amacıyla yapılan iade talebi, iadesi istenen kişinin talepte bulunulan Taraf Devletin vatandaşı olması nedeniyle reddedilirse, talepte bulunulan Taraf Devlet, talepte bulunan Tarafın başvurusu üzerine, kendi iç hukuku izin verirse ve yasalarının gerektirdiği hususlara uygun olarak, talepte bulunan Tarafın iç hukukunca verilmiş cezanın veya bu cezanın geriye kalan kısmının infazını sağlama yollarını araştıracaktır.
  • Bu maddenin uygulandığı suçlarla bağlantılı olarak, hakkında yargı işlemleri yürütülen herhangi bir kişiye, davanın bütün safhalarında, bütün haklarının ve kişinin ülkesinde bulunduğu Taraf Devletin iç hukukunca sağlanan güvencelerin kullanılması da dahil olmak üzere, adil muamele garantisi verilecektir.
  • Eğer talepte bulunulan Taraf Devlet, talebin, bir kişiyi cinsiyeti, ırkı, dini, vatandaşlığı, etnik kökeni veya siyasi görüşleri nedeniyle yargılamak veya cezalandırmak için yapıldığına veya bu nedenlerden herhangi biri bakımından, talebe uymanın anılan kişinin durumuna halel getireceğine inanmak için ciddi nedenlerin varlığına kanaat getirirse, bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, iadeye ilişkin bir zorunluluk getirdiği biçiminde yorumlanmayacaktır.
  • Taraf Devletler, sadece suçun mali konuları da içerdiği gerekçesiyle, suçluların iadesi talebini reddedemezler.
  • Talepte bulunulan Taraf Devlet, iadeyi reddetmeden önce, gerektiğinde, görüşlerini sunmak ve iddialarına ilişkin bilgi sağlamak için kendisine geniş imkan tanımak amacıyla talepte bulunan Taraf Devletle istişare edecektir.
  • Taraf Devletler, iadenin sağlanması veya etkinliğinin arttırılması için, ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmak için çaba harcayacaklardır.

 
Madde 17
Hükümlülerin Nakli

Taraf Devletler, bu Sözleşmede yer alan suçlar nedeniyle hapse mahkum olmuş veya diğer hürriyeti bağlayıcı cezalara çarptırılmış kişilerin, cezalarını tamamlamak üzere, kendi ülkelerine nakline ilişkin ikili veya çok taraflı anlaşmalara veya düzenlemelere girmeyi göz önünde bulundururlar.

 
Madde 18
Karşılıklı Adli Yardım

  1. Taraf Devletler; 3. maddede öngörüldüğü üzere, bu Sözleşmede yer alan suçlara ilişkin soruşturmalarda, kovuşturmalarda ve yargı işlemlerinde birbirlerine en geniş ölçüde karşılıklı adli yardımı sağlayacaklar ve talepte bulunan Taraf Devletin, 3. Maddenin 1(a) veya (b) fıkrasında belirtilen suçlar, bu suçların mağdurları, gelirleri, tanıkları, araçları veya delillerinin, talepte bulunulan Taraf Devlette olması ve suça örgütlü bir suç grubunun karışması dahil, mahiyetleri itibariyle sınıraşan suçlar olduklarından şüphelenmek için makul nedenler görmesi halinde, birbirlerine karşılıklılık esasına göre aynı şekilde yardım edeceklerdir.
  • Bu Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca bir tüzel kişinin talepte bulunan Taraf Devlette sorumlu tutulabileceği suçlarla ilgili soruşturma, kovuşturma ve yargı işlemleri bakımından, talepte bulunulan Taraf Devletin ilgili yasaları, antlaşmaları, anlaşmaları ve düzenlemelerine göre, karşılıklı adli yardım mümkün olan en geniş ölçüde sağlanacaktır.
  • Bu madde uyarınca sağlanacak karşılıklı adli yardım, aşağıdaki amaçlardan herhangi birisi için talep edilebilir:

(a) Delil toplamak veya kişilerin ifadesini almak;

(b) Adli belgelerin tebliğini sağlamak;

(c) Arama, el koyma ve dondurma işlemlerini yerine getirmek;

(d) Eşya ve yer incelemesi yapmak;

(e) Bilgileri, delil olabilecek şeyleri ve bilirkişi görüşlerini temin etmek;

(f) Resmi daire, banka, şirket veya ticaret kayıtları ve mali kayıtlar dahil, ilgili belge ve kayıtların asıllarını veya onaylı kopyalarını temin etmek;

(g) Delil temin etme amacıyla suç gelirlerinin, malvarlığının, araç-gereçlerin ve diğer şeylerin tespiti ve takibi;

(h) Kişilerin, talepte bulunan Taraf Devlette gönüllü olarak mahkeme huzuruna çıkmalarını kolaylaştırmak;

(i) Talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukuna aykırı olmayan diğer her türlü yardımı sağlamak.

  1. Bir Taraf Devletin yetkili makamları, iç hukuka uygun olmak kaydıyla, önceden bir talep olmaksızın, bu tür bilgilerin soruşturmaları ve yargılamayı yürütmede veya başarılı bir biçimde sonuçlandırmada diğer bir Taraf Devletin makamlarına yardımcı olacağına veya bunların o Taraf Devletçe bu Sözleşmeye istinaden bir talep yapılmasıyla sonuçlanacağına inandıkları takdirde, suç teşkil eden konulara ilişkin bilgileri anılan Taraf Devletin yetkili makamlarına iletebilirler.
  • Bu maddenin 4. fıkrasına dayanılarak bilgi iletilmesi, bilgiyi temin eden yetkili makamların bulunduğu Devletteki soruşturma ve yargılamalara halel getirmez. Bilgiyi alan yetkili makamlar anılan bilginin gizli kalması talebine veya kullanımındaki sınırlamalara geçici bir süre dahi olsa uyacaklardır. Bununla beraber, bu durum, bilgiyi alan Taraf Devleti, sanığın suçsuzluğunu gösterecek bilgileri kendi yargılama süreci sırasında açıklamaktan alıkoymayacaktır. Böyle bir durumda, bilginin açıklanmasından önce, bilgiyi alan Taraf Devlet, bilgiyi veren Taraf Devlete bildirimde bulunacak ve talebi halinde, bilgiyi veren Taraf Devletle danışmada bulunacaktır. Önceden bildirimde bulunmanın mümkün olmadığı istisnai durumlarda, bilgiyi alan Taraf Devlet, açıklamanın yapıldığını, bilgiyi veren Taraf Devlete gecikme olmaksızın bildirecektir.
  • Bu maddenin hükümleri, karşılıklı yardımı tamamen veya kısmen düzenleyen veya düzenleyecek olan başka herhangi bir ikili veya çok taraflı antlaşmadan kaynaklanan yükümlülükleri etkilemeyecektir.
  • Eğer sözkonusu Taraf Devletler bir karşılıklı adli yardım antlaşmasıyla bağlı değillerse, bu maddeye dayanarak yapılan taleplerde, bu maddenin 9 ila 29 uncu fıkraları uygulanacaktır. Taraf Devletler bu tür bir antlaşmayla bağlı iseler, anılan Devletler bu maddenin 9 ila 29 uncu fıkralarını uygulamaya karar vermedikçe, o antlaşmanın ilgili hükümleri uygulanacaktır. İşbirliğini kolaylaştıracak ise, Taraf Devletlerin bu fıkraları uygulamaları kuvvetle teşvik edilir.
  • Taraf Devletler, banka gizliliği gerekçesiyle, bu maddeye istinaden karşılıklı adli yardımda bulunmayı reddedemezler.
  • Taraf Devletler, talep konusu eylemin her iki taraf bakımından da suç sayılmaması gerekçesiyle, bu maddeye istinaden karşılıklı adli yardımda bulunmayı reddedebilirler. Bununla beraber, talepte bulunulan Taraf Devlet, eylemin kendi iç hukukuna göre bir suç teşkil etmemesi halinde dahi, uygun gördüğünde, kendi takdir ettiği ölçüde yardım sağlayabilir.
  • Bir Taraf Devletin ülkesinde tutuklu veya cezasını çekmekte olan bir kişi, teşhis, tanıklık veya başka suretle bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma veya yargısal işlemler için delil toplamada yardım sağlamak amaçlarıyla başka bir Taraf Devlette bulunması talep edildiğinde, aşağıdaki koşullar sağlandığı takdirde nakledilebilir:

(a) Kişi, bilerek ve özgürce rıza gösterirse;

(b) Her iki Taraf Devletin yetkili makamları, anılan Taraf Devletlerin uygun gördüğü koşullarla mutabık kalırlarsa;

  1. Bu maddenin 10. fıkrasının uygulanması bakımından:

(a) Nakledilecek kişinin bulunduğu Taraf Devlet başka türlü talep etmedikçe veya müsaade etmedikçe, kişinin nakledileceği Taraf Devlet, nakledilen kişiyi gözaltında tutmaya yetkili ve tutmakla yükümlüdür;

(b) Her iki Taraf Devletin yetkili makamlarınca önceden veya herhangi bir şekilde kararlaştırıldığı üzere, kişinin nakledildiği Taraf Devlet, kişiyi gönderen Taraf Devlete geri teslim etme yükümlülüğünü gecikmeksizin yerine getirecektir;

(c) Kişinin nakledildiği Taraf Devlet, gönderen Taraf Devletten kişinin geri teslimi için yeni bir suçluların iadesi süreci başlatmasını talep edemeyecektir.

(d) Nakledilen kişinin, nakledildiği Taraf Devlette gözaltında geçirdiği süreler, gönderen Devlette çekmesi gereken cezadan indirilecektir.

  1. Bu maddenin 10. ve 11. Fıkralarına uygun olarak, kişinin nakledildiği bir Taraf Devlet kabul etmedikçe, nakledilen kişi, vatandaşlığına bakılmaksızın, gönderen Devletin ülkesinden ayrılışından evvelki eylemleri, ihmalleri veya mahkumiyetleriyle ilgili olarak, nakledileceği Devletin ülkesinde kanuni takibe maruz bırakılamayacak, gözaltına alınamayacak veya şahsi hürriyeti bağlayıcı herhangi bir sınırlamaya tabi tutulamayacaktır.
  • Her Taraf Devlet, karşılıklı adli yardım taleplerini yerine getirmek veya yerine getirilmesi için yetkili makamlara iletmek üzere, bu talepleri kabul etme sorumluluğuna ve yetkisine sahip merkezi bir makam belirleyecektir. Bir Taraf Devletin karşılıklı adli yardıma ilişkin ayrı bir sisteminin olduğu özel bir bölge veya toprağı olması halinde, o bölge veya toprak için aynı işleve sahip ayrı bir merkezi makam belirleyebilir. Merkezi makamlar, alınan taleplerin süratli ve uygun bir biçimde yerine getirilmesini veya iletilmesini sağlayacaklardır. Merkezi makam, talebi yerine getirilmek üzere, yetkili bir makama iletmesi halinde, talebin, yetkili makam tarafından, hızlı ve uygun bir biçimde yerine getirilmesini teşvik edecektir. Bu amaçla belirlenen merkezi makam, her Taraf Devletin bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım belgelerini tevdii sırasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirilecektir. Karşılıklı adli yardım talepleri ve buna ilişkin herhangi bir yazışma Taraf Devletlerce belirlenmiş merkezi makamlara iletilecektir. Bu gereklilik, bir Taraf Devletin, bu taleplerin ve yazışmaların kendisine diplomatik kanallarla ve acil durumlarda, Taraf Devletlerin kararlaştırdıkları hallerde, mümkünse Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (Interpol) kanalıyla ulaştırılmasını isteme hakkına halel getirmeyecektir.
  • Talepler yazılı veya, mümkünse yazılı kayıt sağlayan herhangi bir yolla, talepte bulunulan Devletin kabul edebileceği bir dilde ve o Devletin, bildirimin sahih olup olmadığını tespit edebileceği koşullar altında yapılacaktır. Taraf Devletlerin her biri için kabul edilebilir olan dil veya diller, bu Sözleşmeye ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdii sırasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirilecektir. Acil durumlarda ve Taraf Devletlerce kararlaştırıldığı takdirde, talepler sözlü olarak yapılabilir, ancak derhal yazılı olarak teyid edilecektir.
  • Karşılıklı adli yardım için olan bir talep şunları içerir:

(a) Talebi yapan makamın adı;

(b) Talebin ilgili olduğu soruşturma, kovuşturma veya yargı işlemlerinin konusu ve mahiyeti ve soruşturmayı, kovuşturmayı ve yargı işlemlerini yürüten makamın adı ve görevleri;

(c) Adli belgelerin tebliği amacıyla yapılanların dışındaki taleplerde, ilgili olayların bir özeti;

(d) İstenen yardımın tanımı ve talepte bulunan Taraf Devletin uyulmasını istediği özel bir usulün açıklaması;

(e) Mümkün olduğu takdirde, ilgili herhangi bir kişinin kimliği, yeri ve uyruğu; ve

(f) Delilin, bilginin veya işlemin hangi amaçla istendiği.

  1. Talepte bulunulan Taraf Devlet, talebin kendi iç hukukuna uygun olarak yerine getirilmesi için, gerekli gördüğünde, veya talebin ifasına kolaylık sağlayabileceği durumlarda, ek bilgi talep edebilir.
  • Bir talep, talepte bulunulan Taraf Devletin iç hukukuna göre ve bu hukuka aykırılık teşkil etmediği ölçüde ve mümkün olduğunca talepte belirtilen usullere uygun olarak yerine getirilecektir.
  • Mümkün olduğu ve iç hukukun temel ilkeleriyle uyumlu olduğu her durumda, bir kişi bir Taraf Devletin ülkesinde bulunduğunda ve bu kişinin diğer Taraf Devletin adli makamları tarafından tanık veya uzman olarak dinlenmesi gerektiğinde, eğer sözkonusu kişinin talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde şahsen hazır bulunması mümkün veya arzulanan bir durum değilse, talepte bulunulan Taraf Devlet, diğerinin talebi üzerine, dinlemenin video konferansıyla yapılmasına izin verebilir. Taraf Devletler, dinlemenin talepte bulunan Taraf Devletin yargısal makamları tarafından yürütülmesine ve talepte bulunulan Taraf Devletin yargısal makamlarının katılmasına karar verebilirler.
  • Talepte bulunan Taraf Devlet, talebe konu soruşturma, kovuşturma veya yargısal işlemler için talepte bulunulan Taraf Devlet tarafından verilen bilgiyi veya delili, talepte bulunulan Taraf Devletin önceden rızası olmaksızın, talepte belirtilen amaçlar dışında aktarmayacak veya kullanmayacaktır. Bu fıkradaki hiçbir hüküm, talepte bulunan Taraf Devleti sanığın lehine olan bilgi veya delili kendi yargı işlemleri sırasında açıklamaktan alıkoymayacaktır. Bu son durumda, talepte bulunan Taraf Devlet, açıklamadan önce, talepte bulunulan Taraf Devleti haberdar edecek ve talep halinde danışmada bulunacaktır. Önceden haber verme olanağı bulunmayan istisnai durumlarda, talepte bulunan Taraf Devlet, talepte bulunulan Taraf Devleti gecikmeksizin açıklama hakkında bilgilendirecektir.
  • Talepte bulunan Taraf Devlet, talepte bulunulan Taraf Devletten, talebin yerine getirilmesi bakımından zorunlu olmadığı ölçüde, yapılan talebin ve içeriğinin gizli tutulmasını isteyebilir. Eğer talepte bulunulan Taraf Devlet gizlilik gerekliliğine uyamaz ise, talepte bulunan Taraf Devleti derhal bilgilendirecektir.
  • Karşılıklı adli yardım aşağıdaki durumlarda reddedilebilir:

(a) Talep, bu maddenin hükümlerine uygun bir biçimde yapılmaz ise;

(b) Talepte bulunulan Taraf Devlet, talebin yerine getirilmesinin, egemenliğine, güvenliğine, kamu düzenine veya diğer temel çıkarlarına zarar verebileceği kanaatinde ise;

(c) Talepte bulunulan Taraf Devletin makamları, kendi yetkileri çerçevesinde soruşturma, kovuşturma veya yargı işlemleri veya davaya konu olması halinde, benzer herhangi bir suça ilişkin olarak talep edilen işlemin yerine getirilmesinden kendi Devletlerinin iç hukukuna göre men edilmiş ise;

(d) Talebin kabul edilmesi, talepte bulunan Taraf Devletin karşılıklı adli yardıma ilişkin yasal sistemine aykırı ise.

  1. Taraf Devletler, karşılıklı adli yardım için yapılmış bir talebi sadece suçun mali konuları da içerdiği gerekçesiyle reddedemezler.
  • Karşılıklı adli yardıma ilişkin herhangi bir red için gerekçe gösterilecektir.
  • Talepte bulunulan Taraf Devlet karşılıklı adli yardım talebini mümkün olan en kısa sürede yerine getirecek ve gerekçeleri tercihen talepte yer alacak şekilde talepte bulunan Taraf Devletçe belirtilen herhangi bir süreyi, mümkünse tam olarak göz önünde bulunduracaktır. Talepte bulunulan Taraf Devlet, talepte bulunan Taraf Devletin talebin yerine getirilmesindeki safhaları ve sonucu ile ilgili makul sorularına yanıt verecektir. Talepte bulunan Taraf Devlet, istenen yardıma gerek kalmadığı takdirde, talepte bulunulan Taraf Devlete durumu derhal bildirecektir.
  • Karşılıklı adli yardım, devam eden bir soruşturmayı, kovuşturmayı veya yargı işlemini olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle, talepte bulunulan Taraf Devletçe ertelenebilir.
  • Bu maddenin 21. fıkrasına istinaden bir talebi reddetmeden veya bu maddenin 25. fıkrasına istinaden talebin yerine getirilmesini ertelemeden önce, talepte bulunulan Taraf Devlet, yardımı, gerekli gördüğü bazı kayıt ve koşullarla yerine getirip getirmemeyi değerlendirmek üzere talepte bulunan Taraf Devlete danışacaktır. Eğer talepte bulunan Taraf Devlet, bu şekildeki bir koşullu yardımı kabul ederse, bu koşullara uyacaktır.
  • Bu maddenin 12. fıkrasının uygulanmasına halel getirmeksizin, talepte bulunan Taraf Devletin isteği üzerine bir yargı sürecinde tanıklık etmeye veya talepte bulunan Taraf Devletin ülkesindeki bir soruşturmada, kovuşturmada veya adli takibattayardıma rıza gösteren bir tanık, uzman veya başka bir kişi, talepte bulunulan Taraf Devletin ülkesinden ayrılışından evvelki eylemleri, ihmalleri veya mahkumiyetleriyle ilgili olarak, talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde kanuni takibe maruz bırakılamayacak, gözaltına alınamayacak veya şahsi hürriyeti bağlayıcı herhangi bir sınırlamaya tabi tutulamayacaktır. Bu tür bir güvence, bu tanık, uzman veya başka kişinin hazır bulunmasının adli makamlarca artık gerekli görülmediğinin resmen bildirildiği tarihten itibaren kesintisiz 15 gün veya Taraf Devletlerce kararlaştırılmış herhangi bir zaman dilimi zarfında ayrılma imkanına sahip olup da talepte bulunan Taraf Devletin ülkesinde kendi isteğiyle kaldığı veya bu ülkeyi terkettikten sonra kendi isteğiyle geri döndüğü takdirde sona erecektir.
  • Bir talep yerine getirilirken ortaya çıkan olağan masraflar, ilgili Taraf Devletlerce aksi kararlaştırılmadıkça, talepte bulunulan Taraf Devletçe karşılanacaktır. Eğer talebi yerine getirmek için önemli veya olağandışı masraflar gerekiyor veya gerekecekse, talebin hangi kayıt ve koşullarla yerine getirileceğini ve masrafların nasıl karşılanacağını belirlemek üzere, Taraf Devletler birbirleriyle danışmada bulunacaklardır.
  • Talepte bulunulan Taraf Devlet:

(a) Talepte bulunan Taraf Devlete kendi iç hukukuna göre kamuya açık olan kendi elindeki resmi kayıt, belge veya bilgilerin örneklerini verecektir;

(b) Kendi takdiriyle, tamamen, kısmen veya uygun gördüğü koşullara tabi olarak kendi iç hukukuna göre kamuya açık olmayan resmi kayıt, belge veya bilgilerin örneklerini talepte bulunan Taraf Devlete verebilir.

  1. Gerekli hallerde Taraf Devletler, bu madde hükümlerinin amaçlarına hizmet edecek, bunların uygulanmasını sağlayacak veya bu hükümleri güçlendirecek ikili veya çok taraflı anlaşma veya düzenlemeler yapma olanaklarını değerlendireceklerdir.

Madde 19
Ortak Soruşturmalar

Taraf Devletler bir veya daha fazla Taraf Devlette soruşturma, kovuşturma veya adli takibat konusu olan meselelere ilişkin yetkili makamları vasıtasıyla ortak soruşturma mercileri oluşturmak amacıyla ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı değerlendireceklerdir. Bu tür anlaşmaların veya düzenlemelerin mevcut olmaması halinde, ortak soruşturmalar her olay için ayrı ayrı yapılacak anlaşmalarla da yürütülebilir. İlgili Taraf Devletler, topraklarında bu tür bir soruşturmanın yürütüldüğü Taraf Devletin egemenliğine bütünüyle saygı göstereceklerdir.

Madde 20
Özel Soruşturma Yöntemleri
 
1. Her Taraf Devlet, kendi iç hukuk sisteminin temel ilkelerince cevaz verilmişse, imkanları ölçüsünde ve kendi iç hukukunca belirlenmiş koşullara göre, gerekli gördüğünde, örgütlü suçla etkin olarak mücadele etmek amacıyla, kendi topraklarında yetkili makamlar tarafından kontrollü teslimatın uygun şekilde kullanımı ve elektronik veya başka biçimlerde izleme veya gizli operasyonlar gibi diğer özel soruşturma yöntemlerinin kullanımına imkan verecek önlemleri alacaktır.

  1. Bu Sözleşmede belirtilen suçların soruşturması bakımından, Taraf Devletler, gerektiğinde, uluslararası işbirliği kapsamındaki bu tür özel soruşturma yöntemlerinin kullanımı için, uygun ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmaya teşvik olunur. Bu tür anlaşmalar veya düzenlemeler devletlerin egemen eşitliği ilkesine bütünüyle uyularak yapılacak ve uygulanacak ve bu anlaşmaların veya düzenlemelerin hükümlerine kesinlikle uyularak yürütülecektir.
  • Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen türde bir anlaşma veya düzenlemenin mevcut olmaması halinde, uluslararası düzeydeki bu tür soruşturma yöntemlerinin kullanımına yönelik olarak her olay için ayrı ayrı karar alınacak; gerektiğinde bu kararlarda, yargı yetkisinin ilgili Taraf Devletlerce kullanılmasına ilişkin mali düzenlemeler ve anlaşmalar da göz önünde tutulabilecektir.
  • Kontrollü teslimatın uluslararası düzeyde uygulanmasına yönelik kararlar, ilgili Taraf Devletlerin rızasıyla, malların tespiti ve dokunulmamış olarak veya tamamen veya kısmen yeri değiştirilmiş veya başka bir malın yerine konmuş olarak sevkiyatın devam etmesine izin verilmesi gibi yöntemleri içerebilir.

Madde 21
Ceza Yargılamasının Nakli

Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen suçların kovuşturulması için ceza yargılaması işlemlerinin birbirlerine nakli olanağını, naklin adaletin tecellisi bakımından yararlı görüldüğü durumlarda, özellikle birden fazla yargı yetkisinin söz konusu olduğu hallerde kovuşturmanın tek merkezde toplanması düşüncesiyle, göz önüne alacaklardır.

 
Madde 22
Sabıka Kayıtlarının Tesisi

Her Taraf Devlet, suç isnat edilen kişinin başka bir devletteki geçmiş herhangi bir mahkumiyetini, bu tür bir bilgiyi bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin ceza davalarında kullanmak amacıyla, uygun göreceği koşullar ve amaçlarla dikkate almak için gerekli olabilecek yasal düzenlemeleri yapabilir veya diğer önlemleri alabilir.

Madde 23
Adaletin Engellenmesinin Suç Haline Getirilmesi

Her Taraf Devlet, kasıtlı olarak işlenmeleri halinde aşağıdaki eylemlerin suç sayılmalarını sağlayacak yasal ve gerekli diğer önlemleri alacaktır:

(a) Bu Sözleşmede belirtilen suçların işlenmesine ilişkin davalarda gerçek dışı tanık ifadesi elde etmek veya tanıklığa veya delil sunulmasına müdahale etmek için fiili kuvvet kullanımı, tehdit veya sindirme veya haksız bir çıkarın vaadi, teklifi veya verilmesi;

(b) Bu Sözleşmede belirtilen suçların işlenmesine ilişkin davalarda resmi görevlerin yargıç veya yasaları uygulayan memur tarafından yerine getirilmesine müdahale etmek için fiili kuvvet kullanımı, tehdit veya sindirme. Bu bentteki hiçbir husus, Taraf Devletlerin, diğer kamu görevlilerinin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapma hakkını ortadan kaldırmayacaktır.

 

Madde 24
Tanıkların Korunması

  1. Her Taraf Devlet, ceza davalarında bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin ifade veren tanıklara, gerektiğinde, akrabalarına ve onların yakınları olan diğer kişilere yönelik olabilecek öç alma veya sindirmelere karşı etkin koruma sağlamak için imkanları dahilindeki gerekli önlemleri alacaktır.
  • Bu maddenin 1. fıkrasında öngörülen önlemler, yargılama usulünden kaynaklanan haklar dahil sanığın haklarına halel getirmeksizin, aşağıdakileri içerebilir:

(a) Bu tür kişileri fiziksel olarak korumak için, ihtiyaca göre ve mümkün olduğu ölçüde onları başka yerlere yerleştirmek ve gerektiğinde, bu tür kişilerin kimlikleri ve bulundukları yerlere ilişkin bilgilerin açıklanmaması veya bu bilgilerin açıklanmasına sınırlama getirilmesi gibi usuller tesis etmek;

(b) Tanığın beyanlarının video bağlantısı veya diğer uygun araçlar dahil, iletişim teknolojisinden yararlanılarak alınması gibi tanıklığın, tanık güvenliğini garanti eden bir biçimde yapılmasına cevaz veren ispat kuralları tesis etmek.

  1. Taraf Devletler, bu maddenin 1. fıkrasında sözedilen kişilerin başka yerlere yerleştirilmesi için, diğer Devletlerle anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı göz önünde bulunduracaklardır.
  • Bu madde hükümleri, tanıklık yapmaları halinde, mağdurlara da uygulanacaktır.

Madde 25
Mağdurlara Yardım ve Koruma Sağlanması
 
1. Her Taraf Devlet, özellikle öç alma veya sindirme tehdidi olması halinde, bu Sözleşmede belirtilen suçların mağdurlarına yardım sağlamak ve onları korumak için imkanları dahilindeki gerekli önlemleri alacaktır.

  1. Her Taraf Devlet, bu Sözleşmede belirtilen suçların mağdurlarının zararlarının tazmini veya diğer şekillerde telafisi için uygun usulleri tesis edecektir.
  • Her Taraf Devlet, kendi iç hukukuna bağlı kalmak kaydıyla, savunma hakkına zarar vermeksizin ceza yargılamasının uygun aşamalarında faillere karşı mağdurların görüş ve endişelerinin ifade edilmesine ve göz önünde bulundurulmasına olanak sağlayacaktır.

Madde 26
Yasa Uygulayıcı Makamlarla İşbirliğini İlerletmek İçin Alınan Önlemler
 
1. Her Taraf Devlet, örgütlü suç gruplarında yer alan veya daha önce yer almış kişileri aşağıdaki şekilde davranmaya teşvik etmek için gerekli önlemleri alacaktır:

(a) Yetkili makamlara soruşturmada ve delil toplamada yararlı olabilecek, aşağıdaki ve benzer hususlarda bilgi sağlamak:

(i) Örgütlü suç gruplarının kimliği, mahiyeti, oluşumu, yapısı, yeri veya faaliyetleri;

(ii) Uluslararası bağlantılar dahil, diğer örgütlü suç gruplarıyla bağlantılar;

(iii) Örgütlü suç gruplarının işlemiş olduğu veya işleyebilecekleri suçlar.

(b) Yetkili mercilere, örgütlü suç gruplarını kaynaklarından veya suç gelirlerinden yoksun bırakmaya yarayabilecek gerçek, somut yardım sağlamak.

  1. Her Taraf Devlet, uygun durumlarda, bu Sözleşmede belirtilen bir suçun soruşturulması veya kovuşturulmasında önemli işbirliği sağlayan bir sanığın cezasının hafifletilmesine olanak sağlamayı değerlendirecektir.
  • Her Taraf Devlet, kendi iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, bu Sözleşmede belirtilen bir suçun soruşturulması veya kovuşturulmasında önemli işbirliği sağlayan bir kişinin kovuşturmadan muaf tutulmasına olanak sağlamayı değerlendirecektir.
  • Bu tür kişilerin korunması bu Sözleşmenin 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde sağlanacaktır.
  • Bu maddenin 1. fıkrasında sözedilen bir Taraf Devlette bulunan bir kişinin başka bir Taraf Devletin yetkili mercileriyle önemli ölçüde işbirliğinde bulunabileceği hallerde, ilgili Taraf Devletler, kendi iç hukuklarına uygun olarak, bu işbirliğinden yararlanacak olan Taraf Devletin, bu maddenin 2. ve 3. fıkralarında öngörülen hususları sağlamasına ilişkin anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı düşünebilirler.

 
Madde 27
Yasa Uygulamada İşbirliği
 
1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen suçlarla mücadelede yasaların uygulanmasının sağlanmasına yönelik eylemlerinetkinliğini arttırmak için, ilgili iç yasal ve idari sistemleriyle uyum içinde, birbirleriyle yakın işbirliğinde bulunacaklardır. Her Taraf Devlet özellikle aşağıdaki hususlarda etkin önlemler alacaktır:

(a) İlgili Taraf Devletlerin yetkili makamları, kurumları ve kuruluşları arasında, gerektiğindebaşka suç faaliyetleri ile bağlantılar dahil, bu Sözleşmede belirtilen suçların bütün yönlerine ilişkingüvenli ve hızlı bilgi alışverişini kolaylaştırmaya yönelik uygun görülebilecek iletişim kanalları kurmak ve bunları geliştirmek;

(b) Bu Sözleşmede belirtilen suçlara ilişkin araştırmaların yapılmasında diğer Taraf Devletlerle aşağıdaki konularda işbirliğinde bulunmak;

(i) Bu tür suçlara karıştığından şüphe edilen kişilerin kimlikleri, bulundukları yer ve faaliyetleri veya diğer ilgili kişilerin yerleri;

(ii) Bu tür suçlardan elde edilen suç geliri veya malvarlığının hareketleri;

(iii) Bu tür suçların işlenmesinde kullanılmış veya kullanmaya yönelik malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin hareketleri;

(c) Uygun durumlarda, analiz veya soruşturma amaçlarıyla gereken maddelerden yeterli adet veya miktarlarda sağlamak;

(d) İlgili Taraf Devletler arasında personel ve diğer uzmanların değişimini arttırmak ve ikili anlaşmalara veya düzenlemelere bağlı kalmak kaydıyla, irtibat görevlilerinin gönderilmesi dahil, yetkili makamlar, kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdümün etkinliğini sağlamak;

(e) Diğer Taraf Devletlerle, uygulanabildiği hallerde, örgütlü suç grupları tarafından kullanılan güzergahlar ve yöntemler veya sahte kimlik kullanımı, tahrif edilmiş veya sahte belgeler veya faaliyetlerini gizlemek için kullanılan diğer araçlar dahil, kullanılan özel yol ve yöntemlerle ilgili bilgi değişiminde bulunmak.

(f) Bu Sözleşmede belirtilen suçların erken teşhis edilmesi amacıyla bilgi değişiminde bulunmak ve alınan idari önlemlerin ve alınan diğer uygun önlemlerin eşgüdümünü sağlamak.

  1. Bu Sözleşmeye işlerlik kazandırmak amacıyla, Taraf Devletler, yasa uygulayıcı kuruluşlar arasında doğrudan işbirliği konusunda ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapmayı ve bu tür anlaşmaların veya düzenlemelerin mevcut olduğu durumlarda, bunları değiştirmeyi düşüneceklerdir. İlgili Taraf Devletler, aralarında bu tür anlaşmaların veya düzenlemelerin mevcut olmaması halinde, bu Sözleşmede belirtilen suçlarda bu Sözleşmeyi karşılıklı işbirliği için yasal dayanak olarak kabul edebilirler. Taraf Devletler, gereğine göre, yasa uygulayıcı kuruluşları arasında işbirliğini arttırmak için, uluslararası ve bölgesel kuruluşlar dahil, anlaşmalardan veya düzenlemelerden tam anlamıyla yararlanılmasını temin edeceklerdir.
  • Taraf Devletler modern teknolojinin kullanılması yoluyla işlenmiş sınıraşan örgütlü suçlarla mücadele etmek amacıyla, olanakları dahilinde işbirliğinde bulunmak için çaba göstereceklerdir.

Madde 28
Örgütlü Suçun Mahiyetine İlişkin Bilgilerin Toplanması, Değişimi ve Analizi
 
1. Her Taraf Devlet, kendi ülkesindeki örgütlü suçlara karışan profesyonel grupların ve kullanılan teknolojilerin yanı sıra, örgütlü suç eğilimlerinin, örgütlü suç eylemlerinin meydana geldiği koşulların, bilimsel ve akademik topluluklarla danışılarak analizini değerlendirecektir.

  1. Taraf Devletler, örgütlü suç faaliyetlerine ilişkin analitik uzmanlığı uluslararası ve bölgesel teşkilatlar aracılığıylageliştirmeyi ve birbirleriyle paylaşmayı düşüneceklerdir. Bu amaçla, ortak tanımlamalar, standartlar ve metodolojiler geliştirilmeli ve gerektiği gibi uygulanmalıdır.
  • Her Taraf Devlet, örgütlü suçla mücadelede uyguladığı politikaları ve aldığı önlemleri izlemeyi ve bunların etkinlik ve verimliliğini değerlendirmeyi göz önünde bulunduracaktır.

 
Madde 29
Eğitim ve Teknik Yardım

  1. Her Taraf Devlet, gerekli olduğu ölçüde, savcılar, sorgu hakimleri ve gümrük personeli ve bu Sözleşmede belirtilen suçların önlenmesinden, ortaya çıkarılmasından, kontrolünden sorumlu diğer personel dahil, yasa uygulayıcı personeli için özel eğitim programları başlatacak, yürütecek ve geliştirecektir. Bu tür programlar personelin başka ülkede veya kuruluşta görevlendirilmesini ve personel değişimlerini kapsayabilir. Bu tür programlar, iç hukuka uygun olduğu ölçüde ve özellikle aşağıdakileri içerecektir:

(a) Bu Sözleşmede belirtilen suçların önlenmesinde, ortaya çıkarılmasında ve kontrolünde kullanılan yöntemler;

(b) Transit Devletlerdekiler dahil, bu Sözleşmede belirtilen suçlara karıştıklarından şüphe edilen kişiler tarafından kullanılan güzergahlar ve yöntemler ve bunlara karşı uygun önlemler;

(c) Kaçak eşya dolaşımının izlenmesi;

(d) Suç geliri, malvarlığı, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin hareketi ve kara para aklamada ve diğer mali suçlarda kullanılan yöntemlerin yanı sıra, bu tür gelirin, malvarlığının, malzeme, teçhizat veya diğer araç-gereçlerin nakli, saklanması veya görünümünün değiştirilmesi için kullanılan yöntemlerin ortaya çıkarılması ve izlenmesi;

(e) Delil Toplanması;

(f) Serbest ticaret bölgelerindeki ve serbest limanlardaki kontrol teknikleri;

(g) Elektronik izleme, kontrollü teslimat ve gizli operasyonlar dahil, kanun uygulamada gerekli modern kanun uygulama teçhizat ve teknikleri;

(h) Bilgisayarların, telekomünikasyon ağlarının veya modern teknolojinin diğer biçimlerinin kullanılması vasıtasıyla işlenen sınıraşan örgütlü suçla mücadelede kullanılan yöntemler; ve

(i) Mağdurları ve tanıkları korumada kullanılan yöntemler.

  1. Taraf Devletler, bu maddenin 1. fıkrasında sözedilen alanlardaki uzmanlığı paylaşmaya yönelik araştırma ve eğitim programlarının planlanmasında ve uygulanmasında birbirlerine yardım edecekler ve bu amaçla, uygun hallerde, işbirliğini ilerletmek ve transit devletlerin özel problemleri ve ihtiyaçları dahil, ortak sorunlar hakkındaki fikir alışverişini teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası konferanslar ve seminerlerden yararlanacaklardır.
  • Taraf Devletler, iadeyi ve karşılıklı adli yardımı kolaylaştıracak eğitim ve teknik yardımları teşvik edeceklerdir. Bu tür eğitimler ve teknik yardımlar dil eğitimini, merkezi makamlarda veya konuyla ilgili diğer kuruluşlardaki personelin başka ülkede veya kurumda görevlendirilmesini veya değişimlerini kapsayabilir.
  • İkili ve çok taraflı anlaşmaların veya düzenlemelerin bulunması halinde, Taraf Devletler, gerekli olan ölçüde, uluslararası ve bölgesel kuruluşlar içinde ve diğer ikili ve çok taraflı anlaşma veya düzenlemeler dahilinde, uygulama ve eğitim faaliyetlerini en üst seviyeye çıkarma çabalarını arttıracaklardır.

Madde 30
Diğer Önlemler: Sözleşmenin Ekonomik Kalkınma ve Teknik Yardım Yoluyla Uygulanması
 
 
1. Taraf Devletler, örgütlü suçun toplumun geneli üzerindeki ve özellikle sürdürülebilir kalkınma üzerindeki olumsuz etkilerini göz önünde tutarak, bu Sözleşmenin en uygun biçimde uygulanmasına olanak tanıyan önlemleri uluslararası işbirliği yoluyla, mümkün olan en geniş biçimde alacaklardır.

  1. Taraf Devletler, mümkün olduğu ölçüde uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla ve birbirleriyle işbirliği içinde, aşağıdaki hususlar için somut çaba göstereceklerdir:

(a) Kalkınmakta olan ülkelerin sınıraşan örgütlü suçları önleme ve bu suçlarla mücadele yeteneğini arttırmak amacıyla, bu ülkelerle çeşitli seviyelerde işbirliğini arttırmak;

(b) Kalkınmakta olan ülkelerin sınıraşan örgütlü suçlarla etkin bir biçimde mücadele etmek için gösterdikleri çabaları desteklemek ve bu Sözleşmeyi başarılı bir biçimde uygulamalarına yardım etmek için, maddi ve ayni yardımı arttırmak;

(c) Kalkınmakta olan ülkelere ve ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelere, bu Sözleşmenin uygulanmasındaki ihtiyaçlarının karşılanmasında teknik yardım sağlamak. Taraf Devletler, bu amaçla, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın mali yardım düzenlemeleri çerçevesinde, özellikle bu amaç için belirlenmiş bir hesaba, yeterli ve düzenli olarak gönüllü katkılarda bulunmak için çaba göstereceklerdir. Taraf Devletler, ayrıca, kendi iç hukuklarına ve bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşme hükümleri uyarınca müsadere edilmiş suç gelirinin veya malvarlığının bu paraya tekabül eden değerinin bir yüzdesini, yukarıda sözedilen hesaba bağışlamayı özellikle değerlendirebileceklerdir;

(d) Diğer Taraf Devletleri ve mali kuruluşları, gerektiğinde, bu maddede öngörülen çabalara katılmaya, özellikle kalkınmakta olan ülkelerin bu Sözleşmenin amaçlarına ulaşmalarına yardım edebilmek için, onlara daha fazla eğitim programları ve modern teçhizat sağlamaya teşvik ve ikna etmek.

  1. Bu önlemler, mümkün olduğu ölçüde, mevcut dış yardım taahhütlerine veya ikili, bölgesel veya uluslararası düzeydeki diğer mali işbirliği düzenlemelerine halel getirmeden alınacaktır.
  • Taraf Devletler, bu Sözleşme’de öngörülen uluslararası işbirliği ve sınıraşan örgütlü suçların önlenmesi, ortaya çıkarılması ve kontrolü için gerekli olan mali düzenlemelerin etkin olması düşüncesiyle, maddi ve lojistik yardım konusunda ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya düzenlemeler yapabilirler.

Madde 31
Önleme

  1. Taraf Devletler, sınıraşan örgütlü suçların önlenmesini amaçlayan ulusal projeleri geliştirmek, değerlendirmek, örnek uygulamaları ve politikaları oluşturmak ve ilerletmek için çaba gösterirler.
  • Taraf Devletler, iç hukuklarının temel ilkelerine uygun olarak, örgütlü suç gruplarının suç gelirleriyle yasal piyasalarda yeralmalarına yol açacak mevcut veya gelecekteki olasılıkları, uygun olan yasal, idari veya diğer önlemlerle azaltmaya çaba gösterirler. Bu önlemler aşağıdaki hususlar üzerinde odaklanmalıdır:

(a) Kanun uygulayıcı makamlar veya savcılar ile sanayi dahil, özel kuruluşlar arasında işbirliğinin güçlendirilmesi;

(b) İlgili meslek dalları, özellikle avukatlar, noterler, mali danışmanlar ve muhasebeciler için davranış kurallarını içeren yasalar gibi ilgili toplumsal ve özel kuruluşlarda dürüstlüğü korumak için öngörülmüş standartların ve usullerin gelişiminin teşvik edilmesi;

(c) Kamu mercileri tarafından açılan ihalelerin ve ticari faaliyet için sağlanan mali teşviklerin ve verilen ruhsatların, örgütlü suç grupları tarafından kötüye kullanılmalarının önlenmesi;

(d) Tüzel kişilerin örgütlü suç grupları tarafından kötüye kullanılmalarının önlenmesi; Bu önlemler aşağıdakileri kapsayabilir:

(i) Tüzel kişilerin kurulmasında, yönetiminde ve finansmanında yeralan tüzel veya gerçek kişiler hakkında kamu kayıtlarının tutulması;

(ii) Bu Sözleşme kapsamında bulunan suçlardan mahkum olmuş kişilerin, kendi hukukuna tabi olan tüzel kişilerin yöneticisi olarak faaliyette bulunmalarını mahkeme kararı veya herhangi bir uygun usulle makul bir süre için engelleme imkanının sağlanması;

(iii) Tüzel kişilerin yöneticisi olarak faaliyetten menedilmiş kişiler için ulusal düzeyde kayıt sistemi kurulması; ve

(iv) Bu fıkranın, (d), (i) ve (iii) bentlerinde belirtilen kayıtlarda yeralan bilgilerin diğer Taraf Devletlerin yetkili makamlarıyla değişimi;

  1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede belirtilen suçlardan mahkum olmuş kişilerin topluma yeniden kazandırılmalarına yardımcı olmak için çaba göstereceklerdir.
  • Taraf Devletler, örgütlü suç grupları tarafından kötüye kullanıma açık olup olmadıklarını tespit etmek amacıyla, mevcut mevzuatı ve idari uygulamaları belirli aralıklarla değerlendirmek için çaba göstereceklerdir.
  • Taraf Devletler, sınıraşan örgütlü suçların varlığı, nedenleri, ağırlığı ve yarattığı tehdit konusunda toplumu bilgilendirmek için çaba göstereceklerdir. Bu bilgiler, uygun hallerde, kitle iletişim aracılığıyla yayılacak ve toplumun, bu tür suçları önlemeye ve bu tür suçlarla mücadeleye katılımını teşvik etmek için alınan önlemleri içerecektir.
  • Her Taraf Devlet, sınıraşan örgütlü suçları önlemek için alınan önlemlerin geliştirilmesinde diğer Taraf Devletlere yardım edebilecek makamının veya makamlarının isim ve adresini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirecektir.
  • Taraf Devletler, bu maddede sözedilen önlemlerin teşvikinde ve geliştirilmesinde birbirleriyle ve ilgili uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla gerektiğinde ortak çalışma yapacaklardır. Buna, sınıraşan örgütlü suçların önlenmesini amaçlayan, toplumun marjinal kesimlerinde sınıraşan örgütlü suç faaliyetlerine karşı zafiyet yaratan koşulların iyileştirilmesi gibi uluslararası projelere katılım da dahildir.

 
Madde 32
Taraflar Konferansı

  1. Taraf Devletlerin örgütlü suçla mücadeledeki kapasitelerini arttırmak ve bu Sözleşmenin uygulanmasını teşvik etmek ve gözden geçirmek için, Taraflar Konferansı kurulur.
  • Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Taraflar Konferansı’nı, bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takiben en geç bir yıl içinde toplayacaktır. Taraflar Konferansı, (bu faaliyetlerin yürütülmesinden doğan harcamaların ödenmesine ilişkin kurallar dahil) usul kurallarını ve bu maddenin 3. ve 4. fıkralarında öngörülen faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin kuralları belirleyecektir.
  • Taraflar Konferansı, aşağıdaki hususlar da dahil olmak üzere, bu maddenin 1. fıkrasında bahsedilen amaçlara ulaşmak için gerekli düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varacaktır:

(a) Bu Sözleşme’nin 29, 30 ve 31. maddelerine göre Taraf Devletlerce yürütülen faaliyetlere, gönüllü katkıların toplanmasını teşvik etmek dahil, kolaylık sağlamak;

(b) Taraf Devletler arasında, sınıraşan örgütlü suçların işleniş şekilleri ve eğilimleri hakkında ve bu suçlarla mücadeledeki başarılı uygulamalar konusunda bilgi değişimini kolaylaştırmak;

(c) İlgili uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla ve sivil toplum örgütleriyle işbirliğinde bulunmak;

(d) Bu Sözleşmenin uygulamasının belirli aralıklarla gözden geçirilmesi;

(e) Bu Sözleşmenin ve uygulamasının geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunmak.

  1. Bu maddenin 3 (d) ve (e) bentlerinin amaçları bakımından, Taraflar Konferansı, bu Sözleşmenin uygulanmasında alınan önlemlere ve uygulamada karşılaşılan güçlüklere ilişkin bilgi birikimini, Taraflarca temin edilen bilgiler ve Taraflar Konferansı’nca tesis edilmiş olabilecek tamamlayıcı gözden geçirme mekanizmaları vasıtasıyla elde edecektir.
  • Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi uygulamak için alınan yasal ve idari önlemlerin yanısıra, programları, planları ve uygulamaları hakkındaki bilgileri Taraflar Konferansı’na, Taraflar Konferansı’nca istendiği şekilde temin edecektir.

Madde 33
Sekretarya

  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Taraflar Konferansı’na gereken sekretarya hizmetlerini sağlayacaktır.
  • Sekretarya:

(a) Taraflar Konferansı’na, bu Sözleşmenin 32. maddesinde belirtilen faaliyetleri yürütmesinde yardımcı olacak ve Taraflar Konferansı’nın oturumları için düzenlemeleri ve gerekli hizmetleri sağlayacaktır;

(b) Talep üzerine, Taraf Devletlere, bu Sözleşmenin 32. maddesinin 5. fıkrasında öngörüldüğü gibi, Taraflar Konferansına bilgi temin edilmesinde yardım edecek ve;

(c) İlgili uluslararası ve bölgesel kuruluşların sekretaryalarıyla gerekli eşgüdümü sağlayacaktır.

 
Madde 34
Sözleşmenin Uygulanması

  1. Her Taraf Devlet, kendi iç hukukunun temel ilkelerine uygun olarak, bu Sözleşmedeki yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlamak için yasal ve idari önlemler dahil gereken önlemleri alacaktır.
  • Bu Sözleşme’nin 5. maddesinin örgütlü bir suç grubunun varlığını gerekli saydığı haller hariç, bu Sözleşme’nin 5, 6, 8 ve 23. maddelerinde belirtilen suçlar, bu Sözleşme’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yeraldığı şekliyle örgütlü bir suç grubunun karışmasından veya suçun sınıraşan niteliğinden bağımsız olarak, her Taraf Devletin iç hukukunda suç haline getirilecektir.
  • Her Taraf Devlet, sınıraşan örgütlü suçları önlemek ve onlarla mücadele etmek için bu Sözleşmeyle sağlananlardan daha sıkı ve ağır önlemleri alabilir.

Madde 35
Uyuşmazlıkların Çözümü
 
1. Taraf Devletler, bu Sözleşmenin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek için çaba göstereceklerdir.

  1. Makul bir zaman içersinde müzakere yoluyla çözülemeyen iki veya daha fazla Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer tahkim talebinin yapıldığı tarihten itibaren 6 ay içersinde, Taraf Devletler, tahkime dair düzenlemelerde anlaşamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri uyuşmazlığı, Divan’ın Statüsü’ne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.
  • Her Taraf Devlet, bu Sözleşmeye ilişkin imzalama, onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım sırasında, kendisini bu maddenin 2. fıkrasıyla bağlı saymadığını beyan edebilir. Diğer Taraf Devletler, böyle bir çekince koyan herhangi bir Taraf Devlete karşı bu maddenin 2. fıkrasıyla bağlı olmayacaklardır.
  • Bu maddenin 3. fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirmek suretiyle, bu çekinceyi her zaman kaldırabilir.

 
Madde 36
İmza, Onay, Kabul, Uygun bulma ve Katılım
 
1. Bu Sözleşme, 12-15 Aralık 2000 tarihleri arasında İtalya’nın Palermo kentinde ve ondan sonra da 12 Aralık 2002 tarihine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açık kalacaktır.

  1. Bu Sözleşme, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir devletin bu Sözleşmeyi imzalaması halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına da açık olacaktır.
  • Bu Sözleşme, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı, üye devletlerinden en az biri aynı işlemi yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinde bu tür bir teşkilat, bu Sözleşmeyle düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
  • Bu Sözleşme herhangi bir devletin veya üyesi devletlerden en az birinin bu Sözleşmeye taraf olduğu herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatının katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Katılımı sırasında, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı bu sözleşmeyle düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.

Madde 37
Protokollerle İlişki
 
1. Bu Sözleşmeye bir veya daha fazla protokol eklenebilir.

  1. Bir protokole taraf olabilmek için, bir devletin veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme örgütünün bu Sözleşmeye de taraf olması gerekir.
  • Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet bir Protokol’e hükümleri uyarınca ayrıca taraf olmadıkça onunla bağlı olmaz.
  • Bu Sözleşmeye ek herhangi bir protokol, protokolün amacı dikkate alınarak, bu Sözleşmeyle birlikte yorumlanacaktır.

Madde 38
Yürürlüğe Giriş
 
1. Bu Sözleşme, kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür teşkilatlara üye devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.

  1. Bu Sözleşme’ye ilişkin kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdiinden sonra, Sözleşme’yi onaylayan, kabul eden, uygun bulan ve Sözleşme’ye katılan her Taraf Devlet ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bakımından, bu Sözleşme ilgili belgenin tevdiini izleyen 30. gün yürürlüğe girecektir.

Madde 39
Değişiklikler
 
1. Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takip eden beşinci yılın dolmasından itibaren, bir Taraf Devlet, değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak sunabilir, Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve Taraflar Konferansı’na, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraflar Konferansı herbir değişiklik üzerinde görüşbirliğine varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, görüşbirliğine yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin benimsenmesi için son çare olarak, Taraflar Konferansı toplantısında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.

  1. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları , kendi yetkileri dahilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Sözleşmeye taraf olan kendi üyesi devletlerin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaklardır. Bu tür bir teşkilata üye devletler kendi oy haklarını kullandıkları takdirde teşkilat oy kullanamayacak; teşkilatın oy hakkını kullanması halinde üye devletler ayrıca oy haklarını kullanamayacaklardır.
  • Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir.
  • Taraf bir Devlet açısından, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihten itibaren doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.
  • Yürürlüğe giren bir değişiklik bu değişiklikle bağlı olduğunu açıkça bildiren Taraf Devletler açısından bağlayıcı olacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Sözleşmenin hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.

Madde 40
Çekilme
 
1. Taraf bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle bu Sözleşme’den çekilebilir. Çekilme, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından bir yıl sonra geçerli olacaktır.

  1. Bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatının bu Sözleşmeye taraf olma durumu, teşkilatın üyesi bütün devletlerin Sözleşmeden çekilmeleri halinde sona erecektir.
  • Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca bu Sözleşmeden çekilme, bu Sözleşmeye ekli bütün protokollerden de çekilme sonucunu doğuracaktır.

Madde 41
Saklayıcı ve Kullanılacak Diller
 
1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin saklayıcısı tayin edilmiştir.

  1. Bu Sözleşmenin, Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nce saklanır.

Palermo Konvansiyonu, resmi olarak “Uluslararası Organize Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Konvansiyonu” olarak bilinir ve 12 Aralık 2000 tarihinde Palermo, İtalya’da kabul edilmiştir. Bu konvansiyon, organize suçlarla mücadele etmek için uluslararası işbirliğini güçlendirmeyi ve ülkeler arasında etkili bir koordinasyon sağlamayı amaçlar.

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri

0
Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri, Portekiz Yargıçlar Birliği tarafından 8 Kasım.2008 tarihinde kabul edilmiştir. Ayrıca, 20 Kasım 2008’de yapılan Portekiz Hâkimleri Sekizinci Kurultayı tarafından oy birliğiyle onaylanmış ve 2009’da yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Portekiz Yargı Etiği Üzerine Düşünce Grubu çalışmalarına devam etmektedir. 

Portekiz Anayasası‘nda da yer bulan adalet alanındaki mesleki değerler sistemi olarak yargı etiği, “hâkimlerin hâkimler tarafından kendi kendini denetlemesi” ilkesine dayanmaktadır. Bu çerçevede, yargının etik ve mesleki görev alanlarındaki öz denetimi, hem normatif statüsünün tanımlanmasında hem de yargının kalitesi ile hesap verebilirliğine ilişkin ilkelerin teyit edilmesinde temel bir öneme sahiptir. Hâkimlerin, yargı faaliyetinin temel niteliklerinde somutlaşan yargı etiği ilkeleri üzerinde sürekli olarak düşünmeleri zorunludur. Bu ilkeler; bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, insancıllık, özen ve gizlilik olarak sıralanabilir. Yargı organının birliği dikkate alındığında, bu düşünme sürecinin yalnızca bireysel düzeyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kolektif bir temsile de uzanması gerekmektedir. Bu bağlamda, “Portekizli Hâkimlerin Etik Taahhüdü – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri” başlıklı belge, Portekizli hâkimler arasında olduğu kadar, uluslararası düzeyde meslektaşlarının kaygılarını ve tutumlarını yansıtan; geçerli ve önemli bir tartışma referansı niteliği taşımaktadır.

Portekizli Hâkimler Etik Yemini- Kalite ve Sorumluluk İlkeleri (COMPROMISSO ÉTICO DOS JUÍZES PORTUGUESES PRINCÍPIOS PARA A QUALIDADE E RESPONSABILIDADE -2009) 

Yayımlanan bu belge Associação Sindical dos Juízes Portugueses (Portekiz Hâkim Sendikaları Birliği- ASJP-) organları tarafından onaylanmıştır:

  • Genel Müdürlüğün 31 Ekim.2008 tarihli toplantısındaki müzakerelerde: “Belgenin onaylanması (…) ve ASJP Kanunu 21(e) maddesinde belirlenen amaçlar ışığında,

Genel Kurul’a da bu belge için olumlu oy kullanılmasının önerilmesi ve Sekizinci Kurultay’a ilgili sonuçlarında bu belgeye yer vermelerinin teklif edilmesi”.

  • Genel Kurulun 08 Kasım.2008 tarihli toplantısındaki müzakerelerde: “(…) belgesinin incelenmesi neticesinde Genel Kurul ilgili belgeyi kabul ettiğini duyurur ve Portekiz Hâkimleri Sekizinci Kurultayı’na bu belgeyi nihai sonuçlarına dâhil etmelerini önerir.”

Bu belge daha sonra Sekizinci Portekizli Hâkimler Kurultayı tarafından tasdik edilerek aşağıda yer alan üç sonuç halinde oybirliği ile onaylanmıştır:

  1. Yargı erkinin etik ve mesleki ödevler alanlarında kendi öz düzenlemelerini yapması gerek ilgili kanunun kurallarının tanımlanması gerekse Yargının kalite ve sorumluluk

ilkelerinin beyanı için temel nitelik taşımaktadır.

  1. Hâkimlerin, yargı faaliyetinin merkezi nitelikleri olan bağımsızlık, tarafsızlık, bütünlük, hümanizm, ihtimam ve ihtiyat gibi temel niteliklerinde pekiştirilen yargı etiği ilkeleri üzerinde kalıcı olarak düşünmeleri esastır. Hâkimlik organının tekil doğası hesaba katıldığında, bu yansıma onların kolektif temsillerine kadar genişletilmelidir.
  2. Bu kapsamda, “Portekizli Hâkimlerin Etik Yemini – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri” başlıklı belge, uluslararası seviyede meslektaşlarının endişelerini ve tutumlarını paylaşan Portekizli hâkimler arasındaki tartışmalar için geçerli ve önemli bir referans teşkil etmektedir.
ÖNSÖZ

Neredeyse her şeyin kısa ömürlü ve kriz halinde olduğu bir dönemde Portekizli hâkimler, hâkimlik etiğinin barındırdığı değerleri en değerli mülkleri, en güvenli yatırımları ve en iyi itibar kaynakları olarak kabul etmektedir.

Kendilerini temsil eden Birliğin etrafından kenetlenen Portekizli hâkimlerin amacı yargı etiğinin temel değerlerini övmek, kıymetini vurgulamak ve yaymaktır: bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, hümanizm, ihtimam ve ihtiyat.

Bu vesileyle Portekizli hâkimler, vatandaşların haklarını, özgürlüklerini ve temel teminatlarını ve de Adaletin idaresindeki menfaatini temin etmeye yönelik olarak, bu Etik Yemininde özetlenen değer ve ilkelerin koruyuculuğunu da kabul etmek istemektedirler.

Bir vatandaşın Yargı sistemine ilişkin şüpheleri varsa, her zaman “herkesin hakkı neyse onu teslim eden ” Portekizli hâkimlerin Adalet dağıtma yetilerine güvenmesini diliyoruz.

ANTÓNIO MARTINS

Portekiz Hâkimler Sendikası Birliği Başkanı

İÇİNDEKİLER 
  1. Giriş
  2. Bağımsızlık
  3. Tarafsızlık
  4. Dürüstlük
  5. Hümanizm
  6. İhtimam
  7. İhtiyatlılık
  8. Yargı Birliği
1.Giriş 

Portekizli Hâkimlerin Etik Yemini – Kalite ve Sorumluluk İlkeleri başlıklı bu belge, Associação Sindical dos Juízes Portugueses (Portekiz Hâkimler Sendikası Birliği‟nin) girişimi ve kurumsal sorumluluğudur.

Siyasi, toplumsal ve iktisadi düzenlemelerin çok geniş bir yelpazede farklı aşamalara bölündüğü her yerde olan ve gücü her şeye yeten klasik Devlet kimliğinin sarsıntıya uğradığı modern demokratik toplumlarda, siyaset erkinin düzenlenmesinde mahkemelerin yeni bir merkezi rol oynaması, yargı erkinin diğer kamu erkleri arasındaki çatışmaların çözümlenmesinde ve denetimin gerçekleştirilmesinde bir aşama olarak sorumluluğunun vurgulanması, kaçınılmaz olarak demokratik meşruiyet ve sorumluluk mekanizmalarının güçlendirilmesini gerektirecektir. Nitekim yargı etiği gerek Adalet‟in kalitesi gerekse hâkimlerin meşruiyeti ve sorumluluğu için hayati bir sacayağıdır.

Bu çalışma, hazırlanmasına büyük katılım gösteren Portekizli hâkimler kolektifinin iradesini temsil etmektedir. Bu metin, vatandaşların ve onları temsil eden kurum ve kuruluşların adaletin idaresi ve yargının işleyişine duydukları güvenin artırılması için katkıda bulunma kaygısı ve kararlılığından yargı erkinin meşruiyetinin etik uygulamalar yoluyla güçlendirilmesi, Adaletin İdaresi içinde vatandaş için yeni bir dinamiğin yolunu açma arayışı olarak nitelendirilebilir.

Etik Yemini oluşturan ilkelerin kaleme alınışı ve sunuluşunda özellikle aşağıdakiler gözetilmiştir:

  • Mesleğin icrasında bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük ve ehliyet ile tüm vatandaşların gerek mahkemelerden gerekse haklarını korumakla yükümlü hâkimlerin her birinden meşru olarak beklediği Adalet ve İnsan Hakları değerlerine bağlılığın teşvik edilmesi;
  • Hâkimlerin çalışmalarına rehberlik eden katı davranış kurallarına ilişkin bilgi sağlanması yoluyla kamunun adalet sistemine olan güveninin seviyesinin yükseltilmesi;
  • Etik ve mesleki deontolojiye ilişkin sorularına cevap bulmalarında hâkimlere yardımcı olmak, kendi kararlarında özerklik sağlamak ve hem diğer erkler ile olan ilişkilerinde bağımsızlıklarını hem de vatandaşlar ile olan ilişkilerinde kalite ve sorumluluklarını güçlendirmek.

Yasada yer alan deontoloji kuralları ile karıştırılmaması gereken ve ne disiplin ne de yaptırım amacı taşıyan bu belge, ortak bir düşünce ile yürütülen tartışma sürecinin sonucunda, hâkimler tarafından benimsenen yargı etiği ilkelerinden oluşmaktadır. Hâkimlerin hür iradeleri ile taahhütte bulundukları bu belgenin esas amacı, yüksek etik ve kalite standartları sunarak her gün çalışmalarında bu hedefleri yakalamayı ve uygulamayı arzulayan hâkimler için bir öz düzenleme aracı oluşturmaktadır.

Burada bulunan ilkeler hâkimlerin mesleki deneyimleri, doktrinde yer alan metinler ile Portekiz‟in, Portekizli hâkimlerin veya Portekiz yargı kurumlarının üye olduğu kuruluşlardan kaynaklanan, etik ve yargısal deontoloji meselelerini ele alan ve özellikle aşağıda sıralanan yabancı ve uluslararası belgelere dayanmaktadır:

BM‟den :
  • Yargının Bağımsızlığının Temel İlkeleri – Birleşmiş Milletler Yedinci Suçun Önlenmesi ve Suçlulara Muamele Kongresi tarafından kabul edilmiş ve 1985‟te BM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır;
  • Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi Çalışma Grubunun Yargıda Etik Kurallara ilişkin
1 No.lu Görüşü (2002) – Bangalor Taslağı;
  • Bangalor Yargı Etiği İlkelerine ilişkin Görüşler (Mart 2007);
Avrupa Konseyinden:
  • Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (CCJE);
  • Hâkimlerle İlgili Mevzuat Hakkında Avrupa Şartı (1998);
  • CCJE‟nin yargının bağımsızlığı ve hâkimlerin görevden alınmaması standartlarına ilişkin 1 No.lu Görüşü;
  • CCJE‟nin hâkimlerin başta etik olmak üzere mesleğe uygun davranışlarını, uygunsuz davranışlarını ve taraflılığı düzenleyen ilkeler ve kurallara ilişkin 3 No.lu Görüşü (2002);
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu hâkimlerin ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde uygun başlangıç ve hizmet içi eğitimine ilişkin 4 No.lu Görüşü (2003);
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu makul süre içinde adil yargılanma ve ihtilafların çözümlenmesinde alternatif yöntemler dikkate alındığında hâkimin davalardaki rolüne ilişkin 6 No.lu Görüşü (2004);
  • CCJE‟nin “adalet ve toplum” üzerine 7 No.lu Görüşü (2005) ;
  • CCJE‟nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu “ulusal hâkimlerin uluslararası ve Avrupa hukukunun etkin uygulanmasını sağlamaktaki rolüne” ilişkin 9 No.lu Görüşü (2006);
  • CCJE‟nin toplumun hizmetindeki Yargı Kurullarına ilişkin 10 No.lu Görüşü (2007);
  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü hakkında R(94) 12 sayılı Tavsiye Kararı;
  • R(94) 12 no.lu Hâkimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü hakkındaki Tavsiye kararının güncellenmesi için Avrupa Konseyinden bir uzman grubu tarafından sunulan öneriler (2007);
Uluslararası Hâkimler Birliğinden:
  • UHB – Uluslararası Hâkimler Birliği- Evrensel Hâkimler Şartı (Taipei, 1999);
  • MEDEL – Demokrasi ve Temel Haklar İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği- Avrupa Yargı Mevzuatının Unsurları (Palermo 1993);
Yargı etiğinin ilkelerini oluşturan diğer bölgesel ve ulusal belgeler:
  • Uluslararası Yargı Bağımsızlığına ilişkin Burgh House ilkeleri;
  • Yargı Etiği Kuralları – İtalya (1994);
  • LAWASİA Bölgesi Yargı Bağımsızlığı İlkelerine Dair Pekin Bildirgesi (1995);
  • İngiliz Milletler Topluluğu Latimer House Kılavuz Kuralları (1998);
  • Hâkimler İçin Etik İlkeleri – Kanada (1998);
  • Adaletin İdaresi Önünde Vatandaşların Hakları Şartı– İspanya (Parlamentoda Tam Oturum – Nisan 2002)
  • Yargıda Örnek Davranış Kuralları – ABD (Amerikan Barolar Birliği – 2004 Baskısı);
  • Yargı Etiği Kuralları (Uluslararası Ceza Mahkemesi – 2005);
  • İbero-Amerikan Örnek Yargı Etiği Kuralları (2006);
  • Yargıda Davranış Kılavuzu- İngiltere ve Galler (yeni düzenlenmiş baskı- 2006);
  • Weis Etik Beyannamesi, Avusturya Hâkimler Birliği (Kasım 2007);
  • Amerikan Barolar Birliğinin (ABA) Yargıda Örnek Davranış Kuralları – ABD (2007); – Ulusal Yargının Etik Kuralları (Brezilya – Ulusal Yargı Konseyi, 2008).

Yargıda etiğin ilkeleri hâkimin altı merkezi özelliğine göre gruplandırılarak sunulmuştur: Bağımsızlık, Tarafsızlık, Dürüstlük, Hümanizm, İhtimam ve İhtiyatlılık. Bu özelliklerden her biri, genel anlamda tanımlanmış, ardından içeriği geniş bir yelpazeyi kapsayan ilkelere dökülmüş, bunlar da pratik önemlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak yorumlar ve detaylar ile desteklenmiştir. Özünde işlevsel bir görev üstlenecek olan bu yorumlar ileride güncellenebilir ve genişletilebilir.

Ayrıca, yargı etiğinin ilkelerinin hâkimlerin bireysel özellikleri ile sınırlı olmadığı da göz önünde bulundurulmuştur. Anayasada da belirtildiği üzere, hâkimlerin bir bütün olarak tekil bir organ teşkil ediyor olması toplu bir kuruluşa yol açar ve bunlar hukuki niteliği itibariyle özel olan hâkim birlikleri tarafından temsil edilir. Bu nedenden dolayı, toplumda görünür olan yargı faaliyeti sadece hâkimlerin davalardaki ya da kamusal alandaki bireysel davranışlarının toplamı değil, aynı zamanda giderek ağırlık kazanan şekilde Adaletin kamusal politikalarının tanımlanması ve icrasındaki toplu temsilleri ve müdahaleleridir.

Bu bağlamda son bölümde, aynı örgütlenme biçimi itibariyle, hâkimlerin toplu etiği açısından hâkimler birliğine yol gösterecek ilkeler kaleme alınmıştır.

Son olarak, hâkimlerin ve mahkemelerin gerçek bağımsızlığının nihai dayanağını oluşturan ve yargı etiğinin gerekleri ile tam uyum için gereken şartların mevcudiyetini sağlayacak olan yargı görevinin düzenlenmesi, işleyişi ve icrasına ilişkin uygun önkoşulları oluşturma sorumluluğunun Devlete ait olduğu vurgulanmalıdır.

Dolayısıyla, yargı erkinin organik bağımsızlığını korumak amacıyla, hâkimlerin bütününü yöneten bağımsız yönetim organlarının idari, mali ve bütçesel özerkliğe sahip olduklarına ve hâkimlerin eğitimine, adalete ilişkin kamu politikalarının tanımlanmasına ve mahkemelerin yönetim ve idaresine gerçek katılım kapasitelerinin bulunduğuna dair bir teminat olduğu varsayılmaktadır. Dahası, hâkimlerin bireysel bağımsızlığı, güvence ve yeterli ücretlendirmenin yanı sıra, hâkimlerin görevden azledilmemeleri ve yargıdaki eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmamaları prensiplerinin istikrarını gerektirir.

2. BAĞIMSIZLIK
ÖNERİ

Yargı erkinin bağımsızlığı demokratik hukukun üstünlüğünün içinde doğası gereği yer alır ve hâkimler tarafından vatandaşlar adına tarafsız adalet idaresinin garantisidir.

İLKELER
  1. Vatandaş adına tasarrufta bulunan Hâkimler, bağımsızlıklarını onaylar ve saygı uyandırırlar ve bunu hem görevlerini yerine getirirken hem de ötesinde gösterirler.
  2. Hâkimler, güçler ayrılığına ve diğer egemenlik organlarının Yasa ile tanımlanmış olan faaliyet alanlarına saygı duyarlar.
  3. Hâkimler yargılamayı sadece yasalara ve temyiz üzerine yüksek mahkemelerin verdiği

kararlara göre yaparlar.

YORUMLAR
  1. Yargı erkinin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve Devletin diğer erklerinden ayrı olması başlı başına bir hak değil, daha ziyade vatandaşlara sunulan bir teminat ve Devletin bir mükellefiyetidir.

Hâkim güçler ayrılığı ilkesine titizlikle uymalıdır. Bariz siyasi yansımaları olacak kararlar vermesi gerektiğinde, karara bağlaması için görevlendirildiği ilgili davaya ilişkin hukuki bir işlemde bulunmak üzere kanunu uygulamanın ötesine geçmez. Ancak, mahkemelerin tarafsızlık şartlarını belirleyen ve kamunun adalete duyduğu güvenin teminatı olan dış bağımsızlığın korunması amacıyla kendini veya görevlerini yöneten kuruluşların siyasallaştırılmasına yönelik tüm teşebbüslere karşı hâkim, bir refleks olarak muhalefet edecektir.

Bağımsızlık ve güçler ayrılığı gereğince, hâkimler ve bağımsız yönetim kuruluşları yargının işleyişine ilişkin görevleri kapsamında, gerek vatandaşlar gerekse devletin diğer egemen güçleri önünde kamuoyuna açık şekilde sorumlu tutulabilme demokratik sorumluluğunu kabul ederler.

  1. Kendi içinde hâkimlerin bağımsızlığından kasıt, yönetim ve disiplinin doğasında bulunan faaliyetler, yargısal teftişler ve mahkemelerin idari başkanlığı çerçevesinde bir hâkimin, her türlü hiyerarşik üstünlüğü veya belirli emirlere uymayı ya da yargının işleyişine müdahale eden genel yönergeleri reddetmesidir.
  2. Hâkim, görevini yerine getirirken, yalnızca kanuna ve temyiz üzerine yetkilerini kullanan yüksek mahkemelerin verdiği kararlara tabidir. Ruh özerkliği ve hukuki ve ahlaki vicdan özgürlüğü ile tüm etkileme, ayartma girişimlerini, kamusal veya özel ya da harici veya iç hukuk düzenine bağlı herhangi bir güç veya gruptan gelen baskı veya tehditleri reddeder.
  3. Yasada yer alan durumlar hariç olmak üzere, bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak adına, hâkim diğer egemenlik organlarının üstünlüğünün altına girildiği veya bir siyasi güven ilişkisi kurulduğu gibi algılanabilecek tüm siyasi veya idari faaliyetlere katılmayı reddeder. Yine de bu tür faaliyetleri yerine getirmeyi kabul eder ise, doğru olanı yasa hükümlerince belirlendiği üzere gönüllü olarak hâkimlik görevini sona erdirmesi veya askıya almasıdır.
3.TARAFSIZLIK
ÖNERİ

Tarafsızlık, tüm vatandaşların adil ve eşit yargılanma hakkını teminat altına almayı amaçlayan hâkimlerin ve yargı görevinin temel özelliğidir.

İLKELER
  1. Yargı görevinin yerine getirilmesinde, hâkimler tarafsızdır, tarafsızlıklarına ilişkin şüphe doğuracak durumlarda, eşitlik ve tarafların adil yargılanması neticesinde verilecek kararı teminat altına alan ve her türlü ayrımcılığı reddeden usul kuralları gereğince var olan mekanizmaları kullanarak davadan çekilmek üzere mazeret beyan ederler.
  2. Hâkimler, tarafsızlıklarının sorgulanmasına sebep olacak ve görevlerinin yerine getirilmesi ile çatışacak veya çatışabilecek ya da vatandaşın kararlarının bağımsız ve tarafsız olduğuna duyduğu güveni sarsabilecek nitelikteki yargı dışı faaliyetlere katılmayı reddederler.
YORUMLAR
  1. Hâkimin tarafsızlığının, yargı sistemine ve hâkimin dürüstlüğüne kamunun güvenini sağlamakta etkili olması, sadece bilgili, objektif ve iyi niyetli makul bir kişinin gözünde bu şekilde algılanması ile mümkündür.

Hâkimin bağımsızlığı veya tarafsızlığının meşru olarak sorgulanabileceği davalarda, davadan çekilmek üzere mazeret beyan etme yetkisi/ödevinin hâkim tarafından özenle uygulanması için bu beyanın davanın taraflarının huzurunda net ve doğal bir şekilde dile getirilmesi, taraflara ilgili tüm koşullara ilişkin bilgi aktarılması ve hâkimin rahatsızlık duymayacağını belirtmesi gerekir.

  1. Hâkim davayı ve duruşmaları yönetirken taraflar arasında gerçek manada eşitliği gözetir ve taraflara adil yargılama sonucunda davanın karara bağlanacağı teminatını veren haklara saygı gösterir ve davanın tarafları arasında veya kamuoyunda tarafsızlığına ilişkin güvensizlik oluşturabilecek veya kanıtlar sunulmadan ve tarafların iddiaları dinlenmeden önce kararını vermiş olabileceğine dair bir algı yaratabilecek tutumlardan imtina eder.

Hâkim mümkün olan azami bilgiyi edindikten sonra karar vermek amacıyla, karar için anlam taşıyan tüm anlaşmazlık konularına ilişkin müzakere başlatır ve kanunen geçerli olan tüm delillerin sunulmasına imkân tanır. Davalara ilişkin kararların kanunda bir dayanağının olması ve olguların vicdani analizi neticesinde özgür irade ile verilmesi ve siyasi, idari, mesleki, halk veya aile ya da başka bir kaynaktan gerek doğrudan gerekse dolaylı yolla gelen her türlü etki, yönlendirme, talep, ikna, baskı ve tehditten uzak olması gerekir.

Hâkim medyada yansıtıldığı şekliyle kamuoyundaki mevcut ve güncel görüşlerin, eleştirilme korkusu, kamuoyu tepkisi veya davadaki tarafların şöhretinden dolayı kendisini etkilemesine müsaade etmez ve vicdanı uyarınca yaptığı değerlendirmelere göre cesaretle kararını verir.

  1. Hâkim tarafsızlığına halel getirmeyecek veya yargı görevini icra etmesine zarar vermeyecek nitelikteki her türlü sivil faaliyete katılmakta hürdür.

Hâkim bilgili, objektif ve iyi niyetli makul bir kişi tarafından değerlendirildiğinde mahkemelere getirilebilecek meselelere ilişkin tarafsızlık veya bağımsızlık imajını sarsabilecek nitelikteki toplu organizasyonlara katılmaktan ve kamuoyuna açık tartışmalarda yer almaktan özellikle imtina eder.

Hâkim, üyelerinden sadakat yemini isteyen veya gizli oldukları için üyelerinin katılımına ilişkin tam bir şeffaflık garantisi vermeyen örgütlere üye olmaz.

  1. Hâkim siyasi partiler ile ilintili olmayı ve siyasi nitelik taşıyan ya da partiler ile bağlantısı olan kamusal ya da özel her türlü faaliyete, yani seçim kampanyalarına, gösterilere, bağış toplamaya veya benzeri her tür girişime katılmayı reddeder
4. DÜRÜSTLÜK
ÖNERİ

Hâkimlerin mesleki, sosyal ve kişisel dürüstlüğü adil ve tarafsız kararların ve kamunun adalet sisteminin kalitesine güveninin teminatıdır.

İLKELER

  1. Hâkimler, bilgili, tarafsız ve iyi niyetli makul bir kişinin gözünde onurlu, sadık, düşünceli ve doğru kabul edilen kişisel, sosyal ve mesleki davranışları benimser.
  2. Hâkimler, diğer adli görevlilere ve davanın taraflarına verilen görevlere aynı seviyede onur ve önem atfederler, bu şahısların önünde ve kamuoyu nezdinde her zaman nazik, saygılı ve kibar davranırlar.

YORUMLAR

  1. Kamunun hâkimlere olan güveni, onların kararlarına saygı duyulmasının ve adaletin idaresinin itibarının ve olumlu imajının ve de muhakkak ki demokratik hukukun üstünlüğünün de teminatıdır. Hâkimlere yönelik olarak toplumdaki yolsuzluk yapmayan, namuslu ve iffetli algısı, tek bir hâkimin bunu sorgulatabilecek tutumundan dolayı en hafif bir lekelemeye bile maruz kalmayabilir.

Sürekli kamunun incelemesine tabi olan hâkim, Adaletin idaresine ilişkin yetilerine duyulan güvene halel getirebilecek davranışlardan kaçınır ve günlük hayatta sergilediği örnekliğin dürüstlük, sadakat, ölçülülük ve doğruluk değerlerine saygı duyulmasını sürekli teşvik etmek açısından bile gerek meslektaşları gerekse yardımcı personeli için ne denli önemli olduğunu asla aklından çıkarmaz.

  1. Hâkimlik görevleri dışında kalan sivil faaliyetlere katılırken, tarafsızlığı objektif olarak riske girmeyeceği zaman bile, kamunun gözünde bir küçük düşürülme veya vakar eksikliği algısına yol açabileceğini makul olarak öngörebileceği durumlarda hâkim katılmayı reddetmelidir. Bu normalde, profesyonel sporla bağlantılı dernekler için geçerlidir, zira buralarda yaşanan özel duygusal ortam ve kullanılan dilin türü ile yaşanan çekişmeler nedeniyle hâkim kolayca saygısızca söylemlere maruz kalabileceği gibi, kendini tam anlamıyla şeffaf sayılamayacak durumların içinde de bulabilir.

Hâkim, ayrıca kendisinin bir hâkim olarak görevinin belirtildiği ve internet üzerinde gerçekleşen kamuya açık tartışma forumlarına, statüsüne duyulan kamu güveninin sorgulanmasına neden olabilecek şekilde görüş bildirmek üzere isimsiz olarak katılmayı reddeder.

Hiç bir koşulda bir hâkim statüsü gereği kendisine tanınan itibar veya haklardan fayda sağlamaz veya özel hayatında fayda elde etmek ya da özel hayatındaki faaliyetlerinde başka şekilde meşru olarak bekleyemeyeceği bir ayrıcalık sağlamak için pozisyonunu kullanmaz.

  1. Meslektaşları, personeli ve adli görevliler ve özellikle bakılan davanın tarafları ve onların temsilcileri ile olan kişisel ilişkilerinde doğruluk, nezaket ve saygı ödevlerine aykırılık teşkil edecek her türlü davranış reddedilir.

Bir davayı yönetme ve karara bağlamaya ilişkin yargı yetkisine bağlı olmaksızın, hâkim davanın taraflarını veya kamuoyunu haksız ya da küçük düşürücü şekilde azarlamaktan veya savcıların, avukatların, bilirkişi tanıkların ve personelin teknik veya insani yeteneklerine nezaketsiz atıflarda bulunmaktan ve ayrıca sabırsızlık sergileyen veya usulde öngörülen hakların meşru kullanımını onaylamayan tutumlardan imtina eder.

Hâkim gerek çalışmaları esnasında gerekse dışarıda, diğer hâkimlerin kararları ile ilgili olarak, özellikle söz konusu karar temyizde tekrar değerlendirilme aşamasında ise, nezaketsiz söylemlerde bulunmaktan kaçınır.

  1. Kendi sorumluluğundaki hizmetlerle olan ilişkilerinde vatandaşların onurunun her zaman korunmasını sağlamak hâkimin asli görevdir ve hâkim, hiç bir şekilde psikolojik, ahlaki veya sosyal dürüstlüklerinin sorgulanmasına yol açabilecek bir davranış takınılmasına müsaade etmez.

Bu maksatla, makamına görevlendirilen personeli etkin şeklide yönetir, onlara gereken şekilde yönlendirme yapar ve böylelikle her zaman hizmetten faydalananlara karşı nazik davranmalarını ve bu görevin dışına çıkan bütün uygulamaların telafi edilmesi ve cezalandırılmasını sağlar.

  1. İdari üstünlük gerektiren görevlerin icrası kapsamında, yani yönetim ve disiplin görevlerinde, mahkemelere başkanlık ederken, yargısal teftişlerde ve eğitimlerde, hâkim özel bir tarafsızlık, özen ve objektiflik sergiler; arkadaşlık ilişkisi, tekrar seçilme veya aynı göreve ya da başka bir göreve atanma kaygısı taşımaz.

5.HÜMANİZM

ÖNERİ

Kanunun yorumu ve uygulanmasında hâkime yaratıcı bir rol veren yargı erkinin icrası, hâkimin adalet değerlerine ve kişinin insan olarak onurunu ve eşitliğini öngören hümanizm ilkelerine bağlılığını gerektirir.

İLKELER
  1. Davanın tarafları ile olan ilişkilerinde, özellikle de kendi baktıkları davalarda, hâkimler insan olarak aynı koşulları paylaştıklarını daima akıllarında bulundururlar.
  2. Görevlerini yerine getirirken hâkimler, Anayasa ve Kanunlarda tanınan temel haklara gerçekten saygılı davranılmasını, tüm insanlara hak ve ödevleri açısından eşit muamele edilmesini sağlar; amacı ya da sonucu insan hakları ve temel özgürlüklerinin, kamusal hayatın siyasi, iktisadi, sosyal veya kültürel ya da başka tüm alanlarında eşit koşullarda tanınmasını, uygulanmasını veya kullanılmasını ortadan kaldırmak ya da sekteye uğratmak olan cinsiyet, ırk, renk, soy, ulusal veya etkin köken, din, cinsel yönelim veya ekonomik ya da kültürel duruma dayalı her türlü ayrımcılığı, dışlama, kısıtlama veya ayrıcalığı reddeder.

YORUMLAR

  1. Hâkim, davanın taraflarının onuruna ve eşitliğine saygı gösterme taahhüdünde bulunur ve hiç bir şekilde cinsiyet, ırk veya etnik köken, fiziksel ya da zihinsel engellilik, din veya öğreti, cinsel yönelim veya siyasi görüşe bağlı olarak kişilik haklarını ihlâl edebilecek veya yıldırıcı, düşmanca, küçük düşürücü ya da saldırgan bir ortam oluşturabilecek hiç bir önyargı veya ayrımcılık sergilemez.

Davalardaki yönetim ve disiplin yetkileri kapsamında hâkim, davanın taraflarının ve makamına görevlendirilen personelin insan olarak kişinin eşitliği ve onuruna saygılı bir davranış içinde olmalarını sağlar ve önyargılı veya ayrımcı her türlü davranışta, davranışı onaylamadığını ifade eder.

  1. Hâkim kanuna ve ilgili organlar tarafından pozitif hukuk düzeni içinde meşruiyetle hasredilmiş olan hukuk sistemi ilkelerine uymak ve bunları uygulamakla yükümlüdür. Ancak, yargıya yansıyan davaların sayısı ve çeşitliliği karşısında, hâkim adalet ve hukukun sadece kuralların katı pozitivist ve kanuna aşırı riayet eden şekilde yorumlanması ile sınırlı olmadığını ve kararın, bir bütün olarak özünde adil ve insani olması ve demokratik hukukun üstünlüğünün öngördüğü temel hakları gözetmesi gerektiğini daima aklında bulundurur. Bunun olabilmesi için hâkimin kanunun anayasal, Avrupa Birliği ve uluslararası kaynaklarına özellikle dikkat etmesi ve hassasiyet göstermesi gerekir.

Hâkimin küresel bir hukuk düzenine ait olduğunun, sorumluluklarının ulusal yasal çerçevenin ve ülke sınırlarının ötesine uzandığı hususundaki farkındalığı görevlerini insan haklarının evrensel geçerliliğini onaylayacak uygun bir şekilde icra etmesini gerektirir.

  1. Hâkim, vatandaşların haklarının teminatı olarak görevi gereğince davayı Anayasa ilkeleri ışığında dikkatlice okumalı ve hukuken kabul edilebilir olduğu durumlarda, yasaların bu ilkeleri ihlâl eden somut uygulamasını reddetmelidir. Ancak, hâkim bu istisnai mekanizmanın esasen vatandaşları temel haklarını ihlâl eden yasalara karşı korumak amacıyla

oluşturulduğunu daima aklında tutar.

6.İHTİMAM
ÖNERİ

Yargı görevinde liyakat aslen hâkimlerin yeterliliği ve ihtimamına dayanır.

İLKELER
  1. Hâkimler, görevlerini layıkıyla icra etmek amacıyla mesleki hayatları boyunca gereken bilgileri, becerileri ve kişisel nitelikleri kazanmaya kendilerini adamış ve bu konuda kararlıdırlar.
  2. Görevlerini icra ederken, hâkimler, mahkemelerin düzgün işlemesi, davaların zamanında görülmesi ve değerlendirmeleri amacıyla kendilerine sunulan davaları azami kalite ve hız ile karara bağlamak için canla başla çalışırlar.
  3. Hâkimler mahkemelerin düzgün işleyişinin ayrıca; resmi prosedürlerin basitleştirilmesi, hizmetin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi ve yeni bilgi ve bilişim teknolojilerinin kullanılmasına yönelik kurumsal ve usule ilişkin yönetim kriterlerinin benimsenmesine bağlı olduğunun farkındadırlar.
YORUMLAR
  1. Yargı eğitimi, hâkimin bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması, adaleti idare etme meşruiyetinin bir ön varsayımı ve gerçek düşünme ve karar özerkliği garantisi için vazgeçilmezdir.

Mesleğe başlangıç eğitimine ek olarak, hâkim görevini icra etmesi için uygun olan daimi ve uzmanlığa yönelik eğitimleri almanın kendi sorumluluğu olduğunu kabul eder ve çalışma hayatı boyunca bu tutumu devam ettirerek bilgilerini güncellemek, becerilerini azami seviye çıkartmak ve kişisel niteliklerini en yüksek düzeye çekmek için sürekli çalışır.

Mahkemede uzmanlık gerektiren becerilere ihtiyaç duyan görevleri yerine getirmeden önce hâkim, gerekli özel bilgileri edinmesi ihtiyacını, yani uygun eğitim faaliyetlerine katılma hususunu akılda tutar.

Bunun yanı sıra hâkim, ilgi duyduğu hukuk dışı alanlarda bilgisini geliştirmeyi ve kültürel alt yapısını ve kişisel niteliklerini zenginleştirmeyi hedefleyerek eğitim almaya çalışır.

  1. Kariyerinin hangi aşamasında olduğuna veya hangi mahkemede görev yaptığına bakmaksızın liyakat, bir hâkimin görevini yerine getirmesinde birincil öneme sahiptir. Dolayısıyla, mesleki tecrübe ile bağlantılı olarak atamalarda, tayinlerde ve terfilerde en büyük paya sahip olan faktör liyakatin değerlendirilmesidir.
  2. Görülen davanın adil, eşit ve zamanında çözüme kavuşmasını hedefleyen hâkim, eleştirel bir süzgeçten geçirmeden mekanik bir şekilde diğer kararların tıpkıbasımını yapmaktan ve davanın esasının anlaşılmasını engelleyen ya da gereksiz ölçüde geciktiren formaliteleri kullanmaktan kaçınır, açık bir zihin ile yeni iddiaları dinler, dikkate alır ve sunulan kriterleri ve bakış açılarını teyit etmek amacıyla kanunda bulunan farklı alternatifleri inceler ve gerektiği takdirde, kanunda da öngörülüyor ise verilen kararları onarır veya değiştirir.

Kanunun yorumlanması ve uygulanmasında hâkim, hukuk pratiğine ve hukuk teorisine azami dikkatle yaklaşır ve konu itibarıyla birbirinin aynısı olan durumlarda kıstasların yeknesaklığı ilkesini karar verme sürecine dâhil etme gereğini göz önünde bulundurur ve hukuk bilimindeki bilimsel gelişmeleri dikkate alır.

  1. Hâkim kararlarını her zaman gerekçeli olarak, ilgili kişilerin anlayabileceği bir şekilde, net ve özlü bir dille kaleme alır ki ilgili kişiler, karara katılmasalar bile, sadece söz konusu kapsamı değil aynı zamanda kararın hangi mantık ve değerlendirme sürecine dayalı olarak oluşturulduğunu anlasınlar.
  2. Hâkim görevlerini yerine getirirken kanunda öngörülen süre kısıtlamalarına uyma yükümlülüğünü gözetir, ancak bu davanın zorluğu veya aşırı iş yükü nedeniyle hiçbir şekilde mümkün değilse, davaları makul bir süre içinde tamamlar. Bu amaçla, yargılamayı gereksiz geciktirecek ve zaman israfına yol açacak usule ilişkin girişimlerin uygulanmasını önlemeye çalışan hâkim, davanın daha faydalı ve tatminkâr bir çözümle sonuçlanması ve geç gelen kararın yol açabileceği adaletsizliğin önlenebilmesi amacıyla elindeki tüm imkânları kullanarak mahkemede yaşanan zorlukların ve yetersizliklerin aşılmasına veya bunların etkisinin en aza indirgenmesine gayret eder.

Davaların başlamasında kendisinden kaynaklanan bir gecikme veya erteleme olmaması için hâkim, yargılamaları çalışmaların gelişimine ve mahkeme salonlarının uygunluğuna ilişkin makul bir tahmin çerçevesinde programlamaya gayret eder. Bu kaçınılmaz olduğunda ise, etkilenecek davanın taraflarına zaman geçirmeden şahsen gecikme ve nedenleri ile ilgili bilgi verir.

Hâkim yargı görevinin özenle yerine getirilmesi bakımından aykırılık teşkil eden yargı dışı taahhütleri kabul etmez.

  1. Hâkim çalışmalarını yerine getirirken olağanüstü yardım gerektiren zorluklarla karşılaştığında, insan kaynakları ve fiziksel kaynaklarının yönetim yetkisine sahip olan kuruluşa bunları net bir dille aktarır. Aynı şekilde, bu yöntemlerin kullanımını gerektiren durum sona erdiğinde, hâkim artık ihtiyaç kalmadığını bildirir.
  2. Yargı görevinin özenli icra edilmesi ve organizasyonun doğru işlemesi için davanın işlemlerini ve idari görevleri gerçekleştirmek üzere görevlendirilen personelin yardımına gerek duyulduğunun bilincindeki hâkim, sorumlu olduğu organik birimin genel yönetimi ile ilgilenir, gereken imkânları talep eder, personelin motivasyonu sağlar ve tanımlanmış olan planlama uyarınca görevlerini yerine getirmelerine nezaret eder.

Davalarını yönetirken belirlenmiş dava yükü hedeflerine uyma amacını göz önünde bulunduran hâkim, kararların gereken kalite ve değerlendirmesinden ödün vermeksizin şekli ve bürokratik prosedürleri basitleştirmeye gayret eder, gereksiz işlemleri ve rutinleri devre dışı bırakır, uygun bir planlama ve takvim oluşturur, elde edilen sonuçların sürekli değerlendirilmesini sağlayan yöntemler uygular, gereken düzeltici önlemleri devreye alır ve mahkemeler için geliştirilen yeni bilişim teknolojileri ve bilgisayar programlarından faydalanır.

Hâkim kendi performansına ilişkin değerlendirmeleri göz önünde bulundururken, bu sınıflandırmaları sadece liyakatin ölçülmesine ya da kariyerindeki ilerlemeye yarayan bir faktör olarak değil, aynı zamanda öğrenme sürecini ve ilerleme gerektiren alanların tespiti için faydalanacağı bir bileşen olarak görür.

7.İHTİYATLILIIK
ÖNERİ

Hâkimlerin ihtiyatlılığı bağlı oldukları tarafsızlığın ve yargı dürüstlüğüne kamu güveninin korunmasının doğrudan bir sonucudur.

İLKELER
  1. Hâkimler, yargılama veya soruşturma safhasındaki davalara ve mantık çerçevesinde dava konusu olabileceği öngörülebilen konulara ilişkin değer yargısı içeren beyanlarda veya yorumlarda bulunmayı reddeder.
  2. Medya ile olan ilişkilerinde hâkimler, kaynaklara erişimde eşitlik ve yargılamanın şeffaflığı ilkeleri uyarınca hukuken uygulanabilecek çerçeveler dâhilinde bilgi edinme hakkını teminat altına alır.
  3. Hâkimlerin bağımsız yönetim organlarına ve mahkemelerde hâkimlere iletişimle ilgili olarak verilen yetkilere bakılmaksızın, hâkimler uygun gördüklerinde doğrudan veya yardımcılarından birinin aracılığı ile sözlü veya yazılı olarak gerekli açıklamayı yapma sorumluluğunu kabul ederler.
YORUMLAR
  1. Bilgi edinme ve medyanın kaynaklara erişimi hakkının korunmasının yanı sıra, kamunun adaletin tarafsızlığı ve dürüstlüğüne duyduğu güvenin bir teminatı olarak ihtiyatın önemini göz önünde bulunduran hâkim, kendi konuşma özgürlüğü ve fikirlerini ifade etme hakkını kullanırken ihtiyatlılık ilkesinin getirdiği sınırlamaları doğal olarak kabul eder.

Gerek görevlerini icra ederken gerekse dışarıda hâkim, hem kendi hem başka hâkimlerin yargılamaları veya kararlarına ya da başka bir yargı mercii veya emniyetin işlemlerine ilişkin olarak ihtiyatı elden bırakmaz ve kamuoyu önünde görüş bildirmekten ya da bu konuların tartışılabileceğini öngörebileceği ya da makul bir bakışla süren davaların karar verme süreçlerine müdahale teşkil edebileceği düşünülebilecek etkinliklere katılmaktan kaçınır.

Aynı şekilde, eğer sadece orada bulunması bile dile getirilen fikirlere kurumsal bir saygınlık kazandırabilecek veya yargının onayı gibi algılanabilecek ise hâkim diğer katılımcıların ihtiyata tabi olan konuları gündeme getirebileceklerini öngördüğü etkinliklere katılmaz.

  1. İhtiyatlılık ilkesinin doğru yorumlanması hâkimin, bir yargı kararını ya da kamuya açık bir duruşmayı kullanarak gerekçelerin ilgili aktarımı için mutlak gereği olmayan ve dava konusu ile net bir ilintisi bulunmayan kendisine ait siyasi, ideolojik veya dini nitelikteki fikirleri ya da kişisel değerlendirmelerini ifade etmesini engeller.
  2. Konuşma özgürlüğü, fikir ifade etme ve akademik özgürlükten faydalanma hakkı doğrultusunda bilgilendirme, öğretim veya akademik amaçların uygulanması ve benzeri meşru menfaatlerin yerine getirilmesi için derhal gerekli olan beyan, yorum veya müdahaleler için orantılılık, uygunluk ve gereklilik kriterleri uygulanması şartıyla ihtiyatlı olma ilkesine muafiyet getirilmesine izin verilir, ancak burada adalette ketumluk ve mesleki gizlilik ile ilgili yasa hükümlerine uyulmalıdır.

Katıldığı kamu müdahalesi eylemlerinde, hâkim her zaman orada hangi sıfatla bulunduğunu net bir şekilde ifade eder ve kendisinin şahsen mi hareket ettiğini yoksa bir üçüncü tarafı mı temsil ettiğini ve eğer durum böyle ise, üçüncü tarafın kim olduğunu hiç bir şüphe bırakmayacak şekilde açıklar.

  1. Hâkimlerin faaliyetlerine daha fazla demokratik şeffaflık kazandırma ihtiyacı hâkimin kamuoyunu bilgilendirme ve mahkemelerin faaliyetlerini ve hâkimlerin kararlarını eleştirme hakkının meşru kullanımı için iletişimin giderek artan bir önem taşımaya başladığını anlamasını ve kabul etmesini gerektirir.

Bu nedenden ötürü, net bir şekilde kamunun yararına olan durumlarda hâkim, bilgi edinme hakkını teminat altına alma ihtiyacını gözetirken, doğrudan kendi sorumluluğunda ya da hâkimlerin yönetimi ve temsili için görevlendirilen kuruluşlar aracılığı ile kanunda tanımlanmış şartlar dâhilinde gerekli ve uygun açıklamaları yapar.

Özellikle usullerin ya da kararların dava taraflarına veya kamuoyuna kendi sorumluluğu altında doğrudan iletilmesini gerektiren durumlarda, hâkim, ortalama bir vatandaşın hukuk dilini ve uygulamalarını anlamakta normal olarak zorluk çektiğini göz önünde bulundurarak bunun uygun şekilde yapıldığından emin olur. Ancak, bu durumda, hâkim kamuoyuna kendi kararına ilişin açıklama yaparken, ilgili kararın gerekçesinde yer almayan hiç bir nedeni kamuoyu önünde dile getirmez.

  1. İhtiyat yükümlülüğü kapsamına girmeyen durumlarda, hâkim doğrudan kendi sorumluluğu altında medya organlarına bilgi verirken de kaynağa erişimde eşitlik ve usullerin şeffaflığı kurallarını gözetir ve uygulandığından emin olur, bu amaçla aldığı kararların dayanaklarını belirtir ve kendisine ulaşan tüm talepleri ele alır.

8. YARGI BİRLİĞİ 

ÖNERİ

Yargı birliği bütün hâkimlerin vatandaşlar ve Devlet önünde topluca temsil edilmesini sağlar.

İLKELER

  1. Yargı birliği, temel hakların savunulmasında ve Adaletin geliştirilmesinde yargının bağımsızlığı ve hâkimlerin tarafsızlığı koşullarının korunması ile bağlıdır.
  1. Yargı birliği siyasi, sosyal ya da sendikal nitelik taşıyan tüm kuruluşlardan bağımsızdır ve kendi içinde demokratik çoğulculuk sağlayarak hâkimlerin farklılıklarını özgürce ifade etmelerine izin verir.

YORUMLAR

  1. Adalet sisteminin yönetiminden sorumlu olan kamu kurumlarının, yani hâkimleri yöneten bağımsız kuruluşların ve mahkeme başkanı olan hâkimlerin güncel yetkileri hariç olmak üzere, hâkimlerin bir bütün olarak topluca temsil edilmesini sağlayan kendi kurdukları birlikler, vatandaşlar nezdinde hâkimlerin kamu görevlerini ve devlet nezdinde özel haklarını merkezi olarak ifade ederler.

Kamu görevlerinin temsili ve özel hakları arasındaki dengeyi sağlarken hâkim, mesleğinin icrasının özünde halk adına adaletin idaresi demek olan yargı görevi için esas teşkil ettiğini daima aklında bulundurur. Bunun sonucunda hâkimler, mesleki menfaatlerinin, adına adaletin idaresini gerçekleştirdikleri vatandaşların haklarının önüne geçemeyeceği ilkesini topluca kabul ederler.

Egemenlik organlarının görevlileri olarak statülerini ve topluca aldıkları kararların vatandaşların menfaati açısından taşıdığı özel anlamı göz önünde bulunduran hâkimler, uygun şekilde kullanılabilecek kabul edilebilir protesto biçimlerinin kapsamını, sınırlarını ve fırsatlarını dikkatle ve mantıklı bir şekilde değerlendirirken bunların istisnai ve yardımcı nitelikte olduklarına ilişkin genel kabulü de dikkate alırlar.

  1. Demokratik çoğulculuk ve yargı birliği içinde yer alma hakkı meşruiyeti ve dış temsil şartlarının gücünü artırmanın ötesinde hâkimler arasında farklılıklara tam bir saygı içinde dayanışma ve bağlılık değerlerini vurgular.
  2. Dışarıda hâkim birliklerinin nitelik itibariyle siyasi veya sendikal olan örgütlere dâhil olması kabul edilemez, zira bu hâkimlerin bağımsızlığına tamamen ters düşen bir durum olarak görülür. Resmi üyeliğin yanı sıra, münhasıran hâkimleri temsil etmeyen herhangi bir kuruluşla ortak protesto eylemleri ile birlikte mesleki taleplerde bulunmak da reddedilir.

31 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
31 Temmuz - Hukuk Takvimi

31 Temmuz – Hukuk Takvimi

1492 Yahudilerin, İspanya’dan kovulacağını gerekçeleriyle bildiren Elhamra Kararnamesi (Granada Kararnamesi) imzalanarak yürürlüğe girdi. Kararname, 2 Ocak 1492’de Müslümanların Endülüs’teki son kalesi olan Gırnata (Granada) şehrinin düşmesinden sadece üç ay sonra 31 Mart’ta Elhamra Sarayında, Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tarafından imzalandı. Kararnameye göre Yahudilere Hıristiyanlığa geçmeleri veya ülkeyi terk etmeleri için 31 Temmuz’a kadar dört ay süre verildi. Yahudilere, ayrılırken eşyalarını götürme izni verilmiş olsa da, altın, gümüş ve ziynet eşyasına izin verilmediği için pratikte iznin pek bir değeri olmadı. Bu tarihin başka bir özelliği ise 31 Temmuz’un, 1492 senesinin Tişa BeAv gününe denk geliyor olmasıydı.
1835 Hukukçu, avukat, Meclis Başkanı ve Fransa Başbakanı Eugène Henri Brisson (31 Temmuz 1835 – ö. 14 Nisan 1912) dünyaya geldi.
1854 Hukukçu ve felsefeci, İspanya Başbakanı José Canalejas Méndez dünyaya geldi. (31 Temmuz 1854 – 12 Kasım 1912) Hukuk ve felsefe alanında doktora derecesi bulunuyordu. İspanya’yı gerçek bir demokrasiye dönüştürmeyi amaçlayan çeşitli seçim reformları uygulamaya koydu. Başbakanlık görevinde iken suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi. Katili de intihar etti.
1887 Alman sosyolog ve filozof Hans Freyer (31 Temmuz 1887, Leipzig – 18 Ocak 1969 Ebersteinburg) yaşamını yitirdi. 1955-1957 yılları arasında Ankara ve İstanbul’da dersler vermiştir.
1908 I. Abdülhamit döneminde resmî bir göreve dönüşen “hafiyelik” resmen ortadan kaldırıldı.
1914 Fransız Sosyalist Partisi’nin (1902) ve L’Humanité gazetesinin kurucusu, felsefeci, yazar, konuşmacı ve devlet adamı Jean Jaures (tam adı: Auguste Marie Joseph Jean Léon Jaurès, (3 Eylül 1859, Castres – 31 Temmuz 1914, Paris) bir deli tarafından öldürüldü. 
1921 İngiliz avukat ve Uluslararası Af Örgütü’nün kurucusu Peter Benenson dünyaya geldi. (31 Temmuz 1921-25 Şubat 2005)
1922 Yeniden düzenlenen İstiklal Mahkemeleri Kanunu’nu kabul edildi. İstiklal Mahkemeleri, ilk olarak 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sürecinde ayaklanma çıkaranları, asker kaçaklarını ve casusluk faaliyetlerini engelleyerek milli mücadeleyi durdurmaya dönük eylemleri yargılamak amacıyla kurulmuştu.
1932 Almanya’da seçimlerde 230 Milletvekilliği alan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Naziler) birinci parti oldu. Sosyal demokratlar 133, komünistler 89 Milletvekili çıkardı.
1933 31 Temmuz 1933 tarihinde, 2252 sayılı kanunla Darülfünun ilga edildi ve İstanbul Üniversitesi örgütlendi.
1938 Selanik Anlaşması imzalandı. Anlaşma; Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarındaki askersizleştirme yükümlülüğünü ortadan kaldırdı. Selanik Antlaşmasının kabulüne dair kanun 4  Ocak 1939’ta kabul edildi, 12 Ocak 1939’da resmi gazetede yayınlandı. Bu antlaşma yoluyla Bulgaristan’ın da Balkan Paktı’na katıldığı kabul edilmektedir. 
1945 “Sosyal demokrat” ve “Günizm” adlı partileri kurmak isteyenlerin başvurusu reddedildi.
1945 Amerikalı avukat, iş adamı, yazar ve politikacı William Floyd Weld doğdu. 1991’den 1997’ye kadar Massachusetts’in 68. valisi olarak görev yapmıştır.
1947 Fransız Danıştayı üyesi yargıç, diplomat ve dışişleri bakanı Hubert Védrine doğdu.
1951 Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun resmi gazetede yayımlandı.
1952  Türkiye’nin ilk sendikal konfederasyonu olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) kuruldu.
1957 Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, BM Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı kararla benimsendi.
1959 Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) üyelik için resmen başvurdu.
1962 Paris’te “Türkiye’ye Yardım Kulübü” kuruldu. Dokuz ülkeli konsorsiyumun Ortak Pazar ve Avrupa Yatırım Bankası ile işbirliği yapması öngörüldü
1965 İngiliz televizyonunda sigara reklamları yasaklandı.
1969 Türkiye’de bira sanayiinin gelişmesi nedeniyle Emniyet Müdürlüğü birayı alkollü içki saymamaya karar verdi.
1972 154 sanıklı Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (Dev-Genç) davası İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başladı. Sanıklardan 78’i tutuklu, 28’i firarda.
1972 Belçikalı hukukçu ve devlet adamı Paul-Henri Spaak yaşamını yitirdi. (25 Ocak 1899 – 31 Temmuz 1972)
1975 Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin üçüncü turu 31 Temmuz – 2 Ağustos 1975 tarihleri arasında Viyana’da yapıldı. Görüşmeler sonunda, Nüfus Mübadelesi Antlaşması(Üçüncü Viyana Anlaşması), KKTC ile Güney Kıbrıs Yönetimi arasında 2 Ağustos 1975 tarihinde Viyana’da imzalandı. 
1980 Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip Özmen ile kızı Neslihan Atina’da silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
1981 Bir derginin 15 Haziran tarihli sayısında kendisini hedef alan bir yazı ihbar kabul edilerek 10 gün önce gözaltına alınan TYS Yönetim Kurulu üyesi şair ve gazeteci Tekin Sönmez “komünizm propagandası yaptığı” gerekçesiyle Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce tutuklandı.
1986 Bazı Sosyal Demokrat Halkçı Partililer hakkında Kürtçe konuştukları gerekçesiyle soruşturma açıldı.
1987 Askeri ceza ve tutukevlerindeki baskıları protesto için tutuklu ve hükümlülerin açlık grevleri devam etti. Tutuklu ve hükümlü aileleri Adalet Bakanlığı önünde oturma eylemi başlattı. Aileleri İHD, TTB, Ziraatçılar Derneği, Veteriner Hekimler Birliği, SHP yöneticileri ve Milletvekilleri ziyaret ederek eyleme destek oldu.
1989 Mustafa Hayrullahoğlu’nun ölümüne dair Danimarka Adli Tıp Bilim Adamları Komitesi’nce fotoğraflar üzerinden yapılan inceleme sonuçları avukatlara raporlandı: “Hayrullahoğlu’nun ölümü işkenceden.” İşkenceden yargılanan polisler 1989’da beraat etmiş, temyize gidilmişti.
1989 Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde 280 mahpusun sürdürdüğü açlık grevinin 34.gününde tutuklu yakınları İHD Ankara Şubesi’nde kefenli açıklama yaptı. İstanbul Sağmalcılar Cezaevi önünde toplanan tutuklu/ hükümlü yakınlarından 6 kişi gözaltına alındı.
1992 Özgür Gündem Gazetesi Gercüş muhabiri Yahya Orhan evinin yakınında uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
1992 Gürcistan, Birleşmiş Milletler üyesi oldu.
1998 Gazete promosyonlarına kısıtlama getiren yasa tasarısı Meclis’te kabul edildi.
2001 AİHM, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan RP yöneticilerinin 1998’de yaptığı başvuruyu karara bağladı. Mahkeme, RP’nin kapatılmasında Türkiye’yi haklı buldu. Necmettin Erbakan “karar siyasi, itiraz edeceğiz” dedi.
2002 TBMM’de 3 Kasım’da genel seçim kararı 449 kabul 62 ret ve 3 çekimser oyla kabul edildi.
2005 İtalya’da terörle mücadele yasası parlamentoda kabul edildi. 20 komünist ve yeşil milletvekili yasaya ‘hayır’ oyu verdi. Yasayla, terör zanlılarını 12 saat yerine 24 saat gözaltında tutma, avukatsız sorgulama, güvenlik güçlerine telefon dinleme ve interneti kontrol etmek dahil geniş yetki verildi.
2006  İsrail, Kana katliamının ardından tepkiler üzerine ilan ettiği ’48 saatlik ateşkes’e rağmen Lübnan’ı vurdu.
2007 AİHM 6 davada,işkence yapıldığı ve adil yargılamanın ihlal edildiğine karar vererek, Türkiye’yi toplam 229 bin 200 euro tazminata mahkum etti.
2007 Britanya ordusu, Kuzey İrlanda’da 38 yıldır sürdürdüğü, resmi adıyla ‘barışı koruma görevi’ni sona erdirdi. Böylece Britanya tarihinin en uzun süreli askeri operasyonu noktalandı.
2007 AİHM, Karatepe/Türkiye Davasında(Başvuru No: 41551/98) kararını açıkladı. Karar genel olarak ‘bilgi’ ya da ‘fikirlerin’ şok edici, şaşırtıcı veya rahatsız edici olmasının, bu hakka yönelik herhangi bir müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olmayacağını ancak, şiddeti yüceltecek şekilde kine dayalı sözlerin ise müsamaha ile karşılanamayacağını ifade etmektedir.
2015 ABD Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’a yaklaşık 5,4 milyar dolar değerinde balistik füze satışı için onay verdi.
2015 Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığı HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında “Sırtımızı YPG’ye, YPJ’ye ve PYD’ye yaslıyoruz” dediği iddiasıyla soruşturma başlattı. Demirtaş, CB Erdoğan ve BB Davutoğlu için”yargı görevi yapanları etkilemek”ten suç duyurusunda bulundu.
2016 Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle, FETÖ aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulduğu ileri sürülen bin 389 askeri personel, kanun hükmünde kararnameyle TSK’dan ihraç edildi.
2018 Norveçli hukukçu ve kürek sporcusu Finn Ivar Tveter (d. 19 Kasım 1947 – ö. 31 Temmuz 2018) yaşamını yitirdi.
2019 İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) KAOS Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos GL), Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) ve Yurttaşlık Derneği (YD) tarafından 15 Mart 2010 tarihinde kurulan Mülteci Hakları Koordinasyonu, Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi‘ni 31 Temmuz 2019 tarihinde ilan etti.
2026
  • Kırmızı bültenle arananlar dahil uluslararası seviyede takip edilen 526 kişinin, 2026’nın 7 aylık döneminde Türkiye’ye iadesinin sağlandığı açıklandı.
  • Üsküdar Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ile Alihan Koçoğlu, Burçin Çevik ve Bülent Orhan Tozkoparan tutuklandı. Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ile Adem Altıntaş hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Şantaj” suçlamasıyla gözaltına alınan gazeteci Cem Küçük, savcılıkta ifadesi alındıktan sonra sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.
  • Kilis’te 2023 yılında kaybolduktan sonra cinsel istismara uğrayıp öldürüldüğü belirlenen 9 yaşındaki Gina Mercimek’in ölümüne ilişkin davada, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılama başladı. Mahkeme, iki sanığın da tutukluluk halinin devamına karar verdi.
  • Ahbap Derneği‘ne yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturmasının dördüncü dalga operasyonunda gözaltına alınan Başaran Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Başaran‘ın da arasında bulunduğu 7 kişi tutuklandı. Başaran soruşturmada şikâyetçi olarak da yer alıyor.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 ile İdari Yargı Ön Sınavı’nın 27 Eylül’de gerçekleştirileceğini, başvuruların 11-19 Ağustos tarihlerinde alınacağını açıkladı.
  • Ünüler, AHBAP soruşturmasında ifade vermeye devam etti.
2026 Çolpon-Ata Deklarasyonu, Kırgızistan’ın Issık Göl kıyısındaki Çolpon-Ata kentinde 31 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenen ve Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan liderlerinin katılımıyla gerçekleşen Orta Asya Devlet Başkanları ve Azerbaycan Gayriresmî İstişare Toplantısı’nın sonunda imzalandı. 

 

Peter Singer

0
Peter Singer

Avustralyalı filozof ve önde gelen bir hayvan hakları savunucusu Peter Singer 6 Temmuz 1946’da Melbourne, Avustralya’da doğdu. Singer, Preshil ve Scotch Koleji’nde ilk ve orta öğrenimini tamamladı. Sonrasında Melbourne Üniversitesi’nde hukuk, tarih ve felsefe üzerine lisans eğitimi aldı. 1969’da aynı üniversiteden; H. J. McCloskey’in danışmanlığında, “Neden Ahlaklı Olmalıyım?” başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi elde etti. Tom Regan ile birlikte 1960’lardaki ilk hayvan hakları ile hayvanları özgürleştirme hareketlerini birleştirme yönünde çalışmalar yaptı. Oxford Üniversitesi’nden burs kazandı ve burada R. M. Hare’in danışmanlığında, sivil itaatsizlik üzerine başladığı  doktorasını 1971’de tamamladı. Doktora tezi 1973’te de  kitap olarak basıldı. Uygulamalı etik, veganizm, vejetaryenlik ve hayvan hakları alanlarında uzmanlaştı.

Özellikle Hayvanların Özgürleşmesi (Animal Liberation), Hegel: Düşüncenin Ustaları, Neden Vegan?, En Büyük İyilik ve Pratik Etik adlı eserleriyle tanınmaktadır 1999’dan bu yana Princeton Üniversitesi Biyoetik Bölümü’nde görev yapmaktadır. Avustralya’daki Monash Üniversitesi’nde ve farklı dönemlerde Oxford Üniversitesi’nde de akademik görevlerde bulunmuştur.

Düşünce Dünyasına Katkıları 

Singer, çağdaş faydacılık geleneğinin en önemli temsilcilerinden biridir. Ahlaki değerlendirmelerde bireylerin tercih ve çıkarlarının eşit olarak dikkate alınması gerektiğini savunmaktadır. Richard Ryder’ın ortaya attığı “speciesism” (türcülük) kavramını yaygınlaştırmış ve insanların yalnızca farklı bir türe ait oldukları gerekçesiyle hayvanların çıkarlarını ikinci plana atmasını ahlaken savunulamaz bulmuştur. Bu yaklaşım, hayvan hakları hareketinin temel teorik dayanaklarından biri hâline gelmiştir.

1975 yılında yayımlanan Hayvanların Özgürleşmesi (Animal Liberation) adlı eseri, modern hayvan hakları ve hayvan özgürleşmesi hareketinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Singer’ın özellikle ötanazi, kürtaj, engelli bireylerin yaşamına ilişkin etik değerlendirmeleri ile küresel yoksulluk konusundaki görüşleri, etik ve siyaset felsefesi alanlarında geniş kapsamlı akademik tartışmalara konu olmuş, aynı zamanda kamuoyunda da yoğun tartışmalar yaratmıştır.

Bulgaristan’ın Balkan Paktı’na Katılmasına İlişkin Antlaşma

0

Bulgaristan’ın Balkan Paktı’na Katılmasına İlişkin Antlaşma, 31 Temmuz 1938 tarihinde Selanik’te imzalanmıştır. Antlaşmanın tarafları, 1934 yılında Balkan Misakı’nı imzalayan devletler ile Bulgaristan’dır.

Antlaşmanın onaylanmasına dair kanun 4 Ocak 1939’da TBMM’de kabul edilmiş, 12 Ocak 1939’da Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Balkan Paktı’nı Kuran Antlaşma

Bulgaristan’ın Balkan Paktı’na Katılmasına İlişkin Antlaşma 

Balkan itilâfı Devletlerile Bulgaristan arasında 31 temmuz 1938 tarihinde Selânikte imza edilen anlaşma)

Bulgaristan’ın Balkanlarda sulhun kuvvetlendirilmesi siyasetine bağlı olduğunu ve Balkan Devletleri ile iyi komşuluk ve samimî teşriki mesai münasebetleri idame etmek arzusunu beslediğini, ve Balkan itilâfı Devletlerinin de Bulgaristan’a karşı aynı müsalemet fikrile ve aynı teşriki mesai arzusu ile mütehalli olduklarını nazarı itibare alan, aşağıda vaziyülimza,

Bir taraftan, bütün Balkan İtilâfı Devletleri namına hareket eden

Balkan İtilâfı Daimî Konseyinin halen Reisi sıfatile Yunanistan Başvekili ve Hariciye Nazırı Ekselans Mösyö Metaksas,

Ve diğer taraftan, Bulgaristan Başvekili ve Hariciye nazırı Ekselans Mösyö Köseivanof, temsil ettikleri Devletlerin, bunlardan her birinin ademi tecavüz hususunda dahil oldukları anlaşmalara tevfikan, yekdiğerlerile karşılıklı münasebetlerinde kuvvete müracaattan istinkâf etmek taahhüdünü aldıklarını bu Devletler namına beyan ederler ve Nöyyi muahedesinin IV. faslının (Askerî, bahrî ve havaî hükümler) ihtiva ettiği hükümlerle kezalik 24 temmuz 1923 de Lozan‘da imza edilmiş olan Trakya hududu hakkındaki mukavelenin ihtiva ettiği hükümlerin, kendilerine müteallik olarak, tatbikatından sarfınazar edilmesini kararlaştırırlar.

Selânikde 31 temmuz 1938 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0

İstanbul Üniversitesinin tarihi, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Zeyrek’te açılan İstanbul’un ilk medresesine kadar gitmektedir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi de bu mirasın parçasıdır. Modern hukuk eğitimi, Osmanlı modernleşmesi bağlamında devletin merkezîleştirilmesi fikrinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tanzimat reformlarını uygulayacak devlet memurları yetiştirmek maksadıyla kurulan Mekteb-i Maarif-i Adliye (1839) ve Mekteb-i Ulûm-ı Edebiye (1839) adlı okullar, hukuk mekteplerinin hazırlayıcısıdır. Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne’nin (1877) temelini oluşturan Mekteb-i Fünûn-ı Mülkiye (1859) ve programında hukuk öğretimine geniş yer veren Tercüme Odası hukuk fakültesinin temellerini atmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Tarihçesi

Türkiye’de ilk hukuk okulu, Şeyhülislâmlık tarafından Muallimhane-i Nüvvâb (1855) adıyla açılmıştır. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (1868) ve nizamiye mahkemelerinin kurularak tanzim edilmesinin ardından modern hukuk müfredatlı bir hukuk eğitimi ortaya çıkmıştır. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Nezareti bünyesinde açılan Kavânîn ve Nizamât Dershanesi (1870), bu çerçevedeki ilk hukuk okuludur. Ardından Mekteb-i Sultanî bünyesinde açılan yüksek mekteplerden biri olan Mekteb-i Hukuk-ı Sultanî (Mekteb-i Sultanî Hukuk Mektebi, 1874) gelmektedir. Uzun ömürlü olmayan bu girişimler hukuk mektebi fikrinin gelişimi açısından fevkalâde önemlidir.

Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne hemen bütün hukuk sahalarının tedvin edildiği, mahkeme teşkilatının baştan sona tanzim edildiği ve meşrutî idare tecrübesinin geçirildiği bir ortamda 7 Kasım 1878 tarihinde kurulmuştur. Sultanahmet ve Ayasofya Camileri arasında, Adliye Nezareti’nin bahçesindeki binası iki yıl içinde inşa edilmiş ve 17 Haziran 1880 Perşembe günü öğretime başlanmıştır. Mekteb-i Hukuk, ülkemizdeki hukuk mektepleşmesinde istikrarın yakalandığı bir tecrübe olarak dikkat çekmektedir. Bu tecrübeden ileriki yıllarda Selânik, Konya, Bağdat, Beyrut ve Ankara hukuk mektepleri de pay alacaktır. Bununla beraber Mekteb-i Hukuk’un mirası, kurumsal devamlılık açısından İstanbul Hukuk Fakültesi’nde toplanmaktadır. Tanzimat sonrası gelişmeler, Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılama kapasitesine sahip ve Avrupa hukuk fakültelerinin eğitim standardını yakalamış bir fakülte oluşturma amacını sağlamaya dönüktür. İstanbul Hukuk Fakültesi, Cumhuriyet’in ilanı öncesinde hukuk eğitimine ait bütün gelişme ve yenilikleri kendi bünyesinde toplamış ve bütünleştirmiştir.

Kuruluşuna dair resmî belgelerde açık seçik belirtildiği üzere Mekteb-i Hukuk kuruluşundan itibaren Darülfünun’un bir şubesi olarak düşünülmüştür. Darülfünun açma girişimlerinin başarısızlığı nedeniyle 22 yıl bağımsız olarak faaliyet gösteren Mekteb-i Hukuk, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yılı münasebetiyle Darülfünun-ı Şâhâne (1900) kurulunca Darülfünun’un bir şubesi sayılmış; Darülfünun’dan önce kurulup kendi teamüllerini oluşturmuş bir şube olarak yeni kurulan diğer şubelere (Edebiyat, Tabiiye ve Riyaziye, İlahiyat) model olmuştur.

Fakültenin adı, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Darülfünun-ı Osmanî Hukuk Fakültesi / Şubesi; 1919 Darülfünun Nizamnamesi’nden sonra Hukuk Medresesi; Cumhuriyet’in ilanından sonra ise 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun ile İstanbul Darülfünunu Hukuk Fakültesi olarak değiştirilmiştir. Fakülte, 1919 Nizamnamesiyle tüzel kişilik kazanarak özerk bir yapıya kavuşmuş; 1924 tarihli Kanun, bu özerk yapıyı teyit etmiştir. İsviçreli Prof. Dr. Albert Malche’nin 29 Mayıs 1932 tarihli raporuna dayanılarak 31 Temmuz 1933 tarihinde, 2252 sayılı kanunla Darülfünun ilga edilmiş ve İstanbul Üniversitesi örgütlenmiştir.

1933 Reformu Sonrası İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hukuk Fakültesi 1933 Reformu olarak bilinen bu değişiklikten sonra Darülfünun’dan Üniversite’ye nakledilenler, Almanya’dan ayrılmak zorunda kalarak Türkiye’ye sığınan profesörler ve genç kuşak akademisyenlerle yeni bir döneme girmiştir. İstanbul Hukuk Fakültesi, bu dönemde de akademik çalışmalar, kanunlaştırma hareketleri ve hukuk eğitimi konusundaki öncü rolünü sürdürmüştür.

 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, tüm idari ve akademik birimleriyle üniversitenin Beyazıt Merkez Kampüsünde yer almaktadır. Fakültenin idari ve akademik birimleri, Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde Harbiye Nezareti olarak yapılan ve kullanılan, bugün Merkez Bina olarak bilinen üç katlı yapı ile bu binaya 1950’lerde yapımı tamamlanarak eklenen iki blokta faaliyetlerini sürdürmektedir. Fakülte Dekanlığı; halen, merkez binanın ikinci katında yer almaktadır. Bu iki bloktan ilki; amfiler olarak hizmet vermekte, lisans eğitiminin sürdürüldüğü ve tamamına Fakültenin emekli hocalarının adının verildiği toplam sekiz amfi bulunmaktadır. Ayrıca öğrenci işleri bürosu, öğrencilerin boş zamanlarını geçirebilecekleri kantin, öğrenci kulüplerine tahsis edilen odalar da bu blokta yer almaktadır.

Amfilerin tam karşısında enstitüler binası bulunmakta, öğretim üye ve yardımcılarının odaları ile fakülteye bağlı araştırma ve uygulama merkezlerinin bulunduğu ikinci blok yer almaktadır. Birinci katında; fakülte sekreterliği, personel bürosu, muhasebe bürosu, Avrupa Hukuku ve Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezlerinin bulunduğu binanın ikinci katında, Ceza Hukuku ve Kriminoloji, Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukuku, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezleri yer almaktadır.

Fakültesinin dekanı Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN‘dir.

1946 Üniversite Kanunundan önceki dekanlar
Dekan
Başlangıç tarihi
Bitiş tarihi
Mehmet Emin Efendi
1879
1888
Mehmet Aziz Bey
1888
1891
Mehmet Kazım Efendi
1891
1908
Abdülhalik Mithat Efendi
1908
1911
Muslihiddin Adil Taylan
1913
1913
Refik Kırış
1913
1914
Ahmet Selahattin Bey
1914
1920
Hasan Tahsin Ayni
1920
1927
Tahir Taner
1927
1931
Sıddık Sami Onar
1934
1937
Ali Fuat Başgil
1938
1942
1946 Üniversite Kanunu’ndan sonraki dekanlar
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu
1946
1948
Hüseyin Nail Kubalı
1948
1950
Şevket Mehmet Ali Bilgişin
1950
1952
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu
1952
1953
Sulhi Dönmezer
1953
1955
Recai Galip Okandan
1955
1957
Hıfzı Timur
1957
1959
Naci Şensoy
1959
1964
Bülent Davran
1964
1966
Reha Poroy
1966
1968
Tarık Zafer Tunaya
1968
1969
Orhan Aldıkaçtı
1969
1972
İlhan Akın
1972
1980
Ergin Nami Nomer
1980
1982
Yılmaz Altuğ
1982
1983
Orhan Aldıkaçtı
1983
1986
İlhan Akın
1986
1994
Aysel Çelikel
1994
1999
Tankut Centel
1999
2008
Adem Sözüer
2009
2017
Abuzer Kendigelen
2017
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrenci Kulüpleri
  • Uluslararası Hukuk Kulübü (ILSA)
  • Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü
  • Toplumcu Hukukçular Kulübü
  • Hukuki Araştırmalar Kulübü
  • Girişimcilik Kulübü
  • Özgür Düşünce ve Hukuk Kulübü
  • Bilişim Hukuku Kulübü[13]
  • İdeal Hukuk Kulübü
  • Hukuk Atölyesi Kulübü
  • Mezopotamya Kültür Kulübü
  • Hukuk Mektebi Kulübü
  • Fikir Köprüsü Kulübü
  • Sosyal Farkındalık Kulübü
  • Uyuşmazlık Çözüm Yöntemleri Kulübü
  • Beyazıt Hukuk Kulübü
  • İstanbul Hukuk Müzik Kulübü
  • Halkçı Hukuk Kulübü
  • Hukuk ve Dayanışma Kulübü
  • Akademi Kulübü
  • Hukuksal Farkındalık Platformu Kulübü
  • Uyuşmazlık Çözümleri Kulübü (DRC, Dispute Resolution Club)
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kampüsü

Türkiye’de; üniversite denildiğinde akla gelen ilk bina Beyazıt Meydanındaki Üniversitenin ana giriş kapısıdır. Beyazıt Kapısı denilen kapının iki yanı nizamiye karakolu olarak planlanmıştır. Bu binalar halihazırda “İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Enstitüsü” ve “Profesörler Evi” olarak hizmet vermektedir.

Enstitülerin bulunduğu binanın önünde fakülte kütüphanesi yer almaktadır. Projesi yarışmayla çizdirilen kütüphane Türkiye’nin en önemli hukuk kütüphanesidir.

Merkez kampüsün sağ uç köşesinde, fakülte ile beraber merkez kampüsteki diğer fakültelere de, hizmet veren Turan Emeksiz yemekhanesi, Merkez Binanın sağında da öğrenciler için hazırlanmış basketbol ve futbol sahaları yer almaktadır.

Üniversite Kampüsünün; İstanbul’un ulaşım merkezlerine yakın olması, ulaşım sorununu önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Beyazıt ve Vezneciler’de bulunan İETT merkez durakları, İstanbul’un Avrupa yakasının önemli bir bölümüne tek vasıtayla gitme imkanını öğrencilere sağlamaktadır. Anadolu yakası ve Avrupa yakasının boğaz kıyılarında yerleşik diğer semtleri için Eminönü- Zeytinburnu arasında çalışan cadde tramvayı, Aksaray- Atatürk Havalimanı arasındaki hafif metro hattı trafik sorununu ciddi ölçüde çözmektedir.

Yurtlar ve Vakıflar

İstanbul dışından fakülteye gelen öğrenciler için üniversite çevresinde, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı pek çok yurt bulunmaktadır. Kampüs çevresinde bulunan Vezneciler ve Çemberlitaş Kız, Edirnekapı ve Kadırga Erkek Öğrenci Yurtları ile Atatürk Öğrenci Sitesi öğrencilerin barınma ihtiyaçlarına hizmet eden yurtlardır.

Fakültede faaliyet gösteren vakıflar bulunmakta ve bu vakıflarca öğrencilere burslar verilmektedir.  Vedat Ardahan Vakfı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Öğretim ve Yardımlaşma Vakfı, Tahir Taner Vakfı, Kemal Halil Tanır Vakfı ve Tinçel Kültür Vakfı İstanbul Hukuk Fakültesi çatısı altında ya da fakülte ile bağlantılı olarak faaliyet gösteren vakıflardır. Dr. Ziya Gün Vakfı, 170 öğrenciye 12 ay boyunca burs vermektedir.

Kulüpler ve Sosyal İmkanlar

Öğrenciler Mediko Sosyal Sağlık Tesislerinden her türlü sağlık hizmetini almakta, bu tesislerde çözülemeyen sağlık problemlerinde ise İstanbul Üniversitesine bağlı İstanbul Tıp Fakültesi ya da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanelerine sevk edilerek tedavileri sağlanmaktadır.

Hukuk Fakültesi Dekanlığı’nın da içinde bulunduğu Beyazıt Kampusünün Ana Giriş Kapısından içeri girildikten hemen sonra sağ tarafta postane yer almaktadır. Çalışma saatleri hafta içi: 08:30-12:30 ve 13:30-16:00 saatleri arasındadır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi pek çok farklı alanda öğrenci kulüplerinin açılmasını ve faaliyet göstermesini desteklemektedir. Fakültede kurulu öğrenci kulüpleri, kendi belirledikleri bir danışman öğretim üyesi ile Dekanlığa başvurmakta ve faaliyete başlamaktadır. Fakültede, Kültür ve Spor Kulübü, Hukuksal Analizler Kulübü, Dans Kulübü, Genç Hukukçular Kulübü, Gösteri Sanatları Kulübü, Kuramsal Hukuk Araştırmaları Kulübü, Fikir ve Sanat Kulübü, Evrensel Hukuk Kulübü, Cumhuriyetçi Hukukçular Kulübü, Anadolu Hukuk Kulübü ve Ilsa Uluslararası Hukuk Kulübü faaliyet göstermektedir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mensuplarıyla ve öğrencilerin birbirleri ile bağlarını kopartmamak ve mezuniyet sonrası yaşamlarında kurumlarıyla ilgilerini devam ettirmek amacıyla 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunlar Derneği kurulmuştur.

Dernek ilk iş olarak Fakülte kütüphanesinin yenilenmesi işine başlamıştır. Fakülte kütüphanesi adeta yeniden inşa edilmiş, bilgisayar sisteminin de faaliyete sokularak modenizasyonu sağlanmıştır. Mezunlar derneğinin çabası ile öğrenciler için de kütüphanede bir bilgisayar sistemi hazırlanarak hizmete sokulmuştur. Bu sistem; halen,  öğrenciler tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletlerinde düzenlenen ve ILSA Uluslararası Hukuk Kulübünün Türkiye’yi temsil ettiği farazi mahkeme yarışması için kaynak dernek tarafından sağlamış ve yarışmaya katılanlara destek olmuştur.

Mezunlar Derneği, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezinin yayını olan Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni’nin yayınlanmasını sağlamaktadır.

Fakültein Erasmus + öğrenci değişim programı kapsamında 2017 yılı itibariyle 62 üniversite ile anlaşması bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, aynı zamanda 9 uluslararası işbirliği protokolüne de taraf olmuştur. 

Fakülte Tarafından Yayınlanan Dergiler 
1. Annales de la Faculte de Droit d’Istanbul

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde çıkarılan ve yabancı dilde yayınlanan “Annales de la
Faculté de Droit d’Istanbul” dergisinin ilke baskısı 1951 yılında yayınlanmıştır.

2. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde çıkarılan ve Türkçe olarak yayınlanan “Hukuk Fakültesi
Mecmuası” dergisi 1935 yılında yayına başlamıştır.

3. Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni

Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde 1981 yayınlanmaya başlanmıştır.

4. İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi

Hukuk Fakültesi Ord. Prof.Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde 1980 yılından itibaren yayınlanmaya başlanmıştır.

5. Mukayeseli Hukuk Araştırma Dergisi

Hukuk Fakültesi Mukayeseli Hukuk Araştırma ve Uygulama Merkezi bünyesinde 1957-1996 yılları arasında yayınlanmıştır.

6. Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi

Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğünce 1978-1979 yıllarında yayınlanmıştır.

7. İstanbul Ceza Hukuku ve Kriminoloji Arkivi 
                                                İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı
                                                           Tel: 0212 440 00 00
                                                          Faks: 0212 512 41 35                                                                                                                        hukuk_dekan@istanbul.edu.tr
                                                      http://hukuk.istanbul.edu.tr/

 

Paul-Henri Spaak

0

Belçikalı hukukçu ve devlet adamı Paul-Henri Spaak 25 Ocak 1899 tarihinde doğdu. (Ölümü: 31 Temmuz 1972)

Université Libre de Bruxelles’de hukuk eğitimi gördü. Lisans derecesini aldıktan sonra, Brüksel’de avukat olarak çalıştı ve ülkenin güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanan komünistleri savunarak önemli başarılar elde etti ve adını duyurdu.

1932’de Sosyalist Parti’den Temsilciler Meclisi’ne girdi. 1938’de Belçika’nın ilk sosyalist başbakanı oldu. 1940-1944 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı görevinde bulundu.

1945’te Birleşmiş Milletler Antlaşması‘nın hazırlık çalışmalarına katıldı. 1946’da Genel Kurul başkanlık seçiminde, daha sonra BM’nin ilk genel sekreteri olan Trygve Halvdan Lie‘ye karşı yarıştı ve  örgütün ilk genel kurulunun başkanlığını üstlendi. 

Trygve Halvdan Lie

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ve Merkez Bankası’nı devlet denetimine alan Sosyal Hristiyan-Sosyalist koalisyon hükûmetinde başbakan oldu.

1948’de Birleşik Krallık, Fransa ve Benelüks ülkeleri arasında bölgesel bir savunma ittifakı kuran Brüksel Antlaşması’nı imzaladı.

Avrupa Birliği‘nin başlıca savunucularından oldu. Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) ve Benelüks Ekonomik Birliği’nin kurulmasında önemli rol oynadı,

Spaak Raporu’nu yayınladı ve Avrupa Ekonomi Topluluğu’nun temel politikalarını oluşturdu. Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu(EURATOM) temellerini atan Roma Antlaşmalarında(1957) etkin rol aldı.

1948-1952 arasında, Avrupa ülkelerinin siyasal ve ekonomik işbirliğini öngören kuruluşlarda ve Avrupa Parlamentosu‘nda ilk başkan olarak görev yaptı.

1954-1957 arasında yeniden dışişleri bakanlığı görevini üstlendi.

1957-1961 yıllarında NATO genel sekreterliği görevini yürüttü.

12 Eylül 1963 tarihinde toplanan tam yetkili temsilciler tarafından Ankara’da imzalanan Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Ortaklığa İlişkin Ankara Antlaşması‘na Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla imza attı.

1961-1966 arasında kendisi gibi hukukçu olan Théo Lefèvre’in koalisyon hükûmetinde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üstlendi.

1966’da Sosyalist Parti’den ayrılarak akademik hayata atıldı.

31 Temmuz 1972’de yaşamını yitirdi.

İstiklal Mahkemeleri Kanunu

0

İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edilmiştir. İstiklal Mahkemeleri, ilk olarak 1920 yılında Kurtuluş Savaşı sürecinde ayaklanma çıkaranları, asker kaçaklarını ve casusluk faaliyetlerini engelleyerek milli mücadeleyi durdurmaya dönük eylemleri yargılamak amacıyla kurulmuştur.

Kanunun süresi ilk başta iki yıl olarak düzenlenmesine karşın İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929 tarihine kadar hukuki varlığını devam ettirmiştir. İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri ise 4 Mayıs 1949 tarihli ve 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış, Türk Yargı Sisteminden bu mahkemeler çıkarılmıştır.

Bu mahkemeler, vatana ihanet, düşman ordusuna katılmak, ayaklanma, casusluk, bozgunculuk, milli mücadele aleyhine propaganda, görevi kötüye kullanma, halka eziyet ve baskı, asker ailesine saldırı, Tekalif-i Milliye’den mal kaçırmak, cinayet, düşman işgalinin yarattığı koşullardan istifade edip kanunsuz hareketlerde bulunmak, düşmana yardım ve düşmanla iş birliği gibi konuları yargılama konusu yapmıştır. 29 Nisan 1920’de çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanununda sayılan suçlar genel olarak bu mahkemelerde yargılanmıştır.

TBMM tarafından Ankara İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Bey Cebelibereket (Osmaniye) Mebusu İhsan Bey, Elazığ Mebusu Hüseyin Bey ve Kütahya Mebusu Cevdet Bey; Eskişehir İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Antalya Mebusu Rasih Efendi, Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey, Kütahya Mebusu Haydar Bey ve Denizli Mebusu Yusuf Bey; Konya İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Çankırı Mebusu Tevfik Efendi, Bursa Mebusu Osman Nuri Bey ve Isparta Mebusu Hacı Tahir Efendi Isparta İstiklaâl Mahkemesi üyeliklerine, Biga Mebusu Hamdi Bey, Eskişehir Mebusu Hüsrev Sami Bey ve Maraş Mebusu Tahsin Bey; Sivas İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Saruhan (Manisa) Mebusu Mustafa Necati Bey, Canik Mebusu Emin Bey, Bursa Mebusu Necati Bey, Dersim Mebusu Mustafa Zeki Bey; Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Saruhan Mebusu Refik Şevket Bey, Kozan Mebusu Dr. Fikret Bey, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, Mardin Mebusu Necip Bey; Pozantı İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Bayezit Mebusu Atıf Bey, Kastamonu Mebusu Abdülkadir Kemali Bey, İçel Mebusu Şevki Bey ve Ergani Mebusu Sırrı Bey; Diyarbakır İstiklal Mahkemesi üyeliklerine, Malatya Mebusu Sıtkı Bey, Bursa Mebusu Şeyh Servet Efendi, Çorum Mebusu Sıddık Bey ve Canik Mebusu Nafiz Bey seçilmiştir. 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
İstiklal Mahkemeleri Kanunu
Madde 1

İcra Vekilleri Heyetince gösterilecek lüzum ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce ekseriyeti mutlaka ile verilecek karar üzerine icap eden mahallerde İstiklal Mahkemeleri teşkil olunur.

(Hükümet tarafından gösterilecek lüzum ve Büyük Millet Meclisinin salt çoğunluğu ile verilecek karar üzerine gerek görülecek bölgelerde İstiklal Mahkemeleri kurulur.)

Madde 2

Bu mahkemeler Büyük Millet Meclisi’nin ekseriyeti mutlakası ve reyi hafi ile kendi azası meyanından müntehap bir reis ve iki aza ve bir müddei umumiden teşekkül eder. Ancak heyeti mahkemeye tari olacak noksanın ikmalini teminen ayrıca bir aza daha intihap olunur.

(Bu mahkemeler Büyük Millet Meclisi’nin salt çoğunluğu ve gizli oyla kendi üyeleri arasından seçecekleri bir başkan ve iki üye ve bir savcıdan oluşur. Ancak mahkeme heyeti içinde değişik sebeplerle bulunamayan üyelerin yerini almak üzere bir de yedek üye seçilir.)

Madde 3

İstiklal Mahkemellerinin vezaifi bervechi atidir.

(İstiklal Mahkemelerinin görevleri aşağıda sıralanmıştır.)

A) Muvazzaf ve gönlü ile hizmeti askeriyeye dahil olupta firar edenler ve firara sebebiyet verenler ve firari derdest ve sevkinden tekasül gösterenler ve firarileri bilihtiyar ihfa ve iaşe ve ilbas edenler hakkında ceza kanunnamesiyle askari kavaninde muayyen cezai hüküm ve esbabı muhaffefe ve müşeddede mevcut olduğu taktirde yalnız bu fıkradaki ceraime münhasır olmak üzere tensip edeceği diğer güna mukarreratı ittihaz eylemek.

(Muvazzaf ve gönüllü olarak askerlik hizmetine girip te firar edenler ve firara sebep olanlar ve firari yakalanması ve sevkinde ihmal gösterenler ve firarileri saklayanlar ve yedirip içirenler ve kıyafet temin edenler hakkında ceza kanunu ile askeri kanunlarda belirtilmiş olan ceza ve suçu hafifleten ve ağırlaştıran sebepler olduğu taktirde yalnız bu fıkradaki suçlara has olmak üzere uygun göreceği kararları vermek.)

B) 29 Nisan 1336(1920) tarihli hıyaneti vataniye kanununun muhtevi olduğu ceraimi.

(29 Nisan 1920 tarihli Vatana İhanet Kanununun içerdiği suçları.)

C) Devletin emniyeti hariciye ve dahiliyesini ihlal edenler hakkında ceza kanununun birinci babının birinci ve ikinci fasıllarında muharrer ceraimi.
(Devletin dış ve iç güvenliğini ihlal edenler hakkında ceza kanununun birinci bölümünün birinci ve ikinci fasıllarında yazılı olan suçlar.)
Ç) Askeri ve siyasi casusluk ve suikastı siyasi ve asker ailelerine taarruz ve tecavüz ceraimi.
(Askeri ve siyasi casusluk ve siyasi suikast ve asker ailelerine saldırı ve tecavüz suçları.)
D) Seferberlikte tedariki vesaiti nakliye komisyonlarının sui istimalat ve musamahatı hakkında askeri ceza kanunu muvakkatinin birinci maddesini muadil 28 rebiülahir 1332 ve 2 mart 1331 tarihli kanunda musarrah ceraimi rü’yet etmek.
(Seferberlikte nakil aracı sağlama komisyonlarının görevi kötüye kullanma hakkında geçici askeri ceza kanununun birinci maddesine karşılık gelen 2 Mart 1915 tarihli kanunda açık bir biçimde belirtilmiş olan suçlar.)
E) İhtilasta bulunan, rüşvet alan bilumum memurini mülkiye ve askeriyeyi ve bunlara hangi sınıftan olursa olsun iştirak ve vesatat eyleyenleri
(Vurgunculuk yapan, rüşvet alan bütün sivil ve asker memurların ve hangi kesimden olursa olsun bunlara katılanlar ve yardımcı olanlar.)
F) Nüfuzu memuriyetinden istifade ederek halka zulüm ve işkencede bulunan memurini mülkiye ve askeriyeyi muhakeme etmek.

(Memuriyet yetkilerinin gücünü kullanarak halka zulüm ve işkencede bulunan sivil ve asker memurları yargılamak.)

Madde 4

Büyük Millet Meclisi lüzum gördüğü istiklal mahkemeleri için üçüncü maddede muharrer vezaiften bir kısmının istisnasına karar verebilir.

(Büyük Millet Meclisi gerekli gördüğü İstiklal Mahkemeleri için üçüncü maddede yazılı görevlerden bazılarını kaldırabilir.)

Madde 5

İstiklal Mahkemelerinin idamdan gayrı hükümleri kat’i olup infazına bilumum kuvvei müsellaha ve gayrı müsellahi devlet memurdur. İdam hükümleri, Büyük Millet Meclisi’nce bilumum mesaile tercihan tetkik ve tastik olunduktan sonra infaz olunur. Şu kadar ki müstacel ve müstesna hal ve zamanda idam hükümlerinin dahi Meclisçe tetkik edilmeksizin infazına Meclis kararı ile mezuniyet verilir.

(İstiklal Mahkemelerinin idam dışındaki hükümleri kesin olup uygulanmasından silahlı ve silahsız bütün devlet güçleri sorumludur. İdam hükümleri, Büyük Millet Meclisi’nce, diğer bütün meselelerden önce incelenip onaylandıktan sonra infaz edilir. Acil ve önemli durumlarda dahi Meclisin onayı alınmaksızın idam yapılmasına yine Meclis kararı ile izin ve yetki verilir.)

Madde 6

İstiklal Mahkemeleri kararlarına bu mahkemenin müddeiumumisinin hakkı itirazı vardır. Müddeti itiraz yevmi tefhiminin ferdasından itibaren üç gündür ve itirazı vaki Büyük Millet Meclisince katiyen hallolunur.

(İstiklal Mahkemelerinin kararlarına , bu mahkemelerin savcılarının itiraz hakkı vardır. İtiraz süresi kararın verildiği gününün bitiminden itibaren üç gündür ve yapılan itirazla Büyük Millet Meclisi7nce kesin olarak karara bağlanır.)

Madde 7

İstiklal Mahkemesi heyetleri her altı ayda bir intihap olunur ve bu müddetin hitamından evvel heyet tamamen veya kısmen Meclis kararı ile tebdil edilebileceği esbabı teşkilin zevalile faaliyeti dahi tatil olunur.

(İstiklal Mahkemeleri kurulları her altı ayda bir seçilir ve bu sürenin bitiminden önce mahkemenin kuruluş sebepleri ortadan kalktıysa , Meclis, kurulun bir kısmını veya tamamının görevine son verebilir.)

Madde 8

Müddeiumumiler işbu kanun ahkamına tevfikan muttali olacakları ceraim hakkında takibatı kanuniyede bulunurlar. İstiklal Mahkemelerinin mukarreratının infazı hususunda kuvvei müselleha ve gayrı müsellahaya müddeiumumiler amirdir.

(Savcılar, bu kanun hükümleriyle ilgili suçlar hakkında kanuni tahkikat yaparlar. Savcılar, İstiklal Mahkemelerinin kararlarının uygulanması konusunda devletin silahlı ve silahsız güçlerine emir vermeye yetkilidirler.)

Madde 9

İstiklal Mahkemelerinin evamir ve mukarreratını infaz etmeyenler veya infazında teallül gösterenler müddeiumumilerin talep ve sevki üzerine aynı mahkemeler tarafından tahtı muhakemeye alınırlar.

(İstiklal Mahkemelerinin emir ve kararlarını uygulamayanlar veya uygulamalarda ihmali görülenler, savcıların isteği doğrultusunda aynı mahkemeler tarafından yargılanırlar.)

Madde 10

İstiklal Mahkemeleri, askeri ceza kanununun yedinci faslındaki hukuku emiriyeden maada hukuku şahsiyeye hükmedemezler.

(istiklal Mahkemeleri, askeri ceza kanununun yedinci bölümünde belirtilen konular dışında kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edemezler.)

Madde 11

İstiklal Mehakimi ile mehakimi saire arasında tehaddüs edecek ihtilafı mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi Adliye Encümenince bilcümle umura takdimen hallolunur.

(İstiklal Mahkemeleri ile diğer mahkemeler arasında meydana gelebilecek anlaşmazlıkların çözüm mercii, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Adalet Komisyonudur.)

Madde 12

Her İstiklal Mahkemesi ketebe ve müstahdemin maaşatı asliyesi şehri yüz lirayı geçmeyecektir.

(Her istiklal mahkemesinin memurları ve hizmetlilerinin maaş toplamları yüz lirayı geçmeyecektir.)

Madde 13

Her İstiklal Mahkemesi ayda bir defa Heyeti Umumiyeye hülasai hüküm ve mesai cetveli göndermeye mecburdur.

(Her İstiklal Mahkemesi, ayda bir defa Büyük Millet Meclisi’ne baktıkları davaların hüküm özetlerini ve çalışma cetvellerini göndereceklerdir.)

Madde 14

Firariler hakkında 11 Eylül 1336 tarihli kanun ile İstiklal Mahkemeleri kanununun 1 inci maddesine müzeyyel 26 Eylül 1336 tarihli kanun mülgadır.

(Firariler hakkında çıkarılan 11 Eylül 1920 tarihli kanun ve İstiklal Mahkemeleri Kanununun birinci maddesine ek 26 Eylül 1920 tarihli kanun kaldırılmıştır.)

Madde 15

İşbu kanun neşrinin ferdasından itibaren meridir.

Madde 16

İşbu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.

Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi – Mülteci Hakları Koordinasyonu

0
Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi, Mülteci Hakları Koordinasyonu tarafından 31 Temmuz 2019 tarihinde ilan edilmiştir.

Mülteci Hakları Koordinasyonu, İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) KAOS Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos GL), Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) ve Yurttaşlık Derneği (YD) tarafından 15 Mart 2010 tarihinde kurulmuştur Koordinasyon; yaşadıkları ülkelerden zulüm ve savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan mülteci durumundaki kişilere Türkiye’nin uluslararası hukuktan gelen yükümlülüklerine uygun bir şekilde koruma sağlanması için çalışmalar yürüten insan hakları örgütlerinden oluşmaktadır. Kamuoyu ve karar vericiler nezdinde farkındalık oluşturmak, göç ve iltica alanındaki politika oluşturma süreçlerine insan hakları perspektifiyle müdahil olmak koordinasyonun temel amaçlarındandır.

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair 03.10.2016 tarih 676 sayılı KHK, aynen değişik 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun değişikliği hakkında 
Mülteci Hakları Koordinasyonu
Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi

TALEP: Anayasa Mahkemesi’nin tespiti doğrultusunda, Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmeler ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun lafzına, özüne ve ruhuna aykırı olarak 676 sayılı KHK ile getirilen değişiklik hükümlerinin acil olarak yasadan çıkartılması ile geri gönderme yasağının istisnasız şekilde uygulanmasının önündeki engellerin ortadan kaldıracak politikaların geliştirilmesini talep ederiz.

Anayasa Mahkemesi, 30/05/2019 tarihli kararında özetle, 676 sayılı KHK ile Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin, kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar verilmiş; bu ihlalin KHK ile değişik kanun maddeleri nedeniyle yapısal sorundan kaynaklandığı tespit edilmiş ve pilot karar usulü uygulanarak anılı Kanunda değişiklik yapılması amacıyla keyfiyetin yasama organına bildirilmesine karar verilmiştir. (AYM, Y.T. Başvurusu. Başvuru No: 2016/22418, K.T.: 30/05/2019)

04.04.2013 Tarihli 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, iltica-göç alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve temel insan hakları prensipleri çerçevesinde sahip olduğu ilk iç hukuk yasa düzenlemesidir.

Yasa ile kurulan, İçişler Bakanlığı’na bağlı “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü” Türkiye iltica sisteminin sivilleşmesinde önemli bir adımdır. Yasa öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı “Yabancılar, Hudut, İltica Daire Başkanlığı” tarafından yürütülen uluslararası koruma prosedürü sivil ve 81 ilde teşkilatlanmış Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Sivilleşme ve insan hakları temelli bakış açısı ile hareket etme iddiasındaki kurum Mülteci Hakları Koordinasyonu birleşenleri ve uluslararası koruma ihtiyaç sahipleri açısından önemli ve yenilik doğurucu bir adımdır.

Yasa ile Türkiye’nin taraf olduğu “1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Uluslararası Sözleşme” temel ilke ve prensipleri eksiklikleri olmakla birlikte korunmuştur.

Mülteciler ve Uluslararası Koruma ihtiyaç sahipleri açısından en temel koruma 51 Sözleşmesinin 33. Maddesi ile düzenlenen “Geri göndermeme “ilkesidir. “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (refouler) etmeyecektir.”

Sözleşmenin ve uluslararası hukukun yapı taşı olarak kabul edilen “ geri göndermeme ilkesi” Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda da yerini almış 4. Madde ile kapsamı daha da genişletilerek “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu ilke en kapsayıcı şekilde tüm mültecileri, ülkemizde şartı mülteci ve geçici korunanları korumakla birlikte, geri gönderileceği ülkesinde; işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacak tüm yabancıları koruma altına almaktadır.

Türkiye 51 Sözleşmesinin yanı sıra 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin de imzacısıdır, anılı sözleşme Madde 3/1 uyarınca, “Hiçbir taraf devlet bir şahsı, işkenceye tabi tutulacağı tehlikesinde olduğuna dair esaslı sebeplerin bulunduğu kanaatini uyandıran başka devlete geri göndermeyecek, sınır dışı etmeyecek veya iade etmeyecektir”.

İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 1(1) maddesine göre işkence, “bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan herhangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşırı acı veya ıstırap veren her hangi bir fiildir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasında bulunan veya bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz” şeklinde tanımlanmaktadır, yabancının işkence riski altında olduğu ülkeye sınır dışı edilmesi geri göndermeme yasağının ihlalinin yanı sıra işkence yasağının da ihlali anlamına gelmektedir.

1966 tarihli  Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 31 7. maddesi, “İşkence yasağı” başlığı altında, “Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” hükmünü düzenlemekte ve yine aynı Sözleşme’nin 2/1 maddesi, taraf devletlerin “Sözleşmede tanınan hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın, kendi ülkesinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt” ettiğini belirtir. İlgili hükümler, geri göndermeme ilkesinin kabulü anlamına gelmektedir.

İstanbul’da imzalanması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak anılan 11.05.2011 tarihli “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Uluslararası hukuk açısından iltica nedenlerini ve geri göndermeme ilkesini daha da spesifikleştirmiş, sadece kadın olmak değil cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de içerecek şekilde toplumsal cinsiyete dayalı/ belli bir toplumsal gruba mensubiyetten kaynaklanan iltica nedenlerini ve bunlara bağlı geri göndermeme ilkesini açıkça hükme bağlamıştır.

Madde 60 – Toplumsal cinsiyete dayalı iltica talepleri, Taraflar kadına yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi 1A(2) Maddesi anlamında zulüm olarak ve tamamlayıcı/ ikincil korumayı gerektiren ciddi bir hasar biçimi olarak tanınabilmesini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Taraflar, Sözleşme’de tanımlanan tüm gerekçelerin toplumsal cinsiyete duyarlı bir şekilde yorumlanmasını ve bu gerekçelerden herhangi biri veya bir kaçı nedeniyle zulüm görme tehlikesi söz konusuysa, başvuru sahiplerine, yürürlükteki ilgili hukuki vasıtalara göre mülteci statüsünün tanınmasını temin edeceklerdir. Taraflar iltica başvurusu yapanlar için toplumsal cinsiyete duyarlı ülkeye kabul usullerinin ve destek hizmetlerinin yanı sıra, toplumsal cinsiyet yönergelerini ve mülteci statüsünün belirlenmesi ve uluslararası koruma için başvuruyu da kapsayan, toplumsal cinsiyete duyarlı sığınma usullerini oluşturmak için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.
Madde 61 – Geri göndermeme, Taraflar, uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri uyarınca geri göndermeme ilkesinin tanınması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaktır. Taraflar statüsü ve ikamet durumuna bakılmaksızın, korumaya muhtaç, kadına yönelik şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında olabileceği veya işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir ülkeye hiçbir durum altında iade edilmeyeceklerini güvence altına almak üzere gerekli yasal veya diğer önlemleri alacaklardır.

Yine taraf olduğumuz çatı uluslararası sözleşmelerden AİHS 3. madde açıkça işkence yasağını düzenlemektedir. “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” Yabancıların işkence görebileceği ülkelere sınır dışı edilmeleri AİHS 3. maddenin açıkça ihlali niteliğindedir. Pek çok AİHM kararında sınır dışı etme ve sonrasında yaşananlar AİHM 3. madde ihlali şeklinde yorumlanmıştır.

Geri göndermeme ilkesi, daha geniş bir yorumu ile “sınırda reddi” geri göndermeme ilkesinin ihlali sayar ve kendisine sığınacak yurt arayan mülteciler için sınırda reddin uluslararası korumaya erişim için bir ön koşul olduğunun kabulü ile geri göndermeme ilkesi Türkiye ve tüm devletler açısından juscogens kuralı olarak kabul edilir

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda [YUKK] Geri Göndermeme Yasağı

YUKK 4. madde Geri Gönderme Yasağı, “Kanun kapsamındaki hiç kimsenin, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulacağı veya ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasî fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemeyeceği” düzenlenmiştir.

“İkincil Koruma” YUKK’un 63. maddesinde, mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde, ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddî tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yaralanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü tanınacağı belirtilmiştir. YUKK’un ilgili düzenlemesi, mülteci ya da şartlı mülteci statüsüne girmeyenler bakımından ikincil koruma sağlanabilmesini düzenlemektedir.

Bir diğer önemli koruma YUKK’un 55. maddesinin 1/a bendinde, sınır dışı etme ile doğrudan ilgili olarak düzenlenmiş, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emareler bulunanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacağı belirtilmiştir.

Geri göndermeme ilkesini düzenleyen, uluslararası ve ulusal yasal düzenlemelere rağmen iç hukukumuzda son yıllarda yapılan değişiklikler ilkenin lafzına ve ruhuna açıkça aykırı düzenlemeler getirmektedir.

İç Hukukta Yapılan Değişiklikler

Olağanüstü hal yasasının yürürlükte olduğu dönemde çıkartılan 03.10.2016 Tarih 676 Sayılı KHK ile henüz yeni olarak nitelendirilebilecek Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliklerle yasanın özü, ruhu ve uluslararası hukukta juscogens kuralı olarak kabul edilen geri göndermeme ilkesi ihlal edilmiştir.

03.10.2016 Tarih 676 Sayılı KHK ile;

Madde 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “hâlinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “54’üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri ile ikinci fıkrası kapsamındakiler hariç,” ibaresi eklenmiştir.

Madde 36- 6458 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

k) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu
değerlendirilenler.

(2) Bu maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri kapsamında oldukları değerlendirilen uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilir.” düzenlemesi getirilmiştir.

Olağanüstü hal koşullarının kalkması ile yürürlükten kalkacağını düşündüğümüz KHK düzenlemesi 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun ile kalıcı hale getirilmiş ve 6458 Sayılı Kanun yukarıda getirilen değişiklik hükümleri ile değiştirilmiştir.

İlgili değişiklikler 54. Maddenin b,d,k bentleri kapsamında oldukları değerlendirilenler (değerlendirme idarenin takdirindedir) açısından uluslararası korumanın hangi aşamasında olurlarsa olsunlar sınır dışı kararı alınabileceği ve açılacak iptal davasının işlemleri durduramayacağı anlamına gelmektedir.

YUKK 54. madde b, d, k bentleri: Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:

b) Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar.
d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar.
k)Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.

Uygulamadan değişiklik konusu bentler, idarece; keyfi ve sonuçları ile orantısız şekilde yorumlanmaktadır. İşleme karşı dava açmanın bile tek başına hukuki yarar sağlamadığı yasal düzenlemeler ile sınır dışı ve ardından gönderildiği ülkede savaş, ölüm, işkence, insanlık dışı onur kırıcı ve kötü muamele ile sonuçlanabilecek vakalar yaşanmaktadır.

Kamu düzeni ve güvenliği kavramı son derece geniş yorumlanmakta, adli vakaya konu olmuş olmakla birlikte takipsizlik, beraat gibi kişinin aklanması sürecine varacak durumlarda yabancılar yargılama süreci dahi başlamadan sınır dışı edilmektedir. Geri göndermeme ilkesinin yanı sıra, kişilerin adil yargılanma, kendini savunma ve aklanma hakları da engellenmektedir.

Mülteci Hakları Koordinasyonu birleşenleri olarak Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmeler ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun lafzına, özüne ve ruhuna aykırı olarak 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun’la getirilen değişiklik hükümlerinin acil olarak yasadan çıkartılması gerekmektedir.

Türkiye’nin sorumlu olduğu geri göndermeme ilkesi ve temel insan hakları prensiplerine bağlı iltica politikasının korunması ve yürütülebilmesi öncelikle yasal korumanın sağlanması ile mümkün olabilecektir.

Anayasa Mahkemesi’nin 30.05.2019 tarihli kararı ve tespitleri doğrultusunda, yapısal sorun doğuran mevzuatın ilgili hükümlerinin, imzacısı olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve bunların getirdiği taahhütlerimiz ile Anayasa’nın amir hükümlerine ivedilikle uygun hale getirilmesi çağrısında bulunuyoruz.

Mülteci Hakları Koordinasyonu, yaşadıkları ülkelerden zulüm ve savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan mülteci durumunda kişilere Türkiye’nin uluslararası hukuktan gelen yükümlülüklerine uygun bir şekilde koruma sağlanması için çalışmalar yürüten insan hakları örgütleri tarafından 15 Mart 2010 tarihinde kuruldu. Koordinasyon, beş örgütün mülteci hakları alanında kendi bünyelerinde yürüttüğü çalışmalara ek olarak, kamuoyu ve karar vericiler nezdinde farkındalık oluşturmak, göç ve iltica alanındaki politika oluşturma süreçlerine insan hakları perspektifiyle müdahil olmak amaçlarına yönelik “birlikte hareket etme” iradelerini temsil etmektedir.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun

0
Atatürk Harf İnkılabı Sonrasından Latin Alfabesini öğretiyor

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’a göre, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun 25.07.1951 tarihinde Adnan Menderes tarafından Demokrat Parti döneminde çıkarılmıştır.

Kanuna göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya sövenlerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür. Suçun topluca işlenmesi, kamuya açık alanlarda ya da medya vasıtası ile alenen işlenmesi halinde cezalar yarı oranında artırılmaktadır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseler ise bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.

Atatürk aleyhine işlenen suçlar şikayete bağlı değildir ve Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturulmak zorundadır.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun
Kanun Numarası : 5816
Kabul Tarihi : 25/7/1951
Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarih : 31/7/1951 Sayı : 7872
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 32 Sayfa : 1842

Madde 1 – Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.

Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.

Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 – Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Evrensel Basın Meslek İlkeleri

1
Evrensel Basın Meslek İlkeleri

Evrensel Basın Meslek İlkeleri, demokratik ülkelerde kabul gören ve basın kitle örgütlerinin ve gazetecilerin prensip olarak kabul ettikleri ilkelerdir.

Evrensel Basın Meslek İlkeleri

1 – Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.

2- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.

3- Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.

4- Kişi ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

5- Kişilerin özel yaşamı -kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında- yayın konusu olamaz.

6- Soruşturulması gazetecilik imkanları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayımlanamaz.

7- Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayımlanamaz.

8- Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.

9- Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.

10- Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.

11- Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın, kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.

12- Gazeteci; görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

13- Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.

14- İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.

15- Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.

16- Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip haklarına saygı duyarlar

Olağanüstü Hal Rejiminde Temel Hak ve Özgürlüklerimize İlişkin Açıklama

0
Olağanüstü Hal Rejiminde Temel Hak ve Özgürlüklerimize İlişkin Açıklama

İlan Edilen Olağanüstü Hal Rejiminde Temel Hak ve Özgürlüklerimize İlişkin Açıklama,  başarısız 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından 22 Temmuz 2016 tarihinde Sınır Tanımayan Avukatlar/STAD tarafından deklare edilmiştir. 

Olağanüstü Hal Rejiminde Temel Hak ve Özgürlüklerimize İlişkin Açıklama

15 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik düzenini ortadan kaldırma amacındaki silahlı bir kalkışmanın bastırılmasını takiben ülkemizde 20 Temmuz 2016 tarihinde üç ay süre ile olağanüstü hal ilan edilmiştir.

SINIR TANIMAYAN AVUKATLAR olarak, ülkemizde ilan edilen olağanüstü hal sırasında da temel hak ve özgürlüklerimizin savunucusu olacağız. Olağanüstü hal de Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerimize saygı duyulması gereken hukuki ve sınırları belli bir rejimdir.
Olağanüstü hallerde de temel hakkın özüne dokunulamayacağı, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı hareket edilemeyeceği ve ölçülülük ilkesine aykırılıklarda bulunulamayacağı açıktır.

Olağanüstü hal, Anayasamızın, demokrasi ve hukuk devleti prensiplerinin ve temel hak ve özgürlüklerimizin ihlal edilmesi için değil, korunması için öngördüğü geçici bir dönemdir. Olağanüstü hal bir keyfilik ve denetimsizlik yönetimi değildir. Olağanüstü yönetimlerde yetkili makamların yaptıkları bireysel ve düzenleyici işlemlerin idarî yargı denetimine bağlı olması gerektiğinden kuşku duyulamaz. Özgürlükçü demokratik düzeni ve hukuk devleti ilkesini benimsemiş ülkelerde bunun tersi düşünülemez.

Olağanüstü halin salt ilan edilmiş olması, haklarımızı kullanmamızda fiili veya psikolojik bir engel oluşturmamalıdır, bireylerin kendilerini baskı altında hissetmemesi için yönetimin, basının ve sivil toplum kuruluşlarının güven vermesi, ilan edilen durumun demokrasi ve hukuk devletinin gereklerine aykırı uygulamalar için açık-çek anlamına gelmediğini tekrar tekrar vurgulaması gereklidir. Biz, Sınır Tanımayan Avukatlar olarak, temel hak ve özgürlüklerimize karşı son derece duyarlı olmamız gereken bir döneme girildiğinin ayrımındayız.

Bu dönemde, Anayasamızın 15 inci maddesinde yazılı ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağı, halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle alınacağı, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceği, görevlilerin durumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağı ve olağanüstü yönetim usulleri, Olağanüstü Hal Kanununda düzenleneceğine ilişkin hüküm, hak savunucuları açısından takipçi ve çok dikkatli olunması gereken özellikler arz etmektedir.

İLAN EDİLEN OLAĞANÜSTÜ HAL SIRASINDA TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİN KORUNMASI BAKIMINDAN AŞAĞIDAKİ İLKE VE KURALLARI KAMUOYUNUN VE BİREYLERİN DİKKATİNE SAYGIYLA SUNARIZ:

1. Anayasa, usulüne göre ilan edilen olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemlerden daha geniş olarak sınırlanabileceğini öngörmüştür. Bununla beraber, olağanüstü hal döneminde de idarenin temel hak ve özgürlükleri sınırlamasının anayasal-hukuki sınırları vardır. Her uygulama yetkili merciler tarafından, amacına uygun, özgürlükçü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine, Anayasaya ve Olağanüstü Hal Kanunu ile ilgili yönetmeliklere uygun olmak zorundadır. Bunun yargı denetimi mevcuttur.

2. Anayasamızın 15. Maddesinin 2. Fıkrasına göre OLAĞANÜSTÜ HALLERDE DE savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

3. Anayasamızın 125. Maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. Olağanüstü hal sırasında yetkili mercilerin uygulamaları bakımından da yargı yolları açık kalacaktır. Olağanüstü hal rejimi açısından yargıya getirilen tek sınır, bu dönemde kanunla yürütmeyi durdurma kararı verilmesinin sınırlanabileceğidir. Bu hususta Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına dikkat çekeriz.

4. İdarece yapılacak sınırlamalar ne Anayasanın 15. Maddesinin ikinci fıkrasına, ne de Olağanüstü Hal Kanununa aykırı olabilir.

5. Anayasamızın 15. Maddesine göre olağanüstü hallerde de milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler (ve en başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi) ihlal edilemez. Sözleşmenin askıya alınması halinde, hangi yükümlülüklerden vazgeçilemeyeceği, yine sözleşmenin 15. Maddesinde çok açık olarak öngörülmüştür.

6. Anayasamızın 91. Maddesine göre olağanüstü hallerde Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenebilir. Ancak bu kanun hükmünde kararnameler de TBMM denetimine tabidir ve olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkarılabilir. Konunun OLAĞANÜSTÜ HALİN GEREKLİ KILDIĞI KONULAR arasında olup olmadığı yargısal olarak denetlenebilecektir.

7. Anayasamıza göre, yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir. “Uzatılabilir” ibaresi, uzatılmak mecburiyeti demek değildir. BU HUSUSLARDA DA CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA ÖNGÖRÜLEN İTİRAZ VB. MEKANİZMALAR GEÇERLİ KALACAKTIR.

8. Olağanüstü hal döneminde oluşturulacak Olağanüstü Hal Koordinasyon Kurulu’nun kuruluş ve çalışma esasları, çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilecektir.

9. Olağanüstü halin uygulanmasında görev ve yetki: a) Olağanüstü hal bir ili kapsıyorsa il valisine, b) Bir bölge valiliğine bağlı birden çok ilde ilan edilmesi halinde bölge valisine, c) Birden fazla bölge valisinin görev alanına giren illerde veya bütün yurtta ilan edilmesi halinde, koordine ve işbirliği Başbakanlıkça sağlanmak suretiyle bölge valilerine, aittir. Gerekli işlemler onlar tarafından yürütülür.

10. Olağanüstü hallerde genel kapsamlı yükümlülükler için her çeşit yayın araçlarıyla ilanen, gerektiğinde belirli yükümlülükler için ilgililere yazılı olarak ve acil hallerde daha sonra yazı ile teyit edilmek üzere sözlü olarak duyuru yapılır.

11. Olağanüstü hallerde olağanüstü hal ilanında; ANCAK VE ANCAK genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla Olağanüstü Hal Kanununda yazılı tedbirler alınabilir, bu tedbirlerin Anayasaya, Olağanüstü Hal Kanununa ve ilgili yönetmeliklere aykırı olup olmadığı ile hukuk devleti ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu YARGI DENETİMİNE TABİDİR.

Sınır Tanımayan Avukatlar, hükümetin şiddet yoluyla devrilmesi ve anayasal düzenin ortadan kaldırılması girişimine meşru olarak cevap verirken hukuksuzluk içine düşmemesi gerektiği konusunda ciddiyet ve samimiyetle uyarmaktadır. Kitlesel görevden almalar ve kitlesel tutuklamalar, gerekli disiplin ve cezai soruşturmalar açılmadan yapıldıklarında, baskı rejimi izlenimi vermektedir.

Temel hak ve özgürlükler ile hukuk devleti ilkelerine saygının, demokrasinin savunucularını onun düşmanlarından ayıran tek kriter olduğu bilinmelidir.

Sınır Tanımayan Avukatlar, bireylerin ve yurttaşların demokrasiyi korumak için sokaklarda veya başka ortamlarda yapacağı barışçıl her türlü girişimin yanındadır ve onları desteklemektedir. Yurttaşlarımıza karşı yapılan her türlü kin ve nefret söylemini kaynağı nerede olursa olsun ve referansı nereden gelirse gelsin kınıyoruz. Toplumumuzun kesimlerini birbirlerine karşı kin ve nefrete kışkırtan her türlü açıklama ve eylemin karşısındayız.

Selanik Anlaşması

0

Selanik Anlaşması, 31 Temmuz 1938 tarihinde imzalanmıştır. Anlaşma; Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarındaki askersizleştirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmıştır. 

Selanik Antlaşmasının kabulüne dair kanun 4  Ocak 1939’ta kabul edilmiş, 12 Ocak 1939’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

Taraf devletler, Trakya hudutlarına ilişkin olarak 24 temmuz 1923 tarihinde Lozan‘da imza edilen mukavelenin tatbikatından sarfınazar etmişlerdir.  Balkan itilâfı daimî konseyi başkanı Yunan Başvekili ve Hariciye Nazırı Metaksas ile Bulgaristan adına Başvekil ve Hariciye Köseivanof antlaşmaya imza atmışlardır. 

BALKAN İTİLÂFI DEVLETLERİ İLE BULGARİSTAN ARASINDA ANLAŞMA

Bulgaristan’ın Balkanlarda sulhun kuvvetlendirilmesi siyasetine bağlı olduğunu ve Balkan Devletlerile iyi komşuluk ve samimî teşriki mesai münasebetleri idame etmek arzusunu beslediğini, ve

Balkan İtilâfı Devletlerinin de Bulgaristan’a karşı aynı müsalemet fikrile ve aynı teşriki mesai arzusu ile mütehalli olduklarını nazarı itibare alan, aşağıda vaziyülimza,

Bir taraftan, bütün Balkan İtilâfı Devletleri namına hareket eden Balkan İtilâfı Daimî Konseyinin halen Reisi sıfatile Yunanistan Başvekili ve Hariciye Nazırı Ekselans Mösyö Metaksas,

Ve diğer taraftan, Bulgaristan Başvekili ve Hariciye nazırı Ekselans Mösyö Köseivanof, temsil ettikleri Devletlerin, bunlardan her birinin ademi tecavüz hususunda dahil oldukları anlaşmalara tevfikan, yekdiğerlerile karşılıklı münasebetlerinde kuvvete müracaattan istinkâf etmek taahhüdünü aldıklarını bu Devletler namına beyan ederler ve Nöyyi muahedesinin IV. faslının (Askerî, bahrî ve havaî hükümler) ihtiva ettiği hükümlerle kezalik 24 temmuz 1923 de Lozan’da imza edilmiş olan Trakya hududu hakkındaki mukavelenin ihtiva ettiği hükümlerin, kendilerine müteallik olarak, tatbikatından sarfınazar edilmesini kararlaşdırırlar.

Selânikde 31 temmuz 1938 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

J. Metaksas                G. Köseivanof

Tahsin Bekir Balta

0
Tahsin Bekir Balta

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta (diğer adıyla Hasan Tahsin Balta), 1902 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde, emekli Mal Müdürü Bekir Sıtkı Bey ile Gülsüm Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Pazar’ın köklü ailelerinden Baltazadelere mensuptur. TBMM arşivlerinde ismi Hasan Tahsin Balta olarak geçmektedir.

İlk ve orta öğreniminin ardından Trabzon Lisesi’ne kaydoldu. Lise öğrenimi sırasında Mustafa Suphi’yi Trabzon’da karşılayan gençler arasında yer aldı. Çalışkan bir öğrenci olarak dikkat çeken Tahsin Bekir Bey, okul arkadaşı olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun deyimiyle her kitabı okur ve Fransızca çalışırdı. 1924’te Trabzon Lisesi’nden mezun oldu.

Üniversite ve Yükseköğrenim

İstanbul Darülfünun Hukuk Fakültesi’ne(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi) kaydoldu. Dönemin ünlü hukukçuları Ebül’ula Mardin ve Hacı Adil Arda gibi hukukçulardan ders aldı. Yükseköğrenimini 1927 yılında tamamladı. Bu süreçte Darülfünun Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüttü. İbrahim Öktem’le birlikte Milli Türk Talebe Birliği’nin yeniden canlandırılmasına katkı sundu ve başkanlığını yaptı.

Hukuk Fakültesi’nde öğrenimini sürdürdüğü sırada, 30 Eylül 1925’te İstanbul Asliye Mahkemesi’nde zabit katipliğine atandı. 11 Kasım 1927’de de İstanbul Muhtelit Hakem Mahkemeleri Türkiye Umumi Ajanlığı’nda kâtip ve mütercim olarak göreve başladı.

Almanya’daki Doktora Dönemi ve Yurda Dönüşü

Mezuniyetinden sonra Adliye Vekaleti tarafından açılan sınavı kazanarak 31 Ekim 1928’de hukuk eğitimi için Berlin’e gönderilmiştir. 1937 yılında Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora eğitimini tamamladı.  Doktora tezi, Almanca olarak yayımlanan “Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung” başlıklı çalışmasıdır. Berlin Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda Hatay meselesiyle yakından ilgilendi.

Türkiye’ye döndükten sonra dönemin 31 Temmuz 1937’de Siyasal Bilgiler Okulu’nda Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi olarak akademisyenliğe ilk adımını attı. Zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra mesleğine devam etti ve Adalet Bakanlığı denetiminde hazırlanan Türk Hukuk Kamusu’nun hazırlanmasında Siyasal Bilgiler Okulu’nu temsilen katılım sağladı.

30 Aralık 1940 tarihi itibariyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak Teşkilat-ı Esasiye hukuku, amme hukuku ve idare hukuku alanlarında ders vermeye başladı. Ayrıca, Polis Enstitüsü’nde de idare hukuku dersleri verdi.

Siyasi Yaşamı

1943 yılında siyasete atıldı ve akademik yaşamına ara verdi. Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyesi oldu. 1943 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Rize adayları arasında yer aldı ve 28 Şubat 1943’te Rize Milletvekili seçildi. Yedinci ve sekizinci dönemlerde (1943–1950) TBMM’de görev yaptı. 31 Ekim 1945’te Parti Grubu İdare Kurulu Üyeliği’ne seçildi. Recep Peker Hükümeti’nde (15. Hükümet – 1946 yılı) Ekonomi Bakanlığını üstlendi. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini hafifletmeye yönelik çalışmalar yaptı. Truman Doktrini çerçevesinde ABD’den sağlanacak mali desteği olumlu buldu ve ABD- Türkiye Yardım Antlaşması onun döneminde imzalandı. 5 Eylül 1947’de kabine içerisinde yapılan revizyon kapsamında Ekonomi Bakanlığı’ndan ayrılarak Çalışma Bakanı olarak aynı kabinede tekrar görevlendirildi. 10 Haziran 1948’de oluşturulan ikinci Hasan Saka Hükümeti’nde Çalışma Bakanı oldu.

Türkiye’deki ilk Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi, İstanbul Nişantaşı’nda, 5 Şubat 1949’da gerçekleştirilen törenle hizmete girdi. Türkiye, onun döneminde, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı İdare Meclisi’ne dahil oldu. Ayrıca 30.01.1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na dair taslağı ve maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigortalarını içeren 02.06.1949 tarih ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu’na dair taslağı hazırladı. Kısa dönemlerle Adalet Bakanı’na ve Dışişleri Bakanı’na vekalet etti. 14 Ocak 1949’da Hasan Saka Kabinesi’nin istifasıyla görevinden ayrıldı.

Çalışma Bakanlığı sonrasında TBMM Bütçe Komisyonu Üyeliği ve Anayasa Komisyonu Üyeliği görevlerini yürüttü, Milletlerarası Çalışma Konferansı’nda Türkiye’yi temsil etmeyi sürdürdü.

1949 Ağustos’unda Türkiye adına Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’ne katılacak heyete seçildi.

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’nde Türkiye’yi temsil etti. 1950 seçimleri öncesinde yapılan parti içi aday yoklamasında 106 oy alarak 3. sıradan CHP’nin Rize Milletvekili Adayı oldu ancak seçilemedi. Milletvekilliği sona erdikten sonra da siyasi faaliyetlerine devam etti, 1956 Mayıs’ındaki CHP 12. Kurultayında Parti Meclisi Üyesi seçildi, 1957 Eylül’ündeki kurultayda Yüksek Haysiyet Divanı Üyeliğine getirildi. 27 Mayıs Darbesi sonrasında parti içerisinde yeniden Parti Meclisi Üyesi olarak görev yapan Balta, bu görevini vefatına değin kesintisiz olarak sürdürdü.

Akademik Kariyerinde İkinci Dönem

1950 seçimlerinden sonra Bakanlar Kurulu’nun 21 Haziran 1951 tarihli kararıyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak akademiye geri döndü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Kürsü Başkanı ve İdari İlimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku ve Siyasal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Şubat 1952’de kurulan Türk Devrim Ocakları’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı.

1960 darbesinden sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5 Temmuz 1954 tarih ve 6435 sayılı Bağlı bulundukları teşkilât emrine alınmak suretiyle vazifeden uzaklaştırılacaklar hakkında Kanun’a istinaden Ord. Prof. Aziz Kansu, Prof. Dr. Bülent Nuri Esen ve Prof. Dr. Yavuz Abadan’la birlikte üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’yla birlikte 1957’de Chicago’da Batıda Hukuk Egemenliği konusunda düzenlenen uluslararası yuvarlak masa toplantısına katıldı ve Türkiye’de Hukuk Devleti Kavramı başlıklı bir rapor sundu.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE) Bilim Kurulu ve İdare Heyeti üyeliği yaptı ve burada uzun yıllar ders verdi. Ayrıca merkezi Brüksel’de bulunan Milletlerarası İdari İlimler Enstitüsü’nde uzun süre Türkiye’yi temsil etti, yönetim kurulu üyeliğine seçildi ve ikinci başkanlık görevini yürüttü.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Görevi

1963 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu üyeliğine getirildi ve 1969’a kadar bu görevini sürdürdü. 1969’da insan haklarına aykırı davranışları nedeniyle Yunanistan’daki cunta aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davanın ön soruşturmasını yapan komisyonda da yer aldı.

Ölümü ve Hatırası 

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta, 24 Temmuz 1970’te Londra’da kaldığı otelde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı West Norwich Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. 29 Temmuz akşamı Ankara’ya getirildi, ertesi gün kılınan cenaze namazı kılındı, görev yaptığı fakültelerin önünde düzenlenen törenlerin ardından Cebeci Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Almanca, Fransızca, İngilizce, Latince ve İtalyanca dillerini biliyordu. Türkiye’nin hukuk alanındaki otoritelerinden biriydi. Türk İdare Hukuku’na ciddi katkılar sunu. Hüseyin Nail Kubalı ve Suat Hayri Ürgüplü gibi isimlerle fakülte arkadaşıydı. Hukukçu ve gazeteci Uğur Mumcu, 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Balta’nın asistanlığını yapmıştır. Rize, Pazar’daki evinin onarılarak müze haline getirilmesi için talepler bulunmaktadır.

Tahsin Bekir Balta’nın Başlıca Eserleri
  • İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Ankara, 1970.

  • İdare Hukuku I, A.Ü. SBF, Ankara, 1970.
  • İdare İlmi Sahasındaki İncelemeler, TODAİE Yay. No. 83, Ankara, 1965.
  • Kısa İdare Hukuku I, TODAİE Yay. No. 74, Ankara, 1964.
  • Türkiye’de Yürütme Kudreti, A.Ü. SBF Yay. No. 35, 1960.
  • Türkiye ve Orta Doğu Memleketlerinde Siyasi ve Hukuki Müesseseler, TODAİE, Ankara, 1955.
  • Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung, Berlin, 1937.
  • “İdare Hukuku ve İdare Bilimi”, SBF Dergisi, Cilt 22, 1967, s. 61-65.
  • “Turkish Administrative Law”, içinde: Introduction to Turkish Law, (Ed. Ansay ve Wallace), 1966, s. 51 vd.
  • “L’Administration et le Droit Administratif en Turquie”, Bulletin International des Sciences Sociales, IX, No. 1, UNESCO, 1957, s. 39-51.
  • Rapports du Législatif et de l’Exécutif en Turquie (ortak yayın), Ankara: Yeni Matbaa, 1958.
  • İncelemeler (ortak yayın), Ankara: Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1960.
  • T.C. Devlet Teşkilatı Rehberi (ortak yayın), Ankara: Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, 1963.
  • Administrative Law, in Introduction to Turkish Administrative Law, Ankara: Güzel İstanbul Matbaası,1966.
  • Organization and Functions of the Central Government of Turkey (ortak yayın), Ankara: TODAİE, 1966.

Hukuk Bürosu Yönetimi

0
Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eser Reşat Eraksoy tarafından 2014 yılında yazılmıştır. Yazar, hukuk büroları yönetimi alanındaki mesleki tecrübesini eserine yansıtmıştır. Kitabın yeni baskısı 2018 yılında Aristo Yayınevi tarafından basılmıştır.

Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Yazar Kitap Hakkındaki Takdimi

“2004 yılında bir hukuk bürosu bünyesinde yönetim danışmanı olarak çalışmaya başladıktan sonra hukuk bürosu yönetimine dair bildiklerimi ve çoğunu avukatlardan öğrenerek işletme yönetimi ile harmanladığım konuları bir kitap haline getirme fikri doğdu. Hukuk bürosu dünyası avukatlık hizmetleri dışında işletme yönetimi tarafıyla benim için her zaman bir ilgi merkezi oldu. Avukatlık hizmetlerini yürüten avukatların benim gibi hukukçu olmayan ama işletme yönetimi ve mühendislik bilgisi olan profesyonellerle beraber çalışmasının çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Bir benzetme yapacak olursak nasıl hastaneler başhekimler tarafından değil de işletme yöneticileri tarafından yönetilerek doktorların tıbba yoğunlaşmalarını, sağlık kurumlarının daha verimli ve etkin yönetilmesini sağladıysa avukatlık büroları da profesyonel yöneticilerin desteğiyle daha iyi hizmet gören kurumlar olacaktır. Avukatların işletme yönetimi ilkelerini uygulayarak kendi bürolarını daha iyi işleyen kurumlar haline getirmeleri için mutlaka profesyonelleri bünyelerine katmaları da şart değildir. Bu ilkeleri kendileri uygulamak üzere kullanabilirler.

İşletme yönetimini hukuk bürolarına uygulamanın amacı büronun daha iyi işlemesini sağlamak kadar basit bir gerekliliğe dayanır. Sadece avukatlar olsaydı da bir büro yönetilebilirdi. Bununla birlikte kendi konularında yetkin kadrolar, iş gücünün verimli kullanılmasında, teknolojiyi iş süreçlerine uygulamada avukatlara destek olarak büroların daha iyi organize olmasını ve müvekkillerine daha iyi hizmet vermelerini sağlar.

Hukuk Bürosu Yönetimi

Hukuk, bir yönüyle ekonomik yaşam tarafından etkilenen iş ve toplumsal ilişkileri düzene sokar ve kurallar getirir. Ekonomik yaşam içinde yer alan tüm unsurların etkilendiği değişim ve dönüşümler hukuk hizmetinin sunumunu da etkiler. Ekonomik yaşam içinde düşünülse de ayrıca itici bir güç olarak teknolojideki değişimler ve gelişmeler de hukukun bu gelişmelere ayak uydurmasını gerektirir. Bilişimdeki gelişmeler birçok alanda avukatlara kolaylık sunmaya başladı. Örneğin, ıslak imza yerine elektronik imzanın kullanılabilir olması, kâğıtsız ve dosyasız ofis ortamında yazışmalara sadece elektronik ortamdan erişilerek çalışılabilmesi, bürodan dışarı çıkmaya gerek kalmadan video-konferans sistemiyle müvekkillerle toplantı yapmak, akıllı telefonlardan duruşma günleri ve çalışma takvimine erişerek günlük planlarını düzenleyebilme yeteneği avukatların günümüzde kullanmaya başladığı teknolojik yeniliklerdir.

Tüm bu teknolojik gelişmeler bu teknolojiyi büro çalışmalarına uyarlayabilecek bilginin olmasını ayrıca bürodaki iş yapma şekillerinin bu teknolojileri kullanacak şekilde dönüşmesini gerektirir. Hukuk bürosu yönetiminin önemli unsurlarından biri de teknolojiyi daha hızlı, etkin ve verimli sonuçlar alabilecek şekilde kullanmaktır. Teknolojinin gelişmesi ister istemez avukatların büro yönetiminde işletme yönetimi bilgisini ve teknik bilgiyi kullanmalarını gerektirecektir.”

Yazar Reşat Eraksoy Hakkında

Reşat Aksoy

Kurucu ortak Reşat Eraksoy, İzmir Bornova Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, ABD’de New York Institute of Technology’de MBA eğitimini tamamlamıştır.

Eraksoy, bu okuldan mezun olduktan sonra Aselsan’da 4 yıla yakın çalışarak sivil ve askeri projelerde proje mühendisi olarak görev yapmıştır. Proje ekibiyle birlikte aldığı 2 adet patenti bulunmaktadır. Bu dönemde yabancı savunma sanayi firmalarıyla teklif yönetimi, projelendirme, fizibilite çalışmaları, lisans sözleşmesi çalışmalarında yer almıştır. ARGE yardımı için teklif dosyalarını hazırlamış, İstanbul’da çalışma hayatına devam etmiştir.

Eraksoy, Çağrı Merkezi sektöründe yaklaşık 3 yıl kadar çalışmış ve bu dönemde Doğuş Otomotiv’in Çağrı Merkezi kuruluş projesinde yer almış; daha sonra Turkcell bünyesindeki Global Bilgi Çağrı Merkezinde çalışmıştır. Profesyonel yaşamdaki tecrübelerini eğitim ve danışmanlık alanında değerlendirmek isteyen Reşat Eraksoy, eğitmen ve danışman olarak 2004-2007 yılları arasında Türkiye’nin önde gelen firmalarından 500 kadar katılımcıya Stratejik Planlama, Bütçe Yönetimi ve Süreç Yönetimi eğitimleri vermiştir. Bu yıllar arasında PMP sertifikası sahibi olarak Proje Yönetim Metodları, MS Project ile Proje Yönetimi eğitim ve danışmanlık çalışmalarında bulunmuştur.

Eraksoy, 2004 –  2006 yıllarında aralıklı olarak Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığında Hukuk Bürosu yönetim danışmanlığı yapmış; 2007-2012 arasında Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığı’nda 5 yıl süre ile; Genel Müdürlük görevinde proje yönetimi ve süreç yönetimi metodlarını uygulamıştır.  2012 başından itibaren yine danışmanlık sektörüne geri dönen Reşat Eraksoy Hukuk Bürosu Yönetimi alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti vermeye başlamıştır.

Eraksoy 208 yılında Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eserini kaleme almış ve okuyucunun hizmetine sunmuştur.

Aristo Yayınevi

30 Temmuz – Hukuk Takvimi

0
30 Temmuz - Hukuk Takvimi

30 Temmuz – Hukuk Takvimi

303 Kayserili Julitte, imparator Diocletianus(Gaius Aurelius Valerius Diocletianus) döneminde, dininden vazgeçmeyi reddettiği için Cyr adlı oğlu ile kazığa mahkûm edildi.Kayserili Julitte
1718 İngiliz girişimci, filozof ve dinbilimci William Penn (14 Ekim 1644 – 30 Temmuz 1718) yaşamını yitirdi. Demokrasinin ve din özgürlüğünün önde gelen savunucuları arasında yer aldı. İnancı ve yazdığı kitapları nedeniyle Londra Kulesi’nde birkaç kez hapsedildi 
1811 Meksika’da rahip Miguel Hidalgo kurşuna dizildi. Hidalgo bir yıl önce Meksika’da bağımsızlık hareketini başlatmıştı.
1834 Meksikalı siyasetçi, asker ve avukat, Guadalupe Victoria devlet başkanı oldu. 
1898 Hukukçu, büyükelçi ve Birleşik Almanya’nın ilk Şansölyesi olan Alman devlet adamı Otto von Bismarck (1 Nisan 1815 – 30 Temmuz 1898)  Bismarck, Yeni Almanya’yı kan ve demir politikasına göre kuracağını söylediği için kendisine Demir Şansölye adı verilmiştir.
1903 RSDİP’nin 2. Kongresi ve Bolşevizm’in doğuşu
1919 26-30 Temmuz 1919 tarihlerinde toplanan 2. Balıkesir Kongresi sona erdi.
1920 İstanbul’da bir gün önce istifa eden Damat Ferid Paşa, 5. kez hükümeti kurmakla görevlendirildi.
1922 İzmir’deki Yunan Başkomiseri Sterghiades “Ionia” devletini ilan etti. Bu kararı, İstanbul ve Ankara Hükümetleri ile İtilaf Devletleri Ağustos ayı içinde protesto etti.
1929 Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e suikast girişimi iddiasıyla yargılanan Kadriye Hanım ve arkadaşları beraat ettiler.
1938 Danıştay Yargıcı, Dışişleri Bakanı, Fransız siyasetçi ve 2002-2007 yıllarında Fransa-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu başkan Hervé de Charette (d. 30 Temmuz 1938, Paris) dünyaya geldi.
1939 Gazeteci, avukat, haber ve televizyon sunucusu Nadir Güneri Civaoğlu (30 Temmuz 1939, Ankara – 1 Ekim 2024, İstanbul) dünyaya geldi.
1943 Van’ın Özalp ilçesinde, tarihe “33 Kurşun Olayı” olarak geçen büyük bir katliam yaşandı ve bu trajik olayda 33 köylü kurşuna dizildi. General Mustafa Muğlalı’nın emriyle Korkut Vadisi’ne götürülen bu kişilerin elleri ve gözleri bağlanarak infazı gerçekleştirildi. Tarihte genellikle “Özalp Olayı” ya da “Muğlalı Olayı” olarak da anılan bu katliam, ünlü şair Ahmed Arif’in “33 Kurşun” adlı şiirine de konu oldu.33 kurşun olayı
1945 Trakya’da Almanlar adına casusluk yaptıkları iddiasıyla yargılanan 15 kişi ölüm cezasına mahkum edildi.
1946 Kazım Orbay genelkurmay başkanlığından istifa etti, yerine Salih Omurtak atandı.
1947 Demokrat Parti Kütahya Milletvekili Adnan Menderes’in Meclis’te yaptığı konuşmayı yayımlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir, Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandı.
1971 Ordu, Giresun ve Trabzon’da Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi toplantı yapmalarına izin verilmedi.Tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten hükümlü 1933 doğumlu Mehmet Sait oğlu Zehra’dan doğma İbrahim Recep Ayışık hakkında af kanunu TBMM’de kabul edildi.
1973 Üniversiteye giriş sınavı soruları satıldığı için iptal edildi.
1974 Birleşik Krallık ve Yunanistan ile Cenevre Antlaşması(Cenevre Deklarasyonu) imzalandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı kararı uyarınca Kıbrıs’taki çatışmaları durdurmayı, güvenlik bölgeleri oluşturmayı ve barışçı yollarla düzeni yeniden sağlamayı amaçlayan bir dışişleri bakanları mutabakatıdır. Kıbrıs’ta Türk tarafının siyasi eşitliğini ve iki yapılı durumu uluslararası kayıtlara geçiren ilk resmi belgedir
1975 Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hissesini denetleme yetkisinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olduğu karara bağlandı.
1978 Balıkesir Cezaevi’nde solcu koğuşunu basan sağcılar 2 kişiyi öldürdü
1979 Adalet Partisi Şanlıurfa Milletvekili ve Bucak aşiretinin lideri Mehmet Celal Bucak, PKK saldırısında yaralandı. Olayda 4 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.
1980 Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, “İhtilalcı sendikalizm metodlarını kullanarak halk egemenliğinin Marksist bir esasa dayandırılmasını hedef alan faaliyetler içinde bulunduğu” iddiasıyla DİSK’in kapatılması için İş Mahkemesi’nde dava açtı.
1981 Mamak Askeri Cezaevi’nde ülkücülerle aynı koğuşta kalmak istemeyerek açlık grevi yapan 100 kadar solcu tutukludan 16’sı hastaneye kaldırıldı. 12 Eylül sonrası askeri cezaevlerinde “karıştır-barıştır” adı verilen zorla aynı koğuşta tutma uygulaması başlatılmıştı.
1983 Baas Rejimi, Barzani Aşiretine mensup, yaşları 12 ile 70-arasında olan 8 Bin kişiyi, Quştepe nahiyesinde topluca  gözaltına aldı.
1987 Mekke’de Hac sırasında İranlılar Amerika Birleşik Devletleri aleyhine gösteri yaptı. Suudi polisi ateş açtı, çok sayıda İranlı ve Suudi öldü.
1988 Fethiye ve Gökova körfezleriyle Dalyan kıyıları özel çevre ve koruma bölgesi ilan edildi. Bölgedeki inşaatlar durduruldu.
1992 4.Sinop Kültür ve Turizm Şenliği’nde sergilenen 50 karikatürden 4’ü panodan sökülüp çizeri M.Arslan gözaltına alındı.
1995 Çeçenistan ile Rusya arasındaki savaşa son veren bir dizi anlaşma Grozni’de imzalandı.
1998 Üniversite sınavlarının tek basamaklı olması Yüksek Öğretim Kurulu, YÖK Genel Kurulu’nda onaylandı.
1999 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof.Dr.Yalçın Küçük hakkında 6 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Küçük’ün 1998’de Yunanistan’da Sofia Yordanida adlı yazarla yaptığı konuşmada ”devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif ettiği” iddia edildi.
2002
  • Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda arasında, Orta Afrika’da istikrarsızlığa ve milyonlarca kişinin ölümüne yol açan savaşı sona erdirme çabasıyla barış anlaşması imzalandı.
  •  F Tipi cezaevlerini protesto için sürdürülen ölüm orucu eyleminde (DHKP-C davasından tutuklu) 24 yaşında Semra Başyiğit yaşamını yitirdi. Ölüm orucunda 92 kişi hayatını kaybetti. Aynı gün,  Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ölüm orucundaki Osman Ali Çöpel ve Mustafa Genç’i sağlık durumları nedeniyle affetti.
  • 26 Nisan 1979 tarihinde uygulanmaya başlayan 8 yıl süren sıkıyönetim ardından 15 yıl da olağanüstü halle yönetilen Hakkari ve Tunceli’de (OHAL) uygulaması kalktı. Tunceli’de OHAL uygulaması sırasında 151 köy ve 800 mezra boşaltılmıştı.
2003 Avrupa Birliği 7. Uyum Paketi, TBMM Anayasa, Milli Eğitim, İçişleri ve Sağlık komisyonlarında görüşülerekgenel kurulda kabul edildi. Kanun 7 Ağustos 2003’te resmi gazetede yayımlandı. Askeri harcamalar denetime açıldı, MGK Genel Sekreterliği’nin görev ve yetkileri daraltıldı ve MGK’ya sivil sekreter seçilmesi, terörü teşvik etmedikçe düşüncenin suç sayılmaması öngörüldü.
2003 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un bazı maddelerinde değişiklikler yapan 30/7/2003 tarihli ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun(4961 sayılı Kanun)  kabul edildi.
2004
  • Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ‘Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Yasa’yı onayladı. sezer, daha önce yasanın üç maddesini veto etmiş, hükümet ise yasayı ikinci kez Meclis’ten aynen geçirerek cumhurbaşkanına göndermişti.
  • Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te ABD ve İsrail Büyükelçilikleri ile başsavcılığa intihar saldırısı düzenlendi; iki kişi öldü, Saldırıyı Özbekistan İslami Hareketi üstlendi.
2006 Amerikalı sosyal teorisyen, yazar, tarihçi, çevre hareketi öncüsü ve siyaset felsefecisi Murray Bookchin (14 Ocak 1921, New York – 30 Temmuz 2006, Burlington, Vermont) yaşamını yitirdi.
2006 Eski vali ve emniyet müdürü Hamdi Ardalı, Kırklareli’nde vefat etti. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Anılarını yazdığı “Devlette 50 Yıl 6 Ay” adlı kitabı 2019’da yayımlanmıştır.
2006 “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik”, “Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmi Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği” ve “Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği” 30 Temmuz 2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti
2007 Anayasa mahkemesi,TBMM’de en az 3 milletvekili bulunan partilere de Hazine yardımı ödenebileceğine ilişkin hükmü yürürlükten kaldıran maddenin iptali istemini 5’e karşı 6 üyenin oyuyla reddetti. Karara göre yüzde 7’nin altında kalan partiler hazine yardımı alamayacak.
2008 Anayasa Mahkemesi, 30 Temmuz 2008 tarihli ve E.2008/1, K.2008/2 sayılı kararı ile, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılması istemiyle açılan davada partinin kapatılmamasına, ancak devlet yardımından (Hazine yardımı) yarı oranında yoksun bırakılmasına hükmetti. Mahkemenin 6 üyesi partinin kapatılması, 5 üye ise kapatılmaması yönünde oy kullandı. Gerekçeli karar 24 Ekim 2008’de yayımlandı.
2009 Kemal Türkler‘in katlinden yargılanan Ünal Osmanağaoğlu hakkında ikinci kez verilen beraat kararının Yargıtay’da bozulmasından sonra yapılan üçüncü yargılamada tekrar beraat kararı verildi. 
2013 Danıştay, Veli Saçılık’a Burdur Cezaevi’nde koparılan kolu için ödenen 150 bin TL’lık tazminatın, “kepçeye tuğla atarak direndiği için kusurlu olduğu” gerekçesiyle birikmiş faiziyle birlikte yaklaşık 500 bin TL olarak Saçılık’tan iadesiyle tahsiline karar verdi.
2016
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, kayyum atanan Zaman gazetesinin eski çalışanlarına ve yöneticilerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, Ali Bulaç, Şahin Alpay, Ahmet Turan Alkan, Mustafa Ünal, Nuriye Ural ve Lalezer Sarıibrahimoğlu tutuklandı.
  • 15 Temmuz darbe girişimi sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşundan 69 bin 779 kamu çalışanının görevden uzaklaştırıldığı açıklandı.
2021 Meksikalı feminist ve insan hakları aktivisti Martha Sánchez Néstor (d. 4 Şubat 1974 – ö. 30 Temmuz 2021) yaşamını yitirdi. 
2024 Fuad Şükür, 27 Temmuz’da 12 Dürzi çocuğunun ölümüne yol açan Mecdal Şems saldırısının sorumluluğunu üstlendiği iddiasıyla Beyrut’ta İsrail’in hava saldırısında öldürüldü. Saldırıda ayrıca 4 sivil öldü, 80 kişi de yaralandı.
2025 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Fransa’da bir kadın çalışanın üstü tarafından uğradığını iddia ettiği cinsel şiddet olayında devletin yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmetti. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ile 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine karar verdi. 
2025 Bilirkişilik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayımlandı. 
2026
  • Ankara merkezli operasyonda Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu‘nun da aralarında yer aldığı çok sayıda şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. 
  • Prof. Dr. Tolga Şirin, V-Dem endeksine göre Türkiye’nin ‘hukukun üstünlüğü’ konusunda III. Selim, II. Mahmut ve hatta II. Abdülhamit döneminin gerisinde olduğunu iddia etti. 
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında iktidara yakınlığı ile bilinen gazeteci Cem Küçük hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “şantaj” suçlamalarıyla gözaltı kararı verildi.
  • Venedik Komisyonu eski üyesi, Sınır Tanımayan Avukatlar/STAD kurucusu, aktivist ve avukat, Doçent Dr. Öykü Didem Aydın yaşamını yitirdi. 

 

Tolga Şirin

0
Anayasa’nın tastamam uygulanması için ilk 30 adım / Prof. Dr. Tolga Şirin

Prof Dr. Tolga Şirin, 1984 yılında İzmir’de doğmuş, yaşamının ilk yıllarını İzmir’de geçirmiş, lisans ve lisans üstü eğitimini Marmara Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Şirin, orta eğitimini 1995 – 2002 yıllarında İzmir Anadolu Lisesinde tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydolmuş, 2006 yılında fakülteyi bitirerek 2006-2007 yıllarında Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji’nde  İnsan Hakları Kurslarına katılmıştır.  2007 – 2008 yıllarında avukatlık yapmış, marka-patent vekilliği ve arabuluculuk sertifikalarıyla  çalışmalarını sürdürmüştür.

Akademik Kariyeri

Tolga Şirin, 2008-2009 yıllarında Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalışmıştır. Aynı dönemde Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku bölümünde ve Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu danışmanlığında “Türk Anayasalarında Milliyetçilik” isimli yüksek lisans teziyle master derecesini tamamlanmıştır. Şirin, doktora eğitimini de aynı üniversitede 2009-2013 yıllarında TÜBİTAK bursiyeri olarak tamamlamış, Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu danışmanlığında “İHAM ve Almanya Uygulamalarıyla Mukayeseli Olarak Türkiye’de Anayasa Şikayeti” isimli doktora teziyle hukuk doktoru olmuştur.

Şirin, 2012-2013 yıllarında Köln Üniversitesi, Doğu Hukuku Enstitüsü’nde Misafir Araştırmacı olarak çalışmış, 2016 yılına kadar Marmara Hukuk’ta Araştırma Görevlisi olarak bilimsel çalışmalarına devam etmiştir.

Doktora sonrasında, 2015-216 yıllarında Raoul Wallenberg Enstitüsü’nün bursiyeri olarak Köln Üniversitesi’nde (Almanya) çalışmalarını sürdürmüş, Doğu Hukuku Enstitüsü’nde Misafir Araştırmacı  olarak bulunmuş; 2016-219 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalında Yardımcı Doçent olarak görevine devam etmiş ve 2018 yılında ise hukuk doçenti unvanını kazanmıştır.

Akademisyen olarak görev aldığı üniversitelerde Anayasa Hukuku, özgürlükler hukuku, anayasa şikâyeti, anayasa yapım süreçleri, ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkı konularında dersler vermektedir.

​Aybay Hukuk Araştırmaları Derneği’nin 2010 yılı Kapani-Savcı İnsan Hakları İncelemeleri Yarışmasında “İHAM Kararlarında Serbest Seçim Hakkı veya İHAM’ın Temkinli Yaklaşımı” isimli çalışması ile birinci olmuştur.

TÜBİTAK Sosyal Bilimler programı bursiyeri olarak bilimsel çalışmalara imza atmıştır.

​2009 yılında AB Progress Ayrımcılıkla Mücadele Eğitim Bursu kazanmış; Trier Avrupa Hukuk Akademisinde (Trier-Europäische Rechtsakademie) “Avrupa Birliği Hukukunda Kadın ve Erkekler Arasında Eşit Muamele”  başlıklı eğitim katılımcısı olmuştur.

2013 AB Progress Ayrımcılıkla Mücadele Eğitim Bursu kazanmış, Almanya Trier’de Avrupa Hukuk Akademisinde (Trier-Europäische Rechtsakademie) “AB Ayrımcılık Hukuku”  başlıklı eğitim katılımcısı olmuştur.

Sosyal, Kültürel Çalışmaları ve Sivil Toplum Faaliyetleri 

Tolga Şirin; karşılaştırmalı anayasa hukuku, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, anayasa yargısı, anayasa mahkemesine bireysel başvuru, nefret söylemi, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, kişi özgürlüğü, din özgürlüğü, milliyetçilik, çevre hakkı ve laiklik üzerine çalışmaktadır.

Anayasa hukuku ve insan hakları uzmanıdır. İstanbul Barosuna bağlı olarak avukattır. 2006-2008 yılları arasında İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi yürütme kurulu üyeliği yapmıştır.

Avrupa Konseyi danışmanlığını yürütmekte ve Avrupa Takımı konuşmacısı olarak görev almakta, Konsey’in insan haklarıyla ilgili çeşitli projelerinin ulusal danışmanı ve Avrupa Takımı (Team Europe) Konuşmacılar Grubu’nun mensubu olarak bilimsel faaliyette bulunmaktadır.

Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği‘nin kurucu üyelerindendir ve derneğin yönetim kurullarında görev almıştır. Anayasa Hukuku Dergisi’nin yayın kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.

Kapanmadan önce Radikal Gazetesi‘nde ve Güncel Hukuk Dergisi‘nde köşe yazıları yazan Şirin, önemli sayıda esere imza atmış, onlarca akademik makale yayınlamış, bilimsel tebliğiler sunmuş ve hukuk eserlerinin çevirilerini yapmıştır. T24 İnternet Sitesi‘nde haftalık yazılar yazmaktadır.

Hayvansever olan Şirin Almanca ve İngilizce bilmektedir.

Avrupa Konseyi’nin, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi ve Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvurunun Güçlendirilmesi Projesinde danışman olarak görev almıştır. ​

“Teaching of Religion in the Education System according to the Teachers, Students, Parents and NGO’s” projesinde ve Omurilik Felçlileri Derneği tarafından yürütülen “Çalışabilirim Projesi” bünyesinde araştırmacı olarak çalışmıştır.

Türkiye Barolar Birliği‘nin düzenlediği, Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü Raporlama Projesinde  yürütücü olarak görev almıştır.

​Tolga Şirin’in Eserleri ​

Şirin’in; “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitabı”, “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı”, “Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Kanun Kavramı”, “Türkiye de Din ve Vicdan Özgürlüğü Sorunlar Tespitler ve Çözüm Önerileri”, “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Bireysel Başvuru Hakkı”, “Çevre İnsan Devlet: Anayasa Üstüne Güncel Denemeler”, “30 Soruda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü”, “Türkiye’de Anayasa Şikâyeti: İHAM ve Almanya Uygulamalarıyla Mukayeseli Bir İnceleme” “Bolivya Anayasası: Hukuk, Demokrasi Özerklik” ve “Türkiye’de Düşüncenin Tutsaklığı – İfade Özgürlüğünün Girişi” isimli eserleri bulunmaktadır.

Şirin’in ayrıca; “Freedom from Religion in Turkey”, “Türkiye’de Zorunlu Din Eğitimi Sorunu”, “Türkiye’de Hukukun Etkililik ve Çoğulculuk Sorunu”,  “Yeni Bolivya Anayasası Üzerine Notlar” ve “Nefret Söylemi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarından Örnekler” başlıkları ile yayınlanmış kitap bölümleri bulunmaktadır.

Makaleleri ve Çevirileri

Tolga Şirin’in Anayasa Hukuku Dergisi, Legal Hukuk Dergisi,  Güncel Hukuk Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi  ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi gibi çeşitli akademik ve sosyal dergilerde yayınlanmış; “Human Rights Paradox of Turkey: Punishment for Victims and Impunity for Suppressors”, “Turkey’s Human Rights Agenda”, “Halkoylaması ve Serbest Seçim Hakkı: Yüksek Seçim Kurulunun 16 Nisan 2017 Halkoylamasındaki Yaklaşımına İlişkin Bir Değerlendirme”, “2017 Anayasa Değişikliğinin Yargı Bağımsızlığı Yönünden Değerlendirilmesi”,  “1982 Anayasası’na Göre Temel Hak ve Özgürlüklerin Olağanüstü Hal Rejimi: Eski Kavramlara Yeniden Bakmak”, “İfade Özgürlüğü, Dinin veya Dini Duyguların Korunması Amacıyla Sınırlanabilir mi?”, “Anayasa Hükmünde Kararnameler”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7. no.lu Protokol Hakkında Genel Bir Değerlendirme”, “Dokunulmazlıkları Kaldıran Anayasa Değişikliği Hakkında Kısa Bir Değerlendirme”, “Nüfus Cüzdanındaki Din Hanesi ve Eğitimdeki Din Dersi Zorlamalarına İlişkin Güncel Gelişmeler”, “Politik Amaçlı Tutuklama Yasağı: İHAS md. 18 ve Anayasa Şikayeti”,  “Zorunlu Din Dersi Tartışmalarının Görünmeyenleri”, “Kanunlar İhtilafı ve Anayasa Yargısı”, “Eine Ausgangssperre ohne Ausnahmezustand?”; “Quis custodiet ipsos costodes? Anayasa Mahkemesi’nin Makul Sürede Yargılanma Hakkı İçtihadına İlişkin Karşılaştırmalı ve Nicel Bir İnceleme”,  “Takdir Marjı Doktrini ve Türkiye Anayasa Mahkemesi Açısından Anlam”, “Türkiye’de Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkına İlişkin Sorunlar”, “Anayasal Yurtseverlik”, “İnsan Hakları İhlallerinin Giderilmesini İsteme Hakkı: Restitutio in Integrum İlkesi”, “Cinsel İlişki Hakkı ve Mahpusluk Sorunu”, “Bir İnsan Hakkı Olarak İsim Hakkı”, “Anayasanın Değiştirilemez Hükümlerini Tartışmak”, “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısı Hakkında Genel Bir Değerlendirme”, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi‘ne Göre Serbest Seçim Hakkı”, “Su Hakkı ve Suyun Özelleştirilmesine Karşı Bazı Anayasal Tecrübeler”, “Suyun İnsan Hakkı Olarak Değeri”, “Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Sorunu ve Bir Danıştay Kararının Düşündürdükleri” ve “Askeri Yargının Evrimi ve Anayasalarda Düzenlenme Biçimi” başlıklı bilimsel makaleleri bulunmaktadır.

James R. May ve Erin Dalye ait “Dünyada Çevresel Anayasalcılık” eseri ile; “Gündeme İlişkin Bir Değerlendirme: Olağan Dönemlerde Sokağa Çıkma Yasağı İlan Edilebilir mi?”, “İHAM Kararı Eğitim ve Bilim Emekçileri v. Türkiye Kararı” ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-İkinci Daire, Altuğ Taner Akçam-Türkiye Kararı” başlıkları ile yayınlanmış çevirileri bulunmaktadır.

Şahin Alpay Kararı – Anayasa Mahkemesi

0

Şahin Alpay hakkındaki Anayasa Mahkemesi Kararı, AYM Genel Kurulu’nun 11 Ocak 2018 tarihli toplantısında alınmıştır.

İlk bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine, ihlalin ortadan kaldırılması için kararın Alpay’ın yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmetti.

Alpay, tahliye taleplerinin reddedilmesi üzerine 1 Şubat 2018’de Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının uygulanmadığı gerekçesiyle yeniden Yüksek Mahkemeye bireysel başvuru yaptı. Anayasa Mahkemesi, ikinci bireysel başvuruda da ihlal kararına rağmen tutukluluğun sonlandırılmamış olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Bunun üzerine mahkeme, 16 Mart 2018’de Alpay’ın yurt dışına çıkmama ve konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle tahliyesini kararlaştırdı. Alpay, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararının kaldırılması talebinin reddedilmesinin ardından yeniden Anayasa Mahkemesine gitti. Yüksek Mahkeme, Alpay’ın bireysel başvurusunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 20 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

11 Ocak 2018 tarihli Şahin Alpay Kararı Hakkında Mahkemenin Basın Açıklaması

Şahin Alpay (B. No: 2016/16092) tarafından yapılan bireysel başvuruda, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Alpay’ın tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen yazıların “Din Savaşıymış”, “Erdoğan ile Batı Arasında”, “Evet Suçta Cezada Şahsidir”, “Bu Millet Bidon Kafalı Değildir”, “Çıkar Yol Erdoğan’sız Hükûmet” ve “Cumhurbaşkanı Seyirci Kalamaz” başlıklı yazılar olmuştur.

Soruşturma evresinde, suçlamaya konu yazıların FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda yazıldığını ileri sürülmüştür. Alpay’ın FETÖ/PDY’nin illegal bir yapılanma olduğunu bilmesi ve bu yapılanmanın silahlı kalkışmaya girişeceğini öngörmesi gerektiği, 17-25 Aralık soruşturmalarına ve yapılanmaya ait olduğu belirtilen Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeninin FETÖ/PDY kapsamında tutuklanmasına rağmen anılan gazetede yazı yazmaya devam ettiği hususları tutuklamaya gerekçe oluşturmuştur.

Suçlamaya konu yazılar, 2013 yılının sonlarında ve 2014 yılının başlarında yazılmıştır. Bu yazılar, yayımlandıkları dönemde gerçekleştirilen “17-25 Aralık soruşturmaları”nı ve Hükûmet tarafından bu soruşturmalara gösterilen tepkileri konu almaktadır.

AYM Kararında, Alpay’ın; aylarca ülke gündeminde yer alan güncel bir konuda kamuoyunun bir kısmının ve muhalefet liderlerinin dile getirdiklerine benzer görüşlere yer verdiği yazılarının FETÖ/PDY’nin amaçlarına hizmet etmek için yazıldığının kabulünü gerektiren nedenler tutuklama kararında veya iddianamede somut olgularla açıklanmadığına vurgu yapılmıştır. Somut olayda “suç işlendiğine dair kuvvetli belirti”nin yeterince ortaya konulamadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin suça konu edilen yazıların içeriğinden bağımsız olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yanında ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale ve ihlal olduğu sonucuna varmıştır. Hukukilik şartını sağlamayan tutuklama ölçülü bir müdahale olarak kabul edilmemiştir.

Şahin Alpay Kararının Tam Metni – Anayasa Mahkemesi

Kararın Özeti 

Olaylar

Başvurucu, kamuoyunca bilinen bir gazeteci ve yazardır.

Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye’de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir.

Bu kapsamda FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarındaki eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmalarına yönelik soruşturmalar yapılmış ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbiri uygulanmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen kırk üç şüpheli hakkında FETÖ/PDY’nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma makamları başvurucunun FETÖ/PDY’ye ait olduğu belirtilen Zaman gazetesinde, bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda -özellikle de “17-25 Aralık soruşturmaları” sonrasında- yapılanmayı öven ve yapılanmaya yönelik soruşturmaları akamete uğratmayı hedefleyen yazılar yazdığını ileri sürmektedir.

Sulh Ceza Hâkimliğince 30/7/2016 tarihinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu altı şüphelinin terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 10/4/2017 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin FETÖ/PDY’nin medya gücünü oluşturduklarını,  örgütün genel amacı doğrultusunda anayasal düzeni, TBMM’yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmak için örgüt stratejisi ve hiyerarşisi içinde rollerini yerine getirerek üzerlerine atılı suçları işlediklerini ileri sürmüştür.  İddianamede; başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediği iddia edilmiştir.

Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.

İddialar

Başvurucu; gazeteci olduğunu ve telif ücreti karşılığı köşe yazarlığı yaptığını, yazılarının ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kaldığını, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenleri somut olgularla ortaya konulmadan tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca sağlık durumunun ciddi riskler taşıdığını ve ceza infaz kurumunda kalmaya elverişli olmadığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi
Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia Yönünden

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Anayasa Mahkemesinin buradaki incelemesi, başvurucu hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması ile yargılamanın muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlı olacaktır. Öte yandan Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilip edilmediği incelenirken her bir başvuru kendi koşullarında değerlendirilir.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir.

Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin belirlendiği Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama ancak “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler” bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Dolayısıyla tutuklamanın diğer koşullarından önce bu ön koşulun bulunup bulunmadığı her somut olayda değerlendirilmelidir. Suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğunun kabulü için suçlama, kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmelidir.

Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır.

Bu genel ilkeler doğrultusunda ilk olarak somut olayda başvurucunun suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

Tutuklama kararında,  tüm şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesi de dâhil olmak üzere tutuklama koşulları yönünden ortak değerlendirme yapmıştır. Bu kapsamda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılırken FETÖ/PDY’nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki unsurlarının darbe teşebbüsünde bulunduğu, şüphelilerin FETÖ/PDY’ye ait olduğu belirtilen Zaman gazetesinde -özellikle de “17-25 Aralık soruşturmaları” sonrasında- bu yapılanmayı öven ve yapılanmaya yönelik soruşturmaları akamete uğratmayı hedefleyen yazılar yazdıkları ve sosyal medya hesaplarından paylaşımda bulundukları, böylelikle yapılanmanın amacı doğrultusunda propaganda faaliyetinde bulundukları, gazetenin yöneticisi E.D. hakkında silahlı terör örgütü üyeliğinden dava açılması ve darbe teşebbüsünden önce de kamuoyunda bu örgütün silahlı kalkışma yapacağına dair duyumlar olması nedeniyle FETÖ/PDY’nin silahlı unsurlarının bulunduğunu bilmelerine rağmen bu yapılanmanın içinde yer almayı ve yapılanmaya katkı vermeyi sürdürdükleri ifade edilmiştir.

Tutuklama kararında, başvurucu yönünden hangi yazı veya sosyal medya paylaşımının bu kapsamda olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. İddianamede ise başvurucunun hangi yazılarının suçlamaya konu edildiği belirtilmiş, sosyal medya paylaşımlarına yer verilmemiştir.

Buna göre başvurucuya isnat edilen suçların işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının tespitinde sadece iddianamede atıf yapılan yazılarla sınırlı bir değerlendirme yapılmıştır. Bu kapsamda iddianamede atıf yapılan yazılar “Din Savaşıymış“, “Erdoğan ile Batı Arasında“, “Evet Suçta Cezada Şahsidir“, “Bu Millet Bidon Kafalı Değildir“, “Çıkar Yol Erdoğan’sız Hükûmet” ve “Cumhurbaşkanı Seyirci Kalamaz” başlıklı yazılardır.

Suçlamaya konu yazılar, 2013 yılının son döneminde ve 2014 yılının başlarında yazılmıştır. Bu yazılar, yayımlandığı dönemde gerçekleştirilen “17-25 Aralık soruşturmaları”nı ve Hükûmet tarafından bu soruşturmalara gösterilen tepkileri konu almaktadır.

Başvurucu suça konu yazılarda özetle söz konusu soruşturmalar kapsamında isimleri geçen Hükûmet üyelerinin yargı önünde hesap vermeleri gerektiği, bu konuda Hükûmetin gerekenleri yapmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın ve iktidar partisi içindeki bazı kişilerin harekete geçmesinin uygun olacağı, Hükûmetin anılan soruşturmalara karşı gösterdiği tepkilerin haksız olduğu yönündeki görüşlerini dile getirmiştir. Başvurucu ayrıca anılan soruşturmaların FETÖ/PDY mensubu kişilerce bu yapılanmadan alınan talimat uyarınca yapıldığının tespit edilmesi hâlinde bu kişiler hakkında işlem yapılması gerektiğini, bununla birlikte “hizmet hareketi” olarak ifade ettiği yapılanmaya mensup olan herkesin hedef alınmasının hukuka uygun olmayacağını da belirtmiştir. Suçlamaya konu yazılarda Hükûmetin görevden zorla uzaklaştırılması gerektiği yönünde bir ifade yer almamaktadır. Aksine başvurucu, bu yazılarında iktidar partisinin oy kaybettiğine ve Hükûmetin seçim yoluyla değişeceğine dair öngörülerde bulunmuştur. Başvurucu darbe teşebbüsünden bir gün önceki yazısında da darbeye karşı olduğu yönündeki görüşlerini açıklamıştır.

Soruşturma makamları suçlamaya konu yazıların FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda yazıldığını ileri sürmektedir. Bu kapsamdaki iddia; kamuoyuna yansıyan bilgiler dikkate alındığında başvurucunun FETÖ/PDY’nin illegal bir yapılanma olduğunu bilmesi ve bu yapılanmanın silahlı kalkışmaya girişeceğini öngörmesi gerektiği, “17-25 Aralık soruşturmaları”na ve yapılanmaya ait olduğu belirtilen Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeninin FETÖ/PDY kapsamında tutuklanmasına rağmen anılan gazetede yazı yazmaya devam ettiği hususlarına dayandırılmıştır.

Bununla birlikte başvurucunun aylarca ülke gündeminde yer alan güncel bir konuda kamuoyunun bir kısmının ve muhalefet liderlerinin dile getirdiklerine benzer görüşlere yer verdiği yazılarının FETÖ/PDY’nin amaçlarına hizmet etmek için yazıldığının kabulünü gerektiren nedenler tutuklama kararında veya iddianamede somut olgularla açıklanmamıştır. Başvurucunun bu görüşlerini Zaman gazetesinde yayımlanan yazılarında dile getirmiş olması da bu yazıların FETÖ/PDY’nin amaçları bilinerek ve bu amaçlar doğrultusunda kaleme alındığına dair  -tek başına- yeterli bir olgu olarak değerlendirilemez.

Bu itibarla somut olayda “suç işlendiğine dair kuvvetli belirti”nin yeterince ortaya konulamadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

“Olağanüstü hâl” döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesinin de başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

Açıklanan nedenlerle -Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa’nın 28. maddesinde düzenlenmiş olan basın özgürlüğü, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi, her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.

Demokratik toplumda taşıdığı öneme rağmen ifade ve basın özgürlükleri, mutlak nitelikte olmayıp Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen güvencelere uygun olmak kaydıyla birtakım sınırlamalara tabi tutulabilir. İfade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin koşullara uygun olmadıkça Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin ihlali sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Şüphesiz demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma ve ölçülülük yönünden kamu makamlarının belirli bir takdir aralığı bulunmaktadır. Bununla birlikte bu takdir yetkisinin kullanımı sonucu ifade ve basın özgürlüklerine müdahalede bulunulurken kamu makamlarının anılan hususlarda “ilgili ve yeterli” gerekçe göstermeleri zorunludur. Bu çerçevede yapılacak bir müdahalenin Anayasa’daki güvencelerle uyumlu olup olmadığı hususunda nihai değerlendirme ise Anayasa Mahkemesine aittir. Anayasa Mahkemesi bu değerlendirmeyi kamu makamlarının ve özellikle derece mahkemelerinin gösterdikleri gerekçeler üzerinden yapar.

Başvurucuya soruşturma mercilerince yöneltilen sorular ve hakkında verilen tutuklama kararının gerekçelerine bakıldığında başvurucu, esas olarak gazete yazıları nedeniyle suçlanmaktadır. Bu bağlamda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin bu yazıların içeriğinden bağımsız olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yanında ifade ve basın özgürlüklerine yönelik de bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda bu müdahalenin kanunda öngörülmüş olması yönünden sorun bulunmamaktadır.

İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden müdahalenin kanun tarafından öngörülme koşulunu sağladığı görülmüştür.

Diğer taraftan millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunduğu ve darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda yazılar yazdığı iddiasıyla başvurucu hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış olup başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine Anayasa’da belirtilen sebeplere bağlı olarak meşru amaçla müdahalede bulunulduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Müdahalenin ihlal oluşturmaması için sadece kanuni dayanağın ve meşru amacın bulunması yeterli değildir. Başvurucuya uygulanan tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalini oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi için somut olayın demokratik toplum düzeninde gerekli olma ve ölçülülük koşulları yönünden de incelenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi bu incelemeyi tutuklama süreci ve tutuklama kararının gerekçesi üzerinden yapacaktır.

Tutuklamanın hukukiliğine ilişkin olarak yukarıda yapılan tespitler dikkate alındığında ve isnat edilen suçlamalara dayanak olarak gösterilen temel olgunun başvuruya konu yazılar olduğu gözetildiğinde hukukilik şartını sağlamayan tutuklama gibi ağır bir tedbir, ifade ve basın özgürlükleri bakımından demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü bir müdahale olarak kabul edilemez.

Ayrıca ifade ve basın özgürlüklerine müdahale eden tedbir, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır. Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez. Suça konu yazıların yayımlandığı dönemde kamuoyunun bir kesiminin dile getirdiklerine benzer görüşleri başvurucunun yazılarında ve konuşmalarında ifade etmesi nedeniyle hakkında tutuklama tedbirine başvurularak ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edilmesinin hangi “zorlayıcı toplumsal ihtiyaç”tan kaynaklandığı ve demokratik toplum düzeninde neden gerekli olduğu somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamamaktadır.

Öte yandan demokratik toplum düzeninde gerekli olma ve ölçülülük değerlendirmesi yapılırken ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalelerin başvurucular ve genel olarak basın üzerindeki muhtemel “caydırıcı etkisi” de dikkate alınmalıdır.

Başvuru konusu olayda tutuklama gerekçelerinde, yayımlanan yazılar dışında herhangi bir somut olgu ortaya konulmadan başvurucunun tutuklanmış olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceği de açıktır.

 Açıklanan nedenlerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan temelde yazılarına ve konuşmalara dayanılarak başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının ifade ve basın özgürlüklerine ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

“Olağanüstü hâl” döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesinin de bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

Açıklanan nedenlerle -Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

Cezaevinde tutulan başvurucunun bazı sağlık sorunları bulunduğu ancak gerekli tıbbi kontrol ve tedavilerinin sağlandığı Ceza İnfaz Kurumunca sunulan bilgi ve belgelerden anlaşılmış ve somut olayın koşullarında tutulmanın kötü muamele oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeplerle bu iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu

0
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarılmış; Resmi Gazetede yayınlanarak üç yıl süreyle geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun süresi, daha sonra çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatılmış; son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatılmıştır.

22 Nisan 1947 tarihinde 13 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karar alınmıştır.

Türkiye’de yabancı sermayenin teşviki konusunda çıkartılan ilk yasa ise, 1 Mart 1950 tarih ve 5583 sayılı “Hazinece Özel Teşebbüslere Kefalet Edilmesine ve Döviz Taahhüdünde Bulunulmasına Dair Kanun‘dur

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda 13.09.2018 Tarihinde Yapılan Değişiklik

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda yapılan 13.09.2018 tarihinde yeniden değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik ile; Türkiye’de yerleşik kişilerin, ilgili Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacaktır. Menkul ve gayrimenkul alım satım ile kiralama sözleşmelerinde döviz üzerinden belirlenmiş bedellerin 30 gün içinde Türk lirasına dönüştürülmesi öngörülmüştür.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Eski 10 Türk Lirası

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda Yapılan Değişiklikler

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, sırasıyla; 2 Aralık 1936 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3070 sayılı, 26 Aralık 1942 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4328 sayılı, 18 Mart 1950 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5540 sayılı, 20 Şubat 1954 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6258 sayılı, 15 Mart 1966 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 753 sayılı, 24 Mayıs 1985 tarihli Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 3196 sayılı, 28 Şubat 1989 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3521 sayılı, 6 Ağustos 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4961 sayılı, 30 Aralık 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5827 sayılı Kanunlarla değişikliğe uğrayarak ilişikteki bugünkü şeklini almıştır.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun özellikle; Bakanlar Kurulunca alınacak kararlara aykırı hareket edenlere verilecek cezaları açıklayan 3 ve 4 üncü maddeleri en çok değişikliğe uğrayan maddeleridir.

Eski 1.000 Türk Lirası

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu
                  Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954 – 6258/1 md.)

        Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Bakanlar Kurulu salahiyetlidir.(2)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

             Madde 2 – (Değişik: 16/12/1942 – 4328/1 md.)

            Bu kararlar (Türk Parası Kıymetini Koruma) başlığı altında Resmi Gazete ile ve Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın münasip göreceği diğer neşir vasıtalariyle neşir ve ilan olunur.

             Şu kadar ki kararların yürürlüğe girmesinde Resmi Gazete ile yapılacak neşir ve ilan esas olup bu gazete ile neşredilen kararlar başka vasıtalarla neşir ve ilan edilmiş olsun olmasın metinlerinde mer’iyet tarihi varsa o tarihten yok ise Resmi Gazete ile neşredildiğinin ertesi gününden itibaren Türkiye’nin her tarafında yürürlüğe girer.

Eski 500.000 Türk Lirası

             Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008 – 5827/1 md.)

             Bakanlar Kurulunun bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.

             Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.

——————————

(1)    7/3/1954 tarih ve 6326 sayılı Kanunun 5/4/1973 tarih ve 1702 sayılı Kanunla değişik 118 inci maddesi gereğince; bu kanun petrol hakkı sahiplerine de uygulanır.
(2)    Bakanlar Kurulunun 25/10/1988 tarihli ve 88/13431 sayılı “Bedelsiz İthala ta İlişkin Karar”; 14/11/1988 tarihli ve 19979 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
  (3)    Bu Kanunda geçen “İcra Vekilleri Heyeti” ibareleri, “Bakanlar Kurulu”; “Maliye Vekaleti” ibareleri, “Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık”; “Cumhuriyet müddeiumumileri” ibareleri, “Cumhuriyet savcıları” olarak; ek 1 inci maddede geçen “kambiyo kontrolörleri” ibaresi ise “Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

            Her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını 1 inci maddeye göre alınan kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler, yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin yüzde beşi kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar alacaklarını yurda getirenlere, birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir. Ancak, verilecek idarî para cezası yurda getirilmesi gereken paranın yüzde ikibuçuğundan fazla olamaz.

Eski 10.000.000 Türk Lirası

   İthalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Bu kabahatlerin bir tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişiye de aynı miktarda idarî para cezası verilir.

Kabahatin konusunu yabancı para oluşturması halinde; idarî para cezasının hesaplanmasında fiilin işlendiği tarih itibarıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu paraya ilişkin “döviz satış kuru” esas alınır.

Hükmolunacak idarî para cezasına, suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında, para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere, gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmaz.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçların tekerrürü halinde verilecek cezalar iki kat olarak hükmedilir.

Bu madde hükmüne göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Eski 20.000.000 Türk Lirası

             Madde 4 – (Mülga : 24/12/2008 – 5827/2 md.)
             Madde 5 – (Mülga : 24/12/2008 – 5827/2 md.)
             Ek Madde 1 – (Ek: 15/2/1954 – 6258) (1)

             Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları, Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri ve kambiyo murakabe mercileri bu kanun hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tetkikat ve tahkikat yapmak ve tahkikat sırasında suç emareleri bulunursa maznunlar ve suçla ilgisi görülenler nezdinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun zabıt ve arama hakkındaki hükümleri gereğince muamele ifa etmek salahiyetini haizdirler.

–––––––––––––––––––––

(1) 7/7/2011 tarihli ve 646 sayılı KHK’nin 2 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Maliye müfettişleri ile Maliye müfettiş muavinleri, hesap uzman ve yardımcıları” ibaresi “Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
              Ek Madde 2 – (Ek: 15/2/1954 – 6258; Değişik: 8/3/1966 – 753/1 md.)

             Muhacir ve mültecilerin İskan Kanununun 31 inci maddesi haricinde; menkul ve gayrimenkul mallarının bedeli ve ellerindeki nakitler karşılığında yapacakları ithalat bu kanun hükümlerine tabidir.

             Hariçteki servetlerin tevsik şekli; getirilecek malların cins ve nev’i ile ithal için müracaat zamanı ve Maliye Bakanlığınca verilecek müsaadelerin geçerlik süresi ve konuyla alakalı diğer hususlar ayrı bir Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit olunur.

             Bu kanun yürürlükte kaldığı müddetçe; İskan Kanununun 32 nci maddesinin ithal edilecek eşyaların cins ve nev’ini tahdit ve tayin eden hükmü ile 33 üncü maddesi uygulanmaz.

             Ek Madde 3 – (Ek: 15/2/1954 – 6258)

             Bu kanuna aykırı fiilleri ihbar edenlerle suç delillerinin tesbitinde hizmeti görülenlere; hangi hallerde ikramiye verileceği ve verilecek ikramiyenin miktar ve nispeti Bakanlar Kurulu kararı ile tesbit olunur.

             Ancak verilecek ikramiyenin miktarı, bu kanun mucibince hükmolunacak para cezalarından tahsil edilecek miktarın % 45 ini geçemez.

             Ek Madde 4 – (Değişik: 15/2/1989 – 3521/2 md.)

             Bu Kanuna göre gerçek ve tüzelkişiler hakkında hükmolunacak para cezalarıyla 1 inci maddeye göre alınan kararlar uyarınca tahsili gereken alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

             Ek Madde 5 – (7/5/1985 – 3196/3 md. ile gelen Ek md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.)

             Bu Kanunun 1 inci maddesine göre Bakanlar Kurulunca alınan kararlarda lehe değişiklik yapılması veya bu kararların yürürlükten kaldırılması hallerinde; değiştirilen veya kaldırılan kararlara aykırı davranışta bulunmuş olanlar hakkında, failin lehine olan kararlar ve kanun hükümleri tatbik ve infaz olunur.(1)

             Madde 6 – Bu kanun neşri tarihinden üç sene müddetle muteberdir.(2)

             Madde 7 – Bu kanun hükümlerinin icrasına Bakanlar Kurulu memurdur.

             20/2/1930 TARİHLİ VE 1567 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN
             GEÇİCİ MADDELER :
             1 – 7/5/1985 tarihli ve 3196 sayılı Kanunun geçici maddesi :

             Geçici Madde –Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 1567 sayılı Kanuna muhalefetten dolayı tutuklu veya hükümlü olanlar derhal tahliye edilirler.

             1567 sayılı Kanuna göre verilmiş ve henüz yerine getirilmemiş mahkümiyet kararlarının yalnızca para cezalarına ilişkin kısımları infaz olunur. Hürriyeti bağlayıcı cezalar ile mütemmim ve feri cezalar infaz edilmez. İnfaz edilecek para cezasından, aynı suçtan dolayı daha önce tutuklu kalınan süreler ile infaz edilmekte olan hürriyeti bağlayıcı cezadan fiilen infaz edilmiş olan süreler, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendindeki cürümler için gösterilen asgari hadde göre hesap edilerek mahsup edilir.

——————————

(1)    Sözü geçen 1 inci madde 1567 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin değişikliği hakkında olup yerine işlenmiştir.
(2)    Maddedeki üç yıllık süre; 2100, 2686, 3336, 3974, 4512, 5014, 5540, 6060, 6258, 7220, 402, 723 ve 990 sayılı Kanunlarla çeşitli tarihlerde uzatılmış olup; en son 3/2/1970 tarih ve 1224 sayılı Kanunla süresiz olarak uzatılmıştır.

                1567 sayılı Kanuna muhalefetten açılmış olup da bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz karara bağlanmamış davalarda, sanık, hakim tarafından verilecek 10 günlük mehil içinde bu Kanunla getirilen ağır para cezasının aşağı haddini yargılama giderleriyle birlikte merciine ödediği takdirde kamu davası ortadan kaldırılır, ancak müsadere hükmü uygulanır. Verilen mehil içinde paranın ödenmemesi halinde ise kamu davasına devam olunur.

             2 – 15/2/1989 tarihli ve 3521 sayılı Kanunun geçici maddesi :

             Geçici Madde – Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ticari amaçlarla ihraç edilen ve süresinde yurda getirilmemiş olan mal bedeli dövizlerin, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması halinde cari alış kurundan alımları yapılır.

             Verilen süre içinde yurda getirilmeyerek bankalara satışı yapılmayan açık taahhüt hesaplarına ait dövizlerle ilgili olarak, bu dövizlerin, 1 inci maddeye göre çıkarılan kararlar uyarınca yurda getirilmeleri gereken tarihteki kur ile verilen sürenin son günündeki kura göre hesaplanacak kur farkları ilgililerden, 6183 sayılı Kanuna göre tahsil olunur.

             Yukarıdaki fıkralara göre alımı yapılan döviz ve kur farkları ile ilgili açık taahhüt hesapları kapatılır.

             3 – 30/7/2003 tarihli ve 4961 sayılı Kanunun geçici maddeleri :
             Geçici Madde 1-

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendine istinaden kesinleşen mahkeme kararları ile hükmolunan, ancak henüz tahsil edilmemiş bulunan para cezalarına esas teşkil eden yurda getirilmesi gereken kıymetin ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden yüzde beşinin, bu Kanunun  yayımı  tarihinden  itibaren  doksan  gün  içinde ilgili vergi dairesine ödenmesi veya bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kısmen tahsil edilen para cezasının yurda getirilmesi gereken kıymetin başvuru tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden hesap edilen tutarının yüzde beşine tekabül ettiğinin tespiti halinde, kesinleşmiş mahkeme kararları bütün neticeleri ile ortadan kalkar. Fazla ödenen tutarlar iade edilmez.

             Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde yükümlü oldukları kıymetleri cari kurdan yurda getirenlerin, cari kur üzerinden hesaplanan değer ile defter kayıtlarında yer alan ihracat bedeli arasındaki fark, pasifte bir fon hesabında izlenir. Bu fon sermayeye eklenmesi halinde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulmaz.

             Geçici Madde 2-

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Kanuna istinaden yürürlüğe konulan mevzuat hükümleri uyarınca süresi içinde zorunlu döviz ve efektif devir ve satış yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseseler ve kıymetli maden aracı kuruluşları, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren yüzelli gün içinde devirle yükümlü oldukları kıymetin yüzde birine tekabül eden tutarın, ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden Türk Lirası karşılığını ilgili vergi dairesine ödemeleri halinde, bu konuda açılmış davalar ile idarî işlemler bütün neticeleri ile ortadan kalkar.

             Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine göre haklarında kambiyo takibi başlatılan, ancak henüz yargıya intikal ettirilmeyenlerin, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren yüzelli gün içinde yükümlü oldukları kıymeti yurda getirmeleri halinde bu konuda yürütülen idarî işlemler ortadan kalkar. Bu hüküm çerçevesinde yurda getirilen kıymetler için cari kur uygulanır.

             Kanunun yayımı tarihinden itibaren en çok yüzseksen gün içinde kambiyo takibine konu kıymetin yüzde dördüne tekabül eden tutarın ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden Türk Lirası karşılığını ilgili vergi dairesine ödemeleri halinde; bu konuda açılmış davalar ile idarî işlemler ortadan kalkar.

             25.2.2003 tarihli ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunundan yararlanarak adlarına salınan vergileri ödeyen ya da ödeme plânına bağlatan ihracatçı gözüken malî kuruluşlar hakkında geçici 2 nci maddedeki yüzde dört oran yüzde bir olarak uygulanır.

               1567 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının  Numarası 1567 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri Yürürlüğe Giriş  Tarihi
2100 — 23/1/1933
2686 — 18/4/1935
3070 — 2/12/1936
3336 — 19/3/1938
3974 — 15/1/1941
4328 — 26/12/1942
4512 — 29/1/1944
5014 — 24/2/1947
5540 — 18/2/1950
6060 — 26/2/1953
6258 — 20/2/1954
7220 — 25/2/1959
402 — 20/2/1964
723 — 17/2/1966
753 — 15/3/1966
990 — 31/1/1968
1224 — 11/2/1970
3196 — 24/5/1985
3521 — 28/2/1989
4961 — 6/8/2003
5827 3,4,5 30/12/2008
KHK/646 Ek Madde 1 10/7/2011

Ferit Hakan Baykal

0

Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal, 29 Haziran 1957 tarihinde Amasya’da doğdu. Ankara Kurtuluş İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı, Ortaokul ve Lise eğitimini T.E.D. Ankara Koleji’nde tamamladı ve 1975 yılında kaydın yaptırdığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1979 yılında lisans derecesini aldı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken 27 Ekim 1976 tarihinde Ankara’da Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunda çalışmaya başladı.  fakülteyi bitirince bu işinden ayrıldı.

1981 ile Aralık 1982 arasında İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olarak Ray Sigorta A.Ş.’de çalıştı. Hâkimlik mesleğine geçmek ve Kadıköy Adliyesinde hâkim adayı olarak göreve başlamak üzere 1982 yılına avukatlığı bıraktı. 1982-1983 yıllarında zorunlu askerlik görevini yaptı.

Akademik Yaşamı

Ferit Hakan Baykal, 1984 yılı Mart ayında yeni kurulmuş olan Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Devletler Umumi Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak göreve başlamak üzere Hakimliği bıraktı. Yüksek lisans tezini “Devletler Hukukunda Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı ve Hukuki Niteliği” başlığı altında vermiştir.

1992 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde devam ettiği doktorasını, “Devletin Karasuları Üzerindeki Yetkisinin Hukuki Niteliği ve Yetki Alanının Asgari ve Azami Sınırları” isimli doktora tezi ile 1992 yılında tamamladı ve hukuk doktoru unvanı kazandı. Aynı yıl Jean Monnet bursu kazanarak Londra Üniversitesi King’s College’a doktora sonrası araştırmaları için gitti. 1995 yılında doçent, 2001 yılında ise Profesör oldu.

Baykal, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 1984 – 2009 yılları arasındaki 25 yıllık akademik çalışma yaşamının ardından Devletler Umumi Hukuku ve Deniz Hukuku Anabilim Dalı Başkanı iken emekli oldu.

Marmara Üniversitesi Deniz Hukuku ve Deniz Çevresi Sorunları Araştırma ve uygulama Merkezinin kurucu müdürüdür.

Emekliliğinin ardından, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (Cyprus International University-CIU) Hukuk Fakültesi Kurucu Dekanı olarak 2012 yılına kadar görev yaptı.

2013 ve 2014 yıllarında, KKTC Yakın Doğu Üniversitesi’nde İngilizce Uluslararası Hukuk Lisansüstü Programının koordinatörlüğünü yürüttü. Türk üniversitelerinde, uluslararası hukuk alanına özgü olarak başlatılan İngilizce lisansüstü program, onun koordinatörlüğünde Yakın Doğu Üniversitesi’nde ilk kez başlatıldı.

Yeditepe Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Deniz Harp Okulu’nda, İçişleri Bakanlığında, Jandarma Genel Komutanlığında kendi alanı ile ilgili dersler, seminerler ve konferanslar verdi.

Sivil toplum Faaliyetleri  ve İdari Görevleri 

22 Şubat 1998 tarihinde  İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Orditoryumunda ILSA tarafından organize edilen Uluslararası Moot-Court Yarışması Türkiye Elemelerinde Hakemlik görevi üstlendi.

Baykal, 2006–2012 yılları arasında Türkiye Kano Federasyonu Disiplin Kurulu Başkanı ve Baş Hukuk Danışmanı olarak görev yaptı.

2004 ve 2006 yıllarında İstanbul Barosu Başkanlığına aday oldu ancak kazanamadı.

2010–2012 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği nezdinde İstanbul Barosu Delegesi olarak görev yaptı.

2009’dan itibaren Lahey Daimi Hakemlik Mahkemesi’nde (La Haye International Permanent Court of Arbitration) Uzman Hakemler Konseyi üyesi Hakem (Member of the Expert Arbitrators Council) olarak yer aldı.

13.01.1998-30.07.1998 tarihlerinde toplam 22 bölüm olarak TRT-2 İstanbul Televizyonunda her Pazar yayınlanan “Söz Hukukun” Programı için Hukukun çeşitli sorunları ile ilgili yazılar  hazırladı ve Danışman-Sunucu sıfatıyla program yaptı.

Akademik yaşamı boyunca, Kıbrıs Sorunu, Boğazlar Meselesi, Ege Kıta Sahanlığı, Ermeni Soykırımı iddiaları gibi konularda çalıştı ve ulusal tezleri savundu.

Prof. Dr. Ferit Hakan-Baykal, Kıbrıs’ta

11 Eylül 2016’da yaşamını yitirdi. Kanlıcadaki aile kabristanına  defnedildi.

Peri Rüya ve Neriman Dora isimlerinde iki kız çocuğu bulunmaktadır.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi tarafından Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal Armağanı 2019 yılı Aralık ayında basılmıştır.

Eserleri ve Makaleleri 

Deniz Hukuku Çalışmaları, Alfa Yayınevi tarafından 1998 yılında basıldı ve deniz hukuku alanında Türkçe literatürün en çok atıf alan eserlerden biri oldu. Türk Usul Mevzuatı (Temel Metinler) isimli bir kitabı daha bulunmakta, çok sayıda kitap bölümü ve makalesi bulunmaktadır.

Çeşitli dergilerde ve kitap bölümlerinde yayınlanmış olan makalelerini; “İngiliz Uygulamasında Devletler Umumi Hukuku ve İç Hukuk Arasındaki İlişki”, “Falkland Adaları Uyuşmazlığı”, “31 Aralık 1990 Tarihi İtibariyle Devletleri Milletlerarası Deniz Hukuku Konvansiyonlarına Taraf olma Durumları”, “Karasularının Azami ve Asgari Genişliği”, “Karasularının Genişliği Konusunda Türk Uygulaması”, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz hukuku Konvansiyonunda Boğazlardan Geçiş Rejimi”, “Devletin Ülkesindeki Yetkisinin Açık Denizlere Taşması- Kesintisiz Takip Hakkı (Hot Pursuit)”, “Toplumumuzda Adalet İnancı”, “Türkiye’nin Deniz Politikası Askeri, Ekonomik, Siyasi ve Hukuki Yönden Milli Çıkarlarımıza Hizmet Ediyor Mu? Gümrük Birliği Sürecinde Türkiye”, “Günümüzdeki Gelişmelerin Işığı Altında Kabotaj Hakkı ve Türk Kabotaj Hakkı ve Türk Kabotaj Kanununun Değerlendirilmesi”, “Milletlerarası Hukukta Devletin Deniz Ülkesinin Sınırlarının Tespiti, Hukuk Araştırmaları, “İçsularda ve Karasularında Devletin Yargı Yetkisine Getirilen Sınırlandırmalar”, “Füzeler Kıbrıs’a Gitmeli”, “TWA Uçağını Aids’li Kan Mı Düşürdü?” “Bölgedeki Siyasi Gelişmelerin Işığı Altında Hazar Denizinin Hukuki Rejiminin Değerlendirmesi”, “Üç İhtimalli Kardak Hesabı”, “Kardak Kayalıkları Henüz Bir Başlangıç”, “Kriz, Yunanistan’ın Yaygaracı Politikasının Bir Uygulaması”, “Boğazlardan Geçiş Ne Kadar Serbest”, “Montrö’yü Aleyhimize Yorumlamayalım, Aksiyon”,” Federal ve Konfederal Devlet Farkı”, “21. Yüzyıla Girerken Milletlerarası Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollardan Çözümünde Alternatif Modeller”, “Tankerlerin Türk Boğazlarından Geçişi Sınırlandırılabilir mi?”, “Boğazlardan Geçiş Sınırlandırılabilir mi?”, “Uluslararası Hukuk ve Haider”, “33-) Deniz Ülkesinde Vuku Bulan Çatma Olaylarında Hukuki ve Cezai Sorumluluk ve Mahkemelerin Yetkisi” başlıkları altında yayınlamıştır.

Katıldığı sempozyum, panel ve konferanslarda; Boğazlar ve Montrö, Türk Yunan İlişkileri ve Yaşanan Hukuki Sorunlar, Ege Sorunu, “Üniversite Gençliğinin Sorunları ve Çözüm Önerileri”, “21. Yüzyıla Girerken Milletlerarası Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollardan Çözümünde Alternatif Modeller”, “Günümüzde Deniz Ulaşımındaki Gelişmelerin Işığında Türk Boğazlarının Hukuki Rejiminin Değerlendirilmesi ve Rejimleriyle Kıyaslanması”, “Uluslararası Sözleşmeler Işığında Çevre Hakkı ve Boğazlar Sorunu”, “Deniz Kazalarında Çevre Kirliliğinden Dolayı Devletin Uluslararası Sorumluluğu- Volga Neft Kazasının Rusya Federasyonu’nun Sorumluluğu Yönünden Değerlendirilmesi”, Ermeni Soykırımı Sorunu, Çok Uluslu Şirketler ve Egemenlik, Türkiye’de Hukuk Eğitimi ve Medeni Hukuk, Ege’de Türk- Yunan Sorunları, ve “Ege’de Deniz alanlarının sınırlandırılmasında Türk- Yunan Uyuşmazlığı- Adaların Sınırlandırmaya Etkisi” ve benzeri konularda tebliğler sunmuştur.

Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu

0

Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu, 22 Ekim 2004’te yapılan basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu‘nun basın toplantısında, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu, Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu tarafından hazırlanan raporun son şekline ilişkin özet dağıtıldı. Raporu hazırlayan Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu hakkında “vatana ihanet” suç duyurusunda bulunuldu. Başbakan İnsan Hakları Danışma Kurulu üyesi Fethi Bolayır, “Azınlıklar Raporu”nda tahrifat yapıldığı, Cumhuriyetin milli ve manevi değerlerine saldırıda bulunulduğu iddiasıyla, Kurul Başkanı İbrahim Kaboğlu ve raporu kaleme alan Prof. Baskın Oran hakkında suç duyurusunda bulundu. 


Hemen arkasından da iki akademisyen hakkında ‘‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” ve ”devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Uzun süren yargılamalardan sonra Kaboğlu ve Oran ”halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan beraat ederken ”devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlaması açılan kamu davası ise düştü.

Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu Raporu – Ekim 2004 / BAŞBAKANLIK İNSAN HAKLARI DANIŞMA KURULU

1) DÜNYADA AZINLIK KAVRAMI VE TANIMI

“Azınlık” kavramı dünyada 16. yüzyıldan bugüne kullanılmaktadır. Mutlakıyetçi krallık adı verilen yönetim biçimi kurulunca ve yaklaşık aynı zaman dilimi içinde dinsel azınlıklar ortaya çıkınca (Katolik krallıklarda Protestanlar, Protestan krallıklarda Katolikler) bu azınlıkların karşılıklı olarak korunması gerekmiş ve ancak o zaman azınlık kavramı ortaya çıkmıştır. 1789’dan sonra dinsel azınlıkların yanına bir de ulusal azınlık kavramı eklenecektir.

Avrupa devletleri bu azınlıkları korumayı kendi içlerinde hallettikten sonra kendi dışlarına dönmüşler ve Osmanlı İmparatorluğu içindeki gayrimüslimleri koruma ve bu sayede de Osmanlı’ya müdahale etme çabalarına girişmişlerdir. Sonuçta Avrupa ülkeleri birbirleriyle çatışmaya başlamışlar, böylece ortaya “Şark Meselesi” (Doğu Sorunu) çıkmıştır.

Bu uluslararası koruma çabaları önce tek taraflı koruma fermanları (ör. 1598 Nant Fermanı) ve ikili antlaşmalar (ör. 1699 Karlofça Antlaşması) biçiminde başlamış, 19. yüzyılda çok taraflı antlaşmalar (ör. 1856 Paris Antlaşması) evresine geçmiş ve nihayet 1920’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla “uluslararası örgüt güvencesinde azınlık koruması” dönemi açılmıştır. Dünya şu anda da bu evrededir ve uluslararası azınlık koruma mekanizması Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT gibi kuruluşların şemsiyesi altında yürümektedir.

2) TÜRKİYE’DE AZINLIK KAVRAMI, TANIMI, KÜLTÜREL HAKLAR

Milletler Cemiyeti döneminden bu yana azınlık kavramının ölçütü üçlüdür: etnik, dilsel, dinsel azınlıklar. Bununla birlikte, Türkiye 1923 Lozan’da bunların üçünü de kabul etmemiş ve yalnızca gayrimüslim yurttaşların azınlık olduğunu ve dolayısıyla uluslararası azınlık korumasından yararlanabileceğini kabul ettirmiştir.

Bununla birlikte, aradan yaklaşık seksen yıl geçmiş olduğu ve bu arada dünyadaki azınlık kavramı, tanımı ve hakları büyük gelişme gösterdiği için Türkiye ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. Üstelik, 1990’dan sonra azınlık hakları hem mekân hem de nitelik olarak daha da genişlemiş ve güçlenmiştir. Bu sıkıntılar yalnızca Lozan’ın sınırlı tanımından kaynaklanmamaktadır.

Türkiye, imzaladığı uluslararası sözleşmelere getirdiği bir tür rezervle (çekince, ihtirazi kayıt) daha da dar bir kalıp ileri sürmektedir. Bu “Yorum Beyanı”na göre, Türkiye, Lozan’ın yanı sıra 1982 Anayasasının kısıtlamalarını da uluslararası ortamda ileri sürmekte, katıldığı sözleşmelerde getirilen hakların Lozan’da kabul edilenler dışındakilere de getirilmesi ve 1982 Anayasası tarafından yasaklanan haklardan olması halinde uygulanmayacağını bildirmektedir.

Türkiye’nin bu konudaki sıkıntılarını iki noktada özetleyebiliriz:

1) Türkiye’nin bu sınırlayıcı tutumu, dünyadaki eğilimlere gitgide ters düşmektedir. BM İnsan Hakları Komitesinin 1990’lardaki yorumundan sonra eğilim, bir ülkede azınlık olup olmadığını o ülkeye sormamak ve eğer “etnik, dilsel, dinsel bakımdan farklılık gösteren ve bu farklılığı kimliğinin ayrılmaz parçası sayan” gruplar varsa, o devlette azınlık bulunduğunu kabul etmek yönündedir. Fakat, bunlara azınlık statüsü tanıyıp tanımamak tamamen ulus-devletin yetki alanına girer. Burada hemen belirtelim ki Avrupa Birliği’nin, Türkiye’den, farklı kültürel gruplara azınlık statüsü ve hakları tanınması yolunda bir talebi kesinlikle yoktur. Yalnızca, kültürel bakımdan farklı bütün yurttaşlara eşit muamele yapılmasını istemektedir. Bu nokta çok iyi anlaşılmak zorundadır.

2) Türkiye Lozan’ı da gerektiği gibi uygulamamaktadır ve dolayısıyla Türkiye’nin bu kurucu antlaşmasının kimi hükümlerini dahi ihlal etmektedir. Bir kere, gayrimüslimlere getirilmiş olan haklar tam olarak uygulanmamaktadır. Hem bu haklar yalnızca üç büyük azınlığa (Ermeni, Musevi, Rum) tanınmakta ve diğer gayrimüslimlere (ör. Süryaniler için madde 40’daki eğitim hakkı) tanınmamaktadır, hem de Lozan Kesim III’ün bu gayrimüslimler dışındakilere uluslararası koruma olmaksızın getirdiği haklar devlet tarafından görmezden gelinmektedir.

Birinci duruma örnek olarak, basında “1936 Beyannamesi” olarak ünlenen uygulama, ikinci duruma ise Lozan’ın 39/4 maddesi gösterilebilir. Bu madde, “bütün TC yurttaşları”na, “dilediği dili ticarette, açık ve kapalı toplantılarda, her türlü basın ve yayın araçlarında kullanma” hakkı getirmektedir. Yani bu kullanımın tek istisnası, resmî dairelerdir. Bu konuda, örneğin radyo ve TV’lerde kimse istediği dilde yayın yapamadığı için 03 Ağustos 2002’de Üçüncü Uyum Paketi çıkartılmış, ama o da uygulanamadığı için bir de 30 Temmuz 2003’te Yedinci Paket çıkartılması gerekmiştir. Kasım 2003 sonunda RTÜK bu konuda bir yönetmelik hazırlamıştır. Burada da zaman ve mekan kısıtlamaları getirilmiştir. Oysa, örneğin Lozan 39/4 uygulansa, örneğin Kürtçe yayın konusunun getirdiği ve Türkiye’yi boşu boşuna meşgul eden sıkıntılı tartışmalar kendiliğinden sona erecektir.

Böyle bir durum, Türkiye’nin dört açıdan çok işine yarayacaktır: 1) Türkiye’nin, çok yakın bir gelecekte, zaten bir yararını görmediği “Yorum Beyanı”ndan vazgeçmek zorunda kalacağı kesindir. Bunu AB zoruyla değil, kendi iradesiyle yapması ulusal egemenlik kavramı açısından çok önemlidir ve bu da kendi kurucu antlaşması Lozan’ın hükümlerini uygulamasıyla olacaktır. 2) Bir gün, kaçınılmaz olarak, herkes her dilde yayın yapabilecektir. Buna geçişte yeni ve tartışmalı yasalar çıkarmakla uğraşmak yerine, Lozan’ın zaten en az anayasa değerinde olan hükümlerinin uygulandığı gerekçesini ileri sürmek devlet için büyük kolaylık sağlayacaktır. 3) Türkiye’de uluslararası koruma altında azınlık yaratmamak açısından, bütün yurttaşlara mümkün olduğu kadar geniş özgürlükler verilmesi gerektiği açıktır ve bu madde “tüm TC yurttaşları”ndan söz etmektedir. 4) Türkiye’de devletin kendi insanına daha insanca muamele yapmasının, ülkede “birlik ve beraberlik” açısından çok yararlı olacağına kuşku yoktur. Çünkü “zorunlu yurttaş”lardan oluşan bir ülke zayıf bir ülkedir. İnsanları mutlu ederek onları “gönüllü yurttaş”lar haline getirmek bizzat devleti kuvvetlendirecektir. Devletin en az çekineceği vatandaş, hakkını verdiği vatandaştır.

3) TÜRKİYE’DE İLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMA

Türkiye’de azınlıkları ve dolayısıyla kültürel hakları ilgilendiren mevzuat, ülkedeki azınlık kavramı ve haklarından daha kısıtlayıcı durumdadır. Bunun temel kaynağı, Anayasa’nın 3/1 maddesidir: “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir”. Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğü son derece doğal ve tüm dünyada tartışmasız kabul edilen bir husustur. Fakat “milletin bölünmez bütünlüğü” kavramı, bizlere doğal gibi gelivermekle birlikte, bir Batılıya son derece terstir. Çünkü bu terimi kullanmak milletin tek parça (monolitik) olduğunu söylemektir ki, milleti oluşturan çeşitli altkimliklerin inkârı anlamına gelir ve dolayısıyla demokrasinin özüne karşıdır. Bu “yabancı” oluş durumu uluslararası insan hakları alanında şöyle somutlaşmaktadır: Hakların sınırlandırılmasında kullanılan ölçütlerde “milli güvenlik” ve “toprak bütünlüğü” vardır ama, “milletin bütünlüğü” yoktur. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kendi önüne getirilen davalarda, “ülkede azınlıklar bulunduğunu ileri sürme”nin engellenemeyeceğini belirterek ihlal kararı vermektedir.

Diğer yandan, “[Türkiye Devletinin] Dili Türkçedir” ibaresini anlamak hepten imkansızdır, çünkü devletin dili olmaz. Resmî dili olur ve o ülkedeki yurttaşlar devletle ilişkilerinde bu resmî dili kullanmanın yanı sıra, ülkede çeşitli diller konuşurlar ve bu dillerde yayın yaparlar. Nitekim, 1961 Anayasasındaki ifade: “Resmî dil Türkçedir” biçimindedir (md.3).

Anayasa’nın ve yasaların sayısız maddesinde tekrarlanan “devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü” ilkesi, “azınlık yaratmak” adı altında kültürel alt-kimlikleri reddeder biçimde yorumlanınca, Türkiye’deki mevzuat, “alt-kimliklerin tanınması” halinde bu bütünlüğün bozulmak istendiğini varsaymaya ve dolayısıyla bunu yapanları “bölücülük/yıkıcılık”la suçlamaya yönelik bir mevzuat olmaktadır. Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu, Dernekler Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu gibi önemli yasalarda “etnik ve dilsel farklılıklara dayanan azınlıkların var olduğunu ileri sürmek yoluyla azınlık yaratmak” şiddetle cezalandırılmaktadır.

Anayasa böyle olunca, kimi yasa ve yönetmeliklerde, “Türk” teriminin Atatürk tarafından algılanmış biçimine hiç de benzemeyen hükümler getirilebilmektedir. Örneğin 28 Aralık 1988’de çıkartılan ve 1991’e kadar uygulanan “Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği”, hangi kategorilerin sabotaj yapabileceklerini sıralarken, gayrimüslim TC vatandaşlarını da “Memleket içindeki yerli yabancılar (Türk tebaalı) ve yabancı ırktan olanlar” diyerek bu kategoriye katmıştır. “Yabancılar tarafından açılmış özel okullar”a “Türk müdür başyardımcısı” atanmasına ilişkin olan 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 24/1 maddesi, Türk yurttaşı olan azınlıkların okullarına da uygulanmaktadır. Üstelik, md.24/1 bu başyardımcının “Türk asıllı ve TC uyruklu” olacağını söylemektedir ve bu hüküm halen yürürlüktedir.

1940’lara kadar gayrimüslim yurttaşların “ecanip” (yabancılar) defterine kaydedilmiş olması, 1942 Varlık Vergisinin yasada bulunmayan bir “G” (gayrimüslim) cetveli uygulayarak bu yurttaşlardan Müslümanlara oranla çok daha fazla vergi almış bulunması, 1950’lere kadar askerî okullara ve hatta sivil kurumlara kabul edilmenin “TC tebaasından ve Türk ırkından olmak” şartına bağlı kılınması, bütün bunlar yalnızca geçmişte kalmış olaylar değildir. Bugün de TSK, Dışişleri, Emniyet, MİT başta olmak üzere, üniversiteler dışında gayrimüslim memura rastlanmaz. Bu örnekler “Türk” teriminin ırk ve hatta din bağlamındaki kullanımını yansıttıkları için, Yüzyıl eşiğinde Türkiye’yi uluslararası planda layık olduğu yere ulaşmaktan ciddi biçimde alıkoyan ve içte de ulusal birliği zedeleyen uygulamalardır.

4) TÜRKİYE’DE İLGİLİ MAHKEME İÇTİHATLARI

Anayasa Mahkemesi ve Siyasal Parti Kapatma Kararları

Böyle bir mevzuat karşısında, Anayasa Mahkemesi’nin sık sık parti kapatma kararları aldığına rastlanmaktadır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin, yorum yaparken, hukukun kimi temel kavramlarını göz ardı ettiği ve dolayısıyla Türkiye’deki demokrasinin daha da zedelenmesine yol açtığı da doğrudur. Örneğin Mahkeme, Haziran 1994 DEP kapatma kararında “Sınırsız hakları sınırlı sınırlı haklara, ulusun kendisi olmayı azınlık olmaya dönüştürmenin anlamsız” olduğunu söylerken, “negatif/bireysel hak” (bütün yurttaşlara verilen eşitlik hakları) ile “pozitif/grupsal hak” (yalnızca dezavantajlı yurttaşlara verilen artı haklar) ayrımını bilmezden gelmiştir. Ayrıca, Mahkeme’nin bu ifadesi, çoğunluğa mensup yurttaşları birinci sınıf, azınlığa mensup yurttaşları ise ikinci sınıf addeder niteliktedir.

Anayasa Mahkemesi örneğin TEP kapatma kararında, önce farklı kimliklerin varlığından söz etmenin mümkün olduğunu söylemiş, ama hemen arkasından farklı kimlikler bulunduğunu söylemenin “zamanla bütünden kopma eğilimine” gireceğini ekleyerek eski tutumunu sürdürmüştür (Türkiye Emekçi Partisi(TEP) kapatma kararı, E:1979/1, K:1980/1).

Bu tutum, Türkiye’de farklı etnik, dinsel, kültürel vs. kökenden kişilerin varlığının tanınmasının, devletin parçalanmasına yol açacağı korkusundan kaynaklanmaktadır. Yargıtay’ın ve Danıştay’ın İlgili Kararları Türkiye’deki kimi yurttaşlar ne yazık ki “yabancı” olarak algılanmaktadır. Fakat, halk arasında böyle bir yanlışın yapılmasının yanı sıra, “1936 Beyannamesi” adıyla tanınan gayrimüslim vakıfları sorununda verdiği kararlarla Yargıtay’ın da bu ciddi yanlışa düştüğü (ve hatta bu yanlışta ısrar ettiği) görülmüştür.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1974 yılında verdiği kararda “…yabancıların Türkiye’de mal edinmeleri yasaklanmış olup…” demek suretiyle, bir gayrimüslim Türk kuruluşu olan Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın mal edinemeyeceğine karar vermiştir. Savunma avukatlarının bu yanlışlığı belirtmeleri üzerine aynı Kurul bu sefer “Davalı mülhak vakfın Türk vatandaşları tarafından kurulmuş olmasına karşın onama kararında ‘yabancıların Türkiye’de taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan yasalardan söz edilmesi’ bir yanılgı sonucudur” demiş ve ilave etmiştir: “[Bu nedenle o tümcenin] düzeltme yoluyla ilamdan çıkartılmasına, bunun dışında… düzeltme isteğinin reddine…” (HGK E:1971/2-820, K:1974/505, 08.05.1974).. Yani, Yargıtay yanlışta ısrarlıdır. Fakat böyle yanlışlar millet kavramına çok zarar verici ve Türkiye’yi uluslararası ortamda küçük düşürücü niteliktedir. Bu “1936 Beyannamesi” konusu 02 Ocak 2003’te çıkartılan Dördüncü AB Uyum Paketi’ne sokularak düzeltilmişse de, uygulamada haksızlık bugün de olduğu gibi devam etmektedir. Nitekim 19 Haziran 2003’te çıkartılan Altıncı Uyum Paketi’nde aynı husus yinelenmek zorunda kalınmıştır. Uygulamada ise henüz sonuç alınabilmiş değildir.

Son olarak, 1936 Beyannamesi kaldırıldığı halde, Surp Haç Ermeni Lisesi Vakfı’na Hazine’nin Şubat 2003’te açtığı davada iddialarını “İçişleri Bakanlığı Azınlık Tali Komisyonu” kararına dayandırmış olması, tek kelimeyle vahim bir durumu yansıtmaktadır. Türkiye’de dinleri çoğunluktan farklı olan yurttaşların malları söz konusu olduğunda, devlet şemasında bulunmayan böyle bir Tali Komisyon devreye girmektedir ki, etnik ve dinsel ayrımcılık konusunda bundan daha dorukta bir örnek vermek herhalde zordur.

İdari yargıya gelince, İstanbul 2 Numaralı İdare Mahkemesi bir Rum Ortodoks yurttaşımız hakkında “Yabancı uyruklu TC vatandaşı” terimini kullanmıştır (E:1995/1271, K:1996/552, 17.04.1996). Dahası, İdare Mahkemesi kararının temel dayanağı olan bu çok ilginç terim Danıştay’ın 12. Dairesinin dikkatine sunulduğunda, temyiz nedeni sayılmamış ve mahkemenin kararı oybirliğiyle onaylanmıştır (E:1997/2217, K:1997/4256, 24.12.1997).

5) TÜRKİYE’DEKİ DURUMUN TEMELLERİ

İncelediğimiz bu azınlıklar konusunun Türkiye’de çok dar ve çok yanlış bir açıdan ele alındığı açıktır. Bu açının temel direkleri şöyle özetlenebilir:

1) Türkiye, azınlık kavramının ve hukukunun dünyadaki gelişmelerini izlemek yerine, 1923 yılına takılıp kalmakta, üstelik 1923 Lozan’ı da yanlış/eksik yorumlamaktadır.

2) Azınlığın farklı kimliğinin kabulü ile azınlık statüsü/hakları vermek aynı şey sayılmakta/sanılmaktadır. Oysa birincisi objektif bir durumdur, ikincisi ise devletin bileceği iştir.

3) Demokrasi anlamına gelen “iç self-determinasyon” ile parçalanma anlamına gelen “dış self-determinasyon” aynı şey sanılmakta ve sonuçta farklı kimliklerin tanınması ile devlet toprağının parçalanması aynı şey sayılmaktadır.

4) Millet konusunda teklik ile birlik aynı şey sayılmakta/sanılmakta ve birincinin ikinciyi gitgide tahrip etmekte olduğunun farkına varılmamaktadır.

5) Bir millet olarak Türklerden söz ederken, “Türk” teriminin aynı zamanda bir etnik (hatta, dinsel) grup anlamına geldiği görülmemektedir.

Bu durumların ortaya çıkmasının, biri kuramsal diğeri de tarihsel/siyasal olmak üzere iki temeli vardır.

Kuramsal Neden: Türkiye Cumhuriyeti’nde Alt-Üst Kimlik İlişkisi Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra onun yerine geçerken, onda bulunan alt-kimlikleri (çeşitli etnik, dinsel, vs. grupları) olduğu gibi miras almıştır. Fakat İmparatorluk’taki üst-kimlik (devletin yurttaşına verdiği kimlik) “Osmanlı” iken, Türkiye Cumhuriyeti’nde “Türk” olarak belirlenmiştir. Bu üst-kimlik, vatandaşı ırk ve hatta dinle tanımlama eğilimindedir. Ör. “Yurt dışındaki soydaşlarımız” dendiği zaman Türk etnik kökenden olanlar kastedilmektedir. Diğer yandan “Türk” sayılabilmek için ayrıca “Müslüman” olmak gerektiği, gayrimüslim yurttaşlarımıza “Türk” değil “Vatandaş” denmesinden de bellidir. Türkiye’de hiç kimse örneğin bir Rum veya Musevi yurttaştan söz ettiği zaman “Türk” dememektedir, çünkü Müslüman olmayan bir yurttaştan söz etmektedir. Bunun devlet uygulamasına ilişkin üzücü örnekleri yukarıda yeterince verilmiştir. Bu durum, kendini Türk ırkından saymayan diğer alt-kimlikleri yabancılaştırmış ve sorun yaratmıştır. Eğer bu üst-kimlik “Türkiyeli” olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı. Çünkü tamamen “toprak” esasına dayandığı ve “kan” esasını tamamen dışladığı için bütün alt-kimlikleri eşit biçimde kucaklayacak ve işin içine etnik, dinsel vs. özellikleri karıştırmamış olacaktı.

Bu konuda, 82 Anayasasının vatandaşlık tanımı, Atatürk’ün 1924 Anayasasının tanımından çok daha dardır. 24 Anayasası, “Türkiye Ahalisi” terimini kullanmıştır. Bu terim, yalnızca üzerinde yaşanan toprağa gönderme yaptığına değindiğimiz “Türkiyeli” biçimindeki üst-kimliği çağrıştırmaktadır. Bu üst-kimlik, eskiden özdeş sayılan “milliyet” (belli bir etnik kökene mensubiyet) ile “vatandaşlık” (bireyin devletle hukuksal ilişkisi) kavramlarını ayrı ve bağımsız kavramlar olarak ele almayı sağlayacak ve bu toprakta yaşayan bütün alt-kimlikleri istisnasız kucaklayacaktır.

Böylece “Gönüllü” vatandaşlardan oluşacak ulusun, devletini çok daha büyük bir istekle benimseyeceğine hiçbir kuşku yoktur.

Tarihsel ve Siyasal Neden: Sevr Sendromu

1990’ların başında Türkiye’nin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu hususunda bir “Sevr Sendromu”nun yaşandığı bilinmektedir. Fakat böyle bir havanın bugün de ileri sürülmesi ve bir “paranoya” haline gelmiş olması rahatsız edici ve milleti zayıflatıcı bir durumdur. Bugün Doğu Karadeniz’de bir Pontus Devleti’nin kurulacağından, Dönmelerin Türkiye’yi idare ettiğinden, Fener Patrikhanesinin İstanbul’da bir tür Vatikan devleti kuracağından söz edenler böyle bir havayı yaratmaya özen göstermektedirler. Bu türden bir atmosfer, Türkiye’deki en masum kimlik taleplerini bile Türkiye’nin parçalanmak istendiği biçimde yorumlamakta ve anında bastırmak istemektedir. Bu durum, aynı zamanda, büyük Batılı ülkelerin müdahalesini de davet etmektedir, çünkü Türkiye’nin AB’ye girebilmek için kendi imzasıyla rıza gösterdiği demokrasiye aykırılık oluşturmaktadır. Kendi yurdunda böyle bir paranoyayla demokrasiyi geciktirmek, Türkiye’ye hizmet değildir. Özellikle Kürtçe’nin kullanılması konusunda getirilmek istenen reformlar söz konusu olduğunda, hemen Türkiye’nin parçalanacağından söz edilmekte, bunun terörü canlandıracağı söylenmekte, her türlü reform böyle bir paranoya havası içinde engellenmek istenmektedir. Oysa, bunu yapanlar, reformlar engellendiği takdirde kimi çevrelerin terörü tekrar tek alternatif olarak algılamaya sürüklenebileceğini görmemektedirler. Bununla birlikte, AB’ye hazırlık süreci, Türkiye’deki azınlık hakları ve kültürel haklar konusunu çok olumlu bir sürece sokmuştur. Bu süreç, 1920 ve 30’larda Kemalizm’in ülkeyi çağdaşlaştırmak için “yukarıdan devrim”le yaptığı hukuk reformlarının doğrudan devamı niteliğindedir. Nasıl bu yıllarda Kemalist yukarıdan devrime aşağıdan yukarıya şiddetli tepkiler (“irtica”) gelmişse, bugün de bu Uyum Paketlerine tepki gelmektedir. Bu “Sevr Paranoyası”nın beslediği zihniyet, reformlara şiddetle direnmektedir.

SONUÇ

Yıllarca çok farklı kültürlerin barındığı Anadolu coğrafyası, kültürel ve tarihsel zenginliklerin de beşiğidir. Osmanlı döneminde ümmet anlayışıyla birçok kimliği bünyesinde barındıran dönemin ardından Türkiye’de tek kültürlü homojen bir ulus oluşturma yolunda ciddi adımlar atılmıştır. Ama farklı kimlik ve kültürler bir mozaik olarak Anadolu topraklarında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Kemalist devrimin yapıldığı 1920 ve 30’larda çok doğal olan bu tutum, bizzat Atatürk’ün “Muasır Medeniyet” tezi icabı artık geride kalmıştır. Bugün Muasır Medeniyet 1920 ve 30’ların Avrupası değil, 2000’lerin Avrupasıdır. Artık, vatandaşlık anlayışının yeniden gözden geçirilerek, çağdaş Avrupa’daki çok kimlikli, çok kültürlü, demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu bir toplumsal modelin örnek alınması zorunludur. Buna göre özgür, bağımsız, yaratıcı yetenekleri ile kültürel haklarını rahatça kullanabilen, hak ve görevlerinin bilincinde olan bireylerin sahip bulundukları siyasal ve hukuksal statünün tanımlanması gerekir. AB Uyum Yasalarıyla parça parça yapılmak istenen bu tanımlama,

a- Bireysel özgürlüklere sahip olma hakkı, b- Ekonomik ve toplumsal olanaklardan özgürce yararlanma hakkı, c- Devlete katılma hakkı, d- Kültürel çoğulculuk hakkı

ilkelerinin, yasalarımızın tümünün taranması sonucu hayata geçirilmesiyle mümkündür. Bu ilkelerin uygulanması anlamında:

1) Türkiye Cumhuriyeti anayasası ve ilgili yasalar; özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik bir içerikte ve toplumun örgütlü kesimlerinin katılımıyla yeni baştan yazılmalıdır. 2) Eşit haklı vatandaşlık temelinde, farklı kimlik ve kültüre sahip kişilerin kendi kimliklerini koruma ve geliştirme hakları (yayın, kendini ifade, öğrenim gibi) güvence altına alınmalıdır. 3) Merkezî yönetim ve yerel yönetimler, yurttaşların katılımını ve denetimini esas alacak bir biçimde şeffaflaştırılmalı ve demokratikleştirilmelidir. 4) İnsan hak ve özgürlüklerine yönelik evrensel normları içeren uluslararası sözleşmeler ve temel belgeler, özellikle de Avrupa Konseyi Çerçeve Sözleşmesi çekincesiz imzalanarak onaylanmalı ve hayata geçirilmelidir. Bundan sonra, artık uluslararası sözleşmelere Türkiye’deki alt kimliklerin inkarı anlamına gelecek çekinceler ve yorum beyanları getirilmemelidir.

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

0
Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi(International Convention on Salvage), 28 Nisan 1989’da Londra’da imzalanmıştır. Denizde kurtarmayı tarihte ilk defa düzenleyen ve çok taraflı temel bir belge olan Denizde Yardım ve Kurtarmaya İlişkin Brüksel Sözleşmesi‘nin yerini almıştır. Sözleşmenin getirdiği en önemli yenilik, kurtarma hukukunun kapsamını “çevre kurtarma” konusunu da içerecek şekilde genişletmiş olmasıdır. 14 Temmuz 1996’da yürürlüğe girmiş ve Nisan 2016 itibarıyla dünya ticaret filosunun brüt tonajının %52’sini temsil eden 69 devlet tarafından onaylanmıştır. Brüksel Konvansiyonu, İngiliz hukuku temel alınarak oluşturulmuştur.

Sözleşmenin Önemi 

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi (International Convention on Salvage), deniz hukukunun temel belgelerinden biridir ve deniz kazalarında can ve mal kurtarma faaliyetlerini düzenlemektedir. Sözleşme, Çevre Hukuk bakımından küresel bir ilerlemeyi öngörmektedir. Sözleşmenin en temel amacı, denizde tehlike altındaki canların kurtarılmasını teşvik etmek ve kurtarıcıları hukuken koruma altına alarak ödüllendirmektir. Sözleşmenin en yenilikçi ve çağdaş yönü, “çevresel kurtarma” kavramı çerçevesinde sadece gemi veya yük değil, deniz çevresini korumayı amaçlayan kurtarma faaliyetlerine de ödül verilmesini öngörmesidir. Kurtarma faaliyetinin başarısızlıkla sonuçlanması halinde dahi, çevreyi koruma amacı taşıyan kurtarma girişimleri, kurtarıcıya “özel tazminat” ödenmesini sağlayabilmektedir. 

Sözleşme, Türk Ticaret Kanunu’nun “Kurtarma” hükümlerinin hazırlanmasına doğrudan etki etmiş, . mahkemelerin, kurtarma ile ilgili uyuşmazlıklarda bu sözleşmeyi ve TTK hükümlerini birlikte değerlendirmesi öngörülmüştür. 

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

BÖLÜM 1- GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
Tanımlar

Bu Anlaşmada yer alan

(a) Kurtarma operasyonu, seyir edilebilir sularda veya diğer sularda tehlikede bulunan bir tekneye ya da herhangi bir mala yardım etme işleminin üstlenilmesi hareketi veya işidir.
(b) Tekne, seyir etme kabiliyeti olan herhangi bir gemi, tekne ya da herhangi yapıdır.
(c) Mal, riski halinde taşıma ücretini de içeren, kalıcı ve kasıtlı olmayarak sahil şeridine bağlanan herhangi bir malıdır.
(d) Çevreye verilen zarar, kirlenme, bulaşma, yangın, patlama ya da diğer büyük vakalar nedeniyle insana veya kıyı yada iç sularda veya bunlara bitişik alanlardaki deniz yaşamı veya kaynaklarına verilen fiziksel hasardır.
(e) Ödeme, bu Sözleşme göre ödenmesi gereken ödül, ücret yada tazminattır.
(f) Organizasyon, Uluslararası Denizcilik Örgütüdür.
(g) Genel Sekreterlik, Örgütün Genel Sekreterliğidir.

Madde 2
Sözleşmenin uygulanması

Bu Sözleşme, ilgili olan adli veya uzlaşma prosedürü işlemlerinin bir taraf devletine getirilmesi ile uygulanabilir hale gelebilir.

Madde 3
Platformlar ve delici üniteler

Bu Sözleşme, deniz yatağı mineral kaynakları araştırması, üretimi ya da işletimi yapılan bölgelerin etrafında bulunan sabit yada yüzen platformlar veya karadan gelen delici ünitelere uygulanmayacaktır.

Madde 4
Devlete ait tekneler

1. Madde 5 e halel getirmeksizin, kurtarma operasyonu sırasında devlet aksini kararlaştırmadıkça, genel olarak göz önünde bulundurulan uluslararası hukukun prensipleri altındaki yüce dokunulmazlık esaslarına göre bu Sözleşme savaş gemilerine veya devletin sahip olduğu veya işlettiği ticari olmayan diğer gemilere uygulanmayacaktır.
2. Taraf Devlet, paragraf 1 de tanımlanan savaş gemilerine veya diğer bu Sözleşme uygulamaya karar verdiğinde, Genel Sekreterliği, bu uygulamanın terimlerini ve durumlarını açıkca belirterek, bundan haberdar edecektir.

Madde 5
Kamu otoritelerince kontrol edilen kurtarma operasyonları

1. Bu Sözleşme, kamu otoritelerince yürütülen veya kontrol edilen kurtarma operasyonlarıyla ilişkili hiçbir ulusal kanun veya uluslararası Sözleşmelere karşı bir etkide bulunmayacaktır.
2. Bununla birlikte, kurtarma operasyonunda bulunan kurtarıcılar, yaptıkları kurtarma işlemi dolayısıyla Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma hakkına sahip olacaklardır.
3. Kurtarma operasyonlarında bulunan bir kamu otoritesinin, Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma dereceleri, sözü geçen kamu otoritesinin dahilinde bulunduğu devletin kanunlarına göre belirtilecektir.

Madde 6
Kurtarma anlaşmaları

1. Bu Sözleşme, yapılan anlaşmada kurtarılma derecesi açıkça belirtilmedikçe, her kurtarma operasyonuna uygulanacaktır.
2. Gemi kaptanı, kurtarma anlaşmasını gemi maliki adına akdetme hakkına sahip olmalıdır. Gemi kaptanı veya gemi maliki, gemideki yükün sahibi adına kurtarma anlaşmasını akdetme hakkına sahip olmalıdır.
3. Çevreye karşı oluşacak zararın önlenmesi yada en aza indirmesi için de olsa, bu Maddedeki hiçbir husus Madde 7 deki hükümleri etkilemeyecektir.

Madde 7
Anlaşmaların iptali ve geliştirilmesi

Bu anlaşma aşağıda belirtilen durumlarda iptal edilebilir yada geliştirilebilir:
(a) eğer anlaşma yakışıksız bir etkiye yada tehlikeli bir tesire girmişse ve şartları adaletsizse
(b) anlaşmaya göre belirlenen ödeme verilen hizmete göre çok fazla ya da çok az ise

KISIM II- KURTARMA OPERASYONLARININ PERFORMANSLARI
Madde 8

Kurtaranın, gemi kaptanının ve gemi malikinin görevleri
1. kurtaranın, gemi malikine ve gemide bulunan yük sahibine karşı görevleri
(a) kurtarma operasyonunu büyük bir dikkatle sürdürmek
(b) (a) da bahsedilen görevi yerine getirirken çevreye gelebilecek hasarı önlemek veya en aza indirmek için elinden geleni yapmak.
(c) Şartlar, başka kurtarıcılardan yardım isteme durumuna geldiğinde ve;
(d) Mantıklı olarak gemi kaptanı veya tehlikede bulunanlar tarafından diğer kurtarıcılardan yardım istenmişse bunu kabul etmek; diğer kurtarıcılardan yardım talebinin gereksiz ve yerinde olmayan bir talep olduğu ortaya çıkarsa ilk kurtarıcının hakları kaybolmaz veya aza indirgenemez.

2. gemi kaptanı, malikinin veya gemideki yükün sahibin kurtarana karşı görevleri
(a) kurtarma operasyonları sırasında kurtaranla tam bir işbirliği içinde olmak;
(b) bunu yaparken çevreye gelebilecek hasarı önlemek yada en aza indirmek
(c) tekne yada tehlikedeki birimler güvenli bir yere geldiğinde, mantıklı olarak kurtaran tarafından talep edilmiş teslim işlemini onun isteğine göre yapmak.

Madde 9
Kıyı devletlerinin hakları

Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus kıyı devletinin uluslararası hukukun prensipleri ölçüsünde gözettiği haklarıyla çelişmeyecek ve onları etkilemeyecektir. Buna göre kıyı devleti, yasalarınca önlemeye çalıştığı çevre kirliliği ve koruduğu kıyıların tehdit altına sokmamak için yürütülen kurtarma operasyonlarına müdahale etme ve rota belirleme hakkına sahiptir.

Madde 10
Yardım hizmeti görevi

1. Her kaptan denizde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan herkese, kendi gemisine ve personeline zarar vermeden yardım etmekle yükümlüdür.
2. Taraf Devlet, 1. Paragrafta belirtilen bu görevi zorunlu olarak uygulatmak için gerekli olanı yapmalıdır.
3. Paragraf 1 de belirtilen yükümlülüğün gemi kaptanı tarafından ihlali sonucu, gemi, maliki sorumlu tutulmaz.

Madde 11
İşbirliği

Taraf ülke, tehlikedeki bir birimin kurtarılması için ve aynı zamanda çevrenin de hasar görmesini önlemek için yapılan kurtarma operasyonlarında, bu işlemler için karar verme yada düzenleme yapma aşamasına gelebilir. Bunlar, tehlikedeki gemiye veya binme limanları açmak veya kurtaranın işini kolaylaştırmak için bazı hazırlıklar yapmak olabilir. İşte bu durumlarda kurtarma operasyonuna yeterli yardımı yapabilmek için gerekli otoriteleri hesaba katmalıdır.

KISIM III-KURTARANIN HAKLARI
Madde 12
Ödül için koşullar

1. başarıyla sonuçlanan kurtarma operasyonu sonucunda ödül hakkı doğar
2. aksi kararlaştırılmadıkça yararlı bir sonuca ulaşmayan kurtarma operasyonları sonucu hiçbir ödeme yapılmaz.
3. bu kısım, kurtaran ve kurtarılan gemilerin sahibi aynı olsa bile uygulanacaktır.

Madde 13
Ödül belirleme kriterleri

1. Ödül, kurtarma operasyonlarını teşvik edecek miktarda olmalı ve aşağıdaki kriterler, sırası dikkate alınmadan, göz önünde bulundurulmalıdır;
(a) teknenin ve diğer tehlikedeki birimlerin kurtarılan değerleri;
(b) çevreye gelebilecek hasarın önlenmesinde yada en aza indirilmesinde, kurtaranın sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik;
(c) Kurtaran tarafından elde edilen başarının derecesi;
(d) Tehlikenin derecesi ve niteliği;
(e) Kurtaranın tekneyi ve tehlikede ki diğer birimleri kurtarırken sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik;
(f) Kurtaranlar tarafından harcanan zaman, harcanan para ve uğranan kayıplar;
(g) Sorumluluğun riski ve kurtaran tarafından veya onun ekipmanları tarafından girilen diğer riskler;
(h) Verilen yardım hizmetinin çabukluğu;
(i) Kurtarma operasyonlarında istenen ekipmanların yada gemilerin elde edilebilirliği ve kullanılabilirliği;
(j) Kurtaranın kullandığı ekipmanların yeterliliği ve hazır olma durumları.
2. ödülün ödenmesi, yukarıdaki kriterler göz önüne alınarak, geminin ve tehlikedeki diğer birimlerin ilgililerinin, kurtarılan değerlerinin oranına göre belirlenecektir. Yine de taraf devlet kendi ulusal hukukunda sözü geçen ödülün ödenmesinin bu ilgililerin biri tarafından yapılmasını sağlayabilir. Bu, bir ilgilinin, diğer ilgililere, kendilerini ait olan hisselerine karşı yapacağı bir başvuruya bağlıdır. Bu maddedeki hiçbir şey savunma hakkını etkileyemez.
3. bir ilgiliye özel olan ödül ve ödenebilir olan ve yasal olarak tahsil edilebilen masraflar, teknenin ve tehlikedeki diğer birimlerin kurtarılan değerlerinden fazla olmayacaktır.

Madde 14
Özel tazminat

1. kurtaran, kurtarma operasyonunu :
çevreyi, kendi ve taşıdığı yük nedeniyle tehdit eden bir gemiye karşı yaparken, paragraf 13 te belirtilen ödülü almaya hak kazanmazsa, burada belirtilen, yaptığı masraflara eş değerde bir özel tazminatı, geminin malikinden almaya hak kazanacaktır.
2. Eğer, birinci paragrafta belirtilen şartlarda, kurtaran, çevreye olabilecek zararı önlemişse ya da en aza indirebilmişse, geminin maliki tarafından kendisine ödenecek özel tazminat, kurtaranın masraflarının % 30 u kadar artırılabilir. Yine de, mahkeme adıl bulursa ve akla yatkın olduğuna karar verirse, Madde 13 de belirtilen kriterlerle alakalı olarak özel tazminatı daha da artırabilir fakat bu toplam artış hiçbir zaman kurtaranın yaptığı masrafların % 100 ünden daha fazla olamaz.
3. Madde 13, paragraf 1, (h), (i), (j) maddelerindeki kriterlerle kıyaslanacak olunursa, paragraf 1 ve 2 deki amaçlara uygun olarak kurtaranın yaptığı masraflar, kurtarma operasyonu sırasında kullanılan ekipmanlar ile çalışan personel için kendi cebinden dürüstçe ve akla uygun olarak yapılan masraflar anlamına gelir.
4. Bu Maddede belirtilen toplam ödenecek özel tazminat, sadece ve eğer kurtaran tarafından tahsil edilebilecek bir ödülden daha fazla bir miktarda ise ödenebilecektir.
5. Eğer kurtaran, kendi ihmalkarlığından dolayı çevreye gelebilecek zararı önleyememiş ya da en aza indirememişse bu Maddede belirtilen özel tazminattan yararlanma hakkından yoksun bırakılabilir.
6. Bu Maddede sözü geçen hiçbir şey, geminin malikinin ödeme talebinde bulunma hakkını etkileyemez.

Madde 15
Ödülün Kurtaranlar arasında paylaşımı

1. Madde 13 de belirtilen ödülün kurtaranlar arasında dağıtımı, bu maddede belirtilen kriterler göz önünde bulunularak yapılacaktır.
2. Kurtarma operasyonuna katılan her geminin kaptanı, maliki ve kurtarma operasyonunda çalışan personel arasında yapılacak olan ödülün paylaşımı, o geminin bayrağını taşıdığı devletin yasalarınca karar verilecek ve belirlenecektir. Eğer kurtarma gemiden yapılmamışsa, kurtaran paylaşım ve kurtarılan arasında yapılan anlaşmayı yöneten kanunlar tarafından paylaşım belirlenir.

Madde 16
İnsanların kurtarılması

1. hayatları kurtarılan insanlar buna karşılık bir ödeme yapma zorunda değildir fakat bu Maddede ki hiçbir şey ulusal yasanın hükümlerini etkileyemez.
2. Bir kaza münasebetiyle kurtarma operasyonuna katılarak hayat kurtaran bir kurtarıcı, gemiyi ya da çevreye gelebilecek zararı önleyen ya da en aza indiren kurtarıcının alacağı ödül üzerinden adıl bir hisse almaya hak kazanır.

Madde 17
Varolan anlaşmalar altında sunulan hizmetler

Anlaşmanın borç uygulaması, tehlike oluşumu öncesi yapıldığından, sunulacak hizmetlerin mantıksal ölçüleri aşması haricinde Sözleşmenin hazırlıkları aşamasında hiçbir ödeme yapılmaz.

Madde 18
Kurtarıcıların uygunsuz davranışlarının etkileri

Bu Sözleşme uyarınca; kurtarma operasyonları, kurtarıcının ihmali ve hatası ya da hileli ve dürüst olmayan davranışları dolayısıyla çok daha gerekli ya da zor hale gelirse, kurtarıcı ödemelerin tamamı ya da bir kısmından dereceli olarak mahrum edilebilir.

Madde 19
Kurtarma operasyonlarındaki yasaklar

Bu Sözleşme uyarınca; geminin malikinin ya da gemi kaptanının açık ve makul yasaklarına rağmen sunulan hizmetlerde veya gemide olmayan ve olmamış olan tehlikeler durumunda, gemi ödemelerde artış alamaz.

KISIM 4- TALEPLER VE UYGULAMALAR
Madde 20
Deniz ipotekleri

1. Bu Sözleşmedeki hiçbir madde, kurtarıcının; herhangi bir uluslar arası Sözleşme ya da ulusal kanun altındaki ipoteklerini etkilemez.
2. Kurtarıcının isteği halinde, usulüne uygun olarak elde edilmiş tazminatı için yeterli teminatlar-faiz ve ücretler dahil olmak üzere sağlanırsa, kurtarıcı ipoteği için zorlanamaz.

Madde 21
Teminatları sağlamak için görevler

1. Kurtarıcının talebi halinde, bu Sözleşme uyarınca ödemeye yükümlü kişi kurtarıcının faiz ve ücretleri dahil olmak üzere tazminatı için yeterli teminatlar sağlar.
2. Birinci paragraftaki yargıya bakılmaksızın, yük tahliye edilmeden önce, kurtarılan geminin maliki; yükün malikinin, faiz ve ücretler dahil olmak üzere geminin malikinin tazminatını karşılaması için yeterli teminatları sağlaması amacıyla çaba sarf eder.
3. Kurtarılan gemi ya da diğer mülkiyet, kurtarıcının isteği haricinde, kurtarma operasyonlarının tamamlanmasından sonra varılan ilk limandan, kurtarıcının tazminatı için karşı yeterli teminatları yerine getirmeden ayrılamaz.

Madde 22
Geçici ödemeler

1. Davanın koşullarına uygun olarak gelişen, hakkın saptandığı güvenlik durumunda, kurtarıcıya, tazminatı hakkında kararı veren mahkeme, geçici kararla adil ve yerinde görülen miktarda veresiye ödeme düzenleyebiliriz.
2. Bu madde altındaki geçici ödeme koşullarında, madde 21 de sağlanan tazminat binaen azaltılır.

Madde 23
Faaliyetlerin kısıtlanması

1. Eğer hukuksal ve tahkimsel muameleler iki yıllık periyod içerisinde ele alınmadıysa, bu Sözleşme uyarınca ödeme faaliyetleri zamanla yürürlülüğünü kaybeder. Sınırlama periyodu kurtarma operasyonunun sona erdiği günden itibaren başlar.
2. Tazminatın ödeneceği kişi, sınırlama periyodu içerisinde talebini ihbarname ile tebliğ eder. Bu periyod daha sonra istem halinde uzatılabilir.
3. Tazminatla sorumlu kişiye ait faaliyetler davanın ele alındığı mahkemenin vereceği ek zaman doğrultusunda, ilgili paragrafta değinilen limitasyon periyodunun sona ermesinden sonra ele alınabilir.

Madde 24
Faiz

Bu Sözleşme uyarınca kurtarıcının hakkı olan faiz davanın gerçekleştiği ülke kanunlarına göre belirlenir.

Madde 25
Devlet mülkü mallar

Devletin maliki olduğu durumlarda onun onayı olmaksızın bu Sözleşmenin hiçbir hükmü kurtarma operasyonları devletin malikinde bulunan ticari olmayan yüklerin hukuki işlem ile haczi, tutuklanması ve alıkonması temeliyle kullanılamaz. Bu tür mallar uluslar arası hukukun kurallarınca dokunulmazlık kazanır.

Madde 26
Kişiye ait mallar

Bu Sözleşme, eğer devletin kişiye ait malların kurtarma operasyonu sırasında ödemesi yoksa, devlet tarafından kişiye ait mallara haciz, tutuklama ya da alıkoyma için kullanılamaz.

Eğer devlet bu tür insani yüklerle ilgili kurtarma hizmetleri için ödeme yapmayı kabul etmişse, bu sözleşmenin hiçbir hükmü Devlet tarafından bağışlanan insani yardımla ilgili kargoların haczi, tutuklama ya da alıkonulması maksadıyla kullanılamaz.

Madde 27
Tahkimsel kararların yayımlanması

Taraf devletler, tahkimsal kararların yayımlanmasını mümkün olduğunca çabuk ve doğrulayarak korurlar.

BÖLÜM 5- SON MADDELER
Madde 28

İmza, onay, kabul, resmi izin ve çoğalma
1. bu Sözleşme, 1 Haziran 1989’dan 30 Temmuz 1990’a kadar Organizasyonun merkez bürosunda çalışanlar tarafından imzaya açıldı, ve bu tarihten sonra çoğalması sağlandı.
2. Hükümetler, kurallarını bu Sözleşmeyle aşağıda belirtildiği üzere sınırlayabilirler.
a. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma olmadan imza; ya da
b. Onay, kabul ya da resmi iznin takip ettiği onay, kabul ya da resmi izne tabi imza; ya da
c. Çoğalma,
3. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma aracın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen deposit miktarı ile sonuçlanır.

Madde 29
Uygulamaya geçme/Hüküm doğurma

1. Bu Sözleşme 15 ülkenin rızasının bu Sözleşme ile sınırlandırıldığı tarihten bir yıl sonra uygulamaya geçer.
2. Kurallarını bu Sözleşme ile sınırlamak isteyen hükümet için uygulamaya geçme kuralların uygulanmaya başlamasından bir yıl sonra gerçekleşir.

Madde 30
Kısıtlamalar -Çekinceler

1. herhangi bir hükümet imza, onay, kabul, resmi izin ya da katılma anındaki dahi olsa aşağıdaki koşullar içerisinde bu Sözleşmenin kurallarına çekince koyabilir.
a. kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve bütün gemiler seferlerini iç sularda yapmışsa,
b. Kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve hiçbir gemi buna tabi değilse.
c. İlgili taraflar o hükümete tabiyse.
d. İlgili mülk tarih öncesi, arkeolojik ya da tarihi deniz mülkü ise ve deniz yatağında bulunuyorsa.
2. İmza anında yapılan çekinceler onay, kabul ya da resmi izin belgelenmesine tabidir.
3. Bu geri çekilme ihbarnamesinin alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. Eğer geri çekilmeyi bu Sözleşmeye çekince koyan herhangi bir devlet, herhangi bir zamanda Sözleşmedeki çekinceyi Genel Sekreterliğe hitap eden bir bildiri aracılığıyla geri çekebilir.

Madde 31
Açıklama

1. Bu Sözleşme Sözleşmenin herhangi bir ülkede yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl sonra hükümet tarafından açıklanır.
2. Açıklama, vasıtanın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen depozit miktarının etkilenir.
3. Açıklama, Genel Sekreterliğin belirlediği vasıta ile ilgili açıklamanın alınmasından bir yıl ya da daha uzun bir süre etkilidir.

Madde 32
Düzeltme ve değişikli

1. Bu Sözleşmenin düzeltilmesi ve değiştirilmesi ile ilgili toplantı Organizasyon tarafından düzenlenir.
2. Genel Sekreterlik sekiz taraf devletin veya tarafların dörtte birinin hangi sayı daha yüksekse ricası üzerine Sözleşmenin düzeltme ve değişikliği için bu Sözleşmeye taraf olan devletleri bir konferansla bir araya getirebilir.
3. Bu Sözleşme düzeltilmiş şekliyle uygulamaya konulduğu tarihten sonra Sözleşme çerçevesinde beyan edilen herhangi bir rıza Sözleşmeye düzeltilmiş şekliyle başvurulduğunu addeder.

Madde 33
Teminat

1. Bu Sözleşme Genel-Sekreterlik tarafından teminat altına alınır.
2. Genel-Sekreterlik:

a. Bu Sözleşmeyi imzalamış ve ayrıca kabul etmiş tüm devletlere ve Organizasyonun her üyesine aşağıda sıralanan bilgileri vermekle yükümlüdür.

i. her bir yeni imza atmış ya da onay, kabul, resmi izin ve katılım belgelerini tarihleriyle birlikte teminat altına almış yeni üyeleri.
ii. Bu Sözleşmeye giriş tarihlerini,
iii. Bu Sözleşmeyi kabul etmiş tüm vasıtaların alınış tarihleri ve açıklamanın uygulamaya geçtiği tarihlerle beraber tazminatlarını,
iv. Madde 32’de açıklanan her değişikliği,
v. Bu Sözleşme altında yapılan her düzeltme, ilan ya da ihbarı.

b. bu Sözleşmeye imza atmış ya da kabul etmiş bütün hükümetlere bu Sözleşmenin gerçek sertifika kopyalarını dağıtır.

3. bu Sözleşme uygulamaya geçer geçmez, gerçek sertifika kopyası BM gemi kira kontrat 102. maddesi uyarınca tescili ve yayımı için Depositör tarafından BM Genel Sekreterliğine ulaştırılır.

Madde 34
Diller

Bu Sözleşmenin aslı Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca olarak hazırlandı. Sözleşme bu amaç için kendi hükümetlerince gereğine uygun olarak yetkilendirilmiş imza sahiplerinin şahitliğinde imzalanmıştır. 28 Nisan 1989. LONDRA