Ana Sayfa Blog Sayfa 30

Türkiye – İngiltere Ticaret Antlaşması

0

Türkiye – İngiltere Ticaret Antlaşması, “Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan ticaret ve tediyata dair anlaşma” adıyla 4 Haziran 1935 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır.

Antlaşma(Ticaret ve Ödemeler Antlaşması) TBMM’de 14 Haziran 1935 tarihinde kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Mal takasına formülünü de öngören antlaşma sonucunda iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler gelişme kaydetmiştir. İngiltere’nin Türk ekonomisine ilk katkısı Karabük Demir Çelik Kombinası olmuş, 1938 yılında iki ülke arasında “Londra Ticaret anlaşması” yapılmış, bu antlaşma ile Türkiye’ye 16 milyon sterlinlik (100 milyon TL’lik) kredi verilmiştir.

Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan ticaret ve tediyata dair anlaşma – Türkiye Hükümeti ile Müttehid Kıratlık Hükümeti arasında ticaret ve tediyata mütedair anlaşma

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve şimali İrlanda Müttehid Kırallığı Hükümeti, iki memleket arasında ticarî münasebatı kolaylaştırmak arzusile ve Türkiyeyi diğer memleketlere tediye muvazenesi esasını tetbika sevkeden istisnaî şeraiti iktısadiyeyi nazarı dikkate alarak aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:

MADD E 1

1 – Bu anlaşmağa bağlı birinci listede sayılı Müttehid Kırallık emtiası miktar itibarile bilâ tahdid Türkiyeye ithal edilebilecek ve bu anlaşmağa bağlı ikinci listede sayılı Müttehid Kıralhk emtiası mezkûr ikinci listede gösterilen her maddeye aid kontenjan miktarı dahilinde Türkiyeye ithal edilebilecektir.

2 – Müttehid Kıralhk emtiasından olup yukarıki fıkrada gösterilmiyen eşya Türkiyede mer’i umumî kontenjan rejiminden istifade edecektir.

3 – Bunlara ilâveten:

a) 15 mayıs 1935 tarihinden evvel Türk arazisine çıkarılan ve bu tarihte kontenjanın kifayetsizliği veya mefkudiyetinden dolayı Gümrükten geçirilmemiş olan bilcümle Müttehid Kıralhk emtiası; ve

b) 15 mayıs 1935 tarihile bu anlaşmanın mer’iyete vaz’ı tarihi arasında Türk arazisine çıkarılan ve kontenjanın kifayetsizliği veya mefkudiyetinden dolayı bu son tarihte gümrükten geçirilmemiş olan ve halen mer’iyette bulunan umumî kontenjan rejimi ile ithalleri memnu bulunmıyan her nevi Müttehid Krallık emtiası, işbu anlaşmanın mer’iyete vaz’ı tarihinden itibaren miktar itibarile bilâ tahdid ve bu maddenin bir ve ikinci fıkralarındaki hükümlere tâbi olmaksızın Türkiyeye ithal edilebilecektir.

Yukarıdaki a ve b bendlerine gelince, 17 şubat 1935 tarih ve 2/2004 sayılı Türk kararnamesine merbut V listesinde sayılı sınıflara dahil olan mallar alâkadar Vekâletlerin müsaadesine iktiran etmek şartile Türkiyeye ithal olunabilecektir.

MADDE 2

Müttehid Kıralhk Hükümeti, Türkiyenin her nevi ziraî mahsulünün Müttehid Kırallığa vaki ithalât miktarını kontrola karar verdiği tekdirde, müsaade olunacak ecnebi ithalâtında Türkiyeye muhik bir hisse ayırmak maksadile meseleyi münakaşa etmek fırsatını Türk Hükümetine evvelce bahşetmeden ithaline müsaade olunan emtia yekûnu üzerinden memleket başına kontenjan tahsis etmemeyi taahhüd eder.

MADDE 3

Türkiye Hükümeti veya Türkiye vilâyet veyahut belediye daireleri tarafından satın alınan Müttehid Kıralhk emtiası mer’i bulunan umumî kontenjan rejimile işbu emtianın ithaline memnuiyet vazedilmemiş olması ve icab eden bilcümle müsaadelerin Türkiye Hükümeti alâkadar dairesinden önceden istihsal edilmiş bulunması şartile miktar itibarile hiç bir tahdide tâbi, tutulmaksızın Türkiyeye ithal edilebilecektir.

MADDE 4

1 – Bu anlaşmağa bağlı üçüncü listede sayılan Türk malları, nereden gelirse gelsin, Müttehid Kırallığa ithallerinde mezkûr listede gösterilen rüsum veya mükellefiyetlerden başkasına veya daha fazlasına tâbi tutulmıyacaktır.

2 – Türkiye Hükümeti mezkûr listede zikrolunan ad valorem rüsumun spécifique resimlere veya spécifique resmin ad valorem resme tamamen veya kısmen kaim olması için Müttehid Kırallık Hükümeti tarafından vaki olacak her teklifi hayırhahlıkla tetkik edecektir. ;

MADDE 5

1 – Bu anlaşmanın mer’iyete vazından sonra Türkiyeye ihraç edilecek olan bilcümle Müttehid Kırallık emtiasına, Türkiyeye ithal edilebilmeleri için, işbu anlaşmağa merbut numuneye; tevfikan iki nüsha olarak tanzim olunmuş bir menşe şehadetnamesi terfik olunacaktır; bu şehadetname Müttehid Kırallık dahilinde bir ticaret odası veya diğer salâhiyettar bir makam tarafından verilecek ve bir Türk konsolosu tarafından vize edilmiş bulunacaktır.

2 – İşbu menşe şehadetnameleri bu malların Müttehid Kırallıktaki Fob kıymetini gösterecektir.

3 – Menşe şehadetnamesinin bir nüshası Türk Gümrükleri tarafından damgalandıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına gönderilecektir; mezkûr Banka, bunun üzerine, işbu anlaşmanın 6 ve 7 nci maddeleri hükümlerine tevfikan eşya bedellerinin kendilerine tesviyesi lâzımgelen Müttehid Kırallıktaki eşhasa tediyede bulunacaktır.

MADDE 6

1 – Türkiyedeki eşhasın Müttehid Kırallıktaki eşhasa borçlu bulunduğu atideki mebaliğ, vadelerinin hululünde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında hususî bir hesaba Türk lirası i
olarak yatırılacaktır:

a) Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekilile Ankaradaki Haşmetli Kıral Hazretlerinin Büyük Elçisi arasında teati olunan 1 nisan 1935 tarihli notalar münderecatına tevfikan 148 numaralı Türk kararnamesine merbut A . listesinde münderiç eşya sınıflarına dahil olup 15 şubat 1935 den evvel Müttehid Kırallıktan ihraç edilen Müttehid Kırallık emtiası için tediyesi icab eden bakiye,

b) Bu Anlaşmanın birinci maddesinin üçüncü fıkrası hükümlerine göre Türkiyeye ithal edilen Müttehid Kırallık emtiası mukabilinde vacibüttediye mebaliğ; ve

c) Bu Anlaşmanın mer’iyete vaz’ından sonra Türkiyeye müteveccihen ihraç edilen Müttehid Kırallık emtiası için tediyesi icab eden mebaliğ,

2 — Bu suretle Türk lirası olarak yatırılan mebaliğ, Mütehid Kırallıktaki hak sahibi eşhas lehine, 7 nci maddede yazılı
A . talî hesabından mezkûr eşhasa transferleri zamanına kadar
bloke kalacaktır. Depo tarihile transfer tarihi arasındaki bilûmum şanj farkı, bu maddenin birinci fıkrasının a bendinde zikrolunan mallar mukabilinde yapılacak tediye müstesna olmak
üzere Türkiyedeki borçlunun matlubuna veya zimmetine kaydedilecek ve bu suretle Türk borçlusu borcunun tamamını İngiliz
lirası üzerinden tesviye etmiş olacaktır.

MADDE 7

1 – Müttehid kırallıktaki eşhas tarafından Türkiyedeki eşhasa, mezkûr Kırallığa bilfiil ithal olunan Türk emtiası mukabilinde tediyesi lâzımgelen ;bilûmum mebaliğ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gösterilecek Müttehid Kırallık dahilindeki bir bankaya, vadesinin hululü tarihinde, İngiliz lirası olarak tediye olunacak ve bunun üzerine mezkûr Bankada Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından küşadedilecek olan ve aşağıda “İngiliz lirası hesabı” olarak zikredilen faizsiz hususî bir hesaba matlub kaydolunacaktır. Türkiye Hükümeti bu kısma dahil olan bütün mebaliğin işbu fıkra ahkâmına rağmen Türkiyedeki eşhasa doğrudan doğruya tediyesi halinde, mezkûr mebaliğin de İngiliz lirası hesabına matlub kaydolunmasını temin için elden geleni yapmağa gayret edecektir; şurası mukarrerdirki, bundan dolayı Türk Hükümeti bu mebaiiğin tarihi tediyesi ile İngiliz lirası hesabına matlub kaydolunacağı tarih arasındaki kambiyo farkından hiç bir veçhile zarardide olmıyacaktır.

2 – İngiliz lirası hesabına yatırılmış olan mebaliğin % 70 i talî bir A . hesabına ve bakiye % 30 da talî bir B. hesabına naklolunacaktır.

3 – Anlaşmanın 6 nci maddesinde zikrolunan mebaliğ, tarihi tediyeleri sırasile, Müttehid Kırallık dahilindeki hak sahibi eşhasa ve A. talî hesabında mevcud akçe müsaadesi dairesinde İngiliz lirası olarak devrolunacaktır.

4 – Talî B. hesabına naklolunan mebaliğ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının serbest tasarrufunda bulunacaktır.

MADDE — 8

1 – İşbu anlaşmanın 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasında tasrih olunan Türkiyedeki eşhasın Müttehid Kırallıktaki borçlularına, mezkûr fıkra ahkâmına tevfikan yapılmış olan tediyatla borçlarının tasfiye edilmiş telâkki olunacağını tebliğ etmeleri için Türkiye Hükümeti muktezasını yapacaktır.

2 – Müttehid Kırallık Hükümeti sözü geçen muameleyi Kırallık dahilindeki alâkadarların ıttılâlarına isal etmek maksadile tedabir ittihaz edecek ve bu usulün umum tarafından kabulünü teşvik etmek için nüfuzunu istimal edecektir.

MADDE — 9

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, her ay nihayetinde, Müttehid Kırallık dahilinde tayin etmiş olduğu Bankaya, işbu anlaşmanın 7 nci maddesindeki maksadın temini için anlaşmanın 6 nci maddesi ahkâmı dairesinde Merkez Bankasına yatırılan mebaliğin ve kezalik Müttehid Kırallıktaki hak sahihlerine nakledilecek paraların tafsilâtı tammesini bildirecektir. Müttehid Kırallıktaki mezkûr Banka Kırallık Hükümetine bu tafsilâtı ve talî A. hesabı tafsilâtını tebliğe mezun olacaktır.

MADDE 10

A veya B talî hesablan matlubatında münderiç kâffei mebaliğ işbu itilâfın inkızasmda 7 nci maddenin 3 ve 4 üncü fıkraları şeraiti dairesinde kullanılacaktır.

MADDE 11

1 – İşbu maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları hükümleri mahfuz kalmak şartile bu itilâfa bağlı 4 üncü listede tadad olunan Türk emtiası ile Müttehid Kıırallığın bilcümle emtiası, Türkiye’­deki eşhas ile mezkûr Kırallıktaki eşhas arasında hususî takas muamelesine mevzu teşkil edebilecektir.

2 – İşbu maddenin birinci bendinde derpiş olunan her muamelenin ifasında, Türkiyeye ithal olunan Müttehid Kırallık emtiasının Fob kıymeti mezkûr Kırallık ülkesine ithal olunan Türk mallarının Fob kıymetinin % 70 ini aşmıyacak ve bakiye % 30 u işbu itilâfın 7 nci maddesinde zikrolunan B. talî hesabına Müttehid Kırallıktaki alâkadar eşhas tarafından tediye olunacaktır.

3 – Bu kabil hususî takas muameleleri işbu itilâfın birinci ve ikinci maddesi ahkâmı mucibince vazedilmiş veya vazedilebilecek miktar itibarile her türlü ithalât tahdidatına ve mezkûr eşyaya müteallik Türkiye ve Müttehid Kıralhk dahilindeki kavanin ve nizamat ahkâmına tâbi tutulacaktır.

MADD E 12

1 – Ankarada 1 mır t 1930 da imza olunan Ticaret ve Seyrisefain muahedesinin 16 ncı maddesinin hazfi ve 39 uncu maddesinin ilk iki fıkrasının yerine aşağıdaki hükümlerin ikamesi suretile tadil edilecektir.

MADDE 13

İşbu Muahede tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün olan en kısa bir müddet zarfında Ankarada teati edilecektir.

Tasdiknamelerin teatisinden sonra muahedename hemen mer’iyete girecek ve Yüksek Aki d Taraflardan biri veya diğerinin diplomasi yolıle iki ay evvel yapacağı fesih ihbarına kadar mer’iyette kalacaktır; ancak, bu ihbar 4 haziran 1935 tarihinde Ankarada imzalanan Ticaret ve Tediyata dair anlaşmanın mer’iyette kaldığı müddet zarfında tesirini icra etmiyecektir.

2 – İşbu maddenin evvelki fıkrasında iki noktadan yapılan tadilât mahfuz kalmak kaydile mezkûr muahede 39 uncu maddesinin muaddel hükümlerine tevfikan yeni bir ihbardan sonra inkıza müddetine kadar mer’iyette kalacaktır.

MADDE 13

1 – Şurası mukarrerdir ki işbu anlaşmada “Ecnebi ithalâtı, tabirinden maksad, Haşmetli Büyük Britanya, irlanda ve Denizler ötesindeki İngiliz Dominyonları Kıralı, Hindistan İmparatorunun hakimiyeti metbuiyeti (souveraineté), himayesi veya mandası altında bulunan araziden maada memleketler ithalâtıdır.

2 – İşbu anlaşmanın tatbikatında :

a) “Eşhas„ Devlet teşkilâtı ve müessesatı dahil olmak üzere ferdleri, firmaları ve korporasyonları ifade eder.
b) “Türk emtiası,, Türkiyede istihsal veya imal edilen emtiayı ifade eder.
c) “Müttehid krallık emtiası» Müttehid Krallıkta istihsal veya imal edilen emtiayı ifade eder.

MADDE 14

İşbu anlaşma tasdik edilecek ve tasdiknamelerin teatisinden sonra hemen mer’iyete girecektir. Mer’iyete vaz’ı tarihinden itibaren bu anlaşma dokuz ay müddetle mer’iyette kalacaktır.

Mezkûr dokuz aylık müddetin inkızasından iki ay evvel Âkid Hükümetlerden biri tarafından diğerine anlaşmanın feshi ihbar edilmediği takdirde böyle bir ihbarın yapılacağı tarihten itibaren iki aylık bir müeddetin inkızasına kadar anlaşma mer’iyette kalacaktır.

Yukarıdaki ahkâmı tasdikan vaziülimaza salâhitdar murahhaslar işbu anlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

Ankarada 4 haziran 1935 tarihinde, her iki metin aynı derecede muteber olmak üzere, Türkçe ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir.

ILO 142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi

0
ILO 142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi

ILO 142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi, 4 Haziran 1975  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 26.11.1992 tarihinde 3850 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25.2.1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, ILO üyelerinin, istihdam ile yakından ilişkili olarak kapsamlı ve koordineli mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları kabul ederek geliştirmesini öngörmektedir.

Sözleşme, ILO üyelerinin, istihdam ile yakından ilişkili olarak kapsamlı ve koordineli mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları kabul ederek geliştirmesini öngörmektedir. Sözleşmeyi kabul eden her üye ülke, geliştireceği politika ve programlarla toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak kişilerin kendi çıkarlarına ve beklentilerine uygun olarak çalışma kabiliyetlerini geliştirip kullanmalarını eşitlik esasına dayalı ve herhangi bir ayırım gözetmeksizin teşvik edecek ve vatandaşlarına bu imkanı verecektir.

ILO Kabul Tarihi: 4 Haziran 1975
Kanun Tarih ve Sayısı: 26.11.1992 / 3850
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 12.12.1992 / 21433
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 8.1.1993 / 93-3967
Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı: 25.2.1993 / 21507

Uluslararası Çalışma Bürosu tarafından Cenevre’de düzenlenen ve 4 Haziran 1975 tarihinde altmışıncı toplantısını yapan,
Toplantı gündeminin 6 ncı maddesini teşkil eden, insan kaynaklarının geliştirilmesi: mesleki rehberlik ve mesleki eğitime ilişkin bazı önerilerin kabulüne karar veren,
Bu önerilerin bir uluslararası sözleşme şeklini alacağını kararlaştıran;
Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Bin dokuz yüz yetmiş beş senesinin yirmi üçüncü günü İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi, 1975 adıyla anılabilecek olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir.

MADDE 1

Her üye, özellikle kamu istihdam hizmetleri aracılığı ile, istihdam ile yakından ilişkili olarak kapsamlı ve koordineli mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları kabul edip, geliştirecektir.

Bu politika ve programlar aşağıdaki hususları dikkate alacaktır;

Bölgesel ve ulusal düzeyde istihdam ihtiyacı, fırsatları ve sorunları,

Ekonomik sosyal ve kültürel gelişmenin safha ve düzeyi ve,

İnsan kaynaklarının geliştirilmesi ile, diğer ekonomik, sosyal ve kültürel hedefler arasındaki karşılıklı ilişkiler.

Politika ve programlar ulusal şartlara uygun metodlarla takip edilecektir.

Politika ve programlar, kişinin çalışma ortamını ve sosyal çevreyi anlama ve bunları bireysel veya toplu olarak etkileme kabiliyetini geliştirecek şekilde hazırlanacaktır.

Politika ve programlar toplumun ihtiyaçları da dikkate alınmak suretiyle kişilerin kendi çıkarlarına ve beklentilerine uygun olarak çalışma kabiliyetlerini geliştirip kullanmalarını eşitlik esasına dayalı ve herhangi bir ayırım gözetmeksizin teşvik edecek ve mümkün kılacaktır.

MADDE 2

Her üye, yukarıda belirtilen hedefleri dikkate alarak, resmi eğitim sistemi içinde veya bunun dışında yer alacak şekilde, genel, teknik ve mesleki eğitime, eğitim ve mesleki rehberliğe ve mesleki eğitime ilişkin açık, esnek ve tamamlayıcı sistemleri oluşturup geliştirecektir.

MADDE 3

Her üye, tüm sakat ve özürlüler için hazırlanacak özel programlar da dahil olmak üzere, tüm çocuklara, gençlere ve yetişkinlere kapsamlı enformasyon sağlamak ve mümkün olan en geniş rehberlik amacıyla, istihdama ilişkin sürekli bilgi temini dahil mesleki rehberlik sistemlerini tedricen yaygınlaştıracaktır.

Bu bilgi ve rehberlik; meslek seçimi, mesleki eğitim ve buna ilişkin öğrenim fırsatları istihdam durumu ve istihdam beklentileri, meslekte yükselme imkanları, çalışma şartları, işte güvenlik hijyen ve ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerin çeşitli sektörlerin çalışma hayatının diğer yönlerini ve tüm sorumluluk düzeylerini kapsayacaktır.

Bu bilgi ve rehberlik, toplu sözleşmelerin genel hususlarına ve iş Kanunu kapsamındaki herkesin hak ve sorumluluklarına ilişkin bilgilerle tamamlanacaktır; bu bilgiler, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarının fonksiyon ve görevleri dikkate alınarak, ulusal mevzuat ve uygulama uyarınca sağlanacaktır.

MADDE 4

Her üye, mesleki eğitim sistemlerini, ekonominin tüm sektörlerinde ve tüm ekonomik faaliyet kollarındaki genç ve yetişkinlerin ömür boyu mesleki eğitim ihtiyaçlarını, tüm beceri ve sorumluluk düzeylerinde karşılıyacak şekilde tedricen genişletecek ve gerekli uyumu ve ahengi sağlayacaktır.

MADDE 5

Mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları, işveren ve işçi kuruluşları ve ulusal mevzuat ve uygulama ile uyumlu ve uygun olduğu takdirde ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği içinde formüle edilip, uygulanacaktır.

MADDE 6

Bu sözleşmenin onay belgeleri tescil için Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilecektir.

MADDE 7

Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Genel müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu sözleşme iki üyenin onay belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Bundan sonra işbu Sözleşme, onaylayan her üye için, onay belgesi tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 8

Bu sözleşmeyi onaylamış olan bir üye, sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve onun tarafından tescil edilecek bir bildirim ile sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, tescil tarihinin üzerinden bir yıl geçmeden muteber olamaz.

Bu sözleşmeyi onaylamış bulunan ve önceki fıkrada belirtilen on yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl içinde bu madde gereğince feshetmek hakkını kullanmayan her üye yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık devrenin sona ermesinden sonra, bu maddede derpiş edilen hükümlere göre feshedebilecektir.

MADDE 9

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü; Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onay ve fesihlerin tescil işlemini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir.

Genel Müdür kendisine gönderilen sözleşmenin ikinci onay belgesinin tescil edildiğini Teşkilat üyelerine bildirirken; bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarihe Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 10

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, önceki maddeler gereğince, tescil etmiş olduğu bütün onay ve fesih işlemlerine dair bilgilerin tamamını, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 11

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde bu Sözleşmenin, uygulanması hakkında Genel Konferansa bir rapor sunacak ve Sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınıp alınmaması hususunu inceleyecektir.

MADDE 12

Genel Konferansın, bu Sözleşmenin tamamını veya bir kısmını değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde;

Değişiklik getiren yeni sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması, bu yeni sözleşmenin yürürlüğe girmiş olması kaydıyla; yukarıdaki 8 inci madde hükümleri gözönünde tutulmaksızın işbu sözleşmenin derhal feshi neticesini doğuracaktır.

Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren işbu Sözleşme üye ülkelerin onayına artık açık tutulmayacaktır.

İşbu Sözleşmeyi onaylamış bulunan ve değişiklik getiren Sözleşmeyi onaylamayacak üye ülkeler açısından bu Sözleşme aynı muhteva ve biçimde yürürlükte kalacaktır.

MADDE 13

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

 

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

Türkiye-AB İlişkileri

0

Türkiye-AB İlişkileri

Türkiye-AB İlişkileri

12 Eylül 1963: Ankara Anlaşması’nın imzalanması (Yürürlük: 1 Aralık 1964)

1 Ocak 1973 – Katma Protokolün yürürlüğe girmesi

1 Ocak 1996: Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesi

10-11 Aralık 1999: Helsinki Zirvesi’nde adaylığımızın tescili

3 Ekim 2005: Üyelik müzakerelerinin başlaması

12 Haziran 2006: Müzakere sürecinde ilk olarak 25 no’lu “Bilim ve Araştırma” faslının açılması

14 Aralık 2015: 17 no’lu “Ekonomik ve Parasal Politika” faslının açılması

30 Haziran 2016: 33 no’lu “Mali ve Bütçesel Hükümler” faslının açılması

Müzakere Süreci

2005 yılında başlayan müzakere sürecinde bugüne kadar 16 fasıl açılmış ve bunlardan biri (“Bilim ve Araştırma-25”) geçici olarak kapatılmıştır.

11 Aralık 2006 : AB Konseyi, Ankara Anlaşması’nı, AB’ye 2004 yılında katılan yeni üyelere teşmil eden Ek Protokolü GKRY bağlamında tam olarak uygulamadığımız gerekçesiyle, 8 faslın (“Malların Serbest Dolaşımı-1”, “İş Kurma ve Hizmet Sunumu Serbestisi-3”, “Mali Hizmetler-9”, “Tarım ve Kırsal Kalkınma-11”, “Balıkçılık-13”, “Ulaştırma Politikası-14”, “Gümrük Birliği-29” ve “Dış İlişkiler-30”) açılış kriterlerinden biri olarak “Ek Protokolün tam olarak uygulanması” koşulunu getirmiştir. AB Konseyi, anılan koşul yerine getirilene kadar hiçbir faslın geçici olarak kapatılmamasını ayrıca kararlaştırmıştır.

8 Aralık 2009 : GKRY tek taraflı olarak 6 faslı bloke ettiğini açıklamıştır. (“İşçilerin Serbest Dolaşımı-2”, “Eğitim ve Kültür-26”, “Enerji-15”, “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik-24”, “Yargı ve Temel Haklar-23” ve “Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları-31”)

Müzakere sürecinin canlandırılmasını teminen, başta 23 nolu “Yargı ve Temel Haklar” ile 24 nolu “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” fasılları olmak üzere 15 nolu “Enerji”, 26 nolu “Eğitim ve Kültür”, 31 nolu “Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası” fasıllarının açılmasına öncelik verilmektedir. Bu çerçevede, 29 Kasım 2015 tarihli Türkiye-AB Zirvesi’nde, sözkonusu fasılların açılmasına yönelik hazırlık çalışmalarının hızlandırılması kararlaştırılmıştır. Sözkonusu beş fasıl, GKRY tarafından siyasi olarak engellenen fasıllar arasındadır.

Gümrük Birliği/Serbest Ticaret Anlaşmaları

Ülkemiz ile AB arasında 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararıyla kurulan ve 1 Ocak 1996 tarihinden bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği (GB), uygulamada olduğu yaklaşık yirmi yıllık dönem itibarıyla, ülkemiz ekonomisine katkı sağlamıştır. İstatistik olarak bakıldığında, ülkemiz ile AB arasındaki dış ticaret hacmi yıllık 140 milyar Avro’ya ulaşmıştır. AB ile dış ticaretimiz 7 kat artmıştır. AB ülkemizin toplam ticaretinde (ihracat ve ithalat toplamı) %41’lik bir payı temsil etmektedir. AB sözkonusu oranla ülkemizin ihracatında ve ithalatında ilk sıradadır. Ayrıca, ülkemizdeki doğrudan yabancı yatırımların 2/3’ü AB kaynaklıdır. Öte yandan, ülkemiz de AB’nin 5. büyük ticaret ortağıdır.

GB, dönemin şartları çerçevesinde ülkemizin kısa sürede AB’ye üye olacağı öngörüsüyle tesis edilmiştir. Buna karşın geçen zaman zarfında ekonomimizin hızla büyümesi, AB’nin üçüncü ülkelerle ekonomik ilişkilerinin derinleşmesi gibi faktörler sonucunda GB’nin uygulamasından kaynaklı yapısal sorunlar ortaya çıkmış ve GB mevcut haliyle tarafların beklentilerini karşılamakta yetersiz kalmıştır.

GB’nin işleyişinden kaynaklanan sorunlar hakkında üçüncü taraflardan bağımsız görüş sorulması fikri 2012 yılı başında AB tarafından gelmiştir. AB tarafından, GB’nin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesini teminen Dünya Bankası’na hazırlatılan Mart 2014 tarihli Değerlendirme Raporu’nun GB’nin güncellenmesi süreci hazırlıklarının ilk yapı taşı olduğu söylenebilir. Takip eden dönemde ülkemiz ile AB arasında ihdas edilen Yüksek Düzeyli Memurlar Çalışma Grubu toplantılarında herhangi bir taahhüt içermeksizin müzakerelerde ele alınacak konulara ilişkin çalışmalar sürdürülmüş ve 12 Mayıs 2015 tarihinde Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde mutabık kalınmıştır.

AB Komisyonu 21 Aralık 2016 tarihinde Gümrük Birliği’nin güncellemesi müzakerelerini başlatmak için AB Konseyi’nden yetki istemiştir. Komisyon’un üye ülkelerden yetki alması halinde süreç başlayacaktır.

Türkiye-AB Zirveleri

Birinci Türkiye-AB Zirvesi, 29 Kasım 2015 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilmiştir. Sözkonusu Zirve, sadece ülkemiz ile 28 AB üyesi ve üç AB Kurumu’nun Başkanı (AB Konseyi, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu) katılımıyla düzenlenen bir toplantı olması açısından bir ilki teşkil etmiştir.

Zirve Ortak Sonuç Bildirisi’nde, ülkemizin katılım sürecinin yeniden canlandırılmasının gerekliliği hususunda mutabık kalınmış, yılda iki kez olmak üzere düzenli Zirveler gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Dış politika ve güvenlik politikası alanında Bakan düzeyinde siyasi diyalog toplantıları yapılması, Üst Düzeyli Ekonomik Diyalog Mekanizması’nın ve Üst Düzeyli Enerji Diyalogu ikinci toplantısının 2016 yılının ilk çeyreğinde gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. AB Komisyonu tarafından ülkemizde geçici koruma altındaki Suriyelilere destek sağlamak amacıyla ülkemize 3 milyar Avro kaynak sağlanması taahhüt edilmiştir.

İkinci Türkiye-AB Zirvesi, 28+1 formatında ve 3 AB Kurumunun Başkanının katılımıyla 7 Mart 2016’da Brüksel’de yapılmıştır. Ege’de düzensiz göçle mücadelede AB’yle işbirliğimizin derinleştirilmesine yönelik olarak, tamamen insani mülahazalarla ve geçici süreyle uygulanmak üzere ülkemizce AB tarafına bir öneride bulunulmuştur. Önerimiz üç temel hedefe odaklanmıştır: 1) Ege’de ölümlerin önlenmesi, 2) İnsan kaçakçılığı zincirinin kırılması, 3) Yasadışı göçün yeniden yerleştirme programıyla “yasal göç” haline gelmesi.

Üçüncü Türkiye-AB Zirvesi, 18 Mart 2016 tarihinde Brüksel’de düzenlenmiş olup Zirve sonucunda Türkiye-AB Mutabakatı kabul edilmiştir. Mutabakatın unsurları arasında;

– 20 Mart itibariyle 5 Yunan adasına giden düzensiz göçmenlerin ülkemizce alınması,

– Adalara yasadışı geçen göçmenlerin 4 Nisan tarihi itibariyle geri alınması ve aldığımız her bir Suriyeli karşılığında aynı gün ülkemizdeki Suriyelilerden AB’ye yeniden yerleştirme programının başlatılması (“1’e 1” formülü),

– “1’e 1” formülünden ayrı olarak, Ege’de yasadışı göçün kontrol altına alınmasıyla birlikte “Gönüllü İnsani Yeniden Yerleştirme Programı”nın başlatılması,

– AB’nin ülkemizdeki Suriyeliler için taahhüt ettiği 3 milyar Avro’luk kaynağın transferinin hızlandırılması, bu kaynağa ek olarak 2018 sonuna kadar 3 milyar Avro tutarında ek kaynak oluşturulması,

– Vatandaşlarımızın Schengen alanına vizesiz seyahatlerinin en geç Haziran 2016 sonunda sağlanması,

– 33 no’lu “Mali ve Bütçesel Hükümler” faslının Hollanda Dönem Başkanlığı sırasında müzakerelere açılması,

– Gümrük Birliği güncelleme çalışmalarının sürdürülmesi,

– AB’yle, Suriyelilerin Suriye içinde yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve sınırımıza yakın güvenli bölgelerde yaşamaları için işbirliği yapılması yeralmaktadır.

Sığınmacı Mali İmkanı

AB tarafından ülkemizdeki geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak taahhüt edilen 3+3 milyar Avro’nun Sığınmacı Mali İmkanı mekanizması aracılığıyla ülkemize aktarılması süreci, AFAD koordinasyonunda ilgili kurumlarımızla proje temelinde yürütülmektedir.

Bakanlar Düzeyinde Siyasi Diyalog Toplantıları

Sayın Dışişleri Bakanımız ve Sayın AB Bakanımızla birlikte AB tarafından AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ile Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu Komiserin katılımıyla dörtlü formatta Bakanlar düzeyinde Siyasi Diyalog Toplantıları yapılmaktadır. 29 Kasım 2015 tarihli Türkiye-AB Zirvesi’nde sözkonusu toplantıların sık ve düzenli bir şekilde yapılması konusunda karar alınmıştır. Toplantıların yılda iki defa yapılması kararlaştırılan Türkiye-AB Zirvelerine hazırlık mahiyetinde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

Ortaklık Konseyi

Türkiye-AB Ortaklık Konseyi, 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması gereğince kurulmuş ve ilk toplantısı 1 Aralık 1964 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Ortaklık Konseyi Bakanlar düzeyinde toplanmakta, Türkiye ve AB tarafı eşit olarak temsil edilmektedir.

Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu Toplantısı

Ülkemiz ile AB arasında Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu tesis edilmiş olup, ilk toplantı, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız ve AB Komisyonu Enerji Birliği’nden Sorumlu Başkan Yardımcısı Maroş Şefçoviç başkanlığında 15 Mart 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenmiştir. 29 Kasım Türkiye-AB Zirvesi’nde alınan karar doğrultusunda, Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu İkinci Toplantısı’nın 28 Ocak 2016 tarihinde İstanbul’da yapılmıştır. Toplantıda enerji güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin artırılması, doğal gaz, nükleer enerji, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı

29 Kasım 2015 tarihli Türkiye-AB Zirvesi sonuçları bağlamında, ikili ilişkilerimizin ekonomik alanda daha geliştirilmesi ve canlandırılması hedefi doğrultusunda, Türkiye-AB Üst Düzey Ekonomik Diyalog Mekanizması ihdas edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, I. Türkiye-AB Üst Düzey Ekonomik Diyalog Toplantısı 24-26 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul ve Ankara’da düzenlenmiştir. İlk kez düzenlenen Toplantıda, Sayın Başbakan Yardımcımızın başkanlığında ilgili Bakanlarımız ile ekonomik konularla ilgili AB Komiserleri biraraya gelmiş, Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik boyutuna ilişkin kapsamlı görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Avrupa Birliği Hukuku 

0

Avrupa Birliği Hukuku; sözleşmeler kapsamında yer alan tamamlayıcı hukuk ve üye ülkeler arasında imzalanan antlaşmalar, Topluluğun dış ilişkilerinden kaynaklanan hukuki düzenlemeler, Adalet Divanı’nın içtihat hukuku, Topluluğun yasal düzeni çerçevesinde kabul edilen tüm kurallardan oluşmaktadır. AB Hukuk sitemine genel olarak “Müktesebat” denmektedir.

Avrupa Birliği Hukuku, Birincil Mevzuat ve İkincil Mevzuat olmak üzere iki başlık altında incelenmektedir:

1.Birincil Mevzuat (Kurucu Antlaşmalar)

Birincil mevzuat, Avrupa Birliği’ni kuran antlaşmaları içermektedir. Üye devletler arasında doğrudan müzakereler sonucu kabul edilen ve ulusal parlamentolar tarafından onaylanan mevzuattır. Birincil mevzuat kaynakları Topluluğun anayasası niteliğindedir.

Topluluk hukukunun temel kaynakları olan Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar ve bu Antlaşmaları tadil eden diğer belge ve antlaşmalardan oluşur.

– Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması (Paris Antlaşması)
– Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması (Roma Antlaşması)
– Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması
– Avrupa Tek Senedi
– Maastricht Antlaşması
– Amsterdam Antlaşması
– Nice Antlaşması
– Katılım Antlaşmaları

2. İkincil Hukuk

Avrupa Birliği kurumlarının Antlaşmaları temel alarak geliştirdikleri yasal araçlardır. Bu araçlar şunlardır:

– Tüzük
– Direktif
– Karar
– Tavsiye Kararı
– Görüş

 Tüzükler:

Üye devletlerin koyduğu kanunlar gibidir. 3 özelliği vardır:
– Genel geçer olması (tüm topluluğa yönelik olması);
– Doğrudan uygulanması (hiçbir hukuk işlemi gerekmeksizin);
– Bütünüyle bağlayıcı olması (tüm hükümleri uygulanması).

 Direktifler: 

Bağlayıcıdır; ancak tüzükten farklı olarak, direkt uygulanamaz. Üye ülkeler tarafından iç hukuka alınması gerekir. Üyeler, söz konusu iç hukuk araçlarını seçmekte serbesttir.

Kararlar: 

Bağlayıcıdır. Özelliği; bir ülke, firma veya kişiyi muhatap alabilmesidir.

Görüş ve Öneri:

Bağlayıcı değildir. Genellikle etik değer taşır.

Kurucu Antlaşmalar

AB hukukunun asil kaynaklarını oluşturan ve birincil mevzuat olarak da adlandırılan Kurucu Antlaşmalar, AT’nin amaçları, örgütlenmesi ve işleyiş biçimi üzerine temel hükümleri ve AT ekonomik mevzuatının büyük kısmını içerirler ve AT’nin işleyişiyle ilgili anayasal çerçeveyi ortaya koyarlar. Aynı zamanda, Topluluk kurumları, yetkilerini bu antlaşmalara dayanarak kullanmaktadır. Kurucu Antlaşmalar şunlardır:

MAASTRICHT ANTLAŞMASI

1992’de Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması, 1993’te yürürlüğe girdi. Maastricht Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu adını aldı. Avrupa Birliği’ni kuran bu Antlaşma ile AB’nin “üç temel sütunu” oluşturuldu. Bu sütunlar Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği’dir. Ortak Dışişleri Güvenlik Politikasını ortak bir savunma politikasını başlatmayı hedefler. Adalet ve İçişleri’nde ise göç ve siyasi iltica alanlarında bir Avrupa Polis Ofisi kuruldu. Maastricht ile Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET, EURATOM) Avrupa Topluluğu bünyesine dahil edildi.

Maastricht Antlaşması’nın 2 ana hedefi vardır: Euro’nun tanıtılması için zemin hazırlayarak parasal birliğin oluşturulması ile ekonomik ve siyasi birliğin oluşturulması. İlk sütun ile diğer iki sütun arasında büyük bir fark vardır. Üye ülkeler ilk sütun olan Avrupa Topluluğunda AB kurumlarına egemenliklerinin bir bölümünü aktarırken, diğer iki sütunda böyle bir durum söz konusu değildir. Ülkeler bu iki sütunda bağımsız karar lama yetkilerini korumuşlardır. İçişleri ve Hukuk ile Ortak güvenlik ve Dış Politika sütunlarına giren konularda üyeler AB Zirveleri’nde ve Bakanlar Konseyi’nde karar alabilirler. Bu iki sütün için Maastricht’te ortak hareket, ortak karar ve çerçeve karar gibi karar alma mekanizmaları geliştirilmiştir. Maastricht Antlaşması karar alma mekanizmasında Parlamento’ya daha fazla yetki verdi ve “ortak karar alma” prosedürünü getirdi. Maastricht ile ayrıca Avrupa vatandaşlığı oluşturularak, AB vatandaşlarına yaşadıkları ülkenin belediyelerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.

1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluğu Avrupa Birliği adını almış ve AET kısaltması AT olarak değiştirilmiştir. Bu antlaşmayla, Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği başlıklarında yeni bir yapı tanımlanmaktadır.

Maastricht Antlaşmasıyla oluşturulan Birliğin amaçları, sınırsız bir pazar yaratmak, ekonomik ve sosyal bütünleşmeyi sağlamak, tek parayı kapsayacak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturmak, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası uygulamak ve uzun vadede ortak bir savunma politikası oluşturmak, Avrupa vatandaşlığı kavramını oluşturmak, hukuk ve içişleri alanında daha sıkı işbirliği olarak şekillendirilmiştir. Bunların içinde en önemlilerinden birisi Avrupa Birliği vatandaşlığıdır. Buna göre, Topluluğa üye ülke vatandaşı olan herkes Birlik vatandaşıdır ve antlaşmalardan doğan hak ve sorumluluklara sahiptirler. Birlik vatandaşları, Topluluğa üye ülkelerde serbestçe dolaşma ve ikamet etme hakkına sahiptirler. Üye ülkelerde ikamet eden ‘Birlik Vatandaşı’, o ülkenin uyruğunda olmasa bile o ülkenin belediye seçimlerinde ve Avrupa Parlamanetosu seçimlerinde aday olma ve oy kullanma ve diplomatik koruma haklarından yararlanabilmektedir.

Ayrıca Maastricht Antlaşmasıyla Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri artırılmış, ortak karar alma (co-decision) adı verilen yeni bir prosedür çerçevesinde bazı konularda veto etme ve gensoru verme yetkisi verilmiştir. Üye sayısının yeniden düzenlenmesi ve dış politika konularında nitelikli çoğunlukla karar alması da kabul edilmiştir.

ROMA (AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU) ANTLAŞMASI 

1957’de Roma’da imzalanan, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Antlaşması ve Avrupa Atom Enerji Topluluğu’nu (EURATOM) kuran Antlaşma, 1958’de yürürlüğe girdi. Bu iki antlaşma, ‘Roma Antlaşmaları’ olarak bilinir. Roma Antlaşması denildiğinde sadece Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması ifade edilir.

Roma Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kuran 6 ülke, diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak için Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kurdu. Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu’na hukuken uluslar üstü bir kuruluş olma niteliği kazandırdı.

AET’nin hedefi malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması idi. Nihai hedef ise AET’nin siyasi bütünlüğe ulaşmasıydı.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu Kuran Antlaşma ise nükleer enerjinin barışçıl kullanımı için üye ülkelerin planladığı veya yürüttüğü araştırma programlarını koordine etmekti.

1965’de kurucu üyeler imzalamış oldukları ‘Birleşme Antlaşması’nı (Füzyon Antlaşması) imzaladılar. Böylece AKÇT, AET ve EURATOM için tek bir Konsey, Komisyon ve Parlamento oluşturuldu, bütçeleri birleştirildi ve bunlar için bir bunlara bir bütün olarak Avrupa Toplulukları denildi.

PARİS (AVRUPA KÖMÜR ve ÇELİK TOPLUĞU) ANTLAŞMASI

18 Nisan 1951’de Paris’te imzalanan ve 1952’de yürürlüğe giren, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nu kuran Antlaşma, Avrupa bütünleşmesinin temelini attı. Federal Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg tarafından imzalanan Paris Antlaşması Avrupa Toplulukları’nı kuran üç antlaşmadan en eskisidir. 50 yıllık bir süre için imzalanan Paris Antlaşması 23 Temmuz 2002’de sona erdi.

Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schumann 1950 yılında, Avrupa’da barışın kurulabilmesi için Fransız-Alman dostluğuna dayanan ve Avrupa ülkelerinde kömür ve çeliğin kullanımının uluslar üstü bir organın sorumluluğuna vermeyi öneren bir plan geliştirdi. Plan, Savaş sanayinin bu iki ana maddesinin üretim ve kullanımının kontrolünü sağlayarak iki Dünya Savaşı sonucu yıkılan Avrupa’da savaşın çıkma olasılığını yok etmek için geliştirildi. Antlaşmanın amacı kömür ve çelik alanlarında ortak bir pazar oluşturmak ve bunu aşamalı olarak ekonominin diğer sektörlerine de genişleterek Avrupa’nın bütünleşmesiydi.

Paris Antlaşması ile kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile antlaşmayı imzalayan 6 devlet ulusal egemenliklerinin bir bölümünü uluslar ustu bir kuruma devretti.

AVRUPA TEK SENEDİ

1986’da imzalanan ve 1997’de yürürlüğe giren Tek Avrupa Senedi’nin amacı 31 Aralık 1992’ye kadar Avrupa Tek Pazarı’nın aşamalı olarak tamamlanmasını amaçladı.

1968’de Gümrük Birliği ile üye ülkeler arasında yapılan ticarette gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarının kaldırıldı. Gümrük Birliği ayrıca üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulanmaya başladı. Bu, Tek pazar oluşturma yönündeki ilk önemli adımdı. 1973’de petrol krizinin neden olduğu ekonomik kriz ve 1980’lerde üye ülkelerdeki standart farklılıklarının sanayicilere bürokratik zorluklar getirmesi nedeniyle iç pazar oluşturma çalışmaları başladı.

1986’da Avrupa Tek Senedi ile Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar, ilk kez kapsamlı bir biçimde revize edildi. Senet ile kişilerin, sermayenin ve hizmetlerin dolaşımında sınırlamaların olmayacağı İç Pazar’ın en önemli adımı atıldı. Ortak Pazar’la üye ülkeler arasında politik, ekonomik ve sosyal bütünleşme, ekonomik ve parasal birlik, teknolojik araştırma ve geliştirme, çevre politikası gibi yeni Topluluk politikaları belirlendi.

Tek Avrupa Senedi’nde Ortak Pazar hedefi yeniden tanımlandı, Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri “işbirliği usulü” ile arttırıldı. Ayrıca, daha önce oybirliğinin gerekli olduğu, Ortak Gümrük Tarifesi’nde değişiklik yapılması, hizmetler, sermayenin serbest dolaşımı, ortak ulaşım politikaları konularında nitelikli oy çokluğu ile karar alma mekanizması getirildi. Son olarak, “Avrupa Siyasi İşbirliği” ile üyeler arasında dış politikada işbirliği yapılması kararlaştırıldı.

AMSTERDAM ANTLAŞMASI

Ekim 1997’de imzalanan ve Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması Maastricht Antlaşması’nın günün koşullarına uyarlanması, tek para birimine geçiş ve AB’nin genişleme süreci için AB’yi ve üye ülkeleri hazırlamak amacıyla yapıldı.

Amsterdam Antlaşması Maastricht Antlaşması’nın oluşturduğu hukuksal çerçeveyi tamamladı ve “Avrupa Vatandaşlığı” kapsamındaki hakları güçlendirdi. AB ve AT Antlaşmaları yeniden numaralandırıldı, bunlara değişiklikler getirildi. Amsterdam Antlaşması ile AB Antlaşması’nın maddelerini değiştirdi ve maddeler A’dan S’ye harflerle belirlendi.

Avrupa Parlamentosu‘nun karar alma mekanizmasındaki rolü ortak karar alma prosedüründe getirilen değişikliklerle güçlendirildi. Ayrıca Komisyon Başkanı’nın atanması için Parlamento’nun onayı, Komiserlerin atanması içinse Komisyon Başkanı’yla ortak karar şartı getirildi.

Antlaşma ile üye ülkeler arasında sınır kontrollerinin kaldırılması amacıyla Schengen Anlaşması AB hukuku’na dahil edildi (İrlanda ve İngiltere’nin sınır kontrol hakkı saklı kaldı). Amsterdam Antlaşması’yla, ayrıca, 1.1.1999’de tek para birimine geçiş teyit edildi.

AB’nin temellerini oluşturan özgürlük, demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygı ilkelerine bağlı her Avrupa Devleti’nin üyelik için başvurabileceği, Amsterdam Antlaşması ile belirtildi.

NICE ANTLAŞMASI

Şubat 2001’de imzalanan ve Şubat 2003’te yürürlüğe giren Nice Antlaşması genişleme süreci kapsamında AB’nin gerçekleştirmesi gereken kurumsal reformları getirmek amacını taşıdı. Antlaşma, AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’ndaki üye sayıları dağılımı ile AB Konseyi‘nde karar almadaki oy ağırlıklarını belirledi, Bakanlar Konseyi’ndeki ağırlıklı oy oranlarını değiştirdi.

Nice Antlaşması’yla Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu‘ndaki üye ülkelerin oy dağılımları ve Avrupa Komisyonu üye sayıları yeni katılacak ülkeleri de kapsayacak şekilde düzenlendi. Nice Antlaşması’nın büyük ve küçük üye ülkeler arasındaki dengeyi sağlaması sonucunda AB Konseyi’ndeki oy dağılımında bir ayarlama yapıldı.

Avrupa Komisyonu‘nda ise her bir üye ülkenin Avrupa Komisyonu’nda tek üye ile temsil edilmesi kararlaştırıldı. Avrupa Birliği üye sayısı 27’ye ulaştığında ise Avrupa Komisyonu üyeleri sayısı üye devletlerin sayısından az olacağından rotasyon sistemi getirildi.

Nice Antlaşması’yla nitelikli çoğunlukla karar alınan alanların kapsamı genişletildi, vatandaşların serbest dolaşımı, sivil işlerde hukuki işbirliği, hizmetler ve fikri mülkiyetin ticari boyutu ile ilgili uluslararası anlaşmalar, sanayi politikası, üçüncü ülkelerle ekonomik, mali ve teknik işbirliği, Avrupa düzeyindeki siyasi partilerin tüzüğü, Adalet Divanı ve Birinci Derece Mahkemesi’nin işleyiş kuralları gibi alanlar bu çerçeveye alındı.

Virginia İnsan Hakları Bildirgesi

0
Virginia Haklar Bildirisi

Virginia İnsan Hakları Bildirgesi, 12 Haziran 1776 tarihinde, Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşayan halk temsilcileri tarafından ilan edilen bildiridir.

Amerikan Kongresi, 1776 yılındaki çağrısıyla her koloninin kendi anayasasını hazırlaması önerisinde bulunmuş ve Virginia bu öneriye en hızlı şekilde uyan ve kendi anayasasını hazırlayan eyalet olmuştur.  Virginia anayasasının başına haklar bildirisi eklenmiştir.

Virginia Haklar Bildirisi

Virginia İnsan Hakları Bildirisi, dünyada insan haklarının gelişmesi bakımından önem taşıyan belgelerdendir. Amerikan Kongresi, kolonilerin İngiltere ile her türlü siyasal bağı kopardığını ve bağımsız olduğunu ilan ettiği ve  oybirliğiyle kabul ettiği 4 Temmuz 1776 tarihli Bağımsızlık Bildirisi’nde, Virginia Haklar Bildirisi’nin ilk maddelerini tekrarlamıştır.

Virginia İnsan Hakları Bildirisi, John Locke’un doktrinleri ve Kanunların Ruhu isimli eserin sahibi de olan Montesquieu‘nun gücler ayrılığı ilkelerinden esinlenerek hazırlanmıştır.

Virginia Haklar Bildirisi – Haziran 1776
Virginia İnsan Hakları Bildirgesi

İşbu bildiri, Virginia halkının eksiksiz ve özgürce bir araya gelen temsilcileri tarafından ilan edilen bir haklar bildirisidir. Bu haklar, Virginia halkı ve Virginia halkının gelecek nesilleri için, yönetimlerinin temeli ve hukuki dayanağı olacaktır.

Madde 1

Tüm insanlar doğuştan eşit derecede özgür ve bağımsızdırlar. Doğar doğmaz edindikleri belli bazı hakları vardır; siyasal bir topluluk kurdukları zaman, hiçbir antlaşmayla gelecek nesilleri bu haklardan yoksun bırakamaz, onları bu haklardan vazgeçmeleri için zorlayamazlar; yaşama ve özgürlük haklarıyla, mülk edinme ve sahip olma, mutluluk ve güvenlik arama ve kazanma olanağı da bunların arasındadır.

Madde 2

Tüm güç halkta toplanır ve halktan gelir; yetkili kişiler halkın vekilleridirler; halk için çalışırlar; halka karşı her zaman sorumludurlar.

Madde 3

Yönetim; halkın, ulusun ya da kamuoyunun ortak yararı, savunması ve güvenliği için kurulmuştur, bu amaçla kurulmalıdır; çeşitli yönetimler ve yönetim biçimleri içinde en iyisi, en fazla mutluluğu ve güvenliği sağlayabilen ve iktidarın kötüye kullanılması tehlikesine karşı en etkin önlemleri alabilen yönetimdir; herhangi bir yönetim bu göreve layık olmadığını gösterir ya da bu görevi hiçe sayarsa, toplumun çoğunluğunun, kamu yararına en uygun gördükleri bir biçimde, bu yönetimde ıslahata gitmek, yapısını değiştirmek ya da yönetimi ilga etmek hakkı doğar; bu hak vazgeçilmez, devredilemez ve iptal edilemez bir haktır.

Madde 4

Herkese açık kamu görevinde bulunan, hiçbir kişi ya da kişiler topluluğu, kamu yararına ters düşecek, özel ve ayrı kazançlar ya da ayrıcalıklar sağlayamaz; bu görevler devredilemeyecekleri gibi, memurların, milletvekillerinin ve yargıçların makamları da babadan oğula geçmemelidir.

Madde 5

Devletin yasama ve yürütme güçleri, yargılama gücünden ayrı ve bağımsız olmalıdır; bu ilk iki gücün üyeleri, halkın sıkıntılarını hissedebilmeli, bu sıkıntılara ortak olabilmeli ve belli aralıklarla, kendi seçim bölgelerine, özel yaşamlarına geri dönmelidirler ki, iktidarsızlık çekmesinler; kadrolardaki açıklar, önceden kararlaştırılan sürekli ve düzenli seçimlerle doldurulmalıdır; bu seçimlerde eski görevlilerin tamamı ya da bir kısmı, yasaya uygunluğuna bakılarak yeniden seçilebilir.

Madde 6

Meclislerde halkın temsilcisi olarak çalışılacak kişilerin seçimi serbesttir; topluma bağlılık ve sürekli genel ilgi beslediğine dair yeterli delili alan herkesin oy hakkı vardır; kamu yararı için, kendinin ya da seçtiği temsilcilerin rızası olmadan, kimse ne vergi ödemeye zorlanabilir, ne de mülkü elinden alınabilir; aynı biçimde kimse, kamu yararını gözönünde bulundurarak kabul etmediği yasalara uymakla yükümlü değildir.

Madde 7

Herhangi bir yetkinin, herhangi bir makam tarafından kullanılması, yasaların icrası ya da sürüncemede bırakılmaları, halk temsilcilerinin onayı olmadıkça, halkın haklarına bir tecavüzdür; bu yüzden asla yapılmamalıdır.

Madde 8

Tüm ciddi yolsuzluk ve cürüm hallerinde, herkes kendisi hakkında yapılan suçlamanın gerekçesini ve niteliğini sormak, suçlamayı yapanlarla, tanıklarla yüzleşmek, kendi lehine olan delilleri göstermek, kendi çevresinden seçilmiş oybirliğiyle karar vermedikçe suçlu sayılmayacağı, tarafsız bir jüri önünde, hızla yargılanmak hakkına sahiptir. Hiç kimse kendi aleyhine delil göstermeye zorlanamaz. Ülkenin bu konuda bir yasası ya da kendisine eşit kişilerin bir kararı olmadıkça kimsenin özgürlüğü elinden alınamaz.

Madde 9

Hiç kimseden aşırı kefalet akçesi istenemez; yüksek para cezaları ya da zulüm sayılabilecek, olağandışı cezalar verilemez.

Madde 10

Bir memura ya da özel görevliye, işlenen suç hakkında açık bir delil olmadan kuşkulu yerleri araması ya da tarif edilmemiş, suçu açıkça anlatılıp, delilleri gösterilmemiş kişi ya da kişileri yakalaması için verilen arama ve tutuklama müzekkereleri haksız ve despotiktir; bu tür müzekkerelerin verilmemesi gerekir.

Madde 11

Mülkiyetle ilgili ya da kişiler arasındaki özel davalarda, eski, jüriyle yargılama yöntemine dokunulmamalı ve bu yöntem diğer yargılama yöntemlerine yeğlenmelidir.

Madde 12

Özgürlüğün en güçlü kalelerinden birisi de basın özgürlüğüdür; despotik yönetimler dışında, asla sınırlandırılamaz.

Madde 13

Vatandaşlar arasından seçilen, silah eğitimi görmüş kişilerden kurulu, düzenli bir milis gücü özgür bir ülkenin en uygun, en doğal ve en emin güvenlik aracıdır; barış zamanında sürekli ordular bulundurmak, ülkenin iç özgürlüğü için tehlikeli sayılmalı ve bundan kaçınılmalıdır; ordu her durumda, sivil gücün emri altında bulunmalı ve sivil güç tarafından yönetilmelidir.

Madde 14

Halkın bölünmez bir yönetim kurmaya hakkı vardır, bu yüzden bu sınırlar içinde Virginia yönetiminden ayrı, bağımsız bir yönetim kurulamaz ya da oluşturulamaz.

Madde 15

Ancak adalete, ılımlılığa, tutumluluğa, alçakgönüllülüğe ve erdeme sıkı sıkıya bağlı kalarak, her fırsatta temel ilkeleri anarak, bir halk özgür bir yönetime ve özgürlüğün nimetlerine sahip olabilir.

Madde 16

Yaradana borçlu olduğumuz görevimiz, dinimiz ve bunu yerine getirme tarzımız, şiddet ve baskıyla değil, ancak irade ve inançla belirlenebilir; bu yüzden herkes, dininin gereklerini, vicdanının buyruklarına göre yerine getirmek hakkına sahiptir; birbirine karşı, Hıristiyan sabrını, sevgisini ve merhametini göstermek herkesin görevidir.

12 Haziran – Hukuk Takvimi

0
12 Haziran Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

12 Haziran – Hukuk Takvimi

 1776
Virginia İnsan Hakları Bildirgesi, 12 Haziran 1776 tarihinde, Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşayan halk temsilcileri tarafından ilan edilen bildiridir. Amerikan Kongresi, 1776 yılındaki çağrısıyla her koloninin kendi anayasasını hazırlaması önerisinde bulundu ve Virginia bu öneriye en hızlı şekilde uyan ve kendi anayasasını hazırlayan eyalet oldu. Virginia anayasanın başına haklar bildirisi eklenmiştir.
1898
Filipinler, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1913
Danıştay’ın (Şuray-ı Devlet) 34. başkanı Sait Paşa’nın 31 Ocak 1913’te başlayan görevi 12 Haziran 1913 günü sona erdi.
1933
İzmir Rıhtım Şirketi’nin satın alınması ile ilgili Kanun TBMM’de kabul edildi. Sözleşme 3 Ekim 1932’de parafe edilmişti.
1933
Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanun-u Medenisinin 452. Maddesine Göre Olan Tasarruflarının Mahfuz Hisseler Hakkındaki Hükümden Müstesna Olduğuna Dair Kanun” TBMM’de kabul edildi.
1940
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Başkanlığında toplanan Hükûmet, İkinci Dünya Savaşının dışında kalınmasına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafsız bir turum almasına karar verdi.
1956
Mehmet Bedrettin Köker, Yargıtay Birinci Başkanlığı görevinden 12 Haziran 1956 günü emekliye ayrıldı. İstanbul ve Ankara’da avukatlık yaptıktan sonra 18 Temmuz 1978’de vefat etti
1957
Kırşehir yeniden il yapıldı.
1960
27 Mayıs 2960’ta yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi, 1 Nolu Kanunu kabul etti. “1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun bazı hükümlerinin kaldırılması ve bazı hükümlerinin değiştirilmesi hakkında Geçici Kanun” gereğince; Geçici Anayasa açıklandı, TBMM’nin bütün hak ve yetkileri Millî Birlik Komitesi’ne verildi. 1961 Anayasasının kabul edilmesi ile birlikte, Kurucu Meclisin, Millî Birlik Komitesinin ve Temsilciler Meclisinin hukukî varlıkları sona erdi.
 1967
ABD‘de ırklar arası evliliği yasaklayan yasal hükümler tamamen kaldırıldı.
1971
Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye İşçi Partisi‘nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi‘ne başvurdu.
 1975
Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)Avrupa Birliği Hukuku  üyeliği için resmen başvurdu.
 1986
Ahmet Altan’ın “Sudaki İz” adlı romanı “muzır” bulundu. Altan ve yayımcısı Erdal Öz hakkında dava açıldı
 1986
Haydar Dümen’in “Cinsel Yaşam 2” adlı kitabı toplatıldı
 1990
SSCB’nin yerine Rusya Federasyonu kuruldu
 1991
12 Haziran 1991’de Rusya’da ilk defa yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde Yeltsin, oyların %57,3’nü alarak Rusya Federasyonunun ilk Cumhurbaşkanı oldu.
2006
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde ilk olarak 25 no’lu “Bilim ve Araştırma Faslı” açıldı
 2007
25 Temmuz 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilen Tülay Tuğcu’nun bu görevi 12 Haziran 2007’de doldu. Tuğcu, Anayasa Mahkemesi’nin ilk kadın Başkanı idi.
 2011
Türkiye‘de 2011 TBMM Milletvekilliği genel seçimleri yapıldı. AKP yeniden tek başına iktidara geldi.
 2023
İki gündür gözaltında tutulan EHB üyesi avukat Gülhan Kaya, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Ezilenlerin Hukuk Bürosu, “Savunma susmadı, susmayacak!” ifadeleriyle karara tepki gösterdi
 2023

Ağrı’nın Patnos ilçesinin HDP’li Belediye Eşbaşkanları Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç “ihaleye fesat karıştırdıkları” iddiasıyla tutuklandı.

12 Haziran – Hukuk Takvimi

Cumhuriyet İlanının Onuncu Yıl Dönümünü Kutlulama Kanunu

0

Cumhuriyet İlanının Onuncu Yıl Dönümünü Kutlulama Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 11.06.1933 tarihinde 2305 kanun numarası ile kabul edilmiştir.

29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyetin onuncu yılının kutlanma şeklini belirleyen kanun, Resmi Gazetenin 17.06.1933 tarihli sayısında ilan edilerek yürürlüğe girmiştir.

Cumhuriyet İlanının Onuncu Yıl Dönümünü Kutlulama Kanunu
Madde 1

Cumhuriyet ilânının onuncu yıl dönümü üç gün kutlulanır. Bu üç gün de resmî daireler tatil, hususî daireler ve müesseseler ve ticaret evleri hakkında hafta tatili kanunu tatbik olunur.

Madde 2

Kutlulama işlerile meşgul olmak üzere merkezde Başvekâlete bağlı olan bir yüksek komisyon ve vilâyetlerde yine bu işle meşgul olacak komite ve heyetler teşkiline ve bunlar için vazifelerle Cumhuriyetin bu güne kadar ve gelecekteki muvaffakiyetlerini tebarüz ettirecek surette kutlulama için şekiller tayinine Hükümet mezundur.

Madde 3

Bu komisyon, komite ve heyetler, Hükümet,hususî idareler ve belediye bütçelerinde kutlulama masrafı
olmak üzere takatile uygun konacak paralardan Hükümetçe tesbit olunacak hükümler dairesinde saı fiyat yaparlar.

Madde 4

Kutlulama işleri için ikinci maddede yazılı komisyonlarla heyet ve komitelerin muhabereleri parasızdır.

Madde 5

Bayramdan on gün evvel başlamak ve bayram günlerile, nihayetinden sonra on gün daha sürmek üzere Hükümet kendi nakil vasıtaları tarifelerini indirebilir.

Madde 6

Asker, polis, jandarma, mektep talebeleri, izciler gibi Cumhuriyet bayramının onuncu yıl dönümü geçit resmine iştirak edeceklerin Hükümetçe tayin olunmak üzere kara ve denizden seyahatleri Hükümete ait nakliye vasıtalarında parasızdır.

Madde 7

Cumhuriyetin onuncu yılını doldurması münasebetile neşredilip Maarif Vekâletince tesbit edilen ve adları Nafıa Vekâletine bildirilen matbualardan posta ücreti alınmaz.

Madde 8

Bu bayram günlerinde bütün telgraf, mektup, ve kart ücretleri yarıya indirilir.

Madde 9

Cumhuriyetin ilk on yılı hatırası olarak bir madalya basıp isteyenlere satmağa ve hasılat fazlasını inkılâba hizmet eder bir esere sermaye olarak ayırmağa Maarif Vekâleti mezundur.

Madde 10

Teşrinisani 1933 maaşı ile teşrinievvel ayı ücretleri teşrinievvelin 28 inci günü ödenir.

Madde 11

Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 12

Bu Kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Mustafa Kemal Atatürk Onuncu Yıl Nutkunu Okurken

Onuncu Yıl Nutku

Türk Milleti!

Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!

Şu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz; çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.

Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.

Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk milleti!

On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!

Ankara, 29 Ekim 1933

Köy Eğitmenleri Kanunu

0

Köy Eğitmenleri Kanunu 11 Haziran 1937 tarihinde kabul edilmiş ve 24 Haziran 1937’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, köylünün kalkınmasını esas almış, aydınlanma devriminde köyleri ve köylüleri ihmal etmemek üzere düzenlenmiştir. Köylü’nün kalkındırılması ve eğitilmesi yönünde 1940 yılında kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu öncesinde yapılan kanuni düzenlemelerdendir.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yoksunluk döneminde dahi köylere sağlanan eğitim olanaklarının, aradan yüz yıl geçtikten sonra artan tüm maddi imkanlara rağmen ortadan kaldırıldığı ve köy okullarının  kapatıldığı görülmekte, aydınlanma devriminin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

Köy Eğitmenleri Kanunu

Kanun No: 3238
Kabul tarihi: 11/6/1937
Madde 1

Nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmayan köylerin öğretim ve eğitim işlerini görmek, ziraat işlerinin fennî bir şekilde yapılması için köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilir.

Madde 2

Köy eğitmenleri, Maarif ve Ziraat Vekillikleri tarafından; ziraat işleri yaptırılmağa elverişli okul veya çiftliklerde açılan kurslarda yetiştirilirler.

Eğitmen yetiştirme kurslarının masrafları Maarif ve Ziraat Vekillikleri bütçelerinden ödenir.

Madde 3

Maarif Vekilliğince seçilecek ve mezun sayılarak kurslara vazife görmek üzere gönderilecek ilk öğretim müfettişleri ile ilk okul öğretmenleri bu kurslarda bulundukları müddetçe müktesep hakları olan maaşlarını ve makam ücretlerini tam olarak alırlar.

Madde 4

Eğitmen bulunan köylerden lüzumu kadarı birleştirilerek bir bölge teşkil edilir. Her bölgeye gezici bir başöğretmen veya öğretmen tayin olunur ve bunlar köy eğitmeni yetiştirme kurslarına iştirak etmiş ilk okul Öğretmenlerinden seçilir.

Gezici öğretmen veya başöğretmenlerin müktesep hakları olan maaş ve makam ücretleri mensub oldukları hususî idare bütçelerinden ödenir.

Bunların gezmeleri için harcırah mukabili olarak bölge merkezi haricinde vazifeten geçirecekleri her gün için 100 kuruşu geçmeme üzere Maarif Vekilliğince tayin edilecek miktarda mezkûr vekillik bütçesinden tediyat yapılır.

Madde 5

Köy eğitmenlerine İcra Vekilleri Heyetince tasdikli kadrolarda tesbit edilecek miktar üzerinden ve Maarif Vekâleti bütçesine mevzu vilâyetlere yardım tahsisatından alâkadar vilâyetlerce aylık ücret; Ziraat Vekâleti bütçesinden. de meccanen tohum, fidan, damızlık ve ziraat aletleri gibi vesait verilir.

Madde 6 

Köy eğitmenlerinin kurslara alınmaları, yetiştirilme tarzları, köylerdeki ödevleri, beşinci maddede yazlı vesaiti icabında köylü lehine nasıl kullanacakları, işlerinin takib ve teftişi Maarif ve Ziraat Vekilliklerince müştereken kararlaştırılır.

Madde 7

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 8

Bu kanunun hükümlerini icraya Dahiliye, Maarif, Maliye ve Ziraat Vekilleri memurdur.

Kan Gütme Kanunu

0

Kan Gütme Kanunu, kat gütme saikiyle insan öldürme veya teşebbüs etme suçlarını düzenlemiş ve 11 Haziran 1937 tarihinde mecliste kabul edilmiştir.  Kanunun orijinal ismi ‘Kan gütme sebebile işlenen adam öldürme ve buna teşebbüs cürümleri failleri hısımları hakkında tatbik olunacak muameleye dair kanun’dur. Resmi Gazete’nin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, halk arasında “kan davası” ya da “töre suçları” olarak bilinen fiillere yönelik olarak tanzim edilmiştir.

Kan Gütme Kanunu – Kan gütme sebebile işlenen adam öldürme ve buna teşebbüs cürümleri failleri hısımları hakkında tatbik olunacak muameleye dair kanun

Madde 1

Kan gütme sebebile adam öldüren veya öldürmeğe teşebbüs eden veya başkasını bu cürmü işlemeğe azmettiren veya tahrik eyliyen kimsenin cürüm işlendiği zaman bir dam altında yaşıyan usul ve furuları ve kardeşleri ve karı veya kocası ikametgâhlarının bulunduğu yerden başka bir yere nakledilirler.

Madde 2

Faille bir dam altında yaşamasalar bile cürüm işlendiği zaman failin ikametgâhının bulunduğu köy veya kasaba veya şehir içinde ikamet eden birinci maddede yazılı hısımlardan ve amca, dayı, hala, teyze, yeğen, kaynana veya kaynatasından her hangi birinin de takdir edilecek lüzuma göre nakillerine karar verilebilir.

Madde 3

Kan gütme saikına vâkıf olduğu kimselerin azim veya tahrikine vasıta olarak adam öldüren veya öldürmeğe teşebbüs edenlerin birinci ve ikinci maddelerde yazılı derecelerdeki hısımlarından cürüm işlendiği zaman failin ikametgâhının bulunduğu köy veya kasaba veya şehir içinde ikamet edenlerin de takdir edilecek lüzuma göre nakillerine karar verilebilir

Madde 4

Kan gütme saikı ile adam öldüren veya öldürmeğe teşebbüs edenler ve kan gütme saikına vâkıf olduğu kimselerin azim veya tahrikine vasıta olarak bu cürümleri işleyenler ve bu saikı bilerek cürme iştirak etmiş olanlar haklarında da mahkûm oldukları cezanın çektirilmesinden veya bu cezanın bir suretle düşmesinden sonra birinci madde hükmü tatbik olunur.

Madde 5

Kasten öldürülen bir şahsın yukarıdaki maddelerde yazılı derecelerdeki hısımlarından birini, öldürdüğünü veya öldürttüğünü zannettiği kimseyi veya onun yakınlarından birini kan gütme saikı ile öldüreceğine veya öidürteceğine dair kuvvetli emareler mevcud olduğu takdirde Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebi ile ağır ceza işlerini gören mahkemece nakline karar verilebilir. Salahiyetli mahkemenin tayininde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun hükümleri caridir.

Madde 6

Haklarında nakil kararı verilenler ikametgâhlarının bulunduğu yerden beş yüz kilometreden daha az bir mesafe dahilinde ikamet edemezler. Bu mesafe dışında olmak üzere istedikleri yeri kendileri tayin edebilirler.

Madde 7

Kan gütme saikı ile işlenen adam öldürme veya öldürmeğe teşebbüs cürümleri hakkında verilen hüküm katileştikten sonra bu kanuna göre nakilleri lâzım gelenler hakkındaki karar Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebile duruşma yapılmaksızın hükmü veren mahkemece verilir.

Bu karar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren bir hafta zarfında haklarında nakil kararı verilenler tarafından itiraz olunabilir, itiraz yazı ile veya bu hususta bir zabıt varakası yapılmak üzere mahkeme kâtibine yapılacak beyanla olur. İtiraz üzerine mahkeme duruşma yaparak karar verir. Bu kararlar Cumhuriyet Müddeiumumisile haklarında karar verilenler tarafından temyiz olunabilir. Duruşma ile temyize dair .olan muameleler Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri dairesinde yapılır.

Madde 8

Bu kanun hükümlerinin tatbik olunacağı yerleri İcra Vekilleri Heyeti tayin eder. ,

Madde 9

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 10

Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

15/6/1937

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 1172 sayılı Resmî Gezetededir

11 Haziran – Hukuk Takvimi

0
11 Haziran Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler 

11 Haziran – Hukuk Takvimi

 

1868 Kızılay, “Mecruhin ve Marda-yı Askeriyye İmdat ve Muavenet Cemiyeti” adı altında kuruldu. Osmanlı Devleti zamanında 11 Haziran 1868 tarihinde Kızılay’ın temeli atılmıştı. Kurumun adı 1877 yılında Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti ve 1947 yılında da Kızılay adını aldı.
1908 11 Haziran 1908 de Libzon’da Uluslararası Telgraf Konferansı düzenlendi. Uluslararası Hukuk açısından önemli Tüzükler ve Tarifeler kabul edildi.
1929 Türkiye ile Romanya arasında Ticaret ve Seyrüsefer Antlaşması imzalandı.
1930 Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın kurulmasına ilişkin kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. 1715 sayılı Kanun30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.
1932 Türkiye’de Türk vatandaşlarına tahsis edilen sanat ve hizmetler hakkında kanun kabul edildi.
 1933 Cumhuriyetin ilanının 10’uncu yıldönümünü kutlama kanunu kabul edildi. Cumhuriyet’in onuncu yılının kutlanma şeklini belirleyen kanun, Resmi Gazetenin 17.06.1933 tarihli sayısında ilan edilerek yürürlüğe girdi.
1933

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Belediyeler Bankası Kanunu” kabul edildi. Banka, Belediyelerin imar faaliyetlerini finans etmek üzere, 11 Haziran 1933 tarihinde 2301 sayılı Kanunla, 15 Milyon sermaye ile kuruldu.  Banka, özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip, özel bütçeli Anonim Şirket statüsünde bir kalkınma ve yatırım bankası olarak faaliyete başladı.

1937 Atatürk bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını açıkladı. (Atatürk’ün VasEnder Karaçay için süremiz dolmamışsa halen şansımızı deneyebiliriz. iyeti)Kan Gütme Kanunu, kat gütme saikiyle insan öldürme veya teşebbüs etme suçlarını düzenlemiş ve 11 Haziran 1937 tarihinde mecliste kabul edilmiştir. Kanun, halk arasında “kan davası” ya da “töre suçları” olarak bilinen fiillere yönelik olarak tanzim edilmiştir.
1937 Köy Eğitmenleri Kanunu kabul edildi. Kanun, köylünün kalkınmasını esas almış, aydınlanma devriminde köyleri ve köylüleri ihmal etmemek üzere düzenlenmiştir. Köylü’nün kalkındırılması ve eğitilmesi yönünde 1940 yılında kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu öncesinde yapılan kanuni düzenlemelerdendir.29 Aralık 1936 tarihinde imzalanan Türkiye- İtalya Ticaret Antlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti ile İtalya Kıratlığı arasında 29 ilkkânun 1936 da Roınada imzalanan Ticaret ve Seyrisefain nıuahedenamesile Ticaret Anlaşmasının ve merbutlarının tasdikına dair kanun” ile uygun bulunarak onaylandı.
 1945 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışmalara neden olan, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edildi.1948 Arap ülkeleri  ile İsrail’ arasındaki ateşkes kararı yürürlüğe girdi. Ateşkese, 20 Mayıs 1948’de BM Güvenlik Konseyi’nce Filistin’de arabuluculuk görevine atanan İsveçli insan hakları savunucusu ve diplomat Folke Bernadotte aracılık etmişti.
https://hukukansiklopedisi.com/2-ocak-hukuk-takvimi/
 1952 Recai Seçkin, 11 Haziran 1952 günü Yargıtay Üyeliğine atandı. Yargıtay Ticaret (11. Hukuk) Dairesi’nde Üye olarak çalışan Dr. Ahmet Recai Seçkin, 31 Ekim 1956’da Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanlığı’na getirildi, 14 Haziran 1960 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına seçildi.
1970 Sendikalar Kanunu‘nda yapılan değişiklik sonucunda DİSK ülke genelinde eylem kararı aldı.
1978 3.000 hükümlünün yararlanacağı yeni infaz yasasının yürürlüğe girmesiyle tahliyeler başladı.
1979 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 7 yöneticisi, “halkı suç işlemeye tahrik ettikleri” gerekçesiyle 7 gün hapis cezasına çarptırıldı.
 1987 Uluslararası Çalışma Örgütü, İş Kanunları ve Anayasa’nın bazı maddelerinin uluslararası sözleşmelere aykırı olması nedeniyle Türkiye’yi yeniden “İşçi haklarını çiğneyen ülkeler” listesine aldı.
 1997 Adalet Bakanı Şevket Kazan, Genelkurmay’ın brifingine katılan hakim ve savcılar hakkında soruşturma açtırdı.
 1999 Bakanlar Kurulu, 13 Mayıs 1999 tarihinde Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen Merve Kavakçı’yı vatandaşlıktan çıkarma kararı aldı.
2008 Norveç Parlamentosu, eşcinsel çiftlerin evlenebilmelerine ve evlat edinebilmelerine olanak tanıyan yasa tasarısını kabul etti.
2018 Hicabi Dursun 11.06.2018 tarihinde Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na seçildi.
2022 Avukatlık Kanununda yapılan bazı değişiklikler resmi gazetede yayınlandı. Birden fazla baro kurulan illerde adli yardım hizmetinin verilebilmesi için her baro tarafından ayrı büro kurulması esası getirildi. Sigortalı olarak başka bir işte çalışanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kişilerin görevleri devam etmekteyken avukatlık stajı yapmalarına imkan tanındı. Bu değişiklik “naylon staj” olarak tanımlandı ve hukuk dünyasından büyük tepki aldı. 

11 Haziran – Hukuk Takvimi

Hukuk Takvimi – 9 Haziran

0

Hukuk Takvimi – 9 Haziran

1815
Viyana Kongresi sona erdi. Diplomatik dokunulmazlıklara ilişkin temel prensipler bu kongrede belirlendi.
1930
TBMM’de Tütün İnhisarı Kanunu kabul edildi
1934
Belediyece yapılacak istimlâk hakkında kanun 09.06.1934 tarihinde resmi gazetede yayınlandı  (Kanun daha sonraki yıllarda yürürlükten kaldırılmıştır.)
1934
Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Cumhuriyeti arasında dostluk muahedesi ( Türkiye – Çin Dostluk Antlaşması) 09.06.1934 tarihinde resmi gazetede yayınlandı
1937
TBMM’de “Ankara’da Bir Tıp Fakültesi Tesisi Hakkındaki Kanun” kabul edildi
1937
ILO’nun 4 Haziran 1935 tarihinde kabul edilen 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi, Türkiye tarafından 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylandı.
1949
Türkiye, 9 Haziran 1949 tarih ve 5062 sayılı Kanunla DSÖ Anayasasını onaylayarak örgüte resmen üye oldu.
1955
Türk bayrağını yırtmaktan sanık 4 Amerikalı, yapılan yargılamada beraat etti.
1968
Rusya Adalet Bakanı Aleksandr Vladimiroviç Konovalov (Алекса́ндр Влади́мирович Конова́лов) 9 Haziran 1968’de Leningrad’da doğdu. 1992 yılında Sankt-Peterburg Devlet Üniversitesi Hukuk bölümünden mezun oldu. 1992-2005 yılları arasında Sankt-Peterburg savcılığında çalıştı. 2005’te Başkurdistan Başsavcılığı yaptı. 2008 yılında Rusya Federasyonu Adalet Bakanı oldu.
1977
Hukukçu, diplomat ve Vatikan Büyükelçisi  Taha Carım, 9 Haziran 1977 tarihinde Roma’da Asala Terör Örgütü tarafından öldürüldü. Carım, Galatasaray Lisesi ve Toulouse Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 29 Kasım 1941 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na girdi. Şubat 1952’de, birinci sınıf konsolos olarak İskenderiye Başkonsolosluğu’na atandı. 1952 Mayıs ayında Brüksel’de NATO Daimi Temsilciliğinde göreve başladı. Karakas, Karaçi, Ottava, Beyrut ve Tahran Büyükelçiliği yaptıktan sonra 1973 yılında Vatikan Büyükelçiliğine atandı. Büyükelçiliğe yapılan saldırıda öldürüldü. Katil bulunamadı ve Roma Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma 30 Haziran 1978 tarihinde kapatıldı. Fransızca ve İngilizcenin yanı sıra İspanyolca bilen Carım, Pablo Neruda’nın şiirlerini Türkçeye çevirdi.
1994
ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, 2 Haziran 1982 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999 sayılı yasa ile onaylandı ve Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi
1999
Yugoslavya ve NATO, Kosova’da Sırp birliklerinin geri çekilmesi anlaşmasını imzaladı. NATO, hava saldırılarını durdurdu ve 20 Haziran 1999’da resmen sona erdirdi.
2000
Avrupa Adalet Bakanları tarafından, 8-9 Haziran 2000 tarihinde Londra’da düzenlenen 23. Konferans’ta “21.Yüzyılda adaletin dağıtılması” ile ilgili 1 No.lu karar kabul edildi.

Hukuk Takvimi – 9 Haziran

Çeyrek yüzyıl içinde neler oldu?

0
Prof.. Dr. Sami Selçuk

Çeyrek yüzyıl içinde neler oldu? / Sami Selçuk 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

2 Mayıs 2025’te T24’te yayımlanmıştır: Günümüz çoğulcu demokrasisinin vazgeçilemez temeli, her açıdan birey özgürlüğüdür, kısaca özgürlüktür.

[/box]

Yargıtay Başkanlığında üç yıl kalacak, dolayısıyla üç “yargılama yılı” konuşması yapacaktım.

Bundan yararlanarak, demokrasi ve hukuk konularındaki düşüncelerimi kamuoyuna yansıtmalıydım.

Bu yaklaşımın sonucu olarak genelden özele yürüyen ve bir bütün olması gereken bu konuşmanın birincisi, devlet düzeni üzerinde, yani bir bakıma Cumhuriyetin kurucu felsefesine, Batıda gelişen “gün ışığında demokrasi” (openair democracy, démocratie à ciel ouvert, democrazia all’aria aperta) anlayışına ağırlık veren bir konuşma olmalıydı.

Nitekim öyle de olmuş ve 1999-2000 yargılama yılını konuşmamı bundan tam çeyrek yüzyıl önce aşağıdaki dileklerle bitirmiştim.

“İşte, önümüzde dokunduğu her şeyi bilim testinden geçirerek akılcılığa dönüştürebilen ve kendisini durmadan yenileyerek kültür genlerine içselleştirdiği çağla aynı dalga boyunu yakalayabilen pırıl pırıl bir Atatürkçü görüş.”

“İşte, önümüzde ilke ve boyutları, marangozun budaksız ağaçta kayan rendesi gibi, iyi işletildiğinde, barışın, gelişmenin, açmazları aşmanın altın anahtarlarını cömertçe sunan; ancak bunların bir tanesinde bile sapma olduğunda, bağışlamayıp sürçen ve, bütün sistemi bunalıma sürükleme pahasına, çözüm anahtarlarını inanılmaz bir kıskançlıkla geri alan görkemli ve çağcıl demokrasi.”

“Nihayet işte, doğruları, yanlışları, esin kaynakları ve sorunlarıyla kara sevdamız Türkiye, bizim Türkiye’miz.”

“Tercih sizlerindir.”

“Ben, Türk halkının ‘güzeli ağlatan, çirkini söyleten’ bir halk olmadığına inanmış hukukçularından biriyim.”

“Bu yüzden sadece ondaki titreşimleri ve bilimi gözeterek doğruları dile getirmeye çalıştım, çalışıyorum. Çünkü bağımsız bir hukukçunun bu ahlaki görevi yerine getirmesi gerekirdi.”

“Ve ben bu görevi, yabancı sözcüklerle kuşatılmış, başkenti bile sokaklarına dek istilaya yeltenen ‘Türkgilizce’yle değil, vurgun olduğum, ses bayrağım ana dilim Türkçe’nin yalınlığıyla, içtenliğiyle yazıp konuşarak sizlerin, Türk halkının önünde konuşmuş ve görevimi yerine getirdiğime inanıyorum.”

“Kısaca şu anda, birey, yurttaş, hukukçu olarak ve bütün sorumluluğu üstlenerek tercihlerimi dile getirmiş bulunuyorum.”

“Özetle ben, içleri boşaltılmamış, sulandırılmamış küresel kavramlarla düşünen ve üreten; dünyanın kıyısında, köşesinde değil, odağında yer alan; tarihe maruz kalan değil, tarih yapan, çağın ruhuna denk düşen bir Türkiye istiyorum.”

“Uygar yüzlü, ışıyan Atatürk’ü ve sonluluk değil, sonsuzluk olan, 1930’lara mıhlanan değil, bilimin ışığında geleceğe gelecekler üreten Atatürkçü görüşü geri istiyorum.”

“Düşük yoğunluklu, yozlaşmış, büyük ağabeylerin vesayetindeki icazetli demokrasiyi reddediyor, ülkem için bunun tam tersini, yani eşit bireylerden oluşmuş özgür halkın, özgür halk tarafından, özgür halk için yönetimi anlamında çıtası en yüksek demokrasiyi istiyorum.”

“Demokrasinin yönettiği düşünceler ve inançlar Cumhuriyetimi geri istiyorum.”

“Hoşgörünün de ötesinde ‘öteki benim eşitim’ diyen, birbirlerine meydan okuyarak saygı duyan, berikiler ile ötekilerin hak ve özgürlükleri çiğnendiğinde, kendilerinin hak ve özgürlükleri çiğnenmişçesine çiğneyenlere karşı çıkma ortak bilincini, akılcı eleştiri, tartışma, sorgulama, algılama kapılarını açık tutma yeteneklerini kazanmış özgür ve demokrat insanların yaşadığı demokratik bir cumhuriyet istiyorum.”

“Yaşamın ve barışın vazgeçilemez gerekçesi olarak, dokuları örselenmemiş, kendisini dengeleyen bir doğa; kılcal damarları çoğulculukla beslenen ve kendisini geliştiren bir toplum istiyorum.”

“Çoğulculuğun doğal sonucu olarak, din ve devletin karşılıklı bağımsızlığı ilkesine yaslanan, barışçı, kırılmalara uğramamış, özürsüz ve ödünsüz laikliği istiyorum.”

“Düşünceleri, inançları yasaklamayan, yalnızca barış içinde tartıştırıp yarıştıran, adalet imbiğinden geçmiş ve insanları özgürleştiren bir hukuk; böyle bir hukukun egemenliğinde, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta, karar süreçlerine kattığı halkına güvenen, yansız ve meşruluğunu hukuktan alan güçlü bir devlet istiyorum.”

“Böyle bir devletin; devletlerin özgür birey ve halk için olduğu anlayışını temel alan, insanların evrensel ahlak kodu sayılan hak ve özgürlükleri gerçekleştirmeyi kaygı edinen, gözeneklerine değin içselleştirdiği hukukun üstünlüğü omurgasıyla ayakta duran bir anayasa ile örgütlenmesini istiyorum.”

“Hukuku değil, devleti koruma kaygısıyla ‘Memurin Muhakematı Kanunu’ gibi yasaların destekçisi sözde anayasa metinlerinin çağcıl bir ülkede yeri olmadığını özellikle ve yüksek sesle vurguluyorum.

“Sığlaşan hukuktaki her yanlışın patlamaya hazır bir krater olduğu bilinciyle; her aileyi mahkemelere bağımlı kılan ve devleti bireyleri ile sürtüştüren çarpık hukuk uygulamasının ürettiği davalar yığınının fay hattındaki hukuk göçüğünden insanlarımızın kurtarılmasını, yazılı hukukun değiştirilmesini, ‘Dura dura bayatlayan adalet’ (B. Brecht) yüzünden umudunu mafyaya bağlayan insanlarımızın ‘makûs talih’lerinin yenilmesini istiyorum.

“Özlenen hukuku yaşama geçirmenin önkoşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü olan yargılama erkinin öbür erklerden bütünüyle bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekâtını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargılama erkinin, gücünün yasama ve yürütme erkleriyle, güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit olmasını istiyorum.”

“Yargılama erkinin ivedi gereksinimlerinin kısa sürede karşılanmasını, 1966 New York Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde (md. 14) bir insan hakkı olarak vurgulanan üst (ara) mahkemeye başvuru (istinaf) hakkının tanınmasını, böylelikle üst mahkemeleri, yargılama kolluğu, akademisi, binalarıyla halkın ve Türkiye’nin saygınlığına yaraşan yetkin bir yargılama erki istiyorum.”

“Diyeceklerim şimdilik bunlardır.”

“Gösterdiğiniz ilgi ve sabra gönül borcumu öderken, önümüzdeki yıllarda demokrasinin utkusuyla taçlanmış, baskı ve terörden arınmış, barışa kavuşmuş bir Türkiye’de ve dünyada buluşmak umuduyla sizlere şükranlarımı, saygılarımı sunarım.”

Peki, bundan sonra neler mi oldu?

Geliniz, şimdi bu dileklerden hangisinin gerçekleştiğine bir göz atalım.

Hemen baştan belirteyim ki, bu konuşmanın bana ne kazandırdığını bilemem. Ancak, kimyada çözeltilerdeki asit ve bazları ayırt etmekte kullanılan turnusol gibi, bu konuşma da, kimlerin doğru Atatürkçü anlayıştan ve günümüz demokrasisinden yana, kimlerin bunlara karşı olduğunu gün yüzüne çıkarmıştır.

Bu açıdan ilkin Atatürk’ün anlayışını yansıtan iki olaya değinmek isterim.

Bu konuda yaşanan ve Atatürk’ün demokrasi anlayışını yansıtan önemli olaylardan birincisi şudur: CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya ve Almanya gezisinden sonra toplanacak olan CHP kurultayına -ki, bu Atatürk’ün yaşamında 9.5.1935’te toplanan son kurultaydır- sunulmak üzere, İtalyan faşizminden etkilenerek yeni bir tüzük, çok ayrıntılı bir izlence (program) hazırlamıştır.

Bu parti tüzüğü, partinin eylemli Genel Başkanı Başbakan İnönü’nün görüp incelemesinden sonra Atatürk’e sunulmuştur.

İşte Atatürk, o gün, akşam yemeğine gelen konuklarını uğurladıktan sonra geceleyin hiç uyumamış, sabaha dek kitaplığında bu tüzük taslağını incelemiştir.

Bu girişime ve sakat düşüncelere çok öfkelenen Atatürk, sabahleyin gelen genel sekreterine “kim bu zorbalar?” diye sorduktan sonra, şunları söylemiştir: “Görülüyor ki, varmak istediğimiz hedef, henüz en yakın -ki olasılıkla, daha çok İnönü’yü amaçlamaktadır- arkadaşlar tarafından bile zerrece anlaşılmış değildir.”

Hemen ardından bu hedefi de şöyle açıklamıştır, Atatürk: “Biz öyle bir idare, öyle bir rejim istiyoruz ki, bu ülkede padişahlığa yandaş olanlar bile bir parti kurabilsinler” (Soyak, Hasan Rıza, Atatürk’ten Hatıralar, İstanbul, 2004, s. 61-62).

Dikkat edilsin, lütfen. Atatürk, demokraside akla, değişik görüşlere ve inançlara asla hiçbir yasak, sınır tanımamakta, bütün inakları, dogmaları reddetmekte, attığı en büyük adımı, cumhuriyeti bile demokratik tartışmaya açmayı göze almakta, alabilmektedir.

Nitekim aynı bilinçle Atatürk, sağ iken ve de daha sonları çevirisi yapılan Benoit Mechin’in cezaevinde bulunduğu sırada yazdığı “Kurt ve Pars Mustafa Kemal” adlı kitabında yer alan bazı olumsuz olaylar ve değerlendirmeler üzerine bu kitabın basımından, yayımlanmasından vazgeçilmesi üzerine, “Ben insanüstü bir varlık değilim, bir insanım, elbette yanlışlarım, zayıf yönlerim olmuştur” diyecek ve yayımlanmasına izin verecek denli hoşgörülü ve gerçekçidir.

Gerçekten O, çocuğu gibi elinden tutup büyüttüğü, üzerine titrediği “Cumhuriyet”e karşıt görüşlere bile özgürlük isteyecek çapta ve büyüklükte “demokrasi ve özgürlük bilinci”ne sahip bir önderdir.

Ayrıca hiç unutulmamalıdır ki, Atatürk, dönemindeki bütün baskıcı, buyurgan tümelci rejimlere de karşıdır.

Bir başka olay da şudur: Fuat Köprülü’nün başkanlığında Cumhuriyetin başlarında bir “Dinde Reform Kurulu” oluşturulmuş ve bu Kurul, masada ve sandalyede namaz kılınması gibi birçok öneriyi Atatürk’e sunmuştur. Atatürk, bu önerilere çok öfkelenmiş, “Dinde reformu, demiş, dinin kendi içindeki din insanları yapabilir. Ben siyaset insanıyım. Martin Luther değilim.”

Nitekim o kurul, hemen kaldırılmıştır.

Görülüyor ki, Atatürk ideokrat, totaliter; Atatürkçü görüş, bir ideoloji, totalitarizm değildir.

Dinlere, inançlara karşı da değildir. Tam tersine dinlere, inançlara saygılıdır. Çünkü laiktir; din, inanç alanı ile bilim alanını özenle birbirinden ayırmaktadır, ayırmıştır da. Tıpkı “Ben, laboratuvarıma girerken dinimi eşikte bırakırım” diyen ve sabah laboratuvarına giderken, akşam evine dönerken tapınmak için kiliseye uğrayan on dokuzuncu yüzyılın ünlü fizyolog ve doğa bilimcisi dindar Claude Bernard (1813-1878) gibi.

Bilindiği üzere, tek kişinin yapacağı bir işi on kişi yaparsa, dokuz kişinin görünüşte işi vardır; ancak aslında dokuz kişi işsizdir.

Ekonomide buna “gizli işsizlik” denir.

Atatürkçülüğü bir ideoloji olarak algılayarak, inanç ve düşünce alanına yasaklar getirmeye kalkışanlar, bunları savunanlar, zaman zaman onu bir tür totalitarizme dönüştürenler, aslında Atatürk’ü severken onu boğan “gizli Atatürk karşıtları” ya da “yüzeysel Atatürksever­ler”dir. Yani Stendhal’ın ünlü romanında Papaz Chelan’a söylettiği şu sözlerin bilinçsiz özneleridir: “İktidar koltuğundaki insanlara dalkavukluk etmeyi aklınızdan geçiriyorsanız, ruhunuzu cehenneme mahkûm etmişsiniz demektir.

Dolayısıyla “1999-2000 yargılama yılı” (adli yıl) açış konuşmam, her şeyden önce kimlerin Atatürk’ü ve Atatürkçü görüşü anladığını, kimlerin anlamadığını ortaya koyan bir turnusol olmuştur, benim açımdan.

Bu konuşmadan sonra ise, şu kanıya ulaşmışımdır: Atatürk’ü ve Atatürkçü anlayışı, bir bakıma gizli Atatürk karşıtlarından kurtarmak, bilimsel yörüngesine oturtmak zorunludur.

İşte o zaman, sadece Avrupa Birliği’nin değil, bütün kapıları açan Atatürkçü görüşün tam demokrasiye geçmede gerçek bir basamak işlevini yerine getirdiği görülecektir.

Unutulmamalıdır ki, Atatürk’ün kurduğu parti, yani CHP, bir amaç değil, demokrasinin alt yapısını hazırlayan devrimleri gerçekleştirmek ve demokrasiye adım atabilmek için sadece bir araçtan ibaretti.

O kadar.

Nitekim bir yabancı bilim insanı, Prof. Maurice Duverger, bunun ayrımına çok iyi varmış, Atatürk’ün kurduğu CHP’yi, hedefi demokrasi olduğu için, başka ülkelerde görülen tek partilerden özenle ayırmış, bu tür partileri “Kemalist partiler” olarak adlandırmıştır.

Gerçekten Duverger’ye göre, bu terimle adlandırılan partilerin vaz­geçilmez amaçları, halkı geleceğin demokrasisine hazırlamaktır. Nitekim “Diktatörlük Üstüne” adlı kitabında Atatürk’ün Mussolini’ye özen­diğini söylemekle birlikte, “Siyasal Partiler” adlı kitabının “Tek Parti ve Demokrasi” bölümünde Atatürk Türkiye’sine önemli bir yer ayıran bu ünlü bilim insanı, şöyle demektedir: “Atatürk’ün önderliğindeki tek particilik, tekelciliğe dayanarak özgürlükçü demokrasiyi tıkamamıştır. Zira Mustafa Kemal, sahip olduğu güçten, tekelden sürekli rahatsızlık duymuştur. Çeşitli fırsatlarla bu tekele son vermeye çalışmıştır.’’

Kısaca Duverger’ye göre, “1923 sonrası Türk devrimiyle Türkiye, engelsiz ve sıkıntısız şekilde tek parti sisteminden plüralizme (çoklu sisteme) geçmiştir. Bugün, Ortadoğu devletlerinin en demokratik olanıdır.”

Yine Duverger’ye göre, “Basiretle uygulanan tek parti yönetimi, bugün gerçek bir demokrasinin kuruluşunu mümkün kılacak...” çalışmaları yapmıştır ve “Türk tek parti sistemi, hiçbir zaman bir tek parti doktrinine dayanmamış; bu tekelciliğe resmî bir nitelik vermemiş, özgürlükçü demokrasiyi ortadan kaldırma isteğiyle onu hukuksal kılmaya, meşrulaştırmaya kalkışmamıştır.” (Duverger, Maurice, (Ergun Özbudun), Siyasi Partiler, Ankara, 1986, s. 360, 364).

İşte bu yüzden Batı dünyasının siyaset bilimcilerinin çoğu, 1950 seçimlerini ve iktidarın barış içinde devir-teslimini “beyaz ihtilal” olarak nitelendirmiştir.

Ancak umudumuzu yitirmeyelim.

Gerçekten her dönemde köle sanılanlar, kurtuluşu eninde sonunda başarmış, yarınların efendileri olmuşlardır.

Ne var ki, bu savaşım, her yerde her zaman kolay olmamıştır.

Çünkü Atatürk’ler yeryüzüne çok sık gelmezler.

O’nun değerini iyi bilmeliyiz.

Ayrıca şunları da hiç unutmamalıyız.

Günümüz çoğulcu demokrasisinin vazgeçilemez temeli, her açıdan birey özgürlüğüdür, kısaca özgürlüktür. Nitekim “1999-2000 yargılama yılını açış” konuşmam, daha önce de değinildiği üzere, ikinci olarak, kimlerin çağcıl demokrasinin olmazsa olmazı olan “özgürlük bilinci”ne sahip olduğunu, kimlerin olmadığını da ortaya koyan bir turnusol işlevini yerine getirmiştir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Doğan, S., Sivil Demokrasi Çağrısı, Bir Konuşmanın Yankıları, İstanbul, 1999; Kaya, M. E., O Konuştu, Türkiye Tartıştı, Ankara, 1999; Karahasan, M., R., Başkan, İstanbul, 1999).

Bu bir.

Dayandığı Antlaşma’nın ikinci maddesine göre, Avrupa Birliği; insan özsaygısı (şeref), insan haklarına saygı, demokrasi, özgürlük, eşitlik, hukukun üstünlüğü temelleri üzerine kurulmuştur.

Bu da, iki.

Yeri gelmişken ayraç içinde belirteyim ki, o konuşma, aynı günlerde ilkin Liberte yayınları arasında basılmış, hemen akabinde, başyazarı ve kimi yazarları beni eleştirdikleri -ki, bunlardan bir kesimi daha sonraları yazılarında yanlış yaptıklarını itiraf etmişlerdir- halde Hürriyet gazetesinin eki olarak da basılıp halkımıza ulaştırılmıştır.

Çeyrek yüzyıl sonra “O konuşmadaki umutların hangisi gerçekleşmiştir?” diye sorarsınız, şu yanıtı verebilirim: Yalnızca üst mahkemelerin (istinaf) kurulması.

Çok yazık ve de çok düşündürücü!?

İzninizle aşağıdaki bilgiyle yazımı bitirmek istiyorum.

1999-2000 yargılama yılını açan bu konuşma metni, yazarının isteğiyle “Liberte Yayınları” (Ankara) arasında yayımlanmakla kalmamış, yazardan izin alınmaksızın konuşmanın yapıldığını izleyen gün, Hürriyet yayınları arasında da basılarak ve ek olarak okurlara dağıtılmıştır.

Bilindiği üzere, Alman düşünürü Theodor Adorno, Auschwitz’in bombalanması ve aynı adla Polonya’da toplama kampı kompleksi oluşturulması dolayısıyla “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak, ilkelliktir” demişti. Bence de, “12 Eylül Darbesi”nden sonra, ahlakın hukuka yansıması demek olan bir anayasadan ve böyle bir Anayasa’ya göre meşru bir düzenden söz etmek, ülkemizde artık olanaksızdır.

Şiddet Üzerine

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Şiddet Üzerine / Avukat Vedat Ahsen Coşar 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

‘İnsanın yaptığı en büyük duygusal devrim, utanma duygusudur.’ KARL MARX

[/box]

“Doğumunun otuz birinci yıldönümü arifesinde, akşam saat dokuza doğru, tam da sokakların sessizleştiği bir saatte, silindir şapkalı, frak giymiş iki adam Joseph K’nın evine gelirler ve Joseph K’yı da alıp dışarıya çıkarlar. Daha evin kapısından dışarı çıkar çıkmaz, aralarına aldıkları Joseph K’nın omuzlarına yapışırlar, kollarından kavrayıp ellerini yakalarlar. Böylece kentin dışına çıkarak terk edilmiş boş bir taş ocağına gelirler. Dört bir taraf, başka hiçbir ışığa vergi olmayan bir doğallık ve sessizlik içerisindeki ay ışığı ile örtülüdür. Adamlardan birinin eli, Joseph K’nın gırtlağına sarılırken, diğeri elindeki bıçağı sonuna kadar Joseph K’nın kalbine saplar ve bıçağı olduğu yerde iki kez çevirir. Son nefesini vermekte olan Joseph K. az ilerisinde katili olan iki adamın yanak yanağa vermiş bir şekilde kendisine baktıklarını görür, o da onlara bakar ve ‘Bir köpek gibi’ der.”

Alıntıladığım bu pasaj iktidar ve şiddet üzerine bugüne kadar yazılmış olan büyük romanların en başında gelen Kafka’nın ‘Dava’ isimli romanının ‘Son’ başlığını taşıyan ‘Onuncu Bölümü’nde yer alan ölüm sahnesidir. Romanın böyle değil de Joseph K’nın affıyla, yani ona yapılan işkencenin sona ermesiyle bitmesi, acaba okuyucu yönünden daha doğru bir mesaj olur muydu? Herhalde bunu Kafka’da düşünmüştür. Ama düşünmüş de olsa, böyle bir finali tercih etmemiştir. Edebiyat eleştirmenlerine göre bunun nedeni, Kafka’nın romanını ‘suçluluk’ temasıyla değil de ‘utanç’ temasıyla bitirmek istemesidir. Kafka’nın romanını bitirirken Joseph K.nın katledilmesiyle ilgili olarak: ‘Sanki bunun utancı, kendisinden sonra da yaşamalıydı’ demiş olması bu tespiti doğrulamak­tadır.

Bu yazının konusunu oluşturan şiddet olgusunun, suçluluk boyutundan daha çok, utanç boyutu üzerinde durmak istediğim için yazmaya Kafka’nın ‘Dava’ isimli romanının ölüm sahnesi ile başlamayı tercih ettim. Zira biz hukukçular, mesleğimizin özelliğinden olsa gerek, şiddeti, utanç temelinde değil, daha çok suçluluk temelinde değerlendiririz. Oysa şiddet, sadece bir suç değil, aynı zamanda ve hatta daha çok bir utanç, bir insanlık utancıdır.

Karl Marx’ın özlü ifadesiyle ‘İnsanın yaptığı en büyük duygusal devrim, utanma duygusudur.

Bu duygusal devrimi kendi içinde ve kişiliğinde yapamayanların, yani utanma duygusu olmayanların başvurduğu araç şiddettir.

Şiddet, şiddete uğrayanın, ‘ötekiliği’ kabul edilen, saygı gören bir özne olmaktan çıkarılıp duygularına ve bedenine zarar verilebilecek ve hatta ortadan kaldırılabilecek bir nesne olarak ele alındığı ilişkisel bir eylemdir. Kadına yönelik şiddet de dahil her türlü şiddetin köke­ni; modern toplumun yarattığı tatminsizliğin, yalıtılmışlığın, ikiyüzlü bir ahlakın, saldırganlığın, ne aşkı, ne sevgiyi, ne arkadaşlıkları ve ne de dostlukları becerebilen bir toplumun damgasını taşır.

Öyle olduğu için bugün ülkemizde her yerde şiddet var. Sokakta şiddet, televizyon dizilerinde şiddet var. Bırakın aşiret, töre, pusu, namus kültürü çocuklarının yaptıklarını bir yana, bırakın aile içi şiddeti bir yana, bırakın ikili ilişkilerde uygulanan terörizmi bir yana, bırakın yakınlık terörizmini bir yana, bırakın tinercilerin kentlerde uyguladıkları şiddeti bir yana, bizim başkalarına yaptığımız, başkalarının bize hemen her gün uyguladığı şiddete bakın. Umursamazlık şiddeti, duyarsızlık şiddeti, istismar şiddeti, cehaletin ve cüretin şiddeti, yanılgının, özen­sizliğin, dikkatsizliğin, sevgisizliğin şiddeti, iftiranın şiddeti, dedikodunun şiddeti, yalanın şiddeti. Bunlar da öldürücü, bunlar da korkutucu, bunlar da yok edici, bunlar da kahredici değil mi?

Peki! Neden şiddet?

Bunu yanıtını modern olasılık kuramının temellerini atan, akışkanlıklar mekaniğinin temel yas­alarından biri olan ve kendi adıyla anılan Pascal Yasası’nı bulan, kendisinden sonra gelen varoluşcu düşünürleri etkileyen, bu bağlamda sezgicilik ilkesini ortaya atan Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünür Blaise Pascal, Türkçeye ‘Düşünceler’ adıyla çevrilerek yayınlanan ‘Pensées’ isimli eserinde şunları yazarak veriy­or: ‘İnsanoğlu büyük adam olmak için heveslerle doludur, fakat bir gün anlar ki, sadece bir küçük adam­dır; mutlu olmak için heveslerle doludur, fakat bir gün anlar ki, sadece mutsuzdur; mükemmel olmak için büyük hevesler taşır, fakat bir gün anlar ki, sadece kusurlarla doludur; insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kişi olmak için devamlı umutlar taşır, fakat bir gün anlar ki, kusurlarından dolayı sadece insanların hor görüşüne layık görülmektedir. İşte, dışına çıkmaya imkân bulamadığı bu utanç duygusu, o insanda güçlü bir adaletsizlik ve yıkma ihtirası yaratır, çünkü bu durumda o, kendisini kusurlarından dolayı mahkûm eden ve bunun suçunu kendisine yükleyen gerçeğe karşı bitmez tükenmez bir nefrete bürünmüştür.

Bu yazıtı yazmaya Kafka ile başladım, Oscar Wilde ile son vereceğim.

Karısını kılıçla boğazını keserek öldürmekten yargılanıp idama mahkûm edilen Krallık Muhafız Alayı askerlerinden otuz yaşında Charles Thomas Wooldridge, 07 Temmuz 1896 günü İngiltere’de Reading Zindanı’nın özel bölümünde asılmıştır. Aynı hapishanede hapis yatan ve asılmadan önce Wooldridge’i gören ve asılma nedenini öğrenen Oscar Wilde’ın onun anısına yazdığı ve adını ‘Reading Zindanı Baladı’ olarak koyduğu şiirinin giriş bölümüne yer vererek sözlerime son vereceğim.

‘Kırmızı ceketini giyemiyordu o artık, / Çünkü şarap kırmızı ve kan da kırmızıydı, / Ellerine de şarap ve bir de kan bulaşmıştı / Ölünün başucunda onu bulduklarında, / Sevdiği kadıncağız, sevgilisiydi ölen, / Öldürmüştü kadını vurarak yatağında. / O da yerini aldı suçlular arasında, / Soluk gri bir tulum sarkıyordu sırtından; / Bir de kasket başında, / Kaygısız, şen gibiydi, adım atışlarında; / Ki hiç görmemiştim ben böyle bakan bir adam, / Bu kadar içtenlikle güne gözleri dalan. / Ben hiç görmedim böyle, böyle bakan bir adam, / Böyle dalmış gözleri / Küçük mavi örtüye, / Zindanda tutuklu olanların gökyüzü dedikleri, / O salına salına süzülen bulutlara, Ki gümüş yelkenleri. / Öbür acıların arasında yürürken / Bir başka bölmedeki, / Ne yapmıştı bu adam diye düşünüyordum, / Acaba yaptığı ne, suçu da ne olacak, / Ki bir ses fısıldadı yavaşçacık arkamdan, / ‘O yeni gelen adam yakında asılacak.’ / Tanrım! O an zindanın taşları duvarları / Sarsılır gibi oldu, titredi birdenbire, / Gökler tepeme indi, / Kızgın çelik bir çember gibi sıktı başımı; / Kendi acım kendime büsbütün yetiyorken / Birden hepsi silindi. / Anladım, onu hangi düşünceydi kemiren / Ve iten neydi böyle onun adımlarını, / Onun pırıl pırıl parlayan güne neden / Bu kadar içtenlikle böylesi daldığını; / Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam / Ve şimdi buna karşı verecekti canını. / Ama gene de herkes sevdiğini öldürür, / Bu böylece biline, / Kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar, / Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür, / Korkak, bir öpücükle, / Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür! / Kimi insan aşkını gençliğinde öldürür, / Kimi sevgilisini yaşlılığına saklar; / Bazıları öldürür arzunun elleriyle, / Altın’ın elleriyle boğar bazı insanlar: / Bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü / Böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar. / Kimi insan az sever, kimisi de çok uzun, / Kimileri aşkı satar, kimileri satın alır; / Kimileri de yapar bu işi gözyaşıyla, / Kimilerinde aşka serin kanla kıyılır; / Hemen herkes bir türlü öldürür sevdiğini, / Ama bundan ötürü herkes asılmamıştır.’

Evet! Keşke yapılmasa, keşke yapmasak diyoruz, ama yapılıyor ve yapıyoruz; hepimiz sevdiğimizi, sevmediğimizi bir biçimde öldürüyoruz ve bunun adına da şiddet deniliyor.

Ön İnceleme: Beklentiler, Güçlükler, Öneriler

0
Yargıç, yazar ve düşünür Hilmi Şeker, 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Kısa bir süre avukatlık yaptı. Hukuk pratiğinde ilk deneyimlerini avukatlıkta kazandıktan sonra yargıçlık kariyerine başladı. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliği ve İcra Hukuk Mahkemesi hakimliğinin ardından İstanbul Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi Başkanlığına atandı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi başkanı iken 2018 yılında Bakırköy İcra Mahkemesi Hakimliğinde ve ardından da Asliye Hukuk Mahkemesi hakimliğinde görevlendirildi. İcra Hukuku ve Usul Hukuku alnında uzmanlaştı. Hukuk felsefesi, hukuk tarihi, hukuk mantığı, hukuk sosyolojisi, usul hukuku, yargılama tarihi ve hukukta gerekçe üzerine çok sayıda makale yazdı.  Makaleleri, Güncel Hukuk, Birikim, Yeni Yaklaşımlar, Hukuk Ansiklopedisi, HukukiHaber, HukukiNet, TürkHukukiSitesi, İstanbul Barosu Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, İstanbul Barosu Bülteni, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, HukukPolitik, AdaletBiz, Legal Hukuk Dergsi gibi dergi ve internet arşivlerinde yayımlandı. Başta, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi kolokyumlarında olmak üzere barolarda, adliyelerde ve üniversitelerde çok sayıda konferans, panel ve sempozyumda bilimsel tebliğler sundu. Çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda röportajı çıktı. En kapsamlı röportaj 2019 yılında "Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı" adıyla Aristo Yayınları tarafından basıldı. İstanbul Barosu tarafından 2022 yılında düzenlenen Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları çalışmasında jüri üyeliği yaptı. Basılı Eserleri: 2010 yılında yazdığı 1594 sayfalık ‘Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe Hukukta Gerekçe’ isimli kitabı hukuk camiasında büyük ses getirdi. Kitap, hukukta gerekçe oluşturma süreçlerini ayrıntılı bir şekilde ele aldı ve bu konuda ardıllarına ilham kaynağı oldu. Şeker'in bu ilk basılı eserine 2011 yılında Türk Ceza Hukuku Derneği tarafından Sulhi Dönmezer Ödülü verildi, ayrıca ABD Kongre Kütüphanesi ve Oxford Üniversitesi Kütüphanesinde seçkin eserler arasına girdi. İkinci kitabı olan "İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu" Mart 2012'de İstanbul Barosu tarafından yayımlandı. "Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin DavalardaSüreç Adaleti(Usul Hukuku ve İstinaf Yorumu) Mart 2018'de Beta'dan yayımlandı. 2018'de "Roboski Davası(Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu) başlıklı eseri 2018'de Tahir Elçi Vakfı Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturuldu. "Esbab–ı Mucibe'den Retoriğe Hukukta Gerekçe" Yeditepe Üniversitesi Yayınları tarafından 2020 yılında yeniden basıldı.

Ön İnceleme: Beklentiler, Güçlükler, Öneriler / Hilmi Şeker – Yargıç 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Makale, 2012 yılında Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır. Aradan geçen 10 yıldan fazla bir sürede ön incelemenin amacına ulaşıp ulaşmadığı okuyucunun ve hukukçuların takdirindedir. 

[/box]

Bir süre önce kan tazeleyen yöntem yasası, yargılama rotasında önemli değişiklikler yarattı. Görülebilirlik, davalaşma, uyuşmazlığın kontrolü ve kalıcı toplumsal barış konularına odaklanan ön inceleme, değişimin konuşlandığı önemli bir üsse dönüştü. Bu kesitin, umulanı karşılaması engellerinden kurtulmasına, önünü görebilmesine ya da külfete dönüşmemesine bağlıdır.

Ön inceleme kurumunun, yaptırımlarla ayakta kalma çaba ve arayışı, iyi bir seçim olmamıştır. Yapısal sorunlarla boğuşan yargıya mücadele edeceği ilave sorumluluk sahasının açılması, kötü niyetli tutumları yedekte tutan bir yaklaşımdır. Her fırsatta baskıyı dillendiren bir revizyon veya reformun başarılı olması güçtür.

Davalaşma eşiğini belirlemek, adli tercihlerin ürünüdür. Mevcut seçim, her uyuşmazlığın elini kolunu sallayarak davalaşmasını reddeden bir aklın işidir. Bu akıl, form ve içerik kusurlarının davalaşmayı önleyen etkilerini, özgün tedbirlerle önlemeyi başarmıştır. Bu başarı, şekil noksanlarının yarattığı depresyonu, şablon dilekçelerle aşmaya kalkışması ifade özgürlüğünü kısıtlayarak, hukuki dinlenilme hakkını işlemez kılabilir. Güvenliğin içerikle yarışı, içeriğin hüsranıyla sonlanabilir.

Altyapısı tökezleyen, organizasyonu bozuk bir sistemin, ön incelemeyi zamanla yarıştırması isabetli olmamıştır. Ön inceleme, zamanı yönetmenin diğer adıdır. Teksifin ruhunu yücelten, geri çağıran bir sistemdir. Bu aygıtın sorunsuz yaşaması, alt yapının sağlamlığına, organizasyonun mütereddit olmamasına bağlıdır. Sorun veya engellerin hüküm sürdüğü iklimde ön incelemenin ahkâm kesmesi, kimliğini kazanabilmesi mümkün olmaz.
Ön incelemenin akıbeti, özümsenerek anlaşılmasına, içselleştirilerek uygulanmasına kendisinden sadır olmayan engellerin tesirinden çıkarılmasına bağlıdır. Deneyim ve birikim noksanının, psiko/dirençlerle ittifak etmesi özendirmenin yaşama tutunmasını güçleştirir. Hükmün objektif sınırları, gözetilme etkisi, çelişkili karar verme ve yeniden yargılanma yasağıyla ilişkisi derinliğine ve genişliğine analiz edilmeden ön incelemeye ömür biçmek olanaksızdır.
Basit yargılama usulünün, yazılı yöntem kurallarını ithale zorlanması, ödünç alınacak referansın saptanmasında güçlük yaratmaktadır. Basit yargılamanın ithali veya ödünç alınması gerekeni yeterince açıklayamaması ya da uygulamanın buyruğu kavramakta güçlük çekmesi, bu alanın uyuşmazlıkların mayalanmasına elverişli olduğunu göstermektedir. Teksifin, saflığından kaynaklanan kaçakları önleyecek uyarılar konusundaki duraksamalar, yürürlüğün mesafe ve zamana ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
Hukuki dinlenilme hakkının boyutları arasındaki dengenin, bilgilenme ve açıklama lehine bozulması, makul sürede yargılamanın beklentilerini riske etmiştir. Makul sürede yargılamayı referans alan yasama, hukuki dinlenilme hakkının açıklama, bilgilenme ve sürpriz karar verme yasağı yararına yaptığı düzenlemeler, bu hedefin ıskalanmasını kolaylaştıracaktır.

Yasama, sulha özendirme görevinin ifasında izlenecek usul ve süreçler konusunda ipucu vermekten kaçınmıştır.
Sulhun nasıl ve ne şekilde teşvik edileceği, yapılacaklarla sakınılacaklar konusundaki suskunluk işlerin yargıca havalesini yegâne seçeneğe dönüştürmektedir. Yargıcın, yansızlık ile ihsası rey arasındaki krize rağmen ilerlemek zorunda kalması amaçla buluşmayı ertelemektedir. Alternatif uyuşmazlık modellerinin yazgısını belirlemeye muktedir bu mantığın rutine teslim olmaması, hızlı, verimli ve etkili önlemelerin alınmasına gerektirir.

Sulhun başarısı, müzakere masasının temiz tutulması, ortamın ayıklanması, arındırılmasına bağlıdır. İradenin kirlenmesi, müzakerenin kusur salgılamasına neden olur. Kusurlu anlaşmanın, etki ve sonuç doğurmasına hukuk seyirci kalmaz. Müzakere masasında söylenenlerin gözetilmesi, gerçeklerin baskılanmasını, iradenin gizlenmesini tetikler. Eteğindekini dökemeyenlerin, içini döktüğünden söz etmek olanaksızdır.

Genişletme ve değiştirme ile yokluktaki işlemlere itiraz yasağını yöneten mazeretin düzenlemeden yoksun bırakılması ciddi bir eksikliktir. Mazeretin disipline edilememesi, onu sömürüye açık hale getirerek, ön incelemenin amaçlarını tehlikeye atan bir amile dönüştürebilir. Değiştirme ve genişletme kurumunun yozlaşmaması, uyuşmazlığın kendinden menkul işlemlerle aşınmaması, mazeret kurumunun nesnel kimliğine kavuşmasına bağlıdır. Standarttan yoksun, sınırları belirlemekten aciz bir kurumun, aşkınlıklarla yenilikleri aşındırması muhtemeldir.

Usul ekonomisinin, ön incelemeyle celse sayısı ve talik süresi üzerinden soluksuz yarışı, özendirme çabasını boşa çıkararak, işin kürsüye dönüşünü kolaylaştırabilir. Gelenekten hoşnut, sorunlarıyla yaşamaktan memnun bir yaklaşımın, zamanla baş etmesi beyhudedir. Zamanı yönetemeyen kürsü, adlileşmeyi ön incelemeyle yarıştıran ard alanın, zamanla takışması hüsrana dönüşebilir. Yarışa itilmek, optimum ihtiyacın belirlenmesini, gerçeğin hükme dönüşmesini, ön incelemenin kendini bulmasını erteleyebilir.

Teksifin, organizasyon bozukluğu ve alt yapı eksikleri karşısında geri adım atması, saflığını yitirmesi görmezden gelinmektedir. Tebligatı, teslimi gereken sıradan emtia addeden anlayışın, yerini bilgilendirme, tebliğ ya da malumatın tevdiine bırakmadıkça, yazgısı teatiye bağlı ön incelemenin kendisini ifade ve tanımlama girişimi sonuçsuz kalacaktır. Posta/dağıtıcı kusurlarına kayıtsız, adlileşmeyi hafife alan ya da özerk bir hayata zorlanan ön incelemenin bozulmadan kalma, değişmeden yaşama şansı yoktur.
Algı sapmaları, çözüm arayışı, zamanla yarış ve duraksamalarla mücadele kurumu şablonlarla yaşamaya zorlayabilir. Basmakalıp veya örneklerle yatıp kalkan pratiğin, ustası olduğu bir geleneği yaşatması güç olmayacaktır. Aynılaşma ve benzeşme geleneğinin, İnternet’teki dur durak bilmeyen koşuşu, emeklemekte olan ön incelemenin hevesini kursağında bırakabilir.

Yozlaşmamak, kurumla empatiye, özünün kavranmasına, izlerinin sürülmesine ve aslına uygun algoritmalara ihtiyaç duyar. Aslın tercümesi, köklere inmeyi ve orada gezinmeyi, gerektirir. Kuytu ve koyaklarına girilemeyen bir kurumu yorumlamak, aslına sadık kalmak zordur. Güç olanın akıbetini zaman ve deneyler belirler. Teri soğumamış kurumu, her derde deva örneklerle tüketmeye çalışan bir yayıncılığın, sorumsuz suflelerle gelecek vaat etmesi olanaksızdır. Editörlük ve redaktörlüğü gereksiz veya sıradan bir etkinlik addeden, hukuku ticarileştiren yayıncılığın, yargıların birliğine katkı sunması çağrılara yanıt vermesi hayaldir.

Ön incelemenin, aba altındaki sopayla yaşatılma ve işler kılınma çabası çağdaş olmaktan uzaktır. Yaptırımın etki ve sonuçlarının tartışılmaması, bilimsel bir perspektiften okunmaması müeyyidenin, dirençle dışlanmasını kolaylaştıracaktır.

Yasama, ön incelemenin hedefine isabetli, güvenli, ucuz ve makul sürede erişmesini planlayarak, onu aşkınlıklarla işlevsiz kılacak teşebbüsleri enterne etmiştir. Yasama, yargılamayı fazlarla sınırlamıştır. Sınırların ayırdığı alanlara geçişi kolaylaştıran, bahanelerle çizgileri aşan işlemleri meşrulaştırmak doğru değildir. Öteki deyişle yasama, ön incelemenin bünyesiyle uyumsuz işlemleri yasaklayarak periyotlar arası farkı ortadan kaldıran ya da geçişi kolaylaştıran deneyimleri çekici olmaktan çıkarmıştır. Cazip olan, sınırların berisinde kalarak eylemektir.

Rakamların şahadeti, ceza yargılamasının bir zamanlar sırtını yasladığı uzlaşma kurumunun, aradan geçen onca zamana rağmen özlenen rota ve debiye erişmemesi hayal kırıklığına neden olmuştur. Hukuk alanında hükme bağlanan dava sayısının, sulhle neticelen uyuşmazlık sayısına oranının dip yapması, işlerin burada da iyiye gitmediğini göstermektedir. Uyuşmazlığın tasarrufla sönümlemesini önleyen öznel ve nesnel nedenler yeterince tartışılmadan, pürüzleri temizlemeden, budakları örselemeden kurumu hayata geçirmek ön inceleme ve uzantılarına zar attırmak, şans dilemek manasına gelir.

Dava şartlarından mahrumiyet, iddianın davalaşmasını önlenmektedir. Görülebilirlik testini, kaideten ön inceleme fazıyla sınırlayan yasama, hüküm arifesindeki yoksunluğu görmezden gelerek red nedeni sayılmasını yasaklamıştır. Dolayısıyla, tartışılarak hükme dönüşmesi an meselesi olan uyuşmazlığın salt bu nedenle reddine çekince konulması, koşulun iktidarını dizginlemiştir. Yasak sınırlamaya dönüşerek koşulların saltanatı, saltık olmaktan çıkmıştır.

Görülebilirlik engellerinin ardışık fazlara yayılmasına olanak tanınması, kurumu sömürüye açarak, misyonunda aşınmaya yol açar. Ön incelemenin kurumsallaşması, varlığını tehdit eden amillerin birçok açıdan görülmesini, tartışılmasını gerektirir.

Kendisini finanse etmeyen iddianın davalaşması yasaklanarak, bireysel krizin ön incelemenin olanaklarıyla kalıcı barışa dönüşmesi önlenmektedir. Bölgesel deneyimler, mali ve ekonomik kaygıların, erişim ve korunma hakkıyla yarışmasını engellemektedir. Bu yaklaşım, finansman eksiğinin tolare edilmesini, adil yargılamanın gereği addetmektedir. Adaletin, sokağa inmesi, ucuz dağıtılmasıyla ilintilidir. Pahada ağır, yükte hafif bir adaletin dip yapması olağandır. Toplumsal barışla adil yargılamanın kaderini, finansmanla özgürlükler arasındaki çelişki belirler.

İddia ve savunmanın, usul ve esası yönetmelikle belirlenecek bir kaba girmeye zorlanmaları, ön incelemenin kapsamında daralmaya yol açar. Şablon dilekçeyle hak aramayı özendirmek, özün tartışılmasını engellemek veya tartışmanın gücünü hafife almak manasına gelir. Tartışılmayanın bağlayıcı olması olanaksızdır. Şekli ilahlaştırmak, ifade özgürlüğünü kısarak adlileşmeyi zamana yayar. Hukuka aykırılığın emsal olmasını önlemek, eşiğin düşürülmesini gerektirir. Güvenliği ve denetimi sağlamanın biricik yolu, davalaşma eşiğini yükseltmek değildir. İyicil niyetlerden neşet bu önerinin, habis deneylerle çevrelenme olasılığı, şablonla oluşmayı öneren bu yaklaşımın sorgulanmasını gerektirir.

Uyuşmazlığın, anlaşılan ve ayrışılan hususlar üzerinden belirlenmesi, patinajı ve kuşkuyu rafa kaldıran önemli bir tekittir. Tasarrufun inisiyatif alarak, anlaşma kapsamını çekişmeli olmaktan çıkarması, zaman, emek, mesai ve finansman kaybını önleyen isabetli bir seçimdir.

Çekişmeli hususların saptanabilmesi, vakıaları somutlaştırma ve elverişli kanıtlarla eşleştirme ödevinin başarısına bağlıdır. Dava konusunu yeterince kontrol edemeyen bir yaklaşımın, çekişmeli olanı isabetle belirlemesi olanaksızdır. Hükmün otör olabilmesi, söylenebilecek her şeyi kapsaması, herkesi dinlemesi ve bağrına basmasıyla mümkündür. Vakıa ve talebi dışlayan sapmaların, hükmün kimyasını bozacağını, mizacıyla oynayacağını unutmamak gerekir. Vakıa ve kanıtın sıralı sunulmamasının yaratacağı etki ve sonuçların birçok açıdan okunması gerekir.

Dava konusunu talep ve vakıayla sınırlayan, talep eksikliğini ek süreyle gidermeye imkân veren yasanın, vakıa eksiği konusunda benzer refleksleri dışlaması, vakıaya teveccühü azaltabilir. Vakıa sunumunu tertipli ve noksansız sunma edimine kayıtsızlığın karşılıksız kalması, özensizliği özendirir. Yargılama konusunu çift unsurlu addeden değerler dizisi, uyuşmazlığın sınır ve içeriğinde daralmaya neden bu yaklaşımı irdelemek zorundadır.

Gösterilen ancak sunulmayan veya başkasının egemenlik alanındaki kanıtların toplanmasına kayıtsızlığı sert yaptırımlarla karşılamak, teksif ve kendiliğinden getirme ilkeleriyle inatlaşan yaklaşımlara verilen isabetli bir yanıttır. Kanıtların somutlaştırılması, teşhisi kolaylaştıran, erişimi sağlayan kişisel verilerin paylaşılmasını içerir. Henüz sunulmayanların belgeye indirgenmesi izahtan vareste tutulmuştur. Savunma hakkını, argümanlar üzerinden hükümden düşürmeye muktedir bu düzenlemenin, kanıtlardan vazgeçmeye neden bir fırsata dönüşmemesi gerekir.

Delil tedarikinin sona bırakılması, belgelerin toplanma ve kullanılma amacını tartışmalı kılmaktadır. Diziliş veya tertibin kanıtların tanınması, toplanmasını sonraya bırakması rastlantıyla izah edilemez. Delillerin toplanması, kapıdaki tahkikata ihtiyacı olanı sağlamayı hedefler. Sistematikte sebatın, ön incelemenin belge ihtiyacını karşılamaktan kaçınması, yarattığı tereddüt, kestirmezlikle dava konusunun argümanlardan beslenme idealini riske etmektedir.

Özendirme ile yansızlık arasındaki kutuplaşmanın, uyuşmazlığın sulhle sonlandırmaya özgülenen mülga hükümleri işlemez kılması, kurumun mazisinden soyutlanmasını önlemektedir.

Vakıaların peş peşe sunulmamasının yaptırımsız kalması, ön incelemeye pes dedirtecek önemli bir etmendir. Vakıa sunumunda akim kalmak, kürsünün aradığını bulmasını güçleştirecektir. Aradığını bulamamak, olanı değiştirmek, başkalaştırmak veya yanlışı seçmek, hükmün aritmetiğini bozar. Sulh, tahkikat ya da hüküm için lazım olanı bulamayan yargıcın gerçek ve doğruya odaklanması kuşkuludur.

Ön incelemenin civar kurumlarla ilişkisini mazeret üzerinden kurması, mazereti, ön inceleme duruşmasının manivelasına dönüştürmektedir. Hayatları söndürme gücü olan mazeretin, özerk bırakılması, üzerinde kafa yorulması gereken ciddi bir noksanlıktır.

Yasamanın, ön incelemenin misyonuna hizmet eden birçok kavramın şekillenmesini yargıca bırakması, yargıca güvenin tezahürüdür. Yargıcın kavramsallaştırması, kavramı ete kemiğe bürümesi, ayaklandırması, yürütmesi yasamaya yaklaşması demektir. Yasamaya yaklaşmak, güvene mahzar olmak, görevi layıkıyla gerçekleştirmek, toplumsal yararları özgün, aktüel yorumlarla güvenceye almakla olanaklıdır. Kavramları biçimlendirmeyi, üretilmeyi ve geliştirmeyi kürsüye ciro eden yasama, zamanın kavramları aşındırmasını, ihtiyaçların zamanaşımına uğramasını önlemektedir. Amaçla bağdaşmaz tanım, biçim, betimlerle yorumların ön incelemeyi sırtlaması, bir adım öteye taşıması imkânsızdır.

Düzenleme boşluğu, çeviri yoksulluğu, seminer sendromu, iş yükü, algı sapmaları ve diğerleri uygulamayı boşa çıkaracak genetik taşıyıcılardır. Yozlaşma ihtimalini güçlendiren bu sorunlar, ön incelemenin dibinde kalmayı sürdürdükçe, kurumun gelecek vaat etmesi imkânsızdır. Amacımız, kurumun işlevini bozan ve problemlerle yaşamaya zorlayan edenlere projektör tutarak, onlarla baş etmeyi kolaylaştırmak, özgürlük sahasını onaran eleştirilerle genişletmektir. Yararlı olmasını umuyorum.

Hilmi Şeker/Yargıç/İstanbul

Radyasyondan Korunma Sözleşmesi

0
ILO 115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi

Radyasyondan Korunma Sözleşmesi,  1 Haziran 1960 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 7.3.1968 tarihli ve 1033 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 25.7.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, işçilerin çalışmaları sırasında iyonizan radyasyonlara maruz kalmalarına sebep olan bütün faaliyetler hakkında uygulanmak düzenlenmiştir.

ILO 115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi,  1 Haziran 1960 tarihinde kabul edilmiştir.

ILO 115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 1 Haziran 1960
Kanun Tarih ve Sayısı: 7.3.1968/1033
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 23.3.1968/12856
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 2.7.1968/6-12959
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 25.7.1968/12959

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya davet edilerek orada, 1 Haziran 1960 tarihinde kırkdördüncü toplantısını yapan
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Toplantı gündeminin dördüncü maddesini teşkil eden, işçilerin iyonizan radyasyonlara karşı korunmasıyla ilgili çeşitli tekliflerin kabulüne,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,
Bindokuzyüzaltmış Haziran ayının işbu yirmi ikinci günü radyasyonlara karşı korunmaya dair 1960 Sözleşmesi şeklinde adlandıralacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

BÖLÜM I

GENEL HÜKÜMLER

MADDE 1

İşbu Sözleşmeyi onaylayan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi, onu mevzuat yoluyla, tatbikata ait usul ve kaideler veya diğer münasip tedbirlerle uygulamayı taahhüt eder. Bu sözleşme hükümlerinin uygulama alanına konulmasında yetkili makam işçi ve işveren temsilcileriyle istişarede bulunacaktır.

MADDE 2

Bu sözleşme,işçilerin çalışmaları sırasında iyonizan radyasyonlara maruz kalmalarına sebep olan bütün faaliyetler hakkında uygulanır.

Maruz kalınabilecek iyonizan radyasyon dozlarının zayıf olması sebebiyle, sözleşmenin uygulama alanına konulmasını sağlamak amacıyla 1. Maddede öngörülmüş olan usullerden biri yoluyla sözleşme hükümlerinden istisna edilecek olan mühürlü veya mühürsüz radyoaktif maddeler ve iyonizan radyasyon neşreden cihazlar hakkında bu sözleşme uygulanmaz.

MADDE 3

Bilgi alanında kaydedilen gelişmelerin ışığı altında,işçilerin sağlık ve emniyetleri bakımından iyonizan radyasyonlara karşı etkili bir şekilde korunmasını sağlamak maksadıyla münasip her türlü tedbir alınacaktır.

Bu maksada uygun, gerekli usul ve kaidelerle tedbirler kabul edilecek ve etkili bir korunma sağlanabilmesi için, zaruri olan bilgiler istifadeye açık bulundurulacaktır.

Bu şekilde etkili bir korunma için :

Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanmasından sonra işçilerin iyonizan radyasyonlara karşı korunması için alınan tedbirler,sözleşme hükümlerine uygun olacaktır.

Sözkonusu üye ,Sözleşmenin onaylanmasından önce almış bulunduğu tedbirleri, sözleşme hükümleriyle uygunluk temin etmek maksadıyla mümkün olan en kısa bir zamanda değiştirecek ve onaylanmadan önce mevcut olan diğer tedbirlerin de aynı istikamette değiştirilmesini teşvik edecektir.

Sözkonusu üye,Sözleşmenin onaylanması sırasında ,Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne,Sözleşme hükümlerinin ne şekilde ve hangi kategorideki işçilere uygulandığını gösteren bir bildirge gönderecek ve sözleşmenin uygulanması hakkındaki raporlarında bu konuda elde edilen gelişmeyi belirtecektir.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu,bu Sözleşmenin ilk yürürlüğe girmesinden itibaren üç senelik bir müddet sonunda Konferansa bu paragrafın (b) fıkrasının uygulanmasıyla ilgili ve bu hususta alınacak tedbirler bakımından uygun gördüğü teklifleri ihtiva eden özel bir rapor sunacaktır.

BÖLÜM II

KORUNMA TEDBİRLERİ

MADDE 4

2 inci maddede sözü edilen faaliyetler,Sözleşmenin işbu kısmında öngörülen korunmayı sağlayacak tarzda tanzim ve icra edilmelidir.

MADDE 5

İşçilerin iyonizan radyasyonlara maruz kalışlarının mümkün olan en asgari hadde indirilmesi için her türlü gayret sarfedilmeli ve fuzuli olan her türlü maruz kalışlar bütün ilgili taraflarca önlenmelidir.

MADDE 6

Çeşitli kategorilerdeki işçiler için organizma dışı veya içi kaynaklardan gelebilecek iyonizan radyasyonların tecviz edilebilir azami dozları ve organizmaya girmesine cevaz verilebilecek radyoaktif maddelerin azami miktarları, işbu Sözleşmenin 1 inci kısmına uygun olarak tespit edilecektir.

Tecviz edilen bu azami doz ve miktarlar, yeni bilgilerin ışığında, devamlı şekilde yeniden incelemeye tabi tutulacaktır.

MADDE 7

Doğrudan doğruya radyasyon işlerinde çalışan ve;

18 ve daha yukarı yaşta,

18 yaşından küçük olan işçiler için uygun seviyeler, 6 ıncı madde hükümlerine uygun olarak tesbit edilmelidir.

16 yaşından küçük olan hiç bir işçi iyonizan radyasyonlara sebep olan işlerde çalıştırılmamalıdır.

MADDE 8

Doğrudan doğruya radyasyon işlerinde çalışmayan fakat iyonizan radyasyonlara veya radyoaktif maddelere maruz kalmaları ihtimali bulunan mahallerde kalan ve bu mahallerden geçen işçiler uygun seviyeler 6. Madde hükümleri gereğince tesbit edilmelidir.

MADDE 9

Iyonizan radyasyonlardan ileri gelen tehlikelerin mevcudiyetini göstermek üzere,uygun bir tehlike işaretinden faydalınılmalıdır.Bu konuda gerekli görülen her türlü bilgi işçilere verilmelidir.

Doğrudan doğruya radyasyon işlerinde çalışan bütün işçilere, bu işlerde çalıştırılmadan önce veya çalıştırıldıkları sırada, güvenlikleri ve sıhhatlerinin korunması için alınacak ihtiyat tedbirleri ve bu tedbirlerin alınmasını gerektiren sebepler hakkında lazım geldiği şekilde bilgi verilmelidir.

MADDE 10

Mevzuat işçilerin çalışmaları sırasında iyonizan radyasyonlara maruz kalmalarını intaç eden işleri işbu mevzuat tarafından tespit olunacak usuller dairesinde belirtilmelidir.

MADDE 11

Tespit edilen seviyelere riayet edilip edilmediğinin doğrulanması amacıyla,işçilerin iyonizan radyasyonlara ve radyoaktif maddelere ne dereceye kadar maruz kaldıklarını tayin etmek üzere işçilere ve işyerleri lazım geldiği şekilde kontrole tabi tutulmalıdır.

MADDE 12

Doğrudan doğruya radyasyon işlerinde çalışan bütün işçiler, bu işlerde çalışmadan önce veya çalışmaya başladıktan kısa bir zaman sonra sağlık muayenesine tabi tutulmalı ve bundan sonra münasip aralıklarla bu sağlık muayenelerinden geçirilmelidir.

MADDE 13

İyonizan radyasyona maruz kalmanın nitelik veya derecesi ve ya her ikisi sebebiyle,hangi hallerde aşağıdaki tedbirlerin süratle alınması icap edeceği 1. Maddede öngörülen sözleşmenin yürütümünün sağlayıcı uygulama metodlarından biri yoluyla belirtilecektir:

İşçi münasip bir sağlık muayenesine tabi tutulmalıdır;

İşveren yetkili makam tarafından verilen talimata uygun olarak bu makama tevdieten haber vermelidir,

Radyasyonlara karşı korunma konusunda yetkili şahıslar, işçinin işini hangi şartlar altında yaptığını incelemelidir;

İşveren, teknik müşahadelere ve tıbbi görüşlere dayanan düzeltici lüzumlu bütün tedbirleri almalıdır.

MADDE 14

Hiçbiri işçi,yetkili tıbbi görüşe aykırı olarak iyonizan radyasyonlara maruz kalmasını gerektirebilecek işlerde çalıştırılmamalı veya çalıştırılmaya devam edilmemelidir.

MADDE 15

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, sözleşme hükümlerinin uygulanmasını denetleme amacıyla münasip teftiş hizmetleri sağlamayı veya yeteri kadar bu teftişin sağlanmış olup olmadığını araştırmayı ,taahhüt eder.

BÖLÜM III

SON HÜKÜMLER

MADDE 16

Bu sözleşmenin kesin onaylama belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 17

Bu Sözleşme ancak onaylama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme, iki üyenin onaylama belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra bu sözleşme, onu onaylayan her üye için onaylama belgesi tescil edildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 18

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye onu,ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıllık bir devre sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir.Fesih ,tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu sözleşmeyi onaylamış olan ve bundan evvelki fıkarada sözü edilen beş yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu madde de öngörülen fesih hakkını kullanmayan üye yeniden 5 yıllık bir müddet için bağlanmış olacaktır.Ve daha sonra bu Sözleşmeyi , her beş yıllık devrenin bitiminde bu madde öngörülen şartlar altında feshedilebilecektir.

MADDE 19

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü,Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onaylama ve fesihlerin tescil olduğunu Teşkilatın bütün üyelerine bildirecektir.

Genel Müdür kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onaylama belgesinin fesih olduğunu teşkilat üyelerine bildirirken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 20

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü yukarıdaki maddelere uygun olarak tescil etmiş olduğu bütün onaylamalara ve fesihlere dair tam bilgileri Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 202 nci maddesine uygun olarak tescil edilmek üzere,Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 21

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü her seferinde, bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu genel konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi meselesinin konferans gündemine alınması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 22

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabulu halinde ve yeni sözleşme aksini öngörmediği takdirde:

Tadil edici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması keyfiyeti, yukarıdaki 18 inci madde nazara alınmaksızın ve tadil edici yeni sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirecektir.

Tadil edici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onaylanmasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu sözleşme, onu onayıp da tadil edici sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için,herhalde şimdiki şekil ve muhtevası ile yürürlükte olmakta devam edecektir.

MADDE 23

Bu sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı derecede muteberdir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

İstanbul Barosu Yönetim Organları Hakkında Açılan Dava

0
Avukat Haluk İnanıcı

İSTANBUL BAROSU YÖNETİM ORGANLARI HAKKINDA AÇILAN DAVA / Haluk İnanıcı 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Hukuk dünyasının vicdanını yansıtan hukukçulardan Haluk İnanıcı, İstanbul Barosu hakkında açılan dava ile ilgili görüşlerini Hukukpolitik’te yayınlamıştır.

[/box]

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2025/2516 Esas ve 2025/1 Davaname numarası ile 14/01/2025 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Hakimliğinde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Baronun kurulması, organlarının görevden uzaklaştırılması ve görevlerine son verilmesi” başlıklı 77. maddesinin 5.fıkrası gereğince İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talebinde bulunmuştur. Dava halen derdesttir.

Savcılığın gerek başlattığı ceza soruşturmasının[i] gerekse belirtilen Davanameyle baro organlarının görevden alınması ve yerlerine yeniden seçim yapılması talebinin konusu aşağıda sunulan; İstanbul Barosu’nun X isimli sosyal medya hesabından yapılan 21 Aralık 2024 tarihli açıklamadır[ii].

BAROLARIN TARİHİ VARLIĞI
Tarihi Gelişimi İçinde Baro

Antik dönem bir kenara koyulursa; Barolar Orta Çağ’da avukat teriminin ilk kez kullanıldığı 1160 yılından beri yaklaşık 900 yıllık bir tarihi süreçte mücadelelerle gelişerek bugünkü demokratik toplum içindeki modern hüviyetini kazanmıştır.

Modern avukatın “altın çağı” insan temelli yeni toplum değerlerinin ortasında 19. yüzyılda ortaya çıkar.[iii] Bu çağın avukatı, modern toplumun kurulmasına bizzat “toplumsal aktörler” arasında yer alarak katılmıştır. Avukatlar, barolar modern toplumun kuruluşunda “kamu sözcüsü” rolünü üstlenmiştir.[iv] Bir toplumun “demokratik hukuk toplumuna” dönüşmesi veya bu modeli hedeflemesi doğaldır ki hukukla uğraşan avukatların toplumsal fonksiyonunu da ön plana çıkarmakta, onlara hukukla ilgili ilave görevler vermektedir.

Demokratik hukuk toplumunun inşa sürecinde avukatlar bir yandan Orta Çağ’ın devlet avukatı tipolojisinden uzaklaşarak bağımsızlık mücadelesi vermişler diğer yandan da bizzat toplumdaki hukuki ve siyasal süreçlerde yer alarak hukuk değerlerinin, kurumlarının yerleşmesi için çaba göstermişlerdir.

Bugün avukatlık mesleğinin bağımsızlığının açıklanmasında tercih edilen yaygın demokratik yaklaşıma göre; modern avukat mesleğini, savcı ve yargıçla birlikte “bir muhakeme/mahkeme süjesi olarak” yerine getirir. Diğer deyişle “hüküm” bu üç süjenin müşterek faaliyeti sonunda verilir. Avukat bu hüküm oluşurken müvekkilinin hukuki tavsife ilişkin talimatlarıyla bile bağlı değildir. Amaç maddi hakikate ulaşılarak[v] “adil bir hükmün” kurulmasıdır. Avukatın bağımsızlığı “adil hüküm”ün, “hukuk toplumu”nun teminatıdır. Aslında bu yaklaşım demokratik toplumlara özgü yargılama faaliyetini özetleyen yaklaşımdır.

Demokratik hukuk toplumlarında “avukatın bağımsızlığı” kadar “yargının bağımsızlığı” da toplumun temelleri arasında yer alır. Birbirleriyle ilişkili bu iki bağımsızlık kategorisinin kendine özgü tarihi vardır. Bu iki bağımsızlık süreci “avukat” kimliğinde çakışmaktadır. Baroların bağımsızlığı da bu iki sürece paralel olarak gelişmiştir. Avukatları diğer serbest meslek mensuplarından ayıran en önemli yan da budur. Ancak unutulmamalıdır ki, avukat ve barolar bağımsızlığını ve demokratik hukuka dayanan modern kimliğini önce Orta Çağ’ın eski rejimine sonra da otoriter devlet anlayışına karşı yaptığı mücadele ile elde etmiştir.[vi]

Avukat ve baroların “bağımsızlığı”, bu tarihi gelişim içinde öncelikle devlet organlarına ve politik alan dışında kalan medya, siyasi partiler vb. tüm toplumsal aktörlere karşı bağımsızlık olarak anlaşılır. Belirtmek gerekir ki; avukatların, baroların bağımsızlığı “ifade özgürlüğü” ile bir bütündür. İfade özgürlüğü olmadan bağımsızlıktan, bağımsızlık olmadan ifade özgürlüğünden bahsedilemez.

Özetle, baroların devlet ve tüm diğer toplumsal aktörler karşısında bağımsızlığı ve hukuku savunma görevi tarihi gelişim içinde ortaya çıkmış, olgunlaşmış ve demokratik hukuk toplumunun varlığı için vazgeçilmez hale gelmiştir. 

Türk Hukukuna Göre Baro

Türkiye’de avukatlık mesleğinin ve baroların gelişmesi Fransa’daki 1789-1920 yılları arasındaki modernleşme sürecine benzer şekilde 1876-1969 yılları arasında yaşanmıştır.[vii] 1969 yılında yürürlüğe giren Avukatlık Kanunu bu anlamda “modern avukatlık” mesleğinin kanunu olarak demokratik hukuk devleti içinde yerini almıştır. 2001 yılında Avrupa Birliği Müktesebatı kapsamında yapılan değişikliklerle de modernleşme sürecini tamamlamıştır.

Barolar öncelikle Anayasa’nın 135. maddesi kapsamında belirtildiği üzere “İdare” bölümünde yer alan “Meslek Kuruluşu” ve “kamu kurumu, kamu tüzel kişisi” niteliğine sahip özel bir kurumdur.

Anayasa
Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları

m.135: Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve hkalk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.

Avukatlık Kanunu

m.76. Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.

Avukatlar meslek örgütlerini aynı zamanda hak aramanın-savunmanın temsilcilerinin örgütü olarak nitelendirirler.

Baroların kanunlarda yazmayan ama politika biliminde kayıtlı olan, aslında yukarıdaki tanımlarda da gizli olarak yer alan bir diğer niteliği vardır. Bu da baroların demokratik toplumun “Siyasi Baskı Grupları” içinde yer almasıdır[viii]. Baroların siyasi baskı kurumu olarak niteliği, ortak menfaatler etrafında ve ortak fikirler etrafında örgütlenmesinin doğal sonucudur. Barolar hukuku savunarak hukuk siyaseti yaparlar ve hukuka aykırı her olayda hukuku temsil ederler.

Baroların Görevleri

Baroların asli iki görevi vardır:

  • Saf Mesleki Görevler: Meslek örgütü olarak meslekle ilgili stajdan, mesleğe kabulden, meslekten çıkartılmaya, disiplin kontrolüne, mesleğin gelişmesini sağlamaya kadar bütün mesleki konularla görevlendirilmiştir. (Av.K. 76)
  • Hukuk Kurumu Vasfından Doğan Görevleri: Barolar bir hukuk kurumu olarak İnsan Haklarını, Hukukun Üstünlüğünü Korumak ve Savunmak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak, Demokratik İlkelere Uygun Davranmaklyükümlü olmasıdır (An.135, Av.K.76, 95)

Dava baroların bu ikinci görev kapsamıyla ilgili olduğu için bu konuyu açmak gerekmektedir. Barolara Av.K. 76 ile verilen bu görev 95.maddede detaylandırılmıştır.

Avukatlık Kanunu

95/21. (Ek: 4667- 2.5.2001 / m.55) Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak,

Baroların bu görevi üç boyut içermektedir.

  • İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü savunmak
  • İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü korumak
  • İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğü kavramlarına işlerlik kazandırmak.

Kanun, barolara insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü sadece savunma gibi pasif bir görev, konum vermekle yetinmemiş, onu koruma hatta ona işlerlik kazandırma gibi aktif görevler de vermiştir. Bu hüküm barolara insan haklarının, hukukun üstünlüğünün ihlal edildiği her toplumsal alanda yer alma, orada baro sıfatıyla hukuku, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü savunarak aktif rol oynamakla görevlendirmiştir. Ancak bununla da yetinmemiş, insan hakları ve hukukun üstünlüğü kavramlarına “işlerlik” kazandırma görevi vermiştir. Bu da baroların bağımsız olarak insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda en geniş anlamda mücadele etme görevi üstlenmesi anlamına gelmektedir.

Kanun baroların bu görevlerini yerine getirirken hareket yöntemini de belirlemiş ve baroları demokratik ilkelere uygun davranmakla yükümlendirmiştir. Demokratik ilkelere uygun davranmak insan hakları veya hukukun üstünlüğüyle ilgili bir ihlalle karşılaştığında tarafsız olmak ve insan haklarının, hukukun üstünlüğünün evrensel ilkelerine uygun davranmak anlamına gelir.

Bu ilke özellikle devlet-vatandaş çatışmalarında, devletin insan haklarını veya hukukun üstünlüğünü ihlal ettiği hallerde de baroların tarafsız olarak hareket etme görevini tanımlamaktadır. Hukukçu hukuku koruyarak devleti korur.

Baroların Hukuku Savunması

Yukarıda değindiğimiz baroların tarihi gelişim süreci sonunda elde ettiği demokratik bir hukuk kurumu niteliği göz önüne alındığında; belirtmek gerekir ki kanunda bu açık hükümler yazılı olmasaydı bile, demokratik bir hukuk devletinde barolar “hukukun savunulması” ile doğal olarak görevlidirler.

Baro üyesi avukatların görevlerini layıkıyla yapabilmesi, müvekkillerinin hakkını-hukukunu korumasıyla mümkündür. Böyle bir görev ancak hukukun var olduğu demokratik ülkelerde gerçekleşebilir. Bir diğer deyişle, bir devletin demokratik hukuk devleti olması talebi avukatlık mesleğinin, baroların kuruluş misyonlarının ayrılmaz parçasıdır.

Avukatların, baroların bir hukuk devletinin mensupları ve hukuk aktörleri, savunmanın temsilcileri ve onların örgütü olarak “hukuk talep etmesi” avukatların, baroların tanımlarına ve yaptıkları hak arama-savunma faaliyetine mündemiçtir.

Hukuka, insan haklarına, insancıl hukuka davet, demokratik siyaset kültürünün ayrılmaz hedefleridir.

Bu çerçevede ülkedeki her kişiyi, her kurumu, her örgütü hukuka davet etmek baroların asli görevleri içindedir. Bir başka ifadeyle barolar insan hak ve özgürlükleri alanına yönelen iktidarların daraltıcı faaliyetlerine karşı koymakla görevlidir. Barolar görevlerini bu nedenle bağımsız olarak yerine getirirler, baroların bağımsızlığı Uluslararası belgelerde bu nedenle korunur.

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNİN AVUKATLIK MESLEĞİNE, BAROLARA BAKIŞI

AİHM’in birçok kararında avukatların insan haklarının korunmasındaki rolünün altı çizilmekte ve mesleki örgütlerin bağımsızlığının öneminden bahsedilmektedir. Avrupa Konseyi’nin “Avukatlık Mesleğinin Özgürce Yürütülmesine İlişkin Tavsiye Kararı”na atıf yapılmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avukatlık Mesleğinin İc­rasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı’nda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri dikkate alınarak avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.”ibaresi yer almaktadır.[ix]

Hajibeyli ve Aliyev v. Azerbaycan, B. No: 6477/08 ve 10414/08 sayılı, 19.4.2018 tarihli. kararı

Mahkeme, avukatların ifade özgürlüğünün hukuk mesleğinin bağımsızlığıyla ilgili olduğunu ve bunun da adaletin düzgün şekilde tecellisi için elzem olduğunu tekrarlar. Buna ek olarak, profesyonel avukat örgütleri insan haklarının korunmasında çok önemli bir rol oynar ve bu nedenle bağımsız kalabilmeyi başarmalıdır, nitekim meslektaşlara ve hukuk mesleğinin özerkliğine saygı vazgeçilmezdir. (…) Mahkeme, Hükümet’in dikkatini, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin avukatların ifade özgürlüğüne ilişkin olan ve avukatların ifade özgürlüğünden faydalanması gerektiğini, mesleğe erişim kararlarını ise bağımsız ve tarafsız hukuki mercilerin vermesi gerektiğini belirten R (2000) 21 numaralı tavsiye kararına çekmeyi gerekli görmektedir[x].

ULUSLARARASI BELGELERE GÖRE AVUKATLARIN VE BAROLARIN BAĞIMSIZLIĞI, GÖREVLERİ

Avukatların ve baroların maruz kaldıkları baskı ve saldırılar demokratik ülkelerin önlemeye çalıştıkları en önemli konuların başında gelmektedir. Avukatların ve Baroların maruz kaldıkları saldırı çeşitleri şu belgelerde yer almıştır.

  • Birleşmiş Milletler, 1990, Avukatlığın Rolüne Dair Temel Prensipler, Havana,
  • Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA), 1991, Morelia Şartı,
  • Avrupa Konseyi 2000, Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Nolu Tavsiye Kararı (AK9TK),
  • Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA), 2002, TURIN İlkeleri.

Belirttiğimiz, avukatlık mesleğinin ve mesleki örgütlerin korunmasına ilişkin en önemli uluslararası belgelere göz attığımızda, hem avukatların maruz kaldıkları saldırıların tanımlarını hem de bu saldırılara karşı avukatların bağımsızlığını koruma altına alan hükümleri görüyoruz.

 Kavramlar Uluslararası Belgeler
Avukatların ve Meslek Örgütlerinin Bağımsızlığını Koruma AK9TK, MORELİA, TURİN
Avukatların Baskıya Maruz Kalmaması AK9TK, HAV-K, TURİN
Avukatların Baskıyla Tehdit Edilmemesi AK9TK
Avukatların Görev Başında Tehditle Karşı Karşıya Kalmaması HAV-K
Tehditten Korunma Hakkı HAV-K
Devletin Uygunsuz Müdahale Yasağı AK9TK
İfade, İnanç ve Örgütlenme Hakkı AK9TKHAV-K
Hukuk ve İnsan Hakları Alanında Çalışmak HAV-K
Yürütme ve Yargı Organından Gelen Baskılar Karşısında dahi Avukatlığın Rolünün Belirtilmesi TURİN

Bugüne kadar Uluslararası Müktesebatta gelinen aşamada, avukatların ve avukat örgütlerinin bağımsızlığının korunması en temel hukuki konular arasında yer almaktadır. Avrupa Konseyinin “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı,” demokratik bir hukuk devletinde “avukata ve onun meslek örgütlerine” bakışın ana hatlarını ortaya koymaktaydı.

Avrupa Konseyi’nin “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı

PRENSİP I Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlüğün Genel Prensipleri
  1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri dikkate alınarak avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.
  2. Avukatlar inanç, ifade, hareket, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olmalıdırlar ve özellikle adaletin sağlanması ve hukuku ilgilendiren konularla ilgili tartışmalarda yer alma ve hukuk reformları tavsiyesinde bulunma hakkına sahip olmalıdırlar.
  3. Mesleki standartlara uygun olarak hareket eden avukatlar, herhangi bir yaptırıma veya baskıya tabi tutulmamalıdırlar veya bununla tehdit edilmemelidirler.

PRENSİP V  Birlikler

  1. Barolar veya avukatların oluşturdukları diğer mesleki birlikler, kendi kendini yöneten organlardır, yetkililerden ve kamudan bağımsızdırlar.
  2. Baroların ve avukatların oluşturdukları mesleki birliklerin, üyelerini korumalarına ve üyelerinin bağımsızlıklarını ihlal eden her türlü saldırı ve usulsüz sınırlamaya karşı yapacaklar savunmalara saygı gösterilmelidir.
  3. Barolar ve diğer kurululara aşağıda sayılanları da kapsayan, avukatların bağımsızlıklarını sağlamaları için teşvik edilmelidir.

Hemen söylemek gerekiyor, avukatlara ve onların örgütlerine tanınan, tanınması önerilen haklar “vatandaşların,” hatta “vatandaş olmayan kişilerin” bile, hak arama ve savunma haklarını etkin olarak kullanması, adil yargılanma hakkından hızlı ve etkin biçimde yararlanması amacına yöneliktir.

AVRUPA KONSEYİ’nin AVUKATLIK MESLEĞİNİN KORUNMASINA DAİR SÖZLEŞMESİ[xi]

Sözleşme Avrupa Konseyi’nin daha önce yayımladığı “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı”ndan sonra Avukatlık mesleği ve örgütlerinin korunması için yaptığı en önemli çalışmadır. Bu sözleşme 12 Mart 2025 tarihinde Türkiye’nin kurucu üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nde onaylanmıştır. Önümüzdeki Mayıs ayına kadar 46 üye devletin imzasına açılacaktır.[xii]

Bu Sözleşme ile avukatlık mesleğinin korunması için dünyada ilk kez bir Sözleşme kabul edilmiş olmaktadır. Bugüne kadar tavsiye mahiyetindeki ilkeler, kurallar ilk defa bu Sözleşme ile bir koruma mekanizmasına kavuşmuş olacaktır.

Sözleşmenin Amacı

Sözleşme amacını şöyle açıklıyor:

“Sözleşmenin amacı, avukatlık mesleği için daha iyi bir koruma sağlamanın yollarını önermek ve böylece avukatların mesleki faaliyetlerinin bir sonucu olarak maruz kaldıkları saldırı, tehdit, taciz ve gözdağındaki artışa ve yukarıda belirtildiği gibi bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde maruz kaldıkları engelleme ve haksız müdahaleye yanıt vermektir.

Mesleğe özgü mevcut uluslararası standartlar bağlayıcı olmadığından, avukatların güçlü yasal korumaya sahip olduğu ülkelerde bile bunların uygulanmasını sağlamak zor olmuştur. (Açıklayıcı Rapor m.10.)”[xiii]

Avukatlara Yönelik Saldırı Türleri: Bu Sözleşme’nin Açıklayıcı Rapor (Gerekçe) bölümünde avukatların maruz kaldıkları saldırılar şu şekilde özetlenmektedir:

7.Avukatların karşılaştıkları sorunlar çok çeşitli niteliktedir. Özellikle insan hakları, ceza adaleti veya siyasi konuları içeren hassas veya dikkat çekici davalarla ilgilenen avukatlar, karalama kampanyaları, gözetim ve diğer yollarla belirli müvekkilleri temsil etmekten veya belirli dava türlerini takip etmekten caydırmayı amaçlayan taciz ve sindirme taktikleri gibi psikolojik baskının çeşitli formlarıyla karşı karşıya kalabilirler. En ciddi durumlarda kişisel güvenlikleri bile tehdit altına girebilir. Avukatların çalışmalarına müdahale, kamu otoritelerinin veya hükümet dışı aktörlerin yargılama süreçlerini etkileme girişimleri veya avukatlara müşterileriyle olan ilişkilerinin gizliliğini ihlal etmeleri yönünde baskı yapmaları gibi farklı biçimler alabilir… Bu müdahale, hukuk mesleğinin bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin düzgün işleyişini zedelemektedir…” (Açıklayıcı Rapor m.7)

Sözleşme Meslek Kuruluşları Hatta Onların İstihdam Ettiği Kişiler Hakkında da Hüküm Getirmektedir:

Bu koruma hem bireysel avukatların hem de meslek örgütlerinin faaliyetlerini kapsar. (Sözleşme m.2/1)

Bu Sözleşmenin 9 uncu maddesinin 4 üncü paragrafında yer alan hükümler, meslek birliklerinin mesleki faaliyetlerinin yürütülmesi söz konusu olduğu ölçüde, meslek birliklerine yardımcı olmak üzere istihdam edilen veya görevlendirilen kişilere de uygulanır. (Sözleşme m.2/5)

Avrupa Konseyine Üye Devletler, Sözleşmeye Katıldıkları Andan İtibaren “Hukuka Uyma Çağrısı Yapan Baroları” Soruşturmayı Bir Kenara Bırakın; Bu Hakkın Kullanımı İçin Gereken Koruyucu Tedbirleri Sağlamakla Yükümlü Olacaklardır.

Madde 9- Koruyucu Önlemler

Taraf Devletler, meslek kuruluşlarının, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda suçun önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması veya başkalarının haklarının korunması için gerekli olan kısıtlamalara tabi olarak, bu Sözleşme’de belirlenen hakları koruma yeteneğine sahip olmalarını sağlarlar:…

4.Taraflar

7 a) Avukatların ve meslek kuruluşlarının, aşağıdakilerin hedefi olmaksızın mesleki faaliyetlerini yürütebilmelerini ve bu Sözleşme’nin 7. maddesinden doğan haklarını kullanabilmelerini sağlar:
her türlü fiziksel saldırı, tehdit, taciz veya yıldırma; veya
herhangi bir uygunsuz engel veya müdahale;
b) bu paragrafın a alt paragrafında belirtilen davranışlarda bulunmaktan kaçınmalıdır; ve
c) Bu paragrafın a alt paragrafında belirtilen davranışın meydana gelmesi hakkında, bunun ceza gerektiren bir suç teşkil edebileceğine inanmak için nedenler varsa, etkili bir soruşturma yürütür.

5.Taraflar, meslek kuruluşlarının bağımsızlığını ve kendi kendini yöneten niteliğini zedeleyecek herhangi bir önlem almaktan veya herhangi bir uygulamayı onaylamaktan kaçınırlar.

DAVANAMEYLE ORTAYA ÇIKAN HUKUKİ DURUM

Davanamenin Dayandığı Hukuk Normu

Davanameyle baronun bir basın açıklamasına ilişkin olarak cezai bir soruşturma açılmış ve soruşturmayı açan makam tarafından ayrıca Davanameyle Asliye Hukuk Mahkemesinde “İstanbul Barosu başkanı ve yönetim kurulunun görevine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi” istenmiştir. İlgili hüküm şöyledir:

Avukatlık Kanunu 77/5

Amaçları dışında faaliyet gösteren barolar ile Türkiye Barolar Birliği sorumlu organlarının görevlerine son verilmesine ve yerlerine yenilerinin seçilmesine, Adalet Bakanlığının veya bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince basit usule göre yargılama yapılarak karar verilir ve dava en geç üç ay içinde sonuçlandırılır.

Bu davanın açılabilmesi için diğeri birincinin içinde gizli şu iki şart gerekmektedir:

  • Baro organlarının amaçları dışında faaliyet göstermiş olacak,
  • Bu amaç dışı faaliyet kesin hükümle tespit edilmiş olacak,

Burada “faaliyet göstermiş olmak” ifadesi soruşturma makamlarına keyfi bir değerlendirme imkanı vermemektedir. Normun uygulanması için gereken bu şart bir mahkeme tarafından verilecek, kesinleşmiş bir hükme işaret etmektedir. Aksi halde savcılara hatta idari otoritelere “amaç dışı faaliyette bulunmayı” tespit etme “yetkisi” verilmiş olunur ki, bunun demokratik bir hukuk devletinde kabulü imkansızdır.

Bir savcının soruşturma açıp, sonra da o soruşturmayı delil göstererek bu normun tatbikini istemesi hukuka uygun bir davranış değildir.

Bildirinin İçeriği:

Basın açıklaması mücerret haliyle “Baronun iki gazeteci vatandaşımızın Suriye’de öldürülmesi nedeniyle, Suriye’de bulunan tüm güçlere hiçbir özne belirtmeden insancıl hukuka uyulması çağrısı yapılmaktadır. Öte yandan Türkiye’de bazı avukatların, kişilerin gözaltına alınmasındaki hukuksuzluğa dikkat çekilmektedir.

Bildiri Bir Meslek Birliğinin İfade Özgürlüğüyle İlgili Olduğu İçin Davanameyle Görevden Alma Talebi İfade Özgürlüğüne müdahale niteliği taşır.

Bu nedenle, bir hak ve özgürlüğe müdahalede başta demokratik toplum gereklilikleri ile ceza muhakeme hukukunun temel ilkelerinin varlığı sorgulanmalıdır.

İnsancıl Hukuk

Bilindiği üzere savaşlarda uygulanacak hukuk “insancıl hukuk” veya zaman zaman “silahlı çatışmalar hukuku” olarak tanımlanıyor. II.Dünya Savaşından sonra akdedilen Uluslararası Cenevre Sözleşmeleriyle imzalanan ve kendisinden önceki 19.yy. metinlerinin yerini alan, süreç içinde birçok ek protokol, uluslararası belge ile zenginleşen; savaşlarda dikkat edilecek kuralları toplayan hukuka, insan hakları hukuku terimiyle karışmaması için “insancıl hukuk” deniliyor. Temel ilkelere göre, ordular düşman muharip ve sivil ayrımı yapmak sivil zayiatı önlemek için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. Savaşlarda “Gereksiz acının önlenmesi” ilkesi uygulanmalıdır. Düşman üzerinde lüzumsuz hasara neden olan silahları kullanılmamalıdır[xiv]. İnsancıl hukuk savaş ve çatışma alanlarında uygulanacak “insan hakları” hukukudur. Hukukun üstünlüğünün ayrılmaz parçasıdır.

DAVANAME İLE AÇILAN “BARO ORGANLARININ GÖREVDEN ALINMASI” DAVASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

DEĞERLENDİRME KAPSAMI

İstanbul Barosu organlarının görevden alınması ve yeniden seçim yapılması talebini, sadece “avukatlık hukuku” ve “avukatlık mesleğiyle ilgili uluslararası belgeler” kapsamında değerlendirme ile sınırlı tutuyoruz. Ceza ve Ceza Muhakeme hukukunun sadece gerekçelerine siyaset felsefesi yönünden atıf yapıyoruz.

Avukatlık Kanunu 77/5 hükmü uyarınca Davanameyle, “göreve son verme” davası açılabilmesi için gereken belirttiğimiz iki şart gerçekleşmediğine göre ortada kesin hüküm niteliği taşımayan bir savcılık işlemine göre mahkemenin karar verip veremeyeceği, ceza dosyası ile bu dosyasının ilişkisine, bekletici mesele yapılması konusunu değerlendirme kapsamı dışında tutuyoruz.

Yine Baro açıklamasında geçen ve insancıl hukuka aykırı biçimde öldürülen iki gazetecinin Türk vatandaşı olması karşısında, Devlet-Vatandaş ilişkisinin açıklanmasına bu raporda girilmeyecektir. Ancak ifade etmek gerekir ki, suçlu bile olsa kendi vatandaşını korumak her devletin devlet olma vasfına dahildir. Bir insanın suçlu olması, yakalanıp cezasını çekmesi ayrı bir konu, öldürülmesi ayrı bir konudur.

Keza Anayasa hukuku kapsamındaki değerlendirmeleri de görüşümüze dahil etmiyoruz.

BARO ORGANLARININ GÖREVDEN ALINMASI TALEBİNİN AVUKATLIK HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Baro’nun yaptığı bir basın açıklamasıyla atılı suçları işleyip işlemediğinin, yetkili organların görevden alınmayı gerektirip gerektirmediğinin tespiti için öncelikle bildirinin içeriğine bakılması gerekir. Bildiride, iki vatandaşımızın gazetecilik görevini yaparken Suriye’de öldürülmesinin “insancıl hukuka aykırı” olduğu ifade edilmektedir. Hukuka aykırı üstelik ölümle sonuçlanan bir ihlalin varlığı, o ihlal neticesinde ölen kişinin terörist olup olmasından bağımsız bir olaydır.

İnsan hakları hukuku ve hukukun üstünlüğü ile ilgili olarak, evrensel hukuk ilkelerini korumak, savunmak baroların asli görevinden biridir. Üstelik kanun barolara bu konuda sadece insan haklarını koru, savun dememekte, “bu kavramların yerleşmesine işlerlik kazandır” demektedir.  Şu halde baro yaptığı bu açıklama ile “görevi kapsamında” bir faaliyette bulunmuştur. Kanun barolara mağdur kim olursa olsun hukuka aykırı durumlarda “aktif rol oynama” görevi vermiştir.

Üstelik öldürülen iki kişinin terörist olduğuna ilişkin kesin bir hüküm de bulunmamaktadır. Kesin hüküm bulunsa bile, bu iki gazetecinin öldürülmesinin eleştirilmesi ve insancıl hukuk uygulanması talebine halel getirmeyecektir. Şu halde bu basın açıklamasına dayanılarak Baro organlarının görevden alınmasını talep etmek kanuna uygun bir davranış değildir. Baro görevi kapsamında bir icraatta bulunmuştur.

Davaname konusu basın açıklaması baronun görevleri kapsamında hukuka uygun bir açıklamadan ibarettir. Bir hukuk kurumu olarak baroların, hukuk açıklamalarının görevden alma talebinin gerekçesi olması hukuken mümkün değildir. Tam tersine bu tür açıklamalar koruma altına alınmalıdır.

BARO ORGANLARININ GÖREVDEN ALINMASI TALEBİNİN TÜRK CEZA KANUNU VE CEZA MUHAKEMESİ KANUNU GEREKÇELERİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ

2005 yılına kadar yürürlükte olan ceza hukuku anlayışını, “suçluyu cezalandırmak” olarak özetlemek mümkündür. 2005 yılında yürürlüğe giren TCK eski kanunun “suçluyu cezalandırmak” ilkesiyle hareket eden amacını değiştirmiş, yeni temel ilkeyi; “..uyulacak suç ve ceza siyasetinin temel hedefi; insan hak ve hürriyetlerini güvence altında bulundurmak, korumak, insan kişiliğine saygıyı pekiştirmek; ancak toplum savunmasını ihmal etmemek ve kişi hak ve hürriyetleriyle toplum savunmasını dengeli olarak korumak.. (Bkz.TCK gerekçesi) olarak belirlemiştir.

2005 yılında CMK açılacak soruşturmalarla ilgili iki kriter getirmiştiBunlardan birincisi, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi zorunluğu saklı kalmak koşulu ile maddî gerçeği ortaya çıkarmayı sağlayacak tedbirleri almaya yönelik yetkileri kabul etmek, hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere ancak çok zorunlu hâllerde başvurmak ve kesin ihtiyaç ölçüsünde kısıtlama yapmak; ikincisi ise, bu yetkilerin ancak sonuncu bir çare olarak kullanılmasını benimsemek ve bunun koşullarını belirlemektir. Bu yetkilerin kullanılmasının genel olarak ve çok kere tâbi kılındığı koşul “gecikmesinde sakınca bulunan hâl” ölçüsüdür. (Bkz. CMK gerekçesi)”

Üstelik Türk Ceza Kanunu’nun 26.maddesi hükmü karşısında “hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.” Baro kanunlardan aldığı meşru bir yetkiyi kullanmıştır.

Görevlerini yapan bir hukuk kurumunu bir basın açıklaması nedeniyle kriminalize etmenin ardından da organların görevden alınmasını talep etmenin bu kanunun gerekçesiyle ve savcılara verdiği görevlerle açıklamak mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz ceza ve ceza muhakeme hukukunun temel ilkelerine göre insan haklarını koruma göreviyle yükümlü bir hukuk kurumu olarak baronun, bir açıklama nedeniyle soruşturma konusu yapılması, baro organlarını görevden alınması, seçimin yenilenenmesi talebi yerine; bu demokratik hukuk faaliyetinin savcılar dahil tüm yargı ve idari mercileri tarafından korunması gerekmektedir.

DAVANAMENİN DEMOKRASİNİN GEREKLİLİKLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Davaname suretiyle Baro organlarının görevden alınmasını istemek, baro faaliyetleri kapsamında bir hakkın kullanımına ve baroların ifade özgürlüğüne müdahale niteliği taşır. O halde müdahalenin “Demokrasi Gereklilikleri” açısından değerlendirilmesi gereklidir.

Baronun Kanunla Verilmiş Görevi Kapsamındaki Bir Açıklamasına Müdahale Etmek, Özgürlüklere Müdahale İçin Gerekli Kıstaslara Uygun mudur? Özgürlüklere müdahale etmenin uluslararası kriterleri bellidir.

AİHM demokratik toplum gerekliliklerini yorumlarken, dayandığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  başlangıç bölümünde amacın,

“…………insan hakları ile temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin…….. her şeyden önce, bir yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklığa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere ………Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşmak

olduğu belirtilerek, hak ve özgürlüklere müdahalede üçlü bir kontrol mekanizması getirilmiştir:

  • Müdahale meşru mudur/yasal mıdır?
  • Müdahalenin yapılması zorunlu mudur?
  • Müdahale yapılırken orantılılık ilkesi gözetilmiş midir?

Bir baronun, hukuk uygulanması talebiyle ilgili bir basın açıklaması yapması karşısında “görevden alınmalarının istenmesi” demokratik toplum gereklilikleriyle hiçbir uyumu bulunmayan, hukuka aykırı bir müdahale niteliği taşımaktadır.

DAVANAME’NİN AVRUPA KONSEYİ AVUKATLIK MESLEĞİNİN KORUNMASI SÖZLEŞMESİNE GÖRE DEGERLENDİRİLMESİ

Yukarıda değindiğimiz avukatların, baroların özgürlüğü, haklarının korunması ile ilgili tüm uluslararası belgeler veya belgelerde yer alan hükümler artık Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesi içinde daha kapsamlı biçimde yer aldığı için tekrara düşmemek açısından sadece bu Sözleşmeyi değerlendirmemize baz alacağız.

  • Sözleşme’nin Açıklayıcı Raporu’nun (Gerekçe) İfade Özgürlüğü başlığı altında 53.sıra numarasında;

Madde 7 – İfade özgürlüğü

Madde 7, Sözleşme Taraflarının, avukatların ve meslek örgütlerinin yalnızca hukuk mesleğinin icrasına ilişkin konularda değil, aynı zamanda insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ve reform ihtiyacı ile ilgili hususlar da dahil olmak üzere hukuk ve hukukun genel olarak uygulanmasına ilişkin konularda da görüşlerini ifade edebilmelerini sağlamalarını öngörmektedir. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 11. maddeleri gibi hükümlerde yer alan ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının güvence altına alınmasını güçlendirmektedir.

açıklaması bulunmaktadır.

  • Sözleşme’nin Açıklayıcı Raporu’nun I.Bölüm 11. Sıra numarasında,

Madde 1.Sözleşmenin Amacı

(1). paragrafta, Sözleşmenin amacının, hukuk mesleğinin korunmasını ve ayrımcılık, engelleme veya haksız müdahale korkusu olmaksızın ve saldırı, tehdit, taciz veya sindirme hedefi olmaksızın mesleği icra etme hakkını güçlendirmek olduğu belirtilmektedir. Bu koruma hem bireysel avukatların hem de mesleki örgütlerinin faaliyetlerini kapsamaktadırTarafların avukatların ve meslek kuruluşlarının haklarını güvence altına almalarını talep etmeleri, onların bağlama göre farklı biçimlerde tedbirler almalarını gerektirir; bunlar arasında özel mevzuat kabul etmekten, özel eylemler yoluyla müdahaleden kaçınmaya kadar uzanan bir yelpaze yer alır.

açıklaması bulunmaktadır.

Sözleşme’ye imza atacak devletler, hem avukatların hem de meslek kuruluşlarının haklarını güvence altına alacak, faaliyetlerine müdahale edilmesine karşı özel koruyucu önlemler alacak ve kontrol için mekanizmalar kuracaklardır.

Sözleşme III Bölümde hükümlerin taraflarca “etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla bir izleme mekanizması” kurmaktadır.

Sözleşme yaptığı Meslek Örgütü tanımıyla, sadece avukatların meslek birliklerini değil, en geniş anlamda avukatların kuracakları dernek, vakıf gibi her türlü örgütü koruma altına almaktadır.

Davaname Taslak Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesi’nin II/7 Maddesiyle Güvence Altına Alınan “İfade Özgürlüğü”ne Doğrudan Aykırılık Teşkil Etmektedir.

Madde 7- İfade Özgürlüğü

  1. Taraf Devletler, avukatların, müvekkillerinin davaları ile ilgili konularda, yalnızca yasaların öngördüğü kısıtlamalara tabi olmak kaydıyla ve mesleki sorumluluklardan, adaletin idaresinin gereklerinden ve özel hayata saygıdan kaynaklanan ve demokratik bir toplumda gerekli olan kamuoyunu bilgilendirme hakkını sağlarlar.
  2. Taraflar, avukatların ve meslek örgütlerinin, bireysel ve toplu olarak hukukun üstünlüğünü ve ona bağlılığı teşvik etme, mevcut ve önerilen yasal hükümlerin özü, yorumlanması ve uygulanması, yargı kararları, adaletin idaresi ve adalete erişim ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunması hakkında kamuoyunda tartışmalara katılma, yanı sıra bu konularla ilgili reformlar için önerilerde bulunma hakkını güvence altına alırlar.
  3. Davaname Taslak Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesi’nin II/4-1 Maddesiyle Güvence Altına Alınan Bağımsız Seçim Hakkı’na Doğrudan Aykırılık Teşkil Etmektedir.

Sözleşme, avukatların meslek birliklerinin kendi seçimlerini herhangi bir dış müdahale olmaksızın gerçekleştirmesini hüküm altına almaktadır.

Bölüm II – Maddi hükümler

Madde 4 – Meslek birlikleri

    1. Taraflar, ulusal yasal ve düzenleyici çerçevenin, meslek birliklerinin bağımsız, kendi kendini yöneten organlar olmasını garanti etmesini sağlamalıdır. Yürütme organlarının herhangi bir seçimi, yürürlükteki kurallara uygun olarak ve dış müdahale olmaksızın gerçekleştirilecektir.

Şu halde, herhangi bir idari veya yargı merci tarafından mevcut baro yönetiminin görevden alınması ve yeniden seçim yapılması kararı alınması bu Sözleşme açısından da hukuka aykırı olacaktır. Altını çizmemiz gerekiyor; bu Sözleşme hukukun temsilcileri olarak avukatların ve onların meslek örgütlerinin özgürlüklerinin korunmasında Avrupa Konseyi’nin ulaştığı demokratik gelişmişlik düzeyini temsil etmektedir.

SONUÇ

Yukarıda yaptığımız değerlendirmeler sonunda dava konusu, sosyal medya mecrası üzerinden İstanbul Barosu tarafından yapılan açıklamanın; baroların insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü koruma, savunma ve bu kavramlara işlerlik kazandırma yükümlülüğü çerçevesinde baroların mesleki görevleri kapsamında bulunduğu; avukatların meslek örgütü, savunma temsilcilerinin örgütü, hukuk kurumu ve demokratik bir baskı grubu olarak ifade özgürlüğünün kullanımı niteliği taşıyan bir açıklama olduğu, bir hakkın kullanımı niteliği taşıdığı, açılan davanın hukuki dayanağının bulunmadığı ve demokratik toplum gerekliliklerine uygun olmadığı; tatbiki istenen normun şartlarının oluşmadığı; ayrıca savcılık talebinin 12 Mart 2025 tarihinde Avrupa Konseyince kabul edilen Avrupa Konseyi Avukatların Korunması Sözleşmesi’ne doğrudan aykırı olduğu kanaatimizi saygıyla sunarız.

DİPNOTLAR:

*Tarafımdan hazırlanan bu hukuki görüş İstanbul Barosu Başkanı tarafından mahkemeye hukuk görüşü olarak sunulmuştur.
** İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2025/15 esas sayı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan ve Baro Başkanı ile Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerlerine yeniden seçim yapılması talepli dava.
[i] İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 25/12/2024 tarih, 2024/288036 sayılı hazırlık soruşturma numaralı dosyası
[ii] Uluslararası İnsancıl Hukuk UygulansınBasına yansıyan bilgilere göre, gazeteciler Nazım Dastan ve Cihan Bilgin, 19 Aralık’ta Suriye’de yaşanan gelişmeleri takip ederken uğradıkları saldırı sonucu yaşamını yitirmişlerdir. Basın mensuplarının çatışma bölgelerinde hedef alınması, Uluslararası İnsancıl Hukukun ve Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali niteliğindedir. Dahası, savaşa taraf olmayan sivillerin hedef alınması, Roma Statüsü 8/2/b/ii. maddesinde savaş suçlarından biri olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla, silahlı çatışma bölgesinde görev yapan gazetecilerin korunmasına ilişkin kurallar, Uluslararası İnsancıl Hukukun bünyesindedir. Yine, bahsi geçen olaya ilişkin Şişhane Meydanı’nda yapılmak istenen basın açıklamasında, aralarında Baromuz üyesi dört meslektaşımız ile iki hukuk fakültesi öğrencisi ve onlarca gazetecinin olduğu yurttaşlar gözaltına alınmıştır. Uluslararası hukuku ihlal eden bu olaya ilişkin derhal soruşturma başlatılması ve sorumlulardan hesap sorulması gerekirken, Anayasal haklarını kullanan ve meslektaşları için yas tutan basın mensuplarının ve meslektaşlarımızın gözaltına alınması kabul edilemez bir durumdur. İki basın mensubu yurttaşımızın öldürülmesi olayıyla ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmesini ve Anayasal haklarını kullanarak basın açıklaması yaptıktan sonra gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
[iii] Joseph Vagogne, s.5, Les Professions Libérales, PUF, 1984,
[iv] Lucien Karpik, Les Avocats, Ediitons Gallimard, s.121, 1995.
[v] Kunter, ceza muhakemesinde tarihi üç aşamayı şu şekilde belirtir: Böylece ceza muhakemesi gaye bakımından üç safhadan geçmiştir: 1)Suçlunun cezalandırılması safhası, 2)Sanığın korunması safhası, 3)Hakikatin araştırılması safhası, Prof.Dr.Nurullah Kunter, s.19, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Kazancı Matbacılık, 1986.
[vi] Haluk İnanıcı “Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi”, Toplum ve Bilim Dergisi, s.143, 2000/87.
[vii] İnanıcı, s.138.
[viii] Münci Kapani, Politika Bilmine Giriş, s.156-157.
[ix] TBB, Avukatlık Kanunu, s.401, 2005,
[x] Nazım Tural, Avukat, https://hukukdefterleri.com/aym-ve-aihm-kararlari-ve-avukatlarin-mesleki-ozgurlugu-12-9-2020/
[xi] https://search.coe.int/cm#{%22CoEIdentifier%22:[%220900001680b2a327%22],%22sort%22:[%22CoEValidationDate%20Descending%22]} ; Çev: DeepL
[xii] 18 Eylül 2024 tarihi itibariyle Avrupa Konseyi üyesi 46 devlet şunlardır: Almanya, Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Ermenistan, Estonya, Finlandiya, Fransa, GKRY, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Karadağ, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldova, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan;https://www.mfa.gov.tr/avrupa-konseyi_.tr.mfa#:~:text=AK’%C4%B1%20kuran%20Londra%20Antla%C5%9Fmas%C4%B1,%C3%9Clkemiz%20S%C3%B6zle%C5%9Fmeyi%20ilk%20imzalayanlar%20aras%C4%B1ndad%C4%B1r.
[xiii] Le Conseil de l’Europe adopte une convention internationale sur la protection des avocats- Portal
[xiv] Françoise Bouchet-Saulnier, “İnsancıl Hukuk Sözlüğü”, Uluslararası İnsancıl Hukuk, s.398; Paul Scharre, İnsansız Ordular, s.330, Kronik Yayınları, 2021.

Ethem Ekim

0

Cumhuriyet Savcısı Ethem Ekim 24 Kasım 1948’de Selendi’nin Terziler köyünde dünyaya geldi. İlköğretimi 3 Eylül İlköğretim okulunda tamamladıktan sonra sırasıyla Kula Ortaokulu ve Manisa Lisesini bitirdi.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olarak Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladı. İstanbul’da stajyer olarak bir süre çalıştıktan sonra; Merkez/Diyarbakır, Çaykara/Trabzon, Savaştepe/Balıkesir, Sungurlu/Çorum’da görev yaptı. 

En son görev yeri olan Adana Cumhuriyet Başsavcılığında terörle mücadeleden sorumlu Başsavcı Yardımcısı olarak görevine devam ederken 20 Nisan 1993 günü sabah işine gitmek üzere çıktığı evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu koruma polisi Mehmet Kenar ile birlikte yaşamını yitirmiştir. Otomobile çapraz ateşle gerçekleşen saldırının, Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği(TİKB) tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmiştir. Saldırının failleri olduğu iddia edilen örgüt yöneticileri 22 Mayıs 1998 günü yapılan operasyonda yakalanmıştır. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Olay öncesinde, Adana’da 23 Ekim 1992’de yakalanıp Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) üyesi olarak basına gösterilen ve 27 Ekim’de “beyin kanamasından öldüğü” açıklanan Remzi Basalak’ın işkenceden ölümüne sebep oldukları iddiasıyla Adana TEM Şubesi’nden 4 polis hakkında 18 Aralık 1992’de dava açılmıştır.[/box]

Ekim, “dürüstlüğü, vatan sevgisi, iş ciddiyeti ve sorumluluğuyla örnek bürokrat alarak görev yaptığı her yerde insanların sevgi ve saygısını kazanan” biri olarak tanımlanmaktadır.

Yaşamını yitirdiğinde evli ve üç çocuk babasıydı.

Anısını yaşatmak üzere genellikle Selendi’de olmak üzere anma günleri yapılmaktadır. Ayrıca, Selendi’de bir caddeye ve ilkokula(Şadı verilmiştir. Açık kaynak taramasında Adalet bakanlığı kayıtlarında savcının hatırası için düzenlenmekte olan törenlere ve anısını yaşatmak üzere düzenli bir faaliyete rastlanmamaktadır. 

Okulumuza Adı Verilen Şehit Savcı Ethem EKİM kimdir?

Ethem Ekim

Venedik Tüzüğü

0
Venedik Tüzüğü

Venedik Tüzüğü(Venice Charter), 25-31 Mayıs 1964 tarihleri ​​arasında Venedik’te düzenlenen Uluslararası kongrede kabul edilmiştir. INTERNATIONAL CHARTER FOR THE CONSERVATION AND RESTORATION OF MONUMENTS AND SITES (THE VENICE CHARTER 1964, tarihî yapıların korunması ve restorasyonu hakkında uluslararası bir çerçeve belirlemiş ve 31 Mayıs 1964’te nihai olarak kabul edilmiş bir  anlaşmadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında kabul edilen uluslararası metinler çoğu için önemli bir referanstır. 

 

VENEDİK TÜZÜĞÜ (1964)

Tanımlar:
Madde 1

Tarihi anıt kavramı sadece bir mimari eseri içine almaz, bunun yanında belli bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşmeyi de kapsar.

Bu kavram yalnız büyük sanat eserlerini değil, ayrıca zamanla kültürel anlam kazanmış daha basit eserleri de kapsar.

Madde 2

Anıtların korunması ve onarımı için, mimari mirasın incelenmesine ve korunmasına yardımcı olabilecek bütün bilim ve tekniklerden yararlanılmalıdır.

Amaç:
Madde 3

Anıtların korunmasında ve onarılmasındaki amaç, onları bir sanat eseri olduğu kadar, bir tarihi belge olarak da korumaktır.

Koruma:
Madde 4

Anıtların korunmasındaki temel tutum korumanın kalıcı olması, sürekliliğinin sağlanmasıdır.

Madde 5

Anıtların korunması, her zaman onları herhangi bir yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaştırılabilir. Bunun için bu tür bir kullanma arzu edilir, fakat bu nedenle yapının planı, ya da bezemeleri değiştirilmemelidir. Ancak bu sınırlar içinde yeni işlevin gerektirdiği değişiklikler tasarlanabilir ve buna izin verilebilir.

Madde 6

Anıtların korunması, ölçeği dışına taşmamak koşuluyla çevresinin de bakımını içine almalıdır. Eğer geleneksel ortam varsa, olduğu gibi bırakılmalıdır. Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye ya da değiştirmeye izin verilmemelidir.

Madde 7

Bir anıtın tanıklık ettiği tarihin ve içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır. Kültür varlığının tümünün, ya da bir parçasının başka bir yere taşınmasına – anıtın korunması bunu gerektirdiği, ya da çok önemli ulusal veya uluslararası çıkarların bulunduğu durumlar dışında – izin verilmemelidir.

Madde 8

Anıtın tamamlayıcı öğeleri sayılan heykel, resim gibi süslemeler, ancak bunları korumanın başka çaresi yoksa yerlerinden kaldırılabilir.

Onarım:
Madde 9

Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, anıtın estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, anıtın arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır.

Madde 10

Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak anıt sağlamlaştırılabilir.


Madde 11

Anıta mal edilmiş farklı dönemlerin geçerli katkıları saygı görmelidir; zira onarımın amacı üslup birliği değildir. Bir anıt üst üste çeşitli dönemlerin izlerini taşıyorsa, alttaki dönemleri açığa çıkarmak ancak bazı özel durumlarda yok edilen malzemenin önemi azsa, açığa çıkarılan malzeme büyük tarihi, arkeolojik ya da estetik değer taşıyorsa ve korunma durumu böyle bir davranışı gerekli gösterecek kadar iyi ise haklı çıkarılabilir. İlgili unsurların öneminin değerlendirilmesi ile ilgili yargıyı ve neyin yok edileceği üzerinde kararı vermek, sadece bu işi üzerine almış kimseye bırakılamaz.

Madde 12

Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması için, özgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir.

Madde 13

Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir.

Tarihi Yerler:
Madde 14

Anıtın bulundukları yerler, bütünlüğün korunması, sağlıklı kılınıp, yaşanır şekilde ortaya konması için özel bir dikkat gerektirir. Böyle yerlerde yapılacak koruma ve onarım çalışmalarında, daha önceki maddelerde açıklanan ilkelerden esinlenmelidir.

Kazılar:
Madde 15

Kazılar 1956 yılında UNESCO tarafından kabul edilmiş arkeolojik kazılarda uygulanması istenilen uluslararası ilkelerle tanımlanan kararlara ve bilimsel standartlara uygun olarak yapılmalıdır.

Yıkıntılar korunmalı, mimari unsurların ve buluntuların sürekli olarak korunması için gerekli önlemler alınmalıdır. Bundan başka, kültür varlığının anlaşılmasını kolaylaştıracak ve anlamını hiç bozmadan açığa çıkartacak her çareye başvurulmalıdır.

Bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen (a priori) vazgeçilmelidir. Yalnız anastylosis’e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verilebilir. Birleştirmede kullanılan madde her zaman ayırt edilebilecek bir nitelikte olmalı ve bu, anıtın korunmasını sağlamak ve eski haline getirmek için mümkün olduğunca az kullanılmalıdır.

Yayın:
Madde 16

Bütün koruma, onarım ve kazı işlerinde her zaman çizim ve fotoğraflarla açıklık kazanmış çözüm getirici ve eleştirici raporlar halinde kesin belgeler hazırlanmalıdır.

Temizlemenin, sağlamlaştırmanın, yeniden düzenlemenin ve birleştirmenin her safhası -çalışma sırasında ortaya çıkan, tanımlanmış biçimsel ve teknik özellikler göz önünde tutularak- raporda gösterilmelidir. Bu belgeler bir resmi kurumun arşivine konmalı ve araştırıcılar bundan yararlanabilmelidir. Bu raporların yayınlanması tavsiye edilir.

Anıtların Korunması ve Onarımına İlişkin Uluslararası Tüzük taslağının hazırlanmasına ilişkin Komite çalışmalarına aşağıdaki kişiler katılmıştır:

Piero Gazzola (Italy), Chairman
Raymond Lemaire (Belgium), Reporter
José Bassegoda-Nonell (Spain)
Luis Benavente (Portugal)
Djurdje Boskovic (Yugoslavia)
Hiroshi Daifuku (UNESCO)
P.L. de Vrieze (Netherlands)
Harald Langberg (Denmark)
Mario Matteucci (Italy)
Jean Merlet (France)
Carlos Flores Marini (Mexico)
Roberto Pane (Italy)
S.C.J. Pavel (Czechoslovakia)
Paul Philippot (ICCROM)
Victor Pimentel (Peru)
Harold Plenderleith (ICCROM)
Deoclecio Redig de Campos (Vatican)
Jean Sonnier (France)
Francois Sorlin (France)
Eustathios Stikas (Greece)
Gertrud Tripp (Austria)
Jan Zachwatovicz (Poland)
Mustafa S. Zbiss (Tunisia)

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası

0

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası, 11 Nisan 1919’da Versailles Antlaşması çerçevesinde kurulan ILO’nun anayasasıdır.  Anayasada, 1901 yılında Basel’de kurulan Uluslararası İş Mevzuatı Derneği’nde test edilen fikirler ve 1919 öncesinde toplanan konferanslar çerçevesinde hazırlanmıştır.

Anayasanın 1919 yılındaki orijinal metni, 4 Haziran 1934 tarihinde yürürlüğe giren 1922 tarihli değişiklik; 26 Eylül 1946 tarihinde yürürlüğe giren ve Filedelfiya Bildirisi çerçevesinde 1945 tarihli değişiklik; 20 Nisan 1948 tarihinde yürürlüğe giren 1946 tarihli değişiklik; 20 Mayıs 1954 Tarihinde yürürlüğe giren 1953 tarihli değişiklik; 22 Mayıs 1963 Tarihinde yürürlüğe giren 1962 tarihli değişiklik ve 1 Kasım 1974 tarihinde yürürlüğe giren 1972 tarihli değişiklik Belgesi ile tadil edilmiştir.  ILO Ana Sözleşmesi’nde 1997 yılında yapılan değişiklikle 19. maddesine 9. paragraf eklenmiştir. Uluslararası Çalışma Konferansının 19 Haziran 1997 tarihinde Cenevre’de yapılan 85.oturumunda kabul edilen bu değişikliği, Türkiye, 8 Temmuz 1999’da onayladı

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası

BAŞLANGIÇ

Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması nedeniyle;

Çok sayıda insan için, adaletsizliğin, sefaletin ve yoksulluğun bulunduğu çalışma koşullarının varlığı ve bunun dünya barışı ve ahengini tehlikeye düşürecek bir hoşnutsuzluğa yol açtığı ve bu koşulların örneğin günlük ve haftalık maksimum çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işçilerin işe alınması, işsizliğe karşı mücadele, yeterli yaşam koşullarını sağlayacak bir ücretin güvence altına alınması, işçilerin genel ve mesleki hastalıklara ve iş sırasında meydana gelen kazalara karşı korunması, çocukların, gençlerin ve kadınların korunması, yaşlılık ve maluliyet aylıklarının bağlanması, eşit işe eşit ücret ilkesinin tanınması, sendikal özgürlük ilkesinin sağlanması, teknik ve mesleki eğitimin düzenlenmesi ve benzer diğer önlemler bakımından bu koşulları iyileştirmenin acilen gerekliliği nedeniyle;

Gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturması nedeniyle;

Adalet ve insaniyet duygularından hareketle, aynı zamanda sürekli bir dünya barışını sağlamak arzusu ve bu belirtilen hedeflere ulaşmak amacıyla hareket eden Yüksek Akit Taraflar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün işbu Anayasasını onaylarlar.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

BÖLÜM I – ÖRGÜT
MADDE 1
Kuruluş

1- Bu Anayasa’nın Başlangıç bölümünde ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün hedef ve amaçları ile ilgili 10 Mayıs 1944 tarihinde Filadelfiya’da kabul edilip, metni bu Anayasa’ya ek olan Bildirge’de açıklanan programın gerçekleşmesine çalışmakla görevli bir sürekli örgüt kurulmuştur.

Üyelik

2- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün üyeleri, 1 Kasım 1945 tarihinde Örgüt üyesi bulunan Devletler ile bu maddenin 3. ve 4. fıkra hükümleri gereğince üye niteliğini alacak diğer Devletler olacaktır.

3- Birleşmiş Milletlerin her asıl üyesi ve Şart hükümlerine uygun olarak Genel Kurul kararı ile Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edilen her devlet, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’ndan doğan yükümlülükleri resmen kabul ettiğini Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bildirmek suretiyle Uluslararası Çalışma Örgütü’ne üye olabilir.

4- Uluslararası Çalışma Örgütü Genel konferansı, hükümet temsilcilerinin üçte ikisinin toplantıda hazır bulunduğu ve oylamaya katıldığı oturumda temsilcilerin üçte ikisinin kabul oyuyla örgüte üye kabul edebilir. Böyle bir kabul yeni üye ülke hükümetinin, Örgüt Anayasası’nın getirdiği yükümlülükleri resmen kabul ettiğini Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bildirmesi durumunda yürürlük kazanır.

Üyelikten Çekilme

5- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün her bir üyesi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne çekilme niyetine dair ön bildirimde bulunmadan Örgütten çekilemez. Bu bildirim Genel Müdür tarafından alındığı tarihten itibaren iki yıl sonra ve bu tarihte üyenin üyelik sıfatından doğan bütün mali yükümlülüklerini yerine getirmiş olması kaydıyla yürürlüğe girecektir. Bir üye ülke, bir uluslararası çalışma sözleşmesini onaylamış ise, bu çekilme sözleşmeden doğan veya onunla ilgili olan yükümlülüklerin sözleşmede öngörülen süre zarfında geçerliliğini etkilemez.

Yeniden Üyeliğe Alınma

6- Bir Devletin Örgüte üyeliğinin sona ermiş olması durumunda, onun tekrar üyeliğe kabul edilmesi bu maddenin 3 ve 4. fıkraları hükümlerine göre düzenlenir.

MADDE 2
Bağlı Kuruluşlar

Daimi Örgüt
(a)   Üye ülke delegelerinden oluşan bir Genel Konferans
(b)   7. maddede tanımlandığı şekilde oluşturulan bir Yönetim Kurulu ve
(c)   Yönetim Kurulu’nun denetimi altında bir Uluslararası Çalışma Bürosundan oluşmaktadır.

MADDE 3
Konferans, Toplantılar ve Temsilciler

1- Üye ülke delegelerinden oluşan Genel Konferans gerekli görüldükçe zaman zaman ve en az yılda bir kez olmak üzere toplanacaktır. Konferans, ikisi hükümet delegesi diğer ikisi ise her üye ülkenin çalışanlarının ve işverenlerinin her birini temsilen katılan delegelerden olmak üzere üye ülkelerin her birinin 4 delegesinden oluşur.

Teknik Müşavirler

2- Her delegeye, toplantının gündeminde yer alan konulardan herbiri için sayısı ikiyi geçemeyen teknik müşavir eşlik edebilecektir. Özellikle kadınları ilgilendiren konular Konferans’ta görüşüleceği zaman, teknik müşavir olarak belirlenen kişilerden en az birisi kadın olacaktır.

Anavatan Dışındaki Topraklardan Belirlenen Teknik Müşavir

3- Anavatan dışındaki toprakların Uluslararası ilişkilerinden sorumlu olan her üye ülkesi, delegelerinin herbiri için
(a) Anılan toprakların kendi yönetim alanı içerisine giren sorunlar konusunda bu toprakların delegeleri tarafından seçilen kişileri, ve
(b) Kendi kendilerini yönetemeyen topraklarla ilgili sorunlar konusunda delegelerine danışmanlık yapmak üzere seçilen kişileri ek teknik müşavir olarak tayin edebilecektir.

4- İki veya daha fazla üye ülkenin ortak yönetimi altında bulunan topraklar sözkonusu olduğunda bu üye ülkeler, delegelerine danışmanlık yapacak kişileri teknik müşavir olarak belirleyebilecektir.

Hükümet dışı Temsilcilerin Belirlenmesi

5- Üye ülkeler, hüküm et dışı delegeleri ve teknik müşavirleri o ülkede mevcut olan çalışanların ve işverenlerin en fazla temsil yetkisine sahip meslek kuruluşlarıyla anlaşarak belirlemeyi taahhüt ederler.

Teknik Müşavirlerin Durumu

6- Teknik müşavirler, eşlik ettikleri delege tarafından yapılan talep üzerine ve Konferans başkanının özel izni dışında söz alamaz ve oylamaya katılamazlar.

7- Bir delege, Başkana vereceği yazılı bildirim ile teknik müşavirlerden birisini vekil tayin edebilecek ve adı geçen vekile bu sıfatla söz almaya ve oylamaya katılmasına izin verilecektir.

8- Delegelerin ve teknik müşavirlerinin adları, üye ülkelerin hükümetleri tarafından uluslararası Çalışma Bürosuna bildirilecektir

Yetki Belgeleri

9- Delegelerin ve teknik müşavirlerin yetki belgeleri Konferansın incelemesine tabi tutulacak ve Konferans, hazır bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğuyla bu maddeye uygun olarak aday gösterilmemiş olan delege ve teknik müşavirin kabulünü reddedebilecektir.

MADDE 4
Oy Hakları

1- Her delege Konferans tarafından görüşülen bütün sorunlar hakkında bireysel olarak oy verme hakkına sahip olacaktır.

2- Üye ülkelerden biri, belirleme hakkı olduğu halde hükümet dışı delegelerden birini belirlememişse, diğer hükümet dışı delegenin Konferansa katılım ve konuşma hakkı olacak, ancak oy verme hakkı olmayacaktır.

3- Konferans, üçüncü madde gereğince üye ülkelerden birinin delegesini kabul etmeyi reddettiği takdirde bu madde hükümleri sözkonusu delege belirlenmemiş gibi uygulanacaktır.

MADDE 5
Konferans Toplantılarının Yeri

Konferans toplantıları, Konferans tarafından bir önceki toplantıda alınan Kararlara uymak koşuluyla, Yönetim Kurulu’nca kararlaştırılan yerde yapılacaktır.

MADDE 6
Uluslararası Çalışma Bürosundaki Sandalye Sayısı

Uluslararası Çalışma Bürosu’nun sandalye sayısında yapılacak herhangi bir değişiklik, mevcut delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğu ile Konferans tarafından kararlaştırılacaktır.

MADDE 7
Yönetim Kurulu, Yapısı

1-Yönetim Kurulu;
Yirmi sekizi hükümetleri temsilen
Ondördü işverenleri temsilen
Ondördü işçileri temsilen olmak üzere ellialtı kişiden oluşacaktır.

Hükümet Temsilcileri

2- Hükümetleri temsil eden yirmi sekiz üyeden on’u büyük sınai önemi olan üye ülkeler tarafından atanacak, onsekizi ise, yukarıda sözü edilen on üye ülkenin delegeleri dışında Konferans’a katılan Hükümet delegeleri tarafından bu amaç için seçilen üye ülkelerce atanacaktır.

Sanayileşmiş Büyük Ülkeler
  1. Yönetim Kurulu, gerektiği her defa da, büyük sınai önemi olan Örgüt üyesi ülkelerin hangileri olduğunu belirleyecek ve Yönetim Kurulu bu hususta bir karar vermeden önce büyük sınai önemi olan ülkelerin seçimi ile ilgili tüm sorunların bağımsız bir komite tarafından incelenmesini sağlamak üzere kurallar koyacaktır. Büyük sınai önemi olan üye ülkelerin hangileri olduğu konusunda Yönetim Kurulu’nun beyanına karşı bir üye ülke tarafından yapılan herhangi bir başvuru, Konferans tarafından karara bağlanacak, ancak, Konferansa çıkarılan başvuru, Konferans sözkonusu başvuru ile ilgili karar verinceye kadar anılan beyanın uygulanmasını askıya almayacaktır.
İşveren ve İşçi Temsilcileri

4- İşverenleri temsil eden kişiler ile işçileri temsil eden kişiler karşılıklı olarak, Konferansa katılan işveren delegeleri ile işçi delegeleri tarafından seçileceklerdir.

Görev Süresi 

5- Yönetim Kurulu’nun görev süresi üç yıldır. Eğer herhangi bir nedenle, Yönetim Kurulu seçimleri, bu sürenin sonuna kadar yapılmadığı takdirde, Kurul bu seçimler yapılıncaya kadar görevi başında kalacaktır.

Açık Görevler Vekillerin Tayini vs.

6- Açık görevlerin doldurulması ve vekillerin atanması şekli ile diğer benzer konular hakkında Konferansın onayı ile Yönetim Kurulu karar verebilir.

Yetkililer

7- Yönetim Kurulu, zaman zaman kendi arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısı seçer, bunlardan birisi hükümeti, birisi işverenleri birisi de işçileri temsil eden kişiler olacaktır.

Tüzük

8- Yönetim Kurulu kendi çalışma yöntemini kendisi düzenleyecek ve toplanma zamanlarını kendisi belirleyecektir Özel toplantı, Yönetim Kurulu’ndaki en az Onaltı temsilcinin bu amaca yönelik yazılı talebi üzerine yapılacaktır.

MADDE 8
Genel Müdür

1- Uluslararası Çalışma Bürosu’nun bir Genel Müdürü olacak ve bu kimse Yönetim Kurulu tarafından atanacak, Kurulun talimatlarına uyacak, Uluslararası Çalışma Bürosu’nun iyi bir şekilde çalışmasından ve kendisine verilecek görevlerin yürütülmesinden sorumlu olacaktır.

2- Genel Müdür veya onun yardımcısı Yönetim Kurulu’nun bütün toplantılarına katılacaktır.

MADDE 9
Personelin Atanması

1- Uluslararası Çalışma Bürosu Personeli, Yönetim Kurulunca uygun görülen düzenlemeler çerçevesinde Genel Müdür tarafından atanacaktır.

2- Büronun verimli bir şekilde çalışması amacıyla mümkün olduğunca Genel Müdür’ün farklı milliyetlerden kişileri seçmesi gerekecektir.

3- Bu kişilerden belirli sayıdaki kısmı kadın olacaktır.

Görevlerin Uluslararası Niteliği

4- Genel Müdür ve personelin görevleri sadece uluslararası nitelikte olacaktır. Görevlerin yerine getirilmesinde, Genel Müdür ve personeli, hiçbir hükümetten ve örgüt dışındaki hiçbir makamdan talimat istemeyecek ve kabul etmeyecektir. Bunlar sadece örgüte karşı sorumlu uluslararası görevliler olmaları nedeniyle bu durumlarıyla bağdaşmayan herhangi bir hareketten kaçı nacaklardır.

5- Örgüt üyesi her ülke, Genel Müdürün ve personelin görevlerinin sadece uluslararası niteliğine saygı göstermeyi ve görevlerinin yapılması sırasında onları etkilemeye çalışmamayı taahhüt eder.

MADDE 10
Büronun Görevleri

1- Uluslararası Çalışma Bürosunun görevleri, endüstriyel yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin uluslararası Sözleşmeler akdetmek amacıyla Konferansta görüşülmesi önerilen konuların incelenmesi ve Konferans veya Yönetim Kurulunca istenilen özel araştırmaların yürütülmesi ile ilgili konularda bilgilerin toplanıp dağıtılmasını içerir.

2- Yönetim Kurulu’nun kendisine verebileceği direktifler saklı kalmak kaydıyla, Büro:

(a) Konferans toplantılarının gündeminde yer alan çeşitli maddeler konusunda dokümanlar hazırlayacak
(b)  İstekleri üzerine, Konferans kararları esas alınarak mevzuat hazırlanması, idari uygulamaların ve denetim sistemlerinin geliştirilmesi için uygun her türlü yardımı, gücü nispetinde hükümetlere sağlayacaktır.
(c) Sözleşmelere etkin bir yürürlük kazandırılması bağlamında bu Anayasa hükümlerince istenen görevleri yerine getirecek
(d) Yönetim Kurulu’nun uygun göreceği dillerde, uluslararası önem arzeden sanayi ve istihdam sorunları ile ilgili yayınları basacak ve yayınlayacak

3- Genel olarak, Konferans ve Yönetim Kurulu tarafından kendisine verilecek diğer görev ve yetkilere de sahip olacaktır.

MADDE 11
Hükümetlerle ilişkiler

Üye ülkelerin sanayi ve istihdam sorunlarıyla ilgilenen bakanlıklar, Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’ndaki kendi hükümet temsilcisi aracılığıyla ya da böyle bir temsilcisi bulunmadığı takdirde hükümet tarafından bu amaç için belirlenmiş diğer yetkili memuru vasıtasıyla Genel Müdür ile doğrudan iletişim kurabilirler.

MADDE 12
Uluslararası Örgütlerle ilişkiler

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, İşbu Anayasa çerçevesinde, özel görevleri bulunan uluslararası kamu hukuku örgütlerinin faaliyetlerini koordine etmekle görevli genel uluslararası örgüt ile ilgili alanlarda özel görevleri olan uluslararası kamu hukuku örgütleriyle işbirliği yapacaktır.

2- Uluslararası Çalışma Örgütü, uluslararası kamu hukuku örgütleri temsilcilerinin oy hakkı olmaksızın kendi görüşmelerine katılabilmeleri için uygun düzenlemeler yapabilir.

3- Uluslararası Çalışma Örgütü, istediği takdirde, uluslararası işverenler, işçiler, tarımcılar ve kooperatifçilerin örgütleri dahil hükümet dışı tanınmış uluslararası kuruluşlara danışmak için uygun düzenlemeler yapabilir.

MADDE 13
Maliye ve Bütçe ile ilgili Düzenlemeler

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, Birleşmiş Milletler ile uygun görülecek mali ve bütçe ile ilgili düzenlemeler yapabilir.

2- Bu tür düzenlemeler yapılıncaya kadar veya herhangi bir tarihte bu tür düzenlemeler yürürlüğe girmemişse

(a) Üye ülkelerden herbiri konferans ve Yönetim Kurulu toplantılarına katılan delegelerin ve bunların teknik müşavirleri ile temsilcilerinin yol ve konaklama giderlerini ödeyecek, gerektiği durumda
(b) Uluslararası Çalışma Bürosu’nun diğer bütün giderleri ile Konferans ve Yönetim Kurulu toplantılarının giderleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından Uluslararası Çalışma Örgütü genel bütçesinden ödenecektir.
(c) Uluslararası Çalışma Örgütü bütçesinin onaylanması, toplanması ve tahsisine ilişkin düzenlemeler Konferans tarafından hazır bulunan delegelerin üçte iki çoğunluğuyla belirlenecek ve Hükümet Temsilcilerinin oluşturduğu bir komite tarafından harcamaların

Örgüt üyesi ülkeler arasında tahsisine ilişkin düzenlemeler ile bütçenin onaylanması sağlanacaktır.

3- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün giderleri bu maddenin 1 veya 2 ( c) fıkraları gereğince yürürlüğe giren düzenlemelere uygun olarak üye ülkeler tarafından karşılanacaktır.

Aidatların Ödenmesinde Gecikmeler

4- Örgüte mali katkılarını ödemekte gecikmiş olan Örgüt üyesi bir ülke, sözkonusu gecikmiş borç miktarının önceki iki tam yılı için tahakkuk etmiş katkı miktarına eşit olması ya da aşması halinde, Konferans’ta, Yönetim Kurulu’nda ve herhangi bir komitede veya Yönetim Kurulu üyelerinin seçimlerinde oy kullanamaz. Bununla beraber Konferans, ülkenin elinde olmayan koşullar nedeniyle ödemeyi yapamamış olduğuna inanması halinde, hazır bulunan delegelerin üçte iki oy çoğunluğu ile bu üyenin oy kullanmasına izin verebilir.

Genel Müdürün Mali Sorumluluğu

5- Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün fonlarının kullanımından Yönetim Kurulu’na karşı sorumludur.

BÖLÜM II – İŞLEYİŞ
MADDE 14
Konferansın Gündemi

1- Yönetim Kurulu, üye ülkelerden birinin hükümeti veya 3. maddede belirtilen herhangi bir temsili örgüt veya uluslararası kamu hukuku örgütü tarafından gündeme konulacak maddeler konusunda yapılan öneriyi dikkate alarak Konferans toplantılarının tümünün gündemini belirleyecektir.

Konferans Hazırlıkları

1- Yönetim Kurulu, Konferans tarafından bir Sözleşme ya da Tavsiye Kararı’nın kabulünden önce, Konferans hazırlık araçlarıyla öncelikle ilgili üye ülkelerin yeterli danışma ve teknik hazırlık yapmalarını sağlamak için kuralları saptayacaktır.

MADDE 15
Gündemin iletilmesi ve Konferans’a sunulacak Raporlar

1- Genel Müdür, Konferansın Genel Sekreterlik görevini yapacak ve Konferans toplanmadan 4 ay önce gündemi üye ülkelere ulaştıracak ve onlar aracılığıyla belirlenmiş olmaları durumunda hükümet dışı delegelere de iletecektir.

2- Gündemin her maddesi ile ilgili raporlar, Konferans toplanmadan önce üzerinde yeterli inceleme olanağı verecek şekilde zamanında üye ülkelere gönderilecektir. Yönetim Kurulu, bu hükmün uygulanmasına yönelik usulleri belirleyecektir.

MADDE 16
Gündeme İtirazlar

1- Üye ülke hükümetlerinin herbiri gündem maddelerinin tümünün ya da herhangi birinin gündeme konulmasına resmen itiraz edebilir. Bu itirazın gerekçeleri Genel müdüre gönderilecek bildiride açıklanacak, Genel Müdür Örgüt üyesi ülkelerin tümüne bunu iletecektir.

2- Ancak; itiraz edilen maddeler, Konferans’ta hazır bulunan delegelerin üçte iki oy çoğunluğuyla sözkonusu maddeler lehinde karar vermesi durumunda gündemden çıkarılamaz.

Konferans Gündemine Yeni Maddelerin Eklenmesi

3- Konferans (bir önceki fıkradan farklı olarak) hazır bulunan delegelerin üçte iki çoğunluğuyla herhangi bir konunun Konferans’ta görüşülmesine karar vermesi durumunda, o konu, sonraki toplantının gündemine konulacaktır.

MADDE 17
Konferanstaki Görevliler, İşleyiş ve Komiteler

1- Konferans bir başkan ve üç başkan yardımcısı seçecektir. Başkan yardımcılarından birisi hükümet delegesi, birisi işveren delegesi birisi de işçi delegesi olacaktır. Konferans kendi işleyiş biçimini düzenleyecek ve herhangi bir konuda inceleme yapmak ve rapor hazırlamak üzere komiteler belirleyebilecektir.

Oylama

2- İşbu Anayasa’da aksine bir hüküm bulunmaması veya Konferans’a yetkiler veren herhangi bir Sözleşme veya diğer belgede yer alan koşullar ya da 13. madde gereğince kabul edilen bütçe ve mali düzenlemelere ilişkin haller dışında, tüm konularda hazır bulunan delegelerin oylarının salt çoğunluğuyla karar verecektir.

Çoğunluk Yeter Sayısı

3- Eğer kullanılan oyların toplam sayısı Konferans’a katılan delegelerin sayısının yarısına eşit değilse oylama geçersiz sayılır.

MADDE 18
Teknik Uzmanlar

Konferans, komitelere atamak suretiyle oy hakkı olmayan teknik uzmanlar belirleyebilecektir.

MADDE 19
Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları Konferans Kararları

1- Eğer Konferans, gündemdeki bir madde ile ilgili önerilerin kabul edilmesi konusunda karar verirse, bu önerilerin: (a) bir uluslararası Sözleşme şeklinde mi yoksa (b) Sözleşme Kabulü için zamanın uygun ve elverişli olmadığı Konu ve durumda ortaya çıkan koşulları karşılamak üzere bir Tavsiye Kararı şeklinde mi olacağını belirleyecektir.

Gerekli Çoğunluk

2- Her iki durumda, bir Sözleşme veya Tavsiye Kararının Konferans tarafından kabulü için son oylamada hazır bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğu gereklidir.

Özel Bölgesel Koşullara Yönelik

3- Konferans, genel uygulamaya yönelik bir Sözleşme veya Tavsiye Kararı hazırlarken, iklim koşulları, sınai örgütün yetersiz gelişimi ya da diğer özel durumların sanayi koşullarını esaslı şekilde farklılaştırdığı ülkeleri dikkate alacak ve bu ülkelere özgü duruma cevap verebilecek gerekli değişiklikleri önerecektir.

Resmi Metinler

4- Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın iki nüshası Konferans Başkanı ve Genel Müdür tarafından imzalanacaktır. Bu nüshalardan birisi Uluslararası Çalışma Bürosu arşivine konulacak, diğeri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilecektir. Genel Müdür Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın onaylı bir nüshasını üye ülkelerin herbirine gönderecektir.

Sözleşmeler Açısından Üye Ülkelerin Yükümlülükleri

5- Sözleşme sözkonusu olduğunda

(a) Sözleşme tüm üye ülkelere onaylanmak üzere gönderilecektir
(b) Üye ülkelerden herbiri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren bir yıllık süre içerisinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Sözleşmeyi mevzuat haline getirecek makam veya makamlara sunmayı üstlenir
(c) Üye Ülkeler, Sözleşmenin sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecektir.
(d) Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu almış ise Sözleşmenin resmi onayını Genel Müdüre iletecek ve Sözleşme hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere gerekli önlemleri alacaktır.
(e) Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu alamamış ise, üye ülkeye, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi ilgilendiren konulara ilişkin mevzuat ve uygulama hakkında Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu tür Sözleşmenin onaylanmasını engelleyen ya da geciktiren güçlükleri belirlemek suretiyle Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmeyecektir.

Tavsiye Kararları Açısından Üye Ülkelerin Yükümlülükleri

6- Tavsiye Kararı sözkonusu olduğunda:

(a) Tavsiye Kararı ulusal mevzuat ya da başka şekillerde yürürlüğe konulmak amacıyla incelenmek üzere tüm üye ülkelere gönderilecektir
(b) Üye ülkelerden herbiri Konferans oturumunun kapanışından itibaren en fazla bir yıllık süre içerisinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre içerisinde yapma olanağı olmadığı takdirde, mümkün olan en yakın sürede ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Tavsiye Kararı’nı mevzuat haline getirmek veya başka türlü önlem almak üzere bu husustaki yetkili makam veya makamlara sunmayı üstlenir
(c) Üye ülkeler, Tavsiye Kararı’nın sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecektir.
(d) Tavsiye kararının sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulmasından dolayı üye ülkelere, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını ilgilendiren konulara ilişkin e ülkelerdeki mevzuat ve uygulama hakkında Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmeyecektir.

Federal Devletlerin Yükümlülükleri

7- Federal Devlet sözkonusu olduğu takdirde aşağıdaki hükümler uygulanacaktır.

(a) Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları açısından federal hükümet, kendi anayasal sistemine göre federal bir uygulama kararı alınmasını uygun görmüşse, Federal devletin yükümlülükleri federal devlet olmayan üye ülkelerinki ile aynı olacaktır.
(b)  Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları açısından federal hükümet kendi anayasal sistemine göre tamamen veya kısmi olarak, federal bir uygulama kararından ziyade kurucu devletler, eyaletler ya da kantonlar tarafından uygulama kararı alınmasını uygun görmüşse, Federal hükümet

(i) Kendi anayasasına ve ilgili kantonlar, eyaletler veya kurucu devletlerin anayasalarına göre yasal mevzuat veya diğer uygulama kararları için Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde uygun federal devlet, eyalet veya kantonların makamlarına bu Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının sunulması için fiili düzenlemeler yapacak
(ii) Federal devlet içinde bu Sözleşme ve Tavsiye kararlarının hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere eşgüdümlü bir uygulama kararının geliştirilmesi amacıyla federal makamları arasında düzenli görüşmeler yapılması için ilgili kurucu devletler, eyaletler ve kantonların hükümetlerinin uygun görüşü ile önlemler alacak
(iii) Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının uygun federal makamlara, kurucu devletlerin, eyaletlerin veya kantonların yetkili makamlarına sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile uygun sayılan bu makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlarca alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecek
(iv) Onaylamamış olduğu herbir Sözleşme için, Yönetim kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi dikkate alarak federasyon ve onun kurucu devletlerinde, eyaletler ya da kantonlardaki mevzuat ve uygulama konusunda Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor gönderecek
(v) Her bir Tavsiye Kararı için, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını dikkate alarak federasyon ve onun kurucu devletlerinde, eyalet ya da kantonlardaki mevzuat ve uygulama konusunda Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri belirtmek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor gönderecektir.

Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının Daha Uygun Hükümler Üzerindeki Etkisi

8- Konferans tarafından herhangi bir Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın kabulü veya bir üye tarafından herhangi bir Sözleşme’nin onaylanması, ilgili işçilere Sözleşme ve Tavsiye Kararı’nda öngörülenlerden daha uygun koşullar sağlayan yasa, karar, teamül veya anlaşmayı hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

MADDE 20
Birleşmiş Milletler Nezdinde Tescil Ettirme

Bu suretle onaylanmış olan her sözleşme,Birleşmiş Milletler (BM) Andlaşmasının 102 maddesi hükümleri gereğince tescil edilmek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderilecek ancak, sadece sözleşmeyi onaylamış üyeleri bağlayacaktır.

MADDE 21
Genel Kurul Tarafından Kabul Edilmeyen Sözleşme Tasarıları

1- Bütünü üzerindeki son oylamada hazır bulunan üyelerin kullandıkları oyların üçte iki çoğunluğunu alamayan her tasarı,örgüt üyelerinden isteyenler arasında özel bir sözleşme konusu oluşturabilir.

2- Bu suretle onaylanan her sözleşme,ilgili üye ülkeler tarafından Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne ve Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102. maddesi hükümlerine uygun olarak tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel sekreterine gönderilecektir.

MADDE 22
Onaylanmış Sözleşmeler Hakkındaki Yıllık Raporlar

Üye Ülkelerden herbiri katılmış olduğu sözleşmeleri yürürlüğe koymak için aldığı önlemler hakkında Uluslararası Çalışma Bürosuna yıllık bir rapor sunmayı taahhüt eder. Bu raporlar, Yönetim Kurulu tarafından belirtilen şekilde yazılacak ve onun istediği açık bilgileri içerecektir.

MADDE 23
Raporların İncelenmesi ve İletilmesi

1- Genel Müdür, 19. ve 22. maddelerdeki uygulama gereği üye ülkeler tarafından kendisine gönderilecek bilgi ve raporların bir özetini yapılacak en yakın konferans toplantısına sunacaktır.

2- Her üye ülke, 19 ve 22 maddelerdeki uygulama gereği, Genel Müdüre iletilen bilgi ve raporların kopyasını 3. maddede belirtildiği üzere temsili kuruluş olarak tanınmış örgütlere gönderecektir.

MADDE 24
Bir Sözleşmenin Uygulanması Hakkındaki Şikayetler

Üye Ülkelerden herhangi birinin, katılmış olduğu bir sözleşmenin memnuniyet verici bir şekilde uygulanmasını sağlamadığına dair mesleki bir işçi veya işveren örgütü tarafından Uluslararası Çalışma Bürosu’na yapılan her şikayet, Yönetim Kurulu tarafından, sözkonusu hükümete iletilebilecek ve bu hükümet konu hakkında, Yönetim Kurulunun uygun göreceği bir açıklama yapmaya davet edilebilecektir.

MADDE 25
Şikayeti Kamuoyuna Duyurma İmkanı

Sözkonusu hükümetten makul bir süre içerisinde hiçbir açıklama alınmadığı veya alınan açıklamanın Yönetim Kurulunca yeterli görülmediği takdirde, bu Kurul alınan şikayeti ve gerekirse verilen cevabı kamuoyuna duyurma hakkına sahip olacaktır.

MADDE 26
Bir Sözleşmenin Uygulanması Hakkındaki Şikayetler

1- Üyelerden herbiri önceki maddeler gereğince kendisiyle beraber onaylamış olduğu sözleşmenin uygulanmış olmasını, kendi fikrince memnuniyet verici bir şekilde sağlamayan diğer bir üye ülke hakkında Uluslararası Çalışma Bürosuna şikayette bulunabilir.

2- Yönetim Kurulu, gerekli gördüğünde ve aşağıda belirtilen prosedür gereği bir Soruşturma Komisyonu oluşturmadan önce, 24. maddede belirtilen şekilde sözkonusu hükümetle temaslara başlayabilir.

3- Şayet Yönetim Kurulu sözkonusu hükümete şikayeti iletmeyi gerekli görmez ise veya şikayet iletildikten sonra, makul bir süre içerisinde, Yönetim Kurulunu tatmin edici bir cevap alınmamışsa, kurul, ortaya konan sorunu incelemek ve bu konuda bir rapor vermekle görevli bir soruşturma Komisyonu oluşturabilecektir.

4- Aynı prosedür gerek doğrudan doğruya, gerekse Konferanstaki bir delegenin şikayeti üzerine kurul tarafından uygulanabilecektir.

5- 25. veya 26. maddelerin uygulanmasıyla ilgili bir sorun Yönetim Kuruluna geldiğinde, sözkonusu Hükümet Yönetim Kurulu’nda bir temsilcisi yoksa Kurulun bu sorun hakkındaki görüşmelerine katılmak üzere bir delege ataması hakkına sahip olacaktır. Bu tartışmaların yapılacağı tarih, sözkonusu hükümete zamanında bildirilecektir.

MADDE 27
Soruşturma Komisyonuna Sunulacak Bilgiler

Bir şikayet, 26. madde gereğince, Soruşturma Komisyonuna gönderildiği takdirde, şikayetle doğrudan ilgili olsun veya olmasın, üyelerden herbiri, şikayet konusu hakkında elinde bulunan her türlü bilgiyi kullanılmak üzere Komisyonun emrine hazır bulundurmayı taahhüt eder.

MADDE 28
Soruşturma Komisyonu Raporu

Soruşturma Komisyonu, şikayetin derinlemesine incelenmesinden sonra bir rapor kaleme alacak ve bu raporda itirazın kapsamını belirlemeye imkan tanıyan bütün hususlar hakkındaki tespitlerini belirtecek ve şikayetçi hükümeti bilgilendirmek için alınması gereken önlemler ve bu önlemlerin alınması için verilmesi gereken süreler hakkında tavsiyelerini bildirecektir.

MADDE 29
Soruşturma Komisyonu Raporuna Göre Yapılacak Uygulamalar

1- Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Soruşturma Komisyonunun raporunu Yönetim Kuruluna ve anlaşmazlıkla ilgili hükümetlerin her birine gönderecek ve raporun yayınlanmasını sağlayacaktır.

2- İlgili hükümetlerden herbiri, Komisyon raporundaki tavsiyeleri kabul edip etmediğini ve kabul etmediği takdirde, anlaşmazlığı Uluslararası Adalet Divanına götürmek isteyip istemediğini, üç aylık bir süre içinde Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirecektir.

MADDE 30
Yetkili Makamlar Tarafından Uymakla Yükümlü Olunan Kuralların İhlali

Üye Ülkelerden her biri bir sözleşme veya tavsiye ile ilgili olarak 19. maddenin (5b), (6b) veya (7b) (i) fıkralarındaki yazılı önlemleri almadığı takdirde, diğer her üyenin bu konuda Yönetim Kuruluna başvuru hakkı olacaktır. Yönetim Kurulu, sözkonusu üyenin saptanan önlemleri almadığı görüşüne vardığı takdirde Genel Kurula bunu rapor edecektir.

MADDE 31
Uluslararası Adalet Divanı Kararları

Uluslararası Adalet Divanının 29.maddeye uygun olarak kendisine sunulan bir şikayet veya bir sorun hakkındaki kararı geri çevrilemez.

MADDE 32

Soruşturma Komisyonun olası görüşlerinin sonuçları veya tavsiyeleri Uluslararası Adalet Divanınca doğrulanabilecek, değiştirebilecek veya iptal edilebilecektir.

MADDE 33
Soruşturma Komisyonu veya Uluslararası Adalet Divanı Tavsiyelerinin Uygulanmaması

Şayet herhangi bir üye gerek Soruşturma Komisyonu raporunda gerekse Uluslararası Adalet Divanı kararında yer alan olası tavsiyelere, öngörülen süre içerisinde uymaz ise Yönetim Kurulu duruma göre bu tavsiyelerin yerine getirilmesini sağlamak için uygun göreceği kimi önlemleri Genel kurula tavsiye ede bilecektir.

MADDE 34
Soruşturma Komisyonu veya Uluslararası Adalet Divanı Tavsiyelerinin Uygulanması

Kusurlu bulunan Hükümet gerek Soruşturma komisyonu tavsiyelerine gerekse Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymak için gerekli önlemleri aldığı konusunda Yönetim Kurulu’na her zaman bilgi verebilir ve bildirimin doğruluğunu ispatlamak için Yönetim kurulundan aldığı önlemleri incelemekle görevlendirilecek bir Soruşturma komisyonu oluşturulmasını talep edebilir. Bu durumda, 27, 28, 29, 31 ve 32 inci maddelerin özel hükümleri uygulanacak ve şayet soruşturma Komisyonu raporu veya Uluslararası Adalet Divanı kararı, kusurlu bulunan hükümet lehinde ise, Yönetim kurulu, derhal 33’üncü maddeye uygun olarak alınan önlemlerin geri alınmasını tavsiye etmek zorunda olacaktır.

BÖLÜM III – GENEL HÜKÜMLER
MADDE 35
Anavatan Dışındaki Ülkelerde Sözleşmelerin Uygulanması

1- Üye Ülkeler, işbu Anayasa hükümlerine uygun olarak onaylayacakları sözleşmeleri vesayet altındaki bütün toprakları dahil, uluslararası ilişkilerini kendileri sağlayıp yönetimlerini üzerine aldıkları anavatan dışındaki ülkelerde de, sözleşmeye konu olan sorunlar, e ülke makamına verilen yetki dahilinde olmamak veya sözleşme, bölgesel şartlar nedeniyle uygulanamaz olmadıkça veya sözleşmeleri bölgesel koşullara uyarlamak için gerekli değişikliklerin yapılmasını saklı tutmak kaydıyla uygulamayı taahhüt ederler.

2- Bir sözleşmeyi onaylayan her üye ülke, sözleşmenin onayından sonra mümkün olan en kısa süre içerisinde aşağıdaki 4 ve 5 inci fıkralarda sözkonusu olanlar dışında kalan ülkeler hakkında, sözleşme hükümlerini uygulamayı ne ölçüde üstlendiğini bildiren ve adı geçen sözleşmede istenilen bütün bilgileri veren bir bildirgeyi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderecektir.

3- Bir önceki fıkra gereğince bildirge gönderen her üye ülke, sözleşme hükümlerine uygun olarak, daha önceki her bildirgenin hükümlerini değiştiren ve yukarıdaki fıkradan öngörülen ülkelerle ilgili durumu bildiren yeni bir bildirgeyi, belirli süreler içinde gönderebilecektir.

4- Sözleşmede ele alınan sorunlar, anavatan dışı ülkede bulunan makamların kendi yetki alanlarına girdiğinde, bu ülkenin uluslararası ilişkilerinden sorumlu olan üye ülke hükümetinin bir kanun yayınlaması veya diğer önlemleri alabilmesi için, sözkonusu ülke hükümetine mümkün olan en kısa süre içerisinde sözleşmeyi gönderecektir. Daha sonra, bu üye, e ülke hükümeti ile anlaşarak yine o ülke adına sözleşme yükümlülüklerini kabul ettiğine dair bir bildirgeyi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderebilecektir.

5- Bir sözleşme hükümlerinin kabul edildiğine dair bir bildirge

a) Ortak yetkileri içindeki bir ülke için iki veya daha fazla Örgüt üyesi tarafından,
b) Birleşmiş Milletler Şartı hükümleri veya bu ülke bakımından yürürlükte olan diğer bütün hükümler gereği, bir ülkenin yönetiminden sorumlu uluslararası her makam tarafından, Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilebilir.

6- Bir sözleşmedeki yükümlülükleri 4 ve 5 inci fıkralar gereğince kabulünün, Örgüt Anayasası uyarınca onaylanmış sözleşmelerde uygulanan yükümlülüklerin ve sözleşme hükümlerinden doğan yükümlülüklerin ilgili ülke adına kabul edilmesini de kapsaması gerekecektir. Her kabul bildirgesi, sözleşmenin bölgesel koşullara adapte edilmesi için sözleşmede yapılması gereken değişiklikleri açıklığa kavuşturabilir.

7- İşbu maddenin 4 veya 5’nci fıkraları gereğince bir bildirge gönderecek her üye ülke veya uluslararası makam sözleşme hükümlerine uygun olarak daha önceki her bildirgenin hükümlerini değiştiren veya ilgili ülke adına sözleşme yükümlülüklerinin kabulünün geçersizliğini bildiren yeni bir bildirgeyi belirli süreler içinde gönderebilecektir.

8- Eğer bir sözleşmedeki yükümlülükler, işbu maddenin 4 ve 5 fıkralarında öngörülen ülke adına kabul edilmemiş ise, üye ülke veya üye ülkeler veyahut da uluslararası makam, sözleşmede ele alınan sorunlar bakımından bu ülkenin mevzuat ve uygulamalarına dair Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne rapor verecekler ve bu raporda, mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşmeler veya diğer bütün önlemlerle sözleşmenin her hükmüne raporun ne ölçüde etki yapacağı gösterilecek ve raporda ayFıca, bu sözleşmenin kabulünü engelleyen veya geciktiren güçlükler açıklanacaktır.

MADDE 36
Anayasadaki Değişiklikler

Mevcut delegelerce kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla Konferansça bu Anayasada yapılması kabul edilen değişiklikler işbu Anayasanın 7 inci maddesinin 3’ncü fıkrası hükümlerine uygun olarak sanayide gelişmiş olan ülkeler sıfatıyla Yönetim Kurulunda temsil edilen, on üyenin beşi dahil bulunmak üzere, Örgüt üyelerinin üçte ikisi tarafından onaylandığı veya kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.

MADDE 37
Anayasa ve Sözleşmelerin Yorumlanması

1- Bu Anayasanın ve bu Anayasa gereğince üyelerce daha sonra onaylanan sözleşmelerin yorumlanmasına ait her türlü sorun veya güçlükler Uluslararası Adalet Divanının değerlendirmesine sunulacaktır.

2- Bu maddenin 1 inci fıkrasındaki hükümler dikkate alınmaksızın, Yönetim Kurulu bir sözleşmenin yorumlanmasına ait olup, Kurul tarafından veya anılan sözleşme gereğince mahkemeye gönderilecek her sorun veya güçlüğün çabuk çözümlenmesi amacıyla bir mahkeme oluşturulması hakkında birtakım usuller saptar ve bunu konferansın onayına sunabilir. Uluslararası Adalet Divanının bütün kararları veya danışmaya dayalı görüşleri bu fıkra gereğince oluşturulan her mahkemeyi bağlayacaktır. Böyle bir mahkeme tarafından verilen her hüküm, Örgüt üyelerine gönderilecek ve onların görüşleri Konferansa sunulacaktır.

MADDE 38
Bölgesel Konferanslar

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, Bölgesel Konferanslar düzenleyebilecek ve Örgütün hedef ve amaçlarına ulaşması için yararlı göreceği bölgesel kuruluşları oluşturabilecektir.

2- Bölgesel Konferansların, yetkileri, görevleri ve izleyecekleri prosedürler, Yönetim Kurulu tarafından formüle edilecek kurallarla düzenlenecek ve yine Yönetim Kurulu tarafından Genel Kurula onay için sunulacaktır.

BÖLÜM IV – DİĞER TEDBİRLER
MADDE 39
ILO’nun Hukuki Statüsü

Uluslararası Çalışma Örgütü tüzel kişiliğe sahip olacak ve özellikle aşağıdaki hususlarda yetkili bulunacaktır
a) Sözleşmeler akdetme,
b) Menkul ve gayri menkul satın alma ve bunları mülkiyetinde bulundurma,
c) Dava açmak

MADDE 40
Ayrıcalıkları ve Dokunulmazlıkları

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, üyelerden herbirinin toprakları üzerinde, amaçlarına ulaşmak için kendisine gerekli olan ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.

2- Konferanstaki delegeler, Yönetim kurulu üyeleri, Büro Genel Müdürü ve Memurları da Örgüte ait görevlerini tam bir bağımsızlıkla yapmak için kendilerine gerekli olan ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

3- Bu ayrıcalık ve dokunulmazlıklar, üye devletler tarafından kabul edilmek üzere Örgüt tarafından hazırlanacak ayrı bir anlaşma içerisinde belirtilecektir.

ILO Ana Sözleşmesi’nde 1997 yılında yapılan değişiklikle 19. maddesine 9. paragraf  eklenmiştir. 

Uluslararası Çalışma Konferansının 19 Haziran 1997 tarihinde Cenevre’de yapılan 85. oturumunda kabul edilen bu değişikliği, Türkiye, 8 Temmuz 1999’da onaylamıştır.

ULUSLARARASI ÇALIŞMA TEŞKİLATI ANAYASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK HAKKINDAKİ BELGE

Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nca Cenevre’de toplanmaya çağrılmış ve toplandığı 3 Haziran 1997 tarihli Seksenbeşinci oturumunda,

Oturum gündeminin yedinci maddesini teşkil eden Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası değişikliğinin kabulüne karar vererek,

“Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası Değişiklik Belgesi, 1997” olarak adlandırabilecek olan, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası’nda değişiklik yapan aşağıdaki belgeyi Bindokuzyüzdoksanyedi yılı Haziran ayının bu 19 uncu gününde kabul eder;

Madde 1

Bu Değişiklik Belgesi’nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası’nın 19 uncu maddesi, aşağıdaki yeni paragrafın 8 inci paragraftan sonra eklenmesi suretiyle değiştirilmiştir;

9.  Yönetim Kurulu’nun teklifi üzerine, konferans, mevcut bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğuyla, bu madde hükümleri uyarınca kabul edilmiş bulunan bir Sözleşmeyi, bu Sözleşmenin amacını kaybettiğinin veya Teşkilatın hedeflerine ulaşılmasında yararlı katkılarının artık mevcut bulunmadığının görülmesi halinde ilga edebilir.”

Madde 2

Bu Değişiklik Belgesi’nin iki sureti, Konferans Başkanı ve Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’nün imzalarıyla tasdik edilir. Bu suretlerden biri Uluslararası Çalışma Bürosu arşivinde muhafaza edilir, diğeri ise, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletilir. Genel Müdür, Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın bütün üyelerine bu Belge’nin tasdikli bir suretini gönderir.

Madde 3
  1. Bu Değişiklik Belgesi’nin resmi onama veya kabul belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilir. Genel Müdür, bu belgelerin alındığını Teşkilatın üyelerine bildirir.
  2. Bu Değişiklik Belgesi, Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın 36 ncı maddesi hükümleri uyarınca yürürlüğe girer.
  3. Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, bu Belge’nin yürürlüğe girdiğini Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın bütün üyelerine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirir.

Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü – Washington Tüzüğü

5

Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü, 1987 yılı Ekim ayında Washington’da yapılan ICOMOS(Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Washington Tüzüğü olarak da bilinen ilkeler, temel olarak tarihi dokuyu korumayı amaçlamaktadır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]  ICOMOS

International Council on Monuments and Sites, Uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyondur. 1965 yılında Varşova’da kurulmuştur. Kuruluşun amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler, teknikler ve siyasetler geliştirmek ve ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmektir.  ICOMOS’un kuruluşu 1964’de Venedik’te yapılan 2.Uluslararası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin sonuç bildirgesi olan “Venedik Tüzüğü” nün, anıt ve yerleşmelerin korunması konusunda çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması kararına dayanmaktadır. 1965’te, Varşova’da toplanan ICOMOS’un birinci genel kurulu niteliğindeki kongre hem Venedik Tüzüğü’nü uluslararası düzeyde kabul etmiş, hem de ICOMOS’un kuruluş kararını vermiştir. ICOMOS’un geçerli uluslararası tüzüğü, 22 Mayıs 1978’de Moskova’da yapılan beşinci genel kurulda son biçimini almış ve yürürlüğe girmiştir. Sekretaryası Paris’tedir. ICOMOS’un 110’dan fazla ülkede kurulmuş ulusal komiteleri ve 7500’ü aşkın üyesi bulunmaktadır.[/box]

TARİHİ KENTLERİN VE KENTSEL ALANLARIN KORUNMASI TÜZÜĞÜ
(Washington Tüzüğü – 1987)

GİRİŞ VE TANIMLAR

İster zamanla yavaş yavaş gelişmiş, ister özel olarak bir araya getirilmiş olsun, kentlerde yaşayanlar, toplumların tarih boyunca sahip oldukları çeşitliliğin bir ifadesidir.

Bu tüzük küçük veya büyük tarihi kentsel alanlarla ilgilidir; kentleri ve tarihi merkezleri saran doğal ve insan yapısı çevreyi de kapsamaktadır. Bu alanlar tarihi belge olma özelliklerinin yanı sıra, geleneksel kent kültürüne ait değerleri de barındırırlar.

Endüstrileşmeyi izleyen kentsel değişimlerin etkisiyle günümüz dünyasında tarihi kentler ve kentsel alanlar tehdit altındadır; ihmal edilmekte, harap olmakta, hatta yok edilmektedirler.

Kültürel, sosyal ve hatta ekonomik kayıplara neden olan, ve geri dönüşü olmayan bu durum karşısında ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) Venedik Tüzüğü’nü tamamlamak üzere, tarihi kentler ve alanlara ilgili bir uluslararası tüzük hazırlamayı gerekli görmüştür. Bu tüzükle tarihi kentlerin ve alanların korunması ile ilgili ilkeler, hedefler ve yöntemler tanımlanmaktadır. Tüzük tarihi kent ve bölgelerdeki özel ve kamusal yaşam alanları arasında uyum sağlamayı ve bu alanlarda mütevazi boyutlarda da olsa, var olan ve insanlığın belleğini oluşturan kültürel değerlerin korunmasını desteklemeyi hedeflemektedir.

UNESCO’nun “Tarihi Alanların Korunması ve Çağdaş Rolü konusunda Tavsiye” (Varşova-Nairobi 1976) kararında ve başka birçok uluslararası belgede ortaya konulduğu gibi, “tarihi kent ve kentsel alanların korunması” deyimi tarihi kent ve kentsel alanların yasal koruma altına alınması, bakımı ve restorasyonu için gerekli adımların yanı sıra, geliştirilmeleri ve çağdaş yaşama katılmaları için gerekli uyarlamaları da kapsamaktadır.

İLKELER VE HEDEFLER

1. Etkili olabilmek için, tarihi kentlerin ve diğer tarihi kentsel alanların korunması tutarlı ekonomik ve sosyal gelişme politikalarının ve her düzeydeki kent ve bölge planlamanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

2. Korunması istenen nitelikler kentin veya kentsel alanın tarihi karakteri ile bu karakteri oluşturan maddi ve tinsel bileşenlerdir, özellikle:

a) Parsel ve sokakların tanımladığı kent dokuları,
b) Binalarla yeşil ve açık alanlar arasındaki ilişkiler,
c) Binaların ölçek, boyut, üslup, yapım tekniği, kullanılan malzemeler, renk ve bezemeler ile tanımlanan biçimleri, iç ve dış görünüşleri,
d) Kent veya kentsel alanın doğal ve insan yapısı çevresi ile arasındaki ilişki; ve
e) Kent veya kentsel alanın zaman içinde yüklendiği değişik işlevler.

Bu özellikleri tehdit eden olumsuz etkenler tarihi kent veya kentsel alanın özgünlüğünü zedeleyebilir.

3. Koruma programının başarısı, kentlilerin katıılımı ve görev almalarıyla mümkün olabilir; bu nedenle halkın katılımı desteklenmelidir. Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunması öncelikle orada yaşayanları ilgilendirir.

4. Tarihi bir kentin veya kentsel alanın korunması sağduyu, sistemli yaklaşım ve disiplin gerektirir. Özel durumlarda çıkabilecek sorunlardan kaçınmak için katı yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.

YÖNTEM VE ARAÇLAR

5. Tarihi kent ve kentsel alanların korunması için yapılacak planlama çalışmaları öncesinde disiplinlerarası araştırmalar yürütülmelidir. Koruma planları arkeoloji, tarih, mimarlık, teknikler, sosyoloji ve ekonomi bileşenlerini gözetmelidir. Koruma planının başlıca hedefleri ve bunlara erişmek için yararlanılacak yasal, yönetimsel ve parasal araçlar da açıkça belirtilmelidir.

Koruma planı tarihi kent bölgeleri ile bütün şehir arasında uyumlu bir ilişki sağlamayı hedeflemelidir.

Koruma planı hangi binaların kesinlikle korunacağını, hangilerinin belirli koşullarda korunacağını ve hangilerinin olağanüstü koşullarda feda edilebileceğini belirlemelidir.

Herhangi bir müdahaleden önce alandaki mevcut durum ayrıntılı olarak belgelenmelidir. Koruma planı tarihi alanda yaşayanlarca desteklenmelidir.

6. Koruma planı kabul edilenceye kadar, yapılması gerekli koruma uygulamaları bu tüzük ile Venedik Tüzüğü’nün ortaya koyduğu ilke ve amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmelidir.

7. Sürekli bakım tarihi bir kentin ve kentsel alanların başarılı olarak korunmasının anahtarıdır.

8. Yeni işlev ve etkinlikler tarihi kent veya kentsel alanın karakteriyle uyumlu olmalıdır.

Bu alanların çağdaş yaşama uyarlanması için gerekli teknik servislerin getirilmesi veya iyileştirilmesi işlemleri özenle yapılmalıdır.

9. Konutların iyileştirilmesi korumanın temel hedeflerinden biri olmalıdır.

10. Yeni binalar yapılması gerektiğinde veya eskileri uyarlanırken , mevcut mekansal oluşum saygı görmeli, özellikle ölçek ve parsel boyutuna dikkat edilmelidir. Çevreye uyumlu çağdaş ögeler yöreyi zenginleştirebileceğinden, yeni tasarımlar engellenmemelidir.

11. Kentin veya tarihi alanın geçmişiyle ilgili bilgiler arkeolojik araştırmalarla geliştirilmeli ve kalıntılar uygun biçimde korunmalıdır.

12. Tarihi bir kent veya kentsel alandaki trafik denetlenmeli, park alanları tarihi dokuyu veya çevresini zedelemeyecek şekilde düzenlenmelidir.

13. Kent veya bölge planlarının öngördüğü yeni otoyollar, tarihi kente veya kentsel alana sokulmamalı, fakat tarihi kente ulaşımı kolaylaştırmalıdır.

14. Kültür varlıklarının geleceğini ve içinde yaşayan halkın sağlığını güvenceye almak için tarihi kentler doğal afetler, hava kirliliği ve titreşim gibi zararlı etkenlerden korunmalıdır. Bir tarihi kenti veya kentsel alanı etkileyen doğal afetin cinsi ne olursa olsun, önlemler ve onarım müdahaleleri söz konusu yerin özelliğine göre tasarlanmalıdır.

15. Halkın katılımını sağlamak ve katkıları yüreklendirmek için, okul yaşındaki çocuklardan başlayarak, bütün kentlileri bilgilendiren bir program hazırlanmalıdır.

16. Korumayla ilgili bütün meslekler için uzmanlık eğitimi sunulmalıdır.

Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi

0
Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi

Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, 22 Mayıs 1969 tarihinde kabul edilmiştir. Uluslararası hukukun temel kaynağı olan andlaşmaların yazılma usulü, kabulü, geçerlilik koşulları, şekil şartları, imzası ve onaylanmasına dair temel prensipler ile yürürlüğü, yaptırım gücü, değiştirilmesi ve antlaşmaların nasıl sona ereceği bu sözleşme ile belirlenmiş, andlaşmalar hukukunun genel kabul görmüş kuralları geniş katılımla kabul edilmiştir.

Uluslararası Andlaşmalar Hukuku Konferansı -1969-Viyana-Avusturya

Her egemen devletin sözleşmeleri imzalama, çekince koyma ve çekilme hakkı teyit edilmiş; kural olarak, bir andlaşmanın ancak, öngörüldüğü şekilde veya görüşmeci devletlerin mutabık kalabilecekleri tarzda ve tarihte yürürlüğe girebileceği kabul edilmiştir. Anlaşmaların geçersizliği veya feshedilme gerekçeleri, genel hukuk ilkelerindeki hata, hile, ikrah gibi kavranmlara dayandığı gibi uluslararası hukuka özgü bazı kavramlarla da açıklanmıştır. Bir andlaşmanın geçersizliği, sona ermesi, andlaşmadan çekilme veya hükümlerini askıya alma konusunda Birleşmiş Milletler Şartı‘nın 33. maddesine atıf yapılmış, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla izlenmesi prensip olarak kabul edilmiş, sözleşmenin yorumlanmasında iyiniyet kurallarına göre hareket edilmesi öngörülmüştür.

26 Mart 1968 – Antlaşmalar Hukuku Konferansı, Hofburg Sarayı

Andlaşmaların iç hukuktan üstünlüğü, geriye yürümezliği ve ahde vefa ilkesi sözleşmenin belirlediği temel ilkelerdendir. Sözleşme, uluslararası sözleşmelerde kullanılan kavramların kullanımı ile ilgili ilkeleri de açıklamıştır.

Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, uluslararası hukuk müktesebatına vurgu yapmış; bütün devletlerin egemen eşitliği ve bağımsızlığı, devletlerin iç işlerine karışmama, kuvvet kullanmama veya kuvvet kullanma tehdidinin yasaklanması ve herkes için insan halkları ve temel hürriyetlerine saygı ve uyum ilkeleri ile Birleşmiş Milletler Şartı’na özel vurgu yapmıştır.

Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi

Bu Sözleşmenin Tarafı Olan Devletler,

Andlaşmaların milletlerarası ilişkiler tarihindeki temel rolünü gözönünde tutarak,

Milletlerarası hukukun kaynağı olarak ve, anayasal ve sosyal sistemleri ne olursa olsun, milletler arasında barışçı işbirliğini geliştirmenin bir vasıtası olarak andlaşmaların devamlı artan önemini kabul ederek,

Serbest rıza ve iyi niyet ilkelerinin ve pacta sunt servanda kuralının evrensel olarak tanındığını kaydederek,

Andlaşmalarla ilgili ihtilafların, diğer milletlerarası ihtilaflar gibi, barışçı araçlarla adalet ve milletlerarası hukuk ilkelerine göre çözümlenmesi gerektiğini teyid ederek,

Birleşmiş Milletler halklarının adalet ve andlaşmalardan doğan yükümlülüklere saygının muhafaza edilebileceği şartları tesis etme kararlılığını hatırlatarak,

Halkların eşit halkları ve self determinasyonu, bütün Devletlerin egemen eşitliği ve bağımsızlığı, Devletlerin iç işlerine karışmama, kuvvet kullanmama veya kuvvet kullanma tehdidinin yasaklanması ve herkes için insan halkları ve temel hürriyetlerine saygı ve riayet ilkeleri gibi Birleşmiş Milletler Şartı’nda vücut bulan milletlerarası hukuk ilkelerini hatırda tutarak,

Bu Sözleşmede Andlaşmalar Hukukunun tedvini ve tedrici gelişmesinin Birleşmiş Milletler Şartı’nda belirtilen amaçlarını, yani milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza etme, milletler arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesi ve işbirliğinin sağlanmasını ileriye götüreceğine inanarak, Milletlerarası teamül kurallarının bu Sözleşme ile düzenlenmemiş olan sorunları yönetmeye devam edeceğini teyid ederek,

Uluslararası Andlaşmalar Hukuku Konferansı -1969-Viyana-Avusturya

Aşağıdaki hususlarda anlaştılar:

Kısım I

Giriş
Madde 1 – Bu Sözleşmenin Kapsamı

Bu Sözleşme, Devletler arasındaki andlaşmalara uygulanır.

Madde 2- Terimlerin Kullanılması

1. Bu sözleşmenin uygulanması bakımından,

a- “andlaşma”, ister tek bir belgede, isterse iki veya daha fazla ilgili belgede yer alsın ve (kendine) mahsus ismi ne olursa olsun, Devletler arasında yazılı şekilde akdedilmiş ve milletlerarası hukuka tabi olan milletlerarası anlaşma (mutabakat) demektir.
b- “onay”, “kabul”, “tasvip”, veya “katılma”, bir Devletin bu durumların her birinde milletlerarası planda bir andlaşmayla bağlanma rızasını tespit ettiği bu isimdeki bir milletlerarası işlem demektir.

c- “yetki belgesi”, bir Devletin andlaşma metnini görüşmek, kabul etmek, ve tevsik etmek, Devletin bir andlaşmayla bağlanma rızasını açıklamak, veya bir andlaşma hususundaki diğer herhangi bir işlemi yapmak için, kendisini temsil edecek kişi veya kişileri tayin eden, o Devletin yetkili mercilerinin verdiği bir belge demektir.

d- “çekince”, nasıl kaleme alınırsa alınsın veya nasıl isimlendirilse isimlendirilsin, Devletin bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, tasvip ederken veya andlaşmaya katılırken, bazı andlaşma hükümlerinin hukuki etkisini kendisi bakımından ihraç etmek veya değiştirmek için yaptığı tek taraflı bir beyan demektir.

e- “görüşmeci Devlet”, andlaşma metinin hazırlanması ve benimsenmesine katılmış olan bir Devlet demektir.

f- “akit Devlet”, yürürlüğe girmiş olsun olmasın, andlaşmayla bağlanma rızasını bildirmiş olan bir Devlet demektir.

g- “taraf”, andlaşmayla bağlanmaya rıza gösteren ve kendisi için andlaşmanın yürürlükte olduğu bir Devlet demektir.

h- “üçüncü Devlet”, andlaşmaya taraf olmayan bir Devlet demektir.

i- “milletlerarası örgüt”, bir hükmetlerarası örgüt demektir.

2. Bu Sözleşmenin terimlerin kullanılması ile ilgili 1. paragrafın hükümleri, herhangi bir Devletin iç hukukundan bu terimlerin kullanılma şekline veya onlara verilecek anlama halel getirmez.

Madde 3 – Bu Sözleşmenin kapsamına girmeyen milletlerarası anlaşmalar

Bu Sözleşmenin, Devletlerle milletlerarası hukukun diğer kişileri arasında veya milletlerarası hukukun bu gibi diğer kişilerinin kendi aralarında akdedilen milletlerarası anlaşmalara veya yazılı şekilde yapılmayan anlaşmalara uygulanmaması:

a- bu gibi anlaşmaların hukuki gücünü;
b- bu Sözleşmede derpiş edilip de bu gibi anlaşmaların sözleşmeden bağımsız olarak milletlerarası hukuka göre tabi olduğu herhangi bir kuralın bu anlaşmalara uygulanmasını;
c- Devletlerin, milletlerarası hukukun diğer kişilerinin de tarafı oldukları milletlerarası anlaşmalarla düzenlenen kendi aralarındaki münasebetlerine bu Sözleşmenin uygulanmasını,
etkilemeyecektir.

Madde 4- Bu Sözleşmenin geriye yürümezliği

Bu Sözleşmede beyan edilip de, andlaşmaların bu Sözleşmeden bağımsız olarak milletlerarası hukuk gereğince tabi olduğu herhangi bir kuralın uygulanmasına halel gelmemek üzere, bu Sözleşme sadece Devletler tarafından bu Sözleşmenin kendileri bakımından yürürlüğe girmesinden sonra akdedilen andlaşmalara uygulanır.

Madde 5 – Milletlerarası örgütleri kuran andlaşmalar ve bir milletlerarası örgüt çerçevesinde kabul edilen andlaşmalar

Bu Sözleşme bir milletlerarası örgütün kurucu belgesi olan herhangi bir andlaşma ya ve bir milletlerarası örgüt çerçevesinde kabul edilen herhangi bir andlaşmaya, örgütün herhangi bir ilgili iç tüzük hükmüne halel gelmemek üzere, uygulanır.

Kısım II

Andlaşmaların Akdedilmesi ve Yürürlüğe Girmesi
Kesim 1
Madde 6 – Devletlerin andlaşma yapma yetkisi (ehliyeti)

Her Devletin andlaşma akdetme yetkisi (ehliyeti) vardır.

Madde 7 -Yetki belgesi

1. Bir andlaşma metninin kabulü veya tevsiki amacıyla veya Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklaması amacıyla bir kişinin bir Devleti temsil ettiği şu hallerde kabul edilir:

a- uygun bir yetki belgesini gösterdiği zaman; veya
b- ilgili Devletlerin uygulamasından veya diğer şartlardan niyetlerinin o şahsın bu amaçlar için Devleti temsil ettiğini kabul etmek ve yetki belgesini bertaraf etmek olduğu ortaya çıktığı zaman;

2. Görevleri gereği ve yetki belgesine başvurmaksızın aşağıdaki kişilerin Devletlerini temsil ettikleri kabul edilir:

a- Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Dışişleri Bakanları, bir andlaşmanın akdi ile ilgili her türlü işlemin yapılması amacıyla;
b- Diplomatik misyon başkanları, kendilerini akredite eden Devletle akredite oldukları Devlet arasındaki bir andlaşmayı metin olarak kabul etmesi amacıyla;
c- Devletler tarafından bir milletlerarası konferans veya bir milletlerarası örgüt veya organlarından birine akredite olan temsilciler, o konferansta, örgütte veya organda bir andlaşma metnini kabul etmek amacıyla.

Madde 8 – İzinsiz yapılan bir işleme sonradan icazet verilmesi

Yedinci maddeye göre bir Devleti temsil etmeye mezun kabul edilmeyecek bir kişinin bir andlaşmanın akdedilmesi ile ilgili olarak yaptığı bir işlem, o Devletçe daha sonra teyid edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz.

Madde 9- Metnin kabulü (adoption)

1. Bir andlaşma metninin kabulü, 2. paragraf hükümleri saklı kalmak üzere, andlaşmanın hazırlanmasına katılan bütün Devletlerin rızasıyla olur.

2. Bir milletlerarası konferansta bir andlaşma metninin kabulü, mevcut ve oy kullanan Devletlerin üçte-ikilik oy çoğunluğu ile olur, meğer ki aynı çoğunluk farklı bir kuralın uygulanmasını karara bağlasın.

Madde 10- Metninin tevsiki (authentication)

Bir andlaşma metni aşağıdaki hallerde sarih ve kat’i olarak tespit edilir:

a – metinde öngörülebilecek bir usulle veya andlaşmanın hazırlanmasına katılan Devletlerin üzerinde mutabık kaldıklan bir usulle;
b – böyle bir usul yoksa, bu Devletlerin temsilcilerinin andlaşma metnini veya metni içine alan bir Konferans Nihai Senedini imzalamaları, ad referandum imzalamaları veya parafe etmeleri ile.

Madde 11 – Bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklama yolları

Bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızası imza, bir andlaşma teşkil eden belgelerin teatisi, onay, kabul, tasvip veya katılma veya üzerinde mutabık kalındıysa diğer herhangi bir araçla açıklanabilir.

Madde 12- İmza ile açıklanan andlaşma ile bağlanma rızası

1. Aşağıdaki hallerde bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızası temsilcilerinin imzası ile açıklanabilir:

a – andlaşma, imzanın o etkiye sahip olacağını öngördüğü zaman;
b – görüşmeci Devletlerin imzanın o etkiye sahip olması hususunda mutabık kaldıkları başka türlü tespit edildiği zaman;
c- Devletin imzaya o etkiyi verme niyeti, temsilcisinin yetki belgesinden anlaşıldığı zaman veya görüşmeler esnasında açıklandığı zaman.

2. Birinci paragraf bakımından:

a – bir metnin parafe edilmesi, görüşmeci Devletlerin mutabık kalmaları halinde andlaşmanın imzalamasını teşkil eder;
b – bir andlaşmanın bir devletin temsilcisi tarafından ad referandum imzalanması, Devleti teyid ederse, andlaşmanın imzalanmasını teşkil eder.

Madde 13- Bir andlaşma teşkil eden belgelerin teati edilmesiyle bir andlaşma ile bağlanma rızasının açıklanması

Devletler arasında teati (değiş-tokuş) edilen belgelerle teşkil edilen bir andlaşma ile Devletlerin bağlanma rızası o teati (değiş-tokuş) işlemi ile şu hallerde açıklanır:

a – belgeler, teati (değiş-tokuş) edilmenin o etkiye sahip olacağını öngörüyorsa; veya
b – bu Devletlerin, belgelerin teati (değiş-tokuş) edilmelerinin o etkiyi sahip olmasını kabul ettikleri başka türlü tespit ediliyorsa.

Madde 14 – Onaylama, kabul veya tasviple bir andlaşmayla bağlanma rızasının açıklanması

1. Bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızası aşağıdaki hallerde onay ile açıklanır:

a – andlaşma, bu rızanın onay suretiyle açıklanacağını öngörüyorsa;
b – görüşmeci Devletlerin onayın gerekli olduğu hususunda mutabık oldukları başka türlü tespit edilirse;
c- Devlet temsilcileri andlaşmayı onaya tabi olarak imzaladığı zaman; veya,
d- Devletin andlaşmayı onaya tabi olarak imzalama niyeti temsilcisinin yetki belgesinden anlaşıldığı zaman veya görüşmeler esnasında açıklandığı zaman.

2. Bir Devletin bir andlaşmayla bağlanma rızası onayınkine benzer şartlar altında kabul veya tasviple de açıklanır.

Madde 15- Bir andlaşma ile bağlanma rızasının katılmayla açıklanması

Aşağıdaki hallerde bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızası katılma ile açıklanır :

a – andlaşma, bu rızanın katılma yoluyla açıklanacağını öngördüğü zaman;
b – görüşmeci Devletlerin bu rızanın o Devletçe katılma yoluyla açıklanabileceği hususunda mutabık oldukları başka türlü tespit edidiği zaman; veya
c- bütün taraflar daha sonra bu rızanın o Devlet tarafından katılma yoluyla açıkla- nabileceği hususunda mutabık kaldığı zaman.

Madde 16- Onay, kabul , tasvip veya katılma belgelerinin teati (değiş-tokuş) edilmesi veya tevdi edilmesi

Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, onay, kabul, tasvip veya katılma belgeleri aşağıdaki durumlarda bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasını tespit eder:

a – akit Devletler arasında teati (değiş-tokuş) edilmeleri;
b – tevdi merciine tevdi edilmeleri; veya
c- akit Devletlere veya, kabul edildiyse, tevdi mercine bildirilmeleri.

Madde 17 – Bir andlaşmanın bir bölümü ile bağlanma rızası ve farklılık gösteren hükümlerin seçimi

1. 19-23 üncü maddelere halel gelmemek üzere, bir Devletin bir andlaşmanın bir bölümü ile bağlanma rızası ancak andlaşma buna izin verirse veya diğer akit Devletler buna rıza gösterirse geçerlidir.

2. Farklı hükümler arasında bir seçim yapmaya izin veren bir andlaşma ile bir Devletin bağlanma rızası, ancak rızanın hangi hükümlerle ilgili olduğu açıklığa kavuşturulduysa geçerlidir.

Madde 18- Yürürlüğe girmeden önce andlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldırmama yükümü

Bir Devlet, aşağıdaki hallerde bir andlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak hareketlerden kaçınmak mecburiyetindedir:

a – onaya, kabule, veya tasvibe bağlı olarak andlaşmayı imzaladığı zaman veya andlaşma teşkil eden belgeleri teati (değiş-tokuş) ettiği zaman, andlaşmaya taraf olmamak niyetini açıklığa kavuşturmuş oluncaya kadar; veya

b – andlaşma yürürlüğe girinceye kadar veya bu yürürlüğe girmenin gereksiz yere geciktirilmemesi şartıyla, andlaşmayla bağlanma rızasını açıkladıktan sonra.

Kesim 2
Çekinceler
Madde 19 – Çekincelerin ileri sürülmesi

Bir Devlet bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, tasvip ederken, veya bir andlaşmaya katılırken aşağıdaki hallerde bir çekinceyi ileri sürebilir:

a – andlaşma çekinceyi yasaklamadıkça;
b – andlaşma, sadece söz konusu çekinceyi kapsamı dışında bırakan, belirli çekincelerin ileri sürülebileceğini öngörmedikçe;
c- (a) ve (b) bentlerinin kapsamına girmeyen durumlarda, çekince andlaşmanın konu ve amacı ile bağdaşmazlık etmedikçe.

Madde 20- Çekincelerin kabulü ve çekincelere itiraz

1. Bir andlaşmanın açık bir şekilde izin verdiği bir çekincenin diğer akit Devletler tarafından daha sonra herhangi bir şekilde kabulü gerekmez, meğer ki andlaşma aksini öngörmüş olsun.

2. Görüşmeci Devletlerin sınırlı sayısından ve bir andlaşmanın konu ve amacından andlaşmanın bütün taraflar arasında bir bütün olarak uygulanmasının her birinin andlaşmayla bağlanma rızasının esaslı bir şartı olduğu anlaşıldığı zaman, bu çekince bütün tarafların kabulünü gerektirir.

3. Bir andlaşma bir milletlerarası örgütün bir kurucu belgesi olduğu zaman ve başka türlü öngörmedikçe, bu çekince o örgütün yetkili organının kabulünü gerektirir.

4. Bir önceki paragrafın kapsamına girmiyen durumlarda ve andlaşma aksini öngörmedikçe:

a – diğer bir akit Devletin bir çekinceyi kabul etmesi, çekince ileri süren Devleti diğer Devlet bakımından, andlaşma bu Devletler arasında yürürlüğe girerse veya girdiği zaman, andlaşmanın bir tarafı yapar;

b – diğer bir akit Devletin bir çekinceye yaptığı bir itiraz, andlaşmanın itiraz eden Devletle çekince ileri süren Devlet arasında yürürlüğe girmesini engellemez, meğer ki aksi bir niyet kati şekilde itiraz eden Devlet tarafından açıklanmış olsun:

c – bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklayan ve bir çekince içeren bir işlemi en azından başka bir akit Devlet çekinceyi kabul eder etmez hüküm doğurur.

5. İkinci ve dördüncü paragraflar bakımından ve andlaşma başka türlü öngörmezse, bir çekince, bir Devletin bundan haberdar edilmesinden sonraki oniki aylık bir dönemin sonuna kadar veya, Devletin andlaşma ile bağlanma rızasını daha sonraki bir tarihte açıklaması halinde, bu rızasını açıkladığı tarihe kadar, çekinceye hiçbir itirazda bulunmamış olması halinde, o Devlet tarafından kabul edilmiş addedilir.

Madde 21- Çekincelerin ve çekincelere yapılan itirazların hukuki etkisi

1. 19, 20 ve 23 üncü maddelere uygun şekilde diğer bir taraf bakımından tesis edilen bir çekince:

a – çekince ileri süren Devletin diğer tarafla ilişkilerinde, çekincenin ilgili olduğu andlaşma hükümlerini çekince ölçüsünde degiştirir, ve
b – diğer tarafın çekince ileri süren Devletle ilişkilerinde, bu hükümleri aynı ölçüde degiştirir.

2. Çekince, andlaşmanın diğer taraflarının kendi aralarındaki ilişkilerde andlaşma hükümlerini değiştirmez.

3. Bir Çekinceye itiraz eden bir Devlet andlaşmanın kendisiyle çekince ileri süren Devlet arasında yürürlüğe girmesine itiraz etmemiş olduğu zaman, çekincenin ilgili olduğu hükümler iki Devlet arasında çekince ölçüsünde uygulanmaz.

Madde 22- Çekincelerin ve çekincelere yapılan itirazların geri alınması

1. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, bir çekince her zaman geri alınabilir, ve çekinceyi kabul etmiş olan bir Devletin rızası geri alma için gerekli değildir.

2. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, bir çekinceye yapılan bir itiraz her zaman geri alınabilir.

3. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe veya başka türlü mutabık kalınmadıysa;

a – bir çekincenin geri alınmasını diğer bir akit Devlet bakımından ancak o Devlet bu konudaki bildirimi aldıktan sonra hüküm doğurur.
b – bir çekinceye yapılan bir itirazın geri alınması ancak çekinceyi ileri süren Devletin bu konudaki bildirimi almasından sonra hüküm doğurur.

Madde 23 – Çekincelerle ilgili usul

1. Bir çekincenin açık bir şekilde kabulünün, ve bir çekinceye yapılan bir itirazın, yazılı şekilde yapılması ve akit Devletlerle andlaşmaya taraf olmaya yetkili olan Devletlere bildirilmesi gerekir.

2. Andlaşmayı onaya, kabule veya tasvibe tabi olarak imzaladığı zaman ileri sürülmüşse, bir çekince onu ileri süren Devlet tarafından andlaşma ile bağlanma rızasını açıkladığı zaman teyid edilmelidir. Böyle bir durumda, çekince teyid edildiği tarihte ileri sürülmüş addedilecektir.

3. Bir çekincenin teyid edilmesinden önce, açık bir şekilde kabulü veya ona yapılan bir itirazın kendisi, teyid edilmeyi gerektirmez.

4. Bir çekincenin veya bir çekinceye yapılan bir itirazın geri alınması, yazılı şekilde olmalıdır.

Kesim 3
Andlaşmaların yürürlüğe girmesi ve geçici olarak uygulanması
Madde 24- Yürürlüğe girme

1. Bir andlaşma, kendisinin öngördüğü veya görüşmeci Devletlerin mutabık kalabilecekleri tarzda ve tarihte yürürlüğe girer.

2. Böyle bir hüküm veya mutabakat yoksa, andlaşma bütün görüşmeci Devletler için andlaşma ile bağlanma rızası tespit edilir edilmez yürürlüğe girer.

3. Andlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki bir tarihte bir Devletin andlaşma ile bağlanma rızasını açıklaması halinde, andlaşma aksini öngörmedikçe, o Devlet bakımından andlaşma o tarihte yürürlüğe girer.

4. Bir andlaşma metninin tevsiki, Devletlerin andlaşma ile bağlanma rızasının tespit edilmesi, yürürlüğe giriş tarzı veya tariıhi, çekinceler, depoziter makamının işlevleri ve andlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce zorunlu olarak ortaya çıkan diğer meseleleri düzenleyen hükümleri, andlaşma metninin kabulü (adoption) zamanından itibaren uygulanır.

Madde 25- Geçici uygulama

1. Bir andlaşma veya bir andlaşmanın bir bölümü

a – andlaşmanın kendisi öngörürse veya
b – görüşmeci Devletler başka bir tarzda böyle mutabık kalırlarsa, andlaşma yürürlüğe girinceye kadar geçici olarak uygulanır.

2. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe veya görüşmeci Devletler başka türlü mutabık kalmadıkça, bir andlaşmanın veya bir andlaşmanın bir bölümünün bir Devlet bakımından uygulanmasına, o Devlet, aralarında geçici olarak andlaşmanın uygulandığı diğer Devletleri andlaşmaya taraf olmamak hususundaki niyetinden haberdar ederse, son verilecektir.

Kısım III

Andlaşmalara Riayet, Andlaşmaların Uygulanması ve Yorumu
Kesim 1
Andlaşmalara Riayet
Madde 26 – Ahde vefa (pacts suıft serwanda)

Yürürlükteki her andlaşma ona taraf olanları bağlar ve tarafların onu iyi niyetle icra etmesi gerekir.

Madde 27 – İç hukuk ve andlaşmalara riayet

Bir taraf bir andlaşmayı icra etmeme gerekçesi olarak iç hukukunun hükümlerine başvuramaz. Bu kural 46. maddeye bir halel getirmez.

Kesim 2
Andlaşmaların uygulanması
Madde 28- Andlaşmların geriye yürümezliği

Andlaşmadan farklı bir niyet anlaşılmadıkça veya böyle bir niyet başka türlü tespit edilmedikçe, andlaşma hükümleri, andlaşmanın bir taraf bakımından yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen herhangi bir hareketle veya vakıayla veya ortadan kalkan herhangi bir durumla ilgili olarak, o tarafı bağlamaz.

Madde 29 – Andlaşmaların ülke itibariyle kapsamı

Andlaşmadan farklı bir niyet anlaşılmadıkça veya böyle bir niyet başka türlü tespit edilmedikçe, bir andlaşma her bir tarafı bütün ülkesi bakımından bağlar.

Madde 30 – Aynı konu hakkında birbirini takip eden andlaşmaların uygulanması

1. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 103 üncü maddesi saklı kalmak üzere, aynı konuyla ilgili olarak ardarda yapılan andlaşmaların tarafları olan Devletlerin hakları ve yükümlülükleri, aşağıdaki paragrafa uygun şekilde tespit edilecektir:

2. Bir andlaşma, bir önceki veya sonraki andlaşmanın hükümlerine tabi olduğunu veya onlarla bağdaşmaz addedilemeyeceğini belirttigi zaman, o diğer andlaşmanın hükümleri üstündür.

3. Daha önceki bir andlaşmanın bütün tarafları aynı zamanda sonraki andlaşmaya da taraf olduğu fakat önceki andlaşma 59 uncu maddeye göre sona erdirilmediği veya yürürlüğü askıya alınınadığı zaman, daha önceki andlaşma sadece hükümlerinin sonraki andlaşmayla bağdaşması ölçüsünde uygulanır.

4. Sonraki andlaşmanın tarafları önceki andlaşmanın taraflarının tamamını kapsamadığı zaman:

a – her ikisine taraf olanlar arasında üçüncü paragrafta yer alan aynı kural uygulanır.
b – her iki andlaşmaya taraf olan bir Devletle sadece andlaşmaların birisine taraf olan bir Devlet arasında, her iki Devletin tarafı oldukları andlaşma bunların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini yönetir.

5. Dördüncü paragraf hükümleri, 41. maddeye veya 60. maddeye göre bir andlaşmanın sona erdirilmesi ile veya yürürlüğünün askıya alınmasıyla ilgili herhangi bir meseleye veya bir Devletin başka bir Devlete karşı, başka bir andlaşma gereğince üstlendiği yükümlülüklerle bağdaşmayan bir andlaşmanın yapılması veya uygulanması sebebiyle bir Devlet için doğabilecek herhangi bir sorumluluk meselesine, halel getirmez.

Kesim 3
Andlaşmaların yorumu
Madde 31- Genel yorum kuralı

1. Bir andlaşma, hükümlerine andlaşmanın bütünü içinde ve konu ve amacının ışığında verilecek alelade manaya uygun şekilde iyi niyetle yorumlanır.

2. Bir andlaşmanın yorumu bakımından, (andlaşmanın) bütünü, girişini ve eklerini içine alan metne ilaveten, aşağıdakileri kapsar:

a – andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan andlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;
b – andlaşmanın akdedilmesi ile bağlantılı oiarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca andlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.

3. Andlaşmanın bütünü ile birlikte aşağıdakiler (de) dikkate alınır:

a – Taraflar arasında andlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak yapılan daha sonraki (tarihli) herhangi bir anlaşma,
b – Tarafların andlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatını tespit eden andlaşmanın uygulanması ile ilgili daha sonraki herhangi bir uygulaması.
c- Taraflar arasındaki ilişkilerde milletlerarası hukukun tatbiki kabil herhangi bir kuralı.

4. Tarafların bir terime özel bir mana vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o mana verilir.

Maddde 32- Tamamlayıcı yorum araçları

31. maddenin uygulanmasından hasıl olan manayı teyid etmek veya 31. maddeye göre yapılan yorum,

a – manayı muğlak veya anlaşılmaz bırakıyorsa,
b – çok açık bir şekilde saçma olan veya makûl olmayan bir sonuca götürüyorsa, manayı tespit etmek için andlaşmanın hazırlık çalışmalarına ve yapılma şartları dahil, tamamlayıcı yorum araçlarına başvurulabilir.

Madde 33- İki veya daha fazla dilde tevsik edilmiş olan andlaşmaların yorumu

1. Bir andlaşma iki veya daha fazla dilde tevsik edildiği zaman, görüş ayrılığı halinde, belirli bir metnin üstün tutulacağını metnin kendisi öngörmedikçe veya taraflar öyle kararlaştırmadıkça, herbir dildeki metin aynı şekilde geçerlidir.

2. Metnin tevsik edildiği dillerden gayrı bir dildeki bir andlaşma sureti, ancak andlaşmanın öngörmesi veya tarafların kabul etmesi halinde geçerli bir metin telakki edilir.

3. Andlaşma hükümlerinin herbir geçerli metinde aynı manayı taşıdığı farz edilir.

4. Birinci paragrafa göre, belirli bir metinin üstün tutulduğu durumlar saklı kalmak üzere, geçerli metinler arasında yapılan bir karşılaştırma, 31. ve 32. maddelerin uygulanmasının ortadan kaldırmadığı bir mana farkı ortaya koyarsa, andlaşmanın konu ve amacı gözönünde tutulduğunda metni en iyi uzlaştıran mana benimsenecektir.

Kesim 4

Andlaşmalar ve Üçüncü Devletler
Madde 34- Üçüncü Devletlerle ilgili genel kural

Bir andlaşma, rızası olmadan üçüncü bir Devlet için ne hak ne de yükümlülük yaratır.

Madde 35- Üçüncü Devletler için yükümlülükler öngören Andlaşmalar

Bir andlaşmanın tarafları bu andlaşmanın bir hükmünün bir üçüncü Devlet için bir yükümlülük aracı olmasını kast ettiyse ve üçüncü Devlet o yükümlülüğü açıkça yazılı bir şekilde kabul ettiyse, bu andlaşma hükmünden üçüncü bir Devlet için bir yükümlülük ortaya çıkar.

Madde 36- Üçüncü Devletler için haklar öngören andlaşmalar

1. Bir andlaşmanın tarafları andlaşmanın bir hükmünün ya üçüncü bir Devlete veya o Devletin mensubu olduğu Devletler grubuna, ya da bütün Devletlere, bir hak vermesini kast ettiyse ve üçüncü Devlet buna rıza gösterirse, üçüncü Devlet için andlaşmanın bu hükmünden o hak doğar.

Üçüncü Devletin rızası, aksi belirtilmediği sürece farz edilir, meğer ki andlaşma başka türlü öngörsün.

2. Birinci paragrafa göre bir hakkı kullanan bir Devlet bu hakkın kullanılması için andlaşmada öngörülen veya andlaşmaya uygun şekilde tesis edilen şartlara uyacaktır.

Madde 37- Üçüncü Devletlerin yükümlülüklerinin veya haklarının geri alınması veya değiştirilmesi

1. Otuzbeşinci maddeye uygun şekilde üçüncü bir Devlet için bir yükümlülük ortaya çıktığı zaman, bu yükümlülük ancak andlaşmaya taraf olanların ve üçüncü Devletlerin rızası ile geri alınabilir veya değiştirilebilir. Meğer ki, tarafların başka türlü mutabakata vardıkları tespit edilmiş olsun.

2. Otuzaltıncı maddeye uygun şekilde üçüncü bir Devlet için bir hak ortaya çıktığı zaman, üçüncü Devletin rızası olmadan hakkın geri alınamayacağı veya değiştirilemeyeceği niyeti tespit edilirse, bu hak akit taraflarca geri alınamaz veya değiştirilemez.

Madde 38- Bir andlaşmada yer alan kuralların milletlerarası teamül aracılığı ile Üçüncü Devletleri bağlaması

34-37 nci maddelerde yer alan hiçbir hüküm, bir andlaşmada belirtilen bir kuralın bir milletlerarası teamül kuralı olarak, bu sıfatla tanınmış olduğu üzere, üçüncü bir Devleti bağlamasını engellemez.

Kısım IV
Andlaşmaların (bütün taraflar bakımından) tadili (amendment) ve (sadece bazı taraflar bakımından) değiştirilmesi (modification)
Madde 39 – Andlaşmaların (bütün taraflar için) değiştirilmesi ile ilgili genel kural

Bir andlaşma, taraflar arasında anlaşma ile değiştirilebilir. Kısım II’ye konulan kurallar, andlaşma başka türlü öngörmediği ölçüde, böyle bir anlaşmaya uygulanır.

Madde 40 – Çok taraflı andlaşmaların değistirilmesi (tadili)

1. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, çok taraflı andlaşmaların tadili aşağıdaki paragraflar gereğince olacaktır.

2. Çok taraflı bir andlaşmayı bütün taraflar arasında tadil etmeye dair bir teklif, her birisi:

a – böyle bir teklif hakkında yapılacak işlemle ilgili karara katılma;
b – [bu] andlaşmanın tadili için herhangi bir andlaşmanın görüşülmesine ve yapılmasına katılma; hakkına sahip olan, bütün akit Devletlere bildirilir.

3. Andlaşmaya taraf olmaya yetkili olan her Devlet, tadil edilen andlaşmaya da taraf olmaya yetkili olacaktır.

4. Tadil anlaşması, halihazırdaki andlaşmaya taraf olup da tadil anlaşmasına taraf olmayan herhangi bir Devleti bağlamaz. Bu durumda 30. maddenin 4(b) paragrafı hükmü o Devlet bakımından da uygulanır.

5. Tadil anlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra andlaşmaya taraf olan herhangi bir Devlet, farklı bir niyeti belirtmediyse:

a – tadil edilen anlaşmanın bir tarafı kabul edilir ve
b – tadil anlaşması ile bağlı olmayan herhangi bir taraf bakımından tadil edilmemiş andlaşmanın tarafı kabul edilir.

Madde 41- Çok taraflı andlaşmaları (tarafların sadece bazıları arasında) değistirmek için yapılan anlaşmalar

1. Çok taraflı bir andlaşmanın iki veya daha fazla tarafı aşağıdaki şartlarla sadece kendi aralarında andlaşmayı değiştirmek için bir anlaşma yapabilirler:

a – andlaşma tarafından böyle bir değişiklik ihtimali öngörüldüyse; veya
b – sözkonusu değişiklik andlaşma tarafından yasaklanmadıysa ve:

i- bu değişiklik diğer tarafların andlaşmadan doğan halklarından istifade etmelerini veya yükümlülüklerinin yerine getirilmesini etkilemiyorsa;
ii- değişiklik, kendisinden sapılması halinde, bir bütün olarak andlaşmanın konu ve amacının etkin bir şekilde yerine getirilmesiyle bağdaşmayacak bir hükümle ilgili değilse.

2. Paragraf 1 (a) kapsamına giren bir durumda, andlaşma başka türlü öngörmedikçe, söz konusu taraflar, diğer tarafları andlaşma yapma niyetlerinden ve andlaşma için öngördüğü değişiklikten haberdar edecektir.

Kısım V

Andlaşmaların Geçersizliği, Sona Erdirilmesi ve Yürürlülüğünün Askıya Alınması
Kesim 1
Genel Hükümler
Madde 42 – Andlaşmaların geçerliliği ve yürürlükte olmalarının devam etmesi

1. Bir andlaşmanın veya bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasının geçerliliğine ancak bu Sözleşmenin uygulanması yoluyla itiraz edilebilir.

2. Bir andlaşmanın sona erdirilmesi veya feshedilmesi veya taraflardan birinin andlaşmadan çekilmesi ancak andlaşmanın veya bu Sözleşmenin hükümelerinin uygulanması sonucu meydana gelebilir. Aynı kural bir andlaşmanın yürürlüğünün askıya alınması hususunda da geçerlidir.

Madde 43 – Milletlerarası hukukun bir andlaşmadan bağımsız olarak empoze ettiği yükümlülükler

Bu Sözleşmenin uygulanması veya andlaşma hükümlerinin uygulanması yoluyla bir andlaşmanın geçersizliğine hükmedilmesi, sona erdirilmesi veya taraflardan birinin andlaşmadan çekilmesi, veya yürürlüğünün askıya alınması; herhangi bir Devletin andlaşmada yer aalan fakat andlaşmadan bağımsız olarak milletlerarası hukuk gereğince yerine getirilmesi gereken herhangi bir yükümlülüğünü icra etmesi görevine herhangi bir şekilde zarar vermez.

Madde 44 -Andlaşma hükümlerinin ayrılabilmesi

1. Bir tarafın, bir andlaşmada öngörülen veya 56 ncı maddeden doğan, andlaşmayı feshetme, andlaşmadan çekilme veya yürürlülüğünü askıya alma hakkı; andlaşma başka türlü öngörmedikçe veya taraflar başka türlü kararlaştırmadıkça, ancak andlaşmanın tamamı hakkında kullanılabilir.

2. Bir andlaşmayı geçersiz kılma, sona erdirme, ondan çekilme veya yürürlüğünü askıya alma için bu Sözleşmede tanınan bir gerekçeye, aşağıdaki paragraflarda veya 60 ncı maddede öngörülen durumlar müstesna, ancak andlaşmanın tamamı hakkında başvurulabilir.

3. Eğer gerekçe münhasıran belirli hükümlere ilişkinse, bu gerekçeye sadece bu hükümler hakkında şu hallerde başvurulabilir:

a – anılan hükümler uygulanmaları bakımından andlaşmanın geri kalan kısmından ayırdedilebiliyorsa;
b – bu hükümleri kabul etmenin diğer taraf veya tarafların andlaşma ile bir bütün olarak bağlanma rızasının esaslı bir temeli olmadığı andlaşmadan anlaşılıyorsa veya başka türlü tespit ediliyorsa;
c- andlaşmanın geri kalan kısmının ifaya devam edilmesi gayri adil olmayacaksa.

4. Kırkdokuzuncu ve ellinci maddelerin kapsamına giren hallerde, hile veya ayartılmaya başvurma hakkı olan Devlet gerek andlaşmanın tamamı, gerekse 3. paragrafa tabi olarak sadece belirli hükümler hakkında bunu yapabilir.

5. Ellibirinci, elliikinci, ve elliüçüncü maddelerin kapsamına giren hallerde, andlaşma hükümlerinin hiçbir şekilde ayrılması caiz değildir.

Madde 45 – Andlaşmayı geçersiz kılma, sona erdirme, ondan çekilme veya yürürlüğünü askıya almayla ilgili bir gerekçeye başvurma hakkının kaybı

Bir Devlet, 46-50. maddelere veya 60. ve 62. maddelere göre bir andlaşmayı geçersiz kılma, sona erdirme, ondan çekilme veya yürürlüğünü askıya almayla ilgili bir gerekçeye aşağıdaki hallerde artık başvuramaz:

Eğer olayları öğrendikten sonra,

a – andlaşmanın, olura göre, geçerli olduğu veya yürürlükte kaldığı veya yürürlükte olmaya ettiği hususunu açıkça kabul etmiş olursa; veya
b – davranışı sebebiyle andlaşmanın, olura göre, geçersizliğine veya yürürlükte tu tulmasına zımnen rıza gösterdiğinin kabul edilmesi gerekiyorsa.

Kesim 2
Andlaşmaların geçersizliği
Madde 46 – İç hukukunun andlaşma akdetme yetkisiyle ilgili hükümleri

1. Bir Devlet, bir andlaşmayla bağlanma rızasının iç hukukunun andlaşma akdetme yetkisiyle ilgili hükümlerini ihlal etmek suretiyle açıklandığı vakıasına rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvuramaz, meğer ki ihlal aşikar ve iç hukukunun temel önemi haiz bir kuralı ile ilgili olsun.

2. Bir ihlal, söz konusu meselede normal uygulamaya göre ve iyi niyetle hareket eden herhangi bir Devlet için objektif olarak açık görünüyorsa, aşikardır.

Madde 47 – Bir Devletin rızasını açıklama yetkisine getirilen özel sınırlamalar

Bir temsilcinin bir Devletin belirli bir andlaşma ile bağlanma rızasını açıklama yetkisi spesifik bir sınırlamaya tabi kılınmışsa, temsilcinin o sınırlamaya riayet etmemesi kendisi tarafından açıklanan rızayı geçersiz kılma gerekçesi yapılamaz, meğer ki temsilcinin bu rızayı açıklamasından önce sınırlama diğer görüşmeci Devletlere bildirilmiş olsun.

Madde 48 – Hata

1. Bir Devletin bir andlaşmadaki bir hataya andlaşma ile bağlanma rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilmesi için hatanın andlaşma yapıldığı zaman o Devletçe varlığı farkedilen ve andlaşma ile bağlanma rızasının esaslı bir temelini teşkil eden bir olay ve durumla ilgili olması gerekir.

2. Söz konusu Devlet kendi davranışı ile hataya katkıda bulunduysa veya şartlar o Devleti muhtemel bir hatadan haberdar edecek şekilde ise, 1. paragraf hükümleri uygulanmaz.

3. Bir andlaşmanın sadece kaleme alınışı ile ilgili olan bir hata onun geçerliliğini etkilemez; o zaman 79. madde uygulanır.

Madde 49 – Hile

Bir Devlet bir andlaşmayı diğer bir görüşmeci Devletin hileli davranışı ile yapmaya itildiyse, bu Devlet hileye andlaşmayla bağlanma rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilir.

Madde 50- Bir Devletin temsilcisinin ayartılması

Bir Devletin bir andlaşma ile bağlanma rızasının açıklanması temsilcisinin başbir bir görüşmeci Devlet tarafından doğrudan veya dolaylı şekilde ayartılması suretiyle sağlandıysa bu Devlet böyle bir ayartılmaya andlaşma ile bağlama rızasını geçersiz kılan bir gerekçe olarak başvurabilir.

Madde 51- Bir Devlet temsilcisinin icbar edilmesi

Bir Devletin temsilcisine karşı yöneltilen hareket veya tehditler ile icbar edilerek sağlanan Devletinin bir andlaşma ile bağlanma rızasının açıklanmasının herhangi bir hukuki etkisi olmayacaktır.

Madde 52 – Tehdit veya kuvvet kullanılması yoluyla bir Devletin icbar edilmesi

Birleşmiş Milletler Şartı’na geçirilmiş olan milletlerarası hukuk ilkelerini ihlal edecek şeilde kuvvet kullanma tehdidinde bulunmak veya kuvvet kullanmak suretiyle yapılması sağlanan bir andlaşma batıldır.

Madde 53 – Bir milletlerarası emredici hukuk normu ile çatışan andlaşmalar

Bir andlaşma yapılması sırasında milletlerarası genel hukukun emredici bir normu ile çatışıyorsa batıldır. Bu sözleşme bakımından milletlerarası genel hukukun emreredici bir normu, bir bütün olarak Devletlerin milletlerarası toplumunun, kendisinden hiçbir surette sapmaya müsaade edilmeyen ve ancak aynı nitelikte olan daha sonraki bir milletlerarası genel hukuk normu ile değiştirilebilecek olan bir norm olarak kabul ettiği ve tanıdığı bir normdur.

Kesim 3
Andlaşmaların sona erdirilmesi ve yürürlüğünün askıya alınması
Madde 54 – Bir andlaşmanın hükümlerine göre veya tarafların rızası ile sona erdirilmesi veya ondan çekilme

Bir andlaşmanın sona erdirilmesi veya bir tarafın çekilmesi aşağıdaki gibi olabilir:

a – andlaşma hükümlerine göre;
b – herhangi bir zamanda diğer akit Devletlerle istişare ettikten sonra bütün tarafların rızası ile.

Madde 55 – Çok taraflı bir andlaşmanın taraf sayısının andlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan sayının altına düşmesi

Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, çok taraflı bir andlaşma sadece taraf sayısının andlaşmanın yürürlüğe girmesi için gerekli olan sayının altına düşmesi sebebiyle sona ermez.

Madde 56 – Sona erme, fesih veya çekilme hususunda hiçbir hüküm ihtiva etmeyen bir andlaşmanın feshi veya andlaşmadan çekilme

1. Sona ermesiyle ilgili hiçbir hüküm taşımayan ve fesih veya çekilmeyi öngörmeyen bir andlaşma, aşağıdaki haller gerçekleşmedikçe feshe veya çekilmeye tabi değildir:

a – tarafların fesih veya çekilme ihtimalini kabul etme niyetleri tespit edilmedikçe; veya
b – fesih veya çekilme hakkı andlaşmanın niteliğinden zımnen çıkarılmadıkça.

2. Bir taraf 1. paragrafa göre andlaşmayı feshetme veya ondan çekilme niyetini en az 12 ay önceden bildirecektir
.
Madde 57 – Bir andlaşmanın yürürlüğünün andlaşmanın hükümlerine göre veya tarafların rızası ile askıya alınması

Bir andlaşmanın bütün tarafları veya belirli bir taraf bakımından yürürlüğü, aşağıdaki hallerde askıya alınabilir:

a – andlaşmanın hükümlerine göre; veya
b – herhangi bir zamanda diğer akit Devletlerle istişare ettikten sonra bütün tarafların rızası ile.

Madde 58- Çok taraflı bir andlaşmarun taraflarının sadece bir kısmı arasında yapılan anlaşmayla askıya alınması

1. Çok taraflı bir andlaşmaya taraf olan iki veya daha fazla Taraf (Devlet), aşağıdaki hallerde, geçici olarak ve sadece kendi aralarında andlaşma hükümlerini yürürlüğünü askıya almak üzere bir anlaşma yapabilirler:

a – böyle bir askıya alma imkaru andlaşmayla öngörülmüşse; veya
b – sözkonusu askıya alma andlaşma ile yasaklanmadıysa ve:

i- diğer tarafların andlaşmadan doğan halklarını kullanmalarını veya yükümlülüklerini yerine getirmelerini etkilemiyorsa;
ii- andlaşmanın konu ve amacı ile bağdaşıyorsa.

2. Paragraf 1 (a) kapsamına giren bir durumda, andlaşma aksini öngörmedikçe söz konusu taraflar diğer tarafları anlaşmayı yapma niyetlerinden ve yürürlüğünü askıya almayı düşündükleri andlaşma hükümlerinden haberdar ederler.

Madde 59- Daha sonraki tarihli bir andlaşmanın yapılması ile bir andlaşmanın zımnen sona erdirilmesi veya yürürlüğünün askıya alınması

1. Bir andlaşmanın bütün tarafları aynı konuyla ilgili daha sonraki tarihli bir andlaşmayı akdederse ve:

a – tarafların meseleyi o andlaşmaya tabi kılmak istedikleri daha sonraki andlaşmadan anlaşılır veya başka türlü tespit edilirse; veya
b – daha sonraki andlaşmanın hükümleri daha öncekinin hükümleri ile ikisinin aynı zamanda uygulanamayacağı kadar bağdaşmıyorsa, o andlaşma sona ermiş kabul edilir.

2. Daha önceki andlaşmanın sadece yürürlüğünün askıya alındığını kabul edilmesi, tarafların niyetinin bu olduğunun daha sonraki andlaşmadan anlaşılması veya başka türlü tespit edilmesine bağlıdır.

Madde 60 – Bir andlaşmanın ihlal edilmesi sonucu sona erdirilmesi veya yürürlüğünün askıya alınması

1. İki taraflı bir andlaşmanın akit taraflardan birisi tarafından esaslı bir şekilde ihlali (material breach), diğer tarafa andlaşmayı sona erdirme veya tamamen veya kısmen yürürlüğünü askıya alma gerekçesi olarak bu ihlale başvurma hakkını verir.

2. Çok taraflı bir andlaşmanın akit taraflardan birisi tarafından esaslı bir şekilde ihlali

a – diğer tarafların oybirliği ile andlaşmanın yürürlüğünü tamamen veya kısmen askıya almalarını veya andlaşmayı,

i- kendileriyle kusurlu Devlet arasındaki ilişkiler bakımından, ya da,
ii- bütün taraflar arasında, sona erdirme hakkını verir.

b – andlaşma ile bilhassa etkilenen bir tarafa, kendisi ile kusurlu Devlet arasındaki ilişkiler bakımından andlaşmanın yürürlüğünü tamamen veya kısmen askıya almasının gerekçesi olarak bu ihlale başvurma hakkını verir.

c – kusurlu Devletten başka herhangi bir tarafa, andlaşmanın yürürlüğünü kısmen veya tamamen kendisi bakıınından askıya alma gerekçesi olarak ihlale başvurma hakkı verir; ancak bunun için andlaşma öyle bir nitelikte olmalı ki, bir tarafın andlaşma hükürmlerini esaslı bir şekilde ihlal etmesi herbir tarafın andlaşmadan doğan yükümlülüklerini ifa etme durumunu köklü bir biçimde değiştirsin.

3. Bu madde bakımından bir andlaşmanın esaslı bir şekilde ihlali aşağıdakilerden ibarettir:

a – andlaşmanın, bu Sözleşmenin tasvip etmediği bir şekilde inkar edilmesi; veya
b – andlaşmanın konu veya amacının gerçekleştirilmesi için elzem olan bir hükmün ihlal edilmesi.

4. Yukandaki paragraflar bir ihlal halinde uygulanabilecek herhangi bir andlaşma hükmüne halel getirmez.

5. 1-3 ncü paragraflar insani nitelikteki andlaşmalarda yer alıp kişilerin korunmasıyla ilgili hükümlere, bilhassa bu gibi andlaşmalarla himaye edilen kişilere karşı herhangi bir misilleme şeklini yasaklayan hükümlere uygulanmaz.

Madde 61- Sonraki imkansızlık

1. Bir tarafın bir andlaşmayı ifa etme imkansızlığını andlaşmayı sona erdirme veya ondan çekilme gerekçesi yapabilmesi için, imkansızlığın andlaşmanın ifası için kaçınılmaz olan bir nesnenin daimi olarak ortadan kalkması veya tahrip olmasından ileri gelmesi gerekir. İmkansızlık geçici ise, ancak andlaşmanın yürürlüğünü askıya alma sebebi yapılabilir.

2. İfa imkansızlığı, bir tarafın gerek anlaşmadan doğan bir yükümlülüğünü, gerekse andlaşmanın diğer herhangi bir tarafına karşı borçlu olunan diğer herhangi bir yükümlülüğünü ihlal etmesi neticesi meydana gelmişse, o taraf, andlaşmayı sona erdirme, andlaşmadan çekilme veya yürürlüğünü askıya alma gerekçesi olarak bu imkansızlığa dayanamaz.

Madde 62- Şartların Esaslı Şekilde değişmesi

1. Bir andlaşmanın akdedilmesi sırasında mevcut olan şartlarda meydana gelen taraflarca öngörülmeyen esaslı bir değişikliğe, aşağıdaki şartlar yerine gelmedikçe, andlaşmayı sona erdirme veya andlaşmadan çekilme için bir gerekçe olarak başvurulamaz:

a – bu şartların mevcudiyeti, tarafların andlaşma ile bağlanma rızalarının esaslı bir temelini teşkil etmedikçe; ve
b – değişiklik andlaşmaya göre hala icra edilecek yükümlülüklerin kapsamını köklü bir şekilde değiştirme etkisini haiz olmadıkça.

2. Şartlarda meydana gelen esaslı bir değişikliğe bir andlaşmayı sona erdirmek veya ondan çekilmek için bir gerekçe olarak şu hallerde başvurulamaz.

a – andlaşma bir sınırı tesis ediyorsa; veya
b – esaslı değişiklik ona başvuran tarafın ya andlaşmadan doğan bir yükümlülügünü ihlal etmesinin ya da andlaşmanın diğer herhangi bir tarafına karşı herhangi bir milletlerarası yükümlülüğünü ihlal etmesinin neticesi ise.

3. Yukandaki paragraflara göre bir taraf esaslı bir şart değişikliğine bir andlaşmayı sona erdirme veya ondan çekilme gerekçesi olarak başvurulabiliyorsa, değişikliğe, andlaşmayı askıya almanın bir gerekçesi olarak da başvurulabilir.

Madde 63 – Diplomatik ve konsolosluk ilişkilerinin kesilmesi

Bir andlaşmanın tarafları arasında diplomatik veya konsolosluk ilişkilerinin kesilmesi, diplomatik veya konsolosluk ilişkilerinin mevcudiyeti bu andlaşmanın uygulanması için kaçınılmaz olmadığı ölçüde, andlaşma ile bu taraflar arasında kurulmuş olan hukuki ilişkileri etkilemez.

Madde 64 – Milletlerarası genel hukukunun yeni bir emredici normunun ortaya çıkması

Eğer milletlerarası genel hukukun yeni bir emredici normu ortaya çıkarsa, bu normla çatışan mevcut herhangi bir andlaşma batıl hale gelir ve sona erer.

Kesim 4
Usul
Madde 65 – Bir andlaşmanın geçersizliği, sona ermesi, andlaşmadan çekilme veya hükümlerini askıya alma konusunda izlenecek usul

1. Bu sözleşmeye göre gerek bir andlaşma ile bağlanma rızasındaki bir sakatlığa, gerekse bir andlaşmanın geçersizliği, sona erdirilmesi, andlaşmadan çekilme veya yürürlüğünün askıya alınmasıyla ilgili bir sebebe dayanan bir taraf, diğer tarafları, iddiasından haberdar etmek zorundadır. Bildirim, andlaşmayla ilgili olarak alınması önerilen tedbirleri ve sebeplerini belirtir.

2. Acil durumlar dışında, bildirimin alınmasından en az üç aylık bir sürenin geçmesinden sonra hiçbir taraf herhangi bir itiraz ileri sürmediyse, bildirimi yapan taraf önerdiği tedbiri 67. maddede öngörüldüğü tarzda yerine getirebilir.

3. Ancak, diğer herhangi bir taraf itiraz etmişse, taraflar Birleşmiş Milletler Şartı’nın 33. maddesinde belirtilen araçlarla bir çözüm bulmaya çalışacaktır.

4. Aşağıdaki paragraflarda yer alan hiçbir hüküm tarafların ihtilafların çözümü hususunda kendilerini bağlayan yürürlükteki herhangi bir hükme göre sahip oldukları hak ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.

5. 45. maddeye halel gelmemek üzere, bir Devletin 1. paragrafta açıklanan bildirimi daha önce yapmamış olması andlaşmanın icrasını talep eden veya ihlal edildiğini ileri süren diğer tarafa cevaben böyle bir bildirimde bulunmasına engel teşkil etmez.

Madde 66 – Yargısal çözüm, tahkim ve uzlaştırma usulleri

65. maddenin 3. paragrafına göre itirazın ileri sürüldüğü tarihten itibaren 12 aylık bir süre içinde hiçbir çözüme varılamadıysa, aşağıdaki usul izlenecektir:

a – 53 ve 64. maddenin uygulanması veya yorumu ile ilgili bir ihtilafın taraflarından herhangi birisi, yazılı bir dilekçe ile, ihtilafı Milletlerarası Adalet Divanı’nın kararına sunabilir, meğer ki taraflar müşterek rızalarıyla ihtilafı hakeme havele etmekte mutabık kalsınlar.
b – bu Sözleşmenin Kısım V’inde yer alan diğer maddelerin herhangi birisinin veya yorumu ile ilgili bir ihtilafın taraflarından herhangi birisi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bir talepte bulunmak suretiyle bu Sözleşmenin Ek’inde belirtilen usulü harekete geçirebilir.

Madde 67 – Bir andlaşmayı geçersiz ilan etme, sona erdirme, ondan çekilme, veya yürürlüğünü askıya alma belgeleri

1. 65. maddenin 1. paragrafında öngörülen bildirirm, yazılı olarak yapılmalıdır.

2. Bir andlaşmayı, andlaşmanın hükümlerine veya 65. maddenin 2. veya 3. paragrafına göre geçersiz ilan eden, sona erdiren, ondan çekilmeyi veya onun yürürlüğünü askıya almayı öngören herhangi bir işlem, diğer taraflara iletilen bir belge ile yapılır. Belge, Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı, veya Dışişleri Bakanı tarafından imzalanmazsa, bu Devletin belgeyi ileten temilcisinden yetki belgesini göstermesi istenebilir.

Madde 68 – 65. ve 67. maddelerde öngörülen bildirim ve belgelerin geri alınması

65. veya 67. maddede öngörülen bir bildirim veya belge, hükmünü doğurmadan önce her zaman geri alınabilir.

Kesim 5
Bir andlaşmanın geçersizliğinin, sona ermesinin veya yürürlüğünün askıya alınmasının sonuçları
Madde 69 – Bir andlaşmanın geçersizliğinin sonuçları

1. Geçersizliği bu Sözleşmeye göre tespit edilen bir andlaşma, hükümsüzdür. Hüküınsüz bir andlaşmanın hükümlerinin hiçbir hukuki gücü yoktur.

2. Buna rağmen, böyle bir andlaşmaya güvenerek işlemler yapılmışsa,

a – herbir taraf, diğer herhangi bir taraftan karşılıklı ilişkilerinde işlem yapılmamış olsaydı hangi durum mevcut olacak idiyse o durumun mümkün olduğu ölçüde tesis etmesini istiyebilir;
b – geçersizliğe başvurulmadan önce iyi niyetle icra edilmiş olan işlemler sırf andlaşmanın geçersizliği sebebiyle gayri hukuki hale gelmez.

3. 49, 50, 51 veya 52. maddenin kapsamına giren durumlarda, 2. paragraf; kendisine hile, ayartma veya cebrin isnat edilebileceği diğer taraf bakımından uygulanmaz.

4. Belirli bir Devletin çok taraflı bir andlaşma ile bağlanma rızasının geçersizliği durumunda, bundan önceki kurallar, o Devletle andlaşmanın tarafları arasındaki ilişkilerde uygulanır.

Madde 70 – Bir andlaşmanın sona erdirilmesinin sonuçları

1. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe veya taraflar başka türlü kararlaştırmadıkça, bir andlaşmanın kendi hükümlerine göre veya bu Sözleşmeye uygun şekilde sona erdirilmesi,

a – tarafları andlaşmayı bundan sonra icra etme hususunda herhangi bir yükümlülükten kurtarır;
b – andlaşmanın sona erdirilmesinden önce andlaşmanın icra edilmesi yoluyla yaratılan tarafların herhangi bir hakkını, yükümlülüğünü veya hukuki durumunu etkilemez.

2. Bir Devlet çok taraflı bir andlaşmayı fesheder veya ondan çekilirse, paragraf 1, o Devletle andlaşmanın diğer taraflarının herbiri arasındaki ilişkilerde böyle bir fesih veya çekilmenin hüküm doğurduğu tarihten itibaren uygulanır.

Madde 71 – Genel milletlerarası hukukun emredici bir normu ile çatışan bir andlaşmanın geçersizliğinin sonuçları

1. 53. maddeye göre batıl olan bir andlaşma durumunda taraflar:

a – genel milletlerarası hukukun emredici bir normu ile çatışan herhangi bir hükme güvenerek icra edilen herhangi bir işlemin sonuçlarını mümkün olduğu ölçüde bertaraf edeceklerdir; ve
b – karşılıklı ilişkilerini genel milletlerarası hukukun emredici normuna uygun hale getireceklerdir.

2. 64. maddeye göre batıl olan ve sona eren bir andlaşma halinde, andlaşmanın sona ermesi,

a – tarafları andlaşmayı bundan sonra icra etme konusunda herhangi bir yükümlülükten kurtarır;
b – tarafların andlaşmanın sona ermesinden önceki icrası suretiyle doğan herhangi bir hak, yükümlülük veya hukuki durumlarını etkilemez, şu kadar ki bu hak, yükümlülük veya durumların daha sonra muhafaza edilmeleri genel milletlerarası hukukun emredici normu ile çatışmadığı oranda mümkündür.

Madde 72- Bir andlaşmanın yürürlüğünün askıya alınmasının sonuçları

1. Andlaşma başka türlü öngörmedikçe, ve taraflar başka türlü karara varmadıkça, bir andlaşmanın yürürlüğünün kendi hükümlerine göre veya bu Sözleşmeye uygun şekilde askıya alınması:

a – aralarından andlaşmanın yürürlüğü askıya alınan tarafları askıya alma süresince karşılıklı ilişkilerinde andlaşmayı ifa etme yükümlülüğünden kurtarır;

b – taraflar arasında andlaşma ile kurulan hukuki ilişkileri başka türlü etkilemez.

2. Askıya alma esnasında taraflar andlaşmanın yürürlüğünün yeniden başlatılmasını engelleyecek hareketleri yapmaktan kaçınacaklardır.

KISIM VI

Çeşitli hükümler
Madde 73- Devletin halefiyeti, Devletin sorumluluğu ve muhasamatın çıkması durumları

Bu Sözleşmenin hükümleri bir andlaşma ile ilgili olarak Devletlerin halefiyeti veya bir Devletin milletlerarası sorumluluğu veya Devletler arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir soruna halel getirmeyecektir.

Madde 74 – Diplomatik ve Konsolosluk ilişkileri ve andlaşmaların yapılması

İki veya daha fazla Devlet arasında diplomatik veya konsolosluk ilişkilerinin kesilmesi veya yokluğu, bu Devletler arasında andlaşmaların yapılmasını engellemez. Bir andlaşmanın yapılması kendi başına diplomatik veya konsolosluk ilişkileriyle ilgili durumu etkilemez.

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması – 1926

0

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması, 22 Nisan 1926 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da imzalanmıştır. Antlaşma 11 maddeden oluşmaktadır. (Türkiye Cumhuriyeti İle İran Devleti arasında 22 Nisan 1926 tarihinde Tahran’da münakit Emniyet ve Muhadenet Muahedenamesi)  Antlaşmayı tamamlayıcı mahiyette bir protokol 15 Haziran 1928 tarihinde kabul edilmiştir.

Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti beyninde 22 Nisan 1926 tarihînde Tahran’da tanzim ve imza olunan emniyet ve muhadenet muahedesinin tasdikine dair 22 Mayıs 1926 tarihli ve 971 sayılı kanun ile onaylanmıştır.

Anlaşmaya göre:
  • Türkiye ve İran, birbirlerine karşı sürekli bir barış ve dostluk içinde olmayı taahhüt etmişlerdir.
  • Her iki ülke, sınır güvenliğini sağlamak için bölgedeki aşiretlerin huzuru bozucu faaliyetlerini önleme sözü vermiştir.
  • Antlaşma, iki devletin birbirine askeri ya da politik saldırılarda bulunmamasını öngörmektedir. Bir tarafın aleyhinde ittifaklar söz konusu olduğunda, diğer ülke tarafsız kalacaktır.
  • İki taraf da birbirlerine karşı saldırmayacaklar, birbirlerinin aleyhindeki askeri, siyasi ve ekonomik ittifaklarda yer almayacaklardır. Taraflar, kendi topraklarında diğer ülkenin güvenliğini tehdit eden örgütlenme ve toplantılara izin vermemeyi kabul etmişlerdir.
  • Antlaşma, iki tarafın diğer devletlerle ilişkilerinde bağımsız hareket etme hakkını korumaktadır.
  • Türkiye ve İran, ticaret, gümrük, posta ve telgraf gibi alanlarda iş birliği yapmak amacıyla antlaşmanın imzasından sonra altı ay içinde anlaşmalar yapmayı kararlaştırmıştır.
  • 1928’de imzalanan ek protokol ile Türkiye ve İran, birbirine yapılan saldırılarda dostane çözüm için çalışmayı kararlaştırmıştır. Ayıca iktisadi iş birliğini güçlendirme kararı alınmıştır. Bir taraf düşmanca bir tutum ile karşılaştığında diğer tarafın bu durumu düzeltmek için elinden geleni yapması öngörülmüştür.

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması – 1926

(Bir taraftan Türkiye, diğer taraftan İran asrı hazırın her iki millete tevcih etmekte olduğu ihtiyacat ve mecburiyet ahkâmı tebaiyyetle mevcut olan dostluk ve kardeşliklerini takviye lüzumuna kail olarak samimi
münasebetlerinin maddi şeraitini tespit için aralarında bir Emniyet ve Muhadenet Muahedesi akdini tasmim etmişler ve bu hususta Tahran şehrini müzakere mahalli olarak tayinde ittifak ile murahhasları olmak üzere,

Türkiye Reisicumhuru: İran’da Türkiye Büyük Elçisi Memduh Şevket Beyi,
Alâ Hazreti Hümayun İran Şehinşahı: Reisülvüzera Canabı Eşrefi Akay Mirza Mehmet Ali Han füruğu ile Hariciye Veziri Vekili Cenabı Akay Mirza Davut Han miftahı,

Tayin eylemişlerdir.

Mezkûr murahhaslar usulüne muvafık görülen salahiyetnameleri teatiden sonra atideki mevaddı kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti (beyninde ve keza iki Devletin tebaaları arasında, Hilali gayri kabil, sulh ve samimiyet ve ebedî muhadenet carî olacaktır.

Madde 2

Tarafeyni akideynden biri aleyhinde diğer bir veya bir kaç Devleti salise tarafında bir hareketi askeriye vaki olduğu takdirde diğer Taraf âkit birincisine karşı bitaraflığını muhafaza etmeyi taahhüt eyler.

Madde 3

Tarafeyni akideynden her biri diğerine karşı biç bir tecavüzde bulunmamayı ve bir veya birkaç Devleti salise ile akdolunup diğer tarafı âkidin aleyhine veya diğer taraf memleketinin emniyeti askeriye veya bahriyesi aleyhine müteveccih siyasî, iktisadî veya malî hiç bir ittifak ve itilafa iştirak etmemeyi taahhüt eyler. Bundan maada tarafı akideynden her biri diğer taraf âkit aleyhine tevcih edilmiş her hangi bir hareketi husumetkâraneye iştirak etmeyeceğini taahhüt eylerler.

Madde 4

Bir veya birkaç devleti salise tarafeyni akideynden birine karşı hasım muamelât ve askerî harekât icrasında tarafı diğerin arazisinden asakir, esliba ve mühimmat imrar veya vasaiti harbiyeden olan erzak, hayvanat ve saire tedariki ve ricat eden kıtaatın nakil ve anıran suretiyle istifade veya ahalisini tahrik ve teşvik ile kendi maksatlarına göre istihdam veyahut askerî istikşafat için Devleti mefkurenin bitaraflığını ihlâle tasaddi eylese bu Devlet harekâtı vakıaya karşı bitaraflığını müsellehan müdafaaya mecburdur.

Madde 5

Tarafeyni akideyn kendi memleketleri dahilinde tarafı diğer memalikinin emniyet ve asayişini ihlâl veya Hükümet taklibi sayesini takip eden teşkilât ye tecemmüatın teşekkül veya ikametini ve keza diğer memlekete karşı propaganda veya diğer başka bir vasıta ile mücadele maksadında bulunan eşhas veya tecemmüatın ikametini kabul etmemeyi taahhüt ederler.

Madde 6.

Tarafeyni akideyn hudut mıntıkaları ahalisinin huzur ve emniyetlerini temin edebilmek maksadiyle hudut civar arazide bulunan aşiretlerin ihdas edegelmekte oldukları iki memleketin asayişini muhilli efali mücrimaneye ve tertibata nihayet vermek için bilcümle tedabiri lâzimeyi ittihaz edeceklerdir.

Bu tedabir tarafeyn hükümetlerince ayn ayrı rey veya lüzumuna kail oldukları takdirde müştereken ittihaz olunacaktır.

Madde 7

Tarafeyni akideyn işbu Muahedenin akdinden itibaren nihayet altı ay zarfında ticaret, şehbenderlik, gümrük, posta ve telgraf, ikamet ve iadei mücrimin mukaveleleri akdine başlamak hususunda itilâf eylemişlerdir. Mukavelâh akt için tarafeyn murahhasları Tahran şehrinde toplanacaklardır.

Madde 8

Tarafeyni akideyn aralarında tahaddüs edip adi, diplomasi tarikiyle hallolunamayan ihtilaf atın tesviyesi, zımmında müracaat olunacak usulü tespit edeceklerdir.

Madde 9

Şurası mukarrerdir ki tarafeyni akideynden her biri işbu muhadenamede taahhüt edilen mütekabil taahhüdat haricinde diğer devletlerle her türlü münasebatında serbestii hareketini tamamen muhafaza edecektir.

Madde 10

Bu muahedename Türkçe, Farisi ve Fransızca lisanlarıyla yazılmıştır. İhtilâf zuhurunda Fransızca metin muteber olacaktır.

Madde 11

İşbu muahedename imzasından itibaren muteber olup mümkün olduğu derecede kısa bir zaman zarfında tarafeyni akideyn Millet Meclislerinin tasvibine arz edilecek ve tasdik olunan nüshalar Tahran’da teati edilecektir.

Muahedenamenin müddeti meriyeti beş sene olacaktır. Şayet muahedename mezkûr beş senelik müddetin hitamından altı ay evvel tarafeyni akideynden biri veya diğeri canibinden fesholunmazsa kendiliğinden bir sene daha merî addedilecek. Ve fesih keyfiyeti ancak altı aylık bir müddetin inkizasından sonra hüküm ve tesiri haiz olacaktır. İki taraf murahhasları yukarıda mezkûr on bir madde ahkâmını kabul ve tasdik ederek bu muahedeyi imza ve tahtım eylemişlerdir.

Tahran’da 22 Nisan 1926 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

22 Nisan 1926 tarihli Türkiye – İran muhadenet mukavelenamesini ikmalen 15 haziran 1928 tarihinde akit ve imza edilmiş olan protokolün tasdiki hakkında kanun

BİRİNCİ MADDE — 22 Nisan 1926 tarihli Türkiye – İran muhadenet mukavelenamesini ikmalen 15 haziran 1928 tarihinde akit ve imza edilen protokol ile keza 15 haziran 1928 tarihli imza protokolü tasdik edilmiştir.
İKİNCİ MADDE — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’i olacaktır.
ÜÇÜNCÜ MADDE — işbu kanunun akâmını icraya Hariciye Vekili memurdur.
8 kânunuevvel 1928

22 NİSAN 1926 TARİHLİ TÜRKİYE – İRAN MUHADENET VE EMNİYET MUAHEDESİNE MERBUT PROTOKOL

Türkiye Cumhuriyeti ve İran Devleti Aliyyesi, aralarında mevcut müşterek siyasî ve iktisadî revabıtı tahkim ve takviyeyi mütesaviyen arzu etmekte olduklarından 22 Nisan 1926 tarihli Türkiye-İran muhadenet ve emniyet ahitnamesini ikmalen işbu protokolün tanzimini lâzım addetmiş ve murahhasları olarak:

Türkiye Reisicumhuru Hz. tarafından: Türkiye Cumhuriyeti Tahran Büyük Elçisi Memduh Şevket Beyi ve Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyük Elçisi Mehmet Tevfik Beyi,

İran Şahinşahi Hz. tarafından : Umuru Hariciye Veziri Vekili Akay Fethullah Hanı Pâkrevan Cenaplarını, Tayin eylemişlerdir. Müşarüleyhim hamil oldukları salâhiyetnameleri teati ve usulüne muvafık bularak atideki mevat hakkında tevafuku nazar nasıl eylemişlerdir.

MADDE 1

Tarafeyni âkideynden biri ahar bir veya birkaç Devletin harekâtı hasmanesine maruz kaldığı takdirde tarafı diğer vaziyeti ıslah için bütün kuvvetile sarfı mesai edecektir. Bu mesaiye rağmen harp emri vaki olursa tarafeyni âkıdeyn kendi menafii âliyelerile mütenasip bir çarei hal bulmak maksadile vaziyeti aralarında dostane ve hayirhahane dikkatle mutalea eylemeği taahhüt ederler.

MADDE 2

Tarafeyni âkideyni âliyeyn aralarında mevcut iktisadî teşriki mesai şeraitini mümkün olduğu kadar sür’atle tanzim eylemek hususunda ittifak eylemişlerdir.

Müsellemdir ki iktisadî teşriki mesai vesait ve vesailini ve yekdiğerinin arazisinden serbest transit icrasını ve iki memleket arasında her türlü münakale ve muvasale vesaiti tesisini, tarafeyni âkıdeyn canibinden tayin olunacak salâhiyyettar murahassıslar mütalea ve tayin eyleyeceklerdir.

Tarafeyn salâhiyettar murahashları Tahranda 22 Nisan 1926 tarihinde imza edilen muhadenet ve emniyet ahitnamesinin cüz’ü gayri münfekki olan işbu protokolü Türkçe, Farisî, ve Fransızca lisanlarında aslî nüsha olarak tanzim ve imza etmişlerdir. İhtilâf zuhurunda Fransızca metin muteber olacaktır.

15 Haziran 1928 tarihinde Tahranda tanzim olunmuştur.

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi

0

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi,  22 Mart 1989 tarihinden kabul edilmiştir.

Sözleşme, 22 Mart 1989 tarihinde Basel’de, 23 Mart 1989 ila 30 Haziran 1989 tarihleri arasında Bern’de İsviçre Dışişleri Federal Bakanlığı’nda ve 1 Temmuz 1989 ila 22 Mart 1990 tarihleri arasında New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açık tutulmuş, bu güne kadar 183 ülke tarafından kabul edilmiştir.

Türkiye, Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’ni 22 Mayıs 1989 tarihinde imzalamış ve 22 Haziran 1994 tarihinde taraf olmuştur. Türkiye tarafından, 28 Aralık 1993 tarihli ve 3957 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan sözleşme, 7 Mart 1994 tarihli ve 94/5419 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanmış ve Resmî Gazete’nin 15 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Bu Sözleşmeye dayanılarak, 27.08.1995 tarih ve 22387 sayılı Resmi Gazete’de Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği yayımlanmış, bu yönetmelik; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenerek 2 Nisan 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Atık Yönetimi Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmelik gereğince; atıkların ithalatı, ihracatı ve transit geçişi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin alınması gerekmektedir.

Sözleşmenin Amacı 

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’nin amacı, tehlikeli ve diğer atıkların sınırlar ötesi taşınması, bertaraf edilmesi ve geri dönüşümünden doğabilecek tehlikeleri ortadan kaldırmaktır.

Atıkların, sanayileşmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru taşınması, Sözleşme’nin üzerinde durduğu en önemli unsurdur.

Basel Sözleşmesi, atıkların Taraf ülkeler arasında hareketi gerçekleşmeden önce bir ön bildirim yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Sınır aşan bir hareketin Basel Sözleşmesi’ne göre hukuki şekilde gerçekleşebilmesi için, ihracatçı devlet, ithalatçı devletin taşımaya ilişkin yazılı onayını almak zorundadır.

Sözleşmeye taraf olan her devlet, tehlikeli veya diğer atıkların ithalini ve ihracını yasaklama hakkına sahiptir.

Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi

GİRİŞ

Bu Sözleşmeye taraf olan devletler; tehlikeli atıklarla diğer atıkların ve bunların sınırlarötesi taşınımının insan sağlığı ile çevrede yol açtığı zarar tehlikesinin bilincinde olarak,

Tehlikeli atıklarla diğer atıkların giderek artan oluşum, karmaşıklığı ve sınırlarötesi taşınımının insan sağlığı ve çevre için büyüyen bir tehdit oluşturduğunun farkında olarak,

İnsan sağlığını ve çevreyi, bu atıkların yarattığı tehlikelerden korumanın en etkin yolunun, atıkların oluşumunu miktar ve/veya tehlike potansiyeli açısından asgari düzeye indirmek olduğunun da farkında olarak,

Bertaraf yerleri neresi olursa olsun, sınırlarötesi taşınımları da dahil olmak üzere, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetiminin, insan sağlığı ve çevre ile tutarlı olabilmesini sağlamak amacıyla, Devletler`in gerekli tedbirleri almaları hususunda ikna olarak,

Atık üreticilerinin bertaraf yerleri neresi olursa olsun, tehlikli atıkların ve diğer atıkların, insan sağlığı ve çevre ile tutarlı bir şekilde nakli ve bertarafı konusundaki görevlerini yerine getirmeleri hususunun Devletler tarafından temin edilmesi gereğini göz önünde bulundurarak,

Yabancı tehlikeli atıkların ve diğer atıkların kendi bölgesine girmesi veya bertaraf edilmesini yasaklamak konusunda Devletler`in hükümranlık haklarını tümüyle kabul ederek,

Tehlikeli atıkların sınırlarötesi taşınımının ve bertarafının, başka Devletler`de, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bertarafının yasaklanması konusunda giderek artmakta olan isteği de göz önüne alarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, çevre ve etkin yönetim ilkeleri ile uyum içinde olduğu sürece, üretilmiş oldukları Devlet`te bertaraf edilmeleri hususunda ikna olarak,

Bu atıkların oluştukları Devlet`ten başka bir Devlet`e sınırlarötesi taşınımına ancak, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyecek şartlar altında ve bu Sözleşme hükümleri çerçevesinde gerçekleştiği takdirde, izin verilmesi gerektiği hususunun da bilincinde olarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların artan kontrolünün, bu atıkların çevresel açıdan tutarlı bir şekilde yönetimi ve sınırlarötesi taşınımının azaltılması konusunda teşvik edici bir işlev göreceğini dikkate alarak,

Bu atıkların Devletler arasında sınırlarötesi taşınımının kontrolü ve bu taşınıma ilişkin bilgilerin gereğince değişimine ilişkin tedbirlerin Devletler tarafından alınması hususunda ikna olarak,

Tehlikeli maddelerin taşınmasına ilişkin olarak çevrenin korunması konusunda bir dizi uluslararası ve bölgesel anlaşmanın ele alındığını göz önünde bulundurarak,

Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı (Stockholm, 1972) Bildirgesi`ni, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Yönetim Konseyi`nin 17 Temmuz 1987 tarihli, 14/30 sayılı kararıyla kabul edilen Tehlikeli Atıkların Çevreyle Uyumlu Bir Şekilde Yönetimine İlişkin Kahire İlkeleri`ni, Birleşmiş Milletler Tehlikeli Malların Taşınması Uzmanlar Komitesi tarafından 1957 yılında formüle edilen ve her iki yılda bir güncelleştirilen tavsiyelerini, Birleşmiş Milletler sistemi içinde kabul edilen ilgili tavsiye, bildirge, belge ve yönetmeliklerle, diğer uluslararası ve bölgesel örgütler tarafından yapılan etüt ve çalışmaları dikkate alarak,

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu`nun otuzyedinci oturumunda (1982) kabul ettiği Dünya Tabiat Sözleşmesi ruhunu, ilke, hedef ve işlevlerini, insan çevresinin ve doğal kaynakların korunmasına ilişkin, etik kurallar olarak kabul ederek,

Devletler`in, insan sağlığının ve çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülük-lerini yerine getirmek zorunda olduklarını ve uluslararası hukuk uyarınca sorumlu olduklarını onaylayarak,

Bu sözleşme hükümlerinin veya Sözleşme protokollerinden herhangi birinin ihlali halinde, anlaşmaların ilgili uluslararası kanunları uygulayacağını kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunu en aza indirgemek amacıyla, çevreyle tutarlı düşük atık üreten teknolojilerin, yeniden değerlendirme alternatiflerinin, bakım ve yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ve uygulanması gereğinin bilincinde olarak,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının kontrolü gereğine ilişkin, giderek büyüyen uluslararası ilginin ve bu taşınımın mümkün olabildiği ölçüde en aza indirilmesi gereğinin de bilincinde olarak,

Tehlikeli atıklar ve diğer atıklar konusunda, sınırlarötesi yasadışı trafiğin yarattığı sorunlardan kaygı duyarak,

Gelişmekte olan ülkelerin, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi konusunda sınırlı olanaklarının olduğunu da dikkate alarak,

Kahire İlkeleri ve UNEP Yönetim Konseyi`nin Çevre Koruma Teknolojisi Transferinin geliştirilmesine ilişkin 14/16 sayılı kararı ruhu çerçevesinde, mahalli olarak üretilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların uygun bir şekilde yönetimine ilişkin teknolojinin özellikle gelişmekte olan ülkelere transfer edilmesi gereğini kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, ilgili Uluslararası Sözleşmeler ve tavsiye kararları uyarınca taşınması gereğini de kabul ederek,

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına, bu atıkların taşınmasının ve nihai bertarafının sadece çevreyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda, izin verilmesi gereğine ikna olarak,

İnsan sağlığını ve çevreyi, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumu ve yönetiminden kaynaklanabilecek olumsuz etkilerden sıkı kontrol yoluyla korumaya kararlı olarak,

Aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Madde 1

Sözleşme`nin Kapsamı;

1. Bu Sözleşmenin amaçları açısından, sınırlarötesi taşınıma konu olan aşağıdaki atıklar, “tehlikeli atıklar” olarak değerlendirilecektir.

a) Ek III`te belirtilen özelliklerden herhangi birine sahip olmaları kaydıyla, Ek I`de belirtilen kategorilerden herhangi birine ait olan atıklar; ve

b) Yukarıdaki (a) fıkrasına dahil olmadıkları halde, ihracatçı, ithalatçı veya transit Tarafın kendi mevzuatına göre tehlikeli olarak tanımladığı veya tehlikeli olduğuna inanılan atıklar,

2. Ek II`de belirtilen kategorilerden herhangi birine ait olan ve sınırlarötesi taşınıma konu olan atıklar, bu Sözleşme amaçları açısından “diğer atıklar” olarak tanımlanacaktır.

3. Radyoaktif maddelere ilişkin uluslararası belgeler de dahil olmak üzere, diğer kontrol sistemine tabi olan radyoaktif atıklar bu sözleşme kapsamı dışındadır.

4. Gemilerin normal işlemlerinden doğan ve deşarjı başka bir uluslararası belgeye konu olan atıklar, bu Sözleşme kapsamı dışındadır.

Tanımlar
Madde 2

Bu Sözleşmenin amaçları açısından;

1. “Atıklar”, ulusal kanunlar hükümleri uyarınca bertaraf edilen, edilmesi düşünülen veya gereken madde veya nesnelerdir.

2. “Yönetim”, bertaraf alanlarının bertaraf sonrası bakımı da dahil olmak üzere, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların toplanması, nakli ve bertarafı anlamına gelecektir.

3. “Sınırlarötesi taşınım”, söz konusu taşınım olayında en az iki Devlet`in olması şartıyla, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, bir Devlet`in ulusal yetkileri altındaki alana veya bu alandan geçerek, diğer bir Devlet`in ulusal yetkileri altındaki alana veya bu alandan geçerek herhangi bir Devlet`in ulusal yetki alanları içinde olmayan bir alana taşınması anlamına gelecektir.

4. “Bertaraf”, bu Sözleşme`nin IV no.lu Ek`inde belirtilen işlemlerden herhangi biri anlamına gelecektir.

5. “Onaylı saha veya tesis”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların bertarafı için, saha veya tesisin bulunduğu Devlet`in ilgili makamı tarafından, bu amaç için, yetki veya izin verilen saha veya tesis anlamına gelecektir.

6. “Yetkili makam”, ilgili Tarafın uygun göreceği coğrafi alanlar içinde, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin bildirim ve bilgileri almak ve bu bildirime, 6. madde uyarınca cevap vermek üzere sorumlu olabilecek bir taraf tarafından tayin edilen resmi makam anlamına gelecektir.

7. “Odak noktası”, 5. maddede atıfta bulunulun Taraf`ın 13. ve 15. maddelerde hükme bağlandığı şekilde bilgi almak ve vermekle sorumlu organı anlamına gelecektir.

8. “Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimi”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, insan sağlığını ve çevreyi bu atıklardan kaynaklanabilecek olumsuz etkilerden koruyacak şekilde yönetilmesini sağlamak üzere tüm pratik tedbirlerin alınması anlamına gelecektir.

9. “Bir devletin ulusal yetkisi altındaki alan”, bir Devlet`in insan sağlığı ve çevrenin korunması hususunda, uluslararası kanunlara uygun olarak, idari ve düzenleyici sorumluluğu altındaki kara, deniz ve hava sahası anlamına gelecektir.

10. “İhracatçı Devlet”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının başladığı veya başlanmasının planlandığı Taraf anlamına gelecektir.

11. “İthalatçı Devlet”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların bertaraf edilmek veya herhangi bir devletin ulusal yetkisi altında bulunmayan bir alanda bertaraf edilmeden önce yükleme yapılması amacıyla sınırlarötesi taşınımının yöneldiği veya planlandığı taraf anlamına gelecektir.

12. “Transit Devlet”, ihracatçı veya ithalatçı Devlet dışında, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların geçtiği veya geçişinin planlandığı Devlet anlamına gelecektir.

13. “İlgili Devletler”, Taraf olsun veya olmasınlar, ihracatçı ve ithalatçı Devletler ile transit Devletler anlamına gelecektir.

14. “Şahıs”, herhangi bir özel veya hükmi şahıs anlamına gelecektir.

15. “İhracatçı”, ihracatçı Devlet`in yetkisi altında tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracatını yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

16. “İthalatçı”, ithalatçı Devlet`in yetkisi altında, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalatını yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

17. “Taşıyıcı”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların nakliyesini gerçekleştiren herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

18. “Üretici”, faaliyetleri ile tehlikeli atıkları veya diğer atıkları üreten herhangi bir şahıs veya, bu şahıs bilinmiyorsa, bu atıkları kontrolü ve/veya mülkiyeti altında tutan şahıs anlamına gelecektir.

19. “Bertaraf edici”, kendisine tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sevkiyatının yapıldığı ve bu atıkların bertarafı işlemini yürüten herhangi bir şahıs anlamına gelecektir.

20. “Politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı”, hükümran Devletler`in oluşturduğu ve üye Devletler`in, işbu Sözleşme`nin kapsamına giren hususlardaki yetkiyi devretmiş oldukları ve kendi iç usulleri uyarınca, bu Sözleşme`yi imzalamak, tasdik veya kabul etmek, onamak, resmen teyid etmek veya katılmak yetkisine sahip teşkilat anlamına gelecektir.

21. “Yasadışı trafik”, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların 9. maddede belirtildiği şekilde sınırlarötesi taşınımı anlamına gelecektir.

Tehlikeli Atıkların Ulusal Tanımı
Madde 3

1. Taraflar bu Sözleşme`ye Taraf olduktan sonra altı ay içinde, kendi ulusal mevzuatına göre tehlikeli olarak tanımlanan veya düşünülen, Ek I ve II`de listelenenler dışındaki atıkları ve atıklara uygulanabilir, sınırlarötesi taşınım usulleriyle ilgili gereklilikleri, Sözleşme Sekreteryası`na bildirecektir.

2. Taraflar, 1. fıkra uyarınca temin etmiş oldukları bilgilerde meydana gelebilecek herhangi bir önemli değişikliği sonradan Sekreterya`ya bildirecektir.

3. Sekreterya, 1. ve 2. fıkralar uyarınca almış olduğu bilgileri derhal tüm Taraflar`a bildirecektir.

4. Taraflar Sekreterya tarafından 3. fıkra kapsamında kendilerine iletilen bilgilerin, ihracatçılarına aktarılması için sorumlu olacaktır.

Genel Yükümlülükler
Madde 4

1.

a) Bertaraf amacıyla tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalini yasaklama hakkını kullanan Taraflar, kararlarını 13. madde uyarınca diğer Taraflar`a bildireceklerdir.

b) Taraflar, kendilerine (a) bendi uyarınca bildirimde bulunulduğunda, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ithalini yasaklamış bulunan Taraflar`a, bu atıkların ihracını yasaklayacak veya bu ihracat işlemine izin vermeyeceklerdir.

c) İthalatçı Devlet`in tehlikeli atıkların ve diğer atıkların ithalini yasaklamadığı durumlarda, ithalatçı Devlet söz konusu ithalata yazılı olarak rıza göstermediği takdirde Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracını yasaklayacak veya bu ihracat işlemine izin vermeyeceklerdir.

2. Taraflar, aşağıdaki hususlarda gerekli tedbirleri alacaktır:

a) Toplumsal, teknolojik ve ekonomik hususları da göz önüne alarak, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunun asgariye indirilmesini temin etmek;

b) Bertaraf yerleri ne olursa olsun, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimi amacıyla, mümkün olduğu ölçüde kendi içinde yer seçecek uygun bertaraf tesislerini temin etmek;

c) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların yönetiminde görev alan şahısların, bu yönetim işleminden kaynaklanan tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yaratacağı kirliliği önlemek ve kirlilik oluştuğu takdirde de, bu kirliliğin insan sağlığı ve çevre üzerindeki sonuçlarını asgariye indirgemek için gereken tedbirleri almasını temin etmek;

d) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımda bu atıkların asgari seviyeye indirilen miktarının çevreyle uyumlu ve etkin yönetiminin garantisini ve insan sağlığını ve çevreyi, bu taşınımın olumsuz etkilerinden koruyacak şekilde yürütülmesini temin etmek;

e) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, mevzuatları gereğince tüm ithalatları yasaklamış olan veya bu atıkların, Taraflar`ın ilk toplantılarında kararlaştıracakları kriterlere göre çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanan Taraf bir Devlet`e ve ekonomik ve/veya politik bütünleşme teşkilatına üye Taraf Devletler`e ve özellikle de gelişmekte olan ülkelere ihracına izin vermemek;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların öngörülen sınırlarötesi taşınımına ait bilgilerin, Ek V A uyarınca, söz konusu taşınım işleminin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini de açıkça belirtecek şekilde ilgili Devletler`e temin edilmesi hususunu hükme bağlamak;

g) Çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inandığı tehlikeli atıkların ve diğer atıkların ithalini önlemek;

h) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetimini geliştirmek ve yasadışı trafiği engellemek amacıyla, bu atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin bilgilerin açıklanması da dahil olmak üzere, doğrudan ya da Sekreterya aracılığıyla diğer Taraflar`la ve ilgili teşkilatlarla işbirliğinde bulunmak;

3. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yasadışı trafiğinin suç olduğunu gözönünde bulunduracaklardır.

4. Bu Sözleşme`yi ihlal eden fiillerin önlenmesi ve cezalandırılmasına ilişkin tedbirler de dahil olmak üzere, Sözleşme hükümlerinin tatbiki için gereken hukuki, idari ve diğer tedbirler Taraflar`ca alınacaktır.

5. Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların Taraf olmayan ülkelere ihracına veya bu ülkelerden ithaline izin vermeyeceklerdir.

6. Taraflar, sınırlarötesi taşınıma konu olsun olmasın, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, 60° güney enleminin güneyindeki alanlarda bertaraf edilmek üzere ihracına izin vermemeyi kabul ederler.

7. Taraflar ayrıca aşağıdaki hususları yerine getireceklerdir:

a) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların taşınımı veya bertarafı hususunda yetki veya izin verilmedikçe, ulusal yargı yetkisi altında şahısların bu işlemleri yerine getirmelerini yasaklamak;

b) Sınırlarötesi taşınıma konu olacak tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, paketleme, etiketleme ve nakliyat alanlarında genel olarak kabul görmüş uluslararası kurallara ve standartlara göre paketlenmesi, etiketlenmesi ve nakledilmesi ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş, ilgili uygulamalara itina gösterilmesi hususunu hükme bağlamak;

c) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bertaraf yerlerine doğru sınırlarötesi taşınımının başladığı yerde, bu atıklarla birlikte bir dolaşım belgesinin bulunması gereğini hükme bağlamak.

8. Taraflar, ihraç edilecek tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, ithalatçı Devlet`te veya başka bir yerde çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeleri gereğini hükme bağlayacaktır. Bu Sözleşme`ye tabi atıkların çevreyle tutarlı yönetimine ilişkin teknik ilkeler, Taraflar`ın yapacakları ilk toplantıda kararlaştırılacaktır.

9. Taraflar, sadece aşağıda belirtilen şartlar gerçekleştiği takdirde, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına izin verilmesini temin etmek için gereken tedbirleri alacaklardır;

a) İhracatçı Devlet`in, söz konusu atıkların çevreyle uyumlu bir biçimde bertarafı için gerekli teknik kapasiteye, gerekli tesislere veya uygun bertaraf sahalarına sahip olmaması; veya

b) Söz konusu atıklara, ithalatçı Devlet`in yeniden değerlendirme ve işleme sanayileri tarafından hammadde olarak ihtiyaç duyulması; veya

c) Söz konusu sınırlarötesi taşınımın, Taraflar`ın bu Sözleşme amaçlarından farklı olmamak şartıyla kararlaştıracakları kriterlere göre yapılması.

10. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkları oluşturan Devletler`in, bu atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmesi gereğini hükme bağlamak hususundaki Sözleşme yükümlülükleri, hiçbir şart altında ithalatçı veya transit Devlet`e devredilemez.

11. İşbu Sözleşme`de yer alan hiç bir hüküm, Taraflar`ın, insan sağlığı ve çevreyi daha iyi korumak amacıyla, işbu Sözleşme hükümleriyle tutarlı ve uluslararası hukuka uygun ilave şartlar koymasını engellemeyecektir.

12. İşbu Sözleşme`de yer alan hiç bir hüküm, Devletler`in, uluslararası hukuk kuralları uyarınca tespit edilen karasuları üzerindeki hükümranlık haklarını, kendi münhasır ekonomik bölgelerinde ve kıta sahanlıklarında uluslararası hukuk kurallarına göre sahip oldukları hükümranlık haklarını ve yargı yetkilerini ve tüm Devletler`in uçak ve gemilerinin, uluslararası hukukta hükme bağlanan ve ilgili uluslararası belgelerde yansıtılan seyrû sefer haklarını ve serbestilerini kullanmalarını hiç bir şekilde etkilemeyecektir.

13. Taraflar, diğer Devletler`e özellikle de gelişmekte olan ülkelere ihraç edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarını ve/veya kirlilik potansiyelini azaltabilmek imkanlarını periyodik olarak gözden geçireceklerdir.

Yetkili Makamların ve Odak Noktasının Tayini
Madde 5 

İşbu Sözleşme`nin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla Taraflar;

1. Bir ya da daha fazla sayıda yetkili makam ve bir odak noktası tayin veya tesis edeceklerdir. Transit devlet durumunda, bildirimi almak üzere bir yetkili makam tayin edilecektir.

2. İşbu Sözleşme`nin kendileri için yürürlüğe girmesini takip eden üç ay içinde, odak noktası ve yetkili makamlar olarak tayin ettikleri organlarını Sekreterya`ya bildireceklerdir.

3. 2. fıkra uyarınca görevlendirdikleri organlardaki herhangi bir değişikliği, karar tarihinden itibaren bir ay içinde Sekreterya`ya bildireceklerdir.

Taraflar Arasında Sınırlarötesi Taşınım
Madde 6

1. İhracatçı Devlet, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların öngörülen sınırlarötesi taşınımını ilgili Devlet`in yetkili makamına yazılı olarak bildirecek veya üretici yahut ihracatçının, ihracatçı Devlet`in yetkili makamları aracılığıyla yazılı bildirimde bulunması hususunu hükme bağlayacaktır. Bu bildirim, Ek V A`da verilen bilgileri ve beyanları içerecek ve ithalatçı Devlet`in kabul edebileceği bir dilde yazılacaktır. İlgili Devletler`in her birine sadece bir bildirim gönderilmesi gerekmektedir.

2. İthalatçı Devlet, söz konusu taşınıma şartlı veya şartsız olarak rıza gösterdiğini, izin vermeyi reddettiğini veya ek bilgi istediğini belirten yazılı cevabını bildirimde bulunan tarafa gönderecektir. İthalatçı Devlet`in kesin cevabının bir nüshası, taraf olan ilgili Devletler`in yetkili makamlarına gönderilecektir.

3. İthalatçı Devlet,

a) Bildirimde bulunan tarafın, ithalatçı Devlet`in yazılı muvafakatını aldığını; ve

b) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetimine ilişkin bir sözleşmenin, ihracatçı ile bertaraf edici arasında imzalanmış olduğuna dair ithalatçı Devlet`in vereceği yazılı teyidin, bildirimde bulunan tarafın eline geçtiğini belgeleyen yazılı bir teyid almadıkça, oluşturucu veya ihracatçının sınırlarötesi taşınımı başlatmasına izin vermeyecektir.

4. Bu Sözleşme`ye taraf olan transit Devletler`in her biri, bildirimi almış olduğunu derhal bildirimde bulunan tarafa teyid edecek ve daha sonra, söz konusu taşınıma şartlı veya şartsız olarak rıza gösterdiğini, izin vermeyi reddetiğini veya ek bilgi istediğini belirten yazılı cevabını 60 gün içinde bildirimde bulunan tarafa gönderebilecektir. İhracatçı Devlet, transit Devlet`in, yazılı muvafakatını almadan, sınırlarötesi taşınımın başlatılmasına izin vermeyecektir. Ancak Taraflar`dan biri, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların transit sınırlarötesi taşınımı için genelde veya özel şartlar altında ön yazılı izin alınması gereğini aramamak kararı verir veya bu konudaki şartlarını değiştirirse, bu kararını 13. madde uyarınca derhal diğer Taraflar`a bildirecektir. Bu durumda ihracatçı Devlet, transit Devlet`in bildirimi aldığı tarihten itibaren 60 gün içinde herhangi bir cevap almazsa, söz konusu ihracat işleminin transit Devlet üzerinden yapılmasına izin verebilir.

5. Atıkların,

a) Sadece ihracatçı Devlet tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımladığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, bu maddenin 9. fıkrasının ithalatçı veya bertaraf edici ile ithalatçı Devlet`e tatbik edilen hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, ihracatçı ve ihracatçı Devlet`e tatbik edilecektir;

b) Sadece ithalatçı Devlet veya Taraf olan ithalatçı ve transit Devletler tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımlandığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, bu maddenin 1, 3, 4 ve 6. fıkralarının ihracatçıya ve ihracatçı Devlet`e tatbik olunan hükümleri, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra ithalatçı veya bertaraf edici ile ithalatçı Devlet`e tatbik edilecektir; veya

c) Sadece bu Sözleşme`ye taraf herhangi bir transit Devlet tarafından hukuken tehlikeli olarak tanımlandığı veya tehlikeli olduğuna inanıldığı durumlarda yapılacak sınırlarötesi taşınımda, 4. fıkra hükümleri bu Devlet`e de tatbik edilecektir.

6. İlgili Devletler`in yazılı muvafakatına tabi olmak kaydıyla ihracatçı Devlet, aynı fiziksel ve kimyasal özellikleri taşıyan tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, ihracatçı Devlet`in aynı gümrük çıkış kapısı ve ithalatçı Devlet`in de aynı gümrük giriş kapısı yoluyla ve transit geçişin söz konusu olduğu durumlarda da, transit Devlet veya Devletler`in aynı gümrük giriş ve çıkış kapıları yoluyla, düzenli olarak aynı bertaraf ediciye sevk edilmesini mümkün kılan genel bir bildirimin üretici veya ihracatçı tarafından kullanılmasına izin verebilir.

7. Sevk edilecek tehlikeli maddelerin kesin miktarı veya periyodik listesi gibi belli bilgilerin temin edilmesi şartına tabi olmak kaydıyla ilgili Devletler, 6. fıkrada atıfta bulunulan genel bildirimin kullanılması hususunda yazılı muvafakatlarını verebilirler.

8. 6. ve 7. fıkralarda belirtilen genel bildirim ve yazılı muvafakat, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların en çok 12 aylık bir süre boyunca yapılacak birden çok sevkiyatını da kapsayabilir.

9. Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından sorumlu olan şahısların, söz konusu atıkların teslim edilmesi veya alınması sırasında dolaşım belgesini imzalamaları gereğini hükme bağlayacaklardır. Taraflar ayrıca, bertaraf edicinin, söz konusu atıkları teslim almış olduğunu ve bertaraf işleminin, bildirimde belirtildiği şekilde tamamlandığını ihracatçıya ve ihracatçı Devlet`in yetkili makamına bildirmesi gereğini de hükme bağlayacaklardır. İhracatçı Devlet bu bilgiyi almadığı takdirde, ihracatçı Devlet`in yetkili makamı veya ihracatçı durumu ithalatçı Devlet`e bildirecektir.

10. Bu maddede hükme bağlanan bildirim ve cevap, ilgili Taraflar`ın yetkili makamına veya Taraf olmayan Devletler söz konusu olduğunda da, uygun bir resmi makama iletilecektir.

11. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı, iş bu Sözleşme`ye Taraf olan ithalatçı Devlet veya transit Devlet`in gerekli göreceği sigorta, teminat veya başka bir garantiye tabi olacaktır.

Taraf Bir Devlet`ten Taraf Olmayan Devletler Üzerine Sınırlarötesi Taşınım
Madde 7

Bu Sözleşme`nin 6. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, gerekli değişiklikler, Taraf bir Devlet`in Taraf olmayan Devlet veya Devletler üzerine yapacağı tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına da uygulanacaktır.

Yeniden İthal Görevi
Madde 8

İlgili Devletler`in bu Sözleşme hükümleri uyarınca rıza gösterdikleri tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, Sözleşmeye göre tamamlanamadığı durumlarda, atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde bertarafı için gerekli alternatif düzenlemeler yapılamadığı takdirde ihracatçı Devlet, söz konusu atıkların, ithalatçı Devlet`in ihracatçı Devlet`e ve Sekreterya`ya bilgi verdiği tarihten itibaren 90 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacaları başka bir süre içinde geri almayı temin edecektir. Bu amaçla ihracatçı Devlet ve transit Tarafların herhangi biri, bu atıkların ihracatçı Devlet`e geri gönderilmesini engellemeyecek veya böyle bir işleme karşı çıkmayacaklardır.

Yasadışı Trafik
Madde 9

1. Bu Sözleşme amaçları açısından, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların herhangi bir sınırlarötesi taşınımı:

a) Bu Sözleşme hükümleri uyarınca tüm ilgili Devletler`e bildirimde bulunulmadan yapılan; veya

b) İlgili Devlet`in muvafakatını bu Sözleşme hükümleri uyarınca almadan yapılan; veya

c) İlgili Devletler`in rızası sahtekarlık, yalan beyan veya hile ile elde edilerek yapılan; veya

d) Maddi bir şekilde belgelere uymayan; veya

e) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların, bu Sözleşme`ye ve genel uluslararası hukuk ilkelerine aykırı olarak kasıtlı bertarafı (örneğin, boşaltma) sonucunu doğuran, yasadışı trafik olarak kabul edilecektir.

2. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, ihracatçının veya üreticinin fillerinden ötürü yasadışı trafik olarak kabul edildiği durumlarda, ihracatçı Devlet, kendisine yasadışı trafik hakkında bilgi verilidiği tarihten itibaren 30 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacağı başka bir süre içinde, söz konusu atıkların:

a) İhracatçı veya üretici ya da gerekliyse kendisi tarafından ihracatçı Devlet`e geri getirilmesini veya bunlar mümkün değilse,

b) Bu Sözleşme hükümleri uyarınca bertaraf edilmesini temin edecektir. Bu amaçla ilgili Taraflar, atıkların ihracatçı Devlet`e geri gönderilmesini engellemeyecek veya böyle bir işleme karşı çıkmayacaklardır.

3. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının, ithalatçının veya bertaraf edicinin fiillerinden ötürü yasadışı trafik olarak kabul edildiği durumlarda ithalatçı Devlet, yasadışı trafik konusundan haberdar olduğu tarihten itibaren 30 gün içinde veya ilgili Devletler`in mutabık kalacakları başka bir süre içinde söz konusu atıkların, ithalatçı veya bertaraf edici ya da, gerekliyse kendisi tarafından çevreyle uyumlu bir şekilde bertaraf edilmesini temin edecektir. Bu amaçla ilgili Taraflar, bu atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde bertarafı için gerekli olduğu ölçüde işbirliğine gireceklerdir.

4. Yasadışı trafik sorumluluğunun ihracatçı veya üreticiye ya da ithalatçı veya bertaraf ediciye yüklenemediği durumlarda, ilgili Taraflar veya duruma göre diğer Taraflar, işbirliğine girişerek, söz konusu atıkların ihracatçı Devlet`te veya ithalatçı Devlet`te ya da uygun görülen başka bir yerde çevreyle uyumlu bir şekiled mümkün olabilen en kısa sürede bertaraf edilmesini temin edeceklerdir.

5. Her bir Taraf, yasadışı trafiği engellemek ve cezalandırmak için gerekli ulusal/iç mevzuatı hazırlayacaktır. Bu madde amaçlarını gerçekleştirmek üzere Taraflar işbiriliğine gireceklerdir.

Uluslararası İşbirliği
Madde 10

1. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimini sağlamak ve geliştirmek amacıyla, birbirleriyle işbirliği yapacaklardır.

2. Bu amaçla Taraflar:

a) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimi geliştirebilmek amacıyla, bu atıkların uygun bir şekilde yönetimine ilişkin teknik standart ve uygulamalar arasında uyum sağlanması da dahil olmak üzere, iki taraflı veya çok taraflı esasla, istek üzerine bilgi temin edeceklerdir;

b) Tehlikeli atıkların yönetiminin, insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerini izlemek konusunda işbirliği yapacaklardır;

c) Kendi ulusal kanunları, yönetmelikleri ve politikalarına tabi olmak kaydıyla tehlikeli atıkların ve diğer atıkların oluşumunu mümkün olabildiği ölçüde ortadan kaldırmak ve bu atıkların çevreyle uyumlu yönetimini temin etmek için daha etkin ve verimli yöntemler geliştirmek amacıyla, yeni ya da geliştirilmiş teknolojilerin kabul edilmesinin ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere, çevreyle uyumlu ve düşük atık üreten teknolojilerin geliştirilmesi, uygulanması ve mevcut teknolojilerin iyileştirilmesi konusunda işbirliği yapacaklardır;

d) Kendi ulusal kanun, yönetmelik ve politikalarına tabi olmak kaydıyla, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu bir şekilde yönetimine ilişkin teknoloji ve yönetim sistemlerinin transferi konusunda işbirliği yapacaklardır. Taraflar ayrıca, özellikle bu konuda teknik yardıma ihtiyaç duyacak ve yardım talebinde bulunacak Taraflar`ın teknik kapasitelerinin geliştirilmesi hususunda da işbirliği yapacaklardır;

e) Uygun teknik ilkelerin ve/veya uygulama standartlarının geliştirilmesi konusunda işbirliği yapacaklardır.

3. Taraflar, 4. maddenin 2. fıkrasının a, b ve c bentlerinin tatbiki konusunda gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak amacıyla işbirliğine girmek için gerekli tedbirleri alacaklardır.

4. Gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını göz önüne alarak, Taraflar ve yetkili uluslararası teşkilatlar arasındaki işbirliği diğer şeyler yanı sıra, kamu bilincini, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimini ve düşük atık üreten yeni teknolojilerin kabul edilmesi gibi hususları daha da geliştirmek amacıyla teşvik edilecektir.

İkili, Çok Taraflı ve Bölgesel Anlaşmalar
Madde 11

1. 4. maddenin 5. fıkrası hükümlerine bakılmaksızın Taraflar, bu Sözleşme`nin tehlikeli atıkların ve diğer atıkların çevreyle uyumlu yönetimine ilişkin hükümlerini ihlal etmemek kaydıyla, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı konusunda Taraf olan veya olmayan Devletler`le ikili, çok taraflı veya bölgesel anlaşmalara veya düzenlemelere girebilirler. Bu anlaşma ve düzenlemeler, gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını göz önüne alarak, en az bu sözleşmenin hükümleri kadar çevreyle uyum içinde olmalıdır.

2. Taraflar, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların, tümüyle kendi aralarındaki sınırlarötesi taşınımının kontrolu amacıyla, bu Sözleşmenin yürürlük tarihinden önce girmiş oldukları anlaşma veya düzenlemelerle, 1. fıkrada belirtilen düzenlemeler veya ikili, çok taraflı veya bölgesel antlaşmalardan herhangi birini sekreteryaya bildireceklerdir. Söz konusu anlaşmaların, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bu Sözleşme`de hükme bağlanan şekliyle çevreyle uyumlu yönetimine ters düşmemesi şartıyla, bu Sözleşme hükümleri, anılan anlaşmalar uyarınca gerçekleşen sınırlarötesi taşınımları etkilemeyecektir.

Sorumluluk Konusunda Danışma
Madde 12

Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından ve bertarafından kaynaklanan sorumluluk ve tazminata ilişkin kural ve usulleri belirleyen bir protokolün en kısa sürede kabul edilmesi amacıyla Taraflar, işbirliğine gireceklerdir.

Bilgi Aktarımı
Madde 13

1. Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı veya bertarafı sırasında, diğer Devletler`de insan sağlığı ve çevre üzerinde risk yaratabilme ihtimali bulunan bir kaza meydana gelmesi halinde Taraflar, duruma ilişkin bilgi edindiklerinde diğer Devletler`e de derhal haber verilmesini temin edeceklerdir.

2. Taraflar, Sekreterya aracılığıyla:

a) Madde 5 uyarınca tayin edilen yetkili makamlar ve/veya odak noktalarına ilişkin değişiklikleri;

b) Madde 3 uyarınca tehlikeli atıkların ulusal tanımındaki değişiklikleri; ve mümkün olabilen en kısa sürede,

c) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ulusal yargı yetkileri altındaki alan içinde bertaraf edilmek üzere ithaline tümden ya da kısmen izin vermemek yolundaki kararlarını;

d) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların ihracını kısıtlamak ya da yasaklamak yolunda alacakları kararları;

e) Bu maddenin 4. fıkrası kapsamında gereken diğer bilgileri,

birbirlerine bildireceklerdir.

3. Ulusal kanun ve yönetmelikleriyle uyum içinde olmak kaydıyla Taraflar, bir önceki takvim yılına ilişkin olarak aşağıdaki bilgileri içeren bir raporu her bir takvim yılının bitiminden önce, Sekreterya aracılığıyla 15.madde kapsamında teşkil edilmiş Taraflar Konferansı`na ileteceklerdir:

a) Madde 5 uyarınca tayin ettikleri yetkili makamlar ve odak noktalar;

b) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların kendilerinin de taraf olduğu sınırlarötesi taşınımına ilişkin aşağıdaki bilgiler:

i) İhraç edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarı, kategorileri, özellikleri, varış yeri, transit ülkeler ve bildirim cevabında belirtilen bertaraf yöntemi;

ii) İthal edilen tehlikeli atıkların ve diğer atıkların miktarı, kategorileri, özellikleri, menşei ve bertaraf yöntemleri;

iii) Arzulandığı şekilde gitmeyen bertaraf işlemleri;

iv) Sınırlarötesi taşınıma konu olan tehlikeli atıkların veya diğer atıkların miktarını azaltma yolundaki çabaları;

c) Bu Sözleşme`nin uygulanması konusunda kabul etmiş oldukları tedbirlere ilişkin bilgiler;

d) Tehlikeli atıkların veya diğer atıkların oluşumunun, taşınmasının ve bertarafının insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkileri konusunda kendileri tarafından derlenen mevcut istatistiklere ilişkin bilgiler;

e) İşbu Sözleşme`nin 11. maddesi uyarınca girdikleri ikili, çok taraflı ve bölgesel anlaşma ve düzenlemelere ilişkin bilgiler;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı ve bertarafı sırasında meydana gelen kazalara ve bu kazalar konusunda alınan tedbirlere ilişkin bilgiler;

g) Kendi ulusal yargı yetkileri altındaki kullandıkları alternatif bertaraf yöntemlerine ilişkin bilgiler;

h) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların üretiminin azaltılması ve/veya ortadan kaldırılmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesi konusunda aldıkları tedbirlere ilişkin bilgiler;

i) Taraflar Konferansı`nın uygun göreceği diğer hususlar.

4. Ulusal kanun ve yönetmelikleriyle uyum içinde olmak kaydıyla Taraflar, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sınırlarötesi taşınımından kendi çevresinin etkilenebileceğine inanan Taraf bu yönde bir talepte bulunduğunda, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımına ilişkin olarak verilen her bir bildirimin ve bu bildirimlere verilen cevapların birer nüshasının Sekreterya`ya gönderilmesini temin edeceklerdir.

Mali Konular
Madde 14

1. Taraflar, farklı bölgelerin ve altbölgelerin özel ihtiyaçlarına göre, tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi ve üretimlerinin asgari seviyeye indirilmesine ilişkin teknoloji transferlerine ve eğitime yönelik bölgesel ve altbölgesel merkezler kurulması gerekliliğini kabul ederler. Taraflar, gönüllü mahiyetteki uygun finansman mekanizmalarının kurulması hususunu karara bağlayacaklardır.

2. Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımı ve bertarafı sırasında meydana gelebilecek kazalardan kaynaklanan tehlikeleri en aza indirgemek amacıyla Taraflar, acil durumlarda geçici yardım sağlayacak döner bir fonun kurulması konusunu göz önüne alacaklardır.

Tarafların Konferansı
Madde 15

1. Bu Sözleşme hükümleri uyarınca Taraflar Konferansı tesis edilmiştir. Taraflar Konferansı`nın ilk toplantısı, bu Sözleşme`nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Müdürü`nün daveti üzerine yapılacaktır. Bundan sonra, Konferans`ın ilk toplantısında tespit edilen belirli aralıklarda Taraflar Konferansı olağan toplantıları yapılacaktır.

2. Taraflar Konferansı`nın olağanüstü toplantıları, Konferans`ın gerekli göreceği diğer zamanlarda veya herhangi bir tarafın yazılı isteği üzerine ve altı ay içinde sekreterya tarafından kendilerine iletilecek görüşler dahilinde ve Tarafların en azından üçte birinin desteklemesi durumunda yapılacaktır.

3. Taraflar Konferansı, kendisine ve tesis edebileceği yardımcı organlardan herhangi birine ilişkin usul kurallarını ve özellikle de Taraflar`ın bu Sözleşme kapsamındaki mali katılımlarını tespite yönelik mali kuralları oy birliğiyle kararlaştıracak ve onaylayacaktır.

4. Taraflar, ilk toplantılarında, bu Sözleşme kapsamında deniz çevresinin muhafazası ve korunmasına ilişkin sorumluluklarının yerine getirilmesinde, kendilerine yardımcı olmak üzere gerekebilecek ilave tedbirleri görüşeceklerdir.

5. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme`nin etkin bir şekilde uygulanmasına ilişkin hususları sürekli olarak gözden geçirecek ve değerlendirecek ve buna ilave olarak:

a) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların insan sağlığı ve çevreye verdiği zararın asgari seviyeye indirilmesine yönelik uygun politikalar, stratejiler ve tedbirler arasında uyum sağlanmasını teşvik edecek;

b) Diğer şeyler yanı sıra mevcut bilimsel, teknik ekonomik ve çevresel bilgileri göz önüne alarak, bu Sözleşme`de ve eklerinde yapılacak değişiklikleri gereken şekilde görüşecek ve kabul edecek;

c) İşbu Sözleşme`nin ve madde 11`de öngörülen anlaşma ve düzenlemelerin uygulanması neticesinde kazanılan tecrübe ışığında, Sözleşme amaçlarının başarılması için gerekebilecek ilave eylemleri görüşecek ve yerine getirecek;

d) Protokolleri gereken şekilde görüşecek ve kabul edecek; ve

e) Bu Sözleşme`nin uygulanması için gerekli görülen yardımcı organları kuracaktır.

6. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler`in uzmanlık kuruluşları; bu Sözleşme`ye taraf olmayan herhangi bir Devlet gibi, Taraflar Konferansı`nda gözlemci olarak temsil edilebilirler. Tehlikeli atıklar veya diğer atıklar alanında gerekli şartlara sahip olan ve Taraflar Konferansı toplantısında gözlemci sıfatıyla temsil edilmek arzusunu Sekreterya`ya bildiren, ulusal veya uluslararası düzeydeki resmi veya gayrı resmi organ veya kuruluşlar da, mevcut Taraflar`ın en az üçte biri itiraz etmediği takdirde gözlemci olarak kabul edilebilirler. Gözlemcilerin kabulü ve katılımı, Taraflar Konferansı`nın kabul edeceği usul kurallarına tabi olacaktır.

7. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme`nin yürürlüğe girdiği tarihten üç yıl sonra ve bunun sonrasında, en az altı yılda bir, kendi etkinliğini değerlendirecek ve gerekli görülürse en son bilimsel, çevresel, teknik ve ekonomik bilgilerin ışığında tehlikeli atıkların ve diğer atıkların sınırlarötesi taşınımının kısmen veya tamamen yasaklanması konusunu görüşecektir.

Sekreterya
Madde 16

1. Sekreterya`ın görevleri;

a) 15. ve 17. maddelerde öngörülen toplantıları düzenlemek ve ikmal etmek;

b) 3., 4., 6., 11. ve 13. maddeler gereğince alınan bilgileri ve 15. madde kapsamında kurulan yardımcı organların toplantılarından çıkarılan bilgilere dayandırılan raporları, ilgili hükümetlerarası ve gayrı resmi birimlerin sağladığı bilgileri de gözönüne alarak, hazırlamak ve gerekli yerlere iletmek;

c) Bu Sözleşme kapsamındaki görevlerini yerine getirirken gerçekleştirdiği faaliyetler konusunda raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı`na sunmak;

d) İlgili uluslararası organlarla gerekli koordinasyonu temin etmek ve özellikle de, görevlerinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi için gerekebilecek idari ve yasal düzenlemelere girmek;

e) Taraflar`ın bu Sözleşme`nin 5. maddesi uyarınca kuracakları odak noktaları ve yetkili makamlarla ilişki kurmak;

f) Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların bertarafı için Taraflar`ın mevcut yetkili ulusal saha ve tesislerine ilişkin bilgi toplamak ve bu bilgileri Taraflar arasında dağıtmak;

g) Bu Sözleşme`de öngörülen bildirim sisteminin idare edilmesi;

– Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların yönetimi;

– Tehlikeli atıklara ve diğer atıklara ilişkin çevreyle uyumlu teknolojiler, örneğin düşük atık üreten ve atık üretmeyen teknolojiler;

– Bertaraf kapasitelerinin ve sahalarının değerlendirilmesi;

– Tehlikeli atıkların ve diğer atıkların izlenmesi; ve

– Acil durum cevapları;

gibi konularda, talepleri üzerine Taraflar`a yardımcı olmak amacıyla,

– Teknik yardım ve eğitim kaynakları;

– Mevcut teknik ve bilimsel know-how;

– Tavsiye ve uzmanlık kaynakları; ve

– Mevcut kaynaklar;

gibi konularda Taraflar`dan bilgi almak ve bu bilgileri Taraflar`a iletmek;

h) Sınırlarötesi taşınıma ilişkin bir bildirimin, tehlikeli atıkların veya diğer atıkların sevkiyatıyla ilgili bildirime uyup uymadığı ve/veya söz konusu atıkların çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanmak için ellerinde herhangi bir neden olduğunda, tehlikeli atıklar veya diğer atıklar için önerilen bertaraf tesislerinin çevreyle uyumlu olup olmadığı gibi konuların incelenmesinde Taraflar`a yardımcı olabilecek ve konusunda gerekli teknik yeterliğe sahip müşavir veya müşavir firmalara ilişkin olarak talep üzerine Taraflar`a bilgi temin etmek gibi anılan incelemeler, Sekreterya`yı bağlamayacaktır;

i) Tarafların talebi üzerine, yasadışı trafik olaylarının belirlenmesinde Taraflar`a yardımcı olmak ve yasadışı trafiğe ilişkin olarak elde etmiş olduğu bilgileri derhal ilgili Taraflar`a iletmek;

j) Acil durumlarda Devletlere olabildiğince süratle yardımcı olabilmek amacıyla, uzman ve cihaz temini konusunda Taraflar`la ve ilgili ve yetkili uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; ve

k) Bu Sözleşme amaçlarıyla ilgili olup, Taraflar Konferansınca belirlenebilecek diğer görevleri yerine getirmek.

2. Taraflar Konferansı`nın 15. maddeye uygun olarak düzenlenen ilk toplantısı tamamlanıncaya kadar Sekreteryanın görevleri geçici olarak Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yürütülecektir.

3. Taraflar Konferansı ilk toplantısında, bu Sözleşme kapsamında Sekreterya görevlerini üstlenmek istediklerini belirtmiş mevcut yetkili devletlerarası teşkilatlar arasından Sekreterya`yı tayin edecektir. Taraflar Konferansı, yine bu toplantıda, geçici sekreteryanın özellikle yukarıdaki 1. fıkraya göre kendisine verilen görevleri nasıl yerine getirdiğini değerlendirip, bu görevler için uygun yapılar üzerinde karar verecektir.

Sözleşmede Değişiklik
Madde 17

1. Herhangi bir taraf bu Sözleşmeye değişiklik önerebilir ve bu Sözleşme`de herhangi bir protokole Taraf olanlar da o protokolde değişiklik yapılması teklifinde bulunabilirler. Bu değişiklikler, diğer şeyler yanı sıra ilgili bilimsel ve teknik hususları da dikkate alacaktır.

2. Bu Sözleşme`de yapılacak değişiklikler Taraflar Konferansının bir toplantısında kabul edilecektir. Herhangi bir protokolde yapılacak değişiklikler ise, söz konusu protokol Tarafları`nın yapacağı taplantıda kabul edilecektir. Bu Sözleşme`de veya ilgili protokolde mevcut aksi hükümler hariç kalmak kaydıyla herhangi bir protokolde yapılacak tadilatlar, tadilatın görüşülmesi teklif edilen toplantı tarihinden en az altı ay önce Sekreterya tarafından Taraflar`a dağıtılacaktır. Sekreterya ayrıca, teklif edilen tadilatları bilgi edinmeleri amacıyla bu Sözleşme`ye imza atmış Taraflar`a gönderecektir.

3. Taraflar, teklif edilen tadilatlar üzerinde oybirliğiyle mutabakata varmak için her gayreti sarf edeceklerdir. Ancak oybirliğine ilişkin bütün gayretler sonuçsuz kaldığında ve mutabakata varılamadığında, söz konusu tadilat son çare olarak, toplantıya katılan ve oy kullanan Taraflar`ın dörtte üç oy çoğunluğuyla kabul edilecek ve onaylanması ve resmen kabul ve teyidi için Depoziter tarafından tüm Taraflar`a iletilecektir.

4. 3. fıkrada belirtilen usul, protokol tadilatları için de geçerli olacak, ancak bu tadilatların kabulü için, ilgili protokole Taraf olan ve toplantıya katılarak oy kullanan Devletler`in üçte iki oy çoğunluğu yeterli olacaktır.

5. Tadilatlara ilişkin onay, resmi kabul ve teyid belgeleri, Depoziter`e teslim edilecektir. 3. ve 4. fıkralar uyarınca kabul edilen tadilatlar, bu tadilatları kabul etmiş Taraflar arasında, ilgili protokolde mevcut aksi hükümler hariç kalmak kaydıyla, söz konusu protokolü kabul etmiş Taraflar`dan en az dörtte üçünün onay, resmi kabul veya teyid belgelerini Depoziter`e teslim ettikleri tarihi takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir. Bu tadilatlar, diğer Taraflar için söz konusu tadilata ilişkin onay, resmi kabul veya teyid belgesinin teslimini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. İşbu madde amaçları açısından katılan ve oy veren Taraflar, toplantıya katılarak olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelecektir.

Eklerde Kabul ve Değişiklik
Madde 18

1. Bu Sözleşme veya herhangi bir protokolün ekleri, bu Sözleşme`nin veya duruma göre ilgili protokolün ayrılmaz bir parçası kabul edilecek ve aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu Sözleşme`ye veya protokollere yapılacak herhangi bir atıf, Sözleşme veya protokolün eklerine de yapılmış sayılacaktır. Anılan ekler, sadece bilimsel, teknik ve idari konularla kısıtlı olacaktır.

2. Protokollerden herhangi birinde eklerine ilişkin olarak belirtilebilecek aksi hükümler saklı kalmak kaydıyla, işbu Sözleşme veya protokole yapılacak ilave eklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi ile aşağıdaki esaslar uygulanacaktır;

a) Sözleşme ve protokollerin eklerine ilişkin teklif ve kabuller, 17. maddenin 2, 3 ve 4. fıkralarında belirlenen usullere uygun olarak önerilip kabul edilecektir;

b) Bu Sözleşme`ye yapılacak ilave ekleri veya protokolün eklerini kabul etmesi mümkün olmayan Taraflar, durumu Depoziter`in gönderdiği onay tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı olarak Depoziter`e bildireceklerdir. Depoziter gecikmeksizin almış olduğu bu bildirimi tüm Taraflar`a iletecektir. Taraflar hakkında daha önce itirazını beyan ettiği bir husustaki itiraz beyanname kabulünü herhangi bir tarihte bildirebilir. Bu durumda ekler o Taraf için bu tarihte yürürlüğe girecektir;

c) Bildirimin Depoziter tarafından tüm Taraflar`a iletilmesinden itibaren altı aylık sürenin bitiminde, söz konusu ek, yukarıdaki (b) bendi uyarınca bildirim göndermemiş olan tüm Sözleşme veya protokol Tarafları için yürürlüğe girecektir.

3. Bu Sözleşmenin veya herhangi bir protokolünün eklerinde düşünülen değişikliklerin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme veya protokol eklerinin önerilmesi, kabulü ve yürürlüğe girmesine uygulanan usullere tabi olacaktır. Konvansiyon için düşünülmüş Ekler ve eklerde yapılacak değişikliklerde, diğer faktörlerin yanı sıra, ilgili bilimsel ve teknik hususlar da gözönüne alınacaktır.

4. Daha sonradan yapılacak bir ek veya ekteki bir değişiklik, bu Sözleşme`de veya protokollerden herhangi birinde değişikliği içeriyorsa, bu ek veya ekteki değişikliğin yürürlüğe girmesi için, önce, Konvansiyon`da düşünülen mütekabil değişikliğin yürürlüğe girmesini beklemek gerekecektir.

Doğrulama
Madde 19

Diğer bir Taraf`ın işbu Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmiş veya etmekte olduğuna inanan herhangi bir Taraf, durumu derhal Sekreterya`ya bildirebilir. Bu durumda söz konusu Taraf, doğrudan veya Sekreterya aracılığıyla, iddiaların yöneldiği Taraf`ı durumdan haberdar edecektir. Bu konudaki tüm bilgiler Sekreterya tarafından Taraflar`a verilecektir.

Anlaşmazlıkların Halli
Madde 20

1. Taraflar arasında Sözleşme`nin veya Sözleşme protokollerinden herhangi birinin yorumlanması veya uygulanması, ya da bunlara uyulması konusunda anlaşmazlık çıkması durumunda, Taraflar, bu anlaşmazlığı görüşmeler veya kendi seçecekleri başka bir barışçı hal tarzı yoluyla halli imkanını arayacaklardır.

2. Eğer ilgili Taraflar anlaşmazlıklarını, bir önceki fıkrada belirtilen yollardan çözemezlerse, ihtilaflı Taraflar mutabık kaldıkları takdirde söz konusu ihtilaf, uluslararası Adalet Divanı`na veya Ek VI`da tespit edilen şartlarda tahkime götürülecektir. Ancak Taraflar`ın, ihtilafın Uluslararası Adalet Divanı`na ya da tahkime götürülmesi konusunda mutabakata varamamaları, kendilerini 1. fıkrada belirtilen yollardan ihtilafa çözüm arama mesuliyetinden kurtarmayacaktır.

3. İşbu Sözleşme`yi tasdik, kabul, resmen teyid ederken veya bu Sözleşme`ye taraf olurken bir Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir Taraf`a ilişkin olarak,

a) İhtilafın Uluslararası Adalet Divanı`na götürülmesini,

ve/veya

b) Ek VI`da tespit edilen esaslara göre tahkime gidilmesini,

herhangi bir özel anlaşmaya gerek olmaksızın ve zorunlu olarak kabul ettiğini bildirebilir. Bu bildirim yazılı olarak Sekreterya`ya verilecek, Sekreterya da Taraflar`a iletecektir.

İmza
Madde 21

İşbu Sözleşme, 22 Mart 1989 tarihinde Bazel`de, 23 Mart 1989 ila 30 Haziran 1989 tarihleri arasında Bern`de İsviçre Dışişleri Federal Bakanlığı`nda ve 1 Temmuz 1989 ila 22 Mart 1990 tarihleri arasında New York`da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi`nde Devletler`in, Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına açık tutulacaktır.

Onay, Kabul, Resmi Teyid ve Tastik
Madde 22

1. Bu Sözleşme, Devletler`in ve Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın onay, kabul ve tasdiğine ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme örgütlerinin de resmi teyid veya tasdiğine tabi olacaktır. Onay, kabul, resmi teyid veya tasdik belgeleri Depoziter`e teslim edilecektir.

2. Yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan ve üye Devletlerinden herhangi biri Taraf olmadan bu Sözleşme`ye Taraf olan teşkilatlardan herhangi biri, Sözleşme altındaki bütün yükümlüklere tabi olacaklardır. Üye devletlerinden biri veya daha fazlası Sözleşme`ye Taraf olan örgütler söz konusu olduğunda, örgütün kendisi ve üye Devletler, Sözleşmenin yükümlerinin yerine getirilmesindeki kendi sorumlulukları hususunda karar vereceklerdir. Bu gibi durumlarda, örgüt ile üye Devletlere, Sözleşmedeki haklarını aynı anda kullanma hakkı tanınmayacaktır.

3. Resmi teyid ve tasdik belgelerinde, yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan örgütler, verecekleri resmi, bu Sözleşme kapsamına giren konulara ilişkin yetki sınırlarını belirteceklerdir. Bu teşkilatlar, yetkilerinde meydana gelebilecek büyük çaplı değişiklikleri Depoziter`e bildirecek, Depoziter de durumu Taraflar`a iletecektir.

Üyelik
Madde 23

1. Bu Sözleşme, sözleşmenin imzaya kapandığı tarihi izleyen günden başlayarak, Devletlerin, Birleşmiş Milletler Namibya Konseyi tarafından temsil edilen Namibya`nın ve politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının üyeliğine açık tutulacaktır.

2. Yukarıda 1. fıkrada atıfta bulunulan teşkilatlar, verecekleri üyelik belgelerinde, bu Sözleşme kapsamına giren konulara ilişkin yetki sınırlarını belirteceklerdir. Bu teşkilatlar, yetkilerinde meydana gelebilecek büyük çaplı değişiklikleri Depoziter`e bildireceklerdir.

3. Bu Sözleşme`ye taraf olan politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatları, 22. maddenin 2. fıkrası hükümlerine tabi olacaktır.

Oy Hakkı
Madde 24

1. Aşağıda 2. fıkrada hükme bağlanan durumlar hariç kalmak kaydıyla, her bir Sözleşmeci Taraf`ın bir oy hakkı olacaktır.

2. 22. maddenin 3. fıkrası ve 23. maddenin 2. fıkrası uyarınca politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatları yetki alanlarına giren konularda bu Sözleşme`ye veya ilgili Protokol`e Taraf olan üye Devletler`inin oy sayısına eşit oy hakkına sahip olacaklardır. Bu teşkilatlar, teşkilatlara üye Devletler oy haklarını kullandığında kendi oy haklarını kullanamayacakları gibi, bunun tersi de geçerli olacaktır.

Yürürlük
Madde 25

1. Bu Sözleşme, yirminci onay, kabul, resmi teyid, tasdik veya üyelik belgesinin teslim tarihini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Bu Sözleşme`yi yirminci onay, kabul, resmi teyid, tasdik veya üyelik belgesinin teslim tarihini takip eden doksanıncı günden sonra onaylayan, kabul, tasdik veya resmen teyid eden Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı için bu Sözleşme, anılan Devlet veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatının kendi onay, kabul, resmi teyid veya üyelik belgesini teslim tarihini takip eden doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. Yukarıdaki 1. ve 2. fıkraların amaçları açısından, bir politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından teslim edilen herhangi bir belge, bu teşkilata üye Devletler`in teslim etmiş olduklarına ilave olarak addedilmeyecektir.

İhtiraz Kaydı ve Beyan
Madde 26

1. Bu Sözleşme`ye ihtiraz kaydı konamayacağı gibi, itiraz da edilemeyecektir.

2. Bu maddenin 1. fıkrası, bu Sözleşme`yi imzaladıklarında, kabul veya tasdiklerinde, resmen teyid ettikleri veya bu Sözleşme`ye Taraf olduklarında, Devletler`in veya politik ve/veya ekonomik bütünleşme teşkilatlarının, diğer şeyler yanı sıra, kendi kanun ve mevzuatını Sözleşme hükümleri ile uyumlu hale getirmek amacıyla, nasıl ifade edilirse edilsin veya hangi adla anılırsa anılsın, beyanlarda bulunmasını, bu beyanların, bu Sözleşme`nin söz konusu Devlet`e uygulanan hükümlerinin hukuki etkilerini engelleyici veya değiştirici bir anlam taşımaması koşuluyla, engellemeyecektir.

Çekilme
Madde 27

1. Bu Sözleşme`nin Taraflar`dan biri için yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl sonra, herhangi bir anda söz konusu Taraf, Depoziter`e yazılı ihbarda bulunmak suretiyle, bu Sözleşme`den çekilebilir.

2. Sözleşme`den çekilme, bu konudaki ihbarın Depoziter`e ulaştığı tarihten itibaren bir yıl sonra veya ihbarda belirtilecek daha ileriki bir tarihte yürürlüğe girecektir.

Depoziter
Madde 28

Bu Sözleşme`nin ve Sözleşme protokollerinden herhangi birinin Depoziteri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteridir.

Orijinal Metinler
Madde 29

Bu Sözleşme Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca hazırlanmış olup, bu dillerdeki metinlerin hepsi orijinal metin olarak kabul edilecektir.

KEYFİYETİ TEVSİKEN, aşağıda imzası bulunan yetkili bu Sözleşme`yi imzalamıştır.

1989 ….. tarihinde ……`de tanzim edilmiştir.

EK I

Kontrol Edilecek Atık Kategorileri

Atık Türleri:

Y1: Hastanelerden, tıp merkezlerinden ve kliniklerden kaynaklanan klinik atıklar
Y2: Farmasutik ürünlerin üretiminden ve hazırlanmasından kaynaklanan atıklar
Y3: Farmasutik ve ilaç atıkları
Y4: Biyosid ve fitofarmasitiklerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y5: Ahşap koruyucu maddelerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y6: Organik çözücülerin üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynak-lanan atıklar
Y7: Siyanür ihtiva eden ısıl işlemler ile sertleştirme işlemlerinden kaynaklanan atıklar
Y8: Başlangıçta hedeflenen kullanıma uygun olmayan atık madeni yağlar
Y9 : Atık yağ/su, hidrokarbon/su karışımları, emülsiyonlar
Y10:Poliklorlubifeniller (PCB`ler) ve/veya poliklorluterfeniller (PCT`ler) ve/veya polibromlubifeniller (PBB`ler) içeren veya bu maddelerle kirlenmiş atık maddeler ve malzemeler
Y11:Arıtmadan, imbiklemeden ve herhangi bir ısıl işlemden ötürü ortaya çıkan katranlı artık atıkları
Y12:Mürekkep, boya, pigment, lake ve cilaların üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y13:Lateks, reçine, plastize edici maddeler ile yapışkanlar/yapıştırıcıların üretiminden, hazırlanmasından ve kullanılmasından kaynaklanan atıklar
Y14:Tanımlanamayan ve/veya yeni ve insan ve/veya çevre üzerindeki etkileri bilinmeyen araştırma ve geliştirme veya eğitim faaliyetlerinden kaynaklanan kimyasal madde atıkları
Y15:Başka bir yasal düzenlemeye konu olmayan patlayıcı karakterde atıklar
Y16:Fotoğrafçılıkta kullanılan kimyasal madde ve malzemelerin üretiminden, hazırlan-masından ve kullanımından kaynaklanan atıklar
Y17:Metal ve plastiklere yüzey işlemleri uygulanmasından kaynaklanan atıklar
Y18:Sınai atıkların bertarafı işlemlerinden kaynaklanan atıklar

Aşağıda Belirtilen Maddeleri İçeren Atıklar:

Y19: Metal karbonilleri
Y20: Berilyum, berilyum bileşikleri
Y21: Krom VI (Cr VI) bileşikleri
Y22 :Bakır bileşikleri
Y23: Çinko bileşikleri
Y24 :Arsenik, arsenik bileşikleri
Y25 :Selenyum; selenyum bileşikleri
Y26 :Kadmiyum; kadmiyum bileşikleri
Y27 :Antimuan; antimuan bileşikleri
Y28 :Tellür; tellür bileşikleri
Y29 :Civa; civa bileşikleri
Y30 :Talyum; talyum bileşikleri
Y31 :Kurşun; kurşun bileşikleri
Y32 :Anorganik flor bileşikleri – kalsiyum florür hariç
Y33 :Anorganik siyanürler
Y34 :Asitli çözeltiler veya katı haldeki asitler
Y35 :Bazik çözeltiler veya katı haldeki bazlar
Y36 :Asbest (toz ve lifleri)
Y37 :Organik fosfor bileşikleri
Y38: Organik siyanürler
Y39: Fenoller; klorofenoller dahil fenol bileşikleri
Y40:Eterler
Y41:Halojenli organik bileşikler
Y42:Halojenli çözücüler dışındaki organik çözücüler
Y43:Poliklorlu dibenzo furanın herhangi bir türevi
Y44:Poliklorlu dibenzo para dioksinin herhangi bir türevi
Y45:Bu ekte belirtilen maddelerin haricindeki organohalojen bileşikler (ör. Y39, Y41, Y42, Y43, Y44)

EK II

Özel Değerlendirmeye Tabi Tutulacak Atık Kategorileri

Y46: Evlerden toplanan atıklar
Y47:Evsel atıkların yakılmasından kaynaklanan artıklar

EK III
Tehlikeli Özellikler Listesi
UN Tasnifi                  Kod                   Özellik
1                                      H1                     Patlayıcı

Patlayıcı madde veya atık, kendi başına kimyasal reaksiyon yoluyla belli bir sıcaklık ve basınçta ve hızla gaz oluşmasına ve çevresindekilerin zarar görmesine neden olabilecek katı veya sıvı halde madde veya atık (ya da maddelerin veya atıkların karışımı) demektir.

3                                      H3                 Parlayıcı sıvılar

Parlayıcı kelimesi “tutuşabilen” kelimesiyle aynı anlamdadır. Parlayıcı sıvılar, kapalı hazne deneyinde 60.5 °C, açık hazne deneyinde ise 65.6 °C`nın altındaki sıcaklıklarda parlayıcı bir buhar bırakan sıvılar, sıvı karışımları, çözeltide veya süspansiyonda katı madde ihtiva eden maddelerdir. (örneğin boya, vernik, cila gibi maddeler içerip tehlikeli özellikleri nedeniyle başka bir sınıfa dahil edilen maddeler içermeyen maddeler.) Açık hazne deneyleri ile kapalı hazne deneylerinin sonuçları kesinlikle kıyaslamalara olanak tanımadığından ve hatta aynı deneyin sonuçları sık sık değişkenlik gösterebildiğinen bu türden farklılıkları gözönüne alarak yukarıdaki rakamlardan farklı olarak getirilecek yasal düzenlemeler, bu tanımın özüne uygun olacaktır.

4.1                            H4.1

Patlayıcılar sınıfının dışında olup da taşınmaları sırasında karşılaşılacak koşullarda kolayca tutuşabilen veya sürtünme nedeniyle alev almaya neden olabilen veya katkıda bulunabilen katılar ya da atık katılardır.

4.2                            H4.2

Kendiliğinden yanmaya müsait katılar veya atıklar.
Normal taşımacılık koşullarında veya havayla temas yüzünden kendiliğinden ısınmaya ve bu şekilde yanmaya müsait maddeler veya atıklar.

4.3                            H4.3

Suyla temas halinde parlayıcı gazlar bırakan maddeler veya atıklar.
Suyla temas durumunda kendiliğinden parlayan veya tehlikeli sayılacak miktarlarda parlayıcı gazlar bırakan maddeler veya atıklar.

5.1                           H5.1

Oksitleyici
Kendilerinin yanıcı olup olmamasına bakılmaksızın, oksijen verme yoluyla diğer maddelerin yanmasına neden olan veya katkıda bulunan madde veya atıklar.

5.2                           H5.2

Organik Peroksitler
Çift değerlikli 0-0 yapısına sahip organik maddeler veya atıklar kendi kendine hızlanan egzotermik bozunmaya uğrayabilecek olan ısıl açıdan dengesiz maddelerdir.

6.1                            H6.1

Zehirli (Akut)
Yutulması, solunması veya deriyle temas etmesi durumunda ölüme, ciddi şekilde yaralanmaya veya insan sağlığının zarar görmesine neden olabilecek maddeler veya atıklar.

6.2                            H6.2

Enfeksiyöz maddeler
İnsanlarda veya hayvanlarda hastalıklara yol açtığı bilinen veya şüphelenilen zararlı mikro organizmaları veya bunların toksinlerini içeren maddeler veya atıklar.

8                                H8

Korozif maddeler
Canlı dokuyla teması halinde kimyasal olarak dokuya ciddi zararlar verebilen veya sızıntı halinde diğer mallara ya da ulaştırma araçlarına zarar verebilen hatta tümüyle tahrip edebilen veya başka türden tehlikeler yaratabilen maddeler veya atıklar.

9                             H10

Hava veya suyla temas halinde toksik gaz bırakılması
Hava veya su ile temas halinde tehlikeli sayılacak miktarda toksik gazlar bırakabilecek maddeler veya atıklar.

9                             H11

Toksik (gecikmiş veya kronik)
Yutuldukları, solundukları ya da deriden içeri girdikleri takdirde kanserojen etkiler de dahil olmak üzere gecikmiş veya kronik etkilere yol açabilen maddeler veya atıklar.

9                              H12

Ekotoksik
Serbest halde bulunmaları durumunda, biyoakümülasyon yoluyla çevre üzerinde ani veya gecikmeli olarak olumsuz etkiler yaratan veya yaratabilecek olan ve/veya biyotik sistemlerde toksik etkiler yaratan veya yaratması muhtemel olan maddeler veya atıklar.

9                               H13

Bertaraf edilmelerinden sonra herhangi bir yoldan, yukarıda sıralanan özelliklerden herhangi birine sahip bir diğer maddenin (örneğin özütlenme sıvısı) oluşumuna neden olan maddeler.

Deneyler

Belirli türden atıkların yarattığı potansiyel tehlikeler henüz tam olarak belirlenememiştir, bu tehlikeleri nicel olarak tanımlayacak deneyler mevcut değildir. Bu atıkların insan ve/veya çevre üzerinde yarattıkları potansiyel tehlikeleri tanımlayacak yöntemlerin geliştirilebilmesi için yeni araştırmalar yapılması gerekmektedir. Standart deneyler ancak saf maddeler ve malzemeler için geliştirilmiştir. Ek I`de sıralanan maddelerin işbu Ek`te belirtilen özelliklerden herhangi birine sahip olup olmadığını tespit etmek üzere pek çok ülkede ulusal deneyler geliştirilmiştir.

EK IV

Bertaraf İşlemleri

A. Kaynak Geri Kazanımına, Yeniden İşlemeye, Arazi Islahına, Doğrudan Tekrar Kullanıma veya Alternatif Kullanımlara Olanak Vermeyen İşlemler

 A Bölümü uygulamada karşılaşılan tüm bertaraf işlemlerini kapsamaktadır.
D1: Toprağın altında veya üstünde depolama (Ör. arazide depolama, vb.)
D2:Arazi işleme (Ör. Sıvı veya çamur atıkların toprakta biyolojik bozulmaya uğraması, vb.)
D3:Derine enjeksiyon (pompalanabilir atıkların kuyulara, tuz kayaçlarına veya doğal olarak bulunan boşluklara enjeksiyonu, vb.)
D4:Yüzey doldurma (Ör. Sıvı ya da çamur atıkların kovuklara, havuzlara ve lagünlere doldurulması)
D5:Özel işlemli arazi depolaması (Ör. üzeri kapatılmış ve hem birbirleriyle hem de çevreyle teması kesilmiş beton hücrelere yerleştirme)
D6:Denizler ve okyanuslar dışında bir su kütlesine bırakma
D7:Deniz dibine gömme de dahil, denizlere ve okyanuslara bırakma
D8:Bu ekte yer almayan ve A Bölümündeki işlemlerden herhangi biri yoluyla atılan nihai bileşiklerin veya karışımların oluşmasına neden olan biyolojik işlemler
D9:Bu ekte yer almayan ve A Bölümündeki işlemlerden herhangi biri yoluyla atılan nihai bileşiklerin oluşmasına neden olan fiziko-kimyasal işlemler (Ör.buharlaştırma, kurutma, kalsinasyon, nötrleştirme, çökeltme vb.)
D10:Arazide yakma
D11:Denizde yakma
D12:Nihai depolama (Ör. bir madende konteyner içine yerleştirme vb.)
D13:

A Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmadan önce harmanlama veya karıştırma

D14:A Bölümünde belirtilen işlemlere tabi tutulmak üzere yeniden ambalajlama
D15:A Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere depolama

B. Kaynak Geri Kazanımına, Yeniden İşlemeye, Arazi Islahına, Doğrudan Tekrar Kullanıma veya Alternatif Kullanımlara Olanak Veren İşlemler

B Bölümü tehlikeli oldukları düşünülen veya yasal olarak tehlikeli sıfatıyla tanımlanan ve aksi takdirde A Bölümünde belirtilen işlemlere tabi tutulabilecek olan maddelere uygulanacak tüm işlemleri kapsamaktadır.

R1:Yakıt olarak kullanma (doğrudan yakma dışında) veya enerji üretimi için diğer şekillerde yararlanma
R2:Solvent (çözücü) ıslahı/geri kazanımı
R3:Solvent olarak kullanılmayan organik maddelerin ıslahı/yeniden işlenmesi
R4:Metallerin ve metal bileşiklerinin ıslahı/yeniden işlenmesi
R5:Diğer anorganik maddelerin ıslahı/yeniden işlenmesi
R6:Asitlerin veya bazların geri kazanımı
R7:Kirliliğin azaltılması için kullanılan parçaların geri kazanımı
R8:Katalizörlerin parçalarının geri kazanımı
R9:Kullanılmış yağların yeniden rafine edilmesi veya önceden kullanılmış yağların diğer kullanımları
R10:Ekolojik iyileştirme veya tarımcılık yararına sonuç verecek arazi ıslahı
R11:R1-R10 arasındaki işlemlerden elde edilecek artık maddelerin kullanımı
R12:Atıkların R1-R11 arasındaki işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere değişimi
R13:Maddelerin B Bölümünde belirtilen işlemlerden herhangi birine tabi tutulmak üzere biriktirilmesi

EK V-A
Bildirimde Sağlanacak Bilgiler

1. Atık ihraç nedeni

2. Atık ihracatçısı (1)

3. Atığın üreticisi veya üreticileri ve üretim yeri (1)

4. Atığı bertaraf eden ve fiili bertaraf yeri (1)

5. Eğer biliniyorsa atığın taşıyıcıları veya acentaları (1)

6. Atığın ihraç edildiği ülke Yetkili makam (2)

7. Atığın geçeceği tahmin edilen transit ülkeler Yetkili makam (2)

8. Atığın ithal edildiği ülke Yetkili makam (2)

9. Genel veya tek bildirim

10. Sevkiyat(lar)ın tahmini tarih(ler)i ve atığın ihraç süresi ve önerilen güzergah (giriş ve çıkış noktaları da dahil) (3)

11. Öngörülen nakliye aracı (karayolu, demiryolu, hava, deniz, iç sular)

12. Sigortaya ilişkin bilgi (4)

13. Y numarası ve BM numarası da dahil olmak üzere atığın cinsi ve fiziksel tanımı, kompozisyonu (5) ve kaza durumunda acil hükümler de dahil olmak üzere özel taşıma şartları

14. Öngörülen paketleme biçimi (örneğin açık, fıçıda, tanker)

15. Ağırlık/hacim olarak tahmini miktar (6)

16. Atığın üretildiği proses (7)

17. Ek I`de belirtilen atıklar için sınıflamalar Ek III`den: Tehlikeli özellik, H numarası, BM numarası

18. Ek IV uyarınca bertaraf yöntemi

19. Üreticinin ve ihracatçının, bilgilerinin doğruluğuna dair beyanı

20. İhracatçı veya üretici tarafından bertaraf ediciye aktarılan ve atıkların, ithalatçı ülkenin kanun ve mevzuatına göre çevreyle tutarlı bir şekilde yönetilmeyeceğine inanması için hiç bir neden olmadığı yolunda bertaraf edicinin görüşünü destekler bilgi (tesisin teknik tanımı da dahil)

21. İhracatçı ve bertaraf edici arasındaki sözleşmeye ilişkin bilgiler

NOTLAR

1) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası ile temasa geçilecek şahsın adı, telefon, teleks veya telefon numarası.

2) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası.

3) Birden fazla sevkiyatı içeren genel bildirimlerde, her bir sevkiyat tarihi veyu bu bilinmiyorsa, tahmini sevkiyat sıklığı belirtilecektir.

4) İlgili sigorta şartlarına ve bunların ihracatçı, taşıyıcı ve bertaraf edici tarafından nasıl karşılandığına ilişkin bilgiler.

5) Zehirlilik ve taşıma ve önerilen bertaraf metoduna ilişkin olarak atığın içerdiği diğer tehlikeler açısından en tehlikeli elemanların mahiyeti ve konsantrasyonu.

6) Birden fazla sevkiyatı içeren genel bildirimde, toplam tahmini miktarla her bir sevkiyatın tahmini miktarı belirtilecektir.

7) Tehlikeyi değerlendirmek ve önerilen bertaraf işleminin uygunluğunu belirleyebilmek için gerektiği ölçüde.

EK V-B
Dolaşım Belgesinde Sağlanacak Bilgiler

1. Atık ihracatçısı (1)

2. Atığın üreticisi veya üreticileri ve üretim yeri (1)

3. Atığı bertaraf eden ve fiili bertaraf yeri (1)

4. Atık taşıyıcısı veya taşıyıcıları(1) veya acenta ya da acentaları

5. Genel veya tek bildirimin konusu

6. Sınırlarötesi taşınımın başlama tarihi ve atıktan sorumlu her şahsın alındı imzası ve tarih(ler)

7. Ulaşım aracı (karayolu, demiryolu, deniz, hava, iç sular) ihracatçı ve ithalatçı ülke ile transit ülke ve tespit edilmiş ise, giriş ve çıkış noktaları da dahil

8. Atığın genel tanımı (fiziksel durumu, ilgili BM sevkiyat ismi ve sınıfı, BM numarası, Y numarası veya H numarası)

9. Kaza durumunda acil hükümler de dahil olmak üzere özel taşıma şartları

10. Paketleme tipi ve numarası

11. Ağırlık/hacim cinsinden miktar

12. Üreticinin veya ihracatçının bilgilerin doğruluğuna dair beyanı

13. Üreticinin veya ihracatçının, Taraf olan ilgili Devletler`in yetkili makamlarınca herhangi bir itiraz yapılmadığına dair beyanı

14. Bertaraf edicinin atıkları tespit edilmiş bertaraf tesisinde teslim almış olduğuna dair teyidi ve bertaraf yönteminin ve yaklaşık bertaraf tarihinin belirtilmesi.

NOTLAR

Dolaşım belgesinde gerekli bilgiler, mümkün olduğu durumlarda, nakliyat kuralları kapsamında gerekli olan bilgilerle birlikte tek bir belgede temin edilecektir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise, dolaşım belgesindeki bilgiler, nakliyat kuralları kapsamında gerekli olanların aynısı olmayacak, bunları tamamlayıcı mahiyette olacaktır. Dolaşım belgesinde, bilgilerin kim tarafından temin edileceğine ve formların kim tarafından doldurulacağına dair talimatlar olacaktır.

1) Tam ad ve adres, telefon, teleks veya telefaks numarası ile acil durumlarda temasa geçilecek şahsın ismi, adresi, telefon, teleks veya telefaks numarası.

EK VI
Tahkim
Madde 1

Sözleşme`nin 20. maddesinde atıfta bulunulan anlaşmada aksi bir hüküm bulunmadıkça, tahkim işlemleri aşağıdaki 2 ila 10. maddelere göre yürütülecektir.

Madde 2

Davacı taraf, tarafların ihtilafı 20. maddenin 2. veya 3. Fıkrası uyarınca tahkime götürme kararı aldıklarını Sekreterya`ya bildirecek ve Sözleşme`nin, ihtilafa konu maddelerinin yorumunu veya uygulamasını verecektir. Sekreterya almış olduğu bu bilgileri tüm Taraflar`a iletecektir.

Madde 3

Tahkim heyeti üç üyeden oluşacaktır. İhtilaf içindeki Taraflar`dan her biri bir hakem tayin edecek ve bu yolla tayin edilen iki hakem, ortak mutabakat ile üçüncü bir hakem seçeceklerdir. Tahkim heyetine bu üçüncü hakem başkanlık edecektir. Bu şahıs, ihtilaf içinde taraflardan birinin tabiyetinde olmayacak, ikametgahı bu taraflardan birinin üzerinde bulunmayacak ve taraflardan herhangi biri tarafından istihdam edilmeyeceği gibi, hangi sıfatla olursa olsun, söz konusu davayla da ilgilenmemiş olacaktır.

Madde 4 

1. İkinci hakemin tayin edilmesini takip eden iki ay içinde tahkim heyeti başkanının belirlenememesi halinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, taraflardan herhangi birinin isteği üzerine iki aylık ek bir süre içerisinde üçüncü hakemi belirleyecektir.

2. İhtilaf içindeki taraflardan birinin, talep tarihinden itibaren iki ay içinde bir hakem atayamaması durumunda, diğer taraf durum Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri`ne bildirebilir. Bu durumda Genel Sekreter iki aylık ek bir süre içinde tahkim heyeti başkanını seçecektir. Bu seçimden sonra tahkim heyeti başkanı, henüz hakem tayin etmemiş olan taraftan iki aylık bir süre içinde hakem tayin etmesini isteyecektir. Bu süre sonunda durumu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri`ne bildirecek ve Genel Sekreter de iki aylık ek bir süre içinde bu atamayı yapacaktır.

Madde 5

1. Tahkim heyeti kararını uluslararası hukuk kurullarına ve işbu Sözleşme hükümlerine göre verecektir.

2. İşbu Ek hükümleri kapsamında kurulan tahkim heyeti kendi usul kurallarını belirleyecektir.

Madde 6 

1. Tahkim heyetinin usule ve öze ilişkin kararları üye çoğunluğuyla alınacaktır.

2. Tahkim heyeti, gerçekleri tesbit etmek için gerekli tüm tedbirleri alabilir. Heyet taraflardan birinin isteği üzerine geçici koruma tedbirleri alınması tavsiyesinde bulunabilir.

3. İhtilaf içindeki taraflar, duruşmaların etkin bir biçimde yürütülebilmesi için gerekli tüm kolaylığı sağlayacaklardır.

4. Taraflardan birinin duruşmalara katılmaması veya kusuru, duruşmaların yapılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Madde 8 

Tahkim heyetinin özel şartları gözönüne alarak vereceği aksi yönde kararlar dışında, tahkim heyeti üyelerinin ücretleri de dahil olmak üzere tüm tahkim masrafları, ihtilaf içindeki taraflarca eşit olarak paylaşılacaktır.

Heyet yaptığı tüm masrafların kayıtlarını tutacak ve masraflara ilişkin kesin belgeyi taraflara iletecektir.

Madde 9

İhtilafa konu olan husus üzerinde hukuki mahiyette bir çıkarı olan ve bu çıkarı dava kararından etkilenebilecek olan herhangi bir Taraf, tahkim heyetinin muvafakatı ile duruşmalara müdahalede bulunabilir.

Madde 10

1. Süre kısıtlamasının beş ayı aşmayan bir süre ile uzatılmasının gerekli bulunduğu durumlar dışında tahkim heyeti, kuruluşundan itibaren beş ay içinde kararını verecektir.

2. Tahkim heyetinin kararı, gerekçeleriyle birlikte açıklanacak ve ihtilaf içindeki taraflar için kesin ve bağlayıcı mahiyette olacaktır.

3. 3. Taraflar arasında kararın yorumuna ve uygulanmasına ilişkin olarak çıkabilecek ihtilaflar, Taraflarca kararı veren heyete veya bu amaçla ilki ile aynı şekilde kurulacak başka bir heyete götürülebilir.

Unesco Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi

0

Unesco Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi 2 Kasım 2001 tarihinde kabul ve ilan edilmiştir.

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü ise (World Day for Cultural Diversity for Dialogue and Development) 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 57/249 sayılı kararı ile kutlamaya başlanmıştır.

Unesco Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi

Genel Konferans,

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’yle sırasıyla medeni ve siyasi haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili 1966 tarihli iki Uluslararası Sözleşme gibi evrensel olarak tanınan diğer belgelerde beyan edilen insan haklarının ve temel özgürlüklerin tam olarak uygulanmasını taahhüt edip,

Adalet, özgürlük ve barış adına insanlığın kültür ve eğitiminin yayılmasının insan onuru için vazgeçilmez olduğunu ve bunun bütün ulusların karşılıklı yardımlaşma ve endişe ruhu ile yerine getirmesi gereken kutsal bir görev oluşturduğunu” UNESCO’nun Anayasası’nın giriş bölümünde beyan edildiğini hatırlatarak,

UNESCO’ya diğer amaçlarının yanında “sözlü ve görüntülü düşüncelerin serbest dolaşımını geliştirmek için gerekli olabilecek bu tür uluslararası anlaşmaları” tavsiye etmeye yönelik özel görev veren Anayasa’nın 1. Maddesini de hatırlatarak,

UNESCO tarafından kültürel çeşitliliğe ve kültürel hakların kullanılmasına ilişkin olarak kabul edilen uluslararası belgelerin hükümlerine atıfta bulunarak,

Kültürün, toplum veya bir sosyal gruba özgü manevi, maddi, entelektüel ve duygusal özelliklerin tümü olarak kabul edilmesi gerektiğini; sanat ve edebiyatın yanı sıra yaşam biçimi ve değerler sistemi, gelenekler ve inançları da kuşattığını teyit ederek,

Kültürün kimlik, sosyal uyum ve bilgi tabanlı ekonominin gelişmesi konularında güncel tartışmaların merkezinde yer aldığını saptayarak,

Karşılıklı güven ve anlayış çerçevesinde kültürel çeşitliliğe saygı, hoşgörü, diyalog ve işbirliğinin uluslararası düzeyde barış ve güvenliğin en iyi garantisi olduğunu teyit ederek,

Kültürel çeşitliliğin tanınması, insanlığın birlik bilinci ve kültürlerarası değişimin gelişmesi temelinde daha fazla dayanışma talep ederek,

Hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojileri ile kolaylaşan küreselleşme süreçleri her ne kadar kültürel çeşitlilik açısından bir güçlüğü temsil etmekle birlikte kültürler ve medeniyetler arası diyaloglar için yenilenen koşullar yarattığını dikkate alarak,

UNESCO’nun Birleşmiş Milletler sistemi içinde, zengin kültürel çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesini garanti altına almaya yönelik özel görev yönergesinin farkında olarak,

Aşağıdaki ilkeleri ilan edip ve işbu Beyanname’yi kabul etmiştir.

KİMLİK, ÇEŞİTLİLİK VE ÇOĞULCULUK

Madde 1- Kültürel çeşitlilik: insanlığın ortak mirası

Kültür, zaman ve mekân içerisinde çeşitli biçimler alır. Bu çeşitlilik insanlığı oluşturan grupların ve toplumların kimliklerinin özgünlüğünde ve çoğulluğunda yansıma bulur. Biyolojik çeşitliliğin doğa için gerekli olduğu kadar; değişim, yenilik ve yaratıcılık kaynağı olarak kültürel çeşitlilik de insanlık için gereklidir.

Madde 2- Kültürel çeşitlilikten kültürel çoğulculuğa

Giderek çeşitlilik arz eden toplumlarımızda; çoğul, çeşitli ve dinamik kültürel kimliklerinin yanı sıra birlikte yaşamak için de istekli olan insanlar ve gruplar arasında uyumlu bir etkileşim sağlamak esastır. Tüm vatandaşların dâhil edilmesi ve katılımına dair politikalar; sosyal uyumun, sivil toplumun canlılığının ve barışın garantisidir. Bu şekilde tanımlanan kültürel çoğulculuk, kültürel çeşitlilik gerçeğine politik bir ifade sağlar. Demokratik çerçevenin olmazsa olmazı olan kültürel çoğulculuk, kamu yaşamını destekleyen yaratıcı kapasitelerin gelişmesine ve kültürel çeşitliliğe yardımcıdır.

Madde 3- Kalkınmada bir etken olarak kültürel çeşitlilik

Kültürel çeşitlilik herkese açık olan seçenekler yelpazesi sunar; sadece ekonomik kalkınma amaçlı değil, daha tatmin edici bir entelektüel, duygusal, ahlaki ve ruhsal varlık elde etmeye yönelik bir gelişimin de temel unsurlarından biridir.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK VE İNSAN HAKLARI

Madde 4- Kültürel çeşitliliğin garantisi olarak insan hakları

Kültürel çeşitliliği korumak, insan onuruna saygı duymaya bağlı etik bir zorunluluktur. Bu, insan hakları ve temel özgürlükleri, özellikle de azınlıklar ve yerli halklardan kişilerin haklarına dair bir taahhüt içerir. Hiç kimse, kültürel çeşitliliğe uluslararası hukuk tarafından garanti altına alınan insan haklarını ihlal etmek için veya bu hakların kapsamını kısıtlamak için başvuramaz.

Madde 5- Kültürel çeşitliliğe ortam hazırlayan kültürel haklar

Kültürel haklar, evrensel, bölünmez ve birbirine bağlı olan insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Yaratıcı çeşitliliğin gelişmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 27. Maddesinde ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 13. ve 15. Maddelerinde tanımlandığı şekliyle kültürel hakların tam olarak uygulanmasını gerektirir. Bu nedenle, tüm kişiler kendilerini seçtikleri bir dilde, özellikle de kendi ana dillerinde ifade etmek ve çalışmalarını kendi seçtikleri dilleriyle oluşturup yayma hakkına sahiptir; tüm insanların kendi kültürel kimliklerine tamamen saygılı, kaliteli eğitim alma hakları vardır; ve tüm insanlar, kendi tercih ettikleri bir kültürel yaşama katılma ve insan hakları ve temel özgürlüklere tabi olan kültürel uygulamalarını sürdürme hakkına sahiptir.

Madde 6- Kültürel çeşitliliğe herkesin erişmesine doğru

Sözlü ve görüntülü düşüncelerin serbest dolaşımını garantiye alırken tüm kültürlerin kendilerini ifade edebilmesine ve kendilerini bilinir kılabilmelerine özen gösterilmelidir. İfade özgürlüğü, medya çoğulculuğu, çok dillilik, sanata, bilimsel ve teknolojik bilgiye dijital formda da dâhil olmak üzere eşit erişim ve tüm kültürler için ifade ve yayma araçlarına erişme olanağı, kültürel çeşitliliğin garantileridir.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK VE YARATICILIK

Madde 7- Yaratıcılığın kaynağı olarak kültürel miras

Yaratım, kültürel geleneğin kökleri üzerinde sürer; ancak diğer kültürlerle temas içinde gelişir. Bu nedenle miras, hemen her biçimiyle korunmalı, insan deneyimi ve özlemlerinin bir kaydı olarak geliştirilip gelecek nesillere aktarılmalı ve böylece yaratıcılık tüm çeşitleriyle teşvik edilip kültürler arasında gerçek bir diyalog telkin edilmelidir.

Madde 8- Kültürel mal ve hizmetler: benzersiz türde mallar/metalar

Günümüzdeki ekonomik ve teknolojik değişim karşısında, yaratım ve yenilik için geniş olanaklar açılırken, yaratıcı ürün arzının çeşitliliğine, yazar ve sanatçıların haklarının tanınmasına ve de sadece mal ya da tüketim malı olarak görülmemesi gereken; kimliğin, değerlerin ve anlamın taşıyıcısı olan kültürel ürün ve hizmetlere özel bir dikkat gösterilmelidir.

Madde 9- Yaratıcılığın katalizörleri olarak kültürel politikalar

Kültürel politikalar, bir yandan düşünce ve eserlerin serbest dolaşımını sağlarken diğer yandan çeşitlenmiş kültürel mal ve hizmetlerinin kendilerini yerel ve küresel düzeyde savunacak araçları içeren kültürel endüstriler yoluyla üretim ve yayılımını sağlayan koşulları da yaratmalıdır.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK VE ULUSLARARASI DAYANIŞMA

Madde 10- Dünya çapında yaratımı ve yayılımı güçlendirici kapasiteler

Mevcut dengesizlikler ve kültürel malların küresel düzeydeki değişimi karşısında, tüm ülkelerin özellikle gelişmekte olan ve geçiş sürecindeki ülkelerin ulusal ve uluslararası düzeyde etkin ve rekabetçi kültür endüstrileri kurabilmeleri için uluslararası işbirliği ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerekir.

Madde 11- Kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum arasındaki ortaklıkları oluşturmak

Piyasa güçleri tek başına, sürdürülebilir insani kalkınma için anahtar niteliğindeki kültürel çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesini garanti edemez. Bu açıdan bakıldığında, özel sektör ve sivil toplumla ortaklık içindeki bir kamu politikasının üstünlüğü yeniden vurgulanmalıdır.

Madde 12- UNESCO’nun rolü

UNESCO, görev yönergesi ve işlevlerinin verdiği yetkiye dayanarak aşağıdaki sorumluluklara sahiptir:

a) Bu Bildirge’de belirtilen ilkelerin çeşitli hükümetler arası kuruluşlar bünyesinde hazırlanan kalkınma stratejileriyle kaynaşmasını teşvik etmek,

b) Devletler, uluslararası resmî ve resmî olmayan organizasyonlar, sivil toplum ve özel sektörün kültürel çeşitlilikten yana kavramlar, amaçlar ve politikalar geliştirmek için bir araya gelebileceği bir referans noktası ve forum olarak hizmet etmek,

c) Kendi yetki alanları içinde, bu Bildirge’yle ilişkili alanlarda standart belirleme, farkındalığı artırma ve kapasite geliştirme faaliyetlerini sürdürmek,

d) Ana hatları bu Bildirge’ye eklenmiş olan Eylem Planı’nın uygulanmasını kolaylaştırmak.

(*) Çeviri, UTMK Kültürel İfadelerin Çeşitliliği İhtisas Komitesi Raportörü Yeliz Özay tarafından İngilizce’den yapılmıştır.

Louis Renault

0

Hukukçu, öğretim üyesi, yargıç, diplomat ve Nobel Barış Ödülü sahibi Louis Renault  (21 Mayıs 1843-8 Şubat 1918) Fransa’nın Saône-et-Loire bölgesindeki Autun’da doğdu.. Collège d’Autun’da okudu. Felsefe, matematik ve edebiyat alnında ödüller aldı. Dijon Üniversitesi’nde edebiyat bölümünden mezun oldu. Ardından Paris’e giderek hukuk fakültesine başladı. 1861’den 1868’e kadar yedi yıl boyunca Paris’te kaldı, onur derecesi ile mezun olduktan sonra yine hukuk alanında doktora derecesi elde etti.

1868’de akademik kariyerine başladı. Roma Hukuku ve ardından Ticaret Hukuku öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1873’te Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku öğretim üyesi oldu.

1879’da Uluslararası Hukuk Çalışmalarına Giriş adlı eserini yayınladı (Introduction à l’étude du droit international) Bu kitap hayatında büyük bir değişim yarattı. 1881’de Uluslararası hukuk profesörü oldu ve bu alanda ders vermeye başladı. Yazdığı raporlar, hukuk ve siyaset bilimi dergilerinde yayınladığı 200’den fazla makale ve diğer çalışmaları sayesinde uluslararası hukuk alanında otorite haline geldi.

1888’de Charles Lyon-Caen ile birlikte dokuz ciltlik Traité de droit commercial isimli kitabını yayınladı.

Traité de droit commercial - Louis-Renault
Traité de droit commercial – Louis-Renault

Renault, Paris Üniversitesi’ndeki göreviyken eş zamanlı olarak, Siyaset Bilimi Okulu’nda ve iki askeri okulda dersler verdi, 252 doktora tezini danışman profesör olarak yönetti.

Uluslararası Hukuk Alanındaki Çalışmaları 

1890’da Fransa Dışişleri Bakanlığı’na hukuk danışmanı olarak atandı ve yirmi yıl boyunca Avrupa’da düzenlenen uluslararası konferansta ülkesini temsil etti. Uluslararası özel hukuk, uluslararası taşımacılık, askeri havacılık, denizcilik, köleliğin kaldırılması, uluslararası işlemlerde kullanılan ticari kağıtlar, 1864 Kızılhaç Sözleşmesi’nin revizyonu ve benzeri konularındaki düzenlemelerde önemli rol oynadı.

1899’da kurulan Lahey’deki Daimi Hakemlik Mahkemesinde görev aldı ve önemli davalar yürüttü. 1899’daki ilk Lahey Barış Konferansı Nihai Senedinin baş yazarı olarak görev yaptı.

1903 yılında kendisine Fransa tarafından büyükelçi unvanı verildi. 1907’de düzenlenen ikinci Lahey Barış Konferansı’nda da yer aldı ve etkin bir rol üstlendi.

1907’de Ernesto Teodoro Moneta ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü kazandı. 19 yabancı ülkeden onur nişanı aldı. Çok sayıda üniversiteden fahri doktora unvanı verildi.

1914 yılında  Lahey’de kurulan Uluslararası Hukuk Akademisi’nin başkanlığına seçildi.

Ömrünün sonuna kadar üniversitede ve çeşitli kurumlarda dersler verdi. 6 Şubat 1918’de son dersini verdikten sonra kısa bir tatil için Barbizon’daki villasına gitti, hastalandı ve 8 Şubat sabahı yaşamını yitirdi.

Çerkesya Bağımsızlık Bildirgesi

0
Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi (Declaration of Circassian Independence) 1 Ocak 1836'da ilan edilmiştir. Bildirge, Avrupa ülkelerine gönderilen bir mektup ile duyurulmuştur. Çerkes Bağımsızlık Bildirgesi, hem Rusya'ya hem de Babıali'ye yönelik sert eleştiriler barındırmaktadır.

Çerkesya Bağımsızlık Bildirgesi

Bismillahirrahmanirrahim

Bu kez yapılan barış antlaşmasında ülkemiz Çerkesya’nın ne şekilde ve ne ölçüde merkezde kaldığı tüm devletler ve halk tarafından bilinmektedir. Kırım Hanlığı döneminden 1829’da çıkan savaşa kadar tüm hanlarla savaştık. Kırım Rus yönetimine girdiğinde, Ruslarla daha önce hanlarla yaptığımızdan daha fazla savaş yaptık. Hiçbir zaman kimseye boyun eğmedik. Her nasılsa 1829 savaşı sonunda Osmanlı Devleti tarafından tamamen Rus tarafına terk edildik.

Rusya, 1829 savaşından 1853 (Kırım) savaşına kadar Çerkesya kıyılarında çok sayıda kale ve tahkimat inşa etmesine, top ve asker yerleştirmesine rağmen Çerkesya halkını kimse teslim alamamıştı. Ancak yaptıkları şey, paranın gücüyle, hiçbir şey bilmeyen, İslam dininin ve devletinin ne olduğunu anlamayan bazı çocuklarımızı, Çerkeslerin durumunu gözetlemek ve yağmalamak için işe almaktı. Çerkeslerin ailelerini katlettiler, mallarını yağmaladılar. Otuz yıldır gece gündüz böyle savaşıyoruz. Bu kez 1853 Kırım Savaşı sonunda yapılan barış görüşmelerinde Büyük Güçler ve arabulucular tarafından bağımsızlığımız konusunda herhangi bir müzakere yapılmadığı ve eski durumumuzda kaldığımız anlaşılınca durumumuzu bildirdik: Osmanlı İmparatorluğu’na, İngiltere’ye ve Fransa’ya.

Bağımsızlığımızı ilan etmek için önce iki yüz elli, sonra da elli kişilik büyükelçilerimizi İstanbul’a gönderdik. Savaş sırasında İngiltere ve Fransa tarafından bu taraflara atanan konsoloslar, Çerkesya’nın bağımsız kalacağını bildirip herkese bildirdiğinden, tüm halk, tıpkı diğer devletler gibi, önceki kaosu bırakıp birlik olmuş, vergi ödemeyi ve düzeni sağlamayı kabul etmiştir. Daha sonra beni komutan olarak seçip emirlerime aykırı davranmayacaklarına dair yemin ettiler ve bana imzalı anlaşmalar verdiler. Bunun üzerine ödemeleri gereken vergi ve aşar tutarlarını belirledik.

Halkımız, ülkemizin her yerini korumaya yetecek düzenli askerin oluşturulması, top ve mühimmatın temini için verdiği senetler gereğince vergi ödüyor, içlerinden disiplini hak edenleri ceza için bize teslim ediyor. Uygun yerlerde mahkemeler kuruluyor ve şeriat uygulanıyor. Çaresiz kalan düzenli askerlerimizi milliyeti ne olursa olsun eğiteceğiz. Eğitmenin yanı sıra silah, mühimmat ve diğer ihtiyaçlarımızı karşılamak zorunda kaldık. Şimdilik bir kısım topçu, süvari ve piyade askerleri ile subayları ikmal edilerek getirildi.

Kırk gün önce Rusya Hükümetine gönderdiğimiz belirli maddeli muhtıramızda da açıklandığı gibi, (Rusların) Anapa ve çevresine asker ve topçu sevkıyatı sırasında, topçu silahlarımızın olmaması nedeniyle topçu kullanamadık. (Buna rağmen) Çerkes halkı Ruslara karşı direnmiş ve Anapa Kalesi dışında hiçbir yerde Rus kalmamıştır. Adegum’un yanında yirmi iki top ortaya çıktı. On bini aşkın süvari ve piyade askerimiz ile topçu askerlerimiz, tedarik ettiğimiz toplarla söz konusu halkın askerlerine katıldı. Şimdi Ruslarla çetin savaşlar yapılıyor. Rusların bulundukları yerden bir adım bile uzaklaşmasına izin vermedik, hendek kazdık ve orada bekledik. Anapa’nın karşısında ise Çerkes askerleri karakol görevi görüyor.

Mora kesinlikle Osmanlı İmparatorluğu’nun malıydı ve halkı cizye ödeyen tebaaydı. Gazi Mahmud Han’ın hükümdarlığı sırasında 1236 (1820-1821) yılında yedi yıl boyunca onlara karşı savaş yapıldı. Savaş sonunda Moralılar, hepimiz Hıristiyan olduğumuz için İslam Devleti Hükümeti’ni (Osmanlı Devleti) kabul etmiyoruz, bağımsızlığımızı istiyoruz deyince, bütün devletler onların isteklerini kabul ederek onları İslam Devleti’nden kaldırdılar. Sırbistan ve Eflak-Boğdan gibi bağımsız kaldılar.

Biz bunca yıldır Rus devletine karşı savaşıyoruz. Bizim de böyle bağımsız kalamamamızın sebebi nedir? Rus İmparatoruna gönderdiğimiz muhtırada Allah aşkına tek bir Çerkes kalmayıncaya kadar hepimiz kırılsak bile Hıristiyan Devlet Hükümetini (Rusya) kabul etmeyeceğimizi ve diğer konuları belirtmiştik. Her birinin birer kopyasını ofisinize ve İngiltere, Avusturya ve Fransa’ya incelenmek ve Çerkesya’daki durum hakkında bilgi edinmek için gönderdik. Bağımsızlık arzumuzun meşruiyetini açıklama cesaretini gösterdik.

Bilgilendirildiniz. Çerkes halkının bebeklerine ve çocuklarına, onların alim ve salih insanlarına ve tüm fakirlere merhamet eyleyin, Allah ve O’nun sevgili Peygamberi hürmetine, Osmanlı Devleti’nin diğer devletlere Çerkesya’nın haklı bağımsızlığını tanımada aracı olmasını niyaz ediyoruz. Çerkesya’nın durumunu sunduk. Emir ve ferman size aittir.

27 Şevval 1273/20 Haziran 1857
Men sabera zafera (Sabırlı olan kazanır),
Allah’ın kulu Sefer,
Birleşik Çerkesya Komutanı Zan-zade (Zanuqo)

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü

0

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü (World Day for Cultural Diversity for Dialogue and Development) 2002 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 57/249 sayılı kararı ile kutlamaya başlanmıştır. Kültürlerin bir araya gelerek insanların iletişimin gücü ve büyüsünden yararlanmaları 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’nün ana temasıdır.

Genel Kurulun kararından önce Birleşmiş Milletlerin alt kuruluşu olan Unesco, 2 Kasım 2001 tarihinde Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’ni kabul etmiş 21 Mayıs gününü “Diyalog ve Kalkınma için Kültürel Çeşitlilik Dünya Günü” olarak ilan etmiştir.

Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’nin kültürel çeşitlilikle ilgili en önemli vurgularından biri diller üzerine olmuştur. Anadilde her düzeyde eğitimin, farklı dillerin korunması ve geliştirilmesinin kültürel çeşitlilik adına oldukça önemli bir durum olduğu da belirtilmiştir.

2008 yılı, UNESCO tarafından “Uluslararası Diller Yılı” ilan edilmiştir.

21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü, kültürel çeşitlilik değerlerini anlamak ve 20 Ekim 2005’te kabul edilen “Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi” hakkındaki UNESCO sözleşmesinin dört ana hedefi doğrultusunda ilerlemek için bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.

Kültür için sürdürülebilir yönetim sistemlerinin desteklenmesi; kültürel mal ve hizmetlerin dengeli akışını sağlayan sanatçıların ve kültür profesyonellerinin hareketliliğinin arttırılması ve desteklenmesi; sürdürülebilir kalkınma çerçevesince farklı kültürleri bir araya getirmek ve bütünleştirmek; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tanıtılması temel hedeflerdir.

Belirlenen hedefler doğrultusunda dünyanın her tarafında etkinlikler düzenlenmesi için UNESCO tüm ülkelere çağrıda bulunmaktadır.

19 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
19 Mayıs - Hukuk Takvimi
19 Mayıs – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün
1762 Alman düşünürü Johann Gottlieb Fichte dünyaya geldi. (19 Mayıs 1762, 27 Ocak 1814,) Kant, Friedrich Schelling, Hegel gibi isimlerin yanı sıra Alman felsefesinin temel taşları arasında yer almaktadır.
1795 İskoç avukat, biyografi yazarı ve günlük yazarı James Boswell yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Ekim 1740) 1762’de sözlü hukuk sınavını geçti. Utrecht Üniversitesi’nde hukuk eğitimine devam etme amacıyla Avrupa’ya doğru yola çıktı ve avrupa seyahati sırasında Hollanda’da Boswell ve Grand Tour’da Boswell olmak üzere iki kitap yazdı. Edinburgh Üniversitesi’nde hukuk bitirme sınavına çalıştı. Sınavı geçti ve avukat oldu. En iyi arkadaşı ve eski çağdaş İngiliz yazar Samuel Johnson’ın biyografisi ile tanındı. Bu eser İngilizce dilinde yazılmış en büyük biyografi eseri oldu.
1825 Fransız sosyalizminin kurucularından filozof ve iktisatçı Henri de Saint Simon yaşamını yitirdi. (17 Ekim 1760– 19 Mayıs 1825)
1870 Seri katil ve yamyam Albert Fish doğdu. (Ölümü: 16 Ocak 1936)  Genellikle küçük ve savunmasız çocukları kurban seçti. Cinayetlerinde mutlaka işkenceler uyguluyor, tecavüz ediyor, etlerini yiyor, kurbanlarına acı çektirmekten büyük zevk duyuyor ve bunları din adına yaptığını düşünüyordu. Kendisine de çeşitli işkenceler  uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle, günahlarından ötürü kendisini cezalandırdığına inanıyordu.
1881 Mustafa Kemal Atatürk Selanik’te doğdu.
 1897 Oscar Wilde, 1895’ten beri “ahlak dışı yaşam” suçlamasıyla kürek cezası çekmekte olduğu Reading Zindanı’ndan tahliye oldu.
1898 İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından olan William Ewart Gladstone yaşamını yitirdi. (29 Aralık 1809 – 19 Mayıs 1898) Liberal Parti adına 1868’den 1894’e kadar üç dönemde 12 yıl görev yaptı. Oxford’dan mezun oldu. Avukat olmayı planlarken, 1832’de milletvekili seçildi ve siyasete atıldı. Reformculuğu ile ön plana çıktı. 1877-1880 yıllarında Glaslow Üniversitesi(The University of Glasgow) rektörlüğü yaptı. (Bknz: Açılış konuşması)
1919 Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başladı.
1920 TBMM, Damat Ferit ile arkadaşlarının yurttaşlıktan çıkarılmasına karar verdi.
1921
  • Hukukçu Refik Şevket İnce, Adalet Bakanı oldu.
  • Amerikalı hukukçu ve politikacı Edward Douglass White Jr. yaşamını yitirdi. (3 Kasım 1845-19 Mayıs  1921) Louisiana Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra New Orleans’ta avukatlık yaptı. Louisiana Senatörü olarak Kongre’de çalıştıktan sonra 9. ABD Yüksek Mahkeme Baş Yargıcı olarak görev aldı. Antitröst hukukunun Akıl Kuralı standardını formüle etmesiyle tanındı.
1923 Malezyalı hukukçu ve siyasetçi Peter Lo Sui Yin doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2020) Victoria Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1956’da Baro’ya kabul edildi ve hukuktan mezun olup hukukçu olmaya hak kazanan ilk Sabahan oldu. 1957 ve 1961 yılları arasında Sandakan’daki Singapur hukuk firması Donaldson&Burkinshaw için çalıştı. 1961’de Donaldson & Burkinshaw’dan kendi hukuk bürosunu kurmak için ayrıldı. Kurduğu büro hala hukuk firması olarak varlığını sürdüren ilk Sabah hukuk bürosu oldu. Sabah Kamu Hizmetleri Komisyonu üyesi olarak atandı. 1965’ten Mayıs 1967’ye kadar Sabah’ın 2. Başbakanı olarak görev yaptı. 1963’ten 1978’e kadar yeni Malezya için Parlamento Üyesi olarak görev yaptı.  
1924 Türk-Irak sınırı konusunda Türkiye –İngiltere görüşmeleri İstanbul’da başladı. Haliç Konferansı olarak diye adlandırılan görüşmelerden sonuç çıkmayınca, konu Milletler Cemiyeti‘ne götürüldü.
1926 Amerikalı siyasetçi ve insan hakları savunucusuydu Malcolm X  doğdu. (Ölümü: 21 Şubat 1965) Gelmiş geçmiş en etkili Siyahi Amerikalılardan biri oldu. Suikast sonucu öldürüldü. 
1926 Finlandiya ile yapılan dostluk antlaşmasının onaylanmasına dair kanun” 5 Ocak 1926’da kabul edilmişti. Finlandiya anlaşmayı, 19 Mayıs 1925’te onayladı.
1928 TBMM, Yüksek Mühendis Mektebi Kanununu kabul etti.
1931 Avukat Ömer Atila Sav doğdu. (Ölümü: 16 Aralık 2020)
1931 Alman düşünür ve toplumbilimci Alfred Schmidt, dünyaya geldi.  Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde filoloji, felsefe ve sosyoloji okudu. Doktorasını 1962 yılında, Marx’ta Doğa Kavramı/The Concept of Nature in Marx) ile aldı. Schmidt 1972 Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji profesörü olarak görev yaptı. Uluslararası PEN üyesi ve Schopenhauer Derneği’nin onursal üyesiydi. Frankfurt okulunun kurucuları Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno’nun öğrencisiydi. 28 Ağustos 2012’de yaşamını yitirdi.
1938 Atatürk son defa 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izledi ve Hatay sorunu ile ilgili olarak -rahatsızlığına rağmen- Güney gezisine çıktı.
1939 Hatay sınırına dair Antakya Protokolü imzalandı. Milletler Cemiyeti Sınır Komisyonu, Hatay Devleti sınırlarını belirledi.
1939 Azerbaycan asıllı Türk hukukçu, siyasetçi, yazar, gazeteci ve Liberal Kemalizmin kurucusu Ahmet Akif Ağaoğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: Aralık 1869) Paris’te  hukuk eğitimi aldı. 1930 yılında Türkiye’nin ilk çok partili hayata geçiş denemesinde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın teorisyeni olarak Türk siyasetine damgasını vurdu. Bakü‘de Azerbaycan Türkleri arasında milliyetçilik ve Türkçülük bilincinin gelişmesi için çalıştı. Türk Yurdu ve Türk Ocağı cemiyetlerinin kurucuları arasında yer aldı. Ziya GökalpYusuf Akçura gibi isimlerle birlikte Türkçülük akımının önderleri arasına girdi. Mustafa Kemal’e devrimler konusunda danışmanlık yaptı. Parti kapandıktan sonra aktif siyasetten çekildi, ölümüne kadar yazılarıyla milliyetçiliği ve liberal düşünceyi savunmaya devam etti. 
 1948 İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ile İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği birleşti. Böylece, kısa adı TMTF olan Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
 1953 “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Andlaşması” Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlandı.
1954 Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Grant Woods dünyaya geldi. (19 Mayıs 1954 – 23 Ekim 2021)
1960 Demokrat Parti iktidarının ilan ettiği Sıkıyönetim, 19 Mayıs vesilesiyle halkın Anıtkabir’i ziyaretini 10’ar kişilik gruplarla sınırlandırdı. Anıtkabir ziyareti kısıtlamaları gün boyu süren olaylara sebep oldu. Olaylara yayın yasağı getirildi.
1964 Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961 tarihinde Batı Almanya ile Türkiye arasında imzalandı. Alman ve Türk Hükümet temsilcileri, 1961 yılında imzalanan sözleşmenin uygulamasından kaynaklanan sorunları çözmek için 19 Mayıs 1964 gününde Bonn’da, Federal Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek yeni bir protokol imzaladı.
1968 Avukat Kazım Kolcuoğlu, 19 Mayıs 1968 tarihinde, Prof. Dr. İsmet Sungurbey, Orhan Kemal, Zihni Anadol, Kadri Kaplan, Vecdi Özgüner, Sevinç Özgüner, Şevki Akşit, Engin Ünsal ve Afet Ilgaz’la birlikte İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği İPSD’ni kurdu, dernek çok sayıda yürüyüş, açıklama ve miting yaptı.
1971 İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılması sonrasında Sıkıyönetim’ce hakkında arama kararı çıkarılan yüzlerce kişi gözaltına alındı veya teslim oldu.
1975 ABD Senatosu, Türkiye’ye silah ambargosunun kaldırılmasını kararlaştırdı.
1979
  • 1 Mayıs günü sokağa çıktıkları için tutuklanan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran ve 330 partili serbest bırakıldı.
  • Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün öldürülmesinden dolayı arananlardan Hüseyin Kocabaş; gasp, yaralama vb. olaylardan aranan 6 kişiyle birlikte-Balıkesir’de saklandığı evde yakalandı.
1981 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi, tüm resmi kurumlar, okullar ve vatandaşlarca bayram olarak kutlanmaya devam edildi. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev yeniden düzenlenerek Devlet Bakanı İlhan Öztrak tarafından hizmete açıldı. Atatürk Orman Çiftliği’nde, Atatürk’ün evinin benzerinin temeli, Başbakan Bülend Ulusu tarafından atıldı.
 1981
  • Avrupa Konseyi, 2.Tüketici Koruma Programını kabul etti. 23 Haziran 1986 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşıldı.
  • DİSK hakkında 12 Eylül öncesinde açılmış olan kapatma davası Sıkıyönetim Mahkemesi’ne devredildi.
1982 Türkiye, Fransa‘dan Yılmaz Güney‘in iadesini istedi.
1989
  • Kadın Kurultayı toplandı. İlk kez kapalı bir salonda yapılan kadın toplantısına yaklaşık 2 bin 500 kadın katıldı.
  • Atatürkçü Düşünce Derneği kuruldu.
1990 12 Eylül Darbesini yapan Kenan Evren’e, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nca “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü” verildi. Evren, ödülünü Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın elinden aldı.
1991 Hırvatistan’da referandum yapıldı. Halkın %94’ü bağımsızlık için oy kullandı.
1993 TKEP Genel Sekreteri Teslim Töre ve 10 arkadaşı DGM’de tutuklandı.
1994 Fransız filozof ve sosyolog Jacques Ellul dünyaya geldi. (6 Ocak 1912 – 19 Mayıs 1994) Bordeaux Üniversitesi’nde kıdemli tarih ve kurum sosyolojisi profesörlüğü yapmıştır. Kariyeri boyunca 60’tan fazla kitap ve 600’dan fazla makale yayınlamıştır. Eserlerinin çoğu propaganda, teknolojinin toplum üzerindeki etkisi ve din ile politikanın etkileşimini konu almaktadır.
2001 Prag Bildirgesi, Bologna Süreci kapsamında, Avrupa’da Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Zirvesi’nde, 32 ülkenin katılımı ile 19 Mayıs 2001 tarihinde kabul edildi.
2006 Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları, Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından oluşmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış olup, en son Portekiz, Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır.
2006 Türkiye Gençlik Birliği, 19 Mayıs 2006 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde, 40 üniversiteden 65 öğrenci topluluğunun bir araya geldiği Türkiye Gençlik kurultayı ile kuruldu.
2006 Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlarla öldürülen Mustafa Yücel Özbilgin için 19 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’da ve Ankara Kocatepe Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.
 2006 Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupa’da Avukatların Tabi olduğu Melek Kuralları, Porto’da güncellendi.
2011 IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, görevinden istifa etti. Strauss-Kahn, otel görevlisi bir kadına cinsel saldırı suçlamasıyla New York’ta mahkemeye çıkarıldı. Kahn, kefaletle serbest bırakıldı.
2017 Iraklı hukukçu, politikacı ve yazar Noşirvan Mustafa yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1944) Viyana Üniversitesinde Uluslararası Hukuk eğitimi aldı.  
2019 Şilili hukukçu, siyasetçi, eski atlet, ve yazar Carlos Altamirano Orrego yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Aralık 1922) Şili Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Burada kamu maliyesi ve hukuk profesörü olarak görev yaptı.  1946 ve 1947 Güney Amerika Atletizm Şampiyonasında yüksek atlama etkinliğinde madalya kazandı. Şili Sosyalist Partisi’ni 1961-1965’te Temsilciler Meclisi’nde, 1965-1973’te Senato’da temsil etti. Augusto Pinochet’nin 1973’teki darbesinden sonra Şili’den kaçtı, 1993 yılına kadar Küba, Doğu Almanya ve Fransa’da sürgün olarak yaşadı.
2025 Kadınların evlenirken eşinin kütüğüne “taşınması”, boşandığında baba kütüğüne “iadesi” uygulamasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. 2020 yılında bu uygulamanın iptali için avukat Ömer Çakırgöz ve eşinin açtığı davada mahkeme norm denetimi amacıyla ve düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasına karar verdi.
2025 İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” soruşturmasında tutuklanan şüpheli Ahmet Çiçek’in, etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiği öğrenildi.
2025 İstanbul Anadolu Adliyesi 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, avukatlarının Sedat Peker hakkında çıkartılan kırmızı bülteninin kaldırılma talebi reddedildi.

Türkiye – Finlandiya Dostluk Antlaşması

0

Türkiye ile Finlandiya Dostluk Antlaşması, Varşova’da, 9 Aralık 1924 tarihinde  imzalanmıştır. (Suomen ja Turkin välinen ystävyyssopimus)

Dostluk Antlaşması, Türkiye’nin uluslararası barış perspektifini yansıtmaktadır.

Bunu takiben, “Finlandiya ile yapılan dostluk antlaşmasının onaylanmasına dair kanun” 5 Ocak 1926’da kabul edilmiştir. Finlandiya ise anlaşmayı daha erken bir tarihte, 19 Mayıs 1925’te onaylamıştır.

Antlaşma, 17 Ocak 1926 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. (Türkiye ile Finlandiya arasında münakit muhadenet muahedenamesinin tasdikına dair kanun)  Onay belgeleri 24 Kasım 1926’da Varşova’da teati edilmiştir.

İki ülke arasındaki Dostluk Antlaşması, siyasi ve diplomatik ilişkilerin başlangıcı olmuştur. Derin ve kalıcı barışın temeli antlaşmadır.

Mütekabiliyet ilkesi getirilmiş, diplomatik ilişkilerin uluslararası hukuka uygun olarak kurulması öngörülmüştür.

Sonrasında, 2 Haziran 1926 tarihinde, Finlandiya ile imzalanan ticaret ve seyri sefain antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma Türk-Fin ekonomik ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. İlerleyen yıllarda iki ülke arasında yeni sözleşmeler yapılmasının önü açılmıştır.

Türkiye’nin Helsinki’deki temsilciliği, 1946-1959 yılları arasında Maslahatgüzarlık düzeyinde hizmet vermiştir. Ardından, Elçilik düzeyine yükselmiştir. Daha sonra,  1959 yılında Büyükelçilik seviyesine yükseltilmiştir. 

 

TÜRKİYE İLE FİNLANDİYA ARASINDA YAPILAN DOSTLUK ANTLAŞMASI

Bir yandan Türkiye, diğer yandan Finlandiya;

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti arasında içten bir dostluk bağı kurmak ve güçlendirmek istediklerini içtenlikle beyan ederler. İki devlet arasındaki ilişkilerin kurulmasının, her iki milletin mutluluğuna ve refahına hizmet edeceğine inandıkları için bir dostluk antlaşması yapmaya karar vermişlerdir. Bu doğrultuda temsilciler olarak:

Türkiye Cumhurbaşkanı; Türkiye Cumhuriyeti’nin Varşova Olağanüstü Komiseri ve Büyükelçisi Dr. İbrahim Tali Bey’i,

Finlandiya Cumhurbaşkanı ise; Finlandiya Cumhuriyeti’nin Varşova Olağanüstü Temsilcisi ve Büyükelçisi Sayın Erik Erström’ü atamıştır.

Atanmış temsilciler, yetki belgelerini karşılıklı olarak sunmuş ve aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti ve her iki ülkenin vatandaşları arasında bozulması mümkün olmayan, içten ve sonsuz bir barış ve dostluk geçerli olacaktır.

Madde 2

İki devlet, diplomatik ilişkilerin uluslararası hukukun esaslarına uygun şekilde kurulması konusunda anlaşmışlardır.

Her iki tarafın siyasi temsilcileri, diğer devletin topraklarında genel uluslararası hukuk kurallarına tabi olacaklarını karşılıklılık ilkesiyle kabul ederler.

Madde 3

Bu antlaşma onaylanacak ve onay belgeleri mümkün olan en kısa sürede Varşova’da karşılıklı olarak değiş tokuş edilecektir.

Antlaşma, onay belgelerinin değiş tokuşundan on beş gün sonra yürürlüğe girecektir.

İki tarafın temsilcileri, bu antlaşmayı imzalayıp mühürlemişlerdir. 1924 yılı Aralık ayının dokuzuncu günü Varşova’da iki nüsha olarak düzenlenmiştir.

 

TÜRKİYE İLE FİNLANDİYA ARASINDA MÜNAKİT MUHADENET MUAHEDENAMESİ

Bir taraftan Türkiye,
Diğer taraftan Finlandiya,

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti arasında muhadeneti samimiye revabıtı tesis ve tahkim etmeği ayni derecede ve halisane arzu ettikleri ve Devleteyn beyninde münasebat teessüs edince Tarafeyn milletlerinin saadet ve refahiyetine hadim olacağı kanaatini her ikisi de perverde eyledikleri cihetle bir muhadenet muahedesi aktine karar vermişlerdir ve bu bapta murahhasları olmak üzere :

Türkiye Reisicumhuru; Türkiye Cumhuriyeti Varşova fevkalâde komiseri ve orta elçisi Dr. İbrahim Tali Beyi,

Finlandiya Reisicumhuru; Finlandiya Cumhuriyetinin Varşova fevkalâde murahhası ve orta elçisi Müsyü Erik Erstrom’u tayin etmişlerdir.

Müşarileyhima usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra ahkâmı atiyeyi kararlaştırmışlardır :

Madde — 1

Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti ve Tarafeyn tebaaları arasında gayrikabili ihlâl sulh ve samimî ve ebedî muhadenet cari olacaktır

Madde — 2

Tarafeyni /Âliyeyni Âkıdeyn iki Devlet arasındaki diplomasi münasebatı hukuku düvel esaslarına tevfikan tesis hususunda ittifak etmişlerdir.

Tarafeyn, her birinin mümessili siyasilerinin Tarafı diğerin arazisinde hukuku umumiyei düvel kavaidi umumiyesine mevzu muameleye mazhar olacaklarını – mütekabiliyet şartile – kabul ederler.

Madde —3

İşbu muahede tasdik olunacak t ve tasdiknameler sürati’ mümkine ile Varşova’da teati edilecektir.

Mezkûr muahedename, tasdiknamelerin teatisinden on beş gün sonra iktisabı meriyet edecektir.

Tasdikanlilmekal Tarafeyn murahhasları işbu muahedeyi imza ve mühürlerile tahtim etmişlerdir. 1924 senesi’kânunuevvelinin dokuzuncu günü Varşova’da iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Cumhuriyet Riyasetine tebliği : 5 -1 -1926 tarih ve l’/612 No. lu tezkere ile
Berayi neşir ve ilân kanunun Başvekâlete tebliğ edildiğini müşir Cumhuriyet Riyasetinden mevrut
tezkerenin \tarih ve numarası : 7 -1 -1926 ve 4/19

 

Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Sorunlarının Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma

0

Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Sorunlarının Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma, Türkiye ile Fransa arasında düzenlenmiş, 23 Haziran 1930 tarihinde, Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu ve Fransa Büyükelçisi René Massigli tarafından Ankara’da  imzalamıştır. Antlaşma kapsamında, bir Protokol, bir Prose – Verbal, iki ek(layiha) ve iki mektup imzalanmıştır.

Antlaşmanın temelleri Atatürk döneminde atılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti döneminde Atatürk sonrası imzalanan en önemli antlaşmadır.

Türkiye – Suriye Sınır Haritası

Antlaşmanın onaylanmasına ilişkin kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde 30 Haziran 1930’da kabul edilmiş. 4 Temmuz 1939 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Antlaşma ile 1920 ve 1930 yıllarında düzeltme yapılan Suriye sınırı yeniden düzenlenmiş ve Milletler Cemiyeti Sınır Komisyonunun 19 Mayıs 1939’da belirlediği Hatay Devleti sınırları Türkiye-Suriye sınırı olarak kabul edilmiştir.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Hatay’ın bağımsız bir devlet olmasının ardından, Suriye üzerinde kontrolü devam etmekte olan Fransa ile ilişkiler olumlu şekilde ilerlemiş, dostluk çerçevesinde sürdürülen ilişkiler sayesinde antlaşma yapılabilmiştir. Fransa, Türkiye’nin istediği şekilde Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması yoluyla sınır sorununun kesin bir şekilde çözüme kavuşturulmasını kabul etmiş, Hatay’daki Fransız kuvvetlerinin bir ay içinde bölgeden çıkarılmasını onaylamıştır.

Hatay’da oturanlara vatandaşlık seçme hakkı verilmiş, Suriye yahut Lübnan’ı seçmeyenlerin otomatik olarak Türk vatandaşı olması esası kabul edilmiştir.

Hatay sorununun çözümünden sonra bir gazete manşeti

Türkiye ile Fransa arasında Ankara’da 23 haziran 1939 tarihinde imzalanan Türkiye ile Suriye arasında araz i mesailini n kat’ î surette hallini nıutazammın Anlaşma ve müzeyyelâtının tasdikina dair kanun

Kanun No: 3658

Kabul tarihi: 30/6/1939

Madde 1 — Türkiye Cümhuriyetile Fransa Cumhuriyeti arasında 23 haziran 1939 tarihinde Ankarada imza edilen Türkiye ile Suriye arasında arazi mesailinin kat’î surette hallini mutazammın Anlaşma ve bu
Anlaşmanın bir protokol, ik i lahika, bir Prose – Verbal ve iki mektuptan mürekkep müzeyyelâtı kabul ve tasdik edilmiştir.

Madde 2 — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3 — Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur. 3/7/1939

Türkiye ile Suriye arasındaki sınır çizgisinde 2010 yılından sonra gelişen olaylar kapsamında tel örgü ve duvar örüldü.

Türkiye ile Suriye arasında arazi mesailinin kat’ î surette hallini mutazammın anlaşma /Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Sorunlarının Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma

Türkiye Cumhur Reisi ve Fransa Cumhur Reisi.

20 teşrinievvel 1921 tarihli itilâfnamenin 7 nci maddesinde ve mezkûr itilâfnamenin 7 nci ve 8 inci maddelerini itmam eden mektupda münderiç ahkâmı nazarı dikkate alarak, Türkiye ile Suriye arasındaki hududu kat’î şekilde tesbit etmek suretile ilki tnırmleket mütekabil münasebetlerini her türlü şüphe ve tereddütten azade kılarak bu münasebetleri ıslah edecek olan bir arazi anlaşmasının arzettiği faideye kani bulunarak,

Türkiye Cumhur Reisi :

Hariciye Vekili, İzmir Mebusu Bay Şükrü Saracoğluyu,

Ve Fransa Cumhur Reisi :

Fransanm Türkiyede’ki Büyük Elçisi, Lejivon Donör nişanının komandör rütbesini haiz Ekselans Bay René Massigliyi murahhasları olarak tayin etmişlerdir.

Müşarüniîeyhima, usulüne muvafık buldukları salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra atideki maddeleri kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Fransa 30 mayıs 1926, 22 haziran 1929 ve 3 mayıs 1939 tarihli protokollerde tarif edilmiş olan hattın:

a) Karasunun şimdiki hududu ^atletiği noktadan 230 numaralı taşa kadar, arazi üzerinde tahdidi; 19 mayıs 1939 da Antakyada imza edilen protokol da tesbit edilmiş bulunan hat ile tetabuk edecek surette;
Şurası mukarrerdir ki , 17 ve 27 numaralı hudud taşları arasındaki Gömid Köyü tamamen Türkiye’ye bırakılacak ve hat 224 numaralı taştan Yenişehir – Antakya yolunu Türkiye arazisinde bırakarak doğruca 230 numaralı hudud taşına kavuşacaktır.

b) Ve 419 numarayı taşıyan hudud taşından Askoranenin takriben 1200 metre cenubu garbisinde bir noktaya kadar şimali şarkî istikametinde uzanır, buradan, Askorane ve Kocakayrakın şarkından geçerek
Kocakayrakın takriben bir kilometre şimali garbisinde bulunan bir noktaya kadar şimale doğru imtidad edecek;

Bu noktadan itibaren hat, şato ‘harabesinin takriben bir kilometre şimalinde bulunan bir noktaya kadar garba doğru imtidad edecek ve oradan cenubu şarkiye doğıu giderek (Şato harabesinin garbinde) 1010 rakımlı tepeye erişecektir; bundan sonra cenubu garbî istikametinde Başorta şimalinde, Kara duran Deresine ulaşan derenin yatağını ve nihayet Karaduran Deresini takiben denize vasıl olacak; Surette tashih edilmesine kendi hesabına muvafakat eyler.

Yukarıda zikri geçen üç bölgede. 19 mayıs 1939 da mesaisini ikmâl etmiş olan komisyon, yeni hattı arazi üzerinde tesbite memur edilecektir. Bu suretle tayin edilen hattın ötesinde bulunan arazi en geç 23 temmuz 1939 a kadar Fransız kuvvetleri tarafından tahliye edilecek ve aynı tarihte Fransız makamatının elinde kalan salâhiyetlerin devri de ikmâl edilmiş bulunacaktır.

Madde 2

Birinci ımaddenin son fıkrasında mevzuubahis arazide mütemekkin Hatay vatandaşları Türkiye tabiiyetini bihakkın iktisap edecektir.

Madde 3

İkinci madde mucibince Türkiye tabiiyetini iktisap eden 18 yaşını mütecaviz olan kimseler işbu Anlaşmanın mer’iycte girdiği tarihten itibaren 6 aylık bir müddet zarfımda Suriye veya Lübnan tabiiyetini ihtiyar etmek hakkını haiz olacaklardır.

Balâda mezkûr hakdan istifade etmek isteyen kimseler ikametgâhlarının merbut bulunduğu idarî makama bu hususta bir beyanname tevdi edeceklerdir. Kendilerine bir makbuz verilecektir. Hakkı hiyarı istimal edenlerin listeleri, mümkün mertebe kısa fasılalarla, Fransız Konsolosluğuna tevdi olunacaktır.

Madde 4

Üçüncü maddenin ahkâmına tevfikan hakkı hıyarlarını istimal eden kimseler, müteakib 18 ay zarfında ikametgâhlarını Türkiye’nin haricine nakletmeğe mecbur olacaklardır.

Bunlar, mutasarrıf oldukları emvali gayrimenkuleyi tasfiyeye mecbur olacaklar ve her türlü menkul mallarile hayvanlarını elden çıkarmak veya beraberlerinde götürmek hususunda serbest olacaklardır.

Balâda mevzuubahis tasfiyeden mütehassıl mebaliğ, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iskenderun Şubesinde bir bloke hesaba yatırılacak ve bu mebaliğin tarzı nakl i Türk ve Fransız Hükümetleri arasında hususî bir anlaşma ile kararlaştırılacaktır.

Bu maddenin birinci fıkrasında mezkûr kimselerin elinde bulunan Türk parasından gayri mebaliğ işbu Anlaşmaya mülhak Prose-Verbalde tesbit olunan şekilde ihraç olunabilecektir.

Madde 5

2 nci, 3 üncü ve 4 üncü maddeler ahkâmının tatbikından mütevellid bütün hususatta evli kadınlar, kocalarına ve 18 yaşından aşağı çocuklar, ebeveynlerine tâbi olacaklardır.

Madde 6

Fransa Hükümeti, Fransız Devletine aid bir arsa üzerinde kâin bulunan ve olduğu gibi idame edilecek olan İskenderun Askerî Mezarlığının bakım ve muhafazası için bir bekçi tayinine hakkı olacaktır.

Madde 7

Türkiye, 30 mayıs 1926 tarihl i itilâf, 22 haziran 1929 tarihli Protokol ve 3 mayıs 1930 tarihli Protokol ile tarif ve işbu Anlaşma ile tashih edilmiş olan hattın, arazisinin kat’î hududunu teşkil ettiğini tasdik eder. Binaenaleyh, Türkiye, Suriyenin tamamiyeti mülkiyesine tecavüz, dahilî huzurunu ihlâl veya tehlikeye koyacak mahiyette olan veya bu gayeleri istihdaf eden her hangi bir hareketi takbih eder ve arazisi üzerinde bu mahiyetteki her hareketi men ve licabında tenkil etmeği taahhüd eder.

Madde 8

Evvelki muahedelerin ve Anlaşmaların hiç bir hükmü, 7 nci maddedeki taahhüdlere mugayir addedilerek tefsir edilemeyecektir.

Madde 9

Yüksek Âkid Taraflardan Türkiye kendi arazisinde ve Fransa Suriye arazisi üzerinde iki komşu memleketin emniyet veya rejimleri aleyhine müteveccih hareketlerin ihzar ve ikamı men için muktazi bütün tedbirleri ittihaz edeceklerdir.

Madde 10

Yeni bir anlaşmanın akdini mümkün kılmak maksadile, 30 mayıs 1926 tarihli dostluk ve iy i komşuluk itilâfı ile mütemmim anlaşmaların mer’iyeti, 15 mart 1940 tarihine kadar temdiâ olunmuştur.

Bu senedlerin ahkâmı, 30 mayıs 1926, 22 haziran 1929 ve 3 mayıs 1930 tarihli protokollerle, işbu anlaşmada derpiş olunan tashih mucibince tesbit edilen Türkiye – Suriye hududunun heyeti umumiyesi için muteber olacaktır.

Şu kadar ki , otlak ve yaylak haklarına aid ahkâm mülga addedilecektir.

Madde 11

İşbu anlaşma tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün olduğu kadar sür’atle ve en geç olarak 22 temmuz 1939 da Paris’te teati olunacaktır. Tasdiknamelerin teati günü mer’iyete girecektir.

Tasdikanlilmckal balâda isimleri musarrah murahhaslar işbu anlaşmayı imza etmişler ve mühürlerini vazeylemişlerdir.

Ankara’da iki nüsha olarak 23 haziran 1939 tarihinde tanzim olunmuştur.

PROTOKOL

Bu günkü tarihli anlaşmanın imzası esnasında zirde vaziülimza salâhiyettar murahhaslar berveçhi ati ahkâmı da kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye, Suriye ve Lübnan Hükümetlerini, Türkiye ile Suriye arasında arazi meselelerinin kat’î hallini ihtiva eden anlaşmanın 2 nci maddesi mucibince Türk tabiiyetini iktisab edecek ve bu anlaşmanın 3 üncü maddesinde mevzuubahs hakkı hiyarı istimal etmeyecek Hatay vatandaşlarının askerî ve mülkî tekaüd aidatına müteallik bilcümle vecaibden ibra eder.

Yukarıki fıkrada mevzuubahs şeraiti haiz olmayan eşhasa aid mülkî ve askerî aidatı tekaüdiye için Türkiyeye hiç bir mükellefiyet düşmeyecektir.

Madde 2

1 – Fransız tabiiyetindeki eşhası hükmiyenin Hatayda bulunan emval, hukuk ve menafide ayni tabiiyetteki eşhası hakikiyenin emvali gayrimenkulesi otuz beş milyon Fransız frangı mukabilinde tamamile Türk Hükümetinin mülkiyetine geçecektir.

Bu meblâğdan:

a) Üç milyon Fransız frangı işbu protokolün (1) numaralı lahikasında mezkûr emvale mukabi l olarak bu günkü tarihli senedler mevkii mer’iyete vazedilir edilmez tediye edilecektir.

b) Yirmi beş milyon Fransız frangı, işbu protokolün mevkii mer’iyete vaz’ını takib eden otuz gün zarfında Fransız Hükümetinin emrine amade bulundurulacaktır.

c) Bakiyesi 23 ağustos 1939 da kliring hesabına geçirilecektir.

2 – İşbu maddede mezkûr eşhası hükmiye, ecnebi parası olarak malik oldukları nukuda bu günkü tarihli anlaşmanın 4 üncü maddesine merbut Prose – Verbal ahkâmına tevfiki hareket ederek tasarruf edebileceklerdir.

Türk parası mevcudları mezkûr 4 üncü maddenin 3 üncü fıkrasında mevzuubahs bloke hesaba nakledilecektir.

3 – Fıansız tabiiyetindeki eşhası hakikiye ecnebi parası mevcudlar±nın ve emvali menkulelerinin muhtemel tasfiyesinden hasıl olacak mebaliğin transferi için Anlaşmanın 1 üncü maddesile matufünlehi Prose – Verbal ahkâmından müstefid olacaklardır.

Madde 3

Bu Protokolde mevzuubahs ferağ ve intikal muamelâtı hiç bir vergiye tâbi olmayacak ve hiç bir masrafsız yapılacaktır.

Madde 4

Payas – İskenderun demiryolu hattı, işbu Protokolün mevkii mer’iyete vazından itibaren 30 günlük bir mühlet zarfında bu hattın imletmesini deruhde edecek olan Türk Devlet Demiryolları idaresine teslim edilecektir.

Devir ve teslim muamelesinin şekli alâkadar iki idare arasında tesbit olunacaktır.

Madde 5

İşbu Protokolde ve bu günkü tarihli Anlaşmada derpiş edilen sureti hal mahfuz kalmak şartile İki Yüksek Âkid Taraf ileride işbu Anlaşmadan mütevellid uyuşmalara aid bilûmum malî metalibattan mütekabilen sarfı nazar edeceklerini beyan ederler.

Madde 6

İşbu Protokol tasdik edilecek ve tasdiknameler bu günkü tarihli Anlaşmanın tasdiknanıelerile aynı şeraitte teati olunacaktır.

Ankarada, iki nüsha olarak, 23 haziran 1939 tarihinde tanzim olunmuştur.

Lahika: 1

İkinci maddeye:

Bu günkü tarihli anlaşmanın mer’iyete vaz’ı akabinde Pariste Hazinei Umumiye Merkez veznedarına üç mişyon Fransız frangının tediyesi mukabilinde, Fransa Hatay arazismde kâ’n askerî emlâk ve müştemilâtının mülkiyetini tamamen Türkiye’ye terkeder, şöyle ki:

a) İskenderunda kâ.n Derigoin kışlası tesmiye edilen ve elyevm Türk kıtaatının işgali allında bulma n bina,

h) Fransız Şark ordusunun telefon şebekesi. Kışlanın terki, Türk kıtaatı tarafından işgali esnasında bulundukları hal ve vaziyette, arsasına, duvarlar ve binalara şamildir.

Terkedilen şebeke, şehir ve şehirler arası, havaî ve tahtelârz hatları, gerek merkez postalarında ve gerekse abonelerin ikametgâhlarında mevcud tesisat ve telefon aletlerini ihtiva eder. Halen bu arazide bulunan Fransız kuvvetleri eczasına aid malzeme Fransız ordusunun mülkiyeti altında kalacaktır. Şebekenin teslim şekli, Antakya’da Yüksek Âkid Tarafların mümessilleri tarafından müştereken tesbit olunacaktır. Şu kadar ki, Fransız kuvvetleri kendilerine lüzumlu olan hatları 23 temmuz 1939 tarihinden evvel ellerinden çıkarmağa mecbur olmayacaklardır.

Ankarada. ik i nüsha olarak 23 haziran 1939 tarihinde tanzim edilmiştir.

Lahika: II

Suriye ve Lübnan bankasına aid İskenderun ve Antakya’da kâin iki binanın mülkiyeti Fransız Devletine ferağ edilmiş ve bedelleri (bir milyon Fransız frangı) protokolün 2 nci maddesinde kararlaştırılmış olduğu veçhile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetince Fransız Hükümetine tediye, edilecek toptan paranın hesabında nazarı itibare alınmış olan meblâğlardan tenzil edilmiştir.

Ankara’da iki nüsha olarak 23 haziran 1939 tarihinde tanzim edilmiştir.

PROSE – VERBAL

Bu günkü tarihle imza olunan anlaşmanın 4 üncü maddesine atfen İki Yüksek Taraf, atideki hususları kararlaştırmışlardır:

Bu günkü tarihli Anlaşmanın 3 ve 5 inci maddeleri ahkâmına tevfikan hakkı hıyarlarını istimal etmiş bulunan eşhası hakikiye ve mezkûr anlaşmanın 1 inci maddesinin son fıkrasında’ mevzıuıbahs edilen arazi üzerinde müesses olup yukarıda anılan hakkı hiyar ile münasebettar olarak Hatayda tatili faaliyet etmek isteyen Hataylı eşhası hükmiye, işbu anlaşmanın imzası akabinde Hatayda neşredilecek olbabdaki ilân tarihinden itibaren 15 gün zarfında aşağıdaki ahkâmın derpiş ettiği tevdiatı ifa etmiş bulunmak şartile malik oldukları ecnebi paralarını beraberlerinde götürmek salâhiyetini haizdirler.

Şu kadar ki, bu tevdiatın icrası, hakkı hıyarın istimali veya tatili faaliyet kararı için, bir karine teşkil etmez.

1 – Mali k oldukları ecnebi paralarını harice çıkarmak arzusunda bulunan balâda mezkûr eşhası hükmiye, ‘bunları Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası İskenderun Şubesine veya onun nam ve hesabına hareket
eden Ziraat Bankası Antakya Şubesine tevdi etmeğe mecburdurlar; bunlara aid döviz ihraç müsaadesi, Merkez Bankası veya onun nam ve hesabına hareket eden Ziraat Bankası tarafından muta tevdiat ilmühaberinin ibrazı ve işbu mebaliğin ecnebi dövizlerinin ihracına müteallik ahkâmın Hatayda mevkii meriyete vazından evvel iktisab edilmiş olduğunun isbatı üzerine kambiyo memurluğu tarafından verilir.

Ledelica’b bu mebaliğden. işbu eşhası hükmiyenin, marüzzi’kir Anlaşmanın 2 ve 3 üncü maddeleri mucibince Türkiye tabiiyetini iktisab ve muhafaza etmiş bulunan eşhasa tevdi tarihinde borçlu oldukları ecnebi parasile olan mebaliğ tenzil edilecektir.

İşbu eşhası hükmiyenin elinde bulunup marrüzzikir ecnebi dövizlerin ihracına müteallik ahkâmın mevkii mer’iyete vazını müteakib iktisab edilmiş bulunan ecnebi paraları Türk parasına tahvil edilmelidir.

Bu ecnebi paraları ancak Anlaşmanın -1 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası ahkâmına tevfikan transfere edilebilirler.

2 – İhracat ticaretile meşgul eşhası hükmiye ve hakikiye tevdi ettikleri mebaliğin, ecnebi dövizlerin ihracına müteallik ahkâmın Hatayda mevkii mer’iyete vaz’ı tarihini müteakib ihraç edilmiş emtia bedelini teşki l etmediğini isbat etmelidirler.

Ecnebi dövizlerin ihracına müteallik marrüzzikir ahkâmın rejimi tahtında ihraç edilmiş emtia karşılığını teşkil eden ecnebi dövizler balâda derpiş edilen transfer usulüne dahil olamıyacağından, bu ihracatçılar tarafından ecnebi dövizi idhal i hususunda alınmış olan taahhüdler baki kalırlar.

3 – Balâdaki 2 nci fıkrada mezkûr zümreye dahil bulunmayan eşvası hakikiye tevdi edecekleri dövizlerin menşeini isbata mecbur değildirler. Tevdi ilmühaberlerinin ibrazı üzerine döviz transfer müsaadeli kendilerine derhâl verilir.

4 — Altın meskukât ihraç hususunda ecnebi dövizlerin tâbi olduğu ahkâma tâbi olacaktır.

Ankara’ da 23 haziran 1939 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Ankara, 23 haziran 1939
Bay Büyük Elçi,

Bu günkü tarihli Türkiye ile Suriye arasında arazi mesailinin kat’î surette hallini mutazammın Anlaşmaya atfen zirdeki hususatı Zati Devletlerine arzetınekle şeref kesbeylerim.

Bu günkü tarihli Anlaşmaların ahkâmı hususiyesine halel gelmeksizin, Türkiye Hükümeti, alâkadarlar tarafından bu hususta taleb vaki olduğu takdirde, Anlatma tarihinde mezkûr Anlaşmanın birinci maddesinde istihdaf edilen arazide mütemekkin olup ecnebi parasile olan nukııdu mevcudelerini ve her nevi emvallerinin muhtemel tasfiyesinden mütevellid mebaliği bu arazi haricine çıkarmak arzusunda bulunan ecnebi tabiiyetindeki eşhası hakikiye ve hükmiyenin Anlaşmanın 4 üncü maddesi ve matufünlehi Prose – Verbal ahkâmından istifade ettirmek kararındadır.

İhtiramatı faikamın kabulünü rica ederim, Bay Büyük Elçi

Ekselans Bay Rene Massigli

Fransa Büyük Elçisi
Ankara

Ankara, 23 haziran 1939
Bay Vekil,

Zati Devletiniz, 23 haziran tarihli mektubile, bu günkü tarihli Türkiye ve Suriye arasında arazi mesailinin kat’î surette hallini mutazammın Anlaşmaya atfen bana aşağıdaki hususatı iş’ar buyurmak lûtfunda bulundunuz:

«Bu günkü tarihli Anlaşmaların ahkâmı hususiyesine halel gelmeksizin, Türkiye Hükümeti, alâkadarlar tarafından bu hususta taleb vaki olduğu takdirde, Anlaşma tarihinde mezkûr Anlaşmanın 1 inci maddesinde istihdaf edilen arazide mütemekkin olup ecnebi parasile olan nukudu mevcudelerini ve her nevi emvallerinin muhtemel tasfiyesinden mütevellid mebaliği bu arazi haricine çıkarmak arzusunda bulunan ecnebi tabiiyetindeki eşhası hakikiye ve hükmiyenin Anlaşmanın 4 üncü maddesi ve matufünlehi Prose – Verbal ahkâmından istifade ettirmek kararındadır.»

Sened ittihaz ettiğim bu iş’arınızı aldığımı arz ile kesbi şeref eylerim.

İhtiramatı faikamın kabulünü istirham ederim, Bay Vekil.

Ekselans Bay Şükrü Saraçoğlu

Hariciye Vekili

Ankara

Ankara, 23 haziran 1939
Bay Büyük Elçi,

Türkiye ile Suriye arasında arazi meselelerinin kat’î surette hal ve tesviyesine müteallik bu günkü tarihli Anlaşmaya atfen, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Fransa Cumhuriyeti Âl i Komiserinin Sancak idaresi namına, yukarıda anılan Anlaşmanın 1 inci maddesinde mevzuubahs arazide icra edilecek asarı atika hafriyatı hakkında akdetmiş olduğu zirde mezkûr mukaveleleri muteber tanıdığını arz ile şeref kazanırım.

I – Princeton Üniversitesi ve Fransa Cumhuriyeti millî müzeleri ile olan mukavele: (Mukavelenin tarihi: 8 nisan 1937)  (Mukavelenin müddeti: 1 kânunusani 1937 tarihinden itibaren 6 sene)

II – Sir Leonard Wooley riyasetinde İngiliz Müzeler Heyeti ile olan mukavele: (Mukavelenin tarihi: 1 teşrinievvel 1936) (Mukavelenin müddeti: 5 sene)

III – Dr. Calvin Mac Ewan idaresinde Şikago Şark Enstitüsü Heyetilc olan mukavele: (Mukavelenin tarihi: 20 eylül 1935) (Mukavelenin müddeti: 6 sene) ihtiramatı faikamın kabulünü rica ederim, Bay  Büyük Elçi

Ekselans Bay René Massigli,
Fransa Büyük Elçisi
Ankara

Ankara, 23 haziran 1939
Bay Vekil,

Zatı Devletleri bu günkü tarihli mektuplarında, aşağıda tadad edilen ve bu günkü tarihli Anlaşmanın 1 inci maddesinde istihdaf edilen arazide icra edilecek asarı atika hafriyatına müteallik mukaveleleri Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin muteber tanıdığını iş’ar buyurmak lûtfunda bulundunuz.

(I – Princeton Üniversitesi ve Fransa Cumhuriyeti millî müzelerile olan mukavele : (Mukavelenin tarihi: 8 nisan 1937) (Mukavelenin müddeti: 1 kânunusani 1937 tarihinden itibaren 6 sene)

II – Sir Leonard Woolley riyasetinde İngiliz Müzeler Heyeti ile olan mukavele: (Mukavelenin tarihi: teşrinievvel 1936) (Mukavelenin müddeti: 5 sene)

III – Dr. Calvin Mac Ewan idaresinde Şikago Şark Enstitüsü Heyefile olan mukavele: (Mukavelenin tarihi: 20 eylül 1935) (Mukavelenin müddeti: 6 sene)

Sened ittihaz ettiğim işbu iş’arınıza teşekkürle kesbi şeref eylerim..

İhtiramatı faikamın kabulünü rica eylerim, Bay Vekil

Ekselans Bay Şükrü Saraçoğlu,

Hariciye Vekili

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Esbabı mucibe mazbatası  / Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Sorunlarının Kesinlikle Çözümüne İlişkin Antlaşma’nın Gerekçesi 

Türkiye ile Suriye arasında arazi mesailinin katği surette halli zımnında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetile Fransa Cumhuriyeti Hükümeti arasında cereyan eden müzakereler 23 haziran 1939 tarihinde neticelenerek iki hükümet beyninde bir anlaşma ve buna müzeyyel olarak bir Protokol, bir Prose – Verbal, iki lahika ve iki mektub imza edilmiştir.

Bir mukaddime ve 11 maddeden ibaret bulunan Anlaşmanın 1 nci maddesile 1921 senesinde çizildikten sonra 1920 ve 1930 senelerinde iki defa tashihe uğramış plan hattı hudud yeniden tashih edilmek suretile Hatay arazisinin Türk topraklarına iadesi temin edilmiştir.

Bu suretle yeniden tahdid edilen hududumuzun bu kısmı ile Türkiye tarafında kalan Hatay arazisi en geç 23 temmuz 1939 tarihine kadar Fransız kuvvetleri tarafından tahliye edilecek ve salâhiyetlerin devri muamelesi de yine bu tarihte ikmal edilmiş bulunacaktır.

Anavatana iltihak eden arazide meskûn ahalinin vatandaşlığımıza geçtiklerinin tesbiti ve Suriyo ve Lübnan tabiiyetlerini ihtiyar etmek isteyecek olanların da muayyen müddet zarfında, bu memleketler lehine hakkı hiyarlarını istimal ve tahtı tasarruflarındaki emvali tasfiye edebilmeleri için Anlaşmaya bazı hükümlerin ilâvesine lüzum görülmüş ve bu hükümler Anlaşmanın 2, 3, 4, 5 nci maddelerine dercedilmiştir. Müteakib maddeler Türkiye’nin bu hududu katği addettiği ve bunu tebdile matuf hareketleri tecviz etmeyeceği ve müddeti yakında bitecek olan Eyi Komşuluk Mukavelelerinin 15 mart 1940 tarihine kadar temdidi hakkındaki hükümleri ihtiva etmektedir.

Prose – Verbal: Anlaşmanın 3 ncü ve 5 nci maddeleri ahkâmına tevfikan hakkı hiyarlarını istimal eden hakikî şahısların ve bu vaziyetle alâkadar olarak Hatay’da tatili faaliyet edecek hükmî şahısların ecnebi parasile olan nukudu mevcudelerini ne şekilde ihraç edeceklerinin tesbitine lüzum görülmüş ve bu şeraiti muhtevi olarak bir prose – Verbal imza1 edilmiştir. Bu eşhas, ecnebi parasının ihracına müteallik ahkânım Halayda tatbikinden evvel veya muahharen iktisab etmiş oldukları ecnebi nukudu nazan dikkate alınarak ayrı muamelelere tâbi tutulmuştur. Bu gibi eşhasın ve müesseselerin ellerinde meveud ecnebi paralarını çıkarabilmeleri prensibi kabul edildikten sonra bunun teferruatlı bir şekilde tanzimi memleketimizden harice döviz kaçakçılığına mâni olmağa matuftur.

Protokol: Anlaşma mucibince Türkiye vatandaşlığını ihraz edecek mütekaidlerin vaziyeti Türkiye’ye yalnız Türk vatandaşları için tedbir almak ve bu vatandaşlığa girmeyenler veya çıkacak olanlar için hiç. bir vecibe ka>bul etmemek esasında tesbit edilmiştir.

Fransız eşhası hükmiyesi Devlet de dahil olarak bütün emvali gayri menkule, hukuk ve menafimi Türkiye’ye devretmiş bulunmaktadır.

Buna mukabil kısmen dövizle olmak üzere 35 milyon Fransız franklık topdan bir meblâğ tesviye edilecektir. Lahikalar: I numaralı lahika umumî yekûna dahil olub (3) milyon fransız frangı mukabilinde Türkiye’ye terkedilen Fransız askerî makamatı tasarrufunda bulunan bazı emlâk ve tesisatın teferruatını göstermeğe matuf bir vesikadır. II numaralı lahika Suriye.ve Lübnan bankasının Iskenderon ve Antakya şubelerinin mülkiyetlerinin bir milyon frank mukabilinde Fransaya terki hakkındadır.

Mektublar:

Birinci mektub: Ecnebi tabiiyetindeki eşhası hükmiye ve hakikiyenin, Anlaşmanın 4 ncü maddesi ahkâmından istifade ettirilmelerine Türkiye Hükümetince karar verilmiş bulunduğuna,

İkinci mektub: Fransız Hükûmetile bazı ecnebi müesseseler ara’sında akdedilmiş olan aşari atika hafriyatına aid mukavelelerin muteber addedileceğine dairdir. Bu vesikalar Büyük Millet Meclisinin yükek tasvibine arzedilmiştir[/box]

Refik Şevket İnce

0
Refik Şevket İnce - Eski Adalet Bakanı

Refik Şevket İnce 19 Mayıs 1921 – 9 Temmuz 1922 tarihleri arasında Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. Gazeteci Yazar Emin Çölaşan’ın dedesidir.

1885 yılında Midilli adasının Polihinit şehrinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Eşme İptidai Mektebi ve İzmir İdadisi’nde tamamlayarak Selanik Hukuk Mektebi’ne başlamış ve 1911 yılında hukuk fakültesini bitirmiştir. Beylerbeyi İhtiyat Zabit (yedek subay) Mektebi’ni mülazım (teğmen) rütbesiyle bitirerek 1912 yılında Balkan Savaşı’na yedek subay olarak katılmıştır. Selçuk İstasyonunda tren kazasında sol kolundan sakatlanınca terhis edilmiş, I. Dünya Savaşı’nda 135. Alay İaşe Subayı ve 21. Kolordu Adli Müşaviri olarak vatani hizmetini yerine getirmiştir. Yunanların İzmir’i işgal etmesi üzerine Millî Mücadele’ye katılmıştır.

İnce, 28 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisine Saruhan (Manisa) Milletvekili olarak katılmış, 21 Eylül 1921’de Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığına seçilmiş, 2 Mart 1921’de Meclisteki görevine dönmüş, 1921-1922 yılları arasında III. İcra Vekilleri Heyetinde Adliye Vekilliği(Adalet Bakanlığı) yapmıştır. 1921’de bir süre Dâhiliye Vekilliğine(İçişleri Bakanlığı) de vekâlet etmiştir.

İnce, 1931, 1935 ve 1939 seçimlerinde Manisa Milletvekilliği yapmıştır. 1945 yılında Demokrat Parti Kurucu Üyeliği ve 1950 seçimlerinden sonra Manisa Milletvekilliği yapmıştır. Birinci Menderes Kabinesinde Milli Savunma Bakanı ve II. Menderes Kabinesinde Devlet Bakanlığı yapmış, 30 Mart 1951’de Bakanlıktan ayrılmıştır.

Refik Şevket İnce, 2 Kasım 1951’de Demokrat Parti Meclis Grup Başkanlığına seçilmiş, 17 Haziran 1952’ye kadar bu görevi sürdürmüştür. 24 Nisan 1955 tarihinde İstanbul‘da yaşamını yitirmiş, İzmir Soğukkuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

0

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi (Universal Declaration on Living Together in Peace), 2021 yılı 16 Mayıs Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü(The International Day on Living Together in Peace-IDLTP)) etkinlikleri kapsamında yayınlanmıştır. Bildiri, İnsanlığın şiddetten uzaklaşarak uzlaşma ve geleceği birlikte inşa etmesi fikrine dayanmaktadır. 

Dünya Vatandaşlığı kültürünün geliştirilmesi, hoşgörü ve şeffaflığın desteklenmesi ana misyondur. Halklar arasında yakınlaşma, barışın ve birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesi hedeflenmektedir. Gençliğe, barış kültürü eğitimi verilmesi, kadının statüsünün ve toplumdaki rolünün güçlendirilmesi de önemli bir misyondur.

Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün Tarihçesi

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: AISA-ONG-1024x934.jpgBildirinin tarihçesi 27 Ekim 2014’te Cezayir’de yapılan ve 27 farklı milletten 3.000’den fazla insanı bir araya getiren Uluslararası Barış Kültürü Kadın Kongresi’ne dayanmaktadır.  Kongrenin kapanışında, Dünya Birlikte Yaşama Günü’nün (WWD)  oluşturulması önerisiyle bir deklarasyon ilanı edildi ve bu günün tertibi için imza kampanyası başlatıldı. Bildirinin hazırlık aşaması  uluslararası bir sivil toplum örgütü olan AISA ONG  tarafından başlatılmıştır. İlk imzalar Cezayir’de toplandı. ve bir kampanya başlatıldı. Birleşmiş Milletlerde, aralarında Fransa, Belçika, ABD, Şili ve Cezayir’in de bulunduğu pek çok ülkeden delegasyonla çok sayıda toplantı gerçekleştirildi. AISA ONG International, 23 ve 24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Birinci Dünya İnsani Zirvesine katıldı ve Barış Kültürünün desteklenmesi için önerilerde bulundu.

Evrensel Barış Günü için yapılan üç yıllık çalışmanın sonunda 100 bine yakın imza toplandı. Ayrıca, 19 Mayıs 2017’de Paris’teki UNESCO Evi’nde bir çalıştay düzenlendi. 15 Eylül 2017’de ise Cezayir Dışişleri Bakanı’nı direktifiyle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde gerekli idari işlemlerin başlaması için 11 dile çevrilmiş bir metin teklifi tüm devletlerin misyonlarına dağıtıldı. New York’ta BM’nin 72. Genel Kurulu vesilesiyle, Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü’nün önemini anlatmak için toplantılar yapıldı. Karar tasarısı Cezayir tarafından sunulduktan sonra 8 Aralık 2017 tarihinde BM Genel Kurulu, 16 Mayıs gününü “Uluslararası Barış İçinde Birlikte Yaşama Günü” oybirliğiyle kabul etti.   

 

Birlikte Barış İçinde Yaşam Evrensel Bildirisi

Önsöz

Birleşmiş Milletler’in (BM), 8 Aralık 2017 tarihinde 193 üye ülke tarafından oybirliğiyle kabul edilmesiyle, her yıl 16 Mayıs’ı Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü haline getirmeyi amaçlayan A/R/72/130 sayılı kararı göz önüne alındığında,

Uluslararası Barış içinde Birlikte Yaşam Günü’nün Afrika Birliği (Barış ve Güvenlik Konseyi, Toplantı 891, 2019) ve Bağlantısız Ülkeler Hareketi (Caracas, 2019) tarafından desteklendiği göz önüne alındığında,

Ayrıca bu günün Düsseldorf Bildirgesi (Birlikte yaşam taraftarı olan belediye başkanların Uluslararası Gözlemevi, Ağustos 2019) aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki şehirler ve başkentlerde desteklendiği ve her yıl kutlama taahhüdünde bulundukları göz önüne alındığında,

Günümüzde dahi, diğer insanlardan korkunun hoşgörüsüzlüğü artırdığını ve “benlik” kültürünün barışa zararlı olan siyasî, iktisadî, sosyal ve çevresel çatışmalara yol açtığı göz önüne alındığında,

Milyarlarca kadın ve erkeğin halihazırda hoşgörü, af ve merhamet değerlerini esas alan bir zeminde birlikte yaşadıkları göz önüne alındığında,

Irkımız, inançlarımız, kültürümüz, sosyal durumumuz, yaşam yerlerimiz ve biçimlerimiz ne olursa olsun birbirimize bağlı olduğumuz göz önüne alındığında,

İnsanlık ailesinin uzlaşma ve dayanışma koşullarını oluşturmak için birlikte hareket etmemizin insanlık adına görevimiz olduğu göz önüne alındığında,

Yarının yetişkinleri kendi geleceklerini birbirlerine karşı değil, birbirleriyle inşa etmeleri için genç nesilleri Barış kültürüne eğitmenin acil olduğu göz önüne alındığında,

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Bildiri

“Biz, dünya vatandaşları, siyasî, iktisadî ve sosyal karar vericiler, “hoşgörü, katılım, anlayış ve dayanışma ” lehinde olan Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisine onayımızı verdiğimizi ilan edip ve “farklılık ve çeşitliliklerimize saygı duyarak birlik ve beraberlik yaşam biçimine uygun olan bir dünya oluşturmak için birlikte yaşamak ve hareket etmek konusunda” irademizi ifade ediyoruz.”

Uluslararası Barış içinde Yaşam Günü getirmeyi amaçlayan BM’in A/R/72/130 sayılı kararından alıntı [/box] 

Kadın veya erkek vatandaş olarak:

  • Kadın veya erkek tüm vatandaşların eşitliğini ve birbirlerine bağlılığını kabul etmek.
  • Köprüler inşa etmek ve bizi ayıran duvarları yıkmak.
  • Uluslararası Barış içinde Yaşam Gününü kültürel ve yerel özelliklere saygı duyarak kutlamak ve icabında bu meyanda farkındalığı artıran girişimlerde bulunmak.
  • Ulusal kurumlarla çalışarak Barış içinde Birlikte Yaşam için gereken koşulları oluşturmaları için onları teşvik etmek.

Belediye, bölgesel ve yerel seçilmiş yetkililer olarak:

  • Şehirlerde uyumlu bir şekilde bir arada yaşamayı kolaylaştırmak için her türlü çeşitliliğe saygı duyarak ve ayrımcılığa karşı mücadele ederek Barış içinde Birlikte Yaşamın gelişmesini sağlamak.
  • Toplumun can damarlarıyla sıcak bir ilişkide olarak, karşılıklı güven oluşturmayı ve tüm kadın-erkek vatandaşlarda toplumun birer parçası olma duygusunu geliştirmeyi amaçlayan adımlar atarak toplumun birliğini ve sosyal bütünlüğünü teşvik etmek.
  • Tüm kadın-erkek vatandaşlar arasındaki temasları kolaylaştıran yerel faaliyetler vasıtasıyla Birlikte Yaşamayı ve Birlikte Yapmayı teşvik eden stratejiler uygulamak.

Kadın veya erkek şirket yöneticisi olarak:

  •  Hayata, insan haysiyetine saygı duyan ve işbirliğe değer veren bir ekonomi için çaba sarf etmek.
  • Gündelik eylemlerimize anlam katan toplumsal çalışmaların ortaya çıkmasını teşvik etmek ve kârı bir amaç değil bir araç olarak gören müşterek esenliğin hizmetinde olan şirketler geliştirmek.
  • Ekonomik faaliyetlerin küresel ısınma ve biyolojik çeşitlilik üzerinde etkisini idare etmek ve şirketlerin politikalarını değiştirmek, ve hassaten ücret konusunda kadın-erkek arasında eşitliği hedefleyen politikaları hayata geçirmek.

Dinî bir lider olarak:

  • İnsanlık ailesinin dinî ve manevî çeşitliliğine saygı duyarak uzlaşması için katkıda bulunmak.

Devlet ve hükümetler olarak:

  • Uzlaşma ve dayanışma lehinde adımlar atarak ve insanları bağışlayıcı ve şefkatli olmaya teşvik ederek, toplumlar, dinî liderler ve diğer kişilerle işbirliği yoluyla barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunmak.
  • Özellikle küçük çocukların suistimalini yasaklayarak, sosyal ve iktisadî eşitsizlikleri azaltan bir zemin oluşturmak.
  • Tüm eğitim zamanı süresince barış kültürünün öğretimi için müfredat ve ders programlarında yer ayırmak.

Ulusal veya uluslararası bir örgüt veya kurum olarak:

  • BM’in A/RES/72/130 sayılı kararını destekleyen öneri ve ilkelerini somut eylemlere dönüşmesini sağlamak.
  • Barış içinde birlikte yaşamayla ilgili uluslararası konferansların düzenlenmesini desteklemek ve küresel düzeyde ortaklaşa gerçekleştirilen eylemlere katılmak.

Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini desteklemek için resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Birlikte barış içinde yaşam evrensel bildirisini kabul ederek sorumluluk alıyorum: www.16mai.org

Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması – 1961

0

Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961 tarihinde Batı Almanya ile Türkiye arasında imzalanmıştır.

Antlaşma, ikinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın istihdam ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanmış, misafir olarak giden Türk işçiler daha sonra vatandaşlık statüsünü elde etmişlerdir. Almanya, savaştan çıkmasına ve yıkıma uğramasına rağmen işgücüne ihtiyaç duymuş, Türkiye ise savaşa girmemesine rağmen işgücü ihraç etmiştir. Antlaşmanın uygulaması, Federal Alman Çalışma Kurumu ile Türkiye İş Kurumu(İŞKUR) tarafından merkezi olarak yürütülmüştür.

Alman ve Türk Hükümet temsilcileri, 1961 yılında imzalanan sözleşmenin uygulamasından kaynaklanan sorunları çözmek için 19 Mayıs 1964 gününde Bonn’da, Federal Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek yeni bir protokol imzalamışlardır.

İşçi göçü özellikle; Frankfurt, Berlin, Köln, Hamburg, Düsseldorf ve Münih’te yoğunlaşmıştır. İşçi olarak giden Türklerin sonraki kuşaktan gelen çocukları Almanya siyasi ve toplumsal yaşamında önemli roller edinmişlerdir.

TÜRKİYE-ALMANYA İŞGÜCÜ ANLAŞMASI

Türkiye Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı’nın 30 Ekim 1961 tarihli ve 505-83 SZV/3-92-42 sayılı olan Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti’nin, iş arayan Türk tebaasını Almanya Federal Cumhuriyeti’ndeki işverenler nezdinde bir işe yerleştirmeyi istihdaf eden tavassutun, metni berveçihati şekilde olması gereken bir anlaşma ile tanzim edilmesini teklif eden notasını aldığını teyit etmekle şeref duyar:

 Madde 1

Federal Almanya Cumhuriyeti’nde çalışacak Türk işçilerinin işe yerleştirilmelerini düzenlemek maksadıyla Almanya namına Federal Alman Çalışma Kurumu (bundan böyle Alman Kurumu olarak adlandırılacaktır) ve Türkiye namına Türkiye İş Kurumu (bundan sonra Türk Kurumu olarak adlandırılacaktır) işbirliği yapacaklar ve bu işin pratik bir şekilde yürütülmesi için mahalli teşekküllerinden istifade edeceklerdir. Almanya ve Türk Kurumları işe yerleştirmeyi, bu anlaşma çerçevesi dahilinde daha iyileştirmeye ve basitleştirmeye çalışacaklardır.

Madde 2

İşbirliğini kolaylaştırmak için Alman Kurumu Türkiye Cumhuriyeti’nde bir İrtibat Bürosu kuracaktır. Alman Kurumu, İrtibat Bürosunun yerini, faaliyet sınırlarını ve süresini Türk Kurumu ile anlaşarak kararlaştıracaktır. Yetkili Türk makamları İrtibat Bürosunun çalışmalarını kolaylaştırmak üzere uygun görecekleri yardımları yaparlar.

İrtibat Bürosunun çalışma masrafları Alman Kurumunca temin olunacaktır. Türk Kurumu İrtibat Bürosuna mutad büro mefruşatiyle döşenmiş ve adayların tıbbi muayenesine elverişli lüzumlu odaları bedelsiz tahsis edecektir.

Madde 3

İrtibat Bürosu ve Türk Kurumu Türk işçilerine iş arz eden Almanya’daki işverenlerin teklifleri ile buna tekabül eden Türk işçilerinin çalışma talepleri hakkında karşılıklı olarak muntazaman bilgi alışverişinde bulunurlar. Eğitim veya uzun bir çalışma sayesinde muayyen bir iş kolunda özel nitelik kazanmış işçilerin iş talepleri bir iş verme teklifi mevcut olmasa da tavassuta arz edilebilir.

İş teklifleri, işçiden beklenilen mesleki kabiliyetler, öngörülen işin türü ve muhtemel hususiyetleri ile işin muhtemel süresi hakkında kat’i malumatı ihtiva eder. Buna ilaveten şimdiki ve müstakbel ücret ve diğer çalışma mesken ve iaşe imkanları ile ilgili iş arayıcısının kararında etkili  olacak diğer teferruatı ihtiva eder.

İrtibat Bürosu, bundan başka Türk Kurumuna ilgili işçilerin aydınlatılması maksadıyla umumi olarak Almanya’da çalışma ve yaşama şartları ile başlıca iş branşları için cari ücret misalleri hakkında toplu malumat verir. Bu malumat aynı zamanda ücretlerde vergi, sosyal sigorta ve işsizlik sigortası primleri gibi yapılacak kesintileri de gösterir ve sosyal güvenlikle ilgili mühim talimatı ve bu sahada yapılan yardımları da ihtiva eder. Bu bilgiler, icap ettiği takdirde, ahval ve şartların değişmesine göre tashil olunur.

Madde 5

Türk Kurumu, uygun göreceği usullerle, yapılan iş müracaatlarını toplar, ilk seçimi yapar ve seçtiklerini, İrtibat Bürosuna takdimi üzerine alır.

Bir hürriyeti sınırlama cezası ile mahkum olmuş talipler İrtibat Bürosuna sunulmaz. Yetkili Türk makamlarınca pasaport verilmesinde sakınca görülen kimseler içinde aynı şekilde uygulanır.

İrtibat Bürosu ayrıca, Türk Kurumunca takdim olunan işçilerin öngörülen iş için sıhhi ve mesleki şartları haiz olup olmadıklarını ve Federal Almanya Cumhuriyetinde ikamete uygun olup olmadıklarını tespit eder.

Madde 6

Kabul edilen her Türk işçisi için, örneği ekli Almanca ve Türkçe bir çalışma mukavelesi tanzim olunur. Bu çalışma mukavelesi bir taraftan işveren veya yetkili mümessili ve diğer taraftan işçi tarafından imzalanır ve Türk Kurumu ile İrtibat Bürosu tarafından “görülmüştür” damgası ile damgalanır.

Madde 7

Türk makamları işçiye, işçinin Almanya’ya girişinden itibaren süresi asgari bir sene daha geçerli olacak bir pasaport vereceklerdir. Türk Konsoloslukları icabında pasaportu, geçerlilik süresi sona ermeden bir ay önce onaylar

İrtibat Bürosu, işçiye bedelsiz bir hüviyet cüzdanı verir. Bu hüviyet cüzdanı, en çok bir yıl için, Alman olmayan işçilerin işlerine ilişkin talimat gereğince çıkarmaya mecbur oldukları (çalışma müsaadesi) yerine geçerli olur ve sahibini, geçerlilik süresince, giriş vizesi alma mecburiyetinden mahrum kılar.

Buna ilaveten işçinin, yetkili Türk makamlarınca verilmiş medeni durumunu  belirten bir vesikaya da sahip olması gerekir.

Madde 8

İrtibat Bürosu, Türk Kurumu ile işbirliği yaparak Türk işçilerinin mutabık kalınmış olan hareket mahallerinden (normal olarak İstanbul) Federal Almanya Cumhuriyeti’nde çalışacakları yerlere kadar olan seyahatlerini organize eder. Türk Kurumu, işçilerin tam zamanında hareket mahallinde olmalarını sağlar.  İrtibat Bürosu, işçilerin seyahat süresine göre ayarlanan kumanyalarını veya buna tekabül edecek parayı verir. İşçilerin mutabık kalınmış hareket mahallerinden çalışacakları yerlere kadar olan seyahat masrafları, kumanya masrafları da dahil olarak, Alman Kurumu tarafından karşılanacak ve müstakbel işveren tarafından götürü bir meblağ ödenmesi suretiyle Alman Kurumuna iade olunacaktır. Dönüş masraflarının tavsiyesi işveren ile işçi arasında mevcut anlaşmadaki mutabakata bağlıdır.

Madde 9

İşçilerin Federal Almanya Cumhuriyeti’nde oturacakları yere varır varmaz, yetkili mahalli makamlara başvurmaları ve en geç üç gün içinde ve mümkünse işe başlamadan önce, o yerin yabancıların işlerine bakan makamlardan ikamet müsaadesi talep etmeleri lazımdır. İşçi, Federal Almanya Cumhuriyeti’nde bir yıldan fazla çalışmak istediği takdirde, hüviyet cüzdanının müddetinin bitmesinden bir ay önce ikamet ettiği yerin yetkili Çalışma Kurumu Teşkilatına müracaatla çalışma müsaadesi talep etmek mecburiyetindedir. Bu müsaadenin verilmesi Alman olmayan işçilerin çalışmasına ilişkin umumi talimatların hükümlerine tabidir. İşçi aynı zamanda ikamet müsaadesinin süresinin de uzatılması için yabancıların işlerine bakan yetkili makamlara müracaatla mükelleftir. Bu müsaade iki seneden fazla bir müddet için verilmez. Alman Kurumunun mahalli teşkilatı Türk işçilerine, bilhassa ilk intibak devresinde, genel mahiyette bilgi vererek yardım edeceklerdir.

Madde 10

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, işbu anlaşmaya istinaden Federal Almanya Cumhuriyeti ülkesine giren işçileri formalitesiz olarak her an geri alacak, dönüş için gerekli seyahat vesikalarını verecek ve lüzumlu transit vizelerini temin edeceklerdir.

Madde 11

Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümeti anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay zarfında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne aksine bir beyanda bulunmadıkça, işbu anlaşma Berlin Land’ı için de geçerlidir.

Madde 12

İşbu anlaşma önceyi kapsayacak şekilde 1 Eylül 1961 de yürürlüğe girecek, bir yıl için akdedilecek ve geçerlik süresinin sona ermesinden en geç üç ay önce iki Hükümetten biri tarafından feshedilmediği takdirde kendiliğinden bir sene daha uzayacaktır.

Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin F. Almanya Cumhuriyeti Hükümeti’nin teklifleri ile mutabık olduğunu beyan ettiğini Dışişleri Bakanlığı’na bildirmekle şeref duyar. Buna nazaran Dışişleri Bakanlığının 30 Ekim 1961 tarihli ve 505-83-SZV/3-92,42 sayılı notası ile işbu cevabi nota (Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile F. Almanya Cumhuriyeti Hükümeti arasında Türk işçilerinin Almanya’da işe yerleştirilmelerine dair bir Anlaşma) teşkil ederler.

Türkiye Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı’na bu fırsattan yararlanarak en üstün saygılarını teyit eder.

Bad Godesberg, 30 Ekim 1961

PROTOKOL

Alman ve Türk Hükümet temsilcileri, 19 Mayıs 1964 günü Bonn’da Federal Dışişleri Bakanlığı’nda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti Hükümeti arasında Türk işçilerinin Almanya’da işe yerleştirilmelerine dair akdolunan anlaşmanın tatbikatından doğan meseleleri görüşmek üzere toplanmışlardır.

Heyetlerin oturum tarzı aşağıda arz olunduğu üzeredir:

Alman Heyeti:
Prof. Dr. Meyer Linderberg, Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürlerinden,(Heyet   Başkanı)
Dr.Schmiedt, Dışişleri Bakanlığı’nda Şube Müdürü
Dr. Dahnen, Federal Çalışma Bakanlığı’nda Müşavir
Bay Bröull, Federal Dahiliye Bakanlığı’nda Müşavir
Dr. Rosemöller, İktisat Bakanlığı’nda Müşavir
Dr. Zöllner, Federal Çalışma Kurumu Müdürlerinden
Türk Heyeti:
Bay Kemal Gökçedağ, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürü
Bay Ekmel Onbulak, Türkiye Bonn Büyükelçiliği Çalışma Müşaviri
Dr. Bekam Bilaloğlu, Türkiye Bonn Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi.
I – Her iki heyet, çeşitli müzakereler sonunda, nota görüşmesi suretiyle akdolunan 30 Ekim 1961 tarihli Anlaşmanın aynı şekilde aşağıda yazılı hususlarda uygulanmasını Hükümetlerine tavsiye etmeyi kararlaştırmışlardır.

A. 2 inci maddeye aşağıdaki paragraf ilave olunacaktır.

“Her iki Hükümetçe faydalı bulunduğu takdirde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Almanya’daki işçilerinin hak ve menfaatlerini korumakla vazifeli olmak üzere Almanya’ya memurlar gönderebilecektir. Yetkili Alman makamları Türk memurlarının vazifelerini gereği şekilde yerine getirmelerinde istenilen yakınlığı göstereceklerdir.”

B. 8 inci maddenin 3 üncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilecektir.

“İşçilerin mutabık kalınan hareket mahallinden işyerine kadar olan seyahat ve iaşe masrafları Federal  Çalışma Kurumu tarafından karşılanacaktır. Federal Çalışma Kurumu işverenlerden “vasati masrafı aşan nispette bir Komisyon” tahsil eyleme yönüne gidebilecektir.”

C. 9 uncu maddenin (ikamet müsaadesi 2 seneden fazla bir süre için verilmeyecektir) şeklindeki kısmı çizilecektir.

D. 10 uncu maddeye aşağıdaki 10 a maddesi ilave olunacaktır:

1) Her iki Hükümet temsilcilerinden oluşacak bir Karma Komisyon teşkil olunacaktır. İşbu Komisyon taraflardan birinin arzusu üzerine değiş tokuş yoluyla Almanya’da ve Türkiye’de toplanacaktır.

2) Temsilciler uzmanlarla görüşebileceklerdir.

3) Karma Komisyon aşağıdaki hususlarla meşgul olacaktır:

a) Anlaşmanın uygulamasından ortaya çıkan meseleleri tetkik ve icabında anlaşmanın iptalini  teklif etmek,

b) Türk işçilerinin Federal Almanya’da işe yerleştirilmeleri ve istihdamları ile ilgili meseleleri tetkik etmek.

II – Her iki heyet ayrıca Türk işçilerinin Federal Almanya’da ikamet ve istihdamları ile ilgili aşağıdaki hususları da müzakere etmişlerdir:

A) Türk heyeti Almanya’da işçi olarak çalışmakta bulunan eşlerini vize almaksızın ziyaret eden işçi eşlerine Almanya’da çalışabilmelerini temin maksadıyla ilgili makamlar tarafından gerekli ikamet müsaadesinin verilmeyişinin kabule şayan bir davranış olmadığı üzerinde durmuştur. Buna mukabil Alman Heyeti, Alman Pasaport ve Yabancılar Polisi Mevzuatının Almanya’ya vizesiz giren yabancılara, çalışma maksadına hizmet edecek ikamet müsaadesi verilmesine maalesef imkan vermediğini belirtmiştir. Alman Heyeti, ayrıca Türk Heyetine, Almanya’da çalışmakta bulunan vatandaşlarının, ileride iş tutmak üzere eşlerini Almanya’ya getirmek istemeleri halinde önceden ikamet müsaadesi temin etmeleri gerektiğini bildirmiş ve bu hususta ilgililerin Almanya’ya yönelik seyahate çıkmalarından evvel Türkiye’deki yetkili Alman Konsolosluklarına gereği için  başvurabileceklerine işaretle bu hususta Alman Konsolosluklarına esasen talimat verildiğini ifade etmiştir.

B) Alman Heyeti, Federal Dışişleri Bakanlığının Türkiye’nin Bonn Büyükelçiliğine verdiği 10 Mart 1964 tarihli notasına temasla, Türkiye Cumhuriyeti Münih Başkonsolosluğunun esasen ikamet müsaadesi bulunan aile reislerinin münferit pasaportlarına ailenin diğer fertlerini de aktarmak suretiyle, bunların da kendisine verilmiş bulunan ikamet ve çalışma müsaadesinden istifade ettirilmesi yönüne gittiğini bildirmiştir.

Türk Heyeti keyfiyetten bilgi edindiğini ve Dışişleri Bakanlığı’nın bahse konu 10 Mart 1964 tarihli notasını kısa zamanda cevaplandıracağını bildirmiştir.

C) Türk Heyeti, bazı hallerde Türk işçilerinin Almanya’da işe başladıktan sonra, sıhhi vaziyetlerinin bu işte devamlı surette çalışmalarını imkan vermeyecek bir duruma girmesi halinde işverenlerle büyük ihtilafa düştüklerini ve bu yüzden zorluk çektiklerini beyan etmiştir. Bu nev’i işçiler her ne kadar işveren firma tarafından kendilerine yapılan masrafları ödemek suretiyle aralarındaki mukavelenin feshini talep etmekte iseler de bu teklif dikkate alınmayarak kendilerinin Türkiye’ye derhal dönmeleri zaruretiyle karşı karşıya bulundukları keyfiyetine Alman Heyetinin dikkati çekildi.

Duruma tatminkar bir çözüm yolu bulunması maksadıyla keyfiyetin Federal Çalışma Kurumuna intikal ettirileceği teyit olundu.

D) Türk Heyetinin, bazı özel hallere mahsus olmak üzere, çocuk zamlarının doğrudan doğruya Türkiye’de tediyesi imkanlarının mevcut olup olmadığına dair sualine karşı Alman Heyeti 1.7.1964 tarihinde yürürlüğe girecek olan 14 Nisan 1964 tarihli Federal Çocuk Zammı Kanununun 12 inci maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü çerçevesinde hareket edilmesi lazım geldiği şeklinde cevap vermiştir. Federal Çocuk Zammı Kanununun 12 inci maddesinin 3 üncü fıkrası ile ilgili tatbikata ait teferruat Federal Çalışma Kurumu ile yetkili Türk makamları arasında yapılacak bir anlaşma ile tayin edilecektir.

E) Türk Heyeti, iş akdinin sona ermesiyle Türkiye’ye dönen işçilerin, kendilerinden müteakip mali senenin 30 Nisan’ına kadar fazla tahsil edilen gelir vergilerini kendilerine iadesi için müracaat etmekte müşkülata maruz kaldıklarını beyan etmiştir. Türk Heyetine bu şekilde memleketine dönen işçilerin hareketlerinden evvel fazla kesilen vergilerin iadesi maksadına matuf olmak üzere gerekli talepnameleri doldurmaları lüzumunun duyurulması tavsiye olunmuştur. Bununla beraber Alman Dışişleri Bakanlığı Türk Heyetinin arzusuna atfen, fazla kesilen vergilerin talepname doldurmaksızın otomatikman iade edilebilmelerini temin için Federal Maliye Bakanlığı nezdinde teşebbüste bulunmayı ve neticesinden Türkiye Bonn Büyükelçiliğine bilgi vermeyi kabul etmiştir.

F) Türk Heyeti, Almanya’da vefat eden müslüman Türklerin defnedilebilecekleri özel mezarlıklar veya genel mezarlıklarda hususi bazı yerlerin tahsisinin mümkün olup olmadığını sormuştur. Türk Heyetine, mevzuun yetkili Alman makamlarına intikal ettirilerek tetkik edileceği ve neticesinden Bonn Büyükelçiliğine malumat verileceği cevabı verilmiştir.

G) Alman Heyeti Türkiye’nin, Alman  İrtibat Bürosunda vazifelileri giriş ve çalışma vizesinden muaf tutmasını rica etmiştir. Türk Heyeti Alman Heyetinin bu yoldaki arzusuna uygun bir hal tarzı bulunması için gayret sarf edileceğini beyan etmiştir.

H) Alman Heyeti, Alman İrtibat Bürosunun ihtiyacı olan bazı tüketim maddeleri ile, özellikle röntgen filmi ve cihazlarının gümrük resminden muaf tutulmasına dair arzularının henüz yerine getirilemediğine işaret etmiştir. Almanlar, Alman  İrtibat Bürosu için bir röntgen cihazı gümrük vergi ve resimlerinden muaf olarak sadece  İrtibat Bürosunda kullanılmak üzere ve cihazın kullanılmasının sona ermesini müteakip tekrar Türkiye dışına çıkarılmak kaydıyla, ithal etmek istemektedir. Bu hususu Ankara’daki Alman Büyükelçiliği garanti etmektedir.

Alman Heyeti, bir röntgen cihazının Alman  İrtibat Bürosunda kullanılması halinde, Türk işçilerinin bundan büyük ölçüde istifade edeceklerini, bir diğer ifade ile masraftan tasarruf edeceklerini bildirmiştir.

Türk Heyeti, Alman Heyetinin bu arzusunun dikkate alınması için durumu Hükümetine intikal ettireceğini teyit etmiştir.

İ) Alman Heyeti Türkiye’nin Türk işçilerinin buradaki kazançlarının mümkün olduğu nispette büyük bir kısmının Türkiye’ye transferine imkanlar hazırlamasındaki menfaat ve emniyete temas etmiştir. Türk Heyeti bu tür transferleri teşvik edecek bir kanunun hazırlanmakta bulunduğunu beyan etmiştir.

J) Alman Heyeti, Türk makamlarının, Türkiye ile Almanya arasında mal mübadelesi ile ilgili  16.2.1962 tarihli Anlaşmaya atıfta bulunarak, Türkiye’ye dönen işçilerden şahsi eşyaları için de Menşe Şahadetnamesini talep ettiğini ve bu durumun Alman Ticaret Odalarının işlerini ağırlaştırdığını ifade etmiştir.

Türk Heyeti, böyle bir durumun kendilerince malum bulunmadığını beyanla bu hususla ilgili teferruatı bilahare bir nota ile bildirmeyi kabul etmiştir.

Bonn’da 20 Mayıs 1964 tarihinde tanzim olunmuştur.

Alman Heyeti Başkanı                                            Türk Heyeti Başkanı

(İmza)                                                                           (İmza)

Prag Bildirgesi

0

Bologna Deklarasyonunun imzalanmasından iki yıl, Sorbonne Deklarasyonunun imzalanmasından 3 yıl sonra, 32 Avrupa devletinin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları, kaydedilen ilerlemeleri gözden geçirmek ve sürecin ileriki yıllardaki yönünü ve önceliklerini belirlemek amacıyla Prag’da bir araya gelmişlerdir. Bakanlar 2010 yılı itibariyle Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın oluşturulması amacına bağlılıklarını yinelemişlerdir. Bu toplantı için Prag şehrinin seçilmesi, Avrupa Birliği’nin genişlemesi sürecinde Avrupa’nın tamamını bu sürece dahil etme isteğinin bir sembolüdür.


Bakanlar, İzleme Grubu tarafından hazırlanan “Bologna Sürecini İlerletmek” başlıklı raporunu gözden geçirmiş, onaylamış ve Bologna Deklarasyonunda ortaya konan hedeflerin geniş ölçüde benimsendiği ve hem üniversiteler ve diğer yükseköğretim kurumları, hem de taraf devletlerin çoğu tarafından yükseköğretimin gelişmesi için bir zemin olarak kullanıldığı sonucuna varmışlardır. Bakanlar; Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın demokratik değerleri, kültürleri, dilleri ve yükseköğretim sistemlerindeki farklılığının neden olduğu zenginlikten öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin faydalanabilmesi için hareketliliğin teşvik edilmesine yönelik çabaların devam etmesi gerektiğini yinelemişlerdir.

Bakanlar, 29-30 Mart tarihlerinde Salamanca’da gerçekleşen Avrupa Yükseköğretim Kurumları Konvansiyon sonuçları ile 24-25 Mart’ta Göteborg’da yapılan Avrupa Öğrenciler Konvansiyonu tavsiyelerini değerlendirmişler Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) ile Avrupa Öğrencileri Ulusal Birlikleri’nin (ESIB) Bologna Süreci’ne aktif katılımı konusundaki memnuniyetlerini dile getirmişlerdir. Ayrıca süreci ileriye götüren diğer pek çok girişimi de takdirle karşılamışlardır. Avrupa Komisyonu’nun yapıcı desteği de ayrıca vurgulanmıştır.

Bakanlar; derece yapısıyla ilgili olarak Deklarasyon’da tavsiye edilen faaliyetlerin, ülkelerin çoğunluğunda yoğun bir biçimde ele alındığını gözlemlemişlerdir. Özellikle de kalite güvencesi ile ilgili çalışmaların ilerleme kaydetmesi takdirle karşılanmıştır. Bakanlar, ulus ötesi eğitimin getirdiği zorlukların belirlenmesinde, işbirliğine ve eğitimde yaşam boyu öğrenmeye dayalı bir perspektife duyulan ihtiyacı vurgulamışlardır.

Bologna Sürecinin Altı Hedefini İzleyen Eylemler

Bakanlar; Bologna Deklarasyonu’nda da belirtildiği gibi, Avrupa’daki yükseköğretim kurumlarını daha cazip hale getirmek ve bu kurumların rekabet etme gücünü arttırmak için bir Avrupa Yükseköğretim Alanı oluşturulmasının şart olduğunu vurgulamışlardır. Yükseköğretim’in bir kamu yararı olarak ele alınması gerektiği, sosyal bir sorumluluk olduğu ve öyle de kalacağı (yasal düzenlemeler vs.) fikrini ve öğrencilerin yükseköğretim topluluğunun ayrılmaz bir parçası olduğu inancını desteklemişlerdir. Bu açıdan Bakanlar, sürecin geleceği hakkında aşağıdaki konularda görüşlerini bildirmişlerdir:

1) Kolay Anlaşılabilir ve Karşılaştırılabilir Bir Derece Sisteminin Benimsenmesi

Bakanlar; üniversitelerin ve diğer yükseköğretim kurumlarının mevcut ulusal yasal düzenlemeleri ile ders birimlerinin, derecelerinin ve diğer kazanımlarının akademik ve mesleki açıdan tanınmasını kolaylaştırmaya yönelik Avrupa araçlarından tam olarak yararlanmalarını teşvik etmektedir. Böylece vatandaşlar kendi niteliklerini, yeterliliklerini ve vasıflarını Avrupa Yükseköğretim Alanı içinde etkin olarak kullanabileceklerdir.

Bakanlar; kurumsal, ulusal ve Avrupa düzeyinde, kalifikasyonların çeşitliliğini yansıtan basit, etkin ve adil bir tanınmayı teşvik etmesi için ENIC ve NARIC gibi mevcut organizasyon ve ağlara çağrıda bulunmuşlardır.

2) İki Aşamalı Derece Sisteminin Benimsenmesi

Bakanlar, yükseköğretimde lisans ve yüksek lisans olmak üzere iki temel aşama üzerine yapılandırılmış bir derece sistemi üzerine tartışıldığını dile getirmişlerdir. Bu yapı şimdiden bazı ülkelerde benimsenmiştir ve birçok ülkede de büyük bir ilgiyle ele alınmaktadır. Birçok ülkede lisans ve yüksek lisans derecelerinin veya kıyaslanabilir iki aşamalı derecelerin hem üniversiteler hem de diğer yükseköğretim kurumlarınca verilebildiğinin belirtilmesi önemlidir. Helsinki seminerinde lisans dereceleri üzerinde mutabakata varıldığı gibi bireysel, akademik, ve iş piyasası ihtiyaçlarının çeşitliliğine göre herhangi bir dereceyle sonuçlanan programların farklı yönelimleri ve çeşitli profillerinin olabileceği, ve hatta olması gerektiği vurgulanmıştır.

3) Kredi Sisteminin Kurulması

Bakanlar, daha esnek öğrenim ve kalifikasyon süreçleri için; kredi transferine ve biriktirmeye imkan veren bir kredi sistemi (Avrupa Kredi Transfer Sistemi -AKTS- veya AKTS’ye uyumlu bir sistem) tarafından desteklenen ortak bir kalifikasyonlar çerçevesinin kabul edilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır. Karşılıklı olarak tanınan kalite güvencesi sistemleriyle birlikte bu tür düzenlemeler; öğrencilerin Avrupa işgücü piyasasına girişini kolaylaştıracak ve Avrupa yükseköğretiminin uyumunu ve rekabet gücünü artırarak yükseköğretimi daha cazip hale getirecektir.

4) Hareketliliğin Desteklenmesi

Bakanlar; Bologna Deklarasyonu’nda belirtildiği gibi; öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin hareketliliğinin geliştirilmesinin son derece önemli olduğunu yinelemiştir. Bu nedenle; öğrencilerin, öğretim elemanlarının, araştırmacıların ve idari personelin serbest dolaşımını engelleyecek tüm unsurların ortadan kaldırılması yolunda verdikleri sözü doğrulamışlar, ve hareketliliğin sosyal boyutuna dikkat çekmişlerdir. Avrupa Topluluğu programları tarafından önerilen hareketlilik imkanlarını ve bu alanda Nice’te 2000 yılında AB Konseyi tarafından onaylanan Hareketlilik Eylem Planı’nın başlatılması- kaydedilen ilerlemenin altını çizmişlerdir.

5) Kalite Güvencesinde Avrupa İşbirliği’nin Teşvik Edilmesi

Bakanlar, Avrupa’nın her tarafında, kalite standardının güvence altına alınmasında ve kalifikasyonların karşılaştırabilirliğinin kolaylaştırılmasında, kalite güvence sisteminin merkezi rolünün bilincindedirler. Ayrıca, tanınma ve kalite güvencesi ağları arasında yakın işbirliğini teşvik etmişlerdir. Ulusal kalite güvencesi sistemlerinin kabul edilmesinde sıkı işbirliğinin ve karşılıklı güvenin gerekliliğinin önemini vurgulamışlardır. En iyi uygulama örneklerini yaymak, değerlendirme ve akreditasyon mekanizmalarının karşılıklı kabulü için çeşitli olasılıklar tasarlamak konusunda üniversiteleri ve diğer yükseköğretim kurumlarını teşvik etmişlerdir. Bakanlar; ortak referans çerçevesi kurma konusunda işbirliği yapmak ve iyi uygulama örneklerini yaymak için Yükseköğretimde Kalite Güvencesi Avrupa Ağı (ENQA) üyesi olmayan ülkeler ile ilgili taraflarla işbirliği yapmak suretiyle üniversitelere, diğer yükseköğretim kurumlarına , ulusal ajanslara ve ENQA’ya çağrıda bulunmuştur.

6) Yükseköğretimde Avrupa Boyutunun Desteklenmesi

Yükseköğretimde Avrupa boyutlarını güçlendirmek ve mezun istihdamını artırmak amacıyla Bakanlar, her seviye için Avrupa içerikli, yönelimli ve düzenlemeli modül, ders ve müfredatın gelişimi için yükseköğretim sektörüne çağrıda bulunmuştur. Bu; değişik ülkelerdeki kurumlar tarafından ortaklıkta önerilen belirli modüller, dersler, derece müfredatları ve tanınmış ortak dereceleri kapsamaktadır.

Bakanlar ayrıca aşağıdaki hususları vurgulamışlardır:
Yaşam boyu öğrenim 

Yaşam boyu öğrenim; Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın temel parçasıdır. Geleceğin, bilgi odaklı toplum ve ekonomi üzerine kurulu Avrupa’sında rekabet edilebilirliğin ve yeni teknolojilerinin kullanımının beraberinde getirdiği zorluklarla başa çıkmak; sosyal uyumu, eşit fırsatları ve yaşam kalitesini arttırmak için yaşam boyu öğrenim stratejileri önem arz etmektedir.

Yükseköğretim Kurumları ve Öğrenciler

Bakanlar; bir Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın kurulması ve şekillendirilmesinde; üniversitelerin, diğer eğitim kurumlarının ve öğrencilerin yeterli, aktif ve yapıcı ortaklar olarak katılımlarının memnuniyetle karşılandığını ve buna ihtiyaç duyulduğunu vurgulamışlardır. Kurumlar; uyumlu, verimli, henüz çeşitlendirilmiş ve uyarlanabilen bir Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın yaratılmasının önemini kanıtlamışlardır. Ayrıca, Bakanlar, Yükseköğretim Alanı’nda güvenin, belirginliğin (ayırıcı olma özelliğinin), hareketliliğin ve uyumun sağlanabilmesi için kalitenin şart olduğuna işaret etmişlerdir. Bakanlar; istihdam ile akademik kaliteyi birleştiren çalışma programlarının geliştirilmesi konusundaki katkıları takdirle karşılamışlar ve yükseköğretim kurumlarına sürekli faal olmaları konusunda çağrıda bulunmuşlardır.

Bakanlar; öğrencilerin derneklere, üniversitelerdeki eğitimin içeriğine ve diğer yükseköğretim kurumlarına nüfuz etmeleri gerektiğini yinelemişlerdir. Bakanlar ayrıca; öğrenciler tarafından da hatırlatılan, Bologna sürecinde sosyal boyutun göz önünde tutulması gerekliliğinin de altını çizmişlerdir.

Avrupa Yükseköğretim Alanının Çekiciliğini Artırmak 

Bakanlar; Avrupa’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen öğrenciler için Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın cazip hale getirilmesinin önemi üzerinde hemfikirdirler. Avrupa Yükseköğretim derecelerinin dünya çapında anlaşılabilirliği ve karşılaştırılabilirliği; kalifikasyonlar için ortak bir çerçevenin geliştirilmesi, tutarlı bir kalite güvencesi, akreditasyon mekanizmaları ve yoğunlaştırılmış bilgilendirme çabaları ile artırılmalıdır.

Bakanlar; yükseköğretimin ve araştırmanın kalitesinin; Avrupa’nın uluslararası çekicilik ve rekabet edilebilirliğinde önemli bir belirleyici olduğunu ve olması gerektiğini özellikle vurgulamışlardır. Bakanlar; değişik profillerde kurumlar ve programlarla beraber Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın çıkarına daha çok dikkat edilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır. Ulus ötesi eğitimin olası sonuç ve bakış açıları ile ilgili Avrupa ülkeleri arasındaki işbirliğinin artırılması çağrısında bulunmuşlardır.

Sürekli İzleme

Bakanlar; benzerlikler üzerine inşa etmek, kültürler, diller ve ulusal sistemler arasındaki farklılıklardan faydalanmak; hükümetler arası işbirliği yapmak; Avrupa üniversiteleri, diğer yükseköğretim kurumları ve öğrenci organizasyonları ile birlikte Topluluk programları arasında devam eden diyalogdan faydalanmak suretiyle, Bologna Deklarasyonu’nda ortaya konan hedefler doğrultusunda işbirliğine devam edeceklerini taahhüt etmişlerdir.

Avrupa Topluluğu programlarından Sokrates, Leonardo da Vinci ve Tempus Cards’ın açık olduğu Hırvatistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Türkiye’nin Bologna sürecine katılımları Bakanlar tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

2

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Türkiye’de her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan resmi bayramdır. 19 Mayıs, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de resmi bayram olarak kutlanmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Anadolu’nun işgaline karşı Kurtuluş Savaşını başlatmış, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atarak Cumhuriyet Devrimlerinin yolunu açmıştır. 

19 Mayıs 1919, Türk tarihi bakımından bir dönüm noktasıdır ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşam kronolojisinde en önemli tarihlerden biridir. 

Sivas Kongresi Delegeleri

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasının ardından yurt çapında kongreler yapılmıştır. Sırasıyla; 28 Haziran-12 Temmuz 1919 tarihleri arasında 1. Balıkesir Kongresi, 26-30 Temmuz 1919 tarihlerinde 2. Balıkesir Kongresi, 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi, 6-9 Ağustos 1919 tarihlerinde 1. Nazilli Kongresi, 16-25 Ağustos 1919 tarihlerinde Alaşehir Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde Sivas Kongresi, 16-22 Eylül 1919 tarihlerinde 3. Balıkesir Kongresi, 19-23 Eylül 1919 tarihlerinde 2. Nazilli Kongresi, 16 Ekim 1919 tarihlerinde 1. Edirne Kongresi, 19-21 Kasım 1919 tarihlerinde 4. Balıkesir Kongresi, 15 Ocak 1920 tarihlerinde 2. Edirne Kongresi, 10-23 Mart 1920 tarihlerinde 5. Balıkesir Kongresi, 31 Mart -2 Nisan 1920 tarihlerinde Lüleburgaz Kongresi,9-13 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Edirne Kongresi ve 2 Ağustos 1920 tarihinde Afyonkarahisar Kongresi yapılmıştır.

Düzenlenen bu kongreler sonucunda işgale karşı kurtuluş hareketi örgütlenmiş, 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuştur. 

19 Mayıs 1935, Saraçoğlu(Fenerbahçe) Stadyumu

Gençlik ve Spor Bayramı 1926 yılında Gazi Günü adıyla ilk defa Samsun’da kutlanmış, 1935 yılında Atatürk Günü adıyla resmi olarak kutlanmaya devam etmiş; 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiş; 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiş, tüm resmi kurumlar, okullar ve vatandaşlarca bayram olarak kutlanmaya devam edilmiştir. 

ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HAKKINDA KANUN

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Anadolu’da Kuva-i Milliyet Hareketi başlatan Mustafa Kemal hakkında Vahdettin tarafından verilen idam fermanı

PADİŞAH BUYRUĞU: Mehmet Vahidüddin

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.” Halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.” Halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.”
Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.
24 Mayıs 1336 (1920)

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili

Damad Ferid
UNESCO : 1981 Atatürk Yılı

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 27 Kasım 1978 tarihinde aldığı genel kurulu kararı ile Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılını dünyada, 1981 Atatürk Yılı olarak ilan etmiştir. Atatürk dışında başka hiçbir lider hakkında böyle bir uygulama yapılmamıştır. 

UNESCO’nun 152 ülke tarafından oy birliği ile yaptığı tanımlama şu şekildedir; 

“Atatürk; Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi, olağanüstü reformlar gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün hayati boyunca insanlar arasında renk, din ve irk ayrımı gözetmeyen essiz bir devlet adamı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu.”

27 Kasım 1978 tarihli UNESCO Genel Kurulu kararı:

“UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin, gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümünde, 1981 yılında anılacağını hatırlatarak, UNESCO’nun ilgilendiği tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış, uluslar arası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO’nun işbirliği yapmasına karar verilmiştir.”

18 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
18 Mayıs Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
18 Mayıs – Hukuk Takvimi
1048
İranlı şair, filozof, matematikçi, astronom ve binom açılımının ilk kullanıcısı Ömer Hayyam doğdu. (Ölümü: 4 Aralık 1131)
1804
Napolyon Bonapart, Fransız Senatosu tarafından Fransa İmparatoru ilan edildi.
1871
100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde imzalandı. Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edildi.
1872
Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplum eleştirmeni, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ve barış hareketi lideri Bertrand Arthur William Russell, dünyaya geldi. (18 Mayıs 1872 – 2 Şubat 1970)
1904
Kadın ticaretinin yasaklanmasına ilişkin 18 Mayıs 1904 tarihli sözleşme kabul edildi. Bu sözleşme, 11 Ekim 1933’te kabul edilen Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename’ye temel oldu. (International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age
1916
Fransız yargıç ve sendikacı André Braunschweig 18 Mayıs 1916’da dünyaya geldi.
1926
Uluslararası Silahsızlanma Konferansı Cenevre’de başladı.
1931
Estonya ile 12 Mart 1928 günü Ankara’da imzalan “Mün’akit Ticaret ve Seyrüsefain Mukavelenâmesi” 16 Eylül 1929 günü Muahedename’ye dönüştürüldü ve 18 Mayıs 1931 tarihinde yürürlüğe girdi. 
1937
Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı, Jacques Santer 18 Mayıs 1937’de doğdu. Paris Siyasal Araştırmalar Enstitüsü‘nde eğitim gördü ve 1961’de hukuk doktorasını aldı. 1972-1974 yılları arasında hükûmette devlet sekreteri oldu ve en genç üye unvanını aldı. 1979’dan 1984’e kadar Hristiyan Sosyal Halk Partisi (CSV) ve liberal Demokrat Parti arasındaki koalisyon hükümetinde Maliye Bakanı, Çalışma Bakanı ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı. 1984 genel seçimlerinde Başbakan oldu. 1995-1999 yılları arasında Avrupa Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. 1995’te Avrupa Vizyon Ödülü’nün ilk sahibi oldu. 1999’da uzmanlar tarafından hazırlanan bir rapor ile bazı komisyon üyelerinin yolsuzluk yaptıklarını dile getirmeleri üzerine başkanlıktan istifa etti, daha sonra Avrupa Parlamentosu milletvekili seçildi.
1941
Alman hukukçu, ekonomist ve sosyolog Werner Sombart 19 Ocak 1863’te dünyaya geldi.   Pisa, Berlin  ve  Roma üniversitelerinde hukuk ve ekonomi okudu. 1888’de Berlin Üniversitesinde  doktorasını yaptı ve aynı üniversitede 1918 yılında ekonomi profesörlüğüne atandı. Bremen Ticaret Odası’nın baş avukatı oldu. Alman genç tarihçi okulu içinde yer aldı. Ekonominin tarihsel bir süreç olduğunu ve bu nedenle evrensel ekonomi yasalarının olamayacağını savundu. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Kıta Avrupası’nın önde gelen sosyal bilimcilerindendir. 18 Mayıs 1941’de yaşamını yitirdi.
1944
Josef Stalin, Kırım Tatarlarını Kırım Yarımadası’ndan sürgün etti. Sürgün edilen 193.865 Kırım Tatarının %45’i sürgünde hayatını kaybetti.
1952
Hukukçu, diplomat, Milletvekili Mehmed Enis Akaygen Millet Partisi genel başkanlığına seçildi.
   
   
   
1953
Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi (ICC Türkiye) 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruldu. ICC Türkiye 18 Mayıs 1953 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde yeniden yapılandı. 27 üye ile işe başlayan Komitenin 1955 yılında toplam 120 üyesi oldu.
1953
Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında Ankara’da akdedilen Dostluk ve İşbirliği Antlaşması; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Mayıs 1953 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazete’nin 19 Mayıs 1953 tarihli sayısında yayınlandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 18 Mayıs 1954 tarihinde Türkiye tarafından onaylandı. 18 Mayıs 1954 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 Numaralı Protokol de bu kapsamda onaylandı.
1960
  • Amerikalı hukukçu, çiftçi ve siyasetçi Ben Chafin doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2021) Doğu Tennessee Üniversitesi ve Richmond Üniversitesi’nde hukuk öğrenim gördü. 1986’da Virginia’da Chafin Hukuk Bürosu’nu kurdu. 2014 yılında Virginia Temsilciler Meclisi’ne delege olarak girdi. 2014’ten 2021’deki ölümüne kadar Virginia Eyalet Senatosu üyeliği yaptı. Eyalet senatosunda Eğitim, Sağlık, Yargı, Ayrıcalıklar, Seçimler, Rehabilitasyon ve Sosyal Hizmetler komitelerinde görev yaptı.
  • Akşam Gazetesi, sıkıyönetim bildirilerine uymadığı gerekçesiyle 20 gün süreyle kapatıldı.
1961
Tanin gazetesi yazarlarından Aziz Nesin ile Yayın Müdürü İhsan Ada gözaltına alındı
1965
Hukukçu ve siyasetçi Bülent Tezcan doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1990 yılından itibaren Aydın‘ın Kuşadası ilçesinde serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çok sayıda demokratik kitle örgütünde üye ve yönetici olarak çalıştı. Kuşadası İlçe Başkanlığı ve iki dönem Aydın İl Başkanlığı görevlerini sürdürdü. 2011 Türkiye genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın milletvekili olarak meclise girdi. 2012’de CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden sorumlu genel başkanlığı görevini üstlendi. Anayasa Komisyonu üyeliği ve Adalet Komisyonu üyeliği yaptı.
1971
  • SBF Anayasa Hukuku Profesörü Mümtaz Soysal, 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra dekanlık görevine devam etmekte iken 1402 sayılı yasa ile görevinden alındı ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 18 Mayıs 1971 tarihinde tutuklandı. Bir buçuk yıl Mamak Cezaevinde yattı.
  • İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasının ardından Türkiye genelinde valiliklerin ilan ettiği listelerle, 19 ilde sıkıyönetim komutanlıklarınca haklarında arama kararı çıkarılan yazarlar ve akademisyenler dahil toplam 427 kişi gözaltına alındı.
  • İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı yayınladığı bildiriyle, “masum gençlerimizi kışkırtıcı yayın ve sözleriyle kanunsuz hareketlere teşvik eden” 49 kişiye arama kararı çıkarıldığını bildirip “teslim ol” çağrısı yaptı, listedekilerden 10’u teslim olup gözaltına alındı.
  • Bir yazıdan dolayı tutuklu olan Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Oktay Kurtböke’nin yargılanmalarına başlandı.
1973
  • ABD Kongresi’nin ilk kadın üyesi, feminist ve pasifist Jeannette Rankin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Haziran 1880)
  • Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP-ML) ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nun (TİKKO) kurucusu İbrahim Kaypakkaya, sıkıyönetimde gözaltında bulunduğu sırada gördüğü işkenceler sonucunda öldü. Ölüm sebebi kayıtlara intihar olarak geçti.
1974
Cumhuriyetin 50nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun resmi gazetede yayımlandı.
1974
Başbakan Süleyman Demirel’in hayali mobilya ihracatı suçundan tutuklu yeğeni Yahya Demirel tahliye edildi.
   
1977
11 Mart 1976’da 15 gün boyunca bir tutukluya işkence yapmaktan şüpheli 6 polis şefinin ağır cezada yargılanmasına kara rverildi. 
   
1982
Eski Milli Selamet Partisi Milletvekili Halit Kahraman Almanya’da eroin kaçakçılığından hapis cezası almıştı. Kahraman cezası bitince Türkiye’ye teslim edildi. İki gün sonra Ankara’da tutuklandı.
1984
Yüzlerce aydın tarafından imzalanarak meclise verilen Aydınlar Dilekçesi hakkında Başbakan Turgut Özal konuştu: “Böyle bir dilekçe verilebildiğine göre ‘Türkiye’de demokrasi yoktur’ sözü varit değildir”
1989
Alman hukukçu ve siyasetçi Hermann Höcherl yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Mart 1912) Aix -en-Provence ve Münih’te hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. 1938’de büyük devlet hukuk sınavını geçti. 1940 yılına kadar mahkeme bilirkişiliği yaptı.  1950’de Deggendorf bölge mahkemesinde savcı olarak çalıştı. 1951’den 1953’e kadar bölge mahkemesi meclis üyesi ve Regensburg’daki meslekten olmayan yargıçlar mahkemesinin başkanlığını yaptı. 1961’den 1965’e kadar Federal İçişleri Bakanı ve 1965’ten 1969’a kadar Federal Gıda, Tarım ve Orman Bakanı olarak görev yaptı.
1992
Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edildi, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır. 18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.
1995
Gazi mahallesi olaylarını protesto gösterisi sırasında gözaltına alınan ve kendisinden bir daha hiç haber alınamayan Hasan Ocak’ın Altınşehir Mezarlığı Kimsesizler Bölümü’ne gömüldüğü iddia edildi.
1997
MHP kurultayında kavga çıktı. Kurultay, hakim kararıyla bir ay ertelendi.
1999
İtalyan hukukçu, siyasetçi ve bankacı Carlo Azeglio Ciampi, 18 Mayıs 1999 – 15 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Doç. Dr. Bahriye Üçok‘un katledilmesinde kullanılan pakette tespit edilen parmak izinin, Umut Operasyonu çerçevesinde yakalanan Ferhan Özmen’e ait olduğu belirlendi.
2001
ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi Bakanlar Kurulu Kararı 18 Mayıs 2001 tarih ve 2528 Sayısı ile kabul edildi ve Resmi Gazete’de 27 Haziran 2001 tarihinde yayınlandı.
2006
Hukukçu ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi, 11 Haziran 2001 – 18 Mayıs 2006 ve 8 Mayıs 2008 – 12 Kasım 2011 tarihlerinde başbakanlık yaptı.
2007
 
2007
 
2007
Londra Bildirgesi: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele Bildirgesi, Bologna Süreci‘ne katılan ülkelerin Yükseköğretimden sorumlu Bakanları tarafından 18 Mayıs 2007 tarihinde “Avrupa Yükseköğretim Alanı’na Doğru: Küresel Dünyanın Getirdiği Zorluklarla Mücadele” adıyla kabul edildi.
2009
Kanser tedavisi görürken 13 Nisan’daki Ergenekon operasyonlarında evi basılıp arama yapılan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Türkan Saylan (74) hayata veda etti.
   
   
2011
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 2019 yılı itibari ile 98 ülke tarafından imzalandı, 60 ülke sözleşmeye taraf oldu. Sırbistan 18 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeye katıldı.
2014
  • Soma faciası sonrası başlatılan soruşturmada YK Başkanı Alp Gürkan haricinde madeni işleten şirketin CEO’su dahil 25 kişi gözaltına alındı, İşletme Müdürü ve iki maden mühendisi tutuklandı.
  • İstanbul Barosu, Soma’ya giden ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu avukatların darp edilerek gözaltına alınmalarına sert tepki gösterdi: ”Baskı, saldırı, işkence, hukuksuzluk, yalan, yasak, hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük faşizmin fıtratında var.”
2017
15 Mayısta başlayan ve İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezinde HFSA tarafından düzenlenen “Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar–VIII” sempozyumu sona erdi. yapılmıştır. Eş zamanlı olarak üç salonda günde 9 oturum gerçekleştirildi. Sekizinci Sempozyum Prof. Dr Adnan Güriz, Prof. Dr. Cahit Can, Prof. Dr. Öner Meriçoğlu, Prof. Dr. Mehmet Yüksel, Prof. Dr. Vecdi Aral’a ithaf edildi.
   
2025
Büyükçekmece Belediyesi’ne yönelik ‘yolsuzluk’ iddiasıyla yürütülen soruşturmada Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin’in, ‘rüşvet verme’ suçundan tutuklandığı ortaya çıktı.

Türkmenistan Anayasası

0

Türkmenistan Anayasası 18 Mayıs 1992 yılında kabul edilmiş, 27 Aralık 1995 ve 26 Eylül 2008 yılında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasa devletin işleyişini, organlarını ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlarını çizen 117 maddeden oluşmakta, dünyanın genç anayasaları arasında yer almaktadır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

18 Mayıs Günü, Türkmenistan Anayasa ve Türkmenistan Bayrak Günü olarak kutlanmaktadır.

[/box]

Türkmenistan Anayasası

BAŞLANGIÇ

Biz, Türkmenistan halkı,

Kendi geleceğimizi belirleme konusundaki vazgeçilmez hakkımıza dayanarak; Vatanımızın bugün ve gelecekteki kaderi için sorumluluğumuzdan yola çıkarak;

Atalarımızın birlik, barış ve uyum içinde yaşama vasiyetlerine bağlılığımızı beyan ederek;

Milli değerleri ve menfaatleri koruyup saklamayı, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, egemenliğini ve daimi tarafsızlık statüsünü güçlendirmeyi amaç edinerek;

Her insan ve vatandaşın hak ve özgürlüklerini güvence altına alarak, toplumsal barışı ve milli birliği sağlamaya çalışarak, halk hâkimiyeti, demokratik, hukuk ve dünyevi devletinin esaslarını kararlaştırarak;

Bu Anayasayı, Türkmenistan’ın Temel Kanununu kabul ediyoruz.

1.KISIM
TÜRKMENİSTAN’IN ANAYASAL DÜZENİNİN TEMELLERİ
Madde 1

Türkmenistan, demokratik, hukuk ve dünyevi bir Devlet olup, Devlet yönetimi başkanlık cumhuriyet hükümeti şeklindedir.

Türkmenistan, kendi toprakları üzerinde egemen ve tam hâkimiyete sahip olup, iç ve dış siyasetinde bağımsızca hareket eder. Türkmenistan’ın devlet egemenliği ve ülkesi, bütün ve bölünmezdir.

Devlet, Türkmenistan’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, Anayasal düzeni korur, kanunlara uygunluğu ve hukuk düzenini sağlar.

Türkmenistan, kanunla belirlenen esaslara göre daimi tarafsızlık statüsüne sahiptir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu, 12 Aralık 1995 tarihli “Türkmenistan’ın Daimi Tarafsızlığı” isimli kararında:

  1. Türkmenistan’ın ilan ettiği daimi tarafsızlık statüsünü kabul eder ve destekler;
  2. “Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın üye devletlerini, Türkmenistan’ın bu statüsüne saygı göstermeye ve desteklemeye, ayrıca bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırır.” Dünya birliği tarafından kabul edilen, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlığı, iç ve dış politikasının temelidir.

 Madde 2

Türkmenistan’da egemenlik halka aittir. Türkmenistan Halkı, Devlet hâkimiyetinin tek kaynağıdır. Halk, bu hâkimiyeti, doğrudan veya temsili organlar aracılığıyla kullanır.

Halkın hiçbir bölümü, hiçbir kurum veya kişi hâkimiyeti ele geçirme hakkına sahip değildir.

Madde 3

Türkmenistan’da toplumun ve devletin en kıymetli hazinesi insandır.

Devlet, vatandaşa karşı sorumludur ve şahsiyetin serbestçe gelişmesi için gerekli şartları sağlar; vatandaşın canını, namusunu, saygınlığını ve özgürlüğünü, şahsi dokunulmazlığını, doğal ve vazgeçilmez haklarını korur.

Her vatandaş, Anayasanın ve kanunun kendine yüklediği ödevleri yerine yetirmek üzere, devlet önünde sorumludur.

Madde 4

Devlet hakimiyeti, kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine bölünür ve birbirinden bağımsız ve birbirini dengeleyici şekilde hareket ederler.

Madde 5

Devlet, onun organları ve yetkililer, hukuka ve Anayasal düzene bağlıdırlar.

Türkmenistan Anayasası, Devletin Temel Kanunudur. Anayasada yer alan kurallar ve hükümler doğrudan uygulanır. Anayasaya aykırı kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri hükümsüzdür.

Devlet sırrı veya kanunla korunan başka sırlar içeren yasal düzenlemeler dışında, hükümetin, idarenin ve yerel yönetimlerin normatif yasal düzenlemelerinden, yayımlanmak suretiyle ya da başka usullerle halk haberdar edilir. İnsan ve vatandaşların haklarını ve özgürlüklerini ilgilendiren yasal düzenlemeler, halkın bilgisine sunulmadıkça, kabul edildiği andan itibaren geçersizdir.

Madde 6

Türkmenistan, dünya toplumunun tam bir öznesi olarak, daimi tarafsızlık dış politikası, diğer ülkelerin iç işlerine karışmama, kuvvet kullanmama ve askeri blok ve ittifaklara katılmama, bölge ülkeleri ve dünya devletleriyle barışsever, dostça ve karşılıklı faydalı ilişkiler kurma, ilkelerine riayet eder.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak kabul ettiği normların üstünlüğünü tanır. Türkmenistan’ın taraf olduğu bir uluslararası antlaşma, Türkmenistan kanunlarında öngörülen bir kuraldan başka bir kural getirmesi halinde, uluslararası antlaşma kuralları uygulanır.

Madde 7

Türkmenistan’ın kendi vatandaşlığı vardır. Vatandaşlık kanunla edinilir, korunur ve kaybedilir.

Türkmenistan vatandaşı, bir başka ülkenin vatandaşlığını kabul edemez.

Hiç kimse, vatandaşlığından veya vatandaşlığı değiştirmek hakkından mahrum edilemez. Hiçbir Türkmen vatandaşı başka devlete teslim edilemez, sınır dışı edilemez veya vatanına geri dönme hakkı sınırlandırılamaz.

Türkmenistan vatandaşları gerek Türkmenistan topraklarında gerekse sınırları dışında devletin koruma ve himayesi altındadır.

Madde 8

Yabancı devlet vatandaşları ve vatandaşlığı olmayan kişiler, Türkmenistan’ın uluslararası antlaşmaları ve kanunları uyarınca, Türkmenistan vatandaşlarının sahip olduğu hak ve özgürlüklerden yararlanır ve sorumlulukları üstlenirler.

Türkmenistan, uluslararası hukukun evrensel olarak tanınmış normları ve kanunla öngörülen şekilde, yabancı devlet vatandaşları veya vatandaşlığı olmayan kişilere sığınma hakkı verir.

Madde 9

Mülkiyet dokunulmazdır. Türkmenistan, üretim araçları, toprak, diğer maddi ve fikri değerler üzerinde özel mülkiyet hakkını tanır. Bunlar, vatandaş birliklerine ve devlete ait olabilir. Sadece devlet mülkiyetine konu olan şeyler, kanunla belirlenir. Devlet, mülkiyetin tüm çeşitlerini geliştirmek için eşit koruma ve eşit koşullar oluşturmayı güvence altına alır.

Kanunla yasaklanmış usulle edinen mülkiyet dışında mülkiyetin bedelsiz alınmasına müsaade edilmez.

Sadece kanunla göz önünde bulundurulan durumlarda mülkiyetin bedelini ödeyerek zorunlu alınmasına müsaade edilir.

Madde 10

Türkmenistan ekonomisi, pazar ekonomisi ilkelerine dayanır.

Devlet, girişimciliği teşvik eder ve destekler, küçük ve orta ölçekli işlemlerin gelişmesine yardım eder.

Madde 11

Devlet, milli tarihsel ve kültürel mirası, tabii çevreyi korumak, sosyal ve etnik topluluklar arasında eşitliği sağlamaktan sorumludur. Devlet, bilimsel ve sanatsal yaratıcılığı ve bunların faydalarının yayılmasını teşvik eder, bilim, kültür, eğitim ve öğretim, spor ve turizm alanlarında uluslararası ilişkilerin geliştirilmesine yardım eder.

Madde 12

Devlet, din ve ibadet özgürlüğünü, dinlerin kanun önünde eşitliğini teminat altına alır.

Dini kurumlar, Devletten ayrıdır, onlar Devlet işine karışamaz ve Devlet işleri yapamazlar.

Devletin eğitim sistemi, dini kurumlardan ayrıdır ve dünyevi karakter taşır.

Herkes dini görüşünü serbestçe belirleyebilir, tek başına veya toplu şekilde istediği dine inanma veya hiçbir dine inanmama, ayrıca dini görüşleriyle ilgili inançlarını açıklama ve yayma, dini örf, ayin ve ibadetlerini yerine getirme hakkına sahiptir.

Madde 13

Türkmenistan, devlet egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla kendi Silahlı Kuvvetlerine sahiptir.

Madde 14

Türkmen dili, Türkmenistan’ın Devlet dilidir. Her Türkmen vatandaşı, kendi ana dilini kullanma hakkına sahiptir.

Madde 15

Türkmenistan’ın egemenliğinin resmi simgeleri, Devlet bayrağı, Devlet arması ve Devlet marşıdır.

Bayrak, Arma ve Marş kanunun belirlediği esaslara göre kabul edilir ve korunur.

Madde 16

Türkmenistan’ın idari-mülki yapısı; iller (vilayetler), il statüsündeki şehirler, ilçeler (etraplar), ilçe statüsündeki şehirler, ilçelerdeki şehirler, küçük şehirler (şäherçeler) ve obalardan (gengeshliks) oluşur.

Bir veya birkaç köyün toprağı, obayı (gengeshlik) meydana getirir.

Madde 17

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat şehridir.

2.KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA İNSAN VE VATANDAŞ TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ

Madde 18

İnsan hak ve özgürlükleri dokunulmaz ve devredilmezdir.

Anayasa ve kanunlar uyarınca yapılanlar hariç, hiç kimse hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz, hiç kimsenin hak ve özgürlükleri sınırlandırılamaz.

Anayasa ve kanunlarda yer alan hak ve özgürlükler, başkalarının hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak veya kısıtlamak için kullanılamaz.

Madde 19

Türkmenistan, insan ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin eşitliğini, ve aynı zamanda milliyetine, ırkına, cinsiyetine, etnik kökenine, mülkiyetine, görevine, yaşadığı yere, diline, dinine ve siyasi görüşüne, herhangi bir parti üyeliğine veya üye olmamasına bakmaksızın, insan ve vatandaşların kanun önünde eşitliğini güvence altına alır.

Madde 20

Türkmenistan’da erkekler ile kadınlar, vatandaşlık hakları bakımından eşittirler. Eşitliğin cinsiyet temelinde bozulması, kanun önünde sorumluluğu gerektirir.

Madde 21

Hak ve özgürlüklerini kullanılması, başkalarının hak ve özgürlükleri yanı sıra, ahlak, hukuk ve kamu düzeninin gereklerini ihlal edemez, milli güvenliğe zarar veremez.

Madde 22

Herkes yaşam hakkına ve özgürce yaşamını sürdürme hakkına sahiptir. Hiç kimse yaşama hakkından yoksun bırakılamaz. Herkesin özgürce yaşama hakkı, kanun temelinde devlet tarafından korunur.

Türkmenistan’da ölüm cezası kaldırılmıştır.

Madde 23

Kanunda açıkça belirtilenlerden başka, hiç kimsenin hakları sınırlandırılamaz ve haklarından mahrum bırakılamaz, suçlanamaz ve cezalandırılamaz.

Hiç kimse, işkenceye, zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ve rızası olmaksızın tıbbi ya da diğer deneylere (ilaç veya tıbbi) tabi tutulamaz. Bir kimse sadece kanunda açık olarak gösterilen durumlarda mahkeme kararıyla veya savcının emri ile tutuklanabilir. Acil durumlarda kanunda açık olarak yetkilendirilen devlet makamları, vatandaşları geçici bir süre için gözaltına alabilir.

Madde 24

Her vatandaş, rahat bir yaşama alanı elde etmek veya ulaşmak ve bireysel konutunu inşa etmek için devletten yardım alma hakkına sahiptir. Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, herhangi bir kanuni temeli olmaksızın, orada yaşayanların rızası dışında, bir konuta giremez ya da bir başka şekilde konut dokunulmazlığını ihlal edemez. Hukuksuz saldırılara karşı konutun korunması, her insan ve vatandaşın hakkıdır.

Kanunda gösterilen durumlar haricinde hiç kimsenin konutu elinden alınamaz.

Madde 25

Herkes, özel hayatına keyfi müdahaleden, ayrıca haberleşme, telefon ve diğer iletişim araçlarının gizliliği kuralının ihlalinden, onur ve şöhretine saldırıdan, korunma hakkına sahiptir.

Madde 26

Her vatandaşın, Türkmenistan sınırları içinde, seyahat etme, yaşayacağı yeri seçme hakkı vardır.

Belirli yerlere girilmesi ve bu alanlarda seyahat edilmesine ilişkin sınırlamalar, ancak kanunla konulabilir.

Madde 27

Evlilik yaşına gelen kadın ve erkekler, karşılıklı rızayla, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Eşler, aile ilişkilerinde eşit haklara sahiptir.

Ana ve babalar veya onların yerini tutan kişiler, çocuklarını terbiye etme; onların sağlığı ve gelişmesini sağlama, onları okutmaya özen gösterme, meslek sahibi olmaya hazırlama, cemiyete kazandırma; onlara kanunlara, tarihi ve milli örf ve adetlere saygı göstermeyi öğretmek hak ve sorumluğuna sahiptir. Reşit evlatlar, ana-babalarına bakmak ve onlara yardım etmekle yükümlüdür.

Madde 28

Türkmenistan vatandaşları, düşünce ve ifade özgürlüğüne, ayrıca kanunla korunan devlet ya da diğer sırlar dışında, bilgi alma hakkına sahiptirler.

Madde 29

Vatandaşlar bakımından, kanunda belirlenen esaslara göre, toplantı, yürüyüş ve gösteri hakkı güvence altındadır.

Madde 30

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde faaliyet gösteren siyasi parti ve diğer toplumsal birlikler kurma hakkına sahiptir.

Anayasal düzeni zorla değiştirmeyi amaçlayan, faaliyetlerinde şiddete başvuran, vatandaşların Anayasal hak ve özgürlüklerine karşı olan, savaşı, ırki, milli ve dini düşmanlığı yayan, halkın sağlığı ve genel ahlakına zarar veren, siyasi partilerin, diğer toplumsal ve yarı askeri birliklerin ve ayrıca etnik ve dini nitelikli siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Madde 31

Her vatandaşın, toplum ve Devlet yönetimine, doğrudan veya serbest seçilen temsilcileri aracılığıyla katılma hakkı vardır.

Madde 32

Her vatandaşın, devlet organlarına seçme ve seçilme hakkı vardır.

Türkmenistan vatandaşlarının, yeteneğine ve mesleki liyakatine uygun olarak, kamu hizmetine girmede eşit hakları vardır.

Madde 33

Vatandaşlar, çalışma, kendi isteğine göre mesleğini, iş türünü ve iş yerini seçme, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları talep etme hakkına sahiptir.

Ücretliler, yaptığı işin niteliği ve kalitesine uygun ücret alma hakkına sahiptir. Bu ücret, Devletin belirlediği asgari geçim düzeyinden daha düşük olamaz.

Madde 34

Çalışanların, dinlenme hakkı vardır ve bu hak, haftalık çalışma sınırlarının belirlenmesi, yıllık ücretli izinlerin ve haftalık tatil günlerinin verilmesinden ibarettir.

Devlet, kişilerin dinlenebilmeleri ve boş vakitlerini değerlendirebilmeleri için gerekli şartları sağlar.

Madde 35

Vatandaşların, kamu sağlığı kurumlarının hizmetlerinden serbestçe yararlanma dahil, sağlık hakkı vardır. Ücretli tıp ve geleneksel olmayan sağlık hizmetlerine, kanunda belirlenen esas ve usule göre izin verilir.

Madde 36

Herkesin, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır.

Devlet, yaşam koşullarını korumak ve geliştirmek ve ayrıca çevreyi korumak ve yenilemek için doğal kaynakların yönetimini gözetir.

Madde 37

Vatandaşların, yaşlılık, hastalık, engellilik, çalışma yeteneğinin kaybı, geçimini sağlayanın kaybı ve işsizlik durumlarında, sosyal güvenlik hakkı vardır.

Çok çocuklu ailelere, yetimler ve gazilere ve devletin veya toplumun menfaatlerini korurken sağlığını kaybedenlere, devlet ve kamu fonlarından ek destek ve ayrıcalıklar sağlanır.

Madde 38

Her vatandaşın eğitim hakkı vardır.

Genel orta eğitim zorunludur; herkesin Devlet okullarında ücretsiz olarak bu eğitimi alma hakkı vardır.

Devlet, yeteneğine göre herkese mesleki eğitimi alma hakkını sağlar.

Türkmenistan kanunlarında belirtilen esas ve usule göre, hükümet, hükümet dışı örgütler ve vatandaşların, ücretli eğitim faaliyetinde bulunma hakları vardır.

Devlet tüm eğitim kurumları için zorunlu, eğitim standartlarını belirler.

Madde 39

Türkmenistan vatandaşları, sanatsal, bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü hakkına sahiptir. Vatandaşların bilimsel, teknik, yaratıcılık, sanatsal, edebi ve kültürel faaliyet alanlarındaki telif hakları ve menfaatleri kanunla korunur.

Devlet, bilimin, kültürün, güzel sanatların, halk yaratıcılığının, sporun ve turizmin gelişmesine yardımcı olur.

Madde 40

Hak ve özgürlüklerinin kullanılması, birey ve vatandaşların, toplum ve Devlet karşı ödevlerini yerine getirmesinden ayrılamaz.

Türkmenistan sınırları içerisinde yaşayan veya geçici olarak bulunan herkes, Türkmenistan Anayasasına, kanunlarına uymaya ve milli örf ve adetlerine saygı göstermeye mecburdur.

Madde 41

Türkmenistan’ı korumak her vatandaşın kutsal görevidir. Türkmenistan vatandaşı olan her erkek için genel askerlik görevi zorunludur.

Madde 42

Herkes, kanunda belirlenen usul ve miktarda, Devlet vergi ve diğer mali ödemeleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Madde 43

Vatandaşların, onur ve şerefi, Anayasa ve kanunlarda belirtilen insan ve vatandaşın kişisel ve siyasal hak ve özgürlükleri yargısal güvence altına alınmıştır.

Vatandaşların, Devlet organlarının, kamu kurumlarının ve yetkili kişilerin, karar ve eylemlerine karşı, mahkemeye başvurma hakkı vardır.

Madde 44

Vatandaşlar, Devlet organları, diğer örgütler ve onların çalışanları ya da özel kişilerin, hukuksuz eylerlerinden doğan maddi ve manevi zararları için, mahkemeden tazminat isteme hakkına sahiptirler.

Madde 45

Hiç kimse kendisi veya yakınları aleyhine ifade vermeye ve delil sunmaya zorlanamaz.

Kişiye psikolojik ve fiziksel baskı yapmak suretiyle veya diğer kanun dışı yollarla elde edilen delillerin hukuki gücü yoktur.

Madde 46

Vatandaşın durumunu kötüleştiren bir kanun, geçmişe yürümez. Hiç kimse, işlendiği zaman kanun tarafından suç olarak tanınmayan eylemlerden dolayı, sorumlu tutulamaz.

Madde 47

Vatandaşların bu Anayasada öngörülen hak ve özgürlüklerinin kullanılması, sadece olağanüstü hal ve sıkı yönetim dönemlerinde, Anayasa ve kanunlarda belirtilen koşul ve sınırlar içinde, geçici olarak askıya alınabilir.

3. KISIM

TÜRKMENİSTAN’DA HAKİMİYET VE YÖNETİM ORGANLARI SİSTEMİ

BİRİNCİ BÖLÜM

GENEL HÜKÜMLER

Madde 48

Türkmenistan’da yüksek devlet hakimiyeti ve yönetimi, Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi tarafından kullanılır.

Madde 49

Yerel hakimiyet, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçelerde (etraplar), ilçe statüsündeki şehirlerde, yerel temsilciler ve yerel yönetim organları tarafından kullanılır; ilçelerdeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler) ve obalarda (geneşlikler) ise, yerel yönetim organları, yerel meclisler (Geneşler)dir.

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN DEVLET BAŞKANI

Madde 50

Türkmenistan Devlet Başkanı, devletin ve yürütme hâkimiyetinin başı ve Türkmenistan’ın en yüksek görevli kişisidir, O Türkmenistan’ın devlet bağımsızlığının ve tarafsızlığının, toprak bütünlüğünün, Anayasaya saygının ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinin güvencesi olarak hareket eder.

Madde 51

Türkmenistan’da doğan, yaşı kırktan aşağı ve yetmişten yukarı olmayan, devlet dilini bilen, son on beş yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan, devlet organlarında, toplumsal birliklerde, işletmelerde, kurumlarında ve örgütlerde çalışabilen, her Türkmen vatandaşı, Türkmenistan Devlet Başkanlığına seçilebilir.

Madde 52

Türkmenistan Devlet Başkanı, doğrudan Türkmenistan halkı tarafından beş yıllık süre için seçilir ve yemin ettikten sonra görevine başlar.

Türkmenistan Devlet Başkanının seçimi ve görevine başlama yöntemi kanunla belirlenir.

Madde 53

Türkmenistan Devlet Başkanı:

  • Anayasa ve kanunları hayata geçirir;
  • Dış siyasetin uygulanmasında önderlik eder, diğer devletlerle olan ilişkilerde Türkmenistan’ı temsil eder, Türkmenistan’ın yabancı devletlerdeki, devletlerarası ve milletlerarası kuruluşlardaki elçilerini ve diğer diplomatik temsilcilerini tayin eder ve geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilcilerinin güven belgelerini ve geri çağırma mektuplarını kabul eder;
  • Türkmenistan Silahlı Kuvvetlerinin yüksek başkomutanıdır. Silahlı Kuvvetlerin tam veya kısmi seferberlik haline geçmesine, Silahlı Kuvvetlerin kullanılmasına ve savaşa hazır hale getirilmesine karar verir, Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar;
  • Hukuki dayanağı kanunla belirlenen, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunu kurar ve başkanlık eder;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini onaylar;
  • Türkmenistan Devlet bütçesi ve uygulanması hakkındaki raporu, Meclisin görüşüne ve onayına sunar;
  • Kanunları imzalar, geciktirici veto hakkını kullanarak, iki haftayı geçmeyecek bir süre içinde, uygun bulmadığı yerleri belirtmek suretiyle kanunu, yeniden görüşülmek ve oylanmak üzere Meclise geri gönderebilir. Eğer Meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile önceki kararını onaylarsa Türkmenistan Devlet Başkanı kanunu imzalar. Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasada değişik ve ilaveler yapan kanunlar hakkında, geciktirici veto hakkına sahip değildir;
  • Türkmenistan Seçim ve Referandumlar Merkezi Komisyonunu kurar, oluşumunda değişiklikler yapar;
  • Referandum tarihini belirler, Meclisi zamanında önce toplantıya çağırma hakkına sahiptir;
  • Türkmenistan vatandaşlığına kabul etme, vatandaşlıktan çıkarma ve sığınma konularına ilişkin sorunları çözer;
  • Türkmenistan’ın onursal madalyaları ve diğer devlet ödülleri ile ödüllendirir, askeri unvanları, diğer özel devlet unvanları ve şahsa özel unvanları verir;
  • Meclis ile anlaşarak, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını, göreve atar ve görevden alır;
  • Özel ve genel af kararı verir;
  • Vatandaşların güvenliğini sağlamak için, Türkmenistan’ın tamamında veya belli bir bölgesinde olağanüstü hal ilan eder. Olağanüstü halin kullanımı, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.
  • Anayasa ve kanunlarda kendi yetkisine bırakılan diğer konuları çözer.

Madde 54

Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan’ın tüm ülkesinde bağlayıcı gücü olan, ferman, karar ve emirler çıkartır.

Madde 55

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis üyesi olamaz.

Madde 56

Türkmenistan Devlet Başkanı, dokunulmazlık hakkına sahiptir. Onun onur ve şerefi kanunla korunur.

Türkmenistan Devlet Başkanı ve ailesinin geçimi, bakımı ve korunması, devlet tarafından karşılanır.

Madde 57

Türkmenistan Devlet Başkanı, sağlık sebebiyle görevini yerine getiremezse, süresinden önce görevinden alınabilir. Meclis, kendisi tarafından oluşturulan bağımsız sağlık kurulunun ulaştığı sonuca göre, Türkmenistan Devlet Başkanının, süresinden önce görevinden alınmasına karar verir. Fakat bu karar, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisinin oyu ile kabul edilir.

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasayı ve kanunları ihlal etmesi durumunda, Türkmenistan Meclisi, Türkmenistan Devlet Başkanına, güvensizlik bildirebilir. Türkmenistan Devlet Başkanına güvensizlik bildirmek hakkındaki konu, Meclisin milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisi tarafından talep edilmesi durumunda görüşülür. Türkmenistan Devlet Başkanı hakkında güvensizlik kararı, Türkmenistan Meclisinin milletvekili üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun oyu ile kabul edilir. Türkmenistan Devlet Başkanının görevinden alınmasına ilişkin konu, halkın oyuna sunulur.

Madde 58

Türkmenistan Devlet Başkanı, Anayasanın 53. maddesinin 2, 11, 13. bentlerinde, Meclis Başkanına devredilebileceği ifade edilen yetkiler dışındaki yetkilerini, diğer organlara veya kişilere devredemez.

Türkmenistan Devlet Başkanı, herhangi bir sebeple görevini yerine getirememesi durumunda, yeni Devlet Başkanı seçilinceye kadar, Türkmenistan Devlet Güvenlik Kurulunun görüşü alınarak, Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevi, geçici olarak, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan vekillerinden birine verilir. Bu durumda Devlet Başkanlığı seçimleri, Türkmenistan Devlet Başkanlığı yetkilerini geçici olarak yerine getirecek kişiye geçtiği andan itibaren, en geç 60 gün içinde yapılır. Türkmenistan Devlet Başkanlığı görevini geçici olarak yerine getiren kişi, Başkanlığa aday olamaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN MECLİSİ

Madde 59

Türkmenistan Meclis (parlamento), yasama yetkisini kullanan, en yüksek temsili organdır.

Madde 60

Meclis 125 milletvekilinden oluşmakta olup, üyeleri, yaklaşık eşit sayıda seçmenlerden oluşan yerel seçim çevrelerinden, beş yıllık bir süre için seçilir.

Madde 61

Meclis aşağıdaki durumlarda süresinden önce feshedilebilir:

  • Ulusal referandumda alınan bir kararla;
  • Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun kabul ettiği bir kararla (kendini feshetme);
  • Altı ay içinde Meclisin yönetim organlarının teşkil edilememesi durumlarda Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından.

Madde 62

Meclis, milletvekillerinin yetkileri serbestçe belirler, onlar arasından Meclis Başkanını, Başkanvekillerini seçer, komiteleri ve komisyonları oluşturur.

Madde 63

Meclis,

  • Kanunları kabul eder, Türkmenistan Anayasa ve kanunlarında değişiklik ve ilaveler yapar, onların uygulanmasını gözetir ve resmi yorumlarını yapar.
  • Bakanlar Kurulunun faaliyet programının onaylanmasını görüşür;
  • Türkmenistan Devlet bütçesini ve onun uygulanması hakkındaki raporun onaylanması ile ilgili sorunları görüşür;
  • Ülkenin siyasi, iktisadi ve sosyal gelişim planlarını ve temel yönlerini görüşür;
  • Ulusal referandum yapılıp yapılmayacağına karar verir;
  • Türkmenistan Devlet Başkanının, Meclisin milletvekillerinin, il, ilçe, şehir temsili organlarının ve Halk Meclisi üyelerinin seçimlerini belirler.
  • Türkmenistan Devlet Başkanını teklifi ile, Yüksek Mahkeme Başkanını, Başsavcıyı, İçişleri Bakanını, Adalet Bakanını göreve atamak ve görevden almak hakkındaki konuları görüşür;
  • Devlet ödülleri oluşturur, Türkmenistan Devlet Başkanını devlet madalyası ile ödüllendirir, ona askeri rütbe ve unvanlar verir;
  • Devlet hakimiyet ve yürütme organlarının kabul ettiği hukuki düzenlemelerin, Anayasaya uygun olup olmadığını belirler;
  • Uluslararası antlaşmaları onaylar ve duyurur;
  • Türkmenistan Devlet sınırının, idari ve ülkesel bölümlerinin değişmesi hakkındaki sorunları çözer;
  • Barış ve güvenlikle ilgili sorunları görüşür;
  • Anayasa ve kanunlarla Meclisin yetkisine dahil edilen diğer konuları çözer.

Madde 64

Meclis, kendisine sunulup sonradan onaylamak koşuluyla, Türkmenistan Devlet Başkanına, belirli konular hakkında kanun çıkarma yetkisi verebilir.

Meclis, aşağıdaki konular hakkında kanun çıkarma yetkisini kimseye devredemez:

  • Anayasayı değiştirmek;
  • Cezai ve idari mevzuat;
  • Yargılama.

 Madde 65

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı Türkmenistan Devlet Başkanına, Meclis üyelerine, Bakanlar Kuruluna ve Yüksek Mahkemeye aittir.

Madde 66

Meclisin Milletvekillerinin, Bakanlar Kuruluna, bakanlara, devletin diğer organlarının yöneticilerine resmi soru ile soruşturma, sözlü ve yazılı soru sorma yetkisi vardır.

Madde 67

Devlet, Meclisin her bir milletvekilinin yetkilerini düzgün ve etkin olarak yerine getirmesi için gerekli koşulları sağlar, hak ve özgürlüklerinin, yaşamının, onur ve şerefinin ve şahsi dokunulmazlığının korunmasını güvence altına alır.

Madde 68

Milletvekili sadece Meclis tarafından milletvekilliği yetkilerinden yoksun bırakılabilir.

Bu konudaki karar, Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilir.

Bir milletvekili, Meclisin rızası olmaksızın, cezai soruşturmaya tabi tutulamaz, tutuklanamaz veya başka bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

Madde 69

Meclisin bir milletvekili, görevi sürecince, aynı zamanda, Bakanlar Kurulu üyeliği, Hakimlik (vilayetlerin, şehirlerin ve etrapların yöneticiliği), arçınlık, hâkimlik, savcılık görevlerini yerine getiremez.

Madde 70

Meclis Başkanı gizli oyla seçilir. Meclise karşı sorumludur ve Meclis üye tam sayısının en az üçte ikisinin çoğunluğunun kararı ile görevinden alınabilir.

Meclis Başkan yardımcısı açık oyla seçilir. Başkanın görevlendirmesi ile onun çeşitli işlevlerini yerine getirir. Başkanın yokluğunda veya görevini yerine getirmesinin mümkün olmadığı zamanlarda onun yerini alır.

Madde 71

Meclisin, onun komite ve komisyonlarının, milletvekillerinin çalışma düzeni ile görev ve yetkileri kanun ile belirlenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKMENİSTAN BAKANLAR KURULU

Madde 72

Bakanlar Kurulu (Hükümet), yürütme ve idare organıdır. Türkmenistan Devlet Başkanı, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun başkanıdır.

Madde 73

Bakanlar Kurulu, Devlet Başkanı yardımcıları ve bakanlardan oluşur. Türkmenistan Devlet Başkanı, Bakanlar Kurulu toplantılarına, yerel yönetim merkezi organlarının başkanlarını davet edebilir.

Bakanlar Kurulu, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından, onun göreve başladığı günden itibaren bir ay içinde kurulur ve yeni seçilen Devlet Başkanına yetkilerini iade eder.

Madde 74

Bakanlar Kurulu’nun toplantıları, Türkmenistan Devlet Başkanı ya da onun görevlendirmesi ile Bakanlar Kurulunun başkan yardımcılarından birisi tarafından yapılır.

Bakanlar Kurulu, yetkileri dahilinde bağlayıcı kararlar alır ve emirler çıkartır.

Madde 75

Bakanlar Kurulu:

  • Türkmenistan Kanunlarını, Türkmenistan Devlet Başkanı ve Türkmenistan Meclisinin işlemlerinin uygulanmasını sağlar;
  • Vatandaşların hak ve özgürlüklerini temin etme ve koruma, mülkiyeti ve kamu düzenini, milli güvenliği koruma hakkında önlemler alır;
  • Devletin iç ve dış siyasetinin esasları hakkındaki teklifleri, ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınma programlarını hazırlar ve onları Meclisin onayına sunar;
  • Ekonomik ve sosyal kalkınmanın Devlet tarafından hayata geçirilmesini sağlar; Devlet işletmelerinin, idarelerinin ve kurumlarının yönetimini düzenler; doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını ve korunmasını sağlar.
  • Para ve kredi sisteminin güçlenmesi için önlemler alır;
  • Gerektiğinde Bakanlar Kuruluna bağlı olarak komiteler, baş idareler ve diğer müdürlükleri kurar.
  • Dış ekonomik ilişkileri yürütür, yabancı devletlerle kültürel ve diğer ilişkilerin geliştirilmesini sağlar;
  • Hükümet idarelerini, Devlet işletmelerini ve kurumların faaliyetlerini yönlendirir; bakanlıkların ve müdürlüklerin ve yerel yönetim organlarının kararlarını iptal edebilir;
  • Türkmenistan Anayasasında, kanunlarda ve diğer normatif düzenlemelerde kendi yetkisine dahil diğer yükümlülükleri yerine getirir.

 Madde 76

Bakanlar Kurulunun yetkileri, çalışma şekli, diğer devlet organları ile ilişkileri kanunla belirlenir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

YEREL HÂKİMİYET İDARELERİ

Madde 77

Yerel hakimiyet idareleri, kendi yetki alanları içinde hareket eden, temsilciler ve yerel yönetim organlarından oluşur.

Madde 78

Türkmenistan kanunlarında belirtilen şekilde, illerde, il statüsündeki şehirlerde, ilçede (etrap), ilçe statüsündeki şehirlerde, üyeleri, idari-mülki birimlerin halkı tarafından, dört yıllık bir süre için seçilen temsili organlar – Halk Meclisleri (Halk Maslahatları) – kurulur.

Madde 79

Halk Meclisleri, kendi yetki alanına giren, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeyle ilgili sorunların çözümüne katılırlar.

Halk Meclislerinin, onların üyelerinin görev ve yetkileri, faaliyetlerinin yürütülmesi ve diğer yerel ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

Madde 80

Yerel hakimiyet: İllerde il Hakimleri, şehirlerde şehir Hakimleri, ilçelerde ilçe (etrap) Hakimleri, tarafından kullanılır.

Madde 81

Hakimler, Türkmenistan Devlet Başkanının yereldeki temsilcisidirler, Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından göreve atanır, görevden alınır ve ona karşı sorumludurlar.

Madde 82

Hakimler, yerel idare organlarını yönetir,

Türkmenistan Anayasanın, kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının ve Türkmenistan Bakanlar Kurulu düzenlemelerinin ve Türkmenistan Meclisi kararlarının uygulanmasını sağlar. Hakimler, görev alanlarına giren bölgelerde, yetkileri dahilinde, bağlayıcı gücü olan kararlar alabilirler.

Madde 83

Hakimlerin görev ve yetkileri, çalışma düzeni ve diğer devlet hakimiyet ve idari organlar ile ilişkileri kanunla belirlenir.

4.KISIM

YEREL YÖNETİMLER

Madde 84

Yerel yönetim sistemi, Yerel Meclisler (Geneşler) ve temsili yerel yönetim organlarından oluşur.

Yerel meclisler (Geneşler), ilçedeki şehirlerde, küçük şehirlerde (şeherçeler), obalarda (geneşlikler) halk hakimiyetinin temsili organlarıdır. Yerel meclisler, doğrudan vatandaşlar tarafından üç yıllığına seçilirler.

Madde 85

Yerel meclisler, kendi faaliyetlerinde bağımsızdırlar. Hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı ilişkileri, Türkmenistan kanunlarına uygun olarak yerine getirilir.

Madde 86

Yerel meclisler:

  • Kendi bölgelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasının temel ilkelerini belirler;
  • Yerel bütçe ve uygulaması hakkındaki raporu oluşturur ve onaylar;
  • Yerel vergiler ve bunların toplanma şeklini belirler;
  • Doğal kaynakların verimli bir şekilde kullanılması ve çevrenin korunması için önlemler alır;
  • Kanun tarafından kendi yetilerine dahil edilen diğer konuları çözer.

Yerel meclisler, yetkileri dahilinde, kendi bölgelerinde bağlayıcı gücü olan kararlar alırlar.

Madde 87

Yerel meclislerin, kendi üyeleri arasından, Yerel meclise (Geneşe) başkanlık eden ve Yerel meclise karşı sorumlu olan arçın seçilir.

Arçınlar, Yerel meclislerin kararlarını, devlet hakimiyet ve yönetim organları düzenlemelerinin uygulanmasını sağlarlar, yerel öneme haiz diğer konuları karara bağlarlar.

Madde 88

Yerel meclislerin, diğer yerel yönetim organlarının faaliyet şekli kanunla belirlenir

5.KISIM

SEÇİM SİSTEMİ, REFERANDUM

Madde 89

Türkmenistan Devlet Başkanı, Meclis milletvekilleri, Halk Meclisi (Halk Maslahatı) ve Yerel Meclis (Geneş) üyelerinin seçimi, genel ve eşit seçimledir. 18 yaşına ulaşmış her Türkmen vatandaşı seçme hakkına sahiptir; her seçmenin bir oyu vardır.

Mahkeme tarafından ehliyetsizliğine karar verilen vatandaşlar, ceza evlerinde cezasını çeken kişiler, seçimlere katılamazlar. Bunların dışındaki hallerde vatandaşların seçim haklarının sınırlandırılması kabul edilemez ve kanunla cezalandırılır.

Madde 90

Seçim gününe kadar 26 yaşına ulaşan ve son on yılını devamlı Türkmenistan’da yaşayan Türkmen vatandaşları Meclis milletvekilliğine seçilebilir. Türkmenistan Meclis Milletvekilliğine, Halk Meclisleri ve Yerel Meclis üyeliğine adaylık koşulları, Türkmenistan kanunları ile belirlenir.

Madde 91

Seçimler doğrudan seçimlerdir ve seçilenler, vatandaşlar tarafından doğrudan doğruya seçilirler.

Madde 92

Seçimlerde oy vermek gizlidir ve oy verme sırasında, oy verenlerin tercihlerinin kontrol edilmesine izin verilmez.

Madde 93

Türkmenistan kanunlarında belirtilen koşullarda, aday gösterme hakkı, siyasi partilere, toplumsal birliklere ve vatandaş gruplarına aittir.

Madde 94

Devlet ve toplum hayatı ile ilgili önemli konuları çözmek için, genel ve yerel referandumlar yapılabilir.

Referandumla kabul edilen kararların iptal edilebilmesi ve değiştirilmesi yine referandumla mümkündür.

Madde 95

Türkmenistan Meclisinin milletvekillerinin en az üçte ikisi veya seçme hakkı olan vatandaşların en az 250 bininin teklifiyle, genel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Türkmenistan Meclisine aittir.

Madde 96

Kendi teşebbüsleriyle veya ilgili bölgede yaşayan seçmenlerin en az dörtte birinin teklifiyle, yerel referandum yapılmasına karar verme hakkı, Yerel Meclise (Geneşe) aittir.

Madde 97

Referandumlar genel, eşit, doğrudan ve gizli oy verme esaslarına göre yapılır.

Referandumlara seçim hakkına sahip olan Türkmenistan vatandaşları katılır.

Madde 98

Seçimlerin, genel ve yerel referandumların yapılmasının usulü kanunla belirlenir.

Seçimler ve referandumlar, olağanüstü hal zamanında yapılamaz.

6.KISIM

YARGI HAKİMİYETİ

Madde 99

Türkmenistan’da yargı hakimiyeti sadece mahkemelere aittir.

Yargı hakimiyeti, vatandaşların hak ve özgürlüklerini, kanun yoluyla gözetilen Devlet ve toplum çıkarlarını korumayı amaçlar.

Madde 100

Yargı hâkimiyeti, Türkmenistan Yüksek Mahkemesi ve kanunlarda gösterilen diğer mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Olağanüstü mahkemelerin ve mahkeme yetkisine sahip diğer kuruluşların oluşturulmasına izin verilmez.

Madde 101

Hâkimler bağımsızdır, sadece kanuna tabidir ve vicdani kanaatine göre hareket ederler. Hiç kimse hâkimlere karışamaz, hâkimlere müdahale edilmesi kanunla belirlenen yaptırımlara tabidir. Hâkimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Madde 102

Hâkimler Türkmenistan Devlet Başkanı tarafından atanır. Hâkimlerin atanması ve görevden alınmasının usulü, görev süreleri kanunla belirlenir.

Görev süresi tamamlamadan önce hâkim, sadece kanunda gösterilen esaslara göre görevinden alınabilir.

Madde 103

Hâkimler öğretmenlik ve bilimsel araştırmalar dışında, ödeme yapılan herhangi bir görev alamazlar.

Madde 104

Mahkemelerde davalara hâkimler heyeti bakar, kanunda belirtilen durumlarda ise tek hâkim bakar.

Madde 105

Mahkemelerde duruşmalar açık olarak yapılır. Davanın kapalı duruşma şeklinde yapılmasına sadece kanunla öngörülmüş hallerde, yargılamanın bütün kurallarına uyulması şartıyla izin verilir.

Madde 106

Yargılama usulü, devlet dilinde yürütülür. Davaya katılan ve yargılama dilini bilmeyen kişilerin, tercüman yardımı ile dava ile ilgili bilgi edinme, mahkeme faaliyetlerine katılma ve Mahkemede ana dillerinde konuşma hakkı vardır.

Madde 107

Adil yargılama, tarafların eşitliği ve çekişmesi esaslarına göre yapılır.

Tarafların, Türkmenistan mahkemeleri tarafından verilen kararlara, hükümlere ve diğer kararlara karşı şikayet etme hakkı vardır.

Madde 108

Profesyonel hukuki yardım alma hakkı, yargılamanın her aşamasında kabul edilir.

Vatandaşlara ve kurumlara hukuki yardım, avukatlar, diğer kişiler ve kurumlar verir.

Madde 109

Mahkemelerin yetkileri, kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

7. KISIM

SAVCILIK

Madde 110

Türkmenistan kanunlarının, Türkmenistan Devlet Başkanının, Türkmenistan Bakanlar Kurulunun düzenlemelerinin, Türkmenistan Meclisinin kararlarının zamanında ve uyum içinde yerine getirilmesini denetleme görevi, Türkmenistan Başsavcısına ve ona tabi savcılara aittir.

Savcı, mahkemelerde davaların görülmesine, kanunda belirtilen esas ve usulde katılır.

Madde 111

Savcılık, araştırma-soruşturma faaliyetinin yasallığını, ceza davalarının soruşturulmasını gerçekleştirir.

Madde 112

Savcılık makamının tek ve merkezileşmiş sistemine, Türkmenistan Baş Savcısı başkanlık eder.

Savcıların göreve atanma ve görevden alınma usulü ve görev süreleri kanunla belirlenir.

Madde 113

Türkmenistan Başsavcısı ve ona bağlı savcılar, yetkilerini kullanırken sadece kanuna dayanırlar.

Madde 114

Savcılık makamının yetkileri, oluşumu ve faaliyetleri, kanunla belirlenir.

8. KISIM

NİHAİ HÜKÜMLER

Madde 115

Türkmenistan kanunları ve devlet organlarının diğer düzenlemeleri Anayasal temelde ve ona uygun olarak çıkarılır.

Anayasa ve kanun hükümlerinin birbirleriyle çelişmesi durumunda, Anayasa hükümleri geçerlidir.

Madde 116

Anayasanın, devlet şeklinin başkanlık cumhuriyeti olduğu yönündeki hükümleri değiştirilemez.

Madde 117

Anayasa değişikliği hakkındaki kanun, Türkmenistan Meclisi milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin ya da genel referanduma katılan vatandaşların yarısından fazlasının olumlu oy vermesi durumunda, kabul edilmiş sayılır

17 Mayıs – Hukuk Takvimi

0
17 Mayıs - Hukuk Takvimi
17 Mayıs – Hukuk Takvimi
1829
Amerikalı hukukçu, devlet adamı, diplomat, kölelik karşıtı, müzakereci ve 1783 Paris Antlaşması’nın imzacısı  John Jay yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Aralık 1745) Columbia College‘da eğitim gördü. 1764’te mezun olduktan sonra önde gelen bir avukat ve hoca olan Benjamin Kissam’ın hukuk katibi oldu. New York barosuna kabul edildikten sonra  hükümetten aldığı parayla bir hukuk bürosu kurdu. 1774’te New York Yazışma Komitesi’ni kurdu. 1779’dan 1782’ye kadar İspanya büyükelçisi olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1788’de New York’ta Amerika Birleşik Devletleri Anayasası için çalıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1789-1795 yıllarında görev yapmış olan ilk başyargıcıdır. 1795’ten 1801’e kadar New York valisi olarak görev yaptı. 
1874
Norveç İsveç’ten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
1875
Amerikan hukukçu, politikacı ve asker John C. Breckinridge doğdu. (Doğumu: 16 Ocak 1821) Transilvanya Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1849’da Kentucky Temsilciler Meclisi’ne Demokrat olarak seçildi ve burada kölelikle mücadele etti. 1851’de ABD Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Kentucky’yi Kongre’nin her iki kanadında da temsil etti ve 1857’den 1861’e kadar ABD başkan yardımcılığı yaptı. ABD’nin 14. ve en genç başkan yardımcısı oldu. Amerikan İç Savaşı’nın patlak vermesi sırasında ABD Senatosu’nda görev yaptı ancak Konfederasyon Ordusu’na katıldıktan sonra sınır dışı edildi. 1865’te  Konfederasyon  Savaş Sekreteri olarak atandı.
1925
Tarih, sosyoloji, felsefe, psikanaliz ve psikoloji üzerine çalışmalar yapan bilim insanı,Michel de Certeau dünyaya geldi.(17 mayıs 1925- 9 Ocak 1986)
1928
Türkiye Cumhuriyeti Hıfzıssıhha Müessesesi kuruldu.
1939
  • 27 Mayıs 1938 tarihli Londra Kredi Antlaşması’na ait onay belgelerinin karşılıklı teatisi yapıldı.
  • Altın ticaretinin yeniden serbest bırakılmasına ait kararname çıktı.
1950
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Yargıç olarak görev yapan İsviçreli  hukukçu Mark E. Villiger (17 Mayıs 1950 – 10 Aralık 2023) Güney Afrika’nın Louis Trichardt kentinde doğdu. Mozambik ve Avusturya’nın Feldkirch kentinde büyüdü. Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1983 yılında İnsan Hakları Komisyonu’nda sekreter olarak çalışmaya başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 2006 yılından itibaren yargıç olarak görev aldı. 10 Aralık 2023’te hayata veda etti.
1952
Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1954
ABD’de siyah çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967
İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na konulan bir hükümle İmam Hatip Lisesi mezunlarına diledikleri üniversiteye devam edebilme yolu açıldı.
1969
İstanbul Toptaşı Cezaevi’nde 500 mahkum af isteğiyle açlık grevine başladı.
1973
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını övdüğü iddiasıyla yargılanan İstanbul Sağmalcılar Lisesi öğretmeni N.Çayhan 3 ay hapse mahkum oldu.
1977
Muamele vergileri ile ilişkili olarak Üye Devletlerin çıkarmış oldukları kanunlar arasındaki uyumun sağlanmasına ilişkin 17 Mayıs 1977 tarihli ve 77/388/EEC numaralı Altıncı Konsey Direktifi kabul edildi.
1980
İstanbul Barosu avukatlarından, CHP eski Merkez İlçe Yönetim Kurulu üyesi Burhanettin Cihan Erozan Kadıköy’de evine girerken silahlı saldırıs sonucu hayatını kaybetti.
1980
Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı.
1982
  • 17 Mayıs 1982 tarihinde sanıklar hakkında iddianame düzenlenerek Türkiye Barış Derneği Davası açıldı. Barış Derneği üyelerine açılan dava sonucunda, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, 44 yönetici hakkında, tutuklama kararı verildi. Orhan Adli Apaydın ile birlikte Mahmut Şerafettin Dikerdem, tutuklanarak cezaevine konuldu. Türkiye Barış Derneği Davası 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona erdi.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı kuruldu. Vakıf, Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve diğer Millî Güvenlik Konseyi üyesi komutanların aralarında topladıkları parayla kuruldu.
1982
Kosovalı hukukçu ve politikacı Vjosa Osmani doğdu. Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimi gördü. Pittsburgh Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. Priştine Üniversitesi’nde, Kosova Amerikan Üniversitesi’nde ve Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ders verdi. Kosova’da uluslararası hukuk alanında dersler verirken Amerika‘da Devlet İnşası ve Hukuk: Kosova Deneyimi başlıklı bir seminer verdi. Dış ilişkiler, diaspora ve stratejik yatırımlar komitesinin ve Avrupa Birliği Uyum Komitesi’nin başkanlığını yürüttü ve Kosova’da anayasa reformları komitesi başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2005 yılında Pittsburgh Üniversitesi tarafından iki kez Gelecek İçin Mükemmellik Ödülü’ne layık görüldü. 2009 tarihinde, o zamanki Kosova Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu’nun Kurmay Başkanı seçildi. 2021’den beri Kosova Cumhuriyeti’nin beşinci cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktadır.
1983
  • Ankara Bahçelievler’de 8 Ekim 1978 tarihinde, TİP üyesi yedi kişiyi öldürmekten yargılanan Haluk Kırcı ve Ahmet Ercüment Gedikli ölüm cezasına çaptırıldı.
  • İsrail, Lübnan ve ABD arasında, 17 Mayıs Antlaşması imzalandı.
  • Savcı Doğan Öz’ü 1978’de Ankara’da öldürmekten sanık İbrahim Çiftçi beraat etti.
  • Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi’nin 2 ay 20 günlük hapis cezası, Sıkıyönetim Komutanı cezayı temyiz etmediği için kesinleşti.
  • İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Gençay Gürsoy 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevden alındı.
1984
Ekrem Pakdemirli, İsviçre’ye hayali ihracat yapan 8 firmanın tespit edildiğini açıkladı.
1987
İsveçli hukukçu, ekonomist ve politikacı Karl Gunnar Myrdal (Doğumu: 6 Aralık 1898) Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1927’de iktisat alanında doktora derecesini aldı. 1933-1947 yılları arasında Stockholm İktisat Okulu ‘nda profesörlük yaptı ve analizleri ile Stockholm Okulunu güçlü bir biçimde etkiledi. 1974 yılında parasal ve ekonomik dalgalanmalar ve bunların ekonomik, sosyal ve kurumsal ilişkisini (bağımlılığını) irdeleyen öncü çalışması ile Nobel Ekonomi Ödülünü karşıt görüşte olduğu ve fikir çatışmalarına girdiği Friedrich von Hayek ile paylaştı. Tage Erlanders hükümetinde ticaret bakanı olarak olarak görev aldı. 1950 tarihli UNESCO‘nun “The Race Question (Irkçılık Meselesi)” isimli raporunu da imzalayanlardan biri oldu.
1989
Çekoslovakya’da dört aydır hapiste olan yazar Vaclav Havel serbest bırakıldı.
1990
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1992
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği akıl hastalıkları listesinden çıkardı.
1994
  • Türkiye, Sulak Alanların Korunması’na ilişkin Ramsar Sözleşmesini 1994 yılında kabul etti, sözleşme 17 Mayıs 1994 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
  •  İstanbul Savaş Karşıtları Derneği kapatıldı.
1995
  • 21 Ocakta gözaltına alındığı bildirilen Hasan Ocak’ın 26 Martta öldürüldüğü bildirildi. Cenazesi, aylar süren kampanya sonrasında 17 Mayıs 1995’te Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.
  • Hava-İş sendikası başkanı Atilay Ayçin bir konuşmasında bölücülük yaptığı iddiasıyla yargılandı, 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tutuklandı.
1997
Avukat Eşber Yağmurdereli‘nin sözcülüğünü yürüttüğü “Barış İçin Bir Milyon İmza” girişiminin topladığı imzalar Meclis’e iletildi.
1998
Suriyeli eşcinsel, siyasi blog yazarı ve insan hakları aktivisti Abdurrahman Akkad doğdu. 2017’de ailesinin kendi isteği dışında bir kadınla evlenmeye zorlayacağından endişelenerek gay olduğunu Facebook’ta canlı bir video çekerek duyurdu. Video, çeşitli Arap sosyal kanallarında paylaşıldı. Çünkü bu video, Suriyeli eşcinsel bir erkeğin gerçek adı ve yüzüyle bir videoda cinsel yönelimini alenen ifade ettiği ilk olaydı.
1999
Doçent Doktor Bahriye Üçok ile Muammer Aksoy’un öldürülmesi olayına karışan 4 kişinin yakalandığı açıklandı.
2005
Bşbakan Erdoğan’ı ”iplere dolanan kedi” olarak çizen Musa Kart’ın 5 bin TL tazminat cezasına çarptırılmasına tepki olarak “Tayyipler Alemi” kapağıyla çıkan Penguen mizah dergisi aleyhine Erdoğan’ın açtığı 40 bin TL’lık manevi tazminat davası başladı.
2006
Hukukçu Mustafa Yücel Özbilgin, 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirdi. Avukat Alparslan Arslan tarafından yapılan bu saldırıda 4 Danıştay üyesi de yaralandı.
2010
İran’ın uranyum takasına ilişkin ortak formülle ilgili anlaşma, Türkiye, Brezilya ve İran Dışişleri Bakanları tarafından imzalandı. Uranyum takasının Türkiye’de yapılacağı da, bu imza ile resmîleşmiş oldu.
2011
Kayıp yakınları “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası” kapsamında Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.
2013
Avrupa Savunma Avukatları Örgütü Bildirgesi, Avrupa Savunma Avukatları Örgütü (ECBA) tarafından İstanbul Barosu Başkanı ve 9 Yönetim Kurulu Üyesinin yargılandığı dava kapsamında 27 Nisan 2013 tarihinde ilan edildi. ECBA Bahar Konferansı, 26-27 Nisan 2013 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti. Başkan Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ayşe Füsun Dikmenli, Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Av. Turgay Demirci, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç hakkındaki  dava, Silivri 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/148 E. Sayılı dosyası ile 17 Mayıs 2013’te başladı. Duruşmaya ECBA ve diğer kurumlar gözlemciler gönderildi, dönemin İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ile de görüşen ECBA Başkanı Prof. Dr. Holger Matt İstanbul Barosu’na tam desteklerini açıkladı.
2017
  • Amerikalı feminist sivil ve kadın hakları aktivisti Roxcy O’Neal Bolton yaşamını yitirdi. (3 Haziran 1926 – 17 Mayıs 2017)] Mississippi’de doğdu. Miami Kadınlar Şefi ve 1969’da Ulusal Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Evsiz kadınlar için kadın sığınakları yaptırdı, Tehlike Altındaki Kadınlar organizasyonunu kurdu. 1974’te Miami’de, ülkedeki ilk Tecavüz Tedavi Merkezi’ni kurdu, buranın adı 1993 yılında Roxcy Bolton Tecavüz Tedavisi Merkezi olarak değiştirildi.
  • Sabancı suikastı davasında yargılanan tutuklu sanık İsmail Akkol, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
  • Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile 2017 yılı “Dilimiz Kimliğimizdir” başlığıyla “Türk Dili Yılı” ilan edildi.
2018
  • ABD Başkanı Donald Trump’ın CIA Direktörlüğüne aday gösterdiği, “işkenceci” geçmişiyle tartışılan Gina Haspel, Senatodan onay alarak CIA’in ilk kadın direktörü oldu.
  • Fransız hukukçu ve siyasetçi Nicole Fontaine yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Ocak 1942) 1962’de hukuk diploması, 1964’te Sciences Po diploması ve 1969’da kamu hukuku doktorası aldı. Avukat ve Hauts-de-Seine bölümünün baro üyesi oldu. Devlet ile sözleşme ile kamu sektörüyle bağlantılı dershaneler arasındaki ilişkiler üzerine dört kez yayınlanan ve geniş çapta dağıtılan doktora tezi, bu alanda standart referans çalışması haline geldi. 1984 yılında Alain Savary’nin özel okullara dair hazırladığı kanunun başarısız olmasında etkili olan Katolik Eğitimin önce genel sekreter yardımcısı ardından da temsilcisi olarak tanındı. 1984-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yaptı, 1999-2002 yıllarında Avrupa Parlamentosu başkanlığı görevinde bulundu. 2002-2004 yıllarında Sanayi Bakanlığı yaptı. Ayrıca 2004-2009 yıllarında da yine Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’Honneur Nişanı sahibi oldu. 
  • Roboski Davasında, saldırıda hayatını kaybeden 34 kişinin 281 yakını tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan bireysel başvuru, iç hukuk yollarının  tüketilmediği gerekçesiyle reddedildi.
2020
Brezilyalı hukukçu, siyasetçi ve iş adamı Wilson Leite Braga yaşamını yitirdi.(Doğumu: 18 Temmuz 1931) Paraíba Federal Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Brezilya Demokratik Hareketi (PMDB) üyesi olarak siyaset yaptı. 1955’ten 1967’ye ve 2011’den 2015’e kadar Paraíba Yasama Meclisi‘nde delege olarak iki dönem görev aldı. Paraíba kentini temsilen 1967’den 1982’ye kadar, 1995’ten 2003’e kadar ve 2007’den 2011’e kadar üç dönem Brezilya Parlamentosu‘na milletvekili olarak girdi.
2021
Memleket Partisi, Muharrem İnce başkanlığında kuruldu.
2023
  • Avukatlar Sendikası tarafından, E-Devlet sisteminin tüm avukatların sendikaya üye olabilmesine uygun şekilde tasarlanması talebinin kabul edilmemesi üzerine açılan idari davanın reddi üzerine yapılan başvuru hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’nin 17 Mayıs 2023 tarihli sayısında yayınlandı. Mahkeme talebi kabul edilemez buldu.
  • Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Ankara Barosu Başkanı iken yönetim kurulunda bulunan 11 kişi hakkında, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, 24 Nisan 2020 tarihinde Ankara’daki Hacı Bayram Camisi’nde verdiği hutbenin içeriğiyle ilgili yaptıkları basın açıklamasıyla ilgili olarak başlatılan soruşturma sonucunda; “kamu görevlisine dini inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması nedeniyle görevinden dolayı hakaret” suçlamasıyla Ankara Batı 3. Ağır Ceza Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan  davada mahkeme, sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verdi.

Mustafa Yücel Özbilgin

0

Mustafa Yücel Özbilgin, 20 Haziran 1942 tarihide Trabzon ili Akçaabat ilçesinde doğmuş; 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen Danıştay saldırısında görev başında yaşamını yitirmiştir. Tokat ili Zile ilçesi nüfusuna kayıtlıdır.

Özbilgin,1960 yılında Yozgat Lisesini bitirerek Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmış ve fakülteden 1965 yılında mezun olmuştur. Uzun süre mülki idare amiri olarak görev yapmış; sırasıyla Taşova Kaymakam Vekilliği, Havsa, Ardahan, Kahta ve Bozova Kaymakamlığı ve Mülkiye Müfettişliği görevlerini yürütmüştür. Özbilgin, 1992-1996 yılları arasında Adıyaman Valiliği yapmış, 1996-1999 yıllarında ise Merkez Valiliği görevini yürütmüştür.

YARGIÇ MUSTAFA YÜCEL ÖZBİLGİN

İngiltere’de bulunduğu altı ay boyunca İçişleri Bakanlığı yayınları arasında yayımlanan ayrıntılı bir rapor hazırlamış ve Yerel Yönetimlerin Denetimi konusunda çalışmalarda bulunmuştur.

Mustafa Yücel Özbilgin, 30 Eylül 1999 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Danıştay Üyeliğine seçilerek İkinci Daire üyesi olarak görev yapmış ve 22 Şubat 2000-26 Mart 2002 tarihleri arasında ise Danıştay Genel Sekreteri olarak hizmet vermiştir. Aynı görevde iken 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen menfur Danıştay Saldırısı sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Danıştay Saldırısı ve Özbilgin’in Yaşamını Yitirmesi

Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlar sonucunda Danıştay yargıçlarından Mustafa Birden, Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu yaralanmış; saldırıda ağır şekilde yaralanan Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirmiştir. Diğer üyeler tedavi sonucunda ölmekten kurtulmuşlardır. Olaydan kısa süre sonra yakalanan saldıran, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Saldırganın yargılaması devam etmekte iken tutukluluğunun kaldırılması üzerine Özbilgin’in oğlu Avukat Gökhan Özbilgin, “Babam yargı eliyle yine şehit oldu.” demiştir.

Danıştay Saldırısından iki ay önce İkinci Daire Başkanı Mustafa Birden’in, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne resmi yazı yazarak; “Bazı basın organlarının kendisini hedef konumuna getirdiğine” dikkat çekerek koruma verilmesini istediği ortaya çıkmıştır. Konuyu doğrulayan emniyet yetkilileri, değerlendirilme sonucunda saldırıdan bir ay önce “Çağrı üzerine koruma kararı” verildiğini ifade etmiştir.

Cenaze Töreni 

Özbilgin için 19 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay’da ve Ankara Kocatepe Camii’nde cenaze töreni düzenlenmiş, tören büyük bir kalabalığa şahit olmuştur. Törene katılan yurttalar “Hükümet istifa”, “Mollalar İran’a”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Yargıya kalkan eller kırılsın” şeklinde sloganlar atmıştır.

Özbilgin’in cenazesi, Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilmek üzere Karşıyaka Mezarlığı’na götürülmüştür. Kocatepe Camisi’ndeki törene, Özbilgin’in ailesi ve yakınları ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eşi Semra Sezer, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, CHP Genel Başkanı Doç.Dr.Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe; kuvvet komutanları, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan, eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevit, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, üniversite rektörleri, ATO Başkanı Sinan Aygün, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bazı eski bakanlar, bazı milletvekilleri ve diğer askeri erkan ile yargı mensupları katılmıştır. Eski başbakan Bülent Ecevit, doktorların karşı çıkmasına rağmen törene katılmış; törenden sonra rahatsızlanarak beyin kanaması geçirmiş, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra 5 Kasım 2006’da vefat etmiştir.

Cenaze töreninden sonra binlerce yurttaş ile birlikte Yüksek yargı organlarının temsilcileri, hakimler, savcılar, avukatlar, üniversite öğretim üyeleri Anıtkabir’e yürüyerek saldırıyı protesto etmiştir. Atatürk’ün mozolesinin başındaki saygı duruşunun ardından Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu şeref defterine; “Danıştay hain saldırıya uğradı. Yüce huzurunuzda saldırıyı nefretle kınıyor, hiçbir gücün hukukun üstünlüğünü savunurken bizi sizin ilkelerinizden, düşüncelerinizden ve çizdiğiniz yolumuzdan döndüremeyeceğini yüreğimizle bir kez daha ifade ediyor, önünüzde saygıyla eğiliyoruz.” yazmıştır.

Özbilgin, her yıl ölüm yıl dönümünde düzenlenen törenlerle anılmakta, hatırası yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Zülfü Livaneli, hakkında “Hali tavrı, giyimi, ambülansa uzatılınca ortaya çıkan mütevazı ayakkabılarının namuslu, rüşvet almaya, para çalmaya tenezzül etmeyen bir cumhuriyet bürokratı olduğunu kanıtlayan idealleri olan; temiz, düzgün bir hakim.” demiştir.

Su Hakkı ve Sulak Alanların Korunması

0

Su Hakkı ve Sulak Alanların Korunması, Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi adıyla imzalanan ve Ramsar Sözleşmesi olarak bilinen sözleşme ile hukuki olarak düzenlenmiştir.

Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler, 1971 yılı Şubat ayında İran’ın Ramsar kentinde sözleşmeyi imzalanmıştır. Sözleşme, taraf olan ülkelerin her birini, dünyaca öneme sahip en az bir sulak alan ilan etmelerinin yanı sıra, bu sulak alanları korumakla ve bunların akılcı kullanımlarını sağlamakla da yükümlü kılmaktadır. Sözleşmenin imzalandığı 02 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek üzere 1997 yılından bu yana “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye, Ramsar Sözleşmesi’ne 17 Mayıs 1994’ ten itibaren resmen taraf olmuş, Resmî Gazete’de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğini çıkarmış, bu yönetmelik 2 defa değiştirilmiş ve  04.04.2014 tarihinde yönetmeliği yeniden düzenlemiştir. Türkiye, sulak alanlar bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden birisi olması nedeniyle Ramsar Sözleşmesi hükümleri gerek devlet kurumları ve gerekse toplum tarafından içselleştirilerek Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin uygulanması önem arz etmektedir.

Dünya Su Konseyinin İstanbul’da yaptığı toplantının ve 2009 yılı Dünya Sulak Alanlar Günü’nün ana teması “Sulak Alanlar Bizi Birleştirir”, sloganı da “Akıntıya Karşı-Akıntı Yönünde” olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda 2009 Dünya Sulak Alanlar gününde sulak alanların çevrelerine sağladıkları faydalar, nehir havzalarındaki faaliyetlerin sulak alanları nasıl etkilediği ve daha başarılı havza yönetimi üzerinde durulmuştur. Havzaların korunması ve doğru yönetimi konusunda bilinç oluşturulması da odak noktası olarak belirlenmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sulak alanlar, kuşlar için yuva olmanın yanında bulundukları bölgenin su rejimini ve iklimini dengeleyen, tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen, balıkçılık, tarım, hayvancılık ve saz üretimi gibi yüksek ekonomik değere ve çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptirler. Sulak alanlar, yerli ve kıtadan kıtaya göç eden milyonlarca göçmen kuşun okyanusları aşmadan önce yumurtlama, yavru çıkarma ve mevsimlik yaşama yerleri olduğu için, ekolojik açıdan son derece önemli habitatlardır. Sulak alanlar su ekosistemini, su ekosistemi ekosistemi, ekosistemde ekonomiyi destekler.

Türkiye’de sulak alanlar, sazlıkların kesilmesi, tarım amaçlı kurutmalar, doldurmalar, bilinçsiz su kullanımı, sanayi kirliliği, çarpık sanayileşme, içme suyu amaçlı kullanımlar, büyük baraj inşaatları nedeniyle yeterli su alamama ve yapılaşmalar nedeniyle azalmakta sulak alanlar ekolojik ve ekonomik değerini yitirmektedir.  Son yarım asırda sulak alanların yarısından fazlası yitirilmiştir.

Türkiye su varlığının ve temiz içme suyu hakkının tüm yurttaşlar için sağlanması, suyun ücretlendirilmesinde insani sınırların aşılmaması, suyun bir meta ve ekonomik kar aracı olmaktan çıkarılması için Anayasa, Yasa, Yönetmelikler ve Uluslararası sözleşmelerle belirlenen standartların korunarak temel insan gereksinimi ve insan hakkı olan suyun korunması gerekmektedir. Akarsular ve göl suları başka havzalara taşınmamalı, doğal bütünlük bozulmamalı, su zenginliği ile övünülen ülkede bütün sular yerinde değerlendirilmeli, su varlıklarını koruyucu ağaçlandırma ve ormanlaştırma faaliyetleri yaygınlaştırılmalıdır. Sanayide kullanılan suların çevreyi kirletmesine izin verilmemeli, kapalı devre su sistemleri yapılmalı, nüfus popülasyonunun yoğun olduğu bölgelerde tasarruf önlemleri alınmalı, atık sular sorunu çözülmeli, çevrenin kirletilmesini önleyici yatırımlar uluslararası standartlara uygun olmalıdır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Avukatlar Sendikası Kararı-AYM

0
Avukatlar Sendikası

Avukatlar Sendikası Kararı, Anayasa Mahkemesi tarafından 30 Mart 2023 tarihinde açıklanmış, Resmi Gazete’nin 17 Mayıs 2023 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Başvuru, E-Devlet sisteminin, tüm avukatların sendikaya üye olabilmesine uygun şekilde tasarlanması talebinin kabul edilmemesi üzerine açılan idari davanın reddi üzerine yapılmıştır.

Başvurucu Avukatlar Sendikası, serbest çalışan avukatların da sendikaya üye olabilmesi için işçi/işveren ayrımının yapılmaması gerektiğini ve bu konudaki sınırlamaların kaldırılasını savunmuştur.

İş kolu sendikacılığı kapsamı dışında kalan meslek sendikacılığına yönelik sınırlamaların İdare Mahkemesi tarafından usul ve yasaya uygun bulunması AYM tarafından da teyit edilmiş, hak ihlali olarak görülmemiştir.

Avukatlar Sendikası Başvurusu Üzerine Anayasa Mahkemesi Tarafından Verilen Karar

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
AVUKATLAR SENDİKASI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/27450)
Karar Tarihi: 30/3/2023
R.G. Tarih ve Sayı: 17/5/2023-32193
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler : Muammer TOPAL
    Recai AKYEL
    Yusuf Şevki HAKYEMEZ
    İrfan FİDAN
Raportör : Gülsüm Gizem GÜRSOY
Başvurucu : Avukatlar Sendikası
Temsilcisi : Sedef ÜNAL
Vekili : Av. Bedi YARAYICI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu Sendika, e-Devlet sistemindeki sendika üyeliğinin “yalnızca işçilerin, ait oldukları iş kolunda olmak kaydıyla işçi sendikasına üye olabilmeleri” şeklinde düzenlendiğini belirtmiştir. Başvurucu, bu uygulamanın çalışan herkesin tüm sendikalara e-Devlet üzerinden üyeliğine imkân sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi için altyapı oluşturulması istemiyle idareye başvurmuştur. Başvuru zımnen reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, zımnen reddedilen işlemin iptali talepli dava açmıştır.

3. Başvurucu; dava dilekçesinde, sendika kurmak veya sendikaya üye olmak için çalışan olmanın yeterli olduğunu, serbest çalışan avukatlar için işçi/işveren ayrımının yapılmasının doğru olmadığını, avukatlığın serbest meslek olarak yapılmasının esas olduğunu belirterek idarenin zımni ret işleminin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu, sendika üyeliği için işçi/işveren ayrımı yapılan 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 2. ve 17. maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ederek ilk derece mahkemesinin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurmasını talep etmiştir.

4. Davanın görüldüğü Ankara 18. İdare Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçeli kararda, 6356 sayılı Kanun’un 2. maddesinin üçüncü fıkrasının 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na yollaması nedeniyle 4857 sayılı Kanun’da, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişinin işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişinin yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşların işveren olarak tanımlandığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca bir avukat yanında, avukatlık ortaklığında veya avukatlık bürosunda 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesi ve 4857 sayılı Kanun hükümlerine göre çalışan avukatların işgören (işçi) konumunda olduğu, yanında işgören çalıştıran avukat veya avukatlık ortaklığının da işveren statüsünü haiz olduğu belirtilmiştir. Kararın gerekçesinde; mevzuat hükümlerine göre işçi sayılanların işçi sendikalarına, işveren sayılanların ise işveren sendikalarına üye olabileceği, işçi veya işverenlerin aynı iş kolunda ve aynı zamanda birden çok sendikaya üye olamayacağı, sendikaya üye olabilmek için sendikanın kurulduğu iş kolunda fiilen çalışıyor olma şartının sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

5. İlk derece mahkemesi kararı Bölge İdare Mahkemesi tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

A. İlgili Hukuk

6. 6356 sayılı Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Kanunun amacı, işçi ve işveren sendikaları ile konfederasyonların kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını belirlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapmalarına, uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemelerine, grev ve lokavta başvurmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. “

7. 6356 sayılı Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

” (1) Bu kanunun uygulanmasında;

 (ğ) Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları,

ifade eder.

 (3) Bu Kanunun uygulanması bakımından işçi, işveren ve işyeri kavramları 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununda tanımlandığı gibidir.”

8. 6356 sayılı Kanun’un “Sendika üyeliği ve üyeliğin kazanılması” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) On beş yaşını dolduran ve bu Kanun hükümlerine göre işçi sayılanlar, işçi sendikalarına üye olabilir.

 (2) Bu Kanun anlamında işveren sayılanlar, işveren sendikalarına üye olabilir.

 (3) Sendikaya üye olmak serbesttir. Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz. İşçi veya işverenler aynı işkolunda ve aynı zamanda birden çok sendikaya üye olamaz. Ancak aynı işkolunda ve aynı zamanda farklı işverenlere ait işyerlerinde çalışan işçiler birden çok sendikaya üye olabilir. İşçi ve işverenlerin bu hükme aykırı şekilde birden çok sendikaya üye olmaları hâlinde sonraki üyelikler geçersizdir.

 (5)Sendikaya üyelik, Bakanlıkça sağlanacak elektronik başvuru sistemine e-Devlet kapısı üzerinden üyelik başvurusunda bulunulması ve sendika tüzüğünde belirlenen yetkili organın kabulü ile e-Devlet kapısı üzerinden kazanılır.”

9. 4857 sayılı Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren… denir.”

10. 1136 sayılı Kanun’un “Avukatlıkla birleşemiyen işler” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmıyan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.”

11. 1136 sayılı Kanun’un “Avukatlıkla birleşebilen işler” kenar başlıklı 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Aşağıda, sayılan işler 11 inci madde hükmü dışındadır:

c) Özel hukuk tüzelkişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık,”

12. 26/12/2015 tarihli ve 29574 sayılı Resmî Gazete yayımlanan Bir Avukat Yanında, Avukatlık Ortaklığında veya Avukatlık Bürosunda Ücret Karşılığı Birlikte Çalışan Avukatların Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik’in (Yönetmelik) “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Yönetmelik, bir avukat yanında, avukatlık ortaklığı veya avukatlık bürosunda, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre çalışacak avukatların ve işveren avukatların uymaları gereken kuralları belirlemek amacıyla düzenlenmiştir.”

13. Yönetmelik’in “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“ç) İşgören avukat: Bağımsız avukat niteliğini taşımakla birlikte, 1136 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi çerçevesinde, işveren avukatla akdettiği yazılı sözleşme ile üstlendiği işi yerine getiren avukatı,

d) İşveren avukat: Taraflar arasında imzalanacak yazılı sözleşme ile verilmesi kararlaştırılan sürekli hizmetten yararlanan ve hizmet karşılığında ücret ödeme yükümlülüğü başta olmak üzere ilgili mevzuattaki diğer yükümlülükleri üstlenmiş avukat ve/veya avukatlık ortaklığını, avukatlık yazıhanesini (avukatlık bürosunu),

ifade eder.”

14. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Manole ve “Romanien Farmers Direct”/Romanya (B. No: 46551/06, 16/9/2015) kararında, sadece işçiler ve memurların sendikal örgütler kurma hakkına sahip olması dolayısıyla serbest meslek sahibi çiftçilerin bu kapsam dışında tutulmasını sendika özgürlüğü yönünden incelemiştir.

i. Anılan karara konu olayda AİHM, sendika hakkına yönelik müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 11. maddesi kapsamında meşru bir amaç güttüğünü yani sendikalar ile diğer örgütlenme türleri arasındaki yasal farkı koruyarak ekonomik ve sosyal düzenin korunmasını amaçladığını belirtmiştir (Manole ve “Romanien Farmers Direct”/Romanya, § 65).

ii. AİHM, serbest meslek sahibi başvurucuların sendika kuramamalarına ilişkin kısıtlama bakımından devletin geniş bir takdir marjı olduğunu vurgulamıştır. Ancak bunun yanı sıra başvurucuların sendika dışı örgütlenme özgürlüklerinin olduğunun, bu kişilerin kooperatifler ya da meslek birlikleri kurma haklarının bulunduğunun altını çizmiştir. AİHM, başvurucuların kurabilecekleri herhangi bir derneğin, üyelerinin kolektif çıkarlarını kamu makamları önünde savunmak için gerekli ayrıcalıklardan yoksun olacağına ikna edecek hiçbir olgu olmadığına değinmiştir (Manole ve “Romanien Farmers Direct”/Romanya, §§ 70-72).

iii. AİHM, ulusal mevzuatın tarımsal ticaret örgütlerine üyelerinin çıkarlarını kamu makamları önünde savunmaları için gerekli hakları tanıdığını ve bu tür örgütlerin diğer tüm ekonomik sektörlerde olduğu gibi tarımda da çalışanlar ve kooperatif üyeleri için ayrılmış olan sendikalar şeklinde kurulmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak AİHM, başvurucu sendikanın tescil edilmemesinin bu alanda ulusal makamlara tanınan takdir marjını aşmadığı ve bu nedenle orantısız olmadığı kanaatine ulaşmış ve Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Manole ve “Romanien Farmers Direct”/Romanya, §§ 73-75).

B. Somut Olayın Değerlendirilmesi

15. Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” kenar başlıklı 51. maddesinin “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.” biçimindeki birinci fıkrasında çalışanlar ve işverenlerin sendika kurma hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir. Aynı maddede sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şartların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Bu kapsamda avukatların sendika kurma ve bu sendikalara üye olmasına ilişkin şartlar 1136 sayılı Kanun kapsamında çıkarılan Yönetmelik ve diğer kanunların ilgili maddelerine atıfla detaylı bir biçimde düzenlenmiştir.

16. Başvurucu; avukatların sendika üyeliğinde işçi/işveren ayrımı yapılmaması gerektiğini, bu yönüyle 6356 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (ğ) bendinde yer alan düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi anılan kuralı, kuralda yer alan “bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla açılan iptal davasında daha önce incelemiştir. Anayasa Mahkemesinin yaptığı değerlendirmelerin eldeki başvuru ile ilişkili olan kısmı (AYM, E.2013/1,K.2014/161, 22/10/2014, §§ 24, 36-38) şöyledir:

“… Sendika hakkı, çalışanların ve çalıştıranların sadece istedikleri sendikaları kurmaları ve bunlara üye olmaları yolunda bir hakla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda oluşturdukları tüzel kişiliklerin varlığının ve bu tüzel kişiliklerin kendine özgü faaliyetlerinin garanti altına alınmasını da içermektedir. Üyelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel ortak menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla kurulan sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının, iş uyuşmazlığı çıkarması, toplu görüşme ve toplu sözleşme yapması, grev ve lokavt kararı vermesi ve uygulaması da sendika hakkı kapsamında yer almaktadır.

… aynı işkolunda çalışanların benzer çalışma koşulları ve ortak çıkarları bulunduğu düşüncesinden hareketle, mesleki farklılıkları dikkate almaksızın bir işkolunda ya da endüstride çalışanların tümünü örgütleyen işkolu sendikalarına eğilim artmış ve bunun sonucunda işkolu sendikaları temel örgüt modeli haline gelmiştir. Haklar mücadelesinde etkili olabilme ve sonuç alabilmenin ancak güçlü bir sendika ile mümkün olabileceği, bunun ise daha fazla işçinin aynı sendikada örgütlenmesine bağlı olduğu düşüncesi, işkolu sendikacılığının gelişmesine yol açmıştır. Bu çerçevede, sendikaların işkolu esasına göre kurulacağını öngören kuralların, kamu düzenini sağlamak ve devam ettirmek, daha etkin ve daha güçlü bir sendikacılığı temin etmek için çıkarılmış olduğu anlaşılmaktadır. Zira mevcut sistem içerisinde güçlü yapılar haline gelen sendikalar işkolu esasına göre faaliyette bulunan sendikalardır… getirilen sınırlamaların meşru temellere dayandığı, hakkın özünü zedelemediği ve ölçüsüz bir müdahale oluşturmadığı görülmektedir.”

17. İşçi ve işveren sendikalarının farklı menfaatleri korumak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş olması ve bunun doğal sonucu olarak kendine özgü faaliyetlerinin de farklılaşması işçi ve işverenlerin aynı sendika çatısı altında bulunmalarını anlamsız kılmaktadır. Bunun yanı sıra başvurucu Sendikanın sendika olarak örgütlenemediğine dair bir şikâyeti bulunmamaktadır. Ancak başvurucu, serbest çalışan avukatlar için işçi/işveren ayrımının yapılmasının doğru olmadığını, avukatlığın serbest meslek olarak yapılmasının esas olduğunu ve kurulacak sendikalarda da bunun esas alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

18. Derece mahkemeleri 6356 sayılı Kanun’da iş kolu sendikacılığının benimsendiğini ve buradan hareketle işçi ve işverenlerin bulundukları iş kollarındaki sendikalara üye olabileceklerinin düzenlendiğini, serbest çalışan avukatlar yönünden de bu ayrımın esas alınacağını belirtmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de sendikaların iş kolu esasına göre kurulacağını öngören kuralların kamu düzenini sağlamak ve devam ettirmek, daha etkin ve daha güçlü bir sendikacılığı temin etmek için getirildiğini vurgulamıştır.

19. AİHM’in serbest meslek çalışanlarının sendika kuramamasına ilişkin değerlendirmelerine baktığımızda da serbest meslek sahipleri yönünden devletin sendikal örgütlenmeye izin vermeme yönünden takdir hakkı bulunduğunu belirttiği görülmektedir. Ancak AİHM, burada serbest meslek sahiplerinin kooperatif, meslek birlikleri gibi diğer örgütlenme biçimlerine sahip olmaları hâlinde bu örgütler aracılığıyla üyelerinin kolektif çıkarlarını kamu makamları önünde savunabileceklerini değerlendirmiştir.

20. Eldeki başvuruda, 1136 sayılı Kanun doğrultusunda çıkarılan Yönetmelik’te avukatların hangi durumlarda işçi ve işveren olabilecekleri belirlenmiştir. Bu doğrultuda avukatlar işçi ve işveren olmalarına göre ancak ilgili iş kolunda yer alan sendikaya üye olabileceklerdir. Dolayısıyla avukatların sendika çatısı altında örgütlenebildikleri görülmektedir. O hâlde derece mahkemelerinin Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerini yorumlayarak, iş kolu sendikacılığı kapsamı dışında kalan meslek sendikacılığına yönelik sınırlamaları usul ve yasaya uygun bulmasında Anayasa’nın 51. maddesinde yer alan sendika hakkına ilişkin güvenceleri gözetmediği söylenemeyecektir.

21. Sonuç olarak başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçeyle;

A. Başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına 30/3/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Hilmi Şeker: Hakikatin alternatifi yoktur

0

Hilmi Şeker: Hakikatin alternatifi yoktur

Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu‘ kitabını hazırlayan yargıç Hilmi Şeker, cezasızlığın ‘toplum ve evlatlarına yönelen eylemlere sürdürülebilir kurumsal bir destek’ olarak da tanımlanabileceğini ifade etti. Şeker, Roboski’de gerçeğin ortaya çıkarılmasından önce ailelere tazminat verileceğine dair açıklamalar yapılmasıyla ilgili “Mağdurların devletten istediği, tazminat değil çoğulcu bir muhakemenin vücuda getirdiği hakikattir. Hakikatin alternatifi yoktur” dedi. Şeker, Gazete Duvar’a verdiği röportajda kitabını anlattı.

Roboski Davası


Cihan Ülsen

GAZETE DUVAR – Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı bünyesinde yayın hayatına başlayan Kırık Saat Yayınları’nın ilk kitabı Hilmi Şeker’in “Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu” yayımlandı. Ülkede cari olan ve artık cerahat noktasını da aşan hukuki gündemleri Roboski davası bağlamında yeniden tartışmaya açması açısından son derece önemli bir çalışma ile karşı karşıyayız. Kitap, bir yandan Roboski dava sürecinde yaşananları ele alırken diğer taraftan bu dava özelinde kamuoyunca uzun tartışmaların yarattığı tahribatları hukukçu titizliği ile elden geçiriyor.

Hilmi Şeker’in  çalışmasının ülkedeki hak ve hukuk arayışına önemli katkılar sunacağı açık. Bu bağlamda kitabın odağında yer alan Roboski Davası’nı ve bu davanın etrafında tartışılagelen cezasızlık, yüzleşme, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve hukuk üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Roboski Davası – Mehmet Encü ve Diğerleri- kitabı son derece önemli bir çalışma. Herkesin -özellikle yargılama süreci ile ilgili- hakkında bir fikrinin olduğu ancak bu yargılama sürecinin içerisinde tam olarak neler yaşandığına dair kimsenin açık ve net konuşamadığı Roboski Davası ile ilgili bir çalışma yapma fikri en çok hangi düşüncenizden güç alarak kitap fikrine dönüştü?

Cezasızlığın en çok kendisini adli süreç, norm ve usullerin istismarı ve yozlaştırılması aracılığıyla var ettiği tecrübelerle sabittir. Bu peçeleme biçimini, yine hukukun içinde kalarak deşifre etmek, cezasızlığın fobisidir. Eli kalem tutan, hukukçuyum diyen herkesin bu maruf formla mücadele etmesi umulmaktadır. Cezasızlığın hukukun içine çekilmesi ve burada tutulup, bitirilmesi bu ve benzeri moral desteklere ihtiyaç duyar. Bireyin yaşamını hedefleyen saldırı ile sığınakların teşhis ve tanısına dair materyalin her türlü öznel birikimden bağımsız olarak yarına taşınması, hak ihlalleriyle etkin mücadele geleneğinin oluşması açısından hayatidir. Hak ihlalleriyle soluksuz mücadelenin kodlanması, depolanması ve gerektiğinde kullanılmasıyla mümkündür. Hafıza inşası, toplumun sinir uçlarıyla oynayan meselelerin tozlanmasını önlemeyi de içerir. Günün birinde meseleye ilgi duyan birinin arşivlere inmesi olasıdır ve kitap bellekleri yoklayacak bir merakın beklentilerinin karşılamaya amade olmalıdır.

Bilinç, birikim ve sorumlulukla buluşup etikle kontrol edilmediği zaman, yargıçlık sıradan bir kamu görevine dönüşür. Yargıç olmak ve kalabilmek; toplumu savunmayı, onunla hemhal olmayı, sıradanlığın girdabında kaybolmamayı, bireyin yaşam, özgürlük ve mal varlığına kol kanat germeyi ve toplumun adalet talebini dert edinmeyi gerektirir.

Kitabın önsözündeki vurgular çalışmanın ipuçlarını ve yazarın meramını anlatması açısından son derece önemli. Önsözde hukuk güvenliği ve hukukun belirliliği ilkesi çerçevesinde cezasızlık ve yüzleşme kavramlarının altını çiziyorsunuz. Yüzleşme meselesi önemli, onu sonraya bırakarak özellikle cezasızlık meselesini sormak istiyorum. Cezasızlık bir kavram olarak son 40 yıldır dünya ile beraber Türkiye’de de tartışılıyor. Hatta tartışılmasının ötesinde Türkiye’de bir cezasızlık pratiği gelişti, adeta bir refleks haline geldi.  Devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili olarak cezasızlık hakkında neler söylersiniz?

Bir önceki soru ile akraba bu soru ile çalışma arasında yoğun ve yaygın bir ilişki var. Cezasızlık, toplum ve evlatlarına yönelen eylemlere sürdürülebilir kurumsal bir destek olarak da tanımlanabilir. Sorunun içerisinde gizlediği örtülü yanıttan da anlaşıldığı gibi, cezasızlık, sadece adli arterlerden beslenmemekte, adliye öncesi ve sonrasına yayılan kişi özne ve dizgelerden ciddi ve sistematik destekler almaktadır.

Cezasızlık, devleti ayakta tutan hukuk ve pratiğine olan inancı kırmakla kalmaz, yurttaş ile devlet arasında hukuk üzerinden kurulan güveni örseler, güvenin tazelenmemesi ne zaman ve nerede dineceği bilinmeyen sürdürülebilir bir adlileşmeye ortam hazırlar. Cezasızlık, diyalektiğin özel versiyonu olan hak arayışını, kısıtlayan bir olgu olarak, susmayı ve sedasızlığı tahkim ederek, demokrasinin yargıdan beklentisini boşa çıkarır. Demokratik bir yargı aracılığıyla, hakikatin etrafında kenetlenemeyen toplumlar, huzursuz toplumlardır ve konuşamayan toplumlara adliyelerin yetişmesi seraptır.

Cezasızlık kavramının tanımı ve amacına yönelik önde gelen iki referans belgede ( BM Genel Kurul’unun “Ağır uluslararası insan hakları hukuku ihlalleri ve ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlalleri mağdurlarının çözüm ve tazminat hakkına dair temel prensipler ve kurallar ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “ciddi insan hakları ihlalleri bakımından cezasızlığın sona erdirilmesine yönelik rehber ilkeler”) cezasızlıkla mücadelenin dört temel amacı şöyle sıralanıyor: adalet hakkı, hakikati bilme hakkı, tazminat hakkı ve bir daha tekrarlanmama hakkı. Kavramın tanımı ve amaçlarını Roboski Davası çerçevesinde nasıl değerlendirmeliyiz?

Koruyucu bu metinlerin ortak paydası, hak ihlalini denetlenebilir metodoloji ile açığa çıkarmak, olayın hangi koşullarda nasıl meydana geldiğini tereddütsüz olarak gün yüzüne çıkarmaktır. Bu kazının, adil yargılamanın gereklerine uygun veya nitelikli şekilde gerçekleştirilmesi için yeteri kadar standart ve rehber mevcuttur. Adalet hakkı, daha ziyade adli süreçlerin hakikati açığa çıkarma irade, yeti ve yeteneğinin disipline edilmesi ve sapmaların önlenmesine odaklanır. Hakikate erişmek, adil ve güvenilir ya da öznel ve nesnel risklerden uzak bir muhakeme olmadan imkansızdır. Buralar cezasızlık anlayışının pusu alanlarıdır. Böylelikle adli süreçleri, nevi şahsına münhasır adımlarla, dönüştürerek hedefleriyle uyumlu hale getirir. Adalet hakkı, içine hakikate erişimi de alan ve olabildiğince geniş objektif bir kapsama denk gelir.

Hakikati bilmeyi isteme, her muhakemeyi motive eden bireysel toplumsal ve kamusal özellikleri olan insani bir imkan olarak anlaşılmalıdır. Hakikat burada her türlü müeyyide veya yaptırımdan özerk; şekli gerçeklik, gerçeklik olarak tasnif edilen amaçların da üzerindedir. Buradan bakıldığında Uludere mağdurlarının, olayın art alanına odaklanmaları, burada neler olup bittiğini öğrenmek istemeleri anlaşılırdır. Yargıcın, her geçen gün kendisini acıyla çoğaltan ve kapı kapı dolaşan bu merakı gidermesi, cezasızlığın geriletilmesi açısından yaşamsaldır.

Tazminat, yaşatılan acıya biçilen parasal karşılıktır ve hakikat hakkından feragatin bedeli olamaz.

Tazminat, hakikatin açığa çıkarıldığı zemin ve koşullarda mağduriyeti görece giderme, teskin etme olanağına kavuşur. Dolayısıyla mağduriyeti parayla gidermeye kalkışmak, cezasızlıkla mücadele edemez, aksine mağdurları aşağılama ve cezasızlığa har vurup harman savuracağı uçsuz bucaksız bir alan açar.

Hiçbir toplum, bilme hakkından feragat etmez ve onu maddi alternatiflerle ikame etmeyi denemez. Hakikat bu yönüyle yüzü topluma dönük, onu inandırmaya özgülenen bir yargıdır. İnandırma, bireyi iknadan daha fazlasına tekabül eder. Tazminat, hakikate bağımlı o olduğunda varlık gösterebilen, görece kayıpların gerisinde bıraktığı sendromu aşan ancak, caydırıcı gücü olmayan giderim formudur. Pekiştirirsek hakikatten vazgeçen çözüm caydırıcı değil özendirici, teşvik edici olur.

Tekrarlanmamayı talep hakkı, ancak hukuksuzluğun yeniden uç vermemesi için alınabilecek optimum adli idari her türlü önlemi içerir. Roboski davasında takipsizlik ve türevi yargılar, önceli faili meçhul cinayetlerle birlikte düşünüldüğünde, cezasızlığı özendirici olmuştur. Cezasızlığın şımarıklığı, geleceğine tahakküm eden ve yapılandıran bu maziye yaslanmasındandır. Merakın, üstü örtülen sırra erişme talebinin engellenmesi acıya acı katmaktır. Bu uygar bir hukukun işi değildir. Cezasızlık bu acıyı sürdürülebilir kılmakla altın çağını yaşamaktadır.

Unutmamak gerekir, “yapanın yanına kar kalmak” sözü bu toprakların hukuka armağan ettiği bir vecizdir. Hukukun bu ithalle baş edebilmesi ihlalin kökleriyle birlikte mayalandığı çatlaklardan alınmasına bağlıdır. Dava çatlaklara yerleşen cezasızlığın girdabında unutulmaya mahkum edilmektedir.

Tekrarı önlemede en etkin araç, hak ihlallerinin hakikat yargısı aracılığıyla deşifre edilmesidir. Deşifre, kadim bir caydırıcı olmakla birlikte tek başına cezasızlıkla mücadele edemez. Cezasızlığın besi kanallarını kesecek, bir strateji değişikliği ve bu değişikliği yarına taşıyacak taktik adımlar, yapısal ve fiziksel iyileştirmelerdir. Yargının bu defolarla mücadele veya mukavemet yeteneğinin kazandırılarak pekiştirilmesi önemlidir. Önemli olan bir diğer husus, bu patojenlerin etki ve sonuçlarının sürekliliği olan bir bilinç çalışmasına konu edilmesidir. Yargı tecrübeleri hafife alınmayacak bir materyaldir. Böyle bir anlayış, oluşturduğu eksiksiz alt yapı ve güçlü bir organizasyon ile yapılanın cezasız kalmayacağına dair kanının yerleşmesi ve kurumsallaşması için çalışmalıdır. Topyekün ve sürdürülebilir bir irade, bu parametrelerden beslenir. Aksi halde tekerrür kaçınılmazdır. Tekrar, duyarsızlıktan, tepkisizlikten ve örtülü kabulden beslenir.

Somut olayda cezasızlık daha ilk aşamada usul ve süreçler üzerinden yargıyı kuşatmıştır. Bu kuşatmanın yarılması için devreye alınan başvuru da kendisini usuli işlemlerle peçeleyen cezasızlıkla mücadeleden imtina etmiştir. Bu gelişme, şema dışındaki Avrupa kamu düzenini de ne yazık ki tesirine almıştır. Takipsizlik ve ardılı süreçler cezasızlığın, insan hak ve özgürlükleri ya da yaşam özgürlük ve mal varlığı üzerindeki gölgesini muhafaza ettiğine delalet etmektedir.

‘BU, MODERN HUKUK SİSTEMİNİN KÜLTÜREL BİR YENİLGİSİ OLARAK DA ANLAŞILMALI’

Hukuksal tatmin ile hukuksal tazmin meselesi hakkında neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü olayın hemen ardından dönemin hükümet sözcüsünün “resmi özür dilenmesini beklemenin yanlış olacağı ancak hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödeneceğini” söyleyen açıklamaları oldu. Sonrasında da Başbakanlık tarafından kişi başına 123 bin TL tazminat ödenmesi gündeme geldi. O zaman çok ciddi tartışmalar da yaşandı. Başta adalet hakkı ve hakikati bilme hakkının es geçilmesi suretiyle ailelere sadece tazminat ödenmesinin teklif edilmesini nasıl yorumlamalı?

Dünya, ceza adalet sisteminin adalet ve hakikat beklentisini karşılamayacak denli eskidiğinin farkındadır. Kuram ve teori dipten gelen bu homurdanmanın yeni adli yöntem ve araçlarla aşılması için yoğun bir çaba içindedir. Bu modern hukuk sisteminin, kültürel bir yenilgisi ve öze dönüş talebi olarak da anlaşılmalıdır. Önerilerden biri, zarardan etkilenen herkesi eylemin neden ve sonuçları etrafında toplayarak, eylemin sebep olduğu zararları toplumsal ve kültürel dinamiklerin katılımıyla onarmak şeklindedir. Bu cari olana nazaran, daha yerel ve doyurucu motifler içermektedir. Onaran adaletin tasarladığı hüküm, yavan bir özgürlüğü bağlayıcı cezadan ziyade, hakikatle örtüşen zarar giderici ve iyileştirici bir vargı olacaktır.

Burada hakikatin açığa çıkarılmasının her şeyden özerk ve tek başına bir adalet değeri vardır ve bu gerçekle yüzleşmek, adil bir giderim veya sağaltımın sıfır noktasıdır. Onaran adalet bu akıl ve diliyle hakikatin; failin ağır bir cezaya mahkum edilmesi ve adam çalıştıran devletin, sorumluluğunu bir miktar tazminatla bertaraf etmeye indirgenmesine izin vermemektedir. Burada sağaltan veya eylemin gerisinde bıraktığı sendromu aşan sahici ve yegane giderim hakikate ulaşmadır. Bu olmazsa olmazıdır. Mağdur ve toplumun devlet ve yargıdan beklediği tam budur.

Burada adalet hakkı, hakikate ulaşma hakkını gerçekliği için bir kolaylaştırıcı rolü üstlenir. Devletin bir sorumlu olarak, mağduriyeti eskiyen ceza adaletinin giderim formuyla tazminde sebat etmesi, hakikat talebini görmezden gelme olarak kodlanmaktadır. Meşru ilgili ve toplumsal talepleri tedirgin ve huzursuz eden budur. Bu cezasızlığın sevdiği bir flora ve faunadır.

Burada hakikatin emsalsiz ve ikamesiz bir adalet değeri vardır ve tazminat hakikatin, ardılı tali bir hak ve yükümlülüğe tekabül etmektedir. Mağdurların devletten istediği, tazminat değil çoğulcu bir muhakemenin vücuda getirdiği hakikattir. Hakikatin alternatifi yoktur.

Mağduriyetin sadece parayla aşılması, kültürel acıyı derinleştiren bir aşağılama biçimi olarak anlaşılmaktadır ve kamu otoritelerinin bundan sakınması gerekir. Toplum, hakikati tazminata indirgeyen veya tazminatı hakikatle ikame eden, genetik yapısıyla uyumsuz bu teklifi haliyle reddetmektedir.

Roboski davası ile ilgili ilk soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Haziran 2013’te “görevsizlik kararı” vererek, dosyayı askeri savcılığa sevk etti. Askeri savcılık tarafından da Ocak 2014’te şüpheli olarak adı geçen 5 askerin “kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı” belirtildi ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Askeri Mahkeme ise oy çokluğu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazı reddetti. Sonrasında Anayasa Mahkemesi süreci var tabi. Anayasa Mahkemesi eksikliklerin öngörülen süre içinde giderilmemesinden ötürü başvuruyu idari kararla reddetti.  Hak arama özgürlüğü bağlamında yaşanan bu süreci, bir hukukçu olarak cari olan hukuk algısı ve pratiği ile birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Meydana gelen olay, gerçeklik yargısının ilgi alanındadır. Özellikle gerçeğin açığa çıkarılması ve cezasızlıkla etkin mücadele, mahkemenin görev tanımına sadakatle mümkündür. Bir başka otoritenin, hakikatin tartışılma olanağını sıradan gerekçelerle ve de görev tanımının dışına çıkarak bertaraf etmesi, adalet beklentisine hayal kırıklığı yaşatmıştır. Eylemin hangi koşullarda nasıl ve ne şekilde tahakkuk ettiği ile eylemin ceza hukukundaki karşılığını tayin ve tespit görevi hiç kuşkusuz olay mahkemesinindir. Hukuk mezunu herkes, eylemlerin, hukuka uygunluk haline tekabül edip etmediğine ilişkin olumlu veya olumsuz kuşkunun aşılması işinin mahkemenin görev tanımı içinde olduğunu bilir.

Burada kritik olan, savcılık kuşkuyu beslemek, olgunlaştırıp aşılması için mahkemeye göndermek yerine, yargılama yaparak, beraatle özdeşleşen bir hüküm vermiştir. Bu yöntem muhakemeden rol çalmaktır ve cezasızlığın umumiyetle tevessül ettiği bir yöntemdir.

Daha da önemlisi, bu ve benzeri olaylarda cezasızlığın umumiyetle, hukuka uygunluk sebeplerinden yararlanması, onları istismar ederek varlığını idame ettirmesidir. Maddi ceza hukukunun eylemi meşrulaştıran ve cezasızlık gerekçesine dönüştüren yaklaşımın, usul hükümlerini yozlaştıran yorumlarla yaptığı işbirliğinin vardığı yer, yargılamayı hükümden düşürmektir. Roboski davasında yapılan budur ve itirazın kalbi burada atmaktadır.

Yaşanan tereddütler bir yana AYM, hukuki güvenlik kavramının yanı başında konuşlanarak, Roboski mağdurlarının adalet talebini gönül gözüyle görmekten imtina etmiştir. Oysa bu mahkemeden beklenen, şekil noksanı üzerinden, nitelikli yargılama veya görünen adalet talebini bertaraf etmek değil, takipsizliğin yargılama rolünü hukuka aykırı biçimde temellük eden kararının dolaşıma çıkmasını ve sisteme entegre olmasını önlemekti.

Yargılama talebi bir haktır ve bu hakkın biricik misyonu etik bir muhakeme aracılığıyla hakikatle, hükmü buluşturmaktır. Yargılama rafa kalktığı için toplum ve kamunun, muhakemeyi açık yargılama, gerekçe ve hükmün açık tefhimi gibi kadim haklar üzerinden olayın gerçekliğini denetleme imkanı da yitirilmiştir. AHİM’in de yerel şema içindeki bu ardışık ihlalleri takdir marjıyla peçelemesi, cezasızlığın göreli krizini aşmasını kolaylaştırmakla kalmamış, üzerine titrediği hak arama özgürlüğünün, iç dinamiklerince darbelenmesine seyirci kalmayı da yeğlemiştir. Derdest tutulan davayla, Roboski faillerinin, yaşamlarının kalan kısmını şüpheli olarak sürdürmeleri, davanın gerisinde bıraktığı bir başka tortudur.

‘ADİL YARGILANMA HAKKININ HER ŞEYDEN ÖZERK BİR DEĞERİ VARDIR’

Anayasa mahkemesinin kararı çokça tartışmalara yol açtı. Mahkeme kararına ilişkin olarak görüşler iki kısma ayrılıyor. Bunlardan ilki, usulü öne çıkaran, meseleyi usul kurallarının öncelikleri doğrultusunda izah eden yaklaşım. Diğeri ise, maddi gerçeğin bulunması idealine odaklanan esasa ilişkin yaklaşım. Sizin deyiminizle, kadim ve soluksuz bir  mücadelenin bakış açısı ile yarattığı etki ve sonuçları irdeliyorsunuz. Bu açıdan bu iki bakış açısı neden bu kadar önemli? Hukukun belirliliği ilkesine göre sabit bir bakışın kabulü mümkün değil midir?

Uygar bir hukuk, sentezden beslenir. Yargı pratiğinin en büyük açmazı, esnekliği reddeden aşkın yorum ve içtihada haddinden fazla bağlılıktır. Bir metinden tek bir sonuç çıkarma inadı, kendisini çoğu kere hukuki belirlilikle peçelemektedir. Göreliliği reddeden kadim bu ısrarın yarattığı krizin, memleketi götürdüğü yer, hak ve özgürlük liginin düşme hattıdır.

Roboski Davası’nın kaderini, yerine göre esnemeyi reddeden yahut yerel görülebilirlik eşiğini aşılmaz kılan tutucu bu anlayış belirlemiştir. Usul kurallarının kültleştirilmesi, yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğüne aykırılık iddiası gibi, vahim bir olayın mahkemelerce tartışılması talebinin, salt şekil kurallarına sadık kalmadığı için reddi sonucunu kaçınılmaz kılar. Roboski davasında yapılan tam da budur.

Oysa esnekliği öneren yorum, hukuki güvenliğin fobi ve kaygılarını hiçe saymamakta, aksine olayın bağlamından koparılmadan başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma talebinin olabildiğince benimsenmesini salık vermektedir. Adil yargılanma hakkının, her şeyden özerk bir değeri vardır ve değerle temin edilmek istenen, ağır ihlal iddialarının, yoktan bahanelerle

yargılanmasını önlemektir.

İkisi arasında, yarattıkları sonuçlar açısından dağlar kadar fark vardır. İlkinde katı şekil şartları, ağır bir insan hakkı ihlal iddiasını sudan sebeplerle adliyeden tart ederken, diğeri esnek bir yorumla, bu davanın esastan görülmesi için adliye kapılarını sonuna kadar açık tutar.

Karşı oyun duruşma salonunun kapısının açık tutulması konusundaki çabası, önemli ve değerli olmakla birlikte gidişatı önlemede yetersiz kalmıştır.

 Roboski Davası –Mehmet Encü ve Diğerleri Başvurusu, Hilmi Şeker, 160 syf., Kırık Saat Yayınları, 2020.
Bir de AİHM süreci var. AİHM iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle 17 Mayıs 2018’de yapılan başvuruyu reddetti. Mahkeme gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi kararına paralel bir şekilde dava avukatlarının, eksik olduğu bildirilen belgeleri 15 günlük sürede değil, 17 günde göndermesini hata olarak kabul etti. Yaşanan bu süreçleri açıklarken -özellikle Anayasa Mahkemesi kararına istinaden- “Abartılı hukuki güvenlik anlayışının hazırladığı tuzağı, hukuki güvenliğe sığınarak aşmak, içteliği zehirleyen bir başka çelişkidir” diyorsunuz. Cümlenizi açmanızı isteyeceğim. İçteliği zehirleyen tam olarak nedir? 

Hukuki güvenlik, belirli bir usule tabi olarak yargılanmayı isteme hakkı ve belirlilik gibi, aynı genetik atadan gelen kurumlarla hedeflenen; kişinin, objektif bir riskle karşılaşmadan hukuki yazgısını belirlemesine imkan vermek, bireyin yarınını tasarlamasına olanak tanımaktır.

Hukuki güvenlik, eşitlik ilkesinin buluşudur ve eşitlik kendisini, önceden bilinen usul ve şekil şartlarıyla var eder. Burada eşitlik, bir yandan benzer olayların sonuç üzerinden farklılaşmasını önlemeye hizmet ederken, öte yandan olayın özgünlüğünden kaynaklanan taleplerin, farklılık ölçüsünde eşitsizlik talep etmesine izin verir.

Hukuki güvenliği arşa çıkaran bir yaklaşım, aşırı şekli yorumlarla, farklılıkların adalet talebini dışlayarak, eşitsizlik üzerinden bir birlik inşa eder. Ya da eşitliği sağladığı görüntüsü vererek, olayın özgünlüğünden kaynaklanan yatay eşitliğin istisnaya uğramasını önler. Böylelikle, olayları aynılaştıran bir çözümü, adalet diye servis eder.

Roboski Davası’nda; özgünlüğüne güvenerek adalet talep eden bir başvuru, konuya çözüm önerme yeteneği olmayan yahut konuyla alakasız emsallerin potasında eritilmiştir. Bu eşitlikle özdeşleşen, içtihatların, sıklıkla başvurduğu bir tuzaktır ve bu zoraki aynılaştırma AYM nin bu olaydaki adil yargılama söylemini samimi olmaktan çıkarmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar da herkesi şaşırttı. Özellikle ihlal edilen hakkın özü konusunda önemli içtihatlarda bulunan, geniş bir yorum sahasında hak ve özgürlük alanı açan ve yaşayan hukuk prensibine göre kararlar veren bir mahkeme için verilen kararı muhafazakar ve haklara yönelik ölümcül bir darbe olarak okuyabilir miyiz? 

Burada davanın görülemezliği tetikleyen temsilci hataları ve meydana geldiği koşulların özenle değerlendirilmemesi ile ihlal arasındaki bağın koparılması, misyonuyla yollarını ayırdığına dair kuşkuları beslemektedir. AİHM, yerel şema içinde konuşlanmış bir denetleyici olmamakla birlikte, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklara yönelen maniplasyon ve kusurlarla cepheden etkin olarak mücadele edeceğini defalarca açıklamıştır.

Roboski’ de Sözleşme defalarca, bir çok açıdan ağır bir saldırıya maruz kalmasına rağmen, özerk kavramlar doktrini gibi değerli ve etkili araçla, başvurunun kaderini belirleyen yorumlara müdahaleden, anlaşılmaz bir kararla imtina edilmesi, hukuk dışı yorumlara bekledikleri fırsatı bahşetmiştir. Spekülasyonun mayalanmasına ortam hazırlamak, Sözleşme’nin korumaya aldığı haklarla, almaşık bir Avrupa Kamu Düzeni inşa etmeyi taahhüt eden AİHM’nin işi olmamalıydı.

Dayanılan gerekçelerin zayıflığı, kararın toplumsal destek almasını önlemektedir.

Yine Anayasa Mahkemesi kararının bir diğer boyutu davanın avukatlık boyutu. Davada 31 avukatın ismi var ama sadece birine tebliğ yapılıyor. Dava avukatına yapılan tebligatla mahkemece avukattan belirtilen eksikliklerin 15 gün içinde tamamlanması isteniyor ancak verilen süre içerisinde eksiklikler tamamlanamıyor. Akabinde süre ile ilgili geç bildirilen bir mazeret var. Sonrasında ise sonuçları herkesçe malum. İhmallerden kaynaklı gelinen mahkeme sürecinden sonra bir takım tartışmalar olsa da bu konunun çok fazla tartışılmadığını ve bu konuda -avukatlar cephesinde- özeleştiri yapılmadığı kanaatindeyim. Roboski davası bağlamında bu avukatlık meselesine nereden ve nasıl dahil olmamız gerektiği hususunda görüşlerinizi merak ediyorum.

Avukatlara atfedilecek kusurları, üç temel başlık altında sınıflandırmak mümkündür. Bunlardan ilki; başvuruyu destekleyen materyallerin önceden belirlenen usullere göre ve zamanında sunulmamasıdır. Bu vekillerin yarattığı ilk krizdir. İkincisi, belirlenerek sınırlanan noksanlıkların, verilen ek süreden sonra tamamlanması, üçüncüsü süre aşımının sağlık sorunlarına dayandırılmasına rağmen, sağlık raporunun, vaktinde ve usulüne uygun olarak arz edilmemesidir.

Gecikmenin yarattığı risk, başvurucuya göre usulüne uygun, AYM’ ye göre hem usulsüz hem geç olarak sunulan sağlık raporuyla aşılmaya çalışılmaktadır. Mahkeme ile başvuru arasındaki tartışma ağırlıklı olarak burada yoğunlaşıp, derinleşmektedir.

Hukuki yardımın birden çok vekille verileceği açıklanmasına rağmen, davanın görülebilmesi için gerekli ihtiyaçların eksik karşılanması, dış ilişkilerin tek vekille sınırlandırılması, temsilin açıklanmaya muhtaç iç ilişki ve çelişkilerine delalet eder.

Buradan bakıldığında temsilin, sağlıklı bir dikey ilişki inşa edecek, başvurunun usuli eksikliklerden ötürü reddini önleyecek, yatay bir işbirliği ve dayanışma için, olağan bir çaba sarf ettiğini söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.

‘HUKUK AYAĞINA GELEN BU FIRSATI KULLANMALIDIR’

Bu tartışmalar devam ederken dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı katıldığı bir televizyon programında “Uludere konusunun, uçak konusunun tekrar inceleneceğini düşünüyorum” sözlerinin ardından dava avukatları, Haziran 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. “Yeni delil varlığı” sebebiyle Roboski dosyasının yeniden açılmasını talep etti. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şu an. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz? Yargılama sürecinin geleceği ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Başvurunun kapsamını değiştiren her yenilik, sözde yargılanmışı yargılanır hale getirecek veya davanın yeniden görülmesi için yeterli olacaktır. Sistem yeniden yargılamayı mümkün kılan acil çıkışlarına sahiptir. Güçlü bir iradenin, bu çıkışlardan yararlanarak, mağdurların davalaşma isteğine olumlu yanıt vermesi önünde nesnel bir engel yoktur.

34 kişinin yaşamına yönelen ve içine mağdurları alan hak ihlali iddiası, yargılansa da fail ve olay üzerindeki kuşku, tüm ağırlığıyla orta yerdedir. Açıklama nesnel yansızlık açısından riskler taşısa da, cezasızlığın direncini kırmak bakımından anlamlıdır. Hukuk, cezasızlığın örselediği güveni tazelemek için, öyle veya böyle ayağına gelen bu fırsatı kullanmalıdır.

Ancak, toplumsal taleplerin itkisiyle, bazı soruşturma dosyaları telekten indirilse de; gerçeklik talebinin, cezasızlığı alt eden bir hükümle sonlandırıldığına dair doyurucu bir tecrübeden söz edilemez. Çeyrek asırdır benzer sebeplerle adalet arayan Kulp Davaları’nın birinde sanıkların beraat etmesi, diğerinde ise çekinik bırakılan umudun bireysel başvuruyla yeşertilmesi, cezasızlığın yarattığı ikilemin boyutlarına delalet eder. Sürprizlerle, med-cezirlerin cirit attığı yerde, kahin olmak imkansızdır.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemlerle,  koşul ve durumlarla ilgili olarak, “Geçmişle yüzleşme / hesaplaşma” kavramı önemli. Bu anlamda geçmişle yüzleşme ya da hesaplaşma kavramlarından hangisinin tercih edilmesi gerektiğine dair tartışmalar güncelliğini koruyor. Siz ne dersiniz, geçmişle yüzleşme mi hesaplaşma mı?

Yüzleşmeyi kültürel veya onarıcı adaletin jargonu, hesaplaşmayı ise iktidar ilişkilerinden beslenen ceza adaletinin biçimlendirdiği bir kavram olarak değerlendiriyorum. Tercihim; demokratik ve çoğulcu, fail, sorumlu ve mağdurların katılımıyla sorunun kökten ve kesin çözümüne imkan verdiği, barışçı ve kapsayıcı olduğu için yüzleşmeden yanadır.

Burada uyuşmazlığı yaratanlar, ondan etkilenenlerle yüzleşerek, birlikte ve ortaklaşa bir çözüm üretirler. Yüzleşme ile vücuda gelen hakikat, bağlayıcılık ve saygınlık debisi yüksek bir hükümdür. Yüzleşme, öte yandan etik ilişkilerden adalet üreten bir metodolojiye de tekabül eder. Bu cezasızlıkla mücadelenin beklentileriyle uyumlu bir yaklaşım tarzıdır ve özellikle tekerrürü önlemek ve caydırıcılığı kurumsallaştırmak bakımından hayatidir.

Hesaplaşma; hakikati açığa çıkarmaktan ziyade, sorunu ceza ve desteği maddi giderimle derinleştirip, genişletmeye hizmet eder. Sinesinde mutasyona uğrama potansiyeli yüksek, düelloya yatkın ve pusu becerisi gelişmiş, adlileşmeye yazgılı ve toplumsal barışı tehdit eden ihtilaflar barındıran gayri demokratik bu yöntemden uzak durulmasını öneriyorum.

Kitabınızın sonunda, eleştiri ve empati arasında anlamlı, yapıcı ve yol açıcı bir bağ kurmuşsunuz, benzer asgari zemine ihtiyaç duyan çalışmalara teşvik olması açısından, bu söylemi biraz daha açar mısınız? Bu mesele üzerinden gelişecek diyalektiğin bellek ve yüzleşme açısından nasıl bir önemi var?

Eleştiri konumuz açısından aşkınlaşma ile mücadelenin geliştirdiği özellik ve aparat olarak anlaşılmalıdır. Çalışma karar mercilerinin vücuda gelen süreçlerdeki hatalarını belirleme ve kodlama teşhis ve tanınmasını temine özgülenen eleştirel bir başlangıç olarak konumlanmıştır. Empati, bir anlama çaba ve biçimidir ve eleştirinin start alması için nesnel bir misyon üstlenmektedir. İçeri ve dışarıda kapısını çaldığı her adli ve idari mekandan dışlanan Roboski Başvurusu’nun katlanan acılarından habersiz ve onu anlamakta güçlük çeken veya anlaşılmaz bulan bir araştırma ve inceleme hakikate katkı sunamaz.

Mağduriyetle duygudaşlık, cezasızlıkla etkin ve verimli mücadeleyi tahrik eden zorunlu ilk harekettir.

Dolayısıyla empatinin; hiç değilse şimdiden başlayarak, nesnel yargıyı zehirleyen ya da üçüncü göz olmaklığı engelleyen amil olarak lanse edilmesinden vazgeçilmelidir. Yargıç ile yargılanan özne ve nesne arasındaki ilişkisizlik çarpık ve hatalı nesnellik tanımlarının eseridir. Eskimiş nesnel yansızlık tanımı cinayetleri failsiz bırakma alışkanlığının zulasında sakladığı ve gerektiğinde başvurduğu gizilgücü yüksek bir araçtır. Yurttaşın yaşatılan dram ve trajediyle göz göze gelmeden, onlarla hemhal olmadan böyle bir çalışmanın erekleriyle buluştuğundan söz edilemez.

Eleştirmek, bellek yapımının istifade edeceği değerli taşıyıcı; eleştiri ise belleği oluşturan paha biçilmez bir materyaldir. Çalışmamız Roboski davasının koyak ve kuytularında dolaşarak, bilhassa kavram ve terimlerin özerk anlamlarından uzaklaşılarak davanın niçin, nasıl ve kim tarafında hangi araç ve yöntemler izlenerek dışlandığını eleştirel bir yaklaşımla anlamaya ve betimlemeye çalışmıştır.

Çalışma cezasızlığın monologla aşılma güçlüğünü aklından çıkarmamıştır ve her fırsatta meseleye ilgi duyanları, meselenin etrafında toplanma ve tartışmaya davet ederek, son sözü diyalektiğe bırakmaktadır. Diyalog ve diyalektikten neşet son söz; aynı zamanda yüzleşmenin üzerinde yürüyeceği, ihtiyacı ölçüsünde yararlanacağı asgari ve de nesnel bir zemine de tekabül eder
.

Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması

0

Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. 

Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması

Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığının Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca 8 Haziran 1951 tarihinde meclise sunulması kararlaştırılan kanun tasarısının gerekçesi şu şekildedir:

Avrupa Konseyi âzası devletlerin kendi aralarında kültür anlaşmaları akdetmelerini tavsiye hususunda Konseyin Bakanlar Komitesince 3 ve 5 Kasım 1949 Paris toplantısında alınan karara tevfikan 20 Nisan 1951 tarihinde Ankara ‘da memleketimizle Yunanistan arasında bir Kültür Anlaşması imzalanmıştır. Türkiye ile  Yunanistan’ın içtimai hayatını ve müesseselerini birbirlerine tanıtacak ve iki memleket arasındaki ilmî ve kültürel münasebetleri inkişaf ettirecek olan bu Anlaşma Avrupa Konseyi âzası devletler arasında takarrür eden umumi esaslardan mülhem ‘bulunmaktadır. Anlaşmaya nazaran, her iki memleketin dahili mevzuatına riayet şartiyle, Âkıd Devletler ülkelerinde karşılıklı olarak kültür enstitüleri kurulabilecektir. Anlaşmada burslar ve yaz tatili kursları ihdası, ilmî ve meslekî elemanlar ve talebe teatisi, ilim cemiyetleri, gençlik ve spor teşekkülleri arasında sıkı iş birliği temini, seyahatler ve izcilik kampları tertibi, maarifle ilgili sergiler açılması, faydalı yeni ve eski eserler ve neşriyat mübadelesi, konferanslar, konserler, temsiller ve radyo yayınları tertibi gibi hususlar derpiş edilmektedir.

Âkıd hükümetler kendi ülkelerinde yayınlanan mektep kitaplarının, iki memleketten her biri hakkında yanlışlıklar ihtiva etmemesine itina eylemek suretiyle öğrencilerin bu sahada hakikata aykırı malûmat edinmelerine mâni olacaklardır.

Diğer, taraftan Anlaşmada, her iki memlekette kanuni bir akademik paye ihrazı zımnında yapılan imtihanların muadeletinin tanınmasıyla ilgili ahkâm mevcuttur. Anlaşmanın tatbikatına mütedair hususların müzakere ve tesbitini teminen Türkiye ve Yunanistan murahhaslarından teşekkül ve senede en az bir defa, sıra ile Ankara ve Atina’da içtima edecek olan Muhtelit bir Daimî Komisyon kurulacaktır.

Bu komisyon, biri Türk ve diğeri Yunan azadan müteşekkil ve merkezleri Ankara ve Atina’da bulunmak üzere iki kısmı ihtiva eyliyecek ve her kısmın iki âzası olacaktır.”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE YUNANİSTAN KRALLIĞI ARASINRA KÜLTÜR ANLAŞMASI

Türkiye Hükümeti ile Yunanistan Krallık Hükümeti, dostane bir iş birliği ve mübadele suretiyle fikir, güzel sanatlar ve ilim sahasında kendi memleketleri arasında mümkün mertebe tam bir mutabakat ekle etmek ve aynı zamanda memleketlerinin içtimai hayatının ve müesseselerinin karşılıklı olarak anlaşılmasını temin eylemek gayesiyle bir anlaşma akdini arzu eylediklerinden, bu maksatla mezkûr hükümetler tarafından usulüne tevfikan yetkili kılınan murahhaslar aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Birinci madde

Her Âkıd Hükümet, kendi ülkesi üzerinde bulunan üniversitelerde veya diğer öğretim müesseselerinde, diğer âkıd hükümet memleketinin dil, edebiyat ve tarihin veya bunlara müteallik başka mevzular hakkında kürsüler, dersler veya konferanslar ihdasını temin için elinden geleni yapacaktır.

İkinci madde

Her Âkıd Hükümet, diğerinin ülkesi üzerinde o memlekette kültür enstitüleri ihdasını tanzim eden mevzuatın umumi hükümlerine uymak şartiyle bu kabil enstitüler kurabilecektir.

Üçüncü madde

Âkıd hükümetler, kendi memleketleri arasında, üniversite personeli, profesörler, öğrenciler, ilmî araştırma yapanlar ve teknisyenlerle diğer meslekler ve faaliyetler mümessillerinin mübadelesini
teşvik edeceklerdir.

Dördüncü madde

Şayet bir Âkıd Hükümetin üniversite veya ilmî enstitülerinin kayıt ve sair ücretleri bir memlekette diğerinden daha yüksek ise, ücretleri daha yüksek olan Âkıd Hükümet, diğer memlekette okuyan kendi talebesi sayısını göz önünde tutarak bu ücretleri muayyen bir öğrenci miktarı için diğer Âkıd Tarafın memleketinde cari meblâğa indirmek imkânını derpiş eyleyecektir.

Beşinci madde

Her Âkıd Hükümet, diğer Âkıd Hükümet memleketinin öğrencilerinin ve üniversite mezunlarının (graduue) araştırma ve tetkiklerde bulunmalarına veya teknik bilgilerini inkişaf ettirmelerine imkân vermek maksadiyle kendi memleketlerinde bir müddet kalabilmelerini temin için, tetkik bursları ve nakdî yardım tahsisatı ihdas edecektir.

Altıncı madde

Âkıd Hükümetler, fikrî, bedii, ilmî, medenî ve içtimai faaliyetler sahasında karşılıklı yardım maksadiyle kendi memleketlerinin ilim cemiyetleri arasında en sıkı iş birliğini mümkün mertebe teşvik eyliyeceklerdir.

Yedinci madde

Her Âkıd Hükümet, . kendi ülkesi üzerinde diğer tarafın vatandaşları veya bir vatandaşlar grubu tarafından yapılan ilmî ve kültürel araştırmaları, diğer tarafın talebi üzerine ve fiili imkân nispetinde kolaylaştıracaktır

Sekizinci madde

Âkıd Hükümetler, kanuni bir akademik paye ihracı zımnında veya muayyen hallerde meslekî bir gaye ile bir veya diğer memleket ülkesinde yapılan imtihanlara – gerek giriş ve gerekse terfi imtihanlarına öbür memlekette tekabül eyliyen imtihanların muadeletinin tanınması şartlarını tetkik edeceklerdir.

Dokuzuncu madde

Her Âkıd Hükümet, (a) kendi ülkesinde diğer memleketin (b) bu memleket de buna mukabil kendi ülkesinde öbür memleketin üniversite personeline, profesörlerine, yüksek ve aynı zamanda ortaöğretim öğrencilerine mahsus tatil kursları ihdasını teşvik edecektir.

Onuncu madde

Âkıd Hükümetler, kültürel ve meslekî is birliğini inkişaf ettirmek gayeliyle, bu maksatla seçilmiş delegasyonların karşılıklı: ziyaretlerini « davet ve nakdi yardım yoliyle teşvik edeceklerdir.

On birinci madde

Âkıd Hükümetler, terbiyevi gaye güden ve kendi memleketlerince tanınmış olan gençlik ve ergin teşekkülleri arasında i§ birliğini teşvik edeceklerdir.

Spor ve izcilik sahasında yakınlaşma, temas ve karşılıklı yardımları teşvik ve seyahatler ve izcilik kampları tertip edeceklerdir.

On ikinci madde

Âkıd Hükümetler, aşağıdaki vasıtalarla, hor memlekette diğerinin kültürünün daha iyi tanınmasını sağlamak maksadiyle birbirlerine karşılıklı yardımda bulunacaklardır.

a) Kitaplar, mevkuteler ve diğer neşriyat,
b) Konferanslar ve konserler,
e) Sanat sergileri ve kültürel mahiyette diğer sergiler,
d) Tiyatro temsilleri,
o) Radyo, filimler, plâklar ve diğer mihaniki vasıtalar,

On üçüncü madde

İki memleketin fazla parçalarına sahip bulundukları eski eserlerle müze eşyasına mübadele etmek, Arkolojik hafriyat ve araştırmalarla tarihi âbidelerin tamiri veya ihyası faaliyetlerinden komşu memleketin alâkalı mütehassıslarını malûmattar kılmak veya onları bu faaliyetlere iştirake davet etmek, bu suretle gerek faaliyetlerin icrasında; gerekse elde edilen neticelerin takdirinde karşılıklı işbirliğini temin eylemek,

Her iki Âkit memleketin kendi mevzuatları çerçevesi dâhilinde, eski eşya ile müze eşyasının kalıplarının alınmasına, kütüphanelerde muhafaza olunan el yazmalarının fotokopilerinin çıkarılmasına, bu elyazmalarının muvakkaten öbür tarafa nakil ve fazla nüshalarının mübadele olunmasına, tarih tetkikleri için (mahkeme ve kadastro arşivleri de dâhil olmak üzere) her türlü Devlet arşivi sicil ve vesikalarından faydalanılmasına karşılıklı olarak müsaade eylemek, hususlarında Âkit hükümetler yekdiğerlerine yardım eyliyeceklerdir.

On dördüncü madde

Âkit »hükümetler, her iki memlekette yayınlanan mektep kitaplarının, iki memleketten her biri hakkında yanlışlıklar ihtiva etmemesine, kendi mevzuatlarının kabul ettiği hudutlar dâhilinde, itina eyliyeceklerdir.

On beşinci madde

iki memleketin dâhil bulundukları coğrafi bölgeyi ilgilendiren kültürel ve ilmî meseleleri tetkik için eksper toplantılariyle ve konferansları teşvik etmenin muvafık olup olmıyacağı hususunda Akıd Hükümetler istişarede bulunacaklardır.

On altıncı madde

İşbu anlaşmanın tatbikini teminen, behemehal Devlet memuru olmaları icabetmiyen dört azadan müteşekkir bir daimî muhtelit komisyon kurulacaktır.

Bu komisyon, biri merkezi Ankara’da ve Türk azadan, diğeri merkezi Atina’da, ve Yunanlı azadan müteşekkil olmak üzere iki şubeyi ihtiva eyliyecektir. Her şubenin iki âzası bulunacaktır. Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile anlaşarak Türk şubesinin âzasını ve Yunan Eğitim Bakanlığı, Yunan Dışişleri Bakanlığı ile anlaşarak Yunan şubesinin azasını tâyin eyliyecektir. Her liste tasvip için diplomatik yolla diğer Akıd Hükümete tevdi edilecektir.

Qn yedinci madde

Muhtelit daimî komisyon her defa ihtiyaç hissedildikçe ve senede en az bir defa, sıra ile Türkiye’de ve Yunanistan’da umumi heyet halinde toplanacaktır. Bu toplantılarda komisyonlar, Başkentinde toplantının yapılacağı memleketin hükümeti tarafından tâyin edilecek beşinci bir âza ile tamamlanacaktır.

On sekizinci madde
  1. Muhtelit Komisyonun başlıca vazifelerinden biri, bir umumi heyet toplantısı esnasında, işbu Anlaşmanın tatbikatına mütedair müfassâr telifler ihzarına tevessül eylemek olacaktır; Âkıd Hükümetlerin tasvibinden sonra, bu telifler işbu anlaşmaya/eklenecek bir lahika halinde toplanacaktır. Âkıd Hükümetlerin tasvibi nota teatisi suretiyle tebliğ edilecektir.
  2. Bundan sonra, Muhtelit Komisyon Anlaşmanın işleyişini tetkik edecek ve lahikada yapılması zaruri görülecek her türlü tadilâtı Akıd Hükümetlere teklif eyliyecektir.
  3. Daimî Muhtelit Komisyon toplantıları arasında lahikada tadilât yapılaması, şubelerden her biri tarafından diğer şubenin muvafakati şartiyle teklif edilebilecektir.
  4. Lahikada yapılacak tadilât, Akıd Hükümetlerin tasvibinden sonra yürürlüğe girecektir. Bu tasvip, nota teatisi suretiyle tebliğ edilecektir.
On dokuzuncu madde

Her Akıd Hükümet, işbu Anlaşmanın tatbik sahasına giren hükümlerin icrasına yardım veya tevessül eyliyecek teşekkülleri veya şahısları tâyin ve irad eylemek imkânını haiz olacaktır.

Yirminci madde

İşbu Anlaşma tasdik edilecek ve tasdiknamelerin Atina’da teatisinden 15 gün sonra yürürlüğe girecektir.

Yirmi birinci madde

İşbu Anlaşma, asgari beş sene müddetle yürürlükte kalacaktır. Bundan sonra ve işbu müddetin hitamından en. az altı ay evvel Akıd Hükümetlerde» biri tarafından feshedilmedikçe Akid Taraflardan birinin feshi ihbar ettiği tarihi takip eyliyecek altı aylık müddetin hitamına kadar yürürlükte kalacaktır.

Yukardaki hükümleri tasdikan, aşağıda imzaları bulunan mürahaslar işbu Anlaşmayı imzaladılar ve mühürlediler.

20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da, iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Türkiye Hükümeti adına                                           Yunanistan Krallık Hükümeti adına
Faik Zihni Akdur                                                                  Alezandre Conioumas

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmaları

Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun

0
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır Kantar Kavşağı Toplu Açılış törenine katıldı. Törende açılış kurdelesini Başbakan Erdoğan, Irak Kürt Bölgesel Yönetmi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani ve sanatçı Şivan Perver ile kesti. (İbrahim Yakut - Anadolu Ajansı)

Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Temmuz 2014 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 2009 yılı ortalarında başlattığı çözüm süreci kapsamında çıkarılan Kanun, Resmi Gazete’nin 16 Temmuz 2014 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanun halen yürürlüktedir. 2018 yılında çıkarılan 700 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile  kanundaki “Bakanlar Kurulu” ibaresi yerine “Cumhurbaşkanı” ibaresi getirilmiştir.

Kanunun Kabulü Öncesinde ve Sonrasındaki Gelişmeler 

2013 yılında PKK, Türkiye sınırlarından çekileceğini duyurmuş ve 63 üyeli Akil İnsanlar Heyeti oluşturulmuştur.

Demokratik Açılım, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi, Barış Süreci ve Çözüm Süreci gibi tanımlamalar ile yürütülen müzakere döneminde kabul edilen kanuna karşı CHP ve MHP sert bir muhalefet yürütmüş, meclis komisyonlarında muhalefet şerhi koymuş, genel kurulda red oyu vermiştir.

İstanbul Barosu kanunu, “Terörün Cesaretlendirilip Ödüllendirilmesi Ve Toplumsal Ayrışmanın Derinleştirilmesi Kanun Tasarısı” olarak tanımlamıştır.

Ayrıca, barış sürecinin nasıl yürüteceğine ilişkin çalışmayı tamamlamak üzere meclis komisyonu oluşturulmuştur. Öte yandan, kamuoyunda büyük yankı uyandıran Dolmabahçe toplantısı 28 Şubat 2015’te  yapılmıştır.

Çözüm Süreci, 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından fiilen sona ermiştir.

 

Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun GENEL GEREKÇESİ

Türkiye 2002 yılından itibaren, tarihinin en kapsamlı demokratik değişim, dönüşüm ve normalleşme süreçlerini yaşamaktadır. Bu süreçlerde, toplumun tamamını kucaklayan, temel hak ve özgürlükler alanını genişleten, vatandaşların ülkeye aidiyetlerini ve Devlete güvenlerini pekiştiren “sessiz devrim” niteliğinde ileri adımlar atılmış, köklü reformlar gerçekleştirilmiştir. Milletimizin talep ve beklentileri doğrultusunda gerçekleştirilen bu reformlar, toplumun farklı kesimleri tarafından yaygınlıkla benimsenmiştir.

Atılan bu adımların oluşturduğu olumlu psikolojik ortam, Türkiye’nin geçmişi on yılları bulan ve toplumun barış ve kardeşliğine yönelik en önemli tehdidi oluşturan terör sorunuyla mücadelede bir paradigma değişikliğinin ve çözüm perspektifinin önünü açmıştır. Böylece terör sorunu ile vatandaşların meşru ve demokratik talepleri birbirinden ayrılmış, tüm toplum kesimlerinin sorunlarına karşı daha duyarlı bir yaklaşım benimsenmiştir.

Bu kapsamda, 2009 yılı Temmuz ayında terörü sona erdirmek ve toplumsal barış ve kardeşliği güçlendirmek amacıyla Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi başlatılmıştır. Bu süreçte, ülkemizde çeşitli toplum kesimlerinin sorunlarıyla yüzleşmeyi ve çözümler geliştirmeyi mümkün kılan özgür ve dinamik bir tartışma ortamı ortaya çıkmıştır.

2012 yılı sonlarında ise daha güçlü, demokratik, özgür, güvenli ve huzurlu bir Türkiye için bir Devlet politikası olarak çözüm süreci başlatılmıştır.

Çözüm sürecinin nihai hedefi; terörün tamamen sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ile milli birlik ve beraberliğin pekiştirilmesidir.

Çözüm süreci, şiddeti ve silahı aradan çıkarma, sözü, düşünceyi ve siyaseti devreye alma sürecidir.

Toplum, çözüm sürecine güçlü bir destek vermekte olup, kamuoyunda sürece ilişkin olumlu bir beklentinin hakim olduğu gözlemlenmektedir. Çözüm sürecinin topluma mal olmasında düşünür, yazar, akademisyen, sanatçı gibi toplumun farklı kesimlerinden ve saygın isimlerden oluşan Âkil İnsanlar Heyetinin samimi gayretlerinin de katkısı olmuştur. Artan kamuoyu desteği bu sürecin başarıya ulaşmasının en önemli garantisidir.

Öte yandan, 9/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplumsal barış yollarının araştırılması ve çözüm sürecinin değerlendirilmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur. Komisyonun sekiz ayı bulan çalışmaları sonucunda hazırlanan nihai rapor, sorunun çözümüne ışık tutacak önemli tespit ve öneriler içermektedir.

Ayrıca ülkemizin demokratikleşme tarihinde oldukça önemli bir yer teşkil eden ve “Dördüncü Demokratikleşme Paketi” olarak da bilinen 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile çözüm süreci bağlamında da önemli düzenlemeler hayata geçirilmiştir.

Sürecin ilk olumlu etkisi, akan kanın yaklaşık on dokuz aydır durması, dolayısıyla vatandaşlarımızın daha güvenli ve daha huzurlu bir ülkede yaşamaları olmuştur. Çözüm süreci sayesinde ülkemizin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri on yıllardır özledikleri normalleşme görüntülerine kavuşmaya başlamıştır.

Bölgede ekonomi ve turizm canlanmaya başlamış; normalleşme ortamının olumlu yansımaları, yaşamın tüm alanlarında çok daha fazla hissedilir olmuştur.

Çözüm sürecinin başarıya ulaşması Türkiye’nin hızlı bir ekonomik gelişme ve kalkınma hamlesi içine girmesini sağlayacaktır. Ülkemiz bu temel sorununu çözdükten sonra bütün gücünü ve dinamizmini ekonomik gelişmeye aktarma fırsatı bulacaktır.

Çözüm süreci, çok boyutlu ve değişik aşamalar içeren dinamik bir süreçtir. Dolayısıyla sürecin farklı aşamalarında atılması gereken yeni adımlar söz konusu olabilecektir. Bu ise Devlet kurumlarının arasındaki etkin koordinasyonun yanı sıra halkın ve sivil toplumun sürece aktif katılımlarını sağlayacak düzenlemelerin oluşturulmasını gerektirmektedir.

Çözüm süreci, hâlihazırda ilgili kurumların mevzuatları çerçevesinde yürütülmektedir.

Gelinen noktada, sürecin ilerletilmesi ve Devlet politikası niteliğinin pekiştirilmesi açısından, münhasıran çözüm sürecine ilişkin yasal bir düzenleme yapılmasında fayda görülmektedir.

Terör eylemleri sürdüğü müddetçe, güvenlik güçlerinin ve adli makamların hukuk içinde kalarak bunlarla mücadele etmesi kanuni görevleridir. Diğer yandan, bir hukuk devletinde çözüm süreci çerçevesinde görevin ifası niteliği taşıyan faaliyetler nedeniyle kişilerin hukuki, cezai ve idari yönlerden sorumlu tutulma tehdidi altında kalmaları da kabul edilemez.

Dünyadaki benzer süreçler incelendiğinde sorunun niteliğinden ve ülkelerin kendi özgün şartlarından kaynaklanan farklı fiili ve yasal uygulamaların söz konusu olduğu dikkat çekmektedir.

Çözüm sürecinin milli niteliği ve bugüne kadarki ulusal ve uluslararası deneyimler dikkate alınarak hazırlanan Tasarı, ülkemizdeki çözüm sürecinin daha güçlü bir yasal dayanağa kavuşturulmasını amaçlamaktadır.

TERÖRÜN SONA ERDİRİLMESİ VE TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞMENİN GÜÇLENDİRİLMESİNE DAİR KANUN

Kanun Numarası : 6551
Kabul Tarihi : 10/7/2014
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 16/7/2014 Sayı : 29062
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 54

Amaç ve kapsam

MADDE 1

(1) Bu Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Uygulama, izleme ve koordinasyon

MADDE 2

(1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.
b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.
c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.
ç) Bu Kanun kapsamında yapılan çalışmalar ile alınan tedbirlere ilişkin kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesini sağlar.
d) Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.
e) Gerekli mevzuat çalışmalarını yapar.

Yetki ve sekretarya
MADDE 3

(1) Cumhurbaşkanı, çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları almaya yetkilidir.

(2) Çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülür.

Kararlar ve yerine getirilmesi
MADDE 4

(1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük
MADDE 5

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 6 

Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MADDE GEREKÇELERİ

Madde-1

Madde ile, Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için başlatılan çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirlenmektedir.

Madde-2

Madde ile, Hükümetin çözüm süreci kapsamında alacağı tedbirler ile ilgili uygulama, izleme ve koordinasyon görevleri düzenlenmektedir.

Madde-3

Madde ile, çözüm sürecine ilişkin hususlarda Bakanlar Kuruluna gerekli kararları alma yetkisi verilmektedir. Bu kapsamda kamu kurum ve kuruluşları Bakanlar Kurulunca alınan kararların yanı sıra ilgili mevzuatlarından kaynaklanan görev ve yetkileri yürütmeye de devam edeceklerdir.

Madde ile ayrıca, çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin koordinasyonun ve sekretarya hizmetlerinin Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütüleceği hüküm altına alınmaktadır.

Madde 4- Madde ile, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmiştir. Öte yandan, bu süreçte görev alanların ve çalışmalara katılanların, gerçekleştirdikleri faaliyetler nedeniyle gelecekte herhangi bir yaptırım tehdidi ile karşılaşmamaları amacıyla, bu görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağı yönünde düzenleme yapılmaktadır.

Madde 5- Yürürlük maddesidir.

Madde 6- Yürütme maddesidir

Mehmed Enis Akaygen

0
Mehmed Enis Akaygen

Hukukçu, diplomat, Milletvekili ve Millet Partisi Genel Başkanı Mehmed Enis Akaygen 13 Mayıs 1880’de Filibe’de dünyaya geldi.

Filibe’de Saint-Joseph Ortaokulu’ndan mezun oldu. Ardından ailesi ile birlikte 1897 yılında İstanbul’a göç etti. Galatasaray Lisesi’ni bitirdi ve bir süre aynı okulda kimya öğretmenliği yaptı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve 1901 yılında Hâriciye’ye girdi. 1906’da St. Petesburg elçiliğinde memur olarak göreve başladı. Ardından Bükreş’te görev yaptı. 

Millî mücadele yıllarında Müdâfaa-î Millîye grubunda görev yaptı. İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane taşıyan gruplar içinde yer aldı. Savaş sonrası İstiklal Madalyası verilenler arasında yer aldı.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından cumhuriyet dönemi hariciyesinin kuruluş komisyonunda Tevfik Rüştü Aras ve Suat Davaz ile birlikte görevlendirildi.

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Moskova’ya tayin oldu ve 1923-1925 yıllarında burada büyükelçi olarak görev yaptı. Sovyet-Türk dostluğunun geliştirilmesine katkılarda bulundu. Ardından dışişleri bakanlığı müsteşar yardımcılığına atandı ve 1927 yılından itibaren ise dışişleri bakanlığı müsteşarlığı görevine getirildi.

Venizelos ve Atatürk’ün şahsi olarak da özen gösterdikleri Türkiye-Yunanistan dostluk rüzgarlarının estiği yıllarda Atina büyükelçisi olarak görev yaptı. (1929-1934) Balkan Paktı’nın kuruluşunda yer aldı; mübadele, Ege ve Kıbrıs sorunları konularında mesai harcadı.

1934-1939 arasında Tahran büyükelçiliğini yürüttü. 1939-1945 arasında tekrar Atina’da büyükelçiliğine getirildi. 1937 yılındaki Trakya Manevraları‘nda yabancı heyetlere eşlik etti. Yunanistan devleti tarafından kendisine 1945 yılında Yunan Devlet Liyakat Nişanı verildi. 1945’te memuriyetten emekli oldu.

1946 yılında İstanbul milletvekili olarak TBMM‘ye girdi, 1948 yılına kadar Demokrat Parti’den ayrılarak Millet Partisi‘nin kurucuları arasına yer aldı. 18 Mayıs 1952- 29 Haziran 1953 aralığında bu partinin başkanlığını yürüttü. 27 Ocak 1954’te, partinin Cemiyetler Kanununa aykırı faaliyette bulunduğu gerekçesiy­le ve Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla kapatılması üzerine siyasî hayatına nokta koydu.

Atatürk ve İnönü dönemlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını uygulayan önemli diplomatlardan biri olan Akaygen, 15 Ocak 1956’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fransızca, İngilizce, Farsça ve Arapça biliyordu. Evli ve beş çocuk babasıydı. Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği genel başkan yardımcısı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Enis Tulça’nın dedesidir. . 1866-1870 yılları arası Filibe belediye başkanlığı yapan Enis Efendi’nin torunudur.

Enis Akaygen’in özel arşivi ve sözlü hatıraları esas alınarak, torunu Enis Tulça tarafından 2003 yılında “Atatürk Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey” isimli kitap yazılmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi Güney giriş kapısı yanından Bebek’e inen yokuşun ilk dönemecine kadar olan kısmının ismi Akaygen Sokak’tır. Bu sokağın ismi Türk diplomat ve siyasetçi olan Enis Akaygen’e atfen verilmiştir. 

Atatürk, Venizelos ve Bir Diplomat Enis Bey
Yıl 1934. Yunanistan`ın Tahran`da Diplomatik misyonu yoktur, ancak o ülkede yaşayan vatandaşları, müteşebbisleri vardır. Türkiye`nin Tahran Büyükelçiliği ve diğer İran şehirlerindeki konsolosluklarımız Yunanistan`ın İran`daki menfaatlerini korumakta ve takip etmektedirler. İran vatandaşları Yunanistan`a seyahat etmek için Türk Sefaretine başvurmaktalar. Ayrıca Tahran ve diğer şehirlerdeki Yunan vatandaşları kendi sorunları için Türk Büyükelçiliği ve Konsolosluklarına başvurmaktalar. İran`daki kordiplomatiğimizin bu ilginç misyonu Yunanistan`ın talebi, 1934 yazında Ankara`nın Tahran Büyükelçiliğimize talimatı ile hayata geçmiştir. 1922 yılından, Kocatepe`den, Dumlupınar`dan, 1934 Yılına, Atatürk ile Venizelos`un bu iki ülkenin diplomatik ilişkilerini getirdiği noktadır bu. Bölgesel anlamda ise diğer önemli bir hadise, Avrupa`yı hayrete düşüren Balkan Paktı gerçekleşmiştir. Kişisel olarak ise Venizelos`un Atatürk`ü Nobel Barış ödülüne aday gösterdiği meşhur mektubu yazdığı yıldır 1934. Böylece 1930`lu yıllar Türk Yunan ilişkileri açısından bugün henüz tekrar yakalanamamış bir dostluk dönemidir. Birinci el belgelere dayanılarak hazırlanan bu çalışma, o döneme ilişkin ilk kitap olma özelliğini de taşımaktadır.

15 Mayıs Hukuk Takvimi

0
15 Mayıs Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

15 Mayıs Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün 

1648
Otuz Yıl savaşlarını bitiren Vestfalya Antlaşması imzalandı.
1718
Londralı avukat James Puckle, makineli tüfeği icat etti.
1773
Avusturya İmparatorluğu’nda görev yapan Alman asıllı devlet adamı ve diplomat Klemens von Metternich (Klemens Wenzel Nepomuk Lothar, Metternich) 15 Mayıs 1773‘te olarak dünyaya geldi. Metternich Hanedanı’na mensup bir diplomatın oğlu idi. 1790’da Avusturya vatandaşlığına geçti. Fransız Devrimi döneminde, Strazburg ve Mainz Üniversitesi’nde hukuk okudu ve ardından dışişlerinde görevler almaya başladı. Saksonya Krallığı, Prusya ve Fransa’da yaptı. 1806’da Paris büyükelçiliğine getirilmesiyle dünyaca tanınan biri oldu. 1809’da Avusturya başbakanı ve yeni kurulan Germen konfederasyonunun başkanlığına seçildi. Napolyon sonrası toplanan Viyana Kongresi’nde Avusturya heyetinin başkanlığını yaptı. Kongrenin toplanmasına öncülük etti ve başkanlığın  da yürüttü. Bu hizmetlerinden ötürü Ekim 1813’te Prens unvanı ile ödüllendirildi. 1809’dan 1848’e kadar hem I. Francis hem de oğlu I. Ferdinand döneminde Şansölye olarak görev yaptı. 1848 Devrimleri sonrası Londra, Brighton ve Brüksel’de olmak üzere üç yıl sürgün dönemi geçirdi. 1851’de Viyana sarayına geri döndü ve I. Franz Joseph’e danışmanlık yaptı. 11 Haziran 1859’da yaşamını yitirdi.
1782
Portekizli devlet adamı Sebastião José de Carvalho e Melo yaşamını yitirdi. (13 Mayıs 1699, Lizbon — 15 Mayıs 1782, Pombal) akademik çalışmalarına devam etti, hukuk ve tarih okudu ve 1734’te kraliyet tarih topluluğuna kabul edildi. 1738’de Büyük Britanya’ya Portekiz büyükelçisi olarak atandı ve ilk üst düzey kamusal görevini burada yaptı. 1740’ta Kraliyet Cemiyeti’ne seçildi. 1745’te Avusturya’da Portekiz büyükelçisi olarak görev yaptı. 1750 – 1777 yılları arasında kraliyet hükümetlerinde bugünkü bakanlık ve başbakanlık makamlarına denk gelen görevlerde bulundu. Portekiz ekonomisinde köklü yenilikler yaptı ve ülke çapında gelişme sağladı.
1811
Paraguay, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1856
Anadolu Feneri ve Rumeli Feneri, Fransızlar tarafından inşa edilerek işletilmeye başlandı.
1863
Türkiye’nin eğitim alanındaki ilk sivil toplum örgütü olan Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye (Darüşşafaka) kuruldu. 1865’te Darüşşafaka İdadisi faaliyete geçti.
1886
Gümrük resmine bağlı vagonların kurşunlanarak kapatılmasına ilişkin Anlaşma (Gümrüğe tabi vagonlara kurşun tamga vaz’ına dair) kabul edildi. (Demiryollarının teknik standardizasyonuna ilişkin anlaşma) Gümrük muayenesine tabi demiryolu vagonlarının mühürlenmesine ve ticaret güvenliğine ilişkindir.
1886
Bern mukavelenamesi kabul edildi.
1900
Ordinaryüs profesör, dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat dünyaya geldi. Berlin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe okudu. Berlin Üniversitesi’nde ve Prusya İlimler Akademisi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’ne davet edildi ve burada Eski Türk Dili Kürsüsü profesörü oldu. 26 Nisan 1958’de ordinaryüs profesör unvanı aldı. Karşılaştırmalı Türk dili araştırmalarının Türkiye’deki kurucusu ve uygulayıcısıdır. Türk edebiyatı açısından önemli birçok eser yanında Kutadgu Bilig’i günümüz Türkçesine çevirdi. Öğrencisi Muharrem Ergin “Ölümü yalnız memleketimiz için değil, Türkiyat ilmi için de dünya çapında büyük bir kayıptır.” dedi. 29 Kasım 1964’te yaşamını yitirdi.
1914
Kanun-ı Esasi’de değişiklik yapıldı.
1919
İzmir, İtilaf Devletlerinin desteği ile, Yunanlılar tarafından işgal edildi ve ilk silahlı direniş başladı. İzmir yurtseverleri, gece Yahudi Maşatlığı (şimdi park)’ında toplanarak “Redd-i İlhak” ilkesini kabul ettiler. Kurulan Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi” halka bir bildiri yayınladı. Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin, İzmir’i işgal eden Yunanistan güçleri tarafından 31 yaşında iken öldürüldü. İzmir Konak Meydanında İlk Kurşun Anıtı bulunmaktadır. Bülbülderesi Mezarlığı’nda anıt mezarı bulunmaktadır.
1919
Dominikalı hukukçu ve eski başbakan Eugenia Charles dünyaya geldi. (15 Mayıs 1919) Yaşadığı ada ülkesinde tek kız ortaokulu olan Katolik Manastır Okulu’na gitti. Sulh ceza mahkemesinde çalışırken hukuk alanına ilgi duymaya başladı. Uzun yıllar Alastair Forbes‘un asistanı olarak çalıştı. Kanada‘daki Toronto Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki eğitimini 1937’de bitirdi ve Dominika’nın ilk kadın avukatı oldu. Mülkiyet hukukunda uzmanlaştı. 1960’larda basın özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalara karşı siyasette kampanya yapmaya başladı. Dominika Özgürlük Partisi‘nin (DFP) kurulmasına yardımcı oldu ve 1970’lerin başından 1995’e kadar partinin lideri oldu. 1970 yılında parlamentoya seçildi ve 1975 yılında muhalefet lideri oldu. 1978 yılında Dominika, Britanya‘dan bağımsızlığını kazandıktan sonra da görevine devam etti. 21 Temmuz 1980 ve 14 Haziran 1995 tarihleri arasında Dominika Başbakanlığı yaptı. Hindistan’daki Indira Gandhi’nin ve Sri Lanka’lı Sirimavo Bandaranaike’nin ardından dünyanın en uzun süre görevde kalan kadın Başbakanı oldu. Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 6 Eylül 2005’te 86 yaşında öldü.
1924
Fransız diplomat ve siyasetçi Paul d’Estournelles yaşamını yitirdi. (22 Kasım 1852- 15 Mayıs 1924) Lycée Louis-le-Grand’da hukuk ve Doğu dilleri okudu. 1876’da diplomatik bir kariyere başladı. İlk diplomatik görevlerini Karadağ, Osmanlı İmparatorluğu, Hollanda, Büyük Britanya ve Tunus’ta yaptı. 1904’te Senatoya girdi. Üçüncü Cumhuriyet’in sömürge politikasına sürekli olarak karşı çıkarak sömürge meseleleriyle ilgilendi. Fransız parlamentosundaki sömürge koltuklarının ortadan kaldırılmasını savundu. Özellikle Madagaskar’da Fransız sömürge yönetiminin kurulmasına ve Büyük Güçlerin Çin’i parçalamasına şiddetle karşı çıktı. Kendini uluslararası ilişkileri iyileştirmeye adadı ve 1900’da Daimi Tahkim Mahkemesi üyeliği görevine geldi. Fransa’yı 1898 ve 1907 Lahey Barış Konferansında temsil etti. Uluslararası tahkim savunuculuğu dolasıyla 1909’da Nobel Barış Ödülünü kazandı.
1926
Hukukçu, iktisatçı, akademisyen ve eğitimci Prof. Dr. Sabahattin Zaim dünyaya geldi. (15 Mayıs 1926) 1947 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde lisans eğitimi aldı. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sosyal siyâset kürsüsüne asistan oldu ve aynı üniversitede doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yaptı. Suudi Arabistan’daki Melik Abdülaziz Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak gitti. Sakarya Üniversitesi’nde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanlığını yaptı. 1997-1998 yıllarında YÖK üyeliği yaptı. Çeşitli dillere çevirileri yapılan 20 kitabı, 174 makalesi yayınlandı. 10 Nisan 2010 ‘da anısına İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi kuruldu. 10 Aralık 2007’de yaşamını yitirdi.
1937
Hukukçu ve diplomat Madeleine Albright Prag’da dünyaya geldi. Columbia Üniversitesi’nde kamu hukuku ve yönetim doktorası yaptı. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçisi olarak görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk kadın Dışişleri Bakanı oldu. Georgetown Üniversitesi’nde diplomasi dersleri verdi. 23 Mart 2022’de, kanser hastalığı nedeniyle Washington D.C.’de 84 yaşında iken yaşamını yitirdi. Madam Secretary, “The Mighty and the Almighty: Reflections on America, God, and World Affairs”, “Memo to the President Elect: How We Can Restore America’s Reputation and Leadership” ve Read My Pins isimli kitapları bulunmaktadır.
1952
Türk-Yunan Dostluk Derneği kuruldu.
1964
50 bin Türk işçisinin çalıştığı Batı Almanya ile işçilerin sosyal güvenliğiyle ilgili yeni bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, işçilerin sigortalı olması ve çocuk zammı alması, ailelerin de hastalık sigortasından yararlanması kararlaştırıldı.
1964
AP’li Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, şikâyet konusu olan kız öğrencilerin mini etek giymeleri konusunda “geçici modalara tabi olmalarının önlenmesi” için valiliklere genelge gönderdi.
1969
Anayasa değişikliğinin Meclis’te kabul edilmesiyle, eski Demokrat Partililere siyasal haklarını iade etme imkânı tanındı.
1969
Kısmi genel af ilan edildi.
1972
1945 yılından beri ABD işgali altında bulunan Okinawa adası, yeniden Japonya’nın idaresine verildi.
1973
Askeri Yargıtay 4.Dairesi, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan ve Asistan Uğur Mumcu hakkında verilen ağır hapis cezalarını “atfedilen suçların sabit olmadığı” gerekçesiyle bozdu. Uğur Mumcu tahliye olduğunda er olarak askere alındı.
1974
Cumhuriyetin ilanının 50. yılı nedeniyle çıkarılan genel af 15 Mayıs 1974 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.
1978
Hukukçu ve Avustralya’nın 12. başbakanı Robert Menzies (Sir Robert Gordon Menzies) yaşamını yitirdi. (20 Aralık 1894-15 Mayıs 1978) Melbourne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bir süre avukatlık yaptı. 1939-1941 ve 1949-1966 yılları arasında Avustralya başbakanı olarak görev aldı. Avustralya tarihinde en uzun süre başbakanlık yapan kişidir.
1981
Sanat Emeği Dergisi Yazı İşleri Müdürü şair/editör Turgay Fişekçi, derginin Eylül 1978 tarihli sayısındaki “SBKP Programında Kültür Sorunu” başlıklı yazıda komünizmi övdüğü gerekçesiyle 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1984
1383 aydın, “Türkiye’deki demokratik düzene ilişkin gözlem ve istekler” başlıklı dilekçeyi TBMM’ye teslim etti. Cumhurbaşkanı Kenan Evren teslim almadığı için köşkün kapısına bırakıldı. Aydınlar Dilekçesi’ne aynı gün Sıkıyönetim tarafından haber yasağı getirildi; metin gazetelerde ancak 19 Mayıs’ta yayınlanabildi. Aydınlar Dilekçesi olarak tarihe geçen bu girişime karşı daha sonra dava açıldı.
1984
Belediyeler ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirlerindeki payının artırılmasına ilişkin yasa değişikliği yürürlüğe girdi. Vergi gelirlerinin yüzde 10.3’ünü 64 ildeki belediyelerin alması, özel idarelerin yüzde 1 olan payının da yüzde 2.3’e yükseltilmesi öngörüldü.
1984
Askerlik süresi 18 aya indirildi.
1986
Polis Sedat Caner’in itiraflarında Ekim 1981’de Kahramanmaraş’ta gözaltında işkenceden dolayı öldüğünü söylediği Mehmet Ceren’in babası savcılığa başvurdu.
1987
Cumhuriyet’teki “DİSK Geçmiş Değil Gelecektir” ve “Hülle Partisi” yazılarından dolayı yargılanan İlhan Selçuk ve Okay Gönensin beraat etti.
1990
2 kitabından dolayı 2 aydır tutuklu bulunan İsmail Beşikçi, yargılandığı davada cezaevinden getirilmediği için duruşmaya çıkarılamadı; avukatları cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu. Duruşmayı TBKP’li Kutlu ve Sargın da izledi.
1991
Edith Cresson, Fransa’nın ilk kadın Başbakanı oldu.
1994
Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesini onaylayan 3957 sayılı Kanun Resmî Gazete’nin 15 Mayıs 1994 tarihli sayısında yayınlandı.
1996
1 Mayıs 1977 Katliamı nedeniyle emniyet görevlilerine açılan dava “zamanaşımı” nedeniyle kapatıldı. Müdahil Avukat Rasim Öz, “planlı katliam” olarak değerlendirdiği 1 Mayıs davasındaki zamanaşımı süresinin ”15 yıl değil 20 yıl olduğu”gerekçesiyle karara itiraz etti.
2000
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu suikastı soruşturması çerçevesinde tutuklanan ve Tevhid-Selam örgütü üyesi olmakla suçlanan sekiz zanlı, Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne sevk edildi.
2000
Kurtuluş Gazetesi satarken polislerce vurularak öldürülen İrfan Dağdaş’ın (17) faillerinin yargılandığı davada polislerin tutuklanması talebi reddedildi.
2000
Sierra Leone’de Devrimci Birlik Cephesi (RUF) rehin aldıkları 500’e yakın BM askerinden 139’unu serbest bıraktı.
2001
IMF, Kemal Derviş’in açıkladığı 3 yıllık “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”na göre ek niyet mektubunu onayladı, 3.8 milyar $’lık krediyi serbest bıraktı.
2001
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Savcı Savit Kayasu’nun Kenan Evren hakkında düzenlediği iddianame ile “görevini kötüye kullandığı” yönündeki kararı 15 Mayıs 2001 tarihinde oyçokluğuyla onadı.
2002
RTÜK ile Basın Yasası’nda değişiklik içeren yasa TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e gönderildi. Yasayla televizyonlar için ekran karartma dönemi sona erdi. Basın yoluyla işlenen suçlara internet de eklendi.
2003
Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolü, 15 Mayıs 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi tarafından Strazburg’da düzenlenmiştir.
2004
İsrail, Gazze Şeridi’nde Refah kentinde evleri yıktı, yolları, elektrik ve su şebekelerini çökertti. Bin kadar Filistinli evsiz kaldı. Son operasyonla birlikte İsrail’in 2000’den beri Refah’ta yıktığı ev 1026, evsiz bıraktığı Filistinli sayısı ise 11 bine ulaştı. İnsan hakları kuruluşları İsrail’i kınadı.
2005
17 Mayıs 1998’de Sason’da “terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı” iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan A.Çelik Şubat 1999’da beraat ettikten sonra, avukatı Tahir Elçi aracılığıyla gözaltında işkence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla 9 polis hakkında şikâyette bulundu. Polisler yargılanıp “delil yetersizliğinden” beraat ettikten sonra AİHM’e başvuran A.Çelik lehine AİHM, Türk hükümetini Çelik’e 10 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.
2007
Yargıtay, Şemdinli davasıyla ilgili sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz hakkındaki 39 yıl 5 ay 10’ar gün hapis cezası kararını” eksik soruşturma” gerekçesiyle bozdu. Daire, davanın askeri mahkemede görülmesi gerektiğine karar verdi.
2011
IMF Başkanı Dominique Strauss-Khan, New York’ta otel odasını temizliğe gelen hizmetçiye cinsel saldırıda bulunmaktan gözaltına alındı.
2013
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Hrant Dink cinayeti davasında, sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi olduklarına karar verdi. Yasin Hayal’e verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası onandı.
2017
Alman filozof Karl-Otto Apel yaşamını yitirdi. (15 Mart 1922-15 Mayıs 2017) Etik, felsefe ve insan bilimleri üzerine çok sayıda eser bıraktı.
2019
Danıştay, Ceylan Önkol’un ailesinin açtığı maddi ve manevi tazminat ödenmesi davasında Diyarbakır 2.İdare Mahkemesi’nin sadece 28.209 TL manevi tazminat ödenmesi kararını” idarenin hizmet kusuru bulunduğu” gerekçesiyle bozdu, karar yeniden ele alınacak.
2019
Arjantinli hukukçu, akademisyen ve diplomat Eduardo Alejandro Roca yaşamını yitirdi. (15 Aralık 1921– 15 Mayıs 2019)
2020
İsveçli hukukçu ve devlet adamı Claes Gustaf Borgström yaşamını yitirdi. (21 Temmuz 1944 -15 Mayıs 2020) 1974 yılında Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve serbest avukatlık yapmaya başladı 2000’den 2007’ye kadar İsveç Hükümeti Eşitlik Ombudsmanı olarak görev yaptı. Cinsiyet eşitliği ve kadınlara yönelik şiddet konularında yoğun çalışmalarda bulundu. Sosyal Demokrat Parti ve Sol Parti’de politika yaptı. Gazeteciler Annette Kullenberg ve Kerstin Vinterhed’in kardeşidir. 75 yaşındayken COVID-19 nedeniyle 15 Mayıs 2020’de Stockholm’de yaşamını yitirdi.
2021
Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi 15 Mayıs 2021 tarihinde yürürlüğe girdi.
2025
  • 17 Avrupa Konseyi üye devleti Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzaladı.
    Andorra, Belçika, Estonya, Fransa, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg, Moldova Cumhuriyeti, Hollanda, Kuzey Makedonya, Norveç, Polonya, İsveç ve Birleşik Krallık sözleşmeyi imzalayan öncü ülke oldular.
  • İzmir Adliyesi’nde bir avukata, duruşma çıkışında müvekkilinin yakını saldırdı. İzmir Barosu “Savunma susmayacak” diye açıklama yaptı.
  • Kamuoyunda sosyal medya fenomenleri ve kara para aklama dosyalarıyla tanınan ve Küçükçekmece Adliyesi’nde tutuklanmamak için 2,5 milyon dolar rüşvet verdiği öne sürülen isimlerden G.G. tutuklandı.
  • Ümraniye’de polis memuru Şeyda Yılmaz’ın şehit edilmesine ilişkin 3 polis hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
  • İzmir’de 14 yaşındaki H.Ç.Ç.’yi 168 bıçak darbesiyle öldürdüğü iddiasıyla yargılanan U.E.Y.’nin davasında üçüncü duruşma yapıldı. İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde kapalı usulle yapılan duruşma 11 Temmuz 2025’e ertelendi.
  • “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçlamalarıyla sabah saatlerinde gözaltına alınan gazete Furkan Karabay, tutuklandı.
  • Sosyal medya hesabından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin entübe edildiği yönünde paylaşım yapan gazeteci Can Ataklı hakkında 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
  • Sokak röportajlarıyla bilinen Arif Kocabıyık, önceki günlerde tutuklanıp serbest bırakılmasının ardından gözaltına alınarak yeniden tutuklandı.
  • Mersin merkezli 3 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda yasadışı sorgu panelleri üzerinden kişisel verileri ele geçirip satan 7 şüpheli yakalandı. 5 kişi tutuklandı.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af

0

Cumhuriyetin ilanının 50. yılı nedeniyle çıkarılan genel af 15 Mayıs 1974 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af
MADDE 1

7 . 2 . 1974 tarihine kadar işlenmiş suçlardan:

A) Kanunların suçu tespit eden asıl maddesinde, üst sınırı (12) yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız veya birlikte olarak para cezasıyle cezalandırdığı veya müsadereyi yahut bir meslek veya sanatın yapılmamasını veyahut bu cezalardan birini veya birkaçını gerektiren fiiller hakkında takibat yapılmaz.

B) (12) yıl veya daha az hürriyeti bağlayıcı bir cezaya yahut bu miktarı aşmayan hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile birlikte veya müstakillen hükmedilmiş para cezasına mahkûm olanlar veyahut mahkemelerden başka mercilerce haklarında para cezası tayin edilenler; «9 ncu madde hükmü saklı kalmak şartıyle» fer’i ve mütemmim cezalarıyle ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarım da kapsamak üzere affedilmişlerdir.

C). Müstakillen (12) yıldan fazla hürriyeti bağlayacı bir cezaya veya bununla birlikte para cezasına mahkûm edilenlerin hürriyeti bağlayıcı cezalarının (12) yılı ve para cezalarının tamamı affedilmiştir.

D) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazıh suçlardan dolayı ölüm cezasına mahkûm edilenlerin bu cezaları (30) yıl ağır hapse, müebbet ağır hapse mahkûm edilenlerin cezaları da (24) yıi ağır hapse çevrilmiştir.

E) Yüksek Adalet Divanı tarafından mahkûm edilmiş olanların 78 sayılı, 218 sayılı ve 780 sayılı af kanunları ile; Anayasanın 97 nci maddesi uyarınca cezaları kısmen veya tamamen affedilenlerle; bu afların dışında kalanların aslî ve fer’i cezaları dayandıkları kanun hükümleri ayırdedilmeksizin bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldırılmıştır.

MADDE 2

7 . 2 . 1974 tarihine kadar işlenmiş:

A) Türk Ceza Kanununun 127, 128, 129, 131, 132,133 ncü maddelerinde, 135 nci maddesinin ikinci bendinde, 136, 137, 138, 139 ncu maddelerinde; 146 nci maddesinin üçüncü fıkrasında, 148 nci maddesinde, 149 ncu maddesinin üçüncü fıkrasında; 150, 152, 156, 157, 168, 171, 172 ve 384 ncü maddeleriyle; Askerî Ceza Kanununun 55, 56 ve 59 ncu maddelerinde yazılı suçlardan dolayı 5 yıl veya daha az bir süre ile mahkûm olanların cezaları; fer’i ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarını da kapsamak üzere affedilmiştir.

Yukarıda yazılı suçlardan dolayı beş yıldan fazla süre ile mahkum edilenlerin hürriyeti bağlayıcı cezaları­nın beş yılı ve para cezalarının tamamı affedilmiştir.

B) Türk Ceza Kanununun 202, 203, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 403 ncü maddeleriyle 404 ncü maddesinin 1 nci bendinde; ve 406, 407, 414/1, 415, 416/2 – 3, 491, 492, 493, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 503 ve 510 ucu maddeleriyle; Askerî Ceza Kanununun 131 ve 132 nci maddelerinde gösterilen suçları işleyenler hakkında; ilgili maddede öngörülen Devlet zararı önceden ödenmek; tazminat hü­kümleri ise saklı kalmak şartiyle bu maddenin (A) bendi hükmü uygulanır.

C) Türk Ceza Kanununun, yukarıdaki (B) bendinde gösterilen maddelerine atıf yapan Askerî Ceza Kanununun 135 ve 152 nci maddelerinde yazıh fililer hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.

Cumhuriyetin İlanının 50. Yılı Nedeniyle Çıkarılan Genel Af Kanununun devamını PDF olarak okuyabilirsiniz

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

John Wayne Gacy

0

John Wayne Gacy, 17 Mart 1942 tarihinde ABD’nin  Illinois eyaletine bağlı  Şikago kentinde doğdu.  (Ölümü: 10 Mayıs 1994, Yüksek güvenlikli Stateville Correctional Center Hapishanesi)  işçi sınıfına mensup bir aileye mensup idi.

Partilerde palyaçoluk yaparak ünlenen Amerika’nın en önemli seri katillerindendir ve Katil Palyaço olarak bilinmektedir.

İlk cinayetini Ocak 1972’de işledi. 1978 yılında işlediği bir cinayetten yakalandı ve tüm cinayetleri ifşa oldu.

John Wayne Gacy

John Wayne Gacy, dedektiflere ilk cinayetini Ocak 1972’de gerçekleştirdiğini itiraf eti.

Evinin altında 27 kurbanın çürümüş cesedi bulundu. Polis yetkilileri bütün kurbanların genç erkeklerden oluştuğunu tespit etti. İki cesedi bahçeye gömmüş, dört cesedi de nehre atmıştı.

Mahkemedeki yargılama işlemleri beş hafta sürdü. 100’den fazla kişi tanıklık yapmaları için mahkemeye davet edildi. Jüri heyeti tarafından hızlı bir şekilde suçlu bulunarak 33 cinayetten sanık oldu ve idam cezasına mahkum edildi.

John Wayne Gacy’in evi

Cezaevine girdiğinde duvarlara palyaço resimleri çizdi.

Kurbanlarını, palyatif kelepçeler olduğuna ikna ettiği gerçek kelepçelerle esir alıyor,  kelepçeleri takarak güvenli bir şekilde onları kontrolüne aldıktan sonra boğazlarına ip geçirerek veya tahta parçasını gırtlaklarına bastırarak tecavüz ediyor ve öldürüyordu.

Palyaçoluk cinayetlerinin en önemli kılıfı ve kolaylaştırıcı unsuru oldu.

Uzun yıllar boyunca hapis hayatı yaşadı ve idam edileceği günü bekledi. 10 Mayıs 1994’te, Stateville Correctional Center’da gece yarısı zehirli iğne ile infaz edildi. Son sözleri “Kıçımı öpün!” oldu.

Cesetler evden çıkarılıyor

John Wayne Gacy’nin işlediği cinayetler sinema sektöründe birçok filme konu edildi. Eric Till’in yönettiği ‘To Catch A Killer’ isimli film 15 Mayıs 1992’de piyasaya sürüldü. Clive Saunders’ın yönetmenliğini ve yazarlığını yaptığı ‘Gacy’ 14 Temmuz 2004’te vizyona girdi. Svetozar Ristovski’nin yönettiği ‘Dear Mr. Gacy’ 11 Mayıs 2010’da, Anthony Fankhauser’ın yönettiği ‘Gacy House’ ise 28 Eylül 2010’da beyaz perdede yerini aldı. South Park adlı çizgi dizi, ‘Hell On Earth 2006’ adlı bölümünde ona yer verdi.

John Wayne Gacy, kurbanlarını Illinois, Norwood Park’taki evinin zeminine gömüyordu

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü

0

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü, başlıklı tavsiye kararı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi tarafından “Doc. GA21/CC20/REC70/03” sayılı karar ile 12 Haziran 2003 tarihinde kabul edilmiştir. Tavsiye kararı metninin raportörü Azerbaycan’dan Shaitdin Aliyev’dir. Metin, 12 Haziran 2003 tarihli Asamble görüşmeleri öncesinde Kültür, Eğitim ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından Kiev’de 16 Nisan 2003 tarihindeki Yirminci Toplantısında tartışılmış ve aynı tarihli 21. Genel Kurul’da kabul edilmiştir. KEİ Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü’ne ilişkin tavsiye kararında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü(UNESCO) ve Avrupa Konseyinin norm ve kararları ile KEİ’nin önceki metinleri referans alınmıştır.

KEİ BÖLGESİNİN GELİŞİMİNDE KÜLTÜRÜN ROLÜ HAKKINDA TAVSİYE

1. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Organizasyonu Parlamenter Asamblesi, gelişimin kültürel boyutunun öneminin tamamen bilincindedir. Asamble, geniş anlamda, insan gelişimi ile bağlantılı olan kültürün, hayat kalitesini yükseltebilen ve sürekli bir gelişim temin eden hayati bir kaynak olduğunu teyit etmektedir. Aynı zamanda, gelişimin hedeflerinden birisi de bireyin sosyal ve kültürel doyumudur. Böylece, sürekli gelişim ve kültürün gelişmesi birbirine bağımlıdır.

2. Bölgede kısa ve uzun vadeli işbirliği stratejisini temsil eden “Gelecek için KEİ Ekonomik Gündemi”, sürdürülebilir bir gelişim sağlamak için bölgesel bir stratejinin kabul edilmesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu anlamda, hem amaç hem araç olarak gelişimden bir çok farklı yönde etkilenen kültür, sürdürülebilir gelişime katkıda bulunmak açısından büyük bir potansiyele sahiptir ve gelişim stratejilerine entegre edilmelidir. Parlamenter Asamble, KEİ üye devletlerin kültürel politikalarının gelişim stratejileri ile entegrasyonunun bölgesel gelişimi güçlendirmedeki önemini vurgulamaktadır.

Kültürel Mirasın Yasa Dışı Ticareti ile Mücadele

3. Parlamenter Asamble, kültürler arasındaki diyalogun ve uluslararası kültürel işbirliğinin bölgede yaşayan halklar arasında daha iyi bir anlaşma sağlayarak birlikte yaşamanın geliştirilmesi ve bölgenin gelişmesini hedefleyen politik ve ekonomik işbirliği için bir zemin yaratılması yolunda oynayacağı önemli bir rolünün olduğuna inanmaktadır. Bu çerçevede Asamble; 1993’de imzalanan Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’nu ve Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’nun Onaylanması ve Uygulanması ile ilgili Tavsiye 3/1994’ü hatırlamaktadır.

4. Kültürel boyutu, insana ve sürdürülebilir gelişim kavramına entegre etme konusu, Birleşmiş Milletlerin, özellikle de onun hükümetler-arası kuruluşu UNESCO’nun, BM Kalkınma Programı’nın, Avrupa Birliği’nin ve Avrupa Konseyi’nin ana hedeflerinden biridir. Parlamenter Asamble, UNESCO’nun gelişimin kültürel boyutunu tanıyan; kültürel kimlikleri teyit eden ve zenginleştiren; kültürel hayata katılımı genişleten; ve uluslararası kültürel işbirliğini teşvik eden kültür ve kalkınma gündemi tarafından ortaya konulan dört ana hedefi paylamaktadır.

5. Kültürel yaratıcılık, insan gelişiminin kaynağıdır ve insanlığın bir hazinesi olan kültürel farklılık gelişim için gerekli bir faktördür. Parlamenter Asamble, bütün zenginlikleri ile geleneksel kültürlerin, gelişime önemli bir katkıda bulunabileceği inancını ifade etmektedir. Aslında bunlar, gelişim süreci için zaruri olan yardımlaşma ve yaratıcılık değerlerini içermeleri sebebiyle potansiyel akıl kaynağı olarak görülmelidir. Aynı zamanda Asamble, belli uygulamaların, gelişim sürecinde insan haklarını tehlikeye düşürdüğü veya kadınları marjinalleştirdiği veya halk guruplarını hedeflediği takdirde gelişimi engelleyebileceğini endişeyle kaydetmektedir.

6. KEİ bölgesi ülkelerinin çoğu serbest pazar ekonomisine ve demokrasiye politik, ekonomik ve sosyal geçiş dönemini yaşamaktadırlar. Geçiş dönemindeki ülkelerdeki ekonomik ve manevi krizden en çok etkilenen alanlardan birisi kültürdür. Ekonomik zorlukların arka planında kültür alanında radikal değişiklikler yer almaktadır ve kültürel politikadaki temel zorluk ise kültürün kendisinin hayatta kalabilmesidir.

7. Geçiş ülkelerinin ulusal kültür politikalarında kültür, ülkelerin demokratik gelişimini sağlamaya, ve Avrupa kültürel kimliğinin entegral bir parçası olarak bölgede kültürel kimliklerini pekiştirmeye yardım edecek bir araç olarak ele alınmaktadır. Geçiş döneminin mevcut aşamasında kültür, demokratik süreçlerin temel sürükleyici gücü ve sivil toplumun dayanak noktası haline gelebilir. Kültür; insan hakları, cinsiyet eşitliği, fakirlik, çevresel sürdürülebilirlik, sosyal bağlılık, barış içinde bir arada var olma ve diğer ilgili alanlardaki durumu etkileyen gelişimin başarısını olumlu olarak etkileyebilir. Aynı zamanda, ana iş kaynağı olarak doğrudan ekonomik faydalar da sağlar. Bu açıdan, Asamble, sınırlı kaynakların – teknik ve mali – bu hedeflerin tam olarak uygulanmasını engelleyeceği endişesi içindedir. Toplumların, kültüre para harcamanın bir masraf değil, aksine bir yatırım olduğunu anlamaları gerekmektedir.

8. Son on yılda meydana gelen önemli derecede sosyal değişiklikler, hala hazırlık aşamasında olan yeni bir kültürel politika modelinin oluşmasına yol açmıştır. Asamble, kültür politikasının, bölge içinde, daha geniş anlamda ise Avrupa’da genel gelişim stratejisinin ana faktörü olması gerektiğini düşünmektedir.

9. Bu sebeple, Parlamenter Asamble, KEİ Üye Devletler Parlamentolarına ve Hükümetlerine şu hususları tavsiye eder:

A. Mevzuat ve kültürel politika alanında

i. Kültür ile ilgili, ulusal kültür politikasının ana prensipleri, hedefleri ve yükümlülüklerini açıkça belirtecek olan mevzuatı sonuçlandırmak veya iyileştirmek;

ii. Endojen ve sürdürülebilir bir gelişim stratejisinin kilit bileşkelerinden birisi haline gelecek kültürel politikalar hazırlamak veya mevcut olanları gözden geçirmek;

iii. Gerektiğinde, kültür alanındaki ulusal mevzuatı uluslararası ve Avrupa standartları ile uyumlu hale getirmek, ve ulusal kültür politikasını, UNESCO’nun, kültürel politikaların gelişim stratejilerine nasıl entegre edilebileceği ile ilgili prensipleri ile bir hizaya getirmek;

iv. Yeni ihtiyaçların yanı sıra sürmekte olan sorunlara, her ülkedeki mevcut olan koşullar uyarınca müdahale eden ulusal kültür politikası ile ilgili daha geniş bir vizyonu kabul etmek ve uygulamaya koymak.

B. Kültürün sosyal ve ekonomik gelişim ile etkileşimi alanında

i. Kültürel politikalarını diğer alanlardaki politikalarla, özellikle de ayırım yapmaksızın tüm üye toplumların sosyal entegrasyonu ve hayat kalitesini geliştirmeyi hedefleyen sosyal ve ekonomik politikalarla etkileşimi ile ilgili olarak, koordinasyon içinde uygulamak;

ii. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Ekonomik, Kültürel ve Sosyal Haklar Anlaşması ve Viyana İnsan Hakları Beyannamesi gibi mevcut uluslararası insan hakları araçlarının uygulanmasına özel dikkat sarf etmek ve kültürel haklarla ilgili mevcut araçları değerlendirerek kültürel hakların bir envanterini yapmak;

iii. Kültürel politikalarda, toplumun bütün kesimleri için kültüre daha geniş erişim sağlama, dışlama ve marjinalizasyon ile savaşma yollarını ve araçlarını geliştirmeye ve güçlendirmeye özel önem vermek. Popüler kültür alanında kuvvetli politikalar ve toplum katılımının güçlü bir şekilde desteklenmesi kültürün demokratikleşmesine ve sosyal entegrasyona hizmet edebilir;

iv. Kültür ve gelişimde kadınların başarılarının tanınmasını sağlamak ve kültürel politikaların oluşturulmasına ve uygulanmasına bütün düzeylerde katılımlarını, böylece de cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını temin etmek;

v. Genellikle sık sık kültürel hayatın dışında bırakılan yaşlıların yanı sıra, özellikle yeni kültürel uygulamaları desteklenmesi gereken gençlerin ihtiyaçlarını ve isteklerini göz önünde bulundurmak;

vi. İstihdam ve gelir yaratarak, işbirliğini teşvik ederek, eğitimi destekleyerek ekonomik ve sosyal gelişim için araç olabilecek olan kültürel mirası geliştirmek. Bu açıdan, kültürel mirası korumak için politika ve uygulamayı güçlendirmek. şehirdeki ve gelişim planlarındaki, programlarındaki ve politikalarındaki kültürel değeri olan binaların, mekanların, toplulukların ve manzaraların korunmasını dahil etmek ve temin etmek;

vii. Ekonomik büyüme için büyük fırsatlar sağlayan kültürel endüstrileri, özellikle de turizmi, desteklemek. Bu alanda iyileştirme yapılacak çok şey olan ülkelerde seyahat ve turizm imkanlarını geliştirmek;

viii. Kültürel gelişimde ulusal düzeyde yatırımları sağlamak veya artırmak ve uygun olduğu durumlarda, hükümet bütçesinin belli bir yüzdesini, genel hedeflerin, önceliklerin ve planların gelişimine uygun olacak şekilde bu amaç için ayırmak;

ix. Toplumun maddi, kültürel, entelektüel ve manevi üretim alanlarında temel üretim gücü veren çalışan insanlara özel önem vermek. Tüm elde edilebilir anlamlarda popülerleştirmek için zorunluluğu göz önüne almak ve toplumun tümünün refahı için ve her bireyin refahı için insani aktivitelerin tüm alanlarında özgür, yaratıcı, yüksek kalitede ve yüksek verimde çalınmanın ahlaki değerini, temel sivil cesaret olarak tasdik etmek. Toplumun en geniş kısmının – çalışan insanların, hayatın yönünü , profesyonel ve ahlaki problemleri edebi işlerde, teatral performanslarda, güzel sanatlarda ve medyada
yansıtmasının önemini ele almak.

C. Uluslararası işbirliği alanında

i. Karadeniz Kültür, Eğitim, Bilim ve Bilgi Alanlarında İşbirliği Konvansiyonu’na üye olmayan KEİ üye devletlerini dokümana iştirak etmeye davet etmek;

ii. Kültürel, ahlaki ve davranış farklılıklarının gerçek bir barış kültürü oluşturduğu kültürler-arası iletişim ve anlayış bölgesi meydana getirecek olan ikili ve çoğul kültürel işbirliği anlamalarını imzalamak;

iii. Kültürel boyutu uluslararası gelişim stratejisi ile birleştirme konusunda UNESCO ile işbirliği yapmak;

iv. Değişik uluslararası organizasyonların, uzman finansman kurumlarının ve ulusal ve bölgesel finans kurumlarının fon ve programlarını, önemli ölçüde kültürel bileşke içeren gelişim projeleri için temin ettikleri finansal yardımı artırmaya davet etmek.

10. Parlamenter Asamble, KEİ Dış İşleri Bakanları Konseyi’ni bu Tavsiyeyi ele almaya davet eder.

KEİ Bölgesinin Gelişiminde Kültürün Rolü

Soraya’yı Taşlamak – The Stoning of Soraya M.

0
Soraya’yı Taşlamak (The Stoning of Soraya M.), Türk sinemasındaki “Vurun Kahpeye” filmine benzetilmektedir.

Soraya’yı Taşlamak(The Stoning of Soraya M.), 2008 Amerikan yapımı farsça bir filmdir. Eser, İran asıllı Fransız gazeteci Freidoune Sahebjam’ın 1990 tarihli La Femme Lapidee isimli romanından uyarlanmıştır.

İranlı oyuncuların oynadığı filmin yönetmenliğini Cyrus Nowrasteh üstlenmiştir. İdam türlerinden olan ve ağır işkencelerle uygulanan recm cezasını irdelemektedir.

Soraya’yı Taşlamak(The Stoning of Soraya M.) – Künye
Yönetmen Cyrus Nowrasteh
Senaryo Cyrus Nowrasteh , Betsy Giffen Nowrasteh , Freidoune Sahebjam
Yapımcı John Shepherd , Todd Burns , Diane Hendricks , Stephen A. Marinaccio II ,Thomas J. Papa , Tracy K. Price , David Segel
Müzik John Debney
Görüntü Yönetmeni Joel Ransom
Vizyona Giriş Tarihi 14 Mayıs 2010
Süre 116 dk
Tür Dram, Polisiye
Özellikler Renkli
Ülke ABD
Etiketler İran, RecmDaha Fazlası
Internet Sitesi http://www.sorayayitaslamak.co
m

Soraya'yı Taşlamak

“Olmayın riyakârlık edenlerden. Bir yanda yüksek sesle Kuran’ı dillendirirken, Öte yanda ahlaksızlığını sakladığını zannedenlerden.” Hafız-ı Şirazi

Gerçek bir hikayeye dayanan filmde, kocası tarafından iftiraya uğradığı için haksız bir şekilde recm edilme cezasına çarptırılan bir kadının hikayesi anlatılmaktadır. Filmin İran karşıtı bir propaganda olduğu yönünde eleştiriler yapılmış, bunun aksini düşünenler hikayenin gerçekliğini ileri sürmüşlerdir.

Film, karakterlerin aşırı uçlarda tasvir edilmesi yönünden eleştirilmiştir. Yönetmenin, recm cezasının çağ dışı, insan haklarına aykırı ve vahşi bir ceza oluşuna vurgu yapmak istemesi, şeriat yönetimi altındaki ülkelerde kadınların hakkını savunurken ekstrem örnekleri kullanmayı kaçınılmaz kılmıştır. Filmin özellikle insanı sarsan ve derinden yaralayan recm sahnesi insanlık dışı bu uygulamayı gerçeği gibi anlatabilme becerisini gösteriyor.


Soraya’yı Taşlamak filmi gözyaşları ile boğazınızda bir düğüm arasında bir etki bırakıyor. Ancak çok daha üzücü olan ve üzerinde düşünmemiz gereken, böylesi bir vahşetin reva görüldüğü dünyada “recm” cezasına çarptırılan kadınların gerçekten var oluşu. Şeriat uygulamasından bağımsız olarak yalnızca toplumsal baskı ve kitlesel tepki düzeyinde ele alındığında ise, Türk sinemasındaki “Vurun Kahpeye” filmine benzetilmektedir.