Ana Sayfa Blog Sayfa 51

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 4142 sayılı Yasa ile 1996 yılında kurulan Yüksek Öğretim Kanunu çerçevesinde kamu tüzel kişiliği, mali ve idari özerkliği haiz bir vakıf üniversitesi olan Yeditepe Üniversitesi bünyesinde 1996 yılından bu yana hukuk eğitimi vermektedir. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2001 yılından bu yana Ataşehir’de bulunan 26 Ağustos Yerleşkesi ana kampüsünde eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir.

Kampüs

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, çağdaş hukuk eğitiminin uygulandığı, ulusal ve uluslararası alanda saygın, mezunlarının birden fazla yabancı dile hakim olabildiği, yabancı ülkelerde doğrudan barolara kabul edilen, kadrosu bakımından en iyi üniversiteler arasında ilk sıralarda yer alan ve öğrencilerinin ideallerini gerçekleştirdikleri bir okul olmayı hedeflemektedir.

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, her sene tam, yarı-destek burslu ve bursuz olmak üzere toplam 150 öğrenciyi bünyesine katmaktadır. Burslu olarak alınan öğrenci sayısı, kurulduğu günden itibaren artış göstermektedir.

Fakültenin kurucu dekanı, öğretim üyesi Prof. Dr. Yaşar GÜRBÜZ’dür. 2002’de dekanlık görevinden ayrılan GÜRBÜZ’ün görevini, Prof. Dr. Halûk KABAALİOĞLU devralmıştır. 2017 yılından itibaren ise dekanlık görevi Prof. Dr. Sultan ÜZELTÜRK tarafından yürütülmektedir.

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İngilizce ve Almancayı iyi bilen, hukukun yanı sıra sosyal bilimlerin diğer alanlarında bilgili, hukukun üstünlüğü ilkesine inanan, dürüst, ülke çıkarlarını savunan ve Türk Hukuk Sisteminin gelişmesine katkıda bulunan hukukçular yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Hukuk Fakültesinde eğitim ve öğretimin başlangıcından itibaren, en az bir yabancı dile ileri düzeyde hakim ve uluslararası alanda çalışabilecek hukukçular yetiştirmek hedeflenmektedir. Derslerin kayda değer bir kısmı İngilizce yapılmaktadır ve yabancı dilde verilen derslerin sayısı yıllar geçtikçe artış göstermiştir.

Fakülte öğrencilerinin çeşitli akademik faaliyetlere katılımı teşvik edilmektedir. Öğrenciler her sene yaz aylarında, American Washington College of Law bünyesinde düzenlenen yaz okuluna katılmaktadır.

Fakülte öğrencileri 2010 senesinde ELSA ve Ankara Barosu tarafından Ankara Adliyesinde düzenlenen Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU Kurgusal Duruşma Yarışmasında “Türkiye Birincisi” olmuşlardır. Fakülte öğrencileri, 2014 yılında JESSUP Moot Court Türkiye elemelerinde birinci olmuşlar ve Washington DC.’de yapılan uluslararası turlarda Türkiye’yi temsil etmişlerdir.

Fakülte dekanı Prof. Dr. Sultan TAHMAZOĞLU ÜZELTÜRK’tür.

Öğrencilere, okulda geniş kütüphane olanakları, toplantı ve etkinlikler, sosyal olanaklar, mezuniyet sonrası tercih önceliği vaat edilmektedir.

Yeditepe Üniversitesi Bilgi Merkezi

Yeditepe Üniversitesi Bilgi Merkezi, 1996 yılında kurulmuştur. Bilgi Merkezi, Rektörlük binası içerisinde 6000 m2 alanında, 400 kişilik oturma kapasitesiyle hizmet vermektedir. Akademisyenlerin, öğrencilerin ve araştırmacıların ihtiyaçları doğrultusunda modern kütüphanecilik çalışmaları sürdürülmektedir. Merkez, referans salonu, genel koleksiyon salonu ve hukuk salonu ile 3 ana bölümden oluşmaktadır. Ayrıca okuma salonları, multimedya birimi, serbest çalışma salonu, tez, sanat ve rezerv birimi, özel çalışma odaları ve kütüphanelerarası materyal istek birimleri mevcuttur.

194.968 kitap, 1.957 CD ve DVD, 1207 basılı dergi, 1967 ciltli dergi, 82 veritabanı, 48.398 çevrimiçi elektronik süreli yayın, 109 adet açık erişim kaynağı, 9 ayrı kategoride 300 danışma kaynağı aboneliği erişime açıktır.

Kitaplar LC (Library of Congress) sınıflama sistemine göre açık raflarda sunulmaktadır ve Bilgi Merkezi alanında kablosuz internet bağlantısı bulunmaktadır. Bilgi Merkezi haftanın 7 günü 24 saat açık olmak üzere aralıksız hizmet vermektedir. Yeditepe Üniversitesi Bilgi Merkezi’nin en dinamik bölümlerinden biri Hukuk Bölümü’dür. Hukuk kitaplığında, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarının tamamına yönelik ders kitaplarının son baskılarının yanı sıra binlerce monografi, armağan ve şerh yer almaktadır. Hukuk kitaplığında, Anglo-Amerikan Hukuku başta olmak üzere Kıta Avrupası Hukuku üzerine İngilizce, Almanca ve Fransızca binlerce yayın mevcuttur.

Hukuk Veritabanı

Hukuk kitaplığında, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Kazancı Hukuk Dergisi, Barolar Birliği Dergisi, Legal Hukuk Dergisi, Legal İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, Terazi Hukuk Dergisi, Legal Mali Hukuk Dergisi, Resmi Gazete, Güncel Hukuk Dergisi, Yargıtay Kararları Dergisi, Lebib Yalkın Mevzuatları, Yargıtay Dergisi, Revue Trimestrielle de Droit Commercial et Droit Economique, Yargı Dünyası Dergisi, İstanbul Barosu Dergisi, Ankara Barosu Dergisi ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi başta olmak üzere onlarca süreli dergi aboneliği mevcuttur. Hukuk kitaplığı, Hukuk Türk Lebib Yalkın Mevbank, Legal Hukuk, Beck Online, Swisslex, Westlaw, Hein Online, Kazancı Hukuk gibi çevrimiçi veritabanlarına üyedir.

Yabancı hukuk kaynakları arasında, Türk özel hukuk araştırmacıları için büyük önem taşıyan İsviçre Şerhleri son baskılarıyla araştırmacıların erişimine sunulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri hukukuna ilişkin yayınlar da kitaplıkta önemli bir yer kaplamaktadırlar. Son olarak “US Supreme Court Reports” başta olmak üzere tüm yargı kararları, Harvard Law Review dergisinin başlangıçtan itibaren tüm sayıları ile 12.000 ciltlik bir koleksiyon raflarda yerini almıştır.

Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralaması

0
Türkiye Barolar Birliği

Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralaması, Türkiye Barolar Birliği tarafından Türkiye’deki Hukuk Fakültelerinin dekanlarının katılımıyla yaklaşık 3 yıl süren çalışma sonucunda belirlenmiştir. Çalışmaya 53 fakülte katılmıştır. Çalışma sonucunda hazırlanan listede ilk sıraları devlet üniversiteleri almıştır. Hukuk Fakülteleri Giriş Puanlarındaki sıralama, Barolar Birliğinin yapmış olduğu sıralamada değişkenlik göstermektedir. Sıralamaya birçok fakülte katılmamış ve sıralamanın yapılma biçimi bilimsel çevrelerce eleştirilere muhatap olmuştur.

“Ölçme-değerlendirme” çalışmalarına 2014 yılında başlayan Türkiye Barolar Birliği, 37 hukuk fakültesi dekanının katılımıyla kurduğu komisyonda, bir hukuk fakültesinin hangi asgari standartları taşıması gerektiğine dair ölçütleri belirlemiş, çalışmaya YÖK Başkanlığı ile birlikte son şekli verilmiştir. Akademik kadro, kütüphane olanakları, eğitim-öğretim faaliyetleri gibi kriterlerin yer aldığı değerlendirme formu Türkiye’de aktif olarak eğitim veren tüm hukuk fakültelerine gönderilmiş, verilen cevaplar doğrultusunda en iyi hukuk fakülteleri listesi hazırlanmıştır.

Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralaması hakkında TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kontrolsüz şekilde açılmış ve sayısı her geçen gün artan hukuk fakültelerinin pek çoğunun eğitim-öğretim kalitesi ne yazık ki istenilen seviyede değil. Üniversiteye girecek adaylar tercihlerini yapmadan önce önlerinde hukuk fakültelerini objektif ölçülere göre sıraladığımız cetveli bulacaklar. Bu cetvel, hukuk fakültelerinin tercih edilme sıralamasının oluşumunda en önemli etken olacak. Amacımız, üniversite adaylarının daha bilinçli tercih yapabilmelerinde yol gösterici olmak. Ayrıca hukuk fakültelerinin de eksikliklerini görerek kendilerini geliştirmelerini sağlamak.”

Sıralamanın Yapıldığı Tarihte Türkiye’nin en iyi 10 Hukuk Fakültesi
Sıralamanın Yapıldığı Tarihte Hukuk Fakültesi Olan Üniversiteler
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
HUKUK FAKÜLTELERİNDE LİSANS EĞİTİMİ DEĞERLENDİRME ÖLÇÜTLERİ
A- Akademik Kadro

Kadrolu asgari 8 öğretim üyesi için 16 puan;

İlave her kadrolu öğretim üyesi için 2 puan

Kadrolu asgari 6 araştırma görevlisi için 8 puan;

İlave her kadrolu araştırma görevlisi için 1 puan

Her bir öğretim elemanına düşen öğrenci sayısının en fazla 40 olması durumunda 6 puan;

40’ın altındaki eksilen her beş öğrenci için ilave 2 puan

B- Kütüphane Olanakları / Fiziki Kapasite

Bağımsız hukuk kütüphanesi bulunması durumunda 2 puan

Her bir ulusal veya uluslararası hukuk veri tabanı/programı için 1 puan, azami 4 puan

Kurgusal duruşma salonuna sahip olma durumunda 2 puan

C- Eğitim Öğretim Faaliyetleri

Dahil olunan ve fiilen uygulanan her bir ulusal öğrenci/öğretim elemanı değişim programı için 1 puan, Azami 3 puan

Dahil olunan ve fiilen uygulanan her bir uluslararası öğrenci/öğretim elemanı değişim programı için 2 puan, azami 6 puan

Yabancı dilde zorunlu veya ihtiyari hazırlık eğitimi bulunması durumunda 3 puan,

Yabancı dilde açılan her bir hukuk dersi için 2 puan, azami 8 puan

Avukatlık hukuku dersinin açılması durumunda 2 puan

İnsan Hakları dersinin açılması durumunda 2 puan

Aşağıdaki derslerin açılması durumunda (her bir ders için 1 puan, azami 3 puan),

Mesleki sözlü ve yazılı dil kullanım becerisine yönelik ders,

Hukuk metodolojisi dersi,

Hukuk klinikleri (Farazi dava, ön staj, herkes için hukuk ve yurttaş kliniği gibi) dersleri

Alternatif uyuşmazlık çözümü dersleri (arabuluculuk, tahkim ve uzlaştırma vb. )

Mesleğe yönelik olmak üzere uygulamacıların verdiği her bir uygulamalı hukuk dersi için 1 puan, azami 3 puan

D- Yayınlar ve Etkinlikler
  • ULAKBİM’de taranan Türkçe fakülte dergisinin olması durumunda 4 puan;
  • ULAKBİM’de taranan yabancı dilde fakülte dergisinin olması durumunda 6 puan
  •   SSCI ve SCI-Ex., AHCI’de taranan fakülte dergisinin olması durumunda 12 puan
  • İçinde bulunulan eğitim öğretim yılında gerçekleştirdiği en az 3 akademik faaliyetini belgelemesi koşuluyla, üniversite bünyesinde hukuk alanında araştırma ve uygulama merkezi, birimi veya enstitüsüne sahip olma durumunda; her biri için 2 puan, azami 6 puan
  • İçinde bulunulan eğitim öğretim yılında tek başına veya ortak olarak ulusal ölçekte, danışma kurulu bulunan ve akademik nitelikte bildirilerin sunulduğu en az üç bilimsel toplantı düzenlenmesi durumunda 3 puan
  • İçinde bulunulan eğitim öğretim yılında tek başına veya ortak olarak düzenlenen uluslararası ölçekte, danışma kurulu bulunan, katılanların en az 1/3’ünün yurt dışından geldiği ve akademik nitelikte bildirilerin sunulduğu her bilimsel toplantı için 4 puan, azami 8 puan
  • İçinde bulunulan eğitim öğretim yılında öğrencilerinin hukuk alanında katıldığı ulusal yarışmalar için 2 puan, azami 8 puan
  • İçinde bulunulan eğitim öğretim yılında gerçekleştirdiği en az iki akademik nitelikli faaliyetini belgelemesi koşuluyla, hukukla ilgili her öğrenci kulübü veya topluluğu için 2 puan, azami 6 puan
  • Fakülte tarafından akademik denetime tabi tutulması şartıyla; öğrenciler tarafından yönetilen, makaleleri öğrenciler tarafından yazılan ve üniversite/fakülte tarafından yayımlanan basılı veya elektronik hukuk dergisi çıkarılması durumunda 2 puan

Anayasadaki Hak ve Özgürlükler

0
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası-1982

Anayasadaki Hak ve Özgürlükler

Cumhuriyetin nitelikleri

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Değiştirilemeyecek hükümler

MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Devletin temel amaç ve görevleri

MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

Egemenlik

MADDE 6. – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Kanun önünde eşitlik

MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

MADDE 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

MADDE 12. – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması

MADDE 13. – (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması

MADDE 14. – (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması

MADDE 15. – Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

(Değişik: 7.5.2004-5170/2 md.)Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

Yabancıların durumu

MADDE 16. – Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı

MADDE 17. – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

(Değişik: 7.5.2004-5170/3 md.)Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.
Zorla çalıştırma yasağı

MADDE 18. – Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.

Kişi hürriyeti ve güvenliği

MADDE 19. – Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen :

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.

Özel hayatın gizliliği ve korunması

A- Özel hayatın gizliliği

MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(Değişik: 3.10.2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

B. Konut dokunulmazlığı

MADDE 21. – (Değişik: 3.10.2001-4709/6 md.) Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

C. Haberleşme hürriyeti

MADDE 22. – (Değişik: 3.10.2001-4709/7 md.) Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.

Yerleşme ve seyahat hürriyeti

MADDE 23. – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/8 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

Din ve vicdan hürriyeti

MADDE 24. – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Düşünce ve kanaat hürriyeti

MADDE 25. – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti

MADDE 26. – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

(Ek: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.

Basın hürriyeti

MADDE 28. – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.

Düzeltme ve cevap hakkı

MADDE 32. – Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.

Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir.

Toplantı hak ve hürriyetleri

A. Dernek kurma hürriyeti

MADDE 33. – (Değişik: 23.7.1995-4121/2 md.; 3.10.2001-4709/12 md.) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.

Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.

Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.

B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

MADDE 34. – (Değişik: 3.10.2001-4709/13 md.)

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

Mülkiyet hakkı

MADDE 35. – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Hakların korunması ile ilgili hürriyetler

A. Hak arama hürriyeti

MADDE 36. – (Değişik: 3.10.2001-4709/14 md.) Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Hakların korunması ile ilgili hürriyetler

B. Kanunî hâkim güvencesi

MADDE 37. – Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar

MADDE 38. – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz

Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

(Ek: 3.10.2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(Ek: 3.10.2001-4709/15 md.) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.

(Değişik: 7.5.2004-5170/5 md.)Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

(Değişik: 7.5.2004-5170/5 md.)Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

İspat hakkı

MADDE 39. – Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.

Temel hak ve hürriyetlerin korunması

MADDE 40. – Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek: 3.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerin- de, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.

Mustafa Topaloğlu

0
Mustafa Topaloğlu

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, 1963 yılında Adana’nın Kadirli ilçesinde doğmuş, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.  Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Yüksek Lisansa Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk bölümünde devam etmiş, Gazi Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak göreve başlamış, 1988 yılında lisans eğitimini tamamlamıştır.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, 1996 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Özel Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır. Topaloğlu,  2002 yılında Doçentlik sınavını başararak Hukuk Doçenti olmuş, 2007 yılında Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Profesörlüğüne atanmış, 2016 yılına kadar Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalında öğretim üyesi ve Yönetim Kurulu üyesi olarak görevini sürdürmüştür.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Beykent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesinde Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku ve Maden Hukuku alanında lisans ve lisansüstü dersler vermiştir. Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Bilişim Hukuku dersleri veren Topaloğlu akademik kariyerine Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etmiştir.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, Türkiye’de Maden Hukuku alanında uzmanlığı ile tanınmakta, bu alanda otorite olarak kabul edilmektedir. Maden Kanunu ve Yönetmeliklerini hazırlayan komisyonlarda yer almış, sayısız hukuki mütalaa hazırlamış ve mahkemelerde bilirkişi olarak görev yapmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, Topaloğlu Avukatlık Bürosunu 1991 yılında kurmuş, Şekerbank TAŞ Adana Bölge Hukuk Müşaviri olarak görev yapmış, 2008 yılında Ulaştırma Bakanlığı İnternet Kurulu Üyeliğinde bulunmuş, Devlet Planlama Teşkilatı’nda 9.Kalkınma Planı Fikri Haklar Komisyonunda görev almış, 2010 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tahkim Listesine hakem olarak atanmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu’nun, Maden Hukuku, İpoteğe Dayalı ve İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler, İpotekli Konut Finansmanı ve Hukuku Mortgage (Tutsat), Bilişim Hukuku, Maden ve Taşocakları Hukuku, Maden Kanunu, Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması, Türk Maden Hukuku ve Yeraltı Zenginlikleri Mevzuatı isimli eserleri bulunmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, birçok ulusal ve uluslararası seminer, konferans ve panelde konuşmacı olarak yer almış, tebliğler sunmuş, makaleleri yayınlanmıştır.

Topaloğlu Adana Barosu’na yapmış olduğu bir ziyaret sırasında Baro Başkanı Veli Küçük ile birlikte

Ruhsatsız ve İzinsiz Maden Üretim ve Sevk Fiilleri, Hukuk Yargılamasında İstinaf, Türk Maden Hukukunda Agregaların Düzenlenişi, Madencilikle Yeni Bir Sigorta Türü, Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası Elektronik Ödeme Sistemlerinde Tüketicinin Korunması, Maden Ruhsat Sahibi ile Taşınmaz Malikleri Arasındaki Hukuki Uyuşmazlıklar, Maden Hukuku Uygulamalarının Küresel Değerlendirilmesi, Madencilikle İlgili Yasal Düzenlemelerdeki Küresel Eğilimler ve Türkiye Uygulaması, 2012/15 Sayılı Başbakanlık Genelgesinin Yürütmesinin Durdurulması ve İlgili Danıştay Uygulaması, Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler, Elektronik Ticarette Ödeme Sistemleri ve Tüketicinin Korunması, Rödovans Sözleşmelerinin Şekli ve Tescili, Yeni Yasal Düzenleme ve Maden İrtifakları, Milletlerarası Mal Satımlarında Sözleşmeden Dönme, Avoidance of the Contract at  International Sales of Goods), Rödovans Sözleşmeleri ile İlgili Değişiklikler ve Yasaklamalar, Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası, 6592 Sayılı Kanunla Maden Hukukuna Getirilen Yeni İdari Para Cezaları, Konut Finansman Sözleşmelerinde Temerrüt, Yeni ÇED Yönetmeliği ve Hukuki Yansımaları, İnternet Yoluyla Yapılan Satışlarda Tüketicinin Korunması, Teşvik Sisteminde 09.05.2014 ve 06.08.2014 Tarihli Değişikliklerin Madencilik Sektörüne Etkileri, 6552 Sayılı Torba Yasada Maden İş Hukuku Bakımından Getirilen Değişiklik ve Yenilikler, Maden Kazaları Karşısında Maden Ruhsat Sahibinin ve Rödovansçının Hukuki Durumu, Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Viyana Konvansiyonu Bağlamında Yeni Türk Borçlar Kanunu ile Getirilen Satış ve Ticari Satışa İlişkin Yeni Hükümlerin Değerlendirilmesi, Satış ve Ticari Satış ile Mal ve Hizmet Tedarikine İlişkin Türk Hukukunda Yapılan Değişiklikler, Yeni Orman Yönetmeliği Hakkında Bazı Düşünceler, Mera Alanlarında Madencilik Faaliyetleri, Maden Haklarının Devri ve Kısıtlamaları, Konut Kredilerinde Erken Ödeme ve Yeniden Yapılandırma Ücreti,  Mortgage Kredilerinde Temerrüt ve Temerrüdün Sonuçları, Madencilik İhtisas Mahkemeleri, Genel Olarak Tahkim, Akreditif, Letter of Credit,L/C, Tahkimde Kamu Düzeninin Etkisi ve Yargıtay’ın Yaklaşımı, Tek Kişilik Anonim Şirket, Anonim Şirketlerde Yönetimin Devri ve İç Yönerge, Mücbir Sebep ve Beklenmeyen Hal Nedeniyle Geçici Tatil, Madencilik Akreditasyon Kanun Taslağı, MADAK, 6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’na Göre Tek Kişilik Anonim Şirketler ve Anonim  Şirketlerin Kuruluşu, Yeni Türk Ticaret Kanunu Işığında Maden Ruhsatlarının Şirketlere Sermaye Olarak Konulması, Yeni Teşvik Sistemi Ve Değişikliklerin Madencilik Sektörüne Uygulanması, Maden İşletme Faaliyetlerinin Kapsamı ve Zenginleştirme Tesisleri, Madencilik Sektöründe Yeni Teşvik Uygulamaları, An Evaluation of Turkish and Kazakh Mining Laws from the Perspective of Sustainable Development Principle, Kamu Taşınmazları Üzerindeki Tasarrufları Başbakanlığın İznine Bağlayan 2012/15 Sayılı Genelgenin Hukuken Değerlendirilmesi, Yeni Teşvik Sistemleri ve Madencilik Sektörü, An Evaluation of Turkish Mortgage System From the Perspective of Global Economic Crisis, Maden Sevk ve Üretimine İlişkin Suçlar, Teminat Mektubu, Şekil Markaları Maden İpoteklerinin Kuruluşu ve Kapsamı,  Yeni 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Şirkete Borçlanma Yasağı Genel Olarak  Şirkete Borçlanma, Madencilik Sektöründe Yeni Tehlike: Maden Ruhsatları ile Çalışan Hes ve Res Yatırımları, Sponsorluk Sözleşmeleri: Sponsorluk Kavramı ve Tarihi Gelişimi, Hukuki Açıdan Elektronik Ticaret, Türkiye’de Mortgage Sistemi ve Ekonomik Kriz Açısından Değerlendirilmesi, Son Yasal Gelişmeler ve Yargı Kararları Işığında Rödovans Sözleşmesi, Sermaye Piyasası Hukukuna Göre Anonim Şirketlerde Hisse Devri, Maden Ruhsatlarının Güvenilirliği Ruhsat Güvencesi, On the Impact of Regulatory Framework on Subprime Mortgage Crises: Letting the Statistics Speak, 5995 Sayılı Kanunla İlgili Genel Değerlendirmeler, Banka Kredilerinde Erken Ödeme, Mortgage Kredilerinde Erken Ödeme Ücreti (Cezası), Sermaye Şirketlerinde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Bu Konuda Ticaret Kanunu Tasarısında Getirilen Hükümler, Sermaye Piyasası Hukukuna Göre Anonim Şirketlerde Hisse Devri, Rödovansla İşletilen Maden Sahalarının İş Güvenliği Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Dünyada Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar ve Bu Bağlamda Türk Maden Hukukunun Gelişimi, Karayoluyla Uluslararası Eşya Taşımalarından (CMR) Doğan Hukuki Sorumluluk, Uluslararası Eşya Taşımacılığından Doğan Sorumluluk, Sürdürülebilir Kalkınma ve Madencilik, Dünyada Maden Hukukuyla İlgili Yeni Yaklaşımlar, Sustainable Development and Mining, New Approaches Relatedto Mining Law in the World, Türk Hukukunda İpoteğe Dayalı ve İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler, Anonim ve Limited Şirketlerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, İpoteğe Dayalı ve İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler, Konut Finansman Sisteminde Mortgage Sigortası, Yeni Türk Tutsat (Mortgage) Kanununa Genel Bir Bakış, Maden İşletmelerinde İş Sağlığı ve İş Güvenliğine Aykırılıktan Doğan Hukuki Sorumluluk, İpotekli Konut Finansmanı Mortgage, Uygulamada Bilirkişilik, ABD Mortgage Uygulaması ve İpotekli Konut Finansmanına İlişkin Kanun Tasarısının Değerlendirilmesi, Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması, Maden Sevkinin Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi, Elektronik İmza, Çek Hukukunda Süreler ve Bu Sürelerin Aşılmasının Sonuçları, 5177 sayılı Maden Kanuna Göre Kamulaştırma, Banka Mevduatı Üzerinde Takas ve Hapis Hakkı, Elektronik Sözleşmeler, Rödovans Sözleşmesi , Bilgisayar Programı Lisans Sözleşmeleri Elektronik Ticaretin Hukuksal Yönü, Elektronik Ticarette Vergilendirme, Hukuksal Açıdan Spam, İnternet Alan Adlarının Hukuki Korunması, İnternette Kişisel Verilerin Korunması ve Gizlilik, Net’te Fikri Mülkiyet Hakları Meseleleri, Maden Haklarının Devri ve Şirketlere Sermaye Olarak Konulması, Karayolları Trafik Kanununa Göre İşletenin Hukuki Sorumluluğu, Medeni Usul Hukukunda Dava Arkadaşlığı Türleri, Kambiyo Senetlerinin Zıya Nedeniyle İptali, Kamu Hastanelerinde Yapılan Tıbbi Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk, Ticari İşletme İşleten Derneklerin Hukuki Durumu, Kaçak Maden Üretiminin Hukuksal Yönü, Anonim Şirketler Hukukunda Müktesep Haklar, Limited Şirketlerde Müdürlerin Hukuki Sorumluluğu, Tüzel Kişilerin Organlarının Fiilinden Dolayı Sorumluluğu ve Madencinin Madenin İçinde Bulunduğu Taşınmazlara Verdiği Zarardan Sorumluluğu başlıkları ile makaleler yazmış ve tebliğler sunmuştur.

Ceza Hukuku

0

Suç olarak tanımlanan davranışları ve bu davranışlara karşı uygulanacak yaptırımları belirleyen hukuk kurallarının tümüne ceza hukuku denilir. Ceza hukukunun günümüzdeki amacı toplum yaşamı bakımından önemli değerleri korumaktır. Suç işlenmesini önlemek birincil hedeftir. Genel önleme, suç işleyen kimsenin cezalandırılmasıyla diğer insanlar üzerinde oluşturulan caydırıcı etkidir. Özel önleme, suç işleyen kimsenin ceza evinde tutularak tekrar suç işlemesinin önlenmesi ve suçluyu ıslah ederek yeniden topluma kazandırma ve suç işlemesinin önüne geçmektir. Masumiyet karinesi gereğince, suçluluğu bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile ağır hapis-hapis-hafif hapis ayırımı kaldırılarak, tek tip süreli hapis cezasına yer verilmiş, ağır para cezası-hafif para cezası ayırımı kaldırılmış ve sadece adli para cezasına yer verilmiştir. Haksız tahrikte, ağır tahrik-basit tahrik ayırımı kaldırılmış, teşebbüste, eksik teşebbüs-tam teşebbüs ayırımı kaldırılmıştır. Cürüm-kabahat ayırımı kaldırılmış, kabahatler idari suç haline getirilmiş ve Kabahatler Kanununda düzenlenmiştir.

Cumhurbaşkanı Sorumsuzluğu: Cumhurbaşkanı görevi ile ilgili olan suçlardan dolayı sorumlu değildir. Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet halinde sorumlu tutulabilir ve yargılanabilir. Bu şekilde suçlanan Cumhurbaşkanı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanır.

Yasama dokunulmazlığı: Yasama dokunulmazlığından milletvekilleri ve milletvekili olmayan bakanlar yararlanır. TBMM üyeleri, meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine başka bir karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar .Sorumsuzluk her türlü suçu kapsamaz, milletvekillerinin sadece oy, söz ve düşünceleri ile işledikleri suçlar yönünden geçerlidir. Sorumsuzluk mutlaktır, feragat edilemez, meclis kararı ile kaldırılamaz ve üyelik sıfatı sona erdikten sonra da devam eder. Yasama sorumsuzluğu bir hukuka uygunluk nedeni değildir. Yasama sorumsuzluğu şahsi cezasızlık nedenidir.

Diplomasi dokunulmazlığı: Bazı diplomasi memurları görevli bulundukları ülkede işledikleri suçlardan dolayı dokunulmazlık hakkına sahiptirler. Bu dokunulmazlık suçu ortadan kaldırmaz. Diplomatik dokunulmazlıktan yararlanan kişi vatandaşı olduğu devlette yargılanır.

Nedensellik (illiyet) bağı: Bir suçtan failin sorumlu tutulabilmesi ve cezalandırılabilmesi için gerçekleşen suç fiili kişinin davranışından kaynaklanmış olmalıdır. Nedensellik bağı suç ve cez arasındaki en önemli bağdır. İhmali hareketle işlenen suçlarda da nedensellik bağı aranır. Fail kendisinden beklenen hareketi yapsa bile yine de netice meydana gelecekse nedensellik bağı yoktur. İhmali davranışla işlenen suçlarda failin neticeyi önleme imkanının da olması yani neticenin önlenebilir olması gerekir.

Meşru savunma:  Failin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Temel İlkeler;

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi,

Masumiyet Karinesi,

Kanuna aykırı deliler kullanılamaz,

Ceza sorumluluğu şahsidir,

Sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle kişi özgürlüğü kısıtlanamaz,

Ölüm Cezası ve müsadere cezası verilemez,

İdari kuruluşlar kişi hürriyetini kısıtlayıcı yaptırımlarda bulunamaz.

 Aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı

Lehe kanunun geçmişe uygulanması ilkesi

Zamanaşımına ilişkin kuralların zaman bakımından uygulanması

 Geçici ve süreli kanunların zaman bakımından uygulanması

 İnfaz rejimine ilişkin kuralların zaman uygulanması

Ceza muhakemesi kurallarının zaman bakımından uygulanması

Ülkesellik (mülkilik) ilkesi

Faile göre şahsilik ilkesi

Evrensellik ilkesi

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.

Müebbet hapis cezası: Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder.

Süreli hapis cezası: Süreli hapis cezası, bir süre infaz kurumunda çektirilen cezalardır. Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde 1 aydan az, 20 yıldan fazla olamaz. Hükmedilen 1 yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezası sayılır.

Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar: Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

Hapis cezasının ertelenmesi: İşlediği suçtan dolayı 3 yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezası ertelenebilir. Cezanın ertelenmesi suç ile oluşan zararın giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir.Para cezaları ertelenemez. Güvenlik tedbirleri de ertelenemez.

Hapis cezasının bir kısmı ertelenemez, tamamının ertelenmesi gerekir.

Koşullu salıverilme: Hapis cezasına mahkum edilmiş mahkumun cezasının tamamını çekmeden koşullu olarak serbest kalmasıdır. Uygulanması için hükümlünün talep veya rızasına gerek yoktur. Şartları:

Adli para cezası: Adli para cezası 5 günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde 730 günden fazla olmamak üzere gün olarak verilir. Daha sonra kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri dikkate alınarak 20-100 TL arasında bir miktarla bu gün sayısı çarpılarak ceza miktarı belirlenir.

Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir.

Mahsup: Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller (tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme, gözlem altına alınma gibi) nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün 100 Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır (TCK m.63/1).

Genel Af: Genel af halinde, dava açılmaz, açılmışsa kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar. Genel affa uğramış mahkumiyet ertelemeye engel olmayıp, tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engeldir. Genel af disiplin cezalarını etkilemez. Genel af, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adli para cezasının geri alınmasını gerektirmez; tazminat davasının açılmasını engellemez (TCK m.74). Ancak genel af halinde yargılama giderleri sanık veya hükümlüden istenemez. Genel af kişinin kabulüne bağlı değildir, resen uygulanır.

Özel af :Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adli para cezasına çevrilebilir. Özel af durumunda kamu davasının düşürülmesine karar verilmez. Özel af sadece cezayı etkiler ve mahkumiyeti ortadan kaldırmaz. Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir. Özel af toplu veya bireysel olabilir. Ormanları suçları hakkında özel ve genel af çıkartılamaz (Any m.169/3).

Şikayet (Şikayetten vazgeçme)

Ceza hukukunda kural suçların re’sen takibidir. Ancak istisnai olarak kanun bazı suçların takibi şikayete bağlıdır. Şikayete bağlı suçlarda şikayet hakkı 6 ay içinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir. Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi 6 aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. Fail değil fiil şikayet edilir. Bu yüzden şikayette failin gösterilmesi şart değildir, fiilin belirtilmesi yeterlidir. Şikayet hakkı kural olarak mirasçılara geçmez. Bu kuralın istisnası hakaret suçudur. Şikayete bağlı suçlarda şikayet hakkı olan kişinin şikayetten vazgeçmesi kamu davasını düşürür. Şikayetten vazgeçme hükmün kesinleşmesinden önce yapılmalıdır. Hükmün kesinleşmesinden sonraki şikayetten vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. Şikayetten vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Yani şikayetten vazgeçme iki taraflı bir işlemdir. Şikayetten vazgeçme ve şikayetten feragat farklı kurumlardır. Şikayetten vazgeçme, yapılmış olan şikayetin geri alınması iken; şikayetten feragat, şikayet hakkı olan kişinin bu hakkı kullanmadan önce şikayetçi olmadığını beyan etmesidir. Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

 Uzlaşma : CMK’da düzenlenmiştir (m.253, 254, 255). Uzlaşma, mağdur veya suçtan zarar gören kişi ile şüpheli veya sanığın anlaşmak suretiyle kamu davasının açılmasını önleyen ya da açılmış olan kamu davasını düşüren kurumdur. Soruşturma evresinde savcılık tarafından veya kamu davası açıldıktan sonra ise mahkeme tarafından uzlaşma yoluna gidilebilir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar uzlaşmaya tabidir. Basit ve hafif kasten yaralama (m.86/1-2), Taksirle yaralama (m.89), Konut dokunulmazlığının ihlali (m.116), Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (m.234), Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (m.239) ve benzeri suçlar uzlaşmaya tabidir. Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte Cumhuriyet savcısına verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler. Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.

Dünyanın En iyi 50 Hukuk Fakültesi

1
Dünyanın En iyi 50 Hukuk Fakültesi

Dünyanın En iyi 50 Hukuk Fakültesi sıralaması, dünya üniversitelerini ve üniversitelere bağlı fakülteleri objektif kriterlere göre değerlendiren QS tarafından oluşturulmaktadır. QS World University Rankings  tarafından her yıl Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri listesi oluşturulurken farklı konularda kriterler baz alınmakta ve puanlama sistemi uygulanmaktadır. Kriterler arasında araştırma, inovasyon, sosyal sorumluluk, özel kriterler, üniversiteye kayıtlı öğrenci sayısı, dünya çapında tanınırlık, fakültenin geçmişi, yayınlanmış makale sayısı ve akademik kadro gibi konular bulunmaktadır.

Üniversiteler arası sıralama her yıl QS World University Rankings tarafından oluşturulurken farklı konularda ölçütler baz alınmakta ve puanlama sistemi uygulanmaktadır.

Kriterler arasında araştırma, inovasyon, sosyal sorumluluk, özel kriterler, üniversiteye kayıtlı öğrenci sayısı, dünya çapında tanınırlık, fakültenin geçmişi, üniversitede görevli akademisyenler tarafından yayınlanmış makale sayısı ve akademik kadro gibi konular bulunmaktadır.

Dünyanın En iyi 50 Hukuk Fakültesi sıralamasına giren birçok fakülte ABD ve İngiltere’de bulunmaktadır. Türkiye’den hiçbir hukuk fakültesi sıralamada yer almamaktadır.

1-Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1817

2-Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1096

3-Cambridge Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1209

4-Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1824

5-New York Üniversitesi (NYU) Hukuk Fakültesi-ABD-1835

6-Stanford Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1893

7-Ekonomi ve Siyaset Bilimi London Okulu (LSE) Hukuk Fakültesi-İngiltere-1895

8-Melbourne Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1857

9-California Üniversitesi,  Berkeley (UCB) Hukuk Fakültesi-ABD-1894

10-Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1858

11-Sydney Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1855

12-Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1902

13-New South Wales Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1971

14-UCL (University College London) Hukuk Fakültesi-İngiltere-1826

15-Avustralya Ulusal Üniversitesi Hukuk FakültesiAvustralya1960

16-Singapur Ulusal Üniversitesi (NUS) Hukuk Fakültesi-Singapur-1956

17-KCL (King’s College London) Dickson Poon Hukuk Fakültesi-İngiltere-1831

18-Hong Kong Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hong Kong-1969

19-Toronto Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Kanada-1887

20-Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Fransa-2009

21-Peking Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Çin-1904

22-Tokyo Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Japonya-1877

23-Monash Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1963

24-Leiden Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hollanda-1575

25-California Üniversitesi, Los Angeles (UCLA) Hukuk Fakültesi-ABD-1949

26-McGill Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Montreal)-Kanada-1848

27-Georgetown Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1870

28-Edinburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1707

29-Pennsylvania Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1850

30-Michigan Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1859

31-British Columbia Üniversitesi Peter A. Allard Hukuk Fakültesi-Kanada-1945

32-Auckland Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Yeni Zelanda-1883

33-Leuven Katolik Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Belçika-1425

34-Cornell Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1887

35-Queen Mary (London) Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1965

36-Tsinghua Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Çin-1995

37-Seul Ulusal Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Güney Kore-2009

38-Şili Papalık Katolik Üniversitesi (UC) Hukuk Fakültesi- Şili-1888

39-Heidelberg Ruprecht Karls Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Almanya-1386

40-Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi (UNAM) Hukuk Fakültesi-Meksika-1910

41-Durham Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1969

42-Kyoto Üniversitesi Hukuk FakültesiJaponya1899

43-Nottingham Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1881

44-Sidney Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1988

45-Ulusal Tayvan Üniversitesi (NTU) Hukuk Fakültesi-Tayvan-1999

46-Queensland Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Avustralya-1936

47-Duke Üniversitesi Hukuk Fakültesi-ABD-1868

48-Münih Ludwig-Maximilian-Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Almanya-1472

49-Bristol Üniversitesi Hukuk Fakültesi-İngiltere-1969

50-Hong Kong Çin Üniversitesi (CUHK) Hukuk Fakültesi-Hong Kong-2004

Hukuki Arabuluculuk

0

Hukuki Arabuluculuk, günümüzde dostane yollarla uyuşmazlık çözüm yöntemleri içinde en yaygın olarak bilinen ve uygulanan uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Arabulucu, sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getirerek onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini ve aralarında iletişim sürecinin kurulmasını sağlamaya çağlayan tarafsız üçüncü kişidir. Arabulucu, bu süreçte karar veren kişi değildir. Taraflara herhangi bir çözüm önerilmemesi temel prensiptir. Taraflar uyuşmazlığı arabulucunun kolaylaştırıcılığında kendileri uzlaşarak çözerler. Bu çözüm, Anlaşma Tutanağına bağlanır. Anlaşma Tutanağı arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşmaya varması şeklinde sona ermesi halinde, üzerinde anlaşılan konuların kağıda dökülerek belgelenmesidir.

Arabulucu, tarafların aralarındaki asıl uyuşmazlığı ve menfaatlerini tespit ederek bu konularda tartışmalarını ve çözüm bulmalarını sağlamaya çalışır. Burada taraflar kendi çözümlerini kendileri üretirler ve bunu yaparken birbirlerini anlamaya çalışırlar. Karşı tarafla aranızda uyuşmazlık çıktıktan ve fakat mahkeme veya tahkime başvurmadan önce arabulucuya gidebileceğiniz gibi mahkemeye dava açtıktan sonra da arabulucuya gidebilirsiniz. Arabuluculuk ancak tarafların serbest iradeleriyle karar verebilecekleri konularda mümkündür. Daha açık bir ifadeyle; kamu düzenini ilgilendirmeyen ve sözleşme serbestisi olan tüm konularda taraflar arabulucuya gidebilirler.

Tarafların sözleşme konusu yapamayacakları konularda örneğin ceza davalarında, nüfus kaydına ilişkin davalarda veya çocukların velayetine ilişkin davalarda arabuluculuk mümkün değildir.

Dava Şartı Arabuluculuk, Adliye Arabuluculuk Bürosundan yapılmaktadır. Bu bürolar, arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlıkça adliyelerde kurulan birimdir.

Suikast(The Conspirator)

0
The Conspirator(Suikast)
Suikast(The Conspirator), usta oyuncu ve yönetmen Robert Redford’un çektiği, yıldızlarla dolu hukuk içerikli aksiyon ve gerilim filmidir. Ailesini korumak için her şeyi yapmaya hazır bir kadının ve onu korumak için her şeyi riske eden bir adamın gerçek hikayesini anlatıyor. 
1865 Amerika’sında Abraham Lincoln’ün suikastini takiben yedisi erkek biri kadın sekiz kişi gözaltına alınır. Mary Surratt’ın (Penn) tek suçu planlara evini açmasıdır. 28 yaşındaki savaş kahramanı Frank Aiken (McAvoy), onun avukatlığını üstlenir. Böylece bir gizeme doğru sürükleniriz.
Abraham Lincoln suikastinden sonra, yedi adam ve bir kadın, başkanı, başkan yardımcısını ve içişleri bakanını öldürmek için komplo kurmak suçundan tutuklanır. 42 yaşındaki Mary Surratt, Abraham Lincoln suikastine yardım ve yataklık etmekten dolayı yargılanan tek kadındır. Başkanı, başkan yardımcısını ve içişleri bakanını öldürmek amacıyla komplo kurma suçundan diğer 6 sanık ile yargılanan Surratt’ın suçsuzluğuna hiç kimse inanmaz.
Aralarındaki tek kadın Mary Surratt, John Wilkes Booth ve diğerlerinin buluşup eş zamanlı saldırıları hazırladıkları pansiyonun sahibidir. Bütün ülke kendisine sırt çevirmişken, avukatlığını yeni almış olan Frederick Aiken müvekkili olan bu kadını askeri mahkeme karşıya savunmakla görevlendirilir. Henüz yeni avukat çıkmış Frederick Aiken onu askeri mahkeme karşısında savunmayı başlangıçta gönülsüzce kabul etmişken, dava ilerledikçe müvekkili Mary Surratt’ın gerçekten suçsuz olabileceğine inanır ve bir başkasını korumak için onun paravan olarak kullanıldığını fark eder.
19. yüzyıldaki Adalet sistemindeki sorunların üstüne giden eser masumların katledilmesine yol açan bürokratik sorunları tespit etmiştir. Bu duruma Robert Redford’un yönetmenliğinde Robin Wright Penn’den James McAvoy’a, Kevin Kline’dan Evan Rachel Wood’a uzanan dev bir oyuncu kadrosu eşlik edip ‘komplocu’nun kim olduğunu araştırmaya koyulur.

Adli Tıp Bülteni

0
Adli Tıp Bülteni

Adli Tıp Bülteni, adli tıp ve diğer adli bilimler alanlarına ilişkin pek çok farklı bilimsel disiplinlerden özgün katkılar yayınlamayı amaçlayan, erişime açık bilimsel bir dergidir. Dergi, Adli Tıp Uzmanları Derneğinin resmi yayın organıdır. Uluslararası danışmanlı olan dergi yılda 3 sayı yayınlamaktadır. Resmi yayın dili Türkçe ve İngilizcedir. Dergi ve İnternet Sitesinin tüm içeriği Creative Commons Attribution (CC-BY) ile ruhsatlandırılmıştır.

Adli Tıp Uzmanları Derneği 1992 yılında İstanbul’da kurulmuştur.

1992 yılında İstanbul’da adli tıp uzmanları ve asistanları arasında sosyal ve bilimsel dayanışmayı sağlamak, adli tıp alanındaki ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmaları izlemek, konuyla ilgili bilim insanları arasında bilgi ve görgü alışverişini sağlamak amacıyla Adli Tıp Uzmanları Derneği kurulmuştur. ATUD‘un kurulmasının ardından bir bilimsel yayına ihtiyaç duyulmuş, Adli Tıp ve Adli Bilimler alanındaki bilgi birikimi ve deneyiminin paylaşılması, bilimsel çalışmaların yayınlanması amacıyla ATUD tarafından 1996 yılında Prof. Dr. Serpil Salaçin’in editörlüğünde derginin ilk sayısı yayınlanmıştır. Adli Tıp Bülteni, 1997 yılında TÜBİTAK Türk Tıp Dizinine alınmış, 2000 yılında editörlük görevini Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı devralmış, dergi kesintisiz olarak yayınlanmaya devam etmiş ancak dergi ekonomik ve sosyal sıkıntılardan olumsuz etkilenmiş, yayın sürecinde yaşanan gecikmeler derginin 2004 yılında Türk Tıp Dizininden çıkarılmasına sebep olmuştur. Adli Tıp Bülteni’nin yayın hayatına başlamasının 12. yılında Doç. Dr. Nadir Arıcan editörlük görevini devralmıştır. Adli Tıp Bülteninin online ortamda yayınlanması için çalışmalar yapılmış, 2007 yılında dergi kağıt baskının yanı sıra ATUD Web sitesinde yayınlanmaya başlamıştır.

Adli Tıp Bülteni, 2013 yılına gelindiğinde yeni bir ekiple ve Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün editörlüğünde kendi internet sayfasında “Açık Dergi Sistemi” ile hem pdf olarak internette, hem de basılı olarak yayınlamaya başlanmış, “Açık Dergi Sistemi” ile kendi internet sitesinde makalelerin gönderilmesinden, hakemlerce incelenmesi ve yayınlanmasına kadar tüm işlemler online olarak yapılabilir hale gelmiş, her makaleye DOI (Digital Object Identifier) numarası verilerek internet üzerinde yayınlanan içeriğe kolay erişimi sağlayan numaralandırma ve erişim sistemi devreye sokulmuş, dergi yeniden TÜBİTAK Türk Tıp Dizini tarafından dizine dahil edilmiştir.

Makale Konuları

Adli Tıp Bülteni tarafından kabul edilen makale türleri, Orijinal Araştırma Makaleleri, Olgu Sunumları, Derleme Makaleler, Editöre Mektuplar ve Editörden bildirimlerden oluşmaktadır. Derginin ilgili olduğu alanlar, Klinik Adli Tıp, Postmortem Adli Tıp, Adli Patoloji ve Histokimya, Adli Toksikoloji ve Zehirlenmeler, Adli Kimya ve Biyokimya, Adli Biyoloji ve Seroloji, Adli Genetik ve DNA İncelemeleri, Adli Antropoloji, Adli Diş Hekimliği, Adli Entomoloji, Adli Psikiyatri,Adli Psikoloji, Adli Radyoloji, Adli Sanat, Adli Balistik, Adli Belge İnceleme, Parmak İzi ve Kimliklendirme, Kan Lekesi Model Analizi, Ateşli Silahlar ve Yaralar, Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi, Olay Yeri İncelemesi, Suçlu Profili, Isırık izi analizi, İşkence,  Çocuk İstismarı ve İhmali, Ölüm Araştırmaları, İntihar Davranışları, Kişiler Arası Şiddet, Yaşlı İstismarı, Aile İçi Şiddet, Cinsel Saldırı Suçları, Tıbbi Uygulama Hataları, İnsan Hakları ve Halk Sağlığı İhlalleri, Sağlık Hukuku ile Tıp ve Hukukun etkileştiği her alanlardan oluşmaktadır.

Dergide yayınlanacak yazıların değerlendirmeye alınabilmesi için tüm yazıların Dergiye ait http://www.adlitipbulteni.com adresindeki çevrimiçi sistem aracılığıyla gönderilmesi gerekmektedir. Yazıların Dergide yayınlanmak için uygun olup olmadığına, yayın kurulunun yayın politikasına dayanarak karar verilmektedir. Baş Editör, Dergiye teslim sırasına göre gerçekleştirilen değerlendirme sürecinde tam olarak yetkili kılınmıştır. Gönderilen yazılara ilk değerlendirmeyi yapmak üzere baş editör tarafından kendisi veya yardımcı editörlerden biri atanmakta, atanan sorumlu editör, yazının okunabilir, eksiksiz, doğru biçimlendirilmiş, özgün, derginin odak ve kapsamı dahilinde, bilimsel bir makale tarzında ve anlaşılır bir dille yazılıp yazılmadığı hususlarında ön değerlendirme gerçekleştirmektedir. Dergi, Crosscheck üyesi olup tüm yazılar özgünlük yönünden Crosscheck aracılığı ile taranmakta, yazı ile ilgili ciddi sorunların tespit edilmesi halinde sorumlu yazar, standart uygulama olarak sorumlu editör tarafından bilgilendirilmektedir.

Adli Tıp Bülteni, açık erişimli bilimsel bir dergidir.

Açık erişim, çalışmaların özgürce halka açılmasının bilginin küresel olarak paylaşımını arttıracağı prensibine dayanarak kullanıcı veya kurumlara ücret ödemeden tüm içeriğin serbest biçimde sunulması demektir. Dergi ve internet sitesinin tüm içeriği Creative Commons Attribution (CC-BY) lisansının şartları ile ruhsatlandırılmıştır. Creative Commons Attribution Lisansı, kullanıcıların bir makaleyi kopyalamasına, dağıtmasına ve nakletmesine, makaleyi uyarlamasına ve makalenin ticari olarak kullanılmasına imkan tanımaktadır. CC BY lisansı, yazarına uygun şekilde atfedildiği sürece açık erişimli bir makalenin ticari ve ticari olmayan mahiyette kullanılmasına izin vermektedir.Bu durum, Budapeşte açık erişim girişiminin (BOAI) açık erişim tanımı ile uyumludur. Kişiler kendilerini tanıtmadan veya kişisel herhangi bir bilgi girişi yapmadan İnternet sitesinde gezinebilir ve tüm yazıların tam metinlerine erişebilir.

Adli Tıp Bülteni, hak sahipleri olarak yazarların, makalenin kabulünden önce telif hakkı ve etik sözleşmesini imzalayarak dergiye göndermesini talep etmekte, yazarlar, çalışmalarının telif hakkını elinde tutmaya devam etmekte, Adli Tıp Uzmanları Derneğine yayınlama izni vermektedir. Bu sayede hem Dergi makaleyi yayımlama hakkına sahip olmakta hem de söz konusu çalışmanın yazarın kendi özgün çalışması olduğu ve geçerli bir araştırmaya dayandığını beyan etmesi dahil çeşitli hususların doğrulanmasına imkan vermektedir.

Dergi, yazarların makalelerinin açık erişimli bir havuzda kendileri tarafından arşivlenmesine müsaade etmektedir.

Dergide yayınlanan tüm makaleler erişime açık olup online olarak ücretsiz erişilebilmektedir. Halen, Adli Tıp Bülteni yazarlardan herhangi bir yayın değerlendirme veya basım ücreti talep etmemektedir. Bu, Adli Tıp Uzmanları Derneğinin mali desteği sayesinde mümkün olabilmektedir. Derneğin ticari bir geliri mevcut olmayıp yapılan harcamalar üyelerin aidatları ile karşılanmaktadır.

Dergi, mümkün olduğu sürece yayın ücreti almamayı hedeflemekte, yazarların, makale yayınlanmak üzere kabulü halinde DOI kaydı, baskı ve diğer masraflara katkıda bulunmak üzere makul bir ücret ödemeyi kabul etmeleri gerekmektedir.

İstanbul Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0

İstanbul Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1997 yılında kurulmuş, ilk mezunlarını 2000-2001 akademik yılında vermiştir. Fakültemiz, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında on yedinci dönem mezunlarını vermiştir.  Fakülte, dört yıllık lisans programını, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerindeki ülkelerin hukuk eğitimi programlarını Türk hukuk sistemiyle uzlaştırmaya çalışarak düzenlemeye çalışmaktadır.  Fakülte, Avrupa Hukuk Fakülteleri Birliği (European Law Faculty Association) üyesidir. Öğretim programının yüzde otuzu İngilizce derslerden oluşmaktadır. Türk hukuk uygulaması açısından esas teşkil eden bilim dalları Türkçe görülmekte, uluslararası içeriği olan dersler İngilizce verilmektedir. Özellikle uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, iktisat, uluslararası ceza hukuku, uluslararası yatırım hukuku, uluslararası tahkim hukuku, uluslararası ekonomi hukuku, uluslararası ticaret hukuku, uluslararası uyuşmazlık çözüm yolları ve uluslararası fikri mülkiyet hukuku gibi dersler İngilizcedir. İngilizce seviyesi yeterli olmayan öğrenciler Üniversite bünyesinde bulunan Yabancı Diller Yüksek Okulunda Hazırlık Sınıfı okuma imkanına sahiptir.

Fakülte, 2017-2018 Akademik yılında 20 tam burslu, 10 %50 burslu, 50  %25 burslu, 120 ücretli olmak üzere toplam 200 öğrenci kabul etmiştir. Fakülte, Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Kamu Hukuku ve Özel Hukuk Bölümlerinde yüksek lisans ve doktora programları açmaktadır.

Üniversite ve Fakültenin gerçekleştirdiği ikili antlaşmalar çerçevesinde öğrenciler ERASMUS programları ile bir veya iki yarıyıl yurt dışında öğrenim fırsatına sahip olmakta, uluslararası alanda iş bulma imkanı bulmaktadır.  Fakülte, % 30 İngilizce öğrenim programıyla diğer ülke hukuk fakülteleri ile entegre olmuştur.

Fransa’dan Bretagne-Sud University,  Romanya’dan University of Bucharest, Litvanya’dan İnternational School of Law and Business, İspanya’dan Zaragoza University , Almanya’dan  Kassel University ve Universitaet Passau ile arasında üniversite arasındaki ikili anlaşma bulunmaktadır.

Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi öğretim üyelerinin ve öğrencilerin hizmetine sunulmuştur.

Fakülte dekanı Prof. Dr. Yusuf AKSAR’dır. Fakültede Prof. Dr. Etem Saba ÖZMENProf. Dr. Devrim ULUCAN ve Prof. Dr. Dilek YILMAZCAN görev yapmaktadır. 

Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri Abdulsamet YAYLI, Eşref ÇELİK, Gamzenur KARA ve Ümit ALTUNDAL’dan oluşan ekip, ELSA İstanbul Prof. Dr. Rona SEROZAN II. Kurgusal Duruşma Yarışması’nda Türkiye üçüncüsü olmuştur.

Oktay UYGUN

0
Oktay Uygun

Prof. Dr. Oktay UYGUN 1963 yılında Trabzon’da doğmuştur. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni biten Uygun mezun olduğu aynı okulda 1986’da Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlamış,1987 yılında Yüksek Lisans derecesi almıştır. Uygun,1991 yılında doktora derecesini almış 1992 yılında ise Yardımcı Doçent olarak öğretim üyeliği görevine atanmıştır. Aynı yıl Doçentlik tezi çalışması olan federal devlet sistemini araştırmak için altı ay süreyle McGill Üniversitesi’nde (Montreal, Kanada) bilimsel çalışmalarda bulunmuş, 1995 yılında Doçent unvanını almıştır. Oktay Uygun, 2005 yılında Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalında Profesör olmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki akademik kariyer sonunda bu fakülteden emekli olmuştur.

Uygun, 1999-2001 yıllarında İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcılığı yapmış, 1996, 1997, 1998 yıllarında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın yönetim ve denetimi altında yapılan Bosna Hersek seçimlerinde görev almıştır.

Prof. Dr. Oktay Uygun, 2009-2012 yılları arasında Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmüş, 2012 yılından itibaren Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamıştır.

Uygun, “Türk Hakim ve Savcı Adaylarının İnsan Hakları Alanında Eğitimi ve İnsan Hakları Standartlarının İçselleştirilmesi için Yerel Kapasitenin Güçlendirilmesi” MATRA Projesinde, Avrupa Konseyi‘nin AİHS Işığında Kolluk Kuruluşlarının Denetiminde Değişik Mekanizmalar, Terörle Mücadele ve Toplantı Özgürlüğünün Yönetimi: Mülki İdare Amirleri ve Üst Düzey Polis ve Jandarma Yetkililerine Yönelik Seminer” projesinde, Türkiye Barolar Birliği’nin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisinin hazırlanması projesinde,  İstanbul Üniversitesini temsilen “Mediterranean Master’s Degree in Human Rights and Democratization” (University of Malta) programında ve “Hikayemi Dinler misin? Tanıklıklarla Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum” (Tarih Vakfı) projesinde ve İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılımı: Kopenhag Siyasi Kriterleri” konulu sivil toplum örgütleri ile meslek örgütleri mensuplarının eğitimine yönelik seminerde görev almıştır.

 

Prof. Dr. Oktay Uygun, Hukuk Teorileri isimli eserinde gerek teorisyenler ve gerekse hukuk uygulayıcılarının faydalanabilecekleri bu eserinde felsefi içerikli tartışmalar yapmış ve modern hukuk teorilerini kendine özgü bakış açısı ile ortaya koymuştur.

Toplum kurallarla var olur. Hukuk, ahlak, din, gelenek ve moda gibi sosyal davranış kuralları toplumsal yaşamın temel bileşenleridir.

Günümüzün karmaşık toplumlarında, düzenin sağlanması, uyuşmazlıkların çözümü veya toplumsal değişimin yönlendirilmesi bakımından hukuk kurallarının önemi, diğer sosyal davranış kurallarına oranla büyük ölçüde artmıştır.

Eskiden ahlak, din veya geleneklerle düzenlenen pek çok konu, artık hukuk kurallarıyla düzenleniyor. Hukuk, insan hayatının neredeyse her alanını kuşatmış durumdadır.

Hukuk kurallarının kaynağı nedir? Hangi etkenlere bağlı olarak ve nasıl ortaya çıkarlar?

Hukuk bilinçli bir yaratı ürünü müdür, yoksa zaten var olanın keşfi midir? Hukuk insanlığın tarihinde hep var mıydı, hep var olmaya devam edecek mi?

Hukuk kurallarının gerektiğinde zor kullanılarak uygulanması neden meşru görülür? Adil olma, adalete yönelme hukukun asli bir özelliği midir? Hukuk kurallarının amacı ve işlevi nedir? Farklı hukuk teorileri bu sorulara farklı yanıtlar verir.

 

Demokrasi günümüzde küresel ölçekte yaygınlaşmış ve en iyi yönetim biçimi olarak kabul görmüştür. Bu durum, demokratik rejimin niteliği hakkında görüş birliğinin oluştuğu anlamına gelmiyor. Dünya ülkelerinin yarıdan fazlası demokrasi ile yönetiliyor olsa da, “demokrasi nedir?” sorusu hala sorulmakta ve tatmin edici bir yanıt beklemektedir. Bu çalışmada demokrasi tarihsel, siyasal ve felsefi boyutları ile ele alınmıştır.

Kitabın ilk bölümünde, günümüzden 2.500 yıl önce eski Yunan sitelerinde kurulan “doğrudan demokrasiler” inceleniyor. İkinci bölümde, demokrasinin modern çağda “temsili demokrasi” olarak yeniden ortaya çıkış süreci ele alınıyor.

Üçüncü bölümde demokratik elitizm, katılımcı demokrasi, çoğunluk demokrasisi, konsensüs demokrasisi gibi günümüzde demokrasiyi açıklamayı amaçlayan kuram ya da modeller karşılaştırılarak Türkiye için hangi modelin uygun veya elverişli olduğu tartışılıyor. Dördüncü bölümde, demokrasinin nasıl bir felsefi temel üzerine inşa edilebileceği konusu ele alınıyor.

Doğaya egemen olan yasalar gibi, toplum düzeninin de evrensel bazı yasaları bulunduğu ve bu anlamda uyulması gereken mutlak siyasal doğruların varolduğu görüşü, siyasal sonuçları açısından değerlendiriliyor.

Beşinci ve son bölüm, demokrasinin en iyi yönetim biçimi olduğu yönündeki yaygın kanaatin sorgulanmasına ve demokrasinin liberal, cumhuriyetçi, müzakereci yorumlarına ayrılmıştır.

 

Devlet, gündelik hayatımızın her yönünü kuşatan bir varlık. Kişinin doğumundan ölümüne kadar her faaliyeti; evliliği, çocuk yetiştirmesi, çalışması, emekli olması, eğlenmesi, fikir veya kanaatler üretmesi ve daha pek çok eylemi devlet tarafından düzenlenir. Günümüzde, doğrudan ya da dolaylı olarak devleti ilgilendirmeyen hiç bir insani etkinlik alanı kalmamış gibidir. Bu nedenle, pek çok bilim dalı, devleti, devletin organlarını veya devletin bazı fonksiyonlarını inceler. Bütün bu kapsayıcılığına rağmen, insanlık tarihinin çok büyük bir kısmında devlet yoktu: İnsanlar her zaman toplu halde yaşamış olsa da, tarihin yalnızca küçük bir kesitini devlet çatısı altında geçirmişlerdir.

Devlet teorisinin ilk konusu, devletin ne zaman, nerede, nasıl ve niçin ortaya çıktığının incelenmesidir. Ardından devlet gücünün niteliği; bu gücün kaynağı, meşruiyeti ve sınırları tarihsel süreçte geçirdiği değişimi yansıtacak biçimde ele alınmalıdır. Devletin bu şekilde bütünsel olarak kavranması, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimi, kamu hukuku ve hukuk felsefesi gibi disiplinlerin devlet hakkında sağladığı verilerin değerlendirilmesi ve senteziyle mümkündür.

Devlet Teorisi, üniversitelerin bazı bölümlerinde aynı adla, hukuk fakültelerinde ise Genel Kamu Hukuku adıyla verilen bir ders konusudur.

Temel kavramların açıklandığı bir Giriş Bölümü ile sekiz ana bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları şöyledir: Devletin Kökeni – Kent Devleti – Feodal Devlet – Ulus Devlet – Modern Siyasal İdeolojiler – Demokrasi Teorisi – İnsan Hakları Teorisi – Siyasal Özgürlükler ve Demokrasi

 

Kamu Hukuku İncelemeleri başlığını taşıyan bu kitap, ağırlıklı olarak insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ve egemenlik konuları etrafında kümelenen 27 adet makaleden oluşuyor.

1990–2010 yılları arasında, 20 yıllık bir zaman diliminde yazılan makalelerin çoğu daha önce yayımlanmıştır. Beş adet metin ise ilk kez bu kitapla birlikte okuyucuya ulaşıyor.

Yedi bölüm altında toplanan makalelerin bir kısmı, ele aldığı konuyu kuramsal boyutuyla, diğerleri ise geçerli hukuk kuralları yönünden incelemektedir.

İnsan Hakları: Kuramsal İncelemeler
İnsan Hakları: Pozitif Hukuk İncelemeleri
Demokrasi ve Hukuk Devleti
Siyaset Bilimi – Anayasa Hukuku İncelemeleri
Küreselleşme ve Avrupa Birliği
Kıbrıs Sorunu
Siyasal Partiler
Dizinler

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi3

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 03.07.1992 tarihli ve 3837 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi uyarınca 1992 yılında kurulmuş ve 1994 yılında 45 öğrenci alarak eğitim ve öğretimine başlamıştır. Mezunlar avukatlık, hakimlik, savcılık gibi temel mesleki alanlarda hizmet verdikleri gibi kaymakamlık, kamu kurumlarında uzmanlık, müfettişlik, müşavirlik ve üniversitelerde öğretim elemanlığı gibi çeşitli alanlarda istihdam edilmektedir.

Gazi Hukuk, hukuk devrimi yapan Gazi Mustafa Kemal Ataürk’ün adını taşımaktadır. Fakülte, insani  değerlere saygı duyan, araştırıcı, sorgulayıcı ve çözümleyici düşünebilen, özgür ve bilimsel düşünme gücüne sahip, değişen dünya koşullarında topluma liderlik yapabilen, bilgiye ulaşarak, bilgiyi üreterek ve paylaşarak adaletin sağlanması sürecine katkıda bulunan hukukçular yetiştirmeyi amaçladığını ilan etmektedir.

Fakülte, vizyonunu, Atatürk düşünce ve devrimlerine yürekten bağlı, devletin varlığı ve bütünlüğüne, demokrasiye, laiklik ilkesine, hukuka ve insan haklarına saygılı ve koruyan, düşünen, sorgulayan ve sorunları çözen, sorun çıkmasını önleyecek bilgi ve beceriye sahip hukukçular yetiştirmek olarak açıklamıştır.

Fakülte bünyesinde 16 Prof. Dr., 12 Doç. Dr., 12 Yrd. Doç. Dr. ve 4 Arş. Gör. Dr. ile kadrolu 46 Arş. Gör., 2547 Sayılı Kanunun 35.maddesine göre görevli 35 Arş. Gör. hizmet vermektedir.  Fakülte dekanı Prof. Dr. Kadir ARICI’dır.  Geleneklerine bağlı olması ile bilinen fakültede geçmiş dönemlerde, Anayasa Hukuku, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku, İdare Hukuku, Genel Kamu Hukuku, Milletlerarası Hukuk, Mali Hukuk, Hukuk Tarihi ve Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi anabilim dallarında Prof. Dr. Adnan TUĞ ,Prof. Dr. Kamil TURAN ,Prof. Dr. Naci KINACIOĞLU ,Prof. Dr. Kudret GÜVEN ,Prof. Dr. Rıza AYHAN ,Prof. Dr. Güven VURAL ,Prof. Dr. Kemal ÇEVİK ,Prof. Dr. Z.Sacit ÖNEN ,Prof. Dr. L. Şanal GÖRGÜN ,Prof. Dr. Turgut ÖNEN ,Prof. Dr. F.Yüksel İNAN ,Prof. Dr. Saba ÖZMEN ,Prof. Dr. Bilge TANRIBİLİR ,Prof. Dr. Cemal OĞUZ ,Prof. Dr. Levent KÖKER ,Prof. Dr. İ.Sahir ÇÖRTOĞLU ,Prof. Dr. Oğuz Kürşat ÜNAL ,Prof. Dr. Selahattin SARI ,Prof. Dr. Mehmet ÖZDAMAR ,Prof. Dr. Mertol CAN ,Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ ,Prof. Dr Hasan TUNÇ ,Prof. Dr. Attila ÖZER ,Prof. Dr. Yadigar İZMİRLİ ,Prof. Dr. Vahit DOĞAN ,Prof. Dr. Murat SEZGİNER, Prof. Dr. Beşir GÖZÜBENLİ, Prof. Dr. Kadir ARICI, Prof. Dr. İhsan ERDOĞAN, Prof. Dr. Cumhur ŞAHİN ve Prof. Dr. Ender Ethem ATAY görev yapmıştır.

Öğrenciler, Beşevler kampüsünde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ile ortak olarak kullanılan yemekhaneden istifade etmektedir. Çok sayıda kulüp bulunan fakültede, Doğa Fotoğrafçılığı Topluluğu, Hukuk ve Fikir Topluluğu, Satranç Topluluğu, Uluslararası Hukuk Topluluğu, Müzik Topluluğu ve Model Birleşmiş Milletler Topluluğu isimleri ile öğrenci toplulukları sosyal faaliyetlerde bulunmaktadır.

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1997 yılından itibaren yılda 2 sayı, 2011 yılından itibaren ise yılda 4 sayı olarak yayınlanmakta olan hakemli bir dergidir. Fakültede bir adet Okuma Salonu bulunmaktadır ve üniversiteye bağlı Merkez Kütüphane öğrencilerin kullanımına açıktır.

Fakülte, ÖSYM sınavları yanında YÖS (Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı)  ve TCS(Türk Cumhuriyetleri ve Akraba Toplulukları Sınavı) ile de lisans öğrencisi almaktadır. Ayrıca Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ve Yatay Geçiş ile de öğrenci kabul edilmektedir. Fakülte öğrencileri Erasmus programından faydalanabilmektedir.

Erasmus Programı çerçevesinde Almanya’dan Konstanz Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi; Fransa’dan Caen Basse-Normandie Universitesi Hukuk Fakültesi; İspanya’dan Del Pais Vasco Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Publica De Navarra Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Yunanistan’dan Atina National and Kapodistrian Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Aristotle University of Thessaloniki Hukuk Fakülteleriyle ikili anlaşmalar bulunmaktadır.

Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu

0

Yüksek Öğretim Kurumu’nun kurulduğu 1981 yılındaki Üniversite reformundan önceki yıllarda, Türk yükseköğretim sistemi beş tür kurumdan; Üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı akademiler, Bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri ve Mektupla öğretim yapan YAYKUR’dan oluşmaktaydı.

Yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve koordineli bir merkezi plânlamanın olmaması, özellikle de altmışlı ve yetmişli yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayıları ile başka bir çok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle yukarıda belirtilen yükseköğretim sistemi bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır. Bunlara ek olarak 1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da artırmıştır. Bu nedenle yetmişli yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz hale gelmiş ve sonunda 1981 reformu yürürlüğe konmuştur.

Yükseköğretim, 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu kanunla ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmış, akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanmıştır. Böylece, söz konusu kanun hükümleri ve Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan Yükseköğretim Kurulu, tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelmiştir.

Türk yükseköğretim sistemi 1982 yılı itibarıyla yirmiyedi üniversite ile bunlara bağlı fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar ve yüksekokullarından oluşan birleşik bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu meyanda, YAYKUR’un işlevleri Anadolu Üniversitesi’ne devredilerek uzaktan öğretimin ülkemizde yaygınlaşması hızlandırılmıştır. Anayasa’da yer alan hükümlere uygun olarak getirilen yeni yasal düzenleme ile kar amacı gütmeyen vakıfların özel yükseköğretim kurmalarına imkan sağlanmıştır.

Yükseköğretim Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1982 Anayasası ile belirlenen yükseköğretim sisteminin temel esaslarına göre oluşturulan Anayasal bir kuruluştur.

Kaynak: YÖK

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [1.33 MB]

Düzeltme ve Cevap Hakkı

0

Tekzibe konu yazının nesnel bir olguya dayanması gerekmektedir.  5187 sayılı Basın Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, düzeltme ve cevap hakkı, kişilik haklarına saldırı ve gerçeğe aykırı yayın yapılmasına karşı düzenlenmiş bir haktır. Tekzip hakkı, haber verme hakkının sınırlanmasına yol açacak yaygınlıkta kullanılamaz. Tekzip hakkını kullanan kişi somut olgu hakkında gerçeğe aykırılık iddiasını objektif ölçülere dayanarak iddia etmelidir. Düzeltme ve cevap hakkı kullanılırken suç unsuru içermeyen ve üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan ifadeler kullanılmalıdır.

Düzeltme ve cevap hakkına konu olmaması için haber verme hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanılması gerekmektedir, bunun için haber gerçek ve güncel olmalı, haberin verilmesinde kamu yararı bulunmalı ve haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunmalıdır.

Basın Özgürlüğü ve Tekzip:

Basın özgürlüğü, demokratik hukuk devletlerinde korunması gereken önemli değerlerden birisidir. Çünkü toplumun bilgi edinmesi ve gelişmesi bakımından ve aynı zamanda kültür, sanat, edebiyat, siyaset ve akla gelebilecek her alanında topluma mal olmuş kişilerin halka tanıtımında ve bu kişilerin toplum adına bir anlamda denetimi bakımından görev yapar. Basın, görevini yerine getirirken sonsuz bir serbestliğe sahip değildir ve sınırlamalara tabidir. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması basın özgürlüğünün sınırlarını çizer. Anayasa ve Basın Kanununa göre basın özgürdür ve yasal güvence altındaki basının haber verme hakkı gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık unsurları ile sınırlıdır. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kaldığı sürece hukuka uygundur.

Bu unsurlardan birini taşımayan haberin veya eleştirinin hukuka uygun olduğundan söz edilemez ve saldırıya uğrayan kişisel hak korunmaya değer bir üstünlük kazanır. Haber gerçeği yansıtsa dahi kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak niteleme ve yorumun haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngörür. Öze ilişkin koşulların varlığı durumunda da biçimsel koşullara uyulması zorunluluğu vardır. Eleştirinin yapılmasında gereksiz, yararlı olmayan beyan, niteleme ve değerlendirmelere gidilerek içerik ile uygun düşmeyen tahrik edici, yalın bir okuyucuda husumet ve kuşku yaratıcı dil ve ifade kullanılır, seçilen sözcükler aşağılayıcı, küçük düşürücü, incitici nitelikte olursa konu ile ifade arasındaki denge bozulur, haber veya eleştiri hukuka aykırı duruma gelir.Basın özgürlüğü; bilgi edinme, düşünceyi yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını da içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir. Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır.

Süreyya Turan

0

Hukukçu-Avukat ve Arabulucu Süreyya Turan 1964 yılında Trabzon ilinde doğmuştur. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.

Avukatlık yaşamına İstanbul Barosu’na kayıt yaptırarak başlayan Turan, 5 yıl Prof. Dr. Selahattin Sulhi Tekinay ile birlikte çalıştı. 1992 yılından itibaren Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünde kariyerine devam etmiş, İstanbul ve Marmara Bölgesinden sorumlu Hukuk Müşaviri olarak görev yaparak emekli olmuş, emeklilikten sonra serbest avukatlığa başlamıştır.

Turan, İstanbul Barosu Kültür Sanat Komisyonu ve Kamu Avukatları Komisyonunda görev yapmıştır. 2006-2010 döneminde Baro Meclisi Divan Üyeliği, 2010-2012 döneminde Baro Meclisi Başkan Vekilliği görevinde bulunmuştur. İki dönem Türkiye Barolar Birliği delegeliği yapmıştır. Staj Eğitim Merkezinde, Uygulamada Avukat Bölümünde avukatların görevleri sebebiyle işledikleri suçlar konusunda ve sanal yargılama konusunda uygulamalı eğitimler vermiştir.

Süreyya Turan, Avrupa Konseyi ve Türkiye Barolar Birliği’nin ortak olarak yürüttükleri Türk Avukatların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konularında Aşamalı Eğitimleri Projesinde eğitimci avukat olarak görev almış ve bu kapsamda İzmir, Trabzon ve İstanbul’da avukatlara eğitim vermiştir. Verdiği seminerlerle ilgili sunumlar Türkiye Barolar Birliği’nin sitesinde yayınlanmaktadır.

Sivil Toplum Çalışmaları

Süreyya Turan, Bakırköy Yerel Gündem 21 Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyeliği, Sağlık Kurulu Başkanlığı ve Kent Konseyi Kadın Meclisi 2.Başkanlığı yapmış, 2012-2014 ve 2014-2016 dönemlerinde İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür. Turan, 2012-2014 yıllarında İnsan Hakları Merkezi, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu, Kurum ve Kamu Avukatları Kurulu Koordinatörlüğü görevinde bulunmuştur.

Turan, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği’nde, Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Sekreter, Denetleme Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak uzun yılar çalışmış, 2016 yılı itibariyle derneğin başkanlığına seçilmiştir. Birçok Sivil Toplum kuruluşunda kadın ve çocuk haklarının anlatılması için çalışmalar yapan Turan, Sivil Toplum çalışmalarına katılarak sosyal sorumluluk görevlerini yerine getirmiş, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği faaliyet konuları kapsamında seminer çalışmalarına katılarak eğitimler vermiştir.

İnsan Hakları ile  Kadınlar ve Çocukların Haklarının anlatılması konusunda toplantılar düzenlemiş ve bu toplantılarda konuşmacı olarak yer almıştır. Çalışmaları nedeniyle Rotary Meslekte Üstün Hizmet Ödülü ve Gümüşhane’nin Başarılı Kadını Ödüllerini almıştır. Türk Hukukçu Kadınlar Derneği adına düzenlenen Çalıştay ve Panel sonuçları Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmekte ve yasama çalışmalarına katkı sunulmaktadır.

Süreyya Turan’ın yapmış olduğu bir röportajda Türk Hukukçu Kadınlar Derneği  eski başkanı Aydeniz Alisbah Tuskan ile birlikte

2014 Yılında Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen Kadın Hakları Paneline ilişkin haber

 

Etem Saba Özmen

0

1974 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde başladığı lisans eğitimini 1978 senesinde mezun olmuştur. Mezuniyetini takiben Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Yüksek Lisans eğitimine devam etmiş ve eş zamanlı olarak Ankara Barosu‘nda avukatlık stajını başarıyla tamamlamıştır. 1980-1987 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Özel Hukuk Bilim Dalı Programı ile Doktora unvanını kazanmış, aynı seneler içerisinde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği görevi yapmıştır. 1997 ile 2001 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi’nde Profesör unvanını kazanmış ve bu zamana kadar birçok üniversitede Medeni hukuk, Miras hukuku, Borçlar hukuku ve Eşya hukuku dersleri vermiştir.

Halen Maltepe Üniversitesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdüren Prof. Dr. Etem Saba Özmen iki dönem Emlak Bankası ve Toplu Konuttan Sorumlu Devlet Bakanı Danışmanlığı; Emlak Menkul Değerler Genel Müdürlüğü, TOKYAD’da (Toplu Konut Yapımcıları Derneği) hukuk müşavirliği görevlerinde bulunmuştur.

​Etem Saba Özmen’in Eserleri
  • Kat İrtifakı, Ankara 1997.

  • Türk Hukukunda Paydaşlıktan Çıkarma Davası, Ankara 1991.

  • Devre Mülk Hakkı, Ankara 1998.

  • Kat Mülkiyeti Kanunu Değişiklikleri Şerhi Ve Eleştirisi, İstanbul 2010.

  • Kat İrtifakı,5711 ile 5912 Sayılı Kanunlarla Değişik 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa ve 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna Göre Yenilenmiş 2.Bası Nisan 2015

  • Ön Ödemeli Konut Satış Sözleşmesi, Ocak 2016

  Etem Saba Özmen Makaleleri 
  • Nişanın Bozulmasında Cayma Akçesi Ve Cezai Şart (MK. M. 83 Değişikliği), Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1995, S.4.

  • Paydaşlıktan Çıkarma Davası İle İlgili Bir Hukuk Genel Kurulu Kararı Hakkında Düşünceler, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1996, S. 2.

  • Kat İrtifakında Yapının Bitirilmesi Nedeni İle Sona Erme Ve Yaygın Kat İrtifakında Doğurduğu Sorunlar, Ankara Barosu Dergisi, 1992, S. 3.
  • Kat İrtifakında Geçiş Kararına Uymama Nedeni İle Paydaşlıktan Çıkarma, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993, S. 1

  • Türk Hukukunda Hacizlerin Şerhle Kazandığı Hukukî Nitelik Ve Buna Bağlı Hukukî Sonuçların İrdelenmesi, Ankara Barosu Dergisi, 1991, S. 2.

  • Türk Hukukuna Özgü Olarak Merkez Bankası Kanunu Ve Buna Dayanılarak Çıkarılan Tebliğler Karşısında Tüketicinin Korunması Açısından Taksitle Kısmen Peşin Ödemeli Satışlarda Malın Tesliminde İfa Zamanına Bağlı Sorunlar, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1991, S.1.

  • Borçlar Hukuku Açısından Tüketilen Doğal Kuvvet Bedellerinin Başkası Tarafından Ödenmesinden Doğan Hukukî Sorunlar, Ankara Barosu Dergisi, 1991, S. 1.

  • Telefaks Cihazları (Faksimile) İle Gönderilen İrade Beyanlarının Medenî Hukuk Ve Usul Hukuku Açısından Sonuçları, Ankara Barosu Dergisi, 1990,S. 1.

  • Kira Bedelinin Zamanında Ödenmemesi Sebebiyle Çekilen İki Haklı İhtarın Niteliği İle Buna Bağlı Yargıtay İçtihatlarının Eleştirisi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1989, S: 6.

  • Taşınmaz Hukuku Açısından Yapı Kooperatiflerinde Amaç Gerçekleşmeden Ortaklara Arsa Dağıtabileceğine İlişkin Ana Sözleşme Hükümlerinin Değerlendirilmesi Ve Kooperatifler Kanunu İle Kat Mülkiyeti Kanunu Hükümlerinin Çatışmasından Doğan Hukukî Sorunlar, Ankara Barosu Dergisi, 1990, S.4.

  • Kooperatifler Kanunu Değişikliği Ve Yeni Örnek Ana Sözleşmeler Karşısında Türk Borçlar Ve Ticaret Hukuku Açısından Konut Yapı Kooperatiflerinde Ortaklık Payı Dışındaki Ödemelerin Niteliği İle Bu Borçlarda Temerrüdün Hüküm Ve Sonuçları, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1990, S. 4.

  • Kat İrtifakında Yönetim, Adalet Dergisi
  • 3476 Sayı Son Kooperatifler Kanunu Değişiklikleri Karşısında Kooperatiflerin Taşınmaz Alımı Ve Satımı İşlemlerinin Ticaret Hukuku Ve Medenî Hukuk Açısından Değerlendirilmesi, Ankara Barosu Dergisi, 1989, S. 5.
  • Kat Mülkiyetinde Bahçenin Niteliği Ve Ortak Yer- Eklenti Ayrımı İçerisindeki Yeri, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1990, S. 1.

  • Kat Mülkiyetine Bağlı Eklentiler Ve Bu Konudaki Taahhüt İşlemlerine Yönelik Hüküm Temelsizliği, Adalet Dergisi, 1990, S. 4.

  • Semenin Aralıklı Olarak Ödendiği Satım Akdinde Temerrüt Nedeniyle Fesih Sonucu Kısmi Tediyenin Satıcıda Kalacağına İlişkin Şartların Hukukî Sonuçları, Türkiye Noterler Birliği dergisi , 1990, S. 65.

  • Devre Mülk Hakkı Ve Bu Konuda Noterlerin İşlevi, Türkiye Noterler Birliği, 1989, S. 62.

  • 3476 Sayılı Son Kooperatifler Kanunu Değişiklikleri Karşısında Ana Sözleşmenin İntibakı Ve Hukukî Sonuçları, Ankara Barosu Dergisi, 1989, S: 3.

  • Arsa Payı İnşaat Sözleşmeleri Konusunda Uygulama Hataları, İstanbul Barosu Dergisi, 2013, S. 1 (Dr. Tuba Akçura Karaman İle).

  • Avukatlık Ücretine İlişkin Kamulaştırma Kanununda Yer Alan Düzenlemelere Yönelik Eleştiriler, Legal, 2013, S. 128 (Av. Sezgi Cihan Ernas İle).

  • Arsa Payının Düzeltilmesi Davasına İlişkin Hüküm Ve Sonuçlar, 2013 (Av. Berna Çakmak İle Beraber).

Türkiye’den ve Dünyadan Hukuk Fakülteleri

0
Harvard University Faculty of Law

The Negotiator- Arabulucu

0
The Negotiator

Vizyon Tarihi : 13 Kasım 1998
Yapımı           : 1998 – Almanya ,  ABD
Süre               : 140 Dak.
Yönetmen     : F. Gary Gray
Senaryo         : James DeMonaco,  Kevin Fox
Yapımcı         : Arnon Milchan,  David Hoberman
Oyuncular     : Samuel L. Jackson, Kevin Spacey, Paul Giamatti,David Morse, Dean Norris

 

Bir rehine kurtarma uzmanı olan Danny Roman hiçbir suç işlememesine rağmen polis tarafından ele geçirilmeye çalışılmaktadır. İspatlamaya çabalıyor olsa da, bir türlü suçsuzluğunu kanıtlayamamaktadır. Tek çaresi bir şekilde insanların onu dinlemesini sağlamaktadır. Bu nedenle Danny birilerini rehin almak durumundadır. Meslektaşı olan polis Chris Sabian’la görüşmek ister. Sabian, kendini her türlü sonuca gebe olan bir düşünsel çatışmanın ortasında bulur. Samuel L. Jackson, Kevin Spacey ve David Morse gibi oyuncuların başrollerinde boy gösterdiği The Negotiator’ın yönetmenliğini The Italian Job ve Law Abiding Citizen gibi filmlerle de tanınan F. Gary Gray üstleniyor. Usta yönetmen, sinematografik anlamda mükemmel bir kurgu yaparak oyuncuların övgüyü hak edecek performans sergilemelerini sağlamıştır. Aksiyon filmlerine özgü hareketli sahnelerin içine yerleştirilen insan manzaraları ve kişisel dramlar filme büyük güç katıyor. En zor zamanda bile müzakere ve diyalog kanallarının açık tutulması gerektiği ise yönetmenin bir başka mesajı. Suç, ihanet, entrika, polisiye ve dramın iç içe geçmiş halini görüyor izleyici. Usta oyunculara rollerinin gereğini tam olarak veren diğer oyuncular eşlik ediyor.

Polis helikopterleri, şehrin merkezinde, içinde Chicago Polisinin İç İlişkiler Bürosunun da bulunduğu binasının 20. Katını saralar. S.W.A.T ın adamları, ateş hattındaki İç İlişkiler Bürosunun şefi Danny Roman ve adamlarına nişan almış beklemektedir. Roman, bir rehine kurtarma uzmanıdır. İşlemediğini ispatlayamadığı bir cinayet ve zimmet suçlamasıyla hayatı alt üst olmuştur. Haklı olduğunu kanıtlayabilmesi için tek çare, en iyi bildiği yolla kendisinin dinlenmesini sağlamaktadır. Danny böylece, birilerini rehin alır. Bu durumda onu bütün dünyanın dinleyeceğini bilir. Bilir, çünkü kendisi de kurtarıcısıdır. Danny nin onu dinleyecek birine ihtiyacı vardır. Kendisi gibi saygın bir rehine kurtarıcısı ve polis olan Chris Sabian dan arabuluculuk etmesini ister. Sabian böylece, her an kontrolden çıkabilecek bu durumu değiştirmek için hazırlıklara başlar.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-19403/

https://www.sinemalar.com/film/1704/arabulucu

Hukuk Fakülteleri Profesör Sayıları

0
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Hukuk Fakülteleri Profesör Sayıları

FAKÜLTE PROFESÖR SAYISI
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ 31
MARMARA ÜNİVERSİTESİ 28
ANKARA ÜNİVERSİTESİ 25
GAZİ ÜNİVERSİTESİ 18
İHSAN DOĞRAMACI BİLKENT ÜNİVERSİTESİ 15
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ 13
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ 12
BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ 12
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ 11
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ 10
İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ 9
GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ 9
ATILIM ÜNİVERSİTESİ 8
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ 8
ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ 8
İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ 8
İSTANBUL ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ 8
İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ 8
YAŞAR ÜNİVERSİTESİ 7
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ 6
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ 6
DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ 6
KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ 5
OKAN ÜNİVERSİTESİ 5
BEYKENT ÜNİVERSİTESİ 5
ÖZYEĞİN ÜNİVERSİTESİ 5
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ 5
MALTEPE ÜNİVERSİTESİ 5
ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ 5
İSTANBUL SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİ 5
KOÇ ÜNİVERSİTESİ 5
İSTANBUL YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ 5
KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ 4
İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ 4
ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ 3
DİCLE ÜNİVERSİTESİ 3
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ 3
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ 3
ÇAĞ ÜNİVERSİTESİ 3
HASAN KALYONCU ÜNİVERSİTESİ 3
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ 3
İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ 3
MEF ÜNİVERSİTESİ 3
UFUK ÜNİVERSİTESİ 3
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ 2
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ 2
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ 2
FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ 2
İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ 2
TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ 2
İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ 2
ULUSLARARASI ANTALYA ÜNİVERSİTESİ 2
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ 1
SAKARYA ÜNİVERSİTESİ 1
KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ 1
YALOVA ÜNİVERSİTESİ 1
GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ 1
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ 1
İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ 1
AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ 1
TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ 1
NECMETTİN ERBAKAN 1
ANTALYA BİLİM ÜNİVERSİTESİ 1
İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ 1
ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ 1

Hukuk Fakülteleri Giriş Puanları 

0
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

 2016-2017 Puan Sıralaması

ÜNİVERSİTE ADI BÖLÜMÜN ADI KON. YER. EN

KÜÇÜK

BAŞARI

SIRASI*

EN

BÜYÜK

Galatasaray Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi 26 26 527,11601 87 546,95863
Koç Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 521,12704 149 542,45850
İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 520,86057 155 541,97821
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 10 10 519,01556 178 530,71195
Yeditepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 18 18 509,60255 407 520,22248
İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 20 20 503,18968 664 517,51772
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%75 Burslu) 5 5 501,79324 739 516,34315
Bahçeşehir Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 500,67168 807 520,16302
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 487,08907 1.910 517,08863
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 482,22822 2.520 497,69986
Özyeğin Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 480,37573 2.790 517,46951
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 667 667 469,38865 4.900 535,26245
Kto Karatay Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 465,80436 5.780 518,40257
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 615 615 463,27431 6.540 517,23825
Kadir Has Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 461,73902 7.020 514,50359
Hacettepe Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi 205 205 460,01354 7.580 498,75919
Marmara Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi 410 410 453,01644 10.300 477,55022
Uluslararası Antalya Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 5 5 451,78782 10.800 514,10565
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (İÖ) 410 410 451,05280 11.100 501,24438
Gazi Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi 513 513 450,46294 11.400 483,22404
Başkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 13 13 449,90664 11.700 467,59250
İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 12 12 448,84063 12.200 483,95193
Marmara Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (İÖ) 410 410 446,24642 13.500 457,68781
Çankaya Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 446,06889 13.600 455,28137
Türk-Alman Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi 39 39 445,00895 14.100 463,43760
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 444,26785 14.500 497,71170
Mef Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 443,54477 15.000 461,55310
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi 185 185 443,43977 15.000 453,97762
Dokuz Eylül Üniversitesi (İzmir) Hukuk Fakültesi 513 513 443,26324 15.100 499,21675
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 19 19 443,26307 15.100 453,22663
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 443,18881 15.200 474,10566
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 18 18 443,18624 15.200 501,13626
Koç Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 76 76 441,99482 15.900 520,71356
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 13 13 441,62640 16.200 480,36965
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 441,51539 16.300 452,51503
Atılım Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 441,08814 16.500 481,86481
Anadolu Üniversitesi (Eskişehir) Hukuk Fakültesi 410 410 440,41261 16.900 474,05092
Yaşar Üniversitesi (İzmir) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 18 18 440,51513 16.900 474,29512
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi 82 82 439,34442 17.600 448,88039
Beykent Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 19 19 439,17515 17.700 445,74477
Yaşar Üniversitesi (İzmir) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 4 4 439,22937 17.700 440,40198
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (UOLP-Köln Üniversitesi) (Tam Burslu) 3 3 438,67840 18.000 473,37589
Selçuk Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi 308 308 438,28683 18.300 478,33407
Doğuş Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 9 9 437,71642 18.600 445,73867
Özyeğin Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 20 20 437,29082 18.900 485,91678
Uludağ Üniversitesi (Bursa) Hukuk Fakültesi 205 205 437,35246 18.900 458,20653
Akdeniz Üniversitesi (Antalya) Hukuk Fakültesi 205 205 437,16054 19.000 482,41797
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 436,97988 19.100 442,65632
Ufuk Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 436,91836 19.200 445,00684
Başkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 19 19 436,69465 19.300 448,17394
Maltepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 436,01726 19.800 450,55690
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 14 14 435,24478 20.400 441,02838
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi 308 308 435,20465 20.400 464,66046
Yeni Yüzyıl Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 8 8 434,97493 20.600 436,88561
Yaşar Üniversitesi (İzmir) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 8 8 434,62801 20.800 438,42702
Okan Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 434,34617 21.000 446,23688
İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 120 120 433,28869 21.700 501,29480
Erciyes Üniversitesi (Kayseri) Hukuk Fakültesi 205 205 433,17598 21.800 485,54044
Çukurova Üniversitesi (Adana) Hukuk Fakültesi 205 205 433,11619 21.900 463,42453
Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi 257 257 431,54533 23.100 456,35297
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi 175 175 430,62430 23.800 449,70979
Selçuk Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi (İÖ) 308 308 430,21541 24.100 438,25771
Yeditepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 50 50 429,59188 24.600 501,40931
Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi 205 205 429,22334 24.900 440,34486
Süleyman Demirel Üniversitesi (Isparta) Hukuk Fakültesi 205 205 428,58644 25.400 465,09153
İnönü Üniversitesi (Malatya) Hukuk Fakültesi 205 205 427,56478 26.300 454,22229
Karadeniz Teknik Üniversitesi (Trabzon) Hukuk Fakültesi 257 257 426,92460 26.800 468,60341
Kto Karatay Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi (%75 Burslu) 16 16 426,83886 26.900 458,30390
Afyon Kocatepe Üniversitesi (Afyonkarahisar) Hukuk Fakültesi 103 103 426,69815 27.000 445,03270
Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi 205 205 426,23557 27.400 480,82910
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (Samsun) Ali Fuad Başgil Hukuk Fakültesi 205 205 426,15417 27.400 448,11715
Çağ Üniversitesi (Mersin) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 19 19 426,14147 27.500 436,48184
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Gaziantep) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 15 15 425,97442 27.600 464,57088
Çankaya Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 40 40 425,77419 27.800 436,56077
Başkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 20 20 425,62824 27.900 436,50282
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi (İÖ) 175 175 425,44150 28.100 435,58648
Atatürk Üniversitesi (Erzurum) Hukuk Fakültesi 257 257 424,81648 28.600 482,38901
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 32 32 424,27201 29.000 444,07193
Ufuk Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 5 5 424,30808 29.000 425,71699
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 33 33 423,68223 29.600 441,72973
Dicle Üniversitesi (Diyarbakır) Hukuk Fakültesi 257 257 423,46129 29.800 470,19391
Kto Karatay Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 16 16 422,92772 30.200 426,68558
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 27 27 422,59376 30.500 433,49576
Atatürk Üniversitesi (Erzurum) Hukuk Fakültesi (İÖ) 154 154 422,33365 30.800 444,60129
Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi 308 308 421,85824 31.200 456,76886
Ufuk Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 5 5 421,87145 31.200 424,28338
Kadir Has Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 30 30 421,67308 31.400 438,52458
Doğu Akdeniz Üniversitesi (Kktc-Gazimağusa) Hukuk (Tam Burslu) 20 20 421,56151 31.500 428,34619
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Gaziantep) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 7 7 421,36960 31.700 424,13417
Yakın Doğu Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 420,60713 32.400 423,16366
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 52 52 420,24882 32.700 439,85011
Çağ Üniversitesi (Mersin) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 23 23 420,00901 32.900 425,30497
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 419,61521 33.300 427,28139
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 44 44 418,80802 34.000 442,79817
Girne Amerikan Üniversitesi (Kktc-Girne) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 16 16 418,86213 34.000 421,76042
Lefke Avrupa Üniversitesi (Kktc-Lefke) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 20 20 418,85817 34.000 422,13604
Girne Üniversitesi (Kktc-Girne) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 5 5 418,36315 34.500 419,55055
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 10 10 418,24037 34.600 424,03862
Maltepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 10 10 418,11403 34.700 433,04792
Uluslararası Antalya Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 15 15 418,16130 34.700 433,84367
Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (Tam Burslu) 12 12 416,93855 35.900 418,67358
Türk-Alman Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi 17 17 416,83795 36.000 452,53972
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (%75 Burslu) 12 12 416,58363 36.200 418,74960
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Gaziantep) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 15 15 415,61585 37.200 420,31019
Lefke Avrupa Üniversitesi (Kktc-Lefke) Hukuk Fakültesi (%75 Burslu) 16 16 415,46739 37.300 418,55860
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 62 62 412,47297 40.500 438,99973
Bahçeşehir Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 40 40 411,87303 41.100 448,62792
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 48 48 411,88712 41.100 423,93747
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 65 65 411,68493 41.300 422,42589
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (UOLP-Köln Üniversitesi) (%50 Burslu) 3 3 411,48645 41.500 431,05689
Mef Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 32 32 410,06597 43.100 431,05065
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 48 48 408,63604 44.700 415,77149
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 65 65 405,87460 47.800 420,22073
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 120 120 405,29372 48.600 440,94712
Başkent Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 78 78 403,61262 50.500 425,15863
Okan Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 90 90 403,66154 50.500 421,37625
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 4 4 403,30735 50.900 403,71828
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 38 38 402,60858 51.700 423,59082
Çağ Üniversitesi (Mersin) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 76 76 401,94421 52.600 419,87886
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 32 32 401,51585 53.100 409,71234
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%50 Burslu) 39 39 400,55064 54.300 416,02584
Doğuş Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 30 30 396,91606 59.100 419,32802
Çankaya Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 130 130 396,00320 60.300 421,56422
Kto Karatay Üniversitesi (Konya) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 112 112 395,26216 61.300 420,38545
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 44 44 393,27537 64.100 417,25042
Kadir Has Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 32 32 393,20101 64.300 417,89052
Uluslararası Antalya Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 30 30 390,48173 68.100 417,32026
Yaşar Üniversitesi (İzmir) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 154 154 388,90573 70.400 434,28851
İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 56 56 388,22522 71.500 405,18338
Maltepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 35 35 385,94075 75.100 405,29340
Çağ Üniversitesi (Mersin) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 67 67 385,26443 76.100 401,36686
Yeni Yüzyıl Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 70 70 383,89632 78.200 406,90600
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Gaziantep) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 113 113 381,53347 82.000 412,22088
Özyeğin Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 120 120 379,89110 84.600 433,33140
Lefke Avrupa Üniversitesi (Kktc-Lefke) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 164 164 379,43449 85.300 413,60959
Atılım Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 180 180 377,52046 88.500 411,41884
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 100 100 376,76097 89.700 411,75747
İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 109 109 375,40003 92.100 428,60991
Bahçeşehir Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 140 84 98.000 433,36911
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 50 50 371,68869 98.400 401,05588
Ufuk Üniversitesi (Ankara) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 170 170 367,18302 107.000 414,58434
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 180 180 366,62119 108.000 446,50419
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 100 100 364,77095 111.000 407,86958
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (UOLP-Köln Üniversitesi) (%25 Burslu) 9 9 364,06975 113.000 398,62978
Doğuş Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 49 49 363,14672 114.000 396,16681
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 52 52 362,73735 115.000 397,09758
Okan Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 90 90 363,01130 115.000 402,08884
Özyeğin Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 40 40 362,05121 116.000 420,15408
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 120 120 359,72943 121.000 407,26007
Beykent Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 171 171 358,73020 123.000 410,75638
Mef Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 112 112 358,11615 124.000 409,19447
Yeditepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 107 107 357,77940 125.000 428,95078
Kadir Has Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 82 82 356,91525 127.000 424,51267
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 120 120 352,70716 136.000 407,85340
Maltepe Üniversitesi (İstanbul) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 135 135 350,68951 140.000 387,40992
Girne Üniversitesi (Kktc-Girne) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 15 1 143.000 349,27116
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 35 35 348,69799 145.000 357,79202
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ücretli) 56 56 346,94826 149.000 392,75604
Girne Amerikan Üniversitesi (Kktc-Girne) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 144 26 149.000 392,37831
Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (%25 Burslu) 108 108 346,74600 149.000 406,54184
Doğu Akdeniz Üniversitesi (Kktc-Gazimağusa) Hukuk (Ücretli) 180 178 150.000 413,59661
Yakın Doğu Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa) Hukuk Fakültesi (Ücretli) 180 72 150.000 395,16413

 

Kıta Avrupası Hukuk Sistemi

0

Kıta Avrupası Hukuk Sistemi, diğer adıyla Kara Avrupası Hukuk Sistemi, kaynağını Roma Hukukundan almaktadır.  Roma Hukuku, İsviçre gibi bütün Avrupa ülkelerinin hukuklarını etkilemiş, Avrupa Hukukunun oluşmasına da temel olmuştur.  Kıta Avrupası Hukuku, Anglosakson Hukuk Sisteminden farklı olarak yazılı hukuk kurallarına ve kodifikasyona dayanmaktadır.

Bahri ÖZTÜRK

0
Bahri Öztürk

Prof. Dr. Bahri Öztürk, Denizli’nin Kızılhisar ilçesinde doğmuş, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmiş ve Hukuk Fakültesini dereceyle bitirmiştir.

Prof. Dr. Bahri Öztürk, 31 Ocak 1977 tarihinde mezun olduğu fakültenin Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Kürsüsüne asistan olarak tayin olmuştur.  Öztürk, 1984 yılında yardımcı doçent olarak İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girmiştir.

Öztürk, 1983 yılında, Heidelberg Hukuk Fakültesinde hazırladığı “ Suç Muhakemesi Hukukunda Gaiplik” konulu tezi ile doktora unvanını kazanmıştır.

Öztürk, 1989 yılında Freiburg Max-Planck- Enstitüsünde yazdığı Kovuşturma Mecburiyeti (Hazırlık Soruşturması) konulu tezi ile doçent olmuş, 1994 yılında da, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku başlıklı eseri ile profesör olmuştur.

Bahri Öztürk, Mayıs 1993- 25 Aralık 1995 tarihleri arasında DEÜ Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcılığı, 25 Aralık 1995- Haziran 1997 tarihleri arasında ise DEÜ Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü yapmıştır.

1994 de Viyana Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak çalışan Öztürk, 1996’da Avrupa Organize Suçlulukla Mücadele Grubu Üyesi olan ve aynı yıl Leipzig- Trier- İzmir ve Giessen Hukuk Fakültelerinin Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalları arasında sürekli ve somut bir işbirliğinin oluşturulmasına öncülük etmiş, 2002, 2003 ve 2004 yılında Giessen Justus Lİebig Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak çalışmıştır.

Prof. Dr. Bahri Öztürk, çocuk suçluluğu konusunda oluşturulan Avrupa Birliği projesinde İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni temsil etmiş, İKÜ, Leipzig ve Giessen Hukuk Fakülteleri arasında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında genç ceza hukukçularını ve insan hakları hukukçularını destekleme programını kurmuştur.

Yeni Türk Ceza Kanunlarının hazırlanmasında katkı yapan Öztürk, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürü olarak 2006 yılına kadar üç yıl süreyle çalışmış ve İKÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku öğretim üyeliği yapmıştır.

Öztürk’ün çok sayıda yayını ve bilimsel çalışması bulunmaktadır.

Bahri Öztürk’ün Yayınlanmış Eserleri 

Ceza Muhakemesi HukundaKoruma Tedbirleri

Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku

Ana HatlarıylaCeza Muhakemesi Hukuku

Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı

UygulamalıCeza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku

Bahri-Ozturk-3.-Yilinda-Yeni-Ceza-Adaleti-Sistem

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu

0

Bu Kanunun amacı, işçi ve işveren sendikaları ile konfederasyonların kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını belirlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapmalarına, uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemelerine, grev ve lokavta başvurmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kuruluşlar, bu Kanundaki kuruluş usul ve esaslarına uyarak önceden izin almaksızın kurulur. Sendikalar kuruldukları iş kolunda faaliyette bulunur. Kamu işveren sendikalarının, aynı iş kolundaki kamu işverenleri tarafından kurulması ve faaliyette bulunması şartı aranmaz.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Bir iş yerinin girdiği iş kolunun tespiti Bakanlıkça yapılır. Bakanlık, tespit ile ilgili kararını Resmi Gazete’de yayımlar. Bu tespite karşı ilgililer, kararın yayımından itibaren on beş gün içinde dava açabilir. Mahkeme iki ay içinde kararını verir. Kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.Yeni bir toplu iş sözleşmesi için yetki süreci başlamış ise iş kolu değişikliği tespiti bir sonraki dönem için geçerli olur. İş kolu tespit talebi ve buna ilişkin açılan davalar, yetki işlemlerinde ve yetki tespit davalarında bekletici neden sayılmaz. İş kolu değişikliği yürürlükteki toplu iş sözleşmesini etkilemez.

Fiil ehliyetine sahip ve fiilen çalışan gerçek veya tüzel kişiler sendika kurma hakkına sahiptir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve kaçakçılık suçlarından birinden mahkumiyeti bulunanlar sendika kurucusu olamaz.

Huriye Kubilay

0
Huriye Kubilay

Prof.Dr.Huriye Kubilay 21.10.1955 İzmir’de doğmuş, ilk, orta ve lise eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra 1972 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1976 yılı Haziran döneminde mezun olmuştur.

Prof.Dr.Huriye Kubilay, İzmir Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak avukat unvanını almış, 1978 yılında, Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kurucu kadrosunda asistan olarak akademik yaşamına başlamış, 1985 yılında, Prof.Dr. Ünal Tekinalp danışmanlığında hazırladığı “Hisse Senetleriyle Değiştirilebilir Tahviller” konulu tezini başarıyla savunmuş; İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından kendisine “Ticaret Hukuku Doktoru” unvanı verilmiştir.

Akademik Kariyeri

Prof.Dr.Huriye Kubilay, 1986 yılında Yardımcı Doçent, 1992 yılında Doçent ve 2001 yılında Profesör unvanını almıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde otuziki yıl, Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı, Deniz Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı, Dokuz Eylül Üniversitesi Senato üyeliği, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcılığı, Hukuk Fakültesi Dekan Vekilliği, Dekan Yardımcılığı, Fakülte Kurulu üyeliği, Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini yapmıştır.

Prof.Dr.Huriye Kubilay, 2011 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Dekan olarak atanmış olup halen bu görevini sürdürmektedir.

Kubilay, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu Hazırlık Komisyonu üyesi olarak görev yapmış, yeni Türk Ticaret Kanunu’nun tanıtımı amacıyla Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Ege Bölgesi ticaret odalarında ve İzmir Ticaret Odası’nda ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde pek çok konferans vermiştir.

Sigortacılık Tahkim Komisyonu sigorta hakemi olarak görev yapan Prof.Dr.Huriye Kubilay, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB),İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri Deniz Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Odası asıl hakem listesinde yer almaktadır.

Prof.Dr.Huriye Kubilay, Hazine Müsteşarlığı, Sigortacılık Eğitim Merkezi (SEGEM) eğitmeni ve Dokuz Eylül Üniversitesi Aile Araştırma ve Uygulama Merkezi (ALAUM)Danışma Kurulu üyeliği görevlerini sürdürmektedir.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi olarak kurulmuştur.

Ege Üniversitesinde bir Hukuk Fakültesi kurma düşüncesi, Kurucu Rektör Ord. Prof. Dr. Muhiddin EREL zamanında 1959 yıllarında başlamıştır. Üniversitede Hukuk Fakültesi’ni kurma girişimleri İkinci Rektör, Prof. Dr. Mustafa ULUÖZ ve sonraki rektörler tarafından da devam ettirilmiştir. Ege Üniversitesi Senatosunun, üniversitenin gelişimini planlama konusunda kurduğu komisyonun raporu 1966 ‘da görüşülmüş ancak Hukuk Fakültesi kurulması mümkün olmamıştır.

Prof. Dr. İsmet KÖKTÜRK ve Prof. Kemal KARHAN’ın, Hukuk Fakültesi kurulması için senatonun 1969’da önerge üzerine Rektör Prof. Dr. M. ULUÖZ başkanlığında bir komisyon kurulmuştur. Senatonun 1971 oturumunda da Hukuk Fakültesi açılması kararı sonuçsuz kalmıştır.

Rektör yardımcısı Prof. Dr. Mahmut BİRSEL’in Hukuk Fakültesi açılması için verdiği 1973 tarihli önergesi ile yeni bir komisyon kurulmuş, bu komisyonun raporu, senatonun 1975 tarihli oturumunda görüşülerek Hukuk Fakültesi açılma teklifi kabul edilmiş ve üst makamlara sunulacak gerekçeyi hazırlamak üzere Prof. Dr. Yusuf VARDAR başkanlığında Prof. Dr. Mahmut BİRSEL, Prof. Dr. Cengiz PINAR, Prof. Dr. İrfan BAŞTUĞ ve Prof. Dr. Kudret AYİTER’den oluşan bir komisyon kurulmasına karar verilmiş, çalışmalar devam etmiş, Ege Üniversitesi Senatosu 1977 tarihinde Hukuk Fakültesinin açılması yönünde karar vermiştir.

İzmir’de Mithatpaşa Caddesi Karataş Semtinde Kız Lisesi’nin Karşısında ve deniz kenarında özel yüksek okul binası olarak inşa edilen, daha sonra Adliye ve Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak kullanılan 178 nolu binanın ilk üç atını Ege Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü ,Hukuk Fakültesine tahsis etmiştir. Fakülte 15 Kasım 1978 tarihinde sade bir törenle öğretime açılmıştır.

İlk Öğretim Kadrosu

Fakülteye tahsis edilen kadrolarda Prof. Dr. Mahmut BİRSEL, Prof. Dr. Hüseyin TİMUR, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Kemal OĞUZMAN ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Kudret AYİTER yer almış ve fakülte kurulu oluşturulmuştur. İlk fakülte kurulunda Prof. Dr. Muhiddin ALAM dekan, Prof. Dr. Şükrü POSTACIOĞLU ile Prof. Dr. İrfan BAŞTUĞ da senato üyesi olarak seçilmiş, Hukuk Fakültesinde,  Hukuk Tarihi ve Roma Hukuku, Medeni Hukuk,Ticaret Hukuku, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Medeni Usul Hukuku ve İcra İflas Hukuku, Anayasa ve İdare Hukuku ve Ceza Hukuku ve Devletler Hukuku kürsüleri açılmıştır.

 

Üniversiteleri ve bağlı kuruluşlarını yeniden düzenleyen 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20 Temmuz 1982 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Ege Üniversitesi ikiye bölünmüş ve Hukuk Fakültesi yeni kurulan Dokuz Eylül Üniversitesine bağlanmıştır. Böylece Ege Üniversitesi yaklaşık yirmi yıllık bir uğraş sonunda sahip olduğu Hukuk Fakültesi’nden yoksun kalmıştır. Bu dönemde Prof. Muhittin ALAM  14.04.1978–21.04.1981 tarihleri arasında ve Prof. Dr. Turhan T. YÜCE 21.04.1981 – 20.07.1982 tarihleri arasında dekanlık yapmıştır.

 

Abuzer KENDİGELEN

0

07 Temmuz 1964 tarihinde Gümüşhane’de doğdu. İlk ve orta öğrenimimi Gümüşhane’de tamamladı. 1981 yılında Gümüşhane Lisesi’ni birincilikle bitirdi.

Aynı yıl kazandığı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1985 yılında birincilikle mezun oldu.

1986 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı’na Araştırma Görevlisi olarak atandı.

1985 yılında İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde başladığı Yüksek Lisans eğitimini, 1987 yılında oybirliği ile kabul edilen “Kollektif Ortaklığın Anonim Ortaklığa Dönüştürülmesi” konulu tez ile bitirdi.

Bunu takiben kaydolduğu doktora programının seminer ve derslerini 1988 yılında tamamladı ve Şubat 1989’da girdiği doktora yeterlilik sınavını oybirliği ile başardı. Doktora tezine ilişkin çalışmaların bir bölümünü, 1990-1992 yılları arasında Alman Akademik Mübadele Kurumu’ndan (DAAD – Deutscher Akademischer Austauschdienst) kazandığı burs sayesinde, Münih Ludwig Maximillians Üniversitesi, Ticaret – Ekonomi ve İş Hukuku Enstitüsü’nde sürdürdü. Doktora çalışmasını 13 Nisan 1994 tarihinde savunduğu ve oybirliği ile kabul edilen “Anonim Ortaklık Payı Üzerinde İntifa Hakkı” konulu doktora tezi ile tamamladı.

1995’ten sonra da, özellikle yaz aylarında Almanya ve İsviçre’nin çeşitli üniversitelerinde bilimsel araştırmalar yaptı ve “Anonim Ortaklıkta Yönetime Katılma Haklarında İmtiyaz” konulu çalışmayı (doçentlik takdim tezini) hazırladı. Aralık 1999’daki sınav sonrasında Doçent unvanını kazandı ve Ağustos 2000’de Doçentlik kadrosuna atandı. 2004 yılında kaleme aldığı “Çek Hukuku” başlıklı monografik çalışmanın ardından, 2005 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalına “Profesör” olarak atandı.

1995 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak atandıktan itibaren, İ.Ü. Hukuk Fakültesinin yanı sıra, Adalet Yüksek Okulu ile İktisat Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesinde Ticaret Hukuku (Ticari İşletme Hukuku / Kıymetli Evrak Hukuku ve Şirketler Hukuku; ayrıca Rekabet Hukuku) dersleri verdi. Ayrıca İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde açılan Özel Hukuk yüksek lisans ve doktora programında dersler verdi ve yüksek lisans ile doktora tezlerinde jüri üyesi, danışman olarak görev yaptı. Danışmanlığında toplamda yirminin üzerinde yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmış ve savunularak, başarılı bulunmuştur.

1999-2000 öğretim yılında iki dönem dekan yardımcılığı görevinde bulundu. 2004-2005 yıllarında Fakülte ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Mart 2010 tarihinden buyana yeniden Fakülte Yönetim Kurulu üyesi olarak görevlendirildi. Ayrıca 2010-2017 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Etik Kurulu kurucu üyesi ve başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

Kendigelen, 2016 yılında “sosyal bilimler alanı temsilcisi” olarak İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu üyeliği ile yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu Başkanlığına getirilmiş, 2017 yılında ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olmuştur.

Hâlen İ.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalında Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini devam ettirmektedir.

Almanca bilmektedir. Evli ve üç kız babasıdır.

Avrupa Parlamentosu

0

Avrupa Parlamentosu, AB kurumları içinde doğrudan halk tarafından seçilen organdır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşları olan Avrupa vatandaşları beş yılda bir yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilirler. Son Parlamento seçimi 2014 yılında yapıldı. Parlamento, bugün için Avrupa Birliği’ne üye 28 devletin toplamda 751 temsilcisinden oluşuyor. Bu rakam, 750 üye ve bir Başkanı içeriyor. Hangi üye devletin kaç parlamenter ile temsil edileceği üye devletlerin nüfuslarına göre tespit edilir.

Avrupa Parlamentosu, üye devlet vatandaşlarının demokratik menfaatlerini ve siyasi görüşlerini temsil eden bir organdır. Bundan dolayı, Avrupa Parlamentosu’nda üyeler ülkelerine göre değil, siyasi görüşlerine göre grup oluştururlar. Parlamenterler ülkelerini değil, kendilerine oy veren Avrupa vatandaşlarının siyasi görüşlerini temsil ederler. Avrupa Parlamentosu’nda, bugün için 8 siyasi parti grubu ve bağımsız üyeler yer almaktadır.

Parlamento Genel Kurulu kural olarak Strazburg’da toplanır. Parlamento’nun siyasi grupları ve komiteleri Brüksel’de toplanır, sekretaryası ise Lüksemburg’dadır. Parlamento’ya görüşülmek üzere gelen konular öncelikle farklı görev alanlarına sahip 24 adet komiteden konuyla ilgili olanında tartışılır ve ulaşılan sonuç, bir raporla Genel Kurul’a sunulur. Genel Kurul’daki görüşmeler de bu çerçevede yapılır.

Parlamento, Konsey ile birlikte yasama yetkisini paylaşır. Üye devletleri bağlayacak hukuki düzenlemelerin kabul edilebilmesi genel kural olara hem Avrupa Parlamentosu ve hem de Konsey’in onayı ile mümkün olur. Bazı konularda ise sadece danışma organı niteliğindedir, görüşleri bağlayıcılık taşımaz. Bu alanların en önemlisi dış politika konularıdır. Avrupa Birliği bütçesini Konsey ile birlikte yapan Avrupa Parlamentosu’nun diğer Avrupa Birliği kurumları üzerinde siyasi denetim yetkisi vardır. Parlamento Komisyon’a sözlü ve yazılı soru sorabilir, soruşturma komiteleri kurabilir, şikayet dilekçesi kabul edebilir, Komisyonu güvensizlik oyuyla ve 2/3 çoğunlukla heyet halinde istifaya zorlayabilir. Komisyon Başkanı’nın ve heyet halinde Komisyon’un göreve atanmasında da güvenoyu aranır. Avrupa Ombudsmanı’nın atanması ve sunduğu raporlar aracılığıyla da Birliğin kurumları üzerindeki denetim yetkisini kullanabilir.

Parlamentonun resmi sayfasına ulaşmak için lütfen tıklayınız.

 

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun

0

KANUN NUMARASI : 6136

KABUL TARİHİ : 10.07.1953

  MADDE 1 – (Değişik: 12/6/1979 – 2249/2. md.) Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması bu kanun hükümlerine tabidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [570.56 KB]

MADDE 2 – (Değişik: 23/6/1981 – 2478/1. md.) (Değişik: 12/5/1988 – 3448/1. md.) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Mili İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının ihtiyaçları ile Savunma Sanayii Geliştirme Ve Destekleme İdaresi Başkanlığınca, kamu kurumlarına ve bu Kanuna göre silah taşımaya hak kazanmış hakiki şahısların uygun görülen taleplerini karşılamak için yurt dışından yapılacak alımlar ve 6551 Sayılı Barut ve Patlayıcı Maddelerle Silah ve Teferruatı ve Av Malzemesinin İnhisardan Çıkarılması Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan sair suç aletlerinin ülkeye sokulması yasaktır.

 

 Ancak; Bu hükmün uygulanmasında Ek 4 ncü maddeye bakınız.

A)Tek bir silaha ve bu silahın mermilerine mahsus olmak üzere;

1.Memleketimizde akredite olup diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanan kişilerin, (karşılıklı olmak koşuluyla)

2.Memleketimizdeki yabancı elçilik ve konsolosluklarda görevli olup da diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanmayan kişilerden gerek görüldüğü için Dışişleri Bakanlığınca öneriler ve İçişleri Bakanlığınca uygun görülenlerin, (karşılıklı olmak ve saptanan belirli tiplerden bulunmak koşulu ile)

 B)Resmi görevle yurtdışına giden kişilerden, gittikleri yabancı ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanları ya da Hükümet üyeleri yahut Genelkurmay Başkanları veya Kuvvet Komutanları tarafından veya hükümetleri adına, kendilerine silah ve mermi armağan edilenlerin, (silahın ve merminin armağan olarak verildiğinin belgelenmesi koşulu ile ve gümrük vergi ve resmi ödenmeksizin)

C)Memuriyetleri devamınca bir defaya ve tek bir silaha mahsus olmak üzere, Dış Temsilciliklerimizde elçi sınıfında olanlar ile konsolosların ve daimi görevlerde bulunan subaylarla güvenlik memurlarının,

Getirdikleri silah ve mermisinin yurda sokulmasına izin verilir.

(üçüncü ve dördüncü fıkralar Mülga: 22/11/1990-3684/6. md.) Yurt dışına kıt’a ile gönderilen subay ve astsubayların kimlik kartlarında kayıtlı silahları için yurda girişlerinde izin şartı aranmaz.

(Altıncı fıkra Mülga:22/11/1990-3684/6 md.)

MADDE 3 –  (Değişik: 12/6/1979-2249/4. md.) Memleket içinde ateşli silahlarla mermilerinin yapılması, Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı yapan hususi sanayii müesseselerinin kontrolü hakkındaki 3763, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu hakkındaki 5591 ve Barut ve Patlayıcı Maddelerle Silah ve Teferruatı ve Av Malzemesinin İnhisardan Çıkarılması Hakkındaki 6551 Sayılı Kanunların hükümlerine tabidir.

 

MADDE – 4 (Değişik: 12/6/1979-2249/5. md.) Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.

Bunlardan bir sanat veya mesleğin icrası için kullanılması zorunlu bulunanların yapımına İçişleri Bakanlığınca yapılacak bir yönetmelikte belirlenen kurallara göre izin verilir.

(Değişik fıkralar: 23/6/1981-2478/2. md.) Yalnız sporda kullanılan yivli ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz av tüfekleri ve mermilerinin, ev gereçlerinden olan veya tababet, sanayii, tarım, spor için kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılması, bu Kanun hükümlerine tabi değildir.

Avda veya sporda kullanılan her nevi ateşli yivli silahlar  bu Kanunun 7 nci maddesine göre ruhsata tabidir.

 

MADDE 5 – (Değişik:12/6/1979-2249/6.md.)Yurda sokulması ve yapımı yasaklanan ve 4 ncü maddenin 1 nci fıkrası kapsamına giren bıçak ve aletlerin satılması, satın alınması, taşınması ve bulundurulması yasaktır.

Bir sanat veya mesleğin icrası için kullanılmasına 4 ncü maddeye göre izin verilen bıçaklar bu yasağın dışındadır.

 

MADDE 6 – (Değişik: 22/11/1990-3684/1. md.) Bu kanun kapsamına giren silahlar için verilen taşıma ve bulundurma ruhsatları yenileme harcı alınmak şartı ile beş yıl için geçerlidir. Ruhsatların veriliş sebeplerinin ortadan kalkması halinde ruhsat sahibi durumu ruhsatı veren makama altı ay içinde bildirmekle yükümlüdür. Aksine hareket edenlere bir daha silah ruhsatı verilmez.

Ancak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Hükümet üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Başbakanlık ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarları, Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanı ve bu görevlerde bulunmuş olanların ruhsatlarında süre kaydı aranmaz.

Ruhsata bağlanmış silahlara ait yerli ve yabancı menşeili mermiler için ayrıca ruhsat aranmaz. Bu ruhsatlar mermiler için de geçerlidir.

Silah taşıma ruhsatları nereden verilmiş olursa olsun Ek 1 nci maddede sayılan yerler dışında geçerlidir.

Birden fazla silaha sahip olanlardan bu Kanun hükümlerine göre durumları silah taşımaya uygun olanlara istekleri halinde, mevcut silahlarının hepsi için ayrı ayrı taşıma ruhsatı verilir.

Ruhsatların renk, şekil, muhtevası ile diğer hususlar Yönetmelikte belirlenir.

 

MADDE 7 – (Değişik:23/6/1981- 2478/3. md.) Ateşli silahlar ancak;

1.(Değişik:26/11/1986-3323/1. md.)  Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar, Yasama organı üyeleri ile bu görevlerde bulunmuş olanlar,

2.Özel Kanunlarına göre silah taşıma yetkisine sahip bulunanlar,

3.Bakanlar Kurulu Kararı ile silah taşıyabileceklerine karar verilen Devlet, Belediye, Özel idare ve kamu iktisadi teşebbüsleri memur ve mensupları,

  1. A) (Değişik: 27/02/2000-4534/1) Mahkeme kararı ile ya da haklarında verilen mahkumiyet kararının sonucu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden tart  ve ihraç edilenler, rütbesinin geri alınmasına hükmolunanlar ile 926 Sayılı Kanunun 50 nci maddesinin (c) bendi, 3269 Sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 3466 Sayılı Kanunun 15 nci maddesi uyarınca disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebi ile ayırma işlemine tabu tutulanlar, 3269 Sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca başarısız görülenler ile 3466 Sayılı Kanunun 13 ve 16 ncı maddeleri uyarınca ilişikleri kesilenler veya 1402 Sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca emekli edilenler hariç olmak üzere emekli subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile mecburi hizmetini tamamlayarak istifa etmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan subay, astsubay ve uzman jandarmalar ve en az on yıl görev yapıp sözleşmelerinin uzatılmaması sonucu  veya kendi isteği ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan uzman erbaşlar,

B)Disiplin kurulları veya mahkeme kararı ile meslekten veya devlet memurluğundan çıkarılanlar yada haklarında verilen mahkumiyet kararı sonucu memuriyetle ilişiği kesilenler veya sicilen ya da 1402 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince emekli edilenler hariç olmak üzere,

  1. a) Vali, Vali Muavini, Kaymakam ve Bucak Müdürlüğünden veya mülki idare amirliği hizmetlerinden,
  2. b) Hakim, C.Savcısı ve C.Savcı Yardımcısı ile bu meslekten sayılanlardan,
  3. c) Emniyet hizmetleri sınıfına dahil kadrolarda çalışan personelden ,
  4. d) MİT hizmetleri mensuplarından,  Emekli olanlar
  5. Bakanlar Kurulunca çıkarılacak Yönetmelikte belirlenecek esaslara göre valiler tarafından verilecek izin vesikasını alanlar,

Taşıyabilirler veya mesken ya da işyerinde bulundurabilirler.

(Değişik: 27/02/2000-4534/1) 4 numaralı bendin (A) alt bendinden istifade edenler ilgili Kuvvet Komutanlıkları veya Jandarma Genel Komutanlığının kayıtlarına geçmek ve bu makamlarca verilen belgelere işlenmek şartıyla ateşli silah taşıyabilirler veya bulundurabilirler.  Bu şekilde düzenlenen belgeler, taşıma veya bulundurma izin belgesi yerine geçer.

1, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde sayılan kişilerin taşıyacakları veya bulunduracakları ateşli silahların taşınmasına veya bulundurmasına yetki veren kayıt ve belgeler harca tabi değildir.

1, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde sayılan kişilere ait silahlar hariç olmak üzere mesken veya işyerinde bulundurulmasına izin verilen ateşli silahlar için bulundurma vesikası düzenlenirken yürürlükteki Harçlar Kanunu hükümlerine göre bir defaya mahsus olmak üzere harç alınır.

Silah taşımaya yetki veren kimlik kartları ile belgelerin düzenlenmesi ve gerektiğinde yenilenmesi ya da geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikte düzenlenir.

(Değişik: 27/02/2000-4534/1) Ateşli silahlarla işlenen cürümlerden hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlara (bu maddenin birinci  fıkrasının 1 numaralı bendinde sayılanlar hariç); affa uğramış olsalar bile hiçbir suretle ateşli silah taşıma ya da bulundurma izni verilemez.

 

MADDE 8 – Lüzum görülen mıntıkalarda Vekille Heyeti kararı ile Valiler tarafından halka silah bulundurma ve taşıma müsaadesi verilebileceği gibi toplu silah aranması da yapılabilir.

 

MADDE 9 – Ateşli silah taşımak müsaadesine haiz olanlar, bu silahları resmi ruhsatı haiz bulunanlardan başkasına satamayacakları gibi muvakkaten de olsa başkalarına veremezler.

Silah bulundurma ve taşıma ruhsatına haiz olan kimsenin bu silahla suç işlenmesi veya silahın muhafazasındaki ihmal ve kusuru neticesi başkaları tarafından bir suç işlenmesi veya intihar ve intihara teşebbüs edilmesi halinde silah vesikası geriye alınır ve bir daha bulundurma ve taşıma izni verilmez.

 

MADDE 10 – (Değişik :23/6/1981-2478/4. md.) Mahkemelerce zoralımına karar verilen veya güvenlik kuvvetlerince herhangi bir şekilde ele geçirilen ateşli silahlarla mermiler ve bıçaklar bir tutanak karşılığı Milli Savunma Bakanlığı emrine  verilir.

Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT Müsteşarlığı ve Gümrük ve Muhafaza Genel Müdürlüğünün ihtiyaçları bu silah ve mermilerden öncelikle karşılanır.

(Değişik:27/02/2000-4534/2. md.) Birinci fıkra gereğince Milli Savunma Bakanlığı emrine verilen ateşli silahlardan, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ikinci fıkrada belirtilen kurumların ihtiyaçları karşılandıktan sonra artan miktardan bir kısmını, özel kanunlarına göre silah taşıma yetkisine haiz olan veya Bakanlar Kurulu Kararı ile silah taşımalarına ve zati silah edinmelerine izin verilen kişilere bir adet olmak üzere bedel takdiri sureti ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu aracılığı ile satmaya Milli Savunma Bakanlığı yetkilidir.

(Ek fıkra:9/1/1985-3147/1. md.) Emniyet Genel Müdürlüğünce zati silah edinmelerine izin verilen polisler, bu silahlardan tabanca niteliğinde olanlarını, takdir olunan bedellerinin yarısı bir bedelle ve bir adet olarak satın almada, öncelik hakkına sahiptirler.

(Beşinci fıkra Mülga:22/11/190-3684/6. md.)

 

MADDE 11 – (Değişik:23/6/1981-2478/5. md.)  Hatıra teşkil eden veya antika olan ateşli silahlar bıçakların bulundurulmasına izin verilmesi zorunludur.

Ancak, görevleri nedeni ile devletçe verilen veya kendilerince bu amaçla temin edilen ve bu görevleri sona erdikten sonra meskenlerinde kalan veya kanuni yakınlarına intikal eden kılıç, meç ve benzeri aletler için izin belgesi aranmaz.

Antika olan ateşli silahlar ve bıçaklar için verilen izin bunların yalnız sahibine bırakılması veya nakline müsaadeyi tazammun edip üste taşımaya cevaz vermez. Antika olan ateşli silahlarla bıçakların izin vesikaları ile birlikte satışı serbesttir.

Bu kanunun uygulanmasında hatıra silah deyimi:

a)Yurt içinde ve yurt dışında yabancı Devlet veya hükümet başkanları ya da hükümet üyeleri tarafından ya da hükümet adına kendilerine hediye edilip, hediye edildiği usulüne göre belgelenmiş olan,

b)Devlet Başkanı, Başbakan veya Genelkurmay Başkanı tarafından hediye edilen ve hediye edildiği belgelendirilen,

c)6136, 6768, 1308 ve 2313 sayılı Kanunların geçici maddeleri ile belirlenen süreler içinde başvurularak vesikaları alınmış olması koşulu ile,

1.Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi azalarına zafer hatırası olarak verilen veya mirasçılarına intikal eden muayyen alameti havi bulunan,

2.İstiklal Savaşından önceki savaşlarda yanlarında kalan veya mirasçılarına intikal ettiği belgelendirilen,

3.İstiklal Savaşına katılan subay ve erat ile cephe gerisinde ulvi maksadın husulü için gayret gösterenlerin ellerinde kaldığı veya mirasçılarına intikal ettiği tespit olunan,

4.İstiklal Savaşında cephe Komutanları tarafından hizmetlerine karşılık hatıra olarak verildiği veya mirasçılarına intikal ettiği tespit edilen,

Ateşli veya ateşsiz silah ve bıçakları ifade eder.

Bu maddenin dördüncü fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki silahların satışı yapılamaz.

Antika silah deyimi; eskiden kalma, değerli belli bir özelliği olan, benzerlerine az rastlanan ve artık imal edilmeyen ateşli, ateşsiz silah ve bıçakları ifade eder. Silahın antika olup olmadığı çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslara göre tespit olunur.

 

MADDE 12 – (Değişik:12/6/1979-2249/7. md.) Her kim bu Kanunun kapsamına giren ateşli silahlarla bunlara ait mermileri Ülkeye sokar veya sokmaya kalkışır veya bunların Ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı Yapan Hususi Sanayii Müesseselerinin Kontrolü Hakkındaki 3763 ve Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Hakkındaki 5591 Sayılı Kanunların hükümleri dışında Ülkede yapar veya bu suretle Ülkeye sokulmuş ve Ülkede yapılmış olan ateşli silahları veya mermileri bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya bilerek aracılık eder, satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis  ve on beş bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.

Üçüncü fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin toplu olarak birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde sekiz yıldan on iki yıla kadar ağır hapis ve yirmi beş bin liradan yetmiş beş bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

(Değişik 3 ve 4 ncü fıkra:23/6/1981-2478/6. md.) Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacıyla teşekkül kuranlarla yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında on yıldan on beş yıla kadar ağır hapis ve elli bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu fıkrada yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur.

Ateşli silahın tüfek veya (…) Bu fıkrada yer alan “mermi yatağı dahil kapasitesi 10 adetten fazla tabanca veya” ibaresi, 22/11/1990 tarihli ve 3684 sayılı Kanunun altıncı maddesi ile madde metninden çıkarılmıştır…seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tüfek veya dürbünlü tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü mermilerin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralarla yazlı cezalar yarı oranında arttırılarak hükmolunur.

Dördüncü fıkrada niteliği belirtilen ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde 1, 2 ve 3 ncü fıkralarda yazılı cezalar bir kat arttırılarak hükmolunur.

Ateşli silahlar ile mermiler ve bunların yapımında veya taşınmasında bilerek kullanılan her türlü araç ve gereçlerin başkasına ait  olsa ve başka amaçla kullanılmak  üzere verilmiş bulunsa bile zoralımına hükmolunur. …..Bu hükmün  uygulanmasında ek 5 nci maddeye bankız.

 

MADDE 13 – (Değişik: 12/6/1979-2249/8. md.) Bu kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin liradan beş bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silah veya mermilerin sayı veya nitelik  bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve yirmi beş bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur.

Bu kanunun 12 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin ev veya iş yerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan iki yıla kadar hapis ve beş yüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasıdır.

Ateşli silahlara ait mermilerin pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza bir aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasıdır (1)

 

MADDE 14 – (Değişik:12/6/1979-2249/9. md.) Her kim, bu kanun hükümlerine aykırı olarak 4 ncü maddede yazılı olan bıçak veya başkaca aletler yahut benzerlerini ülkeye sokar, sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları Ülkede yapar veya bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya aracılık ederse iki yıldan dört yıla kadar hapis ve on bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Az vahim hallerde hükmolunacak ceza yarı oranında indirilir.

(Değişik:23/6/1981-2478/7 md.) Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül kuranlar ile yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis ve elli bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur. Bu maddede yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur.

İkinci fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin toplu olarak birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde dört yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmi beş bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur.

Bu madde kapsamına giren bıçak ve başkaca aletlerin veya benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralara göre hükmolunacak cezalar yarı oranında arttırılır.

Bıçak veya başkaca aletlerin veya benzerleri ile bunların yapımında veya taşınmasında bilerek kullanılan her türlü araç ve gereçleri, başkasına ait olsa ve başka amaçla kullanılmak üzere verilmiş bulunsa bile zoralımına hükmolunur.

 

MADDE 15 – (Değişik:12/6/1979-2249/10. md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 ncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve üç bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar arttırılır.

Bu kanunun 4 ncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.

 

MADDE 16 – (Değişik:12/6/1979-2249/11. md.) Bu Kanunun kapsamına giren suçlarda Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair 1918 Sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.

 

EK MADDE 1 – (Ek: 30/6/1970-1308/7. md.; Değişik:22/11/1990-3684/2. md.)

A)Duruşmalarda, mahkeme salonlarında, hastanelerin psikiyatri bölümlerinde, akıl hastanelerinde, ceza ve tutukevleri ile her türlü ıslah ve infaz kurumlarında veya bunların eklentilerinde,

  1. B) Öğrencilerin toplu olarak oturdukları yurtlarda, eğitim ve öğrenim kurumlarında, siyasi partilerin açık hava ve kapalı yer toplantılarında,  izinli veya izinsiz yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, sendikalarda, derneklerde veya bunlara yönetim ve yapı olarak doğrudan doğruya bağlantılı olan yerlerde veya bunların toplantı ve kongrelerinde, her türlü spor karşılaşma veya yarışmalarının yapıldığı yerlerde, Kanuna uygun veya Kanuna aykırı olarak grev ve lokavt yapılmakta olan iş yerlerinde,

C)Türkiye Büyük Millet Meclisi ana binaları ile Meclis Başkanlığınca belirlenen yerlerde, Ateşli silahlar taşınamaz.

Yukarıda sayılan yerlerde bu Kanuna aykırı olarak ateşli silahları veya bunların mermilerini 4 ncü maddede yazılı olar bıçakları veya sair aletlerin veya benzerlerinin veya Türk Ceza Kanununun 264 ncü maddesinde yazılı olanları taşıyan veya bulunduranlar hakkında ilgili Kanunlarda belli edilen cezaların iki katı hükmolunur.

(A) ve (B) bentlerinde sayılan yerlerde 7 nci maddenin 1,2,3, ve 4 numaralı bentlerinde belirtilen kişiler ile bu yerlerin güvenliği için görevli bulunan Polis ve Jandarma personeli, (C) bendinde sayılan yerlerde ise yalnız bu yerlerin güvenliği ile görevli bulunan Polis, Jandarma  ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu personeli silahlarını taşıyabilirler.

(A), (B) ve (C) bentlerinde sayılan yerlere silahla giren veya buralarda silah taşıyan kişiler eylemleri başka bir cezayı gerektirmiyorsa iki yüz bin liradan beş milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır, ayrıca silah ruhsatları bulundurmaya çevrilir ve kendilerine bir daha taşıma ruhsatı verilmez.

 

EK MADDE 2 – (Değişik 12/6/1979-2249/13. md.) Bu kanunda yazılı suçları işleyenler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 Sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Hakkındaki Kanunun birinci maddesinin (a) bendindeki yer ve aynı Kanunun dördüncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın sözü edilen kanun hükümlerine göre yapılır.

(Değişik:23/6/1981-2478/8. md.) Bu kanuna göre işlenen suçun, 3005 Sayılı kanun hükümlerine tabi olmayan veya anılan Kanuna tabi olup da fiili imkansızlık nedeni ile suçüstü hükümlerinin uygulanmasına olanak bulunmayan başka bir suçla işlenmesi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

 

EK MADDE  3 – (Ek: 12/6/1979-2249/13 md.; Mülga:10/10/1980-2313/2. md.)

 

EK MADDE 4 – (Ek:23/6/1981-2478/9. md.) Kara Avcılığı Kanunu esaslarına göre izin alıp turist olarak avcılık yapmak ya da Gençli ve Spor Bakanlığınca tertip olunacak atıcılık yarışmalarına katılmak üzere yurda gelen yabancılar beraberlerinde getirdikleri miktarı Yönetmelikle belirtilen yivli ve yivsiz av tüfekleri ile nişan tüfek ve tabancalarını ve bunların aksamı ile mermilerini gümrük makamlarına beyan etmek ve giriş kapısı emniyet makamlarından izin almak koşuluyla geçici olarak yurda sokabilirler.

Antlaşmalarla yurdumuza görevli olarak gelen yabancılar ile bilimsel araştırmalar yapmak amacıyla  gelen kişiler de beraberlerinde getirecekleri yivli veya yivsiz av tüfekleri ve aksamı ile mermilerini İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünden izin almak ve Gümrük makamlarına beyan etmek şartıyla yurda sokabilirler.

Yukarıdaki fıkralara göre yurda sokulmasına izin verilen silah aksamı ve mermileri ilgili kişilerin pasaportuna kaydolunur. Bu kayıt silah, aksamı ve mermileri için taşıma izin vesikası yerine geçer. Yukarıda belirtilen şartlara uygun olarak getirilen yivli veya yivsiz av tüfekleri, nişan tüfek ve tabancaları ve bunlara ait aksam ile sarfedilmeyen mermilerin ülkemiz terkedilirken yolcu beraberinde yurt dışına çıkarılması zorunludur.

 

EK MADDE 5 – (Ek: 23/6/1981-2478/9. md.) Bu Kanunun 12 ve 13 ncü maddelerine aykırı eylemleri; top, havan, roketatar, uçak savar, tank savar, ağır ve hafif makineli tüfekler ve benzeri askeri amaçlı savaş silahları ve mermilerine ilişkin olduğu takdirde anılan maddelere göre hükmedilecek cezalar bir kat arttırılır.

 

EK MADDE 6 – (Ek-12/5/1988-3448/2. md.; Değişik:22/11/1990-3684/3. md.) Milli İstihbarat Teşkilatının demirbaş silahları, yedek parça ve mermileri ile teşkilat mensuplarının yurt içinden temin edecekleri veya yurt dışına gittiklerinde bir defaya mahsus olmak üzere gümrük vergi, resim ve harçlarının ödemek suretiyle getirecekleri zati silah ve mermilerin yurda sokulmasına dair usul ve esaslar İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından hazırlanıp Başbakanca onaylanan yönetmelikle belirtilir. Bu Yönetmelik Resmi Gazetede yayımlanmaz.

EK MADDE 7 – (Ek:12/5/1988-3448/2. md.; Değişik 22/11/1990-3684/4. md.) Silah ruhsatı almasına mani hali bulunmayan her Türk vatandaşı bulundurmak maksadıyla silah satın alabilir.  Bulundurma ruhsatı mesken ya da işyerinde bulundurmak üzere iki şekilde verilir. Bulundurma ruhsatlı silahların bir yerden başka bir yere nakli için mahallin en büyük mülki amirinin vereceği nakil belgesi gereklidir. Bu belge atış poligonlarına gidiş ve dönüş içinde geçerlidir. Ancak, silah nakil belgesinde belirtilen gün ve güzergah haricinde silah. Mesken veya işyeri dışına çıkarılamaz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı Kanunen yurda girmesinde sakınca bulunmayan silah ve mermileri ithal eder veya bir kamu kuruluşuna ithal ettirir. Bu silahlar bu Kanuna göre silah taşımaya veya bulundurmaya hak kazanmış kişilere satılır veya bir kamu kuruluşuna sattırılır.

Satış şekli bedeli, satışı yapan kurum veya kuruluşa ödenecek komisyon ücreti, satıştan sağlanacak gelirin dağıtımı, kullanış biçimi ve bunlarla ilgili diğer hususlar adı geçen idarenin görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak Yönetmelikte belirlenir.

Gençlik ve Spor Müdürlüğünce belirlenecek ihtiyaç miktarına göre, sırf sporda kullanılan nişan tüfek ve tabancaları ile bunlara ait mermiler İçişleri Bakanlığınca izin verilmek ve kontrol edilmek şartıyla adı geçen Genel Müdürlükçe ithal olunabilir. Bu şekilde ithal olunan silah ve mermileri anılan Genel Müdürlüğün demirbaşına kayıt edilir. Bu silahların satış ve devri yapılamaz.

 

EK MADDE 8 – (Ek:12/5/1988-3448/2. md. Değişik Birinci fıkra : 29/8/1996-4178/6. md. Değişik:27/2/2000-4534/3. md.) Milli Savunma Bakanlığınca temin edilen tabanca ve mermiler, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde subay, astsubay ve uzman jandarma çavuşlara; Emniyet Genel Müdürlüğünce temin edilen tabanca ve mermiler, emniyet hizmetleri sınıfı personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra ünitelerinde istihdam edilen çarşı ve mahalle bekçilerine, görevlerinde kullanmak üzere bedeli mukabili zati demirbaş silah olarak satılır. Satılan silahların; ayrılma, ihraç ve benzeri sebeplerle geri alınma usul ve esasları ile satılma şekil ve şartları, zayi, hasar, onarım, kadro standardı dışı bırakılması, eğitim ve görevde kullanılan mermilerin bedelli veya bedelsiz temini ve diğer hususlar, çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

Bu Kanuna göre yapılan satışlardan elde edilen Türk Lirası ve döviz karşılığı, bütçenin (B) işaretli cetveline gelir ve Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin özel tertibine ödenek kaydolunur.

Bu suretle elde edilen gelirin yıl içinde harcanmayan miktarları ertesi yıla devredilir ve özel tertipte yer alan bu ödenek Genel Müdürlükçe silah ve mermi ile yedek parça alımında kullanılır.

Bu silahlar ile ilgili muameleler her türlü vergi, resim, harç ve resmi kuruluşlara ait ardiye ücretinden muaftır.

Bu silahlar ve mermilerin satın alınması için gelecek yıllara taahhütlere girişmeye Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilidir.

EK MADDE 9 – (Ek:12/5/1988-3448/2.md.) Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarında Emniyet Genel Müdürü, il emniyet müdürü, daire başkanı ve genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı olarak vazifeli olup da, meslekten çıkarma veya memuriyetten ihraç sebebi dışında, istifa, kurumlar arası nakil veya emeklilik sebebi ile ayrılanlar da Ek 8 nci maddedeki satış hükümlerinden aynen istifade ederler.

 

EK MADDE 10- (Ek:12/5/1988-3448/2. md.) Standart dışı olanlar hariç, demirbaşa kayıtlı ve halen personele zimmetli tabancalar bu personele satılır.

Standart dışı silahlar İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek esaslar çerçevesinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yurt içinde veya yurt dışında serbest piyasada satılır. Bu satışlara ait işlemler 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ve 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.

Birinci ve ikinci fıkralara göre satışlardan elde edilen gelirler Ek 8 nci madde esaslarına göre kullanılır.

 

EK MADDE 11 – (Ek:22/11/1990-3684/5. md.) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu ile diğer kamu kuruluşlarının sahip oldukları atış poligonları dışında, özel şahısların trap-skeet, atış alanı ile tabanca ve tüfek atış poligonu açması İçişleri Bakanlığının iznine tabidir. Bu gibi yerlerde kullanılacak silah ve fişeklere ait hususlar Yönetmelikle belirlenir.

 

GEÇİCİ MADDE 1 – Bu Kanunun şümulüne giren  ateşli silahlarla mermilerinin müsaadesiz elerinde bulunduranlardan Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren altı ay içinde taşıma ve bulundurma için izin vesikası almayanlar veya izin vesikasına haiz olanlara devretmeyenler veya kendilerine izin vesikası verilmeyenler bu silah ve mermileri makbuz mukabilinde zabıta makamlarına teslime mecburdurlar.

2637 Sayılı kanun hükümlerine tevfikan izin vesikası verilmiş olup da müddetleri henüz bitmemiş olanlar bu Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren yukarıdaki müddet içinde izin almadıkları veya kendilerine vesika verilmediği takdirde ellerindeki vesikalar hükümsüzdür.

 

GEÇİCİ MADDE 2 –  Her nevi bıçak imal ve satışı mutat meslek ve sanat ittihaz etmiş olanlar, ellerinde bu Kanuna göre men edilmiş bıçak ve benzerleri bulunduğu takdirde, bunları hükümetçe tespit edilecek müddet zarfında bir beyanname ile mahallin en büyük mülkiye amirine bildirmeye mecburdurlar.

Bunlardan 4 ncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen işlerde kullanılmaya elverişli olanlar damgalanarak sahibine iade olunur ve diğerleri maliyet bedelleri ödenerek teslim alınır.

Yukarıdaki fıkra hükmü mahfuz kalmak üzere ellerinde bu Kanunla men edilen bıçak ve benzerlerini bulunduranlar bu Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren altı ay içinde mahalli zabıta makamlarına teslime mecburdurlar.

 

GEÇİCİ MADDE 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte meslek ve sanat erbabı tarafından kullanılmakta olup 4 ncü maddede imalı izne bağlı olan bıçaklar ilgililerin üç ay içinde müracaatı üzerine mahalli zabıtaca damgalanır.

 

GEÇİCİ MADDE 4 – (Ek:4/7/1956-6768/2. md.) 6136 Sayılı Kanunun geçici 1 ve 2 nci maddelerinde yazılı izin ve vesikaları zamanında almayanlarla zabıta makamlarına teslim etmeyenler ve bu sebeple ellerinde vesikasız ateşli silahlarla mermilerini ve mezkur Kanuna göre  men edilmiş bıçak ve benzerlerini bulunduranlar bu Kanunun neşri tarihinden itibaren 6 ay zarfında mezkur silah ve mermilerle bıçak ve benzerlerinin makbuz mukabilinde zabıta makamlarına teslime veya vesika almaya mecburdurlar.

 

GEÇİCİ MADDE 5 – (Ek:4/7/1956-6768/2. md.; Değişik:11/2/1957-6910/1. md.) 6136 Sayılı Kanunun mer’iyete girdiği tarih ile 6768 Sayılı Kanunun 6 aylık intikal müddetinin hitamı olan 11/1/1957 tarihi arasında ateşli silahlarla bunlara ait mermileri ve kanunen memnu bıçak ve benzerlerini bulunduranlarla taşıyanlar hakkında takibat yapılamaz. Hükmolunan cezalar icra ve infaz edilmez ve kanuni neticeleri ortadan kalkar.

 

GEÇİCİ MADDE 6 – (Ek:30/6/1970-1308/8. md.) Bu Kanunun 1 nci maddesi ile 6136 Sayılı Kanun hükümleri kapsamına alınan yivli av tüfeklerini ellerinde bulunduranlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içinde mahallin en büyük mülkiye amirine teslime mecburdurlar.

6136 Sayılı Kanunun 7 ve 11 nci madde hükümlerine göre taşıma veya bulundurma için izin alanların yivli av tüfekleri taşıma ve bulundurma belgesine bağlanarak sahibine iade olunur. Diğerleri, gerçek karşılıkları ödenerek devletçe satın alınır.

 

GEÇİCİ MADDE 7 – (Ek:12/6/1979-2249/14. md.)  Bu Kanunun 4 ncü maddesi hükümleri kapsamına alınan topuz, topuzlu kamçı, boğucu tel veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikte bulunan benzeri aletleri ellerinde bulunduranlar bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde, mahalli zabıta makamlarına teslime zorunludurlar.

 

GEÇİCİ MADDE – 8 (Ek:2/7/1992-3831/1. md.) 6136 Sayılı Kanun kapsamına giren ruhsata bağlanmamış ateşli silahlar ve mermiler ile 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen dinamit, bomba veya benzeri yakıcı, yıkıcı veya öldürücü alet veya her türlü patlayıcı maddeyi bulunduranlar; bunları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde mülki amirlere teslim ettikleri takdirde haklarında takibat yapılmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kendiliğinden Kanunda sayılan silah ve aletleri teslim edenler hakkında yapılan tahkikatlar düşer.

Birinci fıkraya göre mülki makamlara teslim edilen silah ve patlayıcı maddeler ile diğer aletler devlet malı sayılarak, ilgili mülki makamlarca bir tutanak karşılığında İçişleri Bakanlığı emrine verilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar bir yönetmelik ile tespit edilir.

 

GEÇİCİ MADDE 9 – (Ek:29/8/1996-4178/7. md.) Bakanlar Kurulunun tespit edeceği illerde 442 Sayılı Köy Kanunun 74 ncü maddesine göre, mülki amirlerce gönüllü korucu olarak tespit edilen kişiler ile halen geçici köy korucusu olarak görev yapanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 45 gün içinde (Değişik:14/1/1998-4321/1-2. madde ile 4/9/1996 tarihinde itibaren uygulanmak üzere 90 gün olarak değiştirilmiştir. )  ellerinde bulundurdukları tabanca, makineli tabanca veya hafif makineli tüfek sınıfından silahların mülki makamlara teslim ettikleri takdirde haklarında takibat yapılmaz ve isteyenlere yukarıda belirtilen tabanca ve tüfek sınıfından birer adet olmak üzere ve harçsız olarak menşeilerine bakılmaksızın Valilerce taşıma veya bulundurma ruhsatı düzenlenebilir. Bu şekilde ruhsata bağlanan silahlar, veraset yoluyla intikal dışında devir veya hibe edilemez, satılamaz, gerekli görüldüğünde Bakanlar Kurulunca toplatılmasına karar verilebilir. Gönüllü korucu ve geçici köy koruculuğu görevine son verilenlerin ruhsatları iptal edilebilir. Ruhsatları iptal edilen veya toplatılmasına karar verilen silahlar, devlet malı sayılarak mülki makamlarca bir tutanak karşılığında İçişleri Bakanlığına teslim edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ateşli silahlarla bunlara ait mermilerin ve Kanunen memnu bıçak ve benzerlerini bulunduran veya taşıyan gönüllü korucu ve geçici köy korucuları hakkında bu fiillerden dolayı takibat yapılmaz. Hükmolunan cezalan icra ve infaz edilemez ve Kanuni neticeleri ortadan kalkar. Taşıma ve bulundurma ruhsatlarının verileceği kişiler, bu uygulamaya dair diğer hususlar, İçişleri Bakanlığı tarafından  çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir.

 

EK GEÇİCİ MADDE 1 – (Ek:10/10/1980-2313/3. md.) Yürürlükten kaldırılan Ek 3 ncü maddeye göre tabanca taşıma yetkisine haiz bulunanların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yetkili mercilere başvurmaları halinde 6136 Sayılı Kanunun 7 nci maddesinin 3 numaralı bendi hükümlerine göre kendilerine taşıma veya bulundurma izin belgesi verebilir.

Taşıma veya bulundurma vesikasına bağlanamayan tabancalar sıkıyönetim Komutanlıklarıyla mahalli, mülki veya askeri makamlara teslim edilir.

Bu şekilde teslim alınan silahların Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunca tespit  olunacak bedelleri devletçe sahiplerine ödenir.

EK GEÇİCİ MADDE 2 – (Ek:23/6/1981-2478/10. md.) 6136 Sayılı Kanunun kapsamına alınan ve özellikle İçişleri ve Gençlik ve Spor Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek sporda kullanılan evvelce ruhsata tabi olmayan ateşli yivli silahları ellerinde bulunduranlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde müracaat ederek 7 nci madde esaslarına  göre ruhsat almaya mecburdurlar.

 

EK GEÇİCİ MADDE 3 – (Ek:16/6/1983-2848/2. md.) 6136 Sayılı Kanunun hükümlerine aykırı biçimde edinildiği halde yetkili mercilerden 23/6/1981 tarihine kadar herhangi bir şekilde ruhsat veya vesika almak, kimliğe yazdırmak veya ilgisine göre Kuvvet Komutanlıkları ya da Jandarma Genel Komutanlığı silah defter ve kayıtlarına kaydettirmek suretiyle taşınan veya bulundurulan silahların kayıtlarındaki nitelik ve numaralarına uygunluğunun anlaşılması halinde bu silahların 7 nci madde kapsamına giren sahiplerine söz konusu madde esaslarına göre yeniden silah taşıma veya bulundurma izni verilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen şekilde silah taşıma veya bulundurma vesikasına haiz olup da 7 nci madde kapsamına girmemeleri nedeni ile kendilerine taşıma veya bulundurma izin vesikası verilmeyenlerin mevcut izin vesikaları iptal edilmiştir. İzin vesikaları bu suretle iptal edilenler yapılacak tebliğden itibaren üç ay içinde silahlarını teslim ettikleri takdirde hakkında takibat yapılmaz. Bu kişilere ait silah ve mermiler 6136 Sayılı Kanunun 10 ncu maddesi ve 1176 Sayılı Kanunun uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili makamlarca bir tutanak karşılığında Milli Savunma Bakanlığı emrine verilir.

 

MADDE 17 –Bu kanun 15 Ağustos 1953 tarihinden itibaren meridir.

 

MADDE 18 – Bu Kanunu İcra Vekilleri Heyeti yürütür.

 10/7/1953 TARİHLİ VE 6136 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER

 I)22/11/1990 tarihli ve 3684 Sayılı Kanunun geçici maddesi:

GEÇİCİ MADDE 1 –İstiklal Savaşı gazilerinin halen hayatta olanlarının yanlarında kalan veya savaşlarda şehit düşenlerden veya sonradan vefat edenlerden varislerine intikal etmiş bulunan 1923 yılı ve bu yıldan önce imal edilmiş her türlü ateşli silah, bıçak, kama ve kılıçlar için bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde beyan edilmek suretiyle, herhangi bir belge aranmaksızın ruhsat verilir.  1923 yılından sonra imal edildiği Kriminal Polis Laboratuarlarınca tespit edilen silahlar müsadere edilir. Ancak, sahipleri hakkında herhangi bir kanuni işlem yapılmaz.

Birinci fıkrada bahsedilenlerden bu Kanunun yürürlük tarihinde önce haklarında 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan takibata başlanmış olanlar hakkında takibatlar durdurulur. Mahkumiyet kararları ile müsadere kararları infaz edilmez ve infaz edilmiş olanlar dahil Kanuni sonuçları ortadan kalkar. Müsadere edilmiş olup da halen muhafaza edilen takibata esas olan silahları kendilerine iade edilir. Mahkumiyet hükümlerine ait sicil varakaları adli sicilden çıkarılır.

 

Türk Ceza Hukuku Derneği

0
Türk Ceza Hukuku Derneği

Türk Ceza Hukuku Derneği Türkiye’nin önde gelen ceza hukukçuları tarafından 2002 yılına kurulmuştur. Kurucu üyeleri arasında Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan gibi önemli isimler bulunmaktadır.

Kurucu başkanı Sulhi Dönmezer’dir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği‘ne girme süreci içinde Türk Ceza Hukukunun evrensel boyutta gelişimini incelemek, doktrin ve uygulamaları izleyerek Türkiye’nin bu alandaki düzeyini yükseltmek, Türk Ceza Hukuku bilimine ve uygulamasına katkıda bulunmak amacıyla kurulmuştur.

Dernek, dünyadaki benzer derneklerle işbirliği yapmakta, uluslararası bilimsel toplantılara katılarak görüş bildirmekte, fikir alışverişlerinden doğan görüşleri periyodik yayınlarla kamuoyuna duyurmaktadır.

Türk Ceza Hukuku Derneğinin amacı; Ceza Hukuku doktrin ve uygulamalarını izlemek, Ceza Hukukunun ulusal ve uluslararası alanlardaki gelişimini incelemek, gelecekteki Ceza Hukuku araştırmalarını öngörmek suretiyle Türkiye’nin bilimsel alandaki düzeyini yükseltmek ve Türk Ceza Hukuku bilimine ve uygulamasına katkılarda bulunmaktır.

Küçük Ve Hafif Silahlar Yasa dışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesi İle İlgili Birleşmiş Milletler Eylem Programının Yürürlüğe Girmesi İle İlgili Türkiye Ulusal Raporu

0

Dışişleri Bakanlığı, Küçük Ve Hafif Silahlar Yasa dışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesi İle İlgili Birleşmiş Milletler Eylem Programının Yürürlüğe Girmesi İle İlgili Türkiye Ulusal Raporu

I. GİRİŞ

Küçük ve hafif silahların aşırı ve dengeyi bozacak biçimde birikimi ve kontrolsüz yayılması birçok ülkede küresel, bölgesel ve ulusal barış ve güvenliğin yanında sosyal ve ekonomik gelişim adına tehlike oluşturmaktadır.

Türkiye küçük ve hafif silahların yasadışı ticaretinin önlenmesi ve yok edilmesi ile ilgili gerekli adımları atmakla kalmayıp bu konuda bölgesel ve küresel dayanışmayı da desteklemektedir. Türkiye BM bünyesinde sürdürülen 1997 yılındaki Devlet Eksperleri Panelinin küçük silahlar ile ilgili tavsiyeleri, konuyla ilgili Genel Kurul önergeleri ve Genel Sekreterin raporları gibi çalışmaları desteklemiştir. Türkiye ayrıca 2001 BM konferansının “Küçük Ve Hafif Silahlar Yasadışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesi İle İlgili Birleşmiş Milletler Eylem Programı”nın uyarlanmasını kabul etmiştir. Türkiye bu Eylem programının uygulanmasının küresel barış ve istikrara somut bir katkıda bulunacağına inanmaktadır.

1996 yılında Türkiye Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı huzurunda (AGİT) belirli küçük silahların türlerinin de belirtildiği bir resmi silah kayıt defteri tutulması ile ilgili bir taslak önerge sundu. Bu KHS konusunun AGİT gündemine getirildiği ilk sefer idi. Bu bağlamda Türkiye AGİT Güvenlik İşbirliği Forumunda (AGİF) yapılan ve Ekim 2000’de KHS hakkında OGİT Belgesinin uygulanmasıyla sonuçlanan müzakerelere aktif olarak katıldı. Ülkeleri ilk defa çeşitli durumlarla ilgili Bilgilendirme yapmaya tabi tutan bu Belge KHS’lerin uluslararası kontrolünde önemli bir yapıtaşıdır. Türkiye bu Belgenin tamamen uygulanmasına büyük önem vermektedir.

Türkiye KHS’lerin terörist örgütlerin elinde birikmesinden büyük zarar görmüştür. Terörist örgütlere karşı yapılan operasyonlarda 47,423 uzun namlulu silah, 41,958 tabanca, 79,810 bomba ve patlayıcı madde ve 4,710,448 parça cephane ele geçirilmiştir. El konulan, yakalanan ve fazlalık KHS’lerin imha edilmesi Türkiye’nin çabalarının temel amaçlarından biridir.

Türkiye’nin etrafı KHS’lerin atmasının ve birikiminin istikrarsızlık riski potansiyeli oluşturacak ülkelerle çevrilidir.

Bölgedeki var olan anlaşmazlıklar ve devam eden silah satışları KHS’lerin yaygınlaşması için uygun bir ortam oluşturmuştur. PKK, KONGRA-GEL ve diğer terör örgütleri de bu istikrarsızlıktan kendi hunharca amaçları için faydalanmaktadır.

Türkiye bölgede KHS’lerin denetimsizce yayılmasını önleyecek olan istikrarın sağlanmasına büyük önem vermektedir.

II. ULUSAL KOORDİNASYON OFİSİ VE İLETİŞİM DETAYLARI

Politik rehberlik ve KHS’lerin Yasadışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesini İzleme ulusal Koordinasyon Ofisi detayları aşağıdadır:

http://www.mfa.gov.tr/silahlarin-kontrolu-ve-silahsizlanma.tr.mfaT.C. Dışişleri Bakanlığı
Silahsızlanma, Silahların Kontrolü ve AGİT Genel Müdür Yardımcılığı

III. ULUSAL MEVZUAT, YÖNETMELİK VE İDARİ USULLER
1. Üretimin Kontrolü ile ilgili idari usuller
a) İzin ve yetki veren merciler

Türkiye’de 3 Temmuz 2004 tarihli 5204 no.lu “Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Kanun” küçük ve hafif silâh üretimi için izin verilmesine ilişkin esas ve usulleri düzenlemektedir. 5204 no.lu kanuna göre KHS’ler de dahil olmak üzere silâh, üretecek kuruluşların kurulması Millî Savunma Bakanlığının iznine bağlıdır. Ayrıca bu tür silahlar üretecek olan kurulu firmalar da bu izne tabidir. Harp araç ve gereçleri ile silâh, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar ve patlayıcı maddeleri üretecek kuruluşların Millî Savunma Bakanlığına ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve de ulusal ticaret kanunlarına istinaden ilgili Ticaret Odalarına başvurmaları gereklidir.

b) İzinlerin ve yetkilerin verilmesi

Millî Savunma Bakanlığı her yıl “Denetime tabi harp araç ve gereçleri ile silâh, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalar ve patlayıcı maddelere ilişkin” Wassenaar Anlaşması mühimmat listesini de kapsayan listeyi inceler. Bu denetim listesi, her yıl ocak ayında 5201 no.lu kanuna istinaden resmi gazetede yayınlanır. Bu denetim listesinde yayınlanan herhangi bir malzemeyi üretmek için Millî Savunma Bakanlığının izni gereklidir.

Yukarıda belirtilen kanun kapsamında bu tür silah üreticilerinin her mali yılın sonunda imal ettikleri harp araç ve gereçleri, silâh, mühimmat ve patlayıcı madde cinsleri ile stoklarını Millî Savunma Bakanlığına bildirmek zorundadır.

c) İzin almak için gereken koşul ve şartlar

Millî Savunma Bakanlığı Sağlık ve Çevre ve Orman Bakanlığına danışarak ve işbirliği yaparak özel kuruluşların silah üretim, stoklama ve satış tesisleri kurma taleplerine onay verecek yetkili makamdır. Söz konusu kuruluşlar ancak bu aşamalardan sonra bu tesisleri inşa etme iznini alırlar.

Bir tesiste KHS üretimi yapmak için üretim izin Belgesi almak şarttır. Üretim izni almak isteyen kuruluşlar yazılı bir başvuru yapmak zorundadırlar. Kabulü uygun görülen başvurularda ikinci bir görüş olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığının görüşü de alınır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının görüşü de uygun olduğu şeklinde ise üretim tesisleri Millî Savunma Bakanlığı denetim ekibi tarafından denetime tabi tutulur. Tesisin 5202 no.lu “Savunma Sanayi Güvenliği Kanunu”nda belirtilen Tesis Güvenlik Belgesi almaya uygun olması gereklidir. Söz konusu denetimde aşağıdakiler teftiş edilir:

· Üretim hatlarında kullanılan malzeme ve tanımlanan kapasite raporu ile makine parkına konulan makineler

· Üretimin araştırma ve geliştirme amaçlı bir izinle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği

· Üretim esnasında tesiste herhangi bir kritik alt sistemin bulunup bulunmadığı

· “üretim akış şeması” aracılığıyla üretimin izlenmesi

· Tüm elektronik ürünlerin ve de teknolojik gelişmelerden ötürü tüm bilgisayar ortamında geliştirilen yazılımların incelenmesi

Bu denetim ve inceleme sonrasında koşul ve şartlara uygun yatırımcıya Üretim İzin Belgesi verilir.

d) İzin ve yetkilerin askıya alınması, yeniden incelenmesi, yenilenmesi ve iptali

– Üretici iflas ederse veya tasfiye talebinde bulunursa

– Tesisin sahipleri ya da idaresi değişirse

– Ana üretim tesisinin yeri veya adresi değişirse

– Personel trafiği izinde belirtilen limiti aşarsa

– Üreticinin tesislere girişi sürekli ya da geçici olarak yasaklanmışsa

– Şirketin izin alan kurum ile ilişkisi değişirse (yabancı bir ana şirket ile yapılan izin anlaşması altında silah üretimi yapılırsa

– Üreticinin herhangi bir yükümlülüğünü ihlal ettiğinin Millî Savunma Bakanlığı organları tarafından yapılan periyodik denetimler esnasında ortaya çıkması sonucunda

– Üretici üretimin herhangi bir aşamasında yükümlülüklerini yerine getiremediği takdirde ( Mücbir sebepler söz konusuysa bu paragraf geçerli olmayacaktır)

– Millî Savunma Bakanlığı tesisteki güvenlik sisteminin etkinliğini yitirdiğine ikna olmuşsa izin ve yetkilerin askıya alınması, yeniden incelenmesi, yenilenmesi ve iptali söz konusu olabilir.

e) Mevcut koşullara uygunluğun kontrolünün yapılması

Millî Savunma Bakanlığından üretim izni alan firmaların kayıtları bakanlıkta tutulur. Bu firmalar önceden haber verilerek veya verilmeden izin şartlarına uyup uymadıklarını konrtol etmek için her yıl en az iki defa denetime tabii tutulur. İzin süreleri dolduktan sonra eğer gereken teftişlerden sonra onay alınmışsa izinleri yenilenir.

f) KHS yönetim usullerinin ihlali durumunda uygulanacak cezalar

5201 no.lu kanunun hükümlerini ihlal edenler ihlalin türüne göre iki aydan beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılırlar.

2. KHS’lerin işaretlemesi, kayıtlarının tutulması ve izlerinin sürülmesi

5202 no.lu Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında kanuna istinaden KHS’lerin markalanması Millî Savunma Bakanlığının iznine tabidir.

Küçük ve hafif silahlar hakkında AGİT belgesinin hükümlerin uygulanması amacıyla Millî Savunma Bakanlığı işaretleme standartları ile ilgili bir yönetmelik hazırlayarak ilgili idari makamlara ve ulusal silah üreticilerine dağıtmıştır. AGİT Belgesine uygun olarak hazırlanan bu yönetmeliğe göre Türkiye’de 30 Haziran 2001 tarihinden sonra üretilen tüm KHS’ler izlerinin sürülebilmesi için üretim yerinde işaretlenecektir. İşaretleme namlunun türüne göre kapak takımında ve gövde çerçevesinde veya namlu, kapak takımı ve gövde çerçevesinde kolaylıkla görülebilecek biçimde yapılmalıdır. Türkiye için “T” harfini, üreticinin Millî Savunma Bakanlığı tarafından her bir üreticiye verile logosunu, üretim yılını ve seri numarasını kapsar. Ayrıca Millî Savunma Bakanlığı tarafından her bir üreticiye bir üretim kodu verilir. Bu kodlardan almak için şirketlerin Millî Savunma Bakanlığına başvurması gerekmektedir.

Üretim yılının son iki basamağı silahın üzerinde belirtilmelidir. Örneğin 2001 yılı için “01”, 2004 yılı için “04” kullanılır. Seri numarası üretici tarafından her bir KHS’ye verilir. Aynı firmanın ürettiği her bir silah türüne farklı bir seri numarası verilir. Rakamlardan önce A, B, C, D, E, F, G, H, J, K, L, M,N, P, R, S, T, U, V, Y, Z harfleri kullanılır. Rakamlar 00001’de başlar ve 99999’da biter. A99999 seri numarasından sonra B00001 gelir. İşaretleme kolay görülebilmesi için pantograf, pres veya lazer baskı kullanarak 0,2-0,3 mm derinlikte yapılır.

Ele geçirilen veya el konulan küçük silahlar ele geçiren veya el koyan idari makam tarafından benzeri olmayan bir işaretle işaretlenir. Üretim tarihi yerine ele geçirilme veya el konma tarihi işaretlenir.

AGİT belgesi Taraf Devletlerin stok kümelerindeki işaretlenmemiş KHS’leri imha etmelerini ya da kullanılma ya da ihraç edilme durumlarında işaretlenmelerini zorunlu kılmaktadır. Bu Millî Savunma Bakanlığı tarafından da bu yöntem uygulanmaktadır. İşaretlendirilmemiş silahların işaretlendirilmesi konusundaki usuller sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanuna istinaden “Kişisel Silahlara el konulması hakkındaki yönetmelikte detaylı olarak belirtilmektedir.

Ulusal hukuki usuller Türkiye sınırları içinde geçerlidir. Ulusal sınırlar dışında üretilen KHS şu an itibariyle bulunmamaktadır.

İşaretlere dair bilgiler bilgisayar veri tabanlarında tutulmaktadır. 5201 nolu kanuna istinaden KHS üretimi yapan firmaların verileri periyodik olarak Millî Savunma Bakanlığı tarafından kontrol edilmektedir.

Stoklama yönetimi ve güvenlik ile ilgili idari usuller
a) Stoklama yerlerinin özellikleri

KHS ve ilgili mühimmat üreten Devlet Kurum ve işletmeleri, kişiler ve tüzel kişiler ve de KHS hakkındaki gizli bilgiler, evraklar, projeler, ekipman ve ilgili teknoloji 5202 no.lu 3 temmuz 2004 tarihli “Savunma Sanayi Güvenliği Kanunu”na tabidir.

5202 no.lu kanuna göre Millî Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Milli Güvenlik merciidir.

Yukarıda bahsedilen kurum ve kuruluşlarda çalışan tüm elemanların “Kişi Güvenlik Belgesi” ve her mekân/binanın “Tesis Güvenlik Belgesi” bulunmalıdır. Bu belgeler Millî Savunma Bakanlığı tarafından verilir.

KHS ile ilgili aktivitelerde bulunan kurum ve işletmeler, kişiler ve tüzel kişiler tesislerinde 5188 sayılı 2 Temmuz 2004 tarihli “Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun”a uyacak şekilde fiziksel güvenlik önlemleri almalıdırlar.

Mekânı, çevreyi, iklimi, üretim türünü, olası riskleri ve teknolojik kısmını göz önünde bulundurarak Millî Savunma Bakanlığı ek önlem kararı alabilir. Mekân/Binalar düzenli olarak kontrol edilir ve güvenlik keşiflerine istinaden güvenlik önlemleri ile ilgili gerekli değişiklikler yapılır.

b) Fiziksel güvenlik önlemleri

Çift kilit sitemi, demir parmaklıklı pencereler, yüksek beton oranlı sütunlar ve de depolar çevresinde çift demirli parmaklıklar ile odalarda mühürlü kapılar zorunludur. Depolar betondan yapılmalı, alarm, davetsiz misafirler için tespit sistemi ve izleme kameraları olmalıdır. Ayrıca etkili dış aydınlatma sistemleri, güvenlik devriye ve köpekleri ve benzeri güvenlik önlemleri gereklidir.

Silahlar, mühimmat, yedek parçalar ve patlayıcı maddeler ayrı ayrı depolanmalıdır.

c) Giriş kontrol önlemleri

Sadece sınırlı sayıda geçerli giriş hakkı olan personel KHS ile ilgili tesislere alınmalıdır. Bu tür alanların anahtarları sadece yetkili personelde bulunmalıdır. Hiçbir personelin hem KHS’lere hem de ilgili mühimmat depolarına giriş anahtarı bulunmamalıdır.

d) Envanter yönetimi ve muhasebe kontrol usulleri

KHS depoları ile ilgili detaylı kayıtlar bilgisayar veritabanlarında tutulmaktadır ve periyodik olarak kontrol edilip güncellenmektedir. Kayıp ve hırsızlık durumları hemen bildirilmeli ve gerekli hukuki işlemler yapılmalıdır.

5202 no.lu kanuna göre KHS ile ilgili mahaller Millî Savunma Bakanlığı tarafından Sanayi ve Ticaret Bakanlığının eşliğinde her yıl kontrol edilmelidir. Haber verilmeden “anlık kontroller” de uygulanmaktadır.

e) Acil durumlarda güvenlik önlemleri

Acil durumlar için gerekli planlar önceden hazırlanır. Bu planlara göre periyodik tatbikler düzenlenir. Acil durumlar konusunda özel eğitimli ekipler oluşturulur. Acil durulmada gereken korunmanın sağlanması için fiziksel güvenlik önlemleri uygulanır.

f) Nakil esnasında güvenliği maksimuma çıkarma amaçlı usuller

Mevcut mevzuata göre KHS ve ilgili bilgileri, evrakları ve ekipmanı sağlayan ve alanlar sevkıyat esnasında özel güvenlik önlemleri almalıdırlar. Sevkıyat planları Millî Savunma Bakanlığı tarafından onaylanmalıdır.

Güvenlik sebeplerinden dolayı KHS ve ilgili mühimmat ayrı ayrı taşınır.

g) Üretim alanlarının teftişi

KHS üretilen, depolanan veya gizli bilgi, evrak, proje ve ekipman bulunan mekanları ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşları ve yabancılar Millî Savunma Bakanlığına öngörülen ziyaret tarihinden 21 gün önce başvuruda bulunmalıdır. Ziyaret ancak Bakanlığın onayı ile gerçekleşebilir.

h) Personele KHS stok mekânları/binaları ile ilgi güvenlik eğitimi

Personel göreve atanmadan önce KHS stoklama mekanları içinde güvenlik, envanter yönetimi ve kayıt tutulması ilgili yönetmelikler, davranış ve usuller hakkında eğitim alırlar. Personel ayrıca acil durumlarda ne yapılması gerektiği ile ilgili de eğitim alır.

i) Güvenlikle ilgili yükümlülüklerin ihlalinde uygulanacak cezalar

5188 no.lu kanunda tanımlanan fiziksel güvenlik önlemlerinin tesislerde uygulanmaması halinde kanunun 19. ve 20. maddelerinde belirtilen cezai hükümler geçerlidir.

5202 no.lu kanuna istinaden gizli bilginin muhafaza ve nakli esnasında gerekli fiziksel ve güvenlik önlemlerini almayan kişiler, izin verilmemiş bir ziyarete sebebiyet verenler bu davranışları herhangi başka bir suç teşkil etmediği takdirde 6 aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılırlar.

4. Aracılık Faaliyetleri Üzerinde Ulusal Kontrol Sağlanması
a) Lisanslama koşulları, kriterleri ve prosedürüne ilişkin hususlar

“Silah satışında aracılık yapma” ifadesi, Türkiye Cumhuriyeti yasalarında ayrı bir faaliyet olarak yer almıyor olsa da, “aracılık etme” ve “aracı” ifadeleri hem 818 sayılı (Yükümlülükler Kanunu) hem de 6762 sayılı (Ticaret Kanunu) TC Yasaları’nda yer almaktadır. 6762 no’lu Yasa’ya göre aracı, ticari kanuna tabi taraflar arasında, bu taraflarla herhangi bir bağı olmaksızın, aracılık eden ve karşılıklı olarak taraflara mali fayda sağlamak için aralarında ticari sözleşmeler yapan ve bunları yürürlüğe sokan kişi veya kişileri ifade etmektedir. Bununla birlikte 818 no’lu Yasa, ‘aracılık etmek’ kavramını, taraflar arasında karşılık mali fayda sağlayacak ticari sözleşmelerin yapılması ve yürürlüğe konması ve bu sözleşmelere ilişkin koşulların belirlenmesi faaliyetlerinden oluşan bir fiil olarak tanımlamaktadır.

Halihazırda Türkiye silah satışında aracılık faaliyetlerinin kontrol edilmesine ilişkin belirli bir yasaya sahip değildir. 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Yönetmelik ve ilgili diğer düzenlemeler, silah, cephane ve diğer harp mühimmatlarının üretimi, ithalatı, ihracatı ve iç piyasada satışını düzenlemektedir.

Silah, cephane ve diğer harp mühimmatlarının üretimi, ithalatı, ihracatı ve iç piyasada satışını yapan, Türk yargısına tabi ulusal ve yabancı şirketler ve/veya kişiler, bu faaliyetlerini 5202 sayılı Savunma Sanayi Güvenliği Kanunu’nda belirtilen hükümlere göre yürütürler. Bu bağlamda, Türk gümrüklerinden geçen tüm silah, cephane ve diğer harp mühimmatlarının ihracatı, yürürlükteki ilgili Türk yasalarına bağlı olarak, ön kayıt, son kullanım/kullanıcı garantileri, lisanslama prosedürleri ve nihai olarak ihracat lisansına tabidir.

Ayrıca tüm ateşli silahların, bunlara ait kurşunların, bıçakların ve özel olarak saldırı ve savunma amaçlı olarak kullanılacak diğer tüm özel araçların ülkeye ithali, üretimi, alım-satımı, taşınması ve bulundurulması, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un hükümlerine tabidir. 6136 sayılı Kanun’un 12. Maddesi’ne göre, bu kanunun kapsamına giren ateşli silahlar ve bunların kurşunlarını ülkeye sokan veya sokmak isteyen veya bu amaç için aracılık eden, söz konusu silahları üreten veya bu amaç için ülkeye getirilmiş silahları taşıyan veya ülke içinde üretilmiş bu tip silahları ülke sınırları içinde bir yerden başka bir yere taşıyan, bu silahların taşınmasına, satışına veya bulundurulması aracılık eden kişiler, silah ve mühimmat kaçakçılığı suçuyla yargılanacaklardır. Ateşli silahlar ve bunlara ait mühimmatlara ek olarak 6136 sayılı Kanun, top, havan topu, roket rampası, uçaksavar, tanksavar, makineli tüfekler ve hafif makineli tüfekler v.b. askeri amaçlı mühimmatları da kapsamaktadır. Buna bağlı olarak, kaçakçılık ve buna ilişkin cezalar, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’nca öngörülmektedir.

5201 sayılı Kanun’un ilgili maddesi gereğince, Milli Güvenlik Bakanlığı her yıl Resmi Gazete’de yayınlanan ‘Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silâh, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Listeyi’ açıklamaktadır. Listede yer alan ürünlerin dış ticareti ve ihracatında üretici veya aracı olarak yer alan şirketler, denetim ve lisanslama düzenleme ve prosedürlerine tabidirler.

Genel olarak, aracılık faaliyeti, söz konusu mühimmatların Türkiye’den ihracı veya yeniden ihracı ile sınırlı olmak kaydıyla, yukarıda açıklanan ihracat denetim yasaları, kuralları ve düzenlemeleri ile denetlenmektedir.

b) Kontrollerin Hayata Geçirilmesi

Ateşli silahlara ilişkin 6136 sayılı Kanun, yukarıda belirtilenlerin yanı sıra, yasaklı silah ve mühimmatların devrini, satışını veya satışının düzenlenmesi faaliyetini de yasa dışı kılmaktadır (eğer söz konusu faaliyet veya faaliyetler, ihracat denetim rejimlerinin ilgili listelerinde belirtilen ürünlerin kontrolünü sağlayan 5201 sayılı Kanun’un hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirilmişse). Bu Yasaya göre, söz konusu silahları ve bunların mühimmatlarını Türkiye’ye kaçak olarak sokan veya buna girişimde bulunan veya yardımcı olan, 5201 sayılı Yasanın hükümlerine aykırı olarak üreten veya yasadışı yollarla getirilmiş veya üretilmiş ateşli silahları, Türkiye sınırları içinde 3. şahıslara devreden, gönderen veya satan veya bu suçları işleyen kişilere isteyerek yardım eden veya yasadışı ateşli silahları taşıyan kişilere, 8 yıla varan hapis cezaları verilmekte olup, eğer söz konusu suç organize olarak işlenmişse verilen ceza 12 yıla kadar çıkmaktadır.

21 Mart 2007 tarihinde kabul edilen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasası da, küçük ve hafif silahların ticaretinde yer alan kişilere hapis veya para cezası öngören hükümler içermektedir.

Türk ceza yargılaması sistemi, Türk vatandaşları için ulusal yargılamanın Türkiye sınırları dışında da uygulanmasını sağlamaktadır. “Silah ticaretinde aracılık”, belirli bir uygulama olarak düzenlenmediği için Türkiye’de, silah ticaretinde aracılık etmeye ilişkin özel bir yasa bulunmamaktadır. Ancak mevcut yasaların kapsamı, silah ticaretinde aracılık etme faaliyetini düzenleyen ve denetleyen gerekli yasal dayanakları ortaya koymakta olup, mevcut yasal çerçeve etkin bir denetim ve lisanslama sisteminin uygulanmasına imkan vermektedir.

5. Ulusal Yasalar ve İhracat/İthalat Denetleme Politikaları
a) Ulusal ihracat politikası:

Türkiye, bölgesel ve global düzeyde barış ve istikrarın sağlanması ve güçlendirilmesine yönelik tüm çabalara tam destek vermektedir. Türkiye’nin genelde silah ihracatında benimsediği politika, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası organizasyonların belirledikleri uluslararası normları ve diğer birçok uluslararası antlaşma, sözleşme, usul ve düzenlemeleri gözetmektir. Türkiye, çok taraflı ihracat kontrol rejimlerine taraf bir ülkedir.

b) İhracat lisanslama mercii ve prosedürü:

Türkiye’de, küçük ve hafif silahlara ilişkin ihracat prosedürleri, 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silâh, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Kanun ile belirlenmiştir. Bu Kanuna göre, ihracat lisansı vermeye yetkili mercii, Milli Savunma Bakanlığı’dır. Buna bağlı olarak, Milli Savunma Bakanlığı’nın verdiği lisans olmadan, söz konusu silahların ihracatı yapılamaz.

İhracat lisansı uygulamasına ilişkin prosedür, yapılacak olan işlemin siyasi yönlerini Dışişleri Bakanlığı’na ve teknik yönlerini Genelkurmay Başkanlığı’na danışan Milli Güvenlik Bakanlığı’nca uygulanmaktadır.

5201 sayılı Yasa gereğince denetime tabi ekipmanlar için ön lisans verilmesine ilişkin direktif yürürlüğe konmuştur. Bu direktif, her yıl Resmi Gazete’de yayınlanan listede belirtilen silah, mühimmat ve teçhizat için ihracat lisansı verilmesine ilişkin prosedürü açıklamaktadır.

c) İhracat lisansı almak için gerekli koşullar:

Küçük ve hafif silahların ihracatı için başvuran şirketlere, 5202 sayılı Savunma Sanayi Güvenliği Kanunu’na göre Üretim İzni verilmelidir. Bu şirketler ve/veya kuruluşlar, Milli Savunma Bakanlığı’na, ihraç edecekleri materyalin tür ve adedinin ve alıcının kimlik ve adresinin belirtildiği bir başvuru mektubu göndermek zorundadırlar.

İhracatçı kuruluşlar, Milli Savunma Bakanlığı’na, ayrıca ihraç edilecek malın alıcı tarafından belirtilen amaçlar doğrultusunda kullanılacağını garanti eden ve malın gönderileceği ülkenin Milli Güvenlik Mercii tarafından imzalı ve mühürlü orijinal son kullanıcı sertifikasını göndermek zorundadırlar. Son kullanıcı sertifikası ile birlikte, satış sözleşmesi, satış ücreti, ürün adedi ve gönderi planı da Bakanlığa iletilmelidir.

Milli Savunma Bakanlığı, ihracat talebini detaylı bir şekilde inceledikten sonra, ilgili talep hakkında Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’na danışır. Kurumlar arası bu değerlendirme sürecinin ardından Milli Güvenlik Bakanlığı, bir ay içerisinde ilgili kuruluşu, aldığı karar hakkında bilgilendirir.

Söz konusu ürünün ihracatının uygun bulunması halinde, ihracat lisansı ilgili şirkete verilir. Bu aşamadan sonra ilgili prosedürler, İhracat Düzenlemesi’ne ilişkin prensipler doğrultusunda, Dışişleri Müsteşarlığı tarafından yürütülür.

Ayrıca, şirket tarafından ihraç edilen ürünlere ilişkin bilgiler, her üç ayda bir Milli Savunma Bakanlığı’na iletilmek zorundadır.

İhracat lisansı verilen şirkete ait kayıtlar, Milli Savunma Bakanlığı tarafından saklanır. Söz konusu şirket, ihracatı yapılan ürünün adedindeki ve/veya alıcılardaki değişiklikleri, söz konusu değişikliğin gerçekleşmesinden itibaren bir ay içinde Milli Savunma Bakanlığı’na bildirmekle sorumludur.

Türkiye’de yürürlükte olan ihracat kontrol kuralları ve denetlemelerine göre şirketler, silah, mühimmat ve diğer harp materyalleri dahil olmak üzere listelenen her bir ürünün ihracatı için ayrı bir lisans almak durumundadırlar. Blok lisans uygulaması mevcut değildir. Tüm uygulamalar, yukarıda sıralanan gerekli belgelerde belirtilen bilgiler dikkate alınarak ve aşağıda belirtilen siyasi ve askeri faktörler göz önünde bulundurularak, duruma göre değerlendirilir:

– ürünün ihraç edileceği ülkenin, BM tarafından uygulanan herhangi bir yaptırım veya ambargoya tabi olup olmadığı,

– Türkiye’nin taraf olduğu ihracat kontrol düzenlemelerinin, söz konusu ihracat işlemine izin verip vermediği ve

– söz konusu ihracat işleminin, bölgesel veya global güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri.

– Önceden onaylanmış silah ve ilgili teçhizatın ihracatı, Bakanlar Kurulu’nca askıya alınabilir.

d) Denetim:

Yukarıda belirtilen Yasa doğrultusunda, ihracatı Milli Güvenlik Bakanlığı’nın iznine tabi tüm savunma gereçlerini içeren liste, her yıl gözden geçirilir ve Resmi Gazete’de yayınlanır. Bu düzenleme gereğince söz konusu materyallerin ihracatı, beş devlet kurumu tarafından sıkıca denetlenir: Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Gümrük Müsteşarlığı.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatçı Birlikleri aracılığıyla, tüm ihracat uygulamalarının kayıt altına alınmasından sorumludur. Eğer Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan listede belirtilen herhangi bir savunma teçhizatının İhracatçı Birlikleri tarafından fark edilmesi halinde, kayıt altına alma süreci içerisinde, ihracat lisansının alınabilmesi için ilgili uygulamalar Milli Savunma Bakanlığı’na yönlendirilir.

İhracat denetimlerinde Gümrük Müsteşarlığı’nın rolüne gelecek olursak, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na göre, gümrük idaresinin modernizasyonu projesi bağlamında Gümrük Otomasyon Sistemi 2002 yılının Ekim ayında tamamlanarak uygulamaya konmuştur. Bu sistemde, malları kategorilere ayırıp fiziki gümrük kontrol merkezlerine yönlendiren bir yapı kurulmuştur. Bu yapıya bağlı olarak risk analizi çalışmaları, Gümrük Müsteşarlığı tarafından başlatılmıştır. Risk analizi ve hedeflemesi teknikleri kullanılarak, gümrük denetimleri daha etkili ve hızlı hale getirilmiştir çünkü kontroller doğrudan, yüksek risk içeren işlem ve/veya mallara odaklandırılmaktadır. Yüksek riskli mallar, fiziki kontrole tabi tutuldukları “kırmızı hatta” yönlendirilmektedir. Düşük riskli mallar ise, detaylı bir belge kontrolü için “sarı hatta” yönlendirilmektedir. Bu çerçevede, geleneksel silahların ihracatında fiziki kontroller, sadece mallar için verilen izin bazında veya söz konusu izni veren kurum nezdinde değil, aynı zamanda yapılan risk analizinin sonuçları bağlamında belirlenmektedir. Doğal olarak, gümrük idaresinin, ihracat sırasında mallar üzerinde fiziki kontrol yapmak üzere, ilgili yasalardan kaynaklanan hakları saklıdır. Ayrıca, ihracat mallarına ilişkin gümrük işlemleri sırasında, dış ticaret, gümrük ve kaçakçılıkla mücadele ile ilgili yasalarda belirtilen hükümler ihlal edilirse Gümrük Müsteşarlığı, söz konusu yasalarda belirtilen ilgili cezai hüküm ve yaptırımları uygular.

İhracat kayıtları, hem dijital ortamda hem de yazılı dosyalarda saklanır. Dosyalamaya ilişkin yönetmelik gereğince, verilen lisanslara ait belgeler 5 yıllık bir süre boyunca saklanır.

e) Son kullanıcı sertifikası

Küçük ve hafif silahların ihracatı için “son kullanıcı sertifikası” gereklidir. Bu koşul, ihraç edilmiş küçük ve hafif silahların üçüncü şahıslara devri için de geçerlidir. Son kullanıcı sertifikaları, ayrıca, göndericinin (ihracat yapan şirketin), son kullanıcının ve hükümetin taahhütlerini içermektedir.

f) Yasaların ihlali halinde uygulanacak olan prosedür:

Yasa dışı ihracat uygulamalarında, söz konusu yasaları ihlal eden kurum veya kişiler, 5201 sayılı Yasa gereğince hapis veya para cezasına çarptırılırlar.

g) İthalat lisansı veren mercii ve lisans verme prosedürü:

Kontrol Listesi’nde belirtilen silah, mühimmat ve ilgili teçhizatların ithalatı, yalnızca Milli Savunma Bakanlığı veya Milli Savunma Bakanlığı’nın yetkilendirdiği şirket veya kurumlarca yapılabilir.

6. Küçük ve hafif silahların imha edilmesinde uygulanan yasal prosedürler

“Kişisel Silahların Toplanması Hakkında Yönetmelik” gereğince, küçük ve hafif silahların imha edilmesinde kullanılan başlıca yöntem, “parçalamaktır”. Parçalanan kısımlar, hammaddelerine göre tasnif edilir ve daha sonra fırında yakılır. Bakalit ve tahta kısımlar, tekrar kullanılamayacakları için imha edilir.

İmha edilen küçük ve hafif silahlara ilişkin kayıtlar, imha işleminin gerçekleştiği askeri tesiste saklanır

Yukarıda açıklanan parçalama yöntemi, ele geçirilen silahların imhasında da kullanılır. 2007 yılında, 864 adet uzun namlulu tüfek, 120 adet tabanca, 1.334 adet bomba ve patlayıcı ve 79.324 adet mühimmata el konmuştur.

Türkiye’de ihtiyaç fazlası küçük ve hafif silah bulunmamaktadır. Küçük ve hafif silahların küçük parçalarının imhası da, yukarıda açıklanan yöntemle gerçekleştirilmektedir. Hafif ve küçük silahların imhası, toplum önünde gerçekleştirilmemektedir.

Şu ana kadar Türkiye, hafif ve küçük silahların imhasında herhangi bir teknik yardım talebinde bulunmamış veya herhangi bir yardım almamıştır.

IV. ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ:
1. OSCE:

Türkiye, 1996 yılında, OSCE’ye, belirli bazı küçük silah kategorilerini dahil edecek şekilde bir silah kayıt sistemi oluşturmak için bir öneri taslağı sundu. Bu, küçük ve hafif silahlar konusunun OSCE’nin gündemine ilk kez olarak getirilişiydi. Türkiye, OSCE’nin 1999 yılı İstanbul Zirvesi’nde küçük ve hafif silahlar problemini tanımlamak için hızlı ve güçlü bir şekilde hareket etmek ihtiyacına ilişkin üye devletler arasında fikir birliği bulunduğunu görmekten memnun oldu. Türkiye, daha sonradan küçük ve hafif silahlara ilişkin OSCE belgesinin 2000 yılının Ekim ayında kabulüyle sonuçlanan Güvenlik İşbirliği Forumu’ndaki (FSC) tartışmalara aktif olarak katkıda bulundu.

OSCE Belgesi çerçevesinde Türkiye, küçük ve hafif silahlara ve bunların ihracat ve ithalatına ilişkin yasal düzenleme ve uygulamalarına ilişkin bilgileri, OSCE’ye üye devletlerle paylaşmaktadır. Bu bağlamda, ele geçirilen ve imha edilen küçük ve hafif silahların sayısı ve modellerine ilişkin en güncel bilgiler, 2007 yılında OSCE’ye sunulmuştur.

Türkiye, küçük ve hafif silahlara ilişkin OSCE Belgesini mümkün olan en üst düzeyde hayata geçirmek hedefiyle ve Organizasyon’un gündemini, uluslararası toplumun gündemine paralel bir şekilde güncel tutmak amacıyla, OSCE organizasyonu içerisinde üstlenilen görevi aktif olarak desteklemektedir. Böylece Türkiye, Küçük ve Hafif Silahlara İlişkin OSCE En İyi Uygulama Kitapçığı’nın hazırlanmasında görev aldı. Türkiye, ayrıca, “Küçük ve Hafif Silahlar ile Konvansiyonel Mühimmat Depolama Bölgesi Hakkında Mevcut ve Planlanan Projelerin Teknik, İdari ve Mali Etkilerine İlişkin FCA Çalıştayı” başlığı altında Viyana’da, 2008 yılının Şubat ayında gerçekleşen en son etkinlik bağlamında, Konvansiyonel Mühimmat Depolama Bölgeleri için 2003 yılı OSCE Belgesi’nin benimsenmesini sağlayan inisiyatife yardımcı sponsor olarak destek verdi.

2. Wassenaar Anlaşması:

Türkiye, konvansiyonel silahların ve çift-kullanımlı malzeme ve teknolojilerin ihracatı üzerindeki kontrollere ilişkin Wassenaar Anlaşması’nın (WA) kurucu bir üyesi ve aktif bir katılımcısıdır. Türkiye, küçük ve hafif silahları WA’da yeni bir raporlama kategorisi içerisinde tasnif etme çabalarını desteklemektedir.

3. NATO:

Türkiye, Küçük ve Hafif Silahlar ile Mayın Tesiri Hakkındaki NATO/EAPC (Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi) Geçici Çalışma Konseyi’nin çalışmalarına ve küçük ve hafif silahlara ilişkin diğer NATO/PfP (Barış için Ortaklık) faaliyetlerine aktif olarak katılmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye, Ukrayna’daki büyük miktarlardaki mühimmat ve hafif ve küçük silahların emniyetli bir şekilde imhası ile ilgili olarak Savuna Reformuna İlişkin Ortak Çalışma Grubu’na mali destek sağlamıştır.

4. SECI:

Türkiye, ayrıca, Bükreş’te bulunan ve amacı, diğer hususlarla birlikte, küçük ve hafif silahlar ile patlayıcı kaçakçılığını önlemek olan Güneydoğu Avrupa Ortak İnisiyatifi (SECI) Sınırlar Arası Suçlarla Mücadele Bölgesel Merkezi’nin faaliyetlerine de destek olmaktadır. Bu merkezde Türkiye’nin görevlendirdiği iki uzman bulunmaktadır. Türkiye’nin Ulusal SECI İletişim Noktası, Gümrük Müsteşarlığı bünyesindeki Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü’dür.

V. KÜÇÜK VE HAFİF SİLAHLARA İLİŞKİN MESELELERDE SİVİL TOPLUMUN
KATILIMI:

Türkiye’de, küçük ve hafif silahlara ilişkin meselelerle ilgilenen sivil toplum kuruluşları mevcuttur. Türkiye’de bu alanda kayıtlı olan en aktif sivil toplum kuruluşu, “Umut Vakfı”dır. (www.umut.org.tr).

VI. TÜRKİYE’NİN BM FAALİYET PROGRAMININ İLERİ DÜZEYDE
UYGULANMASINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ:

Küçük ve hafif silahların yasadışı ticareti üzerinde etkin bir kontrol sağlamak için önce BM’de “küçük ve hafif silahlar” ifadesinin tanımı üzerinde fikir birliğine varılmalıdır. Türkiye, söz konusu ifadenin tanımına mühimmat, patlayıcı ve el bombalarının dahil edilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Türkiye, daha etkin uluslararası denetim için konvansiyonel silah ticaretinde şeffaflık ihtiyacını ön plana çıkarmaktadır. Türkiye, BM Konvansiyonel Silah Kaydına küçük ve hafif silahların dahil edilmesini ve bu alanda bilgi paylaşımının genişlemesini memnuniyetle karşılamaktadır. Türkiye, ayrıca, OSCE ve Wassenaar Sözleşmesi çerçevesinde benzer inisiyatiflerin benimsenmesini desteklemektedir.

Bu çerçevede, Türkiye, küçük ve hafif silahların ticareti hakkında bilgi paylaşımının zorunlu kılınmasını da desteklemektedir. Ayrıca, ihracat lisanslarının reddi, böyle bir bilgi paylaşımında raporlama kategorilerinden biri olarak da değerlendirilebilir. Ulusal düzeyde, gümrük görevlileri ve güvenlik güçleri Faaliyet Programı’nın uygulanmasında önemli bir rol oynamaktadırlar. Etkin bir kontrol mekanizması oluşturabilmek için, kurumsal bilgi alışverişi ve eğitim programları aracılığıyla, gümrük yetkilileri ve güvenlik güçleri arasında küçük ve hafif silahlara ilişkin bölgesel işbirliği geliştirilmelidir. Küçük ve hafif silahlara ilişkin kayıtlar, mümkün olabildiğince uzun bir süre saklanmalıdır; BM üyesi bir devlet tarafından talep edilmesi halinde söz konusu kayıtlar, resmi kanallardan paylaşılmalıdır.

Küçük ve hafif silah üreticileri, ihracatçıları, aracıları, taşıyıcıları, ithalatçıları ve son kullanıcılarının faaliyetlerini izlemek ve kontrol etmek, küçük ve hafif silahların yasadışı ticaretini önlemek açısından gereklidir.

Bazı kişi ve şirketler, uluslararası denetim rejimleri ve ulusal bazda yasal mevzuatlardaki boşluklardan faydalanmaktadırlar. Küçük ve hafif silahlara ilişkin uluslararası ve bölgesel bazda yasal mevzuatların uyumlu hale getirilmesi, hiç şüphesiz, devletler arasındaki yasal boşlukların kaçakçılar tarafından suiistimal edilmesini önlemede ileriye dönük önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede, Türkiye, bölgesel ve global düzeyde uygulanabilir son kullanıcı sertifika sistemi ile bir bilgi paylaşımı ve onay mekanizması geliştirmek amacıyla bir fizibilite çalışması yapılmasının faydalı olacağına inanmaktadır.

Türkiye, ayrıca, küçük ve hafif silahların işaretlenmesi amacıyla uluslararası düzeyde kabul görecek bir yöntemin hayata geçirilmesinin gerekliliğine her zaman inanmıştır.

Ülkelerin küçük ve hafif silah stoklarının etkin yönetimi ve fiziki güvenliğini sağlama ihtiyaçları için ülkelere yardım etmek amacıyla uluslararası ve bölgesel işbirliği teşvik edilmelidir. Ele geçirilen veya ihtiyaç fazlası hafif ve küçük silahlar, uluslararası kabul gören standartlarda ve bağışçı ülkelerin, uluslararası organizasyonların ve sivil toplum örgütlerinin teknik ve mali yardımlarıyla imha edilmelidir.

Küçük ve hafif silahların yasadışı ticaretiyle mücadele ile ilgili işbirliği planları ve bilgi paylaşımları, bölgesel ve karşılıklı güven ortamı içerisinde ve emniyet sağlayıcı tedbirler çerçevesinde hayata geçirilmelidir.

VII. SONUÇ:

Konuya, küçük ve hafif silahların yasadışı ticareti ile terör, organize suçlar ve uyuşturucu ticareti arasındaki yakın ilişki ve küçük ve hafif silahların yaygınlaşmasının sosyal ve ekonomik gelişme üzerindeki olumsuz etkileri açısından bakacak olursak, uluslararası toplum sürekli olarak meseleye hakim olmalı ve bu problemle başa çıkabilmek için yenilikçi stratejiler geliştirmekten geri kalmamalıdır. Bu stratejiler kapsamlı olmalı ve silahların üretiminden ihtiyaç fazlası olanların imhasına kadar yasadışı silah ticareti ve silahların yaygınlaşmasına ilişkin tüm unsurları içermelidir.

Türkiye, küçük ve hafif silahların yasadışı ticareti ile mücadele edilmesi ve bu meselenin kökten çözümünün sağlanması amacıyla, BM bünyesindeki, uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve gerekirse, hukuki veya siyasi açıdan bağlayıcı ilave koşul ve kuralların benimsenmesi ve uygulanmasının teşvik edilmesi çabalarına aktif olarak katkıda bulunmaya devam edecektir. Nisan 2008

http://www.mfa.gov.tr/silahlarin-kontrolu-ve-silahsizlanma.tr.mfa

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Fakülte, 20 Temmuz 1982 tarihinde, 41 sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuştur. Fakülte, 1983-1984 Eğitim ve öğretim yılında öğretime başlamıştır. Konya merkezde küçük bir binada başlayan öğretim faaliyeti daha sonra kampüs yerleşkesinde devam etmiştir. 2002 yılından bu yana da ki binasında öğretimini sürdürmektedir.

Fakültenin kurucu dekanı Prof.Dr.Burhan GÜRDOĞAN `dır. Fakültede Kamu Hukuku ve Özel Hukuk olmak üzere iki bölüm bulunmaktadır. Fakülte, 2011-2012 Eğitim ve Öğretim yılı sonunda 7705 mezun vermiştir.

Mevcut dekan PROF.DR. MUSTAFA AVCI’dır.

Kurum, misyon olarak, yasal mevzuat çerçevesinde, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine bağlı, yüksek adalet duygusuna sahip, hukuk kültürüne katkı sağlayacak yeni nesiller yetiştirmeyi hedeflemektedir. Hukukun ve hukukun üstünlüğü ile insan haklarına saygıyı kendine şiar edinen hukukçular yetiştirmek hedeflenmektedir. 

Fakülte, T.C. Adalet Bakanlığının açtığı Hakimlik ve Savcılık sınavlarında mezunlarının başarılı olduğunu ifade etmektedir. Fakülte mezunları 2011 yılında yapılan sınavlarda ikinci sırada yer almıştır. 2012 yılında yapılan sınavda sınavı kazanan 500 adayın 76 sı Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur.

2010 yılında TÜSİAD ın düzenlemiş olduğu geleneksel En İyi Genç Hukukçu Ödülü Vergi Hukuku alanında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3.sınıf öğrencisi İsmet YURTERİ’ye verilmiştir. 

Her yıl Çağa Hukuk Vakfı tarafından düzenlenen yarışmada Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Ümit Süleyman ÜSTÜN Nasıl Vergi Denetimi ve Vergi Yasası adlı çalışması ile Çağa Hukuk birincilik ödülünü almıştır.

Fakülte kütüphanesinde yaklaşık 15.000 kitap ve 42 süreli yayın bulunmaktadır.

 

Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi

0

Dünya Tıp Birliği Helsinki Bildirgesi, Dünya Tıp Birliği’nin Helsinki’de yapılan 18. genel kurulunda benimsenmiş, daha sonra yapılan genel kurullarda güncellenmiştir.

İnsan Denekleri Üzerindeki Tıbbi Araştırmalarda Etik İlkeler 

Dünya Tıp Birliği’nin 18. genel kurulunda (Helsinki, Finlandiya, Haziran 1964) benimsenmiş, 29. (Tokyo, Japonya, Ekim 1975), 35. (Venedik, İtalya, Ekim 1983), 41. (Hong Kong, Eylül 1989), 48. (Somerset West, Güney Afrika Cumhuriyeti, Ekim 1996), 52. (Edinburgh, İskoçya, Ekim 2000) genel kurullarında geliştirilmiş,  Washington 2002 genel kurulunda 29. Maddeye  ve Tokyo 2004 genel kurulunda 30. maddeye  açıklama notu ilave edilmiştir.

  1. Dünya Tıp Birliği, insan deneklerinin yer aldığı tıbbi araştırmalarda görev alan hekim ve diğer kişilere rehberlik edecek etik ilkeler olarak Helsinki Bildirgesi’ni geliştirmiştir. İnsan deneklerini içeren araştırmalara insandan elde edilen kime ait olduğunu belli olan materyal ya da veriler de dahildir.
  2. Hekimin ödevi insan sağlığını korumak ve geliştirmektir. Hekimin bilgi ve vicdanı bu görevin yerine getirilmesine adanmıştır.
  3. Dünya Tıp Birliği’nin Cenevre Bildirgesi “Hastamın sağlığı benim ilk önceliğimdir” cümlesiyle hekimi bağlar ve Uluslararası Tıp Etiği Kodu “Hastanın fiziksel ve mental koşullarını zayıflatabilecek etkilere sahip tıbbi hizmetleri verirken, hekimin yalnızca hastanın menfaatine göre davranması gerektiğini” duyurur.
  4. Tıbbi ilerlemeler, en nihayetinde kısmen insanlar üzerindeki deneylere dayanan araştırmaları temel almaktadır.
  5. İnsanlar üzerindeki tıbbi araştırmalarda insan deneklerinin sağlığı, bilim ve toplumun menfaatinden önce gelmelidir.
  6. İnsan denekleri üzerindeki tıbbi araştırmaların birinci amacı profilaktik, diagnostik ve terapötik işlemleri geliştirmenin yanında hastalıkların etiyoloji ve patogenezini anlamaktır. Kanıtlanmış en iyi profilaktik, diagnostik ve terapötik yöntemler bile etkinlik, verimlilik, erişilebilirlik ve kalite açısından araştırmalara sürekli olarak tabi tutulmalıdır.
  7. Güncel tıp uygulamaları ve tıbbi araştırmalardaki profilaktik, diagnostik ve terapötik işlemlerin pek çoğu külfet ve riskler içermektedir.
  8. Bir tıbbi araştırma, insana saygıyı teşvik eden, onun haklarını ve sağlığını koruyan etik standartlara tabidir. Bazı araştırma grupları istismara açıktır ve özel korunmaya ihtiyaçları vardır. Ekonomik ya da tıbbi yönde dezavantajlı olanların özel ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır. Keza, kendi başlarına onam ya da ret veremeyenlere; baskı altında onam verme durumundakilere; araştırmadan kişisel olarak yarar görmeyeceklere; aynı anda tedavi ve araştırmaya tabi tutulacak olanlara özel dikkat gerekir.
  9. Araştırmacılar, kendi ülkelerindeki insanlar üzerindeki araştırmalar için geçerli etik, yasa ve düzenlemelerin yanısıra uygulanabilen uluslararası kurallardan da haberdar olmalıdırlar. İnsan deneklerinin korunması için bu bildirgede ileri sürülenlerin hiçbir ulusal etik, yasa ya da düzenleme tarafından ortadan kaldırılmasına ya da zayıflatılmasına izin verilmemesi gerekir.

TÜM TIBBİ ARAŞTIRMALARDA TEMEL İLKELER

  1. Tıbbi araştırmalarda insan deneklerinin yaşamını, sağlığını, mahremiyetini ve onurunu korumak hekimin ödevidir.
  2. İnsan denekleri üzerindeki tıbbi araştırmalar genel bilimsel ilkelere uygun olmalı; bilimsel literatürün ve diğer ilgili bilgi kaynaklarının tam olarak bilinmesi ile yeterli laboratuvar ve uygun olduğunda hayvan deneylerine dayanmalıdır.
  3. Çevreyi etkileyebilecek araştırmaların yürütülmesinde yeterince dikkatli olunmalı ve araştırma için kullanılacak hayvanların sağlığına saygı gösterilmesidir.
  4. İnsan denekleri üzerindeki her deneysel prosedürün tasarımı ve çalışmanın nasıl uygulanacağı deney protokolünde açık bir şekilde formüle edilmesi gerekir. Bu protokol değerlendirme, yorum, rehberlik ve uygun bulduğunda onay vermek için özel olarak atanmış; araştırmacıdan, sponsordan ya da istenmeyen başka etkilerden uzak bir etik inceleme kuruluna sunulmalıdır. Bu bağımsız kurul araştırma deneylerinin yapıldığı ülkenin yasa ve düzenlemeleri ile uyum halinde olmalıdır. Kurul, sürdürülmekte olan denemeleri izleme hakkına sahiptir. Araştırmacılar, izlemedeki bilgileri, özellikle ciddi olumsuz gelişmeleri bu kurula bildirmekle yükümlüdürler. Araştırmacının aynı zamanda inceleme için mali kaynakları, sponsorları, bağlı olduğu kurum ile diğer sağlanan çıkarların ve denekleri teşvikle ilgili bilgileri de kurula sunması gerekir.
  5. Araştırma protokolünde, her zaman, ilgili görünen etik ifadelerin açıklanması ve bu bildirgede dile getirilen ilkelere uyumlu olunduğunun belirtilmesi gerekir.
  6. İnsan denekleri üzerindeki tıbbi araştırmalar yalnızca, bilimsel kalifiye kişiler ile klinik yönünden yeterliliği tam tıbbi bir elemanın gözetiminde yürütülmelidir. İnsan deneklerine karşı sorumluluk her zaman tıbben kalifiye elemanda olmalı ve asla, onam vermiş olsa bile araştırma deneğine bırakılmamalıdır.
  7. İnsanlar üzerindeki her tıbbi araştırma projesinin risk ve rahatsızlık ile denek ya da diğerleri için tahmin edilen risk ve yararların dikkatle karşılaştırılması yapılmalıdır. Bu, sağlıklı gönüllülerin tıbbi araştırmalara katılımını engellemez. Tüm çalışma dizaynının herkese açık olması gerekir.
  8. Hekimler, risklerin yeterince değerlendirildiğinden ve tatmin edici bir şekilde baş edilebileceğinden emin olmadıkça insan denekleri üzerindeki araştırma projelerin katılmaktan kaçınmalıdırlar. Hekimler, saptanan risklerin yarardan daha fazla olduğunda ya da pozitif ve yararlı sonuçlara ilişkin kesin kanıtların varlığında araştırmayı sona erdirmelidirler.
  9. İnsan denekleri üzerindeki araştırma projeleri, yalnızca, hedeflenen yararın denekte yaratacağı risk ve rahatsızlıklardan ağır basacağı zaman gerçekleştirilmelidir. Bu durum, deneklerin sağlıklı gönüllüler olduğunda özellikle önemlidir.
  10. Tıbbi araştırma, yalnızca, araştırmanın uygulandığı grubun araştırma sonuçlarından yarar göreceğine ilişkin makul bir olasılık varsa haklı bir nedene sahiptir.
  11. Denekler, araştırma projesine gönüllü ve aydınlatılmış (bilgilendirilmiş) olarak katılmalıdırlar.
  12. Araştırmaki deneğin, maddi-manevi bütünlüğünün korunması hakkına her zaman saygı gösterilmelidir. Deneğin mahremiyetine saygı, hasta bilgilerinin gizliliği, çalışmanın deneğin fiziki ve mental bütünlüğü ile kişiliğine etkisini en aza indirmek için her türlü önlemin alınması gerekir.
  13. İnsanlar üzerindeki bir araştırmada, her potansiyel denek amaçları, yöntemleri, fon kaynakları, olası çıkar çatışmaları, araştırmacının kurumsal ilişkileri, beklenen yararlar, çalışmanın riskleri ve vereceği rahatsızlıklar hakkında yeterince bilgilendirilmiş olmalıdır. Denek, çalışmaya katılmama ya da hiçbir yaptırıma maruz kalmadan, herhangi bir zamanda, katılım onamını geri çekme hakkına sahip olduğu konusunda bilgilendirilmelidir. Denek bu bilgileri anladıktan sonra hekimin, tercihan yazılı olarak, deneğin, iradesiyle verilmiş aydınlatılmış onamını (informed consent) alması gerekir. Eğer, onam yazılı alınamaz ise yazılı olmayan onam tanık huzurunda resmi olarak kayda geçirilmelidir.
  14. Araştırma projesi için aydınlatılmış onam alınırken, hekim, kendisiyle deneğin bağımlılık yaratan ilişkide olup olmadığı ya da baskı altında onam verip vermediği konusunda özellikle dikkatli olmalıdır. Böyle bir durum söz konusu olduğunda, aydınlatılmış onam araştırmada yer almayan ve tamamen bu konunun dışında olan, konu hakkında iyi bilgilendirilmiş bir hekim tarafından alınmalıdır.
  15. Yasal olarak yetersiz (incompetent), fiziksel ya da mental olarak onam vermekten yoksun ya da reşit olmayan küçük araştırma denekleri için araştırmacı, aydınlatılmış onamı yasanın öngördüğü doğrultuda yasal temsilciden almalıdır. Bu gruplar araştırmaya, ancak, araştırma temsil edilen popülasyonun sağlığını korumak için gerekiyorsa ve bu araştırma bunlar yerine yasal olarak yetkili kişiler üzerinde yapılamıyorsa dahil edilebilirler.
  16. Yasal olarak yetersiz (incompetent) kabul edilen bir denek, örneğin reşit olmayan bir çocuk araştırmaya katılmaya onaylama (assent) verebilir ise araştırmacı yasal temsilcinin onamına ek olarak ondan da onaylama da almalıdır.
  17. Vekil ya da ön onam dahil olmak üzere, aydınlatılmış onam almanın mümkün olmadığı, kişiler üzerindeki araştırma yalnızca aydınlatılmış onam almayı engelleyen fiziksel/mental koşullar araştırma grubunun kaçınılmaz özelliği ise yapılmalıdır. Araştırma deneklerinin aydınlatılmış onam verememelerinin özel nedeni etik kurulun onayı ve değerlendirmesi için deney protokolünde belirtilmelidir. Protokol, araştırmada kalmaya ilişkin onamının en kısa sürede kişiden ya da yasal temsilciden alınacağını belirtmelidir.
  18. Hem yazarların hem de yayımcıların etik yükümlülükleri bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarının yayımlanmasında araştırmacılar sonuçların doğruluğunu koruma mecburiyetindedirler. Negatif sonuçlar da yayımlanmalı ya da herhangi bir şekilde halka duyurulmalıdır. Fon kaynakları, kurumsal bağlantılar ve olası çıkar çatışmaları yayında bildirilmelidir. Bu bildirgede yer alan ilkelere uymayan deney bildirileri yayına kabul edilmemelidir.

TIBBİ BAKIMLA BİRLEŞİK TIBBİ ARAŞTIRMALARA İLİŞKİN EK İLKELER

  1. Hekim, araştırmayı ancak potansiyel profilaktik, diagnostik ve terapötik değerleri yönünden haklı bulunabildiği ölçüde tıbbi araştırmayı tıbbi bakımla birleştirebilir. Tıbbi araştırma, tıbbi bakımla birleştiği zaman araştırma deneği olan hastayı korumak için ek standartlar uygulanmalıdır.
  2. Yeni yöntemin yararları, riskleri, rahatsızlıklar ve etkilerinin kullanılmakta olan en iyi profilaktik, diagnostik ve terapötik yöntemler karşılaştırarak denenmesi gerekir. Bu, kanıtlanmış profilaktik, diagnostik ya da terapötik yöntemlerin bulunmadığı çalışmalarda plasebo kullanımını ya da tedavisiz bırakmayı dışlamamaktadır. (Bkz. Dipnot)
  3. Çalışmanın sonunda çalışmaya katılan her hastaya çalışma ile saptanmış, kanıtlanmış en iyi profilaktik, diagnostik ve terapötik yöntemden yararlanabilmesi garanti edilmelidir. (Bkz. Dipnot)
  4. Hekim, tıbbi bakımın hangi yönlerinin araştırma ile ilgili olduğu konusunda hastayı tam olarak bilgilendirmelidir. Hastanın, bir çalışmaya katılmayı reddetmesi asla hekim-hasta ilişkisini etkilememelidir.
  5. Bir hastanın tedavisinde kanıtlanmış profilaktik, diagnostik ve terapötik yöntemler mevcut değil ya da etkin değilse; kendi kanaati hayat kurtarma, sağlığı düzeltme ya da acıyı hafifletme şeklinde ise hastadan aydınlatılmış onam alarak, kanıtlanmamış ya da yeni bir profilaktik, diagnostik ve terapötik tedbirleri kullanma konusunda hekim serbest olmalıdır. Mümkün olduğunda, bu tedbirlerin, güvenlik ve etkinliğini değerlendirmek için tasarlanmış araştırmanın nesnesi yapılması gerekir. Bütün vakalarda, yeni bilgiler kayıt edilmeli uygun olduğunda yayımlanmalıdır. Bu bildirgenin ilgili diğer rehber-kurallarına uyulmalıdır.

Dipnot:

DÜNYA TIP BİRLİĞİ HELSİNKİ BİLDİRGESİ 29. MADDESİNİN AÇIKLAMA NOTU

(Washington-2002)

Dünya Tıp Birliği bu vesile ile plasebo-kontrollü denemelerin kullanımında ileri düzey bakım yapılması ve genel olarak bu yöntem kanıtlanmış mevcut tedavinin bulunmadığında kullanılmasını tekrar teyit etmektedir. Bununla beraber, kanıtlanmış bir tedavi mevcut olsa bile plasebo-kontrollü denemeler aşağıdaki koşullarda etik yönden kabul edilebilir:

– Bir profilaktik, diagnostik ya da terapötik yöntemin, güvenilirliği ve etkinliliğini belirlemek için gerekli, zorunlu ve bilimsel olarak doğru metodolojik nedenlerle kullanımında; ya da

– Profilaktik, diagnostik ya da terapötik yöntem, çok önemli olmayan ve plasebo alan hastanın ciddi ek bir riske ya da dönüşü olmayan bir zarara uğratmadığı durumlarda araştırılmalıdır.

Helsinki Bildirgesi’nin bütün diğer koşullarına, özellikle uygun etik ve bilimsel incelemeler için, bağlı kalınmalıdır.

DÜNYA TIP BİRLİĞİ HELSİNKİ BİLDİRGESİ  30. MADDESİ ÜZERİNE AÇIKLAMA NOTU

(Tokyo-2004)

Dünya Tıp Birliği bu vesile ile, yararlı olarak tanımlanan profilaktik, diagnostik ve terapötik  prosedürlere veya  diğer uygun bakım şekillerine deneme-sonrasında katılımcıların ulaşabilmesi işlemlerinin,  çalışmanın planlanması aşamasında  tanımlanması gerekliliğini  tekrar onaylar.

Etik değerlendirme kurulunun, değerlendirme sırasında göz önünde bulundurabilmesi için, deneme-sonrası düzenlemelerin veya  diğer bakım şekillerinin çalışma protokolünde tanımlanmış olması gerekir.

Profesör

0

Profesör, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununa göre, en yüksek düzeydeki akademik unvana sahip öğretim üyesi kişilere verilen unvandır.

Latince Professor’ün karşılığı olarak Türkçeye girmiştir. “Bir sanat ya da bilim dalında en yüksek düzeyde uzman” anlamına gelen; uzun yazım biçimi “profesör” bir unvan olarak ilk kez 1706 yılında, kısa yazım biçimi “prof.” ise 1838 yılında kullanılmaya başlanmıştır.

Kanunen belli süreyi doldurmuş, bilimsel güç ve öğretim yeteneği sabit olmuş doçentler arasından başvurma üzerine seçilerek tayin edilir.

Profesör olabilmek için şartlar:

  • En az beş yıl üniversitelerde doçentlik yapmış olmak veya doçent unvanını ka­zandıktan sonra yedi yıl, uzmanlığıyla il­gili işte çalışmış olmak.
  • Bilimsel değerini ve öğretim yeteneğini doçent olduktan sonraki çalışmaları ve yayımlarıyla tanıtmış olmak.

Yukarıda yazılı şartları yerine getiren do­çentlere, başvurmaları üzerine fakülte pro­fesörler kurulunun kararı ve üniversite se­natosunun onayı ile bir kadroya bağlı ol­maksızın üniversite profesörü unvanı verilir. Kadro varsa, profesör kadrosuna girer ve bu kadrodan maaş alarak profesörlere ait bütün haklardan yararlanır. Kadrosuz pro­fesör olan kimseler maaşlarını doçentlik kadrosundan alırlar. Fakat bunun dışında kadrolu profesörlerin bütün hak ve yetki­lerine sahiptirler.

Pek çok ülkede aynı adla anılan Profesör unvanı İngiltere’deki ‘Chair’ ve ‘Reader’ unvanlarına denk düşmektedir. Kürsüsüz Profesör gibi bir unvan da kullanılmakla birlikte, bunun İngiliz akademik unvanlar sıralamasındaki ‘Reader’a karşılık geldiği söylenebilir.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2001 yılında öğretime başlayan İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin ilk vakıf üniversitesi olan İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin yedi fakültesinden biridir.

Bakanlar Kurulu’nun 12.07.2010 tarihli ve 2010/723 sayılı kararı ile kurulan İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne Mayıs/2012’de öğretime başlama izni verilmiştir.

Kurucu Dekan olarak  Prof. Dr. Huriye Kubilay ‘dır.

Hukuk Fakültesi, özellikle “yabancı dile ağırlık veren” bir hukuk eğitimi vermeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, yabancı dil ve araştırma yöntemlerine ilişkin, tüm hukuk eğitimi süresince görülecek “İngilizce Akademik Beceriler” derslerine programda yer verilmiştir. Bunun yanı sıra öğrencilerimizin gene ikinci bir yabancı dile (Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça, Yunanca, Japonca, Portekizce, Çince ve Arapça), sekiz yarıyıl boyunca derslerini seçerek ikinci bir yabancı dili öğrenmeleri mümkündür.

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin yurt dışındaki 92 Üniversite ile ERASMUS programı anlaşması, 27 üniversite ile akademik işbirliği protokolü bulunmaktadır. Öğrenciler, eğitimleri süresince ERASMUS Programı çerçevesinde eğitimlerinin bir bölümünü yurt dışında sürdürebilmektedir. Hukuk Fakültesi, öğrencilerini teorik bilgi ile donatmanın yanı sıra, uygulamaya yönelik bir hukuk eğitimi vermeyi amaçlamaktadır. Öğrencilerin eğitim boyunca“staj” yapmaları ve uygulamayı öğrenmeleri amaçlanmaktadır. ECTS (AKTS) Etiketini alan ilk Türk vakıf üniversitesi olan İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde, ilk lisans mezunlarının verildiği 2004–2005 öğretim yılından itibaren mezun olan tüm öğrencilere diplomalarıyla beraber “Diploma Eki Etiketi-Diploma Supplement Label” (DS) verilmektedir. İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim programı da bu Programın bir parçası olarak, Bologna sürecine uygun olarak hazırlanmış olup, öğrenciler, uluslararası hukuk akreditasyonuna sahip bir Hukuk Fakültesinden mezun olma olanağına sahiptirler.

Öğrenciler ve araştırmacıların kampüs dışından veritabanlarına ve elektronik dergilere ulaşmaları mümkündür. Gün ve gece boyunca açık olan kütüphane okuma salonunun her noktasından kablosuz ağ aracılığıyla internet erişimi sağlanmaktadır.

İzmir Ekonomi Üniversitesi, bilişim hizmetleri sayesinde kendilerini ilgilendiren önemli bilgilere doğrudan ulaşabilmekte, gerekli işlemleri yapabilmektedirler.

Öğrenciler, İzmir Ekonomi Üniversitesi bünyesindeki elliyi aşkın öğrenci kulüplerinde, bedensel, zihinsel, kültürel, sanatsal ilgi ve yeteneklerini geliştirebilmektedirler.

 

743 Nolu Medeni Kanun

0

TÜRK KANUNU MEDENİSİNİN YÜRÜRLÜKTEN
KALDIRILMIŞ HÜKÜMLERİ

RESMİ GAZETEDE YAYINLANMIŞ OSMANLICA METİN İÇİN TIKLAYINIZ
Kanun Numarası : 743
Kabul Tarihi : 17/2/1926
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih: 4/4/1926 Sayı: 339
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 3 Cilt: 7 Sayfa: 237
1 – 15/6/1938 tarih ve 3453 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 88)
Madde 88– (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Erkek onsekiz ve kadın onyedi yaşını ikmal etmedikçe evlenemez.
Şu kadar ki hakim, fevkalade hallerde ve pek mühim bir sebebe mebni onbeş yaşını ikmal etmiş olan erkek ve
kadının evlenmesine müsaade edebilir. Ana ve baba ve vasi de dinlenir.
2 – 9/3/1954 tarih ve 6333 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 639)
Madde 639– (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
b) Fevkalade müruru zaman:
Madde 639 – Tapu sicilinde mukayyet olmayan bir gayrimenkulü nizasız ve fasılasız yirmi sene müddetle ve malik
sıfatı ile yedinde bulundurmuş olan kimse o gayrimenkulün kendi mülkü olmak üzere tescili talebinde bulunabilir.
Tapu sicilinden maliki kim olduğu anlaşılamayan veya yirmi sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş
bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün,
mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir. Tescil ancak hakimin emriyle olur.
3 – 29/6/1956 tarih ve 6763 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 920)
Madde 920 fıkra iki – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Bu tahditler tapu siciline şerh verilmekle gayrimenkul üzerinde sonradan iktisap olunan rehin sahiplerine karşı
dermeyan olunabilir.
4 – 23/11/1960 tarih ve 138 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 679)
Madde 679– (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Kaynak, arzın mütemmim bir cüzü olup mülkiyeti, kaynadıkları toprağın mülkiyeti ile beraber iktisap olunur.
Başkasının arzındaki kaynaklardan istifade irtifak hakkı olarak tapu siciline kayıt ile tesis olunur.
Yer altındaki sular kaynaklar gibidir.
1300
5 – 13/7/1967 tarih ve 903 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81.)
Madde 73– (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Tesis
(A) TESİS:
I. Umumiyet itibariyle:
Madde 73 – Tesis, bir malın muayyen bir maksada tahsisidir.
Madde 74 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
II. Tesisin şekli:
Madde 74 – Tesis, resmi bir senetle yahut vasiyet tarikı ile vücut bulur.
Tesisin mahkeme siciline kaydı, tesis senedi müeddasına ve tesisi teftiş kendisine ait olan makamın talimatına göre
icra olunur.
Bu kayıt tesisi idare edeceklerin isimlerini gösterir.
Madde 75 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
III. Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı:
Madde 75 – Hibede olduğu gibi, tesis edenin mirasçıları ve alacaklıları tarafından, tesise itiraz olunabilir.
Madde 76 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
(B) TESİSİN TEŞKİLİ:
Madde 76 – Tesis senedinde tesisin uzuvları ve sureti idaresi gösterilir.
Bunlar kafi derecede gösterilmemiş olursa tesisi teftiş kendisine ait olan makam tarafından lazımgelen tedbirler
yapılır.
Tesisi, gayesine göre teşkil etmek mümkün olamazsa tesis eden itiraz etmedikçe veya tesis senedinde hilafına sarih
bir hüküm bulunmadıkça tesisin malları teftiş makamı tarafından mümkün mertebe gayece aynı olan diğer bir tesise tahsis ve
teslim olunur.
Madde 77 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
(C) TEFTİŞ:
Madde 77 – Tesis; gayesine göre Devlet, vilayet, belediye ve köyden hangisine taallük ediyorsa onun
teftişine tabidir.
Teftiş makamı, tesis mallarının gayesine muvafık surette sarfına nezaret eder.
Madde 78 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
(D) TADİL:
I. Teşkilatın tebdili:
Madde 78 – İcra Vekilleri Heyeti, teftiş makamının teklifi üzerine tesisin idare heyetinin tahriri mütalaasını aldıktan
sonra mallarını muhafaza veya gayesini idame için kat’i ihtiyaç bulunduğu halde teşkilatını tebdil edebilir.
1301
Madde 79 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
II. Gayenin tebdili:
Madde 79 – Tesisteki gayenin mahiyet ve şumulü; tesis ile tesis edenin arzusu arasındaki tevafuku açıktan açığa izale
edecek derecede tebeddül etmiş olursa İcra Vekilleri Heyeti; teftiş makamının teklifi üzerine tesisin idare heyetinin tahriri
mütalaasını aldıktan sonra, gayesini tebdil edebilir. Tesisin gayesini tehlikeye koyan vezaif ve şeraitin ilga veya tebdili dahi
aynı hükümlere tabidir.
Madde 80 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
(H) AİLE TESİSLERİ VE DİYANİ TESİSLER:
Madde 80 – Hukuku amme ahkamı mahfuz kalmak üzere aile tesisleri ve ibadete müteallik bir hizmetin ifası için
münhasıran diyani olan tesisler teftiş ve murakabeye tabi değildir. Mezkür tesislerin hukuku hususiyeye müteallik
ihtilaflarının mercii halli, mahkemedir.
(V) FESİH:
I. Kanunen ve hakimin karariyle:
Gayesi gayrikabili husul bir hale gelen tesis, kendiliğinden münfesih olur.
Gayesi kanuna yahut adabı umumiyeye muhalif olduğu takdirde tesis, hakim tarafından fesholunur.
Madde 81 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
II. Dava hakkı ve kaydın terkini:
Madde 81 – Tesisin feshini, teftiş makamı veya her alakadar talep edebilir.
Fesih, terkini kayıt için memuruna tebliğ olunur.
6 – 13/2/1973 tarih ve 1659 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 453)
Madde 453 fıkra üç – (13/7/1967 tarih ve 903 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Ancak vakfın gelirinin % 20 si kendisine bırakılan mahfuz hisseli mirasçılar tenkis davası açamazlar.
7 – 21/5/1981 tarih ve E. 1980/29, K. 1981/22 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilmiş hükümlerin
metinleri. (Madde numaraları: 310)
Madde 310 fıkra iki – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Münasebeti cinsiye zamanında, müddeaaleyh evli ise; hakim, babalığa hükmedemez.
8 – 16/6/1983 tarih ve 2846 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 253)
Madde 253 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Evlat edinme hakkı en az kırk yaşında olup ta nesebi sahih, füruu bulunmayanlara münhasırdır. Evlat edinen
kimsenin evlatlıktan en az onsekiz yaş büyük olması şarttır.
1302
9 – 16/4/1986 tarih ve 3276 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: Geçici Madde)
(İşlenemeyen hükümlerde yeralan) Geçici Madde – (16/6/1983 tarih ve 2846 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mümeyyiz olmayan küçükleri birlikte evlat edinmiş olanlar, Kanunun
yürürlüğünü izleyen bir yıl içinde, ilgili mercilere başvurmak suretiyle yukarıdaki hükümlerin kendileri hakkında da
uygulanmasını isteyebilirler. Ancak, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihte reşit ve mümeyyiz olan evlatlıklar ile ilgili olarak bu
madde esaslarına göre yapılacak uygulamada evlatlıkların da muvafakatları aranır.
10 – 4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 24, 94, 96, 134,137, 142, 144, 145.)
Madde 24 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
2 – Dava hakkı:
Madde 24 – Şahsi menfaatlerinde haksız tecavüze uğrayan kimse, hakimden tecavüzün menini talep edebilir.
Maddi veya manevi tazminat namiyle muayyen bir meblağ davası ancak kanunun tayin ettiği halde ikame olunur.
Madde 94 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Gaipliğine hükmolunan kimsenin kocası veya karısı; hakim, evliliğin feshine hükmetmedikçe evlenemez.
Gaibin karı veya kocası evliliğin feshini gaiplik davasiyle birlikte talep edebileceği gibi ayrıca da dava edebilir.
Boşanma hakkındaki usul burada dahi caridir.
Madde 96 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Boşanma ile birbirinden ayrılmış olan karı ve koca, hakim tarafından tayin olunan memnuiyet müddeti içinde, tekrar
evlenemez.
Karı ve koca birbirleriyle evlenmek isterlerse, bu müddet hakim tarafından kısaltılabilir.
Madde 134 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
VI. İmtizaçsızlık:
Madde 134 – Aralarında müşterek hayatın çekilmez bir hale gelmesini mucip olacak derecede şiddetli bir geçimsizlik
başgösterdiği takdirde karı kocadan her biri, boşanma davasında bulunabilir.
Eğer geçimsizlik, iki taraftan birine daha ziyade kabili isnat ise boşanma davasını ikame hakkı ancak diğer tarafa
aittir.
Madde 137 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
III. Muvakkat tedbirler:
Madde 137 – Hakim, davanın ikamesini mütaakıp lazım gelen ve bilhassa kadının iskan ve infakına ve karı kocanın
mali münasebetlerine ve çocukların muhafazasına mütaallik muvakkat tedbirleri ittihaz eder.
1303
Madde 142 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Boşanma hükmünde kabahatli olan tarafın yeniden evlenememesi için hakim, bir seneden az ve iki seneden fazla
olmamak üzere bir müddet tayin eder.
Hakim tarafından hükmedilen ayrılığın müddeti buna mahsubedilir.
Madde 144 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
2 – Nafaka:
Madde 144 – Kabahatsız olan karı yahut koca, boşanma neticesi olarak büyük bir yoksulluğa düşerse, diğeri
boşanmaya sebebiyet vermemiş olsa dahi kudreti ile mütenasip bir surette bir sene müddetle nafaka itasına mahküm
edilebilir.
Madde 145 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
3 – İrat:
Madde 145 – Bir mukavele veya hüküm ile kendisine maddi ve manevi tazminat veya nafaka olarak bir irat tahsis
edilmiş olan karı veya koca, yeniden evlenirse bu irat kat’olunur. Yoksulluğu sebebiyle kendisine nafaka tayin edilmiş olan
karı veya kocanın yoksulluğu zail olmuş veya hissolunacak derecede azalmış ise, borçlunun talebi üzerine nafaka kat veya
tenzil olunur. Borçlunun mali kudreti nafaka miktarına nazaran azaldığı surette dahi aynı hüküm caridir.
11 – 4/7/1988 tarih ve 336 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 36) (1)
Madde 36 fıkra iki – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Yabancı memleketlerdeki Türkiye mümessillerine, İcra Vekilleri Heyetince nüfus memurluğu salahiyeti verilebilir.
12 – 29/11/1990 tarih ve E: 1990/30, K: 1990/31 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilmiş hükümlerin
metinleri. (Madde numarası : 159.)
Madde 159 – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
(c) KARININ MESLEK VEYA SANATI :
Karı koca mallarını idare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile
bir iş veya sanat ile iştigal edebilir.
Kocanın izinden imtinaı halinde, karı, kendisinin bir iş veya bir sanat ile iştigal etmesi birliğin veya bütün ailenin
menfaati icabı olduğunu ispat ederse bu izin, hakim tarafından verilebilir. Koca, karısını bir iş veya sanat ile iştigalden
menettiği takdirde keyfiyet katibi adil marifetiyle ilan edilmedikçe hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade
etmez.
13 – 14/5/1997 tarih ve 4248 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış veya değiştirilmiş olan hükümlerin metinleri.
(Madde numaraları: 153)
Madde 153 fıkra bir – (17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Karı, kocasının aile ismini taşır.
——————————
(1) 4/7/1988 tarih ve 336 sayılı KHK, 7/2/1990 tarih ve 3612 sayılı Kanun ile aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
1304
14 – 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Kanun ile bütün ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılan 17/2/1926 tarihli ve 743
sayılı “Türk Kanunu Medenisi”nin tam metni
1304-1
TÜRK KANUNU MEDENİSİ (1)
Kanun Numarası : 743
Kabul Tarihi : 17/2/1926
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 4/4/1926 Sayı : 339
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 7 Sayfa : 237
BAŞLANGlÇ
(A) KANUNU MEDENİNİN TATBİKİ :
Madde 1 – Kanun, lafziyle veya ruhiyle temas ettiği bütün meselelerde mer’idir. Hakkında kanuni bir hüküm
bulunmıyan meselede hakim örf ve adete göre, örfü adet dahi yok ise kendisi vazıı kanun olsaydı bu meseleye dair nasıl bir
kaide vazedecek idiyse ona göre hükmeder.
Hakim hükümlerinde, ilmi içtihatlardan ve kazai kararlardan istifade eder.
(B) MEDENİ HAKLARIN ŞÜMULÜ :
I – Umumi vazifeler :
Madde 2 – Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir.
Bir hakkın sırf gayri izrar eden suiistimalini kanun himaye etmez.
hibe – bağışlama mebi – satılan
vahip – bağışlıyan icar – kira
mevhubüleh – bağışlanan icare – kiralama
mali mevhup – bağışlanılan mucir – kiralıyan
beyi – satım müstecir – kiracı
şira – alım mecur – kiralanan
müşteri – alıcı ecir – işçi
bayi – satıcı bedeli icar – kira karşılığı
II – Hüsnü niyet :
Madde 3 – Bir hakkın doğumu için kanunen hüsnü niyet şart kılınan hallerde asil olan, onun vücududur. Ancak, icabı
hale göre kendisinden beklenen ihtimamı sarfetmiyen kimse hüsnü niyet iddiasında bulunamaz.
III – Hakimin takdiri :
Madde 4 – Kanun takdir hakkı verdiği ve icabı hale yahut muhik sebeplere nazaran hüküm vermekle mükellef
tuttuğu hususlarda hakim, hak ve nasfetle hükmeder.
(C) BORÇLARIN UMUMİ KAİDELERİ :
Madde 5 – Akitlerin inikadına ve hükümlerine ve sukutu sebeplerine taallük eden borçlar kısmında beyan olunan
umumi kaideler medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir.
——————————
(1) 18/4/1929 tarihli ve 1424 sayılı Kanunun 343. maddesine göre aşağıda yazılı olan ve bu Kanunda kullanılan istilah ve tabirler yerine
aşağıdaki kelime ve tabirler geçmiştir.
1304-2
(D) BEYYİNE :
I – Beyyine külfeti :
Madde 6 – Kanun, hilafını emretmedikçe tarafeynden her biri müddeasını ispata mecburdur.
II – Resmi sicil ve senetler :
Madde 7 – Resmi sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar münderecatı ile amel olunur. Bu
münderecatın doğru olmadığını ispat, bir şekil mahsusa bağlı değildir.
BİRİNCİ KİTAP
Şahsın Hukuku
BİRİNCİ BAP
Hakiki şahıslar
BİRİNCİ FASIL
Şahsiyet
(A) ŞAHSİYET:
I – Medeni haklardan istifade :
Madde 8 – Her şahıs medeni haklardan istifade eder. Binaenaleyh kanun dairesinde haklara ve borçlara ehil olmakta
herkes müsavidir.
II – Medeni hakların kullanılması :
1 – Mevzuu
Madde 9 – Medeni hakları kullanmağa salahiyettar olan kimse iktisaba da iltizama da ehildir.
2 – Şartları
a) Umumiyet itibariyle
Madde 10 – Mümeyyiz olan reşit, medeni hakları kullanmağa salahiyettardır.
b) Rüşt
Madde 11 – Rüşt, on sekiz yaşın ikmaliyle başlar. Evlenme, kişiyi reşit kılar.
c) Kazai rüşt
Madde 12 – On beş yaşını ikmal eden küçük, kendi rızası ve ana ve babasının muvafakatı ile mahkemei asliyece
mezun kılınabilir.Vesayet altında ise, vasi de dinlenir.
d) Temyiz kudreti
Madde 13 – Yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer
sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek iktidarından mahrum olmayan her şahıs, Kanunu Medenice mümeyyizdir.
III – Medeni hakları kullanmağa ehliyetsizlik :
1 – Umumiyet itibariyle :
Madde 14 – Mümeyyiz olmayan ile küçükler ve mahcurlar medeni hakları kullanmak salahiyetinden mahrumdurlar.
1304-3
2 – Temyiz kudretini haiz olmamak:
Madde 15 – Mümeyyiz olmayan şahsın tasarrufu, hukuki bir hüküm ifade etmez. Kanunda muayyen istisnalar
bakidir.
3 – Temyiz kudretini haiz küçük veya mahcur:
Madde 16 – Mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar, kanuni mümessillerinin rızaları olmadıkça bizzat kendi
tasarruflariyle iltizam edemezler. Ivazsız iktisapta ve münhasıran şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç
değillerdir. Haksız fiillerinden mütevellit zararlardan mesuldurlar.
IV – Hısımlık ve sıhri hısımlık :
1 – Kan hısımlığı:
Madde 17 – Hısımlığın derecesi, nesillerin adedi ile taayyün eder.Birbirinin sulbünden gelenler arasındaki hısımlık
usul ve füru hısımlığı ve birbirinin sulbünden gelmeyip te müşterek bir sulpten gelenler arasındaki hısımlık civar hısımlığıdır.
2 – Sıhrî hısımlık:
Madde 18 – Karı ve kocadan her birinin kan hısımları diğerinin aynı derece sıhrî hısımları olur.
Evlenmenin zevaliyle, sıhri hısımlık zail olmaz.
V – İkametgah :
1 – Tarifi:
Madde 19 – Bir kimsenin ikametgahı, yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden ziyade
ikametgahı olamaz.
Bu fıkranın hükmü, ticari ve sınai müesseseler hakkında cari değildir.
2 – İkametgahın değiştirilmesi :
Madde 20 – Bir ikametgahın değişmesi, yenisinin ittihazına mütevakkıftır. Bir kimsenin evvelce bir ikametgahı
mevcut olduğu tayin edilemediği veyahut memaliki ecnebiyedeki ikametgahını terketmekle beraber Türkiyede henüz yeni bir
ikametgaha sahip olmadığı takdirde elyevm sakin olduğu mahalle, ikametgahı nazariyle bakılır.
3 – Kanuni ikametgah:
Madde 21 – Kocanın ikametgahı karının ve ana ve babanın ikametgahı velayetleri altındaki çocuğun ve mahkemenin
bulunduğu yer vesayet altındaki kimsenin ikametgahı addolunur.
İkametgahı belli olmayan kimsenin karısı, veya kocasından ayrı yaşamağa mezun olan kadın kendisine ayrı bir
ikametgah ittihaz edebilir.
4 – Müesseselerde bulunmak:
Madde 22 – Mektebe devam için bir yerde bulunmak veya bir terbiye müessesesine, bir hastaneye ve darülacezeye
ve bir ceza müessesesine konulmak ikametgah ittihazını tazammun etmez.
(B) ŞAHSİYETİN HİMAYESİ:
I – Umumiyet itibariyle:
1 – Devir ve takyit yasağı ve istisnaları(1)
Madde 23 – Kimse, medeni haklardan ve onları kullanmaktan kısmen olsun feragat edemez.
——————————
(1) Madde başlığı, 14/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
1304-4
Kimse, hürriyetini ferağ edemediği gibi kanuna veya adabı umumiyeye mugayir surette takyit dahi edemez.
(Ek : 14/11/1990 – 3678/1 md.) Ancak, yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve
nakli mümkündür. Şu kadar ki, biyolojik madde verme borcu altına giren kimse aleyhine ifa talebinde bulunulamayacağı gibi
maddi ve manevi tazminat davası da açılamaz.
2. Tecavüz halinde
a) İlke
Madde 24 – (Değişik: 4/5/1988 – 3444/1. md.)
Hukuka aykırı olarak şahsiyet hakkına tecavüz edilen kişi, hakimden, tecavüzde bulunanlara karşı korunmasını
isteyebilir.
Şahsiyet hakkı ihlal edilenin rızasına veya üstün nitelikte bir özel ya da kamu yararına veya kanunun verdiği bir
yetkiye dayanmayan her tecavüz hukuka aykırıdır.
b) Dava hakları
Madde 24/a – (Ek: 4/5/1988 – 3444/1. md.)
Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son
verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devam eden tecavüzün
hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.
Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme
hükümleri uyarınca talep etme hakkı saklıdır.
Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ancak miras yoluyla intikal eder.
Davacı şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava
açabilir.
Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen
kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir.
II – İsim üzerindeki hak:
1 – İsmin himayesi:
Madde 25 – İsmi ihtilafa mahal veren kimse, hakimden hakkının tanınmasını talep edebilir. İsmi gasbolunmasiyle
mutazarrır olan kimse, bunun menini ve taksir vukuu takdirinde maddi tazminat talebi hakkına halel gelmemek üzere maruz
kaldığı haksızlığın mahiyeti icabediyorsa manevi tazminat namiyle bir meblağ itasını da talep edebilir.
2 – İsmin değişmesi:
Madde 26 – Muhik sebeplerden binaen bir kimse isminin değiştirilmesini isteyebilir. İsmin değişmesi nüfus siciline
kayıt ve ilan olunur.
Şahsın ismi değişmekle ahvali değişmez.
Bir ismin değişmesinden mutazarrır olan kimse ıttıla gününden itibaren bir sene içinde tebdil kararına itiraz edebilir.
(C) ŞAHSİYETİN BAŞLANGICI VE SONU :
I – Doğum ve ölüm :
Madde 27 – Şahsiyet, çocuğun sağ olarak tamamiyle doğduğu andan başlar ve ölüm ile nihayet bulur.
Çocuk sağ doğmak şartiyle ana rahmine düştüğü andan itibaren medeni haklarından istifade eder.
II – Sağlığın ve ölümün ispatı:
1 – Beyyine külfeti:
Madde 28 – Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin vücudunu yahut öldüğünü yahut muayyen bir zamanda veya
diğer bir şahsın vefatında sağ bulunduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispata mecburdur.
Hangisinin evvel veya sonra öldüğünü tayin mümkün olmaksızın ölenler, bir anda ölmüş sayılırlar.
1304-5
2 – Ahvali şahsiye beyyineleri:
a) Umumiyet itibariyle :
Madde 29 – Doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde kayıt bulunmaz veya mevcut
kaydın doğru olmadığı tahakkuk ederse keyfiyet her hangi bir delil ile ispat olunabilir.
(Ek: 4/5/1988 – 3444/2. md.) Doğumdan sonra meydana gelen cinsiyet değişikliğinin asgari sağlık kurulu raporu ile
belgelendirilmesi halinde nüfus sicilinde gerekli düzeltme yapılır. Bu konuda açılacak davalarda cinsiyeti değiştirilen kişi
evli ise, eşe de husumet yöneltilir ve aynı mahkeme, varsa ortak çocukların velayetinin kime verileceğini de tayin eder,
cinsiyet değişikliği kararının kesinleştiği tarihte, evlilik kendiliğinden son bulur.
b) Ölüme karine:
Madde 30 – Ölüsü bulunamıyan bir kimse ölümüne muhakkak nazariyle bakılmağı icab-edecek ahval içinde
kaybolmuş ise o kimse hakikaten ölmüş addolunur.
III – Gaiplik kararı :
1 – Umumiyet itibariyle:
Madde 31 – Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya çoktanberi kendisinden haber alınamıyan bir kimsenin ölümü pek
muhtemel görünürse, hakları ölüme muallak kimselerin talebi hakim gaipliğe karar verebilir.
Salahiyettar hakim gaibin Türkiyedeki son ikametgahı hakimdir; Eğer gaip Türkiyede asla ikamet etmemiş ise nüfus
sicilinde mukayyet bulunduğu ve bu kayıt yoksa pederinin mukayyet olduğu mahallin hakimidir.
2 – Usulü muhakeme:
Madde 32 – Gaiplik kararı talep olunabilmek için, ölüm tehlikesinden en aşağı bir sene yahut gaibin son haberinden
beş sene geçmiş olmak lazımdır.
Hakim, gaip hakkında malümatı olan kimseler muayyen bir müddet içinde malümatlarını bildirmek için usulü
dairesinde ilan edilen bir tebliğ ile davet eder. Bu müddet birinci ilan tarihinden itibaren en aşağı bir senedir
3 – Talebin sukutu:
Madde 33 – Kaybolan kimse, ilan müddeti bitmeden meydana çıkar veya kendisinden haber alınır yahut öldüğü tarih
tebeyyün ederse gaiplik talebi sakit olur.
4 – Hükmü:
Madde 34 – İlan semeresiz kaldığı takdirde hakim, gaiplik kararını verir. Ölüme mütaallik haklar, tıpkı gaibin ölümü
tebeyyün etmiş gibi kullanılır. Gaiplik kararı ölüm tehlikesi yahut son haber gününden itibaren hüküm ifade eder.
İKİNCİ FASIL
Ahvali şahsiye sicil kayıtları
(A) UMUMİYET İTİBARİYLE :
I – Sicil :
Madde 35 – Ahvali şahsiye, buna mahsus sicil kayıtları ile taayyün eder.
Bu sicillin nasıl tutulacağı ve kanunun emreylediği beyanların nasıl ve kimler tarafından yapılacağı, nizamnamesine
tabidir.
II – Memurlar :
Madde 36 – Ahvali şahsiye sicilleri, her halde Devletçe mansup memurları tarafından tutulur. Ahvali şahsiye
kayıtlarını tutmak ve suretlerini vermek bu memurlara mahsustur.
1304-6
(Değişik : 4/7/1988 – KHK – 336/1 md.; Aynen kabul: 7/2/1990 – 3612/6 md.) Yabancı memleketlerdeki Türkiye
temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığının teklifi, İçişleri Bakanlığının katılması ve Başbakanın onayı ile nüfus memurluğu yetkisi
verilebilir.
III – Mesuliyet :
Madde 37 – Ahvali şahsiyeyi kayıtla mükellef nüfus memurları, kendilerinin ve maiyetlerinin kusurlarından ileri
gelen zarardan şahsan mesuldürler.
IV – Tashih :
Madde 38 – Hakimin hükmü olmadıkça ahvali şahsiye sicillinin hiç bir kaydı tashih edilemez.
(B) DOĞUM SİCİLLİ :
I – Doğumun bildirilmesi :
Madde 39 – Her doğum bir ay içinde nüfus memuruna bildirilir. Anası babası belli olmayan bir çocuk bulan kimse,
çocuğu Hükümete teslim eder.
II – Tadile uğrayan kayıtlar:
Madde 40 – Ahvali şahsiyede vukua gelen değişmeler ezcümle evlenme haricinde doğan bir çocuğun babası
tarafından tanınması, hakimin babalığa hükmetmesi, nesebin tashihi, evlatlık edinme veya bulunmuş bir çocuğun nesebi
taayyün etmek hususlarından ileri gelen tebeddüller alakadarların talebi veya resmi bir iş’ar üzerine sicilde ait olduğu künye
kenarına yazılır.
(C) ÖLÜM SİCİLLİ :
I – Ölümün bildirilmesi :
Madde 41 – Her ölüm ve bulunan her ölü, nihayet on gün içinde nüfus memuruna bildirilir.
II – Ölüsü bulunmayan :
Madde 42 – Bir kimse ölümüne muhakkak nazariyle bakılmağı icabedecek haller içinde kaybolursa, ölüsü
bulunmamış bile olsa mahallinin en büyük mülkiye memurunun emriyle künyesine ölmüş kaydı düşürülebilir. Bununla
beraber her alakadar, kaybolan kimsenin ölü veya sağ olduğunun hakim tarafından hükmedilmesini talep edebilir.
III – Gaiplik kararı :
Madde 43 – Gaiplik kararı hakimin iş’arı ile ölüm sicilline kaydolunur.
IV – Kayıtların tashihi :
Madde 44 – Sicille düşürülen bir kaydın doğru olmadığı anlaşılmak veya hüviyeti meçhul diye kaydedilen bir
kimsenin hüviyeti tayin olunmak veya gaiplik kararı feshedilmek sebepleri ile zaruri olan sicil tashihleri, künyesinin kenarına
şerh verilmek suretiyle icra edilir.
İKİNCİ BAP
Hükmi şahıslar
BİRİNCİ FASIL
Umumi hükümler
(A) HÜKMİ ŞAHSİYET :
Madde 45 – Başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere teşekkül eden cemiyet ve şirketler ile kendilerine has bir
mevcudiyeti ve muayyen bir gayesi bulunan müesseseler, sicillerine kayıtlarını icra ettirmekle şahsiyet iktisabederler.
Gayeleri kanuna ve ahlaka mugayir olan cemiyet ve şirketler ve müesseseler şahsiyet iktisabedemez.
(B) MEDENİ HAKLARDAN İSTİFADE :
Madde 46 – Hükmi şahıslar; cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış icabı olarak ancak insana has olanlardan maada bütün
hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler.
1304-7
(C) MEDENİ HAKLARI KULLANMAK SALAHİYETİ :
I – Şartları :
Madde 47 – Hükmi şahısların medeni hakları kullanmağa salahiyeti, kanuna ve nizamnamelerine göre bu husus için
muktazi uzuvlara malik olmalariyle başlar.
II- Kullanmak tarzı :
Madde 48 – Hükmi şahsın iradesi, uzuvları vasıtasiyle ifade olunur. Uzuvlar; hukuki tasarrufları veya diğer herhangi
fiilleri ile hükmi şahsı ilzam ederler. Uzuvların irtikabettiği kusurlar şahsan kendilerini dahi mesul kılar.
(D) İKAMETGAH :
Madde 49 – Hükmi şahsın ikametgahı, nizamnamesinde hilafına hükümler bulunmadıkça muamelelerinin tedvir
olunduğu mahaldir.
(E) ŞAHSİYETİN ZEVALİ :
I – Malların tahsisi :
Madde 50 – Zeval bulan hükmi şahsın malları kanunda, nizamnamesinde veya tesis senedinde hilafına hükümler
bulunmaz yahut salahiyettar uzvu hilafına karar vermiş olmazsa gayesinin taalluk ettiği hukuku amme müesseselerine intikal
eder. Bu malların evvelki ciheti tahsisi mümkün mertebe muhafaza edilir. Gayesi kanuna veya adaba umumiyeye mugayir
olduğu için hakim tarafından feshedilen hükmi şahsiyetlerin malları, hilafına dair olan şartlara bakılmaksızın hukuku amme
müessesesine intikal eder.
II – Tasfiye :
Madde 51 – Hükmi şahsın malları, kooperatif şirketlere tatbik edilen hükümlere tevfikan tasfiye olunur.
(F) HUKUKU AMME MÜESSESELERİNE VE ŞİRKETLERE DAİR HÜKÜMLERİN MAHFUZİYETİ :
Madde 52 – Hukuku amme müesseseleri, Hukuku Amme Kanunlarına tabidir. İktisadi bir gaye takip eden
cemiyetler, şirketler hakkındaki hükümlere tabidir.
İKİNCİ FASIL
Cemiyetler
(A) CEMİYET NASIL TEŞEKKÜL EDER
I – Cemiyet teşkilatı :
Madde 53 – Siyasi, dini, ilmi, bedii, hayri cemiyetler ile eğlence ve idman cemiyetleri ve asıl gayesi iktisadı olmıyan
diğer cemiyetler; nizamnamelerinde cemiyet olarak teşekkül arzusunu izhar etmekle şahsiyet iktisabederler.
Her cemiyetin bir nizamnamesi vardır. Bu nizamname cemiyetin gayesi ve varidat membaları ve teşkilatı hakkında
lüzumu olan hükümleri ihtiva eder.
II – Tescil :
Madde 54 – Nizamnamesi müessisleri tarafından kabul edilmiş ve idare heyetini teşkil etmiş olan her cemiyet,
kendisini sicille kaydettirebilir.
Gayesine erişmek için ticari şekilde icrayı sanat eden bir cemiyet, kendisini sicille kaydettirmekle mükelleftir.
Kayıt talebine, nizamname ile idare heyetini teşkil edenlerin bir listesi raptedilir.
III – Şahsiyeti olmayan cemiyetler :
Madde 55 – Şahsiyet iktisabetmesi kanunen mümkün olmıyan yahut henüz şahsiyet iktisabetmemiş bulunan bir
cemiyet, adi şirket hükmündedir.
1304-8
IV – Cemiyet ile nizamnamenin kanun ile münasebeti :
Madde 56 – Cemiyetin nizamnamesinde cemiyetin teşkilatına ve azasiyle münasebetine dair hükümler yok ise
aşağıdaki maddeler tatbik olunur.
Nizamname, kanunen tatbikleri mecburi olan kaidelerden ayrılamaz.
(B) TEŞKİLAT :
I – Heyeti umumiye :
1 – Vazife ve davet :
Madde 57 – Heyeti umumiye cemiyetin en yüksek merciidir; İdare heyetinin veya müdürünün daveti üzerine içtima
eder. Davet nizamname ile muayyen halde yapılır. Bundan başka azadan beşte biri isterse, heyeti umumiyenin behemehal
davet edilmesi kanunen lazım gelir.
2 – Selahiyet :
Madde 58 – Heyeti umumiye, azanın kabul ve ihracı hakkında karar verir; idare heyetini intihabeder ve cemiyetin
diğer bir uzvuna tevdi edilmemiş olan işleri tesviye eyler.
Heyeti umumiye cemiyetin diğer uzuvlarını teftiş eder. Mukavele ile haiz oldukları haklara halel gelmeksizin onları
her zaman azledebilir.
Muhik sebepler için azil salahiyeti, heyeti umumiyenin kanuni bir hakkıdır.
3 – Kararlar :
a) Şekli :
Madde 59 – Cemiyet kararlarını heyeti umumiye halinde verir.
Bütün azanın tahriren iltihak ettiği bir teklif, heyeti umumiye kararı gibidir.
b) Rey hakkı ve ekseriyet :
Madde 60 – Cemiyetin her azası, heyeti umumiyede aynı rey hakkını haizdir. Kararlar hazır olan azanın ekseriyeti
arasiyle verilir.
Nizamname, sarahaten müsait olmadıkça ruzname haricinde karar verilemez.
c) Rey hakkından mahrumiyet :
Madde 61 – Bir cemiyet azası kendisi veya karı ve kocası yahut usul ve füruu ile cemiyet arasındaki bir işe veya
davaya dair ittihazı lazım gelen kararlarda rey veremez.
II – İdare Heyeti :
Madde 62 – İdare heyeti, cemiyetin işlerini görmek ve nizamnameye tevfikan onu temsil eylemek hak ve vazifesini
haizdir.
(C) AZALAR :
I – Azalığa girmek ve çıkmak :
Madde 63 – Cemiyet her zaman yeni aza kabul edebilir. Her aza, altı ay evvel istifa arzusunu bildirmek şartiyle
cemiyetten çıkmak hakkını haizdir.
II – İştirak hissesi :
Madde 64 – İştirak hissesi, cemiyetin nizamnamesiyle muayyendir. Nizamnamede tayin edilmemiş ise cemiyetin
gayesi ve borçlarının tediyesi için muktezi masrafları cemiyet azası mütesaviyen verirler.
III – İhraç :
Madde 65 – Nizamname, azadan birinin cemiyetten çıkarılmasını mucip esbabı tayin edebileceği gibi sebep beyan
olunmaksızın ihraç müsaadesini dahi verebilir. Her iki takdirde ihraç aleyhine ikamei dava olunamaz.
Nizamnamede, ihraca dair bir hüküm mevcut değil ise ihraç ancak cemiyet karariyle muhik sebeplere müsteniden
olabilir.
1304-9
IV – Cemiyetten çıkmanın veya çıkarılmanın hükmü :
Madde 66 – Cemiyetten çıkan veya çıkarılan aza cemiyetin mallarında bir güna hak iddia edemez; azalıkta
bulundukları müddete ait iştirak hissesini vermeğe mecburdur.
V – Cemiyetin gayesini vikaye :
Madde 67 – Hiç bir aza, cemiyetin gayesini tebdil eden kararı kabule icbar edilemez.
VI – Azanın hukukunu vikaye :
Madde 68 – Azadan her biri kanuna veya cemiyetin nizamnamesine uygun olmayıp ta kendi muvafakatine iktiran
etmemiş bulunan bir karar aleyhine ona ıttıladan itibaren bir ay içinde; mahkemeye müracaatla itiraz etmeğe kanunen
salahiyettardır.
(D) FESİH VE FESİH KARARI :
Madde 69 – Cemiyet, kendisini feshe her zaman karar verebilir.
I – Bihakkın infisah :
1 – Cemiyetin karariyle :
2 – Kanunen :
Madde 70 – Cemiyet, hali acze düşer veya idare heyetinin nizamnameye tevfikan teşkiline imkan kalmazsa,
kendiliğinden münfesih olur.
3 – Hakim tarafından fesih
Madde 71 – Bir cemiyetin gayesi kanuna, yahut adabı umumiyeye mugayir olursa , müddeiumumilik makamının
veya bir alakadarın talebi üzerine, o cemiyet fesholunur.
II – Kaydın terkini :
Madde 72 – Eğer cemiyet sicille kaydolunmuş ise fesih ve infisah keyfiyeti, idare heyeti yahut hakim tarafından
terkini kayıt için memuruna tebliğ olunur.
ÜÇÜNCÜ FASIL
VAKIF –
(1) (2)
A) Kuruluş :
I – Genel Olarak :
Madde 73 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakıf, başlıbaşına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisidir.
Bir mamelekin bütünü veya gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan
haklar vakfedilebilir.
II – Vakfın Şekli :
Madde 74 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakıf, resmi senetle veya vasiyet yolu ile kurulur ve vakfedenin ikametgahı asliye mahkemesi nezdinde tutulan sicile
tescil ile tüzel kişilik kazanır. Mahkeme, tescil hususunu Vakıflar Genel Müdürlüğündeki merkezi sicile kaydolunmak üzere
resen tebliğ eder.
Kanuna, ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere aykırı olan veya siyasi düşünce veya belli bir ırk veya cemaat
mensuplarını desteklemek gayesi ile kurulmuş olan vakıfların tesciline karar verilemez.
—————————
(1) 13/7/1967 tarihli ve 903 sayılı Kanunun 3. maddesiyle, Türk Medeni Kanununun 73. ve müteakip maddelerinde yer alan müesseseyi
ifade etmek üzere kullanılan (tesis) kelimesi yerine, (vakıf) kelimesi ikame edilmiştir.
(2) Bu fasıldaki hükümlerin uygulanmasında ek 1 ve 2 nci maddelere bakınız.
1304-10
Tescil kararının tebliği tarihinden itibaren, Vakıflar Genel Müdürlüğü, iki ay içinde bu karara karşı temyiz yoluna
başvurabilir.
Merkezi sicile kaydedilen vakıf, Resmi Gazete ile ilan edilir.
Tescilin tarzı, kimler tarafından yaptırılacağı ve sicillerin ne suretle tutulacağı, ilanın muhtevası ve ne suretle
yapılacağı tüzük ile tayin edilir.
Bir vakfın tescili ile birlikte vakfedilen malların mülkiyeti ve haklar vakfa intikal eder.
Mahkeme, vakfedilen gayrimenkulün vakıf tüzel kişiliği adına tescilini resen ve derhal tapu idaresine bildirir.
III – Vakıf Senedinin Muhtevası :
Madde 75 – (Değişik : 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakıf senedinde, vakfın gayesi, uzuvları, bu gayeye tahsis edilen mallar ve haklar, vakfın teşkilatı, ikametgahı ve
ismi gösterilir.
IV – Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı :
Madde 76 – (Değişik : 13/7/1967 – 903/1 md.)
Bağışlamada olduğu gibi vakfedenin mirasçıları ve alacaklıları tarafından vakfa itiraz olunabilir.
B) Vakfın teşkilatı :
I – Genellikle :
Madde 77 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakfın bir idare uzvunun bulunması mecburidir. Vakfeden bundan başka lüzumlu göreceği diğer uzuvları, vakıf
senedinde gösterebilir.
Vakıf senedinde vakfın uzuvları, idare sureti ve temsil tarzı kafi derecede gösterilmemiş olur veya sonradan bir
imkansızlık doğarsa teftiş makamı bunları vakfedene tamamlattırır. Vakfedenin ölümü veya bu tamamlamayı yapamıyacak
bir durumda bulunması halinde, teftiş makamı noksanların ikmali için düşüncesi ile birlikte mahkemeye müracaat eder.
74 üncü maddenin ikinci fıkrası gereğince vakfın tescili yahut vakfın gayesine göre teşkili mümkün olmadığı veya
vakfa tahsis edilen mallar gayenin tahakkukuna yetmediği takdirde, vakfeden itiraz etmedikçe veya vakıf senedinde aksine
açık bir hüküm bulunmadıkça; vakfedilmiş mallar mahkeme tarafından, teftiş makamının mütalaası alınarak, mümkün
mertebe gayece aynı olan bir vakfa tahsis olunur.
Bu hususlarda yetkili mahkeme, vakfedenin ikametgahı asliye mahkemesidir.
II – İstihdam Edilenlere ve İşçilere Yardım Vakıfları :
Madde 77/A – (Ek : 13/7/1967 – 903/1 md.)
Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan istihdam edilenler ve işçilere yardım vakıfları ayrıca
aşağıdaki hükümlere tabidirler.
Vakfın uzuvları, faydalananlara, vakfın teşkilatı, faaliyeti ve mali durumu hakkında gerekli bilgiyi vermeye
mecburdurlar.
İstihdam edilenler ve işçiler vakfa aidat ödedikleri takdirde, en az bu ödemeleri nispetinde idareye iştirak ederler.
Mümkün olduğu nispette personel arasından gösterilecek temsilcileri bizzat seçerler.
İstihdam edilenler ve işçilerin ödemelerine tekabül ettiği nispette, kaideten, vakfın mamelekinin istihdam edene karşı
bir alacaktan ibaret olması yalnız bu alacağın temin edilmiş olması halinde caizdir.
1304-11
Faydalananlar vakfa aidat ödedikleri veya vakfı düzenliyen hükümler onlara edayı talep hususunda bir hak bahşettiği
takdirde, vakfın edalarını dava yoliyle talebedebilirler.
C) Teftiş :
Madde 78 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün teftişine tabidir.
Teftiş makamı, vakıf senedi hükümlerinin yerine getirilip getirilmediğini, vakıf malların gayeye uygun surette ve
tarzda idare ve sarf edilip edilmediğini denetler.
Teftişin tarzı ve nasıl yapılacağı, neticeleri ve bu kanuna göre kurulmuş olsun veya olmasın bilcümle vakıfların,
Vakıflar Genel Müdürlüğüne ödiyecekleri teftiş ve denetleme masraflarına katılma payı, safi gelirin yüzde beşini geçmemek
üzere, tüzük ile belli edilir.
D) İdare ve gayede değişiklik, malların değiştirilmesi :
I – İdarenin değiştirilmesi :
Madde 79 – (Değişik: 13/7/1967-903/1 md.)
Vakfın mallarının muhafaza veya gayesini devam ettirmek için kesin ihtiyaç bulunduğu halde yetkili asliye
mahkemesi, idare uzvunun teklifi üzerine, teftiş makamının yazılı düşüncesini aldıktan sonra vakfın idare şeklini
değiştirebilir.
Yetkili asliye mahkemesi, teftiş makamının tüzükte gösterilen sebeplere dayanarak yapacağı müracaat üzerine
duruşma yaparak idare edenleri işten uzaklaştırabilir ve vakıf senedinde ayrı bir hüküm yoksa yenisini seçebilir. İstihdam
edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye
iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişiklikler, vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen uzvun kararı
üzerine, teftiş makamının yazılı düşüncesi alındıktan sonra asliye mahkemesi tarafından kararlaştırılır.
Bu kanunda gösterilen yetkili merciler dışında bir kişi veya kuruluşun vakfın idaresinde doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak müdahale etmesi halinde, bu müdahaleye yer veren veya göz yuman, idare edenler, yukardaki fıkra hükmü
gereğince her halde işten uzaklaştırılır ve yerlerine yenileri seçilir.
II – Gayenin değiştirilmesi :
Madde 80 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakfın asıl gayesinin mahiyet ve şümulü vakfedenin arzusuna açıktan açığa uymıyacak derecede değişmiş olursa,
yetkili asliye mahkemesi idare uzvunun veya teftiş makamının müracaatı üzerine duruşma yaparak vakfın gayesini
değiştirebilir.
Gayeyi tehlikeye koyan mükellefiyet ve şartların kaldırılması veya değiştirilmesi de aynı hükme tabidir.
III – Malların değiştirilmesi :
Madde 80/A – (Ek: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Geliri giderini karşılamıyan veya kıymetine uygun gelir getirmeyen vakfın malları, daha yararlı her hangi bir mal
veya para ile değiştirilebilir. Bu değiştirmeye, teftiş makamının teklifi üzerine idare uzvunun düşüncesi alındıktan sonra
yetkili asliye mahkemesi karar verir.
1304-12
E) Vakfın gelirleri ve iktisap :
Madde 81 – (Değişik: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakfın gelirleri ile yapılan iktisaplar veya hükmi tahsislerle temellük edilen mal ve haklar, vakıf senedinde yazılı
mallara ilave edilerek her takvim yılı başında teftiş makamına bildirilir.
Vakıf idare uzuvları, her takvim yılı başındaki mali durumu münasip vasıta ile ilan veya neşretmeye ve siciline tescil
ettirmeye mecburdur.
F) Vakfın nihayete ermesi :
Madde 81/A – (Ek: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Gayesinin tahakkuku imkansız hale gelen vakıf kendiliğinden dağılmış olur.
Keyfiyet idare uzvu tarafından sicile tescil ettirilir.
Gayesi 74 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hale gelen vakıf yetkili asliye mahkemesi tarafından, teftiş
makamının müracaatı üzerine, taraflar çağırılıp duruşma yapılarak kararla dağıtılır ve sicile bildirilir.
Zilyetlikle iktisap yasağı :
Madde 81/B – (Ek: 13/7/1967 – 903/1 md.)
Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yolu ile iktisap hükümleri tatbik olunmaz.
İKİNCİ KİTAP
Aile Hukuku
BİRİNCİ KISIM
Karı Koca
ÜÇÜNCÜ BAP
Evlenme
BİRİNCİ FASIL
Nişanlanma
(A) NİŞANLANMA :
Madde 82 – Nişanlanma, evlenmek vadiyle olur.
Nişanlanma, kanuni mümessilleri tarafından muvaffakat edilmedikçe küçük veya mahcuru ilzam etmez.
(B) HÜKÜMLERİ :
I – Evlenmek için dava hakkının bulunmaması :
Madde 83 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/2 md.)
Nişanlılık evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hali için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de
geri istenemez.
II – Nişanı bozmanın neticesi :
1 – Maddi tazminat :
Madde 84 – Nişanlılardan biri, muhik bir sebep yok iken nişanı bozduğu veya iki taraftan birine atfedilecek bir kusur
yüzünden nişan bozulduğu takdirde taksiri olan taraf; diğer tarafa, ana ve babasına veya bu hususta onlar gibi hareket eden
sair kimselere hüsnü niyet ile ve nikahın icra olunacağı kanaati ile ihtiyar ettikleri masarife mukabil münasip bir tazminat
vermeğe mecburdur.
2 – Manevi tazminat :
Madde 85 – Bir taraf kendi kusuru olmaksızın nişanın bozulmasından şahsen fahiş bir surette
mutazarrır olmuş ise, hakim onun zararı manevisini telafi için
1304-13
münasip bir tazminat hükmedebilir. Manevi tazminat davası, mirasçıya intikal etmez; şu kadarki, miras açıldığı zaman iddia
kabul edilmiş veya dava ikame olunmuş ise mirasçılara intikal eder.
III – Hediyelerin iadesi :
Madde 86 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/3 md.)
Nişan bozulur veya nişanlılardan biri ölür veya gaipliğine karar verilirse nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın
ya da onlar gibi hareket edenlerin diğer nişanlıya vermiş oldukları mutad dışı hediyeler verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen mevcut değil ise, karşılığı sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade edilir.
IV – Müruru zaman :
Madde 87 – Nişanlanmaktan mütevellit davalar, nişanın bozulduğu tarihten itibaren bir sene sonra sakıt olur.
İKİNCİ FASIL
Evlenmeye ehliyet ve maniler
(A) EHLİYET ŞARTLARI :
I – Yaş :
Madde 88 – (Değişik: 15/6/1938 – 3453/1 md.)
Erkek on yedi, kadın on beş yaşını ikmal etmedikçe evlenemez.
Şu kadar ki hakim, fevkalade hallerde ve pek mühim bir sebebe mebni on beş yaşını ikmal etmiş olan bir erkeğin
veya on dört yaşını bitirmiş olan bir kadının evlenmesine müsaade edebilir. Karardan önce ana, baba veya vasinin dinlenmesi
şarttır.
II – Mümeyyiz :
Madde 89 – Evlenmeye, yalnız mümeyyiz olanlar ehildir. Akıl hastalıklarından birine müptela olan kimse asla
evlenemez.
III – Kanuni mümessillerin rızası :
1 – Küçükler hakkında :
Madde 90 – Küçük, ana ve babasının veya vasisinin rızası olmadıkça evlenemez. Evlenmenin ilanı esnasında ana ve
babadan yalnız biri velayeti haiz ise onun rızası kafidir.
2 – Mahcurlar hakkında :
Madde 91 – Mahcur, vasisinin rızası olmadıkça evlenemez.
Vasinin imtinaı takdirinde mahcur mahkemeye müracaat edebilir.
(B) MANİLER :
I – Hısımlık :
Madde 92 – Aşağıdaki kimseler arasında evlenmek memnudur:
1 – Nesep sahih olsun olmasın usul ve füru arasında, ana baba bir veya baba bir yahut ana bir kardeşler arasında, bir
kimse ile amuca, dayı, hala ve teyzesi arasında.
2 – Sıhriyet hısımlığını tevlit etmiş olan evlenme feshedilmiş veya vefat yahut boşanma ile zail olmuş ise bile karı ile
kocanın usul ve füruu ve koca ile karının usul ve füruu arasında,
3 – Evlatlık ile evlatlık edinen ve bunlardan biriyle diğerinin koca veya karısı arasında.
1304-14
II – Evvelki evlenme :
1 – Alelıtlak zevalinin ispatı :
a) Umumiyet itibariyle :
Madde 93 – Tekrar evlenmek isteyen kimse, vefat veya boşanma ile yahut butlan hükmü ile evliliğinin zail olduğunu
ispata mecburdur.
b) Gaiplik halinde :
Madde 94 – (Değişik : 4/5/1988 – 3444/3 md.)
Gaipliğine hükmolunan kimsenin kocası veya karısı evlilik feshedilmedikçe evlenemez.
Gaibin karı veya kocası ya gaiplik davası ile birlikte evliliğin feshini ister ya da gaiplik kararı verilip de nüfusa tescil
edilmiş ise nüfus idaresine müracaat ile evliliğin feshinin tescilini talep eder. Bu tescil evliliğin feshinin tüm neticelerini hasıl
eder.
Evliliğin feshinin gaiplik davası ile birlikte talep edilmesi halinde boşanma hakkındaki usul burada dahi caridir.
2 – Müddetler :
a) Kadın için :
Madde 95 – Kocasının vefatı veya boşanma sebebiyle dul kalan yahut evliliğinin butlanına hükmedilen kadın;
vefattan, boşanmadan veya butlan hükmünden itibaren üç yüz gün geçmedikçe tekrar evlenemez. Doğurmakla müddet biter.
Kadının gebe kalması mümkün olmadığı veya boşanma ile ayrılmış olan karı ve koca tekrar birbirleriyle evlenmek
istedikleri taktirde, hakim bu müddeti kısaltabilir.
b) Boşanan kadın için :
Madde 96 – (Mülga: 4/5/1988-3444/9 md.)
ÜÇÜNCÜ FASIL
Evlenme ilanı ve akdi
(A) İLAN : (1)
I – Evlenme kararını beyanın tarzı :
Madde 97 – Birbiriyle evlenecek erkek ve kadın, evlenme kararlarını, belediye reisine veya reisin evlenme işlerine
memur ettiği belediye dairesindeki vekiline ve köylerde ihtiyar heyetine beyan edince, bu karar ilan olunur. İlan müddeti
onbeş gündür.
Bu beyan, kendileri tarafından şifahen yapıldığı gibi imzaları musaddak olmak şartiyle tahriren de olur.
İlan için müracaat eden evlenecek erkek ve kadından her biri, hüviyet cüzdanını ve iktiza ediyorsa ana ve baba veya
vasilerinin tahriri rızalarını ve karı veya kocanın vefat vesikasını yahut butlan ve boşanma ilamını belediye veya ihtiyar
heyetine tevdie mecburdur.
II – Beyan ve ilanın mercii :
Madde 98 – Beyan için evlenecek erkeğin ikametgahı belediyesine müracaat olunur.
Evlenecek erkek; ikametgahı ecnebi memlekette olan bir Türk ise, beyan için sicillinde mukayyet bulunduğu ve bu
kayıt yok ise, pederinin mukayyet olduğu yerin belediyesine müracaat olunabilir.
——————————
(1) Bu kanunun, evlenme ilanı ve akdine ilişkin 97-111 inci maddelerinin 15/11/1984 tarihli ve 3080 sayılı kanuna aykırı hükümleri, aynı
kanunun 6. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.
1304-15
İlan; hem iki tarafın ikametgahlarında hem sicillinde mukayyet bulundukları ve bu kayıt yok ise pederlerinin
mukayyet olduğu mahalde, belediyeler tarafından yapılır.
III – İlan talebinin reddi :
Madde 99 – Beyan, usulü dairesinde yapılmaz veya evlenecek erkek ve kadından biri evlenmeye ehil olmazsa
yahut evlenme için bir mani bulunursa ilan talebi reddolunur.
(B) İTİRAZ :
I – İtiraz hakkı :
Madde 100 – Alakadar olan her kimse evlenecek erkek ve kadından birinin evlenmeye ehil olmadığı veya evlenmek
için kanuni bir mani bulunduğu iddiasiyle ilan müddeti içinde evlenmenin akdine itiraz edebilir.
İtiraz, ilanı yapan belediyelerden her hangi birine tahriren vukubulur. Ehliyetsizlik veya kanuni bir mani bulunduğu
iddiasına müstenit olmayan itirazlar, belediye reisi veya vekilince yahut ihtiyar heyetlerince nazara alınmaz.
II – Resen itiraz :
Madde 101 – Mutlak butlan sebeplerinden birinin vücudu halinde, müddeiumumilik makamı evlenmenin akdine
resen itiraz ile mükelleftir.
III- Usulü muhakeme :
1 – İtirazın tebliği :
Madde 102 – İlan talebi kendisine vakı olan belediye reis veya vekili yahut ihtiyar heyeti; itirazı, ilan müddetinin
hitamında evlenecek erkek ve kadından her birine derhal tebliğ eder. Bunlardan biri itirazın haksızlığını iddia ederse itiraz
sahibi keyfiyetten hemen haberdar edilir.
2 – Dava :
Madde 103 – İtiraz sahibi itirazında israr ederse, ilan talebinin vakı olduğu mahal hakimi huzurunda evlenmenin
menini dava edebilir.
3 – Müddetler :
Madde 104 – İtiraz ve haksızlığını iddia hususlariyle, evlenmenin men’i davasının her birinin müddeti on gündür.
Bu müddet; itiraz için ilan gününden, haksızlık iddiası için itirazın evlenecek erkek ve kadına tebliği gününden, ve
evlenmenin men’i davası için itiraz sahibinin haksızlık iddiasından haberdar edildiği günden itibaren başlar.
(C) EVLENME AKDİ :
I – Şartları :
1 – Ahvali şahsiye memurları:
Madde 105 – İlan talebi kendisine vakı olan belediyenin reisi yahut evlenme işlerine memur ettiği vekili veya ihtiyar
heyeti, itiraz eden bulunmazsa, evlenecek erkek ve kadının talebi ile evlenmeyi akit veya ilanın icra olunduğuna dair bir
vesika itası ile mükelleftir.
Evlenmenin men’i davası ikame edilmediği veya reddedildiği takdirde dahi hüküm böyledir. İlan vesikası,
evleneceklere vesika tarihinden itibaren altı ay içinde Türkiye’nin her tarafında belediye reislerinin yahut reislerin evlenme
işlerine memur ettiği vekillerinin huzurunda evlenebilmek salahiyetini verir.
1304-16
2 – Memurun imtinaı :
Madde 106 – Evlenmenin akdi için kendisine müracaat edilen belediye reisi yahut evlenme işlerine memur ettiği
vekil veya ihtiyar heyeti, ilanın icrasına mani bir sebep görürse akdi icradan imtina ile mükelleftir. Üzerinden altı ay geçen
ilanın hükmü kalmaz.
3 – Akdin ilansız icrası :
Madde 107 – Evleneceklerden biri hasta olur ve kanuni müddetlere riayet halinde evlenmenin akdine imkan
kalmamasından da korkulursa, belediyeye ve ihtiyar heyetine sulh mahkemesi tarafından müddetleri azaltmak hatta
evlenmeyi ilansız akdetmek için, müsaade olunabilir.
II – Evlenme merasimi :
1 – Aleniyet :
Madde 108 – Evlenme; Reşit iki şahit muvacehesinde belediye dairesinde veya heyeti ihtiyariyede, belediye reisi
veya reisin evlenme işlerine memur ettiği vekili veya muhtar tarafından alenen akdolunur. Evleneceklerden birinin belediye
veya heyeti ihtiyariyeye gelemiyecek derecede hastalığı tabip raporiyle tebeyyün ederse, evlenme başka bir yerde dahi
akdolunabilir.
2 – Merasimin şekli :
Madde 109 – Evlendirmeye memur olanlar evleneceklerden her birine, birbirleriyle evlenmek isteyip istemediklerini
sorar; muvafakat cevapları üzerine evlenmenin her ikisinin rızasiyle kanunen akdedilmiş olduğunu beyan eder.
III – Evlenme kağıdı ve dini merasim :
Madde 110 – Evlendirme memuru merasimin hitamı üzerine derhal karı ve kocaya bir evlenme kağıdı verir. Evlenme
kağıdı ibraz edilmeden, evlenmenin dini merasimi yapılamaz. Bununla beraber evlenmenin tamamiyeti dini merasimin
icrasına mütevakkıf değildir.
(D) NİZAMNAMELER :
Madde 111 – İlan ve evlenme merasimine ve evlenme sicillerine dair hükümler nizamname ile muayyendir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Batıl olan evlenmeler
(A) MUTLAK BUTLAN SEBEPLERİ :
I – Şartları :
Madde 112 – Aşağıdaki hallerde evlenme batıldır :
1 – Karı kocadan biri evlenme merasiminin icrası zamanında evli ise,
2 – Karı kocadan biri evlenme merasiminin icrası zamanında bir akıl hastalığı veya daimi bir sebep neticesi
mümeyyiz değilse,
3 – Karı koca arasında kanunen memnu bir derecede kan veya sıhriyet hısımlığı varsa.
II – Dava Hakkı :
Madde 113 – Butlan davası müddeiumumi tarafından resen ikame olunur. Alakadarlardan her biri dahi butlan
davasını ikame edebilir.
III – Dava hakkının tahdidi veya nez’i :
Madde 114 – Zail olan bir evlenmenin butlanı resen dava olunamaz. Fakat alakadarlardan her biri butlanı hüküm
altına aldırabilir.
1304-17
Mümeyyiz olmamanın veya bir akıl hastalığı ile malüliyetin zevali halinde, evlenmenin butlanı ancak karı veya koca
tarafından dava olunabilir.
Evli iken yine evlenen bir kimsenin bu evlenmesine butlan hükmü verilmeden evvel, vefat ve sair sebeplerle evvelki
evlenme zail olmuş olur ve yeni evlenmede de diğer taraf hüsnü niyet sahibi bulunursa butlana hükmolunamaz.
(B) NİSBİ BUTLAN :
I – Karı kocadan birinin dava hakkı :
1 – Temyiz kudretinden mahrumiyet :
Madde 115 – Evlenme merasiminin icrası zamanında geçici bir sebeple temyiz kudretinden mahrum bulunmuş olan
karı ve koca, evlenmenin feshini dava edebilir.
2 – Hata :
Madde 116 – Aşağıdaki hallerde karı kocadan biri evlenmenin feshini dava edebilir :
1 – Evlenmeği hiç istemediği yahut karı veya kocası olan şahıs ile evlenmeği kasdetmediği halde hataen evlenmeye
rızası olduğunu beyan etmiş ise,
2 – Karı veya kocasında bulunmaması onunla birlikte yaşamağı kendisi için çekilmez bir hale koyacak derecede
ehemmiyetli bir vasıf hakkında hataya düşerek evlenmiş ise.
3 – Hile :
Madde 117 – Aşağıdaki hallerde karı kocadan biri evlenmenin feshini dava edebilir :
1 – Karı veya koca diğerinin namus ve haysiyeti hakkında gerek bizzat onun tarafından, gerek onun malümatı ile
üçüncü bir şahıs tarafından iğfal edilerek akde razı olmuş ise,
2 – Davacının veya neslinin sıhhatı için vahim bir tehlike arzeden bir hastalık kendisinden gizlenmiş ise.
4 – Tehdit :
Madde 118 – Kendisinin veya yakini olan bir kimsenin hayat ve sıhhat veya namusuna karşı vahim ve o zamanda
mevcut veya karip bir tehlike tehdidi altında evlenen karı veya koca, evlenmenin feshini dava edebilir.
5 – Müruru zaman :
Madde 119 – Fesih davası, hak sahibinin fesih sebebine vukufu veya tehdidin zevali gününden itibaren altı ay ve her
halde evlenmeden itibaren beş sene sonra müruru zamana uğrar.
II – Ana ve baba veya vasinin fesih davası :
Madde 120 – Evlenmeleri ana ve babalarının veya vasilerinin iznine mütevakkıf olanlar, bu izni almaksızın
evlenirlerse, ana ve baba veya vasi feshi dava edebilir.
Evlenmenin feshine hükmolunmazdan evvel karı koca, ana ve baba veya vasinin iznine muhtaç olmaktan kurtulur
veya karı gebe kalırsa evlenme fesholunamaz.
(C) BUTLANI MUCİP OLMAYAN NOKSANLAR :
I – Evlatlık rabıtası :
Madde 121 – Evlatlık edinme sebebiyle evlenmeleri kanunen memnu olan kimselerin, evlenmesi fesholunamaz.
Evlenme ile, evlatlık hükmü kalmaz.
1304-18
II – Müddetlere riayetsizlik :
Madde 122 – Kanuni ve kazai müddetler içinde evlenmesi memnu olan kimsenin bu müddetler geçmezden evvel
tekrar evlenmiş olması, evlenmenin feshine sebep olamaz.
III – Şekil noksanı :
Madde 123 – Belediye reisi veya vekili veya köylerde ihtiyar heyeti huzurunda akdedilmiş olan evlenme, kanuni
şekillere riayet edilmemiş olması sebebi ile fesholunamaz.
(D) BUTLAN KARARI :
I – Umumiyet itibariyle :
Madde 124 – Evlenmenin butlanı, ancak hakimin karariyle hüküm ifade eder.
Evlenme, mutlak bir butlan ile malül olsa bile hakimin kararına kadar sahih bir evlenmenin bütün hükümlerini
haizdir.
II – Butlanın hükümleri :
1 – Çocuklar :
Madde 125 – Feshine hükmolunan bir evlenmeden doğan çocukların nesebi, baba ve anaları hüsnü niyet sahibi
olmasalar bile sahihtir.
Çocuklar ile ana ve baba arasındaki haklar ve borçlar, boşanma hükümlerine tabidir.
2 – Karı, koca :
Madde 126 – Hüsnü niyetle evlenen kadın, feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisab ettiği vaziyeti
muhafaza eder; fakat evlenmeden evvelki aile ismini tekrar alır.
Karı koca emvalinin tasfiyesi karı veya koca tarafından talep olunan maddi veya manevi tazminat ve nafaka;
boşanmadaki hükümlere tabidir.
(H) MİRASÇILARIN HAKKI :
Madde 127 – Evlenmedeki fesih davası mirasçılara intikal etmez. Ancak ikame edilmiş davaya mirasçılar devam
edebilirler.
(V) SALAHİYET VE USULÜ MUHAKEME :
Madde 128 – Evliliğin feshi davasında salahiyet ve usulü muhakeme boşanmadaki hükümlere tabidir.
DÖRDÜNCÜ BAP
Boşanma
(A) BOŞANMA SEBEPLERİ :
I – Zina :
Madde 129 – Karı kocadan her biri, diğerinin zina etmesi sebebiyle boşanma davasında bulunabilir. Davaya hakkı
olan karı veya kocanın, boşanılma sebebine muttali olduğu günden itibaren altı ay ve her halde zinanın vukuu tarihinden
itibaren beş sene geçmesiyle boşanma davası sakıt olur.
Af halinde dava mesmu olmaz.
II – Cana kast, pek fena muameleler :
Madde 130 – Karı kocadan her biri, diğeri tarafından hayatına kasdedilmesi veya kendisine pek fena muamelede
bulunulması sebebiyle boşanma davası ikame edebilir.
1304-19
Davaya hakkı olan karı veya kocanın, sebebine muttali olduğu günden itibaren altı ay ve her halde mezkür sebebin
vukuundan beş sene geçmesiyle boşanma davası sakıt olur.
Af halinde dava mesmu olmaz.
III – Cürüm ve haysiyetsizlik :
Madde 131 – Karı kocadan her biri, terzil edici bir cürüm işleyen yahut kendisiyle birlikte yaşamağı çekilmez bir
hale koyacak derecede haysiyetsiz bir hayat süren diğeri aleyhine her zaman boşanma davası ikame edebilir.
IV – Terk :
Madde 132 – Karı kocadan biri, evlenmenin kendisine tahmil ettiği vazifeleri ifa etmemek maksadiyle diğerini
terkettiği veya muhik bir sebep olmaksızın evine dönmediği takdirde, ayrılık en az üç ay sürmüş ve devam etmekte bulunmuş
ise diğeri boşanma davasında bulunabilir. Davaya hakkı olan tarafın talebi ile hakim, diğer tarafa bir ay zarfında evine avdet
etmesini ihtar eder. Bu ihtar icabında ilan tarikiyle yapılır. Şu kadar ki boşanma davasını ikame için muayyen müddetin ikinci
ayı hitam bulmadıkça ihtar talebinde bulunulamaz ve ihtar vukuunda bir ay bitmeden dava ikame olunamaz.
V – Akıl hastalığı :
Madde 133 – Karı kocadan biri üç senedenberi devam eden bir akıl hastalığına düçar olup ta bu hastalık müşterek
hayatın devamını diğer taraf için çekilmez hale koymuş ve şifası kabil olmadığı dahi ehli hibre tarafından tasdik edilmiş
bulunursa o taraf, her zaman boşanma davasında bulunabilir.
VI – Evlilik birliğinin sarsılması veya müşterek hayatın yeniden kurulamaması
Madde 134 – (Değişik: 4/5/1988 – 3444/4. md.)
Evlilik birliği, müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa
eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır.
Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar
bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüşse, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik
birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerin
serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul
edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini nazara alarak bu anlaşmada gerekli
gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde 150 nci
maddenin (3) numaralı bendi hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği
tarihten itibaren üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun müşterek hayat yeniden kurulamamışsa eşlerden birinin
talebi üzerine boşanmaya karar verilir.
(B) DAVA :
I – Mevzuu :
Madde 135 – Boşanma davasını ikameye hakkı olan taraf; dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.
II – Salahiyet :
Madde 136 – Salahiyettar hakim davacının ikametgahı hakimidir.
1304-20
III – Geçici tedbirler :
Madde 137 – (Değişik: 4/5/1988 – 3444/5. md.)
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına,
infakına, karı koca mallarının yönetimine ve çocukların bakımına dair geçici tedbirleri kendiliğinden alır.
(C) HÜKÜM :
I – Boşanma veya ayrılık :
Madde 138 – Boşanma sebeplerinden biri sabit olunca hakim, ya boşanmaya veya ayrılığa hüküm ile mükelleftir.
Dava yalnız ayrılığa dair ise, boşanmaya hükmolunamaz. Dava boşanmaya dair olup karı kocanın barışmaları ihtimali
bulunduğu takdirde, ayrılığa hükmedilebilir.
II – Ayrılık müddeti :
Madde 139 – Ayrılığa bir seneden üç seneye kadar bir müddet için hükmedilir. Tayin olunan müddetin hitamında
tefrik kendiliğinden nihayet bulur. Fakat karı koca bu müddet içinde barışmamışlarsa, iki taraftan her biri boşanma talebinde
bulunabilir.
III – Ayrılığın hitamında verilecek hüküm :
Madde 140 – Ayrılık hükmünde muayyen müddetin hitamında bu hükme esas olan hadiseler münhasıran talibin
aleyhine bulunmadıkça karı kocadan yalnız birisi tarafından talebedilmiş olsa bile, boşanmaya hükmedilir.
Bununla beraber diğer taraf müşterek hayata avdetten imtina ederse, ayrılık hükmüne esas olan hadiseler münhasıran
talip aleyhine olsa bile, yine boşanmaya hükmolunur.
Hüküm, ayrılık davasının muhakemesi esnasında tahakkuk eden ve ayrılıktan sonra hadis olan ahval nazara alınmak
suretiyle verilir.
IV – Boşanan Kadının Kişisel Durumu(1)
Madde 141 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/4 md.)
Boşanan kadın evlenme ile kazandığı kişisel durumu korur, ancak; bekarlık soyadını yeniden alır. Şayet boşandığı
kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği sabit olursa, talebi üzerine
hakim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Koca, şartların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.
V – Memnuiyet müddeti :
Madde 142 – (Mülga: 4/5/1988 – 3444/9. md.)
VI – Boşanma halinde tazminat :
1 – Maddi ve manevi :
Madde 143 – Mevcut ve hatta muntazar bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsız karı veya kocanın,
kabahatli olan taraftan münasip maddi bir tazminat talebine hakkı vardır.
Bundan başka boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler kabahatsiz karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir
surette haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminat namiyle muayyen bir meblağ dahi hükmedebilir.
2 – Yoksulluk nafakası :
Madde 144 – (Değişik: 4/5/1988 – 3444/6. md.)
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü
oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hali refahta
bulunması gerekir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
——————————
(1) Madde başlığı, 14/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
1304-21
3. Tazminat ve nafakanın ödenme şekli
Madde 145 – (Değişik: 4/5/1988-3444/7. md.)
Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irad şeklinde ödenmesine karar
verilebilir.
Manevi tazminata irad şeklinde hükmedilemez.
Sözleşme veya hüküm ile kendisine maddi tazminat veya nafaka olarak bir irad tahsis edilmiş eşin yoksulluğunun zail
olması, haysiyetsiz hayat sürmesi, bir evlenme akdi olmadan fiilen karı koca gibi yaşaması, yeniden evlenmesi veya eşlerden
birinin ölmesi halinde, aksi, taraflarca kararlaştırılmadıkça bu irad kesilir.
İrad şeklinde maddi tazminat veya nafakayı gerektiren sebep ortadan kalkar ya da önemli ölçüde azalır veya
borçlunun mali gücü önemli ölçüde eksilirse iradın indirilmesine veya kaldırılmasına karar verilebileceği gibi değişen
durumlara göre ve hakkaniyet gerektiriyorsa iradın artırılması da istenebilir.
VII – Malların tasfiyesi :
1 – Boşanma halinde:
Madde 146 – Karı koca, mallarının idaresi hakkında hangi usulü kabul etmiş olursa olsun boşanma vukuunda her biri
kendi şahsi emvalini geri alır. Husule gelmiş olan ziyade, kabul ettikleri usulün hükümlerine tevfikan aralarında taksim
olunur. Zuhur eden noksan, karısı tarafından sebebiyet verildiğini ispat etmedikçe kocaya aittir.
Boşanan karı koca, birbirinin kanuni mirasçısı olamaz ve evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan evvel yapılmış
ölüme bağlı bir tasarruf ile temin olunan menfaatleri zayi eder.
2 – Ayrılık halinde :
Madde 147 – Ayrılık vukuunda hakim ayrılığın müddetine, karı ve kocanın vaziyetlerine göre mallarının idaresi
hakkında kabul ettikleri usulün feshini veya ipkasını emreder. Fakat karı ve kocadan biri tarafından talep vukuunda hakim
mallarını ayırmakla mükelleftir.
VIII – Ana ve babanın hukuku :
1 – Hakimin takdir hakkı :
Madde 148 – Boşanma veya ayrılık vukuunda hakim, ana ve babayı dinledikten sonra hakkı velayetin kullanılmasına
ve ana ve baba ile çocuklar arasındaki şahsi münasebetlere dair iktiza eden tedbirleri ittihaz eyler.
Çocuk kendisine tevdi edilmemiş olan taraf, kudretine göre onun infak ve terbiye masraflarına iştirak ile mükelleftir;
Çocuk ile icabı hale muvafık surette şahsi münasebatta bulunmak hakkını da haizdir.
2 – Yeni hadiseler :
Madde 149 – Ana veya babanın başkasiyle evlenmesi, başka bir yere gitmesi, ölümü gibi bir halin tahaddüsünde
hakim, resen veya ana ve babadan birinin talebi üzerine hadisenin iktiza ettirdiği tedbirleri ittihaz eyler.
(D) BOŞANMA VE USULÜ MUHAKEMESİ :
Madde 150 – Boşanma ve ayrılık davalarında, hakim, aşağıdaki kaidelere riayetle mükelleftir:
1 – Hakim, boşanma veya ayrılık için sebep gösterilen hadiseleri mevcudiyetlerine vicdanen kani olmadıkça sabit
addedemez.
2 – Bu hadiseler hakkında gerek resen gerek iki tarafın talebi ile yemin teklif olunamıyacağı gibi yemin makamına
kaim beyanatta bulunulması dahi istenilemez.
3 – İki tarafın bu bapta sebkedecek her türlü ikrarları dahi hakimi takyit etmez.
4 – Hakim beyyinatı serbestçe takdir eder.
5 – Boşanma veya ayrılığın fer’i hükümlerine dair iki taraf arasında akdedilen mukavelat, hakimin tasdikına iktiran
etmedikçe muteber olmaz.
1304-22
BEŞİNCİ BAP
Evlenmenin Umumi Hükümleri
(A)HAKLAR VE VAZİFELER:
I – Karı ve kocanın:
Madde 151 – Evlenme merasiminin icrasiyle, evlilik birliği vücut bulur.
Karı koca yekdiğerine karşı bu birliğin saadetini müttehhiden temin ve çocukların iaşe ve terbiyesine beraberce
ihtimam etmek hususlarını iltizam etmiş olurlar.
Karı koca, birbirine sadakat ve müzaharetle mükelleftir.
II. Kocanın :
Madde 152 – Koca, birliğin reisidir.
Evin intihabı karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi, ona aittir.
III. Karının :
Madde 153 – (Değişik birinci fıkra: 14/5/1997 – 4248/1 md.) Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak
evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuru ile kocasının soyadı önünde önceki soyadını
da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.
Kadın, müşterek saadeti temin hususunda gücü yettiği kadar kocasının muavin ve müşaviridir. Eve, kadın bakar.
(B) BİRLİĞİN TEMSİLİ :
I. Koca tarafından:
Madde 154 – Birliği koca temsil eder. Mallarını idare hususunda karı koca hangi usulü kabul etmiş olursa olsun
koca, tasarruflarından şahsen mesul olur.
II. Karı tarafından :
1 – Hakları :
a) Mevzuu :
Madde 155 – Evin daimi ihtiyaçları için koca gibi kadın dahi birliği temsil hakkını haizdir. Karının üçüncü şahıslar
tarafından malüm olabilecek surette salahiyetini tecavüz etmeyen tasarruflarından koca mesuldür.
b) Nezi :
Madde 156 – Karı, Kanunen haiz olduğu temsil salahiyetini sui istimal eder yahut kullanmaktan aciz olursa koca, bu
salahiyeti kendisinden tamamen veya kısmen nezedebilir.
Bu nezi katibi adil marifetiyle ilan edilmedikçe hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez.
c) Salahiyetin iadesi :
Madde 157 – Hakim, karının talebi üzerine nez’in sebepsiz olduğunu isbat etmesi şartiyle salahiyetini iade eder.
Nezi ilan edilmiş ise iade kararı dahi ilan olunur.
2 – Salahiyetin tevsii :
Madde 158 – Koca sarahaten veya zımnen izin vermedikçe karı, kanunen haiz olduğu temsil salahiyetini, tecavüz
edemez.
(C) KARININ MESLEK VEYA SANATI :
Madde 159 – (İptal: Ana. Mah.nin 29/11/1990 tarih ve E. 1990/30, K. 1990/31 sayılı kararıyla,)
(D) HUSUMET EHLİYETİ :
Madde 160 – Karı ve koca, mallarını idare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun karı husumet ehliyetini haizdir.
Şu kadar ki emvali şahsiyesi hakkında üçüncü şahıslar ile mütehaddis davalarda karıyı, koca temsil ile mükelleftir.
1304-23
(H) BİRLİĞİN SIYANETİ :
I. Umumiyet itibariyle :
Madde 161 – Karı kocadan biri; aile vazifelerini ihmal eder yahut diğerini tehlikeye, hacalete veya zarara maruz
bırakırsa müteessir olan taraf hakimin müdahalesini talep edebilir.
Hakim, kabahatli olan tarafa vazifelerini ihtar eder ve bu ihtar semeresiz kalırsa birliğin menafiini sıyaneten kanunda
muayyen tedbirler ittihaz eyler.
II. Müşterek hayatın tatili :
Madde 162 – Karı kocadan her biri, müşterek hayatın devamı yüzünden, sıhhati, şöhreti veya işinin terakkisi ciddi
surette tehlikeye düştüğü müddetce ayrı bir mesken edinebilirler.
Boşanma veya ayrılık davası ikame edildikten sonra karı kocadan her biri, dava devam ettikçe, diğerinden ayrı
yaşamak hakkını haizdir.
Karı kocadan biri talebeder ve ayrı yaşamak keyfiyeti haklı olursa, hakim hangisi tarafından diğerinin iaşesi için ne
miktar muavenette bulunulacağını tayin eder.
III. Karı kocanın borçlularına ait tedbirler :
Madde 163 – Koca aile vazifelerini ihmal ederse karı kocanın mallarını idare hususunda kabul ettikleri usul ne olursa
olsun hakim, karı ve kocanın borçlularına borçlarının tamamını veya bir kısmını karıya ödemelerini emreder.
IV. Kazai tedbirlerin müddeti :
Madde 164 – Hakim tarafından alınan tedbirler, sebeplerinin zevali halinde karı kocadan birinin talebi ile refolunur.
V. Cebri icra :
1 – Umumi kaideler :
Madde 165 – Karı koca, evlenmenin devamı müddetince kanunen muayyen haller haricinde yekdiğerine karşı cebri
icra talebinde bulunamaz.
Kanunen cebri icra caiz olan hallerde dahi karı kocadan birinin diğer taraf yüzünden uğradığı ziyan o taraf hakkında
iflas veya semeresiz kalan hacizde cari mahrumiyetleri müstelzim olmaz.
2 – İstisnalar :
a) Karı kocadan biri borçlu ise :
Madde 166 – Karı kocadan biri aleyhine bir üçüncü şahıs tarafından icra takibatına başlanmış olursa, diğeri kendi
hakkından dolayı hacze veya iflas masasına iştirak edebilir.
b) Karı kocadan biri alacaklı ise :
Madde 167 – Karı veya kocadan biri haciz suretiyle takibata düçar olup da malları borcunu ifaya kafi gelmediği
takdirde, diğerindeki alacakları muacceliyet kesbeder ve haczedilebilir.
Karı kocadan birinin iflası halinde diğerindeki alacakları iflas masasına dahil olunur.
c) Mal ayrılığı ile iaşe bedellerinin tahsili halinde :
Madde 168 – Kanuni veya kazai mal ayrılığının tenfizi için her zaman cebri icra talep olunabilir. Hakim karariyle
karı kocadan birine iaşe için muayyen muavenet miktarının tahsili hakkında dahi bu hüküm tatbik olunur.
1304-24
(V) KARI KOCA ARASINDAKİ HUKUKİ MUAMELELER VE KOCA LEHİNE İCRA OLUNAN
MUAMELELER:
Madde 169 – Karı koca arasında her nevi hukuki tasarruf caizdir. Karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı usulüne
tabi mallara dair karı koca arasındaki hukuki tasarruflar, sulh hakimi tarafından tasdik olunmadıkça muteber olmaz.
Koca menfaatine olarak karı tarafından üçüncü şahsa karşı iltizam olunan borçlar için dahi hüküm böyledir.
ALTINCI BAP
Esaslar
BİRİNCİ FASIL
Karı koca mallarının idaresi
(A) KANUNİ USUL :
Madde 170 – Karı koca, evlenme mukavelenamesi ile kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmedikleri
takdirde veya kabul edipte kanunda gösterilen sebeplerden birinin hüdusu halinde, aralarında mal ayrılığı cereyan eder.
(B) AKDİ USUL :
I. Usul intihabı :
Madde 171 – Evlenme mukavelesi evlenme merasiminden evvel veya sonra yapılabilir. İki taraf, mukavelelerinde bu
kanunda gösterilen usullerden birini kabule mecburdurlar. Evlenmeden sonra yapılan mukavele karı kocanın malları üzerinde
başkalarının haiz olduğu hakları ihlal edemez.
II. İki tarafın ehliyeti :
Madde 172 – Evlenme mukavelesini akit veya tadil yahut feshetmek isteyen kimsenin, temyiz kudretini haiz olması
şarttır. Küçük ile mahcurun kanuni mümessilleri tarafından mezun kılınmaları lazımdır.
III. Evlenme mukavelesinin şekli :
Madde 173 – Evlenme mukavelesinin akdi veya tadili ve feshi resmi şekilde olmak ve iki taraf ile kanuni
mümessilleri tarafından imza edilmek lazımdır.
Evliliğin devamı sırasında yapılan evlenme mukaveleleri mahkemenin de tasvibine iktiran etmek lazımdır.
Evlenme mukavelesi, tesciline mütaallik hükümler dairesinde iki taraftan başkasına karşı müessir olur.
(C) FEVKALADE USUL :
I. Akdi usulün kendiliğinden mal ayrılığına inkılabı :
Madde 174 – Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olsalar bile birinin iflasından müflisin veya diğer
tarafın alacaklıları zarar gördükleri surette mal ayrılığı usulü tatbik olunur.
II. Akdi usulün hakimin hükmiyle mal ayrılığına inkılabı :
1 – Karının talebi üzerine :
Madde 175 – Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olsalar bile karının talebi üzerine aşağıdaki hallerde
mal ayrılığına hükmolunur :
1 – Koca karısının ve çocuklarının infak ve iaşesini ihmal ederse,
2 – Karının şahsi malları için istediği teminatı vermezse.
1304-25
3 – Kocanın veya mal ortaklığı usulünde ortaklığın borç ödemekten aczi sabit olursa.
2 – Kocanın talebi üzerine:
Madde 176 – Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olsalar bile kocanın talebi üzerine aşağıdaki hallerde
mal ayrılığına hükmolunur :
1 – Karının borcunu ödemekten aczi sabit olursa.
2 – Ortaklığa veya birliğe giren mallar üzerinde koca tarafından yapılabilmesi kanuna veya akde göre kadının iznine
bağlı olan tasarruflar için karı sebep olmaksızın muvafakattan imtina ederse.
3 – Karı, şahsi malları için teminat isterse.
3 – Alacaklıların talebi ile :
Madde 177 – Karı kocadan biri aleyhinde yapılan hacizde zarar gören alacaklıların talebi üzerine mal ayrılığına
hükmolunur.
III. Mal ayrılığının mebdei :
Madde 178 – İflastan dolayı yapılan mal ayrılığı, borç ödemekten aciz olmanın sübutiyle başlar ve iflas kararından
sonra karı ve kocanın miras sebebiyle veya diğer bir suretle kazandıkları mallar ayrılık usulüne tabi olur.
Mahkemenin mal ayrılığına dair olan ilamının hükmü mal ayrılığının talep edildiği günden başlar.
İflas veya hüküm neticesi olan mal ayrılığı tescil edilmek üzere katibi adile doğrudan doğruya tebliğ olunur.
IV. Mal ayrılığının hitamı :
Madde 179 – İflas ile veya haciz halinde zarar dolayısiyle mal ayrılığı borçlu olan karı veya koca tarafından yalnız
alacaklıların alakası kesilmekle nihayet bulmaz.
Şukadarki hakim, karı kocadan birinin talebi üzerine kendilerinin tabi olduğu eski usulün iadesine karar verebilir. Ve
bu karar tescil edilmek üzere katibi adle doğrudan doğruya tebliğ olunur.
(D) USULÜN TEBEDDÜLÜ :
I. Alacaklıların haklarının tesiri :
Madde 180 – Karı koca arasında vukubulan tasfiye muameleleri ve mevcut usuldeki tebeddüller karı veya kocadan
birinin veya ortaklığın alacaklılarını, üzerlerinden haklarını alabilecekleri mallardan mahrum bırakamaz.
Bu kabil mallar kendisine geçen karı veya koca, alacaklıların alacaklarını şahsan ödemeğe mecburdur; şu kadar ki
kendisine geçen malların matluba kifayet etmediğini ispat ederse fazlasından beri olur.
Kocanın İflas masasına veya aleyhine yapılan hacze iştirakinden dolayı karının elde ettiği mal hakkında aynı
zamanda kendisinin de alacaklısı olmadıkça kocanın alacaklıları dava edemezler:
II. Mal ayrılığı halinde tasfiye :
Madde 181 – Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olup ta evliliğin devamı esnasında akit veya diğer
bir sebeple mal ayrılığı vukuunda alacaklıların hakları mahfuz kalmak şartiyle karı kocadan her biri kendi mallarını geri alır.
1304-26
Mal ayrılığından evvel husule gelmiş olan ziyade, mevcut usule göre aralarında taksim olunur; vukua gelen noksan,
karısının sebebiyet verdiğini ispat etmedikçe kocaya aittir. Karı tasfiye sırasında kocanın tasarrufunda kalan malları için dahi
teminat talep edebilir.
(H) MAHFUZ MALLAR :
I. Tesis :
1 – Umumiyet itibariyle :
Madde 182 – Karı koca arasında mal ortaklığı veya birliği cari olduğu takdirde her iki tarafın ortaklık veya birlikten
hariç kalacak malları evlenme mukavelesi ile veya kanun ile ve üçüncü şahıs tarafından yapılan teberrularda teberru edenin
arzusu ile taayyün eder. Bu suretle hariç kalan mallara mahfuz mallar denir. Karı kocadan birinin mahfuz miras hissesi
mahfuz malları arasına konulamaz.
2 – Kanunun hükmü ile :
Madde 183 – Aşağıdaki mallar kanunen mahfuz mallardandır:
1 – Karı kocadan her birinin zati eşyası.
2 – Karının iş veya sanatının icrasına yarayan malları.
3 – Karının ev işleri haricindeki çalışmasının mahsulü.
II. Hükümleri :
Madde 184 – Mahfuz mallar, karının aile masraflarına iştiraki hususunda mal ayrılığı hükümlerine tabidir.
III. İspat :
Madde 185 – Karı kocadan biri, bir malın mahfuz mallardan olduğunu iddia ettiği surette davasını ispata mecburdur.
İKİNCİ FASIL
Mal ayrılığı
(A) MÜLKİYET, İDARE, İNTİFA HAKLARI :
Madde 186 – Karı kocadan her birinin bütün mallarının mülkiyet ve idare ve intifa haklarını muhafaza etmesine, mal
ayrılığı denir.
Karı, mallarının idaresini kocasına bırakmış olduğu takdirde evliliğin devamı müddetince hesap sormaktan vaz
geçtiği ve mallarının bütün gelirini ev masrafına karşı kocasına bıraktığı farzolunur.
Karı, kocasına bıraktığı idare hakkını her zaman geri alabilir ve geri almak hakkını iskat etmesi muteber değildir.
(B) BORÇLAR :
I. Umumiyet itibariyle :
Madde 187 – Mal ayrılığı usulünde koca, evlenmeden evvelki borçlarından ve evliliğin devamı sırasında gerek
kendisi gerek evlilik birliğinin mümessili sıfatiyle edilen borçlardan şahsan mesuldür.
Karı, borcunu ödemekten aciz kalan kocası veya kendisi tarafından aile masrafları için edilen borçlardan mesuldür.
II. Haciz halinde :
Madde 188 – Karı, mallarının idaresini kocasına bırakmış olsa bile ne kocasının iflasında ne de kocası aleyhinde
konulan hacizde kendi alacaklarından dolayı hiç bir imtiyaz iddiasında bulunamaz.
1304-27
III. Gelir ve kazanç :
Madde 189 – Karı kocadan her birinin mallarının geliri ve kendi kazançları, kendisine aittir.
(C) KARI KOCANIN MASRAFA İŞTİRAKİ :
Madde 190 – Koca, karısının münasip bir derecede aile masrafına iştirakini isteyebilir. İştirakin miktarında ihtilaf
ederlerse her biri iştirak miktarının tesbit edilmesini, mahkemeden isteyebilir.
Karının bu suretle iştiraki kocanın hiç bir vakitte iade ve tazmin mükellefiyetini icabetmez.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Mal birliği
(A) MÜLKİYET :
I. Birliğe dahil mallar :
Madde 191 – Karı koca, evlilik mukavelesiyle mal birliği usulünü kabul edebilirler. Bu usul kabul edildiği takdirde,
evlilik mukavelesinde birliğe dahil olmayacakları tasrih edilenler müstesna olmak üzere evlenme zamanında her birinin malik
olduğu ve evliliğin devamı sırasında iktisap eylediği bütün mallar birliğe dahil olur.
II. Birliğe ithali caiz olmıyan mallar :
Teberru tarikiyle iktisab edilmiş olup ta birlikten hariç kalması teberru edenin arzusu muktezası olan yahut kanunen
mahfuz mallardan addedilen mallar, birliğe ithal edilemez.
III. Karı kocanın şahsi malları :
Madde 192 – Birliğe dahil olup ta evlenme zamanında karının malı bulunan yahut evliliğin devamı sırasında miras
veya ıvazsız iktisap tariklerinden biriyle kendisine intikal eden malların mülkiyeti, karıya aittir. Bu mallara, karının şahsi
malları denir. Koca, kendi şahsi mallarının ve karının şahsi malları hariç olmak üzere birliğe dahil diğer bütün malların
mülkiyetine sahiptir. Mahfuz mallara mütaallik hükümler müstesna olmak üzere karısının geliri edası lazım olduğu tarihten
ve şahsi mallarının tabii hasılatı toplandıkları zamandan itibaren kocasının mülkü olur.
IV. Beyyineler :
Madde 193 – Bir malın karının şahsi mallarından olduğunu iddia eden karı veya koca, davasını ispata mecburdur.
Evliliğin devamı sırasında karının şahsi mallarını istibdal suretiyle iktisabedilen mallar, karının şahsi malı olur.
V. Müfredat defteri :
1 – Şekli, kuvvei ispatiyesi :
Madde 194 – Karı ve koca, her zaman şahsi mallarının katibi adil marifetiyle bir defterinin yazılmasını isteyebilirler.
Şahsi mallarının birliğe dahil oldukları tarihten itibaren altı ay zarfında tutulmuş olan resmi defter, hilafı sabit olmadıkça
muteberdir.
2 – Kıymet takdirinin hükmü :
Madde 195 – Tutulan defter, şahsi malların takdir olunan kıymetlerini de ihtiva ediyor ise bu mallarda veya
kıymetlerinde vukua gelen zamanı mucip noksanların karı ve koca arasında karşılıklı tazmininde bu kıymetler esas tutulur.
1304-28
(B) İDARE VE İNTİFA VE TASARRUF SALAHİYETİ :
I. İdare :
Madde 196 – Birliğe giren malları koca idare eder ve idare masrafı kendisine ait olur.
Karı ancak evlilik birliğini temsildeki salahiyeti nisbetinde idare hakkını haizdir.
II. İntifa :
Madde 197 – Koca, karısının şahsi mallarından intifa hakkını haiz ve bu cihetten ayniyle bir intifa hakkı sahibi gibi
mesuldür.
Resmi müfredat defteri ile kıymet takdir edilmiş olması bu mesuliyeti artırmaz. Karının parası, misliyattan olan diğer
malları ve hamile muharrer esham ve senetleri kocanın mülkiyetine geçer ve koca bunların kıymetini borçlu olur.
III. Birliğe dahil mallarda tasarruf hakkı :
1 – Kocanın :
Madde 198 – Koca, kendi mülkiyetine geçmemiş olan karıya ait şahsi mallarda alelade idari muamelat müstesna
olmak üzere karısının rızası olmaksızın tasarruf edemez. Şu kadar ki rızanın verilmediğini bilenler veya bilmesi lazım
gelenler yahut kadına aidiyetini herkesin anlayabileceği mallar üzerinde vakı tasarrufta alakadar olanlar müstesna olmak
üzere bu rıza üçüncü şahıslar lehine mevcut addolunur.
2 – Karının :
a) Umumiyet itibariyle :
Madde 199 – Karı, Birliği temsildeki salahiyeti nisbetinde birliğe dahil olan mallarda tasarruf edebilir.
b) Mirasın reddi :
Madde 200 – Kadın, bir mirası ancak kocasının rızasiyle reddedebilir. Koca, razı olmazsa karı sulh mahkemesine
müracaat edebilir.
(C) KARIYA TEMİNAT İTASI :
Madde 201 – Koca, karısının şahsi mallarının ne halde bulunduğuna dair kendisinden her zaman isteyebileceği
izahatı vermekle mükelleftir.
Karı, bu mallar hakkında her zaman kocasından teminat talep edebilir.
Kocanın borcunu ödemekten aczi tahakkuk eder veya iflasına hükmolunursa aczin tahakkuku veya hükmün suduru
tarihinden evvelki altı ay içinde karıya verilen teminatın iptali, alacaklılar tarafından talep olunabilir.
(D) BORÇLAR :
I. Kocanın mesuliyeti :
Madde 202 – Koca, atideki borçlardan mesuldür :
1 – Kendisinin evlenmeden evvelki borçlarından.
2 – Kendisinin, evliliğin devamı sırasındaki borçlarından.
3 – Karı tarafından evlilik birliğinin mümessili sıfatiyle edilen borçlardan.
II. Karının mesuliyeti :
1 – Bütün emvaliyle :
Madde 203 – Mal birliği usulünün kocaya verdiği haklar nazarı itibara alınmaksızın karı, atideki borçlardan bütün
mallariyle mesuldür.
1 – Kendisinin evlenmeden evvelki borçlarından.
2 – Kocasının rızasiyle ettiği borçlar ile kocası lehinde sulh hakiminin tasvibi ile ettiği borçlardan.
1304-29
3 – Meslek veya sanatın mutad üzere icrasından mütevellit borçlardan.
4 – Kendisine isabet etmiş bir mirasa terettüp eden borçlardan.
5 – Haksız fiillerinden mütevellit borçlardan.
Karı, müşterek aile masrafları için kocası veya kendisi tarafından edilen borçlardan ancak kocanın borcunu
ödemekten aczi halinde mesul olur.
2 – Mahfuz mallariyle :
Madde 204 – Karı evliliğin devamı sırasında ve evliliğin zevalinden sonra atideki borçlardan ancak mahfuz
mallarının kıymeti nisbetinde mesuldür :
1 – Yalnız mahfuz mallarından mesul olmak üzere ettiği borçlardan.
2 – Kocasının rızası olmaksızın ettiği borçlardan.
3 – Birliği temsil hususundaki salahiyetini tecavüz ederek ettiği borçlardan.
Bigayri hakkın mal edinmeden mütevellit dava hakkı mahfuzdur.
(H) ALINANI NAKDEN YERİNE KOYMAK MÜKELLEFİYETİ :
I. İsteme zamanı :
Madde 205 – Karı kocadan birinin şahsi mallarına terettüp eden her hangi bir borç, diğerinin şahsi malları ile
ödenmiş olduğu takdirde bu suretle alınan miktar yerine konur.
Alınan miktarın yerine konulması, kanunen muayyen müstesnalardan maada ahvalde ancak mal birliğinin hitamından
sonra talep edilebilir.
Karının mahfuz mallarına terettüp eden borçlar mal birliğine dahil mallar üzerinden veya mal birliğine dahil mallara
terettüp eden borçlar koca veya karının mahfuz malları üzerinden ödendiği takdirde alınan miktarın yerine konulması talebi,
evliliğin devamı esnasında dahi kabildir.
II. Kocanın iflası ve mallarının haczi :
1 – Karının hakkı :
Madde 206 – Kocanın iflası veya mallarının haczi halinde karı, iflas masasına veya hacze iştirak ederek kendi şahsi
mallarında veya kıymetlerinde vukua gelen zamanı mucip noksanların nakden yerine konmasını talep edebilir. Kocanın
karısındaki alacakları karının matlubundan tenzil edilir.
Karı, şahsi mallarından aynen mevcut olanları malik sıfatiyle istirdat eder.
2 – İmtiyaz :
Madde 207 – Şahsi mallarının yarısını elde edemeyen veya yarısı derecesinde teminata sahip olmayan karı, bu
yarıdan noksan kalan miktar nisbetinde mümtazdır.
Bu imtiyazın ahara devri ve imtiyazdan bazı alacaklılar lehine feragat, batıldır.
(V) MAL BİRLİĞİNİN HİTAMI :
I. Karının vefatı sebebiyle:
Madde 208 – Karının vefatında şahsi malları kocanın miras hakkı mahfuz olmak üzere mirasçılarına intikal eder.
Koca, karısının şahsi mallarında vukubulmuş olan zamanı mucip noksanları, karısındaki alacaklarının mahsubunu
icra ettikten sonra, mirasçılara ödemekle mükelleftir.
II. Kocanın vefatı sebebiyle :
Madde 209 – Kocanın vefatında karı, mevcut şahsi mallarını istirdat eder. Vukua gelmiş olan zamanı mucip
noksanları mirasçılara tazmin ettirir.
1304-30
III. Ziyade ve noksan :
Madde 210 – İki taraf, şahsi mallarının tefrikinden sonra fazla bir şey kalırsa bu ziyadenin üçte biri karıya veya
füruuna ve mütebaki dahi koca veya mirasçılarına ait olur.
Birliğe dahil olan mallarda vukua gelen noksan, karı tarafından sebebiyet verildiği ispat edilmedikçe koca veya
mirasçılarına ait olur.
Evlenme mukavelenamesinde, ziyade ve noksan hakkında başka bir taksim sureti kabul olunabilir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Mal ortaklığı
(A) MAL ORTAKLIĞI :
I. Ortaklığa girmesi caiz olmıyan mallar :
II. Umumi iştirak :
III. Ortaklığa giren mallar :
Madde 211 – Karı Koca, evlenme mukavelesiyle mal ortaklığı usulünü kabul edebilirler.
Bu usulde karı ve koca, mal ortaklığına giren mallara ve gelirlere şayian sahip olur ve hiç biri hissesinde mustakilen
tasarruf edemez.
Teberru tarikiyle iktisab edilmiş olup ta mal ortaklığından hariç kalması teberru edenin arzusu muktezası olan yahut
kanunen mahfuz mallardan addedilen mallar, ortaklığa ithal edilemez.
Karı kocanın bütün mallarına ve gelirlerine şamil olan mal ortaklığı usulüne, umumi mal ortaklığı usulü denilir.
Bir malın ortaklığa dahil olmadığını iddia eden karı veya koca, davasını ispata mecburdur.
IV. İdare ve tasarruf :
1 – İdare :
Madde 212 – Mal ortaklığına giren malların idaresi kocaya aittir. İdare masrafı bu mallardan ödenir. Karı, evlilik
birliğini temsildeki salahiyeti nisbetinde idare hakkını haizdir.
2 – Mal ortaklığında tasarruf :
A) Umumiyet itibariyle :
Madde 213 – Karı ve koca, alelade idari muamelat müstesna olmak üzere ortaklığa giren mallar üzerinde ancak
müştereken veya yekdiğerinin rızası ile tasarruf edebilir. Şukadar ki rızanın verilmediğini bilenler veya bilmesi lazım gelenler
yahut ortaklığa dahil olduğu herkesin anlayabileceği mallar üzerinde vaki tasarrufta alakadar olanlar müstesna olmak üzere
bu rıza, üçüncü şahıs lehine mevcut addolunur.
B) Miras reddi :
Madde 214 – Karı kocadan biri evliliğin devamı sırasında, diğerinin rızası olmaksızın bir mirası red edemez. Bu rıza
kendisine verilmeyen taraf, sulh hakimine müracaat edebilir.
V. Borçlar :
1 – Kocanın mesuliyeti :
Madde 215 – Koca, aşağıdaki borçlardan gerek şahsen gerek ortaklığa giren mallar ile mesuldür.
1304-31
1 – Karı kocanın evlenmeden evvelki borçlarından.
2 – Karı tarafından birlik mümessili sıfatı ile edilen borçlardan.
3 – Evliliğin devamı sırasında kendisi tarafından edilen borçlarla karı tarafından ortaklığa ait olmak üzere edilen sair
bütün borçlardan.
2 – Karının mesuliyeti :
A) Kendi malları ve mal ortaklığına giren mallar ile :
Madde 216 – Karı, aşağıdaki borçlardan gerek şahsen gerek ortaklığa giren mallar ile mesuldür:
1 – Evlenmeden evvelki borçlardan.
2 – Kocanın rızasiyle ettiği borçlarla kocası lehine sulh hakiminin tasvibi ile ettiği borçlardan.
3 – Meslek veya sanatının mutad üzere icrasından mütevellit borçlardan.
4 – Kendisine isabet etmiş bir mirasa terettüp eden borçlardan.
5 – Haksız fiillerinden mütevellit borçlardan.
Karı, müşterek aile masrafları için kocası veya kendisi tarafından edilen borçlardan ancak ortaklık malları bunları
ödemeğe kafi gelmediği takdirde mesul olur.
Karı, ortaklığa giren mallara müterettip diğer borçlardan şahsen mesul değildir.
B) Mahfuz mallariyle :
Madde 217 – Karı, evliliğin devamı esnasında ve evliliğin zevalinden sonra atideki borçlardan ancak mahfuz
mallarının kıymeti nisbetinde mesul olur.
1 – Yalnız mahfuz mallarından mesul olmak üzere ettiği borçlardan.
2 – Kocasının rızası olmaksızın ettiği borçlardan.
3 – Birliğin temsildeki salahiyetini tecavüz ederek yapdığı borçlardan.
Bigayrihakkin mal edinmeden mütevellit dava hakkı mahfuzdur.
3 – İcra takibatı :
Madde 218 – Ortaklığa terettüp eden borçlardan dolayı ortaklığın devamı esnasında yapılacak her türlü icra takibatı
kocaya karşı vukubulmak lazımdır.
VI. Alınanı nakden yerine koyma mükellefiyeti :
1 – Umumiyet itibariyle :
Madde 219 – Mal ortaklığına terettüp eden bir borcu ödemek için bu mallardan alınan meblağın yerine konmasını,
karı koca yekdiğerinden hiç bir zaman talebedemez.
Mal ortaklığına terettüp eden bir borcun mahfuz mallardan veya mahfuz mallara terettüp eden borcun ortaklık
mallarından ödenmesi halinde alınan paranın yerine konması evliliğin devamı esnasında dahi istenebilir.
2 – Karının alacağı :
Madde 220 – Karı, kocanın iflasından veya ortaklık malları üzerine haciz vaz edildiği takdirde; şahsi mallarının
nakden baliğ olduğu miktarı isteyebilir.
Karının bu alacağının, yarısı mümtazdır.
Bu imtiyazın, başkasına devri ve imtiyazdan bazı alacaklılar lehine feragat, batıldır.
VII. Mal ortaklığının hitamı :
1 – Taksim :
A) Kanuni taksim :
Madde 221 – Karı kocadan birinin vefatında ortaklık mallarının yarısı, hayatta kalan karı veya kocaya intikal eder.
Diğer yarısı, hayatta kalan karı veya kocanın miras hakları baki olmak üzere ölenin mirasçılarına geçer.
1304-32
Hayatta kalıpta mirastan mahrum bulunan karı veya kocanın, ortaklık mallarından iddia edebileceği hak; boşanma
halinde haiz olduğu hakları tecavüz edemez.
B) Mukavele mucibince taksim :
Madde 222 – Karı koca evlilik mukavelesinde yarı yarıya taksim yerine, başka bir taksim tarzı kabul edebilirler.
Diğerinden evvel vefat eden karı veya kocanın füruu, hini vefatta mevcut ortaklık mallarının dörtte birinden hiç bir veçhile
mahrum edilemez.
2 – Karı ve kocadan sağ kalanın mesuliyeti :
Madde 223 – Karısının vefatından sonra hayatta kalan koca, ortaklık mallarına terettüp eden borçlardan şahsan mesul
kalır.
Kocasının vefatında hayatta kalan karı, ortaklık mallarındaki hissesini red etmekle ortaklık mallarına terettüp edipte
şahsen dahi mesul olmadığı ortaklık borçlarından, beri olur. Kabul halinde, karı mesul olmakla beraber aldığı malların
alacaklılara tediyeye kafi gelmediğini ispat ettiği nisbette mesuliyetten, beri olabilir.
3 – Şahsi malların tahsisi :
Madde 224 – Hayatta kalan karı veya koca, kendi tarafından ortaklığa ithal edilen malların mahsubu hissesinden icra
edilmek üzere, kendisine tahsisini isteyebilir.
(B) ORTAKLIĞIN UZATILMASI :
I. Şartları :
Madde 225 – Hayatta kalan karı veya koca, müteveffadan olan çocuklariyle birlikte ortaklığa devam edebilir.
Çocuklar, küçük iseler ortaklığın devamı için sulh hakiminin tasvibi lazımdır. Ortaklığın devamı halinde miras hakları,
ortaklığın hitamına kadar kullanılamaz.
II. Uzatılan ortaklık malları :
Madde 226 – Uzatılan ortaklık, esasen ortaklığa dahil mallardan başka; mahfuz malları müstesna olmak üzere, iki
tarafın gelir ve kazançlarını dahi ihtiva eder.
Uzatılan ortaklık sırasında hayatta kalan karı veya kocaya veya çocuklara, miras veya ıvazsız iktisap tariklerinden
biriyle intikal eden mallar; hilafına bir hüküm bulunmadıkça, mahfuz mallardan addolunur.
Ortaklık azası arasında dahi, karı koca arasındaki hükümler dairesinde cebri icra, caiz değildir.
III. İdare ve temsil :
Madde 227 – Uzatılan ortaklık, çocuklar küçük ise hayatta kalan karı veya koca tarafından idare ve temsil olunur;
çocuklar reşit ise hilafına mukavele yapılabilir.
IV. Fesih :
1 – Ortaklığın alakadarlar tarafından feshi:
Madde 228 – Hayatta kalan karı veya koca, uzatılan ortaklığı her zaman fesh edebilir.
Reşit olan çocuklar dahi münferiden veya cümlesi birlikte her zaman ortaklıktan çıkabilir. Ortaklıktan çıkmak
salahiyeti, küçük çocuklar namına sulh hakimi tarafından kullanılır.
1304-33
2 – Kendiliğinden infisah :
Madde 229 – Uzatılan ortaklık aşağıdaki hallerde kendiliğinden bozulur.
1 – Hayatta kalan karı veya kocanın ölümü veya evlenmesi ile.
2 – Hayatta kalankarı veya kocanın veya çocukların iflası ile.
Çocuklardan yalnız birinin iflası halinde diğer alakadarlar onun ortaklıktan çıkarılmasını isteyebilirler.
Babanın iflası veya ortaklık malları üzerine haciz vaz’ı halinde, çocuklar, ölmüş olan analarının hakkını
kullanabilirler.
3 – Hakimin karariyle fesih :
Madde 230 – Karı veya koca yahut çocuklardan biri aleyhine konulan hacizde, zarara uğrayan alacaklı, hakimden
ortaklığın feshine karar verilmesini isteyebilir. Talep, çocuklardan birinin alacaklısı tarafından vaki olduğu takdirde diğer
alakadarlar o çocuğun ortaklıktan çıkarılmasını isteyebilirler.
4 – Bir çocuğun evlenmesi veya vefatı sebebiyle fesih :
Madde 231 – Çocuklardan biri evlenirse, diğer alakadarlar onun ortaklıktan çıkarılmasını istiyebilir.
Çocuklardan biri vefat ederse, diğer alakadarlar onun füruunun ortaklıktan çıkarılmasını isteyebilirler. Füruu
olmaksızın vefat eden çocuğun hissesi, ortaklıkta dahil olmayan mirasçıların hakları mahfuz kalmak şartiyle, ortaklık malları
arasında kalır.
5 – Taksim veya tasfiye :
Madde 232 – Temdit olunan ortaklığın hitamı veya çocuklardan birinin ortaklıktan çıkarılması hallerinde taksim
veya çıkarılan çocuğun haklarının tasfiyesi, ortaklığın hitamı veya çocuğun çıkarıldığı anda mevcut olan mallar üzerinden
icra olunur.
Hayatta kalan karı veya koca, çocukların hissesi üzerinde miras haklarını muhafaza eder. Tasfiye ve taksim, münasip
olmayan bir zamanda yapılamaz.
(C) MAHDUT ORTAKLIK :
I. Mal ayrılığı şartiyle :
Madde 233 – Karı koca, evlenme mukavelesiyle bazı malların bilhassa gayri menkullerin ortaklıktan çıkarılmasını
şart ederek mahdut bir mal ortaklığı usulü kabul edebilirler.
II. Müktesep mallara münhasır ortaklık :
1 – Şumulü :
Madde 234 – Karı koca, ortaklığa dahil olacak malların; yalnız evliliğin devamı esnasında iki taraf şahsi mallarının
ve bunlardan birinin istibdali suretiyle elde edecekleri malların hasılatiyle kocanın yine evliliğin devamı esnasında ıvazsız
olmayan her türlü kazancından ve kadının kanunen mahfuz mallarından bulunmayan bu kabil kazançlarından teşekkül
etmesini, evlenme mukavelelerinde, kabul edebilirler. Bu mallara müktesep mallar denir.
2 – Taksim :
Madde 235 – Mahdut ortaklığın hitamında ortaklık mallarında husule gelmiş bir ziyade var ise, bu ziyade, karı koca
veya mirasçıları arasında yarı yarıya taksim olunur. Noksan vukua geldiğinde, karı tarafından sebebiyet verildiği ispat
edilmedikçe koca veya mirasçılarına ait olur. Evlenme mukavelesinde, ziyade veya noksan hakkında başka bir taksim sureti
kabul olunabilir.
1304-34
(D) CİHAZ USULÜ :
Madde 236 – Karı koca evlenme mukavelesiyle cihaz usulünü kabul edebilirler. Bu usul, karının kendi mallarının bir
kısmını aile masrafına medar olmak üzere kocasına terk etmesinden ibarettir.
Cihaz olarak karının kocasına terk ettiği malların mal ortaklığı usulüne göre müşterek mal olacağı veya koca cihazın
mülkiyetine dahi mustakil olarak malik bulunacağı evlenme mukavelesinde tasrih edilmiş olmadıkça cihaz ittihaz olunan
mallar hakkında, mal birliği usulünde karının şahsi mallarının tabi olduğu hükümler cari olur.
BEŞİNCİ FASIL
Karı koca malları hakkındaki usule dair sicil
(A) TESCİLİN HÜKÜMLERİ :
Madde 237 – Evlenme mukaveleleri ve karı koca arasındaki usule müteallik mahkeme kararlariyle ortaklık mallarına
veya karının şahsi mallarına dair aralarında yapacakları mukaveleler katibi adile tescil ve ilan ettirilmiş olmadıkça üçüncü
şahsa karşı hüküm ifade etmez. Bu hususta karı kocanın mirasçıları üçüncü şahıstan madut değildir.
(B) TESCİL :
I. Mevzuu :
Madde 238 – Evlenme mukavelesinin muhtevi olduğu maddelerden, üçüncü şahsa karşı hüküm ifade etmesi karı
koca için mültezem olanları, tescil olunur. Kanun hilafını emir etmiş veya evlenme mukavelesinde mukavelenin tescil
edilememesi sarahaten kabul edilmiş olmadıkça, karı kocadan herbiri, tescili isteyebilirler.
II. Mahal :
Madde 239 – Tescil, kocanın ikametgahı katibi adilliğince icra edilir. Koca, ikametgahını tebdil ettiği takdirde,
tebdilden itibaren üç ay zarfında, bu yeni ikametgahta dahi tescilin tecdidi lazımdır.
İkametgahın tebeddülünden itibaren üç ay geçince, eski tescilin hükmü kalmaz.
(C) SİCİLLİN TUTULMASI :
Madde 240 – Katibiadil, evlenme mukavelelerini ve karı koca mallarının idaresine taalluku olup tescili lazımgelen
kanunen muayyen kararları ve mukaveleleri hususi bir sicille kayıt ile mükelleftir. Bu sicil, aleni olup herkes kendisine
muktazi kayıtların musaddak bir suretini meccanen isteyebilir. Evlenme mukavelesinin ilanında yalnız, karı kocanın kabul
ettikleri usulün, hangi usul olduğunu, beyan ile iktifa olunur.
İKİNCİ KISIM
Hısımlar
YEDİNCİ BAP
Nesebi Sahih Çocuklar
BİRİNCİ FASIL
Nesebin sıhhatı
(A) NESEBİN SIHHATINDA KARİNE :
Madde 241 – Evlilik mevcut iken veya zevalinden itibaren üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası, kocadır. Bu
müddet geçdikten sonra, asıl olan, doğan çocuğun nesebi sahih addolunmamaktır.
1304-35
(B) NESEBİ RET:
I. Koca tarafından :
1 – Müddet
Madde 242 – Koca, doğduğuna muttali olduğu günden itibaren bir ay içinde çocuğu reddedebilir. Ret davası, çocuk
ile anası aleyhine ikame olunur.
2 – Evlilik mevcut iken doğan çocuk
Madde 243 – Koca, evlendikten en az yüz seksen gün sonra doğan çocuğun kendisinden olması ihtimali
bulunmadığını ispat etmedikçe çocuğu reddedemez.
3 – Evlenmeden evvel veya ayrılıktan sonra ana rahmine düşen çocuk :
Madde 244 – Çocuğun, evlenme akdinden itibaren yüz seksen günden az bir müddette doğduğu yahut kadının gebe
kaldığı zamanda kocasından ayrılığına hükmedilmiş olduğu tebeyyün ederse; koca, ret davasında başka beyyine ikamesine
mecbur değildir.
Şukadar ki, kadının gebe kaldığı zaman kocasiyle birlikte ikametinin tahakkuku halinde asl olan, yine nesebin
sıhhatıdır.
II. Diğer alakadarlar :
Madde 245 – Ret müddetinin mürurundan evvel kocanın vefat etmesi veya temyiz kudretinden mahrum olması yahut
bulunduğu yerin bilinmemesi veya herhangi bir sebepten dolayı çocuğun doğumundan haberdar edilememesi halinde,
çocukla birlikte mirasçı veya çocuk sebebi ile mirastan mahrum olanlar, doğuma ıttılaları tarihinden itibaren bir ay içinde ret
davasını ikame edebilirler.
Kadın; evlenmeden evvel gebe kaldığı takdirde; koca tanımış olsa bile müddeiumumi, onun babası olması ihtimali
bulunmadığını dava ve ispat edebilir.
(C) RET HAKKININ SUKUTU :
Madde 246 – Koca, sarahaten veya delaleten çocuğu tanıdıktan yahut bu bapta muayyen müddet geçtikten sonra, ret
davası edemez. Şukadar ki çocuğu tanımak veya müddetinde reddetmemek hususunda iğfal olunduğunu iddia ve ispat
edebilir.
Bu hallerde, iğfale ıttıla tarihinden itibaren ret için, yeniden bir aylık müddet başlar.
Kezalik ret davasının müddeti içinde ikame edilmemesi muhik bir sebepten ileri gelmiş ise müddetin geçmesine
bakılmaksızın dava mesmu olur.
İKİNCİ FASIL
Nesebin tashihi
(A) EVLENME İLE TASHİH :
I. Şartları :
Madde 247 – Evlilik haricinde doğan çocukların nesebi, ana babanın birbirleriyle evlenmesiyle, kendiliğinden sahih
olur.
II. Beyan :
Madde 248 – Ana baba, doğan çocuklarını ikametgahlarının bulunduğu veya evlendikleri mahal nüfus memuruna
ihbara mecburdur bu ihbar, akit ile birlikte veya heman akitten sonra yapılır. İhbarın yapılmaması nesebin sahih olmasına
mani değildir.
(B) HAKİMİN HÜKMÜ İLE :
I. Şartları
Madde 249 – Birbirleri ile evlenmeyi vadedipte birinin vefatı veya evlenme ehliyetinin zevali sebebiyle evlenemeyen
ana babadan doğan çocukların nesebi, diğerinin talebi veya çocuğun müracaatı üzerine, hakim tarafından tahsis olunur.
Ancak çocuk reşit ise tashih talebi rızası alınmadıkça mesmu olmaz. Çocuğun vefatından sonra müracaat hakkı füruuna
intikal eder.
1304-36
II. Salahiyet :
Madde 250 – Nesebin tashihi için salahiyetdar olan hakim, davacının ikametgahı hakimidir.
Hakim, tashih talebini hukuku ammenin sıyaneti için nüfus memuruna tebliğe mecburdur.
(C) BUTLAN DAVASI :
Madde 251 – Ana babanın kanuni mirasçıları ile müddeiumumi, nesebin tashihine muttali oldukları günden itibaren
üç ay içinde itiraz edebilirler. Çocuğun, o ana ve babadan olmadığını ispat, davacılara aittir. İtiraz davasının mercii tashih
kararının verildiği mahal veya ana ve babanın ikametgahı hakimdir.
(D) TASHİHİN HÜKMÜ :
Madde 252 – Nesebi tashih edilen çocuk, ana ve babasına ve onların hısımlarına karşı ayniyle nesebi sahih olan
çocuğun hukukunu haizdir; nesebi sahih füruu dahi tashihten müstefit olur. Tashih, hem ana babanın mukayyet olduğu hem
çocuğun doğduğu mahallin nüfus memuruna tebliğ edilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Evlat edinme
A. Evlat edinme şartları
I. Evlat edinen için :
Madde 253 – (Değişik : 16/6/1983 – 2846/1 md.)
Evlat edinme hakkı en az otuzbeş yaşında olup da nesebi sahih füruu bulunmayanlara münhasırdır. Evlat edinen
kimsenin evlatlıktan en az onsekiz yaş büyük olması şarttır.
II.Evlatlık için :
Madde 254 – Mümeyyiz olan kimse, rızası olmadıkça, evlatlığa alınamaz. Ana babanın veya hakimin muvafakatı
alınmadıkça mahcur ile küçük, mümeyyiz bile olsalar, evlatlığa alınamazlar.
a) Rıza şartının aranmaması
Madde 254/a – (Ek : 14/11/1990 – 3678/5 md.)
Kim olduğu veya nerede bulunduğu uzun süreden beri bilinmeyen ya da sürekli temyiz kudretinden yoksun bulunan
ana veya babanın rızası aranmaz.
Velayetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde çocuğu ile ilgisiz olan ana veya baba için de aynı hüküm uygulanır.
III. Karı koca hakkında :
Madde 255 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/6 md.)
Eşlerden birinin evlat edinmesi veya evlatlık olması diğerinin rızasına bağlıdır. Devamlı olarak temyiz kudretinden
mahrum eşin rızası aranmaz. Bu halde hakim temyiz kudretinden mahrum eşin kanuni mümessilini dinler, haklı sebeplerin
varlığı halinde talebin kabulüne karar verir.
Bir kimsenin iki kişi tarafından beraberce evlatlığa alınabilmesi ancak karı koca için mümkündür.
(B) ŞEKİL :
Madde 256 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/7 md.)
Evlat edinme, evlat edinenin oturduğu yer sulh hakiminin izni üzerine yapılacak resmi bir senetle olur ve evlat
edinme doğum kütüğüne yazılır.
Hakim evlat edinmeye izin vermeden önce, duruma göre gerekli görebileceği her türlü soruşturmayı kendiliğinden
yapar.
Tarafların belirttikleri sebebi haklı bulmadıkça, hakim , evlat edinmeye izin vermez.
1304-37
(C) AKDİN HÜKMÜ :
Madde 257 – Evlatlık, kendisini evlatlığa alanın aile ismini taşır ve onun mirasçısı olur. Asıl ailesindeki
mirasçılığa da halel gelmez. Ana babaya ait hak ve vazifeler, evlat edinen kimseye geçer. Evlat edinme akdinden evvel
yapılmış resmi bir senet ile, nesebi sahih çocukların mirasçılık hakkına ve ana babanın çocukların malları üzerindeki
haklarına dair olan mevaddı kanuniyeye muhalif hükümler kabul edilebilir.
(Ek Fıkralar: 16/6/1983 – 2846/2 md.)
Karı koca tarafından birlikte evlat edinilen ve mümeyyiz olmayan küçüklerin nüfus kaydında ana baba adı olarak,
evlat edinen karı kocanın adları yazılır.
Evlatlığın, miras ve başka haklarının halele uğramaması, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği
aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca her iki nüfus kütüğüne evlatlıkla ilgili resmi
senedin tarih ve sayısı da kaydedilir.
Evlatlığın, reşit olduktan sonra asıl ana babasının ismini kullanma hakkı saklıdır.
Evlat edinme ile ilgili kayıtlar mahkeme kararı olmadıkça veya evlatlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.
(D) REFİ :
Madde 258 – Evlatlık mukavelesi hakkındaki kaidelere riayet şartiyle, evlatlık rabıtası, iki tarafın rızasiyle her zaman
kaldırılabilir. Evlatlık rabıtası, muhik sebeplere istinat halinde evlatlığın ve mirasından mahrum bırakacak bir hal hüdusunda
evlatlık edinen kimsenin talebi üzerine, hakim tarafından dahi refedilir.
Ref’i, evlatlık rabıtasının istikbale ait bütün hükümlerini izale eder ve kat’idir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Nesep sıhhatinin umumi hükümleri
(A) İSİM VE VATANDAŞLIK HAKKI :
Madde 259 – Nesebi sahih olan çocuk, babasının ismini taşır ve onun vatandaşlık haklarına malik olur.
(B) KARŞILIKLI VAZİFELER :
Madde 260 – Ana baba ve çocuk, yekdiğere karşı aile menfaatinin istilzam ettiği muavenet ve riayete mecburdur.
(C) ÇOCUKLARIN İAŞE VE TERBİYE MASRAFLARI :
Madde 261 – Çocuğun iaşe ve terbiyesine muktazi masraflar, kendilerinin mallarını idare hususunda kabul ettikleri
usule göre, ana babaya terettüp eder. Ana baba zarurette bulunduğu veya çocuk fevkalade masrafı mucip olduğu takdirde
yahut istisnai her hangi bir sebebin vücudu halinde hakim, çocuğun mallarından kendisinin iaşe ve terbiyesine medar olacak
muayyen bir miktarın sarfı için, ana ve babaya izin verebilir.
BEŞİNCİ FASIL
Velayet
(A) UMUMİYET İTİBARİYLE :
I. Şartları :
Madde 262 – Çocuk, küçük iken ana ve babasının velayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan
alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen çocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler.
II. Velayeti icra hakkı :
Madde 263 – Evlilik mevcut iken, ana ve baba, velayeti beraberce icra ederler. Anlaşamazlarsa, babanın reyi
muteberdir.
1304-38
(B) VELAYETİN ŞÜMULÜ :
I. Umumiyet itibariyle :
Madde 264 – Karı kocadan birinin vefatı halinde, velayet, sağ kalana ve boşanma halinde çocukların tevdi olunduğu
tarafa, ait olur.
Çocuk, ana ve babasına riayete mecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alil veya
aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler.
Çocuğun adını, ana ve babası kor.
II. Mesleki terbiye :
Madde 265 – Ana ve baba, çocuğun mesleki terbiyesini sevk ve idare eder ve mümkün mertebe kuvvet ve
kabiliyetini ve arzularını nazara alır.
III. Dini terbiye :
Madde 266 – Çocuğun dini terbiyesini tayin ana babaya aittir.
Ana babanın bu husustaki hürriyetini tahdit edecek her türlü mukavele muteber değildir.
Reşit, dinini intihapta hürdür.
IV. Tedip hakkı :
Madde 267 – Ana baba, çocuklarını tedip hakkına maliktir.
V. Temsil :
1 – Üçüncü şahıslara karşı :
a) Ebeveyn tarafından :
Madde 268 – Ana ve baba, velayeti icra hakkını haiz oldukları nisbette çocuklarının kanuni mümessilidirler. Bu
sıfatla hareketlerinde hakimin reyine ihtiyaçları yoktur.
b) Çocuğun ehliyeti :
Madde 269 – Velayet altındaki çocuk, ehliyet itibariyle vesayet altındaki kimse gibidir. Vesayet altında bulunan
kimsenin idari muamelata iştiraki müstesna olmak üzere vasi marifetiyle temsile mütaallik hükümler, veli hakkında da tatbik
olunur.
Bir borç iltizam eden çocuk kendi malından ödemekte mükelleftir. Bu hususta ana ve babanın; çocuğun malları
üzerinde haiz oldukları idare ve intifa haklarına bakılmaz.
2 – Aileye karşı :
a) Çocukların tasarrufu :
Madde 270 – Velayet altındaki çocuk, mümeyyiz ise, ana va babanın rizasiyle aile namına hareket edebilir. Bu
takdirde çocuk kendisi mesul olmayıp ana ve baba mallarını idare hususunda kabul ettikleri usule göre ilzam olunur.
b) Çocukla ana ve baba arasında vakı hukuki tasarruflar :
Madde 271 – Çocuk ile baba veya ana arasında yahut ana ve babanın nefine olarak çocuk ile üçüncü şahıs arasında
yapılacak her hangi bir tasarrufta çocuk, borç iltizam etmiş olursa bir kayyımın iştiraki ve hakimin tasdiki lazımdır.
(C) HAKİMİN MÜDAHALESİ :
I. Himaye tedbirleri :
Madde 272 – Ana ve baba, vazifelerini ifa etmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri
ittihaz ile mükelleftir.
1304-39
II. Çocukların yerleştirilmesi :
Madde 273 – Çocuğun, bedeni veya fikri tekamülü tehlikede bulunur veya çocuk manen metruk bir halde kalırsa
hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile nezdine veya bir müesseseye yerleştirebilir. Çocuk, şirretliği hasebiyle ana ve
babanın emirlerine karşı gelmekte temerrüt ederse; müessir başka bir ıslah çaresi bulunmadığı takdirde, aynı tedbirler, ana
babanın talebi üzerine hakim tarafından ittihaz edilir. Bu tedbirlerin iltizam ettiği masarif – ana baba ile çocuk tediyeden aciz
iseler – Devletçe tesviye olunur. Nafakaya mütaallik hükümler bakidir.
III. Velayet hakkının nez’i :
1 – Velayetin ifa edilmemesi halinde :
Madde 274 – Velayeti ifadan aciz veya mahcur olan yahut nüfuzunu ağır surette sui istimal eden veya fahiş ihmalde
bulunan ana ve babadan, hakim, velayet hakkını nez edebilir.
Ana ve babadan velayet nez olununca, çocuğa, bir vasi tayin olunur. Nez’in hükmü, ileride doğacak çocuklara
şamildir.
2 – Baba veya ana tekrar evlenirse :
Madde 275 – Velayeti haiz olan ana ve baba, yeniden evlenirse; icap ettiği halde çocuğa bir vasi tayin edilir. Karı
kocadan birinin, vasi nasbı caizdir.
IV. Velayet hakkının iadesi :
Madde 276 – Nezi sebebi zail olduğu surette hakim, doğrudan doğruya veya talepleri üzerine, ana ve babaya velayeti
iade ile mükelleftir.
Nez’i tarihinden itibaren bir sene geçmedikçe, velayet, iade edilemez.
(D) NEZİ HALİNDE ANA VE BABANIN VAZİFELERİ :
Madde 277 – Velayeti nezedilen ana ve baba, çocuğun iaşe ve terbiye masraflarını, evvelce olduğu gibi tesviye ile
mükelleftir. Bu masraflar – ana ve baba ile çocuk tediyeden aciz iseler – Devletçe tesviye olunur. Nafakaya mütaallik
hükümler bakidir.
ALTINCI FASIL
Çocuk malları
(A) İDARE :
I.Umumiyetle :
Madde 278 – Ana baba, velayetleri devam ettikçe çocuğun mallarını idare ederler. Hesap ve Teminat vermezler. Ana
babanın vazifelerini yapmadıkları takdirde, hakim müdahale eder.
II. Evliliğin zevalinden sonra :
Madde 279 – Evliliğin zevalinden sonra velayeti haiz olan karı veya koca, hakime çocuğun mali vaziyetini gösterir
bir müfredat defteri vermeğe ve servetinde ve keyfiyeti tenmiyesinde ehemmiyetli bir tebeddül husule geldiği takdirde, onu
da, bildirmeğe mecburdur.
(B) İSTİFADE HAKKI :
I. Şartları :
Madde 280 – Ana babanın velayeti, taksirleri hasebiyle, kendilerinden nez olunmadıkça; rüştüne kadar çocuğun
emvalinden intifa hakları vardır.
1304-40
II. Gelirin sarfı :
Madde 281 – Çocuğun geliri, evvel emirde kendi infak ve terbiyesine sarfolunur; fazlası, karı kocadan hangisi aile
masrafiyle mükellef ise ona ait olur.
(C) SERBEST MALLAR :
I. İstifade hakkından hariç mallar :
Madde 282 – İntifa hakkı, faize verilmek veya tasarruf sandıklarından biriktirilmek yahut ana baba intifa edememek
şartiyle çocuğa hibe edilen mallara şamil olmaz.
Bu kabil malların idaresi, vahip tarafından hini hibede hilafı şart edilmedikçe; ana babadan alınamaz.
II. Kazanç idare ve istifade hakları :
1 – Kazanç :
Madde 283 – Küçüğün kazancı, yanlarında yaşadıkça, ana babaya aittir. Ananın babanın rızası ile aile haricinde
yaşayan çocuk, onlara karşı olan borçlarına halel gelmemek üzere, kazancında dilediği veçhile tasarruf edebilir.
2 – Meslek ve sanat için verilen mal :
Madde 284 – Bir meslek veya sanat için, ana baba tarafından çocuğa, malından verilen kısmın idaresi ve ondan
istifade hakkı, çocuğundur.
(D) HAKİMİN MÜDAHALESİ :
I. Teminat tedbirleri :
Madde 285 – Ana baba, idare ve intifa haklarının kendilerine yüklettiği vazifeleri yapmadıkları surette; hakim,
çocuğun menfaatini muhafaza için, muktazi tedbirleri ittihaz eder.
Çocuğun malları tehlikeye düşerse hakim, vasiler üzerinde haiz olduğu murakabeyi ana baba hakkında tatbik veya
onlardan teminat talep ve çocuğun menfaatini korumak için kayyım da tayin edebilir.
II. Velayet hakkının nez’i halinde :
Madde 286 – Ana baba, çocuğun malları üzerindeki haklarından; ancak velayetlerinin nez’i halinde, mahrum
edilebilir. Velayetin nez’i, ana babanın taksirleri yüzünden olmamış ise; çocuğun infak ve terbiyesine kifayet edecek
miktardan fazlasında, intifa hakları bakidir.
(H) İDARE HAKKININ ZEVALİ :
I. Teslim :
Madde 287 – Ana babanın idare hakkının zevalinde, mallar; reşit olan çocuğa veya vasisine, hesap görülerek teslim
olunur.
II. Mesuliyet :
Madde 288 – Ana baba çocuğun mallarını iadede intifa hakkı sabibi gibi mesuldür; hüsnü niyetle sattıkları malların
semenini verirler.
Ana baba, çocuğun malından anın menfaati için, salahiyetleri dairesinde yaptıkları masrafı zamin olmazlar.
III. Çocuğun imtiyaz hakkı :
Madde 289 – Çocuğun, haciz veya iflas tarikiyle takip edilen ana babadaki alacağı mümtazdır.
1304-41
SEKİZİNCİ BAP
Nesebi Sahih Olmayan Çocuk
(A) SAHİH OLMAYAN NESEP :
Madde 290 – Nesebi sahih olmayan çocuğun anası, doğuran kadındır. Babası, tanıma veya bir hüküm ile tahakkuk
eder.
(B) TANIMA :
I. Şartları ve Şekli :
Madde 291 – Evlilik haricinde doğan çocuk babası tarafından veya babasının vefatı veya temyiz kudretinden daimi
mahrumiyeti halinde babasının babası tarafından, tanınabilir.
Tanıma, resmi senet veya ölüme bağlı tasarrufla olur. Keyfiyet, tanınan kimsenin mukayyet bulunduğu mahallin
nüfus memuruna bildirilir.
II. Memnuiyet :
Madde 292 – Birbirleriyle evlenmeleri memnu olanlardan veya evli (…)(1) kadınların zinasından doğan çocuk,
tanınamaz.
III. Refi :
1 – Ana veya çocuğun itirazı :
Madde 293 – Ana veya çocuk ve çocuğun vefatı halinde füruu, tanıyanın baba veya büyük baba olmadığı veya
tanıma çocuk hakkında zararlı bulunduğu iddiasiyle, ıttılalarından itibaren üç ay içinde hakime itiraz edebilirler.
Ahvali şahsiye memuru tanıyana yahut anın mirasçılarına itirazı bildirir. Bunlar üç ay içinde mahalli mahkemesine
müracaatla, itirazın reddini isteyebilir.
2 – Üçüncü şahsın itirazı :
Madde 294 – Gerek hazine gerek her hangi bir alakadar, ıttıla tarihinden itibaren üç ay içinde salahiyettar ahvali
şahsiye memurunun bulunduğu mahal mahkemesinde; tanıma keyfiyetine itiraz edebilir. Muterizler, tanıyan kimsenin
çocuğun baba veya babasının babası olmadığını veya tanımanın kanunen memnu bulunduğunu ispat mecburiyetindedirler.
(C) BABALIK DAVASI :
Madde 295 – Evlilik haricinde doğan çocuğun anası, babanın hükmen tayini için ikamei dava edebilir. Çocuk ta bu
hakkı haizdir. Dava, baba veya mirasçıları aleyhine ikame olunur.
I. Dava hakkı :
II. Müddet :
Madde 296 – Dava, çocuk doğmadan evvel veya doğduğundan itibaren nihayet bir sene içinde ikame olunur.
III. Mevzuu :
Madde 297 – Dava; ana ve çocuk lehine babanın nakdi tediyatta bulunması talebine dair olabileceği gibi, kanunun
tayin ettiği hususlarda, bu taleple birlikte veya ayrıca, babalığın ahvali şahsiyeye mütaallik bütün netayiciye hükmen tayinine
dair de, olabilir.
Çocuk, babası tarafından tanınmış veya ölü doğmuş veya hükümden evvel ölmüş olsa bile; ana nakdi tediyat
davasında bulunabilir. Çocuk baba tarafından tanınmış veya babalık hükmü lahık olmuş ise velayetten mütevellit borçların
edası çocuğa yapılması lazımgelen tediyat yerine kaim olur.
——————————
(1) Bu aradaki “..erkek ve ..” şeklindeki ibare Anayasa Mahkemesi’nin 28/2/1991 tarih, E. 1990/15, K. 1991/5 sayılı kararı ile iptal
edilmiştir.
1304-42
IV. Kayyım tayini :
Madde 298 – Mahkeme, evlilik haricinde bir doğumdan haberdar olduğu veya böyle bir gebelik ana tarafından
kendisine haber verildiği takdirde; çocuğun menfaatlerini sıyanet etmek üzere, hemen bir kayyım tayin eder. Babalık davası
bittiği veya ikamesi için muayyen müddet geçtiği takdirde mahkeme, çocuğun ana veya babanın velayeti altında
bırakılmasını faydalı görmezse kayyım yerine bir vasi nasbeyler.
1 – Salahiyet :
a) Umumi salahiyet :
Madde 299 – Babalık davası müddeniin doğum zamanında Türkiye’deki ikametgahının bulunduğu mahal
mahkemesinde ikame edilebileceği gibi müddeaaleyhin dava zamanındaki ikametgahının bulunduğu mahal mahkemesinde
dahi ikame olunabilir. Babalığın hükmen tayini maksadiyle vakı olan dava, menfaatlerini sıyanet edebilmesi için hakim
tarafından doğrudan doğruya müddeaaleyhin ikametgahındaki hazine memuruna tebliğ olunur.
b) Sicil kaydının bulunduğu mahal salahiyeti :
Madde 300 – Ana ve çocuğun ikametgahı Türkiye haricinde olup ta aleyhine babalık davası ikame olunan Türk de
ecnebi bir memlekette sakin ise, dava anın Türkiye’de mukayyet olduğu mahal mahkemesi huzurunda ikame olunabilir.
2 – Karine :
Madde 301 – Doğumdan evvel üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasında müddeaaleyhin, çocuğun anasiyle
münasebeti cinsiyede bulunduğunun sübutu; babalığa, karine teşkil eder. Müddeaaleyhin babalığı hakkında ciddi şüpheler
uyandıracak hallerin vücudu takdirinde, karineye itibar yoktur.
3 – Ananın kusuru :
Madde 302 – Ananın, gebe kaldığı zaman iffetsizlikle meluf olduğu sabit olursa; babalık davası, reddolunur.
4 – Evli ana :
Madde 303 – Ana, gebe kaldığı zaman evli idiyse; babalık davası, ancak çocuğun nesebi sahih olmadığına hakim
hükmettikten sonra ikame edilebilir. Bu takdirde babalık davasının ikamesi için muayyen müddet, nesebin sahih olmadığı
hakkındaki hükmün sudurundan itibaren başlar.
V. Hüküm :
1 – Ana lehine :
a) Maddi tazminat :
Madde 304 – Babalık davası sabit olduğu takdirde ana lehine aşağıdaki tazminata hükmedilir:
1 – Doğurma masrafları.
2 – En aşağı doğumdan evvelki dört hafta ile sonraki dört haftanın iaşe masrafları.
3 – Gebeliğin ve doğurmanın sebep olduğu diğer masraflar.
b) Manevi tazminat :
Madde 305 – Baba, anaya münasebeti cinsiyeden evvel, evlenmek vadetmiş veya onunla münasebeti cinsiyesi
kanuni bir cürüm yahut onun üzerindeki nüfuzunu sui istimal teşkil eylemiş veya münasebeti cinsiye zamanında ana henüz
küçük idiyse; ana için manevi bir tazminat karşılığı olarak, bir meblağ hükmolunabilir.
1304-43
2 – Çocuk lehine tediyat :
a) Nafaka :
Madde 306 – Babalık davasının sübutu halinde, hakim, ana ve babanın içtimai vaziyetlerine göre çocuğa bir nafaka
bağlar.
Babanın tediyesiyle mükellef tutulacağı nafaka, her halde çocuğun iaşe ve terbiyesine muktazi masraflara adilane bir
iştirak teşkil edecek miktarda olmalıdır.
Nafaka, çocuk on sekiz yaşını bitirinceye kadar ve hakimin tayin edeceği zamanlarda peşin olarak verilir.
Ana, açıktan açığa çocuğun menfaatine mugayir şartlar altında davadan sulh olmuş veya ikamesinden feragat etmiş
ise; çocuk için, dava hakkı, yine bakidir.
b) Yeni hadiseler :
Madde 307 – Ahval ehemmiyetli surette değişmiş ise nafakanın miktarına dair olan karar, iki taraftan birinin istidası
üzerine tadil olunabilir. İçtimai vaziyete göre, kafi derecede şahsi geliri olduğu gün, çocuğun nafakası kesilebilir.
3 – Teminat :
Madde 308 – Ana, zarurette olur ve müddeaaleyhin baba olduğuna karine bulunursa doğurma ve çocuğu üç ay iaşe
için melhuz masraflara karşı hükümden evvel teminat göstermeğe meddeaaleyh mecbur tutulabilir. Ananın hakları, zıya
tehlikesinde bulunduğu ispat edilememiş olsa dahi, yine böyledir.
4 – Çocukların borçları :
Madde 309 – Baba aleyhindeki haklar, mirasçılara karşı da kullanılabilir. Bununla beraber mirasçılar, çocuğun
tanınması halinde mirasçı sıfatı ile alabileceği miktardan fazla bir şey itası ile, mükellef olmazlar.
VI. Babalığa hüküm :
Madde 310 – Müddeaaleyh, anaya evlenme vadettiği veya münasebeti cinsiye bir cürüm veya nüfuzu sui istimal
teşkil eylediği takdirde; müddeinin talebi üzerine hakim, onun babalığına hükmeder.
(İkinci fıkra iptal: Ana. Mah. 21/5/1981 – E. 1980/29. K. 1981/22 sayılı kararı ile)
(D) HÜKÜMLER :
I. Anaya ve çocuğa karşı:
Madde 311 – Evlilik haricindeki doğumda anasına kalan çocuk, anasının aile ismini taşıdığı ve onun vatandaşlık
hakkını iktisap ettiği gibi gerek anasına gerek anasının hısımlarına karşı sahih olmayan nesep üzerine terettüp eden hak ve
vazifelere dahi sahiptir.
Ananın borçları ise tıpkı nesebi sahih çocuğa karşı olan borçları gibidir. Mahkeme, velayeti anaya verebilir.
II. Babaya ve çocuğa karşı:
Madde 312 – Babaya nisbeti babalık hükmü ile veya tanınmak suretiyle taayyün eden çocuk, babanın aile ismini taşır
ve onun vatandaşlık hakkını iktisap eder. Babasının ve anasının ailelerine karşı sahih olmayan nesep üzerine terettüp eden
hak ve vazifelere dahi sahip olur. Babanın borçları ise tıpkı nesebi sahih çocuğa karşı olan borçları gibidir. Mahkeme,
velayeti baba veya anaya verebilir.
III. Velayetin taksimi :
Madde 313 – Çocuk, babanın velayeti altında ise ana, çocukla icabı hale göre şahsi münasebetleri idame hakkını
haizdir. Mahkeme, doğrudan doğruya veya ananın talebi üzerine; çocuğun, muayyen bir yaşa kadar ananın ve bu yaştan sonra
babanın velayeti altında kalmasını emredebilir.
1304-44
IV. Çocuğun malları üzerindeki haklar :
Madde 314 – Velayetin baba veya anaya tevdii halinde mahkeme, çocuğun malları üzerindeki haklarını da tayin
eder.
DOKUZUNCU BAP
Aile
BİRİNCİ FASIL
Nafaka
(A) BORÇLULAR:
Madde 315 – Herkes, yardım etmediği surette zarurete düşecek olan usul ve füruuna ve erkek ve kız kardeşlerine
muavenet ile mükelleftir.
(B) MUAVENET TALEBİ:
Madde 316 – Nafaka davası, bununla mükellef olanlar hakkında, mirastaki tertip sırasiyle ittihaz edilir. Dava,
davacının geçinmesi için muktazi ve diğer tarafın geliri ile mütenasip, bir muavenet talebinden ibaret olur.
Erkek ve kız kardeşler, hali refahta bulunmadıkça kendilerinden nafaka istenemez. Dava, nafaka istemek hakkına
malik olan kimse tarafından veya o kimse resmi bir müessesede infak olunuyor ise o müessese yahut müessesenin tabi olduğu
idare tarafından mükellefin ikametgahı mahkemesinde ikame olunur.
(C) ANA VE BABASI BELLİSİZ ÇOCUKLARIN İAŞESİ:
Madde 317 – Ana ve babası belli olmayan çocuk, belediyelerce infak olunur. Ailesi zuhur ederse belediye, nafaka ile
mükellef olan hısımlardan nafaka için edilen masrafı isteyebilir.
İKİNCİ FASIL
Ev reisliği
(A) EV REİSLİĞİ:
Madde 318 – Aile halinde yaşayan mütaaddit kimseler üzerinde ev reisliği, kanuna veya akte veya örfe göre, reis
olan kimseye aittir.
Reislik hakkı, kan veya sıhri hısım sıfatiyle yahut işçi, çırak, amelede olduğu gibi bir akit sebebiyle birlikte
yaşayanların kaffesi üzerinde caridir.
(B) HÜKÜMLERİ:
I. Umumi kaideleri:
Madde 319 – Birlikte yaşayan kimseler, evin kaidelerine tabidir; bu kaidelerde her birinin menfaati adilane bir
surette gözetilmiş olmak lazımdır.
Birlikte yaşayan kimselerden her biri bilhassa talim ve terbiyeleri sanatları yahut dini ihtiyaçları için muktazi
hürriyetten istifade ederler.
Evin reisi, birlikte yaşayanların evdeki eşyasını, kendi eşyasına karşı göstereceği aynı ihtimam ile muhafaza etmek ve
emniyet altında bulundurmakla mükelleftir.
II. Mesuliyet:
Madde 320 – Evin reisi, riyaseti altında bulunan küçüğün, mahcurun yahut dimağ hastalığı veya akıl zayıflığı ile
malül olan kimsenin yaptığı zarardan mutad veçhile ve ahvalin muktazi bulunduğu dikkatle ana nezaret ettiğini isbat
etmedikçe mesuldür.
1304-45
Evin reisi ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı ile malül olanların bizzat kendilerini veya başkalarını
tehlikeye veya zarara düşürmemeleri hususunda lazımgelen tedbirleri ittihaz ile mükelleftir. Lüzumu halinde bu tedbirlerin
ittihazı için keyfiyeti zabıtaya haber verir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Aile malları
(A) ÇOCUKLARIN ALACAĞI :
Madde 321 – Ana ve baba ile birlikte yaşayan ve ıvazından sarahaten feragat etmeksizin kendi sayını veya varidatını
aileye tahsis eden reşit evlat, bu tahsisinden dolayı; ana ve babasından, aleyhlerine vakı hacze iştirak veya iflasları halinde
masaya müracaat tarikiyle, bir hak talep edebilir. İhtilaf halinde, hakim, iddianın haklı olmadığını ve miktarını serbestçe
takdir eder.
(B) AİLE VAKFI :
Madde 322 – Aile efradının talim ve terbiyesine, teçhiz veya muavenetine ve bunlara mümasil gayelere muktazi
masarifin tediyesi için; eşhas veya miras hukukuna dair olan hükümlere tevfikan aile vakıfları tesis edilebilir.
Bir malın veya bir hakkın devir ve ferağ edilememek üzere bir aileye tahsisine ve aile efradı arasında tarzı intikaline
dair her türlü tasarruf memnudur. Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası fikriyle dahi mezcolunamaz.
(C) AİLE ŞİRKET EMVALİ :
I. Teşekkülü
1 – Şartları :
Madde 323 – Hısımlar, terekedeki hisselerinin tamamını veya bir kısmını bırakmak veya ortaya diğer mallar koymak
suretiyle aralarında, şirketi emval tesis edebilir.
2 – Şekli:
Madde 324 – Bütün şeriklerin veya mümessillerinin imzalarını havi resmi bir senede raptedilmedikçe, mal ortaklığı,
tesis edilmiş olmaz.
II. Müddet :
Madde 325 – Mal ortaklığı, muayyen veya gayri muayyen bir müddet için olabilir. Müddet, muayyen olmadığı
takdirde; ortaklardan her biri, altı ay evvel ihbar edilmek şartiyle şirketle alakasını kesebilir. Şirket, zirai bir işe dair olduğu
takdirde; ihbardan sonra geçmesi lazımgelen müddet, mahalli örfe göre, o iş için muktazi ziraat mevsiminden ibarettir.
III. Hükmü :
1 – Şirketin işletilmesi:
Madde 326 – Şerikler, şirketi elbirliğiyle işletirler. Hilafına bir şart olmadıkça her biri şirkette müsavi derecede hak
sahibidir.
Şirket devam ettiği müddetçe şerikler, hisselerini talebedemiyecekleri gibi hisselerinde tasarruf dahi edemezler.
2 – İdare ve temsil :
a) Umumiyet itibariyle :
Madde 327 – Şirket Bütün azasının elbirliğiyle idare olunur. Azadan her biri diğerlerinin iştiraki olmaksızın mutat
olan idari tasarruflarda bulunabilir.
1304-46
b) Müdürlerin salâhiyeti:
Madde 328 – Aza, içlerinden birini şirkete müdür tayin edebilirler. Müdür, şirkete mütaallik bütün tasarruflarda onu
temsil ve işletme umurunu idare eder.
Şirketi kimin temsil edeceği, siciline kaydedilmiş olmadıkça; diğer şeriklerin temsil hakkından mahrumiyetleri iddası,
hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilemez.
3 – Müşterek mallar ve şahsi mallar:
Madde 329 – Şirkete dahil olan mallar, şeriklerin müşterek mülküdür. Şerikler borçlardan müteselsilen mesuldürler.
Şeriklerden birinin şirkete koymadığı veya şirket esnasında miras tarikiyle yahut her hangi bir suretle ıvazsız iktisap ettiği
mallar, hilafına şart olmadıkça şirket emvalinden sayılmaz.
IV. Şirketin feshi:
1 – Sebepleri :
Madde 330 – Aşağıdaki hallerde şirket nihayet bulur:
1 – Bütün şeriklerin muvafakati ile yahut ihbar tarikiyle.
2 – Şirketin devamı için muayyen müddet hitam bulmuş ve zımnen temdit vakı olmamış ise,
3 – Şeriklerden birinin hissesi icra vasıtasiyle haczedilerek satıldığı takdirde.
4 – Şeriklerden birinin iflası halinde.
5 – Şeriklerden birinin muhik sebeplere müstenit talebi ile.
2 – İhbar, tediyeden aciz, evlenme :
Madde 331 – İhbar tarikiyle şeriklerden biri şirketten ayrıldığı veya şeriklerden birinin iflasına hüküm sadır olduğu
yahut haczedilmiş olan hissenin satılması talebedildiği takdirde, diğer, şerikler; işbu şerikin hukukunu tasfiye veya
alacaklılarının alakasını katettikten sonra kendi aralarında, şirketi idame edebilirler.
Evlenen şerik, evvelce ihbara mecbur olmaksızın şirketteki hukukunun tasfiyesini talebedebilir.
3 – Vefat:
Madde 332 – Şeriklerden birinin vefatı halinde, mirasçıları, şirket emval azasından değil iseler ancak murislerine ait
hukukun tasfiyesini talep edebilirler.
Müteveffa, mirasçı olarak füru bırakmış ise bunlar, diğer şeriklerin muvafakati ile; onun yerine, şirkete girebilirler.
4 – Taksim :
Madde 333 – Şirket mallarının taksimi veya ayrılan bir şerikin hissesinin tasfiyesi, şirketin hitamını mucip olan
sebebin tahaddüsü zamanında şirket mallarının bulunduğu hale göre icra edilir.
Taksim ve tasfiye, müsait olmıyan bir zamanda talep olunamaz.
V. Hissei temettü şartiyle şirket :
1 – Mevzuu:
Madde 334 – Şerikler, aralarında yapacakları mukavele ile şirketin işletilmesini ve temsilini diğer şeriklerden her
birine hasılatı safiyeden senevi muayyen bir hisse vermek üzere; içlerinden yalnız birine tevdi edebilirler.
Bu hisse, hilafına şart olmadıkça, şirket mallarının münasip derecede uzun bir devredeki hasılatının vasati miktarına
göre ve işleten şerikin ihtiyar ettiği mesai ve sarfiyatı nazarı itibara alınarak adilane bir surette tesbit olunur.
1304-47
2 – Fesih :
Madde 335 – Şirketin işletme ve temsilini deruhte eden şerik, müşterek malları gereği gibi işletmediği veya
şeriklerine karşı taahhütlerini ifa etmediği takdirde şeriklerin, şirketin feshini talebe hakları vardır.
Şeriklerden her biri, muhik sebeplere istinat ile işletme ve temsili deruhte eden şerikin idaresine iştirak ile, tereke
taksimindeki hükümler nazarı dikkate alınmak üzere; müşterek mallardan istifade hakkına teşrikini, hakimden istiyebilir.
Bununla beraber, şeriklerin elbirliğiyle işlettikleri şirketi emvale dair olan kaideler; temettüe iştirak suretiyle olan
şirketi envalde dahi caridir.
(D) AİLE YURDU :
Madde 336 – Aşağıdaki maddeler hükmüne tevfikan aile yurtları tesisi caizdir.
I. Yurt tesisi:
1 – Şartları:
Madde 337 – Ziraat veya sanayie tahsis edilmiş olan bir gayrimenkul ve müştemilatiyle beraber meskenler aşağıdaki
şartlar dairesinde aile yurdu ittihaz edilebilir.
Aile yurdu ittihaz olunan gayrimenkulün büyüklüğü, bir ailenin iaşesine veya ikametine muktazi dereceden fazla
olamaz; gayrimenkulün üzerinde ayni haklar bulunması ve mülk sahibinin mütebaki servetinin derecesi, haizi tesir değildir.
Mahkemenin, muhik sebeplere istinat ile muvakkat bir zaman için vereceği müsaade müstesna olmak üzere, mülk
sahibi veya ailesi yurt ittihaz edilen gayrimenkulü ve gayrimenkulün tahsis edildiği sanatı bizzat işletmeğe yahut meskende
bizzat ikamete mecburdur.
2 – Tesis usulü:
a) Resmi ilan:
Madde 338 – Aile yurdu tesis etmek istiyen kimse, alacaklıların ve alelıtlak tesisten zarar görmeleri melhuz olanların
iki ay zarfında itirazlarını dermeyan etmelerini evvel emirde mahkeme marifetiyle resmen ilan ettirir. Mahkeme, yurt ittihaz
edilecek mesken veya diğer gayri menkul kendilerine teminat gösterilmiş olan alacaklılara, keyfiyeti sureti mahsusada tebliğ
eder.
b) Başkalarının hakları:
Madde 339 – İlan müddeti içinde, üçüncü şahıslar tarafından itiraz olunmadığı yahut vuku bulan itirazın haksızlığı
anlaşıldığı takdirde; mesken veya diğer gayri menkul, yurt ittihazı için muktazi kanuni şartları cami ise, tesise müsaade
olunur.
Müddet içinde itiraz eden alacaklıların alakalarının kesildiği isbat edilmedikçe tesise müsaade edilmez.
Borç, itiraz eden alacaklı lehine müeccel olsa bile aile yurdu tesis etmek istiyen borçlu, hemen ödeyebilir.
c) Sicille kayıt:
Madde 340 – Mahkemenin tesis müsaadesi tapu siciline kayit ile resmen ilan olunmadıkça aile yurdu, kurulmuş
olmaz.
II. Hükmü:
1 – Tasarruf hakkının tahdidi:
Madde 341 – Yurt ittihaz olunan mesken veya diğer gayrı menkul, teminat gösterilemez. Sahibi onu ahare ferağ
edemiyeceği gibi kiraya da veremez.
1304-48
Yurt ve müştemilatı, mahkeme marifetiyle idare hakkı mahfuz kalmak şartiyle kabili haciz değildir.
2 – Hısımların hakkı:
Madde 342 – Muhtaç olan ve kabullerine mani bulunmayan usul ve füruunu ve erkek ve kız kardeşlerini yurda kabul
etmesi için, mahkeme, mal sahibini cebredebilir.
3 – Mal sahibinin borcunu ödemekten aczi:
Madde 343 – Mal sahibinin, borcunu ödemekten aczi tahakkuk ettiği takdirde alacaklılar, mahkemeye müracaat
ederek yurdun tahsis edildiği gayeye halel gelmemek şartiyle; yurt ittihaz edilen mesken veya diğer gayrimenkulü, kendi
hesaplarına idare etmek üzere bir müdüre, tevdi ettirebilirler.
Alacaklılar, borcu ödemekten acze dair ellerinde bulunan vesikaların tarihi sırasiyle ve iflastaki tertibe göre haklarını
alırlar.
III. İlga:
1 – Ölüm dolayısiyle:
Madde 344 – Ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılara geçmesi kendi tarafından şart kılınmış olmadıkça, mal sahibinin
ölümünden sonra, aile yurdu devam edemez.
Böyle bir şart yok ise, mal sahibi ölünce; tapu sicilindeki kayıt, terkin edilir.
2 – Mal sahibinin sağlığında:
Madde 345 – Mal sahibi, sağlığında yurdu ilga edebilir. Bunun için mal sahibinin, tapu sicilindeki kaydı terkin
ettirmek üzere, bir istida ile mahkemeye müracaat etmesi lazımdır. İstida mahkemece ilan olunur. İstidanın ilanı tarihinden
itibaren iki ay içinde itiraz edilmediği veya edilen itirazın haksızlığı anlaşıldığı takdirde, kaydın terkinine müsaade edilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Vesayet
ONUNCU BAP
Vesayet Teşkilatı
BİRİNCİ FASIL
Vesayet uzuvları
(A) UZUVLAR:
Madde 346 – Vesayet uzuvları, vesayet daireleri ve vasiler ve kayyımlardan ibarettir.
(B) VESAYET DAİRELERİ:
I. Umumi vesayet:
Madde 347 – Vesayet daireleri, sulh mahkemesi ile mahkemei asliyedir.
II. Hususi vesayet:
1 – Cevaz ve şartları:
Madde 348 – Vesayet altındaki kimsenin menfaati ve hususiyle bir şirketin veya sınai bir teşebbüsün devamı
icabeylediği takdirde vesayet, müstesna olarak aileye tevdi olunabilir.
Bu suretle vesayet makamının hak ve vazifeleri ve mesuliyeti, bir aile meclisine intikal eder.
1304-49
2 – Teşekkülü
Madde 349 – Vesayet altındaki kimsenin yakın kan veya sıhri hısımlarından iki reşidin veya bunlardan biri karı ve
kocasının talebi üzerine mahkemei asliye, aile vesayetine müsaade edebilir.
3 – Aile meclisi
Madde 350 – Aile meclisi vesayet altındaki kimsenin, vasiliğe ehil olan kan veya sıhri hısımlarından en aşağı üç
kişiden terekküp eder ve mahkemei asliye tarafından, dört sene için, teşkil olunur.
Karı veya koca, aile meclisine aza olabilir.
4 – Maddi teminat
Madde 351 – Aile meclisi azası, vazifelerini müstekimane ifa edeceklerine dair maddi teminat verirler. Aile vesayeti,
ancak bu şart ile tesis olunabilir.
5 – Hususi vesayetin ref’i:
Madde 352 – Mahkemei asliye vesayeti her zaman aileden ref edebilir.
(C) VASİ VE KAYYIM:
Madde 353 – Vasi, vesayet altındaki küçüğün ve mahcurun şahsına takayyüt ve mallarını idare ve medeni
tasarruflarda onu temsil eder.
Kayyım, bir malın idaresi veya muayyen bir iş için nasbolunur.
Kanunda hilafına sarahat olmadıkça vasiye ait hükümler, kayyım hakkında da caridir.
İKİNCİ FASIL
Vesayeti müstelzim haller
(A) KÜÇÜKLÜK:
Madde 354 – Velayet altında bulunmayan her küçüğe, bir vasi nasbolunur. Nüfus, adliye ve idare memurları resmi
muameleleri dolayısiyle muttali oldukları vesayeti müstelzim böyle bir hali; sulh mahkemesine hemen ihbar ile
mükelleftirler.
(B) HACİR:
I. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı:
Madde 355 – Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebi ile işlerini görmekten aciz veya daimi muavenet ve takayyüde
muhtaç olan yahut başkasının emniyetini tehdit eden her reşit için, bir vasi nasbolunur. Adliye ve idare memurları, resmi
muameleleri dolayısiyle muttali oldukları hacri müstelzim halleri, sulh mahkemesine hemen ihbar ile mükelleftirler.
II. İsraf, ayyaşlık, sui hal ve sui idare :
Madde 356 – İsrafı, ayyaşlığı, sui hal ve sui idaresiyle kendisini veya ailesini zarurete maruz bırakan veya daimi
muavenet ve takayyüde muhtaç olan yahut başkasının emniyetini tehdit eden her reşit için; bir vasi nasbolunur.
III. Hapis :
Madde 357 – Bir sene veya daha ziyade hürriyeti salip bir ceza ile mahküm olan her reşit için, bir vasi nasbolunur.
Hükmü icraya memur daire, mahkümun cezasını görmeğe başladığını; sulh mahkemesine, hemen ihbar ile mükelleftir.
IV. İhtiyari hacir:
Madde 358 – İhtiyarlığı, maluliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten aciz olduğunu ispat
eden her reşit, vesayet altına alınmasını talep edebilir.
1304-50
(C) İSTİMA:
I. Ehli hibre:
Madde 359 – İsraf, ayyaşlık, sui hal veya sui idare sebebi ile bir kimsenin hacrine; ancak kendisinin istimaından
sonra, hükmolunabilir.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebi ile hacir hükmü, ancak ehli hibre raporu üzerine verilebilir. Evvel emirde
hastanın istimaı faydalı olup olmadığı raporda bilhassa tasrih olunur.
II. İlan:
Madde 360 – Kaziyei muhakeme halini alan hacir hükmü derhal mahcurun hem doğduğu hem de ikametgahının
bulunduğu yerde resmen en aşağı bir defa ilan olunur.
Akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya ayyaşlık sebebi ile hacredilen kimsenin bir müessesede bulundurulduğu müddetçe
ilanın tehirine; mahkemei asliye, müstesna olarak müsaade edebilir. Hüsnü niyet sabibi üçüncü şahıslar hakkında hacir
hükmünün tesiri ilandan başlar.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Vesayet işlerinde salahiyet
(A) SALAHİYETTAR MAKAM :
Madde 361 – Vesayet işlerinde salahiyet, küçüğün veya mahcurun ikametgahındaki vesayet dairelerine aittir.
(B) İKAMETGAHIN DEĞİŞMESİ :
Madde 362 – Sulh mahkemesinin izni olmadıkça, vesayet altındaki kimse, ikametgahını değiştiremez. İkametgah
değiştirildiğinde, salahiyet, yeni ikametgahın vesayet dairelerine geçer; bu suretle hacir, yeni ikametgahta ilan edilir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Vasi tayini
(A) VASİNİN ŞAHSI:
I. Umumiyet itibariyle :
Madde 363 – Sulh mahkemesi, vesayet işlerini görmeğe ehil olan bir reşidi, vasi tayin eder. Kendilerine verilen
vazifeyi birlikte veya her birerleri kendilerine ayrılan vazifeleri ayrı ayrı yapmak üzere sulh mahkemesi icabı hale göre birden
ziyade vasi tayin edebilir. Bununla beraber, bir vesayetin birlikte idaresi; rızaları olmadıkça, birden ziyade kimseye
yükletilemez.
II. Hısımlarla karı ve kocanın rüçhan hakkı:
Madde 364 – Muhik sebepler olmadıkça, sulh mahkemesi, vasiliğe kasırın yakın kan veya sıhri hısımlarından bu
vazifeye ehil olan birini yahut karısını veya kocasını tercihan tayin eder. Alakadarların şahsi münasebetleri ve
ikametgahlarının yakınlığı gözetilir.
III. Vasi imtihabında arzular :
Madde 365 – Muhik sebepler mani olmadıkça, sulh mahkemesi, vasiliğe baba veya ananın yahut kasırın gösterdiği
kimseyi tayin eder.
1304-51
IV. Vesayeti kabul mükellefiyeti :
Madde 366 – Küçüğün veya mahcurun erkek hısımları ve kocası ve bir de vesayet mıntıkası dahilinde sakin ve
medeni ve siyasi hakları haiz diğer erkekler vesayet vazifesini kabul ile mükelleftirler. Aile meclisi tarafından tayin edilen
vasi için, böyle bir mükellefiyet yoktur.
V. Mazeretler :
Madde 367 – Aşağıdaki kimseler vasilikten itizar edebilirler :
1 – Altmış yaşını bitirmiş olanlar.
2 – Malüliyetten dolayı vesayeti güçlük ile yapacak olanlar.
3 – Dörtten fazla çocuğun velisi bulunanlar.
4 – Uhdesinde iki vesayet bulunan veya işi aşkın bir vesayeti olanlar.
5 – Mebuslar, vekiller ve temyiz mahkemesi reis ve azaları.
VI. Vesayete mani sebepler :
Madde 368 – Aşağıdaki kimseler vasi olamazlar:
1 – Vesayet altında bulunanlar.
2 – Medeni ve siyasi haklardan mahrum veya suihal sahibi olanlar.
3 – Menfaatleri kasırın menfaatleri ile zıt olan veya onunla düşmanlığı olanlar.
4 – Alakadar vesayet daireleri hakimleri.
(B) TAYİN USULÜ :
I. Tayin :
Madde 369 – Sulh mahkemesi, vasi tayinini müstelzim hallerde, hemen tayine mecburdur. İcabında, küçüğün rüşde
vüsulünden evvel de hacir muamelesi yapılabilir.
Reşit olan evlat hacredildikte, vesayet altına alınacak yerde, aslolan, velayet altına konulmaktır.
II. Muvakkat tedbirler :
Madde 370 – Vasinin tayininden evvel bazı işlerin görülmesi zaruri ise, sulh mahkemesi, lazımgelen tedbirleri yapar.
Hususiyle hacredilecek kimseyi medeni haklarını kullanmaktan muvakkaten men ve ona bir mümessil tayin edebilir; bu karar
ilan olunur.
III. Tebliğ ve ilan :
Madde 371 – Vesayete tayin edildiği, vasiye derhal tahriren tebliğ edilir; tayin, hacir hükmü ile birlikte hem doğduğu
hem ikametgahının bulunduğu yerlerde resmen ilan olunur.
IV. İtizar ve itiraz :
1 – Vesayet makamının vazifesi:
Madde 372 – Tayini kendisine tebliğ edildiği günden itibaren on gün içinde, vasi, kanuni mazeretlerini beyan ile
itizar edebilir.
Bundan başka her alakadar, muttali olduğu günden itibaren on gün içinde tayinin kanuna mugayir olduğundan bahisle
itiraz edebilir.
Sulh Mahkemesi, itizarı veya itirazı kabul ederse yeniden bir vasi tayin eder; kabul etmediği halde bir karar vermek
üzere keyfiyeti raporla mahkemei asliyeye gönderir.
1304-52
2 – Muvakkat idare:
Madde 373 – Vesayetten itizar etmiş veya vesayetine itiraz edilmiş olan vasi, yerine diğeri gelinceye kadar vazifesini
yapmağa mecburdur.
3 – Karar:
Madde 374 – Mahkemei asliye, kararını vasiye ve sulh mahkemesine tebliğ eder. Vasi mazur görülmüş ise sulh
mahkemesi, derhal yeni bir vasi tayin eder.
V. Devir ve teslim :
Madde 375 – Tayin kat’ileşince sulh mahkemesi marifetiyle vasiye devir ve teslim muamelesi yapılır.
BEŞİNCİ FASIL
Kayyımlık
(A) TAYİN SEBEPLERİ:
I. Temsil:
Madde 376 – Sulh mahkemesi, aşağıdaki hallerde ve kanunun tayin ettiği diğer yerlerde alakadarının istidası üzerine
veya doğrudan doğruya kayyım tayin eder:
1 – Reşit olan bir kimse hastalık veya gaip olmak ile yahut bunlara benzer sebeplerden biriyle müstacel bir işini
bizzat yapamadığı gibi bir mümessil tayinine de muktedir olamazsa.
2 – Bir işte kanuni mümessilin menfaati ile küçüğün veya mahcurun menfaati birbirine zıt olursa.
3 – Kanuni mümessilin bir manii zuhur ederse.
II. Malların idaresi:
1– Kanuni kayyım:
Madde 377 – Sulh mahkemesi; idaresi kimseye ait olmayan mallar için muktazi tedbirleri ittihaza, hususile atideki
hallerde kayyım tayinine mecburdur:
1 – Bir kimse uzun müddettenberi gaip olupta bulunduğu yer, belli olmazsa.
2 – Bir kimse malını bizzat idareye veya bunun için bir vekil tayinine muktedir olmayıp ta kendisine bir vasi tayinine
de mahal yok ise.
3 – Bir terekede ölüme bağlı haklar henüz taayyün etmemiş bulunur veya ceninin menfaati için lüzum görülürse.
4 – Bir cemiyetin veya tesisin teşkilatı eksik olur ve başka suretle de idaresi temin edilmemiş bulunur ise.
5 – Bir hayır iş veya umumi menfaat için halktan toplanan paraların idare ve sureti sarfı temin edilmemiş ise.
2 – İhtiyari kayyım :
Madde 378 – Kendisinde ihtiyari hacir sebeplerinden biri bulunan reşit için, talebi üzerine, bir kayyım tayin
edilebilir.
III. Mahdut ehliyet :
Madde 379 – Hacrine kafi sebep bulunmamakla beraber medeni haklarını kullanmak salahiyetinden kısmen mahrum
edilmesi menfaati iktizasından bulunan reşide aşağıdaki işlerinde reyi alınmak üzere bir müşavir tayin olunur:
1304-53
1 – Husumet ve sulh.
2 – Gayrimenkulün alım satımı ve onlar üzerinde rehin ve sair ayni bir hak tesisi.
3 – Kıymetli evrak alım satımı ve terhini.
4 – Alelade idare ihtiyaçları haricinde inşaat.
5 – Ödünç verme ve alma.
6 – Sermayeyi almak.
7 – Hibe.
8 – Kambiyo taahhütleri altına girmek.
9 – Kefalet.
Bu suretle medeni haklarını kullanmak salahiyetinden kısmen mahrum edilen kimse gelirinde dilediği veçhile tasarruf
hakkı baki kalmak üzere mallarını idare hakkından dahi mahrum edilebilir.
(B) SALAHİYETTAR MAKAM:
Madde 380 – Kayyım, Kayyımlık altına alınacak kimsenin ikametgahı sulh mahkemesi tarafından tayin olunur.
Malların idaresiyle mükellef olan kayyım, o malların en büyük kısmı nerede idare ediliyor veya temsil edilen kimsenin
hissesine nerede isabet etmiş bulunuyorsa, oranın sulh mahkemesi tarafından tayin olunur.
(C) TAYİN :
Madde 381 – Vasi tayininde usul ne ise, kayyım hakkında da odur. Sulh mahkemesi, muvafık görmezse kayyım
tayinini ilan etmez.
ON BİRİNCİ BAP
Vesayetin İdaresi
BİRİNCİ FASIL
Vasinin vazifeleri
(A) VAZİFEYE BAŞLAMAK:
I. Defter:
Madde 382 – Vasi, vazifesine başlarken sulh mahkemesinin bir mümessili hazır bulunduğu halde, vesayet altındaki
kimsenin mallarının defterini yapar.
Vesayet altındaki kimse, temyiz kudretini haiz ve imkan da mevcut ise defter yapılırken hazır bulundurulur.
Mahkemei asliye, icabında vasinin ve sulh mahkemesinin teklifi üzerine defterin resmi surette yapılmasını emreder. Bu
muamele alacaklılara karşı mirası kabul halinde tanzim edilen resmi defter hükmünde olur.
II. Kıymetli eşyanın hıfzı:
Madde 383 – Vesayet altındaki kimsenin, mallarını idare hususunda bir mahzuru yoksa; senetler, kıymetli eşya,
mühim vesikalar ve buna mümasil sair şeyler sulh mahkemesinin murakabesi altında emin bir mahalle konulur.
III. Menkulün satışı:
Madde 384 – Vesayet altındaki kimsenin menfaati icap ettiği takdirde bundan evvelki maddede beyan olunanlardan
maada menkul eşya, sulh mahkemesinin talimatı dairesinde aleni müzayede ile yahut iki tarafın rızasiyle satılır.
Vesayet altındaki kimsenin ailesi veya kendisi için kıymeti mahsusası bulunan şeyler, mecburiyet olmadıkça
satılmaz.
1304-54
IV. Nukut :
1 – Tenmiyesi:
Madde 385 – Vasinin, vesayeti altındaki kimse için sarfına lüzum görmediği nukut; derhal, sulh mahkemesi veya
hükümetçe tayin edilmiş olan mali bir müesseseye faiz mukabilinde ikraz edilir. Vasi, bir aydan fazla nemasız bıraktığı
nukudun faizini ödemeğe mecburdur.
2 – Tahvil:
Madde 386 – Kafi derecede teminatı bulunmayan alacaklar, sağlam alacağa tahvil olunur. Tahvil muamelesi vesayet
altındaki kimsenin menfaatine en muvafık bir zamanda yapılır.
V. Mali ve ticari teşebbüsler :
Madde 387 – Vesayet altındaki kimsenin malları, sınai ve ticari ve sair teşebbüsleri de ihtiva ediyorsa; sulh
mahkemesi, bunların tasfiyesi veya idamesi için lazımgelen talimatı ita eder.
VI. Gayri menkul:
Madde 388 – Gayrimenkul mallar, sulh mahkemesinin izniyle satılır. Sulh mahkemesi, vesayet altındaki kimsenin
menfaati icap etmedikçe bey’e mezuniyet vermez. Satış aleni müzayede ile olur ve ihale sulh mahkemesi tarafından tasdik
edilmek lazımdır; mezkür makamın gecikmeksizin bir karar vermesi icap eder.
Satış, mahkemei asliyenin tasvibi ile müstesna olarak iki tarafın rızasiyle yapılabilir.
(B) İTİNA VE TEMSİL :
I. İtina:
1 – Küçükler:
Madde 389 – Vasi, küçüğün infak ve terbiyesine itina eder. Bu hususta vesayet dairelerinin müdahale haklarına
mütedair hükümler baki kalmak şartiyle vasi, ana ve babaya ait salahiyeti kullanır.
2 – Mahcurlar :
Madde 390 – Vasi, mahcuru himaye ve şahsi muamelelerinde ona müzaheret ve icabı halinde bir müesseseye
konulmasını temin eder.
II. Temsil:
1 – Umumi:
Madde 391 – Vesayet dairelerinin müdahale haklarına mütedair hükümler baki kalmak şartiyle vasi, bütün
tasarruflarında küçüğü temsil eder.
2 – Memnu tasarruflar:
Madde 392 – Vasi, vesayeti altındaki kimsenin malını hibe veya vakfedemiyeceği gibi onun hesabına kefalet de
yapamaz.
3 – Vesayet altındaki kimsenin reyi alınmak:
Madde 393 – Temyiz kudretini haiz olupta en aşağı on altı yaşında bulunan vesayet altındaki kimsenin mallarını
idareye müteallik mühim tasarruflarda, mümkün oldukça, reyi alınır.
Vesayet altındaki kimsenin bu reyi, vasiyi, mesuliyetten kurtaramaz.
1304-55
4 – Küçüğün tasarrufu:
A) İcazet:
Madde 394 – Vesayete tabi ve temyize muktedir kimse vasinin sarih veya zımni muvafakati ile yahut lahik olacak
icazeti ile bir borcu iltizam veya bir haktan feragat edebilir.
Diğer tarafın bizzat tayin edeceği veya hakime tayin ettireceği münasip bir müddet zarfında, vasi icazet vermezse, o
tasarruf hükümsüz kalır.
B) İcazetin fıkdani:
Madde 395 – Vasi tarafından icazet verilmezse akitlerden herbiri, verdiğini geri isteyebilir. Şukadar ki vesayete tabi
kimse ancak intifa eylediği miktar veya iade zamanına kadar mallarında hasıl olan ziyade nisbetinde yahut suiniyetle elden
çıkardığı miktar ile mesuldür.
Vesayet altındaki kimse hakikata muhalif olarak kendini ehil göstermiş ise, bu yüzden başkasına iras eylediği zararı
zamin olur.
5 – Vesayet altındaki kimselerin meslek ve sanatı:
Madde 396 – Kendisine sulh mahkemesi tarafından bir meslek veya sanatla iştigale sarahaten veya zımnen izin
verilen vesayet altındaki kimse, bu sanat ve mesleğin zaruriyatından olan her tasarrufu yapabilir ve bu tasarruflarından dolayı
bütün servetiyle mesuldür.
(C) MALLARIN İDARESİ:
I. Vasinin vazifeleri hesap :
Madde 397 – Vasi, vesayeti altındaki kimsenin mallarını müdebbir bir müdür gibi idare eder.
Vasi, sulh mahkemesinin tayin eylediği zamanlarda ve hiç olmazsa senede bir kere mahkemeye arzetmek üzere hesap
tutmağa mecburdur. Temyiz kudretini haiz ve en aşağı on altı yaşında bulunan vesayet altındaki kimse, mümkün oldukça
hesabın rüyetinde bulundurulur.
II.Vesayet altındaki kimseye bırakılmış mallar :
Madde 398 – Vesayet altındaki kimse, kendi tasarrufuna bırakılan mallar ile vasisinin izniyle çalışarak kazandığı
malları bizzat idare etmek hakkını haizdir.
(D) VASİLİK MÜDDETİ:
Madde 399 – Vesayet, kaideten dört sene için tevcih olunur. Dört senenin hitamında vasi, vesayetten itizar edebilir.
(H) VASİNİN ÜCRETİ:
Madde 400 – Vasinin, vesayet altındaki kimsenin malından ücret almağa hakkı vardır. Bu ücret, her bir hesap
müddeti için vasinin sarf ettiği emeğe ve vesayeti altındaki kimsenin gelirine göre sulh mahkemesi tarafından takdir olunur.
İKİNCİ FASIL
Kayyımın vazifeleri
(A) KAYYIMLIĞIN MAHİYETİ:
Madde 401 – Menfaatleri için kendilerine bir kayyım tayin edilen kimseler, kanuni müşavirin iştirakine dair olan
hükümlere halel gelmemek üzere medeni haklarını kullanmak salahiyetini muhafaza eder.
1304-56
Kayyımlığın müddeti ve kayyıma verilecek ücret miktarı; sulh mahkemesince tayin olunur.
(B) KAYYIMLIĞIN MEVZUU:
I. Hususi kayyımlık:
Madde 402 – Muayyen bir iş için tayin edilen kayyım, o işi sulh mahkemesinin talimatı dairesinde ifa eder.
II. Malların İdaresi :
Madde 403 – Malların nezaretine veya idaresine memur edilen kayyım, ancak iktiza eden idari ve tahaffuzi
tasarruflerde bulunabilir.
Kayyımın diğer tedbirlere tevessül edebilmesi temsil edilen kimsenin muvafakatine ve muvafakat itasına ehil değil
ise sulh mahkemesinin müsaadesine bağlıdır.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Vesayet dairelerinin müdahale hakları
(A) ŞİKAYET:
Madde 404 – Temyiz kudretini haiz olan, vesayet altındaki kimse ve herhangi bir alakadar, vasinin tasarrufu
aleyhine, sulh mahkemesine şikayet edebilir.
Sulh mahkemesinin kararına karşı tebliğden itibaren on gün içinde mahkemei asliyeye itiraz edilebilir.
(B) İZİN:
I. Sulh mahkemesi tarafından:
Madde 405 – Aşağıdaki hususlarda sulh mahkemesinin izni lazımdır:
1 – Gayrimenkulün alım satımı ve terhini ve sair ayni bir hak tesisi.
2 – Alelade işletme ve idare ihtiyaçları haricinde menkulatın alım satımı.
3 – Alelade idare ihtiyaçları haricinde inşaat.
4 – Ödünç verme ve alma.
5 – Kambiyo taahhütleri altına girmek.
6 – Bir seneden fazla müddetle arazi ve üç seneden veya ondan fazla müddetle akar icar ve isticarı.
7 – Vesayet altında bulunan kimsenin bir sanat veya meslek ile iştigaline müsaade.
8 – Vasi tarafından heman yapılması lazımgelen muvakkat tedbirler müstesna olmak üzere husumet, sulh, tahkim ve
konkordato akdi.
9 – Evlenme mukavelesi akdi ve miras taksimi.
10 – Borç ödemekten aciz beyanı.
11 – Vesayet altında bulunan kimsenin hayatı üzerine sigorta akdi.
12 – Çıraklık mukavelesi akdi.
13 – Vesayet altındaki kimsenin bir terbiye veya muavenet müessesesine konulması.
14 – Vesayet altında bulunan kimseye yeni bir ikametgah ittihazı.
II. Mahkemei asliye tarafından:
Madde 406 – Aşağıdaki hususlarda sulh mahkemesinin kararı alındıktan sonra mahkemei asliyenin dahi müsaadesi
lazımdır:
1 – Vesayet altındaki kimsenin evlatlık olması veya başka birini evlat edinmesi.
1304-57
2 – Vatandaşlık hakkını iktisap veya ondan feragat.
3 – İktisadi bir teşebbüsün iktisabı veya tasfiyesi ve vesayet altındaki kimsenin şahsi mesuliyetini veya mühim bir
sermaye tahsisini icabettiren bir şirkete girmesi.
4 – Kaydıhayat ile maaş veya irat itasına veya kaydıhayat ile infaka dair mukaveleler akdi.
5 – Miras kabul veya reddi veya bir miras mukavelesi akdi.
6 – Küçüğün mezun kılınması.
7 – Vasi ile vesayet altında bulunan kimse arasında akdolunan mukavelelerin tasdikı.
(C) RAPOR VE HESAPLARIN TETKİKİ:
Madde 407 – Sulh Mahkemesi, Vasinin muayyen zamanlarda verdiği rapor ve hesapları tetkik ve lüzum görürse
ikmal ve tashihini emir eder.
Sulh Mahkemesi, rapor ve hesapları kabul veya ret ve icabında vesayet altındaki kimsenin menfaatinin iktiza ettiği
tedbirleri ittihaz eyler.
(D) İZNİN BULUNMAMASI:
Madde 408 – Sulh Mahkemesinin kanunen muktazi müsaadesi alınmadan yapılan tasarrufun vesayet altındaki
kimseye karşı hükmü; böyle bir kimsenin, vasisinin muvafakati olmaksızın yaptığı tasarrufun hükmü gibidir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Vesayet uzuvlarının mesuliyeti
(A) UMUMİYET İTİBARİYLE :
I. Vasi :
II. Vesayet idarelerinin mesuliyeti :
Madde 409 – Vasi ve vesayet daireleri, vazifelerinin ifasında müdebbir bir müdür gibi hareketle mükelleftirler ve
kasit veya ihmal ile sebebiyet verdikleri zararlardan mes’uldürler.
III. Hazinenin mesuliyeti :
Madde 410 – Vasi veya vesayet daireleri tarafından ödenemeyen zararları hazine, tazmin eder.
(B) MESULİYET ŞARTLARI:
I. Azalar arasında :
Madde 411 – Vesayet dairelerinin mesul olan herbir azası, kusurundan mütevellit olmadığını ispat etmedikçe, vaki
zararı tazmin ile mükellef ve herbiri hissesiyle mesuldür.
II. Muhtelif vesayet uzuvları arasında :
Madde 412 – Vasi ve sulh hakimi, zararı tazminden birlikte mesul oldukları takdirde sulh hakimi vasinin
ödeyemediği zarar miktarını tazmin ile mükelleftir.
Mahkemei asliye heyeti, sulh hakimi ile birlikte mesul oldukları surette sulh hakiminin ödeyemediği zarar miktarını
tazmin ile mükelleftirler. Hileden tevellüt eden bir zararı tazmin ile mükellef olan kimseler doğrudan doğruya ve müteselsilen
mesuldür.
1304-58
(C) MESULİYET DAVASININ MERCİİ RÜYETİ :
Madde 413 – Vasi ve vesayet dairelerinin azası ile hazine aleyhindeki tazminat davaları alelade zarar ve ziyan
davalarını rüyet eden mahkemede ikame olunur ve mahkemei asliye heyetinin alakadar oldukları tazminat davaları en yakın
diğer bir mahkemei asliyeye gönderilir. Bu mesuliyet davasının rüyeti, idari makamlarca tahkikatı evveliye icrasına
mütevakkıf değildir.
ON İKİNCİ BAP
Vesayetin hitamı
BİRİNCİ FASIL
Küçüklük ve hacır hallerinin hitamı
(A) KÜÇÜKLER HAKKINDA :
Madde 414 – Küçük üzerindeki vesayet, rüşt veya hakimin rüşt kararı ile nihayet bulur. Mahkemei asliye, rüşde
karar verir iken vesayetin hitamı gününü tesbit ve kararını resmen ilan eder.
(B) MAHKÜMLAR HAKKINDA :
Madde 415 – Hürriyeti salip bir cezaya mahküm olan kimse üzerindeki vesayet, hapsin hitamiyle nihayet bulur.
Muvakkaten veya bir şart ile serbest bırakılmış olan mahpus vesayet altında kalır.
(C) DİĞER VESAYETE TABİ KİMSELER HAKKINDA :
I. Vesayetin ref’i şartları :
Madde 416 – Sair eşhas üzerindeki vesayet, mahkemei asliye tarafından ref ile nihayet bulur. Hacir sebebi zail
olunca mahkemei asliye hacri ref ile mükelleftir.
Mahcur ile alakadarlardan herbiri, hacrin refini talep edebilir.
II. Usul :
1 – İlan :
Madde 417 – Hacir ilan edilmiş ise ref’i dahi ilan olunur. Medeni hakları kullanmak salahiyetinin avdeti, bu ilanın
icrasına mütevakkıf değildir.
2 – Akıl hastalığı halinde :
Madde 418 – Akıl hastalığından veya akıl zaifliğinden dolayı verilmiş olan hacir kararının ref’i, hacir için bir sebep
kalmadığını mübeyyin ehlivukuf raporuna mütevakkıftır.
3 – İsraf, ayyaşlık, suiidare halinde:
Madde 419 – İsraf, ayyaşlık, suihal veya sui idare sebebiyle mahcur olan kimseler hacir altına alınmasını mucip
fiilden dolayı en aşağı bir sene içinde bir güna şikayete meydan vermemiş ise bu baptaki hacrin ref’ini talebedebilir.
4 – İhtiyari hacir halinde :
Madde 420 – Vesayet altındaki kimsenin kendi istidası üzerine verilmiş olan hacir kararı, ancak bu hacre esas olan
sebebin zevaliyle ref olunabilir.
(D) KAYYIMIN VESAYETİ :
I. Mutlak surette hitam :
Madde 421 – Kayyımın vesayeti, tayin edilmiş olduğu işlerin hitamiyle nihayet bulur.
1304-59
Bir malın idaresine müteallik vesayet, kayyımın tayinini mucip sebebin zevaliyle ve kayyımın vazifesinden affiyle
nihayet bulur. Kanuni müşavire mahsus vesayet, mahkemei asliyenin karariyle nihayet bulur. Mahcuriyetin ref’i hakkındaki
kaideler burada da caridir.
II. İlan :
Madde 422 – Kayyımın tayini ilan edilmiş bulunduğu veya sulh hakimi muvafık gördüğü takdirde bu baptaki
vesayetin hitamı resmen ilan olunur.
İKİNCİ FASIL
Vasilik sıfatının zevali
(A) MEDENİ HAKLARI KULLANMAK SALAHİYETİNİN ZIYAI VE VEFAT:
Madde 423 – Vasilik sıfatı, vasinin vefatı veya medeni haklarını kullanmaktan mahrumiyeti ile hitam bulur.
(B) VESAYET MÜDDETİNİN TEMDİT EDİLMEMESİ:
I. Tayin devresinin hitamı:
Madde 424 – Vasilik sıfatı, temdit edilmediği takdirde; müddetin bitmesiyle hitam bulur.
II. Ehliyetsizlik veya mazeret:
Madde 425 – Vasi, ehliyete mani veya vasilikle telifi gayri kabil bir sebebin hudusunda, istifa ile mükelleftir. Kanuni
bir itizar sebebi tahaddüs etse bile, fevkalade bir hal olmadıkça vasi, müddetinin hitamından evvel istifa edemez.
III. İdareye devam :
Madde 426 – Vasi, halefi işe başlayıncaya kadar zaruri olan idari tasarrufları ifa ile mükelleftir.
(C) AZİL :
I. Sebepleri :
Madde 427 – Vasinin, vasiliğe gayri layık bir hali anlaşılır veya vazifesini ifada sui istimali veya fahiş bir ihmali
görülürse mahkemei asliye tarafından azlolunur. Borcunu ödemekten aciz kalan vasi hakkında da hüküm böyledir. Sulh
hakimi, vesayet altındaki kimsenin menfaatlerini tehlikede gördüğü anda; vazifesini gereği gibi ifa edemiyen vasinin başka
bir kusuru olmasa bile, vazifesine nihayet verebilir.
II. Azil usulü :
1 – İstida üzerine ve resen:
Madde 428 – Temyiz kudretini haiz vesayet altındaki kimse ve alakadarlardan her biri, vasinin azlini talebedebilirler.
Azli mucip bir sebebin vücuduna diğer bir suretle muttali olan sulh hakimi vasiyi azle tevessül ile mükelleftir.
2 – Tahkikat ve inzibati selahiyet:
Madde 429 – Mahkemei asliye, ancak tahkikat icrasından ve vasiyi istimadan sonra azle karar verebilir. Hafif
yolsuzluklarda, sulh mahkemesi vasiye sadece azline tevessül olunacağını ihtar ve onu nihayet yirmi beş lira cezayi nakdiye
mahküm edebilir.
1304-60
3 – Muvakkat tedbirler:
Madde 430 – Teahhürde tehlike varsa sulh mahkemesi, vasiye muvakkaten işten el çektirebilir; icabında tevkif ve
mallarını haciz ettirebilir.
4 – Sair tedbirler :
Madde 431 – Sulh mahkemesi, azle tevessül ve inzibati cezadan maada, vesayet altındaki kimsenin menfaatı için
muktazi tedbirleri de ittihaz ile mükelleftir.
5 – Şikayet :
Madde 432 – Sulh mahkemesinin kararı aleyhinde, mahkemei asliyeye itiraz olunabilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Vesayetin hitamı üzerine terettüp eden hükümler
(A) HESABI KATİ VE MALLARIN TESLİMİ :
Madde 433 – Vesayeti hitam bulan vasi; idaresine ait raporu ve hesabı katiyi sulh hakimine tevdie ve malları, vesayet
altındaki kimsenin veya mirasçılarının yahut yeni vasinin emrine amade bulundurmağa mecburdur.
(B) RAPOR VE HESABIN TETKİKİ :
Madde 434 – Bu raporla hesabı kati, muayyen zamanlarda verilen raporlar ve hesaplar hakkındaki usule göre sulh
hakimi tarafından tetkik ve tasdik edilir.
(C) VASİNİN VESAYETİNE HİTAM VERİLMESİ :
Madde 435 – Raporla hesabı kati tasdik olunduktan ve vesayet altındaki kimse veya mirasçıları yahut yeni vasi
mallara vazıyed ettikten sonra sulh mahkemesi vasinin vazifesine hitam verir. Hesabı kati; vesayet altındaki kimsenin
mirasçılarına veya yeni vasiye mesuliyet davası hakkındaki hükümlere nazarı dikkatleri celbolunarak tebliğ edilir.
Bu tebliğ ile beraber vasinin vazifesine hitam verildiğine veya hesabı katinin kabul edildiğine dair ittihaz olunan
kararda, bildirilir.
(D) MESULİYET DAVASI :
I. Adi müruru zaman :
Madde 436 – Vasinin mesuliyetine veya vesayet daireleri azasının doğrudan doğruya mesuliyetlerine müteallik
davalarda müruru zaman müddeti hesabı katinin tevdiinden itibaren bir senedir.
Doğrudan doğruya tazmin ile mükellef olmayıp da yalnız zararın ödenemiyen miktariyle mesul olan vesayet daireleri
azası ve hazine aleyhindeki davaların müruru zamanı, birinci derecede mesul olanların zararı ödiyemiyecekleri tahakkuk
ettiği tarihten itibaren bir senedir.
Vesayet altındaki kimse, vesayetten kurtulmadıkça vesayet daireleri azası ile Hazine aleyhinde, müruru zaman ceryan
etmez.
II. Fevkalade müruru zaman :
Madde 437 – Hesap sehvine müteallik yahut adi müruru zaman müddetinin iptidarından mukaddem
bilinmesi mümkün olmıyan bir sebebe müstenit mesuliyet daval arı, davaya sebebiyet veren hadisenin meydana
çıktığı günden itibaren, bir sene mürur ettikten sonra, istima olunmaz. Her halde adi müruru zamanın
iptidasından itibaren on sene sonra dava hakkı sakıt olur. Cürümden madut bir fiilden
1304-61
dolayı ikame olunacak mesuliyet davasında, eğer hukuku umumiye davasının müruru zaman müddeti hukuku şahsiye
davasındaki müddetten fazla ise; müruru zaman hukuku umumiye davası müddetine tabidir.
(H) VESAYET ALTINDAKİ KİMSENİN İMTİYAZI:
Madde 438 – Vesayet altındaki kimsenin, vasi veya vesayet daireleri azası zimmetindeki alacağı, imtiyazlı alacaktır.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
Miras
BİRİNCİ KISIM
Mirasçılar
ON ÜÇÜNCÜ BAP
Kanuni mirasçılar
(A) HISIMLAR :
I. Füru :
Madde 439 – Birinci derecede mirasçılar, müteveffanın füruudur.
Çocuklar, müsavat üzere mirasçıdır.
Müteveffadan evvel vefat etmiş çocuklar, her tabakada halefiyet tarikiyle mirasçı olan füruları tarafından temsil
olunurlar.
II. Baba ve ana :
Madde 440 – Füruu olmıyan müteveffanın mirasçısı, baba ve anasıdır. Bunlar müsavat üzere mirasçıdırlar.
Müteveffadan evvel vefat etmiş olan baba ve ana, her tabakada halefiyat tarikiyle mirasçı olan füruları tarafından
temsil olunurlar. Bir tarafta hiç bir mirasçı bulunmadığı takdirde bütün miras diğer tarafın mirasçılarına intikal eder.
III. Büyük baba ve büyük ana :
Madde 441 – Füruu, baba ve anası ve bunların füruu bulunmaksızın vefat eden kimsenin mirasçısı, büyük baba ve
büyük anasıdır. Bunlar, müsavat üzere mirasçıdırlar.
(Değişik:14/11/1990 – 3678/8 md.) Miras bırakandan evvel vefat etmiş olan büyükbaba ve büyükana, sağ kalan eş
bulunmadığı takdirde, her tabakada halefiyet yoluyla mirasçı olan füruları tarafından temsil olunur.
Baba veya ana tarafından olan büyük baba veya büyük anadan biri, füruu olmaksızın vefat ettiği halde hissesi aynı
taraftaki mirasçılara intikal eder.
Baba veya ana tarafından olan büyük baba ve büyük ana, füru bırakmaksızın vefat ettikleri halde; bütün miras, diğer
taraftaki mirasçılara intikal eder.
IV. Büyük baba ve büyük ananın baba anaları :
Madde 442 -(Mülga : 14/11/1990 – 3678/31 md.)
1304-62
V. Sahih olmayan nesepte miras :
Madde 443 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/9 md.)
Nesebi sahih olmayan hısımlar, nesebi sahih hısımlar gibi mirasçılık hakkını haizdir.(1)
(B) SAĞ KALAN EŞ: (2)
I. Hakkı :
Madde 444 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/10 md.)
Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu mirasçılara göre miras bırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur.
1. Miras bırakanın füruu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri,
2. Miras bırakanın ana ve baba veya bunların füruu ile birlikte mirasçı olursa mirasın yarısı,
3. Miras bırakanın büyükbaba veya büyükanaları ile birlikte mirasçı olursa mirasın dörtte üçü,
Bunlar da yoksa mirasın tümü eşe kalır.
Sağ kalan eşin büyükbaba ve büyükanalarla birlikte mirasçı olması durumunda; baba veya ana tarafından olan
büyükbaba veya büyükanadan biri vefat etmiş ise hissesi aynı taraftaki büyükbaba veya büyükanaya, bir taraftaki büyükbaba
ve büyükananın vefat etmiş olması halinde ise bunların hissesi diğer tarafa intikal eder.
II. İntifa hakkının irada tahvili ve teminat:
Madde 445 – (Mülga : 14/11/1990 – 3678/31 md.)
III. Diğer mirasçılara teminat itası :
Madde 446 – (Mülga: 14/11/1990 – 3678/31 md.)
(C) EVLATLIĞA ALINAN ÇOCUK:
Madde 447 – Evlatlık ve füruu, kendisini evlat edinen kimseye; nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar.
Evlat edinen bir kimse ve hısımları, evlatlığa mirasçı olmazlar.
(D) HAZİNE:
Madde 448 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/11 md.)
Mirasçı bırakmaksızın vefat eden kimsenin mirası Devlete intikal eder.
ON DÖRDÜNCÜ BAP
Ölüme bağlı tasarruflar
BİRİNCİ FASIL
Tasarrufa ehliyet
(A) VESAYET İLE :
Madde 449 – On beş yaşını bitiren ve temyiz kudretini haiz olan kimse, kanunun tayin ettiği hudut ve şekiller
dahilinde, vasiyet tarikiyle mallarında tasarruf edebilir.
(B) MİRAS MUKAVELESİ :
Madde 450 – Miras mukavelesi, yapabilmek için, yapanın reşit olması şarttır.
——————————
(1) Bu maddenin bazı hükümleri daha evvel Anayasa Mahkemesinin 11/9/1987 tarih ve E.1987/1, K.1987/18 sayılı Kararı ile iptal edilmiş
olup yapılan son değişiklik metne işlenmiştir.
(2) Bu madde başlığı, 14/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle değiştirilmiş olup metne işlenmiştir.
1304-63
(C) BATIL TASARRUFLAR :
Madde 451 – Hata, hile, tehdit veya cebir tesiri altında yapılan ölüme bağlı tasarruflar batıldır. Şu kadar ki bu
tasarrufları yapan kimse hataya veya hileye vakıf olduğu, yahut tehdit veya cebrin tesirinden kurtulduğu tarihten itibaren bir
sene içinde rücu etmediği takdirde mezkür tasarruflar, sahih addolunur.
Tasarrufu yapan kimse, şahsı veya şey’i tayin ederken açık bir hataya düşmüş ise kendisinin hakiki arzusunu katiyetle
tayin mümkün olduğu takdirde; hatalı tasarruf, bu arzuya göre tashih olunur.
İKİNCİ FASIL
Tasarruf nisabı
(A) TASARRUF NİSABI :
I. Şümulü :
Madde 452 – Füruu, baba ve anası, erkek ve kız kardeşi yahut karısı veya kocası sağ iken vefat eden murisin ölüme
bağlı tasarrufları, bu kimselerin mahfuz hisseleri miktarından fazla olan mallarında muteberdir.
Bu mirasçılardan kimse bulunmazsa, muris, bütün mirasta tasarruf edebilir.
II. Mahfuz hisse :
Madde 453 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/12 md.)
Mahfuz hisse aşağıdaki miktarlardan ibarettir.
1. Füru için kanuni miras hakkının dörtte üçü,
2. Ana ve babadan her biri için kanuni miras hakkının yarısı,
3. Kardeşlerden herbiri için kanuni miras hakkının dörtte biri,
4. Sağ kalan eş için, füruu ile birlikte mirasçı olması halinde kanuni miras hakkının tümü, diğer hallerde kanuni miras
hakkının yarısı.
Gelirinin yarısından fazlası kamu görevi niteliğindeki işlerin yapımına bırakılarak vakıf kurulmasında mahfuz hisse,
yukarıda gösterilen hisselerin üçte iki oranındadır.
Genel ve katma bütçeye dahil kurum ve kuruluşlarla, il özel idarelerine, belediyelere, Kanunla kurulan fonlara, kamu
yararına çalışan derneklere ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğinde işlere harcayan vakıflara yapılan ölüme
bağlı tasarruflar ve hibelerde yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
III. Tasarruf nisabının hesabı :
1 – Borçların tenzili :
Madde 454 – Tasarruf nisabı, terekenin vefat günündeki haline göre hesap olunur.
Müteveffanın borçları, cenaze masrafı, terekeyi mühürlemek ve defter tutma masrafları, müteveffa ile bir arada
yaşayan kimselerin bir aylık iaşe masrafı; terekeden tenzil olunur.
2 – Ölüme bağlı olmayan teberrular :
Madde 455 – Müteveffanın ölüme bağlı olmayarak vakı tenkısa tabi teberruları, tasarruf nisabının hesabı için,
terekeye zam olunur.
3 – Ölüme karşı sigortalar:
Madde 456 – Müteveffa tarafından, vefatı halinde tediye edilmek üzere kendi namına ve üçüncü şahıs lehine
akdedilen veya kendi namına akdedilip te hayatta vaki veya ölüme bağlı bir tasarruf ile bir üçüncü şahıs lehine devir yahut
müteveffanın hayatında ıvazsız ahara temlik olunan sigortalar ancak vefat anındaki iştira kıymetleri ile terekeye dahil olur.
1304-64
(B) MİRAS HAKKINDAN İSKAT :
I. Sebepleri :
Madde 457 – Aşağıdaki hallerde mahfuz hisseli mirasçılar, murisin ölüme bağlı tasarrufu ile mirastan iskat edilebilir:
1 – Murisine veya yakınlarından birine karşı ağır bir cürüm ika ederse.
2 – Murisine veya ailesine karşı kanunen mükellef olduğu vazifeleri ifada büyük bir kusur irtikap eylerse.
II – Hükümleri :
Madde 458 – Miras hakkından iskat olunan kimse, terekeden hisse talep edemiyeceği gibi tenkis davası dahi açamaz.
Müteveffa tarafından diğer suretle tasarruf vaki olmamış ise; iskat edilen kimse, müteveffadan evvel ölmüş gibi, hissesi
müteveffanın kanuni mirasçıları arasında taksim olunur. Miras hakkından iskat edilen kimsenin füruları o kimse
müteveffadan evvel ölmüş gibi mahfuz hisselerini isteyebilirler.
III. Beyyine Külfeti :
Madde 459 – Miras hakkından iskatın muteber olması için müteveffa tarafından iskatı amir olan tasarrufta, sebebin
beyan edilmiş olması lazımdır.
İskat edilen kimse tarafından itiraz vukuunda bu beyanın doğruluğunu ispat külfetini, iskattan müstefit olan mirasçıya
veya lehine vasiyet yapılan kimseye aittir. Bu beyyine, ikame edilememiş veya iskatın sebebi beyan olunmamış ise
müteveffanın arzuları, iskatın sebebi hakkında aşikar bir hatanın neticesi olmadıkça; tasarruf nisabı miktarında infaz olunur.
IV. Acz sebebi ile miras hakkından iskat :
Madde 460 – Müteveffa, borcunu, ödeyecek malı bulunmadığı icra vesikasiyle tahakkuk eden füruundan her hangi
birini, mahfuz hissesinin yarısından mahrum edebilir. Ancak müteveffanın, bu yarıyı, iskat edilen füruunun doğmuş ve
doğacak çocuklarına tahsis etmesi şarttır. Miras açıldığı zaman icra vesikasının hükmü mürtefi olmuş yahut böyle bir vesika
olup ta ihtiva ettiği borcun miktarı miras hakkının yarısından fazla bulunmamış ise mahrum edilenin talebi ile; iskat,
keenlemyekün olur.
ÜÇÜNCÜ FASIL :
Ölüme bağlı tasarrufun muhtelif suretleri
(A) UMUMİYETLE TASARRUF :
Madde 461 – Vasiyet veya miras mukavelesi, tasarruf nisabı dahilinde müteveffanın malik olduğu şeyin tamamını
veya bir kısmını ihtiva edebilir.
1304-65
(B) MÜKELLEFİYETLER, ŞARTLAR :
Madde 462 – Muris vasiyetinde veya miras mukavelenamesinde bazı mükellefiyetler ve şartlar koyabilir. Miras
mukavelenamesinin veya vasiyetin infazından itibaren alakadarlardan her biri bu mükellefiyetlerin ve şartların icrasını
isteyebilir.
Kanuna yahut adabı umumiyeye mugayir şart ve mükellefiyetleri ihtiva eden tasarruf, batıldır. Faydasız veya yalnız
başkalarını iz’aç için kullanılan şartlar ve mükellefiyetler lağıvdır.
(C) MİRASÇI NASBI :
Madde 463 – Muris, terekenin tamamı yahut şayi bir cüzü için bir veya bir kaç kimseleri mirasçı nasbedebilir.
Terekenin tamamı veya şayi bir cüzünü almak üzere bir şahsı tayin eden her tasarruf, mirasçı nasbı hükmündedir.
(D) MUAYYEN BİR MALDA TASARRUF :
I. Mevzuu :
Madde 464 – Bir kimse, ölüme bağlı bir tasarrufla, diğer kimseye; mirasçı nasbını tazammun etmeyen muayyen
teberrularda bulunabilir. Tasarrufu yapan kimse, muayyen bir malını yahut terekesinin tamamen veya kısmen intifa hakkını
vasiyet edebildiği gibi malların kıymeti üzerinden bir üçüncü şahıs lehine bir şey verilmesini veya yapılmasını yahut o şahsın
bir borçtan tahlisini mirasçıya veya lehine vasiyet yapılana tahmil edebilir. Bu suretle muayyen olan mala mütaallik bir
vasiyeti ifa mükellefiyeti kendisine tahmil edilen mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimse, o mal terekede zuhur etmediği
takdirde; tasarruftan hilafı anlaşılmadıkça, mükellefiyetten beri olur.
II. Teslim :
Madde 465 – Vasiyet olunan mal, hasar ve zevaidiyle ve gayrin hakkiyle meşgul veya ondan hali olarak, mirasın
açıldığı gün ne halde ise o suretle teslim olunur.
Vasiyet olunan malı ifa ile mükellef olan kimse, mirasın açıldığı günden itibaren vukubulan sarfiyat ve hasarat için
başkasının işlerini görene ait hak ve borçları haizdir.
III. Tenkis :
Madde 466 – Tereke mevcudunu veya vasiyeti ifa ile mükellef kimseye edilen teberru miktarını veya tasarruf
nisabını tecavüz eden vasiyetlerin mütenasiben tenkisi talep olunabilir.
Vasiyeti ifa mükellefiyeti kendisine tahmil edilen kimse, mirasçılığı veya lehine vakı teberruu ret yahut müteveffadan
evvel vefat veya mahrumiyetine karar sudur etse bile, vasiyet tenfiz olunur. Kanuni veya mansup mirasçı, mirası reddetmiş
olsa bile kendi lehine vasiyet edilen şeyi talep edebilir.
(H) ALELADE İKAME :
Madde 467 – Tasarrufu yapan kimse mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimsenin kendisinden evvel vefatı veya
bunlardan biri tarafından ret vukuu halinde miras yahut vasiyet olunan muayyen mal kendilerine intikal etmek üzere bir veya
bir kaç şahıs tayin edebilir.
(V) FEVKALADE İKAME :
I. Namzet tayini :
Madde 468 – Tasarrufu yapan kimse nasbettiği mirasçıya, mirası bir üçüncü şahsa nakletmek mükellefiyetini tahmil
edebilir. Bu üçüncü şahsa, namzet denir. Tasarrufu yapan kimse, aynı mükellefiyeti namzede tahmil edemez.
Bu kaideler, muayyen mal vasıyetinde dahi caridir.
1304-66
II. Namzede intikal :
Madde 469 – Tasarrufta, hilafına sarahat bulunmadıkça; miras naklile mükellef mirasçının vefatiyle, namzede intikal
eder. Tasarrufta bir müddet tayin edilip te nakil mükellefiyeti olan mirasçı müddetin hitamından evvel vefat ederse; miras
teminat vermek şartiyle mirasçılarına intikal eder. Her hangi sebepten dolayı mirasın namzede intikali mümkün olmadığı
takdirde mükellefin mirasçıları, kati surette mirasa sahip olur.
III. Teminat :
Madde 470 – Nakil ile mükellef mirasçıya intikal eden mirasın, mahkemei asliye tarafından, defteri yapılır.
Tasarrufta, hilafına sarahat bulunmadığı takdirde; tarafından teminat verilmedikçe, miras mükellefe teslim edilmez. Nakli
lazım gelen miras meyanında gayri menkul bulunduğu takdirde, bunun tapu sicilindeki kaydine nakil mükellefiyetinin şerh
verilmesi teminat yerine geçer. Nakil ile mükellef mirasçı teminat göstermediği yahut namzedin hukukunu tehlikeye koyacak
tasarruflarda bulunduğu takdirde mirasın idaresi doğrudan doğruya mahkemei asliyece temin edilir.
IV. Fevkalade ikamenin hükümleri :
1 – Nakil mükellefiyeti hakkında :
Madde 471 – Nakil ile mükellef mirasçı, her hangi mansup bir mirasçı gibi, mirası iktisap eder.
Namzet de, nakil ile ona malik olur.
2 – Namzet hakkında :
Madde 472 – Namzet, teslim için muayyen zamanın hululünde hayatta bulunduğu takdirde; nakil ile mükellef olanın
yerine geçer. Namzet, daha evvel vefat etmiş olursa tasarrufta hilafına şart olmadıkça; nakli lazımgelen malları, nakil ile
mükellef mirasçı sureti katiyede iktisap eder. Nakil ile mükellef mirasçının tasarrufu yapan kimseden evvel vefatı yahut
mirası reddi veya mirastan mahrumiyeti halinde mallar doğrudan doğruya namzede intikal eder.
(Z) VAKIF :
Madde 473 – Tasarruf nisabının tamamı yahut bir kısmı vakıf olunabilir.
(H) MİRAS MUKAVELELERİ :
I. Mirasçı nasbı ve muayyen bir şeyi vasiyet :
Madde 474 – Bir kimse, yaptığı miras mukavelesiyle mirasını veya muayyen bir malını, mukavele yaptığı kimseye
veya başkasına bırakmağı tahhüt edebilir. O kimse mallarında eskisi gibi tasarruf eder. Şukadar ki miras mukavelesinden
münbais taahhüdatiyle telifi kabil olmıyan teberrua ve ölüme bağlı tasarrufa itiraz olunabilir.
II. Feragat mukavelesi :
1 – Şumulü :
Madde 475 – Bir kimse, mirasçılarından biri ile ıvazlı veya ıvazsız, mirasçılıktan feragat mukavelesi yapabilir. Bu
suretle Feragat eden kimse, mirasçı sıfatını zayi eder.
Feragat mukavelesi ıvazlı olduğu takdirde hilafı şart edilmedikçe feragat eden kimsenin füruuna da müessir olur.
1304-67
2 – Feragatın hükümsüzlüğü :
Madde 476 – Mukavelede feragat eden, kimse yerine nasp edilen mirasçının her hangi bir sebeple mirasçılığı zail
olursa; feragat keenlemyekün olur. Şahıs tayin etmeksizin alelıtlak diğer mirasçılar lehine yapılan feragat ancak en yakın asıl
müşterekin füruuna hamlolunup daha uzak mirasçılara asla şamil olmaz.
3 – Terekedeki alacaklıların hakkı :
Madde 477 – Tereke açıldığı zamanda borcu mevcudundan ziyade olupta mirasçılar tarafından tediye edilmediği
takdirde feragat eden kimse ve mirasçıları feragat mukavelesi mucibince muteveffadan, vefatından evvelki son beş sene
zarfında almış oldukları ıvazdan veya onun hasılatından elyevm yedlerinde bulunan miktar nispetinde alacaklılara karşı
mesuldürler.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Ölüme bağlı tasarrufların şekilleri
(A) VASİYET:
I. Vasiyetin şekilleri:
1 – Umumiyet itibariyle:
Madde 478 – Vasiyet, resmi senet ile veya vasiyet eden kimsenin el yazısiyle yapılabileceği gibi şifahen dahi
yapılabilir.
2 – Resmi vasiyet:
a) Tanzimi:
Madde 479 – Resmi vasiyet senedi; iki şahit huzurunda sulh hakimi katibiadil yahut kanunen bu husus ile tavzif
edilen memur tarafından tanzim edilir.
b) Takrir ve tanzimde memurun vazifesi:
Madde 480 – Vasiyet eden kimse, arzularını resmi memura takrir edip onun tarafından yazıldıktan veya
yazdırıldıktan sonra okuması için kendisine verilir. Vasiyetname, vasiyet eden kimse tarafından kıraet ve imza olunduktan
sonra resmi memur tarafından, tarihi yazılarak imzalanır.
c) İşhat ve şahitlerin vazifesi :
Madde 481 – Vasiyetnameye tarih ve imza konulunca vasiyet eden kimse, vasiyetnameyi okuduğunu ve
vasiyetnamenin son arzularını muhtevi olduğunu resmi memur huzurunda iki şahide beyan eder. Şahitler; bu beyanatın
huzurlarında vukuuna ve o kimseyi tasarrufa ehil gördüklerine dair vasiyetname altına verecekleri şerhi imza ederler.
Vasiyet eden kimse, vasiyetname münderecatını şahitlere bildirmiyebilir.
d) Okuyup yazamıyan vasiyetçi:
Madde 482 – Vasiyet eden kimse vasiyetnameyi okuyamaz ve imza edemez ise resmi memur şahitler huzurunda
vasiyetnameyi kendisine okur.
Vasiyetçi vasiyetnamenin son arzularını muhtevi olduğunu beyan eyler. Bu takdirde şahitler vasiyetçinin beyanatı,
huzurlarında vakı olduğuna ve onu tasarrufa ehil gördüklerine dair şerh vermekle iktifa etmeyip vasiyetnamenin kendi
huzurlarında resmi memur tarafından vasiyetçiye okunduğunu dahi tahrir ve imza ederler.
1304-68
h) Vasiyetnameye iştirak :
Madde 483 – Medeni hakları kullanmak selahiyetini haiz olmıyanlar veya bir ceza mahkemesince siyasi ve medeni
haklardan iskatına karar verilenler veya okuma ve yazma bilmiyenlerle vasiyetçinin karı veya kocası, usul ve füruu, erkek ve
kızkardeşleri ve bu kimselerden her birinin karı ve kocası resmi bir memur veya şahit sıfatı ile, vasiyetname tanzimine iştirak
edemezler.
v) Vasiyetnamenin hıfzı:
Madde 484 – Vasiyetnameyi tanzim eden sulh hakimi, katibi adil veya memur; aslını veya musaddak suretini hıfzile
mükelleftir.
3 – El yazısı ile vasiyetname:
Madde 485 – Vasiyetçinin, bizzat tanzim ettiği vasiyetname; baştan aşağı kadar tanzim edildiği mahal, sene, ay ve
gün dahi dahil olduğu halde bizzat kendi el yazısiyle yazılmış ve imza edilmiş olmak lazımdır. Bu suretle tanzim edilmiş olan
vasiyetname açık veya kapalı olarak hıfzedilmek üzere sulh hakimine veya katibi adil veya memura tevdi olunur.
4 – Şifahi şekil:
a) Son arzular:
Madde 486 – Ölüm tehlikesi, münakalatın inkıtaı, bulaşık hastalık harp gibi fevkalade hallerden dolayı vasiyetçi
resmi veya kendi el yazısiyle vasiyetname tanzim edemez ise; vasiyetini, şifahi tarzda yapabilir.
Şifahi tarzda vasiyet, vasiyetçinin son arzularını iki şahide takrir ve takriri veçhile bir vasiyetname yazmaları veya
yazdırmaları hususunu onlara tahmil etmesinden ibarettir. Resmi vasiyetlere şahadet için mevzu ehliyet şartları, işbu şahitler
hakkında da caridir.
b) Tesbit ve tevdi:
Madde 487 – Vasiyet, kendilerine takrir edilen şahitlerden biri takriri vakıı ve mahalli ve vukuunu ve sene ve ay ve
gün tarihlerini hemen yazıp imzalar ve diğer şahide imzalattırır. Bu suretle yazılan vasiyetnameyi, şahitler ikisi birlikte
oldukları halde vakit geçirmeksizin bir mahkemeye vererek; işbu vasiyetnamenin vasiyete ehil gördükleri vasiyetçi tarafından
kendilerine şifahen takrir edildiğini ve takririn ahvali fevkaladede vuku bulduğunu hakim huzurunda beyan ederler. Şahitler,
vasiyetçinin takririni yazıp tevdi edecekleri yerde şifahen ve yukarıdaki beyanlar şeklinde hakime arzederek bir zabıtname
şeklinde dahi tesbit ettirilebilir.
Vasiyetçi, vazife başında bir asker ise mülazım rütbesinde veya daha büyük rütbeli bir zabit, mahkeme makamına
kaim olabilir.
c) Şifahi vasiyetin hükümsüzlüğü:
Madde 488 – Vasiyetçi için vasiyetname tanzim etmek veya ettirmek imkanının husulünden itibaren bir ay geçmiş
olursa şifahi vasiyetin hükmü kalmaz.
II. Rücu ve ilga:
1 – Rücu:
Madde 489 – Vasiyetçi vasiyet için kanunda muayyen şekillerden biri ile vasiyetinden her zaman rücu edebilir. Rücu
tamamen olduğu gibi kısmen de olabilir.
2 – Vasiyetnamenin zayi olması:
Madde 490 – Vasiyetname kazaen veya diğer bir kimsenin kusuru ile zayi olur ve münderecatının ayniyle ve
tamamiyle tesbiti mümkün olmazsa artık, vasiyete itibar olunmaz. Tazminat talebi hakkı mahfuzdur.
1304-69
3 – Vasiyetlerin taaddüdü:
Madde 491 – Muahhar tarihli vasiyet mukaddem tarihli vasiyetten sarahaten rücuu ihtiva etmiyorsa sonraki
vasiyetin hükümlerinden sarahaten evvelkini ikmal ve itmam etmiyenleri, evvelki vasiyet makamına kaim olurlar. Bir
kimsenin muayyen bir mal hakkındaki vasiyetinin sonradan yaptığı tasarrufla telifi kabil olmazsa, hükümsüz olur.
(B) MİRAS MUKAVELESİ:
I. Şekli:
Madde 492 – Miras mukavelesi, resmi vasiyet şeklinde tanzim edilmiş olmadıkça muteber değildir.
Her iki taraf arzularını aynı zamanda resmi memura beyan ve tanzim olunan mukavelenameyi memur muvacehesinde
ve iki şahit huzurunda imza ederler.
II. Fesih:
1 – Sağ olanlar arasında:
a) Mukavele ile yahut vasiyetname şekliyle:
Madde 493 – Miras mukavelesi, akitlerin tahriri mukavelesiyle her zaman fesh olunabilir.
Mukavele, mirasçı nasbına veya muayyen bir şeyin vasiyetine dair olupta mansup mirasçı veya lehine vasiyet
yapılan kimse , tasarruf yapan kimseye karşı mirastan mahrumiyeti mucip bir harekette bulunduğu takdirde o kimse,
mukaveleyi yalnız başına fesih edebilir. Bu fesih, vasiyetnameler için kanunen muayyen olan şekillerden biriyle yapılır.
b) Diğer tarafın feshi:
Madde 494 – Bir miras mukavelesi mucibince tasarrufu yapan kimsenin hayatında muayyen mal veya menfaat
talebi salahiyetini haiz olan kimse, o mal veya menfaat kendisine verilmediği veya temin edilmediği takdirde, borçlar
hakkındaki hükümlere tevfikan, mukaveleyi feshedebilir.
2 – Mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimsenin daha evvel vefatı:
Madde 495 – Mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimsenin tasarrufu yapan kimseden evvel vefatı halinde miras
mukavelesi münfesih olur. Şu kadar ki hilafına sarahat bulunmadıkça, müteveffanın mirasçıları, mukavelename mucibince
murislerinden almış olduğu ıvazdan veya hasılatından vefat zamanında yedinde bulunan miktarı, o kimseden istiyebilirler.
(C) TASARRUF NİSABININ TAHDİDİ:
Madde 496 – Vasiyet veya miras mukavelesi ile yapılan teberrüler, teberrü edenin ölüme bağlı tasarruflarda
bulunmak hususundaki serbestisi sonradan tahdide uğramış olsa bile, fesih edilemeyip, yalnız tenkise tabidir.
BEŞİNCİ FASIL
Vasiyeti tenfiz memuru
(A) TENFİZ MEMURUNUN TAYİNİ:
Madde 497 – Vasiyetçi, son arzularını tenfiz için, medeni haklarını kullanmak salahiyetini haiz bir veya bir kaç
kimseyi vasiyet tarikiyle memur edebilir. Bu memur, kendisine tefviz edilen vazifeden doğrudan doğruya haberdar edilir ve
haberin vusulü tarihinden itibaren on beş gün içinde kabul veya reddedebilir. Şu kadar ki sükütu kabul addolunur ve hizmeti
mükabilinde münasıp bir ücret taleb edebilir.
1304-70
(B) SALAHİYETİN ŞÜMULÜ:
Madde 498 – Vasiyetçi tarafından hak ve vazifeleri tayin edilmemiş olan tenfiz memuru , mirası resmen idareye
memur kimsenin hak ve vazifelerini haiz olur.
Tenfiz memuru, müteveffanın arzusunu yerine getirmek ve hususiyle terekeyi idare, borçları tediye ve muayyen bir
mala mütaallik vasiyetleri icra ve vasiyetçinin emirlerine veya kanuna göre terekeyi taksim ile mükelleftir. Mütaaddit tenfiz
memurları, bir akit ile tevkil edilen müteaddit vekillerin salahiyetine haizdirler.
ALTINCI FASIL
Müteveffa tarafından yapılan tasarrufların iptal ve tenkisi
(A) İPTAL DAVASI:
I. Ehliyetsizlik, kanuna veya adabı umumiyeye mugayeret:
Madde 499 – Aşağıdaki hallerde, ölüme bağlı tasarruflar iptal olunabilir:
1 – Tasarrufun, tasarruf anında ehliyeti haiz olmayan bir kimse tarafından yapılması.
2 – Hata ya hile veya tehdit yahut cebir tesiri ile yapılması.
3 – Gerek doğrudan doğruya, gerek muhtevi olduğu şartlar itibariyle kanuna muhalif veya ahlaka mugayir olması.
İptal davası mirasçılardan biri tarafından ikame olunabileceği gibi lehine vasiyet yapılan alakadarlar tarafından dahi
ikame olunabilir.
II. Şekil noksanı:
Madde 500 – Şekle ait noksanı bulunan tasarruflar, iptal olunur.
Şekle ait noksan, vasiyetnamenin tanzimine iştirak edenlere veya aileleri efradından birine teberru yapılmaktan ibaret
ise, yalnız o teberru iptal olunur.
İptal davası, tasarrufa ehliyet hakkında tatbik olunan kaidelere tabidir.
III. Müruru zaman
Madde 501 – İptal davası, müddeinin tasarrufa ve butlanın sebebine muttali olduğu günden itibaren bir sene ve her
halde vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren beş sene geçmekle müruru zamana uğrar. Tasarrufun butlanı gerek kanuna
muhalefet ve adabı umumiyeye mugayeretten gerek ademi ehliyetten neşet etsin; sui niyet sahibi olan müddeaaleyhe karşı
iptal davası, ancak otuz senenin geçmesiyle sakıt olur.
Butlan, defi tarikiyle her zaman dermeyan olunabilir.
(B) TENKIS DAVASI:
I. Şartları:
1 – Umumi surette:
Madde 502 – Mahfuz hisselerinin baliğ olduğu miktarı alamıyan mirasçılar, tasarruf nisabını tecavüz eden teberruun
tenkisini dava edebilirler.
Müteveffanın, hilafını kasdettiği tasarruftan anlaşılmadıkça kanuni mirasçıların hisselerine dair tasarrufta mevcut
hükümler, alalade taksim kaideleri gibi telakki olunur.
2 – Mahfuz hisseli mirasçılar lehine teberrular:
Madde 503 – Mahfuz hisseli mütaaddit mirasçılara ölüme bağlı tasarruf tarikı ile yapılan ve tasarruf nisabını tecavüz
eden teberrular, bu mirasçılardan herbirine mahfuz hissesinden fazla düşen miktarlarla mütenasip olarak tenkise tabidir
1304-71
3 – Bir mirasçının alacaklılarının hakları:
Madde 504 – Mahfuz hissesine tecavüz edilen mirasçıya ait tenkis davası; iflas halinde masasına ve borcu
ödemekten aczi takdirinde miras açıldığı zaman acze dair icra vesikasını hamil bulunan alacaklılarına; alacakları nisbetinde
intikal eder. Bunlar tarafından ihtar edildiği halde mirasçı davayı ikame etmemiş ise onun hakkında mer’i müddet zarfında
kendi namlarına dava ikame edebilirler.
Miras hakkı iskat olunan mirasçı, iskata itiraz etmediği takdirde dahi hüküm bu veçhiledir.
II. Tenkısın hükümleri:
1 – Umumi surette:
Madde 505 – Tasarrufu yapan kimsenin, hilafını kasdettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasçı nasbolunan veya
kendilerine diğer bir surette teberru edilen kimselere ait hisseler, mütenasiben tenkise tabidir.
Muayyen şeyleri teslim mükellefiyetiyle mukayyet olarak yapılan teberrular tenkise tabi oldukları takdirde, tasarrufu
yapan kimsenin hilafını kasdettiği anlaşılmadıkça; kendisine teberru vaki olan kimse, teslimi ile mükellef olduğu muayyen
şeylerin dahi mütenasiben tenkisini talep edebilir.
2 – Muayyen bir şeyin vasiyeti:
Madde 506 – Kıymetine noksan gelmeksizin taksimi kabil olmayan muayyen bir mal vasiyet edilip te işbu vasiyet
tenkise tabi olursa; lehine vasiyet yapılan kimse, dilerse tasarruf nisabı miktarını nakden alır dilerse tenkisi lazımgelen
miktarın kıymetini verip o malı talep eder.
3 – Ölüme bağlı olmayan teberrular:
a) Envaı:
Madde 507 – Aşağıdaki tasarruflar, ölüme bağlı teberrular gibi tenkise tabidir.
1 – İadeye tabi olmamak üzere miras hissesine mahsuben cihaz, teessüs masrafı yahut mal terki şeklinde vaki ölüme
bağlı olmayan teberrular.
2 – Miras haklarının berveçhi peşin tasfiyesi maksadiyle yapılan teberrular.
3 – Hibe edenin, kayıtsız ve şartsız rücua hakkı olan hibeler ile adet üzere verilen hediyeler müstesna olarak,
vefatından evvelki bir sene içinde yapılmış hibeler.
4 – Mahfuz hisse kaidelerini bertaraf etmek kasdiyle yapıldığı aşikar olan temlikler.
b) Geri verilecek miktar :
Madde 508 – Kendisine tenkise tabi bir teberru yapılmış olan kimse, hüsnü niyet sahibi ise yalnız mirasın açıldığı
gün o teberru veya hasılatından elinde kalan miktarı geri vermekle mükelleftir. Miras mukavelesiyle teberrua nail olan kimse,
tenkise maruz kalırsa, murise ıvaz olarak verdiği şeyden tenkis ile mütenasip miktarı geri isteyebilir.
4 – Ölüme karşı sigortalar :
Madde 509 – Mütevveffa tarafından vefatı halinde tediye edilmek üzere kendi namına ve başkası lehine akdedilen
veya kendi namına akdedilip te hayatta vaki veya ölüme bağlı bir tasarruf ile başkasına devir yahut müteveffanın hayatında
ıvazsız ahara temlik olunan sigortalar, iştıra kıymetleri nisbetinde tenkise tabidir.
1304-72
5 – İntifa hakkı veya irat teberruları hakkında:
Madde 510 – Temadisi tahmin edilebilen müddetlerine nazaran sermayeye tahvilleri halinde tasarruf nisabını tecavüz
edecek miktara baliğ bir intifa hakkı veya irat ile terekesini mukayyet kılan murisin, mirasçıları; bu intifa hakkını ve iradı
haddi layikına tenkis ettirmek yahut tasarruf nisabı miktarını vererek mirasını kayıttan kurtarmakta, muhayyerdir.
6 – Fevkalade ikame halinde :
Madde 511 – Mirası bir namzede nakletmeğe salahiyeti olan bir mirasçı nasbına dair tasarruf; mirasçının mahfuz
hissesine taalluk ettiği nisbette, batıldır.
III. Tenkiste tertip:
Madde 512 – Tenkis, mahfuz hisse tamam oluncaya kadar evvel emirde ölüme bağlı tasarruflardan ve kafi gelmediği
takdirde en son tarihli olandan başlıyarak en evvel vakı olana doğru çıkmak şartiyle, ölüme bağlı olmayan teberrular
üzerinden icra edilir.
IV. Müruru zaman:
Madde 513 – Tenkis davası, mirasçılar mahfuz hisselerine tecavüz edildiğini öğrendikleri günden itibaren bir sene ve
her halde vasiyetnameler hakkında açıldıkları tarihten, diğer tasarruflar hakkında mirasın açılmasından itibaren beş sene
geçmesiyle sakıt olur. Bir tasarrufun iptali bir diğerini ihya ediyorsa, müruru zaman müddetleri ancak butlan kararının suduru
tarihinden itibaren cereyan eder.
Tenkis iddiası, defan her zaman dermeyan olunabilir.
YEDİNCİ FASIL
Miras mukavelenamesinden mütehaddis davalar
(A) MURİS HAYATTA İKEN MALLARININ TESLİMİNE MÜTAALLİK HÜKÜMLER:
Madde 514 – Murisin miras mukavelenamesiyle hayatında mallarını teslim eylediği mirasçı, terekede alakadar
kimseleri usulü dairesinde davet ile defterini yaptırabilir. Muris, mallarının hepsini temlik etmemiş yahut yeniden bazı mallar
iktisap eylemiş ise hilafı şart edilmiş olmadıkça miras mukavelesi hayat halinde olunan miktara, masruf olur.
Miras mukavelesinden mütehaddis hak ve borçlar, hilafı şart edilmemiş ise, hayatta iken vukubulan teminat
nisbetinde, mansup mirasçının mirasçılarına intikal eder.
(B) TENKİS VE GERİ VERME:
I. Tenkis:
II. Geri verme:
Madde 515 – Mirastan feragat eden mirasçıya, murisin hayatında teslim eylediği mallar tasarruf nisabını mütecaviz
ise; diğer mirasçılar tenkisini talep edebilirler. Bu takdirde ancak mirasçının mahfuz hissesine tecavüz eden miktar, tenkise
tabidir. Mirastan feragat eden kimseye hayatta vukubulan teslimatın mahsubu, miras hükümlerinin iade kaidelerine tevfik
olunur.
(C) MUHAYYERLİK :
Madde 516 – Mirasçılıktan feragat eden mirasçı tenkis dolayısiyle muristen hayatta iken teslim ettiği miktarın
tamamını veya bir kısmını geri vermeğe mecbur olursa muhayyerdir; dilerse tenkisi icabeden miktarı geriye verir, dilerse
vukubulan teslimatın mecmuunu iade ile asla feragat etmemiş gibi mirasa iştirak eder.
1304-73
İKİNCİ KISIM
Miras
ON BEŞİNCİ BAP
Mirasın açılması
(A) AÇILMA SEBEBİ:
Madde 517 – Miras, ölüm ile açılır. Murisin ölümüne bağlı olmayan teberru ve taksimleri, mirasa alakaları
noktasından mirasın açıldığı gündeki haline göre takdir edilir.
(B) MİRASIN AÇlLDIĞI MAHAL VE MUHAKEME MERCİİ:
Madde 518 – Miras, bilcümle malları şamil olmak üzere müteveffanın son ikametgahı mahkemesinde açılır. Ölüme
bağlı tasarruflarda, iptal veya tenkis ve mirasın taksimi ve miras sebebi ile istihkak davaları bu mahkemede görülür.
(C) AÇlLMA HÜKÜMLERİ:
I. Ehliyet:
1 – Medeni haklardan istifade :
Madde 519 – Ehil olmayanlardan başka herkes, kanuni mirasçı olabildiği gibi vasiyet ve miras mukavelesi ile de
mirasçı veya lehine vasiyet yapılan kimse olabilir. Hükmi şahsiyeti haiz olmayan bir cemaata muayyen bir gaye için
vukubulan teberrular, o gayenin temini şartiyle cemaatı teşkil eden kimselere ait olur. Bu suretle gayenin temini kabil olmazsa o
teberru, tesis addolunur.
2 – Mahrumiyet :
a) Sebepleri:
Madde 520 – Aşağıdaki kimseler, mirasçı olamıyacakları gibi ölüme bağlı tasarruflarda mirasçı veya lehine vasiyet
yapılan kimse olamazlar:
1 – Kasden ve haksız yere müteveffayı öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler.
2 – Kasden ve haksız yere muteveffayı ölüme bağlı bir tasarrufta bulunamıyacak bir hale getirenler.
3 – Hile veya tehdit yahut cebir ile müteveffayı ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmağa veya böyle bir tasarrufu
feshetmeğe sevkedenler veya bu hususta mani olanlar.
4 – Müteveffanın artık bir daha yeniden yapamıyacağı bir hal ve zamanda ölümüne bağlı bir tasarrufunu kasden ve
haksız yere gizleyenler veya bozanlar. Af ile, mahrumiyet kalmaz.
b) Fürular hakkındaki hükümleri:
Madde 521 – Mahrumiyet, şahsidir. Mirastan mahrum olan kimsenin füruları, murisinden evvel vefat eden kimsenin
füruları gibi mirasa müstehak olurlar.
II. Hayatta olmak şartı:
1 – Mirasçılar:
Madde 522 – Mirasçı olabilmek için murisin vefatında mirasçılığa ehil olarak sağ olmak lazımdır. Miras açıldıktan
sonra vefat eden mirasçının hakkı kendi mirasçılarına intikal eder.
2 – Lehine vasiyet yapılan:
Madde 523 – Kendisine muayyen bir mal vasiyet olunan kimse, vasiyetçinin vefatında mirasa ehil olarak sağ ise o
mala müstahak olur. Bu kimse vasiyetçiden evvel vefat etmiş olursa hilafı vasiyeti ihtiva eden tasarruftan anlaşılmadıkça
vasiyet olunan mal, terekeye rücu eder.
1304-74
3 – Ana rahmindeki çocuklar:
Madde 524 – Cenin, sağ olarak doğarsa mirasçı olur. Ölü doğan çocuk mirasçı olamaz.
4 – Fevkalade ikame:
Madde 525 – Miras açıldığı zaman henüz mevcut olmıyan bir kimseyi terekenin tamamı veya bir kısmı veya
terekede dahil muayyen bir mal için namzet tayin etmek caizdir. Bu takdirde nakil ile mükellef olan mirasçı veya lehine
vasiyet yapılan kimse, müteveffa tarafından tayin edilmemiş ise bu sıfat, kanuni mirasçıya aittir.
(D) GAİPLİK HÜKMÜ:
I. Gaibin mirası:
1 – Mirasa vaz’ıyed ve teminat iraesi:
Madde 526 – Bir kimsenin gaipliğine hükmedilmiş ise mirasçısı veya mirastan müstefit olacak diğer kimse, mirasa
vaz’ıyed etmezden evvel icabı takdirinde; mevrus malı bizzat gaibe veya kendilerine müreccah olan hak sahiplerine iade
edeceklerine dair teminat göstermeğe mecburdurlar. Bu teminat, gaiplik hükmü ölüm tehlikesi içinde gaip olmaktan naşi ise
beş sene ve çoktanberi haber alınamamaktan mütevellit ise on beş sene ve her halde azami olarak gaibin yüz yaşına vasıl
olacağı zaman için gösterilir. Bu beş senenin başlangıcı, mirasa vaz’ıyed edildiği günden ve on beş seneninki gaipten alınan
son haber tarihinden başlar.
2 – Geri vermek mükellefiyeti:
Madde 527 – Mirasa vaz’ıyed edenler, mevrus malı, gaip olan kimse zuhur ettiği takdirde; kendisine yahut vaziyed
edenlere müreccah hakkı olduğunu ispat eden kimseye, iade ile mükelleftirler. Her iki halde zilyedliğe dair olan hükümler
caridir.
Vaz’ıyed edenler, hüsnü niyet sahibi iseler, kendilerine müreccah olan kimselere karşı iade mükellefiyetleri miras
sebebi ile istihkak davası için muayyen olan müruru zaman müddetine münhasırdır.
II. Bir gaibin mirastaki hakkı:
Madde 528 – Mirasın açıldığı gün hayat ve mematı ispat edilemiyen gaip mirasçının hissesi, mahkeme tarafından
resmen idare ettirilir. Bu gaip murisin ölümünde hayat halinde olmasa idi hissesi kimlere düşecek idiyse, onlar ölüm tehlikesi
içinde vukubulan gaybubet halinde hadisenin vukuu tarihinden itibaren bir sene ve çoktanberi haber alınamamak halinde
alınan son haber tarihinden itibaren beş sene sonra; hakime müracaatla gaipliğe hüküm itasiyle o hisseye vaz’ıyed etmelerine
müsaade olunmasını talep edebilirler. Gaipliğine hükmolunan kimsenin terekesine mirasçılarının veya mirasından müstefit
olacak kimselerin vaz’ıyed etmelerine dair hükümler, işbu hissenin tesliminde dahi caridir.
III. Gaibin aynı zamanda mirasçı ve muris olması:
Madde 529 – Bir gaibin, mirasçıları onun mallarına vaz’ıyed müsaadesini istihsal ettikten sonra o gaibe bir miras
intikal ettiği takdirde bu mirasın kanunen kendilerine teslim edilmesi lazımgelenler, ayrıca bir gaiplik hükmü istihsaline
mecbur olmaksızın teslim talebinde bulunabilir. Eğer gaiplik kararını daha evvel bunlar istihsal etmiş ise, işbu karar
bilmukabele gaibin mirasçıları hakkında müessir olur.
1304-75
IV. Hazinenin talebi ile:
Madde 530 – Hayat ve mematı belli olmayıp ta malları on senedenberi mahkeme marifetiyle idare edilen yahut
mallarını bu suretle idaresi on seneden aşağı olmakla beraber yüz yaşını ikmal etmiş olan kimsenin gaipliğine, hazinenin
talebi üzerine hükmolunur.
Gaipliğe hüküm için lazım olan ilan müddeti zarfında hiç bir hak sahibi zuhur etmezse, bu mallar hazineye intikal
eder. Bu takdirde hazine mirasa vaz’iyed edenler hakkındaki hükümlere tevfikan gerek gaibe gerek müreccah hak sahiplerine
karşı mesul olur.
ON ALTINCI BAP
Mirasın hükümleri
BİRİNCİ FASIL
İhtiyati tedbirler
(A) UMUMİ TEDBİRLER:
Madde 531 – Müteveffanın son ikametgahı sulh hakimi , terekenin muhafazası ve hak sahiplerine vüsulünü temin
için lazımgelen tedbirleri doğrudan doğruya yapmağa mecburdur. Bu tedbirler bilhassa kanunda muayyen hallerde terekeyi
mühürlemek, deftere geçirmek, doğrudan doğruya idare ve vasiyetnameleri açmak gibi şeylerdir.
Müteveffa ikametgahının gayrı bir mahalde vefat ederse bu mahal sulh hakimi, müteveffanın ikametgahı sulh
hakimine keyfiyeti haber vermekle beraber kendi dairesindeki malların muhafazası için lazımgelen tedbiri yapar.
(B) MÜHÜRLEMEK , DEFTER TUTMA:
(C) MÜFREDAT DEFTERİ :
Madde 532 – Aşağıdaki sebeplerden birinin tahakkukunda sulh hakimi terekeyi mühürler ve defterini yapar:
1 – Mirasçılardan biri vesayet altına alınmış ise veya alınması icap ediyorsa.
2 – Vekili olmayan bir mirasçının gaybubeti halinde.
3 – Mirasçılardan ve alakadarlardan birinin talebi üzerine.
Defteri yapma muamelesi, tarihi vefattan itibaren bir ay içinde ikmal olunur.
(D) TEREKENİN RESMEN İDARESİ:
I. Umumi surette :
Madde 533 – Aşağıdaki hallerde sulh hakimi mirasın doğrudan doğruya idaresini emreder:
1 – Vekil tayin etmeden gaybubet eden mirasçının menfaati istilzam ediyorsa onun hissesi hakkında.
2 – Mirasa istihkak iddia edenlerden hiç biri sıfatını teyit edecek delil göstermediği yahut mirasçı bulunup
bulunmadığı şüpheli olduğu takdirde tereke hakkında.
3 – Müteveffanın bütün mirasçıları malüm olmazsa kezalik tereke hakkında.
4 – Kanunen muayyen olan diğer hallerde.
Müteveffa, vasiyetinin icrasına birisini memur etmiş ise mirasın idaresi bu memura havale edilir.
1304-76
Vesayet altındaki kimsenin vefatı halinde terekesi, hilafına bir hüküm olmadıkça, vasi tarafından idare edilir.
II. Mirasçılar meçhul ise :
Madde 534 – Sulh hakimince, müteveffanın mirasçısı bulunup bulunmadığı tahakkuk etmez yahut mirasçılarının
adedi tayyün edemezse; üç ay içinde sıfatlarını beyan etmek üzere alakadarlar, ilanla davet edilir.
Bu müddet içinde sulh hakimine hiç bir müracaat vaki olmaz ve mirasçıların mevcudiyeti sabit olmazsa, miras,
hazineye intikal eder. Bununla beraber miras sebebi ile istihkak davası hakkı mahfuzdur.
(H) VASİYETNAMENİN AÇILMASI:
I. Tevdi borcu :
Madde 535 – Vefat zamanında çıkan vasiyetname butlanını istilzam eden bir nakisa ile malül görülse bile hemen
sulh mahkemesine verilir.
Vasiyetnameyi tanzim veya hıfzeden daire veya hıfzı deruhte eden veya müteveffanın evrakı arasında bulan her şahıs,
bu borcu ifa ile mükelleftir.
Sulh hakimi, vasiyetnamenin kendisine tevdiini mütaakip kanuni mirasçıların emvale muvakkaten vaziyed etmelerine
müsaade yahut resmen idaresini emreder. Mümkün ise alakadarlar, dinlenir.
II. Müddet ve davet:
Madde 536 – Sulh mahkemesi; vasiyetnameyi, tesellüm ettiği tarihten itibaren nihayet bir ay içinde açar.
Vasiyetname açılırken malüm olan mirasçılar davet edilir.
Mütaveffa, mütaaddit vasiyetnameler bırakmış ise hepsi son ikametgahı sulh mahkemesine verilir ve orada açılır.
III. Alakadarlara tebliğ :
Madde 537 – Mirasta hak sahibi olanların her birine masrafı terekeye ait olmak üzere vasiyetnameden kendilerine
taalluk eden kısımların resmi bir sureti, hakim tarafından tebliğ edilir.
Vasiyetnamede kendilerine mütaallik hükümler bulunup ta ikametgahı malüm olmayanlar, resmi bir ilan ile
keyfiyetten haberdar edilir.
IV. Malların itası :
Madde 538 – Vasiyetnamede mirasçı nasbedilmiş olup ta hakları kanuni mirasçılar yahut tarihi mukaddem bir
tasarruf ile lehlerine teberru vaki olanlar tarafından sarahaten itiraza uğramayan kimseler, tebliğ tarihinden itibaren bir ay
geçtikten sonra mirasçılık sıfatları hakkında ellerine resmi bir vesika verilmesini, sulh hakiminden isteyebilirler. Her nevi
butlan ve miras sebebi ile istihkak davaları hakkı mahfuzdur.
İKİNCİ FASIL
Mirası iktisap
(A) İKTİSAP:
I. Mirasçılar:
Madde 539 – Miras açılınca, mirasçılar onun tamamına sahip olurlar. Kanunda açıkça yazılı haller müstesna olmak
üzere, mütevaffanın alacakları ve bilcümle hakları ve zilyed bulunduğu malları, mirasçılarına intikal eder ve bu mirasçılar
müteveffanın borçlarından şahsan mesul olurlar.
1304-77
Mansup mirasçıların iktisabı, kendilerini nasbeden muteveffanın vefatından başlar. Kanuni mirasçılar, zilyedlik
hükümlerine tevfikan mansup mirasçıların hisselerini teslime mecburdurlar.
II. İntifa hakkı sahipleri:
Madde 540 – (Mülga : 14/11/1990 – 3678/31 md.)
III. Lehine muayyen şey vasiyet edilen kimse:
1 – İktisap:
Madde 541 – Kendisine muayyen bir şey vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti ifa ile mükellef olan varsa ona, yoksa
kanuni ve mansup mirasçılara karşı dava ikamesi hakkına maliktir. Bu hak davası, vasiyetçinin hilafını kasdettiği
vasiyetnameden anlaşılmadıkça vasiyet olunan şeyi teslim ile mükellef olan kimsenin mirası kabul ettiği veya reddedebilmek
hakkının sakıt olduğu tarihten başlar. Lehine vasiyet yapılana karşı kendilerine terettüp eden borçları ifa etmeyen mirasçılar
aleyhine, vasiyet edilen muayyen şeylerin tesellümü davası ikame edileceği gibi vasiyet olunan şey her hangi bir tasarrufu
icra ise maddi tazminat davası dahi ikame olunabilir.
2 – Mevzuu:
Madde 542 – Müteveffa tasarrufunda hilafını tasrih etmedikçe intifa hakkına veya irada veya muayyen müddetlerde
tediye yapılmasına dair olan vasiyetler, ayni haklar ve borçların hükümlerine tabidir.
Vasiyet olunan şey, müteveffanın kendi ölümüne karşı akdettiği bir sigortanın bedeli ise; lehine vasiyet yapılan kimse
hukukunu doğrudan doğruya sigortacıdan dava edebilir.
3 – Alacaklıların hakları:
Madde 543 – Müteveffanın alacaklılarının hakları, kendilerine muayyen şey vasiyet olunan kimselerin haklarına
takaddüm eder.
Mirası kayıtsız ve şartsız kabul eden mirascının şahsi alacaklıları, müteveffanın alacaklıları gibi hukuku haiz olur.
4 – Tenkis:
Madde 544 – Vasiyet olunan şeyleri teslimden sonra evvelce malumları olmayan tereke borcunu ödeyen mirasçılar,
vasiyet olunan şeylerden tenkis edebilecekleri miktarları;lehine vasiyet yapılanlardan mütenasiben geri alabilirler. Şu kadar ki
lehine vasiyet yapılanlar istirdat davasının ikame edildiği günde vasiyet olunan şeyden veya hasılatından ellerinde kalan
miktardan fazlası ile, mutalip olmazlar.
(B) RET:
I. Hakiki ret veya hükmi ret:
1 – Ret salahiyeti :
Madde 545 – Kanuni ve mansup mirasçılar, mirası reddedebilirler. Müteveffanın vefatı anında terekenin borca
müstağrak olduğu şayi veya sabit olursa, miras reddedilmiş olur.
2 – Müddet :
a) Umumi müddet:
Madde 546 – Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu müddet, kanuni mirasçı için mirasçılığa sonradan muttali
olduğunu ispat edemediği takdirde murisin vefatından haberdar olduğu günden ve mansup mirasçı için lehindeki tasarrufun
kendisine resmen bildirildiği tarihten başlar.
1304-78
b) İhtiyati defteri tutmada mebde:
Madde 547 – Tereke, ihtiyati bir tedbir olarak deftere geçirilmiş ise, ret müddeti bütün mirasçılar için deftere
geçirilmenin hitam bulduğu sulh mahkemesince kendilerine bildirildiği günden başlar.
3 – Ret hakkının intikali :
Madde 548 – Mirası reddetmeden vefat eden mirasçının ret hakkı, kendi mirasçısına intikal eder. Bu takdirde bu
mirasçının ret müddeti birinci mirasın kendi murisine intikaline muttali olduğu günden başlar. Şu kadar ki kendi murisinin
mirasına karşı haiz olduğu ret müddeti münkazi olmadan, hitam bulmaz. Reddedilen miras evvelce hakkı olmayan bir
mirasçıya intikal ederse bu mirasçı için müddet, mirasın reddine muttali olduğu günden başlar.
4 – Reddin şekli :
Madde 549 – Mirası reddeden mirasçının, keyfiyeti sulh mahkemesine tahriren veya şifahen beyan etmesi lazımdır.
Bu ret,kayıtsız ve şartsız olmalıdır.
Sulh mahkemesi, reddi tescil eder.
II. Ret hakkından mahrumiyet:
Madde 550 – Müddeti içinde reddetmiyen mirasçı, kayıtsız ve şartsız iktisab etmiş mirascı olur. Müddet hitamından
evvel alelade idarenin ve mirasa ait işleri idamenin istilzam etmediği bir muameleyi yapan ve terekeden bir malı zimmetine
geçiren veya ketmeden mirasçı, mirası reddetmek hakkından mahrumdur.
III. Reddeden mirasçının hissesi :
Madde 551 – Ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmaksızın vefat eden kimsenin mirasçılarından biri, mirası reddederse
bunun hissesi murisin vefatında hayatta değil imiş gibi diğer mirasçılara intikal eder.
Ölüme bağlı bir tasarruf bulunupta, hilafına bir kaydı ihtiva etmediği takdirde mirası reddeden mansup mirasçının
hissesi, müteveffanın en yakın kanuni mirasçısına, intikal eder.
IV. En yakın bütün mirasçıların reddi :
1 – Umumiyetle :
Madde 552 – En yakın kanuni mirasçıların cümlesi tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince karı kocadan
sağ olana tebliğ olunur.Ve onun tarafından ancak bir ay içinde miras kabul olunabilir.
2 – Karı kocadan sağ kalanın hakkı :
Madde 553 – Miras füruların cümlesi tarafından reddedilmiş ise, ret keyfiyeti sulh mahkemesince karı kocadan sağ
olana tebliğ olunur ve onun tarafından ancak bir ay içinde miras kabul olunabilir.
3 – Madun derece lehine :
Madde 554 – Mirası reddeden mirasçılar, kendilerini velyeden derecedeki mirasçıların tasfiyeden evvel mirası kabul
veya reddetmeye davet olunmalarını talep edebilirler. Böyle bir talep vukuunda, ret keyfiyeti o mirasçılara resmen tebliğ
edilir ve bir ay zarfında hiç birinin kabul etmemesi, mirasın onlar tarafından dahi reddi, hükmünde olur.
V. Müddetin temdidi :
Madde 555 – Sulh Mahkemesi, muhik bir sebep mevcut ise mansup veya kanuni mirasçıların ret müddetini temdit
veya yeni bir müddet tayin edebilir.
1304-79
VI. Vasiyet olunan muayyen şeyin reddi :
Madde 556 – Vasiyet olunan muayyen şey reddolunduğu takdirde, vasiyetçinin tasarrufundan hilafı anlaşılmadıkça;
vasiyet olunan şey, onu ifa ile mükellef olan kimsenin olur.
VII. Reddeden mirasçının alacaklılarını himaye:
Madde 557 – Mevcudu borcuna yetmiyen mirasçı, alacaklılarını izrar kaydiyle mirası reddederse: alacakları ve iflas
takdirinde masası, kendilerine teminat verilmedikçe bu redde karşı üç ay müddet zarfında itiraz edebilirler. Reddin iptaline
hüküm olunursa miras resmen tasfiye olunur. Bu suretle tasfiye edilen mirastan mirasçının hissesine bir şey isabet ederse
bundan evvela redde itiraz eden alacaklıların saniyen diğer alacaklıların alacakları tesviye olunur. Artarsa, ret lehine vaki
olan mirasçıya ait olur.
VIII. Ret halinde mesuliyet:
Madde 558 – Mevcudu borcuna yetmiyen terekenin alacaklıları, müteveffadan, vefatından evvelki son beş sene
zarfında mirasın taksiminde iadeye tabi bir mal almış ve mirası reddetmiş olan mirasçı aleyhine istirdat davası ikame
edebilirler. Evlenme esnasında adet üzere verilen yahut terbiye ve talim için sarf olunan şeylerin istirdadını hiç bir suretle
dava edemezler. Hüsnüniyet sahibi olan mirasçılar, aldıkları malın veya hasılatının ancak ellerinde kalan miktariyle mesul
olurlar.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Defter tutma talebi
(A) ŞARTLARI:
Madde 559 – Mirası reddetmek hakkını haiz olan her mirasçı, defter tutma talebinde bulunabilir. Bu talep, mirası ret
için muayyen olan müddetin cerayanından itibaren bir ay içinde, ret hakkındaki hükümlere göre yapılır. Defter tutma için
mirasçılardan yalnız birinin talebi kafidir.
(B) DEFTER TUTMA MUAMELESİ:
I. Deftere geçecek şeyler:
Madde 560 – Defter, sulh mahkemesince yapılır ve mirasın mevcudiyle alacak ve borç müfredatı ve her malın takdir
olunacak kıymeti yazılır. Müteveffanın mirası hakkında malümatı olan alakadarlar, sulh mahkemesince talep vukuunda
malümat vermeğe mecburdurlar. Makbul bir sebebe müstenid olmaksızın malümat vermekten imtina edenler, bu yüzden
tevellüt edecek zararı tazmin ile mükelleftirler. Hususiyle mirasçılar, terekenin kendilerince malüm olan borcunu haber
vermeğe mecburdurlar.
II. İlan tarikiyle davet:
Madde 561 – Sulh mahkemesi, müteveffanın alacaklılariyle borçlularını,muayyen bir müddet zarfında alacaklarını ve
borçlarını kayıt ve beyana davet için,ilan suretiyle,tebligatta bulunur ve bu davete icabet etmemenin neticeleri hakkında
alacaklıların nazarı dikkatini celbeder. Davet, kefalet sebebi ile alacaklı olanlarada şamildir.
İşbu müddet, ilk ilandan itibaren en aşağı bir aydır.
III. Doğrudan doğruya defter tutma :
Madde 562 – Resmi kayıtlardan yahut müteveffanın evrakından anlaşılan alacak ve borçlar doğrudan doğruya
deftere geçirilir ve keyfiyet alacaklılara ve borçlulara bildirilir.
1304-80
IV. Defter tutmanın nihayeti, tetkiki, masrafı :
Madde 563 – Muayyen müddetin hitamında defter tutma muamelesine nihayet verilir.Tutulan defter, alakadarlar
tarafından tetkik olunabilir.Tetkik için tayin olunacak müddet en aşağı bir aydır. Defter tutma masrafı terekeden ödenir.
Yetişmezse, defter tutmayı talep eden mirasçı tarafından verilir.
(C) DEFTER TUTMA ESNASINDA MİRASÇILARIN VAZİYETİ :
I. İdare:
Madde 564 – Defter tutma muamelesinin devamı müddetince, ancak terahisi tereke hakkında zararı mucip olan idari
tasarruflar yapılabilir.Müteveffaya ait işlerin, mirasçılardan biri tarafından görülmesine sulh mahkemesince müsaade edilirse,
diğer mirasçılar teminat isteyebilirler.
II. İcrai takibat, müruru zaman ve dava :
Madde 565 – Defter tutma muamelesinin devamı müddetince terekenin borçları hakkında icraca takibat yapılamaz ve
bu hususta müruru zaman işlemez.
Müstacel mevad müstesna olmak üzere, ikame edilmiş bulunan davalar talik olunur. Yeniden dava ikame olunamaz.
(D) MİRASÇILARI KARAR İTTİHAZINA DAVET :
I. Müddet :
Madde 566 – Defter tutma muamelesine nihayet verildikten sonra mirascılardan her biri bir ay zarfında ret veya
kabul hususunda bir karar ittihazına davet edilir. Sulh Mahkemesi yeniden kıymet takdiri veya ihtilafın halli gibi hususlarda
halin icabına göre işbu müddeti artırabilir.
II. Mirasçının ret ve kabul hakkındaki beyanatı:
Madde 567 – Mirasçılardan her biri, muayyen müddet içinde mirası redde veya tutulan defter mucibince veya mutlak
surette kabule yahut resmi tasfiye talebine salahiyettardır. Süküt, tutulan defter mucibince kabul sayılır.
III. Defter tutma mucibince kabulün hükmü :
1 – Deftere nazaran mesuliyet :
Madde 568 – Tutulan defter mucibince kabul halinde tereke, defterde yazılı borçlar ile beraber mirasçıya intikal eder
ve bu intikalin hükmü mirasın açıldığı günden başlar. Bu takdirde mirasçı defterde yazılı borçları gerek mirastan, gerek şahsi
mallarından ödemeye mecburdur.
2 – Defter tutma haricinde mesuliyet:
Madde 569 – Alacaklarını vaktiyle yazdırmayan alacaklılar, mirasçıyı ne şahsan nede terekeye izafetle takip
edemezler. Şukadar ki makbul bir özür sebebiyle alacaklarını kayıt ettirmemiş veya kayıt için müracaat ettiği halde her
nasılsa alacağı kayıt olunamamış olan alacaklıya karşı, mirasçı, yalnız mirastan kendisine düşen miktar ile mesuldür.Mamafi
alacak mukabilinde müteveffadan rehin veya teminat almış bulunan alacaklı, her halde matlubunu rehin veya teminattan istifa
edebilir.
(H) KEFALET SEBEBİYLE MESULİYET :
Madde 570 – Muteveffanın kefalet sebebiyle olan borçları, defter tutma esnasında ayrıca kayıt
edilir.Mirasçılar,defteri tutulan mirası mutlak olarak kabul etmiş olsalar bile; murisin bu kabil borçlarından, ancak tereke
borcunun iflas hükümlerine göre tasfiyesi halinde kefaleten alacaklı olanlara düşecek miktar nisbetinde, mesul olurlar.
1304-81
(V) HAZİNEYE İNTİKAL EDEN MİRASIN HÜKMÜ :
Madde 571 – Hazineye intikal eden mirasın, usulü dairesinde doğrudan doğruya defteri tutulur.
Hazine, terekenin borcundan ancak kendisine intikal eden mallar nispetinde mesul olur.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Resmi tasfiye
(A) ŞARTLARI :
I. Mirasçılardan birinin talebi :
Madde 572 – Mirasçı, mirası ret veya tutulan defter mucibince kabul edeceği yerde resmi tasfiye talebinde
bulunabilir.
Bu talep, diğer bir mirasçının mirası mutlak olarak kabulü halinde mesmu olmaz. Resmi tasfiye halinde mirasçılar,
terekenin borçlarından mesul değillerdir.
II. Alacaklıların talebi üzerine :
Madde 573 – Alacaklarını istifa edemiyeceklerinden ciddi sebeplere binaen endişe eden müteveffanın alacaklıları,
müracaatla haklarını alamaz veya teminat istihsal edemezse; murisin vefatı tarihinden yahut vasiyetnamenin açılmasından
itibaren üç ay zarfında terekenin resmen tasfiyesini talebedebilirler.
Kendilerine muayyen şey vasiyet olunan kimseler, bu gibi hallerde dahi haklarının muhafazası için ihtiyati tedbirler
talebine mezundurlar.
(B) USUL :
I. İdare:
Madde 574 – Resmi tasfiye, sulh hakimi tarafından icra olunur. Hakim bu vazifenin ifasına bir veya müteaddit
kimseleri memur edebilir.
Resmi tasfiye, ilan ile tebliğ üzerine yapılan defter tutma ile başlar. Tasfiye memuru sulh hakiminin murakabesi
altında bulunur ve mirasçılar bu memur tarafından fiil mevkiine konmuş veya konmak üzere bulunmuş olan tedbirler
aleyhine sulh hakimine şikayet edebilirler.
II. Alelade tasfiye :
Madde 575 – Resmi tasfiye, müteveffanın işlerinin tesviyesi ve borçlarının ifası, alacaklarının tahsili ve muayyen
şeylere dair vasiyetin mevcuda göre ifası ve icabında hak ve taahhütlerinin mahkemece tesbiti ve mallarının paraya tahvili
hususlarını ihtiva eder. Mirasçılar, pazarlık şartiyle uyuşamazlarsa müteveffanın gayri menkul malları müzayede ile satılır.
Mirasçılar, tasfiye için lüzumlu olmıyan eşya ve nukudun tamamen veya kısmen kendilerine tevdiini, tasfiye esnasında talep
edebilirler.
III. İflas usulü ile tasfiye :
Madde 576 – Mevcudu borcuna yetişmiyen terekenin tasfiyesi, mahkemece, iflas kaidesine göre yapılır.
BEŞİNCİ FASIL
Miras sebebiyle istihkak davası
(A) MİRAS SEBEBİYLE İSTİHKAK DAVASININ ŞARTLARI :
Madde 577 – Terekeye veya bir kısmına vazıyed edenlere karşı kanuni veya mansup mirasçı sıfatı ile racih bir hakka
malik olduğuna zahip olan kimse, miras sebebi ile istihkak davasında bulunabilir.Hakim davacının talebi üzerine hakkının
muhafazası için iktiza eden tedbirleri ittihaz eyler.Bu tedbirler, teminat itası veya tapu kaydine şerh verilmesi gibi şeylerdir.
1304-82
(B) İSTİHKAK DAVASININ HÜKMÜ:
Madde 578 – Miras sebebi ile istihkak davası sabit oldukta, hasım yedinde bulunan malı zilyetlik kaidelerine göre
davacıya verir. Hasım bu davalarda iktisap müruru zaman def’inde bulunamaz.
(C) MÜRURU ZAMAN :
Madde 579 – Hüsnü niyet sahibi zilyede karşı miras sebebi ile istihkak davasının müruru zaman müddeti, davacının
kendi hakkının racih olduğuna ve hasmının zilyet bulunduğuna ıttılaından itibaren bir sene ve her halde murisin vefatından
veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren on senedir. Suiniyet sahibi zilyetlere karşı müruru zaman müddeti otuz senedir.
(D) KENDİSİNE MUAYYEN BİR ŞEY VASİYET EDİLENİN İSTİHKAK DAVASI:
Madde 580 – Kendisine muayyen birşey vasiyet olunan kimsenin ikame edeceği istihkak davasının müruru zaman
müddeti, teberrüden haberdar edildiği günden ve ihbar zamanında henüz ifası lazım olmıyan teberrülerde ifanın lüzumu
tarihinden itibaren on senedir.
ON YEDİNCİ BAP
Taksim
BİRİNCİ FASIL
Terekenin taksiminden evvelki hali
(A) İNTİKALİN HÜKÜMLERİ :
I.Miras şirketi:
Madde 581 – Mirasçı birden ziyade ise, terekedeki haklar ve borçlar taksime kadar müşa kalır.Tereke mirasçıların
mülkü olup, mukavele veya kanun ile muayyen temsil ve idare hakları mahfuz kalmak üzere mirasçılar, bunda müştereken
tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin talebi üzerine hakim, taksimin icrasına kadar miras şirketine bir mümessil tayin
edebilir.
II.Mirasçıların mesuliyeti:
Madde 582 – Mirasçılar, müteveffanın borcundan müteselsilen mesuldürler.
(B) TAKSİM DAVASI:
Madde 583 – Mukavele veya kanun mucibince şuyuu idameye mecbur olmıyan her mirasçı dilediği zaman terekenin
taksimini isteyebilir.Tasfiyenin derhal icrası malın kıymetine ehemmiyetli bir noksan iras edecek ise hakim mirasçılardan
birinin talebi üzerine terekenin veya bir kısmının taksimini ileriye bırakabilir.
Mirasçılardan biri borcunu edadan aciz olduğu takdirde diğerleri, tereke açılır açılmaz haklarının muhafazası için
icabeden tedbirin ittihazını istiyebilirler.
(C) TAKSİMİN TEHİRİ:
Madde 584 – Mirasçılar arasında cenin varsa, taksim, doğmasına bırakılır. Anası nafakaya muhtaç ise bu müddet
içinde müşa mallardan istifade hakkına malik olur.
İştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete dönüştürülmesi
Madde 584/a – (Ek: 14/11/1990 – 3678/13 md.)
Mirasçılardan biri terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki iştirak halinde mülkiyetin müşterek
mülkiyete dönüştürülmesini talep ettiği takdirde hakim, diğer mirasçılara tebliğ yaparak tayin edeceği süre içinde onları,
itirazları varsa bildirmeye davet eder.
İştirak halinde mülkiyetin o mal üzerinde devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri,
tayin edilen süre içinde taksim davası açmadığı takdirde o mal üzerindeki iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete
dönüşmesine karar verilir.
Terekeye dahil diğer hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi hususunda
da yukarıdaki hükümler uygalanır.
(D) YAŞAYANLARIN HAKKI:
Madde 585 – Müteveffanın vefatı zamanında yanında bulunup onun tarafından beslenegelen mirasçılar, murislerinin
hayatında olduğu gibi bir ay daha terekeden infak ve iaşe edilmelerini istiyebilirler.
1304-83
İKİNCİ FASIL
Taksimin nasıl yapılacağı
(A) TAKSİMİN UMUMİ HÜKÜMLERİ:
Madde 586 – Kanuni mirasçılar gerek kendi aralarında gerek mansup mirasçılar ile birlikte mirası aynı kaidelere
göre taksim ederler.Taksimin nasıl yapılacağı tayin ve tesbit edilmemiş ise, mirasçılar, terekeyi diledikleri gibi taksim
edebilirler.
Terekeye ait bir mala zilyet veya müteveffaya borçlu bulunan mirasçı, taksim esnasında bu hususa dair vazıh
malümat vermekle mükelleftir.
B) TAKSİM KAİDELERİ:
I. Müteveffanın şartları:
Madde 587 – Muris, vasiyetname veya miras mukavelesi ile taksimin nasıl yapılacağına ve hisselerin teşkiline
müteallik kaideler koyabilir.
Hisseler arasında, muris tarafından ihlali kast edilmemiş olan müsavatı icabında temin hususu mahfuz kalmak
şartiyle; mirasçılar, işbu kaidelere riayetle mükelleftir.
Vasiyetnamede veya miras mukavelesinde hilafı şart kılınmadıkça; terekeden bir malın mirasçılardan birine tahsisi,
vasiyet hükmünde tutulmayıp, taksimin icrası suretini beyana hamlolunur.
II. Mahkemenin borçlu bir mirasçı makamına kaim olması:
Madde 588 – Bir mirasçıya düşen hisseyi temellük veya haczeden yahut o mirasçı aleyhine borcunu ödemekten acze
dair icra vesikası istihsal eyliyen alacaklı, hakimin mirasçı yerine kaim olan taksimine iştirakini, isteyebilir.
(C) TAKSİMİN TARZI:
I. Mirasçıların hukukça müsavatı :
Madde 589 – Hilafına bir hüküm bulunmadıkça, mirasçılar tereke mallarında aynı hukuku haizdirler.
Mirasçılar, müteveffa ile beyinlerindeki münasebetlere müteallik olup taksimin müsavat ve adalet dairesinde icrasına
yarıyan her türlü malümatı birbirine vermekle mükelleftirler.
Mirasçılardan her biri, borçların taksiminden evvel tediyesini veya teminata bağlanmasını istiyebilir.
II. Hisselerin teşkili:
Madde 590 – Hisseler, mirasçılardan sağ olanlar ile istihlaf edilenlerin adedince teşkil olunur. Mirasçılar
uyuşamazlarsa, içlerinden herhangi biri, hisselerin mahkemece teşkil edilmesini talep edebilir. Hisselerin teşkilinde mahkeme
mahalli adetleri, mirasçıların hal ve şanlarını ve ekseriyetin arzularını nazarı itibara alır. Hisselerin tahsisi, mirasçıların kendi
aralarında uyuşmasiyle olur. Bu mümkün olmazsa, kur’a çekilir.
III. Bazı tereke mallarının tahsisi veya satılması:
Madde 591 – Kıymetlerine ehemmiyetli bir noksan arız olmaksızın taksimi kabil olmıyan mal, mirasçılardan birine
tahsis olunur. Taksim veya tahsisinde mirasçıların uyuşamadıkları mallar satılıp bedeli taksim edilir. Mirasçılar ittifak
edemezlerse sulh hakimi müzayedenin umumi olmasına veya mirasçıların arasında icrasına karar verir.
1304-84
(D) BAZI EŞYANIN TAKSİMİNE MÜTAALLİK KAİDELER :
I. Kül teşkil eden eşya, aile evrakı, hatıralar :
Madde 592 – Mirasçılardan birinin muhalefeti halinde, asıl ve maksat itibariyle bir kül teşkil eden eşya, taksim
edilemez. Mirasçılardan birinin muhalefeti halinde, aile evrakı ve hatıra teşkil eden eşya satılamaz. Mirasçılar arasında ihtilaf
vukuunda, sulh hakimi, bu gibi eşyanın satılmasına yahut mahalli adetlere ve adet mevcut değilse mirasçıların hal ve
şanlarına nazaran hissesinden mahsup edilmek üzere mirasçılardan birine tahsisine karar verebilir.
II. Mirasçıdaki alacağın mahsubu:
Madde 593 – Müteveffanın mirasçılardan birindeki alacağı, o mirasçının hissesinden mahsup edilir.
III. Teminat gösterilen tereke malları :
Madde 594 – Hissesine merhun mal isabet eden mirasçı, mukabili olan borcu ödemekle mükelleftir.
IV. Gayrimenkuller:
1 – Ayırma :
2 – Tahsis :
a) Kıymet takdiri :
Madde 595 – Gayri menkul mallar, mirasçıya taksim zamanındaki kıymetleriyle verilir.
b) Kıymet takdirinde usul :
Madde 596 – Mirasçılar bir gayri menkulün kıymetinde ittifak edemezlerse o kıymet kati surette resmi muhamminler
tarafından takdir olunur.
V. Ziraat işleri :
1 – Taksimden istisna :
Madde 597 – Terekede iktisadi bir vahdet halinde işletilmekte olan zirai mallar bulunursa bunların kaffesi,
mirasçılardan işletmeğe muktedir olduğu anlaşılan talibine, tahsis edilir. Mirasçı bu ziraat işine yarıyan malzemenin, aletlerin
ve hayvanların dahi kendisine tahsis edilmesini isteyebilir. Tahsis edilen malların mecmuu için, tek bir kıymet takdir edilir.
2 – Tahsisin hangi mirasçıya ait olacağı :
Madde 598 – Mirasçılardan birinin tahsise itirazı veya taliplerin birden fazla olması takdirinde hakim, mahalli
adetleri ve adet yok ise mirasçıların hal ve şanını nazarı dikkate alarak tahsis hakkında karar verir ve bey’i yahut taksimini
emreder. İşletme hususunu bizzat üzerine almak isteyen mirasçı bütün malların tercihan kendisine tahsis olunmasını talep
edebilir.
Müteveffanın oğullarından hiç biri, işletme hususunu bizzat üzerine almak istemezse kızları veya bunların kocaları
işletmeğe muktedir olmak şartiyle malların kendilerine tahsisini isteyebilirler.
3 – Mirasın aile şirket emvali halinde idaresi :
a) Talep hakkı:
Madde 599 – Kendisine iktisadi bir vahdet halinde işletilmekte olan zirai mallar tahsis edilen mirasçı, diğer
mirasçıların hisselerinin bedelini ödemek için zirai gayrimenkullerin üzerlerinde evvelce mevcut teminat hukuku dahil
olduğu halde dörtte üçünden fazlasını teminat göstermek mecburiyetinde kalırsa, taksimin talikını talep edebilir.
1304-85
Bu takdirde mirasçılar, hissei temettü şartiyle müesses bir aile şirketi emvali teşkil etmiş olurlar.
b) Şirketi emvalin feshi :
Madde 600 – Kendisine iktisadi bir vahdet halinde işletilmekte olan zirai mallar tahsis edilen mirasçı, diğer
mirasçıların hisselerinin bedelini mallarını fazla miktarda borç altına koymadan ödeyebilecek bir hale gelirse; mirasçılardan
her biri, şirketi emvalin feshini ve hissenin ödenmesini isteyebilir.
Mallar kendisine tahsis edilen mirasçı dahi, hilafına mukavele yoksa şirketi her zaman feshedebilir.
4 – Diğer hisselerin nasıl tediye olunacağı :
Madde 601 – Mallar kendisine tahsis edilen mirasçı, taksimin tehirini isteyecek olursa diğer mirasçılar, şirketi
emvale girmek mecburiyetinde olmayıp, hisselerinin tahsis olunan gayrimenkul ile temin edilmiş bir alacak şeklinde
kendilerine teslimini talep edebilirler.
IV. Mülhak sınai mallar :
Madde 602 – İktisadi bir vahdet halinde işletilmekte olan zirai mallara mülhak sınai mallar varsa, hepsi birlikte
mirasçılardan işletmeğe ehil olan talibine tahsis olunur.
Bu sınai malların kıymeti, ayrıca takdir ve mirasçının hissesinden mahsup edilir.
Mirasçılardan birinin tahsise itirazı veya taliplerin birden fazla olması takdirinde, hakim, mirasçıların hal ve şanını
nazarı dikkate alarak tahsis hakkında karar verir veya bey’i yahut taksimi emreder.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Mirasta iade
(A) İADE BORCU :
Madde 603 – Kanuni mirasçılar, miras hissesine mahsuben müteveffanın sağlığında almış oldukları bütün teberruları,
terekeye iade ile birbirlerine karşı mükelleftirler.
Müteveffa tarafından hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça füru lehinde bahşedilen cihaz, tesis masrafı
borçtan ibra suretiyle ve bu kabilden sair suretlerle bahşedilen menfaatler iadeye tabidir.
(B) EHLİYETSiZLİK VEYA RED HALİNDE İADE:
Madde 604 – Mirasçılardan biri, mirasın açılmasından evvel veya sonra mirasçılık hakkını gaip ettiği takdirde; ona
terettüp eden iade mükellefiyeti hissesini alanlara geçer.
Feri kendi eline geçmemiş olsa bile aslına yapılan teberruları iade ile mükelleftir.
(C) ŞARTLARI:
I. İade veya mahsup :
1 – Muhayyerlik :
Madde 605 – İade ile mükellef olan mirasçı muhayyerdir, dilerse aldığı malın aynını iade eder, dilerse hissesinden
fazla olsa bile kıymetini mahsup ettirir. Müteveffanın bu esasa muhalif tasarrufları ve tenkis davalarına müteferri haklar
mahfuzdur.
1304-86
II. Miras hissesinden fazla olan teberrular :
Madde 606 – İadeye tabii teberruların miktarı, iade ile mükellef mirasçının miras hissesinin baliğ olduğu kıymetten
ziyade olup ta; bu ziyadenin mirasçıya kalmasının müteveffaca maksut olduğu isbat edilirse, tenkis davası hakkı mahfuz
kalmak üzere ziyadenin iadesi lazım gelmez. Fürulara evlenirken mutad derecede verilen eşya ile yapılan sarfiyatın iadeye
tabi olmaması, asıldır.
III. Hesabın nasıl yapılacağı :
Madde 607 – İadede, teberru olunan şeylerin mirasın açıldığı gündeki kıymetleri ve daha evvel satılmış olanların
satış fiatları esas olur. Hasılat ve sarfiyattan zamanı mucip olarak ayne veya kıymete arız olan noksanlardan dolayı mirasçılar,
zilyedin haklarına malik ve borçları ile mükelleftirler.
(D) TALİM VE TERBİYE MASRAFI:
Madde 608 – Muris tarafından hilafı kasdedilmiş olduğu ispat edilmedikçe çocukların terbiye ve tahsilleri için
yapılmış olan masarifin ancak mutad olan miktardan fazlası iade olunur.
Murisin vefatında henüz terbiye ve talimleri ikmal edilmemiş olan veya malül bulunan çocuklara taksim esnasında
münasip bir tazminat verilir.
(H) MUTAT HEDİYELER:
Madde 609 – Mutat; olan hediyeler, iadeye tabi değildir.
(V) AİLE İÇİN YAPILAN FEDAKARLIĞA KARŞI TAZMİNAT:
Madde 610 – Ana baba ile birlikte yaşayan ve ivazından sarahaten feragat etmeksizin kendi sayını veya varidatını
aileye tahsis etmiş olan reşit evlat, taksim esnasında münasip bir tazminat isteyebilir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Taksimin hitamı ve hükümleri
(A) TAKSİMİN HİTAMI:
I. Taksim mukavelesi :
Madde 611 – Hisselerin teşkil ve kabzını yahut taksim mukavalesinin akdini mütaakip, taksim; mirasçılar için lüzum
ifade eder.
Taksim mukavelesi, yazılı olmadıkça muteber olmaz.
II. Miras hisseleri hakkında mukavele :
Madde 612 – Miras haklarının temlikine mütaallik mirasçıların birbirleriyle akdedeceği mukaveleler ile hayatta
bulunan ana yahut babanın müteveffa karı ve kocasından olan çocuklariyle bu çocuklara müteveffadan isabet eden hissenin
temlikine mütaallik akdedecekleri mukavelenin, yazılı olması şarttır. Mirasçılardan biriyle hissesinin temlikine dair üçüncü
bir şahıs arasında akdedilmiş olan mukavele üçüncü şahsa, taksime müdahale hakkı vermez. Üçüncü şahsın hakkı, ancak
temlik eden mirasçıya ayrılan hissenin talebine münhasırdır.
III. Henüz açılmamış bir miras hakkındaki mukaveleler :
Madde 613 – Bir kimsenin sağlığında mirasçılardan birinin diğer mirasçılar veya üçüncü bir şahıs ile o kimsenin
mirası hakkında ve kendi iştirak ve muvafakatı olmaksızın yaptığı mukaveleler batıl ve hükümsüzdür. Böyle bir mukavele
mucibince vukubulan teslimat geri istenebilir.
1304-87
(B) MİRASÇILARIN BİRBİRİNE KARŞI MESULİYETİ:
I. Mesuliyetten mütevellit borçlar :
Madde 614 – Taksimden sonra mirasçılar, her birinin hissesine düşen mallar için beyi hükümleri mucibince
yekdiğerinin zaminidirler. Mirasçılar, aralarında taksim ettikleri alacakların mevcudiyetini birbirlerine karşı zamin oldukları
gibi borsaya kabul edilmiş olan kıymetli evrak müstesna olmak üzere bu alacaklar taksimde ne miktar için mahsup edilmişler
ise o miktar hakkında borçluların tediyeye iktidarlarından dahi mütekabilen alelade kefiller gibi mesuldürler. Zamin olanlara
karşı dava hakkı, taksimin hitamından ve taksimden sonra ödenmesi lazım matluplar için bu lüzum tarihinden itibaren bir
sene geçmekle müruru zamana uğrar.
II. Taksimin feshi:
Madde 615 – Mukaveleler hangi sebeplerle fesholunabilirse, taksim dahi aynı sebeplerle fesih olunabilir.
(C) ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI MESULİYET:
I. Teselsül:
Madde 616 – Alacaklı, alacağının inkısamına veya nakline sarahaten veya zımnen razı olmadıkça mirasçılar
taksimden sonra dahi terekenin borçlarından müteselsilen ve bütün malları ile mesuldürler. Şu kadar ki beş sene geçince
teselsül kalmaz. Bu müddet, taksimin hitamından ve taksimden sonra ödenmesi lazım matluplar için lüzum tarihinden başlar.
II. Rücu hakkı:
Madde 617 – Ödenmesi kendisine tahmil edilmiş olmayan bir borcu yahut bir borcun ödemesini deruhte ettiği
miktarından fazlasını, ödeyen mirasçı diğer mirasçılara rücu hakkını haizdir. Bu hak, evvel emirde taksim esnasında borcu
ödemeyi deruhte etmiş olan mirasçılara karşı kullanılır. Bundan başka hilafına şart olmadıkça, her biri, hisseleri nisbetinde
terekenin borçlarını ödemekle mükelleftirler.
DÖRDÜNCÜ KİTAP
Ayni haklar
BİRİNCİ KISIM
Mülkiyet
ON SEKİZİNCİ BAP
Umumi Hükümler
(A) MÜLKİYET HAKKININ UNSURLARI:
Madde 618 – Bir şeye malik olan kimse, o şeyde kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını haizdir; haksız
olarak o şeye vaziyed eden herhangi bir kimseye karşı istihkak davası ikame ve her nevi müdahaleyi menedebilir.
(B) MÜLKİYET HAKKININ ŞÜMULÜ:
I. Mütemmim cüzler:
Madde 619 – Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütün mütemmim cüzlerine de malik olur. Mahalli örfe göre bir
şeyin esaslı bir unsurunu teşkil eden o şey telef veya tahrip yahut tağyir edilmedikçe ondan ayrılması kabil olmıyan cüzler o
şeyin mütemmim cüzleridir.
1304-88
II. Tabii semereler:
Madde 620 – Bir şeye malik olan kimse,o şeyin tabii semerelerine de maliktir. Bir şeyin muayyen zamanlarda hasıl
ettiği ve örfün o şeyden sureti tahsisine göre istihsalini tecviz eylediği mahsuller, o şeyin tabii semereleridir.Tabii semereler,
ayrılıncaya kadar asıl şeyin mütemmim cüzleridir.
III. Teferruat :
1 – Tarif :
Madde 621 – Bir şeye ait yapılacak temliki tasarruflarda o şeyin istisna olunmayan teferruatı dahil olur. Mahalli örfe
veya malikin sarih arzusuna göre bir şeyin işletilmesi veya muhafazası veya ondan istifade olunması için daimi bir tarzda
tahsis olunan ve kullanmakta o şeye tabi kılınan veya takılan veya onunla birleştirilen menkul eşya asıl şeyin teferruatıdır.
Asıl şeyden muvakkat bir zaman için ayrılmakla teferruattan olmak sıfatı zail olmaz.
2 – Müstesnası :
Madde 622 – Asıl şeye zilyet bulunan kimsenin kullanmasına muvakkaten tahsis edilen veya ancak o kimsenin
istihlak etmesi için muhassas veya asıl şeyin hususi mahiyetine yabancı olan yahut o şey ile muhafaza için veya beyi veya
icar edilmek maksadiyle birleştirilen menkul eşya teferruat sıfatını alamaz.
(C) BİRDEN ZİYADE KİMSELERİN BİR ŞEY ÜZERİNDE MÜLKİYETİ :
I. Müşterek mülkiyet :
1 – Hissedarlar arasındaki münasebetler :
Madde 623 – Birden ziyade kimseler şayian bir şeye malik olur ve hisseleri bilfiil taksim edilmemiş bulunursa onlar,
o şeyin hissedarıdırlar.
Hissedarların şayi hisseleri birbirine müsavi olmak asıldır.
Hissedarlardan her biri kendi hissesi hakkında malik hak ve mükellefiyetlerini haiz olup hissesini temlik veya terhin
edebilir. Alacaklıları da bu hisseyi haczettirebilirler.
2 – İdari tasarruflar :
Madde 624 – Hilafına mukavale olmadıkça, hissedarlar müşterek mülklerini biliştirak idare ederler.
Ekseriyet hilafına karar vermedikçe hissedarlardan her biri, ufak tefek tamirat ile ziraat işleri gibi alelade idari
tasarrufları icraya ehildir.
Ziraat usulünün değiştirilmesi, büyük tamirat icrası gibi daha ziyade mühim olan idari tasarruflar, müşterek mülkün
yarısından fazlasına malik olan ve adet itibariyle de ekseriyeti teşkil eden hissedarların reyleri içtima etmedikçe yapılamaz.
3 – Temliki tasarruflar :
Madde 625 – Hissedarlardan her biri, müşterek menfaatler için diğer hisedarları temsil edebilir ve diğer hissedarların
hakları ile kabili tevfik oldukça müşterek şeyden istifade eder ve onu kullanır.
Müşterek mülkü temlik etmek, onun üzerinde aynı bir hak tesis eylemek ve onun intifa tarzını değiştirmek için bu
bapta bilittifak başka bir kaide kabul edilmediği takdirde bütün hissedarların muvafakati şarttır.
4 – Masraflara ve mükellefiyetlere iştirak :
Madde 626 – Müşterek mülkiyete terettüp eden veya müşterek mülkiyeti takyit eyliyen idari masraflar, vergiler ve
sair mükellefiyetler hilafına hüküm yoksa hisseleri nispetinde bütün hissedarlara ait olur.
1304-89
Hissedarlardan biri hissesinden fazla tediyeyatta bulunursa bu fazla ile hisseleri nispetinde diğer hissedarlara rücu
eder.
Hissedarlıktan çıkarılma
Madde 626/a – (Ek : 14/11/1990 – 3678/14 md.)
Kendi tutum ve davranışları veya malın kullanılmasını bıraktığı ya da fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin tutum ve
davranışları ile diğer hissedarların tümüne veya bir kısmına karşı olan yükümlülüklerini ağır surette ihlal eden hissedar, bu
yüzden onlar için müşterek mülkiyet ilişkisinin devamını çekilmez hale getirmişse mahkeme kararıyla hissedarlıktan
çıkarılabilir.
Davanın açılması, aksine bir anlaşma yoksa, hissedarların hem hisse hem de sayı bakımından çoğunlukla karar
vermelerine bağlıdır.
Hakim, çıkarma talebini haklı gördüğü takdirde,çıkarılacak hissedarın hissesini karşılayacak kısmı maldan ayırmak
mümkün ise bu ayırmayı yaparak ayrılan parçanın müşterek mülkiyetten çıkarılana tahsisine karar verir.
Aynen ayırımı mümkün bulunmayan maldaki hissenin dava tarihindeki değeri ile kendilerine devrini isteyen hissedar
veya hissedarlar bunu hissedarlıktan çıkarma talebi ile birlikte istemek zorundadırlar. Hakim, hükmünden önce re’sen tayin
edeceği münasip bir mehil içinde hisse değerinin tediye veya tevdiine karar verir. Davanın kabulü halinde hissenin talep eden
adına tesciline hükmolunur.
Hisseyi karşılayacak kısmın maldan aynen ayrılması mümkün olmaz ve bu hisseye talip olan hissedar bulunmazsa
hakim, davalıya hissesini temlik etmesi için bir süre tayin eder ve bu süre içinde temlik edilmeyen hissenin açık artırma ile
satışına karar verir. Satış kararı cebri icra yoluyla paraya çevirmeye dair hükümler uyarınca yerine getirilir.
Diğer hak sahiplerinin çıkarılması
Madde 626/b – (Ek:14/11/1990 – 3678/15 md.)
Bir hissedarın çıkarılmasına dair hükümler, kıyas yoluyla intifa veya diğer bir ayni hak veya tapuya şerh edilmiş kira
gibi şahsi hak sahibine de uygulanır. Şu kadar ki, devri caiz olmayan hakkın uygun bir tazminat karşılığında sona ermesine
karar verilir.
5 – Müşterek mülkiyetin nihayeti:
a) Taksim davası:
Madde 627 – Hukuki bir tasarruf mucibince yahut müşterek mülkün devamlı bir maksada tahsis edilmiş olması
hasebiyle şuyuu idame mükellefiyeti olmadıkça hissedarlardan her biri, taksim istiyebilir. Taksim hakkı, hukuki bir tasarrufla
on seneden fazla bir müddet için bertaraf edilemez. Taksim, münasip olmıyan bir zamanda yaptırılamaz.
b) Taksimin nasıl yapılacağı :
Madde 628 – Müşterek mülkiyet; aynen taksim ile nihayet bulacağı gibi bedeli hissedarlar arasında tevzi olunmak
üzere pazarlık veya müzayede suretiyle beyi ile ve hissedarlardan biri veya bir kaçı tarafından diğerlerine ait hisselerin
iktisabiyle de nihayet bulur.
Hissederlar taksimin nasıl yapılacağında ittifak edemedikleri takdirde müşterek mülkün kıymetine ehemmiyetli bir
noksan arız olmaksızın taksimi kabil ise, hakim aynen taksimi ve kabil değil ise hissedarlar beyninde veya umum arasında
müzayede ile satılmasını emreder.
Aynen taksiminde hisselerin teadülü temin edilemezse ivaz ilavesiyle tadil olunur.
1304-90
II. İştirak halinde mülkiyet:
1. Sebepleri:
Madde 629 – Kanun mucibince veya bir mukavele ile iştirak teşkil eden kimseler bir şeye malik olursa her birinin
hakkı o şeyin tamamına sari olur.
2 – Hükümleri:
Madde 630 – Şeriklerin hak ve vazifeleri iştiraki tevlit eden kanun veya mukavele hükümleri ile muayendir.
Hilafına bir hüküm olmadığı halde şeriklerin hakları ve hususiyle malik oldukları şeyde tasarruf salahiyetleri ancak
ittifak ile verecekleri karar mucibince kullanılabilir. İştirak devam ettiği müddetçe taksim ve şayi cüzde tasarruf caiz değildir.
3 – İştirak halindeki mülkiyetin nihayeti:
Madde 631 – İştirak halinde mülkiyet, o mülkün temliki veya iştirakin zevaliyle nihayet bulur. Bu suretle taksim,
hilafına hüküm bulunmadıkça müşterek mülkiyet hükümlerine göre yapılır.
ON DOKUZUNCU BAP
Gayri menkul mülkiyeti
BİRİNCİ FASIL
Gayrimenkul mülkiyetinin mevzuu, iktisabı, izaası
(A) GAYRİMENKUL MÜLKİYETİNİN MEVZUU:
Madde 632 – Gayrimenkul mülkiyetinin mevzuu, yerinde sabit olan şeylerdir. Bu kanuna göre aşağıdaki şeyler gayri
menkuldür:
1 – Arazi,
2 – Tapu sicilinde müstakil ve daimi olmak üzere ayrıca kaydedilen haklar,
3 – Madenler.
(B) GAYRİMENKUL MÜLKİYETİNİN İKTİSABI:
I. Tescil:
Madde 633 – Gayrimenkul mülkiyetini iktisap için tapu siciline kayıt, şarttır. Bununla beraber işgal, miras, istimlak,
cebri icra tarikleriyle veya mahkeme ilamı ile bir gayrimenkulü iktisabeden kimse tescilden evvel dahi ona malik olur.
Fakat tescil merasimi ikmal edilmedikçe temliki tasarrufta bulunamaz.
II. İktisap tarikleri :
1 – Mülkiyeti nakleden akitler:
Madde 634 – Mülkiyeti nakleden akitler resmi şekilde yapılmadıkça muteber olmazlar. Ölüme bağlı tasarruflarla
evlenme mukaveleleri kendilerine mahsus şekillere tabidir.
2 – İşgal:
Madde 635 – Tapu siciline göre sahipsiz bir şey haline geldiği anlaşılmıyan müseccel bir gayrimenkul, işgal
tarikiyle iktisap olunamaz.
Müseccel olmıyan bir arzın işgali sahipsiz şeylere dair olan hükümlere tabidir.
3 – Yeni arazi teşekkülü:
Madde 636 – Sahipsiz yerlerde birikmek, dolmak ve kaymak veya umuma ait suların mecra veya seviyeleri
değişmek gibi bir suretle teşekkül edip kendisinden istifade mümkün olan arazi Devletin mülkü olur.
Bu suretle kendisine ait bir gayrimenkulden ayrılan parçaların vücudunu ispat eden kimse onları istirdat edebilir.
4 – Arazinin kayması:
Madde 637 – Arazinin yerinden kayması hududun tadilini icabetmez. Bu suretle bir gayrimenkul üzerine geçmiş olan
toprak ve saire hakkında enkaza ve ihtilata dair olan hükümler tatbik olunur.
1304-91
5 – Müruru zaman:
a) Adi müruru zaman:
Madde 638 – Muhik bir sebep yok iken tapu sicillinde uhdesine malik sıfatı ile mukayyet bulunan bir gayrimenkulü
fasılasız ve nizasız on sene müddetle ve hüsnü niyetle yedinde bulunduran kimsenin o gayrimenkulün üzerindeki hakkına
itiraz olunamaz.
b) Fevkalade müruruzaman:
Madde 639 – (Değişik : 9/3/1954 – 6333/1 md.) Tapu sicilinde mukayyet olmıyan bir gayrimenkulü nizasız ve
fasılasız 20 sene müddetle ve malik sıfatiyle yedinde bulundurmuş olan kimse o gayrimenkulün kendi mülkü olmak üzere
tescili talebinde bulunabilir.
Tapu sicilinde maliki kim olduğu anlaşılamıyan veya 20 sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir
kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün,
mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir.
Tescil davası Hazine ve ilgili amme hükmi şahsiyeti aleyhine açılır ve mahkemece gazete ile ve ayrıca mahallinde
münasip vasıtalarla en az 3 defa ilan olunur.
Son ilandan itibaren 3 ay içinde bir itiraz davası açılmaz veya açılıp da reddedilir ve iddia sabit olursa tescile karar
verilir; karara gayrimenkulün haritası veya ebatlı krokisi eklenir.
Hususi kanun hükümleri mahfuzdur.
c) Müddetler :
Müddetin hesabı, inkıtaı – tatili :
Madde 640 – Yukarki maddelerde beyan olunan iktisabı müruru zaman müddetinin gerek hesabında gerek inkıta ve
tatilinde, ancak müruru zamanında cari olan hükümler tatbik olunur.
6 – Sahipsiz şeyler ve umuma ait mallar :
Madde 641 – Sahipsiz şeyler ile menfaati umuma ait olan mallar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Hilafı sabit
olmadıkça menfaatı umuma ait sular ile ziraate elverişli olmıyan yerler, kayalar, tepeler, dağlar ve onlardan çıkan kaynaklar
kimsenin mülkü değildir. Sahipsiz şeylerin ihraz ve işgali, yollar ve meydanlar, akar sular ile yatakları gibi menfaati umuma
ait malların işletilmesi ve kullanılması hakkında ahkamı mahsusa vazolunur.
III. Tescili talep hakkı :
Madde 642 – Bir şeye temellük etmek hakkını hibe gibi bir sebeple iktisap etmiş olan kimse tescil muamelesinin
icrasını malikinden talep edebilir. İmtina halinde mülkiyetin kendisine aidiyetine karar verilmesini hakimden istiyebilir.
İhraz ve işgal, intikal, istimlak cebri icra ve mahkeme ilamiyle bir gayrimenkulün mülkiyetini iktisap eden kimse;
doğrudan doğruya tescil muamelesini yaptırabilir.
Karı koca malları hakkındaki usul icabı olarak vuku bulan mülkiyet tebeddülleri sicilli mahsusuna kayıt ve ilan
edilmesini müteakip resen tapu siciline de kaydolunur.
(C) GAYRİMENKUL MÜLKİYETİN İZAASI :
Madde 643 – Gayrimenkulün mülkiyeti, sicil kaydının terkini veya gayrimenkulün tamamiyle ziyaı halinde zail olur.
Menfaati amme için yapılan istimlak halinde mülkiyetin ne vakit zail olacağı kanunu mahsusla muayyendir.
İKİNCİ FASIL
Gayri menkul mülkiyetin hükümleri
(A) GAYRİMENKUL MÜLKİYETİN ŞÜMULÜ :
I. Umumiyetle :
Madde 644 – Bir arza malik olmak, onu kullanmakta faydalı olacak derecede altına ve üstüne malik olmağı
tazammun eder.
Kanuni takyitler müstesna olmak üzere bu mülkiyet, yapılan ve dikilen şeyleri ve kaynakları dahi şamil olur.
1304-92
II. Sınır :
1 – Gayrimenkulün tahdidi :
Madde 645 – Gayrimenkulün sınırı plan ve arz üzerine konulan işaretler ile tayin olunur.
Plandaki sınır ile arz üzerindeki sınır birbirini tutmazsa asıl olan plandaki sınırdır.
2 – Tahdit borcu :
Madde 646 – Sınırı belli olmıyan araziye malik olan kimse komşusunun talebi üzerine gerek planın tashihi gerek arz
üzerine işaretler konulması suretiyle sınırın tayini için diğerine yardım etmeğe mecburdur.
3 – Tahdit eden şeylerin hükmü :
Madde 647 – Duvar, çit, parmaklık gibi iki gayrimenkulü birbirinden ayıran şeylerin mülkiyetinde asıl olan; her iki
komşu arasında müşterek olmaktır.
III. Arsa üzerine inşaat :
1 – Arsa ve levazım :
a) Mülkiyet :
Madde 648 – Bir kimse başkasının inşaat levazımiyle kendi arsası üzerine yahut kendi levazımiyle başkasının arsası
üzerine bina yapmış olsa bu levazım, arsanın mütemmim cüzü olur. Şu kadar ki levazım, malikin rızası olmaksızın alınıp
kullanılmış ise kal’i fahiş bir zararı müeddi olmadıkça maliki onu kali ile istirdadını talebedebilir ve masarifi arsa sahibine ait
olur. Eğer bina arsa sahibinin rızası olmaksızın levazım sahibi tarafından yapılmış ise kal’i fahiş bir zararı müeddi olmadıkça
arsa sahibi kal’ini istiyebilir ve masarifi levazım sahibine ait olur.
b) Tazminat :
Madde 649 – Ebniye kalolunmadığı takdirde arsa sahibi inşaat levazımına mukabil muhik bir tazminat vermeğe
mecburdur. Arsa sahibi inşaatı suiniyetle yapmış ise diğer tarafın bütün zararını tazmin ile mahküm edilebilir.
Eğer bina levazım sahibi tarafından suiniyetle yapılmış ise arsa sahibinin levazım için vereceği tazminat levazımın en
az kıymetini geçmiyebilir.
c) Bina sahibinin arsayı temellük edebilmesi :
Madde 650 – Binanın kıymeti açıkça arsanın kıymetinden ziyade ise hüsnüniyetle hareket eden levazım sahibi muhik
bir tazminat mukabilinde mecmuunun mülkiyetinin kendisine verilmesini istiyebilir.
2 – Başkasının arsasına tecavüz eden inşaat :
Madde 651 – Yanındaki arsaya tecavüz etmiş olan inşaat ve imalat bunları yapan kimsenin o arsa üzerinde ayni bir
hakkı varsa, bunlar o kimsenin arsasının mütemmim cüzü olur ve tecavüz eden kısmı irtifak hakkı olmak üzere tapu siciline
kaydedilir. Bundan mutazarrır olan arsa sahibi tecavüze muttali olduğu tarihten itibaren on beş gün içinde itiraz etmemiş ise
inşaat hüsnüniyetle yapıldığı ve icabı hal müsait bulunduğu takdirde inşaatı yapan kimse muhik bir tazminat mukabilinde
tecavüz ettiği mahal üzerinde kendisine ayni bir hak verilmesini veya o mahal mülkiyetinin kendisine aidiyetinin tanınmasını
istiyebilir.
3 – Üst hakkı:
Madde 652 – Bir arsanın altında veya üstünde yapılan yahut onunla devamlı bir surette birleştirilen inşaat ve imalat
tapu siciline irtifak hakkı diye tescil edilmek üzere başka bir malikin mülkü olabilir.
Bir evin muhtelif katları, üst hakkı teşkiline mevzu olamaz.
4 – Mecralar :
Madde 653 – Elektrik, gaz, su gibi şeylerin mecraları hangi arz için tesis olunmuşlar ise onun
haricinde bulunmuş olsa bile hilafına bir hüküm olmadıkça onlar hangi sınai teşebbüsün eseri iseler onun
teferruatı ve sahibinin mülkü nazariy-
1304-93
le bakılır. Bu mecraları tesis hakkı, komşuluk münasebetlerine müteallik hükümler icabından olmadığı takdirde irtifak
hakkına müsteniden tesis edilmiş olmadıkça başkasının arsasını ayni bir hakla takyit etmiş olmaz. Eğer mecra açıkta değilse
irtifak hakkı, tapu siciline kaydolunmakla tesis olunur; açıkta ise irtifak hakkı mecranın yapılmasiyle teessüs etmiş olur.
5 – Menkul inşaat :
Madde 654 – Temelli kalmak maksadı olmaksızın başkasının arsası üzerine yapılan kulübe ve baraka gibi hafif
binalar, inşa edenin mülkü olur ve tapu siciline kaydolunmaz.
6 – Dikilen şeyler :
Madde 655 – Bir kimse başkasının fidanını kendi tarlasına yahut kendi fidanını başkasının tarlasına dikerse alakadar
olan kimseler başkasının levazımı ile kendi arsasında veya kendi levazımı ile başkasının arsasına bina yapmak veya menkul
bir inşaatta bulunmak hallerinde alakadar kimselerin haklarını haiz ve borçları ile mükelleftirler. Ağaçlar ve ormanlar
üzerinde üst hakkı tesisi memnudur.
IV. Malikin mesuliyeti :
Madde 656 – Bir malikin hakkını tecavüz etmesinden dolayı bir zarara uğrayan veya uğramak tehlikesinde bulunan
kimse eski halin iadesini veya tehlikenin izalesi için lazım gelen tedbirlerin yapılmasını talep edebilir ve uğradığı zarar ve
ziyanı ayrıca tazmin ettirebilir.
(B) GAYRİMENKUL MÜLKİYETİN TAKYİTLERİ :
I. Umumiyetle :
Madde 657 – Mülkiyetin kanuni takyitleri tapu siciline kayde hacet olmaksızın muteber olur. Bu takyitler; ancak
resmi bir senedle ve tapu siciline kayıt ile ilga veya tadil olunabilir. Ammenin menfaati için vazolunan takyitler tadil ve ilga
olunamaz.
II. Mülkiyet hakkının takyitleri :
1 – Şuf’a :
a) Mukaveleden mütevellit şuf’a :
Madde 658 – Mukaveleden mütevellit şuf’a hakkı; tapu siciline şerh verildiği surette bu şerhte tayin olunan müddet
zarfında ve sicilde gösterilen şartlar dairesinde her hangi bir malike karşı dermiyan olunabilir.
Sicilde şart gösterilmemiş ise gayrimenkulün müddeaaleyhe satışındaki şarta itibar olunur. Meşfu satıldıkta bayi
keyfiyeti şefia haber vermeğe mecburdur.
Şefiin bey’e ıttılaı gününden itibaren bir ay ve herhalde sicille şerh verildiği tarihten itibaren on sene geçmekle şuf’a
hakkı sakıt olur.
b) Kanuni şuf’a hakkı :
Madde 659 – Bir gayrimenkulün hissedarları onun şayi bir hissesini satın alan üçüncü şahsa karşı kanuni şuf’a
hakkını haizdir.
2 – İştira, vefa hakları :
Madde 660 – Mukaveleden mütevellit iştira ve vefa hakları tapu siciline şerh verildiği surette bu şerhte gösterilen
müddet içinde gayrimenkulün her hangi malikine karşı dermeyan olunabilir.
Bu haklar her halde şerh tarihinden itibaren on sene geçmekle sakıt olur.
1304-94
III. Komşu hakkı :
1 – Mülki kullanma :
Madde 661 – Bir kimse mülkünü kullanırken hele sınai işler yaparken komşusuna zarar verecek her türlü
taşkınlıklardan çekinmeğe mecburdur.
Hususiyle mazarat veren ve gayri menkulün mevki ve mahiyetine ve mahalli örfe göre komşu arasında hoş
görülebilecek dereceyi geçen gürültüler ve sarsıntılar yapmak ve duman ve kurum ve rahatsızlık veren sair toz, boğu, koku
çıkartmak memnudur.
2 – Hafriyat ve inşaat :
a) Kaidesi :
Madde 662 – Bir mülk sahibi, hafriyat ve inşaatta bulunurken komşusunu arsasına zarar vererek veya zarara maruz
bırakarak veya üzerlerindeki mebaniyi tehlikeye koyarak, izrar edemez.
Komşuluk kaidelerine muhalif olarak yapılan inşaatta başkasının arazisine tecavüz halindeki hükümler tatbik olunur.
b) Hafriyat ve inşaatın ebadı :
Madde 663 – Yapılacak hafriyat ve inşaatın ebadında gayrimenkul sahiplerinin riayete mecbur oldukları hükümler,
hususi kanunlar ile muayyendir.
3 – Ağaç dal ve köklerinin başkasının mülküne geçmesi:
a) Kaide :
Madde 664 – Bir ağacın dalları ve kökleri komşunun mülküne geçipte zarar verdiği ve komşunun talebi üzerine
münasip bir müddet içinde ağaç sahibi bunları kaldırmadığı takdirde komşunun o dal ve kökleri kesip enkazını zaptetmeğe
salahiyeti vardır.
Ağaç dallarının kendi ebniye ve ekinleri üzerine geçmesine müsamaha eden kimsenin işbu dallarda yetişen meyveleri
temellüke hakkı vardır.
Bu hükümler, komşu ormanlar hakkında cereyan etmez.
b) Dikilecek şeye göre riayeti icap eden hükümler :
Madde 665 – Gayrimenkulün ve dikilecek şeylerin nevilerine göre sahiplerinin dikmek hususunda riayete mecbur
oldukları hükümler, kanunu mahsus ile tayin olunur.
4 – Kendi kendine akan suların cereyanı :
Madde 666 – Bir gayrimenkulün sahibi, üst taraftaki gayrimenkulde kendi kendine akan suları hususiyle kar, yağmur
ve tutulmamış kaynak sularını kendi mülküne kabule mecburdur. Komşuların hiç biri diğerinin zararına bu cereyana mani
olamaz.
Bir gayrimenkulün aşağısında bulunan diğer gayrimenkule akan ve ona lazım olan suyunu yukarıki gayrimenkul
sahibi kendisine lazım olan dereceden ziyade mülkünde tutamaz.
5 – Kurutma :
Madde 667 – Bir bataklığın suyu ötedenberi alt taraftaki tarlaya akagelmekte ise sahibinin onu kurutmak için
yapacağı ameliyattan neşet eden suları alt taraftaki tarla sahibi kabule mecburdur. Aşağıdaki tarlaya bundan bir zarar gelecek
ise sahibi tarlasının içinden geçmek üzere su yolları tesisini bataklık sahibinden isteyebilir. Tesis masrafı bataklık sahibine
aittir.
1304-95
6 – Su yolu ve gaz ve elektrik borularının geçirilmesi :
a) Bunlara karşı müsamaha borcu :
Madde 668 – Gayrimenkul sahipleri yapılacak zarar tamamiyle ve peşin tazmin olunmak şartiyle mülkünün altından
veya üstünden su yolu ve gaz ve elektrik boruları geçirilmesine, bunların başka yerden geçirilmeleri imkansız olur veya çok
fazla masrafı mucip bulunur ise, müsaade etmeğe mecburdur.
Bu tesisat, sabibinin talebi üzerine masrafı kendisine ait olmak şartiyle tapu sicilline kaydolunur.
b) Üzerine tesisat yapılacak arsa sahibinin menfaatlerinin muhafazası:
Madde 669 – Bu tesisat mülkünden geçen kimse, menfaatinin munsıfane nazara alınmasını talep edebilir; fevkalade
ahvalde ve tesisat gayrimenkulün üstünde ise üzerine tesisat yapılacak münasip bir kısmının kendi zararını tamamiyle telafi
edecek bir ivaz mukabilinde alınmasını isteyebilir.
c) Yeni hadiseler:
Madde 670 – Ahval değişirse gayrimenkulün sahibi menfaati icabı olarak işbu tesisatın naklini isteyebilir. Nakil
masrafı kaideten diğer tarafa aittir. Şu kadar ki maslahat icap ediyorsa hakim gayrimenkul sahibinin münasip miktarda nakil
masrafına iştirakini tensip eder.
7 – Mürur hakkı:
a) Lüzumlu geçit:
Madde 671 – Tarikı amme çıkmak için kafi bir yolu bulunmayan gayrimenkul sahibi tam bir ivaz mukabilinde
komşularından kendisine geçmek için munasip bir yerin terkini talep edebilir. Bu hak mülklerin ve onlara giden yolların
evvelki hallerine göre bu yolun nereden geçmesi lazımgeliyorsa oranın malikine ve icabında bu yolun açılmasından en az
mutazarrır olan kimseye karşı kullanılır. Bu yolun tayininde iki tarafın menfaatleri gözetilir.
b) Mürur hakkının tescili:
Madde 672 – Daimi olarak tesis olunan mürur hakkının tapu sicilline kaydı lazımdır.
8 – Hail:
Madde 673 – Müşterek haller hakkındaki hükümlere halel gelmemek üzere her malik kendi arzının hailini kendi
yapar. Araziye hail koymak mecburiyeti ve bunun nasıl konacağı kanunu mahsus ile tayin olunur.
9 – Komşuluk için lüzumlu olan şeylerin icrası:
Madde 674 – Komşuluk haklarının kullanılması için lüzumu olan işlerin yapılması her birinin menfaati nisbetinde
arz sahiplerinin uhdesine terettüp eder.
IV. Başkasının arazisine girmek:
1 – Orman ve mer’a:
Madde 675 – Kanunen menedilmedikçe örf ve adete göre herkes başkasının orman ve mer’asına girebilir ve mantar
ve ufak tefek yabani meyveleri toplayıp temellük edebilir. Av avlamak ve balık tutmak için başkasının arazisine girmek
hakkındaki hükümler kanunu mahsus ile tayin olunur.
2 – Düşen şeylerin alınması:
Madde 676 – Su, rüzgar, çığ veya diğer tabii kuvvetler vasıtasiyle veya her hangi bir suretle bir mal bir kimsenin
arsasına düşer veya hayvan girer ve arı ve tavuk ve balıklar göçerse arz sahibi bunların aranılıp tutulması için sahiplerine
müsaade etmeğe mecburdur. Bu yüzden hasıl olan zarar için arz sahibinin tazminat istemeğe ve tazminatı alıncaya kadar
bunları hapsetmeğe hakkı vardır.
1304-96
3 – Zaruri sebepler:
Madde 677 – Bir kimse vukuu kuvvetle melhuz bulunan bir zararı yahut ani bir tehlikeyi kendisinden veya
diğerinden ancak başkasının mülküne tecavüzle defedebilirse, zarar veya tehlike tecavüzden münbais hasardan büyük olmak
şartiyle mülk sahibi bu tecavüze tahammüle mecburdur. Mülk sahibi bu tecavüzden mutazarrır olmuş ise muhik bir tazminat
talep edebilir.
V. Toprağın ıslahı:
Madde 678 – Toprağın ve su yollarının ıslahı, bataklıkların kurutulması, orman yetiştirilmesi, yol açılması, orman ve
köy arazisi parçalarının birleştirilmesi gibi şeyler ancak mütaaddit maliklerin iştirakiyle yapılır bunun için arsaların
yarısından fazlasına malik bulunan ve adetçe maliklerin üçte ikisini teşkil eden kimseler tarafından karar verilmek lazımdır.
Bu karara diğerleri ittibaa mecburdurlar.
(C) KAYNAKLAR :
I. Mülkiyet ve irtifak hakkı:
Madde 679 – (Değişik : 23/11/1960-138/1 md.)
Kaynak, arzın mütemmim bir cüz’ü olup mülkiyeti, kaynadıkları toprağın mülkiyeti ile beraber iktisabolunur.
Başkasının arzındaki kaynaklardan istifade, irtifak hakkı olarak, tapu siciline kayıt ile tesis olunur.
Yeraltı suları,genel olarak, menfaati umuma ait sulardandır.Bir arza malik olmak, onun altındaki suya malik olmayı
tazammun etmez.
Yeraltı sularından arz maliklerinin istifade şekli ve bunun derecesi, mahsus kanunlarında gösterilir.
II. Kesilen kaynaklar:
1 – Tazminat :
Madde 680 – Ehemmiyetli bir surette intifa edilmekte veya intifa maksadiyle suyu biriktirilmekte olan kaynakları
kısmen olsun keserek yahut hafriyat ve inşaat ve ameliyat icrasiyle telvis ederek sahibine veya onda hakkı olana zarar iras
eden kimse tazminat itasiyle mahküm edilebilir. Zarar kast ve ihmal eseri değil ise veya mutazarrırın hatasına isnadi kabil ise
hakim, tazminat itası lazımgelip gelmiyeceğini takdir ve icabında keyfiyetini ve miktarını tayin eyler.
2 – Kaynakların evvelki halinin iadesi:
Madde 681 – Bir gayrimenkulün işletilmesi veya süknası veya su tedariki için lazım olan kaynaklar kesildiği veya
telvis edildiği takdirde mümkün olduğu kadar evvelki halin iadesi talep olunabilir. Maslahat iktiza etmedikçe diğer yerlerde
evvelki halin iadesi talep edilemez.
III. Müşterek kaynaklar:
Madde 682 – Yekdiğerine civar olan mütaaddit kaynaklar muhtelif kimselere ait olmakla beraber suları aynı
kaynaktan teşa’up ederek bir mecmua teşkil ettikleri takdirde her mutasarrıf kaynakların müştereken tutularak suyun evvelki
istifadeleri nisbetinde beyinlerinde tevziini isteyebilir.
Hak sahipleri müşterek tesisat masraflarını menfaatleri nisbetinde deruhte ederler. Birinin mümanaatı halinde hak
sahiplerinden her biri diğer kaynaklardaki su azalacak olsa bile kendi kaynağındaki suyun zapt ve icrası için lazımgelen
ameliyatı yapabilir ve bu ameliyat sebebi ile kendi kaynağına gelen suyun miktarı tezayüt etmiş ise ancak bu tezayüt
nisbetinde tazminat itasına mecbur olur.
1304-97
IV. Lüzumlu suların cebri temellükü :
Madde 683 – Kendi evine veya arzına lazım olan suyu bir takım ameliyat icra ve fahiş masarif ihtiyar etmedikçe
tedarik edemiyen kimse tam bir tazminat mukabilinde komşusunun ihtiyacı olmayan suyu kendisine fariğ olmasını talep
edebilir. Bu hususta başlıca su sahibinin menfaatleri gözetilir. Yeni haller zuhurunda yapılmış olan şeylerin tadili talep
olunabilir.
V. İstimlak :
1 – Kaynaklar :
Madde 684 – Kendisine hiç bir faydası olmayan yahut kıymetleri ile gayri mütenasip bir faydası olan kaynak ve
çeşme yahut ırmak sahibi ammenin menfaati için diğer kaynak ve çeşmelere su tedariki ve suya mütaallik sair teşebbüsler
için tam bir tazminat mukabilinde kendi kaynak ve çeşmesini veya ırmağını terke mecburdur. Bu tazminat suyun bir kısmının
mutasarrıfına terkedilmesinden ibaret te olabilir.
2 – Arz :
Madde 685 – Ammenin menfaati için bir kaynağın havalisinde bulunan arazinin, kaynağı telvisten men zımmında,
lüzumu derecede istimlaki talep olunabilir.
YİRMİNCİ BAP
Menkul Mülkiyeti
(A) MENKUL MÜLKİYETİNİN MEVZUU:
Madde 686 – Menkul mülkiyetinin mevzuu, bir yerden diğer yere nakledilebilen eşya ile gayrimenkul mülkiyetinde
dahil olmayan ve temellüke salih bulunan tabii kuvvetlerdir.
(B) İKTİSAP TARİKLERİ :
I. Teslim:
1 – Zilyedliğin nakli :
Madde 687 – Menkulde mülkiyetin intikali için teslim lazımdır. Bir kimse bir menkulü hüsnü niyetle ve malik olmak
üzere tesellüm ettikte mülkiyetini iktisap etmiş olur. Velevki intikali yapan kimse o menkulün sahibi olmasın. Zilyedlik
hükümlerinin cereyanından itibaren mülkiyet sabit olur.
2 – Mülkiyeti muhafaza mukavelesi :
a) Umumiyetle :
Madde 688 – Başkasına naklettiği mülkiyeti nakilin uhdesinde hıfz için yapılan mukaveleler ancak menkulü alan
kimsenin ikametgahındaki katibi adil tarafından tasdik ve sicilli mahsusuna kaydedilmiş ise muteber olur.
Hayvanlar hakkında bu suretle mukavele yapılması memnudur.
b) Taksit ile bey’i :
Madde 689 – Taksit ile mal satan kimse mülkiyeti muhafaza mukavelesine istinat ile sattığı malın iadesini ancak
almış olduğu taksitlerden malın kullanılmakla eskimesinden mütevellit tazminat ve münasip bir ücret miktarını tenzil ederek
mütebakiyi geriye vermek şartiyle talep edebilir.
3 – Hükmen teslim :
Madde 690 – Başkasını izrar veya teminat ahkamını ihlal kasdiyle bir menkulü temlik eden kimse onu hususi bir
sebeple yedinde alıkorsa mülkiyetin intikali üçüncü şahıs hakkında muteber olmaz. Bu kasdin takdiri hakimi müfevvazdır.
1304-98
II. İhraz :
1 – Sahipsiz eşya :
Madde 691 – Sahipsiz bir malı ihraz eden kimse ona malik olur.
2 – Kaçmış hayvanlar:
Madde 692 – Tutulan bir av kaçtıkta sahibi tekrar tutmak için hemen aramağa koyulmazsa o hayvan sahipsiz olur.
Ehlileştirilen bir hayvan tekrar kati surette vahşileşirse sahipsiz olur.
Yalnız başkasının mülküne uçmakla arı oğulu sahipsiz olmaz.
III. Lükata :
1 – İlan ve arama :
Madde 693 – Kaybolan bir malı bulan kimse sahibine haber vermeğe mecburdur.
Sahibini bilmiyorsa zabıta memurlarından birine haber vermeğe veya keyfiyeti münasip bir surette ilan etmeğe
mecburdur.
Bulunan malın kıymeti bir liradan fazla ise her halde zabıta memurlarından birine haber vermek lazımdır. Meskün bir
evde veya umumi daire ve müesseselerde kayıp bir mal bulan kimse onu ev sahibine veya müstecirine yahut o daire ve
müesseseleri muhafaza ve nezaret eden kimselere vermeğe mecburdur.
2 – Lükatanın hıfzı ve müzayede ile satılması :
Madde 694 – Lükata, layikı veçhile hıfzolunmalıdır. Lükatanın hıfzı külfeti mucip olur veya az zamanda bozulan
şeylerden bulunur yahut bir seneden fazla zabıta memurlarının yanında kalırsa müzayede ile satılır. Müzayededen evvel
münasip bir suretle ilan edilmek lazımdır. Bedeli müzayede, lükatanın yerine kaim olur.
3 – Lükataya malikiyet, iade :
Madde 695 – İlandan veya zabıta memuruna ihbardan itibaren beş sene içinde sahibi çıkmadığı takdirde lükatayı
bulan kimse, vazifesini yapmış ise ona malik olur.
Lükata sahibine iade olundukta bulan kimse bütün masrafını almakla beraber münasip bir ikramiyeye müstahak olur.
Lükata meskün bir evde veya umumi bir daire ve müessesede bulunup ta ev sahibine veya müstecire yahut o daire ve
müesseseyi muhafaza edene verilmiş ise bunlar, bulan kimsenin yerine kaim olurlar. Ancak ikramiyeye müstahak olmazlar.
4 – Define:
Madde 696 – Keşiflerinden çok zaman evvel gömülmüş veya saklanmış olduğu ve artık maliki bulunmadığı
muhakkak görülen kıymetli şeyler define addolunur.
Define, içine gömüldüğü veya saklandığı gayrimenkul veya menkulün sahibinin mülkü olur.
İlmi bir kıymeti haiz olan eşyaya mütaallik hükümler mahfuzdur.
Defineyi keşfeden kıymetinin yarısını tecavüz etmemek üzere hakkaniyete muvafık bir ikramiye talep edebilir.
5 – Fenni bir kıymeti haiz eşya :
Madde 697 – Kimsenin mülkü olmayıp ta mühim ve ilmi kıymeti haiz bulunan tabii eşyayı nadire ile antikalar
hazinenin mülkü olur. Gayrimenkulünde bu gibi eşya bulunan kimseler düçar olacakları zarar ve ziyanın tamamiyle tazmini
mukabilinde lazımgelen hafriyat için müsaade itasına mecburdur.
1304-99
Keşfeden kimse ve keşfedilen şey define ise bulunduğu yerin sahibi o şeyin kıymetini tecavüz etmemek üzere
münasip bir ikramiye isteyebilirler.
IV. Enkaz :
Madde 698 – Lükata hakkındaki hükümler, su, rüzgar, çiğ veya diğer tabii kuvvetler vasıtasiyle veya herhangi bir
suretle başkasının eline geçen şeyler ve hayvanlar hakkında da mer’idir. Bir kimsenin arı ile meşgul kovanına uçan başkasının
arıları tazminat vermeğe mahal olmaksızın kovan sahibinin olur.
V. Hukuki tağyir :
Madde 699 – Bir kimse malik olmadığı bir şeyi işlemiş veya tağyir etmiş olup ta amelin kıymeti o şeyin kıymetinden
fazla ise yeni şey amilin ve aksi takdirde malikin olur. Amil hüsnü niyetle hareket etmemiş ise amelinin kıymeti o şeyin
kıymetinden fazla olduğu takdirde hakim, yeni şeyin mülkiyetini evvelki malike bırakabilir.
Tazminat ve sebepsiz mal edinmeden mütevellit dava hakları mahfuzdur.
VI. İki malın birbiriyle karışma veya birleşmesi :
Madde 700 – Muhtelif kimselerin malları ehemmiyetli bir surette tahrip edilmeksizin yahut fahiş bir say ve masraf
yapılmaksızın ayırt edilemiyecek bir derecede karışmış veya birleşmiş olursa alakadarlar halitayı terkip eden malların
karışma veya birleşme zamanındaki kıymetleri nisbetinde hissedar olurlar.
Karışan veya birleşen mallardan biri diğerinin teferruatı kabilinden olursa halitanın mülkiyeti aslın malikine ait olur.
Tazminat ve sebepsiz mal edinmeden mütevellit dava hakları mahfuzdur.
VII. İktisabi müruru zaman :
Madde 701 – Başkasının menkul bir malını nizasız ve fasılasız mülkümdür diye ve hüsnü niyetle beş sene yedinde
bulunduran kimse o mala müruru zaman sebebiyle malik olur. Zilyedin ihtiyarı olmaksızın bir mal üzerindeki yedi munkati
olmakla müruru zaman inkıtaa uğramaz. Elverirki o malı, senesi içinde ele geçirmiş veya o müddet içinde yed davası ikame
etmiş olsun.
Alacak müruru zamanı hakkındaki hükümler, iktisabi müruru zaman müddetinin hesabında ve inkıta ve tatilinde dahi
caridir.
(C) MENKUL MÜLKİYETİNİN ZIYAI :
Madde 702 – Menkulün mülkiyeti sahibi tarafından terkedilmedikçe veya başkası tarafından iktisap olunmadıkça
yalnız yedin inkıtaı ile zayi olmaz.
İKİNCİ KISIM
Mülkiyetin gayri ayni haklar
YİRMİ BİRİNCİ BAP
İrtifak hakkı ve gayri menkul mükellefiyeti
BİRİNCİ FASIL
Gayrimenkule müteallik irtifak hakkı
(A) İRTİFAK HAKKININ MEVZUU:
Madde 703 – İrtifak hakkı bir gayrimenkul üzerine diğer bir gayrimenkulün lehine tahmil edilen bir külfettir ki
tahmil edilen gayrimenkulün sahibini; irtifak hakkına malik olan kimse tarafından kullanılmağa ait bazı tasarruflara rıza
göstermeğe veya mülkiyete has olan bazı hakların kullanılmasından içtinap etmeğe mecbur kılar.
Bir şey yapmak borcu başlı başına irtifak hakkını teşkil edemeyip ancak ona feri olarak raptedilebilir.
1304-100
(B) İRTİFAK HAKKININ TESİSİ :
I. Tesis :
1 – Tescil :
Madde 704 – İrtifak hakkının tesisi için tapu siciline kayıt lazımdır. Hilafına sarahat bulunmadıkça mülkiyet
hakkındaki hükümler irtifak hakkının iktisap ve tescilinde dahi caridir. İrtifak hakkının tesis olunduğu gayrimenkulün müruru
zaman ile iktisabı ne gibi şeraite tabi ise irtifak hakkı dahi o şerait dairesinde iktisap olunur.
2 – Akit :
Madde 705 – İrtifak hakkını tesis için yapılan akit resmi olmadıkça muteber değildir.
3 – Kendi gayri menkulüne irtifak hakkı :
Madde 706 – Bir kimse malik olduğu iki gayrimenkulden biri lehine diğeri üzerine irtifak hakkı tesis edebilir.
II. İrtifak hakkının sakıt olması :
1 – Umumiyetle :
Madde 707 – İrtifak hakkı sicildeki kaydın terkini veya alakadar iki gayrimenkulden birinin büsbütün zayi olmasiyle
sakıt olur.
2 – Gayrimenkullerin bir kimsenin mülkünde birleşmesi :
Madde 708 – İrtifak hakkında alakadar olan gayrimenkuller bir kimsenin mülkünde birleşirlerse o kimse irtifak
hakkını terkin ettirebilir.
Terkin edilmedikçe irtifak hakkı bir ayni hak olmak üzere devam eder.
3 – Kazai terkin :
Madde 709 – İrtifak hakkı temin edildiği menfaatleri büsbütün kaybetmiş ise kendisine külfet tahmil edilen
gayrimenkulün sahibi bu hakkın terkinini istiyebilir.
Mucip olduğu külfete göre pek az menfaat temin eden irtifak hakkının dahi tazminat mukabilinde tamamen veya
kısmen terkini talep olunabilir.
(C) İRTİFAK HAKKININ HÜKÜMLERİ :
I. Şumulü :
1 – Umumiyetle :
Madde 710 – İrtifak hakkının sahibi hakkını muhafaza ve ondan istifade için iktiza eden bütün tedbirleri ittihaz
edebilir ve hakkını ancak tahmil edilen gayrimenkulün sahibine en az zarar verecek tarzda kullanır.
Tahmil edilen gayrimenkulün sahibi irtifak hakkının kullanılmasını hiç bir suretle men edemiyeceği gibi işkal dahi
edemez.
2 – Sicil kaydına göre şümulün tayini :
Madde 711 – İrtifaktan mütevellit hakları ve borçları tayin hususunda, tapu sicilindeki kayıtlara itibar olunur.
İrtifak hakkının şümulü, tapu sicilindeki hudut dahilinde gerek menşei gerek uzun müddettenberi nizasız ve hüsnü
niyetle ne tarzda kullanılagelmiş ise ona göre tayin olunur.
3 – İstifade eden gayrimenkulün yeni ihtiyaçları :
Madde 712 – İrtifak hakkından istifade eden gayrimenkulün yeni ihtiyaçları, irtifakın tahmil ettiği külfetin
ağırlaştırılmasını icap etmez.
1304-101
I. Muhafaza masarifi :
Madde 713 – İrtifak hakkına malik olan kimse, hakkını kullanmakta lazım olan şeyleri yapmakla mükelleftir.
Yapılacak şeyler tahmil edilen gayrimenkul sahibine de faydalı ise, masrafı menfaatlerine göre aralarında taksim olunur.
III. Tadilat :
1 – İrtifak hakkının taalluk ettiği yerin değiştirilmesi :
Madde 714 – İrtifak hakkı, tesis olunduğu gayrimenkulün bir kısım üzerinde ise; tahmil edilen gayrimenkul sahibi,
menfaati olduğu ve masrafını da deruhte ettiği takdirde; gayrimenkulün o hakkın kullanılmasını işkal etmiyecek bir yerine,
naklini isteyebilir. Bu salahiyet, irtifak hakkının tesis olunduğu mahal tapu sicilinde kaydolunmuş olsa bile yine
kullanılabilir.
Komşuluğa mütaallik hükümler, mecraların bir yerden diğer yere naklinde dahi caridir.
2 – Taksim :
a) İrtifak hakkından istifade eden gayrimenkulün taksimi :
Madde 715 – İrtifak hakkından istifade eden gayrimenkul taksim olundukta asıl olan, irtifak hakkının her kısım için
devamıdır. Şu kadar ki bu haktan fiilen yalnız bir kısım istifade edebiliyorsa tahmil edilen gayrimenkul sabibi, irtifak
hakkının, diğer kısımlardan terkinini talep edebilir. Tapu idaresi bu talebi, irtifak hakkı sahibine tebliğ eder ve bir ay içinde
itiraz olunmazsa terkini yapar.
b) İrtifak hakkiyle mukayyet olan gayrimenkulün taksimi :
Madde 716 – Tahmil edilen gayrimenkul taksim olundukta, asıl olan, irtifak hakkının her kısımda devamıdır. Şu
kadar ki irtifak hakkı, fiilen bir kısım üzerinde kullanılmaz veya kullanılamaz ise o kısmın sahibi irtifak hakkının kendi
mülkünden terkin olunmasını talep edebilir. Tapu idaresi, bu talebi irtifak hakkı sahibine tebliğ eder ve bir ay içinde itiraz
olunmazsa terkini yapar.
İKİNCİ FASIL
İrtifak hakkının diğer nevileri ve hususiyle intifa hakkı
(A) İNTİFA HAKKI :
I. Mevzuu :
Madde 717 – İntifa hakkı, menkul ve gayrimenkuller ile haklar ve bir mamelek üzerine tesis olunabilir. Hilafına
sarahat bulunmadıkça, sahibine, üzerine tesis olunduğu şeyden tamamiyle istifade etmek hakkını bahşeyler.
II. İntifa hakkının tesisi :
1 – Umumiyetle :
Madde 718 – Menkul ve alacak üzerindeki intifa hakkı, menkulün intifa edecek kimseye teslimi ve alacağın devriyle;
ve gayrimenkul mallardaki intifa hakkı da, tapu siciline kayıt ile teessüs eder. Hilafına bir kayıt bulunmadıkça, mülkiyete dair
hükümler menkul ve gayrimenkul intifa haklarının iktisabında ve tescilinde tatbik olunur.
2 – Kanuni intifa hakkı :
Madde 719 – Gayrimenkul üzerindeki kanuni intifa hakkı tapu sicilline kaydedilmemiş olsa bile ona muttali olanlara
karşı dermeyan olunabilir.
Tescil yapılmış ise, herkese karşı dermeyan olunur.
1304-102
III. İntifaın sukutu :
1 – Sukutun sebepleri :
Madde 720 – İntifa hakkı, üzerinde tesis olunduğu şeyin büsbütün ziyaiyle ve gayrimenkul üzerinde tesis olunup ta
tescili icap ediyorsa sicillindeki kaydının terkini ile, sakıt olur.
Müddetin hitamı ve intifa hakkı sahibinin vazgeçmesi ve vefatı gibi sukut sebepleri, gayrimenkul mallar üzerinde
intifaa müteallik maddelerde; gayrimenkul sahibine, yalnız sicil kaydının terkinini talep etmek, salahiyetini verir.
Kanuni intifa hakkı, sebebinin zevali ile zail olur.
2 – İntifaın müddeti :
Madde 721 – İntifa hakkı, intifa sahibinin vefatiyle ve intifa eden şahıs hükmi ise infisahı ile sakıt olur. Şu kadar ki
hükmi şahsın intifa hakkı yüz seneden fazla devam edemez.
3 – İntifa hakkının taalluk ettiği şeyin bedeli :
Madde 722 – Mal sahibi, büsbütün harap olan malı tekrar yapmağa mecbur değildir. Tekrar yaparsa intifa hakkı
avdet eder. İntifa hakkı, sigorta ve ammenin menfaati için istimlak gibi hallerde; hakkın taalluk ettiği şeyin makamına kaim
olan bedele, intikal eder.
4 – İade :
a) Mükellefiyet :
Madde 723 – İntifa hakkı nihayet bulur bulmaz zilyed malı sahibine iadeye mecburdur.
b) Mesuliyet :
Madde 724 – İntifa hakkı sahibi, zararın kendi hatası olmaksızın vaki olduğunu ispat edemezse; intifa olunan şeyin
telef ve ziyanından yahut kıymetine noksan gelmesinden mesul ve intifa hakkını tecavüz ederek istihlak ettiği şeyleri tazmin
etmeğe mecburdur; Fakat malın adet üzere kullanılmasından mütevellit kıymet noksanından dolayı, tazminat ile mükellef
değildir.
c) Masraf :
Madde 725 – İntifa hakkı sahibi mecburiyet olmaksızın masraf yapmış yahut yeni imalat vücuda getirmiş ise intifaın
hitamında, başkasının işlerini idareye mahsus hükümlere tevfikan tazminat isteyebilir ve malikin tazminden imtina ettiği
tesisatı, malı eski haline iade etmek şartiyle söküp alabilir.
5 – Tazminat müruru zamanı :
Madde 726 – Malikin intifa edilen şeyde yapılan tebeddüllerden ve kıymet noksanından ve intifa eden kimsenin de
yaptığı masraflardan ve vazettiği tesisatı söküp almak salahiyetinden mütevellit hakları, malın iadesinden itibaren bir sene
geçmekle sakıt olur.
IV. İntifaın hükümleri :
1 – İntifa hakkı :
a) Umumiyetle :
Madde 727 – İntifa hakkı sahibi; zilyedlik, kullanmak ve istifade haklarına malik olup intifa edilen malın idaresi de
kendisine aittir. İntifa hakkı sahibinin, haklarını kullanırken iyi bir idarenin icabettiği hükümlere riayet etmesi lazımdır.
b) Tabii semereler :
Madde 728 – Malın intifa müddeti içinde kemale eren tabii semereleri, intifa hakkı sahibinindir.
1304-103
Zeriyatı icra eden malik veya intifa hakkı sahibi, mahsulü olan kimseden, mahsulün kıymetini tecavüz etmemek üzere
münasip tazminat isteyebilir.
Malın semere ve mahsul kabilinden olmayan mütemmim cüzleri, malikindir.
c) Faiz :
Madde 729 – İntifa hakkı tahmil edilen sermayenin faizleri ile taksite bağlı olan diğer varidatı, müeccel dahi olsa
intifaın başladığı günden nihayet bulduğu güne kadar, intifa hakkı sahibine aittir.
d) İntifa hakkının ferağı :
Madde 730 – Zata mahsus olmayan intifa hakkı, bir başkasına ferağ edilebilir. Bu takdirde malik, haklarını doğrudan
doğruya mefruğunlehe karşı kullanabilir.
2 – Malikin hakkı :
a) Nezaret :
Madde 731 – Malik, intifa edilen şeyin haksız veya mahiyetine mugayir kullanılmasına mani olabilir.
b) Teminat istemek hakkı :
Madde 732 – Hakları tehlikede olduğunu ispat eden malik, intifa hakkı sahibinden teminat isteyebilir. İntifa hakkı,
istihlaki kabil bir şeye veya kıymetli evraka taalluk ediyorsa tehlikeyi ispat ve malı teslim etmeksizin dahi bu teminatı talep
edebilir. İntifa hakkı kıymetli evraka taalluk ettiği halde bu evrakın depo edilmesi kafidir.
c) Hibe ve kanuni intifalarda teminat :
Madde 733 – İntifa hakkını muhafaza şartiyle bir malı hibe eden kimseden, teminat talep edilemez. Kanuni
intifalarda teminat vermek mecburiyeti, ahkamı mahsusaya tabidir.
d) Teminat vermemenin neticeleri :
Madde 734 – İntifa hakkı sahibi, kendisine verilen kafi bir mühlet içinde teminat vermez veya malikin men’i hilafına
haksız kullanmakta devam ederse, hakim başka bir tarz takarrür edinceye kadar intifa eden kimsenin yedini refederek malı,
bir kayyıma tevdi eder.
3 – Defter tutma :
Madde 735 – Malik ve intifa hakkı sahibi, masraf müşterek olmak üzere intifa edilen malların resmi bir defterinin
tutulmasını her zaman talep edebilirler.
4 – İntifa hakkı sahibinin borçları :
a) İntifa olunan şeyin muhafazası mükellefiyeti :
Madde 736 – İntifa hakkı sahibi, malı olduğu gibi muhafazaya ve bakımına lazım olan adi tamir ve termimleri
kendisi yapmaya mecburdur.
İntifa edilen şeyin muhafazası daha ehemmiyetli ameliyata yahut diğer tedbirlere ihtiyaç gösteriyorsa intifa hakkı
sahibi, malike haber verip, bunların yapılmasına müsaade etmekle mükelleftir.
Malik, lazımgelen şeyleri yapmazsa; intifa hakkı sahibi, bunları malikin hesabına kendisi yapabilir.
b) Muhafaza masrafları vergi ve sair mükellefiyetler :
Madde 737 – İntifa edilen şeyin, adi muhafaza masrafiyle işletme masraflarını ve o şeyin karşılık teşkil ettiği borçlar
var ise bunların faizlerini; intifa eden kimse, ödemeğe mecbur olduğu gibi vergisini ve bu neviden sair borçlarını ödemekle
de mükelleftir.
1304-104
Bütün mükellefiyetler intifa devam ettiği nispette mevcuttur.
Eğer vergi ve diğer bu neviden sair borçlar intifa edilen şeyin maliki tarafından ödenmiş ise, intifa eden kimse,
yukarıda gösterilen nisbette tazmin ile mükelleftir.
Bunlardan maada mükellefiyetler malike terettüp eder. Şu kadar ki intifa eden kimse bu mükellefiyetlerin ifası için
lazım olan parayı ivazsız olarak kendisine ödünç vermeğe muvafakat etmezse, malik, bu paranın tedariki için intifa edilen
şeyi nakde tahvil edebilir.
c) Bir mamelekin borçlarının faizi :
Madde 738 – Bir mamelekin intifa hakkına malik olan kimse, bu mameleki takyit eden borçların faizlerini ödemekle
mükelleftir. Fakat, ahval müsait olduğu takdirde, bu mükellefiyetten beri tutulmasını isteyebilir. Bu halde kendi istifade
hakkı, borçların tediyesinden artan miktara iner.
d) Sigorta :
Madde 739 – Mahalli örfe göre, iyi bir idare icabından oldukça; intifa hakkı sahibi, intifa ettiği şeyi, malikin
menfaatine olarak yangın ve diğer tehlikelere karşı sigorta ettirmekle mükelleftir. Sigorta primlerini, istifade hakkı devam
ettikçe, tediye eder. Bu mükellefiyet, intifa edilen şey, evvelce sigorta ettirilmiş olduğu halde de mevcuttur.
V. İntifaa ait hususi haller :
1 – Gayrimenkuller :
a) Semereler :
Madde 740 – Bir gayrimenkulden intifa hakkına sahip olan kimse, İstifadenin fahiş derecede olmamasına ihtimam ile
mükelleftir.
İstihkakından fazla alınan semereler, malike ait olur.
b) İntifa edilen şeyin tahsis olunduğu cihet :
Madde 741 – İntifa hakkı sahibi, intifa edilen şeyin tahsis edilmiş bulunduğu ciheti, malike ehemmiyetli bir zararı
mucip olacak surette değiştiremez. Hususiyle üzerinde intifa hakkı bulunan şeyin ne şeklini değiştirebilir ne de onu esaslı bir
surette tadil edebilir; gayrimenkulün tahsis edilmiş bulunduğu cihette esaslı tadilatı mucip olmadığı hallerde bile malike
haber vermeksizin taş, kis ve turp ocakları açamıyacağı gibi buna benzer diğer imalatta da bulunamaz.
c) Ormanlar :
Madde 742 – Bir ormanda intifa hakkına sahip olan kimse, o ormandan münasip bir tertip dairesinde istifade edebilir.
Malik ile intifa hakkı sahibi, ormanın işletme tertibi tanzim edilirken kendi haklarının gözetilmesini isteyebilirler.
Fırtına, kar, yangın, haşeratın istilası gibi sebepler tesiriyle alelade istifadenin iktiza ettiği dereceden mühim bir
nisbette fazla ağaç kesilmiş ise, bundan sonra orman, bu zararı tedricen telafi edecek surette işletilir yahut ormanın işletme
tertibi yeni ahval tevfik edilir.
Alelade istifadenin iktiza ettiği dereceden fazla kesilmiş olan ağaçların bedeli, faize yatırılır ve gelir noksanını
tamamlamağa tahsis edilir.
d) Madenler :
Madde 743 – Madenler gibi, toprağın mütemmim cüzüleri çıkarılmak suretiyle istifade edilen şeylerden intifa hakkı,
ormanlardan intifaa dair olan hükümlere tabidir.
1304-105
Kullanmak :
2 – İstihlak suretiyle vukubulan veya kıymetleri takdir edilen şeyler :
Madde 744 – Hilafına hüküm bulunmadıkça, kullanılması istihlak suretiyle vukubulan şeylerin mülkiyeti, intifa
edene ait olur. İntifa eden bunların intifaın başladığı gündeki kıymetleri ile borçlu olur.
Hilafi tasrih edilmediği halde intifa hakkı sahibi, kıymetleri takdir edilerek kendisine teslim edilen sair menkullerde,
dilediği gibi tasarruf edebilir ve bu hakkını kullandığı halde onların kıymetleri ile borçlu olur.
Haklarında tasarruf icra edilmiş olan eşya; zirai işletme levazımı, hayvan sürüleri ve ticari emtea kabilinden ise intifa
hakkı sahibi, aynı cins ve neviden eşya vererek, borcunu ödeyebilir.
3 – Alacak :
a) İstifadenin şumulü :
Madde 745 – Bir alacak üzerindeki intifa hakkı, onun gelirine temellük hakkı verir. Tediye mutalebesi ve intifa
hakkına tabi olan kıymetli evraka ait bütün temellüki tasarruflar, malik ve intifa eden kimseler tarafından müştereken
yapılmak lazımdır.
Borçlu, tesviye için ikisine birden müracaat eder.
Alacak, tehlikeye düştüğü takdirde iyi bir idarenin icabettiği tedbirlere tevessül etmek için, malik ile intifa edenden
herbiri, diğerinin iştirakini isteyebilir.
b) Tediye ve tenmiye :
Madde 746 – Malik ile intifa hakkı sahibinden yalnız birine ödemeye mezun edilmemiş olan borçlu, borcunu ya her
ikisine birden tediye veya katibiadile tevdi etmekle mükelleftir.
Tediye olunan şey ezcümle ödenen sermaye üzerinde intifa edenin, istifade hakkı vardır. Malik ve intifa eden,
sermayelerin emin ve faizli eshama yatırılmasını isteyebilirler.
c) Alacakların temlikini istemek hakkı :
Madde 747 – İntifa başladığından itibaren üç ay içinde intifa eden kimse, üzerine hakkı taallük eden alacakların ve
kıymetli evrakın kendisine temlik edilmesini isteyebilir. Temlik vaki olunca, alacak ve kıymetli evrakın devri zamanındaki
kıymetleri ile malike karşı borçlu olur ve malik, istemekten fariğ olmadıkça, bunlar için teminat vermeğe mecbur olur.
Eğer malik, teminat istemek hakkından feragat etmemiş ise; devir, teminatın itasından sonra yapılır.
(B) SÜKNA HAKKI :
I. Umumiyetle:
Madde 748 – Sükna hakkı, bir evde oturmak yahut onun bir kısmını işgal etmek hakkıdır. Bu hak, ahare temlik
edilemez ve mirasçıya intikal etmez.
Kanunda hilafı yazılı olmadıkça intifa hakkına dair olan hükümler, sükna hakkındada caridir.
II. Sükna hakkına şümulü :
Madde 749 – Sükna hakkının şümulü, umumiyetle bu hak sahibinin şahsi ihtiyaçlarına göre takdir olunur.
Şahsına münhasır olduğu sarahaten beyan edilmiş olmadıkça hak sahibi, hakkının taallük ettiği gayrimenkulde ailesi
ve evi halkiyle birlikte oturmak salahiyetine haizdir. Bir binanın yalnız bir kısmında sükna hakkına sahip olan kimse, o
binanın müştereken kullanmağa mahsus olan mahallerinden istifade edebilir.
1304-106
III. Mükellefiyetler :
Madde 750 – Sükna hakkına sahip olan kimse, ev veya apartmanın tamamından müstakilen istifade salahiyetini haiz
ise; adi tamirat gibi, muhafazaya mütaallik masrafları yapmakla mükelleftir.
Sükna hakkı, malik ile müştereken kullanılmakta ise muhafaza masrafları, malike terettüp eder.
(C) ÜST HAKKI
I.Konu ve tapu kütüğüne kayıt
Madde 751 – (Değişik: 14/11/1990 – 3678/16 md.)
Malik, üçüncü kişiye, gayrimenkulünün altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek
yetkisini veren bir irtifak hakkı kurabilir.
Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bu hak başkasına devredilebilir ve mirasçılara geçer.
Üst hakkı, müstakil ve daimi nitelikte ise, üst hakkı sahibinin talebi üzerine tapu kütüğüne gayrimenkul olarak
kaydedilir. Üst hakkı en az yirmi yıl için tesis edilmişse sürekli nitelikte sayılır.
II. Kapsamı ve hükümleri
Madde 751/a – (Ek : 14/11/1990 – 3678/17 md.)
Üst hakkının tesisine ilişkin resmi senette üst hakkının kapsamı, hükümleri, özellikle yapının konumu, şekli, niteliği,
boyutları, tahsis amacı ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ait hususlar yer alır. Bu sözleşme hükümleri üst
hakkını ve yüklü gayrimenkulü iktisap eden herkes için bağlayıcıdır.
III. Sürenin sona ermesinin sonuçları
1. Yapı mülkiyetinin malike geçmesi
Madde 751/b – (Ek: 14/11/1990 – 3678/18 md.)
Üst hakkının süresi sona erince mevcut yapılar gayrimenkulün mütemmim cüzü olur ve malikine kalır.
Üst hakkı tapu kütüğüne ayrı bir gayrimenkul olarak kaydedilmişse, sürenin sonunda bu sahife kapatılır. Ayrı bir
gayrimenkul olarak kaydedilen üst hakkı üzerinde mevcut rehin hakları, diğer bütün hak, takyit ve yükümlülükler de
sahifenin kapatılmasıyla birlikte sona erer. 751/c maddesi hükmü saklıdır.
2. Tazminat
Madde 751/c – (Ek: 14/11/1990 – 3678/19 md.)
Gayrimenkul maliki, aksi kararlaştırılmadıkça, kendisine kalan yapılar için üst hakkı sahibine bir tazminat ödemez.
Bir tazminat ödenmesi kararlaştırılmışsa, tazminatın miktarı ve hesaplanış tarzı belirlenir. Ödenmesi kararlaştırılan tazminat
üst hakkı kendileri için rehnedilmiş alacaklıların kalan alacaklarının teminatını teşkil eder ve rızaları olmaksızın üst hakkı
sahibine ödenemez.
Kararlaştırılan tazminat ödenmez veya teminat altına alınmazsa üst hakkı sahibi veya bu hak kendisine rehnedilmiş
olan alacaklı, tazminat alacağına teminat olmak üzere, terkin edilen üst hakkı yerine aynı derecede ve sırada bir ipoteğin
tescilini isteyebilir.
Bu ipoteğin tescilinin üst hakkının sona ermesinden itibaren üç ay içinde yapılması gerekir.
1304-107
3. Diğer hükümler
Madde 751/d – (Ek : 14/11/1990 – 3678/20 md.)
Gayrimenkul malikine kalan yapılar nedeniyle üst hakkı sahibine bir tazminat ödenmesi kararlaştırılmış ise,
tazminatın miktarına ve hesaplanış tarzına, üst hakkı süresinin sonunda gayrimenkulün eski haline getirilmesine ilişkin
hükümler resmi senette yer alır. Bu hükümler üst hakkını ve yükümlü gayrimenkulü iktisap eden herkes için bağlayıcıdır.
IV. Süresinden önce devir talebi
I. Şartları
Madde 751/e – (Ek: 14/11/1990 – 3678/21 md.)
Üst hakkı sahibi bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya sözleşmeden doğan borçlarını önemli
ölçüde ihlal ederse, malik, üst hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce kendisine devrini
isteyebilir.
2. Hakkın kullanılması
Madde 751/f – (Ek : 14/11/1990 – 3678/22 md.)
Malik üst hakkının devrini kendisine geçecek yapılar için uygun bir tazminat ödeme kaydıyla talep edebilir. Üst hakkı
sahibinin kusuru tazminatın belirlenmesinde indirim sebebi olarak gözönüne alınabilir.
Üst hakkının malike devri, tazminatın ödenmesine veya bu tazminatın teminat altına alınmış olmasına bağlıdır.
3. Diğer haller
Madde 751/g – (Ek: 14/11/1990 – 3678/23 md.)
Devri isteme hakkının kullanılmasına dair hükümler, malikin üst hakkının vaktinden evvel sona erdirme veya üst
hakkı sahibinin borçlarını ihlal etmesi sebebiyle devri isteme hakkı saklı tuttuğu hallerde de uygulanır.
V. Üst hakkı iradınının teminatı
1. İpotek kurulmasını istemek hakkı
Madde 751/h – (Ek : 14/11/1990 – 3678/24 md.)
Malik üst hakkı karşılığı olarak irad tarzında borçlanılan edaların azami üç yıllık miktarının tapu kütüğüne
gayrimenkul olarak kayıtlı üst hakkını takyid eden ipotekle teminat altına alınmasını halen üst hakkı sahibi olan kimseden
talep edebilir.
İradın her yıl için eşit olarak belirlenmemesi halinde bu kanuni ipoteğin tescili iradın eşit olarak dağıtılmasında üç
yıla düşecek miktarı için yapılabilir.
2. Tescil
Madde 751/i – (Ek: 14/11/1990-3678/25 md.)
İpotek, üst hakkının süresi içerisinde her zaman tescil edilebilir ve icra yolu ile satışta terkin olunmaz.
Yapı alacaklıları ipoteğinin kurulmasına dair hükümler kıyasen burada da uygulanır.
VI. Sürenin üst sınırı
Madde 751/j – (Ek : 14/11/1990-3678/26 md.)
Üst hakkı, müstakil bir hak olarak yüz yıldan daha fazla bir süre için kurulamaz.
Üst hakkı her zaman kurulması için öngörülen şekle uyularak azami bir yüz yıl daha uzatılabilir. Ancak bu konuda
önceden verilen her türlü taahhüt geçersizdir.
1304-108
(D) BİR BAŞKASININ ARSASINDA BULUNAN KAYNAK ÜZERİNDEKİ HAK :
Madde 752 – Başkasının arsasındaki kaynak üzerinde hakkı bulunan kimse, bu arsa malikini, suyun alınması veya
akıtılması için muktazi müsaadeyi vermeye icbar edebilir. Hilafına mukavele olmadıkça, bu hak başkasına temlik edilebilir
ve mirasçıya intikal eder.
Eğer bu hak, müstakil ve daimi bir mahiyeti haiz ise tapu sicilline gayrimenkul olarak kaydedilebilir.
(H) DİĞER İRTİFAK HAKLARI :
Madde 753 – Malik, herhangi bir kimseye veya bir cemaat lehine kendi arsası üzerinde nişan talimi veya mürur gibi
muayyen bir istifadeye mütehammil olmak şartiyle; diğer irtifak hakları tesis edebilir.
Hilafına mukavele olmadıkça bu haklar başkasına temlik olunamaz ve bunların şümulu hak sahibinin adi
ihtiyaçlarına göre takdir olunur.
İrtifak haklarına dahil olan hükümler, bunlarda dahi caridir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Gayrimenkul mükellefiyeti
(A) GAYRİMENKUL MÜKELLEFİYETİNİN MEVZUU :
Madde 754 – Gayrimenkul mükellefiyeti, bir gayrimenkul malikinin; mülkü dolayısiyle, o gayrimenkul karşılık
olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmağa veya vermeğe mecbur tutulmasıdır.
Bu mükellefiyet, diğer bir gayrimenkule malik olan kimse lehine de, mülkiyeti dolayısiyle tesis olunabilir.
İrat senetleri ve hukuku ammeye müteallik gayrimenkul mükellefiyetleri müstesna olmak üzere verilecek ve
yapılacak şeylerin, takyit edilen gayrimenkulün mahiyeti ile münasebeti yahut istifade edecek gayrimenkulün işletilme
ihtiyaçları ile alakası bulunmak lazımdır.
(B) TESİS VE SUKUT :
I. Tesis :
1 – İktisap ve tescil :
Madde 755 – Gayrimenkul mükellefiyetinin tesisi için, tapu siciline kaydı lazımdır. Sicil kaydında mükellefiyetin
kıymeti olmak üzere Türk parası olarak muayyen bir miktar gösterilir. Eğer mükellefiyet muayyen zamanlarda bir şey
yapmak veya vermekten ibaret olursa diğer bir surette takdir edilmediği halde mükellefiyetin kıymeti beher sene verilecek
veya yapılacak şeylerin yirmi misline müsavi addolunur. Hilafına hüküm bulunmadıkça, gayrimenkul mükellefiyetlerinin
iktisap ve tescili, gayrimenkul mülkiyeti hakkındaki hükümlere tabidir.
2 – Hukuku ammeye müteallik gayrimenkul mükellefiyet :
Madde 756 – Hukuku ammeye müteallik gayrimenkul mükellefiyeti, hilafına hüküm bulunmadıkça tescile tabi
değildir.
Kanun, bir şahsa yalnız bir gayrimenkul mükellefiyeti tesisini istemek hakkını bahşettiği takdirde; bu mükellefiyet,
ancak tescil ile teessüs eder.
1304-109
3 – Teminat kastiyle yapılan gayrimenkul mükellefiyeti :
Madde 757 – İrad senedine müteallik hükümler, bir alacağın teminatı olmak üzere tesis edilen gayrimenkul
mükellefiyetinde de caridir.
II. Sukut sebepleri :
1 – Umumiyetle :
Madde 758 – Gayrimenkul mükellefiyeti, sicil kaydının terkini ve takyit edilen gayrimenkulün büsbütün zayi olması
ile sakit olur.
Feragat ve iştira gibi sukut sebeplerinden biri bulunduğu halde takyit edilen gayrimenkulun maliki, sicildeki kaydın
terkinine muvafakat etmesini, alacaklıdan istemek hakkını haiz olur.
2 – İştira :
a) Alacaklının iştirayı istemek hakkı :
Madde 759 – Alacaklı, bir mukavele ile mezun olduğu takdirde ve bundan başka aşağıdaki hallerde malikten,
gayrimenkul mükellefiyetini satın almasını isteyebilir :
1 – Takyit edilen gayrimenkul, alacaklının haklarını mühim tehlikeye maruz kılacak surette taksim edilmiş ise.
2 – Malik, gayrimenkulünün kıymetini, mukabilinde teminat vermeksizin tenkis eder ise.
3 – Malik, birbiri ardınca üç sene yapmağa veya vermeğe mecbur olduğu şeyleri yapmamış veya vermemiş ise.
b) Takyit edilen gayrimenkul malikinin iştirayı istemek hakkı:
Madde 760 – Takyit edilen gayrimenkul maliki, bir mukavele ile mezun olduğu takdirde ve bundan başka aşağıdaki
hallerde iştira talebinde bulunabilir:
1 – Gayrimenkul mükellefiyetini tesis eden akdin hükümlerine diğer taraf riayet etmez ise.
2 – İştirası kabil olmamak üzere veya otuz seneden fazla bir müddet için tesis edilmiş olsa bile mükellefiyetin
teessüsünden itibaren otuz sene geçmiş ise otuz sene geçdikten sonra iştira selahiyetini kullanabilmek için borçlu alacaklıya
bunu her halde bir sene evvel ihbar ile mükelleftir.
Müebbet bir irtifak hakkına merbut olmak üzere tesis edilen gayrimenkul mükellefiyeti, iştira edilemez.
c) İştira bedeli:
Madde 761 – Hakiki kıymetin daha az olduğunu ispat etmek salahiyeti baki kalmak şartiyle; iştira, gayrimenkul
mükellefiyetinin kıymeti olmak üzere tapu sicilinde mukayyet olan meblağ mukabilinde, icra edilir.
3 – Müruru zaman:
Madde 762 – Gayrimenkul mükellefiyetinde müruru zaman cari olmaz. Yapılacak ve verilecek şeylerden
muacceliyet iktisap edenler, takyit edilen gayrimenkul malikinin şahsi borcu olduğundan itibaren, müruru zamana tabi
olurlar.
(C) HÜKÜMLER :
I. Alacaklının hakkı :
Madde 763 – Gayrimenkul mükellefiyeti, borçluya karşı şahsi bir alacak husule getirmeyip ancak takyit edilen
gayrimenkulün kıymeti üzerinden istifa edilmek hakkını verir. Verilecek ve yapılacak şey muaccel olduğu tarihten itibaren
üç sene sonra şahsi borç olur ve artık takyit edilen gayrimenkul, bu borcun karşılığı olmaktan çıkar.
1304-110
II. Borcun mahiyeti :
Madde 764 – Takyit edilen gayrimenkulün maliki, değiştiği takdirde yeni malik başka bir muameleye hacet
kalmaksızın, gayrimenkul mükellefiyetinin mevzuuna dahil şeylerle borçlu olur. Takyit edilen gayrimenkulün taksimi irat
senetlerinde ne gibi hükümler vücude getirir ise gayrimenkul mükellefiyeti hakkında da aynı hükümler husule getirir.
YİRMİ İKİNCİ BAP
Gayrimenkul rehni
BİRİNCİ FASIL
Umumi hükümler
(A) ŞARTLAR :
I. Gayrimenkul rehinin şekilleri :
Madde 765 – Gayrimenkul rehni, ipotek veya ipotekli borç senedi ve irat senedi şeklinde tesis olunabilir. Bundan
başka her hangi bir şekilde gayrimenkul rehni, memnudur.
II. Temin edilen alacak :
1 – Resülmal :
Madde 766 – Gayrimenkul rehin, ancak muayyen bir alacak için miktarı Türk parasiyle gösterilerek tesis olunabilir.
Alacağın miktarı muayyen değilse, gayrimenkulün azami ne miktar için teminat teşkil edeceği, her iki tarafça tesbit olunur.
(Ek: 14/11/1990 – 3678/27 md.) 766/a maddesi hükümleri saklıdır.
Yabancı para üzerinden rehin tesisi
Madde 766/a – (Ek: 14/11/1990 – 3678/28 md.)
Yabancı para üzerinden gayrimenkul rehni tesisi, vadesi 5 yıl ve daha fazla olan dış kaynaklı krediler için
mümkündür. Bu halde, her derecenin ifade ettiği miktar, rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir.
Ancak aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin tesis edilemez.
Yabancı para ile tesis edilmiş rehne ait bir derecenin boşalması halinde, yerine, tescil edileceği tarihdeki karşılığı
Türk parası veya yabancı diğer bir para üzerinden rehin tesis edilebilir. Türk parası ile tesis edilmiş bir rehne ait derecenin
boşalması halinde ise, yerine tescil edileceği tarihdeki karşılığı yabancı para üzerinden rehin tesis edilebilir.
Yabancı veya Türk parası karşılıklarının hesabında hesap günündeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının döviz
alış kuru esas alınır. Rehin haklarının hangi yabancı para üzerinden tesis edilebileceği Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca
belirlenir.
2 – Faiz :
Madde 767 – Mürabaha hakkındaki hükümler mahfuz olmak üzere her iki taraf faiz miktarını serbestçe tayin
edebilirler.
III. Rehnin mevzuu :
1 – Hangi gayrimenkuller rehin olarak tesis olunabilir?
Madde 768 – Bir gayrimenkulün rehni, ancak tapuda müseccel olmasına bağlıdır.
1304-111
2 – Merhunun tayini:
a) Gayrimenkul bir ise:
Madde 769 – Rehnin tesisi zamanında rehin ile takyit olunan gayrimenkul, tahsisen tayin edilmek lazımgelir. Taksim
keyfiyeti tapu sicilinde gösterilmiş olmadıkça bir gayrimenkulün parçaları rehin ile takyit olunamaz.
b) Gayrimenkul birden ziyade ise:
Madde 770 – Birden ziyade gayrimenkul, aynı malike veya müştereken ve müteselsilen borçlu olan kimselere ait
olduğu takdirde; aynı alacak için, rehin edilebilir. Aynı alacak için birden ziyade gayrimenkul üzerinde rehin tesis olunan
diğer bütün hallerde, gayrimenkullerden herbiri bu alacağın muayyen bir hissesi için takyit edilmek iktiza eder. Hilafına
mukavele olmadıkça teminatın tevzii, muhtelif gayrimenkullerin kıymeti ile mütenasip olmak lazımgelir.
(B) TESİS VE SUKUT:
I. Tesis:
1 – Tescil:
Madde 771 – Gayrimenkul rehni, tapu siciline kayıt ile tesis olunur. Kanunen tayin olunan istisnalar mahfuzdur.
Gayrimenkul rehne müteallik akit, ancak resmi şekilde yapıldığı surette muteber olur.
2 – Gayrimenkul birden ziyade kimselere ait ise :
Madde 772 – Bir gayrimenkulün hissedarlarından herbiri, kendi hissesini, rehin hakkı ile takyit edebilir.
Fakat, iştirak halindeki mülkiyette, gayrimenkulün rehni; ancak tamamı, iştirake dahil olanların cümlesi namına
takyit edilmek suretiyle sahih olur.
II. Sukut :
Madde 773 – Gayrimenkul rehni, kaydın terkini ve gayrimenkulün tamamen ziyaiyle sakit olur.
Umumi menfaat için istimlak halinde, rehnin sukutu, kanunu mahsusuna bağlıdır.
III. Parçaların birleştirilmesi halinde:
1 – Teminatın başka araziye geçmesi:
Madde 774 – Hükümet eliyle veya hükümetin nezareti altında muhtelif arazi parçaları birleştirildiği surette o
parçaları takyit eden rehinler, sıralarını muhafaza ederek, mukabillerinde alınan araziye geçer.
Muhtelif alacaklara karşı merhun bulunan veya bazıları merhun olmayan birden ziyade parça yerine kaim arazinin
tamamı, mümkünse evvelki sıralarını muhafaza etmek suretiyle o parçaların üzerindeki rehinler ile takyit edilmiş olur.
2 – Borçlunun iştira hakkı:
Madde 775 – Parçaların birleştirilmesi nihayet buluncaya kadar borçlu tediyeden üç ay evvel haber vermek şartiyle
bunların üzerindeki rehin haklarını satın alabilir.
3 – Nakdi tazminat:
Madde 776 – Rehin hakları ile mukayyet olan bir gayrimenkul için tazminat tediye edilmiş olduğu takdirde tazminat,
alacaklılar arasında sıralarına göre ve aynı sırada iseler alacakları nisbetinde tevzi olunur. Tazminat, temin edilen alacağın
yirmide birinden fazla olduğu veya yeni gayrimenkul alacak için teminat teşkil etmediği surette alacaklıların muvafakati
olmaksızın borçluya verilemez.
1304-112
(C) HÜKÜMLERİ:
I. Alacaklının hakkının şümulü:
Madde 777 – Gayrimenkul rehini, mütemmim cüzülerine ve teferruatına şamil olur.
Makine veya otel mefruşatı gibi rehin senedinde sarahaten teferruat olarak gösterilen ve tapu sicilinde zikrolunan
şeyler, kanunen teferruattan sayılamıyacağı ispat edilmedikçe, teferruattan addedilir. Teferruat üzerinde üçüncü şahsa ait
haklar mahfuzdur.
II. Kiralar:
Madde 778 – Kiraya verilmiş bir gayrimenkulü takyit eden rehin, merhunun nakde tahvili için alacaklı tarafından
başlayan takibattan veya borçlunun iflasına hükümden nakde tahvil zamanına kadar geçen müddete ait kiralara da şamil olur.
Bu hak, kiracıya karşı ancak takibatın kendisine tebliğinden veya iflasın ilanından sonra dermeyan olunabilir.
Vadesi hülul etmeyen kiraya müteallik olarak malik tarafından icra olunan hukuki tasarruflar veya bu kiralar üzerine
başka alacaklılar tarafından konulan hacizler, kiranın muacceliyet kesbetmesinden evvel, rehnin nakde tahvili için takibatta
bulunan alacaklı hakkında muteber değildir.
III. Müruru zamanın cereyan etmemesi:
Madde 779 – Gayrimenkul bir rehnin tescili, alacak hakkında müruru zamanın cereyanına mani olur.
IV. Teminat:
1 – Gayrimenkulün kıymetinin tenkisine karşı tedbirler:
a) Muhafaza tedbirleri:
Madde 780 – Malik tarafından, merhunun kıymetini düşürecek bir fiil veya ihmal vukuunda; alacaklı, hakimden
borçluya lazımgelen tenbihatın yapılmasını istiyebilir.
Alacaklı, lazım olan tedbirleri ittihaz etmek üzere hakim tarafından mezun kılınabileceği gibi teehhürde tehlike
mevcut olduğu surette bu tedbirleri kendiliğinden ittihaza da salahiyeti vardır. Bu hususdaki masrafları malik, kendisine
borçlu olur. Alacaklı bu masraflar için tescile hacet olmıyarak gayrimenkul üzerinde diğer müseccel mükellefiyetlere rüçhanlı
rehin hakkını haizdir.
b) Teminat ve evvelki halin tesisi:
Madde 781 – Gayrimenkulün kıymetinin tenezzülü halinde, alacaklı, borçlusundan teminat veya evelki halin tesisini
istiyebilir.
Alacaklı, kıymetin tenezzülü tehlikesi mevcut olduğu takdirde dahi teminat istiyebilir.
Borçlu, hakim tarafından verilen mühlet içinde teminat vermediği veya evvelki hali tesis etmediği surette, alacaklı,
borçtan teminat noksanına tekabül edecek bir miktar tediyesini talebeder.
2 – Malikin kusuru olmaksızın rehnin kıymetten düşmesi:
Madde 782 – Merhunun kıymeti, malikin kusuru olmaksızın tenezzül e derse alacaklı ancak malikin
aldığı tazminat nispetinde kendisinden teminat veya ted iyat istiyebilir. Bununla beraber alacaklı
kıymetin tenezzülüne mani olacak veya bu
1304-113
tenezzülü izale edecek tedbirler yapabilir. Alacaklı, bu yoldaki masraflar için tescile hacet olmıyarak gayri menkul üzerinde
diğer müseccel mükellefiyetlere rüçhanlı bir rehin hakkını haizdir. Fakat malik, bu masraflardan dolayı şahsen mesul olmaz.
3 – Malikin merhunattan bazı parçaları mülkünden çıkarması :
Madde 783 – Malik rehin ile takyit edilmiş olan gayri menkulün temin edildiği alacağın yirmide birinden az kıymeti
olan bir parçasını mülkünden çıkarır ise; alacaklı kendisine alelhesap bu parçanın kıymeti ile mütenasip bir miktar tediyede
bulunulduğu veya gayrimenkulün kalan kısmı kafi bir teminat teşkil ettiği takdirde o parça üzerindeki rehinin fekkinden,
imtina edemez.
V. Sonradan tesis edilen ayni haklar:
Madde 784 – Malikin, merhun olan gayrimenkulü başka ayni haklarla takyit etmek salahiyetinden feragati muteber
değildir. Alacaklının gayrimenkul üzerindeki rehin hakkı, o gayrimenkulün üzerinde müsaadesi olmaksızın sonradan tesis
edilen bütün irtifak haklarına ve gayri menkul mükellefiyetlerine takaddüm eder. Merhun nakde tahvil edilirken evvelki
alacaklıyı izrar eden bu haklar, terkin olunur.
Evvelki alacaklının talebi ile irtifak haklarının veya gayri menkul mükellefiyetlerinin terkini halinde bu hakların
sahipleri merhunun nakde tahvilinde alacakları sonradan kaydolunan alacaklılara karşı, haklarının kıymetini o nakitten istifa
etmekte, rüçhanı haizdirler.
VI. İpotek derecesi:
1 – Hükümler :
Madde 785 – Gayri menkul rehin edilirken hangi ipotek derecesine kaydedilirse o derecenin ifade ettiği kuvvetle
teminat teşkil eder. Rehin hakları, kendilerine takaddüm edecek meblağ miktarı kayitte irae edilmek şartiyle ikinci veya her
hangi bir derecede olmak üzere tesis edilebilir.
2 – Tertip :
Madde 786 – Bir gayri menkul üzerinde muhtelif derecede rehinler tesis olunursa bunlardan birinin terkini, alacaklıyı
serbest kalan dereceye geçirmez. Malik, terkin olunan rehnin yerine bir diğerini tesis edebilir.
Sonradan gelen alacaklılara serbest derecelerden istifade etmek hakkını veren mukavelelerin muteber olması, tapu
siciline o yolda şerh verilmelerine bağlıdır.
3 – Boş dereceler :
Madde 787 – Bir rehin hakkı muahhar bir sırada olarak tesis olunduğu ve ona tekaddüm eden başka rehinler mevcut
olmadığı veya borçlu mukaddem bir rehin senedini kullanmadığı, yahut mukaddem alacak kaydolunmuş meblağ miktarına
vasıl olmadığı takdirde; nakte tahvili halinde gayrimenkulün semeni, boş dereceler nazarı itibara alınmaksızın, sıralarına göre
teminatlı alacaklılara verilir.
VII. Rehin nasıl nakde tahvil olunur :
Madde 788 – Borçlu, borçlarını ödemediği surette alacaklı gayrimenkulün semeninden alacağını istifa eder. Borçlu,
borcunu tediye etmediği surette alacaklıya gayrimenkulü temellük etmek salahiyeti veren her türlü mukavele batıldır. Aynı
alacak için birden ziyade gayri menkul üzerinde rehin tesis edilmiş ise alacaklı bunların aynı zamanda satılmasını talep
etmeğe mecburdur. Bununla beraber icra memuru, ancak bey’i zaruri olanlarını satar.
1304-114
1 – Satış bedelinin tevzii :
Madde 789 – Gayrimenkulün satış bedeli, alacaklılar arasında sıralarına göre tevzi olunur.
Aynı sırada olan alacaklılar, bedele, alacakları nisbetinde iştirak ederler.
2 – Teminatın şumulü :
Madde 790 – Gayrimenkul rehni, alacaklıya şunları temin eder:
1 – Resülmali.
2 – Takip masrafları ve geçen günlerin faizleri.
3 – İflasın açıldığı veya gayri menkulün satılması talep edildiği zamanda vadeleri hulül etmiş bulunan üç senelik
faizler ile son vadeden itibaren cereyan eden faizler.
Evvelce tayin edilmiş olan faiz miktarı sonradan gelen alacaklıların zararına olarak yüzde beşten fazlaya çıkarılamaz.
3 – Masraflar için teminat :
Madde 791 – Gayri menkulün muhafazası veya malik hesabına sigorta ücretleri tediye için alacaklının yaptığı
masraflar, tıpkı alacağı gibi teminatlıdır.
VIII. Arazinin ıslahı neticesinde rehin hakkı :
1 – Sıra :
Madde 792 – Hükümet marifetiyle icra olunan ıslahat neticesinde arazinin kıymeti arttığı surette malik, hissesine
isabet eden masraflar için bu araziyi, bu masraflar bedelinde kendisine ikraz eden alacaklı lehine olarak bir rehin hakkı ile
takyit edebilirler. Bu hak sicile kaydolunur. Ve o arazi üzerinde mukayyet bütün mükellefiyetlere takaddüm eder.
Fakat Hükümet, bu ıslahat masrafına iştirak etmemiş ise; malik arazisini masraflarının en çok üçte ikisi için rehin
hakkı ile takyit edebilir.
2 – Alacağın ve rehnin sukutu :
Madde 793 – Devletin yardımı olmaksızın icra edilen arazi ıslahatında masraf hisselerine karşılık olarak kaydolunan
borç, resülmalin yüzde beşinden az olmamak üzere senevi taksitlerle ödenir. Rehin hakkı gerek alacak gerek senevi taksitler
hakkında bunların muaccel oldukları tarihten itibaren üç sene sonra sakıt olur. Sonra gelen alacaklılar, sıralarına göre ileri
geçerler.
IX. Sigorta tazminatı :
Madde 794 – Muacceliyet kesbeden sigorta tazminatı ancak gayri menkul üzerinde rehin hakkını haiz olan bütün
alacaklıların rızasiyle, malike verilebilir.
Bununla beraber işbu tazminat rehin ile mukayyet olan gayri menkulün evvelki haline iadesi için kafi bir teminat
mukabilinde, malike tediye edilir.
Yangına karşı, sigorta hakkındaki hükümler mahfuzdur.
X. Alacaklının temsili :
Madde 795 – Müstacelen bir karar ittihazı lazım gelip te bizzat müdahalesi kanunen icabeden alacaklının ismi
veya ikametgahı meçhul olduğu hallerde borçlunun veya diğer alakadarların talebi üzerine sulh hakimi o alacaklıya, bir
kayyım tayin edebilir.
1304-115
İKİNCİ FASIL
İpotek
(A) GAYESİ VE MAHİYETİ:
Madde 796 – Halen mevcut veya ileride vücut bulacak yahut vücut bulması muhtemel olan her hangi bir alacağın
temini için, ipotek tesis olunabilir
Bu suretle takyit edilen gayri menkul, borçlunun kendi mülkü olmak lazım değildir.
(B) TESİS VE SUKUT:
I. Tesis:
Madde 797 – Temin ettiği alacak miktarı gayri muayyen veya mütehavvil olsa bile; tesis olunan ipotek, tapu
sicillinde sabit bir derece işgal eder ve temin olunan alacakta ne gibi bir tahavvül vakı olursa olsun, tescildeki sırasını
muhafaza eyler.
Tapu memuru, tesis olunan ipotek hakkında alacaklının talebi üzerine kendisine bir suret verir. Bu suret kıymetli
evraktan madut olmayıp ancak tescilin vukuunu ispata medar olur. Mukavelenamenin üzerine tescil keyfiyetinin şerh ve
tasdik edilmesi, suret makamına kaim olur.
II. Alacağın sukutu:
1 – Kaydın terkini:
Madde 798 – Takyit edilmiş olan gayri menkulün maliki, alacağın sukutu halinde, tapu sicilindeki kaydın terkinini
alacaklıdan istiyebilir.
2 – Şahsen mesul olmıyan malikin hakkı:
Madde 799 – Başkasının alacağı için üzerinde ipotek tesis edilen gayrimenkulün, maliki borçlu hakkındaki şartlara
göre borcu itfa edip gayrimenkulünü rehinden kurtarabilir ve iskat ettiği borç için alacaklının yerine kaim olur.
3 – İpotekten kurtarma:
a) Şartları ve usulü:
Madde 800 – Kıymetinden fazla bir borç ile takyit edilmiş olan bir gayrimenkulü, o borçtan şahsen mesul olmıyan
bir kimse iktisap ederse takibat başlamadan evvel satış bedelini ve ıvazsız temellükte gayrimenkul için takdir ettiği kıymeti
alacaklılara tediye ederek, o gayrimenkulü ipotekten kurtarabilir.
Bu kimse,gayrimenkulü ipotekten kurtaracağını altı ay evvel tahriren alacaklılara ihbar eder ve teklif ettiği para
alacaklılar arasında sıralarına göre tevzi olunur.
b) Müzayede:
Madde 801 – Alacaklılar, gayri menkulü iktisap eden kimsenin bu baptaki teklifi kendilerine tebliğ ettiği günden
itibaren bir ay içinde masraflarını peşin vererek rehnin aleni müzayedesini, talep edebilir. Bu müzayedenin, ilandan sonra ve
talebin vuku bulduğu günden itibaren ikinci ay içinde yapılması lazımdır.
Müzayede bedeli, teklif edilen meblağdan fazla olduğu takdirde bu bedel alacaklılar arasında tevzi edilir. Müzayede
masrafı, müzayede bedelinin teklif olunan meblağdan fazla olması halinde teklif sahibine ve aksi takdirde müzayedeyi istiyen
alacaklıya ait olur.
4 – İhbar:
Madde 802 – İpotekle takyit edilmiş olan gayrimenkulün maliki, borçtan şahsen mesul değil ise alacaklının tediye
talebi kendisine karşı muteber olmak için borçlu ile kendisine de tebliğ edilmek lazımdır.
1304-116
İPOTEĞİN HÜKMÜ:
I. Mülkiyet ve rehin:
1 – Temlik:
Madde 803 – İpotekle takyit edilmiş olan bir gayri menkulün ahare temliki, hilafına mukavele olmadıkça borçlunun
borcunda ve teminatında tahavvül husule getirmez. Lakin yeni malik, borcu kabul ettiği takdirde eğer alacaklı hakkını evvelki
borçluya karşı muhafaza ettiğini senesi içinde tahriren beyan etmemiş ise evvelki borçlu, borcundan kurtulur.
2 – Gayrimenkulün taksimi:
Madde 804 – İpotekle takyit edilmiş gayrimenkulün bir kısmı, yahut aynı malikin bu suretle mukayyet müteaddit
gayri menkullerden birisi, ahare temlik yahut gayri menkul taksim edilirse; hilafına bir mukavele bulunmadıkça, teminat her
kısmın kendi kıymetine göre mütenasiben tevzi olunur. Bu tevzii kabul etmiyen alacaklı, tevziin kesbi katiyet ettiği tarihten
itibaren bir ay içinde alacağının bir sene zarfında ödenmesini istiyebilir.
Gayri menkulü iktisap edenler borçtan kendi parçalarına düşen hisseyi kabul ettikleri takdirde eğer alacaklı, hakkını
evvelki borçluya karşı muhafaza ettiğini senesi içinde tahriren beyan etmemiş ise, evvelki borçlu borcundan kurtulur.
3 – Alacaklıya ihbar:
Madde 805 – Gayri menkulü iktisap eden kimsenin borcu kabul ettiği tapu memuru tarafından alacaklıya ihbar edilir.
Alacaklının beyanda bulunması için senelik müddet, bu ihbardan itibaren cereyan eder.
II. Alacağın temliki:
Madde 806 – İpotekle temin edilmiş olan bir alacağın temliki sahih olmak için, tescili şart değildir.
(D) KANUNİ İPOTEKLER:
I. Tescil edildiği halde:
1 – Şartları:
Madde 807 – Aşağıdaki kimseler, kanuni bir ipoteğin tescilini isteyebilirler:
1 – Sattığı gayrimenkul üzerinde semeni temin için bayi.
2 – Taksimden münbais matlubat için, evvelce beyinlerinde müşterek olan gayrimenkul üzerinde mirasçılar ve
hissedarlar.
3 – Bir gayrimenkul üzerindeki inşaat yahut ameliyatta malzeme vererek veya vermiyerek çalışmış olmaları
hasebiyle malik veya müteahhit zimmetinde tahakkuk eden alacakları için o gayri menkul üzerinde bu müteahhit ve işçiler.
Kanunun bu suretle kendilerine ipotek hakkı tanıdığı kimselerin evvelce yapılmış bir mukavele ile işbu haklarından
feragatleri, muteber değildir.
2 – Bayi, mirasçı ve hissedarlar:
Madde 808 – Bayiin, mirasçının ve hissedarın kanuni ipotek hakkı mülkiyetin naklinden sonra üç ay zarfında tescil
olunmak lazımdır.
3 – İşçiler ve mütaahhitler :
a) Tescil :
Madde 809 – İşçilerin ve mütaahhitlerin ipotek hakkı işin icrasını iltizam ettikleri günden itibaren tapu siciline
kaydolunabilir. Tescil nihayet işlerin hitamını velyeden üç ay içinde istenebilir. Bu tescil, alacak, malik tarafından kabul
edilmiş veya mahkemece hüküm altına alınmış ise yapılabilir. Malik bir alacaklıya kafi teminat verirse tescil talep olunamaz.
1304-117
b) Sıra:
Madde 810 – İşçilerin ve mütaahhitlerin haiz oldukları kanuni ipotek hakkı ayrı ayrı ve muhtelif tarihlerde tescil
edilmiş olsa bile bunlar alacaklarını istifa hususunda müsavi hakka maliktirler.
c) İmtiyaz:
Madde 811 – Rehin nakde tahvil edildiği zaman işçiler ve mütaahhitler bütün alacaklarını istifa edememek suretiyle
zarara uğrarlarsa; bu zararın vukuunu evvelden bilen veya bilmesi lazımgelen mukaddem sıradaki alacaklılar, hisselerine
düşen miktarın mecmuundan arsanın kıymetine isabet eden miktar tenzil edildikten sonra mütebakisinden vaki olan zararı
tazmin ile mükellef olur. Evvelki sırada bulunan alacaklı, gayri menkul rehin senedini başkasına temlik etmiş ise işçinin ve
mütaahhidin temlik sebebiyle mahrum kaldıkları miktardan mesul olur. İşe başlanıldığı, alakadarın ihbarı üzerine tapu
siciline işaret edilince; tescil müddetinin hitamına kadar, o gayrimenkulde ipotekten başka bir şekilde teminat tescil edilemez.
ÜÇÜNCÜ FASIL
İpotekli borç senedi ve irat senedi
(A) İPOTEKLİ BORÇ SENEDİ:
I. Gayesi ve mahiyeti:
Madde 812 – İpotekli borç senedi, gayrimenkul rehinle temin olunmuş şahsi bir alacaktır.
II. Kıymet takdiri:
Madde 813 – İpotekli borç senedinin tesisi için gayrimenkulün tapu idaresi marifetiyle kıymetinin resmen takdir
edilmiş olması lazımdır. İpotekli borç senedi, takdir edilmiş olan kıymeti mütecaviz miktar için tesis olunamaz.
III. Feshin ihbarı:
Madde 814 – Hilafı şart edilmemiş ise ipotekli borç senedinin feshi, faiz tediyesi için mutad olan günden en aşağı altı
ay evvel alacaklı ve borçlu tarafından ihbar olunabilir.
IV. Malikin vaziyeti :
Madde 815 – Başkasının borcu için gayrimenkulü rehin edilmiş olan malik hakkında da, ipotek hükümleri tatbik
olunur.
Başkasının borcu için gayrimenkulü rehin edilmiş olan malik alacaklıya karşı borçlunun haiz olduğu bütün defileri
dermeyan edebilir.
V. Temlik, taksim :
Madde 816 – İpotekli borç senedi ile teminat teşkil eden gayrimenkulün temlik ve taksimi üzerine terettüp eden
hükümler, ipotek hakkındaki kaidelere tabidir.
(B) İRAT SENEDİ :
I. Mahiyeti ve gayesi :
Madde 817 – İrad senedi, bir gayrimenkul üzerine gayrimenkul mükellefiyeti olarak tesis olunan bir alacaktır. İrat
senediyle ancak zirai gayrimenkuller, evler ve üzerine bina inşa edilecek arsalar takyit olunabilir.
İrat senedi, şahsi bir borç tevlit etmez ve alacağın cihetini de ihtiva eylemez.
II. İrat senedi resülmalinin azami miktarı:
Madde 818 – Zirai gayrimenkulü takyit eden irat senedinin resülmali, arzın irat kıymetinin üçte ikisine bina
kıymetinin yarısının ilavesinden hasıl olan miktarı tecavüz edemez. Şehirlerdeki gayrimenkulleri takyit eden irat senedinin
resülmali, o gayrimenkullerin irat kıymetlerine arsa ve bina kıymetlerinin zammından hasıl olan yekünun yarısının beşte
üçünü tecavüz edemez. Bu kıymetlerin tapu idaresi marifetiyle resmen takdir ettirilmesi lazımdır.
1304-118
III. Hazinenin mesuliyeti:
Madde 819 – Kıymetlerin lazımgelen ihtimam ile takdir edilmemesinden, hazine mesuldür. Hazine kusuru olan
memurlara rücu edebilir.
IV. İştira hakkı:
Madde 820 – İrat senedi ile takyit edilmiş olan gayrimenkulün maliki, her iki taraf, altı seneden daha uzun bir
müddet için feshedilmemesini mukavele etmiş olsalar bile beher altı senelik devrenin hitamından bir sene evvel haber vermek
şartiyle bu senedi, iştira hakkını haizdir. İrat senedi ile alacaklı olan, ancak kanunen muayyen hallerde alacağın tediyesini
isteyebilir.
V. Borç ve mülkiyet:
Madde 821 – İrat senedi ile takyit edilmiş gayrimenkule malik olan kimse, o senedin borçlusu olur.
Gayrimenkulü iktisabeden kimse başka hiç bir muameleye hacet kalmaksızın irat senedindeki alacağın borçlusu olup
o güne kadar ona malik bulunan, borcundan beri olur. Gayrimenkul, irat senedinin faizlerine karşılık olmaktan çıktığı tarihten
itibaren, o faizler malikin şahsi borcu olur.
VI. Taksim:
Madde 822 – İrat senediyle takyit edilmiş olan gayrimenkul taksim edildikte her parçaya malik olan kimse senetteki
alacağı borçlanır.
İpotekle takyit edilmiş olan gayrimenkulün taksimi hakkındaki kaideler bu muhtelif parçalar üzerine tevzi edilen
borçlara da tatbik olunur.
İrat senedinin malikler tarafından iştirasına alacaklı talip olduğu halde bir sene zarfında bu iştirayı yapmaları
lüzumunu borçların tevzii katiyet kesbettiği tarihten itibaren nihayet bir ay içinde kendilerine ihbar etmeğe mecburdur.
(C) MÜŞTEREK HÜKÜMLER:
Madde 823 – İpotekli borç senedi ve irat senedi, ne bir şartı ne de mukabilinde bir şey itası kaydını ihtiva edemez.
I. Tesis:
1 – Alacağın mahiyeti:
2 – Borç ile münasebeti:
Madde 824 – İpotekli borç senedi yahut irat senedi tesis olunduğunda tesisin sebebini teşkil eden borç, akdi tecdit
suretiyle iskat edilmiş olur.
Hilafına bir mukavele yapılmış olursa bu mukavele ancak akitler ve hüsnü niyet sahibi olmayan üçüncü şahıslar
hakkında muteberdir.
3 – Tescil ve senet:
a) Senedin lüzumu:
Madde 825 – Tapu siciline kaydedilen her bir borç senedi veya irat senedi için tapu memuru tarafından bir senet
verilir.
Tescil muamelesi üzerine senedin tanziminden mukaddem dahi kanuni hükümler terettüp eder.
b) Senedin tanzimi:
Madde 826 – İpotekli borç senedi tapu memuru tarafından tanzim olunur. Senetler tapu memuru ile salahiyettar
hakimin imzasını havi olmak lazımdır.
Senetler, alacaklıya yahut onun vekiline ancak borçlunun ve takyit edilen gayrimenkul malikinin rızasiyle verilebilir.
1304-119
c) Senedin şekli :
Madde 827 – İpotekli borç senedinin ve irat senedinin şekilleri nizamnamei mahsus ile tayin olunur.
4 – Alacaklının tayini:
a) Tanzim edilirken:
Madde 828 – İpotekli borç senedi ve irat senedi nama veya hamile muharrer olur. Bunlar gayrimenkul malikinin
namına da tanzim olunabilir.
b) Vekil suretiyle :
Madde 829 – İpotekli borç senedi veya irat senedi tesis olundukta tediyatı icra ve ahz, tebligatı kabul, teminatın
tenkisine muvafakat ve umumiyetle alacaklının ve borçlunun ve malikinin hukukunu tam bir ihtimam ve bir bitaraflık ile
muhafaza mükellefiyetlerini haiz olmak üzere bir vekil tayin olunabilir.
Vekilin ismi tapu siciline ve rehin senedine kaydolunur. Vekalet, hitam bulduğu takdirde eğer alakadarlar ittifak
edemezlerse hakim icap eden tedbirleri ittihaz eyler.
5 – Tediye mahalli :
Madde 830 – Rehin senedi hilafını tayin etmediği takdirde senet, hamile muharrer olsa dahi borçlu bütün tediyatını
alacaklının ikametgahında yapmağa mecburdur. Alacaklının ikametgahı malüm olmaz yahut borçlunun zararına olarak tebdil
edilirse borçlu tediyatını kendi yahut alacaklının evvelki ikametgahındaki tapu dairesine yatırmak suretiyle borcundan
kurtulabilir. Senedin faiz kuponları varsa, faiz tediyatı, kuponu ibraz edene yapılır.
6 – Alacağın temlikinden sonra tediye:
Madde 831 – Alacağın temliki halinde borçlu kendisine bu temlik hakkında bir ihbar vaki olmadıkça senet hamile
muharrer olsa dahi kuponsuz olan faiz ve senevi taksitlerini evvelki alacaklıya tediye edebilir.
Bununla beraber resülmalin tamamı veya bir kısmı her halde ancak tediye zamanında alacaklı olduğu tahakkuk eden
kimseye ödenmiş ise muteber olur.
II. Alacağın sukutu:
1 – Alacaklının mevcut olmaması halinde :
Madde 832 – Alacaklı mevcut olmadığı yahut olup ta rehinden feragat ettiği takdirde borçlu tapu sicilindeki kaydı
terkin veya ipka ettirmekte muhtardır. Borçlu, senedi yeniden tedavül ettirebilir.
2 – Terkin:
Madde 833 – İpotekli borç senedi ile irat senedinin kaydı bilmuvafaka senet iptal edilmeden veya hakim tarafından
hükümsüzlüğüne karar verilmeden evvel tapu sicilinden terkin olunamaz.
III. Alacaklının hakları:
I – Hüsnü niyetin himayesi:
a) Sicil hakkında:
Madde 834 – Tapu sicilinin ipotekli borç veya irat senedine taalluk eden münderecatına hüsnü niyetle istinat etmiş
olan her şahıs hakkında, sicil metni muteberdir.
b) Senet hakkında:
Madde 835 – Usulüne muvafık surette tanzim edilen ipotekli borç senedi ve irat senedi münderecatına hüsnü niyetle
istinat etmiş olan her şahış hakkında, bu senetlerin metni muteberdir.
1304-120
c) Senedin tescil ile münasebeti:
Madde 836 – Metinleri sicil kaydına mutabık olmayan veya sicil kaydı bulunmayan ipotekli borç senedi ile irat
senetleri hakkında, tapu sicil kaydına itibar olunur. Bu senetleri hüsnü niyetle iktisap etmiş olan kimse tapu sicilli hakkında
muayyen hükümler dairesinde düçar olduğu zararın tazminini isteyebilir.
2 – Alacaklının haklarını kullanması:
Madde 837 – Bir ipotekli borç senedinin veya irat senedinin ihtiva ettiği alacak gerek hamile gerek nama muharrer
olsun senet ile birlikte olmaksızın temlik ve terhin edilemez ve o alacakta diğer her hangi bir surette tasarruf olunamaz.
Senedin hükümsüzlüğüne karar verildiği veya senet henüz tanzim olunmadığı hallerde alacağı iddia etmek hakkı,
mahfuzdur.
3 – Temlik:
Madde 838 – İpotekli borç senedinin veya irat senedinin ihtiva ettiği alacağın temliki için senedin teslimi şarttır.
Senet, nama muharrer ise temlik keyfiyetinin senede işaret edilmesi ve iktisap edenin isminin yazılması da lazımdır.
IV. İptal kararı :
1 – Ziya halinde :
Madde 839 – Bir senet veya faiz kuponu zayi olmuş yahut borcu iskat niyeti ile olmaksızın imha edilmiş ise
alacaklı, senedin hükümsüzlüğüne karar verilerek bedelinin ödenmesini yahut borç henüz muacceliyet kesbetmemiş ise yeni
bir senet veya kupon itasını, hakimden istiyebilir.
Senedin hükümsüzlüğüne, hamile muharrer senetler için muayyen usule tevfikan, karar verilir. İtiraz müddeti bir
senedir. Borçlu dahi bedeli ödenildiği halde ibraz edilemiyen senedin hükümsüzlüğüne karar verilmesini aynı veçhile
talebetmek hakkını haizdir.
2 – Alacaklının ilan ile davet edilmesi:
Madde 840 – İpotekli borç senedi ile alacaklı olan kimse on seneden beri meydanda olmaz ve bu müddet zarfında hiç
bir faiz talep edilmemiş bulunursa takyit edilen gayri menkul maliki, gaiplik kararına dair hükümlere tevfikan, alacaklıyı ilan
tarikiyle yapılacak bir tebliğ ile davet etmesini, hakimden istiyebilir. Alacaklı kendisini bildirmez ve yapılan tahkikattan
ağlep bir ihtimale göre alacağın kalmadığı anlaşılır ise hakim senedin hükümsüzlüğüne ve tapu sicilindeki derecenin boş
bırakılmasına karar verir.
V. Borçlunun defileri:
Madde 841 – Borçlu, ancak tescilden veya senetten mütevellit olan defilerle mutalebede bulunan alacaklıya karşı
şahsen haiz olduğu defileri dermeyan edebilir.
VI. Tediye:
Madde 842 – Alacaklı borcun, tamamen tediyesi halinde borçlunun talebi üzerine senedi iptal edilmemiş olarak
kendisine teslime mecburdur.
VII. Hukuki münasebette değişiklik:
Madde 843 – Borca karşı alelhesap tediyatta bulunulması, yahut borcun tahfifi, yahut gayri menkul üzerindeki
takyidin fekki gibi bir suretle tadilat icra edildiği takdirde borçlu bu tadilatı tapu siciline kaydettirmek hakkını haizdir. Tapu
memuru, bu tadilatı senede işaret etmeğe mecburdur. Bu tescil yapılmadığı halde; senevi taksit şeklinde vakı olan tediyeler
müstesna olmak üzere vuku bulan tadilat, senedi hüsnü niyetle iktisap etmiş olan kimseye karşı dermeyan olunamaz.
1304-121
DÖRDÜNCÜ FASIL
Gayrimenkul karşılık gösterilerek senet ihracı
(A) GAYRİMENKUL KARŞILIKLI SENEDAT:
Madde 844 – Nama veya hamile muharrer olan tahviller, aşağıdaki şekillerde bir gayrimenkul rehni ile temin
edilebilir.
1 – İstikrazın tamamı için bir ipotek veya ipotekli borç senedi tesis ve borçlu ile alacaklıların cümlesini birden temsil
edecek bir mümessil tayini;
2 – İhracı deruhte eden müessese lehine istikrazın mecmuu için bir gayri menkul rehini tesis ve böyle bir rehin ile
temin edilmiş olan alacağın tahvilat sahipleri lehine takyidi.
(B) TERTİP HALİNDE ÇIKARILAN İPOTEKLİ BORÇ SENETLERİ VE İRAT SENETLERİ:
I. Umumi Hükümler:
Madde 845 – Tertip halinde ihraç olunan ipotekli borç senetleri ile irat senetleri aşağıdaki maddelerin hükümleri
mahfuz kalmak üzere bu senetler hakkındaki umumi kaidelere tabidir.
II. Senetlerin mahiyeti:
Madde 846 – Bu fasılda bahsolunan senetler on lira veya onun her hangi bir adetle madrubu kadar lira için tanzim
edilir. Bunlarda birer sıra numarası bulunur ve hepsi aynı ibare ile yazılır. Gayri menkulün maliki, senetleri kendi
çıkarmıyorsa bu işi üzerine alan müessese alacaklılarla borçlunun mümessili olmak üzere tayin ve tasrih olunur.
III. İtfa:
Madde 847 – Borçlu muayyen vadelerde faizden başka tertibin itfası için resülmalden bir kısmının dahi tediyesini
taahhüt edebilir. Senelik itfa, muayyen bir miktar senedin bedelinin tediyesini tazammun etmek lazımdır.
IV. Tescil:
Madde 848 – Senetler, kaç adet olduğu zikredilerek tapuca tescil olunur. İstikrazın mecmuu için bir tescil muamelesi
yapılır. Senedin miktarı az ise ayrı ayrı tescil olunabilir.
V. Senetlerin hükümleri:
1 – Mutavassıt müessese :
Madde 849 – Senetleri çıkaran müessese alacaklıların ve borçlunun müşterek mümessilleri olsa da ihraç sırasında
kendisine böyle bir selahiyet verilmiş olmadıkça borçlunun taahhütlerini ifa edemez.
2 – Tediye:
a) İtfa planı:
Madde 850 – Senetlerin bedelleri; ihraç sırasında kararlaştırılmış veya verilen salahiyet dairesinde mutavassıt
müessese tarafından tanzim edilmiş olan itfa planına tevfikan, ödenir. Ödenen senet iptal edilir. Hilafına mukavele yok ise
gayri menkulün karşılık tutulduğu tahvillerin hepsi buna müteferri borçlar itfa edilip bütün kuponlarla birlikte iptal
edilmedikçe yahut kalan kuponların bedelleri yatırılmadıkça tapu sicilindeki kayıt terkin edilemez.
b) Murakabe :
Madde 851 – Gayri menkulün maliki yahut ihraç işini üzerine alan müessese mukarrer itfa planına tevfikan kur’a
usulünü tatbik ve ödenen senetleri iptal etmekle mükelleftir.
1304-122
Bu muameleler, irat senetlerine taallük ettiği takdirde Hükümetçe murakabe edilir.
c) Tediyatın tahsisi lazım gelen cihet :
Madde 852 – Bütün tediyat, vukularını takibeden kur’a zamanındaki borcun itfasına tahsis olunur.
YİRMİ ÜÇÜNCÜ BAP
Menkul rehini
BİRİNCİ FASIL
Teslimi meşrut şekilde rehin ve hapis hakkı
(A) TESLİMİ MEŞRUT REHİN :
I. Rehnin akdi :
1 – Alacaklının zilyedliği :
Madde 853 – Kanunen muayyen istisnalar haricinde bir menkul, ancak teslimi meşrut şekilde rehin edilebilir. Bir
menkulü hüsnü niyetle rehin olarak kabul eden kimse o menkul üzerinde rahinin tasarruf hakkı bulunmasa da rehin hakkını
iktisap eder. Şu kadar ki üçüncü şahısların mukaddem zilyetlikten mütevellit hakları mahfuzdur. Rahin, merhunu fiilen ve
hasren kendi yedinde bulundurdukça; mürtehin için rehin hakkı sabit olmaz.
2 – Hayvan rehni:
Madde 854 – Merkezlerinin bulunduğu mahallin hükümeti mülkiyesi tarafından bu gibi muamelatta bulunmak
hakkını istihsal etmiş olan itibar müesseseleri ile kooperatif şirketleri, alacaklarını temin etmek için umumi bir secilde kayit
ve icra memuruna ihbar suretiyle hayvan üzerine kabzeylemeksizin rehin tesis edebilirler.
3 – Merhun üzerinde müahhar rehin tesisi:
Madde 855 – Merhunun maliki, merhun üzerinde müahhar bir rehin tesis edebilir. Bunun için rehini kabzetmiş olan
alacaklıya ihbarname göndermesi ve bu ihbarnamede; alacağı tesviye edilince, merhunu diğer alacaklıya teslim etmesi
lüzumunu beyan eylemesi muktazidir.
4 – Mürtehinin merhunu rehin etmesi:
Madde 856 – Mürtehin, rahinin rızası olmadıkça merhunu başkasına rehin edemez.
II. Sukut:
1 – Zilyedliğin zayi edilmesi:
Madde 857 – Mürtehin, merhun üzerindeki zilyedliğini ve merhuna vaziyet eden üçüncü şahıslardan mutalebe
salahiyetini zayi edince, rehni sakıt olur. Rahin mürtehinin rızasiyle merhun üzerinde fiilen yedini idame ettikçe rehnin
hükümleri muallak kalır.
2 – Rehnin iadesi:
Madde 858 – Mürtehinin, merhun üzerindeki hakları tediye ile ve başka bir sebeple sakıt olunca; merhunu, hak
sahibine iade etmesi lazımdır. Mürtehin, alacağını tamamen istifa etmedikçe merhunu veya bir kısmını iada etmekle mükellef
tutulamaz.
3 – Mürtehinin mesuliyeti :
Madde 859 – Mürtehin, merhunun telef ve zıyaından ve kıymetine noksan gelmesinden mesuldür. Meğer ki bu halin
kendi kusuru olmaksızın vukua geldiğini ispat etsin. Mürtehin merhunu hotbehot satar yahut rehnederse bu yüzden vukua
gelen bütün zararı zamin olur.
1304-123
III. Rehnin hükümleri:
1 – Mürtehinin hakları:
Madde 860 – Alakası kesilmemiş olan mürtehin alacağını merhunun nakde tahvilinden hasıl olan meblağdan istifa
etmek hakkına maliktir. Rehin, alacaklıya resülmal ve mukavele edilen faizle takibat ve muhakeme masraflarını ve geçmiş
gün faizlerini temin eder.
2 – Rehnin şumulü:
Madde 861 – Rehin, merhunun hem aslını hem teferruatını takyit eder. Hilafına mukavele olmadıkça, merhunun tabii
semereleri o merhunun mütemmim cüzleri olmak halinden çıkınca mürtehinin bunları malike iade etmesi lazımdır. Rehin,
merhunun satıldığı zamanda mütemmim cüzlerini teşkil eden semereleri de şamil olur.
3 – Mürtehinin sırası :
Madde 862 – Menkul, birden ziyade kimselere rehin edilmiş ise bunlar, alacaklarını rehin tarihi sırasiyle istifa
ederler.
4 – Mürtehinin merhuna malik olamaması :
Madde 863 – Borcun vadesinde ödenmemesi takdirinde mürtehinin merhuna malik olmasını tazammun eden her şart,
batıldır.
(B) HAPİS HAKKI :
1. Şartları :
Madde 864 – Borçlunun rızasiyle menkul eşyasına yahut kıymetli evrakına zilyed olan alacaklı, muaccel ve bu eşya
ve evrakla tabii bir irtibatı bulunan alacağını istifa edinceye kadar; bunları, yedinde hapsetmek hakkını haizdir.
Bu irtibat, tacirler hakkında zilyedlik ve alacağın beyinlerindeki ticari münasebetlerinden tevellüt etmiş olması
halinde mevcut addolunur. Hapis hakkı, alacaklı tarafından hüsnü niyetle kabzedilmiş olmak şartiyle borçlunun malik
olmadığı eşyayı da şamil olur. Bununla beraber üçüncü şahısların evvelki zilyedliklerinden mütevellit hakları mahfuzdur.
II. İstisnalar:
Madde 865 – Mahiyetleri itibariyle nakde tahvili kabil olmayan şeyler üzerinde hapis hakkı, kullanılamaz. Gerek
alacaklının iltizam ettiği bir borç ile gerek teslim zamanında veya daha evvel borçlunun verdiği talimat ile gerek ammenin
intizamı ile telifi kabil değil ise hapis hakkı vücut bulmaz.
III. Borcunu ödemekten aciz halinde :
Madde 866 – Borçlu; borcunu ödemekten aciz olduğu halde alacaklı henüz alacağı muaccel olmasa bile onun temini
için hapis hakkını kullanabilir. Borcunu ödemekten aciz keyfiyeti eşyanın tesliminden sonra tahakkuk eder veya alacaklının
ıttılaına vasıl olursa alacaklı o eşyanın muayyen bir surette kullanılmasına dair önceden bir borç iltizam etmiş veya borçlunun
bu bapta verilmiş bir talimatı bulunmuş olsa bile hapis hakkını kullanabilir.
IV. Hükümleri :
Madde 867 – Alacağı tediye edilmeyen veya kafi teminat istihsal etmeyen alacaklı, borçluya evvelce ihbar ettikten
sonra teslimi meşrut rehin hükümlerinde olduğu gibi hapsettiği şeyin nakde tahvilini talep edebilir.
Hapsolunan şeyler, nama muharrer senedattan ibaret olursa icra dairesi veya iflas masası memurları nakde tahvil için
lüzumu olan muameleleri borçlu makamına kaim olarak ifa ederler.
1304-124
İKİNCİ FASIL
Alacak üzerinde rehin hakkı ve diğer haklar
(A) UMUMİ HÜKÜMLER :
Madde 868 – Alacaklar ve sair temliki kabil olan haklar üzerinde rehin tesis edilebilir. Hilafına hüküm olmadıkça,
bunlar hakkında teslimi meşrut rehin hükümleri cari olur.
(B) REHİNİN TESİSİ :
I. Senetli senetsiz alacaklar üzerinde:
Madde 869 – Bir senet ile tesbit edilmiş olmayan yahut senede raptedilen alacakların rehin edilmesi tahriren olur ve
senede raptedilenlerde, senedin teslimi de şarttır.
Rahin ve mürtehin, rehni üçüncü şahıs olan borçluya ihbar edebilirler. Diğer hakların rehin edilmesi bunların devri
için muayyen şekillere riayet edilmek şartiyle tahriren, olur.
II. Kıymetli evrak üzerinde :
Madde 870 – Hamile muharrer senetler sadece mürtehine teslim edilmek suretiyle rehnedilir. Diğer kıymetli evrakın
rehnedilmesi bunlar emre muharrer ise cirosu yapılarak ve nama muharrer ise devri icra edilerek senedin mürtehine teslimi ile
olur.
III. Emtiayı temsil eden evrak ile Varant:
Madde 871 – Emtia temsil eden evrakın, teslimi meşrut şekilde rehin edilmesi; o eşya üzerinde rehin hakkını hasıl
eder. Emtia temsil eden senetten müstakil olarak hususi bir rehin senedi (varant) tanzim edildiği halde asıl senet üzerinde
temin edilen meblağ ile vade işaret edilmek şartiyle varantın rehin edilmesi emtianın teslimi meşrut şekilde, rehne muadil
olur.
IV. Merhun alacağın yeniden rehin edilmesi:
Madde 872 – Merhun bir alacak üzerinde müahhar bir rehin tesisi, ancak merhun alacak sahibinin yahut yeni
mürtehinin keyfiyeti birinci mürtehine tahriren bildirmesi ile muteber olur.
(C) HÜKÜMLERİ:
I. Alacaklının hakkının şümulü :
Madde 873 – Faiz getiren yahut temettü hissesi gibi muayyen zamanlarda gelir hasıl eden alacaklar üzerindeki rehin,
hilafına mukavele olmadıkça vadeleri evvelce hulül etmiş olanlara sari olmayıp ondan sonra verilecek şeylere şamil olur.
Alacağın bu teferruatı ayrı senetlere merbut ise, hilafına mukavele olmadıkça ve kanuna muvafık surette ayrıca rehin
edilmedikçe; asıl rehinde dahil olmazlar.
II. Merhun hisse senetlerinin temsili:
Madde 874 – Bir şirketin merhun hisse senetlerini şirketin heyeti umumiyesinde mürtehin temsil etmeyip, o senedin
sahibi temsil eder.
III. İdare ve tediye:
Madde 875 – İyi bir idarenin iktiza ettiği tedbirlerden olduğu halde rehin edilmiş alacağın sahibi bu alacağı mutalebe
edebildiği gibi tahsil de edebilir ve mürtehin olan alacaklı tarafından bu tedbirleri yapmağa icbar dahi edilebilir. Rehinden
haberdar edilen borçlu, borcunu alacaklısiyle mürtehinden hiç birine diğerinin rızası olmaksızın ödeyemez. İttifak
edemedikleri halde borcunu resmi bir mevkie yatırmağa mecburdur.
1304-125
ÜÇÜNCÜ FASIL
Rehin mukabilinde ikraz ile meşgul olanlar
(A) REHİN MUKABİLİ İKRAZ MÜESSESELERİ:
I. İzin:
Madde 876 – Hiç bir kimse, Hükümetin izni olmadıkça rehin mukabilinde ödünç para vermek sanatını icra edemez.
II. Müddet:
Madde 877 – İzin, hususi müesseselere ancak mahdut bir zaman için verilir. Müddet bitince yenilenmesi caizdir.
Rehin mukabilinde ödünç para vermek sanatını yapanlar, kanuni vazifelerini gözetmiyorlarsa kendilerine verilen izin geri
alınabilir.
(B) REHİN MUKABİLİ İKRAZ :
I. Tesis:
Madde 878 – Merhunu bir makbuz mukabilinde teslim etmekle rehin hakkı vücut bulur.
II.Hükmü:
1 – Merhunun satılması:
Madde 879 – Ödünç para, vadesinde ödenmezse mukriz borcunu ödemesini evvelce resmen ihtar ettikten sonra,
merhunu icra dairesi vasıtasiyle sattırır. Borçlu mukrize karşı şahsen mesul olmaz.
2 – Artık para üzerindeki hak:
Madde 880 – Satış bedelinin borçtan artık kalanı borç alana aittir. Borçlu müteaddit mukaveleli borçlar altında ise
artık kalanın hesabında bu borçlar cemedilebilir.
Borç alanın artık para üzerindeki hakkı, beş sene geçmekle sakıt olur.
III. Borcun ödenmesi:
1 – Merhunu kurtarmak hakkı:
Madde 881 – Merhun satılıncaya kadar makbuz geri verilerek, rehinden kurtarılabilir. Eğer makbuz ibraz edilemezse
borç muaccel olduğu takdirde hakkını ispat eden kimse yine rehni kurtarabilir.
Mukriz, merhunun iadesi için makbuzun geri verilmesini şart etmiş olsa bile borç muacceliyet kesbettiği tarihten
itibaren altı ay geçmiş ise müstakrız merhunu kurtarmak hakkını kullanabilir.
2 – Mukrizin hakları:
Madde 882 – Merhun, hangi ay içinde kurtarılırsa mukrizin o aya ait faizin tamamını istemeğe hakkı vardır. Mukriz,
makbuzu kim geri verirse merhunu ona iade etmek hakkını sureti mahsusada muhafaza etmiş ise; o makbuzu hamilinin buna
hakkı olmayarak eline geçirdiğini bilmedikçe yahut bilmesi lazım gelmedikçe, bu hakkını kullanabilir.
(C) BEY’İBİLVEFA MUAMELESİ İLE MEŞGUL OLANLAR:
Madde 883 – Bey’ibilvefa muamelesini sanat ittihaz edenler, rehin mukabili ödünç para verenler hükmündedir.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Rehinli tahvilat
(A) REHİNLİ TAHVİLATIN MAHİYETİ :
Madde 884 – Gayrimenkul üzerine ikraz muamelesi yapan müesseselerden Hükümetçe tayin edilenler; hususi bir
rehin akdi ve teslim mükellefiyeti olmasa bile malik oldukları gayrimenkul rehin senetleriyle muamelatı cariyelerinden
mütehassıl matlubat teminat teşkil etmek üzere; rehinli tahvilat ihraç edebilirler.
1304-126
(B) ŞEKİL :
Madde 885 – Alacaklılar rehinli tahvilatın tediyesini mutalebe edemezler. Tahvilat ya hamile veya nama muharrer
olur ve hamile muharrer kuponları bulunur.
(C) REHİNLİ TAHVİLAT İÇİN MÜSAADE :
Madde 886 – Rehinli tahvilat ihraç etmek isteyen müesseseler Hükümetten izin almağa mecburdurlar.
Tahvilatın ne gibi şerait altında ihraç olunabileceği ve ihraç müesseselerinin tafsilatına ait hükümler kanunu mahsus
ile tayin olunur.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Zilyedlik ve tapu sicilli
YİRMİ DÖRDÜNCÜ BAP
Zilyedlik
(A) TARİF VE ŞEKLİ :
I. Tarif:
Madde 887 – Bir şey üzerinde fiilen tasarruf sahibi olan kimse o şeyin zilyedidir. İrtifak hakkı ile gayrimenkul
mükellefiyetinden mütevellit haklarda zilyedlik, bu hakların bilfiil kullanılmasından ibarettir.
II. Asli ve fer’i zilyedlik :
Madde 888 – Zilyed, bir irtifak yahut irtihan hakkı yahut şahsi bir hak teffiz etmek için bir şeyi başkasına teslim
ettiği takdirde bunların ikisi de zilyedliğe malik olur. Bir şeyde malik sıfatı ile zilyed olanlar şeyin aslen zilyedleri ve
diğerleri fer’an zilyedleridir.
III. Muvakkat inkıta:
Madde 889 – Zilyedliğin kullanılması muvakkat bazı hallerden dolayı mümteni yahut münkati olursa, zilyedlik izaa
edilmiş olmaz.
(B) ZİLYEDLİĞİN NAKLİ :
I. Hazır olan kimseler arasında :
Madde 890 – Zilyedlik, şeyin aynını veya onu iktisap edenin yedi iktidarına geçirecek vesaiti teslim ile intikal eder.
Bir şeyi evvelki zilyedin rızasiyle iktisap edenin iktidarı dairesine geçmekle, zilyedliğin nakli, tamam olur.
II. Gaipler arasında :
Madde 891 – Gaipler arasında zilyedliğin nakli, bir şeyin iktisap edene veya mümessiline teslimi ile tamam olur.
III. Zilyedliğin teslimsiz iktisabı :
Madde 892 – Bir üçüncü şahıs veya temlik eden hususi bir sebebe binaen zilyed olmakta devam ederse zilyedlik
teslim olmaksızın iktisap olunabilir.
Zilyed olmakta devam eden üçüncü şahıs, temlik eden kimse tarafından haberdar edilmedikçe zilyedliğin intikali ona
karşı hüküm ifade etmez.
Üçüncü şahıs, temlik edene karşı ne gibi sebeplerden dolayı teslimden imtina edebiliyorsa aynı sebeplerden dolayı
iktisap edene karşı da teslimden imtina edebilir.
IV. Emtiayı temsil eden senetler :
Madde 893 – Bir antrepoya yahut bir nakliyeciye tevdi edilmiş olan emtiayı temsil eden kıymetli evrakın teslimi, o
emtianın teslimi demektir. Bununla beraber kıymetli evrakı hüsnü niyetle iktisap eden kimse ile emtiayı hüsnü niyetle iktisap
eden kimse arasında bir ihtilaf zuhur ettiği takdirde emtia iktisap eden kimse tercih olunur.
1304-127
(C) ZİLYEDLİĞİN ŞÜMULÜ:
I. Zilyedliğin himayesi:
1 – Müdafaa hakkı:
Madde 894 – Zilyed, bütün gasp ve tecavüz fiillerini kuvvet kullanarak defetmek hakkını haizdir.
Şiddetle veya hafiyen kendisinden alınan o şeyi, gayrimenkul ise gasıbı kovarak ve menkul ise cürmü meşhut halinde
tutulan veya kaçarken yakalananın tamamiyle elinden alarak istirdat edebilir.
Zilyed, halin haklı göstermediği cebir ve şiddet kullanmaktan içtinap etmekle mükelleftir,
2 – Yedin iadesi:
Madde 895 – Gayrın zilyed bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse o şey üzerinde terciha şayan bir hakka sahip
olduğunu iddia etse bile onu iade ile mükellef olur. Eğer müddeaaleyh o şeyi müddeiden almayı mucip ve terciha şayan bir
hakka sahip olduğunu derhal ispat ederse red lazım gelmez. Zilyedin davası gerek o şeyin istirdadına, gerek zararın tazminine
dair olur.
3 – Zilyedliğin ihlalinden mütevellit dava :
Madde 896 – Bir şeye zilyed bulunan kimsenin zilyedliği tecavüze uğradığı halde; tecavüz eden, o şey üzerinde bir
hak iddia etse bile zilyed onun aleyhinde dava ikame edebilir. Dava tecavüzün refine, sebebinin menine ve zararın tazminine
dair olur.
4 – Dava hakkından mahrumiyet ve müruru zaman :
Madde 897 – Zilyed, gasp ve tecavüz fiillerine ve hakkına tecavüz eden kimse olduğuna vakıf olur olmaz istirdadı
veya tecavüzün menini iddia etmediği halde, dava hakkından mahrum olur. Zilyed, tecavüzü ve tecavüz edeni daha geç
öğrenmiş olsa bile gasp veya tecavüzün vukuu gününden itibaren bir sene geçmekle dava; müruru zamana uğrar.
II. Hakkın himayesi:
1 – Mülkiyet karinesi:
Madde 898 – Menkul bir şeyin zilyedi onun maliki addolunur. Evvelki zilyedler dahi zilyedliklerinin devamı
müddetince o şeyin maliki addolunur.
2 – Zilyedlik halinde karine:
Madde 899 – Bir menkule malikiyet arzusu ile olmıyarak zilyed bulunan kimse onu hüsnü niyetle kendisinden aldığı
kimsenin mülkiyet karinesine istinat edebilir.
Bir kimse şahsi, yahut mülkiyetten gayri aynı bir hakka müsteniden menkul bir şeyin zilyedi ise o hakkın
mevcudiyeti asıldır. Fakat bu karineyi zilyed o şeyi kendisine vermiş olan kimseye karşı dermeyan edemez.
3 – Zilyed aleyhindeki dava:
Madde 900 – Bir menkulün zilyedi, aleyhinde ikame edilen bütün davalara karşı terciha şayan bir hakkın sahibi
olduğunu dermeyan edebilir. Gasp ve tecavüz fiillerine dair olan hükümler bakidir.
4 – Tasarruf hakkı ve istihkak davası:
a) Tevdi edilmiş eşya:
Madde 901 – Bir menkulün, emin sıfatı ile zilyedi olan kimseden hüsnü niyetle mülkiyeti veya aynı her hangi bir
hakkı iktisap olunursa o kimsede bu tasarrufları icra mezuniyeti olmasa bile, iktisap muteber addolunur.
1304-128
b) Gaip veya sirkat edilen eşya:
Madde 902 – Yedinden sirkat olunan veya kendisi tarafından gaip edilen veya rızası olmaksızın diğer her hangi bir
suretle elinden alınan bir menkulün zilyedi beş sene müddet zarfında istihkak davası ikame edebilir. Fakat bu menkul aleni
bir müzayedede veya pazarda veya ona mümasil eşya satan bir tacirden iktisap olunmuş ise hüsnü niyetle hareket eden birinci
ve sonraki müktesipler aleyhine istihkak davası ancak birinci semenin iadesi şartiyle ikame olunabilir ve red hususunda da
hüsnü niyetle zilyed olan kimsenin hukukuna mütaallik hükümler tatbik olunur.
c) Para ve hamile muharrer senetler:
Madde 903 – Zilyedin rızası olmaksızın elinden alınan parayı ve hamile muharrer senetleri, hüsnü niyetle iktisap
etmiş olan kimse aleyhinde istihkak davası ikame olunamaz.
d) Sui niyet halinde:
Madde 904 – Bir menkule sui niyetle zilyed olan kimse her zaman evvelki zilyed tarafından iadeye icbar olunabilir.
Bununla beraber evvelki zilyedin iktisabı hüsnü niyetle vukubulmamış ise bu zilyed kendisinden sonraki hiç bir zilyed
aleyhine istihkak davası ikame edemez.
5 – Gayrimenkule dair karine:
Madde 905 – Tapu siciline kaydedilmiş olan gayrimenkuller için hak karinesine istinat etmek ve zilyedlik davaları
ikame eylemek salahiyeti ancak kendi lehine tescil vaki olan kimseye ait olur. Bununla beraber gayrimenkul bilfiil kendi
iktidarı dahilinde bulunan kimse, gasp ve tecavüz sebebi ile dava ikame edebilir.
III. Mesuliyet :
1 – Hüsnü niyetle zilyedlik:
a) İstifade:
Madde 906 – Hüsnü niyetle zilyed olduğu şeyden mevcudiyetine kani olduğu hakkına muvafık surette istifade eden
kimse, o şeyi iade ile mükellef tutulduğu kimseye karşı bu yüzden hiç bir tazminat itasına mecbur olmaz.
Hüsnü niyetle zilyed olan kimse, gerek ziyadan gerek hasardan mesul değildir.
b) Tazminat :
Madde 907 – Bir şeye hüsnü niyetle zilyed bulunan kimse o şeyin reddini isteyen müddeiden yapmış olduğu zaruri
ve faydalı sarfiyatın iadesini talep ve tediye zamanına kadar o şeyi hapsedebilir. Diğer sarfiyattan dolayı tazminat iddiasında
bulunamaz. Fakat müddei, kıymetlerinin tazminine talip olmadıkça zilyed kendi tarafından asıl şey ile birleştirilen ve zararsız
ayrılması mümkün olan ziyadeleri refedebilir.
Zilyedin elde ettiği semereler kendi sarfiyatı dolayısiyle olan alacaklarına mahsup edilir.
2 – Sui niyetle zilyed olan kimse :
Madde 908 – Bir şeye sui niyetle zilyed olan kimse o şeyi hak sahibine iade etmekle beraber haksız alakoymuş
olmasından mütevellit zararları ve elde ettiği veya elde etmeği ihmal eylediği semereleri tazmin ile de mükelleftir. Hak sahibi
için de yapılması zaruri olan sarfiyatı haricindeki masrafları, isteyemez ve yedinde bulunan şeyin geri iadesi lazım geldiğini
bilmediği müddetçe ancak kendi kusuriyle vukubulan zararlardan mesul olur.
1304-129
IV. Müruru zaman:
Madde 909 – Müruru zamandan istifade etmek hakkına malik olan zilyed, bu haktan istifade salahiyetine malik olan
evvelki zilyedin zilyedliği müddetini kendi müddetine zam edebilir.
YİRMİ BEŞİNCİ BAP
Tapu sicilli
(A) TEŞKİLAT:
I. Tapu sicilli:
1 – Umumi hükümler:
Madde 910 – Tapu sicilli gayrimenkuller üzerindeki hakların hallerini gösterir.
Tapu sicillinin nümunesi ve nasıl tutulacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir.
2 – Kayıt:
a) Mukayyet gayrimenkuller:
Madde 911 – Aşağıdakiler tapu sicilline gayrimenkul olarak kaydedilir:
1 – Arazi.
2 – Gayrimenkul üzerinde müstakil ve daimi olmak üzere müesses haklar.
3 – Madenler.
Müstakil ve daimi hakların nasıl kaydolunacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir.
b) Sicille mukayyet olmayan gayrimenkuller:
Madde 912 – Kimsenin hususi mülkiyetinde bulunmayan ve ammenin kullanmasına tahsis edilen gayrimenkuller,
onlara mütaallik ve tescili muktazi ayni bir hak olmadıkça, tescile tabi değildir.
Sicille mukayyet bir gayrimenkul, kaydı lazımgelmeyen bir gayrimenkule tahavvül ettikte; kaydı sicilden çıkarılır.
3 – Taksim:
a) Birleştirme :
Madde 913 – Bir gayrimenkulün taksimi yahut birden ziyade gayrimenkullerin birleştirilmesi halinde nasıl muamele
yapılacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir.
II. Tapu sicillinin tutulması:
1 – Mıntakalar :
a) Salahiyet :
Madde 914 – Her gayrimenkul, bulunduğu mıntakanın sicilline kaydedilir.
b) Mütaaddit mıntakalarda bulunan bir gayrimenkul tescili:
Madde 915 – Mütaaddit mıntakalarda bulunan bir gayrimenkul, diğer mıntakalar sicillerinde mukayyet olduğu
gösterilmek şartiyle her mıntakadaki sicille ayrı ayrı kaydolunur.
Ayni hak tesis eden tesciller ve tescil talepleri, gayrimenkulün büyük kısmının bulunduğu mıntaka sicilline
kaydedilir. Bu sicille vaki tesciller tapu memuru tarafından diğer mıntaka memurlarına bildirilir.
2 – Tapu daireleri teşkilatı:
Madde 916 – Tapu dairelerinin teşkilatı, ahkamı mahsusasına tabidir.
III. Memurlar:
1 – Mesuliyet:
Madde 917 – Hazine, tapu sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür.
1304-130
Hazine, bu zararlar kendi kusurundan mütevellit memurlara aledderecat rücu etmek hakkını haizdir.
(B) TESCİL:
I. Tescili lazım haklar:
1 – Mülkiyet ve ayni haklar:
Madde 918 – Aşağıdaki haklar tapu sicilline kaydolunur:
1 – Mülkiyet.
2 – İrtifak hakları ve gayrimenkul mükellefiyetler.
3 – Rehin hakları.
2 – Sicille şerh vermek:
a) Şahsi haklar:
Madde 919 – Mukaveleden mütevellit şuf’a ve iştira ve vefa hakları ve icar ve isticar gibi şahsi haklar kanunun
sarahaten tayin ettiği hallerde tapu sicilline şerh verilebilir.
Bunlar tapuya şerh verilmekle o gayrimenkul üzerinde sonradan iktisap edilen hak sahiplerine karşı dermeyan
olunabilir.
b) Temlik hakkının tahditleri:
Madde 920 – Aşağıdaki sebeplerle bazı gayrimenkulleri temlik hakkına karşı yapılan tahditler tapu sicilline şerh
verilebilir.
1 – Münaziünfih hakların muhafazası veya icrai iddia zımnında müttehaz resmi kararlar.
2 – Haciz, iflas ilanı, konkordato ile verilen mehil.
3 – Bir aile yurdu tesisi ve mirası namzede nakil ile mükellef mirasçı nasbı gibi tapu sicilline şerh verilmesine
kanunun müsaade ettiği hukuki tasarruflar.
(Değişik: 29/6/1956 – 6763/41 md.) Bu tasarruf tahditleri, tapu sicilline şerh verilmekle gayrimenkul üzerinde
sonradan iktisap olunan her nevi hakların sahiplerine karşı dermeyan olunabilir.
c) Muvakkat tescil:
Madde 921 – Aşağıdaki kimseler tarafından tapu sicilline muvakkaten şerh verilmesi talep olunabilir.
1 – Ayni bir hak iddiasında bulunanlar.
2 – Hakkını müspet vesikalarının noksanlarını sonradan ikmal etmesine kanunen müsaade olunanlar.
Muvakkat şerh vermek alakadarların muvafakatiyle ve mahkemece verilen bir hüküm mucibince icra edilir.
Muvakkaten şerh verilen hak sonradan tahakkuk ettiği takdirde şerh tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Hakim seri
usulü muhakeme dairesinde yapılacak muhakemeden sonra hüküm verir ve iade olunan hakkın vücuduna kanaat hasıl ederse
muvakkat şerhe müsaade eder ve bu şerhin müddetini ve hükümlerini tayin eder ve icabı halinde iddiasını mahkemece ispat
etmesi için kendisine bir mehil verir.
II. Tescilin şartları:
1 – Talep:
a) Tescil için:
Madde 922 – Tescil, mevzuunun taallük ettiği gayri menkul malikinin tahriri bir beyanına müsteniden icra olunur.
İktisab eden kimse kanuna, kazıyei muhakemeye yahut buna muadil bir vesikaya istinat etmekte ise; bu beyana hacet
yoktur.
1304-131
b) Terkin için :
Madde 923 – Tapu sicillerine vakı olacak tescillerin terkin veya tadili taallük ettikleri gayrimenkulün sahibinin
tahriri beyaniyle olur.
Hak sahiplerinin sicille vazedecekleri imza, bu beyan yerine kaim olabilir.
2 – İspat ve tevsik :
a) Sıhhat :
Madde 924 – Tapu sicili üzerinde tescil, tadil, terkin gibi muameleler ancak talibin temliki tasarruf hakkı ve bu
muamelelerin müstenit olduğu sebep sabit olduktan sonra icra edilebilir. Talip tapu sicilinde mukayyet olan kimsenin kendisi
olduğunu veya onun mümessili bulunduğunu ispat etmekle temliki tasarruf hakkını tevsik etmiş olur.
Tescil veya tadil veya terkini mucip olan sebep dahi bunları iktiza eden hukuki tasarrufların muteber olması için
kanunen meşrut olan şekillere riayet edildiği ispat edilmekle tahakkuk eder.
b) Vesaikin ikmali :
Madde 925 – İspat ve tevsik edilmiyen her talep, reddolunur.Bununla beraber eğer tescil, tadil veya kaydin terkinini
mucip olan sebep mevcut olup ta buna ait vesaikin noksanının ikmale ihtiyaç bulunursa talip, malikin muvafakatiyle veya
hakimin kararına binaen sicile muvakkaten şerh verdirilir.
III. Tescilin tarzı :
1 – Umumiyet itibariyle :
Madde 926 – Tesciller, talep ve beyan sırasiyle yapılır. Alakadarların talebi ile bütün tescillerin birer sureti
kendilerine verilir.
Tescilin ve terkinin ve suretlerin şekli, nizamnamei mahsus ile muayyendir.
IV. Tebliğ mecburiyeti :
Madde 927 – Tapu sicili memuru, alakadarlar haberdar edilmeksizin yapılan muameleleri kendilerine tebliğ ile
mükelleftir. Bu muamelelere karşı yapılacak itiraz müddeti, alakadarlara vuku bulan tebliğ tarihinden başlar.
(C) TAPU SİCİLLİNİN ALENİYETİ :
Madde 928 – Tapu sicili alenidir. Alakası olduğunu ispat eden herkes, kendisince ehemmiyeti olan başlıca sayfaların
evrakı müsbitesiyle birlikte tapu sicili memurlarından biri huzurunda kendisine irae edilmesini yahut bunların birer suretinin
verilmesini istiyebilir. Kimse tapu sicilinde mukayyet olan bir keyfiyetin kendisine meçhul olduğu yolunda bir iddia
dermeyan edemez.
(D) HÜKÜMLERİ :
I. Tescil yapılmamanın hükümleri :
Madde 929 – Teessüsü için kanunen tapu siciline tescili lazımgelen her hak bu tescil olmadıkça bir aynı hak olarak
mevcut olmaz. Bir hakkın şumulü, tescil dairesinde evrakı müsbite ile veya diğer bir tarzda tayin edilebilir.
II. Tescilin hükümleri :
1 – Umumiyetle :
Madde 930 – Ayni haklar, tescil ile doğar ve sıra ve tarihlerini tescil kaydına göre alır.
Kanunen lazımgelen evrakı müsbite, talebe raptedilmiş ve muvakkaten şerh verilmesi halinde vesaikin noksanı,
zamanında ikmal edilmiş olmak şartiyle tescilin hükmü kayıt tarihine irca olunur.
1304-132
2 – Hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı:
Madde 931 – Tapu sicilindeki kayde hüsnü niyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden
kimsenin, bu iktisabı muteber olur.
3 – Suiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı:
Madde 932 – Bir ayni hak tapu siciline yolsuz olarak kaydedilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi lazımgelen üçüncü
şahıs bu tescile istinat edemez. Yolsuz tescil; haksız veya lüzum ifade etmiyen hukuki bir tasarruf mucibince yapılan
tescildir. Böyle bir tescilden dolayı bir ayni hakkı ihlal edilen kimse doğrudan doğruya suiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı
tescilin yolsuzluğunu iddia edebilir.
(H) TERKİN VE TADİL:
I. Yolsuz tescil:
Madde 933 – Haklı bir sebep olmaksızın yapılan bir tescil veya tescilin tadil veya terkini ile ayni hakları haleldar
olan kimse, kaydın terkinini veya tadilini istiyebilir. Hüsnü niyet sahibi üçüncü şahsın tescil ile iktisap ettiği haklar ve zarar
ziyan iddiaları bakidir.
II. Ayni hakkın sukutu :
Madde 934 – Bir ayni hakkın sukutu ile tescil her türlü hukuki kıymetini kaybettiği takdirde mükellef olan malik,
terkin talebinde bulunabilir.
Tapu sicil memuru bu talebi is’af ettiği takdirde her alakadar, otuz gün içinde terkin aleyhine, hakime müracaat
edebilir.
Tapu sicil memuru resen bir hakkın sukut edip etmediği hakkında tahkikat icra ederek bir karar verilmesini
mahkemeden talebe ve verilecek karar üzerine kaydi terkine selahiyettardır.
III. Tashih:
1 – Adi hata:
Madde 935 – Alakadarlar tahriren muvafakatlerini beyan etmedikleri halde mahkeme kararı olmadıkça tapu sicil
memuru, hiç bir tashih icra edemez.
Tashih, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin icrası suretiyle dahi yapılabilir. Adi yazı hataları, nizamnamei
mahsusunda muayyen usul mucibince resen tashih edilir.
Vergi muafiyeti:
Ek Madde 1 – (13/7/1967 – 903 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek teselsül
için numaralandırılmıştır.)
Bakanlar Kurulunca, gelirlerinin en az % 80 ini, nevi itibariyle genel, özel ve katma bütçeli idareler bütçeleri içinde
yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini istihdaf etmek üzere tahsisan kurulacağı kabul edilen vakıflara,
tahsis edilen miktar için, vergi muafiyeti tanınabilir.
Ek Madde 2 – (13/7/1967 – 903 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin (N) bendi hükmü olup ek maddeye çevrilerek
numarası teselsül ettirilmiştir.)
4 üncü maddeye göre verilmiş olan Bakanlar Kurulu kararına rağmen vakfın herhangi bir sebeple tescili mümkün
olmaz ise (F) ve (G) fıkralarına göre alınmıyan damga vergisi ve harçlar, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki
Kanuna uyularak tahsil olunur. (1)
——————————
(1) Bu hükümde sözü edilen 4 üncü madde, 13/7/1967 tarih ve 903 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi olup, mevzuatın tek metin haline
getirilmesi çalışmaları sırasında 17/2/1926 tarih ve 743 sayılı Ana Kanuna “ek madde 1” olarak eklenmiştir.
1304-133
Tüzük Hazırlanması:
Ek Madde 3 – (13/7/1967-903 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi hükmü olup ek maddeye çevrilerek numarası
teselsül ettirilmiştir.)
Bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünce, ilgili Bakanlıkların da
düşünceleri alınarak, bu kanunun uygulanmasını düzenlemek üzere bir tüzük hazırlanır.
Madde 936 – Bu kanun, neşri tarihinden altı ay sonra mer’idir.
Madde 937 – Bu kanunun hükümlerini icraya, İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
*
* *
17/2/1926 TARİHLİ VE 743 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER
1 – 13/7/1967 tarihli ve 903 sayılı Kanunun geçici maddesi:
Vakıf kayıtlarının devri:
Geçici Madde – Ekim 1926 tarihinden sonra kurulmuş vakıflara ait mahkemeler nezdindeki tescil kayıt defter ve
evrakının sureti, bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne merkezi sicile kaydı
için devredilir. Ve adı geçen vakıflar hakkında da bundan böyle bu kanun hükümleri tatbik olunur.
2 – 16/6/1983 tarihli ve 2846 sayılı Kanunun geçici maddesi:
Geçici madde (Değişik: 16/4/1986-3276/1 md.)
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mümeyyiz olmayan küçükleri birlikte evlat edinmiş olanlar Kanunun
yürürlük tarihini takip eden 5 yıl içinde ilgili mercilere başvurmak suretiyle yukarıdaki hükümlerin kendileri hakkında da
uygulanmasını isteyebilirler. Ancak, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte reşit ve mümeyyiz olan evlatlıklar ile ilgili olarak
bu madde esaslarına göre yapılacak uygulamada evlatlıkların da muvafakatları aranır.
3 – 4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunun geçici maddeleri:
Geçici Madde 1. – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce;
a) Açılan boşanma davaları devam etmekte olanlar,
b) Açılan boşanma davaları karara bağlanmış olmakla birlikte henüz kesinleşmemiş olanlar,
c) Açılan boşanma davaları reddedilmiş ve bu karar kesinleşmiş olmakla birlikte, kesinleşme tarihinden itibaren
henüz üç yıl geçmemiş olanlar,
d) Boşanma davası açmamış olanlar,
Boşanma sebeplerinden birine dayalı olarak (a), (b) ve (c) bentlerindeki hallerde üç yıl, (d) bendindeki halde beş yıl
fiilen ayrı kalmış ve eşleriyle aralarında müşterek hayat yeniden kurulamamış ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren altı ay içinde başvurmaları halinde mahkemece boşanma kararı verilir.
Geçici Madde 2. – Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce Türk Kanunu Medenisinin 142 nci maddesine göre
verilmiş olan evlenme memnuiyetine dair kararlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hüküm ifade etmez.
1304-134
743 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE
Kanun Yürürlüğe
No. Farklı tarihte Yürürlüğe giren Maddeler giriş tarihi
______ ____________________________________ __________

3453 — 28/6/1938
6333 — 17/3/1954
6763 — 1/1/1957
138 — 28/11/1960
903 4. ve 5. maddeler 1/3/1968
Diğer Maddeler 24/7/1967
1659 — 21/2/1973
2846 — 18/6/1983
3080 — 21/11/1984
3276 — 25/4/1986
3444 — 12/5/1988
KHK/336 — 5/8/1988
3612 — 16/2/1990
3678 — 23/11/1990
4248 — 22/5/1997

Cumhuriyet İnkılapları

1
Cumhuriyet Devrimleri

Cumhuriyet İnkılapları, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti kurup yeni devlet sistemini tüm dünyaya ilan ettikten sonra seri bir şekilde yaptığı yasal reformların adıdır. Eski devlet sisteminden ayrı ve medeni bir devlet sistemini amaçlayan devrimler sayesinde Türkiye Devleti ve ülkesi sahip olduğu olanaklarla laik, çağdaş ve demokratik bir devlet olmayı amaçlamıştır. Atatürk’ün yaptığı bu inkılaplar, siyasal, hukuk, eğitim ve kültür, ekonomik ve toplumsal alanda yeniden yapılandırılmış bir çok mevzuatı içerir.

Atatürk ilke ve İnkılaplarının en önemlisi Cumhuriyetin ilanıdır. Cumhuriyet, seçilmiş başkanın idaresi altında bulunan devlet ve halk hakimiyetine dayanan devlet şekli anlamına gelmektedir. Cumhuriyet rejiminde egemenlik bir kişi, zümre veya guruba ait değildir, egemenlik toplumun bütün kesimlerine aittir ve tüm yurttaşlar, kadın ve erkekler eşittir.

Atatürk, demokratik cumhuriyeti benimsemiştir. Cumhuriyet, 1923 yılında o dönemde adı Teşkilatı Esasiye Kanunu olan  1921 Anayasasına eklenmiştir ve anayasanın birinci maddesidir. Anayasada Cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiştir ve Türkiye Cumhuriyetinin, hükumet şekli Cumhuriyettir.

Cumhurbaşkanı milletvekilleri tarafından bir dönemlik seçilecektir, Cumhurbaşkanının görev süresi 4 yıldır, Cumhurbaşkanının ikinci kez seçilebilmesi mümkündür, Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından milletvekilleri arasından seçilecektir, Bakanlar ise Başbakan tarafından meclis üyeleri arasından seçilip, Cumhurbaşkanınca meclis onayına sunulacaktır.

Atatürk Nutuk Okurken
İnkılapların kronolojik olarak sıralaması

ANKARA BAROSU BAŞKANLARI

0
Hakan Canduran

Av. Salih SIRRI
1878 – 1936

Av. İ.Rauf AYAŞLI
1924 – 1932
1935 – 1939

Av. Mustafa K. OLGUN
1932 – 1934

Av. Cemal H. GÖRKMEN
1934 – 1935

Av. Hayrullah ÖZBUDUN
1939 – 1945

 


Av. Emin H. ERGÜN
1945 – 1946

Av. Saim DORA
1946 – 1956

Av. Asım RUACAN
1956 – 1958

Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
1958 – 1960
1964 – 1966

Av. Muhittin KILIÇ
1960 – 1961

 


Av. Mehmet NOMER
1961 – 1964

Av. Oktay ÇUBUKGİL
1966 – 1968

Av. Rahmi MAĞAT
1968 – 1970

Av. Atila SAV
1970-1971

Av. Kemal SARI İBRAHİMOĞLU 1971-1972

 


Av. Yekta Güngör ÖZDEN
1972-1974

Av. Nejat OĞUZ 1974-1976

Av. Teoman EVREN
1976-1978

Av. Sabahattin ARDIÇOĞLU
1978-1980

Av. Muammer AKSOY
1980-1984

 


Av. Önder SAV 1984-1985

Av. Mahir Can ILICAK
1985-1988

Av.Dr.Erzan Erzurumluoğlu
1988-1990

Av.Özdemir ÖZOK
1990-1992

Av.Erdal MERDOL 1992-1994

 


Av.Tuncay ALEMDAROĞLU 1994-1996

Av.Ünsal
TOKER
1996-1998

Av.Hakkı SÜHA OKAY
1998-2000

Av.Sadık ERDOĞAN 2000-2002

Av.Semih GÜNER
2002-2004

 


Av.Vedat Ahsen COŞAR
2004-2010

Av. Metin FEYZİOĞLU
2010- 2013

Av. Sema AKSOY
2013- 2014

Av. Hakan CANDURAN
2014- …

Basın Kanunu

0

Basın Kanunu

Kanun No: 5187    Kabul Tarihi : 9.6.2004

Amaç ve kapsam

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir.

Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.

Tanımlar

MADDE 2. — Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Basılmış eser: Yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı, resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını,

b) Yayım: Basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulmasını,

c) Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını,

d) Yaygın süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını,

e) Bölgesel süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından basılan ve en az üç komşu ilde veya en az bir coğrafi bölgede yayımlanan süreli yayını,

f) Yerel süreli yayın: Tek bir yerleşim biriminde yayımlanan süreli yayınlar ile haftada bir veya daha uzun aralıklarla yayımlanan yaygın ve bölgesel yayınları,

g) Yayın türü: Süreli yayınların yaygın, bölgesel ve yerel yayın türlerinden hangisinin kapsamında olduğunu,

h) Süresiz yayın: Belli aralıklarla yayımlanmayan kitap, armağan gibi basılmış eserleri,

ı) Eser sahibi: Süreli veya süresiz yayının içeriğini oluşturan yazıyı veya haberi yazanı, çevireni veya resmi ya da karikatürü yapanı,

j) Yayımcı: Bir eseri basılmış eser durumuna getirip yayımlayan gerçek veya tüzel kişiyi,

k) Basımcı: Bir eseri basım araçları ile basan veya diğer araçlarla çoğaltan gerçek veya tüzel kişiyi,

l) Tüzel kişi temsilcisi: Yayın sahibi veya yayımcının tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişiliğin yetkili organı tarafından, yöneticiler arasından belirlenen gerçek kişiyi veya kamu kurum ve kuruluşlarınca belirlenen gerçek kişiyi,

İfade eder.

Basın özgürlüğü

MADDE 3. — Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.

Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.

Zorunlu bilgiler

MADDE 4. — Her basılmış eserde, basıldığı yer ve tarih, basımcının ve varsa yayımcının adları, varsa ticarî unvanları ve işyeri adresleri gösterilir. İlân, tarife, sirküler ve benzerleri hakkında bu hüküm uygulanmaz.

Haber ajansı yayınları hariç her türlü süreli yayında, ayrıca yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün adları ve yayının türü gösterilir.

Sorumlu müdür

MADDE 5. — Her süreli yayının bir sorumlu müdürü bulunur. Sorumlu müdür, birden fazla ise her birinin sorumlu olduğu bölüm belirtilir.

Sorumlu müdür olabilmek için;

a) Onsekiz yaşını bitirmiş olmak,

b) Türkiye’de yerleşim yeri sahibi olmak ve devamlı oturmak,

c) En az ortaöğretim veya dengi bir eğitim kurumundan mezun olmak,

d) Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak,

e) Yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olmamak,

f) T.C. vatandaşı olmayanlar için karşılıklılık koşulu aramak,

Gerekir.

Sorumlu müdürün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması halinde sorumlu müdürlüğü üstlenmek üzere müdür yardımcısı tayin edilir. Sorumlu müdür için bu Kanunda yer alan hükümler, sorumluluğu üstlenen yardımcı için de geçerlidir.

Süreli yayın sahibi

MADDE 6. — Gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları süreli yayın sahibi olabilirler.

Süreli yayın sahibinin onsekiz yaşından küçük veya kısıtlı olması halinde kanunî temsilcisi, tüzel kişi olması halinde ise tüzel kişi temsilcisi hakkında da 5 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartlar aranır.

Beyanname verilmesi

MADDE 7. — Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kayıtlar alenidir.

Kayıt için verilen ve yayın sahibi, sahibin küçük veya tüzel kişi olması halinde temsilcisi ile sorumlu müdür tarafından imzalanan beyannamede yayının adı ve mahiyeti, hangi aralıklarla yayımlanacağı, yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün ad ve adresleri ile yayının türü gösterilir.

Beyannameye, 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartların varlığını gösteren belgeler ile yayın sahibi tüzel kişi ise tüzüğünün veya ana sözleşmesinin veya vakıf senedinin bir sureti eklenir.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanname ve eklerinin teslim edildiğini gösteren bir alındı belgesi verilir.

Beyannamenin incelenmesi

MADDE 8. — Beyannamenin ve eklerinin gerekli veya gerçek bilgileri içermemesi veya yayın sahibinin veya temsilcisinin veya sorumlu müdürün 5 inci ve 6 ncı maddelerde yazılı şartlara sahip olmaması halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı beyannamenin verilmesinden itibaren iki hafta içinde eksikliğin giderilmesini veya gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini yayın sahibinden ister. Bu istemin tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde yerine getirilmemesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı yayımın durdurulmasını asliye ceza mahkemesinden talep eder. Mahkeme en geç iki hafta içinde karar verir. Bu karara karşı acele itiraz yoluna başvurulabilir.

Beyanname içeriğinde meydana gelen her değişiklik, iki hafta içinde, gerekli belgelerle birlikte yeni bir beyanname ile aynı makama bildirilir.

Birinci fıkra hükmü, değişikliğe ilişkin beyannameler hakkında da uygulanır.

Sorumlu müdürün bu görevden ayrılması halinde, yenisi tayin edilinceye kadar sorumluluk yayın sahibine veya temsilcisine aittir.

Süreli yayın sahibinin hakkını kaybetmesi

MADDE 9. — Süreli yayın sahibinin beyanname verdiği tarihten itibaren bir sene içinde süreli yayın yayımlanmaz veya yayımlandıktan sonra yayıma üç yıl müddetle ara verilirse beyanname hükümsüz kalır ve sağladığı hak ortadan kalkar.

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinde 5680 sayılı Basın Kanunu gereği mevkute neşredenler, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereği mevkute neşretmekten alıkonulamazlar.

Teslim yükümlülüğü

MADDE 10. — Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, mahallin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, basılmış eserin içerik ve biçim yönünden herhangi bir değişikliği içeren daha sonraki basımları ile tıpkı basımları için de geçerlidir.

Basımcıya bu yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair bir alındı belgesi verilir.

Cezai sorumluluk

MADDE 11. — Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.

Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.

Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.

Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.

Yukarıdaki hükümler, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için bu Kanunda aranan şartlara uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanır.

Haber kaynağı

MADDE 12. — Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.

Hukukî sorumluluk

MADDE 13. — Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının her ne surette olursa olsun devredilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesi halinde, yayını devir alan, birleşen ve her ne surette olursa olsun yayın sahibi gibi hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ve anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde üst yönetici, bu fiil nedeniyle hükmedilecek tazminattan birinci ve ikinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Düzeltme ve cevap

MADDE 14. — Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.

Düzeltme ve cevapta, buna neden olan eser belirtilir. Düzeltme ve cevap, ilgili yazıdan uzun olamaz. Düzeltme ve cevaba neden olan eserin yirmi satırdan az yazı veya resim veya karikatür olması hallerinde düzeltme ve cevap otuz satırı geçemez.

Süreli yayının birden fazla yerde basılması halinde, düzeltme ve cevap yazısı, düzeltme ve cevap hakkının kullanılmasına sebebiyet veren eserin yayımlandığı bütün baskılarda yayımlanır.

Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayımlanması halinde ise yayım tarihinden itibaren onbeş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar.

Sulh ceza hâkiminin kararına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir. Yetkili makamın kararı kesindir.

Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hâkim tarafından karar verilmesi halinde, birinci fıkradaki süreler, sulh ceza hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten, itiraz edilmişse yetkili makamın kararının tebliği tarihinden itibaren başlar.

Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hak, mirasçılardan biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, birinci fıkradaki iki aylık düzeltme ve cevap hakkı süresine bir ay ilave edilir.

Zorunlu bilgileri göstermeme

MADDE 15. — 4 üncü maddeye göre basılmış eserlerde gösterilmesi öngörülen hususların gösterilmemesi veya gerçeğe aykırı olarak gösterilmesi halinde, süreli yayınlarda sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili, süresiz yayınlarda yayımcı ve adını ve adresini göstermeyen veya yanlış gösteren basımcı beşyüzmilyon liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda beşmilyar liradan az olamaz.

Durdurulan yayının yayımına devam etme

MADDE 16. — 8 inci maddeye göre mahkeme kararıyla durdurulan yayına, usulüne uygun beyanname vermeden veya değişiklikleri bildirmeden devam edilmesi halinde yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili birmilyar liradan onbeş milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda beşmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Teslim yükümlülüğüne uymama

MADDE 17. — 10 uncu maddeye göre teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen basımcı, üçyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Düzeltme ve cevabın yayımlanmaması

MADDE 18. — Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hâkim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili onmilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ağır para cezası, bölgesel süreli yayınlarda yirmimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda ellimilyar liradan az olamaz.

Sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilen ağır para cezasının ödenmesinden yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili ile birlikte müteselsilen sorumludur.

Düzeltme ve cevap yazısının yayımlanmaması veya 14 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uyulmaksızın yayımlanması hallerinde hâkim ayrıca, masraflar yayın sahibi tarafından karşılanmak üzere, bu yazının tirajı yüzbinin üzerinde olan iki gazetede ilân şeklinde yayımlanmasına da karar verir.

Yargıyı etkileme

MADDE 19. — Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz.

Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hâkim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.

Cinsel saldırı, cinayet ve intihara özendirme

MADDE 20. — Cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Kimliğin açıklanmaması

MADDE 21. — Süreli yayınlarda;

a) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre evlenmeleri yasaklanmış olan kimseler arasındaki cinsel ilişkiyle ilgili haberlerde bu kişilerin,

b) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı cürümlere ilişkin haberlerde mağdurların,

c) Onsekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının,

Kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma

MADDE 22. — Kanuna uygun olarak basılmış eserleri, bunların yayımını veya dağıtımını veya satışını önlemek amacıyla tahrip eden veya bozan kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıla kadar hapis ve birmilyar liradan beşmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Kanunun aradığı şartlara uyulmasına rağmen süreli ve süresiz yayınların basılmasını, yayımını, dağıtımını veya satışını şiddet veya tehditle engelleyen kimse, fiili daha ağır bir suç teşkil etmediği takdirde, iki yıla kadar hapis ve ikimilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.

Yukarıdaki fıkralarda öngörülen fiiller, umumi mahalde veya matbaanın veya umuma satış yapan veya dağıtım yapan yerlerde birden fazla kişi tarafından işlendiği takdirde verilecek ceza yarıya kadar artırılır.

Süreli yayınların dağıtımı

MADDE 23. — Süreli yayınların dağıtımını yapan kişiler, kendilerinden dağıtımı istenen yayınları, dağıtımını yaptıkları diğer yayınlar için aldıkları satış fiyatı, tiraj ve sayfa sayısına göre belirlenen dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel karşılığında, dağıtmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğe aykırı davrananlar, dağıtımından kaçındıkları yayının toplam bedelinin on misli ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

Süreli yayınları perakende olarak satışa sunan gerçek veya tüzel kişiler, aynı anda diledikleri kadar dağıtım şirketiyle anlaşıp diledikleri yayınları satabilirler. Hiç kimse, bu kişilere, rakip yayınları satmama yükümlülüğü getiremez ve bu yayınları satmama koşuluna bağlı olan veya bu sonucu doğuracak edimlerde bulunamaz.

Yeniden yayım

MADDE 24. — Bir süreli yayında yayımlanmış haber, yazı ve resimleri kaynak göstermeksizin yeniden yayımlayanlar beşmilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

Bu eserleri, yeniden yayım hakkı saklı tutulmuş olmasına rağmen, süreli yayın sahibinin izni olmadan yeniden yayımlayanlar yirmimilyar liradan kırkmilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.

El koyma, dağıtım ve satış yasağı

MADDE 25. — Soruşturma için sübut vasıtası olarak her türlü basılmış eserin en fazla üç adedine Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kolluk el koyabilir.

Soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması şartıyla 25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda, Anayasanın 174 üncü maddesinde yer alan inkılap kanunlarında, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 153 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında, 155 inci maddesinde, 311 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 312 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında, 312/a maddesinde ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarında öngörülen suçlarla ilgili olarak basılmış eserlerin tamamına hâkim kararıyla el konulabilir.

Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye’de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Kırksekiz saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı hükümsüz kalır.

Yukarıdaki fıkra uyarınca yasaklanmış yayın veya gazeteleri bilerek dağıtanlar veya satışa sunanlar bu yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi gibi sorumludurlar.

Dava süreleri

MADDE 26. — Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunludur.

Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz.

Sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlatıldığı iddia edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhine açılacak dava yönünden süre, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilecek beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar.

Sorumlu müdürün yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda, eser sahibi aleyhine açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar.

Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suç için kanunun öngördüğü dava zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten başlar.

Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi durur. Durma süresi iki ayı geçemez.

Görevli mahkemeler ve yargılama usulü

MADDE 27. — Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.

Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür.

Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlara ilişkin davalar acele işlerden sayılır.

Hürriyeti bağlayıcı cezaya çevirme yasağı

MADDE 28. — 18 inci ve 22 nci maddelerdeki suçlar dışında bu Kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez.

Tebligat

MADDE 29. — Süreli yayının yönetim yeri, tebligat işlemleri yönünden, yayın sahibinin ve temsilcisinin, görevi devam ettiği sürece sorumlu müdürün yerleşim yeri sayılır.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 30. — 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

GEÇİCİ MADDE 1. — Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yayımlanmakta olan süreli yayınların sahibi, sorumlu müdürü, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yayınlarının türünü yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmek zorundadır. Bu süre içerisinde bildirim yükümlülüğüne uyulmaması halinde yayın sahibi, sorumlu müdür, beşyüzmilyon liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda beşmilyar liradan az olamaz.

GEÇİCİ MADDE 2. — Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu kurum ve kuruluşlarınca yayımlanmakta olan süreli yayınların temsilcisi ve sorumlu müdürleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içerisinde süreli yayının basım ve yayımını bu Kanunda öngörülen hükümlere uygun hale getirirler.

Yürürlük

MADDE 31. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 32. — Bu Kanun hüküm

Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun

0

Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun

Kabul Tarihi : 10.6.2004

Kanun No. 5188

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç

MADDE 1. — Bu Kanunun amacı, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2. — Bu Kanun, özel güvenlik izninin verilmesine, bu hizmeti yerine getirecek kişi ve kuruluşların ruhsatlandırılmasına ve denetlenmesine ilişkin hususları kapsar.

Özel güvenlik izni

MADDE 3. — Kişilerin silahlı personel tarafından korunması, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulması veya güvenlik hizmetinin şirketlere gördürülmesi özel güvenlik komisyonunun kararı üzerine valinin iznine bağlıdır. Toplantı, konser, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde; para veya değerli eşya nakli gibi geçici veya acil hallerde, komisyon kararı aranmaksızın, vali tarafından özel güvenlik izni verilebilir.

Kişi ve kuruluşların talebi üzerine, koruma ve güvenlik ihtiyacı dikkate alınarak, güvenlik hizmetinin istihdam edilecek personel eliyle sağlanmasına, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulmasına ya da bu hizmetin güvenlik şirketlerine gördürülmesine izin verilir. Bir kuruluş bünyesinde özel güvenlik birimi kurulmuş olması, ihtiyaç duyulduğunda ayrıca güvenlik şirketlerine hizmet gördürülmesine mani değildir.

Komisyon, koruma ve güvenlik hizmetini yerine getirecek personelin, bulundurulabilecek veya taşınabilecek silah ve teçhizatın azamî miktarını ve niteliğini, gerekli hallerde diğer fizikî ve aletli güvenlik tedbirlerini belirlemeye yetkilidir. Havalimanı ve liman gibi yerlerde alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin uluslararası yükümlülükler saklıdır.

Geçici haller dışındaki özel güvenlik uygulaması, en az bir ay önce başvurulması şartıyla komisyonun kararı ve valinin onayı ile sona erdirilebilir.

Özel güvenlik komisyonu

MADDE 4. — Özel güvenlik komisyonu, bu Kanunda belirtilen özel güvenlikle ilgili kararları almak üzere valinin görevlendireceği bir vali yardımcısının başkanlığında, il emniyet müdürlüğü, il jandarma komutanlığı, ticaret odası başkanlığı, sanayi odası başkanlığı temsilcisinden oluşur. Sanayi odasının bulunmadığı illerde komisyona ticaret ve sanayi odası başkanlığının temsilcisi katılır. Özel güvenlik izni verilmesi ya da bu uygulamanın kaldırılması için başvuran kişi ya da kuruluşun temsilcisi ilgili komisyon toplantısına üye olarak katılır. Komisyon, kararlarını oy çokluğu ile alır; oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır; çekimser oy kullanılamaz.

Özel güvenlik şirketleri

MADDE 5. — Şirketlerin özel güvenlik alanında faaliyette bulunması İçişleri Bakanlığının iznine tâbidir. Faaliyet izni verilebilmesi için şirket hisselerinin nama yazılı olması ve faaliyet alanının münhasıran koruma ve güvenlik hizmeti olması zorunludur. Özel güvenlik şirketleri, şubelerini bir ay içinde Bakanlığa ve ilgili valiliğe yazılı olarak; hisse devirlerini bir ay içinde Bakanlığa bildirirler.

Yabancı kişilerin özel güvenlik şirketi kurabilmesi ve yabancı şirketlerin Türkiye’de özel güvenlik hizmeti verebilmesi mütekabiliyet esasına tâbidir.

Özel güvenlik şirketlerinin kurucu ve yöneticilerinde bu Kanunun 10 uncu maddesinin (a) ve (d) bentlerinde belirtilen şartlar aranır. Yöneticilerin ayrıca dört yıllık yüksek okul mezunu olmaları, Kanunun 10 uncu maddesinin (e) bendinde belirtilen şartı taşımaları ve 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla tamamlamış olmaları gerekir.

Kurucu ve yöneticilerde aranan şartların kaybedilmesi halinde iki ay içinde eksiklik giderilmediği veya bu kurucu ve yöneticiler değiştirilmediği takdirde faaliyet izni iptal edilir.

Bu şirketler tarafından üçüncü kişi, kurum ve kuruluşlara sağlanacak koruma ve güvenlik hizmetleri, hizmetin başlamasından en geç bir hafta önce ilgili valiliğe yazılı olarak bildirilir. Acil ve geçici nitelikteki koruma ve güvenlik hizmetlerinde süre kaydı aranmaz.

Ek önlemler

MADDE 6. — Mülkî idare amirleri havalimanı, liman, gümrük, gar ve istasyon gibi yerler ile spor müsabakalarının, sahne gösterilerinin ve benzeri etkinliklerin yapıldığı yerlerdeki özel güvenlik tedbirlerini denetlemeye ve kamu güvenliğinin gerektirdiği hallerde ek önlemler aldırmaya yetkilidir.

Kamu güvenliğinin sağlanması yönünden 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile vali ve kaymakamlara verilen yetkiler saklıdır. Bu yetkilerin kullanılması durumunda özel güvenlik birimi ve özel güvenlik personeli mülkî idare amirinin ve genel kolluk amirinin emirlerini yerine getirmek zorundadır.

İKİNCİ BÖLÜM

Özel Güvenlik Görevlileri

Özel güvenlik görevlilerinin yetkileri

MADDE 7. — Özel güvenlik görevlilerinin yetkileri şunlardır:

a) Koruma ve güvenliğini sağladıkları alanlara girmek isteyenleri duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.

b) Toplantı, konser, spor müsabakası, sahne gösterileri ve benzeri etkinlikler ile cenaze ve düğün törenlerinde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.

c) 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 127 nci maddesine göre yakalama ve yakalama nedeniyle orantılı arama.

d) Görev alanında, haklarında yakalama, tutuklama veya mahkûmiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve arama.

e) Yangın, deprem gibi tabiî afet durumlarında ve imdat istenmesi halinde görev alanındaki işyeri ve konutlara girme.

f) Hava meydanı, liman, gar, istasyon ve terminal gibi toplu ulaşım tesislerinde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme.

g) Genel kolluk kuvvetlerine derhal bildirmek şartıyla, aramalar sırasında suç teşkil eden veya delil olabilecek ya da suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete alma.

h) Terk edilmiş ve bulunmuş eşyayı emanete alma.

ı) Kişinin vücudu veya sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama.

j) Olay yerini ve delilleri koruma, bu amaçla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 157 nci maddesine göre yakalama.

k) Türk Medeni Kanununun 981 inci maddesine, Borçlar Kanununun 52 nci maddesine, Türk Ceza Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerine göre zor kullanma.

Silah bulundurma ve taşıma yetkisi

MADDE 8. — Hangi koruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve özellikte ateşli silah bulundurulabileceği komisyon tarafından belirlenir.

Ancak eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık tesislerinde, talih oyunları işletmelerinde, içkili yerlerde silahlı özel güvenlik görevlisi çalıştırılmasına izin verilmez. Özel güvenlik görevlileri, özel toplantılarda, spor müsabakalarında, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde silahlı olarak görev yapamazlar.

Koruma ve güvenlik hizmetinde kullanılacak silah ve teçhizat, ilgili kişi veya kuruluş tarafından temin edilir. Özel güvenlik şirketleri ateşli silah alamaz ve bulunduramazlar. Ancak özel güvenlik şirketlerine, para ve değerli eşya nakli, geçici süreli koruma ve güvenlik hizmetlerinde kullanılmak üzere, özel güvenlik eğitimi veren kurumlara, silah eğitiminde kullanılmak üzere, komisyonun kararı ve valinin onayı ile silah alma, kullanma ve taşıma izni verilebilir.

Görev alanı

MADDE 9. — Bu görevliler 7 nci maddede sayılan yetkileri sadece görevli oldukları süre içinde ve görev alanlarında kullanabilirler.

Özel güvenlik görevlileri silahlarını görev alanı dışına çıkaramazlar. İşlenmiş bir suçun sanığı veya suç işleyeceğinden kuvvetle şüphe edilen kişinin takibi, dışarıdan yapılan saldırılara karşı tedbir alınması, para ve değerli eşya nakli, kişi koruma ve cenaze töreni gibi güzergâh ifade eden durumlarda güzergâh boyu görev alanı sayılır. Görev alanı, zorunlu hallerde Komisyon kararıyla genişletilebilir.

Zor kullanma ve yakalama yetkilerinin kullanılmasını gerektiren olaylar en seri vasıtayla yetkili genel kolluğa bildirilir; yakalanan kişi ve zapt edilen eşya genel kolluğa teslim edilir.

Özel güvenlik görevlilerinde aranacak şartlar

MADDE 10. — Özel güvenlik görevlilerinde aşağıdaki şartlar aranır:

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak.

b) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.

c) 18 yaşını doldurmuş ol

d) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, ağır hapis veya altı aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsa bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suiistimal, sahtecilik, hileli iflas veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, laf atma, sarkıntılık, ırza tasallut, ırza geçme, kız, kadın veya çocuk kaçırma ve alıkoyma, fuhşa teşvik, fuhuş için aracılık, uyuşturucu madde kullanma, uyuşturucu madde kaçakçılığı suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak.

e) Kamu haklarından yasaklı olmamak.

f) Görevin yapılmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı ile özürlü bulunmamak.

g) 14 üncü maddede belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla tamamlamış olmak.

Çalışma izni

MADDE 11. — Özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilecekler ile özel güvenlik şirketlerinde ve özel güvenlik eğitimi verecek kurumlarda yönetici olarak çalışacaklar hakkında valilikçe güvenlik soruşturması yapılır. Soruşturma sonucu olumlu olanlara, bu Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik temel eğitimini başarıyla bitirmiş olmak şartıyla, valilikçe beş yıl süreli çalışma izni verilir. Ateşli silah taşımayacak özel güvenlik görevlileri hakkında sadece arşiv araştırması yapılır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bir ay içinde tamamlanır.

Göreve başlayan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir.

Çalışma izninin yenilenebilmesi için, güvenlik soruşturmasının olumlu olması ve Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik yenileme eğitiminin başarıyla tamamlanmış olması zorunludur.

Özel güvenlik görevlilerinde aranan şartlardan herhangi birisinin kaybedilmesi halinde çalışma izni iptal edilir.

Genel kolluk kuvvetinden emekli olanlar ile en az beş yıl fiilen bu görevde çalıştıktan sonra kendi istekleriyle görevinden ayrılmış olanlarda, görevlerinden ayrıldıkları tarihten itibaren beş yıl süreyle özel güvenlik temel eğitimi şartı aranmaz.

Kimlik

MADDE 12. — Özel güvenlik görevlilerine valilikçe kimlik kartı verilir. Kimlik kartında görevlinin adı ve soyadı ile silahlı ya da silahsız olduğu belirtilir.

Kimlik kartı görev alanı ve süresi içerisinde herkes tarafından görülebilecek şekilde yakaya takılır. Üzerinde kimlik kartı olmayan özel güvenlik görevlileri Kanunun 7 nci maddesinde sayılan yetkileri kullanamazlar.

Herhangi bir sebeple görevinden ayrılan özel güvenlik görevlileri işveren tarafından onbeş gün içinde valiliğe bildirilir.

Kıyafet

MADDE 13. — Özel güvenlik görevlileri görev alanı içinde ve süresince üniforma giyerler. Görevin ve işyerinin özelliği nedeniyle gerekli görülen hallerde sivil kıyafetle görev yapılmasına komisyon izin verebilir.

Eğitim

MADDE 14. — Özel güvenlik temel eğitimi teorik ve pratik eğitim ile silah eğitiminden oluşmak üzere yüzyirmi ders saatinden; yenileme eğitimi altmış ders saatinden az olmamak üzere düzenlenir. Halen bünyesinde güvenlik fakültesi veya meslek yüksek okulu bulunan ve bünyesinde güvenlik bölümleri (fakülte veya meslek yüksek okulu) açabilecek olan üniversitelerin bu bölümlerinden mezun olanlarda beş yıl süreyle silah eğitimi hariç özel güvenlik temel eğitimi şartı aranmaz.

Özel güvenlik eğitimi ücreti karşılığında İçişleri Bakanlığınca verilebileceği gibi, Bakanlığın izni ile özel eğitim kurumlarınca da verilebilir. Özel güvenlik eğitimi verecek kurumların kurucu ve yöneticilerinde 5 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartlar aranır.

Özel güvenlik eğitiminin niteliği, müfredatı, eğiticilerde ve eğitim merkezlerinde aranacak şartlar ile eğitim sonucu yeterliliğin belirlenmesine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.

Tazminat

MADDE 15. — Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, sakatlanan özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlisinin kanunî mirasçılarına, iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde tazminat ödenir. Ancak, genel hükümlere göre daha yüksek miktarda tazminat ödenmesine mahkemelerce hükmedilmesi halinde, iş sözleşmesine veya toplu iş sözleşmesine dayanılarak ödenen tutarlar mahsup edilir.

Birinci fıkra hükümleri gereğince ödenecek tazminat, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ödenmesi gerekecek diğer tazminatlarla ilişkilendirilmez.

Kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, sakatlanan özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlilerinin kanunî mirasçılarına; iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinde belirtilen tazminat miktarlarından hangisi yüksek ise o miktar ödenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yasaklar ve Ceza Hükümleri

Görev dışında çalıştırma yasağı

MADDE 16. — Özel güvenlik personeli, Kanunda belirtilen koruma ve güvenlik hizmetleri dışında başka bir işte çalıştırılamaz.

Grev yasağı

MADDE 17. — Özel güvenlik personeli greve katılamaz.

Görevden uzaklaştırma yasağı

MADDE 18. — Özel güvenlik görevlileri lokavt dolayısıyla işten uzaklaştırılamaz.

Adlî suçlar ve cezalar

MADDE 19. — Bu Kanunda öngörülen adlî suçlar ve cezalar şunlardır:

a) Bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik iznini almadan özel güvenlik görevlisi istihdam eden kişilere veya kuruluşların yöneticilerine altı aya kadar hapis ve altımilyar lira ağır para cezası verilir.

b) Bu Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen faaliyet iznini almadan özel güvenlik faaliyetinde bulunan şirketlerin kurucu ve yöneticilerine, bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen izni almadan özel güvenlik birimi oluşturan kurum ve kuruluşların yöneticilerine, bu Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen izni almadan özel güvenlik eğitimi veren kurum ve kuruluşların yöneticilerine bir yıla kadar hapis ve yirmimilyar lira ağır para cezası Bu şekilde cezalandırılan kişiler, özel güvenlik şirketlerinde ve özel güvenlik eğitimi veren kurumlarda kurucu ve yönetici olamazlar.

c) Bu Kanunun 11 inci maddesine göre çalışma izni verilmeyen kişileri özel güvenlik görevlisi olarak istihdam eden kişi, kurum, kuruluş veya şirketlere, çalıştırdıkları her kişi için üçmilyar lira ağır para cezası verilir. Bu kişiler silahlı olarak çalıştırılmış ise altı aya kadar hapis ve çalıştırılan her kişi için altımilyar lira ağır para cezası verilir.

d) BuKanunun 21 inci maddesinde belirtilen özel güvenlik malî sorumluluk sigortasını yaptırmadan özel güvenlik görevlisi istihdam eden kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine istihdam ettikleri her kişi için üçmilyar lira ağır para cezası verilir.

e) Bu Kanunda belirtilen faaliyet iznini almadan özel güvenlik hizmeti veya özel güvenlik eğitimi verdiğini ilân eden veya reklam yapan kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine altı aya kadar hapis ve onmilyar lira ağır para cezası verilir.

İdarî suçlar ve cezalar

MADDE 20. — Bu Kanunda öngörülen idarî suç ve para cezaları şunlardır:

a) Diğer kişi, kurum ve kuruluşlara sağlanacak özel güvenlik hizmetini 5 inci maddede belirtilen süre içinde ilgili valiliğe bildirmeyen özel güvenlik şirketlerine her bildirim için birmilyar lira idarî para cezası verilir.

b) 6 ncı madde uyarınca mülkî idare amirlerince istenen ilave tedbirleri almayan kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine ikimilyar lira idarî para cezası verilir.

c) 17 nci maddede belirtilen grev yasağına uymayan, ateşli silahını bu Kanuna aykırı veya görev alanı dışında kullanan veya özel güvenlik kimlik kartını başkasına kullandıran özel güvenlik görevlisine birmilyar lira idarî para cezası verilir ve bu kişilerin çalışma izniiptal edilir. Bu kişiler bir daha özel güvenlik görevlisi olamazlar.

d) 22 nci madde gereğince tespit edilip giderilmesi istenen eksiklikleri gidermeyen kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine ikimilyar lira idarî para cezası verilir.

e) Özel güvenlik görevlisini koruma ve güvenlik hizmetleri dışında başka bir işte çalıştıran kişi, kurum ve kuruluşlara her eylemleri için birmilyar lira idarî para cezası verilir.

f) 11 inci maddenin ikinci fıkrası ile 12 nci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bildirimleri süresinde yerine getirmeyenlere birmilyar lira idarî para cezası verilir.

Bu maddede öngörülen idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde, evrak üzerinden inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine başvurulabilir. Bölge idare mahkemesinin verdiği kararlar kesindir. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, ilgili valilik veya kaymakamlığın bildirimi üzerine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığınca tahsil olunur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Özel güvenlik malî sorumluluk sigortası

MADDE 21. — Özel hukuk kişileri ve özel güvenlik şirketleri, istihdam ettikleri özel güvenlik görevlilerinin üçüncü kişilere verecekleri zararların tazmini amacıyla özel güvenlik malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır. Özel güvenlik malî sorumluluk sigortasına ilişkin esas ve usuller Hazine Müsteşarlığınca belirlenir.

Bu maddede öngörülen özel güvenlik malî sorumluluk sigortası, Türkiye’de ilgili branşta çalışmaya yetkili olan sigorta şirketleri tarafından yapılır. Bu sigorta şirketleri özel güvenlik malî sorumluluk sigortasını yapmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğe uymayan sigorta şirketlerine Hazine Müsteşarlığınca sekizmilyar lira idarî para cezası verilir. Bu para cezasının tahsilinde ve cezaya itiraz usulünde 20 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Denetim

MADDE 22. — İçişleri Bakanlığı ve valilikler özel güvenlik hizmetleri kapsamında, özel güvenlik birimlerini, özel güvenlik şirketlerini ve özel güvenlik eğitimi veren kurumları denetlemeye yetkilidir. Denetimin mahiyeti, kapsamı, usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.

Denetim sonucu tespit edilen eksikliklerin ilgili kişi, kurum, kuruluş ve şirketlerce verilen süre içinde giderilmesi zorunludur.

Amacı dışında faaliyet gösterdiği veya suç kaynağına dönüştüğü tespit edilen şirketlerin ve özel eğitim kurumlarının faaliyet izni iptal edilir. Bu şekilde faaliyet izni iptal edilen şirketlerin veya kurumların, kurucu ve yöneticileri, özel güvenlik şirketlerinde ve özel güvenlik eğitimi veren kurumlarda kurucu ve yönetici olamazlar.

Ceza uygulaması

MADDE 23. — Özel güvenlik görevlileri Türk Ceza Kanununun uygulanmasında memur sayılır.

Bunlara karşı görevleri sebebiyle suç işleyenler Devlet memurları aleyhine suç işlemiş gibi cezalandırılır.

Ruhsat harcı

MADDE 24. — Özel güvenlik şirketlerine ve özel güvenlik eğitimi verecek kurumlara faaliyet izni verilmesi için onmilyar lira, özel güvenlik görevlilerine çalışma izni verilmesi için ikiyüzmilyon lira ruhsat harcı alınır ve bu harç mal sandığına yatırılır.

Yeniden değerleme oranının uygulanması

MADDE 25. — Bu Kanunun 19 uncu maddesinde belirtilen ağır para cezaları, 20 nci maddesinde belirtilen idarî para cezaları, 21 inci maddesinde belirtilen idarî para cezası, 24 üncü maddesinde belirtilen ruhsat harçlarına ilişkin miktarlar her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranına göre artırılır.

Yönetmelik

MADDE 26. — Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik, İçişleri Bakanlığınca bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde çıkarılır.

Yürürlükten kaldırılan kanun

MADDE 27. — 22.7.1981 tarihli ve 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

GEÇİCİ MADDE 1. — Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 2495 sayılı Kanuna göre kurulmuş olan özel güvenlik teşkilâtlarına özel güvenlik izni, özel güvenlik görevlilerine de beş yıl süreyle çalışma izni verilmiş sayılır.

Yürürlük

MADDE 28. — Bu Kanunun 19 ve 20 nci maddeleri Kanunun yayımı tarihinden itibaren dokuz ay sonra, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 29. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

25/6/2004

—— • ——

Hukuk Eğitiminde Erasmus Programı

0

Hukuk Eğitiminde Erasmus Programı, tüm fayda ve avantajlarına karşın diğer bölümlerde okuyanlara nazaran cazip bulunmamaktadır. Hukuk eğitimi özü ve niteliği itibari ile ülkesel özellikler taşıması, fark derslerinin çok olması, ülkeden ülkeye ders ve içerik farklılığı olması gibi sebeplerle erasmusa daha az uygundur. Ülkelerin hukuk sistemleri arasındaki farklılıkların adalet ve yargı sistemlerinde ve doğal olarak hukuk eğitimlerinde de farklılıklar meydana getirmesi nedeniyle oldukça zor bir eğitim olan hukuk fakültesi zamanında öğrencilerin Erasmus’u tercih etmeleri eğitim hayatını kısmen zorlaştırabilir. Eğitim sürelerini yada okulu uzatma ihtimali olan Erasmus, hiçbir eğitimle elde edilemeyecek tecrübeleri sağlaması bakımından isse çok faydalıdır. Erasmus’a katılmak hukuk örencilerine  global bir vizyon kazandırması, AB ülkelerindeki hukuk eğitimlerinde yeknesaklığa katkı sağlaması, insan hakları, ticari hukuk, bilgi teknolojileri hukuku, fikri sınai hukuk gibi evrensel özellik göstermeye başlayan hukuk alanlarında öğrencilerin ortak nosyon edinmeleri bakımından çok faydalıdır. Tüm bu faktörleri göz önüne alarak hukuk programı çerçevesinde Erasmus yapmak isteyen öğrencilerin son seneyi beklemeden erken bir sınıfta programa katılması faydalı olacaktır.

Avukatlık Kanunu

0

Avukatlık Kanunu, 1136 Kanun numarası ile ve 1969 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun daha sonra birçok değişikliğe uğramıştır. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.

Yasaya göre avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Created by Readiris, Copyright IRIS 2005

07 Nisan 1969 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 13168

Kanun No: 1136

Kabul Tarih: 19 Mart 1969

BİRİNCİ KISIM
Avukatlık ve Avukat
Avukatlığın mahiyeti:

Madde 1 – Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.

(Değişik : 2/5/2001 – 4667/1 md.) Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.

Avukatlığın amacı:
Madde 2 – (Değişik birinci fıkra : 2/5/2001 – 4667/2 md.)

Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.

(Değişik : 2/5/2001 – 4667/2 md.) Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.

İKİNCİ KISIM
Avukatlık Mesleğine Kabul

Avukatlığa kabul şartları:

Madde 3 – (Değişik: 30/1/1979 – 2178/1 md.)

Avukatlık mesleğine kabul edilebilmek için :

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,

b) Türk hukuk fakültelerinden birinden mezun olmak veya yabancı memleket hukuk fakültesinden mezun olup da Türkiye hukuk fakülteleri programlarına göre noksan kalan derslerden başarılı sınav vermiş bulunmak,

c) Avukatlık stajını tamamlayarak staj bitim belgesi almış bulunmak,

d) (Ek : 2/5/2001 – 4667/3 md.; Mülga: 28/11/2006-5558/1 md.) (1)

e) Levhasına yazılmak istenen baro bölgesinde ikametgahı bulunmak,

f) Bu Kanuna göre avukatlığa engel bir hali olmamak gerekir.(2)

İstisnalar:

Madde 4 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/4 md.)

Adli, idari ve askeri yargı hakimlik ve savcılıklarında, Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde, üniversiteye bağlı fakültelerin hukuk bilimi dersleri dalında profesörlük, doçentlik, yardımcı doçentlik görevlerinde dört yıl, kamu kurum ve kuruluşlarının hukuk müşavirliği görevinde on yıl süre ile hizmet etmiş olanlarda 3 üncü maddenin (c) ve (d) bentlerinde yazılı koşullar aranmaz.

Türk vatandaşları ve Türk uyruğuna kabul olunanlardan yabancı hukuk fakültelerinden mezun olup da, geldikleri yerde dört yıl süreyle mahkemelerin her derecesinde hakimlik, savcılık veya avukatlık yapmış ve avukatlığı meslek edinmiş bulunanlar, 3 üncü maddenin (b) bendinde yazılı olduğu biçimde Türk hukuk fakülteleri programlarına göre noksan kalan derslerden usulüne uygun olarak yapılan sınavlarda başarı göstermiş ve ayrıca Türkçe’yi iyi bilir oldukları da bir sınavla anlaşılmış olmak kaydıyla, 3 üncü maddenin (c) ve (d) bentlerinde yazılı koşulların dışında tutulurlar.

Birinci ve ikinci fıkrada gösterilenlerin baro levhasına yazılmasında, 17 nci maddenin (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı belgelerden başka sicil özetlerinin onanmış bir örneğinin de verilmesi gereklidir.

Avukatlığa kabulde engeller: (3)
Madde 5 – 

Aşağıda  yazılı durumlardan birinin varlığı halinde, avukatlık mesleğine kabul istemi reddolunur :

a) (Değişik : 23/1/2008-5728/326 md.) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…) (3) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmak,

b) (Değişik: 22/1/1986 – 3256/2 md.) Kesinleşmiş bir disiplin kararı sonucunda hakim, memur veya avukat olma niteliğini kaybetmiş olmak,

c) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 28/2/2013 tarihli ve E.: 2012/116, K.: 2013/32 sayılı Kararı ile.)

d) Avukatlık mesleği ile birleşemiyen bir işle uğraşmak,

e) Mahkeme kararı ile kısıtlanmış olmak,

f) İflas etmiş olup da itibarı iade edilmemiş bulunmak (Taksiratlı ve hileli müfgisler itibarları iade edilmiş olsa dahi kabul olunmazlar),

g) Hakkında aciz vesikası verilmiş olup da bunu kaldırmamış bulunmak,

h) Avukatlığı sürekli olarak gereği gibi yapmaya engel vücut veya akılca malul olmak.

(Değişik: 2/5/2001 – 4667/5 md.) Birinci fıkranın (a) bendinde sayılan yüz kazırtıcı suçlardan biri ile hüküm giymiş olanların cezası ertelenmiş, paraya çevrilmiş veya affa uğramış olsa da avukatlığa kabul edilmezler.

——————————

(1) 28/11/2006 tarihli ve 5558 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle düzenlenen bu hüküm, Anayasa Mahkemesi’nin 15/10/2009 tarihli ve E.: 2007/16, K.: 2009/147 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

(2) Bu maddeye, 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanunla, (d) bendi eklenmiş, varolan (d) ve (e) bendleri, sırasıyla (e) ve (f) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

(3) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan  “… milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, … ” bölümü, Anayasa Mahkemesi’nin 25/2/2010 tarihli ve E.: 2008/17, K.: 2010/44 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

Devamı için tıklayınız 

Şirketlerin İnternet Sitesi Açma Zorunluluğu

0

Türk Ticaret Kanunu gereğince denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ayı içinde bir resmi internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır.

İnternet sitesinde yayımlanacak içerikler, bu Kanunda belli bir süre belirtilmiş ise bu süre içinde, belirtilmemiş ise içeriğin dayandığı işlemin veya olgunun gerçekleştiği tarihten, tescil veya ilana bağlandığı durumlarda ise tescil veya ilanın yapıldığı tarihten itibaren beş gün içinde şirketin kuruluşundan internet sitesi açılıncaya kadar geçen sürede yayımlanması gereken içerikler de bu sitenin açıldığı tarihte siteye konulur. Birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere uyulmaması, ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturur, Kanuna aykırılığın tüm sonuçlarının doğmasına yol açar ve kusuru bulunan yöneticiler ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna neden olur. Cezai hükümler saklıdır. İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış bölümü herkesin erişimine açıktır. Erişim hakkının kullanılması, ilgili olmak veya menfaati bulunmak gibi kayıtlarla sınırlandırılamayacağı gibi herhangi bir şarta da bağlanamaz. Bu ilkenin ihlali hâlinde herkes engelin kaldırılması davasını açabilir. İnternet sitesinin bu maddenin amaçlarına özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde “yönlendirilmiş mesaj” ibaresi konulur. Bu ibare ancak bu Kanuna ve bu fıkrada anılan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Özgülenen kısımda yer alan bir mesajın, yönlendirildiği karinedir. Sitenin, bir numara altında tescili ve ilgili diğer hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir. Bu Kanun ve ilgili diğer kanunlarda veya idari düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren altı ay süreyle internet sitesinde kalır, aksi halde konulmamış sayılır. İnternet sitesiyle ilgili olarak bu Kanunun ilgili maddelerinde ve bu maddede öngörülen düzenlemeler denetime tabi olmayan sermaye şirketleri hakkında uygulanmaz.

The Star Chamber

0
The Star Chamber

Yönetmen     : Peter Hyams

Yıl                    : 1983

Oyuncular    :Michael Douglas, Hal Holbrook, Yaphet Kotto, Sharon Gless, James Sikking, Joe Regalbuto, Don Calfa, John DiSanti, Otis Day, Jack Kehoe, Larry Hankin, Dick Anthony Williams, Margie Impert, Dana Gladstone, David Proval

Türler            : Dram, Gizem, Gerilim

Görmeye Alışkın Olduğumuz Olayları Hatırlatacak Son Derece Sürükleyici Ve Gerçekçi Bir Macera!Genç bir yargıç olan Steve Hardin mahkeme salonunda, kurnaz avukatların kanundaki boşluklardan yararlanması sayesinde azılı suçluların serbest kaldığını görür ve bu nedenle vicdanıyla savaşmak zorunda kalır. Ta ki “The Star Chamber” adında kendi adalet anlayışlarıyla kararlar veren güçlü bir toplulukla karşılaşana dek. Topluluk en üst düzey gizlilikte, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılar sonucunda suçları kendi uygun gördüğü şekilde cezalandırmaktadır. Yardımcı rollerde Hal Holbrook’un oynadığı “The Star Chamber” size günümüz manşetlerinde görmeye alışkın oluduğumuz olayları hatırlatacak son derce sürükleyici ve gerçekçi bir macera.

Erasmus Programı

0

Erasmus Programı, yüksek öğretim  arasındaki işbirliğini teşvik etmeye yönelik Avrupa Birliği programıdır. Erasmus‘un amacı Avrupa’da yüksek öğretimin kalitesini artırmak ve Avrupa projeksiyonuna güç katmaktır.

Yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile ortak projeler üretip hayata geçirmeleri ve kısa süreli öğrenci ve personel değişimi yapabilmeleri için karşılıksız mali destek sağlanmaktadır.

Yüksek öğretim sistemini iş dünyasının gereksinimlerine uygun olarak geliştirmek ve üniversite mezunlarının iş dünyasında istihdam olanaklarını artırmak için; yüksek öğretim kurumları ile iş dünyası arasındaki ilişki ve işbirliğini artırmak hedeflenmektedir. Erasmus programı, yabancı dil öğrenme programı, burs programı yada diploma programı değildir.

Erasmus programı, üniversiteler arasında ülkeler arası işbirliğini teşvik ederek; öğrencilerin ve eğitimcilerin Avrupa’da karşılıklı değişimini sağlayarak; programa katılan ülkelerdeki çalışmaların ve alınan derecelerin akademik olarak tanınması ve şeffaflığın gelişmesine katkıda bulunarak bu amacı gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Daha kaliteli yüksek öğretim sunan Avrupa’da mezunlar daha donanımlı, iş dünyasının beklentilerine daha fazla cevap veren bireyler olacaklardır.

Program 2012 yılı itibariyle 3 milyon öğrencinin Erasmus öğrencisi olmasını hedeflemektedir. Avrupa Birliği üyesi 29 ülke, Avrupa Ekonomik Alanı üyesi İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve Avrupa Birliğine aday ülkeler olan Türkiye ile birlik üyesi olmayan İsviçre yüksek öğretim kurumlarının işbirliğine açıktır. Avrupa’da 2000’den fazla yüksek öğretim kurumu Erasmus programına katılabilmektedir.

Ülkelerin ilgili resmi kurumlarınca yüksek öğretim kurumu olarak kabul edilen üniversite, enstitü, akademi ve benzeri kurumlar, Avrupa Komisyonu Eğitim ve Kültür Genel Müdürlüğü’nün ilgili birimi olan Komisyon Yürütme Ajansı’na (The Education, Audiovisiual and Culture Executive Agency – EACEA) başvurarak Erasmus Üniversite Beyannamesi – EÜB (Erasmus University Charter – EUC) almaya hak kazandıkları takdirde, bu kurumların öğrenci ve personeli Erasmus programından faydalanabilir. Öğrenci staj hareketliliği gerçekleştirmek isteyen kurumların Genişletilmiş EÜB (Extended EUC) alması gerekmektedir.

Hukuk Eğitiminde Erasmus Programı 

Erasmus Programı tüm fayda ve avantajlarına karşın diğer bölümlerde okuyanlara nazaran hukuk bölümünde eğitim gören öğrenciler cazip görünmemektedir. Hukuk eğitimi özü ve niteliği itibari ile ülkesel özellikler taşıması, fark derslerinin çok olması, ülkeden ülkeye ders ve içerik farklılığı olması gibi sebeplerle erasmusa daha az uygundur.

Ülkelerin hukuk sistemleri arasındaki farklılıkların adalet ve yargı sistemlerinde ve doğal olarak hukuk eğitimlerinde de farklılıklar meydana getirmesi nedeniyle oldukça zor bir eğitim olan hukuk fakültesi zamanında öğrencilerin Erasmus’u tercih etmeleri eğitim hayatını kısmen zorlaştırabilir. Eğitim sürelerini yada okulu uzatma ihtimali olan Erasmus, hiçbir eğitimle elde edilemeyecek tecrübeleri sağlaması bakımından isse çok faydalıdır.

Program, Erasmus’a katılmak hukuk örencilerine global bir vizyon kazandırması ve AB ülkelerindeki hukuk eğitimlerinde yeknesaklığa katkı sağlaması açısından önemlidir. Ayrıca, insan hakları, ticari hukuk, bilgi teknolojileri hukuku, fikri sınai hukuk gibi evrensel özellik göstermeye başlayan hukuk alanları çoğalmakta; öğrencilerin ortak nosyon edinmeleri bakımından programın önemi  artmaktadır.

Tüm bu faktörleri göz önüne alarak hukuk programı çerçevesinde; Erasmus yapmak isteyen öğrencilerin son seneyi beklemeden erken bir sınıfta programa katılması faydalı olacaktır.

Haluk Kabaalioğlu

0
Halûk KABAALİOĞLU
Halûk KABAALİOĞLU

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirip önce New York’ta Columbia ve sonra Brüksel Üniversitelerinden yüksek lisans diplomaları almıştır.

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu, Pensilvanya, Virginia ve Floransa Avrupa üniversitelerinde çalışmıştır. Yurt dışında 60’tan fazla üniversitede ders ve konferans vermiştir.


Kabaalioğlu, ABD’de SEALS Hukuk Fakülteleri Birliği Uluslararası Komisyonu üyesi seçilmiş, 2009-2015 yıllarında Avrupa Hukuk Fakülteleri Birliği (ELFA) Yönetim Kurulu Başkanlığı ve yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. ALS Amerikan Hukuk Fakülteleri Birliği yıllık genel kurul toplantılarına konuşmacı olarak davet edilen Kabaalioğlu, İktisadi Kalkınma Vakfı’nda 7 yıl başkanlık görevini yürütmüştür.

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 15 yıl süreye dekanlık görevini yürütmüştür ve çok önemli bilimsel çalışmalara imza atmıştır.  Avrupa’da 92 hukuk fakültesi ile Erasmus anlaşması imzalayan Kabaalioğlu, Rusya’da Moskova, Ivanova, Samara ve Kazan Üniversiteleri, Çin’de Nankei, Beijing Foreign Studies, Renmin ve Schenzen’de Peking University Transnational Law School ile işbirliği anlaşmaları yapmıştır. Üniversitede Konfüçyüs Enstitüsü kurulmasını sağlamıştır. Dekanlığını yürüttüğü fakültenin mezunları Harvard, Columbia, Stanford, Duke üniversiteleri, Washington College of Law, Loyola gibi üniversitelerde yüksek lisans derecesi almış, bir bölümü New York Barosu sınavlarını kazanarak bu ülkede avukatlık yapmıştır. Yeditepe Üniversitesi Hukuk öğrencileri için Washington College of Law’da yaz okulları düzenlemiştir.

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 15 Kasım 2010 tarih ve 27760 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2010/1074 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayalı olarak kurulmuştur. Fakülte, Esentepe Kampüsü içerisinde yer almaktadır.

Kamu hukuku ve Özel Hukuk bölümleri ve bunlara ait toplam on altı ana bilim dalının kurulması Yüksek Öğrenim Yürütme Kurulunun 03.02.2011 tarihli ve 5476 sayılı kararı doğrultusunda kabul edilmiştir.

Fakültede sanal adliye ve duruşma salonları oluşturulmuştur.

Fakülte geniş bir alt yapı donanımına; dinamik ve özverili akademik ve idari kadroya, araç ve mekâna sahip bulunmaktadır. Bologna sürecinin gerekli kıldığı bir yapılanma esası çerçevesinde ders programları hazırlanmış ve böylelikle Avrupa hukuk fakülteleriyle uyum sağlanması yoluna gidilmiştir. Ders programında klasik kamu ve özel hukuk alanlarının yanı sıra küreselleşmenin beraberinde getirmiş olduğu yeni hukuk alanlarına da yer verilmiştir.

Fakülte, modern teknolojilerle donatılmış amfilere sahip olup bünyesinde şu an itibarıyla bir profesör, on bir yardımcı doçent, yirmi sekiz araştırma görevlisi olmak üzere toplam kırk öğretim elemanı ve idari hizmetleri yürütmek üzere altı idari personel görev yapmaktadır.

Fakültede Prof.Dr. Halil Kalabalık  12.10.2011 – 22.07.2016 tarihleri aralığında  Prof.Dr. Muzaffer Elmas 28.07-.2016 – 07.04.2017 tarihleri aralığında ve Prof.Dr. Ömer Anayurt 30.11.2010-17.03.2011 tarihleri aralığında dekan olarak görev yapmıştır.

Fakülte, misyonunu “Öğrencilerin evrensel hukuk ilkelerini özümseyen; doğal hukuku rehber edinen, adalet insanı olarak her durum ve koşulda nesnel ve yansızlığını korumasını bilen; insan onurunu her şeyin üzerinde tutan, hukuku totaliter ve otoriter düşünce ve anlayışların Truva atı olarak değil özgürlüğün bekçisi olarak gören; farklılıklara saygılı, hukuk normlarının da beslendiği etik ve estetik değerlere bağlı bireyler olarak mezun olmalarını sağlamaktır.” olarak açıklamıştır.

Fakülte, vizyonunu “Diğer hukuk fakülteleriyle rekabet edebilen, uluslararası alanda akredite olmuş; farklılıklar ve özgünlükleriyle her alanda ön plana çıkan, mezunlarının tercih edilebildiği, okullarının ismini her daim onur ve gururla taşıdığı bir fakülte ve giderek bir “Hukuk Ekolü” olabilmek.” olarak açıklamıştır.

Ercan AKYİĞİT

0
Ercan AKYİĞİT
Ercan AKYİĞİT

Ercan AKYİĞİTProf. Dr. Ercan Akyiğit hukuk lisans eğitimini 1982-1986 yıllarında, yüksek lisans eğitimini 1987-1989 yıllarında ve doktora eğitimini de 1990-1994 yıllarında tamamlamıştır. 1987-1995 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Mühendisliği Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana bilim Dalındaki bilimsel faaliyetlerinin akabinde Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü İş Hukuku Anabilim Dalında yardımcı doçent ve doçent olarak görevine devam etmiştir. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalında öğretim üyeliği ve bölüm başkanlığı yapmıştır.

Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde 2000-2002 yıllarında vekil dekan olarak görev yapmıştır.

Prof. Dr. Ercan Akyiğit  Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olarak hizmet vermektedir.

Prof. Dr. Ercan Akyiğit  2015 yılından itibaren Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olarak görev yapmaktadır.

Kitapları: 
Borçlar Hukuku/Genel Hükümler (2015), AKYİĞİT ERCAN, Sakarya Kitabevi, Basım sayısı:4,
Türkçe(Ders Kitabı), (Yayın No: 1529552)
Toplu İş Hukuku El Kitabı (2015), AKYİĞİT ERCAN, Seçkin Yayıncılık, Basım sayısı:1, Türkçe (Bilimsel  Kitap), (Yayın No: 1529553)
İş Hukuku (2014), AKYİĞİT ERCAN, Seçkin Yayıncılık, Basım sayısı:10, Türkçe(Bilimsel Kitap),
(Yayın No: 1529551)
İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda Alt işverenlik (2013), AKYİĞİT ERCAN, Seçkin Yayıncılık, Basım sayısı:2, Türkçe(Bilimsel Kitap), (Yayın No: 1529549)
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda Kira Sözleşmesi (2013)., AKYİĞİT ERCAN, Seçkin Yayıncılık, Basım sayısı:1, Türkçe(Bilimsel Kitap), (Yayın No: 1529550)
Borçlar Hukuku (2010)., AKYİĞİT ERCAN, Sakarya Kitabevi, Türkçe(Ders Kitabı), (Yayın No:
1529554)
4857 sy. İş Kanunu’nda İdari Para Cezaları (2005)., AKYİĞİT ERCAN, Sakarya Kitabevi, Basım sayısı:2, Türkçe(Bilimsel Kitap), (Yayın No: 1529548)
4857 sy. İş Kanunu’nda İdari Para Cezaları (2005)., AKYİĞİT ERCAN, Sakarya Kitabevi, Basım sayısı:1, Türkçe(Bilimsel Kitap), (Yayın No: 1529547)
Hukuk ve Sanat, Bölüm adı:(Sanatçıların İş ve Sosyal Güvenlik Hukukundaki Konumu) (2016)., 1. AKYİĞİT ERCAN, Seçkin Yyaıncılık , Editör:Yener Ünver-Özlem Ynerer Çakmut, Basım sayısı:1, Sayfa Sayısı 171, ISBN:9789750236587, Türkçe(Bilimsel Kitap), (Yayın No: 2826434)

Türk Ceza Kanunu

0
Türk Ceza Kanunu

Türk Ceza Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Eylül 2004’te kabul edilmiştir. Kanun, 12 Ekim 2004’te Resmî Gazete‘de yayımlanmış ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmiş ve eski kanunu yürürlükten kaldırmıştır. 

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2000 – 2001 öğretim yılında faaliyete başlamıştır. Türk pozitif hukukunun yanı sıra evrensel hukuk ilkelerini ve karşılaştırmalı hukuku da bilen, en az bir yabancı dili çalışma dili olarak kullanabilme becerisine sahip, üstün nitelikli genç hukukçular yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, hem Türk hukuku hem de uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk sistemleri konusunda dünya standartlarında iddialı bir eğitim kurumu olmayı ölçü kabul etmektedir.

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Erasmus programı çerçevesinde Avrupa’da hukuk fakülteleri ile ilişkiler kurmakta, sömestr itibarı ile öğrenci ve öğretim üyesi değişimleri gerçekleştirmektedir. Amerikan hukuk fakülteleri ile anlaşmalar yapmakta, öğrencilerin mesleki İngilizce dil deneyimlerinin arttırılmasını ve yabancı hukuku belirli ölçüde öğrenmelerini hedeflemektedir. Anlaşmalı olduğu hukuk fakültelerinde alınan derslere programlarında geçerlilik tanımakta, fakülte uluslararası hukuk eğitimine entegre edilmektedir. Öğrenciler dilerlerse Berlin Kampüsünde eğitimlerine devam edebilmektedir. Mezunlar, Avrupa ve Amerika’nın önde gelen hukuk fakültelerinde yüksek lisans ve doktora programlarına kabul edilmektedirler.

Bahçeşehir ile Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi birçok alanda ortak çalışma yürütmektedir. İki üniversitenin hukuk fakülteleri arasında ortak araştırma, öğrenci değişimi, misafir akademisyen çalışmaları da bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanununun, Cumhuriyet Savcısı – Polis arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümleri ile Suç mağdurlarına tanınan hakların nasıl uygulandığına yönelik araştırmalar bu çalışmaların bir kısmını oluşturuyor. Çalışmalar kapsamında Prof. Dr. Feridun Yenisey, Harvard Üniversitesi’nde Türk Ceza Muhakemesi Hukuku üzerine konferanslar vermiştir. Aynı doğrultuda, Harvard’dan Prof. Phil Heyman da Bahçeşehir Üniversitesi’nde derslere katılıştır.

 

 

Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2008 yılında eğitim-öğretime başlamıştır. Fakülte kampüsü Taksim- Beyoğlu’ndadır.

Hukuk Fakültesi, modern yaşamın gereklerini doğru algılayacak, hukuksal kurum ve kuralları farklı boyutlarıyla yorumlayabilecek, hukuk devleti kurallarını ve Cumhuriyet’in temel ilkelerini benimseyerek karşılaşılan hukuksal sorunlara en uygun çözüm yollarını geliştirebilecek, ulusal hukuk sistemimizin yanı sıra, hukukun evrensel kurallarını özümsemiş, yurt içinde veya yurt dışında çeşitli alanlarda görev üstlenebilecek nitelikli hukukçular yetiştirmeyi amaçlayarak kurulmuştur.

Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim dili Türkçedir. İngilizce hazırlık eğitimi isteğe bağlıdır.

Fakültede 2020 yılı itibariyle beş profesör görev yapmaktadır. Öğrenci sayısının 1.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Fakültedeki eğitimin, teorik derslerin ve uygulamalı derslerin yanı sıra uluslararası ve ulusal düzeyde sempozyumlar, seminerler ve konferanslar gibi bilimsel toplantılar düzenlemekte, düzenlenen bilimsel toplantılarla, öğrenciler kariyerlerinin temelini oluşturacak düşünme metotlarını kazanmakta, iş hayatında faydasını görecek bağlantılar kurmaktadır.

Öğrenciler, ders dışı aktivitelere yönlendirilmekte, öğrenci kulüp faaliyetlerinin yanı sıra, adliyeler ve meslek örgütleriyle işbirliği yoluyla faaliyetler tertip edilmektedir.

Fakültenin dekanı Prof. Dr. Ali Necip ORTAN’dır. Fakülte kurulu, Prof. Dr. M. Fikret GEZGİN, Prof. Dr. Tekin MEMİŞ, Prof. Dr. İlhami SÖYLER, Doç. Dr. Ebru KARAMAN, Doç. Dr. Mete Özgür FALCIOĞLU, Dr. Öğr. Üyesi Kenan DÜLGER ve Dr. Öğr. Üyesi Mehmet BAĞCI’dan oluşmaktadır.

Beykent Üniversitesi, çift anadalı başarı ile tamamlayan öğrencilere o dala ait lisans diploması, yandal eğitimini başarı ile tamamlayan öğrencilere de o dal ile ilgili bir sertifika vermektedir.