Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi
Türk Tabipleri Birliği hekimlerin mesleklerini uygularken bazı haklara sahip olduklarını kabul eder. Ancak öncesinde önemle vurgulamak gerekir ki, hekim hakları hasta hakları kavramına karşı geliştirilmiş haklar değildir. Diğer bir deyişle, hekim hakları hasta hakları temel alınarak gerekçelendirilemez ve hasta haklarının getirdiği sorumlulukları azaltmaz.
Hekim haklarını hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları ve hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları olarak iki şekide tanımlamak gerekir:
1. Hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları
a. Tıbbi ölçütler dışında hiçbir özellik ya da ölçüte göre ayrım yapmadan hizmet sunma, hekimlik mesleğinin temel değerlerindendir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da belirtildiği üzere, hekim belli koşulların oluşması halinde sağlık hizmeti sunmayı reddedebilir. Ancak bu hakkın kullanılması için aşağıdaki koşulların sağlanıyor olması gereklidir; aksi taktirde hekim “ayrım yapmama” ilkesini çiğnemiş olacaktır.
• Kişinin sağlık durumu acil bir girişim gerektirmiyor olmalıdır.
• Sağlık hizmeti sunulacak kişi erişilebilir ve gereksinimle uyumlu nitelikteki bir başka hekime yönlendirilebiliyor olmalı ve bu yönlendirme kişinin sağlığını tehlikeye atmıyor olmalıdır. Hekim hizmet sunduğu kişiyle ilgili edindiği tüm tıbbi bilgileri meslektaşına aktarmakla yükümlüdür.
• Hekim hizmet sunmayı reddetme nedeni ve diğer hizmet olanakları konusunda hastayı bilgilendirmeli,
yönlendirmenin sağlık üzerinde olumsuz etkisi olmayacağını açıklamalıdır.
• Sözlü ya da fiziksel bir şiddet söz konusu olduğunda hekim hizmet sunmayı reddedebilir. Ancak yine de, yukarıdaki üç koşulun sağlanıyor olmasına özen gösterilmelidir.
• Hekim kendisine başvuran ya da hizmet sunmakta olduğu kişi ile daha önceden var olan kişisel bir ilişkisi nedeniyle mesleki yargılarının etkilenebileceğinden kaygılanıyor ise, böylesi bir durumda o kişinin uygun nitelikte sağlık hizmeti alamayacağı düşüncesi ile hizmet sunmayı reddedebilir. Bu durumda da ilk üç koşulun gerekleri yerine getirilmiş olmalıdır.
• Bulaşıcı bir hastalık söz konusu olduğunda; çalışma ortamında rutin korunma araçları bulunmuyor ve o
hastalığın bulaş riski tıbbi uygulama ile anlamlı biçimde artıyor ise, hekim kendisini ve başkalarını korumak gerekçesiyle hastayı uygun olanakların bulunduğu yerlere yönlendirebilir. Böylesi bir durumda hekim çalışma ortamının olumsuzluklarının en kısa zamanda düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunmalıdır.
• Rutin korunma önlemlerinin yetersiz kaldığı, enfeksiyon zinciri henüz tam olarak tanımlanmamış bulaşıcı hastalıklar söz konusu olduğunda, böyle bir duruma ilişkin kesin kurallar getirmek güç olmakla birlikte, Türk Tabipleri Birliği hekimin mesleki bilgi ve becerisi dolayısıyla hala toplumun diğer üyelerine göre etkin girişimde bulunabilecek tek kişi olduğunu, ayrıca tıp mesleği ile toplum arasında bulunan geleneksel sözleşmenin gereği olarak hekime sorumluluk düştüğünü anımsatır.
b. Hekim, sağlık hizmeti sunulan kişi ve yakınlarından gelebilecek istemleri, bilimsel bilgiye uyumluluğu temelinde değerlendirerek geri çevirme hakkına sahiptir. Ayrıca bu türden istemler, toplumsal kaynakları göz önünde bulundurarak adil dağılımı sağlamak adına da geri çevrilebilir.
2. Hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları
a. Çalışma koşullarına ilişkin haklar: Hekim; çalışma ortamının fizik özelliklerinden mesleki risklerin olası en düşük düzeye indirilmesine ve hizmetin uygun nitelikte sunulabilmesi için gerekli araçların sağlanmasına dek tüm koşulların belli nitelikte olmasını talep etme haklarına sahiptir. Hekimlerin çalıştıkları kurumlarda, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı sağlanmalıdır. Sağlık hizmeti sunan kurumlar, özellikle de devlet hem sağlık hizmetlerini sunması, hem de denetleme görevinin olması nedeniyle, bu hakkın kullanılmasının koşullarını güvence altına almakla yükümlüdür.
b. Hekim, hekimlik meslek ahlakına uygun olmayan davranışlara ortak olmayı reddetme hakkına sahiptir.
c. Özlük hakları: Hekim bir çalışan olarak çalışma güvencesine sahip olma, yeterli gelir elde etme, izin kullanma, emeklilik, sürekli mesleki gelişimini sağlayacak etkinliklere katılma gibi haklara sahiptir.
d. Demokratik haklar: Hekim örgütlenme hakkına, çalıştığı kurumlarda yönetsel ve hizmete ilişkin kararlara katılma ve denetleme hakkına sahiptir.
e. Hekim; geri ödeme kurumları ya da çalıştığı hastane gibi kurumların bilimsel bilgiyle gerekçelendirilmeyen istemlerini reddetme / uygulamama hakkına sahiptir.
Türk Tabipleri Birliği yukarıdaki hakların yanı sıra hekimlerin sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim haklarının olduğunu da vurgular.
Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi, Türk Hekimleri Dostluk ve Yardımlaşma Derneği – HEKİMDER tarafından 2013 yılında ilan edilmiştir. Hekimder, hekimlerin haklarını tanımlamış ve tüm çalışmalarında Evrensel Hekim Hakları Bildirgesini referans alacakları açıklamıştır.
EVRENSEL HEKİM HAKLARI BİLDİRGESİ
Hekimlik ve hekimlik uygulamaları evrenseldir.
Evrensel hekim hakları; hekimin, insani onurunu ve hekimlik mesleği onurunu gözeterek etik kurallar çerçevesinde hizmet vermesini amaçlar.
Sağlık hizmeti sunumu yapan hekimlerin kanuni temel hakları Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi’nde dört ana başlıkta ele alınmıştır:
1. Bireysel haklar
2. Hastaya ilişkin haklar
3. Topluma ilişkin haklar
4. Devlete, kurumlara ve bilime ilişkin haklar
1. Bireysel Haklar
a) Hekimlik mesleği, yalnızca tıp ve diş hekimliği fakültelerinden mezun olanlar tarafından icra edilebilir.
b) Hekim, hastaya yararlı olma adına özgürlük ve onurundan vazgeçemez. Hekim, özgürlük ve onurunu koruma hakkına sahiptir.
c) Hekim, aidiyeti açısından (ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, siyasi görüşü, ulusu, kökeni, mülkiyeti, doğuşu, ailesi vb.) kendinde bir üstünlük veya eksiklik göremez.
ç) Hekim, görevini bilimin, tıp etiğinin ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde bilimsel ve vicdani kanaatine göre yapmalıdır. Mesleki faaliyetinin icrası sırasında her türlü etki, baskı ve şiddetten uzak bir ortamın sağlanmasını talep etme hakkına sahiptir.
d) Hekim, hastası için kendi yaşamını ve güvenliğini tehlikeye atmama hakkına sahiptir.
e) Hekim, bireysel ve hukuksal kişiliğinin korunmasını talep etme hakkına sahiptir.
f) Hekim, doğal yaşamını sürdürebilmek için gerekli olan beslenme, dinlenme, haberleşme gibi ihtiyaçlarını karşılama hakkına sahiptir.
g) Hekim, tıbbi görüşlerini her zaman ve her yerde söyleme hakkına sahiptir.
h) Hekim, istirahat hakkına sahiptir.
2. Hastaya İlişkin Haklar
a) Hekim, hasta haklarını gözetmek, özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmek, olası mesleki hata riskini en aza indirmek amacı ile her hastasına en az on beş dakika ayırma hakkına sahiptir. Bu süre idari kararlarla azaltılamaz.
b) Acil durumlar haricinde, hekim-hasta arasındaki güven ilişkisi zedelendiğinde hekim hastayı reddetme hakkına sahiptir.
c) Hastanın hekimiyle paylaşmadığı bilgilerden doğan sonuçlardan hekim sorumlu tutulamaz.
ç) Hekim, hastanın hekime daha fazla yükümlülük getiren taleplerini, doğrudan aydınlatma görevini yaparak ve hastanın bu talebini gerekçe göstererek reddetme hakkına sahiptir.
d) Hekim, uygun görmediği tedaviyi uygulamama hakkına sahiptir.
e) Hekim, teşhis ve tedaviye ilişkin her türlü soruyu hastasına sorma hakkına sahiptir.
f) Hekimin, hastasını muayene ederken uygun şartların (yardımcı sağlık personeli, uygun fiziki ortam vb.) sağlanmasını talep etme hakkı vardır. Hekim, bu şartların sağlanmadığı durumlarda meydana gelecek olumsuzluklardan sorumlu tutulamaz.
g) Hekim, hastasının aidiyeti (cinsiyeti, ırkı, rengi, dili, dini, görüşü, kültürü, ülkesi, mülkiyeti vb.) ile ilgili ayrım yapmadan hizmet verirken, yasal düzenlemelere dayalı olarak uygun gördüğü ilacı reçete etme, tıbbi malzeme seçme ve rapor verme hakkına sahiptir. Bu hak kısıtlanamaz.
ğ) Hekim, hastanın güvenliğinden sorumlu değildir.
h) Hekim, hastayı yatırma ve taburcu etme kararını verme hakkına sahiptir.
ı) Hekim, hastaya sarf ettiği emeğin karşılığını alma hakkına sahiptir.
i) Hastanın hekimini seçtiği durumlarda (randevulu hasta), yaptığı tercih nedeni ile hekimden ilave beklentisi olamaz.
3. Topluma İlişkin Haklar
a) Evrensel etik ilkeler çerçevesinde acil olan hastayı kabul edip değerlendirme durumunda olan hekim, hastanın “acil” olup olmadığına karar verme hakkına sahiptir.
b) Hekim hasta ve hasta yakınlarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptir.
c) Hekim, uzmanlık alanına giren ve girmeyen hususlarda hastanın yararına olmak üzere bilimsel bilgi ve bulgu elde etmek, elde ettiği bulguları değerlendirmek amacı ile konsültasyon isteme hakkına sahiptir. Bu hakkı idari kararlarla kısıtlanamaz.
ç) Hekim, şahitlik yapma ve şahitlikten çekilme hakkına sahiptir.
d) Hekim, mesleki risklerden korunma hakkına sahiptir.
e) Hekim hastayı, hasta yakınlarını ve toplumu eğitme hakkına sahiptir.
4. Devlete, Kurumlara ve Bilime İlişkin Haklar
a) Hekim, ulusal ve uluslararası bilimsel gelişmelere katkı vermek ve katkı almak hakkına sahiptir. Bu hakları sınırlanamaz.
b) Hekim, çalıştığı kurumun altyapı eksikliğinin sorumluluğunu yüklenmek zorunda değildir.
c) Hekim, kazanılmış haklarından vazgeçmeme hakkına sahiptir.
ç) Hekim, akademik olarak kendini geliştirme hakkına sahiptir. Bu hak, kanuni düzenlemelerle engellenemez.
d) Hekim, emekliliğinde temel ihtiyaçlarını karşılayacak yasal ve ekonomik güvenceye kavuşma hakkına sahiptir. Devlet, bu altyapıyı sağlamak zorundadır.
e) Hekim, çalıştığı kuruma zarar verecek nitelikte olmamak kaydıyla, muayenehanesinde hizmet verme hakkına sahiptir.
f) Hekim, hekimlik onurunu zedeleyecek şekilde olmamak kaydıyla yayın ya da propaganda yapma hakkına sahiptir.
g) Hekimlik hizmeti evrenseldir. Kamu veya özel hizmet olarak ayrı değerlendirilemez. Hekim, evrensel olan sağlık hizmetini yürütürken kamu-özel ayrımı yapılmadan, eşit şekilde değerlendirilme hakkına sahiptir.
ğ) Hekimin; istirahat etmeksizin ve kişisel özgürlüklerini kısıtlayarak çalışması beklenemez.
h) Hekim, insani sınırlardaki çalışma saatleri içerisinde sağlıklı bir şekilde hizmet verme hakkına sahiptir.
ı) Eğiticilerin hekim yetiştirmeyi engelleyecek uygulamalarda bulunması kabul edilemez. Hekim, bu tür uygulamaları reddetme hakkına sahiptir.
i) Hekim, sağlığının korunması ve mesleki uygulamalarına ilişkin risklere karşı sigortalanmış olma hakkına sahiptir. Bu kapsamda sosyal güvencesi sağlanmalıdır.
j) Hekim, sağlık hizmeti verdiği kamu ya da özel kurum ve kuruluşlarda yönetim faaliyetlerine katılmak, yönetim kararlarından haberdar olmak ve gerekirse kararlara şerh koyma hakkına sahiptir.
k) Şiddete maruz kalan, hakkında kötü tıbbi uygulama iddiası nedeni ile soruşturma başlatılan hekim, çalıştığı kurumdan ücretsiz hukuki yardım alma hakkına sahiptir.
l) Hekimlik ve tıpta uzmanlık eğitimi verme yetkisine sahip kurumlar uluslararası yeterliliğe sahip olmalıdır. Eğer eğitim veren kurumlar bu yeterliliğe sahip değilse, eğitim görenler bu eğitimi talep etme ya da bu eğitimi alabileceği yerde eğitimine devam etme hakkına sahiptir.
m) Hekim, mesleğini icra ederken zarar gördüğü her durumda tazminat isteme ve maluliyet hakkına sahiptir.
n) Hekim, mesleki yıpranmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
o) Hekimlik sanatının nasıl uygulanacağı idari otoriteler tarafından belirlenemez. Hekimin hekimlik yapma yetkisini kendisini yetiştiren tıp fakültesi verir.
ö) Hekim, mesleğini hakkıyla yerine getirebilmesi için maddi kaygılardan soyutlanmış biçimde hizmet verme ve karşılığında yeterli ücret alma hakkına sahiptir.
Hekim Hak ve Yükümlülükleri, Tıp ve Sağlık Hukuku kapsamında; hekim ile hasta arasındaki ilişkiler çerçevesinde hekimlerin hukuken korunan hakları ile vecibelerinden oluşmaktadır. .
Hekimlerin Yeterli Eğitim Alma ve Sürekli Mesleki Gelişim Hakkı
Hekimler, ağır mesleki, etik ve hukuki sorumlulukları üstlenebilmeleri için yeterli ve nitelikli bir eğitim alma hakkına sahiptirler. Tıp fakültelerindeki teorik ve uygulamalı eğitimin müfredatı ve uygulaması, hekimleri sahaya çıktıklarında gereksinim duyacakları her türlü bilgi, beceri ve tutuma sahibi kılmalıdır. Farklı tıp fakülteleri ve eğitim kurumlarındaki pratisyen ve uzman hekim eğitimlerinin standardizasyonu sağlanmalı ve yetişen hekimlere/uzmanlara eğitimde eşit fırsatlar verilmelidir.
Hekimlerin Yeterli Ücret Alma Hakkı
Hekimler, tıbbi bilgilerini, mesleki gelişimlerini kesintisiz olarak sürdürebilecekleri şekilde eğitim alma hakkına sahiptirler. Hekimlerin tıp fakültesinden mezuniyeti sonrası eğitimlere katılabilmeleri, mesleki bilgi ve becerilerini süreklilik kazandırma ve yenileyebilmeleri amacıyla; eğitime yeterli zaman, uygunluk/ulaşılabilir eğitim programları, tıp eğitimi için gereken ekonomik kaynaklar sağlanmalıdır. Hekimler, aldıkları tıp eğitimi, harcadıkları emek ile üstlendikleri mesleki risk ve sorumluluklara uygun yeterli bir ücret alma hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Mesleğini Serbestçe İcra Etme Hakkı
Hekimler, hiçbir kişi veya merciden baskı görmeden serbestçe mesleğini en iyi şekilde icra edebilme hakkına sahiptirler. Hekimler mesleklerini icra ederken; bilimsel kanıtlar, meslek etiği, mesleki vicdan ve hukuka karşı kendini sorumlu görmelidirler. Yöneticilerin, Hasta ve hasta yakınları ile diğer tarafların hekimlere herhangi bir şekilde psikolojik, sosyal, ekonomik ve fiziki baskı yapmaları gibi, tıbbi endikasyon dışı veya gerçeğe aykırı rapor düzenlemeye zorlamaları kabul edilemez. Hekimden kendi değerlerine ters düşen mesleki bilgisi, tıp etiği, hukuk, vicdan gibi işlemler talep edilemez.
Hekimlerin Modern Teknoloji ve Bilimi Kullanma Hakkı
Hekimler, modern tıp teknolojisinden ve bilimsel gelişmelerden yoksun bırakılmadan yeterli donanımlarla mesleğini icra edebilmelidir. Hekimler, bu amaca uygun ortam ve ekipmanı devletten yada bağlı bulunduğu kurumdan talep etme hakları bulunmaktadır.
Hekimlerin Yönetimsel Kararlara Katılma Hakkı
Hekimler, çalıştıkları sağlık kurumundaki yönetimsel kararlara görüş beyanı, eleştirisel önerilerde bulunma ve organizasyonlara katılma hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Hastayı Reddetme Hakkı
Hekimler, acil yardım, insani ya da resmi zorunluluklar dışında, makul ve haklı bir gerekçe ile hastayı reddetme hakkına sahiptirler. Hasta ile hekim arasındaki ilişkide güven sarsılmış; hastanın hekime yanlış beyanı, hekime karşı tehdit ve/veya hakaret içeren sözler ve ilişki iki taraf için de yararlı sonuçlar doğurmayacak bir sürece girmiş ise hekim hastayı reddetme hakkı bulunmaktadır. Böyle bir durumda hastanın zarar görmemesi adına acil veya hayati tehlike olmaması ve alternatif hekime kolay ulaşabilme imkanının bulunması gerekmektedir. Hekimin hastayı reddetme hakkı; din, dil ırk, cinsiyete dayalı ayrımcılık veya nefret sebeplerinden kaynaklanmamalıdır. Hekim, tıbbi müdahalenin ortasında haklı bir gerekçe olmaksızın ve hastanın zarar görme olasılığı bulunmaksızın hastanın tedavisini yarıda kesme hakkına sahip değildir.
Konsültasyon İsteme Hakkı
Hekimler tıbbi, etik ve hukuki gerekçelerle hastası için bir başka hekim veya hekimlerden konsültasyon isteme hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Sağlığını Koruma ve Mesleki Risklerden Korunma Hakkı
Hekimlerin, kendi sağlıklarını koruma, enfeksiyon ve radyasyon gibi mesleki risklere karşı korunma hakkına sahiptirler. Hekimler sağlıklı çalışma ortamı ve ihtiyacı olan dinlenme zamanına sahip olabilmelidir. Hekimler acil, nöbet ve mesai dışı çalışma süreleri de dahil olmak üzere, makul iş yükü altında çalışmalı, angaryadan korunmalıdırlar.
Hekimlerin İyileşme Garantisi Vermeme Hakkı
Hekimler, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi ile diş hekimliği uygulamaları gibi bazı istisnai durumlar haricinde hastalarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Hastasına Yeterli Zaman Ayırma Hakkı
Hekimlerin hastasına yeterli zaman ayırma hakkı vardır. Hekimler, hastalarının tıbbi bakımını tehlikeye sokacak ve sağlıklı değerlendirilmesini engelleyecek şekilde yoğun iş yükü ve zaman baskısı altına sokulmamalıdır.
Hekimlerin Tanıklıktan Kaçınma Hakkı
Hekimler, meslekleri gereği hasta hakkında öğrendikleri bilgiler nedeniyle tanıklıktan kaçınma hakkına sahiptir. Hastalar kabul ettiği durumlarda tanıklıktan çekilemezler. Hastalar, tedavi olmak amacıyla en yakınlarından gizledikleri sırları hekimlerine açıkladıkları için, bu mesleki sırların hekim tarafından açıklanması meslek sırrını ifşa suçunu oluşturmaktadır. Hekimler, hastalarıyla ilgili bilgileri açıklamaya zorlanamazlar.
Hekimlerin Tedaviyi Belirleme Hakkı
Hekimler, kanıta dayalı bir hastalığın tedavisinde uygulanabilecek standart yöntemlerden herhangi birini tercih etmekte serbesttirler. Hekimler hastası için uygun bulmadığı bir tedaviyi uygulamaya zorlanamazlar.
Hekimler Bilgi Alma ve Tavsiye ile Tedavisine Uyumu İsteme Hakkı
Hekimler, hastalarından doğru bilgi alma, tedavi için önerdikleri ilaçların uygun şekilde kullanılması yönünde ve diğer tavsiyelere uyulmasını isteme hakkına sahiptirler.
Hekimler Cezalandırma Eylemlerinde Bulunmama Hakkı
Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları, 1994 yılı eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları
1. Bu belgenin amacı yönünden bir felaketin tanımı özellikle tıbbi konulara odaklanmaktadır.
Felaket genellikle ani ve şiddetli olan, büyük oranda maddi hasar, insanların ve/veya kurbanın ve/veya toplumun önemli tahribi veya bunların bir kombinasyonu ile sonuçlanan bir felaket olayının ani olarak meydana gelmesidir. Bu kapsamdaki tanım bu yazıda değerlendirilenlere ek olarak diğer problemlere yol açan uluslararası veya iç kökenli çatışma ve savaş durumlarını içermez. Tıp açısından felaket durumları belirli bir zaman dönemi içerisinde tıp mesleğinin kapasite ve kaynakları ile kurbanların veya sağlığı tehdit altında olan insanların ihtiyaçları arasında akut ve önceden görülemeyen bir dengesizlikle karakterizedir.
2. Doğal (deprem), teknolojik (nükleer veya kimyasal kazalar) veya kaza (tren kazaları) gibi felaketler özel önlemler ortaya çıkaran birkaç özellikle karekterizedir:
a) Ani meydana gelmeleri çabuk şekilde eyleme geçmeyi gerektirir;
b) Normal koşullara göre ayarlanan tıbbi kaynakların yetersizliği: Büyük kurban sayısı mevcut kaynakların mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak amacı ile en etkili şekilde kullanılması gerektiği anlamına gelir;
c) Maddi veya doğal hasar kurbanlara ulaşmayı zorlaştırır ve/veya tehlikeli hale getirir;
d) Çevre kirliliği ve epidemi risklerine bağlı sağlık durumuna olumsuz etkiler yapar;
Buna uygun şekilde, felaketlerde taşıma ve gıda desteğinden tıbbi hizmetler, güvenlik, yangın, ordu gibi hizmetlere kadar değişen birçok farklı müdahale tiplerini ilgilendiren çok yönlü bir cevap gerektirir.
Bu uygulamalar kamu ve özel çabaları koordine etmek için etkili ve merkezi bir otoriteye ihtiyaç duyar. Kurtarma çalışanları ve hekimler duygusal olarak yüksek durumdaki böyle bir olayda toplum tarafından talep edilen ahlaki gereksinimlerle bir şekilde yüklenmek zorunda oldukları bireysel ahlak kuralları içerisinde istisnai bir durum ile karşılaşır.
Önceden tanımlanmış olan ve öğretilen ahlaki kurallar hekimin bireysel ahlak kurallarını tanımlamalıdır.
Kısa zamanda oluşan yüksek sayıda yaralılara ve bölgeye yetersiz ve/veya hatalı tıbbi kaynak ayrılması özel bir ahlak problemi ortaya koyar. Bu koşullar altında tıbbi hizmetleri sağlamak ahlaki konulara ek olarak teknik ve organizasyon konuları ile ilgilidir.
Dünya Tabiler Birliği, bu yüzden, felaket durumlarında hekimlerin rolü için aşağıdaki ahlaki tutumları önermektedir.
3. TRİAJ
3.1 Triaj değişik sağlık durumlarındaki birçok kurban ile ilgili o anda bulunan sınırlı tedavi kaynaklarına bağlı birinci ahlaki problemi ortaya koyar. Triaj bir teşhis koymaya ve bir prognoz belirlemeye dayanan tedavi ve müdahaledeki öncelikler konusunda bir tıbbi eylemdir. Hastanın yaşamı triaja bağlı olacaktır. Tıbbi ihtiyaçları, tıbbi girişim olanaklarını ve mevcut kaynakları hesaba katarak, çabuk şekilde gerçekleştirilmelidir. Yeniden canlandırmanın hayati eylemleri triaj olarak aynı anda gerçekleştirilmek zorunda kalınabilir.
3.2 Triaj yeterli personel tarafından yardım edilerek yetkili ve deneyimli bir hekim tarafından sağlanmalıdır.
3.3 Hekim, kurbanları aşağıdaki şekilde ayırmalıdır:
a) Kurtarılabilecek fakat yaşamları ani tehlikede olmayan, düz bir tedavi gerektiren veya sonraki birkaç saat içerisinde öncelik taşıyan kurbanlardır;
b) Yaşamları ani tehlikede olmayan ve ani tıbbi bakım gerektirmeyen fakat erken müdahale edilmesi gereken kurbanlar;
c) Daha sonra veya çalışanların rahatladığı zaman tedavi edilebilecek, yalnızca küçük tedavi gerektiren yaralı kişiler;
d) Kişisel olarak ilgi gerektirmeyen fakat akut şekilde rahatsızlınırsa ikna edilmesi veya sakinleştirilmesi gerekebilen, ikna olma ihtiyacı duyan pskilojik olarak travmaya uğramış kurbanlar;
e) Radyasyona maruz kalma veya özel zaman ve yer şartlarında kurtarılamyacak derecede yanıkları olan veya çok uzun sürecek ve bu yüzden hekimlerin onlar ve diğer hastalar arasında bir seçime mecbur kalacağı özel bir ameliyat ihtiyacı olan kompleks cerrahi vakalar gibi son derece ciddi yaralanmaları olan, durumları mevcut tedavi kaynaklarını aşan kurbanlar. Bu sebeplerle bu kurbanların tümü “acil müdahalenin ötesinde” vakalar olarak sınıflandırılabilir. Felaket durumunda belirtilen öncelikler konusunda “yaralı bir kişiyi terk etme” kararı, “ölümcül tehlikede bir kişiye yardım konusunda eksiklik” olarak değerlendirilemez. En fazla sayıda kurbanı kurtarma niyeti taşıdığı zaman haklıdır.
f) vakalar düzelebildiği ve böylece kategori değiştirebildiği için, triaj ile yükümlü görevlinin durumu düzenli olarak yeniden belirlemesi önemlidir.
3.4 a) Ahlaki açıdan triaj ve “acil bakımın ötesinde” kurbanlara yönelik benimsenen tutum insan kontrolünün ötesindeki istisnai durumlarda hemen mevcut yolları uygulamaya konulması dahilinde bir hekim için neye mal olursa olsun ümidin ötesindeki bir hastanın yaşamını korumakta ısrar etmek böylece başka bir yerde gereken kaynakları harcamak ahlaki bir tutum değildir. bununla birlikte, hekim kişilerin özel yaşamlarının bu anına şefkat ve saygı göstermeli, örneğin onları diğerlerinden ayırarak ve uygun ağrı giderici ve sakinleştiriciler uygulayarak görevini yerine getirmelidir.
b) Hekim mevcut yolları değerlendirerek kendi bilincine göre davranmalıdır. Düzelme şansı olan ve en az morbidite ile sınırlı en yüksek sayıdaki ciddi vakaları kurtaracak tedavi önceliklerini ayarlamaya çalışmalı ve şartlar dolayısıyla ortaya çıkan sınırları kabullenmelidir. Hekim çocukların özel ihtiyaçları olabileceği gerçeğine özel ilgi göstermelidir.
4. KURBANLAR İLE İLİŞKİLER
4.1 Kurbanlara verilen bakımın tipi ilk yardım ve acil tıbbi bakım olacaktır. Bir felaket olayında hekim yardım isteği beklemeden ve ayırım yapmadan her kurbana tıbbi yardım sağlamalıdır.
4.2 Kurtarılabilecek hastaları seçerken, hekim yalnızca acil durumlar değerlendirmeli ve tıbbi olmayan ölçütlere dayanan diğer herhangi bir değerlendirmeye yer vermemelidir.
4.3 Kurbanlar ile ilişkiler, hastaların çıkarının koruması gerektiğine saygı duyulacak, mümkünse ani acil yardımda onaylarını alarak sonuçlanan ilk yardım tıbbi bakımı ve ihtiyacın durumu ile belirlenir. Bununla birlikte hekim ilgili popülasyonların kültürel farklılıklarına kendini ayarlamalı ve durumun gereklerine uygun şekilde davranmalıdır. Mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak ve morbiditeyi gerçek minimum düzeye indirmek için duygusal bakımın yanı sıra teknolojik bakımı da içeren optimal bakım kavramları ile yönlendirilmelidir.
4.4. Kurbanlarla ilişkiler, hayatını yitirenler için yas tutması ile ilgili, teknik tıbbi davranışlardan oldukça ayrı olan, kişilerin psikolojik gerginliklerini kavrama ve onlara destek olma ile ilgili yönleri içerir. Bunlar kurbanların ve ailelerinin kader ve moral durumlarına saygı duymayı içerir ve hayatta kalanlara yardım eli uzatmayı gerektirir.
4.5 Hekim geleneklere, dini kurallara ve kurbanların inançlarına saygı duymalı ve ayırım gözetmeden davranmalıdır.
4.6 Mümkünse, karşılaşılan zorluklar ve kurbanların tespiti, tıbbi takip için rapor edilmelidir.
5. ÜÇÜNCÜ ŞAHISLAR İLE İLİŞKİLER
Hekim basın ve diğer üçüncü şahıslarla diyalog kurduğunda gizliliği ve özel hayatı korumak ve tedbir ve tarafsızlığı uygulamak ve felaket durumlarını çevreleyin duygusal ve politik atmosfer ile ilgili kader ile davranmak konusunda her hastaya karşı görevlidir.
6. DİĞER SAĞLIK PERSONELİ GÖREVLERİ
Hekimler için geçerli olan ahlaki prensipler hekimin denetimindeki personel için de geçerlidir.
7. EĞİTİM
Dünya Tabipler Birliği felaket tıbbı eğitiminin üniversite kapsamında ve tıptaki mezuniyet sonrası kurslarda yer almasını önermektedir.
8. SORUMLULUK
Dünya Tabipler Birliği üye devletlere ve sigorta şirketlerine, felaket veya acil durumlarda çalışırken hekimlerin maruz kalabileceği eksiklik ve herhangi bir kişisel zararı kapsamak üzere bağlantı kesikliği olmadan sorumluluğu veya bunun azaltılmış bir formunu uygulamak üzere çağrı yapmaktadır.
Dünya Tabipler Birliği; hükümetlerden şunları istemektedir:
a) yabancı hekimlere yardım ve koruma sağlanması ve eylemlerinin, çalışmalarının ve uygulamalarının ırk, din ve benzeri temellerde ayırım yapmadan kabul edilmesi.
b) üst düzey yetkililerin ziyaretleri sırasında tıp hizmetlerinin aksamamasına öncelik verilmesi.
Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi, İtalya’nın Venedik kentinde 1983 yılında toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Sağlıkla ilgili evrensel belgeler içerisinde yer alan bir Bildirge; hastanın yakın bir gelecekte öleceği gerçeğini değiştirmeyecek olan tedavi şartlarını ve tıp etiği ilkelerini belirlemektedir. Dünya Tabipler Birliği, hastalıkların tedavisinde olduğu gibi ölümle sonuçlanması halinde de hastanın kişisel ve manevi hakları ile toplum yararını gözetme zorunluluğunu kural haline getirmiştir.
Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi
1-Hekimin görevi hastalarını iyileştirmek, olabildiğince onların acılarını gidermek, hastalarının çıkarlarını iyi şekilde koruyacak biçimde davranmaktır.
2-Hastada iyileşmeyecek bir hastalığın ay da malformasyonun bulunduğu durumlar bile, bu ilke için bir ayrıklık (istisna) oluşturmaz.
3-Bu ilke, aşağıdaki kuralların uygulanmasına engel değildir:
3.1.Hekim, ölümcül hastalığın son dönemindeki bir hastada hastanın rızası, hasta kendi isteğini açıklayamıyorsa en yakın akrabasının kararı-ile tedaviyi keserek hastanın acısını dindirebilir. Hekim tedaviyi kesme gerekçesiyle, ölmekte olan kişiye yardım etme ve onu hastalığının son döneminde rahatlatmak için gerekli ilaçları verme sorumluluğundan kurtulamaz.
3.2.Hekim hastaya herhangi bir yarar sağlamayacak olan ve olağan olmayan yöntemler uygulamaktan kaçınmalıdır.
3.3.Hekim, hasta yaşam bulgularının geri dönmeyecek şekilde kesildiği son döneme girdiğinde, ülkesinin yasalarına uygun davranmak koşuluyla, hastanın yetkili yakınının resmi rızasını sağlayarak, ne transplantasyon ameliyatı ile ne de hastaya verilen tedaviyle ilgili olmayan hekimler tarafından verilmiş ölüm raporuna (ya da yaşam bulgularının geri dönmeyeceğini belirten rapora) dayanarak, transplantasyon için gerekli organlarını canlı tutabilecek yapay yöntemleri hastaya uygulayabilir. Bu yapay yöntemlerin ücretini verici ya da akrabaları ödememelidir. Vericiyi tedavi eden hekimler alıcıdan ve alıcıyı tedavi edenlerden bütünüyle bağımsız olmalıdır.
Sağlık Hizmeti Sunulmasında On İki İlke, Dünya Tabipler Birliğinin 1963 yılı ekim ayında New York’ta düzenlenen 17’nci genel kurul toplantısında kabul edilmiştir. Belirlenen on iki ilke; 1983 yılında Venedik’te düzenlenen 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda ve 2006 yılında Güney Afrika’da yapılan genel kurulunda güncellenmiştir. Dünya Tabipler Birliği tarafından belirlenen bu ilkeler; devletler, sağlık kuruluşları ve hekimler bakımından sağlık hizmetlerinde uyulması gereken temel normları belirleyen evrensel bir metindir.
BÜTÜN ULUSAL BAKIM SİSTEMLERİ İÇİN SAĞLIK BAKIMI SUNULMASINDA ON İKİ İLKE ( WMA STATEMENT ON THE TWELVE PRINCIPLES OF PROVISION OF HEALTH CARE IN ANY NATIONAL HEALTH CARE SYSTEM)
Öndeyiş:
Dünya yüzünde sağlık hizmetleri, büyük ölçüde bırakınız yapsınlar tarzında olanlardan, bütünüyle ve kapsamlı şekilde devlet tarafından örgütlenenlere dek çok çeşitli biçimlerde düzenlenmiştir. Bütün sistemleri ayrıntılı olarak anlatmak olanaksızdır; ama bir kısım ülkenin yalnızca son derece gereksinimi olanlara yardım ettiği, bir kısmının ise bütün sağlık bakımını örgütleyerek daha da ileri gittiği söylenebilir. Sağlık bakımı alanında hükümet politikaları ve eylemleri ile kişisel girişimin buna çeşitli derecelerde katılması sonucunda; tıbbi bakım sağlama yolları sonsuz bir çeşitlilik içinde ortaya çıkmaktadır.
Bu alanda en uygunu kuşkusuz, “hem hekimin, hem de hastanın özgürlüğüne en geniş saygıyı göstererek erişilen en yüksek düzeyde sağlık hizmetinin sunulması” olmalıdır. Ancak beğenenlerin de, beğenmeyenlerin de bulunacağı çeşitli ulusal sistemlerin gündelik uygulamaları sırasında ortaya çıkan sorunların çözümünde işe yaraması açısından, yukarıdaki tipte bir formül kesinlikten çok uzak olmaktadır. Dünya Tabipler Birliği(DTB), tıbbi uygulamanın temel ilkelerini korumak ve hekimlik mesleğinin özgürlüğünü savunmakla görevlidir. Sonuç olarak DTB’nden çeşitli sistemlerle ilgili değer yargıları üretmesi beklenemez. Bununla birlikte DTB’nin hekimlik mesleğinin hangi koşullarda devletin sağlık hizmetleriyle işbirliği yapabileceğine, olabildiği ölçüde karar vermek gibi güç bir görevi de vardır.
İlkeler:
I-Hangi sağlık sisteminde olursa olsun, hekimlik uygulamasının koşulları hekim örgütlerinin temsilcilerine danışılarak belirlenmelidir.
II-Her sağlık sistemi, hastanın kendi seçtiği hekime başvurmasına, hekimin de yalnızca kendi seçtiği hastalara bakmasına izin vermeli; her iki hak da herhangi bir şekilde zedelenmemelidir. Özgür seçim ilkesine, tıbbi tedavinin bütünüyle ya da kısmen tedavi merkezlerinde sağlandığı yerlerde de uyulmalıdır. Acil durumdaki bir hastaya bakmak, hekimler için mesleki ve ahlaki yönden zorunlu bir görevdir.
III-Her sağlık bakım sistemi, diplomalı bütün hekimlere açık olmalıdır. Gerek hekimlik mesleği, gerekse birey olarak hekimler, istemedikleri görevi almaya zorlanmamalıdırlar.
IV-Hekim, mesleğini istediği yerde uygulamakta ve hizmetini, eğitimini gördüğü uzmanlık dalı ile sınırlandırmakta özgür olmalıdır. Söz konusu ülkenin tıbbi gereksinimleri karşılanmalı ve olabildiği ölçüde; hekimlik mesleği genç hekimleri hekime en çok gereksinim duyulan yörelere yönlendirmeye çalışmalıdır. Bu bölgelerin başka yerlerden daha az beğenilir olduğu durumlarda; bu bölgelere giden hekimler uygun biçimde özendirilmeli, araç-gereçleri yeterli olmalı ve yaşam düzeyleri mesleki sorumlulukları ile orantılı bulunmalıdır.
V-Meslek, sağlığa ve hastalığa ilişkin sorunlarla uğraşan bütün resmi kuruluşlarda yeterince temsil edilmelidir.
VI-Hekim-hasta ilişkisinin gizlilik yönü, hastanın tedavisinin ve daha sonraki kontrollerinin her evresinde bulunan herkes tarafından kabul edilmeli ve gözetilmelidir. Yetkililer de bu konuya gerekli saygıyı göstermelidir.
VII-Hekimin ahlaki, ekonomik ve mesleki bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır.
VIII-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretlerin hekim ile hasta arasında doğrudan doğruya anlaşma şeklinde belirlenmediği ulusal sağlık bakım sistemlerinde emeğin karşılığını belirleyen yetkililer, hekimin ücretini yeterince karşılamalıdır.
IX-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretler saptanırken, verilen hizmetler değerlendirilmeli ve bu ücretler yalnızca ödeme yapan yetkili kurumun ekonomik durumuna göre ya da tek yanlı hükümet kararlarının bir sonucu olarak belirlenmemeli, aynı zamanda hekimlik mesleğini temsil eden kuruluş tarafından da kabul edilebilir olmalıdır.
X-Gerek hizmetin niteliğini korumaya, gerekse hizmetlerden yararlanmaya yönelik olarak hekimlik hizmetlerinin sayı ve maliyet yönünden gözden geçirilmesi yalnızca hekimler tarafından yapılmalı ve durum ulusal değil, yerel ve bölgesel standartlara göre değerlendirilmelidir.
XI-Hastanın çıkarlarının korunabilmesi yönünden, hekimin yürürlükteki tıbbi standartlara uygun biçimde reçete yazma ya da gerekli gördüğü başka herhangi bir tedaviyi önerme hakkı sınırlanmamalıdır.
XII-Hekim, mesleki bilgisini arttırmaya ve mesleki düzeyini yükseltmeye yönelik her etkinliğe katılmaya özendirilmelidir.
Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Dünya Tabipler Birliği’nin Ekim 1949 tarihinde yapılan üçüncü genel kurul toplantısında Londra’da kabul edilmiştir. Kabul edilen metin 1968 yılı ağustos ayında Avustralya’nın başkenti Sidney’de toplanan 22. Dünya Tabipler Kurulu’nda ve İtalya’nın Venedik kentinde toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda geliştirilmiştir. Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Tıp ve Sağlık Hukuku alanında kabul edilmiş evrensel hukuk metinlerindendir.
Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası
Hekimlerin Genel Olarak Görevleri:
Hekim, mesleğini her zaman en yüksek düzeyde sürdürecektir.
HEKİM, hastalarının yararı için özgür ve bağımsız olarak vereceği kararları çıkar güdülerinin etkilemesine izin vermeyecektir.
HEKİM, hangi çeşit tıbbi uygulama içinde olursa olsun insanın değerine saygı ve sevecenlik gösterecek ve gerek teknik gerekse ahlak yönünden, bütünüyle bağımsız, yeterli bir tıbbi hizmet sağlamaya kendini adayacaktır.
HEKİM, hastaları ve meslektaşları ile dürüst bir ilişki kuracak, gerek kişilik ya da yetenek yönünden eksiği bulunan, gerekse yalancılık ya da düzenbazlık yapan hekimleri ortaya çıkarmaya çalışacaktır.
Aşağıdaki uygulamalar ahlak dışı davranışlar sayılırlar:
a)Ülkenin yasaları ve Ulusal Tıp Birliği’nin ahlak yasası izin vermedikçe hekimlerin kendi reklamlarını yapmaları,
b)Yalnızca reçete yazma, hastanın kendine gönderilmesi ya da hastayı herhangi bir nedenle sevk etme karşılığında ücret ya da bir başka bedel almak ya da vermek.
HEKİM, hem hastaların, hem meslektaşların, hem de sağlık mesleğinin öteki çalışanlarının haklarına saygı gösterecek ve hastaların duyduğu güveni sarsmayacaktır.
HEKİM, hastanın fiziksel ve zihinsel durumunu zayıflatıcı etkisi de olabilecek tıbbi hizmetleri sağlarken, yalnızca hastanın çıkarına göre davranacaktır.
HEKİM, buluşları, yeni teknikleri ve tedavileri, mesleki olmayan yollarla açıklarken son derece dikkatli olacaktır.
HEKİM, yalnızca kişisel olarak saptadığı şeyleri belgeleyecektir.
Hekimlerin Hastaya Karşı Görevleri:
HEKİM, insan yaşamını koruma yükümlülüğünü her zaman aklında tutacaktır.
HEKİM, hastalarına karşı dürüst olmak ve kendi biliminin bütün olanaklarını onlara sunmakla yükümlü olacaktır. Bu muayene ya da tedavi kendi yapabileceklerini aşıyorsa, hekim, gereken yeterliliği taşıyan bir başka hekimi çağıracaktır.
HEKİM, hastanın ölümünden sonra bile, hasta hakkında bildiği her şeyle ilgili bütün gizliliği sürdürecektir.
HEKİM, başkalarının bu bakımı sağlamaya istekli ve yeterli olduğundan emin olmadıkça, acil bakımı bir insanlık görevi olarak sunacaktır.
Hekimlerin Birbirlerine Karşı Görevleri:
HEKİM, meslektaşlarından nasıl bir davranış bekliyorsa, o da onlara karşı öyle davranacaktır.
HEKİM, meslektaşlarının hastalarını kendisine çekmeyecektir.
HEKİM, Dünya Hekimler Birliği’nin benimsediği “Cenevre Bildirgesi”nin ilkelerini gözetecektir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ AHLAKİ STANDARTLAR PRENSİBİNE YENİDEN ADANMA KONUSUNDA BİLDİRGESİ 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda Benimsenmiştir. Stockholm, İsveç, Eylül 1994 1. Dünya Tabipler Birliği kendisini bildiri ve açıklamalarında duyurduğu tıp ahlakının yüksek standartlarını el üstünde tutmaya ve tüm hekimlerin mesleki aktivitelerinde bahsedilen bütün ilkelerin en ateşli gözlemcisi olarak kendilerini yeniden adamalarını sağlamaya vakfetmiştir Ve 2. Dünya Tabipler Birliği tüm ulusal tabip birliklerinin bu ahlaki ilkeleri hem hekimlere hem de genel olarak topluma benimsetmek için programlar ve aktiviteler gerçekleştirmeye ve tüm hekimler tarafından bu prensiplerle uygunluğu sağlaması gerektiğini kabul ettirmeye zorlar, ve daha ileri çözümler için Dünya Tabipler Birliği uygun hükümet kurumlarının çalışanlarını, bu ilkelere saygı göstermeye ve tıp ahlakının bu yüksek standartları ile uygunluk gösteren hedefleri gerçekleştirmek için ulusal tabip birliği ile çalışmaya zorlar. [/box]
Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 1997 yılı Ekim ayında Madrid’de gerçekleşen 39. Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi
Dünya Tabipler Birliği genetik alanındaki bilimsel ilerlemelerden dolayı ortaya çıkan ahlaki ve profesyonel konular ile ilgili olarak hekimlere yardımcı olmak için aşağıdaki maddeleri benimsemiştir.
GENETİK DANIŞMA
İki temel genetik teşhis alanı vardır:
1. Hasta olabilecek bir çocuğu önceden tahmin edebilmek için ebeveynleri genetik hastalıkları açısından hamilelik öncesinde izleme veya değerlendirme; ve
2. Hamilelik sırasında ultrasonografi amniyosentez ve fetoskopi gibi fetüsün durumunu belirlemeye yarayan in utero testler Genetik danışma veren hekimler çocuk yapma kararı konusunda bilgi vermek temelinde anne-baba adaylarına gerekli açıklamayı sağlamaya ahlaki yönden zorunludur.
Çocuk sahibi olmayı tercih eden çiftlere bilgileri sağlamada hekimler; Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliği ve diğer uygun tıp organizasyonları tarafından belirlenmiş olan, toplumdaki tıp uygulamaları için ahlaki gereklere ve profesyonel standartlara bağlı kalmalıdır.
Teknolojik gelişmeler genetik bozuklukları doğru tahmin ve tespit etme olasılığını yükseltmiştir. Fetüste bir genetik bozukluk bulunduğu hallerde, anne-baba adayları düşüğü isteyebilir veya istemeyebilir.
Kişisel moral sebeplerle hekimler genetik danışma hizmetlerinin parçası olarak doğum kontrolü, kısırlaştırma veya düşük seçimine karşı çıkabilir veya çıkmayabilir. Kabul etsinler veya etmesinler bu tip hizmetleri sağlamada hekimler kişisel moral değerlerinin ön plana çıkmasından ve anne-baba adayları için kendi moral yargılarını ortaya koymaktan kaçınmalıdır.
Doğum kontrolü, kısırlaştırma ve düşüğü moral değerleri ve bilinçleri ile çelişkili olarak değerlendiren hekimler genetik hizmetleri sağlamamayı seçebilirler. Bununla birlikte uygun koşullarda hekim, anne-baba adaylarına potansiyel bir genetik problemin bulunduğu ve hastayı kalifiye bir uzmandan tıbbi genetik danışma alması gerektiği konusunda uyarmaya zorunludur.
GENETİK MÜHENDİSLİĞİ
Genetik mühendisliği araştırmaları geliştikçe, uygun rehberlik, bilim toplumu, tıp, endüstri, hükümet ve bu tip araştırmayı düzenleyecek kamu kuruluşları tarafından sağlanmalıdır.
İnsandaki bozuklukların tedavisi için normal DNA’lı gen replasmanı pratik bir gerçek haline geldiği zaman, Dünya Tabipler Birliği aşağıdaki faktörlerin gözönüne alınmasını zorunlu kılar.
1. Eğer işlemler araştırma kurgusu içerisinden gerçekleştiriliyorsa, insan denekleri ilgilendiren biyomedikal araştırmalar konusunda Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi’ne başvuru yapılmalıdır.
2. Eğer işlemler araştırma dışında bir kurguda gerçekleştirilirse, tıp uygulaması ve profesyonel sorumluluk konusunda tüm genel ve yerel standartlara bağlılık Helsinki Bildirgesi prensiplerine bağlı kalmayı içerecek şekilde sağlanmalıdır. 3. Hasta ile öngörülen işlemin tam olarak tartışılması gerekir. Hastanın veya yasal temsilcisinin onayı gönüllü ve yazılı olarak bildirilmelidir.
4. Değiştirme veya düzeltme genini içeren viral DNA üzerinde hiçbir tehlikeli veya diğer istenmeyen virüs olmamalıdır. 5. Yerleştirilen DNA, sağlıklı dokuya ve hastaya zarar vermeyen metabolik hasarı önleyen alıcı hücre içerisinde normal kontrol altında işlev görmelidir.
6. Gen tedavisinin etkinliği mümkün olduğunca en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Bu, hastalığın doğal öyküsünün tespitini ve ardından gelen nesillerin takip muayenesini içerecektir.
7. Bu tip işlemler gelecekte yalnızca diğer muhtemel tedavilerin bulunmasının ve etkinliğinin dikkatli değerlendirmesinden sonra gerçekleştirilmelidir. Eğer daha basit ve daha güvenli bir tedavi varsa, işlem zorlanmamalıdır.
8. Tüm bu değerlendirmeler gözönüne alınmalı, gelecekte işlemler ve bilimsel bilgiler geliştikçe uygun şekilde değerlendirilmelidir.
Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği (WMA) hekimleri temsil eden en geniş uluslararası kuruluştur. Örgüt, 17 Eylül 1947 tarihinde 27 farklı ülkeden hekimin Paris’te bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Organizasyon, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve hekimler tarafından her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere oluşturulmuştur. WMA, üyelerine özgürce iletişim kurmaları, aktif olarak işbirliği yapmaları, yüksek tıbbi etik standartları ve mesleki yeterlilik konusunda fikir birliğine varmaları ve dünya çapında hekimlerin mesleki özgürlüklerini teşvik etmeleri için ortak bir forum sunmaktadır.
WMA bağımsız profesyonel örgütler konfederasyonu niteliğindedir. Finansmanı, 114 Ulusal Tıp Birliğinin üyeliklerinden kaynaklı yıllık katkılarla gerçekleşmektedir. WMA’nın amacı, dünyadaki tüm insanlar için Tıp Eğitimi, Tıp Bilimi, Tıp Sanatı ve Tıp Etiği ve Sağlık alanında en yüksek uluslararası standartları elde etmeye gayret ederek insanlığa hizmet etmektir.
Dünya Tabipler Birliği Hizmet Alanları
Sağlıkla ilgili insan hakları – hasta ve hekimlerin temel haklarının geliştirilmesi ve savunulması
Tıp eğitimi – hekimlerin bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelerine yardımcı olmak
Sağlık hizmetleri için insan kaynakları planlaması
Hasta güvenliği
Halk sağlığı politikası ve tütün kontrolü, bağışıklama gibi projeler
Özellikle yeni veya gelişmekte olan demokrasilerde yeni tıbbi dernekler için demokrasi inşası
Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi, “Gözaltında ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” olarak hazırlanmış 10 temel ilkeden oluşmaktadır.
Bildirge, 1975 yılı Ekim ayında Tokyo’da 29. Dünya Tıp Kurulu tarafından kabul edilmiş, Dünya Tabipler Birliğinin 2005 yılı Mayıs ayında Fransa’da toplanan 170. Konsey Oturumunda, 2006 da toplanan 173. Konsey Oturumunda ve 2016 yılı Ekim ayında Tayvan’da toplanan 67. Genel Kurulunda gözden geçirilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesinin kabulünden yedi yıl sonra, Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri” adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir.
Tıbbı insanlığın hizmetinde kullanmak, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden bedensel ve zihinsel sağlığı korumak ve tedavi etmek, hastalarını rahat ettirmek ve acılarını hafifletmek, hekimin ayrıcalıklı görevidir. İnsan yaşamına mümkün olan en üst düzeyde saygı, tehdit altındayken bile korunmalı, herhangi bir tıbbi bilgi hiçbir şekilde insanlık yasalarına aykırı biçimde kullanılmamalıdır. Bu açıklamanın amaçları açısından işkence, bir ya da birden fazla kişinin kendi başlarına ya da herhangi bir yetkiliden aldıkları emirle, bilgi almak, bir şeyi itiraf ettirmek üzere ya da başka bir nedenle başka bir insana kasıtlı, sistematik veya gelişigüzel fiziksel ya da zihinsel acı çektirecek uygulamalarda bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
1. Hekim, mağdur kişinin kuşkulanıldığı, suçlandığı ya da suçlu bulunduğu fiil, inançları ya da amaçları ne olursa olsun, silahlı çatışma ve iç huzursuzluk ortamları dahil her durumda, bu kişiye yönelik işkence ya da insanlık dışı, zalimane veya aşağılayıcı işlemlere izin vermeyecek, görmezden gelmeyecek ve bu işlemlerde yer almayacaktır.
2. Hekim, işkence ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamaları kolaylaştıracak ya da mağdurun bu tür işlemlere karşı direncini azaltacak herhangi bir imkan, araç, madde ya da bilgi sağlamayacaktır.
3. Hekimler, halen sorgulanmakta olan ya da ilerde sorgulanabilecek gözaltındakiler ya da mahkumlara tıbbi yardımda bulunurken kişisel her tür tıbbi bilginin gizliliğine özellikle özen göstermelidir. Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiği olaylar her durumda hekim tarafından ilgili mercilere bildirilmelidir.
4. İşkence ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamaların Belgelenmesinde ve Kınanmasında Hekimlerin Yükümlülüğü ile ilgili DTB Tutum Belgesi’nde belirtildiği gibi ve mesleki gizlilik ilkesine istisna oluşturmak üzere, hekimlerin, mümkün olduğunda ilgili kişinin de onamı alınarak, ancak mağdurun kendini özgürce ifade edemeyeceği belirli durumlarda böyle açık bir onam olmaksızın istismar vak’alarını bildirme gibi etik bir yükümlülükleri vardır.
5. Hekim, tıbbi bilgi ya da becerilerini veya kişilere ait sağlık bilgilerini yasal ya da yasa dışı ortamlarda bu kişilerin sorgulanması amacıyla kullanmayacak ve elinden geldiği ölçüde başkaları tarafından kullanılmasına izin vermeyecektir.
6. Hekim, işkencenin ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin veya bunun tehdidinin söz konusu olduğu herhangi bir işlemde yer almayacaktır.
7. Bir hekim, tıbbi sorumluluğunu taşıdığı kişinin bakımıyla ilgili olarak vereceği kararlarda tam bir klinik bağımsızlığa sahip olmalıdır. Hekimin temel görevi, insanların sıkıntılarını gidermek ve hafifletmektir ve kişisel, kolektif ya da siyasal nitelikteki hiçbir gerekçe bu üst ilkeye üstün gelemez.
8. Bir mahkum gıda almayı reddettiğinde ve hekim tarafından böyle bir kararı sonuçlarını bilerek kendi başına ve kendi tercihiyle alabilecek yeterlikte görüldüğü durumda, DTB’nin Açlık Grevleriyle ilgili Malta Bildirgesi’nde belirtildiği gibi ilgili kişinin yapay beslenmesi yoluna gidilmeyecektir. Mahkumun böyle bir kararı verme yeterliğine sahip olduğu en az bir bağımsız hekim tarafından daha teyit edilmelidir. Gıda almayı reddetmenin sonuçları hekim tarafından mahkuma anlatılacaktır.
9. Dünya Tabipler Birliği, İşkenceye ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamalara Katılmayı ya da Bu Uygulamalara Göz Yummayı Reddeden Hekimlerin Desteklenmesiyle ilgili Hamburg Bildirgesi’ni anımsatarak, uluslararası topluluğu, ulusal tabip birliklerini ve meslektaş hekimleri, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamalara göz yummayı reddettikleri için doğabilecek tehdit ve misillemelere karşı hekimleri ve ailelerini desteklemeye çağırır.
10. Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliklerini, üyeleri olan hekimleri insan hakları alanındaki mesleki eğitimlerine devam etmeye özendirmeleri çağrısında bulunur.
Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Bildirisi, 1978 senesinde Eylül ayının on ikinci gününde Alma Ata’da yapılan Temel Sağlık Hizmetleri konulu uluslararası konferans, dünyadaki tüm insanların sağlıklarını korumak ve daha iyi bir duruma getirmek için tüm hükümetlerin, tüm sağlık ve kalkınmada görevli olanların ve dünya toplumlarının en kısa bir zamanda gerekli işlemlerin yapılmasına olan gereksinmeyi belirleyen aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır.
I
Konferans yalnızca hastalığın ve sakatlığın olmasından daha çok tüm bir bedensel, ruhsal ve sosyal dirliğin topluca oluşturdukları SAĞLIĞIN temel insan haklarından biri olduğunu ve bunu da mümkün olan en iyi bir seviyede tutulmasının dünya çapında en önemli sosyal bir amaç olduğu ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de, sağlık sektörüne ek olarak diğer bir çok sosyal ve ekonomik sektörlerin çabalarını gerektirdiği gerçeği bir defa daha vurgulanmıştır.
II
Sağlık hizmetlerindeki eşitsizliğin ve dengesizliğin gelişmiş memleketler ile gelişmekte olan ve özellikle sosyal ve ekonomik alanlarda bir varlık göstermemiş memleketler arasında en yüksek derecesine ulaşması, bu durumu tüm ülkelerin ortak sorunu haline getirmiştir.
III
Yeni uluslararası ekonomik düzene dayanan ekonomik ve sosyal gelişmeler tüm insanların tam bir sağlığın elde edilmesi ve gelişmekte olan memleketlerle, gelişmiş memleketlerin sağlık durumları arasındaki boşluğun kapatılması yönünden büyük bir önem ifade etmektedir. İnsanların sağlıklann geliştirilmesi ve korunması ekonomik ve sosyal kalkınmayı devam ettirme bakımından gerekli olup daha iyi bir yaşam seviyesine ve dünya barışının elde edilmesine katkısı vardır.
IV
Tüm insanların hem bireysel, hem de toplum olarak kendi sağlık hizmetlerini planlama ve yürütülmesi işlerine katılmaları haklan ve görevleridir.
Hükümetler, kendi halkının sağlığından sorumlu olup bu sorumlulukların sadece uygun ve yeterli sağlık ve sosyal önlemleri almak suretiyle yerine getirirler. Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve önümüzdeki yıllarda oluşacak tüm dünya toplumlarının varacakları ana sosyal hedef tüm dünya insanlar sağlık durumlarını, kendilerine sosyal ve ekonomik olarak verimli bir yaşama götürme olanaklarını verecek 2000 yılı sağlık durumuna kavuşmalarını sağlamak olmalıdır, İşte temel sağlık hizmeti kalkınmanın bir parçası olarak böyle bir hedefi eşitlik ruhu içinde elde etmenin yoluna açılan kapının anahtarını oluşturur.
VI
Temel sağlık hizmetleri, toplum içindeki faydalan ailelere ve bireylere evrensel olarak sunulmuş ve pratik, bilimsel olarak uygun ve sosyal yönden yeterli metod ve teknoloji üzerine kurulmuş gerekli sağlık hizmetleridir.
Fert ve toplum bu hizmetleri, bu işlerle ilgili faaliyetlere tam katılma ve toplum ve ülke halkının kalkınmasının her kademesinde sadece kendi kendine yeterlilik ve kendi geleceğim kendisi tayin etme ruhu içinde hareket etmekle sürdürebilir.
Temel sağlık hem bir ülkenin temel çalışması ve odak noktasını oluşturduğundan, tüm sağlık sisteminin ve aynı zamanda ülkenin topyekün sosyal ve ekonomik kalkınmasının aynlmaz bir parçasını oluşturur. Bu sağlık hizmetlerini insanlann yaşadıklan ve çalıştıkları yerlerin olabildiği kadar yakınma getirmek ve devamlı sağlık hizmeti çalışmalarının ilk öğesini oluşturarak, bireylerin aile ve toplumun ulusal sağlık sistemi ile ilk ilişki kuracaklan kademedir.
VII
Temel Sağlık Hizmeti:
1. Bir ülkenin ve onun toplumunun ekonomik şartlarım ve sosyo-kültürel özelliklerini kapsar ve aksettirir. Aynı zamanda, sosyal, biyomedikal ve sağlık araştırmaları ve halk sağlığı alanında elde edilen tecrübelere dayanır.
2. Geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon sağlayıcı hizmetler ile toplum içindeki ana sağlık sorunlarım belirler.
3. En azından şu konulara ağırlık verir: Mevcut sağlık sorunları ve bunları önleme ve kontrol altında bulundurma metodlarını içeren eğitim; uygun bir beslenme, yeterli temiz içme suyu sağlanması ve çocuk sağlığı hizmetleri, ana sağlığı ve aile planlaması, temel ateşli hastalıklara karşı bağışıklık sağlama yolları; salgın hastalıklardan korunma ve kontrol; genel hastalık ve yaralanmaların uygun tedavi vekilleri ve gerekli ilaçların sağlanması.
4. Sağlık sektörüne ek olarak ulusal ve toplum kalkınmasında, özellikle tarım, hayvan bakımı (veteriner alanları), gıda, endüstri eğitimi, konut, kamu işleri ve iletişimde dahil olmak üzere, tüm ilgili sektörleri ve onların işlerini kapsar ve tüm bu sektörlerin birleştirilmiş gayretlerine ihtiyaç gösterir.
5. Toplumun temel sağlık hizmetlerine katılması yeteneğinin artırılması ve kendi kendine yeterli hale gelinmesine ihtiyaç gösterir. Bunun için, ulusal ve yerel kaynakların tam olarak kullanılma olanağının sağlanması, hizmetlerin planlama, örgütlenme, uygulama ve denetim çalışmalarına halkın katılımı, konu ile ilgili eğitimi gerektirir.
6. Herkes için gerekli ve geniş kapsamlı sağlık hizmetlerinin devamlı gelişmesini sağlayan ve en çok gereksinimi olanlara öncelik tanıyan bütünleşmiş, yöresel ve karşılıklı destekleyici, denetim ve dayanışma
sistemleri ile sürdürülmelidir.
7. Yerel ve denetim ve dayanışma düzeylerinde, doktorlara, hemşirelere ebelere ve kullanıldığı yerler var ise yardımcı ve toplumda görev yapan kimselere, aynı zamanda gerektikçe geleneksel pratisyenlere, sağlık ekiplerinde çalışabilecek ve toplumun sağlık gereksinmelerine çare bulabilecek şekilde sosyal ve teknik yönleriyle yeterli eğitim görmüş şahıslara bağlıdır.
VIII
Tüm hükümetler geniş çaplı ulusal sağlık sisteminin bir parçası olarak emel sağlığı başlatmak ve yürütmek ve aynı zamanda diğer sektörlerle işbirliği yapmak için gerekli ulusal politika, strateji ve çalışma planlarını yapmalıdırlar.
Böyle bir sonuç için politik amaçlan kullanmak ve memleketin kaynaklarını harekete geçirme ve mevcut dış kaynaklarından yeterince yararlanmak gereklidir.
IX
Bütün ülkeler tüm halkı için gerekli temel sağlığı sağlamak için bir ortaklık ruhu ile işbirliği yapmalıdır. Çünkü herhangi bir ülkede insanların sağlıklı olması diğer ülkeleri ve onların menfaatlerini de ilgilendirir. Bu konuda DSÖ/UNICEF’in temel sağlık hakkında beraberce hazırladıkları rapor, tüm dünyada faaliyet gösteren temel sağlığın daha fazla gelişme ve yaygınlaşmaya devam etmesi için gerekli sağlam temelleri oluşturmuştur.
X
Bugün dünyada yaşayan tüm insanların gereksinimi olan yeterli bir sağlık düzeyini 2000 yılında elde etmek için dünya kaynaklarının tam ve daha elverişli bir şekilde kullanılması gerekir. Ancak bu kaynakların bugün büyük bir kısmı silahsızlanma ve askeri anlaşmazlıklar uğruna harcanmaktadır. Silahsızlanma ve yumuşamanın sağlanması ve oluşturulması daha birçok ek kaynakların banışçı maksatlarla kullanılmasına ve Özellikle temel sağlığın en önemli kısmını oluşturduğu sosyal ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılmasına olanak sağlar.
Temel sağlık için yapılan uluslararası konferans, tüm dünyada ve özellikle kalkınmakta olan ülkelerde temel sağlığını teknik işbirliği ruhu içinde ve yeni uluslararası ekonomik düzeye uymak suretiyle geliştirmek ve tatbik etmek için çok acele ve etkili çalışmaların yapılmasını istemektedir.
Hükümetleri, DSÖ ve UNICEF’ diğer uluslararası örgütlerle birlikte tüm çok ve İM ortaklı kuruluşlar ve hükümet-dışı örgütleri, parasal kaynak sağlayan kuruluşlar, tüm sağlık görevlilerini ve tüm dünya toplumlarını temel sağlığa karşı olan ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini, özellikle gelişmekte olan ülkelerde desteklemeleri ve artan teknik ve parasal desteği bu maksatlara yöneltme ve aynı şekilde konferans yine, tüm yukarıda isimleri belirlenmiş kuruluşlar, temel sağlığı, bu bildirininin içeriği ve ruhuna uyggun olrak başlatmak, geliştirmek ve devam ettirmek için işbirliğine çağırmaktadır.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi , Amerika Birleşik Devletlerinin California eyaletina bağlı Rancho Mirage kentinde 1990 yılı ekim ayında düzenlenen 42’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge, 1993 yılı Ekim ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen 45’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda ve 1994 yılı Eylül ayında Stockholm’de düzenlene 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kongresinde gözden geçirilmiştir.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi
1. Dünya Tabip Birliği ve üye birlikleri tüm insanlar için insan haklarının durumunu geliştirmek için her zaman ileriye bakmış ve insan haklarına yönelik saldırıları azaltmak için sık sık eylem yapmıştır.
2. Tıp mesleğinin üyeleri insan haklarına saldırıların farkına varanlar arasında ilk sıradadır.
3. Tıp birlikleri ülkelerindeki bu tip saldırılara dikkat çekmede önemli bir role sahiptir.
Bu gerçeklerden yola çıkarak, Dünya Tabip Birliği üye birliklerine aşağıdaki davranışları gerçekleştirmeleri konusunda çağrı yapmaktadırlar.
1. Misillemeden korkma sonucunda saldırıların saklanmamasının yetkililerin sorumluluğunu oluşturduğunu belirlemek ve saldırılar tespit edildiği zaman sivil ve insan haklarının kesin gözlenmesini istemek gibi kendi ülkelerindeki durumu değerlendirmek.
2. Hapishane sisteminde çalışan doktorlara açık ahlaki tavsiyeler sağlamak.
3. İnsan hakları alanında hekimlerin ahlak dışı uygulamalarını araştırmak için etkili mekanizmalar sağlamak.
4. Yeterli sağlık bakımının ayırım gözetmeden tüm insanlara sağlanması için bütün gayretlerin gösterilmesi.
5. Mahkumların insanca muamelesini sağlamak ve haklı bir sebep olmadan hapsedilmiş olanların erken salınmaları gerektiğini vurgulayan iletişimler yoluyla, ortaya çıkan insan hakları ihlallerini protesto etmek.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne dair Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği‘nin Avusturya’nın başkenti Viyana’da 1988 yılı Eylül ayında düzenlenen, 40’ıncı Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge Tıp Etiği alanında yayınlanmış evrensel beyannamelerdendir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği tarafından ilan edilmiştir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolünü belirleyen bildirgenin temel amacı çevresel kaynaklar arasında dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçların karşılanmasına dikkat çekmektir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge
Giriş
Etkili bir tıp uygulaması, hekimler ve bunların meslek birliklerinin hem bireylerin hem de büyük toplulukların sağlık durumunu etkileyebilecek çevresel ve demografik konuları belirlemesini gerektirir.
Genel anlamda konuşursak bu konuların tümü sağlığın korunması ve sonuçta hayatın kendisi için gerekli olan kaynakların kalite ve mevcudiyetini ilgilendirir.
Özel olarak, çevresel konular kısa dönemde ve uzun dönemde sağlığı etkilemede dört boyuta sahiptir:
A. Temiz hava, su gibi yaşam ve sağlık için gerekli kaynakların herkes için bulunabilmesi amacıyla çevrenin tahribini azaltmak gerekir. Taze su kaynaklarımızın ve atmosferimizin hidrokarbonlar ile devamlı kimyasal atık kontaminasyonu, ciddi tıbbi sorunlar ortaya çıkarabilir.
B. Yüzey toprağı ve yağı gibi yenilenemeyen kaynakların kullanımının kontrolü, gelecek nesillere yarar sağlayabilmeleri amacıyla gereklidir.
C. Toplumun devamlı korunması ve tıbbi kaynakların eksilmemesi için mantıklı ve evrensel aile planlaması yöntemlerinin kullanılması gerekir.
D. Bu geniş ve uluslararası düzeyde yer alan problemlerin uluslararası temelde ve geniş çözümlerini geliştirmek amacıyla ulusal sınırlar ötesinde kaynakları harekete geçirmek gerekir.
Bu bildirinin temel hedefi bir yandan çevresel kaynaklar arasında gerekli dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve diğer yandan sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçları karşılamaktır.
Hekim açısından, ne geometrik popülasyon artışı, ne de çevrenin sorumsuzca tahribi kabul edilebilir.
Dünyada, örgütlü tıp bu konuları çözmek için bir aday olarak yer almalıdır.
İlkeler
1. Hekimlerin temsilindeki bir bileşen olarak tıp birlikleri çevresel konuları gözönüne almalıdır. Bu değerlendirme özel bir yerel zorunluluğa sahip problemlerin tespitini; çevresel konulardaki mevcut yasaların zorlanmasında iyileştirme çabalarını; ve çevresel problemlerde kökleri bulunan sağlık konularının belirlenmesini içerir.
2. Tıp dernekleri tıbbi ve ahlaki yönden önemli olan aile planlaması tedbirlerini teşvik etmelidir. Bu tedbirlerin amacı bireylerin kişisel otonomisini baskılamak değil, tüm aile üyeleri ve gezegen üzerindeki tüm yaşam formlarının devamı için hayat kalitesini zenginleştirmek olacaktır.
3. Dünya Tabipler Birliği çevresel ve demografik konuların tıbbi etkisi üzerine uluslararası bir forum olarak işlev görmeli uluslararası düzeyde belirlenmesi gereken bu tip bir çok konu üzerine hekimler ve tıp dernekleri tarafından yapılan uluslararası çabaları koordine etmek için bir ortaklık sağlamalıdır.
Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği; Yönetmelik; 1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır. 01.02.2012 tarihli yeni yönetmelik 1/6/2000 tarihli ve 24066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yönetmelikte, doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik hizmetleri olan; organ ve doku nakli merkezleri, organ ve doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimleri ile ilgili organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirtilmektedir.
Yönetmelikte; kamuda yer alan sağlık kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan organ, doku nakli, doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarları ile ilgili faaliyetleri kapsamaktadır.
Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi – TODBS; Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan, Türkiye genelinde tüm organ ve doku bağışları ile nakil bekleyen hasta bilgilerini, verici kayıtlarını ve gerçekleşen nakillere ait alıcı ve verici izlem bilgilerini içeren veri tabanı sistemidir.
Ulusal Koordinasyon Kurulu ve Bilimsel Danışma Komisyonlarının yapısı, daire başkanı düzeyinde bir amirin başkanlığında; akciğer nakli, böbrek nakli, diyaliz, doku tipleme, kalp nakli, karaciğer nakli, kemik iliği nakli, kompozit doku nakli ve kornea nakli; koordinatörler komisyonundan ve ihtiyaca göre kurulacak olan diğer komisyonlardan Sağlık Bakanlığınca belirlenecek bir üyenin katılımıyla oluşmaktadır.
27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir.
Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Türk Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş Anayasasıdır.
Hatay Cumhuriyeti Anayasası
Fasıl 1
Esas Hükümler:
Madde 1
Hatay dahili işlerinde tam bir istiklali haiz Türk ekseriyetine müstenit ve cumhuriyet rejimi ile idare olunan ayrı ve müstakil varlık teşkil eden bir devlettir.
Madde 2
Hatay Devletinin merkezi Antakya’dır.
Madde 3
Hatay’ın bütün vatandaşları kanun müvacehesinde müsavi ve ırk, dil, din farkı gözetmeksizin aynı medeni ve siyasi haklara sahip ve bila istisna kanuna riayetle mükelleftirler.
Fasıl 2
Teşrii Kuvvet
Madde 4
Teşrii kuvvet Hatay halkı namına Hatay millet meclisi tarafından kullanılır. Hatay millet meclisi hazırlanacak mahsus kanuna tevfikan dört senelik bir müddet için intihap edilir, kırk azalık tek bir heyettir. Ancak meclisin tatil zamanından sonra meclisin tasvibine arz edilmek şartıyla hükümet muvakkat kanun yapmak salahiyetini haizdir.
Madde 5
Kanunlar vaz’ı için ilk teşebbüs Hatay millet meclisi azasına ve icra kuvvetine aittir. Mamafih masraflar ihtiyarını müstelzim olan yahut vergiler ihdasına, tadiline veya ipkasına müteallik bulunan kanunlar vaz’ı teşebbüsü yalnız icra kuvvetine aittir.
Madde 6
Bir kanuna müstenit olmadıkça hiçbir vergi ihdas veya tahsil olunamayacağı gibi bir iktikraz da akdolunamaz. İcra kuvveti her sene gelecek sene için bir bütçe kanunu projesiyle bir mali müvazene kanunu layihası tespit edilecektir. Meclis tarafından kabul ve tasdik edilmemiş olan hiçbir masraf sene içinde yapılamaz. Her sene maliyenin sonunda o senenin hesapları bir kanunla müteşekkil bir heyetçe tetkik edildikten sonra meclise arz olunur.
Madde 7
Kanunlar ve kararlar adi ekseriyetle kabul ve ittihaz olunur. Nisabı ekseriyet meclisi teşkil eden azanın yarısıdır.
Madde 8
Mebuslar Hatay Millet Meclisine katılış ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar: Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydü şart hakimiyetine mügayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum
üzerine söz veririm.
Madde 9
Hiçbir mebus Millet meclisi dahilindeki rey ve mütaleasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve ihzarından dolayı mesul değildir. Gerek intihabından evvel ve gerek sonra aleyhine cürüm isnad olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya teklifi ve yahut muhakemesinin icrası heyeti umumiyesinin kararına bağlıdır. Cinai cürüm –meşhud bundan müstesnadır- ancak bu takdirde makamı aidi meclisi derhal haberdar etmekle mükelleftir. Bir mebusun intihabından evvel veya sonra aleyhine sadir olmuş cezai bir hüküm infazı mebusluk müddetinin hitamına talik olunur. Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.
Madde 10
Tatil esnasında Hatay Devlet Reisi veya Millet Meclisi Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebilir. Millet Meclisi içtimaı senede dört aydan dun olamaz.
Madde 11
Meclis müzakeratı alenidir. Ve harfiyen neşrolunur. Fakat dahili nizamnamede münderiç şeraite tevfikan Meclis, hafi celseler dahi akdedebilir. Hafi celseler müzakeratının neşri, meclisin kararına bağlıdır.
Fasıl 3
İcra Kuvveti:
Madde 12
İcra kuvveti Hatay halkı namına Hatay Devlet Reisi ile bir icra meclisi tarafından kullanılır.
Madde 13
Hatay Devlet Reisi, Millet Meclisi tarafından beş sene müddetle intihab olunur. Devlet Reisi intihabı akabinde Meclis huzurunda şu suretle yemin eder: Devlet Reisi sıfatıyla müstakil Hatay Devletinin kanunlarına, cumhuriyet esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Hatay vatandaşlarının saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle mesai sarf edeceğime ve Hatay halkının emniyetine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Hatay’ın şan ve şerefine vikaya ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabına nefsini hasretmekten ayrılmayacağımı namusum üzerine söz veririm.
Madde 14
Devlet Reisi kanunen musarrah hudud dahilinde af hakkını istimal eder. Affı umumi ancak bir kanun ile bahşolunur.
Madde 15
Hatay Millet Meclisince kabul edilen kanunların hepsi Devlet Reisi tarafından isdar olunur ve hiçbir kanun isdarından evvel meriyete geçemez. Hatay Millet Meclisi tarafından kabul olunan bir kanunun isdarını Hatay Devlet Reisi bu kabul tarihinden itibaren bir ay zarfında talik ve kanunun arzını faydalı gördüğü mülahazalarıyla beraber yeniden tetkik olunmasını Meclisten isteyebilir. Yeniden müzakerat ancak iade tarihinden bir ay sonra vuku bulabilir. Devlet Reisi kanunu bu ikinci müzakere esnasında kabul edilecek surette aynen isdara mecburdur.
Madde 16
Hatay Devlet Reisi icra meclisinin reyi üzerine Millet Meclisini feshedebilir. Böyle bir halde yeni intihabları bilaihmal icra ettirmeğe mecburdur.
Madde 17
Millet Meclisine karşı mesul bir icra meclisi teşkil olunur. Bu meclis bir reis ile seçeceği en çok dört azadan ibarettir. İcra meclisi reisi Hatay Devlet Reisi tarafından seçilir.
Madde 18
İcra kuvvetlerinin teşekkül suretleri ve vazife ve mesuliyetleri ayrıca bir kanunla tespit olunur.
Fasıl 4
Adli Kuvvet:
Madde 19
Adli kuvvet, kanunen müteşekkil mahkemeler tarafından Hatay halkı namına icra olunur. Azası Hatay Devlet Reisi tarafından mansub bir yüksek mahkeme bulunur. Bu aza, muayyen ahval ve suretle ancak Hatay Devlet Risi tarafından yüksek mahkemenin diğer hakimlerinin reyi alındıktan sonra
arz olunabilir.
Madde 20
Yüksek mahkeme Hatay’ın bütün mahkemelerinin kararlarına karşı yeniden tetkik hak ve salahiyetleriyle kanunun kendisine tefviz eylediği diğer vazifeleri de ifa eder. İcra meclisi yüksek mahkeme ile diğer mahkemelerin karar ve ilamlarını infaz ettirmekle mükelleftir. Adli kuvvetin kararları başka hiçbir kuvvet tarafından tetkik veya tadil olunamaz.
Madde 21
Yüksek mahkeme ile diğer mahkemeler kanunlarının anayasaya uygun olup olmadığının tedkikine salahiyetli değildir.
Fasıl 5
Müteferrik hükümler:
Madde 22
Hatay vatandaşlarının ecnebi memleketlere seyahati için bir Hatay pasaportu ihdas olunacaktır.
Madde 23
Hatay’ın nizam ve asayişinin muhafazasını temin için 1.500 kişiyi tecavüz etmeyecek polis ve jandarma kuvvetleri teşkil olunacaktır.
Çağlayan Adliyesi’ nde başlayan, Anadolu’yu dolaşan Adalet Nöbeti’nin 86. sı 12 Eylül 2019 Perşembe günü Kocaeli Barosu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli Adliyesi önünde tutuldu.
Nöbete, Kocaeli Barosu Başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR, yönetim kurulu üyeleri ve avukatlar yanı sıra; Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Mersin, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van, Yalova Baroları başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyeleri, Bolu ve Sakarya önceki dönem Baro Başkanları ve çok sayıda meslektaş katılım sağladı.
Adalet Nöbeti’nde söz alan Kocaeli Barosu başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR konuşmasında;
Değerli Baro Başkanlarım,
Kıymetli meslektaşlarım,
Adalet nöbetinde yanımızda olan , buraya gelemeyen ama aklı ve kalbi bizimle olan değerli yurttaşlarım,
Basınımızın kıymetli temsilcileri,
Bugün, Çağlayanda başlayan ve ilk adımı Bursa olmak üzere Anadolu illerini dolaşan Adalet nöbetinin 86 .sında Kocaeli’ndeyiz. Adana, Ankara, Antalya ,Aydın, Bursa, Çanakkale , Diyarbakır, Düzce, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli ,Tekirdağ , Tunceli , Van ve Yalova illerimizden Baro Başkanlarımız ve meslektaşlarımız , adalet arayanların gönüllü sözcülüğünü yapmak için uzak yollardan geldiler. Hoş geldiler ,sefalar getirdiler.
Esas olan ‘Vatan ve bu vatanda yaşayan tüm yurttaşlarımızın hukuk devletinin sağladığı güvence ile huzur ve barış içerisinde yaşamasıdır’ diyen bizler , tarihi sorumluluklarımızın gereğini yerine getiriyoruz.
Adalet arayan herkesin sesi olmaya devam ediyoruz.
Şule Çet , Ecem Balcı, Rabia Naz ,Emine Bulut, Müzeyyen Boylu gibi nice şiddet mağduru , katledilen kadın için , çalışma hayatında engellenen yok sayılan , cinsiyeti yada cinsel tercihi sebebiyle baskılanan ,haksızlığa uğrayan insanlar için,
Üstün yararını koruyamadığımız bedeni , aklı ve emeği istismar edilen çocuklarımız için,
Fetö, Deaş, PKK, DHKP-C ve benzeri terör örgütlerinin hain saldırıları nedeniyle hayatlarını kaybeden Mehmetçiklerimiz, güvenlik güçlerimiz ,yurttaşlarımız için buradayız.
Faili meçhule kurban verdiğimiz Türkiye’nin aydınları Uğur Mumcu, Bahriye Üçok , Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu için, görev şehidimiz Mehmet Selim Kiraz , Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk ,Tahir Elçi için ,
Kalemlerine pranga vurulan , ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hürriyeti için mücadele ederken özgürlüklerini yitiren gazeteciler için ,
İş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden on binlerce işçi için ,
Çorlu tren kazası mağdurları için yani adalet arayan herkes için buradayız.
Hain terör örgütünün kurguladığı kumpas davalarında özgürlüklerini ve hayatlarını yitiren insanlar için, OHAL döneminde çıkarılan KHK lar ile görevlerinden ihraç edilen haklarında herhangi yargılama süreci işletilmediği , bir yargı kararı olmadığı veya beraat ettiği halde göreve iade edilmeyen KHK mağdurları, atanamayan öğretmenler , emekli olamayan emeklilikte yaşa takılanlar için biz buradayız.
Hakkını elde etmek için yargı yoluna başvuran , bu uzun ve meşakkatli süreç sonunda ancak mezarda adalete kavuşan yada yüksek yargılama giderleri sebebi ile hakkını arayamayan yurttaşlarımız için biz buradayız.
Duruşma salonlarından atılan, temsil ettiği tarafla özdeşleştirerek saldırıya uğrayan , özgürlüklerini ve hatta Avukat Mehmet Samim Geredeli, Avukat İbrahim Ergin ,Avukat Özgür Aksoy gibi hayatlarını kaybeden görev şehidi meslektaşlarımız için,
OHAL döneminde çıkarılan KHK.’ lar ve devamında yapılan yasal düzenlemeler ile yetkileri tırpanlanan ; arabuluculuk ,uzlaştırma gibi tasarruflarla görev alanları daraltılan; çalışma yeri olan adliyelerde kırmızı alanlar yaratılarak savunma hakkını temsil etmesi engellenen meslektaşlarımız dolayısıyla savunma hakkı engellenen yurttaşlarımız için biz buradayız.
Her yıl binlerce mezun arasında var olma savaşı veren , yargı reformu strateji belgesinde de çalışma yasağı kaldırılacağı muştulanan ancak yine kendi kaderine terk edilen stajyer meslektaşlarımız ,insanlık onuruna aykırı ücret politikaları ile hayallerini yitiren genç meslektaşlarımız için buradayız.
Özlük haklarına ilişkin talepleri yıllardır yok sayılan kamuda çalışan meslektaşlarımız için buradayız.
Kandıra Babaköy, Gebze Ballıkayalarda 200 milyon yılda oluşan ama bir gecede katledilen doğa parkı için , Kaz dağları için; Muğla ,İzmir yurdun dört bir tarafında yakılan ormanlarımız , Atatürk Orman çiftliği ve katledilen doğamız için ,
Yağmalanan tarihi zenginliklerimiz için,
Biz buradayız.
Bağımsız yargı , yargıç teminatı ve hukuk devleti için olmazsa olmaz kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıktığı için haksızca eleştirilen (kabul edilemez bir şekilde terör örgütleri ile ilişkilendirilmeye çalışılan) , çeşitli baskılarla mücadele gücü zayıflatılmaya çalışılan meslek örgütlerimiz , Barolarımız için buradayız.
Bizler ; yargı önünde temsil ettiğimiz yurttaşlarımız ile birlikte ve bir yurttaş olarak , hukuk devletinde insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamak ve bu ideale kavuşmak amacıyla buradayız
Mesleğimizin hukuk devleti ,demokrasi ,temel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğunun bilinç ve sorumluluğu ile
Cumhuriyetimizin temel ilkelerine bağlı kalarak tüm bu kutsal değerler için mücadele azim ve inancıyla buradayız ve hep burada olacağız.
Demokrasi tarihimizde kara bir leke olan 12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir’ şiarı gereğince; demokrasinin vazgeçilemez olduğunu,
Savunma hakkı ve hak arama özgürlüğünün ise hukuk devletinin ve demokrasinin temel ölçütü olduğunu bir kez daha vurgulayarak hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Türkiye sözleşmeyi, 26.3.1987 tarihli ve 3339 Sayılı Kanun ile onaylamış, kanun resmi gazetenin 07.04.1987 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşme, kendi ülkelerinden başka bir ülkede hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum edilen şahısların belli şartlar altında cezalarının kendi ülkelerinde infazına imkân tanımakta; bu hususa dair ilke ve prensipleri belirlemektedir.
Avrupa Konseyi
Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi
Başlangıç
Aşağıdaki imzaları bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve diğer Devletler,
Avrupa Konseyinin gayesinin üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamak olduğunu göz önünde tutarak; Ceza Hukuku alanında uluslar arası işbirliğini daha da geliştirmeyi arzu ederek;
Böyle bir işbirliğinin hükümlülerin sosyal rehabilitasyonunu kolaylaştıracağını ve adaletin amaçlarına hizmet edeceğini göz önünde tutarak;
Bu hedeflerin, suç işlemeleri sonucu hürriyetlerinden mahrum edilen yabancılara mahkumiyetlerini kendi toplumsal çevrelerinde çekme imkanını tanımasını gerektirdiğini göz önünde tutarak; ve
Bu amacın hükümlü yabancıların kendi ülkelerine nakledilmesiyle en iyi şekilde elde edilebileceğini göz önünde tutarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
MADDE 1 – Tanımlar
Bu sözleşme hükümlerine göre:
a) “Mahkumiyet” bir suç dolayısıyla mahkeme tarafından verilip sınırlı veya sınırsız bir süre için hürriyeti bağlayıcı herhangi bir cezalandırma veya tedbir anlamındadır.
b)”Yargı” mahkumiyet kararı veren mahkemenin bir kararı veya emri anlamındadır.
c) “Hüküm Devleti” nakledilebilecek veya nakledilmiş olan kişi hakkında hükmün verildiği Devlet anlamındadır.
d) “Yerine Getiren Devlet” mahkum edilen kişinin, mahkumiyetinin infazı için nakledilebileceği veya nakledildiği Devlet anlamındadır.
MADDE 2 – Genel Esaslar
1) Taraflar hükümlü kişilerin bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak nakledilmesi ile ilgili olarak birbirine en geniş ölçüde işbirliği sağlamayı üstlenirler.
2) Akit bir Devlette mahkum edilen bir kişi, hakkında verilen mahkumiyetin yerine getirilmesi için, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak, diğer bir Akit Devlete nakledilebilecektir. Hükümlü bu maksatla, hüküm Devletine veya yerine getiren Devlete bu Sözleşme gereğince, nakil edilme isteğini beyan edebilir.
3) Nakil, hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından talep edilebilecektir.
MADDE 3 – Nakil Şartları
1) Mahkum edilen kişi bu Sözleşme uyarınca yalnızca aşağıdaki şartlarla nakledilebilecektir:
a) Hükümlü, yerine getiren Devletin uyruğu ise;
b) Yargı kesinleşmiş ise;
c) Nakil talebinin alındığı tarihte, hükümlünün yerine getirilecek en az altı aylık mahkumiyetinin bulunması veya mahkumiyet süresinin belirsiz olması;
d) Hükümlü tarafından veya, yaşı veya fiziki veya akli durumu nedeniyle iki Devletten birinin gerekli görmesi halinde hükümlünün kanuni temsilcisi tarafından nakline rıza gösterilmiş ise;
e) Mahkumiyetin verilmesine esas olan fiiller ve ihmaller yerine getiren Devlet hukukuna göre bir suç teşkil ediyor ise veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edecek ise; ve
f) Hüküm Devleti ile yerine getiren Devlet nakilin yapılmasında anlaşmışlar ise.
2) İstisnai hallerde, Akit Devletler, hükümlünün infaz edilecek mahkumiyet süresinin 1 (c) fıkrasında belirtilenden daha az olması halinde dahil, nakil konusunda anlaşabilirler.
3) Her Devlet, imza ya da onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir beyan ile diğer Akit Devletlerle ilişkilerinde 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde öngörülen usullerden birini uygulama dışı tutacağını beyan edebilir.
4) Her devlet, har zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir beyan ile, bu Sözleşme amaçlarına göre “vatandaş” terimini kendisini ilgilendirdiği ölçüde tanımlayabilir.
MADDE 4 – Bilgi Sağlama Yükümlülüğü
1) Bu Sözleşmenin uygulanabileceği her hükümlü, hüküm Devleti tarafından bu Sözleşme’nin içeriğinden haberdar edilecektir.
2) Hükümlü, Bu Sözleşme gereğince nakledilmesi hususundaki isteğini hüküm Devletine beyan etmiş ise, Bu Devlet durumu yargının kesinleşmesinden sonra en kısa zamanda yerine getiren Devlete bildirecektir.
3) Bu bilgiler aşağıdaki hususları kapsayacaktır:
a) Hükümlünün adı, doğum tarihi ve yeri, b) Var ise yerine getiren Devletteki adresi, c) Mahkumiyetin istinat ettiği olaylar hakkında bir açıklama, d) Mahkumiyetin niteliği, süresi ve infaza başlama tarihi,
4) Hükümlü isteğini yerine getiren Devlete bildirmiş ise, hüküm Devleti bu Devlete talebi üzerine yukarıdaki 3 üncü fıkrada belirtilen bilgileri iletecektir.
5) Hükümlü; nakil istemi üzerine her iki Devlet tarafından alınan bütün kararlar ile hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından önceki fıkralar gereğince yapılan bütün işlemlerden yazılı olarak haberdar edilecektir.
MADDE 5 – İstemler ve Cevaplar
1) Nakil istemleri ve cevapları yazılı olarak iletilecektir.
2) İstemler talep eden Devlet Adalet Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Cevaplar aynı yollardan gönderilecektir.
3) Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile başka haberleşme yollarını kullanacağını belirtebilir.
4) Talep edilen Devlet, istenilen nakle rıza gösterip göstermediğine dair kararını en kısa sürede talep eden Devlete bildirecektir.
MADDE 6 – Sağlanacak Belgeler
1) Yerine getiren Devlet, Hüküm Devleti tarafından talep olunması halinde aşağıdaki belgeleri sağlayacaktır:
a) Hükümlünün, kendi Devlet vatandaşı olduğunu belli eden bir belge veya bildirim,
b) Hüküm Devletinde verilen mahkumiyete esas olan fiil ve ihmallerin yerine getiren Devlette kendi kanununa göre suç teşkil ettiğine veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edeceğine dair yerine getiren Devletin ilgili Kanununun örneği
c) 9. maddenin (2) fıkrasında sözü edilen bilgiyi içeren bir açıklama.
2) Nakil isteminde bulunulmuş ise ve iki Devletten biri daha önce nakle rıza göstermeyeceğini belirtmiş olmadıkça, hüküm Devleti aşağıdaki belgeleri yerine getiren Devlete sağlayacaktır:
a) Yargı kararının onaylanmış bir örneği ve hükmün dayandığı Kanun:
b) Geçici tutuklama ve ceza indirilmesi de dahil olmak üzere mahkumiyetin ne kadarının infaz edildiğini gösteren ve mahkumiyetin yerine getirilmesiyle ilgili diğer unsurları içeren bir açıklama;
c) 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (d) bendinden belirtildiği şekilde, nakle rıza gösterildiğine dair bir beyan ve
d) Gerekli olduğu takdirde, hükümlü hakkındaki tıbbi veya sosyal raporlar, hüküm Devletindeki tedavisi hakkında bilgi ve yerine getiren Devlette tedavisinin devamı için tavsiyeler.
4) Her iki Devlet, nakil isteminde bulunmadan veya nakle rıza gösterip göstermeyeceğine dair karar almadan önce yukarıda 1 inci ve 2 inci fıkralarda belirtilen belge veya bildirimlerden herhangi birinin sağlanmasını isteyebilir.
MADDE 7 – Rıza ve Rızanın Doğruluğunun Saptanması
1) Hüküm Devleti, 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, nakil için rıza vermesi gerekli kişinin bunu isteğiyle ve hukuki sonuçlarını tümüyle bilerek yapmasını temin edecektir. Bu rızanın verilmesine ilişkin usul hüküm Devletinin kanunlarına tabi olacaktır.
2) Hüküm Devleti, yerine getiren Devlete bir konsolos veya yerine getiren Devletle mutabık kalınacak başka bir görevli vasıtasıyla, rızanın yukarıda 1 inci fıkrada öngörülen şartlarda verildiğini doğrulama imkanını sağlayacaktır.
MADDE 8 – Naklin, Hüküm Devleti Bakımından Etkileri
1) Hükümlünün, yerine getiren Devlet mercilerince teslim alınması, hüküm Devletinde mahkumiyetinin infazının talik edilmesi sonucunu doğuracaktır.
2) Yerine getiren Devlet mahkumiyetin infazının tamamlandığı görüşüne varmış ise, hüküm Devleti bundan böyle hükmü infaz edemez.
MADDE 9 – Naklin, Yerine Getiren Devlet İçin Etkileri
1) Yerine getiren Devlet yetkili mercileri:
a) 10 uncu maddede öngörülen şartlar içinde, derhal veya bir mahkeme veya idari kararla mahkumiyetin infazına devam edecek; veya
b) Adli veya idari bir kararla, hüküm Devletinde verilen müeyyideyi 11 inci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde aynı suç dolayısıyla yerine getiren Devlet kanunlarında öngörülen bir müeyyide ile ikame etmek suretiyle, mahkumiyet kararını o Devletin kararına dönüştürecektir.
2) Yerine getiren Devlet, talep edilmesi halinde, hükümlünün nakledilmesinden önce bu usullerden hangisini takip edeceğini hüküm Devletine bildirecektir.
3) Mahkumiyetin infazı, yerine getiren Devlet Kanununa göre yapılacak ve yalnızca bu Devlet tüm gerekli kararların alınmasında yetkili olacaktır.
4) Kendi milli mevzuatına göre bir başka Akit Devletin topraklarında işlenen suç dolayısıyla akli durumu nedeniyle cezai yönden sorumlu görülmeyen kişilere uygulanacak önlemleri 1 inci fıkrada öngörülen usullerden biriyle infaz edemeyecek olan ve bu gibi kişileri tedavileri için kabule hazır olan her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu durumlarda izleyeceği usulleri belirtebilir.
MADDE 10 – İnfazın Devamı
1) İnfazın devamı halinde, yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından belirlenen şekilde hükmün hukuki niteliği ve süresi ile bağlı olacaktır.
2) Bununla birlikte bu mahkumiyet niteliği veya süresi itibariyle yerine getiren Devlet Kanunu ile bağdaşmıyor ise, veya bu Devletin Kanunu gerektiriyor ise bu Devlet bir mahkeme veya idari merci kararıyla müeyyideyi aynı nitelikteki bir suç için kendi kanunu tarafından öngörülen bir ceza veya önleme dönüştürebilir. Cezalandırma veya önlem, mümkün olduğu kadar niteliği itibariyle yerine getirilecek mahkumiyete uygun olacaktır. Tayin olunacak ceza veya tedbir, niteliği ve süresi itibariyle, hüküm Devletinde verilen müeyyideden ağır olmayacağı gibi yerine getiren devlet Kanununda öngörülen azami miktarı da aşmayacaktır.
MADDE 11 – Mahkumiyetin Değiştirilmesi
1) Mahkumiyetin değiştirilmesi halinde, yerine getiren Devlet Kanununda öngörülen usuller uygulanacaktır. Yetkili merci hükmü değişirken;
a) Hüküm Devletinde verilen yargı açıkça veya zımnen yer aldığı takdirde olaylarla ilgili tespitlerle bağlı olacaktır; b) Hürriyeti bağlayıcı müeyyideyi para müeyyidesine çeviremeyecektir. c) Hükümlü tarafından çekilen hürriyeti bağlayıcı sürenin tamamını mahsup edecektir. d) Hükümlünün cezalandırma durumunu ağırlaştırmayacak ve yerine getiren Devlet Kanununun işlenen suç veya suçlar için öngörebileceği herhangi bir asgari miktarla bağlı olmayacaktır.
2) Mahkumiyetin değiştirilmesi işlemi, hükümlünün naklinden sonra yapılmış ise yerine getiren Devlet bu şahsı işlemler sonuçlanıncaya kadar nezarette bulunduracak veya yerine getiren Devlette bulunmasını sağlayacak önlemler alacaktır.
MADDE 12 – Özel Af, Genel Af, Cezanın Tahfifi
Her Devlet kendi Anayasası veya diğer Kanunlarına uygun olarak genel ve özel af çıkarabilir veya hükmedilen cezayı tahfif edebilir.
MADDE 13 – Yargının Yeniden Tetkiki
Yalnızca hüküm Devleti yargının yeniden tetkiki için yapılacak herhangi bir başvuru hakkında karar verme yetkisine sahip olacaktır.
MADDE 14 – İnfazın Sona Erdirilmesi
Yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından mahkumiyet kararının uygulanır olmadığı sonucunu doğurabilecek herhangi bir karar veya tedbir bildirir bildirmez, mahkumiyetin infazını sona erdirecektir.
MADDE 15 – İnfaz Hakkında Bilgi
Yerine getiren Devlet aşağıdaki hallerde mahkumiyetin infazı ile ilgili olarak hukuk Devletine bilgi sağlayacaktır.
a) İnfaz işlemini tamamlandığı sonucuna vardığı takdirde: b) İnfaz işleminin tamamlanmasından önce hükümlü nezaretten kaçmış ise; veya c) Hüküm Devleti özel bir rapor talep etmiş ise.
MADDE 16 – Transit
1) Akit bir Devlet bir hükümlünün kendi ülkesine veya kendi ülkesinden nakli konusunda diğer bir Akit Devlet veya bir üçüncü Devlette anlaşmaya varmış bulunan bir Akit Devletin transit talebine, kendi kanununa uygun olarak izin verecektir.
2) Akit bir Devlet aşağıdaki hallerde transit talebini reddedebilir:
a) Hükümlü kendi vatandaşı ise veya b) Mahkumiyete neden olan suç, kendi Kanununa göre suç teşkil etmiyorsa.
3) Transit talepleri ve cevapları 5. maddenin (2) ve (3) fıkralarındaki hükümlerde belirtilen yollardan iletilecektir.
4) Taraflardan biri üçüncü bir Devletin ülkesine veya ülkesinde yapılacak bir nakil için bir başka Taraf Devletle anlaşmaya varması halinde, bu Devletin hükümlünün kendi ülkesinden transit geçmesi talebine izin verebilecektir.
5) Transite müsaade etmesi istenilen Taraf Devlet yalnızca ülkesinden transit için gerekli hüküm zarfında hükümlü şahsı nezarette tutabilir.
6) Transite müsaade etmesi talep edilen Devletin hükümlünün hüküm Devleti ülkesinden hareketinden önceki fiiller veya hükmedilen mahkumiyetler için transit Devlet ülkesinde takibata uğramayacağı veya önceki fıkradaki istisna dışında nezarete alınmayacağı veya herhangi bir şekilde kişisel hürriyetinin kısıtlanmayacağı hususunda teminat vermesi istenilebilir.
7) Transit geçiş Akit bir Devlet ülkesi üzerinden hava yolu ile yapılırsa ve o ülkeye iniş öngörülmemişse, transit talebinde bulunulmasına gerek yoktur. Bununla birlikte her Devlet imza veya onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgesinin verilmesi sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile kendi ülkesi üzerinden yapılacak her transit geçişin bildirilmesini isteyebilir.
MADDE 17 – Kullanılacak Dil ve Masraflar
1) 4 üncü maddenin 1 ilâ 4 üncü fıkralarında öngörülen bilgiler gönderilen Akit Devletin dili veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden biriyle verilecektir.
2) Aşağıdaki 3 üncü fıkranın hükümleri saklı kalmak kaydıyla, nakil taleplerinin veya buna mesnet olan belgelerin tercümesi istenilmeyecektir.
3) Her Devlet, imza esnasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile, nakil istemleri veya buna mesnet olan belgelere, kendi lisanına veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden birine veya bu dillerden belirteceği bir dile yapılmış tercümesinin eklenmesini isteyebilir. Bu münasebetle Avrupa Konseyinin resmi dili veya dillerinden başka herhangi bir dildeki çevirileri kabule hazır olduğunu bildirebilir.
4) 6 ıncı maddenin 1 inci fıkrasının (a) bendinde öngörülen istisna dışında bu sözleşme uyarınca iletilen belgeler onaylanmayacaktır.
5) Bu Sözleşme uygulanırken doğan masraflar münhasıran hüküm Devleti ülkesinde doğan masraflar dışında, yerine getiren Devlet tarafından karşılanacaktır.
MADDE 18 – İmza ve Yürürlüğe Girme
1) Bu Sözleşme Avrupa Konseyine üye Devletin ve hazırlanmasına katılan Avrupa Konseyine üye olmayan Devletin imzasına açıktır. Sözleşme, onay, kabul veya tasvibe tabi tutulacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi olunacaktır.
2) Bu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye olan 3 Devletin 1 inci fıkra hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarına dair mutabakatlarını bildirdikleri tarihten başlayarak üç aylık bir sürenin dolmasını isteyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3) Sonradan Sözleşme ile bağlı olduğuna dair mutabakatını beyan eden herhangi bir devlet ile ilgili olarak, Sözleşme, onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden sonra ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
MADDE 19 – Avrupa Konseyine Üye Olmayan Devletlerin Katılması
1) İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Akit Taraflarla istişarede bulunduktan sonra, Avrupa Konseyine üye olmayan ve 18 (1) maddede belirtilmeyen herhangi bir Devleti, Avrupa Konseyi Statüsünün 20/1 fıkrasında da öngörüldüğü üzere çoğunluk kararıyla ve Komitede bulunmayan yetkili Akit Devletlerin temsilcilerinin oy birliği ile, bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2) Sözleşme katılan her Devlet için katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii tarihinden sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.
MADDE 20 – Ülke Yönünden Uygulama
1) Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul veya katılma belgesini tevdi ederken, bu Sözleşmenin uygulanacağı toprağı veya toprakları belirtebilecektir.
2) Her Devlet, daha sonra her zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile, bu Sözleşmenin uygulanmasını bu bildirimde belirtilen herhangi bir başka toprağa teşmil edebilir. Sözleşme, bu toprak için bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3) Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılmış herhangi bir bildirimde, belirtilen her toprak için, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alma, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü geçerli olacaktır.
MADDE 21 – Zaman Bakamından Uygulama
Bu Sözleşme, yürürlüğe girmesinden önce, veya sonra verilmiş hükümlerin yerine getirilmesinde uygulanacaktır.
MADDE 22 – Diğer Anlaşma ve Sözleşmelerle İlişki
1) İşbu Sözleşme, yüzleştirme veya tanıklık amacıyla nezarette bulunan kişilerin naklini öngören suçluların geri verilmesi ile ceza işlerinde uluslararası işbirliğine ilişkin diğer sözleşmelerden doğan hakları ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.
2) İki veya daha fazla Akit Devlet, hükümlülerin nakledilmesi konusunda anlaşma veya sözleşme yapmışlar veya bu alandaki ilişkilerini başka şekilde düzenlemişlerse veya gelecekte bu şekilde düzenleyeceklerse, işbu Sözleşme yerine bu anlaşma veya antlaşmayı uygulamaya veya ilişkilerini buna uygun olarak düzenlemeye yetkili olacaklardır.
3) İşbu Sözleşme; Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesine taraf olan Devletlerin, bu Sözleşmede yer alan kuralların uygulanmasını kolaylaştırmak veya hükümlerini tamamlamak için, o Sözleşme ile ilgili konularda birbirleriyle ikili veya çok taraflı anlaşma yapma haklarına halel getirmez.
4) Nakil istemi, hem bu Sözleşmenin hem de Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesi veya hükümlülerin nakli hakkında bir başka anlaşma ve antlaşmanın kapsamına giriyor ise, nakil talebinde bulunan Devlet; talepte bulunurken bu anlaşmalardan hangisine dayanıldığını belirtecektir.
MADDE 23 – Dostça Çözüm
Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi işbu Sözleşmenin uygulanmasını izleyecek ve uygulamadan doğabilecek herhangi bir sorunun dostça çözümlenmesini kolaylaştırmak için gereken katkıyı sağlayacaktır.
MADDE 24 – Feshin Bildirilmesi
1) Her Akit Taraf, her zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir.
2) Fesih bildirimi, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonraki üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü hüküm ifade edecektir.
3) Bununla birlikte, işbu Sözleşme böyle bir bildirimin alındığı tarihten önce Sözleşme hükümleri uyarınca nakledilmiş bulunan hükümlülerin mahkumiyetlerinin yerine getirilmesi için uygulanmaya devam edecektir.
MADDE 25 – Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, bu Sözleşmenin hazırlanmasına katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdaki hususları bildirecektir:
a) Bütün imzaları; b) Bütün onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgeleri tevdilerini; c) 18 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları, 19 uncu maddenin 2 inci fıkrası ve 20 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini; d) Bu Sözleşme ile ilgili olarak yapılan bütün işlemleri, beyanları, bildirim ve bildirileri.
Yukarıdaki hükümlerin kanıtı olmak üzere, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıdaki imzası bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
21 Mart 1983 tarihinde Strasbourg’da, İngilizce ve Fransızca olarak ve iki metin aynı derecede geçerli sayılmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere ve bu Sözleşmenin hazırlanmasında katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen her Devlete Sözleşmenin onaylanmış örneklerini iletecektir.
Eser, yeni baskıları ile genişlemiş, kitap editörlerinin istikrarlı çalışmaları ile her yeni baskıda genişletilmiştir. Hukuk ve Sanat’ın 5. baskısı önceki baskılarında olduğu gibi 2019 yılında da Seçkin Yayınları tarafından basılmış, ilk baskıda 171 sayfa olan kitap 5. baskıda 748 sayfa olarak okuyucunun karşısına çıkmıştır. Kitap, içerik olarak on yedi bölümden oluşmaktadır. Önceki dört baskıya yazılan önsözler de kitapta yer almaktadır.
Hukuk ve Sanat 3. Baskısı
Hukuk ve Sanat İsimli Eserin Konu Başlıkları ve İncelenen Konular
Karşılaştırmalı Hukuk bakımından Türk Hukuku
Kitabın ilk bölümünde; Prof. Dr. Dr. h.c. Yener ÜNVER, Ar. Gör. Göktürk ÖCAL, Ar. Gör. Şölen ÇAKIROĞLU, Didem COŞKUN, İpek ŞAHİNKAYA, Sinan UYSAL, Sinan UYSAL ve Mert TANRIVERDİ’nin yazı ve makaleleri yer almaktadır.
Sanat Özgürlüğü
Kitabın önceki baskılarında olduğu gibi Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu; Sanat Özgürlüğünün Koruma Alanı, Sanat Özgürlüğünün Sınırları, Devletin Tarafsızlığı İlkesi, Sanat Özgürlüğüne Müdahale Örnekleri ile sanat özgürlüğünün Yasama Organı, Yürütme Organı ve Yargı Organı ile ilişkilerini incelemiştir.
“Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu lisans derecesini 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden, yüksek lisans derecesini 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden aldıktan sonra, doktora derecesini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden 1998 yılında almıştır. Doktoradan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevine devam etmiş; 2005 yılında doçent, 2010 yılında ise profesör unvanını almıştır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, 2001-2003 yıllarında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2003-2009 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2009-2011 yılları arasında ise Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku alanında lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiştir. Kanadoğlu’nun anayasa hukuku alanındaki çalışmaları özellikle özgürlükler hukuku, anayasa yargısı ve siyasi partiler hukuku konularında yoğunlaşmaktadır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku dersleri vermektedir.”
Sanatçıların İş ve Sosyal Güvenlik Hukukundaki Konumu
Prof. Dr. Ercan Akyiğit; Sanat ve Sanatçı Kavramlarını İş Hukuku bakımından değerlendirmiştir. Sanat ve Sanatçı Kavramları, Genel Olarak Sanatçıların Çalışma İlişkileri, İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, Bireysel İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Durumu, Bireysel İş İlişkisine Hangi İş Yasasının Uygulanacağı, İş Sözleşmesi ve Yapılması Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, İş Bulma /Sanatçı Bulma Faaliyeti Bakımından Hukuki Durum, İş Sözleşmesinin Yapılması ve Türleri, Ehliyet ve Çalışma Yaşı, İş Sözleşmesinin Türleri, İş İlişkisinin Hükümleri ve Sona Ermesi ile Sonuçları Bakımından Sanatçıların Durumu, Sanatçının Çalışırken Yaptığı Sanat Buluşları, Toplu İş Hukuku, Sanatçıların Sosyal Güvenliği, Genel Olarak Sosyal Güvenlik İhtiyacı, Ülkemizde Resmi Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sosyal Güvenlik, Sanatçıların Sosyal Güvenliği ve ilgili konuları geniş bir bölümde Prof. Akyiğit incelemiştir.
Müzik Eserlerinde ve İcrasında Cayma Hakkı
Ticaret Hukuku alanında çalışmalar bulunan Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu; Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve İcracı Sanatçıların Hakları, Müzik Eserleri, İnternet ve Müzik Eserleri, Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve Türleri, Manevi Haklar, Eseri Kamuya Sunma Hakkı, Eser Sahibinin Adını Belirtme Hakkı, Eserde Değişiklik Yapılmasını Yasaklama Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Umuma İletim Hakkı, İcracı Sanatçıların Hakları, İcracı Sanatçılar, İcracı Sanatçının Hakları, İcracı Sanatçıların Manevi Hakları, İcracı Sanatçının Mali Hakları, Eser ve İcralar Üzerindeki Hakların Devri, Mali Haklar Üzerinde Yapılan Devir Sözleşmelerinin Niteliği, Devir Sözleşmelerinde Yazılı Şekil Şartları, Devir Süresin Dolması ve Eser/İcranın Hak Sahibine Geri Dönmesi, Cayma, Cayma Hakkının Amaç ve Kapsamı, Caymanın Hakkının Kullanılma Şartları, Mali Bir Hak veya Kullanma Hakkının Hiç ya da Gereği Gibi Kullanılmaması, Eser Sahibi ve İcracı Sanatçının Menfaatinin Esaslı İhlali, Mehil Verilmesi, Noterden İhbar Gönderilmesi ve Caymanın Tamamlanması, Caymaya İtiraz , Cayma Hakkını Kullanmanın Sonuçları, Cayma Hakkını Kullanabilecek Kişiler, Caymadan Vazgeçme ve Sınırlama konu başlıkları ile müzik, sanat ve hukuk arasındaki bağı incelemiştir.
Sınai Mülkiyet Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Işık Özer; Moda Tasarımı Kavramı ve Tasarım Hukuku, Genel Olarak Tasarım ve Moda Tasarımı Kavramları, Moda Tasarımlarının Tasarım Olarak Korunması, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Sorunu, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescil Edilmeye Uygunluğu, Moda Tasarımlarının Marka Korumasından Yararlanabilmesi (Kümülatif Koruma İlkesi), Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Şartları, Ayırt Etme Unsuru, Açık ve Kesin Olarak Sicilde Gösterilebilme Unsuru, Sınai Mülkiyet Kanunu Kapsamında Moda Tasarımları, Renk ve Renk Kombinasyonları, Renk ve Renk Kombinasyonlarının Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek Renk ve Renk Kombinasyonları, İki ve Üç Boyutlu Şekiller, İki ve Üç Boyutlu Şekillerin Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek İki ve Üç Boyutlu Şekiller, Mutlak ve Nispi Tescil Engelleri, Moda Tasarımları Açısından Mutlak Tescil Engelleri ve Moda Tasarımları Açısından Nispi Tescil Engelleri konuları çerçevesindeki bölümü yazmıştır.
Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Kapsamında Resim ve Heykeller Üzerinde Eser Sahipliği ve Bu Eserlerden Doğan Hakların Kapsamı
Dr. Öğr. Üyesi Kadir Baş; Resim ve Heykellerin Eser Niteliği, Fikri Bir Çabanın Ürünü Olma, Bir Forma Bürünme, Hususiyet, Resim ve Heykeller Üzerinde Hak Sahipliği, Eserden Doğan Haklar, Manevi Haklar, Kamuya Sunma ve Eser Üzerinde Adının Belirtilmesini İsteme Hakkı, Eserin Değiştirilmesini ve Yok Edilmesini Önleme Hakkı, Eserin Aslına Ulaşma ve Sergileme Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Temsil Hakkı, Pay ve Takip (Yeniden Satış) Hakkı, Cayma Hakkı, Eser Sahibinin Haklarının Sınırları, Kamu Düzenine İlişkin Sınırlamalar, Eğitim ve Öğretim Amacıyla Sınırlamalar, Bilim Amaçlı Kullanım Serbestisi, Haber Amaçlı Kullanım Serbestisi, Şahsi Amaçlı Kullanım, Kopya ve Sergileme Serbestisi ve Sonuç bölümünden oluşan bölümü yazmıştır.
Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Sami Kocabıyık; Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili başlığı altnda; Moda Tasarımları, Moda Tasarımlarının Unsurları, Değişim, Yenilik, Pazarlama, Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Tescil Şartları, Ayırtedicilik, Moda Tasarımlarının Tescil Aşamaları, Başvuru, İnceleme ve Tescil, Tescil Aşamasında Moda Tasarımlarının Yayımının Ertelenmesi, İtiraz ve İnceleme, Koruma Süresini kitabın kendisine ait bölümünde irdelemiştir.
Patent Lisans Sözleşmeleri
Dr. Öğr. Üyesi Deniz Topçu, Patent Lisans Sözleşmeleri başlıklı bölümde; Patent Hakkı ve Sözleşme Dışı Lisans, Patent Lisans Sözleşmesinin Tanımı, Türleri ve Kurulması, Patent Lisans Sözleşmesinin Unsurları, Patent Lisans Sözleşmesinin Tarafları, Patent Lisans Sözleşmelerinin Geçerliliği, Patent Lisans Sözleşmesinin Hükümleri, Lisans Verenin Borçları, Yararlanmayı Sağlama, Yararlanmanın Sözleşme Süresince Devamını Sağlama, Lisans Verenin Ayıba Karşı Tekeffül ve Garanti Yükümlülüğü, Lisans Hakkı Üzerindeki Tasarruf Kısıtlamalarına Uyma, Lisans Alanın Borçları, Lisans Bedelini (Royalty) Ödeme, Lisans Konusunu Sözleşmeye Uygun Kullanma, Bedelin Nisbi Olarak Belirlendiği Lisans Sözleşmelerinde Hesap Verme, Tarafların Borca Aykırı Davranışlarının Sonuçları ve Patent Lisans Sözleşmesinin Sona Ermesi konularını incelemiştir.
5846 Sayılı Kanun Kapsamında Fotoğrafik Ürünlerin Eser Vasfına İlişkin Bir Değerlendirme
Doç. Dr. Sinan Bayındır; Mukayeseli Hukukta Fotoğrafik Eser Kavramı; 5846 Sayılı Kanun’da Eser Kavramı, Eserin Tanımı, Hususiyet Şartı (Objektif Şart), Eser Kategorilerinden Birine Dahil Olma Şartı (Objektif Şart), Eser Sahipliği, Fotoğrafik Ürünlerin FSEK’te Düzenlenişi, Fotoğraf Ürününün Eser Niteliği ve Eser Sahipliği, Fotoğraf Kavramı, Benzer Kavramlarından Farkı, Fotoğraflar Açısından Eser Sahipliği, Eser Niteliğindeki Fotoğrafların Korunması, İlim ve Edebiyat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, Güzel Sanat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, İşlenme Eser Olarak Fotoğrafik Ürünler, Eser Niteliğine Bakılmaksızın Fotoğrafların Korunması, Kişilik Hakları Çerçevesinde Koruma ve Haksız Rekabet Hükümleri Çerçevesinde Koruma başlıkları altında kitabın ilgili bölümünü yazmıştır.
FSEK Kapsamındaki Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsü Üzerine Bir İnceleme
Arş. Gör. Muhammed Kiomers Ganbari; Meslek Birlikleri ve Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Meslek Birlikleri ve İşlevi, Türkiye’deki Tarihi Gelişim, Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı, Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsünün Değerlendirilmesi ve değerlendirmelerden oluşan bölümü yazmıştır.
Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı M. Sıddık Çinko; Fotoğraf ve Hukuk Düzeni, Hukuksal Açıdan Fotoğrafın Sanat Eseri Olması İçin Koşullar, Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar, Manevi Haklar, Umuma Arz Etme Hakkı, Adın Belirtilmesi Hakkı, Fotoğraf Bütünlüğünün Korunmasını İsteme Hakkı, Fotoğraf ile İlişkisinin Kesilmemesi (Eserin Aslına Ulaşma) Hakkı, Fotoğraftan Zarar Görmeme (Fotoğrafçının Kişilik Haklarının Korunmasını İsteme) Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Kitle İletişim Araçlarıyla Umuma İletim Hakkı ve Eserden Maddi Menfaat Sağlamaya Devam Etme (Bedellerinden Pay Verilmesi) Hakkı başlıkları ile Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar konusunu incelemiştir.
Sanat / 1960 – 70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler
Doç. Dr. Terlan Mehdiyeva Azizzade; kitabın “1960–70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler” başlığı ile yazdığı bölümünü; öncelikle “Yoğun Gelişim: 1950”, “Yumuşama Yılları”, “60’lar ve Non–Komformist Sanatçılar”, “Yeni Realizm”, “Manej 1962”, “Azerbaycan’da 1960 Kuşağı”, “Settar Behlülzade”, “Beni 20 Yıl Sonra Anlayacaklar”, “Abşeron Mektebi”, “Cavadov Kardeşler”, “Dünyada Bir Mircavad Vardı…”, “Cezanne Hayranlığından Gobuston Hayranlığına Geçiş”, “Cengiz Aytmatov’un Yardımseverliği”, “Gecikmiş İtiraf”, “Mircavadov’un Dünyası”, “Büyük Güce, Büyük Nefese Malik Ressam”, “Görkemli Fırça Ustasının Ölümünün Üzerinden 17 Yıl Geçti”, “Rüzgar Beni Götürüyor”, “Tofig Cavadov (1925–1963)”, “Abşeron Mektebi’nin Oluşumunda Tofig Cavadov’un Katkıları”, “Neorealizm”, “Rüzgâr Beni Götürüyor”, Cavadov’un Abşeron’u”, “İşçi Portreleri”, “Otoportreler”, “Natürmortlar” ve “Rüzgâra Karşı Duran Yiğide Son Ağıt” alt başlıkları ile kitaba tarihsel bağlamda çok yönlü bir katkı sunmuştur.
Kültür Merkezleri Yasa, Yönetmelik ve Uygulamalar
Doç.Dr. Murat Şahin, kitaptaki bölümünde; Kültür Merkezi Kültürü, Kültür Merkezlerinin Yasal ve Kavramsal Çerçevesi ve İstanbul ve Kültür Merkezlerini incelemiştir.
Hukuk ve Sinema
Öğr. Gör. Meriç Renkver; Hukukun Sanata Yansıması, Hukukun Edebiyata Yansıması, Hukuk ve Sinema İlişkisi, İlk Örnekler, Toplumsal Arka Plan, Tür Sineması Kavramı, Hukuk Filmi, Mahkeme Filmi, Örnekler, Sinema ve Sansür, Sinemamızda Hukuk ve Mahkeme, Hukuk–Sinema İlişkisinin Boyutları ve Hukuk Filmlerinin İşlevi konu başlıkları ile sinema ile hukuk arasındaki ilişkileri incelemiştir.
Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu
Öğr. Gör. Aylin Akarvardar; Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu başlıklı makalesi ile kitaba katkıda bulunmuştur.
Dijital Çağda Mimari Tasarıma İlişkin Fikri Hakların Korunması
Dr. Öğr. Üyesi Sevil Yazıcı; Mimari Tasarım Kavramı ve Süreci, Mimari Tasarımda Fikri Haklar: Mimari Proje ve Mimarlık Eseri ve Teknolojinin Mimari Tasarım Sürecine Etkileri konularını incelemiştir.
Kitabın Tanıtım Bülteni ve Önsöz
“Hukuk ve Sanat birbirinde ayrı gibi görünse de aslında iç içe geçmiş iki bilimdir. İnsanı insan yapan, onurlu yaşamasını sağlayan haklar, ancak manevi varlığını geliştirmesine katkı sunan sanatla anlam kazanabilir. Dolayısıyla Sanat, Hukukun gerçekliğine, manevi dünyayı geliştirip anlamlandırarak katkı sunar. Bu durum hukuk ve sanatın; temel insan ihtiyaçlarından olduğunu ortaya koymaktadır.
Temel ihtiyacın karşılanabilmesi ve birey olarak insanın kendisini özgürce geliştirmesi ve güven içinde yaşaması içinse, siyasal gücün, hukuku ve sanatı teşvik etmesi, desteklemesi ve özgürlük alanını anlamını yitirtecek biçimde daraltmaması gerekmektedir.
Kurullar bütünü olarak hayatımızın her alanını düzenleyen Hukuk, sanat alanını da hak ve özgürlük bağlamında düzenlemektedir. Bunun nedeni, sanatın bireysel meslek olma niteliği dışında, çalışma biçim, araç ve yöntemlerinin evrensel olması, yaratılan eserin yaratıcısı dışında topluma mal olması ve bu anlamda evrensel anlam taşıyarak insanlığa hitap etmesidir. Hal böyle olunca yaratıcının özgür olması gerekmekle birlikte, geleceğe aktarılacak ve günümüzde gerçekleştirilen eserin ortaya çıkma aşamasında ve sonrasında fikri ve telif hakları yanında, mali hakların, çalışma koşullarının belirlenmesi, kurallar manzumesinin oluşturulması gereklidir. Bu durum hem eser sahibi ve hem de eser için önemlidir.
Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut
Bu kitap, bu bağlamda hem teorik konuların ve hem de uygulama içinde yer alan aktörlerin hukuksal sorun, mevzuat ve güvencelerine değinmekte, hukuki açıdan konuyu açıklamaktadır. Hukuk ve sanat ayrı görünen konuların birbiri ile nasıl iç içe olduklarını bilimsel olarak ele almaktadır. Gerek kanuni düzlemde Anayasa, FSEK, TMK, TBK, İK, SGK gibi ulusal mevzuatın yanında uluslararası düzenlemelere de değinilen bu Kitapta aynı zamanda konu ile ilgili yargı kararlarına da yer verilmiştir. Öte yandan konu sadece kanuni düzlemde değil disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınarak farklı alanlarda uzman kişilerin yazılarına da yer verilerek bakış açıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. “
2 Temmuz 1951 – Mültecilerin ve Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme Öncesi Konferanslarda bir kare, İsviçre temsilcisi Palais des Nations, Kanada temsilisi L.G. Chance ve Belçika temsilcisi A. Herment
Sözleşme, 06 Haziran 1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 01.7.2014 tarihinde kabul edilen ve 10.07.2014 tarihinde resmi gazetede yürürlüğe giren “6549 Sayılı Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile sözleşmeye katılmıştır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler’in ana organlarından biridir.
Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme
Başlangıç
Sözleşmenin Yüksek Tarafları;
Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin insanların temel haklardan ve özgürlüklerden ayrımcılık yapılmaksızın yararlanacağı ilkesini beyan ettiğini göz önünde bulundurarak, Birleşmiş Milletler’in, çeşitli vesilelerle, vatansız kişilere ilişkin derin endişesini açıkça belirttiğini ve vatansız kişiler için bu temel hak ve özgürlüklerin olası en geniş uygulamasını güvence altına almaya çaba gösterdiğini göz önünde bulundurarak,
Vatansız kişilerin statüsünü Uluslararası bir antlaşma ile düzenleme ve iyileştirmenin arzu edilir olduğunu göz önünde bulundurarak,
Aşağıdakiler üzerinde anlaşmışlardır:
BÖLÜM I: GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
“Vatansız Kişi” teriminin tanımı
1. Bu Sözleşme’nin amaçları çerçevesinde “vatansız kişi” terimi, kendi yasalarının işleyişi içinde hiçbir Devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan bir kişi anlamına gelir.
2. Bu Sözleşme:
(i) Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği dışındaki Birleşmiş Milletler kurum ve kuruluşlarından korunma ya da yardım alan kişiler için, böyle bir korunma ya da yardım aldıkları sürece;
(ii) İkamet etmekte oldukları ülkenin yetkili mercilerince o ülkenin vatandaşı olmaya bağlı olan hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tanınan kişiler için;
(iii)
(a) barışa karşı bir suç, bir savaş suçu, ya da insanlığa karşı bir suçu bu tip suçlarla ilgili koşullar yaratmak amacıyla hazırlanan uluslararası belgelerde tanımlandığı biçimiyle işlemiş oldukları;
(b) İkamet ettikleri ülkeye kabul edilmelerinden önce, o ülke dışında siyasi olmayan ciddi bir suç işlemiş oldukları;
(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden dolayı suçlu sayılmış oldukları konusunda ciddi kuşkular bulunan kişiler için geçerli olmayacaktır.
Madde 2
Genel yükümlülükler
Her vatansız kişinin kendisini içinde bulduğu ülkeye karşı, özellikle o ülkenin yasalarına ve yönetmeliklerine ve aynı zamanda kamu düzeninin sürdürülmesi için alınan önlemlere uymasını gerektiren sorumlulukları vardır.
Madde 3
Ayrımcılık Yapılmaması
Sözleşmeci Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerini, ırk, din ya da menşe ülkeye bağlı ayrımcılık yapmaksızın bütün vatansız kişilere uygularlar.
Madde 4
Din
Sözleşmeci Devletler, ülkelerindeki vatansız kişilere, ibadet ve çocuklarının dini eğitim özgürlüğü bakımından, en az kendi vatandaşlarına gösterdikleri muamele kadar iyi muamele gösterirler.
Madde 5
Bu Sözleşme’den ayrı olarak verilen haklar
Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Sözleşmeci Devlet tarafından vatansız kişilere bu Sözleşme dışında verilen diğer hakları ve menfaatleri ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.
Madde 6
“Aynı koşullarla” terimi
Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından, “aynı koşullarla” terimi, ilgili kişinin, vatansız bir kişi olmadığı takdirde belirli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün koşulların (geçici ya da sürekli ikamet süresine ve koşullarına ilişkin olanlar da dahil olmak üzere), vatansız bir kişi tarafından doğası nedeniyle yerine getirilemeyecek olanlar dışında, kendisi tarafından yerine getirilmesini gerekli kılar.
Madde 7
Karşılıklılık koşulundan muafiyet
1. Bu Sözleşme’de yer alan daha elverişli hükümler saklı kalmak üzere, bir Sözleşmeci Devlet, genel olarak yabancılara gösterdiği muamelenin aynısını Vatansız kişilere gösterir.
2. Bütün Vatansız kişiler, üç yıllık ikamet süresinden sonra Sözleşmeci Devletlerin ülkesinde yasal karşılıklılık koşulundan muaf olurlar.
3. Her Sözleşmeci Devlet, bu Sözleşme söz konusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte vatansız kişilerin sahip oldukları hakları ve menfaatleri, karşılıklılık koşulu olmaksızın, kendilerine tanımaya devam ederler.
4. Sözleşmeci Devletler, karşılıklılık koşulunun bulunmaması durumunda, vatansız kişilere 2. ve 3. Paragraflara göre yararlanabilecekleri hak ve menfaatlerin ötesinde hak ve menfaatler tanıma olanaklarını ve karşılıklılık koşulundan muafiyeti 2. ve 3. Paragraflarda belirtilen koşulları yerine getirmeyen vatansız kişileri kapsayacak şekilde genişletmek olanağını uygun bir biçimde değerlendirirler.
2. ve 3. paragrafların hükümleri gerek bu Sözleşme’nin 13, 18, 19, 21 ve 22. Maddelerinde belirtilen hak ve menfaatler için, gerekse bu Sözleşme’de yer almayan hak ve menfaatler için geçerlidir.
Madde 8
İstisnai muamelelerden muafiyet
Yabancı bir Devlet vatandaşlarının ya da eski vatandaşlarının şahısları, mülkiyetleri ya da menfaatlerine aykırı olarak alınabilecek istisnai muamelelerle ilgili olarak, Sözleşmeci Devletler, bu gibi muameleleri, vatansız bir kişiye sırf daha önce söz konusu yabancı Devletin vatandaşı olduğu gerekçesiyle uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade edilen genel ilkeyi kendi yasamalarına uygun bir biçimde uygulayamayan Sözleşmeci Devletler, uygun koşullarda bu gibi vatansız kişiler lehine muafiyet tanırlar.
Madde 9
Geçici muameleler
Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü bir Sözleşmeci Devletin savaş zamanında ya da diğer vahim ve olağanüstü hallerde, belirli bir kişi söz konusu olduğunda, ulusal güvenliği için elzem saydığı geçici muameleleri bu
kişinin gerçekte vatansız bir kişi olduğu ve söz konusu muamelelerin ulusal güvenlik nedeniyle sürdürülmesi gerektiği saptanıncaya dek kabul edilmesine engel değildir.
Madde 10
İkametin devamı
1. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında zorla yerinden edilerek Sözleşmeci Devletlerden birinin topraklarına götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu zorunlu kalış süresi bu ülkede yasal ikamet olarak sayılacaktır.
2. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Sözleşmeci Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki ikamet dönemi, aralıksız ikametin zorunlu olduğu durumlarda, bir tek aralıksız ikamet sayılacaktır.
Madde 11
Vatansız denizciler
Her Sözleşmeci Devlet, bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir biçimde hizmete alınmış Vatansız kişiler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmesine izin verme olanaklarını ve kendilerine
seyahat belgeleri vermeyi ya da geçici olarak ülkesine kabul etmeyi özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulundurur
BÖLÜM II: HUKUKSAL STATÜ
Madde 12
Kişisel statü
1. Vatansız bir kişinin kişisel statüsü daimi ikametgahının ait olduğu ülkenin kanununa, ikametgâhı yoksa oturduğu ülkenin kanununa göre düzenlenir.
2. Vatansız bir kişi tarafından daha önce elde edilen ve kişisel statüye ilişkin olan haklara, özellikle evliliğe bağlı haklara, her Sözleşmeci Devlet tarafından,eğer bu gerekliyse, söz konusu devletin yasalarının gösterdiği koşulları yerine getirmek kaydıyla, saygı gösterilir; ancak, söz konusu hakkın, kişi vatansız olmasaydı o devletin yasaları tarafından tanınacak haklar arasında bulunması gereklidir.
Madde 13
Menkul ve gayrimenkul mülkiyet
Sözleşmeci Devletler menkul ve gayrimenkullerin edinimi ve bununla ilişkili diğer haklar, menkul ve gayrimenkul mülkiyete ait kira ve diğer sözleşmeler bakımından vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınanlardan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 14
Sanatsal haklar ve sınai mülkiyet
Sınai mülkiyetin, örneğin buluşlar, dizaynlar ya da modeller, ticari markalar ve ticari unvanların, ve edebi, sanatsal ve bilimsel çalışmalarla ilgili hakların korunması konusunda, vatansız bir kişi daimi ikametinin bulunduğu ülkede bu ülkenin vatandaşlarına tanınan korunmanın aynısından yararlanır.
Vatansız kişi, diğer Sözleşmeci Devletlerden herhangi birinin ülkesinde, bu ülkede olaşan ikametinin bulunduğu ülkenin vatandaşlarına tanınan korumanın aynısından yararlanır.
Madde 15
Dernek hakkı
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, siyasi olmayan ve kazanç amacı taşımayan dernekler ile sendikalara ilişkin olarak, mümkün olduğunca elverişli ve her durumda, aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınandan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 16
Mahkemelerde taraf olarak bulunma hakkı
1. Vatansız bir kişi bütün Sözleşmeci Devletlerin ülkelerinde hukuk mahkemelerine serbestçe başvuruda bulunabilir.
2. Vatansız bir kişi, daimi ikametinin bulunduğu Sözleşmeci Devlette, adli yardım ve cautio judicatum solvi den (teminat akçesinden) muafiyet dahil olmak üzere mahkemelere başvuruya ilişkin konularda bir vatandaşınki ile aynı muameleden yararlanır.
3. Vatansız bir kişi, 2. paragrafta sözü edilen konular hakkında, daimi ikametinin bulunduğu ülkeden başka ülkelerde daimi ikametinin bulunduğu ülke vatandaşlarına gösterilen muamelenin aynısından yararlanır.
BÖLÜM III: KAZANÇ GETİREN İSTİHDAM
Madde 17
Ücretli İstihdam
1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ücretli bir işte çalışma hakkı bakımından mümkün olduğunca elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan muamele uygularlar.
2. Sözleşmeci Devletler, ücretli işlerde çalışmak bakımından bütün vatansız kişilerin, ve özellikle de ülkelerine bir işçi bulma programı ya da göçmen getirme planına göre girmiş olan vatansız kişilerin haklarını, kendi vatandaşlarına tanıdıkları haklara benzetmek konusuna olumlu yaklaşacaklardır.
Madde 18
Serbest Çalışma
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan vatansız kişilere, tarım, sanayi, küçük sanatlar ve ticaret alanlarında kendi işyerlerini açmak ve ticari ve sınai şirketler kurmak konularında mümkün olduğu kadar elverişli, ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 19
Yüksek tahsile dayalı serbest meslekler
Her Sözleşmeci Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden ve söz konusu Devletin yetkili makamlarınca tanınan diplomalara sahip olup, yüksek tahsile dayalı serbest bir mesleği icra etmek isteyen vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
BÖLÜM IV: SOSYAL DURUM
Madde 20
Vesika ile dağıtım
Bütün nüfusun tabi olduğu ve az bulunan maddelerin genel dağıtımını düzenleyen bir vesika sisteminin mevcut olduğu durumlarda, vatansız kişilere vatandaşlarla aynı muamele uygulanacaktır.
Madde 21
Konut edinme
Sözleşmeci Devletler, konut edinme ile ilgili olarak, bu meselenin yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu ölçüde, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 22
Devlet eğitimi
1. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim konusunda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.
2. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim dışındaki eğitim konusunda ve, özellikle öğretimden yararlanma, yabancı ülke okullarında alınmış sertifikaların, diploma ve yüksek öğretim diplomalarının tanınması, ve harç ve ücretlerden muafiyet ve burslardan yararlanma konularında, mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 23
Sosyal yardım
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, sosyal yardım ve destek konularında kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.
Madde 24
Çalışma yasaları ve sosyal güvenlik
1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere, aşağıdaki konularda kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar:
(a) Bu konular yasalar ya da yönetmeliklerle düzenlendiği ya da idari makamların kontrolüne tabi oldukları ölçüde: ücret, ücrete dahil olduğu durumlarda aile yardımları, çalışma saatleri, fazla mesai düzenlemeleri, ücretli tatiller, evde çalışmaya dair sınırlamalar, çalışmaya başlama yaşı, çıraklık ve mesleki eğitim, Kadınların çalışması ve gençlerin çalışması, ve toplu sözleşme ile verilen haklardan yararlanma;
(b) Sosyal güvenlik (istihdam, kazalar, mesleki hastalıklar, hamilelik, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik, ailevi yükümlülükler ile, ulusal yasalara ya da yönetmeliklere göre, bir sosyal güvenlik programı kapsamına giren herhangi bir diğer beklenmedik durumla ilgili yasal hükümler) aşağıdaki sınırlamalara tabidir:
(i) Kazanılmış hakların ve kazanılmak üzere olan hakların korunması için uygun düzenlemeler mevcut olabilir;
(ii) İkamet edilen ülkenin ulusal yasaları ya da düzenlemeleri, tamamen devlet fonlarından karşılanan ödenekler ya da ödenek bölümleri ile, normal bir emeklilik ödeneği için gerekli aidat koşullarını yerine getirmemiş kişilere yapılan yardımlar konusunda özel düzenlemeler yapabilir.
2. Vatansız bir kişinin bir iş kazası ya da mesleki hastalık sonucu ölümünden doğacak tazminat haklarına, hak sahibinin Sözleşmeci Devletin toprakları dışında ikamet etmesinden etkilenmez.
3. Sözleşmeci Devletler, sosyal güvenlik konusunda kazanılmış haklara ya da kazanılmak üzere olan haklara ilişkin olarak aralarında sonuçlandırdıkları, ya da gelecekte aralarında sonuçlandırabilecekleri antlaşmaların sağlayacağı faydaları, sadece söz konusu antlaşmaları imzalayan Devletlerin vatandaşlarına uygulanan koşullara tabi olmak şartıyla, vatansız kişileri de kapsayacak şekilde genişleteceklerdir.
4. Sözleşmeci Devletler, Sözleşmeci olmayan Devletler ile aralarında herhangi bir zamanda yürürlükte bulunan benzer antlaşmaların faydalarını, mümkün olduğu derecede Vatansız kişileri de kapsayacak
şekilde genişletmek imkanlarını olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulunduracaklardır.
BÖLÜM V: İDARİ ÖNLEMLER
Madde 25
İdari Yardım
1. Vatansız bir kişinin bir hakkını kullanması için normal koşullarda yabancı bir ülke makamlarının yardımına ihtiyaç duyduğu, ancak kendilerine başvuruda bulunacak durumda olmadığı durumlarda ikamet ettiği Sözleşmeci Devlet bu yardımın kendi makamlarınca yapılmasını sağlar.
2. 1. Paragrafta sözü edilen makam ya da makamlar, normal koşullarda bir yabancıya kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilebilecek belgeleri ya da sertifikaları vatansız kişilere verirler ya da bunların kendi denetimleri altında verilmesini sağlarlar.
3. Bu şekilde verilen belgeler ya da sertifikalar, yabancılara kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilen resmi belgeler gibi kabul edilirler ve aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli sayılırlar.
4. Yoksul kişilere tanınabilen istisnai uygulamalar saklı kalmak koşulu ile, burada sözü edilen hizmetler için ücret alınabilir; bununla birlikte bu ücretler makul miktarda ve benzer hizmetler için vatandaşlardan alınan harçlarla orantılı olacaktır.
5. Bu madde hükümleri hiçbir suretle 27. ve 28. maddeleri ihlal etmez.
Madde 26
Seyahat özgürlüğü
Her Sözleşmeci Devlet ülkesinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, aynı koşullarda genellikle yabancılara uygulanan düzenlemelere tabi olarak, ikamet yerlerini seçme ve ülkesi içinde serbestçe seyahat etme hakkını tanıyacaktır.
Madde 27
Kimlik belgeleri
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her vatansız kişiye kimlik belgeleri çıkarırlar.
Madde 28
Seyahat belgeleri
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ulusal güvenlik ya da kamu düzenine ilişkin zorlayıcı nedenler başka türlüsünü gerektirmedikçe, söz konusu ülke dışına seyahat edebilmeleri için gerekli seyahat belgelerini çıkartırlar, ve bu belgelerle ilgili olarak bu
Sözleşme’nin Programındaki hükümler uygulanır. Sözleşmeci Devletler bu tür bir belgeyi ülkelerinde bulunan diğer herhangi bir vatansız kişi için çıkarabilirler; ülkelerinde bulunup yasal olarak ikamet ettikleri ülkeden bir seyahat belgesi alma imkanından yoksun olan vatansız kişilerin durumunu özellikle olumlu bir yaklaşımla göz önüne alırlar.
Madde 29
Mali yükümlülükler
1. Sözleşmeci Devletler vatansız kişileri, her ne isim altında olursa olsun, benzer durumlarda vatandaşlarına uyguladıklarından ya da uygulayabileceklerinden başka ya da daha yüksek resim, harç ya da vergiye tabi tutamazlar.
2. Yukarıdaki paragraf hükümleri, kimlik belgeleri de dahil olmak üzere, yabancılar için çıkartılan idari belgelerle ilgili harçlara ait yasa ve yönetmelik hükümlerinin vatansız kişilere uygulanmasına engel değildir.
Madde 30
Varlık nakli
1. Bir Sözleşmeci Devlet, kendi yasa ve yönetmeliklerine uygun olarak, Vatansız kişilerin, ülkesine getirdikleri varlıklarını, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri diğer bir ülkeye nakletmelerine izin verir.
2. Bir Sözleşmeci Devlet, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkede yerleşmeleri için gerekli olan herhangi bir yerdeki değerli varlıklarını götürmek için izin isteyen vatansız kişilerin başvurularını olumlu bir yaklaşımla değerlendirir.
Madde 31
Sınır dışı etme
1. Sözleşmeci Devletler ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız bir kişiyi ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ile ilgili nedenler dışında Sınır dışı edemezler.
2. Böyle bir vatansız kişinin sınır dışı edilmesi, ancak ilgili yasal sürece uygun olarak alınmış bir kararı izleyebilir. Zorlayıcı ulusal güvenlik nedenlerinin başka türlüsünü gerekli kıldığı koşullar dışında, vatansız kişinin, suçsuzluğunu kanıtlamak üzere delil sunmasına, ve aynı amaçla yetkili bir makam ya da yetkili makam tarafından özel bir biçimde seçilmiş bir ya da birkaç kişi nezdinde itiraz etmesine ve temsil edilmesine izin verilir.
3. Sözleşmeci Devletler böyle bir vatansız kişiye, diğer bir ülkeye yasal olarak kabulünü sağlayabilmesi için makul bir süre tanır. Sözleşmeci Devletler, bu süre içinde gerekli buldukları iç işleriyle ilgili herhangi bir önlemi uygulama hakkını saklı tutarlar.
Madde 32
Vatandaşlığa alma
Sözleşmeci Devletler, Vatansız kişileri özümlemeyi ve Vatandaşlığa almayı mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırırlar. Özellikle vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmak ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini mümkün olduğu ölçüde azaltmak için her türlü çabayı sarfederler.
BÖLÜM VI: SON HÜKÜMLER
Madde 33
Ulusal yasamayla ilgili bilgilendirme
Sözleşmeci Devletler, bu Sözleşme’nin uygulanmasını güvence altına almak üzere kabul ettikleri yasalar ve yönetmelikler hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bilgi verirler.
Madde 34
Anlaşmazlıkların çözümü
Bu Sözleşme’nin Tarafları arasında Sözleşme’nin yorumlanmasına ya da uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkabilen ve diğer yollarla çözülemeyen herhangi bir anlaşmazlık, anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı’na sevk edilir.
Madde 35
İmza, onay ve taraf olma
1. Bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 31 Aralık 1955’e kadar imzaya açık olacaktır.
2. Sözleşme aşağıdakiler için imzaya açık olacaktır:
(a) Birleşmiş Milletler’e üye herhangi bir Devlet;
(b) Vatansız Kişilerin Statüsüne Ilişkin Birleşmiş Milletler Konferansı’na katılmaları için çağrıda bulunulan başka herhangi bir Devlet; ve
(c) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından imzaya ya da taraf olmaya çağrılan herhangi bir Devlet.
3. Sözleşme onaylanacaktır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.
4. Sözleşme, bu maddenin 2. Paragrafında belirtilen Devletlerin taraf olmasana açık olacaktır. Taraf olma, taraf olma belgelerinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilmesiyle başlayacaktır.
Madde 36
Ülkesel uygulama hükmü
1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ülke topraklarının tümünü ya da herhangi birini kapsayacağını bildirebilir. Bu tür bir bildiri, Sözleşme ilgili Devlet için yürürlüğe girdiğinde geçerli hale gelecektir.
2. Sürecin bundan sonraki herhangi bir aşamasında kapsamda böyle herhangi bir genişleme Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilen bildirimle yapılacaktır ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu bildirimi almasından doksan gün sonra, ya da Sözleşme’nin ilgili Devlet için yürürlüğe girdiği günden sonra, hangisi daha sonra ise, geçerli hale gelecektir.
3. Sözleşme’nin imza, onay ya da taraf olma aşamasında kapsamadığı ülke topraklarına ilişkin olarak, her ilgili Devlet, anayasal nedenlerle gerekli olduğu durumlarda söz konusu ülkelerin Hükümetlerinin onayına bağlı olarak, Sözleşme’nin uygulanmasını söz konusu ülke topraklarını kapsayacak şekilde genişletmek için gerekli adımları atma olasılığını göz önünde bulundurmalıdır.
Madde 37
Federal devlet hükmü
Federal ya da üniter olmayan bir Devlet için aşağıdaki koşullar geçerli olacaktır:
(a) Bu Sözleşme’nin, Federal yasama organının yasama yetkisi alanına giren maddeleriyle ilgili olarak, Federal Hükümet’in yükümlülükleri, bu çapta Federal Devlet olmayan tarafların yükümlülükleriyle olacaktır;
(b) Bu Sözleşme’nin, Federasyonu oluşturan ve Federasyonun anayasasına gore yasamayla ilgili adımlar atma zorunluluğu bulunmayan Devlet, eyalet ya da kantonlarından her birinin yasama yetkileri alanına giren maddeleriyle ilgili olarak Federal Hükümet, bu tür maddeleri, Federasyonu oluşturan Devletler, eyaletler ve kantonların yetkili makamlarına mümkün olan en kısa zamanda ve olumlu bir yorumla birlikte bildirir;
(c) Bu Sözleşmeye Taraf bir Federal Devlet, kendisine herhangi bir başka Sözleşmeci Devletin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla iletilecek talebi üzerine, Sözleşmenin herhangi bir hükmü hakkında
Federasyondaki ve Federasyonu oluşturan birimlerdeki mevcut yasalara ve uygulamalara ilişkin olarak, söz konusu hükmün yasal ya da başka yollarla ne derecede yürürlükte olduğunu gösteren bir açıklama sunar.
Madde 38
Çekinceler
1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında Sözleşmenin 1, 3,4, 16 (1) ve 33-42 (dahil) maddeleri dışındaki maddelere çekince koyabilir.
2. Bu maddenin 1. Paragrafına uygun olarak bir çekince koyan herhangi bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ileteceği bir bildirim ile söz konusu çekinceyi herhangi bir zaman geri alabilir.
Madde 39
Yürürlüğe giriş
1. Bu Sözleşme altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim gününü izleyen doksanıncı gün Yürürlüğe girer.
2. Altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan ya da Sözleşmeye taraf olan Devletlerden her biri için Sözleşme, söz konusu Devletin onay ya da taraf olma belgesinin teslim tarihini izleyen doksanıncı gün yürürlüğe girer.
Madde 40
Taraf olmaya son verme
1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile bu Sözleşmeye taraf olmaya herhangi bir zaman son verebilir.
2. Taraf olmaya son verme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından bildirimin alınması tarihinden bir yıl sonra ilgili Sözleşmeci Devlet için yürürlüğe girer.
3. 36. madde çerçevesinde bir duyuru ya da bildirimde bulunan her Devlet, bu tarihten sonraki herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir duyuru yoluyla, Sözleşmenin bildirimde
belirtilen ülkeleri bu duyurunun Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra kapsamayacağını beyan edebilir.
Madde 41
Düzeltmeler
1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim yoluyla bu Sözleşmenin düzeltilmesini her zaman talep edebilir.
2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu talep hakkında, eğer varsa, atılacak adımlar konusunda tavsiyede bulunur.
Madde 42
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin duyuruları
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler üyesi olan bütün Devletlere ve 35. Maddede belirtilen üye olmayan Devletlere aşağıdaki hususlar hakkında bilgi verir:
(a) 35. madde uyarınca yapılan imza, onay ve taraf olma işlemleri;
(b) 36. madde uyarınca yapılan bildirim ve duyurular;
(c) 38. madde uyarınca koyulan ve geri çekilen çekinceler;
(d) 39. madde uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih;
(e) 40. madde uyarınca yapılan fesihler ve bildirimler;
(f) 41. madde uyarınca yapılan düzeltme önerileri.
Yukarıdaki hususları onaylayarak, aşağıda imzaları bulunanlar, usulüne uygun yetkili olarak, bu Sözleşmeyi Hükümetleri adına imzalamışlardır.
New York’ta yirmi sekiz eylül bin dokuz yüz elli dört tarihinde, İngilizce, Fransızca ve Ispanyolca metinleri aynı derecede geçerli olmak suretiyle bir nüsha olarak düzenlenmiş olup Birleşmiş Milletler arşivlerinde bulunacaktır, ve onaylı suretleri bütün Birleşmiş Milletler üyesi Devletlere ve 35. maddede belirtilen üye olmayan Devletlere iletilecektir.
PROGRAM
Paragraf 1
1. Bu Sözleşmenin 28. maddesinde belirtilen seyahat belgesi, belge sahibinin 28 Eylül 1954 tarihli Sözleşmeye göre vatansız bir kişi olduğunu belirtmelidir.
2. Bu belge, biri İngilizce ya da Fransızca olmak üzere, en az iki dilde düzenlenecektir.
3. Sözleşmeci Devletler buraya ekli olan örnek seyahat belgesini uygulamanın arzu edilirliğini değerlendireceklerdir.
Paragraf 2
Belgeyi veren ülkenin geçerli olan düzenlemelere bağlı olarak, çocuklar anne ve babadan birinin ya da istisnai durumlarda diğer bir reşitin seyahat belgesine kaydedilebilirler.
Paragraf 3
Belgenin çıkartılması için alınan harçlar, ulusal pasaportlara uygulanan en düşük harçtan fazla olamaz.
Paragraf 4
Özel ya da istisnai durumlar dışında, belge, mümkün olduğu kadar çok sayıda ülke için geçerli olacak şekilde verilir.
Paragraf 5
Belge, en az üç ay ve en fazla iki yıl için geçerli olacaktır.
Paragraf 6
1. Belge sahibi yasal ikametgahını bir başka ülkeye nakletmediği ve belgeyi veren makamın ülkesinde yasal olarak ikamet ettiği sürece belgenin yenilenmesi ya da geçerlik süresinin uzatılması konusu belgeyi çıkartan makama aittir. Yeni bir belge verilmesi konusu, aynı koşullar altında, eski belgeyi çıkartan makama aittir.
2. Diplomatik temsilciler ya da konsolosluk makamları, hükümetleri tarafından verilmiş olan seyahat belgelerinin süresini altı ayı geçmeyen bir süre için uzatmak üzere yetkilendirilebilirler.
3. Sözleşmeci Devletler artık kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet etmeyen fakat yasal ikametgahlarının bulunduğu ülkeden bir seyahat belgesi alamayan vatansız kişilerin seyahat belgelerinin yenilenmesi ya da geçerlik sürelerinin uzatılması ya da yeni belge çıkartılması imkanlarını olumlu bir yaklaşımla değerlendirirler.
Paragraf 7
Sözleşmeci Devletler bu Sözleşmenin 28. Maddesindeki hükümler uygun olarak çıkartılmış belgelerin geçerliliklerini tanırlar
Paragraf 8
Vatansız kişilerin gitmek istedikleri ülkenin yetkili makamları, kendisini ülkeye Kabul edeceklerse ve bir vizeye gerek varsa sahibi olduğu belgeye vize verirler.
Paragraf 9
1. Sözleşmeci Devletler, nihai olarak gidecekleri ülkenin vizesini almış olan vatansız kişilere transit vizeleri vermeyi taahhüt ederler.
2. Bu vizelerin verilmesi, herhangi bir yabancıya vize verilmemesini haklı gösterebilecek nedenlerle reddedilebilir.
Paragraf 10
Çıkış, giriş ya da transit vizesine uygulanacak harçlar, yabancı pasaportlar için olan vizelere uygulanan en düşük tarifeyi geçemez.
Paragraf 11
Vatansız bir kişi başka bir Sözleşmeci Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet etmeye başladığında, 28. maddenin hüküm ve koşullarına göre yeni bir belge çıkartılması sorumluluğu artık bu ülkenin yetkili makamlarına ait olur, ve vatansız kişinin bu makamlara başvuruda bulunma hakkı olur.
Paragraf 12
Yeni bir belge veren makam eski belgeyi geri alır ve eğer eski belgede geri alındıktan sonra iadesi isteniyorsa belgeyi veren ülkeye iade eder; aksi takdirde yeni belgeyi veren makam, eskisini geri alır ve iptal eder.
Paragraf 13
1. Bu Sözleşmenin 28. maddesine uygun olarak çıkartılan bir seyahat belgesi, aksine bir ifade içermedikçe, belge sahibine, bu belgenin geçerlik süresi içinde herhangi bir zamanda o ülkeye tekrar girmesine hak kazandırır. Her durumda, vatansız kişinin gitmek istediği ülke yeniden giriş hakkına göre seyahat belgesi üzerinde ısrar etmedikçe, belge sahibinin belgeyi çıkartan ülkeye geri dönebileceği süre üç aydan az olamaz.
2. Bir önceki alt-paragrafın hükümlerine tabi olarak, bir Sözleşmeci Devlet belge sahibinden, ülkesinden çıkışa ya da ülkesine dönüşe ilişkin olarak emredilen resmi uygulamalara uymasını isteyebilir.
Paragraf 14
Sadece 13. paragrafın hükümleri saklı kalmak koşuluyla, Bu Programın hükümleri, Taraf Devletlerin topraklarında geçerli olan, ülkeye giriş, transit geçiş, geçici ikamet, yerleşme ve çıkış hallerine ilişkin yasa ve yönetmelikleri hiçbir suretle etkilemez.
Paragraf 15
Belgenin çıkartılması ya da belgeye konan giriş kayıtları, özellikle vatandaşlıkla ilgili olarak, belge sahibinin statüsünü belirlemez ya da etkilemez.
Türk Vatandaşlığı Kanunu 5901 kanun numarası ile 29.05.2009 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 12.06.2009 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, kendisinden önceki 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununu yürürlükten kaldırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı – Mustafa Kemal Atatürk
Türk Vatandaşlığı Kanununu TBMM’ye Sunulan Gerekçesi
Devletin unsurlarından birisi olan insan topluluğu, vatandaşlık hukukunun temel konusunu oluşturmaktadır. Bir insan topluluğunun devletin kurucu unsuru olabilmesi için, sınırları belirli bir ülke üzerinde yaşaması ve kendisini uluslararası alanda temsil edecek bir siyasi otoriteye sahip olması ve devletle arasında sürekli bir hukuki bağın bulunması gerekir. Bu bağ vatandaşlık bağıdır. Vatandaşlık bağı kişinin devletine karşı bağlılığını ifade ederken, aynı zamanda devletin birey üzerinde birtakım yetkilere sahip olmasının temelini de oluşturur. Vatandaşlık genel olarak devletle kişi arasındaki hukuki bir bağ olarak tanımlanır. Bu durum Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin 2 nci maddesinde; “Vatandaşlık bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuksal bağ anlamına gelir; kişinin etnik kökenini göstermez.” şeklinde ifadesini bulur.
Vatandaşlıkla ilgili düzenlemelerin devletin egemenlik hakkının bir sonucu olduğu ve vatandaşlığın belirlenmesinde devletin mutlak bir yetkisinin bulunduğu genel bir ilkedir. Bu yüzden her devletin, kimlerin kendi vatandaşı olacağını belirleme ve bunlarla ilgili düzenleme yapma özgürlüğü vardır. Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin 1 inci maddesi bunu açıkça ifade etmiştir. Adı geçen sözleşmeye göre; “Her devlet, kimlerin kendi vatandaşı olduğunu, kendi hukuku uyarınca kendisi belirler.” Devletin bu yetkisinin tek istisnası ise, devletin yaptığı düzenlemelerin, uluslararası sözleşmelere, uluslararası teamül hukukuna ve vatandaşlıkla ilgili genel olarak kabul edilmiş hukuk ilkelerine aykırı olmamasıdır.
Vatandaşlığın belirlenmesinde devletlerin mutlak yetkilerinin bulunması nedeniyle uygulamada ülkeler genellikle doğum yeri (jus soli) ve soy bağı (jus sanguinis) esaslarından birisini ya da her ikisini birlikte kabul etmektedir. Bunun yanında belirli şartları taşıyanlara doğumdan sonra da devletlerce vatandaşlık verilebilmektedir. 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununda, soy bağı ve doğum yeri esaslarının her ikisine de yer verilerek uluslararası alandaki genel eğilime uyulmuştur. Doğumdan sonra, doğumdan başka bir nedenle vatandaşlığın kazanılmasında vatandaşlık hukuku alanındaki uluslararası gelişmeler göz önünde bulundurulmuştur.
Son zamanlarda bilinen vatandaşlık kavramından farklı olarak Avrupa Birliği vatandaşlığı kavramı da ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği vatandaşlığı kavramı üye ülkelerin vatandaşlıkla ilgili düzenlemelerinin tamamen dışında yer almaktadır. Bu kavram vatandaşlık mevzuatlarını düzenleme yetkisinde ülkelerin geleneksel uygulamalarında herhangi bir değişiklik öngörmemiştir. Ancak, son zamanlarda vatandaşlık alanında da ortak hareket edilmesi gerektiği yönünde Avrupa Birliği düzeyinde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Avrupa Birliği vatandaşlığı, üye devletin vatandaşı olan bir kişinin birlik çerçevesinde belirli hak ve yükümlülüklerinin bulunması anlamına gelir. Üye devletlerde dolaşım ve ikamet özgürlüğü, ikamet edilen devlette yerel ve Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılabilme, kendi ülkesinin temsilciliğinin bulunmadığı üçüncü ülkelerde üye ülkelerin diplomatik korumasından faydalanma, Avrupa Parlamentosuna ve Ombudsmana başvurma hakkı Avrupa Birliği vatandaşının hakları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen Türk Pasaportu
Ülkemizde vatandaşlık hizmetleri ile ilgili temel Kanun 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunudur. Uygulamaya konulduğu 22/5/1964 tarihinden beri bu Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Dönemin şartları içerisinde ortaya çıkan güncel ihtiyaçların zorlamasıyla yapılan bu değişiklikler Kanunun sistematiğinde bozulmalara neden olmuştur. Zaman içinde yapılan değişikliklerle Kanunun bozulan sistematiğinin, hukuk ilkelerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde kabul edilen 1982 Anayasasının Türk vatandaşlığı ile ilgili 66 ncı maddesinde 2001 yılında değişiklik yapılmış, vatandaşlığın kazanılmasında ana ile baba arasındaki ayrım ortadan kaldırılarak, Anayasanın temel ilkelerinden olan Kanun önünde kadın erkek eşitliği sağlanmıştır.
2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun getirdiği düzenlemeler ile Türk Vatandaşlığı Kanununun hükümlerinin birbirine uyumunun sağlanması açısından da yeni bir düzenleme zaruret halini almıştır. Ayrıca, uluslararası düzeyde vatandaşlık konularında bağlayıcı düzenlemelere gidilmeye başlanmıştır. 1 Mart 2000 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesi konularında önemli ilkeler benimsemiştir. Sözleşme, vatandaşlık hukukunun cinsiyet, din, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken açısından ayrımcılık oluşturan herhangi bir uygulama içeremeyeceğini kabul etmiştir. Diğer yandan Sözleşme, devletlerin çok vatandaşlık olgusuna olumlu yaklaşımda bulunmalarını öngörmektedir. Bu sözleşmeyi Avrupa Konseyi üyesi 12 ülke onaylamış, 27 ülke de imzalamıştır.
Ülkemiz bu sözleşmeyi henüz imzalamamakla birlikte, Avrupa Birliği üyeliği sürecinde ülkemizin gündemine gelmesi muhtemel görünmektedir. Çünkü Avrupa Birliği düzeyinde yapılan değerlendirmelerde vatandaşlık alanında Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin temel alınması gerektiği yönünde eğilim ağırlık kazanmıştır. Diğer yandan, küreselleşmenin bir sonucu olarak ulaşım imkânlarının artması ile Türkiye ile tarihi ve sosyolojik bağları bulunan veya bulunmayan ve Türkiye dışında yaşayan bir çok yabancının Türk vatandaşlığını kazanmaya yönelik başvurularında büyük artışların olduğu gözlemlenmiştir. Başvuruların sağlıklı ve hızlı bir şekilde incelenmesi ve değerlendirilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Gelişmiş ülkelerin de uyguladığı bir yol olarak Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hayatına katkıda bulunabilecek yabancılara Türk vatandaşlığının daha kolay verilmesi suretiyle, bu kişilerin ülkemize kazandırılmaları da önem arz etmektedir. Yine bu dönemde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısında büyük artışlar olmuştur.
Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşları, bulundukları ülkelerde siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan daha etkin olabilmek için yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına sahip olma çabası içindedirler. Bazı devletler ülkesinde yaşayan Türk vatandaşlarına, Türk vatandaşlığını kaybetmeden kendi vatandaşlığını vererek çok vatandaşlığa sahip olmalarına imkân tanımaktadır. Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları ancak Türk vatandaşlığından izinle çıkarak bulundukları ülkelerin vatandaşlığını kazanabilmektedirler. Bütün bu gelişmeler ışığında vatandaşlıkla ilgili yasal düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeni bir tedvine gidilmesi bir zaruret halini almış ve Tasarı bu amaçla hazırlanmıştır.
Türk Vatandaşlığı Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Vatandaşlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına dair iş ve işlemlerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Kanun, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin esasların düzenlenmesine ve vatandaşlık hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin usulleri kapsar.
Tanımlar
MADDE 3 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,
b) Çok vatandaşlık: Türk vatandaşının aynı anda birden çok vatandaşlığa sahip olmasını,
c) Genel Müdürlük: Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünü,
ç) Türk vatandaşı: Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiyi,
d) Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi, ifade eder.
Vatandaşlık hizmetlerinin yürütülmesi
MADDE 4 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ve kaybına ilişkin hizmetler yurt içinde Bakanlık, yurt dışında ise dış temsilcilikler tarafından yürütülür.
İKİNCİ BÖLÜM
Türk Vatandaşlığının Kazanılması Türk vatandaşlığının kazanılması halleri
MADDE 5 – (1) Türk vatandaşlığı, doğumla veya sonradan kazanılır.
Doğumla kazanılan vatandaşlık
MADDE 6 – (1) Doğumla kazanılan Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılır. Doğumla kazanılan vatandaşlık doğum anından itibaren hüküm ifade eder.
Soy bağı
MADDE 7 – (1) Türkiye içinde veya dışında Türk vatandaşı ana veya babadan evlilik birliği içinde doğan çocuk Türk vatandaşıdır.
(2) Türk vatandaşı ana ve yabancı babadan evlilik birliği dışında doğan çocuk Türk vatandaşıdır.
(3) Türk vatandaşı baba ve yabancı anadan evlilik birliği dışında doğan çocuk ise soy bağı kurulmasını sağlayan usul ve esasların yerine getirilmesi halinde Türk vatandaşlığını kazanır.
Doğum yeri
MADDE 8 – (1) Türkiye’de doğan ve yabancı ana ve babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumdan itibaren Türk vatandaşıdır.
(2) Türkiye’de bulunmuş çocuk aksi sabit olmadıkça Türkiye’de doğmuş sayılır.
Sonradan kazanılan vatandaşlık
MADDE 9 – (1) Sonradan kazanılan Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşir.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması
MADDE 10 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, bu Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz.
(2) (Ek: 19/10/2017-7039/28 md.) Bu Kanun uyarınca sonradan Türk vatandaşlığının kazanılmasında uygulanacak temel ilke ve esaslar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlıkça belirlenir.
Başvuru için aranan şartlar
MADDE 11 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;
a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,
b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek,
c) Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,
ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,
d) İyi ahlak sahibi olmak,
e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,
f) Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,
g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır.
Türk vatandaşlığının kazanılmasında istisnai haller
MADDE 12 – (1) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler.
a) Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler.
b) (Ek: 28/7/2016-6735/27 md.) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu.
c) Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler.
d) Göçmen olarak kabul edilen kişiler.
(2) (Ek: 19/10/2017-7039/29 md.) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.
Türk vatandaşlığının ikamet şartı aranmaksızın yeniden kazanılması
MADDE 13 – (1) Millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla aşağıda belirtilen kişiler Türkiye’de ikamet etme süresine bakılmaksızın, Türk vatandaşlığını Bakanlık kararıyla yeniden kazanabilirler.
a) Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler.
b) Ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden 21 inci maddede öngörülen süre içerisinde seçme hakkını kullanmayanlar.
Türk vatandaşlığının ikamet şartına bağlı olarak yeniden kazanılması
MADDE 14 – (1) 29 uncu madde uyarınca Türk vatandaşlığı kaybettirilenler Cumhurbaşkanı kararıyla, 34 üncü madde uyarınca Türk vatandaşlığını kaybedenler Bakanlık kararıyla, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunmaması ve Türkiye’de üç yıl ikamet etmek şartıyla Türk vatandaşlığını yeniden kazanabilirler.
İkamet ve sürelerin hesaplanması
MADDE 15 – (1) Bir yabancı için ikamet, Türk kanunlarına uygun olarak Türkiye’de
oturmaktır. Türk vatandaşlığını kazanma talebinde bulunan bir yabancı başvuru için aranan
ikamet süresi içinde toplam oniki ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunabilir. Türkiye
dışında geçirilen süreler bu Kanunda öngörülen ikamet süreleri içinde değerlendirilir.
Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılması
MADDE 16 – (1) Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde;
a) Aile birliği içinde yaşama,
b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama,
c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama,
şartları aranır.
(2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz.
(3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.
Türk vatandaşlığının evlat edinilme ile kazanılması
MADDE 17 – (1) Bir Türk vatandaşı tarafından evlat edinilen ergin olmayan kişi, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla, karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığını kazanabilir.
Vatandaşlık başvuru inceleme komisyonu
MADDE 18 – (1) 11 inci ve 16 ncı maddeler uyarınca Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancıların başvuru için gerekli şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, illerde oluşturulan vatandaşlık başvuru inceleme komisyonu tarafından yapılır. Komisyonun oluşumu ve çalışma esasları yönetmelikle belirlenir.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasında usul ve esaslar
MADDE 19 – (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılardan başvuru için gerekli şartları taşıyanların adına vatandaşlık dosyası düzenlenir ve karar verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda durumu uygun bulunanlar Bakanlık kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilirler, uygun görülmeyenlerin talepleri ise Bakanlıkça reddedilir.
(2) 12 nci madde uyarınca Türk vatandaşlığını kazanma işlemleri Bakanlıkça yürütülür.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 20 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin kararlar, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması eşin vatandaşlığına tesir etmez. Ana veya babanın (…)(1) velayeti kendisinde bulunan çocukları, diğer eşin muvafakat etmesi halinde Türk vatandaşlığını kazanır. Muvafakat verilmemesi halinde ana veya babanın mutad meskeninin bulunduğu ülkedeki hakim kararına göre işlem yapılır. Türk vatandaşlığını birlikte kazanan ana ve babanın çocukları da Türk vatandaşlığını kazanır.
(3) Ana veya babanın Türk vatandaşlığını kazandığı tarihte kendileri ile birlikte işlem görmeyen çocukları, ergin olduktan sonra Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvurdukları takdirde haklarında 11 inci madde hükümleri uygulanır.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kazanılması
MADDE 21 – (1) 27 nci madde uyarınca ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybeden çocuklar ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığını kazanabilirler.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kazanılmasının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 22 – (1) Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığının kazanılması, bu hakkın kullanılmasına dair şartların tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin eşleri ve çocukları hakkında 20 nci madde hükümleri uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Türk Vatandaşlığının Kaybı Türk vatandaşlığının kaybı halleri
MADDE 23 – (1) Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya seçme hakkının kullanılması ile kaybedilir.
Yetkili makam kararı ile kayıp yolları
MADDE 24 – (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kaybı, çıkma veya kaybettirme ya da vatandaşlığa alınmanın iptali ile gerçekleşir.
Türk vatandaşlığından çıkma
MADDE 25 – (1) Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyen kişilere aşağıdaki şartları taşımaları halinde Bakanlıkça çıkma izni veya çıkma belgesi verilebilir.
a) Ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak.
b) Yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış olmak veya kazanacağına ilişkin inandırıcı belirtiler bulunmak.
c) Herhangi bir suç veya askerlik hizmeti nedeniyle aranan kişilerden olmamak.
ç) Hakkında herhangi bir mali ve cezai tahdit bulunmamak.
Türk vatandaşlığından çıkma belgeleri
MADDE 26 – (1) Yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmak üzere Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyenlerden talepleri uygun görülenlere Bakanlıkça, Türk vatandaşlığından çıkma izin belgesi; verilen izin sonucunda veya önceden yabancı bir devlet vatandaşlığını kazandığını belgeleyenlere ise Türk vatandaşlığından çıkma belgesi verilir.
(2) Çıkma izin belgesi, karar tarihinden itibaren iki yıl geçerlidir. İzin belgesini alanlar bu süre içerisinde yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere yabancı devlet vatandaşlığını kazandıklarına dair bilgi ve belgeleri vermek zorundadır. Süresi içinde yabancı devlet vatandaşlığının kazanılamaması durumunda çıkma izin belgesi geçersiz hale gelir.
Türk vatandaşlığından çıkmanın geçerliliği ve sonuçları
MADDE 27 – (1) Çıkma belgesinin ilgiliye imza karşılığı teslimi ile Türk vatandaşlığı kaybedilir. Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin nüfus aile kütüklerindeki kayıtları kapatılır ve kayıp tarihinden itibaren yabancı muamelesine tabi tutulurlar.
(2) Eşlerden birinin çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmesi diğer eşin vatandaşlığına tesir etmez. Türk vatandaşlığını kaybeden ana ya da babanın talebinin bulunması ve diğer eşin de muvafakat etmesi halinde çocukları da kendileri ile birlikte Türk vatandaşlığını kaybederler. Muvafakat verilmemesi halinde hakim kararına göre işlem yapılır. Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını birlikte kaybeden ana ve babanın çocukları da Türk vatandaşlığını kaybeder.
3) Vatandaşlığın kaybı, çocukları vatansız kılacak ise bu madde hükümleri uygulanmaz.
Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar
MADDE 28 – (Değişik: 9/5/2012-6304/14 md.)
(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar olan altsoyları, bu maddede belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklıdır.
(2) Bu madde kapsamında bulunan kişilerin, seçme ve seçilme, muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları ile askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü yoktur. Bu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.
(3) Bu madde kapsamında bulunan kişiler, bir kadroya dayalı ve kamu hukuku rejimine tabi olarak asli ve sürekli kamu hizmeti görevlerinde bulunamazlar. Ancak kamu kurum ve kuruluşlarında işçi, geçici veya sözleşmeli personel olarak çalıştırılabilirler.
(4) Cumhurbaşkanı gerekli görmesi halinde üçüncü dereceden itibaren hangi dereceye kadar olan altsoyların bu maddede tanınan haklardan faydalanabileceğini belirleyebilir.
(5) Bu madde hükümlerinden yararlanacak olan altsoyun, üstsoyu ile soy bağını belgelendirmesi şarttır.
(6) Bu madde kapsamında bulunan kişilere, talepleri halinde bu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren Mavi Kart düzenlenir. Bu Kart, 21/2/1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu kapsamındadır.
(7) Bu maddenin sağladığı hakların kullanılmasında Mavi Kartın ibrazı yeterlidir. Kartın ibraz edilememesi durumunda Kimlik Paylaşımı Sistemi aracılığıyla Mavi Kartlılar Kütüğünden alınacak kayıt örneği ve uyruğunda bulunulan devlet makamlarınca verilmiş kimlik bilgilerini gösteren belge ile işlem yapılır. Bu kişilerin kimlik bilgilerinde değişiklik olması durumunda uyruğunda bulunduğu devlet makamından alınmış eski ve yeni kimlik bilgilerini gösteren belgenin usulüne göre tasdik edilmiş Türkçe tercümesi ile birlikte ibrazı zorunludur.
(8) Bu madde kapsamında bulunan kişilere Bakanlığın tespit edeceği esaslar çerçevesinde kimlik numarası verilir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası aranan yerlerde bu kimlik numarası kullanılır.
(9) Mavi Kartın düzenlenmesi ve dağıtılması ile Mavi Kartlılar Kütüğünün elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.
(10) Kamu kurum ve kuruluşları, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla her türlü tedbiri alır ve gerekli düzenlemeleri yapar.
Türk vatandaşlığını kaybettirme
MADDE 29 – (1) Aşağıda belirtilen eylemlerde bulundukları resmi makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı Cumhurbaşkanı kararı ile kaybettirilebilir.
a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleri ile bu görevi bırakmayanlar.
b) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Cumhurbaşkanının izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler.
c) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar. (2) (Ek: 2/1/2017 – KHK-680/75 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/73 md.) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302 nci, 309 uncu, 310 uncu, 311 inci, 312 nci, 313 üncü, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunması nedeniyle kendisine ulaşılamayan vatandaşlar, bu durumun soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde vatandaşlıklarının kaybettirilmesi amacıyla Bakanlığa bildirilir. Bakanlıkça Resmî Gazetede yapılan yurda dön ilanına rağmen üç ay içinde yurda dönmemeleri halinde, bu kişilerin Türk vatandaşlıkları Cumhurbaşkanı kararıyla kaybettirilebilir.
Türk vatandaşlığının kaybettirilmesinin geçerliliği ve sonuçları
MADDE 30 – (1) Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi Cumhurbaşkanı kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren hüküm ifade eder.
(2) Kaybettirme kararları şahsidir, ilgilinin eş ve çocuklarına tesir etmez.
Türk vatandaşlığının iptali
MADDE 31 – (1) Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.
İptal kararının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 32 – (1) İptal kararı, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal kararı ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanır.
Malların tasfiyesi
MADDE 33 – (1) Vatandaşlığı iptal edilenler hakkında 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bunlardan mallarının tasfiyesi gerekli görülen hallerde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu kişiler en geç bir yıl içinde Türkiye’deki mallarını tasfiye etmek zorundadır. Aksi halde, malları Hazinece satılarak bedelleri nam ve hesaplarına kamu haznedarlığı sistemine dahil bir kamu bankasına yatırılır.
(2) Bu kişiler iptal kararı aleyhine yargı yoluna başvurdukları takdirde malların tasfiyesi dava sonuna bırakılır.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kaybı
MADDE 34 – (1) Aşağıda durumları belirtilenler, ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde Türk vatandaşlığından ayrılabilirler.
a) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle doğumla Türk vatandaşı olanlardan yabancı ana veya babanın vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazananlar.
b) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle Türk vatandaşı olanlardan doğum yeri esasına göre yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar.
c) Evlat edinilme yoluyla Türk vatandaşlığını kazananlar.
ç) Doğum yeri esasına göre Türk vatandaşı oldukları halde, sonradan yabancı ana veya babasının vatandaşlığını kazananlar.
d) Herhangi bir şekilde Türk vatandaşlığını kazanmış ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazananlar.
(2) Yukarıdaki hükümler gereğince vatandaşlığın kaybı ilgiliyi vatansız kılacak ise seçme hakkı kullanılamaz.
Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığını kaybetmenin geçerliliği ve sonuçları
MADDE 35 – (1) Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığının kaybı, bu hakkın kullanılmasına dair şartların varlığının tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişilerin eşleri ve çocukları hakkında 27 nci madde hükümleri uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ortak Hükümler Türk vatandaşlığının ispatı
MADDE 36 – (1) Türk vatandaşlığının ispatı herhangi bir şekle tabi değildir.
(2) Aşağıdaki resmi kayıt ve belgeler, aksi sabit oluncaya kadar ilgilinin Türk vatandaşı olduğuna karine teşkil eder.
a) Nüfus kayıtları.
b) Nüfus cüzdanları.
c) Pasaport veya pasaport yerine geçen belgeler.
(3) Bir kişinin Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda herhangi bir tereddüde düşüldüğü takdirde bu husus Bakanlıktan sorulur.
Vatandaşlık işlemlerinde müracaat makamı ve usul
MADDE 37 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin başvurular yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere bizzat veya bu hakkın kullanılmasına ilişkin vekâletname ile yapılır.
Bilgi ve belge istenmesi
MADDE 38 – (1) Vatandaşlık işlemlerine ilişkin inceleme ve araştırmalarla ilgili bilgi ve belgeler, kamu kurum ve kuruluşlarınca herhangi bir gecikmeye mahal bırakılmaksızın verilir.
Maddi hataların düzeltilmesi ve tamamlama
MADDE 39 – (Değişik: 19/10/2017-7039/31 md.)
(1) Bu Kanuna göre alınan kararlarda maddi bir hata veya eksikliğin bulunduğunun sonradan anlaşılması halinde, dayanağına uygun şekilde Genel Müdürlükçe düzeltme veya tamamlama kararı alınır.
Vatandaşlık kararlarının geri alınması
MADDE 40 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır.
Tebligat
MADDE 41 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ve kaybına ilişkin kararlar ilgiliye ve başvuru makamlarına tebliğ olunur. 29 uncu madde uyarınca verilen kaybettirme kararları Resmi Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihte tebliğ edilmiş sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları
MADDE 42 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları, Türk vatandaşı olmak istediklerini yazılı olarak beyan ettikleri takdirde Türk vatandaşlığını kazanırlar.
(2) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlığını sonradan kazanmış olanlar hakkında 11 inci maddede belirtilen hükümler uygulanır.
Türk vatandaşlığını kaybedenler veya vatandaşlıktan ıskat edilenler
MADDE 43 – (Değişik: 19/10/2017-7039/32 md.)
(1) Mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25 inci maddesinin (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca Türk vatandaşlığını kaybetmiş olan kişiler, başvurmaları halinde, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlık kararı ile yeniden Türk vatandaşlığına alınabilirler.
(2) Mülga 28/5/1928 tarihli ve 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununa göre vatandaşlıktan ıskat edilmiş kişiler, başvurmaları hâlinde, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak kaydıyla, Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlık kararı ile yeniden Türk vatandaşlığına alınabilirler.
(3) Millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.
Çok vatandaşlık
MADDE 44 – (1) Herhangi bir nedenle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin, bu durumlarına ilişkin belgeleri ibraz etmeleri ve yapılacak inceleme sonucunda kayden aynı kişiler olduklarının tespiti halinde, nüfus aile kütüklerindeki kayıtlarına çok vatandaşlığa sahip olduklarına dair açıklama yapılır.
Vatandaşlık işlemleri hizmet bedeli
MADDE 45 – (1) Türk vatandaşlığının sonradan kazanılmasına ilişkin verilen hizmet bedeli karşılığı, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca birlikte belirlenir. Tahsil edilen hizmet bedeli tutarları bütçeye gelir kaydedilir.
(2) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre geliri olmayanlar ve kendileri ile birlikte işlem gören ergin olmayan çocukları için birinci fıkra uyarınca belirlenen hizmet bedeli alınmaz.
Yönetmelik
MADDE 46 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Yürürlükten kaldırılan mevzuat ve atıflar
MADDE 47 – (1) 11/2/1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 24/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “il ve ilçe” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Diğer mevzuatta 11/2/1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununa yapılmış olan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır.
Saklı nüfus
EK MADDE 1 – (Ek: 19/10/2017-7039/33 md.)
(1) Onsekiz yaşını tamamlayıncaya kadar herhangi bir nedenle aile kütüklerine kaydedilmemiş olan ve yabancı bir devletle vatandaşlık bağı bulunmayan kişiler; ana veya baba, bunların ölmüş olması halinde, varsa kardeşleri ile hısımlığını gösterir tıbbî rapor ibraz etmeleri durumunda Türk vatandaşlığını kazanır.
Türk soylu yabancılar
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 11 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen ikamet süresi, Türk soylu yabancılar için 31/12/2010 tarihine kadar iki yıl olarak uygulanır.
Mevcut yönetmeliğin uygulanması
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 46 ncı maddede öngörülen yönetmelik altı ay içinde hazırlanarak yürürlüğe konulur. Bu yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.
Yürürlük
MADDE 48 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 49 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Avukatlık Hukuku isimli eser, İstanbul Barosu Hukuk Müşaviri Avukat Atilla Özen tarafından yazılmış, ilk baskısı 2013 yılında Legal Yayıncılıktan çıkarılmıştır. Kitabın yeni ve üçüncü baskısı İstanbul Barosu Yayınları Dizisinin ilk kitabı olarak, 2019 yılı Ocak ayında Seçkin Yayıncılık tarafından basılmış ve okurların hizmetine sunulmuştur.
Avukatlık Hukuku isimli kitap, çok sayıda Yüksek Mahkeme ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararları incelenerek hazırlanmış, kararların kısa özetleri sunulmuş, karar bilgilerine dipnotta yer verilmiştir.
Atilla Özen – Avukatlık Hukuku Kitabı
Kitap, yazar tarafından önceki baskılara göre sistematik değişiklikler yapılarak güncellemiş ve genişletilmiş yedi bölümden oluşmakta; Staj Hukuku, Avukatın Hak ve Yetkileri, Avukatın Yükümlülükleri, Avukatın Yasaklılık Halleri, Avukatlık Sözleşmesi, Avukatın Sorumluluğu ve Barolar ve Türkiye Barolar Birliği bölümleri bulunmaktadır. Kitabın sonuna, sürekli avukatlık hizmet sözleşmesi ve özellikle avukatlık ücretinin belirlenmesinde faydalı bilgi olmak üzere UYAP sisteminde tanımlı olan dava türleri, maktu yahut nispi harca mı tabi olduklarına dair çizelge sunulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAnayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve TBB Disiplin Kurulu kararları ile idari işlemlere de yer vermesi kitabı ayrıcalıklı kılmaktadır. Henüz yayınlanmamış pek çok kararı içermesi nedeniyle alanında uygulayıcılara önemli bir kaynak sunan kitap, konu anlatımlı bir yöntemi izlemesi nedeniyle ders kitabı olma özelliğini de taşımaktadır.
Avukatlık Hukuku isimli eser hakkında İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu’nun önsözü
“Avukat Atilla Özen’in elinizdeki kitabı hazırlama sürecinin tanığıyım. Bu kitabın, son basısına gelinceye kadar olan evrede geride bırakılan yıllar, somut olgularla deneyimlenmiş bir zaman dilimine dönüştü. Sorunların da çözümlerin de odağı konumunda bulunan Baro’nun Hukuk Müşaviri olarak, olayların çoğu kez tam da ortasındaydı. Ortasında olmadığı zamanlarda da bir yerinden bulaşmıştı. Ama en önemlisi, geride bıraktığı her konuyu, kendisi için biriktirmeyi bildi. Üstelik bunu, büyük bir “merak” ve “görev duygusunu” birleştirerek yaptı. Genç yaşında yüklenen ‘tecrübe’, avukatlık hukuku alanında, kimsenin deneyimleyemeyeceği olgularla başa çıkma görevinin yerine getirilmesinden doğdu. Bu alanda ‘olayların merkezi’ sayılması gereken bir baroda, üstelik Tanpınar’ın merdivenlerinden tırmanarak çıktığı yerde, merkezin olayını yarattı.
Bu özellikleri nedeniyle kitap, bir anlamda da “hafızamızın toparlanmasına” dönüştü. Arşivlerdeki belgelerin değerli olanlarının toplanması gibi… Yaşanmış özgün bir deneyimin çöp olmasının engellenmesi… Kılavuzu bilmek, ya da pusulayı okumak sanki…
Terzinin kendi söküğünü dikememesine benzer bizim konumumuz…
Meslektaşlarımızın en az bildiği mevzuat, kendilerine dair olanlardır. Çoğu kez de gerek olduğunda ulaşılmaya çalışılır. Oysa mesleğe kabulden, emekliliğe kadar olan süreçte karşılaşılması olası pek çok sorun, bu mevzuatla aşılabilir bir niteliktedir.
Kitap buna olanak veriyor.
O nedenle mesleğimiz açısından Av.Atilla Özen’e teşekkür ederiz. Bu emeğini Baro için bilabedel verdi.”
Atilla Özen – Avukatlık Hukuku
Kitabın Konu Başlıkları
Staj Hukuku
Avukatlık stajı ve avukatlığa kabulde gereken şartlar, Türk Soyluların avukatlığa kabulü, mahkum olmama şartında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve memnu hakların iadesi kararlarının etkisi, Danıştay kararları çerçevesinde memur ve işçilerin ücretsiz izinle staj yapmaları, levhaya yazılmaksızın ruhsatname alabilmeleri, stajyer avukatların yanlarında staj yaptıkları avukat tarafından sigortalarının yapılabilmesi, staj ve avukatlığa kabul başvuruları hakkında verilen kararlar, bu kararlara karşı itiraz ve yargı yoluna başvuru usulleri, öğrenim için staja ara verme, stajın kesintisizlik kuralı, haklı nedenle staja devam edememe, stajın nakli, stajyerlerin icra dairelerinde yapabilecekleri işlemler, Asliye Ceza Mahkemelerinde duruşmaya katılmaları, cezaevinde görüşmeye gitmeleri sorunları, Tapu ve Nüfus Müdürlükleri gibi kurumlarda bilgi ve belge inceleme yetkileri, avukatlık ve stajla birleşmeyen ve birleşebilen işler, avukatlık kimliğinin bankacılık işlemlerinde ve kamu kurumlarında geçerli kimlik olarak kabulü.
Avukatın Hak Ve Yetkileri
Avukatlığın uluslar arası ve iç hukukta, yargı kararları ve görüşlerde mahiyet ve niteliği, kamu hizmeti özelliği, yalnız avukatların yapabileceği işler, avukatla temsil zorunluluğu, uzlaşma sağlama, işi reddedebilme, hapis, vekillikten çekilme, işleri stajyer ve sekreterle takip, bilgi-belge toplama, dosya inceleme, onaylama, örnek çıkarabilme, tebligat yapabilme, yetki belgesi verebilme, tanıklıktan çekinme hakları.
Avukatın Yükümlülükleri
Özen yükümlülüğü, müvekkille görüşme ve gerekli bilgiyi edinme, araştırma, doğru değerlendirme yapma, aydınlatma, bir haktan vazgeçmeyi gerektirir işlerde müvekkilin yazılı muvafakatini alma, dosya tutma, dosya saklama, görüşmelere ait tutanak tutma, avukatlık unvanın gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranma, borçluya gönderilen haciz öncesi uyarı-uzlaşı yazıları, mesleki ve özel yaşantıda mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınma, görevi doğruluk ve onur içinde yerine getirme, şahsen ifa, başka avukatların işe dahil olmasında sorumluluk ve ücretlendirme, müvekkil talimatları, sadakat, sır saklama, tanıklıktan çekinme, bilgi ve hesap verme, müvekkil adına tahsil olunan para veya başkaca değerleri müvekkile teslim etme, aldıklarını geri verme, işi red, mesleğin bağımsızlığını koruma ile, meslek örgütüne ve meslektaşa yönelik yükümlülükler, mahkeme kalemleri, icra müdürlükleri, hakim ve savcılarla ilişkiler, duruşmada ve dilekçelerde kullanılan dille ilgili iddia ve savunma dokunulmazlığı kavramları kararlarla örneklendirilmiş; menfaat çatışması, önceki müvekkile karşı iş üstlenilip üstlenilemeyeceği, büro edinme, büro açarken Belediye’den ruhsat alınıp alınmayacağı, tapuda mesken olarak kayıtlı bağımsız bölümde avukatlık bürosu faaliyeti için kat maliklerinden izin alınıp alınmayacağı, müvekkille yapılan ibranamenin geçerli olabilme koşulları, avukatlık bürosunda çalışabilecekler, sekreter ve yardımcı elemanların yetkileri, avukatların çalışma şekilleri, avukatlık birlikteliği, avukatlık ortaklığı, bağlı çalışma.
Avukatın Yasaklılık Halleri
Bazı görevlerde bulunma nedeni ile avukatlık yapamama, bazı görevlerden ayrıldıktan sonra avukatlık yapamama, çekişmeli hakları edinme, çıkar karşılığı iş getirilmesine aracı kullanmama, büro dışında danışma yapmama, iş kabul etmeme yasakları ile; internet sitesi, tabela, kartvizit ve basılı kağıtlarda reklam yasağına aykırı durumlar, kullanılabilecek unvanlar
Avukatlık Sözleşmesi
Avukatlık sözleşmesi ile vekaletname arasındaki farklar, avukatlık sözleşmesinin ve ücretin ispatı, vekalet akdi ile hizmet akdi arasındaki farklar, birden fazla avukatın sözleşmenin tarafı olması halinde ücretin paylaştırılması, yetki belgeli avukatın hukuki konumu, 3. kişi yararına sözleşme, temsilcinin akdettiği sözleşme, bağlı çalışan avukatların sözleşmenin tarafı olup olamayacakları, avukatlık sözleşmesinde süre, hizmet hukuk müşavirliği, serbest meslek makbuzunun ücret belirlemede etkisi, belirli olmayan ücret ve hukuki yardımlar, sözleşmenin geçersiz olduğu haller, şarta bağlı sözleşmeler, ücret kararlaştırmasının geçersiz olduğu haller, ücretin belirli olmaması halinde nasıl tespit edileceği, ücret karşılığı alınan kıymetli evrak, ücret alacağının temliki, maktu/nispi/kademeli/başarıya göre ücret kararlaştırmalarının geçerliliği, ücrette tavan ve taban, ücretsiz yahut asgari ücretin altında iş alınması, dava türlerine göre ücret, avukatlık sözleşmesinde kefalet ve cezai şart, dava neticesine katılmama yasağı, tarafların sulh olmaları halinde ücretten sorumluluk, hapis hakkı, rüçhan hakkı, avukatlık ücretinin öncelikle alınıp alınamayacağı, avukatlık sözleşmesinin sonlanması, azil ve istifa halinde ücret, ücret davasında yetkili ve görevli mahkeme, yasal vekalet ücretine hükmetme, avukata aidiyeti, vergilenmesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi
Avukatın Sorumluluğu
Disiplin, cezai ve hukuki sorumluluk olarak el alınmış, disiplin sorumluluğunun amacı, disiplin cezaları, niteliği, disiplin muhakemesinin evreleri, tarafları, disiplin yaptırımına tabi davranışlar, işten yasaklama, aynı olay hakkında yürütülen ceza ve hukuk yargılamasının tesiri, cezaların uygulanma şekli, tekerrür, içtima, zincirleme suç, mütemadi disiplin suçu kavramları, disiplin kurulu kararlarına itiraz ve yargı yolu, disiplin cezalarının infazı ve sicilden silinmesi; avukatın kişisel ve görev suçu ayırımı, soruşturma ve kovuşturma usulü, avukatlar hakkında uygulanacak koruma tedbirleri; avukatın hukuki sorumluluğunun şartları, sorumsuzluk anlaşması, mesleki sorumluluk sigortası
Barolar Ve Türkiye Barolar Birliği
Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin tarihsel süreç ve yargı kararları kapsamında nitelikleri, organları, görev ve yetkileri, seçim sistemleri ve işleyişi.
Avukat Atilla Özen
Yazar-Avukat Atilla Özen Hakkında
Avukat-Yazar Atilla Özen, 1976 yılında Ankara’da doğmuş, ilkokul eğitimini Eyüp Halit Derviş İbrahim Paşa okulunda, ortaokul eğitimini Yıldırım Ortaokulunda, lise eğitimini Sağmalcılar Lisesi’nde tamamlamış; 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.
Atilla Özen, 1999 yılında avukatlığa başlamış, bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra İstanbul Barosu Hukuk Müşavirliği görevine getirilmiş; Baro CMK ve Uzlaşma Servis Sorumlusu olarak görev üstlenmiştir. İnsan Hakları İlçe Kurulu üyeliği, İlçe Tüketici Hakem Heyeti Üyeliği, İstanbul Valiliği İl Tütün Kurulu Üyeliklerinde bulunan yazar; 2006-2008 tarihlerinde İstanbul Baro Meclisi Divan Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Staj ve Meslek İçi Eğitmenliği görevlerinde de bulunan Özen; İstanbul Gedik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde eğitmenlik yapmaktadır. Barovizyon Hukuki Sohbetler programında Avukatlık Hukukuna dair programlara katılmakta; barolar ve sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen konferans, panel ve söyleşilerde konuşmalar yapmakta, sivil toplum çalışmalarında aktif görev almaktadır.
Özen; 2019 Mahalli İdareler Seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Bayrampaşa Belediye Meclis üyesi olmuş, Bayrampaşa Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu üyeliğine seçilmiştir.
Atilla Özen’in, Avukatlık Hukuku kitabı dışında; CMK’da Uzlaşma ve Soru Cevaplı Avukatlık Hukuku isimli kitapları bulunmaktadır.
Atilla Özen, Baro TV’de bir programda Avukat Süreyya Turan ile birlikte
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, 6706 kanun numarası ile 23.4.2016 tarihinde kabul edilmiş, Resmî Gazetenin 05.05.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşma hükümlerinin iç hukukta uygulamasını kolaylaştırmak ve dağınık mevzuat hükümlerini bir araya toplama amacında olmuştur. Uygulayıcıların mevzuata kolay erişimi ve Uluslararası Adli İş Birliği alanındaki usul ve esasların tek bir kanun çatısı altında bulunması hedeflenmiştir.
Adalet Bakanlığının görev ve yetkileri, yabancı devletlerin adli işbirliği taleplerinin reddedilebileceği durumlar, adli işbirliği kapsamında gelen bilgi ve belgelerin kullanım esasları, görüntülü ve sesli iletişim tekniği ile adli yardımlaşmaya ilişkin kurallar bu kanun ile belirlenmiştir.
Suçluların iadesine yönelik olarak Türkiye’den yabancı devlete iade esasları, iade istemlerinin kabul edilmeyeceği durumlar, iade ile bağlantılı sınır dışı etme, geçici tutuklama, koruma tedbiri, yargılama ve teslim ilkeleri ile Türkiye’nin iade talepleri ve şartlarının belirlenmesi; uluslararası işbirliği çerçevesinde soruşturma, kovuşturma, infaz devir esasları ve hükümlü nakline ilişkin hususlar Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu çerçevesinde düzenlenmiştir.
Kanun ile, soruşturma veya kovuşturmanın devri ve rızaya dayalı iade sistemleri Türk mevzuatında ilk defa düzenlenen uluslararası adli işbirliği müesseseleri olmuştur. Kanundaki bazı hükümler, Avrupa Birliği vize serbestisi müzakereleri kapsamında üstlenilen yükümlülükleri yerine getirmiştir.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu Gerekçesi
Uluslararası adlî işbirliği, bir devletin yetkili adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemlerin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği, temel olarak adlî yardımlaşma (istinabe), suçluların iadesi (geri verme), soruşturma ve kovuşturmanın devri, infazın devri ve hükümlülerin nakli konularını kapsamaktadır.
Günümüzde toplumlararası sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması ile teknolojik yeniliklerin ve özellikle bilişim sistemlerinin sağladığı kolaylıklar, sınıraşan suçların artışına ve bu alanda yeni suç türlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, suçun soruşturulmasını ve failin cezalandırılmasını zorlaştırdığından devletlerin adlî alanda daha yoğun işbirliğinde bulunmalarını zorunlu kılmaktadır. Suç ve suçlularla daha etkin bir şekilde mücadele ihtiyacı, uluslararası adlî işbirliği alanında, başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi çatısı altında olmak üzere, birçok milletlerarası andlaşmanın akdedilmesine yol açmıştır.
Ülkemiz, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliğinin öneminin bilincinde olarak, bu alanda Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Konseyinin hazırlamış olduğu, başta Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşme, Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi, Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Sözleşme, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Psikotrop Maddeler Sözleşmesi, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme ve Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi gibi birçok milletlerarası andlaşmaya taraf olmuştur.
Çok taraflı bu andlaşmalara ilaveten ülkemiz, Amerika Birleşik Devletleri, Fas, Hindistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Kuveyt, Mısır, Moğolistan, Özbekistan Pakistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Umman ve Ürdün başta olmak üzere pek çok ülkeyle cezaî konularda ikili adlî işbirliği andlaşması imzalamıştır.
Anayasanın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrası gereğince, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde olduğundan, bu belgeler iç hukukumuzda doğrudan hüküm
doğurmaktadır.
Uluslararası adlî işbirliği alanında zamanın koşullarına göre imzaladığımız birçok andlaşma bulunmakla birlikte, söz konusu andlaşma hükümlerinin yeterince açık olmaması veya hükümlerinin farklılık arz etmesi uygulamada çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına veya zaman içinde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Mukayeseli hukuk incelendiğinde; uluslararası adlî işbirliği alanında akdedilen andlaşmaların iç hukuka yansıtılmasını sağlamak ve uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçebilmek amacıyla uluslararası adlî işbirliği alanında müstakil kanunî düzenlemelerin hayata geçirildiği görülmektedir.
Buna karşın, iç hukukumuzda yer alan normatif düzenlemeler incelendiğinde, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanını bütüncül olarak düzenleyen bir kanun bulunmamaktadır. Suçluların geri verilmesine ilişkin düzenleme, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 18 inci maddesinde; hükümlülerin nakline ilişkin düzenleme ise 8/5/1984 tarihli ve 3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden
Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanunda yer almaktadır. Bu düzenlemelerin dışında kanunlarımızda uluslararası adlî işbirliğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Konuya ilişkin hükümler, farklı kanunlarda dağınık biçimde yer almakta, kanun düzenlemelerinde açıklık bulunmayan hususlarda, uygulamaya yol göstermek amacıyla çeşitli genelgeler çıkartmak suretiyle mevcut boşluklar giderilmeye çalışılmaktadır. Uluslararası adlî işbirliği alanında özel bir kanunî düzenlemenin bulunmaması, uygulamada aksaklıklara sebep olabilmekte ve bu müessesesinin yeterince etkin kullanılamamasına yol açabilmektedir.
Tasarıyla, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanında taraf olduğumuz milletlerarası andlaşma hükümlerinin iç hukukta uygulanmasının kolaylaştırılması ve konuyla ilgili dağınık mevzuat hükümlerinin bir araya toplanarak uygulayıcılara yol gösterilmesi amaçlanmaktadır.
Tasarıyla ayrıca, soruşturma veya kovuşturmanın devri ile rızaya dayalı iade usulü gibi mevzuatımızda daha önce düzenlenmemiş uluslararası adlî işbirliği müesseselerine yer verilerek, bu konulara ilişkin mevzuat ihtiyacı da karşılanmaktadır.
Ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında devam etmekte olan “Vize Serbestisi Diyalogu” süreci kapsamında “Vize Serbestisi Yol Haritasında yer alan ülkemize ait yükümlülükler arasında adlî işbirliğine ilişkin hususlar da bulunmaktadır. Cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanında özel bir kanunî düzenleme yapılması, “Vize Serbestisi Diyalogu” sürecinin tamamlanması ve ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında yürütülmekte olan üyelik hedeflerine ulaşılması ve bu çerçevede Birlik müktesebatının karşılanması açısından da önem taşımaktadır.
Uluslararası belgeler, mukayeseli hukuk örnekleri ve ülkemiz ihtiyaçları ışığında hazırlanan Tasarıyla, uluslararası düzeyde suçla mücadele ve suçluların yargılanması; ile cezalarının infazını sağlamak üzere cezaî konularda uluslararası adlî işbirliğinin usul ve esaslarının belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, cezaî konularda uluslararası adlî iş birliğinin usul ve esaslarını düzenlemektir.
(2) Bu Kanun, yabancı devletlerle cezaî konularda yapılacak adlî iş birliğini kapsar.
(3) Türkiye’nin taraf olduğu adlî iş birliğine ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile diğer kanun hükümleri saklıdır.
a) Adlî merci: Mahkeme, hâkimlik ve savcılıklar ile kanunla istisnaî olarak ceza soruşturması yapma yetkisi verilen diğer makamları, devletlerin milletlerarası andlaşmalara yaptıkları beyanlarda belirttikleri mercileri,
b) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,
c) Uluslararası adlî iş birliği: Cezaî konularda bir devletin adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemleri, ifade eder.
Merkezî Makamın görev ve yetkileri
MADDE 3- (1) Merkezî Makamın görev ve yetkileri şunlardır:
a) Taraf olunan milletlerarası andlaşmalar veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, yabancı devletlerin adlî iş birliği taleplerinin kabulü ile Türk adlî mercilerinin yapacağı iş birliği taleplerinin uygunluğu konusunda karar vermek.
b) Uygulanacak adlî iş birliğinin türü ve izlenecek yöntem konusunda karar vermek.
c) Adlî iş birliği kapsamında devletlerce talep edilen bilgi ve belgelerin kullanılmasına muvafakat vermek, bunların kullanılmasını sınırlandırmak, teminat veya şarta bağlamak.
(2) Yabancı devlet ile Türkiye arasında hukukî ve fiilî mütekabiliyet bulunmaması hâlinde, adlî iş birliği talebinin yerine getirilmesi, talep eden devletin Türkiye’nin aynı konuya ilişkin adlî iş birliği taleplerini karşılamayı garanti etmesi şartına bağlanabilir.
(3) Yabancı bir devletin adlî iş birliği talebinin yerine getirilmesi, Merkezî Makam tarafından şarta veya teminata bağlanabilir.
(4) Merkezî Makam, yargı yetkisine giren hususlar hariç olmak üzere, devletlerce ileri sürülen şartları kabul edebilir veya istenen teminatı verebilir. Merkezî Makamca kabul edilen şartlar veya verilen teminatlar adlî mercileri bağlar.
(5) Adlî iş birliği taleplerinin yerine getirilmesi nedeniyle tazminat ödenmesi durumunda, Merkezî Makam ödenen tazminatı ilgili devletten talep edebilir.
(6) Adlî iş birliği talebine esas teşkil eden suçun ağırlığı ile talebin yerine getirilmesi için sarf edilecek emek, mesai ve masraf arasında açık orantısızlık bulunması veya bir devletin mutat olarak yerine getirmekten imtina ettiği işlemlere ilişkin olması hâlinde, Merkezî Makam talebi geri çevirebilir.
(7) Merkezî Makam, bu Kanun kapsamında yabancı devletlerle yapacağı işlemlerde gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşünü alabilir.
Adlî iş birliği taleplerinin reddi
MADDE 4- (1) Yabancı devletlerin adlî iş birliği talepleri;
a) Türkiye’nin egemenlik hakları, millî güvenliği, kamu düzeni veya diğer temel çıkarlarının ihlal edilmesi,
b) Talebe konu fiilin sırf askerî suç, düşünce suçu, siyasî suç veya siyasî suçla bağlantılı bir suç olması,
c) Talebe konu kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz kalacağına dair inandırıcı nedenlerin bulunması,
ç) Talepte bulunan devlette savunma hakkına ilişkin temel güvencelerin bulunmaması,
hâllerinde reddedilebilir.
Usul hükümlerinin uygulanması
MADDE 5- (1) Adlî iş birliği talepleri yerine getirilirken, bu Kanunda ve diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hâllerde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
Bilgi ve belgelerin kullanılması
MADDE 6- (1) Adlî iş birliği kapsamında gelen bilgi ve belgeler, gönderen devlet izin vermedikçe, talebe konu olan soruşturma veya kovuşturma ya da infaz işlemleri dışında kullanılamaz.
(2) Aşağıdaki hâllerde izin şartı aranmaz:
a) Talebe konu suçun hukukî vasfının değişmesi.
b) Adlî iş birliği işleminden sonra ortaya çıkan yeni şüpheli veya sanıkların soruşturma ya da kovuşturmaya dâhil edilmesi.
c) Talebe konu suçla ilgili bilgi ve belgelerin, bu suçla bağlantılı olan hukuk davalarında gerekli olması.
İKİNCİ BÖLÜM
Adlî Yardımlaşma
Türk adlî mercilerinin talepleri
MADDE 7- (1) Adlî merciler, soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılması ya da verilen mahkûmiyet kararlarının yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan konularda adlî yardımlaşma talebinde bulunabilir. Bu durumda aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde adlî yardımlaşma talebinden önce delillerin korunması amacıyla geçici tedbirlerin alınması istenebilir.
b) Tebligata ilişkin adlî yardımlaşma taleplerinde, kısıtlayıcı veya zorlayıcı tedbir uygulanacağına ilişkin ihtarlara yer verilmez.
c) Adlî yardımlaşma talebine konu işlemin yerine getirilmesi sırasında hazır bulunma talebinde bulunulabilir.
ç) Adlî yardımlaşma talebi kapsamında ilgili devletin iç hukukuna uygun olarak yerine getirdiği işlemler, Türk hukuku bakımından da geçerli sayılır.
(2) Adlî mercilerce, yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında başka bir devletin ceza soruşturması başlatmasına neden olabilecek bilgilerin öğrenilmesi hâlinde, talep olmaksızın bu bilgiler, ilgili devlete gönderilmek üzere Merkezî Makama bildirilebilir.
Yabancı adlî mercilerin talepleri
MADDE 8- (1) Adlî yardımlaşma talepleri hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Talepler, Türk hukukuna uygun olarak yerine getirilir. Özel bir usulün talep edilmesi hâlinde, Türk hukukuna aykırı olmadığı takdirde, talep bu usule uygun olarak yerine getirilebilir.
b) Türk adlî mercileri, talepleri kısmen veya tamamen reddedebilir ya da gerek görülen hâllerde ek bilgi veya belge isteyebilir.
c) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, adlî yardımlaşma talebi gönderilmeden önce delillerin korunması amacıyla geçici tedbirler alınabilir. Geçici tedbirin alındığı tarihten itibaren kırk gün içinde adlî yardımlaşma talebinin Merkezî Makama ulaşmaması hâlinde tedbir, yetkili makam veya merciler tarafından derhâl kaldırılır.
ç) Arama veya elkoyma talebinde bulunulması hâlinde, talebin konusu olan suçun iadeye elverişli bir suç olması gerekir. Talep üzerine elkonulan malvarlığı değerleri ile taşınmaz, hak ve alacaklarla ilgili olarak Türk adlî mercileri yılda en az bir defa talep eden devletten tedbirin devamının istenip istenmediğine ilişkin bilgi ister.
d) Tebligata ilişkin adlî yardımlaşma talebinde kısıtlayıcı veya zorlayıcı tedbir uygulanacağına ilişkin ihtar bulunması hâlinde talep reddedilir.
e) Adlî yardımlaşma talebine konu işlemin yerine getirilmesi sırasında yabancı adlî merciler, Türk adlî mercileri önünde hazır bulunma talebinde bulunabilir. Talep, uygun görülmesi hâlinde yerine getirilir.
f) Kişi hakkında Türk mahkemelerince verilen mahkûmiyet veya beraat hükmü bulunması ya da suçun affa veya zamanaşımına uğramış olması hâlinde, aynı fiile ilişkin adlî yardımlaşma talepleri yerine getirilmeyebilir.
Görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle adlî yardımlaşma
MADDE 9- (1) Adlî yardımlaşma talebinin yerine getirilmesinde görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması istenebilir. Bu işlemler, yerine getiren devletin yetkili makam veya mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku uyarınca yürütülür.
(2) Türk adlî mercileri tarafından adlî yardımlaşma talebinin görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem, Türk adlî mercilerinin yönetimi altında ve Türk hukuku uyarınca yürütülür.
(3) Yabancı devlet tarafından adlî yardımlaşma talebinin görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem, talep eden devletin adlî mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku uyarınca yürütülür. Bu işlem sırasında Türk adlî mercileri hazır bulunur ve Türk hukukunun temel ilkelerinin ihlal edilmemesi gözetilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İade
Türkiye’den yabancı devlete iade
MADDE 10- (1) Yabancı ülkede işlenen bir suç nedeniyle hakkında adlî merciler tarafından ceza soruşturması veya kovuşturması başlatılan ya da mahkûmiyet kararı verilen bir yabancı, talep üzerine, soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılabilmesi ya da hükmedilen cezanın infazı amacıyla talep eden devlete iade edilebilir.
(2) Talep eden devlet hukuku ile Türk hukukuna göre, soruşturma veya kovuşturma aşamasında üst sınırı bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan dolayı iade talebi kabul edilebilir. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bakımından iade talebinin kabul edilebilmesi için hükmolunan cezanın en az dört ay hürriyeti bağlayıcı ceza olması gerekir. İadesi istenen kişinin birden fazla suçu bulunması hâlinde, bunlardan bazılarının cezası belirtilen sürelerin altında olsa dahi birlikte iadeye konu edilebilir.
(3) Aynı kişi hakkında birden fazla devlet tarafından iade talebinde bulunulması hâlinde, suçların ağırlığı ve işlendiği yer, taleplerin geliş sırası, kişinin vatandaşlığı ve yeniden iade edilme ihtimali gibi şartlar dikkate alınarak, iade taleplerinden hangisinin öncelikli olarak işleme alınacağı Merkezî Makam tarafından belirlenir.
(4) İade hâlinde, kişi ancak iade kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya kişinin mahkûm olduğu ceza infaz edilebilir.
İadenin kabul edilemeyeceği hâller
MADDE 11-
(1) Aşağıda sayılan hâllerde iade talebi kabul edilmez:
a) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, iadesi talep edilen kişinin Türk vatandaşı olması.
b) İadesi talep edilen kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması.
c) İade talebine esas teşkil eden fiilin;
1) Düşünce suçu, siyasî suç veya siyasî suçla bağlantılı bir suç niteliğinde olması,
2) Sırf askerî suç niteliğinde olması,
3) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmesi,
4) Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç olması,
5) Zamanaşımı veya affa uğramış olması.
ç) İadesi talep edilen kişi hakkında, talebe konu fiil nedeniyle daha önce Türkiye’de beraat veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması.
d) İade talebinin, ölüm cezası veya insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza gerektiren suçlara ilişkin olması.
(2) Birinci fıkranın (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamındaki iade talebinin dayanağını teşkil eden fiilin bütün unsurları, özellikle işleniş şekli, suçun işlenişinde kullanılan araçların veya ortaya çıkan sonuçların ağırlığı dikkate alınarak fiil siyasî suç olarak kabul edilmeyebilir. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar, siyasî suç olarak kabul edilmez.
(3) Birinci fıkranın (d) bendinde, cezanın niteliğine ilişkin bir ret sebebinin varlığı hâlinde, talep eden devlet tarafından, öngörülen cezanın infaz edilmeyeceğine dair yeterli teminat verilmesi hâlinde, iade talebi kabul edilebilir.
(4) İadesi talep edilen kişinin, talep tarihinde on sekiz yaşını doldurmamış olması, uzun zamandan beri Türkiye’de bulunuyor olması veya evli bulunması gibi kişisel hâlleri nedeniyle, iadenin kişinin kendisini veya ailesini, fiilin ağırlığı ile orantısız şekilde mağdur edecek olması durumunda iade talebi kabul edilmeyebilir.
İade ve sınır dışı ilişkisi
MADDE 12- (1) Yabancı, iade sürecinde Merkezî Makamın görüşü alınmadan sınır dışı edilemez.
(2) Yabancı, Merkezî Makamın görüşü alınmadan, iade talebi reddedilen devlete sınır dışı edilemez.
Merkezî Makamın incelemesi
MADDE 13- (1) Merkezî Makam, iade taleplerini inceleyerek, lüzum görmesi hâlinde ek bilgi ve belge talebinde bulunabilir ve gerekli şartları taşımayan talepleri reddeder.
(2) Gerekli şartları taşıyan talepler, yetkili ağır ceza mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
Geçici tutuklama
MADDE 14- (1) İade talebine konu olabilecek bir suçun işlendiğinin kabulü için kuvvetli şüphe bulunması hâlinde, iade talebinin Merkezî Makama ulaşmasından önce, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümleri veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, ilgili devletin talebi ve Merkezî Makamın uygun bulması üzerine kişi geçici olarak tutuklanabilir.
(2) İade talebine konu olabilecek ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi kapsamına giren bir suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişi, ilgili devletin talebi aranmaksızın geçici olarak tutuklanabilir.
(3) İlgili devletin geçici tutuklama talebi, Merkezî Makam tarafından iade amacıyla yakalanması ve Cumhuriyet başsavcılığına sevki için İçişleri Bakanlığına gönderilir. Yakalanan kişi, geçici tutuklama hususunda karar verilmek üzere en geç yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır. Sulh ceza hâkimi geçici tutuklanması talep edilen kişiye, rızaya dayalı iade imkânı ile bunun hukukî sonuçları hakkında bilgi verdikten sonra talep hakkında karar verir.
(4) Geçici tutuklama süresi ilgili milletlerarası andlaşma hükümlerine göre belirlenir. Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde kişi, en fazla kırk gün geçici tutuklu kalabilir.
(5) Geçici tutuklama yerine kişinin kaçmasına engel olacak şekilde Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesi uyarınca adlî kontrol kararı verilebilir.
(6) İlgili devlet tarafından dördüncü fıkrada belirtilen süre içinde iade evrakının gönderilmemesi hâlinde geçici tutuklama veya adlî kontrol kararı kaldırılır. Bu durum, iade talebinin alınmasından sonra iade amacıyla koruma tedbirleri uygulanmasına engel teşkil etmez.
Görev ve yetki
MADDE 15- (1) İade talebi hakkında karar vermeye, kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi yetkilidir. Kişinin bulunduğu yer belli değilse, Ankara ağır ceza mahkemesi yetkilidir.
(2) Cumhuriyet başsavcılığı, iade talebine ilişkin karar vermek üzere ağır ceza mahkemesinden talepte bulunur.
İade amacıyla koruma tedbirlerinin uygulanması
MADDE 16- (1) Ağır ceza mahkemesi iade sürecinin her aşamasında iadesi talep edilen kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca koruma tedbirlerine karar verebilir.
(2) İade sürecinde kişinin tutuklanması durumunda teslime kadar geçen süre içindeki tutukluluk durumu, ağır ceza mahkemesince en geç otuzar günlük sürelerle incelenir.
(3) Ağır ceza mahkemesinin iade talebinin kabulüne ilişkin kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde 19 uncu maddeye göre iade kararı verilmemesi hâlinde kişi hakkındaki koruma tedbirleri kaldırılır.
(4) Toplam tutukluluk süresi, kişinin iade talebine konu suçtan dolayı alabileceği veya mahkûm olduğu cezanın infaz süresini geçemez.
Rızaya dayalı iade usulü
MADDE 17- (1) Kişi, iadeye rıza göstermesi hâlinde normal iade usulü uygulanmadan talep eden devlete iade edilebilir.
(2) Ağır ceza mahkemesince kişiye, Ceza Muhakemesi Kanununda belirtilen haklarıyla birlikte rızaya dayalı iadenin mahiyeti ve hukukî sonuçları anlatılır. Kişiye rızaya dayalı iade usulünü kabul edip etmediği sorulur.
(3) Mahkeme, kişinin rızaya dayalı iade usulünü kabul etmesi üzerine bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümlerine göre iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına karar verir. Bu karara karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı Merkezî Makama gönderilir.
(4) Rızaya dayalı iade usulü uygulanarak verilen iade kararının yerine getirilmesi, Merkezî Makamın onayına bağlıdır.
İade yargılaması
MADDE 18- (1) Kişinin rızaya dayalı iade usulünü kabul etmemesi hâlinde mahkeme, iade şartlarını bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümlerine göre inceleyerek iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına karar verir.
(2) Talep eden devlet tarafından gönderilen belgelerin yeterli görülmemesi hâlinde mahkeme, uygun bir süre içinde ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini isteyebilir.
(4) Mahkemenin kararına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruları üç ay içinde sonuçlandırır. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı karar ile birlikte Merkezî Makama gönderilir.
İade kararı
MADDE 19- (1) Ağır ceza mahkemesince iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, bu kararın yerine getirilmesi, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarının görüşü alınarak Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayına bağlıdır.
(2) Merkezî Makam iade talebinin kabul veya ret edildiğini, talep eden devlete ve iadesi talep edilen kişiye bildirir.
Teslim
MADDE 20- (1) İadesine karar verilen kişinin teslim işlemleri, ilgili bakanlıklarla iş birliği hâlinde yürütülür.
(2) İadesine karar verilen kişinin, talep eden devlet makamları ile kararlaştırılan tarihte haklı bir neden olmaksızın teslim alınmaması hâlinde, bu tarihten itibaren otuz gün sonra mahkemece kişi hakkında verilen koruma tedbirleri kaldırılır.
(3) İadesine karar verilen kişi hakkında, başka bir suç nedeniyle Türkiye’de ceza soruşturması veya kovuşturması ya da infazı gerekli bir hapis cezası bulunması veya kişinin seyahat edebilecek durumda olmaması hâlinde, Merkezî Makam tarafından teslimin ertelenmesine karar verilebilir. Bu karar, kişiye ve talep eden devlete bildirilir.
(4) İade talebine konu suç bakımından ispat aracı olarak yararlı görülen veya suçun işlenmesiyle elde edilen ve kişi yakalandığında üzerinde ele geçen ya da daha sonra ortaya çıkan eşya, talep eden devlete teslim edilebilir. İadesi talep edilen kişinin ölümü, kaçması veya benzer sebeplerle iade hakkında bir karar verilememesi hâlinde de eşyanın teslimi gerçekleştirilebilir.
(5) Türkiye’de yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bakımından zorunlu olduğu takdirde eşyanın teslimi ertelenebilir.
(6) İyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyanın teslim talepleri yerine getirilmez.
Transit geçiş kararı
MADDE 21- (1) Türk hukuku açısından iade koşullarının bulunması hâlinde, bir devlet tarafından başka bir devlete iadesine karar verilen kişinin Türkiye’den transit geçişine izin verilebilir.
(2) Transit geçiş talebi, Merkezî Makam tarafından değerlendirilir ve verilen karar, talep eden devletin yetkili makamına bildirilir.
(3) Transit geçişin yirmi dört saatten fazla sürmesi ve bu nedenle kişinin hürriyetinin kısıtlanması ihtiyacının ortaya çıkması durumunda, sulh ceza hâkimince transit geçişin sağlanması amacıyla yedi günü geçmemek üzere geçici tutuklama kararı verilebilir.
(4) Transit geçiş talebinin reddini gerektiren nedenlerin ortaya çıkması veya kişinin transit geçiş sırasında resen soruşturma yapılmasını gerektirecek bir suç işlemesi hâlinde transit geçiş durdurulabilir.
(5) Bir devletten başka bir devlete gerçekleştirilecek hükümlü nakilleri ile ilgili olarak Türkiye üzerinden yapılacak transit geçişler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
Türkiye’nin iade talepleri ve şartları
MADDE 22- (1) Soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılabilmesi ya da verilen mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla yabancı bir ülkede bulunan ve hakkında yakalama emri veya tutuklama kararı verilen kişinin Türkiye’ye iadesi, adlî merciler tarafından istenebilir.
(2) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kişinin iadesi talep edilebilir. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bakımından iade talebinde bulunulabilmesi için hükmolunan hapis cezasının en az dört ay olması gerekir. İadesi istenen kişinin birden fazla suçu bulunması hâlinde, bunlardan bazılarının cezası belirtilen sürelerin altında olsa dahi birlikte iadeye konu edilebilir.
(3) Merkezî Makam tarafından uygun görülmesi hâlinde talep, yabancı devlete gönderilir. Ancak, aşağıdaki durumlarda Merkezî Makam iade talebini yabancı devlete göndermeden reddedebilir:
a) Talebin, iade için gerekli şartları taşımaması.
b) Ceza infaz kurumlarında geçirilecek süre dikkate alındığında, iade yoluna başvurulmasının kişi yararı ve kamu yararı arasında açık bir orantısızlığa sebep olması.
c) Türkiye’nin millî güvenliğinin veya uluslararası ilişkilerinin zarar görme ihtimalinin bulunması.
(4) Türkiye’ye iadesine karar verilen kişinin üçüncü ülkelerden transit geçişi ve teslim konusunda, uygun olduğu ölçüde 20 nci ve 21 inci maddelerde yer alan hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Soruşturma veya Kovuşturmanın Devri
Soruşturmanın veya kovuşturmanın devri
MADDE 23- (1) Bu Kanun ve taraf olunan milletlerarası andlaşmalar çerçevesinde, işlenen suçlarla ilgili Türkiye’de yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar yabancı devletlere devredilebilir; yabancı devletlerde işlenen suçlarla ilgili yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir.
(2) Milletlerarası andlaşma bulunmaması hâlinde, mütekabiliyet ilkesi esas alınarak bu Kanun çerçevesinde soruşturma veya kovuşturmalar devredilebilir veya devralınabilir.
Soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı devlete devredilmesi
MADDE 24- (1) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar;
a) Şüpheli veya sanığın yabancı devletin vatandaşı olması nedeniyle Türkiye’de hazır bulundurulamaması veya adlî yardımlaşma yoluyla savunmasının alınamaması,
b) Türk vatandaşı olan şüpheli veya sanığın yabancı devlette mutat olarak bulunması veya delillerin bu devlette olması nedeniyle devrin, gerçeğin ortaya çıkarılmasına imkân vermesi, hâllerinde devredilebilir.
(2) Soruşturma veya kovuşturmanın devri adlî merciler tarafından talep edilir.
Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine talep, ilgili devlete gönderilir. Bu işlem, soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine engel değildir. Devir talebine, soruşturma veya kovuşturma dosyasının bir sureti ve gerekli olduğunda tercümesi eklenir. Devir talebinin kabul edilmesi ve istem üzerine delil niteliğindeki eşyalar da gönderilir.
(3) Soruşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine, Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinde düzenlenen koşullara ve sonuçlarına bakılmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Şüpheli hakkında yabancı adlî merci tarafından dava açılması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Dava açılmaması hâlinde, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle soruşturmaya devam edilebilir.
(4) Kovuşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine durma kararı verilir. Sanık hakkında yabancı adlî merci tarafından mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda düşme kararı verilir. Mahkûmiyet kararı dışında bir karar verilmesi durumunda, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya devam edilebilir.
(5) Yabancı devletin soruşturma veya kovuşturmanın devrinin kabulüne ilişkin karardan vazgeçtiğini bildirmesi veya devredilen soruşturma veya kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmediğinin Merkezî Makamca adlî mercie bildirilmesi hâlinde soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine karar verilir.
(6) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde soruşturma veya kovuşturmanın devri talebiyle birlikte veya öncesinde, talep edilen devlet makamlarından elkoyma ve tutuklama dâhil bütün geçici tedbirlerin alınması istenebilir.
Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması
MADDE 25- (1) Yurt dışında işlenen ve Türk hukukuna göre zamanaşımına veya affa uğramamış, üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suç nedeniyle yabancı bir devlette yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir. Ancak;
a) Kişi, Türkiye’de mutat olarak bulunmuyorsa,
b) Kişi, Türk vatandaşı değilse,
c) Suç, talep eden devletin sınırları dışında işlenmişse,
ç) Devir talebine konu fiil nedeniyle kişi daha önce Türkiye’de yargılanmışsa, devir talebi kabul edilmez.
(2) Merkezî Makamın uygun görmesi üzerine soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talep, yetkili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma veya kovuşturmanın devrine konu olan suça ilişkin soruşturma başlatır ve sonucuna göre işlem yapar.
(3) Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma veya kovuşturma işlemleri ve elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
İnfazın Devri
İnfazın devralınması
MADDE 26- (1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde Türkiye’de infaz edilebilir:
a) Hükümlünün Türkiye’de bulunması.
b) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
c) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi ve zamanaşımına uğramamış olması.
ç) Hürriyeti bağlayıcı cezalar için, merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hürriyeti bağlayıcı cezasının bulunması.
d) Aynı suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma veya kovuşturma yapılmamış olması.
(2) İnfazın devri talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
ç) Talebin değerlendirilmesi için gerekli görülebilecek diğer bilgi ve belgeler,
d) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, talep edilir.
(3) Devir koşullarının bulunmadığının tespit edilmesi veya devrin Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, devir talebi Merkezî Makam tarafından reddedilir.
(4) İnfazın devrine ilişkin talep alınmadan önce mahkûmiyete konu suç, ceza miktarı ve şahsın kaçma şüphesi dikkate alınarak, yabancı devletin istemi ve Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine 14 üncü madde uyarınca koruma tedbirlerine karar verilebilir.
(5) İnfazın devrine ilişkin talep, Türk hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için Ankara ağır ceza mahkemesine gönderilir. Mahkemece on beş gün içinde, yabancı devlette verilen mahkûmiyet kararında sübutu kabul edilen fiile, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza tayin olunur. Bu suretle belirlenen ceza, yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Uyarlama kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Ağır ceza mahkemesi koruma tedbirleri hakkında da karar vermeye yetkilidir.
(6) Uyarlama kararı, talep eden devlet makamlarına bildirilmek üzere Merkezî Makama gönderilir.
Türkiye’de infaz
MADDE 27- (1) Yabancı devletin infazı devretmesi üzerine durum, uyarlama kararını veren mahkemeye bildirilir. Mahkeme infaza başlanılması için kararı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mahkeme ayrıca kararı Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.
(2) Ağır ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.
(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir, verilen kararlar ağır ceza mahkemesince yeniden uyarlanır.
(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç ve cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu, uyarlama kararını veren ağır ceza mahkemesince karara bağlanır.
İnfazın devredilmesi
MADDE 28- (1) Aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığınca, Türk mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının yabancı devlette infaz edilmesi talep edilebilir:
a) İnfazın devredileceği devlette bulunan hükümlünün, bu devletin vatandaşı olması veya bu devlet ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
c) Mahkûmiyet kararına konu fiilin yabancı devlet hukukuna göre suç teşkil etmesi.
ç) Hapis cezaları için, merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
(3) İnfazın devri talebinde bulunulması infaz işlemlerinin yürütülmesine engel değildir.
(4) Devrin, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, devir talebi Merkezî Makam tarafından reddedilir.
(5) Yabancı devlet makamlarına;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
ç) Talebin değerlendirilmesi için gerekli görülebilecek diğer bilgi ve belgeler,
d) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, gönderilir.
(6) İnfazın devredilebilmesi için devrin yapılacağı devletten infazın nasıl yapılacağının bildirilmesi istenir. Gelen bilgilere göre devir talebi, Merkezî Makamın uygun görüşüyle Cumhuriyet başsavcılığınca geri alınabilir.
Yabancı devlette infazın sonuçları
MADDE 29- (1) Merkezî Makam, yabancı devletten infaz sırasında ortaya çıkacak özel durumlar ile infazın tamamlanması veya hükümlünün firarı gibi önemli bilgileri bildirmesini ister. Merkezî Makama ulaşan bilgiler, Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir.
(2) Kararın tamamen infaz edilmesi veya infaz kabiliyetini kısmen veya tamamen kaybetmesi, Türk hukuku bakımından da aynı sonuçları doğurur.
(3) Yabancı devletin kararı infaz etmemesi veya edememesi hâlinde infaz işlemlerine Türkiye’de devam edilir.
ALTINCI BÖLÜM
Hükümlü Nakli
Türkiye’ye hükümlü nakli
MADDE 30- (1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde cezanın infazı amacıyla Türkiye’ye nakledilebilir:
a) Hükümlünün Türk vatandaşı olması veya Türkiye ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin rıza göstermesi.
c) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
ç) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi.
d) Merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
(2) Hükümlü, kanunî temsilcisi veya yakını tarafından Türkiye’ye nakil talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin nakle rıza gösterdiğine dair belge,
ç) İnfazı gereken cezayı gösteren belge,
d) Gerekli görüldüğü takdirde, hükümlünün sağlık durumunu gösteren tıbbî raporlar ile hastalığı varsa tedavisine ilişkin tavsiyeleri içeren belgeler,
e) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, talep edilir.
(3) Nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, nakil talebi Merkezî Makam tarafından reddedilebilir.
(4) Hükümlülerin nakline Adalet Bakanı karar verir.
Türkiye’de infaz
MADDE 31- (1) Hükümlünün nakline karar verilmesi üzerine, ceza infaz kurumlarında kalacağı süre hükümlüye ve yabancı makamlara bildirilir. Yabancı devlet ile hükümlünün, nakli kabul etmesi üzerine, hükümlü Türkiye’ye getirilir. Hükümlü, nakil dosyası ile birlikte Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir. Cumhuriyet başsavcılığı, infazına başlanan karara ilişkin bilgileri Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.
(2) Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.
(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir.
(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç veya cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu hakkında bulunduğu yer ağır ceza mahkemesince karar verilir.
Türkiye’den hükümlü nakli
MADDE 32-
(1) Türk mahkemeleri tarafından hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde cezanın infazı amacıyla yabancı devlete nakledilebilir:
a) Hükümlünün nakledileceği devletin vatandaşı olması veya bu devlet ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin rıza göstermesi.
c) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
ç) Mahkûmiyet kararına konu fiilin nakli istenen devlet hukukuna göre suç teşkil etmesi.
d) Merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
e) Hükümlü hakkında başka bir suçtan dolayı, Türkiye’de bir soruşturma veya kovuşturma bulunmaması.
(2) Hükümlü, kanunî temsilcisi veya yakını tarafından Türkiye’den başka bir devlete nakil talebinde bulunulması hâlinde, bu devlet makamlarına;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin nakle rıza gösterdiğine dair belge,
ç) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
d) Gerekli görüldüğü takdirde, hükümlünün sağlık durumunu gösteren tıbbî raporlar ile hastalığı varsa tedavisine ilişkin tavsiyeleri içeren belgeler,
e) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, gönderilir.
(3) Nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, nakil talebi Merkezî Makam tarafından reddedilebilir.
(4) Hükümlünün hapis cezası ile birlikte adlî para cezasının bulunması hâlinde, nakle karar verilebilmesi için adlî para cezasının ödenmesi gerekir. Adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde, ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilir. Hükümlünün Türkiye’de infaz edilen cezası, öncelikle adlî para cezasından çevrilen hapis cezasına mahsup edilir. Hükümlünün ceza infaz kurumunda kaldığı süre adlî para cezasından çevrilen hapis cezasını karşılamadığı takdirde infazı gereken bakiye, hapis cezasına eklenir. Bulunan ceza miktarı yabancı devlete bildirilir ve kabul edilmesi hâlinde nakle karar verilebilir.
(5) Nakil talebinin kabul edilebilmesi için yargılama giderlerinin ödenmiş olması gerekir. Ancak, hükümlünün yargılama giderlerini ödeyebilecek durumda olmadığının anlaşılması hâlinde, yargılama giderleri ödenmeden de nakle karar verilebilir.
(6) Hükümlünün nakline karar verilebilmesi için naklin yapılacağı devletten hükümlünün ceza infaz kurumunda kalacağı süre ve infazın nasıl yapılacağının bildirilmesi istenir. Bu bilgi hükümlüye tebliğ edilir.
(7) Yabancı devletin muvafakat vermesi üzerine hükümlünün nakline Adalet Bakanı karar verir.
Yabancı devlette infazın sonuçları
MADDE 33- (1) Merkezî Makam yabancı devletten infaz sırasında ortaya çıkacak özel durumlar ile infazın tamamlanması ve hükümlünün firarına ilişkin bilgileri bildirmesini ister. Merkezî Makama ulaşan bilgiler, kararı veren mahkemeye bildirilir.
(2) Kararın yabancı devlet tarafından tamamen infaz edilmesi veya infaz kabiliyetini kısmen veya tamamen kaybetmesi, Türk hukuku bakımından da aynı sonuçları doğurur.
(3) Yabancı devletin kararı infaz edememesi hâlinde infaz işlemlerine Türkiye’de devam edilir.
YEDİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Masraflar
MADDE 34- (1) Bu Kanun uyarınca yapılan adlî iş birliği taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin giderler, merkezî makamların aksine bir mutabakatı bulunmaması hâlinde, yerine getiren devlet tarafından karşılanır.
(2) Soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılması amacıyla iade talebinde bulunulması hâlinde, talebin yerine getirilmesi için yapılan masraflar, yargılama giderlerinden sayılır. Mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla iade talebinde bulunulması hâlinde, talebin yerine getirilmesi için yapılan masrafların, ödendiği tarihten tahsil edildiği tarihe kadar geçen süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranında hesaplanacak faiz ile birlikte bir ay içinde ödenmesi gerektiği, iade talep eden Cumhuriyet başsavcılığı tarafından hükümlüye bildirilir. Bu süre içinde ödeme yapılmaması hâlinde, bu alacaklar Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığınca ilgili vergi dairesine bildirilir.
(3) Hükümlünün bulunduğu devletten Türkiye’ye nakli için gerekli masraflar, hükümlü tarafından karşılanır. Söz konusu masraflar, hükümlü veya onun adına herhangi bir kişi tarafından Adalet Bakanlığınca bu maksatla açılan bir hesaba yatırılır. Hükümlünün nakil masraflarını karşılayacak durumda olmadığının tespit edilmesi hâlinde, mahkûm olunan suçun niteliği, naklin kamusal yararı, kişinin bulunduğu devletteki cezaevi koşulları, infazı gereken bakiye cezanın süresi gibi hususlar göz önüne alınarak, nakil masrafları, Adalet Bakanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanabilir. Nakil masraflarından görevlilere ilişkin olanların hesabı, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Yönetmelik
MADDE 35- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulur.
Yürürlükten kaldırılan mevzuat
MADDE 36- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla;
a) 1/3/1977 tarihli ve 2080 sayılı Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin Onaylanması ve Uygulanması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi,
1b) 1/3/1977 tarihli ve 2081 sayılı Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesinin Onaylanması ve Uygulanması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 5 inci maddesi,
c) 8/5/1984 tarihli ve 3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanun,
ç) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 18 inci maddesi, yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 37– (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 38– (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
6706 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
KHK / 698
19
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku isimli eser David Harris, Michael O’Boyle ve Colin Warbrick tarafından yazılmış, Mehveş Bingöllü Kılcı ve Ulaş Karan tarafından tercüme edilerek 2013 yılında basılmıştır. Özgün adı ‘Law of European Convention on human rights’ olan eser Avrupa Konseyi tarafından yürütülen “Yüksek yargı kurumlarının Avrupa standartları bakımından rollerinin güçlendirilmesi ortak projesi” kapsamında hazırlanmıştır.
Law of the European Convention on Human Rights
Kitap, Strazburg içtihadı ve içtihadın temelinde yatan ilkeleri güncel ve kapsamlı bir şekilde ele almakta, hukukun ilgi çeken bu alanının kolaylıkla ve derinlemesine kavranmasını sağlamaktadır.
Eser, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin taraf devletlerin hukuki gelişimlerini ne derece etkilediğini bir bütün olarak incelerken böyle güçlü bir otoritenin nasıl başarıyla elde edildiğini ve sürdürüldüğünü de gözler önüne sermektedir. Kitapta temel teminatları oluşturan Sözleşme’nin tüm maddeleri eleştirel bir şekilde analiz edilmekte ve denetim sistemi incelenmektedir.
Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi Ortak Projesi
Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyinin ‘Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi’ Ortak Programı (Proje), öncü yargı aktörlerinin insan haklarını koruma standartları hakkındaki farkındalıklarını artırarak ve yasama ve yargı uygulamalarının uyumlu hale getirilmesindeki deneyimlerinden faydalanmak üzere AB yargı kurumları ve üye devletlerin kurumlarıyla daha güçlü ilişkiler kurarak Türk yüksek yargı kurumlarının Avrupa Birliği (AB) üyelik kriterlerine bağlılık düzeyini artırmak amacıyla başlatılmıştır.
Proje Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi tarafından Yargıtay Başkanlığının koordinasyonunda yürütülmüştür. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve HSYK projenin diğer yararlanıcıları olmuştur.
Proje kapsamında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ) konulu Yuvarlak Masa seminerleri.; Yararlanıcı Kurumlardan 505 kişinin katıldığı AB ve Avrupa Konseyine Çalışma Ziyaretleri; her yararlanıcı kurum için Brüksel ve Lahey’deki AB Kurumlarına ziyaretler yapılmıştır.
Lüksemburg’daki Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ziyaretlere; HSYK’dan 40, Danıştaydan 80, Yargıtaydan 220 ve AYM’den 65 kişi katılmıştır. Anayasa Mahkemesinden 40 kişi için Almanya ve İspanya Anayasa Mahkemelerine 2 ziyaret düzenlenmiştir.
Türkiye’de toplam 16 konferans düzenlenmiş, proje ortağı kurumlardan 42 tetkik hâkimi/ raportör çeşitli Avrupa ülkelerindeki muadil kurumlarda görevlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi için ihtiyaç analizi çalışması yapılmış, temel insan hakları ve özgürlük alanlarına dair bilgilendirme kitapçıkları hazırlanarak basılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku isimli eser de bu kapsamda çıkarılmıştır.
ihbar ve şikayet hakkı Anayasal bir haktır. Herkes kendisi veya kamu ile ilgili konularda yetkili makamlara şikayette bulunmak ve dava açmak hakkına sahiptir. Bu hakkın, hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması ve kötüye kullanılmaması zorunludur.
İhbar ve şikayetin yetkili makamlara yapılmadan önce veya yapıldıktan sonra, hatta böyle bir başvuru olmaksızın dahi, durumun araştırılması, şüphelenildiğinin söylenmesi arasında fark yoktur. İhbar ve şikayet hakkı kullanılırken, belirli kimselere bir suç oluşturan belirli bir eylemin yüklenmesi gerekmektedir. Bu, şikayetin doğal sonucudur. Aksi halde yani suç oluşturan bir eylem yüklenmeden ihbar veya şikayet hakkının kullanılması olanaksızdır. Bu nedenle, ihbar ve şikayet hakkının kullanılması, bu hakkın sınırları aşılmadığı sürece hakaret suçu açısından bir hukuka uygunluk nedeni oluşturacaktır. Şikayet veya ihbar hakkının kullanılmasındaki ölçü, suç failinin; ihbar veya şikayetin konusunu oluşturan eylemin mağdur tarafından işlenmediğini bilip bilmemesidir. Mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini bildiği kanıtlanmadıkça sınırın aşıldığı kabul edilemez. Failin, mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini kesin olarak bildiği halde, suç işlediğinden bahisle yetkili merciye ihbar veya şikayette bulunması iftira suçunu, bu mercilerin dışında kalan kişilere duyurması ise hakaret suçunu teşkil edecektir. Şikayet ile ihbar arasındaki fark ise; şikayetçinin doğrudan mağdur yada ilgili olması ihbar edenin ise kamuya yada başkalarına ait bir durumu ilgili mercilere kendisi ile doğrudan ilgili olup olmamasına bakılmaksızın bildirmesidir.
Prof. Dr. Yener Ünver, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1986 yılında mezun olarak lisans derecesini kazanmış, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünde 1990 yılında tamamladığı yüksek lisans eğitiminin ardından 1996 yılında hukuk doktoru olmuştur.
Ünver, 1989-1992 yıllarında İstanbul Üniversitesi Adalet Yüksekokulunda ceza hukuku genel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku derslerini vermiştir. Akademik çalışmalarına devam eden Ünver, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde 2001 yılına kadar yardımcı doçent olarak ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku, kitle iletişim hukuku, ve milletlerarası ceza hukuku dallarında lisans dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2002 yılında doçentlik unvanını kazanmış, 2002-2007 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler, ceza muhakemesi hukuku, kitle iletişim hukuku ve milletlerarası ceza hukuku dersleri vermiştir. Ünver, 2004-2006 yıllarında İstanbul Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu’nda spor hukuku, 2002-2006 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku dersleri vermiştir. 2008 yılında hukuk profesörü olmuştur.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2005-2007 ve 2008-2011 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku ve 2006-2011 yılları arasında ise, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza muhakemesi hukuku, kitle haberleşme hukuku, kriminoloji, karşılaştırmalı ceza hukuku ve tıp hukukunda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver bir konferansta
Akademik ve İdari Kariyeri
Ünver’in uzmanlık alanı ceza hukuku genel hükümler, ceza muhakemesi hukuku, ceza özel hukuku ve tıp hukuku alanlarında yoğunlaşmış, 2005 yılından itibaren karşılaştırmalı ceza hukuku alanında faaliyet göstermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2002 yılında İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi yönetim kurulunda görev almış, 2005-2007 yıllarında Türkiye Basketbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyeliğini yürütmüştür.
Ünver, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurucu dekanıdır ve 5 Mayıs 2011 tarihinden itibaren dekanlık görevini yürütmektedir. Ünver, 5 Mayıs 2011 tarihinden itibaren Özyeğin Üniversitesi Senatosu üyeliği, Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği ve Yayın Kurulu üyeliklerini sürdürmektedir.
Ünver, Özyeğin Üniversitesi Alman Hukuku Araştırma Merkezi (Forschungszentrum für deutsches Recht –FZfDR-) Kurucu Müdürü, Yönetim Kurulu Başkanı ve Özyeğin Üniversitesi Kayıt Kalite Komisyon Üyesidir.
Nisan 2015 – Mayıs 2018 tarihleri arasında 3 yıl süre ile Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Üyeliği yapmış, Şubat 2017 itibariyle Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Bilimsel Danışma Komisyonu üyeliğine ve 25.02.2016 tarihi itibariyle Özyeğin Üniversitesi Senatosu tarafından Üniversitelerarası Kurul üyeliğine seçilmiştir.
Sivil Toplum Çalışmaları
Prof. Dr. Yener Ünver, 2006-2007 yıllarında 5 ay süreyle TFF Disiplin Kurulu üyeliğini ve 2008-2011 yıllarında Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Asli Üyeliğini (Türk Spor Yüksek Mahkemesi yargıçlığı) yürütmüştür.
Prof. Dr. Yener Ünver, DAAD’liler Derneği, Tıp Hukuku Derneği (İstanbul/Türkiye) ve Uluslararası Dünya Tıp Hukuku Derneği (ABD) üyesidir. Ayrıca Türk Ceza Hukuku Derneği üyesidir ve bu dernekte başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştir.
Ünver, Türk Ceza Hukuku Derneği tarafından 2008 yılından itibaren yayınlanmakta olan Suç ve Ceza Dergisinin sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktadır. 2010 yılı mart ayında Avrupa Bilim ve Sanatlar Akademisi üyeliğine seçilmiştir ve halen bu aktif üyeliği devam etmektedir. Ünver ayrıca, Medicine Law & Society (ISSN 2463-7955) Dergisi Editörler Kurulu üyesidir.
Görev Aldığı Yayınlar ve Ödülleri
Prof. Dr. Yener Ünver, Almanca ve İngilizce dillerinde Almanya’da online yayınlanan Kriminalpolitische Zeitschrift (KriPoZ) dergisinin uluslararası redaksiyon kurulunda görev yapmaktadır. (www.kripoz.de.)
Prof. Dr. Yener Ünver, 2014 yılı Nisan ayından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı adına Almanya’nın Münih şehrinde görülmekte olan NSU (Neonazi Cinayetleri= Türk İşadamlarına karşı işlenen suçlarla ilgili) ceza davasını gözlemci sıfatıyla takip etmektedir.
Prof. Dr. Yener Ünver ve Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut Editörlüğünde hazırlanan Hukuk ve Sanat
Ünver’e, Gürcistan-Tiflis Grigol Robakidze Universität Alma Mater Üniversitesi Onursal Hukuk Doktorası (honorar causa) unvanını 21 Eylül 2011 tarihinde kazanmış; Ulusal ve Dünya Ekonomi Üniversitesi ile bu üniversitenin Roma Hukuku Öğretimi ve Romanistik Eğitim Merkezi’nin 27. 10. 2014 tarihinde müştereken aldıkları kararla, kendisine, “Stefan Bobçev” şeref madalyası ve diploması verilmiştir.
Dilekçe hakkı, bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini, tek başına veya başkaları ile birlikte tüm kurum, yetkili makam, kuruluş ver her türlü devlet organı ile teşkilat şemasında bulunan tüm resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.
Dilekçe, herhangi bir şekil şartına bağlanmamış olmakla birlikte yazışma kurallarına uygun olmalıdır. Her dilekçede, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgah adresinin bulunması zorunludur. Dilekçenin, sunulduğu makamda hata olması veya konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda; dilekçe bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilmekte ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi ve cevap verilmelidir.
Anayasanın 74. maddesine göre dilekçe hakkı “Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır.” şeklinde tanımlanmaktadır.
Dilek şeklinde yapılan başvurularda resmi bir makamdan ya doğrudan doğruya kendisi ya da kamusal bir iş için, yetkisi dahilinde olmak üzere bir eylem ya da bir karar istenmekte; şikayet şeklinde olanlarda ise genel anlamda haksızlığa uğrayan bir kişi ya da kurumun çıkarlarının zedelenmesi ya da hukuk düzenindeki aksaklıklar ortaya konmaktadır.
Dilekçe hakkı, bireylerin kendileriyle veya kamusal işlerle ilgili olarak, tek başlarına veya topluca yargı dışında kalan devlet organlarına, dertlerini, sorunlarını, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları ileterek çözüm bulmalarını istemelerinden ibaret bir insan hakkı olarak tanımlanmıştır.
Dilekçe hakkı anayasal bir hak olup hiçbir kurum ve kuruluşun usulüne uygun bir dilekçeyi reddetme hakkı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkından ayrılmaz bir hak ise dilekçenin teslim edildiğine dair bir suretin dilekçe sahibine verilmesidir. Dilekçe hakkı, hukuki uyuşmazlığın doğmasından evvel yasal hakların aranmasında en öncelikli haktır.
Hak arama yolları konusunda yurttaşlara zamanında yapılmış başvurulardan sonra ek külfet getirmek anayasada güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne aykırıdır.
Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74. maddesi dilekçe hakkını “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlığı ile düzenlemiştir. Bu maddenin kenar başlığı, “VII. Dilekçe hakkı” iken, 12/9/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunun 8’inci maddesiyle değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
MADDE 74
(Değişik: 3/10/2001-4709/26 md.) Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.
(Değişik: 3/10/2001-4709/26 md.) Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
(Mülga: 12/9/2010-5982/8 md.)
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu
Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Basiretli Tacir, geleceği gören, sezgisi yüksek, dikkatli ve yapacaklarının nereye varacağını bilen ya da bilmesi gereken, ticari iş, işlem ve eylemlerinin hukuki, mali ve ticari sonuçlarını öngörmesi gereken kişidir.
Basiret, Arapça bir kelimedir ve doğru görüş, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, dikkat, öngörü, sağgörü anlamlarına gelmektedir. Tacir, basiretli davranmadığı takdirde, işletmesini karlı ve kurumsal bir yapıya dönüştüremeyecek, işletmenin geleceğini sağlam temeller üzerine kuramayacaktır.
Tacir, Basiret Kavramı ve Ticaret Hayatı
Ticari faaliyet yürüten kişi ve kurumların birinci amacı kar sağlamak, diğer amaçları ise işletme mevcudunu, istihdamı, aktifleri ve sermayeyi artırmaktır. Yapılan her işten kar elde edilemeyebileceği gibi zarar da gerçekleşebilir. Basiretli tüccar her işten kar elde edilebileceği gibi zarar da edilebileceğini hesap edebilen, işin başında tüm ihtimalleri dikkate alarak zarar ihtimalini azaltan tüccardır. Basiretli tüccar, piyasa durumunu inceleyerek tüm maliyetleri analiz etmek zorundadır. Tacir, araştırmalı, incelemeli, uzmanlarına danışmalı ve basiret göstermelidir.
Bir tacir, ticari bir borcunu sözleşme hükümlerine veya işin kapsamına göre süresi içerisinde yerine getirip getiremeyeceğini daha önceden inceleyip yerine getirebileceğinden emin ise, ancak bundan sonra o ticari ilişkiye girmelidir. Taahhütlerin yerine getirilmesini önleyecek yahut geciktirecek hareketlerden, sakınmalı, gerekli tedbirleri almalıdır. Bir tacirin hukuki sorumluluktan kurtulabilmesi, ancak mücbir sebep veya beklenmeyen bir halin mevcudiyeti halinde söz konusu olacaktır. Sözleşmenin yapılması sırasında öngörülmesi mümkün olmayan, sezilemeyen, tahmin olunamayan veya kestirilemeyen bir halin daha sonra ortaya çıkması halinde sorumluluk doğmayacaktır. Bütün tedbirler önceden alınmış olmasına ve tüm özen ve gayret gösterilmiş olmasına rağmen, önceden tahmin olunamayan olağanüstü olayların ortaya çıkmış olması sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğü ortadan kaldıracaktır.
BASİRETLİ İŞ ADAMI GİBİ HAREKET YÜKÜMLÜLÜĞÜ – Muhammet Emin Bingöl
Ekonomik krizler basiretli tacir tarafından önceden öngörülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekli durumlardır. Ekonomik kriz ile ilgili göstergeleri önceden dikkate alması gereken tacir, şayet bu konuda bir sözleşme ile belirlenmiş ölçütler bulunmuyorsa ekonomik krize dayanarak mücbir sebep iddiasında bulunamayacaktır.
Kanunen tacir sayılan kişiler, tüketici hukuku ile iş hukuku gibi alanlarındaki bazı kesimler gibi hukuken korunmamakta ve kendilerine pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır.
Basiretli Tacirin Özen Borcu
Türk hukukunda tacirlere uygulanan hükümler, tacir olmayan diğer kişilere uygulanan hükümlerden farklıdır. Tacirin ticari hayatı ve yaptığı işler, özen borcu bakımından diğer şahıslardan ayrılmaktadır.
Tacir devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı, hangi aşamada ne yapılması gerekeceğini tacir olmayan şahıslardan daha iyi bilmek zorundadır. Bu nedenle tacirden beklenen özen ve dikkat tacir olmayanlara göre vasatın üstünde olacaktır. Ancak bu sorumluluk sınırsız değildir. Sorumluluk objektif ölçütlerle ve her olayın özelliğine ve koşullarına göre belirlenecektir.
Basiret sahibi bir iş adamı gibi hareket etme ölçütü mutlak olmayıp, sözleşmenin veya ticari işin nitelik ve kapsamına göre değerlendirilecektir. Basiretli tacir olunup olunmadığı yahut bu hükümlerin yerine getirilip getirilmediği her işin mahiyetine, özel koşullara ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin hukuki sözleşme ve yasa ile ile tanımlanmış mahiyetine göre belirlenmektedir.
Akit serbestisi prensibine göre, özen borcu sözleşme ile kısıtlanabilmekte ve genişletilebilmektedir. Her tacir sözleşme öncesinde ve sözleşme hükümlerinin uygulanması aşamasında karşılıklı taahhütlerin tamamlanabilmesi için tüm tedbirleri almak ve bu yönde tüm özeni göstermek zorundadır.
Tacir Olmanın Hükümleri
İflasa tabi olma.
Ticaret unvanı kullanma.
İşletmesini ticaret siciline tescil ettirme.
Ticaret odasına kaydolma.
Basiretli iş adamı gibi davranma.
Fatura ve teyit mektubu düzenleme.
Tacirler arasındaki uyuşmazlıkların özel hükümlere tabi olması.
Türk Ticaret Kanununa Göre Basiretli Tacir
Türk Ticaret Kanunu her tacirin basiretli tacir gibi hareket etmesini zorunlu kılmıştır. Bütün tacirler, bu kurala uymak ve bunların gereklerini yerine getirmek zorunluluğundadırlar. Türk Ticaret Kanununa göre, tacir vasfı taşıyan gerçek ve tüzel kişiler, üstlendikleri ticari işleri ve sözleşmelerden kaynaklı yükümlülükleri taraflarca belirlenmiş olan sürelerde ve koşularda yerine getirip getiremeyeceklerini olağan ticari hayatın şart ve koşullarına göre önceden analiz etmek ve tüm koşulları değerlendirerek taahhüt altına girmelidir.
6102 sayılı kanun 29 Haziran 1956 tarihli ve 6762 sayılı eski kanunu yürürlükten kaldırmış, Yeni Türk Ticaret Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 13 Ocak 2011’de kabul edilmiş ve 14 Şubat 2011’de Resmi gazetede yayınlanmıştır. Yeni kanun, tacirin basiretli olması gereğini 18. maddesi ile düzenlemiştir. Kanun, tacir için basiretli tacir kavramını kullanmakla birlikte özen kavramının kapsamını tam bir açıklıkla belirlememiştir. Bu nedenle özen kavramının genel ilkelere göre yorumlanması gerekmektedir.
Tacir olmanın hükümleri başlıklı madde şu şekildedir.
I – Genel olarak
MADDE 18
Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür.
(2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.
(4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır.
Türk Ticaret Kanununun 110. maddesi ise acentenin basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğunu düzenlemektedir.
MADDE 110
(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.
Tasfiye işlerine ilişkin olarak, tasfiye memurlarının sorumluluğu basiretli tacir ile ilgili hükümlere tabidir.
Türk Ticaret Kanununun “Koruma önlemleri” başlığı altındaki 286. maddesi “Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan şirketin bütün mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla ve tasfiyeyi olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlüdür.” diyerek tasfiye memurlarının sorumluğunun basiretli tacir ile benzer şekilde olduğu belirlemiştir.
Türk Ceza Kanununda Basiretli Tacir
Türk Ceza Kanununun Taksirli İflas başlığı altındaki 162. maddesi “Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir. Türk Ceza Kanunu, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişinin, hileli iflas suçundan değil taksirli iflas suçundan hapis cezasıyla cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.
Avrupa Akademileri Federasyonu (ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities), üyesi olan Avrupa’daki 40’tan fazla ülkeden 60’den fazla bilimsel akademiyi temsil eden federasyondur. Üyeleri arasında Türkiye’den; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Bilim Akademisi Derneği bulunmaktadır.
Avrupa Akademileri Federasyonu Genel Kurul Toplantısından
Avrupa Akademileri Federasyonu, 994 yılında kurulmuştur ve merkezi Berlin’dedir. 2018 yılı Mayıs ayından itibaren Antonio Loprieno başkanlığında faaliyet yürütmektedir. Üye akademilerinden gelen aidatlarla finanse edilen federasyon; siyasi, dini, ticari veya ideolojik çıkarlardan tamamen bağımsız olduğunu ilan etmiştir.
Avrupa Akademileri Federasyonu ve Avrupa Kurumları ile İlişkileri
ALLEA, bilimi, kamu yararını olarak kabul etmektedir. Avrupa düzeyinde, bilim, bilim yönetimi ve bilim politikası ile ilgili konularda tavsiye ve rehberlik sağlamaktadır. Düzenli toplantılar gerçekleştirmekte; Avrupa Komisyonu, Avrupa Bilim Vakfı (ESF), Uluslararası Bilim Konseyi (ICSU) ve UNESCO gibi diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde geniş kapsamlı tematik bilimsel toplantılar düzenlemektedir.
ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities
Akademinin faaliyetleri, bilim ve araştırma koşullarını şekillendirmeyi, vatandaşlar ve politika yapıcılar için en iyi bilimsel tavsiyeyi sağlamayı ve bilimin toplumdaki rolünü güçlendirmeyi amaçlamakta; karmaşık bir dünyada zorlukları çözmek için disiplinlerarası ve uluslararası işbirliğini amaçlamaktadır.
ALLEA üyesi akademiler, bilim, araştırma ve yenilik konularında Avrupa’nın karşılaştığı yapısal sorunları ve siyasi konuları ele almakta; tarihsel, sosyal ve politik faktörleri bilimsel ve ekonomik açılardan inceleyerek ortak bir Avrupa anlayışı için çaba sarf etmektedir. İnsan kaynağı olarak hem Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin hem de AB üyesi olmayan ülkelerin akademileri paydaş olarak kabul etmektedir.
Sapea Projesi Avrupa Komisyonu ile birlikte yürütülmektedir.
ALLEA, diğer Avrupa Akademileri ile birlikte, 100’den fazla Akademisyenin bilgisini ve uzmanlığını bir araya getirmiş; AB tarafından finanse edilen SAPEA projesinin bir parçasını oluşturmuştur. SAPEA, Politika için Bilim Önerileri getiren bir mekanizma olmuş, Avrupa Komisyonu ve Avrupa halkına bağımsız ve kanıta dayalı bilimsel tavsiyeler sunmaya başlamıştır.
Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu ve Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu, tarafından 2011 yılında düzenlenmiş, ALLEA Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu (PWGSE) tarafından 2017 yılında yeniden güncellenerek yayınlanmıştır. Davranış kodlarının revizyon süreci geniş kapsamlı uzmanlar ve kurumlar ağının harekete geçirilmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir.
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
PWGSE(Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu), Avrupa Akademileri Federasyonu (ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities) çalışma gruplarındandır. Grubun güncelleyerek Berlin’de açıkladığı metin, üç ile beş yıllık sürelerde incelenip, değişen öncelikler gözetilerek gözden geçirilmekte ve bilimsel araştırmalarda iyi uygulamalar için bir çerçeve sunmaktadır.
Çalışma Grupları
Avrupa Akademileri Federasyonu bünyesinde çalışma grupları ve bilimsel komiteler bulunmakta; bilimsel çalışmalarının temelini çalışma grupları ile atmaktadır. Türkiye’den Bilim Akademisi Derneği de ALLEA’nın faaliyetlerine katılmakta ve çalışma gruplarında temsil edilmektedir.
ALLEA Çalışma Gruplarında yer alan Bilim Akademisi Derneği Üyeleri
ALLEA Fikri Mülkiyet Hakları Çalışma Grubu: Prof. Dr.Ünal Tekinalp
ALLEA İnsan Hakları Çalışma Grubu: Prof. Dr. Bertil Emrah Oder
ALLEA Sosyal Bilimler Çalışma Grubu: Prof. Dr. Ali Çarkoğlu
Avrupa Akademileri Federasyonu Üyeleri
Academy of Sciences of Albania
National Academy of Sciences of Armenia
Austrian Academy of Sciences
National Academy of Sciences of Belarus
Royal Belgium Academy of French Language and Literature
Royal Academy of Dutch Language and Literature
Royal Flemish Academy of Belgium for Science and the Arts
Academy of Sciences and Arts of Bosnia and Herzegovina
Bulgarian Academy of Sciences
Croatian Academy of Sciences and Arts
The Learned Society of the Czech Republic
Royal Danish Academy of Sciences and Letters
Estonian Academy of Sciences
Council of Finnish Academies
Académie des sciences
Académie des Inscriptions et Belles-Lettres
Georgian National Academy of Sciences
German National Academy of Sciences – Leopoldina
Union of the German Academies of Sciences and Humanities
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu (The European Code of Conduct for Research Integrity), 2011 yılında düzenlenmiş, ALLEA Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu (PWGSE) tarafından 2017 yılında güncellenerek yeniden yayınlanmıştır. Davranış kodlarının revizyon süreci geniş kapsamlı uzmanlar ve kurumlar ağının harekete geçirilmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Grubunun güncelleyerek Berlin’de açıkladığı metin, üç ile beş yıllık sürelerde incelenip, değişen öncelikler gözetilerek gözden geçirilmekte ve bilimsel araştırmalarda iyi uygulamalar için bir çerçeve sunmaktadır.
Avrupa Akademileri Federasyonu, üyesi olan Avrupa’daki 40’tan fazla ülkeden 60’den fazla bilimsel akademiyi temsil eden federasyondur. Üyeleri arasında Türkiye’den; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Bilim Akademisi Derneği bulunmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisinin aynı alanda ilan etmiş olduğu Bilim Etiği İlkeleri ise 14.12.2001 tarihinde kabul edilmiştir.
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu (The European Code of Conduct for Research Integrity)
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
1. İlkeler
İyi araştırma uygulamaları, araştırmada dürüstlüğe dair temel ilkeler üzerinde yükselir. Söz konusu ilkeler araştırmacılara gerek çalışmalarında gerek her araştırmaya içkin olan pratik, etik ve entelektüel zorluklarla baş ederken yol gösterir.
Söz konusu ilkeler şunlardır:
• Araştırma kalitesinin sağlanmasında güvenilirlik ve bu kalitenin araştırmadaki tasarım, metodoloji, analiz ve kaynak kullanımına yansıtılması.
• Araştırmanın şeffaf, adil, bütünlüklü ve tarafsız bir biçimde geliştirilmesi, icrası, denetlenmesi, raporlanması ve iletişiminde dürüstlük.
• Meslektaşlar, araştırma katılımcıları, toplum, ekosistemler, kültürel miras ve çevreye yönelik saygı.
• Fikir aşamasından yayın aşamasına kadar araştırmanın yönetimi ve organizasyonu, eğitim, gözetim ve rehberlik ve araştırmanın geniş çaplı etkileri açısından hesap verebilirlik.
2. Araştırmada İyi Uygulamalar
Araştırmada iyi uygulamaları aşağıdaki bağlamlarda ele alıyoruz:
• Araştırma Ortamı
• Eğitim, Gözetim ve Rehberlik
• Araştırma Süreçleri
• Önlemler
• Veri Uygulamaları ve Yönetimi
• Ortak Çalışma
• Yayın ve Dağıtım
• İnceleme, Değerlendirme ve Editörlük
2.1 Araştırma Ortamı
• Araştırma kurum ve kuruluşları araştırmada dürüstlük bilincini geliştirir ve bu doğrultuda kalıcı bir kültür tesis eder.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, iyi araştırma uygulamalarına dair net politikalar ve prosedürler geliştirme ve ihlallerin şeffaf ve uygun bir biçimde ele alınması noktasında liderlik eder.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, tekrarlanabilirlik, izlenebilirlik ve hesap verebilirlik açısından gerekli olan, her türlü verinin ve araştırma materyalinin yönetimi ve korunması için uygun altyapının geliştirilmesini destekler (ki buna nitel ve nicel veriler, protokoller, süreçler, diğer araştırma ürünleri ve ilişkili meta veriler dahildir).
• Araştırma kurum ve kuruluşları, araştırmacıların işe alınması ve terfiine dair açık ve tekrarlanabilir uygulamaları ödüllendirir.
2.2 Eğitim, Gözetim ve Rehberlik
• Araştırma kurum ve kuruluşları araştırmacıların araştırma tasarımı, metodolojisi ve analizi açısından sağlam bir eğitim almasını sağlar.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, etik ve araştırmada dürüstlük konularında uygun ve yeterli eğitimler geliştirir ve ilgili herkesin bu kod ve düzenlemelere dair bilgi sahibi olmasını sağlar.
• Kariyer yelpazesinin farklı aşamasındaki araştırmacılar, en kıdemsizden en kıdemliye kadar, etik ve araştırmada dürüstlük üzerine eğitimlere katılır.
• Kıdemli araştırmacılar, araştırma liderleri ve gözetmenler takım üyelerine koçluk eder; onların araştırma faaliyetlerini uygun biçimde geliştirmesi, tasarlaması ve yapılandırması ve de araştırmada dürüstlük kültürünün yerleşmesi için özel destek ve eğitim verir.
2.3 Araştırma Süreçleri
• Araştırmacılar, araştırma fikirlerinin geliştirilmesine dair en son teknikleri dikkate alır.
• Araştırmacılar, araştırmaları özenli ve incelikli bir biçimde tasarlar, gerçekleştirir, analiz eder ve belgeler.
• Araştırmacılar, araştırma fonlarını düzgün ve dikkatli şekilde kullanır.
• Araştırmacılar, araştırma sonuç ve yorumlarını açık, dürüst, şeffaf ve düzgün bir biçimde yayımlar; hukuken gerekli tüm durumlarda veri ve bulgu gizliliğini gözetir.
• Araştırmacılar vardıkları sonuçları ilgili disiplinin standartlarına uygun şekilde ve mümkünse, doğrulanabilir ve tekrarlanabilir biçimde rapor eder.
2.4 Önlemler
• Araştırmacılar kendi disiplinlerine ilişkin kod ve düzenlemelere riayet eder.
• Araştırmacılar, araştırma öznelerine -ki bunlar insan, hayvan veya kültürel, biyolojik, çevresel ya da fiziksel varlıklar olabilir- saygı ve özenle, ayrıca yasal ve etik gereklere uygun biçimde yaklaşır.
• Araştırmacılar, araştırmalarıyla bağlantılı kesimlerin, ortak çalışma yaptıkları kişilerin ve diğer bireylerin sağlık, güvenlik ve refahını gözetir.
• Araştırma protokolleri, yaş, toplumsal cinsiyet, kültür, din, etnik köken ve sosyal sınıf farklarını dikkate alır ve bunlara karşı duyarlıdır.
• Araştırmacılar, araştırmalarından kaynaklanabilecek potansiyel zarar ve riskleri ortaya koyar ve yönetir.
2.5 Veri Uygulamaları ve Yönetimi
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, yayınlanmamış olanlar da dahil bütün verilerin ve araştırma materyallerinin uygun biçimde denetlenmesi ve düzenlenmesini, ayrıca bunların belirli bir süre için güvenli biçimde muhafazasını sağlar.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, veriye erişimin mümkün olduğunca açık ve gerektiği ölçüde kapalı olmasını sağlar ve mümkünse, veri yönetimi için “FAIR İlkeleri”ne (Bulunabilir, Erişilebilir, Paylaşılabilir ve Yeniden Kullanılabilir olmaya) riayeti gözetir.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları veri ve araştırma materyallerine nasıl erişileceğine ve bunların nasıl kullanılacağına dair şeffaf olurlar.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, veriyi, araştırmanın meşru ve atıf yapılabilir ürünleri olarak kabul eder.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, araştırma çıktılarına dair her tür sözleşme veya anlaşmanın, bu çıktıların kullanımına, çıktılar üzerindeki mülkiyete ve/veya fikri mülkiyet hakları çerçevesinde korunmasına ilişkin eşit ve adil hükümler içermesini gözetir.
2.6 Ortak Çalışma
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırmada dürüstlük konusunda sorumluluk üstlenir.
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırmaya başlamadan, araştırmanın hedeflerine ve mümkün olan en şeffaf ve açık biçimde araştırmanın iletişiminin gerçekleştirilmesine dair uzlaşma sağlar.
• Tüm ortaklar, ortak çalışmaya başlarken, araştırmada dürüstlüğe dair beklenti ve standartlara, geçerli kabul edilecek yasa ve düzenlemelere, ortakların fikri mülkiyet haklarının korunmasına ve olası anlaşmazlık ve ihlallerde başvurulacak prosedürlere dair açık bir anlaşma sağlar.
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırma sonuçlarının yayımı için yapılacak başvurular konusunda uygun biçimde bilgilendirilir ve kendilerine danışılır.
2.7 Yayın ve Dağıtım
• Aksi belirtilmedikçe, bütün yazarlar bir yayının içeriğinin tümünden sorumludur.
• Bütün yazarlar, yazar sıralaması konusunda uzlaşır ve bu bağlamda yazarlığın, araştırmanın tasarımına, ilgili verilerin toplanmasına veya sonuçların analiz ve yorumuna kayda değer bir katkıda bulunmak anlamına geldiğini kabul eder.
• Aksine bir düzenleme yapmamış olmak kaydıyla, yazarlar çalışmalarını meslektaşlarına zamanında, açık, şeffaf ve doğru biçimde sunar; ayrıca geleneksel ya da sosyal medya kanalıyla kamuoyuyla iletişimde dürüst hareket eder.
• Yazarlar, raporlanan araştırmalarda etkisi bulunan kişilerin, örneğin ortak çalışma yapılanların, asistanların ve fon sağlayıcıların önemli çalışmalarını ve entelektüel katkılarını ortaya koyar; ilgili eserlere uygun biçimde ve doğru şekilde atıfta bulunur.
• Bütün yazarlar her tür çıkar çatışmasını ve araştırma veya sonuçlarının yayını için alınan finansal ve diğer destekleri açıklar.
• Yazarlar ve yayımcılar gerektiğinde, net süreçler işleterek, düzeltme yayımlayabilir veya çalışmayı geri çekebilir ve bunun gerekçeleri ifade edilir. Yayım sonrası hızlı düzeltmeler yapan yazarlar takdir edilir.
• Yazarlar ve yayımcılar, olumsuz sonuçlara ulaşan bir araştırmayı olumlu sonuçlara ulaşan bir araştırma kadar yayın ve dağıtım açısından önemser.
• Araştırmacılar çalışmalarını ister abone olunan bir dergide ister açık erişimli dergide ister alternatif bir yayın biçiminde yayımlasın, yukarıda ayrıntılandırılan kriterlere uygun davranırlar.
2.8 İnceleme, Değerlendirme ve Editörlük
• Araştırmacılar hakemlik, inceleme ve değerlendirme süreçlerine katılarak, araştırma camiasına olan sorumluluklarını yerine getirir.
• Araştırmacılar yayın, fon, atama, terfi veya ödül başvurularını şeffaf ve gerekçeli bir biçimde inceler ve değerlendirir.
• Çıkar çatışması bulunan inceleyici veya editörler, yayın, fon, atama, terfi veya ödül karar süreçlerinden çekilir.
• İnceleyiciler, daha önce bir aleniyet kararı alınmış değilse, gizlilik kurallarına uyar.
• İnceleyici ve editörler yazarların ve başvuranların haklarına saygılı davranır, sunulan fikir, veri ve yorumları kullanmadan önce izin ister.
3. Araştırmada Dürüstlüğün İhlali
Araştırmacıların kendi alanlarının bilgi, metodoloji ve etik pratiklerine hakim olması kritik önemdedir. İyi araştırma uygulamalarını takip etmemek profesyonel sorumlulukların ihlali anlamına gelir. Araştırma süreçleri zarar görür, araştırmacılar arası ilişkiler bozulur,
araştırmaya olan güven ve araştırmanın inanılırlığı hasar görür, kaynaklar israf edilir ve araştırma özneleri, kullanıcılar, toplum ve çevre gereksiz yere zarar görebilir.
3.1 Araştırma Usulsüzlükleri ve Diğer Kabul Edilemez Uygulamalar
Araştırma usulsüzlükleri geleneksel olarak, araştırmanın öneri, uygulama, değerlendirme aşamasında veya sonuçların raporlanmasında yapılan uydurma, çarpıtma ve intihal (İngilizce baş harfleriyle, FFP kategorizasyonu) şeklinde tanımlanır:
• Uydurma, sonuçların uydurulması ve bunların sanki gerçekmiş gibi kaydedilmesini ifade eder.
• Çarpıtma, araştırma materyal, ekipman veya süreçlerinin manipüle edilmesi, değiştirilmesi, ya da geçerli bir gerekçe olmaksızın veri veya sonuçların değiştirilmesi, göz ardı edilmesi ya da gizlenmesi anlamına gelir.
• İntihal, orijinal kaynağa doğru biçimde atıf vermeksizin başkalarının çalışma ve fikirlerini kullanmayı, dolayısıyla orijinal yazar(lar)ın kendi entelektüel ürünleri üzerindeki haklarını ihlal etmeyi ifade eder.
Bu üç ihlal türü özellikle ciddi kabul edilir, zira bunlar araştırma kayıtlarını bozar. Ancak bunlar dışında da araştırma sürecine veya araştırmacıların dürüstlüğüne zarar veren, araştırmada iyi uygulamalar ihlalleri mevcuttur.
Bu Davranış Kodu’nda iyi araştırma uygulamalarını doğrudan ihlal ettiği tespit edilen haller haricinde diğer kabul edilemez uygulamalar, sınırlı sayıda olmamakla birlikte, aşağıdaki gibidir:
• Yazarlık konusunda manipülasyon ya da yayıma katkıda bulunan diğer araştırmacıların rolünün gizlenmesi.
• Bir kişinin kendi geçmiş çalışmalarının -buna çeviriler de dahildir- uzun bölümlerini, orijinal kaynağa gerekli şekilde referans vermeksizin veya bunu açıkça ifade etmeksizin yeniden basması (‘öz-intihal’)
• Kendi bulgularını güçlendirmek ya da editör, inceleyici veya meslektaşları memnun etmek için seçici bir biçimde referans vermek.
• Araştırma sonuçlarını gizlemek.
• Fon sağlayıcı veya sponsorların, nesnelliği bozacak şekilde araştırma sürecinin veya sonuçların raporlanmasının bağımsızlığına gölge düşürmesine izin vermek.
• Bir çalışmanın kaynakça kısmını gereksiz yere uzatmak.
• Art niyetli bir biçimde, başka bir araştırmacıyı usulsüzlük veya başka kural ihlalleri ile itham etmek.
• Araştırmanın başarılarını çarpıtmak.
• Bulguların önemini veya pratik uygulanabilirliğini abartmak.
• Başka araştırmacıların çalışmalarını geciktirmek ya da uygunsuz biçimde engellemek.
• Kıdemini kullanarak, araştırmada dürüstlüğün ihlal edilmesini teşvik etmek.
• Başka kişilerin olası araştırmada dürüstlük ihlallerini görmezden gelmek veya kurumların usulsüzlük veya diğer ihlallere hatalı tepkiler vermesini örtbas etmek.
• Araştırmaların kalite kontrolüne zarar veren dergiler (‘yırtıcı dergiler’) yaratmak veya bunları desteklemek.
Bu kabul edilemez uygulamaların en ciddileri yaptırıma tâbidir. Öte yandan asgari olarak, bu uygulamaları eğitim, gözetim ve koçluk aracılığıyla engellemek veya durdurmak, kişileri bu davranışlardan caydırmak için ve olumlu, destekleyici bir araştırma ortamının gelişmesi için çaba sarf etmek önemlidir.
3.2 İhlaller ve Usulsüzlük İddialarına Yaklaşım
İyi araştırma uygulamalarının ihlaline veya usulsüzlük iddialarına nasıl yaklaşılacağına dair farklı ülke ve kurumlarda farklı kurallar mevcuttur. Ancak, ihlallerin tutarlı ve şeffaf bir biçimde ele alınması gerek toplumun gerekse araştırma camiasının çıkarına hizmet eder. Aşağıdaki ilkelerin her tür soruşturma sürecinde gözetilmesi gereklidir:
Dürüstlük
• Soruşturmalar adil, kapsamlı ve seri bir biçimde yürütülmeli; titizlik, nesnellik ve bütünlük ilkeleri çiğnenmemelidir.
• Sürece dahil olan taraflar, soruşturma sürecinde yaşayabilecekleri olası çıkar çatışmalarını ortaya koymalıdır.
• Soruşturmaların sonuca varması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
• Soruşturmaya dahil olanları korumak adına süreçler gizlilik içinde yürütülmelidir.
• Soruşturmalar esnasında kurumlar, ihlalleri ihbar eden kişilerin haklarını korumalı ve kariyerlerinin tehlikeye girmesini engellemelidir.
• İyi araştırma uygulamalarının ihlalinin nasıl ele alınacağını düzenleyen genel prosedürler, şeffaf ve tutarlı bir biçimde uygulanmaları amacıyla kamuya açık olmalıdır.
Adalet
• Soruşturmalar hukuki sürece uygun biçimde sürdürülmeli ve tüm taraflara adil şekilde yaklaşılmalıdır.
• Hakkında araştırmada usulsüzlük suçlaması bulunan kişilere, ilgili iddia tüm ayrıntısıyla açıklanmalı ve iddialara yanıt verme ve kanıt sunma süreci adil şekilde işletilmelidir.
• Hakkındaki usulsüzlük iddiası ispatlanan kişilere, ihlalin derecesine uygun bir yaptırım uygulanmalıdır.
• Araştırmacılar bir usulsüzlük iddiasından aklandığı zaman, gerekli onarıcı tedbirler alınmalıdır.
• Araştırmada usulsüzlük yapmakla itham edilen herkes, aksi ispatlanana kadar suçsuz kabul edilmelidir.
Kabahatler Kanunu, 5326 Kanun Numarası ile 30.03.2005 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 31.03.2005 tarihli sayısında yayınlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sonraki yıllarda kanun hükümlerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Kanunun amacı; toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak olarak belirlenmiş, Türk Ceza Kanununda suç olarak tanımlanmayan fiiller bu kanun ile düzenlenmiş ve idari yaptırıma bağlanmıştır. Kabahatler Kanunu, hapis cezası öngörmemekte, kabahat olarak nitelenen eylem ve işlemleri genel olarak idari para cezası cezalandırmakta, bazı durumlarda da idari tedbirler uygulanmaktadır. İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilmekte; idari tedbirler ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olarak belirlenmektedir.
Kabahatler, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebilmektedir. Teşebbüs cezalandırılmamakta ancak, teşebbüsün de cezalandırılabileceğine dair ilgili kanunda hüküm bulunan haller bulunmaktadır. Türk Ceza Kanununun suça teşebbüse ve gönüllü vazgeçmeye ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da geçerlidir. Türk Ceza Kanununun kanunilik, zaman ve yer bakımından uygulama kuralları kabahatler içinde geçerlidir. Tüzel kişilerin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş olduğu kabahatlerden ötürü tüzel kişi sorumludur.
Kabahatler Kanunu ve Yorumu – Prof. Dr. Erdener Yurtcan
Haksızlık oluşturan bir fiilin suç veya kabahat olarak tanımlanmasında, izlenen suç politikası etkili olmaktadır. Ancak, bir fiilin suç veya kabahat olarak tanımlanmasında, bunun esasen haksızlık ifade etmesi gerektiği hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Esas itibarıyla haksızlık ifade etmeyen, hukuka aykırı olmayan bir fiil hiçbir surette suç veya kabahat olarak tanımlanamaz.
Haksızlıklar arasında bu yönde bir tasnif yapılması durumunda; bu tasnifte, hukuka aykırı olan fiilin ifade ettiği haksızlık içeriği esas alınmalıdır.
Bu bakımdan, esasen hukuka aykırı olan ve haksızlık ifade eden fiiller arasında suç veya kabahat olarak bir ayırım yapılması, bir nitelik farkı oluşturmamaktadır. Söz konusu tasnif, haksızlıklar arasındaki nicelik farkına dayanmaktadır. Bu tasnif, haksızlıklar arasında sadece bir işlem farklılığı doğurmaktadır. Örneğin, suçlar kural olarak ancak kasten işlenebilirler. Eğer kanunda açıkça belirtilmişse, taksirle işlenen fiil de istisna olarak suç oluşturabilir. Buna karşılık, Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahat türünden haksızlıklar kural olarak hem kasten hem de taksirle işlenebilirler. Ancak, sadece kasten veya taksirle işlenebilen fiilin kabahat oluşturabileceği konusunda kanunda hüküm bulunabilir.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun sistemine göre, failin cezalandırılabilmesi için, kabahat teşkil eden fiilin gerçekleşmiş olması yeterli sayılmıştır. Kabahat türünden bir suçun işlenmesi açısından failin kasten mi yoksa taksirle mi hareket ettiğinin araştırılmasına gerek yoktur (m. 45, f. 2). Objektif sorumluluk rejiminin benimsendiği 19 uncu yüzyıl ceza hukuku anlayışının bir ürünü olan bu düzenlemenin doğru olmadığını ifade etmek gerekir. Aslında bu düzenleme, kabahat türünden bir suç işleyen kişi aleyhine olan bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki, örneğin bir başkasının malvarlığına taksirle zarar verilmiş olması durumunda kişi cezalandırılmayacaktır. Çünkü, başkasının malvarlığına zarar verme (nası ızrar) suçu ancak kasten işlenebilir (m. 516). Buna karşılık, kamu makamlarından gerekli izin alınmaksızın başkasına ait binanın duvarlarına afiş yapıştırmak, yazı yazmak gibi fiiller dolayısıyla failin cezalandırılabilmesi için kastının sabit olması gerekmemektedir (m. 536).
Keza, suça teşebbüs cezalandırılabilir iken, Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahate teşebbüs kural olarak cezalandırılmamaktadır. Suça iştirakte suç ortakları arasında fail ve şerik (azmettiren veya yardım eden) ayırımı yapılmaktadır. Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahate iştirakte ise, tek tip fail sistemi kabul edilmiştir.
Tekerrür bakımından da suçlarla kabahatler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Kabahatleri suç olmaktan ve ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarma eğiliminin bir sonucu olarak; çeşitli hususlarda düzenleme getiren özel kanunlarda bazı fiiller karşılığında idarî yaptırımlar öngörülmektedir. Başka bir deyişle, bu fiiller, “idarî suçlar” olarak tanımlanmaktadırlar.
Bu fiiller karşılığında, genellikle parasal nitelikte bir yaptırım öngörülmektedir. Ancak, bu parasal yaptırım, bir ceza hukuku yaptırımı olan “adlî para cezası” değil; idarî yaptırım olarak “idarî para cezası” niteliği taşımaktadır.
Belirtmek gerekir ki, her ikisi de belli bir miktar paranın kişiden alınıp Devlet Hazinesine intikalinden ibaret gibi görünürse de; adlî nitelikteki para cezası ile idarî nitelikteki para cezası arasında, karar veren merci, yaptırımın infaz sureti, yaptırıma bağlanan kanunî neticeler bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Örneğin, idarî nitelikte bir yaptırım olarak para cezasına, ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkeme tarafından hükmedilmez; bu ceza, idarî görev yapan bir kişi veya kurul tarafından verilir. Bu cezalar, adlî sicile kaydedilmez, ödenmediği takdirde hapse dönüştürülmez.
İdarî nitelikteki “para cezası”, bir uyarı (ikaz) fonksiyonu gördüğü gibi, kamu açısından oluşmuş olan zararın giderilmesi amacına da hizmet edebilir. Bu nedenle, idarî para cezasının mislî nitelikte olması mümkündür.
Özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemeler kapsamında oldukça sık bir şekilde idarî nitelikte ceza yaptırımlarına yer verilmektedir. Bu bağlamda yürürlüğe konan kanunlarda veya kanun hükmünde kararnamelerde kazuistik hükümlere yer verilmektedir. Bu kazuistik düzenlemeler arasında bir sistem birliğinin varlığından söz edilemez. Bunlar arasında bir ahenksizlik hakim bulunmaktadır. Bu nedenle, idarî nitelikteki yaptırımlarla ilgili olarak genel bir kanuna ülkemiz açısından büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır. Bu düşüncelerle hazırlanan bu Tasarıda, idarî yaptırımları gerektiren fiiller yani kabahatler açısından kanunîlik ilkesi, zaman bakımından uygulama ve sorumluluk esasları, zamanaşımı, idarî yaptırımların hukukî niteliği, çeşitleri ve sonuçları, bu yaptırımların yerine getirilmesi rejimi gibi konular, bir sistematik çerçevesinde düzenlenmiştir.
Tasarı içeriğinde ayrıca, bazı özel kabahat tanımlarına yer verilmiştir. Bu kabahatlerden bir kısmını, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 1 Nisan 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kalkması dolayısıyla yaptırımsız kalan bazı kabahatler oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin idarî yaptırım gerektiren fiiller dolayısıyla hüküm içeren çeşitli kanunlardaki usule ilişkin düzenlemelerle ilgili olarak verdiği anayasaya aykırılık kararları karşısında; bu Kanun Tasarısında idarî yaptırım kararlarına karşı yargı yolu gibi konularda ayrıca düzenleme yapılmamıştır.
Kabahatler Kanunu
BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç ve Kapsam, Tanım, Kanunîlik İlkesi ve Kanunun Uygulama Alanı
Amaç ve kapsam
Madde 1- (1) Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idarî yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,
d) İdarî yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,
e) İdarî yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
Belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.
Tanım
Madde 2- (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.
Genel kanun niteliği
Madde 3- (Değişik: 6/12/2006-5560/31 md.)
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır.
Kanunîlik ilkesi
Madde 4- (1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.
Zaman bakımından uygulama
Madde 5- (1) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir.
(2) Kabahat, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılır. Neticenin oluştuğu zaman, bu bakımdan dikkate alınmaz.
Yer bakımından uygulama
Madde 6- (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yer bakımından uygulamaya ilişkin 8 inci maddesi hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kanunlarda aksine hüküm bulunan haller saklıdır.
Madde 7- (1) Kabahat, icraî veya ihmali davranışla işlenebilir. İhmali davranışla işlenmiş kabahatin varlığı için kişi açısından belli bir icraî davranışta bulunma hususunda hukukî yükümlülüğün varlığı gereklidir.
Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk
Madde 8- (1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
(2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
(3) Kanunun, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hallerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.
(4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması halinde de uygulanır.
Kast veya taksir
Madde 9.- (1) Kabahatler, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebilir.
Hata
Madde 10- (1) Türk Ceza Kanununun hata hallerine ilişkin hükümleri, ancak kasten işlenen kabahatler bakımından uygulanır.
Sorumluluk
Madde 11- (1) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında idarî para cezası uygulanamaz.
(2) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişi hakkında idarî para cezası uygulanmaz.
Hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler
Madde 12- (1) Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Ceza Kanununun hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlere ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır.
Teşebbüs
Madde 13- (1) Kabahate teşebbüs cezalandırılmaz. Ancak, teşebbüsün de cezalandırılabileceğine dair ilgili kanunda hüküm bulunan haller saklıdır. Bu durumda, Türk Ceza Kanununun suça teşebbüse ve gönüllü vazgeçmeye ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır.
İştirak
Madde 14- (1) Kabahatin işlenişine birden fazla kişinin iştirak etmesi halinde bu kişilerin her biri hakkında, fail olarak idarî para cezası verilir.
(2) Özel faillik niteliğinin arandığı durumlarda, kabahate iştirak eden ve bu niteliği taşımayan kişi hakkında da fail olarak idarî para cezası verilir.
(3) Kabahate iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Kabahatin işlenişine iştirak eden kişi hakkında, diğerlerinin sorumlu olup olmadığı göz önünde bulundurulmaksızın idarî para cezası verilir.
(4) Kanunda özel faillik niteliğini taşıyan kişi açısından suç, diğer kişiler açısından kabahat olarak tanımlanan fiilin, bu niteliği taşıyan ve taşımayan kişiler tarafından ortaklaşa işlenmesi halinde suça iştirake ilişkin hükümler uygulanır.
İçtima
Madde 15- (1) Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezası verilir. Bu kabahatlerle ilgili olarak kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüş ise, bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir.
(2) Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.
(3) Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İdarî Yaptırımlar Yaptırım türleri
Madde 16- (1) Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idarî yaptırımlar, idarî para cezası ve idarî tedbirlerden ibarettir.
(2) İdarî tedbirler, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir.
İdarî para cezası
Madde 17- (1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir.
(2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.
(3) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen idarî para cezalarının ilgili kanunlarında 1/6/2005 tarihinden sonra belirlenen oranın dışındaki kısmı ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idarî para cezaları Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Sosyal güvenlik kurumları ile mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları kendi bütçelerine gelir kaydedilir. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen idarî para cezaları ise, ilgili kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının verdiği para cezaları, kendi kanunlarındaki hükümlere tâbidir. Kişinin ekonomik durumunun müsait olmaması halinde, idarî para cezasının, ilk taksitinin peşin ödenmesi koşuluyla, bir yıl içinde ve dört eşit taksit halinde ödenmesine karar verilebilir. Taksitlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesi halinde, idarî para cezasının kalan kısmının tamamı tahsil edilir.
(4) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararlar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderilir. Sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında aksine hüküm bulunmadığı takdirde, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendileri tarafından tahsil olunur. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen ve Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gerekmeyen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında özel hüküm bulunmadığı takdirde genel hükümlere göre tahsil olunur.
(5) İdarî para cezası tamamen tahsil edildikten itibaren en geç bir ay içinde durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirilir.
(6) Kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisi gerçekleştirir. İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.
(7) İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz.
Mülkiyetin kamuya geçirilmesi
Madde 18- (1) Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.
(2) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, eşyanın;
a) Kullanılmaz hale getirilmesi,
b) Niteliğinin değiştirilmesi,
c) Ancak belli bir surette kullanılması,
Koşullarından birinin yerine getirilmesine bağlı olarak belli bir süre geciktirilebilir. Belirlenen süre zarfında koşulun yerine getirilmemesi halinde eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya elkonulabileceği gibi; eşya, kişilerin muhafazasına da bırakılabilir.
(4) Eşyanın mülkiyeti, kanunda açık hüküm bulunan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna, aksi takdirde Devlete geçer.
(5) Eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için fail hakkında idarî para cezası veya başka bir idarî yaptırım kararı verilmiş olması şart değildir.
(6) Kaim değerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilebilir.
(7) Mülkiyeti kamuya geçirilen eşya, başka suretle değerlendirilmesi mümkün olmazsa imha edilir.
(8) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde yerine getirilir.
Saklı tutulan hükümler
Madde 19- (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
Gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır.
Soruşturma zamanaşımı (1)
Madde 20- (1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.
a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,
b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır.
(Ek cümle: 13/2/2011-6111/22 md.) Ancak, 89 uncu maddesi hariç olmak üzere 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen ve idari para cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar idari para cezası verilerek tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemez, verilmiş olanlar düşer.
(3) Nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.
(5) Kabahati oluşturan fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde suça ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır.
Yerine getirme zamanaşımı
Madde 21- (1) Yerine getirme zamanaşımının dolması halinde idarî para cezasına veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar artık yerine getirilemez.
(2) Yerine getirme zamanaşımı süresi;
a) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde yedi,
b) Yirmibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde beş,
c) Onbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde dört,
d) Onbin Türk Lirasından az idarî para cezasına karar verilmesi halinde üç, Yıldır.
(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin zamanaşımı süresi on yıldır.
(4) (Değişik: 23/7/2010-6009/37 md.) Zamanaşımı süresi, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar.
(5) Kanun hükmü gereği olarak idarî yaptırımın yerine getirilmesine başlanamaması veya yerine getirilememesi halinde zamanaşımı işlemez.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Karar Verme Yetkisi ve Kanun Yolları İdarî yaptırım kararı verme yetkisi
Madde 22- (1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir.
(2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir.
(3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri, ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.
(4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir.
Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi
Madde 23- (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.
(2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir.
(3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir.
Mahkemenin karar verme yetkisi
Madde 24- (1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.
İdarî yaptırım kararı
Madde 25- (1) İdarî yaptırım kararına ilişkin tutanakta;
a) Hakkında idarî yaptırım kararı verilen kişinin kimlik ve adresi,
b) İdarî yaptırım kararı verilmesini gerektiren kabahat fiili,
c) Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün deliller,
d) Karar tarihi ve kararı veren kamu görevlilerinin kimliği,
Açık bir şekilde yazılır. Tutanakta, ayrıca kabahati oluşturan fiil, işlendiği yer ve zaman gösterilerek açıklanır.
Kararların tebliği
Madde 26- (1) İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir.
(2) İdarî yaptırım kararının ilgili gerçek kişinin huzurunda verilmesi halinde tutanakta bu husus açıkça belirtilir. Bu karara karşı başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresine ilişkin olarak bilgilendirildikten sonra kişinin karar tutanağını imzalaması istenir. İmzadan kaçınılması halinde bu durum tutanakta açıkça belirtilir. Karar tutanağının bir örneği kişiye verilir.
(3) Tüzel kişi hakkında verilen idarî yaptırım kararları her halde ilgili tüzel kişiye tebliğ edilir.
(4) (Ek: 18/5/2017-7020/15 md.) İdari yaptırım kararları, Maliye Bakanlığı ile idari yaptırım kararı verenler arasında yapılacak protokoller çerçevesinde, kararı verenler adına 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından elektronik ortamda tebliğ edilebilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Bu şekilde yapılan tebligatlar, birinci fıkra kapsamındaki tebliğ yerine geçer.
Başvuru yolu
Madde 27- (1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.
(2) Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir.
(3) Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir.
(4) Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir.
(5) (Değişik: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür.
Başvurunun incelenmesi
Madde 28- (1) Başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda;
a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,
b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine,
c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan nedenlerin bulunmaması halinde başvurunun usulden kabulüne,
Karar verilir.
(2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder.
(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir.
(4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re’sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir.
(5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır.
(6) Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur.
(7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar.
(8) Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım kararının;
a) Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”,
b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, “idarî yaptırım kararının kaldırılmasına”, Karar verir
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/35 md.) İdarî para cezasının alt ve üst sınırının kanunda gösterildiği kabahatler dolayısıyla verilmiş idarî para cezasına karşı başvuruda bulunulması halinde, mahkeme idarî para cezasının miktarında değişiklik yaparak da başvurunun kabulüne karar verebilir.
(10) Üçbin Türk Lirası dahil idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir. (1)(2)
İtiraz yolu
Madde 29- (1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.
(2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.
(3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir.
(4) Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz.
(5) (Değişik: 31/3/2011-6217/27 md.) İdarî yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir.
Vazgeçme ve kabul
Madde 30 – (1) Kanun yoluna başvuran kişi, bu konuda karar verilinceye kadar başvurusundan vazgeçebilir. Vazgeçme halinde bir daha aynı konuda başvuruda bulunulamaz.
(2) İlgili kamu kurum ve kuruluşu da mahkeme tarafından karar verilinceye kadar kanun yolu başvurusunu kabul ederek idarî yaptırım kararını geri alabilir.
Masrafların ve vekalet ücretinin ödenmesi
Madde 31 – (1) İdarî yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tâbi değildir. (1)
(2) Kanun yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekalet ücreti, başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenir.
İKİNCİ KISIM Çeşitli Kabahatler Emre aykırı davranış
Madde 32 – (1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.
(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.
(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır.
Dilencilik
Madde 33 – (1) Dilencilik yapan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca, dilencilikten elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk veya belediye zabıta görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir veya belediye encümeni karar verir.
Kumar
Madde 34 – (1) Kumar oynayan kişiye, yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca, kumardan elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir karar verir.
Sarhoşluk
Madde 35 – (1) Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan kişiye, kolluk görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kişi, ayrıca sarhoşluğun etkisi geçinceye kadar kontrol altında tutulur.
Gürültü
Madde 36 – (1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Bu fiilin bir ticarî işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.
Rahatsız etme
Madde 37- (1) Mal veya hizmet satmak için başkalarını rahatsız eden kişi, elli Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezası vermeye kolluk veya belediye zabıta görevlileri yetkilidir.
İşgal
Madde 38- (1) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımları işgal eden veya buralarda mal satışa arz eden kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımlar üzerine inşaat malzemesi yığan kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından yüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Tütün mamullerinin tüketilmesi
Madde 39- (1) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında tütün mamulü tüketen kişiye, ilgili idarî birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fıkra hükmü, tütün mamulü tüketilmesine tahsis edilen alanlarda uygulanmaz.
(2) Toplu taşıma araçlarında tütün mamulü tüketen kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kabahatin özel hukuk kişileri tarafından işletilen toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde bu ceza ilk başvurulan kolluk birim yetkilileri tarafından verilir. Kamuya ait toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde idarî para cezası verme yetkisi bakımından birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Özel hukuk kişilerine ait olan ve herkesin girebileceği binaların kapalı alanlarında, tütün mamullerinin tüketilemeyeceğini belirtir açık bir işarete yer verilmesine rağmen, bu yasağa aykırı hareket eden kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu ceza, şikâyet üzerine en yakın kolluk birimi yetkililerince verilir.
Kimliği bildirmeme
Madde 40- (1) Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
(3) Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir.
Çevreyi kirletme
Madde 41- (1) Evsel atık ve artıkları, bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yirmi Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bireysel atık ve artıkların atılması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında hayvan kesen veya kesilen hayvan atıklarını sokağa veya kamuya ait sair bir alana bırakan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(4) İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu tüzel kişi hakkında verilecek idarî para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirasıdır. Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir.
(5) Kullanılamaz hale gelen veya ihtiyaç fazlası ev eşyasını bunların toplanmasına ilişkin olarak belirlenen günün dışında sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu eşyanın toplanması hususunda belediye tarafından belirli aralıklarla yılda üç günden az olmamak üzere belirlenen günler önceden uygun araçlarla ilân olunur.
(6) Kullanılamaz hale gelen motorlu kara veya deniz nakil araçlarını ya da bunların mütemmim cüzlerini sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bunların kaldırılmasına ilişkin masraf da kişiden ayrıca tahsil edilir.
(7) Bu kabahatler dolayısıyla idarî para cezasına belediye zabıta görevlileri karar verir.
(8) Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirliliğin kişi tarafından derhal giderilmesi halinde idarî para cezasına karar verilmeyebilir.
(9) Bu madde hükümleri, belediye sınırları içinde uygulanır.
(10) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Afiş asma
Madde 42- (1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Aynı içerikteki afiş ve ilânlar, tek fiil sayılır.
(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. Bu izinde, afiş ve ilânın asılacağı zaman dilimi açık bir şekilde gösterilir. Bu afiş ve ilânlar izin verilen gerçek veya tüzel kişi tarafından bu sürenin dolmasını müteakip derhal toplatılır. Toplatma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi halinde birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir.
(3) Bu afiş ve ilânların kaldırılmasına ilişkin masraflar da ilgili kişilerden ayrıca tahsil edilir.
(4) Bu kabahatler dolayısıyla idarî para cezasına, kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.
(5) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Asılsız ihbar
Madde 42/A- (2/7/2018-KHK-703/20 md.) 112 Acil Çağrı Merkezini asılsız ihbarda bulunmak suretiyle meşgul ettikleri tespit edilen kişilere bu Kanuna göre il valileri tarafından ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir. Tekerrür halinde bu ceza iki katı olarak uygulanır.
Silah taşıma
Madde 43- (1) Yetkili makamlardan ruhsat almaksızın kanuna göre yasak olmayan silahları park, meydan, cadde veya sokaklarda görünür bir şekilde taşıyan kişiye, kolluk tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Tüzel kişilerin sorumluluğu
Madde 43/A- (Ek: 26/6/2009-5918/9 md.)
(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından;
b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun,
c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının,
ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun,
d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.
Tüzel kişilerin bildirim yükümlülüğü
Madde 43/B – (Ek: 2/7/2012-6352/102 md.)
(1) 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan; bankalara, finansal kuruluşlara veya paranın sayım ve incelemesini yaparak bankalara destek hizmeti veren kuruluşlar ile mevzuat çerçevesinde dövize ilişkin işlemler yapmasına izin verilen şirketlere, her ne amaçla olursa olsun ibraz edilen paranın sahte olduğunun anlaşılması halinde, 5237 sayılı Kanunun 278 inci maddesinde düzenlenen bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediği takdirde, bu maddede sayılan tüzel kişilere Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
Ek Madde 1- (Ek: 11/5/2005-5348/5 md.)
(1) 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.
Geçici Madde 1- (1) Bu Kanunda ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren diğer kanunlardaki idarî para cezaları ile ilgili olarak geçen “Türk Lirası” ibaresi karşılığında, uygulamada, 28.1.2004 tarihli ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümlerine göre ülkede tedavülde bulunan para “Yeni Türk Lirası” olarak adlandırıldığı sürece bu ibare kullanılır. (1)
Geçici Madde 2- (1) Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.
Geçici Madde 3- (1) Daha önce verilmiş olan idarî para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabilir.
Yürürlük
Madde 44- (1) Bu Kanun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer. (2
Yürütme
Madde 45- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder), 1959 yapımı siyahbeyaz bir Amerikan filmidir.
Film Süresi
160 dakika
Yapım Yılı
1959
Film Dili
İngilizce
Ülke
Amerika Birleşik Devletleri
Tür
Suç Dram Gizem
Yönetmen
Otto Preminger
Oyuncular
James Stewart Lee Remick Ben Gazzara Arthur O’Connell
Bir Cinayetin Anatomisi, hukuk filmleri arasında seçkin bir yere sahiptir.
Eski bir başsavcı olan Paul Biegler (Stewart), az gelirli bir avukat olarak meslekte kalmayı sürdürmektedir. Michigan eyaletinin küçük kasabalarından birinde avukatlık yapan Paul Bieglar, suçun da pek yaygın olmadığı bu yerde tüm zamanını arkadaşlarıyla ya da çeşitli hobileriyle geçirmektedir. Bir gün önemli bir mevkide bulunan tanınmış kişilik Frederick Manion’un karısından aldığı telefon onu ilginç bir vakaya dahil eder. Birinci derece cinayetten yargılanan müvekkili teğmen Frederick Manion’un (Gazzara) masum Barney Quill’i öldürdüğünü kabul etmektedir. Ancak ortada ilginç bir durum vardır. Manion cinayeti işlediğini kabul edip suçunu inkar etmez, fakat haklı gerekçeleri olduğunu söyler. Öldürdüğü adam karısı Laura’ya tecavüz etmiştir ve suçu bu yüzden işlemiştir. Çarkları bozuk adalet, kimin haklı olduğu şaibeli sayılabilecek bu zorlu davada nasıl bir neticeye varacaktır? Bu sayede karşımıza suçun farklı dereceleri arasında çözülmesi zor bir açmaz çıkacaktır. Laura Manion eve döndüğünde kocasına tecavüze uğradığını söylemiş, kocası tecavüzcüyü öldürdükten sonra bu cinayetin meşru olduğunu savunmuştur. Savunma avukatı Paul Biegler (James Stewart) de mahkemede bu doğrultuda bir savunma yapmaktadır. Film bu tip bir cinayet sebebinin haklı olup olmadığını, böyle bir cinayet sonucunda ceza verilip verilmemesi konusunu tartışıyor ve izleyiciyi de konunun içine çekiyor.
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder) Filminin Felsefesi ve Sanatsal Yönü
“Bir Cinayetin Anatomisi”, ahlak, adalet, dürüstlük gibi kavramların yanı sıra Amerikan ordusunun zeminini de incelemiştir. James Stewart, Ben Gazzara, George C. Scott ve Lee Remick’in başrol performansları ve Avusturya asıllı Otto Preminger’in bir cinayetin anatomisini çıkarma özenine tutunmuştur. Böylece keskin bürokrasi eleştirisinin eşliğinde sinema tarihinin en iyi mahkeme filmlerinden biri olmuştur.
Filmde sinematografik anlamda güçlü mahkeme sahneleri vardır ve etkileyicidir. Film, sinema eleştirmenleri tarafından 12 Angry Man filmi ile kıyaslanmıştır. 12 Kızgın Adam filmi Jüri yapısını ve kararları anlatırken Bir Cinayetin Anatomisi davaya hazırlık aşamasını, mahkeme salonundaki hukuk düellosu yapan avukatları, iddia makamındaki savcıyı ve duruşma aksiyonunu anlatmıştır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2003 yılında kurulmuştur. Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder’dir. Fakültede 2019 yılı itibari ile burslu ve ücretli öğrenciler toplamı 520 civarındadır. Kız öğrenciler ağırlıktadır. Beş profesör, 2 doçent ve 10 doktor öğretim üyesi olmak üzere 17 akademisyen eğitim hizmeti vermektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, yaratıcı ve çok yönlü hukukçular yetiştirme hedefiyle; evrensel ilkelere dayalı, karşılaştırmalı ve uluslararası içeriğe sahip bir eğitim verdiğini ilan etmektedir. 2018 yılı itibari ile burslu bölüme en yüksek taban puan ile öğrenci alan hukuk fakültesidir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2019 yılı itibari ile 27 üyesi olan ve yaratıcı hukuk öğretimi ve araştırmalarına odaklanan hukuk fakültelerinin yer aldığı Law Schools Global League üyesidir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, akademik kadrosunun güçlü oluşu, öğrenci sayısının azlığı ve öğrenci başına düşen akademisyen sayısının yüksekliği ile dikkat çeken hukuk fakültelerindendir. Öğretim kadrosu oluştururken araştırma ve öğretimde kalite ölçütünün baz alındığı belirtilmektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin temel vizyonu, nitelikli öğretim üyesi ve mezunlarının öncülüğünde kamusal politikalar ve bürokrasi, iş ve ekonomi dünyası, toplumsal değişim, bilgi ve teknolojik atılımlar ile hukuk arasındaki bağı kurmak ve üst düzey akademik araştırmalar temelinde hukuk politikalarına katkı sunmaktır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Modeli
Fakültede eğitim dili İngilizcedir. Tüm zorunlu ve seçmeli dersler İngilizce olarak okutulmaktadır. Çekirdek derslerde, öğrenciler yedi temel konuda istekleri doğrultusunda seçim yapabilmekte; seçimlik derslerde ise yükselen hukuk dallarına ilişkin seçenekler üretilmektedir. Hukuk Fakültesi, farklı yoğunlaşma alanları yaratmaya yönelik seçimlik ders yelpazesi, pekişmiş ve çok yönlü bir öğrenim müfredatı sunmaktadır. Seçimlik dersler bilişim, rekabet, çevre, tahkim, uluslararası insan hakları hukuku gibi günümüzde öne çıkan çalışma alanlarını da kapsamaktadır.
Fakültede öğretim modeli olarak ezberci anlayış ve teste dayalı soru teknikleri yerine olay odaklı ve pratik çözümlere dayalı sistem uygulanmaktadır.
Öğrenciler konferans, seminer, panel, çalıştay, atölye çalışması ve düzenli akademik yayınlar aracılığı ile entelektüel yaşama adapte edilmeye çalışılmaktadır. Üniversite’de uygulanan çalışma programları, yaz stajları, yaz okulları ve toplumsal duyarlılık projelerine katılım özendirilmektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Law Schools Global League ile işbirliği yapmaktadır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, dünyanın önde gelen hukuk fakülteleriyle yürütülen değişim programları ve uluslararası staj imkanları sunmaktadır. Öğrenciler, yurt dışı deneyimi yaşamakta, uluslararası akademik işbirliği teşvik edilmektedir.
Kulüpler, Yayınlar ve Bilimsel Toplantılar
Hukuk Kulübü 2004 yılında faaliyete geçmiştir. Tüm Hukuk Fakültesi öğrencileri doğal üyedir. Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri, kurmuş oldukları Hukuk Kulübünü yönetmekte ve hukuki konularına ilişkin Justita et Fides adıyla periyodik bir dergi çıkarmaktadır. Hukuk Kulübü her yıl Law and Global Issues (Hukuk ve Küresel Sorunlar) başlığıyla üç günlük akademik bir öğrenci konferansı düzenlemektedir.Öğrenciler, gerek fakülte ve gerekse kulüplerin düzenlediği seçkin konuşmacı etkinlikleri, konferanslar ve sertifika programları ile akademik ve mesleki alanda gelişim imkanı bulmaktadır. Hukuk Kulübü; TBMM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi ulusal kurumlar ile Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Konseyi, AB Komisyonu gibi uluslararası yargı organları ve kuruluşlara çalışma gezileri yapmakta ve öğrencilerin kurumları ve rol model hukukçuları tanıması sağlanmaktadır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri, hukuk alanındaki bilgilerini İngilizce yetkinlikleri ile destekleyerek 2008, 2011 ve 2013 yılında Jessup Uluslararası Kurgusal Mahkeme Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmişler ve ödül almışlardır. Yarışmanın 2012 yılı ulusal elemeleri Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde gerçekleşmiştir. Uluslararası Hukuk Öğrencileri Birliği (ILSA) başarılı organizasyon nedeniyle Koç Üniversitesi’ni Washington’daki uluslararası elemelerde sponsor statüsünde kabul etmiştir.
Fakültede tecrübeli hukukçuların misafir olduğu Kariyer Günleri adıyla etkinlik düzenlenmektedir. Üniversite Kariyer Servisi ayırca hizmet vermekte, her yıl İşe Alım Günleri düzenlenmekte, yaz stajları planlanmakta, mezuniyet sonrası iş fırsatları yaratılmaktadır.
Fakülte öğrencileri ve akademisyenler Araştırma ve Uygulama Merkezi (KOÇ-KAM), Küreselleşme ve Demokratik Yönetişim Araştırma Merkezi (GLODEM) ve Sosyal Politika Merkezi (KOÇ-SPM) ile işbirliği içinde akademik çalışmalarda bulunmakta ve etkinlikler düzenlemektedir.
Koç Üniversitesi Sarıyer Kampüsü
Araştırma Merkezleri
Fakülte, (TÜBİTAK, NEWTON, BAGEP ve benzeri ulusal ve uluslararası araştırma fonları tarafından desteklenen projeler yaratmaktadır. Fakülte ve Merkezler ortaklaşa her yıl kırka yakın araştırma etkinliği düzenlemektedir.
KÜREMER Koç Üniversitesi’nin Küresel Kamu Hukuku araştırmaları alanındaki araştırmacılarının buluşma yeridir. Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Toplumsal Cinsiyet Hukuku, Çevre Hukuku, Uluslararası Hukuk ve Avrupa Kamu Hukukunun yanı sıra Uluslararası Örgütler, Uluslararası Hukuk Tarihi, Siyaset Bilimi ve Globalleşme, Kamu Hukuku Sosyolojisi ve Felsefesi alanlarında çalışan araştırma kadrosu bulunmaktadır. Araştırmaya önem veren merkez, üniversiteler, kamu görevlileri, yargı kurumları ve sivil toplum arasında işbirliğini amaçlamakta, Uluslararası Kolokyum serisi ile güncel ve temel küresel kamu hukuku sorunlarını masaya yatırmaktadır.
Küresel Kamu Hukuku Çalışmaları Merkezi(KÜREMER)
Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi(NASAMER) ise Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde, Dr. Nüsret Arsel ve Semahat Arsel ‘in katkıları ile 2007 yılında kurulmuştur. Merkez, uluslararası ticaret hukuku alanında faaliyet göstermektedir. Merkezin asli geliri,1 milyon ABD Doları tutarında olan Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Araştırmaları Merkezi Destekleme Fonu gelirlerinden oluşmaktadır. Merkezin Yönetim Kurulunda Dr. Nüsret Arsel, Prof Dr. Umran İnan, Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, Prof. Dr. Turhan Esener, Prof. Dr. Yavuz Alangoya, Prof. Dr. Cumhur Özakman ve Nevzat Tüfekcioğlu görev yapmaktadır.
Merkez, uluslararası ticaret hukuku alanındaki gelişmeleri yakından izlemek, araştırmalar ve yayınlar yapmak , bilimsel toplantı ve konferanslar düzenlemek, eğitim ve benzeri faaliyetlerde bulunmak, yurt dışındaki bilim insanları ve kuruluşlar ile işbirliği yapmak amacını taşımaktadır.
Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi(NASAMER)
Bilimsel Yayınlar
Fakülte bünyesindeki merkezler, “21. Yüzyılda Sınır Ötesi Vergi Sorunları”; “İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar”; “Genç Milletlerarası Özel Hukukçular Konferansı”; “Vergilendirmede Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma”; “Vergi Hukukunda Bilgi Toplama ve Açıklamanın Sınırları”; “100 Jahre Schweizerisches ZGB 80 Jahre Türkisches ZGB”; “Structures of Civil and Procedural Law in South Eastern European Countries”; “Vergi Uyuşmazlığı Çözümü: Barışçıl Mekanizmalar”; “Ceza Muhakemesi Hukukunda Güncel Konular”; “Vergiden Kaçınmanın Önlenmesi”; “İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar”; “Anayasa Hukuku Araştırmalarında Genç Yaklaşımlar – Kurumsal ve Uygulamalı Yeni Çalışmalar”; “Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması”; Vergi Hukukuna Genç Yaklaşımlar”; “Vergi Hukukunda Geriye Yürümezlik Esası”; “The United Nations Convention on Contracts for the International Carriage of Goods Wholly or Partly by Sea”; “Hukuk ve Etik Boyutuyla Ötenazi”; “Avrupa`da Devletler Özel Hukuku ve Yeni Türk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun`un Akitler ve Ticaret Hukukuna ilişkin Hükümleri”; “Avrupa ve Türkiye`de Hava Hukuku Konusunda Son Gelişmeler” ve “Turkey – EC Association Law: Developments Since Ankara Agreement 1963 (The Rights of EU Citizens in Turkey and of Turkish Citizens in the EU Countries)” isimli eserleri hukukçuların hizmetine sunmuştur.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Fakültenin Başarıları ve Almış Olduğu Bazı Ödüller
Name
Position
Awards and Honorific Elections
Bertil Emrah Oder
Professor of Constitutional Law
Full Member, Science Academy (since April 2015)
-President, Law Schools Global League (July 2015)
-Principal Investigator, Turkish National Science Foundation (July 2015)
-Member of Working Group on Science and Ethics, All European Academies (ALLEA) (August 2015)
-Advisory Board Member, Cambridge University Press -American Society of Comparative Law Book Series (December 2015)
-Jury Member, Sedat Simavi Social Sciences Award (November 2015)
-Vice-President, Association of Constitutional Law Research (November 2015)
-Member of Scientific Committee, Erasmus + Joint Master Program LUISS University, University of London Legal Advanced Studies and Compultense University (March 2016)
-Jury Member, Gender Projects Award, Ahmet-Şirin Tekeli Foundation for Support of Female Lawyers (April 2016)
-UN Women and Inter-Parliamentary Union Advisor (January 2016)
Horizon 2020 Threshold Award
Board of Advisors, International Constitutional Law Journal (2016)
Ambassador, Capital Turkish Connections (December 2016)
Billur Yaltı
Professor of Tax Law
President of International Tax Research Association-IFA Turkey (Elected)
Jury Member of Young Tax Professional of the Year Award organized by Ernst&Young (May 2015)
Member of Tax Law Education Committee of the Turkish Bar Association
Tankut Centel
Professor of Labor Law
Member of the Executive Board of Mobbing Association (MEYAD) since September 2015
Başak Çalı
Associate Professor of International Law
British Academy Newton Advanced Fellowship Award (September 2015-September 2017)
Horizon 2020 Threshold Award
Secretary-General, European Society of International Law (appointment by president)
Member, Executive Board, European Society of International Law (elected)
Chair, International Human Rights Special Interest Group, European Society of International Law (co-founder)
Editor, ESIL Reflections (appointment)
Fellow, University of Essex Human Rights Centre (honorific appointment)
Member, Academic Advisory Panel, Universal Rights Group (appointment)
Founder and Director, Judgment Watch (appointment)
ECHR Specialist, Council of Europe (appointment)
Advisory Board Member, Universal Rights Group, Geneva, Switzerland
Member, Peer Review College, United Kingdom Economic and Social Research Council (appointment)
Council of Europe Scientific Expert on the Long-Term Reform of the European Court of Human Rights to the Council of Europe Committee of Ministers (April 2015)
Member, Academic Advisory Board Implementation Project, Joint Turkey Human Rights Platform (iHop) (honorific appointment)
Ayşegül Buğra
Assistant Professor of Maritime and Insurance Law
Science Academy’s Young Scientist Award (BAGEP) 2016
The 2018 BILA Book Prize with the book entitled “Insurance Law Implications of Delay in Maritime Transport”
Işık Önay
Assistant Professor of Civil Law
Outstanding Teaching Award (2016)
Head of Program Committee YCC Annual Conference (2016-2017)
Mehmet Polat Kalafatoğlu
Assistant Professor of International Private Law
Prix honorifique Capitant, La Chancellerie des Universités de Paris 2015
Murat Önok
Assistant Professor of Criminal Law
Press Council Solidarity and Development Foundation: Executive Board Member and comptroller (May 2014-)
Press Council: Member of the High Council (reelected on 29 March 2015) and Vice-President (reelected on 3 April 2015)
Member of Executive Board, Transparency International
Horizon 2020 Threshold Award
Zeynep Ayata
Assistant Professor of EU Law and Competition Law
TUBITAK : Review Panel Expert in the COST Action Proposal (until April 2017)
Consultant to Koç Holding A.Ş. Competition Law Coordinator (2014 onwards)
Bursa Barosu adına nöbete katılan Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Av. Metin Öztosun yaptığı konuşmada “Doğruları söyleyen, adalet peşinde koşan biz avukatlar bir sis çanı gibi gecenin içinde çalan ve adaletten yana tavır alıp topluma nefes borusu olan meslek sahipleriyiz. Hiçbir iktidara tabi değiliz. Efendilerimiz yok ve olmayacak. Ve biz şehir şehir dolaşıp adalet talep eden avukatlar kısa çöpün uzun çöpten olan haklarını adalet terazilerinin en ince tartısında alabilmesi için mücadele veriyoruz ve bu taleplerimizi buradan da yineleyerek herkes için ama herkes için adalet diyoruz.
Bu ülkede en güvenebilir kurum yargı olana kadar, vicdanlarımız ve yüreğimiz soğuyana kadar bu taleplerimizden vazgeçmeyeceğiz.
Bir sis çanı gibi tüm adaletsiz gecelerin, karanlıkların içinde Adalet! Adalet! Adalet! diye çınlamaya devam edeceğiz” dedi.
Van’daki Adalet Nöbeti’nin katılımcıları şöyle:
Adıyaman Baro Başkanı Av. Mustafa Köroğlu,
Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Meltem Akyol,
Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan,
Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt,
Batman Barosu Başkanı Av. Abdülhamit Çakan,
Bingöl Barosu Başkanı Av.Hanifi Budancamanak,
Bitlis Barosu Başkanı Av. Fuat Özgül,
Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Av.Metin Öztosun,
Diyarbakır Barosu Başkanı Av.Cihan Aydın,
Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem Dönmez,
İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu,
İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel,
Kırklareli Barosu Başkan Yardımcısı Av. Oylum Yaman,
Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin Candemir,
Mersin Barosu Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz,
Muş Barosu Başkanı Av. Abdülbaki Çelebi,
Siirt Barosu Başkanı Av. Nizam Dilek,
Şanlıurfa Barosu Başkanı Av.Abdullah Öncel,
Şırnak Barosu Başkanı Av. Nuşirevan Elçi,
Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat Tekneci,
Tunceli Barosu Başkanı Av. Kenan Çetin,
Yalova Baro Başkanı Av. Fedai Doğruyol
Arsa Payı, Kat Mülkiyeti Kanununda yazılı esaslara göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarını tanımlamak için kullanılan kavramdır. Kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulurken, arsa üzerindeki yapıların bulunduğu arsadan bağımsız bölümlere rayiç değerleri oranında verilen payı ifade etmektedir. Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz. Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan ana gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur.
Prof. Dr. Hasan Erman – Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi
Bağımsız bölümlerden her birine yasa hükmü uyarınca tahsis edilmek zorunda olan arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma nedeniyle değiştirilemez. Ancak, anagayrimenkule yeni bir kat mülkiyeti eklenmesi durumunda, kat malikleri kurulunun oybirliği ile karar vermesi ve yapılan yeni ilaveler de dahil olmak üzere bütün bağımsız bölümlerine tahsis olunacak arsa paylarının yeniden ve oybirliğiyle tespit edilmesi gerekmektedir.
Kat mülkiyetine konu arsa üzerindeki pay oranı, ortak yerlerin durumu ve kullanımı ile ortak giderlere katılma yükümlülüğü bakımından önem arz etmektedir.
Ortak Yerlere İlişkin Kurallar ve Ortak Giderlere Katılma Yükümlülüğü
Kat malikleri, anagayrimenkulün ortak yerlerine arsa payları oranında ortak mülkiyet hükümlerine göre maliktir. Ayrıca payları ile orantılı olarak ortak yerleri kullanma hakkına sahiptir. Bu hakkın genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça; her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır.
Ortak yerlerin düzgün veya bunları kullanmanın daha rahat ve kolay bir hale konulmasına veya bu yerlerden elde edilecek faydanın çoğaltılmasına yarayacak bütün yenilik ve ilaveler, kat maliklerinin sayı ve arsa paylarının çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılabilmektedir.
Kat maliklerinden birinin isteği üzerine ısı yalıtımı, ısıtma sisteminin yakıt dönüşümü ve ısıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır. Ancak toplam inşaat alanı iki bin metrekare ve üzeri olan binalarda merkezi ısıtma sisteminin ferdi ısıtma sistemine dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı olarak oybirliği ile verecekleri karar üzerine yapılır. Bu konuda yapılacak ortak işlerin giderleri kat maliklerinin tapudaki payları oranına göre ödenir.
Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile; yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kat malikleri kendi arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür.
Kat Malikleri Kurulu Kararlarına Etkisi
Kat Mülkiyeti Kanununa göre; Kat malikleri kurulu, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasıyla toplanmakta ve oy çokluğuyla karar vermektedir. Her kat maliki, arsadaki payının oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir. Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanmaktadır.
Blok yöneticisi ve denetçisi ise, bloktaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilmektedir. Blok niteliğinde olmayan yapıların ortak yer ve tesisleri için yönetici ve denetçi ise; bu yapılardaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilmektedir.
Arsa Payının Devri, Harap Olması ve Kamulaştırılması
Kat mülkiyeti kurulmuş bir gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden birinin veya kat irtifakı bağlanmış arsa payının satılması halinde; diğer kat maliklerinin veya irtifak hakkı sahiplerinin öncelikle satın alma hakkı yoktur
Kat mülkiyetinin başkasına devri veya miras yoluyla geçmesi halinde, ona bağlı arsa payı da birlikte geçer; bu pay, kat mülkiyetinden veya kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; miras yoluyla geçmez ve başka bir hakla kayıtlanamaz. Kat mülkiyetini kayıtlayan haklar, kendiliğinden arsa payını da kayıtlar. Anagayrimenkulde kat mülkiyetinin kurulmasından önce o gayrimenkulün kütükteki sayfasına tescil veya şerhedilmiş olan haklar; kural olarak kat mülkiyetini de arsa payı oranında, kendiliğinden kayıtlar.
Anagayrimenkul kamulaştırılması halinde, her bağımsız bölümün kamulaştırma bedeli bağlantılı bulunduğu arsa payı ve eklentileri de göz önünde bulundurularak ayrı ayrı hesaplanmakta; her bölümün malikine ayrı ayrı ödeme yapılmaktadır.
Anayapının bağımsız bölümlerinden biri tamamen harap olur ve o bölümün maliki iki yıl içinde kendine ait bölümü yeniden yaptırmazsa; diğer kat malikleri veya bunlardan bir kısmı, bu sürenin tamamlanmasından başlayarak bir yıl içinde o bölüme ait arsa payının, değeri karşılığında ve kendilerine ait payları oranında kendilerine devredilmesi için dava açabilirler. Açılacak davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu yolla arsa payını devralan diğer pay sahipleri, devraldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde; harap olan bağımsız bölümü yeniden yaptırmaya veya aynı süre içerisinde bağımsız bölümlere bağlı arsanın kendilerine düşen paylarını yeniden hesaplayarak kat mülkiyeti kütüğüne geçirtmeye mecburdurlar.
Cumhurbaşkanı, 40 yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından genel oyla beş yıllığına ve en fazla iki defa seçilebilen, yürütmenin sorumsuz kanadında yer alan ve Devletin başı sıfatına sahip tarafsız kişidir.
Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüzbin seçmen aday gösterebilir.
Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.
Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Andiçmesi
Madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:
“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Görev ve yetkileri
Madde 104
Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.
Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.
Kanunları yayımlar.
Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.
Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.
Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri
uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.
Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu
Madde 105
Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.
Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz.
Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.
Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı
Madde 117
Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Cumhurbaşkanı sorumludur.
Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı; Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir.
Ara Seçim,Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde yapılan seçimlerdir. İki genel seçim arasında, çeşitli nedenlerle boşalan milletvekilliği, belediye başkanlığı ve bunun gibi seçimle gelinen yerler için yasalar uyarınca yapılması gereken seçimdir.
.Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.
Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.
(Ek fıkra: 27/12/2002-4777/2 md.) Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.
(Değişik: 23/7/1995-4121/12 md.) Mahallî idarelerin seçimleri, 67 nci maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
GEÇİCİ MADDE 16
Anayasanın halkoylamasına ilişkin oy verme kütüğünde ve sandık listesinde kaydı ve oy kullanma yeterliği bulunduğu halde hukukî veya fiilî herhangi bir mazereti olmaksızın halkoylamasına katılmayanlar, Anayasanın halkoylamasını takip eden beş yıl içinde yapılacak genel ve ara seçimleri ile mahallî seçimlere ve diğer halkoylamalarına katılamazlar, seçimlerde aday olamazlar.
Bu çalışma esas olarak, sporun ulusal ve uluslararası yapılanması dâhilinde sportif ihtilafların nitelikleri ve tahkim yargılamasının özellikleri hakkında bilgi vermekte ve Tahkim Kurulu ile Türkiye Futbol Federasyonu arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun yapısı, Tahkim Kurulu’nun yapısı ve işleyişi ile Tahkim Kurulu kararlarının niteliği bu çalışmada detaylı bir şekilde ele alınmış bulunmaktadır.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu -Talat-Emre-Koçak
Bunlara ek olarak, çalışma içinde FIFA İhtilaf Çözüm Dairesi (DRC) ve Lozan merkezli Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) hakkında da bilgi verilmekte ve bu mahkemeler ile Tahkim Kurulu mukayese edilmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında futbolun ulusal ve uluslararası yargısı bir bütün olarak ele alınmakta ve ideal bir Tahkim Kurulu’nun nasıl olması gerektiği de çalışma içinde açıklanmaktadır.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu İsimli Kitabın Konu Başlıkları
Sporun Uluslararası Yapılanması
Sportif İhtilaflar
TFF Genel Kurulu’nun Yapısı
TFF Tahkim Kurulu’nun Yapısı
TFF Tahkim Kurulu’nu Benzer Kurul ve Mahkemeler İle Mukayesesi
TFF Tahkim Kurulu’nun İşleyişi
TFF Tahkim Kurulu Kararlarının Niteliği ve Kararlara Karşı Kanun Yolları
İÇİNDEKİLER
TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU TAHKİM KURULU ÖZ 5
Önsöz9
Kısaltmalar13
GİRİŞ15
1. SPORUN ULUSLARARASI YAPILANMASI VE SPORTİF İHTİLAFLAR19
1.1. Sporun Uluslararası Yapılanması 19
1.1.1. Uluslararası Olimpiyat Komitesi 20
1.1.2. Uluslararası Federasyonlar 22
1.1.3. Ulusal Olimpiyat Komiteleri 23
1.1.4. Ulusal Federasyonlar 24
1.2. Sportif İhtilaflar 25
1.2.1. Disiplin ihtilafları 27
1.2.2. Sözleşmeden Doğan İhtilaflar 30
1.2.3. Oyuncu Uygunluğu İhtilafları 33
1.2.4. Spor Kurumları Arasında Çıkan İhtilaflar 35
2. TAHKİM37
2.1. Genel olarak Tahkim ve Tanımı 37
2.2. Tahkim Türleri 38
2.2.1. Kurumsal Tahkim – Ad Hoc Tahkim 38
2.2.2. Ulusal Tahkim – Uluslararası Tahkim 40
2.2.3. İhtiyari Tahkim – Kanuni Tahkim 41
3. TFF TAHKİM KURULUNUN YAPISI43
3.1. TFF Tahkim Kurulu’nun Oluşumu 43
3.1.1. TFF’nin Tarihçesi ve Yapısı 43
3.1.2. TFF Genel Kurulu’nun Yapısı 45
3.1.3. TFF Tahkim Kurulu Üyeleri 52
3.2. TFF Tahkim Kurulu’nun Benzer Kurul ve Mahkemeler ile Mukayesesi 59
3.2.1. TFF Tahkim Kurulu – CAS 59
3.2.2. TFF Tahkim Kurulu – FIFA İhtilaf Çözüm Dairesi 67
3.2.3. TFF Tahkim Kurulu – UEFA Tahkim Kurulu 70
4. TFF TAHKİM KURULUNUN İŞLEYİŞİ73
4.1. TFF Tahkim Kurulu’nun Yargı Yetkisi 73
4.1.1. TFF Disiplin Kurulu Kararları’na Karşı Yapılan İtirazlar 74
4.1.2. TFF Yönetim Kurulu Kararları’na Karşı Yapılan Başvurular 77
4.2. TFF Tahkim Kurulu’nda Yargılama Süreci 81
4.2.1. Başvuru Usulü ve Süresi 81
4.2.2. İhtilaf İnceleme Usulü ve Uygulanacak Mevzuat 84
4.2.3. Kararların Niteliği ve Kararlara Karşı Kanun Yolları 87
Sonuç97
EKLER99
Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 99
Türkiye Futbol Federasyonu’nun Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Ana Statünün Tahkim Kuruluna İlişkin Maddeleri 112
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Talimatı 113
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca Tahkim Kurulu, bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim merciidir. Tahkim Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonunun en üst hukuk kuruludur. TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai olarak karar vermektedir.
Tahkim Kurulu, Federasyon Başkanının teklifi ve Yönetim Kurulunun kararı ile en az beş yıllık meslekî tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir Başkan ve altı asıl ve alt yedek üyeden oluşmakta; üyelerin belirlenmesinde FIFA ve UEFA’nın kuralları esas alınmaktadır.
Tahkim Kurulunun Görevleri
Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlamaktadır. Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlamakta ve bu kararlar aleyhine idari veya yargısal makamlara itiraz yoluna başvurulamamaktadır.
Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Disiplin Kurulları, Kulüp Lisans Kurulu ve Etik Kurulu tarafından alınan kararlara karşı, kararın taraflarına resmen tebliği ve/veya talimat ve düzenlemelerinin yayımlanmasını takip eden yedi gün içinde Tahkim Kurulu nezdinde itiraz edilmez ise, karar ilgili tüm taraflar hakkında kesin hüküm teşkil etmektedir. İdari veya yargısal makamların onayına tabi olmayan kurul kararları Federasyon Başkanı ve Genel Sekreter tarafından uygulanmaktadır.
Tahkim Kurulu, kendisine intikal eden konular hakkında ilgililerden görüş, bilgi ve belge istemekte, gerekli delilleri toplamakta, gerek gördüğü takdirde, ilgilileri davet ederek dinleyebilmektedir.
Türkiye Futbol Federasyonu Statüsüne Göre Tahkim Kurulu;
Aşağıdaki karar ve düzenlemelere ilişkin uyuşmazlıkları ilgililerinin başvurusu üzerine inceleyerek kesin olarak karara bağlar:
a) Federasyon ile kulüpler, hakemler, futbolcular, teknik direktörler, antrenörler, oyuncu temsilcileri, sağlık personelleri ve diğer yetkililer hakkında Yönetim Kurulu tarafından verilen kararları,
b) Amatör ve Profesyonel Disiplin Kurullarının kararları,
c) Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararları,
e) Etik Kurulu kararları,
f) Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü ve talimatları uyarınca nihai karar verme yetkisine sahip diğer kurulların verdikleri hukuki sonuç doğuran kararlar,
g) Yönetim Kurulu tarafından çıkarılan talimatlar ile ilgili uyuşmazlıkları ilgililerinin başvurusu üzerine inceleyerek kesin olarak karara bağlar.
Federasyon Başkanının teklifi ve Yönetim Kurulunun kararı ile en az beş yıllık meslekî tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir Başkan ve altı asıl ve altı yedek üyeden oluşur.
Tahkim Kurulu’nun görev süresi, Federasyon Yönetim Kurulu’nun görev süresi kadardır.
Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükümlerine Göre Tahkim Kurulu
MADDE 6
(1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir.
(2) Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi TFF talimatlarının yayımından veya itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren yedi gündür.
(3) Tahkim Kurulunun oluşumu, görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler TFF Statüsünde belirlenir. Tahkim Kurulunun işleyişi ve usul kuralları TFF tarafından çıkarılacak talimatta yer alır.
(4) Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar.
(5) Tahkim Kurulu üyeleri de bu Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümlerine tabidir.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu -Talat-Emre-Koçak
Asliye Hukuk Mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin kanunla istisnai olarak sayılan görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işleri karara bağlamaya yetkili mahkemelerdir.
Kanunda belirli bir uyuşmazlık türü için açıkça özel bir mahkemenin görevli olduğu kabul edilmişse; uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkeme kanunun belirlediği o özel görevli mahkemedir. Bu çerçevede, Asliye Hukuk Mahkemelerinin türevi olan Asliye Ticaret Mahkemeleri, Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, İş Mahkemeleri, Tüketici Mahkemeleri, Deniz Ticaret Mahkemesi gibi mahkemeler bulunmaktadır. Ticaret Mahkemeleri, Fikri Sınai Haklar Mahkemesi, İş Mahkemeleri ve Tüketici Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde aynı sıfatla Asliye Hukuk Mahkemeleri görev yapmaktadır.
Asliye hukuk mahkemesi tek hakimlidir. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde ve ihtisas mahkemelerinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir. Diğer hukuk mahkemelerinin görev alanına girmeyen hukuk davaları bu mahkemelerde görülmektedir.
Türkiye’de kurulu Adliyelerin tamamında Asliye Hukuk Mahkemeleri bulunmakta, bulundukları il veya ilçenin adı ile adlandırılmaktadır. İhtiyaç halinde her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından birden fazla Asliye Hukuk Mahkemesi açılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesine göre ” Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Asliye Hukuk Mahkemelerinde Görülen Bazı Davalar
Ad ve soyad değişikliği ile nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalar
Alacak davaları
Derneğin feshi veya genel kurulun iptali davası
El atmanın önlenmesi davaları (Müdahalenin men’I Davası)
Geçit veya üst hakkı davaları
Haksız fiile dayanan tazminat davaları
Haksız işgal ve ecrimisil davaları
İtirazın iptali davaları
Kamulaştırma nedeniyle tescil ve bedel davaları
Kamulaştırmasız el atma davaları
Kişilik haklarının korunması davaları
Maddi manevi tazminat davaları
Menfi tespit ve istirdat davaları
Miras sözleşmesinin iptali davaları
Mirasçılıktan çıkarma veya çıkarmanın iptali davaları
Mirastan mal kaçırma davaları
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davaları
Soy bağının Düzeltilmesi, babalık ve analığın tespiti davaları
Şufa (önalım) davaları
Tapu tescil ve iptal davaları
Tenkis davaları
Trafik kazasından doğan maddi manevi tazminat davaları
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2002 yılından itibaren Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere yılda iki sayı halinde yayınlanan, hakemli dergi statüsünde süreli, akademik ve bilimsel hukuk dergisidir.
Dergi, Seçkin Yayıncılık tarafından basılmakta ve okuyucuya sunulmakta; yeni çıkan sayılar yanında eski sayılar da satın alınabilmektedir. Dergiye abone olmak mümkündür.
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin editörü Nihal URAL ÇINAR, editör yardımcısı Elif ALTINOK ÇALIŞKAN ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Aytaç ÖZELÇİ’dir
Derginin Yayın Kurulu; Merih Kemal OMAĞ, Elif ALTINOK ÇALIŞKAN, Bahri ÖZTÜRK, Turhan ESENER, Çağla KANDIRALIOĞLU, Durmuş TEZCAN ve İlhan ULUSAN’dan oluşmaktadır.
Danışma Kurulu, Tayfun AKGÜNER, Atilla ALTOP, Timur DEMİRBAŞ, Turhan ESENER, Turgut KALPSÜZ, Reyagan KENDER, Baki KURU, Hasan KÖNİ, Ergin NOMER, Merih Kemal OMAĞ, Ali Necip ORTAN, Ata SAKMAR, Ünal TEKİNALP, Durmuş TEZCAN, İlhan ULUSAN,Aysel ÇELİKEL, Mesut ÖNEN, Turgut ÖZ, Ali ÖZGÜVEN ve Bahri ÖZTÜRK‘ten oluşmaktadır.
Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 2019 Yılı Ocak Ayında Basılan 18. Sayısı Konu Başlıkları
Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 18. Sayı
Fikri Mülkiyet Hukuku ile İlgili Genel Nitelikte Bazı Bilgi ve Düşünceler, Prof. Dr. M. İlhan ULUSAN
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Tescilli Markanın Kullanılmaması ve Buna Bağlanan Hukuki Sonuçlar, Prof. Dr. Hanife ÖZTÜRK
Avrupa Adalet Divanının Bazı Kararları Işığında Link Vermeden Dolayı Sorumluluğun Umuma İletim Hakkı Çerçevesinde Değerlendirilmesi, Prof. Dr. Mustafa AKSU
Fotoğraf Sanatları Alanında Telif Hakları, Prof. Dr. Azra ARKAN SERİM
Kişilik Hakkını Oluşturan Kimi Unsurların Ticari Amaçlı İzinsiz Kullanımı, Dr. Öğr. Üyesi Cüneyt BELLİCAN
Avrupa Birliği Hukukunda Tescilli Tasarımın Korunması Açısından Teknik İşlevsellik Sınırlaması, Dr. Özgür Sami MEMİŞOĞLU
Markanın Kullanılmaması Sebebiyle İptaline İlişkin Güncel Sorunların Değerlendirilmesi, Dr. Öğr. Üyesi Remzi Tamer PEKDİNÇER – Arş. Gör. Gizem ÇOŞĞUN
İlaç Ruhsatlandırılması Aşamasında Veri Koruma Süresinin 6769 Sayılı SMK’nın 85. Maddesi Kapsamında Değerlendirilmesi, Dr. Canan KÜÇÜKALİ
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yayın İlkeleri
1. İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi “Hakemli Dergi” statüsünde ve yılda iki sayı (Ocak ve Temmuz) olarak yayımlanmaktadır.
2. Dergiye gönderilen yazılar başka bir yerde yayımlanmamış olmalıdır.
3. Yazarlar, unvanlarını, görev yaptıkları kurumları, iletişim adresleri ile telefonlarını ve e-mail adreslerini bildirmelidirler.
4. Yazılar “Microsoft Word” programında hazırlanıp bir CD’ye kaydedilerek İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu’na ya da ikuhfd@iku.edu.tr adresine e-posta olarak gönderilmesi gerekmektedir.
5. Bilimsellik ölçütlerine uyulmadığı ve olağanın üzerinde yazım yanlışlarının tespit edildiği yazılar, yayın komisyonu tarafından geri çevrilir.
6. Yayın Kurulunca yapılacak ilk değerlendirmeden sonra yazılar kör hakemlik sistemi uyarınca yazar adı metinden çıkarılarak hakeme gönderilir. Bu bağlamda yazara da yazının hangi hakeme gönderildiği ile ilgili bilgi verilmez. Hakemden gelen rapor doğrultusunda yazının yayınlanmasına veya yazardan rapor çerçevesinde düzeltme istenmesine ya da yazının geri çevrilmesine karar verilir ve yazar durumdan en kısa sürede haberdar edilir.
7. Yazardan düzeltme istenilmesi halinde, düzeltmenin en geç 15 gün içinde yayın kuruluna gönderilmesi gerekmektedir.
8. Dergide, hakem denetiminden geçen çalışmalar dışında, mahkeme kararlarına ve yorumlara da yer verilir. Bu nitelikteki yazıların kabulü veya geri çevrilmesi, Yayın Kurulunun yetkisindedir.
9. Yazılar yayımlanmak üzere kabul edildiği takdirde, elektronik ortamda tam metin olarak yayımlamak da dahil olmak üzere tüm yayın hakları İstanbul Kültür Üniversitesine aittir. Yazarlar telif haklarını Üniversiteye devretmiş sayılır, ayrıca telif ücreti ödenmez.
10. Derginin yazı dili esas olarak Türkçe olmakla birlikte, dergide yabancı dilde yazılara da yer verilmektedir. Yazılar Türkçe veya yabancı dillerden herhangi birinde yazılmış olsalar dahi, her bir yazıda en az 100, en çok 200 sözcükten oluşanTürkçe başlık veözetleri ilebeşer anahtar sözcüğün yazının başına eklenerek gönderilmesi gereklidir.
11. Yazıların, Times New Roman karakterinde, 1,5 satır aralığında ve 12 punto olarak yazılması gerekmektedir. Yazının dipnotları sayfa altında gösterilerek 10 punto olarak hazırlanmalıdır. Dipnotlar sayfa altında gösterilmelidir. Yazıların sonunda, yazıda kullanılan kaynakların yazar soyadına göre alfabetik sıraya dizildiği kaynakçayayer verilmelidir. Yaralanılan kaynaklara ilişkin metin içindeki atıflar, her bir sayfa sonunda dipnot olarak gösterilmelidir.
İhtiyati Haciz, teminat altına alınmamış borçların tahsili amacıyla, vadesi gelmiş bir alacağın tahsili için başlatılan dava türüdür. İhtiyati hacze konu alacak, para alacağı olmalı ve alacak, rehinle teminat ile güvence altına alınmamış olmalıdır. İhtiyati haciz kararları duruşma yapılmaksızın verilebilmekte; alacaklı sıfatını taşıyan kişinin cebri icra talebinde bulunma yetkisi bulunmakta, cebri icra işlemine başvurmaya yetkisi bulunmayan alacaklının ise ihtiyati haciz talep etmeye yetkisi bulunmamaktadır.
İhtiyati haciz davası, açılmış veya ileride açılacak bir dava ve icra takibinin anlamsız kalmasını önlemek için başvurulan geçici nitelikte önlemdir. Koruyucu olma ve tehlikenin önlemesi amacı taşıması itibariyle, borcun tahsili için dolaylı ve yardımcı bir nitelik taşımaktadır. İhtiyati haciz, asıl icra takip işlemine yardımcı olan, alacağın tahsili için güvence sağlayan, koruyucu nitelikte bir düzenlemedi olup, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir tedbir işlemidir.
Lehine ihtiyati haciz kararı alınan alacaklı, yargılama sonunda aleyhine hüküm kurulması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür.
Borçlu teminat göstermek suretiyle ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Borçlu bunun için, para veya mahkemenin kabul edeceği taşınır veya taşınmaz rehni, devlet tahvili, banka mektubunu mahkemeye sunmak zorundadır.
Borçlu taraf ayrıca, verilen kararın hukuka aykırılığı yönünden itiraz ederek kararın kaldırılmasın talep edebilmekte; hukuka uygun biçimde verilmeyene kararın geçersiz kılınması suretiyle menfaatlerinin zedelenmesini önleyebilmektedir. Borçlu, kararın gıyabında verilmiş olması, vade yönünden kanunun aradığı şartları taşımayan bir alacağın iddia edilmesi, alacağın rehinle temin edilmiş olması, alacaklının teminat göstermemiş olması ve kararın görevli ve yetkili mahkemece alınmamış olması nedeniyle kararın kaldırılmasını talep edebilir. Kararın kaldırılmasını talep etmek için, mahkemenin yetkisine, ihtiyati haciz sebeplerine ve teminata dayanabilir. İhtiyati haciz kararının tam olarak kaldırılmış sayılması kararın sebepleri üzerine yapılacak itiraz üzerine mümkündür. Borçlunun göstereceği teminat karşılığında hukuken kaldırılan bir ihtiyati haciz kararı, aleyhine karar verilen kişi bakımından fiili olarak devam etmektedir.
İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir
İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar korunması veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi uyarınca uygulanan bir yoldur. İhtiyati tedbir para yahut paradan başka her türlü hakkın iddia edildiği davalar nedeniyle talep edilebilmektedir. İhtiyati haciz ise, rehinle temin edilmemiş ve istisnaları dışında vadesi gelmemiş para borçları hakkında talep edilebilecek bir hukuki imkandır. Amaçları ve hedefi farklı olan iki hukuki müesseseden ihtiyati tedbir, dava konusu olan malların devrinin önlenmesi veya onlara zarar gelmesini önlemekte; ihtiyati haciz ise tahsili imkansız hale gelebilecek bir para borcunun tahsilini hukuki koruma altına almaktadır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
İhtiyati haciz, icra takibi başlatılmadan veya dava açılmadan talep edilebileceği gibi alacak davası açılırken veya dava sırasında da talep edilebilmekte; dava açılmadan önce genel görevli ve yetkili mahkemelerde, dava açıldıktan sonra ise davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.
Karar, bu kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesi tarafından uygulanmakta; uygulanmasından kaynaklı şikayetlere ise İcra Mahkemesi bakmaktadır. Kararın uygulanmasından ve davanın açılmasından sonra alacaklı, lehine karar elde etmesinden itibaren en geç bir ay içinde ilamlı takibe girişmek zorundadır. İhtiyati haczin, kesin hacze dönüşmesi için ilamlı takibe girişildikten sonra borçlunun itiraz etmemesi veya yapılan itiraz başvurusunun hakim tarafından reddedilmesi gerekmektedir.
Teminat Gösterme Şartı ve Kararın İnfazı
İhtiyati haciz talebi hakkında dilekçenin mahkemeye sunulması üzerine, şartların varlığı halinde, genellikle duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmektedir. Karar, mahkemenin hükmedeceği teminatın verilmesi şartına bağlanmıştır. Teminat şartının yerine getirilmesi, alacağın yüzde on veya on beş kadarı bir miktar nakit paranın mahkeme veznesine bloke edilmesi veya banka teminat mektubunun mahkemeye sunulması şeklinde gerçekleşmektedir. Teminat, mahkemenin vereceği yedi günlük süre içinde mahkemeye depo edilmek zorundadır. Teminatın amacı haksız bir şekilde ihtiyati haciz yoluna başvuran alacaklı tarafın borçluya vereceği muhtemel zararları gidermesini sağlamaktır. Mahkemeye sunulan teminat, takip kesinleştikten, alacaklı tarafça başvurudan vazgeçildikten veya borçlunun teminatın iadesine muvafakat etmesinden sonra mahkemeye müracaat edilerek iade alınabilmektedir.
İcra İflas Kanununun 261. maddesine göre alacaklı; mahkemece hükmedilen teminatı yatırmak kaydıyla, kararın verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Aksi halde karar kendiliğinden ortadan kalkar.
Adli tatil süresince talepte bulunmak mümkündür.
Konkordatoya başvurmuş ve talebi kabul edilmiş borçlu bakımından ihtiyati haciz kararı verilip verilemeyeceği ise Yargıtay içtihatlarında ve doktrinde tartışmalıdır. İcra işlemlerinden korunmayı amaçlayan konkordatonun, alacaklı lehine esas takibin kesinleşmemesi halinde satış işlemlerine cevaz vermeyen ihtiyati hacze mani olmaması gerektiği savunulmaktadır.
İhtiyati Haciz ve Koşulları
İhtiyati haciz, para alacakları veya para olarak talep edilebilen alacaklar bakımından geçerli bir düzenlemedir. Şartlarının oluşup oluşmadığının İcra İflas Kanununun 257. maddesine göre belirlenmektedir. Kural olarak, vadesi gelmiş ve muaccel olmuş alacaklar için talep edilebilen ihtiyati haciz için ön art davacının alacaklı sıfatını taşımasıdır. Alacaklı, talebini ancak borcun istenebileceği veya ifa edilebilir niteliğe büründüğü anda ileri sürebilmektedir.
İhtiyati haciz, temel olarak para ve teminat borçlarının ödenmesini temin etmek için uygulanmakta; karar verebilmek için borçlunun temerrüde düşmüş olması zorunlu olmayıp, borcun vadesinin gelmiş olması yeterli görülmektedir. Vadesi gelmemiş borçtan ötürü bu yönde bir karar verilmesi için borçlunun belirli yerleşim bir yerinin olmaması, borçlunun, yükümlülüklerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi, mallarını kaçırmaya hazırlanması, mallarını kaçırmaya hazırlanması veya kaçması gerekmektedir.
Kambiyo senetlerine mahsus olarak talepte bulunabilmek için alacaklı sıfatını taşıyan kişinin meşru hamil olması gerekmektedir. Senet borçlarında belirli bir vade öngörülmüş olduğundan mahkeme senedin vadesinin gelip gelmediğini araştırarak karar verebilmektedir. Borç için bir vade belirlenmemişse alacaklının borçluyu ihtar etmiş olma şartı gerekmektedir. Çek hamili, Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca, bankaya ibraz süresince muhatap bankaya ibraz edilmiş ve ödenmemiş çekler hakkında, keşideci, ciranta ve çek hesabı müsait olduğu halde ödeme yapmayan banka aleyhine ihtiyati haciz isteyebilmektedir.
Faturaya dayanarak ihtiyati haciz kararı verilebilmesi alacağın varlığının ve muaccel olduğunun ispatı halinde mümkündür.
Cari hesap şeklinde işleyen kredilerde; hesabın kat edilmesi halinde alacağın muaccel hale geldiği kabul edilerek ihtiyati haciz talepleri kabul edilmektedir.
Bir mahkeme ilamında yer alan alacaklar bakımından da şartlarını taşıması halinde teminat göstermeden ihtiyati haciz kararı verilebilmekte, mahkemeye sunulan faturalardan alacağın varlığına ilişkin kuvvetli inanç durumlarda ve ödeme ihtarının bulunmadığı bulunmadığı talepler reddedilmektedir. Ancak, tek taraflı olarak her zaman düzenlenmesi mümkün olan faturalar alacağın varlığını tek başına ispat etmeye yeterli olmamakta, alacağın varlığına dönük deliller sunulması gerekmektedir.
İhtiyaten yapılan haciz işlemleri, İcra İflas Kanunu Madde 261. madde gereğince karar, verildiği tarihten 10 gün içerisinde yetkili icra müdürlüğünden (mahkemenin yargı çevresi içerisinde kalan daire) kararın infazının istenmesi gerekir. Aksi takdirde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar. Haczedilen menkul malların 6 ay içerisinde satışının istenmemesi veya haczedilen gayrimenkul malların 1 yıl içerisinde satışının istenmemesi halinde de ihtiyati haciz kalkar.
İcra İflas Kanununun İhtiyati Hacizle İlgili Hükümleri
“Hukuk Aşkı – Yeni Bir Anayasa Özlemi” isimli eser, Ali Rıza Malkoç tarafından yazılmış, 2019 yılı haziran ayında Kutlu Yayınevi tarafından basılmıştır. Eser, yazarın dördüncü kitabıdır. Yazar, kurgusal roman olarak tanımladığı çalışmasında, hukukun temel ilkeleri, hukuk felsefesi ve metodolojisini ana hatlarıyla anlatmaya çalışmaktadır.
Ali Rıza Malkoç – Hukuk Aşkı
Yazar Ali Rıza Malkoç Hakkında
Ali Rıza Malkoç, 1965 yılında Samsun’da doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini Samsun’da tamamlamış, Teknik Lise Elektrik bölümünden mezun olmuştur. Yükseköğrenimini Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde tamamlayarak askerlik görevini yapmış; Samsun ve Bursa’da medya, eğitim, bilişim ve iş dünyası kuruluşlarında 25 yıl görev yapmıştır.
Malkoç, 1999 yılında, ilk internet haber sitelerinden Mailgazete’yi 13 yıl boyunca yayınlamıştır. 40’lı yaşlarında hece şiiri yazmaya yönelmiş, Ozan Sentezi’nin yardımıyla geleneksel şiiri öğrenmiştir. Şiirleri çeşitli gazete, dergi, web sitesi ve araştırmalarda yayınlanmaktadır. Malkoç’un şiirlerine ilişkin 3 ayır üniversitede lisans bitirme tezi ve 1 üniversitede yüksek lisans tez çalışması yapılmış, şiirleri akademik makalelere konu olmuştur. 2018 yılı itibariyle yaklaşık 450 hece şiiri bulunan Malkoç’un 10 şiiri Hüseyin Karakoç ve Bilal Kırbaş tarafından türkü formunda bestelenmiştir.
Ali Rıza Malkoç
Bu çerçevede, KTÜ Fen Edebiyat Fakültesinden Şahin Çahan, 2007 yılında; Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinden İrem Güler ve Merve Alkan, 2008 yılında ve Konya Selçuk Üniversitesi Fen edebiyat Fakültesinden Tuğba Özdinç, 2010 yılında lisans bitirme tezlerini; Gazi Üniversitesinden Ahmet Demircan ise 2010 yılında Yüksek Lisans Tezini Malkoç’un şiirlerine ilişkin olarak hazırlamıştır.
Ali Rıza Malkoç – Yaşam Donanımları
Ali Rıza Malkoç geleneksel bir usta -çırak ilişkisinde yetişmemesine karşın Kuddusi (1760-1848), Everekli Seyrani (1807-1866), Deliktaşlı Ruhsati (1836-1912), Narmanlı Sümmani (1860-1915), Daimî (1932-1983), Sefil Selimi (1933-2003), Ozan Sentezi(1962-) gibi âşıkları/şairleri kendisine usta olarak kabul etmektedir.
Ali Rıza Malkoç Kitapları Bir arada
Ali Rıza Malkoç’un 2004 yılında yazığı Ayrıca Türküler Bizi Söyler 1, 2005 yılında yazığı Ayrıca Türküler Bizi Söyler 2,
2006 yılında yazığı Duygular Dillensin, 2018 yılında yazdığı Yaşam Merdiveni adlı eserleri bulunmaktadır. 2019 yılı Haziran ayında ise Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi isimli eseri basılmıştır. ,
.Prof. Dr. Sami Selçuk’un “Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi” Hakkındaki Sunuş Yazısı
“Sayın Ali Rıza Malkoç, hukukçu değil. Öğrenimini merak ederseniz yazarımız, elektrik teknisyeni ve iktisatçı.
Oysa o, aslında bir hukuk, özellikle adalet sevdalısı. Her sevda, kişide bir ozanı gizler. Sayın Malkoç aynı zamanda şiirleri üzerine tezler yazılan bir ozan.
Başat özelliği ise kültür bilimine ilişkin yayınları, bu arada hukuk yayınlarını dikkatle izlemek.
Okuyucunun kulağına fısıldamak isterim. Benim kaç kitabım, onlardaki yazım yanlışlarının neler olduğunu benden daha iyi biliyor, Sayın Malkoç.
Adalet sevdalısı bu güzel insanın bir başka özelliği de kitapları tozlu kitaplığında tutmayıp onların yorulmak bilmez bir okuru olması.
Elinizdeki kitap, bu özelliğinin ete kemiğe bürünmüş bir tanığı.
Kitapta ilkin roman tadında bir yargılamayı okuyacaksınız.
Daha sonra da hukuk kitaplarının özet ve eleştirilerini.
Okumadan önce size bir gözlük takmak istemem.
Kitabı özgür, önyargısız, boş kâğıt örneği bir beyinle okuyun, sonra kitabın yüreğine inin, en sonunda da beyninizde kıvrılan soruların yanıtlarını kendiniz verin.
Bunu yaptığınız anda, her düşünce kitabını bitirdiğinizde yaşadığınız duyguyu yeniden yaşayacak, çoğalmış olduğunuzun ayırdına varacaksınız.
Ben de o anda bana düşen görevi, yani bu sunuşu yazmanın gerekçesini eylemli olarak yerine getirmiş olacağım: Kitaplığınıza kazandırıp okuduğunuz bu kitap dolayısıyla hem yazarını hem de sizi kutlamak.
İyi okuma dileklerimle.” Prof. Dr. Sami SELÇUK 3 Mart 2019 – Ümitköy – Çankaya/ANKARA
“Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi” – Önsöz
Ali Rıza Malkoç – Hukuk Aşkı – Arka Kapak
İlk Söz
“Ey oğul!” hitabı ile başlayıp “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” … ve benzeri öğütleriyle, asırlar öncesinden bugünlere seslenen, Şeyh Edebali’nin neslinden, aynı kültür ve medeniyetin çocuklarıyız. O, kalbi duygu, özlem ve öngörüleriyle insanı merkeze almıştı. İnsan ki, hiçbir şeye feda edilemezdi. Ne şahsi menfaatlere ne grup çıkarlarına, ne din simsarlarına ne de siyasi emel ve beklentilere.
İnsanı harcadığımızda, toplumun ilk yapıtaşına kanseri bulaştırmış oluyoruz. Ve bu olumsuz ortamın rüzgârı, tüm evrene yayılıyor. Sonuçta, başkalarına layık gördüklerimiz, bize de bulaşıyor.
Yıllarca, en güzele yürümek niyet ve gayretiyle; sordum, sorguladım, araştırdım, okudum ve okumaktayım. Gençlik çağım ve öğrenim yıllarım, iş mesailerim; teknoloji, bilişim, edebiyat, ekonomi, üretim, muhasebe, iletişim, organizasyon ve manevi eserler okumakla geçti. Son on yıldır ise; sosyoloji, felsefe, mantık, psikoloji, tarih, bireysel ve kurumsal gelişim alanında eserler okuduktan sonra, hukuk bilim dalında eserler okumaya sırayı getirdim. Ve daha iyi anladım ki, hukuk yalnız adaleti sağlamak için gerekli değilmiş. Hukuk yalnız adliyede icra edilen bir bilim dalı da değilmiş. Hukuk sadece; boşanma davası, icra takibi, karşılıksız çek, dolandırıcılık, hakaret davası, yasama organında kanun hazırlamak da değilmiş. Bu tespitleri daha önceden yapsam da derinlemesine okumalar yapınca onaylama imkânını elde ettim. Hukuk alanında da bir kitap yazma niyetim olmakla birlikte, konuları, içeriği ve kurgusunda tereddütlerim vardı. Bunlar da netleşince dördüncü kitabımın hukuk ve adalet temalı olmasına karar verdim.
Sofie’nin Dünyası romanında, felsefenin temel düşünce ve ilkeleri anlatıldığı gibi, ben de kurgusal roman çalışmamda, hukukun temel ilkeleri, hukuk felsefesi ve metodolojisini ana hatlarıyla anlatmaya çalıştım. Kısa ve öz, öykü ve roman anlatım türü, “Novella” olarak tanımlanır. Ben de detaylandırarak romanımı 500 sayfa yazabilirdim fakat Novella türü kısa ve bilgi, deneyim ağırlıklı bir anlatımı tercih ettim.
Bu alandaki okumalarımdan edindiklerimi mevcut bilinç yapımla harmanladığımda hukukun tanım aralığını, niteliğini ve önemini söyle betimleyebilirim: Hukukun üstünlüğü, bağlayıcılığı, saygınlığı, açıklığı, bağımsızlığı, tarafsızlığı, evrenselliği, önceliği, öncülüğü, özerkliği, genelliği, pozitifliği, üretkenliği, sürekliliği, kurumsallığı, hakkaniyeti, toplumsallığı, uzlaşmacılığı, ıslahatcılığı ve meşruiyeti dikkate alınmaz ve uygulanmazsa, toplumsal alanda hukuk, oyun dışına çıkarılmış olur. Kitabımın ideali, beklentisi, atmosferi ve özlemi bu öğreti ve ilkeler üzerine bina edilmiştir.
Hukuk felsefesini, hukuk etiğini bir yurttaş gözü ile yorumlamaya çalıştım.
“Menfaatime dokunmasın, şunların işine yaramasın, filancayı korumasın, diğerini haksız da olsa korusun” ve benzeri mantık, kurgu, öngörü ve beklentisi ile hareket etmedim.
Mantık, ahlak, adalet, bilim, merhamet ve zarafet ne bekliyorsa insanlıktan, onu aktarmaya özen gösterdim.
Fuzuli’ye sormuşlar: “sevmek mi daha önemli, sevilmek mi” “samimiyet yoksa ikisi de fuzuli” diye bilgece cevap vermiş. “Hukuk mu öncelikli adalet mi, felsefe mi, edebiyat mı” diye soracak olursanız; “insanı özneye alıp tüm bilgi, güç, deneyim, birikimleriyle çaba göstermeyen her şey noksan ve kusurlu” derim.
“Her gün yüz defa, iç ve dış hayatımın, yaşayan veya ölmüş başka insanların emeğine bağlı olduğunu ve aldığım kadar vermem gerektiğini hatırlarım. Albert Einstein”
Bu söz bir okura, bir yazara, bilim yolcusuna; bireysel ve toplumsal, vefa odaklı sorumluluklar yüklemektedir.
Başka bir bilgeye sormuşlar: “ineğin kaç ayağı var” Her ne kadar cevabını bilse de soran kişiyi tatmin etmek ve bilimsel yöntem izlemek için cevaplamış: “ben dört tane olduğunu biliyorum ama gel birlikte bir daha sayalım” Ne kadar zarif, ikna edici, samimi, güven verici ve adil bir yaklaşım değil mi?
Böyle hassas terazi ile olayları, değerleri tartmak çok mu zor günümüzde?
İşte biz geçmişin bazı dönemlerinde yorum, algı ve yargıda bu kadar hassas davranırken, ne oldu da bu kadar ölçüsüz, acımasız ve duyarsız konuma geldik? Bilgi, vicdan ve sağduyunun ışığı, adaletin güvencesi, hukukun üstünlüğü, felsefenin ruhu ve benzeri toplumsal değerleri merkeze ve gündeme alma amacıyla yazılmıştır bu kitap.
Hukukun amaçlarının ne olduğu konusunda, hukuk kuramcıları, felsefecileri, sosyoloji ve metodolojisini inceleyenler arasında bir fikir birliği yoktur. Fakat genel anlamda hukukun amaçlarını sıralamak gerekirse:
Maddi gerçekliğe ulaşmak yani adaletin sağlanması, güvenliğin sağlanması, mutluluğa erişim, kamu yararı, toplumsal düzenin devamının sağlanması, eşitliğin sağlanması, bireysel yaşamın garantörlüğü, barış, özgürlük, bağımsızlık, tarafsızlık, uzlaşmacılık, suçlu ve ihmalkâr bireylerin ıslahı ve benzeri sosyal değerlerdir. Hukuk hırs, hınç ve kin ile hareket edemez. Cezalandırmaz, caydırıcılık amacıyla, ıslah için tedbir olarak ceza verir. İnsanı merkeze aldığımızda, hukuk bilimini bu şekilde algılarız.
Milattan öncesinden başlayarak, son üç yüz yıllık yakın tarihimizde dünyanın hukuk serüvenini incelediğimizde gelinen noktada, insanlık, huzur ve barış adına çok büyük kazanımlar elde edildiğini görmekteyiz.
Yeterli olmadığı da ayrı bir gerçek. Bilinçli hukuk toplumu olmadan, hukuk devletinin kurulamayacağı, kurulsa da kurallar ve kanunlarla ayakta kalmakta zorlanacağı, birey, millet, devlet kaynaşmasının ideal anlamda oluşamayacağı bir gerçektir. Bu nedenledir ki, bireylerdeki pozitif, modern hukuk bilincinin yaygınlaşması gerekmektedir.
Adalet kavramı üzerinde de biraz durmak gerekir. Adalet duygusu ve gerçeği öyle bir güçtür ki; devletin, savcının, hâkimin, avukatın ve sanığın da üstünde ve hepsine aynı yakınlıkta, sıcaklıktadır. Hepsinin üstündedir. O bir ışıktır, şaşmaz terazidir adalet. Vicdanın özü, muhakemenin gözlüğüdür. Aklın besini, bilincin saklama kabıdır.
Mantık, vicdan, etik, estetik ve ekolojik değerlerden kopuk bir adalet anlayışı kabul edilemez. Bundan dolayıdır ki, hukuk bilimi, diğer sosyal bilimlerle yakın ilişki, etkileşim ve bütünlük içinde hareket eder.
Hukuk ilkeleri ve kuralları, evrensel/bilimsel karşılığı olan ve herkese eşit ve istisnasız uygulandığında amacına ulaşır. Kanunu yapana da, uygulayana da, devleti yönetene de aynı şartlarda uygulanır.
Bileyi taşı, bıçağı biler ama kendisi kesmez. Bıçak, soğanı doğrar ama kendini kesemez. Bıçak yanlış bir şey keserse, kim hangi yaptırımı uygulayacak? Çağdaş, demokratik hukuk devletinde, bu nedenle, denge-denetim mekanizması olarak kuvvetler ayrılığı ilkesi; yerindedir, gereklidir ve zorunludur. Millet ise mutlak iradenin sahibi olarak gözetleyicidir, denetleyicidir, frenleyicidir.
Daha önce hazırlamış olduğum üç eseri, bu çalışmayla daha anlamlı ve kalıcı hale getirme niyeti ile yola çıktım. Evet bu eserimiz, çok farklı bir yöntem ve anlatım dili ile hukuk zihniyetini, adalet bilincini geliştirmeyi ideal ve amaç edinmiştir. Romantik bir kurgu ile başlayan kitabımız, denemeler, şiirler, özdeyişler, önerilerle devam edecektir. Kitabın sonunda, dipnotları açıklayan bir sözlük ile, anlatımları daha anlaşılır kılmayı amaçladım. Yararlanılan ve önerilen kaynaklarda; hukuk alanında kitaplar olduğu gibi, diğer alanlarda da seçkin kitaplar vardır. Bunlarla, bilimsel, düşünsel ve duygusal yolculuğunuzu sürdürmeniz önerilir.
Bu kitap çok geniş bir okur kitlesine hitap etmektedir.
Belki yüzlerce hukuk kitabını okumaya zamanınız olmayacaktır. Okusanız da, anlamlandırma konusunda zorluklarla karşılaşma ihtimaliniz de vardır. Lisans, Y. Lisans, doktora öğrencileri ve tüm sosyal bilimler akademisyenlerinin, kitaplarımda farklı bir anlatım, yeni ve sıradışı öneriler, öngörüler, düşünceler bulabileceklerini ve fikir atölyelerinde malzeme olarak kullanabileceklerini belirteyim.
Çalışmamız size hukuk dalında merak uyandıracak, kılavuzluk yapacak, daha geniş anlatımları okumaya özendirecektir. Ayrıca hukuk alanında öğrenim gören, bu alanda, farklı kurumlarda mesleğini icra edenlere de yeni tefekkür, deneyim ve yöntem kapıları açabilecektir.
Bilim son noktayı koymaz. Bulduğunu/keşfettiğini ortaya koyar. Bunu bulan, devir alan da daha iyisini yapmaya çalışırsa bilimsel bakışı yakalamıştır. Bir öncekini kırmaz, kıskanmaz. Önceki de yeni geliştirilen yöntem, ürün ve metoda tabi olur. Ve birlikte yürürler.
Ben hep bu parola ve bakış ile yola çıktım. Yanlış giden bir şeyler gördüysem; hakaret, dışlama, ötekileştirme ve küçük düşürme çabasıyla hareket etmedim. Fikir, öneri ve alternatif projelerimi sundum.
Bu çalışmada da farklı, yeni, aykırı, özgün düşünsel anlatımlarımla karşılaşacaksınız.
Herkese ve her şeye, sorgusuz ve bire bir uymak zorunluluğu yok. Herkesin de kabullenmesini beklemek hata olur tabi.
Kırk farklı fikir çarpışır, ortaya bir hakikat çıkar. Düşünüyorsam insanım. Çalışıyorsam insanım.
Yaşatıyorsam insanım. Hayırlı bir şeyler bırakabiliyorsam insanım.
Evrensel ve yerel toplumsal faydayı kriter edindim kendime.
1800’lü yıllarda yaşamış, Amerikalı düşünür ve hukukçu Abraham Lincoln’ün;
“Düşmanlarınızı yok etmek dururken onlara ne diye yumuşak davranıyorsunuz?”
diye soranlara verdiği cevap manidardır:
“Sayın Efendiler! Düşmanlarımı kendime dost edinmekle onları zaten yok etmiş olmuyor muyum?”
Verdiği insani yanıt, yaşadığı ülkede genel kabul görmese de ne kadar anlamlı, kalıcı ve manidar değil mi? İşte bu düşünce filozof olmanın farkıdır.
Düşünce, özlem ve öngörülerini yaşadığı toprakla özdeşleştirmek anlamsız olur.
Böyle yola çıktık. İnsana, insanlığa faydalı olmaktan başka bir şeye vaktimiz olmasa ve kalmasa gerek. Yoğun bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkan, anayasa önerimin de ilginizi çekeceğini umuyorum. Demokrasinin özünde; güven, barış, mantık, ikna ve müzakere vardır. Erkler ayrılığında, birinin diğerine üstünlüğü yoktur., dolaylı bir iç ahenk vardır. Bu süreç ve karşılıklı iletişimde, dominant (baskın) bir güç ve iradenin yeri yoktur/olmamalıdır.
Ceketinizin cebinde, tam kalbinizin üstünde taşıyıp, sıkça başvuracağınız; özgürlükçü, adil, barışçıl, katılımcı, çoğulcu bir anayasa önerisi hazırladım. Buna benzer bir sistem zamanında geliştirilebilse ve uygulansaydı; ne 27 Mayıs olurdu, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat, ne 27 Nisan, ne de 15 Temmuz. Çünkü temsile adalet, sosyal adalet, denge, denetim ve gözetim mekanizmaları, çok güçlü, kalıcı ve verimli tasarlandı. Sağduyulu, sabırlı, serinkanlı ve sistematik hareket ederek, bu yolda yürümek gerekiyor. Önerdiğim sistemin, referandum ile en az % 85 oran ile kabul edileceğine inanıyorum.
Anadolu ruhunu canlı tutmadan, milli anlamda ittifakını sağlanmadan; iç huzuru, kalkınmayı, birlikteliği, sosyal dayanışmayı, beklentileri karşılayacak düzeyde tesis etmek mümkün değildir. Gelişen/değişen dünyanın, aksiyoner, etken bir aktörü olmak mümkün değildir.
Bu hamleyi ancak, tüm dengeleri sağlayacak olan, yeni, kalıcı ve güçlü bir anayasa ile başlatabiliriz. Suç ve Ceza karşısında mademki kanunları bilmemek bahane/ gerekçe kabul edilmiyor, öyleyse neden her yurttaşın kolayca anlayacağı ve özümseyeceği bir anayasa metni hazırlayamıyoruz?
İnsan onur ve haysiyeti temelli, hak, özgürlük ve adalet eksenli ve öncelikli bir anayasaya en kısa sürede kavuşmamız gerekiyor.
Değer yargıları, ideolojiler, kimlikler, inançlar, bireysel görüş ve tercihlerden arındırılmış
bir hukuk zihniyeti ancak hukukun üstünlüğünü ve bağlayıcılığını tesis edebilir.
Hukuk felsefesi, pozitif ve saf hukuk kuramı, buna benzer öngörü ve öğretilerle yüklüdür.
Bu mânâdaki hukuk bilincini; tabandan tavana veya tavandan tabana doğru yaymak her yurttaşın ideali ve ödevi olmak zorundadır.
Bu eser; adalete gönülden inananlara ve yaşatanlara ithaf olunmuştur.
Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 8.12.2017 tarihinde oy birliği ile kabul edilmiştir.
Yargıtaya özgü etik ilkelerin belirlenmesi kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Savcıları etik davranış ilkeleri belirlenmiş, bu ilkeler Yargıtay Cumhuriyet Savcıları tarafından 19.10.2017 tarihinde kabul edilmiştir.
Yargıç, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını yüceltir ve örnek biçimde temsil eder.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından etik ilkelerin yaygınlaştırılması amacıyla Yargıtay Etik İlkeleri Programı ve dersleri verilmektedir.
Yargıtay Başkanlığı, yüksek mahkemelerin işleyişine dair bilgi ve deneyim paylaşım platformlarının sürekliliği aracılığıyla hem dünyada, hem Türkiye’de yargı reformu süreçlerine katkıda bulunmak, şeffaflık ve etik ilkeler yoluyla halkın yargı işlemlerine duyduğu güveni artırmak, etik ilkelerinin mahkeme üyeleri, tetkik hakimleri, Yargıtay cumhuriyet savcıları ile personel arasında benimsenmesi ve etkin biçimde uygulanması için çaba göstermektedir. Bu çerçevede BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı arasında uzun vadeli ortaklık için çerçeve geliştirilmiş; “Uluslararası Standartlar Doğrultusunda Yargıtay Başkanlığının Kurumsal Yönetimine Destek” için BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Yargıtay ortak projeler yürütmüştür.
Mahkemelerin, anayasal düzeni ve hukukun üstünlüğünü yaşatma ve yüceltme görevini yerine getirebilmeleri için, yetkin, bağımsız ve tarafsız yargının var olması zorunlu OLDUĞUNDAN;
Çağdaş demokratik toplumda, yargı sistemine ve yargının ahlaki gücü ve dürüstlüğüne halkın güvenmesi son derece önemli OLDUĞUNDAN;
Hâkimlerin bireysel ve kurumsal olarak, hâkimlik görevini halkın emaneti olarak görmeleri, saygı duymaları ve halkın yargı sistemine güvenini yükseltmek ve sürdürmek için ellerinden gelen en yüksek çabayı göstermeleri zorunlu OLDUĞUNDAN;
10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen Birleşmiş Milletlerİnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, herkesin anayasa ya da kanunla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurmaya ve davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı bulunduğu VURGULANDIĞINDAN;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, sözleşmeye taraf Avrupa devletlerinin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde belirtilen insan haklarına ve özellikle temel özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak korunmasına derinden bağlı oldukları açıklandıktan sonra, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaştıkları kabul edilmek suretiyle adil yargılanma hakkı güvence altına ALINDIĞINDAN;
Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi, şeffaflık yoluyla hâkimlerin bağlı oldukları etik ilkelerin kamuoyuna en geniş şekilde duyurulmasının ve bu ilkelerin uygulandığının toplu tarafından bilinebilir ve görünebilir olmasının, yargı performansını artırmada ve halkın güvenini sağlamada kilit rol oynadığını VURGULADIĞINDAN;
Yargı etiğinde yüksek standartların yaşatılması ve yüceltilmesinde temel sorumluluk, kurumsal olarak yargıya ait OLDUĞUNDAN;
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi, 27 Temmuz 2006 tarihli ve 2006/23 sayılı kararıyla, yargı mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri bakımından kurallar geliştirilirken veya gözden geçirilirken, hukuk sistemlerine uygun şekilde, üye devletleri, kendi yargı kurumlarını Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’ni dikkate almaya teşvik etmeye ÇAĞIRDIĞINDAN;
YARGITAY BAŞKANLAR KURULU’nun önerisi üzerine YARGITAY BÜYÜK GENEL KURULU tarafından Yargıtay üyeleri ile tetkik hâkimlerinin etik davranış standartlarını oluşturarak onlara rehberlik sunmak, yasama ve yürütme mensupları ile avukatların ve toplumun yargıyı daha iyi anlamalarına ve yargıya destek olmalarına yardımcı olmak, etik ilkelere uymanın öncelikle hâkimlere düşen asli bir sorumluluk olduğu gerçeğini göz ardı etmeden hâkimler üzerinde bağlayıcı mesleki davranış kurallarını tamamlamak amacıyla, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri ve Yorumu göz önünde tutularak, işbu Etik İlkeler KABUL EDİLMİŞTİR.
I. İşbu İlkeler, “Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri” olarak anılır.
Tanımlar
II. İşbu İlkeler’de aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
Hâkim, Yargıtay Birinci Başkanı, başkan vekilleri, daire başkanları, üyeler ve tetkik hâkimlerini, Yargıtay personeli, Yargıtayda görev yapan tüm personeli, ifade eder.
İlkeler
III. Hâkimlere ilişkin etik ilkeler aşağıdaki gibidir:
Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün ön şartı ve adil yargılanmanın temel güvencesidir. Bu nedenle hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını yüceltir ve örnek biçimde temsil eder.
Kurallar:
1.1 Hâkim, önündeki bir davaya ilişkin olarak, yargı görevinin uygun biçimde ifası dışında ortaya çıkabilecek, kararı etkilemeye yönelik her türlü girişimi reddeder.
1.2 Hâkim, aile, sosyal veya diğer ilişkilerinin, yargısal davranışını ve muhakemesini uygunsuz biçimde etkilemesine asla izin vermez.
1.3 Hâkim, kamuoyu tepkisini yatıştırmak, eleştirilerin önüne geçmek veya uygunsuz çıkarları gerçekleştirmek üzere hukuktan sapmaz.
1.4 Hâkim, karara bağlayacağı ihtilafın taraflarına karşı bağımsızlığını korur.
1.5 Hâkim, yasama ve yürütme erkleriyle uygunsuz ilişkilerden ve bu organların etkisinden uzaktır; aynı zamanda, makul bir kişinin gözünde, bu türden ilişki ve etkilerden uzak olduğunu gösterir.
1.6 Hâkim, yargı görevini ifa ederken, yargıdaki diğer meslektaşlarından bağımsız olur.
1.7 Hâkim, yargının kurumsal ve işleyiş bağımsızlığını sürdürmek ve yükseltmek üzere, yargı görevinin ifasına yönelik güvenceleri teşvik eder ve korur.
1.8 Hâkim, hangi kişiden veya hangi nedenle gelirse gelsin, doğrudan veya dolaylı her türlü dış etki, teşvik, baskı, tehdit veya müdahaleden uzak, hukuku kendi vicdani kanaatine uygun olarak ve somut gerçeklere ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak, yargı görevini bağımsız olarak yerine getirir.
Değer 2
TARAFSIZLIK
İlke:
Tarafsızlık, yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu ilke, temyiz sürecinde salt karar için değil, kararın oluşturulduğu süreç için de geçerlidir.
Kurallar:
2.1 Hâkim, yargı görevini iltimas, yanlılık veya önyargı olmaksızın ifa eder; herhangi bir uygunsuz amaç ve etik dışı uygulamadan etkilenmez.
2.2 Hâkim davanın taraflarına veya vekillerine beyanlarını hukuka uygun ve eşit olarak açıklama hakkı tanır.
2.3 Hâkim, kanunun izin verdiği haller hariç olmak üzere, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir davanın esası veya esasını etkileyen usulleri hakkında taraflarla iletişim kurmaz.
2.4 Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve hâkim tarafsızlığı açısından kamuoyu, yargı mensupları ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar sergiler.
2.5 Hâkim, davaların duruşma, karar, temyiz veya diğer işlem aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olayları makul ölçüler çerçevesinde asgariye indirecek şekilde hareket eder, kendisinin ve ailesinin kişisel veya ekonomik faaliyetlerini bu doğrultuda düzenler.
2.6 Hâkim, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açık biçimde adil olma niteliğini makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak aleni veya zımni herhangi bir yorumda bulunmaz.
2.7 Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul bir kişinin gözünde, tarafsız olarak karar veremeyeceği izleniminin doğabileceği durumlarda, hangi aşamada olursa olsun davadan çekilir.
Hâkimin çekilmesini gerektiren durumlar, sayılanlarla sınırlı olmamak üzere, aşağıdakileri içerir:
2.7.1 Hâkimin, davaya ilişkin olarak, bir taraf hakkında fiili yanlılık veya önyargıya sahip olması,
2.7.2 Hâkimin, ihtilaf konusu davada daha önce avukat veya danışman olarak hizmet vermiş ya da tanıklık etmiş olması,
2.7.3 Hâkimin veya aile fertlerinden birinin, dava sonucundan önemli ölçüde etkilenebilecek çıkarının olması,
2.7.4 Hâkimin aile fertlerinden birinin davanın taraflarından birini temsil etmesi veya herhangi bir şekilde ilişkili olması.
Değer 3
DÜRÜSTLÜK
İlke:
Dürüstlük, yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur.
Kurallar:
3.1 Adaletin gerçekleştirilmesi kadar, gerçekleştirildiğinin görülmesinin önemi de gözetilerek, hâkim kişisel ve mesleki ilişkilerinde söz ve davranışlarında makul bir değerlendirme ile yadırganabilecek ve taraflılık görüntüsü verebilecek durumlardan ve halkın yargıya olan güvenini sarsacak nitelikteki davranışlardan kaçınır.
3.2 Hâkim, tüm faaliyetlerinde, hukukun üstünlüğüne saygılı olduğunu gösterir, yargının dürüstlüğüne ve bağımsızlığına halkın güvenini yükseltecek biçimde davranır.
3.3 Hâkim, yargı görevini, kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak amacıyla kullanmaz.
3.4 Hâkimin, yargılama faaliyetine ilişkin olarak yaptığı, yapacağı veya yapmaktan kaçınması gereken herhangi bir eylem veya işleme ilişkin olarak, kendisi veya aile fertleri, hediye, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütuf gibi bir menfaat talep etmeyeceği gibi kabul de etmez. Hatta makul ölçüler çerçevesinde yargı görevinin ifasını etkilemeye yönelik olarak algılanabilecek diğer davranışlardan da kaçınır.
3.5 Hâkim, yargı personelinin, yargılama faaliyetine ilişkin olarak yaptığı, yapacağı veya yapmaktan kaçınması gereken herhangi bir eylem veya işleme ilişkin olarak, hediye, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütuf gibi bir menfaat talep etmelerine ve kabul etmelerine izin vermez.
Değer 4
MESLEĞE YARAŞIRLIK
İlke:
Mesleğe yaraşırlık ve bunun görüntü olarak ortaya konulması, hâkimin tüm faaliyetlerinin ifası için vazgeçilmez unsurdur.
Kurallar:
4.1 Hâkim, tüm faaliyetlerinde, mesleğe yaraşmayacak şekilde davranmaktan ve görünmekten kaçınır. Mesleğe yaraşırlığın ölçüsü; makul bir kişinin zihninde, dürüstlüğü, tarafsızlığı ve yetkinliği hakkında olumlu ya da olumsuz bir algının oluşup oluşmadığına göre belirlenir.
4.2 Hâkim, daima halkın gözü önünde olduğundan, normal bir vatandaşa göre külfet olarak nitelendirilebilecek kişisel sınırlamaları kabullenir, bunlara isteyerek uyar.
4.3 Hâkim, mesleki ve kişisel ilişkilerinde diğer meslektaşları nezdinde; makul ölçüler çerçevesinde bakıldığında kayırma veya taraflılık kuşkusu ya da görüntüsü verecek durumlardan kaçınır.
4.4 Hâkim, ev veya işyerinin, başka bir hukukçu tarafından müvekkilleriyle iş amacıyla görüşme yeri olarak kullanılmasına izin vermeyeceği gibi kendisi de başka bir hukukçunun ev veya işyerini bu amaçla kullanmaz.
4.5 Hâkim, ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğünü kullanırken, yargı görevinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranır.
4.6 Hâkim, siyasi niteliğe bürünmüş, çekişmeli tartışmalara aleni olarak katılmaktan ve görüş bildirmekten kaçınır.
4.7 Hâkim, sosyal medya kullanırken öz denetim yapmak suretiyle siyasi, etnik, mezhepçi, cinsiyetçi ve benzeri paylaşım yapmaz.
4.8 Hâkim, şahsına ve ailesine ait olan mal varlıklarının idaresini hâkimlik görevini etkilemeyecek şekilde ifa eder.
4.9 Hâkim, tarafsızlığını olumsuz etkileyen, yargı görevlerinin uygun biçimde ifasını engelleyen, yargı makamından yararlanan veya hâkimin görev yaptığı mahkeme önüne gelmesi muhtemel avukatlar ve diğer kişilerle menfaat içeren ilişkilerden kaçınır.
4.10 Hâkim, yargı makamının itibarını, kendisine, aile fertlerinden birisine veya başka bir kimseye özel çıkar sağlamak üzere kullanmaz.
4.11 Hâkim, yargı görevinin ifasında herhangi bir kimsenin özel durumundan etkilenmez, etkilendiği izlenimi uyandırmaz ve başkalarının bu izlenimi oluşturmasına izin vermez.
4.12 Hâkim, yargı görevinin ifası esnasında elde etmiş olduğu bilgileri, yargı görevi dışındaki amaçlarla kullanmaz.
4.13 Hâkim hediye kabul etmez ancak; umuma açıklama konusundaki yasal gerekler ve hukuk gözetilmek suretiyle tarafgirlik görüntüsüne yol açmayacak veya yargısal görevlerin icrasında kendini etkileme izlenimi oluşturmayacak yüksek maddi değer taşımayan sembolik, hatıra kabilinden hediye, ödül ve benzeri şeyi alabilir. Uluslararası protokol, nezaket, teamül veya kurumsal nezaketin gerektirdiği hallerde hediye kabulü bu kapsam dışındadır. Mevzuatta belirlenen değerin üzerindeki hediyeler kurum müzesinde saklanır.
Hâkim beklentisi olduğu izlenimi verecek nitelikte hediye vermez.
4.14 Hâkimin içinde yaşadığı toplumdan kendisini tamamen soyutlaması mümkün olmadığı gibi yararlı da değildir. Adaletin tesisi için toplumu tanımak vazgeçilmez bir unsur olduğundan, hâkim, yargı görevlerini olumsuz şekilde etkilememek şartıyla, aşağıdakileri yapabilir:
4.14.1 Hukuki konularda yazılar yazabilir, konferans ve ders verebilir ya da diğer etkinliklere katılabilir.
4.14.2 Hukuki konularla ilgili olarak kamu kurumları, özel kuruluşlar ile görüşebilir ve açık oturumlara katılabilir.
4.14.3 Hâkim, tarafsızlık ve siyasi yansızlığı ile çelişmemek ve böyle bir izlenim oluşturmamak kaydıyla resmi organ, komisyon ve sair kurullarda üye olarak görev alabilir.
4.14.4 Hâkim, makamını ve mesleki onurunu zedelememesi ve görevine engel olmaması kaydıyla sivil toplum faaliyetlerine katılabilir.
4.15 Hâkim, davanın taraflarına menfaat karşılığı olmasa bile danışmanlık yapmaz.
4.16 Hâkim, kanunun açıkça izin verdiği haller dışında, mesleki veya bireysel hakemlik ya da arabuluculuk yapmaz veya yargı işlevi ifa etmez.
4.17 Hâkim, mesleki örgütleri kurabilir, üye olabilir veya mevzuata aykırı olmamak kaydıyla hâkimlerin çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.
4.18 Hâkim esas olarak verdiği hüküm ile konuşur. Kendisinin veya meslektaşlarının kararlarını görev gereği olmadıkça etki altında bırakacak şekilde eleştirmez, bu tarz eleştirenler ile iletişime girmez, yetkili olmadığı sürece medyada çıkan bu nitelikteki haber ve yorumlar hakkında açıklamada bulunmaz.
4.19 Hâkim, zorunlu olmadıkça yargı görevinin ifasına yönelik meşru eleştirileri sınırlamak için idari, cezai ve hukuki yaptırımlara başvurmaktan genel olarak kaçınır.
4.20 Hâkim, meslektaşlarına ve personele psikolojik taciz (mobbing) uygulamaz ve başkaları tarafından da uygulanmasına izin vermez.
Değer 5
EŞİTLİK
İlke:
Yargı görevinin doğru biçimde ifası için mahkeme önünde herkese eşit muamelede bulunmak vazgeçilmez bir unsurdur.
Kurallar:
5.1 Hâkim, görevini yerine getirirken toplumdaki ırk, renk, siyasi görüş, cinsiyet, din, vicdan, inanç, kültür, giyim, dil, doğum yeri, etnik veya sosyal köken, engellilik, yaş, medeni hal, cinsel yönelim, sosyal veya ekonomik durum farklılıkları ve benzeri diğer çeşitli kaynaklardan doğan, davaya mesnet olmayan farklılıkları bilir, anlar ve bu farklılıkların kararını etkilemesine izin vermez.
5.2 Hâkim, yargı görevinin ifasında, söz veya davranışlarıyla, anılan nedenlerden dolayı, herhangi bir kişi veya gruba karşı yanlı veya önyargılı davranışlar sergilemez.
5.3 Hâkim, taraflara, tanıklara, avukatlara, yargı personeline, yargıdaki meslektaşlarına ve ilgili tüm kişilere karşı gereken duyarlılığı eşit şekilde göstererek yargılama faaliyetini yürütür.
5.4 Hâkim, önünde olan bir konuda yargı personelinin ilgili kişiler arasında ayrım yapmasına izin vermez.
5.5 Hâkim, görülmekte olan bir davada, tarafların veya vekillerin, yukarıdaki nedenlere dayalı olarak, yasal iddia ve savunma sınırlarını aşacak şekilde söz ve/veya davranışlarıyla, yanlılık veya önyargılı tavır sergilemelerini engeller.
Değer 6
EHLİYET VE ÖZEN
İlke:
Ehliyet ve özen, yargı görevinin doğru biçimde ifasının ön şartlarıdır.
Kurallar:
6.1 Yargı görevi, hâkimin diğer tüm faaliyetlerinden üstün ve önceliklidir.
6.2 Hâkim, mesleki faaliyetlerini yargı görevine hasreder; yargı görevi yalnız mahkemedeki görev ve sorumlulukların ifasını ve karar verilmesini değil aynı zamanda, yargı görevine veya mahkemenin işleyişine ilişkin olan diğer görevleri de içerir.
6.3 Hâkim, özellikle çalışma saatlerine kendisi riayet ettiği gibi idaresi altındaki kişilerin de çalışma saatlerine uymasını sağlar.
6.4 Hâkim, görevli olduğu mahkemede adaletin etkin ve verimli biçimde dağıtılmasına özen gösterir. Daire başkanı, dosyaların üye veya tetkik hâkimleri arasında adil şekilde dağıtılması için gerekli önlemleri alır.
6.5 Hâkim, yargılama faaliyeti ve mahkemesini denetlemek için ihtiyaç duyacağı bilgi, beceri ve kişisel niteliklerini geliştirmek amacıyla gerekli eğitim ve diğer imkânlardan yararlanır veya bu niteliklerini sürdürmek ve yükseltmek için makul önlemleri alır. Yönetim yetkisi olan hâkimler, idari açıdan kendilerine bağlı hâkim ve personeli bu konuda destekler, teşvik eder ve gerektiğinde iş yükünü bu durumu gözeterek belirler.
6.6 Hâkim, insan hakları normlarını tesis eden uluslararası sözleşmeler ve diğer hukuk belgeleri dâhil olmak üzere, uluslararası ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeleri izler.
6.7 Hâkim, mahkeme kararlarındaki muhalefet şerhlerini yazmak da dâhil olmak üzere tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, âdilane ve makul bir süre içerisinde yerine getirir.
6.8 Hâkim, mahkemede düzen ve nezaketi korur ve davanın tarafları, tanıklar, avukatlar ve resmi sıfatla ilişkide olduğu herkese karşı sabırlı, vakur ve nazik olur. Hâkim, avukatlar ve mahkeme personelinin aynı biçimde davranmasını sağlar.
6.9 Hâkim, yargı görevinin özenli biçimde ifasıyla bağdaşmayacak hiçbir davranış içinde bulunmaz.
6.10 Adalete erişim, hukukun üstünlüğü için vazgeçilmez önemde olduğundan, hâkim, kendi yetkileri dâhilinde, bu erişimi kolaylaştıracak ve artıracak usulleri benimser.
6.11 Hâkim, yargı bağımsızlığının muhafazası için temel unsur olan halkın güvenini güçlendirecek şekilde, yargı etiğiyle ilgili yüksek standartlar sergiler ve bu standartları yüceltir.
6.12 Hâkim, hâkimler veya personelin atama, yükselme, unvan değiştirme ve benzeri özlük işlerine dair idari görevler ifa ederken, şeffaf bir şekilde ehliyet ve liyakat esaslarına öncelik verir, kendisine bağlı çalışanların da aynı şekilde davranmasını sağlar.
KISIM III
IV. Yargı Etı̇ğı̇ Danışma Kurulu
1. Hâkimlerin davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında, önerilerde bulunmak üzere Yargı Etiği Danışma Kurulu (“Danışma Kurulu”) kurulur. Danışma Kurulu, 7 Yargıtay üyesi (daire başkanı veya üye, en az 2’si kadın olmak üzere), 2 tetkik hâkimi, 1 Yargıtay Cumhuriyet savcısı, etik alanında bilimsel nitelikte eser yazmış ve üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev almış 1 öğretim üyesinden oluşur. Görev süresi 2 yıl olup, süresi dolanlar yeniden seçilemez. Kurulun en kıdemli Yargıtay üyesi başkanlık, ikinci en kıdemli Yargıtay üyesi ise başkan vekilliği yapar.
Yargıtay üyeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay daire başkanlarının seçimindeki usule göre seçilir. Tetkik hâkimleri, Birinci Başkanlık Kurulu tarafından Yargıtay kıdemi en fazla olan 20 tetkik hâkimi arasından; Yargıtay Cumhuriyet savcısı ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı kıdemi en fazla olan 10 Cumhuriyet savcısı arasından görevlendirilir. Bu şekilde Danışma Kurulu’na seçilenler, salt çoğunlukla Kurul’unöğretim üyesini belirler. İlk oylamada seçilememesi halinde ikinci oylamada en çok oy alan iki aday arasında seçim yapılır. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın oyunu almış aday seçilir. Danışma Kurulu üyelerinde eksilme olması halinde yeni seçilen üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar. Kararlar salt çoğunlukla alınır.
Sekretarya işlemlerini Yargıtay Başkanı tarafından görevlendirilecek Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı yapar.
2. Danışma Kurulu, kendi usul kurallarını belirler.
V. Danışma Kurulu’nun Görevi
1. Hâkimler, davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında Danışma Kurulu’ndan görüş isteyebilir.
2. Danışma Kurulu görüş bildirirken ve tavsiyede bulunurken görüşünü dayandırdığı somut vakıaları, görüş ve tavsiyesinde referans olarak göz önünde bulundurduğu kuralları, içtihatları ve diğer kurumların etik ilkelerini, görüş ve kararlarını belirtir.
3. Danışma Kurulu, asıl resmi görüşünü, görüşü talep eden ilgiliye gönderir; kişisel verilerden arındırılmış bir nüshasını hazırlar ve düzeltilmiş bir örneği, Yargıtay kurum içi ağında (intranet) yayınlanır.
Avukatlar Vakfı, Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı adıyla 1994 yılında kurulmuştur. Vakıf, demokrasi ve insan hakları sorunlarına kalıcı çözümler üretmek, hukuk devleti ve hukuk üstünlüğü düşüncesini geliştirip yerleştirmek, iyi işleyen bağımsız bir yargıya kavuşabilmek ve beklenen adalet reformunu gerçekleştirmek amacıyla çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur.
Avukatlar Vakfı Yönetim Kurulu, başkan Uğur Yetimoğlu, başkan yardımcısı Metin Gezmişoğlu, enel sekreter Saadet Ayhan, sayman Hatice Bayram ile üyeler Hamdi Barıştıran, Vasfi Kırgız, Aynut Tuncer, Erol Altıntaş ve Taner Oğuzgiray’dan oluşmaktadır. Denetim Kurulu, Mustafa Hatırnaz, Umur Guriş ve Oya Arman’dan oluşmaktadır.
Vakıf Başkanı Uğur Yetimoğlu
Vakfın kurucuları arasında, Turgut Kazan, Vefa Küçük, Ahmet Pekin, Hüseyin Yarsuvat, Sahir Erman, Rona Aybay, Aydın Aybay, Uğur Alacakaptan, Köksal Bayraktar, Eralp Özgen, Önder Sav, Bahri Belen, Hüsamettin Cindoruk, Seyfi Oktay, Fazıl Sağlam ve Mehmet Moğultay gibi tanınmış isimler yer almaktadır.
Avukatlar Vakfının Amaçları
Avukatların ve Baro personelinin sağlık, sosyal güvenlik, mesleki gelişme ve dayanışmalarıyla ilgili projeler hazırlamak
Sağlık, eğitim, kültür, dinlence ve benzeri ihtiyaçları karşılayacak tesisler kurmak. Bu amaçla, dispanser, sağlık yurdu, hastane, huzurevi, tatil köyü ve lokal, kulüp, restaurant gibi yerler açıp, işletmek.
Hukuksal araştırma ve incelemeler yapmak ve yaptırmak.
Hukukun gelişmesine hizmet etmek.
Bu amaçla, kurs, konferans, toplantı, seminer, panel, sempozyum, sergi ve benzeri etkinlikler düzenlemek. Ulusal veya uluslararası ödüllü veya ödülsüz yarışmalar yapmak.
Avukatlık mesleğine yeni başlayan meslektaşlar, stajyer avukatlar ve hukuk fakültesi öğrencileriyle yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak. Bu amaçla, kredi, burs ve nakdi ve ayni yardımlarda bulunmak
Adi Ortaklık veya Adi şirket; iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık türüdür. Tüzel kişilik taşımayana ve birden fazla kişi tarafından kurulmuş olan adi ortaklık Türk Ticaret Kanununa özgü nitelikleri taşımadığı sürece adi ortalık olarak kabul edilmektedir. Ortaklar tarafından sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça ortaklık gelir ve giderleri eşit olarak paylaşılmaktadır.
Adi Şirket ortaklarının ortaklığa ait mal varlıkları üzerinde elbirliği mülkiyeti bulunmaktadır. Adi şirketle ve şirketin mal varlığı ile ilgili uyuşmazlıklarda tüm ortaklar birlikte hareket etmek zorundadır.
Adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya alınan bir kararla bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmamış ise bütün ortakların ortaklığı yönetme hakkı bulunmaktadır.
Türk Ticaret Kanununda sayılan şirket tiplerinden birine uymayan ortaklık ilişkileri adi ortaklık hükümlerine tabidir.
Adi Ortaklık Sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun Onsekizinci bölümünde 620. ve 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Adi Ortaklık Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 620 – Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
MADDE 621- Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
II. Kazanç ve zarar
1. Kazancın paylaşılması
MADDE 622- Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.
2. Kazanç ve zarara katılma
MADDE 623- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
III. Ortaklığın kararları
MADDE 624- Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır.
Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
IV. Ortaklığın yönetimi
MADDE 625- Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.
V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
1. Rekabet yasağı
MADDE 626- Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler
MADDE 627- Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir.
Yükümlü olmadığı halde ortaklık işleri için emek sarf etmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir.
3. Özen borcu
MADDE 628- Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür.
Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür.
Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekalet hükümlerine göre sorumlu olur.
VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması
MADDE 629- Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz.
Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir.
Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır.
VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişki
1. Genel olarak
MADDE 630- Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir.
Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.
2. Ortaklık işlerini inceleme
MADDE 631- Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve mali durumu hakkında özet çıkarma hakkı vardır.
Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler
1. Yeni ortak alımı ve alt katılım
MADDE 632- Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır.
Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz.
2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
a. Genel olarak
MADDE 633- Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması, kısıtlanması, iflası, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabilir.
b. Ortaklık payının tasfiyesi
MADDE 634- Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer.
Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler. Ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kurtarmak yerine, kendisine bir güvence verebilirler.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu kişi, hâkim tarafından atanır.
c. Malvarlığının yetersizliği
MADDE 635- Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
d. Tamamlanmamış işler
MADDE 636- Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır.
Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.
C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi
I. Temsil
MADDE 637- Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
II. Temsilin sonuçları
MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleriborçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.
D. Ortaklığın sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1. Genel olarak
MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer:
1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle.
2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle.
3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, birortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle.
4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle.
5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle.
6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla.
7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
2. Belirsiz süreli ortaklık
MADDE 640- Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa dönüşür.
II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
MADDE 641- Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona ererse, bir ortağın ortaklık işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında devam eder.
Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse, ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle yükümlüdür. Mirasçı, gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer ortaklar da, geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam ederler.
III. Tasfiye
1. Katılım payı için yapılacak işlem
MADDE 642- Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir.
Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
2. Kazanç ve zararın paylaşımı
MADDE 643- Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
3. Tasfiye usulü
MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
MADDE 645- Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez.
Acente; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimsedir. Acente, ticari işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmekte veya bunları o tacir adına yapmayı meslek olarak icra etmektedir.
Acentelik faaliyetini meslek edinmiş gerçek veya tüzel kişi, tacirin bağımsız bir yardımcısı olarak süreklilik arz eden bir faaliyet yürütmektedir. Adına faaliyet yürütülen ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık eden veya bunları tacir adına yapan Acente belirli yer veya bölge içerisinde sözleşmeye bağlı olarak faaliyet yapmaktadır.
Acente, İsviçre Hukukunda “Acentelik Sözleşmesi” başlığı ile Borçlar Kanununda düzenlenmiş, Türk Hukukunda ise Alman Ticaret Kanununda olduğu “acentelik” adı altında Türk Ticaret Kanununun 7. Kısım başlığı taşıyan 102 ile 123. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Kanunu
YEDİNCİ KISIM Acentelik A) Genel olarak
I – Tanımı
MADDE 102
(1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.
(2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.
(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır.
II – Uygulama alanı
MADDE 103
(1) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır:
a) Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar.
b) Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar.
III – İnhisar
MADDE 104- (1) Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça, müvekkil, aynı zamanda ve aynı yer veya bölge içinde aynı ticaret dalı ile ilgili olarak birden fazla acente atayamayacağı gibi, acente de aynı yer veya bölgede, birbirleriyle rekabette bulunan birden çok ticari işletme hesabına acentelik yapamaz.
B) Acentenin yetkileri
I – Genel olarak
MADDE 105
(1) Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir.
(2) Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.
(3) Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz.
II – Özel ve yazılı yetki gerektiren hâller
MADDE 106
(1) Müvekkilinin özel ve yazılı izni veya vekâleti olmadan acente, bizzat teslim etmediği malların bedelini kabule ve bedelini bizzat ödemediği malları teslim almaya yetkili olmadığı gibi bu işlemlerden doğan alacağı yenileyemez veya miktarını indiremez.
III – Sözleşme yapma yetkisi
MADDE 107
(1) Özel ve yazılı bir yetki almadan acente, müvekkili adına sözleşme yapmaya yetkili değildir.
(2) Acentelere müvekkilleri adına sözleşme yapma yetkisi veren belgelerin, acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi zorunludur.
IV – Yetkisizlik
MADDE 108
(1) Acente, yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa müvekkili bunu haber alır almaz icazet verebilir; vermediği takdirde acente sözleşmeden kendisi sorumlu olur.
C) Acentenin borçları
I – Genel olarak
MADDE 109
(1) Acente, sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde, müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür.
(2) Acente, kusursuz olduğunu ispat etmediği takdirde özellikle, müvekkili hesabına saklamakta olduğu malın veya eşyanın uğradığı hasarlardan sorumludur.
II – Haber verme yükümlülüğü
MADDE 110
(1) Acente, üçüncü kişilerin kabule yetkili olduğu beyanlarını, bölgesindeki piyasanın ve müşterilerin finansal durumunu, şartlarını, bunlarda meydana gelen değişiklikleri ve yapılan işlemlere ilişkin olarak müvekkilini ilgilendiren bütün hususları ona zamanında bildirmek zorundadır.
(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.
III – Önlemler
MADDE 111
(1) Acente, müvekkili hesabına teslim aldığı eşyanın taşınma sırasında hasara uğradığına dair belirtiler varsa, müvekkilinin taşıyıcıya karşı dava hakkını teminat altına almak üzere, hasarı belirlettirmek ve gereken diğer önlemleri almak, eşyayı mümkün olduğu kadar korumak veya tamamen telef olması tehlikesi varsa, Türk Borçlar Kanununun 108 inci maddesi gereğince yetkili mahkemenin izniyle sattırmak ve gecikmeksizin durumu müvekkiline haber vermekle yükümlüdür. Aksi takdirde, ihmali yüzünden doğacak zararı tazmin eder.
(2) Satılmak üzere acenteye gönderilen mallar çabuk bozulacak cinsten ise veya değerini düşürecek değişikliklere uğrayacak nitelikteyse ve müvekkilden talimat almaya zaman uygun değilse veya müvekkil izin vermede gecikirse, acente yetkili mahkemenin izniyle Türk Borçlar Kanununun 108 inci maddesi gereğince eşyayı sattırmaya yetkili ve müvekkilin menfaatleri bunu gerektiriyorsa zorunludur.
IV – Ödeme borcu
MADDE 112
(1) Acente, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da bunu yapmazsa, yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorundadır.
D) Acentenin hakları
I – Ücret
1. Ücrete hak kazandıran işlemler
MADDE 113
(1) Acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince kendi çabasıyla veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir. Bu ücret hakkı, üçüncü fıkra uyarınca önceki acenteye ait olduğu hâlde ve ölçüde doğmaz.
(2) Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi burada da uygulanır.
(3) Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente;
a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa,
b) Birinci veya ikinci fıkraların birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa, ücret isteyebilir. Bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır.
(4) Acente, ayrıca, müvekkilinin talimatına uygun olarak tahsil ettiği paralar için de tahsil komisyonu isteyebilir.
2. Ücrete hak kazanma zamanı
MADDE 114
(1) Acente, kurulan işlem yerine getirildiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır. Taraflar bu kuralı acentelik sözleşmesiyle değiştirebilir; ancak müvekkil işlemi yerine getirince, acente, izleyen ayın son günü istenebilecek uygun bir avansa hak kazanır. Her hâlde acente, üçüncü kişi kurulan işlemi yerine getirdiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır.
(2) Üçüncü kişinin işlemi yerine getirmeyeceği kesinleşirse, acentenin ücret hakkı düşer; ödenmiş tutarlar geri verilir.
(3) Aracılık edilen sözleşmeyi müvekkilin kısmen veya tamamen yahut öngörüldüğü şekliyle yerine getirmeyeceği kesinleşse bile, acente ücret isteyebilir. Müvekkile yüklenemeyen sebeplerle sözleşmenin yerine getirilemediği hâlde ve ölçüde acentenin ücret hakkı düşer.
3. Ücretin miktarı
MADDE 115
(1) Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki ticari teamüle, teamül de mevcut değilse hâlin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.
4. Ücretin ödeme zamanı
MADDE 116
(1) Acentenin hak kazandığı ücretin, doğumu tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ve her hâlde sözleşmenin sona erdiği tarihte ödenmesi gerekir.
(2) Ücret istemi, muacceliyeti ve hesaplanması bakımından önemli olan bütün konular hakkında acente bilgi istediği takdirde müvekkil bu bilgileri vermek zorundadır. Ayrıca acente, ücrete bağlı işlemlere ilişkin defter kayıtlarının suretlerinin de kendisine gönderilmesini müvekkilinden isteyebilir. Müvekkil, defter suretini vermekten kaçınırsa ya da defterlerin doğruluğu ve tamlığı konusunda kuşku duymayı gerektiren haklı nedenler varsa, acente, ticari defter ve belgelerin ilgili kısımlarını ya kendisi inceler ya da bir uzmana inceletebilir. Müvekkil buna izin vermezse sorunu mahkeme duruma en uygun şekilde karara bağlar.
(3) Bu hükümlerin aksinin kararlaştırılması acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir.
II – Olağanüstü giderlerin karşılanması
MADDE 117
(1) Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
III – Faiz isteme hakkı
MADDE 118
(1) Avans ve olağanüstü giderler hakkında 20 nci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmü uygulanır.
IV – Hapis hakkı
MADDE 119
(1) Acente, müvekkilindeki bütün alacakları ödeninceye kadar, acentelik sözleşmesi dolayısıyla alıp da gerek kendi elinde gerek özel bir sebebe dayanarak zilyet olmakta devam eden bir üçüncü kişinin elinde bulunan taşınırlar ve kıymetli evrak ile herhangi bir eşyayı temsil eden senet aracılığıyla kullanabildiği mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
(2) Müvekkile ait mallar acente tarafından sözleşme veya kanun gereği satıldığı takdirde, acente bu malların bedelini ödemekten kaçınabilir.
(3) Müvekkil aciz hâlinde bulunduğu takdirde, acentenin henüz muaccel olmamış alacakları hakkında da birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanır.
(4) Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla, 951 ilâ 953 üncü maddeleri hükümleri saklıdır.
E) Müvekkilin borçları
MADDE 120
(1) Müvekkil, acenteye;
a) Mallarla ilgili belgeleri vermek,
b) Acentelik sözleşmesinin yerine getirilmesi için gerekli olan hususları ve özellikle iş hacminin acentenin normalde bekleyebileceğinden önemli surette düşük olabileceğini bildirmek,
c) Acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini ya da yerine getirilmediğini uygun bir süre içinde bildirmek,
d) Acentenin istemeye hak kazandığı ücreti ödemek,
e) Ücret, avans ve olağanüstü giderler hakkında 20 nci madde hükümlerine göre faiz ödemek, zorundadır.
(2) Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde, geçersizdir.
F) Acentelik sözleşmesinin sona ermesi
I – Sebepleri
MADDE 121
(1) Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir.
(2) Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi hâlinde, sözleşme belirsiz süreli hâle gelir.
(3) Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde, Türk Borçlar Kanununun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır.
(4) Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır.
(5) Müvekkilin veya acentenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası sebebiyle acentelik sözleşmesi sona ererse, işlerin tamamlanması hâlinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına oranlanarak belirlenecek uygun bir tazminat acenteye ya da bu maddede yazılı hâllere göre onun yerine geçenlere verilir.
II – Denkleştirme istemi
MADDE 122
(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
(2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.
(3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.
(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.
III – Rekabet yasağı anlaşması
MADDE 123
(1) Acentenin, işletmesine ilişkin faaliyetlerini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrası için sınırlandıran anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve anlaşma hükümlerini içeren ve müvekkil tarafından imzalanmış bulunan bir belgenin acenteye verilmesi gerekir. Anlaşma en çok, ilişkinin bitiminden itibaren iki yıllık süre için yapılabilir ve yalnızca acenteye bırakılmış olan bölgeye veya müşteri çevresine ve kurulmasına aracılık ettiği sözleşmelerin taalluk ettiği konulara ilişkin olabilir. Müvekkilin, rekabet sınırlaması dolayısıyla, acenteye uygun bir tazminat ödemesi şarttır.
(2) Müvekkil, sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar, rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir. Bu hâlde müvekkil, vazgeçme beyanından itibaren altı ayın geçmesiyle tazminat ödeme borcundan kurtulur.
(3) Taraflardan biri, diğer tarafın kusurlu davranışı nedeniyle haklı sebeplerle sözleşme ilişkisini feshederse, fesihten itibaren bir ay içinde rekabet sözleşmesiyle bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.
(4) Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir.
Acente Hukuku (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre) / Muhammed Cihan Güvenç
Belediye Kanunu, 5393 Kanun Numarasıyla 03.07.2005 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 13.07.2005 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, 7.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı belediye kanununu yürürlükten kaldırmıştır. Kanun, yürürlüğe girdikten sonra çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle değişiklikler yapılmış, bazı hükümleri ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
5393 Sayılı Belediye Kanunu
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
Madde 1- Bu Kanunun amacı, belediyenin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir.
Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunu – Sadettin Doğanyiğit
Kapsam
Madde 2- Bu Kanun belediyeleri kapsar.
Tanımlar
Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,
b) Belediyenin organları: Belediye meclisini, belediye encümenini ve belediye başkanını,
c) Belde: Belediyesi bulunan yerleşim yerini,
d) Mahalle: Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi, İfade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediyenin Kuruluşu ve Sınırları
Kuruluş
Madde 4- Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.
İçme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz.
Köylerin veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.
Bir veya birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla valiliğe bildirir.
İşlem dosyası valinin görüşüyle birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Cumhurbaşkanı kararı ile o yerde belediye kurulur.
Yeni iskân nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, Cumhurbaşkanı kararı ile belediye kurulabilir.
Sınırların tespiti
Madde 5- Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:
a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.
b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.
c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kağıdına şerh konulur.
d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kağıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.
Sınırların kesinleşmesi
Madde 6- Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.
Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahalli tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülki idare amirine gönderilir. Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.
Sınır uyuşmazlıklarının çözümü
Madde 7- Bir il dahilindeki beldeler veya köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması halinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşleri otuz gün sür verilerek istenir. Vali, bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.
İl ve ilçe sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.
Birleşme ve katılma
Madde 8- Belde, köy veya bunların bazı kısımlarının bir başka beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskûn sahalarının katılınacak beldenin meskûn sahasına uzaklığı 5.000 metreden fazla olamaz.
Bir belde veya köyün veya bunların bazı kısımlarının meskûn sahasının, komşu bir beldenin meskûn sahası ile birleşmesi veya bu sahalar arasındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye katılmak için başvurması hâlinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılır. Oylama sonucunun olumlu olması hâlinde başvuruya ait evrak, valilik tarafından katılınacak belediyeye gönderilir.
Belediye meclisi evrakın gelişinden itibaren otuz gün içinde başvuru hakkındaki kararını verir. Belediye meclisinin uygun görmesi hâlinde katılım gerçekleşir. Büyükşehirlerde birleşme ve katılma işlemleri, katılınacak ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin görüşü üzerine, büyükşehir belediye meclisinde karara bağlanır. Katılma sonrası oluşacak yeni sınır hakkında, 6 ncı maddeye göre işlem yapılır ve sonuç Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bildirilir.
Bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir beldeye katılmasında veya yeni bir belde ya da köy kurulmasında, beldenin nüfusunun 5.000’den aşağı düşmemesi gerekir. Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için belde nüfusunun 100.000’den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin nüfusunun 20.000’den
az olmaması şarttır.
Bu madde uyarınca gerçekleşen katılmalarda, katılınan belde ile bazı kısımları veya tümü katılan köy veya belde arasında; taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçların devri ve paylaşımı, aralarında düzenlenecek protokolle belirlenir.
Birleşme ve katılma işlemlerinde bu maddede düzenlenmeyen hususlarda 4 üncü madde hükmüne göre işlem yapılır.
Mahalle ve yönetimi
Madde 9- Mahalle, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından yönetilir.
Belediye sınırları içinde mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, bölünmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesi, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile olur.
Muhtar, mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçları belirlemek, mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek, mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla iş birliği yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/11/2012-6360/15 md.)
Belediye sınırları içinde nüfusu 500’ün altında mahalle kurulamaz.
Belediye, mahallenin ve muhtarlığın ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının çözümü için bütçe imkânları ölçüsünde gerekli ayni yardım ve desteği sağlar; kararlarında mahallelinin ortak isteklerini göz önünde bulundurur ve hizmetlerin mahallenin ihtiyaçlarına uygun biçimde yürütülmesini sağlamaya çalışır.
Belde adının değiştirilmesi
Madde 10- Bir beldenin adı, belediye meclisi üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun kararı ve valinin görüşü üzerine İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilir. Bu karar Resmî Gazetede yayımlanır. Beldenin adının değişmesi ile belediyenin adı da değişmiş sayılır.
Tüzel kişiliğin sona erdirilmesi
Madde 11- Meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına, 5.000 metreden daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzel kişiliği; genel imar düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılarak bu belediyeye katılır. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin mahalleleri, katıldıkları belediyenin mahalleleri hâline gelir. Tüzel kişiliği kaldırılan belediye ile köylerin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları katıldıkları belediyeye intikal eder.(1)
Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler, Cumhurbaşkanı kararı ile köye dönüştürülür. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır. Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.(1)
(Ek fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.) Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin bulunduğu yerleşim birimlerinde, hizmetlerin aksamadan yürütülmesi amacıyla, ilgili belediye veya büyükşehir belediyesi ve köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya köylere hizmet götürme birlikleri tarafından içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirler alınır ve ihtiyaç durumuna göre bu hizmetleri yürütmek üzere hizmet birimleri kurulabilir. Büyükşehir belediye sınırları içinde açılacak hizmet birimlerini yönetmek üzere, büyükşehir belediye meclis üyeleri veya diğer belediye personeli arasından görevlendirme yapılabilir. Mahalli hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için vali veya kaymakamlar ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar ve gerekli tedbirleri alır.
Kararlarının uygulanması ve nüfus
Madde 12- 4, 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerde belirtilen kararlar kesinleşme tarihini takip eden yılın ocak ayının birinci gününden itibaren yürürlüğe girer. 4 üncü maddeye göre belediye kurulan yerlerde 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesine göre seçim yapılır.
8 inci maddede geçen birleşme ve katılmalara, 9 uncu maddede geçen mahalle kaldırılmasına, 11 inci maddede geçen belediye ve köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasına veya bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararlar ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanır ve seçimler bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılır.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Birleşme, katılma veya tüzel kişiliğin kaldırılması sonucu tüzel kişiliği ilk mahallî idare seçimlerine kadar devam edecek olan belediye ve köylerde, birleşme ve katılma işleminin gerçekleşmesi veya Cumhurbaşkanı kararının yayımlandığı tarihten itibaren yeni nazım ve uygulama planı yapılmaz; mevcut planlarda yapılması gereken zorunlu değişiklik ve her türlü imar uygulaması katılınacak belediyenin uygun görüşü alınarak yapılır. Uygun görüş verilmeyen plan değişiklikleri yapılamaz.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Tüzel kişiliği sona erecek belediye ve köylerin taşınmazlarının satılması ile vadesi tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi aşan borçlanma yapılması Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına tabidir.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Belediye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmesi konusunda, 68 inci maddenin (d) bendinde öngörülen sınırlamaya bağlı olmaksızın Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile borçlanma yapabilir. Bu amaçla yapılan borçlanmalar ihbar ve kıdem tazminatı dışında hiçbir gider için kullanılamaz.
Bu Kanunda öngörülen nüfus büyüklüğü için Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığınca bildirilen nüfus esas alınır.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/16 md.) Mevzuatla orman köyleri ve orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlar orman köyü iken mahalleye dönüşen yerler için devam eder.
(Ek cümle: 20/2/2014-6525/28 md.) Bu hüküm, belde iken sakinleri orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlardan yararlanan mahalleye dönüştürülen beldeler için de geçerlidir. Bir belediyeye katılarak mahalleye dönüşen köy, köy bağlısı ve belediyelerce kullanılan mera, yaylak, kışlak gibi yerlerden bu mahalle sakinleri ve varsa diğer hak sahipleri 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümleri çerçevesinde yararlanmaya devam eder.
Hemşehri hukuku
Madde 13- Herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir. Hemşehrilerin, belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediye idaresinin yardımlarından yararlanma hakları vardır. Yardımların insan onurunu zedelemeyecek koşullarda sunulması zorunludur.
Belediye, hemşehriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar. Bu çalışmalarda üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, sivil toplum kuruluşları ve uzman kişilerin katılımını sağlayacak önlemler alınır.
Belediye sınırları içinde oturan, bulunan veya ilişiği olan her şahıs, belediyenin kanunlara dayanan kararlarına, emirlerine ve duyurularına uymakla ve belediye vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarını ödemekle yükümlüdür.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Belediyenin Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Belediyenin görev ve sorumlulukları
Madde 14- Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;
a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları (Bu Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrası, belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler tarafından, orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları ile Devlete ait her derecedeki okul binalarının yapım, bakım ve onarımı ile tefrişinde uygulanmaz.); sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi e ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. (Mülga son cümle: 12/11/2012-
6360/17 md.) (…) (Ek cümleler: 12/11/2012-6360/17 md.) Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler.
b) (…)(2) Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir; sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir; mabetlerin yapımı, bakımı, onarımını yapabilir; kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlayabilir; bu amaçla bakım ve onarımını yapabilir, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa edebilir. (Değişik ikinci cümle: 12/11/2012-6360/17 md.) Gerektiğinde, sporu teşvik etmek amacıyla gençlere spor malzemesi verir, amatör spor kulüplerine ayni ve nakdî yardım yapar ve gerekli desteği sağlar, her türlü amatör spor karşılaşmaları düzenler, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan öğrencilere, sporculara, teknik yöneticilere ve antrenörlere belediye meclisi kararıyla ödül verebilir. Gıda bankacılığı yapabilir.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/17 md.; Değişik: 12/7/2013-6495/100 md.) Belediyelerin birinci fıkranın (b) bendi uyarınca, sporu teşvik etmek amacıyla yapacakları nakdi yardım, bir önceki yıl genel bütçe vergi gelirlerinden belediyeleri için tahakkuk eden miktarın; büyükşehir belediyeleri için binde yedisini, diğer belediyeler için binde on ikisini geçemez. (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin 24/1/2007 tarihli ve E. 2005/95, K. 2007/5 sayılı Kararı ile. )
Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin malî durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınarak belirlenir.
Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda engelli, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.
Belediyenin görev, sorumluluk ve yetki alanı belediye sınırlarını kapsar. Belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara da belediye hizmetleri götürülebilir. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu hükümleri saklıdır.
(Ek fıkra: 1/7/2006-5538/29 md.) Sivil hava ulaşımına açık havaalanları ile bu havaalanları bünyesinde yer alan tüm tesisler bu Kanunun kapsamı dışındadır.
Belediyenin yetkileri ve imtiyazları
Madde 15- Belediyenin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:
a) Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunmak.
b) Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.
c) Gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda belirtilen izin veya ruhsatı vermek.
d) Özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve harç dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak.
e) Müktesep haklar saklı kalmak üzere; içme, kullanma ve endüstri suyu sağlamak; atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak; bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek; kaynak sularını işletmek veya işlettirmek.
f) Toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dâhil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek.
g) Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak.
h) Mahallî müşterek nitelikteki hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde taşınmaz almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, trampa etmek, tahsis etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek.
i) Borç almak, bağış kabul etmek.
j) Toptancı ve perakendeci hâlleri, otobüs terminali, fuar alanı, mezbaha, ilgili mevzuata göre yat limanı ve iskele kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek veya bu yerlerin gerçek ve tüzel kişilerce açılmasına izin vermek.
k) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek.
l) Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
m) Beldede ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi ve kayıt altına alınması amacıyla izinsiz satış yapan seyyar satıcıları faaliyetten men etmek, izinsiz satış yapan seyyar satıcıların faaliyetten men edilmesi sonucu, cezası ödenmeyerek iki gün içinde geri alınmayan gıda maddelerini gıda bankalarına, cezası ödenmeyerek otuz gün içinde geri alınmayan gıda dışı
malları yoksullara vermek.
n) Reklam panoları ve tanıtıcı tabelalar konusunda standartlar getirmek.
o) Gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; hafriyat toprağı ve moloz döküm alanlarını; sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) depolama sahalarını; inşaat malzemeleri, odun, kömür ve hurda depolama alanları ve satış yerlerini belirlemek; bu alan ve yerler ile taşımalarda çevre kirliliği oluşmaması için gereken tedbirleri almak.
p) Kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek
r) (Ek: 12/11/2012-6360/18 md.) Belediye mücavir alan sınırları içerisinde 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda tesis edilecek elektronik haberleşme istasyonlarına kent ve yapı estetiği ile elektronik haberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak ücret karşılığında yer seçim belgesi vermek,
s) (Ek: 4/4/2015-6645/84 md.) Belediye sınırları içerisinde, yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni hangi idare tarafından verilmiş olursa olsun, hizmete sunulacak olan asansörlerin tescilini yapmak, ilgili teknik mevzuat çerçevesinde yıllık periyodik kontrollerini yapmak ya da yetkilendirilmiş muayene kuruluşları aracılığıyla yaptırmak, gerekli hâllerde asansörleri hizmet dışı bırakmak.
(Ek fıkra: 4/4/2015-6645/84 md.) (s) bendi uyarınca asansörlerin yıllık periyodik kontrolünü yapacak belediyeler ile yetkilendirilmiş muayene kuruluşlarının sahip olması gereken şartlar, yıllık periyodik kontrol esasları ile yıllık periyodik kontrol ücretleri Türkiye Belediyeler Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türk Standardları Enstitüsü temsilcilerinin de yer alacağı bir komisyon tarafından belirlenir. Konuya ilişkin düzenlemeler, komisyon kararları doğrultusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılır.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/18 md.) (r) bendine göre verilecek yer seçim belgesi karşılığında alınacak ücret Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca belirlenir. Ücreti yatırılmasına rağmen yirmi gün içerisinde verilmeyen yer seçim belgesi verilmiş sayılır. Büyükşehir sınırları içerisinde yer seçim belgesi vermeye ve ücretini almaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.
(l) bendinde belirtilen gayrisıhhî müesseselerden birinci sınıf olanların ruhsatlandırılması ve denetlenmesi, büyükşehir ve il merkez belediyeleri dışındaki yerlerde il özel idaresi tarafından yapılır. Belediye, (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen hizmetleri Danıştayın görüşü ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kararıyla süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebilir; toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz veya tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirebileceği gibi toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67 nci maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla yerine getirebilir.
İl sınırları içinde büyükşehir belediyeleri, belediye ve mücavir alan sınırları içinde il belediyeleri ile nüfusu 10.000’i geçen belediyeler, meclis kararıyla; turizm, sağlık, sanayi ve ticaret yatırımlarının ve eğitim kurumlarının su, termal su, kanalizasyon, doğal gaz, yol ve aydınlatma gibi alt yapı çalışmalarını faiz almaksızın on yıla kadar geri ödemeli veya ücretsiz olarak yapabilir veya yaptırabilir, bunun karşılığında yapılan tesislere ortak olabilir; sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve turizmi geliştirecek projelere Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile ücretsiz veya düşük bir bedelle amacı dışında kullanılmamak kaydıyla taşınmaz tahsis edebilir. (Ek cümle: 12/11/2012-6360/18 md.) Belediye ve bağlı idareler, meclis kararıyla mabetlere, eğitim kurumlarına, yurtlara, okul pansiyonlarına ve hastanelere indirimli bedelle ya da ücretsiz olarak içme ve kullanma suyu verebilirler.
Belediye, belde sakinlerinin belediye hizmetleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini tespit etmek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.
Belediye mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır. 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesi hükümleri belediye taşınmazları hakkında da uygulanır.
Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.
(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/121 md.) İcra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir (…)
. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak (…) şekilde yapılamaz.
Belediyeye tanınan muafiyet
Madde 16- Belediyenin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmazları ile bunların inşa ve kullanımları katma değer vergisi ile özel tüketim vergisi hariç her türlü vergi, resim, harç, katılma ve katkı paylarından muaftır.
İKİNCİ KISIM
Belediyenin Organları
BİRİNCİ BÖLÜM
Belediye Meclisi
Belediye meclisi
Madde 17- Belediye meclisi, belediyenin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilmiş üyelerden oluşur.
Meclisin görev ve yetkileri
Madde 18- Belediye meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek.
b) Bütçe ve kesinhesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/29 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.
n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
p) Yurt içindeki ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.
r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
u) İmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.
Başkanlık divanı
Madde 19- Belediye meclisi, seçim sonuçlarının ilânını takip eden beşinci gün belediye başkanının başkanlığında kendiliğinden toplanır. Meclis bu toplantıda, üyeleri arasından, gizli oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekili ile en az iki kâtip üyeyi ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı yapılacak ilk mahallî idareler seçimlerine kadar görev yapar.
Başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.
Meclise belediye başkanı, katılamaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da katılamaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. Ancak yıllık faaliyet raporunun görüşüldüğü meclis toplantısı meclis başkan vekilinin başkanlığında yapılır.
Başkanlık divanında boşalma olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir. Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür.
Meclisin çalışması ve katılıma ilişkin esas ve usûller Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Meclis toplantısı
Madde 20- Belediye meclisi, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı günde toplanır.
Meclis, resmî tatile rastlayan günlerde çalışmasına ara verebilir. Belediye meclisi her yıl bir ay tatil kararı alabilir.
Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür.
Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belediye sınırları içerisinde belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usûllerle belde halkına duyurulur.
Meclis toplantıları açıktır. Meclis başkanının veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir.
Meclis görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, başkan ve kâtip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli ve görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.
(Ek Fıkra: 30/5/2007-5675/3 md.) Belediye başkanı, acil durumlarda lüzum görmesi halinde belediye meclisini bir yılda üç defadan fazla olmamak ve her toplantı bir birleşimi geçmemek üzere toplantıya çağırır. Olağanüstü toplantı çağrısı ve gündem en az üç gün önceden meclis üyelerine yazılı olarak duyurulur ve ayrıca mutat usûllerle ilan edilir. Olağanüstü toplantılarda çağrıyı gerektiren konuların dışında hiçbir konu görüşülemez.
Gündem
Madde 21- Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi belediye başkanı tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur.
Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
İmar konuları ile yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konular ile üyelerin teklifleri; toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü hâlinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir.
Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 22- Belediye meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.
Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, üye tam sayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır.
Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.
Üyeler oylarını bizzat kullanır. Gizli oy kullanmaya fiziki bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilirler.
Oylama gizli, işaretle veya ad okunarak yapılır. Oy verme kabul, ret veya çekimser şeklinde olur.
Kararlar, meclis başkanı ve katip üyeler tarafından imzalanır ve bir sonraki toplantıda üyelere dağıtılır.
Meclis kararlarının kesinleşmesi
Madde 23- Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün içinde meclise iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.
Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabilir.
Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez. (İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/27, K.: 2010/9 sayılı Kararı ile.)
Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka duyurulur.
İhtisas komisyonları
Madde 24- Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir.
İhtisas komisyonları, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde plân ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulması zorunludur.
Meclis toplantısını müteakip imar komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırır. Komisyonlar kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır.
İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır.
Mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.
Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir.
Komisyon raporları alenîdir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere meclis tarafından maliyetlerini aşmamak üzere belirlenecek bedel karşılığında verilir.
Denetim komisyonu
Madde 25- İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisi, her ocak ayı toplantısında belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle
oluşur.
Komisyon, belediye başkanı tarafından belediye binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında kamu personelinden ve gerektiğinde diğer uzman kişilerden yararlanabilir.
Denetim komisyonu toplantılarına, belediye ve bağlı kuruluşları dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilenlere (1.000); kamu personeli dışındaki diğer uzman kişilere büyükşehir belediyelerinde (3.000), diğer belediyelerde (2.000) gösterge rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, belediye meclisince belirlenecek miktarda günlük ödeme yapılır.
Denetim komisyonunun emrinde görevlendirilecek kişi ve gün sayısı belediye meclisince belirlenir. Uzman kişilerde aranacak nitelikler belediye meclisinin çalışmasına dair yönetmelikte düzenlenir. Komisyon belediye birimleri ve bağlı kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir. Bu istekler gecikmeksizin yerine getirilir.
Komisyon, çalışmasını kırkbeş işgünü içinde tamamlar ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar meclis başkanlığına sunar. Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.
Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları
Madde 26 – Belediye meclisi, bilgi edinme ve denetim yetkisini faaliyet raporunu değerlendirme, denetim komisyonu, soru, genel görüşme ve gensoru yoluyla kullanır.
Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, belediye başkanı veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.
Meclis üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak, belediyenin işleriyle ilgili bir konuda genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülkî idare amirine gönderilir.
Vali, dosyayı gerekçeli görüşüyle birlikte Danıştaya gönderir. Yetersizlik kararı, Danıştayca uygun görüldüğü takdirde belediye başkanı, başkanlıktan düşer.
Meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir. Gensoru önergesi, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile gündeme alınır ve üç tam gün geçmedikçe görüşülemez. Gensoru önergesinin karara bağlanmasında dördüncü fıkraya göre işlem yapılır.
Başkan ve meclis üyelerinin görüşmelere katılamayacağı durumlar
Madde 27- Belediye başkanı ve meclis üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.
Başkan ve meclis üyelerinin yükümlülükleri
Madde 28- Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.
Meclis üyeliğinin sona ermesi
Madde 29- Meclis üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Meclis üyeliğinden istifa dilekçesi belediye başkanlığına verilir ve başkan tarafından meclisin bilgisine sunulur.
Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.
Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.
Meclisin feshi
Madde 30- Belediye meclisi;
a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa,
b) Belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa, İçişleri Bakanlığının bildirimi üzerine Danıştayın kararı ile feshedilir. İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, bu hususu en geç bir ay içinde karara bağlar. Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.
Boşalan meclisin görevinin yerine getirilmesi
Madde 31- Belediye meclisinin;
a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,
b) Meclis üye tam sayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,
c) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,
d) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması,
Hâllerinde, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi, belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.
Huzur ve izin hakkı
Madde 32- Meclis başkan ve üyelerine, meclis ve komisyon toplantılarına katıldıkları her gün için, 39 uncu madde uyarınca belediye başkanına ödenmekte olan aylık brüt ödeneğin günlük tutarının üçte birini geçmemek üzere meclis tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenir. Huzur hakkı ödenecek gün sayısı, 20, 24 ve 25 inci maddelerde belirtilen toplantı günü sayısından fazla olamaz ve meclis üyelerine aynı gün için birden fazla huzur hakkı ödenemez. Meclis üyeleri hastalıkları süresince izinli sayılır. Ayrıca mazeretleri durumunda, bir yıl içindeki toplantı süresinin yarısını aşmamak şartıyla istekleri üzerine meclis tarafından izin verilebilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediye Encümeni
Belediye encümeni
Madde 33- Belediye encümeni, belediye başkanının başkanlığında;
a) İl belediyelerinde ve nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği üç üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği iki üye olmak üzere yedi kişiden,
b) Diğer belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği iki üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği bir üye olmak üzere beş kişiden, oluşur.
Belediye başkanının katılamadığı toplantılarda, belediye başkanının görevlendireceği başkan yardımcısı veya encümen üyesi, encümene başkanlık eder. Encümen toplantılarına gündemdeki konularla ilgili olarak ilgili birim amirleri, belediye
başkanı tarafından oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere çağrılabilir.
Encümenin görev ve yetkileri
Madde 34- Belediye encümeninin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Stratejik plân ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesin hesabı inceleyip belediye meclisine görüş bildirmek.
b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak.
c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek.
d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.
f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek.
g) Taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine ilişkin meclis kararlarını uygulamak; süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek.
h) Umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek.
i) Diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek.
Encümen toplantısı
Madde 35- Belediye encümeni, haftada birden az olmamak üzere önceden belirlenen gün ve saatte toplanır. Belediye başkanı acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabilir. Encümen üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Encümenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca ihale komisyonu olarak yapacağı toplantılarda da bu hüküm geçerlidir.
Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Çekimser oy kullanılamaz. Encümen gündemi belediye başkanı tarafından hazırlanır.
Encümen üyeleri, başkanının uygun görüşü ile gündem maddesi teklif edebilir. Belediye başkanı tarafından havale edilmeyen konular encümende görüşülemez. Encümene havale edilen konular bir hafta içinde görüşülerek karara bağlanır.
Alınan kararlar başkan ve toplantıya katılan üyeler tarafından imzalanır. Karara muhalif kalanlar gerekçelerini de açıklar. Encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar.
Encümen üyelerine verilecek ödenek
Madde 36- Belediye encümeni başkan ve üyelerine, nüfusu 10.000’e kadar olan belediyelerde (3.500), nüfusu 10.001-50.000’e kadar olan belediyelerde (4.500), 50.001-200.000’e kadar olan belediyelerde (6.000) ve 200.001’in üzerinde olan belediyelerde ise (7.500) gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık brüt ödenek verilir. Encümenin memur üyelerine bu tutarların yarısı ödenir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Belediye Başkanı
Madde 37- Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı, ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilir.
Belediye başkanı, görevinin devamı süresince siyasî partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz; profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamaz ve yönetiminde bulunamaz.
Belediye başkanının görev ve yetkileri
Madde 38- Belediye başkanının görev ve yetkileri şunlardır:
a) Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak.
b) Belediyeyi stratejik plâna uygun olarak yönetmek, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
c) Belediyeyi Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.
d) Meclise ve encümene başkanlık etmek.
e) Belediyenin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.
f) Belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.
g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.
h) Meclis ve encümen kararlarını uygulamak.
i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışındaki aktarmalara onay vermek.
j) Belediye personelini atamak.
k) Belediye ve bağlı kuruluşları ile işletmelerini denetlemek.
l) Şartsız bağışları kabul etmek.
m) Belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.
n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, engellilere yönelik hizmetleri yürütmek ve engelliler merkezini oluşturmak.
o) Temsil ve ağırlama giderleri için ayrılan ödeneği kullanmak.
p) Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.
Belediye başkanının özlük hakları
Madde 39- Belediye başkanına nüfusu;
a) 10.000’e kadar olan beldelerde 70.000,
b) 10.001’den 50.000’e kadar olan beldelerde 80.000,
c) 50.001’den 100.000’e kadar olan beldelerde 100.000,
d) 100.001’den 250.000’e kadar olan beldelerde 115.000,
e) 250.001’den 500.000’e kadar olan beldelerde 135.000,
f) 500.001’den 1.000.000’a kadar olan beldelerde 155.000,
g) 1.000.001’den 2.000.000’a kadar olan beldelerde 190.000,
h) 2.000.001’den fazla olan beldelerde 230.000,
Gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık brüt ödenek ödenir. Nüfusu 50.001’den az olan il merkezi beldelerde bu ödeneğin hesaplanmasında (c) bendinde belirtilen gösterge rakamı esas alınır.
Belediye başkanının görevli, izinli ve hasta bulunduğu sürelerde ödeneği kesilmez.
Belediye başkanlığı yapmış olanların, personel kanunlarına tâbi bir kadroya atanmaları hâlinde belediye başkanlığında geçen süreleri memuriyette geçmiş sayılır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca Devlet memurları ile bakmakla yükümlü bulundukları için uygulanan sosyal hak ve yardımlar, aynı esas ve usûllere göre belediye başkanları ile bakmakla yükümlü bulundukları için de uygulanır.
Başkan vekili
Madde 40- Belediye başkanı izin, hastalık veya başka bir sebeple görev başında bulunmadığı hâllerde, bu süre içinde kendisine vekâlet etmek üzere, belediye meclisi üyeleri arasından birini başkan vekili olarak görevlendirir. Başkan vekili, başkanın yetkilerine sahiptir. Başkan vekiline, görev süresince başkana ödenen aylık brüt ödeneğin gün hesabı üzerinden ödenek verilir.
Stratejik plân ve performans programı
Madde 41- Belediye başkanı, mahallî idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içinde; kalkınma plânı ve programı ile varsa bölge plânına uygun olarak stratejik plân ve ilgili olduğu yıl başından önce de yıllık performans programı hazırlayıp belediye meclisine sunar.
Stratejik plân, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.
Nüfusu 50.000’in altında olan belediyelerde stratejik plân yapılması zorunlu değildir.
Stratejik plân ve performans programı bütçenin hazırlanmasına esas teşkil eder ve belediye meclisinde bütçeden önce görüşülerek kabul edilir.
Yetki devri
Madde 42- Belediye başkanı, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, yöneticilik sıfatı bulunan belediye görevlilerine devredebilir.
İhtilâf hâli
Madde 43- Belediye başkanının kendisinin, birinci ve ikinci derecedeki kan ve kayın hısımlarının ve evlatlıklarının, belediye ile ihtilâflı olduğu durumlarda dava açılması ve bu davada belediyenin temsili, meclis birinci başkan vekili, bulunmadığı takdirde ikinci başkan vekili veya bunların yetkilendireceği kişiler tarafından yerine getirilir.
Belediye başkanlığının sona ermesi
Madde 44- Belediye başkanlığı, ölüm ve istifa hâllerinde kendiliğinden sona erer.
Belediye başkanının;
a) Mazeretsiz ve kesintisiz olarak yirmi günden fazla görevini terk etmesi ve bu durumun mahallin mülkî idare amiri tarafından belirlenmesi,
b) Seçilme yeterliğini kaybetmesi,
c) Görevini sürdürmesine engel bir hastalık veya engellilik durumunun yetkili sağlık kuruluşu raporuyla belgelenmesi,
d) Meclisin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılması,
Hâllerinden birinin meydana gelmesi durumunda İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay kararıyla başkanlık sıfatı sona erer.
Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler
Madde 45- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır. Meclis, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak;
a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan,
b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili, seçer.
Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur’a çekilir. Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca başkan vekili seçildikten sonra belediye başkanlığının (a) bendinde belirtilen nedenlerle boşalması durumunda bu maddeye göre belediye başkanı seçilir.
Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar. Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır.
Belediye başkanı görevlendirilmesi
Madde 46- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Organlara İlişkin Ortak Hükümler
Görevden uzaklaştırma
Madde 47- Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir.
Görevden uzaklaştırma kararı iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bulunmayan görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.
Görevden uzaklaştırılanlar hakkında; kovuşturma açılmaması, kamu davasının düşmesi veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması veya görevden düşürülmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkûm olunması durumunda görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.
Görevden uzaklaştırılan belediye başkanına, görevden uzak kaldığı sürece aylık ödeneğinin üçte ikisi ödenir ve bu süre içinde diğer sosyal hak ve yardımlardan yararlanmaya devam eder.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Belediye Teşkilâtı BİRİNCİ BÖLÜM Belediye Teşkilâtı ve Personeli Belediye teşkilâtı
Madde 48- Belediye teşkilâtı, norm kadroya uygun olarak yazı işleri, malî hizmetler, fen işleri ve zabıta birimlerinden oluşur.
Beldenin nüfusu, fizikî ve coğrafî yapısı, ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile gelişme potansiyeli dikkate alınarak, norm kadro ilke ve standartlarına uygun olarak gerektiğinde sağlık, itfaiye, imar, insan kaynakları, hukuk işleri ve ihtiyaca göre diğer birimler oluşturulabilir. Bu birimlerin kurulması, kaldırılması veya birleştirilmesi belediye meclisinin kararıyla olur.
Norm kadro ve personel istihdamı
Madde 49- Norm kadro ilke ve standartları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm kadroları, bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi kararıyla belirlenir.
Belediye personeli, belediye başkanı tarafından atanır. Birim müdürlüğü ve üstü yönetici kadrolarına yapılan atamalar ilk toplantıda belediye meclisinin bilgisine sunulur.
Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edileceklere ödenecek net ücret, söz konusu kadro unvanı için birinci derecenin birinci kademesi esas alınmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilecek her türlü ödemeler toplamının net tutarının yüzde 25 fazlasını geçmemek üzere belediye meclisi kararıyla belirlenir. Genel hükümlere göre birinci dereceden kadro ihdas edilemeyen kadro unvanları için ise o kadro unvanından ihdası yapılmış en yüksek kadro derecesinin birinci kademesi esas alınır ve yapılacak ödemenin azami tutarı yukarıda belirtilen usûle göre tespit olunur. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir.
Avukat, mimar, mühendis (inşaat mühendisi ve harita mühendisi olmak kaydıyla) ve veteriner kadrosu bulunmayan veya işlerin azlığı nedeniyle bu unvanlarda kadrolu personel istihdamına ihtiyaç duyulmayan belediyelerde, bu hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, haftanın ya da ayın belirli gün veya saatlerinde kısmi zamanlı olarak sözleşme ile personel çalıştırılabilir.
Kısmi zamanlı olarak çalıştırılacak personel sayısı yukarıda belirtilen her unvan için birden fazla olamaz ve bunlarla yapılacak sözleşme süresi takvim yılını aşamaz. Bunlara ödenecek net ücret, aynı unvanlı kadroların birinci derecesinin birinci kademesi için yapılması gereken bütün ödemeler toplamının net tutarının yarısını geçmemek ve çalıştırılacak süre ile orantılı olmak üzere belediye meclisi kararı ile tespit edilir. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli personel olarak çalıştırılanlar için iş sonu tazminatı ödenmez ve işsizlik sigortası primi yatırılmaz. Bunlardan yaptıkları başka işler sebebiyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olanlar için sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primi yatırılmaz ve aynı kişi birden fazla belediye veya bağlı kuruluşta çalıştırılamaz.
Üçüncü ve dördüncü fıkra hükümleri uyarınca çalıştırılacak personele her ne ad altında olursa olsun sözleşme ücreti dışında herhangi bir ödeme yapılmaz ve ücret mahiyetinde aynî ya da nakdî menfaat temin edilmez. Bu personel hakkında bu Kanunla düzenlenmeyen hususlarda vize şartı aranmaksızın 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenler hakkındaki hükümler uygulanır. Bu personele ait sözleşme örnekleri sözleşmenin imzalanmasını izleyen 30 gün içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 29/6/2012-6338/16 md.) Dördüncü fıkrada sayılan unvanlara ilişkin hizmetler dışında kalmak ve o hizmet için ihdas edilmiş kadro bulunmamak kaydıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca üçüncü fıkra çerçevesinde sözleşmeli personel istihdamı uygun görülmüş olan kadro unvanlarına ilişkin görevlerde, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre münhasıran kısmi süreli olarak sözleşmeli personel çalıştırılabilir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, belediye başkanının talebi, kendilerinin ve kurumlarının muvafakatiyle, belediyelerin birim müdürü ve üstü yönetici kadrolarında geçici olarak görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirmelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68 inci maddesinin (B) fıkrasında öngörülen şartlar dikkate alınır.
Belediyelerde bu şekilde istihdam edilen personel kurumlarından izinli sayılırlar. Bu personelin görevlendirildikleri süre zarfındaki, görevlendirildikleri kadroya ait her türlü malî hakları ile kurumları tarafından karşılanması gereken sosyal güvenlik ve benzeri diğer hakları belediye tarafından ödenir. İzinli oldukları müddet, terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır ve terfi haklarını kazananlar başkaca bir işleme lüzum kalmaksızın terfi ettirilirler. Bu şekilde görevlendirilenler, görevlendirme süresinin sona ermesinden itibaren onbeş gün içerisinde yazılı olarak kurumlarına başvurmaları hâlinde en geç bir ay içerisinde kadrolarına veya müktesebine uygun başka bir kadroya atanırlar.
Norm kadrosunda belediye başkan yardımcısı bulunan belediyelerde norm kadro sayısına bağlı kalınmaksızın; belediye başkanı, zorunlu gördüğü takdirde, nüfusu 50.000’e kadar olan belediyelerde bir, nüfusu 50.001-200.000 arasında olan belediyelerde iki, nüfusu 200.001-500.000 arasında olan belediyelerde üç, nüfusu 500.000 ve fazla olan belediyelerde dört belediye meclis üyesini belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirebilir. Bu şekilde görevlendirilen meclis üyelerine belediye başkanına verilen ödeneğin 2/3’ünü aşmamak üzere belediye meclisi tarafından belirlenecek aylık ödenek verilir ve taleplerine göre bir sosyal güvenlik kurumu ile ilişkilendirilir. Bu şekilde görevlendirme, memuriyete geçiş, sözleşmeli veya işçi statüsünde çalışma dâhil ilgililer açısından herhangi bir hak teşkil etmez ve belediye meclisinin görev süresini aşamaz. Sosyal güvenlik prim ve benzeri giderlerden kurum karşılıkları belediye bütçesinden karşılanır.
Belediyenin yıllık toplam personel giderleri, gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın yüzde otuzunu aşamaz. Nüfusu 10.000’in altında olan belediyelerde bu oran yüzde kırk olarak uygulanır. Yıl içerisinde aylık ve ücretlerde beklenmedik bir artışın meydana gelmesi sonucunda personel giderlerinin söz konusu oranları aşması durumunda, cari yıl ve izleyen yıllarda personel giderleri bu oranların altına ininceye kadar yeni personel alımı yapılamaz. Yeni personel alımı nedeniyle bu oranın aşılması sebebiyle oluşacak kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte belediye başkanından tahsil edilir. Personelin her türlü alacakları zamanında ve öncelikle ödenir. Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç belediye memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir.
Personel devri
Madde 50- Bu Kanunun 8 ve 11 inci maddeleri uyarınca tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin kadroları ve personeli; katılma hâlinde katıldıkları belediyeye, köye dönüştürülme hâlinde ilgili il özel idaresine devredilir. Devredilen personelden kadro ve görev unvanları değişmeyenler, aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar. Devredilen personelden durumlarına uygun boş kadro olmayanların veya mevcut kadro unvanı ile atamaları yapılamayanların kadro unvanları üç ay içerisinde ilgili belediye meclisi veya il genel meclisince aynı sınıf içerisinde kalmak kaydıyla değiştirilir. Bu değişiklikten itibaren bir ay içerisinde ilgililerin durumlarına uygun kadrolara atamaları yapılır. Söz konusu personel, atama işlemleri yapılıncaya kadar devredildikleri belediye veya il özel idaresince ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilebilirler.
Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar eski kadrolarına ait aylık, ücret, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî haklarını devredildikleri belediye veya il özel idaresinden almaya devam ederler. Devredilen personelden memur statüsünde görev yapanların, atandıkları yeni kadrolarının aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamının net tutarının, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması hâlinde aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tâbi olmaksızın tazminat olarak ödenir.
Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilen sözleşmeli personelin pozisyonları, (…) başka bir işleme gerek kalmaksızın devredildikleri belediye veya il özel idaresi adına vize edilmiş sayılır.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediye Zabıtası, İtfaiye ve Acil Durum Plânlaması
Zabıtanın görev ve yetkileri
Madde 51- Belediye zabıtası, beldede esenlik, huzur, sağlık ve düzenin sağlanmasıyla görevli olup bu amaçla, belediye meclisi tarafından alınan ve belediye zabıtası tarafından yerine getirilmesi gereken emir ve yasaklarla bunlara uymayanlar hakkında mevzuatta öngörülen ceza ve diğer yaptırımları uygular.
Görevini yaparken zabıtaya karşı gelenler, kolluk kuvvetlerine karşı gelenler gibi cezalandırılır.
Belediye zabıta teşkilâtının çalışma usûl ve esasları, çalışanların görev ve yetkileri, memurluğa alınması için taşımaları gereken nitelikler, alacakları meslek içi eğitim, görevde yükselme, meslekten çıkarılma, giyecekleri kıyafet ve savunma amaçlı olarak kullanacakları aletler ile zabıta teşkilâtında hizmet gereklerine göre oluşturulacak birimler, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Belediye, bu yönetmeliğe aykırı olmamak üzere ek düzenlemeler yapabilir. Zabıta hizmetleri kesintisiz olarak yürütülür.
Zabıta personelinin çalışma süresi ve saatleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen çalışma süre ve saatlerine bağlı olmaksızın, hizmetin aksatılmadan yürütülmesini sağlayacak şekilde düzenlenir. Belediye zabıta ve özel güvenlik hizmetlerinde fiilen çalışanlara, fazla mesai ücreti olarak yılı bütçe kanununda belirlenen üst sınırı aşmamak kaydıyla belediye meclisi kararı ile tespit edilen maktu tutar ödenir.
İtfaiye
Madde 52- İtfaiye teşkilâtının çalışma usûl ve esasları, çalışanların görev ve yetkileri, memurluğa alınması için taşımaları gereken nitelikler, alacakları meslek içi eğitim, görevde yükselme, meslekten çıkarılma, giyecekleri kıyafet ve savunma amaçlı olarak kullanacakları aletler ile itfaiye teşkilâtında hizmet gereklerine göre oluşturulacak birimler, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Belediye bu yönetmeliğe aykırı olmamak üzere ek düzenlemeler yapabilir.
İtfaiye hizmetleri kesintisiz olarak yürütülür. İtfaiye personelinin çalışma süresi ve saatleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen çalışma süre ve saatlerine bağlı olmaksızın, hizmetin aksatılmadan yürütülmesini sağlayacak şekilde düzenlenir. Belediye itfaiye teşkilatında fiilen çalışanlara fazla mesai ücreti olarak yılı bütçe kanununda belirlenen üst sınırı aşmamak kaydıyla belediye meclisi kararı ile tespit edilen maktu tutar ödenir.
Acil durum planlaması
Madde 53- Belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum plânlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.
Acil durum plânlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum plânlarıyla da koordinasyon sağlanır ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahallî idarelerin görüşleri alınır.
Plânlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilir.
Belediye, belediye sınırları dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Belediyelerin Denetimi Denetimin amacı
Madde 54- Belediyelerin denetimi; faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve belediye teşkilâtının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor hâline getirerek ilgililere duyurmaktır.
Denetimin kapsamı ve türleri
Madde 55- Belediyelerde iç ve dış denetim yapılır. Denetim, iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, malî ve performans denetimini kapsar. İç ve dış denetim 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Ayrıca, belediyenin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından İçişleri Bakanlığı tarafından da denetlenir.
Belediyelere bağlı kuruluş ve işletmeler de yukarıdaki esaslara göre denetlenir. Denetime ilişkin sonuçlar kamuoyuna açıklanır ve meclisin bilgisine sunulur.
Faaliyet raporu
Madde 56- Belediye başkanı, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen biçimde; stratejik plân ve performans programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu açıklayan faaliyet raporunu hazırlar. Faaliyet raporunda, bağlı kuruluş ve işletmeler ile belediye ortaklıklarına ilişkin söz konusu bilgi ve değerlendirmelere de yer verilir.
Faaliyet raporu nisan ayı toplantısında belediye başkanı tarafından meclise sunulur. Raporun bir örneği Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir ve kamuoyuna da açıklanır.
Hizmetlerde aksama
Madde 57- Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.
Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir. İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.
(Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/39 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/35 md.)Ancak belediye veya bağlı idarelerde; hizmetlerin aksatılmasının terör veya şiddet olaylarıyla mücadeleyi olumsuz etkilediğinin veya etkileyeceğinin valilik tarafından belirlenmesi halinde, valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla yapar veya yaptırır. Valiliğin talebi üzerine, yapılan veya yapılacak harcamalar karşılığı tutarlar, Maliye Bakanlığı veya İller Bankası Anonim Şirketince ilgili idare payından kesilerek ilgili kurum ve kuruluşa gönderilir. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerine aktarılan tutarlar bu idarelerin bütçeleriyle ilişkilendirilir. Bu fıkra kapsamındaki ihtiyaçlar; parasal ve bütçe sınırlamasına tabi olmaksızın 4/1/2002 tarihli ve 4734
sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesinde belirtilen usule göre temin edilir.
(Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/39 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/35 md.)
Belediye ve bağlı idare imkânlarının terör veya şiddet olaylarına dolaylı ya da doğrudan destek sağlamak amacıyla kullanıldığının valilik tarafından belirlenmesi durumunda, terör ve şiddet olaylarına destek olmak amacıyla kullanılan belediye veya bağlı idare taşınırlarına mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından el konulur. Bu fıkra kapsamında sorumluluğu tespit edilen belediye veya bağlı idare personelinin vali veya kaymakam tarafından görevden uzaklaştırılması
halinde göreve iade işlemi ancak uzaklaştırma işlemini yapan makam tarafından yapılır.
Denetimle ilgili diğer hükümler
Madde 58- Denetimin yapılması ve faaliyet raporunun hazırlanması hususunda bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile diğer kanunların ilgili hükümleri uygulanır.
BEŞİNCİ KISIM
Malî Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Belediyenin Gelir ve Giderleri Belediyenin gelirleri
Madde 59- Belediyenin gelirleri şunlardır:
a) Kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları.
b) Genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay.
c) Genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler.
d) Taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler.
e) Belediye meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler.
f) Faiz ve ceza gelirleri.
g) Bağışlar.
h) Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.
i) Diğer gelirler.
Büyükşehir belediyelerinde büyükşehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince tahsil edilen emlak vergisi tutarının tamamı ilgili ilçe ve ilk kademe belediyeleri tarafından alınır. Bunlardan büyükşehir belediyesine veya özel idareye ayrıca pay kesilmez.
Belediyenin giderleri
Madde 60- Belediyenin giderleri şunlardır:
a) Belediye binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.
b) Belediyenin personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler.
c) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.
d) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler.
e) Belediye zabıta ve itfaiye hizmetleri ile diğer görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak giderler.
f) Belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve katıldığı birliklerle ilgili ortaklık payı ve üyelik aidatı giderleri.
g) Mezarlıkların tesisi, korunması ve bakımına ilişkin giderler.
h) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ile sigorta giderleri.
i) Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile engellilere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.
j) Dava takip ve icra giderleri.
k) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.
l) Avukatlık, danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler.
m) Yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve proje giderleri.
n) Sosyo-kültürel, sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.
o) Belediye hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
p) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.
r) Şartlı bağışlarla ilgili yapılacak harcamalar.
s) İmar düzenleme giderleri.
t) Her türlü proje giderleri.
İKİNCİ BÖLÜM Belediye Bütçesi Belediye bütçesi
Madde 61- Belediyenin stratejik plânına ve performans programına uygun olarak hazırlanan bütçe, belediyenin malî yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.
Bütçeye ayrıntılı harcama programları ile finansman programları eklenir.
Bütçe yılı Devlet malî yılı ile aynıdır.
Bütçe dışı harcama yapılamaz.
Belediye başkanı ve harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde harcanmasından sorumludur.
Bütçenin hazırlanması ve kabulü
Madde 62- Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.
Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz.
Kabul edilen bütçe, malî yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.
Harcama yetkilisi
Madde 63- Belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.
Kesin hesap
Madde 64- Her yıl bütçesinin kesinhesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden sonra nisan ayı içinde encümene sunulur. Kesinhesap, belediye meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır. Kesinhesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.
Bütçe sistemi
Madde 65- Belediye bütçesi ile muhasebe işlemlerine ilişkin esas ve usûller Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Geçmiş yıl bütçesinin devamı
Madde 66- Herhangi bir nedenle yeni yıl bütçesi kesinleşmemiş ise yeni bütçenin kesinleşmesine kadar geçen yıl bütçesi uygulanır. Bütçenin kabulüne kadar yapılan işlemler yeni yıl bütçesine göre yapılmış sayılır.
Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri
Madde 67- Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçlanma ve İktisadî Girişimler Borçlanma
Madde 68- Belediye, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla aşağıda belirtilen usûl ve esaslara göre borçlanma yapabilir ve tahvil ihraç edebilir:
a) Dış borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde sadece belediyenin yatırım programında yer alan projelerinin finansmanı amacıyla yapılabilir.
b) İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan belediye, ödeme plânını bu bankaya sunmak zorundadır. İller Bankası hazırlanan geri ödeme plânını yeterli görmediği belediyenin kredi isteklerini reddeder.
c) Tahvil ihracı, yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yapılır.
d) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketlerin, faiz dâhil iç ve dış borç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz. Bu miktar büyükşehir belediyeleri için bir buçuk kat olarak uygulanır.
e) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketler, en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde toplam yüzde onunu geçmeyen iç borçlanmayı belediye meclisinin kararı; yüzde onunu geçen iç borçlanma için ise meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile yapabilir.
f) Belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddî kaynak gerektiren alt yapı yatırımlarında Cumhurbaşkanınca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar (d) bendindeki miktarın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Dış kaynak gerektiren projelerde Hazine Müsteşarlığının görüşü alınır. Yukarıda belirtilen usûl ve esaslara aykırı olarak borçlanan belediye yetkilileri hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmeyen durumlarda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun görevi kötüye kullanmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
Belediye, varlık ve yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde yer aldığı malî tablolarını üçer aylık dönemler hâlinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, Maliye Bakanlığına, Devlet Plânlama Teşkilatı Müsteşarlığına ve Hazine Müsteşarlığına gönderir.
Arsa ve konut üretimi
Madde 69- Belediye; düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve alt yapılı arsalar üretmek; konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, bu arsaları trampa etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla iş birliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek yetkisine sahiptir.
Belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir. Arsalar hariç üretilen konut ve işyerlerinin satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tâbi değildir. O belediye ve mücavir alan sınırları içinde kendisine, eşine veya onsekiz yaşından küçük çocuklarına ait konutu olmayan dar gelirli kişiler ile afete maruz kalanlara, sanayi bölgelerinden nakledileceklere ve üyelerinin tamamı bu durumda olan kooperatiflere, bedeli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre oluşturulan takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan aşağı olmamak üzere arsa tahsisi yapılabilir. Durumları 775 sayılı Gecekondu Kanununun 25 inci maddesine uyan kimselere de bu maddeye göre arsa ve konut sağlanabilir. Bu fıkranın uygulama esasları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanacak çerçeve yönetmeliğe uygun olarak belediye meclisleri tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Şirket kurulması
Madde 70- Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usûllere göre şirket kurabilir.
İşletme tesisi
Madde 71- Belediye, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle bütçe içinde işletme kurarak yapabilir.
Borç ve alacakların takas ve mahsubu Madde 72- (Mülga: 24/7/2008-5793/47 md.)
ALTINCI KISIM
Çeşitli ve Son Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM Çeşitli Hükümler
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı
Madde 73- (Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.)
Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Cumhurbaşkanınca bu yönde karar alınması şarttır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.
Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.
Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/122 md.) Anlaşma sonucu belediye mülkiyetine geçen gayrimenkuller haczedilemez. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.
Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci, üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesinin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile) (…)
Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların
kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.
Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.
Yurt dışı ilişkileri
Madde 74- Belediye, belediye meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.
Belediye bu teşekkül, organizasyon ve yabancı mahallî idarelerle ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir veya kardeş kent ilişkisi kurabilir.
Birinci ve ikinci fıkra gereğince yapılacak faaliyetlerin, dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izninin alınması zorunludur.
Diğer kuruluşlarla ilişkiler
Madde 75- Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;
a) Mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu kuruluşlar ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir ve bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir. Bu takdirde iş, işin yapımını üstlenen kuruluşun tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.
b) Mahallî idareler ile merkezî idareye ait aslî görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla gerekli aynî ihtiyaçları karşılayabilir, geçici olarak araç ve personel temin edebilir.
c) (Değişik: 12/11/2012-6360/19 md.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir.
d) Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir.
Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür. Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/19 md.) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 5253 sayılı Dernekler Kanununun 10 uncu maddesi; belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler için uygulanmaz.
Afet, kitlesel göç ve teröre maruz kalan yerleşim birimlerinin belediyeleri ile bu Kanunun 45 inci maddesinin ikinci fıkrası
gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde, vali veya belediye başkanı, aksayan belediye hizmetinin başka bir belediye tarafından yerine getirilmesini talep edebilir. Yardım istenilen belediye, meclis kararına gerek olmaksızın İçişleri Bakanının izniyle bu talebi yerine getirebilir.
Madde 76- Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.
Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.
Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usûl ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.
Belediye hizmetlerine gönüllü katılım
Madde 77- Belediye; sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, engellilere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular.
Gönüllülerin nitelikleri ve çalıştırılmalarına ilişkin usûl ve esaslar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yazışma
Madde 78- Belediye, kamu kurum ve kuruluşlarıyla doğrudan yazışabilir.
Belediye tasarrufundaki yerler
Madde 79- Diğer kanunlarla getirilen hükümler saklı kalmak üzere, mezarlıklar ile belediye sınırları içinde bulunan ve sahipsiz arazi niteliğinde olan seyrangâh, harman yeri, koruluk, dinlenme yerleri, meydanlar, bataklık, çöp döküm sahaları, yıkılmış kale ve kulelerin arsaları ve enkazı ve benzeri yerler belediyenin tasarrufundadır.
Belediye tarafından deniz, akarsu ve gölden doldurma suretiyle kazanılan alanlar, Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak kullanılmak şartıyla Maliye Bakanlığı tarafından belediyelerin, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerinin tasarrufuna bırakılır.
Şehirlerarası özel otobüs terminali işletmesi ve akaryakıt istasyonları
Madde 80- Belediye sınırları ve mücavir alanları içinde, kara yolu ile yolcu taşıma hakkına sahip gerçek ve tüzel kişilerin şehirlerarası otobüs terminali kurmalarına ve işletmeleri ile her türlü akaryakıt ile sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) istasyonlarına nazım imar ve uygulama imar plânına uygun olmak kaydıyla belediye tarafından izin verilebilir. Akaryakıt istasyonlarına izin verilmesi için nazım imar plânında akaryakıt istasyonu olarak gösterilmesi şarttır. Bu istasyonlara çalışma ruhsatı büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi tarafından verilir.
Ad verme, tanıtıcı amblem ve flama kullanımı
Madde 81- Cadde, sokak, meydan, park, tesis ve benzerlerine ad verilmesi ve beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlarda; belediye meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu, bunların değiştirilmesine ilişkin kararlarda ise meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun kararı aranır. Bu kararlar mülkî idare amirinin onayı ile yürürlüğe girer.
Avukatlık ücretinin dağıtımı
Madde 82- Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.
Yeniden değerleme oranının uygulanması
Madde 83- Bu Kanunun 15, 18 ve 34 üncü maddelerinde belirtilen parasal miktarlar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranına göre artırılır.
Uygulanmayacak hükümler
Madde 84- Bu Kanunla, belediyenin sorumlu ve yetkili kılındığı görev ve hizmetlerle sınırlı olarak; 24.4.1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu, 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 12.9.1960 tarihli ve 80 sayılı 1580 Sayılı Belediye Kanununun 15 inci Maddesinin 58 inci
Bendine Tevfikan Belediyelerce Kurulan Toptancı Hal’lerinin Sureti İdaresi Hakkında Kanun, 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 14.6.1989 tarihli ve 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun, (…)(1), 10.7.2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 1.5.2003 tarihli ve 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda bu Kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Değiştirilen, Eklenen ve Yürürlükten Kaldırılan Hükümler
Madde 85- a) (8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
b) (5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
c) 18.1.1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının mülga (d) bendi, “d) Belediye kurulması,” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
d) 10.7.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendindeki “ağaçlandırma yapmak;” ibaresinden sonra gelmek üzere “gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini,” ibaresi, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendindeki “belirtilen hizmetlerden” ibaresinden sonra gelmek üzere “775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak,” ibaresi eklenmiş; 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının sonuna “Meclis kendi belirleyeceği bir ay tatil yapabilir.” Cümlesi ile 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Büyükşehir belediyesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “1.hukuk müşaviri ve” ibaresi eklenmiş; 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen “Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır.” Cümlesi ile 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki “on gün içinde” ibaresi ve 15 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen “her dönem başı toplantısında,” ile 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “her yılın ilk olağan toplantısında” ibareleri madde metinlerinden çıkarılmıştır.
e) 22.2.2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine, “erozyonun önlenmesi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kültür, sanat, turizm,” ibaresi eklenmiş; (b) bendinde yer alan “kültür, turizm, gençlik ve spor” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve aynı maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş; 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır.” Cümlesi ile 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “on gün içinde” ibaresi madde metninden çıkarılmış; 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi “İl genel meclisi, bir yıl görev yapmak üzere üyeleri arasından en az üç, en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir.” Şeklinde değiştirilmiş; 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Meclis” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve komisyon” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkradaki “2600” ibaresi “6000” olarak değiştirilmiş; 36 ncı maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları madde metninden çıkarılmış ve “il özel idarelerinde sözleşmeli personel ile kısmi zamanlı sözleşmeli personel çalıştırılması hususunda Belediye Kanununun 49 uncu maddesi hükümleri uygulanır.” Cümlesi aynı maddeye üçüncü fıkra olarak eklenmiştir.
Merkezi idare tarafından yürütülen görev ve hizmetlere ait yatırımlardan ilgili bakanlıkça uygun görülenler, il özel idareleri eliyle de gerçekleştirilebilir. Bu yatırımlara ait ödenekler, ilgili kuruluş tarafından o il özel idaresi bütçesine aktarılır. İl özel idaresi bu yatırımların yüzde yirmibeşine kadar olan kısmı için kendi bütçesinden harcama yapabilir. Merkezi idare, ayrıca, desteklemek ve geliştirmek istediği hizmetleri proje bazında gerekli kaynaklarını ilgili il özel idaresine aktarmak suretiyle onlarla işbirliği içinde yürütebilir. Bu kaynak ve ödenekler özel idare bütçesi ile ilişkilendirilmez ve başka amaçla kullanılamaz.
f) 7.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı Belediye Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
g) 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 38 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
h) 12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 4 üncü maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Yürürlüğe giren mevzii imar plânına göre arazi kullanımı, yapı ve tesislerinin projelendirilmesi, inşası ve kullanımıyla ilgili ruhsat ve izinler ile işyeri açma ve çalışma ruhsatları OSB tarafından verilir ve denetlenir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatının verilmesi sırasında işyeri açma ve çalışma ruhsatına ilişkin harçlar, OSB tarafından tahsil edilerek ilgili belediye veya il özel idaresi hesabına yatırılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler Asansör yıllık kontrol faaliyetlerine ilişkin sorumluluk
Ek Madde 1- (Ek: 4/4/2015-6645/85 md.)
Bu Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinde düzenlenen yetkinin usulüne uygun kullanılmaması sonucu oluşacak yaralanma ve ölüm olaylarından dolayı, ilgili belediye yetkilileri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre sorumludur.
Ek Madde 2- (Ek: 28/11/2017-7061/86 md.)(1)
Kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan su ve atık su tarife ücreti tüketim miktarına bakılmaksızın sabit tarife ücreti olarak belirlenir ve konutlar için belirlenen en düşük su ve atık su tarife ücretinin yüzde 50 fazlasını geçemez. Belediyeler temiz şebeke suyu hizmeti vermediği yerleşim yerlerindeki kamu kurumlarından herhangi bir ad altında ücret talep edemez. Kamuya ait eğitim kurumları, yurtlar, okul pansiyonları ve hastanelerden abonelik, açma kapama, bağlantı, teminat, güvence bedeli, katılma payı ve benzeri ad altında herhangi bir ücret talep edilemez.
Ek Madde 3- (Ek: 15/2/2018-7099/16 md.)
Belediyeler, mevzuatla kendilerine verilen görev ve hizmetlerin yürütülmesi ve vatandaşlar tarafından yapılan başvuruların sonuçlandırılması amacıyla her türlü idari iş ve işlemin yürütüldüğü eBelediye bilgi sistemini kullanır. e-Belediye bilgi sistemini kurmaya, işletmeye, veri saklama, veri iletimi ve veri paylaşımı ile ilgili politikaları tespit etmeye, çalışma usul ve esaslarını belirlemeye ve bu sistem ile ilgili merkezî bir hizmet standardizasyonu oluşturmaya İçişleri ile Çevre ve Şehircilik bakanlıkları müştereken yetkilidir.
Geçici Madde 1
Bu Kanunun yayımı tarihinde personel giderlerine ilişkin olarak 49 uncu maddede belirtilen oranları aşmış olan belediyelerde bu oranların altına inilinceye kadar, boş kadro ve pozisyon bulunması ve bütçe imkânlarının yeterli olması kaydıyla 1.1.2005 tarihinde mevcut memur ve sözleşmeli personel sayısının yüzde onunu geçmemek üzere İçişleri Bakanlığınca zorunlu hâllere münhasır olacak şekilde verilecek izin dışında ilâve personel istihdam edilemez. Geçici iş pozisyonları için önceki yıldan fazla olacak şekilde vize yapılamaz.
Geçici Madde 2
Norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar belediyenin, bağlı kuruluşlarının ve mahallî idare birliklerinin memur kadrolarının ihdas ve iptalleri ile boş kadro değişiklikleri, İçişleri Bakanlığının teklifi, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile yapılır. Norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar, Bakanlar Kurulu tarafından ihdas edilmiş mevcut kadrolar 49 uncu maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması açısından norm kadro kabul edilir.
Sürekli işçi kadroları ile iş pozisyonları ise norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar İçişleri Bakanlığının vizesine tâbidir. İçişleri Bakanlığı vize yetkisini valiliklere devredebilir.
Geçici Madde 3
Bu Kanunun yayımlandığı tarihte 2000 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin tüzel kişiliklerinin kaldırılarak köye dönüştürme işlemi, bu Kanunun 8 inci maddesi uygulamasından faydalanmak isteyen belediyeler için 31.12.2006 tarihine kadar uygulanmaz. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında, birleşme veya katılma sonrasında 2000 yılı genel nüfus sayımı sonucuna göre oluşan toplam nüfus esas alınır.
5272 sayılı Belediye Kanununun geçici 4 üncü maddesine göre yapılan işlemler bu maddeye göre yapılmış sayılır.
Geçici Madde 4
41 inci maddede öngörülen stratejik plân, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde hazırlanır.
Geçici Madde 5
Belediyeler ve bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası belediyelere ait şirketlerin, 31.12.2004 tarihi itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu ve özel hukuka tâbi alacakları, bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere 31.12.2005 tarihine kadar takas ve mahsup edilir. Bakanlar Kurulu bu süreyi altı aya kadar uzatmaya yetkilidir. Bu madde kapsamındaki alacak ve borç ifadesi bu alacak ve borçlara ilişkin fer’ileri ve cezaları da kapsar.
Yukarıdaki fıkra kapsamında yer alan kuruluşların takas ve mahsup işlemine konu olan veya olmayan borçları, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak paylarının yüzde kırkını geçmemek üzere kesinti yapılarak tahsil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak takas, mahsup ve kesinti işlemleri yılı bütçe kanunları ile ilişkilendirilmeksizin ilgili kuruluş ile uzlaşma komisyonu tarafından belirlenir; Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karara bağlanır.
(Ek ibare: 26/12/2006-5568/8 md.)
30/6/2006 tarihi itibarı ile Uzlaşma Komisyonu ile takas, mahsup ve kesinti yapılmasına ilişkin kararları imzalayan ancak Bakanlar Kurulu tarafından söz konusu kararları henüz onaylanmayan ilgili kuruluşların işlemleri 28 Şubat 2007 tarihine kadar karara bağlanır. Bakanlar Kurulu, ilgili kuruluşların borç ödeme kapasitelerini de dikkate alarak ödenecek tutarları taksitlendirmeye, taksitlendirilen kısma Kanunun yayımını izleyen günden itibaren zam ve faiz uygulatmamaya, bu borçların fer’i ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapmaya yetkilidir.
(Ek fıkra: 26/12/2006-5568/8 md.)
Bu madde uyarınca takas, mahsup ve kesinti işlemine tâbi tutulan borç ve alacaklar için ilgili kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri işlemez.
İlgili kuruluşun uzlaşma ve hacizlerin kaldırılmasına dair başvurusunun uzlaşma komisyonunca kabul edilmesini müteakip 31.12.2004 tarihinden önceki borçlar için tatbik edilen hacizler kaldırılır.
Uzlaşma komisyonu Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından görevlendirilecek bir başkan ile İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Devlet Plânlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve İller Bankası Genel Müdürlüğünden birer temsilciden oluşur.
Geçici Madde 6- (Ek: 26/12/2006-5568/9 md.; Mülga: 28/1/2010-5951/13 md.) Geçici Madde 7- (Ek: 31/5/2012-6321/5 md.)
Bu Kanunun 52 nci maddesine göre çıkarılan Yönetmelik çerçevesinde “İtfaiye Eri” kadro unvanına atanmak üzere açılmış olan sınav sonucunda başarılı oldukları ilan edildiği halde herhangi bir sebeple atamaları yapılmamış olanlar, bu işlemler sebebiyle dava açmış olmaları halinde davadan vazgeçmeleri, açmış oldukları dava lehlerine sonuçlananlar ise mahkeme tarafından karara bağlanmış tazminat veya geriye dönük maaş haklarından yazılı olarak feragat etmeleri kaydıyla, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde atama işlemleri tamamlanarak göreve başlatılır.
Geçici Madde 8- (Ek: 10/9/2014-6552/123 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/6/2015 tarihli ve E.: 2014/194, K.: 2015/55 sayılı Kararı ile.)
Geçici Madde 9- (Ek: 15/8/2016-KHK-674/40 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/36 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları kapsamında haklarında yürütülen soruşturma veya kovuşturma nedeniyle görevden uzaklaştırılan belediye başkanı, başkan vekili ve meclis üyelerinin yerine 45 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre işlem yapılmış olsa bile onbeş gün içerisinde 46 ncı maddedeki yetkili makamlarca 45 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usule göre görevlendirme yapılır.
Geçici Madde 10- (Ek: 15/2/2018-7099/17 md.)(1)
Belediyeler, e-Belediye bilgi sisteminin kurulduğuna dair bildirimin İçişleri Bakanlığı tarafından yapılmasından itibaren e-Belediye bilgi sistemi ile ilgili çalışmaları bir yıl içinde tamamlar.
Benzer sistemi kullanan belediyeler, sistemlerinde bulunan ve e-Belediye bilgi sistemi için gerekli olan verileri e-Belediye bilgi sistemini kullanmaya başladıkları tarihten itibaren bir yıl içinde e-Belediye bilgi sistemine aktarır. İçişleri Bakanı, gerektiğinde bu süreyi bir katına kadar uzatabilir.
Geçici Madde 11- (Ek:21/2/2019-7166/14 md.)
Konusu suç teşkil etmemek kaydıyla, bu maddenin yürürlük tarihine kadar personelinin çocukları için kreş ve gündüz bakımevi hizmetini bütçesinden hizmet alımı yoluyla karşılamış olan belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkili ve görevli personeli hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaz, başlamış olanlar işlemden kaldırılır.
Yürürlük
Madde 86- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 87- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Belediye Meclisi, belediyelerin halk oylaması sonucunda seçilerek göreve gelen üyelerde oluşan genel karar organıdır. Belediye meclisinin üye sayısı belediyenin nüfusuna göre değişmekte ve en az dokuz üyede oluşmaktadır. Belediye başkanının başkanlık yaptığı Meclis, her ay toplanmaktadır. Belediye meclisi üyeleri, bir belde, ilçe ya da il meclisine seçilen üyeleri ifade etmektedir.
Belediye Meclisinin Görevleri
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek
b) Bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/29 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yapişlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek
n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
p) Yurt içindeki ve Đçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.
r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
u) Đmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.
Başkanlık divanı
Madde 19- Belediye meclisi, seçim sonuçlarının ilanını takip eden beşinci gün belediye başkanının başkanlığında kendiliğinden toplanır. Meclis bu toplantıda, üyeleri arasından, gizli oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekili ile en az iki katip üyeyi ilk iki yıl
için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı yapılacak ilk mahalli idareler seçimlerine kadar görev yapar.
Başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.
Meclise belediye başkanı, katılamaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da katılamaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. Ancak yıllık faaliyet raporunun görüşüldüğü meclis toplantısı meclis başkan vekilinin başkanlığında yapılır.
Başkanlık divanında boşalma olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir. Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür. Meclisin çalışması ve katılıma ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Meclis toplantısı
Madde 20- Belediye meclisi, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı günde toplanır. Meclis, resmi tatile rastlayan günlerde çalışmasına ara verebilir. Belediye meclisi her yıl bir ay tatil kararı alabilir.
Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür. Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belediye sınırları içerisinde belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usullerle belde halkına duyurulur.
Meclis toplantıları açıktır. Meclis başkanının veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir. Meclis görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, başkan ve katip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli ve görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.
Gündem
Madde 21- Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi belediye başkanı tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur.
Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
İmar konuları ile yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konular ile üyelerin teklifleri; toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü halinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir.
Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 22- Belediye meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin
bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.
Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, üye tam sayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır. Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.
Üyeler oylarını bizzat kullanır. Gizli oy kullanmaya fiziki bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilirler. Oylama gizli, işaretle veya ad okunarak yapılır. Oy verme kabul, ret veya çekimser şeklinde olur.
Kararlar, meclis başkanı ve katip üyeler tarafından imzalanır ve bir sonraki toplantıda üyelere dağıtılır.
Meclis kararlarının kesinleşmesi
Madde 23- Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün içinde meclise iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir. Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabilir. Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülki idare amirine gönderilir. Mülki idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez. Mülki idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idari yargıya başvurabilir. Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka
duyurulur.
İhtisas komisyonları
Madde 24- Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir. İhtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde plan ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulması zorunludur.
Meclis toplantısını müteakip imar komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırır. Komisyonlar kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır. İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır.
Mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.
Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir.
Komisyon raporları alenidir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere meclis tarafından maliyetlerini aşmamak üzere belirlenecek bedel karşılığında verilir.
Denetim komisyonu
Madde 25- İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisi, her ocak ayı toplantısında belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşur.
Komisyon, belediye başkanı tarafından belediye binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında kamu personelinden ve gerektiğinde diğer uzman kişilerden yararlanabilir.
Denetim komisyonu toplantılarına, belediye ve bağlı kuruluşları dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilenlere (1.000); kamu personeli dışındaki diğer uzman kişilere büyükşehir belediyelerinde (3.000), diğer belediyelerde (2.000) gösterge rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, belediye meclisince belirlenecek miktarda günlük ödeme yapılır. Denetim komisyonunun emrinde görevlendirilecek kişi ve gün sayısı belediye meclisince belirlenir. Uzman kişilerde aranacak nitelikler belediye meclisinin çalışmasına dair yönetmelikte düzenlenir.
Komisyon belediye birimleri ve bağlı kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir. Bu istekler gecikmeksizin yerine getirilir. Komisyon, çalışmasını kırk beş iş günü içinde tamamlar ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar meclis başkanlığına sunar. Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.
Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları
MADDE 26.- Belediye meclisi, bilgi edinme ve denetim yetkisini faaliyet raporunu değerlendirme, denetim komisyonu, soru, genel görüşme ve gensoru yoluyla kullanır. Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, belediye başkanı veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.
Meclis üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak, belediyenin işleriyle ilgili bir konuda genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır. Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülki idare amirine gönderilir.
Vali, dosyayı gerekçeli görüşüyle birlikte Danıştay’a gönderir. Yetersizlik kararı, Danıştay’ca uygun görüldüğü takdirde belediye başkanı, başkanlıktan düşer.
Meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir. Gensoru önergesi, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile gündeme alınır ve üç tam gün geçmedikçe görüşülemez. Gensoru önergesinin karara bağlanmasında dördüncü fıkraya göre işlem yapılır.
Başkan ve meclis üyelerinin görüşmelere katılamayacağı durumlar
Madde 27- Belediye başkanı ve meclis üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.
Başkan ve meclis üyelerinin yükümlülükleri
Madde 28- Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.
Meclis üyeliğinin sona ermesi
Madde 29- Meclis üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Meclis üyeliğinden istifa dilekçesi belediye başkanlığına verilir ve başkan tarafından meclisin bilgisine sunulur.
Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.
Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.
Meclisin feshi
Madde 30- Belediye meclisi;
a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa,
b) Belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasi konularda karar alırsa, İçişleri Bakanlığının bildirimi üzerine Danıştay’ın kararı ile feshedilir. İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, bu hususu en geç bir ay içinde karara bağlar. Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.
Boşalan meclisin görevinin yerine getirilmesi
Madde 31- Belediye meclisinin;
a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,
b) Meclis üye tam sayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,
c) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,
d) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması,
Hallerinde, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi, belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.
Huzur ve izin hakkı
Madde 32- Meclis başkan ve üyelerine, meclis ve komisyon toplantılarına katıldıkları her gün için, 39 uncu madde uyarınca belediye başkanına ödenmekte olan aylık brüt ödeneğin günlük tutarının üçte birini geçmemek üzere meclis tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenir. Huzur hakkı ödenecek gün sayısı, 20, 24 ve 25 inci maddelerde belirtilen toplantı günü sayısından fazla olamaz ve meclis üyelerine aynı gün için birden fazla huzur hakkı ödenemez.
Meclis üyeleri hastalıkları süresince izinli sayılır. Ayrıca mazeretleri durumunda, bir yıl içindeki toplantı süresinin yarısını aşmamak şartıyla istekleri üzerine meclis tarafından izin verilebilir.
5393 Sayılı Belediye Kanununda Belediye Meclisi ile İlgili Diğer Maddeler
Stratejik plan ve performans programı
Madde 41- Belediye başkanı, mahallî idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içinde; kalkınma plânı ve programı ile varsa bölge plânına uygun olarak stratejik plân ve ilgili olduğu yılbaşından önce de yıllık performans programı hazırlayıp belediye meclisine sunar.
Stratejik plân, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.
Nüfusu 50.000’in altında olan belediyelerde stratejik plân yapılması zorunlu değildir. Stratejik plân ve performans programı bütçenin hazırlanmasına esas teşkil eder ve belediye meclisinde bütçeden önce görüşülerek kabul edilir.
Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler
Madde 45- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır. Meclis, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak;
a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan,
b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili, seçer.
Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. Đlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur’a çekilir.
Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca başkan vekili seçildikten sonra belediye başkanlığının (a) bendinde belirtilen nedenlerle boşalması durumunda bu maddeye göre belediye başkanı seçilir.
Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır.
Belediye başkanı görevlendirilmesi
Madde 46- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır.
Norm kadro ve personel istihdamı
Madde 49- Norm kadro ilke ve standartları İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm kadroları, bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi kararıyla belirlenir.
Belediye personeli, belediye başkanı tarafından atanır. Birim müdürlüğü ve üst yönetici kadrolarına yapılan atamalar ilk toplantıda belediye meclisinin bilgisine sunulur.
Faaliyet raporu
Madde 56- Belediye başkanı, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen biçimde; stratejik plan ve performans programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu açıklayan faaliyet raporunu hazırlar. Faaliyet raporunda, bağlı kuruluş ve işletmeler ile belediye ortaklıklarına ilişkin söz konusu bilgi ve değerlendirmelere de yer verilir.
Faaliyet raporu nisan ayı toplantısında belediye başkanı tarafından meclise sunulur.
Raporun bir örneği İçişleri Bakanlığına gönderilir ve kamuoyuna da açıklanır.
Bütçenin hazırlanması ve kabulü
Madde 62- Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.
Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Kabul edilen bütçe, malî yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.
Harcama yetkilisi
Madde 63- Belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.
Kesin hesap
Madde 64- Her yıl bütçesinin kesin hesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden sonra nisan ayı içinde encümene sunulur. Kesin hesap, belediye meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır. Kesin hesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı
Madde 73- Belediye, kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilân edilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili resim ve harçların dörtte biri alınır.
Bir yerin kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare olması şarttır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.
Madde 76- Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.
Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.
Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usul ve esasları İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.
Mütevelli, vakfın işlerini idare etmek üzere görevlendirilen kişilere verilen addır. Medenî Kanunun idâre uzuvları dediği kimseler mütevellî demektir. Mütevelli tayininde vakfedenin (vâkıf) iradesi esas alınmakta, iradesinin belirlenemediği durumlarda yetki hâkime geçmekte, mahkemeler karar vermektedir.
Mütevelli tayini ve azli, mütevellide aranacak şartlar, mütevellinin hak ve vazifeleri gibi konular vakfedenin iradesi ve vakıf senedi ile belirlenir. Mütevellî her hangi bir şahıs olabilir; ancak mütevelli heyeti üyesi olmak için gerekli olan vasıflara sahip olması gereklidir.
Bazı vakıflar, vakıflarının tevliyyetini makamlara şart eylemişlerdir. Bu kabilden olarak Fetva Emini olan zata, şehrin kadısına veya valisine meşrut vakıflar vardır ki bunlara Makama Meşrut Vakıf denmektedir. Vakıflar Kanunu ile bu gibi vakıflar zabt olunmuştur. Bir vakfın mütevellîsine o vakfın nezâreti tevcîh olunmaz.
Yasama Dokunulmazlığı, milletvekillerinin, görev süresince meclisin izni olmadan, gözaltına alınamaması, tutuklanamaması, sorguya çekilememesi ve yargılanamamasını ifade eden ve yasama faaliyetlerini gereği gibi yapabilmeleri için cezai takibata uğramalarını önleyen yargı bağışıklığıdır.
Yasama Dokunulmazlığı, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak durumları hariç olmak üzere, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça, milletvekili olduğu süre içerisinde tutulamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Milletvekilliği süresiyle sınırlı geçici bir koruma sağlayan yasama dokunulmazlığı; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun oy çokluğu ile vereceği karar ile kaldırılabilmektedir.
Milletvekillerinin işledikleri iddia edilen suçtan ötürü başlatılan soruşturma sonucunda, cumhuriyet savcılığı tarafından dokunulmazlığın kaldırılması talepli fezleke hazırlanmakta; bu fezleke ilgili bakanlıklarca yapılan teknik değerlendirmelerin sonunda gereği yapılmak üzere TBMM’ye gönderilmektedir. TBMM Başkanlığı, fezlekeyi, Meclis Anayasa Komisyonuna ve Adalet Karma Komisyonu’na sevk etmekte, komisyon, ilgili milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına hükmederse, fezleke eşliğindeki raporunu TBMM Genel Kurulu’na göndermektedir. Genel Kurul’daki oylamada her milletvekili ve her dosya için ayrı oylama yapılmakta, bir milletvekilinin birden fazla dosyası olması halinde her bir dosya için ayrı ayrı oylama yapılarak her bir dosya bakımından dokunulmaz ayrı bir şekilde karara bağlanmaktadır. Siyasi parti grupları, dokunulmazlık oylaması konusunda görüşme yapamamakta ve lehte ya da aleyhte grup kararı alamamaktadır.
Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilinin, milletvekilliği devam etmekte, dokunulmazlık hangi suç iddiası için kaldırılmışsa sadece o iddiadan ötürü yargılanabilmekte, başka konularda yargılanamamaktadır.
Dokunulmazlığın Kaldırılması Kararına Karşı Anayasal Yargı Yolu
6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 54. maddesi; “Dokunulmazlığın kaldırılması veya milletvekilliğinin düşmesi durumlarında iptal talebi” başlığı ile meclisin dokunulmazlığı kaldırması kararına karşı yargı yolunu düzenlemektedir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarına karşı, ilgili milletvekili, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan ya da bir diğer milletvekili, kararın alındığı günden başlayarak yedi gün içinde kararın Anayasaya, kanuna veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne aykırılığı iddiasıyla iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir. Meclis kararını iptalini içeren bu talep mahkeme tarafında on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanmak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 83. maddesi yasama dokunulmazlığını düzenlemektedir.
Anayasanın 83. maddesine göre; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Milletvekilleri; seçimden önce veya sonra bir suç işlediklerinin ileri sürülmesi halinde, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen bayındırlık, imar ve iskân, haberleşme, elektronik haberleşme, elektronik ticaret, denizcilik, posta iş ve hizmetleri ile turizm işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.