İstanbul Barosu Seçim Röportajları, bireysel adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç, (İMAG) İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun adayı Kaptan Yılmaz, Avukat Hareketinin adayı Başar Yaltı, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun adayı Hasan Kılıç, Avukat Hakları Grubunun adayı Gökhan Ahi ve Baroda Değişim ve Gelişim hareketinin adayı Talat Canbolat ile yapılan röportajlardan oluşmaktadır.
Röportajlarda avukatların, baronun ve yargının sorunlarına ilişkin detaylı sorular sorulmuş, sorunların çözümüne dönük yanıtlar aranmıştır.
Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.
Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.
Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.
İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz. Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.
Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.
İstanbul Barosu için Türkiye’de hukukun kalbidir, diyebiliriz. Bu özelliğini nereden alıyor, en eski hukuk kurumu olmasından alıyor. 140 yıllık bir tarihi bir geçmişe sahip, bu konuda övünülecek bir tarihi de var. Türkiye’de hukukun gelişmesi, yerleşmesi bakımından önemli işlev görmüş bir kurum. Böyle bir kurumun başında olmak elbette ki onur verici, gurur verici bir şey. Kişisel olarak bu şekilde düşünülebilir ama bizim asıl yapmak istediğimiz, İstanbul Barosunun kurumsal gücünü Türkiye’de yok edilen hukuku ayağa kaldırmak için kullanmak, asıl amacımız budur. Bunun için Avukat Hareketi bir kadro hareketi olarak İstanbul Barosunu yönetmeye aday oldu. Aday olma çalışmalarını da uzun süre yürüttü, yani başkaları gibi, işte biz de aday olalım şeklinde değil. Veya şu, bu grubun daha önceki gelenekleri içerisinden, “ben adayım” demek yerine, çalışarak, en iyi, en etkili bir yönetim modeli nasıl olabilir, bunu araştırarak aday oldum.
Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.
Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.
Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.
Arabuluculuk Soru Bankası, Neyir Şeyda MUSAL, Nur ÖZDEN,Ayşe Dilek ERGÜLER, Şebnem AKÇINAR ve Sevde Keçer KORKMAZ tarafından hazırlanarak Aristo Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
Arabuluculuk Soru Bankası
Arabuluculuk Soru Bankası, Arabulucu adayları için bir hazırlık kitabıdır. Bunun yanında; arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara yönelik olarak hazırlanmıştır.
Arabuluculuk Soru Bankası
Kitabın Önsözü
Değerli Hukukçular,
Elinizde bulunan Arabuluculuk Soru Bankası kitabı Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan Arabuluculuk Katılımcı Kitabı esas alınarak hazırlanmıştır. Kitap, sınava girecek olan Arabulucu adayları için olduğu kadar arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara faydalı olması dileğiyle hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında temel ölçüt öğreticilik ve üzerinde çalışılan konuların akılda kalıcılığı olmuştur.
Çoğunluğu arabulucu eğitmeni ve arabuluculuk konusunda uzman olan yazarlarımız, mevzuatın yanısıra arabuluculuğun temel felsefesini kitaptaki sorulara ince ince işlemeyi hedeflemişler; arabulucu adaylarının ve arabuluculuğa ilgi duyan hukukçuların eğitimine katkıda bulunmayı ve bu mesleğin ülkemizde doğru yerleşmesini amaçlamışlardır.
Etik ilke ve prensipler çoğu zaman şüphesiz ki kanunlar kadar önemlidir. Bu yönüyle tüm hukukçuların, arabulucuların ve arabulucu adaylarının etik ilke ve prensiplere azami derecede hassasiyet göstermesi arabuluculuğun ülkemizde doğru ve sağlam bir şekilde yerleşmesi açısından oldukça önemlidir.
Soru bankamızda yer alan konuların doğru şekilde anlaşılmasını sağlamak ve derhal ana kaynağa ulaşılması bakımından Arabuluculuk Mevzuatının çerçeve kanunu olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu; İş Mahkemeleri Kanunu ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Türkiye Arabulucular Etik Kuralları ile Arabuluculara ilişkin Avrupa Etik Kuralları kitabın sonuna eklenmiştir. Ayrıca 2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini de kitapta bulabileceksiniz.
Arabuluculuk, hukuki sonuçlar doğuran bir iş olmasının yanında psikoloji, sosyoloji ve iletişim bilimi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle soru bankasına ilaveten sık kullanılan temel kavramlardan oluşan Arabuluculuk Sözlüğü de istifadenize sunulmaktadır.
Evrensel bir uygulama olan arabuluculuğun ülkemizde yasalaşmasından itibaren arabuluculuk uygulamalarının yaygınlaşması için mesai ölçütünü bir kenara bırakarak büyük bir çaba ve emek ile çalışan; Arabuluculuk Daire Başkanı Sayın Hakan Öztatar’a yazarlar olarak teşekkürü borç biliriz.
Arabuluculuk Mevzuatı
Arabuluculuk Mevzuatının çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.
İş Mahkemeleri Kanunu
İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir. İşçi işveren uyuşmazlıklarında dava şartı düzenlemesi getiren İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanununun ilgili hükümleri soru bankasımızın daha pratik fayda sağlaması bakımından kitaba eklenmiştir. Soru bankasındaki tesleri çözerken mevzuatın ilgili maddesini inceleyerek karşılaştırma yapabilir ve konu hakkındaki bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz.
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.
Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kuralları
Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.
Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar
Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.
Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi
2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Arabuluculuk Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.
Arabuluculuk, bir davaya konu olan yahut ileride bir davaya konu olması muhtemel uyuşmazlıkların yetkili bir uzman eşliğinde karşılıklı olarak müzakere edilerek çözüme kavuşturulması sürecidir.
Arabulucular, tarafların iletişimini kolaylaştırarak tarafları masada tutan bazı sistematik yöntemler uygular ve tarafların kendi çözümlerini kendilerinin bulmalarına yardımcı olurlar. Ülkemizde arabulucuya başvurmak dava ön şartı olmadığı için kişiler isterse arabulucuya başvurmadan da dava açabilirler.
Arabuluculuk Daire Başkanlığı
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya gibi ülkelerde yaygın olan arabuluculuk Türkiye’de de yasal düzenleme ile uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de arabuluculuğu sadece Adalet Bakanlığı arabuluculuk siciline kayıtlı hukukçu arabulucular yapabilmektedir.
Kamu hukukuna dair uyuşmazlıklar dışındaki tüm ticari ilişkiler, alım satım, tüketici uyuşmazlıkları, eser sözleşmeleri, kira uyuşmazlıkları, sigorta tespiti dışındaki işçi-işveren uyuşmazlıkları, deniz ticareti ve sigorta uyuşmazlıkları, marka-patent uyuşmazlıkları, boşanmadan sonraki mal paylaşım uyuşmazlıkları, taksirle yaralama, silahsız kasten yaralama, hakaret ve tehdit gibi basit suçlara konu uyuşmazlıklar arabulucu yoluyla çözülebilmektedir.
Arabuluculuğun dava yoluna göre hem daha ekonomik hem de daha hızlı bir yol olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir. Çözümün basit ve dava yoluna göre maliyetinin az olması, gizli olması ve özellikle tarafların kontrolünde tamamen isteğe bağlı olması büyük avantajdır.
Arabuluculuk Mevzuatı
Mevzuatın çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.
İş Mahkemeleri Kanunu
İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir.
Yönetmelik
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek sistemin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.
Türkiye Arabulucular Etik Kuralları
Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Kurul tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.
Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar
Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.
Asgari Ücret Tarifesi
2018 Yılı Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Kanun, Yönetmelik ve Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenenin altında ücret kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.
Konkordato, alacaklılarına karşı borçlarını ödemekte zorluk yaşayan şirket, kooperatif yada kişilerin borçlarının bir kısmından kurtulmak ve yapılandırma yapmak suretiyle borçlarını ödeyebilir hale getirilmesi sistemidir. Konkordato, İcra İflas Kanununun 285. maddesi ile 309. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun şirketleri ilgilendiren maddelerinde de konkordato’ya ilişkin hükümler bulunmaktadır.
Konkordato, İtalyan dilindeki concordato kelimesinden Türkçe’ye gelmiştir. Konkordato, batık durumdaki gerçek ve tüzel kişilerin borçlarını ödeyebilmek için alacaklılarla yaptıkları iflas anlaşmasıdır.
Konkordato-Talih Uyar
Alacaklılar, alacaklarını mahkemenin onaylamış olduğu belli bir plan dahilinde ödemek üzere konkordato ilan eden taraf ile anlaşma yapmaktadır. Konkordato uygulaması, finansal yapısı bozulan ancak iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket eden borçluları iflastan korumaktadır.
Adi Konkordato
Adi Konkordato, vadesi geldiği halde ödenemeyen veya vadesinde ödenmeme tehlikesi altında olan borçların vade verilmek veya indirim yapılmak suretiyle ödenmesidir. Muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edilmektedir.
İflastan Sonra Konkordato
İflastan Sonra Konkordato, iflasına karar verilmiş ve mahkemece verilen karar gereğince iflas aşamasında olan bir gerçek yada tüzel kişinin iflas sürecinin durdurulması ve iflas kararının kaldırılması için konkordato teklif etmesidir. İflastan sonra talep edilebilecek konkordato sadece müflis borçlu tarafından talep edilebilir. İflas aşamasındaki borçlunun iyi niyetli olması ve alacaklıların zarar görmesine zarar vermemesi, konkordato talebinin mahkemece kabul edilmesi gerekmektedir.
Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato
Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda borçlu, malvarlığı üzerindeki tüm tasarruf yetkisini alacaklılara vermekte, mevcut malvarlığı üzerinden alacaklıların anlaşması sağlanmaktadır. Alacaklılar, borçlunun kendilerine terk ettiği malvarlığını tasfiye ederek alacaklarını tahsil etmektedir. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını tasfiye ederek elde edilen parayı alacaklılara dağıtmaktadır.
Yetkili Mahkeme
Konkordato talebi Ticaret Mahkemelerine yapılmakta, Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise aynı görevi yapan Asliye Hukuk Mahkemelerine yapılmaktadır. Mahkemenin onayladığı plana göre alacaklılar, alacaklarının belli bir bölümünden feragat etmekte, geri kalan borcun ise vadesi uzatılarak ve yapılandırma yapılarak ödenmesi kolaylaştırılmaktadır. İflas ertelemeden farklı olarak konkordato, borçların yapılandırılmasını ve iflasa tabi borçluların borçlarını ödeyerek iflastan kurtulmalarını sağlamaktadır. İflas erteleme, bir bilançonun ve bir iyileştirme projesinin varlığını gerektirmekte iken konkordato planında mahkemenin onayladığı bir konkordato projesi gereklidir.
İcra İflas Kanununun Konkordato Hükümleri (285-309)
ONİKİNCİ BAP
Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması(1)(2)
I. ADÎ KONKORDATO(3)
Konkordato talebi:
Madde 285 – (Değişik: 28/2/2018-7101/13 md.)
Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir.
İflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.
Yetkili ve görevli mahkeme; iflâsa tabi olan borçlu için 154 üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflâsa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir.
Konkordato talebinde bulunan, Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan tarifede belirtilen konkordato gider avansını yatırmaya mecburdur. Bu durumda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü ve 115 inci maddeleri kıyasen uygulanır.
(1) Onikinci Babın başlığı, “Konkordato” iken, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3) Bu üst başlık 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 67 nci maddesiyle eklenmiştir
Konkordato talebine eklenecek belgeler:(1)
Madde 286- (Değişik: 28/2/2018-7101/14 md.)
Borçlu, konkordato talebine aşağıdaki belgeleri ekler.
a) Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.
b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.
c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.
d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.
e) Sermaye Piyasası Kurulu veya Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteren finansal analiz raporları ile dayanakları. Şu kadar ki bu şart 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesi kapsamında küçük işletmeler bakımından uygulanmaz.
Bu madde uyarınca sunulan malî tabloların tarihi, başvuru tarihinden en fazla kırk beş gün önce olabilir.
Borçlu, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtları da ibraz etmek zorundadır.
(1) Bu maddenin “Konkordato talebinin nazara alınması şartları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühlet:(2)
MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15 md.)
Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.
Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.
Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır.
Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.
291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.
Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.
(2) Bu maddenin “Mühlet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühletin sonuçları, ilânı ve bildirimi:(1)
Madde 288- (Değişik: 28/2/2018-7101/16 md.)
Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur.
Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilân portalında ilân olunur ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir. İlanda ayrıca alacaklıların, ilândan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir.
Geçici mühletin uzatılmasına ve geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar da ikinci fıkra uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.
Kesin mühlet:(2)
Madde 289- (Değişik: 28/2/2018-7101/17 md.)
Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir.
Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır.
Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.
Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda alacakları, hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır. Alacaklılar kurulu her ay en az bir kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğuyla karar alır. Komiser bu toplantıda hazır bulunarak alınan kararları toplantıya katılanların imzasını almak suretiyle tutanağa bağlar. Alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği dikkate alınarak alacaklılar kurulunun zorunlu olarak oluşturulacağı hâller ile alacaklılar kuruluna ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterilir.
Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Borçlu da bu fıkra uyarınca uzatma talebinde bulunabilir; bu takdirde komiserin de görüşü alınır. Her iki hâlde de uzatma talebi kesin mühletin sonra ermesinden önce yapılır ve uzatma kararı vermeden önce, varsa alacaklılar kurulunun da görüşü alınır.
Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.
(1) Bu maddenin “Mühletin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) Bu maddenin “Mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulu ile bunların görevleri:(1)
Madde 290- (Değişik: 28/2/2018-7101/18 md.)
Dosyayı teslim alan komiser kesin mühlet içinde, konkordatonun tasdikine yönelik işlemleri tamamlayarak dosyayı raporuyla birlikte mahkemeye iade eder.
Komiserin görevleri şunlardır:
a) Konkordato projesinin tamamlanmasına katkıda bulunmak.
b) Borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek.
c) Bu kanunda verilen görevleri yapmak.
d) Mahkemenin istediği konularda ve uygun göreceği sürelerde ara raporlar sunmak.
e) Alacaklılar kurulunu konkordatonun seyri hakkında düzenli aralıklarla bilgilendirmek.
f) Talepte bulunan diğer alacaklılara konkordatonun seyri ve borçlunun güncel malî durumu hakkında bilgi vermek.
g) Mahkeme tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.
8 inci, 10 uncu, 11 inci, 16 ncı, 21 inci ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır.
Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.
Mahkemece atanan geçici komiser ve komiserler, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu bölge adliye mahkemesi bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir. Bir kişi eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz. Komiserin sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.
Konkordato komiserinin nitelikleri Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Alacaklılar kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret eder; komisere tavsiyelerde bulunabilir ve kanunun öngördüğü hâllerde mahkemeye görüş bildirir. Alacaklılar kurulu komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa, mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilir. Mahkeme bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verir.
(1) Bu maddenin “Mühletin borçlu bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçlunun malî durumunun düzelmesi nedeniyle kesin mühletin kaldırılması:(1)
Madde 291- (Değişik: 28/2/2018-7101/19 md.)
Konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir. Bu karar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.
Mahkeme, bu madde kapsamında kesin mühletin kaldırılmasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.
Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması:(2)
Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.)
İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:
a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa.
b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa.
c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa.
d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse.
İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.
Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.
(1) Bu maddenin “Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) Bu maddenin “Alacaklıları davet ve alacakların bildirilmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:(1)
Madde 293- (Değişik: 28/2/2018-7101/21 md.)
Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.
Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflâs kararı verilmeyen borçlunun konkordato talebinin reddine karar verilirse, borçlu veya varsa konkordato talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir. Bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak mühlet kararı verildiği hâllerde dosya, komiserin görevlendirilmesi de dahil olmak üzere müteakip işlemlerin yürütülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilir.
Mahkemenin veya bölge adliye mahkemesinin konkordato talebinin reddiyle birlikte borçlunun iflâsına da karar verdiği hâllerde 164 üncü madde hükmü uygulanır.
(1) Bu maddenin “Alacaklılar hakkında borçlunun beyana daveti:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:(2)
Madde 294- (Değişik: 28/2/2018-7101/22 md.)
Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.
Takas bu Kanunun 200 ve 201 inci maddelerine tâbidir. Bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilânı tarihi esas alınır.
Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır.
Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür.
Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.
(2) Bu maddenin “Alacaklıların toplanması:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin rehinli alacaklılar bakımından sonuçları:(1)
Madde 295- (Değişik: 28/2/2018-7101/23 md.)
Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.
(1) Bu maddenin “Müşterek borçlulara karşı haklar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçları:(2)
Madde 296- (Değişik: 28/2/2018-7101/24 md.)
Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz. Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez.
Borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla herhangi bir zamanda sona erecek şekilde feshedebilir. Bu çerçevede ödenmesi gereken tazminat, konkordato projesine tabi olur. Hizmet sözleşmelerinin feshine ilişkin özel hükümler saklıdır.
(2) Bu maddenin “Konkordatonun mahkemede incelenmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin borçlu bakımından sonuçları:(3)
Madde 297- (Değişik: 28/2/2018-7101/25 md.)
Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir.
Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmaz ve işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi olsa devredemez, takyit edemez ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi hâlde yapılan işlemler hükümsüzdür. Mahkeme bu işlemler hakkında karar vermeden önce komiserin ve alacaklılar kurulunun görüşünü almak zorundadır.
Borçlu bu hükme yahut komiserin ihtarlarına aykırı davranırsa mahkeme, borçlunun malları üzerindeki tasarruf yetkisini kaldırabilir veya 292 nci madde çerçevesinde karar verir.
Birinci ve üçüncü fıkra kapsamında alınan kararlar 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.
(3) Bu maddenin “Konkordatonun kabulü için lazımgelen ekseriyet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:(1)
Madde 298- (Değişik: 28/2/2018-7101/26 md.)
Komiser, görevlendirilmesini müteakip borçlunun mevcudunun bir defterini yapar ve malların kıymetlerini takdir eder. Borçlunun başka yerlerde malları varsa bu muamele o yer icra dairesi marifetiyle yaptırılabilir.
Komiser rehinli malların kıymetinin takdirine ilişkin kararını alacaklıların incelemesine hazır bulundurur; kıymet takdiri kararı alacaklılar toplantısından önce yazılı olarak rehinli alacaklılara ve borçluya bildirilir.
İlgililer, yedi gün içinde ve masrafını önceden vermek kaydıyla, mahkemeden rehinli malların kıymetini yeniden takdir etmesini isteyebilirler. Eğer yeni kıymet takdiri bir alacaklı tarafından istenmiş ve takdir edilen kıymet, kayda değer bir şekilde değişmişse alacaklı borçludan masraflarının ödenmesini talep edebilir.
Rehinli taşınmaz malların bu madde kapsamındaki kıymet takdiri, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca gayrimenkul değerleme uzmanlığı lisansı ile yetkilendirilen kişilere yaptırılabilir.
(1) Bu maddenin “Konkordatonun tasdiki” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli taşınır veya taşınmazın paraya çevrilmesinin ertelenmesi:
Madde 298/a- (Ek: 17/7/2003-4949/78 md.; Mülga: 28/2/2018-7101/65 md.)
Alacaklıları alacaklarını bildirmeye davet:(2)
Madde 299- (Değişik: 28/2/2018-7101/27 md.)
Alacaklılar, komiser tarafından 288 inci madde uyarınca yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir. İlânda, alacaklarını bildirmeyen alacaklıların bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri ihtarı da yazılır.
(2) Bu maddenin “Kanun yollarına başvurma:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklar hakkında borçlunun beyana daveti:(3)
Madde 300- (Değişik: 28/2/2018-7101/28 md.)
Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Komiser, alacakların varit olup olmadığı hakkında borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemelerde bulunarak bunların neticesini 302 nci madde gereğince vereceği raporda belirtir.
(3) Bu maddenin “Tasdikin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısına davet:(1)
Madde 301- (Değişik: 28/2/2018-7101/29 md.)
Konkordato projesinin hazırlanması, alacakların bildirilmesi ve tahkiki tamamlandıktan sonra komiser, 288 inci madde uyarınca yapacağı yeni bir ilânla alacaklıları, konkordato projesini müzakere etmek üzere toplanmaya davet eder. Toplantı günü ilândan en az on beş gün sonra olmak zorundadır. İlanda alacaklıların, toplantıdan önceki yedi gün içinde belgeleri inceleyebilecekleri de bildirilir. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir.
(1) Bu maddenin “Konkordatonun reddinden sonra iflas ve ihtiyati haciz:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısı ve projenin kabulü için gerekli çoğunluk:(2)
Madde 302- (Değişik: 28/2/2018-7101/30 md.)
Komiser alacaklılar toplantısına başkanlık eder ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verir.
Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantıda hazır bulunmaya mecburdur.
Konkordato projesi;
a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya
b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini,
aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.
Oylamada sadece konkordato projesinden etkilenen alacaklılar oy kullanabilir. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakların alacaklıları ve borçlunun eşi ve çocuğu ile kendisinin ve evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşinin anası, babası ve kardeşi alacak ve alacaklı çoğunluğunun hesabında dikkate alınmaz.
Rehinle temin edilmiş olan alacaklar, 298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılırlar.
Çekişmeli veya geciktirici koşula bağlı yahut belirli olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına mahkeme karar verir. Şu kadar ki bu iddialar hakkında ileride mahkemece verilecek hükümler saklıdır.
Konkordato projesinin müzakereleri sonucunda oluşturulan konkordato tutanağı, kabul ve ret oylarını içerecek şekilde derhâl imza olunur. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen iltihaklar da kabul olunur.
Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç yedi gün içinde konkordatoya ilişkin bütün belgeleri, konkordato projesinin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye tevdi eder.
(2) Bu maddenin “İtirazlı alacaklar hakkında dava:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı haklar:(1)
Madde 303- (Değişik: 28/2/2018-7101/31 md.)
Konkordatoya muvafakat etmeyen alacaklı borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza eder.
Konkordatoya muvafakat eden alacaklı da kendi haklarını, borçtan birlikte sorumlu olan kişilere ödeme mukabilinde devir teklif etmek ve onlara toplantıların günü ile yerini en az on gün önce haber vermek şartıyla bu hükümden yararlanır.
Alacaklı müracaat hakkına halel gelmeksizin borçtan birlikte sorumlu olan kişilere konkordato müzakerelerine katılma yetkisini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir.
(1) Bu maddenin “Konkordatonun hükümleri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun mahkemede incelenmesi:(2)
Madde 304- (Değişik: 28/2/2018-7101/32 md.)
Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır.
Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.
(2) Bu maddenin “Konkordatonun neticelenmiyen takipler üzerine tesiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki şartları:(3)
Madde 305- (Değişik: 28/2/2018-7101/33 md.)
302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:
a) Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.
b) Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder)
c) Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması
d) 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).
e) Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.
Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir.
(3) Bu maddenin “Nizalı alacaklılara ait paralar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki kararı, kapsamı ve ilânı:(1)
Madde 306- (Değişik: 28/2/2018-7101/34 md.)
Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir.
Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler.
Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.
(1) Bu maddenin “Konkordato haricinde yapılan vaitler:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi:(2)
Madde 307- (Değişik: 28/2/2018-7101/35 md.)
Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında rehinli malın muhafaza altına alınması ve satışı, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.
a) Rehinle temin edilen alacak konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.
b) Rehinle temin edilen alacağın konkordato talep tarihine kadar ödenmemiş faizi bulunmamalıdır.
c) Borçlu rehinli malın, işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve paraya çevrilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.
Rehinli malın muhafazası ve paraya çevrilmesinin ertelenmesi hâlinde satış isteme süresi işlemez.
Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında finansal kiralama konusu malların iadesi, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.
a) Borçlu finansal kiralama sözleşmesinin aynen ifasını 294 üncü maddenin yedinci fıkrası uyarınca üstlenmiş olmalıdır.
b) Finansal kiralamadan doğan kira alacağı konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.
c) Ödenmemiş kira borcu, üç aylık tutarı aşmamalıdır.
d) Bu erteleme nedeniyle finansal kiralama konusu malın değer kaybından kaynaklanabilecek zarar, teminat altına alınmış olmalıdır.
e) Borçlu finansal kiralama konusu malın işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve iade edilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.
Birinci ve üçüncü fıkrada belirtilen alacaklılar yazılı görüşlerini konkordatonun tasdikine ilişkin duruşmadan önce sunmaya davet edilirler; bu alacaklılar ayrıca tasdik duruşmasına çağırılırlar.
Borçlu, rehinli veya finansal kiralama konusu malı rızasıyla devreder, iflâs eder veya ölürse, erteleme kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.
Konkordatoyu tasdik eden mahkeme, ilgili alacaklının talebi üzerine ve borçluyu da davet ederek aşağıdaki hâllerden birinin varlığının yaklaşık olarak ispat edilmesi kaydıyla erteleme kararını kaldırır.
a) Borçlu ertelemeyi yanlış bilgiler vermek suretiyle elde etmişse.b) Borçlunun serveti ve gelirleri artmış ve borçlu, ekonomik varlığını tehlikeye sokmadan borcu ödeyebilecek hâle gelmişse.
c) Rehinli malın paraya çevrilmesi veya finansal kiralama konusu malın iadesi, borçlunun ekonomik varlığını artık tehlikeye sokmayacaksa.
(2) Bu maddenin “Konkordatonun alacaklılardan birinin müracatiyle onun hakkında feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı:(1)
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.)
Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.
(1) Bu maddenin “Konkordatonun tamamen feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:
Madde 308/a- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Konkordato hakkında verilen karara karşı borçlu veya konkordato talep eden alacaklı, kararın tebliğinden; itiraz eden diğer alacaklılar ise tasdik kararının ilânından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Çekişmeli alacaklar hakkında dava:
Madde 308/b- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler.
Tasdik kararını veren mahkeme, konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebilir. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemezler; bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilir.
Konkordatonun hükümleri:
Madde 308/c- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir. Tasdik edilen konkordato projesinde konkordatonun, tasdik kararının kesinleşmesiyle bağlayıcı hâle geleceği de kararlaştırılabilir; bu takdirde mühletin etkileri, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar devam eder.
Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.
Kredi kurumları tarafından verilen krediler de dahil olmak üzere, mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçlar, adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi değildir; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda yahut sonraki bir iflâsta masa borcu sayılır. Aynı kural karşı edimin ifasını komiserin izniyle kabul eden borçlunun taraf olduğu sürekli borç ilişkilerindeki karşı edimler için de geçerlidir.
Konkordatonun sonuçlanmayan takiplere etkisi:
Madde 308/ç- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Konkordatonun taraflar için bağlayıcı hâle gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür.
Birinci fıkra hükmü, 308/c maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki alacaklar için konulan hacizler hakkında uygulanmaz.
Konkordato haricinde yapılan vaatler:
Madde 308/d- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Borçlu tarafından alacaklılardan birine konkordato projesinde öngörülenden fazla olarak yapılan vaatler hükümsüzdür.
Konkordatonun kısmen feshi:
Madde 308/e- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.
Fesih talebi üzerine verilecek hükmün tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
Konkordatonun tamamen feshi:
Madde 308/f- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Her alacaklı, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun feshini tasdik kararını vermiş olan mahkemeden isteyebilir.
Konkordatonun tamamen feshi kararı kesinleştiğinde durum 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.
308 inci madde hükmü bu hâlde de uygulanır.
Konkordatoda harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
Madde 308/g- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)
Tasdik edilen konkordato projesi kapsamında;
a) Yapılacak işlemler, 492 sayılı Harçlar Kanununa tabi harçlardan; bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kâğıtlar, damga vergisinden,
b) Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,
c) Borçluya kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,
istisna edilmiştir.
Bu istisna hükümleri konkordato projesinde belirtilen işlemler bakımından borçlu ile proje kapsamındaki alacaklılara özgü olarak uygulanır. Üçüncü kişiler bu istisna hükümlerinden yararlanamaz.
Konkordato projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlulara ait olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, geçici mühlet kararının verildiği tarihten konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar işlemez.
II- REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI(1)
Rehinli alacaklılarla müzakere şartları ve yapılandırmanın hükümleri:
Madde 308/h- (Ek: 28/2/2018-7101/38 md.)
Adi konkordatoda borçlu, ön projede belirtmek suretiyle, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılmasını bu madde uyarınca talep eder.
Komiser, kesin mühlet içinde uygun göreceği zamanda bütün rehinli alacaklıları borçlunun anapara indirimi, faiz indirimi, vadelendirme veya diğer ödeme tekliflerini müzakere etmek üzere tebligat çıkartarak davet eder.
Müzakerede ve müzakereyi takip eden yedi günlük iltihak süresi içinde rehinli alacaklıların, alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunluğu ile bir anlaşma hasıl olursa, komiser, imzalanan anlaşmaları tutanağa bağlar ve rehinli alacaklılarla anlaşma yapıldığını 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli raporuna ayrı ve bağımsız bir başlık altında işler.
Borçlunun tekliflerinin alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunlukla kabul edilmesi hâlinde, borçlu ile anlaşamayan rehinli alacaklı, konkordato talep tarihinden itibaren, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan temerrüt öncesi faiz oranı uygulanmak suretiyle, diğer rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmalardan en uzun vadelisine tabi olur. Bu husus ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılara borçlu tarafından yapılacak ödemelere ilişkin plan komiser tarafından tutanağa geçirilir ve komiserin 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli rapora da işlenir.
Rehinli alacaklılarla bir anlaşmaya varılamamışsa, bu husus da komiserin gerekçeli raporuna işlenir.
Mahkeme, rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmaları üçte iki oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılar varsa bunlara uygulanacak ödeme planının bu maddede öngörülen şartlara uyup uymadığı bakımından kontrol ettikten sonra anlaşmaları ve ödeme planını, 305 inci ve 306 ncı maddeler uyarınca vereceği karara dahil eder.
302 nci madde uyarınca yapılacak alacaklılar toplantısı borçlunun konkordato projesini kabul etmezse, bu madde uyarınca anlaşma yapmış olan rehinli alacaklıların borçluyla akdetmiş bulundukları anlaşmalar ve anlaşma yapmamış olan rehinli alacaklılar için hazırlanmış olan ödeme planı geçerli hâle gelmez.
Yapılan anlaşmaya uygun olarak kendisine karşı ifada bulunulmayan her rehinli alacaklı tasdik kararını veren mahkemeye başvurarak o rehinli alacağa ilişkin anlaşmayı feshettirebilir. Ancak bu fesih sonucunda üçüncü fıkrada belirtilen üçte iki oranının altına düşüldüğü takdirde, borçlunun teklifini kabul etmeyip ödeme planına tabi tutulan rehinli alacaklılar bu planla bağlı olmaktan çıkar, borçlu ile anlaşmış olan rehinli alacaklılar ise anlaşmayı sona erdirebilir.
Bu madde münhasıran adi konkordatoda borçlunun, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılması teklifinde bulunması hâlinde uygulanır. 285 ilâ 309/l maddeleri, açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklılar hakkında uygulanmaz.
(1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
III. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO(1)(2)
Şartları ve hükümleri:(1)
Madde 309 – (Değişik: 28/2/2018-7101/39 md.)
İflâsına hükmedilmiş olan bir borçlu konkordato talep ederse veya bu borçlunun alacaklılarından biri konkordato işlemlerinin başlatılmasını isterse, iflâs idaresi, görüşüyle beraber ikinci alacaklılar toplanmasında veya daha sonra müzakere edilmek üzere alacaklılara bu talebi bildirir.
302 ilâ 307 nci maddeler ile 308/a ilâ 308/g maddeleri burada da uygulanır. Komisere ait görevler iflâs idaresi tarafından yapılır.
Konkordato talebinin alacaklılar tarafından kabul edildiği toplantının yapıldığı tarihten, konkordatonun mahkemece tasdik edildiği tarihe kadar geçen sürede müflisin mallarının paraya çevrilmesi durur. Bu süre altı ayı geçemez.
Konkordato hakkında verilen karar iflâs idaresine bildirilir.
Konkordatonun tasdiki kararının kesinleşmesi üzerine iflâs idaresi iflâsa hükmeden mahkemeden iflâsın kaldırılmasını ister.
İflâstan sonra konkordato iflâs tasfiyesi içinde ancak bir defa istenebilir.
(1) Bu maddenin başlığı “İflâstan sonra konkordato” iken, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle, “Şartları ve hükümleri” şeklinde değiştirilmiş, üst başlık olarak “II. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(2) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
IV-MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO(1)(2)
Genel olarak:
Madde 309/a- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Malvarlığının terki suretiyle konkordato ile alacaklılara, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf etmek veya bu malların tamamını ya da bir kısmını üçüncü kişiye devretmek yetkisi verilir.
Alacaklılar haklarını konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu aracılığıyla kullanırlar. Konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu konkordato talebi hakkında karar veren alacaklılar tarafından seçilir. Konkordato tasfiye memuru asliye ticaret mahkemesinin seçime ilişkin kararı onaylamasından sonra göreve başlar. Konkordato komiseri de tasfiye memuru olabilir.(3)
(1) Bu üst başlık altında 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle eklenen 309/a ila 309/l maddelerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar 104 üncü madde gereğince Adalet Bakanlınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.
(2) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “icra” ibaresi “asliye ticaret” şeklinde değiştirilmiştir.
Zorunlu içeriği:
Madde 309/b- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Malvarlığının terki suretiyle konkordato aşağıdaki hususları içerir:
1- Alacaklıların malların tasfiyesi ya da üçüncü kişiye devri suretiyle karşılanamayan alacaklarından feragat edip etmedikleri, feragat etmiyorlarsa borçlunun sorumluluğunun ne olduğu.
2- Konkordato tasfiye memurları ile alacaklılar kurulu üyelerinin belirlenmesi ve bunların yetkileri.
3- Kanun tarafından belirlenmemişse, malların tasfiye usulü ve eğer mallar üçüncü kişiye devredilecekse, bu devrin şekli ve teminatlandırılması.
4- (Değişik: 28/2/2018-7101/41 md.) Alacaklılara yönelik ilânların ve ilgili yerlere bildirimlerin 288 inci madde uyarınca yapılacağı.
Konkordato kapsamı dışında kalan mallar varsa bunlar açıkça belirtilir.
Tasdikin sonuçları:
Madde 309/c- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun tasdikine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, borçlu malları üzerinde tasarruf edemez ve bu mallar hakkında tasarruf yetkisine sahip kişilerin imza yetkisi sona erer.
Borçlu ticaret siciline kayıtlı ise ticaret unvanına “konkordato tasfiyesi hâlinde” sözcükleri eklenir. Konkordato masası, konkordato kapsamına girmeyen borçlardan dolayı bu unvan altında takip edilir.
Konkordato tasfiye memurları konkordato masasının muhafazası ve paraya çevrilmesi veya lüzumu hâlinde malların devri için gerekli bütün işlemleri yerine getirir.
Konkordato tasfiye memurları mahkemelerde konkordato masasını temsil eder. 228 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.
Konkordato tasfiye memurlarının hukukî durumu:
Madde 309/ç- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Konkordato tasfiye memurları alacaklılar kurulunun nezaret ve denetimine tâbidir. Konkordato tasfiye memurlarının malvarlığının paraya çevrilmesine ilişkin kararlarına karşı öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde alacaklılar kurulu nezdinde itiraz edilebilir ve bu kurulun kararlarına karşı da şikâyet yoluna başvurulabilir.
8, 9, 10, 11, 21 ve 359 uncu maddeler konkordato tasfiye memurlarının işlemlerinde de kıyas yoluyla uygulanır.
Tasfiyeden elde edilen hasılatın paylaşımına katılacak olan alacaklıları ve sıralarını belirlemek üzere konkordato tasfiye memurları, alacaklılara yeni bir davet yapmaya gerek kalmaksızın, sadece ticarî defterlere ve yapılan alacak kayıtlarına dayanarak bir sıra cetveli hazırlar ve bu sıra cetvelini alacaklıların incelemesine hazır tutar.
230 ilâ 236 ncı maddeler kıyas yoluyla uygulanır.
Paraya çevirme:
Madde 309/e- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Konkordato masasını oluşturan malvarlığı ayrı ayrı veya bir bütün hâlinde paraya çevrilir. Paraya çevirme, eğer bir alacak söz konusu ise bu alacağın tahsili veya talep hakkının satılması, diğer mallar için pazarlık veya açık artırma yoluyla gerçekleştirilir.
Paraya çevirmenin usulü ve zamanı konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine alacaklılar kurulunca kararlaştırılır.
Rehinli taşınmazlar:
Madde 309/f- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Malların üçüncü kişiye devredildiği hâller dışında, rehinli taşınmazların konkordato tasfiye memurları tarafından pazarlık suretiyle satışı ancak, rehinli taşınmazın satış bedelinden alacağını tahsil edemeyen rehinli alacaklıların muvafakatıyla mümkündür. Aksi takdirde, söz konusu taşınmazlar ancak açık artırma yoluyla paraya çevrilebilir. Taşınmaz üzerindeki irtifaklar, taşınmaz yükleri, ipotekler ve şerh edilmiş kişisel hakların varlığı ve sırası, sıra cetveline göre belirlenir.
Taşınır rehinleri:
Madde 309/g- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Alacağı taşınır rehniyle temin edilmiş olan alacaklılar rehinli taşınırları konkordato tasfiye memurlarına tevdi etmek zorunda değildirler. Konkordatoda başka bir süre öngörülmedikçe, rehinli alacaklılar rehinli taşınırı uygun gördükleri zamanda, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla veya rehin sözleşmesinde yetki verilmişse pazarlık yoluyla ya da borsada satmak suretiyle paraya çevirebilirler.
Ancak, rehnin paraya çevrilmesi konkordato masasının yararına ise, konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya rehinli malı altı ay içinde paraya çevirmesi için yetki verebilir. Konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya, aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu maddesinde öngörülen cezayı da hatırlatarak, bu süre içinde paraya çevirme işlemini gerçekleştirmediği takdirde rehinli malı kendilerine teslim etmesini, haklı bir sebep olmaksızın teslim etmezse rüçhan hakkından mahrum kalacağını ihtar eder.(1)
(1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 42 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “336/a” ibaresi “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu” şeklinde değiştirilmiştir.
Tahsili güç ve ihtilaflı hakların alacaklılara devri:
Madde 309/ğ- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Alacaklılar kurulu, konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine ihtilaflı veya tahsili güç bir alacaktan, özellikle bir iptal davasından, borçlunun organlarına veya çalışanlarına karşı sorumluluk davasından vazgeçerse, alacaklıları yazıyla veya ilân yoluyla haberdar eder ve 245 inci maddeye uygun olarak bu iddiaların takibi hakkını devretmeyi teklif eder.
Paraların paylaştırılması:
Madde 309/h- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Konkordato tasfiye memurları, geçici de olsa her dağıtımdan önce, bir pay cetveli düzenler ve payının miktarını her alacaklıya bildirir; konkordato tasfiye memurları pay cetvelini on gün süreyle iflâs dairesinde alacaklıların incelemesine hazır tutar. Pay cetveline karşı şikâyet yoluna başvurulabilir.
Konkordato tasfiye memurları, pay cetveli ile birlikte masrafları da içeren son hesabı iflâs dairesine tevdi ederler.
Rehin açığı:
Madde 309/ı- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehni paraya çevrilmiş bulunan rehinli alacaklılar, alacaklarının açık kalan kısmı için geçici dağıtıma katılırlar. Açık kalan kısım konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenir ve bu karara karşı şikâyet yoluna gidilebilir.
Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehin paraya çevrilmemişse, rehinli alacaklı komiser tarafından açık kalacağı öngörülmüş olan miktar için dağıtıma katılır. Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedelin öngörülen miktarın altında kaldığını ispatlayan rehinli alacaklı, buna tekabül eden ödemelere hak kazanır.
Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedel ile o zamana kadar yapılan geçici ödemeler toplamı alacak tutarını aşarsa, rehinli alacaklı fazlayı iade etmek zorundadır.
Tevdi:
Madde 309/i- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenen sürede hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar 9 uncu madde hükümlerine göre bankaya yatırılır.
Beş yıl içinde hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar iflâs dairesi tarafından dağıtılır; 255 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.
Faaliyet raporu:
Madde 309/j- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Tasfiye sona erince konkordato tasfiye memurları bir nihaî rapor düzenler. Bu nihaî rapor alacaklılar kurulunun onayına sunulur. Kurul onayladığı nihaî raporu tasdik makamı olan ticaret mahkemesine gönderir ve tasdik makamı da alacaklıların incelemesine hazır tutar.
Tasfiyenin bir yıldan uzun sürmesi hâlinde konkordato tasfiye memurları, her yıl en geç Aralık ayı sonuna kadar, tasfiye edilen malvarlığının ve henüz paraya çevrilmemiş malların durumunu belirten bir cetvel ve faaliyetleri hakkında bir rapor düzenleyip alacaklılar kuruluna tevdi eder. Bu cetvel ve rapor, takip eden yılın Şubat ayı sonuna kadar alacaklıların incelemesine hazır bulundurulmak üzere alacaklılar kurulu aracılığıyla tasdik makamına sunulur.
Hukukî işlemlerin iptali:
Madde 309/k- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Borçlu tarafından konkordatonun tasdikinden önce yapılmış hukukî işlemler 277 ilâ 284 üncü maddelere göre iptale tâbidir.
(Değişik ikinci fıkra: 28/2/2018-7101/43 md.) Geçici konkordato mühletinin verildiği tarih, iptal davası açma sürelerinin hesaplanmasında haczin veya iflâsın açılmasının yerini tutar.
Konkordato masasına yöneltilen taleplerin tasarrufun iptali yoluyla kısmen veya tamamen reddini sağlamak mümkün ise konkordato tasfiye memurları, def’î yoluyla iptal talebinde bulunmaya yetkili ve yükümlüdürler.
Uygulanacak ortak hükümler:
Madde 309/l- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)
Niteliğine aykırı düşmedikçe 285 ilâ 308/g maddeleri malvarlığının terki suretiyle konkordatoda da uygulanır.(1)
(1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “308 inci maddeler” ibaresi “308/g maddeleri,” şeklinde değiştirilmiştir.
V- SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI(2)(3)
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma:
Madde 309/m- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmeyen ya da bu hallerden birine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel olan bir sermaye şirketi veya kooperatif, önceden müzakere edilmiş ve projeden etkilenen alacaklılar tarafından gerekli çoğunluk sağlanarak kabul edilmiş olan yeniden yapılandırma projesi ile birlikte, muamele merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma için başvurabilir.
309/m ilâ 309/ü maddelerinde geçen “projeden etkilenen alacaklılar” terimi, yeniden yapılandırma projesi ile alacakları, hakları veya menfaatleri yeniden yapılandırılacak alacaklıları ifade eder.
“Gerekli çoğunluk” terimi, projeden etkilenip oylamaya katılan alacaklıların sayı itibarıyla en az yarısını aşan ve oy kullanan alacaklıların alacaklarının en az üçte ikisini oluşturan ve projenin kabulü için gerekli olan çoğunluğu ifade eder. Projenin birden fazla alacaklı sınıfı içermesi hâlinde, her alacaklı sınıfının kendi içinde projeyi gerekli çoğunluk ile kabul etmiş olması gerekir.
(2) Bu üst başlık, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenmiştir.
(3) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
Yeniden yapılandırma projesi:
Madde 309/n- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Asliye ticaret mahkemesine sunulacak yeniden yapılandırma projesi, aşağıdaki hususları içerir :
1- Projeden etkilenen alacaklıların tâbi olacağı koşullar ve benzer alacaklara sahip olan alacaklılar arasında eşitliğin ne şekilde sağlanacağı.
2- Projenin, borçlunun taraf olduğu sözleşmelere etkisi.
3- Projenin, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisine etkisi.
4- Borçların yeniden yapılandırılması için gerekli görülüyorsa, borçlunun kredi gibi finansman kaynaklarına başvurup başvurmayacağı.
5- Borçlunun işletmesinin kısmen ya da tamamen devri, diğer bir şirket veya şirketlerle birleşmesi, sermaye yapısının veya ana sözleşmesinin değiştirilmesi, borçlu işletmenin yönetiminde yer alacak kişilerin belirlenmesi, borçların vadelerinin uzatılması, faiz oranlarının değiştirilmesi, menkul kıymet ihracı gibi projenin uygulanabilirliğini sağlayabilecek yöntemler.
6- Tasdik kararından sonra projenin uygulanmasının kim tarafından ve nasıl denetleneceği.
7- Projeyi reddeden alacaklının alacağının, bu alacaklı projede kendi sınıfı için öngörülen haktan daha azını açıkça kabul etmediği sürece, nitelik itibarıyla benzerlik gösteren alacaklarla eşit muameleye tâbi olacağı.
Hukukî nitelikleri büyük ölçüde birbirine benzer olan alacakların aynı sınıfta yer almaları şartıyla, proje, alacaklıları birden fazla sınıf içerisinde gruplandırabilir.
Başvuruya eklenecek belgeler:
Madde 309/o- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Başvuruya eklenecek belgeler şunlardır:
1- Yeniden yapılandırma projesi.
2- Borçlunun malî durumunu gösterir belgeler, ayrıntılı bilanço, defterlerinin vaziyetini bildiren bir cetvel, gelir tablosu ve borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler.
3- Projenin, borçluyu yeniden ödeme kabiliyetine kavuşturarak muaccel borçlarını ödeme plânına göre ödeyebilecek ve nakit akışını gerçekleştirecek duruma getireceğini gösteren belgeler.
4- Projeden etkilenen ve etkilenmeyen alacaklılar ile bunların alacaklarının listesi.
5- Başvuru öncesi müzakere sürecini tanımlayan ve projeden etkilenen alacaklıların proje hakkında karar vermelerine olanak sağlayan yeterli bilgilendirmenin iadeli taahhütlü mektup ya da noter ihbarnamesi gibi uygun araçlarla yerine getirildiğini gösteren delilleri de içeren açıklamalar.
6- Projeden etkilenip de onay veren alacaklıların, bu beyanlarını içeren, imzası ve tarihi noterlikçe onaylı tutanaklar.
7- Projeye göre alacaklıların eline geçecek miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren belge.
8- Sayı ve meblağ itibarıyla çoğunluk koşulunun gerçekleştiğini gösteren cetvel.
9- Borçlunun ödeme kabiliyetine kavuşabileceğini ve projede yer alan koşullara uymasının mümkün olduğunu gösteren ve gerekli nitelikleri haiz bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanmış bulunan finansal analiz raporları ile dayanakları.
Başvuru üzerine ve ara dönemde mahkemece yapılacak işlem ve alınacak tedbirler:
Madde 309/ö- 4(Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Mahkeme, başvurudan itibaren otuz gün içinde gerçekleşecek olan duruşmanın gününü belirler; başvuruyu, 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur ve projeden etkilenip adresi bilinen tüm alacaklılara tebliğ eder. Yapılacak olan ilân ve tebligatta, başvurunun kapsam ve sonuçları, başvuru dosyasının hangi tarihten itibaren nerede görülebileceği ve itirazların da ileri sürülebileceği duruşmanın günü ve saati gösterilir.
Mahkeme, ayrıca, borçlunun veya alacaklılardan birinin talebi üzerine, başvuru hakkında verilecek nihai kararın verilmesine kadar geçecek olan dönem için borçlunun malvarlığını korumaya yönelik ve borçlunun faaliyetleri bakımından gerekli gördüğü tedbirleri derhal alır. Bu durumda mahkeme, tespit edilen duruşma gününü beklemeksizin ayrıca bir duruşma günü tayin edebilir, alacaklılar ve borçlu tarafından seçilmiş, atanmasından projenin tasdikine veya reddine ilişkin kararın verilmesine kadar borçlunun faaliyetlerinin sevk ve idaresini bizzat üstlenecek ya da bu faaliyetleri denetleyecek olan ve lazım gelen bilgi ve tecrübeye sahip ve gerekli nitelikleri haiz bir veya birkaç ara dönem denetçisi tayin edebilir. Alacaklılar ve borçlunun ara dönem denetçisi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları, ancak şartların ara dönem denetçisi atanmasını gerekli kıldığı hallerde mahkeme, niteliği ve yetkileri yönetmelikle belirlenecek olan bir veya birkaç ara dönem denetçisini re’sen atayabilir.
Mahkeme, projeden etkilenen alacaklıların borçluya karşı başlattıkları takiplerin ve bu takiplerle ilgili olan davaların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipleri ve davaları da kapsayacak şekilde durdurulmasına, yeni icra takibi yapılmasının etkilenen alacaklılar için yasaklanmasına, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına ara dönem için karar verebilir. Bu durumda, bir takip muamelesiyle kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren süreler işlemez.
Ara dönemde borçlu, işletmenin devamı için zorunluysa veya malvarlığının kıymetinin korunması ya da artırılması için gerekli görülmesi hâlinde, kredi gibi finansman araçlarına başvurabilir. Bir finansman kaynağının kullanılabilmesi için teminat verilmesi gerekiyorsa, bu teminat öncelikle borçlunun daha önce üzerinde rehin tesis edilmemiş taşınır veya taşınmaz malları üzerinde sağlanır.
Finansman kaynağı terimi, borçluya hammadde gibi işletmenin faaliyet gösterebilmesi için gerekli mal ve hizmetleri sağlayanları da kapsar.
Başvurunun mahkemece incelenmesi ve kanun yolları:
Madde 309/p- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Tasdik duruşmasında mahkeme, ara dönem denetçisini, borçlu işletmenin yetkililerini ve duruşmada hazır bulunan alacaklıları dinler. Mahkeme, borçlunun yeniden yapılandırmaya iyiniyetle başvurduğunu, 309/m ilâ 309/o maddelerindeki şartların yerine geldiğini ve projeyi reddetmiş olan her alacaklının projeyle eline geçecek miktarın en az iflâs tasfiyesi sonunda eline geçecek miktara eşit olduğunu tespit ettiği takdirde, en geç otuz gün içinde başvurunun tasdikine, aksi halde reddine karar verir.
Mahkeme, tasdik kararı ile birlikte, borçlu ile alacaklıların bu konudaki görüşlerini de dikkate alarak, yetkileri sadece projenin yerine getirilmesine ilişkin esasları denetleyip alacaklılara durumu düzenli olarak rapor etmekten ibaret olan bir veya birkaç proje denetçisi tayin edebilir. Borçlu ve alacaklılar, denetçi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları takdirde, mahkeme, nitelikleri ve görev alanı yönetmelikle belirlenecek olan bir denetçiyi re’sen atayabilir.
Tasdik veya ret kararının tebliğinden itibaren on gün içinde borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar kararı temyiz edebilirler. Bu konudaki temyiz incelemesi ivedilikle yapılır ve verilecek karara karşı, karar düzeltme yoluna başvurulamaz.
Tarafların itirazı ve temyiz maktu harca tâbidir.
Kararın sonuçları:
Madde 309/r- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Yeniden yapılandırma projesi, tüm hüküm ve sonuçlarını, başvurunun tasdikine ilişkin kararın verildiği andan itibaren doğurmaya başlar. Projenin koşulları, projeden etkilenen alacaklılarla yapılmış olan tüm sözleşme hükümlerinden önce gelir.
Kararın temyiz incelemesi sonunda Yargıtayca bozulması üzerine, projenin tasdik kararının icrası kendiliğinden durur. Bozma kararına kadar yapılan işlemler geçerliliğini muhafaza eder.
Projeden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu sözleşmelerde projenin tadiline veya feshine yol açabilecek veyahut borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurmasının temerrüt hali oluşturacağına ya da akde aykırılık teşkil edeceğine ilişkin hükümler bulunması hâlinde, bu hükümler borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurması durumunda uygulanmaz.
Başvurunun tasdiki talebinin reddine ilişkin mahkeme kararının verilmesi hâlinde, mahkemece verilmiş tedbirler kalkar, durmuş olan dava ve takiplere devam edilir.
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmanın feshi:
Madde 309/s- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında, 308/e maddesi ile 308/f maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanır. Yeniden yapılandırmanın tamamen feshine karar verilir ve bu karar kesinleşirse, durum mahkemece 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurulur. İlândan itibaren on gün içinde, projeden etkilenen alacaklılar tasdik kararını vermiş olan mahkemeden borçlunun derhal iflâsına karar verilmesini isteyebilirler.(1)
(1) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “307 nci madde ile 308 inci maddenin” ibaresi “308/e maddesi ile 308/f maddesinin” şeklinde değiştirilmiştir.
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin tadili :
Madde 309/ş- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Projenin bir kısmının ihlâli hâlinde, bu ihlâl sadece bazı alacaklıları etkiliyorsa, hakları ihlâl edilen bu alacaklıların borçlu ile projenin tadili konusunda anlaşmaya varmaları durumunda, tadil edilmiş proje mahkemenin tasdikine sunulur. Projenin devamı için bu tadilatın yapılması zorunlu ise ve tadil edilmiş proje hakları ihlâl edilmiş olan alacaklıları projeden etkilenen diğer alacaklılardan daha uygun bir duruma getirmiyorsa, mahkeme tadil edilmiş projeyi tasdik eder. Yeniden yapılandırma projesinin tasdikine ilişkin usul projenin tadili hakkında da uygulanır.
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin ihlâli ve muhtelif hükümler:
Madde 309/t- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Borçlunun projeden doğan yükümlülüklerini tamamen veya kısmen zamanında yerine getirmemesi hâlinde durum proje denetçisi, borçlu veya projeden etkilenen alacaklılar tarafından projeyi tasdik etmiş olan mahkemeye bildirilir. Aynı hak, projenin tasdikinden önce borçluya teminat mukabili veya teminatsız olarak kredi gibi finansman kaynağı yaratıp bundan kaynaklanan alacağını kısmen veya tamamen elde edemeyen alacaklı için de söz konusudur. Bu bildirim üzerine mahkeme, borçlunun malvarlığının korunabilmesi için, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruflarını önleyici tedbirler de dahil olmak üzere, gerekli muhafaza tedbirlerini alır ve bir duruşma günü tayin ederek 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur. Mahkeme, projeden etkilenen veya etkilenmeyen alacaklıların vakî itirazlarını inceledikten sonra, borçlunun yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmediğini, projenin uygulanmayıp tadilinin de söz konusu olmadığını veya finansman alacaklısının alacağını tamamen ya da kısmen elde edemediğini tespit edince derhal borçlunun iflâsına hükmeder.
Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına, bankalar ve sigorta şirketleri borçlu sıfatı ile başvuramazlar.
Ara dönem denetçisi ve proje denetçisi hakkında 334/a madde hükümleri uygulanır.
Harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
Madde 309/u- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Tasdik edilen proje kapsamındaki;
1- Yapılacak işlemler ve düzenlenecek kâğıtlar, 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisi ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan,
2- Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,
3- Borçluya kullandırılan ve kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,
4- Diğer benzeri işlemler, kâğıtlar ve krediler vergi, resim, harç ve fon yükümlülüklerinden (4306 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken Eğitime Katkı Payı hariç),
İstisna edilmiştir.
İstisna, alacaklıların tasdik edilen proje kapsamında edindikleri varlıkları elden çıkardıkları hallerde de uygulanır.
Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca tahsilinden vazgeçilen alacak tutarları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre alacaklı için değersiz alacak, borçlu için ise vazgeçilen alacak olarak dikkate alınır.
Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca uygulamaya konulan işlemlerin gerçekleşmemesi hâlinde dahi, bu madde uyarınca uygulanmış istisnalar geri alınmaz.
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlular tarafından alınmış olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, projeler ile belirlenen süreler kadar uzatılmış sayılır.
Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanması sırasında aranacak noter onaylı belgelere ilişkin noter harcı maktu olarak alınır.
Yönetmelik:
Madde 309/ü- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)
Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde Adalet Bakanlığınca sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanmasına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulur.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportajda, Avukat Hakları Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.
Hukukbook: Sayın Gökhan Ahi, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?
Gökhan Ahi: Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.
Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.
Hukukbook: Peki, Baro’da neleri eksik gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?
Gökhan Ahi: Mevcut yönetim yıllardır Baro’nun yönetiminde, bir statüko oluşturmuş, avukatların sorunlarına, rahatsızlıklarına, geleceğine gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış vaziyette. Mükemmel yönetimden bahsetmiyorum, Avukatlık Kanunu’nda sayılmış görevlerinin bile çok sınırlı bir kısmını icra ediyor ki zaten sicil tutmayıp ruhsat vermezse o Baro olmaktan çıkar.
Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?
Gökhan Ahi: Sanırım en zor soru bu. Ne yazık ki o kadar etkisiz ki “Mevcut yönetim şunu yapmıştı ve çok iyiydi” diyebileceğim hiçbir şey gelmiyor aklıma. Herhalde bu sorunun cevabı ile adaylık nedenimiz aynı doğrultuda.
Hukukbook: İstanbul Barosu’nun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi
Gökhan Ahi: Bakın Baro yönetim kurulunun bazı görevleri şunlar:
Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak,
Mesleki ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak,
Levhaya yazılı avukatlar arasında, avukatlarla avukatlık ortaklıkları, avukatlık ortaklığının ortakları arasında ve bunlarla iş sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda istek üzerine aracılık etmek ve ara bulmak, ücret uyuşmazlıklarında sulha davet etmek,
Bakanlıkların yahut mahkeme veya resmi kurumların istediği konularda görüşünü bildirmek,
Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak,
Vatandaşlarda kendilerine ait davaları avukatlar eliyle açmanın ve savunmanın lüzum ve faydaları hakkındaki inancı yerleştirmeye çalışmak
Kanunların memleket ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak, gerekirse ön tasarılar hazırlamak,
Avukatların meslekte gelişmelerini teşvik edecek ve sağlayacak her türlü tedbirleri almak,
Mahkeme içtihatlarının sistemli bir surette toplanması ve yayınlanması için Adalet Bakanlığı ve yargı mercileri ile işbirliği yapmak,
Bu liste daha uzar gider. Ancak biliyor musunuz bunlar Baro Yönetim Kurulunun ve bir kısmı Türkiye Barolar Birliğinin görevleri. Hangi biri objektif olarak layığıyla yerine getiriliyor? Baronun tek görevi levha hazırlamak ve ruhsat dağıtmak mı?
Gökhan Ahi, adaylığını ekibi ile birlikte sosyal medyada canlı yayınla açıkladı
Bu arada ilginç bir şey söyleyeyim, biz kanunda sayılan görevleri ifa edebilecek araç projeler geliştirdik. Birçok konuda projelerimiz var ancak bu projelerin hepsi kanuni görev gereği zaten yapılması gereken şeyler. Bizi ne diye eleştirdiklerini biliyor musunuz: Hayalcilik. Nasıl yapacaksınız bunları diyorlar. Biz de diyoruz ki görev bunlar siz nasıl yapmazsınız!
Gökhan Ahi: Tabi ki avukat temel olarak savunmadır. Ama bunun ortaya çıkardığı yan anlamlar ve misyonlar da var. Avukat hukuk düzeninin koruyucusudur. Avukat müfettiştir, hukuku uygulamayanları denetler, müdahale eder. Avukat yol göstericidir, toplumda herkesin danıştığı kişidir.
Ancak bunlarla beraber biz biraz farklı şeyler de söylüyoruz. Avukat hastalanmadan önce aşı olmak için gidilen doktor gibidir, hastalıkları önler. Avukat yargının üzerindeki hantallığı alabilir. Yeter ki insanlar avukatlara daha fazla danışsın ve bu özendirilsin. Herkes belirli bir miktarın üzerindeki sözleşmelerini avukatla yapsın. Ticari hayatta avukatsız hiçbir hukuki işlem yürümesin. Avukatın önemini sadece biz değil toplum kavrayabilirse o toplum değişir.
Hukukbook: Istanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?
Gökhan Ahi: İstanbul Barosunun 140 yıllık şanlı bir mazisi var. Bu tarihte bizim bugün en azından örgütlü olabilmemizi sağlayan çok değerli avukatlar var. İstanbul Barosu tarihi bizim de tarihimizdir. Her başkanı kendi döneminde kendi şartlarında değerlendirmek gerekir. Hepsi ayrı ayrı değerlidir.
Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?
Kanundaki 10 yıllık kıdem şartı tek başına yeterli değil. Sadece siyaset veya sadece hukuk konuşmamalı, sabırlı olmalı, insan ilişkileri iyi olmalı, bilimle, sanatla iç içe olmalı çünkü yönetmek de bir sanattır. Empati yeteneği olmalı, sorunu tespit etmekte gecikmemeli ileriyi görebilmeli ve çözüm üretebilmeli, gerektiğinde toplumda ses getirecek bir duruş sergilemekten çekinmemeli, yeni ve dijital çağa ayak uydurabilmeli, gençlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir baroya ihtiyaç olduğunu farkedebilmeli, Baro’nun tek bir adamdan ibaret olmadığının, kurumsal bir yapı olduğunun bilincinde olmalı, aktif olarak avukatlık yapıyor olmalı, çözmesi gereken sorunları birebir yaşamış olmalı, ki o makama geçince koltuğun rehavetine kapılmasın. Bir de törenlerde az ve öz konuşmalı, sürekli aynı tonda veya bağırarak konuşmamalı. Artık kimse bunu samimi bulmuyor.
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?
Gökhan Ahi: Baroya geleneksel anlamıyla bakmadığımızı söyleyebilirim. Bizim ‘Yeni Nesil Baro’ bakış açımızla Baro sadece bir Baro değildir.
Aynı zamanda bir izleme Örgütü’dür. Hukuka aykırılıkları, insan haklarına yönelen suistimalleri, bireysel ve toplumsal özgürlüklere müdahaleleri izler, araştırır, raporlar, takip eder ve kamuoyunda farkındalık yaratır.
Baro, bir Sivil Toplum Kuruluşu’dur. Toplum adına Hukuk Politikaları üretir, çeşitli hukuki sorunları bağımsız olarak ele alarak kamuoyunu bilgilendirip ve aydınlatma görevi yapar; adalete erişim’in ve avukatlık hizmetlerinin herkese ulaşmasını sağlar.
Baro doğal olarak bir Meslek Birliğidir
Avukatların hak ve çıkarlarını gözetir, avukatların bağımsızlığını her platformda savunur, mesleği geliştirir, mesleğin itibarını yükseltir, avukatların çalışma koşullarını iyileştirir ve tüm bunları meslektaşlarından aldığı güçle yapar.
Baro bir Baskı Grubu’dur
Bunlarla birlikte Baro bir Baskı Grubu’dur. Mevzuat çalışmalarını izler, hukukun her alanı için görüş bildirir, dikkat çeken, farkındalık yaratan, demokratik toplum için önemli davaları takip eder, toplum yararı için davalar açar ve itirazlarda bulunur.
Baro bir Lobi Kurumu olmalıdır
Bize göre Baro ayrıca bir Lobi Kurumu olmalıdır. Yasa koyucu, yasa uygulayıcı, yürütme, yargı makamları ve karar vericiler ile ilişkiler geliştiren, görüşmeler yürüten; İş ve Çalışma Dünyası ile işbirlikleri yapan, karar alma süreçlerini etkileme çalışmaları yürüten ve her alanda lobi yapan bir İstanbul Barosu sadece avukatlara değil, tüm hukuk düzenine değebilir ve müdahale edebilir diye düşünüyoruz.
Ve son olarak İstanbul Barosu aynı zamanda “Muhalefet”tir. Demokratik toplumun gelişmesini engelleyen uygulamalar ve hukuki düzenlemelere karşı kavga etmeden tavır alabilen, çekişmeye girmeden inandığı doğruları korkmadan savunabilen, tüm siyasi etkilerden uzak kalabilen bir İstanbul Barosu tasavvurumuz var.
Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?
Gökhan Ahi: Bakın bizce avukatlık mesleğine ilişkin en önemli sorun niceliği yüksek, niteliği düşük bir avukat kitlesinin geliyor olması. Bunun temel sebebi her köşe başında apartmandan bozma Hukuk Fakültelerinin bir tane kadrolu profesörü olmadan kurulması ve YÖK’ün olağanüstü kontenjanlara dur dememesi.
İlk olarak staja alımda kontenjan koymayı düşünüyoruz. Örneğin 1000 kişilik bir staja kabul kontenjanı açacağız her sene. Bunun için de bir sınav yapacağız. Sınavda ilk 1000’e giren Hukuk Fakültesi mezunları staja kabul edilecekler. Bunun için mevzuat engeli yok. Staja daha az kişi alınca onları daha iyi eğitebileceğimizi, mentorluk hizmetlerini verebileceğimizi, daha nitelikli avukatlar yetiştireceğimizi düşünüyoruz.
Bununla birlikte Baroda Dijital Dönüşüm projelerimiz burada sayamayacağımız kadar fazla. Meslektaşları bir araya getirecek online platformlardan dijital meslek içi eğitimlere, büro yönetim uygulamalarından duruşma sıralarını online takip uygulamalarına kadar onlarca projeyi internet sitemizde yayınladık.
Bunun dışında 35-A uzlaştırmasını online ortamda daha kolay ve uygulanır hali ile işleme koymayı ve etkin kılmayı planlıyoruz. CMK, Adli Yardım hizmetlerinde genç avukatlara pozitif ayrımcılık tanıyacağız ve ücretlerini peşin almalarını sağlayacak banka finansman yöntemlerini hazırladık.
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?
Gökhan Ahi: Yeşil pasaport gibi klişelerden bahsetmeyeceğim. Mecliste ve Adalet Bakanlığı’nda daimi bir temsilci bulundurma projemiz var. Mevzuat değişikliği gerektiren konularda ağırlık vereceğimiz konunun avukatların yetkilerini genişletecek işlemler olacağını söyleyebilirim. Örneğin şu anda avukatlar kendi vekaletnamelerini düzenleyemiyor, Noterler tarafından düzenlenmesi gerekiyor. Onun dışında Tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu, belirli bir miktarın üzerindeki borçlandırıcı işlemlerin avukatla yapılması zorunluluğu gibi projelerimiz var. Bunları gerçekleştirebilmek için meclis ile sürekli iletişim halinde olacağız, baskı kuracağız. Zaten halihazırda Avukatlık Kanunu’nda yer alan Anonim Şirketlerde ve Kooperatiflerdeki sözleşmeli avukat hükmünü kesin ve net olarak uygulanabilir hale getireceğiz.
Güçlü Avukat Güçlü Baro Güçlü Savunma
Hukukbook: Yasa, Anayasa ve mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?
Gökhan Ahi: Zaten bunun yukarıda belirttiğim gibi Avukatlık Kanunu’nda yeri var. Kanunların ülke ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak , gerekirse ön tasarılar hazırlamak Baroların görevidir zaten. Bu düşünceye bağlı olamaz. Tabi ki her türlü yasama faaliyetine müdahil olacağız. Bunun için TBMM’de daimi temsilci bulunduracağız.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile İbrahim Aycan, Çağlayan adliyesinde
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Gökhan Ahi: Baro komisyonları ne yazık ki üniversite kulüpleri gibi çalışıyor. Sadece paneller düzenliyor, aynı konular ile ilgilenen meslektaşları bir araya getirmeye dahi yaklaşamıyor. Biz komisyonların daha etkin ve yetkili olacağı, baro yönetimine katkı sağlayacağı, konuları ile ilgili resmi kurumlarla Baro adına temaslarda bulunacağı, aylık raporlar hazırlayıp tıpkı bir meclis komisyonu gibi yönetim kuruluna sunacağı bir misyon planlıyoruz.
Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?
Gökhan Ahi: Baro ulusal ve uluslararası anlamda kabul görmüş şeffaflık ve açıklık ilkelerini benimsemiş bir kurum olmalıdır. Grup adı altındaki faaliyetleri ile üye ve gönüllülerinin bağışları haricinde herhangi bir gelir sağlamayacağını, Baro gelirleri ve kaynakları ile bütçesini meslektaş lehine kullanacağını, Ulusal ve uluslararası anlamda her türlü denetime açık olduğunu, kayırma ve iltimas gibi sair çirkinliklerden kaçınacağını taahhüt etmiş olmalıdır. Bunlar bizim temel ilkelerimizden, bu konuda yaşanan eksikliğin avukatlarla baro arasındaki mesafeli duruşun, çözüme yanaşmayan tutumun asıl sebebi olduğunu düşünüyoruz.
Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?
Gökhan Ahi: Eğer seçimlerden birinci çıkarsak hemen seçimin ertesinde diğer grupların temsilcilerinin, eski baro yönetimlerinin ve belirli bir sayıda ilgili meslektaşın katıldığı bir Çalıştay organize edip, bir otele kapanıp İstanbul Barosu’nun 2 ve 4 yıllık vadede eylem planlarını çoğulcu bir katılımla yapmayı düşünüyoruz. Bundan sonrasında ise sürekli bir biçimde online anketlerle, Baromuz üyesi meslektaşlara gerçekleştirdiğimiz projelerden memnuniyetlerini, gerçekleştirilmemiş temel istek ve ihtiyaçlarını soracağız. Sürekli avukat odaklı çalışacağız. Çünkü biz de avukatız, ‘Baroculuk” mesleğimiz olmayacak. Sürekli adliyelerde, icra dairelerinde olmaya, meslektaşın nabzını çalışma alanlarında tutmaya çalışacağız.
Hukukbook: Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?
Gökhan Ahi: Adayların yeterince propaganda yapabildiğini, kemikleşmiş yapıyla yarışmanın kolay olduğunu söyleyemem. Ama yine de en demokratik seçimlerin İstanbul Barosunda olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte medya ciddi bir şekilde ayrım yapıyor. Mesela en son Habertürk televizyonu 5 adayı “İstanbul Barosu seçimlere hazırlanıyor” başlığı ile çıkarmıştı, bizim bundan program sırasında haberimiz oldu. Asıl güzel olan bu demokratik zorluklara rağmen kazanmak olacak.
Hukukbook: Baronun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?
Gökhan Ahi: Avukatların şikayet, talep ve önerilerine cevap verilmiyor, çözüm üretilmiyor, hızlıca cevaplanması veya müdahale edilmesi gerekenlere yeterli ilgi gösterilmiyor. Avukatların doğrudan ulaşabildiği, ulaşsa da sorununun çözümünde arkasında hissedeceği bir baro mümkün. Tüm bunlar verinin planlı ve doğru kullanımı ile mümkün. Dolayısıyla dijital olmak demek sadece web sitesi açmak değil. Sosyal medyayı da aktif ve bilgilendirici amaçla kullanmadıkları da ortada. Çağımızda en hızlı haber alma ve iletişim kanallarından birine sırt çevirmek yeni nesil avukata da sırt çevirmektir. Eski ve sıkıcı kafayla hazırlanmış her şeyden kurtulacağız. Şuanda kullanıyorlarsa da hala farkedilmemiş olan şey, bilginin “güç” olduğudur. İçerik bilgi içermiyorsa veya sosyal medyanın doğasına aykırı ise yani uzunsa, görsel değilse, sıkıcı ise paylaşımın hiçbir anlamı yoktur.
Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’i aşan üyeler arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?
Gökhan Ahi: Her avukatı fikirleriyle, önerileriyle ve şikayetleriyle yönetime ortak etmek adına, tüm talep, öneri ve şikayetleri toplayan; avukatı telefon numarasından tanıyan ve tek bir arama ile doğrudan ulaşılabilen Baro İletişim Merkezi (BİM) kurmak ve her başvuru hızlıca cevaplamak. Acil taleplere, Baro Operasyon Merkezi tarafından gerekli yönlendirmeler yapılarak yerinde hukuki müdahale etmek. Olumlu / olumsuz her başvuru mutlaka yazılı olarak cevaplamak, takibi bizzat Baro Yönetim Kurulu tarafından yapmak projelerimizden biri.
Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?
Gökhan Ahi: En başta avukatları ayrıştırmayacağız. Avukatı şu görüşten, bu gruptan diye ayırma imkanı yok. Sorunlarımız ortak. Eğer ortak bir çözüm bulursak ve tüm söylemlerimizi hukukun üstünlüğü temeline oturtursak, zaten tüm avukatlar peşimizden gelir, barosuna aidiyet hisseder ve örgütlü gücü benimser.
Bu sebeple, Mesleğini yaptığı için saldırıya uğrayan, mesleğinden dolayı baskı gören, gözaltına alınan, soruşturmaya uğrayan, tutuklanan ve diğer haksız muamelelerle karşılaşan, hangi gruptan ve hangi siyasi görüşten olursa olsun her Avukatın İstanbul Barosu olarak arkasında durulması, adli, hukuki ve mali destek verilmesi bir meslek örgütünün en önemli görevlerinden birisidir. BOM adıyla hizmet verecek “Baro Operasyon Merkezi” 7/24 hizmet anlayışıyla haksızlığa uğrayan her Avukatın yardımına anında koşacak ve etkili tedbirleri almaya çalışacak. Böylelikle, her avukat kendi meslek örgütünün arkasında durduğunu bilecektir.
Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?
Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun 42.000’e yakın üyesi arasında, 10 yıl ve daha az kıdemi olan Avukat sayısı 27.000, yani yarıdan fazla. Plansız ve kontrolsüz açılan Hukuk Fakülteleri her geçen gün daha fazla mezun veriyor ve her yıl Türkiye’de 3000 yeni avukat mesleğe başlıyor. Kesinlikle avukat sayısındaki kontrolsüz artışın hem mesleki kaliteye hem meslek itibarına hem de avukatların ister bağlı çalışsın ister büro açsın, ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmasında ciddi payı olduğu aşikâr.
Mesleğe yeni başlayan avukat ister bağlı çalışsın ister serbest, ciddi ekonomik sorunlar yaşıyor. Müvekkil bulamıyor, bulduğundan ücretini hemen alamıyor, aldığını yüksek vergi ve ofis giderine harcıyor ve en önemlisi ekonomi çok kötü. Bağlı çalışan Avukatlar da alması gereken ücretlerin çok altına çalışıyor. Bu sebeplerden dolayı bir kısım avukat, daha ilk yıllarında ‘bu stresli işi yapıp kazanamayacağıma bir kafe / büfe açarım veya satışçılık yaparım daha iyi’ diye düşünerek mesleği bırakıyor. Biz bu gerçekliği biliyoruz. O yüzden seçtik sloganımızı: “Mesleğini değil, Baroyu değiştir!”
Avukat Hakları Grubu sosyal medyayı yaygın şekilde kullanması ile biliniyor
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?
Gökhan Ahi: En büyük 5 diye bir sıralama yapamam. Türkiye’de yargının en büyük problemleri kuralsızlık, bilgisizlik ve keyfiliktir. Bu yine eskilerin ‘kanun adamı dediği’ kolluk memuru için de geçerli. Bir takım adli ve idari birimler, istediği her şeyi, hiçbir kurala tabi olmaksızın yapabileceğini düşünüyor. Liyakat yerine sadakat ataması yapıldığından yargının yürütme’den bağımsız hareket edemediğini çok net görüyoruz.
Adliyede ve diğer alanlarda avukata kötü davranılması, ayrıştırılması çok ciddi bir problem. Avukata kolluk tarafından fiili saldırı yapılabilmesi korkunç bir tablo, bunu yapan polise soruşturma bile açılmıyor, üstleri tarafından korunuyor. Ancak biz takipçisi olacağız. Hiçbir vaka münferit değildir. Avukata yapılan saldırıyı Avukatlığa yapılmış sayıp ilgililer cezalandırılana, hatta ilgililer arasında hukuka aykırı davranmaktan doğacak bir korku oluşana kadar her türlü yanlışın üzerine gideceğiz.
Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahaledir
Bu arada yalnızca fiziki şiddet değil, psikolojik şiddet de var. Emniyet müdürlüklerinde, karakollarda cezaevlerinde avukata yönelik doğrudan psikolojik şiddet uygulanıyor. Sadece bir icra dosyasını incelemek için adliyeye giden bir Avukat ‘dosyanı şimdi yaz, öğleden sonra gelir alırsın’ denilerek bazen 5-6 saat adliyede bekletiliyor ve işin daha kötüsü ‘dosyanız çıkmadı, sonra gelin’ diye gönderiyorlar. Duruşmaların saatinde başlamaması, hakimler mazeretli olurken avukata bilgi verilmemesi, aramanın otoparkta başlaması, asansörlerde sıra beklenmesi gibi bir çok unsur, yılgınlık doğuran bir psikolojik şiddettir. Avukata yönelik her türlü baskıda orada bitecek bir baro örgütlenmesini hayata geçirmek projelerimizden biri.
Neticede Avukat, vatandaşın hakkını savunurken, Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahale anlamına gelir.
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?
Gökhan Ahi: Mali müşavirler dahi, staja kabul için bir sınav, mesleğe kabul için ikinci sınav yapıyor. Kadrolu profesörü dahi bulunmayan, apartmandan bozma hukuk fakültelerinden mezun olanlar herhangi bir elemeden geçmeden baro levhasına kaydoluyor. Bu kadar başvuru staj sırasında da nitelikli bir eğitimi imkansız hale getiriyor. İyi puanla kaliteli hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçularla, düşük puanla yetersiz hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçular arasında, mesleğe başlarken bir fark olmaması sanırım herkesi rahatsız ediyor.
Biz staja kabulde bir kota koymayı ve İstanbul Barosu tarafından belirli periyotlarla düzenlenecek staja kabul sınavları ile bu kontenjana girecek stajyerleri elemeyi düşünüyoruz. Kazanamayan ne olacak diye soracaksanız, İstanbul Barosuna kaydolmak isterlerse bir sonraki sınavın acıkmasını bekleyecekler, istemezlerse başka bir ilin barosunda stajlarını yapabilecekler. Bu yöntemle kontenjan dahilindeki stajyerler iyi eğitilecek, nitelikli avukat yetiştirilecek.
Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?
Gökhan Ahi: Nerede bir kavramın içine “hak” kavramı girse avukatın bu kavramdan bağımsız düşünülemeyeceği kanaatindeyiz. Kentsel dönüşüm de çevre hakkı ve mülkiyet hakkı kavramları ile yakından ilgilidir. Bunların toplumsal karşılığı da var. Kimse kadın haklarına, ayrımcılığa, çevre hakkına duyarsız bir Baro düşünemez. Baroların üzerine düşen görevlerden biri de toplumsal eşitliği ve insan haklarını sağlamak için çalışmak. Gerek meslek içinde gerek vatandaşa yönelik her türlü hak saldırısına baro müdahil olacaktır. Gereken itirazlar yapılacak ve davalar açılacaktır. Baro bu yönden de herkesin Barosu olmalıdır.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?
Gökhan Ahi: Artık Avukatlar girdikleri duruşmalar, yaptıkları itirazlar sebebiyle tutuklanıyor. En yakın örneği, aynı zamanda Avukat Hakları Grubu’nun TBB Delegesi olan Ömer Kavili, geçtiğimiz hafta yalnızca avukatlık mesleğini icra ettiği için “yargıyı sulandırmak” ve “ters psikoloji yapmak” gibi akla mantığa sığmayacak gerekçelerle tutuklandı ve bir gece cezaevinde kaldı. Hala avukatlık mesleği yaptığı için tutuklu bulunan onlarca meslektaşımız var.
İstanbul Barosu Başkan adayı Gökhan Ahi, Avukat Ömer Kavili’nin tutukluluğunun kaldırılması sonrası basın açıklamasında
Mevcut Baro yönetimi ne yazık ki kanuni görevlerini minimal ölçüde yerine getirmeyi seviyor. Bizim farkımız salt sicil ve servis hizmeti sunan değil, yeri geldiğinde izleme örgütü olan, sivil toplum kuruluşu olan, baskı grubu, lobi kurumu veya yerine göre siyasi etkilerden uzak kalarak antidemokratik uygulamalara karşı bir muhalefet kurumu olacak bir baro tasavvur etmektir.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?
Gökhan Ahi: Mesleki ve kişisel gelişim eğitimleri ile donatılmış, hakkı korunan, iş alanları ve çalışma ortamları çoğaltılan, teknolojik donanıma sahip genç avukatlar Türkiye’nin hukuk sistemi içinde önemli bir ağırlığa ve etkiye kavuşacaktır.
Hem bağlı çalışan hem serbest çalışan genç avukatlar için ciddi projelerimiz var. Örneğin bağlı çalışan genç avukatların, düşük ücretlerle ve fazla mesai yaptırılarak çalışmasının önüne geçilmesi için, İstanbul Barosu, Avukatlık Kanunu’nun 95/5. maddesini işleterek, ücret ve çalışma anlaşmazlıklarında bağlı çalışan ile işveren avukat arasında ara bulunacak, ücret uyuşmazlıklarında taraflar sulha davet edilerek genç avukatların hakları korunacak.
Tapu işlemlerinin avukatla yürütülmesi, şirketlerin hukuki danışmanlık almasının sağlanması, vatandaşların hukuki koruma sigortasına yönlendirilmesi, avukata olan ihtiyaç konusunda farkındalık yaratılması gibi bir çok ekonomik projenin yanı sıra CMK ve Adli Yardım ücretlerinin peşin alınması için bankalarla finansman anlaşmalarının yapılması gibi bir çok projemiz var.
Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız ?
Gökhan Ahi: Tavsiye niteliğindeki tarifenin tüm meslektaşlarımız tarafından uygulanmasını veri toplayarak, analizler çıkararak, denetleyerek sağlayacağız. Bununla birlikte bu sadece meslektaşlarımızın sorunu değil. Vatandaşı bu konuda bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Avukata verilen bu ücretleri çok yüksek bulup sonrasında çok daha büyük zararlar eden, cezalar çeken vatandaşları gösteren kamu spotları çekip birçok mecrada yayınlayacağız. Bunun etkisinin önemli olacağını düşünüyorum.
Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?
Gökhan Ahi: Baronun sadece hukuk siyaseti yapması gerektiğine, ideolojisinin yalnızca cumhuriyet, hukuk devleti ve insan hakları olması gerektiğine inanıyoruz. Zaten seçime katılma sebeplerimizden biri de bu. Bizim dışımızda Baro seçimlerine katılan grupların tamamı belli bir siyasi görüşün ya da partinin temsilcisi gibi hareket ediyor. Biz her siyasi görüşten ve her yaşam tarzından avukatın meslek örgütü olan bir Baro inşa edeceğiz.
Hukukbook: Barolların, değişen mevzuat karşısında avukatlara güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Bununla ilgili projeleriniz var mı?
Gökhan Ahi: Bu konudaki çözümün uzmanlaşmadan geçtiğini düşünüyoruz. Sürekli gelişen dünyaya uyum sağlamaya çalışan hukuk da ister istemez genişliyor. Bir avukatın her konuyu çok iyi bilmesinin imkanı yok. Sürekli uzmanlaşma eğitimleri ile yeterli krediyi alan avukatları, Baro tarafından akredite edilecek alanların uzmanı olarak ilan etmeyi düşünüyoruz. Bu durum hem daha fazla çalışan uğraşan avukatın karşılığını görmesini sağlayacak, hem de vatandaşları bu tip uzmanlaşmış avukatlara yönlendireceği için tercih edilir olacak. Tabi ki bu uzmanlıkların korunabilmesi ve mevzuatsal her gelişmeyi takip edebilmesi için eğitim ve sınavlar büyük oranda dijital ortamda olarak devam edecek.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır ?
Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?
Gökhan Ahi: Avukatlık stajının ilk altı aylık kısmında, adliyelerdeki dava yoğunluğu ve hakimlerin ilgisizliği, adliye stajının yalnızca yoklama almaya dönüşmesi Stajyer Avukatlar için verimsizliktir. Baro Staj Eğitim Merkezi’ndeki derslerin sayısı ve ölçme değerlendirme yetersizliği, verimsizliğin diğer sebepleridir.
Adliye stajının daha gerçekçi sürelerle daha etkin ve verimli hale getirilmesi sağlanacak, bu konuda Adalet Komisyonları ile birlikte iyileştirme sağlanacak. Baro Staj Eğitim Merkezi, sadece pratiğe yönelik, örneğin hukuk İngilizcesi, sözleşme teknikleri, müzakere teknikleri, diksiyon, hitabet gibi konuların işlendiği bir eğitim kurumu haline getirilecek, diğer tüm hukuki ve mesleki gelişim konuları uzaktan eğitim (videolu) ve uzaktan ölçme değerlendirme (online sınav) ile Stajyer Avukatlara ulaştırılacak.
Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz ? Baro hangi kurumlarla iş birliği içinde olmalı ?
Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun uluslararası hukuk kurumlarıyla bir ilişiği ne yazık ki yok. Bizim projelerimizden birisi, uluslararası barolar ve diğer hukuk kurumları içinde sürekli işbirliği içinde olmak, bilgi paylaşımı sağlamak ve ortak projeler üretmek. Yönetim Kurulu adaylarımızdan birisi, Uluslararası Barolar Birliği’nde önemli bir başkanlık yürütüyor. Denetim Kurulu adaylarımızdan birisi, İngiltere Galler Barosu üyesi. Delege adaylarımızdan birisi New York Barosu üyesi. Bu arkadaşlarımızın bilgi ve tecrübesini İstanbul Barosu lehine kullanmak için çok şey yapacağız.
Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün değil? Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?
Gökhan Ahi: Her ne kadar tüm avukatlar ‘o yoldan’ geçmiş olsa da avukatlığın en zor zamanları stajyer avukatlık. Tek kuruş para almadan veya çok cüzi ücretlere çalıştırılan ve bir GSS’den başka hiçbir sosyal güvencesi olmayan stajyer avukatlar; yanında staj gördükleri avukatın özel işlerini de yapıyor, geç saatlere kadar da çalışıyor, hafta sonu da iş yerine geliyor. Öncelikle bunların önüne geçmeye çalışacağız. Stajyerlerin alakasız bir Danıştay kararına dayanılarak ücretli çalışmasının yasak oluşunu da kabul etmiyoruz.
Stajyer Avukatlar için ürettiğimiz projeler üzerinde oldukça kapsamlı bir çalışma yaptık. Baro Yönetimi olarak, Stajyer Avukatın başvurusundan avukat ruhsatı aldığı güne kadar, ilk 6 ayı Baro, sonraki 6 ayı hukuk bürosu tarafından karşılanmak üzere, Stajyer Avukatların sosyal güvenceye kavuşmasını sağlayacağız.
Ayrıca içinde bulunduğumuz dönemde Stajyer Avukatlar ile Stajyer arayan Hukuk Bürolarını buluşturabilecek Baro ilan sistemleri oldukça ilkel. Eski dönemlerin seri ilan mantığıyla çalışıyor. Bu sistemi adayların yeteneklerine, eğitim durumlarına, bilişsel ve mesleki becerilerine, yabancı dil bilgisine göre; Hukuk bürolarını ise çalışma ortamları, çalışılan alanlar, müvekkil portfoyü, sunduğu imkanlara göre seçebilen ve akıllı bir eşleştirme yapabilecek yeni nesil İnsan Kaynakları sistemi kuracağız.
Stajyer Avukatların, Hukuk Alanı seçiminden, çalışma ortamı seçimine, mesleki hedeflerin belirlenmesinden hukuk bürosu seçimine kadar her alanda tecrübesine ve tavsiyesine güvenilen mentor’larla (yönder) ücretsiz olarak görüşeceği, mesleki hayatını ve kariyerini, tecrübeli ve başarılı meslektaşlardan seçilmiş mentor’ların tavsiyelerine göre şekillendirebileceği bir sistem getireceğiz.
Diğer yandan, Hukuk Fakültelerinde verilmeyen, sözleşme hazırlama teknikleri, görüşme ve müzakere teknikleri, avukat muhasebesi, büro yönetimi, masraf yönetimi, hitabet – diksiyon, beden dili ve Hukuk İngilizcesi konusunda uzmanlarla işbirliği yaparak, gerekirse uzaktan eğitim metodları ile stajyer avukatlara mesleki ve kişisel gelişim imkanı sağlayacağız.
Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği ile eşgüdümlü çalışarak ve baskı kurarak, Stajyer Avukatlar için kademeli bir sistem getirilerek: Stajının altıncı (6.) ayından itibaren yanında staj yaptığı Avukatın Sulh ve İcra Hukuk Mahkemelerinde dava ve işlerini takip edebilen Stajyer Avukat, dokuzuncu (9.) aydan itibaren de yanında staj yaptığı Avukatın İş Mahkemeleri, Ticaret Mahkemeleri ya da Tüketici Mahkemelerindeki dava ve işlerini takip edebilecek hale gelmelerini sağlayacağız.
Tüm bu sorunların aşılması için geliştirdiğimiz projelerimiz hayata geçtiğinde stajyer avukatların çok daha iyi imkanlarla, kendilerine güvenerek mesleğin ilk yıllarındaki zorlukları atlatmalarını sağlamayı planlıyoruz.
Hukukbook: İstanbul Barosu’nun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?
Gökhan Ahi: Aslen bizim üzerine çözüm ürettiğimiz konular, Baro’da sorun olarak gördüğümüz ve en önemlisi de birebir yaşadığımız sorunlar. Bunlar farkedilmemiş olamaz ancak herhangi bir çözüm üretilmemiş, hepsi zaten bu sorunlara yönelik projeler. Siz baronun bugüne dek avukatların gerçek bir problemini çözdüğünü gördünüz mü, etkin rol aldığını? Sicil tutmak ve diğer bürokratik işlemler dışında da Baro’nun aktif olarak çözümünde rol alması gereken pek çok sorun var.
Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?
Gökhan Ahi: Arabuluculuk sistemini destekliyoruz, alternatif uzlaşma yollarının en iyi avukatlar nezdinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Ancak elbette yenilikçi ve burada da çözümcül olmak gerekir, uzlaşmalar için dijital yöntemler geliştirmek gibi ya da işçi işveren avukat ilişkisinde arabuluculuğun doğrudan Baro tarafından üstlenilmesi gibi.
Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı Yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?
Gökhan Ahi: Bu konuda reklam yasağından daha ciddi problemlerimiz olduğunu düşünüyorum. Mesela Anadolu adliyesinin arkasında, barakadan bozma, tepesinde kocaman “DİLEKÇE YAZILIR” yazan bürolar var. Başta bunları arzuhalci sanıyorsunuz, biraz yaklaşınca camda küçücük yazan Av. İbaresini görüyorsunuz. Bu tablo bana rahatsızlık veriyor.
Biraz araştırınca genç avukatların nitelikli ofislerin kirasını karşılayamadığı için böyle yerler tuttuğunu ve arzuhalcilerle başa çıkabilmek için arzuhalcilere dönüştüklerini görebildik. Bunun önüne geçmek için birçok projemiz var. Mesela İstanbul Barosu, içinde kütüphanesi, toplantı odaları, müvekkil görüşme odaları, kafe, ortak çalışma alanları, bireysel çalışma alanları bulunan Paylaşımlı Ofis’ler açacak ve işletecek, bu ofislerden öncelikle Genç Avukatların uygun ücretlerle faydalanması sağlanacak. Genç Avukatların ihtiyacı olan sekreterya ve muhasebe hizmetleri, mentorluk programları, konferanslar, eğitimler ve seminerler bu Paylaşımlı Ofis’lerde sunulacak, bu ofisler Genç Avukatların çalışmaktan ve bir arada bulunmaktan keyif alacağı mekanlar haline getirilecek.
Avukat Hakları Grubu arzuhalcilere karşı savcılık şikayetinde bulundu
Hukukbook: Evet, doğru bir noktaya temas ettiniz. Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir? Baro bu konuda ne yapmalı?
Gökhan Ahi: Mahkeme ve devlet organlarında temsil yetkisi yasalarla korunan şekilde avukat tekelindedir. Bu tekelin amacı hukuk eğitimi almış belirli staj ve aşamalardan geçmiş risk ve sorumluluk bilincine sahip kimselerin bu işleri yapması sistemin hızlı ve hukuk güvenliği içerisinde işler hale getirilmesidir. Ancak arzuhalciler yeterli bilgi ve donanıma sahip olmaksızın çok basit gibi görülen işlerde dahi büyük hatalar yaparak, ayda 40-50 bin TL’yi bulan, yargının bütün unsurlarından fazla haksız kazançlar elde etmektedir. Ancak bunun karşılığında risk ve sorumluluk almadıkları gibi bu işin eğitimini almış yüksek maliyetlerle avukat olmuş kimselerin kazançlarına da göz dikmiş olmaktadırlar
Arzuhalci ve benzeri kanunsuz kişilerle kararlılıkla mücadele edeceğimiz de bilinmelidir. Avukat Hakları Grubu, önce avukatın hakkını gözeten, avukatların aleyhine gelişmeleri seyreden değil bilakis aktif şekilde rol ve tavır alan bir anlayışı İstanbul Barosu’na getirmeye kararlıyız. Hatta bunun için yönetim ve üyelerimizin toplu imzasıyla İstanbul, Anadolu ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıklarına konu ile ilgili suç duyurusunda bulunduk. Soruşturmaları takip ediyoruz.
Hukukbook: Avukat Hakları Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?
Gökhan Ahi: İstanbul Barosu 2016 eçimlerine 3 hafta kalmışken, Baro’da bir şeyleri değiştirmek için bu grubu kurduk. 19’u aday olan toplam 28 kişilik gönüllü bir Avukat grubumuz vardı. Ömer Kavili başkan adaylığında 2016 baro seçimlerine katıldık ve hiç yabana atılmayacak bir oy aldık. Bu bize daha fazla cesaret verdi.
Avukat Hakları Grubu’nun bir tüzel kişiliği yok. Ancak Avukat Hakları Derneği adında bir dernek kurma planlarımız var. Seçim dışında da bir araya gelebilmek ve diğer illerde de örgütlenmek istiyoruz. Çünkü seçimlere hazırlanırken baktık ki biz yalnız değiliz. Avukat Hakları Grubu avukatların yıllardır yaşadığı ve Baro yönetiminin umursamadığı sorunları kendine dert edinmiş, mesleğin sorunlarını çözmeye talip, büyük hedefleri olan sıradan Avukatların oluşturduğu bir grup olarak kuruldu ve şimdi bizim gibi sıradan avukatlarla her geçen gün büyüyor.
Seçimlerden çok evvel, uzun süreden beri iki haftada bir toplanıyoruz. Bir çok farklı konuda konuşuyoruz. Kişisel verilerin korunmasından savunmaya yapılan saldırılara, dilekçe yazım tekniklerinden hukuk bürosu yönetimine, ABD’de avukat olmaktan Kadın Avukat olmanın zorluklarına kadar pek çok konu başlığı ile buluştuk, konuştuk. Öyle sıkıcı salonlarda falan da değil, kafelerde barlarda bir araya geldik çoğu zaman. Adli yılın kapanışında parti yaptık mesela Bomontiada’da, oldukça eğlenceliydi. Ama baktık ki etkinlik bitiyor, kimse gitmiyor. Oturup bir şeyler içip muhabbete devam ediyoruz. O zaman dedik ki bu buluşmalar bitmemeli. Kazansak da kaybetsek de bir araya gelmeye devam edeceğiz. AHG bir kültüre dönüştü, insanların aidiyetleri oluştu. Bu kültürü büyüteceğiz.
Avukat Hakları Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? Çalışma biçiminiz nasıl?
Gökhan Ahi: Bahsettiğim gibi zaten küçük bir gruptuk. Bir de AHG’nin ilkeleri var: Avukat Hakları Grubu, grup üyeleri içerisinden tayin edilecek Başkan adayının sadece bir kez başkan adayı olabileceğini kabul etmiştir, aksi Grup tarafından kabul edilip açıklanmadıkça tekrar aday olamaz mesela. Ömer Kavili 2016 seçimlerinde adayımızdı. Grubun kendisi seçmişti. Bu seçim içinde arkadaşlarım bana teklif getirdi, ben de kabul ettim.
Hukukbook: Avukat Hakları Grubu’nun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?
Gökhan Ahi: Yönetim kurulu üyelerimiz; Av. Necip Şenel (30720), Av. Sıdıka Baysal (31919), Av. Nazan Dağtaş (34104), Av. Yıldıray Erkol (34661), Av. Yunus Özak (38781), Av. Çağın Özdemir (40205), Av. Emel Özer Tokbaş (40508), Av. Rojda Uygun (43400), Av. Bahar Varol Tüfekçioğlu (43651) ve Av. Erdost Balcı (44657)’dan oluşuyor. Ancak bu asıl liste. Bizim farkımız yedek listenin de asıl liste ile birlikte çalışacak, görev yapacak olması.
TBB Delege adayımız 137 değerli isimden oluşuyor. Hepsini sayamasak da, Av. Ömer Kavili, 15365 Av. Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Doç. Dr. Recep Yılmaz Yazıcıoğlu, Av. Taner Sevim, Av. N. Sedef Erken, Av. Doç. Dr. Mehmet Köksal, Av. Yasin Beceni, Av. Burçak Ünsal, Av. Hüseyin Ersöz, Av. Tuğrul Sevim isimler aklıma ilk gelenler. Delege adaylarımızın sicil ortalamasının 36 Bin, genç bir ekipten oluştuğunu söyleyebilirim.
Bu arada şu an seçime bir haftadan az kaldı ve bizim dışımızdaki grupların çoğu daha yönetim kurulu adaylarını bile açıklamadılar. Biz bu listeleri iki ay öncesinden ilan ettik. Hangi grubun şeffaf bir yönetim getireceği daha seçimler başlamadan belli olmuş oldu aslında.
Avukat Hakları Grubu: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?
Gökhan Ahi: Kendimizi tek geçiyoruz. Diğer grupların hedeflerine yakın olsaydık, zaten ayrı bir grup olarak ortaya çıkmazdık, doğrudan o gruba destek olurduk.
Hukukbook: Sayın Gökhan Ahi, gerek Avukat Hakları Grubunun ve gerekse başkan adayı olarak şahsınızın baro seçimleri özeline baroların, avukatların ve yargının sorunları hakkında vermiş olduğunuz samimi yanıtlar için teşekkür ediyoruz.
Gökhan Ahi: Ben de teşekkür ediyorum. Uzun ve keyifli bir söyleşi oldu.
Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi, Amerikan kolonileri üzerinde ekonomik baskılarına devam eden İngiliz yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi 1765 yılında ilan edilmiştir.
İngiltere, kolonilerin ithal ettiği şekere vergi koymuş, bazı evraka da zorunlu damga vergisi uygulamıştır. Vergilerin artırılması İngiltere ile koloni yönetimleri arasında problemler doğurmuş; koloni temsilcilerinin görüşü alınmadan tek taraflı kararların alınması üzerine halk tepki göstermiştir. Koloniler, bu döneme kadar İngiltere yönetimden kopmayı planlamamış ancak koloni yönetimleri sayesinde yönetim tecrübesi oluşması üzerine bu fikir gelişmiştir.
Yeni Vergiler ve Kolonilerin Tepkisi
Koloniler, 1763 yılındaki Kraliyet Bildirisi ile yeni toprakların yerleşime açılmasına kısıtlamalar getirilmesi; 1764 yılındaki Şeker Kanunu, 1764 yılındaki Döviz Kanunu, 1765 yılında çıkarılan Konaklama Kanunu ve son olarak 1765 yılında çıkarılan Pul Kanunu ile; bütün resmi belgeler, gazeteler, ruhsatlar ve kontratlar için pul alımının zorunlu kılınması üzerine örgütlü bir direnişe geçmişlerdir.
Pul Kanunu, herhangi bir işle uğraşan herkese eşit yeni yükler getirmiş; Amerikanın her yerindeki gazeteciler, avukatlar, din adamları, tüccarlar ve iş adamları bu kanuna karşı çıkmış, büyük tüccarlar direnişi kısa sürede örgütlemişler ve ithalat yapmama kararı almışlardır. Bunun üzerine 1765 yılında İngiltere ile yapılan ticaret büyük bir düşüş göstermiştir. Ayrıca, (Sons of Liberty) Özgürlük Çocukları adıyla gizli örgütler kurulmuş, ticaretin yavaşlatılmasıyla kanun anlamsızlaştırılmıştır. Gümrük görevlileri istifaya zorlanmış, pullar imha edilmiştir.
Pul Kanunu Kongresi
Patrick Henry’nin harekete geçirdiği Virginia Temsilciler Meclisi; Amerikalıların onayı olmadan yeni vergilerin konulmasının kolonilerin özgürlüklerini yok ettiğini ileri sürerek kınama kararı çıkarmıştır. Temsilciler Meclisi, Virginialıların, İngilizlerle aynı haklara sahip olduklarını ilan etmiştir. Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur.
Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır.
Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.
Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi
En sıcak muhabbet ve görev aşkı ile Majestelerine ve O’nun hükümetine samimiyetle kendilerini adayan, ayrılmaz bir şekilde Protestan saltanatın başarılı kurumlarına bağlı olan ve bu kıtadaki İngiliz Kolonisinin talihinin dönmesinin yakın olduğuna inanan bu Kongrenin üyeleri; zamanın izin verdiği ölçüde adı geçen kolonilerdeki durumu dikkatli bir şekilde inceleyerek kolonide oturan kişilerin en temel haklarına ve özgürlüklerine ve Parlamentonun çıkardığı çeşitli kanunlar nedeniyle katlandıkları sıkıntılar dolayısıyla ortaya çıkan şikayetlerine saygı göstererek mütevazı görüşlerimiz doğrultusunda aşağıdaki bildiriyi ilan etmeyi kaçınılmaz bir vazife olarak addettik.
Bu kolonilerdeki Majestelerinin tebaası Büyük Britanya Krallığı’na aynı sadakati borçludurlar; yani bu ülkede doğan tebaalarının sahip olduğu sadakat ve Büyük Britanya Parlamentosuna, bu aziz organa duyulan tüm itaat ile aynı itaati borçludurlar.
Bu kolonideki majestelerinin hizmetinde bulunan tebaa bütün miras yoluyla geçen haklara ve Büyük Britanya Krallığında doğan tebaanın doğuştan gelen tüm imtiyazlarına sahiptir.
Kendilerinin ya da temsilcilerinin rızası olmaksızın hiçbir verginin konamayacağı, İngilizlerin şüphe götürmez hakkı ve en önemli özgürlüklerinden biridir.
Bu kolonilerin halkı yerel koşullardan dolayı Büyük Britanya’daki Avam Kamarasında temsil edilemezler.
Bu kolonilerdeki halkın tek temsilcileri kendilerince sevilen kişilerdir ve kendilerine ait yasalarca öngörülmedikçe anayasal olarak hiçbir vergi onlardan alınamaz.
Halkın özgür bir şekilde verdiği hediyeler şeklinde krallığa verilen tüm malzemeler; kolonide yaşayanların mallarının Büyük Britanya halkı için majestelerine verilmesi nedeniyle İngiliz anayasasının ruhu ve ilkelerine aykırı ve tutarsızdır.
Jüri tarafından yargılanma, bu kolonilerde yaşayan her Britanya tebaası için tabii ve çok kıymetli bir haktır.
Bu kolonilerin sakinleri üzerine yüklenen ve “Britanya Kolonilerinde Ve Amerika’da Belirli Damga Vergisi ve Diğer Vergilerin Alınması ve Uygulanması İle İlgili Kanun” adlı Parlamento’nun son yasası ve diğer bazı kanunlar; Bahriye Mahkemesinin yargılama hakkının sınırlarını genişleterek kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırma eğilimini ortaya koymaktadır.
Parlamentonun çıkardığı son birkaç kanun ile getirilen vergiler, bu kolonilerdeki sıkıntı verici koşullar açısından, son derece külfetli ve eziyet vericidir ve madeni para kıtlığından dolayı ödenmeleri mümkün değildir.
Bu kolonilerin ticaret karlarını eninde sonunda Büyük Britanya’da toplandığı için oralarda krallılığa verilen erzağa çok büyük bir katkı sağlamaktadır.
Bu kolonilerden gerçekleştirilen ticarete parlamento tarafından çıkarılan son kanunlarla getirilen kısıtlamalar; onları Büyük Britanya’nın imalatçılarından mal satın alamaz bir hale getirmektedir.
Bu kolonilerin mutluluğunun ve refahının artması kendi hak ve özgürlüklerini tam ve serbestçe kullanmalarına ve Büyük Britanya ile karşılıklı olarak muhabbet ve avantaja dayanan bir ilişki kurmalarına bağlıdır.
Bu kolonilerde yaşayan Britanya tebaasının krala ve her iki parlamentoya dilekçe vermek haklarıdır.
Son olarak, bu kolonilerin en iyi hükümdara, anavatana ve kendilerine, majestelerine sadık ve itaatkar olmaya çalışmak; her iki parlamentoya da en samimi özeni göstermek; belirli damga vergilerinin, parlamentonun çıkardığı diğer kanunların tüm hükümlerini ve Amerikan ticaretine sınırlama getiren diğer tüm kanunların hükümlerinin uygulanmasını ortadan kaldırmaya çalışmak en elzem görevleridir.
Vakıf, Türkiye ve dünya tarihinde önemli yer tutan sivil toplum kuruluşlarının bir türüdür. Türkiye’de vakıflar, geçmişten geleceğe önemli bir kaynakçaya ve literatüre sahip olup kendine özgü mevzuata sahiptir. Vakıf konusunda yerleşmiş vakıf deyimleri ve terimleri sözlüğü de bulunmaktadır. Vakıflar, kişilerden oluşan diğer sivil toplum kuruluşlarının aksine beli bir amaca özgülenmiş malvarlığı ile hizmet üretir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde vakfın tanımı “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak yapılmıştır.
Vakfın Amaçları ve Unsurları
Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakfı oluşturan en önemli iki unsur; özgülenecek bir malvarlığı ve malvarlığının özgüleneceği amaçtır.
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.
Vakfa özgülenecek malvarlığı ise vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olmalı, vakfın amaç veya devamını imkansız veya yararsız hale getirmemelidir.
Gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabilirler. Ancak kurucu gerçek kişi ise Türk Medeni Kanununda belirlenen fiil ehliyetine sahip olmalı, tüzelkişi ise fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, kuruluş statüsünde vakıf kurabileceğine ve vakfa malvarlığı özgüleyebileceğine dair hüküm olması gerekir.
Vakıflar özel hukuk tüzelkişisi olup, Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtilen tüm hak ve yetkilere sahiptir. Vakıflar Genel Müdürlüğü denetim makamı olup, vesayet makamı değildir.
Kuruluş şekli
Vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde yapılacak bir resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Ancak vakfın kurulması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurularak tescilinin sağlanması gereklidir. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
Resmî senetle vakıf kurma işlemi temsilci aracılığıyla yapılabilir. Ancak, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olması ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunması gereklidir.
Vakıf senedinin içeriği
Türk Medeni Kanununun 106’ıncı maddesi gereğince, vakıf senedinde vakfın adının, amacının, bu amaca özgülenen mal ve hakların, vakfın örgütlenme ve yönetim şeklinin ile yerleşim yerinin gösterilmesi zorunludur.
a) Vakfın adı; kanuna ahlaka adaba aykırı olmamalı ve vakfın amaçları ile uyumlu olmalıdır. Üçüncü kişileri vakfın amacı konusunda yanıltıcı ya da yanlış çağırışımlar uyandıracak isimler verilemez. Her hangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun ismi kullanılamaz.
b) Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir.
c) Özgülenen mal ve haklar; kurucuya ait olmalı ve amacı en azından başlangıç itibari ile gerçekleştirmeye yetmelidir.
Özgülenen malvarlığı nakit ise paranın vakıf adına Türkiyede kurulu bir bankaya kuruculardan birinin hesabına yatırılıp, vakıf adına bloke edilerek dekontunun tescil başvurusu yapılan mahkemeye ibrazı, taşınmaz ya da taşınır bir malvarlığı ise değer tespitinin mahkemece yaptırılması ve ilgili sicillerine (tapu sicili, trafik sicili gibi) vakıf adına tescili sağlanmalıdır.
Vakfın kurulması ile özgülenen mal ve haklar vakıf tüzelkişiliğine geçer.
d) Organları; Vakfın bir yönetim organı olması zorunludur. Vakfın işleyişinin kolaylaşması açısından, amacının kapsamına ve faaliyetlerine uygun olarak mütevelli heyeti, yönetim organı ve bir denetim birimi olması uygun olur.
Bu sayılan organlar dışında onur kurulu,araştırma kurulu, çalışma kurulu gibi vakfın yönetimi ile ilgili olmayan kurulların vakıf organları arasında gösterilmemesi gerekir.
Vakfın organlarının kaç kişiden oluşacağı, toplantı ve karar yeter sayılarının senet metninde gösterilmesi, organların görev ve yetki sınırlarının yeterince belirtilmesi halinde, vakfın işleyişinde sıkıntıya düşülmesinin önüne geçilmiş olur.
Vakıf organlarında kamu görevlileri görev unvanlarını kullanarak görev alamaz.
e) Vakfın yerleşim yeri; vakfın faaliyetlerini yürüttüğü merkezin bulunduğu yerdir. Vakıf senedinde gösterilecek adresin açık olarak ayrıntılı şekilde yazılması zorunludur.
Vakfın Tescili
Vakfın tesciline ilişkin açılan davada mahkemece davanın reddine ya da vakfın tesciline ilişkin vereceği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.
Aynı şekilde, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, iptal davası açabilirler.
Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir.
Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunur ve Resmî Gazete ile ilân olunur.
Vakfın Kuruluşundan Sonra Yapılması Gereken İşlemler
3628 sayılı Mal Bildiriminde bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa göre, vakıfların idare organlarında (yönetim kurulu) görev alanlar Vakıflar Genel Müdürlüğüne mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar.
Yönetim Kurulu üyeliğine seçilme halinde, göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde, görevin sona ermesi halinde, ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde verilmesi zorunludur.
Bütün vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan her türlü işlemlerinde önce bağlı bulundukları Vakıflar Bölge Müdürlüğü kanalı ile yazışma yapmaları gerekmekte olup, vakıflar tarafından doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılacak yazışmalar işleme konulmamaktadır.
Vakıflarda Vergi Muafiyeti
4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 20 nci maddesinde, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınabilir. Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir” hükmü yer almıştır.
Maliye Bakanlığının Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No:1)’de bu konudaki usul ve esaslar belirlenmiştir.
Yabancıların Vakıf Kurması
Yabancılar Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. Ancak yeni vakıfların yönetim organlarında görev alanların çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması gerekir.
Yabancı Vakıfların Türkiye’de Şube Açması
Yabancı vakıfların Türkiye’de şube açması Dernek Kanunu ve Dernekler Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu konudaki başvurunun İçişleri Bakanlığına yapılması gerekmektedir.
Vakfın Şube ve Temsilcilik Açması
Yeni vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube veya temsilcilik açabilirler. Bu vakıflar, yetkili organlarınca alınacak kararı müteakip şube ve temsilciliği açmadan önce Vakıflar Yönetmeliği Ek-1’deki beyannameyi vakıf merkezinin bulunduğu bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar. Vakıf tarafından şube veya temsilciliğin kapatılması durumunda da 30 gün içinde aynı usulle bölge müdürlüğüne beyanda bulunulur.
Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.
Şube ve temsilciliklerin vakfı temsili ve çalışma usulleri
(1) Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.
(2) Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir.
(3) Şube ve temsilcilikler;
a) Vakfın amacına katkı sağlamak üzere vakıf senedine ve mevzuata uygun faaliyette bulunurlar.
b) Genel Müdürlük ile yazışmalarını merkezleri aracılığıyla yaparlar.
Vakıfların Yönetimi
Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur. Yöneticilerin çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.
Bu vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde vakıf senedindeki hükümlere göre eksiklik tamamlanır. Vakıf senedinde hüküm bulunmaması halinde; öncelikle senet değişikliği yapılmak suretiyle eksiklik giderilir. Ancak;
Vakıf senedi değişikliğine yetkili organında eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın karar yeter sayısı gözetilmeden aldığı karar,
Vakıf senedi değişikliğine yetkili organın bulunmaması veya hiçbir üyesinin kalmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı,
İcraya yetkili organdaki eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde ise karar yeter sayısı gözetilmeden alınan karar,
İle mahkemeye başvurulur. Mahkemece, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak organlardaki eksiklik tamamlanır.
Mahkeme kararını müteakip, organlardaki eksilmelerin tamamlanması hususunda gerekli senet değişikliği yapılır.
İdare Şeklinin Değiştirilmesi
Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlüğün istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında, vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişikliklerin vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen organın kararı üzerine, Genel Müdürlüğün yazılı düşüncesi alındıktan sonra mahkeme tarafından kararlaştırılır.
Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan vakıflardan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi hükümlerine tabi olanların vakıf senetlerinde yapılacak değişiklik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uygun görüşünden sonra, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak yerleşim yeri mahkemesi tarafından kararlaştırılır.
Adres ve Vakıf Yöneticilerinin Değişikliği
Senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde yapılacak adres değişikliğinin değişiklik tarihinden itibaren; yönetim organına seçilenlerin isimleri ile tebligata esas adreslerinin ise seçim tarihinden itibaren 15 gün içinde ilgili bölge müdürlüğüne bildirilmesi gerekir.
Vakıf Varlıklarının Değerlendirilmesi
Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler, paralarını Türkiye’de kurulu bankalara yatırırlar.
Vakıfların Denetimi
Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını Vakıflar Yönetmeliğinin Ek-7’deki forma uygun olarak düzenleyerek rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.
Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.
Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca vakıfların;
a) Vakfiye ve vakıf senedinde yazılı amaç doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadıkları,
b) Yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmedikleri,
c) Mallarını ve gelirlerini vakfiye, 1936 beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanıp kullanmadıkları,
ç) Vakıf iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri,
Denetlenir.
Şube ve Temsilciliklerin Denetimi
Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.
Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir.
İç denetimin amacı
İç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.
İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur.
İç denetimin kapsamı
Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır.
İç denetim faaliyeti;
Vakfın vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde yazılı şartlara ve yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği,
Vakfın mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde belirtilen şartlara uygun bir şekilde etkin ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı,
İşletme ve iştiraklere sahip olan vakıflarda bu işletme ve iştiraklerin sınai, iktisadi ve ticari esas ve gereklere uygun tarzda idare edilip edilmedikleri, rasyonel bir şekilde işletilip işletilmedikleri,
Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı,
Hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Röportajda kısa adı İMAG olan İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.
Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Kaptan Yılmaz, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz : Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.
Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Olguları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Sorunlara, sistemlere, yöneten öznelere, soyut ve anakronik yaklaşmayı sevmiyoruz. Kişileri kendi dönemleri ve o dönemin koşullarına göre değerlendirmek gerekir. Bu sebeple baroda örnek alacağımız bir başkan ve önderimiz yok, aslında buna gerek de yok.
Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz: İstanbul Barosu’nun, Avukatların mesleki ihtiyaçları ile ilgili kayıt ve yönetim, stajyer eğitimi, UYAP yönetimi, CMK takibi, adli yardım düzenlemeleri, cezalandırma ve takibi gibi çok sayıda görevi var. Staj eğitimi mesleğe yeni giren arkadaşlarımız için aslında yönetimin en büyük kozu. Bu konuda kötü olduklarını söyleyemeyiz. Üniversite eğitimi sonrası mesleğe ilk adım önemli. Ancak mevcut yönetimin, İstanbul Barosunun gücü göz önüne alındığında mesleki ve hukuki konularda yetersiz kaldığını düşünüyoruz.
Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?
Avukat Kaptan Yılmaz. Eski dinamizmini kaybeden yönetimlerin kaderi mevcut durumu (status quo) korumaktır. Örneğin, 2010 sonrası birbirini izleyerek gelen aynı Yönetim, politik müdahalelere gereken tepkiyi hukuk adına gösteremedi. Kendilerine düşünce olarak çok yakın avukatların tutuklanmaları ve cezalandırılmaları da buna dahildir. Görüş önemli değil, sadece düşünce ve örgüt modellerinden dolayı insanlar tutuklandı. Bu işin düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili kısmı. Tabii ki evinde silahla yakalanmış, suça karışmış avukatların eylemlerine sahip çıkılamaz. Ancak koşullarının insan hakları çerçevesinde ve meslek adına gözlenmesi gerektiği halde bu konuda çok ciddi bir çaba gösterildiği düşüncesinde değiliz. Kendini koruma amacı taşıdığını düşünüyoruz. 40.000’i aşmış bir baronun bu tür günlük hesapları olamaz, olmamalı.
Disiplin ve denetim kurullarında istemli bir karışıklık yaşandı. Gri bir alanda yaşıyoruz. Disiplin ve Yönetim kurulunun önüne gelen yakınma dosyalarında, meslektaşlarını çağırarak gerektiğinde giderek durumu gözlemesi gerek. Görüyoruz ki, pek çok cezada onaylama söz konusu. Buna itiraz edecekler, hayır gözlerinin içine bakarak konuyu sordukları avukat yok denecek kadar azdır.
Özellikle yaşı geçkin meslektaşlara, yenilikler ve değişiklikler hakkında bilgi vermeleri gerekirdi. Mesleğin hafızası olan seçilmiş üstadlarımızla ilgili pek bir çalışma yapıldığını görmedik. ‘Yapamıyorsa, gitsin’ demek bu.
UYAP üzerinde Bakanlığı temsil yetkileri var. Bu sistem üzerinde çok ciddi üretkenlikleri olduğunu düşünmüyoruz. Hala kaşe-imza kullanıyorlar.
Avukat Kaptan Yılmaz: Yargı, yasama ve yürütmeden bağımsızdır. kuvvetler ayrılığı çok pahalı elde edilmiş bir tecrübeler bütünüdür. Bugün demokrasinin olmazsa olmaz kırmızı çizgisi aşılmaya başlandı. Bürokratik bir örgüt kuran başkanlık sistemi, hem yasamayı hem yargıyı zorluyor. Diyalektik için tez/antitez/sentez, iddia/savunma/yargıç olmalıdır. Avukat bunun iki tarafında var. Hukuk eğitimi almamış insanların kendi başlarına savunma yapmalarının, yasaları kullanmalarının zorluğunu düşünsenize. Avukat devletle insan arasında vazgeçilemez bir enstrüman. Ne kadar yetkin olursa o kadar yargılama verimliliği de artar. Hele Türkiye’nin son dönemi gibi, hafızasının üçte ikisini, yargıç-savcı kadrolarının yarısını kaybeden, paradigması kaymış bir ülkede, o hafızayı yerine koyacak yapıdır avukatlık. Avukatlar daha az kan kaybetti çünkü.
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Avukatın ait olduğu yer, meslek kuruluşudur Baro. Aslında kamu avukatlarının Baro’ya kayıt zorunluluğu da olmalı. Kuvvetler ayrılığı içerisinde Savcının kürsüden inerek karşımıza ve kolluğun başına geçmesi, lojmanının, çalışma alanlarının, servisinin ayrılması gerektiğini düşündüğümüz gibi, Baro’nun hem kendi içerisinde, hem meslektaşlar üzerinde hem de toplumla yargı arasındaki ilişkilerde daha kamusal görevler yerine getirmesi gerektiğini, başkanlık sisteminin bürokratik yapısından yararlanarak teknik konularda daha ciddi sonuçlar alabileceğini düşünüyoruz. Bu verimlilik hem devlet, hem millet adına daha olumlu sonuçlar verecektir.
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Önce cezaevi gerçeği ve düşünce özgürlüğü bizi ilgilendiriyor. Bugün uygulananların yarın farklı bir grup veya bize uygulanmayacağının garantisi yok. 1980’ı birebir yaşamış veya yaşamışların yanında yetişen hukukçularız. 1980 darbesi, Marksist- Ülkücü ayrımı yapmadı. Aynı işkence, aynı cezaevi koşuları, aynı idam, aynı yaş büyütmeleri yaşadılar. Bu 1944 de de böyle. Erdal Eren’in yaş değişikliğini görenin Recep Küçükizsiz’in Savcı talimatı üzerine karar vererek yaş büyütmeyi de görmesi lazım. Bu nedenle bizim tepkilerimiz toplum tarafından pek anlaşılamıyor. Herkes kendi acısını yaşamamalı. Bu işin üzerine gitmek zorundayız. İyi incelenmeli. Bu kanayan bir yara, toplumsal barışın sistemi yıkmadan sağlanması lazım.
Disiplin bizi yakından ilgilendiriyor. Önce meslektaşımızı dinleyeceğiz. Karar, kanıtlar ve akıl üzerine kurulacak
Şeffaflık şart
Bilgiye erişim konusunda ciddi sıkıntılar var. Kamusal bilgide telif olmaz. Bazı liberal yapıların korunması adına bilginin profesyonel erişiminde sorunlar yaşanıyor.
Meslektaşlarımızın verimliliğin artması adına, bir zabıt katibinden daha fazla kamusal bilgiye erişim imkanı verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Avukatların sistem yerine e-devlet üzerinden UYAP girişi kullanmaları oldukça ciddi sorun yaratıyor.
Harçların ödenmesinde ya barokart ya Vakıfbank tekelleri var. Bize göre bu suni yönlendirme düzelmeli.
HMK 149’un yürürlüğe girmesi ve hukuk duruşmalarına uzaktan erişimle duruşma sağlanması seçeneği kullanılmalı.
SEGBİS’le ifade sadece sanığın onayına bağlı olmalı. Sanığın vücut dilini okumadan ceza verilmesi adil değil.
Post-mortem dosya incelemesi getirmek istiyoruz. Kapanan dosyaların tarihe karışmadığını herkes görmeli. Buna insan hakları Mahkemesi yargılamaları da dahil.
Daha fazla özele girmek istemiyoruz. Ama dinamik bir baro kurulacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Öncelikle Avukatlık Kanunu ayıklanarak değişmeli. Avukatlık ortaklığı ciddi ve modern bir yapıya kavuşturulmalı.
Hukukun üstünlüğü önünde engel hale gelen yasalar, özellikle olağanüstü hak koşullarındaki yasalar ve KHK lerin ayıklanması gerekiyor.
Hakimler ve Savcılar Kurulunun politik etkileri kaldırılarak meslekten gelenler tarafından seçilmesi ve mutlak özerkliğe kavuşturulması gerektiği düşüncesindeyiz.
Yargılamada kullanılan ana hukuki düzenlemelerin muhakkak, adli ve idari yargının görüşü alınarak çıkartılması gerektiği düşüncesindeyiz.
Biz mesleğin içinden geliyoruz. Sorun çıkartan alanların sayısı yüzlerle, binlerle ölçülür. Yüksek katılımla sorun çözülmezse, toplumsal karşılık bulmaz. Bunun için sadece meslektaşlara değil, ilişkide olan her yapıya ve özneye ulaşmak lazım.
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Sadece Yönetim Kurulu ile hizmet verilmesi imkansızdır. Gönüllü meslektaşlarımızın katılımı ile konu odaklı merkezlerin desteklenmesi, daha fazla işlev yüklenmesi gerekir. Baronun toplumda yeteri kadar karşılık bulduğunu düşünmüyoruz. Bu Baro olarak bizim hatamız. Erki eylem vücuda getirir. Doğada etki tepki kuralı geçerlidir. Duyarlılığımızın olduğu noktalara odaklanarak avukatların gücünü aktarmak gerekir düşüncesindeyiz.
Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?
Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır. Mali, politik, hukuki pek çok şeyi bilmiyoruz.
Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?
Avukat Kaptan Yılmaz: 40.000 kişinin aktif olarak katılımını sağlamak bütün renklerin kabulü ile olur. Toplumun tümü bizi ilgilendiriyor, biz Türk milliyetçisiyiz. Bu ülkenin insanları ve hakları için gerekirse biz savaşırız. Milliyetçilik dediğiniz şey ülkenin dokusunu ve kültürünü korumak için çalışmaktan geçer. Değişim ve gelişim kendinizden başlar. Düşünce özgürlüğü kadar önemli bir şey yoktur. Pasif/aktif agresifliğin önü düşünce özgürlüğü ile kapatılır. Ülkemizde demokratik haklar ile baskın hak savunuculuğu birbirine karışıyor. Bunu iktidar kadar muhalefetin de uygulaması gerek. Sürecin devamı herkesin katılımıdır. Öğreneceğimiz çok şey var, bilincindeyiz.
Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, bir seçimlik birliktelikler yaratıp, politik yapılanmalar üzerine çarşaf liste ile demokrasi olmaz. Buna bir de kazanılmış erki kullanmayı eklersek eşitsizlik gözler önündedir. 2016 seçimlerinde bir meslektaşımızın İstanbul Barosu başkanına, medyada ‘buraya hangi araçla geldiniz?’ sorusu anlamlıdır. Eşitlik sorununu yeterince göstermektedir.
Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?
Avukat Kaptan Yılmaz: Mesleği yaşamalı, kişisel hesapları olmayan bir ekiple birlikte hareket etmeli, sorunları kavramalı, herkesi dinleyip onları çalışmaya çekmeli, sabırlı olmalı ve görevi herkes için yerine getirmeli. Bir de zamanı gelince görevi devirin verimliliği artıracağını bilmesi gerek. Avukatlık süper güçlerin değil, meslekten gelen insanların yaptığı, hukuk paradigması içinde önemli yeri olan bir meslektir. Zaten öyle bir süper güç de göremiyoruz. Buna biz de dahiliz.
Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?
Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde gerçekten inişe geçti. Basılı eser konusunda ısrarı da doğru bulmuyoruz. Önemli olan sanal bir ağ, erişebilirlik ve kütüphanenin oluşması ve güncellenmesi, beslenmesi konusunda ciddi projelerimiz var.
Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?
Avukat Kaptan Yılmaz: Bu sorunun benzerini biraz önce cevaplandırdık.
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?
Avukat Kaptan Yılmaz: Bu soruyu sayıya bağlayarak cevaplamayı doğru bulmuyoruz. Önce hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı gelir. Taviz verilemez. İktidar/muhalefet, alim/cahil herkesin uyması gerek. İktidar veya muhalefet fark etmez politik olanın yargıdan elini çekmesi gerek. Avukatların yargı diyalektiği içerisindeki önemi herkes tarafından anlaşılmalı. Ekonomik müdahaleler bir hukuk politikası aracı olmamalı. Yasal reformlar ancak bunlardan sonra gelir.
Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Hukuk eğitiminde düşüşe yol açan sayısal arzın sorgulanması lazım. Sayı, niteliği de ciddi olumsuz etkiliyor. Avukatların iş alanlarının her geçen gün daha da azalması sorunu arttırıyor. Bunun sebebi sorun yargıya taşındıktan sonra avukatın sisteme dahil edilmesidir. Sistem, sorunların çoğalmasını önlemede yetersiz kalıyor. Oysa sorun ortaya çıkmadan, ilerde hukuki ihtilafa konu olabilecek işlemlerin avukatın katılımı suretiyle yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Adil dağıtım mümkün, planlamanın akılcı yürütülmesi de şart.
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?
Avukat Kaptan Yılmaz: Kimse kazanılmış haklara dokunamaz. Sınavdan önce mesleki eğitimin epistemolojisini tartışmak lazım.
Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?
Avukat Kaptan Yılmaz: İyiyi tasarlayın, anlatın, herkes katılır. Arkadaşlarımızın doğruluğuna inandığımız her eyleminin yanında, yanlışın her zaman karşısındayız. Paradigma kolay elde edilen bir şey değildir. Saygılı olmak lazım. Bu kural en yukarıdan en aşağıya herkes için geçerlidir.
Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?
Avukat Kaptan Yılmaz: Biz uyguluyorsak biz yazacağız. Gücümüz, toplumdaki yerimiz ve tüm karşılığımızla birlikte. Başkanlık sisteminin getirdiği bürokratik yapı karşısında mantıkla ve bilgi ile başarısız olmanız mümkün değildir. Akılcı, tutarlı ve toplum yararına olmak koşulu ile önerilerin bizden çıkması lazım. Bugün mevcut yönetimle bu ilişki kopmuş durumda. Böyle yürümez.
Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Biz, sorumsuz termik santral yanında yer alıp insanlarımızın kanser olmasına onay veremeyiz. Suyun kirlenmesine onayımız yoktur. Tarım alanlarının imara açılması betona dönüşmesine izin veremeyiz. Enerji/doğa ikilisi içerisinde varoluşu seçeceğiz. İnsan, kültür ve dil konusunda da benzer düşüncelerdeyiz. Başörtüsü konusundaki özgürlüğümüz insanların yaşam biçimleri konusunda da geçerli. Ta ki topluma nesnel zarar verme noktasına gelmediği sürece. Çocuk, yaşlı engelli, kadın ayrımı yapmadan zayıflık noktasında adalet terazisinin kefesine bastıran parmak olmak gerek. İnsanımızın kendisini güvende hissetmesi için fedakarlık; kamu düzenini sağlayanlar ve hukukun enstrümanlarını kullananlardan başlar. Buna talibiz. Kimsenin kendisini zayıf ve korumasız hissetmesine izin veremeyiz.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde baro sorumluluğunu yerine getirmede çok kötü. İktidarla kavgayı kendi kabuklarına çekilerek çözmeye çalışıyorlar. Fikirlerine katılmasanız bile, avukatın karşılaştığı politik olan yargı baskısında yanında yer almamak hesabı verilebilir bir şey değildir. Bir büronun 17 avukatı tutuklanıyor, aylar sonra salınıyor, aynı gece tümü tekrar tutuklanıyor. Bu nedir? Bu politik olanın müdahalesidir. Aynı şey FGÖ suçlaması ile alınan avukatlar bakımında da söz konusu. Suçlu olan tabii ki tutuklanacak da, yargılanacak da, ceza da alacak. Ama ortadaki delillerin, kamuoyuna gösterilen iddiaların ciddi olması lazım. Masumiyet karinesi çok ciddi bedeller ödenilerek elde edilmiştir. İktidarların sürdürülebilirliği için bir enstrüman olarak kaldırılamaz. Bizde jüri sistemi yok. Ama jüri tüm toplumdur. Varsa açık açık delilleri ortaya koyacaksınız. Biz de diyeceğiz ki doğrudur, tutuklanması lazım. Başka görüntülerden hareketle insan tutuklanmaz, hukuk butiktir. Katalog suç diye bir şey olmaz. Baro da buna sessiz kalamaz.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Özellikle gençlerin durumu ekonomik olarak kötü, sayı yüksek, iş imkanı az. Gri alanlarda yaşıyoruz, sorunlu insanlarla çalışıyoruz. Avukatların bir bölümü biraz da etiket kullanarak hakim ve savcı boşluğunu doldurmaya yönlendirildi. Yargısal kamu kaynakları yine belirli bir kesime yönlendiriliyor iddiası söylentiden öte bir gerçeklik. Kayyumluklar, varlık yönetimleri gibi yerlerde iktidara yakın görüşteki avukatlar yer alıyor. Buna karşlılık CMK ve arabuluculuk gibi toplumsal avukatlık emeği yoğun olmasına rağmen düşük gelirli. Staj dönemlerinde arkadaşlarımızın sıkıntılarını görüyoruz. Çözülmesi için yargıda ek mali kaynaklar üretilmeli. Harçlardan hangi taraf vekili olduğuna bakılmaksızın avukatlara belli oranda pay verilmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Vergi, sosyal güvenlik ve mali mesleki sorumluluk çözülmeden avukatın rahat etmesi kolay değil.
Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?
Avukat Kaptan Yılmaz: Doğru bir iş. Paradigmanın mali yansıması, ama ekonomik düzeyi düşük semtlerde müvekkilin masraf verme ve avukata ödeme yapabilme sorunları var. Bu nedenle üzerinde çalışılarak ücreti kademelendirmek gerekebilir. HMK 329 dan başlamak üzere kötü niyetli tarafa karşı yargı kararının işletilmesinde de temel alınabilir.
Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Bu paralel soru üçüncü defa önümüzde, daha önce cevaplandırdık.
Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz Önce meslek gelir, kendi görüşünüz dışındakileri de temsil ediyorsanız, kendi düşüncenizin herkese egemen olmasını bekleyemezsiniz. Bunun için Baro yönetilmez. Baro yönetimindeki politik muhalefetin de, ona talip olan politik iktidardaki muhalefetin de hatası burada. Baroya Yönetim oluşturuyoruz, ülkenin yönetimi zaten var.
Hukukbook: Avukatlar için, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri verilmesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Bununla ilgili projeleriniz var mı?
Avukat Kaptan Yılmaz: Sayısal dünya önünü açtı. Kamusal noktaya gelmiş bilgide telif konusu tartışılmalı. İnteraktif uygulamalarla bu konuda diğer yapılardan çok daha önde düşüncelere sahip olduğumuzun bilincindeyiz.
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?
Avukat Kaptan Yılmaz: Nitelik yükseltmeye epistemolojiden başlanır, matematik, mantık, felsefesi olmayan hukuk eğitimi olmaz. Yüzdelik dilimlerin ve sayının programlanması lazım. Adaleti, seçilmiş nitelikli insanlarınıza, ciddi bir hukuk eğitimi vererek sağlarsınız. Eğitim döneminde stajın başlaması şart.
Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, hukuk eğitimi sırasında bu işin başlaması lazım. Bunun eğitime katkısı da olacaktır. Hukuk, çok geniş bir alan düzenlemesi yapıyor. Herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil. Gençlerin her yapıda geçerli hukuk algoritmasını kavraması gerek. Bu süreç zamana yayılmalı ve eğitimle beraber yürümeli. Stajyer avukatların prekarya konumundan kurtarılması şart.
Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Arabuluculuk ve uzlaşma düzenlemelerinin yasal hale gelmesi biraz da ekonomik nedenlerden hareket ederek avukatların bu işi layıkı ile gerçekleştirmemesinden zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Varlığında zarar görmüyoruz. Ama sistemin işleyişinde çok ciddi sorunlar var. Düzeltilirse bürokratik bir aşama olmaktan çıkar yargıdaki baskıyı azaltan daha yararlı bir enstrüman olur, aslında her avukat doğal bir arabulucudur.
Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?
Avukat Kaptan Yılmaz: Politik görüşlerin, mesleki düşüncelerin önüne geçmesini tasvip etmiyoruz. Bu konuda TBB için konumunun hakkını veren bir toparlayıcılık içinde olduğunu söyleyemeyiz. İktidarın ve ana muhalefetin TBB üzerinde bir takım hesaplarının olması bizi her zaman rahatsız etmiştir. Oysa yapılan işlerle ve mesleğe hizmetle anılmak lazım. Politik olmadan da muhalefet yapılabilir ve çok daha tutarlı olur. Sorunların dinlenmediği bir ülkede yaşıyoruz. TBB de bundan ayrık bir çaba göstermiyor. Yönetimden disipline kadar İstanbul Barosunda kurmayı düşündüğümüz aktif modeli Ankara’ya da taşımak niyetindeyiz.
Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı?
1992 yılında Ülkücü Avukatlar listesini çıkartan yaşça büyüklerimizle beraber 2014 seçimlerinde ilk seçime girdik. Daha önce de vardık. Gelişerek büyüdük. Bundan sonra da olacağız. Seçimler arasında faaliyetimiz olmasa bu kadar kolay örgütlenemeyiz. Gençlere ayrı bir önem veriyoruz.
Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grububaşkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu?
Avukat Kaptan Yılmaz: Bu konuda bizden daha demokratik bir yapı olmadığında iddialıyız. Başvuru ve Önseçimle aday belirledik. Başkanlığa diğer grupların yükledikleri anlamı yüklemiyoruz. Bir önceki seçimdeki başkanımız delegasyon dışında hiç bir yerde olmamasına rağmen kendisi de en az bizim kadar çalışıyor. Buna yaşça bizden büyük çok meslektaşımız dahildir. Kimsenin kişisel bir beklentisi yoktur. Toplumcuyuz. Delegasyon yüksek katılımlı bir seçim heyeti ile belirlendi. Bütün listeleri hazır olan ilk grubuz.
Finansman sıkıntımız yok, üst sınır belli, bu üst sınırı aşmamak koşulu ile avukat olan herkes katılabilir. Öyle de oldu.
Kurultay her zaman yürür, kendi başımıza iş yapmayız. İstişare çok açık. Seçim çalışmalarında diğer grupların üyelerinin katılma ve bilgi almalarına (ses kaydı dahil) ses çıkarmıyoruz. Avukatız, her şey aleni, saklayacak hiçbir şeyimiz yoksa da yapacak çok şeyimiz var.
Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınanlar var mı?
Avukat Kaptan Yılmaz: Milli duyarlılığı olan, olmayan her hukukçuya açığız. Bizim bir konudaki düşüncemize sempati ile bakan kişiler de gelebilir. Biz kimsenin hakimi veya hadimi değiliz. Çıkışta ‘efendileri olmadı’ tabirini kullanmamız sebepsiz değil. Tanınmaları önemli değil. Sıfat değil fiili esas alırız.
Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?
Avukat Kaptan Yılmaz: Biz avukatız, arkadaşlarımız eşittir. Bizim olmayan bir yapıyı seçmeleri için istişare bile etmeye gerek duymayız. Herkes dilediği yere oy verebilir.
Hukukbook: Görüşlerinizi Hukuk Ansiklopedisi okurları ile paylaştığınız için teşekkür ederiz.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj
İstanbul Barosu seçimlerinde bireysel olarak baro başkanlığına adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.
Avukat Çiğdem Koç Bursa Barosunda
Hukukbook: Sayın Çiğdem Koç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?
Avukat Çiğdem Koç : Uzun zamandır devam eden bir mesleki rahatsızlık halinin en şiddetli nöbeti esnasında diyebiliriz. Demokrat Yargı Eş Başkanı-Yargıç Orhan Gazi Ertekin’in, ”Yargı Meselesi Hallolundu” kitabında şöyle bir cümle var;” Kesin olarak kaybedeceğini bilerek büyük güçler karşısında durmak,bir tür direnme hakkı alanı yaratmaktır. Bir korsan gösteri düzenlemektir.” Benim “Adayım ben de” diyerek ortaya çıkmam, aslında burada anlatılan “direnme alanı/isyan alanı” yaratmak kaygısıdır aslında. Korsan gösteri düzenliyorum ve bunu bir avukat olarak en doğal hakkımı kullanarak yapıyorum.
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?
Avukat Çiğdem Koç: Soru kısa,ama cevabı çok uzun aslında… Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.
Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?
Avukat Çiğdem Koç: İsimler üzerinden gidersek, tek bir bir isim vermeyi doğru bulmam açıkçası. Her başkan, kendi döneminin koşulları, düşünce biçimi ve kapasitesi oranında elinden geleni yapmıştır. Niyet sorgulamayı çok doğru bulmadığımdan hiçbirinin niyetini sorgulamam; o nedenle bu kadarla yetineyim.
Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?
Avukat Çiğdem Koç: Vardır elbette yaptıkları bir çok şey, ama az önce söylediğim gibi, bu düzenin bir parçası olarak yapılanlar ya da aslında kim olursa olsun zaten yapılacak olanlar çok fazla bir hareket alanı yaratmıyor. Fark yok, mesele orada. Yoksa, gayet de iyi niyetli olduklarından kuşkum yok, niyet sorgulamak mesleki bir nezaketsizliktir.
Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?
Avukat Çiğdem Koç: Aslında söyledim kendimce meselenin özünü. Ama ille de net örnekler isterseniz; tutuklu avukatlarla ilgili, toplumsal olay ve davalarla ilgili tavırlarını işlevsiz buluyorum. Hatta, galiba bir tavırları da yok. Yani, bir gün duruşmaya gelip, ”ben geldim” demekle görevlerini yerine getirmiş olmuyorlar. Mesela, Kemal Uçar’ın duruşmasında yoktular, Lale Beşe tutuklandı, yoktular; cezaevi süreçlerinde yoklar. Selçuk Kozağaçlı ve HHB avukatları yeniden tutuklanırken işkence gördüler. Polis, cübbeleri üzerinde olan avukatları sürükleyerek çıkardı salondan, Selçuk avukatsız tutuklandı hatta, yoktular. Kim vardı? Hakkını teslim etmek isterim, Mahmut Tanal vardı. Ve biz sayı olarak çok azdık, direnmek mümkün değildi şiddete karşı.
Benim için çok önemli bir mesele; Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonraki süreçte yoklardı ve yoklar hala. İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi, çoktan ilgili başsavcının kapısına dayanmış ve sürekli bu dosyayı gündemde tutmaya çaba gösteren Diyarbakır Barosunun yanında saf tutmuş olmalıydı. Bakın, saydığım avukatların hepsi başka dünya görüşlerinden, başka başka geleneklerden; yani hepsine aynı mesafede kalarak, cübbesinden haksızlığa uğrayan herkese aynı tepkiyle siper olarak, bu pek bayılınan “siyasallaşmama” hikayesine de uydururlardı durumu. Ki bu arada, Irak’daki referandumu oldukça dert edindiler, ya da kendilerince uygun gördükleri bazı davaları çok sahiplendiler. O da tamam, ama madem öncelik avukatlar; o zaman ben haklıyım; ”Neredesiniz?” diye sormakta.
Avukat Çiğdem Koç, Bursa Barosu’nun, 3 Temmuz 1979 tarihinde öldürülen Av. Cengiz Göral anısına düzenlediği makale yarışmasında ikinci olmuştur.
Bir başka örnek; avukatın adliyede giremediği koridorlar var. Savcıyı geçin, kalemine bile ulaşamıyorsunuz. Yüzünü görmediğimiz, neye benzediğini bilmediğimiz savcılar ve o girilemeyen koridorların önünde “Savcı Bey, avukatlarla görüşmüyor” diyen görevliler var. Utanç vericidir bu durum, çok net söyleyeyim. Cezaevleri mesela, avukatın onuruyla oynanan bir arama sistemi var orada, hele ki kadın avukatlar için. Balensiz sütyen giymek zorunda değilim, her yerimi de elletmek zorunda değilim. Hele ki, hafta sonları kadın memurun olmaması gerekçesiyle, kapının önündeki kabinde soyunmam ve sütyenimi bir şeye sarıp, cihazdan geçirmem isteniyorsa bu da utanç vericidir ama utancı benim utancım değildir. Ben kadın avukatım, hafta sonu görüşe gidiyorum, memelerim var ve sütyen giyiyorum, veee “cezaevi sütyeni” gibi bir saçmalığın bana dayatılmasını kabul etmiyorum. Bakın, 15 Temmuz’dan sonra başlayan bir OHAL süreci yaşadık. Bu darbe dosyalarında savunma hakkı ve adil yargılanma için mücadele eden avukatlar duruşmalarda fiziksel saldırılara varan olaylar yaşadılar. Bizzat yaşadım ben en vahimlerini. Her yerde “adalet” söylemlerini eksik etmeyenler, ”mesleki dayanışma” nutukları atanlar, konu biraz sıkıntılı olunca yok oldular. Yoktu barolar, avukat hakları merkezleri… Baro,buralarda benim yanımda olmayacaksa, zaten yok demektir. Senede bir dağıtılan ve pek de özelliği olmayan bir ajanda var sadece, şahsen kullanmadığım… Dediğim gibi, cevabı uzun ve aslında herkesin bir kıyısından yaşadığı, ama çoğu avukatın umudunu kestiği için barolardan dile getiremediği bir çok şeyi içeren bir soru bu aslında, cevabı da kendi içinde bir soru yani.
Avukat Çiğdem Koç: Bir gün yazmıştım “avukat” sözcüğünün benim için ne anlama geldiğini. Ondan daha iyi bir yanıt veremem galiba. O yazıyı yazarken düşünmemişim, dertleşmişim aslında yazmak eylemini aracı kılarak… Şimdi siz sorunca, yani düşünmem gerekince o kadar da kolay tanımlayamayacağımı anladım. Avukat sözcüğünün ve dolayısıyla mesleğin tanımı ve ona yüklediğiniz anlam zamana göre değişiyor. Şu koşullarda, o kayanın yeniden yuvarlanacağını bile bile her defasında tepeye taşımaktan artık zevk almaya başlayan bir Sisifos diyebilirim mesela. Ya da,her gün bir kez ölüp, yine her gün bir kez dirilen Prometheus… Ama sonuçta, her gün yeniden sınanan bir inancın mücadelesi. Bir başka açıyla da, bütün bu kahramanların ortak noktası; bir inancın cezalandırılması halinin artık zevke ve bir başka kutsal davaya evrilip, cezalandıranı bıktıran bir ceza hali olması. Şahsen kendimi Wonderwoman gibi hissettiğim zamanlar olduğunu da gizlice itiraf edeyim. Böyle bir şey avukatlık benim için. Ama her koşulda, haksızlıkla mücadele etmek konusunda silahlanmış olduğumu hissediyorum. Romantik bir yaklaşım mı? Evet. Ama unutmayın,dünyayı romantikler değiştirmiştir.
Selçuk Kozağaçlı ile
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?
Avukat Çiğdem Koç: Şu anki baro, pek benim keyifle anlatmak isteyeceğim bir şey değildir; o kesin. Ama, fikir anlamında baro çok önemli bir güç dengesi merkezidir. Örgütlü olmanın getirdiği gücü,güç dengelerinde ve bu dengelerinden biri olan yargı alanında bir merkez haline getirmektir bence baronun misyonu. Az önce bir vesile ile söyledim; bir karargah görevi görmelidir, yargı tartışmaları ve yargının tesisi adına yapılacak eylemsel müdahalelerde. Hak mücadelesi alanında tartışmasız taraf olmaktır. Ve baro, meslektaşlarımızla barışacak tabi ki, öncelikli derdimiz o. Avukatlar, kısmen haklı olarak baroya güvenmiyor, ilgilenmiyor ya da baro meselesiyle. Kısmen haksızlar, duyarlılık göstermekle değiştirebilirsiniz çünkü bazı şeyleri. Bu durum bir kısır döngü halini almış durumda. Avukat-Baro ilişkisini bir yerli dizi aşkı kıvamından kurtarmak lazım herhalde. Yani, asıl misyonunu da bu şekilde var edecek artık; meslek örgütü olacak ve bu temel üstüne kuracak az önce söylediğim her şeyi.
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?
Kanun ve yönetmelik değişikliğinden daha zor bir şey için “adayım” dedim ben; ”zihin değişikliği” için!
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?
Mevzuat değişikliği derken? “Bunu yaparım” diye garanti veren aday varsa bu ülke koşullarında, medeni cesareti yüzünden ona oy vereceğim!
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Avukat Çiğdem Koç: Komisyon ve merkezler elbette çok önemli. Klişeye düşmeden nasıl söyleyeyim bilemedim ama öyle yani. Hem toplumsal alana inebilmek hem de meslektaşları baroyla kaynaştırmak,kendilerini baronun bir parçası kabul etmelerini sağlamak açısından. Açıkçası, bugün İstanbul Barosu komisyon ve merkezlerine seçilen meslektaşlarımızı hangi kriterlere göre ve kimler tarafından atanıyor yada seçiliyor, bilmiyorum ve bu durumun şeffaf olmaması nedeniyle tepkiler geldiğinden de haberdarım. Öncelikle, bu seçimlerin ve yerleştirmelerin çok açıklıkla yapılması lazım. Ve elbette, hem baro bünyesindeki kurul ve komisyonlarda görev alacakların, hem TBB ‘deki komisyon ve kurullarda baroyu temsil edeceklerin ilgi alanlarında özveri göstermek adına, bu işin gönüllülük esasıyla yapıldığı dikkate alınarak belirlenmesi lazım. Aksi halde, bu iş de bir reklam ve oy yatırımı haline gelir. En basitinden, TBB delegelerini düşünün. Kaç İstanbul Barosu delegesi, geçtiğimiz dönem herhangi bir ilginçlik yaptı mesela? Delege,sadece genel kurulda oy veren bir sayı değildir ki. Böyle olursa birilerinin oy kasası olur. Bütün komisyonlarda, gerçekten özveri ile çalışan ve bir fark yaratmaya çalışan meslektaşlarım var, onları tenzih ederim. Ama ondan ötesi, işte o sanal gerçeklik hali.
Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?
Avukat Çiğdem Koç: Bilmem ki…
Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?
Avukat Çiğdem Koç: Çoğulcu yönetimden kastımız nedir, önce onu açmak gerekir. Ortada gerçek anlamda bir seçim var mı ki, bir de çoğulcu yönetimden bahsedelim. Zaten bence, bu çoğulculuk meselesi de artık pratik anlamda varlığını yitirmiş bir mesele. Bakın baro yönetimine aday grupların ön seçim meselesi yüzünden yaşadıklarına. Benim açımdan söylenecek çok şey yok yani bu anlamda. Önce baro kendini bulsun, gerçekten baro olsun; bunları o zaman konuşuruz belki. O da sıra gelirse.
Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?
Avukat Çiğdem Koç: Siz söyleyebilir misiniz? Demokrasi ve seçim nedir, bu arada onu da konuşmak lazım belki de. Yine Orhan Gazi Ertekin’e başvuracağım bu bahiste, bu arada kendisine çok borçlandım, telif anlamında. Ancak, yeri gelmişken bir şey söylemek isterim. Bizim bir hukuk entelektüeli çölünde yaşadığımız düşünülürse, Orhan Gazi Ertekin, işte bu çöldeki vahalardan biridir bence. Sadece kürsüde “yargıç” değildir, hukuk meselesine dair sözünün altını doldurmuş, ciddi anlamda üretmiş, benim her alanda çok başvurduğum, çok şey öğrendiğim ve hala öğrenmeye devam ettiğim bir hukuk insanıdır. Onun gibi meslektaşlarımızı ki sayıları dediğim gibi çok az; ciddi anlamda korumalıyız ve canına okuyana kadar da faydalanmalıyız. Bunu söylemek istedim. Bir yazısında “Hakim güçler kendilerini sadece seçtirirler. Ama seçilmezler. Seçmen seçmez, seçmene seçtirilir” diye yazmıştı.
Şu gelinen noktada, küçük küçük egemen odaklar, yani “hakim güçler” var baro seçimlerinde. Ciddi paralar harcanıyor; kokteyller, tanıtım toplantıları, afişler, görsel propaganda malzemeleri vesaire… Bu güç alanında aynı kurallarla oynamıyor ya da oynayamıyorsanız zaten ortada bir demokrasiden söz edilemez, seçilmeye aday olurken dahi bir eşitsizlik var demektir. Ayrıca, ön seçim süreçleri malum; bir gruba dahilseniz bile çok fazla söz hakkınız olduğu söylenemez. Ki bunu ben söylemiyorum,aynı grup içinden bu sebeplerle ayrılıp başka gruplar oluşturanların haklı serzenişleri bunlar. Siz, sadece oy verecekseniz, yani seçmenseniz; durumun getirdiği verilerle birisinin kendini seçtirmesine araç oluyorsunuz. Bu kadar aslında mesele.
Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım.
Avukat Çiğdem Koç: Haddim değil bu soruya yanıt vermek. Ama, artık bir kadın başkan iyi olur!
Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?
Avukat Çiğdem Koç: Çok ilgilenmiyorum desem yeridir. Çok ilgimi çekecek bir şey olduğunu da hatırlamıyorum açıkçası bu anlamda. Ama bu benim eksikliğim olarak geçsin kayıtlara. Emek verenlere haksızlık etmeyelim en azından. Baro demek, sadece başkan ve yönetim demek değil. Girişteki güvenliğe kadar her bir emekçinin hakkı var o baroda. Yayınla ilgilenen, internet sitesi ile ilgilenenlere haksızlık etmeyeyim.
Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki poziyonları daha güçlü olurdu?
Avukat Çiğdem Koç: Yukarıda söylediğimi söyleyecek ve bu sorudan kaçacağım direkt. Kişiler önemli değildir çünkü. Ayrıca, aynı sistemin sunduğu her şey aynıdır üç aşağı beş yukarı, buna kişiler de dahil. Ama, tekrar ediyorum; niyet sorgulamam.
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?
Avukat Çiğdem Koç: İşte bana bu soruyla gelin. Aslında hep söylüyorum, yazıyorum ve hatta kabak tadı bile vermiş olabilirim ve az önce de bir kaç kez değindim sanıyorum. Yargının ilk problemi var olmamasıdır. Adına yargı dediğimiz, ama aslında “hukuki devlet teşebbüsü” haline gelmiş bir adliye teşkilatı var sadece. Aradığımız şey adalet ise eğer, o şeyi buralarda bulamadığımız ortada. Yargı, bir erk; evet ama Althusser, Montesquieu’yü fena dövmüştür bu anlamda; çok bayıldığımız bir sloganın öznesi olan şey de değil. ”İktidardaki güçler dengesi” der ya Althusser; yargı aslında bir güç dengesidir, öyle bir pratiktir en azından. Selçuk olsa, buradan Pasukanis’e uzanırdı muhtemelen, ama ben Althusser’de kalmayı tercih ederim… Şimdi, konu konuyu açıyor; az önceki gibi madem yeri geldi; Selçuk Kozağaçlı’ya da bir selam göndermek isterim. Dostluğu ayrı, meslektaşı olmak ayrı gurur vericidir ve o içerideyken konuştuğumuz her şey bir anlamda boştur ya gerçi. Tıpkı, Tahir Başkan yoksa, insanlar daha çok acı çekiyorlardır bir yerlerde ve bir yerlerde faili meçhul olmak şimdi daha da yakındır herkese. Selçuk, bambaşka bir avukatlık pratiğini onuruyla yapan, bu mesleğin yüz akı bir avukattır. Onun özgürlüğü, hepimizin özgürlüğüdür.
Nerede kalmıştık, güçler dengesi! Bizdeki duruma bakın, zaten anlarsınız. Hepimizin, renkleri azıcık farklı cübbelerimizi giyip katıldığımız bir maskeli balo aslında günümüzde yargı dediğimiz şey. Önce, bu ülkede yargı/sızlık tarihini araştırmak, politik gerçekçilikten uzaklaşarak ucuz Machiavelli taklitlerini bir kenara bırakarak, bu meseleyi çözmek, eteğimizdeki taşları dökmek ve en önemlisi de hesaplaşmak zorundayız. Hadi, elimizdeki kadarıyla yargıdan ve sorunlarından bahsedelim.
Hukukbook: Hangi sorunlardan bahsediyorsunuz?
Avukat Çiğdem Koç: Yargı fazlasıyla erkek mesela; ruhu da, dili de erkek. Yargının ciddi ciddi bir kadın hareketine, toplumsal cinsiyet farkındalığına ihtiyacı var. Kendi içinde cinsiyetçi bir yargıdan, toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında adalet beklemek herhalde saflık olur.
Ve siyasallaşmamak! Doğru duydunuz; bence yargının sorunu siyasallaşmamak. ”Yargı siyasallaştı” söylemi, aslında “yargı iktidarın emrine girdi” anlamında kullanılıyor sanırım ve umarım. Çünkü, yargının siyasallaşması değil,siyasallaşmaması bu sonucu yaratır. Kendi içinde politik bir bilinç, politik bir örgütlenme ve buna bağlı bir kamuoyu denetlenmesine açıklık hali yaratamayan yargı çok tehlikelidir; çünkü kimliksiz ve öz güvensizdir ve her gelen iktidarın rüzgarına kapılıp gider. Giderek siyasallaşsan ve örgütlenen, kendini kamunun denetimine açan, şeffaflaşan ve bu nedenle her tarafa eşit hareket olanağı tanıyan bir yargı, zaten giderek bu siyasallaşma meselesinden uzaklaşacaktır; çünkü bu anlamda bir mücadeleye gerek kalmayacaktır. Aksi halde, her gelen iktidar kendi gücünü yargı üstünde sağlama almaya kalkar ve yargı siyasallaşmasın derken siyaset hukuksallaşır ve makus kaderimiz kendini yeniler durur.
Bir vesile ile yazmıştım; ABD’nin bazı güney eyaletlerinde, silahı göstermeden taşımak suç; görecek insanlar sizde silah olduğunu ve ona göre davranacak. Yani, yargıda mesele şeffaf olmak, benzetmeye uyarlarsak konuyu. Ben ateistim ve yargılanıyorum diyelim ya da vekil sıfatı ile oradayım. Kürsüde türbanlı bir hakim benim için netliktir. Peki ya peruk takıyorsa ve aslında türbanlıysa? Basitçe böyle anlatabilirim şeffaflık meselesini. Bu noktada güçlü yargı örgütlenmelerinin varlığı, yargıçların mesleki güvencelerini de bir standarda taşır. Yargının siyasallaşması meselesi üzerinde çok konuşulacak bir konu ve konuşulmalı da. Doğru anlaşılması için bu gerekli en azından.
Sadece yargının değil, toplumun en büyük sorunu da iki yüzlülüktür nihayetinde. Ergenekon, Balyoz gibi davalardaki hukuksuzlukları, kumpasları konuşurken; KCK davasını, ÇHD davasını yok saymak, 15 Temmuz Darbe dosyalarındaki hukuksuzluklar hakkında, savunma hakkı ihlalleri hakkında sus pus olmak çok bariz iki yüzlülüktür mesela. Konu Kürtlerin yaşadığı insan hakkı ihlalleri olduğunda nerede bazıları? Tıpkı, Özgecan cinayetinde gösterilen dayanışmanın, pavyonda çalışan Nuran Dutlu ya da trans kadın Hande Kader cinayetlerinde gösterilmeyişi gibi.
Hukukbook: Sorumuz kurumsal sorunları içeriyordu.
Avukat Çiğdem Koç: İnsan haklarını, toplumsal cinsiyet haklarını ötekileştiremezsiniz. Kendinizden olmayanın uğradığı işkenceyi, haksızlığı, hukuksuzluğu yok sayamazsınız. Kendinizce “teröristler”, ”vatan hainleri” belirleyip, açıktan ya da susarak zulme ortak olamazsınız. O zaman zalimden farkınız kalmaz, hatta zalim açık açık yaptığı ve aslında kendisine uygun davrandığı için sizden daha haklıdır. Bütün bu ötekileştirmelerde bir biçimde rol alıp sonra “adalet, hukuk devleti bilmem ne derseniz, iki yüzlü ve sahtesiniz demektir. Düşman ceza hukukunu uygulayandan çok daha suçludur buna susarak ortak olan. Artık her hücremize sinmiş sahtelikten, iki yüzlülükten kurtulmadıkça, adalet diye salya sümük ağlayıp durur herkes.
Hakim ve savcıların özlük haklarına dair, hayatlarına, ailelerinin hayatlarına dair hatta kararların Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde sallandığı, hiç bir güvencelerinin olmadığı, avukatların çoğunun ofis kiralarını ödeyemediği, alenen geçinemediği ama bir avukat tekelinin, sermayenin başında oturduğu ve bunun yokmuş gibi davranıldığı akademisyenlerin ya soruşturulduğu,yargılandığı ya da istifa etmek zorunda bırakıldığı bir ortamda yargının sorunlarının neresinden tutalım acaba?
Şimdi,”kurumsal olarak sorunlarını sormuştuk” diyebilirsiniz, ama bunları halletmedikçe, en azından tartışmadıkça meseleyi kurumsal olarak ele almak, mevcut düzenin devamını meşrulaştırmaktan başka işe yaramaz. Yoksa, HSK’dan başlarsınız, dilediğiniz yere kadar gidersiniz. Fakat, ne kadar gerçekçi olur, ne işe yarar? Ne kadar bilgili ve ilgili olduğumu göstermek için anlatayım uzun uzun, benim ne işime yarar? Koskoca bir toplum sahte kavramlarla gelecek çoğaltmaya, demokrasi çoğaltmaya, adalet çoğaltmaya çalışıyoruz. Olmaz, hiç olmadı. Bu güne gelene kadar yaşadıklarımız da bunu bize anlatmıyorsa ne anlatır onu bilmiyorum. Bilen buyursun anlatsın.
Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?
Avukat Çiğdem Koç: Avukat sayısı fazla değil, hukuk fakültesi mezunu olup ruhsat alan sayısı fazla. Çünkü, öyle bir noktaya geldik ki her ruhsatı olan avukat değil maalesef. Bu konuda, aklı başında her avukat gibi düşünüyorum, enteresan bir yanıtım yok. Hukuk Fakültelerinin sayısı azalacak, eğitim kalitesi düzelecek ve avukatlık sınavı yapılacak. Burada önemli bir husus var yalnız, avukatlık sınavını Adalet Bakanlığı yapmayacak. Konuyla direkt ilgisini kurabiliriz diye düşünüyorum; avukatlık kalitesini arttırmanın bir yolu da, avukatlık kültürü yaratmaktan geçiyor. Burada da Senih Özay’a selam gönderelim; onun gibi avukatlık yaşamlarını tarihe not düşerek ve çok farklı izler bırakarak bu mesleği yapan avukatlardan yararlanmak lazım. Geçmişimizi, avukatlığın dönüm noktalarını, toplumsal ve tarihsel süreçlerde yaşananları öğrenmek, değerlendirmek lazım. Genç avukatları, stajyer avukatları bu deneyimlerin içinden geçirmek çok kıymetli. Duruşma salonlarında yargıçlara “Efendim” diye hitap etmeyen, kendi eşit konumundan taviz vermeyen, savunma yaparken “izin verirseniz” demeyen avukatlar lazım bize. Müvekkili ile arasındaki para ilişkisinde itibar ayarını yapmayı beceren avukatlar lazım. Evet, ruhsat çok ama avukat ne kadar var?
Tahir Elçi anmasında
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?
Avukat Çiğdem Koç: Benim her soruna dair etkin politika anlayışım; eğer eşit bir uzlaşma olanağı yoksa direnişe geçmek şeklindedir. Kimseyi kandırmanın manası da yok, avukatlık sınavı siyasi bir iştir, yani buna siyaset karar verecektir. Bu gün, siyasi düzlemde etkin olabileceğini iddia edenler, eğer iktidara yakın değillerse yalan söylerler. Bu konuda, girişimde bulunmak, ilgili mercilerle belki bıktırana kadar görüşme olanakları yaratmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bir kamuoyu desteği sağlamak, eylem yapmak; tamam. Ama etkin olmak; onun nasıl olacağını, olabileceğini herkes biliyor sanırım.
Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?
Avukat Çiğdem Koç: Doğru zamanda,doğru yerde,doğru iş yapacaksınız.Çok basit yani.İş yapacaksınız,konuşmayacaksınız sadece .Ben bunu,”baro ile avukatların barışması gerekir”diyerek yazmıştım,baktım beni takip eden adaylardan biri aynı cümleyi kullanmış,sevindim açıkçası.En azından durumun farkında demek ki.Baro ile avukatı barıştırmanın yolu da karşılıklı güven tesisinden geçer.Cidden atla deve değil yani mesele.Bunun çözümünü bilmek için de ,koridorlarda avukatlık yapmak gerekir tabi.İşin çilesini çekmeyen baroculuk yaparsa sıkıntı büyük.
Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır ?
Avukat Çiğdem Koç: Bu sorunun şaka olduğunu düşünmek isterim. Ortada bir yasama organı kalmamışken hele. Bu topa girmeden, direkt taca atıyorum o nedenle…
Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?
Avukat Çiğdem Koç: Kadın hakları yetmez sadece, öncelikle onu söylemeliyim. Bu dünyada LGBTİ’ler var, onların da cinsel kimliklerini özgürce yaşamak, kadın ve erkekler kadar hakları. O nedenle, buna toplumsal cinsiyet hakları demeyi daha uygun buluyorum. Ama bu arada, kadın hakları bir biçimde gündeme gelirken, LGBTİ hakları neredeyse yok sayıldığı için de bu kavram içinde eritilmesini de aynı şekilde yanlış buluyorum. Buna bir denge getirmek gerek.
Aynı şekilde, hayvan haklarının da ayrı bir başlıkta ele alınması lazım. Bunun gibi, ırkçılık, nefret suçları, mülteci ve sığınmacı hakları, çocuk hakları; her birinin ayrı ayrı baronun sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Hem hukuki anlamda, hem de toplumsal görev olarak. Bununla ilgili, özellikle toplumsal cinsiyet meselesi ile ilgili çok önemsediğim bir projem var. Bunu detaylarıyla paylaşacağım; kim hayata geçirmek isterse onun emrine emeğim de dahil bütün projeyi sunacağım. Barolar, birer güç merkezleridir dedim ya hani; toplumsal alanda ne kadar etkin olurlarsa, bu güç o kadar toplumun yararına kullanılabilir. Hannah Arendt’in masa metaforunu düşünün; barolar o masanın başında çok önemli bir pozisyonda oturmalıdırlar. Sorunun sahibini, çözümün sahibi ile bir araya getirmek, bu noktada çözümün uygulanmasını takip etmek, eğitim çalışmaları düzenlemek, STK’lar, diğer meslek kuruluşları ve talep edenler arasında bir köprü olmak, koordinasyonu sağlamak ve bütün bunları yasal bir zeminin üstüne oturtmak baroların elbette sorumluluğudur ve aynı zamanda yetkisidir diye düşünüyorum.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?
Avukat Çiğdem Koç: Bunu aslında anlattım, çok da sıkmayalım Hukuk Ansiklopedisi okuyucularını tekrara düşerek. Baro başkanı ve yönetimi 7/24 o cübbeyi giymek için adaydır.O cübbeyi giymek demek de aslında ,öncelikle meslektaşlarının yanında durmak anlamına gelir, imgesel olarak söylüyorum.Tabi yargısal sorun kavramını doğru anlıyorsam.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?
Avukat Çiğdem Koç: Bu var ya, çok vahim bir mesele işte. Ama bundan önce başka bir şeyi konuşalım. Yine Orhan Gazi Ertekin’e atıf yapacağım; ”Hukuk bir endüstridir ve bu endüstri sermayesinin başına çökmüş bir avukat tekeli vardır.” der. Bu ciddi bir meseledir, ama bunu kimse konuşmaz nedense. Yüksek yargı ile sıkı fıkı ilişkileri olan, medya ile aynı şekilde ilişkileri olan, bir biçimde iş ve para kaynağının başında duran bir avukat tekelini masaya yatıralım mesela. Reklam yasağını delmenin bin çeşit yolunu bulanları konuşalım. Yoksa, diğer aday gruplarının ne güzel projeleri var.
Anonim Şirketlere avukat zorunluluğu var, tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu var. Nasıl hayata geçirebilecekler bilmiyorum ama çok güzel projeler bunlar, haklarını teslim etmek lazım. Ben onlardan daha akıllı ve organize değilim. Ama ben, önceliğin bu musluk nerede, suyu nereden geliyor ve musluğun başında kimler oturuyor kısmını ortaya atarak katkı sunabilirim bu tartışmaya. Ayrıca,toplumsal projelerin hayata geçirilmesi, hem yurt içinde hem de uluslararası proje ortaklıkları kurulması, işverenler, sendikalar, belediyeler ile işbirliği yapılması; hepsi avukatlara yeni iş kaynakları yaratacak çalışmalardır.
Avukat Çiğdem Koç meslektaşları ile Tahir Elçi anmasında
Bir yanıyla toplumsal sorunlara çözüm üretirken, bir yanıyla da meslektaşlarımızın kazanç sağlamasına ve bir de genç meslektaşlarımızın uzmanlık alanlarına yönelmesine yardımcı olur. Ama yine aynı şeyi söyleyeceğim, bazı konularda olmaz vaatler ya da iddialar ileri sürmenin anlamı yok. Genel siyaset ve genel anlamda ülkenin durumu direkt avukatlık mesleğine de yansıdığından bu sorunun çözümü de daha temel sorunların çözümüne bağlıdır. Güvenilir bir yargı kurmak için mücadele etmek ve bunun yollarını aramak gibi.
Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?
Avukat Çiğdem Koç: Bu uyum sağlanamaz bence. Hele ki ülkenin ekonomik koşulları düşünülürse. Bireysel takip yapamazsınız, yapsanız da işe yaramaz. Avukatlar zaten geçim sıkıntısının içinde boğulurken iş kaybetmeyi göze alamazlar, kimse de onlardan bunu bekleme hakkına sahip değildir. Bu kadar çok avukat varken piyasayı bir standarda bağlamak kanımca hayaldir. Bu arada,kendimizle de yüzleşelim madem. 15 Temmuz’un hemen ardından, avukatlar bir çok çekince ile sorgulara dahi girmezken, bazı yerlerde CMK kapatılmışken fahiş rakamlarla, cidden acımasız rakamlarla iş alan avukatlara söz söyleyen oldu mu? Ben duymadım. Sonrasında, rakamlar çok ama çok düşük noktalara çekilince, şimdi mi aklımıza gelecek asgari ücret tarifesi? Hayali şeyler bunlar bence.
Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz ?
Avukat Çiğdem Koç: Var elbette,olmaz mı? Bazı baro başkanlarımız gerçekten yürekli işler yapıyorlar. Üstelik hiç bir şahsi kazanç amacı gütmeden, hatta tam tersi, fedakarlıklar yaparak çalışıyorlar. İdeolojik kaygılara düşmeden haksızlıkla mücadele ediyorlar, kendi coğrafyalarının gerçekleri bazen onlara acımasızca ve cahilce saldırdığı halde. Hakları ödenmez yani. Tek tek isim saymaya kalksam,birini unuturum diye korkuyorum açıkçası. Ama gerek komisyon ve merkezlerin çalışmalarında onlara tanıdıkları olanaklar ve özgürlükler, gerek sadece kendi barolarında değil, ülkenin başka başka yerlerindeki meslektaşlarla gösterdikleri dayanışma, toplumsal olaylara dair duyarlılıkları çok kıymetlidir benim için. Büyük baro olmanın, kalabalık baro olmak demek olmadığını her defasında kanıtladılar. Okuyorlarsa kendilerini biliyorlardır dostlar.
Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Avukat Çiğdem Koç: Uzun uzun anlattım bu konuyu da. Baronun siyasete mesafeli durması fikrine inanmıyorum. İktidarlarla mesafesini koruması yeterli kanımca. Her türlü iktidarın, hukuku bir baskı aracı, bir sopa olarak görme eğilimin karşısında durması yeter demek daha doğru belki de. Yoksa, dediğim gibi; tam da siyasetin ortasındayız zaten.
Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuatlar karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ? Bununla ilgili projeleriniz var mı?
Avukat Çiğdem Koç: Bu soruya “hayır” diyen aday var mı? Sadece şunu söyleyeyim; her türlü zorunluluk canımı sıkar benim. Avukat olmuş kocaman insanlara meslek içi eğitimi zorunlu kılmak ayıp gelir. Elbette önemli bu eğitimler. Bu konuda TBB’nin çalışmaları var, onlarla ortak eğitimler zaten yapılıyor. Bunlar daha da arttırılabilir. Ayrıca,baroda eğitim merkezi farklı alanlarda uzman isimleri, daha da geniş bir alandan seçerek bu eğitimleri verebilir. Tabi, ben zaten bunun da ötesinde süreklilik arz eden, düzenli yapılan hukuk kurultayları öneriyorum. Bunun bir okul sisteminde olmasını da önemsiyorum. Bunu, yargı örgütleri ve akademisyenlerle ortaklaşarak ve sonucunda birer eylem planıyla bir sonrakine kadar uygulama alanları yaratarak yapmak gerektiğini düşünüyorum kesinlikle. Bu da bahsettiğiniz eğitimlerin daha sağlıklı olmasının yoludur zaten.
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?
Avukat Çiğdem Koç: Hukuk fakültelerinin bir çoğunun kapatılması konusunda bir ortak hareket başlatarak işe koyulabilir öncelikle baro. Bazı şeyler düzelmez,çöpe atmak en iyisidir.
Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?
Avukat Çiğdem Koç: İstanbul barosu özelinde bilmiyorum, yorum yapmam doğru olmaz açıkçası.
Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?
Avukat Çiğdem Koç: Bana arabuluculuk demeyin!
Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?
Avukat Çiğdem Koç: TBB bir çatı örgütü ve bir vesayet kurumu değil. İstanbul Barosu’nun kendine ait bir tüzel kişiliği var ve kendine dair bir yetki ve sorumluluk alanı var. Ben bu anlamda şunu önemsiyorum; TBB’nin kurul, merkez ve komisyonlarında İstanbul Barosu’nu temsil edeceklerin değişim yaratabilecek bir özgüvenle ve birikimle var olmaları önemli. Değişim yaratamayacaksak, oralarda olmamalıyız. TBB ile baronun ilişkilerinin sağlam olmasını da bütün saydığım her şeyin yanı sıra ve onlardan sonra önemli olduğunu düşünüyorum. Yani yargının tesis edilmesi ve bir güç merkezi haline gelmesi meselesinde, TBB ve İstanbul Barosu, bir ast-üst ilişkisi olmadığından, yetki ve sorumluluk alanları çakışmadığından sıkıntı çıkmamalı.
Hukukbook: Diğer adaylar gibi bir grubunuz yok. Adaylık süreciniz nasıl gelişti?
Avukat Çiğdem Koç: Aslında anlattım sürecin nasıl geliştiğini. Bir direniş alanı yaratmak, bir korsan gösteri düzenlemek bu adaylık. Sorunun parçasının, çözümün parçası olamayacağı gerçeğini anlatmak istedim diyelim. Bu düzenin devamına dair olup da düzenden şikayet etmeyi çok dürüst ve akılcı bulmuyorum. Bir grubum yok; çünkü benim gibi düşünen insanların örgütlenmekle ilgili bir sorunu var, öz eleştiri de yapalım. Ben “adayım” dedikten ve bununla ilgili açıklamalar paylaşmaya başladıktan sonra; “Evet,biz de böyle düşünüyoruz” diyenlerin hepsi oy verse, diğer adayların hiç şansı olmaz, onu söyleyeyim. Ama, bu örgütlenme eksikliği, aslında bir yılgınlık, yorgunluk ve umutsuzluktan kaynaklanan atalet hali. Ben, bu atalet halinin ayağa kalkmış ve “hey, biz de varız” diye sesini yükseltmeye çalışan,’ataletten bıkmış’larından biriyim sadece.
Belki, biraz da Lady Godiva ruhunda çare arıyorum; o ata çırılçıplak binmeyi ve bu sokağı baştan sona geçmeyi bir yüzleşmeye dair olmak gibi yorumlamayı tercih ediyorum. Çıplaklığını bir isyana, bir silaha dönüştüren, Femen’in kurucusu Oksana,”hepiniz sahtesiniz” yazıp ölmeyi tercih etmişti, ben onun kadar cesur değilim; kalmayı ve kalarak kendimce gördüğüm sahtelikleri yüksek sesle bağırmayı deneyebiliyorum. Çünkü, kalıplardan, ezberlerden ve sanki bu şekilde devam etmek bir kadermiş gibi kabullenmekten çok sıkıldım, bunu reddediyorum.
Avukat olmak benim için kendimi başka türlü var edemeyeceğim bir kavgaya sunmak anlamı taşıyor ve mesleğimi onurumla yapmak istiyorum. Haksızlık kavramı beni deli ediyor, çok öfkelendiriyor ve vicdanım her defasında, karşılaştığı her haksızlıkta daha fazla isyan ediyor ve ben vicdanımın sahip olduğum süper güç olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu noktada da, sözümü söylemek ve değiştirebileceğim bir şey varsa, en azından bunu denemek de görevim diye düşünüyorum. Sloganların sesi, gerçeğin sesini bastırıyor zannederek ancak kendimize masal anlatırız; var ol Althusser! Ben, en azından bireysel olarak bunu yapmamayı, yani kendime masal anlatmamayı ve bu mücadeleyi de alenen yapmayı tercih ediyorum; alenen ve iddia ederek!
Hukukbook: Yönetim Kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?
Avukat Çiğdem Koç: Bütün kurulları, yönetim kurulu da dahil genel kurulun takdirine bırakıyorum.
Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?
Avukat Çiğdem Koç: Hayatta söylemem… Seçimden sonra da hayat var malum!
Hukukbook: Baro seçimleri ile ilgili görüşlerinizi ve adaylık sürecinizi bizimle paylaştığınız için okurlarımız adına teşekkür ediyoruz. Seçimlerde başarılar dileriz.
Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yargı sistemi, hukuk ve adalet anlayışı, yargının sorunları, barolar ve hukuk eğitimi üzerine bir röportaj gerçekleştirilmiştir.
Hukukbook: Sayın Coşar, “Avukat” denildiğinde aklınıza neler geliyor? Bu mesleği uzun yıllar yapmış bir kişi olarak Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir? Avukatlık, bir hukuk savaşçılığı mıdır yoksa para kazanmak için yapılan bir meslek midir?
Publius Ovidius Naso
Vedat Ahsen Coşar: Elbette avukatlık para kazanmak için yapılan bir meslek değildir. Hukuk savaşcılığıdır. Avukatlık, bir onur mesleğidir, onurlu bir meslektir, bir güven ve cesaret mesleğidir. Bu bağlamda, kadim Yunan’da olduğu gibi, eski Roma’da da bu böyledir. Böyle olduğu içindir ki, kadim Yunan’da ve eski Roma’da avukatlar yaptıkları hizmetlerin karşılığında bir ücret almazlardı. Nitekim Romanın tanınmış avukatlarından ve şairlerinden olan Ovidius tarafından bu durum “Güzel kadınların güzelliklerini satmaları ne kadar utanç verici ise, bir avukatın yardımını satması da o kadar utanç vericidir” şeklinde ifade edilmiştir. Yine Roma Hukuku’ndaki “guato litis” yasağının, yani ücret alma ve ücret sözleşmesi yapma yasağının kaynağı “avukatın bağımsızlığı” ilkesinden çıkmıştır. Çünkü profesyonellik anlayışının daha henüz mevcut olmadığı o dönemin anlayışına göre, ücret alınması ve ücret sözleşmesi yapılması, avukatın, işini yapmayı üstlendiği kişi veya kişilere karşı bağlı ve bağımlı hale gelmesi ve dolayısıyla avukatın bağımsızlığını kaybetmesi olarak kabul ediliyordu. Bununla birlikte, Roma’da ve Cumhuriyet Döneminde yüksek görevlere giden yol avukatlık mesleğinden geçiyordu. Bu bağlamda, Çiçero konsül olduğu zaman avukattı. Aynı şekilde Roma Devleti’nin imparatorluğa dönüşmesinde en önemli pay sahibi olan Cesar da, kendisine imparatorluğa giden yolu açan konsül olmadan önce, Roma Barosu’nda kayıtlı olarak avukatlık yapıyordu.
Avukat Kelimesinin Kökeni
Esasen avukat sözcüğü Yunancada “üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan” anlamlarına gelen “AdcoCatus” sözcüğünden türetilmiştir. Ve hatta mitolojiye göre, savunma görevini ilk üstlenenler, Zeus’un kızları olan “Litai”lerdir. Bunlar “suç işleyenlerin kandırıldıklarını” savunmuşlar ve Zeus’tan onların bağışlanmasını talep etmişlerdir. O nedenle, avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri Litailer olarak kabul edilir. Kötü ruhlu, kışkırtıcı, günaha ve suça teşvik edici olduğu için Suç Tanrıçası olan Ate’nin kız kardeşleri olan Litai’ler, hem iyilerin savunucusu, hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyicisidirler. Litai’lerin, Ate’nin etrafında dönmelerinin nedeni ise, onların insanları suça ve günaha teşvik etmesine engel olmaktır. Çirkin görüntülerinin aksine yüce bir ruha sahip olan ve bu ruhla görev yapan Litai’ler, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmışlar, yani insanları suçtan ve cezadan uzak tutmaya çalışmışlar, bir suç işlediklerinde ise onları savunmuşlardır.
Üç Çarpıcı Örnek
Bu konuyla ilgili olarak üç örnek vereceğim. Birincisi 1924 yılında ABD Başkanlığı’na aday olan avukat John W.Davis’e ait. 16 Mart 1946’da New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada şunları söylüyor; “Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey vardır. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.”
Avukat John W. Davis
İkincisi George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald Rotunda Ronald’a ait. O da benzer şeyler söylüyor ve şöyle diyor; “Biz avukatlar, mühendisler gibi köprüler inşa etmeyiz; doktorlar gibi kemikleri onarmayız; mimarlar gibi bina tasarlamayız; ressamlar gibi resim yapmayız. Sadece insanların ellerinin bize dokunmasına imkan veririz. Eğer görevimizi profesyonelce, mesleğin onuruna uygun biçimde yaparsak, başka kişilerin yüklerini taşırız; insanları streslerinden kurtarırız; adaletin takipçisi oluruz; uygarlığın kaplaması olur ve onu daha da güçlendiririz.”
Prof. Dr. Ronald D. Rotunda
Üçüncüsü İslam Hukukunun büyük bilginlerinden olan İmam Şafi’ye ait. O da şunları söylüyor; “Bütün Kuran inmeseydi ve sadece –Vel Asr- suresi inseydi yeterdi.” Vel Asr suresinin anlamı şudur; Zamanın üzerine yemin ederim ki, bütün insanlar hüsran içindedir. Şu üçü hariç: Hakka inananlar, Hakkı tavsiye edenler, iyi, güzel, doğru şeyi yapanlar ve sabredenler.”
Avukat Hakikatin Temsilcisidir
Avukat olarak biz Davis’in, Ronald’ın, İmam Şafi’nin dediği şeyler yapıyoruz. Yani hakka inanıyoruz, iyiyi, güzeli, doğru olanı yapmaya, sabırla yapmaya çalışıyoruz. İnsanların sorunlarını çözüyor, yüklerini taşıyoruz. Toplumda barışın tesisine, huzurun, güvenin sağlanmasına katkı yapıyoruz. Hukukun tanıdığı ve koruduğu yetki olan hakkı savunuyoruz, hakkı temsil ediyoruz, Hakka ulaşmanın yolu ve aracı olan davaları mahkemelerin önüne biz getiriyor, adına karar denilen, içtihat denilen yargısal ürünlerin oluşmasını, bu yolla hukukun ilerlemesini, gelişmesini, hak sahibinin hakkı olanı elde etmesini, hakkına kavuşmasını biz sağlıyoruz. Yani aslında çok şey yapıyoruz, çok hayati şeyler yapıyoruz. En önemli olan şeyi, yani “bu dünyada yaşama ayrıcalığı elde etmek için ödediğimiz bir kira olan insana hizmet etmek” edimini yerine getiriyoruz.
Amerikalı stres yönetimi ustası Arthur Gordon “The Turn of the Tide/Gelgit Dönemeci” isimli kitabında şöyle diyor: “Kişinin motivasyonlarının yanlış olması durumunda, hiçbir şeyin doğru olamayacağını anladım bir anda. İster postacı, berber, sigortacı veya ev kadını olun, isterse başka bir iş yapın sonuç değişmez. İşinizi sadece başkalarına hizmet ettiğinizi hissettiğiniz sürece iyi yapabilirsiniz. Başkalarına bir yararınız olmuyor ise eğer, işinizi iyi yapamazsınız.” Biz avukatlar da işimizi, mesleğimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Müvekkillerimize, yani insanlara hizmet ediyoruz, onların acısını, duygularını hissediyor, bunları paylaşıyor, gidermeye, azaltmaya çalışıyoruz. İşimizi, mesleğimizi bu saikle, bu motivasyonla yapıyoruz, insana, insanlara yararımız olsun diye yapıyoruz.
Diğer taraftan, yargının asli unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, sadece hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla görevli ve yükümlü değildirler. Aynı zamanda laik bir entelektüel ve özgül bir kamusal role sahip olması gereken bireyler olarak; “kamu için ve kamu adına mesajı, görüşü, tavrı temsil etmek, hakikati ifade etmek, ortodoksi ve dogma üretmektense, buna karşı çıkmak, hükumetlerin ya da muhalefetin, büyük şirketlerin ve başkaca çıkar çevrelerinin adamı ve sözcüsü olmamak zorundadırlar.”
Vedat Ahsen Coşar – Yargıda ciddi sorunlar yaşanıyor
Hukukbook: Oldukça geniş bir avukat perspektifi çizdiniz. Peki, size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Barolara hangi misyonu biçmektesiniz?
Vedat Ahsen Coşar: Amerikalı fütürist Peter Drucker’a göre, kuruluş bir insanlar topluluğudur, ortak amaç için bir arada çalışan kişilerden oluşur. Kuruluş; toplum, cemaat, aile gibi sosyal kurumlardan farklı olarak, belli bir amaca göre tasarlanmış olup işine, görevine, işlevine göre tanımlanır. Toplum ve cemaat ise, dil, kültür, tarih, coğrafya gibi insanları bir arada tutan bağa göre tanımlanır. Kuruluş, ancak belli bir işe, kendi işine odaklandığı zaman etkili, verimli ve yararlıdır. Toplum, cemaat ve aile sadece var olan kurumlardır. Kuruluş ise yapandır. Toplum, cemaat ve aile koruyucu kurumlardır, statükoyu sürdürmek, bu amaçla değişimi yavaşlatmak için uğraşırlar.
Kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardır
Oysa kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardırlar. Onun için kuruluşlar, sürekli değişikliğe göre düzenlenmiş olmak, yeniliklere dönük olmak zorundadırlar. Kuruluşların işlevlerini yerine getirebilmeleri için; kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve sosyal ilişkileri, becerileri sorgulamak ve gerektiğinde bütün bunları terk etmek üzere düzenlenmiş olmaları gerekir. Bir kuruluş olarak Barolar da bu çerçevede örgütlenmek ve hareket etmek durumundadır.
Kuruluşun işlevi bilgileri verimli kılmaktır. Bilgiler ne kadar ihtisaslaşmış olurlarsa, o kadar daha fazla etkili ve yararlı olurlar. Gelişmiş ülkelerde kuruluşlar, bilgileri verimli kıldıkları, bilgileri ihtisaslaştırdıkları, kendi amaçları üzerine yoğunlaştıkları, bilgiden bilgilere geçtikleri için toplumun merkezi konumuna gelmişlerdir. Günümüzün kuruluşları, güce dayalı yapıdan, bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, katkıları, davranışları, performansı konusunda herkesin sorumluluk alması gerekir. Bundan çıkan anlama göre, kuruluşun bütün üyeleri kendi amaçlarını ve katkılarını düşünecekler ve her ikisi için de sorumluluk alacaklardır. Kuruluşlarda ast/üst diye bir şey yoktur, sadece birlikte çalışan insanlar vardır.
Onun için bütün üyelerin kendilerine; benim bu kuruluşa yapabileceğim en önemli katkı nedir diye sorması, her üyenin sorumluluk sahibi olması, karar yetkilisi olarak çalışması, kendi amaçlarının kuruluşun amaçları ile uyumlu olmasını sağlaması gerekir. Onun için, tüzel kişilik olarak baroların, onun üyeleri olarak avukatların da bu çerçevede düşünmeleri, örgütlenmeleri, faaliyet göstermeleri gerekir.
Yine barolar, sadece, avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının yararlarını korumak ve gereksinimlerini karşılamakla, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla ve korumakla görevli olmayıp; toplumsal değişime ve dönüşüme katkı yapmakla, bu amaçla, kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, becerileri sorgulamakla, yeniliğin ve değişimin motoru olmak için statüko bozucu olmakla yükümlü olan, olması gereken kuruluşlardır.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren Soykırımı İnkar Yasa Tasarısını oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.
Barolar ve avukatlar yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmeli
Barolar ve avukatlar, bütün bu işlevleri yerine getirebilmek için Edward Said’in o güzel kitabı Entelektüel’de ifade ettiği gibi; zihinlerinde kendilerini de hedef alan kuşkucu bir ironiye yer vermek, çevrede dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebilecek kadar bağımsız, cesur, özgür ve özerk bir ruha sahip olmak, her türlü otoriteden gelen tehditlere karşı koyabilmek, hiç kimseye boyun eğmemek, kirlenen düşüncelerini değiştirebilecek, yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmenin yollarını bulmak zorundadırlar.
Barolar ve avukatlar, sadece bunları değil, hakikati temsil etmek, bir haminin veya vasinin ya da başkaca bir otoritenin yönlendirmesine izin vermemek, toplumsal değişime ve dönüşüme öncülük edebilmek için yeni diller ve ruhlar icat etmek durumundadırlar. Bütün bunları yapabilmek için baroların ve avukatların hem kendilerini hem de toplumun kendisini; klişelerle, aşınmış metaforlarla, bayat kullanımlarla çürümüş bir dilin zihinlerini uyuşturup edilginleştirmesine, bilinçlerinin üzerini kaplayıp, onu basmakalıp düşünceleri incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan kabul etmeye ayartmasına izin vermemeleri gerekir.
Avukatlar Düşünce ve Eylem Lideridir
Dünya siyasi tarihinin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, başta Fransız İhtilali, Amerikanın Bağımsızlığı, dünyanın ilk yazılı anayasası olan Amerikan Anayasası gibi devrim niteliğindeki tüm eylemlerde, dünya tarihini değiştiren ve dönüştüren tüm siyasi olaylarda gerek eylem lideri gerekse düşünce lideri olarak avukatlar vardır.
Gerçekte bütün toplumlar hukuka ve avukatlara gereksinimleri olduğunu akıl ve deneyim sonucu öğrenmişlerdir. Herhangi bir hukuk ve adalet sistemi, avukatlar ve barolar olmaksızın adil ve demokratik bir şekilde işleyemez. Onun için, avukat ya da savunma makamı ve barolar, sadece adil yargılamanın temel ve kurucu unsuru değil, aynı zamanda yargılama prosedürünü demokratikleştiren unsurlardır. Öyle olduğu için uygar ve demokratik tüm ülkelerde avukatlar ve onların mesleki kuruluşları olarak barolar vardır. Esasen Yirminci ve Yirmi Birinci yüzyılın en göze çarpan özelliklerinden birisi, siyasetin, uluslararası kuruluşlar yönünden artan bir öneme sahip olmasıdır. Bu uluslararası kuruluşlar, yetkilerini yalnız tek bir ülkede değil, uluslararası alanda ve birden çok ülkeyi kapsayacak şekilde kullanmaktadırlar. Bu bağlamda barolar, hem ulusal hem de küresel toplumun iyileştirilmesinde aktif bir rol oynamakta ve adalete erişim için çok fazla çaba sarf etmektedirler. Zira hukuk ve adalet, düşünce sistemlerinin bir gerçeği olarak toplumun en önde gelen vizyonudur.
Adil yargılanma ilkesinin tam olarak gerçekleşmesi için gerekli birçok ilke bulunmakla birlikte, en önemli ilke, hakimlerin yürütmeden mutlak olarak bağımsız olmalarıdır. Bir İngiliz geleneği olan yargı bağımsızlığı, herhangi bir siyasal teorinin sonucu değildir. Bu ilkeyi insanlık ve toplumlar, zor ve acılı deneyimler sonucunda ve deneme yanılma yoluyla ve zaman içerisinde öğrenmiştir. Diğer taraftan, barolar ile savunmanın bağımsızlığı da en az hakimlerin bağımsızlığı kadar önemlidir. Aksi halde, adil yargılama gerçekleşmeyeceği gibi, adaletin de demokratik bir biçimde işlemesi mümkün değildir.
Vedat Ahsen Coşar ve baro başkanları Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyaretinde
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğinde görevdekilerden ve daha önceki başkanlardan başarılı bulduğunuz ve takdir ettiğiniz başkan ya da başkanlar kimlerdir?
Vedat Ahsen Coşar: Ben, gerek insan olarak, gerekse bir zamanlar bu görevlerde bulunmuş bir kişi olarak kimseyi yargılayacak durumda değilim. Ayrıca bunu yapmayı da istemem. Bunu yapacak olan kamuoyudur, tarihtir. Onun için bırakalım bunu kamuoyu yapsın, tarih yazsın.
Hukukbook: Baroların neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Barolar hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta ya da yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü ya da eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralayabilir misiniz?
Vedat Ahsen Coşar: Ben, özellikle son üç dört yıl içinde, baroları hemen hiç takip etmedim. Onun için baroların yaptıkları veya yapmadıkları şeyler hususunda fikir sahibi değilim. Sadece ve genel olarak şunu söyleyebilirim: Son üç beş yıl içerisinde hukuk, hukuk devleti, yargı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar ağır yaralar aldı. Bu kavramların ve kurumların içi boşaltıldı. Bütün bunlar olurken, kendi yasasında bunları korumakla, kollamakla görevli kılınan barolar, (kuşkusuz hepsi değil) ne yazık ki, sessiz ve etkisiz kaldı.
Hukukbook: Baroların ve Barolar Birliğinin hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştirebileceği anlayışlar ve uygulayabileceği somut politikalar var mıdır? Varsa nelerdir?
Vedat Ahsen Coşar: Kuşkusuz vardır. Neler mi? Yukarıda söylediklerim vardır. Buna göre pozisyon almaları buna uygun bir duruş ortaya koymaları gerekir. Ama bu her şeyden önce bir anlayış ve tercih değişikliğini gerektirir. Zira değişen, değiştirebilir.
Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğindeki komisyon ve merkezlerin rolleri ne olmalıdır? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Vedat Ahsen Coşar: Hizmet etmek, bu amaçla projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirmek olmalıdır. Onun için bu yerlerde görev yapan kişiler, “bir şey olmayı” değil, “bir şeyler yapmayı” amaç edinen kişiler olmalıdır, CV’lerini doldurmayı ve zenginleştirmeyi amaçlayan kişiler olmamalıdır. Başkana ve yönetime hizmet etmeyi değil, onların emrinde olmayı değil, mesleğe, meslektaşlarına, topluma hizmet etmeyi pozitif bir hedef olarak önlerine koyan kişiler olmalıdır. Bu yerlerde görevlendirilen kişiler, başka amaçlarla, seçim hesaplarıyla oralara getirilmemeli, liyakate, bilgiye, deneyime bağlı olarak seçilmeli, rol model olan kişiler arasından seçilmelidirler.
Bu komisyon ve merkezlerin yeterli olup olmadıkları hususunda sağlıklı bir yargıya varabilmek için, herhalde bunların ürettiklerine bakmak, ona göre bir tespit ve değerlendirme yapmak gerekir. Ben, bu komisyonları ve merkezleri yakından takip etmediğim için bu konuda bir fikir sahibi değilim. O nedenle, bunu, bu merkez ve komisyonların çalışmalarını yakından takip eden avukatlara ve kamuoyuna sormak gerekir.
Hukukbook: Baroları, üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf ve demokratik yapılar olarak görüyor musunuz?
Vedat Ahsen Coşar: Ben size bu konularda benim Ankara Barosu Başkanlığı yaptığım altı yıl ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde yaptıklarımı söyleyeyim. Ona göre hem siz, hem de avukat ve baro kamuoyu ile genel kamuoyu bu hususta bir değerlendirme ve halen mevcut olanla ilgili bir karşılaştırma yapsın.
Benim Ankara Barosu Başkanı olarak seçildiğim 2004 yılının Ekim ayında, Ankara Barosunun baro başkanına tahsisli birisi kırmızı plakalı olmak üzere üç tane makam arabası vardı. Ben makam arabasına binmem dedim, bu üç aracı da avukatlar arasında yapılan açık artırmayla satışa çıkardık, üç avukat arkadaşımız bu araçları satın aldı. Baronun getir götür işlerini yapması için Wolkswagen Caddy marka bir araç aldık. Ve ben, baro başkanlığı yaptığım altı yıl içerisinde kendi arabamı kendim kullandım, baroya ve adliyeye bu araçla geldim ve gittim.
Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
Devlet Denetleme Kurulundan övgü ve teşekkür aldık
Altı yıllık baro başkanlığım döneminde ve her hafta, baronun gelir, gider ve harcamalarını baronun duyuru panolarına asmak, WEB sayfasına koymak suretiyle meslektaşlarımıza ve kamuoyuna duyurduk. Yani bu kadar şeffaf ve denetime elverişli bir uygulama içinde olduk. Bu uygulamamızdan dolayı, o yıllarda Devlet Denetleme Kurulundan, Türkiye’de bunu yapan tek kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak övgü ve teşekkür aldık.
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na seçildiğim Haziran/2013’de ilk yaptığım iş, kuruma yasa gereği verdiğim mal beyanımı Barolar Birliği’nin web sayfasına koymak suretiyle kamuoyuna açıklamak oldu. Görev yaptığım üç yıl içerisinde ve her hafta, Barolar Birliği’nin gelir, gider ve harcamalarını, yönetim kurulu kararlarını Birliğin WEB sayfasında yayınladık. Özetle son derece açık, şeffaf, denetime elverişli bir uygulama içinde olduk.
Ben Barolar Birliği Başkanı seçildiğimde başkana tahsisli makam arabasını satmak istedim, ancak yönetim kurulu buna izin vermedi. Seçildiğimde rahmetli Özdemir Özok zamanında alınmış Ford marka bir makam arabası ve Wolkswagen Transporter vardı. Teknik servise hizmet etmesi için Ford marka bir transporter, getir götür işlerini yapması için bir Wolkswagen Caddy aldık, başka araç almadık. Görev sürem içerisinde yaptığımız şehirlerarası seyahatlerde genellikle Wolkswagen transporterı, şehir içinde ise Ford marka aracı kullandık.
Hukukbook: Barolarda çoğulcu yönetim anlayışı mevcut mu?
Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak mevcut değil. Özellikle Ankara Barosu, İstanbul Barosu ve İzmir Barosunda aynı görüşte olan kişilerin egemen olduğu listelerle seçime giriliyor. O nedenle, temsilde adalet ve meşruiyet vardır demek mümkün değil. Bunları sağlamak için bana göre nisbi temsil sisteminin getirilmesi gerekir.
Hukukbook: Avukatlık Kanunu’na göre yapılmakta olan Baro başkanlık seçimlerini demokratik buluyor musunuz?
Vedat Ahsen Coşar: Bana göre demokratiktir. Aday olma ve seçilme engeli olmayan, aday olma ve seçilme yeterliliği bulunan her avukat aday olabilir. Seçim bir yarıştır, bir rekabettir. Aday olan kişinin husumet üzerine kurulu bir seçim götürmemesi, kendisini anlatması, tanıtması, projelerinin ve pozitif hedeflerinin ne olduğunu ortaya koyması gerekir. Ben kendi adıma girdiğim bütün seçimlerde bunu yaptım. Aday olduğum bütün seçimlerde, seçildiğim takdirde hangi projelerin takipçisi olacağımı, hazırladığım seçim broşürleriyle tüm meslektaşlarıma açıkladım ve görev yaptığım sürece bu projelerin takipçisi oldum. Ve hatta şunu söyleyebilirim: ilk kez aday olduğum ve kaybettiğim 1994 yılı seçimlerinde uyguladığım proje sunma hadisesi, o güne kadar bir ilk ve sonraki yıllarda da aday olanlara örnek oldu.
Hukukbook: Sayın Coşar, size göre baro başkanlarının hangi niteliklere sahip olması lazım?
Vedat Ahsen Coşar: Kişilik bana göre her zaman bilgiden, bilgili olmaktan önce gelir. Her ne iseniz o şeyin “eni” olabilirsiniz. En asker, en bürokrat, en avukat, en mühendis, en profesör, en başkan, en dekan, en rektör olabilirsiniz. Ama adam değilseniz, bunları olmanız hiçbir şey ifade etmez. Onun için baro başkanlığına aday olan kişinin öncelikle adam olması, kişilikli, ahlaklı, erdemli, karakterli, özerk, bir kişi olması, görevini yaparken bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bir şey olmayı değil, bir şeyler yapmayı hedef alması gerekir. Öncelikle kendi asli görevlerine odaklanması, asli görevlerini yapması, iyi yapması gerekir. Baroyu, baro başkanlığını başka pozisyonlara geçmeye alet etmemesi, baroyu bu amaçla kullanmaması gerekir. Sonra bilgili olması, iyi bir hukukçu olması gerekir.
Temiz bir mesleki geçmişe sahip bulunması, cesur olması, eyyamcı olmaması gerekir. Entelektüel olması, demokrat bir kişiliğe sahip bulunması, öteki düşünceye açık olması, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklaması gerekir. Bütün bu konularda rol model olması gerekir. Ben mesela Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na aday olduğum Haziran/2013 seçimlerinde yaptığım adaylık konuşmasında şunları söylemiştim. “Ben önce hepiniz gibi adamım. Daha sonra demokratım. Daha sonra ise sosyal demokratım.” Yani adam olmayı ilk sıraya, demokrat olmayı ikinci sıraya, siyasi düşünceyi ise üçüncü sıraya koymuştum. Zira adam olmak her şeyden önce gelir, daha sonra demokrat olmak gelir. Siyasi düşünce, siyasi tercih bunlardan sonra gelir. Adam olmayan, demokrat olmayan bir kişi, ister sağcı olsun, isterse solcu ya da başka bir görüş sahibi olsun, bana göre bir şey ifade etmez. Zira asıl olan adamlıktır, demokratlıktır. Bunlar yok ise, diğerlerinin bir kıymeti yoktur.
Hukukbook: Ekonomik dönüşümlerin çok hızlı olduğu son 20-30 yılda, Barolar hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?
Vedat Ahsen Coşar: Bu baroların uyguladıkları ve uygulayacakları politikalardan daha çok, hükumetlerin uyguladıkları ve uygulayacakları politikalarla ve genel olarak ülkenin hukukla olan genel sorunuyla ilgilidir. Sorun geçmiş hükumetlerin, özellikle 16 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti’nin hukuka şaşı bakmasından, hukuku, hukukçuyu, yargıyı ötelemesinden, ayak bağı olarak görmesinden, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek istemesinden ve bütün bunlara bağlı olarak hukuka aidiyet bilincinin egemen olduğu bir toplum yaratamamasından, yaratmak istememesinden kaynaklanan bir sorundur. Bileşik kaplar örneğinde olduğu gibi pek çok konuda yozlaşan, üretmeyen, üretme düşüncesi, terbiyesi, kültürü olmayan, hemen her şeyi aşındıran, eskiten ve tüketen bir toplumun getirdiği bir sonuçtur bugün yaşananlar. Bu sonuçtan başkaca meslekler nasıl nasibini almış ise, avukatlık mesleği de payına düşeni almıştır.
Günün koşullarına uygun, ihtiyaçlara cevap veren, avukatlık mesleğinin hizmet alanını genişleten bir yeni Avukatlık Yasası yürürlüğe konulmuş, bu bağlamda sağlıklı bir şirketleşme ve ortaklık modeli getirilmiş ve geliştirilmiş, bazı İskandinav ülkelerinde uygulanan hukuk sigortası gibi kurumlar ihdas edilmiş, koruyucu avukatlık kurumu geliştirilmiş olsa idi, belki avukatların pozisyonu daha iyi olabilirdi. Ne yazık ki, bunu yapamadık. Şahsen bunun yapılamamasında ben kendi dönemimi de sorumlu ve kusurlu buluyorum.
Hukukbook: Ülkemizde kurumsal olarak yargının ve özelde de yargı sisteminin içinde bulunan hukuk insanlarının en büyük problemleri nelerdir? Baroların bu sorunlara karşı yapabilecekleri nelerdir?
Vedat Ahsen Coşar: Yargının kurumsal sorunu, bağımsız ve tarafsız olmaması, bütünüyle yürütme erkine bağlı bulunmasıdır. Bu bağımlılıktan ve tarafgirlikten, ne yazık ki hukuk adamları da payını almıştır, almaktadır. Haksızlık, adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır, adaletsizliktir. Bu konularda çifte standart uygulanmaması, siyasi tercihlere ve görüşlere bağlı olarak tavır alınmaması, haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın ona karşı durulması, tanıklık edilmesi gerekir. Ülkemizde görünen ve yaşanan odur ki, pek çok kişi, elbette hukukçular da ve hatta bir kısım barolar da bu konuda takım tutmakta, karşı takımdan ise ‚ “oh olsun, bunlar az bile” demekte, kendi takımından ise, bunlara karşı çıkmaktadır. Baroların bu sorunlara karşı yapması gereken şey, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik nereden ve kimden gelirse gelsin, buna karşı tavır almak, bu kişilerin haklarına, hukuklarına tarafsızlıkla sahip çıkmak olmalıdır.
Hukukbook: Türkiye’deki avukat sayısı söylendiği gibi nüfusa oranla çok mu sizce? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?
Vedat Ahsen Coşar: Kimi Batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında, aslında nüfusa oranla avukat sayısı Türkiye’de çok fazla değildir. Ama hukuka aidiyet bilinci olan, hukuk devleti olan Batı ülkelerinde koruyucu avukatlık sistemi iyi çalıştığından, insanlar avukata danışmadan adım atmadıklarından, yani avukatlık hizmetinin alanı oldukça geniş olduğundan, insanların ekonomik güçleri yerinde bulunduğundan, paylaşılan veya paylaşılacak olan pastanın büyük olmasından, insanların kaliteli hukukçu aramalarından, böylelerini tercih etmelerinden, esasen çoğu avukatın kalitesi de üst düzeyde olduğundan dolayı, avukat sayısı o ülkelerde pek o kadar önem arz etmemektedir.
Bizim ülkemizdeki fazlalık, orada olan ve az önce arz ettiğim şeylerin bizde olmamasından kaynaklanıyor. Bu konuda ülkemiz bağlamında önemli olan bir diğer husus da, sorunun sadece bir nicelik sorunu olmasından daha çok, bir nitelik, bir kalite sorunu olmasıdır. Bu ise doğrudan yaz boz tahtası haline getirilen eğitim sistemimiz ile ilgilidir, bu sistemin doğal bir sonucudur. Ki bu hususu izin verirseniz, sorunuz kapsamında daha önce “ahsencosar.wordpress.com” adresindeki kişisel blogumda yazdığım yazı çerçevesinde birazdan izah edeceğim.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportajda “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketinin baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.
İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Talat Canbolat, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?
Talat Canbolat: Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.
Talat Canbolat adliye ziyaretinde
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?
Talat Canbolat: Hukuk eğitimiyle başlayan ve Stajla devam eden ardından da genç avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi, bu sorunların giderek tüm meslektaşlara yansıması, bu sorunların bir çoğunun baro tarafından çözülebilecek nitelikte olmasına rağmen çözüm yerine slogan üretmeye devam edilmesi, sorunların bazılarının çözümü için gerekli olan yasal değişiklik ve idari düzenlemeler için sonuç alıcı nitelikte geçmişte örnekli olduğu gibi baskı grubu olarak yeterli faaliyet gösterilmemesi bunun yanında sorunların katlanarak devam etmesinin değişim ve gelişimi zorunlu kılması
Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?
Talat Canbolat: Av. Orhan Adli Apaydın
Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?
Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?
Talat Canbolat: Meslek sorunlarına ilişkin, hukuk adına yapılması gereken siyasetin yapılamaması, stajyerlere ücret yasağı olmamasına rağmen bunu bir tarifeye bağlamak yerine yasak varmış gibi hareket etmesi, gençlerin mesleki bilgi ve tecrübe edinmeleri, yeni iş alanlarına yönelmeleri ve kendi bürolarını açmalarında maddi ve manevi destek olunmaması, avukatlık mesleğinin en önemli özelliğinin “bağımsızlık” olması ve ekonomik bağımsızlığın sağlanmasına yönelik faaliyet olmaması, CMK avukatlarının ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için işbirliğinden uzak durulması, hastalanan, vefat eden meslektaşların geride kalan çocuklarının eğitimi gibi konularla ilgilenilmemesi.
Talat Canbolat: Hayatını adaletin gerçekleştirilmesine adayan; Saygın, adil, dürüst, azimli, yılmayan güçlü kişi.
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baroya hangi misyonu biçmektesiniz?
Talat Canbolat: Avukatlık mesleğinin hak ettiği saygınlığı kazandırmak, avukatların mesleki sorunlarının çözülmesinin yanında ülkede adalet kavramını tartışmalı olmaktan çıkarmak, buna yönelik her türlü hukuk politikaları ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapmak, toplumun gerçek anlamda hukuk ve demokrasi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak, temek insan haklarının yanında, çevre hakkı ve hayvan haklarını da savunmak, bunlara yönelik politika ve yasal değişikliklerde sözü dinlenir ve itibar edilir bir baro oluşturmak, iktidarın ve her türlü güç odaklarının hukuksuz uygulamalarının karşısına farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görerek tüm mensuplarıyla birlikte karşı koyabilen bir baroyu oluşturmak, üye sayısı olarak değil örnek uygulamalarıyla dünyanın en saygın, sözü dinlenir, etkili barosunu oluşturmak
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?
Talat Canbolat: Şeffaf, demokratik ve çoğulcu bir baro yönetimi için Stajyer ve genç avukatların temsilcilerini Yönetim Kurulu Toplantılarına gözlemci olarak alacağız, stajyer ücretlerini bir tarifeye bağlayacağız, genç avukatlardan 5 yıl aidat alınmayacaktır, genel kurulda buna ilişkin önerge vereceğiz, avukatlara yeni iş alanları oluşturmak ve geliştirmek için bir komisyon kuracağız, CMK avukatlarının karakollara gidip gelmelerinde kullanılmak üzere her semte yeteri kadar üzeri İstanbul Barosu yazı ve logo giydirilmiş, içerisinde doğrudan Baro Başkanına bağlı telefon ve diğer iletişim vasıtalarıyla döşenmiş araçlar tahsis edeceğiz, böylece arkadaşlarımız arkasında baronun ve tüm meslektaşlarının gücünü hissederek görev yapacaklardır.
Gençlerin dinamizmi ve üstatların tecrübeleri ile bilgi birikimleri arasında etkileşim sağlamak için kuşaklararası avukat buluşmaları yapacağız, duruşma sırasını cep telefonundan takip edebilecek, hakimin izinli, mazeretli vs nedenlerle duruşma ertelemeleri önceden cep telefonundan görebilecek yazılımı tüm meslektaşlara ücretsiz sunacağız, haksız rekabet ve kazanç elde etmeye yönelik reklam ve diğer hukuka aykırı davranışlarda bulunanlar ile avukatlık mesleğini taklit eden hukuksuz arzuhalci veya hasar danışmanlık şirketi ve benzerleri ile etkili mücadele edilecektir. Vefat eden meslektaşların geride kalan aileleri ve özellikle çocukları Baro tarafından okutulacaktır.
Prof. Dr. Talat Canbolat
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?
Talat Canbolat: Asgari tarifenin altında iş almak yasak olduğu halde CMK avukatlarının Anayasadaki angarya yasağını ihlal edecek şekilde çalıştırılmasını kabul etmiyoruz. Bunun için CMK ve adli yardım ücretleri asgari tarifeyle eşit hale getirilmesi sağlanacaktır. Hemşire, polis ve imamlara tanınan ek gösterge hakkı Kamu avukatlarına da tanınacaktır. Kamu avukatları ikametlerine en yakın adliyede görevlendirileceklerdir, yeşil pasaport hakkı çok gecikmiş olup derhal sağlanması gerekir, diğer kamu hizmetlerinden alınmayan KDV’nin kamu hizmeti olan avukatlıktan da alınmaması, alınacaksa temel gıda maddelerindeki gibi %1 olması sağlanacaktır.
Hukuka güven hukukçuya güvenle sağlanabilir, avukatlara genel vekaletname düzenleme yetkisi verilecektir, avukatlık ücret sözleşmeleri ilam niteliğinde belge sayılarak avukatın vermiş olduğu hizmetten kaynaklanan ücretini tahsili için dava açıp kesinleştirip icra ile uğraşması önlenecektir, avukatın ücretinin ödenmemesi için avukatı devre dışı bırakmaya çalışanlar da vekalet ücretinden müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olacaklardır, avukatların gelecek kaygısı ve sosyal güvenlik kaygısı yaşamamaları için sigorta hakları ve emeklilik hakları Emekli-Sandığı kanunuyla eşit hale getirilecektir, Kat karşılığı inşaat, vasiyetname vs. gibi noterde yapılması zorunlu olan sözleşmelerde avukat zorunluluğu getirilecektir.
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?
Talat Canbolat: Mevcut komisyon ve merkezlerden az sayıda olan bazılarının çalışmaları kendilerine tanınan imkanlar içerisinde olumlu değerlendirilebilirse de birçoğu işlevsiz, etkisiz ve yetersizdir. Bunlara avukatlara yeni iş alanlarını tanıtan bir komisyon daha ilave ederek verimli ve etkin olarak çalışmaları sağlanacaktır. Bu komisyon ve merkezler Borunun gözü ve kulağı gibi o alandaki sorunları tespit edip, meslektaşlarla birebir temas kurup sorunları kaynağında belirleyip etkili ve hızlı şekilde çözümüne odaklanması ve kendilerini aşan çözümler üretilmesi hususunda da YK ve diğer organları harekete geçirmesi sağlanacaktır.
Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?
Talat Canbolat: Şeffaf demeyi çok isterdim.
Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?
Talat Canbolat: Baroda Değişim ve Gelişim hareketi olarak henüz listemizi ilan etmedik. Nedeni temsil kabiliyeti yüksek liste oluşturmaktır. Diğer taraftan seçilmemiz halinde Genel Kurul bize yetki verdi o zaman istediğimiz gibi yönetiriz demeyeceğiz. Çoğulcu bir şekilde Baro Meclisini de etkili şekilde çalıştırarak, geniş katılımlı, demokratik bir şekilde yönetime talibiz. Bu nedenle yasal olarak 5 yıldan az kıdemi olanlar Yönetim Kurulu üyesi olamasalar da temsilcilerinin toplantılara katılımı sağlanacaktır. Baro yönetim kurulunun gündemi önceden ilan edilecek konulara ilgili görüş bildirmek isteyenler yönetim kuruluna katılarak görüş ve düşüncelerini bildirecekler isteyenler yazılı olarak sunabilecektir.
Hukukbook :Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?
Talat Canbolat: Evet. Baro başkanlığı seçimleri yıllardır önemli ölçüde demokratik ortamda gerçekleşmektedir. Ancak seçimlere grup olarak girenlerin adaylarının veya listelerinin belirlenmesinde demokratik esaslara uyulup uyulmadığı tartışılabilir. Her şeyden önce belirli bir grup aidiyetinin özgürlükçü, katılımcı ve demokratik esaslara uygun olmadığını düşünüyorum.
Hukukbook :Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?
Talat Canbolat: Mesleğin sorunlarına vakıf olması hatta bunları önemli ölçüde bizzat yaşamış olması, sorunların çözümü için yeterli hukuki, bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olması, bir grup, ideoloji, siyasi parti veya başkaca aidiyetinin olmaması en azından bununla özdeşleşmemesi, her kesime tüm meslektaşlara hitap edebilecek yapıda, meslek ilkelerini önemseyen ve özümsemiş, bunlar için kararlı ve etkili mücadele edebilecek yapıda olması, meslek sorunlarının çözümü için tüm kamu kurum ve kurumlarının, hükümetin, TBMM’nin kapısını çalmaktan ve birlikte çalışmaktan çekinmemesi ancak gerekirse yine o kapıları tekmeleyebilecek yapıda olması, nereden gelirse gelsin kime yapılırsa yapılsın haksızlıkların karşısında olabilmesi.
Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?
Talat Canbolat: Bu konudaki yayınları kötü bulmuyorum ancak geliştirilebilir ve daha işlevsel hale getirilebilir.
Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?
Talat Canbolat: Av.Orhan Adli Apaydın, Av. Prof. Selahattin Sulhi Tekinay’dan sonra kısmen Av. Doç. Yücel Sayman ve Av. Turgut Kazan başarılı olmuştur.
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?
Talat Canbolat: Yargının en büyük problemi tarafsız ve bağımsız olma özelliğini önemli ölçüde kaybetmiş olmasıdır, ki bu durumda adil yargılamadan söz etmek güçleşmektedir. Daha sonra aşırı iş yükü ile yetersiz hakim ve savcılar nedeniyle yaşanan sorunlar gelmektedir. En kötü Kanunlar bile iyi hakimlerin olduğu yerde en adil şekilde uygulanabilir. Ancak hakiminiz yetersizse iyi kanun yapmanın anlamı zaten yoktur.
Siyasi kimlik taşıyanlar, iktidar mensupları ve diğer kimselerin; devam eden davalara yönelik açıklamalar yapmaması gerekirken bugün her gün Televizyonda ve sosyal medyada adeta yargılama yapar gibi üstelik dosya hakkında sağlıklı bilgileri de olmadan açıklama,beyan ve yorumlar yapılmaktadır. Bunlar hakim ve savcıların tarafsız ve bağımsızlıklarını olumsuz etkilemekte ve üzerinde baskı oluşturmaktadır. Hatta sosyal medyadan veya belirli kesimden gelen tepkilere göre tutuklama veya salıverilme kararları verildiği anlamına gelen uygulamalara şahit olmaktayız ki bunlar çok endişe vericidir. Dosyada hiç bir değişiklik olmamasına rağmen aynı heyet akşam başka karar verebilmektedir. Bu uygulamaların sayısının artması yargıya olan güveni ciddi zedelemektedir.
Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?
Talat Canbolat: Hukuk fakültelerinin sayısı hiç bir bilimsel veriye dayanmaksızın kontrolsüz şekilde çok açılmaktadır. Hukuk eğitiminde çok ciddi eksikliklerle öğrenciler yetişmektedir. Bu mezun sayısını gereğinden fazla artırdığı gibi nitelikli hukukçu sayısını da olumsuz etkilemektedir. Bu durum hukukun tüm uygulama alanlarına hakim/savcıların yanında avukatları ve avukatlık mesleğini de olumsuz etkilemektedir. Bu durumdan yine en çok genç avukatlar olumsuz etkilenmektedir. Mezuniyet ve staj sonrası çalışma koşulları toplumun kendilerinden beklediği hayat standardına uygun olmadığı gibi ciddi geçim sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Artık Avukatlık sınavının gelmesi gerektiği büyük bir kesim tarafından kabul edilmektedir. Ancak asıl önemli olan avukatlara yeni iş alanlarının açılmasıdır. Baro bu konuda çok yetersiz kalmaktadır.
Ülkemizin yanında önemli olan yurt dışındaki hizmetlere yönelik çok büyük iş imkanları var iken bunlarla ilgilenilmemekte, tanıtımı yapılmamaktadır. Öyle ki gelişen teknoloji ve gençlerin bunlara kolay adapte olmaları yurt dışındaki bir çok hukuk hizmetlerinin Türkiye’den verilebilme imkanını ortaya koymuştur. Burada önemli olan Türkiye’deki iş imkanlarından söz etmiyorum, Türkiye’deki avukatlarımızın yurt dışındaki başka ülkelerdeki iş imkanlarından, hukuk hizmeti ihracından söz ediyorum. Uluslararası şirketlerin yurt dışındaki hukuki sorunları, deniz hukuku, bilişim hukuku, spor hukuku, Birleşmiş Milletlere bağlı göç idaresindeki göçmenlere hukuki yardımları ve benzeri konular…
İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?
Talat Canbolat: Hem hükümet hem Barolar avukatlık sınavının gelmesi gerektiğini kabul etmektedir. Ancak sınavı kimin yapacağına yönelik tartışmalar nedeniyle yıllardır uygulamaya geçilememiştir. Sınavın mutlaka objektif, bilimsel şekilde ve yine Türkiye Boralar Birliğinin dahil olduğu bir sistem içerisinde yapılması gereklidir.
Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’leri aşan aktif avukat arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?
Talat Canbolat: Kuşaklararası avukat buluşmaları yapılacaktır. Özellikle meslekte belirli alanda uzmanlaşan avukatlar ile belirli bir yaşa gelen üstatlarla genç avukatlar buluşturularak bilgi ve tecrübe paylaşılmasını sağlayacak etkinlikler yapılacaktır. Baro evleri, sosyal tesisler, sosyal ve kültürel etkinlikler, interaktif buluşmalar, Baro TV bunlardan bazılarıdır.
Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?
Talat Canbolat: Baronun en büyük eksikliği avukatlık mesleğini ilgilendiren bu tür protesto gibi durumlara katılımın çok düşük olması ve eylemlerin de bu anlamda başarısız olmasıdır. Bunun nedeni önemli ölçüde meslektaşlarımızın baroya aidiyet duygularının zayıflamış olmasıdır. Bu da temelde yönetimlerin belirli ideolojik ve siyasi kimliklere göre oluşmuş gruplar tarafından seçimlere katılarak seçilmiş olmalarıdır. Bu nedenle biz özellikle grup ifadesini kullanmıyoruz ve meslek sorunlarının çözümünde her kesimden tüm meslektaşlarla birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeyi hedefliyoruz. Burada Avukatlık mesleğini öncelememiz, meslek ilkeleri ve meslek sorunlarının çözümüne odaklanmış olmamız gerekir. Hak, hukuk, adalet, Cumhuriyet, demokrasi bizlerin ortak hedefidir. Bunlar da ancak birlikte hareket edilerek başarılabilir. Bunu yapamadığımız için Baro potansiyel gücünü kullanamamaktadır. Başarabilirsek Baronun uygun görmediği bir yasanın TBMM’den çıkması veya herhangi bir yerde hukuksuz uygulamalara devam edilmesi mümkün değildir.
Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?
Talat Canbolat: Avkatlık mesleği Yasa, Anayasa ve diğer mevzuatın uygulayıcısıdır. Baro mutlaka yasal değişiklikleri ve TBMM gündemini yakından takip etmeli ve yasalaşma sürecinde etkin rol oynamalıdır. Sadece eleştirmek için değil yapıcı katkı da vermelidir. Yanlışları söyleyip doğru metinlerle beslemelidir. Sırf karşıtlık söylemleriyle etkin rol alınması mümkün değildir. Yeri geldiğinde de çok sert tavır koyabilmelidir.
Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa ilişkin sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?
Talat Canbolat: Baro bu sayılanların tamamına taraftır. Baronun asli görevleri temel insan haklarını korumaktır ki doğa da bunun bir parçasıdır. Hayvan hakları yasasının halen çıkmamış olması ülkemiz adına üzücüdür. Kadınlara yönelik cinsiyet ayırımcılığı temelli uygulamalarda baro taraftır. Doğa, kentsel dönüşüm, kadın hakları, hayvan hakları v.s tamamı insan hakkı temelli sorunlardır. İnsanı yaşamış olduğu kentten, çevreden soyutlayamazsınız.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?
Talat Canbolat: Baronun asli görevi avukatların yaşamış olduğu yargısal sorunlara çözüm bulmaktır. Adliyeye girişten, otoparka ve diğer alanlardan başlayıp mahkeme salonlarına kadar birikmiş çok katmanlı sorunlarımız vardır. Baro bunlara çözüm üretmek için her yönüyle etkin faaliyette bulunması gerekir.
Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı? Bu konuda projeleriniz nelerdir?
Talat Canbolat: Bunları önemli ölçüde biraz önce söyledim. Avukatların özellikle de genç avukatların en temel sorunu bu olmaya başlamıştır. CMK ve Adli Yardım ücretleri asgari tarife seviyesine çıkarılmak için çalışılacaktır. Buralarda görev alan arkadaşlarımızın yol ve diğer masraflarının karşılanması sağlanacaktır. İstanbul Barosu logolu araçlar görevlendirilecektir. Avukatın ücret sözleşmesi ilam niteliğinde belge olması için çalışılacaktır. Ve en önemlisi avukatlara yeni iş alanları açılacak hatta avukatlık hizmeti yurt dışına da ihraç edilecektir. Yurt dışındaki bu potansiyeli mutlaka kullanmamız BM bağlı göç idaresindeki hukuk hizmetleri başta olmak üzere birçok hizmet Türkiye’den yapılabilecektir.
Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?
Talat Canbolat: Baro yönetimini siyaset yapıyor diye değil siyaset yapmayı da beceremiyor diye eleştiriyorum. Bizler hukukçuyuz. Baro bir meslek kuruluşu olarak meslekle ilgili siyaset yapmalıdır hatta orada etkin olması da beklenir. Ancak hangi partinin hangi ilçe başkanının kim olacağı bizim işimiz değildir. TBMM’ye sunulan bir Kanun tasarı ve teklifinin ülkemize, vatandaşlarımıza ve mesleğimize ne getirip götüreceği baronun asli faaliyetleri arasında görmekteyiz. Bu nedenle daha tasarı ve teklif aşamasında etkin rol oynayarak hata ve eksiklikleri düzeltmemiz ve gerekiyorsa o tasarı ve teklifin geri çekilmesi, görüşülmemesi için aktif çalışmamız, bazen de bizlerin sorunlara ilişkin değişiklik teklifi sunmamız gereklidir. Mesleğimizin birçok sorunu basit yasa değişiklikleriyle çözülebilecek niteliktedir. Yıllardır yeşil pasaport sorunu bu nedenle çözülememiştir.
Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ?Bununla ilgili projeleriniz var mı?
Talat Canbolat: Güncel eğitimleri önemsiyorum. Baronun mutlaka bu eğitimleri yeterli şekilde ve hatta meslektaşların aktif katılımını sağlayabilmek için hem Anadolu Hem Çağlayan adliyelerinde verilmesi daha uygun olur. Ayrıca önemli olan eğitimlerin belirli periyotlarla tekrarlanması, eğitim içeriklerinin paylaşılması gerekir. Eğitimin kalitesinin artırılması için Üniversitelerle işbirliği yapılacaktır. Baroda eğitimlere yönelik bir Avukat Akademisi düşünülmektedir. Bu eğitimlere yönelik hizmeti vermek Baronun görevi olup katılıp katılmamak meslektaşın takdirindedir. Eğitimlere katılım zorunlu tutulamaz.
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?
Talat Canbolat: Öğrenciler avukatlığı ve hukuk uygulamalarını besleyen kaynaktır. Bu nedenle kaynağın iyi olması bizim mesleğin kalitesinin artırılması bakımından da son derece önemlidir. Baro hukuk eğitimine mutlaka taraftır. Özellikle uygulama eğitimlerinin Baroyla işbirliği içerisinde belki stajın bir bölümünün de hukuk fakültesinde yapılması uygun olabilir.
Hukukbook :Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?
Talat Canbolat: Hayır. Maalesef staj belirli bir sürenin tamamlanmasına yönelik usulü bir işlem haline dönüşmüştür.
Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz?Baro hangi kurumlarla işbirliği içinde olmalı?
Talat Canbolat: Bunu İstanbul Barosu için oldukça yetersiz buluyorum. Hatta hiç yok denecek düzeyde. Oysa dünyanın 3. büyük barosundan söz ederken kalabalıklıklarla değil, dünyada ve ülkede sözü dinlenir, talepleri dikkate alınır saygın bir baroyu oluşturmamız gerekir. Dünya birliği, Avrupa barolar birliği, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlarla, insan hakları kuruluşlarıyla, diğer kuruluşlarla yakın işbirliği yapılması ve ortak çalışmalar yapılması gereklidir. Bunlar aynı zamanda avukatlara diğer ülkelerdeki iş imkanlarının geliştirilmesinin önünü açacaktır.
Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün. Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?
Talat Canbolat: Sorunuzda bile bunun Yasal olmadığı ifadesi var. Oysa böyle bir yasak yoktur. Yıllardan beri yasak olduğu söylenmekle birlikte böyle bir yasak yoktur. Eskiden tüm mesleklerdeki stajyerlerin ücret ödenmezdi nedeni de ücret ödenmesi halinde bunların işçi gibi çalıştırılacağı endişesi olup asıl olanın meslek öğrenmeleri idi. Ancak 3308 ayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunundaki bu yasak da kaldırıldı, hatta asgari ücretin %30 undan aşağı olmamak üzere ücret ödenme mecburiyeti getirildi. Avukatlık mesleğinde de ilgili yönetmelik iptal edileli çok oldu. Böyle bir yasak yoktur. Meslektaşlarımız da stajyerlere bir miktar ödeme yapmaktadır. Ancak bunun tarifesi olmadığı için sorunlar yaşanmaktadır. Bu bir tarifeye bağlandığı takdirde sorunlar ortadan kalkacaktır. Bu basit bir tarife ilanından ibarettir.
Hukukbook: Avukatlık sınavı ve stajyer avukatların şikayet ettiği emek sömürüsü hakkında barolar ve avukatlar ortak bir anlayışta olsalar bu iki problem ne kadar sürede çözülebilir?
Talat Canbolat: Avukatlık bağımsız çalışmayı gerektirir. Nitekim kanunda da böyle yazar. Avukat bağımsız savunmayı temsil eder. Buradaki bağımsızlık tabi ki ekonomik bağımsızlığı da anlatır. Ortak bir anlayışın olması bu problemi çözecektir.
Hukukbook: İstanbul Barosunun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?
Talat Canbolat: İstanbul Barosu avukatları ilgilendiren önemli olaylara müdahil olmuştur.
Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?
Talat Canbolat: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları sonucu arabuluculuk avukatlara özgü bir meslek haline gelmiştir. Ancak henüz arabuluculuk tam olarak oturmamıştır. Uygumalada sorunlar çoktur. Zaman içerisinde mesleğini avukatlık olarak ya da arabuluculuk olarak devam ettirenlerin ayrışacağını bekliyorum. Arabuluculuk avukatlara yeni bir iş alanı olarak görmek gerekir. Ancak uygulamasının meslek ilkelerine uygun olarak yapılmasının da sağlanması gerekir. Diğer taraftan İş Hukuku alanında dava şartı arabuluculukta işçinin avukatla temsil edilmesi çok yerinde olacaktı. Buna ilişkin görüşlerimi her ortamda dile getirdim. Arabulucunun da avukat olması nedeniyle bu düşüncemiz kabul görmedi. Uygulamayı yakından takip ediyoruz. Sorunlar dikkate alınarak bir kanun değişikliği ile işçinin avukatla temsilinin zorunlu olması gerektiği görüşündeyim.
Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?
Talat Canbolat: Reklam yasağını ihlali yaygın bir hal almıştır. Bunlarla etkili şekilde mücadele edilecektir.
Hukukbook: Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir? Baro bu konuda ne yapmalı?
Talat Canbolat: Bu çok üzücü bir tablodur. Geçen gün Çekmece adliyesinin giriş tarafı bunlarla donatılmış olarak gördüm. Baronun asli görevidir bunlarla mücadele etmek. Üstelik yasaya aykırı emeğe saygısızlık ve vatandaşlarda da ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır.
Hukukbook: Baroda Değişim ve Gelişim Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?
Talat Canbolat: .Öncelikle deklarasyonumuza bakarsanız biz her türlü grup ve grupçuluğa karşı olduğumuz için grup kelimesini özellikle kullanmadık ve kullanmıyoruz. Baroda Değişim ve Gelişim Hareketi diyebiliriz. Ortaya çıkış şekli İstanbul Barosu seçimleri yaklaşırken bir çok grup ve farklı kesimlerle konuşurken grup ve gruba bağlı kalıpları attıklarında, hak, hukuk, adalet, demokrasi, cumhuriyet kavramları üzerinde aynı şeyleri konuştuğumuzu gördüm. Bir gruba dahil olduğunuz takdirde görüş ve düşünceleriniz o grup aidiyetiyle sınırlanır. Avukatlık mesleğinin temeli ise bağımsız hareket etmeyi gerektirir. Diğer yandan İstanbul Barosunda yıllardır aynı gruplar seçimlere girerek ve yine her seçim aynı şeyleri ve vaatleri söylüyorlar. Örneğin şeffaf boru yönetiminden bahsediyorlar.
Hukukbook: Siz neler vaat ediyorsunuz?
Ben vaat değil uygulamaya yönelik somut çözüm önerileri sunarak herkesi meslek sorunlarının çözümünde grup ve grupçuluktan uzak, ideolojik, siyasi, mezhepsel ve başkaca kutuplaşma ve ayırımları bir kenara bırakarak birlikte hareket etmemiz halinde ancak sorunların kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. Avukatlık mesleğini ilgilendiren bunca sorun varken örneğin herhangi bir sorunda tüm adayların birlikte tavır koymaları ve açıklama yapmaları daha etkili sonuç doğuracaktır. Bu grupçuluk bizlerin enerjimizi birleştirmemize engel olmaktadır. Ben, eşim Av. Emine Canbolat ile birlikte 1992 yılında Sirkeci’de bir han odasında avukatlığa başladık. Eskiden hanlarda meslek dayanışması daha fazla idi. Herkes birbirinin duruşmasını bilir, tebligatını alır, çok güzel hukuki sohbetler yapılır, karşılıklı sevgi ve saygı vardı.
Bazıları Prof unvanımı görünce hoca adliyeyi biliyor mu? meslek sorunlarını biliyor mu? Yaşamış mı? gibi haklı sorular soruyorlar. 2003 yılından itibaren kesintisiz avukatlık yaptım ancak reklam yasağı kapsamında bunun reklamını yapmadım tabi. Sadece danışmanlık olarak değil zaman zaman eşimin yanında birlikte zaman zaman da bizzat cübbemi giyerek duruşmalara katıldım.
Baroda Değişim ve Gelişim ifadesi de bir grup arkadaşımla sohbet ederken ortaya kendiliğinden çıktı. Kişilerin değişmesi değil bir hukuk zihniyetinin değişmesi, İstanbul Barosundan başlayarak Türkiye’de bir hukuk zihniyetinin değişmesi, hukukun üstünlüğünün yeniden gerçekleşmesi için yola çıktık. Önceden bir liste ilan etmeyi de yola çıkış şeklimize uygun bulmadık. Zira herkesi birlik beraberlik içerisinde meslek ilkeleri etrafında birleşmeye davet ettik. Birçok dernek, vakıf ve platform destek açıklaması yaptı. Bir çok meslektaşım ilk defa heyecan duymaya başladım diye tebriklerini ve desteklerini ifade ettiler. Şimdi bir istişare heyeti oluşturarak yönetim kurulu ve diğer listelerimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Diğer gruplar yıllardır belirli olduklarından ve benzer şeyler söylediklerinden tanınmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yeni olan ve merak edilen bizim hareketimiz. Baroda değişim ve gelişimi gerçekleştirecek olan hareket de bunun etrafında toplanmaktır.
Hukukbook: Önce Baroda Değişim ve Gelişim Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu?
Talat Canbolat: Yukarıda açıklamış oldum. Diğerlerinden farklı olarak biz grup değiliz. Tamamen doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkıp hızlı büyüyen bir harekete dönüştü. Adaylarımızı tamamen demokratik bir şekilde istişare heyeti oluşturarak belirleyeceğiz. Demokratik çalıştığımız için halen o süreci tamamlayamadık. Yakında tamamlanmış olur diye ümit ediyorum.
Hukukbook: Sayın Canbolat, sorularımıza verdiğiniz cevaplar için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.
Av. Dr. Talat CANBOLAT
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun olmuştur. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalında çalışmaya başlamıştır. Halen aynı yerde Profesör unvanıyla akademik çalışmalarına devam etmektedir. 6325 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bilim komisyonlarında görev almıştır. 2003 yılından itibaren İstanbul Barosuna kayıtlı avukattır.
Değişim ve Gelişim Hareketi ProgramıDeğişim ve Gelişim Hareketi ProgramıDeğişim ve Gelişim Hareketi ProgramıDeğişim ve Gelişim Hareketi Programı
Krotonlu Theano, M.Ö. 600-550 tarihlerinde yaşadığı tahmin edilen Antik Çağın ilk kadın felsefecilerindendir. Krotonlu Theano, İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusu, kendi adıyla anılan Pisagor teoremine adını veren Pythagoras’ın (Pisagor) eşidir.
Krotonlu Theano ve eşi Pisagor’un temsili bir resmi
Kroton Güney İtalya’da zengin liman kentlerinden biridir. Güney İtalya bu devirde bir Yunan kolonisidir ve buraya yerleşenlerce Magna Graecia (Büyük Yunanistan) adıyla anılmıştır.
Krotonlu Theano, Pisagor’dan da etkilenerek cebir, geometri ve felsefeye ilgi duymuş, matematik ve müziğe önem vermiş ve reenkarnasyon öğretisini savunmuştur. Antik Çağ’ın bilinen ilk kadın filozofu Krotonlu Theano’udur.
Krotonlu Theano, Pythagoras’ın (Pisagor) eşi, öğrencisi ve ilk takipçilerinden biridir. Matematik, geometri ve felsefe ile uğraşmıştır. Eşinin ölümünden ardından Pythagoras Okulu’nu yönetmiş ve kız öğrencilere ders vermiştir. Theano diğer Pythagorasçılar gibi evrenin sayılardan kurulduğunu öne sürmüş, matematik ve müziğe önem vermiş ayrıca reenkarnasyon öğretisini savunmuştur.
Theano, ruhun yeniden doğacağını, bu nedenle insanların erdemli bir hayat sürmeleri gerektiğini savunmuş, hayatın salt maddeden ibaret olmadığını, ruhun ve metafiziğin ön planda olması gerektiğini ileri sürmüştür. Krotonlu Theano, matematik ve müziğe büyük önem vermiş, sayıları ise düzen sağlayan unsur olarak görmüştür.
Theano, Pisagor Okulu’nda kızlara ders vermiş, bu okulda verdiği derslerin büyük bölümünü ahlaka ayırmıştır. Theano, dönemin ileri görüşlü kadınlarından biri olmasına rağmen kadınların erkeklere göre geri planda kalmalarını ve iyi bir eş olmalarını savunmuş, dönemin sosyal gerçekliğini aşamamıştır.
Eski Yunan ve Kadın Filozoflar
Felsefenin başlangıcı Antik Çağa dayanmakta, yaşamı sorgulama, insanı, doğayı ve dünyayı tanımlama çalışmaları Eski Yunan’da başlamaktadır. Krotonlu Theano, bu çağda ortaya çıkan istisnai kadınlardan bir tanesidir. Eşi gibi matematiğe meraklı olan Theano Pisagor’dan felsefe dersleri de almış ve eşinin ölümünden sonra Pisagor Okulu’nu yönetmiş, en ünlü Pisagorcu kadın olarak tarihteki yerini almıştır.
Kadınların tarih boyunca felsefe ve bilim alanında görmezden gelinmesi ve yaptıkları çalışmaların yok sayılması olgusu orta çağda kadın düşmanlığı olarak yaygınlaşmış, bilim ve düşünce ile uğraşan kadınlar cadılık ve büyücülükle suçlanmışlardır. Diğer yaygın suçlama ise ahlaksızlık olmuştur. Neden Pisagorcu olduğunu belirtirsek; ilk kadın düşünürlerin Pisagor’un çevresinden çıktığı inancı vardır.Bu çevredeki düşünürlerin, onun matematik bilgilerini ve felsefeye dair düşüncelerinin destekleyicisi ve yayıcısı olduğu kabul edilmektedir.
Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitaplar dünyaca ünlü psikolog David Canter tarafından yazılmıştır. Prof. Dr. David Canter, suç psikolojisi alanında dünyanın en önemli otoritesi olarak anılmaktadır.
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
Suç Psikolojisi, suçun araştırılması, anlaşılması, profil çıkarma ve seri katillerin ve suçluluların psikolojisine odaklanmaktadır. Her suç kendine has bir gölge ve iz bırakmakta, bu gölge, polisi yaptığı analiz sonucunda suçluya ulaştırabilmektedir. Bu kitap, suçun doğasını çözümleyip kullanarak polisin bireysel suç işleyenleri belirleyip takip etmesine yardımcı olan ‘suçlu profili çıkarma’ işini incelemektedir. Suç Gölgeleri ise suçla mücadele edenler için önemli bir kitaptır. Bu yolculukta suçlunun şiddet içeren davranışları, ardında bıraktığı izlerle anlamlandırılmakta ve Canter, bu izleri ‘suçlunun iç hikâyeleri’ olarak tanımlamaktadır.
Suç Psikolojisi
Suç Psikolojisi
Suç Psikolojisi, psikolojinin suçun araştırılması ve anlaşılması, hapishanelerdeki suçluların ıslahı, yönetimi ve mahkemedeki süreçlere katkısı üzerinde durmaktadır. Derinlemesine görüşme, yalanı ortaya çıkarma, suçlu görünüşün doğası ve anlamı, bu alan içinde değerlendirilmektedir.
Kitapta, tutuklu kişilerle bir psikoloğun nasıl çalıştığı incelenirken, mahkemelerde çalışan uzman psikologların görevleri de ele alınmaktadır. Mağdur psikolojisi kitapta mercek tutulan konulardan biridir. Suç Psikolojisi, suçu anlama ve suçun azaltılmasına yönelik psikolojinin katkılarını ele alırken gelecekte suçun nasıl olacağını da tartışmaktadır. Bütünleşmiş ve etkileşimli bir yaklaşımın kapsamlı bir çalışma ile birleştiği bu kitap, suç psikolojisi derslerini anlamada ideal bir rehberdir.
Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri’nin Yazarı David Canter
Prof. Dr. David Victor Canter 5 Ocak 1944 doğmuştur. Canter, insanlar ve binalar arasındaki etkileşimi inceleyen, ofislerin, okulların, hapishanelerin, konutların ve diğer bina tasarımlarının nasıl algılandığını araştıran bir mimarlık psikoloğu olarak mesleğine başlamıştır. Çevre ve şehirler alanında çalışmış, 1980’de Çevre Psikolojisi Dergisi’ni kurmuştur.
Canter, Surrey Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü olarak çalışmış, Suçlu Profilleme ve Ceza Eyleminin Analizi konusunda araştırmacı psikoloji geliştirmiş,Liverpool Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Merkezi’ni kurmuştur.
Prof. Dr. David Victor Canter, 2009 yılından itibaren Huddersfield Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Uluslararası Araştırma Merkezi Direktörü olarak görev yapmakta, kurucusu olduğu Uluslararası Araştırmacı Psikoloji Akademisi’nin direktörlüğünü yürütmektedir.
David Canter, Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitapların dışında,; Mimarlıkta Anlam Çalışması, Binaların Değerlendirilmesi için Ölçekler, İnsan ve Binalar: Araştırmalara Kısa Bir Bakış, Mimarlar Psikolojisi, Mekan Psikolojisi, Yangında İnsan Davranışı Çalışmaları: Ampirik Sonuçlar ve Eğitim ve Tasarım Üzerine Etkileri, Hareket Psikolojisi, Cinayetlerin Haritalanması: Coğrafi Profillerin Sırları, Ceza Psikolojisi: Uygulamalı Psikolojide Konular, Terörizmin Yüzleri: Multidisipliner Perspektifler, Adli Psikoloji ve Dummies için Adli Psikoloji isimli kitapları bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler'in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC), Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmaları ve örgütün işlevsel kolları arasındaki koordinasyonu sağlayan temel organıdır. Konsey ayrıca uluslararası ekonomik ve sosyal sorunların tartışıldığı ve siyasi tavsiyelerin oluşturulduğu merkezi bir forum niteliğindedir.
Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde bulunan Kalkınma Politikası Komitesi 24 uzmandan oluşur; ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar hakkında tavsiyeler veren bir kuruluş olarak görev yapar. Komite ayrıca “en az gelişmiş ülkelerin” (LDC’s) hangileri olacağına karar verir ve kullanılacak kriterleri belirler.
Birleşmiş Milletler‘in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC), ekonomik, sosyal ve ilgili çalışmaların koordinesinden sorumlu birimdir. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler ailesi içinde yer alan kuruluşların eş güdüm içerisinde çalışmalarını sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Konsey’in 3 yıllık süreyle hizmet eden 54 üyesi vardır, 54 üyesi bulunan Konsey, 1998 yılından bu yana, aynı zamandaDünya BankasıveUluslararası Para Fonu(IMF) kilit Komiteleri ve Maliye Bakanları ile toplantı yapmaktadır. Konsey’de oylama salt çoğunluk ilkesine dayanır; her üyenin bir oyu vardır.
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Görev ve Yetkileri
Genel Kurul’un 1950 yılı Kasım ayında aldığı ”Barış için Birleşmek” kararı uyarınca Genel Kurul; Güvenlik Konseyinin uluslararası barışı tehdit eden, barışı ihlal eden ya da saldırı durumlarında üyeleri arasında oy birliği sağlayamadığı için görevini yerine getirememesi halinde harekete geçebilir. Kurul; barış ihlali ve saldırı gibi durumları da içeren gelişmelerde üye devletlere ortak önlem alma konusunda tavsiyede bulunmak ve uluslararası barış ve güvenliğini korumak ve yeniden inşa etmek için gereken durumlarda silahlı kuvvet kullanma konularını derhal masaya yatırmakla yetkilidir.
ECOSOC, Birleşmiş Milletler nezdinde politika önerilerini formüle etmekte, uluslararası ekonomik ve sosyal konuların gündeme getirilmesi ve tartışılması için merkezi bir forum olarak hizmet vermektedir. Bunun yanında, sivil toplum kuruluşları, BM çalışmalarına katılmak için bu Konsey’den statü almaktadır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey’in görev ve yetkileri şunlardır
Uluslararası ekonomik ve sosyal konuları ele almak ve Birleşmiş Milletlere üye devletlere siyasi tavsiyelerde bulunacak ana forum niteliğini taşımak;
Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık ve ilgili konularda çalışmalar yapmak, rapor hazırlamak ve tavsiyede bulunmak;
İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlamak ve uygulamak;
Ekonomik, sosyal ve ilgili alanlarda büyük uluslararası konferanslar hazırlamaya ve organize etmeye yardımcı olmak ve bu konferansların koordineli olarak takibini yapmak;
Birleşmiş Milletler’e bağlı özel teşkilatların çalışmalarını yine onlara danışarak ve tavsiyede bulunarak ve Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunarak koordine etmek.
Konsey’in yardımcı organları şu birimleri içerir:
Konseyin danışma kurulları olan ve görevleri uzmanlık ve sorumluluk gerektiren alanlarda çalışmalar yapmak ve tavsiyelerde bulunmak olan dokuz çalışma komisyonu:
İstatistik Komisyonu
Nüfus ve Kalkınma Komisyonu
Sosyal Kalkınma Komisyonu
İnsan Hakları Komisyonu
Kadının Statüsü Komisyonu
Narkotik Komisyonu
Suçu Önleme ve Ceza Hukuku Komisyonu
Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu
Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu
5 Bölgesel Komisyon: Afrika Ekonomik Komisyonu (merkezi Addis Ababa, Etiyopya’dadır), Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Bankok, Tayland’dadır), Avrupa Ekonomik Komisyonu (merkezi Cenevre, İsviçre’dedir), Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Santiago, Şili’dedir) ve Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Beyrut, Lübnan’dadır)
Altı daimi komisyon ve uzman birim:
Program ve Koordinasyon Komitesi
Beşeri Yerleşim Komitesi
Sivil Toplum Kuruluşu Komitesi
Uluslararası Kuruluşlarla Müzakere Komitesi
Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi ve Kamu Yönetimi Komitesi
Kalkınma planlaması, doğal kaynaklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve Yerli Halklar Daimi Forumu gibi konularda çok sayıda uzman birim.
Konsey ayrıca, tamamı kendisine rapor sunan ve bağımsız oturumlarında tavsiyelerde bulunan, Birleşmiş Milletler programları (UNDP, UNEP, UNICEF, UN-HABITAT ve UNFPA gibi) ve özel teşkilatların (FAO, WHO, ILO ve UNESCO gibi) çalışmalarını belli bir dereceye kadar koordine eder ve bunlarla işbirliği yapar.
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak 25 Haziran 1997 tarihli ve 23030 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile 1997 yılında kurulmuştur. Merkez Müdürlüğü görevini 28.07.2000 tarihine kadar Sayın Prof. Dr. Sabih Arkan yürütmüştür. FİSAUM Yönetmeliğinin 15. maddesine göre, merkezin ita amiri üniversite rektörüdür. Rektör, yetkisinin tamamını veya bir kısmını Merkez Müdürüne devredebilir. FİSAUM, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasında faaliyet yürütmektedir.
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), 2011 yılında WIPO’da daimi gözlemci statüsünü kazanmak için girişimlerde bulunmuş, 17 Ekim 2012 tarihinde bu talep kabul edilmiştir. FİSAUM, WIPO nezdinde ulusal hükumet dışı organizasyonlar kategorisinde tüm toplantılara daimi gözlemci statüsünde katılma hakkı kazanmıştır.
FİSAUM’un Amacı, Çalışma Alanları ve Yönetimi
FİSAUM, fikrî ve sınaî hakların uygulanmasını yaygınlaştırmak ve geliştirmek, toplumun ilgili kesimlerini bu hakların neler olduğu, önemi ve korunması konusunda bilinçlendirmek, toplumda fikrî ve sınaî haklar kültürü oluşturmak ve sanayiye hukukî alt yapı hazırlanması amacı ile çalışmaktadır.
FİSAUM, amaçlarını gerçekleştirmek üzere; araştırma projeleri geliştirmek ve uygulamakta, araştırmalara ve projelere katılmakta, ulusal ve uluslararası konferanslar, kongreler, sempozyumlar düzenlemekte; meslek içi eğitim programları düzenlemekte, ücretli veya ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunmakta, bilimsel nitelikli rapor, bülten, kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapmaktadır .
Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezinin müdürlüğünü Prof. Dr. Arzu OĞUZ yürütmektedir. FİSAUM organizasyonunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı, Türk Patent Enstitüsü, Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından seçilen üyeler bulunmaktadır.
Merkez Müdürü Prof. Dr. Arzu Oğuz
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), 31.05.2008 tarihinde başlayıp, 30.11.2009’de tamamlanmış olan Ankara Üniversitesi, Inholland Üniversitesi, Ekonomi Bükreş Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin ortaklığında gerçekleştirilen ve temel amacı Türkiye’deki KOBİ’lerin intellectual capital (entelektüel sermaye) konusunda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması olan Turkey’s Participation in European Knowledge Economy (TEPEK) Projesi’nin koordinatörlüğünü yürütmüştür.
Ankara Üniversitesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ve Türk Patent ve Marka Kurumu işbirliğiyle düzenlenen program İngilizce dilinde yürütülmektedir. Program kapsamında WIPO ve TÜRKPATENT 10 yabancı uyruklu öğrenciye burs vermektedir. Ankara Üniversitesi ise T.C. uyruklu 10 öğrenciyi programa ücretsiz olarak kabul etmektedir.
Bilgi Merkezi
Bilgi Merkezi, 1998 yılında başlatılan ve Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı tarafından yürütülen “Türkiye’de Fikrî ve Sınaî Hakların Etkin Uygulanması” projesinin ayaklarından biridir. Bilgi merkezi, Adalet Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol gereğince FİSAUM bünyesi içerisinde kurulmuştur. Proje kapsamında FİSAUM’un gereksinim duyduğu elektronik donanım sağlanmış, fikrî ve sınaî haklar alanında İngilizce, Almanca ve Fransızca temel kitaplar, 10 adet süreli yayın ve birkaç adet CD bilgi merkezine gelmiştir.
Fikrî Mülkiyet Haklarının Etkin Uygulanması Projesi, Türkiye’de yargının güçlendirilmesi yoluyla fikrî mülkiyet hakları mevzuatının etkin bir biçimde uygulanmasını hedeflemektedir. FİSAUM’da oluşturulan İhtisaslaşmış Bilgi Merkezi ile yedi Fikrî ve Sınaî Haklar Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve Türk Patent Enstitüsü arasında bir bilgi ağı kurulması planlanmıştır. Fikrî mülkiyet hakları ile ilgili belgeler Merkez’de elektronik ortamda toplanmakta ve bu bilgiler, hâkimler, avukatlar, öğretim üyeleri, patent ve marka vekilleri gibi belirlenen kullanıcıların, tanımlanan haklar çerçevesinde erişimine açılmaktadır. Bilimsel yayınlar, mevzuat, mahkeme kararları, istatistikler, raporlar, kurum bültenleri, tescil dosyaları, marka ve tasarım sicilleri, gümrük beyannamesi, gümrük kararları ve hak sahipliği ile ilgili belgeler bilgi merkezinin sunduğu hizmetlerdendir.
Proje henüz planlandığı şekilde tamamlanmamış, FİSAUM’da bir bilgi merkezi kurulmuş ancak bilgi ağı oluşturulamamıştır. Bilgi merkezi’ne proje çerçevesinde sağlanan 400 kadar kitap ve 10 adet süreli yayının katalog bilgileri girilmiş bulunmaktadır ve bu dokümanlar, talep eden herkesin kullanımına ve erişimine açılmış durumdadır. Bütün ilgililer, merkezin açık olduğu saatlerde, kitap, dergi ve dokümanlardan yararlanabilmektedir.
FİSAUM Kütüphanesi
Uzmanlık kütüphanesi olarak hizmet veren FİSAUM Bilgi Merkezi’nde çok sayıda kitap, süreli yayın ve CD bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan bilgisayarlar aracılığıyla hukuk fakültesi IP’leri üzerinden ulaşılabilen veri tabanlarına da erişim mümkündür. Merkezin üye olduğu veri tabanlarına http://kutuphane.ankara.edu.tr/?page_id=792 sayfasından ulaşılabilmektedir. FİSAUM, 2014 yılından itibaren Darts-IP veri tabanına üyedir. Bu veri tabanı, Avrupa Birliği Mahkeme ve ofislerinin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Çin ve Türkiye gibi çok sayıda ulusal mahkeme ve ofislerinden, 1.414.000’ın üzerinde karar içermekte ve hali hazırda Avrupa marka içtihat hukuku ile ilgili en kapsamlı veri tabanı olma özelliği taşımaktadır.
Katalog taraması için http://katalog.ankara.edu.tr sayfasına girilerek Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Kütüphanesini seçmek gerekmektedir. Kütüphaneye 2017 yılının başında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından çok sayıda İngilizcce kitap bağışlanmıştır. Kütüphanemizin İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde alanın en önemli süreli yayınlarına abonedir.
Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Faaliyetleri
FİSAUM, 16 Ekim 2015 tarihinde Sınai Mülkiyet Hakların Uluslararası Bakış Sempozyumu, 31 Ocak-1 Şubat 2008 tarihinde “Avrupa Patent Hukuku ve Türkiye ile Karşılaştırmalı Olarak Patent Yargılaması Uluslararası Sempozyumu, 17-18 Kasım 2005 tarihinde “Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları Uluslararası Sempozyumu, 04 Nisan 2001 tarihinde ise “Sınaî Haklarda Son Gelişmeler Sempozyumu” düzenlemiştir.
Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, 12 Mayıs 2017 tarihinde “Yargı Perspektifinden Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Getirdikleri”, 20 Kasım 2015 tarihinde “Müzik Eserleri Bağlamında Telif Haklarının Kolektif Yönetimi” Uluslararası Paneli, 26 Eylül 2014 tarihinde “Dijital İletişim Çağında Sosyal Medya ve Fikri Haklar”, 17 Mayıs 2007 tarihinde “Yazılımların Patent ve Telif Hakları”, 20 Nisan 2007 tarihinde “Plastik Sanatlarda Telif Hakları”, .30 Kasım 1999 tarihinde ise “İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlâli ve Bunun Sonuçları” isimleri ile paneller düzenlemiştir.
Sempozyum ve panellerin yanısıra FİSAUM çeşitli seminerler düzenlemiştir. Merkez, 7 Haziran 2018 tarihinde “Üniversitelerde Buluşların Korunması ve Ticarileşmesi Semineri”, 12 Şubat 2018 tarihinde “Yapay Zeka, Endüstri 4.0. Ve Fikri Mülkiyet Hukuku Zirvesi”, 7 Haziran 2017 tarihinde “Markaların Hukuki Boyutu Semineri” 16-17 Ekim 2009 tarihlerinde“Fikri Mülkiyet Uyuşmazlıklarında Alternatif Uyuşmazlık Yöntemleri Semineri”, 11-12 Mayıs 2006 tarihlerinde “Avrupa Birliği ile Türk Fikrî Mülkiyet Mevzuatının Karşılaştırılması Uluslararası Semineri”, 20 Nisan 2006 ve 25 Nisan 2006 tarihlerinde “Teknoloji Merkezlerinde Gerçekleştirilen Bilişim ve Fikri Mülkiyet Seminerleri”, 11 Kasım 2005- 22 Aralık 2005 tarihleri arasında “Kobiler için Fikri Mülkiyet Seminerleri” ve 10 Haziran 1999 tarihinde “21. Yüzyıl ve Sınaî Mülkiyet Hakları” semineri düzenlemiştir.
Merkez, 24 Mayıs 2004 tarihinde “Hirsch’ten Günümüze Fikrî Haklar Uluslararası Konferans”, 10 Ekim 2003 tarihinde “Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınaî Haklarda Son Gelişmeler”, 6 Aralık 1998 tarihinde “Prof. Terence PRIME, “Avrupa’da Bilgisayar Programlarının ve Veri Sistemlerinin Korunması“, 27 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Şafak EREL, “Fikrî Haklara Komşu Haklar“ ve 20 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Ahmet KILIÇOĞLU, “FSEK’ de Yapılan Son Değişiklikler ve Eleştirisi“ isimleri ile konferanslar tertip etmiştir.
Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, düzenlemiş olduğu, seminer, panel, konferans ve sempozyumları yazılı hale getirmiş ve yayınlamış, takipçilerinin hizmetine sunmuştur.
Merkezin Düzenlediği Faaliyetlere İlişkin Bazı Sonuç Raporları
Isotta Nogarola,1418–1466 yılları arasında İtalya’da yaşamış olan Rönesans Dönemi yazar ve entellektüellerindendir.
İtalya’da iyi bir ailede doğan Nogarola, on kardeşten biridir ve yaşadığı hayat İtalyan Rönesansı dönemine tekabül etmiştir. İtalyan rönesansı süresince yani antikçağ kültür geleneğinin “yeniden doğuşu” ile, 14. ve 15. yüzyılda yeni bir kadın tipi “Virago” kültürlü “erkek kadın” tipi ortaya çıkmıştır. Bu dönem, felsefe tarihi bakımından hiçbir yeni sistemin ortaya çıkmadığı bir geçiş dönemi sayılmaktadır. Antikçağın düşünce dağarcığının yeniden doğuşu bu çağın kadın düşmanı düşüncelerinin de değişmeye başlamasına neden olmuştur.
Sanat, eğitim ve kültürel zenginliklerin aristokrat ailelere ait olduğu bu dönemde İtalya şehir devletlerine bölünmüş durumdaydı ve en ünlü şehirler Cenova , Floransa ve Venedik’ti. Siyasi alanda kadınlara yer bulunmuyordu ve erkek egemen bir toplum vardı. Bu dönemde zengin ve aristokrat ailelerin çocukları iyi eğitim almış, Roma ve Antik Yunan eserleri bu eğitimlerde önem arz etmiş ve hümanist eğitim ön plana çıkmıştır.
Nogarola, bu dönemde ortaya çıkan bir aydın olarak okullarda verilen şiir, gramer, retorik, tarih ve ahlak felsefesi derslerini de almış, o zamanların en iyi öğretmenlerinden eğitim almıştır. İlk öğretmenleri hümanist düşünürlerdendir.
Nogarola ve kız kardeşleri; erkeklerin egemen olduğu İtalya’da kamusal hayata katılımın imkansız olmasına rağmen bir kadının alabileceği tüm teorik eğitimleri almışlardır. Isotta Nogarola, latince olarak aldığı eğitiminde yetenekli bir öğrenci olduğunu kanıtlamış ve saygı uyandırmıştır.
Isotta Nogarola, kendi kişisel gelişimine büyük önem vermiş ve hayatı boyunca bilim ve aydınlanma uğruna çalışmış; yalnız bir hayatı tercih ederek hiç evlenmemiştir. Isotta Nogarola 1466 yılında 48 yaşında ölmüştür.
Adem ve Havva Üzerine Diyalog
Rönesans’ın önemli kadın hümanisti, düşünürü ve sanatçısı olan Isotta Nogarola’nın“Adem ve Havva Üzerine Diyalog” isimli eseri günümüze kadar süregelen cinsiyet kimliği ve kadın doğası tartışmalarının başlangıcını oluşturmuştur.
Isotta Nogarola, ardılları olan düşünür ve sanatçılar için ilham kaynağı olan önemli bir aydındır. Adem ve Havva Üzerine Diyalog isimli eserinde, Adem ile Havva’nın göreli günahkarlığını bilimsel olarak tartışmış; dogmatizme bilimsel bir isyan gerçekleştirmiş, henüz Avrupa’da aydınlanma fırtınalarının esmediği dönemde erken dönemde ilk entellektüel kadınlardan olmuştur.
Isotta Nogarola : “Eğer teolojinin öğrettiği gibi Havva’nın doğal olarak düşünme gücü ve dayanıklılığı daha azsa; o zaman onun sorumluluğu da daha az olacaktır.”
Film, Altın Küre ödülünü kazanmış ve Oscar’da da en iyi yardımcı erkek oyunculuğa aday olmuştur. İlk korku, Edward Norton’un kariyerinin başlangıcındaki ilk filmidir. Primal Fear, Akademi’de kendisine Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı getiren Edward Norton’ın performansıyla da göz dolduruyor.
Hukuk sistemini sorgulayan, adalet, suçlu ve masum kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton’a performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan İlk Korku sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.
Filmi unutulmaz yapan bir çok etken vardır, bunların başında oyunculuk , kurgu , müzik, gerçek hayattan esinlenme, yaşanmışlık ve bütün film boyunca öngörülemez sonların gerçekleşmesidir. Filmin birçok yerinde izleyici ters köşe olmakta ve şok yaşamaktadır.
Filmin Konusu
Tanınmış bir piskoposun öldürülmesi büyük yankı uyandırmıştır. Bu cinayet sırasında olay yerinden kaçmakta olan Aaron, görgü tanıkları tarafından suçlu olarak ilan edilmiş ve suçu işlediği neredeyse kesinleşmiştir. Son derece prestijli bir avukat olan Martin Vail, ise olayların bu şekilde geliştiğinden tam olarak emin değildir ve Aaron’ı savunma görevini üstlenmiştir. Savcı olarak atanan kişi ise eskiden beri rakip oldukları Janet Venable’dır. Aaron’ın suçluluğu o derece nettir ki Vail’in bu göreve atanması çevrede beyhude bir uğraş olarak kabul edilmiştir. Ancak kısa bir süre sonra davanın seyri tam anlamıyla değişmiştir. Kendine güvenen, başarılı avukat Martin Vail (Richard Gere), medyanın da ilgi odağı bu davada aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin’in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin’in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal almıştır.
Sürpriz sonu ile kendine hayran bırakan yapım toplum nezdinde itibarı olan kişi ve kurumların hukuk karşısındaki tutumlarını ve psikolojilerini de ele almaktadır.
Edward Norton’un canlandırdığı Aaron karakteri için 2100 kişi seçmelere katılmış ve rolü 27 yaşında olan Edward Norton almıştır. Seçmelerde Matt Damon’da katılmış, yıllar sonra verdiği bir röportajda “Bu rolü alan kişinin kariyerinin uçacağını biliyorduk. Bu nedenle elimizden gelen her şeyi yaptık ancak rolü Edward kaptı. O zaman rolü alamadığım için çok üzülmüştüm ama yıllar sonra baktığımda doğru insana gitmiş” demiştir.
Edward Norton’ı sahneye çıkartan film olarak bilinen “İlk Korku”, ‘sanık-avukat ilişkisi” üzerine en yetkin sinema eserlerinden biridir. Norton-Gere arasındaki dönüşümlü ve psikolojik çekişme etkisini halen yitirmemiştir.
Replik: “Orada kalsaydım ya savcı olurdum ya da hakim, Top oynamak varken neden hakem olayım ki? “
Richard Tiffany Gere
Amerika’nın önde gelen oyuncularından Richard Gere ilk olarak müzisyenlik üzerine eğitim almış ve bu alanda çalışmış, 40 civarında filmde rol almıştır. Gere’in en sevilen filmleri arasında Subay ve Centilmen, Özel Bir Kadın, Kızıl Köşe, Çakal, Chicago, Amerikan Jigolo filmleri yer almaktadır. Chicago filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü almıştır. Budizm inancına sahip olan Gere’in bir çocuğu vardır.
Filmin Müzikleri: Cibavit Eos, As Time Goes By, Lacrimosa, Incidental Source Music, Chez What, Pammy Slam, Canção Do Mar, Don’t Deceive Me, Please Don’t Go
Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24 Kasım 2004 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 9 Aralık 2004 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Aile Hekimi
Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.
Aile Hekiminin Görevleri
1)Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek
2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak
3) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapar, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini vermek
4)Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunup veya kişiler ile iletişime geçmek
5) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, loğusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan, erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak
6) Periyodik sağlık muayenesi yapmak
7)Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak ya da bu hizmetleri vermek
8)Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek
9)Evde takibi zorunlu olan özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek
10)Aile sağlığı merkezi şartlarında tanı veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakım hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak
11) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak
12)Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapar
13)Aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak
14)İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemektir
Aile Hekimliği Kanunu
Amaç ve kapsam
Madde1– Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının (…)(2) belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir. (2)
Tanımlar
Madde 2– Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü; gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir.
Aile sağlığı elemanı; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır.
Personelin statüsü ve malî haklar(3)
Madde3– Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.
Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.
________________
(1) Bu Kanunun adı “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun” iken 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “pilot olarak” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(3) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “görevlendirmeye” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya” ibaresi eklenmiştir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler; eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.
Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere; 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten; çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.
Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına; 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir.(Ek cümle : 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.
Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.
Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…)(1) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20’sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.(1)(2)(3)
–––––––––––––––––
(1) Bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “… veya hasta sevk oranlarının yüksek olması…” ibaresi; 7/11/2008 tarihli ve 27047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 21/2/2008 tarihli ve E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “karşılanmayan gider unsurları” ibaresinden sonra gelmek üzere“; belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı” ibaresi eklenmiştir.
(3) 2/1/2014 tarihli ve 6514 sayılı Kanunun 52 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan; “tetkik ve sarf malzemesi giderleri” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (1)
(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı elemanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemenin net tutarı, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz. Bu ödemeden yararlanan personele; ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi, 209 sayılı Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi ((e) fıkrasının ikinci paragrafı hariç) uyarınca herhangi bir şekilde ek ödeme yapılmaz.
Kamuya ait taşınmazların kullanımı
Madde 4– Hazine, belediye veya il özel idaresine ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığı, belediye veya il özel idarelerince bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir.
–––––––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Sağlık Bakanlığının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
Hizmetin esasları
Madde5– Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1000, azamî 4000’dir. Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000’den az olabilir.
Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ileBakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/117 md.) Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenen aile sağlığı merkezlerinde çalışma saatleri dışında, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları ile gerektiğinde Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları personeline nöbet görevi verilebilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında; kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun; aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Aile hekimliği hizmetleri dışında kalan birinci basamak sağlık hizmetleri toplum sağlığı merkezleri tarafından verilir ve bu merkezlerin organizasyonu, kadroları, görevleri ile çalışma usûl ve esasları Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenir. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.(1)
Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar; kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.
Denetim, sorumluluk ve mal bildirimi
Madde 6– Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür.
Ağız ve diş sağlığı hizmetleri
Madde 7-— Kişilerin ağız ve diş sağlığını korumak ve bu hizmetlerin daha etkili ve verimli yürütülmesini sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığınca tespit edilecek illerde pilot uygulama yapılır.
______________
(1) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile bu fıkranın birinci cümlesine “kaydı ile” ibaresinden sonra gelmek üzere; “Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde” ibaresi eklenmiştir.
Bu hizmetler karşılığında yapılacak ödemelerin; hizmetten yararlananların ilgisine göre bağlı bulundukları kurum bütçelerinden veya sosyal güvenlik kuruluşlarından karşılanması ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar; Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları tarafından müştereken belirlenir.
Yönetmelikler
Madde 8– Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. (1)
Yürürlük
Madde 9– Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 10– Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
–––––––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.
Değiştiren Kanunun/ KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesinin Kararının Numarası
5258 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
Anayasa Mah.’nin E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı
3
7/11/2008
KHK/663
Kanunun Adı, 1, 3, 5
2/11/2011
6354
3, 5
12/7/2012
6514
3
18/1/2014
6552
5
11/9/2014
6745
3
7/9/2016
KHK/700
3,8
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)
Vergi mahkemeleri; idarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli idari mahkemelerdir. Görevleri kanunda açıkça ve istisnai olarak sayılmış ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile yargılama usulleri belirlenmiştir. İdare mahkemesi, genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe vergi mahkemelerinin idari davalara bakma görevi yoktur.
Vergi mahkemeleri, idari işlemler nedeniyle telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilmektedir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
Vergi mahkemeleri, dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyerek toplamakta ve kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapmaktadır. Vergi mahkemesi kararlarına karşı, bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir
Vergi Mahkemelerinin Görevleri
2576 sayılı Kanunun 6. maddesine göre Vergi Mahkemeleri; idari yargı alanında görev yapan özel mahkemelerdir ve görevleri bu kanun tarafından belirlenmiştir.
Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar
Yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,
Diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen işler
Bir uyuşmazlığın Vergi Mahkemelerinde yargılama konusu olabilmesi için; idari davanın konusu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ve bunların zam ve cezalarına ilişkin olmalı, bu mali yükümlülükler, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ait olmalı; bu bütçe ve idarelerin giderlerinin karşılığı niteliğinde bulunmalıdır.
İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesi gereğince; vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurmaktadır. Yasa hükmüne göre kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam etmektedir. Tahsil işleminin ve dava konusundaki idari işlemin durdurulması ancak yürütmenin durdurulması kararı ile mümkün olabilmektedir. İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması yürütmenin durdurulmasını gerektirmektedir.
İcra Mahkemeleri, İcra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı şikayet ve itirazların incelenmesinde görevli mahkemelerdir. İcra Mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesi yargı çevresinde kurulan tek hakimli özel mahkemelerdir ve ayrı bir icra mahkemesinin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri, İcra Mahkemesi olarak görev yapmaktadır. İcra Mahkemeleri, Anayasanın 152. maddesi kapsamında bir mahkeme olup İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmamaktadır. Her icra mahkemesi, İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi sıfatıyla yasada öngörülen yargılamaları yapmaktadır.
İcra Mahkemeleri, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri incelemekte; takibin şekline göre, borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlamaktadır. Bu mahkemeler, şikayet yoluyla ihalenin feshini incelemekte, haciz ve iflasta istihkak davalarına bakmakta, bazı icra iflas suçlarına bakmakta, ilamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini incelemekte, takibin iptal veya talikine karar vermekte, İcra ve İflas Kanununda verilen diğer görevleri yapmaktadır.
İcra Mahkemelerinin kesin olmayan kararlarına karşı Bölge Adliye Mahkemelerinde itiraz ve Yargıtay’da temyiz hakkı bulunmaktadır. Hangi kararlara karşı istinaf ve temyiz yolunun açık olduğu yasa ile belirlenmiştir. Temyiz hakkının parasal sınırları her yıl güncellenmektedir.
İcra Mahkemelerinin Görevleri
İcra(iflas) dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri inceler. (m.16-18)
Takibin şekline göre ,borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlar.(m.68-68/a,147,150/a,169/a,170,269/b-c,275)
Şikayet yoluyla ihalenin feshini inceler (m.134)
Haciz ve iflasta istihkak davalarına bakar.(m.97- 99,228)
Bir kısım icra iflas suçlarına bakar(m.331 vd)
İlamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini inceler.(m.33)
Takibin iptal veya talikine karar verir. (m.71)
(m.26) Taşınmaz tahliye ve teslimi
(m. 89) Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında haciz ihbarnamesi düzenlenmesi
(m.121) İştirak halinde mülkiyet hisselerinin satışının ne şekilde yapılacağının belirlenmesi
(m.153)
(m.251) Aciz vesikası alan müflisin hakkında takibe yeniden mal iktisap etmediği gerekçesiyle itirazından doğan ihtilaflar
(m.297) Konkordato talebinin kabulünde nizalı veya taliki şarta bağlı veya muayyen olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne nispette katılacağına karar verilmesi
(m.318) Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü hal ilan edilmesi halinde borçluya süre verilmesi
6183 sayılı Kanun’un 99. maddesi gereğince taşınmaz ihalesinin feshini şikayet yoluyla inceler. (menkul ihalesinin feshi hariç )
Sulh hukuk mahkemesince verilen ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararı üzerine yapılan ihalelerde satışa hazırlık işlemleriyle ihalenin feshi şikayeti sulh hukuk mahkemesince incelenir.(m.4/son, HMK m.322/2)
İİK m.89/4’ e göre açılan ceza ve tazminat davasını hem ceza hem de hukuk mahkemesi sıfatıyla inceler.
İcra hukuk mahkemesi ve icra ceza mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmadığından m.89/4,338/1’e göre ceza ve tazminat istemiyle icra hukuk mahkemesine açılan dava icra ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı veremez. İcra mahkemesi davayı ceza mahkemesi sıfatıyla inceleyip karara bağlar.
Sosyal Güvenlik Kurumunun 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde, alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesi görevlidir (5510 sayılı SGK Kanununun 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 52. maddesiyle değişik 88/16 maddesi) İcra mahkemesi görev hususunu resen dikkate alır. Görevsiz olduğu işlerde, görevsizlik kararı vererek dosyayı görevli hukuk mahkemesine gönderir.
Ancak vergi mahkemesinin görevli olduğu davalarda görevsizlik kararı değil davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermelidir. Örneğin vergi mahkemesi müdürlüğünün 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerde konulan haczin kaldırılması istemini vergi mahkemesi incelemekle görevlidir.
Tüketici Mahkemeleri, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda görevli mahkemelerdir. Tüketici Mahkemeleri Ankara, İstanbul, İzmir Adana, Antalya, Bursa, Samsun, Konya, Mersin ve Kayseri illerinde kurulmuştur. Bu iller dışındaki il ve ilçelerde Tüketici Mahkemesi sıfatı ile Asliye Hukuk Mahkemesi bu görevi yapmaktadır. Bu mahkemelerde açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Yargılama giderleri taraflarca karşılanmaktadır.
Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar harçlardan muaftır. Tüketicilerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca tüketici işlemi ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıkların çözüm yerleri; tüketicinin mal veya hizmeti satın aldığı veya tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki Tüketici Hakem Heyetleri ile Tüketici Mahkemeleridir.
Tüketici Hakem Heyetleri
2018 yılı için değeri 6.860 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise doğrudan Tüketici Mahkemesine başvurulması zorunludur. 2018 yılında İl Tüketici Hakem Heyetleri için 6.860 TL, ilçe Tüketici Hakem Heyetleri için 4.570 TL altında bulunan uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetine başvurulması zorunludur. Bu heyetin vereceği karar tarafları bağlar. Taraflar bu karara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler.
Satıcı ve hizmet sağlayıcılarla uyuşmazlığa düşen tüketicilerin masrafsız ve kısa sürede çözüme ulaşabilmelerini sağlamak amacıyla; 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’la tüketici hakem heyetleri kurulmuştur.
Tüketicilerin mal yada hizmet sağlayan firmalara karşı yasal sınırların altındaki başvuruların yasal sınırlar altında olanları Tüketici Hakem Heyetlerine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyetlerini kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerine başvurmak mümkündür. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a Göre Ayıplı Mal ve Hizmet
(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran; maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.
(3)Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.
Ayıplı Mal ve Hizmet Hakkında Tüketicinin Seçimlik Hakları
Tüketicinin satın almış olduğu mal yada hizmet sözleşme ile kararlaştırılan mal yada hizmet için gerekli koşulları taşımıyorsa, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımıyorsa, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımıyorsa, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırıysa, muadili olan malların kullanım amacını karşılamıyorsa, tüketicinin beklediği makul faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeriyorsa mal yada hizmet ayıplı sayılmaktadır.
Satın alınan malın ayıplı olması durumunda tüketici; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılan malı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir.
Satın alınan hizmetin ayıplı olması durumunda da tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönerek bedelin iadesini talep etme haklarına sahiptir. Tüketici bu haklardan dilediğini kullanabilir.
Tüketici Hakem Heyetleri 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kurulmuştur. Tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasında çıkan uyuşmazlıkları çözümlemek amacıyla veya tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilecek kararları almak üzere il ve ilçe merkezlerinde kurulmuş heyetlerdir.
Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere mal veya hizmet sunan, ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onların hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasındaki ilişkilerde Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir.
Eser, taşıma, sigorta, bankacılık, kapıdan satış, uzaktan perakende hizmetleri ve benzeri her türlü sözleşme ve hukuki işlemlerde tüketiciler; ilk olarak tüketici hakem heyetlerine başvurmaktadır.
Tüketici Hakem Heyetleri 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kurulmuştur.
İl ve İlçe Tüketici Hakem Heyetleri
Tüketici Hakem Heyetleri illerde Ticaret İl Müdürlüğü bünyesinde oluşturulmuştur. İl hakem heyetleri il merkezi sınırları içinde, ilçe hakem heyetleri ise ilçe sınırları içinde görevli ve yetkilidir. Başvurular, tüketicinin mal veya hizmeti satın aldığı veya tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki hakem heyetine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerinde itiraz edilmektedir.
İlçe Tüketici Hakem Heyetleri ise kaymakamlıklara bağlı olarak çalışırlar. Hakem Heyetine yapılacak başvurularda herhangi bir ücret alınmamaktadır.
Tüketicilerin mal yada hizmet sağlayan firmalara karşı yasal sınırların altındaki başvurular Tüketici Hakem Heyetlerine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyetlerini kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerine başvurmak mümkündür. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde; tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.
Tüketicilerin yapacakları online şikayet başvuruları https://tuketicisikayeti.gtb.gov.tr web sayfası üzerinden yapılmakta, oluşturulan dosya tüketicinin hakem heyetine aktarılmaktadır. Bu durumda yapılan başvuru tüketicinin seçmiş olduğu Tüketici Hakem Heyetine düşmektedir.
İl ve İlçe Tüketici Hakem Heyetleri Başvuru Sınırları
Tüketici uyuşmazlıklarında 01.01.2018 tarihinden itibaren 6.860 TL ve üzerindeki değerler için doğrudan Tüketici Mahkemesine başvurulması zorunludur. Tüketici mahkemelerine başvurmak için başvuru alt sınırı 01.01.2018 tarihinden itibaren 6.860,00 TL olarak belirlenmiştir. Tüketici Hakem Heyetlerine yapılacak başvurularda, değeri 4 bin 570 Türk Lirası’nın altında bulunan uyuşmazlıklarda İlçe Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi statüsünde olan illerde 4 bin 570 Türk Lirası ile 6 bin 860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 6 bin 860 Türk Lirası’nın altında bulunan uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 4 bin 570 Türk Lirası ile 6 bin 860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir. Bu miktarlar her yıl yeniden değerleme oranına göre tekrar belirlenmektedir.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a Göre Ayıplı Mal ve Hizmet
(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran; maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.
(3)Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.
Ayıplı Mal ve Hizmet Hakkında Tüketicinin Seçimlik Hakları
Tüketicinin satın almış olduğu mal yada hizmet sözleşme ile kararlaştırılan mal yada hizmet için gerekli koşulları taşımıyorsa, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımıyorsa, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımıyorsa, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırıysa, muadili olan malların kullanım amacını karşılamıyorsa, tüketicinin beklediği makul faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeriyorsa mal yada hizmet ayıplı sayılmaktadır.
Satın alınan malın ayıplı olması durumunda tüketici; Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılan malı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir.
Satın alınan hizmetin ayıplı olması durumunda da tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönerek bedelin iadesini talep etme haklarına sahiptir. Tüketici bu haklardan dilediğini kullanabilir.
Sulh mahkemeleri tek hakimli mahkemelerdir. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün hukuki davalar ve işler asliye hukuk mahkemesinde görüleceğinden Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevleri istisnaidir. Sulh Hukuk Mahkemeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu tarafından sayılan sayılan davaları karara bağlamaktadır. Bu bağlamda, kiralanan taşınmazların, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları görmeye yetkilidir.
İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla taşınmazın tahliyesine ilişkin davalara İcra Hukuk Mahkemeleri bakmaktadır. Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları Sulh Hukuk Mahkemeleri çözmektedir. Yine, taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları da bu mahkemelerde görülmektedir. Bu davalar dışında HMK ve diğer kanunların ilgili maddelerinde sayılan davalara da sulh hukuk mahkemeleri bakmaktadır. Sulh Hukuk Mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu ile denetim imkanı bulunmaktadır.
Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanındaki Davalar
Sulh Hukuk Mahkemeleri, 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 4. maddesine göre dava konusunun değer veya tutarına bakmaksızın aşağıdaki uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir
Arabuluculuk faaliyeti neticesinde tanzim edilen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi,
Arabuluculuk bürosunun yetkisine yapılan itiraz hakkında karar vermek (7036 sayılı Kanun m.3/9),
Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosunun olmadığı yerlerde büronun görevinin sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından hakimin gözetimi ve denetimi altında yerine getirilir (7036 sayılı Kanun m.28/3),
Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar,
Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar,
Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar,
6100 sayılı HMK ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalar.
Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri, Patent Haklarının Korunmasına ilişkin tüm davalara, Endüstriyel Tasarımların Korunmasına ilişkin davalara, Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki davalara, Markaların Korunmasına ilişkin davalara ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan tüm davalara bakmakla görevli ve yetkilidir. Mahkemenin bakacağı davalarda dava konusunun miktarı dikkate alınmamaktadır.
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun düzenlediği tüm hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkemenin Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak ihtisas mahkemeleri bakmaktadır. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri ilk olarak bu tür uyuşmazlıkların en çok olduğu İstanbul ilinde açılmıştır. Ayrı bir fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi kurulamayan yerlerde, bu mahkemelerin görevine giren dava ve işlere asliye hukuk mahkemeleri bakmaktadır.
Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi bakımından, sözü edilen mevzuatta özel bir yargılama usulü öngörülmemiştir. Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi bakımından, nitelik olarak asliye hukuk mahkemesi statüsündedir ve yazılı yargılama usulünü uygulamaktadır. Bu mahkemede, mahkeme örgütsel yapı olarak asliye hukuk mahkemesi statüsünde olduğundan, HMK’nda belirtilen yazılı yargılama usulü (m. 118-186) uygulanır.
Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanındaki Davalar
1. 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen tüm davalar
2. 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalar
3. 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalar
4. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalara
5. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalara, dava konusunun miktarı dikkate alınmaksızın bakmakla görevlidir.
Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulmaktadır. Bölge idare mahkemelerinde biri idare diğeri vergi olmak üzere en az iki daire bulunmakta, bu daireler istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamaktadır.
Yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemelerinde tek hakim tarafından verilen kararları itiraz üzerine incelemekte ve kesin olarak hükme bağlamakta; yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamaktadır.
Ankara Bölge İdare Mahkemeleri Eski Binası
Bölge İdare Mahkemesinin diğer adı İstinaf Mahkemesidir. Bölge idare mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesi veya değiştirilmesine HSK tarafından karar verilmektedir.
Bölge İdare Mahkemelerinin Görevleri
Bölge idare mahkemelerinin esas görevi; istinaf incelemesi ile ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların yerinde olup olmadığına ikinci derece mahkemesi olarak karar vermektir. Diğer görevleri, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak, diğer kanunlarla bölge idare mahkemesine verilen görevleri yapmaktır.
İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularındaki taleplere bakılmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilmektedir.
Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vermekte, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermektedir.
Bölge idare mahkemesinin kararları aleyhine Danıştay’da temyiz kanun yoluna başvurulabilmektedir. Kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’a temyiz başvurusu yapılabilmektedir. Temyiz yapılabilecek dosyalar İdari Yargılama Usulü Kanununun 46. maddesinde sayılmıştır.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
Temyiz Edilebilen Bölge İdare Mahkemesi Kararları
Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları
Konusu 100 bin TL’yi aşan tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar
Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları
Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları
Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları
Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar
Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar
Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar
Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar
3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar
3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar
Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar.
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun ve Yönetmelik
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun, 2524 kanun numarası ile ve 11/9/1981 tarihinde kabul ediliş, Resmi Gazetenin 15/9/1981 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanunun uygulanmasını göstermek üzere Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Yönetmelik düzenlenmiş, bu yönetmelik 9/4/1982 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik 1989 yılında değişikliklere uğramıştır.
Anıtkabir, projesinin belirlenmesinden sonra, ilk aşamada kamulaştırılma çalışmaları yapılmış, 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlanmıştır. Anıtkabir’in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlanmıştır. İsmet İnönü’nün kabri de .1973’den beri Anıtkabir’dedir.
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun, Anıtkabir’in 1955’te yapılmasından 26 yıl sonra 1981 yılında Kenan Evren tarafından çıkarılmıştır.
Atatürkün Anıtkabir’e getirilişi-Tören
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun
Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren
yönetmelik için,”Yönetmelikler Külliyatı” nın kanunlara göre
düzenlenen nümerik fihristine bakınız.
Atatürkün Anıtkabir’e getirilişi
Madde 1 – Ankara’da Atatürk’ün aziz naşının defnedildiği Anıtkabir’in ve buradaki Atatürk’ün hayat ve hatırası ile ilgili müze, kütüphane ve diğer tesislerin her türlü hizmetlerinin yürütülmesinden Genelkurmay Başkanlığı sorumludur.
Madde 2 – Anıtkabir hizmetleri için kurulacak komutanlığın kuruluş, kadro ve görevleri ile Anıtkabir’deki merasimlerin şekli ve ifası, alınacak emniyet tedbirleri, müze, kütüphane ve diğer tesislerin idaresi, mali konular, bakımı, onarımı ve benzeri hususlar bu Kanunun yayımını izleyen üç ay içerisinde hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Madde 3 – Anıtkabir’in her türlü giderleri Milli Savunma Bakanlığı Bütçesinden karşılanır.
Madde 4 – 6780 sayılı Anıtkabir’in Her Türlü Hizmetlerinin Maarif Vekaletince İfasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçici Madde 1 – Anıtkabir Müdürlüğünde görevli personelden gerekli görülenler, tüm özlük ve kazanılmış haklarının muhafazası kaydı ve kadroları ile Anıtkabir hizmetleri için kurulacak komutanlığın kadrolarına atanırlar, artan personel Kültür Bakanlığınca uygun görülecek diğer görevlerden istihdam edilirler.
2 nci maddede yer alan yönetmelik yürürlüğe konuncaya kadar Anıtkabir Müdürlüğü personeli mevcut statü içerisinde görevlerine devam ederler.
Geçici Madde 2 – Anıtkabir Müdürlüğünün tüm araç ve gereçleri Genelkurmay Başkanlığına devredilmiştir.
Geçici Madde 3 – Anıtkabir giderleri için Kültür Bakanlığının 1981 Yılı Bütçesine konulmuş bulunan ödeneğin Milli Savunma Bakanlığı bütçesine aktarılması için gerekli işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.
Madde 5 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 6 – Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu yürütür.
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Yönetmelik
Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun
Kanun Numarası : 4207
Kabul Tarihi : 7/11/1996
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 26/11/1996 Sayı : 22829
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 36
Amaç
Madde 1 – (Değişik: 3/1/2008-5727/2 md.)
(1) Bu Kanunun amacı; kişileri ve gelecek nesilleri tütün ürünlerinin zararlarından, bunların alışkanlıklarını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarından koruyucu tertip ve tedbirleri almak ve herkesin temiz hava soluyabilmesinin sağlanması yönünde düzenlemeler yapmaktır.
Tütün ürünlerinin yasaklanması (2)
Madde 2 – (Değişik: 3/1/2008-5727/3 md.)
(1) Tütün ürünleri;
a) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında,
b) Koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, üretim, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan ve birden çok kişinin girebileceği (ikamete mahsus konutlar hariç) binaların kapalı alanlarında,
c) (Değişik: 24/5/2013-6487/26 md.) Hususi araçların sürücü koltukları ile taksi hizmeti verenler dâhil olmak üzere karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçlarında,
ç) Okul öncesi eğitim kurumlarının, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında,
d) Özel hukuk kişilerine ait olan lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde,
tüketilemez.
(2) Ancak;
a) Yaşlı bakım evlerinde, ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde, cezaevlerinde,
b) Şehirlerarası veya uluslararası güzergâhlarda yolcu taşıyan denizyolu araçlarının güvertelerinde,
tütün ürünleri tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilir. Bu alanlara onsekiz yaşını doldurmamış kişiler giremez.
(3) Otelcilik hizmeti verilen işletmelerde, tütün ürünleri tüketen müşterilerin konaklamasına tahsis edilmiş odalar oluşturulabilir.
–––––––––––
(1) Bu Kanunun adı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(2) Bu madde başlığı “Tütün ve tütün mamullerinin içilmesi yasaklanan yerler” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(4) Açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerler ile bunların seyir yerlerinde tütün ürünleri kullanılamaz. Ancak bu tesislerde, tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilir.
(5) Bu Kanunun tütün ürünleri tüketilmesine tahsis edilen kapalı alanlarının koku ve duman geçişini önleyecek şekilde tecrit edilmesi ve havalandırma tertibatı ile donatılması gerekir.
(6) Bu Kanunun uygulanmasında “tütün ürünü” ibaresi tüttürme, emme, çiğneme ya da buruna çekerek kullanılmak üzere üretilmiş, hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün yaprağından imal edilmiş maddeyi ifade eder. (Ek cümle: 24/5/2013-6487/26 md.) Tütün içermeyen ancak tütün mamulünü taklit eder tarzda kullanılan her türlü nargile ve sigara, tütün ürünü kabul edilir.
Diğer koruyucu önlemler(1)
Madde 3 –(Değişik: 3/1/2008-5727/4 md.)
(1) Tütün ürünlerinin ve üretici firmaların isim, marka veya alâmetleri kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemez. Tütün ürünleri üreten ve pazarlamasını yapan firmalar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe isimlerini, amblemlerini veya ürünlerinin marka ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar.
(2) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların isimleri, amblemleri veya ürünlerinin marka ya da işaretleri veya bunları çağrıştıracak alâmetleri kıyafet, takı ve aksesuar olarak taşınamaz.
(3) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalara ait araçlarda bu ürünlere ilişkin markaların tanınmasını sağlayacak bir uygulamaya gidilemez.
(4) Firmalar her ne amaçla olursa olsun üretilen ve pazarlaması yapılan tütün ürünlerini bayilere veya tüketicilere, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon, bedelsiz veya yardım olarak dağıtamazlar.
(5) Her ne amaçla olursa olsun, tütün ürünlerinin isim, logo veya amblemleri kullanılarak bildirim yapılamaz, basın-yayın organlarına ilân verilemez.
(6) Televizyonda yayınlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde tütün ürünleri kullanılamaz, görüntülerine yer verilemez.
(7) Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde tütün ürünlerinin satışı yapılamaz.
(8) Tütün ürünleri ve tütün ürünü ihtiva eden ve etmeyen nargile ile benzerlerionsekiz yaşını doldurmamış kişilere satılamaz ve tüketimlerine sunulamaz.(2)
(9) Onsekiz yaşını doldurmamış kişiler, tütün ürünü işletmelerinde, pazarlanmasında ve satışında istihdam edilemez.
(10) Tütün ürünleri, paket açılarak adet şeklinde veya daha küçük paketlere bölünerek satılamaz.
(11) Tütün ürünleri, (…) (3) otomatik makinelerle, telefon, televizyon ve internet gibi elektronik ortamlarla satılamaz ve satış amacıyla kargo yoluyla taşınamaz. (3)
(12) Tütün ürünleriyle ilgili izmarit, paket, ağızlık, kağıt ve benzeri atıklar çevreye atılamaz.
––––––––––
(1) Bu madde başlığı ” Diğer yasaklar ” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(2) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “Tütün ürünleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tütün ürünü ihtiva eden ve etmeyen nargile ile benzerleri” ibaresi eklenmiştir.
(3) 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı Kanunun 47 nci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “yetkili satıcı olan yerlerin dışında;” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
(13) Tütün ürünleri, onsekiz yaşını doldurmamış kişilerin doğrudan ulaşacağı ve işletme dışından görülecek şekilde satışa arz edilemez. Tütün ürünleri satış belgesi olmaksızın ve satış belgesinde belirtilen yerin dışında satışa sunulamaz.
(14) Her türlü sakız, şeker, çerez, oyuncak, kıyafet, takı, aksesuar ve benzeri ürünler tütün ürünlerine benzeyecek veya markasını çağrıştıracak şekilde üretilemez, dağıtılamaz ve satılamaz.
(15) (Ek: 4/7/2012-6354/ 9 md.) Tütün ürünleri üretici, ithalatçı ve dağıtıcı firmaları ile tütün ürünlerinin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametler, tütün ürünleri harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma veya ürünlerle ilişkilendirilemez ve tütün ürünüyle diğer ürün veya hizmetin birbiriyle ilişkili olduğu izlenimi verecek biçimde kullanılamaz. Tütün ürünleri harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma ve ürünlerin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametler de, tütün ürünleriyle veya firmalarıyla ilişkilendirilemez ve ürün veya hizmetin tütün ürünüyle ilişkili olduğu izlenimi verecek biçimde kullanılamaz, hiçbir ürünün üzerinde tütün ürünlerini çağrıştıran herhangi bir işaret ve renk bulunamaz. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenir.
Kontrolün sağlanması (1)
Madde 4 – (Değişik: 3/1/2008-5727/5 md.)
(1) Tütün ürünlerinin içilmesinin yasaklandığı yerlerde, yasal düzenleme ve buna uymamanın cezai sonuçlarını belirten uyarılar; salonlarda asgari on santimetrelik puntolarla, toplu taşım araçlarında üç santimetrelik puntolarla herkes tarafından görülebilir yerlere asılır. Ayrıca, tütün ürünlerinin tüketilmesine tahsis edilen alanlarda tütün ürünleri kullanımının tehlikelerini anlatan sağlık uyarıları herkes tarafından görülebilir yerlere asılır.
(2) (Değişik: 3/4/2008-5752/6 md.) Tütün ürünlerinin satışının serbest olduğu yerlere “Yasal Uyarı: 18 yaşını doldurmayanlara sigara ve diğer tütün ürünleri satılamaz; satanlar hakkında yasal işlem yapılır.” ibaresi Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumunca belirlenen usullere uygun olarak yazılarak, rahatlıkla görülebilen ve okunabilen yerlere asılır.
(3) (Değişik birinci cümle : 4/7/2012-6354/ 10 md.) Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri paketleri ile tabanı hariç nargile şişelerinin üzerine, en geniş iki yüzünden her birine, bu yüzlerin alanlarının yüzde altmışbeşinden az olmamak üzere, özel çerçeve içinde tütün ürünlerinin zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarılar veya mesajlar konulur. Bu uyarı yazılarının aynı şekilde, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri kutuları üzerine de yazılması zorunludur. Uyarı mesajları resim, şekil veya grafik biçimlerinde de olabilir. Uyarı mesajlarını taşımayan tütün ürünleri ithal edilemez veya satışa çıkarılamaz.
(4) (Değişik: 4/7/2012-6354/ 10 md.) İthal edilen veya Türkiye’de üretilen tütün ürünlerinin paketlerinde ve etiketlerinde; bu ürünlerin özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri veya emisyonları ile ilgili yanıltıcı ve eksik bilgi verilemez; tüketimi özendiren, teşvik eden veya tüketiciyi yanıltan ya da ürünü cazip kılan metin, isim, marka, ibare, mecaz, resim, figür, işaret veya renkler ve renk kombinasyonları kullanılamaz.
(5) Bu Kanunda sözü edilen yasal uyarı yazıları, resim, şekil veya grafik mesajlarıyla ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılır.
(6) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalar, ürün, üretim, pazarlama ve diğer aktiviteleri ile ilgili her türlü bilgiyi istenildiği takdirde onbeş gün içerisinde Sağlık Bakanlığına ve Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumuna vermek zorundadır.
(7) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika tütün ürünleri ve sağlığa zararlı diğer alışkanlıkların zararları konusunda uyarıcı, eğitici mahiyette yayınlar yapmak zorundadır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17:00-22:00 saatleri arasında olmak üzere 08:00-22:00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna
––––––––––
(1) Bu madde başlığı ” Uyarılar” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dahil edilmez. Bu süreler, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir. Bu programlar, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, bilimsel kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanır veya hazırlattırılır. Hazırlanan programlar, Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü alındıktan sonra Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yayınlanması sağlanır.
(8) Tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın oluşturduğu sağlık riskleri konusunda çocukları ve gençleri bilinçlendirmek üzere ilgili kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bir müfredat hazırlanır.
(9) Tütün ürünleri alışkanlığının bırakılmasını özendirici programlar ve tütün bağımlılığının ilaç ile tedavisinin ulaşılabilir olması için gerekli çalışmalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılır.
(10) Bu maddenin yedinci, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan programların finansmanına yönelik olarak her yıl Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.
(11) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (7) numaralı bendinde belirtilen ilan ve reklam giderleri gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak gösterilemez.
Ceza hükümleri (1) (2)
Madde 5 – (Değişik: 3/1/2008-5727/6 md.)
(1) (Değişik: 4/7/2012-6354/11 md.)2 nci maddenin birinci ve dördüncü fıkralarında belirtilen alanlarda tütün ürünleri tüketenler ile 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenler, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesi hükmüne göre cezalandırılır. 3 üncü maddenin onikinci fıkrasına, kamu hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında aykırı davranan kişilere ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından; özel hukuk kişilerine ait ve herkesin girebileceği binaların kapalı ve açık alanları ile sokak veya kamuya ait sair alanlarda aykırı davranan kişilere ise belediye zabıta görevlilerince, elli Türk Lirası para cezası verilir. Meydana gelen çevre kirliliğinin ilgili kişi tarafından derhal giderilmesi hâlinde idari para cezasına karar verilmeyebilir.
(2) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 2 nci maddenin (a) bendi hariç birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen yasakların uygulanması ve tedbirlerin alınması ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletme sorumlularına, (…)(2) mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.(2)
(3) 3 üncü maddenin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, onbeşinci (…) (3) fıkralarındaki yasakların her birine aykırı hareket edenler, ellibin Türk Lirasından ikiyüzellibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Bu cezaya karar vermeye Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu yetkilidir. (2)(3)
––––––––––
(1) Bu madde başlığı “Yasağa uymayanlar hakkında işlem” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(2) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “işletme sorumluları” ibaresi “işletme sorumlularına” şeklinde değiştirilmiş ve “denetimi yapan yetkililer tarafından önce yazılı olarak uyarılır. Bu uyarı yazısı, ilgili işletme sorumlusuna tebliğ edilir. Bu uyarıya rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere,” ibaresi metinden çıkartılmış; üçüncü fıkrasında yer alan “beşinci” ibaresinden sonra gelmek üzere “, onbeşinci” ibaresi eklenmiştir.
(3) 3/4/2008 tarihli ve 5752 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle bu arada yer alan “ve onbirinci” ibaresi madde metinden çıkarılmıştır.
(4) (Değişik: 10/9/2014-6552/111 md.) 3 üncü maddenin altıncı fıkrasındaki yasağın görsel yayın yoluyla ihlal edilmesi hâlinde, yasağa aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı, on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir.
(5) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 3 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(6) 3 üncü maddenin sekizinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenler, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Sağlık için tehlikeli madde temini” başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezalandırılır.
(7) 3 üncü maddenin dokuzuncu fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından her bir kişiyle ilgili olarak bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(8) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)
(9) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)
(10) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 3 üncü maddenin ondördüncü fıkrasındaki ürünleri üretenler, mahalli mülki amir tarafından yirmibin Türk Lirasından yüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.
(11) 4 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket edenler, mahallî mülkî amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(12) 4 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket eden üretici firmalar, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından bu yükümlülüklere aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, verilecek idarî para cezasının miktarı ikiyüzellibin Türk Lirasından az olamaz.
(13) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)
(14) (Değişik: 10/9/2014-6552/111 md.) 4 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde biri oranında idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir.
(15) Bu Kanunla kendilerine yüklenen görevleri yerine getirmeyen memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, ceza hukuku sorumluluğu saklı kalmak kaydıyla, tâbi oldukları mevzuatta yer alan disiplin hükümleri uygulanır.
16) (Ek: 13/2/2011-6111/202 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/27 md.) Bu maddedeki cezaları gerektiren fiillerin bir yıllık dönemde tekerrürü hâlinde idari para cezası bir kat; ikinci tekerrürü hâlinde iki kat artırılarak verilir. Aynı dönemdeki üçüncü tekerrürde de iş yeri on günden bir aya kadar kapatılır.
İdari para cezası
Madde 6 – (Mülga: 26/2/2008-5739/9 md.)
Mülkiyetin kamuya geçirilmesi (1)
Madde 7 – (Değişik: 3/1/2008-5727/7 md.)
(1) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkralarındaki yasakların konusunu oluşturan her türlü eşya ile 4 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının konusunu oluşturan tütün ürünlerinin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.
Para cezasına ilişkin hükümler
Madde 8 – (Mülga: 3/1/2008-5727/8 md.)
Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yayımı tarihinden önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ve tütün mamullerinin bir yıl süreyle 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şart aranmaksızın satışlarına devam olunur.
Geçici Madde 2 – Bu Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince ayrı yer tahsisi, 3 üncü maddede yasaklanan reklam panolarının kaldırılması ve 4 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yapılması gereken işler Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yerine getirilir.
Geçici Madde 3 – (Ek: 3/1/2008-5727/9 md.)
(1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde çıkarılır.
Geçici Madde 4 –(Ek: 4/7/2012-6354/ 24 md.)
(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri, bir yıl içinde 4 üncü maddenin üçüncü fıkrasına uygun hale getirilir.
(2) 3 üncü maddenin onbeşinci fıkrasında öngörülen düzenleme üç ay içerisinde yapılır.
Yürürlük
Madde 9 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 10 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
––––––––––
(1) Bu madde başlığı ” Adli para cezası” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
4207 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL
EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
4207 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş
Tarihi
5727
Kanunun Adı, 1, 2, 3, 4, 5, 7, 8 ve Geçici Madde 1
2 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi
19/1/2008 tarihinden 4 ay sonra 19/5/2008 tarihinde
Yardım Toplama Kanunu 2860 kanun numarası ile 23/6/1983 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25/6/1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kanunun amacı, yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına, kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin kuralları koymak, kural dışı yardım toplanmasını önlemektir. Kanununun bazı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Yardım Toplama Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç:
Madde 1 – Bu Kanunun amacı; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına, kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam:
Madde 2 – Bu Kanun; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşların, amaçlarına ve kamu yararına uygun olarak, yardım toplama faaliyetlerine ait esasları kapsar.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi bünyesi içerisindeki yardım toplama faaliyetleri ile dernekler, sendikalar ve bunların üst kuruluşlarına, spor kulüplerine, mesleki kuruluşlara ve bağış kabulüne yetkili vakıflara kendi statülerine göre üyeleri ve diğer kişiler tarafından yapılacak bağış ve yardımlarla bunların öz kaynaklarından sağlayacakları gelirler, bu Kanunun kapsamı dışındadır.
Yardım toplayabilecek olanlar:
Madde 3 – Kamu yararına uygun olarak, amaçlarını gerçekleştirmek, muhtaç kişilere yardım sağlamak ve kamu hizmetlerinden bir veya birkaçını gerçekleştirmek veya destek olmak üzere gerçek kişiler, dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler yardım toplayabilirler.
Yardımın isteğe bağlı olması:
Madde 4 – Yardım isteğe bağlıdır. Kişi ve kuruluşlar yardımda bulunmaya zorlanamaz.
Yardım toplama şekilleri:
Madde 5 – Bu Kanuna göre; makbuzla, belirli yerlere kutu koyarak, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak, eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler ve sergiler yoluyla, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenlemek veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle yardım toplanabilir.(1)
____________________
(1) Bu fıkrada yer alan “veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle eklenmiş ve metne işlenmiştir.
Yardım toplama faaliyetlerinde, yardım toplama şekillerinden bir veya birkaçı kullanılabilir.
Yardım toplama işinde kullanılan makbuz ve biletlerde, yardımın hangi amaç için toplandığının belirtilmesi zorunludur.
Gerçek kişiler tarafından girişilecek yardım toplama faaliyetlerinde, bu iş için hazırlanacak özel makbuz veya biletler kullanılır.
Makbuz ve biletlerin biçimi, bastırılması, kullanılması ve dağıtılması hususlarına ait esaslar yönetmelikte belirtilir.
İKİNCİ BÖLÜM
İzin, İzin Vermeye Yetkili Makamlar ve Başvuru
İzin alma zorunluğu:
Madde 6 – Kişiler ve kuruluşlar, yetkili makamdan izin almadan yardım toplayamazlar. Ancak, kamu yararına çalışan dernek, kurum ve vakıflardan hangilerinin izin almadan yardım toplayabilecekleri, Cumhurbaşkanınca belirlenip ilan edilir. (1)
İzin alınmadan girişilen yardım toplama faaliyetleri güvenlik kuvvetlerince derhal menedilir ve sorumlular hakkında kovuşturma yapılır.
İzin vermeye yetkili makamlar:
Madde 7 – (Değişik: 4/11/2004-5253/38 md.)
Yardım toplama faaliyeti bir ilin birden fazla ilçesini kapsıyorsa o ilin valisinden, bir ilçenin sınırları içinde ise o ilçenin kaymakamından izin alınır. Yardım toplama faaliyeti birden fazla ili kapsıyorsa yardım toplama faaliyetine girişecek gerçek veya tüzel kişilerin yerleşim yerinin bulunduğu ilin valisinden izin alınır ve izni veren valilik tarafından ilgili valiliklere ve İçişleri Bakanlığına bilgi verilir. Yardım toplama faaliyetleriyle ilgili işlemler dernekler birimlerince yürütülür.
Başvuru:
Madde 8 – Yardım toplayacak kişi ve kuruluşlar, isteklerini bir dilekçeyle izin vermeye yetkili makama bildirirler.
Gazete ve dergiler için dilekçeler sorumlu yazı işleri müdürlerince verilir.
Yardım toplama, öğrenim kurumları yararına veya kurum içinde yapılacak ise, başvuru dilekçesine kurum sorumlusunun yazılı izninin eklenmesi zorunludur.
Başvuru dilekçelerinde bulunması gereken hususlar ve eklenecek belgeler yönetmelikte gösterilir.
Başvurunun incelenmesi ve izin:
Madde 9 – İzin vermeye yetkili makamlarca başvuru üzerine; işin önemi, yardım toplama faaliyetine girişeceklerin yeterlikleri, yapılacak hizmetin amaca ve kamu yararına uygunluğu, yardım toplama faaliyetinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ve gerekli görülen diğer konular üzerinde inceleme yapılır ve sonucu en geç iki ay içinde başvuranlara bildirilir.
Süre:
Madde 10 – Yardım toplama süresinin takdiri, izin veren makama aittir. Bu süre bir yılı geçemez. Ancak, haklı sebeplerin bulunması halinde verilen süre, izin veren makamca bir yılı geçmemek üzere uzatılabilir.
–––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 77 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çalışma Usul ve Esasları
Sorumlu Kurul:
Madde 11 – Gerçek kişiler, yardım toplama faaliyeti için en az üç kişiden ibaret sorumlu kurul oluşturmak zorundadırlar. Tüzelkişilerin sorumlu kurulu, yönetim organlarıdır.
Sorumlu kurulda görev alanlar ile değişikliklerin, izin veren makama on gün içinde bildirilmesi gerekir.
Gazete ve dergilerin uyacağı hususlar:
Madde 12 – Gazete ve dergiler tarafından toplanacak para yardımları, bankada açılacak özel bir hesaba yatırılır.
Yardıma katılan kişilerin adları ve yardım tutarı, yardımda bulunanın aksi yönde isteği olmadıkça, gazete ve dergide yayımlanır. Faaliyet sonunda toplanan yardımın miktarı, gazete ve dergi ile açıklanır.
Kamu görevlilerinin çalışabilmesi:
Madde 13 – Kamu görevlileri, vali veya kaymakamdan izin almadıkça yardım toplama faaliyetlerinde çalışamazlar.
Çalışması için izin verilen kamu görevlilerine, her ne ad altında olursa olsun ücret verilemez. Ancak, Türk Hava Kurumu tarafından kurban derisi, bağırsak toplamak, fitre ve zekat zarfı dağıtmak suretiyle yardım toplama faaliyetlerinde görevlendirilen kamu personeline Kurumca ücret verilebilir.
Silahlı Kuvvetler, adli ve idari yargıda görevli hakim ve savcılar ile güvenlik kuvvetleri mensupları ve özel kolluk görevlileri, yardım toplama faaliyetlerinde çalışamazlar.
Sorumluluk:
Madde 14 – Yardım toplama faaliyetine girişenler bu faaliyetin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinden, süresi içinde sonuçlandırılmasından, toplanan para ve eşyanın korunmasından ve amaca uygun şekilde kullanılmasından sorumludur.
İzin veren makamca yapılacak işler:
Madde 15 – Yardım toplama iznini veren makamca, her yardım toplama faaliyeti için bir dosya tutulur.
Yardım toplama faaliyetinde görev alacaklara, faaliyetin konu ve süresini de belirten fotoğraflı bir kimlik belgesi verilir. Kimlik belgesi, faaliyetin sonunda geri alınıp, o işe ait dosyada saklanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Denetim
Faaliyetlerin denetimi:
Madde 16 – Yardım toplama faaliyetleri ile sağlanan net gelirin gerçekleştirilmek istenen amaç doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığı izin veren makamın gözetim ve denetimine tabidir.
İzin veren makam, gerekli denetlemeyi yaptırmak üzere, memurlar arasından veya dışarıdan yeterli sayıda denetçi görevlendirir ve ilgililere bildirir.
İlgililer, denetçilerin isteği üzerine yardım toplama faaliyetleriyle ilgili her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.
Eski eser ve anıtların onarılması için yardım toplamaya izin verilmiş olan hallerde, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ayrıca denetleme yapılabilir.
Kesinhesabın çıkarılması:
Madde 17 – Sorumlu kurullar, yardım toplama süresinin bitiminden itibaren on gün içinde toplanan yardımın kesinhesabını çıkarmak ve bir örneğini izin veren makama vermekle yükümlüdürler. Zorunlu hallerde bu süre, izin veren makamca otuz güne kadar uzatılabilir.
İzin veren makam, kesinhesabın bir örneğini denetçilere gönderir.
Denetim sonucu:
Madde 18 – Denetçiler, yardım toplama faaliyetlerinin belgelerini ve kesinhesabını inceleyerek, sonucu bir rapor halinde ve belirlenen süre içinde, görevlendiren makama verirler.
Denetleme raporu:
Madde 19 – Denetleme raporunun:
a) Yardım toplama faaliyetinin brüt gelirini,
b) Yardım toplama faaliyeti için yapılan gideri,
c) Yardım toplama faaliyeti sonunda sağlanan net geliri,
d) Bu gelirin amacı gerçekleştirmede yeterli olup olamayacağı konusundaki bilgiyi,
e) İzin veren makamca incelenmesi istenen hususlarla ilgili açıklamaları,
İçermesi gerekir.
Denetçiler, girmesinde yarar gördükleri hususları da rapora yazarlar.
Denetçilere verilecek ücret:
Madde 20 – Denetçilere verilecek ücretin miktarı İçişleri ve Maliye Bakanlıklarınca birlikte tespit olunur ve bu ücret İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Madde 21 – 23 – (Mülga: 29/5/1986 – 3294/10 md.)
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Yardım toplama faaliyetinin giderleri:
Madde 24 – Makbuzla, belirli yerlere kutu koymak veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak yardım toplama şekillerinde giderler, brüt gelirin yüzde onunu; eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler tertipleyerek, sergiler açarak, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenleyerek yardım toplama hallerinde ise giderler, brüt gelirin yüzde kırkını geçemez.(1)
Giderlerin gösterilen oranları geçmesi halinde aradaki fark, haklı nedenler olmadıkça, sorumlu kurul üyelerine ödettirilir.
Kalan yardımın devri:
Madde 25 – Toplanan yardımın, amacı gerçekleştirecek miktara ulaşamaması veya amacın gerçekleşmesinden sonra bir miktarının artması hallerinde; söz konusu yardımlar, izin veren makamlarca, yardım hangi amaç için toplanmış ise, o veya benzeri amacı gerçekleştirebilecek kuruluş veya kuruluşlara devrettirilir.
____________________
(1)Bu fıkrada yer alan “veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle eklenmiş ve metne işlenmiştir
Basımevlerinin sorumluluğu:
Madde 26 – Basımevleri, izin almak suretiyle yardım toplama faaliyetine girişen kişi ve kuruluşların bastıracağı makbuz, bilet ve yardım pullarının seri ve numaralarını bastıktan sonra durumu, yedi gün içinde izin veren makama bildirmek ve basılanların birer örneğini göndermek zorundadırlar.
Yabancı temsilciliklerce yardım toplama:
Madde 27 – Türkiye’de yabancı temsilciliklerce yardım toplanması Dışişleri Bakanlığının iznine bağlıdır. Yabancı temsilciliklerin yardım toplama faaliyetlerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Yardımın Devlet malı sayılması:
Madde 28 – (Değişik: 23/1/2008-5728/406 md.)
Yardım toplama faaliyetinden elde edilen mal ve paraları zimmetine geçiren kişi, kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununun zimmet suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır.
Cezalar:
Madde 29 – (Değişik: 23/1/2008-5728/407 md.)
Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlara yediyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. İzin verilen yer dışında yardım toplayanlara beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Bu Kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışta bulunanlara, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Bu maddede yazılı olan idarî yaptırımlara karar vermeye mahallî mülkî amir yetkilidir.
Yukarıdaki fıkralara aykırı davranış sonucu izinsiz toplanan mal ve paralara elkonularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.
Yönetmelik:
Madde 30 – Bu Kanunun 5, 8 ve 23 üncü maddelerinde öngörülen hususları ve Kanunun uygulamasına ilişkin esas ve usulleri belirleyen yönetmelik, İçişleri ve Maliye bakanlıklarınca Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde hazırlanarak Resmi Gazetede yayımlanır.
Saklı tutulan hükümler:
Madde 31 – Mevzuat hükümlerine göre bazı derneklere, vakıflara, meslek kuruluşlarına ve kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıklar saklıdır.
Kaldırılan hükümler:
Madde 32 – 23 Teşrinisani 1331 tarihli Cem’i İanat Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçici Madde 1 – (2860 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)
Cem’i İanat Nizamnamesine göre yürütülmekte olan yardım toplama faaliyetleri, bu Kanunun 30 uncu maddesinde gösterilen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, bu Kanunda belirtilen usullere uydurulur.
Yürürlük:
Madde 33 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme:
Madde 34 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5877
2860 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA
ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARININ
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR LİSTE
Değiştiren Kanunun/KHK’nin veya İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
2860 sayılı Kanunun
değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
3294
—
14/6/1986
4854
—
6/5/2003
5253
5, 7 ve 24
23/11/2004
5728
28, 29
8/2/2008
KHK/700
6
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)
Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun
Araştırma Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, 5746 kanun numarası ile 28.02.2008 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 12.03.2008 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sunulan metin 2016 yılı değişikliklerini de kapsamaktadır.
Araştırma Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun
Amaç ve kapsam(1)
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; Ar-Ge, yenilik ve tasarım yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması için teknolojik bilgi üretilmesini, üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılmasını, ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesini, verimliliğin artırılmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, teknolojik bilginin ticarileştirilmesini, rekabet öncesi işbirliklerinin geliştirilmesini, teknoloji yoğun üretim, girişimcilik ve bu alanlara yönelik yatırımlar ile Ar-Ge’ye, yeniliğe ve tasarıma yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılmasını, Ar-Ge ve tasarım personeli ve nitelikli işgücü istihdamının artırılmasını desteklemek ve teşvik etmektir. (2)
(2) Bu Kanun; Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı tarafından 12/4/1990 tarihli ve 3624 sayılı Kanuna göre oluşturulan teknoloji merkezleri (teknoloji merkezi işletmeleri), Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri ile tasarım merkezleri, Ar-Ge projeleri, tasarım projeleri, rekabet öncesi işbirliği projeleri ve teknogirişim sermayesine ilişkin destek ve teşvikleri kapsar. (2)
––––––––––––
(1) Bu Kanunun adı “Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun” iken, 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge ve yenilik” ibaresi “Ar-Ge, yenilik ve tasarım” şeklinde, “Ar-Ge’ye ve yeniliğe” ibaresi “Ar-Ge’ye, yeniliğe ve tasarıma” şeklinde, “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım personeli” şeklinde; ikinci fıkrasında yer alan “Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” ibaresi “Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” şeklinde, “(teknoloji merkezi işletmeleri) ile Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri, Ar-Ge projeleri ve” ibaresi “(teknoloji merkezi işletmeleri), Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri ile tasarım merkezleri, Ar-Ge projeleri, tasarım projeleri,” şeklinde değiştirilmiştir.
Tanımlar (1)
MADDE 2 – (1) Bu Kanunun uygulamasında;
a) Araştırma ve geliştirme faaliyeti (Ar-Ge): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları, çevre uyumlu ürün tasarımı veya yazılım faaliyetleri ile alanında bilimsel ve teknolojik gelişme sağlayan, bilimsel ve teknolojik bir belirsizliğe odaklanan, çıktıları özgün, deneysel, bilimsel ve teknik içerik taşıyan faaliyetleri,
b) Yenilik: Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verebilen, mevcut pazarlara başarıyla sunulabilecek ya da yeni pazarlar yaratabilecek; yeni bir ürün, hizmet, uygulama, yöntem veya iş modeli fikri ile oluşturulan süreçleri ve süreçlerin neticelerini,
c) Ar-Ge merkezi: Ar-Ge ve yenilik projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyerleri dahil, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin; organizasyon yapısı içinde ayrı bir birim şeklinde örgütlenmiş, münhasıran yurtiçinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan ve en az elli tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden, yeterli Ar-Ge birikimi ve yeteneği olan birimleri, (1)
ç) Ar-Ge projesi: Amacı, kapsamı, genel ve teknik tanımı, süresi, bütçesi, özel şartları, diğer kurum, kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce sağlanacak aynî ve/veya nakdî destek tutarları, sonuçta doğacak fikri mülkiyet haklarının paylaşım esasları tespit edilmiş ve Ar-Ge faaliyetlerinin her safhasını belirleyecek mahiyette ve bilimsel esaslar çerçevesinde gerçekleştirilen ve araştırmacı tarafından yürütülen projeyi, (1)
d) Rekabet öncesi işbirliği projeleri: Birden fazla kuruluşun; ölçek ekonomisinden yararlanmak suretiyle yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlayarak verimliliği artırmak ve mevcut duruma göre daha yüksek katma değer sağlamak üzere, rekabet öncesinde ortak parça veya sistem geliştirmek ya da platform kurabilmek amacıyla yürütecekleri, Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine yönelik olarak yapılan işbirliği anlaşması kapsamındaki bilimsel ve teknolojik niteliği olan projeleri, (1)
e) Teknogirişim sermayesi: Örgün öğrenim veren üniversitelerin herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun olabilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok on yıl önce almış kişilerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, desteği veren merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından desteklenmesi uygun bulunan bir iş planı çerçevesinde, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmelerini teşvik etmek için yapılan sermaye desteğini, (1)
––––––––––––
(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Dar” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar” şeklinde, (ç) bendinde yer alan “hazırlanan” ibaresi “gerçekleştirilen ve araştırmacı tarafından yürütülen” şeklinde, (d) bendinde yer alan “Ar-Ge faaliyetlerine yönelik olarak yapılan ve fizibiliteye dayanan işbirliği anlaşması kapsamında,” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine yönelik olarak yapılan işbirliği anlaşması kapsamındaki” şeklinde, (e) bendinde yer alan “beş” ibaresi “on” şeklinde değiştirilmiştir.
f) Ar-Ge personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı ve teknisyenleri, (1)
g) Araştırmacı: Ar-Ge faaliyetleri ile yenilik tanımı kapsamındaki projelerde, yeni bilgi, ürün, süreç, yöntem ve sistemlerin tasarım veya oluşturulması ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan en az lisans mezunu uzmanları, (1)
ğ) (Değişik: 16/2/2016-6676/27 md.) Teknisyen: Meslek lisesi veya meslek yüksekokullarının tasarım, teknik, fen veya sağlık bölümlerinden mezun, teknik bilgi ve deneyim sahibi kişileri, (1)
h) Destek personeli: Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, teknik eleman, laborant, sekreter, işçi ve benzeri personeli, (1)
ı) (Ek: 16/6/2009-5904/27 md.) Kamu personeli: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinde, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda, üyelerinin tamamı köylerden oluşan birlikler dışındaki mahalli idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile 5018 sayılı Kanun kapsamı dışındaki özel bütçeli kamu idarelerinde çalışan memurlar ile diğer kamu görevlilerini ve diğer personeli (Bu kamu görevlilerinin ilgili mevzuat kapsamında sahip oldukları özlük haklarına sahip olmayanlardan geçici olarak ve proje süresiyle sınırlı olarak istihdam edilenler bu Kanun uygulamasında kamu personeli sayılmaz.), (1)(2)
i) TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunu, (1)(2)
j) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım faaliyeti: Sanayi alanında ve Cumhurbaşkanının uygun göreceği diğer alanlarda katma değer ve rekabet avantajı yaratma potansiyelini haiz, ürün veya ürünlerin işlevselliğini artırma, geliştirme, iyileştirme ve farklılaştırmaya yönelik yenilikçi faaliyetlerin tümünü,(3)
k) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım merkezi: Tasarım projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen tasarım faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar mükellef kurumların Türkiye’deki iş yerleri dâhil, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin; organizasyon yapısı içinde ayrı bir birim şeklinde örgütlenmiş, münhasıran yurtiçinde tasarım faaliyetlerinde bulunan ve en az on tam zaman eşdeğer tasarım personeli istihdam eden, yeterli tasarım birikimi ve yeteneği olan birimleri,
l) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım personeli: Tasarım faaliyetlerinde doğrudan görevli tasarımcı ve teknisyenleri,
––––––––––––
(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “teknisyenleri;” ibaresi “teknisyenleri,” şeklinde, (g) bendinde yer alan “Ar-Ge faaliyetlerine” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine” şeklinde değiştirilmiş, (f) bendinin (1) numaralı alt bendi (g) bendi şeklinde yeniden düzenlenmiş ve (2) numaralı alt bendi (ğ) bendi olarak metne işlendiği şekilde değiştirilmiş, mevcut (g), (ğ) ve (h) bentleri (h), (ı) ve (i) bentleri şeklinde teselsül ettirilmiştir.
(2) 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle; bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (ğ) bendi (h) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.Bu madde hükmü 3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında yürürlüğe girecektir.
(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu bentte yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının” şeklinde değiştirilmiştir.
m) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarımcı: Tasarım faaliyetleri kapsamındaki projelerin gerçekleştirilmesi ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan, üniversitelerin; mühendislik, mimarlık veya tasarım ile ilgili bölümlerinden mezun en az lisans derecesine sahip kişiler ile tasarım alanlarından herhangi birinde en az lisansüstü eğitim derecesine sahip diğer kişileri,
n) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım projesi: Amacı, kapsamı, genel ve teknik tanımı, süresi, bütçesi, özel şartları, diğer kurum, kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce sağlanacak aynî veya nakdî destek tutarları, sonuçta doğacak fikri mülkiyet haklarının paylaşım esasları tespit edilmiş ve tasarım faaliyetlerinin her safhasını belirleyecek mahiyette ve bilimsel esaslar çerçevesinde tasarımcı tarafından yürütülen projeyi,
o) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Temel bilimler: Yükseköğretim kurumlarının matematik, fizik, kimya ve biyoloji lisans programlarını,
ifade eder.
İndirim, istisna, destek ve teşvik unsurları (1)(2)
MADDE 3 – (1) Ar-Ge ve tasarım indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı (…) (2), 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır.(Ek iki cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı; Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz tasarım merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı yukarıdaki esaslar dâhilinde indirim konusu yapılabilir. Belirlenen kriterlere göre kanuni hadler içerisinde oranları ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır. (3)
––––––––––––––
(1) 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle; bu maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, ikinci, üçüncü ve yedinci fıkralarında yer alan “kanunla kurulan vakıflar” ibareleri, “kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. Bu madde hükmü 3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında yürürlüğe girecektir.
(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge indirimi” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım indirimi” şeklinde, “Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkrada yer alan “500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Cumhurbaşkanınca”, aynı fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) Gelir vergisi stopajı teşviki: Kamu personeli hariç olmak üzere teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yürütülen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde ve rekabet öncesi işbirliği projelerinde çalışan Ar-Ge ve destek personeli ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde en az yüksek lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksan beşi, yüksek lisanslı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksanı ve diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır. (Ek cümleler: 16/2/2016-6676/28 md.) Hak kazanılmış hafta tatili ve yıllık ücretli izin süreleri ile 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda belirtilen tatil günlerine isabet eden ücretler de bu istisna kapsamındadır. Haftalık kırk beş saatin üzerindeki ve ek çalışma sürelerine ilişkin ücretler bu istisnadan faydalanamaz. Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan Ar-Ge veya tasarım personelinin bu merkezlerde yürüttüğü projelerle doğrudan ilgili olmak şartıyla, proje kapsamındaki faaliyetlerin bir kısmının Ar-Ge veya tasarım merkezi dışında yürütülmesinin zorunlu olduğu durumlarda, Ar-Ge veya tasarım merkezi yönetiminin onayının alınması ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bilgilendirilmesi kaydıyla, merkez dışındaki bu faaliyetlere ilişkin ücretlerin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Cumhurbaşkanınca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı ile Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde en az bir yıl süreyle çalışan Ar-Ge veya tasarım personelinin yüksek lisans yapanlar için bir buçuk yılı, doktora yapanlar için iki yılı geçmemek üzere merkez dışında geçirdiği sürelere ilişkin ücretlerin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Cumhurbaşkanınca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilir. (1)(2)
––––––––––––
(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar için yüzde doksanı, diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır.” ibaresi “Ar-Ge ve destek personeli ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde en az yüksek lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksan beşi, yüksek lisanslı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksanı ve diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır.” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) Sigorta primi desteği: Kamu personeli hariç olmak üzere teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yürütülen Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde çalışan Ar-Ge ve destek personeli, bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personeli ile 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı, (…)(1) Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.(1)(2)
(4) Damga vergisi istisnası: Bu Kanun kapsamındaki her türlü Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerine ilişkin olarak düzenlenen kağıtlardan damga vergisi alınmaz. (3)
(5) Teknogirişim sermayesi desteği: Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki koşulları taşıyanlara bir defaya mahsus olmak üzere teminat alınmaksızın 100.000 (…)(5) Türk Lirasına kadar teknogirişim sermayesi desteği hibe olarak verilir. (Ek cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu tutarı; sektörler, iş kolları, Bölgeler veya teknoloji alanları itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte beş katına kadar artırmaya veya kanuni tutarına kadar indirmeye Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı yetkilidir. Bu fıkra uyarınca yılı bütçesinde Ar-Ge projelerinin desteklenmesi amacıyla ödeneği bulunan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin tümü tarafından yapılan ödemelerin toplamı, her takvim yılı için 50.000.000 Türk Lirasını geçemez. Bu tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. (Ek cümleler: 16/2/2016-6676/28 md.) Teknogirişim sermayesi desteğinden faydalananlara, bu desteğe konu projelerinin finansmanında kullanılmak üzere gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından sağlanan sermaye desteklerinin beyan edilen gelirin veya kurum kazancının yüzde onunu ve öz sermayenin yüzde yirmisini aşmayan kısmı 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca beyan edilen gelirin ve 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılır. İndirim konusu yapılacak tutar yıllık olarak 500.000 Türk lirasını aşamaz. Bu oranları ve parasal sınırı yarısına kadar indirmeye veya dört katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Teknogirişim sermayesi desteğine konu projelerin finansmanında kullanılmak üzere gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından sağlanan sermaye desteklerinin iki yıl içerisinde ilgili projenin finansmanında kullanılmayan kısmı için indirim dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir.(4)(5)(6)
––––––––––––
(1) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 144 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “her bir çalışan için beş yıl süreyle” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve destek personeli” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personeli” ibaresi eklenmiştir.
(3) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ilgili” ibaresi “tasarım faaliyetlerine ilişkin” şeklinde değiştirilmiştir.
(4) 29/3/2011 tarihli ve 6215 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “10.000.000 Yeni Türk Lirasını” ibaresi “50.000.000 Türk Lirasını” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(5) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Yeni” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
(6) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
(6) Rekabet öncesi işbirliği projelerinde işbirliğini oluşturan kuruluşların bu işbirliğine yaptıkları katkılar, işbirliği anlaşmasında belirtilen ortak özel bir hesapta izlenir. Özel hesaba aktarılan bu tutarlar, harcamanın yapıldığı dönemde katkı sağlayan kuruluşların Ar-Ge ve tasarım harcaması olarak kabul edilir ve proje dışında başka bir amaç için kullanılamaz. Proje hesabında toplanan tutarlar, proje özel hesabı açan kuruluşun kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınmaz. (Ek cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Rekabet öncesi işbirliği proje bütçesinin en fazla yüzde ellisine kadarlık kısmı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulan ödenekle sınırlı olmak üzere geri ödemesiz olarak desteklenebilir. (1)
(7) Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları destekler özel bir fon hesabında tutulur. Bu fon, 193 sayılı Kanun ve 5520 sayılı Kanuna göre vergiye tabi kazancın ve ilgili yılda yapılan Ar-Ge veya tasarım harcaması tutarının tespitinde dikkate alınmaz. Bu fonun, elde edildiği hesap dönemini izleyen beş yıl içinde sermayeye ilâve dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğratılmış sayılır. (2)
(8) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu Kanun kapsamında yürütülen Ar-Ge, yenilik ve tasarım projeleri ile ilgili araştırmalarda kullanılmak üzere ithal edilen eşya, gümrük vergisi ve her türlü fondan, bu kapsamda düzenlenen kâğıtlar ve yapılan işlemler damga vergisi ve harçtan müstesnadır.
(9) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu Kanun kapsamında Ar-Ge merkezlerinin sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürüttükleri Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım merkezlerinin sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürüttükleri tasarım faaliyetleri bu maddede belirtilen indirim, istisna, destek ve teşvik unsurlarından yararlanabilir. Ancak Ar-Ge veya tasarım merkezleri tarafından siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine ilişkin olarak yapılan harcamaların sadece yüzde ellisi bu merkezler tarafından, bu harcamaların kalan yüzde ellisi ise siparişi veren gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından indirim olarak dikkate alınabilir. Bu oranları ayrı ayrı veya birlikte iki katına kadar artırmaya veya kanuni oranlarına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Sipariş verenin gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetinin olmaması halinde Ar-Ge veya tasarım harcamasının tamamı Ar-Ge veya tasarım merkezi tarafından indirilebilir. Sipariş verenler, Ar-Ge veya tasarım indirimi ile sipariş verilmesine ilişkin kâğıtlara ait damga vergisi istisnası dışındaki teşvik ve destek unsurlarından yararlanamaz. (3)
––––––––––––
(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “protokolünde belirlenen kuruluşlardan biri adına açılacak” ibaresi “anlaşmasında belirtilen ortak” şeklinde, “Ar-Ge harcaması” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım harcaması” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde” şeklinde, “Ar-Ge projelerini” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini” şeklinde, “Ar-Ge harcaması” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım harcaması” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
(10) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Temel bilimler alanlarında en az lisans derecesine sahip Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerine, bu personelin her birine ödedikleri aylık ücretin o yıl için uygulanan asgari ücretin aylık brüt tutarı kadarlık kısmı, iki yıl süreyle, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Ancak bu kapsamda her bir Ar-Ge merkezine sağlanacak destek, ilgili ayda Ar-Ge merkezinde istihdam edilen toplam personel sayısının yüzde onunu geçemez.
(11) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Öğretim elemanlarından Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen faaliyetlerde araştırmacı, tasarımcı ya da idari personel olarak hizmetine ihtiyaç duyulanlar, üniversite yönetim kurullarının izniyle tam zamanlı veya yarı zamanlı olarak görevlendirilebilirler. Tam zamanlı görevlendirme için herhangi bir üniversitede altı yıllık tam zamanlı olarak çalışmak gerekmekte olup, görevlendirme süresi her altı yıl sonrasında bir yıldır. Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde tam zamanlı görevlendirilenlerin geçirdikleri süreler, tam zaman eşdeğer Ar-Ge veya tasarım personeli hesaplamasında dikkate alınır. Yarı zamanlı görev alan öğretim elemanlarının bu hizmetleri karşılığı elde edecekleri gelirler, üniversite döner sermaye kapsamı dışında tutulur. Tam zamanlı olarak görevlendirilecek personele kurumlarınca aylıksız izin verilir ve kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu şekilde aylıksız izne ayrılanlardan, önceki görevleri sebebiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi veya geçici 4 üncü maddesi kapsamında sigortalı veyahut iştirakçi sayılanların aylıksız izne ayrıldığı tarihi takip eden on beş gün içerisinde talepte bulunmaları halinde; aylıksız izinli sayıldıkları ve buralarda çalıştırıldıkları sürece aynı kapsamdaki sigortalılık veya iştirakçilik ilişkisi devam eder. Bu şekilde aylıksız izne ayrılanlardan;
a) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için önceki kadroları için tespit edilen sigorta primine esas kazanç unsurları esas alınmak suretiyle ilgili aya ilişkin olarak hesaplanacak sigorta primi çalışan hissesi ile genel sağlık sigortası primi çalışan hissesi tutarı kendilerince, sigorta primi işveren hissesi ile genel sağlık sigortası primi işveren hisseleri görev yaptıkları işverenleri tarafından,
b) 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında iştirakçi sayılanlar için önceki kadroları için tespit edilen emekli keseneğine esas aylık unsurları esas alınmak suretiyle ilgili aya ilişkin olarak hesaplanacak kişi keseneği kendilerince, kurum karşılıkları ile genel sağlık sigortası primlerinin tamamı görev yaptıkları işverenleri tarafından,
ödenir. Prim ödeme yükümlülüğü görevlendirildikleri işverene aittir. İlgililerin bu şekilde aylıksız izinde geçirdikleri süreler önceki kadro unvanları esas alınmak suretiyle emekli keseneğine esas aylık unsurlarının veya sigorta primine esas kazanç unsurlarının tespitinde dikkate alınır. Bunlara aylıksız izin dönemindeki söz konusu çalışma süreleri için görev yaptıkları işveren tarafından kıdem tazminatı ödenmez ve bu süreler emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınır. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin bu maddede yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri uygulanmaz.
10280-1
(12) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Türk Tasarım Danışma Konseyinin önerileri doğrultusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenen kriterleri haiz tasarım yarışmalarında sergilenen tasarımların tescil giderleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulacak ödenek imkânları çerçevesinde geri ödemesiz olarak desteklenebilir.
Diğer teşvik unsurları
MADDE 3/A-(Ek: 15/7/2016-6728/60 md.)
(1) Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %100’ü, bu kapsamdaki projelerin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Ar-Ge ve yenilik projesi olarak değerlendirilmesi şartıyla, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ve 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Ayrıca bu harcamalar, 213 sayılı Kanuna göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması hâlinde ise doğrudan gider yazılır.
(2) Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili vergilendirme döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki vergilendirme dönemlerine devredilir. Devredilen tutar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.
(3) Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile doğrudan ilişkili olmayan giderlerden Ar-Ge indirimi hesaplanmaz. Ar-Ge indirimi tutarının hesabında tamamen araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetler için hesaplanan amortismanlar ile başka faaliyetlerde de kullanılan makine ve teçhizat için hesaplanan amortismanların bu kıymetlerin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanıldıkları gün sayısına isabet eden kısmı dikkate alınabilir. Bu madde kapsamında Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamını ve uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeler ile usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı müştereken yetkilidir.
Uygulama ve denetim esasları(1)(2)(3)
MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki destek ve teşvik unsurlarından yararlananların bu Kanunda öngörülen şartları taşıdıklarına ilişkin tespitler en geç iki yıllık süreler itibarıyla yapılır.
(2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen gelir vergisi stopajı ve sigorta primi işveren hissesine ilişkin teşviklerden yararlanacak olan destek personelinin tam zaman eşdeğeri sayısı, toplam tam zamanlı Ar-Ge veya tasarım personeli sayısının yüzde onunu geçemez. (2)
(3) Asgari Ar-Ge veya tasarım personeli sayısının hesabında fiilen ve tam zamanlı olarak çalışan personelin üçer aylık dönemler itibarıyla ortalaması esas alınır. (2)
(4) Bu Kanunda öngörülen şartların ihlali veya teşvik ve destek unsurlarının amacı dışında kullanılması halinde, zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler yönünden vergi ziyaı doğmuş sayılır. Sağlanan vergi dışı destekler ise 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ve gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsil edilir.
(5) (Değişik: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanun kapsamındaki indirim, istisna, destek ve teşviklerden yararlananlar; 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi hükümleri ile 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi hükümlerinden ayrıca yararlanamazlar.(3)
(6) (Ek: 6/2/2014-6518/101 md.; Değişik: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan elli tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli sayısını on beşe kadar indirmeye, kanuni seviyesine kadar artırmaya veya belirlenen sınırlar dâhilinde sektörler itibarıyla farklılaştırmaya, (k) bendinde belirtilen on tam zaman eşdeğer tasarım personeli sayısını yarısına kadar indirmeye, kanuni seviyesine kadar artırmaya veya belirlenen sınırlar dâhilinde sektörler itibarıyla farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.(4)
(7) Bu Kanunun uygulamasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından birlikte çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.(1)(2)
––––––––––––
(1) 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 101 inci maddesiyle bu maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere altıncı fıkra eklenmiş, takip eden fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.
(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım personeli” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım personeli” şeklinde, yedinci fıkrasında yer alan “TÜBİTAK’ın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibaresi “Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) 15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi ile bu maddenin beşinci fıkrasında yer alan “193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) ve (13) numaralı bentleri, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (ğ) bentleri hükümleri ile” ibaresi “193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi hükümleri ile” şeklinde değiştirilmiştir.
(4) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
(8) (Ek: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerine ilişkin yerindelik ve uygunluk denetimleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından gerçekleştirilir.
Değiştirilen hükümler
MADDE 5 – (1) 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 40’ı oranında” ibareleri “araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %100’ü oranında” şeklinde değiştirilmiştir.
Yürürlük
MADDE 6 – (1) Bu Kanun 31/12/2023 tarihine kadar uygulanmak üzere, yayımını takip eden ay başında yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 7 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
5746 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
5904
2 ve 3
3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında
6215
3
12/4/2013
6518
4
19/2/2014
6552
3
11/9/2014
6676
Kanunun Adı, 1, 2, 3, 4
26/2/2016 tarihini takip eden ay başında
6728
Madde 3/A, 4
9/8/2016
KHK/698
2,3,4
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte
Bu Kanun ile ilgili tüzük için, “Tüzükler Külliyatı”nın kanunlara
göre düzenlenen nümerik fihristine bakınız.
*
* *
Yeraltı sularının mülkiyeti:
Madde 1 – Yeraltı suları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir.
Terimler:
Madde 2 – Bu kanunda yeraltı suyu ile ilgili olarak kullanılan terimler aşağıdaki manaları ifade eder:
Yeraltı suyu:
Yeraltındaki durgun veya hareket halinde olan bütün sulardır.
Yer altı suyu deposu:
Bünyesinde yeraltı suyu bulunan tabakalardır ki, bu tabakaların her hangi bir noktasından su çekildiğinde, bütün su kütlesine tesir edilmiş olur.
Kimse:
Resmi, yarı resmi veya hususi hüviyeti haiz hakiki ve hükmi şahıslar.
Komşu :
Bitişik arazi sahibi veya aynı bölgede bulunan ve halin icaplarına göre bitişik arazi sahibi gibi aynı yeraltı suyu imkanlarından faydalanması lazım gelen kimse.
Müracaat sahibi:
Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi isteyen kimse.
Belge sahibi:
Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi almış olan kimse.
Faydalı kullanış:
Yeraltı suyunun içmede, temizlikte, belediye hizmetlerinde, hayvan sulamada, zirai sulamada,maden ve sanayide, sportif vesair tesislerde kullanılması.
Faydalı ihtiyaç:
Yeraltı suyunu kullanacak kimsenin faydalı kullanışları için muhtaç olduğu su miktarı.
Emniyetli verim haddi:
Yeraltı suyu deposu verimine zarar vermeden devamlı olarak alınabilecek su miktarı.
3332
Araştırma kuyusu:
Yeraltı suyu hakkında bilgi edinmek üzere açılan kuyular.
Sınırları ve yapısal özellikleri belirlendikçe yeraltısuyu sahaları,Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine,ilgili bakanlıkça “Yeraltısuyu İşletme Alanları” kabul ve ilan edilir.
İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları içinde kuyu açılması:
Madde 4 – Yeraltı suyu işletme sahaları içinde 8 inci madde hükmüne göre belge alınarak açılması gereken kuyuların adedi, yerleri, derinlikleri ve diğer vasıflariyle çekilecek su miktarı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tesbit edilir.
Yeraltı suyu işletme sahalarında 8 inci madde şümülüne giren her türlü yeraltı suyu tesisleri, Bayındırlık Bakanlığınca tanzim edilecek teknik talimatname hükümlerine göre meydana getirilir.
Kuyu açan kimse, bulunan suyun ancak kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmaya yetkilidir. (Ek cümleler: 3/7/2003-4916/22 md.) Bu miktarı aşan sular ile sulama, kullanma ve işlenerek veya doğal haliyle içme suyu olarak satılmak üzere çıkarılan yeraltı suları, Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları (mazbut vakıflara ait sular hariç), 2886 sayılı Kanun hükümlerine uyularak il özel idarelerince kiraya verilir. Tahsil edilen kira gelirinden; yer altı veya kaynak suyunun çıktığı yer, köy sınırları içinde ise o yerdeki köy tüzel kişiliğine %15, belediye sınırları içinde ise ilgili belediyeye % 25 oranında pay verilir.(1)
Faydalı ihtiyaç miktarı,tahsis edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tesbit edilir.
İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları dışında yeraltı suyu aranması ve kullanılması:
Madde 5 – İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak, suyu bulduktan sonra, bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmak hakkına maliktir.
Ancak bu işler 8 inci maddenin şümülüne girdiği takdirde belge alınması mecburidir.
Faydalı ihtiyaç miktarı dördüncü madde hükümlerine göre tayin olunur.
_____________________
(1) Bu fıkrada yer alan “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları,” ibaresi, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları (mazbut vakıflara ait sular hariç),” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
3333
Komşu hakkı: (1)
Madde 6 – Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmıyan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen yönetmelikte belirtilir.
Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün yetkileri:
Madde 7 – Yeraltı suyu etüd ve araştırmaları için Devlet Su İşleri, herhangi bir yerde kuyular açmak veya açtırmak hakkına maliktir. Bu kuyular için istimlak yapılmaz.
Araştırma kuyularından işletme kuyusu haline ifrağ edilenlerle, doğrudan doğruya işletme kuyusu olarak açılan kuyular için, kuyu yeri ile geliş gidişe lüzumlu arazi Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından istimlak olunur.İstimlak bedeli,kuyunun maliyet hesabına ithal edilir.İşletme kuyularının intifa hakkı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından hakiki veya hükmi şahıslara devredilebilir veya kiralanabilir. Devir veya kira bedeli Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından takdir olunur.
Kuyunun intifa hakkının devrinde veya kiralanmasında arazi sahibine tercih hakkı tanınır.
Belge alınması ve bilgi verilmesi mecburiyeti:
Madde 8 – Aşağıdaki (a) ve (b) fıkralarında beyan edilen kazıların yapılması veya kuyuların açılması için Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünden belge alınması mecburidir:
a) (Değişik: 4/7/1988 – KHK – 336/1 md.; Aynen Kabul: 7/2/1990 – 3612/38 md.) Su temini maksadıyla, kesitleri ne olursa olsun, tabii zemin üstünden itibaren derinliği Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından tesbit ve ilgili bakanlığın onayından sonra ilan olunan haddi aşan her türlü çukur, sondaj ve kuyular (el ile açılan kuyular hariç),
b) Su temini maksadiyle, boyları ve kesitleri ne olursa olsun, ufki veya meyilli her türlü galeriler ve tüneller.
Bu kazıların yapılması ve kuyuların açılması su temini maksadını gütmemesi halinde, bunlar hakkında belge aranmamakla beraber, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün talebi üzerine bilgi verilmesi mecburidir.
Arama belgesi:
Madde 9 – Yeraltı suyu aranmasında belge almayı icabettiren işler için bir sene süreli arama belgesi verilir.Bu süre içinde,arama bitirilmezse; belge sahibinin,sürenin son ayı içinde müracaat etmesi şartiyle belge bir sene için temdit edilir. Bu süre zarfında da arama bitirilemezse; belge hükümsüz sayılır ve iş sahibi yeniden belge alır.
Kullanma belgesi
Madde 10 – Arama belgesine dayanarak arazisinde yeraltı suyu bulunan kimse, bu suyu kullanabilir. Ancak, bir ay içinde Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğüne müracaat ederek kullanma belgesi alır.
–––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle, bu maddede yer alan “tüzükte” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.
3334
(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/126 md.; Değişik: 14/2/2013-6427/1 md.)Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemleri kurulmadan kullanma belgesi verilemez. Ölçüm sistemlerinin kurulmasını lüzumlu kılacak yeraltı suyunun; kullanım maksadı, miktarı, havza sınırı ve diğer hususlar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça tespit edilir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça tespit edilen hususlara ilişkin uygulama usul ve esasları ile ölçüm sistemine dair hususlar yönetmelikle belirlenir. Su ölçüm sisteminin kurulmasına dair süre Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığın kararıyla uzatılabilir. (1)
Islah ve tadil belgesi:
Madde 11 – Kullanma belgesini haiz bir kimse arazisindeki kuyuların veya yeraltı suyu menbalarının verimini artırmak veya başka bir maksadı sağlamak gibi mülahazalarla bunlar üzerinde kendiliğinden her hangi bir müdahalede bulunamaz veya kuyuların kullanma şeklini değiştiremez. Ancak, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünden “ıslah ve tadil belgesi” almak suretiyle, böyle bir ameliyeye girişebilir.
Belgelerin ücret, resim ve harctan muafiyeti:
Madde 12 – Dokuzuncu, onuncu ve on birinci maddelerde sözü geçen belgeler hiçbir ücrete, damga resmine, harca ve sair rüsuma tabi değildir.
Belge için müracaat:
Madde 13 – Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi almak isteyen kimse, doğrudan, doğruya, bulunduğu yerdeki Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü teşkilatına, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü teşkilatı yoksa, en yakın mülkiye amiri vasıtasiyle, Devlet Su İşleri teşkilatına müracaatla belge talebinde bulunur.
Müracaat sahibine, bir ay zarfında,belge verilmek veya reddedilmek suretiyle cevap verilir.
Aynı zamanda yapılan müracaatlarda su taleplerinin emniyetli verim haddine yaklaşması:
Madde 14 – Su taleplerinin yeraltı suyu deposunun emniyetli verim haddine yaklaşması halinde, belge için yapılmış bir müracaattan sonra, bir hafta zarfında, aynı yeraltı su deposundan istifade etmek üzere,yapılacak başka müracaatlar, ilgili Bakanlıkların temsilcilerinden müteşekkil bir heyet marifetiyle incelenerek taliplerden hangilerine kullanma belgesi verileceği karara bağlanır.
––––––––––––––––
(1)19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça” şeklinde ve “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığın” şeklinde değiştirilmiştir.
3334-1
Tescil:
Madde 15 – Bu kanun hükümlerine göre verilen bütün belgeler, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından bir sicile kaydedilir.
Şartların tesbiti ve kontrolü: (1)
Madde 16 – Arama, kullanma, ıslah ve tadil ameliyelerinin şartları ve kuyuların açılmasında fen elemanlarına tanınacak hak ve salahiyetlerle mesuliyetleri ve bu hususların kontrolü 20 nci maddede sözü geçen yönetmelikte belirtilir.
Proje ve fenni mesuliyet:
Madde 17 – Bu kanun hükümlerine göre yeniden yapılacak veya tadil ve ıslah edilecek her türlü yeraltı suyu tesislerinin etüd, proje ve aplikasyonları, yetkili elemanlarca yapılan tasdikli bir proje ve mesuliyete istinat eder.
Satıh alüvyunları içerisinde açılan ve derinliği 8 inci madde gereğince ilan edilen haddi aşmayan kuyular bu hüküm dışındadır.
Ceza hükümleri:
Madde 18 – (Değişik: 23/1/2008-5728/270 md.)
Bu Kanundaki vecibeleri yerine getirmeyenler bu hareketlerinden dolayı, diğer kanunlara göre suç oluşturmadığı takdirde, bu madde hükmüne göre cezalandırılırlar.
a) Belge almadan 8 inci maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi verenler bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ceza alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belge verilir. Aksi hâlde, kuyu kapatılır ve masrafı kuyuyu açtırandan alınır.
b) 10 ve 11 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenlerle arama, kullanma, ıslah ve tadil faaliyetleri sırasında konulan şartlara riayet etmeyenler, müracaat formlarında istenen bilgileri vermeyenler, 8 inci maddenin son fıkrasındaki mecburiyete riayet etmeyenler beşyüz Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, kuyu kapatılarak masrafı açtırandan alınır.
Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.
İstisnalar:
Madde 19 – 6309 sayılı kanun hükümleri gereğince maden telakki edilen sularla 927,4268 ve 6977 sayılı kanunların hükümlerine tabi bulunan içmiye ve yıkanmaya mahsus şifalı maden suları, bu kanun hükümlerinden istisna edilmiştir. Ancak, sekizinci maddenin son fıkrası hükmü mahfuzdur. (2)
–––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle, bu maddede yer alan “tüzükte” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) Bu maddede geçen 4268 sayılı Kanun 3/3/1954 tarih ve 6309 sayılı Kanunun 158 inci maddesi ile 2 nci maddesi hükmü hariç tutularak yürürlükten kaldırılmış olup, mezkür 2 nci madde de 10/6/1926 tarih ve 927 sayılı Kanuna Ek 5 inci madde olarak eklenmiştir.
3335
Önce açılmış kuyular:
Geçici Madde 1 – (167 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olup da, zirai sulama ile maden işletmelerinde ve sanayide kullanılan ve 8 inci maddenin şümulüne giren yeraltı suyu kuyuları için, bunların sahipleri, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 2 sene içinde kuyunun bulunduğu yerin bağlı bulunduğu Devlet Su İşleri teşkilatına müracaat ederek, hususi formları doldurup vermekle mükelleftir. Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü; bu formları inceliyerek kuyuların kullanma şartlarını tayin ve sahiplerine, müracaat tarihinden itibaren 1 ay içinde kullanma belgesi verir.
İşbu geçici madde gereğince müddeti içinde belge almayanlar 500 liradan 1500 liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.
Geçici Madde 2-(Ek: 13/2/2011-6111/127 md.)
10 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen yönetmelik, üç ay içinde hazırlanarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur.
Geçici Madde 3-(Ek: 13/2/2011-6111/127 md.; Değişik: 14/2/2013-6427/2 md.)(1)(2)(3)
Bu maddeyi değiştiren Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yeraltı suyu temini amacıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi almış olanlardan;
a) Sanayi amaçlı kullanılan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içinde belge sahibince kurulur. Süresi içerisinde ölçüm sistemini kurmayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır.
b) Zirai, içme ve kullanma suyu amaçlı açılan ve ölçüm sistemi kurma zorunluluğu dâhilinde bulunan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içerisinde belge sahibince kurulur. Ölçüm sistemini kuramayanların bu süre içerisinde talep etmesi hâlinde ölçüm sistemleri, bedeli yüzde on fazlası ile ilgililerinden tahsil edilmek üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içerisinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kurulur veya kurdurulur. Bu şartlara uymayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır.
Madde 21 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 22 – Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
_________________
(1) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 4/3/2014 tarihli ve 28931 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 17/2/2014 tarihli ve 2014/6033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.
(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 7/5/2016 tarihli ve 29705 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5/4/2016 tarihli ve 2016/8740 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.
(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 2/5/2018 tarihli ve 30409 sayılı Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 9/4/2018 tarihli ve 2018/11645 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.
(4) Bu madde başlığı “Tüzük hazırlanması:” iken. 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
3336-1
167 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE
Değiştiren Kanunun/ KHK’nin Numarası
167 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
KHK/336
—
5/8/1988
3612
—
16/2/1990
4854
—
6/5/2003
4916
—
19/7/2003
5335
4
27/4/2005
5728
18
8/2/2008
6111
10, Geçici Madde 2, Geçici Madde 3
25/2/2011
6427
10, Geçici Madde 3
1/3/2013
7139
10
28/4/2018
KHK/700
6, 16, 20
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 1/6/2005 Sayı : 25832
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 44
Amaç ve kapsam
Madde 1- (1) Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.
Adlî sicil kayıtlarının tutulması
Madde 2- (1) Hakkında Türk mahkemeleri veya yabancı ülke mahkemeleri tarafından kesinleşmiş ve Türk Hukukuna göre tanınan mahkûmiyet kararı bulunan Türk vatandaşları ile Türkiye’de suç işlemiş olan yabancıların kayıtları da dahil tüm adlî sicil bilgileri; mahallinde bilgisayar ortamına aktarılmasını takiben, Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğündeki Merkezî Adlî Sicilde tutulur.
Merkezî ve mahalli adlî sicillerin görevleri
Madde 3- (1) Merkezî Adlî Sicil, adlî sicil kayıtlarının güncelleştirilmesi, düzenlenmesi, düzeltilmesi ve mahalli adlî sicillere ulaştırılması ile görevlidir.
(2) Mahalli adlî sicil, bulunduğu yer ile gerektiğinde diğer yerlere ait adlî sicil bilgilerinin bilgisayara girilmesi, bu bilgilerin merkezî adlî sicile aktarılması ile merkezî adlî sicilden bilgilerin alınıp ilgili şahıs ve kurumlara iletilmesi ile görevlidir.
Adlî sicile kaydedilecek bilgiler
Madde 4- (1) Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri adlî sicile kaydedilir. Bu bağlamda;
a) Hapis cezaları ile ilgili olarak;
1. Hapis cezasına mahkûmiyet kararı,
2. Koşullu salıverilme kararı,
3. Koşullu salıverilmede denetim süresinin uzatılmasına ilişkin karar,
4. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dair karar,
5. Hapis cezasının infazının tamamlandığı hususu,
b) Hapis cezasının ertelenmesi halinde;
1. Denetim süresi,
2. Denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi dolayısıyla cezanın infaz edilmiş sayıldığı hususu,
3. Ertelenen hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine ilişkin karar,
c) Adlî para cezası ile ilgili olarak;
1. Adlî para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü,
2. Adlî para cezasının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
3. Adlî para cezasının tazyik hapsi suretiyle kısmen veya tamamen infaz edildiği hususu,
4. Adlî para cezasının tazyik hapsinden sonra kalan kısmının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
d) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırıma mahkûmiyet halinde;
1. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak, adlî para cezasına mahkûmiyet veya güvenlik tedbiri uygulanması hükmü,
2. (Değişik: 26/2/2008-5739/7 md.) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin gereklerinin yerine getirilmemesi dolayısıyla hapis cezasının infazına ilişkin karar,
3. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin değiştirilmesine ilişkin karar,
e) Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olarak;
1. Kasten işlenen bir suç nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak yoksun kalınan haklara cezanın ertelenmesi dolayısıyla getirilen istisnaya ilişkin karar,
2. Mahkûmiyet hükmüyle bağlantılı olarak verilen, belli bir hak ve yetkinin kullanılmasının veya belli bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin karar,
f) Türk vatandaşı hakkında yabancı mahkemeden verilmiş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet kararının Türk hukuku bakımından doğurduğu hak yoksunluklarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkemece verilen karar,
g) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık dolayısıyla verilen karar,
h) Ceza zamanaşımının dolduğunun tespitine ilişkin karar,
i) Genel veya özel affa ilişkin kanun; özel affa ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı,
j) Askerî Ceza Kanununa göre verilmiş mahkûmiyet kararlarındaki ferî cezalar,
k) (Ek: 24/11/2016-6763/39 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kararlar,
Adlî sicile kaydedilir.
(2) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen mahkûmiyet hükmü ya da eski hükümde değişiklik yapan tüm hüküm ve kararlar açısından da birinci fıkra hükümleri uygulanır.
(3) Kanun gereği olarak gerçek kimliği saklı tutulan kişilerin adlî sicil ve arşiv kayıtlarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Adlî sicile kaydedilmeyecek bilgiler
Madde 5- (1) Türk mahkemeleri tarafından verilmiş olsa bile;
a) Disiplin suçlarına ve sırf askerî suçlara ilişkin mahkûmiyet hükümleri,
b) Disiplin veya tazyik hapsine ilişkin kararlar,
c) İdarî para cezasına ilişkin kararlar,
Adlî sicile kaydedilmez.
Diğer bilgilerin kaydı
Madde 6- (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir.(1)
(2) (Ek: 2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.
Adlî sicil bilgileri verilebilecek olanlar
Madde 7- (1) Adlî sicil bilgileri, kullanılış amacı belirtilmek suretiyle;
a) İlgili kişiye veya vekâletnamede açıkça belirtilmek koşuluyla vekiline,
b) Kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına,
Verilebilir.
(2) Yabancı devletler tarafından istenilen adlî sicil bilgileri mütekabiliyet esasına göre verilir.
Adlî sicil bilgilerini verebilecek merciler
Madde 8- (1) Adlî sicil bilgileri; mahalli adlî sicillerde Cumhuriyet başsavcılıklarınca, (…)(3) kaymakamlıklarca yurt dışında elçilik ve konsolosluklarca, merkezî adlî sicilde ise Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce verilir. (2)(3)
Adlî sicil bilgilerinin silinmesi
Madde 9- (1) Adlî sicildeki bilgiler;
a) Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,
b) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık,
c) Ceza zamanaşımının dolması,
d) Genel af,
Halinde Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek, arşiv kaydına alınır.
(2) Adlî sicil bilgileri, ilgilinin ölümü üzerine tamamen silinir.
(3) Türk vatandaşları hakkında yabancı mahkemelerce verilmiş olup 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (f) bendine göre adlî sicile kaydedilen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet hükümleri, kesinleştiği tarihten itibaren mahkûmiyet kararında belirtilen sürenin geçmesiyle, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce adlî sicil kayıtlarından çıkartılarak arşiv kaydına alınır. Adlî para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile cezanın ertelenmesine ilişkin hükümler, adlî sicil kaydına alınmadan doğrudan arşive kaydedilir.
Arşiv bilgilerinin istenmesi
Madde 10- (1) Arşiv bilgileri;
a) Kullanılış amacı belirtilmek suretiyle, kişinin kendisi veya vekâletnamede açıkça belirtilmiş olmak koşuluyla vekili,
b) Bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemeler,
c) Yetkili seçim kurulları,
d) Özel kanunlarda gösterilen hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşları,
Tarafından istenebilir.
––––––––––––––––
(1) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60 ıncı maddesi ile bu fıkrada yer alan “hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askerî savcılık” ibaresi “hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı” şeklinde değiştirilmiştir.
(2) Bu fıkraya 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle, “kaymakamlıklarca” ibaresinden sonra gelmek üzere “yurt dışında elçilik ve konsolosluklarca” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(3) 5/4/2012 tarihli ve 6290 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile bu fıkrada yer alan “asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde” ibaresi metinden çıkarılmıştır.
(2) Kanunda açıkça belirtilmediği takdirde, kişi hakkında alınacak bir karar veya yapılacak bir işlemle ilgili olarak, bir yakınının adlî sicil ve arşiv kayıtları istenemez ve bu bilgiler, kişiyi herhangi bir haktan yoksun bırakmak için dayanak olarak kullanılamaz.
(3) Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce istenebilir.
Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin gizliliği
Madde 11- (1) Adlî sicil ve arşiv bilgileri gizlidir. Bu bilgiler, görevlilerce açıklanamaz ve bu Kanun hükümlerine göre verilen kişi, kurum ve kuruluşlarca veriliş amacı dışında kullanılamaz.
Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi
Madde 12- (1) (Değişik: 5/4/2012-6290/2 md.) Arşiv bilgileri;
a) İlgilinin ölümü üzerine,
b) Anayasanın 76 ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;
1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,
2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle,
c) Diğer mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle,
tamamen silinir.
(2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.
(3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adlî sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir.
(4) (Ek: 24/11/2016-6763/40 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtlar, infazının tamamlanmasıyla tamamen silinir.
Adlî sicil ve arşiv kayıtlarında sorgulama yetkisi verilmesi
Madde 13- (1) Bir suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma kapsamında adlî sicil ve arşiv kayıtlarında;
a) Mahkeme, hâkim ve Cumhuriyet Başsavcılığı doğrudan doğruya, (1)
b) Kolluk ve diğer kamu kurum ve kuruluşları Adalet Bakanının onayı ile,
Sorgulama yapabilirler.
(2) (Ek: 4/7/2012-6353/32 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, mevzuatın adli sicil ve arşiv kaydı alınmasını öngördüğü hallerde, Adalet Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde ilgili kişiler hakkında adli sicil ve arşiv kayıtlarında sorgulama yapabilirler. Gerçek kişiler de kendileriyle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarını, Adalet Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde ve güvenli kimlik doğrulama araçlarını kullanarak sorgulayabilir, sonucu fiziki veya elektronik ortamda merciine verebilirler.
____________________
(1) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60 ıncı maddesi ile bu bentte yer alan “hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı ve askerî savcılık” ibaresi “hâkim ve Cumhuriyet Başsavcılığı” şeklinde değiştirilmiştir.
Yasaklanmış hakların geri verilmesi
Madde 13/A – (Ek: 6/12/2006-5560/38 md.)
(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,
gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır.
Komisyon
Madde 14- (1) Adlî sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesiyle ilgili kararları almak ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün teklifi ve Bakan onayı ile üç hâkimden oluşan bir komisyon kurulur.
Yönetmelik
Madde 15- (1) Bu Kanunun uygulama usul ve esasları, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Adalet Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte belirlenir.
Merkezî ve mahalli adlî sicildeki atamalar
Madde 16- (1) Merkezî ve mahalli adlî sicildeki şube müdürü, mühendis, çözümleyici, programcı, istatistik uzmanı, tercüman, şef, bilgisayar işletmeni ile veri hazırlama ve kontrol işletmenleri Adalet Bakanlığınca atanırlar; gerektiğinde sözleşmeli olarak da çalıştırılabilirler.
Malî hükümler
Madde 17-(Mülga: 4/7/2012-6353/33 md.)
Yürürlükten kaldırılan hükümler
Madde 18- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 22.11.1990 tarihli ve 3682 sayılı Adlî Sicil Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçici Madde 1- (1) Bu Kanunda öngörülen adlî sicil sistemi ile mevcut kayıtların bu Kanuna uyarlanması bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde tamamlanır.
Geçici Madde 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce toplanmış olsun veya olmasın, suç tarihi itibarıyla bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanuna göre süre yönünden silinme koşulu oluşanlar silinir; diğer kayıtlar için bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Mülga ikinci cümle: 5/4/2012-6290/3 md.)
(2) (Değişik: 5/4/2012-6290/3 md.) Bu Kanunun yayımı tarihinde, Anayasanın 76 ncı maddesi ile bazı özel kanunlarda yer alan ve bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından, arşive alınan veya şartları oluştuğu halde ya da henüz şartları oluşmadığı için arşive alınmayan kayıtlar hakkında 12 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
(3) (Ek: 5/4/2012-6290/3 md.)İkinci fıkrada sayılanlar dışında, birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar 3682 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan mahkûmiyetin esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinir.
Yürürlük
Madde 19- (1) Bu Kanun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 20- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5352 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR TABLO
Değiştiren Kanunun/KHK’nin veya İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
5352 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
5560
8 ve 13/A
19/12/2006
5739
4, 17
1/3/2008
6290
8, 12, Geçici 2 nci madde
11/4/2012
6352
6
5/7/2012
6353
13, 17
12/7/2012
6763
4, 12
2/12/2016
KHK/698
6,13
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte
Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2013 Yılı Mayıs ayında Yayın hayatına başlayan, Türkiye ve Dünya’da Hukuk alanına katkıda bulunmayı amaçlayan özgün araştırma ve makalelerin yayınlandığı bilimsel ve hakemli bir dergidir.
Yılda iki kez yayınlanmaktadır. Makaleler yayınlanmak üzere Türkçe ve diğer yabancı dillerde düzenlenebilir.
Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.
Bu dergi yayınlanma ile birlikte açık erişimi sağlama politikasını benimsemiştir.
Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.
Bilimsel Yayıncılıkta Açık Erişim Politikası, bilimsel dergilerin yayınlanması ile birlikte açık erişimi sağlama politikasını ifade etmektedir. Ülkemizde yayınlanan hukuk dergileri ve diğer bilimsel yayınlar ULAKBİM tarafından açık erişime açık şekilde arşivlenmektedir. Ulakbim, 1996 yılında TÜBİTAK’a bağlı bir enstitü olarak kurulmuştur. Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi; Türkiye’deki tüm akademik kurumları birbirine ve küresel araştırma ağlarına bağlayan Ulusal Akademik Ağ alt yapısını işletmekte ve bu ağ üzerinden yeni ağ servisleri sunmaktadır.
Açık Erişim, hakem değerlendirmesinden geçmiş bilimsel literatürün, internet aracılığıyla; finansal, yasal ve teknik engeller olmaksızın, serbestçe erişilebilir, okunabilir, indirilebilir, kopyalanabilir, dağıtılabilir, basılabilir, taranabilir, tam metinlere bağlantı verilebilir, dizinlenebilir, yazılıma veri olarak aktarılabilir ve her türlü yasal amaç için kullanılabilir olmasıdır.
Budapeşte Açık Erişim Girişimi (BOAI), on yıl önce, hakem değerlendirmesinden geçmiş tüm yeni araştırmalara açık erişim (AE) için dünya çapında bir kampanya başlatmıştır. BOAI, “Daha geniş, derin ve hızlı başarıya ulaşmak için” nasıl birlikte çalışılabileceğini araştırmak amacıyla mevcut projeleri bir araya getirmiştir. BOAI, “açık erişim” terimini ilk kez kullanan, kamusal tanımı açık bir şekilde ifade eden, Açık Erişimin gerçekleştirilmesi için tamamlayıcı stratejiler öneren, tüm disiplinlere ve ülkelere AE için genel bir çağrı yapan ve önemli bir fon desteğine sahip olan ilk girişimdir. Bugün dünya genelindeki bu kampanya halen devam etmektedir.
Daha önce erişilememiş ölçüde önemli kamu yararına ulaşılması, araştırmaların hızlandırılması, eğitimin geliştirilmesi, zengin ile yoksulun, yoksul ile zenginin edinilen bilgiyi paylaşması, bilgi kaynaklarının olabildiğince yararlı hale getirilmesi ve insanlığın ortak bir entelektüel iletişim ve bilgi arayışı yolunda birleşmesine zemin hazırlanması amacı devam emektedir.
Açık Erişimin, teknik, ekonomik ve yasal fizibilitesi iyice test edilmiş ve belgelenmiştir. Bilim insanları araştırmalarının ürünlerini akademik dergilerde ücretsiz olarak ve herhangi bir ücret beklentisi olmadan yayımlamayı sürdürmektedirler. Ayrıca, bilim insanları, genellikle ücret beklentisi olmadan, editör ve hakem olarak makale değerlendirme sürecine katkıda bulunmaktadırlar. Ancak, hakemli araştırma literatürüne erişimin önünde yer alan; çoğu zaman, araştırma, araştırmacı ve araştırmacı kuruluşlarının zararına olan; yazar, hakem ve editörlerden ziyade bazı aracıların işine yarayan engeller kararlı bir şekilde yerinde durmaktadır.
Bilgiyi onu kullanabilecek, uygulayabilecek veya üzerine bir şeyler ekleyebilecek herkesin erişebileceği hale getirme gerekliliği kendini her zamankinden daha fazla hissettirmektedir.
Açık Erişimin Yaygınlaşması İçin Kabul Edilen İlkeler
Her yüksek öğretim kurumu, yazılacak tüm hakem değerlendirmesinden geçmiş bilimsel makalelerin kurumun özel sayısal arşivlerinde tutulmasını sağlayacak bir politikaya sahip olmalıdır.
Yayınlar resmi yayın tarihinden geç olmamak kaydıyla, mümkün olan en kısa sürede, tercihen kabul edilir edilmez, dijital arşive konulmalıdır. Üniversite politikaları, akademisyenlerin yeni çalışmalarını gönderecekleri dergileri seçme özgürlüğüne saygı göstermelidir.
Üniversite politikaları, Açık Erişimi, dergilerde yayın yapmayı teşvik etmeli, ancak zorunlu tutmamalıdır; bir açık erişim dergide yayın yapmakla yayınlarını bir açık erişim arşivine koymak arasındaki farkın anlaşılması konusunda akademisyenlere yardımcı olmalıdır. Üniversite politikaları, mümkün olduğunca, akademisyenlerin oylarıyla oluşturulmalıdır.
Yüksek lisans ve doktora dereceleri veren her yüksek öğretim kurumu; kabul edilen tezlerin, kurumun dijital açık erişim arşivinde saklanmasını sağlayacak bir politikaya sahip olmalıdır. Çalışmalarını yayımlamak veya buluşları için patent almak isteyen öğrencileri kalıcı bir şekilde dışlamak yerine, bunu makul gecikmelerle yapmalarına imkan veren politikalar izlenmelidir.
Yayınlar mümkün olan en kısa sürede, tercihen kabul edilir edilmez, resmi yayın tarihinden daha geç olmamak üzere dijital arşive konulmalıdır. Politikalar telif hakkı ile korunmayan çalışmalar için ambargo kabul etmemelidir.
Tüm üniversite ve fon sağlayıcıların açık erişim politikaları, makalenin kabulü ve yayımlanma tarihi arasında uygun bir açık erişim arşivinde arşivlenmesini zorunlu kılmalıdır.
Tek tek makalelerin etkilerinin ölçümüne ihtiyaç duyan üniversiteler, fon sağlayıcı kuruluşlar ve araştırma değerlendirme programları; dergi düzeyinde değil de, makale düzeyinde ölçümler kullanmalıdır.
Kurumsal dijital arşivlere sahip üniversiteler, atama ve yükseltmelerle diğer kurum içi değerlendirme ve incelemeler için kullanılabilecek araştırma makalelerinin bu arşivlerde saklanmasını zorunlu kılmalıdır.
Araştırma değerlendirmesi yapan hükümetler ulusal değerlendirme amaçları dahilinde incelenecek olan tüm araştırma makalelerinin açık erişim arşivlerinde saklanmasını zorunlu kılmalıdır. Hiç bir politika, diğer kanıt türlerinin incelenmesinin sınırlandırılmasına veya değerlendirme standartlarının değiştirilmesine yol açacak şekilde yorumlanmamalıdır.
Yayıncılar, kamu yararına hareket eden hükümetlerle araştırmacılar ve araştırma yararı gözeten araştırma kuruluşlarına karşı lobi yapmaktan kaçınmalıdır. Yayıncılar; kendi adlarına profesyonel veya ticari yayın birliklerince yürütülen, kamu yararına, araştırmacılar ve araştırma yararına karşı olan lobi kampanyalarını reddetmelidir.
Araştırmacılar; kendi çıkarlarına karşı hareket eden yayıncılar için yazar, editör ve hakem olarak çalışmak zorunda değildir.
Yüksek öğretim kurumlarıyla bağlantısı olmayanlar da dahil, her alanda ve her ülkede yayın yapan tüm araştırmacılar, yayınlarının bir açık erişim arşivinde arşivlenmesi hakkına sahip olmalıdır.
Evrensel kurumsal dijital arşivlerin ara yüzü çoklu dil seçeneğine sahip olmalıdır.
Açık Erişim arşivleri, yazarlarına, indirme, kullanım ve atıf verilerine erişim hakkı vermeli ve bu verileri alternatif etki ölçümleri için kullanılabilir hale getirmelidirDijital arşivler bu verileri birbirleriyle standart formatta paylaşmalı, böylece, örneğin yazarlar için, birden çok dijital arşivde arşivlenmiş bir makalenin toplam indirilme sayısını öğrenmelerini mümkün kılmalıdır.
Üniversiteler ve fon sağlayan kuruluşlar yazarların ücret tabanlı açık erişim dergilerde makul bir yayın ücreti ödemelerine yardımcı olmalı ve dergilere destek olmak veya para yardımında bulunmak için uygun yollar bulmalıdır.
Açık Erişim arşivleri, PDF formatında arşivlenmiş makaleleri, XML gibi makine tarafından okunabilen bir formata çevirebilecek ücretsiz kullanıma hazır araçlar sağlamalıdır.
Araştırma kurumları üst veri ve sorgulama için dünya çapında açık standartların oluşturulmasını da desteklemeli; böylece, yayıncılar ve arşivler de daha kolay keşfedilebilir, erişilebilir ve kullanılabilir hale getirebilir.
Yayımlanmış literatürdeki bibliyografik atıflar veya referansların harmanlanması için gerekli araçlar geliştirilmelidir.
Kimin kime atıfta bulunduğu kamuya açık durumdadır; ve kullanım, yeniden kullanım ve analiz için standart formatta erişime açık olmalıdır.
Bilimsel yayıncılar, çapraz bağlantı ve kalıcı URL’ler için; açık standartlara dayalı, ücretsiz kullanılabilir, paragraf, görüntü ve açıklama düzeyinde tanımlamalar gibi rastgele parçalılık düzeylerine sahip bağlantı ve atıf vermeyi destekleyen bir altyapıya sahip olmalıdır.
Yayıncıların, editörlerin, hakemlerin ve araştırmacıların; örneğin, lisanslama, editöryal süreçler, makale gönderimleri, sahipliğin açıklanması ve yayın ücretlerinin ele alınışı konularında, yayıncılığın profesyonel davranış standartlarının bilincinde olması sağlanmalıdır.
Editörler, hakemler ve araştırmacılar; yayıncı ve dergiler ile bu profesyonel davranış standartları temelinde iletişim kurma fırsatlarını değerlendirmelidir. Bu standartlara uymayan yayıncıların öncelikle kendilerini geliştirmelidir.
Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) 1954 tarihinde yapılan Dünya Kongresinde kabul edilmiş, 1986 tarihinde düzenlenen Dünya Kongresinde ise yenilenmiştir. Bildirge basın özgürlüğünü ve gazetecilerin uyması gereken kuralları 9 maddede özetlemektedir.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (International Federation of Journalists) gazetecilik mesleğini yapmakta olan kişileri örgütleyen uluslararası bir sivil toplum örgütüdür. Örgütün merkezi Brüksel’dedir. IFJ, 1926 yılında sosyal adalet, gazetecilerin hakları, demokrasi, insan hakları, yoksulluk ve toplumsal yozlaşmaya karşı gazetecilerin oluşturduğu bir kuruluştur. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu 600.000’den fazla üyeye 100’den fazla ülkede temsilciye sahiptir. Türkiye’de Çağdaş Gazeteciler Derneği IFJ üyesidir.
Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi – Uluslararası Gazeteciler Federasyonu
Bu uluslararası bildirge, haber ve bilgiyi toplayan, ileten, yayan ve yorumlayan gazetecilerin, olayları anlatırken uyacağı mesleki davranış standardı olarak ilan edilmiştir.
1- Gazetecinin ilk görevi, gerçeğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı duymaktır.
2- Gazeteci, bu görevi yerine getirirken, haberleri dürüst bir şekilde toplama ve yayımlama özgürlüğü ile tarafsız yorum ve eleştiri hakkı ilkelerini her zaman savunur.
3- Gazeteci yalnızca kaynağını bildiği olgulara uygun haber yapmalıdır. Gazeteci temel bilgiyi örtbas edemez, belgeleri tahrif edemez.
4- Gazeteci, haber, fotoğraf ve belgeleri elde ederken yalnızca dürüst yöntemler kullanır.
5- Gazeteci, zarar verecek şekilde hatalı olduğu belirlenen, yayımlanmış herhangi bir bilgiyi düzeltmek için azami çaba gösterir.
6- Gazeteci, güven çerçevesinde elde edilen bilginin kaynağıyla ilgili olarak meslek sırrını korur.
7- Gazeteci, ayrımcılığın medya yoluyla daha da artırılması tehlikesine karşı uyanık olmalı ve başka şeylerin yanı sıra ırk, cinsiyet, cinsel tercih, dil, din, siyasi veya diğer görüşler ile ulusal ya da toplumsal kökene dayalı ayrımcılığa hizmet etmekten kaçınmak için azami çaba göstermelidir.
8- Gazeteci, aşağıdaki hususları ciddi meslek suçu olarak kabul eder:
-intihal,
-kasıtlı yalan beyan,
-iftira, bühtan, hakaret, asılsız suçlamalar,
-(bir haberi veya bilgiyi) yayımlama ya da örtbas etme karşılığında herhangi bir biçimde rüşvet alma.
9- Gazeteci adına layık olanlar, yukarıda belirtilen ilkelere sadık kalmayı görev bilir. Gazeteci, her ülkenin genel hukuk kuralları çerçevesinde, mesleki konularda –hükümetlerin ya da başka birilerinin her tür müdahalesini reddederek– yalnızca meslektaşlarının yargılarını kabul eder.
Türkiye’den Çağdaş Gazeteciler Derneği IFJ üyesidir.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesinin İngilizce metni aşağıda sunulmaktadır.
IFJ DECLARATION OF PRINCIPLES ON THE CONDUCT OF JOURNALISTS
This international Declaration is proclaimed as a standard of professional conduct for journalists engaged in gathering, transmitting, disseminating and commenting on news and information in describing events.
1. Respect for truth and for the right of the public to truth is the 0first duty of the journalist.
2. In pursuance of this duty, the journalist shall at all times defend the principles of freedom in the honest collection and publication of news, and of the right of fair comment and criticism.
3. The journalist shall report only in accordance with facts of which he/she knows the origin. The journalist shall not suppress essential information or falsify documents.
4. The journalist shall use only fair methods to obtain news, photographs and documents.
5. The journalist shall do the utmost to rectify any published information which is found to be harmfully inaccurate.
6. The journalist shall observe professional secrecy regarding the source of information obtained in confidence.
7. The journalist shall be aware of the danger of discrimination being furthered by the media, and shall do the utmost to avoid facilitating such discrimination based on, among other things, race, sex, sexual orientation, language, religion, political or other opinions, and national or social origins.
8. The journalist shall regard as grave professional offences the following:
plagiarism;
malicious misrepresentation;
calumny, slander, libel, unfounded accusations;
acceptance of a bribe in any form in consideration of either publication or suppression.
9. Journalists worthy of the name shall deem it their duty to observe faithfully the principles stated above. Within the general law of each country the journalist shall recognise in professional matters the jurisdiction of colleagues only, to the exclusion of every kind of interference by governments or others.
(Adopted by 1954 World Congress of the IFJ. Amended by the 1986 World Congress.)
İdare Mahkemeleri, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerdir.
İdare mahkemeleri, idari yargıda genel görevli ilk derece mahkemesidir. İdare mahkemesi genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe diğer mahkemelerin idari davalara bakma görevi yoktur. Vergi mahkemeleri ve ilk derecede Danıştay‘da çözümlenecek olanlar dışındaki tüm idari işlem ve eylemlere karşı açılacak davalar idare mahkemesinde görülmektedir.
Anayasaya göre “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” ve bu görevi idare mahkemeleri yapmaktadır.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlamaktadır. Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamamaktadır.
Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
İdare mahkemesi, idari işlemler nedeniyle telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilmektedir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
İdare mahkemesi, idari dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyerek toplamaktadır. Bu mahkemeler kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapmaktadır. Tüm bilgi ve belgeler toplandıktan sonra keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verebilir.
Bölge Adliye Mahkemeleri-İstinaf Mahkemeleri, ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinin vermiş olduğu kararları incelemekle görevlidir. Hukuk ve Ceza Mahkemeleri tarafından verilen tüm kararlar mahkemelerinin denetimine tabidir. Ayrıca, yerel mahkemelerinin verdiği ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararlarına karşı istinaf başvurusu yapılabilir.
Bölge Adliye Mahkemeleri kısaca BAM olarak nitelenmektedir ve istinaf incelemesi, hukuk ve ceza istinaf incelemesi olarak iki kategoriye ayrılmaktadır. İş bölümü, hukuk daireleri ve ceza daireleri olarak yapılmaktadır.
İstinaf Mahkemeleri Hukuk Daireleri Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi, İş Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemelerinin verdiği kararları incelemektedir. Bölge adliye mahkemeleri hukuk dairesi kararları aleyhine Yargıtay nezdinde temyiz başvurusu yapılabilir. Hukuk dairelerinin temyiz edilebilen kararlarının temyiz süresi, tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır.Temyiz sınırları miktar olarak her yıl belirlenmektedir. Temyiz edilemeyecek kararlar kanun tarafından istisnai olarak sayılmıştır.
İstinaf Mahkemeleri Ceza Daireleri, Ağır ceza mahkemesi, Asliye ceza mahkemesi, Çocuk mahkemesi, Çocuk ağır ceza Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemelerinin verdiği verdiği kararları incelemektedir. İstinaf Mahkemeleri, yerel mahkeme kararının bozulmasına gerek olmadan kendisinin yeniden bir karar vermesini mümkün görürse, ceza davasının yeniden görülmesi için davayı duruşmalı olarak karar bağlayabilir. Hükmedilen cezanın miktarı dikkate alınarak istinaf mahkemesinin bazı kararları aleyhine Yargıtay temyiz yolu kapalıdır. İstinaf Mahkemesi Ceza Dairesi kararlarının hangilerinin kesin olduğu ve hangilerinin temyiz edilebileceği kanun ile sayılmıştır.
Evrensel Basın Meslek İlkeleri, demokratik ülkelerde kabul gören ve basın kitle örgütlerinin ve gazetecilerin prensip olarak kabul ettikleri ilkelerdir.
Evrensel Basın Meslek İlkeleri
1 – Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.
2- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.
3- Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
4- Kişi ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
5- Kişilerin özel yaşamı -kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında- yayın konusu olamaz.
6- Soruşturulması gazetecilik imkanları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayımlanamaz.
7- Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayımlanamaz.
8- Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.
9- Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.
10- Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
11- Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın, kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.
12- Gazeteci; görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.
13- Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.
14- İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
15- Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.
16- Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip haklarına saygı duyarlar
İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi-Bill of Rights, 1689 yılında İngiltere’de yayımlanan ve İngiltere kralının yetkilerini kısıtlayıp keyfi davranışlarını engelleyen bir insan hakları bildirgesidir. İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi ile Britanya İmparatorluğu’nda tahta çıkan krallar, yetkilerinin çoğunu parlamentoya devretmiş; insan haklarının korunması bağlamında tüm Avrupa ülkeleri için önemli bir adım atılmıştır.
Bu imparatorluk halkının tüm zümrelerinin temsilcisi, meşru ve özgür, ruhani ve dünyevi lordlarla Avam Kamarası’nın M.S.1688’de Westminster’de bir araya gelmeleri ve o zamanlar William ve Mary adlarını, Orange prensesi ve prensesi unvanlarını taşıyan ve böyle çağrılan ve şahsen orada bulunan Majestelerine, kendilerinin kaleme aldıkları, aşağıdakinin tıpkısı bir yazılı açıklamayı sunmaları nazarı dikkate alınsın.
Şöyle ki; Ölen Kral II. James, görevlendirdiği çeşitli kötü niyetli danışmanın, yargıcın ve bakanın yardımıyla, Protestan dinini, İmparatorluğun özgürlüğünü ve yasalarını, aşağıda saydıklarımızı yapmak suretiyle yıkmaya ve köklerini kurutmaya kalkışmıştır.
Parlamentonun onayı olmadan, kendisini yasalardan ve bu yasaların icrasından muaf tutup, bunları zaman zaman iptal ederek, iktidarı ele geçirmiş ve elinde bulundurmuştur.
Nice namuslu din adamını tutuklatmış ve haklarında yargısal kovuşturma açtırmıştır; çünkü bu din adamları, ele geçirilen iktidara bir katkıda bulunmak için, alçakgönüllülük gösterip ricada bulunmuşlardır.
“Kilise yetkilileri mahkemesi” adını taşıyan bir mahkemenin kurulması için, altında büyük devlet mührünü taşıyan bir yönerge çıkarmış ve bu yönergenin uygulanmasını sağlamıştır.
Parlamentonun kabul ettiğinden başka bir zamanda ve başka bir biçimde, veto hakkı bahanesiyle, tahtın çıkarı ve yararına para toplamıştır.
Barış zamanında Parlamentonun onayı olmadan krallığın sınırları içinde, sürekli bir ordu kurmuş, hazır bulundurmuş ve askerleri yasaya aykırı bir biçimde garnizonlara yerleştirmiştir.
Papacıların yasayı hiçe sayarak silahlandırılıp, kışkırtıldıkları bir zamanda, Protestan inancından olan nice dürüst uyruklarının silahlarını ellerinden almıştır.
Parlamento üyeliği seçiminin serbestliği ilkesini çiğnemiştir.
Sadece Parlamento tarafından kovuşturulabilecek birçok olay ve dava hakkında, Yüksek Saray Mahkemesinde (the Court of King’s Bench) yargısal kovuşturma açılmıştır ve daha başka pek çok keyfi ve yasa dışı yönteme başvurulmuştur.
Son yıllarda hizipçi, kötü ahlaklı, yoz ve niteliksiz kişiler soruşturma jürilerine üye olarak katılmışlar ve yeniden üyeliğe seçilmişlerdir. Daha da önemlisi, yüksek ihanet soruşturmaları, kendi adına mülk sahibi olmayan jüri üyelerince yürütülmüştür. Bu hususlar da nazarı dikkate alınmalıdır.
Uyrukların özgürlüklerini korumak için sağlanan yararları ortadan kaldırmak amacıyla olsa gerek, haklarında suç duyurusunda bulunulmuş kişiler için gereğinden çok, abartılı koruma önlemleri alınmıştır.
Oldukça yüksek para cezaları verilmiş, insanlar korkunç, yasadışı cezalara çarptırılmışlardır.
İlgili kişiler hakkında daha herhangi bir suçluluk duyurusu ya da mahkeme kararı çıkmadan önce, ödeyecekleri kefalet ve çekecekleri hapis cezalarıyla (sukut-u hak cezaları) ilgili sözler verilmiş, vaatlerde bulunulmuştur.
Tüm bunlar, bu İmparatorluğun bildik yasalarıyla tüzükleriyle ve özgürlüğüyle doğrudan ve tamamen çelişmektedir. Adı geçen, ölü Kral II. James’in tahttan çekilmesi ve dolayısıyla tahtın boşta kalmasından sonra, Kadir-i Mutlak Tanrı tarafından, (bu krallığı papacılıktan ve keyfi yönetimden kurtarmak amacıyla, Tanrı’nın yüce elçisi seçilen) Siz Orange Prensi Altesiniz, (ruhani ve dünyevi lordların ve Avam Kamarasındaki çeşitli önde gelen kişilerin örgütlerine uyarak,) Protestan inancına bağlı ruhani ve dünyevi lordlarla, çeşitli kontluklara, kentlere, üniversitelere, seçim bölgelerine ve bazı limanlara mektup yazılmasını buyurmuştunuz. Bu kişilerden, dinlerinin yasalarının ve özgürlüklerinin yeniden tehlikeye düşürülmemesi için, kendilerini temsilen Parlamento’ya yollanmayı hak edebilecek, binaltıyüzseksensekiz yılının Ocak ayının 22.günü, Westminster’de bulunup, oradaki toplantıya katılabilecek kişileri seçmeleri istenmişti; bu mektuplara dayanılarak da seçimler yapılmıştı.
Böylece yukarda sözü edilen ruhani ve dünyevi lordlar ve Avam Kamarası; ilkin, atalarının buna benzer bir durumda yaptıkları gibi, eski hak ve özgürlüklerini temellendirmek ve geçerliklerini pekiştirmek üzere, sözkonusu mektuplara ve seçimlere dayanarak; bu kez ulusun tamamının, özgürce temsil edildiği bir toplantıda bir araya gelmişlerdir. Yukarıda sözü edilen amaçlara ulaşmak için de, en ciddi sorunlara en geçerli yöntemlerle eğilmeyi uygun bulmuşlardır.
Parlamentonun onayı olmadan, Kral’ın yetkisine dayanarak, yasaları ve bu yasaların icrasını iptal etmek gücü sözde kalır ve yasa dışıdır.
Son zamanlarda alışkanlık haline getirmek küstahlığını gösterdikleri gibi; Kral’ın yetkisine dayanarak, kendini yasalardan ve bu yasaların icrasından muaf tutmak gücü de sözde kalır ve yasadışıdır.
Geçmişteki, “Kilise yetkileri Mahkemesinin” kurulması için çıkarılan yönerge ve benzeri türden diğer tüm yönergeler ve mahkemeler yasa dışı ve zararlıdır.
Veto hakkı bahanesiyle, Parlamento’nun onayı olmadan, uzun bir süre için; kabul edildiğinden ya da edileceğinden başka bir biçimde tahtın yararına para toplamak yasadışıdır.
Kral’a rica ve minnet mektupları yollamak uyruklarının hakkıdır. Bu mektupların Kral’a sunulmasından dolayı yapılan tutuklamalar ve kovuşturmalar yasadışıdır.
Barış zamanında, Krallık sınırları içerisinde Parlamento’nun onayı olmadan, sürekli bir ordunun kurulması ve hazır bulundurulması yasaya aykırıdır.
Protestan inancına bağlı uyruklar, mevkilerinin gerektirdiği ve yasanın izin verdiği ölçüde, kendi güvenlikleri için silah taşıyabilmelidirler.
Parlamento üyelerinin seçimi serbest olacaktır.
Konuşma özgürlüğü vardır; Parlamento’daki tartışmalar ve görüşmeler, Parlamento’dan başka hiçbir yerde ya da mahkemede suçlama ya da soruşturma konusu yapılmamalıdır.
Gereğinden çok, abartılı güvenlik önlemleri öngörülmemeli, kefaletler yüksek tutulmamalı, korkunç ve olağandışı cezalar verilmemelidir.
Jüri üyeleri yasal yoldan atanmalı ve yeniden seçilebilmelidir. Yüksek ihanetle suçlanan insanların mahkemesine katılan jüri üyelerinin kendi adlarına mülk sahibi olmaları gerekmektedir.
İlgili kişinin yargılanmasından önce, kefalet ve hapis cezasıyla ilgili söz verilmesi ve vaatlerde bulunulması yasadışıdır.
Parlamento şikayetlerinin giderilmesi, yasaların düzeltilip, güçlendirilmesi ve korunması amacıyla sık sık toplanacaktır.
Basın Konseyi Basın Meslek İlkeleri, 6 şubat 1988 tarihinde kurulan Basın Konseyi tarafından ilan edilmiş ilke ve kurallar bütünüdür.
Basın Konseyi Basın Meslek İlkeleri
Basın Konseyi Basın Meslek İlkeleri
İletişim Özgürlüğünü ülkemizde insanca yaşamanın, saydam bir yönetime kavuşmanın ve demokratik sistemin temel koşulu sayan biz gazeteciler;
Kanun koyucunun veya öteki kurum ve kişilerin, İletişim Özgürlüğünü kısıtlamalarına, her zaman ve her yerde karşı çıkacağımıza kendi özgür irademizle söz vererek;
İletişim Özgürlüğünü, Halkın Gerçekleri Öğrenme Hakkı‘nın bir aracı sayarak;
Gazetecilikte temel işlevin, gerçekleri bulup bozmadan, abartmadan kamuoyuna yansıtmak olduğunu göz önünde tutarak;
Basın Konseyi‘nin kendi çalışmaları üzerinde hiçbir dış müdahaleye izin vermeme kararlılığını vurgulayarak;
Yukarıdaki bölümü de içeren Basın Meslek İlkeleri‘ne uymayı, sözünü ettiğimiz temel inançlarımızın bir gereği saydığımızı, kamuoyu önünde açıklarız.
1- Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.
2- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı yada incitici yayın yapılamaz.
3- Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
4- Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
5- Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.
6- Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz.
7- Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.
8- Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.
9- Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.
10- Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
11- Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.
12- Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.
13- Şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır.
14- İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
15- Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.
16- Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.
Türkiyeli Gazeteciler İçin Etik Kodlar, Medya Etiği Platformu tarafından 2010 yılı ağustos ayında kabul edilmiştir.
Giriş
Biz Türkiyeli gazeteciler olarak bilgiyi toplama, haberleştirme ve yorumlama konusunda dürüst, adil ve cesur olmak gerektiğine inanıyoruz. Bağımsız davranmayı ve kamuoyunun bilme hakkı dışında hiçbir çıkara hizmet etmemeyi savunuyoruz. Kaynaklarımıza, konu ettiğimiz şahıslara ve meslektaşlarımıza saygılı davranmayı ve hesap verebilmeyi temel ilke ediniyoruz.
Gazeteciler sıfatıyla yaptığımız mesainin ayrımcılık ve düşmanlıktan arınmış olacağını; haksızlığa, manipülasyona, tektipleştirmeye veya nefret söylemine yol açmayacağını; haberi yorumdan ayırmak konusunda büyük dikkat göstereceğimizi samimiyetle taahhüt ediyoruz.
Ancak bu temel gazetecilik ilkelerine bağlı kalarak ülkemizdeki gazeteciliğin prestijini ve kalitesini koruyabilir ve artırabiliriz. Başlıca motivasyonumuz habercilikteki hatalarımızı asgariye indirmek ve günün haberlerini Türkiye kamuoyuna adil, dengeli ve doğru şekilde aktarmaktır.
Buna ek olarak, gazetecilik etiğine aykırı uygulamaların çalıştığımız haber kuruluşlarında cezai yaptırımlarla karşılanması, böylece medya profesyonellerine yaptıklarından dolayı hesap sorulabilmesi gerektiğine de inanıyoruz.
Biz Türkiyeli gazeteciler aşağıdaki etik kodlara ve mesleğimize dair yol gösterici ilkelere bağlı kalmayı taahhüt ediyoruz:
– Gerçeği aramak ve bildirmek.
– Zararı asgariye indirmek
– Bağımsız davranmak
– Hesap verebilmek
Gerçeklik ve Doğruluk
Gazeteciler bilgiyi toplama, haberleştirme ve yorumlama konusunda dürüst, adil ve cesur davranmalıdır. Kamuoyuna hizmet en başta gelen amaçları olmalıdır.
Gerçeği eksiksiz ve yalın bir şekilde yansıtmak gazetecinin temel görevidir. Bilgileri net bir şekilde ortaya koymalı, soru işaretlerine, kafa karışıklığına ve manipülasyona yol açabilecek muğlaklıktan uzak durmalıyız.
Bunu başarmak için gazeteciler şunları yapmalıdır:
Bütün kaynaklardan eline ulaşan bilginin doğruluğunu sınamalıdır. Haberlerde kullanmak üzere elde ettiği yazılı, dijital, görsel ve işitsel belgelerin orijinalliğinden emin olmalıdır.
Bilgiyi, belgeleri ve iddiaları, sanki haberin konusuyla ilk kez karşılaşıyormuş gibi, titizlikle gözden geçirmelidir.
Bilgiyi tam olarak doğrulayamıyorsa, sorumlu olduğu editöre danışmalı ve şu sorulara cevap aramalıdır:
a) Bilgi kamuoyunun bilmesi açısından ne kadar önem taşımaktadır?
b) Haberin, konu ettiği şahıslar açısından olası sonuçları nelerdir?
c) Zarar nasıl asgariye indirilebilir?
d) Elimizde ne gibi alternatifler var?
Habere konu olan kişiler aranmalı, onlara haberdeki iddialara cevap verme fırsatı tanınmalıdır. Haberde sözü edilen bireyler, kurumlar ve yerler hakkında teyit edebildiğimiz bilgiyi doğru ve ayrıntılı bir şekilde aktarmak konusunda dikkatli olmalıyız.
Gazeteci bu gerekleri uygularken şu hususlara dikkat etmelidir:
– Gerçeğe ulaşabilmek için elindeki tüm imkânları kullanmalı, alternatifleri değerlendirmelidir.
– Bilhassa hassas meseleleri ele alırken, haberin güvenilirliğine zarar verebilecek olası davalara veya yalanlamalara karşı korunmak için röportajlarda ses kayıt cihazı kullanmayı düşünmelidir. Bu durumda gazetecilerin kaynaklarına sözlerinin kaydedildiğini söylemesi gerekir. Gizli ses kayıtları, röportaj yapılanların izni olmaksızın daimi şekilde kullanılmamalıdır. Haberin güvenilirliğini sağlamak için televizyon kameraları da kullanılabilir.
– Haberin odak noktasını yönlendirmekte çıkarı olabilecek kurumlardan veya bireylerden gelen bilgiye kuşkuyla yaklaşmalıdır. Haberi kendi lehine saptırabilecek veya karşıtlarını kötü gösterebilecek bilgi veren kaynakların saiklerini daima sorgulamalıdır.
Tarafsızlık ve Adil Olmak
Türkiye’deki medya çalışanları herhangi bir siyasi partinin veya özel çıkar çevresinin sözcülüğü rolünü üstlenmemeli veya bunlara açık destek vermemelidir. Buna, bir parti veya siyasi hareket adına konuşmalar yapmak da dahildir.
Haber yaparken tarafsız ve adil kalmalı; siyasi, toplumsal veya ekonomik ideolojilerin geçmişte yaşanan, halihazırda vuku bulan ya da gelecekte gerçekleşmesi ihtimal dahilinde olan çatışmalarında taraf olmamalıdır.
Bir gazeteci belgeleri toplama, röportaj yapma ve haberi hazırlama esnasında tüm kişisel fikirlerini, ideolojisini ve yorumlarını askıya almalı ve tarafsızlığını korumalıdır.
Bunu başarmak için gazeteciler şunları yapmalıdır:
– Haberde konu edilen bütün tarafların ifade özgürlüğüne saygı göstermeli ve adil olmak ve tarafsızlık adına görüşlerine haberde yer vermelidir.
– Kişileri veya grupları hedef haline getirmemelidir.
– Habere konu olan kişi ya da kurumlara ekonomik bağlılık durumlarında bile (sözgelimi haberde sözü edilen kişi veya kurumlardan elde edilen reklam geliri) haberin tarafsızlığını sağlamak için tüm olası alternatifleri değerlendirmelidir.
Bağımsızlık
Gazeteciler kamuoyunun bilme hakkından başka hiçbir özel çıkara bağlı olmamalıdır. Gerçek veya öyle algılanabilecek çıkar çatışmalarından kaçınmalı ve dürüstlükten taviz verebilecek veya güvenilirliklerine halel getirebilecek ilişkilerden ve faaliyetlerden uzak durmalıdır.
Yayın kuruluşları devletten, özel çıkar çevrelerinden ve siyasi partilerden bağımsız olmalıdır. Kamuoyu siyasi, ticari ya da kişisel çıkarların kuruluşun yayın politikası üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığına inanmalıdır.
Gazeteciler, toplumdaki diğer insanlar gibi, kuvvetli siyasi ve ideolojik görüşlere sahip olsalar da, bu görüşler habercilik süreçlerine dahil olmamalıdır. Kişisel fikirlerin veya siyasi inançların haberlerde yeri yoktur. Gazeteciler yazdıklarının fikir veya yorum olduğunu, olgulara dayalı haberlerle karıştırılmaması için, net bir şekilde belirtmelidir.
Reklam verenlere veya özel çıkarlara iltimas geçilmemeli ve onların haberleri etkilemesine izin verilmemelidir.
Gazeteciler iltimas, hediye veya para için bilgi vermeyi öneren kaynaklardan uzak durmalıdır.
Kaynakların Kullanımı
Kaynaklar konusunda gazeteciler şu hususlara dikkat göstermelidir:
– Kaynakla ilişkisinde, habercinin veya çalıştığı haber kuruluşunun güvenilirliğini zayıflatacak hiçbir çıkar çatışması olmadığından emin olmalıdır.
– Kaynakla arasında hesabını veremeyeceği herhangi bir maddi bağ kurmamaya özen göstermelidir.
– Kaynaktan edindiği iddiaların doğruluğundan emin olmalıdır. Kaynağın kamuoyunun gözünde güvenilir olup olmadığına bakmaksızın, bu iddiaları destekleyecek belgeler istemelidir.
İsimsiz Kaynakların Kullanımı
Gazeteciler isim kullanmama sözü vermeden önce kaynakların saiklerini daima sorgulamalıdır. Bilgi karşılığında herhangi bir söz verirken, bunun hangi koşullara bağlı olduğunu açıkça belirttiğinden emin olmalıdır. Bir kez ismi saklı tutma sözü verdiğinde, o sözü tutmalıdır.
Türkiye’de isimsiz kaynaklara dayanan haberler yayınlamak alışkanlık haline gelmiştir; bu tür haberler sık sık bilginin manipülasyonuna ve kanıtlanmamış iddialara veya söylentilere yol açmaktadır. Etik kodlar uyarınca, özel koşullar olmadığı sürece, bütün kaynakların ismi verilmelidir.
Böyle bir durumda, haber kuruluşunun yöneticileri ile tartışılmalı ve kaynağın isminin niye saklandığına dair bilgi kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Gazeteciler editörleriyle veya sorumlu oldukları kişilerle şu hususları gözden geçirmelidir:
a) Kaynağın verdiği bilgiler onu ya da yakınlarını hayati tehlikelerle ya da sosyal sorunlarla baş başa bırakıyor mu?
b) Verilen haber kamuoyunu ne ölçüde ilgilendiriyor? Haber önemli mi ve ciddi bir etkisi var mı?
c) Kaynağın, iddialarını destekleyecek belgeleri var mı?
Kaynağın isminin saklanması konusunda karar alınırsa, gazeteciler editör istediği takdirde kaynağın kimliğini editörüne açıklamalıdır. Editör, yanı sıra haberci, ismi saklama taahhüdünü yerine getirmelidir.
Kaynağı bilinmeyen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde şüpheci davranılmalı ve orijinal olup olmadıkları titizlikle soruşturulmalıdır.
Editörlerin doğru olmayabileceğini bildiği bir haberi yayınlaması kararında, haber diğer medya kuruluşlarına sızdırılmış olsa bile, rekabetten galip çıkmak belirleyici bir faktör olmamalıdır. Bugünün rekabetçi medya piyasasında bile karar verirken gözetilmesi gereken faktörler doğruluk ve hakikat olmalıdır.
Bu konuda taktiklerden biri bilgiyi haberde, orijinalliğini sorgulayan ve bilginin nereden geldiğini ve niye yayınlandığını sorgulayarak veriye dair bir bakış açısı sağlayan bir bölümle birlikte yayınlamak olabilir.
Haber hırsızlığı / İntihal
İntihalle ilgili kural basittir: Yapmayın.
Haberlerimizde herhangi bir başka mecradan (internet, gazete, televizyon, radyo, kitap ya da dergi) alıntı yapılarak kullanılan özgün ifade, üslup ve fikirlerin kaynağı mutlaka belirtilmelidir. Kaynak gösterme ilkesi haber ajansı havuzlarından alınan haberler için de geçerlidir. Haber hırsızlığı internetle birlikte iyice yaygınlaştığı için, bunun ne olduğunu anlamak ve tanımlamak her zamankinden daha önemlidir.
Bilgi hırsızlığı: Başka bir muhabirin elde ettiği bilgiyi, onu ya da haberini kaynak göstermeden kullanmak.
Üslup hırsızlığı: Bir muhabir bir haberi yarıtıcı ve alışılmadık bir tarzda yazarsa ve bir başka muhabir kendi haberinde bu haberden pasajlar kopyalarsa, üslup hırsızlığı yapmış olur.
Fikir hırsızlığı: Bir gazeteci, genellikle de bir köşe yazarı veya haber analisti, yazısında veya haberinde bir meseleyle ilgili yeni bir fikir veya teori ortaya atar da bir gazeteci fikrin kaynağına atıfta bulunmadan bunu kopyalarsa fikir hırsızlığı yapmış olur.
Görsel Malzeme Kullanımı
Fotoğrafları ve görsel malzemeleri üreten gazeteciler çalışmalarında yüksek etik standartlara riayet etmekle yükümlüdür. Görsel malzemenin sunumunda doğru ve kapsayıcı olmalı, görselleri yeni dijital teknolojilerle manipüle etmenin ayartıcılığına karşı koymalıdır. Sorulacak kilit soru şudur: Bu görsel, fotoğrafladığımız sahneyi veya olayı doğru yansıtıyor mu?
Kullanılan video ve fotoğraflar kişi mahremiyetine saygılı olmalı ve gazeteciler haberlerine dahil ettikleri fotoğrafları ve görsel malzemeleri seçerken adil olmaya azami dikkat göstermelidir.
Şu hususlara dikkat gösterilmelidir:
– Fotoğraf çekimleri rahatsızlık vermeyen ve şiddet kurbanlarının veya hayatta kalanların acılarını deşmeyen bir mesafeden yapılmalıdır. Trajediden etkilenenlerin özel yas ve acı anlarında duyarlı davranılmalıdır.
– Kullanılan görsel malzemeler gerçeği olduğu gibi yansıtmalıdır. Kamuoyu, dijital olarak değiştirilmiş görsel malzemelerle, bilhassa bu malzemelere ekleme veya çıkarma yapılmak suretiyle manipüle edilmemelidir. Görüntü kalitesini artırmak için yapılacak teknik müdahaleler bu kuraldan müstesnadır.
– Çocukların, cinsel taciz ve suç kurbanlarının, travmatik olayların kurbanları ve hayatta kalanların fotoğraflarının veya videolarının çekilmesi ve kullanılması konusunda daha fazla hassasiyet gösterilmelidir.
– Gazeteci görsel malzemelere konu olan herkese saygı ve dürüstlükle davranılmalıdır. Fotoğrafçılar savunmasız kişileri ele alırken özel dikkat göstermeli ve suç veya trajedi kurbanlarına merhametle yaklaşmalıdır. İçerdiği kişilere acı verebilecek bir fotoğrafı ya da videoyu kullanmanın ille de gerekli olup olmadığını, yanı sıra bunları hangi motivasyonla kullanmak istediğini sorgulamalıdır. Fotoğrafları ve görsel malzemeleri kullanmanın olası sonuçlarını gözden geçirmelidir.
– Haberleri destekleyen görsel malzeme sunulmalı ve fotoğraf altı yazıları fotoğrafta sunulan gerçekliği ifade etmelidir.
– Arşiv görüntüsü kullanımında dikkat ve hassasiyet gösterilmeli, trajedinin veya travmanın anılarını canlandırmanın hayatta kalanlara ve genel olarak kamuoyuna acı verebileceği unutulmamalıdır. Eğer fotoğrafı kullanmak için iyi bir gazetecilik sebebi varsa (sözgelimi trajik bir olayın yıldönümü) tarihi verilmeli ve başlıkları açık konulmalıdır.
Özel Hayat
– Bilgi toplama ve haber yapma sürecinde meslek ilkeleri akıldan çıkarılmamalı ve gazetecilik konumunun bize özel hayatı ihlal etme hakkı vermediği hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Bu nedenle haber peşinde koşarken, bir kişinin mahremiyetini ihlal etme tehlikesi ortaya çıktığında, “Bu haberi yapmamızın amacı nedir? Aynı şey benim başıma gelse ne hissederdim? Bu haber kamu yararına gerçekten hizmet ediyor mu?” gibi soruları kendimize sormalıyız.
Cinsel suç mağdurları ve çocuk zanlıların kimliklerinin açıklanması konusunda büyük dikkat gösterilmelidir.
Ayrımcılık ve Nefret Söylemi
Haberler hiçbir şekilde kışkırtıcı veya ayrımcı bir dil kullanmamalıdır. Doğrudan haberle ilgili olmadıkça gazeteciler bir kişiyi veya bir grubu dili, inancı, ırkı, toplumsal cinsiyeti, cinsel kimliği veya toplumsal sınıfı ile tanımlamamalıdır.
Medya kuruluşları herhangi türde nefret söylemini veya ayrımcı görüntüleri yayınlarken azami dikkat göstermelidir. Bu son derece hassas bir meseledir: Bir yandan olayları aktarmak gazetecilerin görevidir. Nefret eylemlerini görmezden geldiğimizde, kimsenin tepki gösterme, kınama veya farklı bir bakış açısı ortaya koyma fırsatı olmayacaktır.
Gazeteciler, saldırgan görüşleri aktarma görevlerine bağlı kalmayı sürdürürken zararı asgariye indirebilecek seçenekler bulmalıdır. Takipçilerine, büyük resmi anlamalarını sağlayacak bilgiyi vermelidirler. Medyanın, bunun niye nefret söylemi olduğunu ve bir haberde veya video görüntüsünde niye kullanıldığını anlaması noktasında kamuoyuna yardımcı olması önemlidir. Diğer bir deyişle, kamuoyuna bağlamı da sunmak sorumluluğumuz vardır.
Bu yüzden nefret suççeren ifadelerin veya diğer malzemelerin kullanılmasına, ancak haber değeri olduğuna hükmedildiğinde, bir meseleye veya olaya ışık tuttuğunda ve kamusal yarar söz konusu olduğunda izin verilebilir.
Aldatma
Bütün geleneksel habercilik yöntemleri tükenmediği ve kamuoyu açısından hayati önem taşıyan bir bilgi elde edilemediği sürece gizli ses veya görüntü kaydı gibi yöntemleri kullanmaktan kaçınmak gerekir. Elde edilmeye çalışılan bilgi, aldatma yönteminin kullanılmasını (sözgelimi bir habercinin takma ad kullanarak kendisini gizlemesi) haklı gösterecek kadar büyük önem taşımalıdır.
Önemli bir bilgi elde etmek için aldatma yöntemi kullanıldığı takdirde, haber kuruluşu kamuoyu da dahil, ilgili bütün taraflara aldatmanın niteliğini ve sebebini açıkça söylemelidir.
Bu noktada önemli bir kural: Aldatma yoluyla ifşa edilen bilgi sayesinde önlenen zarar, bizzat aldatma eyleminin neden olduğu zarara baskın çıkmalıdır.
Gazeteciler aldatmanın aldatılanlar açısından (uzun ve kısa vadeli) sonuçlarını, gazeteciliğin güvenilirliği ve misyonu açısından etkisini veya aldatma yoluna başvurmanın sebebini tartmalıdır.
Çıkar Çatışması
Gazetecilerin topluma karşı taşıdıkları büyük sorumluluktan dolayı, gerçek veya algı düzeyinde çıkar çatışması yaratan durumlara dair bilhassa dikkatli olması gerekir. Gazeteciler aşağıda sayılan durumların etkisine karşı sorumluluklarını göz önünde bulundurmalıdır:
Belli faaliyetlerde yer almak, sözgelimi siyasi bir gösteride konuşmak
Kampanyalar veya örgütlerle yakın ilişkiler
Kaynaklar, reklamverenler veya diğer taraflardan iltimas veya özel muamele kabul etmek.
Gazetecinin güvenirliğini riske sokacak yan işlerde çalışmak.
Bilhassa haberlerinin parçası olarak takip edilen kaynaklarla veya başkalarıyla dostluklar kurmamak.
Bir gazeteci mesleği ile kesişen veya çatışan bir başka işte çalışmamalıdır. Devlet daireleri veya siyasi partiler gibi kurumlar için, bilhassa da bunların haberini yapmakla görevliyse, yarı zamanlı veya gönüllü iş yapmamalıdır.
Hediyeler, özel muamele veya para almak kabul edilemez.
Gazeteciler kendilerine şu soruları sormalıdır:
Bağımsız mı davranıyorum?
Yaptığım şey güvenilirliğime veya haber kuruluşumun güvenilirliğine halel getirebilir mi? Çıkar çatışmasının sadece izlenimini vermek bile, kamuoyunun gözünde dürüstlüğümü ortadan kaldırmaya yeter mi?
Blog Yazma Etiği: Yeni Bir Alan
Etik standartlar mevzu bahis olduğunda, geleneksel gazetecilik değerleri ve ilkelerinin blogcular ve diğer sosyal medya türleri için de değişmeden kalması yönünde genel bir uzlaşma vardır. Birçok gazeteci ve haber kuruluşçin bu yeni bir alan, fakat temel ilkeler özünde aynıdır:
Blogcular dürüst ve adil olmalı, hakikati söylemelidir
Üslupları veya fikirleri intihal etmemeli veya çalmamalıdır
Mümkün olduğu her zaman kaynakları belirtmeli ve onlara bağlantı vermelidir
Hakkında yazdıkları kişilerin özel hayatlarını ihlal etmemek konusunda dikkatli olmalıdır
İnternet sitesindeki girişlerin, alıntıların, başlıkların, fotoğrafların ve diğer içeriğin yanlış sunulmadığından emin olmak önemlidir
Blogcular çıkar çatışmalarını, yakın ilişkileri, faaliyetleri ve şahsi gündemleri ifşa etmelidir
Blog yazmanın başka önemli veçheleri de vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:
– Blog yazarı, kurumunun ilkelerine uygun davranmalı ve gazetede veya televizyon ve radyoda kabul görmeyecek kişisel fikirlerini açıklamaktan kaçınmalıdır.
– Bloglar içeriğinde hiçbir şekilde nefret dili veya tektipleştirme kullanmamalıdır.
– Gazeteciler haberlerde kullanılan malzeme, ses kaydı, fotoğraf, görüntü ve diğer görsel malzemelere kaynak göstermelidir. Haber hırsızlığından her durumda kaçınılmalıdır.
– Kimi özel durumlarda blog sahibinin kimliğini gizlemesi ve mahlas kullanması kabul edilebilir.
– Hiçbir durumda gerçek ya da bağlam saptırılmamalıdır.
– Blog sahibi yazdıkları konusunda hesap verebilir olmalıdır. Hata yaparsa bunu kabul etmeli ve derhal düzeltmelidir.
Madde 1 — Bu Yönetmelik, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun uygulanması amacıyla düzenlenmiştir.
Kapsam
MADDE 2 – (Değişik:RG-27/6/2009-27271)
Bu Yönetmelik, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.
Ancak, 1136 sayılı Kanunun 55 inci maddesine dayanılarak çıkarılan Türkiye Barolar Birliği Reklâm Yasağı Yönetmeliğinde, 176 ila 181 inci maddelerine dayanılarak çıkarılan Türkiye Barolar Birliği Adli Yardım Yönetmeliğinde, 44 üncü maddesinin (B) bendine dayanılarak çıkarılan Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliğinde, 27 nci maddesine dayanılarak çıkarılan Türkiye Barolar Birliği Staj Kredi Yönetmeliğinde ve 23 üncü maddesine dayanılarak çıkarılan Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinde düzenlenen hususları kapsamaz.
Hukuki Dayanak
Madde 3 — Bu Yönetmelik, Avukatlık Kanununun 182 nci maddesi gereğince çıkarılmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Avukatlık Mesleğine Kabul
Başvurma ve Eklenecek Belgeler
Madde 4 —(Değişik:RG-27/6/2009-27271) Avukatlık Kanununun 4 üncü maddesinde yazılı şartları haiz olanlar levhasına yazılmak üzere, diledikleri baroya başvurabilirler.
Başvurma dilekçe ile olur. Dilekçeye aşağıdaki belgeler ikişer adet eklenir;
a) Nüfus cüzdanının onaylanmış örneği,
b) Türk veya yabancı hukuk fakültelerinden birinin bitirildiğini gösteren belge ya da lisans diplomasının aslı veya onaylanmış örneği,
Yabancı bir memleket hukuk fakültesini bitirmiş olanlar ayrıca Türkiye hukuk fakültelerinden herhangi birinin programına göre eksik kalan derslerden usulüne uygun başarılı sınav vermiş olduklarını belgelendirmek zorundadırlar.
c) Staj bitim belgesi,
d)(Mülga:RG-27/6/2009-27271)
e) Levhasına yazılmak üzere başvurulan baro bölgesinde ikâmet edildiğine dair belge,
f) Avukat adayının Avukatlık Kanununun 5 inci maddesinde yazılı avukatlığa kabule engel halleri bulunmadığına dair imzalı beyanı,
g) Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen yerden alınacak ve başvuranın Avukatlık Kanununun 5 inci maddesinin (a) bendinde yazılı suçlardan hükümlü bulunmadığını gösteren arşivli adlî sicil belgesi,
h) Başvurunun yapıldığı baro levhasında kayıtlı iki avukat tarafından ayrı ayrı düzenlenmiş, başvuranın ahlaki durumu hakkında tanıtma kağıdı,
ı) Başvuru sahibinin avukatlığı sürekli olarak gereği gibi yapmasına engel vücut veya akılca malul olmadığına dair resmî tabipliklerin birinden alınacak rapor.
Baro yönetim kurulu sağlık incelemesinin baro merkezinin bulunduğu resmi bir hastanenin sağlık kurulu tarafından yapılmasını da isteyebilir.
İstisnalar
Madde 5 — a) Bu Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde yazılı belgelerden, staj dosyasında bulunanların ayrıca başvuru dilekçesine eklenmesi gerekmez.
b) Avukatlık Kanununun 4 üncü maddesi yoluyla levhaya yazılma isteğinde bulunanlar için; bu Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a), (b), (e) ve (f) bentlerinde yazılı belgeler aranır. Bu kişilerin sicil özetleri baro başkanlıklarınca ilgili dairelerden istenir.
c) Yabancı hukuk fakültesini bitiren yabancı avukatlardan Türk uyruğuna geçmiş olanlar için, 4 üncü maddenin ikinci fıkrasının(Değişik ibare:RG-27/6/2009-27271)(c) bendinde yazılı belgeler aranmaz. Ancak bu kişiler başvuru dilekçelerine, ayrıca aşağıdaki belgeleri de eklemek zorundadırlar.
(1) Yabancı ülkede yazılı bulunduğu baro veya benzeri kuruluş tarafından verilmiş, beş yıl süre ile mahkemelerin her derecesinde avukatlık yaptığını gösteren belge.
(2) Başvurduğu baro yönetim kurulu tarafından yapılmış; başvuru sahibinin avukatlık, mesleğini yürütmeye yeterli ölçüde Türkçe bildiğini kanıtlayan sınav başarı belgesi; bu sınav yazılı ve sözlü olarak iki aşamada yapılır.
(3)Türkiye Hukuk Fakültelerinden herhangi birinin programına göre noksan kalan derslerden usulüne uygun olarak yapılan sınavı başarı ile verdiğine dair resmi belge.
Adli Sicil Araştırması
Madde 6 — Avukatın levhasına yazılma isteğinde bulunduğu baro başkanlığınca Cumhuriyet Savcılığı aracılığı ile adlî sicil müdürlüğünden adlî sicil araştırması yapılır.
Staj Dosyasının Getirtilmesi
Madde 7 — Staj bitim belgesi aldığı barodan başka bir baro levhasına yazılma isteminde bulunanların staj dosyaları ilgili barodan getirtilerek incelenir ve bu Yönetmeliğin 4 üncü maddesine göre eksik olan belgeler tamamlattırılır.
Başvuru Dilekçesinin Kaydı
Madde 8 — Bu Yönetmeliğin 4 üncü, 5 inci ve 7 nci maddesine göre eklenmesi gereken belgelerde herhangi bir eksiklik bulunmadığı ve adlî sicil araştırması ile sağlık incelemesi sonucu alındığı takdirde, başvuru dilekçeleri baro başkanlığı tarafından kabul edilerek deftere yazılır.
Başvuru dilekçesinin kayıt tarihini ve numarasını tespit eden iki nüsha belge düzenlenir. Bu belgelerden biri adaya verilir, diğeri başvuru dilekçesine eklenir. Avukatlık Kanununun 7 nci maddesinde yazılı bir aylık süre, bu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Belgelerde eksiklik bulunması halinde başvuru dilekçesi, belgeler tamamlanıncaya kadar kabul edilmez.
İsteğin Kabulü
Madde 9 — Başvuruyu kabul eden baro yönetim kurulu, başvuranın avukatlık mesleğine kabul ile levhasına yazılması konusunda, başvurma dilekçesinin kabul edildiği tarihten itibaren bir ay içinde gerekçeli kararını verir. Karar ile kararın dayanağı dosya, karar tarihinden itibaren onbeş gün içinde Türkiye Barolar Birliğine gönderilir. 19/12/2001 tarihli ve 24615 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 4 üncü maddesi uyarınca evvelce Türkiye Barolar Birliğine gönderilen evrakın, Birliğe gönderilen dosyaya konmasına lüzum yoktur. Türkiye Barolar Birliğince düzenlenecek Avukatlık ruhsatname bedeli ve ruhsat harcının ödendiğine ilişkin belgeler ile avukatın başı açık ve erkek avukatların kravatlı olarak çekilmiş (6×9) büyüklüğünde iki adet cübbeli fotoğrafı da Türkiye Barolar Birliğine gönderilen dosyaya eklenir.
Türkiye Barolar Birliği, kararın kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde uygun bulma ya da bulmama konusunda bir karar verir ve bu kararını, dosya ile birlikte, onaylanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderir. Türkiye Barolar Birliğinin bu kararı, Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya onaylandığı takdirde kesinleşir. Adalet Bakanlığı, uygun bulmadığı kararları bir daha görüşülmek üzere, uygun bulmama gerekçesi ile birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu kararlar, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına ve ilgili baroya bildirilir.
Adalet Bakanlığının ikinci fıkra uyarınca verdiği kararlara karşı Türkiye Barolar Birliği, aday ve ilgili baro; Adalet Bakanlığının uygun bulmayıp bir daha görüşülmek üzere geri göndermesi üzerine Türkiye Barolar Birliğince verilen kararlara karşı ise, Adalet Bakanlığı, aday ve ilgili baro idari yargı merciine başvurabilirler.
Baro kesinleşen kararı derhal uygulamak zorundadır.
İsteğin Reddi ve İtiraz
Madde 10 — Baro yönetim kurulunca, levhaya yazılma isteğinin reddedilmesine veya kovuşturma sonucuna kadar beklenmesine karar verilmesi halinde aday, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren baro vasıtasıyla Türkiye Barolar Birliğine itiraz edebilir. Adaya itiraz edildiğini belirten bir belge verilir.
Posta gideri itirazcıdan alınır.
İtirazın İncelenmesi
Madde 11— İtiraz, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından, dosyanın geldiği tarihten itibaren bir ay içinde incelenerek, karara bağlanır. Türkiye Barolar Birliği tarafından, bu süre içinde karar verilmezse itiraz reddedilmiş sayılır. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca yapılan incelemede belgelerde eksiklik tespit edilerek, eksikliklerin tamamlattırılması veya tamamlatılmak üzere dosyanın iadesine karar verilmesi halinde bu bir aylık süre; eksik belgelerin tamamlandığı veya dosyanın Türkiye Barolar Birliğine intikal ettirildiği tarihten itibaren başlar.
Türkiye Barolar Birliğinin; itirazın kabul veya reddi hakkındaki kararları onaylanmak üzere, karar tarihinden itibaren bir ay içinde Adalet Bakanlığına gönderilir. Bu kararlar, Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça bir karar verilmediği veya onaylandığı takdirde kesinleşir. Adalet Bakanlığınca yapılan incelemede belgelerde eksiklik tespit edilerek, eksikliklerin tamamlattırılması veya tamamlatılmak üzere dosyanın iadesine karar verilmesi halinde bu iki aylık süre; eksik belgelerin tamamlandığı veya dosyanın Adalet Bakanlığına tekrar intikal ettirildiği tarihten itibaren başlar.
Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı kararları bir daha görüşülmek üzere, gerekçesi ile birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen kararlar, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca 2/3 çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır. Sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına ve ilgili baroya bildirilir.
Adalet Bakanlığının bu madde uyarınca verdiği kararlara karşı Türkiye Barolar Birliği, aday ve ilgili baro; Adalet Bakanlığının uygun bulmayıp bir daha görüşülmek üzere geri göndermesi üzerine Türkiye Barolar Birliğince verilen kararlara karşı ise, Adalet Bakanlığı, aday ve ilgili baro idari yargı merciine başvurabilirler.
İtirazın Sonuçları
Madde 12 — İtirazın kabulüne ilişkin kararın Adalet Bakanlığınca onaylanması veya onaylanmış sayılması yoluyla kesinleşmesi halinde bu Yönetmeliğin 9 uncu, 10 uncu ve 13 üncü maddeleri gereğince işlem yapılarak aday baro levhasına yazılır, ruhsatnamesi verilir.
İtirazın reddine ilişkin karar Adalet Bakanlığınca onaylanarak veya onaylanmış sayılarak kesinleştiği takdirde adayın kimliği, Türkiye Barolar Birliği tarafından gereği yapılmak üzere tüm barolara duyurulur.
Adayın kimliği Türkiye Barolar Birliğinde bu iş için tutulan özel bir deftere yazılır.
Ret ve bekleme sebepleri kalkmadıkça hiç bir baro o kimseyi levhasına yazamaz.
Avukatlık Ruhsatnamesi, Ant ve Avukat Kimliği
Madde 13 — Avukatlık ruhsatnamesi ve avukat kimliği, Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılır ve düzenlenir.
Türkiye Barolar Birliği, mesleğe kabul edilen adayın dosyasındaki bilgilere göre ruhsatnameyi düzenleyerek, soğuk damga ile fotoğrafını mühürler ve ruhsatname defterine kaydeder. Türkiye Barolar Birliği Başkanınca imzalanan ruhsatname, baro başkanı tarafından imzalanmak üzere barosuna gönderilir ve imza tamamlandıktan sonra ilgilisine verilir. Mesleğe kabul edilen adayın avukat kimliği de, ruhsatname ile birlikte ilgilisine verilmek üzere Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenerek barosuna gönderilir.
Adayın Avukatlık Kanununun 9 uncu maddesi uyarınca “hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine ant içerim” şeklinde ant içtiği ve ruhsatnamesinin verildiğine ilişkin bir tutanak düzenlenerek bu tutanak, baro yönetim kurulu üyeleri ve ant içen avukat tarafından imzalanır.
Ant içmeyen adaya ruhsatnamesi verilmez.
Aday, ruhsatnamesini aldıktan sonra, Avukat unvanını kazanır.
Durum ve ruhsatnamenin alındığına ilişkin belge, Türkiye Barolar Birliğine gönderilir. Türkiye Barolar Birliği arşiv kartı bu yazıya eklenir.
Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılan ve barolardan gelen bilgilere göre düzenlenen kimlikler ilgilisine verilmek üzere barosuna gönderilir.
Avukat kimliği resmi belge niteliğindedir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yalnız Avukatların Yapabileceği İşler ve Kılık
Yalnız Avukatların Yapabileceği İşler
Madde 14 — Dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir.
Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem ve yargı yetkisini taşıyan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek yalnız baroda kayıtlı avukatlar tarafından yapılabilir.
Yukarıda belirtilen konularda, avukatlar dışında hiç kimse evrak düzenleyemez ve takipte bulunamaz. Bu konularda iş takibi yapamaz.
Kooperatif ve Anonim Şirketler
Madde 15 — 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır.
(Mülga ikinci fıkra:RG-27/6/2009-27271)
(Mülga üçüncü fıkra:RG-27/6/2009-27271)
(Mülga dördüncü fıkra:RG-27/6/2009-27271)
Uzlaşma Müzakereleri
Madde 16 —(Mülga:RG-14/4/2017-30038)(2)
Uzlaşma Tutanağının Şekli
Madde 17 —(Mülga:RG-14/4/2017-30038)(2)
Vekaletname Örneği ve Yetki Belgesi
Madde 18 — Avukatın çıkaracağı vekaletname örneğinde; vekaletnameyi düzenleyen merciin adı, kayıt numarası, düzenleme tarihi ile avukatın adı, soyadı, vergi numarası, imzası ve ayrıca vekil edenin adı, soyadı, adresi ve yetki kapsamının ne olduğunun bulunması zorunludur.
Avukatlar veya avukatlık ortaklıkları, başkasını tevkil etme yetkisini taşıdıkları tüm vekaletnameleri kapsayacak şekilde tek bir genel ya da ayrı ayrı özel yetki belgesi düzenleyerek; bir başka avukatı veya avukatlık ortaklığını müvekkilleri adına vekil tayin edebilirler. Vekaletname hükmünde olan bu yetki belgesi; tüm yargı mercileri ile resmi ve özel kişi, kurum ve kuruluşlar için hukuken vekaletname işlev ve etkisi taşır. Yetki belgesinde yetki verenin ve yetkilendirilenin adı, soyadı, barosu, sicil ve vergi numarası ve bu maddenin birinci fıkrasında yazılı hususların yer alması gereklidir.
Vekaletname ve yetki belgesinin asıl ve örnekleri ibraz edilirken, vekaletname pulu yapıştırılması zorunludur. (Ek cümle:RG-3/5/2012-28281)Vekalet pulunun elektronik ortamda tedavülü ile elektronik ortamda vekaletname sunulan mercilerin vekaletname pulu bedelinin ödendiğini elektronik ortamda teyit etmelerini sağlayacak usul ve esaslar Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği tarafından müştereken belirlenir.
Baro tarafından 1/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve adli yardımdan görevlendirilen avukat, görevlendirildiği işle ilgili olarak başka bir avukata yetki veremez, bu konuda yetki ilgili baroya aittir.
Onaylama ve Tebligat Yapabilme Hakkı
Madde 19 — Vekaletname örneklerinin asıllarına uygunluğunu onaylama şekli, Avukatlık Kanununun 56 ncı maddesine göre avukatların örneklerinin aslına uygunluğunu onaylamağa yetkili oldukları diğer belgelerde de uygulanır.
Avukat, usulüne uygun olarak düzenlenen ve kendisine verilmiş olan vekaletnamelerin örneklerini çıkarıp aslına uygunluğunu imzası ile onaylayarak kullanabilir. Asıllarının verilmesi kanunda açıkça öngörülmeyen hallerde avukat, takip ettiği işlerde, aslı kendisinde olan her türlü kağıt ve belgenin örneğini de onaylayarak kullanabilir. Avukatın onayladığı bu örnekler ile vekaletname örnekleri bütün yargı mercileri, resmi daire ve kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler için resmi örnek hükmündedir.
Aslı olmayan vekaletname veya diğer kağıt ve belgelerin örneğini onaylayan ya da aslına aykırı örnek veren avukat, Avukatlık Kanununun 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre cezalandırılır.
Avukatlar, vekalet aldıkları işlerde, ilgili yargı mercii aracılığı ile ve bu yargı merciinin tebligat konusunda bir kararı olmaksızın, diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler. Tebliğ edilen kağıt ve belgelerin birer nüshası, gerekli harç, vergi ve resim ödenmek şartıyla, ilgili yargı merciinin dosyasına konur.
Kılık
Madde 20 — Avukatlar, mahkemelerde, Türkiye Barolar Birliği ve baro disiplin kurullarında görev yaparken ve avukatlık ant içme törenlerinde, Türkiye Barolar Birliğinin belirlediği resmi kılığı giymek zorundadırlar.
Türkiye Barolar Birliğince belirlenen resmi kılık, Türkiye Barolar Birliği ve baro genel kurullarında ya da yargı kuruluşları mensuplarının resmi kılıkları ile katıldıkları resmi törenlerde de giyilebilir.
Avukatlar, mahkemelerde münhasıran vekalet görevi ifa ettikleri davalar dışında resmi kılık giyemezler.
Avukatlar, mesleki ve yargısal faaliyetleri sırasında meslek kurallarının 20 nci maddesine uygun davranmak zorundadırlar.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başka Baroya Nakil
Başvurma
Madde 21 — Nakil için başvuru, avukatın levhasına yazılmak istediği baro yönetim kuruluna yazı ile yapılır.
Başvuru yazısında, istekte bulunan avukatın levhasında kayıtlı olduğu baronun adı, baro sicil numarası, ruhsatname tarih ve numarası, sosyal güvenlik yönünden hangi statüye tabi bulunduğu, levhasına yazılmak istediği baro bölgesindeki tebligat adresini bildirmesi şarttır.
Başvuru yazısına; ikametgah belgesi, avukatların başı açık ve erkekler için kravatlı çekilmiş iki adet 6×9 büyüklüğünde cübbeli fotoğrafı eklenir.
İnceleme
Madde 22 — Başvurunun yapıldığı baro yönetim kurulu nakil istemi üzerine;
a) Avukatın levhasına yazılı olduğu barodan, avukatın nakil isteğinde bulunduğunu da bildirerek; baroya aidat borcu, yaşlılık sigortası prim borcu olup olmadığını, disiplin kovuşturması altında bulunup bulunmadığını ve gerekli gördüğü diğer hususları sorar.
b) Türkiye Barolar Birliğine avukatın nakil yoluyla levhasına yazılmak istediğini bildirir, ruhsatname tarih ve numarasını belirterek, avukatın bu konudaki bildirisini doğrular.
c) Gerekli gördüğü diğer incelemeleri yapar.
Karar
Madde 23 — Baro yönetim kurulu, avukatın, istek sırasında levhasına yazılı olduğu baroya yıllık kesenek borcu, Sosyal Sigortalar Kurumuna (Mülga ibare:RG-27/6/2009-27271) (…) prim borcu olduğunu veya disiplin kovuşturması altında bulunduğunu tespit ederse, bu engeller ortadan kalkıncaya kadar işlem yapılmamasını kararlaştırır ve avukata, nakil isteği hakkında bir karar verilebilmesi için borçlarının ödenmesinin ve/veya disiplin kovuşturmasının sonuçlanmasının gerektiğini tebliğ eder.
Avukatın; levhasına yazılı olduğu baroya yukarıda sözü edilen türde borçları yoksa ya da yapılan tebligat üzerine bu borçlarının ödendiği, avukatın borçlu olduğu baro tarafından düzenlenecek bir belge ile kanıtlanmışsa; avukat disiplin kovuşturması altında bulunmuyor ya da hakkındaki disiplin kovuşturmasının sonuçlandığı, kovuşturma yapan baronun bu konudaki yazısı ile kanıtlanmışsa; nakil isteminde bulunulan baro yönetim kurulu nakil istemini inceler ve istemin kabulü veya reddine dair bir karar verir.
İstemin Kabulü ve Reddi
Madde 24 — İstemin kabulü kararı ile birlikte avukat o baronun levhasına yazılmış olur. Baro levhasına yazılma günü, derhal Türkiye Barolar Birliğine ve avukatın önceden yazılı olduğu baroya bildirilir. Avukatın nakil öncesi kayıtlı bulunduğu baro bu bildirim üzerine, naklin gerçekleştiği baro levhasına kayıt tarihi itibariyle avukatın adını kendi baro levhasından siler. Avukatın baro sicil ve sigorta dosyaları naklettiği baroya gönderilir. Avukatın naklettiği baronun adı, Türkiye Barolar Birliğine ve Adalet Bakanlığına bildirilir.
Avukattan, naklettiği baro levhasına kaydı yapılırken giriş keseneği alınır.
(Mülga:RG-19/08/2005-25911)
BEŞİNCİ BÖLÜM
Levhadan ve Avukatlık Ortaklığı Sicilinden Silinme ve Yeniden Yazılma
Levhadan ve Avukatlık Ortaklığı Sicilinden Silinme
Madde 25 — Avukatın baro ve Türkiye Barolar Birliği keseneklerini ödememekte direndiği ya da topluluk sigorta primlerini zamanında ödemediği veya Avukatlık Kanununun 72 nci maddesinde yazılı levhadan silinmeyi gerektiren nedenlerden birinin varlığının tespit edilmesi ya da avukatın yazılı istemi üzerine; levhasına yazılı olduğu baro yönetim kurulu tarafından, avukatın adının levhadan silinmesine karar verilir.
Baro yönetim kurulu levhadan silme kararı almadan önce avukata tebligat yaparak tebliğden itibaren on gün içinde cevap vermesini ister; bu tebligatta avukata ayrıca, gün ve saati yazılarak dinlenmek üzere yönetim kurulunda hazır bulunması da bildirilir.
Avukatın yazılı cevabı alındıktan, sözlü açıklamaları dinlendikten veya süresi içinde yazılı cevap vermediği ya da yapılan çağrıya uymadığı bir tutanakla tespit edildikten sonra, baro yönetim kurulu levhadan silme hakkında bir karar verir. Karar gerekçeli olur ve avukata tebliğ edilir. Bu karara karşı Avukatlık Kanununun 71 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca işlem yapılır.
Yeniden Yazılma
Madde 26 — Avukat, Avukatlık Kanununun 74 üncü ve bu Yönetmeliğin 27 nci maddelerine göre levhadan silinmiş olmadıkça, silinmesini gerektiren hallerin sona erdiğini kanıtlayarak yeniden levhaya yazılma isteminde bulunabilir.
Baro yönetim kurulu başvuru üzerine, öncelikle avukatın bu Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde yazılı belgelerden hangilerini tekrar baroya vermesi gerektiğine karar verir. Tekrar yazılma isteminde bulunan avukat dilekçesine;
a) Levhadan silinmesine sebep olan olayın ortadan kalktığını kanıtlayan belgeyi,
b) Levhadan silinme kararının kesinleşme tarihi ile tekrar yazılma istemi tarihi arasında bir yıldan fazla bir süre geçmiş ise bu süre içinde meşgul olduğu işi kanıtlayan belge ile levhasına yazılmak istediği baro bölgesinde ikamet ettiğine ilişkin belgeyi eklemek zorundadır. Bu durumdakiler hakkında baro, ayrıca adli sicil incelemesi de yapar.
Bir Daha Yazılmamak Üzere Levhadan Silinme
Madde 27 — Baro yönetim kurulu aşağıdaki durumların varlığı halinde avukatın bir daha yazılmamak üzere levhadan silinmesine karar verir.
a) Yargı organları tarafından verilen ceza kararı ile meslekten çıkarılanlar,
b) Haklarında Avukatlık Kanununun 135 inci maddesinin beş numaralı bendi uyarınca meslekten çıkarma cezası verilmiş olanlar,
c) Avukatlık Kanununun 5 inci maddesinin (a) bendinde yazılı olan suçlardan hüküm giyenler.
Adı levhadan silinen avukat, Avukatlık Kanununun 71 inci maddesinde yazıldığı şekilde bu karara itiraz edebilir.
Avukatlık Kanununun 8 inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları hükmü ile bu Yönetmeliğin 11 inci maddesi bu konuda da kıyasen uygulanır.
Avukatlık Kanununun 74 üncü maddesine göre adları baro levhasından silinenlerin kimlikleri ruhsatnamenin geri alınıp alınmadığı da belirtilmek suretiyle Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığına bildirilir. (Ek cümle:RG-5/12/2015-29553) İlgilinin sicil durumu, Baro Başkanlığınca Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine (UYAP) işlenir.
(Değişik:RG-5/12/2015-29553) Durum, Türkiye Barolar Birliğince Resmî Gazete’de yayımlanır.
ALTINCI BÖLÜM
Baroların Kuruluşu ve Baro Genel Kurulları
Kuruluş
Madde 28 — Avukatlık Kanununun 77 nci maddesine göre kurulmuş bulunan baroların kanuni organlarını kurabilme olanağını sonradan yitirmeleri halinde, Türkiye Barolar Birliği bu baroya kayıtlı avukatların en yakın baroya bağlanmasına karar verir.
Protokolde barolar, İl Cumhuriyet Başsavcısının yanında yer alır.
Yeni Baro Kurulması
Madde 29 — Baro bulunmayan bir ilin bölgesi içinde otuz avukatın sürekli olarak çalıştığının anlaşılması, o ilde yeni bir baro kurulmasını gerektirir.
Türkiye Barolar Birliği, bağlı bulundukları bölge barosundan baro kurmak isteyen avukatların ad ve adresleriyle, kaç yıldan beri orada oturduklarını ve meslek kıdemlerini belirten listeyi göndermelerini ister.
Yeni baro kurulması için gerekli yasal koşulların saptanmasından sonra Türkiye Barolar Birliği, baronun kurulacağı il merkezinde ikametgahı bulunan avukatlardan en kıdemlisini, kuruluşu gerçekleştirmek üzere görevlendirir.
Görevli avukatın seçeceği ve başkanlığını yapacağı dört kişilik kurucu kurul, en geç altı ay içinde yeni baronun kuruluşunu tamamlar ve Türkiye Barolar Birliğine bildirir. Baro bu bildirimle tüzel kişilik kazanır. Baronun kuruluşu, Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirir.
Avukatlık Kanununun 77 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca baro kurulmasını gerektiren koşulların mevcudiyeti, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından saptandığı hallerde de, bu madde hükmü uygulanır.
Baro Genel Kurulunun Oluşumu
Madde 30 — Genel kurul baronun en yüksek organıdır.
Baro genel kurulu levhada yazılı bütün avukatlardan oluşur. Aşağıda yazılı kimseler genel kurula katılamaz.
a) Levhaya yazılmasına karar verilmiş olmakla birlikte, henüz mesleki andını içmemiş olanlar,
b) Avukatlık Kanununun 71 inci maddesinin son fıkrası gereğince işten yasaklanmış olanlar.
c) Baro ve Türkiye Barolar Birliğine kesenek borcu olanlar.
Toplantılar
Madde 31 — Baro genel kurulu olağan ve olağanüstü olmak üzere iki türlü toplanır.
Baro levhasında yazılı avukat, gerek olağan gerek olağanüstü genel kurul toplantılarına katılmak ve oy kullanmakla yükümlüdür. Bu toplantılara haklı bir neden olmaksızın gelmeyenlere veya oy kullanmayanlara, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o baroya kayıtlı avukatların yıllık keseneğinin üçte biri miktarında para cezası verilir. Bu para cezaları baro başkanlığınca tahsil edilir ve baro bütçesine gelir kaydedilir.
Toplantıyı terk edenlerle toplantıya katılmayanların, genel kurul toplantısı sona ermeden önce, özürlerini, baro başkanı veya başkanlık divanına bildirmeleri gereklidir.
Olağan Toplantılar
Madde 32 — Baro olağan toplantıları, iki yılda bir ekim ayının ilk haftası içinde yapılır. Bu toplantıların gündemini baro yönetim kurulu belirler.
Aşağıda yazılı hususların gündemde bulunması zorunludur;
a) Açılış ve genel kurul başkanlık divanının seçimi,
b) Yönetim kurulunun geçmiş dönem çalışmaları ve işlemleri hakkında hesap raporu ile denetleme kurulu raporlarının okunup görüşülmesi ve karara bağlanması,
c) Takip eden yıl bütçesinin okunması, görüşülmesi ve karara bağlanması,
d) Seçim süreleri sona eren baro başkanı, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve denetleme kurulu asıl ve yedek üyeleriyle Türkiye Barolar Birliği delegeleri seçimlerinin yapılması,
Genel kurul, istek üzerine gündeme yeni bir madde eklenmesine karar veremez. Yeni bir toplantı yapılması kararı bu hükmün dışındadır.
Olağanüstü Toplantılar
Madde 33 — Baro genel kurulu;
a) Türkiye Barolar Birliği,
b) Baro başkanı,
c) Baro yönetim veya denetleme kurulları,
tarafından olağanüstü toplantıya çağrılabilir.
Ayrıca, levhada yazılı avukatların beşte birinin yazılı istemi ile de baro başkanı, genel kurulu onbeş gün içinde toplantıya çağırmak zorundadır.
Avukatların olağanüstü toplantı isteğinin kabul ve uygulanabilmesi için görüşme konularının yazılı olarak belirtilmesi şarttır. Sebebi belirtilmemiş olağanüstü toplantı istekleri dikkate alınmaz.
Bu Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci fıkrası hükümleri, olağanüstü toplantılarda da kıyasen uygulanır.
Toplantılara Çağrı ve Gündem
Madde 34 — Genel kurulun olağan toplantısının yapılacağı yer, toplantı saati ve gündemi ile ilk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantının yeri, günü ve saati, baro çevresi adalet dairelerinde ve baronun uygun bir yerinde en az otuz gün önceden başlamak üzere, genel kurulun toplanacağı tarihe kadar duyurulur. Bu duyuru, tebligat hükmündedir.
Yönetim kurulu toplantı tutanaklarıyla çalışma raporunun, kesin hesap ve denetçi raporunun ve bütçenin, yeterli sayıda örneklerinin, olağan toplantı çağrısının yapılmasıyla birlikte, baroda avukatların incelemesine sunulması gereklidir.
Yoklama Cetveli
Madde 35 — Genel kurul toplantılarında, baro levhasında yazılı avukatların baro sicil numaraları sırasına uygun olarak ad ve soyadlarının yer aldığı bir yoklama cetveli düzenlenir.
Avukatın toplantıya katılabilmesi, yoklama cetvelinde adının karşısını imzalamasıyla mümkündür. Avukatlık Kanununun 87 nci maddesinde yazılı toplantı yeter sayısı sağlanırsa, başkan genel kurul toplantısını açar.
İtiraz halinde, cetvele göre ad okumak suretiyle yoklama yapılır, sonuç kesindir.
Genel Kurul Başkanlık Divanı
Madde 36 — Olağan ve olağanüstü genel kurul toplantılarında; öncelikle bir başkan, bir başkan vekili ile iki üyeden oluşan bir başkanlık divanı seçilir. Seçim, her aday için ayrı ayrı ve genel kurulda aksine karar alınmamışsa işari oyla yapılır. Kullanılan oyların en çoğunu alanlar seçilir.
Baro başkanı ile yönetim ve denetleme kurulu üyeleri, başkanlık divanına seçilemezler.
Söz Alma Sırası ve Süresi
Madde 37 — Başkan, söz isteyenlere sırası ile söz verir. Ancak, baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerine ve Türkiye Barolar Birliğini ilgilendiren konularda da Türkiye Barolar Birliği Genel Kuruluna seçilmiş delegelere öncelik tanınır.
Başkanlık divanı, usul hakkında yapılacak konuşmalara öncelik verilmesine karar verebilir.
Önergelerin Görüşülmesi
Madde 38 — Gündem maddeleri ile ilgili önergelerin görüşülmesi sırasında, önerge sahibinin açıklaması dışında, önergenin lehinde ve aleyhinde konuşmak üzere en az birer konuşmacıya da söz verilir.
Görüşme Sonucu Oylama
Madde 39 — Bir gündem maddesinin görüşülmesi; söz isteyenlerin konuşmalarının bitmesiyle veya yeterlik önergesinin kabul edilmesiyle tamamlanmış olur.
Başkan, görüşülmesi tamamlanan konuyu ve ileri sürülen görüşleri özetleyerek genel kurulun oyuna sunar. Avukatlık Kanununda ve bu Yönetmelikte aksine hüküm bulunmadıkça; kararlar toplantıda hazır bulunan üyelerin açık oylarıyla ve oyçokluğu ile alınır.
Genel kurul toplantısında, görüşüleceği gündemde belirtilmemiş konular hakkında karar verilemez, yeni bir toplantı kararı bu hükmün dışındadır.
Toplantı Düzeni
Madde 40 — Genel kurul başkanlık divanı, toplantının ve görüşmelerin düzenini korumakla görevlidir. Toplantı ve görüşme düzenini bozan avukata ihtar verilebileceği gibi, oy hakkı saklı kalmak kaydıyla, konuşulan hususun sonuna kadar toplantıdan çıkarılmasına da karar verilebilir.
Toplantıya Ara Verme ve Erteleme
Madde 41 — Toplantı, aşağıda yazılı durumlarda ertelenebilir.
a) Toplantıya devam edilemeyecek kadar düzenin bozulması,
b) Toplantıya katılan avukatların, üye sayısı altmışa kadar (altmış dahil) olan barolarda en az 1/3 ünün, dörtyüze kadar (dörtyüz dahil) olan barolarda 1/5 inin, dörtyüzden çok olanlarda 1/10 unun toplantı salonunda bulunmadığı yoklama sonucu anlaşılması.
Başkanlık divanı bu maddenin (a) bendindeki durumun tespiti halinde, toplantıya en fazla iki saat ara verir; bu maddenin (b) bendindeki durumun saptanması halinde ise başkanlık divanı toplantıyı onbeş günü geçmemek üzere başka bir güne erteler. Ertelenen toplantı önceki toplantının devamı niteliğindedir. Önceki toplantıda görevli bulunanlar bu toplantıda da görevlidirler.
YEDİNCİ BÖLÜM
Baro Yönetim Kurulları ve Baroların Çalışmaları
Yönetim Kurulu Toplantısı
Madde 42 — Yönetim kurulu, üyelerinin salt çoğunluğu ile toplanır.
Başkanın bulunmadığı toplantıya, başkan yardımcısı; yardımcının da bulunmadığı toplantıya, en kıdemli üye başkanlık eder.
Oylama Şekli ve Karar
Madde 43 — Yönetim kurulu tarafından aksi kararlaştırılmadıkça, oylama açık olarak yapılır. Başkan, tartışılması biten konuyu, sicil numarası sırasına göre en kıdemsiz üyeden başlayarak oylar, en son kendi oyunu kullanır.
Toplantıya katılan üyelerin sayısı ne olursa olsun, kararlar, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Oylarda eşitlik halinde başkanın bulunduğu taraf üstün tutulur. Baro başkanı veya yönetim kurulu üyeleri, ilgili oldukları işlerin görüşülmesine katılamazlar ve oy kullanamazlar.
Tutanak
Madde 44 — Yönetim kurulu toplantı tutanakları, genel sekreterler tarafından tutulur. Tutanağa kurulun aldığı kararlar yazılır. Karar alınmadan önce yapılan tartışmaların tutanağa yazılması yönetim kurulunun kararına bağlıdır. Tutanak, toplantıda hazır bulunanlar tarafından imzalanır. Karara karşı olanlar karşı oy nedenlerini yazarak tutanağı imzalarlar.
İdari İşlemlerin Yürütülmesi
Madde 45 — Baro idari işlemleri, baro başkanı, başkanlık divanı ve görevli personel tarafından yürütülür.
Baro başkanı, aynı zamanda baro idari teşkilatının da başıdır.
Avukatların ve diğer kişilerin başvuru yeri baro başkanlığıdır.
Sayman; para alma ve verme işlemlerinde düzenlenen kağıtları; başkan ile birlikte, başkanın yokluğunda da başkan yardımcısı veya genel sekreter ile birlikte imzalar.
Baro başkanı veya yönetim kurulu, levhada yazılı avukatlara veya avukat stajyerlerine, geçici olmak kaydıyla idari işlerin yürütülmesinde görev verebilir.
Hizmetler ücretsizdir.
Sorumluluk
Madde 46 — Baro başkanı, başkanlık divanı ve üyeleri baro idari işlemlerinin yürütülmesinden dolayı öncelikle yönetim kuruluna karşı sorumludurlar.
Genel kurul karşısında sorumluluk yönetim kuruluna aittir.
Madde 47 — Baro yönetim kurulu, bölgesindeki adliye merkezlerinde iki yıl için görev yapmak üzere, bir temsilci atar.
Temsil görevini üstlenen avukat kendisine, uygun göreceği en fazla iki yardımcı seçer ve yönetim kurulunun onayına sunar.
Temsilci, Avukatlık Kanunu ve baro yönetim kurulunun kararları doğrultusunda ve onların gözetiminde görev yapar. Baro yönetim kurulu, staj ve baroya ait diğer görev ve etkinlikleri düzenler ve gözetir. İlgili defter ve kayıtları tutarlar, üyeler, kurum, resmi daireler ve baro arasındaki koordinasyona yardımcı olurlar. Adli yardım ve CMUK temsilcilikleri baro temsilciliği ile birleşebilir.
Temsilcinin görevinin; sürenin dolması, istifa, göreve son verilme ve başka nedenlerle sona ermesi halinde, yerine baro yönetim kurulunca yeni temsilci atanır. Yeni atanan temsilci, eski temsilcinin süresini tamamlar.
Başvurma
Madde 48 — Herhangi bir idari işlemin yapılmasına ilişkin başvurular, yazılı olarak baroya yapılır.
Baro başkanı veya varsa görevlendirdiği başkanlık divanı üyesi tarafından görülüp ilgilisine havale edilmemiş başvurular, deftere kaydedilmez ve işlem görmez. Aynı kural resmi başvurularla ilgili evrak hakkında da uygulanır.
Yetkili İmzalar
Madde 49 — Baro başkanı, başkan yardımcısı ya da kıdemli üye veya başkanın görevlendirdiği bir yönetim kurulu üyesi tarafından imzalanmamış yazılar, baro adına düzenlenemez.
Görevlendirme
Madde 50 — Baro başkanı idari bir işlemin görülmesi için, varsa başkanlık divanından yoksa yönetim kurulundan bir üyeyi, ayrıca görevlendirebilir.
Tutulacak Defterler
Madde 51 — Başkanlık divanı ve yönetim kurulu, baro idari işlerinin en iyi şekilde yürütülebilmesi için gerekli tedbirleri alır, tutulacak defterleri ve dosyaları belirler.
a) Genel kurul tutanak ve karar,
b) Yönetim kurulu karar,
c) Gelen ve giden evrak,
d) Disiplin kararları esas,
e) Soruşturma esas,
f) Baro gelir ve giderleri,
g) Adli yardım,
h) CMUK,
ı) Avukatlık ortaklığı sicil,
j) Vekalet pulu,
k)(Mülga:RG-27/6/2009-27271)
konularında defter tutulması zorunludur.
Defterlerin yönetim kurulu tarafından sayfa numaraları belli edilerek ve kaç sayfadan ibaret olduğu defterin başına ve sonuna yazılmak suretiyle mühür ve imza ile onaylanması şarttır. Gereken durumlarda bu defterlerin tamamı veya bir kısmı dosya şeklinde düzenlenebilir.
Başkanlık, defter kayıtları ve dayanağı belgelerin düzenli bir şekilde saklanması için gerekli tedbirleri alır.
Barolar, kayıtlarını, bu madde uyarınca tutmakla yükümlü oldukları defterler dışında, ayrıca bilgisayar ortamında da tutabilirler.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Seçim
Seçim İşlerinin Yürütülmesi
Madde 52 — Üye sayısı 400’ü aşan barolarda görüşmeler Cumartesi günü sonuçlandırılır. Oy verme işlemi Pazar günü saat 9.00’da başlar saat 17.00’de sona erer.
Üye sayısı 400’den az (400 dahil) olan barolarda görüşmeler ve seçimler aynı gün yapılabilir. Gündemdeki konuların görüşülmesinden sonra seçim süresinin başlangıç ve bitiş saatini seçim sandık kurulu belirler.
Adayların Tespiti
Madde 53 — Organlara aday olanların isimleri seçim saatine kadar seçim sandık kuruluna ayrı ayrı veya liste halinde verilir.
(Mülga ikinci fıkra:RG-27/6/2009-27271)
Oy Pusulaları
Madde 54 — Oy verme zarflarının mühürlenmiş olması gerekir. Oy pusulalarının mühürlü olması gerekmez. Oy pusulası el ile yazılabileceği gibi basılmış veya çoğaltılmış olabilir. Oy pusulasında yazılı isim çizilip yerine başkası yazılabilir.
Oy Verme
Madde 55 — Oy verme gizli olur. İlçe seçim kurulu tarafından belirlenmiş seçim sandık kurulu, oy vermenin gizli ve her türlü etkiden uzak düzenli bir şekilde yürütülmesinden sorumludur.
Oy Vermenin Bitimi ve Sayım
Madde 56 — Genel kurula katılan avukatların tümünün oyunu kullanması ya da oy verme süresinin dolmasından sonra oy verme işlemi sona erer. Durum bir tutanakla tespit edilir ve açık sayım yapılır.
a) Sandıktan çıkan oy zarfları sayılır.
b) Zarf sayısının verilen oy sayısından fazla olması halinde, fazla olan miktarda zarf rastgele alınarak açılmadan yok edilir.
c) Zarflar teker teker açılır ve oy pusulası çıkan zarflar ayrı ayrı olmak üzere sıralanır. Birden fazla oy pusulası çıkan zarflar sayıma katılmaz.
d) Üye tam sayısının yarısından en az bir fazla ad yazılı bulunmayan oy pusulası geçersizdir.
e) Seçilecek üye sayısından daha fazla ad yazılı bulunan oy pusulasında, sondan başlanarak fazla adlar hesaba katılmaz.
f) Oyların sayımı yapılır ve sonuç en çok oy alandan en az oy alana doğru sıralanarak bir tutanakla tespit ve ilan olunur.
Adayların aldıkları oylarda eşitlik olması halinde, meslek kıdemi fazla olan, kıdemlerin eşitliği halinde ise adayların en yaşlısı ön sırada yer alır.
Seçim sonuçlarını belirtir tutanağın bir örneği Türkiye Barolar Birliğine gönderilir.
Bu kurallar tüm organ seçimlerinde geçerlidir.
Yönetmeliğin bu bölümünde yer alan seçime ilişkin hükümler ile Yönetmeliğin Altıncı Bölümündeki genel kurul toplantısına ilişkin hükümler; Türkiye Barolar Birliği için de kıyasen uygulanır.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Denetleme Kurulu
Görevleri
Madde 57 — Denetleme kurulunun görevi baronun mali işlerini incelemektir.
Kurul, denetleme görevini en az iki ayda bir yapar. Bunun şeklini ve yöntemini kendisi kararlaştırır. Ancak, denetim sırasında aşağıdaki hususların yerine getirilmesi zorunludur.
a) Baro gelir ve gider hesaplarının ve kayıtların dayanaklarının incelemesini yapmak,
b) Kayıtların usulüne göre yapılıp yapılmadığını tespit etmek,
c) Gider kayıtlarının; bütçeye, genel kurul ve yönetim kurulu kararı ile mevzuata uygunluğunu incelemek,
d) Baro yönetim kurulu tarafından kendilerine tevdi edilen hesap raporlarını incelemek ve varsa usulsüzlük ve hataları tespit etmek,
e) CMUK hesaplarının denetimini yapmak.
Denetçiler, inceleme sonunda üç nüsha rapor düzenlerler. Bu raporlardan biri denetleme kurulunun karar ve rapor dosyasına konur, biri yönetim kuruluna verilir, diğeri de dönem sonunda bu Yönetmeliğin 58 inci maddesine göre hazırlanacak yıllık raporlara eklenir.
Baro yönetim kurulu; denetleme kurulunun çalışmalarını kolaylaştırmak ve istenilen belge ve kayıtları denetleme kurulunun incelemesine hazır bulundurmak zorundadır.
Denetleme kurulunun görev süresi, baro genel kurulunun bir toplantı dönemidir.
Rapor Düzenlenmesi
Madde 58 — Baro denetleme kurulu, dönem sonunda genel kurula sunulmak üzere, baronun iki yıllık mali işlerini gösteren bir rapor düzenler.
Olağanüstü Toplantıya Çağrı
Madde 59 — Baro denetleme kurulu, incelemeleri sırasında baro mali işlerinde ve kayıtların tutulmasında düzensizlikler ve açıklar tespit eder ve bu düzensizliklerin devam ettiği sonucuna varırsa veya mevcut düzensizlikleri vahim görürse; bu konuda bir rapor düzenler ve baro genel kurulunun olağanüstü toplantıya çağırılmasına karar verir. Genel kurul, Avukatlık Kanununun 84, 85 ve 87 nci maddelerine göre toplanarak karar verir.
ONUNCU BÖLÜM
Türkiye Barolar Birliğinin İşlemleri
İdari İşler
Madde 60 — Avukatlık Kanunu ve bu Yönetmelik hükümleri gereğince baro kararlarına karşı yapılan itirazlar, kararı veren baro aracılığıyla veya doğrudan Türkiye Barolar Birliğine yapılır.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı protokolde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yanında yer alır.
Denetleme Kurulu
Madde 61 — Bu Yönetmelikte yer alan baro denetleme kurullarının çalışma biçim ve yöntemleri, Türkiye Barolar Birliği Denetleme Kurulu hakkında da uygulanır.
İtirazlarla İlgili Dosyadaki Eksiklikler
Madde 62 — Türkiye Barolar Birliği Yönetim ve Disiplin Kurulları, itirazen inceledikleri dosyada noksan gördükleri hususları tamamlatmak üzere dosyayı, kararı veren kurula iade edebilir. Böyle bir durumda noksan tamamlanıncaya kadar inceleme yapılmaz ve Türkiye Barolar Birliğinin karar verme süresi işlemez.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Disiplin İşlemleri
Genel Kural
Madde 63 — Disiplin kovuşturmalarında; isnat olunan hususların ilgiliye açıkça ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve savunma için en az on günlük bir süre tanınması şarttır. Disiplin işlemleri; soruşturma ve disiplin kovuşturması olmak üzere iki bölümden oluşur. Disiplin kovuşturmasının açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilebilmesi, soruşturmanın yapılmasına bağlıdır.
Avukatlık Kanununa ve Meslek Kurallarına aykırı davranışlar, disiplin kovuşturmasını gerektirir.
Soruşturma
Madde 64 — Avukat hakkında soruşturma;
a) İlgilinin ihbar veya şikayeti,
b) Cumhuriyet Savcısının isteği,
c) Baro yönetim kurulunca görülecek lüzum,
üzerine yapılır.
İhbar veya Şikayet
Madde 65 — İhbar veya şikayet, yazılı ya da sözlü olarak yapılır.
a) Sözlü ihbar veya şikayet, herhangi bir kişinin baroya başvurması ve hakkında ihbarda bulunduğu avukatı belirtip, iddialarını açıklamasıyla yapılmış olur.
b) Yazılı ihbar veya şikayet, bu konuda baroya verilecek yazı ile yapılır.
Her iki durumda da başvuran kişinin açık kimliği ve adresi, ihbar veya şikayet olunan avukatın kimliği, ihbar veya şikayet konusu, maddi olaylar ve ihbar gününün belirtilmesi zorunludur. Sözlü ihbar veya şikayette bu hususlar, baro başkanı veya yönetim kurulu üyelerinden biri ile ihbar veya şikayette bulunan kişi ve katip tarafından imzalanacak bir tutanakla tespit edilir.
Şikayet edenden, şikayetin mahiyeti ve genişliği göz önünde bulundurularak, baro başkanınca masraf avansı istenebilir. Talep edilen avans ve tamamlanması istenen miktar ilgilisi tarafından ödenmedikçe, işlem yapılmayabilir.
İlk İnceleme
Madde 66 — Yönetim kurulu, acil durumlar dışında, ihbar veya şikayetin yapılmasından sonra yapacağı ilk toplantıda ihbar veya şikayeti inceler.
İhbar veya şikayette bulunanın kimliği, adresi ve imzası bulunmayan istekler işleme konamaz. Ancak yönetim kurulu lüzum gördüğü durumlarda ihbar veya şikayet konusu olay hakkında kendiliğinden soruşturma yapabilir.
Soruşturma Yapılması Görevi
Madde 67 — Şikayet veya ihbar ya da istek konusu olan husus, yönetim kurulunun üyeleri arasından görevlendireceği biri tarafından incelenir. Bu üye delilleri toplar, ihbar veya şikayette bulunanları dinleyebilir ve gerekli göreceği kimselerin ifadelerini yeminli olarak da alabilir. Dayanak olan veya lüzum görülen dava ve icra dosyaları görevli üye tarafından incelendikten ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan avukat dinlendikten veya dinlenmek üzere verilen süre dolduktan sonra düzenlenecek rapor yönetim kuruluna verilir.
Yönetim kurulu, soruşturma raporunu eksik görürse daha önce görevlendirdiği üyeyi veya diğer bir üyeyi eksikliğin tamamlattırılması için görevlendirebilir.
Yönetim kurulu, ivedilikle ve her halde şikayet, ihbar veya istek tarihinden itibaren en çok bir yıl içinde disiplin kovuşturması hakkında bir karar vermek zorundadır.
Disiplin Kovuşturmasına Yer Olmadığı Kararı
Madde 68 — Yönetim kurulu dosyayı ve raporu inceleyerek, aleyhinde şikayet veya ihbarda bulunulan avukat hakkında disiplin kovuşturması açılmasını gerektirecek bir durumun mevcut olmadığını tespit ederse disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına karar verir.
Bu kararda; ihbar veya şikayette bulunanın adı ve adresi, şikayet olunan avukatın kimliği, isnat olunan fiil, yapılan inceleme ve deliller ile gerekçe belirtilir.
Karar, ilgili dosya eklenerek Cumhuriyet Savcılığına resmi yazı ile bildirilir; hakkında soruşturma açılmış bulunan avukata ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
Şikayetçiye tebligat, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şu kadar ki, karar örneğinin elden verilerek tebliği de mümkündür. Bu takdirde tebligatın yapıldığı tarih, tebellüğ eden şikayetçinin adı ve soyadı bir tutanakla tespit edilerek şikayetçi ile baro adına başkatip ve ilgili memur tarafından imzalanır. Cumhuriyet Savcısına gönderilen resmi yazının bir örneği, yazıyı alan tarafından yazının alındığı tarih belirtilerek imzalanır. Tebligat parçaları veya tutanakla savcılık alındısı dosyaya konur.
İtirazlar
Madde 69 — Baro yönetim kurulunun disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığı kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde; ilgili Cumhuriyet Savcılığı ile şikayet eden tarafından, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kuruluna itiraz edilebilir. Baro, itiraz dilekçesini, dosyayı da ekleyerek Türkiye Barolar Birliğine gönderir. Dosyanın Türkiye Barolar Birliğine gidiş dönüş posta gideri itiraz edenden alınır. İtirazın Cumhuriyet Savcılığınca yapılması halinde posta gideri ilgili baro tarafından ödenir.
Türkiye Barolar Birliğinin; itirazın reddi hakkındaki kararları onaylanmak üzere, karar tarihinden itibaren bir ay içinde Adalet Bakanlığına gönderilir. Bu kararlar, Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça bir karar verilmediği veya onaylandığı takdirde kesinleşir.
Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı kararları bir daha görüşülmek üzere, gerekçesi ile birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen kararlar, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca 2/3 çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır. Sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına ve ilgili baroya bildirilir.
Adalet Bakanlığının bu madde uyarınca verdiği kararlara karşı Türkiye Barolar Birliği, şikayetçi ve ilgili baro; Adalet Bakanlığının uygun bulmayıp bir daha görüşülmek üzere geri göndermesi üzerine Türkiye Barolar Birliğince verilen kararlara karşı ise, Adalet Bakanlığı, şikayetçi ve ilgili baro idari yargı merciine başvurabilirler.
Disiplin Kovuşturması Açılması
Madde 70 — Baro yönetim kurulunun disiplin kovuşturması açılmasına karar vermesi halinde; dosya derhal baro disiplin kuruluna gönderilir ve Avukatlık Kanununun 144 üncü ve sonraki maddeleri uyarınca işlem yapılır.
Disiplin kurulu kararı, ilgililer ile Cumhuriyet Savcısına bu Yönetmeliğin 68 inci maddesine göre tebliğ olunur.
Baro Disiplin Kurulu Kararına İtiraz
Madde 71 — Cumhuriyet Savcısı ve ilgililer, disiplin kurulu kararının tebliğinden itibaren otuz gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kuruluna itiraz edebilirler.
İtiraz dilekçesi ilgili baroya verilir. Baro dosya ile birlikte itiraz dilekçesini Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Başkanlığına gönderir. Dosyanın Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kuruluna gidiş dönüş posta gideri itiraz edenden alınır. İtirazın Cumhuriyet Savcılığınca yapılması halinde gider baro tarafından ödenir.
Resmi ve Özel Kuruluşların İncelemeye İzin Vermeleri
Madde 72 — Resmi ve özel kuruluşlarla yargı mercileri, gerçek ve tüzel kişiler; baroların, yönetim kurulunca görevlendirilen üyelerinin, baro disiplin kurulunun ve Türkiye Barolar Birliği Yönetim ve Disiplin Kurullarının isteği üzerine soruşturma, kovuşturma veya itiraz konusu ile ilgili dosya ve belgelerin incelenmesine izin verirler.
İncelemenin başka bir baro bölgesinde istinabe yoluyla yapılması gereken hallerde de bu madde hükümleri uygulanır.
ONİKİNCİ BÖLÜM
Denetim
Barolar ve Türkiye Barolar Birliğinin Denetimi
Madde 73— Barolar ve Türkiye Barolar Birliğinin idari ve mali denetimi, hazırlanacak program dahilinde adalet müfettişlerince yapılır.
İdari denetim; barolar ve Türkiye Barolar Birliği organlarının görevlerini kanun hükümlerine uygun olarak yapıp yapmadıklarını tespite yönelik olup, bu sebeple tüm kayıt, işlem, defter, her türlü evrak ve belgelerin incelenmesi suretiyle yapılır.
Mali denetim;
a) Barolar ve Türkiye Barolar Birliğinin gelir ve giderlerin incelenmesi,
b) Giderlerin amacına ve usulüne uygun olup olmadığı,
c) Gelirlerin yasal kaynaklara dayalı ve zamanında eksiksiz olarak kayıtlara intikal ettirilip ettirilmediği,
d) Üye keseneklerinin tahsil edilip edilmediği,
e) Türkiye Barolar Birliği keseneklerinin vaktinde ödenip ödenmediği,
f) Ölüm yardımı keseneklerinin hak sahiplerine ödenmek üzere Türkiye Barolar Birliğine vaktinde gönderilip gönderilmediği,
g) Barolar ve Türkiye Barolar Birliğinin, memur ve hizmetlilerin prim ve stopaj vergileri ile ücretlerini, baroların avukatlara ait Sosyal Sigortalar Kurumu prim borçlarını zamanında ödeyip ödemedikleri,
h) Baro hesaplarında herhangi bir suiistimal bulunup bulunmadığı,
ı) CMUK hesaplarının denetimi,
hususlarını kapsar.
Denetimin amacına uygun ve sağlıklı yürütülebilmesi için, denetim süresince yetkililer müfettişlere yardımcı olur. İstenilen bilgi ve belgeler geciktirilmeden temin edilir.
Yapılan denetimde, mahallinde giderilmesi mümkün aksaklıklar dışında öneriye değer hususlar ilgili baroya ve Türkiye Barolar Birliğine bildirilir. Müteakip denetimde bu hususlara uyulup uyulmadığı üzerinde durulur.
Denetim sırasında idari ve mali konularda tespit edilecek organların usulsüzlük ve yolsuzluklarından dolayı yapılan soruşturma sonunda düzenlenecek fezlekeli evrak Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına tevdi edilir.
(Ek bölüm:RG-6/9/2008-26989)
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sürekli Avukatlık Hizmetlerinde Uygulanacak Esaslar
Sözleşme yapılması ve sözleşmede bulunması gereken hükümler
MADDE 73/A – Sürekli avukatlık hizmeti içeren çalışma şekillerinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanununa ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine uygun, yazılı sürekli avukatlık hizmetleri sözleşmesi düzenlenmesi zorunludur. Bu sözleşme taraf sayısından bir fazla nüsha olarak hazırlanır. Birer nüshası taraflara, bir nüshası da sözleşmenin tarafı olan avukat tarafından kayıtlı olduğu baroya verilir. Sözleşme metninde uyuşmazlık çıkması halinde Baroda saklanan nüshaya itibar edilir.
Her baro sözleşmeler için ayrıca bir kayıt defteri tutar ve bu deftere yıl bağlantılı sıra numarasına göre sözleşmeler kayıt edilir. Kaydı yapılan sözleşme kayıt sıra numarasına göre sözleşmeler klasöründe, bir fotokopisi de avukatın sicil dosyasında saklanır.
Sözleşmede;
a) İş sahibinin adı, soyadı, mesleki ya da ticari unvanı, adresi, vergi/T.C. kimlik numarası,
b) Avukatın/avukatlık bürosunun/avukatlık ortaklığının adı, soyadı, unvanı, vergi/T.C. kimlik numarası,
c) İşin tanımı,
ç) Avukatlık ücreti ve bu ücretin ödenme şekli,
d) Sözleşme hükümlerinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi değişikliklerine uyarlanacağı,
e) Süresi,
g) Sona erme koşulları,
ğ) İşin harç ve giderlerinin iş sahibine ait olduğu, bunların peşin olarak ya da avukatın ilk talebinde derhal ödenmesi gerektiği, sözleşmede yazılı adresin avukatın bu konudaki taleplerini ileteceği adres olduğu, bu adrese yapılan tebligatların iş sahibine yapılmış sayılacağı,
h)(Mülga:RG-7/9/2010-27695)
yer alır.
Serbest meslek makbuzu veya bordro düzenlenmesi ve baroya ibraz
MADDE 73/B – 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamındaki sürekli avukatlık hizmeti içeren çalışma şekillerinde sözleşmelere göre tahsil edilen avukatlık ücretine ilişkin serbest meslek makbuz veya bordro örnekleri, her yıl sonunda avukat tarafından bir liste ekinde kayıtlı olduğu baro başkanlığına sunulur. Bu belgeler avukatın sicil dosyasında saklanır.
Kanuna uygun davranmayan tüzel kişiler ve yıllık rapor
MADDE 73/C – 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı davranan tüzel kişiler, merkezlerinin bulunduğu yer barosu tarafından takip edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulur. Baro başkanlığı bu konudaki çalışmaların sonuçlarını sözleşmeye taraf olan avukatları da içeren bir rapor ile her yıl sonunda Türkiye Barolar Birliğine bildirir.
Disiplin sorumluluğu
MADDE 73/D – 73/A ve 73/B maddelerine aykırı davranışlar ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılması Meslek Kurallarına aykırılık oluşturur.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM(1)
Çeşitli Hükümler
Dava Vekilleri
Madde 74 — Avukatlık Kanununun Geçici 13 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava vekilliği yapmaları kabul edilenler, barolarca düzenlenen listeye yazılmakla yükümlüdürler.
Dava vekilleri listesinde, dava vekillerinin adları ve soyadları dava vekilliği ruhsatnamelerinin tarihi, Bakanlık sicil ve baro listesinde kayıt sıra numarası gösterilir. Liste, isim alfabe sırasına göre düzenlenir. Her adli yılın başında 31 Aralık tarihine kadar, baro listesinde yazılı dava vekillerinin isimlerinin yer aldığı liste düzenlenerek avukatlar listesine eklenip Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği ile dava vekillerinin vekalet icra edebilecekleri yer Cumhuriyet Savcılıklarına, en büyük idare amirine, o yer yargı mercilerine, icra ve iflas dairelerine ve noterlerine gönderilir.
Dava vekillerinin listeye yazılmak için başvurmalarına, listeden silinmelerine ve istemlerinin reddine dair kararlara karşı itirazlar hakkında, avukatlarla ilgili hükümler kıyasen uygulanır.
Dava ve İş Takipçileri
Madde 75 — Avukatlık Kanununun Geçici 17 nci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere bu Yönetmeliğin 74 üncü maddesi ile avukatlık mesleğine kabul, yalnız avukatların yapabileceği işler, başka baroya nakil, disiplin işlemlerine ilişkin hükümleri dava ve iş takipçileri hakkında da kıyasen uygulanır.
Dava ve iş takipçileri, Avukatlık Kanununun Geçici 17 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bulundukları yerdeki avukat veya dava vekilleri sayısı üçü bulmadıkça listesine yazılı oldukları baro veya başka bir baro bölgesindeki bir yere nakledilemezler.
Dava ve iş takipçilerine verilecek yetki belgesi Türkiye Barolar Birliğinin belirleyeceği örneğe göre düzenlenir.
Yürürlükten Kaldırılan Hükümler
Madde 76— 20/2/1973 tarihli ve 14454 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Kanunu Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçici Madde 1 — Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen avukat kimlikleri dışındaki kimlikler, 1/1/2003 tarihinden sonra avukat kimliği olarak kullanılamaz.
Mevcut sözleşmelerin uyumu
GEÇİCİ MADDE 2 –(Ek:RG-6/9/2008-26989)
Bu Yönetmeliğin onüçüncü bölüm hükümlerinin yürürlük tarihinden önce düzenlenen sürekli avukatlık hizmetleri sözleşmeleri, 31/12/2008 tarihine kadar bu Yönetmelikle uyumlu hale getirilir ve sözleşmenin tarafı olan avukatların Yönetmelikten doğan yükümlülükleri aynı süre için devam eder.
Yürürlük
Madde 77 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 78 — Bu Yönetmelik hükümleri Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından yürütülür.
___________
(1) 6/9/2008 tarihli ve 26989 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinde Değişiklik Yapilmasina Dair Yönetmelik uyarınca, bu Yönetmeliğe onikinci bölümünden sonra gelmek üzere onüçüncü bölüm eklenmiş, mevcut onüçüncü bölüm ondördüncü bölüm olarak teselsül ettirilmiştir.
(2) 14/4/2017 tarihli ve 30038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği ile Yönetmeliğin 16 ncı ve 17 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi, eğitim öğretim yılı başında açılış dersi etkinliğini geleneksel hale getirmiştir. 2018-2019 dönemi için açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu yapmıştır.
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 07.01.2011 tarihinde, 2809 sayılı Kanunun ek 30. maddesine göre 2011/1315 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kurulmuştur. Fakülte, Çekmeköy Kampüsünde eğitime devam etmektedir. 2018 yılı rakamlarına göre fakültede 5 profesör görev yapmakta ve 1240 civarında öğrenci eğitim görmektedir. Fakülte dekanı Prof. Dr. Yener ÜNVER’dir. Fakültede, Profesör Dr. Özlem YENERER ÇAKMUT, Prof. Dr. Mustafa TOPALOĞLU, Prof. Dr. Paul TIEDEMANN ve Profesör Dr. Jan C. JOERDEN görev yapmaktadır. Fakültede toplam 24 tam zamanlı öğretim üyesi, 12 araştırma görevlisi ve 1 uzman bulunmaktadır.
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğrencilerin teorik dersler yanında muhakeme yeteneklerini güçlendirecek, interaktif eğitimle kendi yetenek ve bilgilerini geliştirecek, sorgulayan, bilimsel kuşkucu, mantık ve muhakeme yöntem ve ilkelerine hakim, özgüveni yüksek, araştıran, proje geliştiren, hukukun uygulama-pratik yönünü bizzat işin mutfağında öğrenerek, toplumsal hukuki sorunlara vakıf, duyarlı, sorumluluk sahibi ve yüksek standartta birer hukukçu kimliğine sahip olmalarını hedeflemektedir.
Üniversite, Hüsnü Özyeğin tarafından kurulmuştur.
Öğrenciler, yurt içi ve yurt dışı hukuk kurum ve kuruluşlarını ziyaret etmekte ve çalışmalara katılmakta, adliyelerde duruşma izlemekte, cezaevlerinde toplumsal sorumluluk projeleri icra etmekte, Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Sayıştay gibi kurumları ziyaret ederek uygulamalı bilgi almaktadır.
Öğrenciler hazırlık sınıfı okumakta dil bilgi seviyesi yüksek öğrenciler, dil sınavını geçtiklerinde hazırlık okumadan doğrudan lisans eğitimine başlamakta, lisans eğitimi boyunda hukuk İngilizcesi, hukuk Almancası ve hukuk Fransızcası dersleri verilmektedir.
Fakülte, Erasmus ve Sokrates programlarına entegredir. Başarılı öğrencilere burs sağlanmakta, başarılı öğrenciler lisansüstü eğitim masraflarından muaf tutulmaktadır.
Fakülte, sağlık, bilişim teknolojileri, insan hakları, enerji, spor, gıda, vergi, ekonomi hukuku, tasarım-moda ve uluslararası tahkim gibi uzmanlık alanlarında spesifik eğitimleri artırmayı amaçlamaktadır.
Fakülte eğitim programının sürekli güncellenip geliştirilen müfredat programı ile güçlendirileceği, sertifika programları, karşılaştırmalı hukuk çalışmaları, uluslararası hukuk çalışmaları, zorunlu stajları, sektörlere özel dersler, hukuk klinikleri uygulamaları, değişim programları, kurgusal dava sunumları, diksiyon, hukuki yazışma ve beden dili eğitimleri ile güçlendirileceği ilan edilmiştir.
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Adalet Bakanlığı izni ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Eğitimi Sertifika Programı, Ceza Muhakemesi Uyuşmazlıklarında Uzlaştırmacı Eğitimi ve Bilirkişilik Temel Eğitimi Sertifika Programı düzenlemektedir.
Alman Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi
Özyeğin Üniversitesi bünyesinde kurulan Alman Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, hukuk fakültesi öğretim üyeleri tarafından yürütülmektedir. Merkez, birçok kitap yayınının yanı sıra Hukuk Köprüsü/ Rechtsbrücke isimli bilimsel hukuk dergisini yayına hazırlamakta ve hukukçuların hizmetine sunmaktadır. Dergi 2018 Eylül ayı itibari ile 14 sayı yayınlamıştır. Merkez ayrıca Sanat ve Ceza Hukuku konulu sergi düzenlemiştir.
Fakülte her yıl çeşitli konferans, panel ve bilimsel toplantılar düzenlemektedir.
Tüketici Hukuku Kongresi, Tüketici Hukuku Enstitüsü tarafından her yıl düzenli olarak yapılmakta olan ve sektör temsilcileri ile uzman hukukçuları aynı platformda tartıştırarak Tüketici Hukuku alanındaki gelişmelere öncülük eden bilimsel kongredir. 2018 yılı itibari ile kongrenin sekizincisi düzenlenmektedir. Her yıl düzenlenen kongrelerde sunulan tebliğler yazılı hale getirilerek kitap olarak yayınlanmakta ve bilim çevrelerinin hizmetine sunulmaktadır.
Kongre organizatörü Avukat Hakan Tokbaş’tır. Organizasyonun resmi internet sitesine http://tuketicihukukukongresi.com/tr/davet adresinden ulaşılabilmektedir. Çok sayıda bilim insanının tebliğler sunduğu toplantılar Doğuş Üniversitesi Acıbadem Kampüsünde gerçekleşmektedir.
7. Tüketici Hukuku Kongresi Açılış Konuşması
Tüketici Hukuk Enstitüsü tarafından yapılan çalışmalar “Milli Şerh Projesi– Tüketicinin Korunması Kanunu Şerhi” adıyla yayınlanmış ve hukukçuların hizmetine sunulmuştur. Milli Şerh projesi Almanya’da akademisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Alman Medeni Kanunu (BGB) şerhlerinden ilham alarak yürürlüğe konulmuştur. Projeye birçok akademisyen destek ve danışmanlık vermiştir.
Kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu ve kamu görevlisinin halkın hizmetinde bulunduğu bilinç ve anlayışıyla;
Halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak, hizmet kalitesini yükseltmek ve toplumun memnuniyetini artırmak için çalışmayı,
Görevimi insan haklarına saygı, saydamlık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda yerine getirmeyi,
Dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, yaş, bedensel engelli ve cinsiyet ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranmayı,
Görevimi, görevle ilişkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kişiden hediye almadan, maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel menfaat beklentisi içinde olmadan yerine getirmeyi,
Kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanmamayı ve kullandırmamayı, bu mal ve kaynakları israf etmemeyi,
Kişilerin dilekçe, bilgi edinme, şikayet ve dava açma haklarına saygılı davranmayı, hizmetten yararlananlara, çalışma arkadaşlarıma ve diğer muhataplarıma karşı ilgili, nazik, ölçülü ve saygılı hareket etmeyi,
Kamu Görevlileri Etik Kurulunca hazırlanan yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilke ve değerlerine bağlı olarak görev yapmayı ve hizmet sunmayı taahhüt ederim.
Çalıştığı Birim: İmza
Kurum Sicil No: Adı ve Soyadı
Kamu Yaşamında Etik Kültürünün Egemen Olması için Bazı Etik İlkeler
Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci
Halka hizmet bilinci
Hizmet standartlarına uyma
Amaç ve misyona bağlılık
Dürüstlük ve tarafsızlık
Saygınlık ve güven
Nezaket ve saygı
Yetkili makamlara bildirim
Çıkar çatışmasından kaçınma
Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması
Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı
Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı
Savurganlıktan kaçınma
Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan konusunda hassasiyet
Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık
Yöneticilerin hesap verme sorumluluğuna riayet
Eski kamu görevlileriyle ilişkilerde zarafet ve deneyime saygı
Mal bildiriminde bulunmak
Adı ve Soyadı:
İmza :
Tarih :
Sicil No :
Adres :
KAMU GÖREVLİSİ TANIMI
Kamu görevlisi kavramı mevzuatının çeşitli yerlerinde tanımlanmıştır. Genel geçer bir tanıma tabi tutulmamıştır. Tüm hukuk dalları için geçerli ve bağlayıcı memur veya kamu görevlisi tanımı bulunmamaktadır. Kavram, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku başta olmak üzere diğer hukuk dallarındaki kullanımları ile birlikte bütüncül bir tanımlamaya tabi tutulduğunda daha iyi anlaşılabilecektir. Kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmak kamu görevlisi sayılmanın asli unsudur.
Anayasaya Göre Kamu Görevlisi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kamu görevlisi tanımı yapılmamıştır. Kamu görevlilerine ilişkin hükümler 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir. Anayasaya göre kamu hizmeti gören kişiler kamu görevlisi olarak tanımlanmıştır.
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”.
Kamu görevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olmak üzere iki sınıfta tasnif edilmiştir. Memurlar dışındaki kamu görevlilerinin kim oldukları Anayasada açıklanmamış, kamu iktisadi teşebbüslerine vurgu yapılmıştır.
Tüm kamu personeli kamu görevlisi sayılmaktadır. Kamu görevinin tanımı bakımından memurlar ile diğer kamu görevlileri arasında fark bulunmamaktadır. İdareye bağlı olan, kadrolu, bütçeden ödeme yapılan ve kendilerine yasalarda belirtilen özel kurallar uygulanan memur ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre asli ve sürekli görevleri yerine getirerek kamu hizmetini yürütmektedir.
Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. Maddesine göre Kamu Görevlisi; “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır.
Ceza Kanununa göre kamu görevlisinin en önemli vasfı kamusal faaliyete katılmasıdır.
Özel kanunlarda da işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi sayılan kişiler sayılmaktadır. Türk Ceza Hukuku açısından kamu görevlisi sayılanlar; görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlar ve görevleriyle ilgili olarak kendileri aleyhine işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılırlar. Özel kanunlarda belirtilen kişiler ise Kamu Görevlisi Gibi Cezalandırılanlar olarak tanımlanmakta ancak kamu görevlisi sayılmamaktadır.
İdare Hukukunda Kamu Görevlisi
Türk İdare Hukukunda kamu görevlisi,
devlet örgütünde veya kamudaki bir örgütte çalışan
ve işçi statüsü dışındaki kişilerden oluşan kamu personelidir.
Kamuda çalışan tüm görevliler, kamu personeli olarak tanımlanmaktadır.
Türk Ceza Kanununun aksine İdare Hukukunda bir kişinin kamu görevlisi sayılabilmesi için;
o kişiyle devlet arasında bir istihdam ilişkisi bulunması
ve o kişinin kamuya bağlı bir örgütte daimi bir görevde çalışması gerekmektedir.
Bir kişinin yaptığı görevin veya yürüttüğü faaliyetin kamusal hizmet ya da kamusal nitelikte bir iş olması o kişinin doğrudan kamu görevlisi olması sonucunu doğurmamaktadır.
Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda Kamu Görevlisi
Kavram, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda şu şekilde tanımlanmıştır.
“Kamu kurum ve kuruluşlarının işçi statüsü dışındaki bir kadro veya sözleşmeli personel pozisyonunda çalışan, adaylık veya deneme süresini tamamlamış kamu görevlileri”
Kanuna göre kamu görevlisi olmanın koşulu;
kişinin bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışması,
işçi statüsü dışında kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde bulunması,
adaylık ve deneme süresini tamamlamasıdır.
Kişinin kamu görevlisi tanımına uyması için çalıştığı yer ve statüsünden çok yaptığı iş baz alınmaktadır.
Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Amsterdam Bildirgesi
Avrupa’da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Amsterdam Bildirgesi, 28-30 Mart 1994 tarihlerinde Amsterdam’da kabul edilmiştir.
Hasta Hakları
1.Sağlık bakımında (hizmetlerinde) insan hakları ve değerleri.
1.1.Kadın veya erkek herkesin insan olması dolayısıyla saygı görmeye hakkı vardır. 1.2.Herkes kendi yaşamını belirleme hakkına sahiptir. 1.3.Herkes fiziksel ve mental bütünlüğe sahip olmaya ve kişi olarak güvenli bir yaşam sürdürme hakkına sahiptir. 1.4.Kadın veya erkek herkesin özel yaşamına saygı gösterilmelidir. 1.5.Herkes kendi ahlaki ve kültürel değerlerine, dinsel ve felfesi inançlarına sahip olma ve bunlara saygı gösterilme hakkına sahiptir. 1.6.Herkes hastalıkların önlenmesi ve sağlık bakımı için yeterli ölçüde çaba gösterilerek sağlığının korunması ve kendisi için edinilebilir en yüksek sağlık seviyesine kavuşma fırsatı hakkına sahiptir.
2.Bilgilendirme
2.1.Sağlık servisleri ve bu servislerin en iyi nasıl kullanacağı konusundaki bilgi herkes için ulaşılabilir olmalıdır. 2.2.Hastalar, durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve herbir girişimin potansiyel risk veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternatiflerini, tedavisiz kalmanın sonucunu, tanı, prognoz ve tedavinin gidişi konularını içerecek şekilde sağlık durumları konusunda tam olarak bilgilenme hakkına sahiptir. 2.3.Bilgilendirme, yalnızca bilgi vermemenin hasta üzerine açık ve olumlu bir etkisinin olacağına inanmak gibi geçerli bir nedenin olduğu zamanlarda kısıtlanabilir. 2.4.Bilgi, hastanının anlama kapasitesine uygun bir yolla ve yabancı teknik terminoloji kullanımını en aza indirerek iletilmelidir. Hasta ortak dil konuşamıyorsa çeviri yapılabilir. 2.5.Hastalar kesin olarak belirttikleri takdirde bilgilendirilmeme hakkına sahiptirler. 2.6.Hastalar kendi yerlerine kimin bilgilendirileceğini seçme hakkına sahiptir. 2.7.Hastalar ikinci bir görüş alma imkanına sahip olmalıdır. 2.8.Sağlık kurumuna kabul edilen hastalar, kendilerine bakan sağlık personelinin kimliği, mesleki durumu, o kurumda kaldığı ve bakıldığı sürece uyacağı kurallar ve rutin işlemler konularında bilgilendirilmelidir. 2.9.Hastalar, sağlık kurumundan taburcu edildiklerinde tanıları, tedavileri ve bakımlarını içeren bir yazılı özet alma ve isteme imkanına sahiptir.
3.Onay
3.1. Hastanının bilgilendirilmiş onayı herhangi bir tıbbi girişimin ön koşuludur. 3.2.Hasta tıbbi girişimi reddetme veya durdurma hakkına sahiptir. Reddedilen veya durdurulan tıbbi girişimin getireceği sonuçlar hastaya dikkatli bir şekilde açıklanmalıdır. 3.3.Hastanın iradesini beyan etmesinin mümkün olmadığı ve acilen tıbbi girişim yapılması gereken durumlarda, daha önceden bu girişimi reddettiğini gösteren bir açıklaması yoksa hastanın onayı varsayılarak girişim yapılabilir. 3.4.Hastanın yasal temsilcisinin onayının gerektiği ve önerilen girişimin acil olduğu durumda eğer temsilcinin onayı zamanında alınamıyorsa tıbbi girişim yapılabilir. 3.5.Yasal temsilcinin onayı gerektiği zaman, hastalar (çocuk veya erişkin olsun) durumlarının izin verdiği ölçüde yine de karar alma sürecine dahil edilmelidir. 3.6.Yasal temsilcinin onay vermeyi reddettiği durumda, doktor veya diğer sağlık personelinin görüşü girişimin hastayı ilgilendirdiği yolunda ise, karar mahkemeye veya hakem heyeti benzeri merciye bırakılmalıdır. 3.7.Hastanın onay vermesinin mümkün olmadığı ve yasal temsilcisinin bulunmadığı veya bu amaçla seçilmediği bütün diğer durumlarda hastanın istekleri tahmin edilerek ve hesaba katılarak alternatif karar alma biçimii için uygun önlemler alınmalıdır. 3.8.İnsan vücudunun bütün parçalarının kullanımı ve korunması için hasta onayı gereklidir. Tanı, tedavi ve hasta bakımı için madde kullanımı gereken durumlarda onay varsayılarak davranılabilir. 3.9.Klinik çalışmalara katılım için hastanın bilgilendirilmiş onayına ihtiyaç vardır. 3.10.Hastanın bilgilendirilmiş onayı) bilimsel araştırmalarda dahil edilme için önkoşuldur. Bütün araştırma protokolleri uygun etik kurul onayı işlemlerinden gerçirilmelidir. Bu gibi araştırmalar, yasal temsilcisinin onayı olmadıkça ve hastayı ilgilendirmedikçe kendi iradesini beyan edemeyen hastalarda yapılmamalıdır. Bu konuyla ilgili bir istisna, önemli bir değeri olan, alternatif yöntemleri olmayan ve başka araştırma öznesi bulunmayan araştırmalardır. Böyle bir durumda risk ve/veya yük çok azsa, kişinin itirazı yoksa, hastanın sağlığına doğrudan bir yararı olmasa da kapasite eksikliği olan bireyler gözleme dayalı araştırmalara dahil edilebilir.
4.Mahremiyet ve özel hayat
4.1.Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı,prognozu, tedavisi hakkındaki ve kişiye özel diğer tüm bilgiler, ölümden sonra bile gizil olarak korunmalıdır. 4.2.Hastaya ait bu bilgiler, yalnızca hastanın açık izni veya mahkemenin kesin isteği üzerine açıklanabilir. Hastanın tedavisi ile ilgili diğer sağlık personeline ihtiyaç sözkonusu olduğunda hastanın onayı olduğu varsayılarak davranılır. 4.3.Hastanın kimliğine dair bilgiler korunmalıdır. Bu bilgilerin korunması usulüne uygun yapılmalıdır. 4.4.Hastalar, tanıları, tedavileri ve bakımları ile ilgili kayıtlara, diğer dosyalara, teknik kayıtlara ve tıbbi dosyalarına bakabilme ve kendi dosyalarının ve kayıtlarının kopyesini alabilme hakkına sahiptir. Bu hak üçüncü kişilerin bilgilerine bakabilmeyi içermez. 4.5.Hastalar, kendileriyle ilgili tıbbi ve kişisel bilgilerin uygunsuz, eksik, çift anlamlı, eski olması veya tanı, tedavi ve bakım amacıyla ilgili olmaması durumunda bu bilgileri yenileme, daha açık hale getirme, bazı kısımlarını çıkarma, tamamlama, düzeltme hakkına sahiptir. 4.6.Hastanın tanı, tedavi ve bakımı için gerekli olmadıkça ve ek olarak hasta izin vermedikçe hastanın özel ve aile hayatına girilemez. 4.7.Tıbbi girişimler ancak kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi durumunda yapılabilir. Bunun anlamı önerilen girişimin hastanın onayı veya isteğine göre ve kişinin ihtiyacı durumunda yapılabileceğidir 4.8.Sağlık kurumlarına başvuran hastalar, özellikle sağlık personelinin kişisel bakımlarını veya muayene ve tedavilerini yapacağı durumda kurumların özel hayatlarının korunmasını sağlayan fiziksel özelliklere sahip olmasını bekleme hakkına sahiptirler.
5.Bakım ve Tedavi
5.1.Herkes,kadın ve erkek olarak koruyucu bakım ve sağlığının geliştirilmesi çalışmalarını içeren, sağlık ihtiyaçlarının karşılamaya yönelik yeterli sağlık bakımı alma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri, herkes için eşit ulaşılabilirlikte ve sürekli olmalı; ayırımsız ve maddi,insani, finansman kaynaklarından bağımsız olarak hizmet verilen toplum için mevcut olmalıdır. 5.2.Hastaların, sağlanan hizmetlerinin düzeni, kalitesi ve amaçlarını içerecek şekilde sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi ve planlamasını ilgilendiren konularda sağlık sisteminin her düzeyinde temsilci biçiminde katılmaya hakkı vardır. 5.3.Hastalar, hem yüksek teknik standartlar hem de sağlık personeli ile hastalar arasındaki insani ilişkiler bakımından kaliteli sağlık hizmeti hakkın sahiptir. 5.4.Hastalar, tanı, bakım ve tedavi bakımından tüm sağlık personeli ve/veya sağlık kurumları arasında işbirliğini kapsayacak şekilde bakım devamlılığı hakkına sahiptir. 5.5.Özellikle tedavi bakımdan hizmet sınırlılığı olan durumlarda sağlık personelinin hasta seçimi yapması gerekiyorsa, bu seçimin bütün hastaların hakkı dikkate alınarak eşit bir şekilde yapılması gerekir. Bu seçim tıbbi ölçütlere göre ve ayırım yapılmaksızın yapılmalıdır. 5.6.Hastalar, sağlık sisteminin işleyişi ile uyumlu olarak, hekimlerini veya diğer sağlık personelini ve sağlık kurumlarını seçme ve değiştirme hakkına sahiptir. 5.7.Tıbbi nedenlerle sağlık kurumlarında daha fazla kalması gerekmeyen hastalara başka bir sağlık kurumuna veya eve gönderilmeden önce durumları tam olarak açıklanmalıdır. Başka bir sağlık kurumuna nakil ancak o sağlık kurumunun hastayı kabul etmesi durumunda yapılabilir. Durumları evine gönderilmesine uygun olan hastalar için ayaktan ve ev bakım servisleri olmalıdır. 5.8.Hastalar tanı,tedavi ve bakımları sırasında saygı görme; kültür ve değerlerine uygun şekilde davranılma hakkına sahiptir. 5.9.Hastalar bakım ve tedavileri süresince arkadaşları, akrabaları ve aileleri tarafından desteklenme ve her zaman manevi destek ve yol gösterilme hakkına sahiptir. 5.10.Hastalar son bilgilerin ışığında çektikleri ıztırapların iyileştirilmesi hakkına sahiptirler. 5.11.Hastalar yaşamlarının son döneminde insanca bakılıp, itibar içinde ölme hakkına sahiptir.
6.Başvuru
6.1. Bu dokümanda belirtilen hakların uygulanması, yalnızca bu amaca uygun anlamları çerçevesinde mümkündür. 6.2.Bu hakların kullanılması ayırım olmaksızın sağlanmalıdır. 6.3.Bu hakların uygulanmasında, hastalar yalnızca insan hakları belgeleri ile uyumlu sınırlılıkların ve yasa ile belirlenen prosedürlerin hükmü altındadır. 6.4.Hastaların bu dökümanda belirtilen hakları kendilerinin kullanmasının mümkün olmadığı durumda, resmi temsilcileri veya bu amaçla belirleyecekleri kişiler hastalar adına sorumlu olabilirler; resmi temsilci veya hastaca atanan kişinin olmadığı durumda ise hastaların temsili için gerekli diğer önlemler alınmalıdır. 6.5.Hastalar, bu dökümanda belirtilen hakların uygulanması ile ilgili bilgi ve önerilere ulaşabilmelidirler. Hastalar haklarına saygı gösterilmediğini hissetiklerinde şikayet için başvuru imkanına sahip olmalıdır. Mahkemelere başvurmanın yanısıra, diğer düzeylerde başvuruda bulunma, hakemlik isteme ile ilgili bağımsız mekanizmalar bulunmalıdır. Bu mekanizmalar şikayet prosedürleri ile ilgili bilgi edinmeyi, bağımsız kişilere ulaşabilmeyi ve hastanın en uygun nasıl hareket edeceği konusunda danışmada bulunma imkanlarını sağlamalıdır. Bu mekanizmalar bunların ötesinde hasta adına savunma ve yardım imkanlarını gerekirse sağlamalıdır. Hastaların şikayetlerinin değerlendirilmesine etkili ve tam olarak ilgilenilmesine ve sonuç hakkında bilgilendirmeye hakkı vardır.
Habeas Corpus Bildirgesi, 1679 yılında ilan edilmiştir. Devletin bireysel hürriyetleri keyfi bir şekilde kısıtlamamasını amaçlamaktadır.
Habeas Corpus Bildirgesi (1679)
Caniyane ya da sözde caniyane bazı olaylar yüzünden Kral’ın uyruklarını, nezaretleri altında bulunduran kontluklardaki fahri memurların, zindancıbaşıların ve diğer görevlilerin, kendilerine gönderilen resmi celp emirlerini geri yollayarak, bir ya da bazen birden çok Habeas Corpus’u çeşitli ve türlü biçimde çiğneyerek ve başka vesilelerle, görevlerine, ülkenin kabul edilmiş yasalarına aykırı olarak, bu tür resmi celp emirlerine karşı gösterilmesi gereken bağlılığı savsayarak, sürüncemelere neden oldukları, böylelikle Kral’ın uyruklarının birçoğunun, yasa uyarınca kefaletle serbest bırakılacakları durumlarda, büyük zararlara ve sıkıntılara maruz bırakılarak zindanda tutuldukları ve ilerde daha da uzun bir süre tutulabilecekleri nazarı dikkate alınsın.
Bu durumlardan kaçınılması ve böylesi caniyane ya da sözde caniyane olaylardan dolayı tutuklanan tüm kişilerin hızla serbest bırakılması amacıyla, ruhani ve dünyevi lordların ve burada toplanmış bulunan Parlamentonun Avam Kamarası’nın öğüdü ve onayı alınıp, Parlamentonun meşru yetkisine dayanarak, yüce Majesteleri Kral tarafından buyurulacaktır ki:
Ne zaman olursa olsun, kendi nezaretleri altında bulundurdukları kişiye ilişkin, bir ya da birden çok fahri memura, zindancıbaşına, görevliye ya da herhangi başka birisine gönderilmiş, herhangi bir resmi celp emri, onlara bir ya da birden çok kişi tarafından ibraz edilecektir.
Sözü edilen celp emri, sözü edilen görevlinin eline verilecek ya da zindandaki ya da hapishanedeki bir alt görevliye ya da gardiyan yardımcısına ya da bu sözü edilen görevlilerin ve gardiyanların vekillerine teslim edilecektir.
Sözü edilen görevli ya da görevliler, bunların yardımcısı ya da yardımcıları, yardımcı gardiyanlar ya da vekiller, yukarda sözü edilen celp emrinin ellerine geçmesinden sonraki üç gün içinde, (eğer yukarda bahsedilen tutuklama, ihanet ya da devlete karşı işlenen bir suç yüzünden verilmemiş ve bu durum, tutuklama emrinde açık ve kesin bir biçimde belirtilmemişse), sözü edilen tutuklunun nakledilmesi için gereken ücreti, sonradan yargıç ya da mahkeme tarafından ödenmesi ve her mil için 12 peniyi geçmemesi kaydıyla, ödeyerek; eğer yargıç ya da mahkeme sanığının geriye naklini talep ederse, ki bu halihazırdaki yasanın amacına uygun bir biçimde yapılacaktır, geriye nakil için gereken ücretin ödeneceğini bir borç senediyle güvence altına alarak ve yolda tutuklunun hiçbir kaçma girişiminde bulunmaması için önlem alarak, celp emrini geriye yollayacaktır.
Ve tutukluyu ya da gözaltında bulundurulan kişiyi, bizzat Lordkanzler’in ya da o gün için Lord mührünü taşıyan kişinin önüne ya da sözü edilen celp emrinin verildiği mahkemenin yargıçlarının ya da baronlarının ya da celp emrinde belirtilen kişi ya da kişilerin önüne çıkaracaklar ya da çıkmalarını sağlayacaklardır.
Ve eğer bu sözü edilen durumdaki kişilerin tutuklanmaları, böyle bir mahkemenin ya da bir yetkili kişinin ikamet ettiği ya da edeceği yerden ya da yerlerden 20 mil uzakta ise; tutuklamanın gerçek nedenleri de hiç vakit kaybetmeden tasdik ettirilecektir.
Bu tasdik, 20 milden uzak ve 100 milden yakın yerler için 10 gün içinde, 100 milden uzak yerler içinse 20 gün içinde ve bu zaman sınırını kesinlikle aşmadan yerine getirilecektir.
Ayrıca yukarıda adı geçen otorite tarafından buyurulacaktır ki: Eğer bir görevli ya da görevliler, bunların yardımcısı ya da yardımcıları, yardımcı gardiyanları ya da vekilleri, yukarda sözü edilen celp emrini geriye yollamayı ya da tutuklu ya da tutukluların bizzat mahkeme önüne çıkarılmalarını, resmi celp emrinin hükümlerine bağlı kalarak, yukarıda kaydedilen zaman içinde yerine getirmeyi savsar ya da reddeder ya da reddederlerse; ya da eğer tutuklunun ya da onun tarafından görevlendirilmiş birisinin istemi üzerine, istemde bulunan kişiye böyle bir tutuklu hakkında verilmiş bir tutuklama emrinin ya da emirlerinin asli bir kopyasını göstermemekte diretirlerse ya da aradan altı saat geçtikten sonra da istem üzerine yine göstermezlerse, bu kez sözkonusu emirleri göstermeleri için ona ya da onlara karşı zor kullanılacaktır; dahası bu hapishanelerdeki başgardiyanlar, gardiyanlar ya da nezaretle görevli kişiler istisnasız, bu suçun birinci işlenişinde tutukluya ya da zarara uğrayan hizbe 100 lira para cezası ödemek zorunda kalacaklar ve aynı suçu ikinci kez yerine getirme hakkını da yitireceklerdir.
Bu suçu işleyenlerden ya da onların görevlendirdikleri ya da vekalet verdikleri kişilerden sözkonusu paraların alınması, tutuklu ya da zarara uğrayan hizip tarafından ya da vekalet verdikleri kişilerden sözkonusu paraların alınması, tutuklu ya da zarara uğrayan hizip tarafından ya da bunların görevlendirdikleri ya da vekalet verdikleri kişiler tarafından Kral’ın mahkemelerinden birine herhangi bir suç duyurusu, dava istemi, iddianame, şikayetname ya da dilekçeyle başvurulması yoluyla sağlanacaktır.
Mahkemede başvurunun haksız yere reddedilmesine, adam kayırılmasına, ayrıcalık tanınmasına, adli değişikliklere, ya da “non vult ulterius prosequi” yoluyla davanın düşürülmesine ya da benzeri şeylere izin verilmeyecek ya da göz yumulmayacaktır. Aynı biçimde davanın ertelenmesi için de başvurulamayacaktır.
Her tazminat istemi ya da zarara uğrayan hizbin şikayeti üzerine alınan mahkeme kararları, birinci cürümün suçluluk duyurusu için yeterli sayılacaktır. Daha sonraki her tazminat istemi ya da birinci mahkeme kararından sonra işlenen herhangi bir cürümle yeniden zarara uğratılan hizibin şikayeti üzerine alınan mahkeme kararları; görevlilerin ya da ilgili kişilerin ikinci cürüm için belirlenen para cezasını ödemelerini sağlayacak bir suçluluk duyurusu için yeterli sayılacaktır.
Bülbülü Öldürmek/To Kill a Mockingbird, Harper Lee’nin yazmış olduğu Pulitzer ödüllü aynı isimli romanın 1960’da yayımlandıktan sonra 1962 yılında sinemaya uyarlanması ile dünya sinema tarihi eşine az rastlanır bir eser kazanmıştır. Eser, kült filmler arasında ön sıralarda yer almıştır.
Modern Amerikan edebiyatının klasik yapıtlarından biri olan Bülbülü Öldürmek, Harper Lee’nin gerçek yaşamda şahit olduğu olayları işleyen ve içeriği gerçekte yaşanmış olaylara dayanan bir romandır. Atticus karakterini oynaması için teklif ilk olarak James Staward’a gitmiş ancak Staword rolünü “fazla liberal” bulduğundan kabul etmemiştir. Rolün ikinci teklif edildiği kişi olan Gregory Peck ise senaryoyu okur okumaz kabul etmiş; oyunculuğuyla “En iyi Erkek Oyuncu” oscarını kazanmıştır.
Film uyarlama dalında da oscar almıştır. Kitabın yazarı Harper Lee ve Truman çocukluk arkadaşlarıdır ve romandaki Dill karakteri de Capote’den esinlenerek yazılmıştır. Bülbülü Öldürmek Harper Lee’nin tek eseri iken 55 yıl sonra Git Bir Bekçi Dik/Go Set a Watchman isimli eserini yazmıştır.
Eserde, tecavüzle suçlanmış olan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindeki tepkilere rağmen aslı olmayan bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatılmaktadır. Orta seviyede bir durumu olan avukat iki tane çocuğu ve eşi ile hayatlarını olumlu bir şekilde sürdürmektedir. Bir zaman sonra genç bir zenci adam her gün yolda işe giderken tanıdığı bir kadına selam vermekteydi. Fakat günün birinde kadın ondan bir şey rica edince suçlu durumuna düşecektir ancak üstüne atılan büyük bir iftira vardır. Avukat ise çevresindekilerin baskısına rağmen siyah adamın masum olduğuna inandığı için hakim karşısında savunacaktır.
Bülbülü Öldürmek
Bülbülü Öldürmek, birçok yayınevi tarafından Türkçe olarak da basılmıştır.
Prof. Dr. Arzu Oğuz, 03.08.1963 tarihinde Merzifon’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Çankırı’da, lise öğrenimini Ankara Anıttepe Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.
Prof. Dr. Arzu Oğuz, 1999’da Yardımcı Doçent, 2002’de Doçent 2003 tarihinde Doçent, 2005 yılında ise Profesör olmuştur.
Akademik Yaşamı
Prof. Dr. Arzu Oğuz 1987–1989 yılları arasında, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Özel Hukuk alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’de akademik kariyerine başlangıç yapan Oğuz, doktora öğrenimi yapmak üzere burslu olarak gittiği Almanya Münih Ludwig-Maximilians Üniversitesi’nden 1997 yılında doktor ünvanı alarak dönmüştür.
Prof. Dr. Arzu Oğuz, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak görevini sürdürürken, aynı Anabilim Dalı’na 20.04.1998 tarihinde Öğretim Görevlisi, 20.12.1999 tarihinde Yardımcı Doçent, 12.03.2002 tarihinde de Doçent olarak atandıktan sonra 4 Aralık 2003 tarihinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kurulan Karşılaştırmalı Hukuk Anabilim Dalı’na Doçent olarak atanmış olup, 2005 yılından itibaren Profesör ve Anabilim Dalı Başkanı olarak bu Anabilim Dalı’nda görev yapmaktadır.
Prof. Dr. Arzu Oğuz, Devlet ve Vakıf Üniversiteleri hukuk fakültelerinde lisans ve yüksek lisans alanında dersler vermektedir. Bunun yanı sıra Prof. Dr. Oğuz, pek çok defalar araştırma yapmak ve konferanslar vermek üzere, Amerika Birleşik devletleri, Almanya, Avusturya ve Birleşik Krallık’ta bulunmuştur.
Sivil Toplum Çalışmaları ve Aldığı Ödüller
Prof. Dr. Arzu Oğuz, Türk-Alman Hukukçular Derneği (Türkisch-Deutsch Juristenvereinigung) üyesidir ve 2007-2011 yılları arasında Almanya’da Yüksek Öğrenim Görenler Derneği (AYÖG) Başkanlığı yapmıştır
Prof. Dr. Arzu Oğuz 2011 yılından bu yana TOBB bünyesinde faaliyet gösteren Patent ve Marka Vekilleri Sektör Meclisi Akademik Danışmanı olarak görev yapmaktadır.
Prof. Dr. Oğuz ayrıca, Türk Marka ve Patent Kurumu tarafından kurulan Fikri Mülkiyet Akademisi’nde üye olarak görev yapmaktadır.
Ankara Üniversitesi’nde Fakülte Kurulu üyeliği, Erasmus Koordinatörlüğü, Öğrenci Evleri Yönetim Kurulu Üyeliği, gibi idari görevlerde bulunan Oğuz, 31.12.2012-31.12.2015 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmüştür. Oğuz halen Ankara Üniversitesi Fikri ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevini yapmakta olup, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Karşılaştırmalı Hukuk Anabilim Dalı Başkanıdır.
Prof. Dr. Arzu Oğuz, halihazırda Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Siciline kayıtlı olup, Ağustos 2013 tarihinde Brüksel’de “Association for International Arbitration” tarafından düzenlenen „Uluslararası Arabuluculuk“ kursuna katılarak sertifika almaya hak kazanmıştır. Viyana Tahkim Merkezi’ne de kayıtlı olan Oğuz, Ankara’da bulunan Avusturya Ticaret Merkezi’nin “güvenilir avukatı“ olarak çalışmakta ve 11 Aralık 2015 tarihinde Avusturya Devleti tarafından “Bilim ve Sanat Nişanı“ onuruna layık görülmüştür.
Prof. Dr. Arzu Oğuz’un Eserleri
1.Probleme der Simulation in rechtshistorischer und rechtsvergleichender Sicht (Doktora Tezi), Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No:535, 1998, s.202, ISBN: 975 482 457 6.
2. Karşılaştırmalı Hukuk (Ders Notları), Gazimağusa, Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 2001, s. 140.
3. Karşılaştırmalı Hukuk: Kavram, Amaç ve İşlevler, Metot, Tarihçe, Büyük Hukuk Çevreleri, Ankara, Yetkin Yayınları, 2003, s.317, ISBN: 975-464-269-9
4. Lex Mercatoria, Tarihçe, Kaynaklar, Teori ve Uygulama, Ankara 2004.
5. KOBİ’ler için Fikri ve Sınaî Mülkiyet Hakları (Prof. Dr. Bilgin TİRYAKİOĞLU, Yrd. Dr. Feyzan H. ŞEHİRALİ, Uğur YALÇINER ve Hasibe ÇINAR IŞIKLI ile ortak yayın), Ankara, TOBB Yayınları, 2005, s.105.
Prof. Dr. Ahmet Arslan, 1944 yılında Urfa’da doğmuş, lisans ve lisansüstü öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamlamıştır. Arslan, ülkemizin yetiştirmiş olduğu önemli filozoflardandır.
Prof. Dr. Ahmet Arslan
Prof. Dr. Ahmet Arslan, 1966 – 1973 yılları arasında Asistan olarak, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde,1973 – 1978 yılları arasında Doktor Asistan olarak yine aynı bölümde çalışmıştır. Arslan, 1978 Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde doçent olmuş,1978-1987 yılları arasında Doçent olarak Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünde akademisyenlik yapmış,1988 yılında Ege Üniversitesinde profesör olmuş, bu üniversitede çalışmalarına devam etmiş binlerce öğrenci yetiştirmiş ve eserler üretmiştir.
Prof. Dr. Ahmet Arslan, 2011 yılında Ege Üniversitesinden emekliye ayrılmış, bilimsel çalışmalarına emekliliğinde de devam etmiştir.
Arslan, 1979 yılında Ege Üniversitesinde o zamanki adıyla Sosyal Bilimler Fakültesi olan Edebiyat Fakültesinde Felsefe bölümünü kurmuştur. Ahmet Arslan Arapça, Fransızca, İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bu dillerden ve felsefenin çeşitli alanlarına ait çok sayıda çeviri eseri bulunmaktadır.
Prof. Dr. Ahmet Arslan’ın uzmanlık sahası Antikçağ Yunan Felsefesi, Ortaçağ İslam Felsefesi, Osmanlı Kelam Düşüncesidir ve bu alanlarda çok sayıda eseri vardır.
Ahmet Arslan’ın Yayınlanmış Kitapları
Kemalpaşazade’nin Tehafüt Haşiyesi, Haşiye Ala Tehafüt Tahlili, İbn Haldun, Felsefeye Giriş, İslam Felsefesi Üzerine, İslam, Demokrasi ve Türkiye, İlkçağ Felsefe Tarihi, Metafizik (Aristoteles’den Çeviri), Erken İslam’da Mizah (Rosenthal’den Çeviri), Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi, İdeal Devlet (Farabi’den Çeviri), İlimlerin Sayımı, Mutluluğun Kazanılması(Tahsilus-Seda), Felsefe Ders Kitabı, İslam Hümanizmi (Goodman’dan Çeviri), İlkçağ Felsefe Tarihi 2, İlkçağ Felsefe Tarihi 3, Aristoteles, İkçağ Felsefe Tarihi 4, Hellenistik Dönem Felsefesi, Epikurosçular, Stoacılar, Septikler, İlkçağ Felsefe Tarihi 5, Plotinos, Yeni Platoncular ve Erken Dönem Hristiyan Felsefesi
Ahmet Arslan’ın Yazmış olduğu Makaleler ve Sunmuş Olduğu Bildiriler
Yunan Tarzında Felsefe veya Saf Felsefe Geleneği, Tanzimat ve Meşrutiyetler, Aydınlar, Entelektüel ve Müminler, Tevfik Fikret ve Din, İslam, Democracy and Turkey, İslam, Demokrasi ve Türkiye, İnsan Hakları ve İslam, Türk Laikliği ve Geleceği Üzerine Bazı Düşünceler, İslam Felsefesinin Özgünlüğü Sorunu, La Conception de la Logique chez Aristote et İbn Khaldoun, Aydınlanma, Aristoteles ve İbni Haldun’un Mantık Anlayışları, İbni Sina ve Spinoza, Seminer Felsefe, İbni Sina’nın Felsefesi ve Düşünce Tarihindeki Yeri, Cumhuriyet Sonrası Türk Felsefe Hayatıyla İlgili Bazı Gözlem ve Değerlendirmeler, Büyük Çeviri Hareketleri ve Dünya Edebiyatından Tercümeler Dizisi, İslam ve Demokrasi Açısından Eşitlik, Kur’an İlahi Sıfatlar ve Hoşgörü,Çağdaş bir Müslüman Düşünürü ve Filozofu Nasıl Olmalıdır?, İbni Sina ve Spinoza’da Felsefe Din İlişkileri, Uluslararası Katılımlı Bilim Din ve Felsefe Tarihinde Harran Okulu Sempozyumu