Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi

0

Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi, Birleşmiş Milletler tarafından hedeflenen toplumsal ve ekonomik gelişmeleri gerçekleştirmek üzere 11 Aralık 1969 tarihinde ilan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı-UNDP

 Birleşmiş Milletler Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesi 

Genel Kurul;

Birleşmiş Milletler Üyelerinin, Antlaşmayla daha iyi bir yaşam düzeyi, tam çalışma ve ekonomik ve toplumsal gelişme ve kalkınmayı güdülemek üzere örgütle işbirliği içinde birlikte ve ayrı ayrı eylemde bulunma sözü verdiklerini anımsayarak,

Sözü edilen Antlaşmada ilan edilen insan haklarına ve temel özgürlüklere ve barışa, insan kişiliğinin onur ve değerine ve toplumsal adalete inancını yeniden belirterek,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmeleri, Çocuk Hakları Bildirgesi, Sömürge Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Tanıma Bildirgesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesi, Gençlerde Barış İdealleri ve Uluslararası Saygı ve Anlayış Geliştirme Bildirgesi, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesiyle Birleşmiş Milletler Kararlarının ilkelerini anımsayarak,

Uluslararası Çalışma Örgütünün, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün, Dünya Sağlık Örgütünün, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonunun ve öteki ilgili örgütlerin anayasaları, sözleşmeleri, tavsiyeleri ve kararlarında toplumsal gelişme konusunda konmuş standartları anımsayarak,

İnsanın beklentilerini ancak adil bir toplumsal düzende tam gerçekleştirebileceğine ve buna bağlı olarak her yerde toplumsal ve ekonomik gelişmeyi hızlandırmanın temel önem taşıdığına ve böylece Uluslararası barış ve dayanışmaya katkıda bulunacağına inanarak,

Bir yandan Uluslararası barış ve güvenliğin, öte yandan toplumsal gelişme ve ekonomik kalkınmanın yakından ilişkili olup birbirini etkilediğinin bilincinde olarak,

Toplumsal kalkınmanın, toplumsal, ekonomik ya da siyasal sistemleri değişik Devletler arasında; barış içinde birlikte yaşama, dostça ilişkiler ve işbirliği yoluyla gerçekleştirebileceğine inanarak,

Daha geniş bir büyüme ve değişme süreci içinde ekonomik ve toplumsal kalkınmanın birbirine bağlılığını ve aynı zamanda kalkınmanın tüm toplumsal yönlerinin her aşamasını tam hesaba katan, bütünlemiş bir kalkınma stratejisinin önemini vurgulayarak,

Devletlerin ve Uluslararası topluluğun çabalarına karşın dünyanın toplumsal durumu içinde ulaşılan gelişmenin yetersizliğinden üzüntü duyarak,

Gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarında başlıca sorumluluğun kendilerine düştüğünü ve ekonomik bakımdan daha gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanlar arasındaki yaşam standartları farkını azaltmak ve sonunda kapamak gereksinmesi ve bu amaçla Üye Devletlerin tüm dünyada toplumsal kalkınmayı özendirmek ve özellikle ekonomik büyümelerini hızlandırmak amacıyla gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak üzere iç ve dış politikalar izleme sorumlulukları tanıyarak,

Silahlanmaya ayrılan çatışma ve yıkımlarla boşa harcanan kaynakların barış ve toplumsal gelişme işlerine ayrılmasının ivediliğine inanarak,

Bilim ve teknolojinin, tüm insanlığın ortak gereksinmelerinin karşılanmasında yapacağı katkının bilincinde olarak,

Tüm Devletlerin ve Uluslararası örgütlerin ana çabasının tüm kötülükleri ve toplumsal gelişme engellerini, özellikle eşitsizlik, sömürü, savaş, sömürgecilik ve ırkçılık gibi kötülükleri toplum yaşamından çıkarmak olduğuna inanarak,

Tüm insanlığın bu hedefler doğrultusunda özendirilmesi ve bunların gerçekleştirilmesi için tüm engellerin aşılması isteğiyle,

Bu Toplumsal Gelişme ve Kalkınma Bildirgesini açıkça ilan ederek ulusal ve Uluslararası etkinlikleri bu Bildirgeyi toplumsal kalkınma politikalarının ortak temeli saymaya çağırır.

BÖLÜM I
İLKELER
Madde 1

Tüm halkların ve tüm insanların, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, uyrukluk, etnik köken, aile ya da toplumsal statü ya da siyasal ya da başka bir inanç ayrımı gözetilmeksizin, onur ve özgürlük içinde yaşama ve toplumsal gelişme ürünlerinden yararlanma hakkı ve gelişmede kendilerine düşen katkıda bulunma ödevi vardır.

Madde 2

Toplumsal gelişme ve kalkınma, insan kişiliğinin onur ve değerine saygı temeline dayanmalı ve insan haklarının ve toplumsal adaletin gelişmesini güvenceye almalıdır.

Bu ilke,

  1.  Nazizm ve kurumlaşmış ırk ayrımcılığı (apartheid) dahil, her türlü eşitsizlik, sömürü, sömürgecilik ve ırkçılık biçimlerinin ve Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı tüm öteki politika ve ideolojilerin en kısa sürede ve kesinlikle ortadan kaldırılmasını;
  2.  Kişisel ve siyasal hakların yanısıra herhangi bir ayrım gözetilmeksizin; ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların tanınmasını ve etkin bir biçimde uygulanmasını, gerektirir.
Madde 3

Toplumsal gelişme ve kalkınmanın temel koşulları,

  1.  Hakların kendi yazgılarını belirleme hakkına dayalı ulusal bağımsızlık;
  2.  Devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi;
  3.  Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı;
  4.  Her ulusun kendi doğal zenginlik ve kaynakları üzerindeki sürekli egemenliği,
  5.  Her Devletin ve kendisini ilgilendirdiği kadarıyla her ulus ve halkın kendi toplumsal kalkınma hedeflerini özgürce belirlemesi, kendi önceliklerini saptaması ve Birleşmiş Milletler Antlaşması ilkelerine uygun olmak üzere herhangi bir dıştan karışma olmaksızın bunu başarma yol ve yöntemlerini kararlaştırması hak ve sorumluluğu;
  6.  Toplumsal, ekonomik ya da siyasal sistemlerine bakılmaksızın Devletler arasında barış içinde birlikte yaşama, dostça ilişkiler ve işbirliğinin geliştirilmesidir.
Madde 4

Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin, özellikle çocuk ve gençlerin doğal çevresini oluşturan aile, topluluk içinde sorumluluğunu tam anlamıyla üstlenebilecek biçimde yardım görerek korunur. Ana-babaların, özellikle çocukların sayısın ve zamanını özgürce ve sorumluluk duygusuyla belirleme hakkı vardır.

Madde 5

Toplumsal gelişme ve kalkınma, insan kaynaklarının tam kullanılmasını gerektirir.

Bu gereksinim, özellikle,

  1.  Aydınlanmış bir kamuoyu ortamında yaratıcı girişimin özendirilmesini;
  2.  Bireylerin tüm toplumdaki değişmeler konusunda bilgilendirilmesi amacıyla ulusal ve Uluslararası bilgilerin yayılmasını;
  3.  Toplumun tüm üyelerinin, bireysel olarak ya da örgütler yoluyla İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan temel özgürlüklere tam saygıyla ortak kalkınma hedeflerinin tanımlanması ve başarılmasına etkin katılımını;
  4.  Etkin biçimde bütünleşmiş toplumun yaratılması için halkın avantajsız ve marjinal kesimlerine toplumsal ve ekonomik kalkınmada eşit fırsatlar sağlanmasını içerir.
Madde 6

Toplumsal kalkınma, herkesin çalışma ve işini özgürce seçme hakkının güvenceye alınmasını gerektirir.

Toplumsal gelişme ve kalkınma, toplumun tüm üyelerinin verimli ve toplumsal bakımdan yararlı çalışmaya katılmasını ve insan hakları ve temel özgürlüklere ve adalet ve mülkiyetin toplumsal işlevi ilkelerine uygun olarak ve insanın herhangi biçimde sömürülmesini önleyen, herkese eşit mülkiyet hakkı tanıyan ve insanlar arasında gerçek bir eşitliğe yol açacak koşullar yaratan toprak ve üretim araçları mülkiyet biçimlerinin kurulmasını gerektirir.

Madde 7

Ulusal gelir ve zenginliğin hızla büyümesi ve bunların toplumun tüm üyeleri arasında eşitlikçi dağılımı, tüm toplumsal gelişme için temeldir ve bu nedenle her Devlet ve Hükümetin hedeflerinin başında yer almalıdır.

Gelişmekte olan ülkelerin, öteki etkenlerin yanısıra, elverişli ticaret koşulları ve bu ülkelerin ürünlerini pazarladığı fiyatların eşitlikçi ve kazançlı olmasıyla sağlanacak Uluslararası ticaretteki yerinin iyileşmesi; ulusal gelirin artmasını sağlamak ve toplumsal kalkınmayı ilerletmek için zorunludur.

Madde 8

Her hükümetin, halkının toplumsal gelişme ve refahını sağlama, kapsayıcı kalkınma planlarının bir parçası olarak toplumsal kalkınma önlemlerini planlama tüm ulusal çabaları bu amaç yönünde özendirme, eşgüdümleme, bütünleme ve toplumsal yapıda zorunlu değişmeleri başlatma baş ödevi ve son sorumluluğudur. Toplumsal kalkınma önlemlerinin planlanmasında, gelişmekte olan ve gelişmiş alanların kent ve kır alanlarının gereksinmelerindeki değişiklik gereğince gözönüne alınır.

Madde 9

Toplumsal gelişme ve kalkınma, halkların yaşam düzeylerini yükseltmek üzere girişilen ulusal çabaları uyumlu bir Uluslararası eylemle tamamlayacak olan Uluslararası topluluğun ortak ilgi konusudur.

Toplumsal gelişme ve ekonomik büyüme, uzay, deniz yatağı, okyanus tabanı ve onun altı gibi çevre alanlarının, ulusal yargı yetkisinin dışında, özellikle barışçı amaçlarla ve tüm insanlığın yararına ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaçları ve ilkelerine uygun olarak bulunması, korunması kullanılması ve işletilmesinde tüm ulusların ortak çıkarını tanımayı gerektirir.

BÖLÜM II
HEDEFLER

Toplumsal gelişme ve kalkınma, toplumun tüm üyelerinin maddi ve manevi yaşam standardını sürekli yükseltmeyi amaçlar. Bu amaca insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı ve uygunluk içinde ve aşağıdaki ana hedeflere ulaşarak varılır.

Madde 10
  1.  Her düzeyde çalışma hakkının ve herkesin sendika ve işçi dernekleri kurma ve toplu pazarlık yapma hakkının tanınması; tam verimli çalışmanın güdülenmesi ve işsizlik ve az çalışmanın ortadan kaldırılması; herhangi bir ayrım yapılmaksızın çalışanların adil ücretlendirilmesi ve saygın bir yaşam standardını güvenceye almaya yeterli düzeyde bir en az ücret sağlanması ve tüketicinin korunması;
  2.  Açlık ve kötü beslenmenin ortadan kaldırılması ve yeterli beslenme hakkının güvenceye bağlanması;
  3.  Yoksulluğun ortadan kaldırılması; yaşam düzeylerinde sürekli iyileşmenin ve adil ve eşitlik sağlayan bir gelir dağılımının sağlanması;
  4.  Tüm halk için, en yüksek sağlık standartlarının sağlanması ve elden geldiğince ücretsiz sağlık korumasının gerçekleştirilmesi;
  5.  Okuma yazma bilmezliğinin kökünün kazınması ve eğitim ve öğretimden herkesin yararlanması, ilköğretim aşamasında ücretsiz ve zorunlu eğitimle tüm düzeylerde ücretsiz eğitim hakkının sağlanması; yaşam boyu eğitimin genel düzeyinin yükseltilmesi;
  6.  Herkes için, özellikle düşük gelir grupları ve geniş aileler için yeterli konut ve topluluk hizmetlerinin sağlanması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma, bildirgesi yine aşağıdaki hedefleri ulaşmayı amaçlar:

Madde 11
  1.  Yaygın toplumsal güvenlik sistemleri ve toplumsal yardım hizmetlerinin sağlanması; hastalık özür ve yaşlılık nedeniyle geçici ya da sürekli olarak geçimini sağlayamayan herkese kendileri, aileleri ve bağımlı kimseleri için uygun bir yaşam standardı sağlamak üzere toplumsal güvenlik ve sigorta sistemlerinin kurulması ve geliştirilmesi;
  2.  Ana ve çocuğun haklarının korunması; çocukların yetiştirilmesiyle sağlıklarına ilgi; kadınların ve özellikle gebelik ve çocuğun bakımı sırasında çalışan annelerin ve kazançlarıyla ailenin geçimini sağlayan kadınların sağlık ve refahını koruma önlemlerinin alınması; kadınlara işini ve ücretini yitirmeksizin gebelik ve analık izni ve ödentilerin verilmesinin sağlanması;
  3.  Çocukların, yaşlıların ve özürlülerin haklarının korunması ve refahının sağlanması; bedensel ve zihinsel özürlülerin korunması;
  4.  Gençlerin, adalet ve barış idealleri, halklar arasında karşılıklı saygı ve anlayışla eğitilmesi ve gençler arasında bu ideal ve anlayışın geliştirilmesi; gençlerin ulusal kalkınma sürecine tam katılımının özendirilmesi;
  5.  Suçluluğa karşı toplumsal korunma önlemlerinin alınması ve suçluluğa ve özellikle gençlerin suçluluğuna yol açan koşulların ortadan kaldırılması;
  6.  Tüm bireylerin, herhangi bir ayrım yapılmaksızın haklarının ve yükümlülüklerinin bilincinde olmasını ve haklarını kullanırken ve korurken gerekli yardımı görmesinin güvenceye bağlanması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma bildirgesi, aşağıda ana hedefleri gerçekleştirmeyi de amaçlar;

Madde 12
  1.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızlı ve sağlam toplumsal ve ekonomik kalkınma koşullarının yaratılması; Uluslararası ekonomik ilişkilerin değişmesi; fırsat eşitliğinin bir ulusu oluşturan bireyler kadar uluslar için de bir hak olduğu yeni ve etkin Uluslararası işbirliği yöntemlerinin geliştirilmesi;
  2.  Her türlü ayrımcılığın ve sömürünün Birleşmiş Milletler Antlaşmasının amaçları ve ilkelerine aykırı tüm öteki uygulama ve ideolojilerin ortadan kaldırılması;
  3.  Her ülke halkına kendi doğal kaynaklarından tam yararlanma olanağı sağlamak üzere; her türlü yabancı ekonomik sömürünün, özellikle Uluslararası tekellerce uygulanan sömürünün ortadan kaldırılması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma bildirgesi, son olarak aşağıdaki ana hedeflere varmayı amaçlar:

Madde 13
  1.  Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından eşitlikçi olarak paylaşılması ve toplumsal kalkınma yolunda bilim ve teknoloji kullanımının giderek artması;
  2.  İnsanlığın bilimsel, teknolojik ve maddi gelişmesiyle düşünsel, manevi, kültürel ve ahlaki ilerlemesi arasında uyumlu bir dengenin kurulması;
  3.  İnsan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi.
BÖLÜM III
YOL VE YÖNTEMLER

Bu bildirgede öne sürülen ilkeler temeli üzerinde, toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi, aşağıdaki yol ve yöntemlere özel bir önem verilerek ulusal ve Uluslararası etkinlikler aracılığıyla gerekli kaynakların harekete geçirilmesini öngörür:

Madde 14
  1.  Toplumsal gelişme ve kalkınmanın, dengeli bir toplu kalkınma planının ayrılmaz bir parçası olarak planlanması;
  2.  Gerektiğinde toplumsal politika ve programların tasarlanarak uygulamaya konması için ulusal sistemlerin oluşturulması ve değişik bölgesel koşul ve gereksinmeleri, özellikle ülkenin öteki kesimlerine göre daha az avantajlı ya da daha az gelişmiş bölgelerin kalkınması gözönünde bulundurularak ilgili ülkelerce planlı bölgesel kalkınmaların güdülenmesi;
  3.  Başta toplumsal kalkınma programlarının planlanması ve uygulanmasında kullanılacak karşılaştırmalı Uluslararası araştırmalar olmak üzere, temel ve uygulamalı araştırmaların geliştirilmesi.
Madde 15
  1.  Toplumun tüm üyelerinin gereğinde ekonomik ve toplumsal kalkınma alanındaki ulusal plan ve programların hazırlanması ve uygulanmasına etkin katılımının sağlanması için önlemelerin benimsenmesi:
  2.  Ulusal resmi organlar, resmi olmayan örgütler, kooperatifler, kırsal örgütler, işçi ve işveren örgütleri ve kadın ve gençlik örgütleri aracılığıyla, tam olarak bütünleşmiş bir ulusal topluma ulaşarak ve toplumsal hareketlilik sürecini hızlandırmak ve demokratik sistemi güçlendirmek üzere toplumsal ve ekonomik gelişme ve toplum kalkınması amacıyla ulusal ve bölgesel planlar gibi yöntemlere başvurarak halkın ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal yaşama giderek daha yüksek düzeyde katılımı için önlemlerin alınması;
  3.  Toplumsal gelişme ve kalkınma ilke ve hedeflerinin desteklenmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyunun hareket geçirilmesi;
  4.  Halkın, tüm toplumda değişen koşulların bilincine varmasını sağlamak ve tüketiciyi eğitmek için ulusal ve Uluslararası düzeyde toplumsal bilgilerin yayılması.
Madde 16
  1.  Tüm ulusal kaynakların en üst düzeyde harekete geçirilmesi ve rasyonel ve etkin kullanılmaları; toplumsal ve ekonomik alanlarda verimli yatırımların artması ve hızlandırılması ve çalışmanın özendirilmesi; toplumun kalkınma sürecine yönlendirilmesi;
  2.  Toplumsal gelişmeyi güdülemek üzere gelirin eşitlikçi dağılımı ve yeniden dağılımı için bir araç olarak; ötekilerin yanısıra, mali sistem ve kamu harcamalarını kullanarak ulusal gelirin eşitlikçi dağılımının başarılması;
  3.  Gelişmekte olan ülkelerden ekonomik ve toplumsal kalkınmalarına zarar verecek biçimde dışa sermaye akımının önlenmesini amaçlayan tedbirlerin alınması.
Madde 17
  1.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde tüm halkın yararına olmak üzere toplumsal yönleri yeterince gözönüne alınarak endüstrileşme sürecini hızlandıracak önlemlerin benimsenmesi; endüstri kesiminin kesintisiz ve çeşitlenmiş büyümesi için yeterli bir örgütlenmenin ve yasal çerçevenin geliştirilmesi; otomasyon dahil kentsel gelişme ve endüstrileşmeden doğabilecek olumsuz toplumsal etkilerin üstesinden gelebilmek için önlemlerin alınması; kırsal ve kentsel kalkınma arasında uygun bir dengenin kurulması ve özellikle, başta büyük endüstri merkezlerinde olmak üzere daha sağlıklı yaşam koşullarını amaçlayan önlemlere başvurulması;
  2.  Kentleşme ve kentsel kalkınma sorunlarını çözümleyecek bütünlemiş bir planlama;
  3.  Kır halkının yaşam düzeyini yükseltmek ve dengeli bir ulusal kalkınmayla toplumsal gelişmeyi güdüleyecek biçimde kent-kır ilişkisini ve nüfus dağılımını düzenlemek üzere kapsayıcı kırsal kalkınma tasarımları;
  4.  Toprağın toplum yararına  kullanılmasını gereğince gözetmek üzere önlemlerin alınması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin başarılması yine aşağıdaki yol ve yöntemlerin uygulanmasını gerektirir.

Madde 18
  1.  Herkes için sadece siyasal ve kişisel hakların değil, aynı zamanda herhangi bir ayrım yapılmaksızın ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların tam gerçekleşmesini sağlamak üzere uygun yasal, yönetsel ve öteki önlemlerin alınması;
  2.  Her türlü ayrımcılığın ve sömürünün kaldırılması için gerekli olan ve toprak mülkiyeti ve kullanımının toplumsal adalet ve ekonomik kalkınma hedeflerine en iyi katkıda bulunabileceği bir toprak reformu dahil, ekonomik ve toplumsal gelişme düzeyinin yükselmesini sağlayacak değişmenin güdülenmesi ve demokratik temele dayalı toplumsal ve kurumsal reformların hızlandırılması,
  3.  Yeterli ve iyi dengelenmiş besin sunumunu ve tüm halk kesimleri arasında eşitlikçi dağılımını ve beslenme standartlarının iyileşmesini sağlamak üzere, ötekilerin yanısıra, demokratik bir tarım reformunun uygulanması yoluyla tarımsal üretimin artırılıp çeşitlendirilmesi için önlemelerin benimsenmesi;
  4.  Hükümetin katkısıyla kırsal ve kentsel alanlarda düşük maliyetli konut programlarını başlatacak önlemlerin alınması;
  5.  Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ulaştırma ve iletişim sisteminin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması.
Madde 19
  1.  Tüm halka ücretsiz sağlık hizmetlerinin ve herkese koruyucu sağlık yardımlarının sağlanması,
  2.  Kapsayıcı toplumsal güvenlik sistemleri ve toplumsal yardım hizmet programları uygulanması ve verilen hizmetlerin iyileştirilmesi ve eşgüdümlenmesi amacıyla yasal önlemler alınması ve yönetsel düzenlemelerin yapılması;
  3.  Uluslararası Çalışma Örgütünün 97. Nolu Sözleşmesinin ve göçmen işçilere ilişkin uluslararası belgelerin hükümleri uyarınca göçmen işçilere ve ailelerine toplumsal yardım hizmetlerinin sağlanması için önlemlerin alınması;
  4.  Zihinsel ya da bedensel olarak özürlü kimselerin, özellikle çocukların ve gençlerin, olabildiğince tam yararlı toplum üyeleri olabilmelerine olanak verecek biçimde topluma kazandırılmaları için uygun önlemlerin alınması ve bu önlemlerin teknik uyarlama, eğitim, mesleksel ve toplumsal kılavuzluk ve uygun yerleştirme ve öteki gerekli yardımları içermesi ve özürlülerin özürlerinden ötürü ayrımcılık konusu olmayacağı toplumsal koşulların yaratılması.
Madde 20
  1.  Tam demokratik sendika özgürlüğünün; toplu pazarlık ve grev hakkı dahil tüm işçilere örgütlenme özgürlüğünün sağlanması; çalışanların başka örgütler oluşturma haklarının tanınması; sendikaların ekonomik ve toplumsal kalkınmaya daha geniş ölçüde katılmaları; tüm sendika üyelerinin çıkarlarını ilgilendiren ekonomik ve toplumsal konuların karara bağlanmasında etkin katılımının sağlanması;
  2.  Uygun teknolojik ve yasal önlemlerle işçiler için sağlık ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi ve çalışma süresinin sınırlandırılması dahil bu önlemlerin uygulanması için maddi önkoşulların hazırlanması;
  3.  Uyumlu çalışma ilişkilerinin gelişmesi için uygun önlemlerin benimsenmesi.
Madde 21
  1.  Toplumsal kalkınma ve toplu kalkınma plan ve politikaları için gerekli yönetsel, uygulamacı, mesleksel ve teknik personel dahil ulusal personel ve kadroların yetiştirilmesi;
  2.  Her düzeyde ücretsiz sağlanacak genel, mesleki ve teknik eğitimin ve yetiştirme ve yeniden yetiştirmenin genişletilmesini ve geliştirilmesini hızlandırmak için önlemler alınması:
  3.  Genel eğitim düzeyinin yükseltilmesi, ulusal bilişim araçlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması ve bunların tüm halkın sürekli eğitilmesi ve toplumsal kalkınma etkinliklerine katılımını özendirme yönünde akılcı ve tam kullanılması; boş zamanların, özellikle çocukların ve gençlerin boş zamanlarının yapıcı değerlendirilmesi;
  4.  “Beyin göçü”nü önlemek ve olumsuz etkilerinin önünü almak için ulusal ve Uluslararası politika ve önlemlerin saptanması.
Madde 22
  1.  Toplumun temel birimi olan ailenin ana işlevlerini güçlendirmeyi amaçlayan politika ve önlemelerin geliştirilmesi ve eşgüdümlenmesi;
  2.  Gerektiğinde ulusal nüfus politikaları çerçevesinde ve personelin eğitim ve yetiştirilmesi dahil toplumsal sağlık hizmetlerinin kapsamı içinde nüfus alanında programların saptanması ve uygulanması ve ailelerin çocuk sayılarını ve zamanını özgürce ve sorumluluk duygusuyla belirleme haklarını kullanabilmeleri için gerekli bilgi ve olanakla donatılması;
  3.  Çocuklar ve çalışan ana-babalar yararına uygun çocuk bakım kolaylıklarının oluşturulması.

Toplumsal gelişme ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi son olarak aşağıdaki yol ve yöntemlerin uygulanmasını gerektirir.

Madde 23
  1.  Gelişmekte olan ülkeler için Birleşmiş Milletler Kalkınma politikası çerçevesinde büyüme hızlarının yeterli ölçüde artırılmasını sağlayacak ekonomik büyüme hızı hedeflerinin saptanması;
  2.  Daha elverişli koşullarda daha çok yardım sağlanması; ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin pazar fiyatlarıyla brüt ulusal gelirin %1’i tutarında bir yardım hacmine ulaşılması; gelişmekte olan ülkelere verilen borçların, faiz oranlarının düşürülerek ve ödenme sürelerinin uzatılarak koşullarının hafifletilmesi ve bu gibi dış borçların herhangi bir siyasal düşünceye dayanmaksızın sadece toplumsal ve ekonomik ölçülere göre dağıtılmasının sağlanması;
  3.  Olabildiğince büyük ölçüde ve elverişli koşullarla iki yanlı ya da çok yanlı teknik, mali ve maddi yardım sağlanması ve ulusal kalkınma planlarının toplumsal hedeflerine ulaşmak için Uluslararası yardım alanında eşgüdümün geliştirilmesi;
  4.  Gelişmekte olan ülkelere ulusal kaynaklarından tam yararlanmaları olanağı sağlamak amacıyla bu ülkelerin ulusal kaynaklarını ve doğal zenginliklerini doğrudan kullanmalarını kolaylaştırmak üzere elverişli koşullarla teknik, mali ve maddi yardımın sağlanması;
  5.  Uluslararası ticaretin eşitlik ve yansızlık ilkelerine dayalı olarak genişlemesi ve Uluslararası ticarette eşitlikçi ticaret koşulları, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere dışsatımı için karşılık ve ayrım gözetmeyen genel bir öncelikler sistemiyle genel ve kapsayıcı ticaret sözleşmelerinin yapılması ve uygulanması ve Uluslararası kuruluşlar eliyle yeterli tampon stoklarının finansmanı yoluyla gelişmekte olan ülkelerin durumunun iyileştirilmesi.
Madde 24
  1.  Toplumsal gelişme ve kalkınmaya ilişkin haber, bilgi ve deneyimlerin Uluslararası değişimini sağlamak üzere Uluslararası işbirliğinin yoğunlaştırılması;
  2.  Değişik ekonomik ve toplumsal sistemleri olan ve değişik kalkınma düzeylerinde bulunan ülkelerin, karşılıklı çıkar ve ulusal egemenliğe kesin uygunluk ve saygı temeli üzerinde olanaklı en geniş Uluslararası teknik, bilimsel ve kültürel işbirliği ve karşılıklı deneyim alış-verişinin gerçekleştirilmesi;
  3.  Toplumsal ve ekonomik kalkınma için bilim ve teknolojinin giderek daha büyük ölçüde kullanılması; gelişmekte olan ülkelere uygulama bilgisi ve patent dahil, teknoloji aktarılması ve değişimi için düzenlemelerin yapılması.
Madde 25
  1.  İnsan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde yasal ve yönetsel önlemlerin alınması;
  2.  Uygun uluslararası rejimler uyarınca, dış uzay ve deniz yatağı ve okyanus tabanı ve onun altı gibi çevre alanların kaynaklarının, ulusal yargı yetkisi aşılarak, coğrafi konumuna bakılmaksızın ve gelişmekte olan ülkelerin çıkar ve gereksinmeleri özellikle gözönüne alınarak her ülkede ekonomik ve toplumsal gelişme ve kalkınmanın başarılmasında ulusal kaynaklara destek olmak üzere kullanılması ve işletilmesi.
Madde 26

Nitelikçe ister toplumsal, ister ekonomik olsun, bir saldıran tarafından bir saldırı ya da bir ülkenin yasadışı işgali sonucu, giderme ve onarma dahil, doğan zararların karşılanması.

Madde 27
  1.  Genel ve tam silahsızlanmanın başarılması ve giderek özgür kalan kaynakların her yerde halkın refahına ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin yararına ekonomik ve toplumsal gelişmeye yöneltilmesi;
  2.  Öteki önlemlerin yanısıra, nükleer silahların denenmesinin tam yasaklanması, kimyasal ve bakteriyolojik (biyolojik) silahların geliştirilmesi, üretilmesi ve stoklanmasının yasaklanması ve okyanuslarla iç suların nükleer artıklarla kirlenmesinin önlenmesi dahil, silahsızlanmaya katkıda bulunacak önlemlerin benimsenmesi.

*Bkz: Coşkun Can Aktan  vd. (Ed.) Haklar ve Özgürlükler Antolojisi, Ankara: Hak-İş Yayınları, 2000.

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler

1

Hukuk Dışı Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler, Birleşmiş Milletler tarafından 24 Mayıs 1989 tarihinde ilan edilmiştir. 

Önleme
  1. Devletler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları kanunla yasaklar; bu tür infazların ceza kanununa göre suç olarak düzenlenmesini ve bu suçun ağırlığını dikkate alan gerekli cezalar ile cezalandırılmasını sağlar. Savaş durumu veya savaş tehdidi, iç siyasal istikrarsızlık veya her hangi bir olağanüstü durum gibi istisnai şartlar, bu tür infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. İç silahlı çatışma durumunda, kamu görevlileri tarafından veya resmi sıfatla hareket eden başka kimseler tarafından veya resmi görevlilerin teşviki veya rızası veya muvafakati ile hareket eden kimseler tarafından aşırı veya yasadışı zor kullanıldığı durumlarda, ve ölümle sonuçlanan nezaret altındaki durumlarda, veya bu durumların dışında da başka hiç bir hal ve şart altında bu tür bir infaz yapılamaz. Bu yasak, hükümet makamları tarafından verilen emir ve talimatlardan da üstündür.
  2. Hükümetler hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazları önlemek için yakalama, gözaltına alma, gözaltında tutma, nezarete alma ve hapsetmeden sorumlu olan, ve ayrıca zor ve silah kullanma yetkisine sahip olan kamu görevlileri üzerinde bir dizi açık talimatlar vermek de dahil, sıkı bir denetim uygular.
  3. Üst düzey görevlilerin veya kamu makamlarının bu tür hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infaz için başkalarını yetkilendiren veya teşvik eden emirler vermeleri Hükümetler tarafından yasaklanır. Herkesin bu tür emirleri reddetme hakkı ve ödevi vardır. Kanun adamları eğitilirken yukarıdaki hükümler üzerinde önemle durulur.
  4. Öldürülme tehdidi alan kişiler de dahil, Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz tehlikesi ile karşılaşan kişilere ve gruplara yargısal veya başka yöntemlerle etkili koruma sağlanır.
  5. Bir kimsenin iradesi hilafına bir ülkeye geri gönderildiği veya iade edildiği takdirde hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağduru olabileceğine inanmak için maddi nedenler bulunması halinde, o ülkeye gönderilemez veya iade edilemez.
  6. Hükümetler, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin resmi binalardaki nezaret yerlerinde tutulmalarını ve bu kişilerin nezaretleri ve nerede oldukları, ayrıca nakilleri hakkında hemen yakınlarına ve avukatlarına veya güvenilebilecek diğer kimselere doğru bilgilerin verilmesini sağlar.
  7. Yetkili müfettişler veya buna eşdeğerde bağımsız görevliler sağlık personeli ile birlikte nezaret yerlerinde düzenli olarak teftiş yaparlar; bu müfettişler tam bağımsızlık güvencelerine sahip olarak bu görevlerini yerine getirirken önceden haber vermeksizin kendiliklerinden teftiş yapmaya da yetkilidirler. Müfettişler hiç bir sınırlamaya tabi olmaksızın, nezaret yerlerinde bulunan herkese ve bu kişilerle ilgili kayıtlara ulaşabilirler.
  8. Hükümetler diplomatik görüşmeler yapma, şikayetçilerin uluslararası ve yargısal organlara ulaşmalarını sağlama, kamuya açıklama yapma gibi tedbirler almak suretiyle hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların önlenmesi için her türlü çabayı gösterirler. Bu tür infaz haberlerini soruşturma ve bu tür uygulamalara karşı etkili tedbir almak için uluslararası mekanizmalar kullanılır. Kendi ülkesi üzerinde hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazların meydana geldiğine dair makul kuşkular bulunan ülkelerin Hükümetleri de dahil bütün Hükümetler, konu üzerinde bir uluslararası soruşturma yürütülmesi için tam bir işbirliği yaparlar.
Soruşturma
  1. Hukukdışı, keyfi ve kısayoldan infazdan kuşkulanılan bütün olaylarda ve ayrıca yukarıdaki şartlarda doğal olmayan bir ölümün meydana geldiğine dair yakınların şikayetçi olması veya güvenilir kaynaklardan haber alınması halinde, hemen tam ve tarafsız bir soruşturma yapılır. Hükümetler bu tür soruşturmaların yapılması için soruşturma yapacak organları ve usulleri oluştururlar. Soruşturmanın amacı ölüm nedenini, tarzını ve zamanını, bundan sorumlu olan kişiyi ve bu ölüme yol açmış olabilecek davranış veya uygulamayı belirlemektir. Soruşturma yeterli bir otopsi yapılmasını, bütün fiziksel ve belgesel delillerin toplanmasını, analizini ve tanık ifadelerini içerir. Soruşturma, bu ölümün doğal ölüm, kaza ile ölüm, adam öldürme ve intihardan hangisi olduğunu tespit eder.
  2. Soruşturma makamı, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahiptir. Etkili bir soruşturma yapabilmeleri için soruşturmayı yürüten kimselere gerekli mali imkanlar ve teknik donanım sağlanır. Soruşturmayı yapan kimseler bir infaz olayına karıştığı iddia edilen görevlileri getirtmeye ve ifade vermeye zorlama yetkisine sahiptir. Aynı yetki tanıklar için de kullanılabilir. Soruşturmayı yapanlar bu amaç için tanıklara ve olaya karıştığı iddia edilen görevlilere celpname gönderme ve ifade vermelerini isteme yetkisine sahiptirler.
  3. Yürürlükte bulunan soruşturma usullerinin uzmanlık veya tarafsızlık öngörmemesi nedeniyle veya konunun önemi karşısında veya açık bir kötüye kullanma tarzını içermesi nedeniyle yetersiz kalması halinde, ve mağdurun ailesi tarafından bu yetersizlikler konusunda veya diğer önemli nedenlerle şikayet edilmesi halinde, Hükümetler soruşturmaları bağımsız bir inceleme komisyonuna veya benzeri bir usule göre yaptırır. Bu komisyon üyeleri şahsiyetleri bakımından tarafsızlıkları, yeterlilikleri ve bağımsızlıkları ile tanınmış kişiler arasından seçilir. Komisyon üyeleri özellikle incelemeye tabi olan kurumlara, kuruluşlara veya kişilere karşı bağımsız olurlar. Komisyon, soruşturma için gerekli her türlü bilgiyi elde etme yetkisine sahip olur; ve Komisyon soruşturmayı bu Prensiplerde gösterildiği biçimde yürütür.
  4. Ölen kişinin cesedi bir doktor tarafından ve eğer mümkün ise adli tıp alanında bir patoloji uzmanı tarafından yeterli bir otopsi yapılmadıkça gömülmez. Otopsiyi yapanlar bütün soruşturma verilerine ulaşma, cesedin bulunduğu yere ve ölümün meydana geldiği düşünülen yere gitme hakkına sahiptir. Eğer ceset gömüldükten sonra bir soruşturma yapma gereği ortaya çıkmış ise, ceset otopsi yapılmak üzere hemen ve tamamen mezardan çıkarılır. Mezar açıldıktan sonra sadece iskelet kalıntılarıyla karşılaşılmış ise, bu kalıntılar dikkatlice çıkarılır ve kalıntılar üzerinde antropolojik tekniklere uygun olarak çalışılır.
  5. Ölen kişinin bedeni üzerinde otopsi yapacak kişilere tam ve doğru bir inceleme yapabilmelerine imkan verecek kadar süre tanınır. Yapılan otopsiyle en azından ölünün kimliği ve ölüm nedeni ve ölüm tarzı belirlenmeye çalışır. Ölüm zamanı ve yeri de mümkün olduğu kadar belirlenmeye çalışılır. Soruşturmanın varacağı sonuçların belgelenebilmesi ve desteklenebilmesi için ölünün ayrıntılı olarak çekilmiş renkli fotoğrafları otopsi raporuna eklenir. Otopsi raporunda işkence delili olan izler de dahil, ölüdeki bütün yaraların tasvir edilmesi zorunludur.
  6. Objektif sonuçlara varılmasını sağlamak için otopsi yapanların, potansiyel olarak olaya karışmaları mümkün kişi veya teşkilat veya kuruluşlara karşı tarafsız ve bağımsız şekilde görev yapabilmeleri zorunludur.
  7. Şikayetçiler, tanıklar ile soruşturmayı yapanlar ve onların aileleri, şiddete, tehdide veya her türlü baskıya karşı korunur. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara potansiyel olarak karışmış olmaları mümkün olan kişiler, şikayetçiler ve tanıklar ile onların ailelerinin, ve ayrıca soruşturmayı yürütenlerin üzerinde bulundukları doğrudan veya dolaylı bütün amirlik ve denetim görevlerinden alınırlar.
  8. Ölenin ailesi ve hukuki temsilcileri, muhakemenin her aşamasından ve soruşturma ile ilgili bütün bilgilerden haberdar edilirler ve bu bilgileri edinmeleri sağlanır; ayrıca bu ailenin ve hukuki temsilcilerin başka deliller sunmaya hakları vardır. Ölenin ailesinin tıp veya başka alanda yetkili bir uzmanı otopside bulundurma hakkı vardır. Ölen kimsenin kimliği tespit edildikten sonra ölüm tutanağı ailesine gönderilir ve ölenin ailesi veya yakınları derhal bilgilendirilir. Soruşturmanın tamamlanması üzerine ölenin cesedi ailesine veya yakınlarına teslim edilir.
  9. Bu soruşturmalarda uygulanan yöntem ve varılan sonuçlar hakkında makul bir süre içinde yazılı bir rapor hazırlanır. Rapor hemen kamuya açıklanır; raporda yapılan araştırmanın kapsamı, usulleri ve delilleri değerlendirmede kullanılan metotlar ile tespit edilen olaylara ve uygulanabilir olan hukuka dayanılarak ulaşılan sonuçlar ve tavsiyeler yer alır. Raporda ayrıca, meydana geldiği tespit edilen özgün olaylara ve bu tespitlerin dayanağı olan delillere ayrıntılı olarak yer verilir, ve kendilerini korumak amacıyla kimlikleri saklanan tanıklar hariç, ifade vermiş olan tanıkların adlarının yer aldığı bir liste bulunur. Hükümet makul bir süre içinde bu soruşturma raporuna ya bir karşılık verir, veya bu rapor karşısında bundan sonra yapılacak işlemleri belirtir.
Yargılama
  1. Hükümetler egemenlikleri altındaki her hangi bir bölgede hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldıkları soruşturmayla tespit edilen kimselerin adalet huzuruna çıkarılmalarını sağlar. Hükümetler bu kimseleri ya adalet huzuruna çıkarır veya bu kimseleri yargı yetkisini kullanmak isteyen diğer ülkelere iade eder. Faillerin ve mağdurların kim olduklarına ve nerede olduklarına, bunların milliyetlerine veya suçun nerede işlendiğine bakılmaksızın, bu ilke uygulanır.
  2. Yukarıdaki üçüncü Madde saklı kalmak kaydıyla, bir amirin veya bir kamu makamının verdiği emirler hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazları haklı göstermek için ileri sürülemez. Emirleri altındaki görevliler tarafından yapılan bu tür eylemleri önlemek için makul imkanlara sahip oldukları halde bunları önlemeyen amirler, memurlar veya diğer kamu görevlileri de bu eylemlerden ötürü sorumlu tutulurlar. Savaş durumu, sıkıyönetim veya olağanüstü durum da dahil hiç bir hal ve şartta hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infazlara katıldığı iddia edilen kimselere kovuşturmadan muafiyet tanınamaz.
  3. Hukukdışı, keyfi veya kısayoldan infaz mağdurlarının aileleri ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler makul bir sürede verilebilecek adil ve yeterli bir tazminat alma hakkına sahiptirler.

Hayrettin Ökçesiz

0
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, 1953 yılında Aksaray’da doğmuş, Aksaray Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştır. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Adalet Bakanlığının burslu öğrencisi olarak Federal Almanya Cumhuriyetindeki Göttingen Üniversitesi’nde sorumluluk hukuku alanında doktora yapmıştır.
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Almanya’da doktorasını tamamladıktan sonra 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak göreve başlamış, 1993 yılında doçent, 6 yıl sonra da profesör olmuştur. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesine geçerek çalışmalarına devam etmiş, profesör olarak bu üniversiteden emekli olmuştur. Ökçesiz 2013 yılı eylül ayında emekli olduktan sonra Aydın Üniversitesinde görev yapmıştır.

Ökçesiz, 2005 yılından 2015 yılında kapatılmasına kadar Cumhuriyet Gazetesi “Bilim Teknoloji” haftalık ekinde “Hukuk Politikası” adlı köşe yazıları yazmıştır. Güncel Hukuk Dergisi danışma kurulu üyesidir.

Hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanlarında telif ve çeviri çalışmalar yapmış, “Argumentum Aylık Hukuk Dergisi”nin 28. Sayısına kadar yazı işleri sorumluluğunu yürütmüştür.

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, İstanbul Barosu Yayınları tarafından düzenli olarak çıkarılan ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi- HSFA‘nın kurucusudur.

Ökçesiz, Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş uzmanıdır. Sivil İtaatsizlik isimli eserinde; sivil itaatsizliğin öncülerinin düşünceleri ve eylemleri, hukuk devletlerinde sivil itaatsizlik olayları, hukuk devletinde sivil itaatsizlik kavramının belirlenmesi ve hukuk devletinde sivil itaatsizlik olgusunun meşruluğu sorununu incelemiştir.

Ökçesiz, İstanbul Barosu Dergisinin yanı sıra birçok hukuk dergisine makaleler yazmış, hukuk ve felsefe dergilerinde görev almış, bilimsel toplantılara ve yayınlara öncülük etmiştir. Halen, yaşamakta olduğu Almanya’da, Goethe Universität Frankfurt’ta Hukuk Felsefesi Enstitüsünde konuk profesör olarak çalışmakta, akademisyenlik yanında sanatla iç içe yaşamakta, resim sergileri düzenlemekte yada sergilere eserleri ile katılmakta, Türkiye’deki dergilere makaleler yazmaya devam etmektedir.

Hayrettin Ökçesiz’in Eserleri 

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

0
Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) isimli kitapta, Cumhuriyet döneminin ilk Anayasası olan 1924 Anayasası’nın yapımında bizzat yer almış ve sonra da 1925 yılında açılan Ankara Hukuk Mektebinde Hukuk-ı Esasiye (Anayasa Hukuku) dersleri vermiş olan Ahmet Ağaoğlu’nun (1869-1939) ders notları tarihsel ve entelektüel bağlamıyla ele alınmaktadır.

Kitap ile, Ahmet Ağaoğlu’nun 1925-1926 akademik yılına ait birinci sınıf ve 1926-1927 akademik yılına ait ikinci sınıf Hukuk-ı Esasiye ders notları Osmanlıca bilmeyenlerin de istifadesine sunulmaktadır. Devletin yapısı, güçler ayrılığı, egemenlik, özgürlükler gibi temel konularda dünya hukuk sistemlerinden karşılaştırmalı örneklerle işlenmiş bu ders notları kitap olarak okurların hizmetine sunulmuş, büyük bir eksiklik giderilmiştir.

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) isimli kitapta, Ağaoğlu’nun Serbest Fırka dönemi öncesindeki hukuki görüşlerini tanıma imkanı vermektedir. Ağaoğlu’nun ders verdiği dönemler, Türkiye’de Takrir-i Sükûn dönemine denk gelmekte, okuyucular, derslerde işlenen konuların siyasal bağlamını bu dönemi dikkate alarak değerlendirmelidir.

Kitap, sözlük, kaynakça ve 1924 Anayasası (Kanun-ı Esasi Encümeni teklifi, Anayasa metni, 1945 versiyonu ve 1952 versiyonu) metniyle birlikte sunulmaktadır. Kitap yalnızca Ağaoğlu’yla ilgilenenler için değil; hukuk ve hukuk tarihi, yüksek öğretim tarihi, siyaset bilimi araştırmacıları ve nihayet erken Cumhuriyet dönemiyle ilgilenenler için de verimli bir kaynaktır.

Yrd. Doç Dr. Boğaç Erozan, Osmanlıca metinleri derlemiş, transliterasyonunu yapmış, ders notlarını tarihsel ve entelektüel bağlamıyla tartışmıştır. Erozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir.

KİTABIN İÇİNDEKİLER

Kısaltmalar

Önsöz- Neden Ahmet Ağaoğlu, Neden Hukuk-ı Esasiye Ders Notları?

Teşekkür

Metinler ve Çevrimyazı Üzerine Notlar

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1926-1927) Üzerine: Ahmet Ağaoğlu, Siyasal ve Entelektüel Bağlam

Yaklaşım: Yazar, Metin ve Bağlam

Kısa Biyografi

Ahmet Ağaoğlu’nun Hukuk-ı Esasiye Profesörlüğü: Siyasal ve Kurumsal Bağlam

Ahmet Ağaoğlu’nun Hukuk-ı Esasiye Profesörlüğü: Anayasa Hukuku Geleneği ve Entelektüel Bağlam

Hukuk-ı Esasiye Ders Notlarının İçeriği Üzerine

ÇEVRİMYAZI 1:

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları [1926] [Birinci Sınıf Hukuk-ı Esasiye Notları]

Hukuk-ı Esasiye

ÇEVRİMYAZI 2:

Hukuk-ı Esasiye Ders Notları (1927)

İkinci Sınıf Hukuk-ı Esasiye Notları

EK

1924 Anayasası

Kaynakça

Sözlük

Dizin

Ahmet Ağaoğlu’nun Eserleri
Ahmet Ağaoğlu

Ağaoğlu’nun azıp yayınlattığı eserler içindeen önemlileri olarak şu eserler zikredilir: “Şii mezhebi ve Menbeleri” (Londra, 1892), “Islam ve Ahunt” (Tinis, 1900), “İslama Göre ve islamda Kadın” (Tinis, 1901), Üç Medeniyet” (Ankara,1927), “İngiltere ve Hindistan” (Ankara, 1927), “Serbest Insanlar Ülkesinde” (Ankara, 1930), “Hukuk Tarihi” (Istanbul, 1932), “Devlet ve Fert” (İstanbul, 1932), Etrüsklerin Roma Medeniyeti Üzerine Etkilerî” (lslanbul, 1933), “Ben Neyim?” (Ankara, 1939), “Gönülsüz Olmaz” (Ankara, 1941), “Iran ve ingilabı” (Ankara, 1941), “ihtilal mi, İnkılab mı?” (Ankara, 1942), “Serbest Fırka Hatıraları” (Ankara, 1949), “Eserleri” (Bakü 1992) vb.( Kazımoğlu, 1996, 359)

İndigo Dergisi

0
İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, 2005 yılından beri yayın hayatında olan, bağımsız ve tarafsız yayıncılık anlayışını benimsemiş olan yayın kuruluşudur. Derginin yayınları, felsefe, çevre, bilim, teknoloji, kültür, sanat, edebiyat ve politika  alanında yoğunlaşmaktadır. Tiyatro, sinema ve kitaplar önemli başlıklar içermektedir.  

İndigo Dergisi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘ni benimsemekte ve yayın içeriğinde bu bildiriyi göz önünde bulunduracağını beyan etmektedir. Bu çerçevede; herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin eşitliğine ve özgürlüğüne saygılı olmayı taahhüt etmektedir. Dergi, yayınladığı haber ve yazı içeriklerinde bu bildiriyi göz önüne almaktadır.

İndigo Dergisinin internet sitesinde, 130’un üstünde sayı ve binlerce yazı yayınlanmış, her sayıda özel konular irdelenmiştir.  Derginin arşiv sayfaları tüm kullanıcılara açık şekilde internet sitesinden yayınlanmakta, internet yayıncılığında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Dergi, herhangi bir çıkar grubu, örgüt, ideoloji, politik veya dini oluşumun parçası değildir ve köşe yazarlarının yazılarının kendi özgür düşünceleri olmasını esas almaktadır.

İndigo Dergisi, kendisini aynı zamanda bir düşünce kuruluşu olarak nitelendirmekte; amacını, gidişatı ve tabuları sorgulayarak, kamuoyu oluşturmak sureti ile farkındalık yaratmak olarak açıklamaktadır. Temel değerleri, dürüst, sağduyulu, barışçıl ve sosyal sorumluluklarının bilincinde olmaktır.

İndigo Dergisi, yayıncılık ve gazetecilik sorumluluğunu benimsemekte, iletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı saymakta; Basın Konseyi tarafından oluşturulan Basın Meslek İlkeleri‘ne uymayı taahhüt etmektedir. İndigo Dergisi aynı zamanda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından oluşturulan Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi‘ni benimsemekte, yayınlarında bu bildirgeyi gözeteceğini ilan etmektedir.

İndigo Dergisinde Yayınlanan Yazıların Kategorileri

Advertorial

Alternatif Tıp

Araştırma

Arşiv

Astroloji

Beslenme

Bilim

Teknoloji

Araştırma

Çevre

Cinsellik

Çocuk

Deneme

Dış Politika

Dünya

Eğitim

Ekonomi

English

Etkinlik

Ezoterizm

Foto

Gezi Seyahat

Gündem

Hukuk

İlişkiler

İz Bırakanlar

Kadın

Kapak

Kişisel Gelişim

Kitap

Kritik

Kültür Sanat

Tiyatro

Medya

Moda

Müzik

Parapsikoloji

Politika

Psikoloji

Resim

Röportajlar

Ruhsal

Sağlık

Sektör

Sinema

Sosyal Medya

Sosyal Sorumluluk

Spor

Tarih

Tasavvuf

İstanbul

Türkiye

Video

Yaşam

iletişim - İndigo Dergisi

E-posta
editor@indigodergisi.com

Adres
İNDİGO DERGİSİ
Bağdat Caddesi No.532 Kadıköy İstanbul

Reklam iletişim
ads@indigodergisi.com

Künye

İmtiyaz Sahibi
Genel Yayın Yönetmeni
Mehmet Karaarslan

Yazı İşleri Müdürü
Hale Karaarslan

Yönetici Editör
Özgür Teker
ozgur@indigodergisi.com

Kuruluş: 01 Ekim 2005

Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu

0
Atatürk (Modern Türkiye'nin Kurucusu) Andrew Mango

Atatürk-Modern Türkiye’nin Kurucusu isimli eser Andrew Mango tarafından yazılmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin, bağımsızlığı ve varoluş yolunda Atatürk gibi bir liderle yakaladığı olağanüstü şansı irdeleyen bu kitap, onu salt lider yanıyla değil, yakın çevresi ve insan ilişkileriyle de yansıtmaktadır. Cumhuriyetin kuruluş döneminin toplumsal yapısı ve güç dengelerine de açıklık getiren kitap, Atatürk’ün karizması, zaafları, kadınlarla olan ilişkileri, dostlukları, nefretleri, iyilikleri ve hatta kıskançlıklarıyla bir insan olduğunun altını çizmektedir. ‘Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu’ isimli eser uzman bir yazarın nesnel ve objektif bir yapıtıdır. Eser, Atatürk’ün yaşamını ve mücadelesini somut olaylarla analiz etmektedir.

Atatürk-Modern Türkiye’nin Kurucusu

İstanbul doğumlu İngiliz yazar Andrew Mango, yaklaşık beş yıl süren araştırmaları sonucunda bu kapsamlı ve nesnel çalışmasını ortaya koymuştur. Bir Atatürk biyografisi olan eser aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluşunun canlı tanıklığını yansıtmaktadır. Andrew Mango ve kardeşi ünlü Bizans tarihçisi Cyril Mango, İstanbul’da büyüyen bir Levanten ve Rusya göçmeni ailenin çocuklarıdır. Andrew Mango’nun Türkçesi mükemmeldir ve bu kitapta uzun yılların birikimi bulunmaktadır. Kitap, Mustafa Kemal Atatürk hakkında hazırlanmış en kapsamlı kitaplardan biridir. Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlamak isteyenler için başucu kitabıdır. 

Andrew James Alexander Mango’nun Yaşamı
Andrew James Alexander Mango

Andrew Mango, 1926 yılında İstanbul’da doğmuştur. Yazar, İngiliz-Rus kökenli varlıklı bir ailenin üç oğlundan biridir. Mango, dil öğrenimini Londra’daki School of Oriental Studies’de Farsça ve Arapça öğrenerek geliştirmiştir. Büyük İskender olayının İslamiyet içinde yer alan biçimleri üzerine yaptığı araştırmasıyla doktorasını tamamlamıştır. Mango, 1947 yılında öğrenciyken katıldığı BBC’de on dört yıl boyunca Türkçe Yayınlar bölümünün yöneticiliğini yürütmüş, Güney Avrupa ve Fransızca Yayınlar Müdürüyken 1986 yılında emekli olmuştur. İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nde basın danışmanlığı yapmıştır. İstanbul ve Ankara’nın ardından yaşamının geri kalanını 1947 yılında taşındığı Londra’da sürdürmüş, Londra Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür.

Mango, emekliliğinden sonraki çalışmalarının neredeyse tamamını Türkiye’yle ilgili araştırmalara ayırmış, sık sık Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Mango’nun, Türkiye’yle ilgili ilk yazısı 1957 yılında Political Quarterly adlı dergide yayınlanmış, ‘Turkey: The Challenge of a New Role’ isimli kitabı 1994 yılında yayınlanmış, ‘Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu’ kitabı ise 2000 yılında yayınlanmıştır. Yazar, 6 Temmuz 2014 tarihinde yaşama veda etmiştir.

Fihi Ma Fih

0
‘Bir Gözyaşı Bir Gülümseme‘ ve anılarını içeren ‘Fîhi Mâ-Fîh/İçindekiler İçindedir

Fihi Ma Fih, Türkiye Barolar Birliği önceki başkanlarından Vedat Ahsen Coşar’ın Phoenix Yayınevi tarafından 2017 yılında basılmış anı kitabıdır. Coşar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrencilik yıllarını ve Ankara Barosu’na bağlı olarak yaptığı avukatlık mesleğine ilişkin anılarını bu kitapta yazmıştır.

Fihi Ma-Fih – Vedat Ahsen Coşar
Fihi Ma Fih için yazılmış olan önsöz şu şekildedir:

“Edebi bilgi, hele şiir bir hukukçunun kalemine bu kadar yakışır. Duygularınızla dünya arasında sadece teniniz varsa ve yaptığınız bir hatada yüzünüz kızaracak kadar erdem sahibiyseniz, hele empati yapabiliyorsanız, hayatı tamamlanacak bir proje gibi değil, doya doya yaşanacak bir zaman dilimi gibi görüyorsanız “başarılı” olmanız çok zor. Başarı için, duygusuz ve acımasız olmayı, hedef odaklı yaşamayı, herkese gülümseyen sahte bir maske takmayı dayatıyor modern zamanlar. Bir tür psikopatlık hali aslında bu. Buradan, her başarılı insanın anti sosyal kişilik bozukluğu olarak açımlanabilecek psikopatik belirtileri bir düzeyde yaşadığı sonucuna varan bir genelleme yapmak da, bütün genellemelerin ortak kaderini paylaşır ve yanlış olur.

Vedat Ahsen COŞAR, insan kalarak, hayatı duygularla, tevazuyla ve vicdanla yaşayarak, empati yaparak ve asla bir maskeye ihtiyaç duymayarak da başarılı olunabileceğini gösteren az sayıdaki istisnadan biri olmuştur benim için. … Biyografiyi, Stefan Zweig’in kalemi ile sevdim en çok. Roterdamlı Erasmus’u okurken özgür düşüncenin ne demek olduğunu anladım bir kez daha. Magellan’la birlikte yol aldım en kestirme güney geçişini keşfetmek için. Köleliğe karşı özgür düşünce için Castellio ile birlikte mücadele ettim Calvin’e karşı. Ve hayatımdaki Fouche’leri tanıdım Stefan Zweig sayesinde. Vedat Ahsen COŞAR sayesinde de, Erasmus ve Castellio ile birlikte özgür düşünceye giden en kestirme yolu bulmak için Magellan’ın kaptanlığında bir keşif yolculuğuna çıkıp, hayatımızdaki Fouche’leri bir kez daha görme olanağını buldum. Av. Murat Böbrek”

Vedat Ahsen Coşar Kitapları
Kitabın yazarı Vedat Ahsen Çoşar’ın, Barolar Birliği başkanlığından ayrıldıktan sonra yazmış olduğu Fihi Ma Fih’den bir alıntı şu şekildedir. 

“…Artık Kafka’nın küçük fablındaki adamın, atını eyerlemesini istediği hizmetçinin nereye gideceğini sorduğunda verdiği cevaptaki gibi bir yere gitmeliyim. ‘Buradan uzağa, işte hedefim.’ Zen adamları gibi bugünün, şimdinin ötesine geçmeliyim. Kendime yeni hedefler bulmalı, hayatıma yeni anlamlar katmalı, yeni heyecanlar yaşamalıyım.

Ama öyle de olsa, her şeyin geçici olduğuna, her başlangıcın bir veda, her vedanın bir başlangıç olduğuna inanan ve bunu hayatına uygulayan bir insan olarak, düne veda etmem, bugüne ve yarına merhaba demem benim için çok da zor olmadı. En sevdiğim özelliğim, en iyi yönüm de budur benim. Bir yerlere, bir şeylere takılıp kalmamaktır yani. Zamanla beraber akıp gitmektir. Geçmişe değil, hep ileriye, hep geleceğe bakmaktır. Geleceğe doğru yürümektir. Ben de öyle yaptım. ‘Yetenek takdir edilmediği yerden göçer’ diyor İbn-i Sina. Ben de takdir edilmediğim yerden göçtüm. Takdir edileceğimi umduğum yere, yerlere doğru yürümeye başladım. ‘Hayatı kaybetmekten daha büyük bir acı vardır; hayatın anlamını kaybetmek’ diyor Erich Fromm. Bundan esinlenerek ‘seçim kaybetmekten daha büyük bir acı vardır; hayatın anlamını kaybetmektir’ dedim, hayatın, hayatımın anlamını kaybetmediğim için sevindim, hayatıma yeni anlamlar, heyecanlar bulmak ve katmak için her zaman olduğu gibi geleceğe doğru yürüdüm, hala da yürüyorum.

Seçimi kaybettiğime sevindim. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde kendimi özlemiştim zira. 

‘İnsan kendini özler mi? /  Özler!’ diyor Hilmi Yavuz ve şöyle devam ediyor; ‘bizler ilinekleriz, / bizler yol sefilleriyiz… / uzakta, kendimin hayali, / bölük pörçük ve paramparça; / bir daha görse miydim? / kendine akıyor denizler… / insan kendini özler mi? / özler! nerdesin ben? / bulsam da bir mühür gibi / hayatımın eski defterinin / soluk, lekeli, özürlü, / çizgili ve saman kağıdına geçirsem / benim sanki ben şimdi ne değilsem…/ bir insana bırakılmış olan keder / ve kelimelerin kalbi… / yazmak, kelimelerin / kalbine girmektir / şiirse bir insana / bırakılmış olan keder… /  boşuna! / toplasam bir gülü ne eder? / o hiçbir şey olmayan nedir? / bir defterin büyüttüğü yazların / içinden, içinden, içinden / akan sözler mi durdu? / durur! / sen ki akşamın nasılsa kendi başına var ettiği mazinin / içinden, içinden, içinden / dağıttın onu… / ve heder ettiğin o sözlerine bakıp bir ömrün: / ah! dedin, nesi kaldı, talan edilmedik, / yıkıma uğrayan tahayyülün?’ Özlediğim kendime kavuştuğum için sevindim. Bir başka zamanda, bir başka yerde ve görevde‘talan edilmeyecek, yıkıma uğramayacak tahayyüller kurabilmek, eserler bırakabilmek, heder edilmeyecek sözler söyleyebilmek’ adına sevindim…”

Yazar Vedat Ahsen Coşar 

Vedat Ahsen Coşar, 01 Şubat 1949 tarihinde Samsun Vezirköprü’de doğmuş, 1967 yılında Konya Maarif Kolejini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, 1974 yılında Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Coşar, 1975 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır.

Coşar, 18 Ekim 2004 -14 Ekim 2006, 15 Ekim 2006 – 26 Ekim 2008 ve 27 Ekim 2008 – 13 Haziran 2010 tarihleri arasında Ankara Barosu Başkanlığı yapmış, 13 Haziran 2010 – 26 Mayıs 2013 tarihleri arasında ise Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür.

Vedat Ahsen Coşar, 18 Ekim 2004 ile 14 Temmuz 2006 tarihleri arasında Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapmış; 14 Temmuz 2006 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında aynı kuruluşun genel sekreterliği görevini yürütmüş; 25 Ekim 2009 tarihinde kuruluşun Başkanlığı’na yeniden seçilmiş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiği 13 Haziran 2010 tarihine bu görevini sürdürmüştür.

Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar; Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren “soykırımı inkar yasa tasarısı”nı oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.

Sivil Toplum Çalışmaları

Vedat Ahsen Coşar; Ankara Barosu Yönetim Kurulu, Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu ve Hukuk Kurulu üyeliği ile Şike Tahkik Kurulu Üyeliği ve Başkanlığı yapmıştır.

Akademik Çalışmaları

Vedat Ahsen Coşar; 1998–1999, 1999–2000, 2000–2001, 2001–2002, 2002–2003, 2003–2004, 2006-2007, 2007-2008, 2008-2009, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012, 2012-2013 akademik yıllarında Bilkent Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Coşar, İngilizce olarak okutulan ‘Hukuka Giriş/Introduction To Law’ dersini ve ‘Kamu Hukuku/Public Law’ derslerini vermiştir.

Coşar, 2005–2006 akademik yılında Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Adli Yazışmalar / Hukuki Metinler’, 2010 – 2011 ve 2011 – 2012 akademik yıllarında ve 2015-2016 akademik yılının ikinci yarısında aynı fakültede ‘Avukatlık Hukuku’ derslerini vermiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun

0
Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun ile, trafik cezaları artırılmış, uyuşturucuyla mücadelede yeni önlemler alınmıştır.  Kanun ile, yabancıların Türkiye’de iş yapmaları kolaylaştırılmıştır. Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun, 7148 numarası ile 18.10.2018 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 26.10.2018 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun ile Getirilen Düzenlemeler

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun; hız sınırlarında yüzde 10-30 ve yüzde 30 üzeri olarak sınıflandırılan ihlallere yüzde 50’den fazlası şeklinde yeni bir kategori ekleyerek cezaları artırmıştır.

Kanun ile, halk tarafından spin veya drift denilen; el freni çekilmesi veya başka yöntemlerle aracın ani olarak yönünün değiştiren veya kendi etrafında döndürenler için uygulanan para cezaları artırılmış; sürücü belgesinin 60 gün süre ile geri alınması kararlaştırılmıştır. Bu kişilere, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanının muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hali bulunmadığı yönünde rapor alındıktan sonra sürücü belgesinin iade edilmesi kararlaştırılmıştır.

Karayolları Trafik Kanunundanki değişiklik ile; çakar lamba, siren ve benzeri ışıklı veya sesli cihazları kullananlara uygulanan cezalar artırılmıştır. Ayrıca, sürücü ile birlikte araç sahibine de ceza getirilmiş, bir yıl içinde aynı türden ihlal halinde araçların 15 gün trafikten men edilmesi öngörülmüştür.

Değişiklik ile, abartılı egzoz kullananlara cezai yaptırım getirilmiş, araçların egzozunda yapılan değişikliğin çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaranlara uygulanacak ceza artırılmış, araçların mevzuata uygun hale getirilmesine kadar trafikten men edilmesi usulü getirilmiştir.

Muayenesiz araçların trafikte kullanımını engellemek amacıyla idari para cezası artırılmış, verilen sürede muayenesini yaptırmayanlara verilen ceza da artırılmıştır. sürme gibi ihlaller için ise bin 2 lira idari para cezası getirilecek.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Kırmızı Işık, Cep Telefonu ile Konuşma ve Diğer Hususlar

Sol şeridi sürekli işgal eden kamyon ve çekici sürücülerine verilen cezalar artırılmıştır.

Kırmızı ışık kuralını, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde ilk kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin 30 gün, ikinci kez üç kez ihlal ettiği tespit edilenlerin 45 gün, üçüncü veya daha fazla kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin 60 gün süreyle sürücü belgelerine el konulması kuralı getirilmiştir.

Kanunda yapılan değişiklik ile; seyir halinde cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullananlara verilen idari para cezası artırılmıştır. Yasa ile araç sürücülerinin durarak yayalara geçiş hakkı vermesi zorunlu hale getirilmiş, yayaların, geçişlerde araçların hız ve uzaklığını göz önünde bulundurma yükümlülüğü kaldırılmıştır.

Karayolları Genel Müdürlüğü görevlilerine, kendi denetim istasyonlarında, kamyon, çekici ve otobüs cinsi araçları takograf ve süre yönünden denetleme ve ceza tutanağı düzenleme yetkisi verilmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun 
MADDE 1- 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununun ek 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “taban puanı almış olanlar arasından sınavın yapıldığı yılın 31 Aralık tarihi itibarıyla otuz yaşından gün almayan erkek ve kadın” ibaresi “taban puanı almış olan erkek ve kadın”  şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 2- 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilât Kanununun ek 28 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 3- 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
Karayolları Trafik Kanununda Hukuki Sorumluluk
“GEÇİCİ MADDE 29- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kırk beş yaşından gün almamış lisans mezunu başpolis memurları ve kıdemli başpolis memurları arasında yapılacak yazılı/sözlü sınavlarda başarılı olanlardan, Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek ilk derece amirlik eğitimini başarıyla bitirenler Komiser Yardımcılığı rütbesine atanır. Adaylarda aranacak diğer nitelikler, sınavlara ve ilk derece amirlik eğitimine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir.”
MADDE 4- 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik Komutanı,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 5- 6245 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Emniyet Hizmetleri Sınıfı ve Jandarma Hizmetleri Sınıfı” ibaresi “Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 6- 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun geçici 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Adıyaman İli Samsat ve Kahta İlçelerinde ve Şanlıurfa İli ve çevresinde 2/3/2017 tarihinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Adıyaman İli Merkez, Samsat, Kahta İlçeleri ve çevresinde 24/4/2018 tarihinde ve Muğla İline bağlı Ula İlçesi ve çevresinde 25/11/2017 tarihinde” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 7- 23/2/1961 tarihli ve 257 sayılı Er ve Erbaş Harçlıkları Kanununun 1 inci maddesinde yer alan “Jandarma Genel Kumandanlığı” ibaresi “, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 8- 22/6/1978 tarihli ve 2155 sayılı Bazı Kamu Personeline Tayın Bedeli Verilmesi Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Maliye Bakanlığına bağlı muhasebeler teşkilatındaki memur ve yardımcı hizmetler personeline;” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarında görevli subay, astsubay, uzman erbaş, sivil memur ve yardımcı hizmetler personeline;” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 9- 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 7 nci maddesinin birincisi fıkrasında yer alan “Uzman erbaşlar” ibaresi “Sözleşmeli subay ve astsubaylar 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanuna, uzman erbaşlar” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 10- 2692 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
“EK MADDE 8- 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun, 3269 sayılı Kanun ve 6191 sayılı Kanun ile bu kanunlar dayanak gösterilerek çıkarılan yönetmeliklerde; Sahil Güvenlik Komutanlığı mensubu sözleşmeli subay ve astsubay ile uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli er statüsündeki personel için Türk Silahlı Kuvvetleri ve kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
EK MADDE 9- 6/5/1960 tarihli ve 7471 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Giyecek ve Teçhizatı Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî personele yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarında bulunan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri ile bunların adaylarına, erbaş ve erler ile yedek personele yapılmış sayılır.
29/1/1963 tarihli ve 169 sayılı Silahlı Kuvvetler Yakacak, Aydınlatma, Isıtma ve Soğutma Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
21/4/2004 tarihli ve 5143 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanunda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliğine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığı Kıyafet Yönetmeliğine, sınıf ibaresine yapılan atıflar branş ibaresine yapılmış sayılır.
24/5/2007 tarihli ve 5668 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Besleme Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, askerî okullara yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisine, askerî birliklere yapılan atıflar sahil güvenlik birliklerine, askerî personele yapılan atıflar aynı Kanunda tanımlanan Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline, askerî araçlara yapılan atıflar resmî araçlara yapılmış sayılır.
21/11/2007 tarihli ve 5715 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Hasta Besleme Kanununda Sahil Güvenlik Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Sahil Güvenlik Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, kıta tabiplikleri, revirler, dispanserler, seyyar, çevre, merkez ve özel dal hastaneleri ile ilmî ve tıbbî merkezlere yapılan atıflar sağlık teşkillerine yapılmış sayılır.
Bu maddede sayılan kanunlara yapılan atıflar, bu kanunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler için de yapılmış sayılır.
MADDE 11- 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Ancak, nasıp ve terfi, aylık ve diğer mali ve sosyal haklar bakımından statü ve rütbelerine göre 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununa tabi personel hakkındaki hükümler uygulanır.”
MADDE 12- 2803 sayılı Kanunun 13/A maddesinin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Akademide istihdam edilen Jandarma Hizmetleri Sınıfı ve Sahil Güvenlik Hizmetleri Sınıfı dışında olan öğretim elemanlarına almakta oldukları üniversite ödeneğinin %30’u oranında ayrıca ödeme yapılır. Bu ödeme damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz.”
MADDE 13- 2803 sayılı Kanunun ek 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“6/5/1960 tarihli ve 7471 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Giyecek ve Teçhizatı Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya Genelkurmay Başkanlığına yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî personele yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarında bulunan subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri ile bunların adaylarına, erbaş ve erler ile yedek personele yapılmış sayılır.
29/1/1963 tarihli ve 169 sayılı Silahlı Kuvvetler Yakacak, Aydınlatma, Isıtma ve Soğutma Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, Millî Savunma Bakanlığına yapılan atıflar İçişleri Bakanlığına yapılmış sayılır.
21/4/2004 tarihli ve 5143 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde İlk Nasıp İstihkakına İlişkin Kanunda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine veya kuvvet komutanlıklarına yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliğine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığı Kıyafet Yönetmeliğine, sınıf ibaresine yapılan atıflar branş ibaresine yapılmış sayılır.
24/5/2007 tarihli ve 5668 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Besleme Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, askerî okullara yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisine, askerî birliklere yapılan atıflar jandarma birliklerine, askerî personele yapılan atıflar aynı Kanunda tanımlanan Jandarma Genel Komutanlığı personeline, askerî araçlara yapılan atıflar resmî araçlara yapılmış sayılır.
21/11/2007 tarihli ve 5715 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Hasta Besleme Kanununda Jandarma Genel Komutanlığı için, Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan atıflar Jandarma Genel Komutanlığına, askerî öğrencilere yapılan atıflar Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencilerine, kıta tabiplikleri, revirler, dispanserler, seyyar, çevre, merkez ve özel dal hastaneleri ile ilmî ve tıbbî merkezlere yapılan atıflar sağlık teşkillerine yapılmış sayılır.
Bu maddede sayılan kanunlara yapılan atıflar, bu kanunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler için de yapılmış sayılır.
MADDE 14- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (k) bendi eklenmiş ve mevcut (k) bendi (l) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.
“k) Bu Kanunun 31 ve 49 uncu maddeleri kapsamında takoğraf ve çalışma-dinlenme süreleri yönünden karayolları denetim istasyonlarında denetim yapmak ve trafik idari para cezası karar tutanağı düzenlemek,”
MADDE 15- 2918 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin başlığı, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Tescil belgesi ve tescil plakası alma zorunluluğu ile hurdaya ayrılan araçlar”
“Birinci fıkra hükmüne uymayan sürücüler 1.002 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.
Birinci fıkra hükmüne aykırılığı tespit edilen araçlar eksiklikleri giderilinceye kadar trafikten menedilir.”
“Hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi yasaktır. Bu araçların karayolunda sürüldüğünün tespiti hâlinde sürücüsüne 2.018 Türk lirası idari para cezası verilir ve bu araçlar trafikten menedilir. Ayrıca mülki amir tarafından el konulur ve aracın mülkiyeti kamuya geçer.
Araçların hurdaya çıkarılmasına dair usul ve esaslar Yönetmelikte belirlenir.
MADDE 16- 2918 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve mevcut dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılması ve kullanılması yasaktır.”
“Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne uymayan sürücüler ile üçüncü fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelik hükümlerine aykırı davranan sürücüler 108 Türk lirası, ikinci fıkra hükümlerine uymayan sürücüler ise 1.002 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılır. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. İkinci fıkra kapsamında son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde üç defa işlem yapılan araçlar onbeş gün süre ile trafikten menedilir.”
MADDE 17- 2918 sayılı Kanunun 32 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Araçlar üzerindeki değişiklikleri bildirme
MADDE 32- Araçlar üzerinde mevzuata uygun şekilde yapılan her türlü değişikliğin işleten tarafından otuz gün içinde araç tescil belgesine işletilmesi zorunludur. Bu fıkra hükmüne uymayan işletenlere 108 Türk lirası idari para cezası verilir.
Üzerinde teknik değişiklik yapılan araçlar, değişikliğin mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenip bu durum ilgili tescil kuruluşunda araç tescil belgesine işletilinceye kadar trafikten menedilir.
Mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenemeyen teknik değişikliğin çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaracak özellikte olması durumunda 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, araç mevzuata uygun duruma getirilinceye kadar trafikten menedilir.”
MADDE 18- 2918 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin altıncı ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Muayenesi yapılmamış bir araçla trafiğe çıkılması hâlinde, araç sahibine 235 Türk lirası idari para cezası verilir. Bu araçlara, muayenelerinin yaptırılması için süre ve şartları Karayolları Trafik Yönetmeliğinde belirtilen şekilde izin verilir. İzin verilen süre sonunda, muayenesi yapılmadan veya muayene sonucunda emniyetsiz raporu verilen araçların trafiğe çıkarılması hâlinde, araç sahibine 488 Türk lirası idari para cezası verilir.”
“Araç muayene sonuçları, Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasında yapılacak bir protokol çerçevesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü ile paylaşılır.”
MADDE 19- 2918 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrasının  (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki (f), (g) ve (h) bentleri eklenmiş ve dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“e) İki veya daha fazla şeritli yollarda motosiklet, otomobil, kamyonet, panelvan, minibüs ve otobüs dışındaki araçları kullanırken geçme ve dönme dışında en sağ şeridi izlemek,”
“f) Trafik kazası, arıza hâlleri, acil yardım, kurtarma, kar mücadelesi, kaza incelemesi, genel güvenlik ve asayişin sağlanması gibi durumlar dışında emniyet şeritlerini ve banketleri kullanmamak,
  1. g) Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde ardı ardına birden fazla şerit değiştirmemek,
  2. h) Tek yönlü karayollarında araçlarını ters istikamette sürmemek”
“Bu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendi hükümlerine uymayanlara 488 Türk lirası, (f), (g) ve (h) bentleri hükümlerine uymayan sürücülere 1.002 Türk lirası, bu maddenin diğer hükümlerini ihlal eden sürücülere 235 Türk lirası idari para cezası verilir. İkinci fıkranın (d) bendinin kamyon ve çekici sürücüleri tarafından ihlal edilmesi hâlinde ise 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır.”
MADDE 20- 2918 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin başlığı ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Trafik işaret ve kurallarına uyma zorunluluğu”
“Trafik zabıtası veya diğer yetkililerin dur işaretlerine, ışıklı trafik işaretlerinden kırmızı renkli olanına ve sesli işaretlere uymayan sürücüler 235 Türk lirası, bu maddede yazılı diğer trafik işaretlerine ve kurallarına uymayan sürücüler, 108 Türk lirası para cezası ile cezalandırılırlar.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde kırmızı ışık kuralını üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri otuz gün süreyle geçici olarak geri alınır. Aynı yıl içinde kırmızı ışık kuralını ikinci kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri kırk beş gün, üç ve daha fazla kez üç defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri altmış gün süreyle geçici olarak geri alınır. Aynı yıl içinde bu madde kapsamında iki ve daha fazla kez sürücü belgesi geri alınanlar geri alma süresi sonunda psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilir. Sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla belgeleri iade edilir.”
MADDE 21- 2918 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin başlığı, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Hız sınırlarına uyma zorunluluğu”
“Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını;
  1. a) Yüzde ondan yüzde otuza (otuz dâhil) kadar aşan sürücülere 235 Türk lirası,
  2. b) Yüzde otuzdan yüzde elliye (elli dâhil) kadar aşan sürücülere 488 Türk lirası,
  3. c) Yüzde elliden fazla aşan sürücülere 1.002 Türk lirası
idari para cezası verilir.
Hız sınırlarını yüzde otuzdan fazla aşmak suretiyle ihlalin işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içerisinde bu kuralı beş defa ihlal ettiği tespit edilenlerin sürücü belgeleri bir yıl süre ile geri alınır. Süresi sonunda psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla belgeleri iade edilir.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde bu madde kapsamında sürücü belgesi ikinci defa geri alınanların sürücü belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı zorunludur.”
MADDE 22- 2918 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (d) bendi eklenmiş, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“d) Herhangi bir zorunluluk olmaksızın, karayollarında dönüş kuralları dışında bilerek ve isteyerek aracın el freninin çekilmesi suretiyle veya başka yöntemlerle aracın ani olarak yönünün değiştirilmesi veya kendi etrafında döndürülmesi yasaktır.”
“Bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri hükümlerine uymayan sürücülere 235 Türk lirası idari para cezası verilir. Aynı fıkranın (d) bendi hükümlerine uymayan sürücülere 5.010 Türk lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır. Ayrıca, araç altmış gün süre ile trafikten menedilir. Bu şekilde sürücü belgesi geri alınanlar psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mâni hâli olmadığı anlaşılanlara bu Kanun kapsamında verilen trafik idari para cezalarının tahsil edilmiş olması şartıyla geri alma süresi sonunda belgeleri iade edilir.”
“Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru beş yıl içinde bu madde kapsamında sürücü belgesi ikinci defa geri alınanların sürücü belgeleri iptal edilir. Belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hâli bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı zorunludur.”
MADDE 23- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 24- 2918 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Seyir hâlinde cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanan sürücüler 235 Türk lirası; maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 108 Türk lirası para cezası ile cezalandırılırlar.”
MADDE 25- 2918 sayılı Kanunun 74 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yayalara ilk geçiş hakkı verilmesi
MADDE 74- Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak; varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar.
Bu madde hükümlerine uymayan sürücüler 488 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar.”
MADDE 26- 2918 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“EK MADDE 2- Araçlarını motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, araç on beş gün süre ile trafikten menedilir.
10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında ilgili belediyeden;
  1. a) Çalışma izni/ruhsatı almadan,
  2. b) Alınan izin/ruhsatta belirtilen faaliyet konusu dışında,
  3. c) Alınan izin/ruhsatta belirtilen çalışma bölgesi/güzergâh dışında
belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımak yasaktır. Bu fıkranın (a) bendine uymayanlara 5.010 Türk lirası, (b) bendine uymayanlara 2.018 Türk lirası,  (c) bendine uymayanlara 1.002 Türk lirası idari para cezası verilir. Fiilin işlendiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde tekerrürü hâlinde, bu fıkrada yer alan idari para cezaları iki kat olarak uygulanır.
İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın aracın bu maddenin üçüncü fıkrasına aykırı olarak kullanılmaması hususunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür. Araç, bu maddenin üçüncü fıkrasının;
  1. a) (a) bendinin ihlali hâlinde altmış gün,
  2. b) (b) bendinin ihlali hâlinde otuz gün,
  3. c) (c) bendinin ihlali hâlinde ise on beş gün
süreyle trafikten menedilir.
İlgili belediye tarafından tahdit veya tahsis kapsamına alınmış ve bu kapsamda verilmiş çalışma izninin/ruhsatının süresi bittiği hâlde; belediye sınırları dâhilinde yolcu taşıyan kişiye 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır ve eksikliği giderilinceye kadar araç trafikten menedilir.
Ayırıcı işareti bulunmayan üçüncü fıkra kapsamındaki araçlardan taşımacılık hizmeti alanlara da 334 Türk lirası idari para cezası uygulanır.”
MADDE 27- 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “31” ibaresi “35” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 28- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 19- İşlenişine iştirak etmemiş olmak koşuluyla bu Kanun kapsamına giren suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilir.
Ödül miktarının belirlenmesi ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 29- 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine Ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.”
MADDE 30- 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci” ibaresinden sonra gelmek üzere; “ve ilgisine göre genel kolluk biriminde görevli bir temsilci” ibaresi eklenmiş, “on” ibaresi “on bir” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 31- 26/5/2005 tarihli ve 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“İl özel idarelerinden oluşan ülke düzeyindeki birliğe yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları da aynı hak, yetki ve yükümlülüklerle üye olurlar.”
MADDE 32- 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Yabancıların kayıtlarının tutulması       
MADDE 8- (1) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamındaki yabancılara kimlik numarası vermeye, bunları yabancılar kütüğüne kaydetmeye ve herhangi bir işlem sebebiyle Türkiye’de bir kamu kurumuna veya dış temsilciliklerimize müracaat eden yabancılara, talep etmeleri hâlinde yabancı kimlik numarası (YKN) vermeye Bakanlık yetkilidir. Diplomatik misyon mensupları bu hükmün kapsamı dışındadır.
(2) Yabancı kimlik numarasının geçerlilik süresi, başvuru esnasında ve sonrasında istenilecek belgeler ile diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 33- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “elkoyanlara” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde, “elkoyanların” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananların” şeklinde;  ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde; dördüncü fıkrasında yer alan “el koyanlara” ibaresi “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde; altıncı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan “yakalama eylemine bizzat ve fiilen katılan kamu görevlilerine” ibareleri “elkoyma ikramiyesine hak kazananlara” şeklinde değiştirilmiş; maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“(2) Dağıtılacak ikramiyenin yüzde ellisi muhbirlere, yüzde ellisi elkoyma ikramiyesine hak kazananlara verilir. İhbarsız yakalama olaylarında ikramiyenin tamamı elkoyma ikramiyesine hak kazananlara ödenir. Kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla yükümlü olanlara muhbir ikramiyesi ödenmez. Kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla görevli olanlardan yakalama işlemine bizzat ve fiilen katılanlar ile yapılan soruşturmada iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, gizli soruşturmacı ve teknik araçla izleme tedbirlerinde görevlendirilmek veya bilgi toplama, analiz, değerlendirme, fiziki takip ya da planlama veya sevk idare çalışmalarında bulunmak suretiyle katkı sağlayanlar elkoyma ikramiyesine hak kazanır.”
“(8) Cumhurbaşkanınca belirlenecek birim miktarını aşmayan uyuşturucu veya uyarıcı madde yakalamalarında, kamu davası açılmasını müteakip ve kabul edilen iddianame sayısı üzerinden, örgütlü suçlarda muhbir ve elkoyma ikramiyesine hak kazananlara, bireysel suçlarda ise sadece elkoyma ikramiyesine hak kazananlara, Cumhurbaşkanınca tespit edilecek sabit rakamların memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak değer, tek seferde ikramiye olarak ödenir. Bu durumda birinci fıkranın (b) bendi kapsamında ayrıca ikramiye ödemesi yapılmaz.
(9) Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen ikramiye ödemelerinde muhbir ve elkoyma ikramiyesine hak kazananlara ödenecek ikramiye tutarı; 3.000 gösterge rakamının olayın olduğu tarihteki memur maaş katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan az olması durumunda ikramiye talep dosyası hazırlanmaz.”
MADDE 34- 7/5/2009 tarihli ve 5898 sayılı Uçucu Maddelerin Zararlarından İnsan Sağlığının Korunmasına Dair Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “boya incelticisi gibi” ibaresi “boya incelticisi, çakmak gazı ve benzeri” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “69 uncu maddesinin yedinci fıkrası ile” ibaresi madde metninden çıkarılmış, 69 uncu maddesinin yedinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve 76 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Mülakatı tamamlanan” ibaresi “Kayıt işlemleri tamamlanan” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 36- 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi ile ikinci fıkrasının (i) bendi yürürlükten kaldırılmış, üçüncü fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “/veya” ibaresi eklenmiş, üçüncü fıkrasının (a) bendine aşağıdaki (17) ve (18) numaralı alt bentler eklenmiş, üçüncü fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “kendisine teslim edilen” ibaresi metinden çıkarılmış, dördüncü fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “Silahıyla” ibaresi “Silahla” şeklinde değiştirilmiş ve fıkranın (c) bendine aşağıdaki (5) numaralı alt bent eklenmiş, beşinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (c) bendine aşağıdaki (3) numaralı alt bent eklenmiş, fıkranın (ç) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde yer alan “Silahıyla” ibareleri “Silahla” şeklinde değiştirilmiş, altıncı fıkrasının (m) bendinde yer alan “aracı olmak” ibaresi “aracı olmak, kullanılmasını kolaylaştırmak ya da özendirmek” şeklinde değiştirilmiş, fıkranın (dd) bendinde yer alan “Aynı rütbedeki” ibaresi “Üstlerine, aynı rütbedeki” şeklinde değiştirilmiş,  fıkraya aşağıdaki (hh) bendi eklenmiş ve yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“17) Görevdeyken, yetkili makamlar tarafından izin verilen durumlar haricinde görev veya hizmetle ilgisi olmayan işlerle uğraşmak.
18) Kılık ve kıyafet ile ilgili olarak mevzuatta belirlenmiş kurallara uymamak.”
“5) Aynı rütbedeki meslektaşları ile diğer mesai arkadaşlarını tehdit etmek,”
“3) Görev sırasında herhangi bir şekilde uyumak veya uyuklamak.”
“3) Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynamak.”
“hh) Fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişilerle bilerek ilişki kurmak.”
“(7) Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, terfileri 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 28/5/1988 tarihli ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu hükümlerine tabi olan personelin,”
MADDE 37- 7068 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin beşinci, altıncı, onbirinci fıkralarında yer alan “silahıyla” ibareleri “silahla” şeklinde; onbirinci fıkrasında yer alan “yirmidört ay uzun süreli durdurma” ibaresi “meslekten çıkarma” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 38- 7068 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “emniyet hizmetleri, jandarma hizmetleri ve sahil güvenlik hizmetleri sınıflarından olanlar haricinde” ibaresi “emniyet hizmetleri sınıfından olanlar ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli haricinde” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 39- 7068 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “komando tugay komutanlıkları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, komando alay komutanlıkları” ibaresi eklenmiş, “ilgili komutan, komutan yardımcısı veya kurmay başkanı başkanlığında” ibaresi “ilgili komutan veya komutan yardımcısı başkanlığında” şeklinde, (ç) ve (d) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“ç) Jandarma Genel Komutanlığı Merkez Disiplin Kurulu; Jandarma Genel Komutanının görevlendireceği en az tuğgeneral rütbesini taşıyan bir subayın başkanlığında, Tayin Daire Başkanı, Jandarma Genel Komutanınca görevlendirilecek bir daire başkanı, Hukuk Hizmetleri Başkanınca görevlendirilecek bir şube müdürü ve Teftiş Kurulu Başkanınca görevlendirilecek bir başmüfettişten oluşur.
  1. d) Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu; Jandarma Genel Komutanının veya görevlendireceği jandarma genel komutan yardımcısının başkanlığında, Personel Başkanı, Teftiş Kurulu Başkanı, Hukuk Hizmetleri Başkanı ve Jandarma Genel Komutanınca görevlendirilecek bir başkandan oluşur.”
MADDE 40- 7068 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi, (b) bendinin (2) numaralı alt bendi ve (c) bendinin (2) numaralı alt bendi ile  (ç) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; (c) bendinde, (ç) bendinin (3) numaralı alt bendinde, (d) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ile ikinci fıkrasında yer alan “komando tugay komutanlıkları,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “komando alay komutanlıkları,” ibareleri eklenmiştir.
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“2) Uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,”
“1) Genel Komutanlık merkez teşkilatında görevli yüzbaşı ve altı rütbelerdeki subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve erlere ve diğer sınıflardaki memurlara Devlet memurluğundan çıkarma cezası dışında kalan disiplin cezalarını,
2) Genel Komutanlık merkez teşkilatı ile asayiş kolordu komutanlıkları, komando tugay komutanlıkları, komando alay komutanlıkları, Jandarma Komando Özel Asayiş ve Kurtarma Tugay Komutanlığı, eğitim tugay ve birlik komutanlıkları, il jandarma, ilçe jandarma ve geçici bölge komutanlıkları, eğitim ve öğretim kurumları kadrolarında bulunan binbaşı ve yarbay rütbelerindeki subaylara meslekten çıkarma cezası ve Devlet memurluğundan çıkarma cezası hariç diğer disiplin cezalarını,”
MADDE 41- 7068 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve üçüncü fıkrasında yer alan; “komando tugay komutanlıkları,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “komando alay komutanlıkları,” ibareleri eklenmiştir.
MADDE 42- 7068 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Disiplin soruşturmasının açılmasında ve disiplin amiri veya disiplin kurulunun saptanmasında; disiplinsizlik yaptığı iddia edilen personelin fiili işlediği tarihte çalıştığı yer esas alınır. Fiilin mehil müddetinde işlenmesi halinde ilişik kestiği yerde görevli kabul edilir. Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde yetkili disiplin kurulu; üst memur hakkında disiplin cezası vermeye yetkili disiplin kuruludur. Disiplin konusu fiili işledikten sonra; rütbe veya kadro/görev unvanında değişiklik olan personel hakkında karar vermeye yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu;  personelin son kadro/görev unvanı karşılığı rütbe esas alınmak suretiyle tespit ve tayin olunur.”
MADDE 43- 7068 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “cezası verilmesine yer olmadığına” ibaresinden sonra gelmek üzere; “karar verilmesine yer olmadığına” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 44- 7068 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “926 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan personel” ibaresi; “926 sayılı Kanun, 3466 sayılı Kanun, 3269 sayılı Kanun ile 6191 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan personel” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 45- 7068 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(2) 2/1/2017 tarihli ve 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 23/1/2017 tarihinde devam etmekte olan disiplin soruşturmaları ile ilgili olarak;
  1. a) Bu Kanunun usule, yetkili disiplin amiri ve yetkili disiplin kurullarına ilişkin hükümleri derhal uygulanır.
  2. b) Bu Kanun yürürlüğe girmeden önce personelin tabi olduğu disiplin mevzuatının ceza hükümleri ile bu Kanunun ceza hükümlerinin farklı olması halinde; personelin lehine olan hükümler uygulanır.”
MADDE 46- 7068 sayılı Kanuna ekli (3) sayılı Çizelge aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Ceza verecek disiplin amirlerinin rütbe ve makamları Uyarma Kınama Aylıktan kesme
Kriminal Laboratuvar Müdürü, Şube Müdürü, İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Emniyet Amiri ve Polis Merkezi Amiri Verebilir Verebilir 3 güne kadar
Birinci Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, Eğitim ve Öğretim Kurumu Müdürleri, Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürleri, İl Emniyet Müdürleri, Kaymakamlar Verebilir Verebilir 10 güne kadar
Teftiş Kurulu Başkanı, Özel Harekat Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı Verebilir

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

Verebilir

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

10 güne kadar

(1. Sınıf Emniyet Müdürleri hariç)

Emniyet Genel Müdürü, Valiler Verebilir Verebilir 15 güne kadar
Bakan Verebilir Verebilir 15 güne kadar

 

MADDE 47- (1) Ekli (1) sayılı Listede adları yazılı köyleri kapsamak ve Derecik beldesi merkez olmak üzere; Hakkâri ilinde Derecik adıyla bir ilçe ve aynı adla belediye kurulmuştur.

(2) Bir defaya mahsus olmak üzere 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanmaması kaydıyla; bu maddeyle yeni kurulacak ilçenin kaymakamlığı için, 23/12/2017 tarihli ve 7066 sayılı 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (T) cetvelinin (T-02) sırasından bir adet binek otomobil alınır.

(3) Bu madde uyarınca yeni kurulan ilçedeki kamu kurum ve kuruluşlarına ait hizmet binaları ve lojmanların yapımı, satın alınması, kiralanması, bakım ve onarımı için gerekli ödenek; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun Yedek Ödenek Tertibinden Hazine ve Maliye Bakanlığınca karşılanır.

(4) Bu maddenin uygulanmasıyla ilgili tereddütleri gidermeye, düzenleyici işlemler yapmaya İçişleri Bakanlığı yetkilidir.

MADDE 48- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 49- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

25/10/2018

(1) SAYILI LİSTE

HAKKÂRİ İLİ DERECİK İLÇESİNE BAĞLANAN KÖYLER

SIRA NO BİRİMİN ADI İLÇESİ
1 Anadağ Şemdinli
2 Gelişen Şemdinli
3 Ortaklar Şemdinli
4 Uslu Şemdinli

 

26.102.108 tarihindeki değişiklikten önceki haliyle Karayolları Trafik Kanunu
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Umut Vakfı

0
Umut Vakfı

Umut Vakfı, 1993 yılında, bireysel silahsızlanma ve şiddetsiz toplum amacıyla kurulmuş bir vakıftır. Türkiye’nin en faal sivil toplum örgütlerindendir.

Umut Vakfı, Nazire Dedeman’ın 17 yaşındaki oğlu Umut Önal’ın, 28 Eylül 1993 günü arkadaşının silahından çıkan kurşunlarla hayatını kaybetmesi sonrasında kurulmuştur.

Umut Vakfı’nın kuruluş nedeni, “Geleceğin teminatı olan gençlerimize Atatürk’ün izinde önderlik yapacak kişilik ve beceriler kazandırarak, onları ülkemizin gelişmesine yardımcı ve insanlığa yararlı bireyler olarak yetiştirmek; kişilere hukukun üstünlüğünü benimsetip, uygulamasında katkıda bulunmalarını sağlamak; önderimiz Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışından yola çıkarak, uyuşmazlıkların çözülmesinde barışçıl yolları seçmeyi yeğletmek; bu bağlamda uzlaşma ve (barışı sürdürme ve geliştirme) becerilerini bireylere öğretip benimsetmek…” olarak açıklanmıştır. 

Kuruluş Nedeni

Vakıf, Dedeman ve Önal Ailelerinin yitirdiği dört evladının, BERNA, UMUT, ONUR ve ÖNDER’in anılarını yaşatmak ve gelecek kuşaklarla paylaşmak için kurulmuştur. Ailenin torunlarını, çocuklarını betimleyen bu isimler, aynı zamanda Vakfın adını ve amacını da simgelemektedir.

Mehmet Kemal Dedeman, Mehmet Kemal Dedeman, Nazire Dedeman Çağatay, Murat Dedeman, Prof. Dr. Mehmet Rüştü Gürkaynak, Özben Önal, Banu Dedeman ve Rıfat Dedeman tarafından kurulmuştur.

“Umut: Umut düştür, beklentidir, özlemdir. Umut, iyiyi koruma ve yaşatma, daha iyiye yönelme özleminin ifadesidir. İnsanlığın ortak umudu kargaşadan kurtulup harmoniye kavuşmaktır. Harmoni, bireylerin özbenleriyle, sosyal ve fiziksel çevreleriyle ve tüm insanlarla barışık olmaları, barışı sürdürebilmeleri ve barış içinde gelişmeleri ile mümkündür.Bir başka deyişle, umut, uzlaşma içinde onurlu bir yaşam sağlamak ve bunu geleceğe aktarabilmektir. Umut’un anısını yaşatmak ve gelecek kuşaklarla paylaşmak, O’nun simgesi olan olumluluğu, yapıcılığı ve barışseverliği her gün taze tutup yenileyebilmektir.”
Umut Vakfının amacı şiddetsiz toplumdur

Misyonu; Geleceğimizin teminatı gençlerimizin hukukun üstünlüğüne inanan, adalete güvenen, anlaşmazlıklarını uzlaşmayla ve barışçıl yollarla çözümleyen, yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmaktır.

Umut Vakfı; Hak ve sorumluluklarını bilen, talep eden ve uygulayan yurttaşlar olarak, insan onuruna yakışan hayatlar sürdürmek, şiddetsiz ve barış kültürünün egemen olduğu bir dünyayı çocuklarımıza miras bırakmak için; hukukun üstünlüğü, barış ve uzlaşma, yurttaşlık bilinci, şiddet ve bireysel silahsızlanma konusunda akademik çalışmaların yanı sıra eğitimler ve kampanyalar gerçekleştirir. Kamuoyu oluşturma, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapar.

Her çalışma alanında, disiplinler arası bakış açısını benimseyerek, konuyla ilgili toplumun tüm kesimleriyle etkileşim ve iletişim içinde olur. Çalışmalarıyla ilgili toplumu düzenli olarak bilgilendirir.

Aktif ve katılımcı yurttaşlık anlayışıyla, tüm bireylerin ve kurumların katılımıyla oluşturulabilecek, sürdürülebilir, barışçıl ve kaliteli bir sosyal yaşam hedefler.

Benimsediği misyonu toplumdaki tüm kesimlere yayabilmek ve geniş bir destek grubu oluşturmak, şiddetsiz bir toplum için bireysel silahlanmanın tehlikelerine dikkat çekmek, çözüm önerileri geliştirmek ve uygulanması konusunda baskı oluşturmak, ulusal ve uluslararası ağ ve işbirliğini geliştirmek çalıştığı konularda bilgi kaynağı olmak ve sosyal politikaların ve stratejilerin belirlenmesinde referans olmak vakfın amaçlarındandır.

 Vakfın Logosu: Dört Martı

Yükselişin sınırsızlığını deneyen dört martıdır. Martılar, ailenin kaybettiği dört çocuğu olan BERNA, UMUT, ONUR ve ÖNDER’in simgesidir. Çaba, bu beklentileri uçan martılarla tüm gençliğe yaymak, benimsetmek ve gençlerin Dünyanın umudu olmasıdır.

Derneğin Faaliyetleri 

Derneğin resmi rakamlarına göre, Umut Vakfı 20 yılda; 73 toplantı, 20 ödüllü yarışma ve 3 kampanya düzenlemiş, 14 adet kitap yayınlamıştır. Etkinliklerine yaklaşık 262.980 kişi katılmış, 808,856 kişi web sitesini ziyaret etmiştir. Vakıf, 79 eğitimde 3.060 ’e yakın kişiye eğitim vermiş, 22.000 adet kitap bağışlamış, 24.400 fidan adet fidanı Umut Ormanları’na dikmiştir. Vakfa 37 adet plaket ve ödül verilmiştir.
Türkiye’de 26 ilde, yurt dışında ise 9 ülkede 136 faaliyet gerçekleştirmiştir. Umut Vakfı, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Danışman Üye sıfatına sahip Türkiye’deki 5 sivil toplum örgütünden biridir.

Bireysel Silahsızlanma

Bireysel silahsızlanma, barış, bölgesel barış, uzlaşma konuları ağırlıklı olmak üzere 71 bilimsel toplantı gerçekleştirmiş olan vakıf karikatür, fotoğraf, film öyküsü, belgesel film, resim, heykel, bilimsel araştırma gibi çeşitli dallarında 20 ödüllü yarışma düzenlemiş, kriminoloji, ceza hukuku ve ilköğretim için insan hakları eğitimi de olmak üzere, bilimsel toplantılar ve araştırmalardan oluşan 14 adet kitap, 5 adet kitapçık yayınlamıştır.

Milletvekilleri tarafından 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun ile ilgili, toplumdaki şiddet ortamına duyulan tepkiden kaynaklanarak hazırlanmış ve TBMM Başkanlığı’na sunulmuş olan çeşitli kanun önerilerini görüşmek üzere kurulan İçişleri Komisyonu Ateşli Silahlar Kanun Teklifi Alt Komisyonu’nun toplantısına Umut Vakfı uzmanları katılmışlar, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Tabancalar Hakkında kanuni düzenlemelerin yapılmasına, bilgi ve çözüm önerileriyle katkıda bulunmuştur.

Türkiye’de bireyler arası barış ve huzurun tesis edilmesi, uzlaşma kültürünün yerleşmesi, yurttaşlık bilincinin gelişmesi temel felsefesiyle 20 yılı aşkın süredir çalışan Umut Vakfının bilgi havuzu, söz konusu yasa tekliflerinin geliştirilmesi, yeni önerilerin oluşturulması ve sorunların çözüme ulaştırılması maksadıyla önemli bir başvuru kaynağıdır.

T.C. Dışişleri Bakanlığının “Küçük Ve Hafif Silahlar Yasa dışı Ticaretinin Önlenmesi Ve Yok Edilmesi İle İlgili Birleşmiş Milletler Eylem Programının Yürürlüğe Girmesi İle İlgili Türkiye Ulusal Raporu”nda, “Türkiye’de SALW (küçük ve hafif silahlar) ile ilgili konularda faaliyetleri olan Sivil Toplum Kuruluşları vardır. Türkiye’de kayıtlı en faal STK “Umut Vakfı” dır (www.umut.org.tr)” ifadesi yer almaktadır. Bu itibarla; ulusal ve uluslararası resmi makamlar, Türkiye’de söz konusu sosyal sorunla ilgili çalışan en önemli sivil toplum kuruluşu olarak Umut Vakfı’nı tanımaktadırlar.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi

0
Comité européen pour la prévention de la torture (CPT)

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi Comité européen pour la prévention de la torture (CPT)Avrupa Konseyi faaliyetleri kapsamında 1987 yılında kabul edilip 1989’da yürürlüğe giren İşkencenin ve İnsanlık dışı Veya Onur Kırıcı Muamele Ve Cezanın Önlenmesi İçin Avrupa Sözleşmesi uyarınca oluşturulan bir insan hakları komitesidir.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi, bu sözleşmeye taraf ülkelere yaptığı programlı ya da önceden haber vermeksizin yapacağı ziyaretlerle o ülkelerde işkence ve benzeri uygulamaların olması muhtemel sivil ya da askeri gözaltı merkezleri, hapishaneler, hastaneler, akıl hastaneleri, göçmen misafirhaneleri ve benzeri gözaltı, tutuklama yada hükümlü merkezlerine yaptığı ziyaretler sonucunda hazırladığı raporlar ve bu raporlarda yer alan tavsiyeler yoluyla işkencenin önlenmesi konusunda uluslararası denetim ve iş birliği sağlamayı amaçlamaktadır.

İşkencenin Önlenmesi Komitesi, ilgili taraf devletlerin iş birliği yapmaktan kaçınması ya da Komitenin tavsiyeleri doğrultusunda durumda iyileştirme yapmaması durumunda konu hakkında kamuoyuna açıklama yapmaya karar verebilmektedir. İşkencenin Önlenmesi Komitesi, diğer taraf devletlerin Komite raporunun yayınlanmasını kabul etmeleri nedeniyle kamuoyuna açıklama yapma yetkisini bugüne kadar sadece Türkiye’ye karşı kullanmıştır.

Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı veya Onur kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, CPT), İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi‘ne taraf olan devletlerin sayısı kadar üyesi vardır ve bu komite üyelerinin görev süresi 4 yıldır.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesinin Faaliyetleri

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi, sözleşmenin yargısal bir organ değildir. Komitenin denetim usullerinin esası, ihlalin gerçekleşmeden önce önlenmesidir. Bu amaçla Komite, taraf devletlerin yetki alanları içinde bulunan ve kişilerin kamu makamlarınca özgürlüklerinden alıkonuldukları yerleri ziyaret edebilir ve bu yerlerde inceleme, araştırma ve denetleme yapabilir. Taraf devlet, komitenin ziyaretlerine izin vermek ve komiteyle işbirliği yapmak zorundadır. Komitenin, gözetim yerlerine sınırsız erişim ve buralarda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın dolaşma yetkisi vardır. Ziyarette bulunan Komite üyeleri, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerle özel görüşme yapabilir ve bilgi verebilecek konumda olan herkesle serbestçe iletişim kurabilirler. Komite, ziyaretleri periyodik ya da aniden (ad hoc) ziyaretler şeklinde yapılır. Komite, resen ziyarette bulunabileceği gibi, taraf devletin daveti üzerine de ziyarette bulunabilir. Taraf devletin daveti üzerine gerçekleştirilen ilk ziyaret, 1996 yılında gerçekleştirilen Türkiye ziyaretidir.

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesinin Çalışma Şekli

Komite raporları, kural olarak gizlidir. Ancak, taraf devlet onay verdiğinde bu raporlar kamunun erişimine açık hale getirilir. Bunun yanında, Komite ile işbirliği yapmayıp durumlarını iyileştirmeyi reddeden devletlerle ilgili olarak kamuya yönelik bir açıklama yapılabilir. Komite, Türkiye’ye ilişkin olarak 1992 ve 1996 yıllarda bu nitelikte açıklamalar yapmıştır.

Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde insan haklarına saygıyı güçlendirmeyi ve işkenceyi önlemeyi amaçlayan çok sayıda antlaşma ve denetim usulü bulunmaktadır. Ancak, Avrupa Konseyinin insan haklarının gelişimine katkısı bunlarla sınırlı değildir. Örgütün doğrudan veya dolaylı olarak insan hakları alanında faaliyet gösteren organları tarafından, insan hakları hukukunun gelişimine katkı sağlayan ve birçoğu rapor veya görüş olarak adlandırılan sayısız belge üretilmektedir. Her ne kadar bu belgeler bağlayıcı nitelikte olmasalar da, devletlerin mevzuat ve uygulamalarına yol göstermektedirler. Bu belgelerin bir kısmı Avrupa Konseyi tarafından üye devletlerin resmi dillerinde de yayımlanmaktadır.

Hukuk Bürosu Yönetimi

0
Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eser Reşat Eraksoy tarafından 2014 yılında yazılmıştır. Yazar, hukuk büroları yönetimi alanındaki mesleki tecrübesini eserine yansıtmıştır. Kitabın yeni baskısı 2018 yılında Aristo Yayınevi tarafından basılmıştır.

Hukuk Bürosu Yönetimi -Reşat Eraksoy

Yazar Kitap Hakkındaki Takdimi

“2004 yılında bir hukuk bürosu bünyesinde yönetim danışmanı olarak çalışmaya başladıktan sonra hukuk bürosu yönetimine dair bildiklerimi ve çoğunu avukatlardan öğrenerek işletme yönetimi ile harmanladığım konuları bir kitap haline getirme fikri doğdu. Hukuk bürosu dünyası avukatlık hizmetleri dışında işletme yönetimi tarafıyla benim için her zaman bir ilgi merkezi oldu. Avukatlık hizmetlerini yürüten avukatların benim gibi hukukçu olmayan ama işletme yönetimi ve mühendislik bilgisi olan profesyonellerle beraber çalışmasının çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Bir benzetme yapacak olursak nasıl hastaneler başhekimler tarafından değil de işletme yöneticileri tarafından yönetilerek doktorların tıbba yoğunlaşmalarını, sağlık kurumlarının daha verimli ve etkin yönetilmesini sağladıysa avukatlık büroları da profesyonel yöneticilerin desteğiyle daha iyi hizmet gören kurumlar olacaktır. Avukatların işletme yönetimi ilkelerini uygulayarak kendi bürolarını daha iyi işleyen kurumlar haline getirmeleri için mutlaka profesyonelleri bünyelerine katmaları da şart değildir. Bu ilkeleri kendileri uygulamak üzere kullanabilirler.

İşletme yönetimini hukuk bürolarına uygulamanın amacı büronun daha iyi işlemesini sağlamak kadar basit bir gerekliliğe dayanır. Sadece avukatlar olsaydı da bir büro yönetilebilirdi. Bununla birlikte kendi konularında yetkin kadrolar, iş gücünün verimli kullanılmasında, teknolojiyi iş süreçlerine uygulamada avukatlara destek olarak büroların daha iyi organize olmasını ve müvekkillerine daha iyi hizmet vermelerini sağlar.

Hukuk Bürosu Yönetimi

Hukuk, bir yönüyle ekonomik yaşam tarafından etkilenen iş ve toplumsal ilişkileri düzene sokar ve kurallar getirir. Ekonomik yaşam içinde yer alan tüm unsurların etkilendiği değişim ve dönüşümler hukuk hizmetinin sunumunu da etkiler. Ekonomik yaşam içinde düşünülse de ayrıca itici bir güç olarak teknolojideki değişimler ve gelişmeler de hukukun bu gelişmelere ayak uydurmasını gerektirir. Bilişimdeki gelişmeler birçok alanda avukatlara kolaylık sunmaya başladı. Örneğin, ıslak imza yerine elektronik imzanın kullanılabilir olması, kâğıtsız ve dosyasız ofis ortamında yazışmalara sadece elektronik ortamdan erişilerek çalışılabilmesi, bürodan dışarı çıkmaya gerek kalmadan video-konferans sistemiyle müvekkillerle toplantı yapmak, akıllı telefonlardan duruşma günleri ve çalışma takvimine erişerek günlük planlarını düzenleyebilme yeteneği avukatların günümüzde kullanmaya başladığı teknolojik yeniliklerdir.

Tüm bu teknolojik gelişmeler bu teknolojiyi büro çalışmalarına uyarlayabilecek bilginin olmasını ayrıca bürodaki iş yapma şekillerinin bu teknolojileri kullanacak şekilde dönüşmesini gerektirir. Hukuk bürosu yönetiminin önemli unsurlarından biri de teknolojiyi daha hızlı, etkin ve verimli sonuçlar alabilecek şekilde kullanmaktır. Teknolojinin gelişmesi ister istemez avukatların büro yönetiminde işletme yönetimi bilgisini ve teknik bilgiyi kullanmalarını gerektirecektir.”

Yazar Reşat Eraksoy Hakkında
Reşat Aksoy

Kurucu ortak Reşat Eraksoy, İzmir Bornova Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, ABD’de New York Institute of Technology’de MBA eğitimini tamamlamıştır.

Eraksoy, bu okuldan mezun olduktan sonra Aselsan’da 4 yıla yakın çalışarak sivil ve askeri projelerde proje mühendisi olarak görev yapmıştır. Proje ekibiyle birlikte aldığı 2 adet patenti bulunmaktadır. Bu dönemde yabancı savunma sanayi firmalarıyla teklif yönetimi, projelendirme, fizibilite çalışmaları, lisans sözleşmesi çalışmalarında yer almıştır. ARGE yardımı için teklif dosyalarını hazırlamış, İstanbul’da çalışma hayatına devam etmiştir.

Eraksoy, Çağrı Merkezi sektöründe yaklaşık 3 yıl kadar çalışmış ve bu dönemde Doğuş Otomotiv’in Çağrı Merkezi kuruluş projesinde yer almış; daha sonra Turkcell bünyesindeki Global Bilgi Çağrı Merkezinde çalışmıştır. Profesyonel yaşamdaki tecrübelerini eğitim ve danışmanlık alanında değerlendirmek isteyen Reşat Eraksoy, eğitmen ve danışman olarak 2004-2007 yılları arasında Türkiye’nin önde gelen firmalarından 500 kadar katılımcıya Stratejik Planlama, Bütçe Yönetimi ve Süreç Yönetimi eğitimleri vermiştir. Bu yıllar arasında PMP sertifikası sahibi olarak Proje Yönetim Metodları, MS Project ile Proje Yönetimi eğitim ve danışmanlık çalışmalarında bulunmuştur.

Eraksoy, 2004 –  2006 yıllarında aralıklı olarak Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığında Hukuk Bürosu yönetim danışmanlığı yapmış; 2007-2012 arasında Hergüner Bilgen Özeke Avukatlık Ortaklığı’nda 5 yıl süre ile; Genel Müdürlük görevinde proje yönetimi ve süreç yönetimi metodlarını uygulamıştır.  2012 başından itibaren yine danışmanlık sektörüne geri dönen Reşat Eraksoy Hukuk Bürosu Yönetimi alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti vermeye başlamıştır.

Eraksoy 208 yılında Hukuk Bürosu Yönetimi isimli eserini kaleme almış ve okuyucunun hizmetine sunmuştur.

Aristo Yayınevi

Sınır Tanımayan Avukatlar/STAD

0
 STAD, 10 Kasım 2015 tarihinde Avukat Doçent Dr. Öykü Didem Aydın  ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.
STAD, sahadaki insan hakları avukatlarına ve savunucularına destek vermek, kişisel veya mesleki bütün hayat alanlarında insan hakları odaklı yaklaşım geliştirmek isteyen gençleri yetiştirmek, bununla sınırlı olmadan herkeste, hayatın her alanında insan hakları duyarlılığı geliştirmek ve örselenebilir kesimlere mensup bireyleri ve insan hakları ihlallerinin mağdurlarını korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş bir dernektir.
İnsanları birleştiren davalar için bir araya gelen STAD avukatlar, hiçbir siyasal gündemin insan haklarına saygı prensibinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunmaktadır.
 STAD İlkeleri 
Sınır tanımayan avukatlar,
  • İnsanın mutlu olmak, barış içinde yaşamak, geleceğe güven haklarını savunur.
  • Bireyi özerk kabul eder.
  • Avrupa İnsan Hakları Savunucuları İlkeleri’ni (“European Guidelines on Human Rights Defenders”) benimser.
  • İnsanın bireysel hayat tarzını ve kişisel ilişkilerini tanımlama, seçme ve belirleme hakkını savunur.
  • İnsan haklarının evrenselliğini ve bölünmezliğini savunur.
  • Bireylerin her türlü ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal etkinlik ve örgütlenmelerinde insan haklarının gözetilmesini ve kurum, kural ve etkinliklerde “hak odaklı yaklaşım”ı savunur.
  • İnsanın kendi kimliğini kendisinin tanımlamasını ve kendisini tanımladığı biçimde yaşama haklarını savunur.
  • Irkçı ve ayrımcı eylemlerle mücadele eder.
  • Eşitliğin her türlü bireysel özgürlüğün farkına varılabilmesinin ve kullanılabilmesinin bir koşulu olduğunu kabul eder.
  • Düşünce ve iletişimsel eylem özgürlüklerini mutlak olarak savunur.
  • İnsan hakları korumasında etik müdahalecilik ile hukuki müdahalecilik arasında fark gözeterek etkinlikte bulunur.
  • İnsanların birbirleriyle dayanışma, özgecilik ve ortaklık hakları ile örgütlenme özgürlüklerini savunur. Dayanışmacıdır.
  • Mağdurların ve savunucuların cinsiyet, cinsiyet yönelimi, cinsel tercih, cinsel yönelim, dil, din, dini inançsızlık, belirli kesimlere mensubiyet, ırk, etnik köken, mezhep, milliyet, bölge, yurttaşlık, yabancılık, vatansızlık, göçmenlik, mültecilik, yaş, meslek, eğitim seviyesi, refah düzeyi, engellenmişlik hali vb. niteliklerini ve siyasal inanç ve bağlarını gözetmeden herkesin, her yerde, her zaman evrensel insan haklarını savunur.
Sınır Tanımayan Avukatlar;
  • Savaşa karşıdır. Vicdani red hakkını savunur.
  • Yoksulların insan haklarının savunulmasını öncelikli hedef olarak görür ve maddi imkânlardan yoksun insan hakları savunucularını öncelikle destekler.
  • Hiçbir ekonomik, sosyal ve siyasal gereksinme, gündem ve programın evrensel insan haklarına saygı ilkesinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunur.
  • Hayatın her alanında “insan hakları odaklı” yaklaşımı savunur.
  • Kadın özgürlüğünün ve kadın haklarının tüm bireysel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi bakımından hayati olduğunu savunur. Kadınların hakları ve insan hakları ile cinsel özgürlüklerinin güvence altına alınması için her türlü çabayı gösterir. Cinsiyetçilikle mücadele eder.
  • Cinsiyet, cinsiyet yönelimi, cinsel tercih ve cinsel yönelim özgürlüklerinin geliştirilmesi için öncelikle çalışır; bu özgürlükler bakımından olumsuz etki doğurabilecek hiçbir etkinliğe dahil olmaz. LGBTI’lerin haklarını ve özgürlüklerini savunur. Homofobi ve transfobi ile mücadele eder.
  • Çevre ve tabiat haklarını savunur. Çevrecidir.
  • Hayvanlara kötü muameleye karşı tavır alır ve hayvan haklarını savunur. Türcülükle mücadele eder.
  • Hak savunucularının ve insan hakları mağdurlarının, kişi haysiyetine, maddi ve manevi bütünlüklerine ve özel hayatlarına saygı duyar, kişisel verilerine karşı azami dikkat ve özen içinde hareket eder.
  • Yargılanan veya mahkum olmuş insan hakları savunucularına özel destek verir.
STAD hangi sınırları tanımaz?
  • İnsan hakları mağdurlarının mensubiyetlerinin ayrımını ve sınırını tanımaz.
  • Mahallelerin, kentlerin, bölgelerin, ülkelerin sınırını tanımadan duyarlıdır.
  • Mağdurların siyasi, dini vb. inanç ve bağlarının sınırını tanımaz. Hak odaklı yaklaşır.
  • Mesleklerin, iştigallerin, kartvizitlerin de sınırını tanımadan hak savunuculuğu yapar.

Dernekte, gazeteciler, hekimler, sağlık çalışanları, sanatçılar, emekçiler, örselenebilir kesimlerin seslerini duyurmak isteyenler ve bizatihi örselenebilir kesimlere mensup, bunlara destek vermeye çalışırken kendileri de örselenebilir hale gelebilen “herkes” bulunmaktadır.

İnsan hakları savunucularının kuruluşlarına yardımcı olunması ve onlara örgütsel sorunlarında destek verilmesi, savunucuların donanım ve kapasitelerinin artırılması; onlara hukuki, tıbbi, mali, iletişimsel, psikolojik vb. alanlarda ulusal ve uluslararası girişimlerle destek verilmesi derneğin amaçlarındandır. STAD, sahayı akademiye akademiyi sahada etkin kılmayı da amaç edinmiş, genç insan hakları savunucularının ve öğrencilerin yetişecekleri bir insan hakları kliniğini kurmayı hedeflemiştir.

İstanbul Barosu Seçim Röportajları

0
İstanbul Barosu Seçim Röportajları

İstanbul Barosu Seçim Röportajları, bireysel adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç, (İMAG) İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun adayı Kaptan Yılmaz, Avukat Hareketinin adayı Başar Yaltı, Önce İlke Yükseliş Grubu‘nun adayı Hasan Kılıç, Avukat Hakları Grubunun adayı Gökhan Ahi ve Baroda Değişim ve Gelişim hareketinin adayı Talat Canbolat ile yapılan röportajlardan oluşmaktadır. 

Röportajlarda avukatların, baronun ve yargının sorunlarına ilişkin detaylı sorular sorulmuş, sorunların çözümüne dönük yanıtlar aranmıştır.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

Çiğdem Koç

Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

Kaptan Yılmaz

Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.

 Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Hasan Kılıç ile Röportaj

Hasan Kılıç

İstanbul Barosu bir pusuladır, İstanbul Barosu bu ülkenin pusulasıdır, o rolü almalı, toplumun bize ihtiyacı var. Ve her avukat bir güçtür ve bizler, barolar o gücün toplam yansımasıyız. Biz onu yansıtmak zorundayız. Geçmiş iki yıla baktığımızda eksiklikler ve aksaklıklar olduğunu biliyoruz. Bunları biliyoruz ve öz eleştiri yamıyoruz.  Eğer birisi sorumluluğu üstlenecekse ben bu sorumluluğu alıyorum.

Meslektaşların çeşitli sorun ve ihtiyaçları var. Biz de sahada aktif olarak avukatlık mesleğini icra ettiğimiz için bu sorun ve ihtiyaçlara birebir vakıfız. Bunları göz ardı etmek hata olur. Baronun dinamik ve aktif olması gerekli. Bir meslek birliği olarak meslektaşının yanında yer almalı. Sorunların çözümü ve mevcut şartların iyileştirilmesi için biz elimizi taşın altın koymaya hazırız.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Başar Yaltı ile Röportaj

Başar Yaltı 

İstanbul Barosu için Türkiye’de hukukun kalbidir, diyebiliriz. Bu özelliğini nereden alıyor, en eski hukuk kurumu olmasından alıyor. 140 yıllık bir tarihi bir geçmişe sahip, bu konuda övünülecek bir tarihi de var. Türkiye’de hukukun gelişmesi, yerleşmesi bakımından önemli işlev görmüş bir kurum. Böyle bir kurumun başında olmak elbette ki onur verici, gurur verici bir şey. Kişisel olarak bu şekilde düşünülebilir ama bizim asıl yapmak istediğimiz, İstanbul Barosunun kurumsal gücünü Türkiye’de yok edilen hukuku ayağa kaldırmak için kullanmak, asıl amacımız budur. Bunun için Avukat Hareketi bir kadro hareketi olarak İstanbul Barosunu yönetmeye aday oldu. Aday olma çalışmalarını da uzun süre yürüttü, yani başkaları gibi, işte biz de aday olalım şeklinde değil. Veya şu, bu grubun daha önceki gelenekleri içerisinden, “ben adayım” demek yerine, çalışarak, en iyi, en etkili bir yönetim modeli nasıl olabilir, bunu araştırarak aday oldum.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

Gökhan Ahi

Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.

Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj

Talat Canbolat 

Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.

Arabuluculuk Soru Bankası

0
Arabuluculuk Soru Bankası

Arabuluculuk Soru Bankası, Neyir Şeyda MUSAL, Nur ÖZDEN,Ayşe Dilek ERGÜLER, Şebnem AKÇINAR ve Sevde Keçer KORKMAZ tarafından hazırlanarak Aristo Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

Arabuluculuk Soru Bankası

Arabuluculuk Soru Bankası, Arabulucu adayları için bir hazırlık kitabıdır. Bunun yanında; arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara yönelik olarak hazırlanmıştır.

Arabuluculuk Soru Bankası
Kitabın Önsözü
Değerli Hukukçular,

Elinizde bulunan Arabuluculuk Soru Bankası kitabı Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan Arabuluculuk Katılımcı Kitabı esas alınarak hazırlanmıştır. Kitap, sınava girecek olan Arabulucu adayları için olduğu kadar arabuluculuk mesleğini icra eden hukukçular, arabuluculukta taraf vekilleri ile bu konuya ilgi duyan ve bilgilerini pekiştirmek isteyen tüm hukukçulara faydalı olması dileğiyle hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında temel ölçüt öğreticilik ve üzerinde çalışılan konuların akılda kalıcılığı olmuştur.

Çoğunluğu arabulucu eğitmeni ve arabuluculuk konusunda uzman olan yazarlarımız, mevzuatın yanısıra arabuluculuğun temel felsefesini kitaptaki sorulara ince ince işlemeyi hedeflemişler; arabulucu adaylarının ve arabuluculuğa ilgi duyan hukukçuların eğitimine katkıda bulunmayı ve bu mesleğin ülkemizde doğru yerleşmesini amaçlamışlardır.

Etik ilke ve prensipler çoğu zaman şüphesiz ki kanunlar kadar önemlidir. Bu yönüyle tüm hukukçuların, arabulucuların ve arabulucu adaylarının etik ilke ve prensiplere azami derecede hassasiyet göstermesi arabuluculuğun ülkemizde doğru ve sağlam bir şekilde yerleşmesi açısından oldukça önemlidir.

Soru bankamızda yer alan konuların doğru şekilde anlaşılmasını sağlamak ve derhal ana kaynağa ulaşılması bakımından Arabuluculuk Mevzuatının çerçeve kanunu olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu; İş Mahkemeleri Kanunu ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Türkiye Arabulucular Etik Kuralları ile Arabuluculara ilişkin Avrupa Etik Kuralları kitabın sonuna eklenmiştir. Ayrıca 2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesini de kitapta bulabileceksiniz.

Arabuluculuk, hukuki sonuçlar doğuran bir iş olmasının yanında psikoloji, sosyoloji ve iletişim bilimi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle soru bankasına ilaveten sık kullanılan temel kavramlardan oluşan Arabuluculuk Sözlüğü de istifadenize sunulmaktadır.

Evrensel bir uygulama olan arabuluculuğun ülkemizde yasalaşmasından itibaren arabuluculuk uygulamalarının yaygınlaşması için mesai ölçütünü bir kenara bırakarak büyük bir çaba ve emek ile çalışan; Arabuluculuk Daire Başkanı Sayın Hakan Öztatar’a yazarlar olarak teşekkürü borç biliriz.

Arabuluculuk Mevzuatı 

Arabuluculuk Mevzuatının çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu  7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.

İş Mahkemeleri Kanunu

İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir. İşçi işveren uyuşmazlıklarında dava şartı düzenlemesi getiren İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanununun ilgili hükümleri soru bankasımızın daha pratik fayda sağlaması bakımından kitaba eklenmiştir. Soru bankasındaki tesleri çözerken mevzuatın ilgili maddesini inceleyerek karşılaştırma yapabilir ve konu hakkındaki bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek Arabuluculuk sisteminin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kuralları

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.

Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi

2018 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve Arabuluculuk Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.

Arabuluculuk Soru Bankası Yazarları Bir Arada

Arabuluculuk

0
Arabuluculuk

Arabuluculuk, bir davaya konu olan yahut ileride bir davaya konu olması muhtemel uyuşmazlıkların yetkili bir uzman eşliğinde karşılıklı olarak müzakere edilerek çözüme kavuşturulması sürecidir.

Arabulucular, tarafların iletişimini kolaylaştırarak tarafları masada tutan bazı sistematik yöntemler uygular ve tarafların kendi çözümlerini kendilerinin bulmalarına yardımcı olurlar. Ülkemizde arabulucuya başvurmak dava ön şartı olmadığı için kişiler isterse arabulucuya başvurmadan da dava açabilirler.

Arabuluculuk Daire Başkanlığı

ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya gibi ülkelerde yaygın olan arabuluculuk Türkiye’de de yasal düzenleme ile uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de arabuluculuğu sadece Adalet Bakanlığı arabuluculuk siciline kayıtlı hukukçu arabulucular yapabilmektedir.

Kamu hukukuna dair uyuşmazlıklar dışındaki tüm ticari ilişkiler, alım satım, tüketici uyuşmazlıkları, eser sözleşmeleri, kira uyuşmazlıkları, sigorta tespiti dışındaki işçi-işveren uyuşmazlıkları, deniz ticareti ve sigorta uyuşmazlıkları, marka-patent uyuşmazlıkları, boşanmadan sonraki mal paylaşım uyuşmazlıkları, taksirle yaralama, silahsız kasten yaralama, hakaret ve tehdit gibi basit suçlara konu uyuşmazlıklar arabulucu yoluyla çözülebilmektedir.

Arabuluculuğun dava yoluna göre hem daha ekonomik hem de daha hızlı bir yol olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir. Çözümün basit ve dava yoluna göre maliyetinin az olması, gizli olması ve özellikle tarafların kontrolünde tamamen isteğe bağlı olması büyük avantajdır.

Arabuluculuk Mevzuatı 

Mevzuatın çerçevesini belirleyen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu  7/6/2012 tarihinde ve 6325 kanun numarası ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 22.06.2012 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Arabuluculuk Kanunu 2017 yılında değişikliğe uğramıştır.

İş Mahkemeleri Kanunu

İş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun esaslarını da düzenleyen İş Mahkemeleri Kanunu 2017 yılında çıkarılmıştır. İş Mahkemeleri Kanunu, 7036 kanun numarası ile 12.10.2017 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25.10.2017 tarihli sayısında yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. İş Mahkemeleri Kanununa paralel olarak, arabulucuların uzmanlık alanları ve uzmanlığa ilişkin usul ve esaslar Daire Başkanlığı tarafından belirlenmiştir.

Yönetmelik

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca yürürlüğe giren ve önceki yönetmeliği yürürlükten kaldıran Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de kitabımıza eklenmiştir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 2 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni çıkarılan yönetmelik ile 2013 yılında düzenlenen yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin her türlü arabuluculuk faaliyeti ile arabuluculuğa ilişkin usul ve esasları düzenleyerek sistemin çerçeve kanunu olan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun uygulamasını göstermektir.

Türkiye Arabulucular Etik Kuralları

Arabuluculuk Kurulu, Türkiye Arabulucular Etik Kurallarını 2017 yılı sonunda düzenleyerek yayınlamıştır. Etik kurallar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış, Kurul tarafından gözden geçirilerek kabul edilmiştir.

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kurallar

Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları, bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilmektedir. Arabuluculara ilişkin Avrupa etik kuralları Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının oluşturulmasında da dikkate alınmıştır.

Asgari Ücret Tarifesi

2018 Yılı Asgari Ücret Tarifesi 30 Aralık 2017 günü Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ücret tarifesinde belirlenen miktarlar her yıl yenilenerek güncellenmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, Kanun, Yönetmelik ve Asgari Tarifesi hükümleri uygulanacaktır. Tarifede belirlenenin altında ücret kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersizdir ve ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanacaktır.

Konkordato

0
Konkordato

Konkordato, alacaklılarına karşı borçlarını ödemekte zorluk yaşayan şirket, kooperatif yada kişilerin borçlarının bir kısmından kurtulmak ve yapılandırma yapmak suretiyle borçlarını ödeyebilir hale getirilmesi sistemidir. Konkordato, İcra İflas Kanununun 285. maddesi ile 309. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun şirketleri ilgilendiren maddelerinde de konkordato’ya ilişkin hükümler bulunmaktadır.

Konkordato, İtalyan dilindeki concordato kelimesinden Türkçe’ye gelmiştir. Konkordato, batık durumdaki gerçek ve tüzel kişilerin borçlarını ödeyebilmek için alacaklılarla yaptıkları iflas anlaşmasıdır.

Konkordato-Talih Uyar

Alacaklılar, alacaklarını mahkemenin onaylamış olduğu belli bir plan dahilinde ödemek üzere konkordato ilan eden taraf ile anlaşma yapmaktadır. Konkordato uygulaması, finansal yapısı bozulan ancak iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket eden borçluları iflastan korumaktadır.

Adi Konkordato

Adi Konkordato, vadesi geldiği halde ödenemeyen veya vadesinde ödenmeme tehlikesi altında olan borçların vade verilmek veya indirim yapılmak suretiyle ödenmesidir. Muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edilmektedir.

İflastan Sonra Konkordato 

İflastan Sonra Konkordato, iflasına karar verilmiş ve mahkemece verilen karar gereğince iflas aşamasında olan bir gerçek yada tüzel kişinin iflas sürecinin durdurulması ve iflas kararının kaldırılması için konkordato teklif etmesidir. İflastan sonra talep edilebilecek konkordato sadece müflis borçlu tarafından talep edilebilir. İflas aşamasındaki borçlunun iyi niyetli olması ve alacaklıların zarar görmesine zarar vermemesi, konkordato talebinin mahkemece kabul edilmesi gerekmektedir.

Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato 

Malvarlığının terki suretiyle konkordatoda borçlu, malvarlığı üzerindeki tüm tasarruf yetkisini alacaklılara vermekte, mevcut malvarlığı üzerinden alacaklıların anlaşması sağlanmaktadır. Alacaklılar, borçlunun kendilerine terk ettiği malvarlığını tasfiye ederek alacaklarını tahsil etmektedir. Tasfiye memurları, borçlunun mallarını tasfiye ederek elde edilen parayı alacaklılara dağıtmaktadır.

Yetkili Mahkeme

Konkordato talebi Ticaret Mahkemelerine yapılmakta, Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise aynı görevi yapan Asliye Hukuk Mahkemelerine yapılmaktadır. Mahkemenin onayladığı plana göre alacaklılar, alacaklarının belli bir bölümünden feragat etmekte, geri kalan borcun ise vadesi uzatılarak ve yapılandırma yapılarak ödenmesi kolaylaştırılmaktadır. İflas ertelemeden farklı olarak konkordato, borçların yapılandırılmasını ve iflasa tabi borçluların borçlarını ödeyerek iflastan kurtulmalarını sağlamaktadır. İflas erteleme, bir bilançonun ve bir iyileştirme projesinin varlığını gerektirmekte iken konkordato planında mahkemenin onayladığı bir konkordato projesi gereklidir.

İcra İflas Kanununun Konkordato Hükümleri (285-309)
ONİKİNCİ BAP
Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması(1)(2)

I. ADÎ KONKORDATO(3)

Konkordato talebi:
Madde 285 – (Değişik: 28/2/2018-7101/13 md.)

Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir.

İflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.

Yetkili ve görevli mahkeme; iflâsa tabi olan borçlu için 154 üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflâsa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir.

Konkordato talebinde bulunan, Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan tarifede belirtilen konkordato gider avansını yatırmaya mecburdur. Bu durumda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü ve 115 inci maddeleri kıyasen uygulanır.

(1) Onikinci Babın başlığı, “Konkordato” iken, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3) Bu üst başlık 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 67 nci maddesiyle eklenmiştir
Konkordato talebine eklenecek belgeler:(1)
Madde 286- (Değişik: 28/2/2018-7101/14 md.)
Borçlu, konkordato talebine aşağıdaki belgeleri ekler.
  1. a) Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.
  2. b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile  elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.
  3. c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.
  4. d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.
  5. e) Sermaye Piyasası Kurulu veya Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteren finansal analiz raporları ile dayanakları. Şu kadar ki bu şart 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesi kapsamında küçük işletmeler bakımından uygulanmaz.

Bu madde uyarınca sunulan malî tabloların tarihi, başvuru tarihinden en fazla kırk beş gün önce olabilir.

Borçlu, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtları da ibraz etmek zorundadır.

(1)  Bu maddenin “Konkordato talebinin nazara alınması şartları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühlet:(2)
MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15 md.)

Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.

Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.

Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. 290 ıncı madde bu konuda kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.

291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.

(2)  Bu maddenin “Mühlet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Geçici mühletin sonuçları, ilânı ve bildirimi:(1)
Madde 288- (Değişik: 28/2/2018-7101/16 md.)
Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur.

Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilân portalında ilân olunur ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir. İlanda ayrıca alacaklıların, ilândan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

Geçici mühletin uzatılmasına ve geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar da ikinci fıkra uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

Kesin mühlet:(2)
Madde 289- (Değişik: 28/2/2018-7101/17 md.)
Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir.

Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve varsa konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır.

Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.

Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda alacakları, hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır. Alacaklılar kurulu her ay en az bir kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğuyla karar alır. Komiser bu toplantıda hazır bulunarak alınan kararları toplantıya katılanların imzasını almak suretiyle tutanağa bağlar. Alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği dikkate alınarak alacaklılar kurulunun zorunlu olarak oluşturulacağı hâller ile alacaklılar kuruluna ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterilir.

Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Borçlu da bu fıkra uyarınca uzatma talebinde bulunabilir; bu takdirde komiserin de görüşü alınır. Her iki hâlde de uzatma talebi kesin mühletin sonra ermesinden önce yapılır ve uzatma kararı vermeden önce, varsa alacaklılar kurulunun da görüşü alınır.

Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

(1)  Bu maddenin “Mühletin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2)  Bu maddenin “Mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulu ile bunların görevleri:(1)
Madde 290- (Değişik: 28/2/2018-7101/18 md.)

Dosyayı teslim alan komiser kesin mühlet içinde, konkordatonun tasdikine yönelik işlemleri tamamlayarak dosyayı raporuyla birlikte mahkemeye iade eder.

Komiserin görevleri şunlardır:
  1. a) Konkordato projesinin tamamlanmasına katkıda bulunmak.
  2. b) Borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek.
  3. c) Bu kanunda verilen görevleri yapmak.
  4. d) Mahkemenin istediği konularda ve uygun göreceği sürelerde ara raporlar sunmak.
  5. e) Alacaklılar kurulunu konkordatonun seyri hakkında düzenli aralıklarla bilgilendirmek.
  6. f) Talepte bulunan diğer alacaklılara konkordatonun seyri ve borçlunun güncel malî durumu hakkında bilgi vermek.
  7. g) Mahkeme tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.

8 inci, 10 uncu, 11 inci, 16 ncı, 21 inci ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır.

Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.

Mahkemece atanan geçici komiser ve komiserler, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu bölge adliye mahkemesi bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir. Bir kişi eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz. Komiserin sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Konkordato komiserinin nitelikleri Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

Alacaklılar kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret eder; komisere tavsiyelerde bulunabilir ve kanunun öngördüğü hâllerde mahkemeye görüş bildirir. Alacaklılar kurulu komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa, mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilir. Mahkeme bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verir.

(1)  Bu maddenin “Mühletin borçlu bakımından sonuçları:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçlunun malî durumunun düzelmesi nedeniyle kesin mühletin kaldırılması:(1)
Madde 291- (Değişik: 28/2/2018-7101/19 md.)

Konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilir. Bu karar, 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

Mahkeme, bu madde kapsamında kesin mühletin kaldırılmasına karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.

Kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflâsın açılması:(2)
Madde 292- (Değişik: 28/2/2018-7101/20 md.)

İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir:

  1. a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa.
  2. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa.
  3. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa.
  4. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse.

İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir.

Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder.

(1)  Bu maddenin “Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) Bu maddenin “Alacaklıları davet ve alacakların bildirilmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:(1)
Madde 293- (Değişik: 28/2/2018-7101/21 md.)

Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.

Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflâs kararı verilmeyen borçlunun konkordato talebinin reddine karar verilirse, borçlu veya varsa konkordato talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir. Bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak mühlet kararı verildiği hâllerde dosya, komiserin görevlendirilmesi de dahil olmak üzere müteakip işlemlerin yürütülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilir.

Mahkemenin veya bölge adliye mahkemesinin konkordato talebinin reddiyle birlikte borçlunun iflâsına da karar verdiği hâllerde 164 üncü madde hükmü uygulanır.

(1)  Bu maddenin “Alacaklılar hakkında borçlunun beyana daveti:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin alacaklılar bakımından sonuçları:(2)
Madde 294- (Değişik: 28/2/2018-7101/22 md.)

Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.

Takas bu Kanunun 200 ve 201 inci maddelerine tâbidir. Bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilânı tarihi esas alınır.

Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır.

Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür.

Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.

(2)  Bu maddenin “Alacaklıların toplanması:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin rehinli alacaklılar bakımından sonuçları:(1)
Madde 295- (Değişik: 28/2/2018-7101/23 md.)

Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

(1)  Bu maddenin “Müşterek borçlulara karşı haklar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçları:(2)
Madde 296- (Değişik: 28/2/2018-7101/24 md.)

Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz. Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez.

Borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla herhangi bir zamanda sona erecek şekilde feshedebilir. Bu çerçevede ödenmesi gereken tazminat, konkordato projesine tabi olur. Hizmet sözleşmelerinin feshine ilişkin özel hükümler saklıdır.

(2)  Bu maddenin “Konkordatonun mahkemede incelenmesi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kesin mühletin borçlu bakımından sonuçları:(3)
Madde 297- (Değişik: 28/2/2018-7101/25 md.)

Borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Şu kadar ki, mühlet kararı verirken veya mühlet içinde mahkeme, bazı işlemlerin geçerli olarak ancak komiserin izni ile yapılmasına veya borçlunun yerine komiserin işletmenin faaliyetini devam ettirmesine karar verebilir.

Borçlu, mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis edemez, kefil olamaz, taşınmaz ve işletmenin devamlı tesisatını kısmen dahi olsa devredemez, takyit edemez ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi hâlde yapılan işlemler hükümsüzdür. Mahkeme bu işlemler hakkında karar vermeden önce komiserin ve alacaklılar kurulunun görüşünü almak zorundadır.

Borçlu bu hükme yahut komiserin ihtarlarına aykırı davranırsa mahkeme, borçlunun malları üzerindeki tasarruf yetkisini kaldırabilir veya 292 nci madde çerçevesinde karar verir.

Birinci ve üçüncü fıkra kapsamında alınan kararlar 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

(3) Bu maddenin “Konkordatonun kabulü için lazımgelen ekseriyet:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Defter tutulması ve rehinli malların kıymetinin takdiri:(1)
Madde 298- (Değişik: 28/2/2018-7101/26 md.)

Komiser, görevlendirilmesini müteakip borçlunun mevcudunun bir defterini yapar ve malların kıymetlerini takdir eder. Borçlunun başka yerlerde malları varsa bu muamele o yer icra dairesi marifetiyle yaptırılabilir.

Komiser rehinli malların kıymetinin takdirine ilişkin kararını alacaklıların incelemesine hazır bulundurur; kıymet takdiri kararı alacaklılar toplantısından önce yazılı olarak rehinli alacaklılara ve borçluya bildirilir.

İlgililer, yedi gün içinde ve masrafını önceden vermek kaydıyla, mahkemeden rehinli malların kıymetini yeniden takdir etmesini isteyebilirler. Eğer yeni kıymet takdiri bir alacaklı tarafından istenmiş ve takdir edilen kıymet, kayda değer bir şekilde değişmişse alacaklı borçludan masraflarının ödenmesini talep edebilir.

Rehinli taşınmaz malların bu madde kapsamındaki kıymet takdiri, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca gayrimenkul değerleme uzmanlığı lisansı ile yetkilendirilen kişilere yaptırılabilir.

(1) Bu maddenin “Konkordatonun tasdiki” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli taşınır veya taşınmazın paraya çevrilmesinin ertelenmesi:
Madde 298/a- (Ek: 17/7/2003-4949/78 md.; Mülga: 28/2/2018-7101/65 md.)
Alacaklıları alacaklarını bildirmeye davet:(2)
Madde 299- (Değişik: 28/2/2018-7101/27 md.)

Alacaklılar, komiser tarafından 288 inci madde uyarınca yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunur. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir. İlânda, alacaklarını bildirmeyen alacaklıların bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri ihtarı da yazılır.

 (2) Bu maddenin “Kanun yollarına başvurma:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklar hakkında borçlunun beyana daveti:(3)  
Madde 300- (Değişik: 28/2/2018-7101/28 md.)

Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Komiser, alacakların varit olup olmadığı hakkında borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemelerde bulunarak bunların neticesini 302 nci madde gereğince vereceği raporda belirtir.

 (3) Bu maddenin “Tasdikin ilanı:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısına davet:(1)
Madde 301- (Değişik: 28/2/2018-7101/29 md.)

Konkordato projesinin hazırlanması, alacakların bildirilmesi ve tahkiki tamamlandıktan sonra komiser, 288 inci madde uyarınca yapacağı yeni bir ilânla alacaklıları, konkordato projesini müzakere etmek üzere toplanmaya davet eder. Toplantı günü ilândan en az on beş gün sonra olmak zorundadır. İlanda alacaklıların, toplantıdan önceki yedi gün içinde belgeleri inceleyebilecekleri de bildirilir. Ayrıca, ilânın birer sureti adresi belli olan alacaklılara posta ile gönderilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun reddinden sonra iflas ve ihtiyati haciz:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Alacaklılar toplantısı ve projenin kabulü için gerekli çoğunluk:(2)
Madde 302- (Değişik: 28/2/2018-7101/30 md.)

Komiser alacaklılar toplantısına başkanlık eder ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verir.

Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantıda hazır bulunmaya mecburdur.

Konkordato projesi;

  1. a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya
  2. b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini,

aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.

Oylamada sadece konkordato projesinden etkilenen alacaklılar oy kullanabilir. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakların alacaklıları ve borçlunun eşi ve çocuğu ile kendisinin ve evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşinin anası, babası ve kardeşi alacak ve alacaklı çoğunluğunun hesabında dikkate alınmaz.

Rehinle temin edilmiş olan alacaklar, 298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılırlar.

Çekişmeli veya geciktirici koşula bağlı yahut belirli olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına mahkeme karar verir. Şu kadar ki bu iddialar hakkında ileride mahkemece verilecek hükümler saklıdır.

Konkordato projesinin müzakereleri sonucunda oluşturulan konkordato tutanağı, kabul ve ret oylarını içerecek şekilde derhâl imza olunur. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen iltihaklar da kabul olunur.

Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç yedi gün içinde konkordatoya ilişkin bütün belgeleri, konkordato projesinin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye tevdi eder.

 (2) Bu maddenin “İtirazlı alacaklar hakkında dava:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 30 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı haklar:(1)
Madde 303- (Değişik: 28/2/2018-7101/31 md.)

Konkordatoya muvafakat etmeyen alacaklı borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza eder.

Konkordatoya muvafakat eden alacaklı da kendi haklarını, borçtan birlikte sorumlu olan kişilere ödeme mukabilinde devir teklif etmek ve onlara toplantıların günü ile yerini en az on gün önce haber vermek şartıyla bu hükümden yararlanır.

Alacaklı müracaat hakkına halel gelmeksizin borçtan birlikte sorumlu olan kişilere konkordato müzakerelerine katılma yetkisini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun hükümleri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun mahkemede incelenmesi:(2)
Madde 304- (Değişik: 28/2/2018-7101/32 md.)

Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlar. Mahkeme, komiseri dinledikten sonra kısa bir zamanda ve her hâlde kesin mühlet içinde kararını vermek zorundadır. Karar vermek için tayin olunan duruşma günü, 288 inci madde uyarınca ilân edilir. İtiraz edenlerin, itiraz sebeplerini duruşma gününden en az üç gün önce yazılı olarak bildirmek kaydıyla duruşmada hazır bulunabilecekleri de ilâna yazılır.

Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.

 (2) Bu maddenin “Konkordatonun neticelenmiyen takipler üzerine tesiri:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki şartları:(3)
Madde 305- (Değişik: 28/2/2018-7101/33 md.)
302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:

a) Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.

b) Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder)

c) Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması

d) 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).

e) Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir.

 (3) Bu maddenin “Nizalı alacaklılara ait paralar:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdiki kararı, kapsamı ve ilânı:(1)
Madde 306- (Değişik: 28/2/2018-7101/34 md.)

Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir.

Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler.

Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilân olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

(1)  Bu maddenin “Konkordato haricinde yapılan vaitler:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 34 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi:(2)
Madde 307- (Değişik: 28/2/2018-7101/35 md.)

Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında rehinli malın muhafaza altına alınması ve satışı, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.

  1. a) Rehinle temin edilen alacak konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.
  2. b) Rehinle temin edilen alacağın konkordato talep tarihine kadar ödenmemiş faizi bulunmamalıdır.
  3. c) Borçlu rehinli malın, işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve paraya çevrilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.

Rehinli malın muhafazası ve paraya çevrilmesinin ertelenmesi hâlinde satış isteme süresi işlemez.

Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında finansal kiralama konusu malların iadesi, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.

a) Borçlu finansal kiralama sözleşmesinin aynen ifasını 294 üncü maddenin yedinci fıkrası uyarınca üstlenmiş olmalıdır.

b) Finansal kiralamadan doğan kira alacağı konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.

c) Ödenmemiş kira borcu, üç aylık tutarı aşmamalıdır.

d) Bu erteleme nedeniyle finansal kiralama konusu malın değer kaybından kaynaklanabilecek zarar, teminat altına alınmış olmalıdır.

e) Borçlu finansal kiralama konusu malın işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve iade edilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.

Birinci ve üçüncü fıkrada belirtilen alacaklılar yazılı görüşlerini konkordatonun tasdikine ilişkin duruşmadan önce sunmaya davet edilirler; bu alacaklılar ayrıca tasdik duruşmasına çağırılırlar.

Borçlu, rehinli veya finansal kiralama konusu malı rızasıyla devreder, iflâs eder veya ölürse, erteleme kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.

Konkordatoyu tasdik eden mahkeme, ilgili alacaklının talebi üzerine ve borçluyu da davet ederek aşağıdaki hâllerden birinin varlığının yaklaşık olarak ispat edilmesi kaydıyla erteleme kararını kaldırır.

a) Borçlu ertelemeyi yanlış bilgiler vermek suretiyle elde etmişse.b) Borçlunun serveti ve gelirleri artmış ve borçlu, ekonomik varlığını tehlikeye sokmadan borcu ödeyebilecek hâle gelmişse.

c) Rehinli malın paraya çevrilmesi veya finansal kiralama konusu malın iadesi, borçlunun ekonomik varlığını artık tehlikeye sokmayacaksa.

 (2) Bu maddenin “Konkordatonun alacaklılardan birinin müracatiyle onun hakkında feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Konkordatonun tasdik edilmemesi ve borçlunun iflâsı:(1)  
Madde 308- (Değişik: 28/2/2018-7101/36 md.)

Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir ve bu karar 288 inci madde uyarınca ilân edilerek ilgili yerlere bildirilir. Borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına resen karar verir.

(1)  Bu maddenin “Konkordatonun tamamen feshi:” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
Kanun yolları:
Madde 308/a- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordato hakkında verilen karara karşı borçlu veya konkordato talep eden alacaklı, kararın tebliğinden; itiraz eden diğer alacaklılar ise tasdik kararının ilânından itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır.

Çekişmeli alacaklar hakkında dava:
Madde 308/b- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler.

Tasdik kararını veren mahkeme, konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebilir. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemezler; bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilir.

Konkordatonun hükümleri:
Madde 308/c- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir. Tasdik edilen konkordato projesinde konkordatonun, tasdik kararının kesinleşmesiyle bağlayıcı hâle geleceği de kararlaştırılabilir; bu takdirde mühletin etkileri, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar devam eder.

Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.

206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

Kredi kurumları tarafından verilen krediler de dahil olmak üzere, mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçlar, adi konkordatoda konkordato şartlarına tabi değildir; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda yahut sonraki bir iflâsta masa borcu sayılır. Aynı kural karşı edimin ifasını komiserin izniyle kabul eden borçlunun taraf olduğu sürekli borç ilişkilerindeki karşı edimler için de geçerlidir.

Konkordatonun sonuçlanmayan takiplere etkisi:
Madde 308/ç- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Konkordatonun taraflar için bağlayıcı hâle gelmesi, geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür.

Birinci fıkra hükmü, 308/c maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki alacaklar için konulan hacizler hakkında uygulanmaz.

Konkordato haricinde yapılan vaatler:
Madde 308/d- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Borçlu tarafından alacaklılardan birine konkordato projesinde öngörülenden fazla olarak yapılan vaatler hükümsüzdür.

Konkordatonun kısmen feshi:
Madde 308/e- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.

Fesih talebi üzerine verilecek hükmün tebliğinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

Konkordatonun tamamen feshi:
Madde 308/f- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Her alacaklı, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun feshini tasdik kararını vermiş olan mahkemeden isteyebilir.

Konkordatonun tamamen feshi kararı kesinleştiğinde durum 288 inci madde uyarınca ilân edilir ve ilgili yerlere bildirilir.

308 inci madde hükmü bu hâlde de uygulanır.

Konkordatoda harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
Madde 308/g- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.)

Tasdik edilen konkordato projesi kapsamında;

  1. a) Yapılacak işlemler, 492 sayılı Harçlar Kanununa tabi harçlardan; bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kâğıtlar, damga vergisinden,
  2. b) Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,
  3. c) Borçluya kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,

istisna edilmiştir.

Bu istisna hükümleri konkordato projesinde belirtilen işlemler bakımından borçlu ile proje kapsamındaki alacaklılara özgü olarak uygulanır. Üçüncü kişiler bu istisna hükümlerinden yararlanamaz.

Konkordato projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlulara ait olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, geçici mühlet kararının verildiği tarihten konkordatonun bağlayıcı hâle geldiği tarihe kadar işlemez.

II- REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI(1)

Rehinli alacaklılarla müzakere şartları ve yapılandırmanın hükümleri:
Madde 308/h- (Ek: 28/2/2018-7101/38 md.)

Adi konkordatoda borçlu, ön projede belirtmek suretiyle, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılmasını bu madde uyarınca talep eder.

Komiser, kesin mühlet içinde uygun göreceği zamanda bütün rehinli alacaklıları borçlunun anapara indirimi, faiz indirimi, vadelendirme veya diğer ödeme tekliflerini müzakere etmek üzere tebligat çıkartarak davet eder.

Müzakerede ve müzakereyi takip eden yedi günlük iltihak süresi içinde rehinli alacaklıların, alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunluğu ile bir anlaşma hasıl olursa, komiser, imzalanan anlaşmaları tutanağa bağlar ve rehinli alacaklılarla anlaşma yapıldığını 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli raporuna ayrı ve bağımsız bir başlık altında işler.

Borçlunun tekliflerinin alacak miktarı itibarıyla üçte ikiyi aşan çoğunlukla kabul edilmesi hâlinde, borçlu ile anlaşamayan rehinli alacaklı, konkordato talep tarihinden itibaren, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan temerrüt öncesi faiz oranı uygulanmak suretiyle, diğer rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmalardan en uzun vadelisine tabi olur. Bu husus ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılara borçlu tarafından yapılacak ödemelere ilişkin plan komiser tarafından tutanağa geçirilir ve komiserin 302 nci madde uyarınca mahkemeye tevdi edeceği gerekçeli rapora da işlenir.

Rehinli alacaklılarla bir anlaşmaya varılamamışsa, bu husus da komiserin gerekçeli raporuna işlenir.

Mahkeme, rehinli alacaklılarla yapılan anlaşmaları üçte iki oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve anlaşmaya varılamayan rehinli alacaklılar varsa bunlara uygulanacak ödeme planının bu maddede öngörülen şartlara uyup uymadığı bakımından kontrol ettikten sonra anlaşmaları ve ödeme planını, 305 inci ve 306 ncı maddeler uyarınca vereceği karara dahil eder.

302 nci madde uyarınca yapılacak alacaklılar toplantısı borçlunun konkordato projesini kabul etmezse, bu madde uyarınca anlaşma yapmış olan rehinli alacaklıların borçluyla akdetmiş bulundukları anlaşmalar ve anlaşma yapmamış olan rehinli alacaklılar için hazırlanmış olan ödeme planı geçerli hâle gelmez.

Yapılan anlaşmaya uygun olarak kendisine karşı ifada bulunulmayan her rehinli alacaklı tasdik kararını veren mahkemeye başvurarak o rehinli alacağa ilişkin anlaşmayı feshettirebilir. Ancak bu fesih sonucunda üçüncü fıkrada belirtilen üçte iki oranının altına düşüldüğü takdirde, borçlunun teklifini kabul etmeyip ödeme planına tabi tutulan rehinli alacaklılar bu planla bağlı olmaktan çıkar, borçlu ile anlaşmış olan rehinli alacaklılar ise anlaşmayı sona erdirebilir.

Bu madde münhasıran adi konkordatoda borçlunun, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılması teklifinde bulunması hâlinde uygulanır. 285 ilâ 309/l maddeleri, açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklılar hakkında uygulanmaz.

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

III. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO(1)(2)

   Şartları ve hükümleri:(1)
   Madde 309 – (Değişik: 28/2/2018-7101/39 md.)

İflâsına hükmedilmiş olan bir borçlu konkordato talep ederse veya bu borçlunun alacaklılarından biri konkordato işlemlerinin başlatılmasını isterse, iflâs idaresi, görüşüyle beraber ikinci alacaklılar toplanmasında veya daha sonra müzakere edilmek üzere alacaklılara bu talebi bildirir.

302 ilâ 307 nci maddeler ile 308/a ilâ 308/g maddeleri burada da uygulanır. Komisere ait görevler iflâs idaresi tarafından yapılır.

Konkordato talebinin alacaklılar tarafından kabul edildiği toplantının yapıldığı tarihten, konkordatonun mahkemece tasdik edildiği tarihe kadar geçen sürede müflisin mallarının paraya çevrilmesi durur. Bu süre altı ayı geçemez.

Konkordato hakkında verilen karar iflâs idaresine bildirilir.

Konkordatonun tasdiki kararının kesinleşmesi üzerine iflâs idaresi iflâsa hükmeden mahkemeden iflâsın kaldırılmasını ister.

İflâstan sonra konkordato iflâs tasfiyesi içinde ancak bir defa istenebilir.

(1)  Bu maddenin başlığı “İflâstan sonra konkordato” iken, 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle, “Şartları ve hükümleri” şeklinde değiştirilmiş, üst başlık olarak “II. İFLÂSTAN SONRA KONKORDATO” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.
(2)             28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

IV-MALVARLIĞININ TERKİ SURETİYLE KONKORDATO(1)(2)

Genel olarak:
Madde 309/a- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

Malvarlığının terki suretiyle konkordato ile alacaklılara, borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf etmek veya bu malların tamamını ya da bir kısmını üçüncü kişiye devretmek yetkisi verilir.

Alacaklılar haklarını konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu aracılığıyla kullanırlar. Konkordato tasfiye memurları ve alacaklılar kurulu konkordato talebi hakkında karar veren alacaklılar tarafından seçilir. Konkordato tasfiye memuru asliye ticaret mahkemesinin seçime ilişkin kararı onaylamasından sonra göreve başlar. Konkordato komiseri de tasfiye memuru olabilir.(3)

(1)  Bu üst başlık altında 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun 83 üncü maddesiyle eklenen 309/a ila 309/l maddelerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar 104 üncü madde gereğince Adalet Bakanlınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.
(2)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
(3)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “icra” ibaresi “asliye ticaret” şeklinde değiştirilmiştir.
   Zorunlu içeriği:
   Madde 309/b-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malvarlığının terki suretiyle konkordato aşağıdaki hususları içerir:

   1- Alacaklıların malların tasfiyesi ya da üçüncü kişiye devri suretiyle karşılanamayan alacaklarından feragat edip etmedikleri, feragat etmiyorlarsa borçlunun sorumluluğunun ne olduğu.

   2- Konkordato tasfiye memurları ile alacaklılar kurulu üyelerinin belirlenmesi ve bunların yetkileri.

   3- Kanun tarafından belirlenmemişse, malların tasfiye usulü ve eğer mallar üçüncü kişiye devredilecekse, bu devrin şekli ve teminatlandırılması.

   4- (Değişik: 28/2/2018-7101/41 md.) Alacaklılara yönelik ilânların ve ilgili yerlere bildirimlerin 288 inci madde uyarınca yapılacağı.

   Konkordato kapsamı dışında kalan mallar varsa bunlar açıkça belirtilir.

   Tasdikin sonuçları:
   Madde 309/c- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malvarlığının terki suretiyle konkordatonun tasdikine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, borçlu malları üzerinde tasarruf edemez ve bu mallar hakkında tasarruf yetkisine sahip kişilerin imza yetkisi sona erer.

Borçlu ticaret siciline kayıtlı ise ticaret unvanına “konkordato tasfiyesi hâlinde” sözcükleri eklenir. Konkordato masası, konkordato kapsamına girmeyen borçlardan dolayı bu unvan altında takip edilir.

Konkordato tasfiye memurları konkordato masasının muhafazası ve paraya çevrilmesi veya lüzumu hâlinde malların devri için gerekli bütün işlemleri yerine getirir.

Konkordato tasfiye memurları mahkemelerde konkordato masasını temsil eder. 228 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.

Konkordato tasfiye memurlarının hukukî durumu:
   Madde 309/ç- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları alacaklılar kurulunun nezaret ve denetimine tâbidir. Konkordato tasfiye memurlarının malvarlığının paraya çevrilmesine ilişkin kararlarına karşı öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde alacaklılar kurulu nezdinde itiraz edilebilir ve bu kurulun kararlarına karşı da şikâyet yoluna başvurulabilir.

   8, 9, 10, 11, 21 ve 359 uncu maddeler konkordato tasfiye memurlarının işlemlerinde de kıyas yoluyla uygulanır.

   Paylaştırmaya katılacak alacaklıların belirlenmesi:
   Madde 309/d-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Tasfiyeden elde edilen hasılatın paylaşımına katılacak olan alacaklıları ve sıralarını belirlemek üzere konkordato tasfiye memurları, alacaklılara yeni bir davet yapmaya gerek kalmaksızın, sadece ticarî defterlere ve yapılan alacak kayıtlarına dayanarak bir sıra cetveli hazırlar ve bu sıra cetvelini alacaklıların incelemesine hazır tutar.

   230 ilâ 236 ncı maddeler kıyas yoluyla uygulanır.

   Paraya çevirme:
   Madde 309/e- (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato masasını oluşturan malvarlığı ayrı ayrı veya bir bütün hâlinde paraya çevrilir. Paraya çevirme, eğer bir alacak söz konusu ise bu alacağın tahsili veya talep hakkının satılması, diğer mallar için pazarlık veya açık artırma yoluyla gerçekleştirilir.

   Paraya çevirmenin usulü ve zamanı konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine alacaklılar kurulunca kararlaştırılır.

   Rehinli taşınmazlar:
   Madde 309/f-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Malların üçüncü kişiye devredildiği hâller dışında, rehinli taşınmazların konkordato tasfiye memurları tarafından pazarlık suretiyle satışı ancak, rehinli taşınmazın satış bedelinden alacağını tahsil edemeyen rehinli alacaklıların muvafakatıyla mümkündür. Aksi takdirde, söz konusu taşınmazlar ancak açık artırma yoluyla paraya çevrilebilir. Taşınmaz üzerindeki irtifaklar, taşınmaz yükleri, ipotekler ve şerh edilmiş kişisel hakların varlığı ve sırası, sıra cetveline göre belirlenir.

   Taşınır rehinleri:
   Madde 309/g-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Alacağı taşınır rehniyle temin edilmiş olan alacaklılar rehinli taşınırları konkordato tasfiye memurlarına tevdi etmek zorunda değildirler. Konkordatoda başka bir süre öngörülmedikçe, rehinli alacaklılar rehinli taşınırı uygun gördükleri zamanda, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla veya rehin sözleşmesinde yetki verilmişse pazarlık yoluyla ya da borsada satmak suretiyle paraya çevirebilirler.

Ancak, rehnin paraya çevrilmesi konkordato masasının yararına ise, konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya rehinli malı altı ay içinde paraya çevirmesi için yetki verebilir. Konkordato tasfiye memurları rehinli alacaklıya, aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu maddesinde öngörülen cezayı da hatırlatarak, bu süre içinde paraya çevirme işlemini gerçekleştirmediği takdirde rehinli malı kendilerine teslim etmesini, haklı bir sebep olmaksızın teslim etmezse rüçhan hakkından mahrum kalacağını ihtar eder.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 42 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “336/a” ibaresi “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 289 uncu” şeklinde değiştirilmiştir.
Tahsili güç ve ihtilaflı hakların alacaklılara devri:
   Madde 309/ğ-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Alacaklılar kurulu, konkordato tasfiye memurlarının teklifi üzerine ihtilaflı veya tahsili güç bir alacaktan, özellikle bir iptal davasından, borçlunun organlarına veya çalışanlarına karşı sorumluluk davasından vazgeçerse, alacaklıları yazıyla veya ilân yoluyla haberdar eder ve 245 inci maddeye uygun olarak  bu iddiaların takibi hakkını devretmeyi teklif eder.

Paraların paylaştırılması:
   Madde 309/h-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları, geçici de olsa her dağıtımdan önce, bir pay cetveli düzenler ve payının  miktarını her alacaklıya bildirir; konkordato tasfiye memurları pay cetvelini on gün süreyle  iflâs dairesinde alacaklıların incelemesine hazır tutar. Pay cetveline karşı şikâyet yoluna başvurulabilir.

   Konkordato tasfiye memurları, pay cetveli ile birlikte masrafları da içeren son hesabı iflâs dairesine tevdi ederler.

   Rehin açığı:
   Madde 309/ı-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehni paraya çevrilmiş bulunan rehinli alacaklılar, alacaklarının açık kalan kısmı için geçici dağıtıma katılırlar. Açık kalan kısım konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenir ve bu karara karşı şikâyet yoluna gidilebilir.

   Geçici pay cetvelinin tevdii sırasında rehin paraya çevrilmemişse, rehinli alacaklı komiser tarafından açık kalacağı öngörülmüş olan miktar için dağıtıma katılır. Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedelin öngörülen miktarın altında kaldığını ispatlayan rehinli alacaklı, buna  tekabül eden ödemelere hak kazanır.

   Rehnin paraya çevrilmesinden elde edilen bedel ile o zamana kadar yapılan geçici ödemeler toplamı alacak tutarını aşarsa, rehinli alacaklı fazlayı iade etmek zorundadır.

   Tevdi:
   Madde 309/i-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Konkordato tasfiye memurları tarafından belirlenen sürede hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar 9 uncu madde hükümlerine göre bankaya yatırılır.

   Beş yıl içinde hak sahipleri tarafından tahsil edilmeyen paylar iflâs dairesi tarafından dağıtılır; 255 inci madde kıyas yoluyla uygulanır.

   Faaliyet raporu:
   Madde 309/j-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Tasfiye sona erince konkordato tasfiye memurları bir nihaî rapor düzenler. Bu nihaî rapor alacaklılar kurulunun onayına sunulur. Kurul onayladığı nihaî raporu tasdik makamı olan ticaret mahkemesine gönderir ve tasdik makamı da alacaklıların incelemesine hazır tutar.

Tasfiyenin bir yıldan uzun sürmesi hâlinde konkordato tasfiye memurları, her yıl en geç Aralık ayı sonuna kadar, tasfiye edilen malvarlığının ve henüz paraya çevrilmemiş malların durumunu belirten bir cetvel ve faaliyetleri hakkında bir rapor düzenleyip alacaklılar kuruluna tevdi eder. Bu cetvel ve rapor, takip eden yılın Şubat ayı sonuna kadar alacaklıların incelemesine hazır bulundurulmak üzere alacaklılar kurulu aracılığıyla tasdik makamına sunulur.

Hukukî işlemlerin iptali:

   Madde 309/k-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Borçlu tarafından konkordatonun tasdikinden önce yapılmış hukukî işlemler 277 ilâ 284 üncü maddelere göre iptale tâbidir.

   (Değişik ikinci fıkra: 28/2/2018-7101/43 md.) Geçici konkordato mühletinin verildiği tarih, iptal davası açma sürelerinin hesaplanmasında haczin veya iflâsın açılmasının yerini tutar.

   Konkordato masasına yöneltilen taleplerin tasarrufun iptali yoluyla kısmen veya tamamen reddini sağlamak mümkün ise konkordato tasfiye memurları, def’î yoluyla iptal talebinde bulunmaya yetkili ve yükümlüdürler.

   Uygulanacak ortak hükümler:

   Madde 309/l-  (Ek: 17/7/2003-4949/84 md.)

   Niteliğine aykırı düşmedikçe 285 ilâ 308/g maddeleri malvarlığının terki suretiyle konkordatoda da uygulanır.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 44 üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “308 inci maddeler” ibaresi “308/g maddeleri,” şeklinde değiştirilmiştir.

V- SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI(2)(3)

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma:
   Madde 309/m- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmeyen ya da  bu hallerden birine düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel olan bir sermaye şirketi veya kooperatif, önceden müzakere edilmiş ve projeden etkilenen alacaklılar tarafından  gerekli çoğunluk sağlanarak  kabul edilmiş olan yeniden yapılandırma projesi ile birlikte, muamele merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma için başvurabilir.

   309/m ilâ 309/ü maddelerinde geçen “projeden etkilenen alacaklılar” terimi, yeniden yapılandırma projesi ile alacakları, hakları veya menfaatleri yeniden yapılandırılacak alacaklıları ifade eder.

   “Gerekli çoğunluk” terimi, projeden etkilenip oylamaya katılan alacaklıların sayı itibarıyla en az yarısını aşan ve oy kullanan alacaklıların alacaklarının en az üçte ikisini oluşturan ve projenin kabulü için gerekli olan çoğunluğu ifade eder. Projenin birden fazla alacaklı sınıfı içermesi hâlinde, her alacaklı sınıfının kendi içinde projeyi gerekli çoğunluk ile kabul etmiş olması gerekir.

(2)  Bu üst başlık, 12/2/2004 tarihli ve 5092 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenmiştir.
(3)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle Onikinci Bap Birinci Bölümden sonra gelmek üzere “II. REHİNLİ ALACAKLILARLA MÜZAKERE VE BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI” başlığıyla İkinci Bölüm eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.
  Yeniden yapılandırma projesi:
   Madde 309/n- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Asliye ticaret mahkemesine sunulacak yeniden yapılandırma projesi, aşağıdaki hususları içerir :

   1- Projeden etkilenen alacaklıların tâbi olacağı koşullar ve benzer alacaklara sahip olan alacaklılar arasında eşitliğin ne şekilde sağlanacağı.

   2- Projenin, borçlunun taraf olduğu sözleşmelere etkisi.

   3- Projenin, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisine etkisi.

   4- Borçların yeniden yapılandırılması için gerekli görülüyorsa, borçlunun kredi gibi finansman kaynaklarına başvurup başvurmayacağı.

   5- Borçlunun işletmesinin kısmen ya da tamamen devri, diğer bir şirket veya şirketlerle birleşmesi, sermaye yapısının veya ana sözleşmesinin değiştirilmesi, borçlu işletmenin yönetiminde yer alacak kişilerin belirlenmesi, borçların vadelerinin uzatılması, faiz oranlarının değiştirilmesi, menkul kıymet ihracı gibi projenin uygulanabilirliğini sağlayabilecek yöntemler.

   6- Tasdik kararından sonra projenin uygulanmasının kim tarafından ve nasıl denetleneceği.

   7- Projeyi reddeden alacaklının alacağının, bu alacaklı projede kendi sınıfı için öngörülen haktan daha azını açıkça kabul etmediği sürece, nitelik itibarıyla benzerlik gösteren alacaklarla eşit muameleye tâbi olacağı.

   Hukukî nitelikleri büyük ölçüde birbirine benzer olan alacakların aynı sınıfta yer almaları şartıyla, proje, alacaklıları birden fazla sınıf içerisinde gruplandırabilir.

Başvuruya eklenecek belgeler:

   Madde 309/o-  (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Başvuruya eklenecek belgeler şunlardır:

   1- Yeniden yapılandırma projesi.

   2- Borçlunun malî durumunu gösterir belgeler, ayrıntılı bilanço, defterlerinin vaziyetini bildiren bir cetvel, gelir tablosu ve borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler.

   3- Projenin, borçluyu yeniden ödeme kabiliyetine kavuşturarak muaccel borçlarını ödeme plânına göre ödeyebilecek ve nakit akışını gerçekleştirecek duruma getireceğini gösteren belgeler.

   4- Projeden etkilenen ve etkilenmeyen alacaklılar ile bunların alacaklarının listesi.

   5- Başvuru öncesi müzakere sürecini tanımlayan ve projeden etkilenen alacaklıların proje hakkında karar vermelerine olanak sağlayan yeterli bilgilendirmenin iadeli taahhütlü mektup ya da noter ihbarnamesi gibi uygun araçlarla yerine getirildiğini gösteren delilleri de içeren açıklamalar.

   6- Projeden etkilenip de onay veren alacaklıların, bu beyanlarını içeren, imzası ve tarihi noterlikçe onaylı tutanaklar.

   7- Projeye göre alacaklıların eline geçecek miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren belge.

   8- Sayı ve meblağ itibarıyla çoğunluk koşulunun gerçekleştiğini gösteren cetvel.

   9- Borçlunun ödeme kabiliyetine kavuşabileceğini ve projede yer alan koşullara uymasının mümkün olduğunu gösteren ve gerekli nitelikleri haiz bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanmış bulunan finansal analiz raporları ile dayanakları.

   Başvuru üzerine ve ara dönemde mahkemece yapılacak işlem ve alınacak tedbirler:
   Madde 309/ö- 4(Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Mahkeme, başvurudan itibaren otuz gün içinde gerçekleşecek olan duruşmanın gününü belirler; başvuruyu, 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur ve projeden etkilenip adresi bilinen tüm alacaklılara tebliğ eder. Yapılacak olan ilân ve tebligatta, başvurunun kapsam ve sonuçları, başvuru dosyasının hangi tarihten itibaren nerede görülebileceği ve itirazların da ileri sürülebileceği duruşmanın günü ve saati gösterilir.

   Mahkeme, ayrıca, borçlunun veya alacaklılardan birinin talebi üzerine, başvuru hakkında verilecek nihai kararın verilmesine kadar geçecek olan dönem için borçlunun malvarlığını korumaya  yönelik ve borçlunun faaliyetleri bakımından gerekli gördüğü tedbirleri derhal alır. Bu durumda mahkeme,  tespit  edilen  duruşma  gününü beklemeksizin ayrıca bir duruşma günü tayin edebilir, alacaklılar ve borçlu tarafından  seçilmiş,  atanmasından projenin tasdikine veya  reddine ilişkin kararın verilmesine kadar borçlunun faaliyetlerinin sevk ve idaresini bizzat üstlenecek ya da bu faaliyetleri denetleyecek olan ve lazım gelen bilgi ve tecrübeye sahip ve gerekli nitelikleri haiz bir veya birkaç ara dönem denetçisi tayin edebilir. Alacaklılar ve borçlunun ara dönem denetçisi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları, ancak şartların ara dönem denetçisi atanmasını gerekli kıldığı hallerde mahkeme, niteliği ve yetkileri yönetmelikle belirlenecek olan bir veya birkaç ara dönem denetçisini re’sen atayabilir.

   Mahkeme, projeden etkilenen alacaklıların borçluya karşı başlattıkları takiplerin ve bu takiplerle ilgili olan davaların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipleri ve davaları da kapsayacak şekilde durdurulmasına, yeni icra takibi yapılmasının etkilenen alacaklılar için yasaklanmasına, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına ara dönem için karar verebilir. Bu durumda, bir takip muamelesiyle kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren süreler işlemez.

   Ara dönemde borçlu, işletmenin devamı için zorunluysa veya malvarlığının kıymetinin korunması ya da artırılması için gerekli görülmesi hâlinde, kredi gibi finansman araçlarına başvurabilir. Bir finansman kaynağının kullanılabilmesi için teminat verilmesi gerekiyorsa, bu teminat öncelikle borçlunun daha önce üzerinde rehin tesis edilmemiş taşınır veya taşınmaz malları üzerinde sağlanır.

   Finansman kaynağı terimi, borçluya hammadde gibi işletmenin faaliyet gösterebilmesi için gerekli mal ve hizmetleri sağlayanları da kapsar.

Başvurunun mahkemece incelenmesi ve kanun yolları:
   Madde 309/p- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Tasdik duruşmasında mahkeme, ara dönem denetçisini, borçlu işletmenin yetkililerini ve duruşmada hazır bulunan alacaklıları dinler. Mahkeme, borçlunun yeniden yapılandırmaya iyiniyetle başvurduğunu, 309/m ilâ 309/o maddelerindeki şartların yerine geldiğini ve projeyi reddetmiş olan her alacaklının projeyle eline geçecek miktarın en az iflâs tasfiyesi sonunda eline geçecek miktara eşit olduğunu tespit ettiği takdirde, en geç otuz gün içinde başvurunun tasdikine, aksi halde reddine karar verir.

   Mahkeme, tasdik kararı ile birlikte, borçlu ile alacaklıların bu konudaki  görüşlerini de dikkate alarak, yetkileri sadece projenin yerine getirilmesine ilişkin esasları denetleyip alacaklılara durumu düzenli olarak rapor etmekten ibaret olan bir veya birkaç proje denetçisi tayin edebilir. Borçlu ve alacaklılar, denetçi seçmedikleri ya da herhangi bir denetçi üzerinde anlaşmaya varamadıkları takdirde, mahkeme, nitelikleri ve görev alanı yönetmelikle belirlenecek olan bir denetçiyi re’sen atayabilir.

   Tasdik veya ret kararının tebliğinden itibaren on gün içinde borçlu ve tasdik duruşması sırasında itirazda bulunmuş olan alacaklılar kararı temyiz edebilirler. Bu konudaki temyiz incelemesi ivedilikle yapılır ve verilecek karara karşı, karar düzeltme yoluna başvurulamaz.

   Tarafların itirazı ve temyiz maktu harca tâbidir.

Kararın sonuçları:
   Madde 309/r- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Yeniden yapılandırma projesi, tüm hüküm ve sonuçlarını, başvurunun tasdikine ilişkin kararın verildiği andan itibaren doğurmaya başlar. Projenin koşulları, projeden etkilenen alacaklılarla yapılmış olan tüm sözleşme hükümlerinden önce gelir.

   Kararın temyiz incelemesi sonunda Yargıtayca bozulması üzerine, projenin tasdik kararının icrası kendiliğinden durur. Bozma kararına kadar yapılan işlemler geçerliliğini muhafaza eder.

Projeden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu sözleşmelerde projenin tadiline veya feshine yol açabilecek veyahut borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurmasının temerrüt hali oluşturacağına ya da akde aykırılık teşkil edeceğine ilişkin hükümler bulunması hâlinde, bu hükümler borçlunun yeniden yapılandırma yoluna başvurması durumunda uygulanmaz.

   Başvurunun tasdiki talebinin reddine ilişkin mahkeme kararının verilmesi hâlinde, mahkemece verilmiş tedbirler kalkar, durmuş olan dava ve takiplere  devam edilir.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmanın feshi:
   Madde 309/s- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında, 308/e maddesi ile 308/f maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanır. Yeniden yapılandırmanın tamamen feshine karar verilir ve bu karar kesinleşirse, durum mahkemece 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurulur. İlândan itibaren  on gün içinde, projeden etkilenen alacaklılar tasdik kararını vermiş olan mahkemeden borçlunun derhal iflâsına karar verilmesini isteyebilirler.(1)

(1)  28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 45 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “307 nci madde ile 308 inci maddenin” ibaresi “308/e maddesi ile 308/f maddesinin” şeklinde değiştirilmiştir.
   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin tadili :
   Madde 309/ş- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Projenin bir kısmının ihlâli hâlinde, bu ihlâl sadece bazı alacaklıları etkiliyorsa, hakları ihlâl edilen bu alacaklıların borçlu ile projenin tadili konusunda anlaşmaya varmaları durumunda, tadil edilmiş proje mahkemenin tasdikine sunulur. Projenin devamı için bu tadilatın yapılması zorunlu ise ve tadil edilmiş proje hakları ihlâl edilmiş olan alacaklıları projeden etkilenen diğer alacaklılardan daha uygun bir duruma getirmiyorsa, mahkeme tadil edilmiş projeyi tasdik eder. Yeniden yapılandırma projesinin tasdikine ilişkin usul projenin tadili hakkında da uygulanır.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesinin ihlâli ve muhtelif hükümler:
   Madde 309/t- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Borçlunun projeden doğan yükümlülüklerini tamamen veya kısmen zamanında yerine getirmemesi hâlinde durum proje denetçisi, borçlu veya projeden etkilenen alacaklılar tarafından projeyi tasdik etmiş olan mahkemeye bildirilir. Aynı hak, projenin tasdikinden önce borçluya teminat mukabili veya teminatsız olarak kredi gibi finansman kaynağı yaratıp bundan kaynaklanan alacağını kısmen veya tamamen elde edemeyen alacaklı için de söz konusudur. Bu bildirim üzerine mahkeme, borçlunun malvarlığının korunabilmesi için, borçlunun malvarlığı üzerindeki tasarruflarını önleyici tedbirler de dahil olmak üzere,  gerekli muhafaza tedbirlerini alır  ve bir duruşma günü tayin ederek 288 inci maddede öngörülen usule göre ilânen duyurur. Mahkeme, projeden etkilenen veya etkilenmeyen alacaklıların vakî itirazlarını inceledikten sonra, borçlunun yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmediğini, projenin uygulanmayıp tadilinin de söz konusu olmadığını veya finansman alacaklısının alacağını tamamen ya da kısmen elde edemediğini tespit edince derhal borçlunun iflâsına hükmeder.

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına, bankalar ve sigorta şirketleri borçlu sıfatı ile başvuramazlar.

   Ara dönem denetçisi ve proje denetçisi hakkında 334/a madde hükümleri uygulanır.

Harç, vergi istisnaları ve teşvik belgeleri:
   Madde 309/u- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Tasdik edilen proje kapsamındaki;

   1- Yapılacak işlemler ve düzenlenecek kâğıtlar, 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisi ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan,

   2- Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,

   3- Borçluya kullandırılan ve kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan,

   4- Diğer benzeri işlemler, kâğıtlar ve krediler vergi, resim, harç ve fon yükümlülüklerinden (4306 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken Eğitime Katkı Payı hariç),

   İstisna edilmiştir.

   İstisna, alacaklıların tasdik edilen proje kapsamında edindikleri varlıkları elden çıkardıkları hallerde de uygulanır.

   Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca tahsilinden vazgeçilen alacak tutarları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre alacaklı için değersiz alacak, borçlu için ise vazgeçilen alacak olarak dikkate alınır.

   Tasdik edilen proje hükümleri uyarınca uygulamaya konulan işlemlerin gerçekleşmemesi hâlinde dahi, bu madde uyarınca uygulanmış istisnalar  geri alınmaz.

   Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesine göre borçları yeni bir itfa plânına bağlanan borçlular tarafından alınmış olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri, projeler ile belirlenen süreler kadar uzatılmış sayılır.

   Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanması sırasında aranacak noter onaylı belgelere ilişkin noter harcı maktu olarak alınır.

   Yönetmelik:
   Madde 309/ü- (Ek: 12/2/2004-5092/8 md.)

   Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde Adalet Bakanlığınca sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasının uygulanmasına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulur.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile Röportajda, Avukat Hakları Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Hukukbook:  Sayın Gökhan Ahi, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Gökhan Ahi:  Meslek hayatım boyunca avukatların itibarının hiç bu kadar azalmadığını, avukatın fiilen yargının kurucu unsurları arasından çıkarıldığı, vatandaşın avukatın varlığından rahatsız olduğu bir ülkede, sorunları ancak İstanbul Barosu çözebilir diyerek aday oldum.

Biz seçim çalışmaları sürecinde dahi çok şeyi değiştirdik. Önce Baro’ya sonra adaylara avukatın gerçek sorunlarını ve çözüm yollarını gösterdik. Diğer adaylar bizim projelerini kendi projeleri gibi yayınladı ve bu bizi inanılmaz mutlu etti. Şimdi biliyoruz ki -küçük bir ihtimal de olsa- seçilmesem bile önümüzdeki dönem Baro çok değişecek, avukatın sorunlarına bakış açısı çok değişecek. Bu algıyı yaratabildiğimiz için gururluyuz.

Hukukbook: Peki, Baro’da neleri eksik gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Gökhan Ahi: Mevcut yönetim yıllardır Baro’nun yönetiminde, bir statüko oluşturmuş, avukatların sorunlarına, rahatsızlıklarına, geleceğine gözlerini yummuş, kulaklarını tıkamış vaziyette. Mükemmel yönetimden bahsetmiyorum, Avukatlık Kanunu’nda sayılmış görevlerinin bile çok sınırlı bir kısmını icra ediyor ki zaten sicil tutmayıp ruhsat vermezse o Baro olmaktan çıkar.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Gökhan Ahi: Sanırım en zor soru bu. Ne yazık ki o kadar etkisiz ki “Mevcut yönetim şunu yapmıştı ve çok iyiydi” diyebileceğim hiçbir şey gelmiyor aklıma. Herhalde bu sorunun cevabı ile adaylık nedenimiz aynı doğrultuda.

Hukukbook: İstanbul Barosu’nun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?
İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi

Gökhan Ahi:  Bakın Baro yönetim kurulunun bazı görevleri şunlar:

  • Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlamak,
  • Mesleki ödevler hususunda baro mensuplarına yol göstermek ve onlara bilgi vermek ve mesleki görevlerin yapılıp yapılmadığını denetlemek, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak, bu konularda her türlü yasal ve idari girişimde bulunmak,
  • Levhaya yazılı avukatlar arasında, avukatlarla avukatlık ortaklıkları, avukatlık ortaklığının ortakları arasında ve bunlarla iş sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda istek üzerine aracılık etmek ve ara bulmak, ücret uyuşmazlıklarında sulha davet etmek,
  • Bakanlıkların yahut mahkeme veya resmi kurumların istediği konularda görüşünü bildirmek,
  • Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak,
  • Vatandaşlarda kendilerine ait davaları avukatlar eliyle açmanın ve savunmanın lüzum ve faydaları hakkındaki inancı yerleştirmeye çalışmak
  • Kanunların memleket ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak, gerekirse ön tasarılar hazırlamak,
  • Avukatların meslekte gelişmelerini teşvik edecek ve sağlayacak her türlü tedbirleri almak,
  • Mahkeme içtihatlarının sistemli bir surette toplanması ve yayınlanması için Adalet Bakanlığı ve yargı mercileri ile işbirliği yapmak,

Bu liste daha uzar gider. Ancak biliyor musunuz bunlar Baro Yönetim Kurulunun ve bir kısmı Türkiye Barolar Birliğinin görevleri. Hangi biri objektif olarak layığıyla yerine getiriliyor? Baronun tek görevi levha hazırlamak ve ruhsat dağıtmak mı?

 

Gökhan Ahi, adaylığını ekibi ile birlikte sosyal medyada canlı yayınla açıkladı

Bu arada ilginç bir şey söyleyeyim, biz kanunda sayılan görevleri ifa edebilecek araç projeler geliştirdik. Birçok konuda projelerimiz var ancak bu projelerin hepsi kanuni görev gereği zaten yapılması gereken şeyler. Bizi ne diye eleştirdiklerini biliyor musunuz: Hayalcilik. Nasıl yapacaksınız bunları diyorlar. Biz de diyoruz ki görev bunlar siz nasıl yapmazsınız!

Hukukbook:  Sayın Ahi, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Gökhan Ahi: Tabi ki avukat temel olarak savunmadır. Ama bunun ortaya çıkardığı yan anlamlar ve misyonlar da var. Avukat hukuk düzeninin koruyucusudur. Avukat müfettiştir, hukuku uygulamayanları denetler, müdahale eder. Avukat yol göstericidir, toplumda herkesin danıştığı kişidir.

Ancak bunlarla beraber biz biraz farklı şeyler de söylüyoruz. Avukat hastalanmadan önce aşı olmak için gidilen doktor gibidir, hastalıkları önler. Avukat yargının üzerindeki hantallığı alabilir. Yeter ki insanlar avukatlara daha fazla danışsın ve bu özendirilsin. Herkes belirli bir miktarın üzerindeki sözleşmelerini avukatla yapsın. Ticari hayatta avukatsız hiçbir hukuki işlem yürümesin. Avukatın önemini sadece biz değil toplum kavrayabilirse o toplum değişir.

Hukukbook: Istanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosunun 140 yıllık şanlı bir mazisi var. Bu tarihte bizim bugün en azından örgütlü olabilmemizi sağlayan çok değerli avukatlar var. İstanbul Barosu tarihi bizim de tarihimizdir. Her başkanı kendi döneminde kendi şartlarında değerlendirmek gerekir. Hepsi ayrı ayrı değerlidir.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Kanundaki 10 yıllık kıdem şartı tek başına yeterli değil. Sadece siyaset veya sadece hukuk konuşmamalı, sabırlı olmalı, insan ilişkileri iyi olmalı, bilimle, sanatla iç içe olmalı çünkü yönetmek de bir sanattır.  Empati yeteneği olmalı, sorunu tespit etmekte gecikmemeli ileriyi görebilmeli ve çözüm üretebilmeli, gerektiğinde toplumda ses getirecek bir duruş sergilemekten çekinmemeli, yeni ve dijital çağa ayak uydurabilmeli, gençlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir baroya ihtiyaç olduğunu farkedebilmeli, Baro’nun tek bir adamdan ibaret olmadığının, kurumsal bir yapı olduğunun bilincinde olmalı, aktif olarak avukatlık yapıyor olmalı, çözmesi gereken sorunları birebir yaşamış olmalı, ki o makama geçince koltuğun rehavetine kapılmasın.  Bir de törenlerde az ve öz konuşmalı, sürekli aynı tonda veya bağırarak konuşmamalı. Artık kimse bunu samimi bulmuyor.

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Gökhan Ahi: Baroya geleneksel anlamıyla bakmadığımızı söyleyebilirim. Bizim ‘Yeni Nesil Baro’ bakış açımızla Baro sadece bir Baro değildir.

Aynı zamanda bir izleme Örgütü’dür. Hukuka aykırılıkları, insan haklarına yönelen suistimalleri, bireysel ve toplumsal özgürlüklere müdahaleleri izler, araştırır, raporlar, takip eder ve kamuoyunda farkındalık yaratır.

Baro, bir Sivil Toplum Kuruluşu’dur. Toplum adına Hukuk Politikaları üretir, çeşitli hukuki sorunları bağımsız olarak ele alarak kamuoyunu bilgilendirip ve aydınlatma görevi yapar; adalete erişim’in ve avukatlık hizmetlerinin herkese ulaşmasını sağlar.

Baro doğal olarak bir Meslek Birliğidir

Avukatların hak ve çıkarlarını gözetir, avukatların bağımsızlığını her platformda savunur, mesleği geliştirir, mesleğin itibarını yükseltir, avukatların çalışma koşullarını iyileştirir ve tüm bunları meslektaşlarından aldığı güçle yapar.

Baro bir Baskı Grubu’dur

Bunlarla birlikte Baro bir Baskı Grubu’dur. Mevzuat çalışmalarını izler, hukukun her alanı için görüş bildirir, dikkat çeken, farkındalık yaratan, demokratik toplum için önemli davaları takip eder, toplum yararı için davalar açar ve itirazlarda bulunur.

Baro bir Lobi Kurumu olmalıdır

Bize göre Baro ayrıca bir Lobi Kurumu olmalıdır. Yasa koyucu, yasa uygulayıcı, yürütme, yargı makamları ve karar vericiler ile ilişkiler geliştiren, görüşmeler yürüten; İş ve Çalışma Dünyası ile işbirlikleri yapan, karar alma süreçlerini etkileme çalışmaları yürüten ve her alanda lobi yapan bir İstanbul Barosu sadece avukatlara değil, tüm hukuk düzenine değebilir ve müdahale edebilir diye düşünüyoruz.

Ve son olarak İstanbul Barosu aynı zamanda “Muhalefet”tir. Demokratik toplumun gelişmesini engelleyen uygulamalar ve hukuki düzenlemelere karşı kavga etmeden tavır alabilen, çekişmeye girmeden inandığı doğruları korkmadan savunabilen, tüm siyasi etkilerden uzak kalabilen bir İstanbul Barosu tasavvurumuz  var.

Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Gökhan Ahi: Bakın bizce avukatlık mesleğine ilişkin en önemli sorun niceliği yüksek, niteliği düşük bir avukat kitlesinin geliyor olması. Bunun temel sebebi her köşe başında apartmandan bozma Hukuk Fakültelerinin bir tane kadrolu profesörü olmadan kurulması ve YÖK’ün olağanüstü kontenjanlara dur dememesi.

İlk olarak staja alımda kontenjan koymayı düşünüyoruz. Örneğin 1000 kişilik bir staja kabul kontenjanı açacağız her sene. Bunun için de bir sınav yapacağız. Sınavda ilk 1000’e giren Hukuk Fakültesi mezunları staja kabul edilecekler. Bunun için mevzuat engeli yok. Staja daha az kişi alınca onları daha iyi eğitebileceğimizi, mentorluk hizmetlerini verebileceğimizi, daha nitelikli avukatlar yetiştireceğimizi düşünüyoruz.

Bununla birlikte Baroda Dijital Dönüşüm projelerimiz burada sayamayacağımız kadar fazla. Meslektaşları bir araya getirecek online platformlardan dijital meslek içi eğitimlere, büro yönetim uygulamalarından duruşma sıralarını online takip uygulamalarına kadar onlarca projeyi internet sitemizde yayınladık.

Bunun dışında 35-A uzlaştırmasını online ortamda daha kolay ve uygulanır hali ile işleme koymayı ve etkin kılmayı planlıyoruz. CMK, Adli Yardım hizmetlerinde genç avukatlara pozitif ayrımcılık tanıyacağız ve ücretlerini peşin almalarını sağlayacak banka finansman yöntemlerini hazırladık.

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Gökhan Ahi: Yeşil pasaport gibi klişelerden bahsetmeyeceğim. Mecliste ve Adalet Bakanlığı’nda daimi bir temsilci bulundurma projemiz var. Mevzuat değişikliği gerektiren konularda ağırlık vereceğimiz konunun avukatların yetkilerini genişletecek işlemler olacağını söyleyebilirim. Örneğin şu anda avukatlar kendi vekaletnamelerini düzenleyemiyor, Noterler tarafından düzenlenmesi gerekiyor. Onun dışında Tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu, belirli bir miktarın üzerindeki borçlandırıcı işlemlerin avukatla yapılması zorunluluğu gibi projelerimiz var. Bunları gerçekleştirebilmek için meclis ile sürekli iletişim halinde olacağız, baskı kuracağız. Zaten halihazırda Avukatlık Kanunu’nda yer alan Anonim Şirketlerde ve Kooperatiflerdeki sözleşmeli avukat hükmünü kesin ve net olarak uygulanabilir hale getireceğiz.

Güçlü Avukat Güçlü Baro Güçlü Savunma
Hukukbook: Yasa, Anayasa ve mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Gökhan Ahi: Zaten bunun yukarıda belirttiğim gibi Avukatlık Kanunu’nda yeri var. Kanunların ülke ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak , gerekirse ön tasarılar hazırlamak Baroların görevidir zaten. Bu düşünceye bağlı olamaz. Tabi ki her türlü yasama faaliyetine müdahil olacağız. Bunun için TBMM’de daimi temsilci bulunduracağız.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi ile İbrahim Aycan, Çağlayan adliyesinde
Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Gökhan Ahi: Baro komisyonları ne yazık ki üniversite kulüpleri gibi çalışıyor. Sadece paneller düzenliyor, aynı konular ile ilgilenen meslektaşları bir araya getirmeye dahi yaklaşamıyor. Biz komisyonların daha etkin ve yetkili olacağı, baro yönetimine katkı sağlayacağı, konuları ile ilgili resmi kurumlarla Baro adına temaslarda bulunacağı, aylık raporlar hazırlayıp tıpkı bir meclis komisyonu gibi yönetim kuruluna sunacağı bir misyon planlıyoruz.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Gökhan Ahi: Baro ulusal ve uluslararası anlamda kabul görmüş şeffaflık ve açıklık ilkelerini benimsemiş bir kurum olmalıdır. Grup adı altındaki faaliyetleri ile üye ve gönüllülerinin bağışları haricinde herhangi bir gelir sağlamayacağını, Baro gelirleri ve kaynakları ile bütçesini meslektaş lehine kullanacağını, Ulusal ve uluslararası anlamda her türlü denetime açık olduğunu, kayırma ve iltimas gibi sair çirkinliklerden kaçınacağını taahhüt etmiş olmalıdır. Bunlar bizim temel ilkelerimizden, bu konuda yaşanan eksikliğin avukatlarla baro arasındaki mesafeli duruşun, çözüme yanaşmayan tutumun asıl sebebi olduğunu düşünüyoruz.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Eğer seçimlerden birinci çıkarsak hemen seçimin ertesinde diğer grupların temsilcilerinin, eski baro yönetimlerinin ve belirli bir sayıda ilgili meslektaşın katıldığı bir Çalıştay organize edip, bir otele kapanıp İstanbul Barosu’nun 2 ve 4 yıllık vadede eylem planlarını çoğulcu bir katılımla yapmayı düşünüyoruz.  Bundan sonrasında ise sürekli bir biçimde online anketlerle, Baromuz üyesi meslektaşlara gerçekleştirdiğimiz projelerden memnuniyetlerini, gerçekleştirilmemiş temel istek ve ihtiyaçlarını soracağız. Sürekli avukat odaklı çalışacağız. Çünkü biz de avukatız, ‘Baroculuk” mesleğimiz olmayacak. Sürekli adliyelerde, icra dairelerinde olmaya, meslektaşın nabzını çalışma alanlarında tutmaya çalışacağız.

Hukukbook: Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?

Gökhan Ahi: Adayların yeterince propaganda yapabildiğini, kemikleşmiş yapıyla yarışmanın kolay olduğunu söyleyemem.  Ama yine de en demokratik seçimlerin İstanbul Barosunda olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte medya ciddi bir şekilde ayrım yapıyor. Mesela en son Habertürk televizyonu 5 adayı “İstanbul Barosu seçimlere hazırlanıyor” başlığı ile çıkarmıştı, bizim bundan program sırasında haberimiz oldu. Asıl güzel olan bu demokratik zorluklara rağmen kazanmak olacak.

Hukukbook: Baronun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Gökhan Ahi: Avukatların şikayet, talep ve önerilerine cevap verilmiyor, çözüm üretilmiyor, hızlıca cevaplanması veya müdahale edilmesi gerekenlere yeterli ilgi gösterilmiyor. Avukatların doğrudan ulaşabildiği, ulaşsa da sorununun çözümünde arkasında hissedeceği bir baro mümkün. Tüm bunlar verinin planlı ve doğru kullanımı ile mümkün. Dolayısıyla dijital olmak demek sadece web sitesi açmak değil. Sosyal medyayı da aktif ve bilgilendirici amaçla kullanmadıkları da ortada. Çağımızda en hızlı haber alma ve iletişim kanallarından birine sırt çevirmek yeni nesil avukata da sırt çevirmektir. Eski ve sıkıcı kafayla hazırlanmış her şeyden kurtulacağız. Şuanda kullanıyorlarsa da hala farkedilmemiş olan şey, bilginin “güç” olduğudur. İçerik bilgi içermiyorsa veya sosyal medyanın doğasına aykırı ise yani uzunsa, görsel değilse, sıkıcı ise paylaşımın hiçbir anlamı yoktur.

Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’i aşan üyeler arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Her avukatı fikirleriyle, önerileriyle ve şikayetleriyle yönetime ortak etmek adına, tüm talep, öneri ve şikayetleri toplayan; avukatı telefon numarasından tanıyan ve tek bir arama ile doğrudan ulaşılabilen Baro İletişim Merkezi (BİM) kurmak ve her başvuru hızlıca cevaplamak. Acil taleplere, Baro Operasyon Merkezi tarafından gerekli yönlendirmeler yapılarak yerinde hukuki müdahale etmek. Olumlu / olumsuz her başvuru mutlaka yazılı olarak cevaplamak, takibi bizzat Baro Yönetim Kurulu tarafından yapmak projelerimizden biri.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Gökhan Ahi: En başta avukatları ayrıştırmayacağız. Avukatı şu görüşten, bu gruptan diye ayırma imkanı yok. Sorunlarımız ortak. Eğer ortak bir çözüm bulursak ve tüm söylemlerimizi hukukun üstünlüğü temeline oturtursak, zaten tüm avukatlar peşimizden gelir, barosuna aidiyet hisseder ve örgütlü gücü benimser.

Bu sebeple, Mesleğini yaptığı için saldırıya uğrayan, mesleğinden dolayı baskı gören, gözaltına alınan, soruşturmaya uğrayan, tutuklanan ve diğer haksız muamelelerle karşılaşan, hangi gruptan ve hangi siyasi görüşten olursa olsun her Avukatın İstanbul Barosu olarak arkasında durulması, adli, hukuki ve mali destek verilmesi bir meslek örgütünün en önemli görevlerinden birisidir. BOM adıyla hizmet verecek “Baro Operasyon Merkezi” 7/24 hizmet anlayışıyla haksızlığa uğrayan her Avukatın yardımına anında koşacak ve etkili tedbirleri almaya çalışacak. Böylelikle, her avukat kendi meslek örgütünün arkasında durduğunu bilecektir.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun 42.000’e yakın üyesi arasında, 10 yıl ve daha az kıdemi olan Avukat sayısı 27.000, yani yarıdan fazla. Plansız ve kontrolsüz açılan Hukuk Fakülteleri her geçen gün daha fazla mezun veriyor ve her yıl Türkiye’de 3000 yeni avukat mesleğe başlıyor. Kesinlikle avukat sayısındaki kontrolsüz artışın hem mesleki kaliteye hem meslek itibarına hem de avukatların ister bağlı çalışsın ister büro açsın, ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmasında ciddi payı olduğu aşikâr.

Mesleğe yeni başlayan avukat ister bağlı çalışsın ister serbest, ciddi ekonomik sorunlar yaşıyor. Müvekkil bulamıyor, bulduğundan ücretini hemen alamıyor, aldığını yüksek vergi ve ofis giderine harcıyor ve en önemlisi ekonomi çok kötü. Bağlı çalışan Avukatlar da alması gereken ücretlerin çok altına çalışıyor. Bu sebeplerden dolayı bir kısım avukat, daha ilk yıllarında ‘bu stresli işi yapıp kazanamayacağıma bir kafe / büfe açarım veya satışçılık yaparım daha iyi’ diye düşünerek mesleği bırakıyor. Biz bu gerçekliği biliyoruz. O yüzden seçtik sloganımızı: “Mesleğini değil, Baroyu değiştir!”

Avukat Hakları Grubu sosyal medyayı yaygın şekilde kullanması ile biliniyor
Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Gökhan Ahi: En büyük 5 diye bir sıralama yapamam. Türkiye’de yargının en büyük problemleri kuralsızlık, bilgisizlik ve keyfiliktir. Bu yine eskilerin ‘kanun adamı dediği’ kolluk memuru için de geçerli. Bir takım adli ve idari birimler, istediği her şeyi, hiçbir kurala tabi olmaksızın yapabileceğini düşünüyor. Liyakat yerine sadakat ataması yapıldığından yargının yürütme’den bağımsız hareket edemediğini çok net görüyoruz.

Adliyede ve diğer alanlarda avukata kötü davranılması, ayrıştırılması çok ciddi bir problem. Avukata kolluk tarafından fiili saldırı yapılabilmesi korkunç bir tablo, bunu yapan polise soruşturma bile açılmıyor, üstleri tarafından korunuyor. Ancak biz takipçisi olacağız. Hiçbir vaka münferit değildir. Avukata yapılan saldırıyı Avukatlığa yapılmış sayıp ilgililer cezalandırılana, hatta ilgililer arasında hukuka aykırı davranmaktan doğacak bir korku oluşana kadar her türlü yanlışın üzerine gideceğiz.

Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahaledir

Bu arada yalnızca fiziki şiddet değil, psikolojik şiddet de var. Emniyet müdürlüklerinde, karakollarda cezaevlerinde avukata yönelik doğrudan psikolojik şiddet uygulanıyor. Sadece bir icra dosyasını incelemek için adliyeye giden bir Avukat ‘dosyanı şimdi yaz, öğleden sonra gelir alırsın’ denilerek bazen 5-6 saat adliyede bekletiliyor ve işin daha kötüsü ‘dosyanız çıkmadı, sonra gelin’ diye gönderiyorlar. Duruşmaların saatinde başlamaması, hakimler mazeretli olurken avukata bilgi verilmemesi, aramanın otoparkta başlaması, asansörlerde sıra beklenmesi gibi bir çok unsur, yılgınlık doğuran bir psikolojik şiddettir. Avukata yönelik her türlü baskıda orada bitecek bir baro örgütlenmesini hayata geçirmek projelerimizden biri.

Neticede Avukat, vatandaşın hakkını savunurken, Avukata yapılmış haksızlık, vatandaşın hakkına yapılmış müdahale anlamına gelir.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Gökhan Ahi: Mali müşavirler dahi, staja kabul için bir sınav, mesleğe kabul için ikinci sınav yapıyor. Kadrolu profesörü dahi bulunmayan, apartmandan bozma hukuk fakültelerinden mezun olanlar herhangi bir elemeden geçmeden baro levhasına kaydoluyor. Bu kadar başvuru staj sırasında da nitelikli bir eğitimi imkansız hale getiriyor. İyi puanla kaliteli hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçularla, düşük puanla yetersiz hukuk fakültelerinde eğitim görmüş genç hukukçular arasında, mesleğe başlarken bir fark olmaması sanırım herkesi rahatsız ediyor.

Biz staja kabulde bir kota koymayı ve İstanbul Barosu tarafından belirli periyotlarla düzenlenecek staja kabul sınavları ile bu kontenjana girecek stajyerleri elemeyi düşünüyoruz. Kazanamayan ne olacak diye soracaksanız, İstanbul Barosuna kaydolmak isterlerse bir sonraki sınavın acıkmasını bekleyecekler, istemezlerse başka bir ilin barosunda stajlarını yapabilecekler. Bu yöntemle kontenjan dahilindeki stajyerler iyi eğitilecek, nitelikli avukat yetiştirilecek.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Gökhan Ahi: Nerede bir kavramın içine “hak” kavramı girse avukatın bu kavramdan bağımsız düşünülemeyeceği kanaatindeyiz. Kentsel dönüşüm de çevre hakkı ve mülkiyet hakkı kavramları ile yakından ilgilidir. Bunların toplumsal karşılığı da var. Kimse kadın haklarına, ayrımcılığa, çevre hakkına duyarsız bir Baro düşünemez. Baroların üzerine düşen görevlerden biri de toplumsal eşitliği ve insan haklarını sağlamak için çalışmak. Gerek meslek içinde gerek vatandaşa yönelik her türlü hak saldırısına baro müdahil olacaktır. Gereken itirazlar yapılacak ve davalar açılacaktır. Baro bu yönden de herkesin Barosu olmalıdır.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?

Gökhan Ahi: Artık Avukatlar girdikleri duruşmalar, yaptıkları itirazlar sebebiyle tutuklanıyor. En yakın örneği, aynı zamanda Avukat Hakları Grubu’nun TBB Delegesi olan Ömer Kavili, geçtiğimiz hafta yalnızca avukatlık mesleğini icra ettiği için “yargıyı sulandırmak” ve “ters psikoloji yapmak” gibi akla mantığa sığmayacak gerekçelerle tutuklandı ve bir gece cezaevinde kaldı. Hala avukatlık mesleği yaptığı için tutuklu bulunan onlarca meslektaşımız var.

İstanbul Barosu Başkan adayı Gökhan Ahi, Avukat Ömer Kavili’nin tutukluluğunun kaldırılması sonrası basın açıklamasında

Mevcut Baro yönetimi ne yazık ki kanuni görevlerini minimal ölçüde yerine getirmeyi seviyor. Bizim farkımız salt sicil ve servis hizmeti sunan değil, yeri geldiğinde izleme örgütü olan, sivil toplum kuruluşu olan, baskı grubu, lobi kurumu veya yerine göre siyasi etkilerden uzak kalarak antidemokratik uygulamalara karşı bir muhalefet kurumu olacak bir baro tasavvur etmektir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Gökhan Ahi: Mesleki ve kişisel gelişim eğitimleri ile donatılmış, hakkı korunan, iş alanları ve çalışma ortamları çoğaltılan, teknolojik donanıma sahip genç avukatlar Türkiye’nin hukuk sistemi içinde önemli bir ağırlığa ve etkiye kavuşacaktır.

Hem bağlı çalışan hem serbest çalışan genç avukatlar için ciddi projelerimiz var. Örneğin bağlı çalışan genç avukatların, düşük ücretlerle ve fazla mesai yaptırılarak çalışmasının önüne geçilmesi için, İstanbul Barosu, Avukatlık Kanunu’nun 95/5. maddesini işleterek, ücret ve çalışma anlaşmazlıklarında bağlı çalışan ile işveren avukat arasında ara bulunacak, ücret uyuşmazlıklarında taraflar sulha davet edilerek genç avukatların hakları korunacak.

Tapu işlemlerinin avukatla yürütülmesi, şirketlerin hukuki danışmanlık almasının sağlanması, vatandaşların hukuki koruma sigortasına yönlendirilmesi, avukata olan ihtiyaç konusunda farkındalık yaratılması gibi bir çok ekonomik projenin yanı sıra CMK ve Adli Yardım ücretlerinin peşin alınması için bankalarla finansman anlaşmalarının yapılması gibi bir çok projemiz var.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız ?

Gökhan Ahi: Tavsiye niteliğindeki tarifenin tüm meslektaşlarımız tarafından uygulanmasını veri toplayarak, analizler çıkararak, denetleyerek sağlayacağız. Bununla birlikte bu sadece meslektaşlarımızın sorunu değil. Vatandaşı bu konuda bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Avukata verilen bu ücretleri çok yüksek bulup sonrasında çok daha büyük zararlar eden, cezalar çeken vatandaşları gösteren kamu spotları çekip birçok mecrada yayınlayacağız. Bunun etkisinin önemli olacağını düşünüyorum.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Gökhan Ahi: Baronun sadece hukuk siyaseti yapması gerektiğine, ideolojisinin yalnızca cumhuriyet, hukuk devleti ve insan hakları olması gerektiğine inanıyoruz. Zaten seçime katılma sebeplerimizden biri de bu. Bizim dışımızda Baro seçimlerine katılan grupların tamamı belli bir siyasi görüşün ya da partinin temsilcisi gibi hareket ediyor. Biz her siyasi görüşten ve her yaşam tarzından avukatın meslek örgütü olan bir Baro inşa edeceğiz.

Hukukbook: Barolların, değişen mevzuat karşısında avukatlara güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Gökhan Ahi: Bu konudaki çözümün uzmanlaşmadan geçtiğini düşünüyoruz. Sürekli gelişen dünyaya uyum sağlamaya çalışan hukuk da ister istemez genişliyor. Bir avukatın her konuyu çok iyi bilmesinin imkanı yok. Sürekli uzmanlaşma eğitimleri ile yeterli krediyi alan avukatları, Baro tarafından akredite edilecek alanların uzmanı olarak ilan etmeyi düşünüyoruz. Bu durum hem daha fazla çalışan uğraşan avukatın karşılığını görmesini sağlayacak, hem de vatandaşları bu tip uzmanlaşmış avukatlara yönlendireceği için tercih edilir olacak. Tabi ki bu uzmanlıkların korunabilmesi ve mevzuatsal her gelişmeyi takip edebilmesi için eğitim ve sınavlar büyük oranda dijital ortamda olarak devam edecek.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Avukat Gökhan Ahi
Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır ?

Gökhan Ahi: Bu konu ile ilgili de ilginç bir projemiz var. Her yıl Hukuk Fakültelerini uluslararası belirli standartları yerine getirip getirmediğine göre değerlendireceğiz. Sonra bu fakülteleri şartları yerine getirenler ve getirmeyenler olarak ilan edeceğiz. Böylelikle hem fakülteler eksiklerini görecek hem de merdiven altı fakültelerin tercih edilirliği düşecek.

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Gökhan Ahi: Avukatlık stajının ilk altı aylık kısmında, adliyelerdeki dava yoğunluğu ve hakimlerin ilgisizliği, adliye stajının yalnızca yoklama almaya dönüşmesi Stajyer Avukatlar için verimsizliktir. Baro Staj Eğitim Merkezi’ndeki derslerin sayısı ve ölçme değerlendirme yetersizliği, verimsizliğin diğer sebepleridir.

Adliye stajının daha gerçekçi sürelerle daha etkin ve verimli hale getirilmesi sağlanacak, bu konuda Adalet Komisyonları ile birlikte iyileştirme sağlanacak. Baro Staj Eğitim Merkezi, sadece pratiğe yönelik, örneğin hukuk İngilizcesi, sözleşme teknikleri, müzakere teknikleri, diksiyon, hitabet gibi  konuların işlendiği bir eğitim kurumu haline getirilecek, diğer tüm hukuki ve mesleki gelişim konuları uzaktan eğitim (videolu) ve uzaktan ölçme değerlendirme (online sınav) ile Stajyer Avukatlara ulaştırılacak.

Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz ? Baro hangi kurumlarla iş birliği içinde olmalı ?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu’nun uluslararası hukuk kurumlarıyla bir ilişiği ne yazık ki yok. Bizim projelerimizden birisi, uluslararası barolar ve diğer hukuk kurumları içinde sürekli işbirliği içinde olmak, bilgi paylaşımı sağlamak ve ortak projeler üretmek. Yönetim Kurulu adaylarımızdan birisi, Uluslararası Barolar Birliği’nde önemli bir başkanlık yürütüyor. Denetim Kurulu adaylarımızdan birisi, İngiltere Galler Barosu üyesi. Delege adaylarımızdan birisi New York Barosu üyesi. Bu arkadaşlarımızın bilgi ve tecrübesini İstanbul Barosu lehine kullanmak için çok şey yapacağız.

Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün değil? Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?

Gökhan Ahi: Her ne kadar tüm avukatlar ‘o yoldan’ geçmiş olsa da avukatlığın en zor zamanları stajyer avukatlık. Tek kuruş para almadan veya çok cüzi ücretlere çalıştırılan ve bir GSS’den başka hiçbir sosyal güvencesi olmayan stajyer avukatlar; yanında staj gördükleri avukatın özel işlerini de yapıyor, geç saatlere kadar da çalışıyor, hafta sonu da iş yerine geliyor. Öncelikle bunların önüne geçmeye çalışacağız. Stajyerlerin alakasız bir Danıştay kararına dayanılarak ücretli çalışmasının yasak oluşunu da kabul etmiyoruz.

Stajyer Avukatlar için ürettiğimiz projeler üzerinde oldukça kapsamlı bir çalışma yaptık. Baro Yönetimi olarak, Stajyer Avukatın başvurusundan avukat ruhsatı aldığı güne kadar, ilk 6 ayı Baro, sonraki 6 ayı hukuk bürosu tarafından karşılanmak üzere, Stajyer Avukatların sosyal güvenceye kavuşmasını sağlayacağız.

Ayrıca içinde bulunduğumuz dönemde Stajyer Avukatlar ile Stajyer arayan Hukuk Bürolarını buluşturabilecek Baro ilan sistemleri oldukça ilkel. Eski dönemlerin seri ilan mantığıyla çalışıyor. Bu sistemi adayların yeteneklerine, eğitim durumlarına, bilişsel ve mesleki becerilerine, yabancı dil bilgisine göre; Hukuk bürolarını ise çalışma ortamları, çalışılan alanlar, müvekkil portfoyü, sunduğu imkanlara göre seçebilen ve akıllı bir eşleştirme yapabilecek yeni nesil İnsan Kaynakları sistemi kuracağız.

Stajyer Avukatların, Hukuk Alanı seçiminden, çalışma ortamı seçimine, mesleki hedeflerin belirlenmesinden hukuk bürosu seçimine kadar her alanda tecrübesine ve tavsiyesine güvenilen mentor’larla (yönder) ücretsiz olarak görüşeceği, mesleki hayatını ve kariyerini, tecrübeli ve başarılı meslektaşlardan seçilmiş mentor’ların tavsiyelerine göre şekillendirebileceği bir sistem getireceğiz.

Diğer yandan, Hukuk Fakültelerinde verilmeyen, sözleşme hazırlama teknikleri, görüşme ve müzakere teknikleri, avukat muhasebesi, büro yönetimi, masraf yönetimi, hitabet – diksiyon, beden dili ve Hukuk İngilizcesi konusunda uzmanlarla işbirliği yaparak, gerekirse uzaktan eğitim metodları ile stajyer avukatlara mesleki ve kişisel gelişim imkanı sağlayacağız.

Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği ile eşgüdümlü çalışarak ve baskı kurarak, Stajyer Avukatlar için kademeli bir sistem getirilerek: Stajının altıncı (6.) ayından itibaren yanında staj yaptığı Avukatın Sulh ve İcra Hukuk Mahkemelerinde dava ve işlerini takip edebilen Stajyer Avukat, dokuzuncu (9.) aydan itibaren de yanında staj yaptığı Avukatın İş Mahkemeleri, Ticaret Mahkemeleri ya da Tüketici Mahkemelerindeki dava ve işlerini takip edebilecek hale gelmelerini sağlayacağız.

Tüm bu sorunların aşılması için geliştirdiğimiz projelerimiz hayata geçtiğinde stajyer avukatların çok daha iyi imkanlarla, kendilerine güvenerek mesleğin ilk yıllarındaki zorlukları atlatmalarını sağlamayı planlıyoruz.

Hukukbook: İstanbul Barosu’nun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?

Gökhan Ahi: Aslen bizim üzerine çözüm ürettiğimiz konular, Baro’da sorun olarak gördüğümüz ve en önemlisi de birebir yaşadığımız sorunlar.  Bunlar farkedilmemiş olamaz ancak herhangi bir çözüm üretilmemiş, hepsi zaten bu sorunlara yönelik projeler. Siz baronun bugüne dek avukatların gerçek bir problemini çözdüğünü gördünüz mü, etkin rol aldığını?  Sicil tutmak ve diğer bürokratik işlemler dışında da Baro’nun aktif olarak çözümünde rol alması gereken pek çok sorun var.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Gökhan Ahi: Arabuluculuk sistemini destekliyoruz, alternatif uzlaşma yollarının en iyi avukatlar nezdinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Ancak elbette yenilikçi ve burada da çözümcül olmak gerekir, uzlaşmalar için dijital yöntemler geliştirmek gibi ya da işçi işveren avukat ilişkisinde arabuluculuğun doğrudan Baro tarafından üstlenilmesi gibi.

Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı Yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?

Gökhan Ahi: Bu konuda reklam yasağından daha ciddi problemlerimiz olduğunu düşünüyorum. Mesela Anadolu adliyesinin arkasında, barakadan bozma, tepesinde kocaman “DİLEKÇE YAZILIR” yazan bürolar var. Başta bunları arzuhalci sanıyorsunuz, biraz yaklaşınca camda küçücük yazan Av. İbaresini görüyorsunuz. Bu tablo bana rahatsızlık veriyor.

Biraz araştırınca genç avukatların nitelikli ofislerin kirasını karşılayamadığı için böyle yerler tuttuğunu ve arzuhalcilerle başa çıkabilmek için arzuhalcilere dönüştüklerini görebildik. Bunun önüne geçmek için birçok projemiz var. Mesela İstanbul Barosu, içinde kütüphanesi, toplantı odaları, müvekkil görüşme odaları, kafe, ortak çalışma alanları, bireysel çalışma alanları bulunan Paylaşımlı Ofis’ler açacak ve işletecek, bu ofislerden öncelikle Genç Avukatların uygun ücretlerle faydalanması sağlanacak. Genç Avukatların ihtiyacı olan sekreterya ve muhasebe hizmetleri, mentorluk programları, konferanslar, eğitimler ve seminerler bu Paylaşımlı Ofis’lerde sunulacak, bu ofisler Genç Avukatların çalışmaktan ve bir arada bulunmaktan keyif alacağı mekanlar haline getirilecek.

Avukat Hakları Grubu arzuhalcilere karşı savcılık şikayetinde bulundu
Hukukbook: Evet, doğru bir noktaya temas ettiniz. Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir?  Baro bu konuda ne yapmalı?

Gökhan Ahi: Mahkeme ve devlet organlarında temsil yetkisi yasalarla korunan şekilde avukat tekelindedir. Bu tekelin amacı hukuk eğitimi almış belirli staj ve aşamalardan geçmiş risk ve sorumluluk bilincine sahip kimselerin bu işleri yapması sistemin hızlı ve hukuk güvenliği içerisinde işler hale getirilmesidir. Ancak arzuhalciler yeterli bilgi ve donanıma sahip olmaksızın çok basit gibi görülen işlerde dahi büyük hatalar yaparak, ayda 40-50 bin TL’yi bulan, yargının bütün unsurlarından fazla haksız kazançlar elde etmektedir. Ancak bunun karşılığında risk ve sorumluluk almadıkları gibi bu işin eğitimini almış yüksek maliyetlerle avukat olmuş kimselerin kazançlarına da göz dikmiş olmaktadırlar

Arzuhalci ve benzeri kanunsuz kişilerle kararlılıkla mücadele edeceğimiz de bilinmelidir. Avukat Hakları Grubu, önce avukatın hakkını gözeten, avukatların aleyhine gelişmeleri seyreden değil bilakis aktif şekilde rol ve tavır alan bir anlayışı İstanbul Barosu’na getirmeye kararlıyız.  Hatta bunun için yönetim ve üyelerimizin toplu imzasıyla İstanbul, Anadolu ve Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıklarına konu ile ilgili suç duyurusunda bulunduk. Soruşturmaları takip ediyoruz.

Hukukbook: Avukat Hakları Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?

Gökhan Ahi: İstanbul Barosu 2016 eçimlerine 3 hafta kalmışken, Baro’da bir şeyleri değiştirmek için bu grubu kurduk. 19’u aday olan toplam 28 kişilik gönüllü bir Avukat grubumuz vardı. Ömer Kavili başkan adaylığında 2016 baro seçimlerine katıldık ve hiç yabana atılmayacak bir oy aldık. Bu bize daha fazla cesaret verdi.

Avukat Hakları Grubu’nun bir tüzel kişiliği yok. Ancak Avukat Hakları Derneği adında bir dernek kurma planlarımız var.  Seçim dışında da bir araya gelebilmek ve diğer illerde de örgütlenmek istiyoruz. Çünkü seçimlere hazırlanırken baktık ki biz yalnız değiliz. Avukat Hakları Grubu avukatların yıllardır yaşadığı ve Baro yönetiminin umursamadığı sorunları kendine dert edinmiş, mesleğin sorunlarını çözmeye talip, büyük hedefleri olan sıradan Avukatların oluşturduğu bir grup olarak kuruldu ve şimdi bizim gibi sıradan avukatlarla her geçen gün büyüyor.

Seçimlerden çok evvel, uzun süreden beri iki haftada bir toplanıyoruz. Bir çok farklı konuda konuşuyoruz. Kişisel verilerin korunmasından savunmaya yapılan saldırılara, dilekçe yazım tekniklerinden hukuk bürosu yönetimine, ABD’de avukat olmaktan Kadın Avukat olmanın zorluklarına kadar pek çok konu başlığı ile buluştuk, konuştuk. Öyle sıkıcı salonlarda falan da değil, kafelerde barlarda bir araya geldik çoğu zaman. Adli yılın kapanışında parti yaptık mesela Bomontiada’da, oldukça eğlenceliydi. Ama baktık ki etkinlik bitiyor, kimse gitmiyor. Oturup bir şeyler içip muhabbete devam ediyoruz. O zaman dedik ki bu buluşmalar bitmemeli. Kazansak da kaybetsek de bir araya gelmeye devam edeceğiz. AHG bir kültüre dönüştü, insanların aidiyetleri oluştu. Bu kültürü büyüteceğiz.

Avukat Hakları Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? Çalışma biçiminiz nasıl?

Gökhan Ahi: Bahsettiğim gibi zaten küçük bir gruptuk. Bir de AHG’nin ilkeleri var: Avukat Hakları Grubu, grup üyeleri içerisinden tayin edilecek Başkan adayının sadece bir kez başkan adayı olabileceğini kabul etmiştir, aksi Grup tarafından kabul edilip açıklanmadıkça tekrar aday olamaz mesela. Ömer Kavili 2016 seçimlerinde adayımızdı. Grubun kendisi seçmişti. Bu seçim içinde arkadaşlarım bana teklif getirdi, ben de kabul ettim.

Hukukbook: Avukat Hakları Grubu’nun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?

Gökhan Ahi: Yönetim kurulu üyelerimiz; Av. Necip Şenel (30720), Av. Sıdıka Baysal (31919), Av. Nazan Dağtaş (34104), Av. Yıldıray Erkol (34661), Av. Yunus Özak (38781), Av. Çağın Özdemir (40205), Av. Emel Özer Tokbaş (40508), Av. Rojda Uygun (43400), Av. Bahar Varol Tüfekçioğlu (43651) ve Av. Erdost Balcı (44657)’dan oluşuyor. Ancak bu asıl liste. Bizim farkımız yedek listenin de asıl liste ile birlikte çalışacak, görev yapacak olması.

TBB Delege adayımız 137 değerli isimden oluşuyor. Hepsini sayamasak da, Av. Ömer Kavili,  15365 Av. Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Doç. Dr. Recep Yılmaz Yazıcıoğlu, Av. Taner Sevim, Av. N. Sedef Erken, Av. Doç. Dr. Mehmet Köksal, Av. Yasin Beceni, Av. Burçak Ünsal, Av. Hüseyin Ersöz, Av. Tuğrul Sevim isimler aklıma ilk gelenler. Delege adaylarımızın sicil ortalamasının 36 Bin, genç bir ekipten oluştuğunu söyleyebilirim.

Bu arada şu an seçime bir haftadan az kaldı ve bizim dışımızdaki grupların çoğu daha yönetim kurulu adaylarını bile açıklamadılar. Biz bu listeleri iki ay öncesinden ilan ettik. Hangi grubun şeffaf bir yönetim getireceği daha seçimler başlamadan belli olmuş oldu aslında.

Avukat Hakları Grubu: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Gökhan Ahi: Kendimizi tek geçiyoruz. Diğer grupların hedeflerine yakın olsaydık, zaten ayrı bir grup olarak ortaya çıkmazdık, doğrudan o gruba destek olurduk.

Hukukbook: Sayın Gökhan Ahi, gerek Avukat Hakları Grubunun ve gerekse başkan adayı olarak şahsınızın baro seçimleri özeline baroların, avukatların ve yargının sorunları hakkında vermiş olduğunuz samimi yanıtlar için teşekkür ediyoruz. 

Gökhan Ahi: Ben de teşekkür ediyorum. Uzun ve keyifli bir söyleşi oldu.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi

0
Pul Kanunu Kongresi

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi, Amerikan kolonileri üzerinde ekonomik baskılarına devam eden İngiliz yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi 1765 yılında ilan edilmiştir.

İngiltere, kolonilerin ithal ettiği şekere vergi koymuş, bazı evraka da zorunlu damga vergisi uygulamıştır. Vergilerin artırılması İngiltere ile koloni yönetimleri arasında problemler doğurmuş; koloni temsilcilerinin görüşü alınmadan tek taraflı kararların alınması üzerine halk tepki göstermiştir. Koloniler, bu döneme kadar İngiltere yönetimden kopmayı planlamamış ancak koloni yönetimleri sayesinde yönetim tecrübesi oluşması üzerine bu fikir gelişmiştir. 

Yeni Vergiler ve Kolonilerin Tepkisi

Koloniler, 1763 yılındaki Kraliyet Bildirisi ile yeni toprakların yerleşime açılmasına kısıtlamalar getirilmesi; 1764 yılındaki Şeker Kanunu, 1764 yılındaki Döviz Kanunu, 1765 yılında çıkarılan Konaklama Kanunu ve son olarak 1765 yılında çıkarılan Pul Kanunu ile; bütün resmi belgeler, gazeteler, ruhsatlar ve kontratlar için pul alımının zorunlu kılınması üzerine örgütlü bir direnişe geçmişlerdir.

Pul Kanunu, herhangi bir işle uğraşan herkese eşit yeni yükler getirmiş; Amerikanın her yerindeki gazeteciler, avukatlar, din adamları, tüccarlar ve iş adamları bu kanuna karşı çıkmış, büyük tüccarlar direnişi kısa sürede örgütlemişler ve ithalat yapmama kararı almışlardır. Bunun üzerine 1765 yılında İngiltere ile yapılan ticaret büyük bir düşüş göstermiştir. Ayrıca, (Sons of Liberty) Özgürlük Çocukları adıyla  gizli örgütler kurulmuş, ticaretin yavaşlatılmasıyla kanun anlamsızlaştırılmıştır. Gümrük görevlileri istifaya zorlanmış, pullar imha edilmiştir.

Pul Kanunu Kongresi

Patrick Henry’nin harekete geçirdiği Virginia Temsilciler Meclisi; Amerikalıların onayı olmadan yeni vergilerin konulmasının kolonilerin özgürlüklerini yok ettiğini ileri sürerek kınama kararı çıkarmıştır. Temsilciler Meclisi, Virginialıların, İngilizlerle aynı haklara sahip olduklarını ilan etmiştir. Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur.

Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır.

Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.

Pul Kanunu Kongresi Bildirgesi
En sıcak muhabbet ve görev aşkı  ile Majestelerine ve O’nun hükümetine samimiyetle kendilerini adayan, ayrılmaz bir şekilde Protestan saltanatın başarılı kurumlarına bağlı olan ve bu kıtadaki İngiliz Kolonisinin talihinin dönmesinin yakın olduğuna inanan bu Kongrenin üyeleri; zamanın izin verdiği ölçüde adı geçen kolonilerdeki durumu dikkatli bir şekilde inceleyerek kolonide oturan kişilerin en temel haklarına ve özgürlüklerine ve Parlamentonun çıkardığı çeşitli kanunlar nedeniyle katlandıkları sıkıntılar dolayısıyla ortaya çıkan şikayetlerine saygı göstererek  mütevazı görüşlerimiz doğrultusunda aşağıdaki bildiriyi ilan etmeyi kaçınılmaz bir vazife olarak addettik.
  1. Bu kolonilerdeki Majestelerinin tebaası Büyük Britanya Krallığı’na aynı sadakati borçludurlar; yani bu ülkede doğan tebaalarının sahip olduğu sadakat ve Büyük Britanya Parlamentosuna, bu aziz organa duyulan tüm itaat ile aynı itaati borçludurlar.
  2. Bu kolonideki majestelerinin hizmetinde bulunan tebaa bütün miras yoluyla geçen haklara ve Büyük Britanya Krallığında doğan tebaanın doğuştan gelen tüm imtiyazlarına sahiptir.
  3. Kendilerinin ya da temsilcilerinin rızası olmaksızın hiçbir verginin konamayacağı, İngilizlerin şüphe götürmez hakkı ve en önemli özgürlüklerinden biridir.
  4. Bu kolonilerin halkı yerel koşullardan dolayı Büyük Britanya’daki Avam Kamarasında temsil edilemezler.
  5. Bu kolonilerdeki halkın tek temsilcileri kendilerince sevilen kişilerdir ve kendilerine ait yasalarca öngörülmedikçe anayasal olarak hiçbir vergi onlardan alınamaz.
  6. Halkın özgür bir şekilde verdiği hediyeler şeklinde krallığa verilen tüm malzemeler; kolonide yaşayanların mallarının Büyük Britanya halkı için majestelerine verilmesi nedeniyle İngiliz anayasasının ruhu ve ilkelerine aykırı ve tutarsızdır.
  7. Jüri tarafından yargılanma, bu kolonilerde yaşayan her Britanya tebaası için tabii ve çok kıymetli bir haktır.
  8. Bu kolonilerin sakinleri üzerine yüklenen ve “Britanya Kolonilerinde Ve Amerika’da Belirli Damga Vergisi ve Diğer Vergilerin Alınması ve Uygulanması İle İlgili Kanun” adlı Parlamento’nun son yasası ve diğer bazı kanunlar; Bahriye Mahkemesinin yargılama hakkının sınırlarını genişleterek kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırma eğilimini ortaya koymaktadır.
  9. Parlamentonun çıkardığı son birkaç kanun ile getirilen vergiler, bu kolonilerdeki sıkıntı verici koşullar açısından, son derece külfetli ve eziyet vericidir ve madeni para kıtlığından dolayı ödenmeleri mümkün değildir.
  10. Bu kolonilerin ticaret karlarını eninde sonunda Büyük Britanya’da toplandığı için oralarda krallılığa verilen erzağa çok büyük bir katkı sağlamaktadır.
  11. Bu kolonilerden gerçekleştirilen ticarete parlamento tarafından çıkarılan son kanunlarla getirilen kısıtlamalar; onları Büyük Britanya’nın imalatçılarından mal satın alamaz bir hale getirmektedir.
  12. Bu kolonilerin mutluluğunun ve refahının artması kendi hak ve özgürlüklerini tam ve serbestçe kullanmalarına ve Büyük Britanya ile karşılıklı olarak muhabbet ve avantaja dayanan bir ilişki kurmalarına bağlıdır.
  13. Bu kolonilerde yaşayan Britanya tebaasının krala ve her iki parlamentoya dilekçe vermek haklarıdır.
Son olarak, bu kolonilerin en iyi hükümdara, anavatana ve kendilerine, majestelerine sadık ve itaatkar olmaya çalışmak; her iki parlamentoya da en samimi özeni göstermek; belirli damga vergilerinin, parlamentonun çıkardığı diğer kanunların tüm hükümlerini ve Amerikan ticaretine sınırlama getiren diğer tüm kanunların hükümlerinin uygulanmasını ortadan kaldırmaya çalışmak en elzem görevleridir.

Vakıf

0

Vakıf, Türkiye ve dünya tarihinde önemli yer tutan sivil toplum kuruluşlarının bir türüdür. Türkiye’de vakıflar, geçmişten geleceğe önemli bir kaynakçaya ve literatüre sahip olup kendine özgü mevzuata sahiptir. Vakıf konusunda yerleşmiş vakıf deyimleri ve terimleri sözlüğü de bulunmaktadır. Vakıflar, kişilerden oluşan diğer sivil toplum kuruluşlarının aksine beli bir amaca özgülenmiş malvarlığı ile hizmet üretir.

Yeni vakıfların kuruluş ve işleyişi ile ilgili hükümler Türk Medeni Kanunu, 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu  ve Vakıflar Yönetmeliğinde yer almakta olup, diğer ilgili mevzuatta da hükümler bulunmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde vakfın tanımı “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak yapılmıştır.

Vakfın Amaçları ve Unsurları

Bu tanımdan anlaşılacağı üzere vakfı oluşturan en önemli iki unsur; özgülenecek bir malvarlığı ve malvarlığının özgüleneceği amaçtır.

Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir.

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.

Vakfa özgülenecek malvarlığı ise vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olmalı, vakfın amaç veya devamını imkansız veya yararsız hale getirmemelidir.

Gerçek ya da tüzel kişiler vakıf kurabilirler. Ancak kurucu gerçek kişi ise Türk Medeni Kanununda belirlenen fiil ehliyetine sahip olmalı, tüzelkişi ise fiil ehliyetine sahip olmakla birlikte, kuruluş statüsünde vakıf kurabileceğine ve vakfa malvarlığı özgüleyebileceğine dair hüküm olması gerekir.

Vakıflar özel hukuk tüzelkişisi olup, Türk Medeni Kanununun 48. maddesinde belirtilen tüm hak ve yetkilere sahiptir. Vakıflar Genel Müdürlüğü denetim makamı olup, vesayet makamı değildir.

Kuruluş şekli

Vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde yapılacak bir resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Ancak vakfın kurulması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurularak tescilinin sağlanması gereklidir. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Resmî senetle vakıf kurma işlemi temsilci aracılığıyla yapılabilir. Ancak, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olması ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunması gereklidir.

Vakıf senedinin içeriği

Türk Medeni Kanununun 106’ıncı maddesi gereğince, vakıf senedinde vakfın adının, amacının, bu amaca özgülenen mal ve hakların, vakfın örgütlenme ve yönetim şeklinin ile yerleşim yerinin gösterilmesi zorunludur.

a) Vakfın adı; kanuna ahlaka adaba aykırı olmamalı ve vakfın amaçları ile uyumlu olmalıdır. Üçüncü kişileri vakfın amacı konusunda yanıltıcı ya da yanlış çağırışımlar uyandıracak isimler verilemez. Her hangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun ismi kullanılamaz.

b) Vakfın amacı; Hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir.

c) Özgülenen mal ve haklar; kurucuya ait olmalı ve amacı en azından başlangıç itibari ile gerçekleştirmeye yetmelidir.

Özgülenen malvarlığı nakit ise paranın vakıf adına Türkiyede kurulu bir bankaya  kuruculardan birinin hesabına yatırılıp, vakıf adına bloke edilerek dekontunun tescil başvurusu yapılan mahkemeye ibrazı, taşınmaz ya da taşınır bir malvarlığı ise değer tespitinin mahkemece yaptırılması ve ilgili sicillerine (tapu sicili, trafik sicili gibi) vakıf adına tescili sağlanmalıdır.

Vakfın kurulması ile özgülenen mal ve haklar vakıf tüzelkişiliğine geçer.

d) Organları; Vakfın bir yönetim organı olması zorunludur. Vakfın işleyişinin kolaylaşması açısından, amacının kapsamına ve faaliyetlerine uygun olarak mütevelli heyeti, yönetim organı ve bir denetim birimi olması uygun olur.

Bu sayılan organlar dışında onur kurulu,araştırma kurulu, çalışma kurulu gibi vakfın yönetimi ile ilgili olmayan kurulların vakıf organları arasında gösterilmemesi gerekir.

Vakfın organlarının kaç kişiden oluşacağı, toplantı ve karar yeter sayılarının senet metninde gösterilmesi, organların görev ve yetki sınırlarının yeterince belirtilmesi halinde, vakfın işleyişinde sıkıntıya düşülmesinin önüne geçilmiş olur.
Vakıf organlarında kamu görevlileri görev unvanlarını kullanarak görev alamaz.

e) Vakfın yerleşim yeri; vakfın faaliyetlerini yürüttüğü merkezin bulunduğu yerdir. Vakıf senedinde gösterilecek adresin açık olarak ayrıntılı şekilde yazılması zorunludur.

Vakfın Tescili

Vakfın tesciline ilişkin açılan davada mahkemece davanın reddine ya da vakfın tesciline ilişkin vereceği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.

Aynı şekilde, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, iptal davası açabilirler.

Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir.

Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunur ve Resmî Gazete ile ilân olunur.

Vakfın Kuruluşundan Sonra Yapılması Gereken İşlemler

3628 sayılı Mal Bildiriminde bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa göre, vakıfların idare organlarında (yönetim kurulu) görev alanlar Vakıflar Genel Müdürlüğüne mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar.

Yönetim Kurulu üyeliğine  seçilme halinde,  göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde, görevin sona ermesi halinde, ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde verilmesi zorunludur.

Bütün vakıfların, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan her türlü işlemlerinde önce bağlı bulundukları Vakıflar Bölge Müdürlüğü kanalı ile yazışma yapmaları gerekmekte olup, vakıflar tarafından doğrudan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılacak yazışmalar işleme konulmamaktadır.

Vakıflarda Vergi Muafiyeti 

4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 20 nci maddesinde, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınabilir. Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir” hükmü yer almıştır.
Maliye Bakanlığının Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ (Seri No:1)’de bu konudaki usul ve esaslar belirlenmiştir.

Yabancıların Vakıf Kurması

Yabancılar Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. Ancak yeni vakıfların yönetim organlarında  görev alanların çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması gerekir.

Yabancı Vakıfların Türkiye’de Şube Açması

Yabancı vakıfların Türkiye’de şube açması Dernek Kanunu ve Dernekler Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu konudaki   başvurunun  İçişleri Bakanlığına  yapılması gerekmektedir.

Vakfın Şube ve Temsilcilik Açması

Yeni vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube veya temsilcilik açabilirler. Bu vakıflar, yetkili organlarınca alınacak kararı müteakip şube ve temsilciliği açmadan önce Vakıflar Yönetmeliği Ek-1’deki beyannameyi vakıf merkezinin bulunduğu bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar. Vakıf tarafından şube veya temsilciliğin kapatılması durumunda da 30 gün içinde aynı usulle bölge müdürlüğüne beyanda bulunulur.

Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

Şube ve temsilciliklerin vakfı temsili ve çalışma usulleri

(1) Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.
(2) Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir.
(3) Şube ve temsilcilikler;
a) Vakfın amacına katkı sağlamak üzere vakıf senedine ve mevzuata uygun faaliyette bulunurlar.
b) Genel Müdürlük ile yazışmalarını merkezleri aracılığıyla yaparlar.

Vakıfların Yönetimi

Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur. Yöneticilerin çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

Bu vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde vakıf senedindeki hükümlere göre eksiklik tamamlanır. Vakıf senedinde hüküm bulunmaması halinde; öncelikle senet değişikliği yapılmak suretiyle eksiklik giderilir. Ancak;

Vakıf senedi değişikliğine yetkili organında eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın karar yeter sayısı gözetilmeden aldığı karar,

Vakıf senedi değişikliğine yetkili organın bulunmaması veya hiçbir üyesinin kalmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı,

İcraya yetkili organdaki eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde ise karar yeter sayısı gözetilmeden alınan karar,

İle mahkemeye başvurulur. Mahkemece, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak organlardaki eksiklik tamamlanır.

Mahkeme kararını müteakip, organlardaki eksilmelerin tamamlanması hususunda gerekli senet değişikliği yapılır.

İdare Şeklinin Değiştirilmesi

Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlüğün istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.

İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında, vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişikliklerin vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen organın kararı üzerine, Genel Müdürlüğün yazılı düşüncesi alındıktan sonra mahkeme tarafından kararlaştırılır.

Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan vakıflardan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi hükümlerine tabi olanların vakıf senetlerinde yapılacak değişiklik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uygun görüşünden sonra, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak yerleşim yeri mahkemesi tarafından kararlaştırılır.

Adres ve Vakıf Yöneticilerinin Değişikliği

Senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde yapılacak adres değişikliğinin değişiklik tarihinden itibaren; yönetim organına seçilenlerin isimleri ile tebligata esas adreslerinin ise seçim tarihinden itibaren 15 gün içinde ilgili bölge müdürlüğüne bildirilmesi gerekir.

Vakıf Varlıklarının Değerlendirilmesi

Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler, paralarını Türkiye’de kurulu bankalara yatırırlar.

Vakıfların Denetimi

Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını Vakıflar Yönetmeliğinin Ek-7’deki forma uygun olarak düzenleyerek rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.

Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.

Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca vakıfların;

a) Vakfiye ve vakıf senedinde yazılı amaç doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadıkları,
b) Yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmedikleri,
c) Mallarını ve gelirlerini vakfiye, 1936 beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanıp kullanmadıkları,
ç) Vakıf iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri,

Denetlenir.

Şube ve Temsilciliklerin Denetimi

Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.

Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir.

İç denetimin amacı

İç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.

İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur.

İç denetimin kapsamı

Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır.

İç denetim faaliyeti;

  • Vakfın vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde yazılı şartlara ve yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği,
  • Vakfın mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde belirtilen şartlara uygun bir şekilde etkin ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı,
  • İşletme ve iştiraklere sahip olan vakıflarda bu işletme ve iştiraklerin sınai, iktisadi ve ticari esas ve gereklere uygun tarzda idare edilip edilmedikleri, rasyonel bir şekilde işletilip işletilmedikleri,
  • Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı,
  • Hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile bir röportaj gerçekleştirilmiştir. Röportajda kısa adı İMAG olan İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz
İstanbul Barosu Başkan Adayı Kaptan Yılmaz ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Kaptan Yılmaz, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz : Dünya görüşümüz çerçevesinde yaşamımız boyu süregelen bir toplumsal yapı anlayışımız var. Bu konuda statüsünü kökleştirmeyi düşündüğümüz mesleki platformumuz (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) içinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Baro başkanlığına adaylık kararı, beraber çalıştığımız arkadaşlarla birlikte verdiğimiz, demokratik seçimlere dayalı bir karardır. Mesleki birikimimiz, tecrübemiz ve meslektaşlarımızın teveccühü ile kendimizi İstanbul Barosunu yönetmeye yeterli gördük. Seçim bir ekip çalışmasıdır. İstanbul barosunu diğer gruplardan daha iyi yönetebileceğimize, hatta grubumuzdan aynı nitelikte birkaç eşdeğer kadro çıkarabileceğimize inanıyoruz.

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Yönetime sadece eksikleri tamamlamak için aday olunmaz, sistemi geliştirmek için de göreve talip olunur. İstanbul Barosunda politik, bürokratik baskı, etki, yönetim yetersizliği olduğu düşüncesindeyiz. Mesleki sorunlara hızlı ve yeterli cevap verilemediği açıkça ortadadır. Yanlışlıklara tepki yoksa Baro işlevini yitirmeye başlar ve ekip olarak bunu mevcut yönetim ve diğer aday gruplardan daha iyi yapacağımıza inancımız var.

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Olguları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Sorunlara, sistemlere, yöneten öznelere, soyut ve anakronik yaklaşmayı sevmiyoruz. Kişileri kendi dönemleri ve o dönemin koşullarına göre değerlendirmek gerekir. Bu sebeple baroda örnek alacağımız bir başkan ve önderimiz yok, aslında buna gerek de yok.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

 Avukat Kaptan Yılmaz: İstanbul Barosu’nun, Avukatların mesleki ihtiyaçları ile ilgili kayıt ve yönetim, stajyer eğitimi, UYAP yönetimi, CMK takibi, adli yardım düzenlemeleri, cezalandırma ve takibi gibi çok sayıda görevi var. Staj eğitimi mesleğe yeni giren arkadaşlarımız için aslında yönetimin en büyük kozu. Bu konuda kötü olduklarını söyleyemeyiz. Üniversite eğitimi sonrası mesleğe ilk adım önemli.  Ancak mevcut yönetimin, İstanbul Barosunun gücü göz önüne alındığında mesleki ve hukuki konularda yetersiz kaldığını düşünüyoruz.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?

 Avukat Kaptan Yılmaz. Eski dinamizmini kaybeden yönetimlerin kaderi mevcut durumu (status quo) korumaktır. Örneğin, 2010 sonrası birbirini izleyerek gelen aynı Yönetim, politik müdahalelere gereken tepkiyi hukuk adına gösteremedi. Kendilerine düşünce olarak çok yakın avukatların tutuklanmaları ve cezalandırılmaları da buna dahildir. Görüş önemli değil, sadece düşünce ve örgüt modellerinden dolayı insanlar tutuklandı. Bu işin düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili kısmı. Tabii ki evinde silahla yakalanmış, suça karışmış avukatların eylemlerine sahip çıkılamaz. Ancak koşullarının insan hakları çerçevesinde ve meslek adına gözlenmesi gerektiği halde bu konuda çok ciddi bir çaba gösterildiği düşüncesinde değiliz. Kendini koruma amacı taşıdığını düşünüyoruz. 40.000’i aşmış bir baronun bu tür günlük hesapları olamaz, olmamalı.

Disiplin ve denetim kurullarında istemli bir karışıklık yaşandı. Gri bir alanda yaşıyoruz. Disiplin ve Yönetim kurulunun önüne gelen yakınma dosyalarında, meslektaşlarını çağırarak gerektiğinde giderek durumu gözlemesi gerek. Görüyoruz ki, pek çok cezada onaylama söz konusu. Buna itiraz edecekler, hayır gözlerinin içine bakarak konuyu sordukları avukat yok denecek kadar azdır.

Özellikle yaşı geçkin meslektaşlara, yenilikler ve değişiklikler hakkında bilgi vermeleri gerekirdi. Mesleğin hafızası olan seçilmiş üstadlarımızla ilgili pek bir çalışma yapıldığını görmedik. ‘Yapamıyorsa, gitsin’ demek bu.

UYAP üzerinde Bakanlığı temsil yetkileri var. Bu sistem üzerinde çok ciddi üretkenlikleri olduğunu düşünmüyoruz. Hala kaşe-imza kullanıyorlar.

Hukukbook: Sayın Yılmaz, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Yargı, yasama ve yürütmeden bağımsızdır. kuvvetler ayrılığı çok pahalı elde edilmiş bir tecrübeler bütünüdür. Bugün demokrasinin olmazsa olmaz kırmızı çizgisi aşılmaya başlandı. Bürokratik bir örgüt kuran başkanlık sistemi, hem yasamayı hem yargıyı zorluyor. Diyalektik için tez/antitez/sentez, iddia/savunma/yargıç olmalıdır. Avukat bunun iki tarafında var. Hukuk eğitimi almamış insanların kendi başlarına savunma yapmalarının, yasaları kullanmalarının zorluğunu düşünsenize. Avukat devletle insan arasında vazgeçilemez bir enstrüman. Ne kadar yetkin olursa o kadar yargılama verimliliği de artar. Hele Türkiye’nin son dönemi gibi, hafızasının üçte ikisini, yargıç-savcı kadrolarının yarısını kaybeden, paradigması kaymış bir ülkede, o hafızayı yerine koyacak yapıdır avukatlık.  Avukatlar daha az kan kaybetti çünkü.   

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Avukatın ait olduğu yer, meslek kuruluşudur Baro. Aslında kamu avukatlarının Baro’ya kayıt zorunluluğu da olmalı. Kuvvetler ayrılığı içerisinde Savcının kürsüden inerek karşımıza ve kolluğun başına geçmesi, lojmanının, çalışma alanlarının, servisinin ayrılması gerektiğini düşündüğümüz gibi, Baro’nun hem kendi içerisinde, hem meslektaşlar üzerinde hem de toplumla yargı arasındaki ilişkilerde daha kamusal görevler yerine getirmesi gerektiğini, başkanlık sisteminin bürokratik yapısından yararlanarak teknik konularda daha ciddi sonuçlar alabileceğini düşünüyoruz. Bu verimlilik hem devlet, hem millet adına daha olumlu sonuçlar verecektir.

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir? 

Avukat Kaptan Yılmaz: Önce cezaevi gerçeği ve düşünce özgürlüğü bizi ilgilendiriyor. Bugün uygulananların yarın farklı bir grup veya bize uygulanmayacağının garantisi yok. 1980’ı birebir yaşamış veya yaşamışların yanında yetişen hukukçularız. 1980 darbesi, Marksist- Ülkücü ayrımı yapmadı. Aynı işkence, aynı cezaevi koşuları, aynı idam, aynı yaş büyütmeleri yaşadılar. Bu 1944 de de böyle. Erdal Eren’in yaş değişikliğini görenin Recep Küçükizsiz’in Savcı talimatı üzerine karar vererek yaş büyütmeyi de görmesi lazım. Bu nedenle bizim tepkilerimiz toplum tarafından pek anlaşılamıyor. Herkes kendi acısını yaşamamalı. Bu işin üzerine gitmek zorundayız. İyi incelenmeli. Bu kanayan bir yara, toplumsal barışın sistemi yıkmadan sağlanması lazım.

Disiplin bizi yakından ilgilendiriyor. Önce meslektaşımızı dinleyeceğiz. Karar, kanıtlar ve akıl üzerine kurulacak

Şeffaflık şart

Bilgiye erişim konusunda ciddi sıkıntılar var. Kamusal bilgide telif olmaz. Bazı liberal yapıların korunması adına bilginin profesyonel erişiminde sorunlar yaşanıyor.

Meslektaşlarımızın verimliliğin artması adına, bir zabıt katibinden daha fazla kamusal bilgiye erişim imkanı verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Avukatların sistem yerine e-devlet üzerinden UYAP girişi kullanmaları oldukça ciddi sorun yaratıyor.

Harçların ödenmesinde ya barokart ya Vakıfbank tekelleri var. Bize göre bu suni yönlendirme düzelmeli.

HMK 149’un yürürlüğe girmesi ve hukuk duruşmalarına uzaktan erişimle duruşma sağlanması seçeneği kullanılmalı.

SEGBİS’le ifade sadece sanığın onayına bağlı olmalı. Sanığın vücut dilini okumadan ceza verilmesi adil değil.

Post-mortem dosya incelemesi getirmek istiyoruz. Kapanan dosyaların tarihe karışmadığını herkes görmeli. Buna insan hakları Mahkemesi yargılamaları da dahil.

Daha fazla özele girmek istemiyoruz. Ama dinamik bir baro kurulacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Öncelikle Avukatlık Kanunu ayıklanarak değişmeli. Avukatlık ortaklığı ciddi ve modern bir yapıya kavuşturulmalı.

Hukukun üstünlüğü önünde engel hale gelen yasalar, özellikle olağanüstü hak koşullarındaki yasalar ve KHK lerin ayıklanması gerekiyor.

Hakimler ve Savcılar Kurulunun politik etkileri kaldırılarak meslekten gelenler tarafından seçilmesi ve mutlak özerkliğe kavuşturulması gerektiği düşüncesindeyiz.

Yargılamada kullanılan ana hukuki düzenlemelerin muhakkak, adli ve idari yargının görüşü alınarak çıkartılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Biz mesleğin içinden geliyoruz. Sorun çıkartan alanların sayısı yüzlerle, binlerle ölçülür. Yüksek katılımla sorun çözülmezse, toplumsal karşılık bulmaz. Bunun için sadece meslektaşlara değil, ilişkide olan her yapıya ve özneye ulaşmak lazım.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Sadece Yönetim Kurulu ile hizmet verilmesi imkansızdır. Gönüllü meslektaşlarımızın katılımı ile konu odaklı merkezlerin desteklenmesi, daha fazla işlev yüklenmesi gerekir. Baronun toplumda yeteri kadar karşılık bulduğunu düşünmüyoruz. Bu Baro olarak bizim hatamız. Erki eylem vücuda getirir. Doğada etki tepki kuralı geçerlidir. Duyarlılığımızın olduğu noktalara odaklanarak avukatların gücünü aktarmak gerekir düşüncesindeyiz.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır. Mali, politik, hukuki pek çok şeyi bilmiyoruz.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: 40.000 kişinin aktif olarak katılımını sağlamak bütün renklerin kabulü ile olur. Toplumun tümü bizi ilgilendiriyor, biz Türk milliyetçisiyiz. Bu ülkenin insanları ve hakları için gerekirse biz savaşırız. Milliyetçilik dediğiniz şey ülkenin dokusunu ve kültürünü korumak için çalışmaktan geçer. Değişim ve gelişim kendinizden başlar. Düşünce özgürlüğü kadar önemli bir şey yoktur. Pasif/aktif agresifliğin önü düşünce özgürlüğü ile kapatılır. Ülkemizde demokratik haklar ile baskın hak savunuculuğu birbirine karışıyor. Bunu iktidar kadar muhalefetin de uygulaması gerek. Sürecin devamı herkesin katılımıdır. Öğreneceğimiz çok şey var, bilincindeyiz.

Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, bir seçimlik birliktelikler yaratıp, politik yapılanmalar üzerine çarşaf liste ile demokrasi olmaz. Buna bir de kazanılmış erki kullanmayı eklersek eşitsizlik gözler önündedir. 2016 seçimlerinde bir meslektaşımızın İstanbul Barosu başkanına, medyada ‘buraya hangi araçla geldiniz?’ sorusu anlamlıdır.  Eşitlik sorununu yeterince göstermektedir.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Avukat Kaptan Yılmaz: Mesleği yaşamalı, kişisel hesapları olmayan bir ekiple birlikte hareket etmeli, sorunları kavramalı, herkesi dinleyip onları çalışmaya çekmeli, sabırlı olmalı ve görevi herkes için yerine getirmeli. Bir de zamanı gelince görevi devirin verimliliği artıracağını bilmesi gerek. Avukatlık süper güçlerin değil, meslekten gelen insanların yaptığı, hukuk paradigması içinde önemli yeri olan bir meslektir. Zaten öyle bir süper güç de göremiyoruz. Buna biz de dahiliz.

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz? Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde gerçekten inişe geçti. Basılı eser konusunda ısrarı da doğru bulmuyoruz. Önemli olan sanal bir ağ, erişebilirlik ve kütüphanenin oluşması ve güncellenmesi, beslenmesi konusunda ciddi projelerimiz var.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu sorunun benzerini biraz önce cevaplandırdık.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu soruyu sayıya bağlayarak cevaplamayı doğru bulmuyoruz. Önce hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı gelir. Taviz verilemez. İktidar/muhalefet, alim/cahil herkesin uyması gerek. İktidar veya muhalefet fark etmez politik olanın yargıdan elini çekmesi gerek. Avukatların yargı diyalektiği içerisindeki önemi herkes tarafından anlaşılmalı. Ekonomik müdahaleler bir hukuk politikası aracı olmamalı. Yasal reformlar ancak bunlardan sonra gelir.   

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hukuk eğitiminde düşüşe yol açan sayısal arzın sorgulanması lazım. Sayı, niteliği de ciddi olumsuz etkiliyor. Avukatların iş alanlarının her geçen gün daha da azalması sorunu arttırıyor. Bunun sebebi sorun yargıya taşındıktan sonra avukatın sisteme dahil edilmesidir. Sistem, sorunların çoğalmasını önlemede yetersiz kalıyor. Oysa sorun ortaya çıkmadan, ilerde hukuki ihtilafa konu olabilecek işlemlerin avukatın katılımı suretiyle yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Adil dağıtım mümkün, planlamanın akılcı yürütülmesi de şart.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Kimse kazanılmış haklara dokunamaz. Sınavdan önce mesleki eğitimin epistemolojisini tartışmak lazım.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Avukat Kaptan Yılmaz: İyiyi tasarlayın, anlatın, herkes katılır. Arkadaşlarımızın doğruluğuna inandığımız her eyleminin yanında, yanlışın her zaman karşısındayız. Paradigma kolay elde edilen bir şey değildir. Saygılı olmak lazım. Bu kural en yukarıdan en aşağıya herkes için geçerlidir.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz uyguluyorsak biz yazacağız. Gücümüz, toplumdaki yerimiz ve tüm karşılığımızla birlikte. Başkanlık sisteminin getirdiği bürokratik yapı karşısında mantıkla ve bilgi ile başarısız olmanız mümkün değildir. Akılcı, tutarlı ve toplum yararına olmak koşulu ile önerilerin bizden çıkması lazım. Bugün mevcut yönetimle bu ilişki kopmuş durumda.  Böyle yürümez.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz, sorumsuz termik santral yanında yer alıp insanlarımızın kanser olmasına onay veremeyiz. Suyun kirlenmesine onayımız yoktur. Tarım alanlarının imara açılması betona dönüşmesine izin veremeyiz. Enerji/doğa ikilisi içerisinde varoluşu seçeceğiz. İnsan, kültür ve dil konusunda da benzer düşüncelerdeyiz. Başörtüsü konusundaki özgürlüğümüz insanların yaşam biçimleri konusunda da geçerli. Ta ki topluma nesnel zarar verme noktasına gelmediği sürece. Çocuk, yaşlı engelli, kadın ayrımı yapmadan zayıflık noktasında adalet terazisinin kefesine bastıran parmak olmak gerek. İnsanımızın kendisini güvende hissetmesi için fedakarlık; kamu düzenini sağlayanlar ve hukukun enstrümanlarını kullananlardan başlar. Buna talibiz. Kimsenin kendisini zayıf ve korumasız hissetmesine izin veremeyiz.  

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Son dönemde baro sorumluluğunu yerine getirmede çok kötü. İktidarla kavgayı kendi kabuklarına çekilerek çözmeye çalışıyorlar. Fikirlerine katılmasanız bile, avukatın karşılaştığı politik olan yargı baskısında yanında yer almamak hesabı verilebilir bir şey değildir. Bir büronun 17 avukatı tutuklanıyor, aylar sonra salınıyor, aynı gece tümü tekrar tutuklanıyor. Bu nedir? Bu politik olanın müdahalesidir. Aynı şey FGÖ suçlaması ile alınan avukatlar bakımında da söz konusu. Suçlu olan tabii ki tutuklanacak da, yargılanacak da, ceza da alacak. Ama ortadaki delillerin, kamuoyuna gösterilen iddiaların ciddi olması lazım. Masumiyet karinesi çok ciddi bedeller ödenilerek elde edilmiştir. İktidarların sürdürülebilirliği için bir enstrüman olarak kaldırılamaz. Bizde jüri sistemi yok. Ama jüri tüm toplumdur. Varsa açık açık delilleri ortaya koyacaksınız. Biz de diyeceğiz ki doğrudur, tutuklanması lazım. Başka görüntülerden hareketle insan tutuklanmaz, hukuk butiktir. Katalog suç diye bir şey olmaz.  Baro da buna sessiz kalamaz.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Özellikle gençlerin durumu ekonomik olarak kötü, sayı yüksek, iş imkanı az. Gri alanlarda yaşıyoruz, sorunlu insanlarla çalışıyoruz. Avukatların bir bölümü biraz da etiket kullanarak hakim ve savcı boşluğunu doldurmaya yönlendirildi. Yargısal kamu kaynakları yine belirli bir kesime yönlendiriliyor iddiası söylentiden öte bir gerçeklik. Kayyumluklar, varlık yönetimleri gibi yerlerde iktidara yakın görüşteki avukatlar yer alıyor. Buna karşlılık CMK ve arabuluculuk gibi toplumsal avukatlık emeği yoğun olmasına rağmen düşük gelirli. Staj dönemlerinde arkadaşlarımızın sıkıntılarını görüyoruz.  Çözülmesi için yargıda ek mali kaynaklar üretilmeli. Harçlardan hangi taraf vekili olduğuna bakılmaksızın avukatlara belli oranda pay verilmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Vergi, sosyal güvenlik ve mali mesleki sorumluluk çözülmeden avukatın rahat etmesi kolay değil.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?

Avukat Kaptan Yılmaz: Doğru bir iş. Paradigmanın mali yansıması, ama ekonomik düzeyi düşük semtlerde müvekkilin masraf verme ve avukata ödeme yapabilme sorunları var. Bu nedenle üzerinde çalışılarak ücreti kademelendirmek gerekebilir. HMK 329 dan başlamak üzere kötü niyetli tarafa karşı yargı kararının işletilmesinde de temel alınabilir.

Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu paralel soru üçüncü defa önümüzde, daha önce cevaplandırdık.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz Önce meslek gelir, kendi görüşünüz dışındakileri de temsil ediyorsanız, kendi düşüncenizin herkese egemen olmasını bekleyemezsiniz. Bunun için Baro yönetilmez. Baro yönetimindeki politik muhalefetin de, ona talip olan politik iktidardaki muhalefetin de hatası burada. Baroya Yönetim oluşturuyoruz, ülkenin yönetimi zaten var.

Hukukbook: Avukatlar için, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri verilmesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Avukat Kaptan Yılmaz:  Sayısal dünya önünü açtı. Kamusal noktaya gelmiş bilgide telif konusu tartışılmalı. İnteraktif uygulamalarla bu konuda diğer yapılardan çok daha önde düşüncelere sahip olduğumuzun bilincindeyiz.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Kaptan Yılmaz: Nitelik yükseltmeye epistemolojiden başlanır, matematik, mantık, felsefesi olmayan hukuk eğitimi olmaz. Yüzdelik dilimlerin ve sayının programlanması lazım. Adaleti, seçilmiş nitelikli insanlarınıza, ciddi bir hukuk eğitimi vererek sağlarsınız. Eğitim döneminde stajın başlaması şart.  

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Hayır, hukuk eğitimi sırasında bu işin başlaması lazım. Bunun eğitime katkısı da olacaktır. Hukuk, çok geniş bir alan düzenlemesi yapıyor. Herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil. Gençlerin her yapıda geçerli hukuk algoritmasını kavraması gerek. Bu süreç zamana yayılmalı ve eğitimle beraber yürümeli. Stajyer avukatların prekarya konumundan kurtarılması şart.   

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Arabuluculuk ve uzlaşma düzenlemelerinin yasal hale gelmesi biraz da ekonomik nedenlerden hareket ederek avukatların bu işi layıkı ile gerçekleştirmemesinden zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Varlığında zarar görmüyoruz. Ama sistemin işleyişinde çok ciddi sorunlar var. Düzeltilirse bürokratik bir aşama olmaktan çıkar yargıdaki baskıyı azaltan daha yararlı bir enstrüman olur, aslında her avukat doğal bir arabulucudur.

Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?

Avukat Kaptan Yılmaz: Politik görüşlerin, mesleki düşüncelerin önüne geçmesini tasvip etmiyoruz. Bu konuda TBB için konumunun hakkını veren bir toparlayıcılık içinde olduğunu söyleyemeyiz. İktidarın ve ana muhalefetin TBB üzerinde bir takım hesaplarının olması bizi her zaman rahatsız etmiştir. Oysa yapılan işlerle ve mesleğe hizmetle anılmak lazım. Politik olmadan da muhalefet yapılabilir ve çok daha tutarlı olur. Sorunların dinlenmediği bir ülkede yaşıyoruz. TBB de bundan ayrık bir çaba göstermiyor. Yönetimden disipline kadar İstanbul Barosunda kurmayı düşündüğümüz aktif modeli Ankara’ya da taşımak niyetindeyiz.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? 

1992 yılında Ülkücü Avukatlar listesini çıkartan yaşça büyüklerimizle beraber 2014 seçimlerinde ilk seçime girdik. Daha önce de vardık. Gelişerek büyüdük. Bundan sonra da olacağız. Seçimler arasında faaliyetimiz olmasa bu kadar kolay örgütlenemeyiz. Gençlere ayrı bir önem veriyoruz.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu? 

Avukat Kaptan Yılmaz: Bu konuda bizden daha demokratik bir yapı olmadığında iddialıyız. Başvuru ve Önseçimle aday belirledik. Başkanlığa diğer grupların yükledikleri anlamı yüklemiyoruz. Bir önceki seçimdeki başkanımız delegasyon dışında hiç bir yerde olmamasına rağmen kendisi de en az bizim kadar çalışıyor. Buna yaşça bizden büyük çok meslektaşımız dahildir. Kimsenin kişisel bir beklentisi yoktur. Toplumcuyuz. Delegasyon yüksek katılımlı bir seçim heyeti ile belirlendi. Bütün listeleri hazır olan ilk grubuz.

               Finansman sıkıntımız yok, üst sınır belli, bu üst sınırı aşmamak koşulu ile avukat olan herkes katılabilir. Öyle de oldu.

               Kurultay her zaman yürür, kendi başımıza iş yapmayız. İstişare çok açık. Seçim çalışmalarında diğer grupların üyelerinin katılma ve bilgi almalarına (ses kaydı dahil) ses çıkarmıyoruz. Avukatız, her şey aleni, saklayacak hiçbir şeyimiz yoksa da yapacak çok şeyimiz var.

Hukukbook: İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubunun yönetim kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınanlar var mı?

Avukat Kaptan Yılmaz: Milli duyarlılığı olan, olmayan her hukukçuya açığız. Bizim bir konudaki düşüncemize sempati ile bakan kişiler de gelebilir. Biz kimsenin hakimi veya hadimi değiliz. Çıkışta ‘efendileri olmadı’ tabirini kullanmamız sebepsiz değil. Tanınmaları önemli değil. Sıfat değil fiili esas alırız.

 Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Avukat Kaptan Yılmaz: Biz avukatız, arkadaşlarımız eşittir. Bizim olmayan bir yapıyı seçmeleri için istişare bile etmeye gerek duymayız. Herkes dilediği yere oy verebilir.

Hukukbook: Görüşlerinizi Hukuk Ansiklopedisi okurları ile paylaştığınız için teşekkür ederiz. 
İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu

İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

0
İstanbul Barosu Başkan Adayı Çiğdem Koç ile röportaj

İstanbul Barosu seçimlerinde bireysel olarak baro başkanlığına adaylığını açıklayan Avukat Çiğdem Koç ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Hukuk Ansiklopedisinin diğer baro başkan adayları ile röportajları devam edecektir.

Avukat Çiğdem Koç Bursa Barosunda
Hukukbook: Sayın Çiğdem Koç, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Avukat Çiğdem Koç : Uzun zamandır devam eden bir mesleki rahatsızlık halinin en şiddetli nöbeti esnasında diyebiliriz. Demokrat Yargı Eş Başkanı-Yargıç Orhan Gazi Ertekin’in, ”Yargı Meselesi Hallolundu” kitabında şöyle bir cümle var;” Kesin olarak kaybedeceğini bilerek büyük güçler karşısında durmak,bir tür direnme hakkı alanı yaratmaktır. Bir korsan gösteri düzenlemektir.” Benim “Adayım ben de” diyerek ortaya çıkmam, aslında burada anlatılan “direnme alanı/isyan alanı” yaratmak kaygısıdır aslında. Korsan gösteri düzenliyorum ve bunu bir avukat olarak en doğal hakkımı kullanarak yapıyorum.

Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Soru kısa,ama cevabı çok uzun aslında… Avukatın meslek örgütünün, baro siyasetinin düştüğü tuzaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum diyelim öncelikle. Ama aslında sorun çok daha derin, çok daha hayati. Barolar, yargının üç kurucu unsurundan biri dediğimiz avukatın meslek örgütü. İyi de, ortada bir yargı var mı acaba? Yok… Olmayan bir şeyin parçası olmak da, aslında yoklukla eş anlamlı sayılır. Burada, son zamanlarda sürekli baş vurduğum, Spinoza’nın bir sözünü hatırlayalım hemen; ”Köpek kavramı havlamaz” der ya hani, var olan kavramların gerçeklikle ilişkisini pek güzel tarifler. Sadece kavramlar üzerinden kurduğumuz bir dünya var; yargı adına söylüyorum ve bu dünya gerçek değil. Gerçek olan ise, bir yargı sisteminin kurulması adına mücadele etmektir. Eğer, bu sanal gerçeklikten ve düzenden memnunsanız, aynı düzenin devamını sağlayarak ve o düzenin parçası olarak kalarak pekala yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak o yol hiç bir yere çıkmaz. İstanbul Barosu gibi dünyanın en kalabalık barosunun asıl işlevi öncelikle bu düzene dair tüm ezberleri silip atmak ve yerinde gerçek anlamda bir yargının kurulmasına karargah olmaktır. Fakat, görünen o ki, baro siyasetinin böyle bir derdi yok, çünkü böyle bir teşhisi yok. Benim adaylığım, bunu dile getirmek ve gerekli olan bir kaos ise eğer, bu kaosu çıkarmak adına hedef olmayı göze almak bir anlamda. Yoksa,henüz delirmedim.

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Avukat Çiğdem Koç: İsimler üzerinden gidersek, tek bir bir isim vermeyi doğru bulmam açıkçası. Her başkan, kendi döneminin koşulları, düşünce biçimi ve kapasitesi oranında elinden geleni yapmıştır. Niyet sorgulamayı çok doğru bulmadığımdan hiçbirinin niyetini sorgulamam; o nedenle bu kadarla yetineyim.

Hukukbook: İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Vardır elbette yaptıkları bir çok şey, ama az önce söylediğim gibi, bu düzenin bir parçası olarak yapılanlar ya da aslında kim olursa olsun zaten yapılacak olanlar çok fazla bir hareket alanı yaratmıyor. Fark yok, mesele orada. Yoksa, gayet de iyi niyetli olduklarından kuşkum yok, niyet sorgulamak mesleki bir nezaketsizliktir.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yada eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralar mısınız?

Avukat Çiğdem Koç: Aslında söyledim kendimce meselenin özünü. Ama ille de net örnekler isterseniz; tutuklu avukatlarla ilgili, toplumsal olay ve davalarla ilgili tavırlarını işlevsiz buluyorum. Hatta, galiba bir tavırları da yok. Yani, bir gün duruşmaya gelip, ”ben geldim” demekle görevlerini yerine getirmiş olmuyorlar. Mesela, Kemal Uçar’ın duruşmasında yoktular, Lale Beşe tutuklandı, yoktular; cezaevi süreçlerinde yoklar. Selçuk Kozağaçlı ve HHB avukatları yeniden tutuklanırken işkence gördüler. Polis, cübbeleri üzerinde olan avukatları sürükleyerek çıkardı salondan, Selçuk avukatsız tutuklandı hatta, yoktular. Kim vardı? Hakkını teslim etmek isterim, Mahmut Tanal vardı. Ve biz sayı olarak çok azdık, direnmek mümkün değildi şiddete karşı.

Benim için çok önemli bir mesele; Tahir Elçi’nin öldürülmesinden sonraki süreçte yoklardı ve yoklar hala. İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi, çoktan ilgili başsavcının kapısına dayanmış ve sürekli bu dosyayı gündemde tutmaya çaba gösteren Diyarbakır Barosunun yanında saf tutmuş olmalıydı. Bakın, saydığım avukatların hepsi başka dünya görüşlerinden, başka başka geleneklerden; yani hepsine aynı mesafede kalarak, cübbesinden haksızlığa uğrayan herkese aynı tepkiyle siper olarak, bu pek bayılınan “siyasallaşmama” hikayesine de uydururlardı durumu. Ki bu arada, Irak’daki referandumu oldukça dert edindiler, ya da kendilerince uygun gördükleri bazı davaları çok sahiplendiler. O da tamam, ama madem öncelik avukatlar; o zaman ben haklıyım; ”Neredesiniz?” diye sormakta.

Avukat Çiğdem Koç, Bursa Barosu’nun, 3 Temmuz 1979 tarihinde öldürülen Av. Cengiz Göral anısına düzenlediği makale yarışmasında ikinci olmuştur.

Bir başka örnek; avukatın adliyede giremediği koridorlar var. Savcıyı geçin, kalemine bile ulaşamıyorsunuz. Yüzünü görmediğimiz, neye benzediğini bilmediğimiz savcılar ve o girilemeyen koridorların önünde “Savcı Bey, avukatlarla görüşmüyor” diyen görevliler var. Utanç vericidir bu durum, çok net söyleyeyim. Cezaevleri mesela, avukatın onuruyla oynanan bir arama sistemi var orada, hele ki kadın avukatlar için. Balensiz sütyen giymek zorunda değilim, her yerimi de elletmek zorunda değilim. Hele ki, hafta sonları kadın memurun olmaması gerekçesiyle, kapının önündeki kabinde soyunmam ve sütyenimi bir şeye sarıp, cihazdan geçirmem isteniyorsa bu da utanç vericidir ama utancı benim utancım değildir. Ben kadın avukatım, hafta sonu görüşe gidiyorum, memelerim var ve sütyen giyiyorum, veee “cezaevi sütyeni” gibi bir saçmalığın bana dayatılmasını kabul etmiyorum. Bakın, 15 Temmuz’dan sonra başlayan bir OHAL süreci yaşadık. Bu darbe dosyalarında savunma hakkı ve adil yargılanma için mücadele eden avukatlar duruşmalarda fiziksel saldırılara varan olaylar yaşadılar. Bizzat yaşadım ben en vahimlerini. Her yerde “adalet” söylemlerini eksik etmeyenler, ”mesleki dayanışma” nutukları atanlar, konu biraz sıkıntılı olunca yok oldular. Yoktu barolar, avukat hakları merkezleri… Baro,buralarda benim yanımda olmayacaksa, zaten yok demektir. Senede bir dağıtılan ve pek de özelliği olmayan bir ajanda var sadece, şahsen kullanmadığım… Dediğim gibi, cevabı uzun ve aslında herkesin bir kıyısından yaşadığı, ama çoğu avukatın umudunu kestiği için barolardan dile getiremediği bir çok şeyi içeren bir soru bu aslında, cevabı da kendi içinde bir soru yani.

Hukukbook:  Sayın Koç, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Bir gün yazmıştım “avukat” sözcüğünün benim için ne anlama geldiğini. Ondan daha iyi bir yanıt veremem galiba. O yazıyı yazarken düşünmemişim, dertleşmişim aslında yazmak eylemini aracı kılarak… Şimdi siz sorunca, yani düşünmem gerekince o kadar da kolay tanımlayamayacağımı anladım. Avukat sözcüğünün ve dolayısıyla mesleğin tanımı ve ona yüklediğiniz anlam zamana göre değişiyor. Şu koşullarda, o kayanın yeniden yuvarlanacağını bile bile her defasında tepeye taşımaktan artık zevk almaya başlayan bir Sisifos diyebilirim mesela. Ya da,her gün bir kez ölüp, yine her gün bir kez dirilen Prometheus… Ama sonuçta, her gün yeniden sınanan bir inancın mücadelesi. Bir başka açıyla da, bütün bu kahramanların ortak noktası; bir inancın cezalandırılması halinin artık zevke ve bir başka kutsal davaya evrilip, cezalandıranı bıktıran bir ceza hali olması. Şahsen kendimi Wonderwoman gibi hissettiğim zamanlar olduğunu da gizlice itiraf edeyim. Böyle bir şey avukatlık benim için. Ama her koşulda, haksızlıkla mücadele etmek konusunda silahlanmış olduğumu hissediyorum. Romantik bir yaklaşım mı? Evet. Ama unutmayın,dünyayı romantikler değiştirmiştir.

Selçuk Kozağaçlı ile
Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baro’ya hangi misyonu biçmektesiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Şu anki baro, pek benim keyifle anlatmak isteyeceğim bir şey değildir; o kesin. Ama, fikir anlamında baro çok önemli bir güç dengesi merkezidir. Örgütlü olmanın getirdiği gücü,güç dengelerinde ve bu dengelerinden biri olan yargı alanında bir merkez haline getirmektir bence baronun misyonu. Az önce bir vesile ile söyledim; bir karargah görevi görmelidir, yargı tartışmaları ve yargının tesisi adına yapılacak eylemsel müdahalelerde. Hak mücadelesi alanında tartışmasız taraf olmaktır. Ve baro, meslektaşlarımızla barışacak tabi ki, öncelikli derdimiz o. Avukatlar, kısmen haklı olarak baroya güvenmiyor, ilgilenmiyor ya da baro meselesiyle. Kısmen haksızlar, duyarlılık göstermekle değiştirebilirsiniz çünkü bazı şeyleri. Bu durum bir kısır döngü halini almış durumda. Avukat-Baro ilişkisini bir yerli dizi aşkı kıvamından kurtarmak lazım herhalde. Yani, asıl misyonunu da bu şekilde var edecek artık; meslek örgütü olacak ve bu temel üstüne kuracak az önce söylediğim her şeyi.

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Kanun ve yönetmelik değişikliğinden daha zor bir şey için “adayım” dedim ben; ”zihin değişikliği” için!

Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Mevzuat değişikliği derken? “Bunu yaparım” diye garanti veren aday varsa bu ülke koşullarında, medeni cesareti yüzünden ona oy vereceğim!

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Komisyon ve merkezler elbette çok önemli. Klişeye düşmeden nasıl söyleyeyim bilemedim ama öyle yani. Hem toplumsal alana inebilmek hem de meslektaşları baroyla kaynaştırmak,kendilerini baronun bir parçası kabul etmelerini sağlamak açısından. Açıkçası, bugün İstanbul Barosu komisyon ve merkezlerine seçilen meslektaşlarımızı hangi kriterlere göre ve kimler tarafından atanıyor yada seçiliyor, bilmiyorum ve bu durumun şeffaf olmaması nedeniyle tepkiler geldiğinden de haberdarım. Öncelikle, bu seçimlerin ve yerleştirmelerin çok açıklıkla yapılması lazım. Ve elbette, hem baro bünyesindeki kurul ve komisyonlarda görev alacakların, hem TBB ‘deki komisyon ve kurullarda baroyu temsil edeceklerin ilgi alanlarında özveri göstermek adına, bu işin gönüllülük esasıyla yapıldığı dikkate alınarak belirlenmesi lazım. Aksi halde, bu iş de bir reklam ve oy yatırımı haline gelir. En basitinden, TBB delegelerini düşünün. Kaç İstanbul Barosu delegesi, geçtiğimiz dönem herhangi bir ilginçlik yaptı mesela? Delege,sadece genel kurulda oy veren bir sayı değildir ki. Böyle olursa birilerinin oy kasası olur. Bütün komisyonlarda, gerçekten özveri ile çalışan ve bir fark yaratmaya çalışan meslektaşlarım var, onları tenzih ederim. Ama ondan ötesi, işte o sanal gerçeklik hali.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Avukat Çiğdem Koç: Bilmem ki…

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: Çoğulcu yönetimden kastımız nedir, önce onu açmak gerekir. Ortada gerçek anlamda bir seçim var mı ki, bir de çoğulcu yönetimden bahsedelim. Zaten bence, bu çoğulculuk meselesi de artık pratik anlamda varlığını yitirmiş bir mesele. Bakın baro yönetimine aday grupların ön seçim meselesi yüzünden yaşadıklarına. Benim açımdan söylenecek çok şey yok yani bu anlamda. Önce baro kendini bulsun, gerçekten baro olsun; bunları o zaman konuşuruz belki. O da sıra gelirse.

Hukukbook : Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz ?

Avukat Çiğdem Koç: Siz söyleyebilir misiniz? Demokrasi ve seçim nedir, bu arada onu da konuşmak lazım belki de. Yine Orhan Gazi Ertekin’e başvuracağım bu bahiste, bu arada kendisine çok borçlandım, telif anlamında. Ancak, yeri gelmişken bir şey söylemek isterim. Bizim bir hukuk entelektüeli çölünde yaşadığımız düşünülürse, Orhan Gazi Ertekin, işte bu çöldeki vahalardan biridir bence. Sadece kürsüde “yargıç” değildir, hukuk meselesine dair sözünün altını doldurmuş, ciddi anlamda üretmiş, benim her alanda çok başvurduğum, çok şey öğrendiğim ve hala öğrenmeye devam ettiğim bir hukuk insanıdır. Onun gibi meslektaşlarımızı ki sayıları dediğim gibi çok az; ciddi anlamda korumalıyız ve canına okuyana kadar da faydalanmalıyız. Bunu söylemek istedim. Bir yazısında “Hakim güçler kendilerini sadece seçtirirler. Ama seçilmezler. Seçmen seçmez, seçmene seçtirilir” diye yazmıştı.

Şu gelinen noktada, küçük küçük egemen odaklar, yani “hakim güçler” var baro seçimlerinde. Ciddi paralar harcanıyor; kokteyller, tanıtım toplantıları, afişler, görsel propaganda malzemeleri vesaire… Bu güç alanında aynı kurallarla oynamıyor ya da oynayamıyorsanız zaten ortada bir demokrasiden söz edilemez, seçilmeye aday olurken dahi bir eşitsizlik var demektir. Ayrıca, ön seçim süreçleri malum; bir gruba dahilseniz bile çok fazla söz hakkınız olduğu söylenemez. Ki bunu ben söylemiyorum,aynı grup içinden bu sebeplerle ayrılıp başka gruplar oluşturanların haklı serzenişleri bunlar. Siz, sadece oy verecekseniz, yani seçmenseniz; durumun getirdiği verilerle birisinin kendini seçtirmesine araç oluyorsunuz. Bu kadar aslında mesele.

Hukukbook : Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım.

Avukat Çiğdem Koç: Haddim değil bu soruya yanıt vermek. Ama, artık bir kadın başkan iyi olur!

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Avukat Çiğdem Koç: Çok ilgilenmiyorum desem yeridir. Çok ilgimi çekecek bir şey olduğunu da hatırlamıyorum açıkçası bu anlamda. Ama bu benim eksikliğim olarak geçsin kayıtlara. Emek verenlere haksızlık etmeyelim en azından. Baro demek, sadece başkan ve yönetim demek değil. Girişteki güvenliğe kadar her bir emekçinin hakkı var o baroda. Yayınla ilgilenen, internet sitesi ile ilgilenenlere haksızlık etmeyeyim.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki poziyonları daha güçlü olurdu?

Avukat Çiğdem Koç: Yukarıda söylediğimi söyleyecek ve bu sorudan kaçacağım direkt. Kişiler önemli değildir çünkü. Ayrıca, aynı sistemin sunduğu her şey aynıdır üç aşağı beş yukarı, buna kişiler de dahil. Ama, tekrar ediyorum; niyet sorgulamam.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Avukat Çiğdem Koç: İşte bana bu soruyla gelin. Aslında hep söylüyorum, yazıyorum ve hatta kabak tadı bile vermiş olabilirim ve az önce de bir kaç kez değindim sanıyorum. Yargının ilk problemi var olmamasıdır. Adına yargı dediğimiz, ama aslında “hukuki devlet teşebbüsü” haline gelmiş bir adliye teşkilatı var sadece. Aradığımız şey adalet ise eğer, o şeyi buralarda bulamadığımız ortada. Yargı, bir erk; evet ama Althusser, Montesquieu’yü fena dövmüştür bu anlamda; çok bayıldığımız bir sloganın öznesi olan şey de değil. ”İktidardaki güçler dengesi” der ya Althusser; yargı aslında bir güç dengesidir, öyle bir pratiktir  en azından. Selçuk olsa, buradan Pasukanis’e uzanırdı muhtemelen, ama ben Althusser’de kalmayı tercih ederim… Şimdi, konu konuyu açıyor; az önceki gibi madem yeri geldi; Selçuk Kozağaçlı’ya da bir selam göndermek isterim. Dostluğu ayrı, meslektaşı olmak ayrı gurur vericidir ve o içerideyken konuştuğumuz her şey bir anlamda boştur ya gerçi. Tıpkı, Tahir Başkan yoksa, insanlar daha çok acı çekiyorlardır bir yerlerde ve bir yerlerde faili meçhul olmak şimdi daha da yakındır herkese. Selçuk, bambaşka bir avukatlık pratiğini onuruyla yapan, bu mesleğin yüz akı bir avukattır. Onun özgürlüğü, hepimizin özgürlüğüdür.

Nerede kalmıştık, güçler dengesi! Bizdeki duruma bakın, zaten anlarsınız. Hepimizin, renkleri azıcık farklı cübbelerimizi giyip katıldığımız bir maskeli balo aslında günümüzde yargı dediğimiz şey. Önce, bu ülkede yargı/sızlık tarihini araştırmak, politik gerçekçilikten uzaklaşarak ucuz Machiavelli taklitlerini bir kenara bırakarak, bu meseleyi çözmek, eteğimizdeki taşları dökmek ve en önemlisi de hesaplaşmak zorundayız. Hadi, elimizdeki kadarıyla yargıdan ve sorunlarından bahsedelim.

Hukukbook: Hangi sorunlardan bahsediyorsunuz? 

Avukat Çiğdem Koç: Yargı fazlasıyla erkek mesela; ruhu da, dili de erkek. Yargının ciddi ciddi bir kadın hareketine, toplumsal cinsiyet farkındalığına ihtiyacı var. Kendi içinde cinsiyetçi bir yargıdan, toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında adalet beklemek herhalde saflık olur.

Ve siyasallaşmamak! Doğru duydunuz; bence yargının sorunu siyasallaşmamak. ”Yargı siyasallaştı” söylemi, aslında “yargı iktidarın emrine girdi” anlamında kullanılıyor sanırım ve umarım. Çünkü, yargının siyasallaşması değil,siyasallaşmaması bu sonucu yaratır. Kendi içinde politik bir bilinç, politik bir örgütlenme ve buna bağlı bir kamuoyu denetlenmesine açıklık hali yaratamayan yargı çok tehlikelidir; çünkü kimliksiz ve öz güvensizdir ve her gelen iktidarın rüzgarına kapılıp gider. Giderek siyasallaşsan ve örgütlenen, kendini kamunun denetimine açan, şeffaflaşan ve bu nedenle her tarafa eşit hareket olanağı tanıyan bir yargı, zaten giderek bu siyasallaşma meselesinden uzaklaşacaktır; çünkü bu anlamda bir mücadeleye gerek kalmayacaktır. Aksi halde, her gelen iktidar kendi gücünü yargı üstünde sağlama almaya kalkar ve yargı siyasallaşmasın derken siyaset hukuksallaşır ve makus kaderimiz kendini yeniler durur.

Bir vesile ile yazmıştım; ABD’nin bazı güney eyaletlerinde, silahı göstermeden taşımak suç; görecek insanlar sizde silah olduğunu ve ona göre davranacak. Yani, yargıda mesele şeffaf olmak, benzetmeye uyarlarsak konuyu. Ben ateistim ve yargılanıyorum diyelim ya da vekil sıfatı ile oradayım. Kürsüde türbanlı bir hakim benim için netliktir. Peki ya peruk takıyorsa ve aslında türbanlıysa? Basitçe böyle anlatabilirim şeffaflık meselesini. Bu noktada güçlü yargı örgütlenmelerinin varlığı, yargıçların mesleki güvencelerini de bir standarda taşır. Yargının siyasallaşması meselesi üzerinde çok konuşulacak bir konu ve konuşulmalı da. Doğru anlaşılması için bu gerekli en azından.

Sadece yargının değil, toplumun en büyük sorunu da iki yüzlülüktür nihayetinde. Ergenekon, Balyoz gibi davalardaki hukuksuzlukları, kumpasları konuşurken; KCK davasını, ÇHD davasını yok saymak, 15 Temmuz Darbe dosyalarındaki hukuksuzluklar hakkında, savunma hakkı ihlalleri hakkında sus pus olmak çok bariz iki yüzlülüktür mesela. Konu Kürtlerin yaşadığı insan hakkı ihlalleri olduğunda nerede bazıları? Tıpkı, Özgecan cinayetinde gösterilen dayanışmanın, pavyonda çalışan Nuran Dutlu ya da trans kadın Hande Kader cinayetlerinde gösterilmeyişi gibi.

Hukukbook: Sorumuz kurumsal sorunları içeriyordu. 

Avukat Çiğdem Koç: İnsan haklarını, toplumsal cinsiyet haklarını ötekileştiremezsiniz. Kendinizden olmayanın uğradığı işkenceyi, haksızlığı, hukuksuzluğu yok sayamazsınız. Kendinizce “teröristler”, ”vatan hainleri” belirleyip, açıktan ya da susarak zulme ortak olamazsınız. O zaman zalimden farkınız kalmaz, hatta zalim açık açık yaptığı ve aslında kendisine uygun davrandığı için sizden daha haklıdır. Bütün bu ötekileştirmelerde bir biçimde rol alıp sonra “adalet, hukuk devleti bilmem ne derseniz, iki yüzlü ve sahtesiniz demektir. Düşman ceza hukukunu uygulayandan çok daha suçludur buna susarak ortak olan. Artık her hücremize sinmiş sahtelikten, iki yüzlülükten kurtulmadıkça, adalet diye salya sümük ağlayıp durur herkes.

Hakim ve savcıların özlük haklarına dair, hayatlarına, ailelerinin hayatlarına dair hatta kararların Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde sallandığı, hiç bir güvencelerinin olmadığı, avukatların çoğunun ofis kiralarını ödeyemediği, alenen geçinemediği ama bir avukat tekelinin, sermayenin başında oturduğu ve bunun yokmuş gibi davranıldığı akademisyenlerin ya soruşturulduğu,yargılandığı ya da istifa etmek zorunda bırakıldığı  bir ortamda yargının sorunlarının neresinden tutalım acaba?

Şimdi,”kurumsal olarak sorunlarını sormuştuk” diyebilirsiniz, ama bunları halletmedikçe, en azından tartışmadıkça meseleyi kurumsal olarak ele almak, mevcut düzenin devamını meşrulaştırmaktan başka işe yaramaz. Yoksa, HSK’dan başlarsınız, dilediğiniz yere kadar gidersiniz. Fakat, ne kadar gerçekçi olur, ne işe yarar? Ne kadar bilgili ve ilgili olduğumu göstermek için anlatayım uzun uzun, benim ne işime yarar? Koskoca bir toplum sahte kavramlarla gelecek çoğaltmaya, demokrasi çoğaltmaya, adalet çoğaltmaya çalışıyoruz. Olmaz, hiç olmadı. Bu güne gelene kadar yaşadıklarımız da bunu bize anlatmıyorsa ne anlatır onu bilmiyorum. Bilen buyursun anlatsın.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Avukat sayısı fazla değil, hukuk fakültesi mezunu olup ruhsat alan sayısı fazla. Çünkü, öyle bir noktaya geldik ki her ruhsatı olan avukat değil maalesef. Bu konuda, aklı başında her avukat gibi düşünüyorum, enteresan bir yanıtım yok. Hukuk Fakültelerinin sayısı azalacak, eğitim kalitesi düzelecek ve avukatlık sınavı yapılacak. Burada önemli bir husus var yalnız, avukatlık sınavını Adalet Bakanlığı yapmayacak. Konuyla direkt ilgisini kurabiliriz diye düşünüyorum; avukatlık kalitesini arttırmanın bir yolu da, avukatlık kültürü yaratmaktan geçiyor. Burada da Senih Özay’a selam gönderelim; onun gibi avukatlık yaşamlarını tarihe not düşerek ve çok farklı izler bırakarak bu mesleği yapan avukatlardan yararlanmak lazım. Geçmişimizi, avukatlığın dönüm noktalarını, toplumsal ve tarihsel süreçlerde yaşananları öğrenmek, değerlendirmek lazım. Genç avukatları, stajyer avukatları bu deneyimlerin içinden geçirmek çok kıymetli. Duruşma salonlarında yargıçlara “Efendim” diye hitap etmeyen, kendi eşit konumundan taviz vermeyen, savunma yaparken “izin verirseniz” demeyen avukatlar lazım bize. Müvekkili ile arasındaki para ilişkisinde itibar ayarını yapmayı beceren avukatlar lazım. Evet, ruhsat çok ama avukat ne kadar var?

Tahir Elçi anmasında
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Avukat Çiğdem Koç: Benim her soruna dair etkin politika anlayışım; eğer eşit bir uzlaşma olanağı yoksa direnişe geçmek şeklindedir. Kimseyi kandırmanın manası da yok, avukatlık sınavı siyasi bir iştir, yani buna siyaset karar verecektir. Bu gün, siyasi düzlemde etkin olabileceğini iddia edenler, eğer iktidara yakın değillerse yalan söylerler. Bu konuda, girişimde bulunmak, ilgili mercilerle belki bıktırana kadar görüşme olanakları yaratmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bir kamuoyu desteği sağlamak, eylem yapmak; tamam. Ama etkin olmak; onun nasıl olacağını, olabileceğini herkes biliyor sanırım.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Avukat Çiğdem Koç: Doğru zamanda,doğru yerde,doğru iş yapacaksınız.Çok basit yani.İş yapacaksınız,konuşmayacaksınız sadece .Ben bunu,”baro ile avukatların barışması gerekir”diyerek yazmıştım,baktım beni takip eden adaylardan biri aynı cümleyi kullanmış,sevindim açıkçası.En azından durumun farkında demek ki.Baro ile avukatı barıştırmanın yolu da karşılıklı güven tesisinden geçer.Cidden atla deve değil yani mesele.Bunun çözümünü bilmek için de ,koridorlarda avukatlık yapmak gerekir tabi.İşin çilesini çekmeyen baroculuk yaparsa sıkıntı büyük.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır ?

Avukat Çiğdem Koç: Bu sorunun şaka olduğunu düşünmek isterim. Ortada bir yasama organı kalmamışken hele. Bu topa girmeden, direkt taca atıyorum o nedenle…

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa sahip sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Kadın hakları yetmez sadece, öncelikle onu söylemeliyim. Bu dünyada LGBTİ’ler var, onların da cinsel kimliklerini özgürce yaşamak, kadın ve erkekler kadar hakları. O nedenle, buna toplumsal cinsiyet hakları demeyi daha uygun buluyorum. Ama bu arada, kadın hakları bir biçimde gündeme gelirken, LGBTİ hakları neredeyse yok sayıldığı için de bu kavram içinde eritilmesini de aynı şekilde yanlış buluyorum. Buna bir denge getirmek gerek.

Aynı şekilde, hayvan haklarının da ayrı bir başlıkta ele alınması lazım. Bunun gibi, ırkçılık, nefret suçları, mülteci ve sığınmacı hakları, çocuk hakları; her birinin ayrı ayrı baronun sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Hem hukuki anlamda, hem de toplumsal görev olarak. Bununla ilgili, özellikle toplumsal cinsiyet meselesi ile ilgili çok önemsediğim bir projem var. Bunu detaylarıyla paylaşacağım; kim hayata geçirmek isterse onun emrine emeğim de dahil bütün projeyi sunacağım. Barolar, birer güç merkezleridir dedim ya hani; toplumsal alanda ne kadar etkin olurlarsa, bu güç o kadar toplumun yararına kullanılabilir. Hannah Arendt’in masa metaforunu düşünün; barolar o masanın başında çok önemli bir pozisyonda oturmalıdırlar. Sorunun sahibini, çözümün sahibi ile bir araya getirmek, bu noktada çözümün uygulanmasını takip etmek, eğitim çalışmaları düzenlemek, STK’lar, diğer meslek kuruluşları ve talep edenler arasında bir köprü olmak, koordinasyonu sağlamak ve bütün bunları yasal bir zeminin üstüne oturtmak baroların elbette sorumluluğudur ve aynı zamanda yetkisidir diye düşünüyorum.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir ?

Avukat Çiğdem Koç: Bunu aslında anlattım, çok da sıkmayalım Hukuk Ansiklopedisi okuyucularını tekrara düşerek. Baro başkanı ve yönetimi 7/24 o cübbeyi giymek için adaydır.O cübbeyi giymek demek de aslında ,öncelikle meslektaşlarının yanında durmak anlamına gelir, imgesel olarak söylüyorum.Tabi yargısal sorun kavramını doğru anlıyorsam.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı bu konuda projeleriniz nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: Bu var ya, çok vahim bir mesele işte. Ama bundan önce başka bir şeyi konuşalım. Yine Orhan Gazi Ertekin’e atıf yapacağım; ”Hukuk bir endüstridir ve bu endüstri sermayesinin başına çökmüş bir avukat tekeli vardır.” der. Bu ciddi bir meseledir, ama bunu kimse konuşmaz nedense. Yüksek yargı ile sıkı fıkı ilişkileri olan, medya ile aynı şekilde ilişkileri olan, bir biçimde iş ve para kaynağının başında duran bir avukat tekelini masaya yatıralım mesela. Reklam yasağını delmenin bin çeşit yolunu bulanları konuşalım. Yoksa, diğer aday gruplarının ne güzel projeleri var.

Anonim Şirketlere avukat zorunluluğu var, tapu işlemlerinde avukat zorunluluğu var. Nasıl hayata geçirebilecekler bilmiyorum ama çok güzel projeler bunlar, haklarını teslim etmek lazım. Ben onlardan daha akıllı ve organize değilim. Ama ben, önceliğin bu musluk nerede, suyu nereden geliyor ve musluğun başında kimler oturuyor kısmını ortaya atarak katkı sunabilirim bu tartışmaya. Ayrıca,toplumsal projelerin hayata geçirilmesi, hem yurt içinde hem de uluslararası proje ortaklıkları kurulması, işverenler, sendikalar, belediyeler ile işbirliği yapılması; hepsi avukatlara yeni iş kaynakları yaratacak çalışmalardır.

Avukat Çiğdem Koç meslektaşları ile Tahir Elçi anmasında

Bir yanıyla toplumsal sorunlara çözüm üretirken, bir yanıyla da meslektaşlarımızın kazanç sağlamasına ve bir de genç meslektaşlarımızın uzmanlık alanlarına yönelmesine yardımcı olur. Ama yine aynı şeyi söyleyeceğim, bazı konularda olmaz vaatler ya da iddialar ileri sürmenin anlamı yok. Genel siyaset ve genel anlamda ülkenin durumu direkt avukatlık mesleğine de yansıdığından bu sorunun çözümü de daha temel sorunların çözümüne bağlıdır. Güvenilir bir yargı kurmak için mücadele etmek ve bunun yollarını aramak gibi.

Hukukbook: Tavsiye niteliğinde düzenlenen asgari ücret tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar planlamaktasınız?

Avukat Çiğdem Koç: Bu uyum sağlanamaz bence. Hele ki ülkenin ekonomik koşulları düşünülürse. Bireysel takip yapamazsınız, yapsanız da işe yaramaz. Avukatlar zaten geçim sıkıntısının içinde boğulurken iş kaybetmeyi göze alamazlar, kimse de onlardan bunu bekleme hakkına sahip değildir. Bu kadar çok avukat varken piyasayı bir standarda bağlamak kanımca hayaldir. Bu arada,kendimizle de yüzleşelim madem. 15 Temmuz’un hemen ardından, avukatlar bir çok çekince ile sorgulara dahi girmezken, bazı yerlerde CMK kapatılmışken fahiş rakamlarla, cidden acımasız rakamlarla iş alan avukatlara söz söyleyen oldu mu? Ben duymadım. Sonrasında, rakamlar çok ama çok düşük noktalara çekilince, şimdi mi aklımıza gelecek asgari ücret tarifesi? Hayali şeyler bunlar bence.

Hukukbook: Çalışmalarını örnek aldığınız baro başkanları var mıdır? Varsa bu başkanların hangi çalışmalarının örnek alınması gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Avukat Çiğdem Koç: Var elbette,olmaz mı? Bazı baro başkanlarımız gerçekten yürekli işler yapıyorlar. Üstelik hiç bir şahsi kazanç amacı gütmeden, hatta tam tersi, fedakarlıklar yaparak çalışıyorlar. İdeolojik kaygılara düşmeden haksızlıkla mücadele ediyorlar, kendi coğrafyalarının gerçekleri bazen onlara acımasızca ve cahilce saldırdığı halde. Hakları ödenmez yani. Tek tek isim saymaya kalksam,birini unuturum diye korkuyorum açıkçası. Ama gerek komisyon ve merkezlerin çalışmalarında onlara tanıdıkları olanaklar ve özgürlükler, gerek sadece kendi barolarında değil, ülkenin başka başka yerlerindeki meslektaşlarla gösterdikleri dayanışma, toplumsal olaylara dair duyarlılıkları çok kıymetlidir benim için. Büyük baro olmanın, kalabalık baro olmak demek olmadığını her defasında kanıtladılar. Okuyorlarsa kendilerini biliyorlardır dostlar.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Çiğdem Koç: Uzun uzun anlattım bu konuyu da. Baronun siyasete mesafeli durması fikrine inanmıyorum. İktidarlarla mesafesini koruması yeterli kanımca. Her türlü iktidarın, hukuku bir baskı aracı, bir sopa olarak görme eğilimin karşısında durması yeter demek daha doğru belki de. Yoksa, dediğim gibi; tam da siyasetin ortasındayız zaten.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuatlar karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ?  Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Avukat Çiğdem Koç: Bu soruya “hayır” diyen aday var mı? Sadece şunu söyleyeyim; her türlü zorunluluk canımı sıkar benim. Avukat olmuş kocaman insanlara meslek içi eğitimi zorunlu kılmak ayıp gelir. Elbette önemli bu eğitimler. Bu konuda TBB’nin çalışmaları var, onlarla ortak eğitimler zaten yapılıyor. Bunlar daha da arttırılabilir. Ayrıca,baroda eğitim merkezi farklı alanlarda uzman isimleri, daha da geniş bir alandan seçerek bu eğitimleri verebilir. Tabi, ben zaten bunun da ötesinde süreklilik arz eden, düzenli yapılan hukuk kurultayları öneriyorum. Bunun bir okul sisteminde olmasını da önemsiyorum. Bunu, yargı örgütleri ve akademisyenlerle ortaklaşarak ve sonucunda birer eylem planıyla bir sonrakine kadar uygulama alanları yaratarak yapmak gerektiğini düşünüyorum kesinlikle. Bu da bahsettiğiniz eğitimlerin daha sağlıklı olmasının yoludur zaten.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Avukat Çiğdem Koç: Hukuk fakültelerinin bir çoğunun kapatılması konusunda bir ortak hareket başlatarak işe koyulabilir öncelikle baro. Bazı şeyler düzelmez,çöpe atmak en iyisidir.

Hukukbook : Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Avukat Çiğdem Koç: İstanbul barosu özelinde bilmiyorum, yorum yapmam doğru olmaz açıkçası.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Avukat Çiğdem Koç: Bana arabuluculuk demeyin!

Hukukbook: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yönetime geldiğinizde bu konuda yapacağınız değişiklikler nelerdir?

Avukat Çiğdem Koç: TBB bir çatı örgütü ve bir vesayet kurumu değil. İstanbul Barosu’nun kendine ait bir tüzel kişiliği var ve kendine dair bir yetki ve sorumluluk alanı var. Ben bu anlamda şunu önemsiyorum; TBB’nin kurul, merkez ve komisyonlarında İstanbul Barosu’nu temsil edeceklerin değişim yaratabilecek bir özgüvenle ve birikimle var olmaları önemli. Değişim yaratamayacaksak, oralarda olmamalıyız. TBB ile baronun ilişkilerinin sağlam olmasını da bütün saydığım her şeyin yanı sıra ve onlardan sonra önemli olduğunu  düşünüyorum. Yani yargının tesis edilmesi ve bir güç merkezi haline gelmesi meselesinde, TBB ve İstanbul Barosu, bir ast-üst ilişkisi olmadığından, yetki ve sorumluluk alanları çakışmadığından sıkıntı çıkmamalı.

Hukukbook: Diğer adaylar gibi bir grubunuz yok. Adaylık süreciniz nasıl gelişti?

Avukat Çiğdem Koç: Aslında anlattım sürecin nasıl geliştiğini. Bir direniş alanı yaratmak, bir korsan gösteri düzenlemek bu adaylık. Sorunun parçasının, çözümün parçası olamayacağı gerçeğini anlatmak istedim diyelim. Bu düzenin devamına dair olup da düzenden şikayet etmeyi çok dürüst ve akılcı bulmuyorum. Bir grubum yok; çünkü benim gibi düşünen insanların örgütlenmekle ilgili bir sorunu var, öz eleştiri de yapalım. Ben “adayım” dedikten ve bununla ilgili açıklamalar paylaşmaya başladıktan sonra; “Evet,biz de böyle düşünüyoruz” diyenlerin hepsi oy verse, diğer adayların hiç şansı olmaz, onu söyleyeyim. Ama, bu örgütlenme eksikliği, aslında bir yılgınlık, yorgunluk ve umutsuzluktan kaynaklanan atalet hali. Ben, bu atalet halinin ayağa kalkmış ve “hey, biz de varız” diye sesini yükseltmeye çalışan,’ataletten bıkmış’larından biriyim sadece.

Belki, biraz da Lady Godiva ruhunda çare arıyorum; o ata çırılçıplak binmeyi ve bu sokağı baştan sona geçmeyi bir yüzleşmeye dair olmak gibi yorumlamayı tercih ediyorum. Çıplaklığını bir isyana, bir silaha dönüştüren, Femen’in kurucusu Oksana,”hepiniz sahtesiniz” yazıp ölmeyi tercih etmişti, ben onun kadar cesur değilim; kalmayı ve kalarak kendimce gördüğüm sahtelikleri yüksek sesle bağırmayı deneyebiliyorum. Çünkü, kalıplardan, ezberlerden ve sanki bu şekilde devam etmek bir kadermiş gibi kabullenmekten çok sıkıldım, bunu reddediyorum.

Avukat olmak benim için kendimi başka türlü var edemeyeceğim bir kavgaya sunmak anlamı taşıyor ve mesleğimi onurumla yapmak istiyorum. Haksızlık kavramı beni deli ediyor, çok öfkelendiriyor ve vicdanım her defasında, karşılaştığı her haksızlıkta daha fazla isyan ediyor ve ben vicdanımın sahip olduğum süper güç olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu noktada da, sözümü söylemek ve değiştirebileceğim bir şey varsa, en azından bunu denemek de görevim diye düşünüyorum. Sloganların sesi, gerçeğin sesini bastırıyor zannederek ancak kendimize masal anlatırız; var ol Althusser! Ben, en azından bireysel olarak bunu yapmamayı, yani kendime masal anlatmamayı ve bu mücadeleyi de alenen yapmayı tercih ediyorum; alenen ve iddia ederek!

Hukukbook: Yönetim Kurulu üye adayları kimlerden oluşuyor? Diğer organlara gösterdiğiniz adaylardan kamuoyunca tanınan isimler kimler bulunuyor?

Avukat Çiğdem Koç: Bütün kurulları, yönetim kurulu da dahil genel kurulun takdirine bırakıyorum.

Hukukbook: Baroda iki turlu seçim olsaydı ve ikinci tura kalsaydınız hangi grubun hedeflerine  kendinizi yakın hisseder ve onlarla birlikte hareket ederdiniz?

Avukat Çiğdem Koç: Hayatta söylemem… Seçimden sonra da hayat var malum!

Hukukbook: Baro seçimleri ile ilgili görüşlerinizi ve adaylık sürecinizi bizimle paylaştığınız için okurlarımız adına teşekkür ediyoruz. Seçimlerde başarılar dileriz. 
Avukat Çiğdem Koç:  Ben teşekkür ederim.  
 

Vedat Ahsen Coşar ile Röportaj -1.Bölüm

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yargı sistemi, hukuk ve adalet anlayışı, yargının sorunları, barolar ve hukuk eğitimi üzerine bir röportaj gerçekleştirilmiştir. 

Hukukbook:  Sayın Coşar, “Avukat” denildiğinde aklınıza neler geliyor? Bu mesleği uzun yıllar yapmış bir kişi olarak Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir? Avukatlık, bir hukuk savaşçılığı mıdır yoksa para kazanmak için yapılan bir meslek midir?
Publius Ovidius Naso

Vedat Ahsen Coşar: Elbette avukatlık para kazanmak için yapılan bir meslek değildir. Hukuk savaşcılığıdır. Avukatlık, bir onur mesleğidir, onurlu bir meslektir, bir güven ve cesaret mesleğidir. Bu bağlamda, kadim Yunan’da olduğu gibi, eski Roma’da da bu böyledir. Böyle olduğu içindir ki, kadim Yunan’da ve eski Roma’da avukatlar yaptıkları hizmetlerin karşılığında bir ücret almazlardı. Nitekim Romanın tanınmış avukatlarından ve şairlerinden olan Ovidius tarafından bu durum “Güzel kadınların güzelliklerini satmaları ne kadar utanç verici ise, bir avukatın yardımını satması da o kadar utanç vericidir” şeklinde ifade edilmiştir. Yine Roma Hukuku’ndaki “guato litis” yasağının, yani ücret alma ve ücret sözleşmesi yapma yasağının kaynağı “avukatın bağımsızlığı” ilkesinden çıkmıştır. Çünkü profesyonellik anlayışının daha henüz mevcut olmadığı o dönemin anlayışına göre, ücret alınması ve ücret sözleşmesi yapılması, avukatın, işini yapmayı üstlendiği kişi veya kişilere karşı bağlı ve bağımlı hale gelmesi ve dolayısıyla avukatın bağımsızlığını kaybetmesi olarak kabul ediliyordu. Bununla birlikte, Roma’da ve Cumhuriyet Döneminde yüksek görevlere giden yol avukatlık mesleğinden geçiyordu. Bu bağlamda, Çiçero konsül olduğu zaman avukattı. Aynı şekilde Roma Devleti’nin imparatorluğa dönüşmesinde en önemli pay sahibi olan Cesar da, kendisine imparatorluğa giden yolu açan konsül olmadan önce, Roma Barosu’nda kayıtlı olarak avukatlık yapıyordu.

Avukat Kelimesinin Kökeni

Esasen avukat sözcüğü Yunancada “üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan” anlamlarına gelen “AdcoCatus” sözcüğünden türetilmiştir. Ve hatta mitolojiye göre, savunma görevini ilk üstlenenler, Zeus’un kızları olan “Litai”lerdir. Bunlar “suç işleyenlerin kandırıldıklarını” savunmuşlar ve Zeus’tan onların bağışlanmasını talep etmişlerdir. O nedenle, avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri Litailer olarak kabul edilir. Kötü ruhlu, kışkırtıcı, günaha ve suça teşvik edici olduğu için Suç Tanrıçası olan Ate’nin kız kardeşleri olan Litai’ler, hem iyilerin savunucusu, hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyicisidirler. Litai’lerin, Ate’nin etrafında dönmelerinin nedeni ise, onların insanları suça ve günaha teşvik etmesine engel olmaktır. Çirkin görüntülerinin aksine yüce bir ruha sahip olan ve bu ruhla görev yapan Litai’ler, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmışlar, yani insanları suçtan ve cezadan uzak tutmaya çalışmışlar, bir suç işlediklerinde ise onları savunmuşlardır.

Üç Çarpıcı Örnek

Bu konuyla ilgili olarak üç örnek vereceğim. Birincisi 1924 yılında ABD Başkanlığı’na aday olan avukat John W.Davis’e ait. 16 Mart 1946’da New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada şunları söylüyor; “Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey vardır. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.

Avukat John W. Davis

İkincisi George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald Rotunda Ronald’a ait. O da benzer şeyler söylüyor ve şöyle diyor; “Biz avukatlar, mühendisler gibi köprüler inşa etmeyiz; doktorlar gibi kemikleri onarmayız; mimarlar gibi bina tasarlamayız; ressamlar gibi resim yapmayız. Sadece insanların ellerinin bize dokunmasına imkan veririz. Eğer görevimizi profesyonelce, mesleğin onuruna uygun biçimde yaparsak, başka kişilerin yüklerini taşırız; insanları streslerinden kurtarırız; adaletin takipçisi oluruz; uygarlığın kaplaması olur ve onu daha da güçlendiririz.

Prof. Dr. Ronald D. Rotunda

Üçüncüsü İslam Hukukunun büyük bilginlerinden olan İmam Şafi’ye ait. O da şunları söylüyor; “Bütün Kuran inmeseydi ve sadece –Vel Asr- suresi inseydi yeterdi.” Vel Asr suresinin anlamı şudur; Zamanın üzerine yemin ederim ki, bütün insanlar hüsran içindedir. Şu üçü hariç: Hakka inananlar, Hakkı tavsiye edenler, iyi, güzel, doğru şeyi yapanlar ve sabredenler.

Avukat Hakikatin Temsilcisidir

Avukat olarak biz Davis’in, Ronald’ın, İmam Şafi’nin dediği şeyler yapıyoruz. Yani hakka inanıyoruz, iyiyi, güzeli, doğru olanı yapmaya, sabırla yapmaya çalışıyoruz. İnsanların sorunlarını çözüyor, yüklerini taşıyoruz. Toplumda barışın tesisine, huzurun, güvenin sağlanmasına katkı yapıyoruz. Hukukun tanıdığı ve koruduğu yetki olan hakkı savunuyoruz, hakkı temsil ediyoruz, Hakka ulaşmanın yolu ve aracı olan davaları mahkemelerin önüne biz getiriyor, adına karar denilen, içtihat denilen yargısal ürünlerin oluşmasını, bu yolla hukukun ilerlemesini, gelişmesini, hak sahibinin hakkı olanı elde etmesini, hakkına kavuşmasını biz sağlıyoruz. Yani aslında çok şey yapıyoruz, çok hayati şeyler yapıyoruz. En önemli olan şeyi, yani “bu dünyada yaşama ayrıcalığı elde etmek için ödediğimiz bir kira olan insana hizmet etmek” edimini yerine getiriyoruz.

Amerikalı stres yönetimi ustası Arthur Gordon “The Turn of the Tide/Gelgit Dönemeci” isimli kitabında şöyle diyor: “Kişinin motivasyonlarının yanlış olması durumunda, hiçbir şeyin doğru olamayacağını anladım bir anda. İster postacı, berber, sigortacı veya ev kadını olun, isterse başka bir iş yapın sonuç değişmez. İşinizi sadece başkalarına hizmet ettiğinizi hissettiğiniz sürece iyi yapabilirsiniz. Başkalarına bir yararınız olmuyor ise eğer, işinizi iyi yapamazsınız.” Biz avukatlar da işimizi, mesleğimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Müvekkillerimize, yani insanlara hizmet ediyoruz, onların acısını, duygularını hissediyor, bunları paylaşıyor, gidermeye, azaltmaya çalışıyoruz. İşimizi, mesleğimizi bu saikle, bu motivasyonla yapıyoruz, insana, insanlara yararımız olsun diye yapıyoruz.

Diğer taraftan, yargının asli unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, sadece hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla görevli ve yükümlü değildirler. Aynı zamanda laik bir entelektüel ve özgül bir kamusal role sahip olması gereken bireyler olarak; “kamu için ve kamu adına mesajı, görüşü, tavrı temsil etmek, hakikati ifade etmek, ortodoksi ve dogma üretmektense, buna karşı çıkmak, hükumetlerin ya da muhalefetin, büyük şirketlerin ve başkaca çıkar çevrelerinin adamı ve sözcüsü olmamak zorundadırlar.

Vedat Ahsen Coşar – Yargıda ciddi sorunlar yaşanıyor
Hukukbook: Oldukça geniş bir avukat perspektifi çizdiniz. Peki, size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Barolara hangi misyonu biçmektesiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Amerikalı fütürist Peter Drucker’a göre, kuruluş bir insanlar topluluğudur, ortak amaç için bir arada çalışan kişilerden oluşur. Kuruluş; toplum, cemaat, aile gibi sosyal kurumlardan farklı olarak, belli bir amaca göre tasarlanmış olup işine, görevine, işlevine göre tanımlanır. Toplum ve cemaat ise, dil, kültür, tarih, coğrafya gibi insanları bir arada tutan bağa göre tanımlanır. Kuruluş, ancak belli bir işe, kendi işine odaklandığı zaman etkili, verimli ve yararlıdır. Toplum, cemaat ve aile sadece var olan kurumlardır. Kuruluş ise yapandır. Toplum, cemaat ve aile koruyucu kurumlardır, statükoyu sürdürmek, bu amaçla değişimi yavaşlatmak için uğraşırlar.

Kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardır

Oysa kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardırlar. Onun için kuruluşlar, sürekli değişikliğe göre düzenlenmiş olmak, yeniliklere dönük olmak zorundadırlar. Kuruluşların işlevlerini yerine getirebilmeleri için; kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve sosyal ilişkileri, becerileri sorgulamak ve gerektiğinde bütün bunları terk etmek üzere düzenlenmiş olmaları gerekir. Bir kuruluş olarak Barolar da bu çerçevede örgütlenmek ve hareket etmek durumundadır.

Kuruluşun işlevi bilgileri verimli kılmaktır. Bilgiler ne kadar ihtisaslaşmış olurlarsa, o kadar daha fazla etkili ve yararlı olurlar. Gelişmiş ülkelerde kuruluşlar, bilgileri verimli kıldıkları, bilgileri ihtisaslaştırdıkları, kendi amaçları üzerine yoğunlaştıkları, bilgiden bilgilere geçtikleri için toplumun merkezi konumuna gelmişlerdir. Günümüzün kuruluşları, güce dayalı yapıdan, bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, katkıları, davranışları, performansı konusunda herkesin sorumluluk alması gerekir. Bundan çıkan anlama göre, kuruluşun bütün üyeleri kendi amaçlarını ve katkılarını düşünecekler ve her ikisi için de sorumluluk alacaklardır. Kuruluşlarda ast/üst diye bir şey yoktur, sadece birlikte çalışan insanlar vardır.

Onun için bütün üyelerin kendilerine; benim bu kuruluşa yapabileceğim en önemli katkı nedir diye sorması, her üyenin sorumluluk sahibi olması, karar yetkilisi olarak çalışması, kendi amaçlarının kuruluşun amaçları ile uyumlu olmasını sağlaması gerekir. Onun için, tüzel kişilik olarak baroların, onun üyeleri olarak avukatların da bu çerçevede düşünmeleri, örgütlenmeleri, faaliyet göstermeleri gerekir.

Yine barolar, sadece, avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının yararlarını korumak ve gereksinimlerini karşılamakla, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla ve korumakla görevli olmayıp; toplumsal değişime ve dönüşüme katkı yapmakla, bu amaçla, kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, becerileri sorgulamakla, yeniliğin ve değişimin motoru olmak için statüko bozucu olmakla yükümlü olan, olması gereken kuruluşlardır.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren Soykırımı İnkar Yasa Tasarısını oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.
Barolar ve avukatlar yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmeli

Barolar ve avukatlar, bütün bu işlevleri yerine getirebilmek için Edward Said’in o güzel kitabı Entelektüel’de ifade ettiği gibi; zihinlerinde kendilerini de hedef alan kuşkucu bir ironiye yer vermek, çevrede dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebilecek kadar bağımsız, cesur, özgür ve özerk bir ruha sahip olmak, her türlü otoriteden gelen tehditlere karşı koyabilmek, hiç kimseye boyun eğmemek, kirlenen düşüncelerini değiştirebilecek, yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmenin yollarını bulmak zorundadırlar.

Barolar ve avukatlar, sadece bunları değil, hakikati temsil etmek, bir haminin veya vasinin ya da başkaca bir otoritenin yönlendirmesine izin vermemek, toplumsal değişime ve dönüşüme öncülük edebilmek için yeni diller ve ruhlar icat etmek durumundadırlar. Bütün bunları yapabilmek için baroların ve avukatların hem kendilerini hem de toplumun kendisini; klişelerle, aşınmış metaforlarla, bayat kullanımlarla çürümüş bir dilin zihinlerini uyuşturup edilginleştirmesine, bilinçlerinin üzerini kaplayıp, onu basmakalıp düşünceleri incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan kabul etmeye ayartmasına izin vermemeleri gerekir.

Avukatlar Düşünce ve Eylem Lideridir

Dünya siyasi tarihinin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, başta Fransız İhtilali, Amerikanın Bağımsızlığı, dünyanın ilk yazılı anayasası olan Amerikan Anayasası gibi devrim niteliğindeki tüm eylemlerde, dünya tarihini değiştiren ve dönüştüren tüm siyasi olaylarda gerek eylem lideri gerekse düşünce lideri olarak avukatlar vardır.

Gerçekte bütün toplumlar hukuka ve avukatlara gereksinimleri olduğunu akıl ve deneyim sonucu öğrenmişlerdir. Herhangi bir hukuk ve adalet sistemi, avukatlar ve barolar olmaksızın adil ve demokratik bir şekilde işleyemez. Onun için, avukat ya da savunma makamı ve barolar, sadece adil yargılamanın temel ve kurucu unsuru değil, aynı zamanda yargılama prosedürünü demokratikleştiren unsurlardır. Öyle olduğu için uygar ve demokratik tüm ülkelerde avukatlar ve onların mesleki kuruluşları olarak barolar vardır. Esasen Yirminci ve Yirmi Birinci yüzyılın en göze çarpan özelliklerinden birisi, siyasetin, uluslararası kuruluşlar yönünden artan bir öneme sahip olmasıdır. Bu uluslararası kuruluşlar, yetkilerini yalnız tek bir ülkede değil, uluslararası alanda ve birden çok ülkeyi kapsayacak şekilde kullanmaktadırlar. Bu bağlamda barolar, hem ulusal hem de küresel toplumun iyileştirilmesinde aktif bir rol oynamakta ve adalete erişim için çok fazla çaba sarf etmektedirler. Zira hukuk ve adalet, düşünce sistemlerinin bir gerçeği olarak toplumun en önde gelen vizyonudur.

Adil yargılanma ilkesinin tam olarak gerçekleşmesi için gerekli birçok ilke bulunmakla birlikte, en önemli ilke, hakimlerin yürütmeden mutlak olarak bağımsız olmalarıdır. Bir İngiliz geleneği olan yargı bağımsızlığı, herhangi bir siyasal teorinin sonucu değildir. Bu ilkeyi insanlık ve toplumlar, zor ve acılı deneyimler sonucunda ve deneme yanılma yoluyla ve zaman içerisinde öğrenmiştir. Diğer taraftan, barolar ile savunmanın bağımsızlığı da en az hakimlerin bağımsızlığı kadar önemlidir. Aksi halde, adil yargılama gerçekleşmeyeceği gibi, adaletin de demokratik bir biçimde işlemesi mümkün değildir.

Vedat Ahsen Coşar ve baro başkanları Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyaretinde
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğinde görevdekilerden ve daha önceki başkanlardan başarılı bulduğunuz ve takdir ettiğiniz başkan ya da başkanlar kimlerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, gerek insan olarak, gerekse bir zamanlar bu görevlerde bulunmuş bir kişi olarak kimseyi yargılayacak durumda değilim. Ayrıca bunu yapmayı da istemem. Bunu yapacak olan kamuoyudur, tarihtir. Onun için bırakalım bunu kamuoyu yapsın, tarih yazsın.

Hukukbook: Baroların neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Barolar hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta ya da yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü ya da eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralayabilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, özellikle son üç dört yıl içinde, baroları hemen hiç takip etmedim. Onun için baroların yaptıkları veya yapmadıkları şeyler hususunda fikir sahibi değilim. Sadece ve genel olarak şunu söyleyebilirim: Son üç beş yıl içerisinde hukuk, hukuk devleti, yargı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar ağır yaralar aldı. Bu kavramların ve kurumların içi boşaltıldı. Bütün bunlar olurken, kendi yasasında bunları korumakla, kollamakla görevli kılınan barolar, (kuşkusuz hepsi değil) ne yazık ki, sessiz ve etkisiz kaldı.

Hukukbook: Baroların ve Barolar Birliğinin hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştirebileceği anlayışlar ve uygulayabileceği somut politikalar var mıdır? Varsa nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Kuşkusuz vardır. Neler mi? Yukarıda söylediklerim vardır. Buna göre pozisyon almaları buna uygun bir duruş ortaya koymaları gerekir. Ama bu her şeyden önce bir anlayış ve tercih değişikliğini gerektirir. Zira değişen, değiştirebilir.

Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğindeki komisyon ve merkezlerin rolleri ne olmalıdır? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

 Vedat Ahsen Coşar: Hizmet etmek, bu amaçla projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirmek olmalıdır. Onun için bu yerlerde görev yapan kişiler, “bir şey olmayı” değil, “bir şeyler yapmayı” amaç edinen kişiler olmalıdır, CV’lerini doldurmayı ve zenginleştirmeyi amaçlayan kişiler olmamalıdır. Başkana ve yönetime hizmet etmeyi değil, onların emrinde olmayı değil, mesleğe, meslektaşlarına, topluma hizmet etmeyi pozitif bir hedef olarak önlerine koyan kişiler olmalıdır. Bu yerlerde görevlendirilen kişiler, başka amaçlarla, seçim hesaplarıyla oralara getirilmemeli, liyakate, bilgiye, deneyime bağlı olarak seçilmeli, rol model olan kişiler arasından seçilmelidirler.

Bu komisyon ve merkezlerin yeterli olup olmadıkları hususunda sağlıklı bir yargıya varabilmek için, herhalde bunların ürettiklerine bakmak, ona göre bir tespit ve değerlendirme yapmak gerekir. Ben, bu komisyonları ve merkezleri yakından takip etmediğim için bu konuda bir fikir sahibi değilim. O nedenle, bunu, bu merkez ve komisyonların çalışmalarını yakından takip eden avukatlara ve kamuoyuna sormak gerekir.

Hukukbook: Baroları, üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf ve demokratik yapılar olarak görüyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben size bu konularda benim Ankara Barosu Başkanlığı yaptığım altı yıl ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde yaptıklarımı söyleyeyim. Ona göre hem siz, hem de avukat ve baro kamuoyu ile genel kamuoyu bu hususta bir değerlendirme ve halen mevcut olanla ilgili bir karşılaştırma yapsın.

Benim Ankara Barosu Başkanı olarak seçildiğim 2004 yılının Ekim ayında, Ankara Barosunun baro başkanına tahsisli birisi kırmızı plakalı olmak üzere üç tane makam arabası vardı. Ben makam arabasına binmem dedim, bu üç aracı da avukatlar arasında yapılan açık artırmayla satışa çıkardık, üç avukat arkadaşımız bu araçları satın aldı. Baronun getir götür işlerini yapması için Wolkswagen Caddy marka bir araç aldık. Ve ben, baro başkanlığı yaptığım altı yıl içerisinde kendi arabamı kendim kullandım, baroya ve adliyeye bu araçla geldim ve gittim.

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
Devlet Denetleme Kurulundan övgü ve teşekkür aldık

Altı yıllık baro başkanlığım döneminde ve her hafta, baronun gelir, gider ve harcamalarını baronun duyuru panolarına asmak, WEB sayfasına koymak suretiyle meslektaşlarımıza ve kamuoyuna duyurduk. Yani bu kadar şeffaf ve denetime elverişli bir uygulama içinde olduk. Bu uygulamamızdan dolayı, o yıllarda Devlet Denetleme Kurulundan, Türkiye’de bunu yapan tek kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak övgü ve teşekkür aldık.

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na seçildiğim Haziran/2013’de ilk yaptığım iş, kuruma yasa gereği verdiğim mal beyanımı Barolar Birliği’nin web sayfasına koymak suretiyle kamuoyuna açıklamak oldu. Görev yaptığım üç yıl içerisinde ve her hafta, Barolar Birliği’nin gelir, gider ve harcamalarını, yönetim kurulu kararlarını Birliğin WEB sayfasında yayınladık. Özetle son derece açık, şeffaf, denetime elverişli bir uygulama içinde olduk.

Ben Barolar Birliği Başkanı seçildiğimde başkana tahsisli makam arabasını satmak istedim, ancak yönetim kurulu buna izin vermedi. Seçildiğimde rahmetli Özdemir Özok zamanında alınmış Ford marka bir makam arabası ve Wolkswagen Transporter vardı. Teknik servise hizmet etmesi için Ford marka bir transporter, getir götür işlerini yapması için bir Wolkswagen Caddy aldık, başka araç almadık.  Görev sürem içerisinde yaptığımız şehirlerarası seyahatlerde genellikle Wolkswagen transporterı, şehir içinde ise Ford marka aracı kullandık.

Hukukbook: Barolarda çoğulcu yönetim anlayışı mevcut mu?

Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak mevcut değil. Özellikle Ankara Barosu, İstanbul Barosu ve İzmir Barosunda aynı görüşte olan kişilerin egemen olduğu listelerle seçime giriliyor. O nedenle, temsilde adalet ve meşruiyet vardır demek mümkün değil. Bunları sağlamak için bana göre nisbi temsil sisteminin getirilmesi gerekir.

Hukukbook: Avukatlık Kanunu’na göre yapılmakta olan Baro başkanlık seçimlerini demokratik buluyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bana göre demokratiktir. Aday olma ve seçilme engeli olmayan, aday olma ve seçilme yeterliliği bulunan her avukat aday olabilir. Seçim bir yarıştır, bir rekabettir. Aday olan kişinin husumet üzerine kurulu bir seçim götürmemesi, kendisini anlatması, tanıtması, projelerinin ve pozitif hedeflerinin ne olduğunu ortaya koyması gerekir. Ben kendi adıma girdiğim bütün seçimlerde bunu yaptım. Aday olduğum bütün seçimlerde, seçildiğim takdirde hangi projelerin takipçisi olacağımı, hazırladığım seçim broşürleriyle tüm meslektaşlarıma açıkladım ve görev yaptığım sürece bu projelerin takipçisi oldum. Ve hatta şunu söyleyebilirim: ilk kez aday olduğum ve kaybettiğim 1994 yılı seçimlerinde uyguladığım proje sunma hadisesi, o güne kadar bir ilk ve sonraki yıllarda da aday olanlara örnek oldu.

Hukukbook: Sayın Coşar, size göre baro başkanlarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Vedat Ahsen Coşar: Kişilik bana göre her zaman bilgiden, bilgili olmaktan önce gelir. Her ne iseniz o şeyin “eni” olabilirsiniz. En asker, en bürokrat, en avukat, en mühendis, en profesör, en başkan, en dekan, en rektör olabilirsiniz. Ama adam değilseniz, bunları olmanız hiçbir şey ifade etmez. Onun için baro başkanlığına aday olan kişinin öncelikle adam olması, kişilikli, ahlaklı, erdemli, karakterli, özerk, bir kişi olması, görevini yaparken bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bir şey olmayı değil, bir şeyler yapmayı hedef alması gerekir. Öncelikle kendi asli görevlerine odaklanması, asli görevlerini yapması, iyi yapması gerekir. Baroyu, baro başkanlığını başka pozisyonlara geçmeye alet etmemesi, baroyu bu amaçla kullanmaması gerekir. Sonra bilgili olması, iyi bir hukukçu olması gerekir.

Temiz bir mesleki geçmişe sahip bulunması, cesur olması, eyyamcı olmaması gerekir. Entelektüel olması, demokrat bir kişiliğe sahip bulunması, öteki düşünceye açık olması, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklaması gerekir. Bütün bu konularda rol model olması gerekir. Ben mesela Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na aday olduğum Haziran/2013 seçimlerinde yaptığım adaylık konuşmasında şunları söylemiştim. “Ben önce hepiniz gibi adamım. Daha sonra demokratım. Daha sonra ise sosyal demokratım.” Yani adam olmayı ilk sıraya, demokrat olmayı ikinci sıraya, siyasi düşünceyi ise üçüncü sıraya koymuştum. Zira adam olmak her şeyden önce gelir, daha sonra demokrat olmak gelir. Siyasi düşünce, siyasi tercih bunlardan sonra gelir. Adam olmayan, demokrat olmayan bir kişi, ister sağcı olsun, isterse solcu ya da başka bir görüş sahibi olsun, bana göre bir şey ifade etmez. Zira asıl olan adamlıktır, demokratlıktır. Bunlar yok ise, diğerlerinin bir kıymeti yoktur.

Hukukbook: Ekonomik dönüşümlerin çok hızlı olduğu son 20-30 yılda, Barolar hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

 Vedat Ahsen Coşar: Bu baroların uyguladıkları ve uygulayacakları politikalardan daha çok, hükumetlerin uyguladıkları ve uygulayacakları politikalarla ve genel olarak ülkenin hukukla olan genel sorunuyla ilgilidir. Sorun geçmiş hükumetlerin, özellikle 16 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti’nin hukuka şaşı bakmasından, hukuku, hukukçuyu, yargıyı ötelemesinden, ayak bağı olarak görmesinden, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek istemesinden ve bütün bunlara bağlı olarak hukuka aidiyet bilincinin egemen olduğu bir toplum yaratamamasından, yaratmak istememesinden kaynaklanan bir sorundur. Bileşik kaplar örneğinde olduğu gibi pek çok konuda yozlaşan, üretmeyen, üretme düşüncesi, terbiyesi, kültürü olmayan, hemen her şeyi aşındıran, eskiten ve tüketen bir toplumun getirdiği bir sonuçtur bugün yaşananlar. Bu sonuçtan başkaca meslekler nasıl nasibini almış ise, avukatlık mesleği de payına düşeni almıştır.

Günün koşullarına uygun, ihtiyaçlara cevap veren, avukatlık mesleğinin hizmet alanını genişleten bir yeni Avukatlık Yasası yürürlüğe konulmuş, bu bağlamda sağlıklı bir şirketleşme ve ortaklık modeli getirilmiş ve geliştirilmiş, bazı İskandinav ülkelerinde uygulanan hukuk sigortası gibi kurumlar ihdas edilmiş, koruyucu avukatlık kurumu geliştirilmiş olsa idi, belki avukatların pozisyonu daha iyi olabilirdi. Ne yazık ki, bunu yapamadık. Şahsen bunun yapılamamasında ben kendi dönemimi de sorumlu ve kusurlu buluyorum.

Hukukbook: Ülkemizde kurumsal olarak yargının ve özelde de yargı sisteminin içinde bulunan hukuk insanlarının en büyük problemleri nelerdir? Baroların bu sorunlara karşı yapabilecekleri nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Yargının kurumsal sorunu, bağımsız ve tarafsız olmaması, bütünüyle yürütme erkine bağlı bulunmasıdır. Bu bağımlılıktan ve tarafgirlikten, ne yazık ki hukuk adamları da payını almıştır, almaktadır. Haksızlık, adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır, adaletsizliktir. Bu konularda çifte standart uygulanmaması, siyasi tercihlere ve görüşlere bağlı olarak tavır alınmaması, haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın ona karşı durulması, tanıklık edilmesi gerekir. Ülkemizde görünen ve yaşanan odur ki, pek çok kişi, elbette hukukçular da ve hatta bir kısım barolar da bu konuda takım tutmakta, karşı takımdan ise ‚ “oh olsun, bunlar az bile” demekte, kendi takımından ise, bunlara karşı çıkmaktadır. Baroların bu sorunlara karşı yapması gereken şey, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik nereden ve kimden gelirse gelsin, buna karşı tavır almak, bu kişilerin haklarına, hukuklarına tarafsızlıkla sahip çıkmak olmalıdır.

Hukukbook: Türkiye’deki avukat sayısı söylendiği gibi nüfusa oranla çok mu sizce? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Vedat Ahsen Coşar: Kimi Batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında, aslında nüfusa oranla avukat sayısı Türkiye’de çok fazla değildir. Ama hukuka aidiyet bilinci olan, hukuk devleti olan Batı ülkelerinde koruyucu avukatlık sistemi iyi çalıştığından, insanlar avukata danışmadan adım atmadıklarından, yani avukatlık hizmetinin alanı oldukça geniş olduğundan, insanların ekonomik güçleri yerinde bulunduğundan, paylaşılan veya paylaşılacak olan pastanın büyük olmasından, insanların kaliteli hukukçu aramalarından, böylelerini tercih etmelerinden, esasen çoğu avukatın kalitesi de üst düzeyde olduğundan dolayı, avukat sayısı o ülkelerde pek o kadar önem arz etmemektedir.

Bizim ülkemizdeki fazlalık, orada olan ve az önce arz ettiğim şeylerin bizde olmamasından kaynaklanıyor. Bu konuda ülkemiz bağlamında önemli olan bir diğer husus da, sorunun sadece bir nicelik sorunu olmasından daha çok, bir nitelik, bir kalite sorunu olmasıdır. Bu ise doğrudan yaz boz tahtası haline getirilen eğitim sistemimiz ile ilgilidir, bu sistemin doğal bir sonucudur. Ki bu hususu izin verirseniz, sorunuz kapsamında daha önce “ahsencosar.wordpress.com” adresindeki kişisel blogumda yazdığım yazı çerçevesinde birazdan izah edeceğim.

Röportaj Devam Edecek…

Vedat Ahsen Coşar

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj

0
Av. Dr. Talat CANBOLAT

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportajda “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketinin baro seçimlerine ilişkin görüşleri Hukuk Ansiklopedisi okuyucularına sunulmaktadır.

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat ile Röportaj
Hukukbook: Sayın Talat Canbolat, İstanbul Barosu başkanlığına neden aday oldunuz?

Talat Canbolat: Son zamanlarda hak, hukuk, adalet kavramlarının içinin boşaltılarak sadece sözle söylenen beyanlar haline indirgenmesi, bunun uygulamaya yansımasının ancak avukatlar ve güçlü bir baroyla mümkün olması, mevcut yönetimin ve grupların yıllardır söylediklerini her seçim döneminde aynı şekilde söylemeye devam etmeleri, avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi karşısında, çözüm üretme kapasitelerinin olmaması, barodan başlayarak ülkede bu kavramların uygulanmasını sağlamak ve bir zihniyet değişikliğini başlatabilmek, siyasi, ideolojik ve diğer görüşleri meslek ilkeleri etrafında birleşerek mümkün olması nedeniyle “Baroda Değişim ve Gelişim” hareketi olarak yola çıktık.

Talat Canbolat adliye ziyaretinde
Hukukbook: Baro’da neleri eksikleri gördünüz de aday olmaya karar verdiniz?

Talat Canbolat: Hukuk eğitimiyle başlayan ve Stajla devam eden ardından da  genç avukatların sorunlarının katlanarak büyümesi, bu sorunların giderek tüm meslektaşlara yansıması,  bu sorunların bir çoğunun baro tarafından çözülebilecek nitelikte olmasına rağmen çözüm yerine slogan üretmeye devam edilmesi, sorunların bazılarının çözümü için gerekli olan yasal değişiklik ve idari düzenlemeler için sonuç alıcı nitelikte geçmişte örnekli olduğu gibi baskı grubu olarak yeterli faaliyet gösterilmemesi bunun yanında sorunların katlanarak devam etmesinin değişim ve gelişimi zorunlu kılması

Hukukbook: İstanbul Barosu tarihinde örnek aldığınız ve takdir ettiğiniz en büyük başkan kimdir?

Talat Canbolat: Av. Orhan Adli Apaydın

Hukukbook:    İstanbul Barosunun mevcut yönetiminin yaptığı icraatlardan hangilerini doğru buluyorsunuz?

Talat Canbolat: Baro Bahçenin faaliyete geçmesi, adliyeler arası servislerin faaliyete geçmesini sayabiliriz.

Hukukbook: İstanbul Barosunun neden yapmadığını sorguladığınız işler hangileridir? Görevi olduğu halde Baro hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta yada yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü yaptığı yada eksik yaptığı işleri kategoriler halinde sıralar mısınız?

Talat Canbolat: Meslek sorunlarına ilişkin, hukuk adına yapılması gereken siyasetin yapılamaması, stajyerlere ücret yasağı olmamasına rağmen bunu bir tarifeye bağlamak yerine yasak varmış gibi hareket etmesi, gençlerin mesleki bilgi ve tecrübe edinmeleri, yeni iş alanlarına yönelmeleri ve kendi bürolarını açmalarında maddi ve manevi destek olunmaması, avukatlık mesleğinin en önemli özelliğinin “bağımsızlık” olması ve ekonomik bağımsızlığın sağlanmasına yönelik faaliyet olmaması, CMK avukatlarının ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için işbirliğinden uzak durulması, hastalanan, vefat eden meslektaşların geride kalan çocuklarının eğitimi gibi konularla ilgilenilmemesi.

Talat Canbolat ve eşi Avukat Emine Canbolat
Hukukbook:  Sayın Canbolat, “Avukat” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir?

Talat Canbolat: Hayatını adaletin gerçekleştirilmesine adayan; Saygın, adil, dürüst, azimli, yılmayan güçlü kişi.

Hukukbook: Size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Başkan olmanız halinde Baroya hangi misyonu biçmektesiniz?

Talat Canbolat: Avukatlık mesleğinin hak ettiği saygınlığı kazandırmak, avukatların mesleki sorunlarının çözülmesinin yanında ülkede adalet kavramını tartışmalı olmaktan çıkarmak, buna yönelik her türlü hukuk politikaları ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapmak, toplumun gerçek anlamda hukuk ve demokrasi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak, temek insan haklarının yanında, çevre hakkı ve hayvan haklarını da savunmak, bunlara yönelik politika ve yasal değişikliklerde sözü dinlenir ve itibar edilir bir baro oluşturmak, iktidarın ve her türlü güç odaklarının hukuksuz uygulamalarının karşısına farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görerek tüm mensuplarıyla birlikte karşı koyabilen bir baroyu oluşturmak, üye sayısı olarak değil örnek uygulamalarıyla dünyanın en saygın, sözü dinlenir, etkili barosunu oluşturmak

Hukukbook: İstanbul Barosu yönetimine geldiğinizde hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştireceğiniz somut politikalar nelerdir?

Talat Canbolat: Şeffaf, demokratik ve çoğulcu bir baro yönetimi için Stajyer ve genç avukatların temsilcilerini Yönetim Kurulu Toplantılarına gözlemci olarak alacağız, stajyer ücretlerini bir tarifeye bağlayacağız, genç avukatlardan 5 yıl aidat alınmayacaktır, genel kurulda buna ilişkin önerge vereceğiz, avukatlara yeni iş alanları oluşturmak ve geliştirmek için bir komisyon kuracağız, CMK avukatlarının karakollara gidip gelmelerinde kullanılmak üzere her semte yeteri kadar üzeri İstanbul Barosu yazı ve logo giydirilmiş, içerisinde doğrudan Baro Başkanına bağlı telefon ve diğer iletişim vasıtalarıyla döşenmiş araçlar tahsis edeceğiz, böylece arkadaşlarımız arkasında baronun ve tüm meslektaşlarının gücünü hissederek görev yapacaklardır.

Gençlerin dinamizmi ve üstatların tecrübeleri ile bilgi birikimleri arasında etkileşim sağlamak için kuşaklararası avukat buluşmaları yapacağız, duruşma sırasını cep telefonundan takip edebilecek, hakimin izinli, mazeretli vs nedenlerle duruşma ertelemeleri önceden cep telefonundan görebilecek yazılımı tüm meslektaşlara ücretsiz sunacağız, haksız rekabet ve kazanç elde etmeye yönelik reklam ve diğer hukuka aykırı davranışlarda bulunanlar ile avukatlık mesleğini taklit eden hukuksuz arzuhalci veya hasar danışmanlık şirketi ve benzerleri ile etkili mücadele edilecektir. Vefat eden meslektaşların geride kalan aileleri ve özellikle çocukları Baro tarafından okutulacaktır.

Prof. Dr. Talat Canbolat
Hukukbook: Adaylık sürecinde vaat edip de Baro yönetimine geldiğinizde mevzuat değişikliği gerektiren işler nelerdir? Bunun için hangi yolları izleyeceksiniz?

Talat Canbolat: Asgari tarifenin altında iş almak yasak olduğu halde CMK avukatlarının Anayasadaki angarya yasağını ihlal edecek şekilde çalıştırılmasını kabul etmiyoruz. Bunun için CMK ve adli yardım ücretleri asgari tarifeyle eşit hale getirilmesi sağlanacaktır. Hemşire, polis ve imamlara tanınan ek gösterge hakkı Kamu avukatlarına da tanınacaktır. Kamu avukatları ikametlerine en yakın adliyede görevlendirileceklerdir, yeşil pasaport hakkı çok gecikmiş olup derhal sağlanması gerekir, diğer kamu hizmetlerinden alınmayan KDV’nin kamu hizmeti olan avukatlıktan da alınmaması, alınacaksa temel gıda maddelerindeki gibi %1 olması sağlanacaktır.

Hukuka güven hukukçuya güvenle sağlanabilir, avukatlara genel vekaletname düzenleme yetkisi verilecektir, avukatlık ücret sözleşmeleri ilam niteliğinde belge sayılarak avukatın vermiş olduğu hizmetten kaynaklanan ücretini tahsili için dava açıp kesinleştirip icra ile uğraşması önlenecektir, avukatın ücretinin ödenmemesi için avukatı devre dışı bırakmaya çalışanlar da vekalet ücretinden müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olacaklardır, avukatların gelecek kaygısı ve sosyal güvenlik kaygısı yaşamamaları için sigorta hakları ve emeklilik hakları Emekli-Sandığı kanunuyla eşit hale getirilecektir, Kat karşılığı inşaat, vasiyetname vs. gibi noterde yapılması zorunlu olan sözleşmelerde avukat zorunluluğu getirilecektir.

Hukukbook: Baro’nun komisyon ve merkezlerine hangi rolleri biçiyorsunuz? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

Talat Canbolat: Mevcut komisyon ve merkezlerden az sayıda olan bazılarının çalışmaları kendilerine tanınan imkanlar içerisinde olumlu değerlendirilebilirse de birçoğu işlevsiz, etkisiz ve yetersizdir. Bunlara avukatlara yeni iş alanlarını tanıtan bir komisyon daha ilave ederek verimli ve etkin olarak çalışmaları sağlanacaktır. Bu komisyon ve merkezler Borunun gözü ve kulağı gibi o alandaki sorunları tespit edip, meslektaşlarla birebir temas kurup sorunları kaynağında belirleyip etkili ve hızlı şekilde çözümüne odaklanması ve kendilerini aşan çözümler üretilmesi hususunda da YK ve diğer organları harekete geçirmesi sağlanacaktır.

Hukukbook: Baro, sizce üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf mı?

Talat Canbolat: Şeffaf demeyi çok isterdim.

Hukukbook: Baroda çoğulcu bir yönetim için somut önerileriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Baroda Değişim ve Gelişim hareketi olarak henüz listemizi ilan etmedik. Nedeni temsil kabiliyeti yüksek liste oluşturmaktır. Diğer taraftan seçilmemiz halinde Genel Kurul bize yetki verdi o zaman istediğimiz gibi yönetiriz demeyeceğiz. Çoğulcu bir şekilde Baro Meclisini de etkili şekilde çalıştırarak, geniş katılımlı, demokratik bir şekilde yönetime talibiz. Bu nedenle yasal olarak 5 yıldan az kıdemi olanlar Yönetim Kurulu üyesi olamasalar da temsilcilerinin toplantılara katılımı sağlanacaktır. Baro yönetim kurulunun gündemi önceden ilan edilecek konulara ilgili görüş bildirmek isteyenler yönetim kuruluna katılarak görüş ve düşüncelerini bildirecekler isteyenler yazılı olarak sunabilecektir.

Hukukbook :Baro başkanlık seçimlerinin demokratik olduğunu söyleyebilir misiniz?

Talat Canbolat: Evet. Baro başkanlığı seçimleri yıllardır önemli ölçüde demokratik ortamda gerçekleşmektedir. Ancak seçimlere grup olarak girenlerin adaylarının veya listelerinin belirlenmesinde demokratik esaslara uyulup uyulmadığı tartışılabilir. Her şeyden önce belirli bir grup aidiyetinin özgürlükçü, katılımcı ve demokratik esaslara uygun olmadığını düşünüyorum.

Hukukbook :Sizce baro başkan adaylarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Talat Canbolat: Mesleğin sorunlarına vakıf olması hatta bunları önemli ölçüde bizzat yaşamış olması, sorunların çözümü için yeterli hukuki, bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olması, bir grup, ideoloji, siyasi parti veya başkaca aidiyetinin olmaması en azından bununla özdeşleşmemesi, her kesime tüm meslektaşlara hitap edebilecek yapıda, meslek ilkelerini önemseyen ve özümsemiş, bunlar için kararlı ve etkili mücadele edebilecek yapıda olması, meslek sorunlarının çözümü için tüm kamu kurum ve kurumlarının, hükümetin, TBMM’nin kapısını çalmaktan ve birlikte çalışmaktan çekinmemesi ancak gerekirse yine o kapıları tekmeleyebilecek yapıda olması, nereden gelirse gelsin kime yapılırsa yapılsın haksızlıkların karşısında olabilmesi.

Hukukbook: Baro’nun basılı yayınlarını ve network ağını yeterli buluyor musunuz?  Sosyal medya yeterli kullanılıyor mu?

Talat Canbolat: Bu konudaki yayınları kötü bulmuyorum ancak geliştirilebilir ve daha işlevsel hale getirilebilir.

Hukukbook: Baronun son 20 yılında en başarılı başkan hangisidir? Baro son 20 yılda hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

Talat Canbolat: Av.Orhan Adli Apaydın, Av. Prof. Selahattin Sulhi Tekinay’dan sonra kısmen Av. Doç. Yücel Sayman ve Av. Turgut Kazan başarılı olmuştur.

Hukukbook: Ülkemizde, kurumsal olarak yargının en büyük 5 problemi nedir? Çözüm önerileriniz ve yönetime seçilmeniz halinde hareket tarzınız ne olacaktır?

Talat Canbolat: Yargının en büyük problemi tarafsız ve bağımsız olma özelliğini önemli ölçüde kaybetmiş olmasıdır, ki bu durumda adil yargılamadan söz etmek güçleşmektedir.  Daha sonra aşırı iş yükü ile yetersiz hakim ve savcılar nedeniyle yaşanan sorunlar gelmektedir. En kötü Kanunlar bile iyi hakimlerin olduğu yerde en adil şekilde uygulanabilir. Ancak hakiminiz yetersizse iyi kanun yapmanın anlamı zaten yoktur.

Siyasi kimlik taşıyanlar, iktidar mensupları ve diğer kimselerin; devam eden davalara yönelik açıklamalar yapmaması gerekirken bugün her gün Televizyonda ve sosyal medyada adeta yargılama yapar gibi üstelik dosya hakkında sağlıklı bilgileri de olmadan açıklama,beyan ve yorumlar yapılmaktadır. Bunlar hakim ve savcıların tarafsız ve bağımsızlıklarını olumsuz etkilemekte ve üzerinde baskı oluşturmaktadır. Hatta sosyal medyadan veya belirli kesimden gelen tepkilere göre tutuklama veya salıverilme kararları verildiği anlamına gelen uygulamalara şahit olmaktayız ki bunlar çok endişe vericidir. Dosyada hiç bir değişiklik olmamasına rağmen aynı heyet akşam başka karar verebilmektedir.  Bu uygulamaların sayısının artması yargıya olan güveni ciddi zedelemektedir.

Hukukbook: Avukat sayısı çok mu yoksa yetersiz mi?  Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Talat Canbolat: Hukuk fakültelerinin sayısı hiç bir bilimsel veriye dayanmaksızın kontrolsüz şekilde çok açılmaktadır. Hukuk eğitiminde çok ciddi eksikliklerle öğrenciler yetişmektedir. Bu mezun sayısını gereğinden fazla artırdığı gibi nitelikli hukukçu sayısını da olumsuz etkilemektedir. Bu durum hukukun tüm uygulama alanlarına hakim/savcıların yanında avukatları ve avukatlık mesleğini de olumsuz etkilemektedir. Bu durumdan yine en çok genç avukatlar olumsuz etkilenmektedir. Mezuniyet ve staj sonrası çalışma koşulları toplumun kendilerinden beklediği hayat standardına uygun olmadığı gibi ciddi geçim sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Artık Avukatlık sınavının gelmesi gerektiği büyük bir kesim tarafından kabul edilmektedir. Ancak asıl önemli olan avukatlara yeni iş alanlarının açılmasıdır. Baro bu konuda çok yetersiz kalmaktadır.

Ülkemizin yanında önemli olan yurt dışındaki hizmetlere yönelik çok büyük iş imkanları var iken bunlarla ilgilenilmemekte, tanıtımı yapılmamaktadır. Öyle ki gelişen teknoloji ve gençlerin bunlara kolay adapte olmaları yurt dışındaki bir çok hukuk hizmetlerinin Türkiye’den verilebilme imkanını ortaya koymuştur. Burada önemli olan Türkiye’deki iş imkanlarından söz etmiyorum, Türkiye’deki avukatlarımızın yurt dışındaki başka ülkelerdeki iş imkanlarından, hukuk hizmeti ihracından söz ediyorum. Uluslararası şirketlerin yurt dışındaki hukuki sorunları, deniz hukuku, bilişim hukuku, spor hukuku, Birleşmiş Milletlere bağlı göç idaresindeki göçmenlere hukuki yardımları ve benzeri konular…

İstanbul Barosu Başkan Adayı Talat Canbolat
Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında yönetime geldiğinizde uygulayacağınız etkin politika nasıl olacaktır?

Talat Canbolat: Hem hükümet hem Barolar avukatlık sınavının gelmesi gerektiğini kabul etmektedir. Ancak sınavı kimin yapacağına yönelik tartışmalar nedeniyle yıllardır uygulamaya geçilememiştir. Sınavın mutlaka objektif, bilimsel şekilde ve yine Türkiye Boralar Birliğinin dahil olduğu bir sistem içerisinde yapılması gereklidir.

Hukukbook: Baro ile sayısı 40.000’leri aşan aktif avukat arasında iletişimi ve koordinasyonu sağlamak için somut projeleriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Kuşaklararası avukat buluşmaları yapılacaktır. Özellikle meslekte belirli alanda uzmanlaşan avukatlar ile belirli bir yaşa gelen üstatlarla genç avukatlar buluşturularak bilgi ve tecrübe paylaşılmasını sağlayacak etkinlikler yapılacaktır. Baro evleri, sosyal tesisler, sosyal ve kültürel etkinlikler, interaktif buluşmalar, Baro TV bunlardan bazılarıdır.

Hukukbook: Baronun düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapacaksınız?

Talat Canbolat: Baronun en büyük eksikliği avukatlık mesleğini ilgilendiren bu tür protesto gibi durumlara katılımın çok düşük olması ve eylemlerin de bu anlamda başarısız olmasıdır. Bunun nedeni önemli ölçüde meslektaşlarımızın baroya aidiyet duygularının zayıflamış olmasıdır. Bu da temelde yönetimlerin belirli ideolojik ve siyasi kimliklere göre oluşmuş gruplar tarafından seçimlere katılarak seçilmiş olmalarıdır. Bu nedenle biz özellikle grup ifadesini kullanmıyoruz ve meslek sorunlarının çözümünde her kesimden tüm meslektaşlarla birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeyi hedefliyoruz. Burada Avukatlık mesleğini öncelememiz, meslek ilkeleri ve  meslek sorunlarının çözümüne odaklanmış olmamız gerekir. Hak, hukuk, adalet, Cumhuriyet, demokrasi bizlerin ortak hedefidir. Bunlar da ancak birlikte hareket edilerek başarılabilir. Bunu yapamadığımız için Baro potansiyel gücünü kullanamamaktadır. Başarabilirsek Baronun uygun görmediği bir yasanın TBMM’den çıkması veya herhangi bir yerde hukuksuz uygulamalara devam edilmesi mümkün değildir.

Hukukbook: Yasa, Anayasa, mevzuat değişikliklerinde baronun rolü ne olmalıdır?

Talat Canbolat: Avkatlık mesleği Yasa, Anayasa ve diğer mevzuatın uygulayıcısıdır. Baro mutlaka yasal değişiklikleri ve TBMM gündemini yakından takip etmeli ve yasalaşma sürecinde etkin rol oynamalıdır. Sadece eleştirmek için değil yapıcı katkı da vermelidir. Yanlışları söyleyip doğru metinlerle beslemelidir. Sırf karşıtlık söylemleriyle etkin rol alınması mümkün değildir. Yeri geldiğinde de çok sert tavır koyabilmelidir.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları gibi toplumsal duyarlılığa ilişkin sorunların çözümünde baronun nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Talat Canbolat: Baro bu sayılanların tamamına taraftır. Baronun asli görevleri temel insan haklarını korumaktır ki doğa da bunun bir parçasıdır. Hayvan hakları yasasının halen çıkmamış olması ülkemiz adına üzücüdür. Kadınlara yönelik cinsiyet ayırımcılığı temelli uygulamalarda baro taraftır. Doğa, kentsel dönüşüm, kadın hakları, hayvan hakları v.s tamamı insan hakkı temelli sorunlardır. İnsanı yaşamış olduğu kentten, çevreden soyutlayamazsınız.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baronun görevi ve sorumluluğu nedir?

Talat Canbolat: Baronun asli görevi avukatların yaşamış olduğu yargısal sorunlara çözüm bulmaktır. Adliyeye girişten, otoparka ve diğer alanlardan başlayıp mahkeme salonlarına kadar birikmiş çok katmanlı sorunlarımız vardır. Baro bunlara çözüm üretmek için her yönüyle etkin faaliyette bulunması gerekir.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunlar hakkında çalışmalarınız var mı?  Bu konuda projeleriniz nelerdir?

Talat Canbolat: Bunları önemli ölçüde biraz önce söyledim. Avukatların özellikle de genç avukatların en temel sorunu bu olmaya başlamıştır. CMK ve Adli Yardım ücretleri asgari tarife seviyesine çıkarılmak için çalışılacaktır. Buralarda görev alan arkadaşlarımızın yol ve diğer masraflarının karşılanması sağlanacaktır. İstanbul Barosu logolu araçlar görevlendirilecektir. Avukatın ücret sözleşmesi ilam niteliğinde belge olması için çalışılacaktır. Ve en önemlisi avukatlara yeni iş alanları açılacak hatta avukatlık hizmeti yurt dışına da ihraç edilecektir. Yurt dışındaki bu potansiyeli mutlaka kullanmamız BM bağlı göç idaresindeki hukuk hizmetleri başta olmak üzere birçok hizmet Türkiye’den yapılabilecektir.

Hukukbook: Baronun siyasetle mesafesini kendi üzerine düşen görev ve sorumluluk dengesiyle birlikte yürütebilmesi için ne tür bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ?

Talat Canbolat: Baro yönetimini siyaset yapıyor diye değil siyaset yapmayı da beceremiyor diye eleştiriyorum. Bizler hukukçuyuz. Baro bir meslek kuruluşu olarak meslekle ilgili siyaset yapmalıdır hatta orada etkin olması da beklenir. Ancak hangi partinin hangi ilçe başkanının kim olacağı bizim işimiz değildir. TBMM’ye sunulan bir Kanun tasarı ve teklifinin ülkemize, vatandaşlarımıza ve mesleğimize ne getirip götüreceği baronun asli faaliyetleri arasında görmekteyiz. Bu nedenle daha tasarı ve teklif aşamasında etkin rol oynayarak hata ve eksiklikleri düzeltmemiz ve gerekiyorsa o tasarı ve teklifin geri çekilmesi, görüşülmemesi için aktif çalışmamız, bazen de bizlerin sorunlara ilişkin değişiklik teklifi sunmamız gereklidir. Mesleğimizin birçok sorunu basit yasa değişiklikleriyle çözülebilecek niteliktedir. Yıllardır yeşil pasaport sorunu bu nedenle çözülememiştir.

Hukukbook: Avukatların, değişen mevzuat karşısında güncelleme eğitimleri vermesi gerektiğini ve bu eğitimlerin zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz ?Bununla ilgili projeleriniz var mı?

Talat Canbolat: Güncel eğitimleri önemsiyorum. Baronun mutlaka bu eğitimleri yeterli şekilde ve hatta meslektaşların aktif katılımını sağlayabilmek için hem Anadolu Hem Çağlayan adliyelerinde verilmesi daha uygun olur. Ayrıca önemli olan eğitimlerin belirli periyotlarla tekrarlanması, eğitim içeriklerinin paylaşılması gerekir. Eğitimin kalitesinin artırılması için Üniversitelerle işbirliği yapılacaktır. Baroda eğitimlere yönelik bir Avukat Akademisi düşünülmektedir. Bu eğitimlere yönelik hizmeti vermek Baronun görevi olup katılıp katılmamak meslektaşın takdirindedir. Eğitimlere katılım zorunlu tutulamaz.

Hukukbook: Hukuk fakültelerinde kaliteyi arttırmak için baronun rolü ne olmalıdır?

Talat Canbolat: Öğrenciler avukatlığı ve hukuk uygulamalarını besleyen kaynaktır. Bu nedenle kaynağın iyi olması bizim mesleğin kalitesinin artırılması bakımından da son derece önemlidir. Baro hukuk eğitimine mutlaka taraftır. Özellikle uygulama eğitimlerinin Baroyla işbirliği içerisinde belki stajın bir bölümünün de hukuk fakültesinde yapılması uygun olabilir.

Hukukbook :Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Talat Canbolat: Hayır. Maalesef staj belirli bir sürenin tamamlanmasına yönelik usulü bir işlem haline dönüşmüştür.

Hukukbook: Uluslararası barolarla İstanbul Barosunun ilişkilerini yeterli buluyor musunuz?Baro hangi kurumlarla işbirliği içinde olmalı?

Talat Canbolat: Bunu İstanbul Barosu için oldukça yetersiz buluyorum. Hatta hiç yok denecek düzeyde. Oysa dünyanın 3. büyük barosundan söz ederken kalabalıklıklarla değil, dünyada ve ülkede sözü dinlenir, talepleri dikkate alınır saygın bir baroyu oluşturmamız gerekir. Dünya birliği, Avrupa barolar birliği, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlarla, insan hakları kuruluşlarıyla, diğer kuruluşlarla yakın işbirliği yapılması ve ortak çalışmalar yapılması gereklidir. Bunlar aynı zamanda avukatlara diğer ülkelerdeki iş imkanlarının geliştirilmesinin önünü açacaktır.

Hukukbook: Stajyer avukatların sigortalı bir işte çalışmaları yasal olarak mümkün. Sizce bu uygun mu? Anayasal bir hakkın ihlali olduğunu düşünüyor musunuz? Bu problemi çözmek için neler yapacaksınız?

Talat Canbolat: Sorunuzda bile bunun Yasal olmadığı ifadesi var. Oysa böyle bir yasak yoktur. Yıllardan beri yasak olduğu söylenmekle birlikte böyle bir yasak yoktur. Eskiden tüm mesleklerdeki stajyerlerin ücret ödenmezdi nedeni de ücret ödenmesi halinde bunların işçi gibi çalıştırılacağı endişesi olup asıl olanın meslek öğrenmeleri idi. Ancak 3308 ayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunundaki bu yasak da kaldırıldı, hatta asgari ücretin %30 undan aşağı olmamak üzere ücret ödenme mecburiyeti getirildi. Avukatlık mesleğinde de ilgili yönetmelik iptal edileli çok oldu. Böyle bir yasak yoktur. Meslektaşlarımız da stajyerlere bir miktar ödeme yapmaktadır. Ancak bunun tarifesi olmadığı için sorunlar yaşanmaktadır. Bu bir tarifeye bağlandığı takdirde sorunlar ortadan kalkacaktır. Bu basit bir tarife ilanından ibarettir.

Hukukbook: Avukatlık sınavı ve stajyer avukatların şikayet ettiği emek sömürüsü hakkında barolar ve avukatlar ortak bir anlayışta olsalar bu iki problem ne kadar sürede çözülebilir? 

Talat Canbolat: Avukatlık bağımsız çalışmayı gerektirir. Nitekim kanunda da böyle yazar. Avukat bağımsız savunmayı temsil eder. Buradaki bağımsızlık tabi ki ekonomik bağımsızlığı da anlatır. Ortak bir anlayışın olması bu problemi çözecektir.

Hukukbook: İstanbul Barosunun doğrudan müdahil olarak çözümüne katkı sunması gerekip de müdahale etmediği yada faal davranmadığı hangi olayları sayabilirsiniz?

Talat Canbolat: İstanbul Barosu avukatları ilgilendiren önemli olaylara müdahil olmuştur.

Hukukbook: İstanbul Barosu avukatlarından önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Yönetime geldiğinizde bu konudaki politikanız nasıl olacak? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Talat Canbolat: Türkiye Barolar Birliğinin çalışmaları sonucu arabuluculuk avukatlara özgü bir meslek haline gelmiştir. Ancak henüz arabuluculuk tam olarak oturmamıştır. Uygumalada sorunlar çoktur. Zaman içerisinde mesleğini avukatlık olarak ya da arabuluculuk olarak devam ettirenlerin ayrışacağını bekliyorum. Arabuluculuk avukatlara yeni bir iş alanı olarak görmek gerekir. Ancak uygulamasının meslek ilkelerine uygun olarak yapılmasının da sağlanması gerekir. Diğer taraftan İş Hukuku alanında dava şartı arabuluculukta işçinin avukatla temsil edilmesi çok yerinde olacaktı. Buna ilişkin görüşlerimi her ortamda dile getirdim. Arabulucunun da avukat olması nedeniyle bu düşüncemiz kabul görmedi. Uygulamayı yakından takip ediyoruz. Sorunlar dikkate alınarak bir kanun değişikliği ile işçinin avukatla temsilinin zorunlu olması gerektiği görüşündeyim.

Hukukbook: İstanbul’daki hukuk bürolarını avukatlık kanunu standartlarına göre nasıl buluyorsunuz? Reklam Yasağı yönetmeliği uygulanıyor mu? İnternet ortamında avukatlar etik kurallara uyuyorlar mı? Baro yönetimi bu konuda neleri yapmıyor yada iyi yapıyor?

Talat Canbolat: Reklam yasağını ihlali yaygın bir hal almıştır. Bunlarla etkili şekilde mücadele edilecektir.

Hukukbook: Adliyelerin etrafında onlarca arzuhalci ve arzuhalci büroları mevcut ve bu konuda çok yaygın, hatta avukatlarla aynı binalarda yan yana ofislerde faaliyet gösteriyorlar, şikayetler çoğalıyor, bu konudaki düşünceniz nedir?  Baro bu konuda ne yapmalı?

Talat Canbolat: Bu çok üzücü bir tablodur. Geçen gün Çekmece adliyesinin giriş tarafı bunlarla donatılmış olarak gördüm. Baronun asli görevidir bunlarla mücadele etmek. Üstelik yasaya aykırı emeğe saygısızlık ve vatandaşlarda da ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır.

Hukukbook: Baroda Değişim ve Gelişim Grubu nasıl kuruldu? Kimler kurdu? Grubun tüzel kişiliği bulunuyor mu? Seçim dönemleri dışında çalışmalarınız var mı? İşleyişi nasıldır?

Talat Canbolat: .Öncelikle deklarasyonumuza bakarsanız biz her türlü grup ve grupçuluğa karşı olduğumuz için grup kelimesini özellikle kullanmadık ve kullanmıyoruz. Baroda Değişim ve Gelişim Hareketi diyebiliriz. Ortaya çıkış şekli İstanbul Barosu seçimleri yaklaşırken bir çok grup ve farklı kesimlerle konuşurken grup ve gruba bağlı kalıpları attıklarında, hak, hukuk, adalet, demokrasi, cumhuriyet kavramları üzerinde aynı şeyleri konuştuğumuzu gördüm. Bir gruba dahil olduğunuz takdirde görüş ve düşünceleriniz o grup aidiyetiyle sınırlanır. Avukatlık mesleğinin temeli ise bağımsız hareket etmeyi gerektirir. Diğer yandan İstanbul Barosunda yıllardır aynı gruplar seçimlere girerek ve yine her seçim aynı şeyleri ve vaatleri söylüyorlar. Örneğin şeffaf boru yönetiminden bahsediyorlar.

Hukukbook: Siz neler vaat ediyorsunuz?

Ben vaat değil uygulamaya yönelik somut çözüm önerileri sunarak herkesi meslek sorunlarının çözümünde grup ve grupçuluktan uzak, ideolojik, siyasi, mezhepsel ve başkaca kutuplaşma ve ayırımları bir kenara bırakarak birlikte hareket etmemiz halinde ancak sorunların kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. Avukatlık mesleğini ilgilendiren bunca sorun varken örneğin herhangi bir sorunda tüm adayların birlikte tavır koymaları ve açıklama yapmaları daha etkili sonuç doğuracaktır. Bu grupçuluk bizlerin enerjimizi birleştirmemize engel olmaktadır. Ben, eşim Av. Emine Canbolat ile birlikte 1992 yılında Sirkeci’de bir han odasında avukatlığa başladık. Eskiden hanlarda meslek dayanışması daha fazla idi. Herkes birbirinin duruşmasını bilir, tebligatını alır, çok güzel hukuki sohbetler yapılır, karşılıklı sevgi ve saygı vardı.

Bazıları Prof unvanımı görünce hoca adliyeyi biliyor mu? meslek sorunlarını biliyor mu? Yaşamış mı? gibi haklı sorular soruyorlar. 2003 yılından itibaren kesintisiz avukatlık yaptım ancak reklam yasağı kapsamında bunun reklamını yapmadım tabi. Sadece danışmanlık olarak değil zaman zaman eşimin yanında birlikte zaman zaman da bizzat cübbemi giyerek duruşmalara katıldım.

Baroda Değişim ve Gelişim ifadesi de bir grup arkadaşımla sohbet ederken ortaya kendiliğinden çıktı. Kişilerin değişmesi değil bir hukuk zihniyetinin değişmesi, İstanbul Barosundan başlayarak Türkiye’de bir hukuk zihniyetinin değişmesi, hukukun üstünlüğünün yeniden gerçekleşmesi için yola çıktık. Önceden bir liste ilan etmeyi de yola çıkış şeklimize uygun bulmadık. Zira herkesi birlik beraberlik içerisinde meslek ilkeleri etrafında birleşmeye davet ettik. Birçok dernek, vakıf ve platform destek açıklaması yaptı. Bir çok meslektaşım ilk defa heyecan duymaya başladım diye tebriklerini ve desteklerini ifade ettiler. Şimdi bir istişare heyeti oluşturarak yönetim kurulu ve diğer listelerimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Diğer gruplar yıllardır belirli olduklarından ve benzer şeyler söylediklerinden tanınmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yeni olan ve merak edilen bizim hareketimiz. Baroda değişim ve gelişimi gerçekleştirecek olan hareket de bunun etrafında toplanmaktır.

Hukukbook: Önce Baroda Değişim ve Gelişim Grubu başkan adayını belirlerken nasıl bir yöntem izledi? Başkan adayını nasıl belirlediniz? Kimler belirledi? Demokratik bir işleyişiniz mevcut mu?

Talat Canbolat: Yukarıda açıklamış oldum. Diğerlerinden farklı olarak biz grup değiliz. Tamamen doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkıp hızlı büyüyen bir harekete dönüştü. Adaylarımızı tamamen demokratik bir şekilde istişare heyeti oluşturarak belirleyeceğiz. Demokratik çalıştığımız için halen o süreci tamamlayamadık. Yakında tamamlanmış olur diye ümit ediyorum.

Hukukbook:  Sayın Canbolat, sorularımıza verdiğiniz cevaplar için Hukuk Ansiklopedisi okurları adına teşekkür ederiz.
Av. Dr. Talat CANBOLAT

 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun olmuştur.  Aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalında çalışmaya başlamıştır. Halen aynı yerde Profesör unvanıyla akademik çalışmalarına devam etmektedir. 6325 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bilim komisyonlarında görev almıştır.  2003 yılından itibaren İstanbul Barosuna kayıtlı avukattır.

Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı
Değişim ve Gelişim Hareketi Programı

Krotonlu Theano

0
Krotonlu Theano ve Pisagor

Krotonlu Theano, M.Ö. 600-550 tarihlerinde yaşadığı tahmin edilen Antik Çağın ilk kadın felsefecilerindendir. Krotonlu Theano, İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusu, kendi adıyla anılan Pisagor teoremine adını veren Pythagoras’ın (Pisagor) eşidir.

Krotonlu Theano ve eşi Pisagor’un temsili bir resmi

Kroton Güney İtalya’da zengin liman kentlerinden biridir. Güney İtalya bu devirde bir Yunan kolonisidir ve buraya yerleşenlerce Magna Graecia (Büyük Yunanistan) adıyla anılmıştır.

Krotonlu Theano, Pisagor’dan da etkilenerek cebir, geometri ve felsefeye ilgi duymuş, matematik ve müziğe önem vermiş ve reenkarnasyon öğretisini savunmuştur. Antik Çağ’ın bilinen ilk kadın filozofu Krotonlu Theano’udur.

Krotonlu Theano, Pythagoras’ın (Pisagor) eşi, öğrencisi ve ilk takipçilerinden biridir. Matematik, geometri ve felsefe ile uğraşmıştır. Eşinin ölümünden ardından Pythagoras Okulu’nu yönetmiş ve kız öğrencilere ders vermiştir. Theano diğer Pythagorasçılar gibi evrenin sayılardan kurulduğunu öne sürmüş, matematik ve müziğe önem vermiş ayrıca reenkarnasyon öğretisini savunmuştur.

Theano, ruhun yeniden doğacağını, bu nedenle insanların erdemli bir hayat sürmeleri gerektiğini savunmuş, hayatın salt maddeden ibaret olmadığını, ruhun ve metafiziğin ön planda olması gerektiğini ileri sürmüştür. Krotonlu Theano, matematik ve müziğe büyük önem vermiş, sayıları ise düzen sağlayan unsur olarak görmüştür.

Theano, Pisagor Okulu’nda kızlara ders vermiş, bu okulda verdiği derslerin büyük bölümünü ahlaka ayırmıştır. Theano, dönemin ileri görüşlü kadınlarından biri olmasına rağmen kadınların erkeklere göre geri planda kalmalarını ve iyi bir eş olmalarını savunmuş, dönemin sosyal gerçekliğini aşamamıştır.

Eski Yunan ve Kadın Filozoflar

Felsefenin başlangıcı Antik Çağa dayanmakta, yaşamı sorgulama, insanı, doğayı ve dünyayı tanımlama çalışmaları Eski Yunan’da başlamaktadır. Krotonlu Theano, bu çağda ortaya çıkan istisnai kadınlardan bir tanesidir. Eşi gibi matematiğe meraklı olan Theano Pisagor’dan felsefe dersleri de almış ve eşinin ölümünden sonra Pisagor Okulu’nu yönetmiş, en ünlü Pisagorcu kadın olarak tarihteki yerini almıştır.

Kadınların tarih boyunca felsefe ve bilim alanında görmezden gelinmesi ve yaptıkları çalışmaların yok sayılması olgusu orta çağda kadın düşmanlığı olarak yaygınlaşmış, bilim ve düşünce ile uğraşan kadınlar cadılık ve büyücülükle suçlanmışlardır. Diğer yaygın suçlama ise ahlaksızlık olmuştur.  Neden Pisagorcu olduğunu belirtirsek; ilk kadın düşünürlerin Pisagor’un çevresinden çıktığı inancı vardır.Bu çevredeki düşünürlerin, onun matematik bilgilerini ve felsefeye dair düşüncelerinin destekleyicisi ve yayıcısı olduğu kabul edilmektedir.

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri

0
Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitaplar dünyaca ünlü psikolog David Canter tarafından yazılmıştır. Prof. Dr. David Canter, suç psikolojisi alanında dünyanın en önemli otoritesi olarak anılmaktadır.
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri
 

Suç Psikolojisi, suçun araştırılması, anlaşılması, profil çıkarma ve seri katillerin ve suçluluların psikolojisine odaklanmaktadır. Her suç kendine has bir gölge ve iz bırakmakta, bu gölge, polisi yaptığı analiz sonucunda suçluya ulaştırabilmektedir. Bu kitap, suçun doğasını çözümleyip kullanarak polisin bireysel suç işleyenleri belirleyip takip etmesine yardımcı olan ‘suçlu profili çıkarma’ işini incelemektedir. Suç Gölgeleri ise suçla mücadele edenler için önemli bir kitaptır. Bu yolculukta suçlunun şiddet içeren davranışları, ardında bıraktığı izlerle anlamlandırılmakta ve Canter, bu izleri ‘suçlunun iç hikâyeleri’ olarak tanımlamaktadır.

Suç Psikolojisi
Suç Psikolojisi

Suç Psikolojisi, psikolojinin suçun araştırılması ve anlaşılması, hapishanelerdeki suçluların ıslahı, yönetimi ve mahkemedeki süreçlere katkısı üzerinde durmaktadır. Derinlemesine görüşme, yalanı ortaya çıkarma, suçlu görünüşün doğası ve anlamı, bu alan içinde değerlendirilmektedir.

Kitapta, tutuklu kişilerle bir psikoloğun nasıl çalıştığı incelenirken, mahkemelerde çalışan uzman psikologların görevleri de ele alınmaktadır. Mağdur psikolojisi kitapta mercek tutulan konulardan biridir. Suç Psikolojisi, suçu anlama ve suçun azaltılmasına yönelik psikolojinin katkılarını ele alırken gelecekte suçun nasıl olacağını da tartışmaktadır. Bütünleşmiş ve etkileşimli bir yaklaşımın kapsamlı bir çalışma ile birleştiği bu kitap, suç psikolojisi derslerini anlamada ideal bir rehberdir.

Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri’nin Yazarı David Canter

Prof. Dr. David Victor Canter 5 Ocak 1944 doğmuştur. Canter, insanlar ve binalar arasındaki etkileşimi inceleyen, ofislerin, okulların, hapishanelerin, konutların ve diğer bina tasarımlarının nasıl algılandığını araştıran bir mimarlık psikoloğu olarak mesleğine başlamıştır. Çevre ve şehirler alanında çalışmış, 1980’de Çevre Psikolojisi Dergisi’ni kurmuştur.

Canter, Surrey Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü olarak çalışmış, Suçlu Profilleme ve Ceza Eyleminin Analizi konusunda araştırmacı psikoloji geliştirmiş, Liverpool Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Merkezi’ni kurmuştur.

Prof. Dr. David Victor Canter, 2009 yılından itibaren Huddersfield Üniversitesi’nde Araştırma Psikolojisi Uluslararası Araştırma Merkezi Direktörü olarak görev yapmakta, kurucusu olduğu Uluslararası Araştırmacı Psikoloji Akademisi’nin direktörlüğünü yürütmektedir. 

David Canter, Suç Psikolojisi ve Seri Katillerin Zihninden Suç Gölgeleri isimli kitapların dışında,; Mimarlıkta Anlam Çalışması, Binaların Değerlendirilmesi için Ölçekler, İnsan ve Binalar: Araştırmalara Kısa Bir Bakış, Mimarlar Psikolojisi, Mekan Psikolojisi, Yangında İnsan Davranışı Çalışmaları: Ampirik Sonuçlar ve Eğitim ve Tasarım Üzerine Etkileri, Hareket PsikolojisiCinayetlerin Haritalanması: Coğrafi Profillerin Sırları, Ceza Psikolojisi: Uygulamalı Psikolojide Konular, Terörizmin Yüzleri: Multidisipliner Perspektifler, Adli Psikoloji ve Dummies için Adli Psikoloji isimli kitapları bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC)

0
Birleşmiş Milletler'in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC), Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmaları ve örgütün işlevsel kolları arasındaki koordinasyonu sağlayan temel organıdır. Konsey ayrıca uluslararası ekonomik ve sosyal sorunların tartışıldığı ve siyasi tavsiyelerin oluşturulduğu merkezi bir forum niteliğindedir.

Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde bulunan Kalkınma Politikası Komitesi 24 uzmandan oluşur; ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar hakkında tavsiyeler veren bir kuruluş olarak görev yapar. Komite ayrıca “en az gelişmiş ülkelerin” (LDC’s) hangileri olacağına karar verir ve kullanılacak kriterleri belirler.

Birleşmiş Milletler‘in ana organlarından biri olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC), ekonomik, sosyal ve ilgili çalışmaların koordinesinden sorumlu birimdir. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler ailesi içinde yer alan kuruluşların eş güdüm içerisinde çalışmalarını sağlamak amacıyla  oluşturulmuştur. Konsey’in 3 yıllık süreyle hizmet eden 54 üyesi vardır, 54 üyesi bulunan Konsey, 1998 yılından bu yana, aynı zamanda Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kilit Komiteleri ve Maliye Bakanları ile toplantı yapmaktadır.  Konsey’de oylama salt çoğunluk ilkesine dayanır; her üyenin bir oyu vardır.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Görev ve Yetkileri 

Genel Kurul’un 1950 yılı Kasım ayında aldığı ”Barış için Birleşmek” kararı uyarınca Genel Kurul; Güvenlik Konseyinin uluslararası barışı tehdit eden, barışı ihlal eden ya da saldırı durumlarında üyeleri arasında oy birliği sağlayamadığı için görevini yerine getirememesi halinde harekete geçebilir.  Kurul; barış ihlali ve saldırı gibi durumları da içeren gelişmelerde üye devletlere ortak önlem alma konusunda tavsiyede bulunmak ve uluslararası barış ve güvenliğini korumak ve yeniden inşa etmek için gereken durumlarda silahlı kuvvet kullanma konularını derhal masaya yatırmakla yetkilidir.

ECOSOC, Birleşmiş Milletler nezdinde politika önerilerini formüle etmekte, uluslararası ekonomik ve sosyal konuların gündeme getirilmesi ve tartışılması için merkezi bir forum olarak hizmet vermektedir.  Bunun yanında, sivil toplum kuruluşları, BM çalışmalarına katılmak için bu Konsey’den statü almaktadır.

Ekonomik ve Sosyal Konsey’in görev ve yetkileri şunlardır
  • Uluslararası ekonomik ve sosyal konuları ele almak ve Birleşmiş Milletlere üye devletlere siyasi tavsiyelerde bulunacak ana forum niteliğini taşımak;
  • Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık ve ilgili konularda çalışmalar yapmak, rapor hazırlamak ve tavsiyede bulunmak;
  • İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlamak ve uygulamak;
  • Ekonomik, sosyal ve ilgili alanlarda büyük uluslararası konferanslar hazırlamaya ve organize etmeye yardımcı olmak ve bu konferansların koordineli olarak takibini yapmak;
  • Birleşmiş Milletler’e bağlı özel teşkilatların çalışmalarını yine onlara danışarak ve tavsiyede bulunarak ve Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunarak koordine etmek.
Konsey’in yardımcı organları şu birimleri içerir:
  • Konseyin danışma kurulları olan ve görevleri uzmanlık ve sorumluluk gerektiren alanlarda çalışmalar yapmak ve tavsiyelerde bulunmak olan dokuz çalışma komisyonu:

İstatistik Komisyonu

Nüfus ve Kalkınma Komisyonu

Sosyal Kalkınma Komisyonu

İnsan Hakları Komisyonu

Kadının Statüsü Komisyonu

Narkotik Komisyonu

Suçu Önleme ve Ceza Hukuku Komisyonu

Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu

Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu

  • 5 Bölgesel Komisyon: Afrika Ekonomik Komisyonu (merkezi Addis Ababa, Etiyopya’dadır), Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Bankok, Tayland’dadır),  Avrupa Ekonomik Komisyonu (merkezi Cenevre, İsviçre’dedir), Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Santiago, Şili’dedir) ve Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (merkezi Beyrut, Lübnan’dadır)

 

  • Altı daimi komisyon ve uzman birim:

Program ve Koordinasyon Komitesi

Beşeri Yerleşim Komitesi

Sivil Toplum Kuruluşu Komitesi

Uluslararası Kuruluşlarla Müzakere Komitesi

Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi ve Kamu Yönetimi Komitesi

  • Kalkınma planlaması, doğal kaynaklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve Yerli Halklar Daimi Forumu gibi konularda çok sayıda uzman birim.
  • Konsey ayrıca, tamamı kendisine rapor sunan ve bağımsız oturumlarında tavsiyelerde bulunan, Birleşmiş Milletler programları (UNDP, UNEP, UNICEF, UN-HABITAT ve UNFPA gibi)  ve özel teşkilatların (FAO, WHO, ILO ve UNESCO gibi) çalışmalarını belli bir dereceye kadar koordine eder ve bunlarla işbirliği yapar.

Ankara Üniversitesi Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM)

0
Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak 25 Haziran 1997 tarihli ve 23030 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik ile 1997 yılında kurulmuştur. Merkez Müdürlüğü görevini 28.07.2000 tarihine kadar Sayın Prof. Dr. Sabih Arkan yürütmüştür. FİSAUM Yönetmeliğinin 15. maddesine göre, merkezin ita amiri üniversite rektörüdür. Rektör, yetkisinin tamamını veya bir kısmını Merkez Müdürüne devredebilir. FİSAUM, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasında faaliyet yürütmektedir.

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM),  2011 yılında WIPO’da daimi gözlemci statüsünü kazanmak için girişimlerde bulunmuş, 17 Ekim 2012 tarihinde bu talep kabul edilmiştir. FİSAUM, WIPO nezdinde ulusal hükumet dışı organizasyonlar kategorisinde tüm toplantılara daimi gözlemci statüsünde katılma hakkı kazanmıştır.

FİSAUM’un Amacı, Çalışma Alanları ve Yönetimi  

FİSAUM, fikrî ve sınaî hakların uygulanmasını yaygınlaştırmak ve geliştirmek, toplumun ilgili kesimlerini bu hakların neler olduğu, önemi ve korunması konusunda bilinçlendirmek, toplumda fikrî ve sınaî haklar kültürü oluşturmak ve sanayiye hukukî alt yapı hazırlanması amacı ile çalışmaktadır.

FİSAUM, amaçlarını gerçekleştirmek üzere; araştırma projeleri geliştirmek ve uygulamakta, araştırmalara ve projelere katılmakta, ulusal ve uluslararası konferanslar, kongreler, sempozyumlar düzenlemekte; meslek içi eğitim programları düzenlemekte, ücretli veya ücretsiz danışmanlık hizmetleri sunmakta, bilimsel nitelikli rapor, bülten, kitap, dergi ve benzeri yayınlar yapmaktadır .

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezinin müdürlüğünü Prof. Dr. Arzu OĞUZ yürütmektedir. FİSAUM organizasyonunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilâtı, Türk Patent Enstitüsü, Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından seçilen üyeler bulunmaktadır.

Merkez Müdürü Prof. Dr. Arzu Oğuz

Ankara Üniversitesi Fikrî ve Sınaî Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi (FİSAUM), 31.05.2008 tarihinde başlayıp, 30.11.2009’de tamamlanmış olan Ankara Üniversitesi, Inholland Üniversitesi, Ekonomi Bükreş Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin ortaklığında gerçekleştirilen ve temel amacı Türkiye’deki KOBİ’lerin intellectual capital (entelektüel sermaye) konusunda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması olan Turkey’s Participation in European Knowledge Economy (TEPEK) Projesi’nin koordinatörlüğünü yürütmüştür.

Ankara Üniversitesi, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ve Türk Patent ve Marka Kurumu işbirliğiyle düzenlenen program İngilizce dilinde yürütülmektedir. Program kapsamında WIPO ve TÜRKPATENT 10 yabancı uyruklu öğrenciye burs vermektedir. Ankara Üniversitesi ise T.C. uyruklu 10 öğrenciyi programa ücretsiz olarak kabul etmektedir.

Bilgi Merkezi

Bilgi Merkezi, 1998 yılında başlatılan ve Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Daire Başkanlığı tarafından yürütülen “Türkiye’de Fikrî ve Sınaî Hakların Etkin Uygulanması” projesinin ayaklarından biridir. Bilgi merkezi, Adalet Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi arasında imzalanan bir protokol gereğince FİSAUM bünyesi içerisinde kurulmuştur. Proje kapsamında FİSAUM’un gereksinim duyduğu elektronik donanım sağlanmış, fikrî ve sınaî haklar alanında İngilizce, Almanca ve Fransızca temel kitaplar, 10 adet süreli yayın ve birkaç adet CD bilgi merkezine gelmiştir.

Fikrî Mülkiyet Haklarının Etkin Uygulanması Projesi, Türkiye’de yargının güçlendirilmesi yoluyla fikrî mülkiyet hakları mevzuatının etkin bir biçimde uygulanmasını hedeflemektedir. FİSAUM’da oluşturulan İhtisaslaşmış Bilgi Merkezi ile yedi Fikrî ve Sınaî Haklar Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve Türk Patent Enstitüsü arasında bir bilgi ağı kurulması planlanmıştır. Fikrî mülkiyet hakları ile ilgili belgeler Merkez’de elektronik ortamda toplanmakta ve bu bilgiler, hâkimler, avukatlar, öğretim üyeleri, patent ve marka vekilleri gibi belirlenen kullanıcıların, tanımlanan haklar çerçevesinde erişimine açılmaktadır. Bilimsel yayınlar, mevzuat, mahkeme kararları, istatistikler, raporlar, kurum bültenleri, tescil dosyaları, marka ve tasarım sicilleri, gümrük beyannamesi, gümrük kararları ve hak sahipliği ile ilgili belgeler bilgi merkezinin sunduğu hizmetlerdendir.

Proje henüz planlandığı şekilde tamamlanmamış, FİSAUM’da bir bilgi merkezi kurulmuş ancak bilgi ağı oluşturulamamıştır. Bilgi merkezi’ne proje çerçevesinde sağlanan 400 kadar kitap ve 10 adet süreli yayının katalog bilgileri girilmiş bulunmaktadır ve bu dokümanlar, talep eden herkesin kullanımına ve erişimine açılmış durumdadır. Bütün ilgililer, merkezin açık olduğu saatlerde, kitap, dergi ve dokümanlardan yararlanabilmektedir.

FİSAUM Kütüphanesi 

Uzmanlık kütüphanesi olarak hizmet veren FİSAUM Bilgi Merkezi’nde çok sayıda kitap, süreli yayın ve CD bulunmaktadır. Kütüphanede bulunan bilgisayarlar aracılığıyla hukuk fakültesi IP’leri üzerinden ulaşılabilen veri tabanlarına da erişim mümkündür. Merkezin üye olduğu veri tabanlarına http://kutuphane.ankara.edu.tr/?page_id=792 sayfasından ulaşılabilmektedir. FİSAUM, 2014 yılından itibaren Darts-IP veri tabanına üyedir. Bu veri tabanı, Avrupa Birliği Mahkeme ve ofislerinin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Çin ve Türkiye gibi çok sayıda ulusal mahkeme ve ofislerinden, 1.414.000’ın üzerinde karar içermekte ve hali hazırda Avrupa marka içtihat hukuku ile ilgili en kapsamlı veri tabanı olma özelliği taşımaktadır.

Katalog taraması için http://katalog.ankara.edu.tr sayfasına girilerek Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Kütüphanesini seçmek gerekmektedir. Kütüphaneye 2017 yılının başında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından çok sayıda İngilizcce kitap bağışlanmıştır. Kütüphanemizin İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde  alanın en önemli süreli yayınlarına abonedir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi Faaliyetleri

FİSAUM, 16 Ekim 2015 tarihinde Sınai Mülkiyet Hakların Uluslararası Bakış Sempozyumu, 31 Ocak-1 Şubat 2008 tarihinde “Avrupa Patent Hukuku ve Türkiye ile Karşılaştırmalı Olarak Patent Yargılaması Uluslararası Sempozyumu, 17-18 Kasım 2005 tarihinde “Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları Uluslararası Sempozyumu, 04 Nisan 2001 tarihinde ise “Sınaî Haklarda Son Gelişmeler Sempozyumu” düzenlemiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, 12 Mayıs 2017 tarihinde “Yargı Perspektifinden Sınai Mülkiyet Kanunu’nun Getirdikleri”, 20 Kasım 2015 tarihinde “Müzik Eserleri Bağlamında Telif Haklarının Kolektif Yönetimi” Uluslararası Paneli, 26 Eylül 2014 tarihinde “Dijital İletişim Çağında Sosyal Medya ve Fikri Haklar”, 17 Mayıs 2007 tarihinde “Yazılımların Patent ve Telif Hakları”, 20 Nisan 2007 tarihinde “Plastik Sanatlarda Telif Hakları”, .30 Kasım 1999 tarihinde ise “İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlâli ve Bunun Sonuçları” isimleri ile paneller düzenlemiştir.

Sempozyum ve panellerin yanısıra FİSAUM çeşitli seminerler düzenlemiştir. Merkez, 7 Haziran 2018 tarihinde “Üniversitelerde Buluşların Korunması ve Ticarileşmesi Semineri”, 12 Şubat 2018 tarihinde “Yapay Zeka, Endüstri 4.0. Ve Fikri Mülkiyet Hukuku Zirvesi”,  7 Haziran 2017 tarihinde “Markaların Hukuki Boyutu Semineri” 16-17 Ekim 2009 tarihlerinde“Fikri Mülkiyet Uyuşmazlıklarında Alternatif Uyuşmazlık Yöntemleri Semineri”, 11-12 Mayıs 2006 tarihlerinde “Avrupa Birliği ile Türk Fikrî Mülkiyet Mevzuatının Karşılaştırılması  Uluslararası Semineri”, 20 Nisan 2006 ve 25 Nisan 2006 tarihlerinde “Teknoloji Merkezlerinde Gerçekleştirilen Bilişim ve Fikri Mülkiyet Seminerleri”, 11 Kasım 2005- 22 Aralık 2005 tarihleri arasında “Kobiler için Fikri Mülkiyet Seminerleri” ve 10 Haziran 1999 tarihinde “21. Yüzyıl ve Sınaî Mülkiyet Hakları” semineri düzenlemiştir.

Merkez, 24 Mayıs 2004 tarihinde “Hirsch’ten Günümüze Fikrî Haklar Uluslararası Konferans”, 10 Ekim 2003 tarihinde “Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınaî Haklarda Son Gelişmeler”, 6 Aralık 1998  tarihinde “Prof. Terence PRIME, “Avrupa’da Bilgisayar Programlarının ve Veri Sistemlerinin Korunması“, 27 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Şafak EREL, “Fikrî Haklara Komşu Haklar“ ve 20 Mart 1998 tarihinde “Prof. Dr. Ahmet KILIÇOĞLU, “FSEK’ de Yapılan Son Değişiklikler ve Eleştirisi“ isimleri ile konferanslar tertip etmiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Araştırma ve Uygulama Merkezi, düzenlemiş olduğu, seminer, panel, konferans ve sempozyumları yazılı hale getirmiş ve yayınlamış, takipçilerinin hizmetine sunmuştur.

Merkezin  Düzenlediği Faaliyetlere İlişkin Bazı Sonuç Raporları

Bilişim ve Fikri Mülkiyet Semineri. Ankara: TOBB, 2006.

Kobiler İçin Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları. Ankara: TOBB, 2005.

Türkiye ve Çevre Ülkelerde Sınai Mülkiyet Uygulamaları: Tebliğler. Ankara, 2005.

Hirsch’ten Günümüze Fikri Haklar. Ankara, 2004.

Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sınai Haklarda Son Gelişmeler. Ankara, 2003.

Üniversitelerde Fikir ve Sanat Eserleri ve Yolsuz İktibas. Ankara,2003.

Sınai Haklarda Son Gelişmeler: Bildiriler-Tartışmalar. Ankara, 2002.

İlim ve Edebiyat Eserlerinde Çoğaltma –Yayma Haklarının İhlali ve Bunun Sonuçları Paneli. Ankara: İLESAM, 2000.

FİSAUM Konferanslar Dizisi I. Ankara: A.Ü. Hukuk Fakültesi, 1998. 

 

Merkez Kurulu
FİSAUM Merkez Kurulu
Prof. Dr. Arzu OĞUZ FİSAUM Müdür
Dr. Öğr. Üyesi Selin ÖZDEN MERHACI FİSAUM Müdür Yardımcısı
Dr. Öğr. Üyesi Zehra ÖZKAN FİSAUM Müdür Yardımcısı
Prof. Dr. Gülin GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Kemal ŞENOCAK Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Mehmet DEMİR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Hasan Seçkin OZANOĞLU Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Prof. Dr. Esra DARDAĞAN KİBAR Ankara Üniversitesi  Siyasal Bilgiler Fakültesi
Prof. Dr. Devrim GÜNGÖR Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Ali Ersoy Kontacı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dr. Öğr. Üyesi Hülya ÇOŞTAN Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Kibar ALTUNAL T.C. Sanayi Bilim ve Teknoloji Bakanlığı
Uzm. Hasibe IŞIKLI Kalkınma Bakanlığı
Kadri Yavuz ÖZBAY Türk Patent ve Marka Kurumu
Özgür SEMİZ T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Hülya ÇETİN T.C. Adalet Bakanlığı
Gıda, Tarım ve Havancılık Bakanlığı
Kaan DERİCİOĞLU TOBB
Eray AKDAĞ TÜSİAD Ankara Daimi Temsilcisi
Evren BÜKÜLMEZ Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Isotta Nogarola

0
Isotta Nogarola

Isotta Nogarola,1418–1466 yılları arasında İtalya’da yaşamış olan Rönesans Dönemi yazar ve entellektüellerindendir.

İtalya’da iyi bir ailede doğan Nogarola, on kardeşten biridir ve yaşadığı hayat İtalyan Rönesansı dönemine tekabül etmiştir. İtalyan rönesansı süresince yani antikçağ kültür geleneğinin “yeniden doğuşu” ile, 14. ve 15. yüzyılda yeni bir kadın tipi “Virago” kültürlü “erkek kadın” tipi ortaya çıkmıştır. Bu dönem, felsefe tarihi bakımından hiçbir yeni sistemin ortaya çıkmadığı bir geçiş dönemi sayılmaktadır. Antikçağın düşünce dağarcığının yeniden doğuşu bu çağın kadın düşmanı düşüncelerinin de değişmeye başlamasına neden olmuştur.

Sanat, eğitim ve kültürel zenginliklerin aristokrat ailelere ait olduğu bu dönemde İtalya şehir devletlerine bölünmüş durumdaydı ve en ünlü şehirler Cenova , Floransa ve Venedik’ti. Siyasi alanda kadınlara yer bulunmuyordu ve erkek egemen bir toplum vardı.  Bu dönemde zengin ve aristokrat ailelerin çocukları iyi eğitim almış, Roma ve Antik Yunan eserleri bu eğitimlerde önem arz etmiş ve hümanist eğitim ön plana çıkmıştır.
Nogarola, bu dönemde ortaya çıkan bir aydın olarak  okullarda verilen şiir, gramer, retorik, tarih ve ahlak felsefesi derslerini de almış, o zamanların en iyi öğretmenlerinden eğitim almıştır. İlk öğretmenleri hümanist düşünürlerdendir. 
Nogarola ve kız kardeşleri; erkeklerin egemen olduğu İtalya’da kamusal hayata katılımın imkansız olmasına rağmen bir kadının alabileceği tüm teorik eğitimleri almışlardır. Isotta Nogarola, latince olarak aldığı eğitiminde yetenekli bir öğrenci olduğunu kanıtlamış ve saygı uyandırmıştır. 

Isotta Nogarola, kendi kişisel gelişimine büyük önem vermiş ve hayatı boyunca bilim ve aydınlanma uğruna çalışmış; yalnız bir hayatı tercih ederek hiç evlenmemiştir. Isotta Nogarola 1466 yılında 48 yaşında ölmüştür. 

Adem ve Havva Üzerine Diyalog

Rönesans’ın önemli kadın hümanisti, düşünürü ve sanatçısı olan Isotta Nogarola’nın “Adem ve Havva Üzerine Diyalog” isimli eseri günümüze kadar süregelen cinsiyet kimliği ve kadın doğası tartışmalarının başlangıcını oluşturmuştur.

Isotta Nogarola, ardılları olan düşünür ve sanatçılar için ilham kaynağı olan önemli bir aydındır. Adem ve Havva Üzerine Diyalog isimli eserinde, Adem ile Havva’nın göreli günahkarlığını bilimsel olarak tartışmış; dogmatizme bilimsel bir isyan gerçekleştirmiş, henüz Avrupa’da aydınlanma fırtınalarının esmediği dönemde erken dönemde ilk entellektüel kadınlardan olmuştur. 

Isotta Nogarola : “Eğer teolojinin öğrettiği gibi Havva’nın doğal olarak düşünme gücü ve dayanıklılığı daha azsa; o zaman onun sorumluluğu da daha az olacaktır.”

İlk Korku- Primal Fear

0
İlk Korku (Primal Fear)

Film, Altın Küre ödülünü kazanmış ve Oscar’da da en iyi yardımcı erkek oyunculuğa aday olmuştur. İlk korku, Edward Norton’un kariyerinin başlangıcındaki ilk filmidir. Primal Fear, Akademi’de kendisine Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı getiren Edward Norton’ın performansıyla da göz dolduruyor.

Hukuk sistemini sorgulayan, adalet, suçlu ve masum kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton’a performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan İlk Korku sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Filmi unutulmaz yapan bir çok etken vardır, bunların başında oyunculuk , kurgu , müzik, gerçek hayattan esinlenme, yaşanmışlık ve bütün film boyunca öngörülemez sonların gerçekleşmesidir. Filmin birçok yerinde izleyici ters köşe olmakta ve şok yaşamaktadır.

Filmin Konusu

Tanınmış bir piskoposun öldürülmesi büyük yankı uyandırmıştır. Bu cinayet sırasında olay yerinden kaçmakta olan Aaron, görgü tanıkları tarafından suçlu olarak ilan edilmiş ve suçu işlediği neredeyse kesinleşmiştir. Son derece prestijli bir avukat olan Martin Vail, ise olayların bu şekilde geliştiğinden tam olarak emin değildir ve Aaron’ı savunma görevini üstlenmiştir. Savcı olarak atanan kişi ise eskiden beri rakip oldukları Janet Venable’dır. Aaron’ın suçluluğu o derece nettir ki Vail’in bu göreve atanması çevrede beyhude bir uğraş olarak kabul edilmiştir. Ancak kısa bir süre sonra davanın seyri tam anlamıyla değişmiştir. Kendine güvenen, başarılı avukat Martin Vail (Richard Gere), medyanın da ilgi odağı bu davada aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin’in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin’in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal almıştır.

Sürpriz sonu ile kendine hayran bırakan yapım toplum nezdinde itibarı olan kişi ve kurumların hukuk karşısındaki tutumlarını ve psikolojilerini de ele almaktadır.

Edward Norton’un canlandırdığı Aaron karakteri için 2100 kişi seçmelere katılmış ve rolü 27 yaşında olan Edward Norton almıştır. Seçmelerde Matt Damon’da katılmış, yıllar sonra verdiği bir röportajda “Bu rolü alan kişinin kariyerinin uçacağını biliyorduk. Bu nedenle elimizden gelen her şeyi yaptık ancak rolü Edward kaptı. O zaman rolü alamadığım için çok üzülmüştüm ama yıllar sonra baktığımda doğru insana gitmiş” demiştir.

Edward Norton’ı sahneye çıkartan film olarak bilinen “İlk Korku”, ‘sanık-avukat ilişkisi” üzerine en yetkin sinema eserlerinden biridir. Norton-Gere arasındaki dönüşümlü ve psikolojik çekişme etkisini halen yitirmemiştir.

Replik: “Orada kalsaydım ya savcı olurdum ya da hakim, Top oynamak varken neden hakem olayım ki? “

Richard Tiffany Gere

Amerika’nın önde gelen oyuncularından Richard Gere ilk olarak müzisyenlik üzerine eğitim almış ve bu alanda çalışmış, 40 civarında filmde rol almıştır. Gere’in en sevilen filmleri arasında Subay ve Centilmen, Özel Bir Kadın, Kızıl Köşe, Çakal, Chicago, Amerikan Jigolo filmleri yer almaktadır.  Chicago filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü almıştır. Budizm inancına sahip olan Gere’in bir çocuğu vardır.

Filmin Müzikleri: Cibavit Eos, As Time Goes By, Lacrimosa, Incidental Source Music, Chez What, Pammy Slam, Canção Do Mar, Don’t Deceive Me, Please Don’t Go

Aile Hekimliği Kanunu

0

Aile Hekimliği Kanunu, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla; 5258 sayılı kanun numarası ile 24 Kasım 2004 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 9 Aralık 2004 tarihli sayısında  yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Aile Hekimi

Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis,  tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.

Aile Hekiminin Görevleri

1)Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek

2) Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini sunmak

3) Sağlıkla ilgili olarak kayıtlı kişilere rehberlik yapar, sağlığı geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini vermek

4)Kendisine kayıtlı kişilerin ilk değerlendirmesini yapmak için altı ay içinde ev ziyaretinde bulunup veya kişiler ile iletişime geçmek

5) Kayıtlı kişilerin yaş, cinsiyet ve hastalık gruplarına yönelik izlem ve taramaları (kanser, kronik hastalıklar, gebe, loğusa, yenidoğan, bebek, çocuk sağlığı, adölesan, erişkin, yaşlı sağlığı ve benzeri) yapmak

6) Periyodik sağlık muayenesi yapmak

7)Tetkik hizmetlerinin verilmesini sağlamak  ya da bu hizmetleri vermek

8)Kendisine kayıtlı kişileri yılda en az bir defa değerlendirerek sağlık kayıtlarını güncellemek

9)Evde takibi zorunlu olan özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kendisine kayıtlı kişilere evde veya gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek

10)Aile sağlığı merkezi şartlarında tanı veya tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirimi yapılan muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakım hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak

11) Gerektiğinde hastayı gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak

12)Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezlerde gerektiğinde hastayı gözlem amaçlı yatırarak tetkik ve tedavisini yapar

13)Aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek ve hizmet içi eğitimlerini sağlamak

14)İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce kişiye yönelik düzenlenmesi öngörülen her türlü sağlık raporu, sevk evrakı, reçete ve sair belgeleri düzenlemektir

Aile Hekimliği Kanunu

Amaç ve kapsam

Madde 1 Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının (…)(2) belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir. (2)

Tanımlar

Madde 2 Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü; gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir.

Aile sağlığı elemanı; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır.

Personelin statüsü ve malî haklar(3)

Madde 3 Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya yetkilidir.

Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.

________________

(1) Bu Kanunun adı “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun” iken 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesi ile metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “pilot olarak” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(3) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu maddede geçen “görevlendirmeye” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumlarla sözleşme yapmaya” ibaresi eklenmiştir.

Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler; eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.

Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere; 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten; çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.

Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına; 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir. (Ek cümle : 4/7/2012-6354/ 12 md., Değişik ikinci cümle: 20/8/2016-6745/59 md.) Aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ihtiyaç hâlinde, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında nöbet görevi verilir. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Bunlara entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesi çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.

Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3), kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması (…)(1) halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20’sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, (…)(3) ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. (Ek cümle: 2/1/2014-6514/52 md.) Aile hekimlerince talep edilen tetkik ve sarf malzemelerinin giderleri halk sağlığı müdürlükleri tarafından hak sahiplerine ayrıca ödenir.(1)(2)(3)

–––––––––––––––––

(1) Bu fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “… veya hasta sevk oranlarının yüksek olması…” ibaresi; 7/11/2008 tarihli ve 27047 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 21/2/2008 tarihli ve E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.
(2) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “karşılanmayan gider unsurları” ibaresinden sonra gelmek üzere“; belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı” ibaresi eklenmiştir.
(3) 2/1/2014 tarihli ve 6514 sayılı Kanunun 52 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan; “tetkik ve sarf malzemesi giderleri” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.

(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Aile hekimliği uzmanlık eğitimi veren kurumların; her bir araştırma görevlisi/asistan başına azamî kayıtlı kişi sayısı 4000 kişiyi aşmamak ve her kayıtlı kişi başına (görev yapacak araştırma görevlisi/asistan sayısı da esas alınmak suretiyle) aylık beş Türk Lirasından fazla olmamak üzere belirlenecek tutar, çalışılan aya ait sonuçların ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içinde ilgili döner sermaye mevzuatı hükümlerine tabi tutulmaksızın döner sermaye işletmelerinde bu amaçla açılacak olan hesaba yatırılır. Bu tutarı üç katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Kayıtlı kişi başına belirlenen tutar, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin artışı oranında artırılabilir. Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulanması hâlinde ödeme tutarının % 20’sine kadar indirim yapılır. (1)

(Ek fıkra: 4/7/2012-6354/12 md.) Bu şekilde kurumlarca oluşturulacak aile sağlığı merkezlerinin bu Kanun kapsamında oluşacak tüm giderleri sekizinci fıkrada belirtilen hesaplardan ödenir. Kurumlarınca aile hekimliği hizmetlerinde çalıştırılan öğretim üyesi, eğitim görevlisi, araştırma görevlisi ve asistanlara; kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri, belirlenen standartlar çerçevesinde sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, takibi ve kontrolündeki başarı oranı gibi kriterlere göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İlgililere yapılacak toplam ödeme, kadrolarına bağlı olarak yapılan ödemeler de dâhil olmak üzere beşinci fıkrada yer alan sınırları aşamaz. Sekizinci fıkra kapsamında oluşturulan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile sağlığı elemanlarına 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ve 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesi hükümleri çerçevesinde belirlenen azamî ek ödeme tutarını geçmemek üzere yukarıda belirtilen kriterler çerçevesinde yapılacak ödeme, anılan fıkra uyarınca açılmış bulunan hesaplardan ödenir. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemenin net tutarı, 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz. Bu ödemeden yararlanan personele; ayrıca 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi, 209 sayılı Kanunun 5 inci ve ek 3 üncü maddeleri ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesi ((e) fıkrasının ikinci paragrafı hariç) uyarınca herhangi bir şekilde ek ödeme yapılmaz.

Kamuya ait taşınmazların kullanımı

Madde 4 Hazine, belediye veya il özel idaresine ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığı, belediye veya il özel idarelerince bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir.

–––––––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Sağlık Bakanlığının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
Hizmetin esasları

Madde 5 Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1000, azamî 4000’dir. Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000’den az olabilir.

Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/117 md.) Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenen aile sağlığı merkezlerinde çalışma saatleri dışında, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları ile gerektiğinde Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları personeline nöbet görevi verilebilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında; kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun; aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Aile hekimliği hizmetleri dışında kalan birinci basamak sağlık hizmetleri toplum sağlığı merkezleri tarafından verilir ve bu merkezlerin organizasyonu, kadroları, görevleri ile çalışma usûl ve esasları Türkiye Halk Sağlığı Kurumunca belirlenir. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.(1)

Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar; kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.

Denetim, sorumluluk ve mal bildirimi

Madde 6 Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür.

Ağız ve diş sağlığı hizmetleri

Madde 7-— Kişilerin ağız ve diş sağlığını korumak ve bu hizmetlerin daha etkili ve verimli yürütülmesini sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığınca tespit edilecek illerde pilot uygulama yapılır.

______________

(1) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile bu fıkranın birinci cümlesine “kaydı ile” ibaresinden sonra gelmek üzere; “Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde” ibaresi eklenmiştir.

Bu hizmetler karşılığında yapılacak ödemelerin; hizmetten yararlananların ilgisine göre bağlı bulundukları kurum bütçelerinden veya sosyal güvenlik kuruluşlarından karşılanması ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar; Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıkları tarafından müştereken belirlenir.

Yönetmelikler

Madde 8 Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. (1)

Yürürlük

Madde 9 Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 10 Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

–––––––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 158 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.

5258 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE

Değiştiren Kanunun/ KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesinin Kararının Numarası

5258 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

Anayasa Mah.’nin E.: 2005/10, K.: 2008/63 sayılı Kararı

3

7/11/2008

KHK/663

Kanunun Adı, 1, 3, 5

2/11/2011

6354

3, 5

12/7/2012

6514

3

18/1/2014

6552

5

11/9/2014

6745

3

7/9/2016

KHK/700

3,8

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)

Vergi Mahkemeleri

0
Vergi Mahkemeleri - Ankara

Vergi mahkemeleri; idarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli idari mahkemelerdir. Görevleri kanunda açıkça ve istisnai olarak sayılmış ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile yargılama usulleri belirlenmiştir.  İdare mahkemesi, genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe vergi mahkemelerinin idari davalara bakma görevi yoktur.

Vergi mahkemeleri, idari işlemler nedeniyle telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilmektedir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Vergi mahkemeleri, dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyerek toplamakta ve kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapmaktadır. Vergi mahkemesi kararlarına karşı, bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir

Vergi Mahkemelerinin Görevleri

2576 sayılı Kanunun 6. maddesine göre Vergi Mahkemeleri; idari yargı alanında görev yapan özel mahkemelerdir ve görevleri bu kanun tarafından belirlenmiştir.

Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar

Yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,

Diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen işler

Bir uyuşmazlığın Vergi Mahkemelerinde yargılama konusu olabilmesi için; idari davanın konusu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ve bunların zam ve cezalarına ilişkin olmalı, bu mali yükümlülükler, genel bütçeye, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ait olmalı; bu bütçe ve idarelerin giderlerinin karşılığı niteliğinde bulunmalıdır.

İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesi gereğince; vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurmaktadır. Yasa hükmüne göre kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam etmektedir. Tahsil işleminin ve dava konusundaki idari işlemin durdurulması ancak yürütmenin durdurulması kararı ile mümkün olabilmektedir. İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması yürütmenin durdurulmasını gerektirmektedir.

 

İcra Mahkemeleri

0
İcra Mahkemeleri
İcra Mahkemeleri, İcra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı şikayet ve itirazların incelenmesinde görevli mahkemelerdir. İcra Mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesi yargı çevresinde kurulan tek hakimli özel mahkemelerdir ve ayrı bir icra mahkemesinin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri, İcra Mahkemesi olarak görev yapmaktadır. İcra Mahkemeleri, Anayasanın 152. maddesi kapsamında bir mahkeme olup İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmamaktadır. Her icra mahkemesi, İcra Hukuk Mahkemesi ve İcra Ceza Mahkemesi sıfatıyla yasada öngörülen yargılamaları yapmaktadır.
İcra Mahkemeleri, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri incelemekte; takibin şekline göre, borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlamaktadır. Bu mahkemeler, şikayet yoluyla ihalenin feshini incelemekte, haciz ve iflasta istihkak davalarına bakmakta, bazı icra iflas suçlarına bakmakta, ilamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini incelemekte, takibin iptal veya talikine karar vermekte, İcra ve İflas Kanununda verilen diğer görevleri yapmaktadır.
İcra Mahkemelerinin kesin olmayan kararlarına karşı Bölge Adliye Mahkemelerinde itiraz ve Yargıtay’da temyiz hakkı bulunmaktadır. Hangi kararlara karşı istinaf ve temyiz yolunun açık olduğu yasa ile belirlenmiştir. Temyiz hakkının parasal sınırları her yıl güncellenmektedir.

İcra Mahkemelerinin Görevleri 

  1. İcra(iflas) dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikayetleri inceler. (m.16-18)
  2. Takibin şekline göre ,borçlunun takibe icra dairesinde itirazı üzerine alacaklının itirazın kaldırılması talepleri ile borçlunun icra mahkemesine yapacağı itirazları inceleyerek sonuca bağlar.(m.68-68/a,147,150/a,169/a,170,269/b-c,275)
  3. Şikayet yoluyla ihalenin feshini inceler (m.134)
  4. Haciz ve iflasta istihkak davalarına bakar.(m.97- 99,228)
  5. Bir kısım icra iflas suçlarına bakar(m.331 vd)
  6. İlamlı icrada icranın geri bırakılması taleplerini inceler.(m.33)
  7. Takibin iptal veya talikine karar verir. (m.71)
  8. (m.26) Taşınmaz tahliye ve teslimi
  9. (m. 89) Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen mallar hakkında haciz ihbarnamesi düzenlenmesi
  10. (m.121) İştirak halinde mülkiyet hisselerinin satışının ne şekilde yapılacağının belirlenmesi
  11.  (m.153)
  12. (m.251) Aciz vesikası alan müflisin hakkında takibe yeniden mal iktisap etmediği gerekçesiyle itirazından doğan ihtilaflar
  13. (m.254) İflasın kapanma kararı
  14. (m.256) İflasın tasfiye süresinin uzatılması
  15. (m.285-286) Konkordato talebinin değerlendirilmesi
  16. (m.297) Konkordato talebinin kabulünde nizalı veya taliki şarta bağlı veya muayyen olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne nispette katılacağına karar verilmesi
  17. (m.318) Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü hal ilan edilmesi halinde borçluya süre verilmesi
  18. 6183 sayılı Kanun’un 99. maddesi gereğince taşınmaz ihalesinin feshini şikayet yoluyla inceler. (menkul ihalesinin feshi hariç )
  19. Sulh hukuk mahkemesince verilen ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararı üzerine yapılan ihalelerde satışa hazırlık işlemleriyle ihalenin feshi şikayeti sulh hukuk mahkemesince incelenir.(m.4/son, HMK m.322/2)
  20. İİK m.89/4’ e göre açılan ceza ve tazminat davasını hem ceza hem de hukuk mahkemesi sıfatıyla inceler.
  21. İcra hukuk mahkemesi ve icra ceza mahkemesi adıyla iki ayrı mahkeme bulunmadığından m.89/4,338/1’e göre ceza ve tazminat istemiyle icra hukuk mahkemesine açılan dava icra ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı veremez. İcra mahkemesi davayı ceza mahkemesi sıfatıyla inceleyip karara bağlar.
  22. Sosyal Güvenlik Kurumunun 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerden doğan ihtilafların çözümlenmesinde, alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesi görevlidir (5510 sayılı SGK Kanununun 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanunun 52. maddesiyle değişik 88/16 maddesi) İcra mahkemesi görev hususunu resen dikkate alır. Görevsiz olduğu işlerde, görevsizlik kararı vererek dosyayı görevli hukuk mahkemesine gönderir.
  23. Ancak vergi mahkemesinin görevli olduğu davalarda görevsizlik kararı değil davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar vermelidir. Örneğin vergi mahkemesi müdürlüğünün 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı takiplerde konulan haczin kaldırılması istemini vergi mahkemesi incelemekle görevlidir.

Tüketici Mahkemeleri

0
Tüketici Mahkemeleri

Tüketici Mahkemeleri, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda görevli mahkemelerdir. Tüketici Mahkemeleri Ankara, İstanbul, İzmir Adana, Antalya, Bursa, Samsun, Konya, Mersin ve Kayseri illerinde kurulmuştur. Bu iller dışındaki il ve ilçelerde Tüketici Mahkemesi sıfatı ile Asliye Hukuk Mahkemesi bu görevi yapmaktadır. Bu mahkemelerde açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Yargılama giderleri taraflarca karşılanmaktadır.

Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar harçlardan muaftır. Tüketicilerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca tüketici işlemi ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıkların çözüm yerleri; tüketicinin mal veya hizmeti satın aldığı veya tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki Tüketici Hakem Heyetleri ile Tüketici Mahkemeleridir.

Tüketici Hakem Heyetleri

2018 yılı için değeri 6.860 TL ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise doğrudan Tüketici Mahkemesine başvurulması zorunludur. 2018 yılında İl Tüketici Hakem Heyetleri için 6.860 TL, ilçe Tüketici Hakem Heyetleri için 4.570 TL altında bulunan uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetine başvurulması zorunludur. Bu heyetin vereceği karar tarafları bağlar. Taraflar bu karara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler.

Satıcı ve hizmet sağlayıcılarla uyuşmazlığa düşen tüketicilerin masrafsız ve kısa sürede çözüme ulaşabilmelerini sağlamak amacıyla; 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’la tüketici hakem heyetleri kurulmuştur.

Tüketicilerin mal yada hizmet sağlayan firmalara karşı yasal sınırların altındaki başvuruların yasal sınırlar altında olanları Tüketici Hakem Heyetlerine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyetlerini kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerine başvurmak mümkündür. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a Göre Ayıplı Mal ve Hizmet
(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da  objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan  özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit  edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran; maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul  edilir.
(3)Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.
Ayıplı Mal ve Hizmet Hakkında Tüketicinin Seçimlik Hakları

Tüketicinin satın almış olduğu mal yada hizmet sözleşme ile kararlaştırılan mal yada hizmet için gerekli koşulları taşımıyorsa, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımıyorsa, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımıyorsa, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırıysa, muadili olan malların kullanım amacını karşılamıyorsa, tüketicinin beklediği makul faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeriyorsa mal yada hizmet ayıplı sayılmaktadır.

Satın alınan malın ayıplı olması durumunda tüketici; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılan malı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir.

Satın alınan hizmetin ayıplı olması durumunda da tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönerek bedelin iadesini talep etme haklarına sahiptir. Tüketici bu haklardan dilediğini kullanabilir.

Tüketici Hakem Heyetleri

0

Tüketici Hakem Heyetleri 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kurulmuştur. Tüketiciler ile satıcı ve sağlayıcılar arasında çıkan uyuşmazlıkları çözümlemek amacıyla veya tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilecek kararları almak üzere il ve ilçe merkezlerinde kurulmuş heyetlerdir.

Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere mal veya hizmet sunan, ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onların hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasındaki ilişkilerde Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir.

Eser, taşıma, sigorta, bankacılık, kapıdan satış, uzaktan perakende hizmetleri ve benzeri her türlü sözleşme ve hukuki işlemlerde tüketiciler; ilk olarak tüketici hakem heyetlerine başvurmaktadır.

Tüketici Hakem Heyetleri 1995 yılında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kurulmuştur.

İl ve İlçe Tüketici Hakem Heyetleri 

Tüketici Hakem Heyetleri illerde Ticaret İl Müdürlüğü bünyesinde oluşturulmuştur. İl hakem heyetleri il merkezi sınırları içinde, ilçe hakem heyetleri ise ilçe sınırları içinde görevli ve yetkilidir. Başvurular, tüketicinin mal veya hizmeti satın aldığı veya tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki hakem heyetine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerinde itiraz edilmektedir.

İlçe Tüketici Hakem Heyetleri ise kaymakamlıklara bağlı olarak çalışırlar. Hakem Heyetine yapılacak başvurularda herhangi bir ücret alınmamaktadır.

Tüketicilerin mal yada hizmet sağlayan firmalara karşı yasal sınırların altındaki başvurular Tüketici Hakem Heyetlerine yapılmaktadır. Tüketici Hakem Heyetlerini kararlarına karşı Tüketici Mahkemelerine başvurmak mümkündür. Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde; tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilirler.

Tüketicilerin yapacakları online şikayet başvuruları https://tuketicisikayeti.gtb.gov.tr web sayfası üzerinden yapılmakta, oluşturulan dosya tüketicinin hakem heyetine aktarılmaktadır. Bu durumda yapılan başvuru tüketicinin  seçmiş olduğu Tüketici Hakem Heyetine düşmektedir.

İl ve İlçe Tüketici Hakem Heyetleri Başvuru Sınırları 

Tüketici uyuşmazlıklarında 01.01.2018 tarihinden itibaren 6.860 TL ve üzerindeki değerler için doğrudan Tüketici Mahkemesine başvurulması zorunludur. Tüketici mahkemelerine başvurmak için başvuru alt sınırı 01.01.2018 tarihinden itibaren 6.860,00 TL olarak belirlenmiştir. Tüketici Hakem Heyetlerine yapılacak  başvurularda, değeri 4 bin 570 Türk Lirası’nın altında bulunan uyuşmazlıklarda İlçe Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi statüsünde olan illerde 4 bin 570 Türk Lirası ile 6  bin 860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi  statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 6 bin 860 Türk Lirası’nın altında bulunan  uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri; büyükşehir belediyesi statüsünde olmayan illere  bağlı ilçelerde 4 bin 570 Türk Lirası ile 6 bin 860 Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda İl Tüketici Hakem Heyetleri görevlidir. Bu miktarlar her yıl yeniden değerleme oranına göre tekrar belirlenmektedir.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a Göre Ayıplı Mal ve Hizmet
(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da  objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan  özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit  edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran; maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul  edilir.
(3)Sözleşmeye konu olan malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi veya montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesi sözleşmeye aykırı ifa olarak değerlendirilir. Malın montajının tüketici tarafından yapılmasının öngörüldüğü hallerde, montaj talimatındaki yanlışlık veya eksiklik nedeniyle montaj hatalı yapılmışsa, sözleşmeye aykırı ifa söz konusu olur.
Ayıplı Mal ve Hizmet Hakkında Tüketicinin Seçimlik Hakları

Tüketicinin satın almış olduğu mal yada hizmet sözleşme ile kararlaştırılan mal yada hizmet için gerekli koşulları taşımıyorsa, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımıyorsa, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımıyorsa, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırıysa, muadili olan malların kullanım amacını karşılamıyorsa, tüketicinin beklediği makul faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeriyorsa mal yada hizmet ayıplı sayılmaktadır.

Satın alınan malın ayıplı olması durumunda tüketici; Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılan malı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkına sahiptir.

Satın alınan hizmetin ayıplı olması durumunda da tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönerek bedelin iadesini talep etme haklarına sahiptir. Tüketici bu haklardan dilediğini kullanabilir.

Sulh Hukuk Mahkemeleri

0
Sulh Hukuk Mahkemeleri
Sulh Hukuk Mahkemesi

Sulh mahkemeleri tek hakimli mahkemelerdir. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün hukuki davalar ve işler asliye hukuk mahkemesinde görüleceğinden Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevleri istisnaidir. Sulh Hukuk Mahkemeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu tarafından sayılan sayılan davaları karara bağlamaktadır. Bu bağlamda, kiralanan taşınmazların, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları görmeye yetkilidir.

İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla taşınmazın tahliyesine ilişkin davalara İcra Hukuk Mahkemeleri bakmaktadır. Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları Sulh Hukuk Mahkemeleri çözmektedir. Yine, taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları da bu mahkemelerde görülmektedir. Bu davalar dışında HMK ve diğer kanunların ilgili maddelerinde sayılan davalara da sulh hukuk mahkemeleri bakmaktadır. Sulh Hukuk Mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu ile denetim imkanı bulunmaktadır.

Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanındaki Davalar

Sulh Hukuk Mahkemeleri, 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 4. maddesine göre dava konusunun değer veya tutarına bakmaksızın aşağıdaki uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir

  • Arabuluculuk faaliyeti neticesinde tanzim edilen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi,
  • Arabuluculuk bürosunun yetkisine yapılan itiraz hakkında karar vermek (7036 sayılı Kanun m.3/9),
  • Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosunun olmadığı yerlerde büronun görevinin sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından hakimin gözetimi ve denetimi altında yerine getirilir (7036 sayılı Kanun m.28/3),
  • Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar,
  • Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar,
  • Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar,
  • 6100 sayılı HMK ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalar.

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri

0
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri

Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri, Patent Haklarının Korunmasına ilişkin tüm davalara, Endüstriyel Tasarımların Korunmasına ilişkin davalara, Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki davalara, Markaların Korunmasına ilişkin davalara ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan tüm davalara bakmakla görevli ve yetkilidir. Mahkemenin bakacağı davalarda dava konusunun miktarı dikkate alınmamaktadır.

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun düzenlediği tüm hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkemenin Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak ihtisas mahkemeleri bakmaktadır. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri ilk olarak bu tür uyuşmazlıkların en çok olduğu İstanbul ilinde açılmıştır. Ayrı bir fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi kurulamayan yerlerde, bu mahkemelerin görevine giren dava ve işlere asliye hukuk mahkemeleri bakmaktadır.

Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi bakımından, sözü edilen mevzuatta özel bir yargılama usulü öngörülmemiştir. Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi bakımından, nitelik olarak asliye hukuk mahkemesi statüsündedir ve yazılı yargılama usulünü uygulamaktadır. Bu mahkemede, mahkeme örgütsel yapı olarak asliye hukuk mahkemesi statüsünde olduğundan, HMK’nda belirtilen yazılı yargılama usulü (m. 118-186) uygulanır.

Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanındaki Davalar

1. 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen tüm davalar

2. 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalar

3. 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalar

4. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de öngörülen davalara

5. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalara, dava konusunun miktarı dikkate alınmaksızın bakmakla görevlidir.

 

Bölge İdare Mahkemeleri

0
Bölge İdare Mahkemeleri

Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulmaktadır. Bölge idare mahkemelerinde biri idare diğeri vergi olmak üzere en az iki daire bulunmakta, bu daireler istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamaktadır.

Yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemelerinde tek hakim tarafından verilen kararları itiraz üzerine incelemekte ve kesin olarak hükme bağlamakta; yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamaktadır.

Ankara Bölge İdare Mahkemeleri Eski Binası

Bölge İdare Mahkemesinin diğer adı İstinaf Mahkemesidir. Bölge idare mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesi veya değiştirilmesine HSK tarafından karar verilmektedir.

Bölge İdare Mahkemelerinin Görevleri

Bölge idare mahkemelerinin esas görevi; istinaf incelemesi ile ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların yerinde olup olmadığına ikinci derece mahkemesi olarak karar vermektir. Diğer görevleri, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak, diğer kanunlarla bölge idare mahkemesine verilen görevleri yapmaktır.

İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilmektedir.  İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularındaki taleplere bakılmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilmektedir.

Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vermekte, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermektedir.

Bölge idare mahkemesinin kararları aleyhine Danıştay’da temyiz kanun yoluna başvurulabilmektedir. Kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’a temyiz başvurusu yapılabilmektedir. Temyiz yapılabilecek dosyalar İdari Yargılama Usulü Kanununun 46. maddesinde sayılmıştır.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
Temyiz Edilebilen Bölge İdare  Mahkemesi Kararları

Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları

Konusu 100 bin TL’yi aşan tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar

Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları

Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları

Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları

İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar

Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar

Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar

Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar

Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar

3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar

Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar.

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun ve Yönetmelik

0
Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun ve Yönetmelik

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun, 2524 kanun numarası ile ve 11/9/1981 tarihinde kabul ediliş, Resmi Gazetenin 15/9/1981   tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanunun uygulanmasını göstermek üzere  Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Yönetmelik düzenlenmiş, bu yönetmelik  9/4/1982 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik 1989 yılında değişikliklere uğramıştır.

Anıtkabir, projesinin belirlenmesinden sonra, ilk aşamada kamulaştırılma çalışmaları yapılmış, 9 Ekim 1944 tarihinde yapıma başlanmıştır. Anıtkabir’in inşası 9 yıllık bir sürede 4 aşamalı olarak 1953 yılında tamamlanmıştır.  İsmet İnönü’nün kabri de .1973’den beri Anıtkabir’dedir.

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun, Anıtkabir’in 1955’te yapılmasından 26 yıl sonra 1981 yılında Kenan Evren tarafından çıkarılmıştır.

Atatürkün Anıtkabir’e getirilişi-Tören

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Kanun

Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren

yönetmelik için,”Yönetmelikler Külliyatı” nın kanunlara göre

düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

Atatürkün Anıtkabir’e getirilişi

             Madde 1 – Ankara’da Atatürk’ün aziz naşının defnedildiği Anıtkabir’in ve buradaki Atatürk’ün hayat ve hatırası ile ilgili müze, kütüphane ve diğer tesislerin her türlü hizmetlerinin yürütülmesinden Genelkurmay Başkanlığı sorumludur.

             Madde 2 – Anıtkabir hizmetleri için kurulacak komutanlığın kuruluş, kadro ve görevleri ile Anıtkabir’deki merasimlerin şekli ve ifası, alınacak emniyet tedbirleri, müze, kütüphane ve diğer tesislerin idaresi, mali konular, bakımı, onarımı ve benzeri hususlar bu Kanunun yayımını izleyen üç ay içerisinde hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

             Madde 3 – Anıtkabir’in her türlü giderleri Milli Savunma Bakanlığı Bütçesinden karşılanır.

             Madde 4 – 6780 sayılı Anıtkabir’in Her Türlü Hizmetlerinin Maarif Vekaletince İfasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

             Geçici Madde 1 – Anıtkabir Müdürlüğünde görevli personelden gerekli görülenler, tüm özlük ve kazanılmış haklarının muhafazası kaydı ve kadroları ile Anıtkabir hizmetleri için kurulacak komutanlığın kadrolarına atanırlar, artan personel Kültür Bakanlığınca uygun görülecek diğer görevlerden istihdam edilirler.

             2 nci maddede yer alan yönetmelik yürürlüğe konuncaya kadar Anıtkabir Müdürlüğü personeli mevcut statü içerisinde görevlerine devam ederler.

             Geçici Madde 2 – Anıtkabir Müdürlüğünün tüm araç ve gereçleri Genelkurmay Başkanlığına devredilmiştir.

             Geçici Madde 3 – Anıtkabir giderleri için Kültür Bakanlığının 1981 Yılı Bütçesine konulmuş bulunan ödeneğin Milli Savunma Bakanlığı bütçesine aktarılması için gerekli işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

             Madde 5 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Madde 6 – Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu yürütür.

Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine ilişkin Yönetmelik
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun

0

Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun

Kanun Numarası : 4207
Kabul Tarihi : 7/11/1996
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 26/11/1996 Sayı : 22829
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 36
Amaç

Madde 1 – (Değişik: 3/1/2008-5727/2 md.)

(1) Bu Kanunun amacı; kişileri ve gelecek nesilleri tütün ürünlerinin zararlarından, bunların alışkanlıklarını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarından koruyucu tertip ve tedbirleri almak ve herkesin temiz hava soluyabilmesinin sağlanması yönünde düzenlemeler yapmaktır.

Tütün ürünlerinin yasaklanması (2)

Madde 2 – (Değişik: 3/1/2008-5727/3 md.)

(1) Tütün ürünleri;

a) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında,

b) Koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, üretim, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan ve birden çok kişinin girebileceği (ikamete mahsus konutlar hariç) binaların kapalı alanlarında,

c) (Değişik: 24/5/2013-6487/26 md.) Hususi araçların sürücü koltukları ile taksi hizmeti verenler dâhil olmak üzere karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçlarında,

ç) Okul öncesi eğitim kurumlarının, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında,

d) Özel hukuk kişilerine ait olan lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde,

tüketilemez.

(2) Ancak;

a) Yaşlı bakım evlerinde, ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde, cezaevlerinde,

b) Şehirlerarası veya uluslararası güzergâhlarda yolcu taşıyan denizyolu araçlarının güvertelerinde,

tütün ürünleri tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilir. Bu alanlara onsekiz yaşını doldurmamış kişiler giremez.

(3) Otelcilik hizmeti verilen işletmelerde, tütün ürünleri tüketen müşterilerin konaklamasına tahsis edilmiş odalar oluşturulabilir.

–––––––––––

(1) Bu Kanunun adı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(2) Bu madde başlığı “Tütün ve tütün mamullerinin içilmesi yasaklanan yerler” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(4) Açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerler ile bunların seyir yerlerinde tütün ürünleri kullanılamaz. Ancak bu tesislerde, tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilir.

(5) Bu Kanunun tütün ürünleri tüketilmesine tahsis edilen kapalı alanlarının koku ve duman geçişini önleyecek şekilde tecrit edilmesi ve havalandırma tertibatı ile donatılması gerekir.

(6) Bu Kanunun uygulanmasında “tütün ürünü” ibaresi tüttürme, emme, çiğneme ya da buruna çekerek kullanılmak üzere üretilmiş, hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün yaprağından imal edilmiş maddeyi ifade eder. (Ek cümle: 24/5/2013-6487/26 md.) Tütün içermeyen ancak tütün mamulünü taklit eder tarzda kullanılan her türlü nargile ve sigara, tütün ürünü kabul edilir.

Diğer koruyucu önlemler(1)

Madde 3 – (Değişik: 3/1/2008-5727/4 md.)

(1) Tütün ürünlerinin ve üretici firmaların isim, marka veya alâmetleri kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamaz. Bu ürünlerin kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemez. Tütün ürünleri üreten ve pazarlamasını yapan firmalar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe isimlerini, amblemlerini veya ürünlerinin marka ya da işaretlerini kullanarak destek olamazlar.

(2) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların isimleri, amblemleri veya ürünlerinin marka ya da işaretleri veya bunları çağrıştıracak alâmetleri kıyafet, takı ve aksesuar olarak taşınamaz.

(3) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalara ait araçlarda bu ürünlere ilişkin markaların tanınmasını sağlayacak bir uygulamaya gidilemez.

(4) Firmalar her ne amaçla olursa olsun üretilen ve pazarlaması yapılan tütün ürünlerini bayilere veya tüketicilere, teşvik, hediye, eşantiyon, promosyon, bedelsiz veya yardım olarak dağıtamazlar.

(5) Her ne amaçla olursa olsun, tütün ürünlerinin isim, logo veya amblemleri kullanılarak bildirim yapılamaz, basın-yayın organlarına ilân verilemez.

(6) Televizyonda yayınlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde tütün ürünleri kullanılamaz, görüntülerine yer verilemez.

(7) Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde tütün ürünlerinin satışı yapılamaz.

(8) Tütün ürünleri ve tütün ürünü ihtiva eden ve etmeyen nargile ile benzerleri onsekiz yaşını doldurmamış kişilere satılamaz ve tüketimlerine sunulamaz.(2)

(9) Onsekiz yaşını doldurmamış kişiler, tütün ürünü işletmelerinde, pazarlanmasında ve satışında istihdam edilemez.

(10) Tütün ürünleri, paket açılarak adet şeklinde veya daha küçük paketlere bölünerek satılamaz.

(11) Tütün ürünleri, (…) (3) otomatik makinelerle, telefon, televizyon ve internet gibi elektronik ortamlarla satılamaz ve satış amacıyla kargo yoluyla taşınamaz. (3)

(12) Tütün ürünleriyle ilgili izmarit, paket, ağızlık, kağıt ve benzeri atıklar çevreye atılamaz.

––––––––––

(1) Bu madde başlığı ” Diğer yasaklar ” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(2) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan Tütün ürünleri ibaresinden sonra gelmek üzere ve tütün ürünü ihtiva eden ve etmeyen nargile ile benzerleri ibaresi eklenmiştir.

(3) 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı Kanunun 47 nci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “yetkili satıcı olan yerlerin dışında;” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

(13) Tütün ürünleri, onsekiz yaşını doldurmamış kişilerin doğrudan ulaşacağı ve işletme dışından görülecek şekilde satışa arz edilemez. Tütün ürünleri satış belgesi olmaksızın ve satış belgesinde belirtilen yerin dışında satışa sunulamaz.

(14) Her türlü sakız, şeker, çerez, oyuncak, kıyafet, takı, aksesuar ve benzeri ürünler tütün ürünlerine benzeyecek veya markasını çağrıştıracak şekilde üretilemez, dağıtılamaz ve satılamaz.

(15) (Ek: 4/7/2012-6354/ 9 md.) Tütün ürünleri üretici, ithalatçı ve dağıtıcı firmaları ile tütün ürünlerinin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametler, tütün ürünleri harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma veya ürünlerle ilişkilendirilemez ve tütün ürünüyle diğer ürün veya hizmetin birbiriyle ilişkili olduğu izlenimi verecek biçimde kullanılamaz. Tütün ürünleri harici mal ve hizmet sektörlerindeki firma ve ürünlerin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve alametler de, tütün ürünleriyle veya firmalarıyla ilişkilendirilemez ve ürün veya hizmetin tütün ürünüyle ilişkili olduğu izlenimi verecek biçimde kullanılamaz, hiçbir ürünün üzerinde tütün ürünlerini çağrıştıran herhangi bir işaret ve renk bulunamaz. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenir.

Kontrolün sağlanması (1)

Madde 4 – (Değişik: 3/1/2008-5727/5 md.)

(1) Tütün ürünlerinin içilmesinin yasaklandığı yerlerde, yasal düzenleme ve buna uymamanın cezai sonuçlarını belirten uyarılar; salonlarda asgari on santimetrelik puntolarla, toplu taşım araçlarında üç santimetrelik puntolarla herkes tarafından görülebilir yerlere asılır. Ayrıca, tütün ürünlerinin tüketilmesine tahsis edilen alanlarda tütün ürünleri kullanımının tehlikelerini anlatan sağlık uyarıları herkes tarafından görülebilir yerlere asılır.

(2) (Değişik: 3/4/2008-5752/6 md.) Tütün ürünlerinin satışının serbest olduğu yerlere “Yasal Uyarı: 18 yaşını doldurmayanlara sigara ve diğer tütün ürünleri satılamaz; satanlar hakkında yasal işlem yapılır.” ibaresi Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumunca belirlenen usullere uygun olarak yazılarak, rahatlıkla görülebilen ve okunabilen yerlere asılır.

(3) (Değişik birinci cümle : 4/7/2012-6354/ 10 md.) Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri paketleri ile tabanı hariç nargile şişelerinin üzerine, en geniş iki yüzünden her birine, bu yüzlerin alanlarının yüzde altmışbeşinden az olmamak üzere, özel çerçeve içinde tütün ürünlerinin zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarılar veya mesajlar konulur. Bu uyarı yazılarının aynı şekilde, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri kutuları üzerine de yazılması zorunludur. Uyarı mesajları resim, şekil veya grafik biçimlerinde de olabilir. Uyarı mesajlarını taşımayan tütün ürünleri ithal edilemez veya satışa çıkarılamaz.

(4) (Değişik: 4/7/2012-6354/ 10 md.) İthal edilen veya Türkiye’de üretilen tütün ürünlerinin paketlerinde ve etiketlerinde; bu ürünlerin özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri veya emisyonları ile ilgili yanıltıcı ve eksik bilgi verilemez; tüketimi özendiren, teşvik eden veya tüketiciyi yanıltan ya da ürünü cazip kılan metin, isim, marka, ibare, mecaz, resim, figür, işaret veya renkler ve renk kombinasyonları kullanılamaz.

(5) Bu Kanunda sözü edilen yasal uyarı yazıları, resim, şekil veya grafik mesajlarıyla ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılır.

(6) Tütün ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmalar, ürün, üretim, pazarlama ve diğer aktiviteleri ile ilgili her türlü bilgiyi istenildiği takdirde onbeş gün içerisinde Sağlık Bakanlığına ve Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumuna vermek zorundadır.

(7) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika tütün ürünleri ve sağlığa zararlı diğer alışkanlıkların zararları konusunda uyarıcı, eğitici mahiyette yayınlar yapmak zorundadır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17:00-22:00 saatleri arasında olmak üzere 08:00-22:00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna

––––––––––

(1) Bu madde başlığı ” Uyarılar” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dahil edilmez. Bu süreler, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir. Bu programlar, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, bilimsel kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanır veya hazırlattırılır. Hazırlanan programlar, Sağlık Bakanlığının olumlu görüşü alındıktan sonra Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yayınlanması sağlanır.

(8) Tütün ürünleri tüketiminin ve tütün dumanına maruz kalmanın oluşturduğu sağlık riskleri konusunda çocukları ve gençleri bilinçlendirmek üzere ilgili kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bir müfredat hazırlanır.

(9) Tütün ürünleri alışkanlığının bırakılmasını özendirici programlar ve tütün bağımlılığının ilaç ile tedavisinin ulaşılabilir olması için gerekli çalışmalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılır.

(10) Bu maddenin yedinci, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan programların finansmanına yönelik olarak her yıl Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.

(11) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (7) numaralı bendinde belirtilen ilan ve reklam giderleri gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak gösterilemez.

Ceza hükümleri (1) (2)

Madde 5 – (Değişik: 3/1/2008-5727/6 md.)

(1) (Değişik: 4/7/2012-6354/11 md.) 2 nci maddenin birinci ve dördüncü fıkralarında belirtilen alanlarda tütün ürünleri tüketenler ile 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenler, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 39 uncu maddesi hükmüne göre cezalandırılır. 3 üncü maddenin onikinci fıkrasına, kamu hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında aykırı davranan kişilere ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından; özel hukuk kişilerine ait ve herkesin girebileceği binaların kapalı ve açık alanları ile sokak veya kamuya ait sair alanlarda aykırı davranan kişilere ise belediye zabıta görevlilerince, elli Türk Lirası para cezası verilir. Meydana gelen çevre kirliliğinin ilgili kişi tarafından derhal giderilmesi hâlinde idari para cezasına karar verilmeyebilir.

(2) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 2 nci maddenin (a) bendi hariç birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen yasakların uygulanması ve tedbirlerin alınması ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletme sorumlularına, (…)(2) mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.(2)

(3) 3 üncü maddenin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, onbeşinci (…) (3) fıkralarındaki yasakların her birine aykırı hareket edenler, ellibin Türk Lirasından ikiyüzellibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Bu cezaya karar vermeye Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu yetkilidir. (2) (3)

––––––––––

(1) Bu madde başlığı “Yasağa uymayanlar hakkında işlem” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(2) 4/7/2012 tarihli ve 6354 sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “işletme sorumluları” ibaresi “işletme sorumlularına” şeklinde değiştirilmiş ve “denetimi yapan yetkililer tarafından önce yazılı olarak uyarılır. Bu uyarı yazısı, ilgili işletme sorumlusuna tebliğ edilir. Bu uyarıya rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere,” ibaresi metinden çıkartılmış; üçüncü fıkrasında yer alan “beşinci” ibaresinden sonra gelmek üzere “, onbeşinci” ibaresi eklenmiştir.

(3) 3/4/2008 tarihli ve 5752 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle bu arada yer alan “ve onbirinci” ibaresi madde metinden çıkarılmıştır.

(4) (Değişik: 10/9/2014-6552/111 md.) 3 üncü maddenin altıncı fıkrasındaki yasağın görsel yayın yoluyla ihlal edilmesi hâlinde, yasağa aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşa ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı, on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir.

(5) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 3 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.

(6) 3 üncü maddenin sekizinci fıkrasındaki yasaklara aykırı hareket edenler, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Sağlık için tehlikeli madde temini” başlıklı 194 üncü maddesi hükmüne göre cezalandırılır.

(7) 3 üncü maddenin dokuzuncu fıkrasındaki yasağa aykırı hareket edenler, mahalli mülki amir tarafından her bir kişiyle ilgili olarak bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.

(8) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)

(9) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)

(10) (Değişik: 13/2/2011-6111/202 md.) 3 üncü maddenin ondördüncü fıkrasındaki ürünleri üretenler, mahalli mülki amir tarafından yirmibin Türk Lirasından yüzbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.

(11) 4 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket edenler, mahallî mülkî amir tarafından bin Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.

(12) 4 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki yükümlülüklerin her birine aykırı hareket eden üretici firmalar, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından bu yükümlülüklere aykırı olarak piyasaya sürülen malların piyasa değeri kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, verilecek idarî para cezasının miktarı ikiyüzellibin Türk Lirasından az olamaz.

(13) (Mülga: 3/4/2008-5752/6 md.)

(14) (Değişik: 10/9/2014-6552/111 md.) 4 üncü maddenin yedinci fıkrasındaki yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde biri oranında idari para cezası verilir. İdari para cezası miktarı on bin Türk lirasından az olamaz. Bu cezaya karar vermeye Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yetkilidir.

(15) Bu Kanunla kendilerine yüklenen görevleri yerine getirmeyen memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, ceza hukuku sorumluluğu saklı kalmak kaydıyla, tâbi oldukları mevzuatta yer alan disiplin hükümleri uygulanır.

16) (Ek: 13/2/2011-6111/202 md.; Değişik: 24/5/2013-6487/27 md.) Bu maddedeki cezaları gerektiren fiillerin bir yıllık dönemde tekerrürü hâlinde idari para cezası bir kat; ikinci tekerrürü hâlinde iki kat artırılarak verilir. Aynı dönemdeki üçüncü tekerrürde de iş yeri on günden bir aya kadar kapatılır.

İdari para cezası

Madde 6 – (Mülga: 26/2/2008-5739/9 md.)

Mülkiyetin kamuya geçirilmesi (1)

Madde 7 – (Değişik: 3/1/2008-5727/7 md.)

(1) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkralarındaki yasakların konusunu oluşturan her türlü eşya ile 4 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının konusunu oluşturan tütün ürünlerinin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine mahallî mülkî amir tarafından karar verilir.

Para cezasına ilişkin hükümler

Madde 8 – (Mülga: 3/1/2008-5727/8 md.)

Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yayımı tarihinden önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ve tütün mamullerinin bir yıl süreyle 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şart aranmaksızın satışlarına devam olunur.

Geçici Madde 2 – Bu Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince ayrı yer tahsisi, 3 üncü maddede yasaklanan reklam panolarının kaldırılması ve 4 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yapılması gereken işler Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yerine getirilir.

Geçici Madde 3 – (Ek: 3/1/2008-5727/9 md.)

(1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde çıkarılır.

Geçici Madde 4 (Ek: 4/7/2012-6354/ 24 md.)

(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri, bir yıl içinde 4 üncü maddenin üçüncü fıkrasına uygun hale getirilir.

(2) 3 üncü maddenin onbeşinci fıkrasında öngörülen düzenleme üç ay içerisinde yapılır.

Yürürlük

Madde 9 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 10 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

––––––––––

(1) Bu madde başlığı ” Adli para cezası” iken, 3/1/2008 tarihli ve 5727 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle 19/5/2008 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

4207 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL
EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE

Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası

4207 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş

Tarihi

5727

Kanunun Adı, 1, 2, 3, 4, 5, 7, 8 ve Geçici Madde 1

2 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi

19/1/2008 tarihinden 4 ay sonra 19/5/2008 tarihinde

19/1/2008 tarihinden 18 ay sonra 19/7/2009

Tarihinde

5739

6

19/5/2008

5752

4, 5

19/5/2008

5917

3

10/7/2009

6111

5

25/2/2011

6354

3, 4, 5, Geçici Madde 4

12/7/2012

6487

2, 5

11/6/2013

6552

5

11/9/2014

 

Yardım Toplama Kanunu

0
Yardım Toplama Kanunu

Yardım Toplama Kanunu 2860 kanun numarası ile 23/6/1983 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 25/6/1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanunun amacı, yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına, kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin kuralları koymak, kural dışı yardım toplanmasını önlemektir. Kanununun bazı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Yardım Toplama Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
             Amaç:

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına, kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

             Kapsam:

             Madde 2 – Bu Kanun; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşların, amaçlarına ve kamu yararına uygun olarak, yardım toplama faaliyetlerine ait esasları kapsar.

             Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi bünyesi içerisindeki yardım toplama faaliyetleri ile dernekler, sendikalar ve bunların üst kuruluşlarına, spor kulüplerine, mesleki kuruluşlara ve bağış kabulüne yetkili vakıflara kendi statülerine göre üyeleri ve diğer kişiler tarafından yapılacak bağış ve yardımlarla bunların öz kaynaklarından sağlayacakları gelirler, bu Kanunun kapsamı dışındadır.

             Yardım toplayabilecek olanlar:

             Madde 3 – Kamu yararına uygun olarak, amaçlarını gerçekleştirmek, muhtaç kişilere yardım sağlamak ve kamu hizmetlerinden bir veya birkaçını gerçekleştirmek veya destek olmak üzere gerçek kişiler, dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler yardım toplayabilirler.

             Yardımın isteğe bağlı olması:

             Madde 4 – Yardım isteğe bağlıdır. Kişi ve kuruluşlar yardımda bulunmaya zorlanamaz.

             Yardım toplama şekilleri:

             Madde 5 – Bu Kanuna göre; makbuzla, belirli yerlere kutu koyarak, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak, eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler ve sergiler yoluyla, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenlemek veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle yardım toplanabilir.(1)

____________________

(1) Bu fıkrada yer alan “veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle eklenmiş ve metne işlenmiştir.

Yardım toplama faaliyetlerinde, yardım toplama şekillerinden bir veya birkaçı kullanılabilir.

Yardım toplama işinde kullanılan makbuz ve biletlerde, yardımın hangi amaç için toplandığının belirtilmesi zorunludur.

Gerçek kişiler tarafından girişilecek yardım toplama faaliyetlerinde, bu iş için hazırlanacak özel makbuz veya biletler kullanılır.

Makbuz ve biletlerin biçimi, bastırılması, kullanılması ve dağıtılması hususlarına ait esaslar yönetmelikte belirtilir.

İKİNCİ BÖLÜM
İzin, İzin Vermeye Yetkili Makamlar ve Başvuru
İzin alma zorunluğu:

Madde 6 – Kişiler ve kuruluşlar, yetkili makamdan izin almadan yardım toplayamazlar. Ancak, kamu yararına çalışan dernek, kurum ve vakıflardan hangilerinin izin almadan yardım toplayabilecekleri, Cumhurbaşkanınca belirlenip ilan edilir. (1)

İzin alınmadan girişilen yardım toplama faaliyetleri güvenlik kuvvetlerince derhal menedilir ve sorumlular hakkında kovuşturma yapılır.

İzin vermeye yetkili makamlar:

Madde 7 – (Değişik: 4/11/2004-5253/38 md.)

Yardım toplama faaliyeti bir ilin birden fazla ilçesini kapsıyorsa o ilin valisinden, bir ilçenin sınırları içinde ise o ilçenin kaymakamından izin alınır. Yardım toplama faaliyeti birden fazla ili kapsıyorsa yardım toplama faaliyetine girişecek gerçek veya tüzel kişilerin yerleşim yerinin bulunduğu ilin valisinden izin alınır ve izni veren valilik tarafından ilgili valiliklere ve İçişleri Bakanlığına bilgi verilir. Yardım toplama faaliyetleriyle ilgili işlemler dernekler birimlerince yürütülür.

Başvuru:

Madde 8 – Yardım toplayacak kişi ve kuruluşlar, isteklerini bir dilekçeyle izin vermeye yetkili makama bildirirler.

Gazete ve dergiler için dilekçeler sorumlu yazı işleri müdürlerince verilir.

Yardım toplama, öğrenim kurumları yararına veya kurum içinde yapılacak ise, başvuru dilekçesine kurum sorumlusunun yazılı izninin eklenmesi zorunludur.

Başvuru dilekçelerinde bulunması gereken hususlar ve eklenecek belgeler yönetmelikte gösterilir.

Başvurunun incelenmesi ve izin:

Madde 9 – İzin vermeye yetkili makamlarca başvuru üzerine; işin önemi, yardım toplama faaliyetine girişeceklerin yeterlikleri, yapılacak hizmetin amaca ve kamu yararına uygunluğu, yardım toplama faaliyetinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ve gerekli görülen diğer konular üzerinde inceleme yapılır ve sonucu en geç iki ay içinde başvuranlara bildirilir.

Süre:

Madde 10 – Yardım toplama süresinin takdiri, izin veren makama aittir. Bu süre bir yılı geçemez. Ancak, haklı sebeplerin bulunması halinde verilen süre, izin veren makamca bir yılı geçmemek üzere uzatılabilir.

–––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 77 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çalışma Usul ve Esasları
             Sorumlu Kurul:

             Madde 11 – Gerçek kişiler, yardım toplama faaliyeti için en az üç kişiden ibaret sorumlu kurul oluşturmak zorundadırlar. Tüzelkişilerin sorumlu kurulu, yönetim organlarıdır.

             Sorumlu kurulda görev alanlar ile değişikliklerin, izin veren makama on gün içinde bildirilmesi gerekir.

             Gazete ve dergilerin uyacağı hususlar:

             Madde 12 – Gazete ve dergiler tarafından toplanacak para yardımları, bankada açılacak özel bir hesaba yatırılır.

             Yardıma katılan kişilerin adları ve yardım tutarı, yardımda bulunanın aksi yönde isteği olmadıkça, gazete ve dergide yayımlanır. Faaliyet sonunda toplanan yardımın miktarı, gazete ve dergi ile açıklanır.

             Kamu görevlilerinin çalışabilmesi:

             Madde 13 – Kamu görevlileri, vali veya kaymakamdan izin almadıkça yardım toplama faaliyetlerinde çalışamazlar.

             Çalışması için izin verilen kamu görevlilerine, her ne ad altında olursa olsun ücret verilemez. Ancak, Türk Hava Kurumu tarafından kurban derisi, bağırsak toplamak, fitre ve zekat zarfı dağıtmak suretiyle yardım toplama faaliyetlerinde görevlendirilen kamu personeline Kurumca ücret verilebilir.

             Silahlı Kuvvetler, adli ve idari yargıda görevli hakim ve savcılar ile güvenlik kuvvetleri mensupları ve özel kolluk görevlileri, yardım toplama faaliyetlerinde çalışamazlar.

             Sorumluluk:

             Madde 14 – Yardım toplama faaliyetine girişenler bu faaliyetin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinden, süresi içinde sonuçlandırılmasından, toplanan para ve eşyanın korunmasından ve amaca uygun şekilde kullanılmasından sorumludur.

             İzin veren makamca yapılacak işler:

             Madde 15 – Yardım toplama iznini veren makamca, her yardım toplama faaliyeti için bir dosya tutulur.

             Yardım toplama faaliyetinde görev alacaklara, faaliyetin konu ve süresini de belirten fotoğraflı bir kimlik belgesi verilir. Kimlik belgesi, faaliyetin sonunda geri alınıp, o işe ait dosyada saklanır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Denetim
             Faaliyetlerin denetimi:

             Madde 16 – Yardım toplama faaliyetleri ile sağlanan net gelirin gerçekleştirilmek istenen amaç doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığı izin veren makamın gözetim ve denetimine tabidir.

             İzin veren makam, gerekli denetlemeyi yaptırmak üzere, memurlar arasından veya dışarıdan yeterli sayıda denetçi görevlendirir ve ilgililere bildirir.

             İlgililer, denetçilerin isteği üzerine yardım toplama faaliyetleriyle ilgili her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.

             Eski eser ve anıtların onarılması için yardım toplamaya izin verilmiş olan hallerde, Vakıflar Genel Müdürlüğü veya Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ayrıca denetleme yapılabilir.

             Kesinhesabın çıkarılması:

             Madde 17 – Sorumlu kurullar, yardım toplama süresinin bitiminden itibaren on gün içinde toplanan yardımın kesinhesabını çıkarmak ve bir örneğini izin veren makama vermekle yükümlüdürler. Zorunlu hallerde bu süre, izin veren makamca otuz güne kadar uzatılabilir.

             İzin veren makam, kesinhesabın bir örneğini denetçilere gönderir.
             Denetim sonucu:

             Madde 18 – Denetçiler, yardım toplama faaliyetlerinin belgelerini ve kesinhesabını inceleyerek, sonucu bir rapor halinde ve belirlenen süre içinde, görevlendiren makama verirler.

             Denetleme raporu:

             Madde 19 – Denetleme raporunun:

             a) Yardım toplama faaliyetinin brüt gelirini,

             b) Yardım toplama faaliyeti için yapılan gideri,

             c) Yardım toplama faaliyeti sonunda sağlanan net geliri,

             d) Bu gelirin amacı gerçekleştirmede yeterli olup olamayacağı konusundaki bilgiyi,

             e) İzin veren makamca incelenmesi istenen hususlarla ilgili açıklamaları,

             İçermesi gerekir.

             Denetçiler, girmesinde yarar gördükleri hususları da rapora yazarlar.

             Denetçilere verilecek ücret:

             Madde 20 – Denetçilere verilecek ücretin miktarı İçişleri ve Maliye Bakanlıklarınca birlikte tespit olunur ve bu ücret İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
             Madde 21 – 23 – (Mülga: 29/5/1986 – 3294/10 md.)
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
             Yardım toplama faaliyetinin giderleri:

             Madde 24 – Makbuzla, belirli yerlere kutu koymak veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak yardım toplama şekillerinde giderler, brüt gelirin yüzde onunu; eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler tertipleyerek, sergiler açarak, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenleyerek yardım toplama hallerinde ise giderler, brüt gelirin yüzde kırkını geçemez.(1)

             Giderlerin gösterilen oranları geçmesi halinde aradaki fark, haklı nedenler olmadıkça, sorumlu kurul üyelerine ödettirilir.

             Kalan yardımın devri:

             Madde 25 – Toplanan yardımın, amacı gerçekleştirecek miktara ulaşamaması veya amacın gerçekleşmesinden sonra bir miktarının artması hallerinde; söz konusu yardımlar, izin veren makamlarca, yardım hangi amaç için toplanmış ise, o veya benzeri amacı gerçekleştirebilecek kuruluş veya kuruluşlara devrettirilir.

____________________

(1)        Bu fıkrada yer alan “veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak” ibaresi, 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle eklenmiş ve metne işlenmiştir

Basımevlerinin sorumluluğu:

             Madde 26 – Basımevleri, izin almak suretiyle yardım toplama faaliyetine girişen kişi ve kuruluşların bastıracağı makbuz, bilet ve yardım pullarının seri ve numaralarını bastıktan sonra durumu, yedi gün içinde izin veren makama bildirmek ve basılanların birer örneğini göndermek zorundadırlar.

             Yabancı temsilciliklerce yardım toplama:

             Madde 27 – Türkiye’de yabancı temsilciliklerce yardım toplanması Dışişleri Bakanlığının iznine bağlıdır. Yabancı temsilciliklerin yardım toplama faaliyetlerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

             Yardımın Devlet malı sayılması:

             Madde 28 – (Değişik: 23/1/2008-5728/406 md.)

Yardım toplama faaliyetinden elde edilen mal ve paraları zimmetine geçiren kişi, kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununun zimmet suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır.

             Cezalar:

             Madde 29 – (Değişik: 23/1/2008-5728/407 md.)

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlara yediyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. İzin verilen yer dışında yardım toplayanlara beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu Kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışta bulunanlara, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Bu maddede yazılı olan idarî yaptırımlara karar vermeye mahallî mülkî amir yetkilidir.

Yukarıdaki fıkralara aykırı davranış sonucu izinsiz toplanan mal ve paralara elkonularak  mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.

             Yönetmelik:

             Madde 30 – Bu Kanunun 5, 8 ve 23 üncü maddelerinde öngörülen hususları ve Kanunun uygulamasına ilişkin esas ve usulleri belirleyen yönetmelik, İçişleri ve Maliye bakanlıklarınca Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde hazırlanarak Resmi Gazetede yayımlanır.

             Saklı tutulan hükümler:

             Madde 31 – Mevzuat hükümlerine göre bazı derneklere, vakıflara, meslek kuruluşlarına ve kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıklar saklıdır.

             Kaldırılan hükümler:

             Madde 32 – 23 Teşrinisani 1331 tarihli Cem’i İanat Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.

             Geçici Madde 1 – (2860 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

             Cem’i İanat Nizamnamesine göre yürütülmekte olan yardım toplama faaliyetleri, bu Kanunun 30 uncu maddesinde gösterilen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, bu Kanunda belirtilen usullere uydurulur.

             Yürürlük:

             Madde 33 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme:

             Madde 34 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

5877
2860 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA
ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARININ
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR LİSTE

 

Değiştiren Kanunun/KHK’nin veya İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası

2860 sayılı Kanunun

değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

3294

14/6/1986

4854

6/5/2003

5253

5, 7 ve 24

23/11/2004

5728

28, 29

8/2/2008

KHK/700

6

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)

 

_

Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun

0
Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun

Araştırma Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, 5746 kanun numarası ile 28.02.2008 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 12.03.2008 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sunulan metin 2016 yılı değişikliklerini de kapsamaktadır.

Araştırma Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun
Amaç ve kapsam(1)

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; Ar-Ge, yenilik ve tasarım yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması için teknolojik bilgi üretilmesini, üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılmasını, ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesini, verimliliğin artırılmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, teknolojik bilginin ticarileştirilmesini, rekabet öncesi işbirliklerinin geliştirilmesini, teknoloji yoğun üretim, girişimcilik ve bu alanlara yönelik yatırımlar ile Ar-Ge’ye, yeniliğe ve tasarıma yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılmasını, Ar-Ge ve tasarım personeli ve nitelikli işgücü istihdamının artırılmasını desteklemek ve teşvik etmektir. (2)

(2) Bu Kanun; Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı tarafından 12/4/1990 tarihli ve 3624 sayılı Kanuna göre oluşturulan teknoloji merkezleri (teknoloji merkezi işletmeleri), Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri ile tasarım merkezleri, Ar-Ge projeleri, tasarım projeleri, rekabet öncesi işbirliği projeleri ve teknogirişim sermayesine ilişkin destek ve teşvikleri kapsar. (2)

––––––––––––

(1) Bu Kanunun adı “Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun” iken, 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge ve yenilik” ibaresi “Ar-Ge, yenilik ve tasarım” şeklinde, “Ar-Ge’ye ve yeniliğe” ibaresi “Ar-Ge’ye, yeniliğe ve tasarıma” şeklinde, “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım personeli” şeklinde; ikinci fıkrasında yer alan “Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” ibaresi “Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” şeklinde, “(teknoloji merkezi işletmeleri) ile Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri, Ar-Ge projeleri ve” ibaresi “(teknoloji merkezi işletmeleri), Türkiye’deki Ar-Ge merkezleri ile tasarım merkezleri, Ar-Ge projeleri, tasarım projeleri,” şeklinde değiştirilmiştir.

Tanımlar (1)

MADDE 2 – (1) Bu Kanunun uygulamasında;

a) Araştırma ve geliştirme faaliyeti (Ar-Ge): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları, çevre uyumlu ürün tasarımı veya yazılım faaliyetleri ile alanında bilimsel ve teknolojik gelişme sağlayan, bilimsel ve teknolojik bir belirsizliğe odaklanan, çıktıları özgün, deneysel, bilimsel ve teknik içerik taşıyan faaliyetleri,

b) Yenilik: Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verebilen, mevcut pazarlara başarıyla sunulabilecek ya da yeni pazarlar yaratabilecek; yeni bir ürün, hizmet, uygulama, yöntem veya iş modeli fikri ile oluşturulan süreçleri ve süreçlerin neticelerini,

c) Ar-Ge merkezi: Ar-Ge ve yenilik projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar mükellef kurumların Türkiye’deki işyerleri dahil, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin; organizasyon yapısı içinde ayrı bir birim şeklinde örgütlenmiş, münhasıran yurtiçinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan ve en az elli tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden, yeterli Ar-Ge birikimi ve yeteneği olan birimleri, (1)

ç) Ar-Ge projesi: Amacı, kapsamı, genel ve teknik tanımı, süresi, bütçesi, özel şartları, diğer kurum, kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce sağlanacak aynî ve/veya nakdî destek tutarları, sonuçta doğacak fikri mülkiyet haklarının paylaşım esasları tespit edilmiş ve Ar-Ge faaliyetlerinin her safhasını belirleyecek mahiyette ve bilimsel esaslar çerçevesinde gerçekleştirilen ve araştırmacı tarafından yürütülen projeyi, (1)

d) Rekabet öncesi işbirliği projeleri: Birden fazla kuruluşun; ölçek ekonomisinden yararlanmak suretiyle yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlayarak verimliliği artırmak ve mevcut duruma göre daha yüksek katma değer sağlamak üzere, rekabet öncesinde ortak parça veya sistem geliştirmek ya da platform kurabilmek amacıyla yürütecekleri, Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine yönelik olarak yapılan işbirliği anlaşması kapsamındaki bilimsel ve teknolojik niteliği olan projeleri, (1)

e) Teknogirişim sermayesi: Örgün öğrenim veren üniversitelerin herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun olabilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok on yıl önce almış kişilerin, teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, desteği veren merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından desteklenmesi uygun bulunan bir iş planı çerçevesinde, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürebilmelerini teşvik etmek için yapılan sermaye desteğini, (1)

––––––––––––

(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Dar” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar” şeklinde, (ç) bendinde yer alan “hazırlanan” ibaresi “gerçekleştirilen ve araştırmacı tarafından yürütülen” şeklinde, (d) bendinde yer alan “Ar-Ge faaliyetlerine yönelik olarak yapılan ve fizibiliteye dayanan işbirliği anlaşması kapsamında,” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine yönelik olarak yapılan işbirliği anlaşması kapsamındaki” şeklinde, (e) bendinde yer alan “beş” ibaresi “on” şeklinde değiştirilmiştir.

f) Ar-Ge personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı ve teknisyenleri, (1)

g) Araştırmacı: Ar-Ge faaliyetleri ile yenilik tanımı kapsamındaki projelerde, yeni bilgi, ürün, süreç, yöntem ve sistemlerin tasarım veya oluşturulması ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan en az lisans mezunu uzmanları, (1)

ğ) (Değişik: 16/2/2016-6676/27 md.) Teknisyen: Meslek lisesi veya meslek yüksekokullarının tasarım, teknik, fen veya sağlık bölümlerinden mezun, teknik bilgi ve deneyim sahibi kişileri, (1)

h) Destek personeli: Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, teknik eleman, laborant, sekreter, işçi ve benzeri personeli, (1)

ı) (Ek: 16/6/2009-5904/27 md.) Kamu personeli: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinde, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda, üyelerinin tamamı köylerden oluşan birlikler dışındaki mahalli idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile 5018 sayılı Kanun kapsamı dışındaki özel bütçeli kamu idarelerinde çalışan memurlar ile diğer kamu görevlilerini ve diğer personeli (Bu kamu görevlilerinin ilgili mevzuat kapsamında sahip oldukları özlük haklarına sahip olmayanlardan geçici olarak ve proje süresiyle sınırlı olarak istihdam edilenler bu Kanun uygulamasında kamu personeli sayılmaz.), (1)(2)

i) TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunu, (1)(2)

j) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım faaliyeti: Sanayi alanında ve Cumhurbaşkanının uygun göreceği diğer alanlarda katma değer ve rekabet avantajı yaratma potansiyelini haiz, ürün veya ürünlerin işlevselliğini artırma, geliştirme, iyileştirme ve farklılaştırmaya yönelik yenilikçi faaliyetlerin tümünü,(3)

k) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım merkezi: Tasarım projelerini veya sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürütülen tasarım faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan ve dar mükellef kurumların Türkiye’deki iş yerleri dâhil, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin; organizasyon yapısı içinde ayrı bir birim şeklinde örgütlenmiş, münhasıran yurtiçinde tasarım faaliyetlerinde bulunan ve en az on tam zaman eşdeğer tasarım personeli istihdam eden, yeterli tasarım birikimi ve yeteneği olan birimleri,

l) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım personeli: Tasarım faaliyetlerinde doğrudan görevli tasarımcı ve teknisyenleri,

––––––––––––

(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “teknisyenleri;” ibaresi “teknisyenleri,” şeklinde, (g) bendinde yer alan “Ar-Ge faaliyetlerine” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine” şeklinde değiştirilmiş, (f) bendinin (1) numaralı alt bendi (g) bendi şeklinde yeniden düzenlenmiş ve (2) numaralı alt bendi (ğ) bendi olarak metne işlendiği şekilde değiştirilmiş, mevcut (g), (ğ) ve (h) bentleri (h), (ı) ve (i) bentleri şeklinde teselsül ettirilmiştir.

(2) 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle; bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (ğ) bendi (h) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.Bu madde hükmü 3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında yürürlüğe girecektir.

(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu bentte yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının” şeklinde değiştirilmiştir.

m) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarımcı: Tasarım faaliyetleri kapsamındaki projelerin gerçekleştirilmesi ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan, üniversitelerin; mühendislik, mimarlık veya tasarım ile ilgili bölümlerinden mezun en az lisans derecesine sahip kişiler ile tasarım alanlarından herhangi birinde en az lisansüstü eğitim derecesine sahip diğer kişileri,

n) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Tasarım projesi: Amacı, kapsamı, genel ve teknik tanımı, süresi, bütçesi, özel şartları, diğer kurum, kuruluş, gerçek ve tüzel kişilerce sağlanacak aynî veya nakdî destek tutarları, sonuçta doğacak fikri mülkiyet haklarının paylaşım esasları tespit edilmiş ve tasarım faaliyetlerinin her safhasını belirleyecek mahiyette ve bilimsel esaslar çerçevesinde tasarımcı tarafından yürütülen projeyi,

o) (Ek: 16/2/2016-6676/27 md.) Temel bilimler: Yükseköğretim kurumlarının matematik, fizik, kimya ve biyoloji lisans programlarını,

ifade eder.

İndirim, istisna, destek ve teşvik unsurları (1)(2)

MADDE 3 – (1) Ar-Ge ve tasarım indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı (…) (2) , 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. (Ek iki cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı; Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterleri haiz tasarım merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı yukarıdaki esaslar dâhilinde indirim konusu yapılabilir. Belirlenen kriterlere göre kanuni hadler içerisinde oranları ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır. (3)

––––––––––––––

(1) 16/6/2009 tarihli ve 5904 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle; bu maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, ikinci, üçüncü ve yedinci fıkralarında yer alan “kanunla kurulan vakıflar” ibareleri, “kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. Bu madde hükmü 3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında yürürlüğe girecektir.

(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge indirimi” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım indirimi” şeklinde, “Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkrada yer alan “500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Cumhurbaşkanınca”, aynı fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) Gelir vergisi stopajı teşviki: Kamu personeli hariç olmak üzere teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yürütülen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde ve rekabet öncesi işbirliği projelerinde çalışan Ar-Ge ve destek personeli ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde en az yüksek lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksan beşi, yüksek lisanslı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksanı ve diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır. (Ek cümleler: 16/2/2016-6676/28 md.) Hak kazanılmış hafta tatili ve yıllık ücretli izin süreleri ile 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda belirtilen tatil günlerine isabet eden ücretler de bu istisna kapsamındadır. Haftalık kırk beş saatin üzerindeki ve ek çalışma sürelerine ilişkin ücretler bu istisnadan faydalanamaz. Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan Ar-Ge veya tasarım personelinin bu merkezlerde yürüttüğü projelerle doğrudan ilgili olmak şartıyla, proje kapsamındaki faaliyetlerin bir kısmının Ar-Ge veya tasarım merkezi dışında yürütülmesinin zorunlu olduğu durumlarda, Ar-Ge veya tasarım merkezi yönetiminin onayının alınması ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bilgilendirilmesi kaydıyla, merkez dışındaki bu faaliyetlere ilişkin ücretlerin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Cumhurbaşkanınca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı ile Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde en az bir yıl süreyle çalışan Ar-Ge veya tasarım personelinin yüksek lisans yapanlar için bir buçuk yılı, doktora yapanlar için iki yılı geçmemek üzere merkez dışında geçirdiği sürelere ilişkin ücretlerin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Cumhurbaşkanınca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilir. (1)(2)

––––––––––––

(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar için yüzde doksanı, diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır.” ibaresi “Ar-Ge ve destek personeli ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personelinin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde en az yüksek lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksan beşi, yüksek lisanslı olanlar ile temel bilimler alanlarından birinde lisans derecesine sahip olanlar için yüzde doksanı ve diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden müstesnadır.” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.

(3) Sigorta primi desteği: Kamu personeli hariç olmak üzere teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yürütülen Ar-Ge ve yenilik projeleri ile rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde çalışan Ar-Ge ve destek personeli, bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personeli ile 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı, (…)(1) Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.(1)(2)

(4) Damga vergisi istisnası: Bu Kanun kapsamındaki her türlü Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerine ilişkin olarak düzenlenen kağıtlardan damga vergisi alınmaz. (3)

(5) Teknogirişim sermayesi desteği: Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki koşulları taşıyanlara bir defaya mahsus olmak üzere teminat alınmaksızın 100.000 (…)(5) Türk Lirasına kadar teknogirişim sermayesi desteği hibe olarak verilir. (Ek cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu tutarı; sektörler, iş kolları, Bölgeler veya teknoloji alanları itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte beş katına kadar artırmaya veya kanuni tutarına kadar indirmeye Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı yetkilidir. Bu fıkra uyarınca yılı bütçesinde Ar-Ge projelerinin desteklenmesi amacıyla ödeneği bulunan merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin tümü tarafından yapılan ödemelerin toplamı, her takvim yılı için 50.000.000 Türk Lirasını geçemez. Bu tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. (Ek cümleler: 16/2/2016-6676/28 md.) Teknogirişim sermayesi desteğinden faydalananlara, bu desteğe konu projelerinin finansmanında kullanılmak üzere gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından sağlanan sermaye desteklerinin beyan edilen gelirin veya kurum kazancının yüzde onunu ve öz sermayenin yüzde yirmisini aşmayan kısmı 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca beyan edilen gelirin ve 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılır. İndirim konusu yapılacak tutar yıllık olarak 500.000 Türk lirasını aşamaz. Bu oranları ve parasal sınırı yarısına kadar indirmeye veya dört katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Teknogirişim sermayesi desteğine konu projelerin finansmanında kullanılmak üzere gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından sağlanan sermaye desteklerinin iki yıl içerisinde ilgili projenin finansmanında kullanılmayan kısmı için indirim dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. (4)(5)(6)

––––––––––––

(1) 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 144 üncü maddesiyle, bu fıkrada yer alan “her bir çalışan için beş yıl süreyle” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve destek personeli” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde çalışan tasarım ve destek personeli” ibaresi eklenmiştir.

(3) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ilgili” ibaresi “tasarım faaliyetlerine ilişkin” şeklinde değiştirilmiştir.

(4) 29/3/2011 tarihli ve 6215 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “10.000.000 Yeni Türk Lirasını” ibaresi “50.000.000 Türk Lirasını” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

(5) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Yeni” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

(6) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

(6) Rekabet öncesi işbirliği projelerinde işbirliğini oluşturan kuruluşların bu işbirliğine yaptıkları katkılar, işbirliği anlaşmasında belirtilen ortak özel bir hesapta izlenir. Özel hesaba aktarılan bu tutarlar, harcamanın yapıldığı dönemde katkı sağlayan kuruluşların Ar-Ge ve tasarım harcaması olarak kabul edilir ve proje dışında başka bir amaç için kullanılamaz. Proje hesabında toplanan tutarlar, proje özel hesabı açan kuruluşun kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınmaz. (Ek cümle: 16/2/2016-6676/28 md.) Rekabet öncesi işbirliği proje bütçesinin en fazla yüzde ellisine kadarlık kısmı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulan ödenekle sınırlı olmak üzere geri ödemesiz olarak desteklenebilir. (1)

(7) Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları destekler özel bir fon hesabında tutulur. Bu fon, 193 sayılı Kanun ve 5520 sayılı Kanuna göre vergiye tabi kazancın ve ilgili yılda yapılan Ar-Ge veya tasarım harcaması tutarının tespitinde dikkate alınmaz. Bu fonun, elde edildiği hesap dönemini izleyen beş yıl içinde sermayeye ilâve dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğratılmış sayılır. (2)

(8) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu Kanun kapsamında yürütülen Ar-Ge, yenilik ve tasarım projeleri ile ilgili araştırmalarda kullanılmak üzere ithal edilen eşya, gümrük vergisi ve her türlü fondan, bu kapsamda düzenlenen kâğıtlar ve yapılan işlemler damga vergisi ve harçtan müstesnadır.

(9) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Bu Kanun kapsamında Ar-Ge merkezlerinin sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürüttükleri Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım merkezlerinin sözleşme çerçevesinde siparişe dayalı olarak yürüttükleri tasarım faaliyetleri bu maddede belirtilen indirim, istisna, destek ve teşvik unsurlarından yararlanabilir. Ancak Ar-Ge veya tasarım merkezleri tarafından siparişe dayalı olarak yürütülen Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine ilişkin olarak yapılan harcamaların sadece yüzde ellisi bu merkezler tarafından, bu harcamaların kalan yüzde ellisi ise siparişi veren gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından indirim olarak dikkate alınabilir. Bu oranları ayrı ayrı veya birlikte iki katına kadar artırmaya veya kanuni oranlarına kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Sipariş verenin gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyetinin olmaması halinde Ar-Ge veya tasarım harcamasının tamamı Ar-Ge veya tasarım merkezi tarafından indirilebilir. Sipariş verenler, Ar-Ge veya tasarım indirimi ile sipariş verilmesine ilişkin kâğıtlara ait damga vergisi istisnası dışındaki teşvik ve destek unsurlarından yararlanamaz. (3)

––––––––––––

(1) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “protokolünde belirlenen kuruluşlardan biri adına açılacak” ibaresi “anlaşmasında belirtilen ortak” şeklinde, “Ar-Ge harcaması” ibaresi “Ar-Ge ve tasarım harcaması” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile tasarım faaliyetlerinde” şeklinde, “Ar-Ge projelerini” ibaresi “Ar-Ge ve yenilik projeleri ile tasarım projelerini” şeklinde, “Ar-Ge harcaması” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım harcaması” şeklinde değiştirilmiştir.

(3) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

(10) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Temel bilimler alanlarında en az lisans derecesine sahip Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerine, bu personelin her birine ödedikleri aylık ücretin o yıl için uygulanan asgari ücretin aylık brüt tutarı kadarlık kısmı, iki yıl süreyle, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Ancak bu kapsamda her bir Ar-Ge merkezine sağlanacak destek, ilgili ayda Ar-Ge merkezinde istihdam edilen toplam personel sayısının yüzde onunu geçemez.

(11) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Öğretim elemanlarından Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen faaliyetlerde araştırmacı, tasarımcı ya da idari personel olarak hizmetine ihtiyaç duyulanlar, üniversite yönetim kurullarının izniyle tam zamanlı veya yarı zamanlı olarak görevlendirilebilirler. Tam zamanlı görevlendirme için herhangi bir üniversitede altı yıllık tam zamanlı olarak çalışmak gerekmekte olup, görevlendirme süresi her altı yıl sonrasında bir yıldır. Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde tam zamanlı görevlendirilenlerin geçirdikleri süreler, tam zaman eşdeğer Ar-Ge veya tasarım personeli hesaplamasında dikkate alınır. Yarı zamanlı görev alan öğretim elemanlarının bu hizmetleri karşılığı elde edecekleri gelirler, üniversite döner sermaye kapsamı dışında tutulur. Tam zamanlı olarak görevlendirilecek personele kurumlarınca aylıksız izin verilir ve kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu şekilde aylıksız izne ayrılanlardan, önceki görevleri sebebiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi veya geçici 4 üncü maddesi kapsamında sigortalı veyahut iştirakçi sayılanların aylıksız izne ayrıldığı tarihi takip eden on beş gün içerisinde talepte bulunmaları halinde; aylıksız izinli sayıldıkları ve buralarda çalıştırıldıkları sürece aynı kapsamdaki sigortalılık veya iştirakçilik ilişkisi devam eder. Bu şekilde aylıksız izne ayrılanlardan;

a) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için önceki kadroları için tespit edilen sigorta primine esas kazanç unsurları esas alınmak suretiyle ilgili aya ilişkin olarak hesaplanacak sigorta primi çalışan hissesi ile genel sağlık sigortası primi çalışan hissesi tutarı kendilerince, sigorta primi işveren hissesi ile genel sağlık sigortası primi işveren hisseleri görev yaptıkları işverenleri tarafından,

b) 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında iştirakçi sayılanlar için önceki kadroları için tespit edilen emekli keseneğine esas aylık unsurları esas alınmak suretiyle ilgili aya ilişkin olarak hesaplanacak kişi keseneği kendilerince, kurum karşılıkları ile genel sağlık sigortası primlerinin tamamı görev yaptıkları işverenleri tarafından,

ödenir. Prim ödeme yükümlülüğü görevlendirildikleri işverene aittir. İlgililerin bu şekilde aylıksız izinde geçirdikleri süreler önceki kadro unvanları esas alınmak suretiyle emekli keseneğine esas aylık unsurlarının veya sigorta primine esas kazanç unsurlarının tespitinde dikkate alınır. Bunlara aylıksız izin dönemindeki söz konusu çalışma süreleri için görev yaptıkları işveren tarafından kıdem tazminatı ödenmez ve bu süreler emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınır. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin bu maddede yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri uygulanmaz.

10280-1

(12) (Ek: 16/2/2016-6676/28 md.) Türk Tasarım Danışma Konseyinin önerileri doğrultusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenen kriterleri haiz tasarım yarışmalarında sergilenen tasarımların tescil giderleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesine konulacak ödenek imkânları çerçevesinde geri ödemesiz olarak desteklenebilir.

Diğer teşvik unsurları

MADDE 3/A- (Ek: 15/7/2016-6728/60 md.)

(1) Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %100’ü, bu kapsamdaki projelerin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Ar-Ge ve yenilik projesi olarak değerlendirilmesi şartıyla, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ve 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Ayrıca bu harcamalar, 213 sayılı Kanuna göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması hâlinde ise doğrudan gider yazılır.

(2) Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili vergilendirme döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki vergilendirme dönemlerine devredilir. Devredilen tutar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.

(3) Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile doğrudan ilişkili olmayan giderlerden Ar-Ge indirimi hesaplanmaz. Ar-Ge indirimi tutarının hesabında tamamen araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanılan amortismana tabi iktisadi kıymetler için hesaplanan amortismanlar ile başka faaliyetlerde de kullanılan makine ve teçhizat için hesaplanan amortismanların bu kıymetlerin araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanıldıkları gün sayısına isabet eden kısmı dikkate alınabilir. Bu madde kapsamında Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamını ve uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeler ile usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı müştereken yetkilidir.

Uygulama ve denetim esasları(1)(2)(3)

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki destek ve teşvik unsurlarından yararlananların bu Kanunda öngörülen şartları taşıdıklarına ilişkin tespitler en geç iki yıllık süreler itibarıyla yapılır.

(2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen gelir vergisi stopajı ve sigorta primi işveren hissesine ilişkin teşviklerden yararlanacak olan destek personelinin tam zaman eşdeğeri sayısı, toplam tam zamanlı Ar-Ge veya tasarım personeli sayısının yüzde onunu geçemez. (2)

(3) Asgari Ar-Ge veya tasarım personeli sayısının hesabında fiilen ve tam zamanlı olarak çalışan personelin üçer aylık dönemler itibarıyla ortalaması esas alınır. (2)

(4) Bu Kanunda öngörülen şartların ihlali veya teşvik ve destek unsurlarının amacı dışında kullanılması halinde, zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler yönünden vergi ziyaı doğmuş sayılır. Sağlanan vergi dışı destekler ise 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ve gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsil edilir.

(5) (Değişik: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanun kapsamındaki indirim, istisna, destek ve teşviklerden yararlananlar; 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi hükümleri ile 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi hükümlerinden ayrıca yararlanamazlar.(3)

(6) (Ek: 6/2/2014-6518/101 md.; Değişik: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan elli tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli sayısını on beşe kadar indirmeye, kanuni seviyesine kadar artırmaya veya belirlenen sınırlar dâhilinde sektörler itibarıyla farklılaştırmaya, (k) bendinde belirtilen on tam zaman eşdeğer tasarım personeli sayısını yarısına kadar indirmeye, kanuni seviyesine kadar artırmaya veya belirlenen sınırlar dâhilinde sektörler itibarıyla farklılaştırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.(4)

(7) Bu Kanunun uygulamasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından birlikte çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.(1)(2)

––––––––––––

(1) 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanunun 101 inci maddesiyle bu maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere altıncı fıkra eklenmiş, takip eden fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.

(2) 16/2/2016 tarihli ve 6676 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım personeli” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Ar-Ge personeli” ibaresi “Ar-Ge veya tasarım personeli” şeklinde, yedinci fıkrasında yer alan “TÜBİTAK’ın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibaresi “Maliye Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.

(3) 15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi ile bu maddenin beşinci fıkrasında yer alan “193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) ve (13) numaralı bentleri, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (ğ) bentleri hükümleri ile” ibaresi “193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi hükümleri ile”  şeklinde değiştirilmiştir.

(4) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 63 üncü maddesi ile bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

(8) (Ek: 16/2/2016-6676/29 md.) Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerine ilişkin yerindelik ve uygunluk denetimleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından gerçekleştirilir.

Değiştirilen hükümler

MADDE 5 – (1) 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 40’ı oranında” ibareleri “araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %100’ü oranında” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlük

MADDE 6 – (1) Bu Kanun 31/12/2023 tarihine kadar uygulanmak üzere, yayımını takip eden ay başında yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 7 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

5746 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE

 

Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası

5746 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

5904

2 ve 3

3/7/2009 tarihini izleyen aybaşında

6215

3

12/4/2013

6518

4

19/2/2014

6552

3

11/9/2014

6676

Kanunun Adı, 1, 2, 3, 4

26/2/2016 tarihini takip eden ay başında

6728

Madde 3/A, 4

9/8/2016

KHK/698

2,3,4

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte

 

Yeraltı Suları Hakkında Kanun

0

Yeraltı Suları Hakkında Kanun

Kanun Numarası : 167

Kabul Tarihi : 16/12/1960

Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 23/12/1960 Sayı : 10688

Yayımlandığı Düstur : Tertip : 4 Cilt : 1 Sayfa : 814

*

* *

Bu Kanun ile ilgili tüzük için, “Tüzükler Külliyatı”nın kanunlara

göre düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

*

* *

Yeraltı sularının mülkiyeti:

Madde 1 – Yeraltı suları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir.

Terimler:

Madde 2 – Bu kanunda yeraltı suyu ile ilgili olarak kullanılan terimler aşağıdaki manaları ifade eder:

Yeraltı suyu:

Yeraltındaki durgun veya hareket halinde olan bütün sulardır.

Yer altı suyu deposu:

Bünyesinde yeraltı suyu bulunan tabakalardır ki, bu tabakaların her hangi bir noktasından su çekildiğinde, bütün su kütlesine tesir edilmiş olur.

Kimse:

Resmi, yarı resmi veya hususi hüviyeti haiz hakiki ve hükmi şahıslar.

Komşu :

Bitişik arazi sahibi veya aynı bölgede bulunan ve halin icaplarına göre bitişik arazi sahibi gibi aynı yeraltı suyu imkanlarından faydalanması lazım gelen kimse.

Müracaat sahibi:

Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi isteyen kimse.

Belge sahibi:

Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi almış olan kimse.

Faydalı kullanış:

Yeraltı suyunun içmede, temizlikte, belediye hizmetlerinde, hayvan sulamada, zirai sulamada,maden ve sanayide, sportif vesair tesislerde kullanılması.

Faydalı ihtiyaç:

Yeraltı suyunu kullanacak kimsenin faydalı kullanışları için muhtaç olduğu su miktarı.

Emniyetli verim haddi:

Yeraltı suyu deposu verimine zarar vermeden devamlı olarak alınabilecek su miktarı.

3332

Araştırma kuyusu:

Yeraltı suyu hakkında bilgi edinmek üzere açılan kuyular.

İşletme kuyusu:

İstifadeye arzolunan kuyular.

Yeraltı suyu işletme sahalarının tesbit ve ilanı:

Madde 3 – (Değişik: 4/7/1988 – KHK – 336/1 md.; Aynen Kabul: 7/2/1990 – 3612/37 md.)

Sınırları ve yapısal özellikleri belirlendikçe yeraltısuyu sahaları,Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine,ilgili bakanlıkça “Yeraltısuyu İşletme Alanları” kabul ve ilan edilir.

İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları içinde kuyu açılması:

Madde 4 – Yeraltı suyu işletme sahaları içinde 8 inci madde hükmüne göre belge alınarak açılması gereken kuyuların adedi, yerleri, derinlikleri ve diğer vasıflariyle çekilecek su miktarı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tesbit edilir.

Yeraltı suyu işletme sahalarında 8 inci madde şümülüne giren her türlü yeraltı suyu tesisleri, Bayındırlık Bakanlığınca tanzim edilecek teknik talimatname hükümlerine göre meydana getirilir.

Kuyu açan kimse, bulunan suyun ancak kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmaya yetkilidir. (Ek cümleler: 3/7/2003-4916/22 md.) Bu miktarı aşan sular ile sulama, kullanma ve işlenerek veya doğal haliyle içme suyu olarak satılmak üzere çıkarılan yeraltı suları, Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları (mazbut vakıflara ait sular hariç), 2886 sayılı Kanun hükümlerine uyularak il özel idarelerince kiraya verilir. Tahsil edilen kira gelirinden; yer altı veya kaynak suyunun çıktığı yer, köy sınırları içinde ise o yerdeki köy tüzel kişiliğine %15, belediye sınırları içinde ise ilgili belediyeye % 25 oranında pay verilir.(1)

Faydalı ihtiyaç miktarı,tahsis edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tesbit edilir.

İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları dışında yeraltı suyu aranması ve kullanılması:

Madde 5 – İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak, suyu bulduktan sonra, bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmak hakkına maliktir.

Ancak bu işler 8 inci maddenin şümülüne girdiği takdirde belge alınması mecburidir.

Faydalı ihtiyaç miktarı dördüncü madde hükümlerine göre tayin olunur.

_____________________

(1) Bu fıkrada yer alan “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları,” ibaresi, 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları (mazbut vakıflara ait sular hariç),” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

3333

Komşu hakkı: (1)

Madde 6 – Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmıyan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen yönetmelikte belirtilir.

Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün yetkileri:

Madde 7 – Yeraltı suyu etüd ve araştırmaları için Devlet Su İşleri, herhangi bir yerde kuyular açmak veya açtırmak hakkına maliktir. Bu kuyular için istimlak yapılmaz.

Araştırma kuyularından işletme kuyusu haline ifrağ edilenlerle, doğrudan doğruya işletme kuyusu olarak açılan kuyular için, kuyu yeri ile geliş gidişe lüzumlu arazi Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından istimlak olunur.İstimlak bedeli,kuyunun maliyet hesabına ithal edilir.İşletme kuyularının intifa hakkı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından hakiki veya hükmi şahıslara devredilebilir veya kiralanabilir. Devir veya kira bedeli Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından takdir olunur.

Kuyunun intifa hakkının devrinde veya kiralanmasında arazi sahibine tercih hakkı tanınır.

Belge alınması ve bilgi verilmesi mecburiyeti:

Madde 8 – Aşağıdaki (a) ve (b) fıkralarında beyan edilen kazıların yapılması veya kuyuların açılması için Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünden belge alınması mecburidir:

a) (Değişik: 4/7/1988 – KHK – 336/1 md.; Aynen Kabul: 7/2/1990 – 3612/38 md.) Su temini maksadıyla, kesitleri ne olursa olsun, tabii zemin üstünden itibaren derinliği Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından tesbit ve ilgili bakanlığın onayından sonra ilan olunan haddi aşan her türlü çukur, sondaj ve kuyular (el ile açılan kuyular hariç),

b) Su temini maksadiyle, boyları ve kesitleri ne olursa olsun, ufki veya meyilli her türlü galeriler ve tüneller.

Bu kazıların yapılması ve kuyuların açılması su temini maksadını gütmemesi halinde, bunlar hakkında belge aranmamakla beraber, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün talebi üzerine bilgi verilmesi mecburidir.

Arama belgesi:

Madde 9 – Yeraltı suyu aranmasında belge almayı icabettiren işler için bir sene süreli arama belgesi verilir.Bu süre içinde,arama bitirilmezse; belge sahibinin,sürenin son ayı içinde müracaat etmesi şartiyle belge bir sene için temdit edilir. Bu süre zarfında da arama bitirilemezse; belge hükümsüz sayılır ve iş sahibi yeniden belge alır.

Kullanma belgesi

Madde 10 – Arama belgesine dayanarak arazisinde yeraltı suyu bulunan kimse, bu suyu kullanabilir. Ancak, bir ay içinde Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğüne müracaat ederek kullanma belgesi alır.

–––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle, bu maddede yer alan “tüzükte” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

3334

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/126 md.; Değişik: 14/2/2013-6427/1 md.) Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemleri kurulmadan kullanma belgesi verilemez. Ölçüm sistemlerinin kurulmasını lüzumlu kılacak yeraltı suyunun; kullanım maksadı, miktarı, havza sınırı ve diğer hususlar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça tespit edilir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça tespit edilen hususlara ilişkin uygulama usul ve esasları ile ölçüm sistemine dair hususlar yönetmelikle belirlenir. Su ölçüm sisteminin kurulmasına dair süre Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığın kararıyla uzatılabilir. (1)

Islah ve tadil belgesi:

Madde 11 – Kullanma belgesini haiz bir kimse arazisindeki kuyuların veya yeraltı suyu menbalarının verimini artırmak veya başka bir maksadı sağlamak gibi mülahazalarla bunlar üzerinde kendiliğinden her hangi bir müdahalede bulunamaz veya kuyuların kullanma şeklini değiştiremez. Ancak, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünden “ıslah ve tadil belgesi” almak suretiyle, böyle bir ameliyeye girişebilir.

Belgelerin ücret, resim ve harctan muafiyeti:

Madde 12 – Dokuzuncu, onuncu ve on birinci maddelerde sözü geçen belgeler hiçbir ücrete, damga resmine, harca ve sair rüsuma tabi değildir.

Belge için müracaat:

Madde 13 – Arama, kullanma veya ıslah ve tadil belgesi almak isteyen kimse, doğrudan, doğruya, bulunduğu yerdeki Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü teşkilatına, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü teşkilatı yoksa, en yakın mülkiye amiri vasıtasiyle, Devlet Su İşleri teşkilatına müracaatla belge talebinde bulunur.

Müracaat sahibine, bir ay zarfında,belge verilmek veya reddedilmek suretiyle cevap verilir.

Aynı zamanda yapılan müracaatlarda su taleplerinin emniyetli verim haddine yaklaşması:

Madde 14 – Su taleplerinin yeraltı suyu deposunun emniyetli verim haddine yaklaşması halinde, belge için yapılmış bir müracaattan sonra, bir hafta zarfında, aynı yeraltı su deposundan istifade etmek üzere,yapılacak başka müracaatlar, ilgili Bakanlıkların temsilcilerinden müteşekkil bir heyet marifetiyle incelenerek taliplerden hangilerine kullanma belgesi verileceği karara bağlanır.

––––––––––––––––

(1)19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlıkça” şeklinde ve “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığın” şeklinde değiştirilmiştir.

3334-1

Tescil:

Madde 15 – Bu kanun hükümlerine göre verilen bütün belgeler, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından bir sicile kaydedilir.

Şartların tesbiti ve kontrolü: (1)

Madde 16 – Arama, kullanma, ıslah ve tadil ameliyelerinin şartları ve kuyuların açılmasında fen elemanlarına tanınacak hak ve salahiyetlerle mesuliyetleri ve bu hususların kontrolü 20 nci maddede sözü geçen yönetmelikte belirtilir.

Proje ve fenni mesuliyet:

Madde 17 – Bu kanun hükümlerine göre yeniden yapılacak veya tadil ve ıslah edilecek her türlü yeraltı suyu tesislerinin etüd, proje ve aplikasyonları, yetkili elemanlarca yapılan tasdikli bir proje ve mesuliyete istinat eder.

Satıh alüvyunları içerisinde açılan ve derinliği 8 inci madde gereğince ilan edilen haddi aşmayan kuyular bu hüküm dışındadır.

Ceza hükümleri:

Madde 18 – (Değişik: 23/1/2008-5728/270 md.)

Bu Kanundaki vecibeleri yerine getirmeyenler bu hareketlerinden dolayı, diğer kanunlara göre suç oluşturmadığı takdirde, bu madde hükmüne göre cezalandırılırlar.

a) Belge almadan 8 inci maddedeki işleri yapanlar ile kasten yanlış bilgi verenler bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ceza alınmakla beraber, kuyunun açılıp işletilmesinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce bir mahzur görülmezse, sahibine gerekli belge verilir. Aksi hâlde, kuyu kapatılır ve masrafı kuyuyu açtırandan alınır.

b) 10 ve 11 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenlerle arama, kullanma, ıslah ve tadil faaliyetleri sırasında konulan şartlara riayet etmeyenler, müracaat formlarında istenen bilgileri vermeyenler, 8 inci maddenin son fıkrasındaki mecburiyete riayet etmeyenler beşyüz Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca, kuyu kapatılarak masrafı açtırandan alınır.

Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.

İstisnalar:

Madde 19 – 6309 sayılı kanun hükümleri gereğince maden telakki edilen sularla 927,4268 ve 6977 sayılı kanunların hükümlerine tabi bulunan içmiye ve yıkanmaya mahsus şifalı maden suları, bu kanun hükümlerinden istisna edilmiştir. Ancak, sekizinci maddenin son fıkrası hükmü mahfuzdur. (2)

–––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle, bu maddede yer alan “tüzükte” ibaresi “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) Bu maddede geçen 4268 sayılı Kanun 3/3/1954 tarih ve 6309 sayılı Kanunun 158 inci maddesi ile 2 nci maddesi hükmü hariç tutularak yürürlükten kaldırılmış olup, mezkür 2 nci madde de 10/6/1926 tarih ve 927 sayılı Kanuna Ek 5 inci madde olarak eklenmiştir.

3335

Önce açılmış kuyular:

Geçici Madde 1 – (167 sayılı Kanunun kendi numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)

Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olup da, zirai sulama ile maden işletmelerinde ve sanayide kullanılan ve 8 inci maddenin şümulüne giren yeraltı suyu kuyuları için, bunların sahipleri, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 2 sene içinde kuyunun bulunduğu yerin bağlı bulunduğu Devlet Su İşleri teşkilatına müracaat ederek, hususi formları doldurup vermekle mükelleftir. Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü; bu formları inceliyerek kuyuların kullanma şartlarını tayin ve sahiplerine, müracaat tarihinden itibaren 1 ay içinde kullanma belgesi verir.

İşbu geçici madde gereğince müddeti içinde belge almayanlar 500 liradan 1500 liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.

Geçici Madde 2-(Ek: 13/2/2011-6111/127 md.)

10 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen yönetmelik, üç ay içinde hazırlanarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur.

Geçici Madde 3-(Ek: 13/2/2011-6111/127 md.; Değişik: 14/2/2013-6427/2 md.)(1)(2)(3)

Bu maddeyi değiştiren Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yeraltı suyu temini amacıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi almış olanlardan;

a) Sanayi amaçlı kullanılan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içinde belge sahibince kurulur. Süresi içerisinde ölçüm sistemini kurmayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır.

b) Zirai, içme ve kullanma suyu amaçlı açılan ve ölçüm sistemi kurma zorunluluğu dâhilinde bulunan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içerisinde belge sahibince kurulur. Ölçüm sistemini kuramayanların bu süre içerisinde talep etmesi hâlinde ölçüm sistemleri, bedeli yüzde on fazlası ile ilgililerinden tahsil edilmek üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içerisinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kurulur veya kurdurulur. Bu şartlara uymayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır.

Yönetmelikler (1)

Madde 20- (Değişik: 2/7/2018-KHK-700/44 md.)

Bu Kanunda belirtilen yönetmelikler, münhasıran Bakanlıkça düzenleneceği öngörülenler hariç, Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulur.

Madde 21 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 22 – Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

_________________

(1) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 4/3/2014 tarihli ve 28931 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 17/2/2014 tarihli ve 2014/6033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.

(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 7/5/2016 tarihli ve 29705 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5/4/2016 tarihli ve 2016/8740 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.

(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak 2/5/2018 tarihli ve 30409 sayılı Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 9/4/2018 tarihli ve 2018/11645 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karara bakınız.

(4) Bu madde başlığı “Tüzük hazırlanması:” iken. 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 44 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

3336-1

167 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN

MEVZUATIN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ

GÖSTERİR LİSTE

 

Değiştiren Kanunun/ KHK’nin Numarası

167 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

KHK/336

5/8/1988

3612

16/2/1990

4854

6/5/2003

4916

19/7/2003

5335

4

27/4/2005

5728

18

8/2/2008

6111

10, Geçici Madde 2, Geçici Madde 3

25/2/2011

6427

10, Geçici Madde 3

1/3/2013

7139

10

28/4/2018

KHK/700

6, 16, 20

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018)

 

Adli Sicil Kanunu

0

Adli Sicil Kanunu

Kanun Numarası : 5352

Kabul Tarihi : 25/5/2005

Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 1/6/2005 Sayı : 25832

Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 44

Amaç ve kapsam

Madde 1- (1) Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.

Adlî sicil kayıtlarının tutulması

Madde 2- (1) Hakkında Türk mahkemeleri veya yabancı ülke mahkemeleri tarafından kesinleşmiş ve Türk Hukukuna göre tanınan mahkûmiyet kararı bulunan Türk vatandaşları ile Türkiye’de suç işlemiş olan yabancıların kayıtları da dahil tüm adlî sicil bilgileri; mahallinde bilgisayar ortamına aktarılmasını takiben, Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğündeki Merkezî Adlî Sicilde tutulur.

Merkezî ve mahalli adlî sicillerin görevleri

Madde 3- (1) Merkezî Adlî Sicil, adlî sicil kayıtlarının güncelleştirilmesi, düzenlenmesi, düzeltilmesi ve mahalli adlî sicillere ulaştırılması ile görevlidir.

(2) Mahalli adlî sicil, bulunduğu yer ile gerektiğinde diğer yerlere ait adlî sicil bilgilerinin bilgisayara girilmesi, bu bilgilerin merkezî adlî sicile aktarılması ile merkezî adlî sicilden bilgilerin alınıp ilgili şahıs ve kurumlara iletilmesi ile görevlidir.

Adlî sicile kaydedilecek bilgiler

Madde 4- (1) Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri adlî sicile kaydedilir. Bu bağlamda;

a) Hapis cezaları ile ilgili olarak;

1. Hapis cezasına mahkûmiyet kararı,

2. Koşullu salıverilme kararı,

3. Koşullu salıverilmede denetim süresinin uzatılmasına ilişkin karar,

4. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dair karar,

5. Hapis cezasının infazının tamamlandığı hususu,

b) Hapis cezasının ertelenmesi halinde;

1. Denetim süresi,

2. Denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi dolayısıyla cezanın infaz edilmiş sayıldığı hususu,

3. Ertelenen hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine ilişkin karar,

c) Adlî para cezası ile ilgili olarak;

1. Adlî para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü,

2. Adlî para cezasının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,

3. Adlî para cezasının tazyik hapsi suretiyle kısmen veya tamamen infaz edildiği hususu,

4. Adlî para cezasının tazyik hapsinden sonra kalan kısmının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,

d) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırıma mahkûmiyet halinde;

1. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak, adlî para cezasına mahkûmiyet veya güvenlik tedbiri uygulanması hükmü,

2. (Değişik: 26/2/2008-5739/7 md.) Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin gereklerinin yerine getirilmemesi dolayısıyla hapis cezasının infazına ilişkin karar,

3. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak hükmedilen güvenlik tedbirinin değiştirilmesine ilişkin karar,

e) Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma ile ilgili olarak;

1. Kasten işlenen bir suç nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak yoksun kalınan haklara cezanın ertelenmesi dolayısıyla getirilen istisnaya ilişkin karar,

2. Mahkûmiyet hükmüyle bağlantılı olarak verilen, belli bir hak ve yetkinin kullanılmasının veya belli bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin karar,

f) Türk vatandaşı hakkında yabancı mahkemeden verilmiş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet kararının Türk hukuku bakımından doğurduğu hak yoksunluklarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkemece verilen karar,

g) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık dolayısıyla verilen karar,

h) Ceza zamanaşımının dolduğunun tespitine ilişkin karar,

i) Genel veya özel affa ilişkin kanun; özel affa ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı,

j) Askerî Ceza Kanununa göre verilmiş mahkûmiyet kararlarındaki ferî cezalar,

k) (Ek: 24/11/2016-6763/39 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kararlar,

Adlî sicile kaydedilir.

(2) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen mahkûmiyet hükmü ya da eski hükümde değişiklik yapan tüm hüküm ve kararlar açısından da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

(3) Kanun gereği olarak gerçek kimliği saklı tutulan kişilerin adlî sicil ve arşiv kayıtlarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

Adlî sicile kaydedilmeyecek bilgiler

Madde 5- (1) Türk mahkemeleri tarafından verilmiş olsa bile;

a) Disiplin suçlarına ve sırf askerî suçlara ilişkin mahkûmiyet hükümleri,

b) Disiplin veya tazyik hapsine ilişkin kararlar,

c) İdarî para cezasına ilişkin kararlar,

Adlî sicile kaydedilmez.

Diğer bilgilerin kaydı

Madde 6- (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir.(1)

(2) (Ek: 2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.

Adlî sicil bilgileri verilebilecek olanlar

Madde 7- (1) Adlî sicil bilgileri, kullanılış amacı belirtilmek suretiyle;

a) İlgili kişiye veya vekâletnamede açıkça belirtilmek koşuluyla vekiline,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına,

Verilebilir.

(2) Yabancı devletler tarafından istenilen adlî sicil bilgileri mütekabiliyet esasına göre verilir.

Adlî sicil bilgilerini verebilecek merciler

Madde 8- (1) Adlî sicil bilgileri; mahalli adlî sicillerde Cumhuriyet başsavcılıklarınca, (…)(3) kaymakamlıklarca yurt dışında elçilik ve konsolosluklarca, merkezî adlî sicilde ise Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce verilir. (2)(3)

Adlî sicil bilgilerinin silinmesi

Madde 9- (1) Adlî sicildeki bilgiler;

a) Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,

b) Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık,

c) Ceza zamanaşımının dolması,

d) Genel af,

Halinde Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek, arşiv kaydına alınır.

(2) Adlî sicil bilgileri, ilgilinin ölümü üzerine tamamen silinir.

(3) Türk vatandaşları hakkında yabancı mahkemelerce verilmiş olup 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (f) bendine göre adlî sicile kaydedilen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet hükümleri, kesinleştiği tarihten itibaren mahkûmiyet kararında belirtilen sürenin geçmesiyle, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce adlî sicil kayıtlarından çıkartılarak arşiv kaydına alınır. Adlî para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile cezanın ertelenmesine ilişkin hükümler, adlî sicil kaydına alınmadan doğrudan arşive kaydedilir.

Arşiv bilgilerinin istenmesi

Madde 10- (1) Arşiv bilgileri;

a) Kullanılış amacı belirtilmek suretiyle, kişinin kendisi veya vekâletnamede açıkça belirtilmiş olmak koşuluyla vekili,

b) Bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemeler,

c) Yetkili seçim kurulları,

d) Özel kanunlarda gösterilen hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşları,

Tarafından istenebilir.

––––––––––––––––

(1) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60 ıncı maddesi ile bu fıkrada yer alan “hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı veya askerî savcılık” ibaresi “hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı” şeklinde değiştirilmiştir.

(2) Bu fıkraya 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle, “kaymakamlıklarca” ibaresinden sonra gelmek üzere “yurt dışında elçilik ve konsolosluklarca” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.

(3) 5/4/2012 tarihli ve 6290 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile bu fıkrada yer alan “asliye mahkemelerinin bulunmadığı ilçelerde” ibaresi metinden çıkarılmıştır.

(2) Kanunda açıkça belirtilmediği takdirde, kişi hakkında alınacak bir karar veya yapılacak bir işlemle ilgili olarak, bir yakınının adlî sicil ve arşiv kayıtları istenemez ve bu bilgiler, kişiyi herhangi bir haktan yoksun bırakmak için dayanak olarak kullanılamaz.

(3) Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce istenebilir.

Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin gizliliği

Madde 11- (1) Adlî sicil ve arşiv bilgileri gizlidir. Bu bilgiler, görevlilerce açıklanamaz ve bu Kanun hükümlerine göre verilen kişi, kurum ve kuruluşlarca veriliş amacı dışında kullanılamaz.

Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi

Madde 12- (1) (Değişik: 5/4/2012-6290/2 md.) Arşiv bilgileri;

a) İlgilinin ölümü üzerine,

b) Anayasanın 76 ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;

1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,

2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle,

c) Diğer mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle,

tamamen silinir.

(2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.

(3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adlî sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir.

(4) (Ek: 24/11/2016-6763/40 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtlar, infazının tamamlanmasıyla tamamen silinir.

Adlî sicil ve arşiv kayıtlarında sorgulama yetkisi verilmesi

Madde 13- (1) Bir suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma kapsamında adlî sicil ve arşiv kayıtlarında;

a) Mahkeme, hâkim ve Cumhuriyet Başsavcılığı doğrudan doğruya, (1)

b) Kolluk ve diğer kamu kurum ve kuruluşları Adalet Bakanının onayı ile,

Sorgulama yapabilirler.

(2) (Ek: 4/7/2012-6353/32 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, mevzuatın adli sicil ve arşiv kaydı alınmasını öngördüğü hallerde, Adalet Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde ilgili kişiler hakkında adli sicil ve arşiv kayıtlarında sorgulama yapabilirler. Gerçek kişiler de kendileriyle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarını, Adalet Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde ve güvenli kimlik doğrulama araçlarını kullanarak sorgulayabilir, sonucu fiziki veya elektronik ortamda merciine verebilirler.

____________________

(1) 2/7/2018 tarihli ve 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60 ıncı maddesi ile bu bentte yer alan “hâkim, askerî hâkim, Cumhuriyet Başsavcılığı ve askerî savcılık” ibaresi “hâkim ve Cumhuriyet Başsavcılığı” şeklinde değiştirilmiştir.

Yasaklanmış hakların geri verilmesi

Madde 13/A(Ek: 6/12/2006-5560/38 md.)

(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,

a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,

b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,

gerekir.

(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.

(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.

(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.

(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.

(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.

(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır.

Komisyon

Madde 14- (1) Adlî sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesiyle ilgili kararları almak ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün teklifi ve Bakan onayı ile üç hâkimden oluşan bir komisyon kurulur.

Yönetmelik

Madde 15- (1) Bu Kanunun uygulama usul ve esasları, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Adalet Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte belirlenir.

Merkezî ve mahalli adlî sicildeki atamalar

Madde 16- (1) Merkezî ve mahalli adlî sicildeki şube müdürü, mühendis, çözümleyici, programcı, istatistik uzmanı, tercüman, şef, bilgisayar işletmeni ile veri hazırlama ve kontrol işletmenleri Adalet Bakanlığınca atanırlar; gerektiğinde sözleşmeli olarak da çalıştırılabilirler.

Malî hükümler

Madde 17- (Mülga: 4/7/2012-6353/33 md.)

Yürürlükten kaldırılan hükümler

Madde 18- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 22.11.1990 tarihli ve 3682 sayılı Adlî Sicil Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçici Madde 1- (1) Bu Kanunda öngörülen adlî sicil sistemi ile mevcut kayıtların bu Kanuna uyarlanması bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde tamamlanır.

Geçici Madde 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce toplanmış olsun veya olmasın, suç tarihi itibarıyla bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanuna göre süre yönünden silinme koşulu oluşanlar silinir; diğer kayıtlar için bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Mülga ikinci cümle: 5/4/2012-6290/3 md.)

(2) (Değişik: 5/4/2012-6290/3 md.) Bu Kanunun yayımı tarihinde, Anayasanın 76 ncı maddesi ile bazı özel kanunlarda yer alan ve bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından, arşive alınan veya şartları oluştuğu halde ya da henüz şartları oluşmadığı için arşive alınmayan kayıtlar hakkında 12 nci maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.

(3) (Ek: 5/4/2012-6290/3 md.)İkinci fıkrada sayılanlar dışında, birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar 3682 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan mahkûmiyetin esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinir.

Yürürlük

Madde 19- (1) Bu Kanun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 20- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

5352 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ

YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR TABLO

 

Değiştiren Kanunun/KHK’nin veya İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası

5352 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri

Yürürlüğe Giriş Tarihi

5560

8 ve 13/A

19/12/2006

5739

4, 17

1/3/2008

6290

8, 12, Geçici 2 nci madde

11/4/2012

6352

6

5/7/2012

6353

13, 17

12/7/2012

6763

4, 12

2/12/2016

KHK/698

6,13

24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi

0
Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2013 Yılı Mayıs ayında Yayın hayatına başlayan, Türkiye ve Dünya’da Hukuk alanına katkıda bulunmayı amaçlayan özgün araştırma ve makalelerin yayınlandığı bilimsel ve hakemli bir dergidir.

Yılda iki kez yayınlanmaktadır. Makaleler yayınlanmak üzere Türkçe ve diğer yabancı dillerde düzenlenebilir.

Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.

Bu dergi yayınlanma ile birlikte açık erişimi sağlama politikasını benimsemiştir.

Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.

Derginin Önceki Sayıları 

(Aralık 2017) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 10.Sayı

(Haziran 2017) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 9. Sayı

(Aralık 2016) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 8. Sayı

 (Haziran 2016) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 7. Sayı

 (Aralık 2015) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 6. Sayı

 (Haziran 2015) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 5. Sayı

 (Aralık 2014) Ulusal Hakemli Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 4. Sayı

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi Ulakbim’de arşivlenmektedir.

ULUSAL HAKEMLİ UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ DERGİSİ 
 DANIŞMA KURULU

                  

Sıra No: 
 
Adı Soyadı
Üniversite / Fakülte / Birim
Alanı
1
Prof. Dr. Abdurrahman EREN
Haliç Üniversitesi
Rektörlük
2
Prof. Dr. Ahmet BİLGİN
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Hukuk Tarihi
3
Prof. Dr. Ahmet GÜRBÜZ
Bingöl Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Hukuk Bilimleri
4
Prof. Dr. Ahmet Mithat KILIÇOĞLU
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Aile Hukuku, Borçlar hukuku, Miras hukuku, Kişiler Hukuku, Marka Hukuku
5
Prof. Dr. Ahmet Nezih KÖK
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi
Adli Tıp
6
Prof. Dr. Ali AKYILDIZ
Başkent Üniversitesi HukukFakültesi
İdare Hukuku
7
Prof. Dr. Ali GÜZEL
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Sendikalar Hukuku
8
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kamu Yönetimi
9
Prof. Dr. Atila ÖZER
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kamu Hukuku
10
Prof. Dr. Ayşe Füsun ARSAVA
Atılım Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Devletler Hukuku
11
Prof. Dr. Ayşe NUHOĞLU AYKUT
Bahçeşehir Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
12
Prof. Dr. Cemil KAYA
İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İdare Hukuku
13
Prof. Dr. Cevdet YAVUZ
İstanbul Medipol Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
14
Prof. Dr. Cumhur ŞAHİN
Gazi Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
15
Prof. Dr. Çetin ARSLAN
Hacettepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
16
Prof.Dr. Doğan SOYASLAN
Çankaya Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Usulü Hukuku
17
Prof. Dr. Elif Sibel ÇAKAR
Kırıkkale Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Kamu Hukuku
18
Prof. Dr. Emine TUNCAY KAPLAN
Başkent Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
19
Prof. Dr. Ender Ethem ATAY
Gazi Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İdare Hukuku
20
Prof. Dr. Erkan KÜÇÜKGÜNGÖR
Hacettepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
21
Prof. Dr. Erol ULUSOY
Alman Türk Hukuk Akademisi Başkanı
Ticaret Hukuku
22
Prof. Dr. Faruk AŞICIOĞLU
İstanbul Üniversitesi
Adli Tıp Kurumu
Tıp Bilimleri
23
Prof. Dr. Faruk TURHAN
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
24
Prof. Dr. Fethi GEDİKLİ
İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Hukuk Tarihi
25
Prof. Dr. Gürcan ALTUN
Trakya Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Adli Tıp
26
Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ
Galatasaray Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Usul ve İcra ve İflas Hukuku
27
Prof. Dr. Halil AKKANAT
İstanbul Üniversitesi
Türk Alman Üniversitesi
Medeni Hukuk
28
Prof. Dr. Haluk BURCUOĞLU
İstanbul Aydın Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Sözleşmeli
Medeni Hukuk
29
Prof. Dr. Hasan TUNÇ
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku, Anayasa Yargısı
30
Prof. Dr. İbrahim ÖZBAY
Erzincan Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku
31
Prof. Dr. İhsan ERDOĞAN
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
32
Prof. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
33
Prof. Dr. İsmail KIRCA
TOBB Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku
34
Prof. Dr. Kayıhan İÇEL
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku, Kitle İletişim Hukuku
35
Prof. Dr. Köksal BAYRAKTAR
Yeditepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku
36
Prof. Dr. M. Macit KENANOĞLU
İstanbul Şehir Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Hukuk Tarihi, Siyaset Bilimi, Anayasa Hukuku
37
Prof. Dr. Mahmut KOCA
İstanbul Şehir Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku, Ceza Muhakemesi Hukuku Kriminoloji
38
Prof. Dr. Mehmet Emin BİLGE
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku
39
Prof. Dr. Metin GÜNDAY
Atılım Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Kamu Hukuku
40
Prof. Dr. Mustafa Fadıl YILDIRIM
Gazi Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
41
Prof. Dr. Mustafa Fatih YAVUZ
İstanbul Üniversitesi
Adli Tıp Enstitüsü
Tıp Bilimleri
42
Prof. Dr. Mustafa KOÇAK
Okan Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku
43
Prof. Dr. Müslüm AKINCI
Kocaeli Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İdare Hukuku
44
Prof. Dr. Nasi ASLAN
Çukurova Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
İslam Hukuku
45
Prof. Dr. Nevzat KOÇ
Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
46
Prof Dr. Nihat BULUT
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Genel Kamu Hukuku
47
Prof. Dr. Nur CENTEL
Koç Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Usul Hukuku
48
Prof. Dr. Nuray EKŞİ
Yeditepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Özel Hukuk
49
Prof. Dr. Osman DOĞRU
Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İnsan Hakları Hukuku
50
Prof. Dr. Ömer ANAYURT
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku
51
Prof. Dr. Pervin SOMER
Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Roma Hukuku,
Borçlar Hukuku,
Sağlık Hukuku,
İlaçtan Doğan Sorumluluk
52
Prof. Dr. Ramazan ÇAĞLAYAN
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İdare Hukuku
53
Prof. Dr. Ramazan GÖKBUNAR
Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Maliye Teorisi
54
Prof. Dr. Rauf KARASU
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku
55
Prof. Dr. Salih CENGİZ
İstanbul Üniversitesi
Adli Tıp Enstitüsü
Fen Bilimleri
56
Prof. Dr. Selami KURAN
Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Hukuk
57
Prof. Dr. Selçuk ÖZTEK
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Özel Hukuk
58
Prof. Dr. Selma ÇETİNER
Girne Amerikan Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
59
Prof. Dr. Serap AKİPEK
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Hukuk
60
Prof. Dr. Sibel İNCEOĞLU
Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku
61
Prof. Dr. Şebnem AKİPEK ÖCAL
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Sözleşmeler Hukuku,
Enerji Hukuku,
Banka Hukuku, Tüketicinin Korunması Hukuku
62
Prof. Dr. Tayfun AKGÜNER
Lefke Avrupa Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
63
Prof. Dr. Timur DEMİRBAŞ
Yaşar ÜniversitesiHukuk Fakültesi
Ceza Hukuku
64
Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK
Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
65
Prof. Dr. Veysel BAŞPINAR
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk
66
Prof. Dr. Yener ÜNVER
Özyeğin Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku, Ceza Özel Hukuku, Kriminoloji, Bilişim Hukuku, Sağlık Hukuku
67
Prof. Dr. Yusuf KARAKOÇ
Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Mali Hukuk
68
Prof. Dr. Yüksel METİN
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku
69
Prof. Dr. Ziya AKINCI
Galatasaray Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Özel Hukuk
70
Doç. Dr. Devrim AYDIN
Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
71
Doç. Dr. Elif GÖKÇEARSLAN ÇİFCİ
Ankara Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Fakültesi
Sosyal Hizmet Bölümü
72
Doç. Dr. İlke GÖÇMEN
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Avrupa Birliği Hukuku Anabilim Dalı
73
Doç. Dr. İştar CENGİZ
Hacettepe Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
74
Dr. Öğr. Üyesi Adnan KÜÇÜK
Kırıkkale Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Anayasa Hukuku
75
Dr. Öğr. Üyesi İdris Hakan FURTUN
Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Kamu Hukuku Bölümü
76
Dr. Öğr. Üyesi Rifat Murat ÖNOK
Koç Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku, Uluslararası Kamu Hukuku, Uluslararası Ceza Hukuku, İnsan Hakları ve Kriminoloji
77
Dr. Öğr. Üyesi Sinan BAYINDIR
Piri Reis Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Ceza Hukuku
78
Dr. Gürsel ÖZKAN
Danıştay 13. Dairesi Üyesi

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
Temel İletişim:Mevlüt DÖNERTAŞ – Editör/ Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri
Destek İletişim: Emre İnal
Posta Adresi:Ahlatlıbel Mahallesi İncek Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı No:4 06805 Çankaya Ankara/Türkiye
Telefon:(312) 489 82 04 – 07
Faks:(312) 489 80 59
E-Posta :uyusmazlikmakale@hotmail.com

Bilimsel Yayıncılıkta Açık Erişim Politikası

0
Bilimsel Yayıncılıkta Açık Erişim Politikası, bilimsel dergilerin yayınlanması ile birlikte açık erişimi sağlama politikasını ifade etmektedir. Ülkemizde yayınlanan hukuk dergileri ve diğer bilimsel yayınlar ULAKBİM tarafından açık erişime açık şekilde arşivlenmektedir. Ulakbim, 1996 yılında TÜBİTAK’a bağlı bir enstitü olarak kurulmuştur. Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi; Türkiye’deki tüm akademik kurumları birbirine ve küresel araştırma ağlarına bağlayan Ulusal Akademik Ağ alt yapısını işletmekte ve bu ağ üzerinden yeni ağ servisleri sunmaktadır. 
Açık Erişim, hakem değerlendirmesinden geçmiş bilimsel literatürün, internet aracılığıyla; finansal, yasal ve teknik engeller olmaksızın, serbestçe erişilebilir, okunabilir, indirilebilir, kopyalanabilir, dağıtılabilir, basılabilir, taranabilir, tam metinlere bağlantı verilebilir, dizinlenebilir, yazılıma veri olarak aktarılabilir ve her türlü yasal amaç için kullanılabilir olmasıdır.
Budapeşte Açık Erişim Girişimi (BOAI), on yıl önce, hakem değerlendirmesinden geçmiş tüm yeni araştırmalara açık erişim (AE) için dünya çapında bir kampanya başlatmıştır. BOAI, “Daha geniş, derin ve hızlı başarıya ulaşmak için” nasıl birlikte çalışılabileceğini araştırmak amacıyla mevcut projeleri bir araya getirmiştir. BOAI, “açık erişim” terimini ilk kez kullanan, kamusal tanımı açık bir şekilde ifade eden, Açık Erişimin gerçekleştirilmesi için tamamlayıcı stratejiler öneren, tüm disiplinlere ve ülkelere AE için genel bir çağrı yapan ve önemli bir fon desteğine sahip olan ilk girişimdir. Bugün dünya genelindeki bu kampanya halen devam etmektedir.
Daha önce erişilememiş ölçüde önemli kamu yararına ulaşılması, araştırmaların hızlandırılması, eğitimin geliştirilmesi, zengin ile yoksulun, yoksul ile zenginin edinilen bilgiyi paylaşması, bilgi kaynaklarının olabildiğince yararlı hale getirilmesi ve insanlığın ortak bir entelektüel iletişim ve bilgi arayışı yolunda birleşmesine zemin hazırlanması amacı devam emektedir.
Açık Erişimin, teknik, ekonomik ve yasal fizibilitesi iyice test edilmiş ve belgelenmiştir. Bilim insanları araştırmalarının ürünlerini akademik dergilerde ücretsiz olarak ve herhangi bir ücret beklentisi olmadan yayımlamayı sürdürmektedirler. Ayrıca, bilim insanları, genellikle ücret beklentisi olmadan, editör ve hakem olarak makale değerlendirme sürecine katkıda bulunmaktadırlar. Ancak, hakemli araştırma literatürüne erişimin önünde yer alan; çoğu zaman, araştırma, araştırmacı ve araştırmacı kuruluşlarının zararına olan; yazar, hakem ve editörlerden ziyade bazı aracıların işine yarayan engeller kararlı bir şekilde yerinde durmaktadır.
Bilgiyi onu kullanabilecek, uygulayabilecek veya üzerine bir şeyler ekleyebilecek herkesin erişebileceği hale getirme gerekliliği kendini her zamankinden daha fazla hissettirmektedir.
Açık Erişimin Yaygınlaşması İçin Kabul Edilen İlkeler

Her yüksek öğretim kurumu, yazılacak tüm hakem değerlendirmesinden geçmiş bilimsel makalelerin kurumun özel sayısal arşivlerinde tutulmasını sağlayacak bir politikaya sahip olmalıdır.

Yayınlar resmi yayın tarihinden geç olmamak kaydıyla, mümkün olan en kısa sürede, tercihen kabul edilir edilmez, dijital arşive konulmalıdır. Üniversite politikaları, akademisyenlerin yeni çalışmalarını gönderecekleri dergileri seçme özgürlüğüne saygı göstermelidir.

Üniversite politikaları, Açık Erişimi, dergilerde yayın yapmayı teşvik etmeli, ancak zorunlu tutmamalıdır; bir açık erişim dergide yayın yapmakla yayınlarını bir açık erişim arşivine koymak arasındaki farkın anlaşılması konusunda akademisyenlere yardımcı olmalıdır. Üniversite politikaları, mümkün olduğunca, akademisyenlerin oylarıyla oluşturulmalıdır.

 Yüksek lisans ve doktora dereceleri veren her yüksek öğretim kurumu; kabul edilen tezlerin, kurumun dijital açık erişim arşivinde saklanmasını sağlayacak bir politikaya sahip olmalıdır. Çalışmalarını yayımlamak veya buluşları için patent almak isteyen öğrencileri kalıcı bir şekilde dışlamak yerine, bunu makul gecikmelerle yapmalarına imkan veren politikalar izlenmelidir.

Yayınlar mümkün olan en kısa sürede, tercihen kabul edilir edilmez, resmi yayın tarihinden daha geç olmamak üzere dijital arşive konulmalıdır. Politikalar telif hakkı ile korunmayan çalışmalar için ambargo kabul etmemelidir.

Tüm üniversite ve fon sağlayıcıların açık erişim politikaları, makalenin kabulü ve yayımlanma tarihi arasında uygun bir açık erişim arşivinde arşivlenmesini zorunlu kılmalıdır.

Tek tek makalelerin etkilerinin ölçümüne ihtiyaç duyan üniversiteler, fon sağlayıcı kuruluşlar ve araştırma değerlendirme programları; dergi düzeyinde değil de, makale düzeyinde ölçümler kullanmalıdır.

Kurumsal dijital arşivlere sahip üniversiteler, atama ve yükseltmelerle diğer kurum içi değerlendirme ve incelemeler için kullanılabilecek araştırma makalelerinin bu arşivlerde saklanmasını zorunlu kılmalıdır.

Araştırma değerlendirmesi yapan hükümetler ulusal değerlendirme amaçları dahilinde incelenecek olan tüm araştırma makalelerinin açık erişim arşivlerinde saklanmasını zorunlu kılmalıdır. Hiç bir politika, diğer kanıt türlerinin incelenmesinin sınırlandırılmasına veya değerlendirme standartlarının değiştirilmesine yol açacak şekilde yorumlanmamalıdır.

Yayıncılar, kamu yararına hareket eden hükümetlerle araştırmacılar ve araştırma yararı gözeten araştırma kuruluşlarına karşı lobi yapmaktan kaçınmalıdır. Yayıncılar; kendi adlarına profesyonel veya ticari yayın birliklerince yürütülen, kamu yararına, araştırmacılar ve araştırma yararına karşı olan lobi kampanyalarını reddetmelidir.

Araştırmacılar; kendi çıkarlarına karşı hareket eden yayıncılar için yazar, editör ve hakem olarak çalışmak zorunda değildir.

Yüksek öğretim kurumlarıyla bağlantısı olmayanlar da dahil, her alanda ve her ülkede yayın yapan tüm araştırmacılar, yayınlarının bir açık erişim arşivinde arşivlenmesi hakkına sahip olmalıdır.

Evrensel kurumsal dijital arşivlerin ara yüzü çoklu dil seçeneğine sahip olmalıdır.

Açık Erişim arşivleri, yazarlarına, indirme, kullanım ve atıf verilerine erişim hakkı vermeli ve bu verileri alternatif etki ölçümleri için kullanılabilir hale getirmelidirDijital arşivler bu verileri birbirleriyle standart formatta paylaşmalı, böylece, örneğin yazarlar için, birden çok dijital arşivde arşivlenmiş bir makalenin toplam indirilme sayısını öğrenmelerini mümkün kılmalıdır.

Üniversiteler ve fon sağlayan kuruluşlar yazarların ücret tabanlı açık erişim dergilerde makul bir yayın ücreti ödemelerine yardımcı olmalı ve dergilere destek olmak veya para yardımında bulunmak için uygun yollar bulmalıdır.

Açık Erişim arşivleri, PDF formatında arşivlenmiş makaleleri, XML gibi makine tarafından okunabilen bir formata çevirebilecek ücretsiz kullanıma hazır araçlar sağlamalıdır.

Araştırma kurumları üst veri ve sorgulama için dünya çapında açık standartların oluşturulmasını da desteklemeli; böylece, yayıncılar ve arşivler de daha kolay keşfedilebilir, erişilebilir ve kullanılabilir hale getirebilir.

Yayımlanmış literatürdeki bibliyografik atıflar veya referansların harmanlanması için gerekli araçlar geliştirilmelidir.

Kimin kime atıfta bulunduğu kamuya açık durumdadır; ve kullanım, yeniden kullanım ve analiz için standart formatta erişime açık olmalıdır.

Bilimsel yayıncılar, çapraz bağlantı ve kalıcı URL’ler için; açık standartlara dayalı, ücretsiz kullanılabilir, paragraf, görüntü ve açıklama düzeyinde tanımlamalar gibi rastgele parçalılık düzeylerine sahip bağlantı ve atıf vermeyi destekleyen bir altyapıya sahip olmalıdır.

Yayıncıların, editörlerin, hakemlerin ve araştırmacıların; örneğin, lisanslama, editöryal süreçler, makale gönderimleri, sahipliğin açıklanması ve yayın ücretlerinin ele alınışı konularında, yayıncılığın profesyonel davranış standartlarının bilincinde olması sağlanmalıdır.

Editörler, hakemler ve araştırmacılar; yayıncı ve dergiler ile bu profesyonel davranış standartları temelinde iletişim kurma fırsatlarını değerlendirmelidir. Bu standartlara uymayan yayıncıların öncelikle kendilerini geliştirmelidir.

Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi

0
Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi

Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) 1954 tarihinde yapılan Dünya Kongresinde kabul edilmiş, 1986 tarihinde düzenlenen Dünya Kongresinde ise yenilenmiştir. Bildirge basın özgürlüğünü ve gazetecilerin uyması gereken kuralları 9 maddede özetlemektedir.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (International Federation of Journalists) gazetecilik mesleğini yapmakta olan kişileri örgütleyen uluslararası bir sivil toplum örgütüdür. Örgütün merkezi Brüksel’dedir. IFJ, 1926 yılında sosyal adalet, gazetecilerin hakları, demokrasi, insan hakları, yoksulluk ve toplumsal yozlaşmaya karşı gazetecilerin oluşturduğu bir kuruluştur. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu 600.000’den fazla üyeye 100’den fazla ülkede temsilciye sahiptir. Türkiye’de Çağdaş Gazeteciler Derneği IFJ üyesidir. 

Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesi – Uluslararası Gazeteciler Federasyonu

Bu uluslararası bildirge, haber ve bilgiyi toplayan, ileten, yayan ve yorumlayan gazetecilerin, olayları anlatırken uyacağı mesleki davranış standardı olarak ilan edilmiştir.

1- Gazetecinin ilk görevi, gerçeğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı duymaktır.

2- Gazeteci, bu görevi yerine getirirken, haberleri dürüst bir şekilde toplama ve yayımlama özgürlüğü ile tarafsız yorum ve eleştiri hakkı ilkelerini her zaman savunur.

3- Gazeteci yalnızca kaynağını bildiği olgulara uygun haber yapmalıdır. Gazeteci temel bilgiyi örtbas edemez, belgeleri tahrif edemez.

4- Gazeteci, haber, fotoğraf ve belgeleri elde ederken yalnızca dürüst yöntemler kullanır.

5- Gazeteci, zarar verecek şekilde hatalı olduğu belirlenen, yayımlanmış herhangi bir bilgiyi düzeltmek için azami çaba gösterir.

6- Gazeteci, güven çerçevesinde elde edilen bilginin kaynağıyla ilgili olarak meslek sırrını korur.

7- Gazeteci, ayrımcılığın medya yoluyla daha da artırılması tehlikesine karşı uyanık olmalı ve başka şeylerin yanı sıra ırk, cinsiyet, cinsel tercih, dil, din, siyasi veya diğer görüşler ile ulusal ya da toplumsal kökene dayalı ayrımcılığa hizmet etmekten kaçınmak için azami çaba göstermelidir.

8- Gazeteci, aşağıdaki hususları ciddi meslek suçu olarak kabul eder:

-intihal,

-kasıtlı yalan beyan,

-iftira, bühtan, hakaret, asılsız suçlamalar,

-(bir haberi veya bilgiyi) yayımlama ya da örtbas etme karşılığında herhangi bir biçimde rüşvet alma.

9- Gazeteci adına layık olanlar, yukarıda belirtilen ilkelere sadık kalmayı görev bilir. Gazeteci, her ülkenin genel hukuk kuralları çerçevesinde, mesleki konularda –hükümetlerin ya da başka birilerinin her tür müdahalesini reddederek– yalnızca meslektaşlarının yargılarını kabul eder.

Türkiye’den Çağdaş Gazeteciler Derneği IFJ üyesidir.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Gazetecilerin Mesleki Davranış İlkeleri Bildirgesinin İngilizce metni aşağıda sunulmaktadır. 

IFJ DECLARATION OF PRINCIPLES ON THE CONDUCT OF JOURNALISTS

This international Declaration is proclaimed as a standard of professional conduct for journalists engaged in gathering, transmitting, disseminating and commenting on news and information in describing events.

1. Respect for truth and for the right of the public to truth is the 0first duty of the journalist.

2. In pursuance of this duty, the journalist shall at all times defend the principles of freedom in the honest collection and publication of news, and of the right of fair comment and criticism.

3. The journalist shall report only in accordance with facts of which he/she knows the origin. The journalist shall not suppress essential information or falsify documents.

4. The journalist shall use only fair methods to obtain news, photographs and documents.

5. The journalist shall do the utmost to rectify any published information which is found to be harmfully inaccurate.

6. The journalist shall observe professional secrecy regarding the source of information obtained in confidence.

7. The journalist shall be aware of the danger of discrimination being furthered by the media, and shall do the utmost to avoid facilitating such discrimination based on, among other things, race, sex, sexual orientation, language, religion, political or other opinions, and national or social origins.

8. The journalist shall regard as grave professional offences the following:

  • plagiarism;
  • malicious misrepresentation;
  • calumny, slander, libel, unfounded accusations;
  • acceptance of a bribe in any form in consideration of either publication or suppression.

9. Journalists worthy of the name shall deem it their duty to observe faithfully the principles stated above. Within the general law of each country the journalist shall recognise in professional matters the jurisdiction of colleagues only, to the exclusion of every kind of interference by governments or others.

(Adopted by 1954 World Congress of the IFJ. Amended by the 1986 World Congress.)

İdare Mahkemeleri

0
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi

İdare Mahkemeleri

İdare Mahkemeleri, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerdir.

İdare mahkemeleri, idari yargıda genel görevli ilk derece mahkemesidir. İdare mahkemesi genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe diğer mahkemelerin idari davalara bakma görevi yoktur. Vergi mahkemeleri ve ilk derecede Danıştay‘da çözümlenecek olanlar dışındaki tüm idari işlem ve eylemlere karşı açılacak davalar idare mahkemesinde görülmektedir.

Anayasaya göre “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” ve bu görevi idare mahkemeleri yapmaktadır.

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlamaktadır. Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamamaktadır.

Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdare mahkemesi, idari işlemler nedeniyle telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilmektedir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

İdare mahkemesi, idari dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyerek toplamaktadır. Bu mahkemeler kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapmaktadır. Tüm bilgi ve belgeler toplandıktan sonra keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verebilir.

Bölge Adliye Mahkemeleri-İstinaf Mahkemeleri

0
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemeleri-İstinaf Mahkemeleri

Bölge Adliye Mahkemeleri-İstinaf Mahkemeleri, ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinin vermiş olduğu kararları incelemekle görevlidir. Hukuk ve Ceza Mahkemeleri tarafından verilen tüm kararlar mahkemelerinin denetimine tabidir. Ayrıca, yerel mahkemelerinin verdiği ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararlarına karşı istinaf başvurusu yapılabilir.

Bölge Adliye Mahkemeleri kısaca BAM olarak nitelenmektedir ve istinaf incelemesi, hukuk ve ceza istinaf incelemesi olarak iki kategoriye ayrılmaktadır. İş bölümü, hukuk daireleri ve ceza daireleri olarak yapılmaktadır.

İstinaf Mahkemeleri Hukuk Daireleri Asliye Hukuk Mahkemesi, Sulh Hukuk mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi, İş Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemelerinin verdiği kararları incelemektedir. Bölge adliye mahkemeleri hukuk dairesi kararları aleyhine Yargıtay nezdinde temyiz başvurusu yapılabilir. Hukuk dairelerinin temyiz edilebilen kararlarının temyiz süresi, tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır.Temyiz sınırları miktar olarak her yıl belirlenmektedir. Temyiz edilemeyecek kararlar kanun tarafından istisnai olarak sayılmıştır.

İstinaf Mahkemeleri Ceza Daireleri, Ağır ceza mahkemesi, Asliye ceza mahkemesi, Çocuk mahkemesi, Çocuk ağır ceza Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemelerinin verdiği verdiği kararları incelemektedir. İstinaf Mahkemeleri, yerel mahkeme kararının bozulmasına gerek olmadan kendisinin yeniden bir karar vermesini mümkün görürse, ceza davasının yeniden görülmesi için davayı duruşmalı olarak karar bağlayabilir. Hükmedilen cezanın miktarı dikkate alınarak istinaf mahkemesinin bazı kararları aleyhine Yargıtay temyiz yolu kapalıdır. İstinaf Mahkemesi Ceza Dairesi kararlarının hangilerinin kesin olduğu ve hangilerinin temyiz edilebileceği kanun ile sayılmıştır.

Evrensel Basın Meslek İlkeleri

1
Evrensel Basın Meslek İlkeleri

Evrensel Basın Meslek İlkeleri, demokratik ülkelerde kabul gören ve basın kitle örgütlerinin ve gazetecilerin prensip olarak kabul ettikleri ilkelerdir.

Evrensel Basın Meslek İlkeleri

1 – Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.

2- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.

3- Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.

4- Kişi ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

5- Kişilerin özel yaşamı -kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında- yayın konusu olamaz.

6- Soruşturulması gazetecilik imkanları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayımlanamaz.

7- Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayımlanamaz.

8- Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.

9- Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.

10- Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.

11- Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın, kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.

12- Gazeteci; görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

13- Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.

14- İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.

15- Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.

16- Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip haklarına saygı duyarlar

İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi-Bill of Rights

0
İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi-Bill of Rights, 1689 yılında İngiltere’de yayımlanan ve İngiltere kralının yetkilerini kısıtlayıp keyfi davranışlarını engelleyen bir insan hakları bildirgesidir. İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi ile Britanya İmparatorluğu’nda tahta çıkan krallar, yetkilerinin çoğunu parlamentoya devretmiş; insan haklarının korunması bağlamında tüm Avrupa ülkeleri için önemli bir adım atılmıştır.
Bu imparatorluk halkının tüm zümrelerinin temsilcisi, meşru ve özgür, ruhani ve dünyevi lordlarla Avam Kamarası’nın M.S.1688’de Westminster’de bir araya gelmeleri ve o zamanlar William ve Mary adlarını, Orange prensesi ve prensesi unvanlarını taşıyan ve böyle çağrılan ve şahsen orada bulunan Majestelerine, kendilerinin kaleme aldıkları, aşağıdakinin tıpkısı bir yazılı açıklamayı sunmaları nazarı dikkate alınsın.
Şöyle ki; Ölen Kral II. James, görevlendirdiği çeşitli kötü niyetli danışmanın, yargıcın ve bakanın yardımıyla, Protestan dinini, İmparatorluğun özgürlüğünü ve yasalarını, aşağıda saydıklarımızı yapmak suretiyle yıkmaya ve köklerini kurutmaya kalkışmıştır.
  1.  Parlamentonun onayı olmadan, kendisini yasalardan ve bu yasaların icrasından muaf tutup, bunları zaman zaman iptal ederek, iktidarı ele geçirmiş ve elinde bulundurmuştur.
  2.  Nice namuslu din adamını tutuklatmış ve haklarında yargısal kovuşturma açtırmıştır; çünkü bu din adamları, ele geçirilen iktidara bir katkıda bulunmak için, alçakgönüllülük gösterip ricada bulunmuşlardır.
  3.  “Kilise yetkilileri mahkemesi” adını taşıyan bir mahkemenin kurulması için, altında büyük devlet mührünü taşıyan bir yönerge çıkarmış ve bu yönergenin uygulanmasını sağlamıştır.
  4.  Parlamentonun kabul ettiğinden başka bir zamanda ve başka bir biçimde, veto hakkı bahanesiyle, tahtın çıkarı ve yararına para toplamıştır.
  5.  Barış zamanında Parlamentonun onayı olmadan krallığın sınırları içinde, sürekli bir ordu kurmuş, hazır bulundurmuş ve askerleri yasaya aykırı bir biçimde garnizonlara yerleştirmiştir.
  6.  Papacıların yasayı hiçe sayarak silahlandırılıp, kışkırtıldıkları bir zamanda, Protestan inancından olan nice dürüst uyruklarının silahlarını ellerinden almıştır.
  7.  Parlamento üyeliği seçiminin serbestliği ilkesini çiğnemiştir.
  8.  Sadece Parlamento tarafından kovuşturulabilecek birçok olay ve dava hakkında, Yüksek Saray Mahkemesinde (the Court of King’s Bench) yargısal kovuşturma açılmıştır ve daha başka pek çok keyfi ve yasa dışı yönteme başvurulmuştur.
  9.  Son yıllarda hizipçi, kötü ahlaklı, yoz ve niteliksiz kişiler soruşturma jürilerine üye olarak katılmışlar ve yeniden üyeliğe seçilmişlerdir. Daha da önemlisi, yüksek ihanet soruşturmaları, kendi adına mülk sahibi olmayan jüri üyelerince yürütülmüştür. Bu hususlar da nazarı dikkate alınmalıdır.
  10.  Uyrukların özgürlüklerini korumak için sağlanan yararları ortadan kaldırmak amacıyla olsa gerek, haklarında suç duyurusunda bulunulmuş kişiler için gereğinden çok, abartılı koruma önlemleri alınmıştır.
  11.  Oldukça yüksek para cezaları verilmiş, insanlar korkunç, yasadışı cezalara çarptırılmışlardır.
  12.  İlgili kişiler hakkında daha herhangi bir suçluluk duyurusu ya da mahkeme kararı çıkmadan önce, ödeyecekleri kefalet ve çekecekleri hapis cezalarıyla (sukut-u hak cezaları) ilgili sözler verilmiş, vaatlerde bulunulmuştur.
Tüm bunlar, bu İmparatorluğun bildik yasalarıyla tüzükleriyle ve özgürlüğüyle doğrudan ve tamamen çelişmektedir. Adı geçen, ölü Kral II. James’in tahttan çekilmesi ve dolayısıyla tahtın boşta kalmasından sonra, Kadir-i Mutlak Tanrı tarafından, (bu krallığı papacılıktan ve keyfi yönetimden kurtarmak amacıyla, Tanrı’nın yüce elçisi seçilen) Siz Orange Prensi Altesiniz, (ruhani ve dünyevi lordların ve Avam Kamarasındaki çeşitli önde gelen kişilerin örgütlerine uyarak,) Protestan inancına bağlı ruhani ve dünyevi lordlarla, çeşitli kontluklara, kentlere, üniversitelere, seçim bölgelerine ve bazı limanlara mektup yazılmasını buyurmuştunuz. Bu kişilerden, dinlerinin yasalarının ve özgürlüklerinin yeniden tehlikeye düşürülmemesi için, kendilerini temsilen Parlamento’ya yollanmayı hak edebilecek, binaltıyüzseksensekiz yılının Ocak ayının 22.günü, Westminster’de bulunup, oradaki toplantıya katılabilecek kişileri seçmeleri istenmişti; bu mektuplara dayanılarak da seçimler yapılmıştı.
Böylece yukarda sözü edilen ruhani ve dünyevi lordlar ve Avam Kamarası; ilkin, atalarının buna benzer bir durumda yaptıkları gibi, eski hak ve özgürlüklerini temellendirmek ve geçerliklerini pekiştirmek üzere, sözkonusu mektuplara ve seçimlere dayanarak; bu kez ulusun tamamının, özgürce temsil edildiği bir toplantıda bir araya gelmişlerdir. Yukarıda sözü edilen amaçlara ulaşmak için de, en ciddi sorunlara en geçerli yöntemlerle eğilmeyi uygun bulmuşlardır.
  1.  Parlamentonun onayı olmadan, Kral’ın yetkisine dayanarak, yasaları ve bu yasaların icrasını iptal etmek gücü sözde kalır ve yasa dışıdır.
  2.  Son zamanlarda alışkanlık haline getirmek küstahlığını gösterdikleri gibi; Kral’ın yetkisine dayanarak, kendini yasalardan ve bu yasaların icrasından muaf tutmak gücü de sözde kalır ve yasadışıdır.
  3.  Geçmişteki, “Kilise yetkileri Mahkemesinin” kurulması için çıkarılan yönerge ve benzeri türden diğer tüm yönergeler ve mahkemeler yasa dışı ve zararlıdır.
  4.  Veto hakkı bahanesiyle, Parlamento’nun onayı olmadan, uzun bir süre için; kabul edildiğinden ya da edileceğinden başka bir biçimde tahtın yararına para toplamak yasadışıdır.
  5.  Kral’a rica ve minnet mektupları yollamak uyruklarının hakkıdır. Bu mektupların Kral’a sunulmasından dolayı yapılan tutuklamalar ve kovuşturmalar yasadışıdır.
  6.  Barış zamanında, Krallık sınırları içerisinde Parlamento’nun onayı olmadan, sürekli bir ordunun kurulması ve hazır bulundurulması yasaya aykırıdır.
  7.  Protestan inancına bağlı uyruklar, mevkilerinin gerektirdiği ve yasanın izin verdiği ölçüde, kendi güvenlikleri için silah taşıyabilmelidirler.
  8.  Parlamento üyelerinin seçimi serbest olacaktır.
  9.  Konuşma özgürlüğü vardır; Parlamento’daki tartışmalar ve görüşmeler, Parlamento’dan başka hiçbir yerde ya da mahkemede suçlama ya da soruşturma konusu yapılmamalıdır.
  10.  Gereğinden çok, abartılı güvenlik önlemleri öngörülmemeli, kefaletler yüksek tutulmamalı, korkunç ve olağandışı cezalar verilmemelidir.
  11.  Jüri üyeleri yasal yoldan atanmalı ve yeniden seçilebilmelidir. Yüksek ihanetle suçlanan insanların mahkemesine katılan jüri üyelerinin kendi adlarına mülk sahibi olmaları gerekmektedir.
  12.  İlgili kişinin yargılanmasından önce, kefalet ve hapis cezasıyla ilgili söz verilmesi ve vaatlerde bulunulması yasadışıdır.
  13.  Parlamento şikayetlerinin giderilmesi, yasaların düzeltilip, güçlendirilmesi ve korunması amacıyla sık sık toplanacaktır.