Türkiye’de Yayınlanmış Hukuk, Felsefe ve Düşünce Dergileri, yayın hayatına başlama yılına göre kronolojik olarak listelenmiştir. Birçok dergi yayın hayatına devam edememiş ve yayın dünyasından çekilmiştir. Düşünce dünyasına adım atan birçok dergi ekonomik nedenler, siyasal baskılar, istikrarsız yayın çizgisi ve başkaca nedenlerle yayınlara devam edememiştir. Bazı dergiler uzunca bir süre yayınlanmayı başarmışlardır.
Birikim Dergisi, Boğaziçi Üniversitesi tarafından çıkarılan Felsefe Tartışmaları, Yapı Kredi Yayınları tarafından çıkarılan Cogito ve Varlık Dergisi bunların uzun süre yayınlanmıştır. Ekonomik sebeplerle yada siyasal etkilerle yayını sonlanan bazı dergiler daha sonraki yıllarda yeniden yayınlanmaya başlamıştır.
Hukuk, Felsefe ve Düşünce Dergileri Kronolojik Listesi
1849-1851: Vakâyi Tıbbiye (İlk Türkçe dergi) 28 sayı yayımlanmıştır.
1860: Tercümân-ı ahvâl (Âgah Efendi)
1862: Tasfir-i Efkâr (Şinâsî daha sonra Namık Kemal)
1862: Mecmûa-i Fünûn
1862:İlk resimli dergi Mir’at yayın hayatına başlamış ve üç sayı çıkmıştır.
1864 Matbûât Nizamnâmesi-Cezâ Kânunnâmesi
1867: Yayın hayatında kısıtlamalar genişletilmiş ve birçok gazeteci İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır.
Zonguldak Ereğli’de kaymakamlık binası girişinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan fotoğrafını yere atan A.Ç. tutuklandı. Gazete Duvar’ın haberine göre; “Ereğli ilçesinde önceki gün kaymakamlık binasının giriş katında bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çerçeveli fotoğrafını yere atıp kırdığı için gözaltına alınan A.Ç. çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İddiaya göre, önceki gün bir evrak işi için Ereğli Kaymakamlığı’na giden A.Ç., binanın giriş katındaki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çerçeveli fotoğrafını alıp hakaret ederek yere attı. Olay yerine gelen polisin gözaltına aldığı A.Ç. ilk ifadesinde ekonomik sıkıntılar yaşadığını, öfkesine hakim olamayarak fotoğrafı yere attığını söyledi. Sağlık kontrolünden sonra emniyette ifadesi alınan A.Ç., nöbetçi savcının tutuklama talebiyle gönderildiği mahkemece “Devlet büyüklerine hakaret” suçundan tutuklandı.”
Aşı karşıtları Beyoğlu’nda deve ve eşekle eylem yaptı
Toplantı ve gösteri yapılmasına izin verilmeyen Beyoğlu’nda aşı karşıtları deve ve eşekli eylem yaptı. Göstericiler maske kullanımını ve PCR testini protesto etti. Bilim kurallarını ihlal eden ve “Maske Mesafe Yalanına Son, Maskeli Köle Olmayacağız” diye slogan atan grup üyeleri açtıkları pankartlarla PCR testin uygulamasına son verilmesini istedi. Aşı karşıtları 15 Kasım 2021’de Dayatmasız Yaşam Partisi’ni kurmuştu.
HDP İstanbul 4. Olağan Kongresi hakkında suç duyurusu
Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, HDP’nin İstanbul Kongresi hakkında suç duyurusunda bulundu. HDP İstanbul 4. Olağan Kongresi’nde ‘Abdullah Öcalan lehine slogan atıldığı’ ve ‘örgütsel marşlar söylendiği’ gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi. Polis açıklamasında “Kongre salonunda katılımcılar tarafından Terör Örgütü elebaşını övücü sloganlar ile örgütsel marşların söylenmesinin tespit edilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.” denildi.
Sosyal Medya Röportaları yapan 3 YouTuber gözaltına alındı
Youtube’da sokak röportajı yapan ‘Kendine Muhabir’ ve ‘Sade Vatandaş’ ve ‘İlave TV’ kanallarının sahipleri sabah saatlerinde gözaltına alındı. İlave TV’nin sunucusu Arif Kocabıyık ile kanalın kameramanı, Kendine Muhabir kanalının sunucusu Hasan Köksoy ve Sade Vatandaş’ın sahibi Mehmet Koyuncu gözaltına alındıklarını duyurdular. Antalya İl Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, gözaltı gerekçesi ile ilgili ise bilgi verilmedi. Yapılan açıklamada, dört ismin gözaltındaki işlemlerinin devam ettiği belirtildi.
Mercedes Dava Açacağını Açıkladı
Mercedes otomobil firması, Formula 1’de Red Bull-Honda takımından Max Verstappen’in son turda kazandığı final yarışının ardından yaptıkları itirazların reddedilmesini mahkemeye taşıyacağını açıkladı. Formula 1’de Red Bull-Honda takımından Max Verstappen, büyük çekişmenin yaşandığı son yarış sonrasında Mercedes’in Büyük Britanyalı pilotu Lewis Hamilton’u geçerek ilk şampiyonluğuna ulaşmıştı.
Öğretmenlik Meslek Kanunu
Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısını bu ay içinde meclise sevk edeceklerini açıkladı.
Kim Milyoner Olmak İster
‘Kim Milyoner Olmak İster’ programında, insanlara nasıl araba kullanılacağını anlattığını ve trafik kurallarını anlattığını söyleyen yarışmacı, bir trafik levhasının ne anlama geldiği konuda sorulan soruya yanıt veremedi ve yarışmadan elendi.
Gözaltı
Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü tarafından Konur Sokak civarından gözaltına alınan öğrencilerden birinin kolu kırıldı. Gözaltılar hakkında savcılığın “İfadelerini alın bırakın” talimatı verdiği belirtildi.
Çevre
Aydın’ın Çine ilçesinde Eysim Madencilik’in faaliyetlerine direnen köylülerden Ali Coşkun ve Canan Coşkun’a silahlı saldırı düzenlendi. Evlerine 60 metre uzaklıkta işletilen madene karşı mücadele eden Topçam köylüsü Coşkun çiftine üzerine ateş açıldı. Çevreciler, saldırganların bulunmasını talep etti.
Kerem Bürsin
Oyuncu Kerem Bürsin, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi toplumsal cinsiyet eşitliği alanında etkinlikler yürüten ‘HeForShe Hareketi‘nin sözcülüğüne getirildi.
Garibe Gezer
İzmir’de Kadınlar Birlikte Güçlü’nün çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yaptıkları açıklamada cezaevinde ölen ve intihar ettiği açıklanan Garibe Gezer’in ölümü sonrası cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını protesto etti.
Adli Vaka
Antalya’da bir uzman er, tartıştığı kadın polis memurunu sokak ortasında bıçakladı. Olayda kadın polis ağır yaralanırken, vatandaşlar tarafından kaçarken yakalanan uzman er, polis ekiplerine teslim edildi.
Barınamıyoruz
Ankara’da “Barınamıyoruz Hareketi” eylemlerinde gözaltına alınan 86 öğrenciden 23’ü serbest bırakıldı. Ankara’ya gelen öğrenciler şehir girişinde iki ayrı noktada gözaltına alınmıştı
Saldırı
İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş’ın annesinin cenazesi için İzmir’e giden İstanbul Havalimanı’ndan sorunlu Emniyet Müdürü Hüseyin Ağca, aynı günün gecesinde bir eğlence mekanının önünde silahla vuruldu. Sol baldırından yaralanan Ağca, Alsancak Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Saldırganların yakalanması için başlatılan çalışmanın sürdüğü belirtildi.
İstanbul Pendik’te boğazını keserek 7 yaşındaki kızını öldüren baba intihar girişiminde bulundu. Şahsın, sosyal medyada kızının fotoğrafını paylaştığı ve “Seni çok seviyorum güzel kızım” dedikten sonra kızını öldürdüğü öğrenildi. Cinayette yeni detaylar ortaya çıktı. Katil babanın, eşiyle arasında uzaklaştırma kararı olduğu ve cinayeti işlemeden önce kızını anneannesinden aldığı öğrenildi.
Boris Johnson
İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın koronavirüs kurallarını ihlal ettiği öne sürüldü. Johnson’ın geçen yıl uygulanan karantina döneminde iki iş arkadaşı ile Noel eğlencesi için bir araya geldiği iddia edildi. Başbakan hakkında soruşturma açılıp açılmayacağı henüz bilinmiyor.
İstanbul’da kendilerini polis olarak tanıtan telefon dolandırıcılarının yüksek mühendis C.A. adlı kadını 1 milyon dolar dolandığı ortaya çıktı. Polis, dolandırıcıları arıyor.
Dolandırıcılık
İstanbul’da kendilerini polis olarak tanıtan telefon dolandırıcılarının yüksek mühendis C.A. adlı kadını 1 milyon dolar civarında dolandığı ortaya çıktı. Polis, dolandırıcıları arıyor.
Berfin Özek
Hatay’ın İskenderun ilçesinde Berfin Özek (21), 2 yıl önce yüzüne asit dökmesi sonucu yüzünden yaralanmasına neden olan eski erkek arkadaşı Casim Ozan Çeltik (23) ile evlendi. Berfin Özek, saldırının ardından yakalanarak tutuklanan ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, ‘kasten yaralama’ suçundan 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çeltik hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş ve sanık tahliye olmuştu.
Yaşadığı Ülkenin Uyruğunda Olmayan Kişilerin İnsan Hakları Bildirisi
BAŞLANGIÇ
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,
Herkesin ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin insan hakların ve temel özgürlüklerine evrensel saygıyı ve uygulamasını teşvik eden Birleşmiş Milletler Şartını gözeterek,
Bütün insanların onurları ve hakları bakımından eşit ve özgür doğduklarını ve herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildiride yer alan bütün haklara ve özgürlüklere sahip olduklarını ilan eden İnsan Hakları Evrensel Bildirisini gözeterek;
Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, herkesin her yerde, kişiliğinin hukuk önünde tanınmasına hakkının olduğunu ve herkesin hukuk önünde eşit ve hiçbir ayrımcılığa uğramadan hukukun korumasından eşit olarak yararlanacağına, bu Bildirinin ihlaline yönelik bir ayrımcılığa ve böyle bir ayrımcılık kışkırtmasına karşı hukukun korumasından eşit olarak yararlanacağını ilan ettiğini gözeterek;
Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Taraf Devletlerin, bu Sözleşme’de belirtilen hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi bir ayrım gözetilmeksizin uygulamayı güvence altına almayı yükümlendiklerinin farkında olarak;
Ülkeler arasındaki iletişimin iyileştirilmesi, barışçıl ve dostça ilişkilerin geliştirilmesi gereği ile uyruğunda olmadıkları ülkelerde yaşayan bireylerin artacağının bilincinde olarak;
Birleşmiş Milletler Şartının amaç ve ilkelerini teyit ederek;
İnsan hakları ve temel özgürlükleri sağlayan uluslararası organların ayrıca uyruğu olduğu ülkede yaşamayan bireylere de sağlamasını kabul ederek;
Bu Bildiri aşağıdakileri ilan eder:
Madde 1
Bu bildirinin amaçları bakımından “yabancı” kelimesi, aşağıdaki maddelerde yapılan nitelemeler de göz önünde tutularak, bulunduğu ülkenin uyruğunda olmayan birey için uygulanır.
Madde 2
1.Bu Bildirideki her hangi bir hüküm, yabancı bir kimsenin bir Devlete yasadışı yollardan girişini ya da bulunuşunu meşrulaştıracak şekilde veya herhangi bir Devletin yabancıların ülkeye girişi, kalış süresi ve koşulları ya da vatandaşlar ile yabancılar arasındaki farkları belirleyen yürürlükteki yasaların ve düzenlemelerin getirdiği hakları sınırlayacak şekilde yorumlanamaz. Bununla birlikte bu yasalar ve düzenlemeler, bu Devletin insan hakları alanındaki yükümlülükleri dahil, uluslararası yükümlülüklerine aykırı olamaz.
2.Bu Bildiri, bir Devletin iç hukukta yabancılara vermiş olduğu hakları veya Devletin uluslararası hukuka göre yabancılara vermekle yükümlü olduğu hakları yabancılara tanımamış olsa veya daha az ölçüde tanımış olsa bile, iç hukukta verilmiş hakların kullanılmasını engellemez.
Madde 3
Her Devlet, yabancılarla ilgili ulusal mevzuatını ve düzenlemelerini alenileştirir.
Madde 4
Yabancılar, ikamet ettikleri ya da bulundukları Devletin yasalarına uyarlar ve bu ülke halkının gelenek ve göreneklerine saygı gösterirler.
Madde 5
1.Yabancılar, ulusal hukuk ve ilgili Devletin uluslararası yükümlülüklerine bağlı olarak, özellikle aşağıdaki haklardan yararlanırlar:
1.Yaşama hakkı ve kişi güvenliği hakkı; hiçbir yabancı keyfi olarak gözaltına alınamaz veya tutulamaz; hiçbir yabancı hukukun öngördüğü sebeplere dayanmadıkça ve hukukun öngördüğü usule uyulmadıkça, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz;
2.Kişinin mahremiyetine, aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı müdahaleye karşı korunma hakkı;
3.Mahkemeler, yargı yerleri ve adli işlerde bulunan diğer bütün makamlar önünde eşitlik hakkı ve gerektiği taktirde ceza yargılamasında ve hukuken öngörülen diğer yargılamalar sırasında çevirmenden ücretsiz yararlanma hakkı;
4.Bir eş seçme, evlenme ve aile kurma hakkı;
5.Düşünce, fikir, din ve vicdan özgürlüğü; sadece hukuken öngörülen ve kamu güvenliği, düzeni, sağlığı ve ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin korunması gerekli olduğu sınırlamalar hariç, din veya inancını açığa vurma hakkı;
6.Kendi dilini, kültürünü ve geleneklerini sürdürme hakkı;
7.Yurtdışındaki kazançlarını, birikimlerini ya da diğer kişisel parasal malvarlığını, ulusal kambiyo mevzuatına bağlı olarak transfer edebilme hakkı;
2.Yabancılar, hukuken öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, düzeni, sağlığı ya da ahlakı ya da başkalarının hak ve özgürlüklerini korumanın gerekli olduğu ve ilgili uluslararası belgelerde tanınan haklara uygun olan sınırlamalara tabi olarak, aşağıdaki haklardan yararlanırlar:
1.ülkeden ayrılma hakkı;
2.ifade özgürlüğü;
3.barışçıl toplanma özgürlüğü;
4.ulusal hukuka bağlı olarak, kendi başına ya da başkalarıyla birlikte mal ve mülke sahip olma hakkı.
3.İkinci fıkradaki hükümlere bağlı olarak, bir Devletin ülkesinde hukuka uygun olarak bulunan yabancılar seyahat özgürlüğünden ve Devletin sınırları içinde seçeceği yerde ikamet özgürlüğünden yararlanır.
4.Ulusal mevzuata ve izne bağlı olarak, Devletin ülkesinde hukuka uygun bir şekilde kalan yabancının eşi ve küçük ya da bağımlı çocuklarının, kendisine refakatine, kendisiyle birleşmelerine ve kalmalarına izin verilir.
Madde 6
Bir yabancı işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz ve ayrıca özgür iradesi olmaksızın tıbbi ya da bilimsel deneye tabi tutulamaz.
Madde 7
Bir Devletin ülkesinde hukuka olarak bulunan bir yabancı, sadece hukuka uygun olarak verilmiş bir karar gereğince ülkeden çıkarılabilir ve istisnai olarak ulusal güvenliğin zorlayıcı nedenleri başka türlü gerektirmedikçe, ülke dışına çıkarılma kararına itiraz etmesine ve davasının yeniden gözden geçirilmesine ve bu amaçla yetkili merci ya da yetkili merci tarafından atanmış kişi ya da kişiler önünde temsil edilmesine izin verilir. Bu yabancıların ırk, renk, din, kültür, soy ya da ulusal ya da etnik kökenleri yüzünden bireysel ya da kolektif olarak sınırdışı edilmeleri yasaklanır.
Madde 8
1.Devletin toprağında yasal olarak ikamet eden yabancılar, 4. maddedeki yükümlülüklerine tabi olarak ve ulusal hukukun öngördüğü şekilde, aşağıdaki haklardan da yararlanırlar:
1.Güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına, eşit çalışma değerlerinde özellikle kadınlara erkeklerin yararlandıklarından daha aşağı olmayacak çalışma koşullarının garanti edilmesi, eşit işe eşit ücret gibi herhangi bir ayrımcılık yapılmadan adil ücret ve eşit ödüllendirilme hakkı;
2.Sendika ve diğer örgütler ya da kendi seçtiği derneklere üye olabilme, etkinliklerine katılabilme hakkı. Hukuken öngörülmüş olmak ve demokratik bir toplumda gerekli, ulusal güvenlik ya da kamu düzeninin yararı ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi gerekçelerden başka bu hakların uygulanması sınırlanamaz;
3.Sağlık koruması, tıbbi bakım, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, eğitim, dinlenme ve boş zaman hakları katkıda bulunmakla ilgili düzenlemeler uyarınca yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve Devletin kaynaklarında aşırı zorlanmaya neden olmamak kaydıyla sağlanır.
2.Yabancının bulunduğu ülkedeki katkı paylı etkinliklere katılmasına bağlı haklarının korunması için yabancıların hakları, ilgili Hükümetler arasında iki taraflı ya da çok taraflı sözleşmelerle tespit edilebilir.
Madde 9
Hiçbir yabancı yasal olarak edindiği servetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz.
Madde 10
Bir yabancı herhangi bir zamanda uyruğunda olduğu Devletin konsolosluğu ya da diplomatik misyonu ile bunların yokluğu halinde uyruğunda olduğu ya da ikamet ettiği yerde, Devletin çıkarlarının korumakla yetkilendirilmiş başka herhangi bir Devletin konsolosluğu ya da diplomatik misyonu ile görüşmekte serbesttir.
Beşinci Yargı Paketi, “İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” adıyla 24 Kasım 2021 tarihinde yasalaşmıştır. Torba Kanun olarak adlandırılan yasa kapsamında getirilen değişiklikler, Avrupa Birliği ile uyumlu yasa çalışmalarının devamı niteliğindeki Yargı Reformu Stratejisi paketlerinin bir parçasıdır.
Kanun; birleştirilmiş icra daireleri ile iş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde Adalet Bakanlığı tarafından bir icra başmüdürü görevlendirilmesini öngörüyor. İş yoğunluğu ve daire sayısının fazla olduğu illerde Adalet Bakanlığı tarafından birden fazla icra daireleri başkanlığının kurulması ile bu başkanlığa icra dairelerinin gözetim ve denetimleri ile idari işlerine bakma görevinin verilmesi hüküm altına alınıyor.
KANUNA GÖRE; HACİZLİ MAL SATIŞ MAHALLİNE GETİRİLMEYECEK
Kanuna göre; icranın geri bırakılması kararını verme yetkisi, kanun yolu aşamasına göre bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’dan alınacak ve takibin yapıldığı yer icra mahkemesine ibraz edilecek.
İstinaf başvurusunun kesin olarak reddine karar verilmesi halinde sadece alacaklının talebi üzerine teminata konu olan para alacaklıya ödenecek.
Açık artırmanın tüm aşamaları elektronik ortamda yapılabilecek, bu sebeple hacizli malın satış mahalline getirilmesi gerekmeyecek. Bu durum şu gerekçeyle açıklandı: “İcra satışlarının tamamen elektronik ortamda yapılması neticesinde; açık artırmalara internete erişimi olan her yenden çok daha fazla kişi katılabilecek, isteyen herkes açık artırmada kolay bir şekilde teklif verebilecek, mezat salonlarına gelme ve oradaki teklifleri takip etme ihtiyacı ortadan kalkacak ve böylece mahcuz mal veya hak rayiç değerinde satılabilecektir.”
Haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış malların satış talebi üzerine muhafaza altına alınacak veya ihale alıcısına hazır hale getirilecek.
Borçlunun hacizli malın satışını isteyebilmesi düzenlenecek. Hacizli malların satış isteme süreleri yönünden taşınır ve taşınmaz mal ayrımı kaldırılacak ve taşınır için cari olan altı aylık satış isteme süresi taşınmazlarda olduğu gibi bir yıl olarak kabul edilecek. Borçluya satış yetkisi verilmesi usulünde borçlunun da kıymet takdimi yaptırabilmesi söz konusu olacak.
Mezat salonlarında yapılan açık artırmanın uygulamada sorun yaratması sebebiyle haciz olan mallar için açık artırmanın tümüyle UYAP sistemine entegre elektronik satış portalına yapılması kabul edilecek ve açık artırmanın fiziki ortada tamamlanması uygulamasından vazgeçilecek.
VELAYET HAKKI DEĞİŞTİRİLEBİLMESİ YASALAŞTI
Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin madde hükümleri, Çocuk Koruma Kanunu’nda yeniden düzenlenecek. Velayeti kendisine bırakılan anne veya baba, kişisel ilişki kurulmasına dair kararının gereklilikleri yerine getirmezse, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla, velayet değiştirilebilecek. Bu karar kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilecek.
ÇOCUK TESLİMİNDE, PSİKOLOG, PEDAGOG VEYA SOSYAL ÇALIŞMACI EŞLİK EDECEK
Çocuğun üstün yararına hizmet etmede yetersiz kalındığı ve taraflar arasında yeni ihtilaflara neden olduğu gerekçesiyle; çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair mahkemeler tarafından verilen ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine dair müessese geliştirilecek. Aile mahkemeleri tarafından verilen ilam veya tedbir kararları, Adalet Bakanlığı’nın Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri müdürlükleri tarafından yerine getirilecek. Müdürlüklerde; müdür, müdür yardımcısı, personel, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı görevlendirilecek. Müdürlük bulunmayan yerlerde ise Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğü tarafından kararlar yerine getirecek. Kararların yerine getirilesinde çocuğun yerleşim yeri müdürlüğü yetkili olacak.
ÇOCUK TESLİMİNE AYKIRI HAREKET EDENLERE DİSİPLİN HAPSİ GETİRİLDİ
Adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü ilam ve tedbir kararının yerine getirilmesi talep edildiği takdirde ilk işlemi düzenleyecek ve irtibata geçerek belirlenen gün ve saatte hak sahibine teslim etmek üzere çocuğu belirlenen yere getirecek. Yükümlüyle irtibat kurulamaması veya yükümlüğünün çocuğu getirmeyeceğini beyan etmesi yahut belirlenen yere getirmemesi halinde müdürlük derhal bir teslim emri gönderecek. Teslim edilmemesi durumunda çocuk nerede ulunursa bulunsun müdürlük tarafından alınarak hak sahibine teslim edilecek. Bu hallerde kolluktan yardım isteyebilecek ve zor kullanılabilecek.
Çocuk teslimine aykırı hareket edenler ima emrin yerine getirilmesini engelleyenler bir ay içinde yapılacak şikayet üzerine üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılacak.
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 1 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve mevcut dördüncü fıkrasında yer alan “Bakanlığının” ibaresi “Bakanlığı veya Bakanlığın” şeklinde değiştirilmiştir.
“İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir.”
MADDE 2
2004 sayılı Kanuna 3 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“İcra daireleri başkanlığı:
MADDE 3/a- İş yoğunluğunun veya icra dairesi sayısının fazla olduğu illerde Adalet Bakanlığı tarafından, yetki çevresi de belirlenmek suretiyle bir veya birden fazla icra daireleri başkanlığı kurulabilir.
Başkanlıkta bir başkan ile yeteri kadar başkan yardımcısı bulunur. Başkan birinci sınıf olmuş, başkan yardımcısı ise birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından muvafakatleri alınarak Bakanlıkça atanır. Ayrıca başkanlıkta, yeteri kadar icra başmüdürü, icra müdürü, icra müdür yardımcısı, icra kâtibi ve memur Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilir.
İcra daireleri başkanı ve başkan yardımcıları hakkında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda çalışan hâkimlere ilişkin hükümleri uygulanır.
Başkanlık, icra dairelerinin gözetim ve denetimlerini yapar, idari işlerine bakar; mevzuatla verilen görevleri yerine getirir.
Bu madde hükmü iflas daireleri ile iflas dairelerinde çalışan görevliler hakkında da uygulanır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 3
2004 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesine “itirazları inceler,” ibaresinden sonra gelmek üzere “icra daireleri başkanlığı kurulmayan yerlerde” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 4
2004 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “esaslara göre” ibaresinden sonra gelmek üzere “icra daireleri başkanlığının, bu başkanlığın kurulmadığı yerlerde” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 5
2004 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan” ibaresi “takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden” şeklinde ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; beşinci fıkrasının ikinci cümlesine “verilmeyeceğine” ibaresinden sonra gelmek üzere “bozma sonrası esası inceleyecek” ibaresi eklenmiş; altıncı fıkrasının birinci cümlesine “başvurunun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kesin olarak” ibaresi ve fıkraya ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ücreti ilgililer tarafından verilirse icra mahkemesince icranın geri bırakılması hakkındaki karar, hükmü veren mahkemeye ve icra dairesine en uygun vasıtalarla bildirilir.”
“Bölge adliye mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararına karşı temyiz yolunun açık olması hâlinde, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar icranın geri bırakılması kararının etkisi devam eder.”
MADDE 6
2004 sayılı Kanunun 87 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 87- Haczi yapan memur, sicile kayıtlı mallar hariç olmak üzere haczettiği malın kıymetini takdir eder. İcabında bilirkişiye müracaat edebilir.
Sicile kayıtlı malın kıymet takdirinin bilirkişilik bölge kurulu listesinde kayıtlı ve bu konuda Adalet Bakanlığınca izin verilen bilirkişilere, bunların bulunmaması hâlinde listede kayıtlı diğer bilirkişilere yaptırılması zorunludur.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 7
2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış mallar satış talebi üzerine muhafaza altına alınır veya ihale alıcısına teslime hazır hâle getirilir, aksi takdirde satış yapılamaz.”
“Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından 106 ncı madde hükmü saklıdır.”
MADDE 8
2004 sayılı Kanunun 97/a maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.
“Bu hâlde üçüncü şahıs yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. Ancak 97 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca takibin devamına karar verilmesi hâlinde mal muhafaza altına alınabilir.”
MADDE 9
2004 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Talep için müddetler ve giderlerin yatırılması:
MADDE 106- Alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı da bu hükme tabidir.
Bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satışı gerçekleştirilemeyen mahcuz hakkındaki satış isteme süresi, satış isteyen alacaklı bakımından birinci fıkrada belirtilen sürenin sona ermesinden itibaren bir yıl daha uzar.
Satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin olarak yatırılması zorunludur.
Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin birlikte yapılması ve bunlara ilişkin giderlerin tamamının birlikte ve peşin olarak yatırılması zorunludur.
Kıymet takdiri ve satış giderlerinin, sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından ilaveten muhafaza giderinin tamamı, satış talebiyle birlikte peşin olarak yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır.
Yukarıdaki fıkralar uyarınca satış talebiyle birlikte peşin olarak yatırılan miktarın satış işlemleri sırasında yetersiz kaldığı anlaşılırsa icra müdürü tarafından satış isteyene on beş günlük süre verilir ve bu sürede eksik miktar tamamlanmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır.
Bu maddede belirtilen giderler Adalet Bakanlığınca her yıl yürürlüğe konulan tarifede belirlenir.”
MADDE 10
2004 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “icra müdürü tarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 11
2004 sayılı Kanunun 111 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Borçlunun borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüdü veya alacaklı ile borçlunun hacizden önce ya da hacizden sonra borcun taksitlendirilmesi için yapacakları sözleşme nedeniyle icra dairesinde düzenlenecek tutanak veya kâğıt, damga vergisinden istisnadır.”
MADDE 12
2004 sayılı Kanuna 111 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Borçluya satış yetkisi verilmesi:
MADDE 111/a- Borçlu, kıymet takdirinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde haczedilen malının rızaen satışı için kendisine yetki verilmesini talep edebilir. Kıymet takdiri yapılmadığı durumlarda borçlu da kıymet takdiri yapılmasını isteyebilir. İcra müdürü, kıymet takdirinin kesinleşmesinden sonra cebrî satış işlemlerini durdurarak borçluya on beş günlük süre verir. Borçluya verilen sürenin başlangıcından üçüncü fıkra uyarınca verilen icra mahkemesinin kararına kadar geçen sürede alacaklı bakımından satış isteme süresi işlemez.
Rızai satışta bedel, malın muhammen kıymetinin yüzde doksanına karşılık gelen miktarı ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak bu aşamaya kadar bu mahcuz için yapılan takip masrafları toplamından az olamaz.
Borçluyla anlaşan alıcının belirlenen bedeli birinci fıkra uyarınca borçluya verilen on beş günlük süre içinde dosyaya ödemesi hâlinde icra müdürü, gerekli bilgi ve belgeleri temin ettikten sonra yukarıda belirtilen şartların bulunduğunu tespit ederse satışın onayı ile malın devir ve teslim işlemlerinin yapılmasına karar verilmesi için dosyayı derhâl icra mahkemesine gönderir. Mahkeme, en geç on gün içinde yapacağı inceleme sonucunda dosya üzerinden talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir. Kabul kararıyla malın mülkiyeti alıcıya geçer ve tüm hacizler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. Ret kararı verilmesi hâlinde yatırdığı bedel alıcıya iade edilir.
Bu madde uyarınca yapılacak satışlar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 13
2004 sayılı Kanuna 111 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Elektronik ortamda açık artırma suretiyle satış:
MADDE 111/b- Haczolunan malın satışı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılır.
Açık artırmada teklif verme süresi yedi gündür.
Açık artırma, ilanda belirtilen gün ve saat aralığında ve teklif verme yoluyla yapılır. Teklif verenlerin kişisel bilgileri, artırma süresi içinde bilişim sistemini işleten kamu görevlileri hariç hiç kimse tarafından görülemez ve bilişim sisteminde gösterilemez.
Teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde birinden ve her hâlde yüz Türk lirasından az olamaz.
Açık artırmada en yüksek teklifi veren, artırma süresi içinde kendisinden yüksek bir teklif verilmedikçe teklifini çekemez ve teminatını alamaz.
Açık artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklifin verilmesi hâlinde açık artırma bir defaya mahsus olmak üzere on dakika uzatılır.
Elektronik satış portalında satış işlemlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini engelleyen veya elektronik satış sistemi ile ihale alıcılarının hak ve menfaatlerine zarar veren internet siteleri hakkında, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 8/A maddesi hükümleri uygulanır.
Elektronik satış portalının işleyişini ya da güvenliğini tehlikeye sokan veya satış portalına erişimi engelleyen ya da zorlaştıran nitelikte eylemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, satış portalına girişi Adalet Bakanlığınca üç ay süreyle engellenir. Engelleme işlemi, derhâl uygulanmaya başlanır ve satış portalının ilgili kişilerin görebileceği bir bölümünde duyurulur. Bu işleme karşı, duyuru tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim, başvuruyu ivedi olarak karara bağlar. Başvurunun yapılmış olması ihalenin tamamlanmasını engellemez.
Teklif verme süresi içinde bilişim sisteminin bakımı veya iyileştirilmesi için gerekli olan işlemler yapılabilir. Bu işlemler, ihalenin geçerliliğini etkilemez.
Bu maddenin uygulanmasına ve mahcuzların elektronik ortamda açık artırma suretiyle satışına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 14
2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 114- Satış açık artırma ile yapılır.
Birinci ve ikinci artırmanın yapılacağı gün ve saat aralığı, artırmaya başlangıç tarihinden en az on beş gün önce ilan edilir. Elektronik satış portalında yapılacak ilan, artırmanın bitimine kadar erişime açık tutulur. İkinci artırmanın başlangıç tarihi, birinci artırmanın bitimi tarihinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde belirlenir.
İlanın şekli ve gazete ile yapılıp yapılmayacağı icra dairesince alakadarların menfaatlerine en muvafık geleni nazarı dikkate alınarak tayin olunur. İlanın yurt düzeyinde yayımlanan bir gazete ile yapılmasına karar verilmesi hâlinde bu ilan satış talebi tarihinde tirajı ellibinin (50.000) üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden biriyle yapılır.
Gazete ile yapılacak ilanlara satış şartnamesi eklentisiyle geçirilmeyip, satılacak şeyin cinsi, mahiyeti, önemli vasıfları, muhammen kıymeti ve bulunduğu yer, birinci ve ikinci artırmanın yapılacağı gün ve saat aralığı ile artırmaya ilişkin bilgilerin yer aldığı elektronik satış portalı yazılmakla iktifa olunur. İcra dairesince yapılması zaruri ilanlar dışında, taraflar elektronik satış portalında yer alan ilan metnini, masrafı kendilerine ait olmak üzere, diledikleri vasıtalarla ilan edebilir. Ancak hususi mahiyetteki bu ilan resmî muameleye tesir etmez.
İlan edilen metinler arasında farklılık bulunması hâlinde elektronik satış portalında ilan edilen metin esas alınır. Şu kadar ki, gazetede veya elektronik satış portalında ilanı yapılan metindeki hatalar, ihale tarihi değiştirilmeksizin sadece elektronik satış portalında ilanen düzeltilir. Bu düzeltme ilanı ilgililere ayrıca tebliğ edilmez.
Elektronik satış portalında yapılacak ilanda aşağıdaki hususlar yer alır:
Satılacak şeyin cinsi, mahiyeti, önemli vasıfları, muhammen kıymeti, bulunduğu yer ve varsa görselleri ile artırma şartnamesinde yer alan diğer bilgileri.
Artırmaya katılabilmek için mahcuzun kıymetinin yüzde onunu karşılayacak tutardaki teminatın satışı yapan icra dairesinin banka hesabına yatırılmasının zorunlu olduğu, teminatın nakit olması durumunda en geç artırma süresinin bitiminden önceki gün saat 23:30’a kadar yatırılması gerektiği.
Gösterilecek teminatın teminat mektubu olması hâlinde, artırmaya katılacakların, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışa konu mahcuzun kıymetinin yüzde onunu karşılayacak tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubunu, satışı yapan icra dairesine tevdi etmelerinin zorunlu olduğu.
Temsilci vasıtasıyla artırmaya katılacakların, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmelerinin zorunlu olduğu.
Hisseli satışın mümkün olduğu hâllerde açık artırma konusu malı belirli paylarla satın almak isteyen müşterek alıcıların, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmelerinin zorunlu olduğu.
Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmeleri hâlinde alacağın veya ortaklık payının teminatı karşıladığı miktar kadar kendilerinden teminat alınmayacağı.
Şartlar yerine gelmişse malın en yüksek teklif verene ihale edileceği.
Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.
İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından düşülmek üzere alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği.
Asgari ihale bedelinin teklif edilmemesi nedeniyle ihalenin yapılamadığı veya en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmaması sebebiyle ihalenin iptal edildiği hâllerde ikinci artırmanın ilk açık artırmadaki şartlar çerçevesinde tekrar yapılacağı.
İhale alıcısının, satış bedelinin tamamını ihalenin gerçekleştiğine ilişkin tutanağın elektronik satış portalında ilan edildiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde icra dairesi hesabına ödemesi gerektiği.
Satışa katılanların bütün ekleriyle birlikte şartnameyi görmüş ve içeriğini kabul etmiş sayılacakları.
İhalenin kesinleşmesi üzerine malın tescil ve teslim işlemlerinin yapılacağı.
İhalenin kesinleşmesi üzerine taşınırın ihale alıcısına teslimi veya sicile kayıtlı malın ihale alıcısı adına tescili, damga vergisi ve katma değer vergisinin yatırılmasından sonra gerçekleştirilir.”
MADDE 15
19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 24- 59 uncu maddenin beşinci fıkrası, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmek koşuluyla avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince 15/7/2020 tarihinden önce verilmiş kesin nitelikteki kararları hakkında da uygulanır. Bu maddenin uygulandığı hâlde, cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesi uyarınca tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince değerlendirilir.”
MADDE 16- 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi engeli” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 17
2004 sayılı Kanunun 115 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 115- Birinci ve ikinci ihale, icra müdürü tarafından, ilanda belirlenen gün ve saatte, haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi üzerinden başlatılır. Şartların yerine gelmesi hâlinde mal, en yüksek teklif verene ihale edilir. Şu kadar ki, artırma bedelinin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını da geçmesi şarttır.
Artırmanın sona erdiği gün ve saatte şartların bulunması hâlinde, mal en yüksek teklif verene ihale edilmiş olur ve malın mülkiyeti ihale alıcısına geçer.
İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde alınan teminat iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından düşülmek üzere hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödenir.
İcra müdürü, elektronik satış portalında artırma bittikten sonraki ilk iş gününde artırmanın sonucuyla ilgili bir artırma sonuç tutanağı düzenler ve bu tutanaktaki bilgileri aynı gün satış portalında ilan eder. Tutanakta; ihalenin hangi gün ve saatte tamamlandığı, şartlar yerine gelmişse en yüksek teklifi verene malın ihale edildiği, tutanağın ilanından itibaren yedi gün içinde ihale bedelinin icra dairesi hesabına yatırılması gerektiği ve şartlar yerine gelmediği takdirde ihalenin hangi gerekçeyle yapılamadığı belirtilir.
Satış talebi teklif verme başladıktan sonra geri alınamaz. Teklif verme süresinin bitimine kadar borcun tamamen ödenmesi hâlinde satış durdurulur.
İcra müdürü, asgari ihale bedelinin teklif edilmediği, en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı veya teklif verme süresinin bitiminden önce borcun ödendiği hâllerde, ihalenin yapılamadığını veya iptal edildiğini tutanakla tespit eder. Asgari ihale bedelinin teklif edilmediği veya en yüksek teklif verenin ihale bedelini yatırmadığı hâllerde ikinci artırma, birinci artırmadaki şartlar çerçevesinde daha önce ilan edilen tarihte başlar.
Artırmada, alıcı çıkmazsa veya bu maddede yazılı şartlar gerçekleşmezse alacaklı, önceki satış talebinden kalan satış isteme süresi içinde satış günü verilmesini talep edebilir. Satış isteme süresi satış talebiyle birlikte durur ve duran bu süre, ihalenin yapılamadığına veya iptal edildiğine ilişkin tutanak tarihinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar.
İcra müdürü, artırma bittikten sonraki ilk iş gününde elektronik satış portalından kaynaklanan teknik sebeplerle, artırmanın son on dakikası içinde teklif verilemediğini satış portalı kayıtlarından tespit ederse artırma süresinin bir gün uzatılmasına karar verir; kararda artırmanın başlayacağı ve biteceği tarih ve saatleri gösterir ve tüm bu hususları satış portalında derhâl duyurur. Bu durumda artırmanın başlangıç tarihi, artırma süresinin uzatılmasına karar verildiği tarihten itibaren üç günü geçemez. Bu süre içinde, daha önce en yüksek teklif veren teklifiyle bağlı olacağı gibi yeni istekliler de teminatı yatırmak suretiyle artırmaya katılabilir.”
MADDE 18
2004 sayılı Kanunun 118 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İhale bedelinin ödenmesi ve malın teslimi:
MADDE 118- İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır.
Satılan mal, ihale kesinleşmeden teslim olunmaz ve resmî sicilde alıcı adına tescil edilmez.”
MADDE 19
2004 sayılı Kanunun 124 üncü maddesinin başlığı “1 – Şartname:” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 20
2004 sayılı Kanunun 126 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Artırma hazırlık tedbirleri:
MADDE 126- 114 üncü madde hükmü, taşınmazın açık artırma hazırlık tedbirleri hakkında da uygulanır.
Elektronik satış portalında yapılacak satış ilanında; 114 üncü maddede belirtilen hususlarla birlikte varsa ipotek sahibi alacaklılar ile diğer ilgililerin taşınmaz üzerindeki haklarını, hususiyle faiz ve masrafa dair olan iddialarını evrakı müsbiteleriyle on beş gün içinde icra dairesine bildirmeleri gerektiği, aksi hâlde hakları tapu siciliyle sabit olmadıkça, satış bedelinin paylaşmasından hariç kalacakları ve bu hususların irtifak hakkı sahipleri için de geçerli olacağı belirtilir.”
MADDE 21- 2004 sayılı Kanunun 127 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “elektronik ortamda” ibaresi “elektronik satış portalında” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 22
2004 sayılı Kanunun 128/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “kararı verir” ibaresi “kararı verir ve masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı resen yetkili icra mahkemesine gönderir” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 23
2004 sayılı Kanunun 129 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 129- 115 inci madde hükmü, taşınmazın ihale edilmesi hakkında da uygulanır.”
MADDE 24
2004 sayılı Kanunun 130 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İhale bedelinin ödenmesi:
MADDE 130- İhale alıcısı, ihalenin feshi talep edilmiş olsa dahi artırma sonuç tutanağının ilanından itibaren yedi gün içinde satış bedelini nakden ödemek zorundadır.”
MADDE 25
1136 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kovuşturma altında bulunması” ibaresi “dolayı hakkında kamu davası açılmış olması” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 26
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “dokuz kez” ibaresi “oniki kez” şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan “30/11/2021” ibaresi “31/5/2022” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 27
2004 sayılı Kanunun 134 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, mevcut üçüncü fıkrasında yer alan “ikinci fıkrada” ibaresi “beşinci fıkrada” şeklinde değiştirilmiş, mevcut dördüncü fıkrasına “kararı verir” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı resen görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderir” ibaresi eklenmiş, mevcut altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, mevcut yedinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ihaleden” ibaresi “ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarihten” şeklinde değiştirilmiştir.
“İhale alıcısının talebi üzerine icra dairesi, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hâllerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emreder. İlgili, ihtara rağmen kirayı veya belirlenen bedeli icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır. Bu şekilde depo edilen bedel, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödenir.”
“İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir.”
“Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi, ihale bedeli üzerinden nispi harca tabidir. Bu harcın yarısı talepte bulunulurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan bu harç iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir.
Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, talepte bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesi şarttır. Talebin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde genel hükümlere göre tazminat davasının açılmaması hâlinde hükmedilen para cezasının 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilir. Tahsil dairesi alınan teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep hâlinde teminat ilgilisine iade edilir.
İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Ancak ihalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hâllerde duruşma yapılmadan da karar verilebilir. İcra mahkemesi;
Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle,
Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle,
İşin esasına girerek,
talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm eder.”
“İhale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. İhale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale icra müdürü tarafından iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenir.”
MADDE 28
2004 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Taşınmazın ihale alıcısı adına tescilinden sonra henüz tahliye yapılmadan taşınmazı ihale alıcısından satın alan da bu fıkra gereğince tahliye isteme hakkına sahiptir.”
MADDE 29
2004 sayılı Kanunun 142/a maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sıra cetveline karşı 142 nci madde uyarınca şikâyet veya itiraz yapılmışsa,” ibaresi “Sıra cetvelinin düzenlenmesi üzerine” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya “bankanın kesin” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve süresiz” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 30
2004 sayılı Kanunun 242 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Artırma ilanı ve hazırlık tedbirleri 126 ncı madde hükmü uyarınca yapılır.”
MADDE 31
2004 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinin birinci fıkrasına “117” ibaresinden önce gelmek üzere “111/b,” ibaresi eklenmiş ve fıkrada yer alan “133,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 32
2004 sayılı Kanunun 25 inci, 25/a, 25/b, 133 üncü ve 341 inci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 33
2004 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 18- 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ile 106 ncı madde uyarınca çıkarılması gereken tarife, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır.
87, 88, 106, 110, 111/b, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129, 130, 133, 242 ve 244 üncü maddeler ile 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkralarında bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişikliklerin uygulanmasına Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde, 111/b maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlanır ve bu değişiklikler en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulanır. Değişikliklerin hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmi internet sitesinde duyurulur. Bu değişikliklerin uygulanmasında aşağıdaki esaslar dikkate alınır:
Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra haczedilen mallar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 87, 106 ve 110 uncu madde hükümleri uygulanır. Geçiş tarihinden önce haczedilen mallar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında, bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen 88, 114, 115, 118, 124, 126, 127, 129 ve 130 uncu maddeler, 134 üncü maddenin dokuz ve onuncu fıkraları ile ihdas edilen 111/b maddesi uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasınadevam olunur.
Uygulamaya geçilen il ve ilçelerde, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi, iflas tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin satışlar bakımından, geçiş tarihinden sonra ilanı yapılacak açık artırmalar hakkında bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır. Geçiş tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında ise değişikliklerden önceki hükümler ile ilga edilen hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
Geçiş tarihinden önce yapılan ilan üzerine ihalesi gerçekleştirilemeyen ve yeniden satışı talep edilen açık artırmalar hakkında da bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştirilen ve ihdas edilen hükümler uygulanır.
106 ncı madde uyarınca çıkarılacak tarifenin yürürlüğe girdiği tarihten önce satış talep edilmiş olmasına rağmen kıymet takdiri ile muhafaza ve satış giderlerinin tamamının yatırılmadığı hâllerde bu tarifenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tarifede belirlenen giderlerin yatırılması zorunludur. Bu süre içinde giderler peşin olarak yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır.
134 üncü maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtayda görülmekte olan ihalenin feshi talepleri hakkında uygulanmaz. Ancak, ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûmiyete ilişkin hüküm görülmekte olan ihalenin feshi talepleri hakkında da uygulanır. Temyiz kanun yolu incelemesi aşamasında bulunan dosyalar bakımından para cezasının oranına ilişkin olarak yapılan değişiklik tek başına bozma nedeni yapılamaz. Yargıtay değişikliği uygulamak suretiyle hükmü düzeltebilir.”
MADDE 34
2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) sayılı tarifenin “(A) Mahkeme Harçları” başlıklı bölümünün “III- Karar ve ilam harcı” başlıklı fıkrasının “1. Nispi harç” başlıklı bendinin, (f) alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bent eklenmiştir.
“g) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesi kapsamında satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde ihale
bedeli üzerinden binde 68,31
(Bu harcın yarısı talepte bulunurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan harç ihalenin feshini isteyene iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir.)”
MADDE 35
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 152 nci maddesinin (II) numaralı “Tazminatlar” kısmının “G) ADALET HİZMETLERİ TAZMİNATI” bölümüne aşağıdaki bent eklenmiştir.
“e) İcra başmüdürlerine ayrıca % 50 sine,”
MADDE 36
8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 Sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına, “keşif ve icra işlemi” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile sosyal çalışmacı, psikolog ve pedagoglarla sınırlı olmak üzere araştırma, inceleme ve rapor işlemleri” ibaresi ve “yetkili kılınan kişilere” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve hâkim veya Cumhuriyet savcısının kararı üzerine görevlendirilen sosyal çalışmacı, psikolog ve pedagoglara” ibaresi eklenmiş; fıkrada yer alan “hâkim veya Cumhuriyet savcısının kararı üzerine görevlendirilen sosyal çalışmacı, psikolog ve pedagoglara,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 37
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 182 nci maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.”
MADDE 38
4721 sayılı Kanunun 324 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.”
MADDE 39
3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere başlığı ile birlikte aşağıdaki Dördüncü Kısım ve madde eklenmiş, mevcut Dördüncü Kısım, Beşinci Kısım olarak teselsül ettirilmiştir.
“DÖRDÜNCÜ KISIM
Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulması
Görevli ve yetkili birim
MADDE 41/A- (1) Çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair aile mahkemeleri tarafından verilen ilam veya tedbir kararları, çocuğun üstün yararı esas alınarak, Adalet Bakanlığınca kurulan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerince bu Kısım hükümlerine göre yerine getirilir.
(2) Müdürlüklerde müdür, yeteri kadar müdür yardımcısı ve personel ile psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilir.
(3) Müdürlük bulunmayan yerlerde bu Kısım kapsamında yer alan görevler, Adalet Bakanlığınca belirlenen hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğü tarafından yerine getirilir.
(4) İlam ve tedbir kararlarının yerine getirilmesinde çocuğun yerleşim yeri müdürlüğü yetkilidir.
(5) İlam ve tedbir kararları müdürlük tarafından görevlendirilen psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci ve rehber öğretmen gibi uzmanlar, uzmanın bulunmadığı yerlerde ise öğretmen marifetiyle yerine getirilir.
(6) İlam ve tedbir kararlarını yerine getirmek için müdürlüğün talebi üzerine, valilikler tarafından kamu kurum ve kuruluşlarında görevli, beşinci fıkrada belirtilen uzmanların yer aldığı bir görevli listesi oluşturulur. Bu uzmanların yeterli sayıda olmaması hâlinde öğretmenler de listeye dâhil edilir. Bu listede yer alan uzman ve öğretmenlerin görev yapacakları yer ve tarihler müdürlükler tarafından belirlenir.”
MADDE 40
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesi
MADDE 41/B- (1) Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararları, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde hak sahibi, ilam veya tedbir kararının yerine getirilmesi için müdürlüğe başvurabilir.
(2) Talebi alan müdürlük, her türlü iletişim vasıtasını kullanarak yükümlüyle irtibata geçer ve müdürlük tarafından belirlenen gün ve saatte hak sahibine teslim edilmek üzere çocuğun belirlenen yere getirilmesini derhâl bildirir; bu bildirimin yapıldığını veya yükümlüyle irtibat kurulamadığını tutanağa bağlar.
(3) Yükümlüyle irtibat kurulamaz veya yükümlü çocuğu getirmeyeceğini beyan ederse yahut yükümlü çocuğu belirlenen yere getirmezse müdürlük, derhâl yükümlüye, çocuğun teslimine dair bir teslim emri gönderir. Emir, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yükümlüye tebliğ edilir. Bu emirde aşağıdaki hususlar yer alır:
a) Müdürlük tarafından belirlenen gün ve saatte çocuğu emirde belirtilen yere getirmek zorunda olduğu.
b) Çocuğu emirde belirtilen yere getirmesine engel teşkil edecek derecede haklı bir mazereti varsa teslim gününden önce müdürlüğe bildirimde bulunarak çocuğun müdürlükçe alınmasını talep etmesi gerektiği.
c) Çocuğu getirmez veya haklı mazereti nedeniyle müdürlükçe alınmasını talep etmezse, çocuğun, uzman veya öğretmen marifetiyle gerekirse kolluktan yardım alınarak ve zor kullanılarak teslim alınacağı.
d) Emrin gereğinin yerine getirilmemesi hâlinde disiplin hapsiyle cezalandırılacağı.
e) Müdürlükçe yapılan iş ve işlemlere karşı, öğrenme veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesine şikâyette bulunabileceği.
(4) Müdürlüğün belirlediği yere getirilen veya yükümlünün haklı mazereti nedeniyle müdürlükçe alınan çocuk hak sahibine teslim edilir.
(5) Yükümlü, emrin gereğini yerine getirmezse, çocuk nerede bulunursa bulunsun müdürlük tarafından alınarak hak sahibine teslim edilir. Bu hâlde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk birimleri, zor kullanma dâhil bu konudaki talepleri derhâl yerine getirir.
(6) Çocuk hak sahibine teslim edildikten sonra yükümlü haklı bir sebep olmaksızın çocuğu tekrar alırsa ayrıca yeni bir hükme veya yükümlüyle irtibata geçmeye ya da teslim emri tebliğine gerek olmaksızın çocuk beşinci fıkra uyarınca hak sahibine teslim edilir.
(7) Çocuğun üstün yararının gerektirdiği hâllerde müdürlük, yükümlüyle irtibata geçmeye veya teslim emri tebliğine gerek olmaksızın doğrudan beşinci fıkra hükmünü uygulayabilir.”
MADDE 4
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesi
MADDE 41/C- (1) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararları, yükümlüsü tarafından rızasıyla yerine getirilmediği takdirde hak sahibi, ilam veya tedbir kararının yerine getirilmesi için müdürlüğe başvurabilir.
(2) Talebi alan müdürlük, her türlü iletişim vasıtasını kullanarak yükümlüyle irtibata geçer; ilam veya tedbir kararında belirtilen gün ve saatte hak sahibine teslim edilmek üzere çocuğun müdürlük tarafından belirlenen yere getirilmesini derhâl bildirir; bu bildirimin yapıldığını veya yükümlüyle irtibat kurulamadığını tutanağa bağlar.
(3) Yükümlüyle irtibat kurulamaz veya yükümlü çocuğu getirmeyeceğini beyan ederse yahut belirlenen yere getirmezse müdürlük, derhâl yükümlüye, çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair bir teslim emri gönderir. Emir, 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre yükümlüye tebliğ edilir. Bu emirde aşağıdaki hususlar yer alır:
a) İlam veya tedbir kararında belirtilen gün ve saatte, gün ve saatin belirtilmemesi hâlinde müdürlük tarafından belirlenen gün ve saatte çocuğu emirde belirtilen yere getirmek zorunda olduğu.
b) Çocuğu emirde belirtilen yere getirmesine engel teşkil edecek derecede haklı bir mazereti varsa teslim gününden önce müdürlüğe bildirimde bulunarak çocuğun müdürlükçe alınmasını talep etmesi gerektiği.
c) İlam veya tedbir kararı kapsamında emrin tebliğinden sonraki dönemde de (a) ve (b) bentlerindeki yükümlülüğünün devam edeceği, bunun için yeniden emir çıkarılmayacağı.
d) Emrin gereğinin yerine getirilmemesi hâlinde disiplin hapsiyle cezalandırılacağı.
e) Yerleşim yeri veya iletişim bilgilerinin değişmesi hâlinde yeni adres veya iletişim bilgilerinin müdürlüğe derhâl bildirilmesi gerektiği.
f) Müdürlükçe yapılan iş ve işlemlere karşı, öğrenme veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesine şikâyette bulunulabileceği.
(4) Müdürlüğün belirlediği yere getirilen çocuk hak sahibine teslim edilir. Hak sahibine; ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu, belirlenen yere getirmek zorunda olduğu, çocuğu getirmez veya kendisinden kaynaklanmayan makul sebepler hariç olmak üzere geç getirirse disiplin hapsiyle cezalandırılacağı, hakkında suç duyurusunda bulunulacağı hususu tutanağa bağlanarak tebliğ edilir. Çocuk, belirlenen yere getirilmezse hak sahibi hakkında müdürlük tarafından suç duyurusunda bulunulur ve müteakip süreç hakkında yükümlü bilgilendirilir.
(5) Kişisel ilişki kurulmasından sonra hak sahibi tarafından teslim yerine getirilen çocuğun yükümlüye veya yükümlünün belirlediği kişiye teslimi mümkün olmazsa çocuk hak sahibinde bırakılır. Bu da mümkün olmazsa müdürlüğün talebi üzerine, aile ve sosyal hizmetler il müdürlüğü tarafından çocuğun geçici olarak barınmasına yönelik tedbirler alınır.
(6) Yükümlü haklı mazereti nedeniyle çocuğun müdürlükçe alınmasını talep ederse, gerektiğinde hak sahibi de hazır bulundurulmak suretiyle çocuk, müdürlük tarafından yükümlüden alınarak hak sahibine teslim edilir.
(7) Hak sahibi, emrin yükümlüye tebliğinden sonraki dönemde, teslim saatinden en az kırk sekiz saat önce çocuğu teslim almaya geleceğini müdürlüğe yazılı olarak, elektronik ortamda veya başvuru aşamasında beyan ettiği iletişim kanalıyla bildirmek zorundadır. Hak sahibinin bildirimde bulunmadığı veya gelemeyeceğini bildirdiği hâllerde bu husus ve çocuğu emirde belirtilen yere getirme zorunluluğu bulunmadığı yükümlüye bildirilir. Tüm bu işlemler tutanak altına alınır.
(8) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair işlemlerin çocuğun üstün yararını koruyacak şekilde yerine getirilebilmesi amacıyla müdürlüğün önerisi üzerine aile mahkemesince, çocuk, hak sahibi veya yükümlü hakkında danışmanlık tedbiri uygulanmasına karar verilebilir. Yükümlünün teslim emrine aykırı ilk hareketinde müdürlük yükümlü hakkında danışmanlık tedbiri uygulanmasını aile mahkemesinden talep eder.
(9) İlam veya tedbir kararını rızasıyla yerine getirdiğini iddia eden yükümlü, ikinci fıkra uyarınca yapılan bildirimin veya bu bildirim yapılamamışsa üçüncü fıkra uyarınca gönderilen teslim emrinin haksız olduğunu süresi içinde şikâyet yoluyla ileri sürebilir.
(10) Çocuğun yerleşim yerinin değişmesi hâlinde dosya resen ilgili yer müdürlüğüne gönderilir ve ilgili müdürlük işlemlere kaldığı yerden devam eder. Bu müdürlük, dosyadaki teslim emri kapsamında sadece teslimin gerçekleştirileceği yeni yeri yükümlüye tebliğ eder. Teslim yeri değişikliği hak sahibine her türlü iletişim vasıtasıyla bildirilir.
(11) Hak sahibi veya teslim yükümlüsü hakkında, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca gizlilik kararı ya da başka bir tedbire karar verilmesi hâlinde, teslim işlemleri bu kararlar dikkate alınarak yerine getirilir.
(12) Hak sahibi, teslim emrinin yükümlüye tebliğinden sonraki dönemde, teslim saatinden en az kırk sekiz saat önce çocuğu teslim almaya geleceğini müdürlüğe bildirdiği hâlde haklı bir mazeret olmaksızın art arda iki kez veya bir yılda üç kez gelmezse müdürlük tarafından dosyanın işlemden kaldırılmasına ve teslim emrinin hükümsüz hâle gelmesine karar verilir. Bu karar hak sahibi ve yükümlüye tebliğ edilir.
(13) Teslim emrinin tebliğinden sonraki dönemde yükümlü en az bir yıl boyunca emrin gereğini usulüne uygun bir şekilde yerine getirir ve müteakip dönemde de kişisel ilişki kurulmasına dair mahkeme kararına uygun olarak hareket edeceğini taahhüt ederse müdürlük, ilgili uzmanın kanaatini de alarak dosyanın işlemden kaldırılmasına ve teslim emrinin hükümsüz hâle gelmesine karar verebilir. Bu karar hak sahibi ve yükümlüye tebliğ edilir. Yükümlü bu taahhüdünü yerine getirmezse hak sahibinin talebiyle yükümlüye doğrudan teslim emri tebliğ edilir.”
MADDE 42
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Teslim mekânları
MADDE 41/D- (1) Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin işlemler, müdürlükçe belirlenen teslim mekânlarında gerçekleştirilir.
(2) Teslim işlemleri için müdürlüğün talebi üzerine, valilikler ve belediyeler tarafından elverişli teslim mekânları belirlenir, yoksa oluşturulur; araç tahsis edilir ve sürücü görevlendirilir.
(3) Teslim mekânlarının belirlenmesinde, oluşturulmasında, tefrişinde, bu mekânların güvenliğinin sağlanmasında ve teslim hizmetlerinin sunumunda, kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler, müdürlüğe her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür.”
MADDE 43
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Şikâyet ve itiraz
MADDE 41/E- (1) Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin müdürlükçe yapılan işlem ve verilen kararlara karşı, öğrenme veya tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesine şikâyette bulunulabilir.
(2) Mahkeme, yapılan işlemlerin yerine getirilmesini durdurabilir ve dosya üzerinden veya gerektiğinde ilgilileri dinlemek suretiyle ivedilikle karar verir.
(3) Şikâyet üzerine verilen karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde itiraz edilebilir. Mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın aile mahkemesine veya asliye hukuk mahkemesine ivedilikle gönderir. İtiraz mercii, bir hafta içinde kararını verir. Merci, itirazı yerinde görürse işin esası hakkında karar verir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.”
MADDE 44
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine muhalefet
MADDE 41/F- (1) Çocuk teslimine dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.
(2) Çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler ile emrin gereğinin yerine getirilmesini engelleyenler, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır.
(3) Kişisel ilişki kurulması için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç teşkil etse dahi, üç aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralar kapsamında şikâyete bakacak görevli ve yetkili mahkeme, işlemi yapan müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesidir.
(5) Şikâyet olunana, şikâyet dilekçesi ile birlikte duruşma gün ve saatini bildiren davetiye gönderilir. Davetiyede, savunma ve delillerini duruşma gününe kadar bildirmesi gerektiği; duruşmaya gelmediği takdirde yargılamaya yokluğunda devam olunarak karar verileceği ihtar olunur. Mahkeme, duruşmaya gelen şikâyet olunanın, 5271 sayılı Kanunun 147 nci maddesinde belirtilen haklarını hatırlatarak savunmasını alır; gerekli araştırmayı yapar; dosyadaki delilleri değerlendirir; şikâyet olunanın teslim emrine aykırı hareket ettiğini veya emrin gereğinin yerine getirilmesini engellediğini yahut sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmediğini tespit ederse disiplin hapsi ile cezalandırılmasına, aksi takdirde şikâyetin reddine karar verir.
(6) Disiplin hapsi ile cezalandırmaya ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından infaz edilir. Bu kararlar kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemez.
(7) Şikâyetten vazgeçilmesi hâlinde veya birinci ve üçüncü fıkralar bakımından çocuğun velayet hakkı sahibine teslim edilmesi durumunda dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer.
(8) Yukarıdaki fıkralar uyarınca aile mahkemesince verilen kararlara karşı, 41/E maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca itiraz edilebilir.”
MADDE 45
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“İçeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi
MADDE 41/G- (1) Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması kapsamında çocuğun uzman veya öğretmen tarafından yükümlüden ya da hak sahibinden teslim alındığı veya diğerine teslim edildiği sırada kayda alınan ses veya görüntülerin internet ortamında yayınlanması nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden ilgililer, 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesini isteyebilir.”
MADDE 46
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Giderlerin karşılanması
MADDE 41/H- (1) Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin yapılacak işlemler, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile diğer kanunlar uyarınca alınması gereken tüm harçlardan istisnadır. Ayrıca bu iş ve işlemlerin yürütülmesi için yapılacak tüm masraflar, avukatlık ücreti hariç, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.
(2) Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin işlemleri hafta sonu ve resmî tatil günlerinde yerine getirmek üzere görevlendirilen uzman ve öğretmenlere bu kapsamda fiilen görev yaptıkları her teslim işlemi için, görevlendirilen diğer kişilere ise bu kapsamda görev yaptıkları her gün için (500) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarda ödeme yapılır. Bu kapsamda uzman ve öğretmenlere bir ayda yapılacak ödeme tutarı (10000) gösterge rakamının, görevlendirilen diğer kişilere ise (5000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçemez. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti yapılmaz. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerden kadrolu veya sözleşmeli olup olmadığına bakılmaksızın görevlendirilen tüm personel yararlanır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığınca belirlenir.”
MADDE 47
5395 sayılı Kanuna 41 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Yönetmelik
MADDE 41/İ- (1) Bu Kısmın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 48
5395 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına ilişkin yönetmelik, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde çıkarılır.
(2) Bu Kanunun Dördüncü Kısmının uygulanmasına, Adalet Bakanlığınca belirlenen il veya ilçelerde başlanır ve birinci fıkra uyarınca çıkarılan yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yılın sonunda ülke genelinde uygulamaya geçilir. Dördüncü Kısmın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur.
(3) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın henüz uygulanmadığı yerlerde, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun, bu maddeyi ihdas eden Kanunla yürürlükten kaldırılan 25, 25/a ve 25/b maddelerinin uygulanmasına devam olunur.
(4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ve 2004 sayılı Kanunun mülga 341 inci maddesi kapsamında kalan eylemlere ilişkin şikâyetler, icra mahkemelerince sonuçlandırılır.
(5) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra;
a) Üçüncü fıkra gereğince 2004 sayılı Kanunun mülga 25, 25/a, 25/b maddeleri uyarınca icra dairelerince,
b) Dördüncü Kısım gereğince müdürlüklerce,
yürütülen çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulması sürecindeki emre veya kararın yerine getirilmesine muhalefet eylemleri bakımından 41/F maddesi uygulanır.
(6) İkinci fıkra uyarınca Dördüncü Kısmın uygulanmaya başlandığı il ve ilçelerde, çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasına ilişkin derdest takip dosyaları, icra dairesince teslim veya kişisel ilişki kurulması işlemleriyle sınırlı olmak üzere resen işlemden kaldırılır. Şu kadar ki, çocuğun, bu tarih itibarıyla kişisel ilişki kurulması kapsamında hak sahibinde bulunduğu hâller bakımından dosya, çocuğun yükümlüye teslim edilmesinden sonra işlemden kaldırılır.
(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası için icra daireleri nezdinde yapılacak takip işlemleri, 492 sayılı Kanun ile diğer kanunlar uyarınca alınması gereken tüm harçlardan istisnadır. İşlemleri yerine getiren icra müdürlerine 8/5/1991 tarihli ve 3717 sayılı Adli Personel ile Devlet Davalarını Takip Edenlere Yol Gideri ve Tazminat Verilmesi ile 492 Sayılı Harçlar Kanununun Bir Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde, uzman ve öğretmenlere ise 41/H maddesinde belirtilen esaslara göre ücret ödenir. Bu iş ve işlemler için yapılacak tüm masraflar, avukatlık ücreti hariç, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığınca belirlenir.
(8) Bu maddede kabul edilen usul ve esaslar, 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun uyarınca yapılacak çocuk teslim işlemleri bakımından da uygulanır.”
MADDE 49
22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Çocuğun iadesine veya şahsî ilişki kurulmasına dair ilamlar, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun Dördüncü Kısım hükümlerine göre teslim emri tebliğ edilmeksizin yerine getirilir.”
MADDE 50
5717 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin başlığı “Adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğünün yetkisi” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “icra müdürlüğünün” ibaresi “adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğünün” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 51
5717 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “icra müdürlüğünün” ibaresi “adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğünün” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 52
5717 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İcra ve İflâs Kanununun 25/b maddesinde öngörülen hükümler uygulanır” ibaresi “5395 sayılı Kanunun Dördüncü Kısım hükümleri uyarınca psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci ve rehber öğretmen gibi uzmanlar, bunların yeterli sayıda olmaması hâlinde ise öğretmen hazır bulundurulur” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 53
5717 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin başlığı “Teslim işlemlerinin ertelenmesi” şeklinde, birinci fıkrasında yer alan “icra müdürü” ibaresi “adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü” ve “icra ertelenir” ibaresi “teslim işlemleri ertelenir” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 54
5717 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İcra ve İflâs Kanununun 341 inci maddesi hükümleri” ibaresi “5395 sayılı Kanunun 41/F maddesi hükmü” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 55
5717 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 56
6/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “iki” ibaresi “beş” şeklinde değiştirilmiştir.
İlk Canilik-Murder in The First, gerçek bir olaydan esinlenerek çekilmiştir. Sinema eleştirmenleri tarafından başyapıt olarak nitelenen film adalet felsefesi yapmaktadır. Kevin Bacon’un oyunculuğu, diğer oyuncu kadrosunun gücü ve senaryo, filmi başarılı kılan etkenler olarak kabul edilmektedir.
Oyuncular : Christian Slater, Kevin Bacon, Gary Oldman, Embeth Davidtz, William H. Macy
Tür : Drama, Gerilim
Yapım Yılı : 1995 (122 dk)
Senaryo : Dan Gordon
Ülke : ABD, Fransa
Filmin Orijinal Posteri
Beş dolar çaldığı iddiasıyla en azılı mahkumların hapsedildiği meşhur Alcatraz hapishanesine gönderilen Henri Young (Kevin Bacon), buradan kaçmaya çalışırken yakalanmış ve hücreye kapatılmıştır. Henri, karanlık ve soğuk bu hücrede, üç yıl boyunca acımasız gardiyan Milton Glenn’in (Gary Oldman) işkencesine maruz kaldıktan sonra çıktığında bir caniye dönüşmüştür. Henri, bu defa bir mahkumu öldürmek suçundan birinci derece cinayet suçuyla yargılanmaktadır. Kazanma şansı görünmeyen bu davaya atanan ve hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir avukat olan James Stamphill (Christian Slater) davayı bambaşka bir yöne çekmekte, adalet ve vicdan sorgulaması yapmakta, asıl suçlunun Alcatraz’daki sistem olduğunu savunmaktadır.
Mahkeme Sahnesi
İzleyicinin, içindeki insani hislere, adalet ve vicdan duygusuna hitap eden film, bir süre sonra herkesi farkına varmadan Henri’nin avukatı rolüne sokmaya başlamaktadır.
Filmin Orijinal Posteri
İlk Canilik-Murder in The First, biyografi, hapishane ve mahkeme temalı film kategorisinde oldukça başarılıdır ve önemli bir yapıttır ancak senaryoda gerçek olayın dışına çıkıldığını iddia edenler de olmuştur. Bazı eleştirmenler, Murder in The First filmini, hapishaneden kaçış hikayesi ve sistem eleştirisini konu alan Esaretin Bedeli ile kıyaslayarak yorumlamışlardır.
Film, o dönemlerdeki Alcatraz Hapishanesi ve dünyadaki diğer hapishaneler hakkında insan haklarına aykırılık içeren işkence ve hak ihlallerini eleştirmesi bağlamında önemli bir sistem ve adalet taşlaması olarak kabul edilebilir. Masumiyet karinesi, suçlu bile olsa kimseye işkence yapılmaması gereği ve işkencenin bir insanlık suçu olduğu konusu izleyicinin dikkatine sunuluyor.
Filmin esinlendiği gerçek olay ve olayın kahramanı Henri Theodore Young:
Henri Theodore Young
“Henri Theodore Young, (20 Haziran 1911 – 1972’den beri kayıp) hükümlü bir banka soyguncusu ve cinayetten hükümlüdür. Hapis cezasına çarptırılmış ve diğer dört tutukluyla birlikte Alcatraz Federal Cezaevi’nden 1939 kaçış girişiminde bulunmuştur. Kaçanlardan ki kişi vurulmuş ve biri ölmüştür. Kaçanlardan Henri Young ve Rufus McCain hücre hapsi aldılar ve üç yıl boyunca 1942 sonbaharına kadar Alcatraz Hapishanesinde kaldılar. Alcatraz Hapishanesine tekrar girmesinden üç yıl sonra 1942 yılında yapılan yargılamada Young’ın duruşmaları, hapishanenin nasıl idare edildiği konusunda tartışmalara sahne olmuştur. Alcatraz ve ceza sistemini sorgulayan, duygusal ve yaratıcı bir savunma yapılmıştır. Henri Theodore Young,1972 yılına kadar kaldığı hapishaneden şartlı tahliye olduktan sonra kendisinde bir daha haber alınamamıştır. Kevin Bacon tarafından canlandırıldığı 1995 yılındaki İlk Canilik-Murder in The First filmini ile yeniden gündeme gelen Young’un filmi sinemada izlemiş olabileceği bile iddia edilmiştir.”
Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, isimli eser, Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Serra Karadeniz tarafından yazılmış, ilk baskısı 2017 yılı Ocak ayında Beta Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. Kitabın yeni baskısı 2021 yılı Mart ayında aynı yayınevi tarafından basılmıştır.
İkinci baskısı 1656 sayfadan oluşan eserin yayına hazırlanmasında Avukat Burak Akın, Avukat Arzu Büşra Bayraktar, Avukat Engin Turhan, Avukat Damla Kuz, Avukat A. mesut Seçkin ve Avukat Elif Arayan katkıda bulunmuşlardır.
Konu Başlıkları
Temel İlkeler ve Tanımlar
Kanunun Uygulama Alanı
Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği Kast ve Taksir
Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler
Suça Teşebbüs
Suça İştirak
Suçların İçtimaı
Cezalar
Güvenlik Tedbirleri
Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi
Dava ve Cezanın Düşürülmesi
Yazar Fatih Selami Mahmutoğlu’nun Önsözünden:
“Peşinen belirtmek gerekirse, ülkemiz adına duyduğum mesleki kaygılar günden güne artmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yapılan ciddi reformlardan gözle görülür bir biçimde ve hızla uzaklaşılmaktadır. Bu geriye gidiş sadece uygulamayla sınırlı kalmamakta, mevzuattaki yeni düzenlemelerde de bariz bir biçimde kendini göstermektedir. Yargının bağımsız olmadığına ilişkin yaygın kanaat, görülmekte olan onlarca ceza davasında neredeyse doğrulandığından duyarlı her yurttaş da doğal olarak kaygı taşımaktadır. Öyle ki Devletin bir kısım kolluk görevlilerinin, savcı ve hakimlerinin soruşturma ve kovuşturma sürecinde hukuktan uzaklaştıklarına ilişkin iddialar bile tek başına hepimizi dehşete düşürmeye yetmektedir.”
“Unutulmamalıdır ki umutsuzluk da kötü bir duygudur. Bunun kalıcı olması ise, hem bireysel hem de toplumsal bakımdan sakıncalıdır. Şartlar ne olursa olsun içimizdeki heyecanı yitirmeden çalışmalarımızı sürdürmeli ve umutlarımızı korumalıyız. Yaşama mutlu gözlerle bakarsak, mutlaka günler bizi bekler. En azından ben öyle yapıyor ve bundan da vazgeçmiyorum. “
“Gelelim bu çalışmanın sistematiğine ve diğer şerhlerden farkına. Yanlış anlaşılmasın, mevcut şerhlerin hepsi büyük emek ürünüdür. Ancak bu çalışmalar benim benimsediğim sistematiği içermemektedirler. Biz aslında monografik bir çalışmanın bütün gereklerini ortaya koymaya gayret ettik. Daha açık söylemek gerekirse, aslında bu şerh adeta bir Ceza Hukuku Genel Esaslar kitabı niteliğindedir. İlgili maddelere ilişkin Yargıtay uygulamalarını göstermek adına, her bölümde belirli tasniflerle Yargıtay kararlarına metin içerisinde yer verdik. Aynı yönde olan veya tasnife uygun olmayan kararları ise bölümlerin sonuna yerleştirdik.”
“Cumhuriyetin kıymetini bilelim. Demokrasinin hakkını verelim. Sınıfsal kökenlerimize bakmadan, bizleri getirdiği noktaları iyi kavrayalım ve sevinelim.”
Yazar Av. Serra KARADENİZ Hakkında
Av. Serra KARADENİZ,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2009 senesinde mezun olmuştur. 2012 yılında Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Devamında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında doktora eğitimine başlayan Karadeniz çalışmalarına devam etmektedir. Ceza hukuku alanında kitap ve makaleleri vardır. İstanbul Barosu’na kayıtlı Av. Serra KARADENİZ, 2013 senesinden beri Mahmutoğlu Hukuk Bürosu kadrosunda yer almaktadır.
Sao Paulo Bildirgesi, Çevre Kirliliğine İlişkin Duyuru başlığı ile 1976 yılı ekim ayında Brezilya’nın Sao Paulo kentinde düzenlenen 30’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Bildirge, 1984 yılı ekim ayında Singapur’da düzenlenen 36’ncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda gözden geçirilmiştir.
Sao Paolo Bildirgesi
Çevre Kirliliğine İlişkin Duyuru
Öndeyiş:
1976’da Sao Paolo’da topladığı bilimsel konferansta kirlilik sorunlarını tartışan Dünya Tabipler Birliği, insan ile çevresi arasındaki ekolojik dengenin önemi üzerinde durmakta ve ülkelerin toplumsal ve ekonomik gelişmeyi yürüttükleri gibi, kendi çevrelerinin niteliğini de geliştirecek adımlar atmaları gerektiğini vurgulamaktadır.
Kirlilik sorunu, yalnızca ortamın yaşanırlığını ve güzelliğini etkilemekte kalmamakta, bu ortamda yaşayan insanların sağlık varlığı için giderek büyüyen bir gözdağı da oluşturmaktadır. Bu nedenle hekimler, kirliliğe bağlı hastalıklardan korunmada büyük bir rol oynamalıdırlar.
Dünya Tabipler Birliği
Tanımlama:
Çevre kirliliği, insanların, gerek bilinçli biçimde, gerekse kusur ya da bilgisizliğe bağlı olarak, doğal çevreyi bozan ya da bulaştıran eylemlerinin sonuçları olarak tanımlanabilir.
Örneğin kimyasal atıkların sorumsuzca çevreye salınması insan yaşamı için temel olan suyun geldiği yer olan su yataklarının düzeltilemez biçimde kirlenmesine yol açabilir.
Kimi olumsuz fiziksel etkenler, iyonize radyasyon ve krom, asbest ya da tütünün içindekiler gibi bir kısım kimyasal maddeler, bu etkenlerle karşılaşan kişilerde ortaya çıkan kanserlerle ve ölümle sonuçlanan ya da sakat bırakan başka hastalıklarla bağlantılıdırlar. Sonraki kuşaklarda görülen doğumsal ya da gelişimsel bozukluklar da bu hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu tip etkenlerle karşılaşmanın denetlenmesiyle kişilerin sağlığı ve yaşam süresi üzerinde olumlu bir etki sağlanabilir. Bu nedenler, evde, okulda, işyerinde, kısacası her yerde olumsuz fizik etkenlerin ortadan kaldırılmasına çok büyük bir öncelik tanınmalıdır.
Mikrobiyolojik ve kimyasal etkenler, işçilerin ve genel nüfusun sağlığını belirgin şekilde ve olumsuz yönde etkileyebilir. Mikrobiyolojik etkenler, onlarca yıldır kaydedilen deneyimlerin gösterdiği gibi, bulaşıcı hastalıklara yol açabilirler. Kimyasal maddeler, bulaşıcı olmayan tehlikelere neden olabilirler. Besin maddelerini yiyenlerin yalnızca zararlı mikrobiyolojik etkenler ile değil, aynı zamanda besin üretimini arttırmakta kullanılan tarımsal maddeler ile besinleri saklamakta kullanılan ve güvenilir olmayan katkı maddeleriyle de karşılaşmalarını en aza indirmek, besin üretimi ve dağıtımıyla uğraşan kişilerin sorumluluğundadır.
Sorunun Başlıkları:
Kirlilik sorununa özgül biçimde katkısı bulunan etkenler arasında, aşağıdakiler üzerinde özellikle durulabilir:
-Azot oksitler, fotokimyasal oksidanlar, hidrokarbonlar, sülfür dioksit, kurşun ve çevre havasında bulunan kimi parçacıklardan oluşan hava kirliliği. Bu madeler, çocuklarda ve yetişkinlerde olumsuz patofizyolojik etkiler yaptıkları gibi bitkilere ve canlılara da zarar verebilirler.
-Yeterince arıtılmamış insan atıklarıyla, tarımsal ve endüstriyel atıkların sulara boşaltılmasına bağlı olarak ortaya çıkan su kirliliği. Bu atıklar içme suyunu, virüsler, bakteriler ve öteki infeksiyöz mikroorganizmalarla, inorganik ve organik kimyasal maddelerle ve radyoaktif maddelerle bulaştırırlar. Su kirliliği, aynı zamanda dinlenme yerlerinin ve ticari balıkçılık kaynaklarının azalmasıyla da sonuçlanır. -Yığıldığı yerlerde hem kemiricilerin ve böceklerin birikmesine yol açan, hem de hava ve suyun niteliğini bozan katı çöpler; bu çöpler aynı zamanda çevrelerine zehirli maddeler yayabilirler.
-Endüstriyel kaynakların, ulaştırma araçlarının, ses yükselticilerin ya da başka kaynakların ortaya çıkardığı aşırı düzeyde sesler, sürekli işitme kaybına, başka patofizyolojik etkilere ve duygusal bozukluklara yol açabilirler.
Hekimlerin Sorumluluğu:
Halkı eğitmek ve kendi toplumlarında çevreyi koruma programlarının düzenlenmesini ve sürdürülmesini desteklemek, hekimlerin sorumluluğundadır.
Öneri:
Yukarıda sözü edilen sorumluluğun yerine getirilmesi için tek tek hekimler ve ulusal hekim birlikleri uygun eylemler yürütmelidirler.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Gümrük İdareleri Dürüstlük Prensipleri, ‘İstanbul Deklarasyonu’ adıyla 27 Eylül 2001 tarihinde ilan edilmiştir.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı; Türkiye, İran, Pakistan tarafından 1985 yılında kurulmuş ve Sovyetler Birliği devrinin sona ermesi ile Türki Cumhuriyetlerinin de katılımı ile genişlemiş bir ekonomik örgüttür. Teşkilatın temeli 1964 yılında kurulan ‘Kalkınma için Bölgesel İşbirliği Örgütü’ oluşturmaktadır. EİT’nin on üyesi ve bir gözlemci üyesi bulunmaktadır. Merkezi Tahran’da bulunan EİT’in üyeleri kültürel ve ekonomik alanda iş birliğini hedeflemektedir.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Gümrük İdareleri Dürüstlük Prensipleri
Bizler; Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Üyesi Gümrük İdareleri Başkanları olarak; yüzyılımızda insanımıza eşitsizlik ve yoksullukla doğrudan en büyük zararı veren ve sonunun ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanda felakete dönüşeceği yolsuzluk virüsünün;
temel misyonumuz olan kaçakçılıkla mücadele ve meşru ticaret akışını kolaylaştırma işlemlerimizi sekteye uğrattığı,
uluslararası ticareti ve ekonomik gelişimi engellediği,
gelirleri azalttığı,
iş maliyetlerini hem hükümetler hem de özel sektör için arttırdığı,
gümrük idareleri ve diğer kanun uygulama kurumları arasında güven ve işbirliğini azalttığı,
personelde moral ve mesleki dayanışma ruhunu çökerttiği,
bilinciyle İdarelerimizde yolsuzluğun her türlüsünü önlemeye ve bunlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Kesinlikle biliyoruz ki; gümrükler devlet gelirlerinin toplanmasında, kaçakçılıkla mücadelede, toplumun korunmasında, ticaretin kolaylaştırılmasında, yabancı yatırımların teşvik edilmesinde ve ulusal gelişmeye katkıda bulunulmasında köklü rol oynamaktadır.
Güvenilir bir gümrük idaresinin herkes için önemli bir ulusal değer olduğunun farkındayız.
Gümrüklerin ekonomik gelişmedeki merkezi rolüne bağlı olarak oynadığı stratejiyi hayata geçirirken, yolsuzluğun filizlenebileceği toprağın ortadan kaldırılmasının ve dürüstlüğün sağlanmasının büyük önem taşıdığının bilincindeyiz
Küreselleşme sonucunda uluslararası ticaret ve yatırım da dahil olmak üzere uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesi kamu hizmeti sunan gümrük idarelerimizde de kabul gören yüksek standartları gerektirmektedir.
İdarelerimizde başta hesap verilebilirlik, şeffaflık, katılımcılık ve yeniden yapılanma sistemlerinin göz önünde bulundurulduğu iyi yönetişim mekanizmaları ile gümrüklerde yolsuzlukla mücadele ne kadar önemliyse çalışanların dürüstlüğünün sağlanması da bizim için aynı öneme haizdir.
Gümrüklerin toplumun yansımasının bir örneği olarak, üzerine düşen sorumluluklarının bilinciyle kamu yönetiminin diğer dallarına önemli birtakım dersler sunma konusunda da öncülüğe hazır olduğunun farkındayız..
Dürüstlük hem idarelerimizde hem de özel sektör için paylaşılan önemli bir noktadır.
İdarelerimiz sorunları teşhis etmekte ve ulusal ve uluslararası alanda sorunun üstesinden gelmek için adımlar atmaktadır.
Gümrük İdarelerinde özellikle;
Mükellefler üzerinde tekel gücü,
Eşya ve hizmetlere ilişkin şartlar hakkında karar verebilme gücü,
Çıkar doğrultusunda yorumlamaya açık karmaşık mevzuat,
Kontrol ve sorumluluğun düşük seviyede olması,
İtiraz sürecinin veya mekanizmasının bulunmadığı
ortamlarının yolsuzluğun ortaya çıkmasını ve beslediği konusunda hemfikiriz.
Yolsuzluğa, gümrük idarelerinde belli çözümler bulma girişimlerinde sorumluluğun gümrükle özel sektör arasında paylaşıldığı görüşüyle gümrükte dürüstlük hedeflerine yönelik en iyi ulusal ve uluslararası yolları geliştirme konusunda üye ülkeler birbirlerine yol gösterici bilgi ve yardım sağlayacaklardır.
Yolsuzluğun kontrol altına alınması ya da kökten yok edilmesine yönelik ulusal ve uluslararası düzeydeki politikaları benimseme sorumluluğumuzun bulunduğunu kabul ediyoruz.
Bu nedenle, başta Dünya Gümrük Örgütü’nün 1993 yılındaki Arusha Deklarasyonu,1994 yılındaki Colombus Deklarasyonu, 1997 yılındaki Lima Deklarasyonu olmak üzere bu alandaki küresel forumlarda belirtilen tavsiyeleri de dikkate alarak, aşağıda belirtilen temel esasları, gümrük idarelerimizde dürüstlüğün tesis edilmesi, korunması ve güncelleştirilerek sürdürülmesini açısından benimsiyoruz.
Gümrük personelinin;
Yasal metinlerin üstünlüğü ilkesine bağlılığı ve uyumu,
Çalışmalarında tarafsızlığı ve önyargısızlığı,
Üstlenilen günlük işlerinde tutarlılığı ve dürüstlüğü
Resmi görevini yerine getirirken aldığı tüm kararlarda ve tüm hareketlerinde
sorumluluğu ve açıklığı,
Yapılan işlemlerde ve alınan kararlarda dürüstlüğün ve objektifliğin kişisel çıkar üzerinde tutulması ,
Mükelleflere hizmette özverili ve çalışkanlığı
Halkla ilişkilerde nezaketi, iyi niyeti ve eşit yaklaşımı,
Hizmet edilen insanların ihtiyaçları üzerine yoğunlaşarak kaliteyi arttırması
Zamanında doğru tavsiyelerde bulunulmasını ve doğru kararlar verilmesini sağlayacak bilgi ve becerileri edinmesi
temel değerlerine sıkı bağlılığı esastır.
Gümrük İdarelerinde dürüstlük programlarının başarıya ulaşması için ; Gümrük idaresinde; sürekli yenilenen bir reform ve modernizasyon programından, en aza indirgenmiş, açık ve net bir gümrük mevzuatına, tutarlı, basit ve uygulanabilir gümrük işlemlerinden otomasyona, şeffaflığa, stratejik ayrım, rotasyon ve yeniden yerleştirmeye, bağımsız, etkili bir kontrol ve denetleme sistemine, personel için yeterli ücret, mesleki gelişim programlarına, personelinin dürüstlüğüne ilişkin olarak, kötü standartlar için net ve etkili disiplin önlemlerinin yanı sıra, bir Davranış Yönetmeliğine, aracılarla ve mükelleflerle olan ilişkilere ve yolsuzlukla mücadele konusunda ulusal ve uluslararası işbirliğine kadar bir çok alandaki kilit unsurlardan vazgeçemeyeceğimiz açıktır.
Bu alanlarda kendi gümrük idarelerimizdeki mevcut durumlarımızı ve stratejilerimizi yeniden gözden geçirmeyi ve gümrük idarelerimizde çalışanlarımız için aşağıda belirtilen ilkeler ışığında ortak bir dürüstlük anlayışı oluşturmak, geliştirmek ve bu ilkelerin ihlal edilmesini önlemek amacıyla Davranış Kodu oluşturmayı taahhüt ediyoruz.
Gümrük personelinin kamu yararını ve kamuoyunun güvenini sağlamak açısından, görevlerini yerine getirirken; adalet, tarafsızlık, dürüstlük, sorumluluk, şeffaflık ve profesyonellik değerlerini esas aldığı ve bu değerlerin gelişmesi yolunda gayret ettiğini gösterir “Genel İlke ve Kurallar”,
Kanunların ihlalinden doğan suçları işleyen gümrük personeli cezai soruşturmalarının yanı sıra disiplin soruşturmalarına da tabi tutulurlar ve cezai müeyyidelerinden bağımsız olarak disiplin cezaları alırlar.Tüm gümrük personelinin uymakla yükümlü olduğu “Kanunlara ve Dürüstlük İlkelerine Uyum İlkesi”,
Gümrük personelinin; nezaket, tarafsızlık, eşit muamele ve iyi niyetlilik ilkelerinden dayalı “Halkla İlişkiler” politikası,
Gümrükte işlem yapan bütün kişiler, gümrük personelinden kiminle muhatap olduğunu bilme hakkına sahip olduğundan “Resmi Kimliğin Açıklanması” ,
Tüm gümrük personelinin görünümünün ve kılık kıyafetinin ciddi bir izlenim verdiği, yapılan göreve uygun, temiz ve düzgün olmasını sağlayıcı “Kılık Kıyafet Konusundaki Kurallar”,
Konusunun gümrük idareleri, işlemleri veya personeli olan şikayetlerin etkin ve tarafsız olarak hızla değerlendirildiği ve sonuçlandırıldığı “Gümrük veya Gümrük Personeli Hakkındaki Şikayetler” ilkesi,
Gümrük personelinin doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemesi ve görevi sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacıyla hediye kabul etmesi yasaktır. Hediyenin değeri ve fiyatı çok düşük olsa ve menfaat sağlama amacı ile olmasa bile hediye almaktan özenle kaçınılması gerektiğini açıklayan “Hediye, Davet ve İndirimler”,
Tüm gümrük personeli ; eylemin suç olmasından öte, kendisinin ve aile bireylerinin de toplumun bir parçası olduğunun bilincinde olarak bireysel ve toplumsal sorumluluk anlayışı çerçevesinde, her türlü rüşvet teklifini reddetmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade eden “Rüşvet” başlığı,
Gümrük personelinin muhataplarıyla ilişkilerinde gereken hassasiyeti ve özeni göstermesi gerektiğini ve görevinin ifasında taraf tutmakla suçlanmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirten “Gümrükle Muhatap Olan Kişilerle Şahsi İlişkiler” ilkesi,
Gümrük personeli, yasal birikimlerini mevzuat çerçevesinde dilediği gibi değerlendirmekte serbesttir. Ancak, mali kaynaklarını aşan yatırım riskleri almaktan da kaçındığını gösterir “Menkul Kıymetlerin Elde Bulundurulması ve Yatırımlar” politikası,
Gümrük personelinin doğrudan doğruya veya aracı eliyle iş sahiplerinden, gümrük idaresi ile muhatap olanlardan borç para isteyemeyeceği veya alamayacağını belirten “Parasal İlişkilerde Bulunmama İlkesi”,
Gümrük personelinin, gerek elektronik ve normal şekillerde gümrük beyanlarından elde ettiği gerekse gümrük işlemlerinin uygulanması veya denetlenmesi neticesinde öğrendiği gizli nitelikteki bilgileri, bu bilgileri veren veya bu bilgiler ile doğrudan ilgili bulunan kişi veya yetkili makamın izni olmaksızın açıklamasını yasaklayan “Gizli Bilgiler İlkesi”,
Gümrük personelinin, tarafsızlık ilkesinin de gereği olarak hiçbir şekilde siyasi veya ideolojik amaçlı beyan ve eylemlerde bulunamayacağını ve siyasi partilere üye olamayacağını belirten “Siyasi ve Benzeri Nitelikli Faaliyetler İlkesi”,
Gümrük personelinin, devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzeri eşya ile ekonomik değeri olan her türlü kıymeti, etkin bir şekilde ve sadece resmi amaçlar ile izin verilmiş faaliyetler için titiz ve itinalı bir şekilde kullanması gerekliliğini içeren “Resmi Araç-Gereçlerin Kullanılması”,
Adil tarafsız ve ayrımcılıktan arınmış, güvenli, sağlıklı, teşvik edici, kişisel farklılıklara saygılı, çalışanın özel yaşamına saygılı, karar alma sürecine personelin katılımını sağlayıcı olma şartlarını içeren “Çalışma Ortamı”
Gümrük idarelerimizde bu alandaki ulusal tecrübelerin ve başarılı çalışmaların periyodik olarak değişiminin pratik yararı ve etkisine olan inancımızı ifade ediyoruz.
Dersim’in kayıp kızları ile ilgili mahkeme kararları, Şark İstiklal Mahkemesi tarafından 27 Aralık 1926 tarihinde alınmıştır. Aileleri ölen ve sahipsiz kalan çocuklar, hükümetin uygun göreceği kurumlarda çalıştırılmak ve uygun mahallerde iskan edilmek üzere İçişleri Bakanlığı emrine Kayseri’ye sevk edilmişlerdir.
Mahkeme Dosya Numarası: 867,563
Karar Numarası: 670
Heyet-i Hakime: Reis: Ali Saib, Aza: Lütfi Müfid ve Avni Beyler
Mülahazât: 06/03/927’de Havali Kumandanlığına verilmiştir. Dosya Başvekalete gönderilmiştir. 13 Haziran 1928, numara 1295.
Dersim’in Koçuşağı isyanına iştirak ve isyan-ı mezkur sergerdelerinden olmak ve bi’l- müsademe derdest olunmak ve usata yataklık etmek ve keza Şeyh Said isyanı zamanında Çemişgezek’e ve kurasına hücumla katl-i nüfus, gasb ve garåt icrası mevaddından maznunen mevkuf Dersim’in Bozanlı karyesinden Ahmed oğlu Nuro ve Ahdük karyesinden Yusuf oğlu Topal Seydo, aslen Arabgir’in Yaluklu karyesinden Abbas Hüseyin oğlu Bektaş, Zemgizek (Engüzek) karyesinden Hüseyin oğlu Mehmed, Çemişgezek’in Şebtik (Şebşebik) karyesinden Cafer oğlu Hasan nam-i diğeri Yarım Ağa, Manzur oğlu Hüseyin, biraderi Elif’in oğlu Hızır, Ekrekli Kirho oğlu Haydar, Koçuşağı’ndan Velo oğlu Mahmud, İIbo oğlu Hamo ve İsmail, Mahmud oğlu Hüseyin, İbrahim oğlu Seyyid Ağa, Mamo oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mamo, Şamuşağı’ndan Kakım oğlu Velo, Koçuşağı’ndan ibrahim oğlu Ali, Saduşağı’ndan Mustafa Miço oğlu Musa, Reşikuşağı’ndan Ello oğlu Hamo, Karaballı Aşiretinden Pero oğlu Hüseyin, Reşikuşağı’ndan Haso oğlu Zeynel’in kardeşi Şeyho, Hafo oğlu ismail, Bedo oğlu Miço, Şamuşağı’ndan Hüseyin oğlu Hasan, Reşikuşağı’ndan Ali oğlu Hüseyin, Silo oğlu Ahmed, Miço oğlu Paşo, Koçuşağı’ndan Miço nam-i diğeri Mustafa oğlu Hasan ve firari Çemişgezek’in Koçlu karyesinden Cibooğulları’ndan Feyzullah oğlu Mehmed ve inco ve Koçuşağ’ndan Bozanlı Ahmed oğlu Nuro’nun kardeşi Haydo, Amutka karyesinden Seyyid Ali oğlu Ali, Ali oğlu Mahmud, biraderi Çakmak, Kupo, Duno oğlu Hafo, İsmail Haso, Kali Ağa, eniştesi Mahiki, Fatı oğlu Seyyid Ali, Monla’nın damadı Ali, Hazari karyesinden Gazi oğlu İnce Mehmed, Kurdo Seydo, Seyyid Maksud oğlu Gani Hüseyin, Bırastik karyesinden Ali Ağa, idare ibrahim oğlu Seyyidhan, Kali Ağa’nın kardeşi Miço, Şamuşağı’ndan Seyyid Ali ve kardeşi Hafo, Memili Gazi oğlu İbrahim, Seyyid Hızır oğlu Seydo, Kekil Mahmud’un kardeşleri Ali ve Rıza, Kali Ağa’nın biraderi Haydar, Taco oğlu Seydo, İsmail oğlu Seydo, Kakil amcazadesi Dogo ve Kakil, Kör Kurdo oğlu Hafo, Seyyid Ali’nin kardeşi Hafo, İsmail oğlu Memili, Mehmed oğlu Miço, İnce Mehmed’in kardeşi Haso, Reşikuşağı’ndan Ali oğulları Memili, Simo, Amutka karyesi’nden Musa, Seyyid Ali oğlu ibrahim, Palancı oğlu İsmail ve torunu Hüseyin, Yağcı Mamo oğlu Hasan, Birastikli Ali Ağa’nın kardeşi Eyüb ve Mustafa, Koçuşağı’ndan Mustafa, Zikir oğlu Ali, Keviç Hüseyin, Miço oğlu Halil, Beko’nun kardeşi Mehmed, Küçük oğlu Hasan, Beko’nun nezdinde Kel Manzur, Dilo Ali, Kurdo Hasan, Hasan oğlu Ince Mehmed, Hafo oğulları Rıza ve Miço, Reşikuşağı’ndan Dago, biraderi Miço, Ali oğlu Miço, Zengül oğlu Maho, Ali oğlu Cafer, Ali oğlu Canbaz, İsmail oğlu Hafo, oğulları Musa ve Manzur, Musa oğlu Rıza, Miço oğlu Amiral, Halil oğlu Ağa, Şahin, Amutkalı Hasan Cafo, biraderi Yusuf, murabbaları Çako, Kurso, Bozan karyeli Eyüb Ağa’nın amcazadesi Mehmed, Medinli Hasan oğlu Canşaz ve Hüseyin ve Hasan, Halil oğlu Monla, biraderi Hüseyin, Eğnikli Ahmed Ağa oğlu Aziz, Medin’in oğlu ibiş, Seyyidhan oğlu Ali ve Mehmed, Bozanlı Kupo’nun amcazadesi Yusuf, Kurno oğlu Yera, Birastikli Ali Ağa’nın kardeşi oğlu Yusuf, amcazadesi Hüseyin oğlu Hasan ve Yera ve Ali, Ahdüklü Ahmed oğlu Ağa murabbası Çako, Eskincili Merto oğlu Süleyman, Pogoslu Topal Seydo, Kamer oğlu Hafo, Bertal, muhacir Hasan, Reşikuşağı’ndan Hüseyin oğlu Hasan, Kallo, Kör Seydo, Zeynel’in biraderi Manzur, Ahmed oğlu Ali, Zikir oğlu Zeynel ve Manzur ve Karataş’ta mukim Hafo, Kankuruslu (Kankurut) Cafer Ağa, Bozanlı Hüseyin Ağa ve mahdumu Amiral, Ahmed Ağa oğlu Ağa, Palancı oğlu Velo, Seydo’nun babası Kurno, Beko’nun biraderzadesi Halil, Canşaz, Yusuf, Deli Mehmed, Kozlucalı Kör Seyyidhan, Girikuşaklı Mehmed Ağa, Mehmed Zikir, oğlu Seydo, Reşikuşağı’ndan Zikir oğlu İsmail ve mahdumu Kekil, Mehmed oğlu Miço, İsmail oğlu Miço, Koçuşağı’ndan Nan oğlu Hafo, Dono oğlu Hüseyin, Simo oğlu Kör Haso, Haydo oğlu Rıza, Ahmed oğlu Şamuşağı’ndan Keko, Zikir oğlu Hasan, Deli Mehmed’in oğlu Kekil, Çürüklü Rıza Velo’nun oğlu Mehmed, Haydo’nun kardeşi Mehmed, Yağcı Mamo’nun Yusuf, Yusuf Zeynel, İdare’nin küçük oğlu Lolo, Harasorlu Hayro oğlu Eyüp Ağa, İsmail, Cafer oğlu Hızır, Mansavut karyesinden Dursun, Zeynel’in kardeşi Şeyho Velo oğlu Kalo, Kado İsmail oğlu Haço, Kurno oğlu Seyyid Ali, Odo’nun oğlu Velo ve Hüseyin, Balikanlı Mamo oğlu Ali, İsmail oğlu Ahmed haklarında tevhiden icra kılınan muhakeme neticesinde maznunlardan mevkuf Ahmed oğlu Nuro, Yusuf Ağa oğlu Topal Seydo, İbrahim oğlu Seyyid Ağa, Haso oğlu Zeynel’in kardeşi Şeyho, Mustafa Miço oğlu Musa, İbrahim oğlu Ali, Hafo oğlu İsmail, Bedo oğlu Miço, Silo oğlu Ahmed, Hüseyin oğlu Hasan, Ali oğlu Hüseyin, Miço oğlu Paşo, Mustafa nam-ı diğeri Miço oğlu Hasan’ın ve firari Yağcı Mamo’nun Yusuf, Yusuf Zeynel, Lolo, Harasorlu Eyüb Ağa, Kupo, Kankaruslu (Kankarut) Cafer, Amutkalı Seyyid Ali, Seyyidhan, Kör Seyyidhan, Bırastikli Ali Ağa, Dursun, Haydo, Keko, Kali, İsmail, Feyzullah oğlu Mehmed, Şamuşağı’ndan Miço’nun (Koçusağı isyanında) müsellahan isyan ve maliyetlerindeki usata sergerdelik ve kumanda ederek hükümet kuvvetlerine karşı istimal-i silah ve birçok askerin şehadetine sebebiyet verdikleri ve keza Nuro ile bålâda esamileri muharrer firari eşhastan Yağcı Mamo’nun Yusuf, Yusuf Zeynel, Lolo, Eyüb Ağa’dan maada mütebaki yüz kırk bir firari eşhas Şeyh Said isyanı zamanında çete halinde Çemişgezek’e ve kurasına hücum, Azmi ve Mustafa namında iki şahsı katl eyledikleri ve jandarma karakolunu basarak esna-yı müsademede yedi neferi şehit ettikleri ve telgraf hututunu kat’ eyledikleri cereyan-i tahkikât ve muhakemát ve evrak-i dava mündericât-ı umumiyesi ve delâil-i saire-i kanuniye ile mertebe-i sübuta vasıl olduğundan ol vechle merkumůnun ber vech-i mevsuf ef al-i cinaiyenin fail-i asl ve hem-filleri olmak üzere mücrimiyetlerine ve keza mevkuf Abbas Hasan oğlu Bektaş, Hüseyin oğlu Mehmed, Manzur oğlu Hüseyin, Elif’in oğlu Hızır, Kirho oğlu Haydar, Velo oğlu Mahmud, İbo oğlu Hamo, Mahmud oğlu Hüseyin, İbo oglu İsmail, Hüseyin oğlu Mamo, Kakım oğlu Velo, Mamo oğlu Hüseyin, Ello oĞlu Hamo, Piro oğlu Hüseyin’in dahi bålåda muharrer olduğu vehcle fail-i asl olarak tecrim edilen eşhasa müzaharet ve muavenette bulundukları ve yiyecek ve saire i’ta ile hareketlerini teshil eyledikleri anlaşılmakla ol vechle merkumúnun da yataklık fiilinden dolayı mücrimiyetlerine ve vefat ettiği anlaşılan Hasan nam-ı diğeri Yarım Ağa hakkındaki hukuk-ı umumiye davasının da sukutuna, mevkuflar hakkında vicahen, firariler hakkında giyaben bi’l-ittifak karar verildi.
Aza: Bozuk Mebusu Avni
Aza: Kırşehir Mebusu Lütfi Müfid
Reis: Kozan Mebusu Ali Saib
Cihet-i cezaiyeleri hakkında dahi icab-i keyfiyet lede’l-müzakere: Fail-i asl olarak tecrim edilen mevkuf Ahmed oğlu Nuro, Yusuf oğlu Topal Seydo, ibrahim oğlu Seyyid Ağa, Haso oğlu Zeynel’in kardeşi Şeyho, Mustafa Miço oğlu Musa, ibrahim oğlu Ali, Hafo oğlu İsmail, Bedo oğlu Miço, Silo oğlu Ahmed, Hüseyin oğlu Hasan, Ali oğlu Hüseyin, Miço oğlu Paşo, Mustafa nam-ı diğeri Miço oğlu Hasan ve firari Feyzullah oğlu Mehmed, İnco, Nuro’nun kardeşi Haydo, Seyyid Ali oğlu Ali, Ali oğlu Mahmud ve Çakmak ve Kupo, Dono oğlu Hafo, İsmail Haso, Kali Ağa, eniştesi Mahiki, Fatı oğlu Seyyid Ali, Monla’nın damadı Ali, Gazi oğlu İnce Mehmed, Kurdo Seydo, Seyyid Maksud oğlu Gani Hüseyin, Ali Ağa, idare İbrahim oğlu Seyyidhan, Kali Ağa’nın kardeşi Miço, Seyyid Ali, kardeşi Hafo, Mamili Gazi oğlu İbrahim, Seyyid Hızır oğlu Seydo, Kekil Mahmud’un kardeşleri Ali ve Rıza, Kali Ağa’nın biraderi Haydar, Taco oğlu Seydo, İsmail oğlu Seydo, Kekil amcazadesi Dugo, Kakil, Kör Kurdo oğlu Hafo, Seyyid Ali’nin kardeşi Hafo, İsmail oğlu Memili, Mehmed oğlu Miço, İnce Mehmed’in kardeşi Haso, Ali oğulları Memili ve Simo, Amutkalı Musa, Seyyid Ali’nin oğlu İbrahim, Palancı oğlu İsmail, torunu Hüseyin, Yağcı Mamo oğlu Hasan, Ali Ağa’nın kardeşi Eyüb ve Mustafa, Koçuşaklı Mustafa, Zikir oğlu Ali, Keviç Hüseyin, Miço oğlu Halil, Beko’nun kardeşi Mehmed, Küçük oğlu Mehmed, Beko’nun nezdinde Kel Manzur, Dilo Ali, Kurdo Hasan, Hasan oğlu İnce Mehmed, Hafo oğulları Rıza, Miço, Dago, biraderi Miço, Ali oğlu Miço, Zengül oğlu Mamo, Ali oğlu Cafer, Ali oğlu Canbaz, İsmail oğlu Hafo, oğulları Musa, Manzur, Musa oğlu Rıza, Miço oğlu Amiral, Halil oğlu Ağa, Şahin, Hasan Cafo, biraderi Yusuf, murabbaları Çako, Kurso, Eyüb Ağa’nın amcazadesi Mehmed, Medinli Hasan oğlu Canşaz, Hüseyin, Hasan, Halil oğlu Monla, biraderi Hasan, Ahmed Ağa oğlu Aziz, Medin’in oğlu ibiş, Seyyidhan oğlu Ali, Mehmed, Kupo’nun amcazadesi Yusuf, Kurno oğlu Yera, Ali Ağa’nın kardeşi oğlu Yusuf, amcazadesi Hüseyin oğlu Hasan ve Yera ve Ali, Ahmed oğlu Ağa murabbası Çako, Merto oğlu Süleyman, Pogoslu Topal Seydo, Kamer oğlu Hafo, Bertal, muhacir Hasan, Hüseyin oğlu Hasan, Kallo, Kör Seydo, Zeynel’in biraderi Manzur, Ahmed oğlu Ali, Zikir oğlu Zeynel, Manzur, Karataş’ta mukim Hayfo Kankaruslu (Kankarut) Cafer Ağa, Bozanlı Hüseyin Ağa, mahdumu Amiral, Ahmed Ağa oğlu Ağa, Palancı oğlu Velo, Seydo’nun babası Kurno, Beko’nun biraderzadeleri Halil, Canşaz, Yusuf, Deli Mehmed, Kör Seyyidhan, Mehmed Ağa, Mehmed Zikir oğlu Seydo, Zikir oğlu İsmail ve mahdumu Kekil, Mehmed oğlu Miço, İsmail oğlu Miço, Nan oğlu Hafo, Dono oğlu Hüseyin, Simo oğlu Kör Haso, Haydo oğlu Rıza, Ahmed oğlu Kekil, Zikir oğlu Hasan, Deli Mehmed’in oğlu Kekil, Çürüklü Rıza Velo’nun oğlu Mehmed, Haydo’nun kardeşi Mehmed, Yağcı Mamo’nun Yusuf, Yusuf Zeynel, İdare’nin küçük oğlu Lolo, Harasorlu Eyüb Ağa, İsmail, Cafer oğlu Hızır, Dursun, Zeynel’in kardeşi Şeyho, Velo oğlu Kalo, Kado İsmail oğlu Haço, Kurno oğlu Seyyid Ali, Odo’nun oğlu Velo ve Hüseyin, Balikanlı Mamo oğlu Ali, İsmail oğlu Ahmed’in hareketlerine tevafuk eden Türk Ceza Kanunu’nun 64’üncü maddesi delaletiyle 125’inci maddesine tevfikan idamlarına ve ancak bunlardan mevkuf ibrahim oğlu Ali’nin sinni seksen, Silo oğlu Ahmed’in yaşı yirmi bir ve Mustafa oğlu Hasan’ın sinni yetmiş takdir edilmekle kanun-ı mezkurun 56’ncı maddesi mucibince ve tarih-i tevkifleri olan 26/11/1926 tarihinden itibaren ve Ali’nin Sivas ve Ahmed’in Konya ve Hasan’ın Sivas Hapishanelerinde ikmal-i müddet eylemek üzere idama bedel yirmi dörder sene ağır hapse konulmalarına ve diğer mevkuf Hüseyin oğlu Haso ve Miço oğlu Paşo’nun sinnleri dahi on sekiz olarak takdir edilmiş bulunduğundan onların da kanun-ı mezkurun 55’inci maddesine tevfikan ve tevkifleri olan 26/11/926 tarihinden itibaren Sivas Hapishanesinde ikmal-i müddet eylemek üzere idama bedel on beşer sene ağır hapse konulmalarına ve yataklıktan dolayı tercim edilenlerin dahi kanun-i mezkurun 169’uncu maddesine tevfikan ve tevkif tarihleri olan 26/11/1926 tarihinden itibaren ve Hasan oğlu Bektaş ve Hüseyin oğlu Mehmed’in Kayseri Hapishanesinde ikmal-i müddet eylemek üzere beşer sene, Manzur oğlu Hüseyin, Elif in oğlu Hızır, Kirho oğlu Haydar’ın da Niğde Hapishanesinde ikmal-i müddet eylemek üzere üçer sene Velo oğlu Mahmud, İbo oğlu Hamo, Mahmud oğlu Hüseyin, İbo oğlu İsmail, Mamo oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mamo, Kakım oğlu Velo’nun da Isparta Hapishanesinde ikmal-i müddet eylemek üzere beşer sene ağır hapse konulmalarına ve diğer Ello oğlu Hamo’nun yaşı on bir, Pero oğlu Hüseyin’in sinni de on iki olarak takdir edildiğinden kanun-ı mezkurun 53 ve 54’üncü maddeleri mucibince on sekiz yaşını geçmemek şartıyla beray-ı ıslah ve terbiye devlet idare ve murakabesinde bulunan bir müesseseye konulmak üzere müdafaa-i milliye emrine i’zamlarına 26/12/1926 tarihinde mevkuf yirmi yedi kişi hakkında vicahen ve diğerleri hakkında gıyaben bi’l-ittifak karar verildi.
Aza: Bozuk Mebusu Avni
Aza: Kırşehir Mebusu Lütfi Müfid
Reis: Kozan Mebusu Ali Saib
Asi Koçuşağı’ndan firar eden, maktul düşen ve mahkum edilen eşhasın aileleri efradından olup mıntıka-i müsademâtta ve mağaralarda derdest edilip mahkemeye tevdi’ edilen Dersim’in Koçuşağı Aşiretinden Cibo kerimesi ve Pero zevcesi otuz beş yaşında Bezey, kerimesi dokuz yaşında Rakey ve diğer kerimesi sekiz yaşında Elif ve Mahmud kızı ve Mustafa zevcesi altmış yaşında Zeyneb ve torunu altı yaşında Hediye, Maho kızı Hüseyin zevcesi otuz yaşında Hadice ve kızı bir aylık Besey ve diğer kerimesi dört yaşında Bezey ve diğer kızı dokuz yaşında Pokey ve oğlu üç yaşında Ali ve diğer kerimesi beş yaşında Zefney, Manzur kızı Süleyman zevcesi otuz yaşında Hadice, kızı dokuz yaşında Haney ve beş yaşında Komey ve torunu Hasan oğlu on üç yaşında İbrahim ve İsmail kızı ve Hamo zevcesi eli yaşında Fatıma ve Fatıma’nın torunu dört yaşında Mahmud ve sekiz yaşında Seltan, Hüseyin kerimesi ve Süleyman zevcesi yirmi yaşında Bezey ve oğlu dört aylık Hüseyin, Hamo kizı ve Miço zevcesi kırk yaşında Fidan, kerimesi yedi yaşında Bezey, oğlu sekiz yaşında ibrahim, Ali ki İsmail zevcesi otuz yaşında Medey, oğlu altı yaşında Hüseyin, sekiz yaşında Kazım, kızı altı yaşında Güllü, üç yaşında Huri, bir yaşında Fatıma, Hasan kızı Ali zevcesi yirmi yaşında Rakey, Mustafa kerimesi Musa zevcesi kırk beş yaşında Besey, oğlu altı yaşında Zeynel, iki yaşında Abbas, kızı dört yaşında Huri, İsmail kerimesi Şeyho zevcesi Zeyneb, oğlu altı yaşında Hüseyin, bir yaşında Kamil, kızı on yaşında Havva, altı yaşında Elif, iki yaşında Güzel, Ali torunu iki yaşında Hüseyin, Kamer kerimesi Hasan zevcesi otuz yaşında Seltan. İki yaşında oğlu Hızır, kızı üç yaşında Fatıma, oğlu bir aylık Ali, Hüseyin kerimesi Çakmak zevcesi yirmi beş yaşında Bezey oğlu iki yaşında Hasan, Hüseyin kerimesi Manzur zevcesi yirmi yaşında Haney, Abbas kızı Haci Yani Hadice iki yaşında ve Hızır oğlu on yaşında Miço, Bakıl kerimesi ve Mamo zevcesi otur yaşında Elif, oğlu bir yaşında Haydar, kızı dört yaşında Komaney, üç yaşında Zekay, dokuz yaşında Zeyneb, iki yaşında Besey, Miço kerimesi Süleyman zevcesi otuz beş yaşında Gazey oğlu bir yaşında Hızır, üç yaşında İsmail, kızı yedi yaşında Zeyney Süleyman kerimesi Hasan zevcesi altmış yaşında Haney, Ahmed kerimesi Süleyman zevcesi yirmi beş yaşında, Elif oğlu iki yaşında Ağa, yedi yaşında Hüseyin, kızı beş yaşında Zeyney. Zikir kerimesi Seyyid Ali zevcesi kırk yaşında Huri, kızı iki yaşında Huri, üç yaşında Mihriayn. İbrahim kerimesi Miço zevcesi kırk beş yaşında Vakey, oğlu beş yaşında Hasan, bir yaşında Miço, Keko kerimesi Hüseyin zevcesi otuz yaşında Bezey, oğlu beş yaşında Hüseyin, dört yaşında Silo, bir yaşında Hafo, kızı altı yaşında Hediye, Mehmed kerimesi Ali zevcesi Züleyha veyahut Zeley, oğlu dört yaşında Rıza, beş yaşında Hüseyin, üç yaşında Yusuf, bir yaşında Süleyman, Kiğı muhacirlerinden dokuz yaşında bi-kes Hamey Kız, Hafo oğlu beş yaşında Rıza haklarında icra kılınan muhakeme neticesinde ber-vech-i muharrer muhtelif sinnde erkek, kadın, kız ve çocuktan ibaret seksen üç nüfusun hükümetin tensib edeceği müessesâtta çalıştırılmak ve münasip mahallerde iskan edilmek üzere Dahiliye Vekalet-i Celilesi emrine Kayseri’ye sevk ve i’zamlarına 27/12/1926 tarihinde vicahen bi’l-ittifak karar verildi.
Eşitlik Savaşçısı (On the Basis of Sex), 2018 yılında gösterime giren, büyük kadın hukukçu Ruth Bader Ginsburg’un hayatından esinlenilerek beyaz perdeye aktarılmış Amerikan yapımı biyografik bir filmdir. Filmde, erkek egemen hukuk dünyasında kadın haklarını savunan bir avukatın zorlu mücadelesi gözler önüne serilmektedir.
1950’lerde Harvard Hukuk Fakültesi’nde kadın öğrenci sayısı oldukça azdı ve Ruth Bader Ginsburg bunlardan biriydi.
Eşitlik Savaşçısı – On the Basis of Sex
Film Künyesi
Yönetmen
Mimi Leder
Yapımcı
Robert W. Cort , Betsy Danbury , Jonathan King
Senaryo
Daniel Stiepleman
Oyuncular
Armie Hammer, Justin Theroux, Felicity Jones, Cailee Spaeny, Jack Reynor , Kathy Bates, Stephen Root, Sam Waterston, John Ralston , Gabrielle Graham, Francis X. McCarthy, Angela Galuppo, Joe Cobden, Gary Werntz, Stephanie Costa, Arlen Aguayo-Stewart, Callum Shoniker, Karl Graboshas , Holly Gauthier-Frankel, Dawn Ford, Kareem Tristan Alleyne, Arthur Holden, Michael Dickson, Jeff Lillico, Jonathan Maxwell Silver, Amanda MacDonald, Alexandra Petrachuk, Julia Borsellino, Sean Colby, Gita Miller
Müzik
Mychael Danna
Görüntü yönetmeni
Michael Grady
Türü
Biyografi, Drama
Renk
Renkli
Yapım yılı
2018
Süre
120 Dakika
Dil
İngilizce
Ülke
ABD
Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu genç Avukat Ruth ( Felicity Jones), kendisi gibi avukat olan eşi Martin (Armie Hammer) ile birlikte bir vergi davası üzerinde çalışmaktadır. Davanın konusu; yasalara göre hasta yakınlarına bakan kadınların vergi muafiyetinden yararlanabilmelerine rağmen, hasta annesine bakmakta olan bir erkeğin vergiden muaf tutulmamasıdır. Erkek aleyhine de olsa cinsiyet eşitsizliğinden rahatsız olan Ruth bu durumu değiştirmek için harekete geçecektir. Ayrıca Ruth, önlerindeki davayı bir fırsat olarak görmekte ve mahkemeden çıkacak emsal kararı kadınların aleyhine düzenlenen yasalara savaş açmak için kullanmayı planlamaktadır. Hayatın birçok alanında hak eşitsizliği ile karşılaşan Ruth, Anayasa Mahkemesi’nin uyguladığı bir cinsel eşitsizlik kararını bozdurmaya çalışmaktadır. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği bağlamında çığır açacak olan davada genç avukatın en büyük destekçisi ise kocası Marty’dir.
Film, genel olarak dava sürecine odaklansa da ana karakterin özel hayatında yaşadığı zorlukları da izleyiciye aktarmaktadır. En büyük destekçisi olan eşi Martin’in kansere yakalanması, ergenlik dönemindeki kızı ile yaşadığı sorunlar, sırf kadın olduğu için kendisine iş vermeyen hukuk firmaları Ruth’un önüne çıkan engellerden sadece bir kısmıdır.
Felicity Jones
Dönemin adalet sistemini eleştirel bir bakış açısıyla yansıtan filmin senaryosu, bizzat Ruth Bader Ginsburg’ün yeğeni tarafından yazılmış olduğundan, senaryonun gerçek hikaye ile tutarlı olduğu birçok eleştirmen tarafından savunulmuştur. Filmde, insan hakları savunucu Ruth Bader Ginsburg’ün hayat hikayesinin yanı sıra kadın hakları için verdiği mücadele ele alınmaktadır. Yüz yıllar boyunca kitlelerin hafızasına yer etmiş, kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerini yıkmayı hedefleyen Ginsburg’ün hikayesi başta kadınlar ve hukukçular olmak üzere herkese ilham verecek niteliktedir.
Ruth Bader Ginsburg
Ruth Bader Ginsburg, 1933 yılnda, Avrupa’dan Amerika’ya göç etmiş Yahudi bir ailenin çocuğudur. Babası kürkçü olan Ginsburg, annesini genç yaşta kaybetmiş, 1950’li yıllarda Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giden sınırlı sayıdaki kadından biri olmayı başarmış ve okulu birincilikle bitirmiş, Rutgers Hukuk Fakültesi ve Columbia Hukuk Fakültesi’nde profesör unvanını kazanmıştır.
Ruth Bader Ginsburg, filmde kendisini canlandıran Felicity Jones ile birlikte
Ginsburg, 1972 yılında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nde (ACLU) Kadın Hakları Projesi’ni başlatmış ve 1973’te projenin genel danışmanı olmuştur. Cinsiyet ayrımcılığının hem erkekler hem de kadınlar için zararlı olduğunu savunmuş, cinsiyet yerine ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanmıştır.
Ginsburg, Bill Clinton 1993 yılında ABD Yüksek Mahkemesine atanmış, kadın hakları mücadelesini mahkeme üyesi olarak da sürdürmüştür. 2013 yılında, eşcinsel evliliklerini yasaklayan yasaya karşı çıkmıştır. ABD Yüksek Mahkemesi’nin dokuz yargıcından biri olan ve kadın hakları alanındaki liderlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Hasta Hakları Bali Bildirgesi(WMA DECLARATION OF LISBON ON THE RIGHTS OF THE PATIENT) , Dünya Tabipler Birliği(The World Medical Association) ’nin 1995 yılı Eylül ayında, Endonezya’nın Bali kentinde yapılan toplantısında kabul edilmiştir.
Hasta haklarını uluslararası çapta, kapsamlı olarak düzenleyen ilk belge olan ve 1981 yılında Lizbon’da imzalanan Dünya Hekimler Birliği Hasta Hakları Bildirgesi, 1995 yılında Bali’de yeniden ele alınarak yenilenmiştir. Bildirge daha sonra 2005 yılında Santiago Bildirgesi’yle geliştirilmiştir.
Hasta Hakları Bali Bildirgesi
Giriş
Hekimler, hastaları ve geniş toplum kesimleri arasındaki ilişkilerde son yıllarda önemli değişikler meydana gelmiştir. Hekim kendi vicdanına ve hastanın yararına hareket ederken , aynı zamanda hastanın özerkliğini ve haklarını da garanti etmelidir. Aşağıdaki Bildirge Tıp mesleğinini onayladığı bazı temel hasta haklarını tanımlamaktadır. Hekimlerin ve diğer kişilerin veya sağlık bakımıyla ilgili kurumların bu hakların tanınması ve desteklenmesi konusunda ortak yükümlülükleri vardır. Yasalar, hükümetler veya diğer kurumlar bu hakları tanımayı kabul etmezse hekimler bu hakların korunması veya yenilenmesine yönelik uygun önlemleri almalıdır.
İnsanları ilgilendiren biyomedikal araştırmalara katılan – tedavi amaçlı olmayan araştırmalar da dahil olmak üzere – kişiler de herhangi bir hastanın sahip olduğu aynı haklara sahiptir.
İLKELER
1. Kaliteli tıbbi bakım hakkı
a. Her insan ayırımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.
b. Her hasta herhangi bir dış müdahale olmaksızın özgürce klinik ve etik kararlar verdiğini bilen bir hekim tarafından bakılma hakkına sahiptir.
c. Hasta her zaman yararına en uygun biçimde tedavi edilmelidir. Uygulanan tedavi genel kabul gören tıbbi ilkelere uygun olmalıdır.
d. Kalitenin sağlanması her zaman sağlık bakım sisteminin bir parçası olmalıdır. Özellikle hekimler tıbbi hizmetlerde kalitenin sağlanmasında sorumluluklarını kabul etmelidir.
e. Özellikle tedavi bakımından hizmet sınırlılığı olan durumlarda potansiyel hastalar arasında bir seçim yapılması gerekiyorsa, bu seçimin bütün hastaların hakkını dikkate alarak eşit bir şekilde yapılması gerekir. Bu seçim tıbbi ölçütlere göre ve ayırım yapılmaksızın yapılmalıdır.
f. Hasta sağlık bakımı sürekliliği hakkına sahiptir. Hekimin hastayı tedavi eden diğer sağlık kurumları ile koordinasyon sağlama yükümlülüğü vardır. Hekim ileri tedavi endikasyonu olan durumlarda hastaya yeterli destek ve tedavi için seçenekler sunmadan uygulanmakta olan tedaviyi sonlandıramaz.
2. Seçim yapma özgürlüğü
a. Hasta özel veya devlet sektöründe olmasından bağımsız olarak hekimini ve hastanesini veya sağlık hizmeti veren kurumları özgürce seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
b. Hasta herhangi bir aşamada diğer bir hekimin görüşünü alma hakkına sahiptir.
3. Kendi kaderini belirleme hakkı
a. Hasta kendi kaderini belirleme ve kendisi ile ilgili özgürce karar verebilme hakkına sahiptir. Hekim hastayı verdiği kararların sonuçları hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür.
b. Zihinsel yeterliliği olan erişkin bir hasta herhangi bir tanı veya tedaviye yönelik girişimi onaylama veya kabul etmeme hakkına sahiptir. Hastanın kendi kararını verebilmesi için gerekli şekilde bilgilendirilmeye hakkı vardır. Hasta uygulanacak test veya tedavinin amacının ne olduğunu, bunun sonuçlarının ne olabileceğini, tedaviyi kabul etmeme durumunda olabilecekleri açık bir şekilde anlamalıdır.
c. Hastanın klinik çalışmalara veya tıp eğitimine katılmayı reddetme hakkı vardır.
4. Bilinci kapalı hasta
a. Bilinci kapalı veya iradesini ifade edebilme durumunda olmayan hastalarda hastanın bilgilendirilmiş onayı en uygun zamanda yasal temsilcisinden alınmalıdır.
b. Yetkili yasal bir temsilcinin olmadığı ve acil tıbbi girişim gereken durumlarda daha önceden hastanın bu girişimi rededdiğini gösteren bir açıklaması yoksa hastanın onayı varsayılarak tıbbi girişim yapılabilir.
c. Bununla birlikte bir intihar girişimi sözkonusu ise hekimler her zaman bilinci kapalı bir hastanın yaşamını kurtarmaya gayret etmelidir.
5. Yasal ehliyeti olmayan hasta
a. Hasta çocuk ise veya yasal ehliyeti yoksa bir yasal temsilcinin onayının alınması gereklidir. Bununla beraber bu hastalar durumlarının izin verdiği ölçüde yine de karar alma sürecine dahil edilmelidir.
b. Eğer yasal ehliyeti olmayan hasta rasyonel kararlar verebiliyorsa, hastanın verdiği kararlara saygı gösterilmelidir. Bu durumda hastanın yasal temsilcisine bilgi verilmesini reddetme hakkı vardır.
c. Yasal temsilcinin veya hasta tarafından yetkilendirilen kişinin onay vermeyi reddettiği durumda hekimin görüşü girişimin hasta yararına olduğu şeklinde ise karar yasal mercilere bırakılmalıdır. Acil durumlarda hekim hastanın yararına davranacaktır.
6. Hastanın isteğine karşın yapılan girişimler
a. Hastanın isteğine karşın tanı ve tedavi ile ilgili tıbbi girişimler yasaların izin verdiği ölçüde ve tıbbi etik kuralları göz önüne alınarak sadece istisnai durumlarda yapılabilir.
7. Bilgilendirme hakkı
a. Hasta kendisiyle ilgili tıbbi gerçekler dahil olmak üzere sağlık durumu konusunda tam olarak bilgilendirilme ve kendisi hakkındaki tıbbi kayıtlara ulaşma hakkına sahiptir. Bununla birlikte hastanın kayıtlarında bulunan ve üçüncü bir kişiyi ilgilendiren bilgiler bu kişinin onayı olmaksızın hastaya verilmemelidir.
b. İstisnai olarak, eğer hastaya verilecek bilginin onun yaşamı veya sağlığı üzerinde ciddi zararları olacağına inanılıyorsa hasta bilgilendirilmeyebilir.
c. Bilgilendirme yerel kültüre uygun olarak ve hastanın anlayabileceği şekilde yapılmalıdır.
d. Hastalar bir başka kişinin yaşamının korunması için gerekli olmadığı sürece ve kesin olarak belirttikleri takdirde bilgilendirilmeme hakkına sahiptir.
e. Hastalar kendileri yerine kimin bilgilendirileceğini seçme hakkına sahiptir.
8. Gizlilik hakkı
a. Hastanın sağlık durumu, tıbbi durumu, tanısı, prognozu , tedavisi ve kişiye özel diğer tüm bilgiler ölümden sonra bile gizli olarak korunmalıdır. İstisna olarak hasta yakınlarının kendileri ilgili sağlık risklerini öğrenmeleri açısından bu bilgilere ulaşabilme hakkı olabilir.
b. Gizli bilgiler sadece hastanın açık izni veya mahkemenin kesin isteği üzerine açıklanabilir. Hastanın açık olarak izin vermediği durumlarda bu bilgiler sadece bilgilendirilmesi gereken diğer sağlık personeline verilebilir.
c. Hastanın kimliğine ait tüm bilgiler korunmalıdır. Bu bilgilerin korunması usulüne uygun yapılmalıdır. Bu tür verilerin alındığı insan ürünleri de aynı şekilde korunmalıdır.
9. Sağlık eğitimi hakkı
a. Her insanın kendi sağlık durumları ve mevcut sağlık hizmetleri hakkında seçim yapmasını kolaylaştıracak sağlık eğitimi alma hakkı vardır. Verilecek eğitim sağlıklı yaşam tarzı ve hastalıklardan korunma ve erken tanı ile ilgili yöntemleri içermelidir. Herkesin kendi sağlık durumlarından kendilerinin sorumlu oldukları vurgulanmalıdır. Hekimleri aktif olarak eğitim çalışmalarına katılma yükümlülüğü vardır.
10. Onur hakkı
a. Tüm tıbbi bakım ve eğitim sürecinde hastanın onuruna ve özel yaşamına onun kültür ve değerleri göz önüne alınarak saygı gösterilmelidir.
b. Hastalar son bilgilerin ışığında acılarının dindirilmesi hakkına sahiptirler.
c. Hastalar yaşamlarının son döneminde insanca bakılıp onurlu bir şekilde ölme hakkına sahiptirler.
11. Dini destek hakkı
Hasta kendi dinlerine uygun bir dini temsilcinin ruhi ve moral tesellisini kabul veya reddetme hakkına sahiptir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Avrupa Ombudsmanı, Maastricht Antlaşması ile AB kurumsal yapısına kazandırılmış bir kurumdur. Ombudsman’ın seçimi, Avrupa Parlamentosu tarafından 5 yılda bir yapılmaktadır. Bağımsızlığı Antlaşmalarla teminat altına alınmıştır. AB’nin İşleyişine Dair Antlaşma’nın 20. maddesinde Avrupa Ombudsmanı’na başvurmak Birlik vatandaşlarının hakları arasında sayılmaktadır. Antlaşma’nın 228. maddesi uyarınca Avrupa Parlamentosu tarafından seçilen Avrupa Ombudsmanı’na Birliğin her vatandaşı veya ikametgahı ya da tüzüğüne göre merkezi bir üye devlette bulunan her gerçek ve tüzel kişi başvurabilir. Anılan kişiler, Birlik organları, kurumları veya diğer birimlerinin faaliyetlerinde kötü yönetime ilişkin şikayetleri Avrupa Ombudsmanı’na iletirler ve Ombudsman bunları araştırarak rapor hazırlar. [/box]
Avrupa Ombudsmanı İyi Yönetim İçin Davranış Kodu
1. Madde – Genel Hükümler
Kurumlar ve bunların görevlileri, vatandaşlarla olan ilişkilerinde, İyi Yönetim İçin Davranış Kodu’nu meydana getiren ve bundan sonra “Kot” olarak anılacak olan bu ilkelere uygun davranacaklardır.
2. Madde – Uygulamanın Kapsadığı Personel
1. Kot, Personel ile ilgili Düzenlemeler ve İstihdam Koşullarının uygulandığı tüm kamu görevlilerin ve diğer hizmetlilerin vatandaşlarla ilişkilerinde uygulanır. Bundan sonra görevli terimi, hem kamu görevlilerini hem de diğer hizmet verenleri belirtir.
2. Kurumlar ve yönetimleri bu Kodda yer alan hükümleri, özel hukuk sözleşmeleri çerçevesinde istihdam edilen şahıslar ile kamusal hizmetlerde görev yapan uzmanlar ve stajyerler gibi kurum adına çalışan diğer kişilere de uygulayabilmek için gereken önlemleri alırlar.
3. Vatandaş ifadesi, bir üye ülkede ikamet eden veya etmeyen ya da üye ülkenin nüfusuna kayıtlı olan veya olmayan gerçek ve tüzel kişiler anlamına gelir.
4. Bu Kodun amacı açısından:
(a) “Kurum” ifadesi bir Topluluk kurumunu veya birimi;
(b) “Görevli” ise Avrupa Topluluğundaki bir görevli veya diğer çalışan anlamına gelmektedir.
3. Madde – Uygulamanın Maddi Kapsamı
1. Bu Kot, özel hükümlerle düzenlenmediği sürece, Kurumların ve bunların yönetimlerinin vatandaşlarla olan tüm ilişkilerine uygulanan iyi yönetsel davranışlarla ilgili genel ilkelerini içerir.
2. Bu Kodda yer alan ilkeler kurum ile çalışanları arasındaki ilişkilere uygulanmaz. Bu ilişkiler personel ile ilgili düzenlemeler çerçevesinde yürütülür.
4. Madde – Yasalara Uygunluk
Görevli yasalara uygun davranır ve topluluk mevzuatında yer alan kuralları ve prosedürleri uygular.
Görevli, yasal dayanağa sahip olan ve içeriği yasalara uygun olan kişisel hak ve çıkarları etkileyen kararları dikkate alır.
5. Madde – Ayrımcılığın Olmaması
1. Vatandaşların taleplerini yerine getirirken ve karar alırken görevli eşit muamele ilkesine saygı gösterilmesini sağlamalıdır. Aynı konumdaki vatandaşlar aynı muameleye tabi tutulmalıdır.
2. Yapılan muamelede herhangi bir farklılık ortaya çıkarsa görevli bunun sadece söz konusu özel durumla ilgili objektif özelliklerden kaynaklanmasını sağlamalıdır.
3. Görevli, vatandaşlar arasında milliyet, cins, ırk, renk, etnik veya sosyal menşe, genetik özellikler, dil, din ya da inanç, siyasi veya başka bir düşünce, azınlık üyesi olma, malvarlığı, maluliyet, yaş veya cinsel tercihlere dayalı herhangi bir haksız ve adaletsiz ayrımcılığın ortaya çıkmasından özenle kaçınmalıdır.
6. Madde – Orantılı Olma
1. Görevli kararları alırken uygulanacak tedbirlerin takip edilen amaç ile orantılı olmasını sağlamalıdır. Görevli, kısıtlamalar ve yükümlülükler, sürdürülen faaliyetin amacı ile makul bir ilişkiye sahip olmadığında, vatandaşların haklarını kısıtlamaktan veya onlara sorumluluk yüklemekten özellikle kaçınmalıdır.
2. Görevli, kararları alırken özel şahısların çıkarları ile kamu yararı arasında adil bir denge oluşturmalıdır.
7. Madde – Yetkinin Kötüye Kullanılmaması
Yetkiler yalnızca ilgili hükümlerin ortaya koyduğu amaçlar çerçevesinde kullanılmalıdır. Görevli, bu yetkileri yasal dayanağı bulunmayan ve kamu yararına yönelik olmayan amaçlar için kullanmamalıdır.
8. Madde – Tarafsızlık ve Bağımsızlık
1. Görevli tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Vatandaşları olumsuz yönde etkileyen keyfi davranışların yanı sıra, hangi sebeple olursa olsun, her türlü imtiyazlı tutumdan kaçınmalıdır.
2. Görevlinin tutumu hiçbir şekilde şahsi, ailevi veya ulusal çıkarlar ya da politik baskıyla belirlenmemelidir. Görevli kendisini veya yakın akrabalarını ilgilendiren meseleler ile ilgili kararların alınmasına müdahil olmaktan kaçınmalıdır.
9. Madde – Objektif Olma
Görevli, kararları alırken, konuyla ilgisi olmayan unsurları dikkate almayarak, ilgili faktörleri göz önünde bulundurmalıdır ve söz konusu kararda, bu faktörlere hak ettikleri değeri vermelidir.
10. Madde – Meşru Beklentiler, Uyum ve Bilgilendirme
1. Görevli kendisinin üstlendiği idari davranışla birlikte Kurumun idari eylemleri ile de uyumlu olmalıdır. Görevli, bireysel bir olayda bu uygulamalardan farklı davranmak için meşru bir sebep söz konusu değilse, Kurumun rutin idari uygulamalarını takip etmelidir; bu sebepler yazılı olarak kayıt altına alınır.
2. Görevli, Kurumun geçmişteki uygulamaları doğrultusunda vatandaşların meşru ve makul beklentilerine saygı göstermelidir.
3. Görevli, gerekli olursa, kendi önüne gelen bir konuyla nasıl ilgilendiğini ve konuyla ilgilenirken hangi usulleri izlediğini kamuoyuna bildirir.
11. Madde – Adil Olma
Görevli tarafsız, adil ve makul bir şekilde davranmalıdır.
12. Madde – Nezaket ve Saygı
1. Görevli hizmet etmeyi düşünen, doğruluktan ayrılmayan, saygılı ve hürmetkar ve vatandaşlarla olan ilişkilerinde kendisine ulaşılabilir bir kişi olmalıdır. Yazışmalara, telefonlara, e-postalara cevap verirken mümkün olduğu kadar yardımcı olmalı ve sorulan soruları mümkün olduğunca tam ve eksiksiz cevaplandırmaya çalışmalıdır.
2. Görevli söz konusu meseleden sorumlu değilse vatandaşları uygun bir görevliye yönlendirmelidir.
3. Vatandaşlardan birinin haklarını ve çıkarlarını olumsuz şekilde etkileyen bir hata meydana gelmişse görevli bunun için özür beyan etmeli, kendi hatasından ortaya çıkan olumsuz etkileri en münasip biçimde düzeltmeli ve bu Kodun 19. maddesi uyarınca herhangi bir müracaat hakkı olan vatandaşlara bilgi vermelidir.
13. Madde – Mektuplara Vatandaşın Lisanı ile Cevap Verilmesi
Görevli, anlaşma dillerinden herhangi birisiyle Kuruma yazan Avrupa Birliği vatandaşına veya başka bir şahsa, cevabın aynı dilde verilmesini sağlamalıdır. Bu durum, imkan oldukça, birlikler (Hükümet Dışı Organizasyonlar) ve şirketler gibi tüzel kişilere de uygulanır.
14. Madde – Alındıların Teslim Edilmesi ve Yetkili Görevliye İletilmesi
1. Kuruma gelen her mektup ve şikayet başvurusuna iki haftalık süre içinde müstakil bir cevap verilmemişse, bu süre içinde bunların teslim alındığına ilişkin bir yanıt gönderilmelidir.
2. Gönderilerin teslim alındısına yönelik onay veya cevap, konuyla ilgilenen görevlinin telefon numarası ve adının yanı sıra çalıştığı birimi de belirtecek şekilde olmalıdır.
3. Çok fazla sayıda olması, çok fazla tekrar içermesi veya manasız ve maksatsız olmaları nedeniyle mektup ya da şikayet başvurularının suiistimalinin söz konusu olduğu durumlarda, gönderilerin teslim alındığına dair onay veya cevabın iletilmesine gerek yoktur.
15. Madde – Kurumun Yetkili Birimine Transfer Etme Yükümlülüğü
1. Kuruma gönderilen bir mektup ya da şikayet başvurusu Genel Müdüre, Müdüre veya ilgisi olmayan bir birime yönelirse, dosyanın gecikmeksizin Kurumun yetkili birimlerine ulaştırılması sağlanmalıdır.
2. Mektup ya da şikayeti ilk önce alan birim bu transferin sahibini bilgilendirir ve dosyanın ulaştırılacağı görevlinin ismini ve telefon numarasını bildirir.
3. Görevli, dokümanlardaki hatalar veya eksiklikler konusunda vatandaşları ve organizasyonları uyarmalı ve düzeltilmesi için onlara fırsat tanımalıdır.
16. Madde – Bilgilenme ve İfade Verme Hakkı
1. Kişilerin hak ve çıkarlarının söz konusu olduğu durumlarda görevli, karar verme sürecinin her aşamasında, savunma hakkına riayet edilmesini sağlamalıdır.
2. Herkes, alınan bir kararın kendi hak ve çıkarlarını etkilemesi durumunda, yazılı görüş bildirme ve, gerekli görürse, kararın alınmasından önce düşüncelerini sözlü olarak bildirme hakkına sahiptir
17. Madde – Kararların Alınmasında Makul Süre
1. Görevli, Kuruma yapılan her talep ve şikayetle ilgili olarak verilecek kararların gecikme olmaksızın makul bir zaman limiti içerisinde verilmesini ve her hal ve karda bu sürenin belgenin tesliminden sonraki iki aydan daha geç olmamasını sağlamalıdır. Vatandaşların mektuplarını cevaplarken ve görevlinin amirlerine gönderdiği, alınan kararlar hususunda talimatların istendiği yönetsel notların cevapları için de aynı kural geçerlidir.
2. Bünyesinde barındırdığı meselelerin karmaşık olması nedeniyle Kuruma yapılan bir talep ya da şikayet yukarıda belirtilen sürede bir karara bağlanamazsa, görevli, şikayet ya da talep sahibini mümkün olduğu kadar kısa bir süre içerisinde haberdar etmelidir. Böyle bir durumda verilecek kesin karar en kısa zamanda muhataba bildirilmelidir.
18. Madde – Verilen Kararın Sebebini Bildirme Görevi
1. Kurumun, bir kişinin hak ve çıkarlarını olumsuz şekilde etkileyen her türlü kararının, dayandığı gerekçeler ve yasal dayanak açıkça gösterilmek suretiyle, sebepleri belirtilmelidir.
2. Görevli, eksik ya da belirsiz dayanaklara sahip olan veya bireysel muhakemeyi bünyesinde barındıran kararlardan sakınmalıdır.
3. Benzer kararların alakadar ettiği çok sayıda kişi olması nedeniyle alınan kararın sebeplerini ayrıntılı bir şekilde tespit etme imkanı yoksa ve bu nedenle tek tip bir cevap verilmişse, görevli, şahsi bir nedenle talep ettiğini belirten vatandaşlara bunu daha sonra sağlayacağını garanti etmelidir.
19. Madde – Daha Üst Bir Makama Başvurulabileceğinin Belirtilmesi
1. Bir kişinin hak ve çıkarlarını olumsuz yönde etkileyen bir Kurum kararı, bu kararın iptali için daha üst bir makama müracaat imkanlarını gösteren bir bilgiyi de bünyesinde barındırmalıdır. Bu bilgi başvuruların niteliğini ve başvurulacak organlarla birlikte hangi sürede yapılacağını da göstermelidir.
2. Kararlar, Avrupa Topluluğunu kuran anlaşmanın 230. ve 195. maddelerinde belirtilen koşullar çerçevesinde Ombudsman’a şikayetin iletilmesi ve dava açılması olanağına işaret etmelidir.
20. Madde – Kararın Bildirilmesi
1. Görevli, kişilerin hak ve çıkarlarını etkileyen kararların, karar alındıktan sonra en kısa sürede, ilgili kişi ya da kişilere yazılı olarak bildirilmesini sağlamalıdır.
2. Görevli, ilgili kişi ya da kişiler haberdar oluncaya dek kararı diğer kaynaklara iletmekten sakınmalıdır.
21. Madde – Verilerin Korunması
1. Bir vatandaşla ilgili şahsi bir veriyi ele alan görevli, Topluluk kurumlarının ve birimlerinin şahsi verilerin işlenmesi ve bunların serbestçe dolaşımı hakkında bireylerin korunmasıyla ilgili Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 18 Aralık 2000 tarihli Düzenlemesi (No: 45/2001) hükümlerine göre, bireyin mahremiyetine ve güvenliğine saygı göstermelidir.
2. Görevli şahsi verilerin meşru olmayan amaçlar ya da bu verilerin yetkili olmayan kişilere aktarılması için kullanılmasından özellikle kaçınmalıdır.
22. Madde – Bilgi Talepleri
1. Görevli, meseleyle ilgili sorumluluğu bulunduğunda, vatandaşların talep ettikleri bilgileri onlara sağlamalıdır. Mümkünse görevli, kendi yetki alanındaki yönetsel bir prosedürün nasıl gerçekleştirilebileceği hakkında bilgi vermelidir. Görevli iletilen bilginin açık ve anlaşılır olmasına özen göstermelidir.
2. Sözlü olarak talep edilen bilgi üstesinden gelinemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlı ise görevli, ilgili şahsa talebini yazılı olarak formüle etmesini bildirmelidir.
3. Görevli, gizlilik nedeniyle talep edilen bilgiyi açıklayamazsa, bu Kodun 18. maddesine göre ilgili şahsa bilgiyi açıklayamamasının nedenlerini belirtmelidir.
4. Sorumluluğu bulunmayan konularda daha fazla bilgi talebi olması halinde görevli, talepte bulunan şahsı yetkili kişiye yönlendirmeli ve bu kişinin ismini ve telefon numarasını vermelidir. Topluluğun diğer kurum ya da birimi ile ilgili olarak daha fazla bilgi talebinin söz konusu olması halinde görevli, talepte bulunan şahsı bu kuruma ya da birime yöneltmelidir.
5. Görevli, mümkünse, talep edilen konuya bağlı olmak şartıyla, bilgi talebinde bulunan şahsı Kurumun vatandaşlara bilgi vermekle sorumlu servisine yönlendirmelidir.
23. Madde – Dokümanlara Halkın Erişimine Yönelik Talepler
1. Görevli, Kurumun dokümanlarına erişmeye yönelik taleplerin olması durumunda, Kurum tarafından kabul edilen kararlar ve (EC) 1049 /2001 No’lu Düzenlemede yer alan genel prensipler ve sınırlamalar uyarınca, bu dokümanlara erişme izni verir.
2. Görevli dokümanlara erişim için yapılan sözlü talebe uymazsa, vatandaşlara, bu taleplerini yazılı olarak formüle etmeleri bildirilir.
24. Madde – Uygun Kayıtların Tutulması
Kurumun departmanları, kendilerine gelen ve giden postaların, teslim aldıkları dokümanların ve aldıkları önlemlerin kayıtlarını uygun bir şekilde tutarlar.
25. Madde – Halkın Koda Erişimi
1. Kurum, bu Kodla elde ettikleri hakları vatandaşlara duyurmak amacıyla etkin önlemleri alır. Mümkünse, metni kendi web sitesinden elektronik ortamda da ulaşılabilir hale getirmelidir.
2. Komisyon, tüm kurumlar adına, bu Kodu bir kitapçık şeklinde bastıracak ve herkese dağıtacaktır.
26. Madde – Avrupa Ombudsmanı’na Şikayet Hakkı
Bu Kodda yer alan ilkelere uyma yönünde görevlilerin gösterdikleri her türlü başarısızlık, Avrupa Topluluğu’nu kuran Anlaşmanın 195. maddesi ve Avrupa Ombudsmanı Kanununa göre, Avrupa Ombudsmanı’na şikayete konu
teşkil edebilir.
27. Madde – Uygulamanın Gözden Geçirilmesi
Her Kurum, bu Kodun kendisindeki uygulamanı iki yıllık faaliyeti sonunda gözden geçirecek ve bu gözden geçirmelerle ilgili Avrupa Ombudsmanı’na bilgi verecektir
Mali Saydamlık Uygulamaları Tüzüğü, Uluslararası Para Fonu(IMF) tarafından Mali Saydamlık İyi Uygulamaları Kodu adıyla 1994 yılında kabul edilmiştir. Tüzük daha sonraki yıllarda revize edilmiş ve değiştirilerek geliştirilmiştir.
Mali Saydamlık Uygulamaları Tüzüğü – Mali Saydamlık İyi Uygulamaları Kodu
1- Rollerin ve Sorumlulukların Açık Olması
1.1. Devlet Sektörünün ekonominin kalan kısmından açık bir şekilde ayrılması ile politika ve yönetim rollerinin çok iyi tanımlanması,
1.1.1.Devlet sektörü ve ekonominin geri kalan kısmı arasındaki sınır çok iyi tanımlanmış ve anlaşılır olmalıdır. Devlet sektörü, merkezi idareyi ve daha alt seviyedeki idareler ile bütçe dışı faaliyetleri de kapsamalıdır.
1.1.2.Ekonominin geri kalan kısmında devlet müdahalesi (yönetsel düzenlemeler ve mülkiyet eşitliği gibi) kamuya açık olmalı, ayırım gözetmeyen net kurallar ve uygulamalar esas alınmalıdır.
1.1.3.Devletin farklı kademeleri ile yürütme, yargı ve yasama organları arasındaki sorumlulukların dağılımı açıkça tanımlanmış olmalıdır.
1.1.4.Bütçe ile karşılanan faaliyetler ile ve bütçe dışı faaliyetlerin koordinasyonu ve yönetimi için açık mekanizmalar oluşturulmalı ve diğer kamu kurumlarına (örneğin Merkez Bankası, devlet kontrolündeki finansal ve finansal olmayan kurumlar gibi) açık tanımlanmış düzenlemeler getirilmelidir.
1.2.Mali yönetim için açık bir yasal ve yönetsel bir çerçeve olması.
1.2.1. Mali yönetim, bütçe ve bütçe dışı faaliyetleri kapsayan kanunlar ve yönetsel kurallarla idare ediliyor olmalıdır. Herhangi bir devlet fonunun harcanması veya buna ilişkin taahhüt altına girilebilmesi için yasal bir yetkinin olması gerekir.
1.2.2. Vergiler ve yükümlülüklerin açık bir yasal dayanağı olmalıdır. Vergi kanunları kolayca ulaşılabilir ve anlaşılır olmalı, uygulamasında da idari takdire belirli kriterler yön vermelidir.
1.2.3. Kamu görevlileri için geçerli ahlaki standartlar açık ve iyi duyurulmuş olmalıdır.
2-Bilginin Kamuya Açık Olması
2.1.Hükümetin geçmiş, şimdiki ve projeksiyonu yapılmış dönemlere ait mali faaliyetlerine ilişkin tam bir bilgi setinin kamuya sağlanması.
2.1.1.Yıllık bütçe, merkezi hükümetin operasyonlarını detaylı bir şekilde kapsamasının yanında merkezi hükümetin bütçe dışı faaliyetleri hakkında da bilgi vermelidir. Ayrıca, genel idarenin toplam finansal durumunu sunabilmek için daha alt seviyedeki idarelerin de gelir ve giderleri hakkında yeterli bilgi sağlamalıdır.
2.1.2.Yıllık bütçede, bilgilerin karşılaştırılabilir olması bakımından, gelecek iki yıla ilişkin önemli bütçe bileşenleriyle beraber, önceki iki mali yılın bilgileri de yer almalıdır.
2.1.3.Yıllık bütçe ile birlikte, gerçekleşmesi muhtemel yükümlülüklere, vergi harcamalarına ve yarı mali nitelikteki aktivitelere bağlı mali sonuçlar yayınlanmalıdır.
2.1.4.Merkezi idare, borçlarının ve mali varlıklarının seviyesini ve yapısını düzenli olarak yayınlamalıdır.
2.2. Mali bilgilerin zamanında yayınlanması konusunda kamusal taahhüt,
2.2.1. Mali bilgilerin yayınlanması hususunda açık somut taahhütler olmalıdır.(Bütçe kanunlarında bunlarla ilgili bir madde olması gibi).
2.2.2. Mali raporlamaların yayın takvimi kamu oyuna önceden duyurulmalıdır.
3-Bütçe Hazırlama, Uygulama Ve Raporlama Süreçlerinin Açık Olması
3.1. Bütçe metni mali politika hedeflerini, makro ekonomik çerçeveyi, bütçenin hangi politikalara dayandırıldığını ve tanımlanabilir başlıca mali riskleri içermelidir.
3.1.1. Yıllık Bütçenin yapısı, mali politika hedeflerini ortaya koyacak ve sürdürülebilir mali politikalar hakkında görüş verebilecek nitelikte olmalıdır.
3.1.2. Kabul edilen tüm kurallar (denk bütçe ve borçlanma sınırları gibi) açıkça belirlenmiş olmalıdır.
3.1.3. Yılık bütçe, kapsamlı ve tutarlı bir makro ekonomik çerçeve içerisinde sunulmalı ve bütçe hesaplarının esasında, ekonomik tahminler ve önemli parametreler (fiili vergi oranları gibi) dikkate alınmalıdır.
3.1.4. Mevcut yükümlülükler, yıllık bütçeye ilave edilen yeni politikalardan ayırt edilmelidir.
3.1.5.Yıllık bütçede, başlıca riskler hesaplanmalı ve ekonomik varsayımlardaki olan yada olabilecek değişiklikler ve maliyeti belirli olmayan başlıca harcama taahhütleri (örneğin mali yeniden yapılanma gibi) hesaplanmalıdır.
3.2.Bütçe verileri politik analiz yapmayı kolaylaştıracak ve sorumluluk arttıracak şekilde sınıflandırılmalı ve bu çerçevede sunulmalıdır.
3.2.1. Hükümet işlemleri; gelir, gider ve finansmanı ayrıştıracak brüt bazda raporlanmalı ve harcamalar ekonomik, fonksiyonel ve idari olmak üzere üç kategoride sınıflandırılmalıdır. Bütçe dışı faaliyetlere ilişkin veriler de benzer şekilde sınıflandırılmalı ve bütçe verilerinin sınıflandırması uluslararası karşılaştırmaya izin verecek şekilde olmalıdır.
3.2.2. Başlıca bütçe programları ile hangi hedeflere varılmak istendiği (örneğin ilgili sosyal göstergelerin geliştirilmesi gibi) ortaya konulmalıdır.
3.2.3.Hükümetin genel dengesi, hükümetin mali durumunun standart özet bir göstergesi olmalıdır. Sadece genel dengeye dayalı kararlar almanın doğru olmadığı ekonomik koşullarda, genel denge diğer mali göstergelerle (operasyonel denge, yapısal denge ya da birincil denge gibi) desteklenmelidir.
3.2.4.Yıllık bütçe ve nihai hesaplar, muhasebe sistemi (nakit veya tahakkuk bazlı) ve bütçe verilerinin hazırlanması ve sunulmasında kullanılan standartları içermelidir.
3.3. Ödeneklerin harcanması ve izlenmesi ile ilgili prosedürler açıkça belirlenmiş olmalıdır.
3.3.1. Kapsamlı ve bütünleşik bir muhasebe sistemi kurulmalıdır. Bu muhasebe sistemi gecikilmiş ödemelerin belirlenmesinde güvenilir bir dayanak sağlamalıdır.
3.3.2. İhale ve istihdam ile ilgili prosedürler, standart olmalı ve ilgili taraflarca ulaşılabilmelidir.
3.3.3. Bütçe uygulaması iç denetime tabi olmalı ve denetim süreci incelemeye açık olmalıdır.
3.4. Mali raporlama zamanında, etkin, kapsamlı ve güvenilir olmalı; bütçeden sapmaları tanımlamalıdır.
3.4.1. Yıl boyunca, bütçe ve bütçe dışı faaliyetlere ilişkin sonuçlar düzenli ve zamanında raporlanmalı ve başlangıç ödenekleri ile karşılaştırılmalıdır. Alt yönetim birimlerine ilişkin detaylı bilgilerin eksik olması halinde, mali durumlarına (banka borçlanması ve bono ihracı gibi) ilişkin göstergeler sunulmalıdır.
3.4.2. Bütçe dışı faaliyetlerle ilgili bütün bilgilerle birlikte, zamanında, kapsamlı ve denetlenmiş nihai bütçe hesapları yasama organına sunulmalıdır.
3.4.3. Başlıca bütçe programlarının hedefleri doğrultusunda ulaşılan sonuçlar yasama organına raporlanmalıdır.
4-Denetimin Ve İstatistiki Veri Yayınlamanın Bağımsız Olması.
4.1.Mali bilgiler hem kamuya açık olmalı hem de bağımsız bir denetim organı tarafından denetlenmelidir.
4.1.1. Kamu hesaplarının doğruluğuna ve güvenilirliğine ilişkin periyodik raporları kamu oyuna ve yasama organına sunmakla yükümlü olan ulusal bir denetim kurumu veya eşdeğer bir kurum (Sayıştay), yasama organı tarafından görevlendirilmelidir.
4.1.2. Makro ekonomik tahminler (varsayımlarla birlikte) bağımsız uzmanların incelemesine açık olmalıdır.
4.1.3. Mali istatistiklerin doğruluğu ve güvenilirliği kurumsal bağımsızlığı bulunan bir istatistik dairesi ile güçlendirilmelidir.
Güneşin Karanlığında(The Linkoln Lawyer), aynı ismi taşıyan ve çok satanlar listesinde yer alan kitaptan sinemaya uyarlanmıştır. Zamanının çoğunu Los Angeles’ta ofisi olarak kullandığı Lincoln marka arabasında geçiren yakışıklı ve karizmatik avukat Mick Haller (Matthew McConaughey) kariyeri, önemsiz suçlar işlemiş suçluları savunmakla geçmiştir. Bir gün karşısına önemli bir dava dosyası çıkar. Beverly Hills’in oldukça zengin ve tanınmış kişilerinden biri cinayetle suçlanmaktadır. Şans Haller’a gülmüştür. Suçlu, avukat olarak Haller’ı seçer. Aslında basit gibi görünse de bu isteğin altında karanlık bir amaç yatıyordur. Haller davayı parası iyi olduğu için kabul ederken aslında farkında olmadan ölümcül bir komplonun da ortasına düşmüştür.
Michael Connelly’nin ülkemizde de aynı adla yayınlanan kitabından uyarlan bu heyecan dolu macerada başrollerde Matthew McConaughey, Oscar ödüllü Marisa Tomei ve Ryan Phillipe’i izliyoruz.
Tarihi :1 Nisan 2011
Yapım : 2011-ABD-Tom Rosenberg, Sidney Kimmel
Tür :Dram , Gerilim , Suç
Süre :118 Dak.
Yönetmen :Brad Furman
Senaryo :John Romano
Oyuncular :Matthew McConaughey, Marisa Tomei, Bryan Cranston, Ryan Phillippe, Josh Lucas
Filmi izlerken büyük bir vicdan muhasebesine şahit olunacak; konu, işleyiş, oyunculuk becerisi izleyiciyi filmin içine sürükleyecektir.
Güneşin Karanlığında-Michael Connelly-Kitap Hakkında
“Mickey Haller lüks arabasıyla Los Angeles’ın dörtbir yanındaki mahkemeler arasında mekik dokuyan bir ceza avukatıydı. Müvekkillerinin arasında asi motosikletçilerden tutun da sahtekârlara, ayyaş şoförlere ve uyuşturucu tacirlerine dek her türlü insan vardı. Ona göre yasalar, suçluluk ya da suçsuzluk konularıyla ilgilenmezdi… yasalar, manipülasyon ve pazarlık demekti. Tabi, bazen de adalet.
Barda tanıştığı bir kadının taciz edildiği iddiasıyla tutuklanan Beverly Hills’li zengin bir playboy, kendini savunması için Haller’ı tutar. Aralarında “Kaymaklı” dava olarak adlandırdıkları bu durum, her ceza avukatının düşlerini süsleyecek kadar önemlidir. Haller bu işin meslek hayatındaki en kolay dava olacağına inanır. Fakat çok yakın bir dostu cinayete kurban gidince Haller suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştığı müvekkilinin ateş kadar yakıcı biri olduğunu fark eder.
Bu işten zarar görmeden yakasını sıyırabilmek için elindeki her türlü taktiği kullanması gerekmektedir. Michael Connelly ceza avukatlarının dünyasını avucunun içi kadar iyi tanıyor. Kitaplarının büyük bir okur kitlesine hitap etmesinin nedeni, bu yapıtıyla bir kez daha anlaşılıyor. Güçlü kalemiyle yarattığı öykünün hızlı temposu, beklenmedik gelişmeleri okuyucuyu adeta büyülüyor. Muhteşem yazardan yine muhteşem bir roman.”
Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması, Ek Protokolleri ve Ek Sözleşmeler, 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
Antlaşma, dostluğu ve iyi komşuluğu inşa etmek üzere yapılmış, antlaşmaya Ek 6 protokol ile “Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi, Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi ve ekleri” imzalanarak iki ülke arasında birçok alana ilişkin kurumsal işbirliği oluşturulmuştur.
Ankara’da 29 Mart 1946 tarihinde, Türkiye ve Irak Hükümetlerinin yetkili temsilcileri arasında imzalanmış bulunan Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek 6 Protokol ve “Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi, Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi” ile ekleri kabul edilmiş ve onanmıştır.
Antlaşma ekindeki protokoller:
1 Numaralı Ek Protokol Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü.
2 Numaralı Ek Protokol: Güvenlik işlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü.
3 Numaralı Ek Protokol Eğitim, öğretim ve Kültür işbirliği Protokolü.
4 Numaralı Ek Protokol Posta. Telgraf ve Telefon Protokolü
5 Numaralı Ek Protokol: Ekonomi işleri Protokolü.
6 Numaralı Ek Protokol : Hudut Protokolü.
Madde 2
Birinci maddede sözü geçen Antlaşma ile ekleri Protokoller, bu Antlaşmaya ait onanma belgelerinin alınıp verilmesiyle;
Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi ile Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi bunlara ait onama belgelerinin alınıp verilmesinden on beş gün sonra yürürlüğe girer .
Madde 3
Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 4
Bu kanunu Adalet, İçişleri, Dışişleri, Millî Eğitim, Ticaret, Ekonomi, Ulaştırma, Gümrük ve Tekel Bakanları yürütür.
Türkiye ile Irak arasında Dostluk ve îyi Komşuluk Antlaşması Türkiye Cumhurbaşkanı Ekselan s İsmet İnönü ve Irak Kırallığı Naibi Altes Prens Abdülilâh, Türkiye ve Irak arasında kurulu bulunan pek uğurlu dostluk ve iyi komşuluk münasebetlerini ve iki millet arasında yüzyıllardır süre gelen kaynaşmayı ve kardeşlik bağlarını daha çok kuvvetlendirmek amaciyle hareket ederek;
Her iki memleketin barış ve güvenlik ülkülerini bütün dünya ve hususiyle Orta Doğu milletlerini n barış ve güvenliğinde aramağı dış siyasetlerinin değişmez temeli sayarak, bu defa San Fransisko’da imzalanan ve milletlerarası dayanışmayı geliştirmek hedefini güden Birleşmiş Milletler Antlaşmasının hükümlerinin kendi amaçlarını sağlamlaştırdığım ve kendilerine bu yoldaki emeklerine devam için yeni bir hız almak imkânını kazandırdığını görmekle mutlu olarak,
Gerçek bir yakınlaşmanın ekonomi alanında gösterilecek karşılıklı anlayış ve yardımlaşma ile daha da kolaylaşmış olacağını göz önünde tutarak,
Birleşmiş Milletler Antlaşmasının yukarda anılan prensiplerini uygulamak yolunda ilk adımı atabilmek şerefini elde etmekten duyacakları haklı sevinci hesaba katarak ve Antlaşmadan doğan taahhütlerine sadık kalmak azmiyle hareket ederek,
Yukarda belirtilen düşüncelerin tümünü gerçekleştirebilecek bir antlaşma yapmak gerektiğine inanmışlar ve bu maksatla aşağıda adları yazılı temsilcileri tâyin etmişlerdir:
Türkiye Cumhurbaşkanı Ekselans İsmet İnönü:
Ekselans Hasan Saka, Trabzon Milletvekili, Dışişleri Bakanı,
Ekselans Al Farık Nuri Essaid, Âyân Meclis i Başkanı, Rafidain Nişanının 1 inci rütbesini hâmli,
Ekselans Abdülilâh Hafıdh Saylavlar Meclisi Üyesi
Bu temsilciler usulüne uygun yetki belgelerini gösterdikten sonra aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:
Madde — 1
Antlaşan Taraflar birbirinin ülke bütünlüğüne ve 1926 tarihli Antlaşma ile belirtilmiş ve çizilmiş ola n aralarındaki hududa riayet etmeyi taahhüt ederler .
Madde — 2
Antlaşan Taraflar birbirinin içişlerine karışmaktan kaçınma politikası gütmeyi kesin olarak taahhüt ederler.
Madde — 3
Antlaşan Taraflar, kendilerinin ilgili oldukları, genel mahiyette milletlerarası meselelerde ve hususiyle bölgelik mahiyetteki meselelerde bir birleriyle danışmayı ve b u hususlarda güttükleri politikada birbirlerine Birleşmiş Milletle r Antlaşması çerçevesi içinde ta m bir yardım ve İşbirliği sağlamayı taahhüt ederler .
Madde — 4
Antlaşan Taraflar, Taraflardan birinin ülke bütünlüğüne veyahut hudut dokunulmazlığına karşı her hangi bir saldırma tehlikesi görüldüğünde veya saldırma yapıldığında Birleşmiş Milletler Teşkilâtının yetkili organına hemen haber vermeyi taahhüt ederler.
Madde _ 5
Antlaşan Taraflar aralarında çıkacak bütün anlaşmazlıkları Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 38 üncü maddesi hükümlerine uyan barış yollariyle çözmeyi ve bu yollarda çözemedikleri herhangi bir anlaşmazlığı, anılan Antlaşmanın 37 nci maddesi hükümlerine uyarak, Güvenlik Meclisine götürmeyi taahhüt ederler.
Aynı suretle, Antlaşan Taraflar gerek kendilerinden biri İle üçüncü komşu Devlet, gerekse iki komşu Devlet arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların da aynı hükümlere göre çözülmesini sağlamak İçin bütün gayretleriyle çalışmayı taahhüt ederler.
Madde — 6
Antlaşan Taraflar, bu Antlaşmanın ruhuna uygun olarak aralarındaki işbirliğini, münasebetlerinin her alanında, gerçekleştirmek amacı ile bu Antlaşmanın ayrılmaz parçaları olmak üzere aşağıdaki Protokolleri kabul etmişlerdir:
1 Numaralı Ek Protokol Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü.
2 Numaralı Ek Protokol: Güvenlik işlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü.
3 Numaralı Ek Protokol Eğitim, öğretim ve Kültür işbirliği Protokolü.
4 Numaralı Ek Protokol Posta. Telgraf ve Telefon Protokolü
5 Numaralı Ek Protokol: Ekonomi işleri Protokolü.
6 Numaralı Ek Protokol : Hudut Protokolü.
Antlaşan Tarafını aynı zamanda aşağıdaki Sözleşmeleri de imzalamışlardır:
Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi
Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine İlişikli Adli Yardım Sözleşmesi.
Madde — 7
Bu Antlaşma sınırsız bir süre için yapılmış olup Antlaşan Taraflardan birinin isteğiyle her beş yıl sonunda gözden geçirilebilecektir.
Bu Antlaşma, Taraflarca onanacak ve onama belgeleri en kısa bir süre içinde Bağdat’ta alınıp verilecektir.
Ankara’da yirmi dokuz Mart bin dokuz yüz kırk altı tarihinde üç eş yazı olarak Arapça, Türkçe ve Fransızca yapılan bu Antlaşmanın anlaşmazlık halinde Fransızcasına başvurulacaktır.
Türkiye ile Irak arasında Posta, Telgraf ve Telefon Protokolü; Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması kapsamında 4 Numaralı Ek Protokol olarak 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır.
Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Antlaşma, dostluğu ve iyi komşuluğu inşa etmek üzere yapılmış, antlaşmaya Ek 6 protokol ile “Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesi, Hukuk, Ceza ve Ticaret işlerine ilişikli Adli Yardım Sözleşmesi ve ekleri” imzalanarak iki ülke arasında birçok alana ilişkin kurumsal işbirliği oluşturulmuştur.
4 NUMARAL I E K PROTOKOL
Posta, Telgraf ve Telefon Protokolü
Madde — 1
Anlaşan Tarafların yetkil i makamları, memleketler i arasında alınıp verilen mektup postası maddelerine iç post a ücret tarifelerin i karşılıklı olarak uygulamayı taahhüt ederler.
Madde — 2
Anlaşan Taraflar, servisleri arasında alınıp verilen kolilerle değerli mektup ve kutuların Hale p – Telköçek – Nusaybin yolunda n gönderilmesin i sağlamak için gerekli teşebbüslerde bulunmayı taahhüt ederler .
Madde — 3
Türkiye, Ankara – Diyarbakır – Türk – Irak hududu, Irak, Bağdat ile Irak – Türk hududu arasında telgraf ve telefon kuran – portörleriyle donanmış ve en modern donanımlı hattı işletmeye koymayı taahhüt ederler.
Yukarda gösterilen hattın bitirilmesine ve kullanılmasına kadar Türk ve Ira k yetkili makamları, şimdiki hat üzerinden Diyarbakır’la Musul arasında düzgün bir işletme sağlamak amaciyle gerekli tedbirleri alacaklardır. Irak, Türkiye ile Irak arasında Suriye üzerinden telefon görüşmelerini sağlamak üzere, Türkiye Post a İdaresi tarafından Suriye Telefon İdaresine yapılmış ola n başvurmayı destekliyecektir.
Madde — 4
Anlaşan Tarafların yetkili makamları, Devlet ve basın telgrafları ücretlerinde karşılıklı olarak % 50 indirme yapmayı taahhüt ederler.
Üçüncü maddede sözü geçen hattın işletmeye açılmasından sonra bu nispeti n basın telgrafları için 2/3 e indirilmesi de göz önünde tutulabilecektir.
Madde — 5
Bu Protokolün uygulanma şekil ve şartları ve servis bakımından alınması gerekli tedbirler Anlaşan Tarafların yetkili makamlarınca uyuşularak belirtilecektir .
Hukuk Yayınevleri Listesi, Türkiye’de ağırlıklı olarak hukuk alanında kitaplar yayınlamakta olan yayıncıların internet siteleri ile birlikte alfabetik olarak listelenmesi yoluyla oluşturulmuştur.
Liste, Türkiye’de ağırlıklı olarak hukuk alanında kitaplar yayınlamakta olan yayıncıların internet siteleri ile birlikte alfabetik olarak listelenmesi yoluyla oluşturulmuştur.
Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü, Irak ile 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Dostluk Antlaşması kapsamındaki bir Ek Protokol’dür. Türkiye ile Irak arasında imza edilen Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
Güvenlik İşlerinde Karşılıklı Yardımlaşma Protokolü
Madde — 1
Anlaşan Taraflardan her biri, kendi ülkesinden geçerek, öteki Tarafın ülkesine usulüne uygun ve geçerli pasaportu veya belgesi olmaksızın giren üçüncü bir Devlet uyruğu yabancıları, geri çevirdiklerinde kabul etmeyi taahhüt eder
Madde — 2
Anlaşan Taraflardan biri, her hangi bir yabancıyı kendi memleketine göndermek isterse öteki Taraf bu hususta kendisinden istenecek geçiş iznini verecektir. Bu şahıs geçişe izin veren Taraf memleketinden Çıkarılmazsa geçiş izni istemiş olan Taraf bu şahsı yeniden ülkesine alacaktır.
Madde — 3
Anlaşan Taraflardan herbirinin öteki tarafın vatandaşı olup bir mahkeme hükmünce yahut ahlâk, sağlık zabıtasınca, dilenciliğe dair mevzuat gereğince yahut Devletin iç veya dış güvenliğine dokunur sebeplerden ötürü veya yerli mevzuat hükümlerinden dolayı yurtta kalması yasaklanan şahısların ülkesinde yerleşmesine veya oturmasına engel olmaya yahut ülkesinden çıkarmaya hakkı vardır.
Ellerinde usulüne uygun ve geçerli pasaport veya çıkış ve giriş belgesi olmıyan şahıslar, yukarki fıkra hükmü çevresine girmeseler de, kendilerine ihtar edildikten sonraki bir ay içinde usulüne uygun ve geçerli pasaport veya belge edinip göstermezlerse vatandaşı oldukları tarafa geri çevrilebilecek veya ad ve kimlikleri her halde öteki tarafa bildirilecektir. Bu hüküm yerli mevzuat gereğince yapılacak işleme dokunmaz.
Bu gibi şahıslardan, geri alan Devletin vatandaşı olmadığı soruşturma sonucunda belirtilenler geri çeviren tarafa döndürülürlerse alınacaklardır.
Madde — 4
Anlaşan Taraflar, yukarki maddelerde yazılı geri çevirme işlerinin kendi memleketlerinde yapılan harcamalarını öderler.
Madde — 5
Anlaşan Taraflar, silâh ve uyuşturucu maddeler üzerinde kanun dışı ticaret yapılmasını ve hudutlarda mal ve insan kaçırılmasını ve kalp para basılmasını önlemek için karşılıklı yardımda bulunmağı taahhüt ederler.
Madde — 6
Anlaşan Taraflar, imkân halinde 5 inci maddede sayılan eylemleri işlemekten şüpheli bütün şahısların kimliklerin i bildirmeyi, resimlerini göndermeyi ve bunlar hakkındaki etraflı bilgileri vermeyi taahhüt ederler.
Madde — 7
Anlaşan Taraflardan biri, kendi memleketinin güvenliğini bozan suç veya suçlular veyahut şüpheli şahıslar hakkında öteki Taraftan bilgi verilmesini vefa. soruşturma yapılmasını isterse bu istek yerine getirilecektir.
Anlaşan Taraflardan birisinin öteki Taraf ülkesinde bulunan kendi uyruğundan bir şahıs hakkında bilgi ve soruşturma isteğinde bulunması halinde bu istek yerine getirilir .
Madde — 8
Anlaşan Taraflar, öteki Tarafın hudut bölgesinde suç işlemiş şüpheli şahıslar hakkında, hangi Devletin vatandaşları olurlarsa olsunlar, iki memleket emniyet teşkillerinin birbirlerine tamamlayıcı bilgiler vermeleri hususunda uyuşmuşlardır.
Madde — 9
Anlaşan Taraflar, Adli Yardım Sözleşmesinin 22 nci maddesinde gösterilmiş olan haller dışında kalan bilgiler i alıp vermeyi ve imkân varsa hükümlülerin parmak izlerini göndermeyi taahhüt ederler.
Madde — 10
Anlaşan Taraflar, öteki Tarafın güvenliğini bozan ve ayaklanma ruhunu uyandıran ve iki memleketin kanunlarına aykırı olan zararlı ve yıkıcı’ propaganda hakkında karşılıklı olarak bilgi alıp vermeyi taahhüt
ederler.
Madde —11
Bu Protokolde sayılan bütün yazışmalar Türkçe veya Arapça yapılacaktır.
Madde —- 12
Bu Protokol gereğince iki memleketin karşılıklı olarak yazışmaya yetkili bulunan emniyet memurları şunlardır.
Türkiye için: Emniyet Genel Müdürü.
Irak için: Emniyet İşleri Umum Müdürü
Madde 13
Acele ve müstesna hallerde ve yukardaki maddede adi geçen makamlara haber vermek imkânını buluncaya kadar Valili k ve Mutasarrıflık Emniyet Müdürleri bazı acele tedbirleri almak üzere 12 nci maddede bildirilen yazışmayı yapabilirler.
Madde — 14
Anlaşan Taraflar, hudut dışı ettikleri veya zararlı saydıkları şahıslardan Öteki Tarafı İlgilendirenlerin listesini usulen üç ayda bir ve acele hallerde hemen alıp vermeyi taahhüt ederler
Madde — 15
Anlaşan Taraflar, iki memleket zabıtasının çalışmalarının gelişmesine karşılıklı yardım etmek, bilhassa haber alma ve teknik zabıta alanlarında görevlendirilenlerin yetişmeleri ve çalışma usûlleri hususlarında zamanla birli k ve beraberlik sağlamak, iki memleket emniyet teşkilleri mensuplarının birbirlerini çalışma yerlerinde görerek tanımalarına imkân vermek amaciyle zabıta mevzuatının ve bunlarda yapılacak yenileştirme ve değişikliklerin alınıp verilmesini, öteki Taraf öğretim-kurumlarında okumak üzere öğrenciler veya memurlar gönderilmesini ve zabıta mensupları arasında karşılıklı ziyaretler tertip etmeyi taahhüt ederler.
Madde — 16
Bu Protokoldeki hükümlerden hiç bir i Suçluların Geri Verilmesi Sözleşmesiyle Adli Yardım Sözleşmesinde girişilen taahhütleri bozmaz.
Hasan Saka
Feridun Cemal Erkin
Nuri Essaid
Abdülilâh
Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü; 29 Mart 1946 tarihinde, Ankara’da imzalanan Türkiye – Irak Dostluk Antlaşması’nın 1 Numaralı Ek Protokolü olarak düzenlenmiştir. Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması ile bu Antlaşmaya ek Protokol ve Sözleşmelerin onanması hakkında Kanun, 5 Eylül 1947’de kabul edilmiş ve 12 Eylül 1947 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
1 NUMARALI E K PROTOKOL
Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü
Türkiye ve Irak,
Düzgün mı alma ve yıllık taşkınlar sırasında su basma tehlikesini önlemek amaciyle akımın düzene konması için Dicle ve Fırat kolları üzerinde korunma araçları yapılmasının Irak İçin olan önemini gördükleri,
Yapılacak ve bütün harcamaları Irak tarafından yüklenilecek bent ve benzeri yapılar için en uygun yerlerin, araştırmalar sonunda, Türk toprağı içinde bulunmasını umdukları,
Anılan nehirlerin akımını kaydetmek maksadiyle Türk toprağı içinde daimi gözetleme istasyonları kurulması ve böylece elde edilecek kayıtların düzgünce Irak’a ulaştırılması gerektiği hususunda da anlaştıkları,
Ve bu gibi nehirler üzerinde yapılacak korunma araçlarının mümkün olduğu kadar ve her iki memleketin menfaatlerine uygun olarak sulama ve sudan elektrik kuvveti elde etme maksatlarına uyar bir şekilde yapılması prensibini kabul eyledikleri İçin,
Aşağıdaki hususlarda uyuşmuşlardır
Madde — 1
Irak, Dicle ve Fırat ve kolları üzerinde yapılması gerekli görülecek bentler, gözetleme istasyonları ve başka yapılar için yerler seçilmesini ve bu hususta gerekli planların hazırlanmasını mümkün kılacak araştırmalar yapmak, arazi ölçmek ve hidrolik, jeolojik ve diğer bilgileri toplamak amaciyle kendi hizmetinde teknisyenleri mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda Türkiye’ye gönderebilecektir.
Yapılan arazi ölçmeleri sonucuna göre çıkarılacak haritalar yetkili Türk kurumlan tarafından hazırlanacaktır.
Bu maddede sözü geçen işlerin gerektirdiği bütün harcamaları Irak ödiyecektir.
Madde — 2
Anılan teknisyenler Türk teknisyenleriyle birlikte çalışacak ve Türkiye bunların, görülmesi gereken yerlere gitmelerine izin verecek ve işlerini bitirmeleri için gerekli bilgileri, yardımı ve kolaylıkları sağlıyacaktır.
Madde — 3
Türkiye daimi gözetleme istasyonları kuracak ve işletme ve bakımlarını temin eyliyecektir. Bu İstasyonların işletme giderleri, bu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihten başlıyarak Türkiye ve Irak tarafından yarı yarıya ödenecektir.
Daimî gözetleme istasyonları Türk ve Irak’lı teknisyenler tarafından belli aralıklarla denetlenecektir.
Taşkın zamanlarında her gün sabah saat 8 de yapılan nehir seviyesi gözetlemeleri Dicle üzerindeki Diyarbakır, Cizre ilah ve Fırat üzerindeki Keban, ilâh… gibi telgraf haberleşmesi mümkün olan istasyonlardan Irak’ça gösterilecek yetkili makamlara telgrafla bildirilecektir.
Taşkın zamanları dışındaki seviye gözetleme sonuçları 15 günlük bültenlerle aynı makamlara bildirilecektir.
Yukarda sözü geçen bildirme giderlerini Irak ödiyecektir
Madde — 4
Türkiye 1 inci maddede bildirilen araştırmalar sonunda aşağıdaki fıkrada sözü geçen Anlaşmaya uyarak, gerekli görülecek yapıların yapılmasını esas bakımından kabul eder. Daimi gözetleme istasyonları dışındaki yapıların her biri, yer, gider, işletme ve bakım hususunda ve Türkiye’nin sulama ve enerji elde etme maksadiyle onlardan faydalanması bakımından ayrı bir Anlaşmaya konu teşkil eyliyecektir.
Madde — 5
Türkiye, iki nehirden birisi veya bunların kolları üzerindeki korunma araçlarına dair tasarılarını, bu yapıların mümkün olduğu kadar hem Türkiye hem Irak yararına uygun bir şekilde yapılması maksadiyle Irak’a haber vermeyi kabul eyler.
Madde — 6
Anlaşan Taraflardan her biri, bu Protokolün İmzasından sonra, mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda, bir temsilci tâyin edecektir. Temsilciler bu Protokol hükümlerinin yerine getirilmesiyle ilgili bütün meseleleri görüşecekler ve bu hususta iki tarafın haberleşmesine aracılık edeceklerdir.
Asker ve Sivil Mahkumların Affı, 31 Mart 1923 tarihinde, Lozan Antlaşması gereğince ilan edilmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk af kanunlarından olan “Mahkum Askeri ve Sivil Üsera Hakkında Aff-ı Umumi İlanına Dair Kanun” ile Lozan Barış Antlaşması gereğince esirlerin karşılıklı olarak mübadele edilebilmesi amaçlanmıştır. Kanun, genel af mahiyetinde olup, 318 kanun numarasını taşımaktadır ve çıkarıldığı 31 Mart 1923 tarihli zabıt ceridesinde yayınlanmıştır.
Mahkum Askeri ve Sivil Üsera Hakkında Aff-ı Umumi İlanına Dair Kanun
Madde 1
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ve Yunan fevkalâde murahhasları tarafından Lozan’da mütekabilen kabul edilen 30 Kânunusani 1339 tarihli itilâfnamenin dördüncü ve beşinci maddeleri mucibince Türkiye Hükûmeti elinde bulunup iade edilecek olan askerî ve sivil üseradan hukuk-ı umumiyeye ait ceraimden dolayı mahkûm veya takibata maruz bulunanlar haklarında aff-ı umumî ilân edilmiştir.
Madde 2
İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.
Madde 3
İşbu kanunun icrasına Adliye ve Müdafaa-i Milliye Vekilleri memurdur.
KANUN HAKKINDA TBMM’DEKİ GÖRÜŞMELER – ZABIT CERİDESİNDEN
Adliye Vekili Rıfat Bey (Kayseri) — Efendim! Adliye Encümenine havalesi tebliğ buyurulan üseranın affı meselesi pek müstaceldir. Malûmuâliniz Lozan’da yapılan muahede mucibince mütekabilen üsera hakkında aff-ı umumi ilânı kabul edilmiştir. Ve bu affı Yunanistan ilân etmiştir ve esirlerimizi peyderpey göndermektedir. Hâlbuki biz henüz bu affı ilân etmedik. Binaenaleyh bu baptaki kanunun bugünkü ruznameye ilâvesiyle müstacelen müzakeresini teklif ediyorum.
Hasan Basri Bey (Karesi) — Efendim! Yunanlıların muhtelif bahanelerle mahkûm edip Yunanistan’a gönderdikleri birtakım zavallı kardeşlerimiz vardır ki bunlar elyevm tarafeynce muahede akdedilmesine rağmen Yunan Hükûmeti tarafından bırakılmamaktadır. Yalnız bizim daire-i intihabiyemizden bu suretle mazlûmen götürdükleri insanların miktarı üç yüze baliğdir. Bunların aileleri, evlatları, çolukları, çocukları Yunanistan’dan sivil üsera geliyor diye her posta İzmir’e gitmekte ve fakat üseranın İzmir’e avdet etmediklerini görünce feryat ve figan ile memleketlerine avdet mecburiyetinde bulunmaktadır. Balıkesir’in muhtelif mahallerinden telgraf alıyorum. Bugün belediye reisinden yine acîp bir telgraf aldık. Yunanlıların bizim sivil üseramızı bırakmamalarının esbabı bizim henüz bu teklifi kabul etmemekliğimizden ileri geldiğini anlıyoruz. Esasen Adliye Vekâletince tanzim edilen bu lâyiha Heyet-i Vekilece tasvip edilmiştir. Muvafık görülürse böyle encümenlere uzun uzadıya gitmektense esasen Heyet-i Vekilece de tasvip edilen bu lâyihanın şimdi müzakeresini heyet-i muhteremeden rica ediyorum. Bu suretle ağlayan, matem çeken binlerce hane halkını, binlerce masum insanları sevindirmiş olursunuz. Bunu Heyet-i Celileden bilhassa istirham ediyorum.
Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE isimli başyapıtın ikinci baskısı Yeditepe Üniversitesi Yayınları tarafından 2018 yılı Nisan ayında basılarak raflarda yerini almıştır. Kitabın ilk baskısından sonra aradan geçen 7 yıl boyunca hukuk dünyasına Hukukta Gerekçe başlığı ile tartışılan konular güncelliğini korumuş, kitabın inceleme konusu önemini yitirmemiştir.
Hilmi Şeker: “Bu kitap için harcanan günlerin, memleketin gerekçe ile bir nebze olsun tanışmasına değdiğini düşünüyorum. O günden bugüne, gerekçeye olan ilgimizin azalmasına, yaşananlar izin vermedi. Soluklanmaya, kötü, yanlış ve üzücü örnekler bir türlü izin vermedi. Algıda seçicilik, içinde gerekçe geçen her şeye dikkat kesilmesine neden olurken, gerekçenin birçok kurumla olan ilişkisi ve bu ilişkinin kötü gittiğinde yaratacaklarının boyutları bizi her fırsatta yorum yapmaya, yazmaya ve anlatmaya mecbur etti.”
Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE’nin İkinci Baskısı
Yazar Hilmi Şeker’in deyimiyle “Ulus aşırı yapılanmalarla özdeşleşen çağın geliştirdiği gerekçe konfigürasyonundan bihaber tartışmalar, klasik gerekçe devrinden kalma sığ ve dar gerekçe yaklaşımıyla ahkâm kesmeye devam etmiş ve diyalojik ilkelerle gerekçe arasındaki ilişkinin kötü yönetilmesinin vücuda getirdiği sorunlar daha da büyümüştür.”
Esbab-ı Mucibe‘den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE’nin ilk baskısını okuyup heyecanla ikinci baskıyı bekleyenler yanında ilk baskıyı kitapçılarda bulamayanlar eserin raflarla yeniden ne zaman buluşacağını hararetle sormuşlardır.
Hilmi Şeker ve Hukuk Ansiklopedisi Editörü İbrahim Aycan bir arada
Eserin birinci baskısının oluşturduğu yankı kimi yazarların eserden ilham almalarını ve gerekçe konusunu irdeleyen yeni eserlerin ortaya çıkmasını da sağlamıştır ve önemli bir kazanım elde edilmiştir.
Yazarın, birinci baskı ile ikinci baskı arasında geçen zamana ilişkin tespitleri can yakıcıdır: “Gerekçesizlik özgürlük karşıtı tutumundan ödün vermedi. Birleştirme kurumunu yozlaştıran, sömüren gerekçelendirme, birleştirdiği iddianamelerle devasa davalar inşa etti. Davalar homurdanarak konuşmaya başladı. Birleştirme, adlileşmenin aktüel buluşu haline geldi. İddianame ve gerekçelerin CD’lerle tebliği olağanlaştı. Binlerce sayfa içinde özgürlüğüne, yaşamına ve malvarlığına hükmeden nedenceleri, elinde büyüteçle arama bulma imkânsızlık ve eziyetine, birey katlanmak zorunda bırakıldı. Yargı, insan trajedisine son vermek yerine, gerekçesizlikle yeni trajediler yarattı.”
Hilmi Şeker: “Kibrine yenik düşen içtihat, kendi etrafında dönmeye başladı ve sermayesini tüketti.”
Dil, Yargılama ve Gerekçe
Yazar, Esbab-ı Mucibe‘den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE eserinde dil ile yargılama ve gerekçe arasındaki yakın ilişkiye ayrı bir önem vermis, hukukta gerekçenin etnik, politik, ideolojik ve dini aidiyetleri negatif bir unsur olarak algılayıp hukukun ruhunu ve uygulamanın aklını yok etmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kitabın ikinci baskı hazırlık sürecinde yabancı mahkeme kararlarının gerekçesiz biçimde tanınma ve tenfizlerinin yapılması yönündeki içtihat eleştiri konusu yapılmıştır.
Yazar Hilmi Şeker
Hukukta Gerekçe isimi kitap, gerekçesizliğin ve doyuruculuktan uzak gerekçenin sakıncaları konusunda Anayasa yargısını da kapsama alanına almış, kör bir eleştiri yerine ufuk açıcı önermelerde bulunmuştur.
Esbab-ı Mucibe‘den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE eserinin ikinci baskısı ile okuyucunun karşısına yeniden çıkan Yazar Hilmi Şeker “Birey, toplum, kamu ve doğayla ibralaşmayı tutkuya dönüştüren bir yargı ve yargılama”dileğiyle kitabını takdim etmektedir.
Hilmi Şeker-Hukuk Felsefesi ve Güncel Sorunlar Paneli sonrası hukukçularla bir arada
Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE’nin Birinci Baskısı
Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE isimli 1594 sayfalık meşhur kitap 2010 yılının başlarında yoğun bir emek sonucunda tamamlanmış ve Birinci Baskısını yapmıştır. Kitap, Sonsözü, Kaynakçası ve Kavram İndex’i de dahil 1594 sayfadır. Kitap sekiz bölümden oluşmakta oluşmaktadır. Başlıklar, ‘Hukusal Dizgede Gerekçe’, ‘Hukuk Öğretisinde Gerekçenin Görünümü’, ‘Gerekçeli Karar ve Dil İlişkisi’, ‘Uygulamadaki Sapma Biçimleri ve Sapmaların Genetiği’, ’Hakem ve Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfiz ve Tanınmasında Gerekçe’, ’Gerekçeli Karar Hakkına Aykırılığın Etki ve Sonuçları’, ‘Yargıçların Sorumluluğu’ ve ‘Sapmaların Nedenleri’ şeklindedir.
Hilmi Şeker, sabırlı çalışması sonucunda 1594 sayfalık ‘Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe Hukukta Gerekçe’ isimli kitabını 2010 yılının başlarında yazmıştır.
Hilmi Şeker’in bu özgün yapıtı hukuk literatüründe büyük bir boşluğu doldurmuştur.
Hilmi Şeker, gerekçeyi, tarihsel kökenlerinden alarak, esbab-ı mucibe’den retoriğe kadar genişleyen bir izlekte günümüze kadar taşıma çabasında olmuştur. Uygulama, dil, tarih ve sapmalar ekseninde oldukça geniş bir inceleme ve eleştiriye tabi tutulmuş, akıcı bir anlatım ve yazma başarısını yakalamıştır. Kitap, hukukçular açısından olduğu gibi tarih, edebiyat ve felsefe eksenli okumalar yapan pek çok okur içinde ufuk açıcıdır. Hilmi Şeker, her şeyden önce kendi alanını ve bu alan içerisinde oldukça geniş bir yer tutan gerekçeyi incelerken göstermiş olduğu yoğun çabaya ek olarak, gerekçeyi anlamlı bir temelde ortaya koyup açıklamaya çalışırken yapmış olduğu postmodernite, modernite, klasizm, dil, cinsiyet, dil ve söylem, anlam, dil ve edebiyat okumalarıyla da kitaba ayrı bir zenginlik katmıştır.
Sümerli Yargıçlara Adanan Kitap
Yazar, temel hak ve özgürlüklerle hukukun üstünlüğünün her daim muhafaza edilmesi gerektiğine özel vurgu yapmıştır. Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE isimli kitabın takdimi şu şekildedir: “Bu çalışmayı; yalın ve özverili yaşamayı borçlandığım, babam Talha’ya, yaşamını bizlere adayan annem Feride’ye, düşünen ve yazanlara, yazmama neden olanlara, fikirlerinden etkilendiğim aydınlara, felsefeci ve sosyologlara, insan hakları için küçükte olsa katkısını esirgemeyenlere, hukukun egemenliği için uğraş verenlere, hukuku adalete, gerçeği hukuka dönüştürenlere, umar ve beklentisi, adalet, eşitlik, özgürlük ve hakça paylaşım olanlara, sırlarla mücadele edenlere, muhalif düşünce geliştiren muhaliflere, düşüncenin gücüyle dokunulmazlıkları tuz buz eden aydınlara, bilinen ilk pratisyenler, suskun Kadın davasının isimsiz mimarlarına, Sümerli yargıçlara adıyorum.”
Şeker, kitabın birinci baskısına yazmış olduğu önsözde gerekçeyi şöyle nitelendirmektedir:
“…Gerekçenin, hukukun üstün olduğu yerlerde bağlayıcı, Kara Avrupası hukukunda yönlendirici olduğunu, Sözleşme ile birlikte adil yargılanma hakkının bir parçası olarak, demokratik hukuk devletlerinde, gönüllere taht kurduğunu, kendisine gereksinim duyulan her durumda, birey ve toplumun hizmetine hazır hale geldiği, ona duyulan ihtiyacın sönümlenmesiyle bir adım geriye çekilmeyi bildiğini, gelecekte de kendisine ayrılan kulvarda hedefleri için koşmaya devam edeceğine inandık. Adaleti erek edinen hukuk sistemlerinin, yargıcın gerekçe üzerinden bu hedefi gerçekleştirme fikrine sıcak baktığını, bu bakış açısının bireysel beklentilerin sürpriz kararlarla açılmasına onay vererek, gerekçeler aracılığıyla hukukun adalete dönüştürülmesine izin verdiğini belirledik. Gerçeklikten adalet ve hukukun yaratmaya onay veren dizgelerde kamu gücü, ulusal çıkarı oluşturan referansların, güçlü demokrasi ve hukuk anlayışı tarafından sınanarak, kontrol altında tutulduğunu böylece onların totaliter eğilimlerinin iğdiş edildiğini saptadık. Anılan sistemlerin, gerekçenin etki ve sonuçların hedefleri koyan sistemlerin ise, inşa ettiklerini gördük. Gerekçenin antik doğasının, yaratılan teknik, bireysel ve sığ bir atmosfer içinde yok edildiğini ya da teğet geçildiğini izledik. Kimi sistemlerin ise bireysel olanı kamusal beklentilerle bir arada yürütmeyi yeğleyerek gerekçeye nefes aldırdıklarını saptadık. Yargılamaya temin edilmek istenen amacını, sistemlerin gerekçe –hüküm bağlamlı paradigmalarını belirleyen temel parametre olduğunu saptadık…”
Esbab-ı Mucibe’den-Retoriğe HUKUKTA GEREKÇE, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Başkanı Hilmi Şeker tarafından yazılmıştır. Hilmi Şeker, 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun olmuş ve kısa bir süre avukatlık yaptıktan sonra hakimliğe atanmıştır. Çalışma hayatını İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde sürdürmekte, çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazmaktadır. Şeker, Hukuk ve felsefeyi bir araya getirerek okuyan, düşünen, yorumlayan bir yargıçtır.
İstanbul Antlaşması, Osmanlı Devletinin ağır bir yenilgiye uğradığı Balkan Savaşı sonrasında, 29 Eylül 1913 tarihinde “Bulgaristan’la Barış Andlaşması” adıyla imzalanmıştır. Yirmi madde ve beş Ek’ten oluşan Antlaşma sonucunda; Edirne, Dimetoka ve Kırklareli’nin Osmanlı Devleti’nde kalması, Kavala ve Dedeağaç’ın Bulgaristan’a bırakılması, Meriç Nehri’nin sınır olması ve Bulgaristan’da kalan Türkler’in siyasi, dini ve sosyal haklarının korunması hüküm altına alınmıştır. Osmanlı Devleti Dönemi Uluslararası Antlaşmalarının sonuncularındandır.
BULGARİSTAN’LA BARIŞ ANDLAŞMAŞI
Devlet-i Aliye ile Bulgaristan hükümeti beyninde akdolunan sulh muahedenamesi mündericatı Meclis-i Vükelâ karanyle tensib edilmiştir.
Bu irade-i seniyenin icrasına Heyet-i Vükelâ memurdur.
Mehmed Reşad
Sadnâzam ve Hariciye Nâzırı Şeyhülislâm Harbiye Nâzın
Mehmet Sait Esat Ahmet İzzet
Dahiliye Nâzın Bahriye Nâzıeı Şura-yı Devlet Reisi
Talât Mahmut Halil
Adliye Nâzıeı Maliye Nâzırı Nafıa Nâzıeı
İbrahim Rifat Osman Nizami
Ticaret ve Ziraat Nâzıeı Maarif Nâzıeı Efkaf-ı Hümayun N.
Süleyman Elbistanî Şükrü Hayri
Zat-ı şevketsemat hazret-i padişahi ile haşmetlû Bulgaristan kiralı hazretleri Londra Muahedesinin akdindenberi zuhur eden vekayiin tevlit eylediği hal ve mevkii suret-i muslihanede ve devamlı bir esas üzerine tanzim etmek ve kendi milletlerinin husul-i seadet-i hali için lüzumu derkâr olan revabıt-ı dostî ve münasebat-ı hasene-i hemcivariyi iade eylemek arzusiyle mütehassis olduklarından muahede-i hazırayı akde karar vermişler ve bunun için,
Zat-ı şevketsemat hazret-i padişahi : Dahiliye Nâzırı Talât Beyefendi hazretlerile Bahriye Nâzırı Mahmut Paşa hazretlerini, ve Şûra-yı Devlet Reisi Halil Beyefendi hazretlerini; ve
Haşmetlû Bulgaristan kıralı hazretleri: Nuzzar-ı sabıkadan Jeneral Savof ve nuzzar-ı sabıkadan Mösyö Naçeviç ile murahhas orta elçi unvanını haiz Mösyö Toşef’i murahhas tayin eylemişlerdir.
Murahasan-ı müşarünileyhim yolunda ve muntazam görünen salâhiyetnamelerini badetteati mevad-dı âtiyeyi kararlaştırmışlardır.
Madde 1
İki memleket arasındaki hudut Bahrisiyah üzerinde bulunan “Aya Yovanna” manastırının cenubunda kâin “Rezavaya” suyu mansabından bed ederek işbu suyun mecrasını “Pirogu” ve “Delidere” sularının “Komila” (Kamila) nın garbındaki nokta-i iltisakına kadar takip eder. “Rezavaya” suyu mansap ile salifüzzikir nokta-i iltisak arasında mansaptan itibaren evvelâ cenub-i garbi istikametini takip eder ve “Plaça”yı Devlet-i Aliye’ye bırakarak bir dirsek teşkil edip şimal-i garbiye ve badehu cenub-i garbiye doğru gider; “Madzura” ve “Pirgoplo” karyeleri memâlik-i Osmaniyede kalır. “Rezavaya Suyu” “Pirgoplo”dan itibaren takriben beş buçuk kilometre bir tul üzerinde cenup istikametini takip ettikten sonra garp ile şimale doğru bir dirsek teşkil eder ve badehu şimale doğru hafifçe bir inhina peyda ederek garp istikamet-i umumiyesinde imtidat eyler. Bu kısımda “Likodi”, “Kladara” karyeleri Bulgar toprağı üzerinde kalır ve “Çıknigori” “Mavrodyo” “Lafva” karyeleri Devlet-i Aliye’ye rücu eder; badehu hudut daima “Rezavaya” suyunu takip ederek “Torfu Çiftlik’Mni Bulgaristan’da bırakır ve cenub-ı şarkiye doğru teveccüh eder ve “Radoslafçi” karyesini Osmanlı arazisinde bırakarak bu karyenin cenubunda takriben sekiz yüz metre garbe doğru inhina eder ve “Komila” (Kamila) karyesini Osmanlı arazisinde bırakarak bu karyenin garbında ve takriben dört yüz metre bud-ı mesafesinde “Pirogu” ve “Delidere” sularının nokta-i iltisakına vasıl olur.
Hat-tı hudut “Pirogu” ve “Delidere” sularının nokta-i iltisakından itibaren “Delidere” mecrasını takip eder ve mezkûr su ile beraber şimal-i garbi istikamet-i umumiyesine imtidat ederek “Paspala” “Kandilcik” ve “Deli” karyelerini Devlet-i Aliye’de bırakır ve “Soğuksu”nun şarkında nihayet bulur; bu son karye Devlet-i Aliye’de kalır ve “Şeveligü” karyesi ise Bulgaristan’a rücu eder. Hat-tı hudut ‘Soğuksu” ile “Şeveligü” arasından geçtikten sonra 687, 619, 363 rakımları üzerinden geçen tepeyi takip ederek şimal-i garbi istikametinde devam eder ve 563 rakımının ötesinde “Çaylayık” (Çayırlık) karyesini Osmanlı arazisinde bırakır ve şu son karyeyi üç kilometre şark ve şimalinden dolaşarak “Golema” suyuna vasıl olur. Hudut “Golema” suyunu takriben iki kilometre tulünde takip ederek işbu suyun “Karabanlar”m cenubundan gelen yine kendisinin diğer bir kolu ile iltisak ettiği noktaya vasıl olur.
İşbu nokta-i iltisaktan itibaren hat-tı hudut “Türk-Alath” dan gelen ırmağın şimalindeki tepe üzerine geçerek eski OsmanlıBulgar hududuna müntehi olur.
Yeni hat-tı hudut ile eski hududun nokta-i iltisakı “TürkAlatlı”nın dört kilometre şarkına ve eski Osmanh-Bulgar hududunun “Aykırıyol” istikametinde şimale doğru bir dirsek teşkil ettiği noktada kâindir.
Bu noktadan itibaren hat-tı hudut Tunca’nın garbinde ve “Derviştepe” karyesinin şimalinde kâin “Balabanbaşı”ya kadar tam eski Osmanh-Bulgar hududunu takip eder.
Yeni hat-tı hudut “Balabanbaşı” civarında eski huduttan ayrılarak hat-tı müstakim üzere “Değirmendere”ye doğru iner. Yeni hududun eski huduttan ayrıldığı nokta “Derviştepe” karyesi kilisesinin iki kilometre bud-i mesafesinde kâindir. Hudut “Derviştepe” karyesini Osmanlı toprağında bıraktıktan sonra “Değirmendere” mecrasını “Bulgar-Lefke” (Lefke-i zimmi) karyesine kadar takip eder ve bu karyeyi Bulgar toprağında bırakır. “Bulgar-Lefke” (Lefke-i zimmi)’nin şark ve cenup kenarlarından itibaren hat-tı hudut “Değirmendere”si mecrasını terk edip garbe doğru teveccüh eder ve “Müslim-Lefke” ve “Dimitri-Köy”i karyelerini Osmanlı toprağında bırakır ve “Büyükdere” (Değirmendere)nin kısmı süflası ve^’Demirhandere” (Osmanlı haritasında Şundi Deresi) (241 rakım) arasındaki hat-tı taksim-i miyahı takip ederek Meric’in Cisr-i Mustafapaşa’nın şarkında şimale doğru teşkil ettiği dirseğin en şimalî noktasına vasıl olur. Dirseğin bu kısmı Cisr-i Mustafapaşa köprüsünün şarkmdaki methalinin üç buçuk kilometre bud-i mesafesindedir.
Hudut Meriç dirseğinin kısm-ı garbisini değirmene kadar takip edip oradan da şimendifer köprüsünün şimalindeki “Çermenderesi”ne hat-tı müstakim üzere vasıl olur (Çermenderesi Cermen karyesinin üç kilometre şarkından Meriç Nehrine dökülen çaydır) ve badehu Cermen karyesini şimalden dolaşarak “Tazı Tepesi”ne gider. Hudut “Çermen”i Devlet-i Aliye’de bırakır ve “Çermenderesi” mecrasını takip ederek Cermen’in şimal-i garbisinde şimendifer hattını kateder ve daima aynı çayı takip ederek (613) rakımlı “Tazı Tepesi”ne çıkar (Çermenderesi’nin “Çermen”in şimal-i garbisinde şimendifer hattını katettiği nokta Cermen karyesi merkezine beş kilometrelik ve Cisr-i Mustafapaşa köprüsünün mahrec-i garbisine 3,200 metrelik bir mesafede kâindir).
Hudut “Tazı Tepesi”nin en mürtefi noktasını Osmanlı toprağında bırakır ve bu noktadan itibaren Osmanlı toprağında kalan “Yaylacık” ve “Gölcük” karyelerinden bilmurur Arda ile Mariç arasındaki hattı taksim-i miyahı takip eyler. “Gölcük”ten itibaren hudut (449) rakımından geçer ve badehu (367) rakımına iner ve işbu rakımdan itibaren takribi olarak hat-tı müstakim üzere cenup istikametinde Arda Nehrine doğru teveccüh eder. Bu hat-tı müstakim Osmanlı toprağında kalan “Bektaşlı”nın bir kilometre garbından geçer. Hat-tı hudut (367) rakımından Arda Nehrine vasıl olduktan sonra Arda’nın sahil-i yeminini şarka doğru takip eder ve “Çıngırlı” karyesinin bir kilometre cenubunda bulunan değirmene vasıl olur. Bu değirmenden itibaren “Gaydahordere” (Taydohor) nin şarkındaki hat-tı taksim-i miyahı takip eder ve “Gaydahordere” karyesinin bir kilometre şarkından geçer ve “Dranişbe” (Draşna) karyesini Bulgaristan’da bırakarak ve bu karyenin takriben bir kilometre şarkından geçerek mezkûr karyenin bir kilometre cenubunda “Ateren deresi”ne iner; oradan da cenub-ı garbi istikametini bittakip “Akalan” ve “Kaylıklı köyü” karyeleri arasından cereyan eden ırmağın menbaına en kestirme tarikle gider ve ırmağın talvegini takip ederek “Kızıldeli Deresi”ne iner. Bu ırmaktan itibaren “Gökçepınar”ı Bulgaristan’da bırakarak “Kızıldeli Deresi” mecrasını alır ve oradan da “Mandiriçe”nin dört kilometre cenubunda ve “Soğanlık balâ” mn üç kilometre şarkında bulunan bir noktada cenuba doğru ırmağın talvegini takip ederek aynı ırmağın menbaına gider ve badehu en kestirme tarikle “Kayacık” “Mandıra” suyu menbaına iner ve menbaından itibaren “Kayacık” “Mandıra” suyunun talvegini takip ederek “Mandriçe”nin garbında “Meriç”e vasıl olur. Bu kısımdaki “Kırantu” karyesi Bulgar toprağında kalır ve “Başkilise” “Ahıryanpınar” ve “Mandıra” karyeleri Devlet-i Aliye’ye rücu eder.
Bu noktadan itibaren hudut Meric’in talvegini nehrin “Kaldırkoz” karyesinin üç buçuk kilometre cenubunda ve iki kola ayrıldığı noktaya kadar takip ederek oradan da “Ferecik”in civarndan geçen sağ kolun talvegini bittakip Adalardenizi’ne müntehi olur. Bu kısımda “Aksu” bataklığı ile “Keneligöl” ve “Kazıkhgöl” gölleri Devlet-i Aliye’de kalarak “Tuzlagölü” ile “Dranagölü” Bulgaristan’a rücu eder.
Madde 2
Tarafeynin şu sırada diğer tarafa rucu edecek olan araziyi işgal etmekte bulunan asakir-i muahedei hazıraya salifüzzikir murahhaslarca vaz-ı imza edildikten on gün sonra arazi-i mezkûreyi tahliyeye ve andan sonraki on beş gün müddet zarfında dahi usul ve kavaid-i cariyeye tevfikan diğer taraf memurinine teslime müsareat eyleyeceklerdir. Şurası da muhakkaktır ki her iki hükümet muahede-i hazıra tarihinden itibaren üç hafta müddet zarfında ordularını terhis edeceklerdir.
Madde 3
Muahede-i haziranın imzasını müteakip tarafeyn-i akideyn beyninde münasebat-ı diplomasiye ile posta, telgraf ve şimendifer münakalâtı derhal tekrar başlayacaktır. Muahede-i haziranın (2) numaralı melfufunu teşkil eden müftilere müteallik itilâfname bütün Bulgar memâlikinde tatbik olunacaktır.
Madde 4
Memleketeyn beyninde münasebat-ı iktisadiyenin teshili maksadı ile tarafeyn-i akideyn 6-19 Şubat 1911 tarihinde ticaret ve seyr-i sefaine müteallik olarak akdolunan mukavelenameyi muahede-i haziranın imzası akibinde ve bu günden itibaren bir sene müddetle tekrar mevki-i icraya vazetmeği düvel-i saireye karşı mevcut olan taahhüdat-ı vakıalariyle kabil-i telif olmak üzere gümrüklerce bilcümle teshilatı kendi mahsulat-ı sınaiye, ziraiye veya sairelerine bahşetmeği taahhüt ederler.
18 teşrinisani-2 kânunuevvel 1909 tarihli konsolosluk beyannamesi dahi aynı müddet zarfında tekrar mevki-i icraya vazolunacaktır.
Mafih tarafeyn-i akideynden her biri kendi memleketleripin düvel-i saire konsolos memurları kabul olunan bilcümle mevakiinde ceneral konsolosluklar (Başşehbenderlikler), konsolosluklar (Şehbenderlikler) ve viskonsolosluklar (şehbender vekâletleri) ihdas eyleyebilecektir. Bundan maada tarafeyn-i akideyn bir ticaret muahedesi ile bir konsolosluk mukavelesi akdini tezekkür etmek üzere müddet-i kalile-i mümküne zarfında muhtelit komisyonlar tayinine iptidar eylemeği taahhüt ederler.
Madde 5
Üsera-yı harbiye ile rehineler muahede-i haziranın imzasından itibaren bir ay müddet zarfında veya mümkün ise daha evvel mübadele kılınacaktır. İşbu mübadele tarafeynce suret-i mahsusada tayin edilen
komiserler marifetiyle icra olunacaktır.
Salifüzzikir üsera-yı harbiye ile rehinelerin iaşesi masarifi yedinde bulundukları hükümete ait olacaktır.
Mamafih işbu hükümet canibinden tesviye olunan zabitan maaşatı zabitan-ı mezkûrenin mensup bulundukları hükümet tarafından tediye edilecektir.
Madde 6
Muhasamata iştirak etmiş olan ve muahede-i hazıradan evvelki vakayi-i siyasiyede methaldar bulunan bilcümle eşhas hakkında tarafeyn-i akideynce tam manasile bir af-fı umumî bahş olunmuştur.
Terk olunan arazi ahalisi havali-i mezkûrede serzede-i zuhur olan vakayi-i siyasîyeden dolayı aynı af-fı umumîye mazhar olacaklardır.
Bulgaristan’a rücu eden arazinin tekrar işgali sırasında kanunen teşekkül edecek hey’et-i hükümet tarafından tayin olunacak ve usulü veçhile ahaliye ilân edilecek olan iki haftalık müddetin inkizasında işbu af-fı umumîden istifade hakkı sakıt olacaktır.
Madde 7
Canib-i Hükûmet-i Seniyeden Bulgaristan’a terk edilen arazinin ahali-i asliyesinden olup orada ihtiyar-ı ikamet etmiş bulunan eşhas Bulgar tebaası olacaklardır.
Ahali-i merkumeden bu suretle Bulgar tabiiyetine geçmiş olanlar Bulgar memurin-i mahalliyesine sadece bir beyanname itası ve Osmanlı şehbenderhanelerinde bir muamele-i kaydiye icrası suretiyle dört sene zarfında bulundukları yerlerde tabiiyet-i Osmaniyeyi ihtiyar eylemek salâhiyetini haiz olacaklardır. İşbu beyanname memalik-i ecnebiyede Bulgar konsoloshaneleri kançilaryalarına tevdi edilecek ve Osmanlı şehbenderhaneleri tarafından kayıt ve* tescil olunacaktır. İhtiyar-ı tabiiyet keyfiyeti şahsî olup hükûmet-i Osmaniyece mecburî değildir. Elyevm sağir bulunanlar sin-ni rüşde vusullerinden itibaren dört sene zarfında hak-kı hiyarlarını istimal edeceklerdir. Terkolunan arazide sakin islamlardan bu müddet zarfında hizmet-i askeriye ifasına ve bir gûna bedel-i askerî tediyesine tabi tutulmayacaklardır.
Bu müslümanlar hak-kı hiyarlarını istimal eyledikten sonra terk edilmiş olan arazide bâlâda musarrah dört sene müddetin inkizasma kadar müfarakat edecekler ve emval-i menkulelerini ihracat resminden muaf olarak imrar salâhiyetini haiz olacaklardır. Mamafih ahali-i merkume şehir ve kasabat ile karyelerde bulunan her gûna emval-i gayrı menkulelerini muhafaza edebilirler ve bunları eşhas-ı sâlise marifetiyle idare ettirebilirler.
Madde 8
Bulgaristan’ın bilcümle memâlikinde Bulgar tebaasından bulunan müslümanlar an asıl Bulgar olan tebeanın haiz oldukları aynı hukuk-ı milkiye ve siyasîyeyi haiz ve serbesti-i vicdana, hürriyet-i diniyeye ve ayin-i dininin alenen icrası hususunda serbestiye malik olacaklardır. Müslümanların adatma riayet olunacaktır.
Zat-ı hazret-i padişahinin nam-ı nami-i hilâfetpenahîlerinin hutbelerde zikrine devam olunacaktır. Elyevm teessüs etmiş olan veya âtiyen teessüs edecek bulunan cemaat-ı islâmiye ile anların silsile-i meratip itibarile teşkilâtı ve emvali tanınacak ve mazhar-ı riayet olacaktır. Cemaat-ı mezkûre bilâ mevani kendi rüesayı diniyelerine tabi bulunacaktır.
Madde 9
Memalik-i Osmaniyedeki Bulgar cemaatı meınâlik-i mezkûredeki cemaat-ı saire-i hıristiyaniyenin elyevm haiz oldukları ayni hukuku haiz olacaklardır.
Tebea-i Osmaniyeden olan Bulgarlar emval-i menkule ve gayrı menkulelerini muhafaza edecekler ve hukuk-ı şahsiye ve tasarrufiyelerinin istimal ve intifaı hususunda zerrece iz’aç edil- meyeceklerdir. Vakayi-i ahire esnasında mesken ve mevalarmı terk etmiş olanlar nihayet iki sene zarfında avdet edebileceklerdir.
Madde 10
Arazinin ilhakından mukaddem iktisap olunan hukuka ve bir de memurin-i müteallika-yı Osmaniye tarafından mu’ti evrak ve vesaik-i adliye ile Senedat-ı resmiyeye riayet olunacak ve aksi kaziye kanunen sabit oluncayadeğin nakız ve ihlâl edilmeyecekdir.
Madde 11
Terk olunan arazide şehir ve kasabat ve kuradaki emval-i gayr-ı menkuleye tasarruf hakkı Osmanlı kanunu ile bahş ve tayin olunduğu surette ve bir gûna tahdidata tabi olmayarak tanınacaktır.
Arazi-i mezkûredeki emval-i gayr-ı menkule veya emval-i menkule eshabı velev suret-i muvakkatade veya katiyede olarak Bulgaristan haricinde ihtiyar-ı ikamet etseler bile bilcümle hukuk-i tasarrufiyelerinden istifade de devam edecekler ve bunları iltizama verebileceklerdir veya eşhas-ı sâlise marifetile idare ettirebileceklerdir.
Madde 12
Terk edilen arazide kâin müstesna, mülhak, icareteynli, mukataalı, icare-i vahideli evkafa ve bir de âşar-ı
vakfiyeye tıpkı kavanin-i Osmaniye ile muayyen oldukları üzere riayet olunacak ve bunlar icap edenler tarafından idare edilecek ve anlara müteferri usul-i idare evvel beevvel muhik bir taviz verilmedikçe tadil ve tağyir olunamayacaktır.
Memalik-i Osmaniyede kâin müessesat-ı diniye ve hayriyenin arazi-i metrukede icare-i vahide, mukataa ünvanile mevcut varidat-ı vakfiyesi ile hukuk-ı sairesine ve âşar-ı mevkufe ve sairesine ve evkaf-ı musakkafa ve gayr-ı musakkafa üzerindeki hukuka riayet olunacaktır.
Madde 13
Zat-ı hazret-i padişahinin emval-i hususiye-i hümayunları ile hanedan-ı saltanat-ı seniye azasının emval-i hususiyesi mahfuz ve baki kalacaktır. Zat-ı hazret-i padişahi ile hanedan-ı saltanat-ı seniye azası bunları vekilleri marifetiyle füruht veya icar edebileceklerdir.
Hükümete ait emlâk-i hususiye hakkında aynı suretle muamele olunacaktır.
Emlâk-i mezkûrenin ahara devir ve ferağı takdirinde şerait-i mütesaviye mevcut ise Bulgar tebaası tercih olunacaktır.
Madde 14
Tarafeyn-i akideyn mezarlıklara ve alelhusus meydan-ı harpte terk-i hayat eden asakirin m e dfenlerine riayet ettirmek üzere vilâyattaki memurlarına evamir ita etmeği taahhüt
ederler.
Memurlar ecnebi toprağında metfun em vatın izamını almaktan bunların taallûkat ve ehibbasını menetmeyeeeklerdir.
Madde 15
Hükûmeteyn-i akideynden her birinin tebaası diğer hükûmet-i âkide memâlikinde kemafissabık serbestçe ikamet ve geşt-i güzar edebilecektir.
Madde 16
Bulgaristan hükümeti imtiyazı Şark Şimendiferleri Kumpanyasına bahş ve ita olunmuş olan hattın terk olunan arazi dahilinde kâin kısmı için mezkûr kumpanyaya karşı mevcut hukuk ve tekâlif ve taahhüdatmca Hükûmet-i Osmaniye makamına kaim olacaktır.
Bulgaristan Hükümeti mezkûr kumpanyaya ait olup kendi tarafından zapt edilmiş bulunan âlât ve edevat-ı müteharrike ile mevad-dı saireyi bilâtehir iade etmeği Jaahhüt eyler.
Madde 17
Muahede-i haziranın 11 inci, 13 üncü ve 16 ncı maddelerinin tefsir veya tatbikinde zuhur edecek olan bilcümle ihtilâfat veya münazaat muahede-i haziranın (3) numaralı melfufunu teşkil eden tahkinınameye tevfikan Lahey’de hakem usuliyle faslolunacaktır.
Madde 18
Hududa müteallik protokol (1 numaralı melfuf) ile müftilere müteallik itilâfname (2 numaralı melfuf), tahkim name (3 numaralı melfuf), şimendiferler ile Meric’e müteallik protokol (4 numaralı melfuf) ve onuncu maddeye müteallik beyanname (5 numaralı melfuf) muahede-i hazıraya raptolunmuş ve bunun cüz-i mütemmimini teşkil eylemekte bulunmuştur.
Madde 19
Londra Muahedenamesinin mevad-dı anife ile fesli ve ilga veya tadil edilmiş olmayan ahkâmı Hükûmet-i Osmaniye ile Bulgaristan Kırallığı hakkında ipka olunmuştur.
Madde 20
Muahede-i hazıra imza edilince derakap mevki-i icraya vaz olunacak ve buna müteallik tasdiknameler bugünden itibaren on beş gün zarfında teati kılınacaktır.
Tasdikan lilmekal tarafeyn murahhasları bunu imza ve mübürlerile tahtim etmişlerdir
9 eylül 1913 tarihinde iki nüsha olarak Dersaadette tanzim olunmuştur.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği Etik Kuralları, birliğin 1957 yılı Ekim ayındaki 64. Yıllık Konferansında kabul edilmiştir. Etik Kurallar, kanunların uygulayıcısı olan kurumların ve kurum personellerinin hizmet ettikleri topluma karşı üstlendikleri misyon ve taahhüdün bir gereği olarak kabul edilmiştir.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği Logosu
Uluslararası Polis Şefleri Birliği
Uluslararası Polis Şefleri Birliği (International Association of Chiefs of Police) 1893 yılında faaliyete başlamış olan Virginia merkezli kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşudur. Dünya polis liderlerinin oluşturduğu en büyük ve en etkili profesyonel meslek birliği olan ve kısaca IACP olarak bilinen birliğin, 150 ülkede 30.000’den fazla üyesi bulunmaktadır. Kurum, misyonunu “Polislik mesleğinin geleceğini şekillendirmek” olarak açıklamıştır.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği, daha güvenli toplumlar yaratmayı hedeflemekte, dünya çapında profesyonel polis hizmetlerinin oluşturulmasını hedeflememekte; polislik mesleğinin geleceğini şekillendirerek toplum güvenliğini arttırma konusunda çalışmalar yapmaktadır. Araştırma, eğitim ve düzenlenen programlarla IACP; en acil sorunlara, tehditlere ve zorluklara karşı polisleri, polis kurumlarını geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği The Police Chief dergisini periyodik olarak yayınlamakta, dünyanın en büyük polis eğitim ve teknoloji fuarı olan IACP Yıllık Konferansı’nı düzenlemektedir.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği’ne, Bloomberg Vakfı, Joyce Vakfı, Laura ve John Arnold Vakfı, MacArthur Vakfı, Michael Jordan, Motorola Vakfı, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı destek vermektedir.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği, uluslararası bir işbirliğinin polislik mesleğinin sorunlarını çözmekte daha faydalı olabileceğini savunmaktadır.
Siyasi yandaşlık, yolsuzluk, partizanlık, kişisel menfaat sağlama gibi sorunları çözmek birliğin amaçlarındandır.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği (International Association of Chiefs of Police) tüm polisler ve polis kurumları için Uluslararası Polis Şefleri Birliği Etik Kurallarını ilan etmiştir. IACP Etik Kuralları, birliğin 1957 yılı Ekim ayındaki 64. Yıllık Konferansında kabul edilmiştir.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği Etik Kuralları, kanunların uygulayıcısı olan kurumların ve kurum personellerinin hizmet ettikleri topluma karşı üstlendikleri misyon ve taahhüdün bir gereği olarak kabul edilmiştir.
Uluslararası Polis Şefleri Birliği Etik Kuralları
Bir kolluk görevlisi olarak temel görevim topluma hizmet etmek, can ve mal güvenliğini sağlamak, suçlulara karşı masumları korumak, baskı yapan ve zor kullananlara karşı zayıfları korumak; şiddet ve düzensizliğe karşı barışı sağlamak; herkesin eşit, adil ve özgür bir biçimde Anayasal Haklarına saygı göstermektir.
Özel yaşamımı bütün insanlara örnek olacak biçimde temiz tutacağım, kendimin ve kurumumun güvenini ve şerefini koruyacak biçimde davranacağım.
Tehlikeli durumlarla, olaylarla ya da küçümseyici davranışlarla karşılaştığımda cesaretimi ve sükunetimi koruyacağım. Başka insanların iyiliğini sürekli aklımda tutarak kendi davranışlarımı kısıtlama getireceğim.
Özel hayatımdaki ve resmi görevimdeki tüm düşünce ve eylemlerimde dürüst olacağım.
Teşkilatımın kurallarına ve yasalara uygun davranma konusunda başkalarına örnek olacağım.
Gizlilik içeren konularda duyduklarımı ve gördüklerimi, görev gereği açıklamam gerekmedikçe gizli tutacağım ve sır olarak saklayacağım.
Asla gereksiz biçimde davranmayacağım; kişisel duygularım, ön yargılarım, politik görüşlerim doğrultusunda, kişisel arzularıma göre, husumetle veya arkadaşlarımın etkisinde kalarak karar vermeyeceğim ve suça ortaklık etmeyeceğim.
Yasaların uygulanmasını nazik ve uygun biçimde sağlayacağım.
Korku, kayırma, kötülük ve sertlikten uzak duracağım.
Gereksiz güç veya şiddet kullanmayacağım.
Asla hediye ya da bahşiş kabul etmeyeceğim.
Kurumumun rozetini halkın inancının bir sembolü olarak göreceğim ve onu polislik mesleğinin etik ilkelerine sadık kaldığım sürece, halkın güveninin göstergesi olarak kabul edeceğim.
Yolsuzluk ve rüşvet ilişkilerine asla girmeyeceğim gibi diğer polis görevlilerin bu tür davranışlarına da göz yummayacağım.
Adaleti sağlamak için bütün yasal yetkili kurumlar ve onların temsilcileri ile işbirliği yapacağım.
Mesleki performans ve standartlardan tek sorumlu kişinin kendim olduğunu biliyorum; mesleki bilgi ve yeterlilik düzeyimi geliştirmek ve zenginleştirmek için uygun bütün fırsatlardan yararlanacağım.
Bu ideal ve hedeflere ulaşmak için sürekli olarak çaba göstereceğim.
Fransa Milli Polisi Meslek Ahlakı Kanunu(Le code de déontologie de la Police nationale), 18 Mart 1986 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Kanun Metni, 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Türk Kolluk Etik İlkeleri ve Avrupa Polis Etik Kuralları belirlenirken Fransa Milli Polisi Meslek Ahlakı Kanunundan faydalanılmıştır. Her polise İlk mesleğin başı sayılan eğitim sırasında etik kuralların bir sureti verilmiş ve etik kuralları tüm personelin benimsemesi hedeflenmiştir. Mesleki etik kuralları daha sonra iç güvenlik kuvvetlerinin tamamını kapsayacak şekilde Ulusal Polisi ve Ulusal Jandarmayı bağlayıcı etik kuralları olarak geliştirilmiştir.
Fransa Milli Polisi Meslek Ahlakı Kanunu
Ön Başlık
1. Milli polis, bütün yurtta özgürlüklerin garanti altına alınmasından, Cumhuriyet kurumlarının savunulmasından, barışın ve kamu düzeninin devam ettirilmesinden, kişi ve malların korunmasından sorumludur.
2. Milli polis; görevlerini İnsan ve Vatandaşlık Hakları Bildirgesine, Anayasaya, uluslar arası sözleşmelere ve yasalara uygun olarak yerine getirir.
3. Milli polis, kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiş şartlara uyan her Fransız vatandaşına açıktır.
4. Milli polisin hiyerarşik bir kuruluşu vardır. Milli polis, kendisine adli zabıta görevlerini içeren Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu`nda verilen görevler saklı kalmak kaydıyla, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışır
5. Bu Meslek Ahlakı Kanunu, milli polis mensuplarına ve bu görevleri yapmaya yasal olarak görevli olanlara uygulanır.
6. Bu Kanun’da tanımlanmış ödevleri yerine getirmeyen kişi hakkında, gerektiği durumlarda Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanabileceği gibi disiplin cezası tedbiri de uygulanır.
I. Başlık Milli Polis Görevlilerinin Genel Ödevleri
7. Milli polis görevlisi, Cumhuriyet kurumlarına karşı dürüsttür. Hiçbir koşulda liyakatini bozmaz.
Kendini kamu hizmetine adamış milli polis görevlisi, kamuya karşı her zaman örnek bir tutum içerisindedir.
Milli polis görevlisi; felsefi, dini ve politik görüşü, sosyal seviyesi, ırkı ve milliyeti ne olursa olsun bütün herkese mutlak saygı gösterir.
8. Milli polis görevlisi, görevde olmasa bile, kendi inisiyatifi ile tehlike içerisinde bulunan kişilere yardım etmek, kamu düzenini bozacak her türlü faaliyet engellemek, kişileri ve malları saldırılara karşı korumakla görevlidir.
9. Milli polis görevlisi, yasa tarafından izin verilen güç ve özellikle silah kullanma sırasında, mutlaka gerektiği kadar ve hedeflenen amaç ile orantılı olarak güç ve silah kullanır.
10. Yakalanan her kişi polisin koruması ve sorumluluğu altındadır; polis görevlileri veya üçüncü şahıslar tarafından hiçbir şiddet, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılmamalıdır.
Milli polis görevlisi, bu madde ile yasaklanan davranışların tanığı olup da bunları yaptırtmamak için girişimde bulunmazsa veya tanık olduğu durumu yetkililere bildirmeyi ihmal ederse, disiplin cezası ile cezalandırılır.
Milli polis görevlisi, gözaltına aldığı kişinin özel tedavi gerektiren bir durumu olması halinde, bir sağlık görevlisi çağırmak ve gerekirse şahsın hayatını ve sağlığını koruyucu tedbirler almak zorundadır.
11. Milli polis görevlileri, düşüncelerini açıkça ifade etmeye, mesleki gizliliğe ilişkin kurallar çerçevesinde serbesttirler.
12. İçişleri Bakanlığı, milli polis görevlilerini görevleri sırasında maruz kaldıkları tehlikelere, şiddete, hakarete ve iftiraya karşı korur.
II. Başlık
Milli Polis Görevlileri ile Yönetim Otoritelerinin Hak ve Ödevleri
13. Hiyerarşik gücü üstlenen otorite, komuta fonksiyonunu uygular. Bu kapsamda söz konusu otorite, kararlar alır ve bunları uygulatır. Bunları açık ve kesin emirlerle ifade eder ve uygulamanın iyi olarak ifa edilmesi için gerekli açıklamalarda bulunur.
14. Otorite, verdiği emirlerden, bunların uygulanmasından ve sonuçlarından sorumludur. Eğer otorite, astlarından birini kendi yerine görevlendirirse; astın, aldığı emirler çerçevesinde yaptığı faaliyetlerden ve sonuçlarından otorite sorumludur.
15. Milli polis görevlisi kendisine verilen emirlere itaat eder. Emirleri uygulamaktan veya uygulamadığında sonuçlarından sorumludur.
16. Otorite, emirlerini hiyerarşik yolla verir. Eğer acil hallerde bu yol izlenmezse, aradaki amirler en kısa zamanda verilen emirden haberdar edilir.
17. Yasal görevlendirme ve genel disiplin kurallarının uygulanmasını sağlamak dışında, emri verenin fonksiyonel otoritesine bağlı olmayan polis görevlisine hiçbir emir verilemez.
18. Astlar, verilen emrin açıkça kanuna aykırı ve kamu yararına ciddi bir zarar verecek nitelikte olması dışında, otoritenin emirlerine uymak zorundadırlar. Eğer astlar, böyle bir emirle karşı karşıya olduklarına inanırlarsa, çelişkili olan emrin kanuna aykırı yönlerini emri verene açıkça bildirmek zorundadırlar. Eğer astın açıklamalarına ve itirazlarına rağmen kanuna aykırı emirde ısrar edilirse, ast emri verenin bir üstünü durumdan haberdar eder. Müracaat eden ast itirazını kaydettirmek zorundadır. Ancak yukarıda açıklanan koşulları taşıyamayan emirler, uygulamayana sorumluluk doğurur.
19. Bütün milli polis görevlileri, aldıkları emirleri uyguladıklarını ya da uygulayamama nedenlerini amirlerine bildirirler.
III. Başlık Polisin Kontrolü
20. Adli zabıta faaliyetlerinin icrası sırasında sorgu hakimliğinin denetiminden başka; milli polis görevlileri ve onları yöneten mülki idare amirleri, hiyerarşik kontrol ve Mülki İdare Genel Müfettişliği’nin kontrolü altındadır; milli polis personeli aynı zamanda Milli Polis Genel Müfettişliği’nin de kontrolü altındadır.
21. Fransız Cumhuriyeti Resmi Gazetesi’de yayımlanacak olan bu Kararname’nin uygulanmasından İçişleri Bakanı sorumludur.
Avukatın Öz-El Kitabı/Avukatlık Rehberi, çok sayıda yazardan oluşan ortak heyet tarafından yazılarak 2021 yılı Eylül ayında, Platon Hukuk Yayınları tarafından basılmıştır.
Hukuk Kitapları arasında yer alan ve derleme türünde olan eser; yazarlar, Ali Parlar, İbrahim Özden Kaboğlu, Osman Oy, Seyithan Deliduman, Ender Ethem Atay, Eray Karınca, İhsan Baştürk, Suat Çalışkan, Paluri Arzu Kal Demirçi, Atilla Özen, Yavuz Süphandağ, Begüm Gürel, Zafer İşeri, Ümit Ortak, Erol Karaaslan, Zerrin Tokay, Murat Sayın, Çağrı Ayhan Şenel, Ramazan Oruç, Murat Topaloğlu, M. Ufuk Tekin, Neyir Şeyda Musal, Mine Demirezen, Zeynep Öncü Uygun ve Gül Banu Kırtok tarafından yazılmış kitap bölümlerinden oluşmaktadır.
Avukatın Öz-El Kitabı (Avukatlık Rehberi)
KİTABIN KONU BAŞLIKLARI
ANAYASA YARGISI (Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU)
UYUŞMAZLIK YARGISI (Av. Begüm GÜREL)
AVUKATLIK HUKUKU (Av. Atilla ÖZEN)
DİLEKÇE (Av. M. Ufuk TEKİN)
SÖZLEŞMELER HUKUKU (Av. Zafer İŞERİ)
TEBLİGAT HUKUKU (Av. Ümit ORTAK)
HAKİMİN REDDİ (Av. Ümit ORTAK)
ARABULUCULUK (Av. Arb. Neyir Şeyda MUSAL)
CEZA MUHAKEMESİNDE KANUN YOLLARI
(Ali PARLAR, İst. BAM Cumhuriyet Savcısı)
HUKUK DAVALARI (Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN).
SULH HUKUK DAVALARI (Av. Paluri Arzu (KAL) DEMİRÇİ)
AİLE HUKUKU DAVALARI (Av. Eray KARINCA)
MAL REJİMİNİN TASFİYESİNDE TEMEL İLKELER (Av. Eray KARINCA)
EVLÂT EDİNME (Hakim Erol KARAASLAN)
SOY BAĞI (Hakim Erol KARAASLAN)
MİRAS HUKUKU (Em. Hakim Zarife Zerrin TOGAY)
GAYRİMENKUL DAVALARI (Av. Murat SAYIN)
KİRA VE TAHLİYE DAVALARI (Av. Osman OY)
KAT MÜLKİYETİ DAVALARI (Hakim Ramazan ORUÇ)
TİCARİ DAVALAR (Prof. Dr. Mustafa TOPALOĞLU)
İCRA İFLAS HUKUKU (Yavuz SÜPHANDAĞ, İcra Md. Yrd.)
FİKİR VE SANAT ESERLERİ HUKUKUMUZDA
CEZAİ KORUMA (Dr. İhsan BAŞTÜRK, Yargıtay Üyesi)
İÇİNDEKİLER
ANAYASA YARGISI (Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU)
Anayasa Mahkemesinin Varlık Nedeni Ne?
Anayasa Mahkemesi Kararı Örneği
Anayasa Mahkemesi Başvuru Örneği
UYUŞMAZLIK YARGISI (Av. Begüm GÜREL)
Giriş
Uyuşmazlık Yargısı
Adli Yargı
1.1. Yargıtay
Daireler
A- Hukuk Daireleri
B- Ceza Daireleri
C- Yargıtayda Temyiz İncelemesi ve Duruşma
1.2. Bölge Adliye Mahkemeleri
Hukuk Mahkemeleri Hukuk Yargılaması
Asliye Hukuk Mahkemeleri
Sulh Hukuk Mahkemeleri
Uzmanlık Mahkemeleri (Özel Görevli Mahkemeler)
3.1. Aile Mahkemesi
3.2. Asliye Ticaret Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi)
3.3. İş Mahkemesi
3.4. Kadastro Mahkemesi
3.5. Tüketici Mahkemesi
3.6 Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
3.7. İcra Hukuk Mahkemeleri (İcra Tetkik Mercii)
Ceza Mahkemeleri ve Ceza Yargılaması
Asliye Ceza Mahkemesi
Ağır Ceza Mahkemesi
Uzmanlık Mahkemeleri
Çocuk Mahkemeleri
Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri
İcra Ceza Mahkemesi
Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi
Şikâyet
İdari Yargı
2.1. Danıştay
Daireler
2.2. Bölge İdare Mahkemesi
İdare ve Vergi Mahkemeleri
İdare Mahkemesi
Vergi Mahkemesi
Sonuç
AVUKATLIK HUKUKU (Av. Atilla ÖZEN)
I- Avukatlığın Mahiyeti
II- Avukatın Hak ve Yetkileri
III- Avukatın Yükümlülükleri
IV- TBB Meslek Kuralları
V- Avukatlık Bürosu ve Avukatın Çalışma Şekilleri
VI- Baro Levhasından Silinme ve Baronun Verdiği Kararlara İtiraz
VII- Avukatın Yasaklılık Halleri
VIII- Görev Suçlarında Yargılama Usulü
IX- Avukatın Hukuki Sorumluluğu
X- Disiplin Muhakemesi
XI- Avukatlık Sözleşmesi
Avukatlık Sözleşmesi
DİLEKÇE (Av. M. Ufuk TEKİN)
Dilekçenin Öğeleri
Biçime Dair Öğeler
İçeriğe Dair Öğeler
Bir Dilekçenin Anatomisi
Hazırlık
Yazım
Bitirirken
Kısa Kısa
SÖZLEŞMELER HUKUKU (Av. Zafer İŞERİ)
A. Sözleşme Nasıl Yazılır, Esaslı Unsurları Nelerdir?
B. Sözleşme Türleri
C. Şekil Şartı Olan Sözleşmelerde Şekil Şartlarının Yerine Getirilmesi
D. Sözleşmenin Geçerliliğini Etkilememekle Birlikte Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
E. Kira Sözleşmesi Örneği
TEBLİGAT HUKUKU (Av. Ümit ORTAK)
Giriş
Tebligat Hukukunun Gerekliliği
Tebligatın Tanımı ve Unsurları
Tebligat Yapmaya Yetkili Kurumlar
Tebligatta Şekil
Tebligat Çıkarma Yetkisi
Tebligat Türleri
Tebliğ Mazbatası
Tebligatın Muhatabı
Tebligatın Yapılacağı Yer
Tüzel Kişiye Tebligat
Aynı Konutta Oturan Kişilere veya Hizmetçiye Tebligat
Belirli Bir Yerde Devamlı Olarak Meslek veya Sanatını İcra Edenlere Tebligat
Tebliğ İmkansızlığı veya Tebellüğden İmtina
Yabancı Ülkelere Gönderilecek Tebliğ Evrakı
Usulsüz Tebligat
Tebligat Hukukunun Cezai Hükümleri
Usulsüz Tebligat Şikayeti
Örnek Yargıtay Kararları
HAKİMİN REDDİ (Av. Ümit ORTAK)
ARABULUCULUK (Av. Arb. Neyir Şeyda MUSAL)
Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinden “Arabuluculuk”
Arabuluculuk Modelleri
Arabuluculuğun Temel İlkeleri
Türkiye’de İhtiyari Arabuluculuk ve Dava Şartı Arabuluculuk
Arabuluculuk Süreci
CEZA MUHAKEMESİNDE KANUN YOLLARI (Ali PARLAR, İst. BAM Cumhuriyet Savcısı)
Kanun Yollarına İlişkin Genel Açıklamalar
OLAĞAN KANUN YOLLARI
İtiraz Kanun Yolu
İSTİNAF KANUN YOLU
İstinaf Kanun Yolunun Tanımı
İstinaf Yoluna Tabi Olan ve Olmayan Hükümler
İstinaf İstemi ve Süresi
İstinaf İsteminin Süresi
İstinaf Başvurusunun Şekli
III. TEMYİZ KANUN YOLU
Temyiz kanun yolunun tanımı
CMK 286. Maddesine Göre Temyiz Edilebilen ve Edilemeyen Hükümler
III. OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı (CMK 308/A. md.)
B) İtiraz Yetkisi, Süresi, Şekli, Mercii
C) İtiraz Sebepleri
KANUN YARARINA BOZMA
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI
YARGILAMANIN YENİLENMESİ
Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri
İnfazın Geri Bırakılması veya Durdurulması
Yargılamanın Yenilenmesine Engel Olmayan Hâller
Sanık veya Hükümlünün Aleyhine Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri
Yargılamanın Yenilenmesinin Kabul Edilmeyeceği Hâl
Bir Suça Dayanan Yenileme İstemlerinin Kabulü Koşulları
Yenileme İstemi Hakkında Uygulanacak Hükümler
Yenileme İsteminin Kabule Değer Olup Olmadığı Kararı ve Mercii
Yenileme İsteminin Kabule Değer Görülmemesi Nedenleri ve Kabulü Hâlinde
Yapılacak İşlem
Delillerin Toplanması
Yenileme İsteminin Esassız Olmasından Dolayı Reddi, Aksi Takdirde Kabulü
KANUN’UN KAPSAMI VE KANUN’A UYGUN OLARAK KİŞİSEL VERİ İŞLEME ŞARTLARI
VERİ İŞLEME FAALİYETİ GERÇEKLEŞTİREN GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
KANUN’DAN KAYNAKLANAN HAKLAR
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
CEZA DAVALARI (Dr. Suat ÇALIŞKAN, C. Savcısı)
CEZA DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEME
FİKİR VE SANAT ESERLERİ HUKUKUMUZDACEZAİ KORUMA (Dr. İhsan BAŞTÜRK, Yargıtay Üyesi)
Giriş ve Kavram
FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI, NİTELİĞİ VE KAPSAMI 1086
FİKİR VE SANAT ESERLERİNİN CEZA NORMLAR
Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Stockholm Deklarasyonu 6 Haziran 1972 tarihinde kabul edilmiştir. Konferansta alınan karar sonucunda 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak belirlenmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Stockholm Deklarasyonu
Madde 1
İnsanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır. Bu bakımdan; kayıtsızlık, ırk ayrımı, ayrımcılık, kolonial veya diğer biçimlerde baskı, yabancı hakimiyetini destekleyen, sürekli kılan politikalar mahkum edilmiştir ve terk edilmelidir.
Madde 2
Bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna dahil, özellikle de doğal eko sistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır.
Madde 3
Dünyanın, hayati yenilebilen kaynaklarını üretme kapasitesi sürdürülmeli ve mümkün olduğu hallerde yenilenmeli ve iyileştirilmelidir.
Madde 4
Şu anda zararlı unsurların bileşimi ile ciddi tehlikede olan, yaban hayatın neslini ve tabiatını akıllıca yöneterek sürdürmek, korumak, insanın özel sorumluluğudur. Dolayısıyla ekonomik kalkınma planlamasında yaban hayatı dahil doğanın korunmasına önem verilmelidir.
Madde 5
Dünyanın yenilenemeyen kaynakları, onları gelecekte tükenme tehlikesine karşı koruyacak şekilde kullanılmalı ve bu kullanımın yararlarının bütün insanlıkça paylaşılması sağlanmalıdır.
Madde 6
Eko sistemlere ciddi, onarılamaz zarar verilmemesi için, toksik ve diğer maddelerin deşarjı, ısının, doğanın onu zararsız kılabileceği kapasiteyi aşacak miktarda ve yoğunlukta bırakılması engellenmelidir. Bütün devletlerin kirliliğe karşı haklı mücadelesi desteklenmelidir.
Madde 7
Denizlerin, insan hayatını tehlikeye atabilecek maddelerle kirlenmesini önleyecek, canlı yaşama, denizde hayata zarar verecek, güzellikleri bozacak veya denizlerin diğer yasal kullanımını olumsuz etkileyecek şekilde kirlenmesini önlemek için ülkeler bütün olanaklarını kullanacaklardır.
Madde 8
İnsana uygun bir yaşam ve çalışma çevresini sağlamak ve hayat standardını iyileştirmek için ekonomik ve sosyal kalkınma şarttır.
Madde 9
Az gelişmişlikten ve doğal afetlerden kaynaklanan çevre bozulmaları ciddi sorunlar meydana getirmektedir ve en iyi tedavi hızlandırılmış bir kalkınmadır. Bu amaçla, gelişmekte olan ülkelerin kendi gayretlerine destek olarak ve talep edildiğinde yeterli miktarda finansman ve teknolojik yardım yapılmalıdır.
Madde 10
Gelişmekte olan ülkelerde çevre yönetimi için, ekolojik faktörler kadar ekonomik faktörlerin de dikkate alınması, dolayısıyla fiyat istikrarı, temel mallar ve hammadde alımı için yeterli gelir sağlanması şarttır.
Madde 11
Ülkelerin çevre politikaları, gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecekteki kalkınma potansiyelini destekleyecek ve olumsuz etkilemeyecektir. Herkes için daha iyi hayat şartlarına erişilmesini engellemeyecektir. ülkeler ve uluslararası örgütlerce çevre önlemlerinin uygulanması ile meydana gelebilecek muhtemel ulusal ve Uluslararası ekonomik sonuçları karşılayabilmek için anlaşmaya varacak şekilde uygun tedbirler alınacaktır.
Madde 12
Gelişmekte olan ülkelerin koşullarını ve özel ihtiyaçlarını dikkate alarak çevreyi korumak ve iyileştirmek amacı ile kaynaklar yaratılacaktır. Bu ülkelerin kalkınma planlarındaki çevreyi koruma amaçlı maliyetlerinin ülkelerin talebi üzerine kendilerine sağlanması gerekir. Bu amaçla ilave uluslararası teknik ve finansman yardımı yapılacaktır.
Madde 13
Kaynakların daha rasyonel kullanılmasını sağlamak ve böylece çevreyi iyileştirmek için ülkeler kalkınma planlarında entegre ve koordine bir yaklaşım izleyeceklerdir. Böylece kalkınmanın, nüfusun yararı doğrultusunda, insan çevresinin korunması gereği ile uyumlu olması sağlanacaktır.
Madde 14
Kalkınmanın gerekleri ile, çevrenin korunması ve iyileştirilmesi ihtiyacı arasındaki çelişkileri gidermede rasyonel planlama temel araçtır.
Madde 15
Çevreye olan olumsuz etkileri önlemek, maksimum sosyal, ekonomik ve çevre faydaları sağlamak için yerleşmelere ve kentleşmelere planlama uygulanmalıdır. Bu açıdan kolonial ve ırkçı hakimiyet için yapılan projeler iptal edilmelidir.
Madde 16
Temel insan haklarına ön yargısız olarak, ilgili hükümetlerce uygun bulunan demografi politikaları; çevre veya kalkınma üzerinde olumsuz etkileri olan nüfus artış hızı veya aşırı nüfus yığılmaları ile düşük nüfus yoğunluğunun insan çevresinin gelişmesini veya kalkınmayı engelleyebileceği bölgelerde uygulanmalıdır.
Madde 17
Ülkelerin çevre kaynaklarını çevreyi iyileştirmek prensibinden hareket ederek planlamak, yönetmek ve kontrol etmek görevi uygun ulusal kurumlara verilmelidir.
Madde 18
Sosyal ve ekonomik kalkınmaya katkıları nedeni ile bilim ve teknoloji, çevre risklerinin tanımlanması, engellenmesi ve kontrolü için ve çevre sorunlarının çözümü ve insanlığın ortak çıkarları için kullanılacaktır.
Madde 19
Çevre olaylarında eğitim; genç nesil kadar yaşlılar için de; korunmaya muhtaç gruplara özel önem verilerek, bireylerin teşebbüslerinin ve toplumların çevreyi koruma ve geliştirmesi için insan boyutu açısından bilinçli görüşü genişletmek ve sorumlu icraatı sağlamak için şarttır. Kitle iletişim ortamının çevrenin bozulmasına katkıda bulunmayı engellemesi, tam tersine insanın her yönde gelişmesini sağlayacak şekilde çevreyi korumak ve iyileştirmek ihtiyacı ile eğitsel bilgiyi yayması şarttır.
Madde 20
Ulusal ve uluslararası çevre sorunlarının sebepleri ve sonuçları konusunda bütün milletlerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde bilimsel araştırmalar ve gelişmeler teşvik edilmelidir. Bu bağlamda çevre problemlerinin çözümünü kolaylaştırmak için güncel, bilimsel enformasyonun serbest akışı ve tecrübenin transferi desteklenmeli ve yardım edilmelidir. Çevre teknolojileri gelişmekte olan ülkelere bu teknolojilerin yayılmasını teşvik edecek ve ekonomik yük getirmeyecek koşullarla sağlanmalıdır.
Madde 21
Ülkeler, Birleşmiş Milletler kuralları ve uluslararası hukuk prensiplerine göre, kendi kaynaklarını kendi çevre politikalarına uygun olarak kullanma hakkına sahiptirler. Aynı zamanda kendi iç hukukları ve kontrollerindeki faaliyetlerin çevreye ve diğer ülkelere veya ulusal hükümranlık sınırları dışındaki alanlara zarar vermemesi konusunda sorumlulukları vardır.
Madde 22
Devletler, uluslararası hukukun, çevre zararlarının kurbanları ile ilgili borç ve tazminat maddelerini daha da geliştirecek kendi hükümranlık alanları içindeki diğer çevre bozulmaları veya kendi hükümranlık hakları dışındaki kontroller için işbirliği yapacaktır.
Madde 23
Uluslararası kurumlarca kabul edilen kriterlerde veya ulusal olarak kararlaştırılan standartlarda her ülke önyargısız, değerler sistemini dikkate almak durumundadır. Gelişmiş ülkelerde geçerli olan standartların gelişmekte olan ülkelere getireceği sosyal maliyet nedeni ile uygulanamayabileceğinin dikkate alınması şarttır.
Madde 24
Çevrenin iyileştirilmesi ve korunması ile ilgili uluslararası konular, işbirliği ruhu ile, büyük küçük bütün ülkelerce eşit olarak ele alınmalıdır. Çok taraflı veya iki taraflı anlaşmalarla veya diğer uygun yöntemlerle işbirliği bütün ülkelerin egemenlik ve çıkarlarını dikkate alarak her alanda istenmeyen çevresel etkilerin etkin kontrolünün önlenmesi, azaltılması, ortadan kaldırılması için şarttır.
Madde 25
Devletler, çevrenin korunması ve geliştirilmesinde Uluslararası kuruluşların koordinasyonunu, etkinliğini ve dinamikliğini sağlayacaklardır.
Madde 26
Nükleer silahlar ve diğer toplu imha araçlarından insan ve çevresi korunacaktır. Ülkeler, yetkili Uluslararası makamlarla bu tür silahların tamamen yasaklanması ve imhası için derhal anlaşmaya varmak için çalışacaklardır.
Söyleşi, Hukuk Ansiklopedisi röportaj ekibi tarafından gerçekleştirilmiş, gün boyu süren sohbet esnasında Celal Akgünlü de hazır bulunmuştur.
Taklit Edilemez Bir Toplumsal Figür: Senih Özay
Musal: Benim sizde gördüğüm en önemli özelliklerden bir tanesi, hem şeffafsınız hem de oto kontrolünüz var! Bu ikisini bir arada gördüğüm çok ender insanlar var, hatta şu anda aklıma gelmiyor sizden başkası. Bunu siz nasıl sağlayabiliyorsunuz? Bu kadar şeffaflığın içerisinde bu kadar otokontrolün de birlikte yer alması… Kundera’nın bir sözü vardı; “Ben hayatın hep kıyılarında gezindim, son noktasına kadar geldim ama son noktadan sonra bir adım daha atmadım, o tarafa geçmedim, ama oradan sonrasının ne olacağını en yakın mesafeden gözlemledim” buna benzer bir sözü vardı.
Özay: Bu söylediğine şöyle katılıyorum, doğru söylüyorsun, çünkü benim düşünce sistemimde Andropozofi diye bir şey var… Alman ekolünden , yani ben hem kendi fikirlerimi ortaya koyarken, koyduğum sırada, bir saniye iki saniye geçtiği sırada bile, karşımdakini görüyorum. Ne düşündüğünü görüyorum, buna bir şey deniliyor tıp biliminde, ona göre bir daha düşünüyorum ben o sırada, o sırada beynim harekete geçiyor, konuşurken birkaç kez düşünmüş oluyorum böylece, sadece bir kere değil! Hakim Orhan’ın bu konu hakkında söylediği çok güzel bir söz var, hatırla ; ‘’Tekrar edilemez, taklit edilemez” diyor; ‘’Teorik değil bu alan‘ ’diyor. Hı? Ha ha… Bayılıyorum bu lafa…
Musal: Kendinizi sürekli aşarak konuşuyorsunuz, yani sizin hakkınızda insanlar şöyle düşünmüyor değil mi? İşte Senih Özay’ın bu konuda bir fikri var, bu fikirlerini konuşacak işte şimdi diye düşünmüyor, değişebilir, konuşurken farklılaşabilir, yeni bir şey çıkabilir ortaya, tamamen farklı bir şey çıkabilir, ama aynı zamanda bir şeffaflık da barındırıyor. Neyi konuşsam diye bir kaygı yok, konuşmama, söylememe üzerine bir kaygı da yok ama bir otokontrol de var!
Lafını Esirgemeyen Bir Otokontrol Ustası
Özay: Var bir otokontrol, bir yer var beynimde, o sivri bölümleri tutuyor, mesela ben hayatımda küfretmemişim hiç, hiç… Benim karım deliler gibi küfrediyordu, kızım küfrediyor, oğlum küfür biliyorlar üçü de… Benim hiç ağzımdan küfür çıkmadı, bu ne demek? Deminki teorimize gelelim, küfür etmemek için ben küfürlü bölümleri tutan, öbür bölümleri öne atan bir yapım var. Zenciler diyor ya, ‘’Söyleyecek sözü tam bilemeyenler, bulamayanlar küfreder.‘’ Galiba ben söz arıyorum o arada, küfretmemek için söz buluyorum; andropozofi buuu…. Bana, nasıl davranmanı istiyorsam, sana onu sağlatıcı davranıyorum, lafı atıyorum! Senin bana olan davranışına yön veriyorum, ben onu istiyorum, anlatabildim mi bilmiyorum…
Musal: Sadece kendinizin ne söyleyeceği veya ne düşündüğü hakkında çalışmayıp, karşı taraftan gelebilecek olan düşünce ve onu algılama şekli konusunda da çalışarak konuşuyorsunuz ve belki de böylece karşı tarafın kendini tekrar etmesinin bir adım ötesine geçmesini sağlıyorsunuz. Aynı zamanda kendinizi de düşünce sisteminizi de bir sis halinde bırakıyorsunuz, doğru mu anladım? Hepsini bir arada hissetmek çok keyifli oluyor.
Celal: Karşıdaki insana soru sordurma imkanı veriyor böylece. Hatta karşıdaki insana da kendi istediği soruyu sorduruyor!
Aycan: Peki, bu kişisel özelliğiniz, Neyir hanımın güzel bir şekilde ifade ettiği özellik, biz de buraya gelirken zaten gazeteciler gibi sorularımızı hazırlayıp onları sorabilirdik ama öyle yapmadık, soruları size yollayabilirdik, siz de düşünür bunlara cevaplar yazardınız, böylece bir röportaj oluşurdu, böyle yapmadık, biz onu tercih etmedik, zaten böyle olması sizin de isteğinizdi, bizim de isteğimiz buydu, doğal olan bu, doğaçlama en güzeli! Daha iyi olanı bu, çünkü konuşurken yepyeni, bambaşka bir şey çıkacak ortaya, sizin düşünceleriniz de değişecek, benim sizin hakkınızdaki düşüncelerim de değişecek… Ben bu özelliğin toplumsal olaylarda sizin yaptığınız çalışmalara, doğa çalışmalarına, çevreyle ilgili aktivizminize, mahkemelere, davalara nasıl yansıdığını merak ediyorum… Bu bu davranış biçimi oraya illaki yansıyor, bir nezaket de yansıyor…
Özay: Tabi tabi, ben mesela eskiden övünürdüm hiç dava kaybetmiyorum diye, demek ki bu dava kaybetmiyorumculuğum benim, iyi bir şey yapıyorum, iyi yönde bir çaba gösteriyorumculuk idi. Mesela duruşmalara mutlaka iki duruşma önceden giriyorum salona, mutlak surette benim duruşmam üçüncü duruşma olur, ben salona girerim, hakim orada, hakim kimdir, sinirli midir, nasıl biridir, hakim karısı ile kavga etmiş birine benziyor mu, hakimin böyle garip garip şeylerini düşünür bulurum. Sıkıyönetim mahkemelerinde bile sözümü kesmediler, kesemediler; “sanırım müdahale etmeyeceksiniz, müdahale etmeyiniz” tarzında bir şeyler yaparım, bu daha başlangıçta bana, “kısa kes avukat bey, kısa kes, geç bunları, dosyada bunlar var” demesinler diye yaparım…
Ceket İliklemek İle Başlar Senin Çekinmen
Musal: Bu yaptığınız çabaların amacı, aslında tamamen kendinizi tam ve doğal olarak ifade edebilmek için zemin oluşturmak mı ? Ortamı normalleştirmek mi yani? Söyledikleriniz anlaşılsın diye.
Özay: Çok güzel sorular soruyorsunuz…Evet, anlaşılsın isterim ne dediğim, sıkmam, uzatmam, kısa konuşurum, sahte şeyler söylemem, “kısa konuşacağım, 6 dakika konuşacağım” derim mesela, hakim de yani ne yapsın istersen 16 dakika konuş gibi düşünür… der… bana dayanır mutlaka …
Musal: Aslında bu tarz çabanın içerisine girmek normal hukuk zemini içerisinde insanların bireysel durumlarla profesyonellik arasında oluşturmuş olduğu setlerden, zorluklardan da ileri geliyor olabilir, yani düşündüğümüzde, kendi psikolojik durumunu işine yansıtmayan insanların olduğu bir yargılama olduğunu düşünsek, bu tarz, onları izlemek gerektiğini, uzun konuşmak ya da kısa konuşmak gerektiğini düşünmekle vakit harcamak zorunda kalmayabiliriz.
Özay: Ürkersin de! Çekinirsin! Ceket ilikler avukatlar, salakça! Eğilirler mesela! Sevmem böyle davranışları. Hep böyle hakimlere karşı koridorlarda, duruşma salonunda! Ceket iliklemek ile başlar senin çekinmen, burada rahatlayamayacağın, rahat duramayacağın, her şeyi söyleyemeyeceğin, yaşamayacağın, parlak fikirlerinle, yaratarak yaşamın içine giremeyeceğin. Buna kızar, bozulur, diye söylemeden konuyu kapatacağın nokta orada başlar! Ben işte bu üslubu beğenmiyorum! Ben onlara, o tarz durumlara geçit vermeyeyeyim diye bir çabam oluyor. Evet.
Musal: Sağlıklı bir zemin içerisinde söylediklerim anlaşılabilir hale gelsin diyorsunuz; onu bile, o zemini bile siz hazırlamaya çalışıyorsunuz.
Özay: Bu ama benim fazla bireysel düşüncem ve bana özgü tavrımla alakalı…
Yargıçlar Memur Değil
Aycan: Belki buna ben de yakınım, yani sizin duruşunuza kısmen, şimdi devlet idaresi, devlet kurumları bizde otoriter olarak nitelenebilir, kutsallaşırılıyor da denilebilir belki. Bizler! Halk! Halkın da içinde biraz daha fazla okumuş avukatlar, işte gidiyoruz oraya, vatandaşın adına, oralarda meramımızı daha iyi anlatıyoruz, biraz daha iyi anlatıyoruz, eğer dinlerlerse! Şimdi burada yargı makamlarını, diğer devletin diğer makamlarından ayırmamız gerekiyor normalde. Devlet kurumları farklı otorite kullanır, güç kullanır, ama yargıç başka bir şeydir, yargıç devleti gerekirse yargılar, devletin de lehinde yada aleyhinde karar verir, bu şekilde ilerler süreç. Yargıçlar, devleti de yargılamaları gerektiğinin farkında mı? Antiparantez, önlerinde bir kanun metni var, insan hakları evrensel metinleri var, onların da gösterdiği yoldan hareket eden bizim mevzuatımız var; Hakim ve savcı ayrı bir rolde, biz de gariban vatandaşların sözcüleri rolündeyiz, belki koltukları değişsek yani biz oradan kalksak onların yerine otursak roller değişecek ama sistem yine aynı şekilde devam edecek belki. Bu problemin sebebi nedir?
Özay: Mithat Sancar diye bir hocamız var ya, milletvekili. Profesör! O arkadaşımız milletvekili değilken, akademisyenlik yaparken, asistanları ile beraber binlerce hakimlere gittiler, bir istatistik yaptılar, doktora tezi gibi bir çalışma idi… Soruları, ‘devletle yurttaş arasındaki davalarda bizatihi nasıl davranırsın’ idi, vatandaş yanlısı mı devlet yanlısı mı? Cevap: Yüzde 87 mi ne ‘Devleti otomatik olarak her halükarda korurum’ diye çıktı. Dinlemeden karşı tarafı, halkı! Böylece o tezden ne çıktı sence? Türk yargıçları nasıl bu kadar çok devlet aşığı, devlete teslimiyetçi, denge aramayan olurlar, şeklinde bir anlam çıkmadı mı?
Şimdi o tezin tamamını bilmiyorum ama tezin devamından kendi kendime şunu arıyorum, bunlar hakimlerin avukat olamayanları mı ki acaba? Yani avukatlıkta para kazanmayı bekleyemeyecek ya da beklemek istemeyenler mi hakim oluyor diye bir durum var mı acaba? Bu sonuçlar var mı eldeki verilerde? Ya da her yerde söylenen, hakimler maaşlarının 7 bin, 9 bin, her neyse, bu hakimler böyle maaşlarını alıp dururken, avukatların bir çırpıda kendilerinin 3 katı 5 katı kadar para kazandığını duyarak, görerek, garip bir duygu içinde mi kalıyorlar? Bu tarz ihtimaller var mı acaba diye düşünüyorum doğrusu, az sayıda yargıcı da sevmiyor değilim ama… Bunu atlamayalım.
Yargıtay’ın Yerel Mahkeme Kararlarında Çok Büyük Bir Bozma Oranı Var
Aycan: Sorduğum sorunun cevabında birden fazla faktör olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Musal: Kararsız kalıp kolay olanı mı tercih ediyorlar?
Özay: Daha basit düşünebiliriz…
Aycan: Kariyer kaygısı mı?
Özay: Yargıtay’ın da çok büyük bir bozma oranı var, onu da göz ardı etmemek lazım! Kararları iyi değil sanki! Gerçi karar bozan Yargıtaya bir şey demeyecek miyiz? Onlar sıkı denenmiş yüce unsur mu ki?
Aycan: Bu da enteresan bir durum.
Özay: Kararlar iyi değil, şimdi yeni durum nedir bilmiyorum ama, onların tayin durumları var. Hakimler pek tayin olmak istemiyorlar, ancak çocukları koleje gideceği zaman iyi bir şehre gelmek istiyorlar galiba, yoksa kimse beni ellemesin diye belki düşünüyorlar. Çocukları iyi okula gelinceye kadar hakimler ve savcılar imkanları en az olan şehirlerde yaşıyorlar, çocuk liseyi bitirecekse eğer, üniversiteye gidecekse eğer, koleje gidecekse eğer, bunlarla işte dediğim süreç başlar gibi… Hükümete, Bakana, HSK’ya müracaatlar başlar.
Aycan: İnsan yapısını soracağım. Benim sorduğum soruların çoğu bu zaten. Her yerde insan yapısı karşımıza çıkıyor, ben burayı sorguluyorum, kamil insan, yetişmiş insan! Mesela sizi yargıç yapsak, koysak oraya, kariyerist davranmazsınız, avukatı susturmaya çalışmazsınız, ille devletten yana karar vermeye çalışmazsınız, hak hukuk, adalet neyse ona karar verirsiniz. Devlet de hatalı davransa, yurttaş da hatalı davransa, kural neyse odur dersiniz. Hatta vatandaş lehine pozitif ayrımcılık yaparsınız. Peki bu davranışı herkesten neden bekleyemiyoruz? Yetişme tarzı mı, eğitim mi, toplumsal kabuller mi, devletçilik mi?
Özay: Bireyin, hukuk fakültesini bitirip, stajını bitirip hakim olan bireyin, devletin diğer kademelerindekinden farklı olarak, korkup korkmaması o kadar önemli ki; o kadar nadirattan rastlarsın ki korkmayan adam, çok nadirdir korkmayan adam, korkmayan kadın… Yargıç, Savcı.
Aycan: Hakimliğe aday oldunuz ama? Darbe yargılamalarında ben de yargıç olacağım diye başvurdunuz? Baro Başkanlığına da aday olmayı düşündünüz mü?
Hakim Adayı Senih Özay
Özay: Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir adamın artık kalkıp Baro Başkanlığına aday olması düşünülebilir mi yahu! Ha ha…
Aycan: Hah ha ha! Çok güzeldi ama bu! Ben onu takip ettim, darbe yargılamaları başlayınca, “benim az çok bu konuda tecrübem vardır, beni darbecilerin yargılandığı ağır cezaya alın, darbe yargılamalarını ben yapacağım” diye HSYK’ya başvuru yaptınız.
Özay: Bana diyorlar ki, git sınava gir, hakim ol öyle atayalım diyorlar, ben de dedim ki, Anayasa Mahkemesine hakim atarken sınava mı alıyorsunuz ki o profesörleri, uzmanları falan, 44 yaşımı geçtim, 47 yıllık avukatım. hukuk fakültesi mezunuyum, Anayasa Mahkemesi Üyeliği için koşulları taşıyorum, bu koşulları haiz olduğum için beni, 20 yaşında, 21 yaşındaki hukuk bitirmiş çocuğu sınava alır gibi sınava alıp hakim tayin etmeye hakkın yok, diye dava açtım.
Aycan: Yok daha neler? Gerçek mi bu? Hakim olma talebiniz reddedilince bir de dava mı açtınız?
Özay: Tabiii… Sürüyor… Lufthansa, Almanyadan İzmire geç kaldı, 55 dakika geç kaldı, ben bir dava açtım. Hakim, demiş ki, yahu demiş, Lufthansa’nın aleyhine davayı bitireceğim ama, içtihat arıyorum, örnek arıyorum demiş o hakim birilerine. Bu Senih Özay gibi birkaç avukat olsa demiş o hakim, ohoo neler olur! O hakimin de sözü olayı doğruluyor, rüzgar esmesi lazım, rüzgar esse, bir çok avukat bunu yapsa gerisini götürecek!
Musal: Peki, yeni avukat olanlara yada mevcut avukatlara, bizlere önereceğiniz şeyler var mı? Özellikle şunlara hassasiyet göstermemiz gerekiyor, en azından şunları yapabiliriz, inançlı olduğunuzda başarabilirsiniz dediğiniz, özellikle söylemek istediğiniz şeyler nelerdir?
Avukat Rakısını İçebilsin
Özay: Söylemek istediğim şey şudur; ne yapıp yapıp fena olmayan bir para kazanmak zorunda iyi bir avukat, akıllı bir avukat, zeki bir avukat bunu yapmalı öncelikle! Yüzü böyle şeylere dönük bir avukatın para kazanabilmeyi becerebilmesi lazım, para kazanmak yüzünden, örneğin çevre duyarlığına ilişkin davalara bakamıyorum dememesi lazım! Böyle güzel şeylere vakit ayıramıyorum diye enayice laf etmemesi lazım! Böyle laf edeceğine git sol elinle para kazan, gel sağ elinle yada bir kısmı ile bu işlere bak, diyebilirim. Mesela siz benim nasıl para kazandığımı biliyor musunuz? Ben nasıl para kazanıyorum? Ben sağ elimle stajyer avukatken daha lüks bir otomobil ve Anayasa Mahkemesine duvar duvara bitişik avukatlık bürosu satın aldım, stajyer avukatken. Davalardan kazandım, daha avukat değilim, cübbe giymiyorum, yanında staj yaptığım avukatla beraber bir operasyon yapıyorum, o operasyondan bana araba çıkıyor, daire de çıkıyor.
Burayı geçiyorum, ben avukat oluyorum, bütün Türkiye’deki pilotların avukatı oluyorum, bütün Türkiye’deki balık adamların avukatı oluyorum, yeni taze avukattım, Kıbrıs’ta her ölen çocuğun anasının babasının avukatıydım. Ankara’da 5 buçuk 6 yıl avukatlık yapıyorum, sonra İzmir’e geliyorum, İzmir’de de devam ediyorum, Devrimci Yol hareketinin avukatlığını yapmaya, sıkıyönetimler falan… Ama sağ elim bankaların avukatı oluyor, oralardan paralar kazanıyorum, telefon şirketlerinin avukatı oluyorum, ama hacizlere gitmiyorum, kimsenin evine hacze gitmedim. Mektup yazıyorum. Sonra paralar kazanıyor bu tarafta harcıyorum! İşte Kenan Evren davasında 19 uçak biletini buradan karşılıyorum! Rakıları oradan içiyorum yollarda! Tavsiyem, genç avukatların para kazanmayı bilmeleri lazım! Ne yap yap bil! Çok, çok para kazanın demiyorum, ama rakısını içebilsin, yemeğini yiyebilsin!
Aycan: Şimdi bu tavsiyeyi verebiliriz, para kazan tavsiyesini genç avukatlara verebiliriz de, şimdi ortada bir pasta var, pasta diyelim ki yüz kişilik, sayı buysa, bunun belli bir kısmı o pastadan yiyebilir, gerisi yiyemez, muhakkak aç alanlar olacak, az kazananlar olacak, çok kazan tavsiyesi herkesi kapsayamaz, herkes için geçerli olamaz bence! Şimdi buradaki tavsiye belki diğer konuştuğumuz konulara da paralel şekilde konuşacak olursak; örneğin müdahillik, insan hakları, çevre, doğa bu tarz şeylerle ilgili olarak aç kalan avukat bu konularla ilgilenemez gibi bir varsayımdan da hareketle…
Davalardan Para Kazanmak Ayıp Değil, İyi Avukat Para Kazanmak Zorunda
Özay: Öyle ama, çünkü bu davalardan para kazanmayı ayıp addediyor entelijansiya! Ayıp geliyor! İnsan hakları ile ilgili konularda çalışıyorsan para almayacaksın! Gönüllü uğraşacaksın çevre davasıyla ilgili, diyorlar! Baz istasyonu davasını almakta tüm apartman asgari ücretini toplasa verse kıyamet mi kopar? Ayıp sayılıyor!
Aycan: İnsan hakları ile ilgili konularda çalışan, davaları İnsan Hakları Mahkemesine taşıyan avukatlarla ilgili çok duyuluyor bu tarz şeyler, dedikodu çıkarıyorlar, para kazanmış vesaire. Yalandır yada iftiradır! Sizin hakkınızda da haberler çıktı biliyorsunuz.
Özay: Parayı aldım köye gittim ya!
Aycan: Vekalet ücreti çıkmış ve vekalet ücreti hakkını alıyor diye dedikodu çıkarılıyor.
Özay: Ben 2 trilyon aldım bana 300 bin lirasını ben aldım, 1 trilyon 700’ünü köylülere tek tek dağıttım, imzalarını aldım, vergisini ödedim. Bergama’da, burası da bari nasıl rehabilite edilir diye altın madenlerinin olduğu yerlere Almanya’dan, Kıbrıs’tan İsveç’ten profesörler getirdim. Paraları öyle harcadım! Karımın dişini de yaptırdım!
Aycan: Ama diyorlar ki; milyonları götürdü?
Özay: Bunlardan etkilenecek bir adam değilim ama başkaları etkileniyor ve zavallılar yapamıyor böyle işleri! Halbuki, Bergama’da veya Çeşme’de veya termik santrallerde, bu kadar insanın 300 kişinin, 500 kişinin, mesela Artvin’de, Amasra’da yüzlerce kişinin davasını alıyorlar, o kadar insanın avukatısın, o kadar insan gönüllü olarak davacı olmaya karar vermiş, kalkmış sana vekalet vermiş, kendi yörelerinde olmasın kötülük diye! Orada o kadar insan gerekirse ve isterlerse 50’şer lira para vererek senin avukat olarak yaşamanı sağlarlar; söylersin onlara yapmayın benim yaşamam lazım dersin, o 500 kişi sana gönül rızasıyla verir 50 lirayı! Sen isteyemezsin ayıp olur diye, birileri almamak lazım, gönüllü alalım diyor diye, bu şekilde yol alamazsın!
Aycan: Sorunun cevabını alabildiniz mi Neyir hanım?
Musal: İnsanların öncelikle ekonomik kaygılardan sıyrılması lazım ki bu tarz çevresel sorunlara daha duyarlı bir şekilde ve işe yarar bir şekilde hareket edebilsin, yardımcı olabilsin diye anlıyorum. Yaşadıkları fiili duruma göre de hareket tarzını belirleyebilsin.
Aycan: Güçlü ol ki, eğer duyarlı yurttaşsan, duyarlı bir hukukçuysan, güçlü ol ki gücün kadar etkin olsun, bu konularda icraat üretebilesin.
Avukat Olmasam Tır Şoförü Olmak İsterdim
Özay: Aynen öyle!
Musal: Hiç düşündünüz mü, avukatlık dışında başka bir meslek düşündünüz mü? Avukat olmayayım da hakim olayım ya da başka bir meslek! bahsettiğiniz Cumhurbaşkanlığı da dışında tabii Avukatlığı hep böyle isteyerek mi avukat oldunuz, hep avukatlık yapmak mı istediniz?
Özay: Şöyle! Bu soruyu bana Radikal gazetesi vardı biliyor musunuz? Radikal gazetesi birinci sayıda benimle bir röportaj yaptı.
Aycan: O zaman Yeşiller Hareketi var mıydı?
Özay: Yeşiller Partisi kapatılmıştı Anayasa Mahkemesi tarafından. Radikal Gazetesi sordu bana, avukat olmasaydınız ne olurdunuz diye? Dedim ki İzmir-Pekin seferi yapan tır şoförlüğü! Hiçbir şey beni cezbetmedi dedim çocuğa! Çocuk çekimleri durdurdu, ben de dedi, ben de tır şoförü olmak istiyordum, istemiştim dedi. Yargıç, Savcı olmaktan da hemen vazgeçtiğimi anlatmıştım. Başka da yeteneğim yok zaten.
Aycan: Nasıl sorular? İyi sıkıştırıyor muyuz?
Özay: Beni doyurdunuz, iyi sorular sormak suretiyle .
Aycan: Bazen politik cevaplar geliyor sanki.
Özay: Ama sen çok derin sorular soruyorsun. Bu sorulara ancak sosyolog psikolog Nuri Bilgin cevap verebilirdi. Sen beni Nuri Abi sanıyorsun! Psikolog değilim, sosyolog değilim, ben avukatım, üstelik hukuk siyasetçisi, siyaset hukukçusu!
Aycan: Ben yaşanmış tecrübenin özetini içeren cevaplar bekliyorum. Bu talebimde haklıyım da!
Özay: Peki, bana neden cesaret kavramı sırasında ve bağlamında Çerkeslik bağını sormuyorsun! Çerkeslikle bağıma değinelim, sen hızlı geçme orayı!
Avrupa Tabip Birlikleri Başkanları Prag Bildirgesi, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti olan Prag’da bir araya gelen Tabip Birlikleri Başkanları tarafından 12 Haziran 2015 tarihinde ilan edilmiştir. Avrupa Tabip Birlikleri, sağlık ve insan haklarına yönelik olarak ortak bakış açılarını ve kararlılıklarını dünyaya ilan etmek üzere bildiriyi yayınlamışlardır. Bildirge, demokrasinin desteklenmesini, temel insan haklarına ve sivil özgürlüklere saygıyı, hekimlerin çalışma ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesini şart koşmaktadır.
Sağlık hizmetlerine erişimde eşitlik ve adaletin sağlanması için tüm kurumların dayanışması çağrısı yapılmıştır. Bildiriye Türk Tabipler Birliği adına Dr. Bayazıt İlhan imza oymuştur.
Avrupa Tabip Birlikleri Başkanları Prag Bildirgesi
12 Haziran 2015 tarihinde Prag’da toplanan ulusal tabip oda ve birlik başkanları olarak bu bildirgenin altındaki imzalarımızla ortak çabalarımızı güçlendirme, temsil ettiğimiz kuruluşların tüm üyeleri arasında karşılıklı yardımlaşma ve destek sağlama kararlılığımızı ifade ediyoruz.
Gerek Avrupa’nın tamamındaki gerekse tek tek ülkelerdeki ortak hedeflerimiz şunlardır:
1) Demokrasinin desteklenmesi, temel insan haklarına ve sivil özgürlüklere saygı;
2) Tıbbi bilimlerdeki gelişmelerin desteklenmesi ve kolaylaştırılması;
3) Sağlık hizmetlerine ve tıbbi tedaviye erişimde eşitsizliklerin ve haksızlıkların ortadan kaldırılması; bu arada ekonomik ve insani kriz içindeki ülkelere özel önem verilmesi;
4) Tıp alanında meslek etiğinin taşıdığı önemin vurgulanması;
5) Uygun nitelikli sağlık hizmetinin güvencesi olarak klinik kararlarda özerklik ilkesinin sahiplenilmesi;
6) Hekimlerin çalışma ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesi;
7) Sağlık ve sağlık hizmetleri üzerinde etkili olabilecek Avrupa ya da ülke ölçeğinde hazırlanmakta olan politikaların “tüm politikalarda sağlık” hedefi doğrultusunda izlenmesi.
Kuruluşlarımızdan bazıları hekimleri gönüllü üyelik temelinde bir araya getirmektedir. Diğerleri ise yasa gereği kurulmuş olup kendi kendilerini yönetir; gerek tıp mesleğine kabul koşullarının düzenlenmesinde gerekse kendi üyelerine yönelik disiplin işlemlerinde yetkilidir. Dolayısıyla, bu kuruluşlar, tıbbın ve tıp mesleğinin geleceği üzerindeki etkileri açısından farklılaşabilirler. Ancak buna karşın, resmi statüleri ne olursa olsun tüm ulusal tıp kuruluşlarını eşit görüyoruz.
Hekimler ve örgütleri arasında işbirliği, Avrupa’da tıbbın, sağlık hizmetlerinin ve hasta güvenliğinin gelecekteki gelişimi açısından yaşamsal önemdedir. Bu hususu gözeterek, Avrupa’da faaliyet gösteren kuruluşlarımızın üye oldukları uluslararası hekim örgütlerinin etkinlik ve çalışmalarına büyük değer veriyoruz.
Aynı zamanda, üyelerimiz adına uluslararası sağlık örgütlerine başvurarak işbölümünü iyileştirme, böylelikle daha etkili bir işbirliğini özendirme çağrısında bulunuyoruz. Avrupalı hekimlerin Avrupa düzeyinde daha düşük bir maliyetle daha iyi ve daha güçlü biçimde temsil edilebilmesi için hekim örgütlerini reorganize etmeye ve yoğunlaşmasını sağlamaya kararlıyız.
Mevcut finansal ve insani kaynakların etkin kullanımını azamiye çıkarmak amacıyla doğrudan işbirliğini ve bilgi alışverişini geliştireceğiz. Avrupa’daki hekim kuruluşları bu amaçlara ulaşılması için birlikte çalışma fırsatını değerlendirmelidir.
Herhangi bir üye örgütümüzün ya da örgütlerimizin özerkliğinin tehdit altında olduğu durumlarda meslektaşlarımıza yardım ve destek sağlayacağımızı ilan ediyoruz. Ayrıca, hekimlerin mesleki özerkliklerine karşı girişimlerde karşılıklı dayanışma ilkesine saygılı olacağımızı belirtiyoruz.
12 Haziran 2015, Prag
Arnavutluk – Dr. Fatmir Brahimaj, Arnavutluk Hekimler Örgütü Başkanı
Avusturya – Dr. Harald Mayer, Avusturya Tabip Odası Başkan Yardımcısı
Bulgaristan – Dr. Galinka Pavlova, Bulgaristan Tabipler Birliği Başkan Yardımcısı
Hırvatistan – Dr. Hrvoje Šobat, PhD., Tabip Odası ve Tabip Odası Uluslararası İşbirliği Komitesi Başkanı
Çek Cumhuriyeti – Dr. Milan Kubek, Çek Tabip Odası Başkanı
Estonya – Dr. Lembi Aug, Estonya Tabipler Birliği Başkanı
Finlandiya – Dr. Tuula Rajaniemi, Finlandiya Tabipler Birliği Başkanı
Fransa – Dr. Patrick Bouet, Tabip Odası Fransa Tıp Konseyi Başkanı
Almanya – Prof. Dr. Frank Ulrich Montgomery, Alman Tabipler Birliği Başkanı
Yunanistan – Dr. Michail Vlastarakos, Panhelenik Tabipler Birliği Başkanı
Macaristan – Dr. István Éger, Macaristan Tabip Odası Başkan
İsrail – Dr. Efraim Zohav, İsrail Tabipler Birliği Başkan Yardımcısı
İtalya – Dr. Roberta Chersevani, FNOMCeO Başkanı
Hollanda – Prof. Dr. Rutger Jan van der Gaag, Hollanda Kraliyet Tabip Odası, Tabipler Birliği Başkanı
Polonya – Dr. Maciej Hamankiewicz, Polonya Hekimler ve Diş Hekimleri Odası Başkanı
Portekiz – Prof. Dr. José Manuel Silva, Portekiz Tabipler Birliği Başkanı
Romanya – Dr. Calin Bumbulut, Tabip Odası Romanya Hekimler Yüksek Okulu Başkan Yardımcısı
Slovak Cumhuriyeti– Dr. Marian Kollár, Slovak Tabip Odası Başkanı
Slovenya – Brane Dobnikar, Slovenya Tabip Odası Genel Sekreteri
İspanya – Dr. Juan José Rodríguez Sendín, İspanya Tıp Okulları Genel Konseyi Başkanı
Türkiye – Dr. Bayazıt İlhan, Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Türkiye – Bulgaristan Suçluların İadesi Anlaşması, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgar Krallığı Hükümeti arasında aktolunan iadei mücrimin mukavelenamesine dair kanun” adıyla 26 Mayıs 1930 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 9 Haziran 1930 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Türkiye – Bulgaristan Suçluların İadesi Anlaşması -1930
Kanun N°: 1649
Kabul tarihi: 26/5/1930
1 — Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgar Krallığı Hükümeti arasında Ankarada 23 kânunuevvel 1929 tarihinde imza edilmiş olan iadei mücrimin mukavelenamesi tasdik edilmiştir.
2 — Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.
3 — Bu Kanunun ahkâmını icraya Hariciye Vekili memurdur. Türkiye ile Bulgaristan arasında iadei mücrimin mukavelenamesi
Bir taraftan:
Türkiye Reisicumhuru Hazretleri,
Diğer taraftan:
Haşmetlü Bulgarlar Kralı Hazretleri,
Suçluların iadesini tanzim için bir Mukavelename akdi arzusunda bulunduklarından:
Türkiye Reisicumhuru Hazretleri, Sabık Hariciye Müsteşarı ve Tokat Meb’usu Al i Şevki Beyfendiyi,
Haşmetlü Bulgarlar Kralı Hazretleri, Bulgaristanın Ankar a orta Elçisi Müsyü Theodor Pavlof’u,
Mütekabilen murahhas tayin buyurmuşlar ve müşarünileyh murahhaslar bu baptaki mezuniyeti kâmile vesikalarını yekdiğerine tebliğ ettikten sonra usul ve kaidesine muvafık bulmalarile] atideki ahkâmı kararlaştırmışlardır:
Madde 1
Akitler işbu mukavelename ahkâmı mucibince ve kendi tebaaları müstesna olmak üzere, yekdiğeri devairi adliyesince takip olunan veya mahkûm edilen ve diğerin anrzisi üzerinde bulunan eşhası mütekabilen yekdiğerine teslim etmeği taahhüt ederler.
İadei mücrimin, ancak, iade kendisinden talep olunan Devletin arazisi haricinde irtikâp olunmuş bir suçtan dolayı takibat icrası veya mahkûmiyet hallerinde vaki olur.
Madde 2
Aleyhinde takibat icra olunan bir şahıs talep olunduğu takdirde iade ancak cürüm olarak affolunan fiil her iki memleketin kanunlarına göre en aşağı bir sene hapis veya daha ağır bir cezayı istilzam ettiği ahvalde vaki olur.
Kat’ileşen bir hükmün icrası için iade talebinde bulunulursa iade ancak suçlu her iki memleketin kanunlarına göre en az bir sene hapis veya daha ağır bir cezayı istilzam edebilen bir fiil için altı aydan ziyade hapis cezasına kafiyen mahkûm olmuş ise vaki olur.
Madde 3
İadei mücrimin kezalik her ne şekil ve mahiyette olursa olsun teşebbüs veya iştirak hallerinde de bu teşebbüs veya iştirak talip olan devletle iade kendisinden talep olunan devletin kanunlarına göre, ikinci madde ahkâmına tevfikan, cezalandırıldığı takdirde vaki olur.
Madde 4
Aşağıdaki hallerde iadei mücrimin talebi kabul olunmaz..
A) Siyasî suçlar ve onlara murtabıt fiiller için; Devlet reisinin şahsına, ailesi azasına, Veya Hükümet Reisine karşı vaki olan sui kast katil veya buna teşebbüsü yahut iştiraki mutazammın olduğu takdirde siyasî suç veya böyle bir suça murtabıt fiil addedilemez
B ) Askerî suçlar ve ona murtabıt fiiller için,
C ) Matbuat suçları için,
D ) Münhasıran mutazarrır olan tarafın şikâyeti üzerine tak ip edilen ve takibat işbu tarafın feragat etmesile tevkif edilebilecek olan suçlar için,
E ) Talep edilen şahıs iadeyi isteyen devletçe, kendi kanunlarile, iade kendisinden talep olunan devletin veya suç toprağı üzerinde irtikâp edilmiş bulunan devletin kanunlarına nazaran müruru zamana uğramış yahut sakıt olmuş bir suçtan dolayı takip edilmekte ise;
F ) Talep edilen şahıs iade kendisinden istenilen memlekette ayni fiilden dolayı takip edilmekte ise, keza orada sureti kat’iyede dava harici görülmüş, mahkûm edilmiş, affe mazhar olmuş veya beraat kazanmış ise;
G ) İade kendisinden talep olunan devletin daireleri, işbu devletin kanunları mucibince suç hakkında hüküm vermeğe salâhiyettar bulunuyorlar ise;
H ) Fiil – üçüncü bir devletin arazisinde irtikâp edilmiş olupta iade kendisinden istenilen tarafın kanunları ecnebi memlekette irtikâp edilmiş böyle bir fiilin takibini kabul etmez
ise.
İşbu mukavele esasına tevfikan iade talebini redde mahal olup olmadığı hususunda karar ittihazı hakkı münhasıran iade kendisinden talep olunan devlete aittir.
İade talebinin tetkikinde takip olunacak usul her ne olursa olsun, siyasî bir suçtan dolayı iade talebinin reddine, ancak iade kendisinden istenilen devletçe tayin edilmiş salâhiyettar mahkeme tarafından hükmolunacağı hususunda akitler mutabık kalmışlardır.
Madde 7
1 – İade talebile birlikte ya bir mahkeme hükmü ya bir yakalama kararı, ittiham kararı, kat’î bir istintak kararnamesi, gayri muvakkat tevkif müzekkeresi veya ayni kuvveti haiz diğer bir adlî varaka ibraz olunacak ve bunlarda cürüm olarak affolunan fiilin mahiyeti, ağırlığı, vasfı ve talip olan memlekette mer’î ve mevzuubâhis suç için kabili tatbik bulunan kanunun metni ve işbu suçun istilzam ettiği ceza işaret edilecektir.
2-Mülkiyet aleyhine suç mevzuubâhis olduğu takdirde hakikaten vaki olan veya ikama tesaddi edilen zararın, daima takribi baliği bildirilecektir.
3 – İade talepnamesine talep edilen şahsın mümkün mertebe eşkâli veya hüviyetini tayine medar olabilecek diğer malûmat ilâve edilecektir.
4 – Gönderilecek evrak talip olan devletin kanunlarile tayin olunan şekilde tanzim edilecek ve bunların aslı veya işbu devletin mahkemesi yahut sair herhangi salâhiyettar bir dairesi tarafından tasdik olunmuş sureti gönderilecektir. İşbu evraka, iade kendisinden talep olunan devletin lisanında muharrer ve talip devletin diplomasi memuru veya iade talep olunan devletin yeminli bir tercümanı tarafından tasdik edilmiş bir tercüme raptolunacaktır.
5 – Şurası mukarrerdir ki, mücrimin iadesi kendisinden talep olunan devlet yukarıda taahhüt edilen evrakı alır almaz iade talebi vehleten gayri kabili kabul görülmiyorsa işbu talep hakkındaki karar mahfuz kalmak şartile, makamatı aidesi, firar ihtimalinin önünü almak üzer t maznunun tevkifine tevessül edeceklerdir.
6 – Takibatın mevzuunu teşkil eden suçun işbu mukavelenamede derpiş olunan ahval meyanına dahil olup olmadığı mes’elesinde şüphe husulü takdirinde talip hükümetten izahat istenilecek ve verilen izahat bu şüpheleri izale edecek mahiyette bulunmadıkça iadeye muvafakat edilmeyecektir. İstizah talebi iade talebinde bulunan devletin siyasî mümessiline irsal edildiği günden itibaren iki ay zarfında iade kendisinden istenilen devlete izahat verilmemiş ise tevkif olunan şahıs tahliye edilebilir.
Madde 8
Muvakkat tevkif yalnız yedinci maddede zikrolunan vesaikten birinin ibrazı ile değil, iade talep olunan memleketin hariciye dairesine diplomasi tarikile verilmiş olmak şartile müstacel ahvalde, gayri muvakkat bir tevkif müzekkeresinin vücudunu müş’ir olarak posta veya telgrafla irsal olunacak her nevi ihbar üzerine de vaki olacaktır. Bununla beraber iade kendisinden talep olunan hükümet yevmi tevkifinden itibaren bir ay zarfında yedinci maddede zikrolunan vesikalardan birini diploması vasıtasile almadığı takdirde madde hazıra mucibince tevkif olunan şahıs serbest bırakılacaktır.
Madde 9
Maznunun, suçun ikaı neticesinde yeddi tasarrufuna geçirdiği yahut onun üzerinde bulunup alman eşya, suçun ikamda kollanılan alât ve edevat ile husulü kanaata medar olacak her şey, üçüncü şahısların hakları mahfuz kalmak şartile ve salâhiyettar makamın takdirine göre, maznun ile ayni zamanda, iadeyi isteyen Hükümete verilecek ve iadeye muvafakat edilmiş iken suçlunun ölümü veya firarı sebebile iade vuku bulmamış olsa bile bu eşya mezkûr Hükümete yine tevdi olunacaktır. Bu tevdi, iadeye muvafakat eden memlekette maznun tarafından ihfa veya depo edilip te bilâhare keşfolunan ayni
mahiyetteki bilcümle eşyaya da şamil olacaktır.
Madde 10
Talep olunan şahıs kendisinden iade istenilen Devlet arazisi dahilinde iade talebini mucip olan fiilin gayri bir suç sebebile takibata uğramış veya mahkûm olmuş ise, iadesi, müddeti cezaiyesinin hitamına veya cezanın af ve ref’ine kadar tehir olunabilecektir.
Kezalik talep edilen şahıs, kendisinden iade istenilen tarafın makamatı huzurunda, ceza kanunlarına muhalefetten gayri bir sebepten dolayı takip edildiği ve bu da onun cebren ihzarını veya tevkifini müeddi bulunduğu takdirde, iade, takibatın veya mevkufiyetin hitamına kadar tehir olunabilecektir.
Bununla beraber iadeyi talep eden memleketin kanunlarına nazaran bu tehirde, maznunun takibinde mürur zaman veya sair mühim müşkülât hasıl olabilir ise, bazı mülâhazatı mahsusa mâni bulunmadığı takdirde ve talep eden memlekette takibat biter bitmez talep olunan şahıs tekrar iade olunmak taahhüdü
altına maznunun muvakkaten teslimine muvafakat edilecektir.
Talep olunan kimse efrada karşı edindiği taahhüdatı, iade sebebile, ifa edemiyecek olduğu takdirde işbu efradın salâhiyettar makam huzurunda haklarını ihkak ettirmeleri ciheti mahfuz kalmak üzere, iade yine vaki olacaktır.
Madde 11
İadeye muvafakat edildiği takdirde talep olunan şahıs iade kendisinden istenilen Devletin ya hudut mevkifinde yahut irkâp limanında talip Devletin emrine verilecektir. İade kararının tebliğinden itibaren bir ay zarfında talip Devlet tesellüm etmemiş bulunursa mezkûr şahıs serbest bırakılabilecektirMadde 12
İade olunan şahıs, kendisine ‘ iade edilen Devlet arazisinde mahiyeti ne olursa olsun iadeden evvel irtikâp etmiş olduğu bir suçtan dolayı ne takibata tâbi tutulur ne tecziye ne de üçüncü bir Devlete iade olunur. Eğer ki bu hallerden berinde veya diğerinde, hakkındaki hükümden ve mahkûmiyet halinde, cezasını çektikten veya umumî yahut hususî affa nail olduktan sonra bir ay zarfında talep eden memleketi tekrar terk etmek serbestisine malik olmuş olan veya o memlekete kendi rizasile avdet etmiş buluna.
İade edilen şahıs iade talebine sebep olan fiilin gayri bir suçtan dolayı onu iade eden ve muvafık gördüğü takdirde, bu diğer suça dair işbu mukavelenamenin yedinci maddesinde zikrolunan evraktan birinin ibrazını talep edebilecek olan Devletin muvafakati mahsusası olmadıkça kendisine iadeye muvafakat edilmiş olunan Devlet tarafından keza ne takip ne de tecziye edilebilir. Kez a bu Hükümetin muvafakati, maznunun üçüncü bir Devlete iadesine müsaade edilmek için de istihsal olunmak lâzımdır.
Maamafih, maznun muhakeme olunmağı ve cezasını çekmeyi kendiliğinden talep etmiş yahut yukarıda tayin edilen müddet zarfında teslim olunduğu memleket arazisini terketmemiş veya oraya bilâhare avdet etmiş bulunursa bu muvafakatin istihsaline lüzum yoktur.
Madde 13
Akitlerden birinin iadesini talep ettiği şahıs, diğer suçlar sebebile, bir veya müteaddit Devlet tarafından dahi talep edilmekte ise en ağır suç kendi toprağı üzerinde irtikâp olunan Devlete ve suçlar ayni dereceyi vehamette bulundukla’! takdirde; tebaasından olduğu Devlete teslim olunur.
Aleyhinde takibat icra olunan şahıs talip devletlerden hiç birinin tebaasından değil ise, suçlar ağırlıkça müsavi oldukları takdirde, talepnamesi iade kendisinden istenilen Devlete en evvel vasıl olan Devlete teslim olunur. Şurası mukarrerdir ki suçun ağırlığı, iade kendisinden talep edilen devletin kanunlarile tayin olunur.
Madde 14
Bir suçlunun iadesi keyfiyeti âkitlerdçn biri ile üçüncü bir Devlet arasında vaki olursa, iadeyi mucip suç
dördüncü maddede derpiş edilen ef’alden olmamak şartile, suçlu olan bu şahsın ve dokuzuncu maddede münderiç eşyanın kendi toprağından transit olarak müruruna diğer Akit Devlet muvafakat edecektir. Meğerki mevzuubâhis şahıs kendi tebaasından ola.
Transit talebi, yedinci maddede zikrolunan evrakı usuliyeden birinin aslı veya usulü dairesinde musaddak sureti tevdi edilerek, siyasî tarikle icra olunmak lâzımdır.
Madde 15
Akitler kendi arazileri dahilinde suçlunun tevkifi, iaşesi ve nakli ve onuncu maddede zikrolunan muvakkat teslim dolayısile vukua gelen masrafların tediyesine müteallik bilûmum mutalebelerden karşılıklı olarak feragat ederler.
Talip Hükümete iadesine veya muvakkaten teslimine üçüncü bir Devletçe muvafakat edilmiş olan bir şahsın transit masarifi talip, Hükümete ait olacaktır.
Madde 16
İşbu mukavelename tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün olduğu kadar kısa bir zaman zarfında Sofyada teati olunacaktır.
Mukavelename tasdiknamelerin teatisinden bir ay sonra iktisabı mer’iyet edecek ve âkitlerden biri tarafından feshi tarihinden itibaren altı ay hitamına kadar mer’î olacaktır.
Sözlerini tasdikan iki taraf murahhasları bu mukavelenameyi imza etmişler ve mühürlemişlerdir. Ankaıa, yirmi üç kânunuevvel bin dokuz yüz yirmi dokuz.
Prof. Dr. Pervin Somer, 12.10.1961 tarihinde doğmuş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1982 yılında tamamlayarak aynı fakültede özel hukuk alanında yüksek lisans eğitimine başlamış, mezuniyetin ardından hakimlik sınavını kazanarak 1983-1984 yıllarında Adalet Bakanlığı Hakim Adayı olarak görev yapmıştır. Somer, 1984 yılında araştırma görevlisi olarak Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik kariyerine başlamıştır.
Yüksek lisans tezini 1985 yılında “Arsa Payı Karşılığı Kat Yapım Sözleşmesi” adlı tezi ile tamamlamış ve master derecesi almış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktora eğitimine başlamıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki doktora eğitimini 1994 yılında tamamlayarak hukuk doktoru unvanını almış ve yardımcı doçent olarak Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine atanmıştır.
Pervin Somer Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Berra Besler ile birlikte
Somer, doktora tezi aşamasında YÖK Bursu ile Almanya’nın Trier kent merkezi dışında bulunan Tarfost bölgesindeki Trier Üniversitesinde Doktora Tez Araştırması yapmış, Alman Hukukunu tanıma imkanı bulmuş, “Roma Hukukunda Mala Verilen Zarar” başlığını taşıyan doktora tezini hazırlamıştır. 2002 yılında hukuk doçenti olmuş, 2011 yılında profesörlük unvanını kazanmıştır.
Prof. Dr. Pervin Somer, hukuk fakültelerinde yapmış olduğu Özel Hukuk ve Roma Hukuku alanındaki çalışmaların yanı sıra Sağlık ve Tıp Hukuku branşındaki uzmanlığı ve verdiği dersler, seminerler ve konferanslarla tanınmaktadır. Hukuk alanındaki kişisel gelişim, alternatif enerji terapileri ve meditasyon-imgeleme konularıyla da ilgilenerek farklı alanlarda eğitimler ve sertifikalar almış, konferanslara katılmış, Öz Benlik ve Yaşamla Uyum Atölye Çalışmaları” adıyla seminer ve toplantılar düzenlemiştir.
Akademik Kariyeri
Prof. Dr. Pervin Somer, akademik kariyeri yanında idari görevler üstlenmiş, Kadir Has Üniversitesinde, Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı, Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi, İletişim Fakültesi Fakülte Kurulu üyesi, Üniversite Etik Kurul Üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk/Sağlık Hukuku Yüksek Lisans Modül Koordinatörlüğünü yürütmüştür.
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde, Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu Üyesi ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmış, Medeni Hukuk kürsü başkanlığı yapmış, Adalet Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğünü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Profesyonel Doktora (Almanca) Programı Koordinatörlüğünü yürütmüş, Fakülte dekanı olarak görev almıştır.
Medipol Üniversitesinde, Sosyal Bilimler Enstitüsü Sağlık Hukuku Yüksek Lisans Koordinatörü ve Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu Üyesi ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır.
Prof. Dr. Pervin Somer’in doktora tezi de olan “Roma Hukukunda Mala Verilen Zarar”, “Atatürk İlkeleri ve Devrimi“, Roma Hukukunda Mala Verilen Zarar–Türk Hukuku ile Karşılaştırmalı”, “Roma Hukukunda İstisna Akdi” ve “100 Soru-100 Cevap Roma Borçlar Hukuku”, “Olması Gereken ve Olan Açısından Erkek Egemen Toplumda, Erkek Olmayanın Yeri”, “Roma Hukukunda Torba Kanun Yasağı”, “2010 Anayasa Değişiklikler Çerçevesinde Yargı Bağımsızlığı” ve “Endikasyon-Aydınlatılmış Onam-Komplikasyon ve Yönetimi” isimleri ile yayınlanmış eserleri bulunmaktadır.
“Healthcare System in Turkey”, “Organ and Tissue Transplantation in Turkey Legal and Ethical Aspect, Legisiation and Issues” ve “New Regulation on Clinical Research in the Context of Turkish Healthcare-An Ethical and Legal Analysis of Changes of Research Bioethics in Turkey” isimli eserlere katkıda bulunmuştur .Şiir ve kişisel gelişim üzerine yayına hazırladığı kitapları bulunmaktadır.
Prof. Dr. Pervin Somer
Pervin Somer
Pervin Somer- Roma Hukukunda İstisna Akdi
Pervin Somer- Atatürk İlkeleri ve Devrimi
Makale ve Bildirileri
Prof. Dr. Pervin Somer’in Ulusal ve Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmış birçok makalesi ile bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Bu makaleler ve bildiriler şunlardır:
(1) Arsa Payı Karşılığı Kat Yapım Sözleşmesi (Unsurları-Hukuki Özellikleri-Şekil Sorunu), Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.2, S.1
(2) Der Begriff der Widerrechtlichkeit bei der lex Aquilia, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1989, C.5, S. 1-3.
(3) Roma Hukukunda Mahkumiyet Kararına Rağmen Borcun İfa Edilmemesinin Borçlu Bakımından Sonuçları, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1994, C.8, S. 1-3.
(4) Damnum Iniuria Datum Dolayısıyla Açılan Dava: Actio Legis Aquiliae’nin Özellikleri ve Usul Hukuku Açısından Davaya Kısa Bir Bakış, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1995, C. 9, S. 1-3.
(5) Roma Hukukunda Kesin Hükmün Etkisi (Çeviri: Prof. Dr. Hans Wieling), Prof. Dr. Nuri Çelik’e Armağan, İstanbul 2001, C. 1.
(6) Roma Hukukunda Specificatio ve Hukuki Tağyirin Medeni Kanundaki Görünümü, Prof. Dr. Kemal Oğuzman’a Armağan, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2002/1.
(7) Dar Anlamda Roma Aile Hukukunun Esasları, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, (Hakemli) İstanbul 2002/2.
(8) Roma Hukukunda Accessio, Prof. Dr. Fahiman Tekil’in Anısına Armağan, İstanbul 2003.
(9) Roma Hukukunda Vergilendirme, Prof. Dr. Ergun Önen’e Armağan, İstanbul 2003.
(10) Umumi Hukuk Tarihinin Konusu ve Önemi Üzerine Kısa Bir Değerlendirme, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (Hakemli) 2005/2.
(11) Roma’da Vergi Şirketleri, (F. İlçin Gönenç), Doç. Dr. Mehmet Somer’e Armağan, İstanbul 2006.
(12) Hint Uygarlığı ve Hukuku, Prof. Dr. Aydın Aybay’a Armağan, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi-Özel Sayı, 2007/2.
(13) Eğitim Alanında Özürlülere İlişkin Düzenlemeler, Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, İstanbul 2007, C.2.
(14) Aynı Coğrafyada Hukuk Kültürlerinin Kesişim Modeli Olarak Tanzimat Dönemi Osmanlı Hukuku ve Türkiye Cumhuriyeti Hukuk Reformu, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, (Hakemli) 2008/2
(15) Roma’da Hekimin Sorumluluğu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, Roma Hukukundan Modern Hukuka Sorumluluk Sempozyum Özel Sayısı, İstanbul 2008.
(16) Kultur, Zivilisation und Recht: Gegenseitige Beziehungen, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, (Hakemli) 2009/2
(17) Hekimin Hukuki Sorumluluğu, Uluslararası I. Sağlık Hukuku Sempozyumu, XII Levha, Kadir Has Üniversitesi Yayını, İstanbul 2010.
(18) Hastane Yöneticisi, Prof. Dr. Belgin Erdoğmuş’a Armağan, İstanbul 2011
(19) Yasal ve Etik Boyutuyla Klinik Araştırmalar, Uluslararası 2.Sağlık Hukuku Sempozyumu, (Elif Vatanoğlu) Kadir Has Üniversitesi Yayını, XII Levha, İstanbul 2011
(20) Bizans’ta Hekimlik, Bizans’tan Günümüze İstanbul’da Sağlık, İstanbul 2010
(21) Roma Hukukunda Yasama Faaliyeti, Güncel Hukuk Dergisi, Mayıs 2011/5-89.
(22) Tıbbi Kayıtlar, Ankara Barosu III. Sağlık Hukuku Kurultayı, Ankara 2011
(23) Tıbbi Malpraktis ve Hekimin Hukuki Sorumluluğu, Hukuk İlminin Muasır Problemleri, II. Uluslararası Konferans, Nisan 2010, Bakü- Azerbaycan 2011 (e-kitap)
(24) Soyut Adaletten Somut Adalete: Praetorlar, Navisalvia, Dr. Sina Kabaağaç’ı Anma Toplantısı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Özel Yayını, İstanbul 2011
(25) Alternatif Tıp ve Etik, Prof. Dr. Mehmet Akad’a Armağan, İstanbul 2012
(26) Tamamlayıcı Tıbbın Hukuki Dayanağı, SD, Medipol Üniversitesi Dergisi, İstanbul 2012
(27) Tamamlayıcı Tıp-663 s. KHK, Prof. Dr. Mustafa Dural’a Armağan, İstanbul 2013
(28) Klinische Forschungen und Ethische Instıtutionen in der Turkei, Tıp Hukuku ve Tıp Etiği Dergisi, İstanbul 2013
(29) Klinik Araştırmalar Hakkında Yönetmelik Çerçevesinde Etik Kurullar (Elif Vatanoðlu), Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, ıstanbul 2013
(30) Constantinopolis ve Roma Hukuku, ıstanbul 2014
(31) İlaç Üretimi ve Kullanılması Sırasındaki Hatalardan İlaç Üreticisinin, Hekimin ve Eczacının Özel Hukuk Sorumluluğu, Kadir Has Üniversitesi 1. Ulusal Sağlık Hukuku Sempozyumu, İstanbul 2014
(32) Sağlık Yönetiminin Sorumluluğu, V. Lefke-Avrupa Üniversitesi Sağlık Hukuku Sempozyumu, 2014
Prof. Dr. Hayri Domaniç, 1923 tarihinde Kayserinin Pınarbaşı ilçesinde doğmuştur. 1864 yılındaki Büyük Çerkes Sürgününde, Kafkasya’nın Kabardey yöresinden Anadolu’ya göç ederek Uzunyayla yöresine yerleşmiş olan “Dumenış” adlı bir Adige ailesine mensuptur.
Doğmuş olduğu Büyük Kabaktepe köyü o dönemdeki adıyla Aziziye, şimdiki Pınarbaşı ilçesine bağlı iken daha sonra Sarız ilçesine bağlanmıştır. Çocukluğu Türkçe bilmeyen Çerkeslerin arasında geçtiği için öncelikle Çerkesce öğrenmiştir. Çocukluk ve gençliğinin büyük bir bölümü Marğuşey ve Lığurhable köylerinde geçmiştir. Marğuşey köyünün bugünkü adı Yukarı Beyçayır’dır. Doğanın ve tabiatın güzellikleri arasındaki bu köylerde sabahtan akşama kadar kırlarda dolaşan, çift süren, ekin ve ot biçen Domaniç Anadolu köy hayatının içinde yetişmiştir. Çocukluğu Çerkes örf ve adetlerinin yaşandığı bir ortamda geçen ve katıksız Çerkesçe yaşanan bir toplumsal çevrede hayata atılan Domaniç; hayatının sonuna kadar bu örf ve adetlere bağlı yaşamıştır.
Prof. Dr. Hayri Domaniç
Eğitim ve Meslek Yaşamı
Prof. Dr. Hayri Domaniç, Pınarbaşı İlkokulunu bitirdikten sonra, 1937 yılında yatılı okul okumak üzere İstanbul‟a gelmiş, sınavlarını kazandığı Galatasaray Lisesine kaydını yaptırmıştır. Galatasaray Lisesinde sekiz yıl (leyli meccani) parasız yatılı olarak okumuştur. Okulda, Çerkes Beyi ve Çerkes Reisi unvanları ile anılmıştır. Okulun yaz tatillerinde Uzunyayla olarak tabir edilen memleketine gitmiştir.
Hocaların Hocası Hayri Domaniç İstanbul Barosu tarafından düzenlenen bir etkinlikte Avukat İsmail Altay ile birlikte
Prof. Dr. Hayri Domaniç, 1937 yılında girdiği Galatasaray Lisesinden 1944–1945 döneminde bu okuldan mezun olmuştur. 1945 yılı sonbaharında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydolan Hayri DOMANİÇ, 1949 yılında hukuk fakültesinden mezun olmuş ve bir yıl sonra 1950 yılında aynı fakültenin İcra ve İflas Hukuku Kürsüsüne asistan olmuştur. Doktorasını bu kürsüde tamamlayan Hayri Domaniç; 1956 yılında aynı fakültede Kara Ticareti Hukuku Kürsüsüne geçmiş, 1958 yılında doçent, 1967 yılında profesör olmuş 1988 yılına kadar üniversitede çalışmıştır.
Domaniç, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulunda 1962-1963 yıllarında ve Özel Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulunda 1968-1971 yıllarında Ticaret Hukuku okutmuştur.
1967’de profesörlüğe yükselerek kürsü başkanlığına getirilen Domaniç, 1988 yılında emekli olduktan sonra da meslek edindiği avukatlığı sürdürmüştür.
Sosyal ve Siyasal Yaşamı
Domaniç, 1970 yılında sembolik olarak Süleyman Demirel’e muhalefet amacıyla Adalet Partisinde politikaya atılmış ise de başarılı olamamış ve politikadan ayrılmıştır.
Latince, Fransızca, İngilizce, Almanca ve Çerkesce bilen DOMANİÇ, 2010 yılında hayata veda edene kadar çevresine ve toplumuna faydalı, sivil toplum faaliyetlerinin içinde aktif bir yaşam sürmüştür. Adeta bir müze gibi dekore ettiği bürosunda büyük bir şapka koleksiyonu oluşturduğu çevresince bilinmektedir. Cömertliği ve küçük büyük ayırt etmeksizin herkese harçlık vermesi ile meşhur olan Domaniç, Galatasaray Üniversitesi Suna Kıraç Kütüphanesindeki hukuk kitaplarının önemli bir kısmını bu kütüphaneye bağışlamıştır.
Ticaret Hukuku alanında yazılmış 10.000 sahifeden fazla eserin sahibi olan ve birçok bankaya danışmanlık yapmış olan Domaniç “tüm banka kredi sözleşmelerinin geçersiz olduğu” yönünde ileri sürdüğü tez ile hukuk dünyasında ses getirmiştir.
Galatasaray Spor Kulübü üyesi olan ve bu kulübe başkanlık adaylığı girişiminde de bulunan Domaniç, yedi büyük Galatasaraylıdan biri olarak anılmıştır.
Prof. Dr. Hayri Domaniç, 14 Mayıs 1950 seçimleri sonrasında “barışçı yollarla, kültürün yeniden diriltilmesi için” Kuzey Kafkasya Kültür Derneği olarak da bilinen Kafkas Kültür Derneğini Beyazıt‟ta Bereket Han’da kurmuş, kendi ifadesi ile bu derneğin on sene süreyle “odacısı, üyesi ve başkanı” olmuştur. Dosteli Yardımlaşma Derneğinin üyesi olarak da faaliyet göstermiştir.
Kafdav adınaÖzdemir Özbay tarafından yapılan röportaj‘da Prof. Dr. Hayri Domaniç’in çalışma ofisi şu şekilde tanımlanmaktadır; “Tavana kadar yükselen kitaplıklarda sayısız eser, antika mobilyaları, masaların üzerinde üst üste yığılmış yayınlar, dolap aralarına ve önlerine serpiştirilmiş Çerkes kamçıları başlıklar, kamalar ve daha birçok nadide Çerkes el sanatı örneği değerli eşyalar. Başka bir köşede kaideye oturtulmuş altın kakmalı muhteşem Çerkes at eğeri…. Biblolar, kalpaklar, kovboy şapkaları, fotoğraflar. Kapının üzerinde bir gazeteden büyültülmüş Atatürk‟le birlikte Çerkes Ethem resimleri. Nereye baksanız, tarih, sanat ve hukuk soluyorsunuz. Her hukukçunun hayalini süsleyecek görkemli bir büro. Çalışma masasında baskıya hazırlanan bir kitabın düzeltmeleri. Başka bir masada dava dosyaları ve bütün bu kalabalığın, bütün bu objelerin içerisinde; gözü ile izlemeden, elini attığında istediği belgeyi bulabilen ak saçlı bir bilim adamı Sayın Hayri Domaniç‟i ve muhteşem bürosunu tanımlamak öyle kolay değil. Bu mekanı solumak ve yaşamak gerekiyor. Sayın Domaniç‟in çok yönlü kişiliği, çalıştığı bu mekana ve eşyalara da yansımış.”
Prof. Dr. Hayri Domaniç’in Eserleri
1988 yılında emekli olan Prof. Dr. Hayri Domaniç’in; hukuk alanında basılmış on yedi kitabı bulunmaktadır.
Anonim Şirketlerin Kuruluşundan Doğan Hukuki Mes’uliyet
Hukukta Kaziye-i Muhkeme ve Nisbi Kuvveti
Adi Kolektif ve Komandit Şirketler
Kıymetli Evrak Hukuku
Ticaret Hukukunun Umumi Esasları
Notlu-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat
Anonim Şirketler
Karşılıksız Çek
Türk Ticaret Kanunu Şerhi
Prof. Dr. Hayri Domaniç’e 80. Yaş Günü Armağanı
Şirketlerde Nevi Değiştirme
Atatürk ve Hukukun Üstünlüğü Prensibi
Ticaret Hukukunun Genel Esasları
Hisseli Komandit ve Limited Şirketler
3167 sayılı Çek Kanunu ve Kıymetli Evrak Hukuku
Faizle Karşılanamayan Zararların Giderilmesini Sağlayan BK.105 ve Diğer Hükümler
Hayri Domaniç
Makaleler ve Bildirileri
Hocaların Hocası Prof. Dr. Hayri Domaniç; gençlik yıllarından itibaren Ticaret Hukuku alanında ve diğer sosyal bilimler alanında; BORÇLAR KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNLAR YÖNÜNDEN GECİKME FAİZLERİ VE FAİZLE KARŞILANAMAYAN ZARARLARIN GİDERİLMESİ, EMLAK VERGİSİ KANUNU’NUN UYGULANMASINDAKİ HATALAR, SAHİBİNİN RIZASI DIŞINDA ELİNDEN ÇIKAN ÇEKLER, BANKALARIN KREDİ SÖZLEŞMELERİNDE, SÖZLEŞME SERBESTİSİNİ SINIRLAYAN KURALLAR VE UYGULAMADAKİ HATALAR, HİSSE SENETLERİNİN ÇIKARILMA ZAMANI VE MECBURİYETİ, ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLERDE MALİ BÜNYENİN ZAYIFLAMASI HALİNDE ZORUNLU YASAL TEDBİRLER, ÖZELLEŞTİRMEYE İLİŞKİN KARARNAMELERİN İPTALİNİN YASAL BOŞLUK DOĞURMAYACAĞI VE ÖZELLEŞTİRMENİN DİĞER İLGİLİ KURALLARA GÖRE YAPILABİLECEĞİ, DAVALARIN GEÇ KARARA BAĞLANMASININ SEBEPLERİ VE TEDBİRLERİ, KAPATILAN BANKALARDA MEVDUATI BULUNANLARIN HAKLARINI KORUMAK İÇİN YAPABİLECEKLERİ İŞLEMLER VE YASAL DAYANAKLARI KONUSUNDA NOTLAR, DİRENCEYE UĞRAYAN KAMULAŞTIRMA BEDELLERİNE BK.105 TAZMİNATINI UYGULAMAYAN YARGITAY 5. Ve 18. HUKUK DAİRELERİNİN İDARE YANLISI KARARLARINDAN DOĞAN ÇEŞİTLİ SORUMLULUKLAR VE BAŞKA YASAL YOLLAR, HALK SERMAYESİNİN ANONİM ŞİRKETLERE KATILMASINI VE KORUNMASINI SAĞLAYACAK BAZI TEDBİRLER, 3628 SAYILI MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU KONUSUNDA ELEŞTİRİLER, ANAYASA’NIN 84/1. MADDESİNİN YORUMU VE ANAYASAYA AYKIRILIĞI, PROTESTOLU SENETLERİN ARTMA NEDENLERİ VE ÖNLEME ÇARELERİ, YÜRÜRLÜKTE BULUNAN VERGİ KANUNLARININ GEREĞİ GİBİ UYGULANMASI DURUMUNDA VERGİ REFORMUNA GEREK YOKTUR, DOĞRU VE İSABETLİ UYGULAMASI KAYDI İLE VERGİ MEVZUATIMIZ İHTİYACA CEVAP VERECEK İÇERİĞE SAHİPTİR, BASİT TEMERRÜT FAİZİ VE GECİKME ZAMMI CAYDIRICI BİR MİKTAR FAZLASI İLE ENFLASYONA ENDEKSLENMELİDİR, FAALİYETİ DURDURULAN BANKALARIN EN AZ % 5’ten FAZLA PAYA SAHİP ORTAKLAR İLE BANKA TEMSİLCİLERİNİN BANKA ALACAKLILARINA KARŞI SORUMLULUĞU, SOSYAL YARDIM ZAMLARININ YÜKÜMLÜSÜNÜN TAYİNİ, DEVLETİN KATLANARAK BORÇLANMASINA VE ALACAK DAVALARININ GİDEREK ARTMASINA NEDEN OLAN BASİT TEMERRÜT FAİZİ ve GECİKME ZAMMI CAYDIRICI BİR MİKTAR FAZLASI İLE ENFLASYONA ENDEKSLENMELİDİR, TİCARİ ALACAKLILARIN TEMERRÜDÜNE REESKONT FAİZİ UYGULANMASINDA HATALAR, BANKALARIN İFLAS YOLU İLE TAKİBİ, YARGI VE İCRA YOLU İLE BANKALARA YATIRILAN PARALARIN FAİZİNİ DEVLETE MALEDEN KANUNDA HATALAR, RESMİ MEVDUATA DÜŞÜK FAİZ UYGULANMASINDA HATALAR, YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ TARİFİ, TARİHÇESİ, KAPSAMI VE İSTİSNALAR, 3095 SAYILI FAİZ KANUNUNUN 1 2 ve 4. MADDELERİNİ İPTAL EDEN ANAYASA MAHKEMESİNİN 15.12.1998 TARİHLİ VE E. 1997/34, K. 1998/79 SAYILI KARARININ NETİCELERİ İLE DEVLETİN UZUN ZAMANDIR FAİZ KANUNUNDA ANAYASA MAHKEMESİNİN 2 5 ve 10. MADDELERİNİN EMRİ DOĞRULTUSUNDA HAKSIZLIKLARI ENGELLEYEN KANUNLAR YAPMADIĞINI VURGULAYAN KARAR GEREKÇESİNDEN DOĞAN SORUMLULUKLAR, KİRALARIN DONDURULMASI İLE İLGİLİ HUKUKİ NOTLAR, BORÇLAR KANUNUNUN 105. MADDESİNDE YAZILI MUNZAM TAZMİNAT KONUSUNDA İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARINA NEDEN OLAN ÇELİŞKİLİ BAZI YARGITAY KARARLARININ ÖZETLERİ İLE, İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ YASAL YARGISAL VE DOKTRİNAL GEREKÇELİ HÜKÜM FIKRASI başlıkları ile bilimsel makaleler yayınlamıştır.
Domaniç ayrıca, CHP CUMHURİYET HALK PARTİSİ’ ne ÖVGÜLER BÜYÜK ÖLÇÜDE HATALIDIR, VERGİ KANUNU YAPIMINDA VE UYGULAMASINDA HATALAR. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE BAŞLICA İNKİLAP VE VERGİ KANUNLARI İLE SON VERGİ KANUNLARININ KARŞILAŞTIRILMASI VERGİ YÜKÜMLÜSÜ VE AYDINLARIN HATALARI, VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASINDA DEVLETİN İHMAL VE HATALARI, HAZİNE GELİRLERİNİ AZALTAN BAZI DEVLET HATALARI, TÜRKİYE ÇERKEZLERİNDE KÖLELİĞİN KALDIRILMASI, ÇEK KANUNU TASARISI, GELİR VERGİSİ KANUNUNDA UYGULAMA HATALARINA DAYALI VERGİ KAYBI VE ÖNLEME ÇARELERİ, KARŞILIKSIZ KALAN ÇEKLERİN DÜZENLEYİCİLERİNE BİR YILDAN BEŞ YILA KADAR HAPİS CEZASI UYGULAYAN 3167 SAYILI ÇEK KANUNU KONUSUNDA DEVLETİN HATALARI, FAİZ VE VERGİ KANUNLARINDA DİSİPLİN, TÜRK HUKUKUNDA ADALETSİZ, ÇELİŞKİLİ FAİZ KURALLARI İLE DİĞER BAZI HATALAR VE DÜZELTME YOLLARI, BİRİKMİŞ VEYA YILLIK KURUM KAZANÇLARININ SERMAYEYE İLAVE EDİLMESİ GELİR VERGİSİ NEDENİDİR, HARP HALİNDE VERİLEN ŞEHİT KADAR HER YIL ÖLÜMLERE NEDEN OLAN TRAFİK KAZALARINI ÖNLEMEYEN DEVLETİN HATALARI VE BİR KANUN TASARISI, OSMANLI İMPARATORLUĞU’nun 701. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİLE KURUCU İLK PADİŞAH OSMAN BEYİN TAVSİYELERİ, VERGİ KAÇAKÇILIĞININ ÖNLENMESİ ÇARELERİ, DEVLET DENETLEME KURULUNUN GÖREV VE YETKİLERİ İLE SORUMLULUKLARI, OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI YAPTIĞINI KANUNLAŞTIRAN FRANSA’YA CEVAPLARLA KARŞI TEDBİR ÖNERİMİZ, TARİHTE DİNLER VEYA DİNLER TARİHİNDEN BAZI KESİTLER, EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ YOLLARI, İNKILAP KANUNLARI, DEVLET ORGANLARI İLE ÜYELERİNİN KİŞİSEL SORUMLULUĞUNU DA GEREKTİREN HATALARDAN ÖRNEKLER, ŞİRKETLER VE DANIŞTAY, İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLLERİ VE DANIŞTAY, DEVLET ŞİRKETLERİNDE ÇALIŞANLARIN HUKUKİ DURUMU, HİSSE SENETLERİ ÖZEL SERMAYEYE SATILMALIDIR, TÜRKİYE’nin KALKINMASI VE AYDINLAR, KALKINMAMIZ VE AYDINLAR, DAR GELİRLİLER İÇİN DEV BİR KOOPERATİF KURULMALI, DEVLET VE ÖZEL YÜKSEK OKULLAR, ADALET PARTİSİ KONGRESİNDE AÇIKLAYAMADIĞIM İDARİ HATALAR, ANARŞİK OLAYLARIN SEBEBİ ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİ DEĞİLDİR, SERMAYE PİYASASI, FİAT KONTROL KARARNAMESİ KANUNİ DAYANAKTAN YOKSUN, KÂRA İŞTİRAKLİ TAHVİLLER VE SORUNLARI, CHP-MSP KOALİSYONUNUN BOZULMA SEBEPLERİ, ERKEN SEÇİM İLE BUHRAN BİTMEZ, ANAYASA TARTIŞMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ, VERGİLERDE GECİKME ZAMMI ARTIRILMADIĞI ve FAİZE FAİZ UYGULAMASINA DÖNÜLMEDİĞİ TAKDİRDE HAZİNE KATLANARAK BORÇLANMAKTAN KURTULMAYACAKTIR, PROTESTOLU SENETLERİN ARTMA NEDENLERİ VE ÖNLEME ÇARELERİ, YÜRÜRLÜKTE BULUNAN VERGİ KANUNLARININ GEREĞİ GİBİ UYGULANMASI DURUMUNDA VERGİ REFORMUNA GEREK YOKTUR, GELİR VERGİSİ KANUNUNDA UYGULAMA HATALARINA DAYALI VERGİ KAYBI VE ÖNLEME ÇARELERİ, DOĞRU VE İSABETLİ UYGULANMASI KAYDI İLE VERGİ MEVZUATIMIZ İHTİYACA CEVAP VERECEK İÇERİĞE SAHİPTİR, BANKALARIN İFLAS YOLU İLE TAKİBİ, YARGI VE İCRA YOLU İLE BANKALARA YATIRILAN PARALARIN FAİZİNİ DEVLETE MAL EDEN HARÇLAR KANUNUNDA HATALAR YASA DOKUNULMAZLIĞININ TARİFİ TARİHÇESİ KAPSAMI VE İSTİSNALAR, VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASINDA DEVLETİN İHMAL VE HATALARI, CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NE ÖVGÜLER BÜYÜK ÖLÇÜDE HATALIDIR, KARŞILIKSIZ KALAN ÇEKLER KONUSUNDA DEVLETİN HATALARI, BİRİKMİŞ VEYA YILLIK KURUM KAZANÇLARININ SERMAYEYE İLAVE EDİLMESİ GELİR VERGİSİ NEDENİDİR, HARP HALİNDE VERİLEN ŞEHİT KADAR HER YIL ÖLÜMLERE NEDEN OLAN TRAFİK KAZALARINI ÖNLEMEYEN DEVLETİN HATALARI VE BİR KANUN TASARISI, VERGİ KAÇAKÇILIĞININ ÖNLENMESİ ÇARELERİ, DEVLET DENETLEME KURULUNUN GÖREV VE YETKİLERİ İLE SORUMLULUKLARI, EKONOMİK KRİZİ YENMEYE ÇALIŞAN HÜKUMETE AÇIK MEKTUP, KÖY ENSTİTÜLERİ KONUSUNDA YANILGILAR, IMF İLE 18 DEFA ANLAŞMA YAPMAMIZA NEDEN OLAN DEVLET BORÇLARINDAN KURTULMA ÇARESİ VE SERVET VERGİSİ, EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ YOLLARI başlıklarıyla makaleler yayınlamış büyük bir cumhuriyet aydınıdır.
Enformatik Toplum ve Hukuk, Doç. Dr. Fatih Gürsul tarafından editörlüğü yapılarak kaleme alınan ve 2016 yılında Legal Yayıncılık tarafından basılan bir eserdir. Kitap bölümleri; Melike Kavuk, Prof. Dr. Hafize Keser, Ali Erdoğan, Mustafa Özcan, Ceren Çubukçu, Berrin Atiker, Engin Möngü, Tevfik Örkün, Harun Aksaya, Kadir Burak Olgun, Mehmet Elibol, Cemal Aktürk, Tarık Talan, İsmet Yiğitbaşı ve Doç. Dr. Fatih Gürsul tarafından kaleme alınmıştır.
Enformatik; bilgisayar bilimleri ile diğer bilimlerin kesişimini ele alan bir bilim dalıdır. Disiplinler arası bir bilim dalı olan Enformatik; Sağlık Bilişimi, E-Ticaret, E-Devlet, Uzaktan Öğrenme, Açık Öğretim, Bilişim Hukuku v.b birçok konuda araştırma ve geliştirme faaliyetlerini içerir. Bir yıllık çalışma sonucunda hazırlanan bu kitap bilişim hukukunun toplumsal yansımalarını bilimsel yöntemler ile ele alınarak hazırlanmış bir araştırmalar dizisidir.
Kitabın ilk bölümünde siber zorbalığın hukuksal boyutu, ikinci bölümde fikri mülkiyet kapsamında bilişim hukuku, üçüncü bölümde sosyal medya ve bilişim suçları, dördüncü bölümde elektronik ticaret kapsamında bilişim hukuku, beşinci bölümde İnternet bankacılık hizmetleri ve paydaşların sorumlulukları, altıncı bölümde mobil bilişim suçları ve son bölümde ise İnternet bankacılık suçları İstanbul ölçeğinde incelenmiştir. Her bölümde konuya ilişkin literatür ve kavramsal çerçeve ortaya konulup Yargıtay kararları çerçevesinde örneklendirilmiştir.
Konu Başlıkları
Siber Zorbalığın Hukuksal Boyutu, Melike Kavuk – Prof. Dr. Hafize Keser
Fikri Mülkiyet Kapsamında Bilişim Hukuku, Ali Erdoğan – Mustafa Özcan
Sosyal Medya ve Bilişim Suçları, Ceren Çubukçu ve Berrin Atiker
Elektronik Ticaret Kapsamında Bilişim Hukuku, Engin Möngü – Tevfik Örkün
İnternet Bankacılık Hizmetleri ve Paydaşların Sorumlulukları, Harun Aksaya – Kadir Burak Olgun – Mehmet Elibol
Mobil Bilişim Suçları, Cemal Aktürk – Tarık Talan
Online Bankacılık Suçlarının İncelenmesi: İstanbul Örneği, İsmet Yiğitbaşı – Doç. Dr. Fatih Gürsul
Cinsel Taciz ve Saldırı Vakaları Karşısında Tutum Tavsiye Rehberi, Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü tarafından rehber olması amacıyla hazırlanmıştır.
Sözle, beden diliyle veya herhangi bir iletişim aracıyla gerçekleştirilen, kişinin cinsel özgürlüğünü ihlal eden, onayına dayanmayan cinsel içerikli davranışların tümü cinsel tacizdir. Flört etmek için aşırı ısrarcı davranmak, laf atmak, şaka yapmak, istenmediği hâlde cinsel içerikli konuşmalar yapmak, karşı tarafın onayı olmaksızın sözlü cinsel davranışta bulunmak, cinsel içerik paylaşmak, idari veya akademik konumu kullanarak bir çalışan veya öğrenciyi flört etmeye veya cinsel içerikli paylaşımlarda bulunmaya zorlamak vb. davranışlar cinsel taciz örnekleridir.
Cinsel Şiddet
Cinselliğin kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak ve cezalandırmak amacıyla bir şiddet aracı olarak kullanılmasıdır.
Cinsel Saldırı
Kişinin onayı olmaksızın elleme, dokunma, sarılma gibi beden dokunulmazlığını ihlal eden ve temas içeren davranışların tamamı cinsel saldırıdır. Penetrasyon veya benzer biçimde zorlamalar cinsel saldırının sadece bir türüdür. İstenmeyen herhangi bir temas cinsel saldırı kapsamına girer.
Flört Şiddeti
Flört şiddeti, sevgililik ilişkisi içerisinde fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunulmasıdır. Taraflardan birinin diğerine şiddet göstererek kişi üzerinde egemenlik kurması, onu kontrol etmesi ve ona güç uygulamasıdır.
Israrlı Takip Israrlı takip, sevgili veya herhangi biri tarafından yoğun biçimde izlenmek ve takip edilmektir. Takip davranışı, korku uyandırmayı, gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedefler. Eski sevgilinin haber vermeden veya davet edilmeden eve, okula, kişinin bulunduğu mekana gelmesi, kişinin karşısına çıkması, sürekli hediye, çiçek vb. alması veya göndermesi, arkadaş çevresi aracılığıyla iletişim kurması ve kişi ile ilgili bilgi almaya çalışması ısrarlı takip davranışı örnekleridir.
Rıza/Onay İnşası
Yukarıda tanımlanan bazı fiiller esnasında karşı tarafın rızası/onayı olduğu ifade edilebilir. Unutmamak gerekir ki, rıza/onay; baskı, korku, güvensizlik, kararsızlık, manipülasyon ile inşa edilebilir, yani kimi durumlarda rızanın olması şiddetin olmadığı anlamına gelmeyebilir.
Danışma Sürecinde İletişim
Eğer herhangi bir üniversite mensubu size bu konular hakkında danışmaya gelmişse, zaman kaybetmeden CITÖK’e yönlendirmenizi rica ederiz.
Bu şekilde hem gizlilik ilkesi gözetilir hem de yeni mağduriyetler yaratılmasının önü alınabilir. Öte yandan, kişinin size danışmakta elbette çeşitli sebepleri olabilir, bu durumda, kendisini dinleyip (tarafları bir araya getirmeye çalışmadan) gerekli birimlere yönlendirmenizi tavsiye ediyoruz. Şikâyete konu olan olay her zaman üniversitenin mekanizmalarıyla çözülecek bir olay olmayabilir ya da yasada suç olarak tanımlanmış olabilir; bu sebeple şikâyetlerin zaman kaybetmeden doğru birimlere yönlendirilmesi gereklidir.
Eğer kişi olayı size anlatmak istiyorsa…
Bu süreçte, konuyu anlamanın ötesine geçecek yorumlar yapmak ve detaylı soru sormaktan imtina etmek, konuşan kişinin kendisini ifade edebilmesi için alan açmak ve dikkatlice dinlendiğini hissettirmek önemlidir. “Neler olduğunu bize anlatır mısınız?” gibi açık uçlu bir soru çoğu zaman yeterli olur.
Şiddet veya taciz anlatısı dinlerken ne tür müdahalelerde bulunduğumuz veya nasıl bir dinleyici olduğumuz olayın devamı açısından belirleyici olabilir. Şiddete veya taciz maruz kalan kişiler, farklı mercilere başlarından geçeni defalarca anlatmak zorunda kalmak ve yargılanmaktan ötürü travmatik anlar yaşadıklarını ifade ederler. Bu durum yaşanan olayın haricinde yeni mağduriyetlerin oluşmasına sebep olabilir.
Cinsiyetçi yaklaşımlardan uzak durmak
Örneğin, anlatanı dinlerken sözünü kesip “gece o saatte neden evine gittin?” diye sormak kişiye maruz kaldığı şiddeti hak ettiği izlenimini verir. Nötr sorular, önyargı ile telaffuz edildiğinde de benzer bir durum oluşur. Örneğin, taraflar arasındaki ilişkiyi anlamak niyetiyle sorulan ancak yargı içeren “ama sevgiliymişsiniz?” gibi bir ifade, daha önce veya halen sevgili olunması tacizin sebebi olabilirmiş, kişi taciz etmek için kendinde hak görebilirmiş gibi bir etki yaratır.
Kişilerin fiziksel görünümleri veya davranışları hakkında yorumlarda bulunmak ve bunlar üzerinden olay hakkında bir yargıya varmaya çalışmak (Örneğin: “çocuk da yakışıklı, sen de istemiş olamaz mısın”,
“sen de kalkıp onun evine gitmişsin”, “flört etmişsin”) tacize uğrayan kişiyi utanç, suçluluk gibi duygularla zor durumda bırakan, mağduru suçlayıcı ve kişilik haklarını ihlal edici bir tutumdur. Bu tür sorularla, cinsiyetçi yargılarla yaklaşmak, olayı anlatan kişide kendisine güvenilmediği ve kendisinin sorgulandığı/suçlandığı izlenimini yaratır.
Eşitsiz ilişkiler ve bağlamın farkında olmak
Eşitsiz güç ilişkileri içinde cinsel taciz, cinsel saldırı, hakaret ya da aşağılamaya maruz kalan tarafın bu hareketlerden herhangi biri başına geldiği anda ilişkiyi bitirmemiş olması olağan bir durumdur. Kişi, konduramamak, yüzleşememek, düzeleceğine inanmak, ilişkiyi bitirmek için kendinde güç görememek, korkmak gibi sebeplerle karşı koyamayabilir. Bu sebeple, “şiddet sarmalı” diyebileceğimiz döngü içerisinde kendini bulabilir, bundan çıkması zaman alabilir. Bu tür tepkiler, örneğin, ilişki içinde bir cinsel saldırı yaşandığında, tecavüz sonrası korkmak, kendine bir çıkış aramak gibi sebeplerle, kişinin faille ortak zaman geçirmeye devam etmesine sebep olabilir.
Bir öğrenci dersini almakta olduğu bir akademisyenin rahatsız edici mesajlarına tam da kendisinden ders aldığı için cevap vermek mecburiyeti hissedebilir. Bu durumlarda “Neden mesajlara cevap verdin?” “Neden birlikte kahvaltı ettiniz?” ya da “neden ilişkiyi kesmedin?” gibi sorular yerine taraflara ilişki, olay, şiddet kronolojisini ve içeriğini anlattırmak yeterli olacaktır.
Cinsel taciz, saldırı ve ilgili olaylar, tarafların eğitim durumu, ders başarısı, geldiği şehir vb. niteliklerle ilgili değildir. İçinde yaşadığımız toplumdaki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgilidir. Yani bir kişinin üniversite okuması veya profesör olması onun kimseyi taciz etmeyeceği anlamına gelmez. Başvuran öğrenci ise, not ortalamasını sormak gibi konu ile ilgisi olmayan sorulardan imtina edilmelidir.
“Eğitim yaşamına zarar verecek” bir davranışa hazır olup olmadığını sormak gibi, kişide suni vicdan muhasebesi yaratacak, anlatacaklarına ket vurabilecek ve suçsuz bir insanın (varsa) başkasının suçu yüzünden üzerinde baskı hissetmesine yol açacak tutumlara yer verilmemelidir.
Üniversite mensuplarını içeren bir cinsel taciz vb. olayını anlamaya çalışırken, taraflar arasındaki eşitsiz ilişkiler (örneğin: akademisyen-öğrenci, asistan-öğrenci, idari personel-öğrenci, personel-pesonel) muhakkak gözetilmelidir. Yukarıda bahsedildiği gibi, eşitsiz ilişkilerde şiddete maruz bırakılan kişi çeşitli nedenlerle ilişkiyi bitiremeyebilir, şiddeti açık edemeyebilir.
Şikâyete konu olan olay bir akademisyenin bir öğrenciye cinsel tacizde bulunmasını içeriyor ise, öğrencinin akademisyenin mesajlarına cevap vermesi, buluşma tekliflerini kabul etmesi, kendisinin akademisyene bir teklifte bulunması cinsel taciz (veya saldırının) mazur görülmesine sebep oluşturmaz. Örneğin, bir öğrencinin danışmanı ile yemek yemesi kendisini cinsel tacize açık hâle getiremez.
Tarafların üniversitedeki pozisyonları açısından eşit olmadığı durumlarda, güçlü olan tarafın konumunu kullanarak girdiği cinsel ilişki sinir ihlalidir. Karşı tarafın onayı/rızası varmış gibi görünse dahi onayın hiyerarşik ilişki içinde inşa edilmiş olduğu akılda tutulmalıdır.
Tarafların eşit göründüğü durumlarda ise (ör. Öğrenci-öğrenci) eğer anlatıda bir şiddet öyküsü varsa veya söz konusu olaydan önce de çeşitli fiziksel veya psikolojik şiddet öğeleri aktarılıyorsa, olay bu bağlam içinde değerlendirilmeli, bir ilişkide şiddet varsa konumların zaten eşitsiz olduğu ve maruz bırakılanın şiddeti durduramayabileceği bilinmelidir.
Cinsel taciz veya saldırının, hatta günümüzde yaygın bir şiddet biçimi olan flört şiddetinin delillerinin olmayabileceğini unutmamak gerekir. Cinsel taciz ve saldırı eylemleri iki kişi yalnızken, gece karanlık sokakta, kampüste, kapalı yerde gerçekleşebilir ve delil veya tanığı olmayabilir. Örneğin, tecavüze maruz kalan kişi, olayın etkisinden kurtulmak için üzerindeki kıyafetleri yok ederek, yıkanarak, darp raporu almayarak delilleri ortadan kaldırabilir.
Bu tür soruşturmalarda en önemli delil beyandır.
Beyanı esas almak, beyanın değerlendirmeye tabi tutulması şarttır demektir. Cinsel taciz, cinsel saldırı, şiddet, sistematik baskı, kötü muamele vd. tarafların beyanları ile açığa çıkar. Beyanı delilden saymamak, iki kişi arasında yaşanan ve geride hiçbir maddi unsur bırakmayan suçun üstünün örtülmesi anlamına gelir.
Üniversite mensuplarının, bilhassa öğrencilerin, rektörlüğe dilekçe yazarak şikâyetçi olmaları kolay süreçler değildir. Flört şiddeti hakkında bir şikâyet çoğunlukla aylar sonra yapılabilmektedir; cinsel taciz ve cinsel saldırı olaylarında şikâyetçinin kendini hazır hissetmesi süre alabilir.
Resmî süreç başladıktan sonra soruşturma taraflar için çeşitli zorluklar barındırabilir. Bazen mahrem addedilen durumların anlatılmasını içeren, tıpkı mahkeme heyetine anlatmak gibi olan bu kamusallaştırma sürecinin cesaret gerektirdiği dikkate alınmalıdır. Bu sebeple genel inancın aksine, bu tür şikayetlerde iftira ile karşılaşmak sanıldığı kadar sık gerçekleşen bir durum değildir. Bu nedenle beyan esas alınmalı, konuyu değerlendirmeye almak ve gerekirse soruşturma başlatmak için yeterli görülmelidir.
Kendini karar merci sanmamak ve arabuluculuk yapmamak
Bu aktif dinleme ve yönlendirme süreçleri veya disiplin komisyonları bilhassa öğrencilere, hata yaptıkları, genç oldukları vb. sebeplerle, iyi niyetle dahi olsa nasihat edilecek yerler olmamalıdır.
Cinsel taciz veya şiddet anlatılarına tanıklık eden kişinin rolü karşı tarafın dinlendiğine ve doğru yere hızlı bir biçimde yönlendirileceğine olan inancı tesis etmek, Boğaziçi Üniversitesi mensuplarının bu doğrultuda hareket ettiğini doğrulamaktır. (örneğin, cinsel taciz veya cinsel saldırı) söz konusu ise arabuluculuk yapmaya kalkmanın sonuçları daha da ağır olacaktır. Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki CİTÖK birimi bu tür eylemlerin ve olayların engellenmesi ve yaşandığında doğru biçimde yönlendirilmesi için kurulmuştur. Cinsel taciz, saldırı ve şiddet olaylarında bu rehber doğrultusunda ilk adımı atmanızı ve üniversite mensubu şikayetçi kişiyi CİTÖK’e yönlendirmenizi rica ediyoruz.
Prof.Dr. Bülent Tahiroğlu, Kabataş Lisesinden sonra girmiş olduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1963 yılında mezun olmuş ve aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Roma Hukuku asistanlığına atanarak akademik kariyerine başlamış, İstanbul ve Cenevre’de hazırlamış olduğu “Roma Hukukunda Iniuria, Maddi ve Manevi Kişiliğe Tecavüz” konulu doktora teziyle 1969 yılında hukuk doktoru unvanını kazanmış, yazmış olduğu tez, aynı yıl basılarak yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Bülent Tahiroğlu, Roma Hukuku konusunda ilk akla gelen bilim insanlarındandır.
Tahiroğlu,1972 yılında Strasbourg Uluslararası Mukayeseli Hukuk Fakültesi’nin (Faculte Internationale pour I’Enseignement du Droit Compare) birinci bölümünden diploma almıştır. Tahiroğlu, 1972 yılı Mayıs döneminde Fransızca devlet yabancı dil sınavını başarıyla kazanmış, İstanbul, Ankara ve İtalya’daki kütüphanelerden yararlanarak hazırladığı “Roma Hukukunda Furtum, Hırsızlık Dolandırıcılık Emniyet Kötüye Kullanma konulu doçentlik tezini sunmuştur. Tahiroğlu, Fransızca’dan doçentlik yabancı dil sınavını vermiş, kollokyum ve deneme dersi şeklindeki sınavları geçmiş ve 1974 yılında doçent olmuştur.
İstanbul ve Paris’te yapmış olduğu bilimsel çalışmalar sonucunda hazırladığı “Roma Hukukunda Mülkiyet Hakkının Sınırları” konulu Profesörlük Takdim Tezi ve sunduğu diğer eserlerle, 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu hükümlerine göre, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca, 1984 yılında profesörlüğe yükseltilmiştir. Profesörlük için başardığı ikinci yabancı dil İtalyancadır.
Roma Hukukundan Modern Hukuka Sorumluluk Sempozyumu – İstanbul Barosu
Akademik Kariyeri
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku kürsüsüne 22.07.1976 tarihinde doçent olarak atanmış; 1974 yılından itibaren, Uluslararası Eski Çağ Hukukları Derneği (SIHDA), Mukayeseli Hukuk Uluslararası Akademisi ve benzeri kuruluşların, birçok ülkedeki kongrelerine katılarak çeşitli tebliğler ve bildiriler sunmuştur. 17.09.1982 tarihinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu üyeliklerine seçilmiş idari görevler yapmıştır.
1986-1987 eğitim-öğretim yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tedviren Roma Hukuku derslerini ve İzleyen yıllarda İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda (İletişim Fakültesi) dersler vermiştir.
Bülent Tahiroğlu
Doçent ve Profesör olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı Levazım ve Maliye Okulu’nda 10 yıl kadar süreyle Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku derslerinde görevlendirilmiştir. Tahiroğlu ayrıca, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Hukukun Temel İlkeleri ve bu Fakültenin Fransızca eğitim yapan Kamu Hukuku Bölümünde, Droit Civil (Medeni Hukuk) anlatmış, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde Droit Romain (Roma Hukuku) dersini vermiştir.
Tahiroğlu, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültelerinin kuruluşlarında yer almış, eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılmış, 2003 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dersler vermeye başlamış, anabilim dalı başkanlığı görevini yürütmüştür.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde kuruluş yılı olan 1982 yılından itibaren Roma Hukuku, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Hukuk Başlangıcı, Umumi Hukuk Tarihi dersleri vermiş, Yükseköğretim Kurulu tarafından 13.08.1985 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku profesörlük kadrosuna atanmıştır. 1985 yılında profesör olduktan sonra da aynı okulda ders vermeye devam etmiştir. 20.09.1985 tarihinden itibaren Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmıştır.
Tahiroğlu, 1991-1994 ve 1996-1997 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Dekan Yardımcılığı görevlerini yerine getirmiştir. 19.09.1997 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı olmuştur. Tahiroğlu, bu okula 28.09.2007 tarihinde ikinci kez dekan atanmıştır.
Roma Hukukundaki kavramlara atıfla kendisine Tahirus lakabı da takılan Tahiroğlu emeklilik sonrası Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde dersler vermiş, 20 Ağustos 2020 tarihinde yaşama veda etmiştir.
Prof.Dr. Bülent Tahiroğlu’nun Eserleri
Prof.Dr. Bülent Tahiroğlu’nun, çok sayıda yayınlanmış eseri bulunmaktadır. Prof. Dr. B.ERDOĞMUŞ ile müştereken Roma Hukuku Dersleri ve Roma Hukuku Meseleleri isimli kitapları yazmıştır. Ayrıca, Roma Borçlar Hukuku isimli eser bulunmaktadır. Tahiroğlu, Michel Villey’in yazmış olduğu Roma Hukuku–Güncelliği isimli eseri Türkçeye çevirmiştir. Kitap, Roma Hukukunun aslında günümüze ne kadar etki ettiğini mümkün olduğunca yalın ve basit dille anlatmaktadır.
Filedelfiya Bildirisi, 10 Mayıs 1944 tarihinde, Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansında kabul edilmiştir.
Philadelphia’da 26. toplantısını yapan Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı, Uluslararası Çalışma Örgütünün amaç ve hedefleri ve üyelerinin siyasetlerinden esinlenmiş ilkeler ile ilgili işbu Bildirgeyi 1944 Mayısının onuncu günü kabul eder.
Filedelfiya Bildirisi
I
Konferans, Örgüt’ün dayandığı temel ilkeleri bir kez daha doğrular ve şunları özellikle bildirir;
Emek bir mal değildir
Dernek kurma ve ifade özgürlüğü desteklenen bir ilerlemenin vazgeçilmez şartıdır;
Yoksulluk, bulunduğu yerlerde, herkesin refahına yönelik bir tehlike oluşturur;
İhtiyaca karşı mücadele, her ulusun kendi ülkesi içerisinde tükenmez bir güçle ve kamu yararının sağlanması amacıyla işçi ve işveren temsilcilerinin Hükümet temsilcileri ile eşit şartları içinde katılımlarıyla yapacakları serbest tartışmalara ve alacakları demokratik kararlara hakim olarak sürekli ve ortak bir uluslararası gayretle yürütülecektir.
II
Uluslararası Çalışma Örgütünün Anayasası’nda yazılı bulunup, sürekli bir barışın ancak sosyal adalet temeli üzerinde kurulabileceğine dair olan bildirgenin doğruluğunun tecrübe ile tamamen ortaya çıktığına kanaat getiren Konferans, aşağıdaki hususları bildirir.
Irk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, bütün insanlar maddi ilerlemelerini ve manevi gelişmelerini, hür ve haysiyetli bir şekilde, ekonomik güvence altında ve eşit şartlarda sürdürmek hakkına sahiptirler.
Bu sonuca ulaştıracak koşulların gerçekleştirilmesi, her ulusal ve uluslararası siyasetin ana hedefini oluşturmalıdır.
Ulusal ve Uluslararası düzeyde özellikle ekonomik ve mali alanlarda alınan bütün önlemlerin ve programların bu bakımdan değerlendirilmesi ve sadece bu temel hedefin gerçekleştirilmesini engelleyen değil, kolaylaştıran nitelikte görülecek şekilde kabul edilmelidir.
Uluslararası düzeyde alınan mali ve ekonomik tüm önlemlerin ve yapılan programların bu temel hedef ışığında düşünülmesi ve incelenmesi Uluslararası Çalışma Örgütüne düşen bir ödevdir.
Uluslararası Çalışma Örgütü kendisine verilen görevleri yerine getirirken, bütün uygun ekonomik ve mali faktörleri dikkate aldıktan sonra, karar ve tavsiyelerine uygun gördüğü bütün hükümleri koyabilmek yetkisine sahiptir.
III
Konferans, aşağıda yazılı bulunan hususların gerçekleşmesini sağlayacak programların uygulanması işinde çeşitli uluslara yardımın Uluslararası Çalışma Örgütü için önemli bir yükümlülük oluşturduğunu kabul eder:
Tam istihdamın sağlanması ve hayat seviyesinin yükseltilmesi,
İşçileri, becerilerini ve bilgilerini bütünüyle gösterebilmekten zevk duyacakları işlerde çalıştırmak ve bu sayede ortak refaha en iyi biçimde katkı da bulunmak
Bu amaca ulaşmak için, bütün ilgililer hakkında uygun güvencelerle işçileri mesleklerinde yetiştirmek üzere olanaklar sağlamak ve onların bir yerden diğer bir yere nakillerini ve bu arada gerek kendilerinin gerek diğer halkın göçerliliğini kolaylaştırabilecek önlemlere başvurmak,
Ücretler ve kazançlar, çalışma süreleri ve diğer çalışma koşulları konularda kaydedilen ilerlemelerin sonuçlarından herkese eşit şekilde yararlanma imkanı tanınması, iş sahibi olan ve korunmaya muhtaç olan kimselere asgari yaşam koşulları sağlayacak bir ücret verilmesi,
Toplu görüşme yapmak hakkının tam olarak tanınması, üretim düzenlemelerinin sürekli iyileştirilmesi ile sosyal ve ekonomik politikanın hazırlanması ve uygulanmasında ortaklaşa hareket etmek için işçi ve işverenlerin işbirliği yapması
Güvenceye ve eksiksiz tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan herkes için temel bir gelir sağlamak amacına yönelik sosyal güvenlik önlemlerinin yaygınlaştırılması,
IV
İşbu bildirimde belirtilen hedeflere ulaşmak için gerekli olan bütün dünya üretim kaynaklarının daha geniş ve daha eksiksiz bir şekilde kullanılmasının, ulusal ve uluslararası düzeyde etkili bir işbirliğiyle ve özellikle üretim ve tüketimin yaygınlaştırmasını sağlamaya, önemli ekonomik çalkantılardan kaçınmaya, çok az değerlendirilmiş bölgelerin sosyal ve ekonomik ilerlemelerini gerçekleştirmeye, gıda ve hammadde konusunda dünyadaki fiyatlarda daha yaygın bir istikrar sağlamaya ve yüksek kapasitede, istikrarlı bir ticaret ortamı gerçekleştirmeye yönelik önlemlerle sağlanabileceğine kanaat getiren konferans, Uluslararası Çalışma Örgütünün, bu büyük görevde, aynı zamanda bütün ulusların sağlık, eğitim ve refahının iyileştirilmesi hususunda kendisine bir sorumluluk payı ayırmış olan bütün uluslararası kuruluşlarla tam bir işbirliği yapmaya söz verir.
V
Konferans, bu bildirgede sözü edilen ilkelerin, bütün dünya ulusları hakkında tam olarak uygulanabilir olduğunu kabul eder ve şayet bunların uygulama tarzlarında her ulusun sosyal ve ekonomik gelişme derecesinin gerekli şekilde hesaba katılması, gerekirse bu ilkelerin bağımlı durumda olan ulusların yanısıra kendi kendilerini yönetebilecek hale gelenlere aşamalı biçimde uygulanması hususunun bütün uygar dünyayı ilgilendirdiğini doğrular.
Uluslararası Şeffaflık Derneği, 2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan, demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm kesimlerinde şeffaflık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerini hakim kılma amacı taşıyan bir sivil toplum örgütüdür.
Dernek, ilkelerini gerçekleştirme çerçevesinde, yolsuzluğu sosyal, ekonomik ve politik krizleri besleyen, hukukun üstünlüğü ve demokratik sistemin işleyişini engelleyen, rekabeti ve ekonomik gelişimi önleyen, doğal kaynakların doğru kullanımını engelleyen ve insanları yoksulluk ve sefalete sürükleyen bir olgu olarak görmektedir.
Uluslararası Şeffaflık Derneği, yolsuzluğun azaltılması yönünde çalışmalar yapmakta; kamu kesimi, iş dünyası, sendikalar, üniversiteler, meslek örgütleri ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek faaliyetlerinde çok aktörlü işbirliğini esas almaktadır. Dernek, toplumsal yapıyı oluşturan ve kamu gücünü elinde bulunduran tüm kişi ve kurumların açık, dürüst, hukuka uygun, etik, izlenebilir ve hesap verebilir şekilde davranmasını talep etmektedir.
Uluslararası Şeffaflık Derneği ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü
Uluslararası Şeffaflık Derneği, küresel düzeyde 90′dan fazla ülkede faaliyet gösteren Uluslararası Şeffaflık Örgütü′nün (Transparency International- TI) ilke ve amaçlarını paylaşmakta; Türkiye ülke kolu olarak yakın işbirliği içinde çalışmaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Derneği, Şeffaflık Örgütünün periyodik olarak yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi (Corruption Perception Index-CPI), Rüşvet Verenler Endeksi (Bribe Payers Index-BPI) ve Küresel Yolsuzluk Raporu (Global Corruption Report-GCR) gibi uluslararası raporların hazırlanmasına katkı sağlamakta; raporları yaygınlaştırmakta ve kamuoyunun bilgisine sunmaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü
Uluslararası Şeffaflık Derneği, Şeffaflık Örgütünün hazırladığı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi Yıllık İlerleme Raporlarına doğrudan, Avrupa Birliği İlerleme Raporlarına ise Uluslararası Şeffaflık Örgütü Brüksel ofisi aracılığı ile görüş sağlamaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Derneği, yurt içi ve dışındaki birçok kurum ve sivil toplum örgütüyle birlikte yolsuzluk hakkında farkındalığı artırmak, şeffaflık standartlarını geliştirmek, eğitimler vermek ve Türkiye′deki şeffaflığı ölçmek üzere şeffaflık barometresi ve şeffaflık veri tabanı oluşturmak gibi faaliyetler yapmaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Derneği yolsuzluğun temel ve sistematik nedenleri ile mücadele etmekte; derneğin faaliyetleri polisiye bir nitelik taşımamakta, isimleri deşifre etmemekte, yolsuzluk dosyaları açmamakta, tek tek kişi, kurum ve olaylara odaklanmamaktadır. Dernek, sivil inisiyatifin geliştirilmesi için gerekli mekanizma ve kuruluşların oluşturulması ile reformların gerçekleştirilmesi için çalışmaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Derneğinin Kurucuları ve Proje Destekçileri
Uluslararası Şeffaflık Derneğinin Kurucuları, Emine Oya Özarslan, Zeki Gündüz, Ufuk Batum, Güler Aras, Başaran Nas Yeminli Mali Müşavirlik AŞ adına Kurum Temsilcisi Adnan Nas, Ferruh Tunç, Akis Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik AŞ adına Kurum Temsilcisi İdil Gürdil Atay, Sadık Ferik, Kuzey Mali Müşavirlik AŞ adına Kurum Temsilcisi Dursun Özcan, Denge Bağımsız Denetim Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik AŞ adına Kurum Temsilcisi İzel Levi Coşkun, Ali Kamil Uzun, Ümit Hergüner, Erim Bener, Ahmet Samim Ünan, Mustafa Aydın Aysan ve Ahmet Levent Celepçi’den oluşmaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Derneğinin etkinlik destekçileri, İstanbul Bilgi Üniversitesi, KPMG Türkiye, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi, Akuğur Hukuk Bürosu, PricewaterhouseCoopers Türkiye, Ernst & Young Türkiye, Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciği, Gün + Partners Avukatlık Bürosu ve Paksoy Ortak Avukat Bürosu olmuştur.
DERNEĞİN PROJE VE PROGRAMLARI
Özel Sektör Programı
Özel Sektörde Etkili Yolsuzlukla Mücadele Programı, etik değerlerini pekiştirmiş güçlü bir iş dünyasının oluşmasını sağlamayı hedeflemektedir. Yolsuzlukla mücadele için ilk adımın şeffaflık olduğunu savunan dernek, kamunun kapsamlı bir şekilde aydınlatılması ile ulaşılan şeffaflık seviyesinin tek başına yolsuzluk riskini azaltmadığını savunmaktadır. Bir şirketin yolsuzlukla mücadele konusundaki farkındalığı ve üst yönetiminin bu konudaki kararlılığı önemli göstergelerdir. Dernek, üyelik gerektiren bu program ile, şirketlere uyum, etik, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele politikalarını geliştirme konusunda farklı düzeylerde eğitimler vermekte, üye şirketler için bilgilendirme toplantıları, düzenli bültenler ve yayınlar sunmaktadır.
Özel Sektörde Şeffaflık için Çok-Paydaşlı Yaklaşım
Proje, iş dünyasına ilişkin bir ‘şeffaflık endeksi’ oluşturmayı amaçlamaktadır. Transparency International tarafından geliştirilen “Kurumsal Raporlamada Şeffaflık” araştırmasının Türkiye ölçeğinde uygulanacağı ve iş dünyasının şeffaflık düzeyinin değerlendirildiği bir araştırmayı temel almaktadır. Endeksleme çalışması sonuçları kamuoyu ile paylaşılmaktadır. İş dünyası ile kamu sektörünü bir araya getirilmekte, özel sektörde uyum ve şeffaflığı geliştirmek üzere çalışma ortaklıkları kurulmaktadır. “Kurumsal Raporlamada Şeffaflık için Çok-Paydaşları Yaklaşım projesi Hollanda Büyükelçiliği, İngiltere Büyükelçiliği ve TÜSİAD tarafından desteklenmiştir.
İş Dünyası için Etkili Yolsuzlukla Mücadele Programları
Uluslararası Şeffaflık Derneği, 2015 yılında sonuçlarını açıkladığı Kurumsal Raporlamada Şeffaflık araştırmasını yayınlamıştır. Borsa İstanbul BİST-100 Endeksi şirketlerinin önemli bir kısmı, yolsuzlukla mücadele programları hakkında kurumsal internet sitelerinde yeterli seviyede bilgi paylaşmamaktadır. Şeffaflık konusunda bir farkındalık eksiklik olan bu durum, çok sayıda şirketin bir yolsuzlukla mücadele programından yoksun olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’de şirketlerin etkili yolsuzlukla mücadele programları tasarlamaları ve uygulamalarını desteklemek amacıyla bir eğitici rehber hazırlama girişiminde bulunulmuştur. Proje kapsamında farklı kentlerde iş dünyasından temsilcilerin katılımı ile toplantılar yapılmakta, sorun alanları tespit edilerek çözüm önerileri geliştirilmekte, uzman akademisyenler ve sektörel temsilcilerin oluşturduğu bir çalışma grubu tarafından rehberin içeriği hazırlanmaktadır. İş Dünyası için Etkili Yolsuzlukla Mücadele Programları projesi Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu tarafından desteklenmektedir.
Ulusal Şeffaflık Sistemi Analizi- National Integrity System Assessment (NIS)
Transparency International tarafından geliştirilen şeffaflık sistemi analizleri, tüm AB üye ülkelerinde gerçekleştirilmiş olan kapsamlı bir araştırma projesidir. Araştırmada, ülkedeki temel kurumlar olan yargı, yasama, yürütme, kamu sektörü, özel sektör, medya, sivil toplum gibi kurumlar şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmakta ve araştırma sonucunda bir rapor yayımlanmaktadır. Bu rapor, projenin sonraki aşamalarındaki savunuculuk faaliyetleri ve izleme süreci için de bir dayanak oluşturmaktadır. Bu proje, tüm aday ülkelerle birlikte Türkiye’de de, Mayıs 2014’te başlatılmıştır. Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir.
Türkiye Çevre İhlalleri Haritası Projesi – Turkey Map of Environmental Violations
Çevre politikaları alanında, çevre hakkı ihlallerini haritalandırmak, çevre politikalarında şeffaflığın temel alınması konusunda savunuculuk faaliyetleri yürütmek amacıyla geliştirilmiş bir projedir. 15 Eylül 2014’te başlayan ve 9 ay süren proje Çevre Hukuku Derneği ile yürütülmüştür. Proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir.
Siyasetin Finansmanında Şeffaflık – Transparency in Political Financing
Avrupa Birliği ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğu III Siyasi Kriterler Hibe Programı kapsamında desteklenen bir projedir. Proje, Türkiye siyasetinde şeffaflık ve hesap verebilirliği geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ekim 2014’te başlayan bu çalışma, özellikle siyasetin finansmanında şeffaflık alanında, mevzuat ve uygulamaya dair temel sorunların tespit edilmesi, bu sorunların çözümüne ilişkin reform önerileri geliştirilmesi ve bu önerilerin savunuculuk faaliyetleri ile desteklenerek hayata geçirilmesini hedeflemektedir. Proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir.
Yolsuzlukla Mücadele Göstergeleri ve Ölçümü Projesi – Comparative Indicator Based Monitoring of Anti Corruption Progress (CIMAP)
Ocak 2010’da Uluslararası Şeffaflık Örgütü ve üç ülke temsilciliği Arnavutluk, Makedonya ve Kosova ile birlikte başlatılan “Yolsuzlukla Mücadele Göstergelerinin Belirlenmesi ve Ölçümü” projesi Türkiye’de şeffaflığın yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Etik Çocuk – Ethics Chil
Etik Çocuk, düşünme temelli etik eğitimi projesidir. Proje, farklı disiplinlerden eğitici ve akademisyenler tarafından 2013 eğitim-öğretim yılında bir Etik Müfredatı hazırlanması amacıyla başlamış, “eğiticinin eğitimi”yöntemiyle öğretmen ve ilköğretim öğrencilerine yönelik atölye çalışmalarından oluşan eğitimleri içermiştir. Müfredat kapsamına alınan değer ya da kavramlar, felsefi bir gözle ve yöntemle ele alınarak, öğrencilerin soru sorma, sorgulama bilinci, eleştirel ve yaratıcı düşünme becerileri kazanmaları amaçlanmıştır. Proje, ‘Değerler Eğitimi için Bir Kılavuz Denemesi’nin de yayımlanması ile Temmuz 2014’te tamamlanmıştır. Proje kapsamında hazırlanan kitapçıkPDF olarak okunabilmektedir.
Şeffaf Gündem Dergisi
Şeffaf Gündem Dergisi, dernek tarafından çıkarılan süreli yayındır. Derginin önceki sayıları PDF olarak okunabilmektedir.
“Yargıcın Örgütlenme Özgürlüğü-Türkiye Deneyimi” isimli eser, Yargıç Nuh Hüseyin Köse tarafından yazılmış ve İstanbul Barosu yayınları tarafından basılarak kitapseverlerle buluşmuştur.
Yazarın Kitap Hakkındaki Notu:
“Değerli dostlar, Yargıcın hangi hallerde konuşup yazabileceği, örgütlenme özgürlüğünün sınırları ve Türk yargısının son 20 yılını bir yargı örgütcüsünün gözünden anlatmaya çalıştığım “Yargıcın Örgütlenme Özgürlüğü; Türkiye Deneyimi” başlıklı akademik çalışmam İstanbul Barosu tarafından kitap olarak basıldı. Kitap, muhtemelen bu hafta başında okurlara sunulacak.
Çalışmada, yargının kafa karıştıran ve daha önce çalışılmamış bu alanında ilginç soruların peşinden giderek, hem yargıcın örgütlenme ve ifade sorununa hem de yargı bağımsızlığının sağlanmasına ilişkin sonuçlara ulaşılması amaçlandı.
Kendimce, dernek ve sendikaların kurulma hikayeleri, yaşanan sorunlar, Fetönün buralara sızmaları, dünyanın öteki ülkelerindeki yargıçların ne amaçla örgütlendikleri, bu örgütlerin hangi etkinliklerde bulundukları, hangi ülkelerde yargıçların sendika kuramadıkları, hangi ülke yargıçlarının siyasi parti üyesi olabildikleri, hangi ülkelerde toplu yargıç azilleri yapıldığı, azillerin akıbeti, hangi Afrika ülkesinde yargıçların darbe ve dış etkiye karşı greve gittikleri gibi sorulara yanıtlar bulduğumu düşünüyorum. Aslında kitap, bir avuç yargı örgütçüsünün emeğinin çok kısa özetidir.
Bu çalışma ilk kitap denemem olması nedeniyle oluşan bazı basım hataları oldu. Örneğin kitabın “içindekiler” kısmında yargı derneklerine ilişkin başlıklar (145-200. sayfalar arası) baskıda atlanmış. Ancak, bu kısımlar kitap içeriğinde bulunduğu için önemli bir sorun teşkil etmiyor. Kitap muhtemelen Eylül ayının başında İstanbul Barosu’nun anlaşmalı olduğu kitabevlerinde okurlara sunulacak. Umarım başvuru kaynağı olarak kullanabilirsiniz.
NOT: Önsöz de teşekkürü unuttuğum tüm dostlara ve özellikle redaksiyon aşamasında benim kadar emeği geçen sevgili Abülkadir Salik ile kapak tasarımını yapan sevgili Duygu EFE’ye, İsmet Efe üstada, çevirilerde yardımını esirgemeyen Didem Turantepe Boulanger, Mahmut Erdemli, Sedat Gök, Can Yavuz, Sezgin Çelik’e; düzeltme katkıları için Yaşar Taş, Saygun Çelebi, Tevhide-Ahmet Koçer,Murat Meşeli Mustafa Taşdemir, Halil Öztürkmen,Birsen Uysal Ece Başaran’a ve değerli katkıları nedeniyle İstanbul Barosu’na teşekkürlerimle…”
YAZAR-YARGIÇ NUH HÜSEYİN KÖSE
Köse, 1969 Çorum, Kargı doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Kargı’da yapmış, 1992 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Çorum Barosundan avukatlık ruhsatı aldıktan sonra yine Çorum Adliyesinde yargıçlık stajını tamamlamış, Bafra, Dicle, Ulubey, Karaburun, Kadıköy, İstanbul Anadolu Adliyelerinde çoğunlukla ceza yargıcı olarak görev yapmıştır. Köse, halen Kayseri İş Mahkemesi yargıcı olarak görev yapmaktadır.
Yargıç Köse, YARSAV, Yargı-Sen ve Yargıçlar Sendikasında kurucu ve yönetici olarak görev almıştır. Yargıçlar Sendikası Basından Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görevine devam etmektedir.
Köse, 2017 yılında Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünden ”Yargıcın Örgütlenme Özgürlüğü; Türkiye Deneyimi” konulu yüksek lisans tez çalışmasıyla mezun oldu.
Dünya Tabipler Birliğinin Su ve Sağlık ile İlgili Bildirgesi, 2004 yılı Ekim ayında Japonya’nın başkenti Tokyo’da yapılan 55. genel kurul toplantısında kabul edilerek onaylanmıştır.
Bildirgenin hazırlanmasına 2003 yılında başlanmış, 2004 yılında kabul edildikten sonra 2014 yılında Güney Afrika’nın Durban kentinde ve 2017 yılı Ekim ayında Chicago’da yapılan DTB toplantılarında gözden geçirilerek güncellenmiştir.
Dünya Tabipler Birliğinin Su ve Sağlık ile İlgili Bildirgesi
A. Önsöz
1. Bireyin ve toplumun sağlığı için temiz ve sağlıklı su bir gereksinimdir. Ancak Dünya nüfusunun yarıdan fazlası bu gereksinime ulaşamamaktadır. Bu bölgelerde aynı zamanda su kirliliği ile ilgili de sorunlar bulunmaktadır.
2. DTB insanlığa karşı olan sorumluluğunu sağlık hizmetlerinin herkes için olması konusundaki uluslararası standartların sağlanması çabasıyla yerine getirmeye çalışmaktadır ve bu bildirgeyi sağlıkla ilgili sorumluluğu olan tarafların bireyin ve toplumun sağlığını düşünmelerini desteklemek için yayınlamıştır.
B. Görüşler
3. Su kaynaklı hastalıklar özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Bu sorun savaş, deprem, salgın, kuraklık, sel gibi olağandışı durumlarda daha da önem kazanmaktadır.
4. Ekosistemi etkileyen antropojenik değişimler, doğanın suyun zararlı maddelerini ayrıştıran gücünün sınırlı olması gibi durumlar çevreye, özellikle de suyla ilgili çevresel sisteme zarar vermektedir
5. Halkın sağlığını önceleme yerine ondan “metalaştırılarak” yararlanma sağlanmaya çalışıldığı durumlar güvenli içme suyuna ulaşımı engelleyebilmektedir.
6. Güvenli su temin edebilmek için sürdürülebilir bir altyapının geliştirilmesi toplum sağlığı ve ulusal sağlık açısından çok önemlidir. Suyun temiz olmamasına bağlı oluşan enfeksiyon hastalıklarının ve diğer sorunların önlenmesi ulusal sağlık giderlerini azaltmakta ve üretimi arttırmaktadır. Bu durum da ulusal ekonomiler üzerinde pozitif bir etki yaratmaktadır.
7. Dünya’nın pek çok bölgesinde yaşam için gerekli olan su ile ilgili kıtlık yaşanmaktadır. Bu nedenle kullanımı konusunda çok dikkatli olunmalıdır.
8. Su ile ilgili konularda da küresel düzeyde işbirlikleri yapılmalıdır.
C. Öneriler
9. Hekimler, ulusal tabip birlikleri ve sağlıkla ilgili diğer yetkili birimler sağlık ve su arasındaki ilişkiye ilişkin aşağıda yazılmış olan önerileri yerine getirme konusunda desteklenmelidirler:
a. Dünya üzerinde yaşayan herkes için düşük maliyetli, temiz ve güvenli suya ulaşabilmek ve su kaynaklarının kirlenmemesi için uluslararası ve ulusal programlar.
b. Su kaynaklarının bozulmasını önlemek ve sanitasyon olanaklarının sağlanabilmesi için uluslararası, ulusal ve bölgesel programlar.
c. Atıklar ve sağlık ilişkisini de içeren su kaynakları ile ilgili araştırmalar.
d. İçilebilir özellikteki suyun sağlanması ve atıklarının uygun bir biçimde yok edilmesi için planların yapılması. Bu tür uygulamalar olağandışı durumun niteliğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir, ancak olayın olduğu anda ve mekanda dezenfeksiyon, su kaynaklarının saptanması ve su pompalarını anında çalıştırabilmek için enerji kaynaklarının bulundurulması bu kapsamda değerlendirilebilir.
e. Özellikle deprem gibi olağandışı durumlardan sonra sağlık kurumları için güvenli suyun sağlanmasına yönelik koruyucu önlemler. Bu tür önlemler arasında sağlık kurumlarının olağandışı durumlarla baş edebilmeleri için altyapı ve eğitim çalışmaları yer alır. Acil su kaynaklarının sürekliliği ile ilgili programlara ilişkin uygulamalar yerel yetkililer ve toplum katılımıyla birlikte yapılmalıdır.
f. Su kaynaklarının her ülke tarafından daha etkili kullanımı. DTB; özellikle hastaneleri ve sağlık kurumlarını sürdürülebilir su kaynakları üzerindeki etkilerini inceleme konusunda desteklemektedir.
Quebec Bildirgesi – Kültür Mirasının Korunmasına Yönelik Tüzük
NEDEN TÜZÜK?
Savaş sonrası dönem, tüm dünyada insanların yaşam biçimlerini yeni sosyoekonomik koşullara uyumlaştıran, endüstrileşmenin, şehirleşmenin, tüm değerlerde yaşanan gelişmelerin sonuçlarını ve tüketici sınıfı eleştiren çeşitli düşünce akımlarının yayılımına şahitlik etmiştir. Aşırı ya da makul düzeyde bu ideolojiler insanların korunmaya layık olan bazı değerlerin farkına varmasına yardımcı olmuştur. Bu değerler bizlere atalarımızın miras bıraktığı mimari ve sanatsal değerlerdir.
Mirasın korunmasının temel ilkeleri pek çok ülke uzmanlarınca imzalanmış olan 1964 Venedik Uluslararası Tüzüğü’nde zikredilmiştir. Bu tüzüğün amacı ulusal mirası koruma çabalarını düzenlemektir. Daha sonra Amsterdam ve Nairobi’de bu girişim sadece birikimli mirası aktarmayı değil
aynı zamanda miras kavramının kendisini de genişletmeyi amaçlayan bazı farklı ilkelerin de eklenmesiyle daha da genişletilmiştir. Bundan böyle insanlar ulusal mirasın her yönden korunmasını sağlamak istemişlerdir.
Bu hareket 1960dan itibaren Quebec’de gözle görülebilir bir etki yaratmaya başlamıştır. Quebec hükümetinin bu alanda ilk eylemi 1972 yılında Kültürel Miras Eylemini kabul edecek bir Kültür Bakanlığı Kurmak olmuştur. Bu sayede Mirasımız yasa önünde değer edinmiştir. Buna karşın, Yasa’nın kabul edilmesinden önce bile, topluluk kendisini yapısal olarak farklılık gösteren ancak amaç olarak çevre ve kültür mirasını koruma ortak düşüncesi altında birleşen ve hükümetin değişik birimlerini konuya vakıf kılan stratejiler geliştirecek şekilde organize etmiştir.
Bu bireysel ve toplu bağlılık, koruma, topluluk katılımının desteklenmesi ve gelişme alanlarında önemli başarılar ile sonuçlanmıştır. Belediyeye ait, taşraya ait programlar ya da federal programlar, büyük ölçekli projeler ya da daha makul eylemler aracılığı ile Quebec halkı, miraslarına olan ilgilerini ve onu diriltmedeki kararlılıklarını göstermişlerdir.
The Conseil des monuments et sites du Quebec (Quebec Anıtlar ve Sitler Konseyi) bu tüzüğü bu çalışmaları desteklemek üzere sunmaktadır. Tüzük bir uyumlama rehberi, bir referans aracı, bir çare ve her şeyin üstünde mirasımız ile ilgilenirken edinmemiz gereken etik bir kanun olma niyetindedir. Bu tüzük önceki deneyimlerden ve uluslar arası düşünce akımlarından yararlanırken, içerdiği koruma ve geliştirme ilkeleri Quebec mirasının doğal, kültürel, tarihi koruması ile ilgili tüm birim ve örgütlerce uygulanabilir.
Quebec için özel olarak taslağı hazırlanmış bu tüzüğün ilk amacı kültürel kişiliğimizi ve böylece mirasımızın özel doğasını tanımlamaktır.
İkinci olarak, bu tüzük insanları harekete geçmeden önce düşünmeye teşvik eder ve son olarak Quebec in belirli problemlerini ve miras gelişiminin çağdaş doktrinlerini hesaba katan olumlu ve nesnel bir eylem için çerçeve sunar.
2- QUEBEC’ĐN KÜLTÜREL BAĞLAMI
Quebec’in deneyimi ve kültürel özellikleri tarihi ile şekillenen belirli bir çevrede bulunan diğer ülkelere
benzer. Bu çevrenin ana karakteristikleri sert iklimi, geniş toprakları, kuzey Amerika uygarlığını oluşturan orijinlerin Avrupa, Fransız ve Katolik kaynaklı belirli bir motifte oluşudur.
Burasının gerçek yerlisi olan Kızılderililerden zorla alınarak Quebec ilk olarak Fransız ve sonra British kolonisi haline geldi ve nihayet Kanada konfederasyonunu bir parçası oldu. Quebec’in siyasi tarihine, çoğunluğun İngilizce konuştuğu Kuzey Amerika topraklarında Fransız ve Katolik kökenleri koruma çabaları damga vurmuştur.
Bununla beraber bu çeşit bileşenler sosyal motifimizin gelişimine katkı yapmıştır. Zamanın seyrinde değişik yerlerden gelen göçmenler Quebec topraklarında savaş veren 3 orijinal gruba katılmışlardır. Bazen Loyalist ve İrlandalılarda olduğu gibi birden beliren göçler, bazen de İtalyan ve Çinlilerde olduğu gibi zamana yayılmışlardır. Göç hareketi zaman içerisinde azar azar Quebec nüfusunun fizyonomi ve anlayışını değiştirmiştir.
Bizim maddi mirasımız sadece bu kültürel özelliklerin karışımı ile değil aynı zamanda uluslar arası geçerliği olan bazı modalarla damgalanmıştır. Bunların arasında Victorian etkisi kuşkusuz en önemlileridir. Ama aynı zamanda “yeni sanat” gökdelen çağı ve pek çok diğer estetik ve teknolojik modaların etkisi görülür.
Toplumların esas nedeni olan ekonomik hayat, Quebec nüfusunun dağılımı üzerinde büyük ihtimalle en büyük etkiye sahip olmuştur. En baştan beri çok ve az hacimli nüfuslanmış toplumlar kürk ticareti ile önem kazanmış alanlara yoğunlaşmışlardır. Derebeylik gayrimenkulleri ve İngiliz kasabaları tarımın gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamışlardır. Toplumumuzun pek çok öğesi orman ürünleri ve madencilik endüstrisi ile kuzeye çekilmiştir. Son olarak ABD’nin harikulade büyümesinin geri tepmeleri yaşam tarzımız ve ekonomik modelimiz üzerinde azami öneme sahiptir: Etkili şehirleşme, yüksek tüketim düzeyi, geniş sanayi merkezlerinin kurulması, doğal, insani ve enerji kaynaklarının ulaşım ve taşımasında gelişmeler.
İmajımızı şekillendirmede pek çok diğer faktör katkıda bulunmuştur. Katolik nüfusun çokluğu kilise ve manastırların yapımını teşvik etmiş ve kutsallığa dayanan sanatların artmasına etki etmiştir.
İklim koşullarının sertliği insanların yaşam şekillerinde her şarta adapte olmaya zorlamıştır. Nüfus dağılımına bakıldığında çoğunluğun St. Lawrence havzasına yerleştiği görülmüştür.
Kültürel dokumuzun gelişimine katkıda bulunan tüm coğrafi, sosyal, tarihi ve ekonomik faktörlerin etraflı listesini sunmak anlamsız olurdu. Ama şunu söylemek yeterlidir ki düşüncelerin mayası gelenek ve alışkanlıklar, coğrafi bağlamda yer alan gelenekleri, folklorik yapıyı, zihniyetin, üslupların, mimarinin, sosyal yapının ve kısaca Quebec’e özgü olarak yaşama sanatının artmasına katkıda bulunmuştur. Bu kültürü oluşturan unsurlar aynı derecede ve aynı şekilde bütünleşmemiş olsa da önemlerinden şüphe duyulamaz.
Bunlar bizim geçmişimizden destek alan ve güçlenen mirasımızı oluştururlar ve şimdiki nesiller için geliştirmeye devam etmektedirler. Bu dinamik büyümenin köklerinden ayrılmasına izin veremeyiz.
3-BUGÜNKÜ DURUM
Bu tüzüğü yayınlama ihtiyacı duyduk çünkü mirasımız tahrip edilmediği ya da unutulmadığı durumda dahi tehdit altındadır. Bu problem elbette Quebec’e özgü değildir. Modernizasyon ve yeni hayat biçimlerinin takip edilmesinin sonucu olarak milli miraslar her yerde acımasızca tehlikeye atılmış olur. Bu da Gelişmenin bir bedelidir.
Quebec’de nüfuslu alanlar arasındaki mesafe ve toprağın genişliği daha az bütünleşik bir gelişime yol açmıştır. Bütün bu faktörler ulusal mirasımızın korunması adına tercih edilmeyen durumlardır. Sonuç olarak farkındalık göstermeli, diyalog ve danışmalarımızı arttırmalı ve toplumun güçlerini hareketlendirmek için daha fazlasını yapmalıyız.
İklim de mimari mirasımız ve tarihi kalıntılarımız açısından tehdit oluşturur. Özellikle don çözülmeyle
birleştiğinde Quebec’teki binalar üzerinde ciddi etkiler yaratır. Bu bölgede acil ve teknolojik açıdan yeterli eylemler gereklidir.
Sonuç olarak Avrupa ve Kuzey Amerika kültür mirasımız diğerlerinden daha az olmak üzere ancak en az onlar kadar gerçek bir tehlike ile tehdit edilmektedir. Çünkü bu kültür yakın zaman kökenlidir ve sadece kısa bir zamandan bu yana vardır. Farklı elementlerinin göreceli değerine karar vermek için sadece kronolojik sınıflandırmaya gitmek uygun olmaz. Kimse 18. yüzyıl kalıntılarına 19. yüzyıldan daha fazla değer yüklememelidir. Elbette eski şeyler daha az bulunur ve genellikle daha değerlidir ama her nasılsa bu meseleleri yargılarken bu incelik kullanılmalıdır.
MİRAS VE KORUMANIN TANIMI
Miras “doğa ve insanın ortak üretimi ve yaratımıdır, kendi bütünlüğünde yaşadığımız yer ve zamanı oluşturur.”
Miras gerçekliktir, toplumun iyeliği ve varlığıdır ve farkındalığımızı ve katılımımızı çağıran ve gelecek nesillere aktarabileceğimiz zengin bir mirastır. (Ulusal Mirasın yorumlanması için Quebec Birliği, Terminoloji Komitesi, Temmuz 1980)
Yukarıdaki Miras kavramı mimariden ve binalardan daha fazlasını kapsayan daha uzak bir geçmişte tanımlanmıştır. Ne geçmişte ne de gelecekte miras zamanla sınırlanmaz. Yarının mirasını oluşturmak için dünün mirasını kullanırız ve onun doğal dinamiği olan kültür de sürekli yenilenir ve zenginleşir.
Miras, üç ana anlamı olan çok kapsamlı bir terimdir: Maddesel kültür (kültürel varlıklar), coğrafi çevre ve insan çevresi. İnsanlar kültürel varlıklar kavramını, yasa tarafından tanımlanmış olduğundan beri tanırlar.
Hatırlamalıyız ki, resmi ve revaçta olan mimari, arkeolojik ve halk bilimine ait nesneler, imgeler (ikonografi), yazılı arşivler, mobilya, sanat nesneleri, özet olarak içinde yaşadığımız, maddi çevre gibi tüm diğer gereç biçimlerinden örnekler de barındırır. Coğrafi çevre kendisini Quebec topraklarında kıyı, dağ ve düzlük olarak gösteren doğadır. Nadir, estetik ve genel görünümlü değeri olan şehir ve doğal bölgelerimizin büyük önemini vurgulamakta ısrarcı olmayı diliyoruz. Şunu da söylemeliyiz ki kendi gelenek ve görenekleri olan, hafızaları kendine özgü bir folklor ile donatılmış olan ve yaşama tarzı belirli ayarlara uyum sağlayan her insan, korunması gereken sosyal bir hazinedir.
Ulusal mirasımızın geniş tanımı, medeniyetimizin sadece bireysel değil aynı zamanda daha geniş tarihi, kültürel ve geleneksel bileşeni olan tüm elementlerini içerir. Ya da daha basit tanımıyla insanın çevresine
uyum sağlama örneği olarak.
Mirasın bu kavramı insan topluluğu ve doğanın etkileşiminin bir sonucu olarak tanımlanabilecek kültürel görünüm fikrini de içerir.
Ulusal mirasın korunması bu ışık altında bu mirasın her bir nesnesini olabilecek en iyi şekilde korumayı amaçlayan çalışma, bilirkişi incelemesi ve fiziksel müdahale olarak incelenmelidir. Bu faaliyet düzgün bir bakım, bütünleşme, tamirat, koruma ve onarım, bozulmayı önleme hususlarını kapsar.
MADDE 1
Quebec Vatandaşları Milli mirasın korunmasında önde gelen korumacılardır
MADDE 1-A
Quebec vatandaşları en başta kendi miraslarını korumada bireysel sorumluluk hissederler. Onların değerini takdir etmede, tam önemini anlamada ve korunmasına katkıda bulunmada yapabilecekleri her şeyi yapmalıdırlar.
MADDE 1-B
Bu bireysel sorumluluk seçilmiş temsilciler ya da işbirlikçi ya da kurumsal yöneticiler tarafından topluluk adına alınan tüm kararlarda ifade bulmalıdır.
MADDE 2
Ulusal Miras Topluma ait bir hazinedir. Değerlidir ve yenilenemez.
MADDE 2-A
Ulusal miras gelecek nesillerin faydası için korunmalı, muhafaza edilmeli ve geliştirilmelidir. Bu hazine bize ait değildir, bize emanet edilmiştir ve bizden sonrakilere aktarılmalıdır. Bu durumda bu mirası düzgün kullanmalı ve korunmasını sağlamalıyız.
MADDE 2-B
Mali, finansal ve yönetimsel sistemler gibi tüm hukuk ve düzenlemeler ulusal mirasın korunması ve geliştirilmesini sağlamalıdır. Bu faaliyetler topluluğun ilk resmi temsilcileri olan belediyelerce yerel düzeyde başlatılmalıdır.
MADDE 2-C
Ulusal miras Quebec halkının mülkiyetinde kalmalıdır ve kültürel varlıkların kökenleri olan yerlere ait olduğunun farkına varılmalıdır.
MADDE 2-D
Ulusal mirasın korunmasında ve geliştirilmesinde ve gelecek nesillere aktarılmasında, özgünlüğe özellikle önem verilmelidir. Bu eylem yerel yönetim düzeyinde başlatılmalıdır, çünkü yerel yönetimler, hukuki açıdan topluluğun en temel temsilcilerdir.
MADDE 3
Ulusal miras bilgisi onun korunması için ön koşuldur
MADDE 3-A
Bu bilgiyi sağlamak için tüm uygun şartlar sağlanmalıdır. Herhangi bir faaliyet düzenlenmeden önce gerekli olan güncel arşiv ve uzman incelemesi sağlanmalıdır.
MADDE 4
ULUSAL MİRAS, KAMU ALANINDA KARŞILIKSIZ OLARAK TANINMALIDIR.
MADDE 4-A
Disiplinler arası ekipler, mirasımızın milli, bölgesel ve yerel düzeyde kültürel, tarihi, doğal, sosyal ve estetik önemine değer biçmelidir.
MADDE 4 B
Her tarihi dönemin önemli katkısına saygı duyulmalıdır.
MADDE 5
Ulusal mirasın korunması bakım, koruma ve geliştirme ister.
MADDE 5 A
Ulusal mirasın korunması öncelikle devamlı bakımlarla sağlanmalıdır.
MADDE 5 B
Kültürel varlıkların geliştirilmesi gerekli bir önem taşır. Bu geliştirme onların erişilebilir ve kullanışlı olması ve hatta gerektiğinde Quebec halkının günlük hayatına bütünleştirmenin mümkün kılınması gibi ölçütlere de hizmet eder.
MADDE 5 C
Ulusal mirası korumak için yapılan her etkinliği (kültürel mirası) özgün haliyle muhafaza etmek üzere tasarlanması gerekir. Varsayımlara dayanan yeniden inşa çalışmalarından kaçınılmalıdır.
MADDE 5 D
Bu kültürel varlıkların geliştirilmesi, onların gelecek nesillere aktarılması ve sürekli bir şekilde korunmasını sağlamak üzere, kolaylıkla uygulanabilir bilgilerin yayılması şeklinde izlenmelidir.
MADDE 6
ULUSAL MİRASA HER ALANDA ÖNCELĐK VERİLMELİDİR.
MADDE 6 A
Ulusal mirası ilgilendiren mevzuatlara diğer her mevzuatın üstünde öncelik verilmelidir.
MADDE 6 B
Ulusal mirasın korunması ve geliştirilmesi ile ilgili ilkeler tüm kalkınma planları içinde öncelik sahibi olmalıdır.
MADDE 6 C
Binaların, grup yapıların ve peyzajın mirasımız için önemi fark edildiğinde diğer tüm çevreye göre bunlara üstünlük verilmelidir. Bu önem, o çevrenin değişikliği için kesin etmen olmalı ve miras nesnesinin uyarlaması, bütünlüğü ve takdiri sağlanmalıdır.
MADDE 6 D
Kendi içinde yaratıcı olması gereken çağdaş ilaveler, renk uyumu, doku, oran dolgulu ve boş alanların desenleri ve genel kompozisyonla bütünleşmeli ve ahenk sağlamalıdır.
Yeni bina yapılması planlanan alanların arkeolojik analizlerinin yapılması gerektiği unutulmamalıdır gerekli yerlerde eski yaşam ve yapı kalıntıları ile ilgili gözlem yapılıp bu alanda koruma yapılmalıdır.
MADDE 7
Halk ulusal mirasın korunması ile ilgili alınacak her türlü karara katılmada yasal hakka sahiptir
MADDE 7 A
Mirasımızı korumak ile ilgili faaliyetlerle ilgili kişilerin mirasla ilgili bilgiyi yaymak, fikirlerin dolaşımını sağlayan yöntemleri tamamlamak, halk katılımı ve mirasımızın korunmasını teşvik etmek gibi bir sorumluluğu vardır.
MADDE 7 B
Ulusal miras belirli faaliyetlerden etkilendiğinde bu faaliyetten sorumlu olanlar vatandaşlara danışmalı ve onları faaliyetin kapsamı ile ilgili bilgilendirmelidirler.
Bu faaliyetlerle ilgili belgeler halk tarafından ulaşılabilir olmalı ve uzman olmayanların da anlayabileceği şekilde hazırlanmış olmalıdır.
Dahası, Bu faaliyetlerin geliştirilmesi ile ilgililer halkın görüşlerini not etmek gibi uygun danışma yöntemleri geliştirmelidirler. Bu yöntemler özellikle halk duyumlarını, bilgilendirme toplantılarını ve sergileri içerir.
MADDE 8
MİRASIMIZIN CANLANMASI SÜRECİ, ÖZGÜN KİMLİĞİNİN, BÜTÜNLÜĞÜNÜN VE KÜLTÜREL DEĞERLERİN KORUNMASI VE HATTA GELİŞTİRİLMESİ AMAÇLARI İLE UYUMLU OLMALIDIR.
MADDE 8 A
Mirasımız, Topluma faydası olan ve bitirilmiş yapıların, alanların, arazilerin doğası ve yapısı ile uyumlu işlevleri sürdürecek ve ortaya koyacak şekilde kullanılmalıdır. Mirasımızı kullanmada onun bulunduğu toplumun ekonomik ve sosyal aktivitelerine uyumlu oluşunu göz önünde bulundurmalıyız.
MADDE 8 B
Mirasımızın herhangi bir bölünmeye ya da bozulmaya uğramadan sürekli kullanımını teşvik etmeliyiz.
MADDE 8 C
Miras materyalinin yeni bir kullanımına karar verdiğimizde onun diğer önemli karakteristiklerinin korunmasını sağlamalıyız.
Zorunlu kılınan bütün değişiklikler geri dönüştürülebilir nitelikte olmalıdır.
MADDE 8 D
Miras materyali ile ilgili yeni işlev seçiminde aşırı kullanma sonucu bozulmasına imkân vermekten kaçınılmalıdır.
MADDE 9
Mirasımızın dinamik ve işlevsel karakterinin korunması, o mirasın bütünleşmiş parçası olan ve onun korunmasına ve canlılığına katkıda bulunan yerel sakinlerce sağlanır.
MADDE 9 A
Mirası kullanmada müze ve turistik merkezlerin yapay hayatındansa onu günlük hayata dâhil etmeyi tercih etmeliyiz. Geleneksel uğraşlar tercih edilmelidir. Sakinlerin meşru amaçları ve ihtiyaçları mirasın kendine has kullanımından farklı bir kullanım kabul etmeyi gerektirse bile buna her durumda saygı duymalıyız.
MADDE 9 B
Başka bir deyişle yerel nüfusun yerleşik haklarına saygı duymayı teşvik etmek gereklidir. Yapıların, yerleşme işlevine diğer kullanım seçeneklerine göre öncelik verilmelidir.
Eğitim sistemimiz insanların onun değerinin farkında olmasını ve koruma ihtiyacı duymasını sağlamak amacıyla mirasımıza ait bilgiyi yayınlayıp öğretmelidir.
MADDE 10 B
Eğitim sistemimiz geleneklerin aktarılmasını sağlamalı ve mirasımızı muhafaza etmek üzere çalışabilecek esnaf, sanatkar ve teknisyen gibi mesleklerin eğitimini teşvik etmelidir.
MADDE 10 C
Aile, gazeteler, dergiler, radyo, televizyon ve bunun gibi diğer eğitim araçları da mirasın korunması eğitiminde üzerlerine düşeni yapmalıdır. Özellikle, miras uygulamacıları ve uzmanlar bilgilerini iletişim yolu ile halkın geneline ulaştırarak farkındalığı arttırmalıdır.
Orman Suçlarının Affı, 23 Haziran 1958 tarihinde meclis tarafından kabul edilen “Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun” ile kararlaştırılmıştır. Kanun, 7132 Sayılı kanun olarak meclisten geçmiş, 02 Temmuz 1958 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, orman suçlarına kısmi af getirmiştir.
1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesinde kanunun kısmen iptali için dava açılmıştır. Ilgaz Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kanunun birinci maddesinin «Bu madde hükmünün tatbiki , suça 15/8/1956 ilâ 1/5/1958 tarihleri arasında el konulmuş olması şartına bağlıdır.» hükmünü kapsayan beşinci fıkrasının Anayasa’nın özüne ve 12., 33/1. ve 33/4. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile iptali için dava açılmış ancak Anayasa Mahkemesi bu talebi reddetmiştir.
Bazı Orman Suçlarının Affı – Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun
Kanun No: 7132
Kabul tarihi : 23/6/195 8
Madde 1
15/8/1956 tarihinde n 1/5/1958 tarihine kadar işlenmiş olan, 3116 sayılı «kanunun 122, 123 ve 124 üncü, aynı kanunu n 5653 sayılı kanunla muaddel 114 ve 6831 sayılı kanunun 19, 74, 76, 109 ve 110 uncu maddelerinde yazılı suçlarla mevzuu 20 kentali geçmiyen (20 dâhil) odun, 10 kentali geçmiyen (10 dâhil) kömür, 5 metre mikâbı geçmiyen (5 dâhil) gayrimamul ve 3 metre mikâbı geçmiyen (3 dâhil) mamul ve yarı mamul emvale mütaallik orman suçlarından dolayı takibat yapılmaz ve verilen cezalar infaz olunmaz.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]KENTAL: 100 kg’lık bir ağırlık ölçü birimi[/box]
Yukarıki fıkra hükmünün tatbikında mamul emvalden maksat; şerit, katrak, daire destere ve hızarla imal edilen 8 ilâ 96 milimetre kalınlığında olan orman emvali ile el bıçkısı ile biçilmiş olup da 5 santimetreden aşağı kalınlıkta bulunan muhtelif boy ve genişlikteki orman emvalidir.
Yarı mamul emvalden maksat ise; mamul emval dışında kalan şerit, katrak, daire destere, hızarla veya balta, bıçkı, destere gibi vasıta ve aletlerle işlenilmiş muhtelif boy genişlik ve kalınlıkta kereste , yırtma,
kapak, pedavra, hartama gibi emvaldir.
Mamul ve yarı mamul emval dışındaki orman emvali de gayrimamul emvaldir. Bu madde hükmünün tatbiki, suça 15/8/1956 ilâ 1/5/1958 tarihleri arasında el konmuş olması şartına bağlıdır.
B u maddeni n şümulüne gire n suçlara mütaallik dâvaların, Orman İdaresinin şahsi haklarına da şâmil olmak üzere sükutuna ve zaptolunan orman emvali ile suçta kullanılan aletlerin, kamyon gibi motorlu nakil vasıtaları hariç, diğer nakil vasıtalarının veya satılmış ise bunların bedellerinin maznuna iadesine mahkemece, henüz hukuku âmme dâvası açılmamış olan işlerde takipsizlik kararı ile birlikte Cumhuriyet Müddeiumumiliğince karar verilir.
Madde 2
B u kanun neşri tarihinde mer’iyete girer .
Madde 3
Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Prof. Dr. Nur Centel,1949 Yılında Erzurum’da dünyaya gelmiş, Erzurum Lisesini ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde doktorasını tamamlamıştır.
Prof. Dr. Nur Centel
Prof. Dr. Nur Centel, Almanya’da 1973-1974 yıllarında Ruhr Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne (Bochum) devam etmiş, 1988’de ise Alexander von Humboldt Vakfının doktora sonrası bursunu kazanarak çeşitli tarihlerde Max-Planck Yabancı ve Uluslararası Ceza Hukuku Enstitüsü (Freiburg) ile Ludwigs-Maxmilian Üniversitesi Kriminoloji Enstitüsü’nde (Münih) bilimsel çalışmalar yapmıştır. Prof. Dr. Nur Centel, 1984 yılında yardımcı doçent, 1989 yılında doçent ve 1996 yılında da profesör olmuştur.
Görev Yaptığı Üniversiteler
Centel, 1975-1976 yıllarında kısa bir süre adli yargı hakimi olarak görev aldıktan sonra Atatürk Üniversitesi ile daha önce adı Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi olan ve Dokuz Eylül Üniversitesinin kurulması ile Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesine dönüşen fakültede araştırma görevlisi olarak 1977-1983 yılları arasında akademik kariyerine devam etmiştir.
Prof. Dr. Nur Centel, 1983-2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesiolarak çalışmıştır. Centel, kısmi zamanlı olarak Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ders vermiş, 2010 Yılından itibaren Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tam zamanlı öğretim üyesi olarak görev almıştır. Centel, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku derslerini okutmaktadır.
İdari Görevleri
Prof. Dr. Nur Centel, 1995-1996 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi, 1996-1999 yıllarında Marmara Üniversitesi İnsan Hakları, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma MerkeziMüdürü, 1997-2000 yıllarında Marmara Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi, 2000-2006 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Senato üyesi, 2003-2009 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanı olarak 2011 yılında itibaren de Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır.
Prof. Dr. Nur Centel, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genç Akademisyenler Sempozyumu, Üniversitelerarası IV. Genç Ceza Hukukçuları Kongresi, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuki ve Etik Boyutuyla Ötanazi Sempozyumu, Marmara Üniversitesi İnsan Hakları, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma Merkezi CMUK Sempozyumu gibi toplantıların organizasyonunda görev almıştır.
Prof. Dr. Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Ceza Muhakemesi Hukukunda Hakimin Tarafsızlığı, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi isimli eserlerin müellifidir. Prof. Dr. Hamide Zafer ile birlikte Ceza Muhakemesi Hukuku, Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Kitabı ve Ceza Muhakemesi Hukuku El Kitabı isimli eserleri yazmıştır. Centel, H.Zafer/Ö.Çakmut ile birlikte Ceza Hukuku Uygulamaları, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar ve Türk Ceza Hukukuna Giriş isimli eserlerini, Sulhi Dönmezer ve Feridun Yenisey ile birlikte Ceza ve Ceza Usul Hukuku Pratik Çalışma Kitabını kaleme almıştır.
Prof. Dr. Nur Centel, Hukuk ve Etik Boyutuyla Ötanazi, Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması, Hukuka Genç Yaklaşımlar Konferans Serisi-1, Türk Ceza Kanunu Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve İlgili Mevzuat, Türk Ceza Kanunu ve İlgili Mevzuat ve Karşılaştırmalı-Tablolu Yeni Türk Ceza Kanunu Ceza Muhakemesi Kanunu gibi eserlerde ise editör olarak görev almış yada mevzuat derleme çalışmaları yapmıştır.
Prof. Dr. Nur Centel’in Ulusal Dergi ve Kitaplarda Yayınlanmış Makaleleri
Prof. Dr. Nur Centel, ulusal dergi ve yayınlarda; Özel Görevli Mahkemeler, Ceza Soruşturmasında Müdafiin Rolüne Eleştirel Yaklaşım, Tutuklama Uygulamasında Sorunlar, Yargı Reformu Üzerine Düşünceler, Avrupa Birliği Ülkelerinde Yargı Bağımsızlığı, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Cinsel Saldırı Suçu ve Cinsel Suçlar Değişiklik Tasarısının Değerlendirilmesi, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Şantaj Suçu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklama Hukukuna Eleştirel Yaklaşım, Tutuklunun Hakları, Adil Yargılanma İlkesi ve Türk Hukukundaki Bazı Sorunlar, İhmali Davranışla Kasten Öldürme ve Yaralama Suçları, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu, Yaralama Sonucunda Ölüm Meydana Gelmesi, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in Marmara Yılları, Denetimli Serbestlik, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Yargı Görevi Yapanı Etkileme Suçu, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdahillik ve Suçtan Zarar Gören Kavramı, Yeni Türk Ceza Yasasının Yaptırımlar Sistemine Eleştirel Yaklaşım, Silahların Eşitliği ile Adil Yargılanma Bağlamında Savcılık ve Savunma, Yeni Ceza Muhakemesi Yasasında Tutuklama Adli Kontrol Yakalama ve Haksızlıkların Giderilmesi, Denetimli Serbestlik ve İşverenin İstihdam Yükümlülüğü, Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’na Göre Hazırlık Soruşturmasının Başlaması ve Yürütülmesi, Türkiye Bu Yasayı Hak Etmiyor, Türkiye’nin Önceliği Yeni Yasalar mı, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Kadın, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Kadın, Adil Yargılanma Hakkı ve Savcının Bağımsızlığı, Çağdaş Ceza İnfaz Hukukunda Özgürlüğü Bağlayıcı Cezalar ve Gelişmeler, Uyum Yasaları ve Olası Sonuçları, Mala Karşı Suçlarda Artışın Nedenleri, Ceza Hukuku Normları Işığında Çek Hukukundaki Değişiklik Önerilerinin Değerlendirilmesi, Müdafi İle Savunulma Hakkı ve Adalet Bakanlığının Genelgesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 2000 Tasarısına Eleştirel Bir Yaklaşım, Uyuşturucu Madde Kullanma ve Bulundurma Suçu, Cezanın Amacı ve Belirlenmesi, Prof.Dr.Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, İnsan Hakları ve Adli Tıp Bilimleri, Mağdurun Korunmasında Yeni Bir Yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Hakimin Tarafsızlığı, Dürüst Yargılama ve Medya Kültürü Bakımından Demokrasi Kültürü, Cinsel Suç Mağduru Kadının Korunması, Prof. Dr. Kenan Tunçomağ’a Armağan, Koruma Tedbirlerinde Gelişmeler, Ceza Muhakemesi Hukukunda Vücudun Muayenesi, Şartla Salıverme, Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hale Getirme, Gençlik Yılında Ceza ve Islah Politikası, Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik adıyla makaleler yayınlamıştır.
Prof. Dr. Nur Centel
Uluslararası Dergi ve Kitaplarda Yayınlanmış Makaleleri
Prof. Dr. Nur Centel, Uluslararası Dergi ve Kitaplarda; Notwehr im türkischen Strafrecht, Schuldprinzip des türkischen StGB im Spiegel des deutschen Strafrechts, Die Straftat der vorsätzlichen Gefährdung der Verkehrssicherheit, Voraussetzungen der Untersuchungshaft im türkischen Recht, Strafaussetzung zur Bewährung im türkischen Recht, Kritische Betrachtungen zum neuen türkischen Strafgesetzes und zur neuen türkischen Strafprozessordnung ve Neue Bestimmungen über Untersuchungshaft und vorläufige Festnahme im türkischen Strafprozessrecht adıyla makaleler yayınlamıştır.
Prof. Dr. Nur Centel’in Bilimsel Bildiri ve Sunumları
Prof. Dr. Nur Centel, ulusal ve uluslararası konferans ve sempozyumlarda, Ceza Hukuku Şiddete Karşı Kadını Koruyor mu, Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması, Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi’nin Bazı Kararlarının Değerlendirilmesi, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdahillik ve Suçtan Zarar Gören Kavramı, Türk Ceza Kanununda Sahte ve Taklit İlaç Suçları, Yeni Türk Ceza Yasasında Cezalar ve Güvenlik Tedbirleri Sistemi, Askeri Yargıda Görevli Hakimlerin Hukuki Statüsü, 2004 Tarihli Tasarı’da Hazırlık Soruşturması, Yargı Bağımsızlığı, Adil Yargılanma ve Askeri Yargı, Kadını Şiddete Karşı Korumaya Yönelik Yasa Hükümlerine Eleştirel Yaklaşım, Türk Hukukunda Cezanın Tayini, Mukayeseli Hukukta Tutuklamanın Fonksiyonunu Yerine Getirmeye İmkan Veren Yeni Kurumlar ve Türk Hukuku, Koruma Tedbirlerinde 2567 Sayılı Yasa ile Getirilen Değişiklikler, 70. Yıl dönümünde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Çocuk Mahkemeleri Yasa Tasarısına Eleştirel Yaklaşım, Karşılıksız Faydalanma ve Karşılıksız Hizmet Sağlama, Yabancı Ülkede Suç İşleyen Türk’ün Türkiye’de Tekrar Yargılanması gibi bilimsel bildiriler sunmuştur.
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; 09.01.2007 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, 14 Ekim 2003 tarihli Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğini yürürlükten kaldırmıştır.
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; biyoloji ve tıp alanlarında kullanılan ve laboratuvar ya da yapay koşullarda (in vitro) kullanılan tıbbi tanı cihazları ve aksesuarlarının temel gerekleri belirlemek ve cihazlar ile aksesuarlarının kullanımı sırasında; hastalar, uygulayıcılar, kullanıcılar ve üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehlike ve sorunlara karşı korunmaları sağlamak amacıyla tasarımı, sınıflandırılması, üretimi, piyasaya arzı, hizmete sunulması ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları yönetmelikte belirtilmektedir. Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği, Avrupa Birliğinin in vitro tıbbi tanı cihazları ile ilgili mevzuatına uyum sağlanması amacıyla, 98/79/EEC sayılı İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır. Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin hükümlerine aykırı davranan ve faaliyet gösterenler hakkında, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanacaktır.
Vücut Dışında Kullanılan İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
Birinci Bölüm
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
Madde 1 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin amacı; in vitro tıbbi tanı cihazlarının ve aksesuarlarının taşıması gereken temel gerekleri belirlemek ve bu cihazlar ile aksesuarlarının kullanımı sırasında hastaların, uygulayıcıların, kullanıcıların ve üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı korunmalarını sağlamak amacıyla tasarımına, sınıflandırılmasına, üretimine, piyasaya arzına, hizmete sunulmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel şahısların, in vitrotıbbi tanı cihazları ve aksesuarlarının tasarımı, üretimi, piyasaya arzı, hizmete sunulması ve denetimi ile ilgili bütün faaliyetleri kapsar. Bu faaliyetlerle ilgili olarak doku, hücre ve diğer insan kaynaklı maddelerin alınması, toplanması ve kullanılması etik açıdan, Türkiye’nin taraf olduğu ve fakat şerh koyduğu 20 nci maddesi hariç olmak üzere, Avrupa Konseyinin Biyoloji ve Tıbbın Uygulanmasına İlişkin İnsan Onuru ve Haklarının Korunmasına Dair Konvansiyon; İnsan Hakları ve Biyotıp Konvansiyonunda(1997) belirlenen kurallara ve ilgili mevzuata göre yapılır.
(2) Ancak;
a) Nitelikleri bakımından imalatçıları tarafından özellikle in vitro tıbbi tanı incelemesi yapmak üzere tasarlanmayan ve genel laboratuvar kullanımına yönelik olan cihazlar,
b) Aynı sağlık kuruluşunda üretilip kullanılan in vitro tıbbi tanı cihazları ile başka bir gerçek veya tüzel kişiye devredilmeksizin yakındaki tesislerde kullanılan in vitro tıbbi tanı cihazları, Sağlık Bakanlığı‘nın denetim yetkisi saklı kalmak kaydıyla bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamı dışındadır.
(3) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nin in vitro tıbbi tanı cihazlarının, tıbbi reçete ile temin edilmesini öngören diğer mevzuat hükümlerini etkilemez.
Dayanak
Madde 3 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği; 29 Haziran 2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesine, 07 Mayıs 1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi ile 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine ve 13 Aralık 1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 43 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde yer alan;
a) Aksesuar: Tıbbi Cihaz Yönetmeliği kapsamındaki invazivörnekleme cihazları veya numune almak için insan vücuduna doğrudan uygulanan cihazlar hariç olmak üzere, kendi başına cihaz sayılmayan ve fakat cihazın kullanım amacına uygun bir şekilde kullanılmasını temin etmek için cihaz ile birlikte kullanılmak üzere üretilen parçayı veya parçaları,
b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
c) Hizmete sunmak: Bir cihazın, kullanım amacına uygun olarak, piyasada ilk defa kullanılmak üzere son kullanıcının kullanımına hazır hale getirilmesini,
ç) İmalatçı: Bu Yönetmeliğe uygun olarak piyasada hazır bulunan in vitro tıbbi tanı cihazlarını hastasına uygun hale getirip kullanıma hazırlayan kişiler hariç olmak üzere, bizzat kendisi veya kendisi adına üçüncü bir kişi tarafından yapılmış olmasına bakılmaksızın, bir in vitro tıbbi tanı cihazını kendi adı altında piyasa arz etmeden önce tasarlayan, imal eden, paketleyen ve etiketleyen gerçek veya tüzel kişiyi; ayrıca bir veya birden fazla hazır ürünü bir araya getiren, paketleyen, işleyen, tamamen yenileyen ve/veya etiketleyen ve/veya bunları kendi adı altında ve kullanım amacı doğrultusunda in vitro tıbbi tanı cihazı olarak piyasaya arz eden gerçek veya tüzel kişiyi,
d) İn-vitro tıbbi tanı cihazı (cihaz): İmalatçı tarafından esas olarak;
Fizyolojik veya patolojik durum veya
Konjenital anomalilerle ilgili bilgi edinmek ya da
Muhtemel alıcılar için uygunluk ve güvenliği belirlemek veyahut
Tedaviyi izlemek amacıyla, tek başına veya birlikte kullanılmasına bakılmaksızın, kan ve doku bağışları da dahil olmak üzere insan vücudundan alınan numunelerin in-vitro incelenmesi için tasarlanan reaktif, reaktif ürünü, kalibratör, kontrol materyali, kit, araç, gereç, ekipman veya sistem olan bütün tıbbi cihazları ve vakumlu özelliğe sahip olsun veya olmasın, imalatçıları tarafından özellikle, in-vitro tıbbi tanı incelemesi için insan vücudundan alınan örneklerin konulması ve muhafaza edilmesi amacıyla kullanılan numune kapları,
e) Kalibrasyon ve kontrol materyali: İmalatçı tarafından cihazın kullanım amacıyla bağlantılı performans özelliklerini ölçmek veya doğrulamak veya ölçüm ilişkilerini belirlemek amacıyla tasarlanan her türlü madde, materyal ve malzemeyi,
f) Kanun: 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunu,
g) Kişisel test cihazı: İmalatçı tarafından, ev ortamında herhangi bir kişi tarafından kullanılabilecek şekilde üretilen cihazları,
ğ) Komisyon: Avrupa Birliği Komisyonunu,
h) Kullanım amacı: İmalatçı tarafından cihazın etiketinde, kullanım kılavuzunda ve/veya tanıtım broşüründe belirtilen ve cihazın ne amaçla kullanılacağına ilişkin bilgileri,
ı) Müsteşarlık: Dış Ticaret Müsteşarlığını,
i) Performans değerlendirme cihazı: İmalatçı tarafından, tıbbi analiz laboratuvarlarında veya kendi ortamı dışındaki diğer uygun ortamlarda bir veya daha fazla performans değerlendirme çalışmasında kullanılmak üzere üretilen cihazları,
j) Tıbbi cihaz: İnsanda kullanıldıklarında aslî fonksiyonunu farmakolojik, immünolojik veya metabolik etkiler ile sağlamayan, fakat fonksiyonunu yerine getirirken bu etkiler tarafından desteklenebilen ve insan üzerinde:
hastalığın tanısı, önlenmesi, izlenmesi, tedavisi veya hafifletilmesi,
yaralanma veya sakatlığın tanısı, izlenmesi, tedavisi, hafifletilmesi veya mağduriyetin giderilmesi,
anatomik veya fizyolojik bir işlevin araştırılması, değiştirilmesi veya yerine başka bir şey konulması,
doğum kontrolü veya sadece ilaç uygulamak amacıyla üretilmiş, tek başına veya birlikte kullanılabilen, amaçlanan işlevini yerine getirebilmesi için gerekiyorsa bilgisayar yazılımı ile de kullanılan ve cansız hayvanların dokularından da elde edilen ürünler dahil olmak üzere, her türlü araç, alet, cihaz, aksesuar veya diğer malzemeleri,
k) Piyasaya arz: Performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere; cihazın yeni veya tamamen yenilenmiş olmasına bakılmaksızın, dağıtım ve/veya kullanım amacıyla, bedelli veya bedelsiz olarak ilk defa piyasada yer alması için yapılan faaliyeti,
l) Yetkili temsilci: İmalatçı tarafından açık olarak yetkilendirilmiş olan ve imalatçı adına bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmek üzere hareket eden ve kurum ve kuruluşlar tarafından muhatap alınabilen, Türkiye’de yerleşik gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.
İkinci Bölüm
Temel Gerekler, Standartlara Uyum, Uygunluk Değerlendirme İşlemleri
CE İşaretlemesi, Piyasaya Arz ve Hizmete Sunmak, Serbest Dolaşım
Temel gerekler
Madde 5 – (1) Cihaz, kullanım amacı da dikkate alınmak suretiyle, EK-I’de kendisiyle ilgili olarak belirtilen temel gereklere uymak zorundadır.
Standartlara uyum
Madde 6
Uyumlaştırılmış standartlara uygun olarak üretilen cihazların EK-I’de belirtilen temel gereklere uygun olduğu kabul edilir.
Uyumlaştırılmış standartların temel gerekleri tam olarak karşılamadığının tespit edilmesi halinde, durum Sağlık Bakanlığına bildirilir. Sağlık Bakanlığı bu bilgileri Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona iletir.
Sağlık Bakanlığı, EK-II’nin (A) listesindeki ve gerektiğinde EK-II’nin (B) listesindeki cihazlar için belirlenen ortak teknik özelliklere uygun olarak tasarlanan ve üretilen cihazların, 5 inci maddede belirtilen temel gereklere uygun olduğunu kabul eder. Bu özellikler; uygun performans değerlendirmesi, yeniden değerlendirme kriteri, seri dağıtım kriteri, referans yöntemleri ve referans kriterlerini oluşturur. Ortak teknik özellikler; Avrupa Birliği Tıbbi Cihazlar Komitesince belirlenir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.
İmalatçıların, genel bir kural olarak ortak teknik özelliklere uymaları esastır. Şayet imalatçılar, bu özelliklere haklı gerekçelerle uymazlar ise, en azından ortak teknik özelliklere eşdeğer bir çözüm benimsemelidirler.
Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde, uyumlaştırılmış standartlara atıf yapılan hallerde, bu atıf ortak teknik özelliklere de yapılmış sayılır.
Uygunluk değerlendirme işlemleri
Madde 7 – (1) Uygunluk değerlendirme işlemlerinde aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınır:
a) İmalatçı, Performans değerlendirme cihazları ile EK-II’ de belirtilen cihazlar haricindeki bütün cihazlar için, CE işaretinin iliştirilmesi amacıyla EK-III’deki işlemleri takip eder ve cihazların piyasaya arzından önce AT uygunluk beyanını düzenler. İmalatçı, Performans değerlendirme cihazları ile EK-II’ de belirtilen kişisel test cihazları haricindeki kişisel test cihazları için uygunluk beyanını hazırlamadan önce, EK-III’ün (6) numaralı kısmında belirtilen diğer şartları da yerine getirir. İmalatçı, bu işlemi yapmak yerine, (b) veya (c) bentlerinde belirtilen işlemleri takip edebilir.
b) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen bütün cihazlar için CE işareti alabilmek amacıyla;
EK-IV’de belirtilen AT Tam Kalite Güvence Sistemiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini ya da
EK-V’te belirtilen AT Tip İncelemesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemi ile birlikte EK-VII’de belirtilen AT Üretim Kalite Güvencesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini takip eder.
c) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere EK-II’nin (B) Listesinde yer alan diğer bütün cihazlara
CE işareti iliştirmek amacıyla;
EK-IV’de belirtilen AT Tam Kalite Güvence Sistemiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini ya da
EK-V’te belirtilen AT Tip İncelemesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemi ile birlikte; ya EK-VI’da belirtilen AT Tip Doğrulaması veya EK-VII’de belirtilen AT Üretim Kalite Güvencesiyle ilgili uygunluk beyanı işlemini takip eder.
ç) İmalatçı, performans değerlendirme cihazları için, EK-VIII’de belirtilen işlemi takip eder ve bu cihazları piyasaya sunmadan önce EK-VIII’de belirtilen beyanı hazırlar. Bu hüküm, dokular veya insan orijinli maddeler kullanılarak yapılan performans değerlendirmesi ile ilgili çalışmaların yürütülmesini etik açıdan düzenleyen ulusal mevzuatın uygulanmasını engellemez.
d) Uygunluk değerlendirme işlemi sırasında imalatçı ve eğer katılmışsa onaylanmış kuruluş, üretimin ara aşamasında, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğine uygun olarak yapılan deneme ve doğrulama sonuçlarının tamamını göz önünde bulundurur.
e) İmalatçı, EK-III, EK-V, EK-VI ve EK-VIII’de belirtilen işleme başlama konusunda yetkili temsilcisine talimat verebilir.
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
f) İmalatçı, onaylanmış kuruluş tarafından oluşturulan EK-III’den EK-VIII’e kadar olan eklerde belirtilen teknik dokümanları, uygunluk beyanını, kararları, raporları ve sertifikaları en son ürünün üretilmesinden itibaren beş yıl süre ile Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak denetimler için muhafaza eder. İmalatçının yurt içinde bulunmaması durumunda, bu dokümanları yetkili temsilcisi hazır bulundurur ve aynı süreyle muhafaza eder.
g) Uygunluk değerlendirme işleminde onaylanmış kuruluşun da yer alması gerektiği durumlarda, imalatçı veya yetkili temsilcisi bu iş için onaylanmış kuruluşlardan birisini seçer.
ğ) Onaylanmış kuruluş, seçilen işlem çerçevesinde uygunluğu onaylamak için gerekli olan bilgi ve belgeleri başvuru sahibinden isteyebilir.
h) Onaylanmış kuruluşlarca EK-III, EK-IV ve EK-V’e uygun olarak alınan kararlar, en fazla beş yıl süre ile geçerlidir. Ancak, onaylanmış kuruluş ile imalatçı arasında imzalanan sözleşmede belirlenen süre içerisinde yapılan müracaat üzerine, kararın geçerlilik süresi, sonraki beş yıllık süreler için uzatılır.
ı) Bu maddenin (a) dan (ç) ye kadar olan bentlerinde belirtilen yöntemler ile ilgili kayıtlar ve yazışmalar, Türkçe ve/veya onaylanmış kuruluşun kabul ettiği Topluluk resmî dillerinden birinde yapılır.
i) Sağlık Bakanlığı gerektiğinde, bu maddenin (a) dan (ç) ye kadar olan bentlerinde belirtilen işlemler uygulanmamış olan ve fakat kullanılmasının sağlığın korunmasında yardımcı olacağı haklı bir talep üzerine belirlenen münferit kullanıma yönelik cihazların ülke toprakları içerisinde piyasaya arzına ve hizmete sunulmasına izin verebilir.
j) Bu madde hükümleri, Yönetmelik kapsamındaki cihazları üreterek piyasaya arz etmeden sadece kendi faaliyet alanında hizmete sunup kullanan gerçek veya tüzel kişileri de kapsar.
CE işaretlemesi
Madde 8
) CE işaretinin iliştirilmesinde, aşağıdaki hususlar dikkate alınır:
a) Performans değerlendirme cihazları hariç olmak üzere, 5 inci maddede belirtilen şartları yerine getirdiği düşünülen cihazların, piyasaya arz edildikleri zaman CE işareti taşımaları zorunludur.
b) CE uygunluk işareti, EK-X’da belirtilen şekilde olup, bir cihazın üzerinde ve şayet mümkün ise kullanma talimatı üzerinde görünebilir, okunabilir, sabit bir şekilde ve aynı zamanda ambalaj üzerinde de olmalıdır. EK- III, IV, VI ve VII’de belirtilen işlemlerin yapılmasından sorumlu olan onaylanmış kuruluşun kimlik numarası da, CE işaretiyle birlikte yer alır.
c) CE işaretinin anlamı veya şekli konusunda yanlış anlamaya yol açabilecek işaret veya ibare iliştirmek yasaktır. Başka bir işaret ancak, CE işaretinin görülmesini ve okunmasını engellemeyecek biçimde, cihazın veya ambalajının üzerine veyahut kullanım kılavuzuna konulabilir.
2. ) Ayrıca, CE işaretinin iliştirilmesi ve kullanılması konusunda, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan CE Uygunluk İşaretinin Ürüne İliştirilmesine ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik hükümlerine de uyulması zorunludur.
Piyasaya arz ve hizmete sunmak
Madde 9
) Usulüne uygun olarak kurulduğunda, bakımı yapıldığında ve amacına uygun kullanıldığında bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği‘nde belirlenen gerekleri karşılayan cihazların piyasaya arz edilebilmesi ve/veya hizmete sunulabilmesi için gerekli tedbirler alınır.
) Sağlık Bakanlığı, performans değerlendirme cihazları da dahil olmak üzere, cihazların güvenliği ve kalitesini izlemekle yükümlüdür.
Serbest dolaşım
Madde 10
) 7 nci maddedeki uygunluk değerlendirme işlemlerine tâbi tutularak, 8 inci madde uyarınca CE işareti iliştirilen cihazların piyasaya arzı ve/veya hizmete sunulması engellenemez.
) EK-VIII’de talep edilen beyanda belirtildiği üzere, listelenmiş laboratuvarlarda ve diğer kuruluşlarda performans değerlendirmesi yapmak için tasarlanmış ve 7 nci maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ve EK-VIII’de belirtilen şartları yerine getiren cihazlara herhangi bir engel oluşturulamaz.
) Bu Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan cihazların, Yönetmelik hükümlerine uygunluğu sağlanıncaya kadar piyasaya arz edilmeyeceğini ve hizmete sunulmayacağını açık bir şekilde gösteren bir işaret taşımaları kaydıyla, ticarî fuarlar, sergiler, gösterimler, bilimsel veya teknik toplantılarda tanıtım faaliyetleri engellenemez.
) Bir cihaz son kullanıcıya ulaştığı zaman, EK-I/B’nin (8) numaralı kısmında belirtilen bilgiler Türkçe sunulmalıdır.
) Sağlık Bakanlığı, bu hükmün uygulanmasında, durumun gerektirdiği ölçüde ve duruma uygun önlemleri almak, işlemleri yapmak ve aşırıya kaçabilecek önlem ve işlemlerden kaçınmak prensibini, orantılılık ilkesi ve ayrıca,
a) Gerekli bilginin, uyumlaştırılmış ortak sembol, tanınmış kodlar veya diğer tedbirlerle sağlanıp, sağlanamayacağı,
b) Cihazı kullanacakların niteliği hususlarını göz önünde bulundurur.
Üçüncü Bölüm
Onaylanmış Kuruluş ve Danışma Komisyonları
Onaylanmış kuruluş
Madde 11
) Onaylanmış kuruluş, aşağıda belirtilen hususlar doğrultusunda Sağlık Bakanlığı tarafından atanır ve faaliyette bulunur:
a) 7 nci maddede belirtilen görevleri ve kendilerine verilmiş özel görevleri yerine getirebilecek kuruluşlar Bakanlığa müracaat eder.
b) Onaylanmış kuruluşların belirlenmesinde, EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluk aranır. Bununla birlikte, onaylanmış kuruluşlara ilişkin uyumlaştırılmış standartları karşılayan kuruluşların EK-IX’daki şartları karşıladığı kabul edilir.
c) Sağlık Bakanlığı, onaylanmış kuruluşun EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluğunu temin etmek amacıyla sürekli denetimlerde bulunur. Onaylanmış kuruluşun, bu maddenin (b) bendinde belirtilen şartlara uymadığını tespit etmesi durumunda, yapmış olduğu bildirimi geri çeker veya sınırlandırır ve Müsteşarlık aracılığıyla Komisyonu derhal bilgilendirir. Ayrıca, bu kararını Resmî Gazete’de yayımlar.
ç) Onaylanmış kuruluş ile imalatçı veya yetkili temsilcisi, EK-III’den EK-VII’ye kadar olan eklerde belirtilen değerlendirme ve doğrulama işlemlerinin tamamlanması için gereken süreyi ortaklaşa tespit eder.
d) İptal edilen veya askıya alınan tüm sertifikalar, onaylanmış kuruluş tarafından, Sağlık Bakanlığına ve diğer onaylanmış kuruluşlara bildirilir. Verilen veya verilmesi reddedilen sertifikalarda ise, talep edilmesi halinde, Sağlık Bakanlığna veya diğer onaylanmış kuruluşlara bilgi verir. Ayrıca, yine talep üzerine gerekli tüm ek bilgileri de sunar.
Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği
e) Onaylanmış kuruluşça, imalatçı tarafından bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine artık uyulmadığının veya verilmemesi gereken bir sertifikanın verilmiş olduğunun tespit edilmesi durumlarında, imalatçı tarafından uygun düzeltici tedbirler alınıncaya ve söz konusu şartlara uygunluk temin edilinceye kadar, durumun gerektirdiği ölçüde ve duruma uygun önlemleri almak, işlemleri yapmak ve aşırıya kaçabilecek önlem ve işlemlerden kaçınmak prensibi -orantılılık ilkesi- göz önünde bulundurularak verilen belge askıya alınır veya sınırlamalara tâbi tutulur veyahut iptal edilir. Belgenin askıya alınması veya iptal edilmesi veyahut sınırlamalara tâbi tutulması durumunda veya Sağlık Bakanlığının müdahalesinin gerekli görüldüğü hallerde, onaylanmış kuruluş Bakanlığa bilgi verir ve Bakanlık da durumu Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir.
f) Talep halinde onaylanmış kuruluş, bütçe belgeleri de dahil olmak üzere, EK-IX’da belirtilen şartlara uygunluğun denetlemesini sağlayacak bütün bilgi ve belgeleri Sağlık Bakanlığına verir.
2. ) Onaylanmış kuruluşun seçiminde ve faaliyetlerinde, bu madde ve EK-IX’da belirlenen asgari kriterler ile birlikte, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uygunluk Değerlendirme Kuruluşlarıile Onaylanmış Kuruluşlara Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.
Danışma komisyonları
Madde 12 – (1) Sağlık Bakanlığı, cihazlar ve standartlar konusunda, bünyesinde bulunan teknik düzenleme ve danışma komisyonları yetersiz kaldığında, yeni danışma komisyonları oluşturabilir. Danışma komisyonlarının oluşturulması, çalışma usul ve esasları ile görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlıkça çıkarılacak Yönerge ile belirlenir.
Dördüncü Bölüm
Kayıt ve Uyarı Sistemi, Koruma Tedbirleri, Denetim ve Yaptırımlar
Kayıt sistemi
Madde 13 – (1) Sağlık Bakanlığı, aşağıda belirtilen esaslara göre kayıtları tutar ve takip eder:
a) Ülke sınırları içinde yerleşik olarak faaliyet gösterip kendi namına cihazları piyasaya arz eden imalatçılar,
) İşyeri adresini,
Genel teknolojik özellikler ve/veya analizler amacıyla kullanılan reaktifler, reaktif ürünleri, kalibrasyon ve kontrol materyallerine ilişkin bilgileri, piyasaya arzın sonlandırılması dahil önemli değişiklikler ve diğer cihazlar için uygun endikasyonları,
EK-II kapsamındaki cihazlar ve kişisel test cihazlarının tanımlanabilmesi için gereken bilgilerin tamamı ile, EK-I/A’nın (3) numaralı kısmında belirtilen analitik ve varsa tanı parametrelerini, EK-VIII’e uygun olarak yapılan performans değerlendirme sonucunu, sertifikaları ve piyasaya arzın kesintiye uğraması da dâhil olmak üzere bunlardaki önemli değişiklikleri Sağlık Bakanlığına bildirir.
b) Ek-II kapsamındaki cihazlar ve kişisel test cihazları, iç piyasada hizmete sunuluyor ise, Bakanlık cihazların etiketi ve kullanım kılavuzu ile birlikte söz konusu cihaz ile ilgili tanıtıcı bilgileri talep edebilir. Ancak, Yönetmeliğe uygun olan cihazların piyasaya arzı ve/veya hizmete sunulması, bu tedbirlerin alınmış olması şartına bağlı değildir.
c) Cihazı kendi adıyla piyasaya arz eden imalatçı, ülke sınırları dışında ise yetkili temsilcisini Sağlık Bakanlığına bildirir. Yetkili temsilci (a) bendinde yer alan bilgileri Bakanlığa bildirir.
ç) (a) bendinde yer alan bildirimler, bütün yeni cihazları da kapsar. Eğer bir cihaz, gerekli analizler veya diğer parametreler için önceki üç yıl zarfında piyasada mevcut değilse ve eğer işlem, önceki üç yıl boyunca piyasada mevcut analizler veya başka parametreler ile bağlantılı biçimde sürekli olarak kullanılmayan bir analitik teknoloji içeriyorsa, bu cihazın yeni bir cihaz olduğu kabul edilir. Ayrıca, Bakanlığa bildirilen CE işareti iliştirilmiş cihaz yeni bir ürün ise, imalatçı bildirim sırasında bu hususu belirtir.
d) Bakanlık, bu maddenin (a) ve (c) bentleriyle ilgili bildirimlerin 18 inci maddede tanımlanan Veri Bankasına ivedilikle kaydedilmesini temin eder.
Uyarı sistemi
Madde 14 – (1) Cihazın piyasaya arz edilmesinden sonra tespit edilen olumsuzluklara ilişkin aşağıdaki şekilde uyarı sistemi oluşturulur:
a) Bakanlık aşağıda belirtilen olaylarla ilgili olarak bilgisine sunulan verilerin, bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde değerlendirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
) Cihazdaki herhangi bir işlev bozukluğu, cihazın çalışmaması veya özelliklerinin ve/veya performansının kötüleşmesi, etiketinde veya kullanma talimatındaki yetersizlikler, doğrudan veya dolaylı olarak hastanın, kullanıcının veya üçüncü şahısların ölümüne veya sağlıklarının ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek durumlar,
) (1) numaralı alt bentte belirtilen durumlara ilişkin olan ve imalatçının aynı türden cihazları sistematik olarak geri çekmesine yol açan, cihazın performansı veya özellikleri ile ilgili her türlü teknik veya tıbbi sebepler,
b) Hekim veya sağlık kurum ve kuruluşları veya dış kalite kontrol programları düzenleyen kuruluşlar, bu maddenin (a) bendinde belirtilen durumlar hakkında Sağlık Bakanlığını bilgilendirmek zorundadır. Bakanlık, hekim veya sağlık kurum ve kuruluşlarından gelen bildirimlerle ilgili olarak cihazın imalatçısının veya yetkili temsilcisinin bu durumdan haberdar olması için gerekli bütün tedbirleri alır.
c) Bakanlık, mümkünse imalatçı ile birlikte gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra, 15 inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu maddenin (a) bendinde belirtilen olumsuz olaylar ile bunlara ilişkin, piyasadan geri çekme de dahil olmak üzere, alınmış veya alınması öngörülen tedbirler hakkında Müsteşarlık aracılığıyla Komisyonu ve üye ülkeleri ivedilikle bilgilendirir.
ç) 13 üncü madde kapsamında CE işareti taşıyan cihaz bir cihaz yeni bir cihaz ise, imalatçı bu durumu bildiriminde belirtir. Bakanlık, haklı sebep göstererek bildirimi takip eden iki yıl içerisindeki herhangi bir zamanda imalatçıdan, cihazın piyasaya arzından sonra kazanılan tecrübeye ilişkin bir rapor sunmasını isteyebilir.
d) Bakanlık gerektiğinde, bu maddede belirtilen hususlar ile ilgili olarak Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.
Korumaya ilişkin tedbirler
Madde 15
1.) Bakanlık, 10 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen cihazların doğru bir şekilde montajı ve bakımı yapıldığı, tasarlanan amaç için kullanıldığı ve beyan edilen amaca uygun olduğu halde, kullanımı sebebiyle hasta, kullanıcı, uygulayıcı veya üçüncü şahısların sağlık ve güvenliği açısından tehlike oluşturduğunu tespit ettiğinde, bu cihazların piyasadan çekilmesini sağlamak, piyasaya arzını engellemek veya kısıtlamak veyahut hizmete sunulmasını engellemek veya kısıtlamak için gereken bütün tedbirleri alır ve
a) 5 inci maddedeki temel gereklerin ihlali,
b) 6 ncı maddedeki standartların yanlış uygulanması ve
c) Standartların kendisinden kaynaklanan eksiklikleri göz önünde bulundurarak alınan tedbirleri, nedenleriyle birlikte Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir.
2. ) Bu Yönetmeliğe uygun olmayan bir cihaz CE işareti taşıdığında Bakanlık, işareti kullanana karşı gerekli tedbiri alır ve Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.
Usulsüz olarak iliştirilmiş CE işareti
Madde 16
1. ) CE işaretinin usulsüz olarak cihaza iliştirilmiş olduğunun tespit edilmesi halinde, 15 inci madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla; imalatçı veya yetkili temsilcisi, Bakanlıkça belirlenen şartlar çerçevesinde ihlale son vermek zorundadır. İhlalin devamı halinde Bakanlık, cihazın piyasaya arzını kısıtlayıcı veya yasaklayıcı ya da cihazın piyasadan çekilmesini sağlayan gerekli bütün tedbirleri alır.
2. ) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği kapsamında olmadığı halde, bu Yönetmelikteki gerekleri yerine getirerek CE işareti iliştirilen diğer ürünler için de bu maddede belirtilen hükümler uygulanır.
Ret veya sınırlama ile ilgili kararlar
Madde 17
) Bakanlıkça, bu Yönetmeliğin uygulanması sırasında cihazın piyasaya arzına, hizmete sunulmasına yönelik ret veya sınırlayıcı nitelikteki veyahut cihazların piyasadan çekilmesine ilişkin olarak alınan herhangi bir kararda, karara dayanak teşkil eden gerekçeler açıkça belirtilir ve başvurabileceği hukuki yollar ve bunlarla ilgili süreler, gecikmeksizin ilgili taraflara bildirilir.
) Birinci fıkrada belirtilen bütün kararlar için alınacak tedbirin aciliyeti, fikir alışverişi suretiyle değerlendirme yapılmasına imkân veriyor ise, imalatçı veya yetkili temsilcisi, görüşünü önceden belirtme hakkına sahiptir.
) Cihaz veya cihazlara ilişkin red veya sınırlama veyahut piyasadan çekilmesi iş ve işlemleri ile ilgili olarak ayrıca, 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik hükümleri de uygulanır.
Avrupa veri bankası
Madde 18 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmelik ile ilgili düzenleyici veriler Avrupa Veri Bankasında saklanır. Bu Bankada;
a) 13 üncü maddede belirtilen imalatçının ve cihazın kaydıyla ilgili verilerin,
b) EK-III’den EK-VII’ye kadar olan eklerde öngörülen yöntemlere uygun olarak verilen, değiştirilen, ilave edilen, askıya alınan, iptal edilen veya reddedilen belgeler ile ilgili verilerin,
c) 14 üncü maddede belirtilen uyarı sistemiyle elde edilen verilerin kaydı tutulur.
Sağlığın korunması ile ilgili özel tedbirler
Madde 19 – (1) Bakanlık, kamu sağlığının korunması amacıyla, bir cihaz veya cihaz grubunun piyasaya arzının yasaklanması, sınırlanması veya özel koşullara tabi tutulması gerektiğinde, gerekli bütün tedbirleri alır ve konu ile ilgili Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bilgi verir.
Beşinci Bölüm
Çeşitli ve Son Hükümler
İstisnai durumlar
Madde 20 – (1) Sağlık Bakanlığı, EK-II’deki cihaz listelerinin değiştirilmesi veya bu listeler ile ilgili olarak 7 nci maddedeki uygunluk değerlendirme işlemleri şartlarının hafifletilmesi veya değiştirilmesi gerektiğini tespit ettiği takdirde, durumu Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirir. Bu beyan, uyarı sistemi ve kalite kontrol programlarından elde edilen bilgiler ışığında;
a) Belirli bir cihazdan elde edilen sonuçlara tamamen itimat edilip edilmeyeceği ve bu sonucun, devam eden tıbbi bir faaliyeti doğrudan etkileyip etkilemediği,
b) Özellikle yanlış pozitif test sonuçları veya yanlış negatif test sonuçları sebebiyle, belirli bir cihaz kullanılarak elde edilen yanlış bir sonuca göre alınan tedbirin, hastalar, kullanıcılar, üçüncü şahıslar veya kamu sağlığı açısından tehlike oluşturup oluşturmayacağı,
c) Cihazın uygunluğunun tespitine, onaylanmış kuruluşu dahil etmenin işleme katkı sağlayıp sağlamayacağı kriterlerine uygun olarak yapılır.
Gizlilik
Madde 21 – (1) Sağlık Bakanlığı, onaylanmış kuruluş ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin uygulanmasına katılan bütün taraflar, görevlerini yerine getirirken temin ettikleri bütün bilgilerin gizliliğini sağlarlar. Ancak, gizlilik mahiyetini haiz bu bilgiler, kamu sağlığının ve düzeninin gerektirdiği hallerde, adli ve ilgili üst mercilerin talebi üzerine ve Bakanlığa bilgi verilmek suretiyle açıklanabilir.
İşbirliği
Madde 22 – (1) Sağlık Bakanlığı, bu Yönetmeliğin uygulamasında gerekli bilgi akışını sağlamak ve işbirliği zeminini oluşturmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yetkili organları ile Müsteşarlık aracılığıyla işbirliği yapar.
Aykırı davranışlar hakkında uygulanacak hükümler
Madde 23 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğin hükümlerine aykırı davranan ve faaliyet gösterenler hakkında Kanun, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.
Uyumlaştırılan Avrupa Birliği mevzuatı
Madde 24 – (1) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği, Avrupa Birliğinin in vitro tıbbi tanı cihazları ile ilgili mevzuatına uyum sağlanması amacıyla, 98/79/EEC sayılı İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazları Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.
Atıflar
Madde 25 – (1) Daha önce diğer düzenlemelerde, 14 Ekim 2003 tarihli ve 25259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğine yapılan atıflar, bu Yönetmeliğe yapılmış olarak kabul edilir.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
Madde 26 – (1) 14 Ekim 2003 tarihli ve 25259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 27 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 28 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
EK-I
Temel Gerekler
A) Genel Gerekler:
) Cihazlar, kullanım amaçlarına ve şartlarına uygun olarak kullanıldığında, doğrudan veya dolaylı olarak, hastaların klinik durumunu veya güvenliğini, kullanıcıların veya gerektiğinde diğer şahısların sağlığını veya güvenliğini veya malların güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazların kullanımları ile ilgili riskler, hastaya olan faydaları ile kıyaslandığında kabul edilebilir olmalı ve sağlık ve güvenliğin yüksek düzeyde korunmasını sağlamalıdır.
) İmalatçı, cihazların tasarım ve üretiminde, genel kabul gören teknolojik yöntemleri ve çözümleri göz önünde bulundurarak, güvenlik ilkelerine uymalı ve aşağıda belirtilen hususları uygulamalıdır:
Tehlikeleri mümkün olduğu kadar azaltmak veya ortadan kaldırmak için güvenli tasarım ve üretim yapmalıdır,
Tehlikelerin önlenememesi halinde, alarm, ikaz ve tüm koruma tedbirleri alınmalıdır.
Belirtilen koruma tedbirlerinin yetersizliğine bağlı olarak kalan tehlikeler kullanıcıya bildirilmelidir.
3. ) Cihazlar, genel kabul gören teknolojik yöntemler göz önünde bulundurularak Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen amaçlara uygun olarak imalatçı tarafından tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazlar, imalatçı tarafından belirlenen, özellikle analitik duyarlılık, tanısal duyarlılık, analitik özgüllük, tanısal özgüllük, kesinlik, tekrarlanabilirlik, bilinen interferansa ilişkin kontrol de dâhil saptama limitleri gibi belirtilen performans özelliklerini karşılamalıdır. Kalibratörler ve/veya kontrol materyalleri için belirlenen değerler, mevcut referans ölçüm işlemleri ve/veya daha yüksek düzeyde mevcut referans materyalleri aracılığıyla doğrulanmalıdır.
4. ) Cihazın imalatçı tarafından belirtilen kullanım süresi boyunca, normal şartlar altında kullanımı sırasında ortaya çıkabilecek olumsuzluklar; cihazın bu EK’in (1) ve (3) numaralı kısımlarında belirtilen performansı ve özellikleri değiştirecek, hastanın, kullanıcının ve diğer şahısların sağlığını ve güvenliğini bozacak nitelikte olmamalıdır. Cihazın kullanım süresi belirtilmediği takdirde, cihazın beyan edilen amacı da dikkate alınarak, bu türdeki cihazların beklenen ortalama kullanım süreleri esas alınır.
5. ) Cihazlar, imalatçıdan temin edilen kullanım kılavuzunda verilen bilgilere (ısı derecesi ve nem gibi) uygun bir şekilde nakledildiğinde ve depolandığında öngörülen kullanım süresince özellikleri ve performansı olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde tasarlanmış, üretilmiş ve paketlenmiş olmalıdır.
B) Tasarım ve Üretim Gerekleri:
1.) Kimyasal ve fiziksel özellikler:
1.1) Cihazlar, hasta, kullanıcı ve üçüncü şahıslarda oluşabilecek enfeksiyon riskini ortadan kaldıracak veya azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Tasarım, kullanımı kolaylaştıracak şekilde yapılmalı, gerekli hallerde cihazın hasta tarafından veya hastanın cihaz tarafından kontaminasyonunu ve numune kabı kullanılması durumunda kontaminasyon riskini azaltacak şekilde olmalıdır. Üretim süreçleri de bu amaçlara uygun olmalıdır.
1.2) Cihazlar, cihazları taşıyan, muhafaza eden ve kullanan şahıslar için, sızıntı, kontaminantlar ve kalıntı yönünden riski mümkün olduğu kadar azaltacak şekilde ve cihazın kullanım amacına uygun olarak tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.
2) Enfeksiyon ve mikrobiyolojik kontaminasyon:
2.1) Cihazlar ve üretim süreci, kullanıcı veya üçüncü şahıslar için enfeksiyon riskini mümkün olduğunca azaltacak veya ortadan kaldıracak şekilde düzenlenmelidir. Tasarım, kullanımı kolaylaştıracak şekilde yapılmalı ve kullanım sırasında cihazın kontaminasyonunu veya cihazdan kaynaklanan sızıntıları ve gerekli hallerde numune kabı kullanılması durumunda kontaminasyon riskini mümkün olduğunca azaltacak şekilde olmalıdır. Üretim süreçleri de bu amaçlara uygun olmalıdır.
2.2) Biyolojik maddelerin kullanıldığı cihazlarda enfeksiyon riski, uygun donörler ve maddeler seçilerek ve uygun inaktivasyon, koruma, test ve kontrol yöntemleri kullanılarak mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
2.3) “Steril” etiketli veya özel mikrobiyolojik durumu olduğunu belirten etiket taşıyan cihazlar piyasaya arz edildiklerinde, imalatçı tarafından belirtilen taşıma ve saklama koşullarında koruyucu ambalaj açılana veya bozulana kadar etiketlerinde belirtilen mikrobiyolojik durumlarını korumalarını sağlayacak şekilde tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.
2.4) “Steril” veya özel mikrobiyolojik bir muhtevası olduğuna dair etiket taşıyan cihaz, uygun ve geçerli bir yönteme tabi tutulmuş olmalıdır.
2.5) Bu EK’in (2.3) numaralı kısmında belirtilen cihazların dışında kalan cihaz ambalajlama sistemleri; imalatçı tarafından belirtilen ürün temizlik düzeyini koruyacak şekilde; şayet cihazlar kullanımdan önce sterilize edilecek ise, mikrobik kontaminasyon riskini asgariye indirecek şekilde olmalıdır.
Cihazın performansını olumsuz etkileyebilecek olan hammadde seçimi ve kullanımı, üretimi, depolanması ve dağıtımı sırasında oluşabilecek mikrobik kontaminasyonu azaltmak için gerekli tedbirler alınmalıdır.
2.6) Sterilizasyona tabi tutulacak cihazlar, uygun ve kontrol edilmiş şartlarda (çevre şartları gibi) üretilmelidir.
2.7) Steril olmayan cihazlar için ambalajlama sistemleri, cihazı herhangi bir bozulmaya sebep olmaksızın öngörülen temizlik düzeyinde tutmalı ve şayet, cihazlar kullanımdan önce sterilize edilecek ise, mikrobik kontaminasyon riskini asgariye indirmelidir. Ambalajlama sistemi, imalatçı tarafından belirtilen sterilizasyon metoduna uygun olmalıdır.
3) Üretim özellikleri ve çevresel özellikler:
3.1) Cihaz, başka cihaz veya ekipmanla birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış ise, bağlantı sistemi de dahil olmak üzere, bütün sistem güvenli olmalıdır ve cihazların belirlenmiş performanslarını bozmamalıdır. Kullanıma yönelik kısıtlamalar etiket ve/veya kullanım kılavuzunda belirtilmelidir.
3.2) Cihazlar, normal kullanım koşullarında temas edebilecekleri malzeme, madde ve gazlarla birlikte kullanıldıklarında oluşabilecek riskleri mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
3.3) Cihazlar, aşağıdaki hususları mümkün olduğunca azaltacak veya ortadan kaldıracak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir:
Fiziksel özelliklere (özellikle hacim x basınç, boyut ve ergonomik özellikler) bağlı yaralanma riski,
Manyetik alanlar, harici elektriksel etkiler, elektrostatik deşarj, basınç, maddelerin kazaen cihaza nüfuz etmesi, ısı, nem veya basınç ve ivmede değişiklikler gibi önceden öngörülebilen dış etkilere bağlı olan riskler.
Cihazlar, tasarım amaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak için olumsuz elektromanyetik etkilerden uygun düzeyde kendini koruyacak ve kendiliğinden dirence sahip olacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
3.4) Cihazlar, tek hata durumunda ve normal kullanımları esnasında yangın veya patlama risklerini mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Yanıcı veya yanmaya sebep olan maddeler ile birlikte kullanılmak üzere tasarlanan cihazlara özellikle dikkat edilmelidir.
3.5) Cihazlar, atıkların güvenilir şekilde ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
3.6) Ölçme, izleme ve gösterge skalası (renk değişimi ve diğer görsel göstergeler de dahil), cihazın kullanım amacına uygun ergonomik ilkelere göre tasarlanmalı ve üretilmelidir.
4) Ölçüm fonksiyonu olan cihazlar:
4.1) Primer analitik ölçüm fonksiyonlu cihazlar, cihazın beyan edilen amacı, mevcut veya uygun referans ölçüm yöntemleri ve materyalleri göz önünde bulundurularak, uygun stabilite ve doğruluk sınırları içinde ölçüm doğruluğu sağlayacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Doğruluk sınırları, imalatçı tarafından belirlenmelidir.
4.2) Değerler sayısal olarak ifade ediliyor ise, 21 Haziran 2002 tarihli ve 24792 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Birimler Sistemine Dair Yönetmelikte belirtilen hükümlere uyan ölçü birimleri ile ifade edilmelidir.
5) Radyasyona karşı korunma:
5.1) Cihazlar, kullanıcıların ve üçüncü şahısların yayılan radyasyona maruz kalmalarını mümkün olduğunca azaltacak şekilde tasarlanmalı, üretilmeli ve paketlenmelidir.
5.2) Cihaz, potansiyel olarak zararlı, gözle görülebilir ve/veya görülemez radyasyon yayacak şekilde tasarlanmış ise;
Yayılan radyasyonun niteliği ve miktarı kontrol edilebilir ve/veya ayarlanabilir şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
Radyasyon yayılımını bildiren göstergeler ve/veya sesli uyarı sistemleri ile donatılmalıdır.
5.3) Radyasyon yayan cihazın kullanım kılavuzu, yayılan radyasyonun türü, kullanıcının korunma yolları, yanlış kullanımı önlemenin yolları ve cihazı kurarken karşılaşılabilecek riskleri bertaraf etme konularında detaylı bilgi vermelidir.
6) Bir enerji kaynağı ile donatılmış veya bağlantılı cihazlar için şartlar:
6.1) Yazılımı da içeren programlanabilir elektronik sistemi olan cihazlar, kullanım amaçlarına göre, bu sistemin tekrarlanabilirliğini, güvenilirliğini ve performansını emniyete alacak şekilde tasarlanmalıdır.
6.2) Cihazlar, çevredeki diğer cihaz veya ekipmanların çalışmasını bozabilecek elektromanyetik alan oluşturma riskini en aza indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
6.3) Cihazlar, doğru olarak kurulup bakımı yapılmak şartıyla, normal kullanım sırasında ve tek hata durumunda oluşabilecek elektrik şoku risklerini mümkün olduğunca önleyecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
6.4) Mekanik ve termal risklere karşı korunma:
6.4.1) Cihazlar, kullanıcıyı mekanik risklere karşı koruyacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. Cihazlar, öngörülen çalışma şartlarında yeterince stabil olmalıdır. Öngörülen çalışma ortamındaki basınca dayanıklı olmalı ve bu dayanıklılık, cihazın kullanım ömrü boyunca, imalatçı tarafından belirtilen bakım ve gözetim şartlarına bağlı olarak devam etmelidir.
Hareketli bölümlere, parçanın yerinden ayrılmasına, bozulmasına veya madde sızıntısına bağlı risklerin önlenmesine yönelik, uygun koruyucular eklenmelidir.
Özellikle hareketli parçalara karşı, koruma sağlamak için cihaza eklenen koruyucular ve diğer araçlar güvenli olmalı, cihazın normal olarak çalışmasını etkilememeli ve cihazın imalatçı tarafından belirlenen rutin bakımını sınırlamamalıdır.
6.4.2) Cihazlar, titreşimleri belirlenmiş performansın bir parçası olmadıkça, özellikle kaynakta, titreşimleri sınırlayıcı araçlar ve teknik gelişmeler göz önüne alınarak, cihazın titreşimlerinden kaynaklanan tehlikeleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
6.4.3) Cihazların çıkardıkları sesler belirlenmiş performansın bir parçası değil ise, özellikle kaynakta çıkardığı sesi sınırlayıcı araçlar ve teknik gelişmeler göz önüne alınarak, cihazın çıkardığı sesten kaynaklanan tehlikeleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
6.4.4) Kullanıcı tarafından manuel kullanılması gereken terminaller ile elektrik, gaz, hidrolik ve pnömatik enerji kaynaklarına bağlantılar, muhtemel riskleri asgariye indirecek şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir.
6.4.5) Isı sağlayan veya belirli sıcaklığa ulaşması amaçlanan parçaları hariç olmak üzere, cihazın erişilebilir parçaları ve bunların çevresi, normal kullanım koşullarında potansiyel olarak tehlikeli sıcaklık düzeyine çıkmamalıdır.
7) Kişisel test cihazları için gerekler: Kişisel test cihazları, kullanıcının becerileri, kullanıcıya sunulan araçlar, kullanıcının tekniği ve çevredeki değişikliklerden kaynaklanan etkiler göz önünde bulundurularak, tasarım amaçlarına uygun çalışmalarını sağlayacak şekilde tasarlanmalı ve üretilmelidir. İmalatçının verdiği bilgi ve talimatlar kullanıcılar tarafından anlaşılabilir ve uygulanabilir olmalıdır.
7.1) Kişisel test cihazları:
Prosedürün tüm aşamalarında sıradan kullanıcının kolaylıkla kullanabileceği ve,
Cihazın kullanılması veya sonuçların yorumlanmasında kullanıcı hata riskini olabildiğince azaltacak şekilde, tasarlanmalı ve üretilmelidir;
7.2) Kişisel test cihazları, mümkünse kullanıcının kullanım sırasında, cihazın beyan edilen amacına uygun olarak çalışıp çalışmadığını denetleyeceği bir kullanıcı kontrol yöntemini de içermelidir.
8) İmalatçı tarafından sağlanan bilgiler:
8.1) Her bir cihazın beraberinde, kullanıcının eğitim düzeyi ve bilgi seviyesi göz önüne alınarak, güvenli bir kullanımı sağlayan bilgiler ile imalatçının kimlik bilgileri yer almalıdır.
Bu bilgiler, kullanım kılavuzunda ve etiket üzerinde detaylı olarak verilmelidir.
Cihazın güvenli ve uygun kullanımını sağlamak için gereken bilgiler uygun ve uygulanabilir olduğu takdirde, cihazın ve/veya uygunsa ticari ambalajının üzerine konulmalıdır. Cihazın her bir parçasının ayrı ayrı etiketlenmesi mümkün değilse, bu bilgiler, ambalajın üzerinde ve/veya bir veya daha fazla cihaz için verilen kullanım kılavuzunda yer almalıdır.
Kullanım kılavuzu, bir veya daha fazla cihazın bulunduğu ambalaj içerisinde yer almalıdır.
Haklı bir sebebe dayanan istisnaî durumlarda, kullanım kılavuzu olmaksızın uygun ve güvenli bir şekilde kullanılabilecek cihazlar için bu tür kılavuzlar gerekmez.
Kullanım kılavuzu ve etiketi, Türkçe olmalıdır.
8.2) Bu bilgiler gerektiğinde sembol şeklinde olabilir. Sembol ve tanıtıcı renkler uyumlaştırılmış standartlara uygun olmalıdır. Standardı bulunmayanlar için sembol ve renkler, cihazla birlikte verilen dokümanlarda açıklanmalıdır.
8.3) Cihazı oluşturan parçalar ve cihazın yapısı göz önünde bulundurulduğunda, tehlikeli olduğu düşünülen maddeleri veya preparatları içeren cihazlar söz konusu olduğunda, Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliği’nde belirtilen şartlara uygun tehlike sembolleri ve etiketleme şartları uygulanır. Tüm bilgileri, cihazın kendisinin üstüne veya etiketine koyacak yeterli yer olmaması durumunda, uygun tehlike sembolleri ve ilgili düzenlemelerin gerektirdiği diğer bilgilere kullanım kılavuzunda yer verilir. Bütün bilgiler, kullanım kılavuzunda uygun şekilde yer alıyor ise güvenlik veri formunda da ilgili düzenlemelerin hükümleri uygulanır.
8.4) Etiket, uygun olduğunda, sembol ile de ifade edilebilecek aşağıdaki özellikleri içermelidir;
a) İmalatçının adı veya ticari unvanı ve adresi; Avrupa Birliği üyesi ülkeler hariç diğer ülkelerden ithal edilen cihazlar için, etiket, dış ambalaj veya kullanma kılavuzu, ek olarak imalatçının yetkili temsilcisinin de adı veya ticarî unvanı ve adresini içermelidir,
b) Kullanıcının cihazı ve ambalaj içeriğini tam olarak bilebilmesi için gerekli olan bütün ayrıntılar,
c) Gerektiğinde, “steril” ibaresi veya herhangi bir özel mikrobiyolojik durum veyahut hijyen durumunu belirten ifade,
ç) “Lot” ibaresinden sonra parti kodu veya seri numarası,
d) Gerektiğinde cihazın veya bir bölümünün güvenli olarak kullanılması açısından, yıl, ay ve gerekirse gün olarak son kullanma tarihi,
e) Performans değerlendirme cihazı için “sadece performans değerlendirmesi için” ibaresi,
f) Gerektiğinde cihazın “in-vitro kullanımı“nı gösteren bir ifade,
g) Özel depolama ve/veya taşıma şartları,
ğ) Varsa özel kullanım talimatları,
h) Alınması gereken tedbirler ve/veya uyarılar,
ı) Cihaz, kişisel test cihazı olarak tasarlanmış ise açık bir biçimde belirtilmesi.
8.5) Cihazın kullanım amacı, kullanıcı için açık değil ise, imalatçı kullanım amacını, kullanım kılavuzunda ve uygunsa etikette de açıkça ifade etmelidir.
8.6) Gerektiğinde ve mümkünse cihazlar ve ayrılabilir parçaları her bir parti için, cihazlar ve ayrılabilir parçalardan kaynaklanabilecek herhangi bir potansiyel riski tespit etmek amacıyla yapılabilecekleri de gösterecek şekilde tanımlanmalıdır.
8.7) Gerektiğinde, kullanım kılavuzu aşağıdaki özellikleri içermelidir:
a) Bu EK’in (8.4) numaralı kısmında, (ç) ve (d) cümleleri hariç olmak üzere, belirtilen hususlar,
b) Reaktif bileşenlerinin ve kit’in veya reaktifin aktif içeriğinin ve/veya içeriklerinin miktar veya konsantrasyonunun yanı sıra gerektiğinde cihazın ölçümünü etkileyen diğer içeriklerini belirten bir ifade,
c) Saklama şartları ve her reaktifin ambalajının ilk açılmasından sonraki raf ömrü ile çalışan reaktiflerin saklama koşulları ve stabilitesi,
ç) Bu EK’in (A) bölümünün (3) numaralı kısmında belirtilen performanslar,
d) Gerekli özel ekipmanların gösterilmesi ve bunların doğru kullanımı için gerekli bilgilerin verilmesi;
e) Kullanılacak numunenin türü, varsa özel numune alma yöntemi, ön işlemler ve şayet gerekli ise saklama şartları ve hastanın hazırlanması için gerekli olan talimatlar;
f) Cihazın kullanımı sırasında takip edilecek işlemin detaylı tanımı;
g) Cihazla izlenmesi gereken ölçüm işlemi, gerekli olduğunda aşağıdakileri içermelidir:
Yöntemin prensibi,
Özgül analitik performans özellikleri (duyarlılık, özgüllük, doğruluk, tekrarlanabilirlik, yeniden üretilebilirlik, tespit sınırları ve ölçüm aralığı, bilinen etkenlerin kontrolüne ilişkin bilgi dahil), yöntemin sınırlamalar ve kullanıcının uygulayabileceği referans ölçüm yöntemlerinin ve materyallerinin kullanımı hakkında bilgi,
Cihazın kullanımından önce yapılması gereken başka işlemlerin detayları (yeniden kullanıma hazır hale getirmek, inkübasyon, sulandırma ve alet kontrolleri gibi),
Özel bir eğitimin gerekip gerekmediğini belirtir bir ifade,
ğ) Analitik sonucun hesaplanmasının yapıldığı matematiksel yaklaşım,
h) Cihazın analitik performansında değişiklik olması durumunda alınması gereken tedbirler,
ı) Kullanıcılara aşağıdaki hususlar hakkında gerekli bilgi;
Spesifik onaylama işlemlerini de içeren iç kalite kontrolü;
Cihazın kalibrasyonunun izlenebilirliği;
i) Uygun bir referans popülasyonu tanımı dahil, ölçülen miktarlar için referans aralıkları;
j) Cihazın beyan edilen amacına uygun çalışabilmesi için başka tıbbi araç ve gereç veya ekipmanla birlikte veyahut bağlantılı olması gerekiyor ise, doğru araç ve gereç veya ekipmanı kullanabilmek, güvenli ve uygun bir kombinasyon elde etmek için cihazın özellikleri hakkında detaylı bilgi,
k) Cihazın uygun bir şekilde kurulduğunu, doğru ve güvenilir çalıştığını doğrulamak için gerekli tüm bilgi. Cihazın güvenli ve uygun bir şekilde çalışmasını sağlayacak olan kalibrasyon ve bakımın sıklığı ve türü konusunda detaylar ile atıkların güvenilir bir şekilde ortadan kaldırılması hakkında bilgi,
l) Cihaz kullanılmadan önce, yapılacak ilave işlemler (sterilizasyon, cihaz parçalarının birleştirilmesi gibi) ile ilgili daha detaylı bilgi,
m) Koruyucu ambalajın zarar görmesi durumunda gerekli talimatlar ve yeniden sterilizasyon veya dekontaminasyon için uygun yöntemlerin ayrıntıları,
n) Cihaz yeniden kullanılabilir nitelikte ise, temizleme, dezenfeksiyon, ambalajlama, yeniden sterilizasyon veya dekontaminasyon gibi tekrar kullanım için gerekli işlemler ve cihazın kaç defa tekrar kullanılabileceğine ilişkin bilgi,
o) Manyetik alanlarda, harici elektriksel etkilerde, elektrostatik deşarjda, basınç veya basınç değişimlerinde, ivme ve termik ateşleme kaynaklarında, önceden tahmin edilebilen çevre şartlarında meydana gelebilecek değişikliklere maruz kalma durumunda alınacak tedbirler,
ö) Cihazın kullanılması veya atılmasına ilişkin özel ve olağandışı risklere karşı alınması gereken tedbirler, cihazın insan veya hayvan orijinli maddeler içermesi durumunda, bunların potansiyel bulaşıcı özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine ilişkin ifade;
p) Kişisel test cihazlarının özellikleri:
Sonuçlar, sıradan bir insanın kolayca anlayabileceği şekilde ifade edilmeli ve sunulmalıdır. Pozitif, negatif ve belirsiz sonuçlar çıkması durumunda yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuç ihtimali hakkında bilgi verilmeli, bu durumda kullanıcıya nasıl hareket etmesi gerektiği tavsiye şeklinde açıklanmalıdır,
İmalatçı tarafından verilen bilgiler; kullanıcının cihazı kullanması ve çıkan sonuçları anlaması yönünden yeterli olması şartıyla özel hususlar göz ardı edilebilir,
Test sonuçlarına göre, kullanıcının hekimine danışmadan tıbbi öneme haiz bir karar almaması gerektiğini açıkça belirten bir ifade içermelidir,
Verilen bilgiler kişisel test cihazının mevcut bir hastalığın takibi için kullanıldığında, hastanın tedavisine ilişkin bir değişikliğin müdavi hekime danışmadan yapılmaması gerektiğini de içermelidir;
r) Kullanım kılavuzunun en son değiştirme ve yayımlanma tarihi.
EK-II
Risk Düzeyi Yüksek Olan İn Vitro Tıbbi Tanı Cihazlarının Listesi
a) A Listesi:
Kan gruplarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratörler ve kontrol materyalleri dahil:
ABO sistemi, Rh (C,c,D,E,e) anti-Kell,
İnsan örneklerindeki, HIV (HIV 1 ve 2), HTLV I ve II ve hepatit B, C ve D enfeksiyon markerlarını aramak, doğrulamak ve miktar belirlemek için reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratörler ve kontrol materyalleri de dahil.
b) B Listesi:
Anti-Duffy ve anti-Kidd kan gruplarını belirlemek için kullanılan, reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dâhil,
Düzensiz anti-eritrosit antikorları belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
İnsan numunelerinde; konjenital enfeksiyonlardan rubella, toksoplazmanın araştırılması ve miktarının belirlenmesi için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
Fenilketonüri hastalığına teşhis konulabilmesi için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
Sitomegalovirus ve klamidya enfeksiyonlarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
HLA doku grupları DR, A, B’yi belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
PSA tümör markerlarını belirlemek için kullanılan reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör ve kontrol materyalleri de dahil,
Trisomy 21 riskini değerlendirmek için özel olarak tasarlanmış reaktifler ve reaktif ürünleri ile ilgili kalibratör, kontrol materyalleri ve yazılım da dahil,
Kalibratörler ve kontrol materyalleri de dahil, kişisel test için kullanılan kan şekeri ölçüm cihazı.
EK-III
AT Uygunluk Beyanı
) AT Uygunluk beyanı; bu EK’in (2) ilâ (5) numaralı kısımlarında belirtilen zorunlulukları ve kişisel test cihazları için ilave olarak bu EK’in (6) numaralı kısmında belirtilen zorunlulukları yerine getiren imalatçı ve yetkili temsilcisinin cihazlarını bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinde öngörülen şartları karşıladığını temin ve beyan etme işlemidir. Buna göre imalatçı CE işaretini bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak iliştirmelidir.
) İmalatçı, bu EK’in (3) numaralı kısmında tanımlanan teknik dokümanları hazırlamalı ve üretim sürecinin, (4) numaralı kısımda belirtilen kalite güvencesi ilkelerine göre yürütülmesini sağlamalıdır.
) Teknik dokümanlar, bu Yönetmelikte belirtilen uyulması gereken şartları taşıyan cihazın uygunluğunun değerlendirilmesini sağlamalıdır. Bilhassa aşağıdakileri içermelidir:
Cihazın, planlanan her türlü değişikliği de kapsayan genel bir tanımı,
Kalite sisteminin belgeleri,
Temel malzemelerin özelliklerini, cihazın performansının özellikleri ve sınırlarını, üretim yöntemini ve aletler içinse, tasarım çizimleri, bileşen diyagramları, alt-parçaları, devreleri dahil olmak üzere, tasarım bilgileri,
İnsan orijinli doku veya bunun türevi maddeler içeren cihazlar için, bu materyalin kaynağına ve hangi şartlarda elde edildiğine ilişkin bilgiler,
Yukarıda belirtilen özelliklerin, çizimlerin, diyagramların ve cihazın nasıl çalıştığının anlaşılmasını sağlayacak tanımlar ve açıklamalar,
Risk analizi sonuçları ve gerekirse bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen standartlardan tamamen veya kısmen uygulananların bir listesi ve bu standartlar tamamen uygulanmadığı taktirde, bu Yönetmeliğin temel gerekleriyle uyumlu çözümlerin tanımları;
Steril cihazlar veya özel mikrobiyolojik veya hijyen durumu belirtilen cihazlar için, kullanılan işlemlerin açıklanması,
Tasarım hesaplamaları ve denetim sonuçları,
Cihazın amacına uygun olarak işleyebilmesi için, başka bir cihaza/cihazlara bağlanması gerekiyorsa, imalatçı tarafından belirtilen özellikleri taşıyan bu cihaz/cihazların başka bir cihaza bağlanması durumunda temel gereklere uygun olduğunun kanıtı;
Test raporları,
İmalatçı tarafından iddia edilen ve varsa bir referans ölçüm sistemi ile desteklenen yeterli performans değerlendirme verileri; referans yöntemleri, malzemeleri, bilinen referans değerleri, kullanılan ölçüm birimleri ve kesinlik hakkında bilgiler (veriler klinik ve diğer uygun ortamlarda yapılan çalışmalardan veya ilgili biyografik referanslardan) sağlanmalıdır,
Etiket ve kullanım kılavuzu,
Stabilite çalışmalarının sonuçları.
4. ) İmalatçı, üretim aşamasının üretilen cihazlar için uygun olan kalite güvence ilkelerini izlediğini garanti edecek önlemleri almalıdır.
Sistem aşağıdaki hususları içerir:
Organizasyon yapısı ve sorumluluklar,
Üretim süreci ve üretimin sistematik kalite kontrolü,
Kalite sisteminin işleyişini takip etmeye yarayacak araçlar.
5. )İmalatçı, üretim sonrası aşamasında cihazdan kazanılan tecrübeyi gözden geçirmek ve cihazın yapısını ve risklerini de dikkate alarak gerekli olan düzeltici faaliyetleri uygulamak için sistematik bir prosedür oluşturur ve bunu güncelleştirir. İmalatçı aşağıdaki olayları öğrendiği zaman derhal Sağlık Bakanlığına bildirmelidir:
i) Doğrudan veya dolaylı olarak hastanın veya kullanıcının veyahut üçüncü şahısların ölümüne veya sağlığında ciddî bir bozulmaya yol açmış veyahut açabilecek olan, bir cihazın özellikleri ve/veya performansındaki herhangi bir aksaklık, sapma ve bozukluk durumlarının yanı sıra etiketleme ve kullanma kılavuzundaki herhangi bir eksiklik,
ii) (i) alt paragrafında belirtilen hususlarda, aynı tip cihazın imalatçısı tarafından sistematik olarak geri çekilmesine yol açan ve cihazın performansına veya özelliklerine bağlı tıbbi ve teknik sebepler.
6. ) Kişisel test cihazları için imalatçı, tasarımın incelenmesi amacıyla bir onaylanmış kuruluşa başvurur.
6.1.) Başvuru cihaz tasarımının anlaşılmasını ve Yönetmeliğin tasarıma ilişkin gereklerine uygunluğun değerlendirilmesini sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Bu uygulama:
Uygunsa, sıradan insanlarla yapılan çalışmaların sonuçlarını da içeren test raporları;
Kişisel test cihazı olarak tasarlanmış cihazın kullanımının uygunluğunu gösteren verileri;
Cihaz ile birlikte verilen etiket ve kullanım kılavuzu hakkındaki bilgiyi kapsamalıdır.
6.2.) Onaylanmış kuruluş başvuruyu inceler ve tasarım bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine uygun ise, başvuru sahibine tasarım-inceleme sertifikası verir. Onaylanmış kuruluş, Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliğinin tasarımla ilgili gereklerinin değerlendirilmesini sağlayacak başka testler veya kanıtlar isteyebilir. Sertifika; değerlendirme sonuçlarını, geçerlilik şartlarını, onaylanmış tasarıma ilişkin kimlik verileri ve gerekiyorsa cihazın beyan edilen amacının açıklanmasını da içermelidir.
6.3.) İmalatçı, onaylanan tasarımda yapılan bütün önemli değişiklikleri tasarım-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Yönetmeliğin temel gereklerine uygunluğunu veya cihazın beyan edilen amacına uygunluğunu etkileyebileceği durumlarda yapılan değişikliklerin, tasarım-inceleme sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından onaylanması gerekir. Bu ek onay, tasarım-inceleme sertifikasına ilaveten yer almalıdır.
EK-IV
AT Uygunluk Beyanı
(Tam Kalite Güvence Sistemi)
) İmalatçı, söz konusu cihazların tasarım, üretim ve nihai kontrolleri için bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen, onaylanan kalite sistemini uygular ve ayrıca bu EK’in (3.3) numaralı kısmında belirtilen denetimlere ve (5) numaralı kısmında belirtilen gözetime tâbidir. İmalatçı bunlara ilaveten, EK-II’nin (A) Listesinde yer alan cihazlar için bu EK’in (4) ve (6) numaralı kısımlarında belirtilen işlemleri takip eder.
) Uygunluk beyanı; bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen hükümleri yerine getiren imalatçının, söz konusu cihazların, bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunu garanti ve beyan ettiğini gösteren işlemdir. İmalatçı, bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak CE işaretini basar, yazılı bir uygunluk beyanı hazırlar.
) Kalite sistemi:
3.1.) İmalatçı, kalite sisteminin değerlendirilmesi için onaylanmış kuruluşa başvurur. Başvuru aşağıdakileri içerir:
İmalatçının adı ve adresi ve kalite sistemi içinde yer alan diğer bütün üretim yerlerinin adı ve adresleri,
İşleme esas cihaz veya cihaz sınıfı ile ilgili yeterli bilgiler,
Aynı cihaz ile ilgili kalite sistemi için başka herhangi bir onaylanmış kuruluşa başvuru yapılmadığına dair yazılı bir beyan,
Kalite sistemi hakkındaki dokümanlar,
İmalatçının onaylanan kalite sisteminin gereklerini yerine getirme taahhüdü,
Onaylanan kalite sisteminin eksiksiz ve etkili olarak sürdürüleceğine dair imalatçı taahhüdü,
İmalatçının, üretim sonrası aşamasında cihazlardan elde edilen tecrübeyi değerlendirmek ve EK-III’ün (5) numaralı kısmında belirtilen şekilde bildirimde bulunmak ve gerekli düzeltici tedbirleri almak amacıyla düzenli bir sistem oluşturmak ve bunu güncelleştirmek taahhüdü.
3.2.) Kalite sistemi uygulaması; tasarımdan nihai kontrole kadar bütün aşamalarda, cihazların bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygun olduğunu garanti etmelidir. Kalite sistemi için, imalatçı tarafından benimsenen bütün şartlar, gerekler ve unsurlar, kaliteye ilişkin kayıtlar, yapılan işler, planlar, programlar, yazılı, sıralı ve sistematik bir şekilde bir belgede yer almalıdır.
Bu belgeler aşağıdakileri kapsar;
a) İmalatçının kalite hedeflerini,
b) İşletmenin organizasyon yapısı, cihazın tasarımı ve kalitesi konusunda yetkililerin ve çalışanların sorumlulukları ve yetkileri, Uygun olmayan cihazların kontrolü dahil, cihazların ve tasarımlarının istenen kalitede olması için kalite sisteminin etkin işleyişini kontrol etmeyi sağlayan yöntemler.
c) Cihazların tasarımını kontrol etmeyi ve denetlemeyi sağlayan işlemler ise:
Öngörülen değişiklikler dahil, cihazın genel tanımı,
-EK-III’ün (3) numaralı kısmının üçüncü ilâ on üçüncü cümlelerinde belirtilen bütün belgeler,
Kişisel test cihazlarında, EK-III’ün (6.1) numaralı kısmında belirtilen bilgiler,
Tasarım ve işlemleri kontrol etmek ve doğrulamak için kullanılan teknikler ve cihazların tasarlanmasında kullanılan sistematik ölçümler.
ç) Üretim aşamasında denetim ve kalite güvencesi teknikleri ve özellikleri;
Sterilizasyonla ilgili kullanılacak işlem ve yöntemler,
Satınalma işlemleri,
Üretimin her aşamasında, çizimlerden, özelliklerden ve ilgili diğer dokümanlardan hazırlanan ve güncelleştirilen cihazın tanımlanması işlemleri;
Üretimden önce, üretim sırasında ve üretimden sonra yapılan deney ve incelemeler ile ilgili bilgilerin, bunların hangi sıklıkla yapılacağı, kullanılan test cihazları ve test cihazlarının kalibrasyonu ile ilgili kayıtların geriye doğru izlenmesi mümkün olmalıdır.
d) İmalatçı, en son teknolojik gelişmeler ışığında gerekli kontrol ve testleri yapar. Kontroller ve testler, ham materyal ve kişisel test cihazlarının veya üretilen cihazların her bir partinin tanımlanmasını da içeren üretim sürecini kapsar.
İmalatçı, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazları test ederken, özellikle söz konusu cihazla test edilecek numunelerin biyolojik karmaşıklığına ve değişkenliğine ilişkin son bilgileri dikkate alır.
3.3.) Onaylanmış kuruluş, kalite sisteminin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen şartlara uygun olup olmadığını belirlemek için denetim yapar. İlgili uyumlaştırılmış standartları uygulayan kalite sistemlerinin, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği şartlarına uygun olduğu kabul edilir. Değerlendirme ekibi, ilgili teknolojinin değerlendirilmesine ilişkin tecrübeye sahip olmalıdır. Değerlendirme işleminde üretim işlemlerinin denetlenmesi için imalatçı ve gerektiğinde imalatçının tedarikçisi ve/veya imalatçının taşeronu da yerinde denetlenir. Karar, denetim sonuçları ve açıklamalı değerlendirme ile birlikte imalatçıya tebliğ edilir.
3.4.) İmalatçı, kalite sisteminin ve cihaz çeşidinin önemli değişikliklerine ilişkin bütün tasarıları hakkında, kalite sistemini tasdik eden onaylanmış kuruluşa bilgi verir. Onaylanmış kuruluş, teklif edilen değişiklikleri değerlendirir ve kalite sistemindeki bu değişikliklerin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uyup uymadığını inceler ve kararını imalatçıya tebliğ eder. Bu karar, denetimin sonuçlarını ve açıklamalı değerlendirmeyi de kapsar.
4.) Cihaz tasarımının incelenmesi:
4.1.) İmalatçı, EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlar için, bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen yükümlülüklere ilave olarak, üretimi planlanan ve bu EK’in (3.1) numaralı kısmında belirtilen kategoriye giren cihazla ilgili dosyayı, tasarım dosyasının incelenmesi amacıyla ilgili onaylanmış kuruluşa başvurmalıdır.
4.2.) Başvuru, söz konusu cihazın tasarımını, üretimini ve performansını tanımlamalıdır. Başvuru, cihazın bu EK’in (3.2) numaralı kısmının (c) alt paragrafında belirtilen şekilde bu Yönetmeliğin gereklerine uygunluğunu değerlendirecek dokümanları içermelidir.
4.3.) Onaylanmış kuruluş başvuruyu inceler ve cihazın bu Yönetmelikte öngörülen şartlara uyması durumunda tasarım-incelemesi sertifikası verir. Onaylanmış kuruluş, bu Yönetmeliğin tasarımla ilgili gereklerinin değerlendirilmesini sağlayacak olan diğer test veya kanıtları da isteyebilir. Sertifika; inceleme sonuçlarını, geçerlilik şartlarını, onaylanan tasarımın tanımlanması için gerekli verileri ve gerektiğinde cihazın üretim kullanım amacına ilişkin açıklamaları içermelidir.
4.4.) Onaylanmış kuruluş, tasarımda yapılan değişikliklerin, bu Yönetmeliğin temel gereklerine veya cihazın belirtilen kullanım koşullarına uygunluğunu etkilemesi durumunda, bu değişikliklerin de tasarım-incelemesi sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından yeniden tasdik edilmesi gerekir. Başvuru sahibi, onaylanmış tasarımda yaptığı bu gibi değişiklikleri, tasarım-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Bu değişiklik onayı tasarım-incelemesi sertifikasına ek olarak düzenlenir.
4.5.) İmalatçı, test edilecek enfeksiyon patojen ve markerlarında, özellikle biyolojik karmaşıklık ve değişkenliğin neticesinde ortaya çıkan değişiklikler ile ilgili bilgi edindiği takdirde, vakit kaybetmeden onaylanmış kuruluşu haberdar eder. İmalatçı ayrıca, bu değişikliğin ilgili cihazın performansını etkileme ihtimalinin olup olmadığı konusunda da onaylanmış kuruluşa bilgi verir.
5. ) Gözetim:
5.1) Gözetimin amacı, imalatçının onaylanmış kalite sisteminin gereklerini eksiksiz olarak yerine getirmesini sağlamaktır.
5.2) İmalatçı, onaylanmış kuruluşu, gerekli bütün denetimleri yapması için yetkilendirir ve kuruluşa özellikle aşağıdaki bilgiler de dâhil olmak üzere gerekli bütün bilgileri sunar. Bunlar;
Kalite sistemine ilişkin belgeler,
Kalite sisteminin tasarıma ilişkin bölümünde öngörülen deney, test, hesaplama ve analiz sonuçları gibi veriler,
Kalite sisteminin üretime ilişkin bölümünde öngörülen denetim raporları, test verileri, kalibrasyon verileri, ilgili personelin nitelikleri hakkındaki raporlar gibi veriler.
5.3) Onaylanmış kuruluş, imalatçının onaylanmış kalite sistemine uymasını sağlamak amacıyla, periyodik olarak denetim ve değerlendirme yapar ve imalatçıya değerlendirme raporu verir.
5.4) Ayrıca, ilgili onaylanmış kuruluşça, imalatçıya beklenmeyen zamanlarda ziyaretler yapılabilir. Bu ziyaretlerde de gerekli görülür ise, kalite sisteminin iyi işlediğini denetlemek için deneyler yapılabilir veya yaptırılabilir. İmalatçıya, bir denetim raporu ve şayet deney yapılmışsa deney raporu verilir.
6) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazların doğrulanması:
6.1) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlarda imalatçı, üretilmiş cihazlar veya cihazın her bir partisi için yapılan testlerin raporlarını, kontrollerin ve testlerin sonuçlanmasından sonra gecikmeksizin onaylanmış kuruluşa iletir. Ayrıca imalatçı, üretilen cihazlar veya cihaz parti numunelerini önceden kararlaştırılan şartlara uygun olarak onaylanmış kuruluş için hazır bulundurur.
6.2) Onaylanmış kuruluş, sözleşilmiş süre içerisinde fakat numunelerin alınmasından itibaren otuz günü geçmemek şartıyla, özellikle verilmiş sertifikanın geçerliliğine ilişkin başka bir karar iletmedikçe, imalatçı cihazları piyasaya arz edebilir.
EK-V
Tip İncelenmesi
1) AT Tip incelemesi, onaylanmış kuruluş tarafından imalatçının üretim numunesinin bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunun belgelenmesi işlemidir.
2) AT Tip incelemesi için başvuru, imalatçı veya yetkili temsilcisi tarafından onaylanmış kuruluşa sunulur. Başvuru dilekçesi şu hususları içerir:
İmalatçının adı ve adresi; başvuru yetkili temsilci tarafından yapılmışsa, yetkili temsilcinin adı ve adresi,
Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerinde “tip” olarak tanımlanan cihazın tanıtıcı numunesinin uygunluk değerlendirmesi için, bu EK’in (3) numaralı kısmında istenilen belgeler gerekir. Başvuru sahibi onaylanmış kuruluşa vermek üzere bir tip numunesi hazırlar. Onaylanmış kuruluş gerektiğinde başka numuneler de isteyebilir.
Başka bir onaylanmış kuruluşa aynı tipe ilişkin başvuru yapılmadığına dair yazılı beyan.
3) Verilen belgeler; tasarım, üretim ve cihaz performanslarının anlaşılmasını sağlamalı ve aşağıdaki hususları içermelidir:
Planlanan değişiklikleri de içeren, tipin genel bir tanımı,
EK-III’ün (3) numaralı kısmının üçüncü ilâ on üçüncü cümlelerinde yer alan bütün belgeler,
Kişisel test cihazları için, EK-III’ün (6.1) numaralı kısmında belirtilen bilgiler.
4) Onaylanmış kuruluş;
4.1) İbraz edilen belgelerin, tipe uygunluğunu ve tipin de belgelere uygun olarak üretilip üretilmediğini, bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen standartların uygulanabilir hükümlerine uyulup uyulmadığını inceler, değerlendirir ve değerlendirme sonuçlarını kaydeder.
4.2) Bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği 6 ncı maddesinde belirtilen standartların uygulanmadığı cihazlar için imalatçının tavsiye ettiği çözümlerin ve bu Yönetmeliğin temel gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini doğrulamak için uygun incelemeleri ve testleri yapar veya yaptırır. Şayet, cihazın kullanım amacına uygun olarak işleyebilmesi için başka cihaz veya cihazlara bağlanması gerekiyor ise, imalatçı tarafından belirtilen özelliklere sahip cihazlara bağlandığında temel gereklere uygunluğunu da kanıtlamalıdır.
4.3) İmalatçının ilgili standartları seçmesi halinde, bu standartların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını değerlendirmek için gerekli inceleme ve testleri yapar veya yaptırır.
4.4) Gerekli denetim ve testlerin uygulanacağı yeri başvuru sahibi ile birlikte belirler.
5) Onaylanmış kuruluş, bu Yönetmelik hükümlerini yerine getiren imalatçıya AT tip-inceleme sertifikasını verir. Sertifika, imalatçının adı ve adresini, teftiş sonuçlarını, geçerlilik şartlarını ve onaylanan tip tanımlanması için gerekli verileri içerir. Belgenin ilgili bölümleri sertifikaya eklenir ve bir kopyası onaylanmış kuruluş tarafından saklanır.
6) İmalatçı, test edilecek enfeksiyon patojen ve markerlarında, özellikle biyolojik karmaşıklık ve değişkenliğin sonucu olarak ortaya çıkan değişiklikler ile ilgili bilgi edindiği takdirde, vakit kaybetmeden onaylanmış kuruluşu bilgilendirir. İmalatçı, bu değişikliğin ilgili cihazın performansını etkileme ihtimalinin olup olmadığı konusunda onaylanmış kuruluşa bilgi verir.
6.1) Cihazda yapılan değişikliklerin, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği temel gereklerine veya cihazın belirtilen kullanım şartlarına uygunluğunu etkilemesi durumunda, bu değişikliklerin de AT tip-inceleme sertifikasını veren onaylanmış kuruluş tarafından yeniden onaylanması gerekir. Başvuru sahibi, onaylanmış olan cihazda yaptığı bu gibi değişiklikleri, AT tip-inceleme sertifikası veren onaylanmış kuruluşa bildirir. Bu değişiklik onayı AT tip-inceleme sertifikasına ilave olarak düzenlenir.
7) İdari hükümler: Diğer onaylanmış kuruluşlar, AT tip-inceleme sertifikaları ve/veya bunların eklerinden bir suret alabilirler. Sertifikanın ekleri, gerekçeli talep üzerine ve imalatçının bilgisi dâhilinde, diğer onaylanmış kuruluşlara verilir.
EK-VI
AT Tip Doğrulaması
1) AT Tip doğrulaması; imalatçının veya yetkili temsilcinin, bu EK’in (4) numaralı kısmında belirtilen işlemlere tâbi olan cihazların AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe uyduğunu ve bunlarla ilgili Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu beyan ve garanti ettiği işlemdir.
2.1) İmalatçı, üretilen cihazların, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine ve AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipin tüm özelliklerine tamamen uygun olarak üretilmesi için, üretim yöntemiyle ilgili gerekli tedbirleri alır. İmalatçı üretime başlamadan önce, üretim işlemlerini açıklayan belgeleri, özellikle sterilizasyon ve başlangıç maddelerinin uygunluğu başta olmak üzere, üretim işlemlerini ve gerekirse mevcut teknik normlara göre gerekli test işlemlerini tanımlamalıdır. Üretimin homojen olduğundan emin olmak, cihazların AT tip-inceleme sertifikasında belirtilen tipe ve bu Yönetmeliğin ilgili hükümlerine uygunluğunu sağlamak üzere, önceden oluşturulmuş tüm rutin işlemler uygulanmalıdır.
2.2) Nihaî testin bu EK’in (6.3) numaralı kısmına göre yapılmasının uygun olmadığı durumlarda imalatçı, onaylanmış kuruluşun onayını alarak sürecin test edilmesi, izlenmesi ve kontrolüne yönelik yeterli yöntemleri belirler. Yukarıda belirtilen işlemlerle ilgili olarak EK-IV’ün (5) numaralı kısmı uygulanır.
3) İmalatçı, üretim sonrası aşamasında cihazlardan elde edilen tecrübeyi gözden geçirmek ve EK-III’ün (5) numaralı kısmında belirtilen gerekli düzeltici tedbirleri almak ve bildirimleri yapmak için gerekli vasıtaları uygulamak amacıyla düzenli bir sistem oluşturmalı ve güncelleştirmelidir.
4) Onaylanmış kuruluş, cihazın Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği şartlarına uygunluğunu doğrulamak için (2.2) numaralı kısımda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, imalatçının tercihine bağlı olarak, ya (5) numaralı kısımda belirtildiği şekilde her bir cihaz için ya da (6) numaralı kısımda tanımlandığı şekilde istatistiksel temelde gerekli incelemeleri ve testleri yapar. (6) numaralı kısım çerçevesinde istatistiksel doğrulamanın yapılması durumunda, onaylanmış kuruluş, hangi durumlarda her bir “lot”un denetleneceği istatistiksel doğrulama prosedürünün uygulanacağına ve hangi durumlarda izole edilmiş “lot” denetiminin yapılması gerektiğine karar vermek zorundadır. Bu tür bir karar imalatçı ile yapılacak görüşmeler neticesinde alınmalıdır.
İnceleme ve testlerin istatistiksel temelde yapılmasının uygun olmaması durumunda, inceleme ve testler rasgele temelde yapılabilir; yalnız, böyle bir prosedürün (2.2) numaralı kısımda belirtilen önlemlerle birlikte eşit düzeyde bir uygunluk sağlaması gerekmektedir.
5) Her bir cihazın test ve kontroller ile doğrulanması:
5.1) Her cihaz ayrı ayrı incelenir ve cihazların tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğunu doğrulamak için Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen ilgili standartlarda tanımlanan uygun testler veya eşdeğer testler yapılır.
5.2) Onaylanmış kuruluş, onaylanan her bir cihaza kendi kimlik numarasını basar veya bastırır ve gerçekleştirilen tüm testler ile ilgili uygunluk sertifikası düzenler.
6) İstatistiksel doğrulama:
6.1) İmalatçı, üretilen cihazları homojen partiler şeklinde sunmalıdır.
6.2) Gerektiğinde, her bir partiden rastgele bir veya birden daha fazla numune seçilir. Numuneler incelenir ve partinin kabul veya reddedildiğini tespit etmek amacıyla bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümleri ve AT tip-inceleme sertifikasında tanımlanan tipe uygunluğunu doğrulamak için Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde öngörülen ilgili standartlarda tanımlanan uygun testler veya eşdeğer testler yapılır.
6.3) Cihazın istatistiksel kontrolü, üretim sisteminin durumuna göre yüksek düzeyde performans ve güvenlik sağlamak üzere, işlevsel özellikleri olan örnekleme planları gerektiren, mevcut normlara dayandırılır. Örnekleme planı, ilgili cihaz gruplarının spesifik yapısı dikkate alınarak, uyumlaştırılmış standartlara göre oluşturulur.
6.4) Şayet parti uygun bulunur ise, onaylanmış kuruluş her bir cihazın üzerine kendi kimlik numarasını basar veya bastırır ve gerçekleştirilen testler ile ilgili uygunluk sertifikası düzenler. Uygun parti cihazlar, uygun olmayan örnekleme cihazları hariç olmak üzere, piyasaya arz edilebilir. Şayet parti reddedilir ise, yetkili onaylanmış kuruluş bu partinin piyasaya arzını engellemek için gerekli tedbirleri alır. Partinin sıklıkla reddedilmesi durumunda, onaylanmış kuruluş istatistiksel doğrulamaya ara verebilir.
İmalatçı, onaylanmış kuruluşun sorumluluğu altında, üretim işlemleri sırasında onaylanmış kuruluşun kimlik numarasını basabilir.
EK-VII
AT Uygunluk Beyanı
(Üretim Kalite Güvencesi)
1) İmalatçı, üretim için onaylanan kalite sistemini uygulayarak söz konusu cihazların nihaî kontrollerini bu EK’in (3) numaralı kısmında belirtilen şekilde yapar; ayrıca imalatçı, bu EK’in (4) numaralı kısmında belirtilen gözetime tâbidir.
2) Uygunluk beyanı; bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen gerekleri yerine getiren imalatçının, söz konusu cihazlarının AT tip-inceleme sertifikasında belirtilen tipe ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğunu garanti ve beyan eden işlemdir. İmalatçı, bu Yönetmeliğin 8 inci maddesine uygun olarak CE işareti iliştirir ve uygunluk beyanı düzenler.
3) Kalite sistemi:
3.1) İmalatçı, kalite sisteminin değerlendirilmesi için onaylanmış kuruluşa başvurur. Başvuru aşağıdaki hususları içerir;
EK-IV’ün (3.1) numaralı kısmında belirtilen bütün belgeler ve üstlenilen görevler ve
Onaylanan tip hakkındaki teknik belgeler ve AT tip inceleme sertifikasının bir sureti.
3.2) Kalite sisteminin uygulanması, cihazların AT tip inceleme sertifikasında belirtilen tipe uygunluğunu sağlamalıdır.
Kalite sistemi için imalatçı tarafından benimsenen bütün hükümler, gerekler ve unsurlar, kaliteye ilişkin kayıtlar, yapılan işler, planlar, programlar gibi belgeler, yazılı, sıralı ve sistematik şekilde belgelendirilmeli ve kalite konusunda yöntemlerin ve politikaların aynı tarzda yorumlanmasına imkân vermelidir.
Bu belgeler özellikle aşağıdaki tanımları içerir:
a) İmalatçının kalite hedefleri,
b) İşletmenin organizasyon yapısı, cihazın üretimi konusunda organizasyon yetkililerinin ve çalışanlarının sorumluluk ve yetkileri, kalite sisteminin etkili şekilde işlemesini kontrol etmek için yöntemler ve uygun olmayan cihazların engellenmesi dâhil, istenen kalitede ürün elde etme kapasitesi,
c) Üretim aşamasında kalite güvencesi ve kontrol teknikleri:
Sterilizasyon konusunda uygulanacak işlemler, yöntemler ve ilgili belgeler,
Satınalma ile ilgili yöntemler
Üretimin her aşamasında kullanılan çizimlerden, uygulanan özelliklerden veya diğer ilgili belgelerden yararlanarak cihazın tanımlanması işlemi,
ç) Üretimden önce, üretim sırasında ve üretimden sonra yapılan deney ve incelemeler ile ilgili bilgiler ve bunların hangi sıklıkla yapılacağı, kullanılan test cihazları ve test cihazlarının kalibrasyonu ile ilgili kayıtların geriye doğru izlenmesi mümkün olmalıdır.
3.3) Onaylanmış kuruluş, kalite sisteminin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uygun olup olmadığını tespit etmek için denetim yapar. İlgili uyumlaştırılmış standartları uygulayan kalite sistemlerinin bu şartlara uygun olduğunu kabul eder.
Değerlendirme ekibi, ilgili teknolojinin değerlendirilmesinde tecrübeli olmalıdır. Değerlendirme işleminde üretim yöntemini kontrol etmek için imalatçı ve gerektiğinde, imalatçının tedarikçisi ve/veya taşeronu da yerinde denetlenir. Karar, denetim sonuçları ve açıklamalı değerlendirme ile birlikte imalatçıya tebliğ edilir.
3.4) İmalatçı, kalite sisteminin önemli değişikliklerine ilişkin bütün tasarılarından, kalite sistemini onaylayan onaylanmış kuruluşa bilgi verir.
Onaylanmış kuruluş teklif edilen değişiklikleri değerlendirir ve kalite sistemindeki bu değişikliklerin bu EK’in (3.2) numaralı kısmında belirtilen gereklere uyup uymadığını inceler ve kontrol sonuçları ile açıklamalı değerlendirmelerin de yer aldığı kararı, imalatçıya tebliğ eder.
4) Gözetim: EK-IV’ün (5) numaralı kısmında yer alan hükümler uygulanır.
5) EK-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazların doğrulanması:
5.1) Ek-II’nin (A) Listesinde belirtilen cihazlarda imalatçı, üretilen cihaz veya cihazların her bir partisinde yürütülen testlerle ilgili raporları, kontroller ve testler tamamlandıktan sonra gecikmeksizin onaylanmış kuruluşa iletir. Ayrıca imalatçı, üretilen cihazlar veya cihaz partilerinin numunelerini önceden belirlenen şartlarda onaylanmış kuruluş için saklar.
5.2) Onaylanmış kuruluş, belirlenen bir zaman çerçevesinde, ancak numunelerin alınmasından itibaren otuz günü geçmemek şartıyla, verilen sertifikanın geçerlilik koşulları da dâhil olmak üzere herhangi bir kararı imalatçıya bildirmediği takdirde, imalatçı cihazları piyasaya arz edebilir.
EK-VIII
Performans Değerlendirme Cihazları İle İlgili Belgeler ve İşlemler
1) İmalatçı veya yetkili temsilcisi, performans değerlendirme cihazları için bu EK’in (2) numaralı kısmında belirtilen bilgileri içeren bir belge düzenler ve bu Yönetmelik hükümlerini karşıladığını garanti eder.
2) Bu belge aşağıdaki bilgileri içerir;
Söz konusu cihazı tanımlayan veriler,
Söz konusu cihazın, amacını, bilimsel, teknik veya tıbbi temellerini, değerlendirme kapsamını ve cihazların sayısını belirten bir değerlendirme planı,
Değerlendirme çalışmalarında yer alan laboratuvar veya diğer kuruluşların listesi,
Değerlendirmelerin başlama tarihi ve zaman çizelgesi; kişisel test cihazı olması durumunda rastgele seçilmiş kullanıcıların sayısı ve bulundukları yerler,
Özellikle belirtilen hususlar haricinde değerlendirme kapsamındaki söz konusu cihazın bu Yönetmeliğe uyduğuna ve hasta, kullanıcı ve üçüncü şahısların sağlığını ve güvenliğini korumak için her türlü tedbirin alındığına dair taahhüt.
3) İmalatçı, bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerine uygunluğun sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilebilmesi için, tasarım, üretim ve cihaz performansı ile beklenen performansları içeren dokümanları, gerektiğinde Sağlık Bakanlığına sunmak üzere hazır bulundurur. Bu dokümanlar, performans değerlendirmesinin sonuçlandırılmasından itibaren en az beş yıl süre ile saklanmalıdır.
İmalatçı, cihazların bu EK’in (1) numaralı kısmında belirtilen belgelere uygun üretildiğini temin etmek amacıyla üretim sürecine yönelik gerekli bütün tedbirleri alır.
4) Bu Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri performans değerlendirme cihazlarına uygulanır.
EK-IX
Onaylanmış Kuruluşların Seçimine İlişkin Özellikler
Onaylanmış kuruluşun seçiminde, Kanun, Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları ile Onaylanmış Kuruluşlara Dair Yönetmelik ve bu Vücut Dışında Kullanılan Tıbbi Tanı Cihazları Yönetmeliği hükümlerinin yanında ayrıca, aşağıda belirtilen asgari özellikler gözetilir:
1) Onaylanmış kuruluşun yöneticisi ile değerlendirme ve doğrulama işlemini yürüten elemanları, aynı zamanda denetimlerini yaptıkları cihazları tasarlayan, üreten, temin eden, yerleştiren veya kullanan şahıslar veya bu şahısların yetkili temsilcileri olamazlar. Bu şahıslar cihazların tasarımına, pazarlanmasına, temin edilmesine doğrudan katılmamalı veya bu faaliyetlerde görev alan tarafları temsil etmemelidir. Bu hususlar imalatçı ile kurum arasındaki teknik bilgi alışverişini engellemez.
2) Onaylanmış kuruluş ve ilgili elemanları, cihazlar alanında yeterli bilgiye sahip olmalı, değerlendirme ve doğrulama işlemlerini mesleki etik kurallar içinde gerçekleştirmeli ve özellikle doğrulama sonuçlarından çıkar sağlayacak şahısların ve grupların denetim sonuçlarını etkileyebilecek tüm baskılarından ve parasal yönlendirmelerden uzak olmalıdırlar.
Onaylanmış kuruluş bazı hususların tespiti ve doğrulanmasına ilişkin belirli görevleri bir taşeron firmaya yaptırdığında, öncelikle taşeron firmanın bu Yönetmelik hükümlerine uygunluğunu garanti etmelidir. Onaylanmış kuruluş, taşeron firmanın niteliklerini ve bu Yönetmeliğe göre yaptığı işlemlere ilişkin belgeleri Sağlık Bakanlığının denetimleri için muhafaza eder.
3) Onaylanmış kuruluş EK-III ilâ EK-VII arasındaki eklerden birine göre kendisine verilen görevi yapmaya veya kendi sorumluluğu altında yaptırmaya ehil olmalıdır.
Onaylanmış kuruluş, değerlendirme ve onaylama faaliyetlerinin gerektirdiği teknik ve idarî işlemleri yürütmesi için gerekli personel ve teknik imkânlara sahip olmalıdır. Ayrıca, kuruluşun istenen doğrulama işlemi için gereken donanıma da sahip ve bu Yönetmelik hükümlerini, özellikle EK-I’de düzenlenen şartları göz önünde bulundurarak, kurum içerisinde, bildirdiği cihazın biyolojik ve tıbbi işlevini ve performansını değerlendirebilecek yeterli deneyime ve bilgiye sahip, yeterli sayıda uzman personelin olması gerekir. Ayrıca onaylanmış kuruluş, doğrulama işlemleri için gerekli donanıma da sahip olmalıdır.
4) Onaylanmış kuruluşun ilgili personeli:
Tayin edildiği değerlendirme ve doğrulama işlemlerinin tamamını kapsayan meslekî eğitime,
Yaptığı denetimlerle ilgili kurallar hakkında yeterli bilgi ve tecrübeye,
Yapmış olduğu denetimleri gösteren sertifikaları, kayıtları ve raporları düzenleme becerisine, sahip olmalıdır.
5) Onaylanmış kuruluş, denetim elemanının tarafsızlığını garanti etmelidir. Ücretler, yapılan denetimlerin sayısına veya sonuçlarına bağlı olmamalıdır.
6) Onaylanmış kuruluş, kendisine verilen yetkilere istinaden yaptığı her türlü işlem ile ilgili olarak hukukî sorumluluğu üstlenmelidir.
7) Bu Yönetmelik hükümlerine göre, onaylanmış kuruluşun personeli, görevi sebebiyle öğrendiği her türlü bilgileri, yetkili idari ve adli mercilerin talepleri olması hali dışında, meslekî sır olarak saklamalıdır.
EK-X
CE Uygunluk İşareti
CE uygunluk işareti “CE” harflerinden oluşur.
Eğer işaret büyültülür veya küçültülür ise, yukarıdaki çizim içinde gösterilen oranlar değişmemelidir.
CE işareti harfleri, aynı tarz ve dikey boyutlarda olmalıdır. Dikey boyut, 5 milimetreden küçük olamaz. Bu minimal boyut, küçük boyutlu cihazlar için zorunlu değildir.
CE işaretinin iliştirilmesinde, Kanun ve “CE” Uygunluk İşaretinin İliştirilmesine ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik hükümleri uygulanır.
Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Tüketici Hukuku Enstitüsü tarafından yürütülen bir projedir. Türk Tüketici Hukuku Milli Şerhinin fikir sahibi Avukat Hakan TOKBAŞ, projenin sahibi ise Tüketici Hukuku Enstitüsü’dür. Editörlük görevini Avukat Hakan TOKBAŞ Yrd. Doç .Dr. Özlem TÜTÜNER yapmışlardır. Kitap Aristo Yayınları tarafından basılmıştır.
Tüketici Hukuku Enstitüsü / Milli Şerh
Milli Şerh, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu madde madde ele alan ve her maddenin uygulamadaki yerine işaret edebilecek nitelikte içtihatlarla desteklenen Türkiye’de daha önce yapılmamış ve örneği olmayan bir eserdir. Milli Şerh, hem Türkiye’ye hem de AB ülkeleri ve ABD’ye yönelik olarak hazırlanmış, AB ve ABD hukukçularının atıf yapabileceği bir eser hedeflenmiş, uluslararası akademisyenlerin Türkiye’deki tüketici hukukunu tanıyabilmeleri ve atıf yapabilmeleri için, madde metinlerini, madde şerhlerinin özetini ve madde hakkındaki içtihatların İngilizce çevirileri kitaba eklenmiştir.
Tüketici Hukuku Enstitüsü, Milli Şerh isimli eseri ABD ve AB ülkelerinin üniversitelerine ve yüksek mahkemelerine göndereceğini beyan etmiştir. Proje kapsamına eserin tamamının İngilizce ve Almancaya çevrilmesi de hedeflenmektedir.
Tüketici Hukuku Enstitüsü tarafından “altın proje” olarak isimlendirilen ve 2015 yılı mart ayında başlanan Milli Şerh projesi Almanya’da akademisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Alman Medeni Kanunu (BGB) şerhlerinden ilham alarak yürürlüğe konulmuştur. Projeye birçok akademisyen destek ve danışmanlık vermiştir. Milli Şerh gelişime açık bir projedir ve sonraki baskılarda mukayeseli hukuk incelemelerinin arttırılacağı ve İngilizce kısımların düzeltilerek genişletileceği bildirilmiş, şerhin tüketici hukukunun uygulayıcılara ve teorisyenlerine hizmet etmesi amaçlanmaktadır.
Eser, Aristo Yayınları tarafından basılmıştır.
Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun, her yazara tahsis edilen maddesine ilişkin özet, açıklama ve ilgili Yargıtay kararlarından oluşan bölümlerin tek eserde toplanmış halidir. Her şerh bölümünün özeti, açıklaması, kaynakçası ve kısaltmalar cetveli bulunmaktadır. Şerhteki bölümler, özgün ve başka bir yerde yayımlanmamıştır. Kendisine ait bölümü ve maddeyi yazan yazar diğer maddelerle ilgili konulara müdahale etmemiştir. Ayrıca yazarlar, hazırladıkları bölümü güncelleyerek, eserin güncellenmesine katılmakla yükümlü kılınmıştır.
Milli Şerh Projesi, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi projesinin danışmanları, Prof. Dr. Ergun ÖZSUNAY, Prof. Dr. Aydın ZEVKLİLER, Prof. Dr. İlhan ULUSAN, Prof. Dr. Güzin ÜÇIŞIK, Prof. Dr. Fehim ÜÇIŞIK, Prof. Dr. Cevdet YAVUZ, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Prof. Dr. Atilla ALTOP, Prof. Dr. Ayşe HAVUTÇU ve Prof. Dr. Şebnem AKİPEK’ten oluşmuştur.
Milli Şerh Projesi yazarları, Prof. Dr. Ergun ÖZSUNAY, Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Prof. Dr. Cevdet YAVUZ, Prof. Dr. Çağlar ÖZEL, Prof. Dr. Tamer İNAL, Prof. Dr. Şebnem AKİPEK, Prof. Dr. Mustafa TOPALOĞLU, Prof. Dr. Burak ÖZEN, Prof. Dr. Faruk ACAR, Doç. Dr. Murat AYDOĞDU, Doç. Dr. Hayrunnisa ÖZDEMİR, Doç. Dr. Melek BİLGİN YÜCE, Doç. Dr. Sezer ÇABRİ, Doç. Dr. Ömer ÇINAR, Doç. Dr. Ebru CEYLAN, Doç. Dr. Murat TOPUZ, Yrd. Doç. Dr. Özlem TÜZÜNER, Yrd. Doç. Dr. M. Ertan YARDIM, Yrd. Doç. Dr. Ahmet KARAKOCALI, Yrd. Doç. Dr. Nalan KAHVECİ, Yrd. Doç. Dr. Yakup KORKMAZ, Yrd. Doç. Dr. Hande DENİZ ÇAKMAKLI, Yrd. Doç. Dr. Ahmet TÜRKMEN, Av. Murat R. ÖZSUNAY, M.C.J. (U.T. Austin) ve Öğr. Gör. Burçin AYDOĞDU’dur.
Milli Şerh Projesi çevirmenleri, Onur Han DEMİRCİ, Ertuğrul ORUNLU ve Ege BALKUVVAR’dır.
Projeye, Aristo Yayınevi, Hukukhaber.com.tr ve Enstitü Hukuk Eğitim destek vermişlerdir.
Magna Carta (Büyük Ferman) veya Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı), 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış halka bazı hak ve özgürlükler tanımıştır.
Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen keşiş Martin Luther ekolünü benimseyenler ile Katolikler arasında 25 Eylül 1555 tarihinde imzalanan barış antlaşmasıdır. Tarihte yazılmış önemli evrensel hukuki metinlerden biri olarak kabul görmektedir. Yapılan antlaşma yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca Roma-Germen İmparatorluğunda çatışmasız bir ortam yaratmış ve barış sağlamıştır.
Hollanda Bağımsızlık Bildirgesi, 26 Temmuz 1581 tarihinde ilan edilmiştir. Bildirgeye göre, Kral, halk içindir ve halka karşı sorumludur. Kralın halka karşı sorumluluğunu yerine getirmemesi durumunda yetkileri halk tarafından alınacak ve yeni bir kral seçilecektir. Bildirge metni daha önceki metinlerin ve yaşanan olayların etkisi ile demokratik anlayışın gelişmesini sağlayan Magna Carta’dan Günümüze İnsan Hakları Bildirgelerinin içinde önemli evrensel hukuki metinlerdendir.
Nantes Fermanı veya Nant Buyruğu Fransızcada édit de nantes diye ifade edilmektedir. Ferman,13 Nisan 1598 tarihinde Fransa Kralı IV. Henry tarafından yayınlanmıştır ve ilk evrensel insan hakları metinlerinden sayılmaktadır. Fermanın yayımlanmasının temel sebebi Fransa’nın uzun yıllar boyunca din savaşlarının içinde olması ve yoğun bir istikrarsızlık yaşamasıdır. Ferman, çoğunluğu Katolik olan ülkede Calvinciprotestanlara önemli haklar vermiş, dinde reformu savunan cemaatlerin varlığı resmen tanınmıştır.
Mayflower Sözleşmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan ilk genel hukuk metinlerinden biridir ve bugünkü ABD Anayasasının şekillenmesinde ilham kaynağı olan çalışmalardandır. Mayflower isimli gemi ile 1620 yılında Kuzey Amerika’ya göç eden İngilizler; bu kıtaya sonradan göç edecek diğer insanlarla birlikte ortak yaşamın mümkün olabilmesi için kıtaya sonradan geleceklerin de katılabileceği bu sözleşmeyi akdederek asgari bir konsensüs oluşturmuşlardır.
İngiliz Haklar Bildirgesi (Petition Of Rights), 17 Haziran 1628 tarihinde ilan edilmiştir. Bildirge, I.Charles döneminde parlamentonun yetkilerinin azaltılması konusunda fikirlerin yaygınlaşması sonucunda kabul edilmiştir. Parlamento, Kral Charles’in bu düşüncesine direnmiş ve 1628 yılında Petition Of Rights adıyla İngiliz Haklar Bildirgesi krala kabul ettirilmiştir. Kral I. Charles 19 Kasım 1600 tarihinde doğmuş, 30 Ocak 1649 tarihinde ölmüş, 27 Mart 1625 tarihinden 1649 yılında idam edilene kadar İskoçya Krallığı ve İngiltere ile İrlanda krallıklarını yönetmiştir.
İngiltere’nin Özgür Halkının İlk Anlaşması, 1647 tarihinde ilan edilmiştir. Birinci Leveller Bildirgesi olarak da bilinmektedir. Tarihteki insan haklarına ilişkin kabul edilmiş olan önemli evrensel belgelerden biri olarak kabul edilmektedir.
İngiltere’nin Özgür Halkının Anlaşması, (Leveller Sonuç Bildirgesi) 1 Mayıs 1649 yılında ilan edilmiştir. Evrensel insan hakları belgeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.
İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi-Bill of Rights, 1689 yılında İngiltere’de yayımlanan ve İngiltere kralının yetkilerini kısıtlayıp keyfi davranışlarını engelleyen bir insan hakları bildirgesidir. İngiliz İnsan Hakları Bildirgesi ile Britanya İmparatorluğu’nda tahta çıkan krallar, yetkilerinin çoğunu parlamentoya devretmiş; insan haklarının korunması bağlamında tüm Avrupa ülkeleri için önemli bir adım atılmıştır.
Massachusetts Meclisi, tüm kolonileri Ekim 1765’te New York’ta toplanacak Pul Yasası Kongresi’ne temsilci göndermeye çağırmış; dokuz koloniden gelen yirmi yedi temsilcinin katıldığı Kongre, parlamentonun Amerika işlerine karışmasını önleyerek bir kamuoyu oluşturmuştur. Kongre, “kendi meclisleri dışında hiçbir kuruluşun anayasaya uygun olarak ne vergi koyabildiğini ne de koyabileceğini” ve Pul Yasası’nda “kolonicilerin hak ve özgürlüklerini ihlale yönelik açık bir eğilim olduğunu” ilan eden bir dizi karar almıştır. Kongre, bildirgeyi 19 Ekim 1765 yılına ilan etmiştir.
Virginia İnsan Hakları Bildirgesi, 12 Haziran 1776 tarihinde, Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşayan halk temsilcileri tarafından ilan edilen bildiridir. Amerikan Kongresi, 1776 yılındaki çağrısıyla her koloninin kendi anayasasını hazırlaması önerisinde bulunmuş ve Virginia bu öneriye en hızlı şekilde uyan ve kendi anayasasını hazırlayan eyalet olmuştur. Virginia anayasanın başına haklar bildirisi eklenmiştir.
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, 4 Temmuz 1776 tarihli Kongre’de Amerika Birleşik Devletleri’nin oybirliğiyle kabul ettiği bildirgedir. Birincil yazarı Thomas Jefferson’dır.
Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, 26 Ağustos 1789 tarihinde ilan edilmiştir. İngiliz ve Amerikan devrimlerinden önemli ölçüde etkilenen Fransız Devrimi de haklarla ilgili gelişmeleri aynen benimsemiş ve 1789 tarihinde İnsan ve Yurttaş hakları Bildirisi’ni ilan etmiştir.
Ulusal ya da etnik, dinsel ve dinsel azınlıklara mensup kişilerin hakları bildirgesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 18 Aralık 1992 tarihli ve 47/135 Sayılı Kararı ile ilan edilmiştir.
Hukuk Defterleri Dergisi, Mayıs 2016’dan beri iki ayda bir yayınlanan, içeriğinde hukuk ve siyaset ağırlıklı olmak üzere hukukun her alanından yazı ve konulara yer veren süreli bir hukuk dergisidir.
Hukuk Defterleri Dergisi, mottosunu “Hukukun Tersyüzü” olarak belirlemiştir.
Dergi, hukukun kapitalizmde oynadığı rol ve kapladığı alan ile birlikte bugün hukuka yüklenen işlevi, sömürü ve baskı mekanizmalarındaki rolünü, bu bağlamda eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarını tartışmak amacıyla yola çıkan akademisyen ve avukatlardan oluşan bir yayın kuruluna sahiptir. Bu nedenle dergi, hukukun teorik tersyüzüne atıf yaparak “bugünün hukuku”na bir müdahale çabasında olduğunu gösterir şekilde mottosunu “Hukukun Tersyüzü” olarak belirlemiştir.
Hukuk Defterleri 1.Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisi amacını; bağımsız, eşitlikçi ve özgür bir ülke ve yeni bir cumhuriyet mücadelesine fikri katkı sunmak olarak açıklamıştır. Derginin adına, Lenin’in Felsefe Defterleri ile Gramsci’nin Hapishane Defterleri ilham kaynağı olmuştur.
Derginin her sayısında, o sayının özel içeriğini oluşturan “dosya konusu” yazılar yanında güncel hukuki ve siyasi gelişmelere ilişkin yazılar ele alınmakta, yine geçmiş iki ayın güncel hukuk olaylarının yer aldığı “Geçmiş Gündem” bölümü bulunmaktadır. Dergide ayrıca Mercek, Emeğin Notları, İktisat Notları, Öğrenci Gözünden, Hukuk ve Sanat, Hukuk Felsefesi, Portre, Mizah başlıklı sabit sayfalar da yer almaktadır.
Hukuk Ansiklopedisi, Hukuk Defterleri Dergisi adına Yayın Kurulu Üyesi Avukat Selin Aksoy ile bir röportaj gerçekleştirmiştir. (Röportajdan bir kare: Avukat Bilgütay Hakkı Durna – Akademisyen Hande Heper-İbrahim Aycan – Avukat Selin Aksoy)
Derginin Danışma Kurulu, Abdurrahman Bayramoğlu, Prof. Dr. Ali Murat Özdemir, Dr. Barkın Asal, Başar Yaltı, Bilgütay Hakkı Durna, İbrahim Fikri Talman, Prof. Dr. İzzettin Önder, Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Özgür Şaplak Eryılmaz, Doç. Dr. Sevtap Metin ve Tamer Akgökçe’den oluşmaktadır.
Dergide, hukukun her alanıyla ilgili yayınlanmamış telif-özgün eserler ve değerlendirme yazıları çeviri metinler yayımlanabilmektedir. Dergide yayınlanması istenen yazılar iletisim@hukukdefterleri.com adresine gönderilmekte, Yayın Kurulu tarafından değerlendirilerek dergide yayımlanıp yayımlanmamasına karar verilmektedir.
Ayrıca Hukuk Defterleri Dergisi yapmış olduğu okur toplantıları ve Ocak 2018’de başlayan atölyeleriyle farklı şehirlerde okurlarıyla buluşmaktadır.
Hukuk Defterleri Dergisi Etkinlikleri
Hukuk Defterleri Dergisi, okuyucuları ile birlikte söyleşi, panel ve çeşitli toplantılar tertip etmektedir. Dergi Yayın Kurulu, 2016 yılında Karaman Dosyası, İşçi Avukatlar, “Öğrenci Gözünden: Hukuk Eğitimi Üzerine Söyleşi”, 2017 yılında ise “Öğrenci Gözünden: OHAL, KHK’lar, üniversitelerdeki tasfiyeler ve başkanlığa giden yola dair”, “Mücadele ateşi sönmeyen hukukçu: Av. Gülçin Çaylıgil’e ölümünün 4. yılında saygıyla…”, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Vesilesiyle Söyleşi”, “Referandum Sonrası Türkiye, Hukuk ve Mücadele Üzerine”, “Her Zaman Her Yerde Beraberiz”, “Bilge Umar Hoca’ya Sorular”, “OHAL Rejimi Altında Avukatlık Mesleğini Onuruyla İcra Eden Tüm Meslektaşlara”, “Hukuk, Mücadele ve Yargıçlar Sendikası Üzerine”, “Zincire Vurulmuş Savunma” ve “Hukuk Öğrencileri Gözünden Cinsel İstismar Sorunu ve Tartışmaları” adıyla söyleşiler yapmıştır.
Dergi ayrıca, 2016 ve 2017 yılları için yeni yıl yemekleri düzenlemiş, Yurtsever Savcı Doğan Öz anısına 2017 yılında Başkanlık tartışmaları Işığında Türkiye Nereye Gidiyor ve 2018 yılında “Ohal’in İkinci Yılında Türkiye” adıyla paneller düzenlemiştir.
Hukuk Defterleri 8. Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisi Eski Sayılar ve Konuları
Sayı 1: Mayıs – Haziran 2016
Hukuktaki Dönüşüm, Dönüşümdeki Hukuk
Sayı 2: Temmuz–Ağustos 2016
Anayasa Tartışmaları
Sayı 3: Eylül – Ekim 2016
Hukuk Alanında Nasıl Bir Mücadele?
Sayı 4: Kasım – Aralık 2016
Neden Laiklikte Israr Ediyoruz?
Sayı 5: Ocak – Şubat 2017
Anayasa ve Rejim Tartışmaları
Sayı 6: Mart – Nisan 2017
Olağanüstü Hal ve Uygulamaları
Sayı 7: Mayıs – Haziran 2017
Referandum Sonrası Türkiye
Sayı 8: Temmuz – Ağustos 2017
Türkiye’de İşçi ve Emekçilerin Durumu
Sayı 9: Eylül – Ekim 2017
Türkiye’de Yerelleşme Tartışmaları
Sayı 10: Kasım – Aralık 2017
Eğitimde Dönüşüm
Sayı 11: Ocak – Şubat 2018
Sosyal Devletin Çöküşü
Sayı 12: Mart – Nisan 2018
Kadın Hakları ve Mücadelesi
Sayı 13: Mayıs – Haziran 2018
Seçimler
Dergi abonelik yoluyla okuyucularına ulaşabilmektedir. Abone olmak isteyenlerin abone@hukukdefterleri.com adresine e-mail göndermeleri gerekmektedir.
Hukuk Defterleri 5. Sayı Kapağı
Hukuk Defterleri Dergisine Ulaşılabilecek Adresler
İdari Kararlar ile Mahkeme Kararlarının İcrası Hakkında Tavsiye Kararı
Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, “Hukuki ve Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin 21 Mayıs 2008 Tarihli Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Yönergesi” adıyla 24 Mayıs 2008 tarihli Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanarak 13 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Arabuluculuk Yönergesinde Üye Devletlerin, 2008/52 sayılı bu yönergeyi 21 Mayıs 2011 tarihine kadar iç hukuklarına aktarmalarını öngörmektedir.
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak 13 Haziran 2008’de yürürlüğe girdi. Yönergenin 21 Mayıs 2011’e kadar iç hukuklara aktarılması öngörülmüştü #HukukTarihi #Arabuluculuk #AvrupaBirliği
Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi
AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,
Avrupa Topluluğunu kuran Anlaşmayı ve özellikle bu Anlaşmanın 61(c) maddesini ve 67(5) maddesinin ikinci paragrafını dikkate alarak,
(1) Topluluk, kişilerin serbest dolaşımının sağlandığı bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturma ve geliştirmeyi kendisine amaç edinmiştir. Topluluk bu maksatla, diğerleri arasında, iç pazarın uygun işleyişi için gerekli olan, hukukî konularda adlî işbirliği alanında tedbirler kabul etmiştir.
(2) Avrupa Konseyi, 15 ve 16 Ekim 1999’da Tamper’deki toplantısında, adalete erişim ilkesini esas alarak ve adalete daha iyi erişimi kolaylaştırmak amacıyla, Üye Devletlerce alternatif, yargı dışı usûllerin oluşturulmasını istemiştir.
(3) Konsey, 2000 yılının Mayıs ayında, medenî hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarının alternatif çözüm yöntemleri konusunda temel ilkelerin oluşturulmasının, adalete erişimi kolaylaştırmak ve düzeltmek amacıyla, medenî hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde yargı dışı usûllerin gelişmesi ve uygulanması için önemli bir adım olduğunu belirterek bu yöntemler hakkında kararlar almıştır.
(4) Komisyon, 2002 yılının Nisan ayında, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile ilgili Avrupa Birliğindeki mevcut durumu inceleyerek ve arabuluculuğun kullanılmasını yaygınlaştırmak için alınabilecek tedbirler hakkında Üye Devletler ve ilgili taraflarla geniş istişareler başlatarak, medenî hukuk ve ticaret hukukunda alternatif uyuşmazlık çözümü hakkında bir Yeşil Kitap sunmuştur.
(5) Avrupa Birliğinin özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturma politikasının bir parçası olarak, adalete daha iyi erişimi güvence altına almak amacı, yargı yolu kadar yargı dışı uyuşmazlık çözüm yollarına erişimi de kapsamalıdır. Bu Yönerge, özellikle arabuluculuk hizmetlerine erişim konularında, iç pazarın uygun işleyişine katkıda bulunmalıdır.
(6) Arabuluculuk, tarafların ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirilmiş usûllerle, hukukî ve ticarî meselelerdeki uyuşmazlıkların ekonomik ve hızlı bir şekilde yargı dışı çözümünü sağlayabilir. Arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların gönüllü olarak yerine getirilme ve taraflar arasındaki dostane ve sürekli ilişkileri koruma olasılığı daha yüksektir. Bu faydalar, sınır ötesi unsur taşıyan durumlarda daha belirgindir.
(7) Arabuluculuğun daha fazla kullanılmasını özendirmek ve arabuluculuğa başvuran tarafların öngörülebilir bir yasal temele dayanmasını sağlamak için, özellikle hukuk usûlünün kilit yönlerini belirleyen bir yasal çerçeve kabul etmek gerekmektedir.
(8) Bu Yönergenin hükümleri, sadece sınır ötesi uyuşmazlıklardaki arabuluculuklara uygulanmalıdır, fakat Üye Devletlerin bu hükümleri iç arabuluculuk yöntemlerine uygulamasına da bir engel yoktur.
(9) Bu Yönerge, arabuluculuk usûlünde modern iletişim teknolojilerinin kullanılmasını hiçbir şekilde engellememelidir.
(10) Bu Yönerge, sınır ötesi bir uyuşmazlıkta taraf olan iki veya daha fazla kişinin, uyuşmazlıklarının çözümünde bir arabulucunun yardımıyla dostane bir anlaşmaya varmak için gönüllü olarak bizzat çaba gösterdikleri usûllere uygulanmalıdır. Yönerge, medenî ve ticarî meselelere uygulanmalıdır. Bununla beraber Yönerge, tarafların, uygulanacak hukuka göre üzerinde serbest tasarruf etmelerinin mümkün olmadığı haklar ve borçlara uygulanmamalıdır. Bu tür haklar ve borçlar genellikle aile ve iş hukukunda görülmektedir.
(11) Bu Yönerge, sözleşme öncesi müzakerelere veya belirli yargısal uzlaşma programları, tüketici şikâyeti programları, tahkim ve uzman kararı gibi bağlayıcı karar verme esasına dayanan usûllere veya uyuşmazlığın çözümünde yasal olarak bağlayıcı olsun veya olmasın, resmî bir tavsiyede bulunan kişi ya da kuruluşlarca yönetilen usûllere uygulanmamalıdır.
(12) Bu Yönerge, mahkemenin tarafları arabuluculuğa yönlendirdiği veya millî hukuka göre arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olduğu davalara uygulanmalıdır. Yönerge buna ilaveten, bir hâkimin millî hukuka göre arabulucu olarak hareket edebildiği ölçüde, uyuşmazlık konusu mesele veya meselelerle ilgili herhangi bir dava sürecinde görev almayacak olan hâkim tarafından yönetilen arabuluculuğa da uygulanmalıdır. Bununla birlikte Yönerge, davaya bakan mahkeme ve hâkim tarafından, dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, dava sürecinde uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan girişimleri veya mahkeme ya da hâkimin yetkili bir kişiden yardım ya da tavsiye istediği halleri kapsamamalıdır.
(13) Bu Yönerge ile öngörülen arabuluculuk, tarafların usûlün yönetiminden bizzat sorumlu oldukları, usûlü istedikleri gibi düzenleyebildikleri ve her zaman bitirebildikleri gönüllü bir yöntem olmalıdır. Bununla birlikte, millî hukuka göre arabuluculuk usûlü için mahkemelere yönelik belirli süre sınırları koymak mümkün olmalıdır.
Bunun yanında mahkemeler, uygun olduğunda tarafların arabuluculuğa dikkatini çekebilmelidir.
(14) Bu Yönergedeki hiçbir hüküm, arabuluculuğa başvurulmasını zorunlu kılan veya teşvik eden ya da yaptırıma bağlayan millî mevzuata, bu mevzuatın, tarafların yargı sistemine erişim hakkını kullanmalarını engellememesi koşuluyla karşı değildir. Bu Yönergedeki hiçbir hüküm, Yönerge kapsamına girmeyen hususlarla ilgili olduğu ölçüde, kendi kurallarıyla işleyen mevcut arabuluculuk sistemlerini etkilememelidir.
(15) Bu Yönerge, hukukî belirliliği sağlamak bakımından, tarafların arabuluculuk yoluyla çözmeye çaba gösterdikleri bir uyuşmazlığın, sınır ötesi bir uyuşmazlık olup olmadığını belirlemek için uygun zamanın hangisi olduğunu göstermelidir. Yazılı bir anlaşmanın mevcut olmaması halinde, taraflar arabuluculuk yolunu başlatmak için özel olarak harekete geçtiklerinde arabuluculuğa başvurmaya karar vermiş sayılmalıdırlar.
(16) Üye Devletler, gizlilik, zamanaşımı süreleri üzerindeki etki ve arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların tanınması ve tenfiziyle ilgili olarak karşılıklı güvenin sağlanması için, uygun görecekleri her türlü yolla, arabulucuların eğitimini ve arabuluculuk hizmetleriyle ilgili etkin kalite kontrol yöntemlerinin benimsenmesini teşvik etmelidirler.
(17) Üye Devletler, ortak pazar düzeyinde çözümlere başvurulmasını içerebilecek bu tür yöntemleri tespit etmeli ve bu hususta finansman kaynağı sağlamak zorunda tutulmamalıdırlar. Bu yöntemler, arabuluculuk sürecinin esnekliğini ve tarafların özerkliğini korumayı amaçlamalı ve arabuluculuğun etkin, tarafsız ve ehil bir şekilde yönetilmesini temin etmelidir. Arabulucular, internette herkesin erişimine de açık olması gereken Arabuluculara İlişkin Avrupa Etik Kurallarının bilincinde olmalıdırlar.
(18) Komisyon, tüketicinin korunması alanında, tüketici uyuşmazlıklarının anlaşmaya dayalı çözümüyle uğraşan mahkeme dışı kuruluşların, kendilerine başvuran kişilere sunmaları gereken asgari kalite kriterlerini belirleyen bir Tavsiye kabul etmiştir.
Bu Tavsiyenin kapsamına giren arabulucular veya örgütlerin, Tavsiyenin ilkelerine riayet etmesi teşvik edilmelidir.
Komisyon, bu gibi kuruluşlarla ilgili bilgilerin yayılmasını kolaylaştırmak için, Üye Devletlerin, bu Tavsiyenin ilkelerini uygularken dikkate alacakları mahkeme dışı programlara ilişkin bir veri tabanı oluşturmalıdır.
(19) Arabuluculuk sonunda ortaya çıkan anlaşmalara uyulması tarafların iyi niyetine bağlı olduğundan, arabuluculuk, dava yolunun yegâne alternatifi olarak görülmemelidir. Bu nedenle Üye Devletler, arabuluculuk sonunda yapılan yazılı bir anlaşmanın taraflarının, anlaşmalarına icra kabiliyeti kazandırma yetkisini tanımalıdır. Bir Üye Devlet yalnızca, anlaşmanın içeriğinin, devletin milletlerarası özel hukuku da dahil olmak üzere kanununa aykırı olması veya devletin hukukunun, özel bir anlaşmanın içeriğinin icra edilmesine imkân tanımaması halinde icra edilmesini reddedebilmelidir. Bu durum, anlaşmada düzenlenen borcun yapısı gereği icra edilemeyecek nitelikte olması halinde mümkün olabilir.
(20) Arabuluculuk sonunda yapılan ve bir Üye Devlette icra kabiliyeti tanınan bir anlaşma, uygulanacak Topluluk hukuku veya iç hukuka uygun olarak diğer Üye Devletlerde de tanınmalı ve tenfiz edilebilmelidir. Bu örneğin, medenî ve ticarî meselelerde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin, 22 Aralık 2000 tarih ve 44/2001 No’lu Konsey Tüzüğü (EC) veya aile meseleleri ve velayet sorumluluğu meselelerinde mahkemelerin yetkisi ve mahkeme kararlarının tanınması ve tenfiziyle ilgili, 27 Kasım 2003 tarih ve 2201/2003 No’lu Konsey Tüzüğü (EC) esas alınarak yapılabilir.
(21) 2001/2003 No’lu Konsey Tüzüğü (EC), taraflar arasındaki anlaşmanın başka bir Üye Devlette icra edilebilmesi için, anlaşmanın, tarafların imzaladığı Üye Devlette icra edilebilir olması gerektiğini özel olarak belirtmektedir. Bu sebeple, bir aile hukuku uyuşmazlığı sonunda yapılan anlaşmanın içeriği, anlaşmanın imzalandığı ve tenfizinin talep edildiği Üye Devlette icra edilemiyorsa, bu Yönerge, tarafların, anlaşmalarını tenfiz edebilecekleri başka bir Üye Devlette yapmaları suretiyle, bu Üye Devletin kanununu dolanmalarını özendirmemelidir.
(22) Bu Yönerge Üye Devletlerdeki, arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların icra edilmesiyle ilgili hükümleri etkilememelidir.
(23) Arabuluculuk sürecinde gizlilik önem taşır ve bu sebeple Yönerge, daha sonraki bir hukuk davasında ve ticarî davada ya da tahkimde, arabuluculuğun gizliliğinin nasıl korunacağı hususunda, hukuk usûlü kurallarının asgari ölçüde uyumunu sağlamalıdır.
(24) Üye Devletler, tarafların arabuluculuğa başvurmasını özendirmek için, arabuluculuk girişimi başarısız olursa, zamanaşımı sürelerine ilişkin kuralların, tarafların mahkeme veya tahkime gitmelerini önlememesini sağlamalıdır. Üye Devletler bu Yönergenin, zamanaşımı süreleri hakkındaki millî hukuk kurallarını uyumlu hale getirmemesi halinde bile, bu sonucun gerçekleşeceğinden emin olmalıdır. Örneğin taşıma hukuku alanında olduğu gibi, Üye Devletlerde uygulanan milletlerarası anlaşmalardaki zamanaşımı sürelerine ilişkin hükümler bu Yönergeden etkilenmemelidir.
(25) Üye Devletler, arabulucular ve arabuluculuk hizmeti veren kuruluşlarla nasıl temas kurulacağı konusunda halka bilgi vermeyi teşvik etmelidir. Üye Devletler, hukukçuların müvekkillerini arabuluculuk imkânı hakkında bilgilendirmesini de özendirmelidir.
(26) Daha iyi kanun yapmaya ilişin kurumlararası anlaşmanın 34. maddesi uyarınca Üye Devletler, kendileri ve topluluğun menfaatleri için, mümkün olduğu kadar, bu Yönerge ile intibak tedbirleri arasındaki karşılıklı ilişkiyi gösteren tasarılarını düzenlemeye ve bunları halka açık tutmaya teşvik edilmelidir.
(27) Bu Yönerge, temel hakların ilerletilmesi için çaba göstermekte ve özellikle Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesince tanınan ilkeleri gözetmektedir.
(28) Bu Yönergenin amacına Üye Devletlerce yeterli ölçüde ulaşılması mümkün olmadığı için ve uygulamanın etkileri veya kapsamı nedeniyle bu amaçların Topluluk düzeyinde daha iyi gerçekleşebilecek olması sebebiyle, Topluluk, Anlaşmanın 5. maddesinde belirtilen ikincillik ilkesine uygun olarak tedbirler alabilir. Bu maddede belirtilen ölçülülük ilkesine göre Yönerge, bu amacını gerçekleştirmek için gerekli olanı aşmayacaktır.
(29) Avrupa Birliği Anlaşmasının ve Avrupa Topluluğunu Kuran Anlaşmanın eki olan, Birleşik Krallık ve İrlanda’nın durumuna ilişkin Protokolün 3. maddesine göre, Birleşik Krallık ve İrlanda, bu Yönergenin kabulü ve uygulamasına katılmak istediklerini bildirmişlerdir.
(30) Avrupa Birliği Anlaşmasının ve Avrupa Topluluğunu Kuran Anlaşmanın eki olan, Danimarka’nın durumuna ilişkin Protokolün 1 ve 2. maddelerine göre, Danimarka bu Yönergenin kabulüne katılmamaktadır ve bu nedenle Yönerge veya onun uygulanma konusuyla bağlı değildir.
YÖNERGE
Madde 1
Amaç ve kapsam
Bu Yönergenin amacı, arabuluculuğa başvurulmasını özendirmek ve arabuluculukla yargılama usûlleri arasında doğru bir ilişki kurmak suretiyle, alternatif uyuşmazlık çözümüne erişimi kolaylaştırmak ve uyuşmazlıkların dostane çözümünü geliştirmektedir.
Bu Yönerge, sınır ötesi uyuşmazlıklarda, uygulanacak ilgili hukuka göre tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri hak ve borçlar hariç olmak üzere, medenî ve ticarî meselelere uygulanacaktır. Yönerge özellikle vergi, gümrük veya idarî meseleler ya da Devletin egemenliğine dayanarak yapmış olduğu eylem ve işlemlerden doğan sorumluluğunu (acta iure imperii) kapsamayacaktır.
Bu Yönergede “Üye Devlet” terimi, Danimarka dışındaki Üye Devletleri ifade etmektedir.
Madde 2
Sınır ötesi uyuşmazlıklar
Bu Yönergenin amaçları bakımından;a) tarafların, uyuşmazlık çıktıktan sonra arabuluculuğa başvurmaya karar verdiği, veya b) arabuluculuğa başvurulmasına mahkemece karar verildiği, veya c) millî hukuka göre arabuluculuğa başvurma zorunluluğu olduğu, veya d) 5. madde anlamında taraflara bir davette bulunulduğutarihte, taraflardan en az birinin yerleşim yeri veya mutad meskeninin diğer taraftan farklı bir Üye Devlette bulunması halinde, sınır ötesi bir uyuşmazlık mevcut olacaktır.
1. paragrafa bakılmaksızın, 7 ve 8. maddeler anlamında bir sınır ötesi uyuşmazlık, taraflar arasında arabuluculuğu müteakiben, paragraf 1 (a), (b) veya (c)’de belirtilen tarihte, tarafların yerleşim yeri veya mutad meskeninden farklı bir Üye Devlette dava veya tahkim sürecinin başlatılması halinde de mevcut olacaktır.
1 ve 2. paragraflar anlamında yerleşim yeri,44/2001 No’lu Konsey Tüzüğünün (EC) 59 ve 60. maddelerine göre belirlenecektir.
Madde 3
Tanımlar
Bu Yönergenin amaçları bakımından aşağıdaki tanımlar esas alınır:
(a) “Arabuluculuk”, adlandırılma veya başvurulma şekline bakılmaksızın, uyuşmazlığın tarafı olan iki veya daha fazla kişinin, bir arabulucunun yardımıyla, uyuşmazlıklarının çözümü konusunda anlaşmaya varmaları için gönüllü bir temelde bizzat çaba gösterdikleri, plânlanmış bir süreci ifade eder. Bu süreç taraflarca başlatılabilir, mahkemece önerilebilir veya emredilebilir ya da bir Üye Devletin hukukunca öngörülebilir.
Bu tanım, uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak herhangi bir dava sürecinde görevli olmayan bir hâkim tarafından yönetilen arabuluculuğu kapsar. Tanım, uyuşmazlık konusuyla ilgili dava sürecinde, uyuşmazlığın çözümü için mahkeme veya davaya bakan hâkimce yapılan girişimleri kapsamaz.
(b) “Arabulucu”, arabuluculuğu etkin, tarafsız ve ehil biçimde yönetmesi istenen herhangi bir üçüncü kişi olup, bu üçüncü kişinin ilgili Üye Devletteki isimlendirilmesine veya mesleğine ve arabuluculuğu yönetmek üzere atanma veya görevlendirilme şekline bakılmaz.
Madde 4
Arabuluculuğun kalitesinin sağlanması
Üye Devletler, uygun görecekleri herhangi bir yolla, arabuluculuk hizmetlerinin koşullarıyla ilgili diğer etkin kalite kontrol yöntemleri yanında, arabuluculuk hizmeti sunan kuruluşlar ve arabulucular tarafından gönüllü etik kuralların geliştirilmesini ve bu kurallara bağlılığı teşvik ederler.
Üye Devletler, bir arabuluculuğun taraflarla ilgili olarak etkin, tarafsız ve ehil biçimde yönetilmesini sağlamak için, arabulucuların başlangıç ve ilave eğitimini teşvik ederler.
Madde 5
Arabuluculuğa başvurulması
Davayı görmekte olan mahkeme, uygun olduğunda ve davanın bütün koşullarını dikkate alarak tarafları, uyuşmazlığı çözmek için arabuluculuğa başvurmaya davet edebilir. Mahkeme, tarafları, gerek görmesi ve kolaylıkla yapılabilecek olması halinde, arabuluculuğa başvurulmasına ilişkin bir bilgilendirme toplantısına katılmaya da davet edebilir.
Bu Yönerge, dava açılmasından önce veya sonra, arabuluculuğa başvurulmasını zorunlu kılan veya teşvik eden ya da yaptırıma bağlayan millî mevzuatı, bu mevzuatın, tarafların yargı sistemine erişim hakkını kullanmasını engellememesi şartıyla etkilemez.
Madde 6
Arabuluculuk sonunda yapılan anlaşmaların icra edilmesi
Üye Devletler, tarafların veya diğer tarafın açık rızasıyla taraflardan birinin, arabuluculuk sonunda yapılan yazılı bir anlaşmanın icra edilebilir kılınmasını talep etmesini sağlarlar. Bu tür bir anlaşmanın içeriği, talebin yapıldığı Üye Devletin hukukuna aykırı olmadığı veya bu Üye Devletin hukuku anlaşmanın icra edilmesine olanak tanıdığı takdirde icra edilebilir.
Anlaşmanın içeriği, mahkeme veya diğer bir yetkili merci tarafından verilecek bir hüküm ya da kararla veya talebin yapıldığı Üye Devletin hukukuna uygun olarak resmî bir belgeyle icra edilebilir.
Üye Devletler, 1 ve 2. paragrafa göre yapılacak bir talebi kabule yetkili olacak mahkeme veya diğer mercileri Komisyona bildireceklerdir.
Bu maddedeki hiçbir hüküm, 1. paragrafa uygun olarak icra edilebilir kılınan bir anlaşmanın, diğer bir Üye Devlette tanınması ve tenfizi için uygulanacak hükümleri etkilemeyecektir.
Madde 7
Arabuluculuğun gizliliği
Arabuluculuğun, gizliliğe uyulacak şekilde yapılmasının amaçlandığı düşünüldüğünde, Üye Devletler, taraflar aksini kararlaştırmadığı takdirde, arabulucuların veya arabuluculuk sürecinin yönetimine katılan kişilerin, arabuluculuk sürecinde ortaya çıkan veya arabuluculuk süreciyle ilgili olan bilgiler hakkında, herhangi bir hukuk veya ceza davasında ya da tahkimde delil göstermeye zorlanamamasını sağlarlar. Aşağıdaki istisna bu hükmün dışındadır:
(a) Bunun, ilgili Üye Devletin kamu düzeni düşünceleri üstün geldiği için gerekli olması halinde, özellikle çocuğun menfaatlerinin en iyi şekilde korunmasını sağlamak veya bir kişinin fiziksel ya da psikolojik bütünlüğüne zarar gelmesini önlemek gerektiğinde, veya
(b) Arabuluculuğun sonucu olarak yapılan anlaşmanın yerine getirilmesi veya icra edilmesi için bu anlaşmanın içeriğinin açıklanması gerektiğinde.
1. paragraftaki hiçbir hüküm, Üye Devletlerin, arabuluculuğun gizliliğinin korunması için daha katı tedbirleri koymasını engellemez.
Madde 8
Arabuluculuğun zamanaşımı süreleri üzerindeki etkisi
Üye Devletler, bir uyuşmazlığı arabuluculukla çözme çabası içinde olan tarafların, arabuluculuk sürecinde zamanaşımı süresinin dolmasıyla, bu uyuşmazlıkla ilgili olarak daha sonra dava açma veya tahkime başvurma hakkından mahrum kalmamalarını sağlamalıdır.
1. Paragraf, Üye Devletlerin taraf oldukları milletlerarası anlaşmalardaki zamanaşımı sürelerine ilişkin hükümlere halel getirmez.
Madde 9
Halka bilgi verilmesi Üye Devletler, uygun görecekleri herhangi bir yolla, özellikle internet üzerinden, arabulucular ve arabuluculuk hizmeti veren kuruluşlarla nasıl temas kurulacağı konusundaki bilginin halkın erişimine açık olmasını teşvik ederler.
Madde 10
Yetkili mahkeme ve merciler hakkında bilgi Komisyon, Üye Devletlerce, madde 6(3)’e göre bildirilen yetkili mahkeme ve mercilerle ilgili bilgiyi uygun yollarla kamuya açık tutar.
Madde 11
Gözden geçirme Komisyon en geç 21 Mayıs 2016’da, Avrupa Parlamentosu, Konseyi ve Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine, bu Yönergenin uygulanmasıyla ilgili bir rapor sunacaktır. Rapor, Avrupa Birliği genelinde arabuluculuğun gelişimini ve bu Yönergenin Üye Devletlerdeki etkisini inceleyecektir. Gerek görülürse rapora, bu Yönergeye işlenmek üzere öneriler eklenecektir.
Madde 12
Yürütme
Üye Devletler, bu Yönerge hükümlerine uymak için gereken kanunları, tüzükleri ve idarî kuralları,en geç 21 Kasım 2010tarihinde uygulanacak olan 10. madde müstesna olmak üzere, 21 Mayıs 2011’den önce yürürlüğe koyacaklardır. Üye Devletler, bunları derhal Komisyon’a bildireceklerdir.
Üye Devletlerce kabul edildiğinde bu tedbirler, Yönergeye atıf içerecek veya bunların resmî olarak yayınında bu tür bir atıf eklenecektir. Bu atfın yapılma yöntemi Üye Devletlerce kararlaştırılacaktır.
Üye Devletler, Bu Yönerge kapsamına giren konularda kabul ettikleri millî hukukun temel hükümlerinin metinlerini Komisyona bildireceklerdir.
Madde 13
Yürürlüğe girme
Bu Yönerge, Avrupa Birliği Resmî Gazetesinde yayımlanmasını takip eden 20’nci günde yürürlüğe girecektir.
Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasanın 158. (1961 Anayasası 142.) maddesiyle görevlendirilmiş, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili, bağımsız bir yüksek mahkemedir. Mahkeme, yargı erkini Anayasanın kendilerine tanıdığı görev ve yetki alanlarıyla sınırlı olarak paylaşan yüksek mahkemeler arasında yer almaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesi, yargı ayrılığı ilkesinin ortaya çıkardığı görev uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle kişilerin askıda kalan hak arama hürriyetlerinin gerçekleşmesini sağlayan; hüküm uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle de hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan hukuki engelleri gideren; yargı erkini paylaşan diğer yüksek mahkemelerden Yargıtay ve Danıştay’ın kararlarını kaldırıp onların yerine hüküm tesis edebilen özel yetkili bir yüksek mahkeme ve dolayısıyla, hukukumuzda kesin hükmü ortadan kaldırabilen tek yargı organıdır. Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı ve üyelikleri, diğer 3 Yüksek Mahkemenin Başkan ve üyeleri arasından seçilenler tarafından “ ikinci görev” biçiminde yerine getirilmektedir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilmekte olup, bir yandan Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevini de sürdüren bir Yüksek Mahkeme Başkanıdır. Başkanvekili de aynı yöntemle seçilip görev yapmaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesine, çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Başkanın takdir edeceği yeter sayıda geçici raportör verilmektedir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi
Uyuşmazlık Mahkemesi, Kararlar Dergisi adıyla sürekli bir yayın yanında Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisini çıkarmaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2013 Yılı Mayıs ayında Yayın hayatına başlayan, Türkiye ve Dünya’da Hukuk alanına katkıda bulunmayı amaçlayan özgün araştırma ve makalelerin yayınlandığı bilimsel ve hakemli bir dergidir. Yılda iki kez yayınlanmaktadır. Makaleler yayınlanmak üzere Türkçe ve diğer yabancı dillerde düzenlenebilir. Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır ve açık erişimi sağlama politikasını benimsemiştir. Dergi, TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veritabanı, Ebscohost, ve Asos İndeks tarafından taranmaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Celal Mümtaz AKINCI
Celal Mümtaz AKINCI 31 Ocak 1957 tarihinde Afyonkarahisar’da doğmuştur. İlk ve ortaöğrenimini Afyonkarahisar’da tamamlamıştır. 1975-1976 eğitim-öğretim yılında Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulunda okumuştur. Bu okulda öğrenci iken 1976 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak hukuk öğrenimine başlamıştır. Hukuk Fakültesinden 1982 yılında mezun olduktan sonra avukatlık stajını tamamlayarak 1984’te Afyonkarahisar’da avukatlığa başlamıştır.
1984-1985 yılları arasında Sivas 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı Askerî Mahkemesinde yedek subay askerî hâkim olarak askerlik hizmetini tamamlamıştır. 1988-2000 yılları arasında Baro Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunmuş, 2001 yılında yapılan Olağanüstü Genel Kurul sonrasında Afyonkarahisar Baro başkanlığına seçilmiştir.
Afyonkarahisar Baro başkanlığı görevini sürdürürken 2010 yılında, 5982 sayılı Kanun’a göre Baro başkanları tarafından seçilen üç aday arasına girmiş; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13/10/2010 tarihli Genel Kurulunda yapılan seçim sonucu Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görevine devam etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 158. maddesi, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 12. maddesi ve 12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 4. maddesi uyarınca 17/12/2020 tarihinde Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na seçilerek 11.01.2021 tarihinde göreve başlamıştır.
İnsan Dili isimli eser yazar, avukat ve arabulucu Neyir Şeyda Musal tarafından yazılmış, Aristo Yayınları tarafından 2018 yılı Aralık ayında basılarak okuyucuya takdim edilmiştir. Kitabın içeriğinde ve kapağında yer alan görseller Sanatçı Simay Bodur tarafından hazırlanmıştır.
Kitabın tanıtım kokteyli ve ilk imza günü 12 Ocak tarihinde Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı merkezinde yapılmış, iş, sanat, hukuk ve edebiyat dünyasından yoğun katılım olmuştur.
Eser, okuyucular ve eleştirmenler tarafından, tek nefeste okunamayacak, insanı düşündüren, düşünmeye zorlayan, muhasebeye sevk eden, okudukça geriye dönerek tekrar tekrar okunacak bir kitap olarak tanımlanmıştır.
Neyir Şeyda Musal, İnsan Dili isimli eserin imza gününde
Eser, yazarın yaşam deneyiminde önemli yer tutan kendine özgü varlık sorgulaması ve yaşama anlam katacak düşünme tekniklerinin derin felsefi yoruma tabi tutulması ile ortaya çıkan ve yalın bir barış dili ile okuyucuya sunulan özgün önermelerin sanatın derinliğinde yoğrulması ile ortaya çıkmış deneme türünde mini bir yapıttır.
İnsan Dili isimli Eser; tüm satırlarına hakim olan sade ve şiirsel dili, insanı ve davranışlarını analiz eden kuramsal bakış açısı, felsefenin derinliğine yönlendiren basit düşünme tekniği, evrendeki tüm varlıklarla uyum içinde yaşamayı öneren aforizmaları, bir üst kavram olarak sunulan adalete ulaşmada bireyin tutumunun topluma ve kendisine katkısını irdelemektedir.
Sanatçı Nuriye Simay Bodur’un sanat dili ile bütünleşmesi açısından büyük bir farkındalık yaratan eser, bir yandan sihirbazlara ihtiyacımız yok derken diğer yandan da onarıcı adaletin ve gelişim yoluyla hayatını büyüten bireyin önemini ön plana çıkarmaktadır.
İnsan Dili
Doğaya baktığımızda ne fazla ne eksik her şey bir bütün halde birbirini tamamlamakta. Sanki burada, tasavvur edebileceğimiz bambaşka bir parça olamaz gibi. Ya da böyle bir parça var da biz bilemiyoruz gibi.
Doğanın farkındalığıyla dinlenebiliriz. Dinlenebiliriz çünkü bütünlük bizi kendi içinde bir parça yapar. Bizi görevlendirmez, parçası yaparken güçsüzleştirmez. Ne kapsar ne de kapsamaz.
Doğada tüm kediler, tüm kuşlar aynı dilde konuşur. Aynı türlerin birbirleriyle ilişki biçimi içinde ortak dilleri vardır. Bu evrensel diller, öğrenilmişlikle izah edilemez durumdadır. İnsanların ortak dilleri, doğanın parçası insanların ortak dilleri doğada nedir? Birbirleriyle anlaşabildikleri bir ortak dilleri yok mudur? Doğa, her şeyin varlık ve yokluğunun dizayn mükemmeliyetini hissettirirken, insanların ortak dili yok mudur? Varlığın bütünü içerisinde, her şeyin birbirleriyle ilişkisi muntazam şekilde tasarlanmış gibiyken?
İnsan, kendi farkındalığını gerçek anlamda sağladığında bu bütün içerisinde yerini de bulacaktır. Bu farkındalığın sağlanması için bireysel çatışmaların yok edici değil arttırıcı dilini öğrenen ve bu çatışmalardan kırılmış setleriyle ulaşabileceği noktaları gören birey farkındalığına yaklaşacaktır.
Doğa da aynı dilde konuşan nice canlı, dilini bilmeyen insana umut olacaktır.
İnsan Dili – Neyir Şeyda Musal
İnsan Dili isimli Eserin Konu Başlıkları
İNSAN DİLİ
OKYANUSTA BİR DAMLA
NORMALİN ÇEKİCİLİĞİ
HAYATIMIZI BÜYÜTELİM
HANGİ FREKANS
ZİHNİ TEMİZLEYEREK İLERLEMEK
BİREYSEL GELİŞİM
YÜZÜMÜZ İSTİKBALDE
SORUN KEŞİFLERİ
ZİHİN BOŞ KALMAZ
BAHAR GELİR
KAZMA TEKNİKLERİ
SOSYAL ADALET
ESNEK
BENİ BEN İYİLEŞTİREBİLİRİM
BİLİNÇSİZ YETKİNLİK
BİR GÜNEŞ AÇSIN
SİHİRBAZLARA İHTİYACIMIZ YOK
KANTARI BOZMAYALIM
GERÇEKLİK
NASIL YOK OLACAĞINI TASAVVUR EDEMEYEN GÖVDELER
PARÇA
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
ENERJİ
GÜÇLENEREK
FARKINDALIK
DEVAM ET
HUZUR
DİZAYN
TUĞLALARI DOĞRU YERLEŞTİRELİM
UÇUCU
HEDEF
FREN
ALBÜM
TOHUM
HASTA OLMAYALIM
AN’DA BULUŞALIM
ONARICI ADALET
SENİN DOĞRUN NE?
ACABALARDAN KURTULMAK
KENDİ ÖLÇÜNE GÖRE HAZIRLANAN ÇÖZÜM
İSTEĞİN BU MU?
DEĞİŞKENLİK
BASAMAKLARI ATLAMAYALIM
DİNLENDİR
SAMİMİYET
İnsan Dili isimli Eserin Önsözü
Bildiğimizi ararız.. O pastane, sinema…
Yaşanmışlık, tanıdıklık, varlığını geçmişiyle hissetmenin devam ihtiyacı.
Yaşadıklarımızı bütüncül kavrarız. O olay olurken hava nasıldı, üzerimizde ne vardı ya ağaçlar ya da evet bir çay bahçesi…
Gözümüzde canlanan olay bir bütünün içinde yer bulur kendine, bizden, yaşamımızdan bir parça olurken.
Ellerimiz, bir bakış, düşündüğüm an…
Aynı çay bahçesi sanki yok ağaçlar mı benziyor yine kuş uçtu.
Ah, ne güzeldi o haberi aldığım an yağmur yağıyordu yine.
Hafızanızda kalan fotoğrafların güzel olması ve tekrar ve tekrar onları yaşayabilmeniz dileğiyle…
Yazar Neyir Şeyda Musal’ın Hayatı
Neyir Şeyda Musal
1980 yılında Manisa/Alaşehir’de doğan Neyir Şeyda MUSAL, 1997 yılında İzmir Kız Lisesi’nden mezun olarak 1997-2001 yıllarında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamlamıştır. Halen Arabuluculuk Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Neyir Şeyda Musal, avukatlık mesleğindeki kariyerine İmar Bankası A.Ş., Rumeli Holding A.Ş. ve Çukurova Elektrik A.Ş.’de başlamıştır. Bu dönemde yoğunlukla Özel Hukuk, Ticaret Hukuku, Vergi Hukuku, SPK Mevzuatı, Bankacılık, İdare Hukuku vb. Hukuk dallarında yoğun olarak çalışmıştır. 2007 yılında MUSAL Hukuk Bürosu’nu kurmuştur. Yerli ve yabancı şirketlere danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. TOBB bünyesinde birçok etkinliğe katılmış, Sigorta Eksperleri İcra Komitesinin danışmanlığını yürütmüştür. Marka Vekilidir ve Fikri Sınai Haklar alanında çalışmalarına devam etmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Enerji Hukuku Sertifikası programını tamamlamış, halen Enerji Hukuku alanındaki çalışmalarına devam etmektedir.
Kariyerinde Arabuluculuk önemli bir yer tutan Neyir Şeyda Musal 2013 yılında 592 Sicil Numarası ile Arabuluculuk Ruhsatını almış, 2015 yılında Mentorluk ve İleri Mentorluk Eğitimine katılmış, birçok kongre ve seminerde sunumlar yapmış, arabuluculuk uygulamalarının yaygınlaşmasına büyük önem vermiştir.
2001 yılında Marmara Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Neyir Şeyda Musal, uzun yıllar Ticaret Hukuku, Ceza Hukuku, Enerji Hukuku, Fikri ve Sınai Haklar Hukuku konularında şirketlere hukuki danışmanlık ve avukatlık yapmıştır. 2013 yılında ilk arabuluculuk eğitimini alan Musal, bu tarihten itibaren 1000’in üzerindeki ihtilafta arabulucu ya da taraf vekili olarak bulunmuş, İzmir, İstanbul, Ankara, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Batman, Osmaniye, Kahramanmaraş, Gaziantep ve diğer il ve ilçelerde arabulucu olarak müzakere süreçlerini yönetmiş ve arabuluculuk anlaşmalarının yapılmasında görev almıştır. Ticari Arabuluculuk İstanbul Model Projesi kapsamında 5 günlük Uluslararası Mentorluk Programını tamamladıktan sonra “Türkiye’de Adalete Erişimi ADR Mekanizmalarıyla Güçlendirmek Projesi” kapsamında “Eğitimci Eğitimi” ve “İleri Arabuluculuk Becerileri” eğitimlerinde görev almıştır.
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın düzenlediği “Uygulamada Arabuluculuk” konulu seminer ve “Etik ve İtibar Derneği” tarafından düzenlenen “Uluslararası Etik Zirvesi” kapsamında arabuluculuk konusunda sunumlar yapmış, çeşitli dergilerde röportajları yayınlanmıştır. Musal, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından 22 ilde düzenlenen “Arabuluculuk Atölye” çalışmaları kapsamında Antalya ve Denizli illerinde görev almıştır. Neyir Şeyda Musal, ISTAC’a kayıtlı arabulucudur. ISTAC işbirliği ile Denizli’de düzenlenen uluslarası tahkim ve arabuluculuk konulu sempozyumda ve Uluslararası Ticari Taraf Vekilliği Sempozyumlarında, İzmir, Kocaeli, Mersin, Antalya, Gaziantep gibi illerde sunumlar yapmıştır. Özyeğin Üniversitesi, MEF Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Okan Üniversitesi ve Hasan Kalyoncu Üniversitesinde arabuluculuk hukuku ve arabuluculuk uygulamaları konusunda eğitmen olarak görev yapmaktadır.
Sosyal Sorumluluk projelerinde yer alan Neyir Şeyda Musal, Türkiye Hayvanları Koruma Derneği ve Bizim Çocuk Evi Vakfı’nda avukat ve danışman olarak görev yapmaktadır. Çeşitli dergi, kitap ve internet sitesinde makaleleri yayınlanmıştır.
Yazar Neyir Şeyda Musal, İnsan Dili isimli eserin yanı sıra Arabuluculuk Soru Bankası isimli eserin de ortak yazarıdır.