Rona Aybay

0
Prof. Dr. Rona Aybay

Prof. Dr. Rona Aybay, 1935 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1959 yılında bitirdikten sonra aynı fakültede doktorasını tamamladı.

Avukat Barış Aybay’ın babası ve Aydın Aybay’ın kardeşidir. 

Aybay, 1964 yılında New York Columbia Üniversitesi’nde Mukayeseli Hukuk alanında master derecesini tamamladıktan sonra 1973 yılında doçent, 1980 yılında ise Milletler Özel Hukuku Profesörü oldu.

Rona Aybay 55. yıl Armağanı – Legal Yayınevi
Akademik ve İdari Kariyeri

Akademik kariyerinde; Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü başkanlığı, ODTÜ İdari İlimler Fakültesi Dekanlığı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) dekan yardımcılığı görevlerini yürüttü.

12 Eylül İhtilalinden sonra sonra YÖK’ün 1402 sayılı yasaya dayandırdığı bir kararla üniversiteden uzaklaştırıldı ancak 7 yıl süren hukuk mücadelesi sonucunda Danıştay kararıyla üniversitedeki görevine döndü.

Rona Aybay” “İnsan Hakları Ülküsü Gerçekleştikçe Adalete Yaklaşılır”

Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu ile Bosna-Hersek’teki insan hakları ihlallerini incelemekle görevli AGİT komisyonu üyeliklerinde bulundu.

Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesinin kurulduğu 1996 yılından mahkemenin kapandığı 2003 yılına kadar Avrupa Konseyi tarafından seçilmiş uluslararası yargıç statüsü ile görev yaptı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin etkinliğini arttırmak üzere, Avrupa Konseyi’nce oluşturulan 11 üyeli Akil Kişiler Grubuna üye seçildi.

2006-2011 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Başkanlığını yürüttü.

Rona Aybay – Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi – Medya Özgürlüğü Konferansı

Aybay, Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yaptı. Milletlerarası Özel Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku alanlarında lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler verdi.

Çok sayıda kitap, makale ve bildiri yayınladı; yüzlerce konferans verdi.

Server Tanilli ile Birlikte Türk Hukuk Bibliyografyasını hazırladı.

Türk Hukuk Kurumu genel sekreterliği yaptı.

Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesi olarak vakfın kuruluşunda yer aldı.

İstanbul Barosuna bağlı olarak serbest avukatlık yaptı ve baroda başkan yardımcısı olarak da görev aldı.

5 Mayıs 2022 günü yaşamını yitirdi.

Prof. Dr. Rona Aybay
Prof. Dr. Rona Aybay’ın Eserleri 
Avukat Rona Aybay

Faşizm (Murat Sarıca ile birlikte, 1962),

Karşılaştırmalı 1961 Anayasası (1963),

Robert Owen (1970, 2005 ve 2012)

Yurttaşlık (Vatandaşlık) Hukuku (1982, 2006),

Yasaların Uluslararası Düzeyde Çatışması (Kanunlar İhtilafı) (Esra Dardağan ile birlikte-2005)

Yabancılar Hukuku (2005, yeni basım 2007),

Uluslararası Yargı (2013)

Tarih ve Hukuk Açısından Konsolosluk (2009)

İnsan Hakları Hukuku (2015)

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Türkiye (2016)

Kamusal Uluslararası Hukuk (Elif Oral ile birlikte, 2016)

Genel Kamu Hukuku (2017)

An Introduction to Law (altıncı basım 2018)

İnsan Hakları – Seçilmiş Makale­ler

Hukuka Giriş

Türkiye Hukuk Fakülteleri ve İnternet Siteleri

0
Türkiye Hukuk Fakülteleri

Türkiye Hukuk Fakülteleri ve İnternet Siteleri listesi, fiili kuruluş tarihine ve öğrenci alım yılına göre sıralanmış, fakültelerin resmi web siteleri listeye eklenmiştir.

Vakıf ve Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi ayrımı yapılmamıştır. Listeye ÖSYM puanı ile öğrenci alan Kıbrıs Üniversiteleri Hukuk Fakülteleri de eklenmiştir.

Resmi web sitelerinde somut veri bulunmayan fakültelerin kuruluş yılları ve öğrenci alım tarihleri açık kaynaklardan ve YÖK bilgi sisteminden edinilmiştir. Kimi fakültelerin kuruluş yılı ile öğrenci almaya başladığı tarihler faklıdır.

Listenin ilk sıralarında bulunan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruluş yılından önce de hukuk eğitimi veren bir okuldur. Osmanlı ve Bizans dönemlerinde İstanbul Hukuk Okulu adıyla hukuk eğitimi verildiği çeşitli kaynaklarda mevcuttur.

Bazı fakülteler kapatılmış, bazı fakülteler fiilen eğitime başlayamamıştır. Fakültelerin bazılarının isimleri değişmiş, bazıları da kapatılarak devlet üniversitelerine devredilmiştir. Bazı fakültelerin web siteleri yetersiz ve içerik bakımından objektif bilgi içermemektedir.

Yıllara göre meydana gelen değişimler güncellenecektir.

1
 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1924
2
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1925
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1978
4
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1982
5
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1982
6
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1983
7
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1987
8
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1992
9
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1993
10
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1994
11
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1994
12
Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 1996
13
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1996
14
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1997
15
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1997
16
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1997
17
Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1997
18
Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 1997
19
Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1998
20
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1998
21
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 1999
22
Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2000
23
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2000
24
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2001
25
İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2002
26
Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2002
27
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2003
28
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2003
29
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2003
30
Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2004
31
Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2007
32
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2007
33
Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2007
34
Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
35
Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
36
Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
37
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
38
Trabzon Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
39
Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
40
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2008
41
KTO Karatay Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2009
42
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2009
43
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
44
Girne Amerikan Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 2010
45
İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
46
İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
47
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Ali Fuad Başgil Hukuk Fakültesi)
 2010
48
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
9
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 2010
50
Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
51
Yeniyüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2010
52
Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2011
53
Kemerburgaz(Altınbaş) Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2011
54
Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2011
55
Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
 2011
56
Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2011
57
Hasan Kalyoncu (Gazikent) Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2011
58
Lefke Avrupa Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 2012
59
Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2012
60
İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2012
61
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2013
62
Türk – Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2013
63
MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2014
64
Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2014
65
Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2014
66
Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2015
67
Girne Üniversitesi Hukuk Fakültesi/University of Kyrenia(Kıbrıs)
 2015
68
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2016
69
Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2016
70
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2016
71
Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi(Kıbrıs)
2016
72
Bozok Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2016
73
İbni Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2017
74
Kıbrıs İlim Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Kıbrıs)
 2017
75
Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2017
76
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2018
77
İzmir Demokrasi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2018
78
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2018
79
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
 2018
80
Pamukkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2018
81
Piri Reis Üniversitesi Hukuk Fakültesi
 2018
82
Çankırı Karatekin Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2019
83
Çankırı Karatekin Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2019
84
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
2020
85
Ankara Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2021
85
Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2021
85
Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2021
86
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
2021

Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı

0

Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı, Hukuk Ansiklopedisi Editörü İbrahim Aycan ve KRT Kültür Televizyonu Aslı Astarı Programı Moderatörü İskender Özturanlı ile birlikte 10 Mayıs 2018 tarihinde Kadıköy’de gerçekleştirilmiştir. Hareketli ve enerjik söyleşiyi Hukuk Ansiklopedisi okurları bir solukta okuyacaklardır.

Hilmi Şeker: Her Kararın Mutlaka Toplumla İbralaşması Lazım

Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı

İbrahim Aycan: Saygıdeğer üstadım. Hukuk Ansiklopedisi olarak sizden talep etmiş olduğumuz röportajı kabul ettiğiniz için öncelikle çok teşekkür ediyorum. Sizin gibi fikir işçilerini toplumun daha iyi anlaması ve eserlerini tanıması en büyük amacımız. KRT televizyonu Aslı Astarı programı Moderatörü Sayın İskender Özturanlı da bize eşlik edecek. Ona da yoğun mesaisi içinde bize katıldığı için teşekkür ediyorum. Kendisi felsefe kökenlidir. Ayrıca babası ve amcası Türkiye’nin bilinen hukukçularındandır. Röportajımızda sizi biraz sıkıştıracağız. Ama öncelikle sizi okuyucularımız adına tanımak isteriz.

Sizden öğrenmek istediğim bir konu daha var. Şimdi; herkes durup dururken kitap yazmaz, hele hele hiç kimse spesifik bir konuda kafa patlatarak sizin kitaplarınız gibi büyük hacimli kitaplar yazmaz. Bu eserlerin bir backgroundu olduğunu düşünüyorum. Yargıçlık yaparken, durup dururken Hukukta Gerekçe ya da Süreç Adaleti isimli bir kitap yazayım diye ortaya çıkmadınız. Sizin, çocukluğunuz nasıl geçti? Gençliğiniz nasıldı? Lise yıllarında ne yaptınız? Felsefeye meraklı mıydınız? Düşünen bir insan mıydınız? Neler okudunuz? Bu backgroundu biraz almak istiyorum. Hukuk Ansiklopedisinin okurları da bunu merak edecektir.

İskender Özturanlı: Ben de Hukuk Ansiklopedisine teşekkür ediyorum. Yayınlarını merakla izliyorum. Kültür hayatına önemli katkıları olacağını düşünüyorum. Hilmi bey üstadımızla yapacağımız bu sohbete davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

Hilmi Şeker: Arkadaş, bize bugüne kadar retoriği okutmamışlar!

Hilmi Şeker: İbrahim bey, ülkenin muhtelif yerlerdeki temel eğitim yatılı bölge okullarında okudum. Bu okullara yönelik eleştiriler bir yana buradaki eğitim, bizi hayata hazırladı, yaşama mukavemet yeti ve yeteneğimizi artırdı. Disipline olmanın yanında bir dönüşüm de yaşadık. Orada kendi kendiniz idare edecek, ihtiyaçlarınızı karşılayacak, olası krizleri çözebilecek bir mantalite üzerine hayatımız inşa edildi. Devlet yatılıda, saat kaçta yatacağımızı, kaçta kalkacağımızı öğretti. İş disiplinim büyük ölçüde buradaki eğitimle şekillendi.

Aycan: Bende devlet parasız yatılı okudum. Sanırım İskender bey de İzmir Özel Türk Kolejinde yatılı okudu.

Hummalı Okumalara 40’lı Yaşlarımda Başladım

Hilmi Şeker: Bu üretim ve bu çabamın altında uzun süren bu yaşam ve disiplin anlayışının izleri var. Yani, bu kitabı bana yazdıran daha çok merak ve sabır ikilisidir. Aldığımız eğitim bize, sebat etmeyi de öğretti, disiplin ve sebat bu eğitimin bir parçasıydı. Bu eserlerin inşasında ve kökeninde zikrini ettiğim bu yaşamın büyük payı vardır. Evet, bir de okuma meselesi vardı. Okuma meselesine gelelim; çok geç kaldım, bizim okumalarımız çok geçtir; 40’lı yaşlarda yaptığım yoğun okumalarla bu iki kitabı ve makalelerimi üretmeye başladım. Çoğu insan bu eserlerin erken yaştaki okumaların ürünü olduğunu ifade ederler. Hayır, ben yargıçlıkta dördüncü görev yerimde yoğun okumalara başladım ve halen o okumalar hız kesmeden devam ediyor.

Aycan: Bu ilginç bir şey. Aslında hayatınızın her döneminde okudunuz. Ama siz yoğun bir okumadan bahsediyorsunuz sanırım?

Özturanlı: Evet, bence de yoğun ve hummalı okumalardan bahsediyor…

Hilmi Şeker: Yoğun hukuk dışı okumalar, farklı disiplinlere dair okumalar ve onlardan aldığım desteklerle, yazılarımı ürettim makale ve kitapları yazdım. Salt hukuk bilgisi ile bu mümkün değil. Ve asıl bu kitapları vücuda getiren tarih, felsefe, sosyoloji ağırlıklı eserlerdir, onlara ziyadesiyle borçluyum. Okumalar ilerledikten sonra kendimi yeniden tanımlama fırsatı buldum.

Şu oldu, biz kimiz, kime neye ve niçin hizmet ediyoruz? İstanbul’a gelmeden evvel yazmış olduğum bir makale, İstanbul Barosu dergisinde yayınlanması beni motive etti, sonrasında arta kalan zamanımızı bu makaleyi derinleştirerek geliştirerek bir kitaba dönüştürebilir miyiz? Diye düşünmeye başladım. Gerekçe’ yi 2004 yılında yazmaya karar verdim ve yavaş yavaş hem icrada derinleşmeye, genleşmeye, hem de yazarlığa başladım. Bizim serüvenimiz böyle başladı. Hukukta Gerekçe çıktığında 2010 yılı idi.

Özturanlı: Ayrı bir üslubunuz var, kendine özgü bir üslup ve dil var kitaplarda. Bunu da sanırım başka disiplinlere borçlusunuz?

Hilmi Şeker: Kesinlikle! Bu okumalar beni hem özerkleştirdi hem de bir tarz yakalamama vesile oldu. On tane yazıyı yan yana koyarsanız benim yazılarımı hemen tanırsınız. Bunu ayırır ve evet bunu o yazmış dersiniz.

Hilmi Şeker’in Yazın Tarzı

Özturanlı: Herkesin kuramayacağı ve hiçbir yazarda olmayan ayrı bir üslup bu!

Aycan: Sistematiği de farklı…Şimdi normalde hukuk kitapları yazılırken klasik bir sistematik vardır; yukarıdan aşağı başlayan bir sistem vardır, temel kavram ve kurallardan başlayan ve özelikle de kanun maddeleri üzerinden bir sistematik izlenir. Siz de pekâlâ kanun maddelerinin sırasına göre ilerleyebileceğiniz bir usul kitabı yazdınız ama sizden böyle bir sıralama ve dizin görmedik. Bambaşka bir sistematiğiniz olduğu görülüyor.

Hilmi Şeker: Ben yazmış olduğum her iki kitapta da bahsetmiş olduğunuz sistematiğe itiraz ettim. Kendi sistematiğimi kurdum, var olan sistematik dışında, o sistematiği izlemek yerine kendi indekslerimi yarattım. Başkasını taklit etmedim, faklı bir dil, farklı bir kaynak kullandım.

Aycan: Çünkü, kitaplarınızdaki farklı farklı paragrafları okuyunca sanki önceki okuduğumuz paragrafların tekrarı gibi duran ama hiç de tekrar içermeyen, tamamen başka bir konudan bahseden metinleriniz var…

Hilmi Şeker: Bir yapı bozumculuk yaptım evet! Edebiyat eleştirmeni, editör bir dostum bunu tespit etti.

Özturanlı: Deconstruction! Vallahi bravo!

Şeker: Hukukta Gerekçe’yi sınır ötesinde dünyanın en büyük kütüphanesinde 40 milyon kitabın arasında görmek beni mutlu etti.

Aycan: Aynı temayı birçok başlıkta istikrarlı biçimde kitabın sonuna kadar sürdürüyor yazar! Bu inanılmaz bir efor, dikkat ve zihin temizliği de gerektiriyor.

Hilmi Şeker: O zaman şunu da söyleyelim; aslında yazmak gibi bir idealim de vardı, yargıçlık yaparken bir yandan da bu iki kitapla topluma olan borcumu ödemeyi de düşündüm. Hem de kalıcı eserler bıraktığımı umuyorum.

Aycan: Yargıçlık yaparken sürekli yazıyorsunuz ya… Oradaki yazma ile buradaki yazma arasında bir bağ var mı?

Hilmi Şeker: Tabi ki! Bakınız İbrahim bey, bu diliniz sizin kararlarınıza da yansıyor. Okuduklarınız beslendiklerinizin bileşkesidir. Dil bundan muaf değildir. Çoğalan ve biriken sözcükler, jargonlaşarak kararı etkisine alabiliyor. Kararlarınız anlaşılmıyor diyenler oluyor.

Özturanlı: Avukatlardan mı geliyor bu tepki?

Hilmi Şeker: Evet avukatlardan, arkadaşlarımdan ve meslektaşlarımdan geliyor… Daha önce konuştuğumuz aynı konuya dönmüş oluyoruz böylece… Bu dil benim… Damıtılmış cümleler, meselenin özünü anlatıyor. Mesela makale yazarken editörler de çok sıkıştırır, der ki efendim düşüncenizi şu kadar sayıda karakterle ifade ediniz. İşte bizi dar bir alanda çok yoğun bir düşünce üretmeye zorladı bu! Bir paragrafı bir cümleyle dile getirmek, sizi adeta aforizma yapmaya icbar ediyor.

Özturanlı: İşte tam bu yüzden ben gazetelerde köşe yazısı yazmıyorum. Mümkünse eklerde ve diğer sayfalarda yazıyorum. Hap gibi yazılar yazmak istemiyorum. Ama toplumumuz hap gibi şeyleri çok istiyor. Hem yağmurun altında yürüyelim hem ıslanmayalım hem de şemsiye taşımayalım… Böyle bir şey yok!

Hilmi Şeker: Yazı dili, jargon ve tarz değişikliği, tutucu okuyucuyu defans yapmaya zorluyor. Bunlar, hukuka erişim önünde engele dönüşebilir.  Hukukçuların bu mazerete sığınma haklarının olmadığı kanaatindeyim. Dilden şikayet edenler sıralamasında hukukçular en sonda yer almalı. Diyorum ki, sizi görece düşündürecek bir kitap yazdım arkadaş! Ben bir standart koydum, asgari standart, sen onun üstüne çık! Ben kendimce bir yol açtım, sen o yoldan daha ileri git!

Aycan: Şimdi ben, sizin yazdığınız 3 kitabınızı sizin 3 çocuğunuz gibi görüyorum. Ön İnceleme kitabı hakkında detaylı inceleme yapmadım ancak onu da yapacağım. Şimdi bu 3 kitabı, hani anne-baba çocuklarını tarif eder ya, öyle tanımlamanızı istiyorum.

Hilmi Şeker: İbrahim bey, yani şöyle söyleyeyim; yani doğrusu böyle hiç düşünmedim.

Aycan: Ama öyle. Sizin yarattığınız eserler bunlar.

Hukukta Gerekçe Oxford’da

Hilmi Şeker: Bu kitaplara çok değer veriyorum. Yani belki de hayatta yaptığım en iyi işlerden biri olarak tanımlayabilirim. Yani, biz kalıcı değiliz ama bunlar kalıcı. Mesela kitaplardan bir tanesi ABD Kongre Kütüphanesi’yle, Oxford Kütüphanesi’nin üyesi. Türkiye’de bir hukuk ödülü aldı. Gerekçeyi sınır ötesinde dünyanın en büyük kütüphanesinde 40 milyon kitabın arasında görmek beni mutlu etti. Dünyayı yönetme iddiası olanlar, nerede ne yazılıp ne çizildiğini takip ediyor demek ki.

Aycan: Hangi ödüldü bu?

Hilmi Şeker: Sulhi Dönmezer ödülünü aldı. Mesela, birçok hukukçu tarafından, akademisyen tarafından hatta bir edebiyatçı tarafından eleştirildi. Olumlu eleştiri. Ben bundan çok mutlu oldum. Gerekçe konusunda bu kitapta yapılabileceklerin en azını yaptım. Bir başkası gelecek, meseleyi bir yerinden tutup geliştirecek. Bizim ömrümüz kısıtlı. Ama bunlar belki dünya yaşadığı süreci, bir kesintiye uğramadığı sürece kalıcı olacaklar. Biz gidiciyiz bunlar kalıcı. Bu yüzden çok önemli. Ben bu kitaplar üzerinden hadi biraz varoluşçuluk yapayım; biz iz bıraktığımı düşünüyorum.

On üç yılda iki kitap yazarak, hukukun demokratikleşmesi için kendimce bir çaba ve fedakarlık yaptığımı, topluma borcumu görece ödediğimi düşünüyorum.

Aycan: Ama büyük fedakârlık yapıyorsunuz. Mesainizden, zamanınızdan, özel hayatınızdan fedakarlık yaparak yazıyorsunuz.

Hilmi Şeker: Bu kitapları yazarak da bir başka görev yaptığımı düşünüyorum. Kitaplarla hukuk eğitimine katkı, pratiğine  omuz veriyorum. Gerekçe gibi kriz yaratan bir sorunun çözümüne katkı vermeye çalışıyorum. Yurttaşın özgürlüğü, malvarlığı ve yaşamına hükmeden bir yargı toplumla gerekçe üzerinden ibralaşmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük azaltılamaz ortadan kaldırılamaz.

Deontolojik bir muhakemenin asgari standardı üzerine kafa yoruyorum. Her şeyin sonuçtan ibaret olmadığını, hükmün adaleti kucaklaması için izlemesi gereken yol ve yordamı, metodolojinin önemine odaklanıyorum. Etik bir yargılama nasıl yapılmalı meselesi tüm ağırlığıyla orta yerde yanıtını arıyor. Bu iki çalışmanın derdi özetle bu anlatılanlar. Her iki kitabın temeli, meslek içi eğitim çalışmaları sonrası atıldı. Kamunun finanse ettiği bu eğitimleri sömürmek yerine onları fırsata çevirdim. Hep öyle düşündüm. Bu açıdan biraz rahatım.

Aycan: Hangisini daha çok seviyorsunuz?

Hilmi Şeker: Ben ikisini de çok seviyorum. Gerçekten. Hatta, ikisini birbirinin devamı gibi görüyorum. Yani, Hukukta Gerekçe’yi yazmasam Süreç Adaleti eksik kalırdı, Süreç Adaletini yazmasam Hukukta Gerekçe eksik kalırdı.

Aycan: Peki, Ön İnceleme Kitabınız?

Hilmi Şeker: Ön İnceleme aslında ikinci kitabın önsözü gibi oldu.

Hilmi Şeker, okuyucudan, kantiteye, niceliğe, dile ve kitabın hacmine ilk adımda bakmaması ve eleştirileri erteleyerek, çalışmanın özüne, söylemine ve amacına odaklanmasını istemiş, özün üsluba yönelik eleştirilerin gölgesinde bırakılmamasını talep etmiştir. “Kitabın hacmine yönelik eleştirilerin, okuma ile arası olmayan bir toplumda kitabın okunması önüne dikilen bir başka bariyer ve caydırıcı etki olma olmaması” ve eleştirilerin bir ön yargıya dönüşmemesi yazarın en önemli arzusudur.

Aycan: Onu biraz zayıf mı buluyorsunuz?

Hilmi Şeker: Yok, hayır, zayıf bulmuyorum. İkinci kitap aslında ön inceleme üzerine yükselmiştir. Onun için Ön İncelemeyi ikinci kitabın öncülü olarak kabul ediyorum. Üç kitap yazdım demiyorum.

Aycan: Evet evet, ikinci kitap 3. Kitabın önsözü gibi duruyor değil mi?

Hilmi Şeker: Tabi. Evet.   Ön İncelemeyi çok dar bir zamanda yazdım. Yani abartmıyorum, 40 günde falan yazıldı. Kitabın 3 ay falan da basımı, dizgisi, düzeltilmesi ve editöryal süreci oldu. Çok kısa zamanda yazılmış bir kitaptır. Ama, onun yarım bıraktığını süreç adaleti tamamladı. Onun için, benim iki kitabım var diyorum ve bu iki kitap da birbirini tamamlıyor.

Süreç Adaleti ve Hukukta Gerekçe

Aycan: Gerekçe deyince, hukuk dünyasında ismi yerleşti, Hukukta Gerekçe denilince sizin isminizle özdeşleşti.

Hilmi Şeker: Süreç Adaleti oldukça yeni. Henüz bilinmiyor. Bir müddet sonra anlaşılacağını düşünüyorum.

Aycan: Yepyeni bir perspektif daha açtınız!

Hilmi Şeker: Süreç Adaleti de şunu temin ediyor; metodolojik bir yargılama üzerine kafa yoruyor. Ona özel bir adalet değeri biçiyor. Sonuçla ilgilenmiyor, sonuç iyi veya kötü olsun mükemmel olsa bile hükme gelinceye kadar eğer etik ilkeleri çiğnemişseniz, yurttaşı dinlememişseniz, sizin bu bahsettiğiniz defolar, yakındığınız hak ihlallerini ve hatalarını yapmışsanız, bence o tekamül etmiş sonucun pek bir anamı yoktur. Süreç Adaleti, burada bunun üzerine kafa yoruyor. Bir yargılama nasıl yapılır? Nasıl sonuçlanır? Bütün enerjisini buna harcıyor. İçine gerekçeyi alacak şekilde buna kafa yoruyor.

Aycan: Yani Süreç Adaleti, içine gerekçeyi de alarak ve onunla bağını da kurarak mı yapıyor bu kafa yorma işini? Ve kafa yorma işine siz ne zaman başladınız? Kafa yorduğunuza değdi mi? Bağlı olduğunuz kurum sizi onore etti mi?

Hilmi Şeker: Ben şunu düşünüyorum hep. Ben 3 tane kitap yazmış bir yargıcım. Yargıçlığımı da hep açık yaptım. Fikirlerimi ve düşüncelerimi de hep açıkça söyledim. Etik kaygılarımı hep korudum. Bunun maliyeti bana yüksek oldu. Özel hayatı bunun kefaretini çok ödedi. Çok şeyi yaşayamadım mesela. Çünkü yargıçlık biraz da böyle bir şey. Göz önündesiniz, özel hayatınızdaki bir kırılma çok hızlı bir şekilde kamusal hayatınızı etkisine alabilir. Buna çok dikkat ettim. Hep şunu söyledim; biz çalışıyoruz ve adaletin tecellisi için elimizden geldiği kadar efor sarf ediyoruz. Sadece yargılamıyoruz, yazıyoruz da. Düşün… İstanbul’a ideallerle gelmişsin, belki bu kitap olmayacaktı, ikinci kitap olmayacaktı, yayınlar olmayacaktı, biz olmayacaktık… Şuna ben inandım. Mesela, şimdi bürokrasi artık sizi bir noktadan sonra tanıyor. Siz kimsiniz, misyonunuz nedir, özel hayatınız nasıldır?

Kamusal alan aynı zamanda pornografik bir alandır. Herkese hayatınızı açıyorsunuz, açıksınız yani, izliyor sizi günlük olarak, kararlarınız üzerinden, eylemleriniz üzerinden, işleriniz üzerinden, açık alandasınız aynı zamanda unutmayın. Ha… Eğer bir sapma yoksa… Bir sapma yoksa, bana göre çok önemli bir kırılma da yaşamazsınız, en fazla şunu diyebilirler; “bu yaşam tarzınız, işte bu hukuka bakış açınızla ben uzlaşamam, uyuşamam, siz bir yerde kalınız, lokal bir alanda kalınız, yani diyelim ki bir icra hâkimi olarak kalınız. Ama bilgiye ihtiyacımız var, siz artık önemli bir noktadan sonra sizi başka bir alanda değerlendirelim. Başka bir alanda katkınız olabilir, bu da onların bileceği bir iş.

Önemli olan yargıç olarak kalabilmeniz. Göreviniz her daim yargıçlığın gölgesinde kalmalı. İlki ikincisini, gölgede bırakmaya başladığında, toplum, hukuk ve demokrasi için risk oluşmaya başlamış demektir. Yargıçlık kavramına ilave edilen her unvan yapaydır.

Hilmi Şeker: “Bu kitap için harcanan günlerin, memleketin gerekçe ile bir nebze olsun tanışmasına değdiğini düşünüyorum. O günden bugüne, gerekçeye olan ilgimizin azalmasına, yaşananlar izin vermedi. Soluklanmaya, kötü, yanlış ve üzücü örnekler bir türlü izin vermedi. Algıda seçicilik, içinde gerekçe geçen her şeye dikkat kesilmesine neden olurken, gerekçenin birçok kurumla olan ilişkisi ve bu ilişkinin kötü gittiğinde yaratacaklarının boyutları bizi her fırsatta yorum yapmaya, yazmaya ve anlatmaya mecbur etti.”

Hukukta Gerekçe’ye Gelen Eleştiriler

Aycan: Toplum başarıyı ödüllendirmiyor. Hatta cezalandırmak istiyor. İyi bir şeyi görmezden gelmek istiyor, örneğin gerekçelendirmeyi sevmiyor, mahkemeler de sevmiyor, hukukçular da sevmiyor, işim bir an önce hallolsun da nasıl hallolursa hallolsun derdinde oluyor. İş tüketelim, duruşmaları 30 saniyede bitirelim, gerekçeli yazmaya gerek yok, işte  “yasaya ve usule uygun bu karar uygundur, iyi günler” şeklinde davranmak istiyor. Şimdi bu davranış modeline sahip insanlar dolayısıyla sizi tukaka yapmak için ne yapacak koskoca eseri yok etmek için “işte bu da böyle bir adammış, yazdıklarını boş verin” diyebilirler.

Bana göre şöyle bir durum var; izliyoruz, ortak çevrede gözlem de yapabiliyoruz, yazanları çizenleri yorum yapanları izliyoruz, az çok belli duyarlılıkları olan insanlar esere ve görüşlerinize yakın duruyorlar, o da nedir işte; çevreye, doğaya, hayvan haklarına, insana, insan haklarına, tarihe, bilgiye, geçmişe, değerlere, teamüllere saygılı insanlar buna daha yakın duruyorlar, diğerleri, yani hukuku ticarileştirmiş olanlar, tüketim kültürüne akıp gitmiş ve belli değerlerden uzak insanlar esere ve size daha uzak duruyorlar, öyle değil mi?

Hilmi Şeker: Hiç bu açıdan değerlendirmedim. Bunu değerlendirebiliriz. Bunu değerlendirelim. Bu röportajın bir faydası da bu oldu. Çünkü, toplum biraz önyargıları da seviyor.  Bir insanı tanımadan, sığ bir bilgi üzerinden onu tanımlamak, onu anlamak istiyor.

Aycan: Sizin eserinizi okuyup sizi tanıyanlar sizin hakkınızdaki yada eseriniz hakkındaki ön yargıları önemsemeyecekler zaten, diğerleri öyle değerlendirmeyecek, zaten sizin eserinize de bir değer atfetmiyor, çünkü herkesin kafasındaki değer başka… Kimi para kazanmak istiyor, kimi kariyerist davranmak istiyor, kimi makam kazanmak istiyor, makam da günümüzde para ile yakın ilişki içinde olduğu için ikisini birlikte düşünüyor, eğer bir makama gelirse onu bir şekilde paraya dönüştürebileceğini düşünüyor, tahmin ediyor, dolaylı ya da doğrudan bir şekilde. Tamamen ticari düşünenler gerekçe ile ilgilenmezler, ilgilenmiyorlar zaten…

Hilmi Şeker: Tabii İbrahim bey, bu Hukukta Gerekçe kitabını hazırlarken çalışma zamana yayılıyor, yani, kontrollü bir şekilde sizi başka yerlere götürüyor. Yazı stabil değil, araştırma durağan değil, sürekli geziniyorsunuz, orada mesela bir zaman geldi, özellikle bu temellendirme kültürü var mı? Yani bir temellendirme kültürümüz var mı?

Bakıyorsunuz, mesela kitabın girişinde de yazdık, yani gerekçe toplum için önce bir ihtiyaç olduğu fark edilecek, yani birisi birisine randevu veriyor, saatinde gelmiyor, izah da etmiyor, sapmayı da söylemiyor, geç kalacağını da söylemiyor. Bir film birinci oluyor biz onun gerekçelerini öğrenemiyoruz. Makul gerekçelerini… Peki sözde gerekçelerini öğrenebiliyor muyuz? Bunu çoğaltabiliriz. Mesela bir gazete haberi var, ard alanı yok. Temellendirilmiyor. Bir yorum yazılmış ama temellendirilmemiş.

Demek ki bu, temellendirmeden imtina etme ya da temellendirme yükümlülüğünü azaltma ya da hiç temellendirmeden imtina bir kültür halini almış. Şimdi, yargıyı bundan özerk kılmak, yargıyı bundan bağımsız düşünmek, bundan bağımsız tutmak mümkün değil. Yargı da en nihayet bu toplumun vücuda getirdiği bir yapı.

Kitaplarımız kazı yapmayı yeğledi, bilgiyi servis bir başka uzmanlık sahası. Kitaplarımızı motive eden etik ve adil bir muhakemenin mazisi ve atisi oldu. Zamana direnmek, ilkelerle öncü ve öncüllere sadakatle olasıdır.

Hilmi Şeker: İbrahim bey, sohbetimiz böyle güzel geçiyor. Sağ ol, ilgilendin bu meseleyle.

Aycan: Ben başından beri inandım buna, inandığım ve görev olarak gördüğüm için destek oldum. Konuşurken de kitap gibi konuşuyorsunuz. Makamınıza geldiğimde de kitap gibi konuşmanız dikkatimi çekmişti. Zaten insan bu kadar kitabı yazdıktan sonra yazdıklarını içselleştiriyor, her cümlesi sizin eseriniz ve belleğiniz haline geliyor, yazdığınız şeyler sizinle bütünleşiyor.

Dilin Zenginliği 

Hilmi Şeker: Geliştiriyor İbrahim Bey, Bir, dilimi zenginleştiriyor… İki…

Aycan: Bazı kelimeleri ben de bilmiyorum ve kitaplarınızda hayatımda ilk defa duyduğum kelimelere rastlıyorum.

Hilmi Şeker: Şöyle söyleyeyim İbrahim bey, kitabın sıfır noktası ile bitmesi arasında önemli biz zaman kesiti var. Kitabın ilk cümlesi ile son cümlesi arasında farklar var. Yani araya zaman ve kaynaklar girdikçe ben nicel ve nitel açıdan, dil açısından bir gelişim kaydettim. Bu benim aslında sayılırsa bir yazar ve bir yargıç olarak gelişim sürecimin de tarihidir kitap. Okuduklarımın da bileşkesi oldum.

Aycan: Peki, kafama takılan sorular var; kitaplarınızda bazı kelimeler var, bazı cümleler var; bazı okuyucu diyor ki, şimdi bir cümle yazıyor, bu cümleyi sanki özene bezene inşa ediyor uğraşarak… Yazdığınız cümleleri içinizden geldiği gibi akışına ve gelişine göre mi yazıyorsunuz, yoksa cümleyi, cümleleri, paragrafları, kocaman kocaman bazı paragraflar ve cümleler var, içi böyle hukuk kavramlarının dışında efendim mimari ile sosyoloji ile felsefe ile psikoloji ile iç içe daha başka literatürlerin kavramlarını yerleştirerek araya bir bakıyorsunuz bambaşka bir cümle çıkmış ortaya. Bir hukukçunun kullanmayacağı, hayatta belki kuramayacağı cümleleri kuruyorsunuz. Ya da başka hiç kimsenin bir araya getirmediği 2 kelimeyi 3 kelimeyi yan yana getiriyorsunuz, tarihte bu kelimeler ilk defa yan yana gelmiştir belki, bunu nasıl başarıyorsunuz?

Hilmi Şeker: Şöyle söyleyelim, bu zamanın size kazandırdıkları, yani sizin rezerviniz. Bu rezerviniz bir kitap yazmak için tek başına yeterli değil. Bir başkasının rezervine de müracaat ediyorsunuz yazarken. Ama sadece onlara müracaat etmiyorsunuz, aynı zamanda yazıyorsunuz. Onlar birbirini besliyor, zamanın desteğini alıyor, kaynakların desteğini alıyor, hem yazarlık yapıyorsunuz hem başkasını naklediyorsunuz. Yazdığınız şey bunların bileşkesi haline geliyor. Mesela öyle bir an geliyor ki artık cümleler böyle akıp gidiyor. Sıkıntı çekmiyorsunuz, çünkü 100 kelime ile başladığınız kitapta zaman içinde 6000 kelime ile yolunuza devam ediyorsunuz. Sözgelimi 100 kelimelik bir sermaye ile yola çıkıp 6.000 kelimeye ulaşmak, yazmaya başladığınız manasına da geliyor.

Aycan: Sabır işi evet. Şimdi… Dil ağır, dil gerçekten ağır, dilin ağır olduğunu siz de söylüyorsunuz, açık açık söylüyorsunuz, ama sonuçta bu bir roman değil.

Hilmi Şeker: Bu kaçınılmaz.

Aycan: Okuyucuya da çağrı yapıyorsunuz, “ön yargılı davranma, gel içine bak, ne diyor yazar, öğren, ondan sonra kitabı eleştiriye tabi tut, peşin bir yargıda bulunma, peşinen reddetme” diyorsunuz. Şimdi sorum şu….

Hilmi Şeker: Özellikle ağırlaştırılmış bir dil değil!

Aycan: Evet, ben sormadan sorunun cevabını net bir şekilde verdiniz.

Hilmi Şeker: Özellikle üzerinde çalışmış ve anlaşılmaz kılınmış değil.

Aycan: Çok güzel ifade ettiniz

Hilmi Şeker: Yazarın özellikle böyle bir çabası yok. Yazarın böyle bir stratejisi yok, anlaşılmaz olayım diye; ama yazarın şöyle bir çabası var, yani bir hukukçu zaten sadece hukukçu değildir, sadece hukuk kitaplarından beslenmez. Başka literatürlerden beslenmemesi en büyük hata olur. Mesela, son kitabımda, mimarlık tarihi kitabını okurken, orada kanıtlar üzerine söylenmiş bir sözün aslında tam da hukuka uyarlanması gerektiği yönünde bir kanıya vardım ve o güzel cümleleri kaçırmadım, hukuk okuyucusu hukukun ne kadar canlı olduğunu, diğer disiplinlerden ne kadar çok kavram ithal edebileceğini, düşünce ithal edebileceğini aslında ipuçlarını veriyorum.

Ne yapıyorum, gidiyorum antropoloji okuyorum, gidiyorum mesela tarih okuyorum, başka alanlarda okuyorum. Şimdi, sırf hukuk bilgisi seni beslemez, diğer disiplinlerle çok canlı ve iyi ilişkiler geliştirmiş hukuk yazarlığı yapıyorum.

Hukukçu, bilimi besleyen diğer disiplinlerle iyi ilişkiler geliştirmek, bunlarla doğru yer ve zamanda münasebet kurmakla mükelleftir. Yozlaşmanın sıfır noktası, başını kuma gömen bir hukuk, dil, öğrenme ve anlamlandırma anlayışıdır. Kibir, içe kapanmanın başat nedenidir. İçine kapanan bir dil adalet üretemez, dünyayı yorumlayamaz. Kendini tüketmekten öte bir rol ve işlev üstlenemez.

Yazar Hilmi Şeker, yeni kitabı Süreç Adaleti’ni bizim için de imzaladı

Aycan: O yüzden literatür, başka bilim dalları ile de zenginleşmiş oluyor.

Hilmi Şeker: Tabii… Bir akademisyen demişti ki, siz tıptan kavramlar ithal ettiniz, mesela fobi gibi, hükmün yaşadığı stres gibi, o da hoş karşılandı.

Diplomatik Dil

Aycan: Evet, bazen böyle kavramlar var, bir insan elli yıl düşünse hükmün yaşadığı stres gibi bir jargonu oluşturamaz, bu kelimeleri bir araya getiremez, getirmez de, zaten bu saçma bir şey olur diye düşünür. Bir de şunu görüyorum, diplomatik bir dil kullanıyorsunuz farkına varmadan, kırıcı olmamak adına, belki de bu bir sevgi işareti olabilir, doğrudan şahısları eleştirmek yerine soyut kavram kullanarak insanları kırmamaya gayret ettiğinizi görüyorum. Mesela hüküm diyorsunuz, yargıç demiyorsunuz, başka birisi konuşsa der ki bu yargıçlar ne biçim insanlar sağlam bir gerekçe bile yazmıyorlar der, siz diyorsunuz ki hüküm neden titiz davranmıyor?

Hilmi Şeker: Evet, siz de yakalamışsınız, ben böyle konuşuyorum, bu şekilde ifade ediyorum, bu şekilde anlatmayı tercih ediyorum, kavramlara takılmak burada ömür tüketmek, çağcıl hukukların işi değildir.

Aycan: Meslektaşlarınıza karşı bir hassasiyet diyebilir miyiz buna aynı zamanda, çünkü sizin gerekçedeki esas muhatabınız ve kendileri için yazılan kişiler yargıçlar, savcılar bile değil.

Hilmi Şeker: Burada iki yöntem vardır, ya bir şeyi özgülendiğiniz hedef kitleye anlatırsınız onlarla doğrudan isimleri üzerinden iletişime geçersiniz. Ya da siz ne yaparsınız, bunların yerine başka kavramlar koyar ve kullanırsınız, çünkü eğer siz hedefinize doğrudan doğruya yer zaman kişi belirterek konuşmaya başlarsanız bir risk alırsınız. Reddedilme ihtimaliniz güçlenir ve siz bir yazıyı okutamazsınız. Bir fikri daha sıfır noktasında olumsuz hale getirirsiniz.

Yazının öznel kapsam ve sınırlarını bir yazı iyi hesaplamalı. Sürtünme katsayısını düşürmek, derinleşerek yaygınlaşmanın ilk  koşuludur. Herkes en başarılı olduğu, bildiği şeyi yapmalı.

Aycan: Popüler olan şeyler böyle ama.. Popüler olan ve çok satan, çok dikkate alınan yazılar ve kitaplar böyle aslında. Şahısları, özneleri, olayları doğrudan muhatap alan eserler.

Hilmi Şeker: Bakın, belki de ben aslında bu iki kitap özelinde kalıcı olmayı hedefliyorum.

Aycan: Daha etkili ve kalıcı olur muydu acaba. Mesela, bir kurumun adını hiç zikretmiyorsunuz, bir kurumdan bahsetseydiniz, doğrudan o kurumun hatalarını zikretseydiniz, acaba kitap daha etkili olur muydu?

Hilmi Şeker: Bence olmazdı. Onlar önyargılı davranma belki de sataşma, kara çalma  yahut kitabı reddetme olanağı verirdim. Benim derdim, öznelerle ilgili değil, benim derdim nesnelerle, defolarla ilgili. Hukuk nerede kırılmaya uğruyor, hayal kırıklıkları nerede başlıyor, devam ediyor? Dram ve trajedileri yaratan kusurları açığa çıkarmak, bunlarla mücadele etmek, bir daha oluşmaması için çaba sarf etmek, benim derdim o.

Aycan: Evet, defo kavramını da çok kullanıyorsunuz.

Hilmi Şeker: Tabii. Evet, nerede kırılmaya uğruyor, nerede işlemez hale geliyor, hukukun kendisi aslında insanın karşılaştığı dramı, trajediyi sağaltmaktır, başka bir şey değil. Bilimin bir kolu olarak, aslında estetik ve pratiği, teorinin üzerinden çalıştığı bir alandayım. Hukuk böyle bir alan, hem estetik, hem teorik hem pratik, bunlar bilime kaynak taşıyan kılcallardır. Şanslıdır hukuk o açıdan. Bu üçünün de hedefi, bu trajedi ve dramla mücadele etmek yolunda insanın olanaklarını artırmaktır. Sizin hedefiniz bu ise, o zaman incitmeden bu işi yapmalısınız.  Siz ne yapmak istiyorsunuz? Yani siz boğuşmak mı istiyorsunuz? Yani özneler üzerinden yeni mücadele alanları açıp hedeften uzaklaşmak mı istiyorsunuz? Yani defolarla mücadeleyi azaltmak, sığlaştırmak mı, yoksa öbür türlüsü mü?

Aycan: Enerji kaybı da olur diyorsunuz?

Hilmi Şeker: Tabii…Yayılırsınız özneler üzerinden, aslında ne yaparsınız, asıl hedefinize hem geç varırsınız, varamama ihtimaliniz de yükselir. Ben özellikle sosyal ilişkilerde de sosyal medyada da bunu tercih ediyorum.

Aycan: Evet, esas demek istediğim belki de şuydu; kitabın dikkate alınma oranını düşürüyor mu bu acaba bu tarz soyut kalmak?

Hilmi Şeker: Bence ciddi okuyucular açısından düşürmüyor.

Aycan: Etkisini kırıyor mu?

Hilmi Şeker: Bence kitaptan anlayan insanlar için bu geçerli değil. Belki bazı yazarların öyle derdi olabilir, oda pazarlama işi zaten, benim uzmanlık alanımın dışında.

Aycan: Biraz örseleyici dil, böyle okuyucuyu sarsıcı, yada kitabın esas muhataplarını rahatsız edici, vicdanen huzursuz edici bil dil hiç yok.

Hilmi Şeker: Yok, ben sürtünme katsayısı ile savaşmak istemiyorum. Ben, kişilerle kurumlarla sürtüşmek yerine okunmak, dikkate alınmak ve değerlendirilmek istiyorum. Sürtüşmenin diyalog ve diyalektiğe faydası yok.

Arkadaş, bize bugüne kadar retoriği okutmamışlar!

Aycan: Bütün bu konuşmalardan sonra dönüp dolaşıp Süreç Adaleti’ nin ve Hukukta Gerekçe’ nin önem verdiği noktalara geldik. Hilmi bey, sizce kitapları sadece hukukçular mı okumalı yoksa ekonomistler, edebiyatçılar ve diğer meslek mensupları da okumalılar mı?

Hilmi Şeker: Bence kitaplarımı, herkes okumalı demeyeceğim ama herkes okuyabilir.

Özturanlı: Dili de bence çok yalın… Herkes anlar bence. Buna dikkat edilmiş. Eskiden kullanılan ağdalı hukuk dili yok, onu aşmış Hilmi bey, daha ileri bir dil var.

Aycan: Herkes anlar mı?

Hilmi Şeker: Bence anlar. Okuyan anlar Kitaba en önemli eleştiriler bu noktadan geliyor, ikinci kitabın önsözünde bu konuda bir savunma yapmak zorunda kaldık. Bakınız, usulün kendisi retoriktir. Yani, retoriğin ne olduğunu sıklıkla soruyorlar oysa ben bunu özellikle tercih ettim. Platon’u okudum, ardıllarını da okurken bu kavramla buluştum, Helen’e kadar gittim, gördüm ki bizim usul derslerinin en büyük zaafı şu olmuş.

Arkadaş, bize bugüne kadar retoriği okutmamışlar! Bir hukuk öğrencisinin, usul dersi alan, ceza usul hukuk dersi alan bir öğrencinin ilk yapması gereken şey, bu kitabı yanı başından ayırmamak, onu her fırsatta okumaktır. Ama önce hocanın bunu fark etmesi gerekirdi. Yardımcı kitaplardan soyut bir öğrenme yavan kalıyor. Bunun sıkıntılarını yaşadık yaşıyoruz.

Bazı akademisyenlere buradan teşekkür ediyorum. Bu farkındalığı yaratacak bir çabaları var. Kitapçılara gittiğimde onların ne önerdiğini özellikle soruyorum ve önerdikleri eserleri edinmeye çalışıyorum.

Hilmi Şeker

Özturanlı: Hoca, bir kitap için araç olmalı, yardımcı olmalı, rehber olmalı öğrenciye!

Hilmi Şeker: Tabi ki! Helen Felsefesi bunu tartışmış. Efendim, usulün babası burada!

Özturanlı: Sonra Roma da var…

Hilmi Şeker: Sonra Latin de bunu tartışmış. Müthiş tartışmalar var. Bakınız, Mezopotamya üzerinden, Mısır Uygarlığı üzerinden, efendim Suriye üzerinden, bakınız hep doğudan batıya doğru taşınmıştır. Doğudan geliyor… Biz bunları okudukça bir anlam da yükledik. Şimdi oraya geleyim, dersler bize bunu öğretmemiş, bize bunları okutmamış.

Bakınız ben bu kitaba başlarken kullandığım kelime sayısını bitirdiğimde çok artırmıştım. Bu düşünme yetisinin ivme kazanması demektir. Arada zamanı ve kaynakları da arkasına alarak, rezervleri de arkasına alarak yeni bir dil inşa ettim.

Şimdi bu dil gelişmek zorunda! İlk yazılanlarla son yazılan makalelerimi yan yana koysanız metinlerin iki farklı yazar tarafından yazıldığını iddia edersiniz.

Özturanlı: Şimdi bu dili çoğaltarak başkaları da yazmak zorundalar.

Aycan: Yazdılar, yazdılar. Hukukta Gerekçe’nin ilk baskısından sonra aynı konulu 3-4 tane daha yeni kitap çıktı.

Özturanlı: Hilmi Bey’in kitabına atıf var mı? Hah ha ha!

Aycan: Atıf yok, yok atıf!

Özturanlı: Umarım ki intihal yoluyla haksızlığa maruz kalmamışsınızdır!

Hilmi Şeker: Kitaba atıf yapan doktora tezleri oldu. Ancak, halen görmezden gelenler oluyor Olumlu eleştiriler aldım. İkinci baskıda akademik disiplin için özel bir çaba içinde oldum. Dil üzerinden gelen eleştiriler bitmek bilmiyor. Misal 3000 kelime ile yazan bir insana şunu söylüyorsunuz; “efendim biz sizi anlamıyoruz, bize 100 kelime ile anlayacağımız kitap yaz. Bu mümkün değil!

Özturanlı: Aslında size diyor ki bir takım okuyucu, yazı dilinden çık, şurada kafeteryada oturup konuşuyormuşuz gibi anlat… Yazı dili yapma diyor!

Hilmi Şeker: Evet aynen öyle. Hukuk dikey bir dil kullanır.  Kendine göre bir yaşamı, tarzı ve dili vardır. Onu dil üzerinden hapsedemezsiniz.

Aycan: Şunu mu söylüyorsunuz; en azından hukukçuların ya da akademiye yakın kişilerin bu kitabı şikâyet etmeden anlamalarını bekliyorsunuz?

Hilmi Şeker: Yani beklentimiz bu!

Aycan: Kitabı anlayacaklarını ve jargona alışacaklarını düşünüyorsunuz?

Hilmi Şeker: Bir programda görev alan akademisyen bir moderatör bana, kullanmış olduğum dil ve jargonla ilgili, ben sunumumu yaptıktan sonra meseleyi kapatırken, başka disiplinlerin dilinden istifade etmemi, şakayla karışık olumlu karşılamıştı.

Şimdi ben diyorum ki, kürsünün yaşadığı kriz, hükmün yaşadığı stres, hükmün yaşadığı sendrom, işte sık kullanmış olduğum defo gibi kavramlar başka disiplinlerden ithal edilmiş kavramlardır. Ben o toplantıda kürsüden indikten sonra, yanıma gelerek, konuşmamı çok entelektüel bulduğunu söyleyen de oldu. Aslında yakıştıramamıştı, entelektüel kavramını küçümseme ve basitleştirme olarak kullanmıştı. Jest ve mimiklerden öyle anladım. Oysaki ben araziden getirmiş olduğum bilgileri başka bir dille servis yapıyordum.

Özturanlı: Arazinin kendisini yazsanız büyük hukukçu olmayacaksınız ki, o zaman vakaya odaklanmış basit bir hukukçu olacaksınız. Ama öyle istiyorlar değil mi?

Hilmi Şeker: Aynen öyle, kahvehane diliyle yazılmış bir eser bekliyor, kararlarımızı da böyle yazmamızı bekliyor.

Aycan: Yaygın bir beklenti var; olaydan, kişilerden, güncelden bahsedilmesi ve güncelin odak noktasına oturmasını talep ediyor kitleler. Piyasa bunu istiyor.

Özturanlı: Siyaset de öyle, iş dünyası da öyle, ekonomi dünyası da öyle…

Aycan: Hilmi bey, sanki bir derviş gibi, teknik bir insan gibi, bir mimar gibi mühendis gibi yazıyorsunuz, sanki bir mimar plandan projeden bahsediyor, hiç sinirlenmeden, kızmadan, sakin sakin anlatıyorsunuz. Biraz sanki bu kadar steril kalmak kitabı tarafsızlaştırıyor mu, ya da kitabı bir boşluğa düşürüyor mu?

Hilmi Şeker : Hayır.

Aycan: Kitaplarınız bence her okuyucunun elinin altında olması gerekir. Önsöz yanında bir de sonsöz vardı ancak yayın aşamasında bir kaza sonucunda sonsözün kitaba eklenmesinin mümkün olmadığını duydum.

Hilmi Şeker: Evet, onu sonraki baskılarda telafi edeceğiz.

Felsefenin İlk Sorusu: Neden?

Aycan: Kitabın derinliği karşısında soracak o kadar çok soru var ki, sorular arkası arkasına sıralanıyor, hatta bazı soruları kaçırıyorum. Örneğin kitapta Neden? Sorusuna cevap verdiniz mi? Bu çok önemli bir soru. Bu soru çok basit ve zor bir soru aslında. Neden?  Gerçekten neden? Ben, günü birlik olaylarda bile pat diye neden sorusunu ortaya atmaya çalışıyorum. Durup dururken neden diyorum, yani bu felsefenin de en eski sorusu değil mi zaten?

Hilmi Şeker: Tabii!

Aycan: Neden sorusu karşısında çoğu kişi suskun kalıyor. Diyecek söz bulamıyor, çünkü neden sorusunu açıklamak zorunda. Açıklamayı yapmak istemiyor çoğu kişi.

Hilmi Şeker: Demek ki bu sorunun cevabının verilmesi bir ihtiyaç. Belki aydınlanmanın vücuda getirdiği bir şeydir. Daha ötesi de var… Anlatabiliyor muyum? Bu soruları soracak insana ihtiyaç var.

Aycan: Yalnız, Çok iyi bir yeri yakaladık, ben bunu hiç düşünmemiştim, bilmiyorum siz bu konu üzerinde düşündünüz mü? Hukukta Gerekçe konferansında da birçok soru soruldu. Bu kadar basit bir sorunun cevabı aslında gerekçe. Aslında çok basit, bir şey yazdınız, neden sorusunun cevabını yazdınız! Hukukta gerekçe, neden sorusunun cevabı aslında?

Hilmi Şeker: Tabi… Neden, niçin, nasıl? Eğer buna yanıt verirseniz, düşünceye dönüştürürsünüz. Bakın bir teze dönüştürürsünüz, yani hüküm de bir tezdir nihayetinde, öznel tezlerin vücuda getirdiği nesnel bir tez. Neden niçinlerin tartışmasıyla ortaklaşa vücuda getirdiği bir tez. Değil mi? Şimdi bunun kendisini temellendirmesi lazım. Temellendirmediği sürece kanı olarak kalır. Ne olur bir inanç olur. İnancı düşünceden ayıran nedir? Temellendirilip temellendirilmemesidir.

Daha sonra başka sorular geliyor. Efendim mesela, nasıl bir temellendirme. Onun da ölçütleri var. Felsefi alanda ayrı, yargı alanında ayrı. Her alan kendine göre bir takım ölçütler buluyor, yaslanacağı kriterler oluşturuyor ve onların üzerinden bir temellendirme yapıyor. Hem nitelik açısından hem debi açısından. Yargının da temellendirme açısından kriterleri var. O kriterleri geliştiriyor sürekli.

Nihai hedef şu: toplumu inandırmak ve yargılananları ikna etmek. Temellendirmenin belki de öznel ve nesnel iki tane hedefi var: nihai hedefi: bu iki özneyi inandırmak ya da ikna etmek. Tabi gerekçenin geliştirdiği özellikler bundan ibaret değil. Toplumun yargıyı denetlemesi, demokratik denetim, kanun yolu ve savunma hakkının etkin kullanımı ve rasyonel bir hüküm inşa ihtiyacı onu motive eden diğer özellikler olarak sayılabilir.

Gerekçeyi besleyen ve ihtiyaca dönüştüren sebeplerin ne zaman nerede duracağını kestirmek zordur. Yargıç meşru makul ve doyurucu gerekçeler bulamıyor ve tedarik edemiyorsa yargılama sendroma girmiş demektir.

Aycan: Neden sorusunun cevabı mutlaka temellendirilmeli. Neden? Neden yargıç böyle karar verdi? Hiç kimse sormuyor, neden bu şekilde bir hüküm kuruldu. Sadece isyan ediyoruz, bu böyle olmaz diyoruz, yargıca neden böyle sorusu az soruluyor. Hukukçular da soru sormayı bilmiyor mu acaba?

Hilmi Şeker: Yani şunu söyleyeyim, iyi yargıçlarımız var. Toplumla ibralaşma çabası içinde olan ve buna değer veren.  Bunun çok örnekleri var. Bir o kadar da toplum kamu ve bireyle hesaplaşamayan ibralaşmayan yargı kararları var. Ama şunu söyleyeyim, geleneksel yargı anlayışı, gerekçenin geliştirdiği özelliklerden, gerekçenin misyon ve geçmişinden verdiği mücadeleden bihaber. Bunun bir çok sebebi var.  Yani, alışkanlıklarımız var, tutuculuğumuz var, belki içtihatların yardımı olmaması, biraz gelişmemesi, nedenlerinden bir tanesi de budur. İçtihatların yargı kararlarının gerekçe ile ilgili ödevlerini disipline eden bir standart servis ettiği söylenemez. Yani, çok otoriter bir duruşma salonundan gerekçenin özellik geliştirmesi mümkün değil, bunu anlatmaya çalışıyorum.

Hem bir dava dilekçesinin kendini temellendirmesi hem bir ara kararın hem de bir hükmün kendini temellendirmesi gerekir. Bakın bunların hepsinin kaderi aynı. Yani, atmosfer gerekçenin kendini temellendirmesine müsait olması lazım. Siz ceberut bir yargılama anlayışından geliyorsanız gerekçenin filizlenmesi mümkün değildi. Bu bir seraptır. Ama demokratik bir yargı kültüründen geliyorsanız veya yargı sisteminizi çoğulculuk üzerine inşa etmişseniz gelişirsiniz. Böyle bir muhakeme anlayışı, yurttaşa davasının akıbetini hazırlayan sebepleri izahta güçlük çekmez, Bunu ödeve evirir.  Gerekçe ve temellendirme inanılmaz bir şekilde önünü açmış sayılırsınız.

Gerekçe bir yeri terk ederse, yargı sorun çözmez, sorunun adli bir uzantısı haline gelir. Şimdi buna bağlı olarak sorular gelir, gerekçeyi ve temellendirmeyi motive eden sorular art arda gelir. Yargıç soluk alamaz.

Aycan: Hukukun yerleşik bir dili var, klasik kavramları var, buna hukukçular alışmış durumda ve bu kavramların temel olarak doğru olduğu düşünülüyor, yerleşik hal almış, norma haline gelmiş, değişmez, değiştirilemez, değişirse öksüz kalırız, kriz çıkar ve boşa düşeriz anlayışına bağlı olarak üst norm olarak tutulan temel kavramlar var, oysaki gerekçe bunlardan daha bağımsız bir şey, illa o dile hapsolacak diye bir kural yok, o dil şart değil, yada başka bir dille de gerekçe sunulabilir, başka bir dille de bir karar çıkmışsa, o karar her neyse onunda gerekçesinin yazılması lazım değil mi?

İyi yada kötü, hükmü oluşturduk evet, arkasından bir gerekçe yazacağız, yukarıdaki norm ile ilgilenmiyoruz, ne dediysen dedin, istersen saçma sapan bir hüküm kurmuş ol, ama bana gerekçe yaz diyoruz, neden bunu yaptığını yada neden yazdığını söyle. Dolayısıyla, hukukun yukarıdan, otoriter bir dille oluşmuş kavramları var. Bir de daha çok evrensel metinleri düşünelim, emredici bazı kurallar var, bir de o normlara uygun olarak karar verildiğini düşünelim. Gerekçe bunlardan bağımsız olmalı değil mi? Anlatabildim mi bilmiyorum. Biraz dolambaçlı oldu ama…

Hilmi Şeker: Efendim, Yargıyı bir çok yerde durarak tanımlamak, bir çok perspektiften rol ve işlevini belirlemek, üzerinde saatlerce konuşmak mümkündür. Bunlar bir yana yargının devletten, iktidardan bağımsız olarak yapılanması, hatta kendisinden korunması gerektiği konusunda bir konsensüsün olduğu izahtan varestedir.

Nesnellik kavramı, mahkemelerin devlet, iktidar, kamu, toplum ve bireylerle ilişkisini disipline etmeye ve yönetmeye, sevke özgülenmiştir. Herkes bilir bunu. Bu kavram ve gereklerine sadakat eden bir muhakeme ve öznelere ihtiyacın sonu yoktur.

Nesnelliğin geliştirdiği enfes özellikler vardır, günümüz yargısı soluksuz bu gelişmelerden gözünü ayırmamalı, toplumla ilişkisizliği nesnellik olarak tanımlamaktan da vazgeçilmelidir.

Aycan: Hah, tam da şunu demek istiyordum, hukukun emrinde olması gereken otoritenin tazyikiyle hüküm veriyorsan bile bize bunun gerekçesini söylemen gerekmez mi? Otorite böyle istiyor böyle yaptım, de. Yada, insan hakları böyle emrediyor, böyle yaptım de. Çevre, doğa bunu istiyor ben bunu yaptım. Bunlardan bağımsız ve özerk değil mi gerekçe? İlla demokratik normlara göre verilen hükümlerin değil, insan haklarına uygun ya da aykırı tüm kararların gerekçeli olması gerekmez mi? Çok özür dilerim böldüğüm için.

Hilmi Şeker: Az önceki yere geliyoruz. Yargı sisteminizi gücün uzantısı tahkim edeni olarak dizayn edebileceğiniz gibi, devlet ve toplum arasındaki krizi aşmaya odaklanan üçüncü göz yahut gücü denetleyen demokratik misyon olarak yargı tasarlayabilirsiniz.

İkinci modelde, yargı olası bir gerilimi gücü kontrol ederek aşar. Yurttaşı ve toplumu güvenceye alır. Hak ve özgürlüklere kol kanat gerer. Devleti, özgürlük ve haklara saygılı olacak şekilde disipline eder. Güvenlik ihtiyacını da dengeleri gözeterek gidermeye çalışır. Bunun gerekçeye yansıması olacak elbet. Bu tercihler gerekçeyi tetikleyen belirleyici etkenlerdir.

Yani, siz yargınızı nasıl inşa ederseniz, gerekçeyi de yani gerekçe ile ilgili olarak da beklentileriniz değişir. Gerekçe buna göre pozisyon alır. Aslında bu sorunun içinde şu da mı vardı; sanki şöyle bir soru da mı sordunuz bana; bu kavramlarla oynanabilir mi? Bu hukuki kavramlar değişmez midir? Sanki öyle bir şey mi sordunuz?

Aycan: Şöyle de denebilir mi; değişmez gibi duran kavramlar aslında yukarıda bir otorite gibi duruyor, yargıç da bunun cenderesinde hareket ediyor?

Hilmi Şeker: Şimdi eğer tutucu davranırsanız, biliyorsunuz, içtihatlar yargıyı kontrol edebiliyor,  hem ideolojik açıdan hem politik açıdan bir kontrol aparatıdır, bir kontrol aracı ve aygıtıdır, siz yargıçları yani bir yargıç kararını, hükmünü siz ne yapabilirsiniz, sitemin vücuda getirdiği içtihatlar ve araçlar aracılığıyla kontrol edebilirsiniz, bu tercihtir sizin için.

Yargıcın bunlarla mücadele imkanı vardır, zayıf da olsa. İçtihatlarla mücadele edebilir, özgürlük eksenli bir yetki kullanarak bu yönde bir yargıçlık anlayışı geliştirebilir. Yani, toplumsal beklentilerin umarların misyon edinip ve burada durarak bu içtihatlarla mücadele edebilir. Bu mücadele başarılı olur yada olmaz, onu bilemeyiz ama, çünkü; nihayetinde bu bir yargıç, tek bir kişi veya birkaç yargıç, fakat sistem de bu görüşler üzerinden dönüşüyor ve inşa oluyor.

Yargıcın görevi de bana göre, bir başka olasılığın peşinden koşmaktır. Yargıç nerede durmalı, yani nerede durarak yargıçlık yapmalı diye bunu irdelemek lazım. Yargıç yorumla ayakta kalır ve günlük işidir yorum. Aşkınlaşan bir yorum, hukuku yozlaştırabilir.

Toplum birey ve kamuya yaşamı dar edebilir. Yorumlar, yasayı hukuka dönüştürecek bir misyon yüklenmeli. Hükmün hedefi, deontolojik bir muhakemeyle gerçeğe ve olabiliyorsa ötesine ulaşmak olmalı. Gerekçe bu süreçlerin kontrol edilmesine yarayan veya burayı aydınlatan bir projektördür.

Aycan: Tam bu bağlamda iki soru var; yargıç devletin en güçlü adamı mıdır? Adam kelimesini tırnak içinde kullanmış olayım.

Hilmi Şeker: Bu sorunun cevabı yargıcın tercihine ve bakış açısına göre değişir. Yargıç kendisini öyle tanımlıyorsa devletin uzantısı haline dönüşür. Sistemi besler. Tahkim ederek kurumsallaştırır.

Aycan: Devletin uzantısı olmayı devletin bir organında çalışmak olarak soruyorum, hükümetin demiyorum devletin diyorum.

Hilmi Şeker:  İsterse memurlaşabilir evet.

Aycan: Evet, memur mudur sorusu da soracaktım. Yargıç devletin memuru mudur?

Hilmi Şeker: Değildir! Doğası gereği değildir.

Aycan: Yargıç memur değilse, benim bildiğim şu; yargıç devleti de yargılayan kişidir. Halbuki, devlet bile yargılayabilen bir insandan bahsediyoruz, bu kişi çok güçlü olması lazım, devleti bile zapturapt altına alabilen bir kişiden bahsediyoruz. Çünkü kanunlar var ve devlet diyor ki sen kanunlara uymak ve onlara göre karar vermek zorundasın. Dolayısıyla yargıçlar bu gücün farkında mı, bu gücü kullanıyorlar mı, kullanmak zorundalar mı? Yasanın emri bu mu?

Hilmi Şeker: Aslında bu yargıcın eğitimi ile doğrudan ilgilidir. Yani, iki yolunuz var, bir; eğer sistem sizi devletin uzantısı bir yargıç olarak biçimlendiriyorsa sizin bunu fark etmeniz bir ihtimal, siz eğer yargıçlığın tarihsel kökenleri üzerine biraz düşünmemişseniz, bu eğitimin dışında beslenmemişseniz, bir sapmanız olmamışsa bu anlamda, dolayısıyla kendinizi yeniden tanımlamanız mümkün olmayacaktır. Fark edemeyeceksiniz.

Ama siz eğer bu alemin ve anlayışın dışına çıkmışsanız, dışarıdan bu halin neye hizmet ettiğini, sizi nerede tuttuğunu değerlendirme imkanı bulabilirsiniz. Bu aynı zamanda değişimin başladığı manasına gelir.  Bilinç kendinize dışarıdan bakmanızı öğretir.

Hak ve özgürlüğü misyon edinmiş bir yargıç anlayışı mı yoksa gücü arkasına almış bir yargıç anlayışı mı? İkisi arasında dağlar kadar fark vardır.  Devlet ile özgürlükler arasındaki krizi sevk ve idare biçimi bu farklılıktan beslenir.

Aycan: Bu söylediğinize istinaden şunu soracağım; mevzuat diyor ki, yargıçlar bağımsızdır, tarafsızdır; diyor ki, yargıçlar devleti denetlemeli; anayasa diyor ki, devletin her türlü tasarrufu yargı denetimine tabidir, yargıcın denetimi altındadır, devletin kabul ettiği bütün sözleşmelerde, HSK’nın sitesine girelim, TBMM’nin sitesine girelim, adalet bakanlığın sitesine girelim, hepsinde tek tek yargıçların uyacağı kurallar yazıyor, yargıç kanunlara göre davranmalıdır, yargıç gerekçeli karar yazmalıdır, teker teker hepsi sıralanıyor, yazılı olarak orada duruyorlar. Pekala, yargıç bunları neden dikkate almaz?

Toplumdan kopuk bir yargıçlık olmaz.

Hilmi Şeker: Bir örnek üzerinden gidelim, mesela yansızlık, nesnel yansızlık hukuk fakültelerinde öğretilir fakat çok sığ bir nesnellik tanımı yapılır. Bu tanımın negatif şöyle bir etkisi vardır, nesnelliği bir ilişkisizlik olarak tanımlar. Nesnelliğe yüklenen anlamı abartarak, ferdi olduğu toplumla arasına bariyer inşa eder. Kendisine yabancılaşır. Toplumla ilişkinizi sıfırlarsınız.

Toplumdan kopuk bir yargıçlık olmaz. Eğer siz toplumdan kopuyorsanız aynı zamanda devlete daha çok yaklaşırsınız ve devleti yargı üzerinden kontrol etmeniz giderek güçleşir. Anlatabiliyor muyum? Siz belki bir noktadan sonra memurlaşırsınız. Demek ki bir tarafta toplum, bir tarafta da güç var. Yargıçlık eğer bir tercih yapacaksa, hak ve özgürlüklerden yana bir pozisyon almalıdır. Eğer siz bunu ayırt edemiyorsanız, yani bunun ayırdında değilseniz pratiğiniz de farklı gelişecektir.

Bir yanda teorik bilgiler, ve onu takmayan bir yargıç, bir yanda da kendini yeniden tanımlamış, korunması gereken ögeleri ve yeri yeniden tayin etmiş bir yargıç; ikisinin arasındaki fark da kararlar üzerinden kendini gösterecektir. Birisi özgürlükleri kısıtlayacak, sığ ve etik olmayan yorumlarla hak ve özgürlüklerin önünü kesecek, onları çileye yatıracak öteki de etik yorumlarla bu krizi aşmaya çalışacaktır. Bunların demokrasi ile de ilişkisi vardır. İkincisi hukuku, demokrasinin güvencesine dönüştürerek çoğulcu bir toplumu yargıyla inşa ederken diğeri, demokrasiyi paçasından yakalayarak yaşamı çekilmez kılacaktır.

Aycan: Şimdi, söylediklerinizi anlıyorum, lakin ikna olamıyorum. Şimdi bu kadar büyük çelişki kabul edilemez. Bazı devletler vardır, örneğin Çin, örneğin İran, fikri sınai hakları tanımıyorum diyor, ben bunlara ilişkin temel hakları ve uluslararası değerleri takmıyorum diyor, istediğim fikri, kitabı, projeyi taklit ederim, benim öyle bir mevzuatım yok diyor, işte batılı firmalar gidiyorlar orada taklitle mücadele edemiyorlar, orada araba da taklit ediliyor, bilgisayar da yapıyor, inovasyon hırsızlığı da yapıyor, bu devlet yapısı tırnak içinde söylüyorum “dürüst davranıyor”, diyor ki ben tanımıyorum.

Ama bizim kanunlar orada duruyor, sırayla okuyalım teker teker, her şeyi en ince detayına kadar yazmış, çok da uzun zaman önce değil birçoğunu daha yeni yazmış, bütün parlamento onaylamış hep beraber, iç hukukun otomatikman bir parçası haline gelen uluslararası anlaşmaların çoğu da zaten parlamentoda ihtilafsız şekilde onaylanıyor.

Bizim anayasamızda da yazıyor, uluslararası sözleşmeler iç hukukun ve mevzuatın bir parçasıdır, kanun gibidir, hatta Anayasaya göre kanunların da üzerindedir, olası çelişki de çelişkiyi lehine çözecek bir güce sahiptir. Şimdi, uyum olmayacaksa neden yazıyor, yazdıysa neden uygulamıyor?

Parlamento onayladıysa ve uygula dediyse ki; parlamento yargıçlara ver yargı kurumuna bunları uygulama ödevi veriyor, yargıçlar bunu uygulamaktan neden imtina ediyorlar? Uluslararası içtihada vurgu yapan ya da doğrudan uluslararası içtihada atıf yapan onu önemseyen çok az sayıda hüküm var, doğrudan atıf yapan, şu hüküm, şu sözleşme şeklinde hüküm kuran çok az sayıda mahkeme kararı var.

Hilmi Şeker: Bakın, bakın ben sorunuzu iyi anladım. Bu durum eğitimle ve yargıç etiği ile ilgilidir. Yargıç etiği çok önemlidir. Akademi sizi biçimlendiriyor.

Aycan: Adalet Akademisi mi?

Hilmi Şeker: Tabii. Devletin uzantısı olarak oradan yargıç yetişiyor. Yargıçlar orada her türlü eğitimi alıyorlar. Sorunuzun cevabı buradaki paradigma ile ilgilidir. Burada sizi sınır ötesi insan hakları metinlerinden istifa edin, etmelisiniz demelidir. Yargıç eğitiminde bunun önünü açmalısınız.

Aycan: Araya giriyorum kusura bakmayın, uluslararası kavramını kullanmıyorsunuz, sınır ötesi diyorsunuz. Çok dikkatimi çekti.

Hilmi Şeker: Evet, bir eğitim bunu dert etmiyorsa ve yargıca siz devletin uzantısısınız diyorsa, yurttaşla devlet arasında bir kriz meydana geldiğinde, devletle hak ve özgürlükler arasında bir buhran meydana geldiğinde tercihinizi devletten yana kullanın diyorsa bir eğitim, yargıç da en nihayetinde bu eğitimin bir uzantısıdır, gelecekteki pratiği de bu eğitim belirleyecektir, şekillendirecektir. Çünkü, bakın, hizmet içi etiğimler kursalar aslında teorik olarak buna hizmet ediyor, fakat bir yerde bir kırılma yaşanıyor pratikte, bu da zannedersem bu eğitimin bir bölümünden kaynaklanıyor.

Zannedersem mesele şuradan kaynaklanıyor; hak ve özgürlükler konusu olursa devleti tercih edin, yani güvenlik kavramı mı özgürlük kavramı mı? Bunun yargıya yansımaları olacak haliyle. Anlatabiliyor muyum? Bunun bir izdüşümü olacak. Siz hak ve özgürlüklerin gelişimini devletin bekası ile ilişkilendirirseniz ve bunu öne çekerseniz, başat hale getirirseniz bir yargıç eğitiminde, siz aslında usulü de ileriye dönük olarak biçimlendiriyorsunuz. Yani burada aslında yasalardan tamamen bağımsız, metinlerden tamamen bağımsız bir… ne diyebiliriz buna…

Aycan: Kötü uygulama mı desek…

Hilmi Şeker: Hayır, bir örtülü metin diyelim, bir örtülü akıl, evet bir akıl var, bütün bunların üzerinde bir akıl var, yani güvenliği esas alan, gerektiğinde özgürlükleri güvenlik için feda edecek bir akıl. Oysa güvenlikle özgürlük çelişkisinin doğru bir eksen de yargı tarafından yönetilmesi, çelişkinin özgürlükleri ve hakları tehdit eden bir neden olmaktan çıkarılması gerekir.

Olası bir ikilemde etik devreye girerek yargıca yön vermelidir. Etiğin işi ve işlevi budur. Yasayı, ahlakla kontrol etmek.

Aycan: Özgürlük eğitimini de kendisi veriyor ama…Ona rağmen mi?

Hilmi Şeker: Evet, ona rağmen! Bir eğitim şunu söyleyebilir, efendim güvenlikle özgürlükler karşı karşıya geldiğinde tercihinizi güvenlikten yana yapın, o zaman ne demiş oluyoruz? Örneğin; bir devlet malı haczedilebilir mi haczedilemez mi? Orada yargıcı ne yapıyorsunuz, bu paradigma üzerinden bir yargıcı hüküm vermeye icbar ediyorsunuz, bu çerçeveyi kendiniz çiziyorsunuz. Bunun icra alanındaki yansımalarından birisi budur, diğer alanlarda mesela kamulaştırmada farklıdır.

Bu nedenle, bu işte mücadelede etik ilkeler önde olması gerekir, normlar açısından dünya bunları nasıl başarmış, onları referans alarak ilerleyebilirsiniz, onları model alabilirsiniz, bunların dışında başka bir şeyi model alırsınız, bunların mutlaka bir yansıması olacaktır.

Mesela bizi yakın zamanda, kamunun finanse ettiği  hizmet içi eğitime aldılar, dediler ki sizi adil yargılanma hakkı konusunda hizmet içi eğitime alacağız, ben bunu ciddiye aldım, alanımı da belirledim, gittim orada çalıştım faal olarak. Sonra geldim, orada öğrendiğim bilgileri dinlemekle yetinmedim, orada tuttuğum notlarımı sıraya koydum ve değerlendirdim. Bir başka yargıç bunu yapmayabilir.

Peki bizi denetleyenlerin bunda payı var mıdır? İçtihatların… Vardır tabii… İçtihat kendisine sınır ötesi metinleri almalı, kadim metinleri almalı, evrensel kuralları almalı, hak ve özgürlüklerle ilgili ve onların önünü açan müktesebatı almalı. Değil mi ama? Bir yaklaşıma sahip olmalı. Onu yapmıyor işte! Tutucu, paternal içtihat üretiyor. İçtihatın bu derece önemsendiği bir başka yer var mıdır? Bilmiyorum. Birleşik Krallık ve Amerika’yı kıskandıracak bir içtihat tutkusu, içtihatları daha çok çalışma ve üretmeye zorluyor.

Ben mevcut çalışmayı yeterli bulmuyorum. İstinaf sistemi, mazeretleri bir müddet sonra askıya alacak. Gerçeklik yargısına ilgi yerini klasik ödevi ifaya bırakacağı konusunda beklentim fazla..

Aycan: Bağlantılı gitmek için soruyorum; bundan yaklaşık 8-10 yıl önce zamanın başbakanı idi sanırım, demişti ki AB reformları çerçevesinde biz reform yapıyoruz, getiriyoruz, işte Kopenhang kriterlerini getiriyoruz, yada insan hakları belgelerini getirip çatır çatır yasalaştırıyoruz, ama bürokrasiden, daha doğrusu yargı bürokrasisinden direnç var, insan haklarını içselleştirerek uygulamıyorlar. Özet olarak bunu söylüyordu. Parlamentonun da temsilcisi olan bu kişinin dedikleri çok dikkat çekiciydi, o dönemde öyleydi, o zamanki siyasal süreç bunun dikkate alınmasını ve yerleşik kültürün değişmesini savunuyor idi. Yada savunuyor gibi görünüyordu bilemiyorum.

Hilmi Şeker: Bir yerde bir kırılma oluyor. Mesela, içtihatlar bu dönüşüme izin veriyor mu? Vermiyor! Siz, içinde insan hakları kavramı bulunan bu karar ne kadar kabul görüyor, hak ve özgürlükler acaba içtihatlar üzerinden ne kadar kabul görür? Bunun bir tartışılması lazım.

Yani yargı, aşama aşama, tutucu içtihatlar üzerinden de bir örtülü engelleme yapabiliyor… Bu konunun akademik çalışmalar tarafından büyüteç altına alınması gerekir.

Aycan: Bir de şunu belirtmek istiyorum, uygulamada gördüm sanki; bazı kararların otoriter bir zihniyetle hareket edip bu bakış açılarını uzun uzun gerekçelendirdikleri oluyor. Mesela bazı savcılık kararları, iddianameler, takipsizlik kararları, takipsizliğin kaldırılması kararları gibi yerlerde de gördüm…. İnsan haklarına dayalı içtihatlardan işine yarayan kısmını alıyor, bütüncül olarak başka bir anlama gelecek karardan o pozisyona uygun olacak kısmını alıyor, bütününü gizliyor, sadece işine yarayacak kısmını oradan cımbızlıyor ve onu yerleştiriyor kararın içerisine. Bu da bir gerekçe midir?

Hilmi Şeker: Evet, bu bir gerekçedir ama defolu gerekçedir. Yani, sözde gerekçe olur. Şeklen gerekçedir ama en azından diyelim ki pozitif metinleri lehe tüketmemiştir, hep aleyhe kullanmıştır, dayanağı bakımından en azından şunu diyebiliriz, demokratik bir gerekçe değildir. Tezlerden birini dışlamıştır, ya da birkaçını dışlamıştır.  Bunu da gerekçe üzerinden ustalıkla yapmıştır. Manipülasyon yapmıştır aslında. Anlatabiliyor muyum? Bu bir gerekçe defosudur. Kabul edilebilir bir gerekçe değildir.

Aycan: Okuduğumuz zaman özgürlük aleyhine bir bakış açısı ile silsile halinde, gayet mantıklı, çok mantıklı bir şekilde yazılıyor.

Hilmi Şeker: Habis gerekçe kendisini kılıflama becerisine sahip ve bunu sürdürülebilir kılan özellikler geliştirebiliyorlar. Saikleri örtebilir. Aslında insan hak ve özgürlüklerine hizmet etmezsiniz ama hizmet eder gibi görünebilirsiniz. Bu yeti ve yeteneğe sahip ve hukuku manipüle eden gerekçeler yok değil.

Aycan: Bir husus var; şimdi her ne kadar beğenmesek de şuna atfen söylüyorum son dönemdeki gerekçesiz kararlara, toplumu takip edemeyen içtihatlara ve özellikle de isim vermeden Yargıtay’a çok sert eleştirileriniz var, diyorsunuz ki, kendisini tüketti bitirdi.

Hilmi Şeker: Bunu makalelerde de yazdım.

Aycan: Biraz geriye gittiğimizde, 50’lerde 60’larda 70’lerde Yargıtay’ın çok nitelikli ve gerekçeleri detaylı ve mantıklı güzel kararları var. Onları artık biz göremiyoruz, daha az görmeye başladık. Sizde aynı kanaatte misiniz, bakıyoruz kitap gibi yazılmış kararlar yazılmış, bilimsel yayınlara atıflar yapan, en azından 3-5 bilimsel içtihattan alıntı yapan paragrafları olan, daha önceki birçok kararı izleyen kararlar yazılmış, son zamanlarda azaldı mı bu?

Hilmi Şeker: Azaldı, bizim sistemimiz kuramsal ve teorik açıdan kendini içtihatlara yaslamamış. İçtihatlar sadece bir kaynak olarak düşünülüyor. Hukuki güvenlik ilkesini temine matuf kaynaklar. Başka amaçla ve başka misyonları da var ama genellikle hukuki güvenlik ilkesine çok fazlaca hizmet ediyorlar, içtihatlar, yani belki de Anglosakson hukuk sistemini, yani içtihattan beslenen o sistemi imrendirecek kadar bir içtihat tutuculuğu var, neredeyse iç cebine bir içtihat alan avukat davayı o içtihatla bitirebiliyor, kazanabiliyor veya kaybedebiliyor. Yine yargıç, yanına aldığı bir içtihatla, muhakeme veya bir hükmün kaderini değiştirebiliyor.

Aycan: İçtihattan kastınız, buradaki içtihattan kastınız, yüksek yargının vermiş olduğu herhangi bir karar mı? Yoksa gerçek bir içtihat mı?

Hilmi Şeker: Evet herhangi bir yargı kararından bahsediyoruz.

Aycan: Adı içtihat yani, özünde bir içtihat değil mi?

Hilmi Şeker: Ben pratikten hareketle örnek vereyim, üçüncü derece mahkemesinden verilen bir yargı kararı. İçtihadın içtihat olabilmesi için birçok ölçüt üstünden test edilmiş olması lazım. Birçok kriterleri aşması lazım.

Bakın emsal olabilmesi için, bir uyuşmazlığın yazgısını, kaderini tayin edebilmesi için daha fazlasına ihtiyaç var. Bu anlamda sistem içtihatlardan beslenmeyi seviyor. Bu biraz da gerekçe üretmenin, temellendirme defolarının da bir zaafı. Çünkü içtihat sizin düşünce üretmenizi engelliyor, düşüncesini bir başka kurum veya aklıyla sınırlıyor. Bu donmanın sıfır noktasıdır. Bu aşamadan sonra eğer fetişizm başlarsa gerekçenin özellik geliştirmesi ve kendisini yarına taşıması mümkün olmaz.

Peki, hiç mi içtihatlara bakmayalım? Bakalım ama içtihatların referans alınabilmesi için imrenilecek vaziyette olması lazım, öykünecek nitelikte ve debide olması lazım. Şimdi bakın, bu çok önemli bir şey…

Hilmi Şeker ve İskender Özturanlı röportaj sırasında hararetli tartışmalar da yaptılar

Aycan: Ben bunu çok önemsiyorum, içtihat deyince hemen klasik içtihat anlaşılıyor, benim kastettiğim derinlemesine yazılan içtihatlar. Önüne gelen konuyu etraflıca ve teorik açıdan ikna edici biçimde yazan içtihatlardan bahsediyoruz.

Hilmi Şeker: Şimdi bakınız, üçüncü derece mahkemesinin veya ikinci derece mahkemesinin vermiş olduğu kararların emsal olabilmesi için bazı koşulları yerine getirmesi gerekir. İkincisi, bunlar gerekçenin önünde, gerekçenin gelişmesi önünde bir engel değil, tam tersi taşıdıkları ile verdikleri ile aslında kolaylaştırıcı olmaları gerekiyor. Onun için ben, daha iyi olmaları için bir miktar saldırıyorum içtihatlara. Belli bir aşamadan sonda içtihatlarla ilişkimi kestim. Çünkü benim bir yargıç olarak düşünce üretmemin, yani mesleğimi geliştirmemin önünde ciddi bir engele dönüştü.

Alıyorsunuz oradan bir içtihat, ona yaslanıyorsunuz ve yükümlülüğünüzü yerine getirmiş sayılıyorsunuz. Günün gelişmiş uyuşmazlıklarını, dünün içtihatları ile çözemezsiniz. Bunun adı anakronizmdir. Bir yetmezliğe düşersiniz. El alemin yargısı hamle yapar, esnekliğinden ötürü, siz de ne yaparsınız, yerinizde patinaj yaparsınız.

Memleketin, esneklik yeti ve yeteneği güçlü tecrübeye ihtiyacı var. Helen ve Latinlerin üzerinde kafa yorduğu görelilik, Fizik ilmini şaha kaldırdı. Hukuk bundan azade olamaz.

Aycan: Esneklik normlara bağlı olmamak anlamında değil herhalde?

Hilmi Şeker: Değil tabii. Hukuki güvenliği elden bırakmadan, somut olay adaletine varmak gerekir. Somut olayın özellikleri ile uyumlu bir hüküm inşa etmek. Başka bir şey değil. İçtihatların adalet değeri yüksek olmalı.

Aycan: Bambaşka bir sorum olacak. Biz kanunları okuduğumuzda, her kanunun başında bir gerekçesi olduğunu görürüz. Birçok kanunda var, bazılarında kısa, bazılarında çok uzun gerekçeler var, hatta bazılarında bir kitap olacak kadar uzun uzun gerekçe var, komisyonda yazılıyor gerekçe, genel kurula sevk edilirken gerekçesi yazılıyor, tasarıyı ya da yasa önerisini sunan kişiler gerekçe yazarak meclise sunuyorlar, ama mutlaka bir gerekçesi var. Yasalar meclise geçtikten sonra önümüze bir metin geliyor, yargıç bu yasanın hükümlerini uygulayacak ve uyguluyor somut olaya. Uygularken, yargıçların kararlarında ya da gerekçelerinde, yasaların gerekçelerine yeteri kadar atıf yapılıyor mu?

Hilmi Şeker:  Yok denecek kadar az.

Aycan: Yasanın amacına uygun yorum yapmak için bu gerekli bir şey değil mi?

Hilmi Şeker: Gerekli. Burada tabii, yasa yapıcının bir normu vücuda getirmek ve o normun uygulamasını emretmekle neyi temin etmek istediği ile ilgili bir sorunun yanıtını bu gerekçeyi okumadan bir hükmün amacına ulaştığını ya da gerekçenin kendini temellendirdiğini söylemek mümkün değildir. Bu çok önemli bir rezervdir, çok önemli bir kaynaktır. Yargıç bundan istifade edebilir ve etmelidir de. Yani elindeki bir ihtilafı bir krizi çözerken bunu da bir kaynak olarak elinin altında bulundurmalıdır. Bir kriz anında…

Aycan: Yasanın sadece lafzına bağlı kalınıyor, yasanın amacı neydi acaba? Onu neden gözetmiyoruz. Bu kanun neden çıkarılmış? Onu sormuyoruz

Hilmi Şeker: Tabii.

Aycan: Hızlı akan bir çağda, hızla dönüşen bir toplumda, ekonomide, hayatın hızla aktığı, teknolojinin, şehirleşmenin, göçün bu kadar yaygın olduğu bir toplumda, 20 yıl önceki, 30 yıl önceki yasa amacından sapabilir. Ya da o lafzın o zamanki anlamıyla bugünkü anlamı farklı bir yere düşebilir. Yargıcın o yasa yapılırken yazılan gerekçeye müracaat etmesi gerekmez mi?

Hilmi Şeker: KKesinlikle. Yargıç zengin ve çoğul bir rezervden beslenmeli. Aslında yargıcın kaynak sorunu yoktur, bir kriz anında pozitif metinler dışındaki diğer metinlere de müracaat etmelidir. Hukukun genel prensiplerine, kadim ilkelere… Bunun önünde bir engel yok.

Çünkü yargıcın elinde bir kriz anında derhal istifade edebileceği iki tane önemli araç var. Takdir hakkı ya da kıyas yapmak. Yargıç inanılmaz iki tane araca sahip. Bu iki enfes buluş bahaneleri hükümden düşürmektedir.

Aycan: Pekâlâ! Hemen şunu sorayım: Bu yasalar, yönetmelikler ve diğer tüm mevzuat yayınlanırken gerekçeleri ile birlikte yayınlansa fena olmaz mı? Faydalı olmaz mı?

Hilmi Şeker: Bu ihtiyacı gideren kitaplar var, ama bence gerekçeleri de olmalıdır. Olmalı!

Aycan: Kanunun başında gerekçesini koysun.

Hilmi Şeker: Yargıç, hemen elinin altındaki mevzuatın hem gerekçesine çok kolay ve hızlı bir şekilde ulaşmalı. Şimdi günümüzde buna ulaşmak zor mu bilmiyorum.

Aycan: Zor. Kanunların gerekçelerini hızlı ve pratik bir şekilde bulmak çok zor.

Hilmi Şeker: Belki TBMM’nin kaynaklarına gidecek ve bir şekilde bulacak. Ama anlaşılıyor ki Adalet Bakanlığının yargıçlara bu hizmeti sunması gerekir.

Usul, Mobbing Yapmamalıdır

Aycan: Sunabilir. Çok zahmetli bir iş. Bir vatandaş bile, şimdi 7000 civarında yasa çıkmış, 7000 yasa varsa hepsini bilmek imkânsız, vatandaş ya da yargıç adalet bakanlığının sitesine ya da resmi mevzuat sitesine girdiğinde, bu kanun neden çıkmış en başına yaz, amacını yaz! Gerçi şöyle, her yasanın başında amaç başlığını taşıyan kısa bir bölüm oluyor, küçük ve kısaca, ama benim kastettiğim mecliste yasa görüşülürken, yasama organının koyduğu gerekçe, herkes okusun neden çıktı bu kanun, bizde amacına uygun uygulanıyor mu yorumlanıyor mu onu test edelim. Yargıçlar da baksınlar ona göre yorum yapsınlar.

Hilmi Şeker: Evet. Bu mümkündür. Kaynağa erişimde böyle zaman israfını önleme açısından düşünülebilir. Doğrudan kaynağa erişme, yorum yaparken hızlı ulaşma bakımından düşünülebilir.

Aycan: Sizin Hukukta Gerekçe kitabınız ile bu konu bence doğrudan ilgilidir.

Hilmi Şeker: İki kitap yazdım ve yazıyorum, geliştiriyorum, ikisi de etik üzerine, usul üzerine. Bu mesele önemli bir mesele. Usulün herşeyden bağımsız bir adalet değeri vardır. Dinlenilme ilkelerini, delil prensiplerini hiçe sayan bir muhakeme adalet üretemez. Üretse bile bu sonuç meşru addedilmez.

Daha ziyade metodoloji ve usulle ilgileniyorum. Onun tek başına bir adalet değeri olduğunu düşünüyorum. Usulü etikten ayrı düşünmeyelim. Aynı soydan geliyorlar. Usulün genetik atası etiktir. Ama her şeyin bir haddi vardır.

Usul, mobbing yapmamalı, yurttaşı çekinik hale getirmemelidir. Duruşma salonundan yurttaşı tart etmemeli, adliyeden içeri almanın illa ki bir yolunu bulmalıdır.

Aycan: Usul etik kuralların damıtılmış halidir, diyorsunuz. Hukuk tarihine geçecek çok önemli bir deyiş bu!

Hilmi Şeker: Bu tabir bana özgü evet. Ben böyle tanımlar yapıyorum. Çünkü okuya okuya bu sonuca varıyorum.  Etiğin bir türevidir, yani damıtılmış halidir. Bir hüküm inşa edebilirsiniz, ama yaptığınız bir usul hatası onun değerini gözden düşürür.

Aycan: Ben bazen okurken, sizden bazı cümleleri duyunca vay anasını ya diyorum, bu cümle nasıl kuruluyor diyorum, gerçekten hayran kalıyorum.

Hilmi Şeker: Çok teşekkür ediyorum. Bazen, kitaplar hakkında benim de şöyle düşündüğüm oluyor elbet, ne kadar emek vermişim, bu işe ne kadar uğraşmışım… Ama bazen…

Aycan: Kendi şahsınız ile kitapları başka bir yere koyduğunuzu biliyoruz, megalomanlık anlamında övünmek ve böbürlenmek değil tabi ki bu, bunu biz de biliyoruz okuyucu da biliyor. Bu başka bir şey.

Hukuk Yayınları Kendisini Tekrardan Vazgeçmeli

Hilmi Şeker: Değil tabi ki. Kitapla övünmek zaten bizim işimiz değil. Bu kitapta da zamana sadık kaldım. Zamana yayarak, demlenerek vücuda gelmesini bekledim. Zaman,  kitabı çöpe gönderebileceği gibi daimi de kılabilir. İkincisinin olabilmesi kitabın maziyle bağını sağlam kurması, zemine iyi basmalı, ilkelerden beslenmesi ve göreliliği şiar edinmesine bağlıdır.

Bir kitap her ihtilafa çözüm üretmez. Bu hayaldir. Bir ihtilafın çözümüne olanak sağlayan asgari prensipleri servis etmenin çabası içinde olur. Tembelleştiren, yorumlamayı teşvik etmeyen, özerkleştirmeyen, felsefe yapmayan  bir kitabın yarını yoktur.

Aycan: Peki. Şöyle geriye bakınca, bunu ben mi yazdım, bun ben mi yaptım şeklinde düşündüğünüz oluyor mu? Çok emek ve çaba gerektiren bir iş bu.

Hilmi Şeker: Bunu bende düşünüyorum, gerçekten emek vermişim diyorum, sabır işi, ne kadar sabır gösterdim diyorum özellikle, bazen duyardım bir kitap 15 yılda yazılmış, bir kitap 9 yılda yazılmış, bir roman 10 yılda yazılmış, evet yazılabiliyormuş, onu yaşayarak gördüm. Ama şunu söyleyebilirim, artık hukuk yayınları kendisini tekrar etmekten vazgeçmesi lazım. Bu çok önemli bir şey.

Elbette ki bize bir harf öğretenlere, bize hukuk öğretenlere saygımız ayrıdır, onlardan çok şey öğrendik. Öğrenme ne zaman biter bilmiyoruz. Ama hukuk bilgisi kendini tekrar etmekten vazgeçmelidir. Şimdi hukukun besin kaynakları arttı, çeşitlendi.

Şimdi artık yeni kaynaklarla yeni bir hukuk yazmalıyız. Beslene bozukluğunun sonuçlarını biliyoruz. Hukuk kuramına ilgi az. Pratik bu alanla bağını koparmış vaziyette. Çok değerli çalışmalar var bu alanda ama teori ve pratiği dikkatini çekmekte zorlanıyor. Enfes çeviriler var….Bunları unutmamak lazım. El üstünde tutmak gerekir…..

Hilmi Şeker ve Hukuk Ansiklopedisi Editörü İbrahim Aycan

Aycan: Pekala kaynaklara ulaşmak eskiye nazaran daha kolay olmasına rağmen hukuk yayınları neden birbirini tekrar eder hale geldi?

Hilmi Şeker: Kolaycılık bana göre. Bir endişe de şudur; güvenlik. Ama unutmayın hukukun özlenmemesi için çok ama çok çalışmalıdır. İhtiyaçlar sabit değildir. İhtilaflar çeşitlendikçe siz bu ihtilafları cepheden karşılayacak normlar bulmak zorundasınız, çözümler bulmak zorundasınız. İhtilaflar sabit değil, dram ve trajedi yoğunlaşıyor, gelişiyor ve  siz defolarla eski bilgilerle yaslanarak mücadele ediyorsunuz. Olmuyor ki yani bir yere kadar götürüyorsunuz ve tıkanıyorsunuz.

Şimdi benim yazmamın birinci hedefi şu; kavramlarla oynayabilir miyim, yeni hukuk bilgisini arkama alarak, revize edilmiş hukuk bilgisi ile kavramlarla oynayabilir miyim? Yeni tanımlar yapabilir miyim? Onu da deniyorum zaman zaman. Mesela bir edebiyatçı demişti ki, sizin gerekçe kitabınızda bir yapıbozumculuk var, bir şeyi yıkmak ve yeniden tanımlamak, tekrar yıkmak ve yeniden inşa etmek, bir şeyi birkaç cümleyle anlatmak, farklı cümlelerle anlatmak, yap boz, yap boz…

Onun için benim hedeflerimden ve misyonlarımdan birisi de şudur, şimdi belki 100 sene evvel bir insan hakları sözleşmesi yoktu, diğer sözleşmeler yoktu, buna benzer ikili, beşli, çoklu anlaşmalar yoktu. Ama şimdi var. O kavramlar yokken yapılan tanımlarla, vücuda getirilen kavramlarla, üretilen çözümlerle bugünkü kavramlar, çözümler ve tanımlar farklı olacaktır.

Özturanlı: Çok doğru söylüyorsunuz, akademisyenlerin copy-paste ağırlıklı çalışmaları çok enteresan. Artık bir Adnan Güriz yoktur!

Hilmi Şeker: Yoktur, yok… Efendim bakınız, oralara da bakın, bakın doktora sınavlarına, doktora tezlerine. Her şeyin sıfır noktası.

Özturanlı: Akademi de beslemiyor hukukçuları ver yargıçları.

Aycan: Şirketler var, doktora tezi, master tezi yazan şirketler var, kamuya açık şekilde yapıyorlar üstelik.

Hilmi Şeker: Efendim, hâkimi bunlar yetiştiriyor, bitti! Akademisyenler, doktora tezleri hakimi beslemiyor.

Aycan: Kaynak zenginliğine rağmen bir sığlaşma görüyorsunuz siz, zenginleşmesine, çeşitlenmesine ve kolay ulaşılabilmesine rağmen neden bu sığlaşma? Temel metinler de çoğaldı, daha önce olmayan temel metinler konuldu ortaya ve yazıldı. Örneğin mahkumlar için asgari standart prensipler bütünü gibi daha önce olmayan yepyeni evrensel metinler oluştu. İnanılmaz hükümler ve damıtılmış bilgiler var orada.

Hilmi Şeker: İbrahim Bey, çok önemli şeyler bunlar, bakın, bu metinler referans alınarak yeniden bir infaz hukuku yazılması lazım.

Aycan: Şimdi bu metin 50-60 yıl önce yoktu. Çok uzun olmayan bir süreçte bu yazılmış olmasına rağmen hüküm kurucu, sizin gibi diplomatik ve kibar olayım biraz, hüküm kurucu bunu dikkate almıyor, oysaki buradan şaşmaması gerekiyor, onun çizgisi bu, temel prensipler bütünü belirlenmiş, bunun dışına çıkılamaz, eskiden evrensel kabul görmüş böyle bir prensipler bütünü yoktu, neredeyse bütün konularda, çevre hakkı ile ilgili, kadın hakları ile ilgili, çocuk haklarıyla, hayvan haklarıyla ilgili olarak temel çerçeveyi belirleyen etik ilkeler, her konuda etik ilkeler belirlenmiş ve kabul edilmiş, buna rağmen neden çizginin dışına neden taşıyorlar, bu çünkü çiğnenemez olması gerekmiyor mu? Her koşulda, tüm zamanlarda, hatta en olumsuz koşullar bile, hiçbir şekilde çiğnenememesi gerekmiyor mu? Yargıçların bu kuralları katı bir şekilde uygulaması gerekmiyor mu?

Yargının Misyonu: Dram ve Trajedileri Sonlandırmak

Hilmi Şeker: Şimdi bir yargıcın tekâmül etmesi ve hukuk inşa edebilmesi için önce konu ile ilgili bütün kaynakları tüketmiş olması lazım. Bütün mesele kaynağa erişmesini bilmeme, daha doğrusu kaynakları bilmeme, neyi nerede, nasıl arayacağını bilmeme…

Yetmezliğin bir sebebi de bu, kaynak tüketmeme. Kaynaklara ulaşmama, nerede bulacağını bilememe veya bu konudaki gelişmeleri izlememe.  Mesela hak ve özgürlükler nasıl sınırlanır? Bu konu ile ilgili ilkeleri, ölçütleri, tecrübeleri mutlaka bilmeniz lazım. Hem de metinleri ile birlikte. Eğer siz bunu bilmiyorsanız ne yaparsınız? Tutarsınız yorumla çok rahat bir şekilde hakları kısıtlarsınız. Bir boşluğu doldururken ya da bir konuyu yorumlarken hakların canını okursunuz. Mecalsiz bırakırsınız. Bunun yaratacağı etki ve sonucu ucunun nereye varacağını detaylarıyla bilmek gerekir. Yarını tahayyül etmek gerekir.

Aycan: Ama emredici hüküm var, kesinlikle kısıtlama diyor.

Hilmi Şeker: İşte şimdi kısıtlama diyor değil mi? Ve buna rağmen çiğniyor değil mi? Yasayı çiğniyor değil mi? Buna da kılıf buluyor. Gerçeklik yargısının, özellikle gerekçe ve sebepler üzerinden bir denetime tabi tutulması ve test edilmesi gerekiyor.

Hukukun uygulanıp uygulanmadığının belirlenmesi eşsiz bu buluşla mümkündür. Yargıcı hukukun içinde tutmanın başka bir aracı yok. Peki eğer bu da pozisyonunu buna göre alıyorsa, mücadele etmiyorsa yapılacak bir şey yok. Sistem tıkanıyor, yani dava nedir, siz bir şüpheyi aşacaktınız, konunun üzerinden diyelim ki bir krizi aşacaktınız, bir drama son verecektiniz, oysaki siz onu derinleştiriyorsunuz. Yani hukuk çözüm üretmekten uzaklaşıyor. O noktada Yargıç çözüm olmaktan çıkıyor, bir başka imkân bulmanız gerekiyor. Bu da ne oluyor, alternatifler, bireysel başvuru, o da çözüm değil, çoğunlukla çözülmüyor, ondan sonra sınırların ötesine gidiyorsunuz. Bazen o da size çözüm bulamıyor. Ve ne oluyor, aslında yargı bir kriz yaşıyor. Yani krizi çözmesi gereken, krizi derinleştiriyor.

Aycan: Adliyenin önünde kuyruk oluyor sonra. Adliyenin önünde herkes yarışıyor. Adliyenin önünde içeriye girmek için 1 saat sıra bekliyor. İnsanlar bekliyor adliyeye girebilmek için. Avukatlar bile 100 metre kuyruğa giriyorlar

Hilmi Şeker: Şöyle diyebilir miyiz? Adliyenin misyonu şudur: Hukukun adlileşmesini önlemek. Veya adlileşmeyle mücadele etmek. Adalet üretmek. Ne yapıyoruz? Biz dünyanın en büyük adalet saraylarını inşa ediyoruz, Avrupa’nın en büyük adalet saraylarını yapıyoruz. Bu ne anlama geliyor, biz biraz da huzursuz toplumuz demek istiyoruz değil mi?

Adliyelerin büyümesinin bir anlamı da budur. Şimdi bu adlileşmeye bir de adliye içi adlileşme katılıyor. Yani bir ihtilafı çözeyim derken ne yapıyorsunuz, usulü veya maddi hukuku yanlış tatbik etmekten veya infazı kabil olmayan kararlar üretmekten, hukuk dışı parametreler üzerinden veyahut aşkın yorumlar aracılığıyla yeni krizler yaratıyorsunuz. Yargıç eliyle vücuda getirilmiş bir kriz bu. Bir davayı çözeyim derken ondan üç tane daha uyuşmazlık çıkarıyorsunuz. Metastaz yapıyor, içine icra otoritelerini alıyor, başka otoriteler alıyor, başka mahkemeler kuracak şekilde yeni krizler oluşturuyorsunuz. Adlileşmenin aslında bu boyutu üzerinde de düşünmek lazım.

Aycan: Peki, hüküm kurucular da adliyenin önünde kuyruğa girmiş vatandaşların arasından gelen insanlar değil mi? Oradan gelen bu kişiler yine toplumdaki aynı kültürü adliyenin içine taşıyan kişiler. İşin bir de bu boyutu var.

Hilmi Şeker: Yani bunu neden söylüyorsunuz? Bu kuyruğu ne anlamda kullanıyorsunuz?

Aycan: Kuyruk bir sembol, orada bin tane araç adliyeye girmeye çalışıyor o kadar yoğun ki… Adliyedeki iş yoğunluğunu kastediyorum tabi ki! Avukatlar, vatandaşlar hep birlikte adliyeye girmeye çalışıyor. İçerideki personel dosyalarla boğuşuyor. Yani, toplum dışarıda kavga halinde ve çözümü adliyede arıyor. Adliyedekiler de sonuçta bu toplumdan çıkmış, sonuçta ete kemiğe bürünmüş gelmiş kişiler.

Hilmi Şeker: Şimdi bakın, adlileşmeyi önlemezseniz bunlara adliyelerin yetişmesi mümkün olmaz. Ne yapmak zorunda kalırsınız? Dünyanın en büyük adliyelerini yapmak zorunda kalırsınız, önüne de tabela koyarsınız, işbu bina dünyanın en büyük adliyesidir diye tabela asarsınız. Oysa ne demiştik, adliyeler saraydır, hukuk üretir. Önemli olan adliyeleri büyütmek değil, adlileşmeyi önleyecek tedbirleri almak, adlileşme vuku bulduğunda da yurttaşın yargıca erişimini kolaylaştırmak.

Adliyeleri azaltıp büyütmeyeceksiniz, sembolik adliyeler kurup yurttaşın işini adliyeye erişim itibari ile kolaylaştıracaksınız, yargıca ulaşmayı pratikleştireceksiniz, Adliyeye erişim kolaylığı intibaını uyandıracaksınız. Yurttaş bilecek yani, bir krizle karşılaştığı zaman hızlı bir şekilde adalete erişeceğine inanacak. Mesela Kıbrıs’ta bakmıştım, neredeyse her beldede adliye var. Tek hâkim. Vatandaş biliyor yani hâkim yanı başında. Uyuşmazlık sayısı az, mahkeme sayısı toplulaştırılmamış. Neredeyse her beldede bir hâkim var, bu da çok olumlu, bir kriz anında adliyeye erişebiliyorsunuz, hâkim yanı başınızda.

Aycan: Evet, ihtiyaç anında ulaşabilmesi önemli olduğu kadar hâkimin önüne iki de bir sorun ile gidilmemesi de önemli kuşkusuz.

Adlileşme Sorunu

Hilmi Şeker: Bizim adliyelere bakın, dünya neyle uğraşıyor, erişimi boyutlandırmış, adliyeleri fiziki yapısıyla erişim imkanları arasında çok yoğun ve yaygın ilişkiler ağı kurmuş. Mesela Japonlar yapıyor, adliyeye kim girecek, mahkûm girecek, yurttaş girecek, kim yaşayacak orada, onun hepsini bir araya getiriyorlar, hepsinin fikirlerini alıyorlar, onların her birinin ihtiyacını gözeterek adliye inşa ediyorlar. Mesela bizde öyle değil, diyelim ki gözleri görmeyen bir yurttaş için önlemler daha yeni yeni alınıyor.

Efendim mahkûm ile yargıç kolay bir şekilde nasıl buluşacak? Bunlar düşünülmüyor. Salonlar çok dar. Mesela açık yargılama hakkını gözetmeyip, duruşma hakkını gözetmeyip soluksuz bırakacak odacıklar inşa ediyorsunuz. Bir salon açık muhakeme, duruşma ve savunma üçlüsünü bilmek ve rolünü bellemekle ödevlidir. Bunları bilmeyen bir salon, görünen adalet ihtiyacını karşılayamaz. Toplumla kavgaya tutuşur.

Aycan: Evet bir yargılama yapılırken ekrana bağlanıyor başka yargılama yapılıyor gibi durumlar da meydana geliyor. Fiziki yetersizlik ve iş yükü baskısı yargılamanın bir özelliğini bırakmıyor, yargılama sırasındaki nezaket ve huzur ortamını da yok ediyor. Birbirine bağlı çok şey var. Öte yandan, infazda da sıkıntılar var, Avrupa ortalamasının neredeyse 2-3 katına ulaştı mahkûm sayısı, nüfusa orantıladığımızda facia. 15-20 yıl öncesine göre kıyasladığımızda da çok büyük artış söz konusu. Yaklaşık 250.000 kişilik sayı ile bundan 20 yıl önceki sayı karşılaştırıldığında 58-60 bin rakamına göre korkunç fark var. Aralarda af ve türevlerinin çıkmasına rağmen. Korkunç rakamlar. Toplum sizce bu kadar kriminal mi?

Hilmi Şeker: Kriminalleşme görelidir…

Aycan: Yoksa gerçekten toplum sürekli bir kavga halinde olduğu için yoğun suç mu üretiyor?

Hilmi Şeker: Bakın, mesela şöyle diyelim, düşünce özgürlüğünü sık boğaz eder veya büzerseniz suçluluk zirve yapar. Özgürlüğü yorumlama sığlaşır ve suçlu sayısı patlayabilir. Özgürlüğün önünü açarsınız suç olmaktan çıkar. Yahut yorum demokratikleşirse gerilim azalır. Suç bir bakıma gerilim demektir. Anlatabiliyor muyum?

Aycan: Evet, bazen insan ürküyor. Bugün 250 bin ise yarın da 400 bin olur, 500 bin olur.

Hilmi Şeker:  Mümkündür.

Aycan: 12 eylülde 1.600.000 kişi göz altına alındı diyorlar, korkunç bir rakam diyoruz ama o rakamlara ulaşma potansiyeli taşıyan bir durumla da yeniden karşı karşıyayız.

Hilmi Şeker: Yapabilirsiniz, suçun tanımı ile oynayabilirsiniz. Oynarsan hükümlü ve tutuklu sayın artabilir. Hükümlü sayın artabilir. Yönetenlerin yargılanan eylemi belirleme yetkileri var. Tırnak içinde söylüyorum, böyle bir keyfiyetleri var. Sorun yalın ve basittir. Özgürlüklerin takribi, gramajıyla oynarsınız, suç ve suçlu da bundan etkilenir.

Aycan:  Peki, yasalar çok da değişmemesine rağmen, temel yasalar yerinde duruyor olmasına rağmen, suç tanımının bu kadar sık değişmesini neye bağlıyorsunuz? Çok kısa sürelerde suç tanımı değişiyor, hatta bazen 2-3 yılda değiştiği oluyor.

Hilmi Şeker: Gücü elinde bulunduranın özgürlükleri kısıtlama potansiyeli yüksektir. Sınırları belirler, bunun dışında kalanları suçlu ilan eder, kalıcılaşmak için suç tanımı ile oynar veyahut muhaliflerini veya alternatiflerini suç tanımı ile oynayarak diskalifiye edebilir, demokratik alanın dışına çıkarabilir. Yani, bireyler hak ve özgürlüklerini kullanırken birdenbire kriminalize olmuş kişiler haline gelir.

Aycan: Biraz önceki adliye kuyruğu konusundan devam ederek, zaman kavramını ya da zamansızlık sarmalını sormak istiyorum. Adliyenin önünde kuyruk olunca, yargıcın önünde de çok dosya oluyor haliyle. Benim görüşüme göre bu iş yükü yoğunluğu sebebiyle gerekçeyi yazmaya zaman bırakmıyor. Hatta gerekçesiz iki satırlık kararları almak için bile vatandaşlar avukatlar sırada bekliyorlar. İki satır karar yazılacak, 1 ay 2 ay 3 ay bekleniyor. Dolayısıyla bu zaman darlığında gerekçeli karar yazmak mümkün mü?

Hilmi Şeker: Tabi ki. Mesela AİHM gerekçenin şekli ve özü ile ilgili üye devletlere bir takdir marjı bırakıyor. Bir şartla; benim diyor standartlarım ve gerekçe ile temin etmek istediklerim bunlardır. Eğer bir gerekçe benim korumaya aldığım hak ve özgürlüklere tehdit oluşturmaya başlıyorsa benim için gerekçesizlik motifidir. Altıncı maddenin ihlalidir. Adil yargılanma hakkının ihlalidir.

Mahkemeye erişim hakkının ihmali yoluyla elde edilmiş bir gerekçedir, anlatabiliyor muyum. Uzun mu yazarsınız, kısa mı yazarsınız ben ona karışmam diyor, hatta neyin gerekçe olduğuna değil de neyin gerekçesizlik olduğuna kafa yoruyor AİHM içtihatları. Mesela diyor ki devletlerin temel tercihlerini, temel tezlerini yanıtla diyor. Ve bir meşru mantık içinde, yasaya dayanarak nasıl yanıtlarsan yanıtla, bu kadar da bir takdir marjı koyuyor.

Şimdi o zaman bizim yargıçlarımızı üzerine düşen nedir? Yine HMK’nın 294. Maddesi var, 297. Maddesi, AİHS 6. maddesi, yine uluslararası özerk sözleşmeler, çok hat, geniş, hepsi gerekçe hattını korumaya alıyor, gerekçe için bir hat oluşturuyor. Hepsi sana bir alan da yaratıyor aynı zamanda. Hakları zedelemeyecek, tehdit etmeyecek, ihlal etmeyecek bir gerekçe bul. Sana iki kelam et yasaya dayalı tarafları tatmin edici, ikna edici bir gerekçe oluştur. Sana uzun sayfalarca gerekçe yaz demiyor, sana tarafları ikna edecek, toplumu inandıracak bir form öneriyor. E bu kadar zamanı yoksa yargıcın yargıçlık da yapmasın. Ya da bir başkasına bıraksın.

Aycan: Evet, zihin altındaki soruyu da yanıtladınız. Gerekçe uzun mu olmalı, uzun uzun neden böyle karar verdiğini açıklamak zorunda mı? Bunu da izah ettiniz?

Hilmi Şeker: Hayır, hayır, hayır… Temel tez nedir? Çünkü bakiye tezler zaten tutanaklarla dosyada duruyor. Tutanaklarda bir temellendirme biçimidir. Oradaki ara kararlar, bakiye tezlerdir. Mesela, AİHM diyor ki, bir yargılamada diyor, taraflar çokça soru sormuşlarsa diyor, mesela bir örnek veriyor, 700 küsur tane soru sormuş taraflar, artık özel bir gerekçe yazmaya gerek yok diyor, gerekçe ikame edilmiştir diyor. Sorulan sorular gerekçe ihtiyacını ortadan kaldırmıştır diyor. Bakın şimdi o zaman geriye ne kaldı? Temel tezler yani, ana tezlere yanıtlar, diğerleri zaten tutanakta var, merak eden gerekçe ihtiyacını oradan karşılayabilir.Aycan: Bir de şu var; bizim yargı kararları önce bir değerlendirme yapar, sonra da hüküm der ve o da kimi uzun kimi kısa, hükmü yazar, hüküm kısmının üstünde duran değerlendirme kısmındaki, deliller, delillerin değerlendirilmesi gibi hakimine göre değişen metinler var, işte oradaki tarafların tezleri, davacının iddiaları, davalının savunmaları, bilirkişi raporundaki tespitler, bunlar da gerekçeye dahil midir?

Hilmi Şeker: Standartlara göre değil. Bu gerekçe değildir. Gerekçe şudur. Deliller üzerinden gidelim, efendim delilleri nasıl tükettiniz? Tarafların size sunmuş olduğu tezi ile ilgili delilleri tükettiniz mi? Daha doğrusu, belli kriterler üzerinden elimine ettiniz mi ve tükettiniz mi? Bunun sonucunda hangi yargıya vardınız? Hangi sebeplerden ötürü? Bunu söyleyebiliyorsanız gerekçeniz yeterli bence.

Misal, borcu ödedim, belgem de budur, işte tanığım da şudur, belgeyi aldınız, tanığı da dinlediniz, tanığı niçin diskalifiye ettiniz? Niçin belge ile yetindiniz? Bunu anlattıysanız yeterli. Ve karşı tarafın sunmuş olduğu bir değil niçin bunlarla baş edemedi? Bir delili neden kabul etmediniz? Yasak delil miydi? Kabul edilemez bir delil miydi? Onları anlatırsanız yeterli.

Yurttaş 5 delilinin 3 ünün neden elimine olduğunu, 2 delilinin 1 tanesinin neden etkisiz kaldığını, son kalan 1 diğerinin neden yarayışsız olduğunu anlar, bu yeterlidir. Kanun koyucunun standardı ise bir gerekçenin formunu, asgari standardını belirlemiş, gerekçe 3 bölümden oluşur, öznel bölüm, kimi yargılamış, nerede yargılamış, hükmün kimler için bağlayıcı olduğunu ve hükmün kimler için vücuda getirildiğini anlatan bölüm. İkincisi tezler nelerdir; hangi tezler niçin yarışmış, hangi parametreler üzerinden. Üçüncüsü ise bu tezlerden birine neden üstünlük tanınmış? Sonuç, bir de ne olacak hüküm kısmı olacak. Sonuç nedir, tarafların hak ve yükümlülükleri nelerdir?

Bir gerekçeli kararın nihai hedefi de budur. Diyorlar ki gerekçe bağlayıcı değil, hükmün 4 tane etki ve sonucu vardır, bunlardan bir tanesi de gözetilirlik, bağlayıcılık yani infaz etkisi, kabiliyeti. Mesela gerekçe bağlayıcı değil derseniz, bunu dediğiniz andan itibaren yargıç gerekçeye çalışmaz. Şu şartlar tahakkuk ederse gerekçe bağlayıcı hale gelir dediğiniz anda gerekçe hak olmaktan çıkar, bu hak gelişmez. Çünkü, bağlayıcı olmayan bir şeyin üzerine yargıç neden çalışsın?

Gerekçenin gelişebilmesi için bu bakış açısının sorgulanması gerekir. Bu tartışma açılmadan veya gelişen gerekçe bilgisi ışığında yeni bir gerekçe hukuku inşa edilmeden gerekçenin kurumsallaşması mümkün olmaz.

Aycan: Peki; bilirkişi raporlarına atıf yapmak ya da dayanmak başlı başına gerekçe midir?

Hilmi Şeker: Değildir. Bakın, hükmün gerekçesi, bence bir argümanı tekrardan kaçınmalıdır. Bir argümanı tekrar etmek, bir bilirkişi raporuna atıf yapmak gerekçe değildir. Yoksa siz bilirkişiyi yargıca dönüştürürsünüz. Hükmün beynine ıstampa gibi iner. Ondan daha fazlasına ihtiyaç var. Niçin bilirkişi mütalaasını hükme dönüştürdünüz? Yargıçlık bu demektir, bunu izah edebiliyorsanız temellendirme ödevini yerine getirmiş olursunuz. Bunun eğitimini alıyorsunuz, bu kadarını da bilmek zorundasınız.

Aycan: Evet, peki…

Hilmi Şeker: Zamanın arkasına saklanıp, zamansızlığa sığınıp gerekçe yükümlülüğünüzü azaltamazsınız, ortadan kaldıramazsınız.

Aycan: Peki, imkânsızlık denebilir mi zaman yokluğuna?

Hilmi Şeker: Hayır, diyemezsiniz. Yani, siz zamanım yoktur diyemezsiniz, o zaman yargılama da yapmayın, zamanım yok yargılama yapamıyorum, zamanım yok hüküm inşa edemiyorum demek gibi bir şey olur.

Aycan: Peki, yargıç mesai saatleri ile bağlı mıdır? Mesai saatine bağımlı mı kalmalıdır? Kendisini bulunduğu konum itibari ile 24 saat çalışmakla kendini ödevli mi hissetmelidir?

Hilmi Şeker: Şimdi sistem bunun üzerine kurulmuş. Diyor ki yargıç için, siz her zaman görevlisiniz. Bakın, kuralı söyler arkasından istisnaları sıralar, gerekirse mesai saati dışında da keşif yapabilirsiniz. Şimdi yargıcın anılan adlileşmeden özerk davranması mümkün değil. Adlileşme arttıkça yargıcın fazla çalışması kaçınılmaz olur. Yargıcı fazla çalıştırırsınız. Yargıç sayısı az, işe boğarsınız. Bunun gerekçe üzerinde negatif etki ve sonuçları var, ama bütün bunlara rağmen bunun faturasını yurttaşa mı çıkaralım?

Aycan: Şimdi o zaman soru şu, daha net haliyle; bütün zaman yokluğuna rağmen, bütün iş yoğunluğuna rağmen, yargıç mesai dışında da gerekirse çalışarak gerekçesini yazıp inşa etmeli midir?

Hilmi Şeker: Bakın, ben şunu söylüyorum; yargıç robot değil! Bir denge bulalım, adlileşmenin faturasını gerekçeye çıkarmayalım. Yoksa, adlileşmeyi ileri sürerek yeni krizler ortaya çıkarırsınız. O zaman yurttaş ne yapacak? Bu sefer sizin kararınıza karşı kanun yoluna gidecek, yargıç, temellendirme görevini yapmadı, görevini ihlal etti diyecek. Bu, zaman, kaynak israfı demektir.

Aycan: Evet, biraz önceki sorudan devam edecek olursak; bilirkişi heyetlerine hukukçu bilirkişiler konuluyor ve hukukçu bilirkişi sanki diğer teknik kişilerin yazdıklarını derleyip toparlayan, onları şöyle bir gerekçelendiren, mantık zincirine sokup, raporu da yazıp hâkimin önüne koyan bir kişi gibi duruyor. Sonra, verilecek hüküm de yazılan bilirkişi raporunun üzerine inşa edildiği için, hukukçu bilirkişinin yazdığı metin yargıcın verdiği hükmün gerekçesine dönüşüyor. Aslında yargıç, bilirkişiden aldığı teknik bilgiyi hukuki bilgisi ile birlikte yorumlayarak hükme gitmesi gerekirken teknik kişilerin yanına koyduğu hukukçu bilirkişinin yazdığı metni gerekçeye dönüştürüyor. Buna ne diyorsunuz? Bunu nasıl terk edebiliriz?

Hilmi Şeker: Bizim sistemimiz belli. Yasa yapıcının iradesi net. Her yasa değişikliğinde bu iradesini sabit tutuyor. Ve yargıçlardan istediği şu; Lütfen hukuki konularda bilirkişiye gitmeyin, yasak! Bu konuda yeni bir yasa da yapıldı. Aslında bu konuda yasal bir eksikliğimizin olduğunu söylemek mümkün değil. Yargıç-Bilirkişi ilişkisini tanzim eden yeteri kadar elimizde mevzuat var. Sınırlar çizilmiş. Ama buna rağmen, yargıçlar şu veya bu şekilde hukukçu bilirkişiye müracaat ediyor. Artık, zannedersem yeni yasaya göre bu bir suç… İhmal suçu, kötüye kullanma suçu. Şimdi, bu konuda yargıçlara şunu soruyorlar, efendim neden hukukçu bulunduruyorsunuz, bu konuda yasak var?

Diyorlar ki, aslında biz hukuki mütalaa almıyoruz da dosyayı toparlaması için hukukçu bilirkişiyi görevlendiriyoruz. Teknik bilirkişilerin söylediğini bir forma sokuyoruz. Hayır efendim, yasa yapıcı şu veya bu şekilde sürecin hukuki bilirkişi ile zehirlenmesini istemiyor! Demek ki, taraflar da işin takipçisi olacak. Ve taraf vekilleri. Yargıç böyle bir şeye tevessül ettiği zaman hemen buna itiraz edecek. Bilirkişinin kimliğinin görevine yansıdığına veya ihtisasına itiraz hakkı var. Bu hakkı süresinde ve gerektiği gibi kullanacaklar ve yargıcın bu kararını geri alması için bir çaba sarf edecekler. Bu çabayı biz zabıtlarda göremiyoruz.

Yargıcın taraf iradeleri ile sınırlanması lazım. Bu yasağın dışında çıkıldığında, yargıcın hukukun dışına çıktığını taraf vekilleri vaktinde söyleyecek. Buna rağmen yargıç eğer hala hukukçu bilirkişiye şu veya bu şekilde müracaat ediyorsa, o zaman bu mütalaaların hükümde esas alınmaması ve iptal için bir çaba içine girmek gerekiyor. Ve bu çaba kanun yolunda da devam etmeli. Biz şimdi böyle bir şeye, bir defoya rastladığımızda, salt bu nedenden ötürü bir hükmü ortadan kaldırabiliyoruz. Şimdi böyle bir imkânımız var.

Aycan: İstinaf Mahkemeleri mi?

Hilmi Şeker: Evet. Yani kanun yolu. Yargıtay’da da devam etmeli. Yargıtay’ın hukukçu bilirkişiye başvurulması gerektiğini öneren kararları var. İçtihatların, hukukçu bilirkişiye müracaatı özendirmemesi  bundan şiddetle kaçınması gerekir.

Her kararın mutlaka toplumla ibralaşması lazım!

Hilmi Şeker: İbrahim bey, İskender bey, sorularınıza yanıt alabiliyor musunuz?

Özturanlı: Biz yazılı kültüre önem vermeyen, yazıya değer vermeyen bir toplumuz. Biz yazılı kültürü sadece okumak bağlamında değil, inatla reddeden bir insan grubuyuz. Bunun sebepleri artık kültürel mi yoksa geçmişten gelen bir hastalık mı? Ve yazıyla ilişkimizi kurmak istemiyoruz, inatla ısrarla yazıyı reddediyoruz. Çok dramatik bir durum. Ve okumuyoruz, kitap okumayı bırakın e-mail bile okumuyoruz.

Hilmi Şeker: Evet, bir söz toplumuyuz. Yazı toplumu değiliz. Bir hafıza tutmuyoruz. Şimdi İskender Bey, Hukukta Gerekçe kitabı Kongre Kütüphanesine kadar gitmiş. Arayıp bulmuşlar. Bu işe bakan birileri var. Nasıl gittiğini bilemiyorum. Mesela Oxford Kütüphanesine gitmiş. Nasıl gitmişse gitmiş. Ama bizim ülkemizde ben bu kitabı yazmakla kalmadım, özel bir çabayla ve cebimden harcayarak belli yerlere dağıtmaya çalıştım. Kitabın gündemine ilgi yok. Yok.

Özturanlı: Kahredici ve derin bir sessizlik…Aycan: Ben bir sponsor bulup Türkiye’deki tüm yargıçlara dağıtmayı düşünmüştüm. Hepsinin masasına koysak. Okumasalar bile odalarında köşe başında durması için. En azından kitabı gördükçe gerekçenin önemi hatırlansın diye.

Hilmi Şeker: Her kararın mutlaka toplumla ibralaşması lazım! Yargıç… Toplumla standartlara uygun şekilde ibralaşmak istemiyor. Bu kadar basit. Bu yargıcın gündeminde değil. Vermiş olduğu kararların hesabını, dünya standart ve rehberlerine göre vermek istemiyor. Ne tarafları ikna etme gibi bir derdi var nede toplumu inandırmak gibi bir gayesi. İstisnalar hariç. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular buna tanıklık ediyor. Bizim gerekçenin hikayesi bu. Bu çalışmalarla bir farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Akademi metodoloji ve argümantasyon ustalarını bulmak  ve yargıç adaylarını bu ustalarla buluşturmakla mükelleftir.

Aycan: Bu davranış biçimi toplumda da aynı değil mi peki?

Özturanlı: Aynı şey orada da var evet!

Aycan: Yargıç da bu toplumun içinden çıkan bir insan sonuçta.

Hilmi Şeker:  Kitapta çok örnekler verdik, mesela örnekler var, yazdık oraya, geç kalmanın hesabını vermiyor. Randevu veriyor geç kalıyor, gelmeyeceğini de önceden söylemiyor, geç geldikten sonra da bunun hesabını vermiyor.  Bu toplumsal iklimin vücuda getirdiği bir yargıç da toplumla ibralaşmayı gerekli görmüyor.

Mahkeme Kadıya Mülk Değil

Özturanlı: Her şeyi ben biliyorum şeklinde bir pataloji de var.

Aycan: Benim yaşadığım bir deneyim var; 09:30’daki duruşmaya 12:10’da aldı tarafları Yargıç. Bu duruşma yapılamaz, önce bu gecikmenin hesabını vermelisin dedim, “beğenmiyorsan mahkememe gelme demişti” yargıç, aynen bu ibareyi kullanmıştı. Bende, beğenmiyorum ve gelmeyeceğim dedim. Tabii yaklaşık yarım saat süren bir tartışma bu.

Hilmi Şeker: Bakın, ceberrut bir duruşma anlayışı ve kültürü ihtilaf üretir. Burada, bir trajedi ile mücadele için gidiyorsunuz ve hukuka aykırılığı gidermek için bir müracaat yapıyorsunuz, yargı sizin bu sorununuzu çözmek için çalışmak yerine sorunun bir parçasına dönüşüyor. Bitti. Sorun bu. Yani, adliye içi bir adlileşme.

Özturanlı: Dünyanın hiçbir yerinde böyle sorunlar yoktur sanırım. Savunmanın tarafında da ayrı bir patoloji var.

Hilmi Şeker: Bakın dedim ki, ceberut bir duruşma anlayışı bunları üretir. Yani eğer yargıç demokratik bir yargılama yapmıyorsa, yaptığı işi demokratik bir iklimin etkisinde değilse durduğu yer yanlıştır. Burada bütün kontrol yargıçtadır. Üstelik hesap vermeyen bir yargıç. Paternal bir yargı anlayışı.

Burası benim mülkümdür, benim istediğim şeyler olur. Bu anlayışla ancak gerekçe sayesinde vedalaşabiliriz. Almanya ‘da bazı eyaletlerde gerekçe bildirmek zorunlu değil. Talep üzerine yargıç hükmünü temellendirmektedir. Güvenin sorun olduğu ülkelerde gerekçeden ödün verilebilmekte veya gerekçe başka buluşlarla ikame edilebilmektedir.

Özturanlı: Halbuki mahkeme kadıya mülk değildir değil mi ama? Kadim deyiştir!

Aycan: Burası benim diyor, burası benim dükkanım diyor adeta!

Hilmi Şeker: Şimdi bu gerekçe üzerine konuşmalarımızın bir misyonu da budur, bu anlayışla mücadeledir. Gerekçe üzerinden bu anlayışla mücadeledir.

Özturanlı: Peki, sistem içindeki mesai arkadaşlarınız buna nasıl bakıyor? Onları ikna edebiliyor musunuz?

Aycan: Eserin birincil muhatabı onlar zaten.

Hilmi Şeker, 2012 yılında İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu isimli kitabını yazmıştır.

Hilmi Şeker: Elbette ki çok ikna olanlar var. Bütün enerjimi önce onların direncini kırmakta kullanıyorum. Efendim önce meslektaşlarımızla mücadele ediyoruz. İşte, gerekçe yazarken, karşı oy yazarken…yoruluyorsunuz. İkna ve inandırıcı olmaya başladığınızda çok mutlu oluyorsunuz.

Özturanlı: Siz hakikatten başladığınız için işe, onun için başarılı oluyorsunuz.

Hilmi Şeker:  Ben aslında bir alan yakaladım. Bir şeyi düzeltmek için lokal bir alan yakaladım. Defolarla mücadele etmek için inanılmaz bir alan yakaladım. Şimdi orada biraz da hukukun verdiği imkanları kullanarak aslında düzeltmenin bir olanağını buldum.

Özturanlı: Çok doğru. Bizde sistemik sorunları düzeltecek araçlar yok. Bunu düzeltmek için bir altyapı yok. Düzeltmesi gerekenlerin entelektüel hazırlıkları yok. Şimdi çağırsa şikâyet edenleri, gel hadi her şeyi düzelt desen yapabilecekleri hiçbir şey yok. Çok yazık bir durum bu. Bir patikadan gidiyorsun, üstün başın çizilmiş dikenlerden, hadi otobana çık arabayla devam et desen bunu yapacak irade yok.

Hilmi Şeker: Yok.  Şimdi bir örnek vereyim. Diyelim ki parlamento bir şeyi düzeltecek değil mi İskender bey. Bir revizyon ihtiyacı var diyelim ki. Şimdi onlar bunun için bir ekip oluşturuyorlar. Bu ekibin bileşenleri çok önemli. Kiminle yasa çalışması yapıyorsun… Entelektüel altyapısı çok zayıf bir yargıçla veya hiç olmayan bir yargıçla…

Özturanlı: O yargıç da bir danışman buluyor o da ona yaptırıyor belki değil mi?

Hilmi Şeker: Evet evet. Bu ekibin yargıç kanadının seçilme şekli ve kriterler belirsiz. Ekip yetersiz kaldığı ölçüde, yasanın pratik ve tecrübe ayağı zayıflayabiliyor. Bu yeni proje ve yeni yasanın amacıyla buluşmasını önlüyor. İskender bey, siz çok iyi bir nokta yakaladınız.

Bir Yargıç Merak Duygusunu Yitirmişse Beklentilere Yanıt Veremez

Özturanlı: Eskiden çok nitelikli yargıçlar vardı. Şimdi yoktur demek istemiyorum. Muhakemesi çok kuvvetli, iyi yetişmiş yargıçlar vardı.

Aycan: Eskilerin nosyonu daha sağlam mı oluyordu?

Hilmi Şeker: Tabi. Şimdi şöyle söyleyeyim. İyi bir formasyon vardı. O karizmayı besleyen iyi bir formasyon vardı. Mesela ben kitaplarımı yazarken 1940’lı yıllardaki içtihatları incelemeye çalıştım, orada Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararların inceledim. İnanılmaz tartışmalar yapılıyormuş. Birbirlerine hitap tarzlarından tutun, savundukları görüşlere kadar derin bir saygı, formasyon birikim olduğu çok açık. Ama örneğin yurt dışı eğitimleri var… Öyle yargıçlar vardı.

Efendim şimdi her şeyin sıfır noktası merak. Bizim en önemli aktivitemiz merak, bizim görevimiz şüpheleri aşmak! Bizim işimiz bu. Bir yargıç merak duygusunu yitirmişse artık beklentilere yanıt vermesi, umarlara yanıt vermesi mümkün değil. Yani temel sorun bu, merak etmiyor, okumuyor. Motive eden kaynaklar giderek tükeniyor. İşini yapanları unutmamak gerekiyor.

Özturanlı: Önüne geleni bile okumayanlar var var değil mi?

Hilmi Şeker: Efendim okumuyor, bakın bilgiye ve bir olayı çözebilmeniz için bir birikime ihtiyacınız var. Mesela biz, çok hızlı bir şekilde, 40 yaşında İstanbul’a geldik. Ve ilk defa bir ilde çalıştık, daha önce hep ilçelerde çalıştık. Bölge hizmetlerini sırasıyla tükettik. Bakın, şimdi çok daha hızlı bir şekilde avukatlıktan hakimliğe geçişler var. Doğrudan doğruya İstanbul’da avukat iken İstanbul’da hakimliğe atanıyor. Yaşı çok genç. Şimdi İstanbul’da vücuda gelmiş ihtilaflarla bu tecrübe mücadele edemez.

Çok yalın basit sorular soruyoruz, yanıtını alamıyoruz. Şimdi bu boşluğu 15 günlük meslek içi bir kursla aşmak mümkün değil. Bu gidişata bir çözüm bulmak lazım. Mevcut çözümle bu krizi aşmamız mümkün değil. Bu kriz giderek derinleşecek ve yaygınlaşacak. Metamorfoz!

Özturanlı: İnsani krize dönüşecek bu.

Hilmi Şeker: Aynen.

Aycan: Sanki azalır gibi görünüyordu, İstinafların açılmasıyla, yanlış mı düşünüyorum?

Hilmi Şeker: Tecrübe yasa demektir. Azımsayamaz, hafife alamayız, görmezden gelemeyiz… talep-yargılama-hüküm ve infaz arasındaki ilişkinin kötü yönetilmemesi gerekir. Bu ilişkiyi koordine edecek bir sevk ve idareye gereksinim var. Muhakemeyi sanata dönüştüren bu yeti ve yetenektir. O kadarını söyleyeyim… yetmezliklerin yaygınlaşıp derinleşmesini önleyecek ciddi, hızlı ve makul tedbirler almalıyız.

Aycan: İstinafı kurdular ki bir ara çözüm olsun, Yargıtay’ın iş yükünü alsın ve orada çare olsun diye, şimdi istinaflar tıkandı, 3000-5000 dosya oldu, 2 yıl sonraya gün veriyor istinaf, karar bozuldu, yeniden kuruldu yada kaldırıldı, yeniden yargılama yapılacak ve yeni süre kayıpları olacak, bir de Yargıtay’a gittiğini düşünürsek…

Hilmi Şeker: İstinaf sisteminin, ilk derece mahkemelerinin iyi işlediği yerlerde bir anlamı olur.  Yani, temel görev ilk derece mahkemelerinindir. İyi bir yargıda temel görev ilk derece mahkemelerinindir. İyi bir yargılama yapmak ve iyi bir hüküm inşa etmek için bu şart.  İkinci ve üçüncü derece mahkemeler, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen hatalı kararlarla mücadele aparatlarıdır.

Demek ki çok güçlü yerel yargıçlar olacak ve güçlü yerel mahkemeler inşa edeceksiniz. İkinci ve üçüncü derecenin işlevi çok farklı. Yerel yargıcı ve ilk derece mahkemesi güçlü olmayan sistemde, ikinci ve üçüncü derecenin yapabileceği hiçbir şey yok.

İkinci ve üçüncü derece mahkemeleri, bu olasılıkta kendilerini yadsıyarak, gerçeklik yargısı yaparak ilk dereceyi işlevsiz kılabilirler. Yapacağı şeyi siz anlattınız. Adil yargılama ile çelişecek hükümler inşa edersiniz, bu kadar basit. Sorunu derinleştirir, soruna çözüm üretilmez.

Hukuk, bir yanıyla estetiktir, bir yanıyla pratiktir, bir yanıyla mekaniktir.

Özturanlı: Dünyada da sıkıntılar var şimdi bu konularda; çok enteresan, dünyada da eski aydınlanmadan beri gelen, işte hukukun sadece devletler için değil insanlar için olduğuna dair taa Magna Carta’dan gelen o kültür de bir sarsılmanın içinde. Bizde durum çok daha farklı, bizim zaten kendimize özgü sorunlarımız varken, son sorunlar tüy dikti. Eskiden beri sanki Yargıcın teorik gücü yoktur gibi bir algı vardı, soyut hukukçu bizden çıkmıyor, sanki hukuk teknik bir iş gibi görülüyor.

Bu, neoliberalizmin getirmiş olduğu yeni bir durum, bir meslek, bir iş gibi görülüyor hukukçuluk, bunu neoliberalizm yarattı. Bu sistemi bozan, ticari davalardaki adaletsiz kararlar da büyük zarar verdi. Bana göre burada alınan kararların tamamı da adaletsizdi. Sadece ceza davaları için değil, tamamı adaletsiz. Çok yazık bir durum. Yani, hukukun aslında; siyasetin, toplumsal, ekonomik, hiyerarşik eşitsizliğin şu veya bu sebeple bozduğu adaleti yeniden tesis etmeyi denemesi lazım. Tesis edemeyebilir, ama denemesi lazım. Herkes bir şekilde yaşıyor. Yoksa neden var ki adalet? Yoksa neden var ki mahkeme?

Hilmi Şeker: Aslında görevi bu. Son zamanlarda İvan İllich okumaları yaptım. Gerçekten kendine özgü fikirleri ve kitapları var. Mesela, o şöyle diyor; Bilim nedir?  Kendine özgü bir bilim tanımı yapıyor. Diyor ki, insanın vücuda getirdiği, haksızlıklarla mücadelenin bir aracıdır, haksızlıklarla mücadele sahasıdır, bilim bir tedavi aracıdır. Şimdi hukuk, bilime malzeme taşıyan bir alan olarak yaşıyorsa, bir araç olarak, bir özerk alan olarak, mesela pratik, estetik, efendim mekanik, bunlar hep bilimin aparatlarıdır. Bunlar bilime malzeme getirir. Şimdi hukuku da bunlardan birinin içine yerleştirmemiz lazım. Hukuk, bir yanıyla estetiktir, bir yanıyla pratiktir, bir yanıyla mekaniktir.

Özturanlı: Bir yanıyla retoriktir… Olumlu anlamda söylüyorum.

Yazar Hilmi Şeker bir konferansta

Hilmi Şeker: Evet… Şimdi oraya geliyorum… Bende öyle bakıyorum. Şimdi hukuka böyle bakmazsak ortaya İskender Özturanlı’nın eleştirdiği şey çıkar. Araçsal bir şey çıkar. Tadından yenmeyen araçsal bir şey çıkar. Bunun için, ben kendimi yeniden tanımladığımda, aslında bunlardan beslenerek yeniden bir yargıç tanımı yaptım. Benim işim memurlaşmak değil. İhtilaflara, yani böyle önüme gelmiş, bir memur anlayışı ile önümdeki dosyalar olarak görmüyorum. Bunların her biri pembe dosya değil. Bu dosyaların her birinin içinde dram ve trajediler var. Bunu böyle görmeye mecburuz. Bunu böyle görmeye başlarsak sarf edilen zaman ve enerji farklılaşır. Meseleyi kendi meselene dönüştürürsün.

Özturanlı: Çok önemli bir şey bu.

Hilmi Şeker: Anlatabiliyor muyum? Deontolojiyi öne çeken, felsefe ve sosyolojiyle iyi ilişkiler geliştiren bir müfredata ihtiyaç var. Bunların olabilmesi, bu disiplinlerin seçimlik ders olmaktan çıkarak ait oldukları yere dönmesine bağlıdır.

Özturanlı: Eskiden okutuluyordu, şimdi yok mu etik eğitimi?

Hilmi Şeker:  Yok efendim yok. Önce bunu belirlemek lazım. Biz kimiz? Bizim misyonumuz nedir? Yargıç kimdir? Yeniden tanımlamak lazım.  Sığ bir hukuk müfredatıyla hukukçu olunmaz, yargıç da olunmaz. Mevcut hukuk eğitimi, kaideten emsallerle yarışı imkansız hale getirmiş vaziyette. İstisnalar önemli olmakla birlikte, sonucu her zaman belirleyemiyor.

Özturanlı: Yeni Adnan Güriz’ler çıkacak mı?

Hilmi Şeker: Kuramsal alanda çalışan ciddi yetenekler var. Bunların davet alması lazım. Dışlanmamaları, korunmaları gerekir. Doktora tezleri ile ardılları eskisi gibi heyecan yaratmıyor. Buluşa ekmek su gibi ihtiyaç var.

Özturanlı: Fakülte sayıları da tartışılıyor. Aynı tartışma Tıp fakülteleri içinde yapılıyor. Mesela, Almanya’da Tıp fakültesi kadar İstanbul’da tıp fakültesi var.

Aycan: Hilmi Bey, sizin geniş bir kaynakça listeniz var değil mi?

Hilmi Şeker: 2000 sayfayı aşan “Süreç Adaleti” kitabının kaynakları arasında yaklaşık 160 eser var, 1700 sayfayı aşkın “Esbab-ı Mucibe’den Retoriğe Hukukta Gerekçe” hatırladığım kadar 400’ün üzerinde kaynaktan yararlandı, ben sadece alıntı yapmadım, sadece atıf yapmadım aynı zamanda yazdım da…

Özturanlı: Atıf yapmayan daha iyidir diye bir laf var. Nesim Nicholas diyor ki, bir kitabı bir yazar yazmışsa, dipnotları okuma ana metni oku yeter. Bir akademisyen yazmışsa dipnotları oku ana metni okuma. Kitapları dipnota boğmaya hiç gerek yok bence de.

Hilmi Şeker: Kaynağın şöyle bir misyonu var; bir şeyi açıklama ve kanıtlama.  Kaynak gösterilen eserler aynı zamanda onlara yaslanarak bazı konuları ispatlamaya yarar. Kanıtlama ihtiyacı içinde olanlara, açıklama ihtiyacı içinde olanlara kaynak eserler yardım eder. Buradan kendi konumuza gelecek olursak; eğer Yargıç çok okursa, önüne gelen konuları daha iyi yorumlama ve bir şey yaratma gücü elde eder. Şimdi benim itirazım şu noktadadır; efendim butlanı anlatırken bir örneği bile değiştirmiyorsunuz!

Özturanlı: Örnek kadar tembellik olur mu hiç!

Hilmi Şeker: Bir örnek var, 70 yıllık örnek efendim! 70 yıllık örnek! Bir konuyu anlatırken verilecek örnek aynı kalıyor. İkinci bir örneğe şiddetle gereksinim var. Örnek sabitse çoraklık ve kısırlık kaideten metastaz yapmış demektir. Bakın, sınır ötesinden atıflar alınamıyor. Bildiğim kadarıyla bir kişi alıyor, bilmediklerimiz de olabilir. Gidişatın sorgulanması iyileşmenin ve şifa bulmanın sıfır noktasıdır.

Aycan: Almıyorlar! Hukuk Ansiklopedisi olarak Hukuk Fakültelerini incelediğimizde şunu gördük. Fakültelerin internet sitelerinde fakülte öğretim üyelerinin aldığı atıflardan hiç bahseden yok. Bir tane fakülte atıf sayısından bahsetmiyor. Atıf yapılsa gururla söyler değil mi? Bir tanesi demiyor ki biz şu kadar atıf aldık. Şu kadar bilimsel makalemiz var diyen bir fakültemiz yok. Avrupa, Amerika üniversitelerinin hukuk fakültesi web sitelerine gir, hepsi aldıkları atıfları açıklarlar, övünerek yazarlar, derler ki, bizim şu kadar doçentimiz, şu kadar doktorumuz, doktora tezimiz var, şu kadar profesörümüz var, şu kadar da atıf yapılmış bilimsel makalemiz var derler.

Özturanlı: Şu var ki akademi bitti…

Hilmi Şeker: Efendim, bence yurtdışında da bir yozlaşma var. Ama bizde durum çok daha kötü.

Özturanlı: Bizde dip yaptı.

Hilmi Şeker: Evet, elimizdeki şu kitabı yazmadan önce ben mimarlık tarihini okurken dikkatimi çekti, kitap kanıtlardan bahsediyordu. Ben Mimarlık tarihinden Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti kitaplarıma çeşitli doneler alma ihtiyacı duydum. Şimdi, hukuk kitabı yazarken diğer bilim dalları ile iyi ilişkiler geliştirmeye ihtiyacımız var. Ben bu ilişkileri geliştirmeye çalıştım. Anlatabiliyor muyum? Ben gidiyorum, iyi bir sosyolog buluyorum, iyi bir felsefeci buluyorum, iyi bir mimar buluyorum.

Özturanlı: İvan İllich’i de bulmuşsunuz işte.

Hilmi Şeker:  Eserlerini son derece önemli buluyorum. Çok geç tanıdım kendisini. Ve çok memnunum. Sağlık, eğitim ve diğer meseleler hakkında çok farklı tezleri var. Ben bundan etkilendim ve faydalandım. Bir usul kitabı, bu tezleri es geçmemeli. Hükmün ikna edebilmesi ve inandırması için bu tezlerden ihtiyaç ölçüsünde beslenmelidir. Hüküm, bilimden beslenmekle yükümlüdür. Tekamül etmek tehlikelidir, yozlaşmak, tembelleşmek ve sığlaşmak tekamül hissinin icadıdır.

Özturanlı: Yargılayanın da yargılananın da yani savunmanın da bir çıpası yok. Savunma da hüküm makamından farklı değil. Herkes birbirinden memnun aslında. Değil mi?

Hilmi Şeker: Farklı değil. Bir bütün olarak durum böyle. Aynı kaynaktan besleniyor. Yani, kriz herkesi kapsıyor.

Hilmi Şeker ile röportajımızı İstanbul’da kültür ve sanatın en yoğun yaşandığı Kadıköy’de gerçekleştirdik

Özturanlı: Çok doğru, katılıyorum, bu önemli bir şey. Bir de bunun içyüzünü ve sebeplerini bilmedikleri sürece, yasama yapanların veya siyaset yapanların da bunu çözme şansı yok. Bir kanunu değiştirince sorunun çözüleceğini sanıyorlar, sorun yasamada çözülmüyor, tıpkı sorunun yargıda çözülmediği gibi, bütün bunlar birbirinin tamamlayıcısı aslında. Sorun yasayı değiştirerek çözülmüyor.

Hilmi Şeker: Röportajımızın başında da onu anlattım. Yargıcın kaynak sorunu yok ki! Yeteri kadar yasa ve mevzuat var. Sınır ötesi kaynakları Yargıç uygulamıyor işte. Devlet ile yurttaş arasındaki sorunları devlet yararına çözebiliyor. Genetik bu sebepler üzerinde durmak gerekiyor. Belirleyici bir eğitim var, yasaların da üzerinde! Paradigma bu!

Aycan: Yasayı koymuş, uygulayacağı tüm mevzuatı yazmış, bütün kuralları belirlemiş, hepsi ortada duruyor, sana bir iç eğitim veriyor yada bir yönerge veya tebliğ çıkarıyor, yani sizin öğrendiğiniz kanun, mevzuat, anayasa, kural hepsi bir yana hepsi boş, sadece yukarıdan gelen tebliğe göre hareket ediyor aslında. O zaman o mevzuata hiç gerek yok, bakanlık sana yazsın, sen de uygula, yönergelerle devam et! Bu mudur?

Aslolan Hak ve Özgürlüklerdir

Hilmi Şeker: Yani, şöyle denilebilir; demek ki, toplum tarafından inşa edilmiş bir yargı ile devletin vücuda getirdiği bir yargı arasındaki fark bu parametreler üzerinden ortaya çıkıyor. Bu olgular üzerinden, bu edenler üzerinden farklılığını sergiliyor, araziye yansıma biçimi bu! Yani, iş dönüyor dolaşıyor, buraya geliyor.

Hani siz sordunuz, cevabı bu, işte iki farklı model! Bu model üzerinden eğitimini tamamlamış, kürsüye çıkmış bir yargıçla diğeri arasındaki farkı bu parametreler tayin eder. Yargıç, bir kriz çıktığında ne yapacak? Devleti kontrol edecek, bu kadar basit. Gücü kontrol edecek! Aslolan hak ve özgürlüklerdir diyecek! Mesele bu! Senin Anayasan öyle diyor ama pratiğin öyle değil. Staj ve sonraki eğitimlerde farklı bir akıl devreye giriyor, asıl akıl!

Özturanlı: Bu, ekonomide de böyle.

Aycan: Bir mantıksızlık, yani işin esasını unutup sadece sonucuyla ilgilenen ama kısır, sığ bir alana hapsolmuş, debelenerek giden bir sistem. Bir keşif veriyor, keşif amaca dönük değil. Sırf keşif olsun diye keşif. Aynı mantıksızlık ekonomide de var evet, faizleri düşür ki enflasyon düşsün diyor. Oysaki sebep sonuç ilişkisi nerede?

Özturanlı: Londra libor 16 verince senin 12’n işe yaramıyor, para senden gidiyor. Faiz neden olur mu yahu!

Aycan: İşte, bilimsel olmayan yolarla ilerlenince böyle oluyor. Hukukta da böyle, bilim terk ediliyor, bilim terk edilince saçmalıklar ortaya çıkıyor.

Özturanlı: Demokratik mekanizma çalışmadığında hiçbir sorun çözüme doğru ilerlemiyor. Demokrasi gerçeklik üzerinden inşa edilir, gerçeklerden uzaklaşıldıkça üst siyasetin tanzim ettiği çözümler boşa çıkıyor.

Bunun bir tanımı var, dünyada da böyle, bu post gerçeklik denilen şey Hindistan’da da var her yerde var. Bu sıkıntıların olduğu yerde sistem yürümüyor, buna hınç çağı da diyebiliriz. Politikacı ne kadar hınç doluysa o kadar yükseliyor. Yoksa politikacı ilerleyemiyor, bunu anlamamız lazım, bu yeni bir şey, dünyada da yeni, bunun üzerinde düşünmemiz lazım. Var olan sistemi kabul etmiyor, yeni sistem inşa etmeye çalışıyor, bütün dünyanın problemi bu.

Bunun sebepleri var, sanayi toplumunun çöküşü, kurumsal yapıların çöküşü.. Bunlar kurumların çöküşü ile alakalı. Neden? Çünkü, kurumlar arası müzakere, mübadele kalmamış. Politikanın doğduğu yer neydi İngiltere’de? İngiltere aynı zamanda hem aristokrasinin hem de tarım toplumunun hem işçi sınıfının hem de sanayinin merkeziydi. Bu dört unsur kendi içinde müzakere etmeye başladı ve bir süre sonra kurumlar ortaya çıktı, bunun siyaseti ve kültürü ortaya çıktı. Sistem böyle oluşuyor. Şimdi bütün dünyada bunun tersine bir evrilme söz konusu.

Toplumların bitişi çok önemli. Toplum bitti! Toplumun bittiğini görüyoruz, bunun üzerine düşünmeden olmaz. Toplumsal kurumlar artık çalışmayan aygıtlar. Bunu şunun için söylüyorum; bir şeyi yeniden inşa etmek için toplumu yeniden yapılandırmak gerekir. Fragmanlara ayrılmış, bölünmüş, ortak geleceğe ait bir fikre, düşünceye ihtiyaç duymayan, bigane, umarsız bir toplumla nereye varılabilir?

Aycan: İskender Bey, bencil bireylerden oluşan ve sadece kendi çıkarını düşünen bir toplumdan mı bahsediyorsunuz?

Özturanlı: Hayır, toplumun genetiğinde bencillik yok, insan hiçbir varlık gibi değil; mesela çocuk şunu yapıyor, çocuğuna çikolata almış bir baba çocuğa kızdığı zaman gidiyor çikolatayı başka bir çocuğa veriyor. Bu başka hiçbir varlıkta olmayan bir özellik, sadece insanda var. Bunun yeniden hatırlanması lazım. Batıda bu tartışılıyor. Bizde maalesef bu konuya giren bile yok. Bunu nasıl inşa edeceğiz? Nasıl yeniden toplum olmaya çalışacağız? Kurumsal denen şeyi yeniden nasıl kuracağız?

Aycan: Şimdi, bireyin tek başına yaşadığı, değerlerini kurumsallaştırmadığı bir yapıda bireylerden bağımsız içi boş kurumlar kalıyor ortada. Bu kurumların bir anlamı yok. Toplumdan kopuk kurumlar kalıyor. Yaşadığımız bu belki de.

Özturanlı: Toplumun kendi oluşturduğu kurumlar yoksa, otoriter devlet kalıyor, toplum yoksa kurumun bir anlamı yok. Toplum, “ara” demek. “Ara” yoksa uçurum oluşuyor.

Aycan: Kurumların da içi boşaldı, bunu siz de fark ediyorsunuzdur. Çok önemli kişiler bunu ifade ediyor aslında, kurumsal çöküş yaşanıyor.

Özturanlı: Mesela, avukatlardan hareket edelim, hiçbir avukat bireysel yaşamı dışında, yaşamla ilgili bir disiplin geliştirmiyor, bütün mesleklerde böyle. Bireylerin böyle bir çabası olmayınca onu temsil eden mekanizmaların bir anlamı da kalmıyor.

Kurumsal yapılar sadece iktidar ilişkileri, bireysel iş ilişkileri oluşturmanın bir aracı haline geliyor. Onu temsil eden, onu düzelten, yada onu baştan çıkartan karşılıklı çalışma yapan düzenli bir yapı kalmıyor. Dolayısıyla sen ve senin gibilerin bir araya gelişi bir kurumdan çok bir topluluk meydana getiriyor. Toplum başka bir şey.

Topluluk olmakla toplum olmak başka bir şey. Aynı kasaya para veren kişiler bir topluluktur, toplum değildir. Geçici, muvakkat, araçsal ve tamamen kendini öne çıkaran, gerçeklikten uzak, sırf rekabet eden yapılar toplumsal değildir, aksine toplum olmanın önündeki en büyük engeldir.

İnsanlık her zaman böyle değildi. İnsanlık her zaman birbiri ile rekabet eden kişilerden oluşmadı, ara sıra farklı da düşündü. Hukuk, böyle zamanlarda, aydınlanma zamanlarında kuruldu! Bunu kavramamız lazım!

Aycan: Belli insani duyarlılıkların olmadığı toplumlarda insanlar eşyaya dönüşüyor. Bir metadan farkı kalmıyor.

Hayvanları bazı insanların şerrinden koruyan eğitim, öğretim ile onu tamamlayan caydırıcı bir hukuk ihtiyacı her geçen gün daha çok kendisini dayatıyor.

Çare nedir?

Özturanlı: Toplum bölünüyor, her şeyi tükettikçe fragmanlar halinde yaşamaya başlıyor; kapalı aile yapıları, hayvan sevgisi kalmıyor ve daha birçok şey. Toplumda hastalık üretiyor. Mesela son zamanlarda hayvan sevgisine dair duyarlı grupların artması, toplum olma arzusu ile yakından ilgilidir ve yenidir. Bunlar o kadar önemli ki aslında, bence bunlar üzerine çalışmamız lazım, yeniden toplum olmak için çalışmamız lazım. Yeni dönemeçlerde bunlara önem vermeliyiz. Dünyada bu tarz şeyleri konuşanlar var, nereden başlamalıyız? Her şey sıfırlandığı zaman ne olacak? Süreç çok hızlı ilerliyor. Gelecek aslında geldi! Gelecek dediğimiz şeyin içinde yaşıyoruz! Geleceğin sorunlarını geçmişin yapıları ile çözemeyiz.

Aycan: Biz hep eski argümanlarla mı konuşuyoruz? Yani, hukuka dair, hayata dair, bürokrasiye dair, devlete dair ne konuşuyorsak eskiden ve eski kavramlardan, eski kavramlara yaslanarak konuşuyoruz. Eskiye dair temel kavramları baz almazsak dayanacağımız temel direkler yıkılmaz mı? Bildiğimiz her şeyi unutacak mıyız? Eyvah, yandık bittik mi? Geleceği inşa etmek için eski değerler bitti mi?

Özturanlı: Zelzele oluyor aslında ve bu zelzelede herkes kendini kurtarmaya çalışıyor.

Aycan: Çare nedir? Bütün bu konuştuğumuz krizlere bulunacak çare yine bu toplumla birlikte bulunmayacak mı? Yine bu insanlarla olmayacak mı?

Hilmi Şeker: Söz almak istiyorum. Bakınız, bütün bu konuşmalardan bir yere geliyoruz; Bilim dediğimiz şey aslında kumanda edilen bir şey, servis edilen bir şey.  O size şunu söylüyor; kavramlar sunuyor ve siz bu kavramlarla oturup kalkıyorsunuz, kavramlarla sorunlarınızı çözmeye çalışıyorsunuz, yani elinizdeki test edilmemiş yahut sözde sınanmış sayılı ve sınırlı malzeme ile hareket ediyorsunuz.

Bakın bu yöntemle, özellik geliştirmiş temel meseleleri aşmanız mümkün değil. Kriz derinleşiyor! Aslında bu akıl krizi derinleştiriyor. Kendini de krizin parçasına dönüştürüyor. Anlatabiliyor muyum? Size diyor ki ötesi yok! Geliyor geliyor bir noktaya kendini tekrar ediyor! İnsanlığa kastediyor, savaş yoluyla yada başka buluşlarla… Yoksullukla yada yeni başka bir krizle karşınıza çıkıyor! Özellik geliştirmiş genetiği muhafaza edilmiş krizlerle, sizin çözüm üretmenizi de engelliyor, elinizdeki bütün araçlara o hükmediyor…

Özturanlı: Bunu anlamak ve ona göre çalışmak çok önemli.

Hilmi Şeker: Size, verdiği araçlar ve malzemenle bu krizi senin aşmanı istiyor! Efendim, bu modelde kriz çözülmez, kriz derinleşir. Bu kadar basit.

Özturanlı: Teknik açıklamalarla olacak iş değil bu.

Hilmi Şeker:  Bakınız, devleti yaratmış, efendim sınır ötesi kurumlar kurmuş, devletimsi şeyleri inşa etmiş, ama çözülmüyor işte! Devleti yarattın olmadı, devlet gibi şirketler oluşturdun olmadı, çözemiyorsun işte! Mesele bu! Çünkü bu kapitalizm dediğimiz modernite her defasında insanlığı tarif edici sözde bir çözüm üretiyor, hem sorunu yaratıyor hem sorunu çözme araçlarını yok ediyor, hem de sorun derinleştiriyor. Her defasında aynı şey oluyor.

Özturanlı: Büyük bir fetret devrindeyiz, interregnum yani… Eski daha bitmedi, yeni daha gelmedi… Bu çağ o çağ işte…Fetret dedikleri bu işte, sorunları eskisi ile çözemiyoruz, ama yeniyi nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Bu mutlaka aşılacak bir durum, insanlık aşacak bunu, biz görürüz yada göremeyiz aşılacak bu. Bu sorun çok taze ve sıcak henüz, soğumadı yani, analiz edecek kadar bile soğumadı.

Hilmi Şeker: Çıkıyor diyor ki, tarihin sonu diyor.

Özturanlı: Onlar yanılttı işte, o 1980’lerdekilerin yüzünden bu durumdayız, Efendim, elektriği de satarım, suyu da satarım… İşte hukuk da orada tıkandı, hukuku bu sorunlardan ayrı tutamayız. Çözülemiyor işte!

Hilmi Şeker: Bir dönem ticaret yapmış ama krizi aşamamış, dönmüş, efendim makinalaşma ile beraber endüstri yapmış aşamamış.

Özturanlı: Arada altın çağlar var ama.

Hilmi Şeker: Evet altın çağlar var elbette. Gelmiş bu sefer çağı araçları üzerinden, internet üzerinden, yapay zeka üzerinden, bilumum şeyler üzerinden aşmaya çalışıyor, olmuyor. Bakın her defasında sorunu üretiyor, çözümü engelliyor yada arkasından savaş geliyor, Krizi bunlar yaratıyor, çözümünü de engelliyor.

Evrenselcilik Çok Önemli

Özturanlı: Aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak aslında bir enayilik!

Aycan: Biraz önce bazı konulara temas ettik. Dedik ki devlet kadar büyümüş şirketler var dediniz. Bunlar ayrı bir konu. Fakat birçok insanın önemsediği, sağ sol fark etmeksizin önem atfettiği uluslararası kurumlar var, bugün dünyada geçerli normları koyan kurumlar var. Bu kurumlar önemsiz mi?

Özturanlı: Evrenselcilik çok önemli, yeniden bunları konuşmalıyız.

Aycan: Ama şöyle, şimdi bu kurumların, evrenselciliği getiren kurumların da galip devletlerin oluşturduğu yapay kurumlar olduğunu ileri sürenler var, bunu iddia ediyorlar. Bana göre evrenselciliğin ve insanlığın ortak normlarının güçlü damarları orada. Başka damar yok. Bu damarı da kesersen başka dayanak bir şey kalmıyor.

Özturanlı: İbrahim Bey, Étienne Balibar Türkiye’ye geldiğinde bunu ona sormuştum hatırlayınız.  Evrenselciliği hatırlamak çok önemli, Slavoj Žižek de buna çalışıyor. Dünya bir taraftan içe kapanıyor, sorun üretiyor, ama bir taraftan da hayatın kendisi bize bunun tam tersini öneriyor, bizim evrensel davranmamızı gerektiren şekilde zorluyor. Hayatın dayattığı bu gerçekten yeni bir damar çıkabilir diye düşünüyorum.

Aycan: Son dönemde para üzerinden, ticaret üzerinden gelişen bir evrenselcilik, hatta evrenselcilik demeyelim buna küreselcilik var, ama daha öncesinde, işte 1945’te, savaştan sonra kurulan kurumlar üzerinden yürüyen, işte iki paktın anlaşması sonucu oluşan metinler üzerinden yürüyen bir evrenselcilik vardı.

Özturanlı: Sonraki gelen küresel kapitalizm öncekini tahrip etti. Küresel kapitalizm finansal akışkanlık getirirken öbürünü öldürdü, çok önemli bir nokta burası. Ve çok tehlikeli bir şey de aslında. Evrenselcilik başka bir şey. Dünyadaki bütün kavgalar kültürel alana kaydı. Popüler kültürün araçlarıyla bu kavga devam ediyor. Siyaseten de hukuk olarak da toplum olarak kazanmak için kültürel alanı tamir etmemiz lazım.

Kültürel alanda kazanamadığın hiçbir savaşı toplum olarak kazanamazsın, hukuk açısından da adalet açısından da kazanamazsın. Bu çok yeni bir şey. Önce etnisizm üzerinden denendi olmadı, sonra din üzerinden denendi olmadı, şimdi insanlar başka bir yerden tartışıyorlar. Bütün kavgalarda kültürel sebepler ve bir inovasyon kavgası var, bunu anlamamız lazım, bunun farkında değiliz, başka araç yok.

Hilmi Şeker: Bu krize kültür mü son verecek yoksa derinleştirecek mi?

Özturanlı: Her ikisi de oradan başlıyor, çözümü de orada derinleşmesi de oradan kaynaklanıyor. Hangisi derinleştiriyorsa çözen de orası olacak. Çünkü yaşayan tek alan orası, diğerlerinin hepsi oraya bağımlı.

Hilmi Şeker: Kültürlerin ittifakı bu sorunu çözecektir. Kültürü geliştirmemiz gerekiyor.

Aycan: Peki hemen soralım, kültürün bu kadar öne çıkması, iletişim kaynaklarının çeşitlenmesi ve hızlanmasından mı kaynaklandı?

İskender Özturanlı: Karşılaşmayı sağladı o. Eskiden karşılaşmadığı şeyle şimdi mecburen karşılaşıyor. Uzakta duran şey yakına geldi artık. Örneğin Finlandiya’daki insanların nasıl ısındığını, Suriye’dekinin nasıl düşündüğünü bilmiyorduk.

Hilmi Şeker: Bence harika tespitler yapıldı bu sohbette. Konuştuklarımızın özü de burada. Aslında kültüre dayanarak inşa edilen siyaset alanları var ve kültürü sömürüyor bu siyaset bütün dünyada. Bunun üzerinden kriz yaratıyor. Krizin zemini hep orası.

İskender Özturanlı: Şimdi eğer, krizi yaratan kaynaklara teslim olunacaksa yargıç olmaya, hüküm vermeye de gerek yok.

İbrahim Aycan: Evet Hilmi bey, oldukça uzun konuştuk, planladığımızın dışına çıktık, kitap hakkında konuşurken yargının sorunlarını da, toplumun sorunlarını da, hatta küresel sorunları dahi konuştuk. Sayın İskender Özturanlı’nın katılımı röportajımıza büyük enerji ve derinlik kattı. Şüphesiz onun televizyonculuğunun ve hem ekonomist hem de felsefe kökenli olmasının bu derinliğe büyük katkısı oldu. Hukuk Ansiklopedisi adına her ikinize de çok teşekkür ediyorum.

Vedat Ahsen Coşar – Yargı Sistemi, Hukuk ve Adalet Anlayışı, Barolar ve Hukuk Eğitimi

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yargı sistemi, hukuk ve adalet anlayışı, yargının sorunları, arabuluculuk, barolar ve hukuk eğitimi üzerine bir röportaj gerçekleştirilmiştir. 

Hukukbook:  Sayın Coşar, “Avukat” denildiğinde aklınıza neler geliyor? Bu mesleği uzun yıllar yapmış bir kişi olarak Avukat kavramına yüklediğiniz anlam nedir? Avukatlık, bir hukuk savaşçılığı mıdır yoksa para kazanmak için yapılan bir meslek midir?
Publius Ovidius Naso

Vedat Ahsen Coşar: Elbette avukatlık para kazanmak için yapılan bir meslek değildir. Hukuk savaşcılığıdır. Avukatlık, bir onur mesleğidir, onurlu bir meslektir, bir güven ve cesaret mesleğidir. Bu bağlamda, kadim Yunan’da olduğu gibi, eski Roma’da da bu böyledir. Böyle olduğu içindir ki, kadim Yunan’da ve eski Roma’da avukatlar yaptıkları hizmetlerin karşılığında bir ücret almazlardı. Nitekim Romanın tanınmış avukatlarından ve şairlerinden olan Ovidius tarafından bu durum “Güzel kadınların güzelliklerini satmaları ne kadar utanç verici ise, bir avukatın yardımını satması da o kadar utanç vericidir” şeklinde ifade edilmiştir. Yine Roma Hukuku’ndaki “guato litis” yasağının, yani ücret alma ve ücret sözleşmesi yapma yasağının kaynağı “avukatın bağımsızlığı” ilkesinden çıkmıştır. Çünkü profesyonellik anlayışının daha henüz mevcut olmadığı o dönemin anlayışına göre, ücret alınması ve ücret sözleşmesi yapılması, avukatın, işini yapmayı üstlendiği kişi veya kişilere karşı bağlı ve bağımlı hale gelmesi ve dolayısıyla avukatın bağımsızlığını kaybetmesi olarak kabul ediliyordu. Bununla birlikte, Roma’da ve Cumhuriyet Döneminde yüksek görevlere giden yol avukatlık mesleğinden geçiyordu. Bu bağlamda, Çiçero konsül olduğu zaman avukattı. Aynı şekilde Roma Devleti’nin imparatorluğa dönüşmesinde en önemli pay sahibi olan Cesar da, kendisine imparatorluğa giden yolu açan konsül olmadan önce, Roma Barosu’nda kayıtlı olarak avukatlık yapıyordu.

Avukat Kelimesinin Kökeni

Esasen avukat sözcüğü Yunancada “üstün, ayrıcalıklı ve güzel konuşan” anlamlarına gelen “AdcoCatus” sözcüğünden türetilmiştir. Ve hatta mitolojiye göre, savunma görevini ilk üstlenenler, Zeus’un kızları olan “Litai”lerdir. Bunlar “suç işleyenlerin kandırıldıklarını” savunmuşlar ve Zeus’tan onların bağışlanmasını talep etmişlerdir. O nedenle, avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri Litailer olarak kabul edilir. Kötü ruhlu, kışkırtıcı, günaha ve suça teşvik edici olduğu için Suç Tanrıçası olan Ate’nin kız kardeşleri olan Litai’ler, hem iyilerin savunucusu, hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyicisidirler. Litai’lerin, Ate’nin etrafında dönmelerinin nedeni ise, onların insanları suça ve günaha teşvik etmesine engel olmaktır. Çirkin görüntülerinin aksine yüce bir ruha sahip olan ve bu ruhla görev yapan Litai’ler, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmışlar, yani insanları suçtan ve cezadan uzak tutmaya çalışmışlar, bir suç işlediklerinde ise onları savunmuşlardır.

Üç Çarpıcı Örnek

Bu konuyla ilgili olarak üç örnek vereceğim. Birincisi 1924 yılında ABD Başkanlığı’na aday olan avukat John W.Davis’e ait. 16 Mart 1946’da New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri kapsamında yaptığı konuşmada şunları söylüyor; “Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey vardır. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.”

Avukat John W. Davis

İkincisi George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald Rotunda Ronald’a ait. O da benzer şeyler söylüyor ve şöyle diyor; “Biz avukatlar, mühendisler gibi köprüler inşa etmeyiz; doktorlar gibi kemikleri onarmayız; mimarlar gibi bina tasarlamayız; ressamlar gibi resim yapmayız. Sadece insanların ellerinin bize dokunmasına imkan veririz. Eğer görevimizi profesyonelce, mesleğin onuruna uygun biçimde yaparsak, başka kişilerin yüklerini taşırız; insanları streslerinden kurtarırız; adaletin takipçisi oluruz; uygarlığın kaplaması olur ve onu daha da güçlendiririz.”

Prof. Dr. Ronald D. Rotunda

Üçüncüsü İslam Hukukunun büyük bilginlerinden olan İmam Şafi’ye ait. O da şunları söylüyor; “Bütün Kuran inmeseydi ve sadece –Vel Asr- suresi inseydi yeterdi.” Vel Asr suresinin anlamı şudur; Zamanın üzerine yemin ederim ki, bütün insanlar hüsran içindedir. Şu üçü hariç: Hakka inananlar, Hakkı tavsiye edenler, iyi, güzel, doğru şeyi yapanlar ve sabredenler.”

Avukat Hakikatin Temsilcisidir

Avukat olarak biz Davis’in, Ronald’ın, İmam Şafi’nin dediği şeyler yapıyoruz. Yani hakka inanıyoruz, iyiyi, güzeli, doğru olanı yapmaya, sabırla yapmaya çalışıyoruz. İnsanların sorunlarını çözüyor, yüklerini taşıyoruz. Toplumda barışın tesisine, huzurun, güvenin sağlanmasına katkı yapıyoruz. Hukukun tanıdığı ve koruduğu yetki olan hakkı savunuyoruz, hakkı temsil ediyoruz, Hakka ulaşmanın yolu ve aracı olan davaları mahkemelerin önüne biz getiriyor, adına karar denilen, içtihat denilen yargısal ürünlerin oluşmasını, bu yolla hukukun ilerlemesini, gelişmesini, hak sahibinin hakkı olanı elde etmesini, hakkına kavuşmasını biz sağlıyoruz. Yani aslında çok şey yapıyoruz, çok hayati şeyler yapıyoruz. En önemli olan şeyi, yani “bu dünyada yaşama ayrıcalığı elde etmek için ödediğimiz bir kira olan insana hizmet etmek” edimini yerine getiriyoruz.

Amerikalı stres yönetimi ustası Arthur Gordon “The Turn of the Tide/Gelgit Dönemeci” isimli kitabında şöyle diyor: “Kişinin motivasyonlarının yanlış olması durumunda, hiçbir şeyin doğru olamayacağını anladım bir anda. İster postacı, berber, sigortacı veya ev kadını olun, isterse başka bir iş yapın sonuç değişmez. İşinizi sadece başkalarına hizmet ettiğinizi hissettiğiniz sürece iyi yapabilirsiniz. Başkalarına bir yararınız olmuyor ise eğer, işinizi iyi yapamazsınız.” Biz avukatlar da işimizi, mesleğimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Müvekkillerimize, yani insanlara hizmet ediyoruz, onların acısını, duygularını hissediyor, bunları paylaşıyor, gidermeye, azaltmaya çalışıyoruz. İşimizi, mesleğimizi bu saikle, bu motivasyonla yapıyoruz, insana, insanlara yararımız olsun diye yapıyoruz.

Diğer taraftan, yargının asli unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, sadece hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla görevli ve yükümlü değildirler. Aynı zamanda laik bir entelektüel ve özgül bir kamusal role sahip olması gereken bireyler olarak; “kamu için ve kamu adına mesajı, görüşü, tavrı temsil etmek, hakikati ifade etmek, ortodoksi ve dogma üretmektense, buna karşı çıkmak, hükumetlerin ya da muhalefetin, büyük şirketlerin ve başkaca çıkar çevrelerinin adamı ve sözcüsü olmamak zorundadırlar.”

Vedat Ahsen Coşar – Yargıda ciddi sorunlar yaşanıyor
Hukukbook: Oldukça geniş bir avukat perspektifi çizdiniz. Peki, size göre Baro nedir? Misyonu ne olmalıdır? Barolara hangi misyonu biçmektesiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Amerikalı fütürist Peter Drucker’a göre, kuruluş bir insanlar topluluğudur, ortak amaç için bir arada çalışan kişilerden oluşur. Kuruluş; toplum, cemaat, aile gibi sosyal kurumlardan farklı olarak, belli bir amaca göre tasarlanmış olup işine, görevine, işlevine göre tanımlanır. Toplum ve cemaat ise, dil, kültür, tarih, coğrafya gibi insanları bir arada tutan bağa göre tanımlanır. Kuruluş, ancak belli bir işe, kendi işine odaklandığı zaman etkili, verimli ve yararlıdır. Toplum, cemaat ve aile sadece var olan kurumlardır. Kuruluş ise yapandır. Toplum, cemaat ve aile koruyucu kurumlardır, statükoyu sürdürmek, bu amaçla değişimi yavaşlatmak için uğraşırlar.

Kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardır

Oysa kuruluşlar, statüko bozucu olmak için vardırlar. Onun için kuruluşlar, sürekli değişikliğe göre düzenlenmiş olmak, yeniliklere dönük olmak zorundadırlar. Kuruluşların işlevlerini yerine getirebilmeleri için; kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve sosyal ilişkileri, becerileri sorgulamak ve gerektiğinde bütün bunları terk etmek üzere düzenlenmiş olmaları gerekir. Bir kuruluş olarak Barolar da bu çerçevede örgütlenmek ve hareket etmek durumundadır.

Kuruluşun işlevi bilgileri verimli kılmaktır. Bilgiler ne kadar ihtisaslaşmış olurlarsa, o kadar daha fazla etkili ve yararlı olurlar. Gelişmiş ülkelerde kuruluşlar, bilgileri verimli kıldıkları, bilgileri ihtisaslaştırdıkları, kendi amaçları üzerine yoğunlaştıkları, bilgiden bilgilere geçtikleri için toplumun merkezi konumuna gelmişlerdir. Günümüzün kuruluşları, güce dayalı yapıdan, bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, katkıları, davranışları, performansı konusunda herkesin sorumluluk alması gerekir. Bundan çıkan anlama göre, kuruluşun bütün üyeleri kendi amaçlarını ve katkılarını düşünecekler ve her ikisi için de sorumluluk alacaklardır. Kuruluşlarda ast/üst diye bir şey yoktur, sadece birlikte çalışan insanlar vardır.

Onun için bütün üyelerin kendilerine; benim bu kuruluşa yapabileceğim en önemli katkı nedir diye sorması, her üyenin sorumluluk sahibi olması, karar yetkilisi olarak çalışması, kendi amaçlarının kuruluşun amaçları ile uyumlu olmasını sağlaması gerekir. Onun için, tüzel kişilik olarak baroların, onun üyeleri olarak avukatların da bu çerçevede düşünmeleri, örgütlenmeleri, faaliyet göstermeleri gerekir.

Yine barolar, sadece, avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının yararlarını korumak ve gereksinimlerini karşılamakla, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla ve korumakla görevli olmayıp; toplumsal değişime ve dönüşüme katkı yapmakla, bu amaçla, kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, becerileri sorgulamakla, yeniliğin ve değişimin motoru olmak için statüko bozucu olmakla yükümlü olan, olması gereken kuruluşlardır.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Vedat Ahsen Coşar, Ermeni soykırım iddialarını reddedenlere cezası getiren Soykırımı İnkar Yasa Tasarısını oylayan Fransa Meclisine bir mektup yazarak, cezai yaptırımın tarihe ve tarihçilere ihanet olduğunu bildirmiştir.
Barolar ve avukatlar yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmeli

Barolar ve avukatlar, bütün bu işlevleri yerine getirebilmek için Edward Said’in o güzel kitabı Entelektüel’de ifade ettiği gibi; zihinlerinde kendilerini de hedef alan kuşkucu bir ironiye yer vermek, çevrede dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebilecek kadar bağımsız, cesur, özgür ve özerk bir ruha sahip olmak, her türlü otoriteden gelen tehditlere karşı koyabilmek, hiç kimseye boyun eğmemek, kirlenen düşüncelerini değiştirebilecek, yeni şeyler keşfedecek kadar hevesli kalabilmenin yollarını bulmak zorundadırlar.

Barolar ve avukatlar, sadece bunları değil, hakikati temsil etmek, bir haminin veya vasinin ya da başkaca bir otoritenin yönlendirmesine izin vermemek, toplumsal değişime ve dönüşüme öncülük edebilmek için yeni diller ve ruhlar icat etmek durumundadırlar. Bütün bunları yapabilmek için baroların ve avukatların hem kendilerini hem de toplumun kendisini; klişelerle, aşınmış metaforlarla, bayat kullanımlarla çürümüş bir dilin zihinlerini uyuşturup edilginleştirmesine, bilinçlerinin üzerini kaplayıp, onu basmakalıp düşünceleri incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan kabul etmeye ayartmasına izin vermemeleri gerekir.

Avukatlar Düşünce ve Eylem Lideridir

Dünya siyasi tarihinin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, başta Fransız İhtilali, Amerikanın Bağımsızlığı, dünyanın ilk yazılı anayasası olan Amerikan Anayasası gibi devrim niteliğindeki tüm eylemlerde, dünya tarihini değiştiren ve dönüştüren tüm siyasi olaylarda gerek eylem lideri gerekse düşünce lideri olarak avukatlar vardır.

Gerçekte bütün toplumlar hukuka ve avukatlara gereksinimleri olduğunu akıl ve deneyim sonucu öğrenmişlerdir. Herhangi bir hukuk ve adalet sistemi, avukatlar ve barolar olmaksızın adil ve demokratik bir şekilde işleyemez. Onun için, avukat ya da savunma makamı ve barolar, sadece adil yargılamanın temel ve kurucu unsuru değil, aynı zamanda yargılama prosedürünü demokratikleştiren unsurlardır. Öyle olduğu için uygar ve demokratik tüm ülkelerde avukatlar ve onların mesleki kuruluşları olarak barolar vardır. Esasen Yirminci ve Yirmi Birinci yüzyılın en göze çarpan özelliklerinden birisi, siyasetin, uluslararası kuruluşlar yönünden artan bir öneme sahip olmasıdır. Bu uluslararası kuruluşlar, yetkilerini yalnız tek bir ülkede değil, uluslararası alanda ve birden çok ülkeyi kapsayacak şekilde kullanmaktadırlar. Bu bağlamda barolar, hem ulusal hem de küresel toplumun iyileştirilmesinde aktif bir rol oynamakta ve adalete erişim için çok fazla çaba sarf etmektedirler. Zira hukuk ve adalet, düşünce sistemlerinin bir gerçeği olarak toplumun en önde gelen vizyonudur.

Adil yargılanma ilkesinin tam olarak gerçekleşmesi için gerekli birçok ilke bulunmakla birlikte, en önemli ilke, hakimlerin yürütmeden mutlak olarak bağımsız olmalarıdır. Bir İngiliz geleneği olan yargı bağımsızlığı, herhangi bir siyasal teorinin sonucu değildir. Bu ilkeyi insanlık ve toplumlar, zor ve acılı deneyimler sonucunda ve deneme yanılma yoluyla ve zaman içerisinde öğrenmiştir. Diğer taraftan, barolar ile savunmanın bağımsızlığı da en az hakimlerin bağımsızlığı kadar önemlidir. Aksi halde, adil yargılama gerçekleşmeyeceği gibi, adaletin de demokratik bir biçimde işlemesi mümkün değildir.

Vedat Ahsen Coşar ve baro başkanları Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ziyaretinde
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğinde görevdekilerden ve daha önceki başkanlardan başarılı bulduğunuz ve takdir ettiğiniz başkan ya da başkanlar kimlerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, gerek insan olarak, gerekse bir zamanlar bu görevlerde bulunmuş bir kişi olarak kimseyi yargılayacak durumda değilim. Ayrıca bunu yapmayı da istemem. Bunu yapacak olan kamuoyudur, tarihtir. Onun için bırakalım bunu kamuoyu yapsın, tarih yazsın.

Hukukbook: Baroların neden yapmadığını sorguladığınız işler var mı? Görevi olduğu halde Barolar hangi işleri yapmamakta, kötü yapmakta, eksik yapmakta ya da yetersiz kalmaktadır? Yapması gerekip de yapmadığı, kötü ya da eksik yaptığı işler olduğunu düşünüyorsanız kategoriler halinde sıralayabilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben, özellikle son üç dört yıl içinde, baroları hemen hiç takip etmedim. Onun için baroların yaptıkları veya yapmadıkları şeyler hususunda fikir sahibi değilim. Sadece ve genel olarak şunu söyleyebilirim: Son üç beş yıl içerisinde hukuk, hukuk devleti, yargı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar ağır yaralar aldı. Bu kavramların ve kurumların içi boşaltıldı. Bütün bunlar olurken, kendi yasasında bunları korumakla, kollamakla görevli kılınan barolar, (kuşkusuz hepsi değil) ne yazık ki, sessiz ve etkisiz kaldı.

Hukukbook: Baroların ve Barolar Birliğinin hiçbir kanun ve yönetmelik değişikliği olmaksızın derhal değiştirebileceği anlayışlar ve uygulayabileceği somut politikalar var mıdır? Varsa nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Kuşkusuz vardır. Neler mi? Yukarıda söylediklerim vardır. Buna göre pozisyon almaları buna uygun bir duruş ortaya koymaları gerekir. Ama bu her şeyden önce bir anlayış ve tercih değişikliğini gerektirir. Zira değişen, değiştirebilir.

Vedat Ahsen Coşar Kocaeli Barosunda bir konferansta
Hukukbook: Barolarda ve Barolar Birliğindeki komisyon ve merkezlerin rolleri ne olmalıdır? Komisyon ve merkezleri yeterli buluyor musunuz?

 Vedat Ahsen Coşar: Hizmet etmek, bu amaçla projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirmek olmalıdır. Onun için bu yerlerde görev yapan kişiler, “bir şey olmayı” değil, “bir şeyler yapmayı” amaç edinen kişiler olmalıdır, CV’lerini doldurmayı ve zenginleştirmeyi amaçlayan kişiler olmamalıdır. Başkana ve yönetime hizmet etmeyi değil, onların emrinde olmayı değil, mesleğe, meslektaşlarına, topluma hizmet etmeyi pozitif bir hedef olarak önlerine koyan kişiler olmalıdır. Bu yerlerde görevlendirilen kişiler, başka amaçlarla, seçim hesaplarıyla oralara getirilmemeli, liyakate, bilgiye, deneyime bağlı olarak seçilmeli, rol model olan kişiler arasından seçilmelidirler.

Bu komisyon ve merkezlerin yeterli olup olmadıkları hususunda sağlıklı bir yargıya varabilmek için, herhalde bunların ürettiklerine bakmak, ona göre bir tespit ve değerlendirme yapmak gerekir. Ben, bu komisyonları ve merkezleri yakından takip etmediğim için bu konuda bir fikir sahibi değilim. O nedenle, bunu, bu merkez ve komisyonların çalışmalarını yakından takip eden avukatlara ve kamuoyuna sormak gerekir.

Hukukbook: Baroları, üyelerine ve kamuoyuna karşı şeffaf ve demokratik yapılar olarak görüyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben size bu konularda benim Ankara Barosu Başkanlığı yaptığım altı yıl ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptığım üç yıl içinde yaptıklarımı söyleyeyim. Ona göre hem siz, hem de avukat ve baro kamuoyu ile genel kamuoyu bu hususta bir değerlendirme ve halen mevcut olanla ilgili bir karşılaştırma yapsın.

Benim Ankara Barosu Başkanı olarak seçildiğim 2004 yılının Ekim ayında, Ankara Barosunun baro başkanına tahsisli birisi kırmızı plakalı olmak üzere üç tane makam arabası vardı. Ben makam arabasına binmem dedim, bu üç aracı da avukatlar arasında yapılan açık artırmayla satışa çıkardık, üç avukat arkadaşımız bu araçları satın aldı. Baronun getir götür işlerini yapması için Wolkswagen Caddy marka bir araç aldık. Ve ben, baro başkanlığı yaptığım altı yıl içerisinde kendi arabamı kendim kullandım, baroya ve adliyeye bu araçla geldim ve gittim.

Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar
Devlet Denetleme Kurulundan övgü ve teşekkür aldık

Altı yıllık baro başkanlığım döneminde ve her hafta, baronun gelir, gider ve harcamalarını baronun duyuru panolarına asmak, WEB sayfasına koymak suretiyle meslektaşlarımıza ve kamuoyuna duyurduk. Yani bu kadar şeffaf ve denetime elverişli bir uygulama içinde olduk. Bu uygulamamızdan dolayı, o yıllarda Devlet Denetleme Kurulundan, Türkiye’de bunu yapan tek kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak övgü ve teşekkür aldık.

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na seçildiğim Haziran/2013’de ilk yaptığım iş, kuruma yasa gereği verdiğim mal beyanımı Barolar Birliği’nin web sayfasına koymak suretiyle kamuoyuna açıklamak oldu. Görev yaptığım üç yıl içerisinde ve her hafta, Barolar Birliği’nin gelir, gider ve harcamalarını, yönetim kurulu kararlarını Birliğin WEB sayfasında yayınladık. Özetle son derece açık, şeffaf, denetime elverişli bir uygulama içinde olduk.

Ben Barolar Birliği Başkanı seçildiğimde başkana tahsisli makam arabasını satmak istedim, ancak yönetim kurulu buna izin vermedi. Seçildiğimde rahmetli Özdemir Özok zamanında alınmış Ford marka bir makam arabası ve Wolkswagen Transporter vardı. Teknik servise hizmet etmesi için Ford marka bir transporter, getir götür işlerini yapması için bir Wolkswagen Caddy aldık, başka araç almadık.  Görev sürem içerisinde yaptığımız şehirlerarası seyahatlerde genellikle Wolkswagen transporterı, şehir içinde ise Ford marka aracı kullandık.

Hukukbook: Barolarda çoğulcu yönetim anlayışı mevcut mu?

Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak mevcut değil. Özellikle Ankara Barosu, İstanbul Barosu ve İzmir Barosunda aynı görüşte olan kişilerin egemen olduğu listelerle seçime giriliyor. O nedenle, temsilde adalet ve meşruiyet vardır demek mümkün değil. Bunları sağlamak için bana göre nisbi temsil sisteminin getirilmesi gerekir.

Hukukbook: Avukatlık Kanunu’na göre yapılmakta olan Baro başkanlık seçimlerini demokratik buluyor musunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bana göre demokratiktir. Aday olma ve seçilme engeli olmayan, aday olma ve seçilme yeterliliği bulunan her avukat aday olabilir. Seçim bir yarıştır, bir rekabettir. Aday olan kişinin husumet üzerine kurulu bir seçim götürmemesi, kendisini anlatması, tanıtması, projelerinin ve pozitif hedeflerinin ne olduğunu ortaya koyması gerekir. Ben kendi adıma girdiğim bütün seçimlerde bunu yaptım. Aday olduğum bütün seçimlerde, seçildiğim takdirde hangi projelerin takipçisi olacağımı, hazırladığım seçim broşürleriyle tüm meslektaşlarıma açıkladım ve görev yaptığım sürece bu projelerin takipçisi oldum. Ve hatta şunu söyleyebilirim: ilk kez aday olduğum ve kaybettiğim 1994 yılı seçimlerinde uyguladığım proje sunma hadisesi, o güne kadar bir ilk ve sonraki yıllarda da aday olanlara örnek oldu.

Hukukbook: Sayın Coşar, size göre baro başkanlarının hangi niteliklere sahip olması lazım?

Vedat Ahsen Coşar: Kişilik bana göre her zaman bilgiden, bilgili olmaktan önce gelir. Her ne iseniz o şeyin “eni” olabilirsiniz. En asker, en bürokrat, en avukat, en mühendis, en profesör, en başkan, en dekan, en rektör olabilirsiniz. Ama adam değilseniz, bunları olmanız hiçbir şey ifade etmez. Onun için baro başkanlığına aday olan kişinin öncelikle adam olması, kişilikli, ahlaklı, erdemli, karakterli, özerk, bir kişi olması, görevini yaparken bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bir şey olmayı değil, bir şeyler yapmayı hedef alması gerekir. Öncelikle kendi asli görevlerine odaklanması, asli görevlerini yapması, iyi yapması gerekir. Baroyu, baro başkanlığını başka pozisyonlara geçmeye alet etmemesi, baroyu bu amaçla kullanmaması gerekir. Sonra bilgili olması, iyi bir hukukçu olması gerekir.

Temiz bir mesleki geçmişe sahip bulunması, cesur olması, eyyamcı olmaması gerekir. Entelektüel olması, demokrat bir kişiliğe sahip bulunması, öteki düşünceye açık olması, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklaması gerekir. Bütün bu konularda rol model olması gerekir. Ben mesela Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na aday olduğum Haziran/2013 seçimlerinde yaptığım adaylık konuşmasında şunları söylemiştim. “Ben önce hepiniz gibi adamım. Daha sonra demokratım. Daha sonra ise sosyal demokratım.” Yani adam olmayı ilk sıraya, demokrat olmayı ikinci sıraya, siyasi düşünceyi ise üçüncü sıraya koymuştum. Zira adam olmak her şeyden önce gelir, daha sonra demokrat olmak gelir. Siyasi düşünce, siyasi tercih bunlardan sonra gelir. Adam olmayan, demokrat olmayan bir kişi, ister sağcı olsun, isterse solcu ya da başka bir görüş sahibi olsun, bana göre bir şey ifade etmez. Zira asıl olan adamlıktır, demokratlıktır. Bunlar yok ise, diğerlerinin bir kıymeti yoktur.

Hukukbook: Ekonomik dönüşümlerin çok hızlı olduğu son 20-30 yılda, Barolar hangi politikaları uygulasaydı avukatların mesleki pozisyonları daha güçlü olurdu?

 Vedat Ahsen Coşar: Bu baroların uyguladıkları ve uygulayacakları politikalardan daha çok, hükumetlerin uyguladıkları ve uygulayacakları politikalarla ve genel olarak ülkenin hukukla olan genel sorunuyla ilgilidir. Sorun geçmiş hükumetlerin, özellikle 16 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti’nin hukuka şaşı bakmasından, hukuku, hukukçuyu, yargıyı ötelemesinden, ayak bağı olarak görmesinden, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek istemesinden ve bütün bunlara bağlı olarak hukuka aidiyet bilincinin egemen olduğu bir toplum yaratamamasından, yaratmak istememesinden kaynaklanan bir sorundur. Bileşik kaplar örneğinde olduğu gibi pek çok konuda yozlaşan, üretmeyen, üretme düşüncesi, terbiyesi, kültürü olmayan, hemen her şeyi aşındıran, eskiten ve tüketen bir toplumun getirdiği bir sonuçtur bugün yaşananlar. Bu sonuçtan başkaca meslekler nasıl nasibini almış ise, avukatlık mesleği de payına düşeni almıştır.

Günün koşullarına uygun, ihtiyaçlara cevap veren, avukatlık mesleğinin hizmet alanını genişleten bir yeni Avukatlık Yasası yürürlüğe konulmuş, bu bağlamda sağlıklı bir şirketleşme ve ortaklık modeli getirilmiş ve geliştirilmiş, bazı İskandinav ülkelerinde uygulanan hukuk sigortası gibi kurumlar ihdas edilmiş, koruyucu avukatlık kurumu geliştirilmiş olsa idi, belki avukatların pozisyonu daha iyi olabilirdi. Ne yazık ki, bunu yapamadık. Şahsen bunun yapılamamasında ben kendi dönemimi de sorumlu ve kusurlu buluyorum.

Hukukbook: Ülkemizde kurumsal olarak yargının ve özelde de yargı sisteminin içinde bulunan hukuk insanlarının en büyük problemleri nelerdir? Baroların bu sorunlara karşı yapabilecekleri nelerdir?

Vedat Ahsen Coşar: Yargının kurumsal sorunu, bağımsız ve tarafsız olmaması, bütünüyle yürütme erkine bağlı bulunmasıdır. Bu bağımlılıktan ve tarafgirlikten, ne yazık ki hukuk adamları da payını almıştır, almaktadır. Haksızlık, adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın haksızlıktır, adaletsizliktir. Bu konularda çifte standart uygulanmaması, siyasi tercihlere ve görüşlere bağlı olarak tavır alınmaması, haksızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın ona karşı durulması, tanıklık edilmesi gerekir. Ülkemizde görünen ve yaşanan odur ki, pek çok kişi, elbette hukukçular da ve hatta bir kısım barolar da bu konuda takım tutmakta, karşı takımdan ise ‚ “oh olsun, bunlar az bile” demekte, kendi takımından ise, bunlara karşı çıkmaktadır. Baroların bu sorunlara karşı yapması gereken şey, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik nereden ve kimden gelirse gelsin, buna karşı tavır almak, bu kişilerin haklarına, hukuklarına tarafsızlıkla sahip çıkmak olmalıdır.

Hukukbook: Türkiye’deki avukat sayısı söylendiği gibi nüfusa oranla çok mu sizce? Avukat sayısından sıkça şikayet ediliyor, sizin bu konudaki anlayışınız nedir?

Vedat Ahsen Coşar: Kimi Batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında, aslında nüfusa oranla avukat sayısı Türkiye’de çok fazla değildir. Ama hukuka aidiyet bilinci olan, hukuk devleti olan Batı ülkelerinde koruyucu avukatlık sistemi iyi çalıştığından, insanlar avukata danışmadan adım atmadıklarından, yani avukatlık hizmetinin alanı oldukça geniş olduğundan, insanların ekonomik güçleri yerinde bulunduğundan, paylaşılan veya paylaşılacak olan pastanın büyük olmasından, insanların kaliteli hukukçu aramalarından, böylelerini tercih etmelerinden, esasen çoğu avukatın kalitesi de üst düzeyde olduğundan dolayı, avukat sayısı o ülkelerde pek o kadar önem arz etmemektedir.

Bizim ülkemizdeki fazlalık, orada olan ve az önce arz ettiğim şeylerin bizde olmamasından kaynaklanıyor. Bu konuda ülkemiz bağlamında önemli olan bir diğer husus da, sorunun sadece bir nicelik sorunu olmasından daha çok, bir nitelik, bir kalite sorunu olmasıdır. Bu ise doğrudan yaz boz tahtası haline getirilen eğitim sistemimiz ile ilgilidir, bu sistemin doğal bir sonucudur. Ki bu hususu izin verirseniz, sorunuz kapsamında daha önce “ahsencosar.wordpress.com” adresindeki kişisel blogumda yazdığım yazı çerçevesinde birazdan izah edeceğim.

Hukukbook: Avukatlık sınavı hakkında nasıl bir politika belirlenmelidir?

Vedat Ahsen Coşar: Sınav sorunundan önce bununla son derece ilgili olan ve Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında gelen, genelde “eğitim”, özelde “hukuk eğitimi” üzerinde durmak gerekir. Ben eğitim konusunda uzman olan bir kişi değilim. Akademisyenlik kimliğim ve kariyerim de yok. Bununla birlikte, her ikisi de üniversite tahsili yapmış iki çocuk sahibi bir babayım.

Vedat Ahsen Coşar ile Röportaj -1.Bölüm

Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Siyasal Bilimler Fakültesinde on dört yıl İngilizce okutulan “Introduction to Law/Hukuka Giriş”, üç dört sömestr “Public Law/Kamu Hukuku”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde birkaç sömestre “Adli Yazışmalar ve Hukuki Metinler”, üç yıla yakın “Avukatlık Hukuku” isimli seçimlik dersleri verdim. Altı yıl Ankara Barosu, üç yıl Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptım. Kırk üç yıldır eylemli olarak avukatlık mesleğini icra ediyorum. Bu konumum ve yürüttüğüm görevler nedeniyle çok sayıda öğrencinin ve stajyerin yetiştirilmesinde emeği olan, genel olarak ülkemizdeki eğitim ve öğretim, özel olarak hukuk eğitimi konusunda yaşayarak, tecrübe ederek, uygulayarak az ya da çok fikir sahibi olan bir kişiyim.

Ezbere Dayalı Eğitim Sistemi Terkedilmelidir

Benim kişisel tespitlerime ve gözlemlerime göre, ülkemizde sadece hukuk fakülteleri öğrencileri değil, diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin çok büyük bir kısmı da, üniversite eğitimi ve öğrenimi yapabilmek için gerekli alt yapıya ve donanıma sahip değildirler. Zira orta ve lise eğitimi ve öğretimi, öğrencileri üniversiteye hazırlama konusunda son derece yetersizdir. Buna göre, Türkiye’de asıl çöken ve kimlik bunalımı içinde olan ilk-orta-lise eğitimi olmakla, öncelikle bu eğitim aşamalarının yeniden yapılandırılması gerekir.

Gerek dershanelere ihale edilmiş olan, gerekse okullarda uygulanan eğitim sistemi, teste ve ezbere dayalı bir sistemdir. Bu sistem bütünüyle öğrencilerin test sorularını daha hızlı ve doğru cevaplandırma becerilerinin geliştirilmesi üzerine kuruludur. O nedenle, ivedilikle mevcut sistemden vazgeçilmesi, tümevarımcı Sokratik bir modele, yani araştırma, sorgulama, analiz, eleştiri yapabilme becerilerinin, yanı sıra sözlü ve yazılı anlatım yeteneklerinin geliştirilmesi üzerine kurulu bir modele geçilmesi, eskiden olduğu gibi lise eğitimine lise bitirme/bakalorya sınavının getirilmesi gerekir. İlk-orta-lise eğitim ve öğretim modeli ile programı böyle olmadığı içindir ki, günümüzde tamamen ezber üzerine kurulu bir programdan geçen ve yanı sıra teste dayalı üniversite giriş sınavlarına göre eğitilen ve fakültelerinde yapılan sınavlarda da teste tabi tutulan gençler, gerek öğrenimleri boyunca, gerekse üniversiteden mezun olduktan ve mesleklerini icra etmeye başladıktan sonra “daha zayıf yazmakta” ve “daha kötü konuşmaktadırlar.”

Sokratik Modele Geçilmeli

O nedenle, soruna önce ilk-orta-lise eğitiminden başlanılması, bu eğitim ve öğrenim süreçlerinin ezbere dayalı eğitim modelinden arındırılması, tartışmalı, analitik, tümevarımcı Sokratik bir eğitim ve öğretim modeline göre programlanması gerekir.

Zira ve ancak bu suretle ilk-orta-lise eğitimini tamamlayan öğrenciler, üniversitede verilecek dersleri anlayabilecek, algılayabilecek, hazmedebilecek bir düzeye gelebilirler.

Birey Olmayı Öğrenmeliyiz

Hepimizin iyi bildiği üzere, üniversitelerin geleneksel işlevleri, öğrencilerin kültür miraslarını tanımalarını, kendi zihinsel ve yaratıcı becerilerini kavramalarını, onların insan olarak sorumluluklarını bilen kişiler olarak, yani birer birey olarak yetişmelerini sağlamaktır. Üniversitelerin bu işlevlerini yerine getirebilmeleri için her şeyden önce özgür, özerk ve bağımsız olmaları gerekir. Bu ise, ancak özgür, bağımsız, özerk üniversiteler ve buralarda görev yapan aynı niteliklere sahip akademisyenler eliyle mümkün olur. Esasen üniversite bilimsel çalışma yapılan yer, bilim de özgürlük olmakla ve buna ihtiyaç duymakla, ister öğrenci, isterse akademisyen olsun, üniversite mensubu olmak özgür düşünceyi savunan bir birey haline gelmek, itaat ve biat etmenin, birilerine kulluk yapmanın, müritliğin yerine, bağımsız, özerk, özgür kişiliği koymak, özetle birey olma sürecini tamamlamak demektir. Esasen toplumsallaşabilmenin asgari koşulu da birey olma sürecini tamamlamayı gerektirir. Bizim daha hala çocuk toplum olmamızın, yetişkin insanlar toplumu olamamamızın nedeni, çoğumuzun birey olma sürecini tamamlayamamış olmamız ve dolayısıyla birey olamamamızdır.

Hukuk Fakültesine Sadece Lisans Mezunları Girebilmeli

Yine üniversite eğitimi, sadece bir diploma ve meslek sahibi olmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda, kişinin kendisini her yönden geliştirmesi, oldurması demektir. Bunu yapabilmesi için her bir öğrencinin, sinemaya, tiyatroya, operaya, konserlere, sergilere, müzelere gitmeyi, kitap ve gazete okumayı bir alışkanlık ve zevk haline getirmesi gerekir. Zira bütün bunlar özelde bireysel gelişimin, genelde üniversite eğitiminin ayrılmaz birer parçası ve tamamlayıcısıdır.

Hukukbook:  Sayın Coşar, Hukuk Fakülteleri özelinde neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar:  Soruna hukuk eğitimi ve öğrenimi yönünden yaklaşıldığında, yukarıda ifade edilenlere ek olarak şunları söylemek gerekir: Hukuk fakültelerine öğrenci kabulü, doğrudan fakültelerin kendilerinin yapacakları sınava bırakılmadır. Bu sınav, test usulü değil, hukuk öğrenimi yapmaya aday olan öğrencide bulunması gereken sözlü/yazılı anlatım yeteneğini, genel kültür düzeyini, analiz-sentez yapma, sorun çözme becerilerini ölçecek ve değerlendirecek biçimde yapılmalıdır. Fakülteye giriş için asgari puan/taban puan uygulaması getirilmelidir. Hukuk fakültelerini ikinci fakülte haline getirmek, yani herhangi bir alanda lisans öğrenimi tamamlamış olanları hukuk fakültelerine kabul etmek yönüne gidilmelidir. Böyle bir düzenleme, pek çok kişi gerek zaman yönünden, gerekse ekonomik nedenlerle ikinci bir tahsili göze alamayacağı ve sadece avukat, yargıç, savcı, akademisyen olmayı pozitif bir hedef olarak seçenler hukuk fakültesine gideceği için beraberinde kaliteyi getirecektir. Bu düzenlemenin bir diğer yararı da, yukarıda sözü edilen meslekleri icra etme yaşının yukarıya çekilmesini ve buna bağlı olarak bu mesleklere olgun ve nitelikli kazanımlar getirilmesini sağlamasıdır.

Türkiye’nin En İyi Hukuk Fakülteleri Sıralaması

Hukukbook: Peki, hukuk fakültesi müfredatına ne diyorsunuz? Ayrıca mezuniyet sonrası her mezun peşinen mesleğe kabul edilmeli mi?

Vedat Ahsen Coşar:  Mezuniyet sonrasında avukatlık, hakimlik, savcılık gibi klasik mesleklerin icra edilebilmesi için mutlaka sınav getirilmelidir. Bu sınav, hukuk fakültelerindeki eğitime kalite standardı getireceği gibi klasik mesleklerin icra edilmesinde de kalite bütünlüğü sağlayacaktır.

Yine hukuk fakültesi sayısının disipline edilmesi, ihtiyaç kadar fakülte açılması, hukuk fakültelerine alınacak öğrenci sayısının ihtiyaca göre belirlenmesi ve mutlaka azaltılması gerekir. Hukuk fakültelerinin sahip olması gereken fiziki koşullar ile gerekli diğer standartların önceden tespit edilmesi, bu standartlara sahip olan üniversitelere Türkiye Barolar Birliği’nin ve hukuk fakültesinin açılacağı il barosunun görüşü de alınmak suretiyle hukuk fakültesi açma izni verilmesi, mevcutlar üniversitelerden kendilerini bu standartlara uydurmalarının istenilmesi, bunu sağlayamayanların ise kapatılması gerekir.

Hukuk fakülteleri programlarında yer alan gerek klasik, gerekse yeni ve değişik disiplinler, büyük sınıflarda veya amfilerde, “takrir/hocanın hitabeti” yöntemi ile ve tamamen ezbere dayalı bir modelle öğrencilere sunulmakta, sınavlar da bu modele uygun biçimde yapılmaktadır. O nedenle ve öncelikle, uygulanmakta olan mevcut bu sistem sür’atle terk edilmeli, bunun yerine küçük sınıflarda, öğrencilerin müzakere ve dava becerilerini, mütalaa verme tekniklerini geliştirmeye elverişli, tartışmalı, bol seminerli, tümevarımcı Sokratik yöntem ile bunları destekleyen “Moot Court/Kurgusal Duruşma” yarışmalarını kapsayan interaktif bir eğitim ve öğretim modeli ikame edilmek suretiyle rekabetçi bir ortam yaratılmalı, akademik çalışmalar destekleyici, araştırmaya yönelik bir şekle dönüştürülmeli, sınavlar yazılı ve sözlü olarak iki dereceli olarak yapılmalı, test sınavları kaldırılmalı, fakülteler ile baroların işbirliği yapmak suretiyle fakültede iken staj uygulamasının başlatılması gerekir.

Yine mevcut hukuk fakültelerinin ve bu fakültelerdeki öğretim üyelerinin performanslarının değerlendirilmesinde bir ölçü ve aynı zamanda şeffaf bir yönetimin de gereği olan, son beş yılın yargıçlık ve savcılık sınav sonuçları, Adalet Bakanlığı tarafından mezun olunan üniversite/fakülte ismi de belirtilmek suretiyle kamuoyuna açıklanmalıdır.

Hukuk Fakülteleri Öğrenci ve Profesör Sayıları

Hukukbook: Barodaki ve Adliyedeki Staj eğitimini yeterli buluyor musunuz? Mevcut düzenlemelerle kalite artırılabilir mi? Neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar: Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana gibi mali imkanları geniş olan, avukat malzemesi zengin olan barolar bu alanda diğer barolara göre daha iyiler. Stajda önemli olan husus, stajyerlerin fakülteden edinerek getirdikleri bilgiyi pratikte kullanma becerilerini geliştirmek, bu bilgileri somut olaya uygulamak suretiyle somut olayı nasıl çözeceklerini öğrenmelerini sağlamaktır. Staj eğitiminde bütün bunlar yapılmakla birlikte, bizim eğitim sistemimizin etkisiyle bunun tam olarak yapılmadığı, yapılamadığı kanısındayım. Bunu mevcut yönetimleri eleştirmek için söylemiyorum, benim dönemimde de böyle olduğunu ifade etmek için ve bir öz eleştiri olarak söylüyorum.

Benim Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde, yönetim olarak biz Ankara Barosu’nda “Hukuk Fakülteleri ile İletişim ve İşbirliği Kurulu” kurmuştuk. Bu kurul aracılığıyla sömestre ve yaz tatillerinde çok sayıda hukuk fakültesi öğrencisine mahkemelerde ve avukat yanlarında 15’er günlük staj yapma imkanı sağladık. Bu son derece yararlı bir uygulama oldu. Öğrenciler baroyla tanıştılar, baroyla aralarında sıcak bir bağ ve köprü oluştu. Ne yazık ki, bu kurul, bizden sonraki yönetimler tarafından işletilmedi. Yeri geldi bir kez daha ifade edeyim: ben stajın fakülte aşamasında başlamasından yanayım.

Hukukbook: Avukatlık sınavı getirilmeli mi? Tecrübelerinize göre baroların bu konuda ne düşündüğünü söyleyebilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar:  Türkiye Barolar Birliğinin, Ankara Barosu, İstanbul Barosu başta olmak üzere neredeyse tüm Baroların karşı koymalarına, yargıçlık ve savcılık mesleklerine sınavla kabul yapılmasına rağmen, avukatlık sınavının kaldırılmış olması, ne yazık ki son derece yanlış ve avukatlık mesleğinin aleyhine olmuştur. Sadece avukatlık mesleğinin aleyhine olmamış, aynı zamanda anne babaların, öğrencilerin ve iş sahiplerinin de aleyhine olmuştur. Zira avukatlık mesleğine sınavla kabul sistemi, hem öğrencileri kalitesiz, niteliksiz, yetersiz hukuk fakültelerinden, hem de yurttaşları, yani iş sahiplerini kalitesiz, niteliksiz, yetersiz avukatlardan koruma amacına yönelik olmakla, bu amaca hizmet etmekle bir güvence ve kalite ölçme sistemidir. Sınavın kaldırılması ile bu güvence ve kalite ölçme aracı yok edilmiştir. O nedenle, avukatlık sınavının ivedilikle uygulamaya konulması gerekmektedir. Kaldı ki, avukatlık sınavının kaldırılmasına ilişkin yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi tarafından yıllar önce iptal edilmiş olmakla, bu sınavın yeniden getirilmesi konusunda yasal düzenleme yapmak TBMM yönünden anayasal bir zorunluluktur.

Önemli bir diğer husus, bugün Türkiye’de mevcut hukuk fakültelerinin tamamında, daha hala yargıç ve savcı yetiştirme anlayışına göre hukuk eğitimi yapılıyor olmasıdır. Oysa yargılama faaliyeti, yargının kurucu unsuru olan yargıcın, savcının, avukatın birlikte ürettikleri, yarattıkları, yürüttükleri kolektif bir faaliyettir. Dahası, yargılama faaliyetini demokratikleştiren unsur, avukat ve savunma olmakla, demokratik bu işleyişin sağlanması, ancak ve ancak bu görevin hiçbir engelleme ve tehdit olmaksızın yapılabilmesiyle mümkündür.

Hukuk fakültelerinin sürdürdükleri eğitim modelini gözden geçirmeleri, bu bağlamda avukat yetiştirmeyi de esas alan bir modele geçmeleri gerekir. Bu modelin bugünkü aşamada asgari koşulu Avukatlık Hukukunu seçimlik ders olmaktan çıkarıp esas ders haline getirmektir. Kaldı ki Avukatlık Hukuku sadece avukatın hukuku olmayıp, aynı zamanda yargıcın, savcının da hukukudur. Zira Avukatlık Hukuku, yani avukatın hukuku ve bu hukukun önemi ve işlevi konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan yargıç ve savcı yürüttüğü asli görevi de eksik yürütecek, vatandaşın hukukunu korumakla görevli avukatın haklarını kullanması konusunda yardımcı olmayacak ve sonuç itibariyle adaleti tam olarak tesis edemeyecektir.

Hukukbook: Baroların düzenlemiş olduğu etkinlik, toplantı, protesto, eylem ve işlerde avukatların yüksek katılımını sağlamak için neler yapılmalı?

Vedat Ahsen Coşar: Bu hususta hem barolara hem de avukatlara düşen görev ve sorumluluklar vardır. Düzenlenen etkinlik, toplantı, panel ve sempozyumların kaliteli olması, kaliteyi sağlamak için bunların konularının iyi seçilmesi, konuşmacılarının yetkin olması, hep aynı görüşteki kişilerin değil, farklı görüşteki kişilerin konuşmacı olarak davet edilmeleri gerekir. Zira kalite, her zaman ve her yerde davet edicidir, tahrik edicidir. Bunu sağlamak baroların görevidir.

Bu konuda iki örnek vermek isterim. Ankara Barosu’nun her iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Hukuk Kurultayları vardır. Benim Ankara Barosu Başkanı olduğum yıllarda, bu konuda üç kurultay düzenlendi. Feminist Hukuku’nun, Anayasa Hukuku’nun, Bilişim Hukuku’nun, Arabuluculuk Kurumunun, Court Management/Adliye Yönetimi gibi değişik disiplinlerin ve kurumların ele alındığı bu üç kurultaya da ilgi ve katılım çok fazla oldu. Yine benim Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde Sağlık Hukuku, Spor Hukuku üzerine düzenlediğimiz etkinliklere ilgi ve katılım da oldukça fazlaydı. Benim başkanlık dönemimde Ankara Barosu’nda bir “Felsefe Kulübü” kurduk. Bu kulübün hemen her ay felsefe üzerine düzenlediği etkinliklerde Ankara Barosu Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda oturacak yer bulunmazdı. Yine bu dönemde kurduğumuz “Sinema Kulübü”nün gösterimlerine ilgi ve katılım da çok yüksekti.

Avukatlar Katılımcı ve Sorumluluk Sahibi Olmalı

“Yönetimle İlgileniniz” Bu maksim Perikles’e ait. Yani bir yönetenin/hükümdarın, yönetilenlere yönelik bir çağrısı bu. Avukatların da bu çağrıya uyması, meslek kuruluşları olan barolarına katkı yapması, barolarının düzenlediği etkinliklere katılması, bu konuda sorumluluk alması gerekir. Aksi durumda, yani avukatların ekseriyetinin yönetimle ilgilenmemesi durumunda, bir azınlık, üstelik niteliksiz bir azınlık duruma hakim olur ve çoğunluğa hükmeder. Bu takdirde avukatların yönetimden şikayetçi olmaya herhalde hiçbir hakkı da olmaz.

Onun için avukatların “baro bizim için ne yapıyor” diye baroyu değil, “biz baro için ne yapıyoruz” diye kendilerini sorgulamaları gerekir. Bu da, bu konuda avukatlara düşen görevdir.

Aynı hususları protesto konusunda da söylemek gerekir. Ama bu tarz eylemlerin doğru zamanda  ve haklı konularda yapılması, popülizmden uzak durulması, birilerinin kişisel şovuna dönüştürülmemesi gerekir.

Hukukbook: Mevzuat değişikliklerinde barolar hangi rolü ve etkinlikleri gerçekleştirebilir?

Vedat Ahsen Coşar: Mevzuat konusunda baroların kuyrukçuluk yapmaması, yani her şey olup bittikten sonra tavır almak yerine ön alması, liderlik yapması, mevzuat taraması yapmak suretiyle bu konuda önceden önerilerde bulunması gerekir. Ama bunun için de ülkede, hukuka, hukukçuya, hukuk kuruluşlarına, onların görüş, düşünce ve eleştirilerine önem ve değer veren bir siyasi iktidar olması gerekir.

Hukukbook: Kentsel dönüşüm, kadın hakları, doğa hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi sorunların çözümünde baroların nasıl bir görevi ve sorumluluğu olduğuna inanıyorsunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bütün bu konularda elbette barolara düşen önemli görevler ve sorumluluklar vardır. Baroların bu konulardaki en başta gelen görevi kamuoyunu aydınlatmak, bu konularda toplumsal bir farkındalık yaratmak, gerektiğinde davalar açmak, açılmış olan davaları takip etmektir. Gazetelerden, Twitter‘dan takip edebildiğim kadarı ile bunları yapan, hem de iyi yapan barolar var. Aydın Barosu var mesela. Sakarya Barosu var mesela. Ankara, İstanbul Baroları da var. Ama bu barolar bana göre çok daha kısıtlı imkanları ve bütçeleri olan Aydın ve Sakarya Baroları kadar bu konularda aktif ve hareketli değiller.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı yargısal sorunlarda baroların görevi ve sorumluluğu nedir? Barolar bu görevlerini yapıyorlar mı?

Vedat Ahsen Coşar: En başta gelen görev ve sorumlulukları, avukatların ve avukatlık mesleğinin arkasında durmalarıdır. Mesleğe, meslektaşlara sahip çıkmalarıdır. Baroların hemen hepsi bu konularda son derece duyarlıdır. Sanıyorum hemen her baroda “Avukat Hakları Merkezi” var.  Bu merkezler aracılığı ile avukatların yaşadıkları yargısal sorunları baro yönetimleri takip etmekte, meslektaşlarının haklarına ve mesleğin onuruna sahip çıkmaktadırlar.

Hukukbook: Avukatların yaşadığı mali sorunların çözümü için neler yapılabilir?

Vedat Ahsen Coşar: Avukatlık mesleği burjuva/kent toplumunun mesleğidir. Zira avukatın bütün sermayesi bilgisinden, zamanından ve çevresinden ibarettir. Bilgi ve zaman kent toplumunda değer ifade eder. Bizim gibi feodal özellikleri fazlaca olan toplumlarda, ne yazık ki bunlara çok fazla önem ve değer verilmez. Öyle olduğu için de “Avukat olarak ne yaptın ki, iki üç dilekçe yazdın, duruşmada üç beş söz ettin” diye avukatın emeği, mesaisi, bilgisi küçümsenir.

Bu yönden bakıldığında, avukatların mali sorunlarının çözümü için Türkiye’nin kent toplumu olması, buna bağlı olarak toplumda bir hukuka aidiyet bilincinin yerleşmesi, yani Türkiye’nin bir hukuk devleti olması, bilginin ve zamanın günümüzün en önemli sermayesi olduğunun toplumca kavranılması, halkın ekonomik durumunun düzelmesi, refah düzeyinin yükselmesi, satın alma gücünün artırılması gerekir. Bunlar olmadan, avukatların mali durumunun düzelmesi bence mümkün değildir.

Ben Ankara Barosu Başkanı olduğumda, avukatlara hem gelir temin etmeleri, hem de bilgi ve deneyimlerini artırmaları için “Vasilik Kütüğü”, “Kayyımlık Kütüğü”, “Bilirkişilik Kütüğü” gibi kütükler oluşturmuş, hakimlerle ve Komisyon Başkanıyla görüşmek suretiyle bu görevlere atanacak kişilerin bu kütüklere kayıtlı olan, eğitimden geçirilmek suretiyle sertifikalı yaptığımız avukatlar arasından seçilmesini sağlamıştım. Buna benzer projeler, daha da geliştirilmek, çeşitlendirilmek suretiyle uygulamaya konulabilir.

Yürürlükteki Avukatlık Yasası ile ölü doğan avukatlık ortaklıkları, Avukatlık Yasası yeniden düzenlenmek suretiyle şirketleşmenin yolu açılabilir, işçi avukat yapısı kaldırılır, şirkette çalışan tüm avukatların şirket ortağı olmaları, hem şirket gelirinden pay almaları, hem de fiili çalışmalarının karşılığını almaları sağlanabilir.

Hukuk sigortası sistemi getirilebilir ve bu sigorta aracılığıyla avukatlara iş imkanı sağlanabilir. İşçi avukat deyimini kullanmak istemiyorum, ama bu bir olgu. Bu şekilde çalışan avukatların hakları güvence altına alınabilir, bu konuda avukatlık mesleğine ve onuruna yakışan bir taban ücret getirilebilir. Ben Ankara Barosu Başkanı olduğumda böyle bir düzenleme yapmıştık, ancak bir avukat arkadaşımızın açtığı dava sonunda idari yargı bu düzenlemenin iptaline karar verdi. Ki bu karar, bana göre son derece hatalı bir karardır. Zira mesleğin onurunu, meslek mensuplarının haklarını korumak baroların en başta gelen görevidir. Bu yöndeki düzenleme de, doğrudan bununla ilgilidir.

Bunun dışında, özellikle meslekte tutunamayan gençlere, ben avukatlığa başlarken hakim olan rahmetli babamın bana yaptığı tavsiyesini hatırlatmak isterim.  Rahmetli babam bana şöyle demişti ‘eğer bir gün mali yönden zora düşersen avukatlık mesleğini derhal bırak, çünkü avukatlık mesleği suistimale son derece uygun bir meslektir, git pazarda limon sat, ama avukatlık yapma.” Zira zaruret içerisinde mesleğini icra ederse insan, mesleğine ihanet edebilir. Onun için Sait Faik “mesleğe ihanetle başlar her şey” demiştir. Zira meslek sahibi olanlar için pek çok şey mesleğe ihanet ile başlar, mesleğine ihanet eden insan giderek ülkesine, meslek örgütüne, arkadaşlarına, dostlarına da ihanet eder.

Hukukbook: Barolar, Mevcut düzenlemeler çerçevesinde Asgari Ücret Tarifesine uyumun sağlanması konusunda ne gibi çalışmalar yapabilir?

Vedat Ahsen Coşar: Bu konuda baroların denetim mekanizmasını ciddi şekilde çalıştırması, şikayetler olduğunda disiplin hükümlerini ödünsüz olarak uygulaması gerekir. Ama bu konuda en büyük görev ve sorumluluk avukatlara aittir.  Avukatların mesleki dayanışma gereği olarak ve haksız rekabete neden olmamak için, tarifenin altında iş almamaları, meslektaşlarının haklarına saygılı olmaları, bu konuda meslek etiğine bağlı hareket etmeleri, bu terbiyeyi ve kültürü edinmeleri gerekir.

Hukukbook: Geçmişteki tecrübelerinize dayanarak soruyoruz, barolar, siyasetle mesafesini kendi görev ve sorumluluk dengesi içinde dengeli bir şekilde götürebiliyorlar mı? Baroların hukuk, siyaset ve hizmet politikası nasıl olmalıdır? Mevcut sıkıntılar çerçevesinde cevap verebilir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Genel olarak götürüyorlar. Bir kaç istisna dışında götürüyorlar. “İnsan siyasal bir hayvandır” diyor Aristo. Bu bağlamda, insanların, onların oluşturduğu yapılar olan sivil toplum kuruluşlarının, baroların ve diğer meslek kuruluşlarının, siyasetin dışında kalmaları elbette düşünülemez. Zira siyaset kurumu yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla hepimizin hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiliyor. Bu yönden bakıldığında gerek siyaset kurumu, gerekse yönetim işi elbette ve sadece profesyonel siyasetçilerin tekelinde değildir. Aksine her yurttaşın, her meslek mensubunun, her meslek kuruluşunun ilgi alanı içindedir ve ilgi alanı içinde de olmalıdır.

Daha önce sözünü ettiğim Perikles’in “yönetimle ilgileniniz” özdeyişi bu konuda da geçerlidir. Özellikle meslek kuruluşlarının, baroların siyasetle olan ilişkilerini sürdürürken dikkat etmeleri gereken husus, günlük politikanın dışında kalmak, bir siyasi kuruluşun ön veya arka bahçesi olmamak, böyle bir görüntü vermemek, toplumda böyle bir algı yaratmamak, meslek örgütünü yönetimdeki kişilerin kendi siyasi amaçlarının aracı yapmalarına izin ve imkan vermemektir. Zira meslek kuruluşu olarak baroların öncelikli işlevi ve görevi kendi işini yapması, kendi işini iyi yapması, kendi asli görevlerine odaklanması, üstüne vazife olmayan konulara dahil olmaması, durumdan kendisine vazife çıkarmamasıdır. Orkestra müzik yapar, hastane hastaları tedavi eder. Orkestra hasta tedavi etmeye, hastane de müzik yapmaya kalkarsa işleri berbat eder.

Devletin En Önemli Vasfı Hukuktur

Devletin, devlet kavramının ve kurumunun geçirdiği evreler var. Bekçi devlet, dadı devlet, devlet baba, sosyal devlet, refah devleti ve benzerleri gibi aşamalar var. Günümüzde devletin en önemli vasfı hukuktur. Hukuk devleti olmasıdır. Bu birincisi. İkincisi günümüzün devleti “teknik devlet” olmalıdır. Teknik devlet, vatandaşın günlük yaşantısını kolaylaştıran ve güzelleştiren devlet demektir. Esasen devlet bunun için vardır.

Vatandaşın günlük yaşantısını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek işlevi hukuku da kapsar. Zira hukuk olmadan, hukuk devleti olunmadan bunun gerçekleşmesi, teknik devlet olunması mümkün değildir. Buna göre devlet bir hizmet organizasyonudur, yurttaşlarına hizmet etmek için vardır. Yani Hegel’in “kutsal devlet” anlayışı, devleti kutsaması çok ama çok gerilerde kalmıştır. Eğer devleti böyle görürseniz, devleti baba olarak, dadı olarak, bekçi olarak görürseniz ve kutsarsanız, o zaman, o devlete sizi dövmek hakkını, size terbiye etmek yetkisini de verirsiniz.

Teknik devlet-hukuk devleti anlayışında vatandaşlar kendi işlerini kendileri görürler, devlet onların kendi işlerini yapmalarının vasatını hazırlar, her alanda ve konuda standartları tespit eder, bunları takip eder, vatandaşlar arasında eşitliği, adaleti sağlar, iş hayatında haksız rekabete izin ve imkan vermez. Teknik devlet-hukuk devleti vatandaşın huzurunu, güvenliğini, can ve mal emniyetini sağlar. Bağımsız ve tarafsız yargı eliyle en önemli işlevi ve görevi olan adaleti gerçekleştirir.

Siyasi İktidarla Diyalog İçinde Olunmalı

Bütün bunların hayata geçirilebilmesi için öncelikle yapılması gereken, hükumetle, siyasi iktidarla kavga etmek değil, aksine diyalog içerisinde olmayı gerektirir. Ben, gerek Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde, gerekse Birlik Başkanlığı dönemimde “müzakere alanını hiç terk etmedim” ve siyasi iktidarla her zaman medeni bir diyalog içerisinde oldum. Bundan dolayı haksız şekilde suçlandım, eleştirildim, ama doğruluğuna inandığım bu yolda ısrarla yürüdüm.

Benim kendileri gibi düşünmediğimi, siyasi görüşümün farklı olduğunu bilmelerine ve yeri geldiğinde hükümetin tasarruflarını eleştirmeme rağmen, temas ettiğim hiçbir hükumet yetkilisinden olumsuz bir tavır görmedim. Aksine arabuluculuk, avukat stajyerlerinin sağlık güvencesi kapsamına alınmaları, primlerinin Barolar Birliği tarafından ödenmesi ve yine ödenecek sigorta primlerine kaynak olmak üzere vekâlet pulu bedeline %5 oranında artış yapılması, (buna ilişkin yasa teklifi AK Parti İstanbul Milletvekili Kadir Tıngıroğlu tarafından benimle görüşülerek verilmiştir) UYAP’tan avukatların ücretsiz olarak yararlanmaları, UYAP üzerinden tapu, taşıt, nüfus, SGK gibi sorgulamaların avukatlara açılması, Kat Mülkiyeti Yasasında değişiklik yapılmak suretiyle tapuda mesken olarak kayıtlı avukat bürolarının kullanılmasındaki yasal sıkıntının giderilmesi gibi konularda çözüm bulunmuştur.

Staj kredi borçları ile baro aidat borçlarının yeniden yapılandırılması, belediyelerin avukat bürolarından iş yeri açma izni/ruhsatı istemeleri uygulamasına son verilmesi, duruşma salonlarına ve avukatların/yurttaşların önüne monitörlerin yerleştirilmesine izin ve imkan verilmesi, Katma Değer Vergisi Kanunu ile Gelir Vergisi Kanunu arasındaki çelişkili düzenlemeden kaynaklanan ve pek çok meslektaşımızın mağduriyetine neden olan sorunun Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 2010/1 sıra no’lu Vergi Denetimi ve Koordinasyonu İç Genelgesi ile çözümlenmesi, Kalem Yönetmeliğinin 45.maddesinde avukatların lehine değişiklik yapılması gibi pek çok sorunun çözülmesinde bu diyaloğun yararı olmuştur. Bütün bu ve başkaca sorunların çözüme bağlanmasında, dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’in, Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in, AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’ın, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya’nın çok büyük yardımlarını ve desteklerini gördüm.

Şimdi yeri geldiği için bu konuyla ilgili bir anımı da paylaşmak isterim. 2010 yılı Aralık ayı içinde dönemin Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Talay Şenol ile birlikte o tarihte Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyarete gittik. Bizi Başbakanlık Konutunda karşılayan ve ağırlayan dönemin Başbakanıyla yaptığımız bu görüşmede, dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin de vardı. Gündeminin oldukça yoğun olmasına rağmen, bize uzunca bir zaman ayıran Erdoğan ile görüşmemiz son derece sıcak bir atmosferde geçti. Erdoğan bize karşı son derece nazik ve sıcak davrandı. Samimi bir görüşme oldu. Bizi dikkatle dinleyen, söylediklerimize ilgi gösteren Erdoğan bende iyi bir dinleyici izlenimi bıraktı. Bazı genel konular hakkında konuştuktan sonra, Türkiye’nin ve avukatların yeni bir Avukatlık Yasası’na ihtiyacı olduğunu, mevcut yasanın geçen zaman içerisinde büyük ölçüde eskidiğini, Barolar Birliği olarak yeni bir yasa taslağı üzerinde çalıştığımızı, bu taslağın yasalaşması konusunda kendilerinden destek ve yardım talep etmek için geldiğimizi ifade ettim.

Avukatlık Mesleğinin ve Hukuk Eğitiminin Sorunları Herkesin Sorunudur

Avukatlık mesleğine ve hukuk eğitimine dair sorunların sadece baroların ve avukatların sorunu olmadığını, ülkenin önemli sorunlarından birisi olduğunu, her alanda kaliteli ve nitelikli avukatlara ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’nin taraf olduğu davalarda bunun sıkıntısını ülke olarak fazlaca yaşadıklarını ifade etti ve devamla; “Hukuk eğitimini yeniden yapılandırmak, hukuk fakültelerini Anglo-Saksonlarda olduğu gibi ikinci fakülte haline getirmek gerekir. Ben Avukatlık Sınavı’na karşı değilim, aksine avukatlık mesleğine girişin sınavla olması gerektiği düşüncesindeyim. Yeni bir Avukatlık Yasası’nın çıkarılması konusunda her türlü desteği veririm. Ancak bu yasama döneminde olmaz. Meclisin gündemi çok dolu. Muhalefet destek verirse bu yasama döneminde Türk Ticaret Yasası ile Türk Borçlar Yasası tasarılarını kanunlaştırmayı hedefliyoruz. Ondan sonra da Meclis Haziran ayında yapmayı planladığımız seçim sürecine ve tatile girecek. Seçimlerden yine iktidar olarak çıkarsak önümüzdeki yasama dönemi için size her türlü desteği veririm” dedi.

Başbakan, avukatlık sınavının getirilmesi durumunda bunun hukuk fakültesinde halen okumakta olan öğrencileri kapsayıp kapsamayacağı konusunda ne düşündüğümüzü sordu. Ben de cevaben: “bizim isteğimiz kanunun yürürlüğe girer girmez uygulanması, yani halen hukuk fakültesi öğrencilerini kapsaması yönündedir, ama siyasi iradenin tercihinin aksi olması durumunda, buna saygı duymak dışında yapabileceğimiz bir şey olmadığını, hukukta kazanılmış hak dışında beklenen hak diye de bir ilke olduğunu, bu konuda halen hukuk fakültesi öğrencileri için kazanılmış hak durumunun söz konusu olmadığını, ama beklenen hak durumunun söz konusu olabileceğini, zira öğrencinin ben sınav olacağını bilseydim hukuk fakültesini gitmezdim şeklinde düşünebileceğini, bunun da beklenen hak kapsamında kabul edilebileceğini’ söyledim.

Bize zaman ayırdığı ve ilgi gösterdiği için kendisine teşekkür ettik ve ayrıldık.

Avukatlar ve Barolar Kendi Sorunlarının Çözümünde Mutabakat Sağlamalı

Dönemin Başbakanı Erdoğan ile bir daha bir görüşmemiz olmadı. Bunun en başta gelen nedeni, Türkiye Barolar Birliği olarak bizim hazırlamakta olduğumuz yeni Avukatlık Kanunu taslağı üzerinde, kendi aramızda ve dönemin baro başkanları arasında bir mutabakat sağlayamamış olmamız gelir. Mutabakat sağlayamamamızın en başta gelen nedeni, bazı baro başkanlarının “biz AK Parti’ye Avukatlık Kanunu hazırlatmayız” şeklindeki olumsuz tavır ve yaklaşımlarıdır.  Ve hatta bu tavıra, o tarihte Düzce Barosu Başkanı olan Ali Dilber, “Peki AK Parti 30 yıl iktidarda kalsa, biz yeni bir Avukatlık Kanunu için 30 yıl bekleyecek miyiz?” diyerek tepki gösterdi.

Sayın Cemil Çiçek Adalet Bakanı iken “yeni bir Avukatlık Kanunu’nu hazırlayın getirin kanunlaştıralım” dedi, ama aynı yaklaşım o zaman da mevcut olduğu için o dönemde de bir şey yapılamadı. Kendi içinde yeni Avukatlık Kanunu konusunda mutabakat sağlayamamış bir kurum olarak, Başbakan’dan bize verdiği sözü yerine getirmesini istemek üzere görüşmeye gitmek, şahsen bana ters geldiği için, görev yaptığım süre içinde bu konuda bir daha girişimde bulunmadım. O günden bugüne yaklaşık 8 yıl geçti ve biz hala yeni bir Avukatlık Yasası’nın yapılmasını bekliyoruz.

 Evet! Nereden nereye, nerelere geldik!

Bütün bunları baroların da kendilerini “teknik baro” olarak örgütlemeleri gerektiğini ifade etmek için söyledim. Teknik baro avukatların adliyelerdeki işini kolaylaştıran, güzelleştiren barodur. Buna göre, baroların hizmet politikaları da bu anlayışa uygun olmalı, meslekle, meslektaşlarla ilgili olmalı, bu konuda projeler üretmeye, yürütmeye ve uygulamaya yönelik olmalıdır.

Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı

Hukukbook:  Baro başkanlığı ve Barolar Birliği başkanlığı dönemlerinden örnekler verir misiniz?

Vedat Ahsen Coşar: Ben hem Ankara Barosu Başkanlıklarımda, hem de Barolar Birliği Başkanlığımda bunu yapmaya çalıştım. Aşağıda ayrıca yer vereceğim üzere, duruşma salonlarında avukatların önlerine duruşma tutanaklarını takip edebilmeleri için LCD monitörleri ilk kez Ankara Barosu’nda biz koyduk, bunun için koyduk.  Günümüzde kullanılan akıllı avukatlık kimlik kartlarını, avukatların adliye girişlerinde polisle muhatap olmadan turnikelerden geçerek rahat şekilde giriş yapmalarını, bu kartları UYAP’a entegre etmek suretiyle adliyelere gitmeden dava açabilmelerini, dilekçelerini gönderebilmelerini, harç, bilirkişi ücreti yatırabilmelerini bu amaçla biz icat ettik.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ortaklıklarından olan ve “Gazilere ve Şehitlere” yardım amacıyla kurulan TürkTrust şirketiyle 15 Aralık 2010 tarihinde bağıtladığımız sözleşme ile ‘elektronik imza’ üretimine bunun için geçtik. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na uygun nitelikte elektronik imza ve mobil imza uyumlu kimlik tanıma sisteminin kurulumunu bu amaçla biz sağladık, bunu UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine aynı nedenle entegre ettik.

Ocak 2011 tarihinde, tüm barolarımıza bedeli Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenmek üzere Volkswagen Transporter marka/model 8+1 kapasiteli hizmet aracı alınmasına ilişkin projeyi bu amaçla başlattık. Yaklaşık 15 aylık bir süre içerisinde, o tarihte 78 olan tüm barolarımıza hizmet araçlarını bunun için teslim ettik.

02 Mayıs 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı ile UYAP sisteminde yer alan hususlarla ilgili olarak ‘Veri Erişim, Paylaşım ve Kullanım Esaslarına Dair Protokol’ünü bunun için düzenledik. Bu protokolle UBAP Projesi kapsamında bulunan ve avukatlar için büyük önem taşıyan Mernis Adres Kayıt Sistemi, Tapu, Motorlu Taşıt, Emniyet, SGK gibi kayıt bilgilerinin avukatların erişimine açılmasını, avukatların mesleki mazeretlerini UYAP sistemi üzerinden elektronik ortamda göndermelerini, avukatların UYAP aracılığıyla haciz bilgilerine erişebilmelerini, unvan benzerliği olan şirketlerin arabalarına ve mallarına konulan haksız haciz işlemlerinin önüne geçilmesini biz sağladık.

Avukatlar ile UYAP’ın Entegrasyonunu Biz Sağladık

Avukatlara UYAP’taki tüm dosya verilerinden yola çıkılarak yüksek vergi cezalarının kesilmesine yol açan yanlış uygulamaların önlenmesini, avukatlara yapılacak tebligatların Mernis’te kayıtlı konut adreslerine değil, işyeri adreslerine yapılmasını, UYAP’a entegre edilen UBAP’ı biz kurduk, UYAP Avukat Portalına girişte mobil imza, elektronik imza, e-devlet üzerinden yapılan girişlere UBAP üzerinden Avukatlık Kimliği/Barokart ile giriş yapılmasının eklenmesini, UYAP Avukat Portalı genel bilgiler bölümünde avukatın adres ve iletişim bilgilerinin görünmesini, avukatlara kendileriyle ilgili bilgilerin doğruluğunu teyit edebilme ve bilgilerini güncelleyebilme olanağını, UYAP Avukat Portalında ve barolarla TBB’de tutulan avukat sicil ve iletişim adres bilgilerinin senkronize edilerek tek tipleştirilmesini de biz sağladık.

UYAP Sistemi üzerinden Duruşma Takip ve Safahat bölümünde avukatın dosyalarının görüntülendiği sorgu sonuç ekranında ilgili dosyaya hemen ulaşabilmesi için bağlantı ve kısa yol tanımlaması yapılmasını, avukatın vekâleti olan dosyalara ve vekâleti olmayan dosyalara erişimindeki yöntem sorunlarının kanun değişikliği yaparak çözümlenmesini, güncelliğini yitiren UYAP E-Takip uygulamasının güncellenmesini ve avukatların ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde yeniden düzenlenmesini, internetten dava açma-harç ve yargılama giderlerinin yatırılması hususlarında mevcut sorunların giderilmesini, IP bazlı Çağrı Merkezini hizmete açmak suretiyle Barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında güvenli ve ücretsiz olarak telefon bağlantısı yapılmasını teknik baro anlayışımızın gereği olarak biz sağladık.

Hukukbook: Geçmişteki durum  bilinmediğinde bu uygulamalar bugün sıradan bulunabilir. Başka neler yaptınız? 

Vedat Ahsen Coşar: Barolar Birliği başkanlığım döneminde, 46 baromuza ücretsiz olarak, güvenliği sağlanmış, altyapısı hazır, baro personeli tarafından kullanılabilecek basitlikte, son derece işlevsel nitelikte WEB sayfası tasarımını aynı nedenle yine biz yaptık.

Barolar arasında herhangi bir ayrım yapmadan, baro bina ve odalarının tefrişi için barolara tefrişat/donanım yardımını bunun için yaptık.

Çok kolay biçimde kopyalanmasının mümkün olması nedeniyle Avukatlık Kimlik Kartlarını, yüksek güvenlikli, akıllı, iki adet çipli, manyetik şeritli, yedi adet görsel kopya korumalı, hologramlı biçimde ve ‘tek kart çok hizmet’ anlayışıyla biz modernize ettik.

79 il barosuna POS terminalini hizmet odaklı anlayışımızın gereği olarak biz kurduk.

12.2012 itibariyle 6286 Hukuk Bürosu/avukat, 21837 müvekkil ile 26823 dosyanın kayıtlı olduğu Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı içeren Sanal Ofis uygulamasını bu nedenle biz başlattık. Bu uygulamanın UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine entegrasyonunu aynı amaçla biz yaptık.

Bakıma ihtiyaç duyan avukatların huzurevi ve bakım evi ihtiyacının karşılanmasını, hastalık, malullük gibi nedenlerle çalışamayan ihtiyaç sahibi emekli avukatlara düzenli ve sürekli ek emeklilik geliri verilmesini, tedavi gören avukatların sağlık giderlerinin doğrudan SYDF tarafından hizmet alınan hastaneye ödenmesini sağlayan özel hastane anlaşmalarının iller düzeyinde yapılmasını uygulamaya avukatlara sağlık hizmet götürebilmek amacıyla biz yürürlüğe koyduk.

Yurtiçi Kargo şirketiyle yaptığımız anlaşma çerçevesinde, bu şirketin verdiği kargo hizmetlerinde avukatlara %40 oranında indirim yapılmasını, temel motivasyonumuz hizmet olduğu için biz yaptık.

Barolarımıza hizmet vermek üzere teknik servisi aynı nedenle biz kurduk.

Tüm barolarımıza VPN bağlantısı (Sanal Ağ Kurulumu) kurmak suretiyle Türkiye Barolar Birliği ve kendi aralarında ücretsiz ve güvenli telefon görüşmeleri yapmalarını bu amaçla biz sağladık.

Bilgi İşlem Merkezimiz tarafından Avukatlara av. tr. uzantılı kişisel web sayfası yapımını biz başlattık, görev süremiz içinde 250’ye yakın meslektaşımıza web sayfasını bunun için yaptık.

444 22 76 numaralı Çağrı Merkezi’ni kurduk ve bu merkezi UBAP (Baro Ağı Projesi) sistemine entegre ederek bu merkeze Türkiye’nin her yerinden alan kodu kullanılmaksızın ulaşılmasını biz sağladık.

Sahte vekâlet pulu basımının önüne geçilmesi, meslektaşlarımızın vekâlet puluna daha kolay erişimlerinin sağlanması amacıyla elektronik pul uygulamasına biz geçtik. Elektronik pul uygulamasının UYAP ve UBAP ile entegrasyonunu biz sağladık.

On-Line Eğitim için gerekli olan Adobe Connect yazılım lisansını biz aldık. On-Line Eğitime geçişin alt yapısını biz kurduk.

İnternet üzerinden canlı ve bant yayını yapan TBB-TV ve TBB-RADYO’yu biz kurduk ve hizmete açtık.

Türkiye’de ilk ve hala tek olan ‘Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müzesi’ni biz gerçekleştirdik.

Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı CMK programlarına alternatif CMK otomasyon programı yazılımını motivasyonumuz hizmet olduğu için biz yaptırdık ve bu programı ücretsiz olarak 47 baromuzun kullanımına sunduk.

Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı Adli Yardım programlarına alternatif Adli Yardım otomasyon programı yazdırılmasını ve bu programın 43 baromuzun kullanımına ücretsiz sunulmasını biz sağladık.

Doküman Yönetimi Sistemiyle ilgili yaptırdığımız yazılımı barolarımızın hizmetine ücretsiz olarak biz sunduk.

Mahkemelerin duruşma salonlarında taraf vekillerinin masalarında kullanılmak üzere 35 baro bölgesinde 983 adet LCD monitörü hizmet anlayışımızın gereği olarak biz kurduk. Bu sistemin İçişleri Bakanlığı Kimlik Paylaşım Sistemi ile entegrasyonun yapılmasını, yenilenen versiyon 2 ile uyumlu hale getirilmesini biz gerçekleştirdik.

Isparta, Mersin, Rize, Karaman, Diyarbakır, Tokat, Sinop, Bitlis, Burdur, Hatay (İskenderun), Giresun, Ordu, Kütahya, Burdur, Niğde, Yalova, Amasya, Düzce, Sakarya, Karabük, Samsun, Kastamonu, Kayseri, Sivas, Şırnak, Tunceli Barolarımıza Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası satın aldık ve bunları hizmete açtık. Mardin ve Iğdır’da Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası inşaatlarını tamamlayarak bunların hizmete girmesini biz gerçekleştirdik.

Eskişehir Barosu, Konya Barosu, Kahramanmaraş Barosu Sosyal Tesis/Avukat Evi/Hizmet Binalarının inşaatına biz başladık.

Muğla, Niğde, Uşak Çorum, Manisa, Artvin ve Balıkesir Barolarına Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası yapımı için arsayı biz satın aldık.

Erzurum Barosu’na ait Sosyal Tesisin/Avukat Evinin/Hizmet Binasının ilave inşaatının yapımını biz başlattık ve tamamladık.

Erzincan, Düzce, Bilecik Barolarının Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası sahibi olmalarına ve bunların tefriş edilmelerine biz katkıda bulunduk.

Hukukbook: Bütün bunları sayarken bir serzenişte mi bulunuyorsunuz?

Vedat Ahsen Coşar: Bütün bunları ve uzatmamak için saymadığım çok sayıdaki başkaca hizmetleri, benim 1076 günlük görev sürem içerisinde yaptık. Hizmet odaklı olduğumuz için, teknik baro anlayışına sahip bulunduğumuz için, mesleğimize, meslektaşlarımıza, meslek örgütümüze hizmet etmek için yaptık bütün bunları.

Neden mi söylüyorum bunları?  Teknik baro nasıl olur, nasıl hizmet verir anlaşılsın diye söylüyorum.

Hepsi bu kadar ve bunlardan ibaret değil elbette. Daha fazlası, çok daha fazlası var. Sözü uzatmamak için bunları söylemedim. Ankara Barosu’nda yaptığımız çok sayıdaki sıra dışı hizmetleri de aynı nedenle söylemedim..

Bizim bütün bu hizmetleri yaptığımız zamanlarda “dik baro istiyorum” diye ortalıkta dolaşanların, şimdilerde yaptıklarını, yapmadıklarını, yapamadıklarını görünce, ister istemez acı bir gülümseme doluyor içime.

O zaman, arkadaşlarımızla birlikte yaptıklarımıza, hizmetlerimize, arkamızda bıraktığımız eserlere sığınıyor ve Özdemir Asaf’ın şu güzel dizeleriyle teselli buluyorum:

“Geçse de umudun baharı yazı

Gözlerde kalıyor yaşanmış izi,

Kimseler kınamaz burada bizi

Ne varsa hesabı öder gideriz

Söyleyecek sözü olan anlatsın

İsterse içine yalan da katsın

Yeter ki kendinden bizden söz etsin

Yalanı doğruyu sezer gideriz

Neler gördük neler bu güne kadar

Daha gidilecek yerlerimiz var

Bizi buralarda unutamazlar

Kalacak bir türkü söyler gideriz”

Biz de o türküyü söyledik ve gittik.

Baroların nasıl bir hukuk politikası izlemeleri gerektiği hususunu, daha önceki sorunuzda cevaplandırdığım için bunu burada bir kez daha tekrarlamak istemiyorum. Bu bölümde ve kısaca tekrar söylemek gerekir ise, şunu demek gerekir. Nerede bir haksızlık var ise, hukuksuzluk var ise, insan hakları, adil yargılama ihlali var ise, baroların orada olmaları, ses vermeleri gerekir.

Arabuluculuk Merkezlerini Sadece Barolar Açmalı
Hukukbook: Avukatlık kanunu çerçevesinde önemli sayıda avukatın yapmakta olduğu arabuluculuk mesleğine nasıl bakıyorsunuz? Arabuluculara ve çeşitli kişi ve kurumların açtığı Arabuluculuk Merkezlerine bakış açınız nedir?

Vedat Ahsen Coşar: Önce şunu söyleyeyim, baroların dışındaki bazı derneklerin ve kuruluşların arabuluculuk merkezi açmalarına karşıyım. Ama hayat boşluk tanımaz. Barolar bu kuruma sahip çıkmayınca, bu alanda oluşan boşluğu başkaca kuruluşlar doldurur.

Arabuluculuk kurumuna ise karşı değilim. Neden mi karşı değilim? Kluwer Law International tarafından basılan, editörlüğünü Arnold Ingen Housz’in yaptığı ‘ADR In Business’ isimli kitapta yer verilen bilgilerden ve yine Stephan Covey’in kitaplarında yer alan bilgilerden de istifade ederek anlatayım.

Biz avukatların, mesleklerinin gereği olarak uyguladıkları, yaşadıkları, tecrübe ettikleri, biriktirdikleri için çok iyi bildikleri üzere, anlaşmazlık, uyuşmazlık, çatışma insanlara özgü bir durum ve toplumsal bir olgudur. Böyle olduğu ve çoğu zaman bunu önlemek mümkün olmadığı için, kendi kadim tarihleri boyunca insanlar aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek amacıyla değişik yöntemler ve araçlar geliştirmişlerdir. Her toplumun kendi dinamiklerine, koşullarına, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısına göre değişiklik gösteren bu yöntemleri ve araçları: müzakere, uzlaşma, arabuluculuk, tahkim, mahkeme biçiminde sınıflandırabiliriz.

Bu araçların içinde en geleneksel olanı ve dolayısıyla en çok bilineni, dava açmak, yani mahkemeye başvurmaktır. Sorunları ve anlaşmazlıkları çözmek için mahkemeye başvurmak, yani dava açmak hepimizin bildiği, gerektiğinde başvurduğu hak arama araçlarından birisi ve hatta en çok kullanılanıdır.

İhtilafların çoğalmasına, çeşitlenmesine, hukukta yeni disiplinlerin ortaya çıkmasına, bunların hepsinin ayrı uzmanlıkları gerektirmesine ve mahkemelerin bu ihtilafları çözmekte yetersiz kalmalarına bağlı olarak ve zaman içerisinde yeni ihtilaf çözme araçları geliştirilmiştir. Genel olarak Alternatif Uyuşmazlık Çözümü olarak isimlendirilen bu kurumun öngördüğü bu araçları tahkim, uzlaşma ve arabuluculuk olarak isimlendiriyoruz.

Uzlaşma ve Arabuluculuk Yeni Bir Uygulama Değildir

Bu yöntemlerden uzlaşma ve arabuluculuk, bir kazananı, bir kaybedeni bulunan geleneksel çatışma çözümlerinden olan mahkemeye gitmenin, yani dava açmanın dışında kalan ve ‘kazan kazan’ ilkesine dayanan seçeneklerdir. Uyuşmazlıkları bu araçlarla çözmeye çalışmak, dava açmanın taraflar üzerinde yaratacağı gerilimi tamamıyla ortadan kaldırmanın kesin bir yolu olmasa da, ilişkileri iyileştirmenin, yumuşatmanın, buna bağlı olarak toplumsal barışı tesis etmenin ve sürdürmenin bir yolu olabilir. Öyle ki, çatışma temelli dava açmakla kıyaslandığında, gerek arabuluculuk, gerekse uzlaşma, tarafları çok daha az yıpratarak, çok daha hızlı ve çok daha ucuz sonuçlar üretebilir.

Günümüzde gerek sayısal yönden, gerekse çeşitlilik yönünden çok fazla artan, bu artışa bağlı olarak çözüme, yani karara bağlanması son derece zorlaşan, yanı sıra oldukça uzun zaman alan ve masraflı olan hukuki uyuşmazlıkların çözüme bağlanmasında geleneksel yol ve araç niteliği taşıyan mahkemeye başvurmanın yerine alternatif bir ihtilaf çözüm aracı olarak ikame edilen uzlaşma ve arabuluculuk kurumları, her ne kadar yeni bir yol, yöntem ve araç gibi görülmekte, gösterilmekte ve öyle bilinmekte ise de, gerek bizim tarihimiz ve hukukumuz, gerekse yabancı toplumlar ve hukuk sistemleri yönünden pek o kadar yeni değildir. Aksine, çok eski zamanlardan bu yana bilinen, uygulanan, sonra unutulan ve bir zaman sonra hatırlandığı için yeniden uygulanmak üzere geri çağrılan bir yol, yöntem, araç ve kurumdur.

Hukukbook: Türk Hukuk Sistemine yeni girdi ama…

Vedat Ahsen Coşar: Bu bağlamda ve hemen işaret etmek gerekir ki, temeli “sulha’, yani ‘dostane çözüme’ dayanan uzlaşma ve arabuluculuk kurumları, bizim hukukumuz yönünden yeni değildir. Şöyle ki,  Mecelle’nin ‘Bi’t-terâzî nizâ’ı ref’ eden bir akiddir ki, icab ve kabul ile mün’akid olur’ hükmünü taşıyan 1531.maddesi, tarafların karşılıklı kabulleri sonucu oluşan sulh sözleşmesi ile taraflar arasındaki ihtilafların ortadan kaldırılmasını öngörmekte ve bu çözüm araçlarını kurumsallaştırmaktadır.

Günümüzün önemli kuruluşlarından olan, sadece devletler düzeyinde değil, Avrupa Birliği Parlamentosundan Uluslararası Barolar Birliği’ne kadar uzanan çok geniş bir alanda kurulu bulunan ve ‘Yurttaşların kamu kurumlarına karşı olan haklarını savunmak ve arabuluculuk yapmak üzere atanmış kamu görevlisi olarak tanımlanan ombudsmanlık kurumu’, Poltova Savaşında yenik düştükten sonra Osmanlı’ya sığınan ve beş yıl süreyle Osmanlı’da kalan İsveç Kralı XII. Charles’ın tarafından, Osmanlı’nın önemli kurumlarından olan, bu bağlamda halkın birbirleriyle ve devletle aralarındaki ihtilafların çözümüne aracılık eden Kazaskerlik/Kadıaskerlik kurumundan esinlenilerek kurulmuştur.

Yine gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı toplumlarında 13. yüzyıldan sonra iktisadi, sosyal, kültürel ve mesleki alanlarda önemli işlevleri yerine getiren, bu bağlamda meslek mensuplarının kendi aralarında ya da devletle aralarında çıkan ihtilafların çözüme bağlanmasında aracılık yapan Ahilik teşkilatı da bir uzlaşma ve arabuluculuk kurumudur.

Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra yürürlüğe giren 18 Mart 1924 tarihli, 442 sayılı Köy Kanunu’nun ‘İhtiyar meclisleri köylünün iki tarafın uzlaşması ile bitirilebilen her türlü işlerini görürler’ hükmünü taşıyan 53.maddesi bir sulh maddesidir ve bu sulhu sağlamakla görevlendirilen köy ihtiyar meclisleri de birer arabulucu kurumudurlar.

Aynı şekilde 15 Temmuz 1963 tarihli ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 22, 22 ve 23.maddelerinde düzenlenen arabuluculuk kurumuna, daha sonra bu kanunun yerine yürürlüğe konulan 05 Mayıs 1983 tarihli, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 22.maddesinde ve bu kanunun yürürlükten kaldırılması sonrasında yürürlüğe konulan 18 Ekim 2012 tarih, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 50.maddesinde yer verilmiştir.

19 Mart 1969 tarihli, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ‘Uzlaşma Sağlama’ başlığını taşıyan 35/A maddesi uzlaşmayı öngörmekte ve bu hususta taraf avukatlarına görev ve sorumluluk yüklemektedir. Aynı kanunun 95/5.maddesi ise, Baro Yönetim Kurullarına, avukatlar arasında, avukatlarla avukatlık ortaklıkları, avukatlık ortaklığının ortakları arasında ve bunlarla iş sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklarda istek üzerine aracılık etmek ve arabulmak, ücret uyuşmazlıklarında ise sulha davet etmek görevlerini vermektedir.

Arabuluculuk kurumu sadece pozitif hukukta yer verilen bir kurum olmayıp aynı zamanda dinler tarafından da önem, değer ve yer verilen bir kurumdur. Yeni Ahit’te, yani İncil’de yer alan ‘Uzlaştırıcılar kutsaldır, onun için onlara Tanrı’nın çocukları denecektir.’ hükmü bunu doğruladığı gibi, İslam hukukunun temel araçlardan birisinin sulh olması da bunu doğrulamaktadır. Öyle ki, ‘Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem/arabulucu, kadının ailesinden bir hakem/arabulucu gönderin. (Karı-koca) barışmak isterlerse Allah aralarını bulur…’ diyen Nisa Suresi’nin 35.ayeti ve yine ‘Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona, onun sevabından bir pay vardır; kim kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona, o kötülükten bir pay vardır…’ diyen aynı surenin 85.ayeti, İslam Hukuku’nun sulha, yani uzlaşmaya ve anlaşmaya değer ve yer verdiğinin en önemli kanıtıdır.

Anadolu Aleviliği’nin sosyal ve dinsel yapılanmasında temel öneme sahip kurumlarının başında gelen, Dede Korkut örneğinde olduğu gibi kökü Orta Asya’ya ve daha henüz İslam dininin ortaya çıkmasından önceki döneme kadar giden, Bektaşilik, Mevlevilik öğretilerinde de yeri olan dedelik/şeyhlik kurumu, sadece dini bir kurum olmayıp aynı zamanda bir arabuluculuk kurumudur. Zira toplumdaki aydın, bilgili kişileri tanımlamak için kullanılan dedeler/şeyhler, toplumu örgütlemenin, eğitmenin, aydınlatmanın yanı sıra kişiler arasında çıkan ihtilafları çözmekle, toplumda ve kişiler arasında barışı temin ve tesis etmekle, her türlü çekişmenin ve sorunun çözümlenmesinde arabuluculuk yapmakla görevli kişilerdir.

Tarihçiler, Batı uygulamasında arabuluculuğun ilk kez Akdenizli bir kavim olan, denizcilik ve ticaret alanlarında üstün özellikler gösteren ve Milattan önce 12. Yüzyılda hüküm süren Fenikeliler/Kenaniler tarafından uygulandığını, daha sonraki uygulamaların kadim Yunanistan’da aile arabuluculuğu şeklinde olduğunu, Antik Roma’da ise özellikle I. Justinianus zamanında ‘conciliator, interlocutor, mediator’ isimleri altında faaliyet alanı bulduğunu kaydetmektedirler.

Yine Alternatif Uyuşmazlık Çözüm teknikleri arasında önemli bir yer tutan müzakere olgusunun ‘anlaşma sağlanıncaya kadar müzakere alanını terk etme’ diyen Afrika’ya kadar uzanan kadim bir tarihi vardır. Beyazlara karşı uzun yıllar silahlı mücadele yolunu izleyen Mandela’nın silahları bırakma çağrısında bulunurken ‘beyazların korkuları ile siyahların ümitleri arasında orta bir yer olduğunu ve bunu bulacaklarını’ ifade etmesi ve sonrasında barışın tesisi için beyazlarla müzakere yoluna gitmesi kadim Afrika geleneğinin siyasi alanda uygulanması niteliğindedir. Nitekim barışın sağlanmasından sonra yürürlüğe konulan Güney Afrika Anayasası’nın yapımında, her biri kendi başına birer Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı olan müzakere, danışma, katılım ve uzlaşma teknikleri uygulanmıştır.

Kadim tarih boyunca Uzak Doğu kültürünü çekip çeviren Konfüçyüs, Taoculuk ve Budizm Etiklerinin temeli de barışa, uzlaşmaya, anlaşmaya dayanır. Büyük sosyolog Max Weber’in ‘Konfüçyüs Pasifizmi’ adı altında Konfüçyanizmin barışçıl karakterine vurgu yapması bundan dolayıdır.

Hukukbook: Peki, alternatif çözüm yöntemlerinin günümüzdeki uygulaması ne durumda? Diğer ülkelerdeki uygulamalardan örnekler verebilir misiniz? 

Vedat Ahsen Coşar: Günümüzde alternatif çözüm araçlarından olan arabuluculuğun en yaygın şekilde kullanıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde arabuluculuğun varlığı da eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Bu bağlamda yeni kıtada arabuluculuğu ilk kullananlar, dini tören, ayin ve resmi yönetimi, yani kilisenin ve İncil’in otoritesini reddeden, sadece kutsal ruhun otoritesini kabul eden, Tanrı’nın doğrudan insanın kalbinde ve vicdanında ortaya çıktığına inanan bir mezhebin mensubu olan Quakerler’dır.

Amerikan Kongresi 20.yüzyılın erken yıllarında iş uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde arabuluculuğun ve tahkimin kullanılmasının yolunu açmış, 1960’lı yılların sonunda, 1970’li yılların başında otoriteye ve yargıya karşı artan güvensizlik ve iş yoğunluğu nedeniyle avukatlar, barolar yargının diğer bileşenlerine çözüm bulunması yönünde çalışma yapılması için çağrıda bulunmuşlardır.

Bu çağrı sonrasında Nisan 1976’da Pound Konferansı (Konferansın adı 1920-30’larda Harvard Hukuk Fakültesi Dekanlığı yapan Roscoe Pound’a atfen ve onun onuruna verilmiştir) adı verilen etkinlikte bir araya gelen yargıçlar, avukatlar, hukuk fakülteleri akademisyenleri ve yargının diğer bileşenleri, iş yoğunluğu altında bunalan, tıkanan, güven ve itibar kaybeden yargı sisteminin önünü nasıl aşacaklarını tartışmışlardır.

Hukukbook: Harvard Müzakere modeli diye bir kavram var.  

Vedat Ahsen Coşar: Bu konferansa yaptığı konuşmayla damgasını vuran Harvard Hukuk Fakültesi Profesörü Frank Sander, konvansiyonel/geleneksel yargılama sistemine olan bağımlılığı ve alışkanlığı azaltmak, bu yolla yargının yükünü hafifletmek için alternatif uyuşmazlık çözüm araçlarından olan arabuluculuğu ve uzlaşmayı kapsayan ‘multi-door courthouse’ (Türkçe karşılığı çok kapılı adliye anlamına geliyor, ancak kastedilen alternatif uyuşmazlık çözüm odaklı yargı sistemi) sistemine geçiş önerisinde bulunmuştur. Avukatlar, yargıçlar, akademisyenler ve diğer paydaşlar tarafından benimsenen bu öneri sonrasında ve 1980’lerin sonunda alternatif uyuşmazlık çözüm araçlarından olan arabuluculuk kurumunun önü açılmış, bu bağlamda mahkemeler küçük miktarlı davaların, aile uyuşmazlıklarının ve bunun dışındaki hukuk davalarının çözümlenmesinde arabuluculuk kurumunu benimsemeye ve kullanmaya başlamışlardır.

Bu toplantı sonrasında ve yirmi yıldan daha az bir süre içinde arabuluculuk, Amerika Birleşik Devletleri’nde hukuku ihtilaflarının çözümlenmesinde, yargının ve yargılama faaliyetinin bütünleyici bir parçası haline gelmiştir. Bu bağlamda, gerek eyalet, gerekse federal mahkemeler, aile ihtilafları dışındaki, iş ve ticaret davaları, kişisel tazminat davaları, yanlış tanı ve tedaviden kaynaklanan tıbbi davalar/malpractice davaları, çevre ihtilafları, sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar başta olmak üzere her çeşitteki ve miktardaki davalarda arabuluculuğa başvurmaktadır. Yine özel şirketler ve diğer özel sektör kuruluşları, istihdamdan, tıbbi bakım ve tedaviden ve akdi diğer ilişkilerinden doğan ihtilaflarını giderek artan oranda arabuluculuk kurumu aracılığıyla çözmektedirler. Bu sürece gelinmesinde en büyük pay avukatların, baroların ve özellikle Amerikan Barolar Birliği’nindir. Zira Pound Konferansları için çağrıda bulunan, bu toplantıların yapılmasını sağlayan Amerikan Barolar Birliği’dir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan bu uygulama zaman içerisinde diğer ülkelere sıçramış, bu bağlamda arabuluculuk ve uzlaşma kurumları dünyanın diğer ülkelerinde de uygulanmaya başlamıştır.

Günümüzde arabuluculuk, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde değil, Hindistan’dan, Pakistan’a, Hong Kong’dan Singapur’a, Kore’ye ve Çin’e, Latin Amerika’dan Kenya’ya, Somali’ye, Orta Doğu’da İsrail’den Arap devletlerine, daha uzaklarda Yeni Zelanda’dan Avustralya’ya, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden kıta Avrupa’sı ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada uygulama alanı bulmakta, dahası ICC-International Chamber of Commerce/Uluslararası Ticaret Odası önüne gelen hukuki uyuşmazlıkların çözümünde, taraflara Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı olan arabuluculuğun kullanılmasını tavsiye etmektedir.

En geniş şekliyle uyuşmazlık çözümünün mahkeme dışına çıkması ve o yolla çözümlenmesi anlamına gelen ve o nedenle ‘Amicable/Dostane, Alternative/Alternatif, Appropriate/Uygun’ sözcüklerinin baş harflerini oluşturan (A) harfinin her biri uyuşmazlık yönetiminde özel bir yaklaşımı temsil eder. Bu bağlamda, ‘Appropriate Dispute Resolution/Uygun Uyuşmazlık Çözümü’ bütünsel/holistik taraf özerkliğine işaret etmekte iken, ‘Alternative Dispute Resolution/Alternatif Uyuşmazlık Çözümü’ geleneksel dava açılmasını dışarıda bırakır, saf  ‘Amicable Dispute Resolution/Dostane Uyuşmazlık Çözümü’ ise sadece uyuşmazlığı çözmeyi amaçlar.

Hukukbook: Peki, arabulucu kimdir, ne iş yapar ve neye yarar?

Vedat Ahsen Coşar: Arabulucu, hukuki bir ihtilafın çözümlenmesinde ve gönüllü/dostane bir çözüme ulaşılmasında, taraflar arasında iletişim ve uzlaşma sağlanmasına yardımcı olan ve süreci kolaylaştıran kişidir. Nitekim Amerikan menşeli Arabulucular İçin Uygun Davranış Modeli de arabulucuyu ‘taraflar arasındaki ihtilafın gönüllü olarak çözümlenme sürecinde iletişimi ve uzlaşmayı kolaylaştıran tarafsız üçüncü kişi’ olarak tanımlamaktadır. Bu tanım göreceli olarak biraz idare edici bir tanımdır. Zira Amerikan uygulamasında arabulucu ‘kolaylaştırıcı’, ‘meydana getirici’, ‘geliştirici’, ‘karşılıklı anlayışın gelişmesine odaklı’, ‘tedavi edici’ gibi değişik roller oynamaktadır. Bütün bu rollerde, ihtilaflı hususları ortaya çıkarmayı, paylaşmaya odaklanmayı, tarafların değerlerinin ve çıkarlarının altında yatan nedenleri anlamayı, tarafların sırayla ve verimlilikle ve tam olarak birbirleriyle iletişim kurmalarına yardımcı olmayı, kendi çözümlerini bulmaları ve bunu ihtilaflarına uyarlayarak çözmeleri konusunda tarafları teşvik etmeyi esas alan özellikler mevcuttur.

Arabulucunun bu işlevleri yerine getirebilmesi ve ihtilafın çözümünde merkezi bir rol oynayabilmesi için resmi farklı bir açıdan görmesi, tarafları umutlu ve sabırlı bir şekilde dinlemesi ve fakat taraflara olan tavsiyelerini ivedi bir şekilde belirleyerek onların bu tavsiyelere odaklanmalarını sağlaması, gerçekçi bir şekilde çözüm seçeneklerini sunması ve onlara bu seçeneklere uygun bir çözüme ulaşmaları hususunda rehberlik etmesi gerekir.

Medeni Hukuk Meselelerinde Arabuluculuk Konusunda Tavsiye Kararı

Ben, Ankara Barosu Başkanlığı’na ilk kez 1994 yılında aday oldum, yarıştım ve kaybettim. O seçimle birlikte, daha sonraki yıllarda aday olanlara örnek olan bir ilki başlattım. Hazırladığım seçim broşüründe, seçildiğim takdirde neleri gerçekleştirmeyi hedeflediğimi, bu bağlamda hangi pozitif hedeflerin, programın ve projelerin takipçisi olacağımı ifade ve deklare ettim.

Aynı yöntemi ikinci kez aday olduğum 2004 yılında da uyguladım. 2004 yılındaki ikinci adaylığımda önüme koyduğum pozitif hedeflerin, seçildiğim takdirde uygulamayı vaat ettiğim projelerin arasında Ankara Barosu’nda bir Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi kurulması da vardı. Ki o tarihte, ne Ankara Barosunda, ne diğer barolarda, ne hukuk fakültelerinde ve ne de ilgili başkaca zeminlerde, bu konuyla ilgili olarak yazan, çizen, çalışma yapan hiçbir kişi ve kuruluş yoktu. O tarihlerde böyle bir hedefi ve projeyi seslendirmemin ve hayata geçireceğimi vaat etmemin nedeni, birer Alternatif Uyuşmazlık Çözüm aracı ve kurumu olan uzlaştırmanın ve arabuluculuğun bir gün Türkiye’nin de kapısını çalacağı yönündeki öngörümdü. Bunu bildiğimden ve öngördüğümden dolayı, bu kurumu Ankara Barosu bünyesi içinde tesis etmek suretiyle, hem meslek örgütümüzü ve hem de meslektaşlarımızı bu konuda eğitmek, bilgilendirmek, geliştirmek ve geleceğe hazırlamaktı.

Seçildikten hemen sonra kurduğumuz Ankara Barosu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’nde gerek uyuşmazlık, gerekse arabuluculuk alanlarında son derece başarılı çalışmak yaptık. Düzenlediğimiz etkinlikler aracılığıyla meslektaşlarımızı bu konuda eğittik, bilgilendirdik, mesleki gelişmelerine katkı yapmaya çalıştık. Yürütülen bu çalışmalar kapsamında yer verilmesi gereken önemli faaliyetlerden bir tanesi, Ankara Barosu’nun her iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Hukuk Kurultayları’ndan 2006 yılında yapılan kurultayın tartıştığı konular kapsamına arabuluculuğunda dahil edilmesi olmuştur. Bu kurultayın konuşmacıları arasında yer alan biri avukat, ikisi yargıç olan ABD’li üç konuşmacı bize genel olarak arabuluculuk, özel olarak ABD’deki arabuluculuk konusunda önemli ve değerli bilgiler vermişlerdir.

Arabuluculuk ve Uzlaşma Avrupa Konseyinin Tavsiyesidir

Zaman hızla aktı. Hızla akıp giden zaman, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu ve yine 5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, ceza uyuşmazlıklarının ‘ceza adalet sistemi dışında çözülmesine’ imkan tanıyan ‘uyuşmazlık’ kurumunu ceza hukuk mevzuatımıza dahil etti.

Anglo-Amerikan hukuk sisteminin bir kurumu olan ve Avrupa Konseyi kararı ile Avrupa Konseyi’ne üye devletlere tavsiye edilen bu kurum, gerçekte ‘onarıcı adalet’ anlayışının ortaya çıkardığı bir alternatif uyuşmazlık çözüm aracıdır. Bu çözüm aracı, ‘biktimoloji’ olarak bilinen ‘mağdurların haklarının ceza muhakemesi sürecinde korunmasını, faille mağdur arasındaki uyuşmazlığın uzlaşma yoluyla giderilmesini, failin sorumluluğunu kabullenmesini, suçunun bilincine varmasını, pişmanlık duymasını’ öngörür.

Avrupa Konseyi Cezai Meselelerde Arabuluculuk Yolu İle İlgili Tavsiye Kararı

Suç işlemiş kişinin yeniden topluma kazandırılmasına yardımcı olunmasını amaçlayan onarıcı adalet anlayışının hukuka ve yargılama faaliyetine yansımalarından birisi olan bu araç ve kurum sayesinde, mağdurla fail arasındaki anlaşmazlık karşılıklı rıza ile sona erdirilmek suretiyle ihlal edilmiş olan hukuk kurallarının onarılmasına ve toplumsal barışın yeniden tesis edilmesine imkan sağlanır. Zira uzlaştırma kurumunun temel amacı ‘barışmak’, uzlaştırıcının görevi ise ‘fail ile mağduru barıştırmaktır.’

Barolar Uzlaştırma Sürecine Aktif Olarak Dahil Edilmelidir 

Uzlaştırma kurumunun işletilmesinde ve başarıya ulaşmasında motor rolü oynayacak birinci kurum ve meslek savcılık, ikincisi ise barolar ve avukatlardır. O nedenle,savcıların barolarla işbirliği yapmaları, baroları ve avukatları uzlaştırma sürecine dahil etmeleri gerekir. Aksi takdirde uzlaştırma kurumunun sağlıklı biçimde işlemesi, bu kurumdan beklenen marjinal yararın sağlanması mümkün değildir.

Bu sistem, kendilerini iyi yetiştirmeleri koşuluyla avukatlara da oldukça önemli bir rol vermektedir. Bu rol, avukatların adeta bir yargıç gibi tarafsız ve objektif bir şekilde uzlaştırma kapsamındaki suçları çözme rolüdür. Avukatların bu rolün hakkını verebilmeleri için özel bir eğitimden geçmeleri ise hem mutlak bir gereksinme, hem de yasal bir zorunluluktur.

Sistemin yürürlüğe konulduğu 01.06.2005 tarihinde ve daha sonra 06.12.2006 tarihinde değişiklikler yapıldığı aşamada, hiçbir baro sisteme katkı yapmaya daha henüz hazır değil iken, Ankara Barosu kendi bünyesinde oluşturduğu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi aracılığıyla verdiği uzlaştırıcılık eğitimiyle ve savcılık kurumuyla işbirliği yapmak suretiyle Aralık 2006 tarihinden itibaren sisteme eylemli olarak hizmet etmeye başlamıştır.

Ne var ki, aradan geçen zaman içerisinde oldukça mesafe alınmış olunmasına rağmen, uzlaştırma kurumu uygulamada tam olarak yerine oturmamış, bu kurumdan beklenilen yarar sağlanamamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, bizim toplumumuzda barışma/uzlaşma kültürünün yeteri kadar gelişmemiş olmasıdır. Bir diğer nedeni de, mevzuatta öngörülmüş olmasına rağmen, baroların uzlaştırma sürecine aktif olarak dahil edilmemeleri, deyim yerinde ise dışlanmış olmalarıdır.

Ceza mevzuatımızda alternatif uyuşmazlık çözüm aracı olarak ‘uzlaştırma’ kurumuna nazaran hukuk uyuşmazlıklarındaki alternatif uyuşmazlık çözüm aracı olan ‘arabuluculuk’ kurumu sistemimize çok daha sonra dahil olmuştur.

Arabuluculuk Avukatlar ve Barolar Olmaksızın Başarılı Olamaz 

22.06.2012 tarihli ve 28331 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 07.06.2012 tarih ve 6325 sayılı ‘Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun daha henüz yasalaşmasından önce dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ile görüşmeye gittim. Temelde arabuluculuk kurumuna karşı olmamakla birlikte, benim yöneticilikte bildiğim, doğruluğuna inandığım için bağlı kaldığım ve dolayısıyla uyguladığım bir ilkem vardır. ‘Karşı olduğun her ne ise onun gerçekleşmesini engelleyecek gücün yoksa eğer, ona bir şekilde dahil ve müdahil olmak ve dolayısıyla onun şekillenmesinde olabildiği kadar etkili olmak ve koşullar her ne şekilde olursa olsun müzakere alanını asla ve asla terk etmemek, müzakereye ve işbirliğine kapıları açık tutmak.’

Bu ilkeyi somut olaya uygulamak gerekir ise durum şudur. Arabuluculuk kurumu AK Parti iktidarının seçim vaatleri arasında yer alıyordu. Hem bu nedenle, hem de TBMM’nde çoğunluğa sahip bulunmakla AK Parti bu vaadini yerine getirecek, diğer bir deyişle kanunlaştıracak güce sahipti. Türkiye Barolar Birliği olarak bu kuruma karşı dahi olsak, – yönetim kurulunun pek çok üyesi, başta İstanbul ve Ankara Baroları olmak üzere çok sayıda baro bu kuruma karşıydı – bunu engelleyecek gücümüz yoktu. Sayın Ergin ile görüşmeye bu koşullar altında, yönetim kurulunun bilgisi dahilinde, yani karşı da olsalar onların görüşünü alarak ve deyim yerindeyse risk alarak gittim.

Ama benim gözlemime ve değerlendirmeme göre, görüşmeye gitmemenin, biz bu kuruma karşıyız diye vaziyet almanın riski daha fazlaydı. Böyle bir durumda, hükümet bu yasayı yine çıkarır ve biz avukat olarak, meslek kuruluşu olarak sürecin dışında kalır, aşağıda açıklayacağım mesleki ve örgütsel kazanımları elde edemezdik. Nitekim geçmişte marka patent vekilliğinin yasalaşması sürecinde barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak bu kuruma karşı vaziyet almış, sonuçta hepsi kaybedilen davalar açmış ve marka patent vekilliği konusunda gerek mesleki, gerekse örgütsel yönden hiçbir kazanım sağlayamamıştık.

Dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin ile yaptığımız görüşmede, arabuluculuk kurumuna ilke olarak karşı olmadığımızı, bu kurumun oluşmasına, gelişmesine katkı yapabileceğimizi, esasen bu kurumun avukatların ve baroların desteği olmadan gelişme sağlamasının, yerleşmesinin son derece zor olduğunu ifade ettim. Kendileri de avukat olan, müzakereye, diyaloğa son derece açık bir kişiliğe sahip bulunan Sayın Ergin’de benimle aynı düşüncede olduğunu ifade etti.

Ve ben avukat ve kurum olarak taleplerimizi kendilerine arz ettim

Hukukbook: Neler talep ettiniz? 

Vedat Ahsen Coşar: Arabuluculuk hizmetinin sadece avukatlar tarafından verilmesi, arabuluculuk kurumunun tarafların talebine ve anlaşmasına bağlı olarak, yani gönüllü şekilde kurulması, zorunlu olmaması, arabuluculukta görülen uyuşmazlıklarda tarafların kendilerini avukatları vasıtasıyla temsil etmeleri, arabuluculuk kurumunun mahkeme bağlantılı olması.

Yine, arabuluculuk kurumunun Adalet Bakanlığı’nda bir daire başkanlığı şeklinde ve Bakanlık şemsiyesi altında kurulmaması, bağımsız idare otoritesi olarak daha özerk ve bağımsız bir yapıda kurulması, oluşturulacak böyle yapıda Adalet Bakanlığı temsilcisinin, baroların, Türkiye Barolar Birliği’nin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcilerinin, hukuk fakülteleri akademisyenlerinin bulunması başka bir talepti.

Öte yandan, yapılması öngörülen arabuluculuk sınavında, bu sınavı yapacak kurul içerisinde baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin temsilcilerinin olması, arabuluculuk eğitiminin barolar ve Türkiye Barolar Birliği ile hukuk fakültesine sahip üniversiteler tarafından verilmesi, arabuluculuk kurumuna Türkiye’nin her tarafında aynı anda ve yasada arabuluculuda çözümleneceği hükme bağlanan bütün konularda değil, belli kentlerde ve mesela iş uyuşmazlıkları gibi belli konularda pilot olarak başlanılması, belli bir mesafe alındıktan, deneyim kazanıldıktan, uygulamada görülecek aksaklıklar giderildikten sonra Türkiye geneline yayılmasını önerdik.

Hukukbook: Önerileriniz ve talepleriniz dikkate alındı mı?

Vedat Ahsen Coşar: Sadullah Bey, benim bu önerilerimin hemen hepsine makul yaklaşmakla birlikte, sadece avukatların arabulucu olmalarının meslek taassubu olacağını ve tepki alacağını, o nedenle sadece avukatların değil, hukuk fakültesi mezunlarının arabuluculuk yapmaları görüşünde olduğunu, Arabuluculuk Kurumunu Adalet Bakanlığı bünyesi içinde bir daire başkanlığı şeklinde yapılandıracaklarını, ayrıca bir Arabulucular Kurulu ve Sınav Kurulu kuracaklarını, her iki kurulda da Türkiye Barolar Birliğine temsilci vereceklerini, pilot proje fikri uygun olmakla birlikte yargının yükünü ivedilikle azaltmak amacıyla sisteme Türkiye’nin her tarafında,  aynı anda ve yasada öngörülen her ihtilafı kapsayacak şekilde başlayacaklarını ifade etti.

Ve sonuç itibariyle arabuluculuk kanunu, hem bizim, hem de Bakanlığın taleplerini kapsayacak şekilde çıktı. Bu bağlamda, arabuluculuk hizmetinin sadece hukuk fakülteleri mezunları tarafından verilmesi; arabuluculuk kurumunun tarafların talebine ve anlaşmasına bağlı olarak, yani gönüllü şekilde kurulması, zorunlu olmaması; arabuluculukta görülen uyuşmazlıklarda tarafların kendilerini avukatları vasıtasıyla temsil etmeleri; arabuluculuk kurumunun mahkeme bağlantılı olması; oluşturulacak arabuluculuk kurulunda ve sınav kurulunda Türkiye Barolar Birliği’nin temsilcilerinin bulunması; Arabuluculuk eğitiminin hukuk fakültesine sahip üniversitelerin yansıra Türkiye Barolar Birliği tarafından da verilmesi sağlandı.

Arabuluculukta İş Davaları Yönünden Zorunluluk Esasının Getirilmesi Yanlıştır 

Ancak daha sonra yapılan değişiklikler ile arabuluculuğun ihtiyari/gönüllü olmasından kısmen vazgeçildi, bu bağlamda iş uyuşmazlıklarıyla sınırlı olarak zorunlu arabuluculuk kurumu getirildi. Arabuluculuk kurumu özü itibariyle zorunluluğa değil, gönüllülüğe dayalı bir kurumdur. Dünyadaki genel uygulamada, birkaç istisnai ülke dışında gönüllülük esasına dayanmaktadır. O nedenle, daha sonra yapılan değişikliğe bağlı olarak iş davaları yönünden zorunluluk esasının getirilmesi yanlış olmuştur.

Her ne kadar, Türkiye Barolar Birliği onca yıl geçtikten sonra Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesinde ‘uzlaşma sağlama’ başlığı altında yer alan düzenlemeyi keşfetmiş ve arabuluculuk kurumu yerine bu kurumu ikame etmenin telaşına düşmüş ise de, arabuluculuk kurumuyla Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesinde yer alan düzenleme amaç yönünden örtüşse bile işleyiş şekli itibariyle birbiriyle örtüşen kurumlar değildir.

Uzlaşma ve Arabuluculuk Farklı Kurumlardır 

Esasen Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesinin hakkıyla çalıştırılabilmesi ve bundan bir sonuç alınabilmesi için, her şeyden önce taraf avukatlarının müzakere teknikleri hususunda iyi eğitilmiş olmaları, çatışma esasına dayanan avukatlık kültürünün yerine uzlaşma kültürünü koymaları ve buna uygun şekilde yetişmiş olmaları gerekir. Böyle bir eğitim sürecinden geçmeyen, çatışma kültürünün yerine uzlaşma kültürünü koymayan, bu konudaki yetenek ve becerilerini geliştirmeyen bir avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesini uygulaması, bu maddenin amaçladığı uzlaşmayı sağlaması mümkün değildir. Esasen 17 yılı aşan bir zamandan bu yana bu maddenin yürürlükte olmasına karşın, Türkiye genelindeki bu madde uygulamasının elliyi dahi bulmaması da yukarıda yer verdiğimiz tespitimizi doğrulamaktadır.

O nedenle, yapılması gereken her iki kurumu birbiriyle yarıştırmak, Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesini arabuluculuk kurumunun yerine ikame etmeye çalışmak değildir. Her şeyden önce ‘Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak’ için elde edilen kazanımlara sahip çıkmak, bunların alanını genişletmektir. Bunun yanı sıra, bir yandan fakülte eğitimi, staj eğitimi, meslek içi eğitim dahil olmak üzere, avukatın 35/A madde kapsamında iş yapabilmesini sağlayacak, bu yöndeki becerilerini geliştirmesine imkan verecek şekilde bir eğitim sürecinden geçmesinin yolunu açmak, buna uygun eğitim ve staj modelleri geliştirmek; diğer taraftan altı yıllık arabuluculuk uygulamasının kazandırdığı deneyimden yararlanmak suretiyle, bu kurumun aksayan yönlerini tespit etmek, bu eksikliklerin giderilmesi yönünde çalışma yapmak, arabuluculuk kurumunun daha iyi ve verimli şekilde işlemesi için öneri ve eleştirilerde bulunmak ve böylece bu kurumun gelişmesine, yerleşmesine, kurumsallaşmasına katkı sağlamaktır.

Avukat Vedat Ahsen Coşar ile yapmış olduğumuz röportaj burada sona erdi. Röportajın  daha geniş versiyonunu kitaplaştırma çalışmaları devam etmektedir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Vedat Ahsen Coşar, 01 Şubat 1949 tarihinde Samsun Vezirköprü’de doğmuş, 1967 yılında Konya Maarif Kolejini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, 1974 yılında Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Coşar, 1975 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Coşar, 18 Ekim 2004 -14 Ekim 2006, 15 Ekim 2006 – 26 Ekim 2008 ve 27 Ekim 2008 – 13 Haziran 2010 tarihleri arasında Ankara Barosu Başkanlığı yapmış, 13 Haziran 2010 – 26 Mayıs 2013 tarihleri arasında ise Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür. Vedat Ahsen Coşar, 18 Ekim 2004 ile 14 Temmuz 2006 tarihleri arasında Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul ve Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapmış; 14 Temmuz 2006 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında aynı kuruluşun genel sekreterliği görevini yürütmüş; 25 Ekim 2009 tarihinde kuruluşun Başkanlığı’na yeniden seçilmiş, Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiği 13 Haziran 2010 tarihine bu görevini sürdürmüştür.[/box]

İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme

0
134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme

İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme, 14 Ekim 1970 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 15.7.2003 tarihli ve 4935 yasa ile onaylamış, Resmi Gazetede yayınlayarak yürürlüğe sokmuştur. (C134 – Prevention of Accidents (Seafarers) Convention)

Sözleşme, gemi adamlarının çalışmaları sırasında uğrayabilecekleri iş kazalarına ilişkin önlemleri düzenlemiş, iş kazaların önlenmesi ve sağlığın korunması ile ilgili tüm genel kurallara atıfta bulunarak denizcilik işlerine özgü kazaların önlenmesi için hükümler getirmiştir.

Sözleşme, gemi adamlarının çalışmaları sırasında uğrayabilecekleri iş kazalarına ilişkin önlemleri düzenlemiş, iş kazaların önlenmesi ve sağlığın korunması ile ilgili tüm genel kurallara atıfta bulunarak denizcilik işlerine özgü kazaların önlenmesi için hükümler getirmiştir.
ILO 134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 14 Ekim 1970
Kanun Tarih ve Sayısı: 15.7.2003 / 4935

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun daveti üzerine, 14 Ekim 1970 tarihinde Cenevre’de yaptığı ellibeşinci oturumunda;

İş Teftişi (Gemi Adamları) Hakkında 1926 tarihli Tavsiye Kararı; İş Kazalarının Önlenmesi Hakkında 1929 tarihli Tavsiye Kararı; Liman İşçilerinin Kazalara Karşı Korunması (Revize) Hakkında 1932 tarihli Sözleşme; Gemi Adamlarının Tıbbi Muayenesi Hakkında 1946 tarihli Sözleşme ve Makinelere Karşı Korunma Hakkında 1963 tarihli Sözleşme ve Tavsiye Kararı hükümleri başta olmak üzere, gemide ve limanda çalışmaya uygulanan ve gemi adamlarının iş kazalarından korunması ile ilgili olan mevcut Uluslararası Çalışma Sözleşmeleri ve Tavsiye Kararlarının hükümlerini kaydederek;

Gemide çalışanların güvenliğini sağlamak amacıyla gemide bir dizi güvenlik önlemlerinin alınmasını öngören, Denizde İnsan Hayatının Korunmasına İlişkin 1960 tarihli Sözleşme ve 1966 yılında revize edilmiş olan Uluslararası Su Batım Çizgisi Hakkındaki Sözleşmeye ek Tüzüklerin hükümlerini kaydederek;

Oturum gündeminin beşinci maddesinde yeralan, denizdeki ve limandaki gemilerde kazaların önlenmesine ilişkin çeşitli önerilerin kabulüne karar vererek;
Bu önerilerin bir uluslararası sözleşme şeklini alması gerektiğine hükmederek,

Gemilerde kazaların önlenmesi alanındaki faaliyetlerin başarısı için Uluslararası Çalışma Örgütü ile Hükümetlerarası Deniz Taşımacılığı Danışma Örgütü arasındaki yakın işbirliğin korunmasının önemini kaydederek;

Aşağıdaki normların Hükümetlerarası Deniz Taşımacılığı Danışma Örgütünün işbirliği ile hazırlandığını ve bu normların uygulanması konusunda bu Örgüt ile işbirliği yapmaya devam edilmesinin önerildiğini kaydederek,
Gemi Adamlarının Kazalardan Korunması Sözleşmesi, 1970 olarak adlandırılacak aşağıdaki Sözleşmeyi Bindokuzyüzyetmiş yılı Ekim ayının bu otuzuncu gününde kabul etmiştir.

Madde 1

Bu Sözleşme bakımından “gemi adamı” deyimi, savaş gemisi hariç, Sözleşmenin yürürlükte olduğu bir ülkede kayıtlı olan ve devamlı deniz taşımacılığına ayrılmış bir gemide, herhangi bir unvanla çalıştırılan herkesi kapsar.

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından bazı kişi gruplarının gemiadamı olarak kabul edilip edilmemeleri konusunda bir tereddüt oluşması halinde, bu sorun, her ülkede, ilgili armatör ve gemiadamları kuruluşlarıyla görüşüldükten sonra yetkili makam tarafından çözümlenir.

Bu Sözleşme bakımından “İş kazası” deyimi, gemi adamlarının işle ilgili olarak yada iş sırasında maruz kaldıkları kazaları kapsar.

Madde 2

Yetkili makam her deniz ülkesinde, iş kazalarının uygun şekilde rapor edilebilmesi, araştırılabilmesi ve bu kazalar hakkında kapsamlı istatistikler tutulması ve incelenebilmesi için gerekli tedbirleri alır.

Tüm iş kazaları bildirilir ve istatistikler ölümcül kazalar veya geminin zarar gördüğü kazalarla sınırlı kalmaz.

İstatistikler iş kazalarının sayısını, niteliğini, nedenlerini ve sonuçlarını kapsayacak ve kazanın geminin hangi bölümünde, örneğin güverte, makine dairesi veya yemek yeme yeri- ve nerede meydana geldiğini -örneğin denizde veya limanda belirtir.

Yetkili makam, ölümle veya ciddi yaralanma ile sonuçlanan iş kazaları ile ulusal yasalar ve yönetmeliklerde belirtilen diğer tüm kazaların nedenleri ve koşulları hakkında araştırma yapar.

Madde 3

Denizcilikteki istihdama özgü risklerden kaynaklanan kazaların önlenmesi için sağlam bir temel oluşturmak amacıyla, bu tür kazaların genel seyri ve istatistiklerin ortaya koyduğu tehlikeler hakkında araştırmalar yapılır.

Madde 4

İş kazalarının önlenmesine ilişkin kurallar yasalarda veya tüzüklerde, uygulama talimatlarında ya da başka uygun belgelerde konur.

Bu hükümler, gemi adamlarının çalışmasına uygulanabilecek olan işte kazaların önlenmesi ve sağlığın korunması ile ilgili tüm genel kurallara atıfta bulunur ve denizcilik işlerine özgü kazaların önlenmesi için alınacak önlemleri belirler.

Bu hükümler özellikle aşağıdaki konulara ilişkin olur:

Genel ve temel hükümler;

Gemilerin yapısal özellikleri;

Makineler;

Güvertede veya altında alınacak özel önlemler;

Yükleme ve boşaltma teçhizatı;

Yangınların önlenmesi ve söndürülmesi;

Çapalar, zincirler ve kablolar;

Tehlikeli yükler ve safra;

Denizcilerin şahsi koruyucu donanımı.

Madde 5

4.Maddede belirtilen kazaların önlenmesine ilişkin hükümler, armatörlerin, gemiadamlarının ve bu hükümlere uymak zorunda bulunan diğer ilgili kişilerin yükümlülüklerini açıkça belirler.

Genel olarak, armatörlerin kazalardan koruyucu malzeme veya diğer önleyici donanım sağlama yükümlülükleri ile gemiadamlarının bu malzeme ve donanımları kullanma ve kendileriyle ilgili koruyucu tedbirlere uymalarını öngören hükümlerle birlikte konulur.

Madde 6

4.Maddede belirtilen hükümlerin, yeterli teftiş ya da yöntemlerle uygulanmasını sağlamak üzere uygun tedbirler alınır.

4. Maddede öngörülen hükümlere uyulmasını sağlamak üzere gerekli tedbirler alınır.

Denetim ve uygulamalardan sorumlu makamların denizcilikle ilgili işlere ve uygulamalara aşina olmalarını sağlayacak gerekli tüm önlemler alınır.

Uygulanmayı kolaylaştırmak amacıyla, ilgili hükümlerin metni ya da özeti, örneğin gemide belirgin bir yere asılmak suretiyle gemicilerin dikkatine sunulur.

Madde 7

Kazaların önlenmesi amacıyla, gemi mürettebatı arasından kaptan başkalığında bir yada birden çok uygun kişi ya da gemi personeli ve sorumlular arasından belirlenmiş uygun bir komitenin atanması sağlanır.

Madde 8

İş kazalarının önlenmesi programları yetkili makam tarafından, armatör ve gemiadamları örgütleriyle işbirliği halinde hazırlanır.

Bu programların uygulanması, yetkili makamın, armatörlerin ve gemiadamlarının ya da bunların temsilcilerinin aktif olarak katılacakları şekilde organize edilir.

Özellikle, hem armatörlerin hem de gemiadamları örgütlerinin temsil edileceği milli veya kaza önleme komiteleri veya özel çalışma grupları oluşturulur.

Madde 9

Yetkili makam, her sınıf ve derecedeki gemiadamı için mesleki eğitim kurumlarının ders programlarına mesleki görevler, kazaların önlenmesi ve iş’de sağlığın korunmasına ilişkin önlemlerle ilgili eğitimin dahil edilmesini teşvik eder ve milli koşullar elveriyorsa sağlanır.

Ayrıca, gemi adamlarının dikkatini; örneğin uygun talimatları içeren resmi duyurularla belirli bazı tehlikelere çekmek için uygun ve uygulanabilir tüm tedbirler alınır.

Madde 10

Üyeler, uygun olması halinde diğer hükümetlerarası ve uluslararası kuruluşların yardımıyla; iş kazalarının önlenmesi için tüm diğer düzenlemeleri mümkün olduğu ölçüde bir örnek hale getirmek amacıyla işbirliği yapmaya gayret sarfeder.

Madde 11

Bu sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından tescil edilir.

Madde 12

Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilen Uluslararası Çalışma Örgütü üyesi ülkeler için bağlayıcıdır.

Bu sözleşme , iki üyenin onay belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için, onay belgesinin tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 13

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Genel Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu maddede öngörüldüğü şekilde feshetmeyen her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süre bitiminde, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilir.

Madde 14

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini örgüt üyelerine duyururken bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 15

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tüm bilgileri; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca kaydedilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

Madde 16

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü zaman, bu sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması gereği hakkında karar verir.

Madde 17

Konferans, bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu, yukarıdaki 13 üncü madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirir.

Değiştirici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu Sözleşme, onu onayıp da değiştirici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; her halükarda şimdiki şekil ve içeriği ile geçerli olmakta devam eder.

Madde 18

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi de aynı şekilde geçerlidir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

0

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 1935 yılından beri yayınlanan hakemli ve süreli hukuk dergisidir. Hukuk alanında yapılan akademik çalışmalara yer vermektedir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ayrıca, Ceza Hukuku Kriminolojisi, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni ve Annales de la Faculté de Droit d’Istanbul dergilerini de çıkarmaktadır.

Müellif yazarlar, yazılarını İÜHF Mecmuasına gönderdikten sonra ilgili alanda çalışma yapan öğretim üyelerine değerlendirilmek üzere sunulmakta, hakemler bu değerlendirmelerini 2 hafta içinde yapmaktadır.

İÜHFM’nin Benimsemiş Olduğu Açık Dergi Sistemi

 

 

Derginin Yayın Çizgisi ve Yönetimi 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, hukukun tüm alanına ilişkin makaleler yayınlamakta olduğu gibi Yabancı Mahkeme Kararları, Atatürk İlkeleriyle Doğrudan Doğruya İlgili İncelemeler, Atatürk’ün Hatırasına Armağan Edilmiş İncelemeler, Kitap Tahlili, Makaleler ve Tercümeler, Anılar,Mahkeme İçtihadı Tahlilleri, Bibliyografya Tetkikleri, Karar Analizi, Hukuk Felsefesi ve İçtimaiyat, Hukuk Tarihi ve Hukuk Sosyolojisine ilişkin yazıları da yayınlamaktadır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuasına gönderilen yazılarda İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Önergesi kurallarına uyulması gerekmekte ve gönderilen yazıların daha önce başka bir yerde yayınlanmamış olması gerekmektedir.

İÜHFM’nın 2018 yılı itibari ile Genel Yayın Yönetmeni Adem Sözüer’dir. Derginin diğer yöneticileri, Ayşe Nur Tütüncü, Yasemin Işıktaç ve Halil Akkanat’tır

Danışma Kurulunda, Hakan Pekcanıtez, Serap Helvacı, Turan Yıldırım, Cumhur Şahin, İzzet Özgenç, M. Fatih Uşan, Muhammet Özekes, Murat Doğan, Erciyes  ve Şahin Akıncı yer almaktadır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası Yayın Kurulunda, Fethi Gedikli, Cemil Kaya, Bilgehan Çetiner, Tuba Topçuoğlu, Barış Demirsatan, Caner Taşatan ve F.Pelin Tokcan yer almaktadır.
Derginin tüm eski sayılarına http://dergipark.gov.tr/iuhfm/archive adresinden ulaşılabilmektedir.

Dergi, yayınlanma ile birlikte açık erişimi sağlama politikasını benimsemiştir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, açık erişimin bilginin global değişimini arttıracağına ve insanlık için yararlı sonuçlar doğuracağına inanmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası 2016

Dergi, Public Knowledge Project tarafından geliştirilen ve (GNU General Public License) lisansı ile ücretsiz dağıtılan açık kaynak kodlu bir dergi yönetim ve yayınlama yazılımı olan Açık Dergi Sistemleri (Open Journal Systems) 2.4.3.0 sürümünü kullanmaktadır.

Açık Dergi Sistemleri (ADS) Hakkında

Açık Dergi Sistemleri (ADS) bilimsel dergilerin çevrim içi yönetimi ve yayınlanması için açık kaynaklı bir çözüm sunmaktadır. Editör tarafından işletilen, yerel web sunucusuna ücretsiz olarak yüklenip kurulabilen, yüksek esnekliğe sahip bir dergi yönetim ve yayınlama sistemidir. Dergilerin yayına hazırlanması ile ilgili yazışma ve yönetim işlerine ayrılan zaman ve enerjinin azaltılarak editoryal süreçlerin yeterliğinin geliştirilmesi ve kayıtlarının daha iyi tutulmasını sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Bu sistemle, dergi politikalarının daha şeffaf olmasından dizinlenmenin geliştirilmesine kadar gerçekleştirilen birçok yenilik yoluyla dergi yayıncılığının bilimsel ve kamusal niteliğinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

 

İletişim: Fatih TAHİROĞLU, Telefon: 02124400000-10915, Eposta: tahiroglufatih@hotmail.com

Teknik Destek: M. Göktürk Yıldız, Telefon: 02124400000/10922, Eposta: mgokturkyildiz@yahoo.com.tr

Posta Adresi: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 34116 Beyazıt İstanbul

Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme

0

Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 24 Eylül 1982 tarihinde kabul edilmiştir.

Sözleşme Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihli ve 4945 sayılı yasa ile onaylanmış,  Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye’de de yürürlüğe girmiştir.

ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme
ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 24 Eylül 1982
Kanun Tarih ve Sayısı: 15.7.2003 / 4945

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun daveti üzerine, 24 Eylül 1982 tarihinde Cenevre’de yaptığı Yirmidördüncü oturumunda;
Oturum gündeminin dördüncü maddesinde yeralan,1946 tarihli Tıbbi Muayene (gemi adamları) Sözleşmesi, 1949 tarihli Mürettebatın Barındırılması Sözleşmesi (revize), 1920 tarihli Mürettebatın Barındırılması (ilave hükümler) Sözleşmesi, 1958 tarihli Kazaların Önlenmesi (gemi adamları) sözleşme ve Tavsiyesini ve gemiler de olası hastalık ve kaza durumlarında tıbbi yardım eğitimine ilişkin 1982 tarihli Gemiadamları için Eğitim, Sertifika ve İzleme Standartları ile ilgili Uluslararası Sözleşme Hükümlerini not ederek, Uluslararası Denizcilik Organizasyonu ve Dünya Sağlık Teşkilatı ile İşbirliğine giderek aşağıdaki standartları yakalamak amacıyla Gemiadamlarının sağlıklarının korunması ve tıbbi bakımlarına ilişkin bazı önerilerin kabulüne karar vererek;
Bu önerilerin bir uluslararası sözleşme şeklini alması gerektiğine hükmederek,
Sağlığın Korunması ve Tıbbi Bakım (gemi adamları) Sözleşmesi, 1982 olarak adlandıracak olan aşağıdaki sözleşmeyi bindokuzyüzyetmişyedi yılı Ekim ayının sekizinci gününde kabul etmiştir.

Madde 1

Bu Sözleşme; yürürlükte bulunan ülkeye kayıtlı, genellikle ticari deniz seferi ile iştigal eden ve deniz aşırı seferler yapan, mülkiyeti özel veya kamuya ait olan bütün gemilere uygulanır.

Yetkili merci, bu Sözleşmenin hükümlerini, balıkçı gemisi sahipleri ve balıkçıları temsil etme yetkisini haiz örgütlere danışarak, uygulanabilir olduğuna hükmedildiği kadarıyla, ticari deniz balıkçılığına da uygular.

Bir geminin, bu Sözleşme bağlamında, deniz nakliyatçılığıyla mı yoksa deniz balıkçılığıyla mı iştigal ettiğine dair bir tereddüt hasıl olduğunda, söz konusu belirsizlik gemi sahipleri, gemi adamları ve balıkçıların ilgili örgütleriyle istişare edildikten sonra yetkili merci tarafından giderilir.

Bu Sözleşme bağlamında “gemi adamı”; bu Sözleşmenin hükümlerinin geçerli olduğu deniz aşırı sefer yapan gemilerde her hangi bir sıfatla istihdam edilen kişiyi ifade eder.

Madde 2

Bu Sözleşmenin yürürlüğe konması ulusal mevzuat, toplu sözleşmeler, işyeri yönetmelikleri, hakem kararları, mahkeme kararları veya ulusal koşullara uygun diğer vasıtalarla sağlanır.

Madde 3

Her üye ülke; gemi sahiplerini, sağlık ve temizlik bakımından gemilerini uygun durumda bulundurmalarından sorumlu tutar.

Madde 4

Her üye; gemi adamlarına, gemilerde koruyucu sağlık ve tıbbi bakım olanakları sağlayan önlemlerin alınmasını temin eder. Alınan bu önlemler;

Hem gemide yapılan işlere özgü özel koşullar hem de mesleki koruyucu sağlığa ilişkin ve gemi adamlığı mesleğine has tıbbi bakım ile ilgili genel koşulların sağlanmasını temin eder.

Karadaki işçiler için genellikle elde edilebilir olanla mümkün olduğunca benzer koruyucu sağlık olanakları ve tıbbi bakımı gemi adamlarına da sağlamayı hedefler.

Elverir hallerde, gemiadamlarının uğrak limanlarında gecikmeksizin doktora gitme hakkını garanti altına alır.

Gemiadamına, gemideki görevini sürdürürken,ulusal mevzuata uygun bir şekilde ücretsiz koruyucu sağlık olanakları ve tıbbi bakım sağlanmasını temin eder.

Hasta veya yaralı gemiadamlarının tedavisi ile sınırlı tutulmaz önleyici nitelikte önlemleri de içerir ve gemiadamlarının, aralarında sağlıksız bir durumun baş göstermesini önlemek üzere kendi üzerlerine düşeni yerine getirebilmeleri için sağlık eğitimi ve tanıtım programlarının geliştirilmesine özel önem verir.

Madde 5

Bu Sözleşmenin kapsamında olan gemiler bir ecza dolabı bulundurmakla yükümlüdürler

Ecza dolabında bulundurulması gerekenler ve gemideki tıbbi ekipman, geminin tipi, gemide bulunan insan sayısı ile seferin niteliği, varış yeri ve süresi göz önünde tutularak yetkili merci tarafından belirlenir.

Ecza dolabının muhtevası ve gemide bulundurulacak tıbbi ekipmanla ilgili ulusal mevzuata ait hükümler kabul edilir ya da gözden geçirilirken yetkili merci; hem tıp alanındaki ilerlemeler hem kabul görmüş tedavi yöntemlerinde meydana gelen gelişmeler hem de Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından bastırılan Gemiler için Uluslararası Tıp Rehberi ve Temel İlaç Listesi isimli yayınların en son basımları gibi bu alandaki uluslararası başvuru kaynaklarını göz önünde tutar.

Ecza dolabı ile muhtevası ve geminin tıbbi ekipmanı layıkıyla idame ettirilir ve yetkili merciin görevlendireceği sorumlu kişiler tarafından 12 ayı aşmayacak düzenli aralıklarla denetlenir, bütün ilaçların son kullanım tarihleri ile muhafaza koşullarının kontrol edilmesi temin edilir.

Yetkili merci ecza dolabında bulunan malzemenin; bir listesinin hazırlanmasını, ilaçların özel adlarıyla birlikte genel olarak bilinen isimlerinin, son kullanma tarihlerinin, muhafaza şartlarının etiketlerinde belirtilmesini ve ülkesinde kullanılan tıp rehberi ile uyumlu olmasını temin eder.

Yetkili merci tehlikeli madde olarak tasnif edilen ancak Uluslararası Deniz Taşımacılığı Örgütü tarafından yayınlanan Tehlikeli Maddelerin Yol Açtığı Kazalar İçin Tıbbi İlk Yardım Rehberi’nin en son basımında yer verilmemiş olan yük söz konusu olduğunda, bu maddenin niteliği, yol açacağı tehlikelerle ilgili gerekli bilgi ile gerekli kişisel korunma aygıtları, uygun tıbbi prosedürler ve söz konusu maddeye özgü antidotların gemi kaptanı, gemi adamları ve diğer ilgili kişilerin kullanımına hazır olmasını temin eder. Böyle özgül antidotlar ve kişisel korunma aygıtları tehlikeli madde niteliğini haiz yüklerin taşındığı zamanlarda gemide bulundurulur.

Yetkili bir tıp personeli tarafından gemiadamı için reçetelendirilen bir ilacın gemide bulunmadığı ve acil ihtiyaç hasıl olduğu zaman, gemi sahibi bu ilacı en kısa zamanda getirtmek için gereken her türlü imkana başvurur.

Madde 6

Bu Sözleşmenin uygulanma kapsamında olan her gemi yetkili merci tarafından onaylanıp kabul edilen Gemi Tıp Kılavuzu bulundurmakla yükümlüdür.

Söz konusu tıp kılavuzu, ecza dolabında bulunan tıbbi malzemenin nasıl kullanılacağının izahını yapar ve mesleği doktorluk olmayan bir kişinin , radyo veya uydu aracılığıyla tıbbi yönlendirme olmaksızın gemideki hasta veya yaralı bir kimsenin bakımını yapabilmesi göz önünde tutularak tasarlanır.

Ülkesinde kullanılacak bir Gemi Tıp Kılavuzu, ittihaz edilir (kararlaştırılır) veya varolan gözden geçirilirken yetkili merci Gemiler için Uluslararası Tıp Rehberi ve Tehlikeli Maddelerin Yol Açtığı Kazalar İçin Tıbbi İlk Yardım Rehberi’nin en yeni basımları da dahil olmak üzere bu alandaki uluslararası tavsiyeleri dikkate alır.

Madde 7

Yetkili merci amacına uygun olarak tasarlanıp kotarılmış bir sistem vasıtasıyla uzman önerileri de dahil sefer halindeki gemilere radyo veya uydu aracılığıyla tıbbi danışma yardımının gece ve gündüz kesintisiz olarak kullanıma hazır tutulmasını temin eder.

Radyo ve uydu aracılığıyla gemi ve kıyı arasında süre giden tıbbi haberleşme de dahil bu tür bir tıbbi danışma yardımı kayıtlı oldukları ülkeye bakılmaksızın her gemi için ücretsiz olarak kullanıma açıktır.

Radyo ve uydu aracılığıyla tıbbi danışma yardımına açık olanların optimum kullanımı maksadıyla;

Bu Sözleşmenin kapsamında olan ve radyo tesisatı ile teçhiz edilmiş bütün gemiler tıbbi danışma yardımı alabilecekleri radyo istasyonlarının tam bir listesini hazır bulundururlar.

Bu Sözleşmenin kapsamında olan ve uydu iletişim sistemi ile teçhiz edilmiş bütün gemiler tıbbi danışma yardımı alabilecekleri kıyıdaki yer istasyonlarının tam bir listesini hazır bulundururlar.

Listelerin güncelliği muhafaza edilir ve geminin iletişim işlerinden sorumlu olan kimsenin vesayetine verilir.

Tavsiyede bulunacak doktorun ne tür bir bilgiye ihtiyaç duyduğunu ve gönderilen tavsiyeyi anlayabilmeleri için radyo veya uydu aracılığıyla tıbbi tavsiye talebinde bulunacak gemiadamlarına Gemi Tıp Kılavuzu ile Uluslararası Deniz Taşımacılığı Örgütü tarafından yayınlanan Uluslararası İşaret Kodları’nın en son basımının tıp ile ilgili sinyaller bölümü öğretilir.

Yetkili merci bu madde uyarınca tıbbi görüş bildirecek doktorların gerekli eğitimi almış olmaları ve gemi şartları hakkında bilgi sahibi olmalarını temin eder.

Madde 8

Bu Sözleşme kapsamında, içinde 100’den fazla gemiadamı bulunduran ve genellikle süresi üç günü aşan uluslararası seferlere çıkan gemiler mürettebatının tıbbi bakımdan sorumlu üyesi olarak bir tıp doktoru bulundurur.

Hangi gemilerin mürettebata dahil bir tıp doktoru bulunduracağını, diğer unsurların yanı sıra seferin süresi, niteliği ve içinde bulunulacak şartlar ile gemideki gemiadamlarının miktarını dikkate alarak yetkili merci belirler.

Madde 9

Bu Sözleşme kapsamında olan ancak bir doktoru olmayan bütün gemiler mürettebat dahil olmak üzere, devamlı işlerinin bir parçasını teşkil edecek şekilde tıbbi bakımdan ve ilaçların kullanımından sorumlu belirli kişileri gemide bulundurur.

Doktor olmayan ancak tıbbi bakımdan sorumlu kişiler tıbbi beceri alanında yetkili merci tarafından onaylı teorik ve uygulamalı bir eğitim kursunu tatminkar bir düzeyde tamamlamış olurlar. Bu kurslar;

1600 groston dan küçük ve genellikle sekiz saat zarfında vasıflı tıbbi bakım ve olanaklara ulaşabilecek gemilerde, böyle istihdam edilen kişileri, bir gemide karşılaşılabilecek hastalık ve yaralanmalara etkin bir şekilde derhal müdahale edebilecek ve radyo veya uydu aracılığıyla alınacak tıbbi danışma yardımını uygulayabilecek şekilde eğiten temel eğitimden oluşur.

Diğer bütün gemiler için daha ileri düzeyde, ilgili kişinin sefer halindeki bir gemiye gönderilen eşgüdümlü tıbbi yardım programlarına etkin bir şekilde katılımını mümkün kılacak, hasta veya yaralı kişiye denizde kalındığı süre boyunca tatminkar bir tıbbi bakım verilebilmesini sağlayabilecek, uygulanması mümkün ise bir hastanenin acil servisinde uygulamalı eğitim ile damar içi tedavi gibi hayat kurtarma teknikleri üzerine eğitimden oluşur. Olanaklı ise, bu eğitim, radyo ve uydu aracılığıyla tıbbi hizmet alanında uzmanlık bilgisi dahil gemi adamlığı mesleğinin koşulları ve ortaya çıkan tıbbi sorunlar hakkında tam bilgi ve anlayışa sahip bir hekimin gözetiminde verilir.

Bu maddede sözkonusu edilen kurslar hem Uluslararası Deniz Taşımacılığı Örgütü’nün yayınladığı Gemiler için Uluslararası Tıp Rehberi, Tehlikeli Maddelerin Yol Açtığı Kazalar İçin Tıbbi İlk Yardım Rehberi, Rehber Belgeler-Uluslararası Deniz Taşımacılığı Eğitim Rehberi isimli kitapların en son basımlarının içerikleri ile Uluslararası İşaret Kodları’nın tıbbi işaretler bölümü hem de benzer ulusal kılavuzlar temel alınarak yapılır.

Bu maddenin 2. fıkrasında sözü edilen kişiler ve yetkili merciin gerekli olduğuna hükmetmesi halinde diğer gemiadamları yaklaşık beş yılda bir yeni gelişmelerden kopmamak, varolan bilgi ve becerilerini idame ettirmek ve artırmak üzere tazeleme kurslarına giderler.

Bütün gemiadamları deniz taşımacılığı meslek eğitimleri kapsamında, gemideyken bir kaza ile karşı kaşıya kalındığında veya ortaya çıkabilecek bir başka acil tıbbi durumla karşılaştıklarında derhal yapılması gerekenler hakkında eğitime tabi tutulurlar.

Gemide tıbbi bakımdan sorumlu kişi veya kişilere ek olarak mürettebattan bir veya daha fazla sayıda kişi gemide ortaya çıkması muhtemel kaza veya hastalık hallerinde derhal etkin bir şekilde müdahale edebilmelerini teminen temel tıbbi bakım eğitiminden geçirilirler.

Madde 10

Bu Sözleşme kapsamında olan bütün gemiler uygulanabilir ise diğer gemilerden bir talep geldiğinde mümkün olan her türlü tıbbi yardımı sağlarlar.

Madde 11

15 ve daha fazla gemiadamından oluşan mürettebatı bulunan ve üç günden fazla süreyle seferde kalacak olan, 500 ve daha fazla grostonluk her gemide ayrı bir hastane bölümü olur. Yetkili merci kıyı ticareti ile iştigal eden gemiler için bu koşulu hafifletebilir.

Bu hüküm 200 ila 500 grostonluk gemiler ve römorkörler için makul ve işlerliği varsa uygulanır.

Yelkenle sevk edilen gemilerde bu madde uygulanmaz.

Hastane içinde yatanların rahatça yerleşebilecekleri, her türlü hava şartlarında layıkıyla bakım görebilecekleri giriş ve çıkışı kolay uygun bir yere kurulur.

Hastane yerleşimi konsültasyon yapılmasına ve ilk yardım hizmeti verilebilmesine uygun olarak tasarlanır.

Giriş, yataklar, havalandırma, ışıklandırma, ısıtma ve su tesisatı hastaların rahatını sağlayacak ve tedavilerine imkan verecek şekilde tasarlanır.

Gerekli yatak miktarı yetkili makam tarafından tespit edilir.

Helalar sadece hastaların kullanımına tahsis edilir ve hastane içinde yada yakınında olur.

Hastane bölümü tıbbi amaçlar dışında kullanılmaz.

Madde 12

Yetkili merci; gemi doktoru, kaptan veya tıbbi bakımdan sorumlu kişi ile kıyıdaki hastane veya doktorlar tarafından kullanılmak üzere, gemiadamları için örnek bir standart tıbbi rapor formu ittihaz eder (benimseyip kabul eder).

Söz konusu form; hasta veya yaralı gemiadamı hakkında tıbbi bilgiler ve ilintili malûmatın gemiyle kıyı arasında iletilmesini kolaylaştıracak şekilde özel olarak tasarlanır.

Formda yer alan bilgiler gizlidir ve gemiadamının tedavisini kolaylaştırmaktan başka herhangi bir amaçla kullanılmaz.

Madde 13

Bu Sözleşmenin tarafları gemiadamlarının sağlıklarının korunması ve gemide tıbbi bakımlarının geliştirilmesi hususunda işbirliği yapar.

Bu işbirliği aşağıdaki hususları kapsar;

1979 yılına ait Uluslararası Deniz Taşımacılığı Arama ve Kurtarma Sözleşmesi ve Uluslararası Deniz Taşımacılığı Örgütü tarafından geliştirilen Ticaret Gemileri Arama Kurtarma El Kitabı ile UDTÖ Arama ve Kurtarma El Kitabı hükümlerine uyan; periyodik yer tespiti raporlama sistemleri, kurtarma eşgüdüm merkezleri, acil helikopter hizmeti gibi vasıtalarla gemide ciddi olarak hastalananlar veya yaralılara denizde süratli tıbbi yardım ve acil tahliye operasyonları düzenlemek, arama ve kurtarma faaliyetlerini geliştirip eşgüdümlü hale getirmek.

Doktor bulunduran balıkçı gemilerinden optimum yarar sağlamak, denize hastane ve kurtarma imkanları sağlayacak gemiler koşullandırmak,

Gemiadamlarına acil tıbbi yardım verecek doktor ve tıbbi bakım olanaklarının dünya ölçeğinde hizmete hazır uluslararası bir listesini derleyip bunu sürekli kılmak.

Acil tedavi için gemiadamlarını limanlara indirmek.

Gemiadamının istek ve ihtiyaçlarını dikkate alarak, söz konusu tıbbi durumla ilgili sorumlu doktorun tıbbi tavsiyesi doğrultusunda gemide hastalanan gemiadamının mümkün olan en kısa sürede ülkesine gönderilmesi.

Gemiadamının istek ve ihtiyaçlarını dikkate alarak, söz konusu tıbbi durumla ilgili sorumlu doktorun tıbbi tavsiyesi doğrultusunda, gemiadamına ülkesine gönderilmesi esnasında kişisel yardım sağlamak.

Aşağıdaki amaçlar doğrultusunda sağlık merkezleri kurmak için çaba göstermek

gemiadamlarının genel sağlık durumu, tedavi, önleyici sağlık bakımı için araştırma yapmak

Deniz nakliyatı hekimliği alanında tıp ve sağlık personeli yetiştirmek

gemiadamlarının karşılaşabileceği iş kazaları, hastalıklar, ölümcül durumlar hakkında istatistik! bilgi toplamak ve değerlendirmek, toplanan bu bilgileri diğer işçilerle ilgili iş kazaları, hastalıklar ve ölümcül durumlar hakkında varolan ulusal istatistiksi sistemlerle bütünleştirmek uyumlu hale getirmek

Teknik bilgi, eğitim malzemesi ve personeli, eğitim kursları, seminer ve çalışma gruplarıyla ilgili uluslararası değişim programları düzenlemek

Limanlarda gemiadamlarına özel sağlık ve önleyici sağlık hizmeti ve tıbbi hizmet sağlamak veya genel sağlık, tıp ve rehabilitasyon hizmetlerini gemiadamlarının hizmetine açık tutmak

Mümkün olduğunca yaşamını yitiren gemiadamının akrabalarının isteklerine uygun olarak bedenini veya küllerini ülkesine göndermek

Gemiadamları için koruyucu sağlık ve tıbbi bakım alanında uluslararası işbirliği; Üyeler arasında karşılıklı veya çok taraflı sözleşmeler veya istişare (konsültasyon) temelinde yapılır.

Madde 14

Bu sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından tescil edilir.

Madde 15

Bu Sözleşme sadece, onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilen Uluslararası Çalışma Örgütü üyesi ülkeler için bağlıyıcıdır.

Bu sözleşme , iki üyenin onay belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için, onay belgesinin tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 16

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve Genel müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onaylamış olup da, onu bundan önceki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu maddede öngörüldüğü şekilde feshetmeyen her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süre bitiminde, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilir.

Madde 17

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini örgüt üyelerine duyururken bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 18

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince; kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca kaydedilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

Madde 19

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü zaman bu Sözleşmenin; uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gereği hakkında karar verir.

Madde 20

Konferans, bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu, yukarıdaki 16 ıncı madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirir.

Değiştirici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren; bu Sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu Sözleşme, onu onayıp da değiştirici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; her halükarda şimdiki şekil ve içeriği ile geçerli olmakta devam eder.

Madde 21

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi de aynı şekilde geçerlidir.

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

Türkiye Bilimler Akademisi

0
Türkiye Bilimler Akademisi

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA),  Türkiye’nin tüm bilim alanlarını kapsamak üzere kurulan ilk özerk ve ulusal akademisi olarak 09.09.1993 tarihinde kurulmuştur. TÜBA-Günce Dergisi, TÜBA-KED ve TÜBA-AR adıyla süreli yayınları bulunmaktadır. TÜBA, Süleymaniye Külliyeleri içinde yer alan Rabi Medrese’yi 2005–2010 yılları arasında restore etmiş, ulusal ve uluslararası etkinliklerinde kullanılmaya başlamıştır.  TÜBA-Maçka Kütüphanesi ise 2005 yılında kurulmuştur.  Kütüphanede Türkçe ve Almanca olmak üzere yaklaşık 11.000 civarında yayın bulunmaktadır. Kütüphane; akademi üyelerine, proje çalışanlarına, kurum içi çalışanlara, lisans ve lisans üzeri eğitim alan araştırmacılara hizmet vermektedir.

Tüba Merkezi / Ankara

Türkiye Cumhuriyeti döneminde, 1932 yılında kurulan Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu akademi benzeri kuruluşlar ön plana çıkmış, barılı anlamda akademinin kurulma fikri 1960 yıllarında tartışılmış ancak TÜBA 1993 yılında kurulmuştur. TÜBA’dan sonra 2011 yılında kurulan Bilim Akademisi ise Türkiye’de faaliyete geçen ikinci akademi olmuştur.

Türkiye Bilimler Akademisinin Üye Olduğu Kuruluşlar

TÜBA, dünya akademileriyle karşılıklı olarak ikili ilişkiler geliştirmekte ve uluslararası çok taraflı kuruluşlara üye olarak çalışmalar yapmaktadır.  TÜBA’nın 12 uluslararası çatı kuruluş ile çoklu, 12 ulusal akademi ile de ikili ilişkileri bulunmaktadır. TÜBA’nın imzaladığı çok sayıda bir bilimsel iş birliği çerçeve anlaşması ve bu anlaşmanın uygulama koşullarını belirleyen protokoller bulunmaktadır. Bu anlaşmalar sonucunda genel olarak ortak bilimsel toplantılar düzenlenmekte ve bilim insanı, bilgi ve yayın değişimini yapılmaktadır.

Türkiye Bilimler Akademisi; Avrupa Akademileri Birliği (All European Academies – ALLEA), Akademi ve Bilimsel Toplulukların Uluslararası İnsan Hakları Ağı (International Human Rights Network of Academies and Scholary Societies), Akademiler Arası Panel (InterAcademy Oanel-IAP), Asya Bilim Akademileri ve Toplulukları Birliği (Association of Academies and Societies of Sciences in Asia-AASSA) Akdeniz Ülkeleri Akademileri Ağı (Network of the Academies of Mediterranean Countries-EMAN),  Uluslararası Sosyal Bilimler Konseyi (International Social Science Council-ISSC), Güney Doğu Avrupa Akademileri Konseyi (Interacademy Council of Southeastern Europe-IAC SEE), Uluslararası Akademiler Birliği(International Union of Academies-UIA), Karadeniz Ekonomik İş Birliği Ülkeleri Bilim Akademileri Başkanlar Konseyi (Black Sea Economic Cooperation/Council of Presidents National Academies of Sciences-COPNAS) Akademiler Arası Konsey (The InterAcademy Council-IAC) Akademiler Arası Tıp Paneli (Inter Academy Medical Panel-IAMP) ve Türk Dünyası Bilim ve Akademileri Birliği (Union of Academies of Sciences of the Turkish World)  üyesidir.

Türkiye Bilimler Akademisinin Görevleri

Türkiye Bilimler Akademisinin Görevleri, 15.07.2018 tarihinde yayınlanan 4 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 567 inci maddesinde belirlenmiştir.

a.  Bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak,
b. Toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak,
c. Cumhurbaşkanına, Türk bilim insanları ve araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bilimsel faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek,
d. Bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek,
e. Yukarıda belirtilen amaçların gerçekleşmesi ve görevlerin yerine getirilebilmesi ile ilgili her türlü faaliyette bulunmaktır.

Türkiye Bilimler Akademisinin ana hedefleri; bilim dünyasının ihtiyaçlarına çerçevesinde bilim ve araştırma standartlarını uluslararası düzeye çıkarmak, toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak, gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmektir. TÜBA, bu hedeflere ulaşmak için çeşitli akademik projeler yürütmektedir.

Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilim insanlığını ve araştırıcılığı özendirmek ve gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek, bilimin kamuoyunca kabulünü ve takdirini sağlamak ve bu maksatlarla ödüller vermek, TÜBA’nın görevleri arasındadır.

Türkiye Bilimler Akademisi Çalışma Grupları ve Projeleri

Bilim ve Eğitim Politikaları Çalışma Grubu
Enerji Çalışma Grubu
Gıda ve Beslenme Çalışma Grubu
Kanser Çalışma Grubu
Kök Hücre Çalışma Grubu
Bilim Eğitimi Programı
Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati
Türk – İslam Bilim Kültür Mirası Projesi
Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Projesi
Üniversite Ders Kitapları Projesi
Açık Ders Malzemeleri Projesi
Çevre ve Sürdürülebilirlik
Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi
Uluslararası TÜBA Akademi Ödülleri

TÜBA’nın bilim insanlarını teşvik ve takdir misyonu kapsamında, 2015 yılında uluslararası düzeyde ihdas ettiği “TÜBA Akademi Ödülleri” bütün bilim insanlarına açıktır.

Uluslararası TÜBA Akademi Ödülleri her yıl düzenlenmekte; Fen ve Mühendislik Bilimleri, Sağlık ve Yaşam Bilimleri ile Sosyal ve Beşeri Bilimler olmak üzere üç kategoride yarışan adaylara her yıl ödül verilmektedir. Uluslararası TÜBA Akademi Ödülleri ilgili alanda özgün, öncü ve çığır açıcı çalışmaları olan bilim insanlarına verilmektedir.

TÜBA Akademi Ödülleri’ne; TÜBA üyeleri, Türkiye’deki üniversite rektörlükleri, TÜBA’nın ilişkili olduğu bilim akademileri ve akademiler arası kuruluşlar ve davet edilen diğer bilim kuruluşları ve bilim insanları tarafından aday gösterilebilir.

Tüba- Akademi Ödülü Madalyası
TÜBA-Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülleri (GEBİP)

Bilim insanının gelişiminde, doktora sonrası bağımsız genç araştırıcılık evresine önem veren TÜBA; 2001 yılından beri Türkiye Bilimler Akademisi Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülleri (TÜBA-GEBİP) düzenlemektedir.

Dünya’da “Genç Akademi” oluşumunun ilk örneklerinden olan TÜBA-GEBİP Ödülleri, tüm bilim alanlarında çalışan, sağlık bilimlerinde uzmanlık, diğer bilim dallarında doktora derecesini almış ve Türkiye’de çalışan veya Türkiye’de çalışma kararını vermiş, 39 yaşını doldurmamış genç bilim insanlarının başvurularına açıktır. TÜBA-GEBİP kapsamında ödül sahibi genç bilim insanlarına üç yıl boyunca, her yıl 20.000 TL destek verilmektedir. Ayrıca, tez aşamasındaki doktora öğrencileri için yine her yıl 6.000 TL ek destek sağlanmaktadır.

TÜBA-Bilimsel Telif Eser Ödülleri (TESEP)

TÜBA, üniversitelere yönelik olarak nitelikli Türkçe telif eser üretimini teşvik etmek amacıyla “Bilimsel Telif Eser Ödülleri Programı (TÜBA-TESEP)” düzenlemektedir. 2013’ten itibaren TESEP parasal ödülleri artırılmış ve Kayda Değer Eser (Mansiyon) Ödülleri için de parasal ödül verilmeye başlanmıştır.  “Telif Eser Ödülü” kazanan eserlere 20.000 TL para ödülü ve berat, “Kayda Değer Telif Eser Ödülü (Mansiyon)” kazanan eserlere 7.000 TL ödül ile berat verilmektedir.

2016 yılına kadar Bilimsel Telif ve Çeviri Eser Ödülleri (TEÇEP) olarak adlandırılan program, 2017 yılından itibaren sadece telif eserlerin ödüllendirileceği Bilimsel Telif Eser Ödülleri Programı (TÜBA-TESEP) olarak uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca Sosyal Bilimler alanında bir esere “TESEP Halil İnalcık Özel Ödülü” verilmektedir.

Fuat Sezgin Ödülleri

Fuat Sezgin Ödülleri; Bilim Tarihi, İslam Bilim Tarihi ve ilgili alanlarda başarılı bilim insanları ve kurumlar ile çalışma ve eserleri ve eser sahiplerini takdir etmek amacıyla düzenlenmektedir.
Üstün başarılı genç bilim insanlarına, yayımlanmış telif ve çeviri eserlere, eserleri ve çalışmaları ile önemli katkı sunan kişi ve kurumlara “TÜBA Fuat Sezgin Ödülleri” verilmektedir.

Osmanlı Dönemi Bilim Kurumları

Osmanlı Devletinin son dönemlerinden itibaren bilim akademisi özelliğini taşıyan çeşitli kurum ve kuruluşlar faaliyet göstermiş; modern anlamda ilk Türk Bilim Akademisi olarak Encümen-i Dâniş 1851-1862 yılları arasında faaliyet göstermiştir.  Encümen-i Dâniş, Fransız Bilimler Akademisi model alınarak oluşturulmuş, daha sonra kurulan Darülfünûn için ders kitapları hazırlaması öngörülmüş ancak ömrü kısa olmuştur.  Tanzimat Döneminde akademi benzeri bir kuruluş olan Daha Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, doğa bilimleri alanında 38 üye ile faaliyet göstermiş, alanında ilk dergi olan Mecmua-i Fünûn’u yayımlamış ancak bu kuruluş da 1866 yılında kapanmıştır. İkinci Meşrutiyet’in ilanının ardından 1909 yılında kurulan Tarih-i Osmanî Encümeni, Osmanlı Döneminde yapılan son girişi olmuştur.

Türkiye Bilimler Akademisi Bilim Etiği İlkeleri

Doğum Kontrol Hakkına Dair Dünya tabipler Birliği Bildirgesi

0
Doğum Kontrol Hakkına Dair Dünya tabipler Birliği Bildirgesi

Doğum Kontrol Hakkına Dair Dünya tabipler Birliği Bildirgesi, 1994 yılı Eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Doğum Kontrol Hakkına Dair Dünya tabipler Birliği Bildirgesi, tıp etiği alanında kabul edilmiş olan evrensel beyannamelerdendir.

Doğum Kontrol Hakkında Dair Dünya tabipler Birliği Bildirgesi

Dünya Tabipler Birliği istenmeyen gebelikleri kadınları ve onların çocuklarının sağlığı üzerine belirgin bir etkisi olabildiğini kavramıştır.

Hamileliği düzenleme ve kontrol etme yeteneği kadınların fiziksel ve zihinsel sağlığı ile sosyal iyiliğinin temel bileşenleri olarak değerlendirilmelidir.

Gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunda hamilelik kontrolü için kuvvetli fakat büyük oranda karşılanmamış bir talep vardır. Bu ülkelerdeki birçok kadın hamilelikten korunmak istemektedir fakat halen doğum kontrolü kullanmamalıdır.

Doğum kontrolü, istenmeyen gebeliklere bağlı risklerden dolayı kadınların erken ölümlerini önleyebilir.

Çocuk doğurmak için optimal planlama bebek ve çocukların yaşamasını sağlayacaktır.

Politik, dini veya diğer grupların doğum kontrolünün kullanımına karşı çıktığı yerlerde bile her bir kadın doğum kontrolü ile ilgili tercih hakkına sahip olmalıdır.

Dünya Tabipler Birliği tüm kadınların şans eseri değil tercih ederek doğum kontrolünü sağlamasına izin verilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Ayrıca Dünya Tabipler Birliği doğum kontrolü ile ilgili bireysel tercihi uygulamanın ulus veya etnik kökenden bağımsız olarak bir kadın hakkı olduğunu belirtmektedir.

Kadınlar aile planlamasından yarar görmek için gereken tüm tıbbi ve sosyal danışmaya ulaşmış olmalıdır.

Sosyal Hukuk Dergisi

0
Sosyal Hukuk Dergisi

Sosyal Haklar Dergisi, eğitim, sağlık, elverişli bir konuta erişim, sendika, grev, toplu sözleşme, sosyal sigorta gibi sosyal hakları yayın konusu yapan bir hukuk dergisidir.

Sosyal Haklar Dergisi iki aylık yaygın süreli yayındır. Dergi, yayın çizgisine uymak koşuluyla tüm hukukçulardan ve yurttaşlardan gelen makaleleri yayınlamaktadır.  

Demokratik haklar hakkında söz söylemek istendiğinde öncelikle sosyal haklar hakkında konuşulmasının zorunluluk olduğunu savunan dergi; demokratik haklar mücadelesinin en eşitsiz durumdaki yurttaşın demokratik hakkı olarak kavranmasını, yurttaşlık kavramının başta hukukçular olmak üzere esaslı bir mücadele alanı olarak tanımlanmasını anahtar olarak görmektedir.

Dergi, sendikasız işçi kalmamasını, iş yerlerinde hak ihlallerine karşı sendikanın mutlaka gerekli olduğunu ileri sürmekte eğitim ve sağlık hakkının piyasalaştırılmasına karşı çıkmaktadır.  Dergi, kentsel ve doğal müştereklerin yağmalanmasını engellemeyi, yurttaşların demokratik temel haklarına kavuşmasını hedef olarak seçen bir yayıncılık izlemektedir.

Eğitim hakkının gaspından, müşterek kentsel ve doğal varlıklarımızın yağmasına, sendikal örgütlenmenin içinin boşaltılmasından sağlık hakkının tasfiyesine karşı direniş eğilimlerine karşın görünmez bir duvarın aşılamadığı açık.

Sosyal Hukuk, başta kentsel- doğal müştereklerin korunması ve kazanılması; elverişli bir konuta erişim hakkı, eğitim hakkı ve Soma ve benzeri sosyal cinayetlere karşı mücadele gibi başlıklar ile ilgili hukuk dayanışmasını destekleyen bir çizgidedir.

Dergi, sosyal haklar alanında örgütlülüğü savunan Sosyal Haklar Derneği faaliyetlerinin çizgisine yakın bir yayın faaliyeti yürütmektedir.

Sosyal Hukuk, hukukçuların sorumluluğunu hatırlatmakta, emeği ile geçinen yurttaşlara hukuki bilginin sunulabilmesini amaçlamanın yanında yeni yol ve yöntemlerinin bulunmasını hedeflemektedir.

Sosyal Hukuk Dergisi 2017 yılı Temmuz Ağustos Sayısı
Sosyal Hukuk Dergi Künyesi 
Sahibi

Nomad Basın Yayın Organizasyon Tanıtım Prodüksiyon Limited Şirketi adına Deniz Kahya

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Akçay Taşçı

Görsel Yönetmen

Erdal Bektaş

Basıldığı Yer

Ceylan Matbaa, Ahmet Uçar, Maltepe Mah. D. Paşa Cad. Güven İş Mrk. No:83/317 No: 318/319 Zeytinburnu İstanbul, Tel: 0 212 613 10 79

Genel Dağıtım

DPP 0 (212) 622 22 22 ISSN NO: 2564-6362

Sosyal Hukuk Dergisi Adres ve İletişim 

Nisbetiye Mahallesi, Gazi Güçnar Sokak, Uygur İş Merkezi, No: 4A, D:1
Beşiktaş / İstanbul
Tel:0541 244 96 07

web: www.sosyalhukuk.org

e-posta: dergi@sosyalhukuk.org

twitter: @sosyalhukuk

Çağdaş Gazeteciler Derneği Gazetecilik İlkeleri 

0
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Çağdaş Gazeteciler Derneği Gazetecilik İlkeleri
Çağdaş Gazeteciler Derneği Gazetecilik İlkeleri 

1. Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez.

2. Gazetecinin halka ve kamuoyuna karşı mesleki sorumluluğu, işverenine ve kamu otoritelerine karşı sorumluluğundan önce gelir.

3. Gazetecilikte, “haberde dürüstlük-nesnellik, yorumda özgürlük-serbestlik” kuralı titizlikle uygulanır. Haber, yorum ve ilan-reklam metinlerinin birbirlerinden ayrı tutulması, okuyucuya ve izleyiciye saygının da gereğidir.

4. Yayınlarda hiç kimse ırk, renk, cinsiyet, dil, dinsel inanç ya da inançsızlık, sosyal statü, sınıf, bedensel yapı, düşünce ve eğilimleri nedeniyle hor görülemez, kınanamaz, aşağılanamaz. Haber ve yorumda, kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan sözcükler kullanılamaz.

5. Gazetecilikte, kanıtsız iddia ve suçlamaya, iftiraya, yalana, manipülasyona yer yoktur; kanıt ve belgeler tahrif edilemez; doğruluğu kesinleşmeyen haber, doğruymuş gibi sunularak okuyucu-izleyici yanıltılmaz. Her şeye karşın yanlışlığı ortaya çıkan haber ve yorum düzeltilir, yanıt ve düzeltme hakkı kullandırılır.

6. Kamuoyunun ve halkın haber alma ve bilgi edinme hakkıyla doğrudan ilgili değilse, kişilerin özel yaşamı yayın konusu yapılamaz.

7. Hiç kimse, yargı kararı olmadıkça, “suçlu” ilan edilemez; idari makamların tek yanlı suçlamaları ve teşhir uygulamalarından hareketle, haberde ve yorumda suçlu gibi gösterilemez. Yargılama sürecinde de yalnızca haber verilir, taraf olunmaz.

8. Gazeteci, görevini yaparken, mesleğin saygınlık ve ahlakını gölgeleyecek yöntem, tutum ve davranışlardan uzak durur; bilgi edinmek için tehdit ve şantaja başvurmaz, maddi-manevi çıkar vaat etmez..

9. Gazeteci, devlet başkanından sade vatandaşa kadar, haber kaynağı kişi ve kurumlarla iletişimini meslek kuralları içinde kalarak yürütür; gazetecilik görevinin ötesine geçerek, haber kaynaklarıyla bütünleşmez, özdeşleşmez. Bu bağlamda, hükümetin ve resmi-özel kişi ve kuruluşların sözcüsü ve elemanı; gizli servis ajanı, polis, asker, bürokrat, politikacı, parti militanı, şirket yöneticisi, bankacı, tüccar, vb. gibi davranamaz, yayın yapamaz; yalnızca gazetecilik yapar.

10. Gazeteci ve yayın organı, ideolojik, siyasal, ekonomik, örgütsel tercihleri doğrultusunda yayın yapmak istediğinde bunu dürüstçe açıklar, “tarafsızlık” maskesinin arkasına saklanmaz.

Özgür basın modern demokrasinin, fikir ve ifade özgürlüğünün ön koşularından biridir.   

11. Gazeteci, devletin belirlediği ekonomik, sosyal, siyasal, ulusal ve uluslararası politikaların karar ve uygulama süreçlerinin öznesi değil, nesnel gözlemcisi ve habercisidir; bu konularda resmi-gayri resmi önyargıları değil, halkın haber alma hakkını gözetir.

12. Gazeteci, şiddet, zorbalık ve savaş kışkırtıcılığına araç olamaz. Barışı, ulusların ve halkların kardeşliğini, eşitliğini savunur; insanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Ulusal bağımsızlık ve demokrasiyi vazgeçilmez ilke olarak kabul eder. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve Helsinki Nihai Senedi’nde belirtilen ilkelere bağlı kalır.

13. Gazeteci, ücretli basın emekçisi kimliğiyle, işyerinde, işkolunda ve ülke genelinde emek-sermaye ilişkilerinin demokratik çerçeveye kavuşturulması için, emekçilerin ekonomik- demokratik mücadelesine aktif olarak katılır.

14. Gazeteci, düşünce ve basın özgürlüğünün tam olarak gerçekleşmesi, kamuoyunun serbestçe oluşması ve halkın haber alma hakkının hiçbir kısıtlama olmaksızın kullanılabilmesi için her türlü sansür ve otosansürle mücadele eder, kamuoyunu bu yönde bilgilendirir.

15. Gazeteci, kaynaklarının gizliliğine ihanet etmez; saklı kalmak üzere verilen bilgileri yayımlamaz; kaynağın yanıltmayı amaçlaması durumunda, kamu yararı doğrultusunda hareket eder.

16. Gazeteci, haber, yorum ve yazılarının sorumluluğunu eksiksiz ve kaçamaksız üstlenir; meslektaşlarının haber, yorum ve yazıları ile başkalarının yazınsal ürünlerini kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunamaz.

17. Gazeteci, elde ettiği ekonomik-mali bilgileri yalnızca haber ve yorum yazmak için kullanır. Sahip olduğu, alım satımını yaptığı ve yapacağı menkul değerler hakkında haber ve yorum yapamaz.

18. Gazeteci, rekabet nedeniyle de olsa, başka gazetecilere bilinçli ve açık, mesleki zarar vermekten kaçınır. Meslektaşlarının yayınını engelleyici davranışlarda bulunamaz. Gazeteci, daha düşük ücrete çalışacağını bildirerek, başka bir gazetecinin işinin kendine verilmesini isteyemez; onun işten çıkartılmasına önayak olamaz.

19. ÇGD üyesi, zor duruma düşen arkadaşlarını yalnız bırakmamayı, işsiz meslektaşlarıyla dayanışma ve yardımlaşma içinde olmayı insanlık görevi bilir. Üyeler, yardımlaşma ve dayanışma görevini ihmal eden yönetim organlarını uyarmakla yükümlüdür.

20. ÇGD üyesi işveren temsilcisi, yukarıda sıralanan – “üyelik ilkelerine / meslek etik kuralları”na açıkça aykırı- tutum ve davranışları dışında çalışanları işten ayrılmaya zorlayamaz; eşit işe eşit ücret politikası uygular; çalışanlar arasında ayrımcılığa yol açan ücret politikası ve çalışma programından kaçınır.

Türk Alman Avukatlar Derneği

0

Türk Alman Avukatlar Derneği 9 Mart 2012 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. DAV-Türkiye, 16.04.2012 tarihinden itibaren Deutscher AnwaltVerein’ın 255. yerel derneği olup, Türk Dernekler Kütüğüne kayıtlıdır. TDAV, 1 Ocak 2017 tarihinden itibaren bağımsız şekilde uluslararası avukatların ve örgütlerin ortaklığı ile hukuk dünyasına katkı sağlamak üzere faaliyetlerine devam etme kararı almıştır.

Dernek amacını, Asya-Avrupa arasında köprü konumundaki Türkiye’nin uluslararası yatırımlar için bir cazibe merkezi olmasını göz önüne alarak Türkiye-Almanya ilişkileri çerçevesinde, Türkiye’nin en önemli ticari ortağı olan Almanya’nın Türkiye’deki yatırımlarını da dikkate alarak iki ülke arasındaki sıkı ekonomik ilişkiyi değerlendirmek üzere hukukçular arasındaki dayanışmayı sağlamak şeklinde açıklamaktadır. Yerel yasal düzenlemeler ile uluslararası avukatlık arasında köprü vazifesi görmeyi amaçlayan TDAV, bu amacını üretken ve sürekli gelişime açık, iletişimin gücünü benimsemiş bir yapı ile mevcut kanun ve yasaların titizlikle uygulanmasını, yeni yasaların çıkarılmasını destekleyerek ve gerek üyelere gerekse diğer ilgili çevrelere eğitim vererek gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.

TDAV, hakkını arayan kuruluşların ve sivil şahısların ilk muhatabı olacak ve onlara uzman danışman bulma konusunda yardımcı merkez konumunda olacaktır. Dernek üyeleri için kamuoyu, meslektaşları ve diğer meslek birlikleriyle temas kuracaktır. Dernek bu kapsamda gerek Türkiye ve Almanya’daki gerekse de uluslararası kuruluşlar ve meslek birlikleriyle temas içinde olacaktır.

Türkiye’de uluslararası yatırımlar konusunda danışmanlık hizmeti veren ve yatırımları takip eden çeşitli ülkelerden çok sayıda avukatın olmasını dikkate alan dernek her alanda artan globalleşmenin hukuk alanında da izlerini takip ederek yerel ve uluslararası avukatların mesleki açıdan bilgi paylaşımını sağlamaya çalışmaktadır.

Dernek, sürekli bilgilendirilme çerçevesinde, aylık olarak hazırladığı TDAV-Türkiye Günce’yi Türkçe ve Almanca olarak  üyelerine e-mail yoluyla göndermekte TDAV’ın uluslararası avukatlık ağına üyelerini dahil ederek üye avukatların yeni müvekkiller edinmesine yardımcı olmaktadır. Dernek çatısı altında “TDAV-Turkey Çalışma Grupları” oluşturulmuş, avukatlara ve müvekkillerine yönelik bir hizmet üretmeye odaklanmıştır. Çalışma gruplarında uzman avukatlar bilgilerini ve tecrübelerini karşılıklı olarak paylaşmakta, seminerler yoluyla uzmanlık bilgilerinin aktarılmasına ve paylaşılmasına dönük ortam yaratılmaktadır. Dernek bünyesinde, Bayan Avukatlar, Banka ve Sermaye Piyasası Hukuku, Bilişim ve Teknoloji Hukuku, Genç Avukatlar Platformu,Hukuk Müşavirleri,İnşaat ve Gayrimenkul Hukuku,Ticaret ve Şirketler Hukuku,Uluslararası Hukuki İlişkiler,Kira ve Gayrimenkul Hukuku,Spor Hukuku ve Vergi Hukuku çalışma grupları oluşturulmuştur.

Avukatların eğitimi için, TDAV Turkey Anwaltakademie-TDAV Turkey Avukatlık Akademisi sürekli seminerler düzenlemekte uzman avukatlık kurslarıyla Türkiye’de hukuksal eğitim alanında da hizmet vermekte, Avukatlık hizmetlerinin kalitesini gözler önüne sermek ve avukatların eğitim yükümlülüğünü teşvik etmek amacıyla eğitimlere katılan üyelerine TDAV Turkey eğitim sertifikası vermektedir.

German Fedaral Bar Association, International Bar Association ve Turkey Bar Association derneğin üye potansiyelini oluşturmaktadır. 2017 yılı itibariyle derneğin başkanlığını Av. Handan İlhan, başkan yardımcılıklarını ise Prof. Dr. Arzu Oğuz ve Av. Dr. Erhan S. Moroğlu yürütmektedir.

Tıp Hukuku Derneği

0
Tıp Hukuku Derneği

Derneğin Kurucu Başkanı Hakan Hakeri‘dir.  2017 yılı itibari ile Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Sunay Akyıldız’dır.

Tıp Hukuku Derneğinin amaçları;

  1. Tıp mesleğinin uygulanmasında karşılaşılan hukuki sorunları tartışmak ve çözüm önerilerinde bulunmak,
  2. Tıp Hukukunu ilgilendiren her türlü ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemeyi ve sağlık alanını ilgilendiren konularda verilmiş ulusal ve uluslar arası yargı kararlarını incelemek, bunlar hakkında değerlendirmeler yapmak, ulaşılan verileri hem sağlık meslek üyelerinin, hem de ilgili hukukçuların bilgisine sunmak,
  3. Hekimlerin ve diğer sağlık meslek üyelerinin görev tanımlarını, statülerini ve yasal sorumluluklarını kendileriyle paylaşmak,
  4. Hukuk bilimi ve uygulaması alanında çalışan hukukçuları Tıp Hukukuna ilişkin bilgilendirmek,
  5. Tıbbi bilirkişilik kurumlarının ve Tıp Hukuku ile ilgili diğer kamu yada özel kurum ve kuruluşların çalışmalarını ve raporlarını değerlendirmek ve önerilerde bulunmak,
  6. Meslek örgütlerine Tıp Hukukuyla ilgili bilgi vermek ve işbirliği yapmak, bu amaçlarla fikir üretip, tasarı ve taslaklar oluşturmak,
  7. Hasta hakları konusunda toplumu ve hekim-hukukçu meslektaşlarımızı aydınlatmak, toplumu hatalı yargılarda bulunmaya sevk edecek, Tıp Hukuku açısından, yanlış ve yanıltıcı bilgiler içeren haberler hakkında, kamuoyuna görüş ve bildirimlerde bulunmak,
  8. Diğer ülkeler ile Tıp Hukuku alanında işbirliği sağlamak ve ortak çalışmalar yapmak,
  9. Tıp hukuku alanında hekimler ve hukukçular arasında etkili bir iletişim ve işbirliği sağlamak.
      Tıp Hukuku Derneğinin Faaliyet Alanı
  1. Bilimsel araştırmalar yapmak,
  2. Kurs, seminer, konferans, kongre ve panel gibi etkinlikler düzenlemek,
  3. Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için gazete, dergi, kitap gibi yayınlar ile üyelerine dağıtmak üzere bülten çıkarmak,
  4. Amaçların gerçekleştirilmesi için uygun bir çalışma ortamı sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek;
  5. Amaçlarını gerçekleştirmek üzere gerekli izinler alınmak şartıyla yurt içinden ve yurt dışından fon desteği bulmak, sponsorluk ve bağış kabul etmek, finansman desteği sağlamak,
  6. Üyelerinin yararlanmaları için lokaller açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak, bunları tefriş etmek ve işletmek,
  7. Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlence vb. etkinlikler düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,
  8. Dernek amaçları doğrultusunda ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz mal satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek,
  9. Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda vakıf kurmak,
  10. Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla proje bazında ortak çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak,
  11. Derneğin amacını gerçekleştirmek üzere, dernek ve vakıf gibi kurumlar ile mesleki ve ticari kuruluşlardan maddi yardım almak,
  12. Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek,
  13. Gerekli görülen yerlerde şube ve temsilcilikler açmak,
  14. Derneğin amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için platformlar oluşturmak,
  15. Dernek amacına ve mevzuata aykırı olmayan diğer faaliyetlerde bulunmak.

Adres: Halitağa Cad. Ergener İş Hanı No:24/3 Kadıköy/İstanbul

Telefon: 0216 348 89 06 Fax: 0216 349 65 07  

E-Posta: tiphukukudernegi@yahoo.com.tr  Web Adresi: www.tiphukuku.org.tr

Tek Parti Rejimi

0
Kahverengi rengi ile işaretlenmiş ülkeler tek parti rejimi ile idare edilen ülkelerdir.
Tek Parti Rejimi, devletin yönetimini tek başına üstlenen ve devletle özdeşleşen bir siyasi partinin yasama, yürütme ve fiilen yargı erklerine hakim olduğu siyasi rejimlerin adıdır. Bazı tanımlara göre, başka siyasi partilerin yasak olmamasına rağmen devletin tek parti tarafından yönetilmesine de tek parti rejimi denilmektedir.
Tek Parti rejimlerinin dünyadaki ilk örneği Bolşevik Parti yönetimidir. Rusya’da 1917 yılı kasım ayında ayaklanma sonucu iktidara el koyan bu parti Duma seçimlerinde diğer partileri tasfiye ederek tek parti haline gelmiştir.
İlk Tek Parti Rejimi Olan Bolşevik Parti Logosu
Tek Parti Rejiminin ilk örneklerinden biri de İtalya’daki Mussolini yönetimidir. Mussolini’nin Faşist Partisi, 1922 yılında iktidara gelmiş ve 1925 yılında diğer partileri yasaklamıştır. Resmi olarak tek parti rejimi kuran Mussolini tarihte en kötü rejimlerden biri olarak anılmaktadır.
Benito Mussolini
Tek Parti Rejimi Türleri 
Parti Devleti, Tek Parti Sistemi, Tek Parti Devleti gibi tanımlamalarla anlatılan Tek Parti Rejimi parti ile devlet organlarını eş güdümlü çalışmasını, bütünleşmesini ve modern bir diktatörlüğü ifade eder. Bu sistemde muhalifler sindirilmiş, susturulmuş yada tek partinin çatısı altında toplanmaya mecbur bırakılmışlardır. Bazı tek parti rejimlerinde tüm toplum katmanları partinin üyesidir ve devlet yönetimine katılmak için partiye üye olmaktadır.
Gerçek tek partili sistemlerde tek parti daimidir ve başka partinin kurulması mümkün değildir.
Otoriter tek partili sistem, tüm toplumu emri ve etkisine almış, güçlü bir liderlik altında tek otorite olmuştur.
Totaliter tek partili sistemde ise ideolojik bir aygıt olan tek parti, tüm toplumu bu ideoloji ile kendi emri altına almış, toplumu dönüştürmeyi, diğer partileri yasaklamayı, siyasal yaşamı tek hegemonik güç olarak kontrol etmeyi amaçlamakta ve başka partilerin kurulmasına izin vermemektedir.

Hegemonyacı tek partili sistemde çok partili sistem olmasına karşın iktidar partisi dışındaki muhalefet partilerinin iktidara gelmesi engellenmektedir. Bu sistemde çoğulcu muhalefet bulunmamaktadır.

Bu sistemler dışında tek parti iktidarının siyasal hayatı yönlendirdiği ve başka partilere fırsat vermediği; aynı partinin sürekli iktidar olduğu sistemler de bulunmaktadır. Bu tür partilerin teorik olarak tek parti rejimi olarak adlandırılması olanaksızdır.

Türkiye’de Uygulanan Tek Parti Rejimi 
Geçici tek partili sistemlerde hedef demokratik bir sisteme geçiş olmasına karşın demokratik deneyimin bulunmaması nedeniyle belli bir süre tek parti devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin ilk kuruluş yıllarındaki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı geçici tek partili sistemdir. Türkiye’de 8 Nisan 1923 tarihinde seçilen ikinci Türkiye Büyük Millet Meclisine sadece bir partinin katılmasına izin verilmiş; 1924 yılında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 1925 yılında kapatılmıştır.
Türkiye’de uygulanan tek parti rejimi Cumhuriyet Halk Partisinin iktidara geldiği 1923 ile 1950 arasında uygulanmıştır. 7 Haziran 1939’da CHP İdare Heyeti, devlet ve parti yönetimini ayırmaya karar vermiş, partide, muhalefet görevi yapacak Müstakil Grup kurulması kararı alınmıştır. Tek parti dönemi İkinci Dünya Savaşı sonunda 1946’da son bulmuş, 1950 yılındaki seçimlerde Demokrat Parti iktidara gelmiştir.
Tek Parti Rejimi Uygulanan Ülkeler 
Ülke Parti Başlangıç Tarihi Anayasası
Kuzey Kore Kore İşçi Partisi 1948 Kuzey Kore Anayasası
Çin Halk Cumhuriyeti Çin Komünist Partisi 1949 Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası
Küba Cumhuriyeti Küba Komünist Partisi 1959 Küba Cumhuriyeti Anayasası
Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti Laos Halkın Devrimci Partisi 1975 Laos Cumhuriyeti Anayasası
Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti Polisario Cephesi 1975 Sahra Cumhuriyeti Anayasası
Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Vietnam Komünist Partisi 1976 Vietnam Cumhuriyeti Anayasası
Eritre Demokrasi ve Adalet için Halk Cephesi 1991 Eritre Anayasası

Nalband mektebleri ve nalbandlık hakkında kanun

0

Nalband mektebleri ve nalbandlık hakkında kanun, 8 Aralık 1937 tarihinde kabul edilmiş ve 16 Aralık 1937 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nalband mektebleri ve nalbandlık hakkında kanun

Madde 1

Lüzum görülen bölgelerde Ziraat Vekilliği tarafından nalband mektebleri açılır.

Madde 2

Nalbandlık yapabilmek için Askerî veya mülkî Nalband mekteblerini bitirmiş veya kurs görmüş olmak lâzımdır. Ecnebi memleketlerde nalbandlık tahsil etmiş olanlar ehliyet imtihanına tabidirler.

Madde 3

Nalband mektebi açılan mıntakalarda ikinci maddede gösterilen vasıf ve şartları haiz olmıyan nalbandlar kursa tâbi tutulur.  Kursa çağırılanlardan mazeretsiz bir sene içinde kursa gitmeyenler o bölgede sanattan men edilirler..

Madde 4

Nal ve mıh yapanlar, nal ve mıh yaptıkları yerleri, nalbandlar dükkânlarını, bulundukları yerin veteriner idaresine, yoksa o yerin en büyük mülkiye memuruna bildirmeğe mecburdurlar. Gezgin nalbadlar da bu kayda tabidirler. Nal ve mıh yapılan yerleri ve nalband dükkânlarını Hükümet veterinerleri kontrol ederler.

Madde 5

Yapılacak ve kullanılacak nal ve mıhların teknik şart ve şekillere uygun olması lâzımdır. Ziraat Vekâletinin tayin ve ilân edeceği bölgelerde nalbandlar bunların haricinde nal ve mıh çakamazlar.

Madde 6

Beşinci madde hükmüne aykırı hareket edenlerden bir liradan on liraya kadar hafif para cezası alınır. Tekerrüründe bir raya kadar sanatlarından menedilirler. Dördüncü madde hükmünü yerine getirmiyenler ile ikinci madde- deki şartları haiz olmaksızın icrayi sanat edenler beş liradan yirmi beş liraya kadar hafif para cezası ve tekerrüründe bir aya kadar hafif ha­ pis cezasile cezalandırılırlar. Bu cezalar mahallî idare heyetleri kararile verilin Mahkûmlar kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren bir hafta içinde sulh mahkemesine müracaat ederek bu karara karşı itirazda bulunabilirler, İtiraz, idare heyeti kararırım neticei hükme kadar infazını tehir eder. Sulh mahkemesinin itiraz üzerine vereceği karar kat’î olup temyize tabi değildir.

Muvakkat Madde

A – Nalband mektebleri açılan bölgelerde mevcut nalbandlardan mektebli olmıyanlar için Ziraat Vekilliği tarafından kurslar açılır.

B -Kursa çağırılanların yol, iaşe, ibate ve ikamet masrafları Ziraat Vekâletince temin olunur.

C – Nalband mekteblerinden ve kurslardan yetişmiş olanlar o bölgenin ihtiyacına kifayet edecek miktara baliğ olunca kanunun ikinci maddesinde yazılı evsafı haiz olmıyanlar nalbandlıktan men olunurlar.

D – Bu kanunda yazılı cezaî hükümler 2 nci maddedeki vasıfları haiz nalbandların kâfi mikdarda mevcut bulunduğu ilân edilen bölgelerde tatbik olunur.

Madde 7

Bu kanunun hükümlerinin tatbik sureti ile kullanılacak nal ve mıhların teknik vasıf ve şartları bir nizamname ile tayin olunun Madde 8 — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 9

Bu kanunun bükümlerini icraya Adliye, Millî Müdafaa, Dahiliye ve Ziraat Vekilleri memurdun 13/12/1937

Yeşil Hat Tüzüğü

0

Yeşil Hat Tüzüğü, 29 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından Brüksel’de kabul edilmiştir. Tüzük, KKTC vatandaşlarının Yeşil Hat üzerinden Kıbrıs Rum Kesimine doğru yapacağı ticari işlemlerin nasıl yapılacağını düzenleyen metindir.

Avrupa Birliği vatandaşlarının Kıbrıs Türk tarafından Kıbrıs Rum Kesimine geçişleri Tüzük tarafından düzenlemektedir.

Avrupa Birliği, tüzüğün uygulanması için Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nı (KTTO) yetkilendirmiştir.

Kuzey Kıbrıs’ta üretilen mal ve emtianın güney Kıbrıs’a satışı Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın vereceği Refakat Belgesi (Accompanying Document) ile mümkün olabilmektedir.

Yeşil Hat Tüzüğü

AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ

Brüksel, 29 Nisan 2004

8208/04

YASAL MEVZUAT VE DİĞER BELGELER

Konu: 2003 tarihli Katılım Antlaşması’nın 10. no’lu Protokolü’nün 2. maddesinin öngördüğü usule dair Konsey Tüzüğü

AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,

Çek Cumhuriyeti, Estonya Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Letonya Cumhuriyeti, Litvanya Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, Malta Cumhuriyeti, Polonya Cumhuriyeti, Slovenya Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti’nin katılım koşullarına ilişkin Antlaşma’nın Kıbrıs’a dair 10. Protokolü ve Avrupa Birliği’ni Kuran Antlaşmalara getirilen değişiklikler (ABRG L 236, 23.9.2003, p.955.)ile özellikle buradaki 2. madde uyarınca,

İngiltere ve Kuzey İrlanda’nın Kıbrıs’taki Egemen Üs Alanlarına dair söz konusu Katılım Antlaşması’nın 3 no.lu Protokolü (ABRG L 236, 23.9.2003, p.940)ve özellikle buradaki 6. madde uyarınca,

Komisyon tarafından yapılan teklif uyarınca,(ABRG C)

Aşağıdaki hususları dikkate alarak;

1.Avrupa Konseyi, yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ın katılımından yana olan güçlü tercihini birçok kez vurgulamıştır. Kapsamlı bir çözüme maalesef halen ulaşılmış değildir. Kopenhag Avrupa Konseyi Sonuçlarının 12. paragrafına uygun olarak, Konsey, 26 Nisan 2004 tarihinde, adadaki mevcut duruma ilişkin tutumunun çerçevesini çizmiştir.

2.Çözümü bekleme aşamasında, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında bulunmayan bölgelerde, müktesebatın uygulanması, 10. Protokol’ün 1(1). maddesi uyarınca ertelenmiştir.

3.Protokol’ün 2(1). maddesine uygun olarak, söz konusu erteleme, AB hukukunun ilgili hükümlerinin, yukarıda belirtilen bölgeler ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkili kontrolü altında bulunan bölgeler arasındaki hatta uygulanma koşullarının belirlenmesini gerektirmektedir. Söz konusu kuralların etkili bir şekilde hayata geçirilmesini temin etmek için, uygulama, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgeler ve İngiltere ve Kuzey İrlanda’nın Adanın Doğusundaki Egemen Üs Alanı arasındaki sınıra genişletilmelidir.

4.Yukarıda bahsedilen hattın AB’nin dış sınırını teşkil etmemesi nedeniyle, malların, hizmetlerin ve kişilerin geçişine ilişkin olarak, öncelikli sorumluluk Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bulunmak kaydıyla, özel kuralların belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda bahsedilen bölgelerin geçici olarak Topluluğun gümrük ve mali sınırları ile özgürlük, adalet ve güvenlik alanının dışında olması sebebiyle, söz konusu kuralların, AB’nin yasadışı göç, kamu düzeni ve malların serbest dolaşımına ilişkin güvenliğini eşit standartlarda sağlayacak şekilde uygulanması gerekmektedir. Sözü edilen bölgelerde, hayvan sağlığına ilişkin yeterli bilgi elde edilene kadar, hayvan ve hayvan ürünlerinin dolaşımı yasak olacaktır.

5. 10 no’lu Protokol’ün 3. maddesi; müktesebatın ertelenmesi yönündeki kararın yukarıda belirtilen bölgelerin ekonomik kalkınmasını engellemeyeceğini açıkça ifade etmektedir. Bu Tüzük, bir yandan söz konusu bölgeler ile Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgeler arasındaki ticari ve diğer bağları kolaylaştırırken, bir yandan da yukarıda söz edilen uygun koruma standartlarını temin etmeyi amaçlamaktadır.

6. Kişilere ilişkin olarak; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin mevcut politikası, Cumhuriyetin tüm vatandaşlarının, AB vatandaşlarının, Kuzey Kıbrıs’ta yasal olarak ikamet eden üçüncü ülke vatandaşlarının ve adanın Hükümet kontrolü altındaki bölgelerinden giriş yapan AB ve üçüncü ülke vatandaşlarının sınırı geçişine izin vermektedir.

7. Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin yasadışı göçe ve kamu düzenini tehdit eden öğelere ilişkin meşru kaygıları bulunmaktadır. Ancak, AB vatandaşlarının dolaşım serbestisi hakkından tam olarak faydalanabilmeleri için söz konusu hatta AB vatandaşlarının kontrolüne ilişkin mümkün olan en az kuralın belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, üçüncü ülke vatandaşlarının hattı geçişlerine ilişkin şartların tanımlanması gerekmektedir.

8. Kişilerin kontrolüne ilişkin olarak, bu Tüzük, 3. Protokol’de ortaya koyulan hükümleri, özellikle de söz konusu Protokol’ün 8. maddesini etkilemez.

9.Bu Tüzük, Birleşmiş Milletler’in ara bölgedeki yönetimini hiçbir şekilde etkilemez.

10.Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin hatta ilişkin politikasında meydana gelecek herhangi bir değişiklik bu Tüzük ile belirlenen kurallarla çelişebileceğinden; Komisyon’un tutarsızlıkları engellemek için gerekli tedbirleri alabilmesini teminen, bu tip değişikliklerin yürürlüğe girmeden önce Komisyon’a bildirilmesi gerekmektedir.

11.Komisyon’un, bu Tüzüğün I. ve II. Eklerini, acil eyleme geçilmesini gerektiren olası değişikliklere cevaben değiştirme yetkisi bulunmaktadır.

BU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİR

BAŞLIK I

GENEL HÜKÜMLER

Madde 1
Tanımlar

Bu Tüzüğün amacına ilişkin olarak aşağıdaki tanımlar geçerli olacaktır:

1) “hat” şu anlama gelmektedir:

a) 2.maddede tarif edildiği üzere, kişilerin kontrolüne ilişkin olarak; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgeler ile Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında olmayan bölgeler arasındaki hat;

b) 4.maddede tarif edildiği üzere, malların kontrolüne ilişkin, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında olmayan bölgeler ile hem Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgeler hem de İngiltere ve Kuzey İrlanda’nın Adanın Doğusundaki Egemen Üs Alanı arasındaki hat;

2) “Üçüncü ülke vatandaşı”, AT Antlaşması’nın 17(1). maddesi çerçevesinde, Birlik vatandaşı olmayan herhangi bir kişi anlamına gelmektedir.

Bu Tüzük’te, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında olmayan bölgelere yapılan atıflar, sadece Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti içindeki bölgelere işaret etmektedir.

BAŞLIK II
KİŞİLERİN SINIR GEÇİŞLERİ
Madde 2
Kişilerin Kontrolü
  1. Kıbrıs Cumhuriyeti, üçüncü ülke vatandaşlarının yasa dışı göçüne karşı mücadele etmek ve kamu güvenliğine ve politikasına karşı herhangi bir tehdidi ortaya çıkartmak ve önlemek amacıyla, sınırı geçen tüm kişilerin kontrolünü yürütecektir. Bu tür kontroller, aynı zamanda sınırı geçen kişilerin sahip olduğu araç ve gereçler üzerinde de yürütülecektir.
  2. Tüm kişiler, kimliklerinin tespit edilebilmesi için, bu kontrolden en az bir kez geçecektir.
  3. Üçüncü ülke vatandaşlarının sınırı geçebilmeleri koşullara bağlıdır:

    a) Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından sağlanmış bir oturma iznine sahip olunması veya geçerli seyahat belgesinin olması ya da, gerekli ise, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin geçerli vizesi olması;

    b)Kişilerin kamu güvenliğine veya politikasına tehdit oluşturmaması.

  4. Sınır, yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yetkili kuruluşların izin verdiği noktalar çerçevesinde geçilecektir. Geçerli noktaların listesi Ek I’de sıralanmıştır.
  5. Adanın Doğusundaki Egemen Üs Alanı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkili kontrolü altında olmayan bölgeler arasındaki sınır kontrolü, Katılım Antlaşması’nın 3 no.lu Protokolü’nün 5.(2) maddesince yürütülecektir.

Madde 3

Sınır Gözetimi

Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yürütülecek olan etkili gözetim, Katılım Antlaşması’nın 2(4) maddesinde belirtilen geçiş noktalarında, kişilerin kontrolleri engelleme konusundaki cesaretini kıracak şekilde gerçekleşecektir.

BAŞLIK III
MALLARIN GEÇİŞİ
Madde 4
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkili kontrolü altında olmayan bölgelerden gelen mallara uygulanacak sistem
  1. Katılım Antlaşması’nın 6.maddesine halel getirmeksizin, tamamıyla Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgelerden elde edilen mallar; veya nihai, ekonomik açıdan gerekli, büyük çaplı işleme tabi tutulmaları işi, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgelerde bulunan ve bu işlem için donanımlı bir işletmede gerçekleşen mallar, 2913/92 sayılı Konsey Tüzüğü’nün 23 ve 24. maddelerine istinaden, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgelere giriş yapabilir.
  2. Sözkonusu mallar, ihracat iadesi veya müdahale önlemleri gerekmediği müddetçe, gümrük vergisine veya eş etkili harçlara ve gümrük bildirimine tabi tutulmayacaktır. Etkili bir kontrol sisteminin sağlanması için, sınırdan geçiş yapan miktarlar kayda geçirilecektir.
  3. Malların geçişi, Ek I’de belirtilen geçiş noktalarından ve Doğu Egemen Üs Alanı yetkisi altında bulunan Permagos ile Strovilia geçiş noktalarından gerçekleştirilecektir.
  4. Mallar, Ek II’de belirtilen Topluluk mevzuatı çerçevesindeki gereklere cevap verecek ve gümrük kontrollerine tabi tutulacaktır.
  5. Mallar, Komisyon ile Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından ortaklaşa olarak bu iş için yetkilendirilen Kıbrıs Türk Ticaret Odası veya bir diğer yetkili kuruluş tarafından temin edilen bir belge eşliğinde geçiş yapacaktır. Kıbrıs Türk Ticaret Odası veya diğer yetkili kuruluş, Komisyon’un, sınırı geçen malların türünü ve hacmini ve bu madde hükümlerine uygunluğunu izlemesini sağlamak amacıyla, söz konusu belgelerin kayıtlarını tutacaktır.
  6. Malların, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgelerden geçişi sağlandıktan sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yetkili makamları, 5. paragrafa istinaden belgenin geçerliliğini ve mala uygunluğunu kontrol edecektir.
  7.  1. paragrafta belirtilen mallar, Kıbrıs Cumhuriyeti içinde tüketime yönelik olduğu taktirde Kıbrıs Cumhuriyeti, bu mallara 77/388/EEC sayılı Konsey Direktifi’nin 7(1) maddesi ve 92/12/EEC sayılı Konsey Direktifi’nin 5. maddesi çerçevesinde ithal edilmiş mal muamelesi yapmayacaktır.
  8. 7.paragrafın, Topluluğun KDV’den dolayı tahakkuk eden öz kaynakları üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır.
  9. Canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin sınırdan geçişi yasak olacaktır.
  10. Doğu Egemen Üs Alanı makamları, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgelerden gelen mallarla, Pyla kasabasında bulunan Kıbrıslı Türk nüfusuna yönelik geleneksel arzı sürdürebilir. İlgili makamlar, varış yerine göre, malların miktarı ve niteliğinin denetimini gerçekleştirecektir.
  11. 1’den 10. paragrafa kadar olan hükümlere uygun olan mallar, 2913/92 sayılı Tüzük’ün 4.(7) maddesine istinaden, Topluluk malı statüsü kazanacaktır.
  12. Bu madde, 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgelerden gelen ve Ek II’ye uygun olan tüm mallara uygulanacaktır. Diğer mallar konusunda, bu maddenin tamamen uygulanması, en kısa zamanda kabul edilecek Komisyon kararı temelinde Kıbrıs adasının özel durumunu göz önünde bulunduran kurallara tabi tutulacaktır. Bu amaçla, Komisyon, bir komite tarafından destek görecek ve 1999/468/EC sayılı Konsey Kararı’nın 3 ve 7. maddeleri uygulanacaktır.
Madde 5
Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü dışındaki bölgelere gönderilen mallar
  1. Sınırı geçişine müsaade edilen mallar ihracat formalitelerine tabi tutulmayacaktır. Ancak, talep üzerine, Kıbrıs Cumhuriyeti makamları, eşdeğerdeki gerekli belgeleri Kıbrıs Cumhuriyeti iç hukukuna uygun olarak sağlayacaktır.
  2. Hattı geçerken tarım ve işlenmiş tarım ürünleri için ihracat iadesi yapılmayacaktır.
  3. Malların tedariki 77/388/EEC sayılı Direktifin 15(1) ve (2). Maddeleri çerçevesinde muaf olmayacaktır.
  4. Topluluk mevzuatı uyarınca, Topluluk gümrük alanından çıkarılması veya ihracı yasak olan veya izne, kısıtlamalara, vergiye veya diğer ihraç harçlarına tabi olan malların dolaşımı yasak olacaktır.
Madde 6
Hattı geçen kişilere tanınan imkanlar

69/169/EEC sayılı Konsey Direktifi(2000/47/EC (ABRG L 193, 29.7.2000, P.73) sayılı Direktif tarafından değişiklik yapılan Direktif ABRG L 133, 4.6.1969, s.6.) uygulanmayacak, ancak hattı geçen kişilerin şahsi bagajında bulunan mallar – maksimum 20 adet sigara ve ¼ litre alkollü içecek dahil- ticari niteliğe sahip olmamaları ve kişi başına 30 Euro’yu geçmemeleri halinde muamele vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf olacaktır. 17 yaşından küçükler bu muafiyetten yararlanmayacaklardır.

BAŞLIK IV
HİZMETLER
Madde 7
Vergilendirme

Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında olmayan Kıbrıs Cumhuriyeti alanlarda yerleşmiş ya da daimi adresleri veya ikametleri bu alanlarda olan kişilere veya kişiler tarafından sunulan hat ötesi hizmetler, KDV sebebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında olan Kıbrıs Cumhuriyeti alanlarında yerleşmiş ya da daimi adresleri veya ikametleri bu alanlarda olan kişilere veya kişiler tarafından sunulan hizmetler gibi muamele görecektir.

BAŞLIK V
NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 8
Uygulama

Kıbrıs Cumhuriyeti makamları ve Kıbrıs’ın Doğusundaki Egemen Üs makamları, bu Tüzüğün hükümlerine tam uyumun sağlanmasına yönelik tüm gerekli önlemleri alacak ve söz konusu hükümlere halel gelmesini engelleyecektir.

Madde 9
Eklerin Uyarlanması

Komisyon, Kıbrıs Hükümeti ile anlaşarak bu Tüzüğün Eklerinde değişiklik yapabilir. Komisyon, eklerde değişiklik yapmadan önce, Madde 4 (5)’te belirtildiği şekilde Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na veya Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından yetkili kılınan bir başka kuruma ve Egemen Üslerin etkilendiği durumlarda İngiltere’ye danışacaktır. Komisyon, Ek II’de değişikliğe gidilmesi durumunda ilgili Topluluk mevzuatında belirtilen prosedürü takip edecektir.

Madde 10
Politika Değişikliği

Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin kişilerin veya malların hattı geçişine ilişkin politikasında yapılacak herhangi bir değişiklik ancak ilgili değişikliklerin Komisyon’a bildirilmesi ve Komisyon’un söz konusu değişikliklere bir ay içinde itiraz etmemesi durumunda yürürlüğe girecektir. Komisyon, gerektiği taktirde ve Egemen Üslerin etkilendiği durumlarda İngiltere’ye danışarak, hatta ilişkin ulusal yasaların ve AB yasalarının uyumlaştırılması için bu Tüzükte değişiklik önerisinde bulunabilecektir.

Madde 11
Tüzüğün Gözden Geçirilmesi ve İzlenmesi
  1. Komisyon, Madde 4(12)’e halel getirmeksizin, Tüzüğün uygulanması ve Tüzüğün uygulanması sonucu ortaya çıkan duruma ilişkin bir raporu gerektiğinde değişiklik önerisi ile birlikte, ilki Tüzüğün yürürlüğe girdiği tarihten en geç bir yıl sonra olmak kaydıyla her yıl Konsey’e sunacaktır.
  2. Komisyon özellikle bu Tüzüğün 4. maddesinin uygulanışını ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin etkili kontrolü altındaki bölgeler ile etkili kontrolü altında olmayan bölgeler arasındaki –ticaret miktarı ve ticareti yapılan ürünler dahil-ticaret akışını inceleyecektir.
  3. Herhangi bir üye devlet, Konsey’den, Tüzüğün uygulanışı sonucu ortaya çıkan herhangi bir konuyu belirli bir zaman dilimi içerisinde incelenmesi ve bu konuda bir rapor hazırlanması için Komisyon’a çağrıda bulunmasını talep edebilir.
  4. Kamu veya hayvan ve bitki sağlığına tehdit veya risk oluşturacak acil bir durumda, Ek II’deki AB mevzuatında belirtilen ilgili prosedür uygulanacaktır. Diğer acil durumlarda veya hemen harekete geçilmesini gerektiren istisnai durumların ortaya çıktığı hallerde Komisyon, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’ne danışarak, durumun düzeltilmesi için kesinlikle gerekli olan tedbirleri anında uygulayabilir. Alınan tedbirler 10 iş günü içinde Konsey’e bildirilir. Konsey, ilgili Komisyon bildirisinin kendisine ulaştığı tarihten itibaren 21 iş günü içinde nitelikli oy çokluğu ile, ilgili tedbirleri değiştirebilir veya iptal edebilir.
  5. Her üye ülke Komisyon’dan, bir ay önceden talepte bulunulması şartıyla, hattı geçen ürünler ile bunların miktarı ve değerine ilişkin detayları uygun komiteye vermesi yönünde istekte bulunabilir.
Madde 12
Yürürlük tarihi

Bu Tüzük Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katıldığı gün yürürlüğe girecektir.

Bu Tüzük bütünüyle bağlayıcı olup, tüm üye ülkelerde doğrudan uygulanacaktır.

EK I
Madde 2 (4)’de belirtilen geçiş noktaları listesi
Ledra Palace
Agios Dhometios
EK II
Madde 4 (4)’te belirtilen koşullar ve kontroller

AT Antlaşması’nın Madde 37 (yeni Madde 43) ve Madde 152 (4)(b) hükümlerinde belirtilmiş ve kabul edilmiş hayvan ve bitki sağlığı ile gıda güvenliğine dair koşullar ve kontroller. Özellikle, ilgili bitkiler, bitkisel ürünler ve diğerleri, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkili kontrolü altındaki bölgelere geçişi sağlayan hattı geçmeden önce, tam yetkili uzmanlarca AB bitki sağlığı mevzuatına uygunluğun teyit edilmesi amacıyla bitki sağlığı kontrolüne tabi olacaktır.

26 Mart – Hukuk Takvimi

0
26 Mart – Hukuk Takvimi

</tr>

922 Hallac-ı Mansur (Doğumu: 26 Mart 858) egemen dini görüşe karşı düşüncelerinden vazgeçmediği için işkenceyle öldürüldü.
1849 İlk Türkçe dergi olan Vekayi-i Tıbbiye yayına başladı.
1850 Amerikalı hukukçu ve sosyalist yazar Edward Bellamy (Ölümü: 22 Mayıs 1898) Hukuk eğitimi gördü ancak hiç avukatlık yapmadı. Kısa bir süre New York Post‘un kadrosunda görev yaptı. 1888’de Geriye Bakış(2000’den 1887’ye) isimli kitabını yayınladı. Geriye Bakmak, 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanan ticari açıdan en başarılı kitaplardan biri oldu ve özellikle, dünyaya yabancılaşmış bir aydın kuşağına hitap etti.
1893 İtalyan hukukçu, siyaset adamı ve komünist önder Palmiro Togliatti, doğdu.  (Ölümü: 21 Ağustos 1964)

Palmiro Togliatti
1922 Paris’te toplanan İtilaf Devletleri Dışişleri Bakanları, İstanbul, Ankara ve Atina Hükümetlerine mütareke şartlarını içeren bir nota verdi.
1926 Alman şansölyesi ve Avukat Konstantin Fehrenbach yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ocak 1852)  1918’de imparatorluk Almanya’sının son Reichstag’ına başkan oldu. Weimar Cumhuriyeti’nde 1920 ile 1921 yılları arasında 13. şansölye olarak görev yaptı.1923’te Antisemitizmi Savunma Derneği’nde başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 26 Mart 1926’da, 74 yaşında iken  avukatlık yaptığı Freiburg’da yaşamını yitirdi.

Konstantin Fehrenbac
1931 Türkiye’de Ölçüler Kanunu’nun kabul edilmesiyle; okka, endaze gibi eski ölçülerin yerine  gram,  metre, litre gibi yeni ölçülerin kullanılması öngörüldü.
1934 Birleşik Krallık’ta(İngiltere) motorlu taşıt kullanacak kişilere ehliyet sınavı şart getirildi.
1935 Hukukçu ve yayıncı Erdal Öz doğdu. (Ölümü: 6 Mayıs 2006) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Türk Dil Kurumu’nun yayın kolunda görev aldı. Türk Sinematek Derneği’nin Ankara şubesinde çalıştı. 12 Mart 1971 muhtırası sonrasındaki zulüm döneminde üç kez tutuklandı. Yargılama sonucu beraat etti ve aklandı. Tutuklu olduğu sürede Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan gibi devrimci gençlerle tanıştı ve onların öykülerini yazdı. Cem Yayınevi’nin çocuk kitapları dizisini yönetti. 1981 yılında Can Yayınları’nı kurdu. 1995 yılında Yaşar Kemal ile beraber Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde yargılandı. 12 Mart döneminde hukuk dışı uygulamalarla karşılaşan tutukluların yaşamlarından yalın kesitler verdi.
1935 Hukukçu ve Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas doğdu. Şam Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü.  Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yöneticileri arasında yer aldı. 1990’da Oslo Sözleşmeleri’ne aktif olarak katıldı. 1996’da Filistin Kurtuluş Örgütü genel sekreteri ve Arafat’ın resmi olmayan sözcüsü oldu. 2004’de Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı oldu. 2005’de Filistin Ulusal Yönetimi Başkanıyken 2. Filistin Devlet Başkanı olarak seçildi.
1945 Britanyalı avukat ve siyasetçi David Lloyd George yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Ocak 1863)

David Lloyd George
1959 Akhisar’da çıkan İbret gazetesinin sahibi ve yazı işleri müdürü Mustafa Deral,  yayın yoluyla hakaret suçlaması ile 10 ay hapis cezasına  mahkum oldu.
1963 1960 İhtilali sonrası yargılanarak cezaevine konulan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın cezaevinden tahliye edilmesini protesto eden gençler ile Adalet Partililer arasında İstiklal Caddesi’nde çatışma çıktı.
1970 ILO 99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edildi, 30 Nisan 1969 tarihli ve 1168 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 26 Mart 1970 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1971 Doğu Pakistan, Bangladeş’in oluşumuna yönelik olarak Pakistan’dan bağımsızlığını ilan etti.
1971 Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın, 12 Mart muhtırasıyla istifa eden Süleyman Demirel’in yerine Başbakanlığa atanan Nihat Erim’in yeni kabinesini onaylaması ile Profesör Türkan Akyol ilk kez bir kadın bakan olarak atandı.

Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol
1971 Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nu Anayasa’ya aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesi, iptal gerekçesini açıkladı: ”Bir eğitim kurumunun kazanç amacı gütmesi sosyal devlet amacıyla bağdaştırılamaz. Bu duruma izin veren hiç bir kural Anayasa’da yer almış değildir.”
1976 Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Washington’da Savunma İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı.
1979 Enver Sedat, Menahem Begin, ve Jimmy Carter, Vaşington, DC’de İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzaladılar.
1979 Sol Yayınları sahibi ve yöneticisi Muzaffer Erdost, 15 gün önce evinde yapılan aramada tabanca ve mermiler bulunduğu gerekçesiyle Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yapılan ilk duruşmada tutuklanarak Mamak Cezaevi’ne konuldu.
1979  10 Şubat’ta Sıkıyönetim Komutanlığı’nca 13 Mart’a kadar yurda dönme çağrısı yapılan ve aksi halde vatandaşlıktan çıkarılacağı ilan edilen Cem Karaca, Türkiye’nin Federal Almanya’daki Bonn Büyükelçiliği’ne başvurarak hakkındaki bu kararın gözden geçirilmesini talep etti.
1979 Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Hilmi İşgüzar ve 15 sanığın Yüce Divan’da yargılaması başladı.
1986 Yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşlarına gümrük kapılarında oy kullanma hakkı tanıyan düzenleme Mecliste kabul edildi.
1995 Schengen Anlaşması yürürlüğe girdi.

Shengen Vizesi
 1995 21 Ocakta gözaltına alındığı bildirilen Hasan Ocak’ın 26 Martta öldürüldüğü bildirildi. Cenazesi, aylar süren kampanya sonrasında 17 Mayıs 1995’te Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.
 1996 23 Mart’taki DTCF işgalinin ardından gözaltına alınan ve 10 savcı tarafından 7 saat süreyle sorgulanan 270 öğrenciden 26’sı tutuklandı, 244’ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı
1998  Şişli eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk hakkında, yolsuzluk iddiaları nedeniyle gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı.
1999 Görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay 10 günlük hapis cezasını çekmek üzere Kırklareli/ Pınarhisar Cezaevi’ne gönderildi.
1999 Michigan’da bir mahkeme jürisi, “Dr. Ölüm” filmi ile de bilinen Dr. Jack Kevorkian’ı ölümcül bir hastayı iğne yaparak öldürmekten (ötanazi) suçlu buldu.

Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack
 2002  TBMM Genel Kurulu’nda, AB’ye uyum çerçevesinde hazırlanan ve sekiz yasada değişiklik yapan dokuz maddelik yasa tasarısı kabul edildi.
2006 Yazdığı makalede Kürdistan Demokrat Partisi’nin lideri ve Kürt bölgesinin başkanı Mesud Barzani’yi gücünü kötüye kullanmakla ve Rus casusu olmakla suçlayan Kürt kökenli Avusturyalı yazar Kemal Kerim Kadir, Erbil’de 1,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kerim Aralık 2005’te 30 yıl hapis cezası almış, uluslararası baskı sonucu yeniden yargılanmıştı.
2006 İskoçya’da kamusal alanlarda sigara içmek yasaklandı.
2007 Kosova Anayasası, 26 Mart 2007 tarihinde Kosova’nın uluslararası statüsü için hazırlanan ve Nobel Barış Ödülü kazanan Martti Oiva Kalevi Ahtisaari tarafından önerilerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen Ahtisaari planı (The Comprehensive Proposal for the Kosovo Status Settlement-Geniş Kapsamlı Kosova Statüsü Çözüm Anlaşması) çerçevesinde hazırlandı.2010- Rusya’da savcılar Adolf Hitler’in 1924-1925 yıllarında kaleme aldığı “Kavgam” (Mein Kampf) adlı yarı otobiyografik kitabını aşırı sağ politikalarla mücadele çerçevesinde zararlı yayın olarak değerlendirerek yasakladı.
2010 Adolf Hitler’in 1924-1925 yıllarında kaleme aldığı “Kavgam” (Mein Kampf) adlı yarı otobiyografik kitap, aşırı sağ politikalarla mücadele çerçevesinde zararlı yayın olarak değerlendirerek Rusya’da yasaklandı.
2013 Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinin Türkiye genelinde etkin ve verimli olarak yürütülebilmesi için; görev yapan sağlık hizmetleri personellerinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek için hazırlanarak Resmi Gazetenin 26 Mart 2013 tarihli sayısında yayınlandı.
26 Mart – Hukuk Takvimi

Hukuk ve Felsefe Dergileri

0
hukuk alanındaki dergiler

Hukuk ve Felsefe Dergileri yayın konusu, yayıncı kuruluş hakkında bilgiler, dergi yayın ilkeleri ve dergi künyesi ile birlikte listelenmektedir.

Adalet Dergisi

Adli Bilimler Dergisi
Adli Psikiyatri Dergisi

Adli Tıp Bülteni

 Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
 Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Aydın Barosu Dergisi
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

Birikim Dergisi

Cogito Dergisi

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Ceza Hukuku Dergisi
Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Cüppe Hukuk Dergisi
Deniz Ticareti Dergisi
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ
Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Fasikül Hukuk Dergisi

Felsefe Tartışmaları: A Turkish Journal of Philosophy

Felsefi Düşün Dergisi

Feniks – ‎Felsefi Kültürel Hümanis Dergi 

Güncel Hukuk Dergisi

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Hukab-Hukuk Adamları Birliği Dergisi

Hukuk Defterleri Dergisi

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi(HFSA)

Hukuk Köprüsü
HUKUK ve İKTİSAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ
Hukuk ve Toplum Dergisi

İndigo Dergisi

İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi
İstanbul Barosu Dergisi

İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
KTO Karatay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Legal Hukuk Dergisi
Legal Mali Hukuk Dergisi
Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuki Araştırmalar Dergisi

Ombudsman Akademik Dergisi

Rekabet Dergisi

Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Sayıştay Dergisi

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

Sosyal Hukuk Dergisi

Temâşâ Felsefe Dergisi

Terazi Hukuk Dergisi

Tıp Etiği ve Tıp Hukuku

Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları Dergisi

Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi

Türkiye Barolar Birliği Dergisi

Türk İdare Dergisi

Türkiye’de Yayınlanmış Hukuk, Felsefe ve Düşünce Dergileri

Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi

Yasama Derneği Dergisi

 

İnsan Hakları Gündemi Derneği

0

İnsan Hakları Gündemi Derneği(Human Rights Agenda Association-İHGD), Türkiye’de ve uluslararası alanda insan hakları faaliyet, yürütmek üzere, 2003 yılında İzmir ilinde kurulmuştur. 2019 yılı itibari ile Yönetim Kurulu, Özlem Yılmaz (Başkan), Zahide Beydağ Tıraş Öneri (Genel Sekreter), Veli Acu (Sayman), Ruken Arslan (Üye) ve Dilancan Ateş(Üye)’ten oluşmaktadır.

Derneğin Kuruluş Amacı 

Demokrasi, insan hakları, ayrımcılık, azınlık hakları, mülteci hukuku, vicdani ret, işkence ve kötü muamele, adil yargılanma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü derneğin çalışma alanlarındandır.

İnsan haklarının her türlü siyasi ideoloji ve dünya görüşünün üzerinde bir değer olduğunu kabul eden İHGD, hakların ilerletilmesinin ancak sorunların kaynağına ilişkin gerçek bir kavrayışın geliştirilmesi ve somut çözüm önerilerinin uygun taktik ve stratejiler kullanılarak hayata geçirilmesiyle mümkün olabileceğine inanmaktadır.

Her türlü şiddeti kategorik olarak reddeden İHGD, hak ihlallerinin temel failinin devletler olduğunun bilincinde olmakla birlikte, silahlı muhalif gruplar tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine de eşit derecede karşı durmaktadır. Failini ya da mağdurunu dikkate almaksızın tüm hak ihlallerini hedef alan İHGD, bağımsız ve tarafsız duruşuyla kamu vicdanını hak ihlallerine duyarlı kılacak, toplumun örnek alabileceği bir model oluşturmayı amaçlamaktadır.

Çalışma Alanları ve Yöntemleri

  • İHGD tüm insan hakları kategorilerini kendi çalışma alanı içinde görmekle birlikte, dönemsel olarak belli haklar ve ihlaller üzerinde yoğunlaşacaktır.
  • İHGD, İşkence, İfade özgürlüğü v.d gibi Türkiye’nin kâdim insan hakları sorunlarının yanı sıra Azınlık hakları, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi Türkiye için nispeten yeni konuları da çalışma alanı içinde görmektedir.
  • Sorunları evrensel insan hakları değerleri açısından ele alıp kendi çözüm önerilerini içeren tematik raporlar hazırlayan İHGD, raporlarını Türkiye’nin tarafı bulunduğu uluslararası yapılara sunmanın yanı sıra, Türk hükümetleri nezrinde de lobi faaliyeti yürütecektir.
  • Türkiye’de mevcut insan hakları örgütleriyle yakın bir dayanışma içinde olan İHGD, gerek kendisinin kuracağı ve gerekse kurulmuş bulunan koalisyonlara katılmak suretiyle insan hakları aktivizminin güçlenmesi için diğer örgütlerle deneyim ve görüş alış verişi içinde olacaktır.
  • İHGD ürettiği taktik ve stratejileri gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde faaliyet gösteren örgütlerle paylaşarak tecrübelerin ortaklaşmasını sağlayacaktır.
  • İHGD hazırlayacağı eğitim programlarıyla, insan hakları alanındaki yeni gelişmeleri Türkiye’de ve diğer ülkelerdeki insan hakları savunucularının bilgi ve değerlendirmesine sunacaktır.

Genel merkezi Ankara’da olan derneğin İzmir ve Diyarbakır’da iki temsilciliği bulunmaktadır.

İnsan Hakları Gündemi Derneği İletişim
Alsancak Mah. 1456 Sokak Yaşar Apt.
No: 92/3 Konak / İZMİR
posta@rightsagenda.org
0552 343 63 30

Hukukçulara ve Topluma Çağrımdır / Vedat Ahsen Coşar

0

Vedat Ahsen Coşar: Tüm toplumu insan onuruna sahip çıkmaya davet ediyorum!

Biz hukukçuyuz, biz avukatız!

Hukukun en temel amacı adaleti gerçekleştirmektir. Adaleti sağlamak, geçmişten bu güne, insanlığın en büyük ideallerinden biri olmuştur. Hem kendi ülkemizde hem de dünyada, adaleti gerçekleştirmek biz hukukçuların ve avukatların en büyük görevidir. Bizler hukukçu olarak, hem kendi yönetimlerimizi, hem de diğer ülkelerin yönetimlerini, her türlü tasarruflarında ve uygulamalarında, ulusal ve uluslararası ilişkilerinde ahlaklı ve adaletli davranmaya davet etmek zorundayız.

Adaleti tam anlamıyla gerçekleştirmek için, sadece etkili başvuru ve adil yargılanma haklarını şeklen tanımak yeterli değildir. Bunları etkili kılmak, bu amaçla adalete erişimi sağlamak ve kolaylaştırmak, bu anlayış üzerine kurulu olan bir hukuk devletini inşa etmek, hakkı düzenleyen, koruyan, teslim eden bağımsız ve tarafsız bir yargı gücünü tesis etmek zorunludur.

Biz hukukçuların ve avukatların tarihi, insan hakları mücadelesi ile geçmiştir. Hukuk sahasında, dünden bugüne değişen hiçbir şey yoktur, hepimiz dün olduğu gibi bugün de aynı onurlu mücadelenin içerisindeyiz. İnsan hakları ve siyasal özgürlük başta olmak üzere, diğer hak ve özgürlükler, yirminci yüzyılla birlikte egemen retoriğin önemli ve vazgeçilmez parçası haline gelmiştir. Getirilen her yeni düzenlemenin, bireyleri pasif alıcılar olmaktan çıkararak değişimin aktif özneleri olarak görmesi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin artırılması, insan haklarının evrensel düzeyde kabul edilmesi ve güvence altına alınması gerekmektedir.

Hukukçu ve avukat olarak biz, hukuk düzeninin doğasını, işlevini, mantığını, amacını ve çalışma şeklini anlamanın önemli bir kültürel değer olduğunu biliriz. Esasen kendi toplumumuzun ve uluslararası toplumun değerini anlamak ve kavramak da bunları anlamış ve içselleştirmiş olmayı gerektirir. Diğer toplumlarla ve devletlerle iletişimde bulunmayı reddeden, başkaca toplumlar ve devletlerle sağlıklı ve barışçıl ilişkiler kuramayan devletler ve toplumlar depresif, saldırgan, hasta ve mutsuz olurlar.

Hiçbir devlet ve toplum için, başka toplumlardan ve devletlerden yalıtılmış bir dünya yoktur ve böyle bir yalıtılma ve yalnızlık, hiçbir devlet ve toplum için değerli bir yalnızlık değildir.

Ahlak, hem kişiler ve hem de toplumlar için vazgeçilmez bir değerdir. Ahlak olmadan ne kişiler, ne de toplumlar yaşayamaz. Ahlak kişiler ve toplumlar için olduğu kadar hukuk için de önemli ve gereklidir. Ahlak, sadece hukukun içeriğini değil, yönetimini de etkilemektedir. O nedenle, hukuk ahlaka, ahlak da hukuka bağlıdır. Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin efsanevi başkanlarından Holmes‘un ifadesiyle “Hukuk, ahlaki yaşamımızın tanığı ve dışsal güvencesidir. Onun tarihi, aynı zamanda ırkın ahlaki gelişiminin de tarihidir.”

İnsan hakları, giderek artan ölçüde, yalnızca ahlaki idealler olarak görünmemekte, aynı zamanda insan onurunu korumak ve gerçekleştirmek için hem nesnel ve hem de öznel bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Özgürlük ve eşitliği savunma talep ve hakkı, diğer bütün ahlaki, hukuki ve siyasal taleplerden ve haklardan önce gelir.

Yaşamak için değil, onurlu bir yaşam sürmek için gereksinim duyduğumuz insan hakları, “insanın, insan olarak özündeki onurdan” kaynaklanır. Bu öz, insanın ahlaki doğasıdır.

Başta kendi ülkemiz olmak üzere tüm dünyada, insan hakları standartlarının egemen olduğu bir hukuk düzeninin gerçekleşmesine çalışmamız gerekmektedir.

Amerikalı meslektaşımız Luis Land, “Ben Avukatım” isimli şiirinde şöyle demektedir: “Kaba gücün yerine merhameti, adaleti, hakkaniyeti biz avukatlar koyduk. İnsanoğluna diğerlerinin hakkına, mülkiyetine, özgürlüğüne saygıyı; Vicdan, ifade ve toplanma özgürlüğünü biz avukatlar öğrettik. On Emre giden yolu biz avukatlar hazırladık. Yunanistan’da kölelerin, Roma ‘da esirlerin özgürlüğü için biz avukatlar savaştık. İnsan Hak ve Özgürlükleri Bildirgesi‘ni biz avukatlar yazdık. Köleleri biz avukatlar savunduk. Kölelikten Kurtuluş Bildirgesini yayımlayan biz avukatlarız. Tüm savaşlarda özgürlük için savaşan biz avukatlarız. Irk, renk, sınıf cinsiyet ya da din ayrımı yapmaksızın insanlığın eşitliği için biz avukatlar çalıştık, biz avukatlar çalışıyoruz.”

Hukukçu ve avukat olarak dünyanın hangi ülkesinden olursak olalım, fark etmez. Biz hukukçuların dili, düşüncesi, duygusu, anlayışı hep aynıdır, kalplerimiz hep aynı heyecanla, aynı çarpıntı ile çalışır.

Tüm hukukçulara çağrım şudur: Hukuk felsefesinin merkezinde yer alan, özgürlük ve eşitlik gibi en temel iki ontolojik ve ahlaki değerden türeyen insan hakları mücadelesini yaparken, fikren ve ruhen daha zinde, daha güçlü olmak için argümanlarımızı güçlendirmek ve bilgilerimizi yenilemek zorundayız.

Tüm toplumu insan onuruna sahip çıkmaya davet ediyorum.

Avukat Vedat Ahsen Coşar

Vedat Ahsen Coşar

Fihi Ma Fih

Bir Adalet Teorisi

Yavuz Yapıcıoğlu – Tornavidalı Katil

0

Yavuz Yapıcıoğlu, 1967 yılında doğdu ve Türkiye’nin kriminoloji tarihinde yer alan en tehlikeli sanıklarından biri biri oldu. Polis kayıtlarına göre 20 kişinin ölümüne sebep oldu ve 50’ye yakın cinayetin şüphelisi olarak anıldı.

Cinayet işlerken tornavida kullandığı için “Tornavidalı Katil” olarak anılmaya başlandı. Cinayet işlemeye başlamadan evvel bir tarikata katıldığı iddia edildi.

İlk olarak kendisine “Günaydın” dediği için aynı mahalleden komşusu olan bir kızı, onun nişanlısını ve 3 arkadaşını, ardından da kaçarken durdurduğu bir aracın şoförünü öldürdü. Daha sonra kendi anneannesinin canına kıydı. Ankara otogarında simit parası istediği bir kişi ona para vermeyi reddedince tenha bir köşeye kadar onu takip edip sonra da öldürdü. O sırada bu olaya şahit olan biri daha vardı ve ne yazık ki o kişi de canından oldu.

Belçikalı bir turiste dondurma ısmarlamak istedi, reddedilince o anki sinirle onu da öldürdü.

Pertevniyal Lisesi’nin önünde tartışan bir hademe ile kız öğrenciye saldırıp hademeyi öldürdü. Kız öğrenci ise kurtulmayı başardı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre 18, bazı kaynaklarda 40, bazı kaynaklarda ise 43 kişinin ölümünden sorumlu olduğu iddia edildi.

1993 yılında iki üniversite öğrencisine tecavüz edip öldürdüğü iddia edildi ancak bu cinayetlerin Yapıcıoğlu tarafından işlendiğine dair yeterli delil bulunamadı.

Çıkarıldığı mahkemede Yapıcıoğlu’nun akıl sağlığının yerinde olmadığı ve bu sebeple cezai ehliyetinin olmayacağı kararına varıldı. Tedavi olması için kaldırıldığı hastanede çırılçıplak bir halde koridorlarda dolaşıp “Ben İsa’yım” demeye başladı. Hastanedeki hasta bakıcı ve hastalara saldırdı, onları yaraladı. Ardından hastanede yangın çıkardı.

En son 2002 yılında Çorlu’da bir spor tesisinin üç bekçisini öldürdü, sonra da sığınmak istediği bir caminin imamını ve orada bulunanları ağır yaraladı.

Yargılandığı davada “Bir katil, bir canavar değilim. Ben gerçek Atatürk’üm.” dedi. Ancak daha sonra akli dengesinin yerinde olmadığı düşünülsün diye böyle yaptığını itiraf etti. Mahkeme tarafından oluşturulan bir kurulca akıl sağlığının yerinde olduğuna karar verildi ve cezaevine konuldu. Halen cezaevindedir.

https://hukukansiklopedisi.com/seri-katiller/

18 Mart – Hukuk Takvimi

0
18 Mart Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
18 Mart – Hukuk Takvimi
1782 Amerikalı hukukçu ve devlet adamı John Caldwell Calhoun doğdu. (Ölümü: 31 Mart 1850) Litchfield Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Başkan James Monroe altında Savaş Bakanı olarak görev yaptı ve bu pozisyonda Savaş Departmanını yeniden düzenledi ve modernize etti. Güney Carolina’nın, Kuzey’i haksız yere desteklediğine inandığı federal tarife yasasını geçersiz kılma hakkını şiddetle destekledi. İngiltere ile Oregon sınır anlaşmazlığının çözülmesine yardımcı oldu. 1825’de Güney Carolina’dan ABD’nin yedinci başkan yardımcısı olarak seçildi. 
1828 Siyasetçi Randal Cremer doğdu. (Ölümü: 22 Temmuz 1908)  1903 yılında Uluslararası tahkim konusunda yaptığı çalışmalar ile Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere arasında 1897 yılında imzalanan tahkim antlaşmasındaki katkıları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’nü almaya hak kazandı. 
1837 Amerikalı avukat ve politikacı Stephen Grover Cleveland doğdu. (Ölümü: 24 Haziran 1908) Amcasının yanında hukuk eğitimi gördü ve 1859’da New York barosuna kabul edildi. 1881’de  Buffalo belediye başkanı olarak görev yaptı. Daha sonra New York valisi seçildi. Çoğu Amerikalının ilk kez elektrikle tanıştığı Kolomb Dünya Fuarı’na, Beyaz Saray’dan düğmeye basarak elektrik sağlayan Allis makinesini harekete geçiren kişi oldu. 22. ve 24. Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak görev yaptı. Seçim kaybettikten sonra yeniden başkan olan ilk ve tek kişi oldu. 
1843 Belçikalı avukat ve siyasetçi Jules Vandenpeereboom doğdu. (Ölümü: 6 Mart 1917) Avukat olarak eğitim gördü. 1878-1900 yılları arasında Belçika Halk Temsilciler Meclisi’nde Kortrijk’i temsil etti. 1884’ten 1899’a kadar Demiryolları, Tebliğler ve Telgraflardan başlayarak çeşitli bakanlık görevleri üstlendi. Bunu 1896’dan bu yana Savaş bakanlığıyla birleştirdi. 1899’da Belçika’nın 17. Başbakanı olarak görev yaptı. 1900’de Devlet Onursal Bakan olarak atandı ve Belçika Senatosunda Batı Flandre‘yi temsil etti.
1921 SSCB ile İkinci Polonya Cumhuriyeti arasında Riga Barış Antlaşması imzalandı.
1936 Nelson Mandela ile birlikte Nobel Barış Ödülü kazanan hukukçu Frederik Willem de Klerk  doğdu. (Ölümü: 11 Kasım 2021)
1936 Yunan hukukçu ve Başbakan Eleftherios Venizelos, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Ağustos 1864) Atina Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1887 yılında Girit’e döndü. Hanya’da avukat olarak çalıştı ve adanın 6’sı Müslüman 11’i Rum olan 17 avukatından biri oldu. 1897 Akrotiri ve 1905 Therisso isyanlarına liderlik yaptı. 1910 yılında Yunanistan’da ki askeri yönetimin başkanlığına getirildi. 29 Ekim 1930’da Türkiye’deki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katıldı. 1935 yılında seçimleri kaybedince Paris‘e gitti ve orada gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi. 1936 yılında Paris’te öldü. Atatürk’ü, Nobel Barış Ödülü için aday göstermişti.

Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk,ortada) Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos’u (solda) Ankara Palas, Ankara’da ağırladı. 27 Ekim 1930
1938 Meksika, sınırları dahilindeki tüm yabancı petrol şirketlerini millîleştirdi.
1971 Mümtaz Soysal, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca gözaltına alınıp tutuklandı.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
1980 Hukukçu ve büyükelçi Natalya Vladimirovna Poklonskaya doğdu. Yevpatoria İçişleri Üniversitesi’nde eğitim gördü. Kırım’da asistan savcı olarak görev yaptı.  2002-2006 yılları arası, Kırım’ın Krasnogvardeisky ilçesinde avukat yardımcısı oldu. 2010’da Kırım Savcılığında gözetim kolluk biriminin başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2011 yılında Kırım Yüksek Konseyi eski başkan yardımcısı Ruvim Aronov’un yüksek profilli davasında savcı olarak görev yaptı. Daha sonra Kiev Ukrayna Başsavcılığı görevine getirildi. 2014’de Kırım Özerk Cumhuriyeti Başsavcısı olarak atandı. 2021 yılında Rusya Federasyonu’nun Cape Verde’deki  olağanüstü ve tam yetkili Büyükelçisi oldu.
1985 Bankaların televizyonda reklam yapma yasağı kaldırıldı.
1986 Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Ceza İnfaz Yasası’ndaki değişiklikleri onayladı ve 50.000’e yakın hükümlünün tahliye işlemleri başlatıldı.
1986 Fransa Milli Polisi Meslek Ahlakı Kanunu (Le code de déontologie de la Police nationale), 18 Mart 1986 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Fransa Milli Polisi Meslek Ahlakı Kanunu
1992 Güney Afrika Cumhuriyeti’nde siyahlara eşit vatandaşlık hakkı tanıyan Anayasal Reform Tasarısı, halk oylamasıyla kabul edildi.
2003 İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü 18 Mart 2003 tarihinde kabul edildi ve Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Türkiye protokole taraf oldu.
18 Mart – Hukuk Takvimi

Kemal Canbolat

0
Kemal Canbolat

Hukukçu ve siyasetçi Kemal Canbolat 6 Aralık 1917 tarihinde doğdu. (Ölümü: 16 Mart 1977) Sorbonne Üniversitesinde felsefe sanat, psikoloji, sosyoloji, hukuk ve vatandaşlık eğitimi aldı. Daha sonra Lübnan’a döndü ve Saint-Joseph Üniversitesi’nde hukuk okudu.

1941-1942 yılları arasında avukat olarak çalıştı ve Lübnan hükûmetinin resmi avukatı oldu.

1946 yılında ekonomi, tarım ve sosyal ilişkiler bakanı oldu. 1947 yılında, ikinci kez Lübnan Parlamentosunda milletvekili seçildi fakat hükûmeti, genel seçimlerde hile karıştırdığı sebebiyle suçlayarak istifa etti. İkinci Dünya Savaşının sonuna tekabül eden bu dönemde Dürziler, Lübnan’da resmi olarak ayrı bir mezhepsel grup olarak ilan edildi.

1949 yılında, İlerici Sosyalist Partiyi kurdu ve liderliğini yürüttü.((El-Hizb El-Takadummi El-İştiraki) Lübnan Dürzilerinin liderliğini yüzyıllardır süren aile mirası gereğince Canbolat yaptı.

1972’de Lenin Barış Ödülünü kazandı.

1975 yılında başlayan iç savaşta Canbolat liderliğindeki  Dürziler, Lübnan Ulusal Hareketi adı altında,
Marunilerin Lübnan Cephesi ile mücadele etti.

Lübnan Ulusal Hareketinin oluşturulmasında önemli rol rol oynayan Kemal Canbolat, 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yakınlarında öldürüldü ve kendisi dört yaşında iken öldürülen babası Fuad Canbolat gibi bir suikasta kurban edildi.

Lübnan Dürzilerinin şimdiki lideri olan oğlu Velid Canbolat, Suriye Gizli Servisi’ni babasını öldürmekle suçladı. . Günümüzde Lübnan’daki Dürzileri, Lübnan’ın güneydoğusundaki Şuf Dağı’ndaki sarayından Velid Canbolat yönetmektedir. Azınlıkların oldukça fazla olduğu Lübnan’da, Dürzilerin dinî inançları, siyasî tavırlarını etkilemekte, siyasî tavırları da bölgesel ve yerel politikaları şekillendirebilmektedir.

Tevhidi Tedrisat Kanunu

0

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarihinde, 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiştir. Yasa, ülkedeki bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekaleti’ne (Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’na) bağlanmasını öngörmektedir. Cumhuriyet Devrimlerinin en önemli yasal değişikliklerinden biri olarak kabul görmektedir.

Tevhidi Tedrisat Kanunu

ÖĞRENİM BİRLİĞİ KANUNU

Kanun Numarası : 430
Kabul Tarihi : 3/3/1340
Yayımlandığı R.
Gazete : Tarih: 6/3/1340
Sayı: 63

Yayımlandığı Düstur: Tertip:3 Cilt:5 Sayfa:322

Madde 1 – Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.

Madde 2 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir.

Madde 3 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.

Madde 4 – Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşat edecektir.

Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir.

(Ek: 22/4/1341 – 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle Müdafaai Milliye Vekaletine devrolunmuştur.

Madde 6 – İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.

Madde 7 – İşbu kanunun icrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Ticaret Bakanlığı Etik Komisyonu ve Etik Davranış İlkeleri Yönergesi

0

Ticaret Bakanlığı Etik Komisyonu ve Etik Davranış İlkeleri Yönergesi

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve Kapsam
MADDE 1

(1) Bu Yönergenin amacı; Ticaret Bakanlığı yönetici ve personelinin görevlerini ve hizmetlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini ve kurallarını belirlemek ve personelin etik davranış ilkeleri konusunda karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak görüş bildirmek, kurumsal etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek üzere oluşturulacak Bakanlık Etik Komisyonunun çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

MADDE 2

(1) Bu Yönerge; Ticaret Bakanlığı yönetici ve personelinin görev ve hizmetleri sırasında uymaları gereken etik davranış ilkelerine ve kurallarına, bu ilkelere ve kurallara uyulmaması sonucunda Bakanlığın farklı birimleri ve çalışanları arasındaki ilişkilerde ortaya çıkabilecek ya da Bakanlığın paydaşlarıyla ilişkilerinde yaşanabilecek etik sorunlara, oluşturulacak Etik Komisyonunun yapısına, çalışma usul ve esaslarına ilişkin hükümleri kapsar.

Dayanak
MADDE 3

(1) Bu Yönerge 25/05/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan ve 13/04/2005 tarih ve 25785 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 4

(1) Bu Yönergede geçen;

a) Bakan : Ticaret Bakanını,
b) Bakanlık : Ticaret Bakanlığını,
c) Başkan : Ticaret Bakanlığı Etik Komisyonu Başkanını,
ç) Birim : Ticaret Bakanlığı merkez, taşra ve yurt dışı hizmet birimlerini,
d) Komisyon : Ticaret Bakanlığı Etik Komisyonunu,
e) Yönetici : 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ekinde yer alan I ve II sayılı cetvellerde yer alan unvanları,
f) Personel : Ticaret Bakanlığın merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatında görev yapan tüm personeli,
g) Üye : Ticaret Bakanlığı Etik Komisyonu üyesini, ifade eder.

Kurumsal Kimlik
MADDE 5

(1) Ticaret Bakanlığının merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatında görev yapan personel iç ve dış ticaretin her alanında, iş sahipleri ve şahıslara adil, güvenilir, hızlı ve kaliteli bir kamu hizmeti sunar.

Etik davranış ilkeleri
MADDE 6

(1) Bakanlık etik davranış ilkeleri aşağıda belirtilmiş olup; bu ilkelere aykırı davranışlar ilgisine göre Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Bakanlık Etik Komisyonu ve Bakanlık Disiplin Kurulları tarafından değerlendirilip karara bağlanır.

(2) Bakanlık yöneticileri:

a) Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde; sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, kamu kaynaklarını etkin, ekonomik ve verimli kullanmayı, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği, hizmette yerindeliği ve beyana güveni esas alırlar.
b) Birlikte yönetim anlayışını esas alarak, görev ve sorumluluklarını yerine getirirken çalışanların karar alma süreçlerine katılımlarının sağlanmasına önem verir.
c) Bakanlık Mevzuatında belirtilen hükümleri dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapmaksızın herkese uygular.
ç) İnsan hakları ve özgürlüklerine saygı, şeffaflık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkelerini temel prensip olarak kabul eder.
d) Görev ve sorumluluklar yerine getirilirken dil, ırk, yaş, cinsiyet, engellilik durumu, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranır.
e) Görev ve sorumluluklarını kamu hizmeti bilinci çerçevesinde saygı, nezaket ve dayanışma içinde yerine getirir.
f) Bakanlık personelinin yönetim ile ilgili konularda endişe duymadan görüşlerini açık bir şekilde dile getirmelerine destek sağlar ve farklı görüşlere saygı duyar.
g) Maiyetindekilere karşı nüfuz ve güç kullanmaz ve özlük haklarının kullanılmasını engellemez. Çıkar çatışmalarından kaçınır ve görevini ifa ederken karşılaştığı şahsi çıkar çatışmalarını derhal bir üst amirine bildirir.
ğ) Bütün komisyon toplantılarında gizlilik kapsamı dışında kalan genel mahiyetteki etik ilkeleri
ile ilgili alınan kararlara önem verir ve bu kararların uygulanması için gereğini yapar.
h) Personel alımı ve personelin çeşitli görevlerde değerlendirilmesine ilişkin teşekkül ettirilecek olan komisyonlarda görev alması durumunda liyakat ilkesine özen gösterir, yasal sınırların ve etik davranış ilkelerinin dışına çıkmaz.
ı) Kurum içi ya da kurum dışı görevlendirmeler ile iş dağılımında adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun hareket eder.
i) Hiçbir personele kişisel çıkarı doğrultusunda yönlendirme yapmaz, yasalarca verilmeyen görevleri yapmaları için zorlamada bulunmaz.
j) Bakanlığın amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem veya eylemleri engellemek için görev ve yetkisinin gerektirdiği önlemleri zamanında alır.
k) Emrindeki personelin usulsüzlük yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler; yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı, eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı, personelin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorluklar konusunda dikkatli davranmayı ve kişisel davranışlarla personele örnek olmayı kapsar.
l) Personelin etik davranış ilkelerine uyup uymadığını gözetlemek ve etik davranış konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.
m) Yürüttüğü görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi ya da kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamaz veya menfaat sağlayamaz. Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunamaz.
n) Görevi sırasında edindiği resmi veya gizli nitelikteki bilgileri kendisine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamaz. Bu bilgileri, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamaz.
o) Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramaz, bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alır.
ö) Kendisi, eşi ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, 19/04/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu ile 15.11.1990 tarihli ve 20696 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca yetkili makama mal bildiriminde bulunur.

(3) Bakanlık personeli:

a) İnsan hakları ve özgürlüklerine saygı, şeffaflık, katılımcılık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ve hukukun üstünlüğü ilkelerini temel prensip olarak kabul eder.
b) Görev ve sorumluluklar yerine getirilirken dil, ırk, yaş, cinsiyet, engellilik durumu, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ayrımı yapmadan, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalara meydan vermeden tarafsızlık içerisinde hizmet gereklerine uygun davranır.
c) Görev ve sorumluluklarını kamu hizmeti bilinci çerçevesinde saygı, nezaket ve dayanışma içinde yerine getirir.
ç) Bakanlığın misyon ve vizyonuna uygun davranarak ülkenin çıkarları, toplumun refahı doğrultusunda hareket eder.
d) Görevin, standart ve süreçlere uygun olarak yerine getirilmesini sağlar ve bütün faaliyet, tutum ve davranışlarda Bakanlığın saygınlığının korunmasına çalışır.
e) Çevreye ve topluma karşı duyarlılık gösterir, alınan kararlarda ve yapılan işlerde kamu yararını esas alır.
f) Görevi ile ilgili kendi yetkisinde olan işlemleri dikkat ve itina ile tam ve zamanında yerine getirir.
g) Görevi sırasında edindiği resmi veya gizli nitelikteki bilgileri kendisine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamaz, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamaz.
ğ) Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramaz, bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alır.
h) Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınır; mesai süresini, kamu mallarını, kaynaklarını, işgücünü ve imkanlarını kullanırken etkin, verimli ve tutumlu davranır. Ayrıca özel işlerini mesai saatleri dahilinde yerine getiremez.
ı) Kendisi, eşi ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, 19/04/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 15.11.1990 tarihli ve 20696 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca yetkili makama mal bildiriminde bulunur.
i) Yürüttüğü görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendisi, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamaz veya menfaat sağlayamaz.
j) Yürütülen iş ve işlemlerde bilgi güvenliği politikalarını dikkate alır.

İKİNCİ BÖLÜM
Etik Komisyonu
Etik komisyonunun oluşumu
MADDE 7

(1) Etik Komisyonu, Bakan tarafından belirlenen Bakan Yardımcısı başkanlığında, Personel Genel Müdürü, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü, Rehberlik ve Teftiş Başkanı ve İç Denetim Birimi Başkanından oluşur.

(2) Etik Komisyonu üyelerinin görev süresi iki yıldır. Görev süresi biten üyeler Bakan onayı alınmak suretiyle yeniden görevlendirilebilir.

(3) Bakanlık taşra birimlerinde, Personel Genel Müdürlüğünün uygun görüşü alınmak suretiyle alt komisyonlar oluşturulabilir.

Etik komisyonunun görev, yetki ve sorumlulukları
MADDE 8

(1) Etik Komisyonu;

a) Bakanlığın birimlerine yönelik olarak Yönergede belirtilen etik kurallara ilişkin hususlarda değerlendirme yapar ve görüş bildirir.
b) Bakanlıkta etik kültürünün yaygınlaşması, geliştirilmesi ve etik duyarlılığın artırılması için eğitim ve benzeri çalışmalara yönelik politika belirler.
c) Hakkında değerlendirme yaptığı, karar aldığı ve görüş verdiği tüm etik konularda gizlilik içinde çalışır ve elde edilen tüm bilgi ve belgeleri saklı tutar. Gizlilik yasağı görevleri sona erdikten sonra da devam eder.
ç) Yürüttüğü faaliyetlerde doğrudan Bakana karşı sorumludur.

Etik komisyonunun çalışma usul ve esasları
MADDE 9

(1) Etik Komisyonunun çalışma düzenine ilişkin usul ve esaslar şunlardır:

a) Komisyon, Başkanın çağrısı üzerine yılda en az iki defa ve üye sayısının salt çoğunluğunun katılımı ile toplanır. Gerektiğinde Başkanın çağrısı ile olağanüstü toplantı yapılabilir. Komisyonca değerlendirilecek dosyalar en geç iki ay içerisinde sonuçlandırılarak karara bağlanır. Gerektiğinde iki ay daha ek süre kullanılabilir.

b) Komisyon, değerlendirmelerini dosya üzerinden yapar; gerektiğinde ilgili kişilerden yazılı ya da sözlü bilgi ve belge alabilir. Komisyon, incelenen konuya ilişkin ulusal ve uluslararası etik düzenlemeler, sözleşme, bildirge ve benzeri metinler çerçevesinde, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelere dayalı olarak değerlendirme yapar ve görüş bildirir. Komisyon, ulusal ve uluslararası metinlerde düzenlenmemiş bir sorunla karşılaştığında, bu konuda bir ilke kararı alabilir. Kararlar, üyelerin tam sayısının salt çoğunluğuyla alınır ve üyeler tarafından imzalanır. Karara katılmayan üyeler gerekçelerini karara yazar.

c) Komisyon, başvuruları etik ilkeler çerçevesinde değerlendirir. Komisyonun aldığı kararlar tavsiye niteliğindedir. Etik dışı davranış iddialarını içeren başvurular, incelenmek üzere yetkili disiplin kuruluna gönderilir.

ç) Komisyon, gerektiğinde, konu ile ilgili Bakanlık içinden veya dışından uzmanları görüşlerine başvurmak üzere, Komisyon toplantılarına davet edebilir. Yapılan görüşmeler sonucunda alınan gerekçeli karar, Bakana sunulur.

d) Komisyonun tüm inceleme, değerlendirme ve ilgili yazışmalarına ait belgelerinin en az 10 yıl süre ile Komisyona tahsis edilmiş ve Personel Genel Müdürlüğünün denetiminde olan bir arşivde saklanması zorunludur. Bakanlık Makamı ve Personel Genel Müdürlüğünde sekretarya hizmetlerini yürüten yetkililer hariç olmak üzere Komisyon Başkanı veya Personel Genel Müdürünün izni olmadan Komisyon evraklarına herhangi bir yoldan erişmek yasaktır.

e) Başvurular gerçek kişiler tarafından yazılı dilekçe, elektronik posta veya tutanağa geçirilen sözlü başvuru yollarıyla yapılır. Yargı organlarınca incelenmekte olan veya karara bağlanmış bulunan başvurular ile Bakanlık İhbar ve Değerlendirme Komisyonu tarafından somut bilgi ve belgeye dayanmadığı değerlendirilen, kamu görevlilerini karalama amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılan başvurular incelemeye alınmaz.

2) Çeşitli sebeplerden dolayı ilgili Genel Müdürün/Başkanın komisyon toplantısına katılamayacağı durumda yerlerine vekalet edenler komisyon toplantısına katılır.

3) Komisyonun sekretarya hizmetleri Personel Genel Müdürlüğünce yerine getirilir.

4) Etik Komisyonu Başkan ve üyeleri yetkili Disiplin Kurulu üyesi de olabilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Resmi kimliğin açıklanması
MADDE 10

(1) Tüm personel görevi esnasında ve görevi ile ilgili olarak muhatap olduğu her şahsa, kimliğini açıklamalı, yazışmalarda telefonla ya da yüz yüze görüşmelerde kimliğini uygun bir biçimde belirtmelidir. Soruşturma veya gizli görev gibi kimliğin açıklanmasının görevden beklenilen sonucun alınmasını tehlikeye düşürebileceği durumlar saklıdır.

Etik davranış ilkelerine uyma
MADDE 11

(1) Bakanlık yöneticileri ve diğer personel görev ve hizmetlerin yürütülmesinde Yönergede düzenlenmiş Etik Davranış İlkelerine uymakla yükümlüdür.

(2) Etik davranış ilkelerine aykırı harekette bulunanlar hakkında ilgili mevzuat hükümleri gereğince işlem yapılır.

(3) Bakanlıkta bir göreve atanan personel göreve başlarken bu Yönergenin ayrılmaz eki sayılan Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi’ni imzalamakla yükümlüdür. İmzalanan belge, personelin özlük dosyasında saklanır.

İzleme ve Raporlama
MADDE 12

Etik davranış ilkelerine uyum ve buna bağlı olarak gerçekleştirilen faaliyetler dönemsel olarak izleme ve değerlendirme sürecine tabi tutulur. Bu süreç sonunda, Personel Genel Müdürlüğü tarafından tanzim edilen raporlar, Komisyona ve Bakanlık Makamına arz edilir.

Personeli bilgilendirme
MADDE 13

(1) Bakanlık yöneticileri, çalışanlarına etik davranış ilkeleri konusunda bilgi vermek, etik kültürünü geliştirmek ve bu ilkelere uyulmasını sağlamakla yükümlüdür.

(2) Etik Davranış İlkeleri Bakanlık internet sitesinde yayımlanır.

Hüküm bulunmayan haller
Madde 14

(1) Bu Yönergede hüküm bulunmayan hallerde 13/04/2005 tarih ve 25785 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Yürürlükten kaldırılan mevzuat
Madde 15

(1) 2015/3 sayılı “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Personeli Meslek Etik İlkeleri Genelgesi” yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük
Madde 16

(1) Bu Yönerge onaylandığı tarihte yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 17

(1) Bu Yönerge hükümlerini Bakan yürütür.

Avrupa Arabulucular Davranış (Etik) Kuralları

0
Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi

Arabuluculara İlişkin Avrupa Etik Kuralları(EUROPEAN CODE OF CONDUCT FOR MEDIATORS), bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında, uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri bazı ilkeler koymaktadır. Etik kurallar, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanabilir.

Avrupa Arabulucular Davranış (Etik) Kuralları

Arabuluculuk hizmeti sunan kuruluşlar da, kendi bünyelerinde çalışan arabulucuların kabul etmesi koşuluyla, bu kurallara uymayı taahhüt edebilirler. Bu kuruluşlar, bireysel arabulucuların etik kurallara riayet etmesini sağlamak için bazı tedbirler alabilir; örneğin, arabulucuları eğitebilir, arabulucuların uygulamalarını değerlendirebilir ve gözlemleyebilirler.

Etik kuralların amaçları doğrultusunda arabuluculuk, iki veya daha çok tarafın, bağlayıcı bir karar vermeden ve bu usulün Avrupa Birliğine üye olan devletlerde nasıl adlandırıldığına bakılmaksızın, tarafların anlaşmaya varmak suretiyle mevcut uyuşmazlığı çözmelerine yardımcı olması için üçüncü bir kişiyi (“arabulucuyu”) atamayı kabul ettikleri bir usul olarak tanımlanmaktadır.

Etik kurallara uyulması, ulusal mevzuatın, bireysel uygulamacılar hakkında düzenleme yapmasını engellememektedir. Arabuluculuk hizmeti veren kurumlar, örneğin, aile veya tüketici arabuluculuğu gibi özel alanlara, kendi özel bünyelerine veya sundukları arabuluculuk hizmetlerinin türüne bağlı olarak, daha ayrıntılı kurallar geliştirebilirler.

1. ARABULUCULARIN YETERLİKLERİ VE ATANMALARI
1.1 Yeterlik

Arabulucular, arabuluculuk sürecinde yeterli ve bilgili olacaklardır. İlgili standartlar ve akreditasyon programları dikkate alınarak, arabuluculara uygun bir eğitim verilecek ve onların arabuluculuk hünerlerindeki eğitim ve uygulamaları devamlı güncelleştirilecektir.

1.2 Atanma

Arabulucu, arabuluculuğun gerçekleştirilebileceği münasip tarihler hakkında taraflarla görüşecektir. Arabulucu, atanmayı kabul etmeden önce, arabuluculuğu yönetme tecrübesi ve yeterliliği konusunda kendinden emin olacaktır ve talep edilirse, geçmişteki eğitimi ve tecrübesiyle ilgili olarak bilgi verecektir.

1.3 Arabuluculuk hizmetlerinin tanıtılması

Arabulucular, çalışmalarını mesleki, güvenilir ve onurlu bir şekilde tanıtabilirler.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

2. BAĞIMSIZLIK VE TARAFSIZLIK
2.1 Bağımsızlık

Arabulucu, bağımsızlığını veya taraflarla arasındaki menfaat çatışmasını etkileyebilecek ya da bu izlenimi verebilecek durumları açıklamadan görev yapmamalı veya göreve başlamışsa devam etmemelidir. Açıklama ödevi, süreç boyunca devam eden bir yükümlülüktür.

Bu gibi durumlar aşağıdaki halleri kapsayabilir:
– Arabulucunun, taraflardan biriyle herhangi bir kişisel veya iş ilişkisinin bulunması,
– Arabulucunun, arabuluculuğun sonucuna yönelik, doğrudan veya dolaylı, herhangi bir mali veya diğer menfaatinin bulunması,
– Arabulucunun veya onun firmasından birinin, taraflardan biri için arabuluculuk dışında herhangi bir yetkiyle görev yapması.
Bu gibi hallerde arabulucu, tamamen tarafsız olacağını garanti etmesi için, ancak arabuluculuğu tam bir bağımsızlık ve tarafsızlıkla sürdürebileceğine emin olması ve tarafların açıkça rıza göstermesi koşuluyla, arabuluculuğu kabul edebilir veya sürdürebilir.

2.2 Tarafsızlık

Arabulucu, taraflara karşı her zaman tarafsız davranacak ve tarafsız görünmeye gayret edecek ve arabuluculuk süreci hakkında tarafların tümüne eşit muamele etmeyi taahhüt edecektir.

3. ARABULUCULUK ANLAŞMASI, SÜREÇ, ÇÖZÜM VE ÜCRETLER
3.1 Usul

Arabulucu, tarafların, arabuluculuk sürecinin niteliklerini ve arabulucunun ve kendilerinin arabuluculuktaki işlevini anladığına emin olacaktır.

Arabulucu, arabuluculuğun başlamasından önce, tarafların arabuluculuk anlaşmasının hükümlerini ve koşullarını ve özellikle, arabulucu ve taraflar hakkındaki gizlilik yükümlülüğüyle ilgili uygulanabilecek hükümlerini anlamalarını ve açıkça kabul etmelerini mutlaka temin edecektir.

Arabuluculuk anlaşması, taraflarca talep edilirse, yazlı hale getirilecektir.

Arabulucu, taraflar arasındaki olası güç dengesizliğini ve hukuk kurallarını, tarafların açıklamak isteyebileceği arzuları ve uyuşmazlığın kısa sürede çözülmesi ihtiyacı da dahil olmak üzere, somut olayın özelliklerini dikkate alarak, arabuluculuğu uygun bir şekilde yönetecektir. Taraflar, belirli kuralları esas almak suretiyle veya diğer bir şekilde, arabuluculuğun yönetim şekli hakkında arabulucuyla anlaşmakta özgürdürler.

Arabulucu, faydalı görürse, taraflarla ayrı toplantılar yapabilir.

3.2 Adalet ve Süreç

Arabulucu, tarafların tamamının arabuluculukta yeterli fırsata sahip olmasını sağlayacaktır.

Arabulucu, uygun olduğu takdirde, tarafları bilgilendirecek ve aşağıdaki koşulların varlığı halinde arabuluculuğu bitirebilecektir:
– Somut olayın özellikleri ve arabulucunun böyle bir değerlendirme yapmaktaki yeterliği dikkate alınarak, varılan bir anlaşma, arabulucuya icra edilmez veya kanuna aykırı görünüyorsa,
– Arabulucu, arabuluculuğun bir anlaşmayla sonuçlanmasının mümkün olmadığını düşünüyorsa.

3.3 Sürecin Sonu

Arabulucu, kararların taraflarca bilerek ve sahih rızayla alınmasını ve tarafların tamamının anlaşmanın hükümlerini anlamasını sağlayacak uygun tedbirleri alacaktır.

Taraflar, herhangi bir sebep göstermeden, arabuluculuktan her zaman vazgeçebilirler.

Arabulucu, taraflarca talep edilirse ve yetkisinin sınırları dahilinde, tarafların anlaşmayı nasıl resmileştirebileceği ve anlaşmanın nasıl icra edilebileceği hakkında taraflara bilgi verebilir.

3.4 Ücretler

Arabulucu, daha önce kararlaştırılmamışsa, başvurmak istediği ücret şekli hakkında taraflara her zaman tam bilgi vermelidir. Arabulucunun ücrete ilişkin ilkeleri taraflarca kabul edilmeden, arabulucu, arabuluculuğu kabul etmemelidir.

4. GİZLİLİK

Arabulucu, kanunen veya kamu düzeni gerekçesiyle zorunlu olmadıkça, arabuluculuktan veya arabuluculukla ilgili olarak ortaya çıkan bütün bilgileri gizli tutacaktır. Taraflardan birince arabuluculara verilen gizli bilgiler, bilgiyi veren taraftan izin alınmadıkça veya kanunen zorunlu olmadıkça diğer tarafa açıklanmayacaktır.

Avrupa Arabulucular Davranış (Etik) Kuralları, Arabuluculuk Kurulu tarafından kabul edilen Türkiye rabulucular Etik Kuralları ile karıştırılmamalıdır. İlke ve prensiplerin benzerliği her iki metnin aynı metinler olduğu yanılgısına sebep olmamalıdır.

Kolluk Etik İlkeleri

0

Kolluk Etik İlkeleri 24.10.2007 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ve bu teşkilatlarda görev yapan kolluk görevlilerini kapsamak üzere bütün kolluk birimlerinin katkılarıyla hazırlanarak ilan edilmiştir.

Kolluk Etik İlkeleri

Kolluk, bir toplumda hak ve özgürlüklerin korunmasında ve kamu güvenliğinin sağlanmasında topluma hizmet için kanunlar çerçevesinde görev yapmaktadır. Kolluk görevi Anayasa, uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve diğer ilgili mevzuata göre yürütülür.

Kolluk Etik İlkeleri, kolluk personelinin görevini yürütürken uyması gereken ilkeleri belirlemek, görevin yerine getirilmesinde adalet, tarafsızlık, dürüstlük, liyakat, saydamlık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalarak halkın güvenini tesis etmek amacıyla hazırlanmıştır. Kolluk birimlerinin temel görevi, sorumluluk alanlarında bireylerin hak ve özgürlüklerini koruyarak, güvenliği, asayiş ve kamu düzenini sağlamaktır. Bu onurlu ve saygın görev kolluk personeli tarafından yerine getirilmektedir. Görevin yerine getirilmesinde kolluk personelinin uymak zorunda olduğu davranış kuralları bütünü olan Kolluk Etik İlkeleri her rütbedeki personelin görevini ehliyet ve liyakatle yürütebilmesi için yol gösterici bir rehberdir. Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Konseyi Kolluk Etik İlkeleri Rehberi referans alınarak hazırlanan bu ilkeler, kolluk görevlilerinin kanunların koyduğu kuralları benimseyip uygulamasını sağlayacağı gibi, kolluk personelinden beklenen davranış kurallarının toplum tarafından bilinmesini de sağlayacaktır.

Kolluğun üç ana kurumuna ait logolar

Kolluk Etiği, Avrupa’da Polis Etiği olarak tanımlanmakta, kavram ile polis teşkilatı dışındaki tüm iç güvenlik hizmeti personelini ifade etmektedir. Özel Güvenlik Sektörü de dahil olmak üzere güvenlik sektöründe yer alan tüm kurumlar etik kurallara uymak zorundadır. Polis etiği, günlük dilde çok kullanılmayan ancak tüm iç güvenlik birimlerini içerecek anlamda kolluk etiği(law enforcement ethics) olarak ifade edilmektedir.

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Avrupa Polis Etiği Kuralları, konsey üyesi ülkelerden jandarma
subaylarının da katılımıyla hazırlanmış olmasına karşın belgeye Avrupa Polis Etiği Kuralları adı verilmiş, Türk Kolluk Etik İlkeleri de Avrupa Polis Etiği Kurallarını örnek almıştır.

Kolluk Etik İlkeleri
GİRİŞ

Kolluk, bir toplumda hak ve özgürlüklerin korunmasında ve kamu güvenliğinin sağlanmasında toplum hayatı için vazgeçilmez bir unsurdur. Kolluk görevi Anayasa, uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve diğer ilgili mevzuata göre yürütülür.

Kolluk Etik İlkeleri, kolluk personelinin görevini yürütürken uyması gereken ilkeleri belirlemek, görevin yerine getirilmesinde adalet, tarafsızlık, dürüstlük, liyakat, saydamlık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalarak halkın güvenini tesis etmek amacıyla hazırlanmıştır.

Kolluk birimlerinin temel görevi, sorumluluk alanlarında bireylerin hak ve özgürlüklerini koruyarak, güvenliği, asayiş ve kamu düzenini sağlamaktır. Bu onurlu ve saygın görev kolluk personeli tarafından yerine getirilmektedir. Görevin yerine getirilmesinde kolluk personelinin uymak zorunda olduğu davranış kuralları bütünü olan Kolluk Etik İlkeleri her rütbedeki personelin görevini ehliyet ve liyakatle yürütebilmesi için yol gösterici bir rehberdir.

Anayasamız, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Konseyi Kolluk Etik İlkeleri Rehberi referans alınarak hazırlanan bu ilkeler, kolluk görevlilerinin kanunların koyduğu kuralları benimseyip uygulamasını sağlayacağı gibi, kolluk personelinden beklenen davranış kurallarının toplum tarafından bilinmesini de sağlayacaktır.

KAPSAM

Bütün kolluk birimlerinin katkılarıyla hazırlanan Kolluk Etik İlkeleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğünü ve bu teşkilatlarda görev yapan kolluk görevlilerini kapsar.

A- KOLLUĞUN GÖREVLERİ
 1- Kolluğun temel görevleri şunlardır:
  • Bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumak,
  • Emniyet ve asayişi sağlamak,
  • Kamu düzenini korumak,
  • Suç işlenmesini önleyici tedbirler almak ve suçla mücadele etmek,
  • Suçları aydınlatmak ve şüphelileri adli makamlara teslim etmek,
  • Yardım isteyenler ve yardıma muhtaç olanlar ile tehlike içerisinde bulunanlara yardım etmektir.
B- HİZMET ANLAYIŞI
2-Kolluk birimleri, görev ve hizmetin yerine getirilmesinde hukukun üstünlüğü, kamu yararını gözetme, tarafsızlık, katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik, hizmetin sonucuna odaklılık ve sürekli gelişim ilkelerini esas alır.
3-Kolluk birimleri, görev ve sorumluluk alanında toplumun talep ve ihtiyaçlarına odaklanarak halkın memnuniyetini arttırmayı, bu suretle toplumun saygı ve güvenini kazanmayı hedefler.
4-Güvenlik hizmeti her zaman ve herkes tarafından ulaşılabilir olmalıdır
5-Görevin gerektirdiği istisnalar dışında kolluk kolaylıkla tanınabilir şekilde görev yapar.
6-Devletin yasal icra gücü olan kolluk personeli, bu gücü zaaf içerisinde gösterecek tutum ve davranışlardan kaçınır.
C- KOLLUK PERSONELİNİN NİTELİKLERİ
7-Kolluk personeli, Atatürk ilke ve inkılaplarına, toplumun ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine bağlıdır.
8-Kolluk personeli arasındaki ilişki, hiyerarşik yapıya uygun olarak koordinasyon, işbirliği, yardımlaşma, güven, sevgi ve saygı temeline dayanır.
9-Kolluk mesleğine giriş, görevin gerektirdiği nitelikleri tespit etmeyi amaçlayan ve mevzuatla belirlenen objektif ölçütlere göre yapılır.
10-Kolluk personeli, mantıklı karar verir, etkin iletişim kurar, adil davranır ve gerektiğinde inisiyatif kullanır.
11-Kolluk personeli, toplumun yapısını ve hassasiyetlerini bilir; gerekli duyarlılığı gösterir.
12-Kolluk personeli, mesleğinin ve üniformasının gerektirdiği saygınlık ve güvene layık olduğunu davranışlarıyla gösterir.
13-Kolluk personeli görevi dışında meslek onuruna halel getirecek herhangi bir iş yapmaz ve özel yaşamında mesleki hizmetlerinin tarafsızlığını zedeleyecek davranışlardan kaçınır.
14-Kolluk personeli, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle insanlar arasında ayırım gözetmeksizin tarafsızlık içerisinde hizmet sunar.
Ç-EĞİTİM
15-Eğitim, kolluk personelinin meslek hayatı boyunca devam etmesi gereken kesintisiz bir süreçtir. Bu süreç içerisinde temel eğitim, hizmet içi eğitim ve uzmanlık eğitimleri, toplumdaki değişim ve gelişime paralel olarak ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde teorik ve uygulamalı olarak verilir.
16-Eğitim, mesleğe hazırlamanın yanında kolluk personelinin kültürel ve sosyal açıdan gelişimini de sağlar.
17-Kolluk personelinin eğitimi, görev ve sorumlulukları esas alınarak, hizmetin amaçlarına odaklanacak şekilde yerine getirilir.
18-Kolluk personeline, demokrasinin temel değerleri ve ilkeleri, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kolluk etik ilkeleri konularında eğitim verilir.
D-KOLLUK PERSONELİNİN HAKLARI
19-Kolluk personeli, mevzuatla verilen görevler dışındaki hizmetlerde görevlendirilemez. Yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde belirlenen kolluk personeli, amirlerinin mevzuata uygun emirlerini yerine getirir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir şekilde yerine getirilmez.
20-Kolluk personeline, savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları, kanunda belirtilen istisnalar hariç, yargı denetimi dışında bırakılamaz. Görevine ilişkin suç işlediği iddia edilen kolluk görevlisi avukat tarafından temsil edilme, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.
E- HESAP VEREBİLİRLİK VE DENETİM
21-Kolluk personeli, eylemlerinden, ihmallerinden ve verdiği emirlerden şahsen sorumlu ve hizmet ettiği topluma karşı daima hesap verebilir olmalıdır.
22-Kolluk faaliyetleri, mevzuat dâhilinde yasama, yürütme ve yargı organlarının denetimine açıktır.
23-Kolluk personeli aleyhine, usulüne uygun yapılan tüm şikâyetler derhal ve tarafsız bir şekilde soruşturulur. Soruşturma, etkin ve tarafsız yürütüldüğü konusunda şüphe duyulmayacak şekilde sonuçlandırılır ve soruşturma sonucu şikâyetçiye bildirilir.
24-Kolluk görevine ilişkin ihbarlar da titizlikle araştırılır.
F. KOLLUK UYGULAMA VE MÜDAHALELERİ 
25-Kolluk personeli, görevini yerine getirirken, herkesin yaşam hakkına ve Anayasa’da belirtilen diğer temel hak ve özgürlüklere saygı gösterir.
26-Kolluk personeli, kimseyi işkence, eziyet, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı muamele veya cezaya tabi tutamaz. Hiçbir sebep, işkencenin haklılığına gerekçe gösterilemez.
27-Kolluk personeli, kanunla öngörülen nedenlere ve yönteme uygun olmadıkça kimsenin özgürlüğünü sınırlayamaz.
28-Kolluk personeli, zorunlu durumlarda ve sadece meşru bir amacı elde etmek için orantılı güç kullanır.
29-Kolluk personeli, görevinin gerektirdiği saygınlık ve dürüstlük içerisinde hareket eder. Görevini yerine getirirken tarafsız davranır ve insanlar arasında ayrım yapmaz.
30-Kolluk personeli, kanunların öngördüğü haller dışında bireyin özel hayatına müdahale edemez.
31-Kolluk personeli, mevzuatta aksi belirtilmediği sürece, edindiği her türlü bilgiyi ve mesleki sırrı korur.
32-Kolluk personeli, kişilerin özel hayatlarıyla ilgili olan ya da kişi haklarına zarar verebilecek nitelikteki bilgilerin korunmasına büyük özen gösterir; yasal zorunluluk haricinde bu bilgileri açıklayamaz ve kendisi veya üçüncü kişiler lehine kullanamaz.
33-Kolluk personeli, kolluk uygulamalarında, yaşlı, engelli ve çocuk gibi hassas kişilerin durumlarını ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurur.
34-Kolluk personeli, görevini icra ederken veya bir olaya müdahale ederken, öncelikle mesleki kimliğini açıklar ve normal şartlarda kimlik gösterir.
35-Mesleki onur ve saygınlıkla hareket eden kolluk personeli, kurum içerisindeki her türlü yozlaşmaya karşı tavır alır. Yolsuzluk ve usulsüzlükle karşılaşması halinde yetkisi dâhilinde olanlara müdahale eder; yetkisini aşan durumları üstlerine bildirir.
36-Kolluk personeli, görev, unvan ve yetkisini kullanarak kendisi, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlamaz; aracılıkta bulunmaz ve kayırmacılık yapmaz.
37-Kolluk personeli görevi sebebiyle hediye alamaz ve çıkar sağlayamaz. Kolluk personelinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaat hediye kapsamındadır.
38-Kolluk personeli kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramaz; bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alır.
39-Kolluk personeli, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koyar; suçun devamını önler; şüpheli ve suç delillerinin tespit ve muhafazasını sağlayarak yetkili kolluğa teslim eder.
G- KOLLUK VE YARGI İLİŞKİLERİ  
40-Kolluk görevlileri, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına saygılı davranır; adli makamların kararlarına itiraz etmez.
41-Kolluğun gerçekleştirdiği her türlü eylem ve işleme karşı yargı yolu açıktır.
42-Kolluk personeli, soruşturmanın her safhasında adli makamlar ile etkin işbirliği içerisinde çalışır;
43-Kolluk personeli, müdafiin üstlendiği role saygı duyar; gözaltına alınanların “müdafiin hukuki yardımından yararlanma hakkını” etkili biçimde kullanmasını sağlar.
H- ADLİ SORUŞTURMALAR 
44-Adli soruşturma, işlenmiş veya işlenmesi muhtemel bir suç ile ilgili makul bir şüphenin varlığı halinde, yetkili makamın emir veya kararlarına uygun olarak, mevzuatla öngörülen yönteme göre yürütülür.
45-Kolluk personeli, suçu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar, bir suçla itham edilen herkesin suçsuz kabul edilmesi ilkesine göre hareket eder.
46-Kolluk personeli suç ayrımı gözetmeksizin yakalanan kişilere, yakalanma nedeni ve hakkındaki iddiaları öğrenme, susma, istediği bir kişiye yakalandığını bildirme, müdafiden yararlanma ve yakalanmaya itiraz etme haklarının bulunduğu ve bu hakları nasıl kullanacağı hususunda gecikmeksizin bilgi verir ve bu hakların kullanımında yardımcı olur.
47-Kolluk personeli, mağdur ve tanıklara kanun tarafından tanınan hakları hatırlatır ve tehdit altında oldukları durumlarda can güvenliklerini sağlar.
48-Kolluk personeli, soruşturmayı objektif ve adil olarak yürütür; kadınların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin özel durumlarına ve ihtiyaçlarına saygı gösterir.
49-Kolluk personeli, gerektiğinde, taraflara soruşturma süresince yapılan işlemleri anladığı bir dille anlatır, ihtiyaç halinde tercümandan yararlanmasını sağlar.
50-Kolluk personeli, gözaltına alınan veya muhafaza altında bulundurulanların kayıtlarını eksiksiz tutar.
51-Kolluk personeli, gözaltına alınan veya muhafaza altında bulundurulan kişilerin güvenlik, sağlık, temizlik ve uygun beslenme ihtiyaçlarını temin eder.
52-Suç işlemiş olma şüphesi dışında bir sebepten özgürlüğü kısıtlanmış olan kişiler, şüphelilerden ayrı bir yerde tutulur. Gözaltında bulundurulan ya da özgürlüğünden alıkonulan kadınlar erkeklerden; çocuklar yetişkinlerden ayrı yerlerde tutulur.
Feridun Yenisey – Kolluk Hukuku

Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları

0

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu tarafından ‘Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları’ konulu makale yarışması düzenleniyor. Makalelerin en geç 15 Haziran 2022 tarihine kadar Baro’ya gönderilmesi gerektiği açıklandı.

Makale Yarışması: Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları

“Düşünüyoruz, yazıyoruz, tartışıyoruz”

Amaç

1. Adil ve demokratik bir yargı sisteminin inşası ve sürdürülebilir kılınması için birey, toplum ve kamuoyu nezdinde duyarlılık ve farkındalık yaratmak,

2. Yargıç ve savcılar, avukatlar, akademisyenler, hukuk öğrencileri, adliye personeli ve diğer katılımcıların özellik geliştiren yargısal sorunları teşhis ve tanıma yönündeki istek ve çabalarını canlı tutmak, belirlenen sorunlarla etkin ve verimli bir mücadele için gerekli yöntem, araç ve ajandayı oluşturmalarını teşvik etmek,

3. İdari tedbir veya davranış kurallarının değiştirilmesi yoluyla çözülebilecek sorunlar ile mevzuat değişikliği gerektiren çözüm önerilerini ayrı ayrı belirlemek, tasnif etmek ve derlemek,

4. Belirlenen sorunları; üniversiteler, hukuk fakülteleri, barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı, hukuk örgütleri ve diğer paydaşlarla müzakere ederek, her birinin sorunun aşılması için verebileceği katkıyı
tartışmaya açmak ve adli politikalara demokratik bir katkı sunmaktır.

Makale Yarışmasının Yöntemi

1. Yarışma Programı, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu tarafından düzenlenmekte; izlence makale yarışması, yarışma sonucunun raporlanması, ilgili kurumlarla paylaşılması, kapanış kongresi, ödül töreni, basın açıklaması, seçilmiş makalelerin yayınlanması veya yayımlanması aşamalarından oluşmaktadır.

2. Ödüller, İstanbul Barosu tarafından finanse edilmektedir.

3. Yarışma herkese açık olacaktır. Hukukçular, akademisyenler, görevdeki yargı mensupları, emekli hâkim/savcılar, avukatlar, adliye personeli, hukuk öğrencileri ve konuya duyarlı diğer yurttaşların katılımı özellikle teşvik edilmektedir. İstanbul Barosu YK üyeleri ve HFSK asil ve yedek divan kurulu üyeleri yarışmaya katılamaz.

4. Makaleler elektronik posta ile hfsk@istanbulbarosu.org.tr adresine gönderilecektir. Ayrıca, iadeli taahhütlü olarak gönderilebileceği gibi Baro’ya teslim de edilebilecektir.

5. Makalelerin seçimi7 kişilik bağımsız jüri tarafından yapılacaktır.

6. Yarışmanın birincisine 10.000,00 TL, ikincisine 7.500,00 TL, üçüncüsüne 5.000,00 TL, dördüncü ve beşinciye 3.000,00’er TL, ilk 10’a giren diğer kişilere 1.000,00’er TL para ödülü verilecek; ayrıca ilk 20’ye giren tüm yarışmacılara 20 kitaptan oluşan hukuk kitapları seti armağan edilecektir.

Makale Şartları ve Yayınlama Usulü

1. Makalelerin, 15 Haziran 2022 günü mesai bitimine kadar İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonuna ulaştırılması zorunludur. Makaleler, yarışmanın amacına ve asgari Türkçe kurallarına uygun olarak yazılacaktır. Bilimsel makale şartları aranmamaktadır. Gönderilecek yazılar, Times New Roman karakterinde ve 12 puntoyla yazılacak, 3 sayfadan az 10
sayfadan çok olmamalıdır. Yazarın kısa biyografisi, adresi, iletişim bilgileri ve bir fotoğrafı makaleye eklenecektir.

2. Makaleler soyut ve belirsiz olmamalı, sorun tespiti ve çözüm önerisi içermelidir.

3. Yazarlar, makalelerin telif ücreti istemeksizin yayınlanmasına, PDF dosyası şeklinde yayınlanmasına ve dağıtılmasına, dereceye giren ve jüri tarafından uygun görülenlerin kitap olarak yayınlanmasına, özü korunmak koşuluyla editoryal düzenlemeye tabi tutulmasına onay vermiş sayılırlar.

4. Jüri tarafından belirlenen ve kitaplaştırılan makaleler sosyal medyada paylaşılacak, Baro tarafından kitap olarak basıldıktan sonra; yargı kurumları, Adalet Bakanlığı, TBMM, üniversiteler, hukuk fakülteleri, enstitüler, STK’lar, TBB, barolar ile gerek görülen diğer kurum ve kuruluşlara gönderilecektir.

Jüri Üyeleri ve Çalışma Süreci

1. Yarışma jürisi, (alfabetik sıralamaya göre) Av. Adil Giray Çelik, Yargıç Hilmi Şeker, Av. Dr. Jale Bafra, Av. M.Ufuk Tekin, İstanbul Barosu Bşk. Yrd. Av. Nazan Moroğlu, Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın ve TBB Eski Başkanı Av. Vedat Ahsen Coşar’dan oluşmaktadır.

2. Makaleler HFSK tarafından ön incelemeye tabi tutulacak, çoğaltılarak jüri üyelerine teslim edilecek, jüri ise en geç 15 Temmuz 2022 tarihine kadar değerlendirmesini tamamlayacaktır.

3. Jüri üyeleri, her makaleyi 100 puan üzerinden kıymetlendirecek, her bir makalenin aldığı toplam puan, o makalenin sıralamasını tayin edecektir.

4. Jüri, harcamış olduğu mesai için herhangi bir ücret talebinde bulunmamaktadır.

5. Yarışmaya gönderilen makalelerin belirlediği yargı sorunları ve getirilen çözüm önerileri tasnif edilerek İstanbul Barosu tarafından belirlenecek heyet tarafından raporlanacaktır.

Yarışmanın Sonuçları

1. Pandemi kısıtlamalarının kalkması veya koşullarda değişiklik olması halinde, ödül töreni tertip edilecek, dereceye girenlerin ödülleri Adli Yıl açılışında takdim edilecektir.

2. İstanbul Barosu tarafından hazırlanan rapor, basına ve kamuoyuna ödül töreninde açıklanacaktır.

3. Ödül töreni, yargının tüm paydaş ve bileşenlerinin katıldığı bir kongreye dönüştürülecek, hazırlanan rapor tartışmaya açılacaktır. Kongredeki tartışmalar Komisyon tarafından ayrıca yayınlanacaktır.

4. Rapor ve kongre tartışma içerikleri; yukarıda sayılan kurumlara gönderilecek ve Baro tarafından toplum ile paylaşılacaktır.

5. Kitapların satışından ve dağıtımından elde edilen gelirler, aynı amaca özgülenen atideki yarışmaların finansmanında kullanılacaktır.

İSTANBUL BAROSU HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ KOMİSYONU

İletişim: hfsk@istanbulbarosu.org.tr

AV. İBRAHİM AYCAN : 05324964913
AV. ÖZGE FINDIK    :     05366854773

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu sayfası için tıklayınız.

765 Sayılı Türk Ceza Kanunu

0

Cumhuriyet Devrimlerinin en önemlilerinden olan 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu 1889 tarihli İtalyan Zanardelli Yasası temel alınarak hazırlanmıştır.

Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdiği 1926 tarihinden sonra birçok değişikliğe uğramış, değişen hayat koşullarına ve dünya ceza felsefesindeki dönüşümlere uygun revizyonlar geçirmiştir.

Son olarak 2004 tarihli temel bir değişiklik yapılmış ve 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükten kaldırılarak 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Yeni Ceza Kanunun hazırlanmasında Avrupa Birliği Normları ve  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamaları  dikkate alınmıştır.

 

 

 TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA)

    Kanun Numarası: 765

    Kabul Tarihi: 01/03/1926

    Yayımladığı Resmi Gazete Tarih: 13/03/1926

    Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 320

    **13/11/2005 tarih ve 25642 S.R.G. de yayımlanan 04/11/2004 tarih ve 5252 sayılı kanunun 12. maddesi ile, 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle tüm ek değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.**

    BİRİNCİ KİTAP : ESASLAR

    BİRİNCİ BAB : CEZA KANUNUNUN TATBİKİ

    Madde 1 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz.

    Suçlar; cürüm veya kabahattir.

    Madde 2 – İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayıda kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hüküm olunmuşsa icrası ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.

    Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşir olunan kanunun hükümleri biribirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.

    Madde 3 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Türkiye’de suç işliyen kimse, Türk kanunlarına göre cezalandırılır ve bundan dolayı bir Türk hakkında yabancı memlekette hüküm verilmiş olsa bile Türkiye’de muhakeme olunur.

    Böyle bir fiilden dolayı Türkiye dışında hakkında hüküm verilmiş olan yabancı dahi Adliye Vekilinin talebi üzerine Türkiye’de muhakeme edilir.

    Madde 4 – (Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)

    (Değişik fıkra: 06/06/1991 – 3756 /1 md.) Bir Türk veya yabancı, yabancı memleketlerde Türkiye Devletinin şahsiyetine karşı bir cürümü veya bu Kanunun 211 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 213, 316, 317, 318, 319, 320, 323, 324, 332 ve 333 üncü maddelerinde yazılı suçları işlerse, hakkında resen takibat yapılarak bu maddelerdeki cezalarla cezalandırılır.

    (Değişik fıkra: 02/01/2003 – 4782 S.K./1. md.) Bunlar hakkında yabancı bir ülkede daha önce hüküm verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yeniden yargılama yapılır. Ancak, fiil yabancı paraların taklidine veya 211 inci maddenin üçüncü fıkrası ile 213 üncü maddenin uygulanmasına ilişkin olduğu takdirde yabancı ülkede daha önce hüküm verilmiş ise Türkiye’de kovuşturma yapılmaz.

    Yabancı memleketlerde Türkiye namına memuriyet veya vazife deruhde etmiş olupta bu memuriyet veya vazifeden dolayı bir cürüm işleyen kimse hakkında Türkiye’de takibat yapılır.

    Madde 5 – (Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)

    Bir Türk dördüncü maddede yazılı cürümlerden başka, Türk kanunlarına göre aşağı haddi üç seneden eksik olmıyan şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezayı müstelzim cürmü yabancı memlekette işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

    Eğer cürmün aşağı haddi üç seneden az şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezayı müstelzim ise takibat icrası zarar gören şahsın veya yabancı Hükümetin şikayetine bağlıdır.

    Mağdur yabancı ise bu fiilin, işlediği mahal kanunlarında da cezayı müstelzim olması şarttır.

    Madde 6 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Bir yabancı dördüncü maddede yazılı cürümlerden başka, Türk kanunlarına göre aşağı haddi bir seneden eksik olmıyan şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezayı müstelzim cürmü yabancı memlekette Türkiye’nin veya bir Türkün zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde Türk kanunları mucibince ceza görür.

    Ancak bu babda takibat icrası Adliye Vekilinin talebine veya zarar gören şahsın şikayetine bağlıdır.

    Eğer cürüm bir yabancının zararına işlenmiş ise fail, Adliye Vekilinin talebi üzerine, aşağıdaki şartlar dairesinde cezalandırılır:

    1 – Türk kanunlarına göre şahsi hürriyeti bağlayıcı ve aşağı haddi üç seneden eksik olmıyan cezayı müstelzim bir fiil olmak,

    2 – İadei mücrimin muahedesi bulunmamak veyahut iade keyfiyeti cürmün irtikab edildiği mahallin veya failin tebaasından bulunduğu Devletin Hükümeti tarafından kabul edilmemiş bulunmak.

    Bir Türk veya yabancı, Türk Ceza Kanununun 8 inci babının 3 üncü faslındaki cürümleri yabancı memlekette işlerse resen takibat yapılarak o fasılda yazılı maddelerdeki cezalarla cezalandırılır.

    Madde 7 – Bir ecnebi, ecnebi memleketinde bir Türk veya Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde bir cürüm işleyipte ecnebi mahkemesince mahkum olduğu veya ceza herhangi bir sebeple sukut ettiği veya beraet eylediği surette dava Türkiye mahkemelerince tekrar tetkik ve rüyet olunur.

    Eğer hüküm olunan ceza Türk Ceza Kanununda o fiil için muayyen olan cezadan dün ise noksanı ikmal ettirilir. Sukut ve beraet sebepleri Türk Kanunlarına muvafık değil ise ceza yeniden hüküm olunur.

    Bu bapta takibat icrası Adliye Vekaletinin talebine bağlıdır.

    Madde 8 – Bundan evvelki maddelerde beyan olunan ahvalde ecnebi mahkemeden verilen ve Türk kanunlarına muvafık bulunan hüküm Türk kanununca gerek asli ve gerek fer’i olarak hidematı ammeden memnuiyeti veya sair güna iskatı ehliyeti mucip bir cezayı mutazammın olduğu takdirde müdeiumuminin talebi üzerine ecnebi memlekette hüküm olunan mahrumiyet ve iskatı ehliyet cezaları netayicinin Türkiye’de dahi cari olacağına mahkeme karar verebilir.

    Müddeiumuminin talebi üzerine mahkemece bir muamele yapılmazdan evvel mahkum dahi ecnebi mahkemesinden verilen hükmün Türkiye mahkemesince yeniden tetkikini talep etmek hakkını haizdir.

    Madde 9 – Bir cürümden dolayı bir Türkün ecnebi devletlere iadesi talebi devletçe kabul olunamaz.

    Siyasi veya ona murtabıt cürümlerden dolayı bir ecnebinin ecnebi devletlere iadesi talebi devletçe kabul edilemez.

    Ecnebi devletçe vukubulan iade talebi üzerine istenilen kimsenin Türkiye’de bulunduğu mahal mahkemei asliyesince tabiiyeti ve cürmünün mahiyeti hakkında bir karar verilmesi lazımdır.

    Türk tebaasından olduğu yahut cürmünün siyasi ve askeri veyahut bunlara murtabıt cürümlerden bulunduğu mahkemece sabit olanların iadesi talebi kabul olunamaz.

    Ecnebi olduğuna ve cürmünün adi ceraimden bulunduğuna karar verilen kimsenin iadesi talebi hükümetçe kabul olunabilir.

    İadesi talep ve kabul olunan kimse hakkında mahalli müstantikliğince tevkif müzekkeresi verilebilir.

    Madde 10 – Bu kanundaki hükümler, hususi ceza kanunlarının buna muhalif olmayan mevaddı hakkında da tatbik olunur.

    Madde 10/a – (Ek madde: 06/06/1991 – 3756/2 md.)

    Bir Türk vatandaşı veya yabancı, yabancı ülkede bir suç işleyip de bu bab hükümlerine göre Türkiye’de yargılandığı takdirde; Türkiye zararına işlenmiş suçlar dışında, suçun işlendiği ülke kanunu ile Türk Kanunundan hangisi uygulamada sanığın lehine sonuç verecek ise, o kanun göz önünde bulundurulmak ve yabancı kanunda tanımlanan suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza veya Türk kanununda bulunup yabancı ülke kanunundaki cezaya en yakın olan ceza tespit edilerek uygulama yapılır. Ancak, suçun işlendiği ülke kanunu, Türkiye’nin kamu düzenine veya milletlerarası yükümlerine aykırı ise bu ülke kanununa itibar edilmez.

    İKİNCİ BAP : CEZALAR

    Madde 11 – Cürümlere mahsus cezalar şunlardır:

    1 – (Mülga bend: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) *1*

    2 – Ağır hapis,

    3 – Hapis,

    4 – Sürgün,

    5 – Ağır cezayı nakdi,

    6 – Hidematı ammeden memnuiyet.

    Kabahatler için mevzu cezalar şunlardır:

    1 – Hafif hapis,

    2 – Hafif cezayı nakdi,

    3 – Muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası.

    Bu kanunda şahsi hürriyeti tahdit eden cezalar tabirinden ağır hapis, hapis, sürgün ve hafif hapis cezaları muradolunur.

    Madde 12 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md. ; Mülga madde: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) *1*

    Madde 13 – ( Değişik madde: 31/05/1957 – 6988/1 md.)

    (Değişik fıkra: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) *1* Ağır hapis cezası, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya muvakkattir.

    (Değişik cümle: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) *1* Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ve müebbet ağır hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder. Muvakkat ağır hapis, kanunda tasrih edilmiyen yerlerde 1 seneden 24 seneye kadardır.

    Bu ceza aşağıda yazılı şekiller dahilinde 3 devrede çektirilir:

    A) Mahkum birinci devrede, cezasının onda birine müsavi bir müddet geceli, gündüzlü yalnız olarak bir hücrede bırakılır.

    Ancak bu müddet (1) aydan aşağı (8) aydan yukarı olamaz.

    B) Mahkum ikinci devrede, durumuna ve suçunun mahiyetine göre ayrı gruplar halinde bulundurulur. Bu devre, mahkum mevkuf kalmışsa, bu müddetle hücrede kaldığı müddet çıkarıldıktan sonra geriye kalan müddetin yarısını teşkil eder.

    Alelıtlak müebbet ağır hapis cezasiyle mahkum edilmiş olanlar veya bakiye cezaları bir seneden az bulunanlar, yaş veya bedeni kabiliyetleri itibariyle üçüncü devre şartlarına intıbak edemiyecekleri tesbit

    edilenler üçüncü devreye geçemezler.

    C) Üçüncü devre geri kalan müddettir. Bu devrede bulunan mahkum iş esası üzerine kurulmuş olan ceza evlerinde çalıştırılır.

    Mahkumun ikinci devreden üçüncü devreye geçebilmesi için iyi hal göstermesi şarttır. İyi halin nasıl tesbit edileceği Ceza ve Tevfik Evleri Nizamnamesinde gösterilir.

    Üçüncü devreye geçmek hakkını kazanan mahkumlardan, Adliye Vekaleti, ziraat, deniz avcılığı; yol, inşaat, maden ve orman gibi iş sahalarında çalışma ekipleri teşkil edebilir.

    Mahkumiyetin bütün devrelerinde mahkum ceza evi disiplinini bozan hareketlerinden dolayı Ceza ve Tevfik Evleri Nizamnamesi mucibince inzibati olmak üzere her defasında bir ayı geçmemek kaydiyle aynı suretle hücreye konulabilir.

    Ceza evi disiplinini bozan hareketlerinden dolayı iki sene içinde üçten fazla hücre hapsi cezası almış olanlar C. Müddeiumumisinin tasvibi ile birinci devre şartlarına tabi tutulurlar.

    Mahkum ikinci ve üçüncü devrede çalışmaya mecbur tutulur.

    (Mülga fıkra: 06/06/1990 – 3653/3 md.)

    Madde 14 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Mevkuflardan çalışmak istiyenler ceza ve tevfik evi dahilinde çalıştırılabilirler.

    Madde 15 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Hapis cezası yedi günden yirmi seneye kadardır. Kanunda açıklanmıyan yerlerde yukarı haddi beş senedir.

    Bu ceza para cezasından çevrilmiş olsa bile 13 üncü maddenin birinci devreye ait hükümleri müstesna olmak üzere diğer hükümlerinin tesbit ettiği şartlar dahilinde çektirilir.

    Madde 16 – (Değişik madde: 31/05/1957 – 6988/1 md.)

    Bu kanunun 13 üncü maddesinde yazılı üçüncü devrenin ağır hapiste yarısını, hapis veya hafif hapiste üçte birini iyi halle geçirenler meşrutan tahliye talebinde bulunmak hakkını kazanırlar. İstifade müddeti asıl cezanın dörtte birinden aşağı olamaz.

    İkinci devreden yaş ve bedeni kabiliyetleri itibariyle üçüncü devreye geçemiyenler yahut yine bu sebeplerle üçüncü devreden ikinci devreye iade edilenler ikinci devredeki mahkumiyetlerinin hitamında bakıye cezalarının ağır hapiste yarısını, hapis veya hafif hapiste üçte birini iyi halle geçirdikleri takdirde meşrutan tahliye hükümlerinden istifade edebilirler.

    Meşrutan tahliye edilmiş olan mahkumlar hakkında, meşrutan tahliye müddetinin hitamına kadar, bu kanunun 28 inci maddesinin 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ahkamı tatbik olunur.

    Meşrutan tahliye, mahkumun iktidarı nispetinde şahsi hakları tazmin etmesi şartına da talik edilebilir.

    Madde 17 – (Değişik madde: 31/05/1957 – 6988/1 md.)

    (Değişik fıkra: 07/12/1988 – 3506/1 md.) Şartla salıverilmiş olan hükümlü, geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez ise, şartla salıverilme kararı geri alınır. Bu takdirde suçun işlendiği tarihten sonraki kısım hükümlünün ceza süresine mahsup edilmeyerek aynen çektirilir ve şartla salıverilmeye esas teşkil eden hükmün infazı ile ilgili olarak bir daha şartla salıverilmeden yararlanamaz.

    (Ek fıkra: 06/06/1991 – 3756/3 md.) Birinci fıkra hükmüne göre aynen çektirilecek süre; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler için kırk yıl, müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar için otuzaltı yıl üzerinden hesap edilir. *1*

    Meşrutan tahliye kararının geri alınmasını icabettiren sebeblerin vukuundan evvel mahkumun ceza müddeti sona ermiş olursa mezkur ceza icra edilmiş sayılır.

    Eğer asli cezaya Emniyeti Umumiye İdaresinin nezareti altında bulunmak cezası da ilave olunursa meşrutan tahliye halinde geçen zaman bu ceza müddetine mahsubedilir.

    Madde 18 – (Mülga madde: 13/07/1965 – 647/Geçici 2 md.)

    Madde 19 – (Değişik madde: 28/07/1999 – 4421/1 md.)

    Ağır para cezası, altmışmilyon liradan onbeşmilyar liraya kadar tayin olunacak bir paranın Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. Nispi para cezasının yukarı sınırı yoktur.

    Madde 20 – Hidematı ammeden memnuiyet cezası müebbet veya muvakkattir.

    Müebbeden Hidamatı ammeden memnuiyet:

    1- Devairi intihabiyede müntehip veya müntehap olmaktan ve sair bilcümle hukuku siyasiyeden,

    2- Büyük Millet Meclisi azalığından ve intihaba tabi olan veya devlet ve vilayet ve Belediye ve köy tarafından veya bunların teftiş ve murakabesi altında bulunan müessesat canibinden tevcih kılınan bilcümle memuriyet ve hizmetlerden,

    3- Devletçe veya salahiyettar ilmi encümenlerce tevcih olunan rütbe ve unvan ve nişan ve madalyalardan.

    4- Bundan evvelki bentlerde beyan edilen nişan, rütbe, unvan, sıfat, hizmet ve memuriyetlerden birinin bahşettiği maaşlı veya fahri her türlü hukuktan,

    5- Mahkum olan kimsenin kanunu medeni hükmünce kendi füruu üzerinde haiz olduğu velayet hakkı müstesna olmak üzere velayet ve vesayete müteallik bir hizmette bulunmaktan,

    6- Bundan evvelki bentlerde beyan edilen her türlü hakları, unvanları, rütbeleri, nişanları, sıfatları, hizmet ve memuriyetleri ihraz ehliyetinden,

    Mahrumiyet hususlarıdır.

    (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/1 md.) Geçici olarak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, hükümlünün, üç aydan üç yıla kadar yukarıda gösterilen siyasi haklar, hizmet, memuriyet, sıfat, rütbe ve nişandan ve bunları ceza süresi içinde yeniden elde etmek ehliyetinden mahrumiyetidir.

    Hidematı ammeden memnuiyet cezasının bu hizmetlerden bazılarına hasr edildiği hallerle muayyen bir meslek veya sanatın icrasına şamil olduğu halleri kanun tayin eder.

    Madde 21 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Hafif hapis cezası bir günden iki seneye kadardır. Bu ceza para cezasından çevrilmiş olsa bile 13 üncü maddenin birinci devreye ait hükümleri müstesna olmak üzere diğer hükümlerinin tesbit ettiği şartlar dahilinde çektirilir.

    Mahkumiyetleri bir aydan fazla ve mükerrir olmıyan kadın ve küçüklerin cezalarının oturdukları yerde çektirilmesine mahkeme karar verebilir. Bu karara mahkum tarafından riayet olunmadığı takdirde ceza tamamen ve adiyen infaz olunur.

    Madde 22 – Kanunun tayin ettiği ahvalde hafif hapis cezası bazı imalathanelerde veya nafia ve belediye işlerinde kullanılmak suretiyle de icra ettirilebilir. Eğer mahkum cezanın icrası için hazır bulunmaz veya hizmetten kaçınırsa hafif hapis cezası alelüsul mevkii mahsusunda ikmal ettirilir.

    Madde 23 – Kadınların mahkum oldukları ağır hapis ve hapis ve hafif hapis cezaları kendilerine mahsus müesseselerde çektirilir. Kanun kadınların şahsi hürriyetlerini tahdit eden cezaların bir ıslahhane veya tevkifhanede icrasını iktiza ettiren ahvali tayin eder.

    Madde 24 – (Değişik madde: 28/07/1999 – 4421/2 md.)

    Hafif para cezası, onbeşmilyon liradan birmilyarbeşyüzmilyon liraya kadar tayin olunacak bir paranın Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

    Madde 25 – Muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası üç günden iki seneye kadardır.

    Madde 26 – (Değişik fıkra: 21/01/1983 – 2787/3 md.) Kanunda gösterilen cezanın yukarı sınırı bir ay hapis veya hafif hapis yada üçbin lira ağır veya hafif para cezasını geçmediği takdirde, hafifletici sebeb bulunur ve fail önceden bir cürümden veya bir aydan fazla hafif hapsi gerektiren bir kabahatten dolayı mahkum olmamış bulunursa, mahkeme, verdiği cezanın yerine hüküm giyen kişiye adli tevbih yapılmasına karar verebilir.

    Tevbihi adli mahkumun ahvali mahsusasına ve cürmün işlenmesindeki şekil ve suret ve hususiyete göre yapılan bir tekdirdir ki ihlal olunan maddei kanuniyenin ahlaki ciheti ve irtikap olunan fiilin neticeleri izah olunmak suretiyle hakim tarafından mahkeme huzurunda mahkuma alenen tevcih edilir.

    Eğer mahkum tevbih için mahkemeye davet olunduğu halde icabet etmez veya tevbihi hürmetle telakki eylemez ise işlediği cürüm için mahkemenin tayin ettiği ceza tamamiyle icra olunur.

    Madde 27 – Bundan evvelki maddede beyan olunan halde mahkum, tevbih tarihinden itibaren cürümler için iki ve kabahatler için bir seneyi geçmemek üzere mahkemece tayin edilecek müddet zarfında bir cürüm veya kabahat işlerse bu cürüm ve kabahatin müstelzim olacağı cezaya halel gelmemek şartiyle cezayı nakdi namiyle muayyen bir para itasını taahhüt etmeğe ve mahkemece lüzum görülürse bu taahhüdünü muteber kefil ile temin eylemeğe mecburdur.

    Gösterilecek kefillerin iktidarları derecesini tayin etmek mahkemeye aittir.

    Eğer mahkum böyle bir taahüdü kabul etmez veya muteber kefil göstermez ise üküm olunan ceza icra olunur.

    Madde 28 – Kanun hangi ahvalde mahkemece verilen cezaya feri olarak emniyeti umumiyeye idaresinin nezareti mahsusası altında bulundurulmak cezasını ilave etmek iktiza edeceğini tayin eder.

    Kanunda yazılı ahvalin maadasında bu nezaret bir seneden eksik ve üç seneden fazla olamaz.

    Nezaret altında bulunan mahkum 42 nci maddede tayin edilen günden itibaren on beş gün zarfında hangi mahalde ikamet etmek istediğini salahiyattar makama bildirmeğe mecburdur.

    Bundan başka kanuna tevfikan kendisine verilecek tenbih ve ihtarlar dairesinde hareketle mükelleftir. Aynı makam mahkumun nezarete tabi olduğu müddet zarfında muayyen bazı yerlerde ikametini men edebilir.

    Ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde mahkeme mahkumun cezayı feri olarak bu nezaret altında bulunmasına karar verebilir. Bu halde mahkuma tahmil olunacak mecburiyetlerin müddet ve mahiyeti tahdiden tayin olunur.

    Madde 29 – (Değişik madde: 03/02/1937 -3112/1 md.)

    Kanunda sarahaten yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir ve ne de değiştirilebilir.

    Kanunun muayyen bir nisbet dairesinde cezayı artırıp eksiltmeyi emrettiği yerlerde mevcut olan teşdit veya tahfif edici sebepler nazara alınmaksızın o fiil hakkında ne ceza tayin edilecekse tezyit ve tenkis keyfiyeti o ceza üzerinden icra olunur.

    Eğer bir çok esbap içtima etmiş olursa artırıp eksiltme hususu, ondan evvelki artırma ve eksiltme neticesi olan ceza miktarı üzerinden cereyan eder.

    Eğer içtima eden sebeplerden bazısı artırmayı ve bazısı eksiltmeyi müstelzim olursa ilk önce artırmakla işe başlanır.

    Bütün hallerde mücrimin yaşı, akli haleti, esbabı muhaffifei takdiriye ve tekerrür hususları bu sıra takip olunmak şartile en sonra nazara alınır.

    Ceza artırılır veya eksiltilirken kanunun sureti mahsusada tayin ettiği ahval müstesna olmak üzere her nevi ceza için muayyen olan hudut tecavüz edilemez.

    Hafif hapis, ağır veya hafif para cezalarının tertibi iktiza eden hallerde kanuni sebeplerden dolayı bu cezaların, 19,21 ve 24 üncü maddelerde yazılı aşağı hadlerinden daha az bir miktarının verilmesi icap ettiği takdirde bunların yerine, taahhüt almağa hacet kalmaksızın, adli tevbih yapılır.

    (Ek fıkra: 21/11/1990 – 3679/2 md.) Hakim, iki sınır arasında temel cezayı, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın veya tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı gibi hususları gözönünde bulundurmak suretiyle takdirini kullanarak belirler.Cezanın asgari hadden tayini halinde dahi takdirin sebepleri kararda mutlaka gösterilir.

    Madde 30 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Muvakkat cezalar, gün, ay ve sene hesabile tatbik olunur. Bir gün, 24 saat, bir ay 30 gündür. Sene, resmi takvime göre hesap edilir.

    (Değişik fıkra: 12/06/1979 – 2248/17 md.) Muvakkat cezalar için bir günün ve para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz.

    ÜÇÜNCÜ BAP : CEZA MAHKUMİYETLERİNİN NETİCELERİ VE TARZI İCRALARI

    Madde 31 – Beş seneden fazla ağır hapse mahkumiyet müebbeden ve üç seneden beş seneye kadar ağır hapse mahkumiyet hükmolunan cezaya müsavi bir müddetle, hidematı ammeden memnuiyeti müstelzimdir.

    Madde 32 – 59 uncu maddede tayin olunan ahvalde idama bedel 24 sene ağır hapis cezasına mahkumiyet mahkumun on sene müdetle emniyeti umumiye idaresinin nezareti mahsusası altında bulundurulmasını müstelzimdir.

    Madde 33 – Beş seneden ziyade ağır hapis cezasına mahkum olanlar ceza müdetleri zarfında mahcuriyeti kanuniye halinde bulundurulur. Ve emvalinin idaresinde mahcurlar hakkındaki kanunu medeni ahkamı tatbik olunur.

    Beş seneden ziyade ağır hapse mahkum olan şahsın ceza müddeti zarfında babalık hakkından ve kocalık sıfatının bahşettiği kanuni haklardan mahrumiyetinede hüküm verilebilir.

    Madde 34 – Bir cürüm ile katiyen mahkumiyet; kanunen siyasi bir hizmete intihap olunabilmek kabiliyetini selbettiği veya memuryetten mahrumyeti müstelzim olduğu takdirde azalık ve memuriyetin zevalinide mucip olur.

    Madde 35 – Kanunun tayin ettiği ahvalden maada resmi sıfatı veya icrası ait olduğu daireden verilecek ruhsatname ve şehadetname gibi vesikaya muhtaç olan bir meslek ve sanatı suistimal suretiyle işlenen cürüm ve kabahatlere müteallik hükümler mahkumun mahkum olduğu müddete veya cezayı nakdinin ademi tediyesinden dolayı ne miktar hapis cezası verilmek lazımgelirse o miktara muadil olacak ve yirminci ve yirmi beşinci maddelerde muayyen müddetlerin azami hadlerini geçmiyecek bir müddetle muvakkaten hidematı ammeden memnuiyetini veya meslek ve sanatının tatilini dahi istilzam eder.

    Sair meslek ve sanatlar hakkında tatili icabettiren ahvali kanun tayin eder.

    Madde 36 – (Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)

    Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmıyan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur.

    Kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması ve satılması cürüm veya kabahat teşkil eden eşya bir ceza mahkumiyeti olmasa ve faile ait bulunmasa bile mutlaka zabıt ve müsadere olunur.

    Taşınması memnu olmıyan silahların ruhsatsız taşınması halinde de zabıt ve müsaderesine hükmolunur.

    Madde 37 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Ceza ile mahkumiyet suçtan mutazarrır ve mağdur olanların mallarının istirdadını ve duçar oldukları zararların tazminini dava edebilmelerine halel getirmez.

    Madde 38 – Emvalin istirdadından ve uğranılan zararların tazmininden başka bir şahsın veya bir ailenin şeref ve haysiyetini ihlal eden her nevi cürüm ve kabahatlerde bir güna maddi zarar vukua gelmese bile mahkeme mağdurun talebine mebni manevi zarar mukabili olarak muayyen tazminat itasında hüküm edilebilir.

    Madde 39 – Mahkum muhakeme masraflarını çeker.

    Bir cürüm veya kabahatten dolayı mahkum olan şahıslar malların istirdadından ve uğranılan zararların tazmininden ve manevi zarar mukabili olarak takdir olunan tazminattan ve muhakeme masraflarının ödenmesinden birbirlerine kefil olarak mesuldürler.

    Muhtelif cürüm ve kabahatlerden dolayı bir ilam ile mahkum olan bir kaç kişinin birbirine kefil olarak mesuliyetleri yalnız müştereken mahkumiyeti intaç eden fiille aittir.

    Madde 40 – Hüküm katiyet kesbetmeden evvel vukubulan mevkufiyet ceza mahkumiyetlerinden indirilir.

    Eğer mahkum hakkında sürgün cezası hükmolunmuş ise bir günlük mevkufiyet üç günlük sürgüne mukabil sayılır.

    Eğer cezayı nakdi tertip olunmuş ise tenzil, 19 uncu maddede gösterilen hesaba göre yapılır.

    Madde 41 – Hidematı ammeden memnuiyet, veya muayyen bir meslek ve sanatın tatili cezası, gıyaben verilen kararlara müteallik ahkamı kanuniye müstesna olmak üzere, hükmün katileşdiği tarihten başlar.

    Eğer hidematı ammeden memnuiyet veya bir meslek ve sanatın tatili ve sair ehliyetsizlik cezası şahsi hürriyeti tahdit eden diğer bir cezaya bağlı olur veya bir ceza mahkumiyetinin neticesi bulunursa asıl cezanın icrası müddetince devam etmekle beraber hüküm ilamında veya kanunda tayin edilen müddet ancak cezanın ikmal edildiği veya sakit olduğu günden başlar.

    Madde 42 – (Mülga madde: 15/04/1987 – 3352/1 md.)

    Madde 43 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezalarını mutazammın olan hüküm ilamının hulasası hükmün sadır olduğu ve cürmün işlendiği ve mahkumualeyhin en son ikamet ettiği mahalle veya kariyenin münasip mahallerine asılarak ilan olunur. *1*

    DÖRDÜNCÜ BAP : CEZAYA EHLİYET VE BUNU KALDIRAN VEYA HAFİFLETEN SEBEPLER

    Madde 44 – Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.

    Madde 45 – Cürümde kasdin bulunmaması cezayı kaldırır. Failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiille ceza tertip ettiği ahval müstesnadır.

    Kabahatlerde kasit sabit olmasa bile herkes kendi fiil veya ihmalinden mesuldür.

    (Ek fıkra: 08/01/2003 – 4785 S.K./1. md.) Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza üçte bir oranında artırılır.

    Madde 46 – (Değişik madde: 18/05/1955 – 6569/1 md.)

    Fiili işlediği zaman şuurunun veya harekatının serbestisini tamamen kaldıracak surette akıl hastalığına duçar olan kimseye ceza verilemez.

    Ancak bu şahsın muhafaza ve tedavi altına alınmasına hazırlık tahkikatında Sulh Hakimi, ilk tahkikatta Sorgu Hakimi ve son tahkikatta vazifeli mahkeme tarafından karar verilir.

    Muhafaza ve tedavi altında bulundurma müddeti şifaya kadar devam eder. Yalnız maznuna isnadolunan suç, ağır hapis cezasını müstelzim ise bu müddet bir seneden az olamaz.

    Muhafaza ve tedavi altına alınan şahıs; muhafaza ve tedavinin icra kılındığı müessesesinin sıhhi heyetince, şifası tebeyyün ettiğine dair verilecek rapor üzerine aynı kazai mercice serbest bırakılır.

    Bu husustaki rapor ve kararda, hastalığın ve isnadolunan suçun mahiyeti gözönünde tutularak, içtimai emniyet bakımından şahsın tıbbi kontrola ve muayeneye tabi tutulup tutulmıyacağı, tutulacaksa müddet ve fasılası da gösterilir.

    Tıbbi kontrol ve muayene; Cumhuriyet Müddeiumumilerince, kararda gösterilen müddet ve fasılalarda bu şahısların bulundukları mahalde yoksa en yakın salahiyetli mütehassısı olan hastane sıhhi heyetlerine sevk edilmeleri suretiyle temin olunur.

    Bu tıbbi kontrol ve muayenede nüks arazı gösterenler hakim veya mahkeme karariyle yine muhafaza ve tedavi altına alınıp aynı muamelelere tabi tutulurlar.

    Madde 47 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Fiili işlediği zaman şuurunun veya harekatının serbestisini ehemmiyetli derecede azaltacak surette akli maluliyete müptela olan kimseye verilecek ceza aşağıda yazılı şekilde indirilir:

    1. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine 15 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis; *1*

    2. Müebbet ağır hapis yerine 10 seneden 15 seneye kadar ağır hapis;

    3. Amme hizmetlerinden müebbet memnuiyet yerine muvakkatı memnuiyet; cezaları hükmolunur.

    Diğer cezalar üçte birden yarıya kadar indirilir.

    Madde 48 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Suçu işlediği esnada arızi bir sebepten dolayı 46 ve 47 nci maddelerde münderiç akli maluliyet halinde bulunan kimseler hakkında o maddelerdeki ahkam tatbik olunur.

    İhtiyari sarhoşlukla ve ihtiyarı ile kullanılan uyuşturucu madde tesiriyle işlenen fiiller bu madde hükmünden hariçtir.

    Madde 49 – 1- Kanunun bir hükmünü veya salahiyettar bir merciden verilip infazı vazifeten zaruri olan bir emri icra suretiyle,

    2 – Gerek kendisinin gerek başkasının nefsine veya ırzına vukubulan haksız bir taarruzu filihal defi zaruretinin bais olduğu mecburiyetle,

    3 – Gerek nefsini ve gerek başkasını vukuuna bilerek mahal vermediği ve başka türlü tahaffüz imkanıda olmadığı ağır ve muhakkak bir tehlikeden muhafaza etmek zaruretinin bais olduğu mecburiyetle, işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilemez.

    Bir numaralı bentte gösterilen halde merciinden sadır olan emir hilafı kanun olduğu takdirde neticesinden hasıl olan cürme müterettip ceza emri veren amire hükmolunur.

    Madde 50 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    49 uncu maddede yazılı fillerden birini icra ederken kanunun veya salahiyettar makamın veya zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz edenler cürüm ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim ise sekiz seneden aşağı olmamak üzere hapis ve müebbed ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde altı seneden on beş seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır. Sair hallerde asıl suça müretteb ceza altıda birinden eksik ve yarısından ziyade olmamak üzere indirilir ve ağır hapis hapse tahvil olunur ve amme hizmetlerinden müebbed memnuiyet cezası yerine muvakkat memnuiyet cezası verilir. *1*

    Madde 51 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Bir kimse haksız bir tahrikin husule getirdiği gazap veya şedit bir elemin tesiri altında bir suç işler ve bu suç ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim bulunursa müebbet ağır hapis cezasına ve müebbet ağır hapis cezasını müstelzim bulunursa yirmi dört sene ağır hapis cezasına mahkum olur. Sair hallerde işlenen suçun cezasının dörtte biri indirilir. *1*

    Tahrik ağır ve şiddetli olursa ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine yirmi dört sene ve müebbet ağır hapis cezası yerine on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası verilir. *1*

    Sair cezaların yarısından üçte ikisine kadarı indirilir.

    Madde 52 – Bir kimse bir hata veya sair bir arıza yüzünden cürmü kast ettiği şahıstan başka bir şahsın zararına işlemiş olursa cürümden zarar gören kimsenin sıfatından neşet eden ve cezayı şiddetlendiren esbap faile tahmil olunmaz. Belki cürüm kast olunan şahsa karşı işlenmiş gibi telakki olunarak fail, cürmün tazammun edebileceği esbabı muhaffefeden istifade eder.

    Madde 53 – Fiili işlediği zamanda on bir yaşını bitirmemiş olanlar hakkında takibat yapılamaz ve ceza verilemez.

    Ancak fiil kanunen bir seneden ziyade hapis cezasını veya daha ağır cezayı müstelzim bir cürüm olduğu takdirde müdeiumuminin talebi üzerine mahkeme reisi çocuğun, istirdadı kabil tedabirden olmak ve on sekiz yaşını geçmiyecek müddetle mukayyet bulunmak üzere terbiye ve ıslah için devlet idare veya murakabesinde bulunan bir müesseseye konmasını veyahuttakayyüt ve nezaretinde teseyyüp ve ihmal ile bir cürüm işlemesine meydan verirlerse kendilerinden iki yüz liraya kadar cezayı nakdi alnacağı ihtariyleana baba veya vasiye teslimini emreder.

    Madde 54 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Fiili işlediği zaman on bir yaşını bitirmiş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlar, farik ve mümeyyiz olmadıkları surette haklarında hiçbir ceza tertip olunamaz. Ancak işlenilen fiil bir seneden fazla hapis veya daha ağır bir cezayı müstelzim cürümlerden ise bundan evvelki madde ahkamı tatbik olunur.

    (Değişik fıkra: 21/01/1983 – 2787/4 md.) Eğer çocuk işlediği fiilin bir suç olduğunu fark ve temyiz ile hareket etmiş ise suçunun cezası aşağıda yazılı şekillerde indirilir:

    1. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine onbeş yıldan, müebbet ağır hapis cezası yerine on yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası verilir. *1*

    2. Diğer cezalar yarıya indirilir. Ağır hapis cezaları hapse çevrilir. Ancak, bu bendin tatbiki suretiyle hükmolunacak cezalar her fiil için yedi yıldan fazla olamaz.

    Amme hizmetlerinden memnuiyet ve emniyeti umumiye nezareti altına alınmak cezaları tatbik olunmaz.

    Şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar, para cezasından çevrilmiş olsa dahi eğer suçlu cezanın çektirilmesine başlandığı zaman on sekiz yaşını bitirmemiş ise ceza bir ıslahhanede çektirilir.

    Bu mahkumiyetler tekerrüre esas olamaz.

    Madde 55 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Fiili işlediği zaman on beş yaşını bitirmiş olup da on sekiz yaşını bitirmemiş olanlar hakkında aşağıda yazılı şekillerde ceza tayin olunur:

    1. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine yirmi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası; *1*

    2. Müebbet ağır hapis yerine on beş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası verilir.

    3. (Değişik bent: 21/01/1983 – 2787/5 md.) Diğer cezaların üçte bire kadarı indirilir. Ancak, bu bendin tatbiki suretiyle hükmolunacak cezalar her fiil için ondört yıldan fazla olamaz.

    4. Amme hizmetlerinden memnuiyet ve emniyeti umumiye nezareti altına alınmak cezaları tatbik edilmez.

    Cezanın çektirilmesine başlandığı zaman on sekiz yaşını bitirmemiş olanlar hakkında hürriyeti bağlayıcı cezalar para cezasından çevrilmiş olsa dahi, onlara mahsus ceza evlerinde veya büyüklere mahsus ceza evlerinin hususi kısımlarında çektirilir. Bunlar on sekiz yaşını geçtikleri zaman eğer mahkum oldukları ceza müdeti üç seneden ve geri kalan müddeti iki seneden fazla ise büyük mahkumların bulundukları ceza evlerine naklolunurlar. Ancak bunlardan, geçirdikleri müddet içindeki hal ve durumlarına göre münasip görülenler hususi ceza evinde veya büyüklere mahsus ceza evlerinin hususi kısımlarında alıkonulabilirler.

    Hükmün infazına başlandığı tarihte on sekiz yaşını bitirmiş ve mahkum oldukları ceza müddeti üç seneden az bulunmuş olup da geçmişteki hallerine nazaran hususi ceza evinde veya büyüklere mahsus ceza evlerinin hususi kısımlarında bulundurulmaları daha uygun görülenlerin cezaları bu evlerde çektirilir.

    Madde 56 – (Mülga madde: 06/07/1960 – 15/2 md.)

    Madde 57 – Fiili işlediği zaman henüz on beş yaşını bitirmeyen sağır – dilsizler hakkında takibat yapılmaz. Bunlar hakkında yirmi dört yaşına kadar kalmak üzere 53 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü tatbik olunabilir.

    Madde 58 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Fiili işlediği zaman on beş yaşını bitirmiş olup da yaptığı işin neticesini fark ve temyiz ile hareket ettiği anlaşılmıyan sağır, dilsizlere ceza verilmez.

    Ancak fiil cürüm olduğu ve bir seneden fazla hapis cezasını veya daha ağır bir cezayı müstelzim bulunduğu takdirde yirmi dört yaşını henüz ikmal etmiyen sağır – dilsiz hakkında yirmi dört yaşına kadar kalmak üzere 53 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri tatbik edilebilir.

    Eğer fail yirmi dört yaşını bitirmiş ise mahkeme, hakkında 46 ncı maddede gösterildiği surette muamele yapılmak üzere kendisinin salahiyetli makama teslimini emredebilir.

    Eğer sağır – dilsizin suçu işlemekte fark ve temyiz ile hareket ettiği anlaşılır ve işlediği zaman on sekiz yaşını bitirmemiş bulunursa birinci fıkrası müstesna olmak üzere 54 üncü madde hükümleri tatbik olunur.

    (Değişik fıkra: 21/01/1983 – 2787/6 md.) Sağır – dilsiz onsekiz yaşını bitirip de yirmibir yaşını bitirmemiş ise 55 inci madde hükümleri tatbik olunur.

    (Ek fıkra: 21/01/1983 – 2787/6 md.) Sağır – dilsiz yirmibir yaşını bitirmiş ise, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine otuz yıl, müebbet ağır hapis cezası yerine yirmidört yıl ağır hapis cezası hükmolunur. Sair hallerde cezanın altıda biri indirilir. *1*

    Madde 59 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Kanuni tahfif sebeplerinden ayrı olarak mahkemece her ne zaman fail lehine cezayı hafifletecek takdiri sebepler kabul edilirse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis yerine 30 sene ağır hapis cezası hükmolunur. *1*

    Diğer cezalar altıda birden fazla olmamak üzere indirilir.

    Madde 60 – Başkalarının nüfuz ve idare ve nezareti altında bulunanların işledikleri kabahatlerde eğer fiil, nüfuzlarının cari olduğu daire dahilinde riayet ettirmekle nizamen mükellef oldukları ahkama karşı işlenmiş kabahatlerden olduğu ve bunların kendi dikkat ve basiretleriyle meni mümkün bulunduğu takdirde ceza failden maada nüfus ve idare ve nezareti haiz olan metbular hakkında dahi tatbik olunur.

    Eğer kabahat fail üzerinde nüfuz ve idare ve nezareti olanların emriyle, bunların kanunen riayet ettirmeğe mecbur oldukları ahkam ihlal edilerek, yapılmış olursa ceza emri veren metbudan maada salahiiyettar merciin bir emri mahsusunu veya bir ihtarını isga etmiyerek kabahati irtikap eden tabi hakkında da tatbik olunur.

    BEŞİNCİ BAP : CÜRME TEŞEBBÜS

    Madde 61 – (Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)

    Bir kimse işlemeği kasdeylediği bir cürmü vesaiti mahsusa ile icraya başlayıp da ihtiyarında olmıyan esbabı maniadan dolayı o cürmün husulüne muktazi fiilleri ikmal edememiş ise kanunda yazılı olmıyan yerlerde fiil, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde müteşebbis hakkında on beş seneden 20 seneye ve müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde on seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. Sair hallerde o cürüm için kanunen muayyen olan ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir. *1*

    Müteşebbis, cürmün ef’ali icrayesinden ihtiyariyle vazgeçtiği, fakat tamam olan kısım esasen bir suç teşkil ettiği halde ancak o kısma mahsus ceza ile cezalandırılır.

    Madde 62 – (Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)

    Bir kimse işlemeği kasdettiği cürmün icrasına taalluk eden bütün fiilleri bitirmiş, fakat ihtiyarında olmıyan bir sebepten dolayı o cürüm meydana gelmemiş ise kanunda yazılı olmıyan yerlerde fiil ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde müteşebbis hakkında yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezasını müstelzim olduğu takdirde on beş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. Sair hallerde o cürüm için kanunen muayyen olan ceza altıda birinden üçte birine kadar indirilir. *1*

    Madde 63 – (Mülga madde: 03/02/1937 – 3112/3 md.)

    ALTINCI BAP : CÜRÜM VE KABAHATTE İŞTİRAK

    Madde 64 – (Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)

    Bir kaç kişi bir cürüm veya kabahatın icrasına iştirak ettikleri takdirde fiili irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan her biri o fiille mahsus ceza ile cezalandırılır.

    Başkalarını cürüm ve kabahat işlemeğe azmettirenlere dahi aynı ceza hükmolunur. Ancak fiili icra edenin onu işlemekte şahsi bir menfaati olduğu sabit olursa azmettiren şahsın cezası, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis yerine yirmi dört sene ve müebbet ağır hapis yerine yirmi sene ağır hapistir. Sair cezaların altıda biri indirilir. *1*

    Madde 65 – (Değişik madde: 02/06/1941 – 4055/1 md.)

    I – Suç işlemeğe teşvik veya suçu irtikap kararını takviye ederek yahut fiil işlendikten sonra muzaheret ve muavenette bulunacağını vadeyleyerek,

    II – Suçun ne suretle işleneceğine mütaallik talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarıyacak iş veya vasıtaları tedarik ederek,

    III – (Değişik bent: 21/01/1983 – 2787/7 md.) Suç işlenmeden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırarak suça iştirak eden şahıs, işlenmiş fiille mahsus olan ceza ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ise yirmi yıldan, müebbet ağır cezası ise onaltı yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cazası ile cezalandırılır. Sair hallerde kanunen muayyen olan cezanın yarısı indirilir. *1*

    Bu maddede yazılı fiillerden birini işleyen kimsenin iştiraki inzimam etmeksizin fiilin irtikabı mümkün olamıyacağı sabit olan hallerde o kimse yukarıda gösterilen tenzilattan istifada edemez.

    Madde 66 – Bir cürüm veya kabahati beraber işleyenlerden veya icrasını kolaylaştırmağa yardım edenlerden biri hakkında teşdidi cezayı mucip olan şahsa merbut daimi veya arızi ahval ve evsaf, cürüm veya kabahate iştirak eyledikleri zamanda ona vakıf olan faillere dahi sirayet eder. Ancak haklarında terettüp eden cezanın altıda biri indirilebilir ve ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına bedel yirmi seneden yirmi dört seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur. *1*

    Madde 67 – Fiilin cezasını teşdit eden maddi esbabı dahi cürüm veya kabahatin vasfını tebdil edecek şekilde olsa bile fiil işlendiği zamanda ona vakıf olan şeriklere saridir.

    YEDİNCİ BAP : SUÇ VE CEZALARIN İÇTİMAI

    Madde 68 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Bir kimse mütaaddit suçlardan dolayı Hüküm veya Ceza Kararnamesiyle mahkum edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir.

    Madde 69 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Bir Hüküm veya Ceza Kararnamesinden sonra aynı kimsenin bu mahkumiyetten önce veya sonra işlediği bir suçtan dolayı mahkum edilmesi halinde cezaların içtimaı hükümleri tatbik olunur.

    Madde 70 – (Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/3 md.;Değişik madde: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) *1*

    Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur.

    Madde 71 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlıyan muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.

    24 seneden aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.

    Madde 72 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Aynı neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.

    Madde 73 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    (Ek fıkra: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev’i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.

    Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.

    Madde 74 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.

    İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.

    Madde 75 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Başka neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.

    Para cezaları sair cezalarla birleştiği takdirde de hepsi ayrı ayrı ve tamamen tatbik olunur.

    Madde 76 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Fer’i cezalar ve mahkumiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunur.

    Madde 77 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    1) Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez.

    2) Başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuu otuz seneyi geçemez. Bu haddi aşan ceza miktarı sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edilir.

    3) Ağır para cezası ile hafif para cezası birleştiği takdirde çevrilecek cezanın nev’i hapistir.

    4) Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez.

    5) (Değişik bent: 21/11/1990 – 3679/4 md.) İçtima neticesinde uygulanacak süreli fer’i cezalar, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasında on, muayyen bir meslek ve sanatın icrasının tatilinde dört yılı geçemez.

    6) Yukarıki fıkralarda yazılı yukarı hadlere baliğ olan cezalara kati surette mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezalar aynen tatbik olunur.

    Madde 78 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Bir kimse bir suçu işlemek veya vuku bulmuş bir suçu gizlemek için diğer bir suç işlediği veyahut o suç vesilesile kanunda suç teşkil eden diğer bir fiil daha irtikab eylediği takdirde mezkur fiiller kanunen o suçu tertib eden anasırdan veya suçun esbabı müşeddedesinden sayılmazsa o kimse hakkında evvelki maddelerin müştemil olduğu hükümlere göre ceza tertib olunur.

    Madde 79 – İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırılır.

    Madde 80 – (Değişik madde: 02/06/1941 – 4055/1 md.)

    Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.

    SEKİZİNCİ BAP : CÜRÜMDE TEKERRÜR

    Madde 81 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Bir kimse beş seneden ziyade müddetle bir mahkumiyete uğradıktan sonra cezasını çektiği veya ceza düştüğü tarihten itibaren on sene ve diğer cezalarda beş sene içinde başka bir suç daha işlerse yeni suça verilecek ceza altıda bire kadar artırılır.

    Yeni suç evvelki mahkumiyete sebep olan suç cinsinden ise hükmedilecek ceza altıda birden üçte bire kadar artırılır.

    İkinci suç için tayin edilecek cezaya tekerrürden dolayı zammı lazımgelen miktar, hiç bir suretle evvelki suç için hükmedilmiş olan cezaların en ağırından ziyade olarak tayin olunamaz.

    Evvelki veya sonraki suçlardan biri para cezası veya sürgün ve diğeri başka bir ceza olduğu takdirde tekerrürden dolayı yapılacak zam miktarının tayininde 19 uncu veya 40 ıncı maddelerde yazılı nisbet kaideleri tatbik olunur.

    Madde 82 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Müebbed ağır hapis cezasına mahkum olan kimse diğer bir veya bir kaç cürüm işlediği takdirde mahkumun geceli gündüzlü bir hücrede yalnız bırakılması müddeti eğer sonraki cürmü veya cürümleri muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim ise bu cezanın veya bu cezalar mecmuunun sekizde birine, hapis cezasını müstelzim ise onda birine müsavi bir müddet uzatılır.

    Ancak ilave edilecek hücre müdeti ağır hapislerde üç seneden, hapiste iki seneden fazla olamaz.

    (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/5 md.) Sonraki cürümden dolayı da mahkuma müebbet ağır hapis cezası tayin olunmuşsa ilave edilecek hücre müddeti altı aydan az, üç yıldan fazla olamaz.

    (Ek fıkra: 14/07/2004 – 5218 S.K./1.mad) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet durumunda iki kat olarak uygulanır.

    Madde 83 – (Mülga madde: 11/06/1936 – 3038/2 md.)

    Madde 84 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Tekerrür halinde hükmedilecek ağır para cezasının 19 uncu maddeye göre hapse çevrilmesi halinde hapis müddeti beş seneyi geçemez.

    Madde 85 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    İşlediği suçlardan dolayı her defasında üç aydan fazla olmak üzere iki defa veya daha fazla şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarla mahkum olan kimse 81 inci maddede yazılı müddetler içinde, yine şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezanın verilmesini icab ettiren aynı cinsten bir suç işler ve göreceği cezanın müddeti otuz aydan aşağı olursa mezkur ceza müddeti yarı ve sair hallerde ağır hapis ve hapiste otuz seneyi geçmemek üzere üçte biri nisbetinde artırılır.

    Madde 86 – Aynı maddei kanuniyeye tetabuk eden veya kanunun bir faslında münderiç bulunan cürümlerden başka:

    1 – Devletin emniyeti aleyhine işlenilen cürümler,

    2 – Resmi memurlar tarafından memuriyetlerine ait vazifelerin ihlali veya memuriyetin suistimali suretiyle işlenilen cürümler,

    3 – Siyasi veya dini hürriyetlere müteallik cürümlerle dini memurların vazifeleri esnasında yaptıkları suistimalat,

    4 – İcra ettikleri vazifeden dolayı hükkam ile memurlar ve devlet idaresi ve ammenin nizamı alayhine irtikap olunan cürümler,

    5 – Cürüm tasnii ve iftira ve yalan şehadet ve yalan yere yemin ve avkatlarla dava vekillerinin vazifelerini suiistimal cürümleri,

    6 – Ammenin selameti aleyhinde işlenilen cürümler,

    7 – Sekizinci bapta münderiç cürümler,

    8 – Şahıslar aleyhindeki cürümlere mahsus babın birinci ve ikinci fasıllarında münderiç cürümler,

    9 – Hırsızlık, yağma ve garet ve ifşayı sır tehdidiyle temini menfaat ve dolandırıcılık ve emniyeti suiistimal ve eşyayı cürmiyeyi satın almak ve saklamak ve hileli iflas maddelerinde ve üçüncü babın dokuzuncu faslının son maddesiyle onuncu faslının 276 ncı maddesinde ve on birinci faslında ve altıncı babın birinci faslının ilk beş maddesinde ve beşinci faslında ve yedinci babın üçüncü faslının ilk beş maddesiyle son maddesinde muharrer bilcümle cürümler,

    bir cinsten addolunur.

    Madde 87 – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)

    Geçen maddelerin tatbikatında:

    1) Kabahat fiilinden dolayı sadır olan hükümler bir cürüm vukuunda ve cürme mütaallik hükümler kabahat vukuunda;

    2) Tedbirsizlik ve dikkatsizlik ve meslek va sanatın icrası hususunda tecrübesizlik ve emirlerle nizamlara riayetsizlik neticesi olarak işlenen cürümler diğer cürümler mukabilinde ve sair cürümler bunlar mukabilinde;

    3) Sırf askeri cürümler hakkında sadır olan hükümler;

    4) Bu kanunun 6 ncı babının birinci faslındaki 316, 317, 318, 319, 320, 324 ve 331 inci maddeleriyle ikinci faslındaki 332 ve 333 üncü ve 7 nci babın 3 üncü faslındaki 403 ve 404 üncü maddelerde yazılı hususlardan dolayı verilen hükümler müstesna olmak üzere yabancı memleket mahkemelerinden verilen hükümler;

    tekerrüre esas olamaz.

    Madde 88 – Tekerrür hükümlerinin tatbikında diğer bir cezadan kalbolunmuş olan ceza asıl ceza addolunur.

    MÜSTAKİL FASIL : CEZALARIN TECİLİ

    Madde 89 – (Mülga madde: 13/07/1965 – 647/Geçici md. 4)

    Madde 90 – On sekiz yaşını doldurmamış çocuklar ile yetmişine varmış ihtiyarların mahkum oldukları hapis cezası bir seneden fazla olmadığı halde dahi evvelki madde hükmü tatbik olunur.

    Madde 91 – (Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)

    Seksen dokuzuncu madde hükmü, mahkeme kararında hilafı tasrih edilmedikçe fer’i cezalar hakkında da tatbik olunur.

    Madde 92 – Tazminat kabilinden olan cezayı nakdi ve zabt ve müsaderesi kanunen mecburi olan eşya ile muhakeme masrafları tecil olunmaz.

    Madde 93 – Cezaların tecili kararının infazı hukuku şahsiyenin mahkum tarafından rızasiyle ifasına veya teminine talik olunabilir.

    Madde 94 – (Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)

    Cezası tecil edilen mahkum hazır ise mahkemenin reisi cezanın tecil edildiğini tefhim ettikten sonra yeniden bir suç işlediği takdirde 95 inci madde hükmü dairesinde tecil olunan ceza çektirilmekle beraber sonraki cürüm cezasının dahi şartlarına muvafık olduğu takdirde, tekerrürden dolayı artırılacağını kendisine ihtar eder.

    Madde 95 – (Değişik madde: 02/06/1941 – 4055/1 md.)

    I – Kabahat ile mahkum olan kimse hüküm tarihinden itibaren bir sene içinde bir cürümden veya evvelki hükmün verildiği mahaldeki Asliye mahkemesinin kazası dairesinde diğer bir kabahatten dolayı aynı cinsten veya daha ağır bir cezaya,

    II – Cürüm ile mahkum olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer hir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkum olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkumiyeti esasen vaki olmamış sayılır. Aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur.

    DOKUZUNCU BAP : DAVA VE CEZANIN SUKUTU

    Madde 96 – Maznunun vefatı hukuku amme davasını ortadan kaldırır.

    Mahkumun vefatı ceza mahkumiyetini ve hatta henüz icra edilmemiş olan ağır ve hafif cezayı nakdi hükümlerini bütün neticeleriyle beraber ortadan kaldırır. Ancak eşya zabt ve müsaderesi ve muhakeme masrafları için sadır olup mahkumun vefatından evvel katiyet kesbeden hükümler tenfiz olunur.

    Madde 97 – Umumi af, hukuku amme davasını ve hükmolunan cezaları bütün neticeleri ile birlikte ortadan kaldırır.

    Madde 98 – Hususi af, havi olduğu sarahate göre cezayı ortadan kaldırır veya azaltır veya değiştirir ve daha ağır bir cezadan mübeddel olan cezaya kanunen ilave edilmemiş bulunmak şartiyle mahkumun kanuni mahcuriyetini de ref eder. Ancak kanun veya kararnamesinde hilafı yazılı olmadıkça feri ve mütemmim cezalara tesir etmez. Hususi affı tazammun eden kanun veya kararnamede sarahat bulunan ahval müstesnadır.

    Madde 99 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Takibat yapılabilmesi dava veya şikayete bağlı suçlarda suçtan zarar gören kimsenin vazgeçmesi hukuku amme davasını düşürür. Ancak kanunda hilafı yazılı olmadıkça cezanın infazına mani olmaz.

    Maznunlardan biri hakkındaki dava veya şikayetten vazgeçme diğerlerine de sirayet eder.

    Kanunda yazılı haller müstesna olmak üzere, vazgeçme onu kabul etmiyen maznuna tesir etmez.

    Madde 100 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Umumi ve hususi aflar ve suçtan zarar görenin davadan veya şikayetten vazgeçmesi ne zaptolunan eşyanın ne de malsandığına tediye olunan ağır ve hafif para cezalarının istirdadını icab etmez.

    Madde 101 – Müebbet veya on seneden fazla muvakkat ağır hapis cezaları hususi af ile azaltıldığı veya ortadan kaldırıldığı surette buna dair olan kanun veya kararnamede buna muhalif sarahat olmadıkça manküm üç sene müddetle emniyeti umumiye nezreti altına alınır.

    Madde 102 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

    1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, *1*

    2 – Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

    3 – Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

    4 – Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

    5 – Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

    6 – Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.

    Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. *1*

    Madde 103 – Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.

    Madde 104 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

    Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.

    Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.

    Madde 105 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Kanunun bir seneden aşağı müruru zaman tayin ettiği hallerde her türlü usuli muamele müruru zamanı keser.

    Ancak 103 üncü maddeye göre müruru zaman işlemeğe başladığı günden itibaren bir seneden aşağı müruru zamana tabi kabahat nevinden suçlarda bir sene içinde mahkumiyet kararı verilmemiş olursa hukuku amme davası müruru zamana uğrar.

    Madde 106 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser.

    Madde 107 – Hukuku amme davasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruru zaman durur.

    Madde 108 – Takibi ancak şahsi dava ikamesine bağlı olan fiil hakkında salahiyettar kimse altı ay zarfında dava etmediği takdirde takibat yapılamaz.

    Müruru zaman haddini geçmemek şartiyle bu müdet davaya hakkı olan kimsenin fiilden ve failin kim olduğundan haberdar bulunduğu günden başlar.

    Davaya hakkı olan bir kaç kimseden birisi altı aylık müddeti geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hukuku sakıt olmaz.

    Madde 109 – Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur.

    Madde 110 – Hukuku amme davasının düşmesi emval istirdadı ve uğranılan zararın tazmini için ikame olunan hakkı şahsi davasına halel vermez.

    Madde 111 – Hukuku amme davasının düşmesi cürümden zarar gören şahsın davadan vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada davacı hukuku şahsiyesini ayrıca muhafaza eylememiş ise artık hukuk mahkemesinde dahi dava edemez.

    Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar:

    1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaları otuz sene, *1*

    2 – Yirmi sene ve daha fazla müddetle ağır hapis cezası yirmi dört sene,

    3 – Beş seneden ziyade ağır hapis veyahut hapis veya müebbet sürgün cezası yirmi sene,

    4 – Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene,

    5 – Bir aydan ziyade hafif hapis veyahut bir meslek ve sanatın tatili icrası yahut otuz liradan ziyade hafif cezayı nakdi hükümleri dört sene,

    6 – Bundan evvelki bentte beyan olunan miktardan aşağı ceza hükümleri on sekiz ay geçmesiyle ortadan kalkar.

    Nevileri başka başka cezaları havi hükümler, en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar.

    Cezanın müruru zaman ile ortadan kalkmasından sonra Emniyeti Umumiye Nezareti altında bulunmak cezasının da hükmü kalmaz.

    Madde 113 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Hükümlerde müruru zaman hükmün kat’ileştiği veya infazın her hangi bir suretle inkıtaa uğradığı günden itibaren işlemeğe başlar.

    Madde 114 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    İlamın infazına müteallik mahkuma salahiyetli merci tarafından kanun dairesinde tebliğ olunan her türlü muamele müruru zamanı keser. Bundan başka şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda ilamın infazı için mahkumun yakalanması dahi müruru zamanı keser.

    Bir suçtan dolayı mahkum olan kimse müruru zaman cereyan ettiği sırada mahkum olduğu suç cinsinden diğer bir suç daha işlediği takdirde müruru zaman yine kesilmiş olur.

    Madde 115 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar.

    Madde 116 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Gerek hukuku amme davasının ve gerek ceza hükümlerinin müruru zamanı 30 uncu madde mucibince hesap olunur.

    Madde 117 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Gerek dava ve gerek ceza müruru zamanı resen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkum vazgeçemezler.

    Madde 118 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde ceza müruru zamanı yoktur. *1*

    Madde 119 – (Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/1 md.)

    (Değişik fıkra: 07/12/1988 – 3506/3 md.) Yalnız para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezasının yukarı haddi üç ayı aşmayan suçun faili;

    1. Para cezası maktu ise bu miktarı, aşağı ve yukarı hadleri gösterilmiş ise aşağı haddini,

    2. Hürriyeti bağlayıcı cezanın aşağı haddinin, her gün için 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen aşağı hadler üzerinden karşılayan miktarını,

    3. Hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte para cezası da öngörülmüş ise, hürriyeti bağlayıcı ceza için yukarıdaki şekilde belirlenecek miktar ile para cezasının aşağı haddini,

    Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğden itibaren on gün içinde merciine ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.

    (Değişik fıkra: 07/12/1988 – 3506/3 md.) Suçla ilgili kanun maddesinde, yukarı haddi üç ayı aşmayan hürriyeti bağlayıcı ceza veya para cezasından yanlız birisinin uygulanmasının öngörüldüğü hallerde, yukarıdaki fıkralara göre ödenmesi gereken miktar para cezası esas alınarak belirlenir.

    Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebligatta, ödenecek miktar, ödeme süresi ve belli edilen miktarın bu süre içinde ödenmesi halinde kamu davasının açılmayacağı ve ödemediği takdirde açılacak kamu davası üzerine suçu sabit görüldüğü takdirde mahkemece tayin edilecek cezanın yarı nisbetinde artırılarak hükmolunacağı sanığa bildirilir.

    Yukarıdaki fıkra uyarınca yapılan tebligata rağmen belli edilen miktarın süresinde ödenmemesi halinde kamu davası açılır ve suç sabit olduğu takdirde tayin edilecek ceza, aşağı ve yukarı haddi gösterilen hallerde yukarı haddi geçmemek üzere yarı nisbetinde artırılarak hükmolunur.

    Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan doğruya mahkemeye intikal etmiş olması halinde sanık sorgusundan önce hakim tarafından verilecek on günlük mehil içinde bu madde hükümlerine göre tespit edilecek miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte merciine ödediği takdirde kamu davası ortadan kaldırılır. Verilen mehil içerisinde belirlenen paranın ödenmemesi halinde yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

    Yukarıdaki fıkra kapsamına giren bir suçtan ötürü doğrudan doğruya mahkemeye intikal eden işin ceza kararnamesiyle sonuçlandırılmış olması halinde itiraz üzerine duruşma yapılır ve bu halde de anılan fıkra hükümleri uygulanır.

    Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve zoralıma ilişkin hükümleri etkilemez.

    Kanun maddesinde ayrıca bir meslek veya sanatın tatili cezasının bulunması bu madde hükmünün uygulanmasına engel olmaz.

    Nispi para cezasını gerektiren suçlar hakkında bu madde hükmü uygulanmaz.

    Madde 120 – Ceza hükümlerinin sukutu hukuku şahsiye ve istirdadı emval ve tazminat ve masarifi muhakemeye müteallik hükümlere halel vermez. Ancak umumi aftan neşet eden sukut masarifi muhakemenin tahsili hakkında hazinenin mütalebe hakkını dahi iskat eder.

    ONUNCU BAP : MEMNU HAKLARIN İADESİ

    Madde 121 – Müebbeden hidematı ammeden memnuiyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle izale olunabilir.

    Madde 122 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir.

    Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat’ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir.

    Madde 123 – Mükerrirler cezanın tamamen infazından veya af yahut müruru zaman ile sukutundan itibaren bundan evvelki maddede beyan olunan müddetlerin iki katı geçmedikçe memnu haklarının iadesi istidasında bulunamazlar.

    Madde 124 – Memnu haklar, Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununun tayin ettiği suretlerle iade olunur. Memnu hakların iadesine alakadarın talebi üzerine usulü dairesinde karar verilmesi mahkemeye aittir.

    İKİNCİ KİTAP : CÜRÜMLER

    BİRİNCİ BAP : DEVLETİN ŞAHSİYETİNE KARŞI CÜRÜMLER

    BİRİNCİ FASIL : DEVLETİN ARSIULUSAL ŞAHSİYETİNE KARŞI CÜRÜMLER

    Madde 125 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işliyen kimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasile cezalandırılır. *1*

    Madde 126 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Devlet aleyhine silah kullanan veya Türkiye ile harp halinde bulunan bir devletin ordusunda hizmet kabul eden vatandaş müebbed ağır hapis cezasile cezalandırılır. Yabancı devlet kuvvetlerine kumanda eden veya bunları sevk ve idareye müteallik bir vazife deruhde eden vatandaş hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir. *1*

    Harp esnasında düşman Devlet toprağında bulunup da bu devlet kanunlarının tahmil ettiği bir mecburiyeti ifa zaruretile mezkur fiili işliyen kimseye ceza verilmez.

    Bu bab hükümlerine göre herhangi bir sebeple Türk vatandaşlığı sıfatını kaybeden kimse dahi vatandaş hükmünde sayılır.

    Türkiye Devleti tarafından Devlet olarak tanınmış olmasa bile haklarında muharib muamelesi yapılan siyasi kümeler dahi Türkiye Devleti ile harp halinde bulunan Devlet gibi telakki edilir.

    Madde 127 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Yabancı Devletin Türkiye Devleti aleyhine harp açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı ile anlaşan veya bu maksada matuf fiiller işliyen kimse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Harp vuku bulursa ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. Hasmane hareket vukua gelirse müebbed ağır hapis cezası verilir. *1*

    Türkiye Devletini bitaraflık ilanına veya bitaraflığın muhafazasına veyahut harp ilanına mecbur kılmak veya mecbur kılmağa matuf muameleler yapmak için yabancı ile anlaşan kimse beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Bu anlaşma matbuatla propaganda yapmak için vaki olmuş ise hükmolunacak ceza üçte bire kadar artırılır.

    Milli menfaatler aleyhine hareketlerde bulunmak maksadile yabancıdan velevki bilvasıta olsun kendisi veya başkaları için para veya herhangi bir menfaat veya vaid kabul eden vatandaş eğer fiil daha ağır bir cürüm teşkil etmiyorsa üç seneden onseneye kadar ağır hapis ve beş yüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.

    Aynı ceza para veren veya sair menfaat temin veya vadeden yabancı hakkında da tatbik olunur.

    Aşağıdaki hallerde ceza üçte birden aşağı olmamak üzere artırılır.

    1 – Fiil harp esnasında işlenmiş ise,

    2 – Para veya menfaat matbuat vasıtasile propaganda yapmak için verilmiş veya vadedilmiş ise.

    Madde 128 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Türkiye Devletini harp tehlikesine maruz kılacak şekilde Hükümetin tasvibi olmaksızın yabancı bir Devlet aleyhine asker toplıyan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimse beş seneden on iki seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır. Eğer harp vukua gelirse müebbed ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Hasmane hareketler, yalnız yabancı bir Hükümet ile münasebeti bozacak veya Türkiye Devletini veya Türk vatandaşlarını mukabele bilmisile maruz kılacak mahiyette ise verilecek ceza iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapistir.

    Siyasi münasebet münkati olur veya mukabele bilmisil vukua gelirse verilecek ceza üç seneden on seneye kadar ağır hapistir.

    Madde 129 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Harp zamanında Türkiye Devleti zararına düşmanın askeri hareketlerini kolaylaştırmak veya Türkiye Devletinin askeri hareketlerine zarar vermek maksadile yabancı ile anlaşan veyahut bu maksadlara matuf fiiller işliyen kimse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır. Maksadı hasıl olursa ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir. *1*

    Harp zamanında düşman Devlete iaşe maddeleri veya Türkiye Devletinin zararına kullanılabilecek sair şeyler veren kimse bunları bilvasıta vermiş olsa bile beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Harp zamanında düşman Devlet lehine yapılan istikrazlara ve her ne suretle olursa olsun tediyelere iştirak eden veya buna müteallik muameleleri kolaylaştıran kimse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Harp zamanında ve ikinci fıkrada yazılı haller haricinde nerede bulunursa bulunsun düşman Devlet tebaasile veyahut düşman Devlet topraklarında oturan diğer kimseler ile bilvasıta olsa dahi, ticaret yapan yurddaş veya Türkiye’de bulunan yabancı iki seneden on seneye kadar ağır hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere eşya değerinin beş misline müsavi ağır para cezasile cezalandırılır.

    İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri fiili hariçte işliyen yabancılar hakkında tatbik olunmaz.

    Madde 130 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Harp zamanında Devletin silahlı kuvvetlerinin veya ahalinin ihtiyaçları için Devlet veya diğer bir amme müessesesile veya amme hizmetlerini ifa veya amme ihtiyaçlarını temin eden bir müessese ile iş yapmak veya eşya vermek üzere iltizam ettiği taahhüdleri kısmen veya tamamen ifa etmiyen kimse üç seneden on iki seneye kadar ağır hapis cezasile beraber bin liradan aşağı olmamak üzere taahhüdü veçhile yapacağı iş veya vereceği eşya değerinin üç misline müsavi ağır para cezasile cezalandırılır.

    Taahhüdün kısmen veya tamamen ifa edilmemesi taksirden ileri gelmiş ise ceza yarıya kadar indirilir.

    Aynı hükümler, taahhüdün ifa edilmemesine sebebiyet veren ikinci veya daha sonraki derecedeki müteahhidlerle mutavassıtlar ve müteahhidlerin mümessilleri hakkında da tatbik olunur.

    Harp zamanında yukarıki fıkralarda yazılı taahhüdlerin icrasında hile yapan kimseler on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile beraber iki bin liradan aşağı olmamak üzere taahhüdü veçhile yapacağı iş veya vereceği eşya değerinin beş misline müsavi ağır para cezasile cezalandırılır.

    Madde 131 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Askeri olan veya Devletin müsellah kuvvetlerinin hizmetine tahsis edilmiş bulunan gemileri, hava vasıtalarını, nakil vasıtalarını, yolları müesseseleri, depoları ve diğer askeri tesisatıbunlar henüz ikmal edilmemiş olsalar bile kısmen veya tamamen velev muvakkat bir zaman için olsun tahrib eden veya kullanılmıyacak bir hale getiren kimse sekiz seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Aşağıdaki hallerde ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir: *1*

    1 – Fiil, Türkiye ile harp halinde bulunan bir Devletin menfaati için işlenmiş olursa,

    2 – Fiil Devletin harp hazırlıklarını veya harp kudret ve kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise.

    Fiil bunları elinde bulunduran veya muhafazası veyahut nezareti ile mükellef olan kimsenin kusuru neticesi vukua gelmiş veya sadece kolaylaşmış olursa o kimse hakkında bir seneden beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.

    Madde 132 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Devletin emniyetine veya dahili, yahut beynelmilel siyasi menfaatlerine taalluk eden evrak veya vesikaları tamamen veya kısmen yok eden, tahrib eden veya üzerlerinde sahtelik yapan veyahut muvakkaten de olsa bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hile ile alan veya çalan kimse sekiz seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Gizli kalması Devletin emniyeti ve yukarıda yazılı menfaatleri icabından olan malumatı istihsal eden kimse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır. Bu bab hükümlerine nazaran Devletin menfaatleri namına gizli kalması lazımgelen malumat arasında, dahili veya beynelmilel siyasi sebeplerle neşrolunmıyan Hükümet muamelelerinin ihtiva ettiği malumat da dahildir.

    Salahiyetli makamların neşir veya işaasını menettiği malumatı istihsal eden kimse iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Yukarıki fıkralarda yazılı filler Devletin harp hazırlıklarını veya harp kudret veya kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet ağır hapis cezası verilir.

    Madde 133 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Devletin emniyeti veya dahili veya beynelmilel siyasi menfaatleri icabından olarak gizli kalması lazım gelen malumatı siyasi veya askeri casusluk maksadile istihsal eden kimse 15 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Aşağıdaki hallerde ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir: *1*

    1- Fiil, Türkiye ile harb halinde bulunan bir devletin menfaati namına işlenmişse,

    2 – Fiil, devletin harb hazırlıklarını veya harb kudret veya kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa.

    Salahiyetli makamların neşir veya işaasını menettikleri malumatı siyasi veya askeri casusluk maksadile istihsal eden kimse 10 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Yukarıki fıkrada yazılı fiil, Türkiye ile harb halinde bulunan bir devletin menfaatine işlenmişse müebbed ağır hapis cezası hükmolunur.

    Yukarıki iki fıkrada yazılı fiil, Devletin harb hazırlıklarını veya harb kudret veya kabiliyetini veya eskeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir. *1*

    Yabancı bir devletin emniyeti veya dahili veya beynelmilel siyasi menfaatleri icabından olarak gizli kalması lazım kelen malumatı diğer bir ecnebi devlet lehine siyasi veya askeri casusluk maksadile istihsal eden kimse beş seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Madde 134 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    132 ve 133 üncü maddelerde yazılı cürümlerin icrası, evrak veya vesikaları elinde bulunduran veya malumata malik olan kimsenin taksiri neticesi mümkün kılınmış veya sadece kolaylaştırılmış olursa bu şahıs hakkında bir seneden beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.

    Fiil; Devletin harp hazırlıklarını veya harp kudret ve kabiliyetini yahut askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise üç seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası verilir.

    Bu cürümlerin icrası Devletin askeri menfaati icabından olarak girilmesi menedilmiş olan yerlerin veya toprak, su veya hava mıntakalarının muhafazası ve nezaretile mükellef olan kimsenin taksiri neticesi mümkün kılınmış veya sadece kolaylaştırılmış ise aynı ceza hükmolunur.

    Madde 135 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Her kim :

    1 – Devletin askeri menfaati icabı olarak girilmesi menedilmiş olan yerlere veya toprak, su veya hava mıntıkalarına gizlice veya igfal ile girerse,

    2 – 132 nci maddenin iki, üç, dört ve beşinci fıkralarında yazılı malumatı tedarik etmiye yarıyan ve elde bulundurulması için makbul sebep gösterilemiyen vesikalarla veya diğer her hangi bir şey ile yakalanırsa, Bir seneden beş seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Yukarıki bendlerde yazılı fiillerden biri harp zamanında işlenirse verilecek ceza üç seneden on seneye kadar ağır hapistir.

    Madde 136 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    132 nci maddenin iki, üç, dört ve beşinci fıkralarında yazılı gizli kalması lazımgelen malumatı ifşa eden kimseler beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Fiil harp zamanında işlenmiş veya Devletin harp hazırlıkları veya harp kudret ve kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise ağır hapis cezası on seneden aşağı olamaz.

    Suçlu, siyasi veya askeri casusluk maksadile hareket etmiş ise bu maddenin birinci fıkrasında yazılı halde müebbed ağır hapis ve ikinci fıkrasındaki halde ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilir. *1*

    Bu cezalar bu maddede yazılı olan malumatı istihsal eden kimseler hakkında da tatbik olunur.

    Eğer fiil suçlunun taksiri neticesi vukubulmuş ise birinci fıkrada yazılı halde altı aydan iki seneye ve ikinci fıkradaki hallerden birinin mevcudiyeti takdirinde üç seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası verilir.

    Madde 137 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Salahiyetli makamların neşir ve işaasını menettikleri malumatı ifşa eden kimse üç seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Fiil harp zamanında işlenir veyahut Devletin harp hazırlıklarını veya harp kudret ve kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koyarsa verilecek ağır hapis cezası onseneden aşağı olamaz.

    Suçlu, siyasi veya askeri casusluk maksadile hareket etmiş ise bu maddenin birinci fıkrasında yazılı halde on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum edilir.

    İkinci fıkrada yazılı hallerde ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir. *1*

    Bu cezalar bu maddede yazılı olan malumatı istihsal etmiş olanlar hakkında da tatbik olunur.

    Eğer fiil suçlunun taksiri neticesi vuku bulmuş ise birinci fıkrada yazılı halde altı aydan iki seneye ve ikinci fıkradaki hallerden birinin mevcudiyeti takdirinde üç seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası verilir.

    Madde 138 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Vazifesi veya hizmeti dolayısile öğrendiği ve Devletin emniyeti icabı olarak gizli kalması lazımgelen fenni keşif veya ihtiraları yahut sınai yenilikleri, kendisinin veya başkasının menfaatine olarak kullanan memur veya amme hizmetini ifa ile mükellef olan kimse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasile cezalandırılır.

    Eğer fiil Türkiye ile harp halinde bulunan bir Devletin menfaati için işlenir veya Devletin harp hazırlıklarını veya harp kudret ve kabiliyetini veya askeri hareketlerini tehlikeye koyarsa suçlu müebbet ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Türkiye Devleti tarafından yabancı bir memlekette Devlet işlerini görmiye memur edilen kimse, kendisine verilen vazifeyi sadakatle ifa etmezse bu fiilden milli menfate zarar gelebildiği takdirde beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    129 uncu madde ile ondan sonraki maddelerde ve 153 ve 161 inci maddelerde yazılı cürümler harp için Türkiye Devletile aralarında ittifak veya iştirak olan bir Devletin zararına işlendiği takdirde dahi tatbik olunur.

    Bundan evvelki fıkrada yazılı cürümlerin işleneceğini haber alıp da zamanında Devlet memurlarına haber vermeği ihmal edenler, cürüm teşebbüs derecesinde kalsa bile, altı aydan az olmamak üzere hapsolunur.

    Madde 139 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Harp zamanında Devletin selameti namına neşrolunan emir ve kararlara kasden muhalif harekette bulunanlar bir seneden altı seneye kadar ağır hapse mahkum olurlar.

    Madde 140 – (Değişik madde: 20/09/1946 – 4956/1 md.; Mülga madde: 12/04/1991 – 3713/23 md.)

    Madde 141 – (Değişik madde: 03/12/1951 – 5844/1 md.; Mülga madde: 12/04/1991 – 3713/23 md.)

    Madde 142 – (Değişik madde: 03/12/1951 – 5844/1 md.; Mülga madde: 12/04/1991 – 3713/23 md.)

    Madde 143 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Hükümetin müsaadesi olmaksızın beynelmilel mahiyeti haiz olan veya kökü memleket dışında bulunan cemiyetleri veya müesseseleri veya bunların şubelerini memleket dahilinde tesis eden, teşkil eden, tanzim eden veya sevku idare eden kimse on beş günden altı aya kadar hapis ve beş yüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.

    Müsaade, sahte veya noksan beyanat ile alınmış ise faili bir seneden beş seneye kadar hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezaile cezalandırılır.

    Müsaade alınmaksızın teşkil edilmiş olan böyle bir cemiyete veya müesseseye veya bunların şubelerine memleket dahilinde iştirak eden kimse yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.

    Memleket dışındaki cemiyet ve müesseselere Hükümetin müsaadesi olmaksızın iştarak eden memleket dahilinde mukim vatandaşa da aynı ceza verilir.

    Madde 144 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Türkiye ile harp halinde bulunan bir Devletten akademik derece veya şerefler, unvan veya nişanlar ve sair fahri rütbeler; mezkur derece, şeref, unvan ve nişanlara ve rütbelere aid maaş veya sair menfaatler kabul eden vatandaş bir seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır.

    Madde 145 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Türk bayrağını veya Devletin diğer bir hakimiyet alametini tahkir kasdile bulunduğu yerden söküp kaldıran veya yırtan, bozan, yahut diğer her hangi bir suretle tezlil eden kimse, bir seneden 3 seneye kadar hapsolunur.

    Ceza Kanununun tatbikatında Türk bayrağından maksad Devletin resmi bayrağile milli renkleri taşıyan her hangi bir bayraktır.

    Bayraktan başka her hangi bir şey üzerinde bulunan milli renkleri tahkir kasdile bulunduğu yerden söküp kaldıran veya yırtan, bozan yahut diğer her hangi bir suretle tezlil eden kimse hakkında da aynı ceza verilir.

    Bu maddede yazılı cürüm yabancı bir memlekette bir Türk tarafından işlenirse, ceza üçte birden eksik olmamak üzere artırılır.

    İKİNCİ FASIL : DEVLET KUVVETLERİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER

    Madde 146 – Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur. *1*

    65 inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. *1*

    (Ek fıkra: 06/07/1960 – 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur.

    Madde 147 – Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. *1*

    Madde 148 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

    Her kim bir yabancının hizmetinde veya onun lehinde çalışmak üzere Hükümetin tasvibi olmaksızın memleket dahilinde yurddaşlardan asker yazar veya bunları silahlandırırsa üç seneden altı seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Asker yazılanlar veya silahlandırılanlar arasında, hizmet halinde olan askerler veya henüz askeri mükellefiyete tabi bulunan kimseler varsa ceza üçte birden aşağı olmamak üzere artırılır.

    Madde 149 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Her kim Hükümet aleyhine halkı silah veya uyuşturucu yahud boğucu veya yakıcı gazlar veya patlayıcı maddeler kullanmak suretile isyana veya Türkiye ahalisini birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik eylerse yirmi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılır.

    Eğer bu teşvik neticesi olarak isyan veya kıtal zuhur etmişse buna sebebiyet veren veya asilere kumanda eden kimseler hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası verilir. *1*

    Bu cürümlere yalnız iştirak etmiş olanlar altı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasile cezalandırılırlar.

    Birinci fıkrada yazılı silahlar ve diğer maddeler yalnız bir yere depo edilmiş olsa dahi isyan silahlı sayılır.

    – Bir fesat heyetine maksadını icra için silah, cephane, bıçak, bomba veya buna mumasil sair yıkıcı, yakıcı veya öldürücü alatı yapan veya icat eden veya nakil eden veya hazırlayan veya ecnebi memleketlerden Türkiye’ye sokan yahut gizleyen veya taşıyan kimseler muvakkaten ağır hapse konulur.Madde 150

    – Madde 151(Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

    Bundan evvelki maddelerde yazılı cürümlerden birine muttali olan her ferd, bunu derhal Hükümete haber vermeğe mecburdur. Bu mecburiyeti makbul bir mazerete müstenid olmaksızın yapmayanlar, fesad fiille çıkarsa bir seneden ve fiille çıkmazsa altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur.    Fesatçıları bilerek muayyen mevkilerin gayri yerlerden sokan ve memleket içinde bir yerden diğer bir yere nakledenler muvakkat ağır hapis cezasile cezalandırılırlar.    – Bir kimse, devlet tarafından memuriyeti yahut devletçe makbul olacak bir sebep olmadıkça bir asker kıtasının veya donanmanın veya harp gemisinin veyahut bir kale veya bir müstahkem mevkiin yahut bir liman veya bir şehrin kumandasını alırsa veya memur olduğu askeri kumandanlığı terk etmesi için devlet tarafından vaki olan emirlere kezalik makbul sebep olmadıkça itaat etmiyerek başında tutarsa müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.Madde 152    – Madde 153 (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 Askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe veya yeminlerini bozmağa veya askeri inzibat vazifelerini veya askerlik sanatlarına dahil diğer vazifelerini ihlale teşvik eden veya kanunlara, yeminlerine, inzibat veya sair askeri vazifelere muhalif hareketleri medhü istihsan yolunda asker önünde sözler sarfeden kimse, fiil daha ağır bir cürüm teşkil etmediği takdirde yalnız bundan dolayı bir seneden üç seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.    Fiil alenen işlenmiş ise, verilecek ceza iki seneden beş seneye kadar ağır hapistir.    Fiil, harp zamanında işlenmiş ise, ceza üçte birden eksik olmamak üzere artırılır.    Fiil :    1 – Matbuat vasıtasile veya her hangi bir propaganda vasıtasile;    2 – Umumi veya umuma açık bir mahalde ve birden ziyade kimseler huzurunda;    3 – Toplanılan mahal veya içtimaa iştirak edenlerin adedi veya toplantının mevzuu ve gayesi itibarile hususi mahiyeti haiz olmıyan bir içtimada işlenmiş olursa Ceza Kanununun tatbikında aleni olarak işlenmiş sayılır.    Zabıta kuvvetlerine karşı bu fiilleri işliyenler hakkında da aynı hükümler tatbik olunur.   –Madde 154(Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)   Geçen maddelerde yazılı olan cürümleri işlemeğe halkı teşvik etmek üzere basılmış veya basılmamış evrak ve risaleleri fesad kasdile veya münderecatını bilerek neşretmek üzere iken ele geçirilen kimse bir seneden üç seneye kadar hapsolunur.   – Geçen maddelerde yazılı olan ahval haricinde kanunlara karşı gelmeğe halkı teşvik ile memleketin emniyetine tehlike iras edecek surette makale neşir edenler veya halkı askerlik hizmetinden soğutmak yolunda neşriyatta veya telkinatta bulunanlar yahut umumi bir içtimada veya nasın toplandığı yerlerde bu suretle nutuk irat edenler iki aydan iki seneye kadar hapis olunur ve bunlardan yirmi beş liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır.Madde 155   Reisicumhur hakkında suikasitte bulunanlarla buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde iseMadde 156 –ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasiyle, nakıs ise müebbet ağır hapis ile, cezalandırılır.*1*   – Bir kimse yukarıki maddede yazılı halden başka suretle reisicumhura karşı fiili tecavüzde bulunacak olursa işbu tecavüzün kanunen muayyen olan cezası daha şedit olmadığı takdirde beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapse konulur.Madde 157   –Madde 158(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler üç seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.    Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmiyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmiyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vukubulmuş addolunur.    Suçun, neşir vasıtalarından biri ile işlenmesi halinde ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.   Madde 159 –(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.    Birinci fıkrada beyan olunan cürümlerin irtikabında muhatap sarahaten zikredilmemiş olsa bile onlara matufiyetinde tereddüt edilmiyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vukubulmuş addolunur.    Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına veya Büyük Millet Meclisi Kararlarına alenen sövenler 15 günden 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.    Türklüğü tahkir yabancı memlekette bir Türk tarafından işlenirse verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.   (Ek fıkra: 03/08/2002 – 4771 S.K./2. md.)Birinci fıkrada sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez.   –Madde 160(Değişik madde: 20/09/1946 – 4956/1 md.)   157 nci maddede yazılı suçu işleyenlerle Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve Büyük Millet Meclisi kararlarına alenen sövenler hakkında takibat yapmak salahiyeti doğrudan doğruya Cumhuriyet savcılarına aittir.    158 inci maddede yazılı hal ile 159 uncu maddenin birinci fıkrasında beyan olunan hususlar hakkında takibat yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.   –Madde 161(Değişik madde: 20/11/1962 – 121/1 md.)   Harb esnasında ammenin telaş ve heyecanını mucip olacak veya halkın maneviyatını kıracak veya düşman karşısında memleketin mukavemetini azaltacak şekilde asılsız mübalağalı veya maksadı mahsusa müstenit havadis yayan veya nakleden veya milli menfaatlere zarar verecek herhangi bir faaliyette bulunan kimse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.    Eğer fiil :    1. Propaganda ile veya askerlere tevcih olunarak işlenmişse,    2. Suçlu tarafından bir yabancı ile anlaşma neticesi yapılmışsa verilecek ceza 15 seneden eksik olmamak üzere ağır hapistir.    Eğer fiil, düşmanla anlaşma neticesi işlenmiş ise cezası müebbet ağır hapistir.    Harb zamanında düşman karşısında milletin mukavemetini tehlikeye maruz kılacak şekilde kambiyoların tedavül kıymetini düşürmeye veya resmi veya hususi kıymetli evrakın piyasası üzerinde bir tesir yapmaya matuf hareketlerde bulunan kimse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis ve üç bin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasiyle cezalandırılır.    Eğer fiil suçlu tarafından bir yabancı ile anlaşma neticesi yapılmışsa ağır hapis cezası on seneden ve düşmanla anlaşma neticesi işlenmişse onbeş seneden aşağı olamaz.   – Kanunun cürüm saydığı neşriyatı nakil etmek başlı başına bir cürüm olup, faili aynı cezaya tabidir. Nakil olunan bu gibi neşriyatın muhteviyatı tasdik olunmadığına veya ihtiyatla nakil edildiğine yahut mesuliyeti başka bir kimsenin tamamiyle deruhte eylediğine dair bir kayıt ilavesi naklini mesuliyetten vareste kılamaz.Madde 162   –Madde 163(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/10 md.; Mülga madde: 12/04/1991 – 3713/23 md.)   ÜÇÜNCÜ FASIL : ECNEBİ DEVLETLERLE BUNLARIN REİS VE ELÇİLERİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   – Her kim ecnebi devletlerden birinin reisi aleyhine bir cürüm ika edecek olursa kanunda o cürme mahsus olan ceza altıda birden üçte bire kadar artırılır.Madde 164    Takibat icrası kendine taarruz olunan kimsenin şikayetnamesine bağlı işlerde ecnebi hükümet tarafından müracaat vukubulmadıkça takibat yapılamaz.   – Her kim resmen çekilmiş olan dost devletler sancağını veya armasını hakaret kastiyle kaldırır veya koparır veya bozar yahut sair suretlerle tezlil ederse üç aydan bir seneye kadar hapis olunur. Takibat icrası alakadar hükümetin müracaatına bağlıdır.Madde 165   – Türkiye Cumhuriyeti nezdine memur olan süfera aleyhine memur oldukları vazifeden dolayı her kim bir cürüm işlerse Türkiye Cumhuriyeti memurları aleyhine ifa ettikleri vazifeden dolayı işlenen cürüm hakkında kanunun gösterdiği ceza ile cezalandırılır.Madde 166    Cürüm, tahkir nevinden ise takibat icrası kendine tecavüz olunan kimsenin şikayetine bağlıdır.   – İşbu fasılda yazılı hükümlerin tatbiki, buna benzer işlerde kendine tecavüz olunan şahsın mensup olduğu devlet kanununca da aynı esasın kabul edilmiş olmasına bağlıdır.Madde 167   DÖRDÜNCÜ FASIL : GEÇEN FASILLAR ARASINDA MÜŞTEREK HÜKÜMLER   –Madde 168(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/11 md.)   Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.    Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır.   – 64 ve 65 inci maddelerde beyan olunan hal haricinde her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha ve cephane veya elbise tedarik ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır.Madde 169   – Hükümet tarafından ihtar vukuundan evvel veya vukuunu müteakip cemiyeti ve çeteyi dağıtanlar veya bunun teşekkülünden gaye olan cürmün işlenmesini men edenler keza cemiyet ve çetenin teşekkülüne iştirak etmemiş veya bunlar üzerinde bir kumandayı haiz olmamış olmakla beraber hükümet memurlarının veya zabıta kuvvetlerinin ihtarından evvel veya onu müteakip cemiyet ve çeteden mukavemet göstermeksizin çekilerek silahlarını terk ve teslim edenler veya taharriyata başlandıktan sonra töhmette şeriki olanları tevkif ettirmek esbabını istihsal edenler hakkında ceza verilmez.Madde 170   –Madde 171(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   125, 131, 133, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümlerden birini veya bazılarını hususi vasıtalarla işlemek üzere bir kaç kişi aralarında gizlice ittifak ederlerse bunlardan her biri aşağıda yazılı cezaları görür.    1 – Yukarıdaki fıkrada yazılı ittifak 125, 131, 133 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümlerin yapılmasına dair ise sekiz seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.    2 – Bu ittifak 146 ve 147 nci maddelerde gösterilen cürümlerin icrasına müteallik ise dört seneden on iki seneye ve 149 uncu maddede gösterilen cürümlerin icrasına aid ise üç seneden yedi seneye kadar ağır hapis cezası verilir.    Cürmün icrasına ve kanuni takibata başlanmazdan evvel bu ittifaktan çekilenler ceza görmezler.   –Madde 172(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   64 ve 65 inci maddelerde yazılı haller haricinde her kim meydanlarda ve toplanma mahallerinde alenen ahaliyi 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerdeki cürümlerden birini işlemeğe tahrik ederse yalnız bu hareketinden dolayı, eğer tahrik ettiği fiil 125, 131 ve 156 ncı maddelerdeki fiillerden ise üç seneden beş seneye kadar ve 146, 147 ve 149 uncu maddelerdeki fiillerden ise iki seneden dört seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur ve her iki takdirde elli liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası alınır.   (Son fıkra Mülga: 06/06/1991 – 3756/26 md.)   –Madde 173(Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)   127 nci maddenin 3 ve 4 üncü fıkralar ile 138 inci maddenin 4 üncü fıkrasında ve 128, 143 ve 161 inci maddelerde yazılı cürümler hakkında takibat yapılması Adliye Vekaletinden izin verilmesine bağlıdır.    Ceza Kanununa göre harb zamanı tabirinde harb ilan edilmeksizin fiili muhasama dahil olduğu gibi eğer harb vukua gelmişse seferberlik zamanı da dahildir.    Birinci babda yazılı cürümler için hükmolunacak ağır hapis cezalarına, tertib edilen ceza müddetinin üçte birinden aşağı ve o müddeti geçmemek üzere tayin olunacak bir mıntakada ikametle emniyeti umumiye nezareti altına alınmak cezası da ilave olunur.   İKİNCİ BAP : HÜRRİYET ALEYHİNDE İŞLENEN CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : SİYASİ HÜRRİYET ALEYHİNDE CÜRÜMLER   –Madde 174(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Her kim şiddet veya tehdit göstererek veya nümayiş veya gürültü yaparak birini tamamen veya kısmen siyasi haklarını kullanmaktan men ederse kanunun başka ceza vermediği hallerde yedi aydan otuz aya kadar hapis ve beş yüz liradan beş bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Eğer fail, Devlet memurlarından olup da memuriyeti nüfuzunu suistimal suretiyle bu cürmü işlemiş bulunursa bir seneden beş seneye kadar hapsolunur. Ayrıca bir seneden üç seneye kadar memuriyetten mahrumiyet cezasına da uğrar.   İKİNCİ FASIL : DİN HÜRRİYETİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   –Madde 175(Değişik madde: 20/05/1987 – 3369/1 md.)   Dinlerden birine ait dini işleri veya ibadet ve ayinin yapılmasını men ve ihlal eden kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmibeş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.    Fiilin işlenmesi sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuş ise, faile bir yıldan iki yıla kadar hapis ve on bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezası verilir.    Allah’a veya dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal kitaplarından veya mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dini inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmibeş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.    Üçüncü fıkrada yazılı suçlar, basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza bir misli artırılarak hükmolunur.    Birinci fıkrada yazılı suçların basın ve yayın yoluyla teşvik ve tahrik edilmesi halinde aynı ceza uygulanır.   Madde 176 –(Değişik madde: 20/05/1987 – 3369/2 md.)   Dinlerden birini tahkir maksadı ile bu dinlerce kutsal sayılan mabetleri, mezarları, buna benzer yerleri veya bu yerlerdeki eşyayı yıkan, bozan veya diğer bir suretle zarar veren kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Din görevlilerinin görevleri esnasında veya görevlerini yapmalarından dolayı kendilerine karşı bir cürüm işlendiği takdirde bu cürümün kanunen belli olan cezası altıda bir oranında artırılarak hükmolunur.   –Madde 177(Değişik madde: 09/01/1986 – 3255/3 md.)   Her kim ibadethanelerde, bunların müştemilatında veya külliyelerinde mevcut tezyinat, demirbaş ve mütemmim cüzleri veya benzeri eserleri yahut kabristanlardaki mahkükatı bozar, mezarları tahrip ederse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Bunlardan birini her ne suretle, olursa olsun kirletenler üç aydan bir yıla kadar hapis ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   Madde 178 –(Değişik madde: 09/01/1986 – 3255/4 md.)   Bir kimse, bir ölünün naaş ve kemikleri hakkında hakaret yapar veya tahkir maksadıyla veya meşru olmayan diğer bir maksatla birinin naaşını yahut kemiklerini alırsa, üç aydan bir yıla kadar hapis ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.    Bunların dışında, her kim bir ölünün naaşını tamamen veya kısmen alır veya ruhsat almaksızın bir naaşı mezardan çıkarır yahut kemiklerini alırsa, iki aydan altı aya kadar hapis ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Eğer bu cürüm kabristanda veya ölü gömülmeye veya muhafazasına mahsus diğer yerlerde görevli olan yahut kendilerine naaş ve kemikler tevdi olunan kimseler tarafından işlenirse, yukarıda yazılı cezalar bir misli artırılarak hükmolunur.   ÜÇÜNCÜ FASIL : ŞAHIS HÜRRİYETİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   –Madde 179(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/1 md.)   Bir kimse diğer bir kimseyi gayrimeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılır.    Eğer suçlu bu fiili işlemek için yahut işlediği zamanda tehdit veya kötü muamele eder veya hile kullanır yahut bu fiili öç alma kastıyla veya dini veya milli bir maksatla yahut 499 uncu maddedeki haller dışında maddi çıkar sağlama kastıyla veya siyasi veya ideolojik veya sosyal görüş ayrılıklarından kaynaklanan herhangi bir amaçla işler yahut mağduru askerlikte kullanılmak üzere yabancı bir ülkeye teslim ederse verilecek ceza üç yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis ve onbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıdır.    Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerin silahla veya birden çok kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır.   – Evvelki maddede yazılı cürüm failin usül ve füruundan yahut karı kocadan biri tarafından diğeri aleyhine yahut Büyük Millet Meclisi azasından biri yahut memuriyeti işlerinden dolayı bir memur aleyhine irtikabolunur yahut bu fiil sebebiyle mağdurun şahsına veya sıhhatine yahut malına bir zarar gelirse cezası beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve kırk liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdidir.Madde 180    Eğer fail, hakkında takibat icra olunmazdan evvel tasavvur ettiği maksada nail olmaksızın ve hürriyetinden mahrum edilen şahsa bir güna zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden serbest bırakırsa göreceği ceza altıda birinden yarısına kadar indirilir.   –Madde 181(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir memur, memuriyetine aid vazifeyi suistimal ederek veyahut kanunen icab eden usul ve şartlara riayet etmiyerek bir kimseyi şahsi hürriyetinden mahrum ederse bir seneden üç seneye kadar hapis cezası verilir.    Eğer bu fiille 179 uncu maddenin ikinci fıkrasile 180 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı hallerden biri inzimam etmiş ise ceza üç seneden beş seneye kadar hapistir.    180 inci maddenin son fıkrasında yazılı halde ceza altıda birden yarıya kadar indirilir.   – Her kim şehvet hissi veya evlenmek niyeti olmaksızın henüz on beş yaşına girmeyen küçük bir çocuğu kendi rızasiyle ana ve baba veya vasisi veyahut muvakkaten olsun kendisine bakmakta ve muhafaza etmekte olan kimseler yanından kaçırır yahut çocuğun muvafakatiyle bigayrihak yanında tutarsa bir seneye kadar hapis cezasına mahkum olur.Madde 182    Eğer bu fiil, kaçırılan veya alıkonulan çocuğun rızası olmaksızın işlenmiş yahut çocuk henüz on iki yaşını ikmal etmemiş bulunursa yerine göre evvelki maddelerde yazılı hükümler tatbik olunur.   – Kanunda yazılı hallerin haricinde bir kimsenin üzerini aramak için emir veren yahut bizzat arayan memur altı aya kadar hapis olunur.Madde 183   – Bir hapishane veya tevkifhane memuru salahiyeti olan merciinden verilmiş hüküm ilamı veya tevkif müzekkeresi almaksızın bir kimseyi hapishane veya tevkifhaneye kabul eder veya bir mevkuf ve mahbusun tahliyesi zımnında ait olduğu daireden sadır olan hüküm ve karara itaat etmezse altı aydan üç seneye kadar hapis olunur.Madde 184   – Bir kimsenin kanunsuz hapis olunduğunu haber alan salahiyettar bir memur o kimsenin tahliyesi için icap eden muameleyi bizzat yapmağı veya icraya salahiyeti olan mercie bildirmeyi red veya ihmal veya tehir ederse bir aydan bir seneye kadar hapis ve elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.Madde 185   Mevkuf veya mahkumun muhafazasına veya nakline memur olan yahut vazifesi iktizasınca o kimse üzerine nüfuz icrasına muktedir bulunan şahıs onun hakkında keyfi muamele yapar veya kanunun ve nizamın cevaz vermediği surette şiddet istimal ederse bir aydan iki seneye kadar hapis olunur.Madde 186 –   – Bir memur evvelki maddelerde beyan olunan cürümlerden birini işleyerek hususi bir maksada hizmet etmiş bulunursa cezası altıda bir miktarında çoğaltılır. Şukadar ki 185 inci maddede yazılı ağır cezayı nakdiye üç aydan üç seneye kadar hapis cezası ilave olunur.Madde 187   Madde 188 –(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/2 md.)   Bir kimse bir şeyi işlemek veya işlemesine müsaade etmek ya da o şeyi işlememeye mecbur etmek için diğer bir kimseye zor kullanır veya onu tehdit eder veya yetkisi olmadan veya yasalara aykırı olarak bir konuda bilgi vermesini veya inancını veya siyasi veya sosyal görüşünü açıklamasını isterse altı aydan bir yıla kadar hapis ve bin liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.    Bu kimse tasarladığı sonucu elde etmişse hapis cezası bir yıldan iki yıla ve ağır para cezası ikibin liradan beşbin liraya kadardır.    Birinci fıkradaki eylemler silahla yada kendini tanınmayacak bir hale koyarak ya da bir kaç kişi tarafından birlikte ya da imzasız bir mektup ya da özel işaretlerle ya da var olan veya var sayılan gizli bazı örgütlerin oluşturdukları tehdit gücünden yararlanarak işlenmiş ise üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.    Bu suretle istenilen sonuç elde edilmişse beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis cezası verilir ve ayrıca beş yıl genel güvenlik gözetimi altında bulundurulabilir.    Bir kimse, gayrimeşru olarak kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılan yapılara veya eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına kişiler veya eşya üzerinde zor kullanarak veya başkalarını tehdit ederek engel olursa, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.    Bir kimse, gayrimeşru olarak her türlü eğitim ve öğretim kurumlarına veya öğrencilerin toplu olarak oturdukları yurt veya benzeri yerlere veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına kişiler veya eşya üzerinde zor kullanarak veya başkalarını tehdit ederek engel olursa yukarıdaki fıkrada gösterilen ceza ile cezalandırılır.    Yukarıki fıkrada gösterilen hal dışında eğitim ve öğretim çalışmalarının kesilmesine veya ara verilmesine haksız eylem ve davranışlarıyla neden olanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.    Yukarıdaki iki fıkrada gösterilen eylemler suçun işlendiği eğitim veya öğretim kurumlarının öğrencisi olmayan veya suçun işlendiği yurt veya benzeri yerlere yetkili makamlarca kabul edilmiş bulunmayan ya da öğrenci olmadığı halde bu gibi yerlerde kalan kişiler tarafından işlenirse verilecek ceza, altıncı fıkradaki halde üç yıldan beş yıla, yedinci fıkradaki halde ise bir yıldan üç yıla kadar hapistir.    Yukarıdaki son dört fıkrada gösterilen eylemler; silahla veya kendini tanınmayacak hale koyarak ya da bir kaç kişi tarafından birlikte veya var olan veya var sayılan bazı gizli örgütlerin oluşturdukları tehdit gücünden yararlanarak işlenmiş ise beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis cezası verilir ve ayrıca beş yıl genel güvenlik gözetimi altında bulundurulur.   Madde 189 –(Değişik madde: 10/06/1949 tarih ve 5435/1 md.)   Ceza tayininde Kanunun şiddet sebebi sayarak bildirdiği silah tabirinden maksat;    1. Ateşli silahlar;    2. Patlayıcı maddeler;    3. Tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici aletler;    4. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu, kör edici gazlardır.   – Bir cürüm; toplanmış bir kaç şahıs tarafından işlendiği takdirde bunlardan birisi silahlı ise silahla işlenmiş sayılır.Madde 190   – Bir kimse kanunda yazılı hallerin haricinde başkasına ağır ve haksız bir zarara uğratacağını bildirerek tehdit ederse altı aya kadar hapis olunur.Madde 191    Eğer tehdit fiili yüz seksen sekizinci maddenin üçüncü fıkrasında gösterilen suretlerden biriyle yapılır ise failin göreceği hapis cezası altı aydan iki seneye kadardır ve buna bir sene müddetle emniyeti umumiye nezareti altında bulunmak cezası dahi zam ve ilave olunabilir.    Sair tehdidat için alınacak ağır cezayı nakdi otuz liradır. Ancak bu bapta mutazarrır olan şahıs tarafından şikayetname verilmedikçe takibat yapılmaz.   –Madde 192(Değişik madde: 11/05/1988 – 3445/1. md.)   Kendisine veya başkasına, para veya diğer bir yarar sağlamak maksadıyla bir gerçek veya tüzelkişiye zarar verebilecek bir hususu neşir yolu ile veya her ne suretle olursa olsun açıklama tehdidinde bulunanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve ikimilyon liradan onmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.    Fail, arzu ettiği para veya diğer bir menfaati elde etmiş ise ceza üçte biri oranında artırılır.   DÖRDÜNCÜ FASIL : MESKEN MASUNİYETİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   – Bir kimse kendisini oradan çıkartmak hakkını haiz olan birinin rızası hilafında veya hile ile veya gizlice meskenine veya meskeninin müştemilatına girer veya rızasiyle girdikten sonra çıkmazsa sahibinin şikayeti üzerine bir aydan altı aya kadar hapis olunur.Madde 193    Eğer cürüm geceleyin veya eşhas aleyhinde şiddet istimaliyle veya silah ile veya bir çok kimseler tarafından toplu olarak işlenmiş ise ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir; müddeiumumilikçe resen takibat yapılır.   – Bir memur vazifesini suistimal ederek veya kanunda muayyen olan usul ve şartlar haricinde olarak aharın mesken veya müştemilatına girerse üç aydan üç seneye kadar ve eğer bu işte evin içini araştırmak gibi başka keyfi bir muamele de yapacak olursa altı aydan üç seneye kadar hapis olunur.Madde 194    Eğer bu fiili hususi bir maksat uğrunda irtikap etmişse ceza müddeti altıda birden üçte bire kadar artırılır.    Efradın ticaretgahları veya idarehaneleri gibi hususi mahaller usulsüz olarak araştırılırsa fail iki aydan iki seneye kadar hapis olunur.   BEŞİNCİ FASIL : SIRRIN MASUNİYETİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   Bir kimse kendisine gönderilmiş olmıyan bir mektup veya telgrafı veya kapalı bir zarfı kasten açar veya başka bir şahsın, posta ve telgrafla vaki açık muhabere varakası münderecatını anlamak için usul ve nizam hilafında eline geçirecek olursa kendisinden otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayi nakti alınır. Eğer fail bu evrak muhteviyatını ifşa ve telgraf ve telsiz muhaberat ve telefon mükalematı mahremiyetini ihlal ederek bir zarar husulüne sebep olursa bir aydan üç seneye kadar hapis olunur.Madde 195 –   – Bir kimse kendisine gönderilmiş olmıyan posta ve telgraf muhaberesini ortadan kaldırırsa mezkur muhabere zarflı olupta zarfı açılmamış olsa bile bir seneye kadar hapse ve otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 196    Eğer fiil zararı mucip olmuş ise hapis üç aydan, ağır cezayi nakdi elli liradan az olamaz.   – Bir kimse kendisine gönderilmiş olan bir mektup veya telgrafı gönderenin rızası hilafında neşir ve işaa eder ve bu yüzden bir zarara sebep olursa otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 197   – Bir kimse resmi mevki veya sıfatı veya meslek ve sanatı icabı olarak ifşasında zarar melhuz olan bir sırra vakıf olup ta meşru bir sebebe müstenit olmaksızın o sırrı ifşa ederse üç aya kadar hapis ve elli liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 198    Eğer zarar vaki olmuş ise cezayı nakdi elli liradan az olamaz.   – Yukarki maddelerde yazılı cürümler hakkında takibat yapılması alakadar olanların şahsi davasına bağlıdır.Madde 199   – Posta ve telgraf memurlarından bir kimse memuriyet sıfatını suistimal suretiyle bir mektup, bir zarf, bir telgraf veya sair açık bir muhabere evrakını zapteder veya kapalı evrakı açar veya telefon, telgraf mükalemat ve muhaberatı mahremiyetini ihlal ederse üç aydan üç seneye kadar hapis olunur.Madde 200    Aynı ceza telgraf, posta, telefon dairesinde müstahdem olup bu sıfatı suistimal suretiyle muhabere evrakından birini ortadan kaldıranlar hakkında dahi tatbik olunur. Bu maddede beyan olunan hallerden biri bir zararı mucip olmuşsa fail altı aydan dört seneye kadar hapsedilir ve üç seneye kadar memuriyetinden mahrumiyet cezası birlikte hükmolunur.   ALTINCI FASIL : İŞ VE ÇALIŞMA HÜRRİYETİ ALEYHİNDEKİ CÜRÜMLER   Madde 201 –(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/2 md.)   Her kim cebir ve şiddet yahut tehdit ile sanat veya ticaret serbestisini her ne suretle olursa olsun tahdit veya men ederse üç aydan iki seneye kadar hapis cezasına mahkum olur.    Her kim cebir ve şiddet veya tehdit ile gerek işçiyi ve gerek ticaret veya sanat sahiplerini veya işverenleri, yevmiyeleri azaltıp çoğaltmaya yahut evvelce kabul edilen şartlardan başka şartlar altında mukaveleler kabulüne icbar etmek maksadiyle bir işin tatiline veya nihayet bulmasına sebebiyet verir veya tatilin devamına amil olursa sekiz aydan beş seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.    Her kim yukarıdaki fıkralarda gösterilen maksatların istihsaline matuf olmak üzere, cebir ve şiddet veya tehdit olmaksızın, işyerini her ne suretle olursa olsun kısmen veya tamamen işgal ederse bir aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.    Yukardaki fıkralarda gösterilen fiiller silah ile veya kendini tanınmıyacak bir hale koyarak veya birkaç kişi tarafından birlikte işlenirse veya ayrıca bir tahribat meydana getirilmişse yahut mevcut veya mefruz bazı gizli cemiyetlerin husule getirdikleri tehdit kuvvetinden istifade ile işlenmiş ise; ceza iki misli artırılarak hükmolunur. Ancak hükmolunacak ceza beş seneyi geçemez.   –Madde 201/a(Ek madde: 03/08/2002 – 4771 S.K./2. md.)   Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede kalmalarını, bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilir.    Göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine veya böyle bir suça iştirak etmeksizin, daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenleri, maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla ülkeden çıkaranlara, yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını olanaklı kılanlara, bu maksatla sahte kimlik veya seyahat belgelerini hazırlayanlara veya temin edenlere ya da bu suçlara teşebbüs edenlere, fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezası verilir; suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler müsadere edilir.    Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suçlar, kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur kırıcı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılarak hükmolunur.    Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar örgütlü olarak işlendiğinde faillere verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur.   Madde 201/b –(Ek madde: 03/08/2002 – 4771 S.K./2. md.)   Zorla çalıştırmak veya hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak, vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla, tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden, barındıran kimseye beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezası verilir.    Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan eylemler var olduğu takdirde, mağdurun rızası yok sayılır.    Onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fiillerden hiçbirisine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.    Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar örgütlü olarak işlendiği takdirde faillere verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur.   ÜÇÜNCÜ BAP : DEVLET İDARESİ ALEYHİNDE İŞLENEN CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : BASİT VE NİTELİKLİ ZİMMET İLE DEVLET ALIM VE SATIMLARINDA MENFAAT SAĞLAMA   –Madde 202(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/7 md.)   Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunan veya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır para cezası verilir.    Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir.    Zararın, kovuşturma yapılmadan önce tamamiyle ödenmiş olması halinde yukarıdaki fıkralarda yazılı cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte biri indirilir.    Meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece ödettirilmesine re’sen hükmolunur.    Bu fiiller kamu bankaları aleyhine işlenmiş ise faile verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.   –Madde 203(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/8 md.)   Denetim görevini ihmal ederek 202 nci maddenin birinci fıkrasında yazılı zimmetin oluşmasını veya artmasını mümkün kılmış olan kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.    Fail, meydana gelen zararın ödenmesinden asıl fail ile birlikte sorumlu tutulur.    –Madde 204(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   Madde 205– (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Bir kimse Türkiye Devleti hesabına olarak almaya veya satmaya yahut yapmaya memur olduğu her nevi eşyanın alım veya satımında veya pahasında veya miktarında veya yapmasında fesat karıştırarak her nesuretle olursa olsun irtikap eylerse on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasiyle cezalandırılır ve zarar kendisine ödettirilir.   –Madde 206(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 207(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 208(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Devlet memurlarından her kim, idaresine ve nezaretine memur oldukları işlerde Devlet için az veya çok eşya veya malzeme alım veya satımında gizli veya aşikar, gerek doğrudan doğruya kendisi, gerek başkası vasıtasiyle veya ortaklık suretiyle kendi kazancı için ticaret eder veya imalat yahut inşaatı götürü şekilde deruhde edenlere ortak olursa üç seneden az olmamak üzere ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.    Eğer bu gibi alış verişte komüsyon alınır yahut nakid veya meskukat mubadelesinde kazanç sağlanırsa ağır hapis cezası beş seneden az olamaz.   İKİNCİ FASIL : İRTİKAP   –Madde 209(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/9 md.)   Memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına, bir kimseyi icbar eden memura altı yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilir.    Yukarıdaki fıkrada yazılı cürüm, ikna suretiyle işlenirse faile dört yıldan altı yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Memur Kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanarak almış bulunursa iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.   Madde 210 –(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   ÜÇÜNCÜ FASIL : RÜŞVET   –Madde 211(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/10 md.)   Ceza Kanununun tatbikinde memur sayılanların, kanunen veya nizamen yapmaya veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmak veya yapmamak için aldıkları veya başkalarına aldırdıkları para, hediye ve her ne nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark rüşvet sayılır.    Bu Kanundaki memur tanımı dışında kalsalar dahi, özel kanunlarında belirli hallerde Devlet memuru sayıldıkları açıklananlar ile bazı yükümlülük ve sorumlulukları bakımından Devlet memurları gibi cezalandırılacakları belirtilenlerin yukarıdaki fıkrada gösterilen şekilde sağladıkları her türlü menfaat de rüşvet sayılır.   (Ek fıkra: 02/01/2003 – 4782 S.K./2. md.)Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idari veya adli bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticari işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak birinci fıkranın öngördüğü menfaatlerin teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüşvet sayılır.   –Madde 212(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/11 md.)   Kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmamak için rüşvet alan veya bir vaat veya taahhüt kabul eden kimseye dört yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Cürmün, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi halinde faile beş yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde, memurun mensup olduğu dairenin ilgili bulunduğu sözleşme veya taahhütlere girişilmiş veya memuriyet, maaş, nişan veya sair rütbe, derece veya kademeler verilmiş veya kanun ve nizama aykırılık veya hakkı ihlal eden bir hal meydana gelmiş ise faile altı yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hallerde faile ayrıca, aldığı para ile sağladığı her türlü menfaat veya vaat veya taahhüt olunan her türlü menfaatlerin miktar veya değerinin beş misli ağır para cezası verilir.   –Madde 213(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/12 md.)   211 inci maddede gösterilen kimselere yapmaya mecbur oldukları şeyi yapmamaları veya yapmamaya mecbur oldukları şeyi yapmaları için rüşvet vaat veya teklif eden veya veren kimseye kanun ve nizama aykırılığın derecesine ve istenilen şeyin kısmen veya tamamen yapılmış olup olmamasına göre dört yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Haklı bir hususun temini için rüşvet veren veya başka yararlar temin eden kimseye, verdiği para veya temin ettiği menfaatin on katı ağır para cezası verilir.   –Madde 214(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/13 md.)   Kendisine rüşvet teklif edilen kimse, emir ve idare yetkisine sahip olanlar ile hakim ve savcılardan veya resmi daireler tarafından özel bir vazifeyle görevlendirilenlerden biri veya noter, avukat, dava vekili olduğu takdirde, kanun ve nizama aykırılığın derecesine göre, rüşvet veren hakkında verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.   –Madde 215(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/14 md.)   Rüşvet kabul eden kimse, rüşveti almadan önce veya aldıktan sonra ve fakat istenilen hususu kısmen dahi olsa yerine getirmeksizin ve hakkında tahkikata geçilmeden keyfiyeti merciine duyurur ve aldığı para ve diğer şeyleri aynen iade ederse sorumlu olmaz.    Bunun gibi, haksız isteğinin yerine getirilmesinden önce durumu merciine duyuran fail de sorumlu olmaz ve vermiş olduğu para, sair şeyler geri alınarak kendisine verilir.   –Madde 216(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/15 md.)   Rüşvete aracılık eden kimse, rüşveti veren ve alandan hangisinin vasıtası ise onun suç ortağı sayılır.   –Madde 217(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/16 md.)   Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, rüşvet olarak verilen para, eşya ve diğer şeylerin veya bunlarla edinilen mal ve değerlerin müsaderesine hükmedilir.   –Madde 218(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/17 md.)   Görevine girmeyen ve yapılması veya yapılmaması hususunda yetkili olmadığı bir işi yapacağı kanaatini uyandırarak menfaat sağlayan memura bir yıldan beş yıla kadar hapis ve ikimilyon liradan beşmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.   –Madde 219(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/18 md.)   202 ila 218 inci maddelerde yazılı suçların emir ve idare yetkisine sahip olanlar ile hakim ve savcılar tarafından işlenmesi halinde verilecek cezalar yarısı oranında artırılarak hükmolunur.    Mahkemeler ile adalet dairelerinde veya sair resmi dairelerde kendilerine kanuni bir görev verilen veya 211 inci maddede gösterilen kişilerin rüşvet fiilleri, kesin yargı hükmüne tesir etmiş ise failler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanır.    202 ila 218 inci maddelerde yer alan cürümler dolayısıyla alınan veya verilen rüşvet veya yararın değeri hafif olduğu takdirde verilecek cezanın yarısı, pek hafif olduğu takdirde üçte ikisi indirilir.    Bu Kanunun 202, 205, 208, 209, 212, 213, 214, 216, 218 ve 219 uncu maddeleriyle mahkum olanlara aynı zamanda memuriyetten müebbeten mahrumiyet cezası da verilir.   –Madde 220(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.; Yeniden düzenlenen madde: 02/01/2003 – 4782 S.K./3. md.)   Bu Fasılda yer alan rüşvet verme suçları, tüzel kişilerin yetkili temsilcileri tarafından işlendiğinde, bunlar cezalandırılmakla beraber tüzel kişi hakkında da suçla elde edilen menfaatin iki katından üç katına kadar ağır para cezasına hükmolunur.   Madde 221 –(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 222(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 223(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 224(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 225(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 226(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 227(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   DÖRDÜNCÜ FASIL : MEMURİYET VE MEVKİ NÜFUZUNU SUİSTİMAL EDENLER VE MEMURİYET VAZİFELERİNİ YAPMIYANLARA AİT CEZALAR   –Madde 228(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Devlet memurlarından her kim bir şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suiistimal ile kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya yapılmasını emreder veya ettirirse altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu muamelede hususi maksat veya siyasi saik veya sebep mevcut ise cezası üçte birden yarıya kadar artırılır.    Memuriyetinin icrasında lüzumsuz yere sert muamelelerle bir şahsın kanun hükmüne veya hükümetin emirlerine itaat etmemesine sebep olan memur dahi aynı ceza ile cezalandırılır.   – Memuriyeti sebebiyle kendisine tevdi kılınan veya ıttılaına müsadif olan vesikalar, kararlar ve emirleri ve sair tebligatı başkasına ifşa veya neşir ve ilan eden yahut her nasıl olursa olsun başkalarının vukuf ve ıttılaını kolaylaştıran memur, altı aydan iki seneye kadar hapis olunur.Madde 229    Devletçe neşir ve ilanı matlup olan kararları kabule şayan mazereti olmaksızın tehir eden memur hakkında da aynı ceza tatbik olunur.   –Madde 230(Değişik madde: 12/06/1979 – 2248/18 md.)   Hangi nedenle olursa olsun memuriyet görevini yapmakta savsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya göre verdiği buyrukları geçerli bir neden olmadan yapmayan memur üç aydan bir yıla kadar hapis ve bin liradan beşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Bu savsama ve gecikmeden veya üstünün yasal buyruklarını yapmamış olmaktan Devletçe bir zarar meydana gelmişse, derecesine göre altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile birlikte süreli veya temelli olarak memuriyetten yoksun kalma cezası da hükmolunur.    Her iki durumda memurun vazifesini geciktirmesinden veya verilen buyruğu yapmamasından, kişiler herhangi bir zarara uğramışsa bu zarar ayrıca ödettirilir.   – Yukarıdaki maddede yazılı olan terahi veya emri yapmamak hakimler tarafından vaki olduğu surette bunlar aleyhine iştikai anilhükkam davasının ikamesi için kanuna göre bulunması lazımgelen şartlar mevcut olduğu halde ihmal veya emri yapmamak fiili vaki farz olunur.Madde 231   – Görülmekte olan bir davanın tarafeyninden biri hakkında sahabet veya garaz ve menfaata müsteniden hakimlere emir ve tahakküm veya nüfuz veya iltimas eden kimse birinci ve ikinci surette iki seneden ve üçüncü takdirde altı aydan az olmamak üzere hapis olunur. Fail memur ise başkaca müebbeden veya muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezasiylede cezalandırılır.Madde 232    Bu müdahale üzerine dava haksız şekilde hüküm olunmuş ise ceza üçte biri kadar artırılır.   Yukarıki maddede yazılan emir ve iltimasa müsteniden hüküm ve karar veren hakimler hakkında dahi hüküm ve kararının suret ve mahiyetine ve mahkumun hukuku üzerine yaptığı tesirin derecesine göre iki seneden beş seneye kadar hapis ve hakimlik hizmetinden müebbed mahrumiyet cezası tatbik olunur.Madde 233 –   – Asker zabitlerinden veya Devletin umumi kuvvetlerine dahil memurlarla zabıta memurlarından biri salahiyettar daireden kendilerine kanuna göre verilmiş olan bir emri, nizama karşı gelerek yapmak istemez ve yapmasını geciktirirse iki seneye kadar hapis olunur.Madde 234   –Madde 235(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/3 md.)   Memurlardan biri görevini yaptığı sırada görevine ilişkin olarak kamu adına kovuşturmayı gerektiren bir suç işlendiğini öğrenip de ilgili daireye bildirmede ihmal ve gecikme gösterirse dört aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır ve bu cezaya, öğrenilen suçun önemine göre ayrıca süreli veya süresiz memuriyetten mahrumiyet cezası da eklenir.    Eğer fail, adli kolluk memurlarından biri ise verilecek ceza bir yıl hapis cezasından aşağı olamaz ve her halde memuriyetten süresiz mahrumiyet cezası da hükmolunur.   –Madde 236(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/2 md.)   Memurlardan veya işçi niteliğini taşımayan kamu hizmeti görevlilerinden üç veya daha fazla kimse aldıkları karar gereğince kanun hükümlerine aykırı olarak, memuriyetlerini terk eder veya vazifelerine gelmezlerse veya vazifelerine gelip de görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmazlar yahut yavaşlatırlarsa her biri hakkında dört aydan bir yıla kadar hapis ve ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle birlikte muvakkaten veya müebbeten memuriyetten mahrumiyet cezası da hükmolunur.    Başkaları tarafından alınan karara veya yayınlanan bildirilere uyarak yukarıdaki fıkrada yazılı fiilleri işleyen memurlara ve işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerine de aynı ceza hükmolunur.    Bu maddedeki eylemler dernek veya meslek kuruluşları yöneticilerinin bu yönde aldıkları karar veya yayınladıkları bildiriler üzerine vuku bulmuşsa, bu kararı alan veya bildiriyi yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üçbin liradan onbin liraya kadar ağır para cezası verilir. Fail memur ise müebbeten memuriyetten mahrumiyet cezasına da hükmolunur.   –Madde 237(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Kanunun evlenmelerini menettiği kimselerin bu memnuiyetlerini bildikleri halde akidlerini yapan evlenme memurlarile bu suretle evlenenler ve bunları evlenmiye sevkeden veya evlenmelerine rıza gösteren veli veya vasileri üç aydan iki seneye kadar hapsolunurlar.    Kanuni şartlara riayet etmeksizin evlenme kağıdı veren memur, bir aydan üç aya kadar hapsolunur.    Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren kağıdı görmeden bir evlenme için dini merasim yapanlar hakkında da bundan evvelki fıkrada yazılı ceza verilir.    Aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınlar iki aydan altı aya kadar hapis cezasile cezalandırılır.    Erkek evli olduğu takdirde verilecek ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir. Erkeğin evli olduğunu bilen kadına da aynı ceza verilir.    Muhtarlar aralarında evlenme akdi yok iken evlenmenin dini merasimini yaptıklarına muttali oldukları kimseleri salahiyetli makama bildirmeğe mecburdurlar. Bu hususta ihmal gösterenler beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır ve tekerrürü halinde ayrıca bir aya kadar hapsolunurlar.   – Hakimlerle memurinden her kim memuriyetinin dairesi dahilinde ahalinin zaruri havayicinden olan hububat, erzak ve sair malzemeleri alıp satarak ticaret ederse yüz liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdi ve müebbeden memuriyetten mahrumiyet cezasiyle cezalandırılır.Madde 238   – Hazar vaktinde seferberliğe müteallik vazifelerin ifasında ihmal ve terahisi sabit olan memurun cezası üçte bir derecesinde artırılır.Madde 239   –Madde 240(Değişik madde: 12/06/1979 – 2248/19 md.)   Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.   BEŞİNCİ FASIL : İMAMLAR, HATİPLER, VAİZLERLE RUHANİ REİSLERE MÜTEALLİK CÜRÜMLER   – İmam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini reislerden biri vazifesini ifa sırasında alenen hükümet idaresini ve devlet kanunlarını ve hükümet icraatını takbih ve tezyif ederse bir aydan bir seneye kadar hapis ve yüz elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır veya bunlardan biri hüküm olunabilir.Madde 241   – Yukarıdaki maddede gösterilen kimselerden biri işbu sıfattan bilistifade hükümetin idaresini ve kanun ve nizam ve emirleri ve dairelerden birine ait olan vazife ve salahiyeti takbih ve tezyife veya halkı kanunlara yahut hükümet emirlerini icraya veya memuru memuriyetinin vazifesi icabına karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik edecek olursa üç aydan iki seneye kadar hapse ve ikiyüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye ve müebbeden veya muvakkaten bilfiil o vazifeyi icradan ve onun menfaat ve aidatını almaktan memnuiyetine hüküm olunur. İşbu fiiller alanen yapıldığı takdirde ceza üç seneye kadar hüküm olunabilir.Madde 242    Kendi sıfatlarından istifade ederek kanunlara veya kanuna göre kazanılmış olan haklara muhalif iş ve sözlerde bulunmağa bir kimseyi icbar ve ikna eden din reis ve memurları hakkında dahi baladaki fıkrada yazılan ceza tertip olunur.    Bunlardan biri dini sıfatından istifade ederek evvelki maddede yazılan fiillerden başka bir cürüm işlerse altıda bir miktarı çoğaltılmak şartiyle o cürüm için kanunda yazılı olan ceza ile mahkum olur.    Şu kadar ki kanun işbu sıfatı esasen nazarı itibara almış ise cezayı çoğaltmağa mahal yoktur.   ALTINCI FASIL : HÜKÜMET MEMURLARI TARAFINDAN EFRADA KARŞI YAPILACAK SUİ MUAMELELER   –Madde 243(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   (Değişik fıkra: 26/08/1999 – 4449/1 md.)Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.    Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci, sair hallerde 456 ncı maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.   – Bir kimse hakkında sahabet fikrine veya garaza müsteniden kanun hilafında hüküm ve karar verdiği sabit olan hakimler, üç aydan üç seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezasına müstahak olur.Madde 244   –Madde 245(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Kuvvei cebriye imaline memur olanlar ve bilumum zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini icrada ve mafevkinde bulunan amirinin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalde başka surette bir kimse hakkında suimuamele veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse üç aydan beş seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile cezalandırılır. Eğer işlediği cürüm bu fiillerin fevkinde ise o cürümlere terettüp eden ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.   (Ek fıkra: 02/01/2003 – 4778 S.K./1. md.)243 üncü madde ile bu maddede yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.   Hükümet memurları tarafından bir kimsenin emval ve emlaki cebren iştira ve fuzuli iddia ile haksız yere zaptolunmak veyahut sattırılmak ve menafii amme için lüzumu sabit olmadıkça ve kanunu mucibince behası peşin verilmedikçe tasarruf hakları iptal olunmak gibi haller vukubulursa o emval ve emlak aynen ve mevcut olmadığı halde kıymeti nakden sahibine reddettirilip buna mütecasir olan memur cürmünün derecesine göre üç aydan iki seneye kadar hapis ve memuriyetten muvakkaten mahrumiyet cezasiyle cezalandırılır.Madde 246 –   Memurlardan biri veya her nevi varidatı Devleti maktuan deruhte edenler ile adamları kanunen ve nizamen muayyen olan vergi, rüsumat ve sair aidatın miktarından ziyade bir şey alırlarsa memurlar ile mültezimler altı aydan üç seneye kadar ve adamları altı aya kadar hapis cezasiyle cezalandırılır. Fazla olarak aldıkları para her ne miktar ise reddedildikten sonra aldıkları paranın bir katı dahi ağır cezayı nakdi olarak alınır.Madde 247 –   Bir memur kanunen tayin olunan mücazatı nakdiyeden maada cerime olarak para ve sair bir şey alır veya kanunen tahsiline memur olduğu mücazatı nakdiyenin miktarından fazla olarak bir şey ahzeylerse aldığı şey kendisinden geri alınarak sahibine verildikten başka bir katı ağır cezayı nakdi alınır ve altı aydan üç seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.Madde 248 –   – Kanunen ve nizamen tayin olunun ve ahalice bilicap lüzum görülen umumi hizmetlerden başka hükümet memurları ve saireden her kim angarya olarak her nevi işte adam kullanırsa buna mütecasir olan kimseden böyle meccanen kullandığı adamların mahallerince olan ücreti marufeleri alınarak ashabına teslim ve derecei cürmüne göre altı aydan üç seneye kadar sürgün cezası tayin olunur. Memur ise muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezasına müstahak olur.Madde 249   – Tebliğ ve ihzar memurları, askerler, jandarmalar ve zabitler ve umum memurlar gelip geçtikleri yerlerde ahalinin hanelerine rızaları hilafına konup meccanen yem ve yiyecek alırlar ise aldıkları her ne ise parası ashabına reddettirildikten başka bir aya kadar hapsolunurlar.Madde 250    Asker ve jandarmanın heyetçe hareketlerinde bu gibi şeylere cesaret ederlerse aldıkları eşyanın parası zabitanından alınarak sahiplerine teslim ettirildikten başka altı aydan üç seneye kadar hapis ile cezalandırılırlar. Eğer bu keyfiyet cebir ve şiddet icrasiyle vukubulursa cezaları üçte bir derecesinde çoğaltılır.   –Madde 251(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Bir memur vazife esnasında bir kimse aleyhine bir cürüm işlerse kanunda yazılı olmıyan hallerde o cürme kanunen terettüp eden ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.   YEDİNCİ FASIL : HÜKÜMET MEMURİYETİNİN VE UNVAN VE ŞEREFİNİN GASBI   – Her kim mülki ve askeri memuriyetlerden birini hilafı nizam ifa veya ifaya teşebbüs eylerse üç aydan iki seneye kadar hapis ile mücazat olunur.Madde 252    Aynı ceza memuriyetini terk ve tatil emri kendisine resmen bildirilmiş olduğu halde yine memuriyetinde devam eden memur hakkında üç aydan iki seneye kadar memuriyetten mahrumiyet cezasiyle birlikte hükmolunur.    Mahkeme bu baptaki ilam hülasasının masarifi mahkumdan alınmak şartiyle cürmün vukubulduğu veya mahkumun ikamet eylediği vilayet ceridelerinden biriyle neşir ve ilanını emredebilir.   –Madde 253(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   (Değişik fıkra: 07/06/1979 – 2245/4 md.)Her kimse bir rütbe veya memuriyetin veya bir mesleğin resmi elbisesini yetkisi olmaksızın açıktan açığa giyer veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takarsa üç aydan bir yıla kadar hapis ve ikibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Böyle bir elbise giyerek elbisenin belirlediği meslek ve memuriyetle ilgili işler yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis ve binbeşyüz liradan üçbin liraya kadar ağır para cezası verilir. Bu elbisenin sağlayacağı kolaylık ve olanaklardan yararlanarak bir cürüm işlenirse, yalnız bu eylemden ötürü yukarıdaki cezalar üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur.    Siyasi partinin takib ettiği prensiplerin remzi olan alamet ve işaretleri o partinin şerefini kıracak yerde kullananlarla partiden müsaade almaksızın kitap, gazete, mecmua veya Matbuat Kanununa göre matbua sayılan diğer şeyler üzerine veya sinama şeridlerine bunların muhteviyatını partiye mal edici manada koyanlar altı aya kadar hapis veya on liradan 200 liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılırlar. Bu hususta takibat icrası alakalı siyasi parti Genel Sekreterliğinin şikayetine bağlıdır.    Kızılay Cemiyetine aid alamet ve işaretleri, Kızılay Cemiyetinin rızası olmaksızın her hangi bir matbua veya evrak ve sair eşya üzerine koymak veya resim veya hakketmek veya her ne suretle olursa olsun o alamet ve işaretleri temsil veya tecessüm ettirmek suretile kullananlar üç aya kadar hapis veya beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılırlar. Bu hususta takibat icrası Kızılay Cemiyeti Umumi Merkezinin şikayetine bağlıdır.   (Ek fıkra: 07/02/1949 – 5319/1 md.)Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Kurulunun resmi mühür ve damgası ile dünya yuvarlağı üzerine resmedilmiş iki defne dalı ortasındaki eskülap sembolünden ibaret alametinin ve (Dünya Sağlık Kurulu) adının ve bu adın ilk harflerinden müşekkel kısaltmanın ticaret veya her hangi bir menfaat kastiyle, herhangi bir ticaret ve sanayi müessesesi veya bir kimse tarafından, bu kurulun rızası olmaksızın, kullanılması, herhangi bir matbua veya evrak ve eşya üzerine konması veya temsil ve tecessüm ettirilmesi yasaktır. Buna aykırı hareket edenler üç aya kadar hapis veya beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   SEKİZİNCİ FASIL : HÜKÜMETE KARŞI ŞİDDET VEYA MUKAVEMET VE KANUNLARA MUHALEFET   –Madde 254(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Resmi meclisler azasından veya Hükümet memurlarından biri hakkında vazifesine mütaallik bir işi yapmaya yahut yapmamaya icbar için şiddet veya tehdit gösteren kimse, bir seneden üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   (Değişik fıkra: 07/06/1979 – 2245/5 md.)Eylem silahla bir kişi tarafından işlenmiş ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Eylemin iki veya daha çok silahlı kişiler tarafından anlaşarak birlikte veya silahsız ve anlaşma olmasa bile toplanmış beşten çok kişiler tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza beş yıldan az olamaz.   (Ek fıkra: 28/09/1971 – 1490/4 md.)Her kim birinci fıkrada yazılı olan şahıslardan birinin vazife gördüğü yeri her ne suretle olursa olsun kısmen veya tamamen işgal ederek, vazifesine mütaallik bir işin yapılmasına mani olursa altı aydan üç seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil, cebir ve şiddet veya tehditle işlenirse bir seneden üç seneye kadar, silahla veya kendini tanınmıyacak bir hale koyarak yahut birkaç kişi tarafından birlikte işlenirse, iki seneden beş seneye kadar hapis cezasına hükmolunur.   – Yukarıdaki maddede yazılı cezalar adli, siyasi veya idari bir heyetin veya bu heyetler mümessillerinin içtimaını yahut vazife görmelerini men veya ihlal veya müzakerelerinde nüfuz veya tesir icra etmek üzere şiddet kullananlar veya tehdit gösterenler hakkında dahi tatbik olunur.Madde 255   – Şiddet veya tehdit ile yukarıki maddelerde yazılı olan fiili işlemek üzere teşekkül eden on veya daha ziyade kimselerden mürekkep bir içtimaa dahil olanlar bir aydan iki seneye kadar hapsolunur.Madde 256   – Yukarıdaki maddede beyan olunan içtima cürmün silah ile işlenmesi için vaki olmuş ise hapis üç aydan üç seneye kadardır. Eğer Hükümetin emir ve ihtarı üzerine dağılırsa içtimaa dahil olanlar hakkında ceza verilemez.Madde 257   –Madde 258(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Bir memura veya ona yardım edenlere memuriyetine ait vazifeleri ifa sırasında cebir ve şiddet veya tehdit ile mukavemet eden kimse altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   (Değişik fıkra: 07/06/1979 – 2245/6 md.)Eylem silahla bir kişi tarafından işlenmişse iki yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Eylemin iki veya daha çok silahlı kişiler tarafından veya silahsız olsa bile toplanmış beşten çok kişiler tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.   (İptal fıkra: Anayasa Mah. 26/05/1998 tarih ve E. 1997/32, K. 1998/25)   Eğer memur haiz olduğu salahiyet hududunu tecavüz ederek veya keyfi hareketlerle bu muameleye sebebiyet vermiş ise fail hakkında geçen maddelerdeki ceza dörtte bire kadar indirileceği gibi icabına göre ceza büsbütün de kaldırılabilir.    254, 255, 256 ve 257 nci maddelerle yukarki fıkralarda yazılı fiiller, İcra Vekilleri Heyetinden bir vekil aleyhinde işlenirse tayin edilecek ceza yarı nispette artırılarak hükmolunur.   – Ceza Kanunu itibariyle akrabadan murat, karı koca ile usul ve füru ve kardeş ve kız kardeş ve amuca ve dayı ve hala ve teyzelerle yegenler ve bunlar derecesindeki sıhri akrabadır.Madde 259   – Kanun ve nizam hükümlerinden birinin icrasına muhalefet için nüfuz ve müessir kuvvet sarfedenler bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.Madde 260   –Madde 261(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/5 md.)   Kanun ve nizamlara aykırı olarak mektep veya dersane açanlar, açılan mektep veya dershane kapatılmakla beraber altı aydan iki seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.    Ruhsatsız öğretmenlik edenlerle bunları istihdam eyliyenlere de aynı ceza verilir.    Mükerrirler hakkında verilecek ceza bir sene hapisten aşağı olamaz.   – Camiler etrafındaki mezarlıklarla kiliseler avlu ve derunlarına ve meskun mahaller civarında bulunan kabristanlara ve ölü defnine mahsus olan mahallerden maada yerlere ruhsatsız ölü defneden veya ettiren kimse bir aydan altı aya kadar hapis veya otuz liradan yüz elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile mahkum olur.Madde 262   – Kolera ve sair bulaşık hastalıklardan musab veya vefiyat zuhur eden ev ve sair mahallerin kordon altına alınmasına dair Hükümetçe verilen emirlere ve yapılan icraata fiillen mümanaat edenler hareketlerinin derecesine göre bir aydan bir seneye kadar hapsolunur.Madde 263   –Madde 264(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/7 md.)   Her kim ait olduğu merciden ruhsat almaksızın dinamit veya bomba veya buna benzer yıkıcı veya öldürücü alet veya barut ve benzeri ateşli ecza yapar veya bunları yabancı bir ülkeden Türkiye’ye sokar veya sokmaya aracı olur veya ülke içinde bir yerden diğer bir yere götürür veya yollar veya götürmeye bilerek aracılık ederse, beş yıldan sekiz yıla kadar hapsolunur ve kendisinden onbeşbin liradan altmışbin liraya kadar ağır para cezası alınır.    Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül vücuda getirenlerle yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis ve ellibin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.    İkinci fıkradaki hal dışında, iki veya daha çok kimselerin toplu olarak birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde sekiz yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve yirmibeşbin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.    Birinci fıkrada yazılı eylemleri işlemek amacıyla iki veya daha çok kimselerin önceden anlaşıp birleşmeleri teşekkül sayılır.    Ruhsatsız bu gibi şeyleri taşıyanlar veya bulunduranlar veya satanlar veya satmaya çalışanlar veya alanlar üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis, onbin liradan yirmibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu şeylerin cins ve miktar itibariyle vahamet göstermesi halinde beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis ve yirmibeşbin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur. Mahkemece bunların cins ve miktarının önemsiz sayılması ve failin meslek, kişilik ve ahlaki eylemleri yönünden tehlikesiz sayılması halinde hükmolunacak ceza bir aydan bir yıla kadar hapis ve bin liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasıdır.    Birinci fıkrada yazılı şeyleri, meskun yerde veya çevresinde yada halkın gelip geçtiği bir yerde ateşleyenler veya patlatanlar yahut bırakanlar, eylemleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde beş yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası ve onbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Suçun halkın toplu olarak bulunduğu yerlerde veya kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış binalarda işlenmesi halinde, suç daha ağır bir cezayı gerektirse bile ayrıca bu eylemden dolayı aynı cezaya hükmolunur.    Her kim korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde her ne amaç ve nedenle olursa olsun, meskun bir yerde veya çevresinde veya özel veya resmi veya genel yapılara ya da her türlü taşıt araçlarına ya da halkın toplu olarak bulundukları diğer yerlere silahla ateş ederse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca iki yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve beşbin liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılır.    Yukarıdaki iki fıkrada yazılı eylemler, iki veya daha çok kişi tarafından birlikte veya taşıt aracı veya suçun icrasını kolaylaştırıcı başkaca araçlar kullanarak işlenirse cezalar üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur.   –Madde 265(Değişik madde: 10/06/1949 – 5435/1 md.)    Kanuna göre memnu silahtan maksat;    1 – Ordu tarafından kullanılmış veya kullanılmakta olan veya düşmandan iğtinam olunan veya bütün askeri şahıslara veya zabıta kuvvetlerine tahsis edilen eski veya yeni sistem her cins veya modelde makinesiz veya ağır veya hafif makineli harp tüfekleri veya diğer her nevi harp aletleri, kasatura, süngü, kılıç ve mızraklar,    2 – Çapı, cinsi ve modeli ne olursa olsun fişek yatağı dahil olduğu halde namlusu 15 santimetreden uzun olan tabancalar,    3 – Sapı sayılmamak üzere uzunluğu 25 santimi geçen tek veya çift yüzlü ve sivri uçlu her türlü kesici aletlerdir.    Bir meslek veya sanatın icrasına mahsus veya ev levazımından olup ta bu maksat ile bulundurulan veya taşınan veya kullanılan bıçak ve sair aletler memnu silahtan sayılmaz.   DOKUZUNCU FASIL : RESMİ SIFATI HAİZ OLANLAR ALEYHİNDE CÜRÜMLER   –Madde 266(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/7 md.)   Bir kimse resmi sıfatı haiz olan bir memurun huzurunda ve ifa ettiği vazifeden dolayı şeref veya şöhretine veya vakar ve haysiyetine kavlen veya fiillen taarruz ve hakarette bulunursa, aşağıda gösterilen suretlerle cezalandırılır:    1. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma efradından veya iki veya üçüncü bendlerde mezkur memurlardan gayrı memurinden biri aleyhinde ise iki aydan sekiz aya kadar hapis ve ikiyüz elli liradan beşyüz liraya kadar ağır para cezası ile mahkum edilir.    2. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma subaylarından veya polis komiserlerinden veya amirlerinden yahut il genel meclisi veya belediye meclisi üyelerinden biri aleyhinde ise üç aydan iki seneye kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    3. Hakaret ve taarruz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile temsil sıfatını veya emir ve idare salahiyetini haiz rüesadan veya hakim ve Cumhuriyet Savcılariyle bunların yardımcıları veya sorgu hakimlerinden biri aleyhinde vaki olursa altı aydan otuz aya kadar hapis ve bin liradan iki bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.    Eğer birinci fıkradaki hakaret fiili maddei mahsusa tayin ve isnadiyle vaki olursa:    Bir numaralı benddeki halde beş aydan üç seneye kadar hapis ve beşyüz liradan üç bin liraya kadar ağır para cezasına;    İki numaralı benddeki halde altı aydan üç seneye kadar hapis ve bin liradan üç bin liraya kadar ağır para cezasına;    Üç numaralı benddeki halde yedi aydan üç seneye kadar hapis ve bin beş yüz liradan üç bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.   (Altı fıkra iptal: Anayasa Mahkemesinin 19/12/1972 tarihli ve E. 1971/50, K. 1972/60 sayılı Kararı ile.)   (Yedinci fıkra iptal: Anayasa Mahkemesinin 19/12/1972 tarihli ve E. 1971/50, K. 1972/60 sayılı Kararı ile.)   (Ek fıkra: 07/01/1981 – 2370/3 md.)Bu maddede yazılı taarruz ve hakaret fiilinin resmi sıfat ve memuriyet sona ermiş olsa bile ifa edilen görevden dolayı ve huzurda işlenmesi halinde de yukarıdaki fıkralar ve bentlerdeki cezalara hükmolunur.   –Madde 267(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Yukarıki madde de beyan olunan fiiller bir vazifenin ifasından dolayı olmayıp da vazife esnasında vaki olursa tayin olunacak ceza üçte birinden yarısına kadar indirilir.   –Madde 268(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Bir kimse kavlen veya fiillen her ne suretle olursa olsun adli, idari, siyasi veya askeri resmi bir heyet huzurunda veya bir hakimin duruşma yaptığı sırada veya duruşmaya mütaallik karar ve hükmün tefhimini mütaakıp şeref ve haysiyetine veya vakarına tecavüz ve hakarette bulunursa altı aydan üç seneye kadar hapis cezasına mahkum edilir.    Eğer fiil maddei mahsusa tayin ve isnadiyle vaki olursa verilecek hapis cezası sekiz aydan aşağı olamaz.    266 ncı madde ile bu maddede beyan olunan fiiller bu iki maddede gösterilen heyet veya memurlara hitap edilen veya hitap edildiği anlaşılan telgraf, telefon, mektup, resim veya herhangi bir yazı vasıtası ile işlendiği takdirde de aynı ceza verilir.   (Ek fıkra: 28/09/1971 – 1490/8 md.)Hakaret ve taarruz birinci fıkrada gösterilen heyetlerin sıfat veya hizmetinden dolayı umuma neşir veya teşhir olunmuş yazı veya resim veya sair neşir vasıtalariyle işlenmiş olursa, fiilin mahiyetine göre birinci veya ikinci fıkralarda yazılı olan cezalar yarısı nispetinde artırılarak hükmolunur.   (Ek fıkra: 28/09/1971 – 1490/8 md.)Sıfat veya hizmetinden dolayı vaki hakaret ve taarruz, birinci fıkrada gösterilen heyetlerin gıyabında alenen işlenmiş olursa, fiilin mahiyetine göre birinci veya ikinci fıkralarda yazılı olan cezaların yarısı hükmolunur. Bu fıkradaki suçun tekevvünü için 153 üncü maddedeki aleniyet şarttır.   – Geçen maddelerde muharrer taarruz ve hakaretler, cebir ve şiddet ve tehdit ile icra olunmuş ise ceza bir misli artırılır.Madde 269   – Geçen maddelerde muharrer cürümlerin faili hakaret ve taarruz eylediği şahıslara isnat ettiği ef’al ve evsafın şayi ve mütevatır olduğunu ispata kalkışırsa bu talebi katiyen kabul olunmaz.Madde 270   –Madde 271(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   (Değişik fıkra: 07/01/1981 – 2370/4 md.)Her kim resmi sıfatı haiz olan bir memura vazifesini icra ederken veya resmi sıfat ve memuriyeti sona ermiş olsa bile icra ettiği vazifeden dolayı cismen eza verecek veya hastalığını mucip olacak müessir bir fiil işlerse 456 ncı maddeye göre verilecek cezalar aşağıda gösterilen suretlerle artırılır.    1. Eğer memur 266 ncı maddenin 1 inci bendinde gösterilen kimselerden ise ceza üçte birden yarıya kadar, 2 nci bendinde gösterilen kimselerden ise bir misli ve 3 üncü bendinde gösterilen kimselerden ise iki misli artırılır.    2. Eğer fiil 268 inci maddede yazılı hal ve zamanlarda işlenmiş olursa fiilin istilzam ettiği cezaya üç misli zammolunur.    Hiçbir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz. Bu maddede yazılı hallerde takibat şikayete bağlı değildir.   –Madde 272(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Eğer memur memuriyeti hududunu tecavüz ederek veya keyfi hareketleriyle geçen maddelerde beyan olunan fiillerin vukuuna sebebiyet vermişse ceza dörtte bire kadar indirileceği gibi icabına göre büsbütün de kaldırılabilir.   –Madde 273(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Kanunun hususi hükümler ile tasrih eylediği ahvalin haricinde her kim Büyük Millet Meclisi azası ile temsil sıfatını ve emir ve idare salahiyetini haiz rüesadan veya diğer Devlet memurlarından biri aleyhine sıfat ve hizmetlerinden dolayı bir cürüm işlerse o cürüm için kanunen muayyen olan ceza altıda birden üçte bire kadar artırılır.   (Mülga 2. fıkra: 05/01/1961 – 235/1 md.)    (Mülga 3. fıkra: 05/01/1961 – 235/1 md.)    (Mülga 4. fıkra: 05/01/1961 – 235/1 md.)   ONUNCU FASIL : MÜHÜR FEKKİ VE HÜKÜMETİN MUHAFAZASINDA BULUNAN EŞYAYI ÇALMAK   – Bir kimse kanuna yahut Hükümetin emrine tevfikan bir şeyin muhafazasını yahut aynen mevcudiyetini temin için vazolunan mührü fekkederse üç aydan iki seneye kadar hapis cezasına ve kırk liraya kadar ağır cezayı nakdı itasına mahkum olur.Madde 274    Eğer bu fiil, mühür vazını emir veya icra etmiş olan memur yahut resmen mühür altına alınan bir şeyi muhafaza etmek yahut yanında bulundurmak vazifesiyle mükellef olan kimse tarafından işlenmiş ise bir seneden dört seneye kadar hapis cezası ve otuz liradan yüz elli liraya kadar ağır cezayı nakdi tayin olunur.    Eğer cürüm, memur veya muhafızın müsamahası ve dikkatsizliği neticesi olarak vukua gelmiş ise bunlar hakkında otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi hükmolunur.   – Bir kimse cürmü teşkil eden ecsam ve eşyayı ve o sıfatı haiz bulunmak itibariyle Hükümet dairelerinde saklanan evrak ve vesikaları veya mahkemelere ve resmi dairelere tevdi olunan veya bir memurun memuriyeti icabınca yanında bulunan senetleri ve sair mühim evrakı ortadan kaldırır veya bozar ve yok eder yahut tahrif veya tağyir eylerse bir seneden üç seneye kadar hapsolunur.Madde 275    Eğer bu cürmün faili memuriyeti iktizasınca bu ecsam ve eşyayı yahut evrak ve vesikaları elinde bulundurmak vazifesiyle mükellef bulunan memurun kendisi ise iki seneden beş seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile cezalandırılır ve eğer bundan dolayı vukua gelecek zarar hafif olur ve fail bu ecsam ve eşya ve evrak ile vesika ve senetlerden kendisi için bir güna fayda istihsal etmezden ve hakkında takibata başlanmazdan evvel onları değiştirmeksizin iade ve teslim ederse birinci surette altı aydan iki seneye kadar hapsolunur; ikinci surette bir seneden dört seneye kadar hapis ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları hükmolunur.   –Madde 276(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimse muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan merhun veya mahcuz veya her hangi bir sebeple vaz’ıyed edilmiş olan malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklar, sahibine veya başkalarına verir veya tebdil veya lazımgelenlere teslimden imtina ederse üç aydan iki seneye kadar hapis ve otuz liradan üç yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.    Eğer suçlu merhun veya mahcuz veya her hangi bir sebeple vaz’ıyed edilmiş olan eşyanın sahibi ise verilecek ceza bir seneye kadar hapis ve on liradan yüz elli liraya kadar ağır para cezasıdır.    Eğer cürüm muhafızın ihmalinden veya tedbirsizliğinden ileri gelmiş ise muhafız hakkında beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.    Eğer eşyanın kıymeti az ise veya cürmün faili eşyayı veya bedelini takibata başlamazdan evvel geri verirse ceza altıda birden üçte bire kadar indirilir.   – Bu fasılda zikrolunan fiiller, cebir ve şiddet kullanmak veya tehdit suretiyle veya silahlı ve birden ziyade kimseler tarafından işlenirse ceza, üçte biri miktarı artırılır.Madde 277   ON BİRİNCİ FASIL : DEVLET MEMURLARINA İNTİSAP İDDİASİYLE MENFAAT TEMİN EYLİYENLER   –Madde 278(Değişik madde: 05/01/1961 – 235/2 md.)   Her kim olursa olsun resmi meclisler azasından yahut Devlet memurlarından biri nezdinde hatırı sayıldığını yahut onlarla münasebeti bulunduğunu iddia ederek haklarında vuku bulacak tavassutta medarı teşvik yahut mükafat olmak üzere yahut aza veya memurun himayesine mukabil onlara verilmek veya onlara verilmesi lazım gelen hediye veya mükafata sarf olunmak bahanesiyle kendi yahut başka bir kimse hesabına para veya sair menfaat alır veya kabul eder veya bunların verilmesine vaad alırsa bir seneden beş seneye kadar hapis olunur ve bin liradan az olmamak üzere temin veya vaad olunan menfaatin üç misli ağır para cezası alınır.    Fail milletvekili veya siyasi parti kademelerinde fiili vazife almış olduğu takdirde yukarıdaki cezalar üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur. Ayrıca faile amme hizmetlerinden memnuniyet cezası da verilebilir.    Fail, Devlet memurlarından ise cezasına müebbeten memuriyetten mahrumiyet cezası ilave olunur.   ON İKİNCİ FASIL : GEÇEN FASILLAR ARASINDA MÜŞTEREK HÜKÜMLER   –Madde 279(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Ceza Kanununun tatbikatında:    1 – Devamlı veya muvakkat surette teşrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören Devlet veya diğer her türlü amme müesseseleri memur, müstahdemleri;    2 – Devamlı veya muvakkat, ücretsiz veya ücretli, ihtiyari veya mecburi olarak teşrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören diğer kimseler memur sayılır.    Ceza Kanununun tatbikatında amme hizmeti görmekle muvazzaf olanlar:    1 – Devamlı veya muvakkat surette bir amme hizmeti gören Devlet veya diğer amme müessesesinin memur ve müstahdemleri;    2 – Devamlı veya muvakkat, ücretli veya ücretsiz ihtiyari veya mecburi surette bir amme hizmeti gören diğer kimselerdir.   – Memuriyet sıfatı kanuna göre cürmü teşkil eden anasırdan veya cürmün esbabı müşeddidesinden addolunduğu yerlerde memurdan bu sıfatın zail olmuş bulunması veya cürmün vukuu esnasında vazifesini ifa halinde bulunmaması bu kaidenin tatbikına mani değildir.Madde 280   – Bir kimse cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullandığı takdirde eğer kanun esasen memuriyet sıfatını nazarı itibara almamış ise irtikap olunan cürüm için tayin olunacak ceza altıda birden üçte bire kadar tezyit olunur.Madde 281   DÖRDÜNCÜ BAP : ADLİYE ALEYHİNDE CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : KANUNEN İFASI LAZIM GELEN BİR HİZMETTEN İMTİNA   Madde 282 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Her kim adliye makamları tarafından şahid, ehlivukuf, veyahut tercüman sıfatile davet olunup da asılsız bir sebebi ileri sürmek suretile icabet mecburiyetinden vareste tutulmuş veya icabet etmekle beraber şehadet etmekten veya ehlivukuf veya tercümanlık vazifesini ifadan istinkaf eylemiş bulunursa altı aya kadar hapse veya on liradan yüz liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.    Fail ehli vukuftan ise mahkumiyet neticesi olarak hapis müddetine müsavi bir zaman için meslek ve sanatın tatili cezasına dahi mahkum olur.   İKİNCİ FASIL : SUÇ TASNİİ VE RESMİ MERCİLERİ İĞFAL   Madde 283 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Vuku bulmadığını bildiği bir suçu Adliyeye veya keyfiyeti Adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takib yapacak veya yaptırabilecek bir mercie vuku bulmuş gibi ihbar ile yahut vaki olmıyan bir suçun eserlerini takibata mübaşeret olunabilecek derecede uyduran kimse 30 aya kadar hapis cezasına mahkum olur.    Adliye huzurunda sahte olarak bir suç işlediğini yahut bu suça iştirak eylediğini söyliyen kimse hakkında dahi aynı ceza tertib olunur.   –Madde 284(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Başkasının yerine kendini koyarak hapishaneye giren şahıs bir aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.   ÜÇÜNCÜ FASIL : İFTİRA   Madde 285 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Her kim Adliyeye veya keyfiyeti Adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takib yapacak veya yaptırabilecek bir mercie ihbar veya şikayette bulunarak suçsuz olduğunu bildiği bir kimseye bir suç isnad eder yahut o kimse aleyhinde böyle bir suçun maddi eser ve delillerini uydurursa isnad eylediği suçun nevi ve mahiyetine ve uydurduğu delillerin kuvvetine göre üç aydan üç seneye kadar hapsolunur.    Bu isnad kendine iftira olunan kimsenin tevkifi gibi şahsi hürriyeti bağlıyan bir halin hudusuna sebep olmuşsa müfteri hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis cezası hükmolunur.    Kendine iftira olunan kimse hakkında üç seneden fazla şahsi hürriyeti bağlıyan bir ceza ile mahkumiyeti mutazammın bir hüküm sadır olmuşsa müfteri hakkında on beş seneyi geçmemek üzere aynı ceza hükmolunur.    Eğer mağdurun mahkumiyeti müebbed ağır hapis ise müfteri on beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapisle cezalandırılır.   (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/19 md.)Eğer mağdurun mahkumiyetiağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası ise, müfteri müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılır.*1*   (Altıncı fıkra mülga: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suç faili mağdur hakkında takibat yapılmadan evvel bu isnadatından rücu eder veya uydurduğunu itiraf ederse yukarıda yazılı cezaların altıda biri hükmolunur ve ceza müebbed ağır hapis ise on sene ağır hapse indirilir ve isnaddan rücu veya tasniin itiraf olunması takibata başlandıktan sorra vaki olursa asıl cezanın üçte ikisi indirilir ve müebbed ağır hapis yerine 24 sene ağır hapis cezası tayin olunur. Tasni veya iftira, kabahat ef’aline taalluk ederse bu madde ile 283 üncü maddede tesbit olunan cezalar yarıya kadar indirilir.   DÖRDÜNCÜ FASIL : YALAN ŞAHİTLİĞİ VE YALAN YERE YEMİN   Yemin ettirerek şahit veya ehlihibre istimaına salahiyettar olan bir memur veya heyet huzurunda şehadet ederken yalan söyleyen veya hakikatı İnkar yahut isticvap olunduğu hususat hakkında malumatı az veya çok ketmeyleyen kimse üç aydan üç seneye kadar hapis ile mücazat olunur.Madde 286 –    Eğer fiil üç seneden fazla hürriyeti tahdit eden cezayı müstelzim bir cürmün tahkik ve muhakemesi esnasında vaki olmuş ise cezası üç seneden on seneye kadar ağır hapistir.   (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/20 md.)Eğer yalan şahadet, bir kimseye müebbet hapis cezası verilmesi sonucunu doğurmuş ise, faile verilecek ceza onbeş seneden aşağı olamaz veağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasına mahkumiyet halinde ise faile müebbet ağır hapis cezası verilir.*1*   Eğer yeminsiz şahadet edilmişse ceza müddeti yarısına kadar indirilir.   – Bir kimse hukuk davalarında müddei yahut müddeaaleyh sıfatını haiz olduğu halde yalan yere yemin ederse altı aydan üç seneye kadar hapis olunur ve otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır ve muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezasiyle cezalandırılır. Eğer fail bu dava hakkında bir karar verilmezden evvel yeminden dönerse hapis cezası bir aydan altı aya kadardır.Madde 287   Yalan yere yemin veya şahadet eden şahıs:Madde 288 –    1 – Hakikatı beyan ettiği takdirde kendisini veya akrabasından birini hürriyet ve namusca behemehal fahiş bir zarara maruz kılması muhtemel olan,    2 – Kendi tarafından beyan olunan zati vasıflara nazaran şahit sıfatiyle celbi iktiza etmiyen yahut o şahsın ceza davasında şahit ve ehli hibre ve mütercim olmaktan istinkafa hakkı olduğu halde mahkemece kendisine bu hakkı ihtar edilmemiş bulunan,    Kimselerden ise yukarıki maddede mezkur olan cezalardan muaftırlar.    Eğer bunların yalan şahadeti diğer bir şahsi takibata yahut mahkumiyete maruz kılarsa yukarıdaki maddelerde yazılı cezalar, yarısından üçte ikisine indirilir.   – Bir kimse ceza tahkikat veya muhakematı esnasında şahadet ettikten sonra iş lüzum veya meni muhakeme kararnamesi ile bitmezden veya muhakeme hitam bulmazdan veya yalan şahadet hadisesindan dolayı muhakeme başka güne talik olunmazdan evvel bu şahadetten rücu ile hakikatı söylerse 286 ncı maddede beyan olunan fiilden dolayı cezadan muaftır.Madde 289    Eğer rücu beyan olunan zamanlardan sonra olur, yahut bir hukuk davasının muhakemesi esnasında vukua gelmiş olan yalan şahadete mütaallik bulunur ise bu şahadetin vukubulduğu dava hakkında mahkemeden karar çıkmazdan evvel zuhura gelmiş olmak şartiyle bu baptaki ceza üçte birinden yarısına kadar indirilir.    Eğer bu şahadet bir şahsın tevkifini yahut hakkında fahiş bir zararı mucip olmuşsa cürüm failinin göreceği ceza bu maddenin birinci kısmında yazılı hallerde üçte bir ve ikinci kısmında yazılı olan hallerde altıda bir derecesinde azaltılır.   – Geçen maddeler ahkamı, adliye huzuruna davet olunarak hakikata mugayir rey ve malumat veren ehli hibre ile ifadeleri hakikate mugayir surette beyan ve tercüme eden tercümanlar hakkında dahi tatbik olunur.Madde 290    Ehlihibre hakkında muvakkaten hıdematı ammeden memnuiyet cezası silk ve sanatın tatili cezasını dahi şamil olabilir.   – Bir kimse 286 ncı maddede yazılı olan cürmü işletmek için para vermek veya sair menfaat göstermek veya vait ve teşvik veya tehdit veya hile ve desise ile veya nüfuz kullanmak suretiyle şahit veya ehli hibre yahut tercüman tedarik ederek yalan şahadeti işletmiş ve hilafı vaki rey beyan ve tercümanlık ifa ettirmiş ise 286 ncı maddenin birinci fıkrasında muayyen olan hallerde bir aydan bir seneye kadar, ikinci fıkrasındaki hallerde üç seneden beş seneye kadar hapis, üçüncü fıkrasında yazılı hususatta on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasiyle cezalandırılır. Yalancı şahit ve o makuleden ehli hibre ve tercüman tedarik eden kimsenin onlara mükafaten verdiği şeyler müsadere olunur.Madde 291    Bir kimse bu suretlerle şahit veya ehli hibre yahut tercüman tedarikine yalnız teşebbüs etmiş bulunursa geçen fıkralarda yazılı olan cezalar üçte bire indirilir.   – Yukarıki maddede yazılı olan cürmün faili bizzat maznunu aleyh yahut yakın akrabasından biri olduğu halde, diğer bir şahsı takibata veya mahkumiyete maruz kılmamış olmak şartiyle, mezkur maddede tayin olunan cezalar yarısından üçte ikisine kadar indirilir.Madde 292   –Madde 293(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   289 uncu maddede yazılı olan suret ve zamanlarda yalan şahidler şehadetlerinden ve ehli hibre ve tercümanlar dahi hilafı hakikat olan rey ve tercümelerinden rücu ettikleri takdirde bunları tedarik edenler hakkında 291 inci maddede muayyen cezalar altıda birinden üçte birine kadar indirilir.   BEŞİNCİ FASIL : AVUKAT VE DAVA VEKİLLERİNİN SUİ İSTİMALİ   – Avukat veya dava vekili hasım tarafiyle uyuşarak veya sair hile ve desiselere sülük ederek kendisine verilen davaya zarar iras eyler yahut aynı davada hasım tarafına da yardım ederse üç aydan otuz aya kadar hapis ve meslekin tatiline dahi şamil olmak üzere muvakkaten hıdematı ammeden memnuiyet cezalariyle beraber otuz liradan iki yüz elli liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.Madde 294    Eğer avukat veya dava vekili aynı davada bir tarafa vekalet ettikten sonra o vekaletten çekilerek diğer tarafın vekaletini deruhte veya o tarafa yardım ederse altı aya kadar hapsolunur veya otuz liradan yüz elli liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır.   – Kabul ettiği bir davada şahidin veya ehli hibre veya tercümanın veya müddeiumuminin ve karar verecek hakimin sahabetini istihsal etmek veyahut bunlara mükafat eylemek bahanesiyle müekkilinden para ve sair eşya alan avukat ve dava vekili iki seneden beş seneye kadar hapse ve iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye ve meslek ve sanata dahi şamil olmak üzere muvakkaten hıdematı ammeden memnuiyet cezasına mahkum olur.Madde 295   ALTINCI FASIL : CÜRÜM İŞLEYENLERİ SAKLAMAK VE CÜRÜMÜN DELİLLERİNİ YOK ETMEK CÜRÜMLERİ   –Madde 296(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/9 md.)   Her kim hapis cezasından aşağı olmıyan cezayı müstelzim bir cürüm işledikten sonra bu cürmün icrasında faillerle evvelce itifak etmiş ve cürmü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızın, bir kimsenin o cürümden istifadesini temine veya Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmeye yahut Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım eder yahut hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermezse veya her kim bu cezaları istilzam eden bir cürmün eser ve delillerini yok eder yahut bunları bir suretle değiştirir veya bozarsa, hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydan iki yıla kadar, ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda iki seneden dört seneye,ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasını gerektiren suçlarda da üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur. Şu kadar ki, bu ceza müddeti asıl cürüm için kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez. Sair fiillerden dolayı tertip olunacak ceza beş yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasıdır.*1*   Bu fiili usul veya füruunun, karı veya kocasının yahut kardeşinin lehine olarak işliyen kimseye ceza verilmez.   – Maktulün cesedini saklayan veya saklatan veya Hükümete haber vermeksizin ve keşfolunmaksızın gömen veya gömdüren kimseler üç aydan bir seneye kadar hapis ve elli liraya kadar ağır cezayı nakdı ile cezalandırılır.Madde 297   YEDİNCİ FASIL : TEVKİFHANE VE HAPİSHANEDEN FİRAR VE FİRARA VESATAT   –Madde 298(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/5 md.)   Bir kimse bir suçtan dolayı kanun dairesinde tutuklandıktan sonra kaçarsa iki aydan altı aya kadar hapsolunur.    Bu suç şahıslara karşı şiddet veya tehdit kullanarak veyahut kapı veya pencere kırarak veya duvar delerek veya kaçmaya mani olacak vasıtaları bozarak işlenmiş olursa ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir.    Yukarıdaki fıkrada belirtilen şekillerdeki kaçma eyleminin birden ziyade kimseler tarafından bir arada işlenmesi ya da tehdit veya şiddet kullanmanın bir kişi tarafından olsa bile silahla yapılması hallerinde ceza dört yıldan sekiz yıla kadar ağır hapistir.   Madde 299 –(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/6 md.)   Bir kimse bir suçtan dolayı kanun dairesinde hapsedildikten sonra kaçarsa aşağıda yazılı şekillerde ceza görür:    1. Müebbet ağır hapis hükümlüsü ise cezasının bir yılı geceli gündüzlü bir hücrede yalnız başına bırakılmak suretiyle çektirilir.    2. Muvakkat şahsi hürriyeti bağlayıcı bir ceza hükümlüsü ise geri kalan müddetlerine bu müddetlerin altıda birden üçte birine eşit bir müddet zammedilir. Ancak zammedilecek bu müddetler dört aydan eksik ve iki    yıldan fazla olamaz.    Bu suç, şahıslara karşı şiddet veya tehdit kullanarak veyahut kapı ve pencere kırarak veya duvar delerek veya kaçmaya mani olacak vasıtaları bozarak işlenmiş olursa birinci bentte yazılı hücre müddeti bir yıl altı ay, ikinci bentte yazılı nispet üçte birden yarıya kadar olarak tatbik olunur. Ancak zammedilecek bu müddetler bir yıldan eksik, dört yıldan fazla olamaz.    Yukarıdaki fıkrada belirtilen şekillerdeki kaçma eyleminin birden ziyade kimseler tarafından bir arada işlenmesi ya da tehdit veya şiddet kullanmanın bir kişi tarafından olsa bile silahla yapılması hallerinde birinci bentte yazılı hücre müddeti iki yıl, ikinci bentte yazılı nisbet yarıdan üçte ikiye kadar olarak tatbik olunur. Ancak zammedilecek bu müddetler beş yıldan eksik, sekiz yıldan fazla olamaz.    Bu maddede yazılı hükümler cezaevi dışında çalıştırılan hükümlüler hakkında da tatbik olunur.   Kaçan mevkuf ve mahkum bir güna cebir ve tazyik neticesi olmayarak on beş gün zarfında kendiliğinden gelip teslim olursa geçen maddelerde gösterilen cezaların altıda biri hükmolunur.Madde 300 –   –Madde 301(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/7 md.)   Her kim, bir tutuklu veya hükümlünün her ne suretle olursa olsun kaçmasını hazırlar veya kolaylaştırırsa kaçan kimsenin işlemiş olduğu suçun ağırlığına ve çekmekte bulunduğu cezanın geri kalan miktarı ve nevine göre bir yıldan beş yıla kadar hapsolunur.    Eğer hükümlünün çekmekte olduğu ceza müebbet ağır hapis ise kaçmasını hazırlayan veya kolaylaştıran kimsenin cezası beş yıldan sekiz yıla kadar hapistir.    Eğer hükümlünün cezasıağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası ise, kaçmasını hazırlayan veya kolaylaştıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.*1*   Birden ziyade tutuklu veya hükümlünün kaçmasını hazırlayan veya kolaylaştıran faile yukarıdaki fıkralara göre tayin edilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.    Eğer hükümlü veya tutuklunun kaçmasını hazırlamak veya kolaylaştırmak için fail 299 uncu maddede sözü edilen vasıtalardan birini kullanır ve bu yüzden hükümlü veya tutuklu kaçmış olursa ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.    Eğer kaçamamış ise ceza üçte bire indirilir.    Eğer sanık tutuklu veya hükümlünün usul ve füruundan ve karı kocadan ve kardeş ve kızkardeşlerinden biri ise göreceği ceza üçte bir miktar azaltılır.   –Madde 302(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/8 md.)   Bir tutuklu veya hükümlünün muhafazasına veya nakline memur olan kimse, onun her ne suretle olursa olsun kaçmasını hazırlar veya kolaylaştırırsa kaçan kimsenin işlemiş olduğu suçun ağırlığına ve çekmekte bulunduğu cezanın geri kalan miktarı ve nevine göre iki yıldan beş yıla kadar hapsolunur.    Eğer hükümlünün çekmekte olduğu ceza müebbet ağır hapis ise failin göreceği ceza altı yıldan sekiz yıla kadar ağır hapistir ve müebbeten kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası dahi hükmolunur.    Eğer hükümlünün cezasıağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası ise failin göreceği ceza dokuz yıldan onbeş yıla kadar ağır hapistir ve müebbeten kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası dahi hükmolunur.*1*   Eğer hükümlü veya tutuklunun kaçmasını hazırlamak ve kolaylaştırmak için fail, kaçağın şiddet kullanmasında veyahut kapı ve pencere kırmasında ve duvar delmesinde kaçakla birleşir veya silah ve sair böyle bir işe lazım olan şeyleri verir veya bunların tedarikini men etmezse yada kaçması hazırlanan veya kolaylaştırılan tutuklu veya hükümlü birden ziyade ise tutuklu veya hükümlünün kaçmış olması halinde memur, birinci fıkradaki halde üç yıldan, ikinci fıkradaki halde yedi yıldan, üçüncü fıkradaki halde on yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve müebbeten kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası ile cezalandırılır ve kaçamadığı takdirde memura sekiz yıla kadar ağır hapis cezası verilir.   Madde 303 –(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/9 md.)   Firar maddesi memurun kayıtsızlık veya tedbirsizliğinden neşet etmiş ise memur hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası tertip olunur ve kaçağın görmekte olduğu cezaağırlaştırılmış müebbet ağır hapisve müebbet ağır hapis olduğu takdirde hapis cezası üç yıldan beş yıla uzar, bu iki surette ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası da verilir.*1*   –Madde 304(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/10 md.)   I –(Değişik bent: 07/01/1981 – 2370/10 md.)Önceden aralarında bir anlaşma olsun veya olmasın üç ve daha ziyade hükümlü veya tutuklu her ne sebeple olursa olsun cezaevi idaresine karşı ayaklanırsa, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.    Cebir ve şiddet göstererek veya tehdit ederek veya nüfuz ve müessir kuvvet sarfederek cezaevinin idaresine kısmen veya tamamen mani olunması hali bu maddenin tatbikinde ayaklanma sayılır.    Kullanılmış olmasa bile, ayaklanmaya silahla katılan hükümlü ve tutuklular beş yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.    Yukarıda yazılı hallerde ayrıca bir tahribat meydana getirilmişse, tayin olunan ceza, tahribatın derecesine göre üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur.    II – Azmettirenler veya teşvik edenler ayaklanmaya fiilen katıldıkları takdirde, haklarında birinci bendin birinci veya üçüncü veya dördüncü fıkralarında yazılı olan cezaların yukarı haddi hükmolunur.    III –(Mülga bent: 07/12/1988 – 3506/10 md.)   –Madde 305(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/11 md.)   Bir tutuklu veya hükümlünün muhafazasına veya nakline memur olan kimse tutuklu veya hükümlünün tutuklu bulunduğu veyahut cezasını çekmekte olduğu yerden geçici de olsa kanun ve nizamın izin verdiği hallerin dışında uzaklaşmasına müsaade ederse, altı aydan iki yıla kadar hapsolunur.    Bu müsaade neticesi olarak tutuklu veya hükümlü kaçmış olursa memura verilecek hapis cezası iki yıldan beş yıla kadar uzar ve her halde ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasına da müstahak olur. Bu müsaade neticesi olarak kaçan hükümlünün cezasıağırlaştırılmış müebbet ağır hapisveya müebbet ağır hapis ise memura beş yıl ağır hapis cezasıyla birlikte müebbeten kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası da hükmolunur.*1*   Yukarıdaki fıkralarda belirtilen eylemlerin birden fazla tutuklu veya hükümlüye ilişkin olması halinde memura verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.   Bir mevkuf veya mahkumun muhafazasına veya nakline memur bulunan kimse 303 ve 305 inci maddelerde beyan olunan cürümleri irtikap ettiği takdirde firar vukuundan itibaren üç ay zarfında kaçanların yakalanmaları yahut kendiliklerinden teslim olmaları sebeplerini elde ederse 303 üncü maddede beyan olunan cezadan ve 305 inci maddenin ikinci fıkrasında yazılı olan temditten muaftır.Madde 306 –   – İşbu kanunda tasrih olunan hallerin gayri olarak bir mahkum mahkumiyetinin müstelzim olduğu vazifelere muhalif hareket ettiği takdirde berveçhi ati mücazata müstahak olur.Madde 307    1 – Mahkumun mahkum bulunduğu ceza, hıdematı ammeden veyahut meslek ve sanatın icrasından memnuiyet keyfiyetleri ise mahkum bulunduğu ceza müddetlerine asla halel gelmemek üzere hakkında bir seneye kadar hapis ve yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi tertip olunur.    2 – Mahkumun mahkum bulunduğu ceza emniyeti umumiye nezareti altında bulunmaktan ibaret ise bir aydan bir seneye kadar hapis cezasına müstahak olur ve mevkufiyet ve mahbusiyet müddetinde emniyeti umumiye nezareti altında bulunmak cezasının cereyan müddeti tatil olunur.   –Madde 307/a(Ek madde: 05/02/2003 – 4806 S.K./2. md.)   Ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kanuna aykırı olarak, ateşli silah, mermi, patlayıcı madde, kesici, delici, yaralayıcı, bereleyici alet, yakıcı, aşındırıcı, boğucu, bayıltıcı, kör edici gaz ve ecza, her türlü zehir ve uyuşturucu madde, cep telefonu, telsiz ve sair elektronik haberleşme aracı sokanlar, bunları ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunduranlar veya kullananlar, fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Ancak, bu durumda 10/07/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesindeki fiillerden dolayı ceza verilmez.    Birinci fıkrada sayılanların dışında kalıp da Kanuna uygun olarak yasaklanmış bulunan her türlü eşya, araç, gereç veya malzemeyi ceza infaz kurumları ve tutukevlerine sokanlar, bunları ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunduranlar veya kullananlar, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.   –Madde 307/b(Ek madde: 05/02/2003 – 4806 S.K./2. md.)   Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların haberleşmelerini, ziyaretçileriyle görüşmelerini, iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve işyurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarını, kurum tabibince muayene ve tedavi edilmelerini, müdafi veya avukat tayin etmelerini, bunlarla görüşmelerini, mahkemelere veya Cumhuriyet Başsavcılıklarına gitmelerini, kurum görevlileri ile görüşmelerini, salıverilenlerin kurum dışına çıkmalarını her ne suretle olursa olsun engelleyenler, hükümlü ve tutukluları bu fiillere teşvik edenler, bu yolda talimat verenler, mevzuatın hükümlü ve tutuklulara tanıdığı sair her türlü görüşme ve temas olanaklarını engelleyenler, fiilleri başka bir suç oluştursa bile, ayrıca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar.    Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.    Beslenmenin engellenmesi nedeniyle ölüm meydana geldiğinde faile on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. 456 ncı maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında sayılan bedensel zararların meydana gelmesi halinde ise, faile aynı madde hükümleri gereğince ceza verilir.   SEKİZİNCİ FASIL : KENDİLİĞİNDEN İHKAKI HAK EDENLER   – Bir kimse Hükümete müracaata muktedir olduğu ahvalde iddia eylediği bir hakkı istihsal maksadiyle eşya üzerinde kuvvet sarfiyle kendiliğinden hakkını ihkak ederse otuz liradan elli liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 308    Eğer fail eşya üzerine değil de şahıslara karşı tehdit veya şiddet istimal etmiş olursa bir aydan bir seneye kadar hapis ve elli liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.    Şiddet silah ile veya dövmek veyahut yaralamak ile vukua gelirse işbu dövmek veya yaralamaktan dolayı 456 ncı maddenin birinci fıkrasında beyan olunan ahvalden daha ağır bir netice husule gelmediği takdirde hapis iki aydan ve ağır cezayı nakdi kırk liradan aşağı olamaz.    Cürmün faili hakkını ispat ederse göreceği cezanın dörtte üçü kadarı indirilebilir.    Resen takibi iktiza eden diğer bir cürüm dahi birlikte irtikap olunmamış olmak şartiyle bu maddede beyan olunan cürümden dolayı takibat icrası şahsi dava ikamesine bağlıdır.   –Madde 309(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Hükmen yedi nezolunup da müstahiklerine teslim kılınan gayrimenkul malları tekrar zaptı işgal eden kimse iki aydan bir seneye kadar hapsolunur.    Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan merhun veya mahcuz veya her hangi bir sebeple vaz’ıyet edilmiş olan menkul malını alan veya tahrib veya telef eden kimse bir aydan bir seneye kadar hapsolunur.    Bundan evvelki fıkrada yazılı cürüm, muhafızının müsamahasından ileri gelmişse on liradan yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.   – Yukarıdaki maddede yazılan ahval, mühür bozmak veya birden ziyade silahlı kimseler tarafından cebir ve şiddet kullanmak suretiyle icra edilirse fail altı aydan beş seneye kadar hapsolunur.Madde 310   BEŞİNCİ BAP : AMMENİN NİZAMI ALEYHİNE İŞLENEN CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : SUÇ İŞLEMEYE TAHRİK, KORKU VE PANİK YARATMA AMACIYLA TEHDİT   –Madde 311(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   (Değişik fıkra: 07/01/1981 – 2370/12 md.)Bir suçun işlenmesini aleni olarak tahrik eden kimse aşağıda yazılı şekillerde cezalandırılır.    1. Eğer tahrik ettiği cürmün cezası muvakkat ağır hapsin üstünde bir ceza ise üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis;    2. Muvakkat ağır hapis veya hapis cezasını müstelzim ise fiilin nevine göre üç aydan üç yıla kadar hapis;    3. Sair hallerde bin liradan beş bin liraya kadar ağır para cezası, Tahrik, her türlü kitle haberleşme araçları, ses kayıt bantları, plak, film, gazete, mecmua ile veya sair basın aletleriyle veya elle yazılıp çoğaltılarak yayınlanan veya dağıtılan yazılar ile ya da umumi yerlerde levha ve ilan asmak suretiyle olursa, yukarıdaki bentler uyarınca suçlu hakkında tayin olunacak ağır hapis ve hapis cezaları bir misli artırılır. Para cezası hükmolunacak hallerde bu ceza suçun nevine göre ikibinbeşyüz liradan onbin liraya kadar ağır para cezası olmak üzere tayin olunur.   (Değişik fıkra: 07/01/1981 – 2370/12 md.)Yukarda 2 ve 3 sayılı bentlerde beyan olunan hallerde ceza tahrik olunan suç için muayyen olan cezanın en yukarı haddini geçemez.    Aleni tahrik neticesi olarak istenilen suç işlenir veya suçun icrasına teşebbüs edilirse tahrikçiler, asıl suçlular ile aynı derecede ceza görürler.   –Madde 312(Değişik madde: 06/02/2002 – 4744 S.K../2. md.)   Bir cürmü alenen öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı kanuna uymamaya tahrik eden kimseye altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.    Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.    Halkın bir kısmını aşağılayıcı ve insan onurunu zedeleyecek bir şekilde tahkir eden kimseye de birinci fıkradaki ceza verilir.    Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçlar 311 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen araçlar veya şekillerle işlendiğinde verilecek cezalar bir katı oranında artırılır.   –Madde 312/a(Ek madde: 21/11/1990 – 3679/21 md.)   Hayat, sağlık veya mal bakımından halk arasında endişe, korku, panik yaratmak amacıyla alenen tehditte bulunanlara iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçmilyon liradan onmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.   İKİNCİ FASIL : CÜRÜM İŞLEMEK İÇİN TEŞEKKÜL MEYDANA GETİRENLER   –Madde 313(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/4 md.)   Her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için teşekkül oluşturanlara veya bu teşekküllere katılanlara bir yıldan iki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Bu teşekkül halk arasında korku, endişe veya panik yaratmak veya siyasi veya sosyal bir görüşten kaynaklanan amaçla veya ammenin selameti aleyhine cürümlerle kasten adam öldürmek veya yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak cürümlerini işlemek için meydana getirilmişse, verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar ağır hapistir.    Teşekkül mensupları dağlarda ve kırlarda veya genel yollarda veya meskun yerlerde içlerinden iki veya daha fazlası silahlı olarak dolaşır veya buluşma yerlerinde veya emin bir yerde silah saklarsa; birinci fıkradaki halde bir yıldan üç yıla, ikinci fıkradaki halde iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Teşekkülün yöneticileri hakkında yukarıdaki fıkralar uyarınca hükmedilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.    Teşekkül mensuplarının teşekkülün amacına yönelik cürüm işlemeleri halinde, verilecek cezaların toplamı en ağır cezayı gerektiren fiilin cezasının azami haddini geçemez.    Bu maddede yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur.    Bu kanun ve diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.   –Madde 314(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/9 md.)   (Değişik fıkra: 06/06/1991 – 3756/5 md.)Yukarıdaki madde uyarınca oluşturulan teşekküllerin mensuplarına bilerek ve isteyerek barınacak yer gösteren veya erzak yahut silah ve cephane tedarik veya yardım edenlere altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Bu yardım; dernek, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğrenim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde yapılırsa bu fıkradaki ceza, bir kat artırılır.    Bu suretle usul ve füruundan olan hısımlarından veya karı veya koca veya kardeşinden birine barınacak yer gösteren veya yiyecek veya içecek sağlayan kişi hakkında bu cezalar yarısından üçte ikisine kadar azaltılır.   –Madde 315(Mülga madde: 06/06/1991 – 3756/26 md.)   ALTINCI BAP : AMMENİN İTİMADI ALEYHİNDE CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : PARALARDA, İTİBARI AMME KAĞITLARINDA VEYA KIYMETLİ DAMGALARDA SAHTEKARLIK   –Madde 316(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   1 – Memlekette kanunen tedavül eden milli paralarla yabancı memleketlerde tedavülü kanunları icabından olan paraları taklit eden.    2 – Zahiren daha yüksek bir kıymeti haiz göstermek için paraları tağyir eyliyen.    3 – Taklit veya tağyirde iştiraki olmaksızın taklit veya tağyir eden kimse veya mütevassıt ile anlaşarak taklit veya tağyir edilmiş olan paraları memlekete sokan veya muhafaza eden yahut herhangi bir suretle    tedavüle koyan veya asıl fail ile tedavüle koyanlar arasında tavassutta bulunan,    4 – Tedavüle koymak maksadiyle taklit veya tağyir edilmiş olan paraları, taklit veya taklit eden kimseden veya bir mütevassıttan satın alan yahut her ne suretle olursa olsun alan.    Kimse üç seneden on iki seneye kadar hapis ve bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.    Milli ziynet altınları hakkında da bu madde hükmü tatbik olunur.   –Madde 317(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarı maddedeki paraları her ne suretle olursa olsun kıymetini indirerek tağyir edenler veya tağyir edilmiş olan bu paralar hakkında yukarıki maddenin üç ve dört numaralı bentlerinde gösterilen fiilleri işliyenler üç seneden beş seneye kadar hapis ve beş yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasına mahkum olurlar.   –Madde 318(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Evvelki maddelerde yazılı haller haricinde, tedavüle koymak için taklit veya tağyir edilmiş paraları memlekete sokan, satın alan, kabul veya muhafaza eden veya bunları herhangi bir suretle tedavüle çıkaran kimse hakkında bu maddelerde yazılı olan cezalar üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunur.   Madde 319 –(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarıki maddelerde yazılı olan fiiller Devletin, veya yabancı bir Devletin parasının kıymetten düşmesini mucip olmuş veya dahilde veya yabancı memleketlerde Devletin veya parası taklit edilen yabancı Devletin itibarını tehlikeye düşürmüş ise hükmolunacak cezaya asıl cezanın altıda birinden yarısına kadar zammolunur.   –Madde 320(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Bilmiyerek aldığı taklit veya tağyir edilmiş olan paraları bilerek sarfeden veya başka suretle tedavüle çıkaran kimse altı aya kadar hapis veya elli liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasına mahkum olur ve herhalde hükmolunacak para cezası sarfetmek istediği paranın beş mislinden aşağı olamaz.   –Madde 321(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Taklit veya tağyir edilen paranın kalplığı kolaylıkla anlaşılabilir surette ise geçen maddelerdeki cezalar üçte bire kadar indirilir.   –Madde 322(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   316, 318 ve 320 nci maddeler hükümleri, kıymetli damgaların taklit ve tağyirinde ve memlekete ithalinde ve taklit edilmiş olan kıymetli damgaların satılıp alınmasında, saklanmasında ve kullanılmasında ve tedavüle çıkarılmasında da tatbik olunur. Şu kadar ki tayin edilecek cezanın yarısı indirilir.    Ceza Kanunundaki kıymetli damgalardan maksat, hususi kanunlara göre çıkarılmış olan damgalı kağıtlar ve damgaya yarayan markalar, pullar ve pula muadil tutulan sair kıymetli kağıtlardır.   –Madde 323(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   İtibarı amme kağıtlarının veya kıymetli damgaların imalinde kullanılan filigranlı kağıtları taklit eden veya taklit edilmiş olan filigranlı kağıdı satın alan veya ahara satan ve yanında saklıyan kimse, fiili daha ağır bir cezayı istilzam etmediği takdirde, iki seneden beş seneye kadar hapis ve iki yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.   –Madde 324(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Filigranlı veya munhasıran paraların, kıymetli damgaların filigranlı kağıtların taklit veya tağyirine mahsus alat ve vesaiti imal eden veya satın alan veya muhafaza eden veye ahara satan veya veren kimse, fiili daha ağır bir cezayı istilzam etmediği takdirde, bir seneden beş seneye kadar hapis ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.   –Madde 325(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Demiryolu veya sair amme nakliyat şirketlerinin biletlerini taklit veya tağyir eden ve yahut taklit veya tağyir fiillerine iştirak etmeksizin taklit veya tağyir edilmiş olan bu biletleri sürmek için alan veya muhafaza eden veya tedavüle koyan kimse bir aydan bir seneye kadar hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasiyle cezalandırılır.   –Madde 326(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Evvelki meddelerde yazılı olan fiillerden bir veya bir kaçını işledikten sonra Hükümetçe haber alınmazdan evvel bu maddede yazılı şeylerin taklit veya tağyir veya imaline veya tedavüle konmasına mani olanlara ceza verilmez.   –Madde 327(Değişik madde: 08/06/1933 -2275/1 md.)   Taklit veya tağyir fiillerine iştirak etmeksizin taklit veya tağyir edilmiş olan kıymetli damgaları kullanan kimse bir aydan üç seneye kadar hapis ve elli liradan dört yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.    Eğer bunlar bilinmiyerek alınmışsa 320 nci maddede yazılı olan ceza üçte bir nispetinde indirilerek tatbik olunur.   Madde 328 –(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Taklit veya tağyir fiillerine iştirak etmeksizin demiryolu veya sair amme nakliyat şirketlerinin taklit veya tağyir edilmiş olan biletlerini bilerek alıp kullanan kimse altı aya kadar hapis veya elli liradan iki yüz liraya kadar ağır para cezasile cezelandırılır.    Eğer bunları bilmiyerek alıpta bilerek kullanmışsa on liradan yüz liraya kadar ağır para cezası hükmedilir.   –Madde 329(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Kıymetli damgaları veya demiryolu, yahut sair amme nakliyat şirketlerinin biletleri üzerine evvelce kullanılmış olduklarına dair konulan işaretleri silmek veya her ne suretle olursa olsun yok etmek suretile bunları kullanan veya kullanmak üzere başkalarına veren kimse bir seneye kadar hapis ve iki yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.    Kullanılmış pulları iptal işaretlerini yok etmeksizin evrak, eşya veya mektuplar üzerine bilerek yapıştırıp tekrar kullanan kimse elli liraya kadar ağır para cezasına mahkum edilir.   –Madde 330(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarıki maddelerde yazılı fiillerden dolayı bir sene ve daha ziyade müddetle hükmolunacak hapis cezasına bu müddete muadil olmak üzere emniyeti umumiye nezareti altına alınmak cezası da ilave olunur.   –Madde 331(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Ceza Kanunu tatbikatında itibarı amme kağıtları para gibidir. İtibarı amme kağıtları tabiriyle kanunen para gibi tedavül edenlerden başka Hükümetler tarafından ihraç edilmiş hamile muharrer senetler ve kuponlar ve haiz oldukları mezuniyete binaen müesseseler tarafından ihraç edilmiş olupta kanunen tedavül etmekte bulunan diğer bütün evrak ve senetler maksuttur.   İKİNCİ FASIL : DEVLETE AİT MÜHÜRLER VE DAMGALARLA SAİR ALAMETLERİN TAKLİDİ   –Madde 332(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Hükümetin emir ve kararları üzerine konulmağa mahsus olan Devlet mührünü taklit eden veya taklit fiiline iştirak etmeksizin başkaları tarafından taklit olunan mührü kullanan kimse üç seneden on seneye kadar hapis ve elli liradan beşyüz liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.   Madde 333 –(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Resmi dairelerden veya amme müesseselerinden birinin mührünü taklit eden ve- ya taklit fiiline iştirak etmeksizin başkaları tarafından taklit olunan mührü kullanan kimse bir seneden beş seneye kadar hapis ve yirmi liradan iki yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.    Ammeye itimat vermek için kullanılan tasdik ve tevsik muamelelerine mahsus sair alet ve vasıtaları taklit eden veya taklit fiiline iştirak etmeksizin bunları kullanan kimseye de aynı ceza verilir.   –Madde 334(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Evvelki maddelerde yazılı olan aletlerin işaret veya eserlerini taklit eden veya taklit fiiline iştiraki olmaksızın taklit olunan eseri havi olan şeyi kullanan kimse hakkında fiilin mahiyetine göre bu maddelerdeki cezalar üçte bir nispetinde indirilerek tatbik olunur.   –Madde 335(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarıda yazılı maddelerdeki suçlara iştirak haricinde taklit edilmiş olan işaret veya eserleri havi olan evrak ve eşya ve vesikaları satan veya satın alan veya her ne suretle olursa olsun alan kimse bu suçlar için muayyen olan cezalarla cezalandırılır.   –Madde 336(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Hakiki mühürleri ve ammeye itimat vermek için kullanılan tasdik ve tevsika mahsus alet ve vasıtaları ele geçirerek bunları başkalarının zararına veya kendi veya başkalarının menfaatine kullanan kimse altı aydan üç seneye kadar hapis ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.   –Madde 337(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Taklit veya tağyir edilmiş olan kanuni damga veya işaretleri veya her ne suretle olursa olsun tağyir edilmiş olan ölçü veya tartı aletlerini başkalarının zararına kullanan kimse iki aydan bir seneye kadar hapis ve on liradan iki yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.    Ticaret yaparken veya ammeye açık olan ticaret yerlerinde taklit veya tağyir edilmiş olan kanuni damga veya işaretleri veya her ne suretle olursa olsun tağyir edilmiş olan ölçü veya tartı aletlerini elinde bulunduran kimseye de aynı ceza verilir.   –Madde 338(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Ceza Kanunu tatbikatında ölçü veya tartı aletleri tabirinde; ölçmeye veya tartmağa yarayan herhangi bir alet dahil sayılır.   ÜÇÜNCÜ FASIL : EVRAKTA SAHTEKARLIK   – Bir memur memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler ve bundan dolayı umumi ve hususi bir mazarrat tevellüt edebilirse üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur. Eğer işbu varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden ise ağır hapis cezası beş seneden on iki seneye kadar verilir.Madde 339    Evrakın musaddak suretleri kanunen zayi olan asılları makamına kaim olmak lazım geldiği takdirde mezkur suretler hakkında asılları gibi muamele olunur.   – Bir memur memuriyetini icra halinde bir varaka tanzim veya tahrir ederken hakikate muvafık olmıyan keyfiyet ve ifadeleri sahih ve huzurunda cereyan etmiş gibi gösterir, yahut zaptına memur olduğu ifadeleri zaptetmez, yahut bu ifadeleri değiştirir ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği takdirde baladaki maddede yazılı olan cezalar ile cezalandırılır.Madde 340   – Bir memur aslı mevcut olmıyan resmi bir varakanın musaddak suretini tasni ve kanuni şekline uydurarak ita eyler veyahut aslını değiştirip mahvetmeksizin işbu asla mugayir bir suret verir ise üç seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezası görür. Eğer işbu varaka sahteliği ispat olunmadıkça muteber addolunan evrak kabilinden ise ağır hapis cezası dört seneden eksik olamaz.Madde 341    Eğer sahtekarlık resmi evrak münderecatının sıhhatini tasdik esnasında irtikap olunmuş ise bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt edebildiği takdirde fail hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis cezası verilir.   –Madde 342(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimse resmen memur olmadığı halde 339 uncu maddede gösterilen suretlerle resmi bir varakada sahtekarlık yaparsa iki seneden sekiz seneye kadar ağır hapis cezasile cezalandırılır.    Eğer vesika kanunen sahteliği isbat olunmadıkça muteber olan resmi evrak kabilinden ise dört seneden on seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.    Ve eğer sahtekarlık aslın vücudunu farzederek yahut sahih olan aslına mugayir surette yazarak veyahut sahih bir sureti tahrif eyliyerek resmi bir varakanın sureti üzerinde işlenmişse bir seneden üç seneye kadar ağır hapse mahkum olur.    Eğer mezkur varaka kanunen sahteliği isbat olunmadıkça muteber addolunan evrak kabilinden ise verilecek ceza iki seneden beş seneye kadar ağır hapistir.   – Her kim resmi bir varaka tanzimi esnasında kendisinin veya başkasının hüviyet ve sıfatı yahut mezkur varaka ile sıhhati ispat olunacak sair ahval hakkında memurine karşı yalan beyanatta bulunursa bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar husule geldiği takdirde üç aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.Madde 343    Eğer mezkur varaka tevellüdat, münakehat ve vefiyata yahut adli işlere müteallik bulunursa fail altı aydan iki seneye kadar hapis olunur.   – Her kim ticaret evrak ve senedatı tanziminde kendisinin veya başkasının hüviyeti hakkında yalan beyanatta bulunursa üç aydan bir seneye kadar hapis olunur.Madde 344   – Bir kimse tamamen veya kısmen sahte olarak hususi evrak ve senedat tanzim eder yahut sahih olarak tanzim olunmuş bir varaka veya senedin yazılarını tagyir eylerse bundan umumi veya hususi bir mazarrat tevellüt edebildiği ve böyle sahte veya muharref bir varaka veya senedi fail yahut bilerek başkası kullandığı takdirde bir seneden üç seneye kadar hapis cezasına mahkum olur.Madde 345   –Madde 346(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimse sahtekarlık cürmünde ortaklığı olmaksızın sahte bir varakayı bilerek kullanır veya onunla menfaat temin ederse mezkur varaka resmi evraktan ise, 342 ve hususi evraktan ise, 345 inci maddelere göre ceza görür.   – Bir kimse geçen maddelerde beyan olunan cürümleri kendisi veya başkası için sahih bir keyfiyetin esbabı sübutiyesini tedarik maksadiyle işlemişse resmi evrak sahtekarlığından dolayı bir aydan iki seneye kadar ve resmi olmıyan evrak sahtekarlığından dolayı altı aya kadar hapis cezasına mahkum olur.Madde 347   –Madde 348(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimse tamamen veya kısmen bir varakanın aslını yahut aslın zıyaı takdirinde kanunen makamına kaim olan suretini ortadan kaldırır veyahut bozar ve bundan umumi veya hususi bir zarar neş’et ederse 339, 342, 343, 344 ve 345 inci maddelerde bildirilen farklara göre mezkur maddelerde yazılı cezalarla cezalandırılır.   – Geçen maddeler ahkamının tatbiki hususunda kanunen mahkemeler ve resmi daireler huzurunda muteber sayılan evrak tanzimine mezun olan kimseler resmi memur gibidirler.Madde 349   (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/22 md.)Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden evrak yahut ortaklık veya alacaklılık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller ve Hazine bonoları gibi kıymetler ile bunlar dışında kalan kıymetli evrak ve mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrak resmi varaka hükmündedir.   DÖRDÜNCÜ FASIL : HÜVİYET CÜZDANI VE NÜFUS TEZKERESİ,PASAPORT,RUHSATNAME,İLMÜHABER,ŞAHADETNAME VE BEYANNAMELERDE SAHTEKARLIK   –Madde 350(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   1- Hüviyet cüzdanlarını nüfus tezkerelerini, pasaportları ve ruhsatnameleri taklid edenler veya bunların yazılarını değiştirenler;    2- Bu gibi sahih vesikaları kimlere ita kılınmış ise onlardan başkasına veya diğer bir mekan ve zamanda verilmiş gibi göstermek maksadile değiştirenler yahut bunların sıhhat ve itibarı için lazımgelen tasdik muamelesini ve matlüb olan şartlarını sahte olarak ifa kılınmış gibi gösterenler;    3 – Böyle taklid edilmiş veya değiştirilmiş nüfus tezkere ve hüviyet cüzdanı ve pasaport ve ruhsatnameleri kullanan ve kullanmak maksadile başkalarına teslim ve ita eyliyenler;   (Değişik cümle: 21/01/1983 – 2787/12 md.)Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.   –Madde 351(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/13 md.)   Bir kimse hüviyet cüzdanı, nüfus tezkeresi, ruhsatname veya pasaport almak maksadıyla bu evrakta kendi isim ve şöhret veya sıfatını sahte olarak dercettirir veyahut şahadet etmek suretiyle bu yolda evrak almak fiilinde başkasının cürüm ortağı olursa altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin liradan otuzbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   Madde 352 –(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/14 md.)   Bir memur memuriyetini icra halinde geçen maddelerde beyan olunan cürümlerden birini işler veya her ne suretle olursa olsun bu cürümleri işlemekte başkasıyla birleşirse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.   –Madde 353(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/15 md.)   Zabıtanın teftişine tabi defter tutmaya veya kendi sanat ve mesleğinin muamelatına dair zabıtaya malumat vermeye mecbur olanlardan bu defterlerde sahtekarlık eden veya yanlış malumat veren veya sahte tarih koyan üç aydan bir yıla kadar hapis ve beşbin liradan otuzbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   Madde 354 –(Değişik madde: 26/08/1999 – 4449/3 md.)   Hekim, eczacı, sağlık memuru veya diğer bir sağlık mesleği mensubu, Hükümetçe emniyet ve itimat olunacak bir belgeyi hatır için gerçeğe aykırı olarak verir ise, altı aydan iki yıla kadar hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Gerçeğe aykırı olarak düzenlenmiş böyle bir belgeyi bilerek kullanan kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur.    Eğer bu gibi gerçeğe aykırı bir belgeye dayanılarak, sinir ve akıl hastalıkları kurumlarına kabul ve orada ikamete mecbur edilmesi gerekmeyen bir kimse bu kurumlara kabul ve orada ikamete mecbur edilir veya başkaca fahiş bir zarar meydana gelir ise, failin göreceği ceza iki yıldan dört yıla kadar hapistir.    Eğer birinci fıkrada yazılı fiil, failin kendisine yahut başkasına verilmiş veya vaat ve temin olunmuş para ve sair menfaat karşılığında işlenmiş ise, failin göreceği ceza üç yıldan beş yıla kadar hapistir. Eğer düzenlenen belgeden ikinci fıkrada yazılı olan fahiş zarar meydana gelmiş ise faile verilecek ceza dört yıldan altı yıla kadar hapistir.    Eğer gerçeğe aykırı belge, işlenmiş bir suçu yahut işkence, zalimane veya gayriinsani diğer fiillerin delillerini gizlemek veya bu delilleri yok etmek için düzenlenmiş ise faile verilecek ceza, dört yıldan sekiz yıla kadar hapistir.    Her halde bu cezalar ile birlikte birinci fıkradaki ağır para cezası, ikinci ve üçüncü fıkradaki hallerde iki kat, dördüncü fıkradaki halde üç kat olarak hükmolunur.    Gerçeğe aykırı belge düzenlemesi için para veren veya vaat eden yahut menfaat temin veya vaat eden kimse hakkında dahi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur ve verilip alınan para ve sair eşya da müsadere edilir.   –Madde 355(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/17 md.)   Bir memur veya vesika itasına yetkili olan diğer bir kimse bu vesikaları verdiği kimseler hakkında teveccüh yahut hususi ve umumi emniyet celbine veya hizmet ve memuriyet ve kanunun temin ettiği müsaade ve menfaatler kazanmaya yahut bazı hizmet ve memuriyetlerden kurtulmaya dayanak olacak surette iyi haline veya yoksulluğuna veya sair hallere dair yalan olarak şahadet eylerse iki aydan altı aya kadar hapis ve üçbin liradan onbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   –Madde 356(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/18 md.)   Bir kimse 354 ve 355 inci maddelerde yazılı sıfat va yetkiyi haiz olmadığı halde ilmühaber ve vesikaları taklit eder yahut bunların sahih olanlarını tahrif eyler ve bir kimse bu yolda tanzim olunmuş ilmühaber ve vesikaları kullanırsa üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   – Bir kimse gösterdiği sahih bir vesika veya ilmühaberin ve şahadetnamenin hükümeti aldatmak için kendisine veyahut başkasına ait olduğunu yalandan iddia ederse yukardaki maddede yazılı olan ceza ile cezalandırılır.Madde 357   BEŞİNCİ FASIL : TİCARET VE SANAYİE VE MÜZAYEDEYE HİLE VE FESAT KARIŞTIRMAK CÜRÜMLERİ   – Her kim yalan havadis neşir ve işaasiyle veya sair hileli vasıtalar ile umumi pazarlar yahut ticaret borsalarında amele ücretlerinin veya erzak veya emtia yahut umumi pazarlarda alınıp verilen veya esham borsalarına kabul edilen evrak ve senedat piyasasının artıp eksilmesine sebebiyet verirse üç aydan üç seneye kadar hapis ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.Madde 358   – Bundan evvelki maddede yazılı cürüm, resmi ruhsatı haiz simsar yahut borsa tellalları tarafından irtikap olunursa failin göreceği ceza bir seneden beş seneye kadar hapis ve meslek ve sanattan muvakkaten memnuiyet ve elli liradan az olmamak üzere ağır cezayı nakdidir.Madde 359   Her kim resmi damgalı ölçü ve tartıları taklit ve tağyir eder ve bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar tevellüt eylerse bir aya kadar hapse ve yirmi beş liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 360 –    Eğer fail, bu gibi kile ve ölçü ve tartıları umumi bir müessese işlerinde kullanırsa üç aya kadar hapse ve elli liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.    Umumi bir müessese müdürü taklit ve tağyir olunmuş kile ve tartı ve ölçüleri yalnız yedinde bulundurmuş olmasından dolayı elli liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.   – Her kim iltizam ettiği taahhüdü icra etmiyerek resmi bir daireye veya bir hizmeti amme ifasına yahut bir musibeti ammenin önünü almağa elzem olan erzak ve eşyanın fikdanına sebebiyet verirse bir seneden üç seneye kadar hapse ve yirmi beş liradan aşağı olmamak üzere iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 361    Taahhüdün icra olunmaması failin yalnız ihmal ve teseyyübünden ileri gelmiş ise bir seneye kadar hapse ve yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.   – Bir kimse yukardaki maddede yazılı olan erzak ve eşyanın nev’inde ve keyfiyet ve kemiyetinde hile ve hud’a irtikap ederse altı aydan beş seneye kadar hapis cezasiyle beraber yirmi beş liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayi nakdi itasına mahkum olur.Madde 362    Resmi daireye veya bir hizmeti ammeye mahsus olarak itası taahhüt olunan sair levazıma hile ve hud’a karıştırdığı takdirde failin göreceği ceza iki seneye kadar hapis ve yüz elli liraya kadar cezayı naktidir.   –Madde 363(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/1 md.)   Bir kimse ticaret yaptığı sırada müşterisine bir şey yerine aynı şey olmak üzere diğer bir şey veya menşe ve evsafı ve miktarı beyan veya mukaveleye aykırı olarak bir şey verirse altı aydan bir yıla kadar hapis ve onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.    Eğer tağyir, kıymetin eşyaya taalluk ederse faile verilecek ceza bir yıldan iki yıla kadar hapis ve yirmibin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır para cezasıdır.   Bir kimse sıfat veya memuriyeti yahut meslek ve sanatı icabınca vakıf olup ta gizli tutmağa mecbur olduğu fenni keşif ve ihtiralara, yahut sınai tatbikata müteallik malumatı ifşa ederse mutazarrır olan kimsenin şahsi davası üzerine altı aya kadar hapse ve onbeş liradan yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 364 –   – Yukarki maddede yazılan sırlar Türkiye’de sakin olmıyan bir ecnebiye yahut memurlarına ifşa olunmuş ise faili bir aydan bir seneye kadar hapse ve otuz liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayi naktiye mahkum olur.Madde 365   – Her kim Hükümet hesabına olarak icra kılınan müzayede ve münakasada şiddet veya tehdit ile veya hediye vait ve itasiyle veya sair menfaatler teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar ile rekabeti meni veya ihlal yahut müzayede ve münakasada pey sürenleri çekilmeğe sevkederse üç aydan bir seneye kadar hapse ve otuz liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 366    Eğer fail kanunen veya Hükümet tarafından müzayede veya münakasaya memur olan kimse ise bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan dört yüz liraya kadar ağır cezayi nakti hükmolunur.   – Gerek resmi daireler marifetiyle ve gerek beynennas bilmüzayede alınıp satılacak yahut kiraya verilip alınacak mal ve mülklerin müzayedesinde yukarki maddede gösterilen suretlerden biriyle rekabeti meni veya ihlal yahut müzayedeye pey sürenleri çekilmeğe mecbur edenler bir aydan üç aya kadar hapse ve otuz liradan yüz liraya kadar ağır cezayi naktiye mahkum olur.Madde 367   – Bir kimse kendisine veya başkasına vadolunmuş para veya sair menfaat mukabilinde müzayedeye veya münakasaya devamdan istinkaf suretiyle resmi müzayedeye fesat karıştırırsa altı aya kadar hapse ve otuz liradan elli liraya kadar ağır cezayi naktiye mahkum olur.Madde 368   YEDİNCİ BAP : AMMENİN SELAMETİ ALEYHİNDE CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : YANGIN, SU BASKINI VE GARK VE SAİR BÜYÜK TEHLİKELERE MÜTEALLİK CÜRÜMLER   – Bir binaya ve sair inşaata ve henüz biçilmemiş veya biçilmiş mahsulata veya hububata ve erzak yığın veya ambarına ateş verip kısmen veya tamamen yakan kimse üç seneden altı seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.Madde 369   – Süknaya mahsus bir binaya yahut ammeye müteallik binalara ve yahut ammenin istimaline mahsus bir mahalle veya sanayi tezgahlarına ve tüccar ambarlarına içtial ve infilakı kabil şeylerin mahzenlerine ve tersanelere ve şimendifer arabalarına ve madenlere ateş verip kısmen veya tamamen yakanlar beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkum olur.Madde 370   – Yakılan hususi binalar ve mahsulat kıymetçe az olduğu surette fail 369 uncu maddede üç aydan 370 inci maddede altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.Madde 371   – Geçen maddelerde beyan olunan binaları ve eşyayı tamamen veya kısmen tahrip etmek maksadiyle bir kimse lağım, torpil ve sair bu kabilden mamulat veya infilakı kabil bir şey koyar veya patlatır, veyahut bu neticeyi husule getirecek kabil iştial bir madde vazı veya iş’al eylerse yukarda yazılı maddelerde beyan olunan cürümlerin hangisini yapmak kastında bulunmuş ise ona göre cezalandırılır.Madde 372   Bir kimse su basmasına kasten sebebiyet verip bu suretle başkasının malını tehlikeye maruz bırakırsa üç seneden on seneye kadar ağır hapse mahkum olur.Madde 373 –    Eğer bunu kendi malını kurtarmak ve muhafaza etmek maksadiyle yapmış ise cezası bir seneden aşağı olmamak üzere hapistir.   – Başkasının hayatı için tehlikeli olduğu vukuundan evvel anlaşılabilen bir suretle kasden su basmasına sebep olan kimse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis ile cezalandırılır. Eğer bu hal bir kimsenin ölümüne sebebiyet vermiş ise cezası müebbeden ağır hapistir.Madde 374   – Kasti olmaksızın su basmasına sebebiyet verip bu suretle ferdin hayat ve malını tehlikeye koyan kimse bir seneye kadar hapis ile mücazat olunur. Eğer bu hal bir kimsenin ölümüne sebep olmuş ise cezası altı aydan aşağı olmamak üzere hapistir.Madde 375   – Her kim su basmasına ve sair musibetlere karşı umumi bir müdafaa ve tahaffuza mahsus setleri, siperleri ve sair eserleri tahrip suretiyle bir tuğyan ve sair musibetler tehlikesine meydan verirse beş seneye kadar ağır hapse mahkum olur.Madde 376    Eğer tuğyan ve musibet vuku bulmuş ise on seneye kadar ağır hapse mahkum olur.   – Her kim gemilere yahut sair su yüzünde yüzen veya bulunan yapılara ateş verip yakar veya her ne suretle olursa olsun kasten işlediği fiil ile bunlardan birinin batmasına sebep olursa üç seneden on seneye kadar ağır hapse mahkum olur.Madde 377   – Geçen maddelerde yazılı fiillerden bir askeri müesseselere ve Hükümet ambarlarına ve Devlet tersanelerine ve fabrikalarına ve sefinelerine karşı işlenirse fail yedi seneden on beş seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.Madde 378   – Bir kimse deniz fenerlerini ve sair işaretleri değiştirerek ve yahut bir suretle konuldukları yerden kaldırarak yahut yanlış işaretler ihdas ve vesair sanialar ika ederek bir geminin batması tehlikesine meydan verirse beş seneye kadar ağır hapse mahkum olur.Madde 379    Bu hareketiyle geminin batmasına sebep olursa yukardaki iki maddeye göre ceza verilir.   – Bir kimse bir yangının söndürülmesine veya su basmasından ve deniz kazasından tahaffuza mani olmak kastiyle yangını söndürmeğe veya diğerlerinden tahaffuza mahsus alat ve edavatı ve her nevi vasıtaları gizler veya parçalar veya kullanılamıyacak hale getirirse bir seneden beş seneye kadar hapis ile cezalandırılır.Madde 380   – 369 ve 370 ve 371 ve 372 ve 377 nci maddeler ahkamı, kendisine ait bina ve eşya hakkında geçen maddelerde yazılı olan fillerden birini işleyip’te o maddelerde gösterilen surette başkasına şahsen veya malen zarara veya tehlikeye koyan kimse hakkında dahi tatbik olunur,Madde 381    Eğer fiil sigorta bedelini yahut haksız bir menfaati ele geçirmek maksadına mübteni ise ceza altıda birden üçte bire kadar çoğaltılır.   – (Madde 382Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   369, 370, 371, 372, 373, 376, 377, 378, 379, 380 ve 381 inci maddelerde yazılı olan fiiller bir şahsın hayatını tehlikeye koymuş olduğu takdirde muayyen olan ceza yarısı derecesinde artırılır ve bu ceza kanunen muayyen olan cezanın azami haddini geçebilir. Ölüme sebep olmuş ise ceza müebbed ağır hapistir.   Bir kimse tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya sanat ve meslekte tecrübesizlik veya nizam ve emir ve kaidelere riayetsizlik neticesi olarak bir yangına veya infilaka veya batmağa ve deniz kazasına veya umumi bir tehlikeyi mutazammın tahribata ve musibetlere sebebiyet verirse otuz aya kadar hapse ve yüz liraya kadar ağır cezayi naktiye mahkum olur.Madde 383 –    Eğer bu fiilden bir şahsın hayatınca tehlike hasıl olursa altı aydan beş seneye kadar hapse ve elli liradan yüz elli liraya kadar ağır cezayi naktiye ve bundan ölüm vukua gelirse beş seneden fazla olmamak üzere ağır hapse ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır cezayı naktiye mahkum olur.   İKİNCİ FASIL : NAKLİYE VE MUHABERE VASITALARI ALEYHİNDE CÜRÜMLER   Madde 384 –(Yeniden düzenlenen madde: 28/09/1971 – 1490/11 md.)   I –(Değişik bent: 07/06/1979 – 2245/11 md.)Zor veya nüfuz kullanarak veya tehditle veya hileyle kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen, ettirmeyen veya hareket halinde bulunanları durduran veya gitmekte olduğu yerden başka yere gönderten kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.    Eylem halkın yararlanmasına arz edilmiş kara ulaşım aracı hakkında işlenirse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.    Eylem silahla veya iki veya daha çok kişi tarafından birlikte işlenirse ceza yarı oranında artırılır.    II –(Değişik bent: 07/06/1979 – 2245/11 md.)Zor veya nüfuz kullanarak veya tehditle veya hileyle deniz ulaşım aracını hareket ettirmeyen veya hareket halinde bulunanları durduran veya gitmekte olduğu yerden başka bir yere götüren veya gönderten kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.    Eylem halkın yararlanmasına arz edilmiş deniz ulaşım aracı hakkında işlenirse üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.    Eylem silahla veya iki veya daha çok kişi tarafından birlikte işlenirse ceza yarı oranında artırılır.    III –(Değişik bent: 07/06/1979 – 2245/11 md.)Her kim bir uçağı kaçırır veya hareket etmesine engel olur veya bu eylemlere teşebbüs ederse üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır.    Kaçırılan veya hareketi engellenen veya bu eylemlere teşebbüs edilen uçak halkın yararlanmasına arz edilmiş ise dört yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.    Kaçırma veya hareketi engelleme veya bunlara teşebbüs eylemleri zorla veya tehditle veya hileyle işlenirse birinci fıkrada yazılı durumda dört yıldan altı yıla, ikinci fıkrada yazılı durumda beş yıldan yedi yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    IV – Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile bir uçağı gitmekte olduğu yerden başka bir yere sevk ettirir veya sevk eder veya bu fiillerden birine teşebbüs ederse on seneden onbeş seneye kadar ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.    V – Her kim yerde bulunan bir uçağı tahrip veya imha ederse beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.    Bir uçağı, hareketine mani olacak derecede bozan veya zarar veren kimse, yapılan tahribatın derecesine göre, bir seneden beş seneye kadar ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.    Uçak umumun istifadesine arz edilmiş ise, hükmedilecek ceza birinci fıkrada yazılı olan halde yedi sene, ikinci fıkrada yazılı olan halde üç sene ağır hapisten aşağı olamaz.   – Bir kimse kasten demiryolu üzerine bir şey koyarak yahut rayların makaslarını kapayarak veya açarak yahut yanlış işaretler vererek veya her ne suretle olursa olsun bir hareket yaparak bir kaza vukuu tehlikesine meydan verirse beş seneye kadar ağır hapse mahkum olur.Madde 385    Eğer kaza vukua gelmiş ise ağır hapis cezası beş seneden on seneye kadardır.   -Bundan evvelki maddede yazılan fiil bir veya bir kaç şahsın yaralanmasına veya ölmesine sebep olmuş ise birinci takdirde ceza yarısına kadar çoğaltılır ve ikinci surette on beş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.Madde 386   Bir kimse kasten demiryoluna yahut makinelerine ve arabalarına veyahut işletilmesi için muktazi olan alat ve edevata bir zarar verirse bir aydan beş seneye kadar hapse mahkum olur.Madde 387 –   Seyir ve harekette bulunan katarlara karşı katı veya ateşli cisimler veya silah atanlar üç seneye kadar hapsolunur.Madde 388 –   – Bir kimse tedbirsizlik veya meslek veya sanatında tecrübesizlik veya nizam ve emir ve kaidelere riayetsizlik neticesi olarak demiryolu üzerinde bir kaza vukuu tehlikesine meydan verirse üç aydan otuz aya kadar hapse ve iki yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye ve kaza vukubulmuş ise beş seneye kadar ağır hapse ve yüz elli liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 389    Demiryolu arabaları içinde silah atanlar hakkında dahi kaza vukubulup bulmamasına göre baladaki birinci veya ikinci fıkraya tevfikan ceza hükmolunur.   – Her kim olursa olsun bir güna ihtilal ve fesat vukuu sırasında telgraf ve telefonun bir yahut ziyade hatlarını bozarak ve sair suretle işlemesini meni yahut cebren ve sair suretle zabt ederek cereyan edecek resmi muhaberat ve müraselatı tatil eder ve mektup gönderenleri ve telefonla muhaberat ve mükalematı meni ve zecr eyler yahut telefon ve telgraf hattının tamirine cebren muhalefet ederse muvakkat ağır hapse ve iki yüz liradan bin liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 390   –Madde 391(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/12 md.)   Bir kimse; telgraf, telefon ve telsiz makinalarına veya alat ve edevatına veya tellerine zarar verir veya elektrik ceryanlarının dağılmasına sebep olur veya her ne suretle olursa olsun telgraf veya telefon veya telsiz muhaberat ve neşriyatını inkıtaa uğratırsa bir seneden beş seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.   – Geçen maddelerde yazılı olan fiillerden başka her kim bir suretle karada ve denizde ammenin münakalatına mahsus yolları ve eserleri tamemen veya kısmen bozarsa veya kullanılamayacak bir hale getirir veya bu maksatla müraselatın teminine mahsus olan şeylerin mahallelerini tebdil ederse üç aydan beş seney kadar hapse mahkum olur.Madde 392   – Ceza Kanununun tatbikinde, raylar üzerinde buharlı makinalar veya sair herhangi nevi motorlarla işletilen bütün yollar, adi demiryolu hükmündedir.Madde 393   ÜÇÜNCÜ FASIL : UMUMUN SIHHATİNE, YENECEK VE İÇECEK ŞEYLERE MÜTAALLİK CÜRÜMLER   –Madde 394(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/2 md.)   Halkın içeceği sulara ve yiyeceği veya içeceği her çeşit şeylere zehir katarak ve sair suretle bozarak umumun sıhhatini tehlikeye düşüren kimse beş yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.   –Madde 395(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/3 md.)   Halka dağıtılmaya veya parasız verilmeye mahsus her nevi yenilecek veya içilecek şeyleri veya ilaçları- bunları yiyen veya içenin sıhhatini hafif veya ağır surette bozmaya sebep olacak şekilde tağşiş veya taklit veya tağyir eden veya bu gibi şeyleri bilerek satan ve veren veya mağşuş ve sıhhate zararlı olduğunu bildiği halde satılmak üzere mağaza veya dükkanında bulunduran ve gıdaları ve ilaçları bu suretle tağşişe, taklit veya tağyire yarayan maddeleri bu hususlarda kullanılacağını bilerek satan veya tedarikine yol gösteren veya yardım eden kimseler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmibin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur ve bu gibi maddelerin tamamı müsadere ve imha olunur.   –Madde 396(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/4 md.)   Her kim taklit veya tağyir veya tağşiş edilmemiş olduğu halde aslında umumun sıhhati için tehlikeli olan yenilecek ve içilecek ve sair şeyleri müşteriye tehlikeyi haber vermeksizin satarsa üç aydan altı aya kadar hapis ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.   –Madde 397(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/5 md.)   Tıbbi maddeleri satmaya yetkili olup da bunları nevi ve miktar itibariyle hekim reçetelerinin münderecatına aykırı olarak yapan kimse altı aydan bir yıla kadar hapis ve onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.   –Madde 398(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/6 md.)   Sıhhat için zararlı olmayıp ancak tabii olmayan bir gıda maddesini tabii diye satılığa çıkaran kimse üç aydan altı aya kadar hapis ve beşbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.   –Madde 399(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/7 md.)   Geçen maddelerde yazılı fiillerden biri hataen veya kayıtsızlık veya meslek ve sanatta tecrübesizlik veya nizam ve emir ve talimata uymama sonucu olarak yapılmış ise faili 394 üncü maddede beyan olunan fiillerden dolayı altı aydan iki yıla kadar hapis, onbin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır para cezası ve 395 inci maddede beyan olunan fiillerden dolayı altı aydan bir yıla kadar hapis ve onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası ve 396 ve 397 nci maddelerde yazılı fiillerden dolayı iki aydan altı aya kadar hapis ve üçbin liradan onbeşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   –Madde 400(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/8 md.)   395, 396, 398 inci maddelerdeki fiillerden birinin faili hekim veya eczacı veya umumun sıhhatini korumak için yapılması resmi izin alınmasına bağlı bulunan bir meslek ve sanat sahibi olup da bu fiili meslek ve sanatını suistimal sureti ile yapmış ise 395 inci maddede yazılı fiillerden dolayı iki yıldan on yıla kadar ağır hapis ve yetmişbeşbin liradan ikiyüzbin liraya kadar ağır para cezası ve 396 ncı maddede yazılı fiillerden dolayı bir yıldan dört yıla kadar hapis ve yirmibin liradan yüzellibin liraya kadar ağır para cezası ve 398 inci maddede yazılı fiillerden dolayı bir yıldan iki yıla kadar hapis ve yirmibin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.   –Madde 401(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/9 md.)   Gıda maddeleri veya kamuya gerekli şeylerden:    a) Halkın beslenmesi için gerekli et, ekmek, un, süt, tuz, şeker, yağ, peynir, zeytin veya benzeri gıda maddelerinin;    b) Halkın ısınması, temizliği veya aydınlanması için gerekli madde veya eşyalarla her türlü yakıtın;    c) Sağlığın korunmasında, tedavide ve tıbda kullanılan ilaç, kimyevi madde, alet ve diğer şeylerin;    d) İnşaat, sanayi, ulaşım ve tarımda kullanılıp da fiyatları Bakanlar Kurulu, ilgili bakanlıklar ve diğer yetkili mercilerce tespit ve ilan edilen eşya veya maddelerin;    e) Kamu için gerekliliği sebebiyle veya Devletin genel iktisadi ve mali siyaseti gereği olarak, fiyatları Bakanlar Kurulu veya ilgili bakanlıklar tarafından tespit ve ilan edilen mal, eşya, araç, gereç ve her türlü maddelerin; İmali, satımı, dağıtımı, depolanması veya her ne şekilde olursa olsun ticaretiyle uğraşan veya herhangi bir suretle kazanç amacı güden bir faaliyette bulunan kimse, bu erzak, madde, eşya veya malların satışından kaçınır, bunları saklar, kaçırır, satılmadığı halde satılmış gibi gösterir veya bunlardan satış fiyatları Bakanlar Kurulu, ilgili bakanlıklar veya yetkili mercilerce tespit edilenleri fazla fiyatla satar veya satışa arz ederse iki yıldan on yıla kadar hapis ve yetmişbeşbin liradan ikiyüzbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca suç konusu mal veya eşyanın müsaderesine de karar verilir.    Yukardaki fıkrada yer alan erzak, madde, eşya veya malların resmi mercilere bildirilmesine ilişkin olarak Bakanlar Kurulu veya ilgili bakanlıklarca çıkarılan kararlara aykırı hareket eden veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kimse, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç teşkil etmediği takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis ve onbeşbin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ayrıca bildirim dışı bırakılan malların müsaderesine de karar verilir.    Yukarıdaki fıkralarda yer alan fiil ve hareketler ikiden fazla kimse tarafından müştereken veya herhangi bir şirket veya teşekkül namına işlenirse birinci fıkradaki halde hapis cezası üç yıldan, ikinci fıkradaki halde bir yıldan az olamaz.    Suç konusu erzak, madde, mal veya eşyanın değeri az ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısına, çok az ise üçte birine indirilir. Mükerrir olanlar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.    Soruşturmanın her safhasında bu maddede belirtilen ve suç konusu erzak, madde, mal veya eşyanın gerektiğinde satışına ve satışın en yakın belediye veya kamu kuruluşunca yapılmasına yetkili hakim veya mahkemece karar verilir. Satış bedeli mahkumiyet halinde müsaderesine karar verilmek üzere dava sonuna kadar muhafaza edilir.    Bir kimse her ne şekilde olursa olsun yalan haber yaymak, duyurmak veya başka hileler kullanmak suretiyle birinci fıkradaki erzak, madde, mal veya eşyanın azalmasına, darlığına veya fiyatlarının artmasına sebep olursa, fiili daha ağır cezayı gerektiren bir suç teşkil etmediği takdirde iki yıldan on yıla kadar hapis ve yetmişbeşbin liradan ikiyüzbin liraya kadar ağır para cezasına mahkum edilir.   –Madde 402(Değişik madde: 22/09/1983 – 2891/10 md.)   Geçen maddelerde yazılı cürümlerden birine mahkumiyet halinde ayrıca, tertip olunacak ağır hapis veya hapis cezası müddetine müsavi olarak failin cürme vasıta kıldığı meslek ve sanatın ve ticaretin tatiline ve fiilin işleniş şekli veya niteliğine göre yedi günden altı aya kadar iş yerinin kapatılmasına da hükmolunur. Ancak, işyeri bulunduğu mahal için hayati önem taşıdığı takdirde işyerinin kapatılmasına karar verilmez.    Bu maddenin uygulandığı hallerde, verilip kesinleşen karar özetleri, büyük harflerle yazılmak suretiyle ve kapatma süresi kadar kalmak üzere kapatılan işyerinin göze çarpan bir yerine yapıştırılır. Ayrıca karar özeti mahkemece Cumhuriyet savcılığına bildirilir ve masrafı bilahara hükümlüden alınmak üzere Ankara, İstanbul, İzmir’de yayınlanan ve tirajı yüzbinin üzerinde bulunan bir veya iki gazetede ve ayrıca varsa suç yerinde yayınlanan mahalli bir gazetede derhal ilan edilir.   –Madde 403(Değişik madde: 06/06/1991- 3756/6 md.)   1. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal veya ithal edenlere on yıldan yirmi yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.    2.1 numaralı fıkrada yazılı maddeleri ihraç edenlere, altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.    3. Uyuşturucu maddeleri imal veya ithal ettikten sonra ihraç edenler hakkında 1 numaralı fıkrada gösterilen cezalara da ayrıca hükmolunur.    4. Böylece ihraç edilmiş maddeler dolayısıyla yabancı memlekette hükmedilmiş ve çekilmiş veya yabancı ülkede çekilmemiş olmakla beraber Türkiye’de infazı kabil cezalar çekildikleri takdirde, ihraç sebebiyle hükmedilecek cezadan indirilir.    5. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak satanlara veya satışa arz edenlere veya satın alanlara veya yanında yahut başka bir yerde bulunduranlara veya bu maddeleri parasız devredenlere yahut bu suretle devralanlara veya sevk veya nakledenlere veya bunların alınıp satılmasına veya devrine veya ne suretle olursa olsun tedarik edilmesine aracı olanlara dört yıldan on yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için ellibin lira ağır para cezası verilir.    6. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen uyuşturucu madde eroin, kokain, baz morfin, morfin ise, fail hakkında verilecek ceza bir katı oranında artırılır.    7. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, teşekkül oluşturanlar ile idare edenler veya bu teşekküle dahil bulunanlar tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza ayrıca yarı oranında artırılır.    8. Bu maddede yazılı suçlar, bunları meslek, sanat veya geçim vasıtası haline getirenler ile aralarında teşekkül olmaksızın birden ziyade kimse tarafından toplu olarak işlenirse, hükmolunacak cezalar üçtebir oranında artırılır.    9. Onsekiz yaşını bitirmeyen küçükleri veya ceza ehliyetini sahip bulunmayanları bu maddede yazılı suçları işlemekte kullanan kimseler hakkında, fiil için tertip olunacak ceza altıdabiri oranında artırılarak hükmolunur.    10. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemek maksadı ile teşekkül oluşturanlar ile bunları idare edenlere veya bunlara dahil olanlara beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    11. Birden ziyade kimsenin bu suçları işlemek için önceden anlaşmaları teşekkül sayılır.    12. Uyuşturucu maddeleri sahte reçete ile alanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve birmilyon liradan beşmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.   –Madde 404(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/7 md.)   1. Özel bir yer sağlayarak veya başka suretle bir kimsenin uyuşturucu madde kullanmasını kolaylaştıranlar ile bu maddeleri onsekiz yaşını bitirmeyen küçüklere veya aklen malullere veya müptela olan kişilere verenler hakkında 403 üncü maddenin 5 ve 6 numaralı fıkralarında yazılı cezalar altıdabiri oranında artırılarak hükmolunur.    2. Uyuşturucu maddeleri kullananlar ile bu maksatla yanında bulunduranlara, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.    3. Uyuşturucu madde kullanan kimse, hakkında herhangi bir tahkikata girişilmeden resmi makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isteyecek olursa, kullanma fiilinden dolayı hakkında kovuşturma yapılmaz.    4. Uyuşturucu maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı iptila derecesinde ise, salahı tıbben anlaşılıncaya kadar bir hastanede muhafaza ve tedavisine hükmolunur. Bu kimselerin hastanede muhafaza ve tedavilerine, yetkili mahkemece tahkikatın her safhasında da karar verilebilir.   Madde 405 –(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/8 md.)   403 ve 404 üncü maddelerde yazılı suçlara iştirak etmiş olan kimse, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu ve suç ortaklarını ve uyuşturucu maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber vererek bunların yakalanmalarını veya elde edilmelerini kolaylaştırırsa ceza verilmez.    Bu cürümler haber alındıktan sonra, cürümün meydana çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kimseler hakkında verilecek ceza yarısı oranında indirilir.   Madde 406 –(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/9 md.)   403 üncü maddede ve 404 üncü maddenin 1 numaralı fıkrasında yazılı fiilleri işleyen tabib, veteriner, kimyager, eczacı, diş tabibi, dişçi, ecza ticarethanesi sahibi, mesul müdür, sağlık memuru, ebe, hemşire veya hastabakıcı ise, verilecek ceza yarısı oranında artırılır ve fail hakkında ayrıca müebbeten memuriyetten yasaklanma veya meslek ve sanatın icrasının tatili cezasına da hükmolunur.    403 üncü maddede veya 404 üncü maddenin 1 numaralı fıkrasında yazılı cürümler, her nev’i ulaşım araçlarında veya umuma açık yerlerde, bunların sahip ve müstahdemleri veya memuriyet vazife ve nüfuzunun suiistimali suretiyle memur ve müstahdemler tarafından işlenecek olursa, cezalar üçtebiri oranında artırılır ve fail hakkında ayrıca, müebbeten memuriyetten yasaklanma veya meslek ve sanatın icrasının tatili cezasına da hükmolunur.   –Madde 407(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Geçen maddelerde yazılı fiillerden dolayı şahısların hastalanması veyahut yara ve berelenmesi gibi sıhhatçe bir arıza vukubulduğu takdirdeağırlaştırılmış müebbet ağır hapisve müebbeden ağır hapsi müstelzim ahvalin gayrısında ceza üçte birden yarısına kadar çoğaltılır. Eğer fiil bir kaç kişinin hastalığına sebep olmuş ise birinci fıkrada beyan olunan ceza bir mislinden aşağı olamaz.*1*   Eğer fiil bir kimsenin ölümüne sebep olmuş ise faile müebbet ağır hapis cezası verilir.   – 403 üncü maddede yazılı şeylerin kullanılmasını kolaylaştırmak için açılan mahallerde mevcut bütün eşya müsadere olunur ve işbu eşyanın bedelinin yarısı cürmü meydana çıkarmakta hizmeti görülenlere verilir.Madde 408   – 403 üncü maddede yazılı mevaddın gayri semleri bila mezuniyet satanlar on beş günden iki seneye kadar hapis olunur ve bunlardan on beş liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır ve sattığı semler müsadere edilir.Madde 409   – Elinde şahadetnamesi olmayarak eczacı dükkanı açan eczacıların dükkanı kapattırılır ve kendilerinden on beş liradan elli liraya kadar ağır cezayı nakdi alınır.Madde 410   DÖRDÜNCÜ FASIL : GEÇEN FASILLARA AİT MÜŞTEREK KAİDELER   – İşbu babın ilk iki faslında beyan olunan cürümlerden bazısı gece vakti veya umumi tehlike veya felaket ve umumi heyecan zamanında ika olunmuşsa muayyen olan ceza altıda birinden üçte birine kadar artırılır.Madde 411   – İşbu babın ilk iki faslında yazılı fiillerden biri o fiilde kullanılan veya her hangi bir resmi işte bulunan veya muayyen maddelerin muhafazasiyle mükellef olan bir kimse tarafından işlenmiş ise ceza altıda birinden üçte birine kadar artırılır.Madde 412   -İşbu babın ilk iki faslında yazılı fiillerden ileri gelecek tehlike gayet ehemmiyetsiz olur yahut fail neticelerini meni veya tahdit etmek için hususi ve ciddi bir surette mesai sarf eylemiş bulunursa ceza üçte birinden yarısına kadar indirilebilir.Madde 413   SEKİZİNCİ BAP : ADABI UMUMİYE VE NİZAMI AİLE ALEYHİNDE CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : CEBREN IRZA GEÇEN, KÜÇÜKLERİ BAŞTAN ÇIKARAN VE İFFETE TAARRUZ EDENLER   –Madde 414(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim 15 yaşını bitirmiyen bir küçüğün ırzına geçerse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.    Eğer fiil cebir ve şiddet veya tehdit kullanılmak suretiyle veya akıl veya beden hastalığından veya failin fiilinden başka bir sebepten dolayı veya failin kullandığı hileli vasıtalarla fiille mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir küçüğe karşı işlenmiş olursa ağır hapis cezası on seneden aşağı olamaz.   –Madde 415(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim 15 yaşını bitirmiyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi mutazammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve hareket yukarki madddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.   –Madde 416(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   On beş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına geçen veyahut akıl veya beden hastalığından veya kendi fiilinden başka bir sebepten veya kullandığı hileli vasıtalardan dolayı fiille mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili işliyen kimse yedi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.    Yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.    Reşit olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunanlar fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   – Yukarıdaki maddelerde yazılan fiil ve hareketler birden ziyade kimseler tarafından işlenir veya usulden biri veya veli ve vasi veya mürebbi ve muallimleri ve hizmetkarları veya terbiye ve nezaret veya muhafazaları altına bırakılan veya buna düçar olanların üzerlerine hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından vukubulursa kanunen muayyen olan ceza yarısı kadar artırılır.Madde 417   –Madde 418(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Yukarki maddelerde yazılı fiil ve hareketler mağdurun ölümünü mucip olursa faile müebbet ağır hapis cezası verilir.    Eğer bu fiil ve hareketler bir marazın sirayetini veya mağdurun sıhhatine sair büyük bir nakisa irasını veya maluliyet veya mayubiyetini müstelzim olursa cezanın yarısı ilave edilerek hükmolunur.   –Madde 419(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Alenen hayasızca vaz’u harekette bulunanlar on beş günden iki aya ve o suretle cinsi münasebette bulunanlar altı aydan bir seneye kadar hapis ve bu fıkrada yazılı hallerde ayrıca 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılırlar.   – Adabı umumiyeye mugayir olarak açık yerlerde veya halkın suhuletle muttali olabileceği yarı açık mahallerde fuhuş maksadiyle kadın oynatanlar ve bilihtiyar oynayan kadınlar bir aydan altı aya kadar hapsolunur.Madde 420   –Madde 421(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Kadınlara ve erkeklere söz atanlar üç aydan bir seneye ve sarkıntılık edenler altı aydan iki seneye kadar hapsolunur.   – Kadın kıyafetiyle kadınların bulunduğu mahallere girenler mücerret bu fiilden dolayı üç aydan bir seneye kadar hapsolunurlar ve böyle tebdili kıyafet ile girmiş oldukları yerde kanunen bu cezadan şedit bir cezayı mucip olan bir cürüm işlemişlerse o fiilin cezasiyle dahi cezalandırılırlar.Madde 422   –Madde 423(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Her kim onbeş yaşını dolduran bir kızı alacağım diye kandırıp kızlığını bozarsa altı aydan iki seneye kadar hapsolunur.    Evlenme vukuu halinde dava ve ceza tecil olunur. Şu kadarki beş sene içinde koca aleyhine boşanmıya hükmolunursa hukuku amme davası avdet eder ve evvelce ceza hükmolunmuşsa çektirilir.   Bu fasılda beyan olunan cürümlerde mağdur olanların içtimai mevki ve vaziyetlerine ve tecavüzün şümul ve mahiyeti derecesine göre mahkemece takdir edilerek tazminat dahi ayrıca hüküm olunur.Madde 424 –   – 421, 422,423 üncü maddelerde muharrer fiillerden dolayı takibat icrası şahsi davaya bağlıdır.Madde 425   –Madde 426(Değişik madde: 06/03/1986 – 3266/10 md.)   Halkın ar ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı;    1 – Her nevi kitap, gazete, risale, mecmua, varaka, makale, ilan, resim, tasvir, plak, afiş, pankart, televizyon ve teyp bantları, fotoğraf, sinema veya projeksiyon filmlerini veya diğer anlatım araç ve gereçleri ile eşyayı teşhir eden veya ettirenler, bilerek dağıtanlar, satanlar veya dağıttıran veya sattıranlar, veyahut ticaret veya dağıtım veya teşhir kastıyla tersim, tasvir, hak, imal veya tab veya teksir veya imla eden veya ettirenler yahut ithal veya ihraç veya Türkiye dahilinde bir mahalden diğer mahalle nakleden veya ettirenler ve bunlar üzerinde her ne suretle olursa olsun muamelede bulunanlar veya bunların ticaretini kolaylaştırmak maksadıyla bu fiilleri icra edenler veya bu kabil anlatım araç ve gereçlerini vasıtalı veya vasıtasız şekilde tedarik edenler veya tedarik ettirenler, tedarik edilebileceğini bildirenler veya tedarik edeceğini ilan edenler veya ilan ettirenler,    2 – Eser ve mevzuları tiyatro veya sinema veya radyo yahut televizyonlarda veyahut umumi mahallerde temsil eden veya ettirenler,    3 – Hitabeleri umuma açık yerlerde veya umumi mahallerde irad edenler, İki milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezasıyle cezalandırılırlar.   (Değişik fıkra: 11/05/1988 – 3445/2. md.)Bu fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtasıyla işlenmesi halinde sahiplerine, mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki fiili satış miktarının toplam satış bedeli tutarının yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak bu ceza otuzmilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.   (Ek fıkra: 30/07/2003 – 4963 S.K./3. md.)Bilim ve sanat eserleri ile edebi değere sahip olan eserler bu madde kapsamı dışındadır.   –Madde 427(Değişik madde: 06/03/1986 – 3266/11 md.)   Neşir veya tevzi edilmek üzere, halkın ar veya haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı kitap, makale, varaka ve ilan yazanlar ile bu kabil makale, yazı ve resimleri ihtiva eden gazete ve mecmua gibi mevkutelerin sahipleri ve mevkute tanımına girmeyen basılmış eserler yayınlatanları hakkında. 426 ncı maddedeki cezalara hükmolunur. Bu mevkutelerin sorumlu müdürleri hakkında ise bu cezanın yarısı uygulanır.    426 ncı madde ile bu maddede yazılı evrak ve eşya müsadere olunur.   –Madde 428(Değişik madde: 06/03/1986 – 3266/12 md.)   Halkın ar ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte, genel ahlaka aykırı şarkıları alenen söyleyenler veya plakları, teyp bantlarını çalanlar veya umumi adaba aykırı veya bir şahıs veya bir heyetin, namus ve haysiyetini muhil beyanat ve sözlerle gazete, risale ve diğer evrak satanlar iki milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.    Bu madde ile 426 ve 427 nci maddelerdeki suçlardan doğan davalar en geç iki ay içinde sonuçlandırılır.    426 ve 427 nci maddeler ile bu maddedeki ağır para cezalarının tatbikinde,19 uncu maddedeki aşağı ve yukarı hadlerle ilgili hüküm uygulanmaz.   İKİNCİ FASIL : KIZ VE KADIN VE ERKEK KAÇIRMAK   –Madde 429(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle reşit olan veya reşit kılınan bir kadını kaçırır veya bir yerde alıkorsa üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.    Kaçırılan kadın evli ise ağır hapis cezası yedi seneden aşağı olamaz.   –Madde 430(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle reşit olmıyan bir kimseyi kaçırır veya bir yerde alıkorsa beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.    Eğer reşit olmıyan kimse, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmuş ise ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir.   –Madde 431(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Kaçırılan kimse on iki yaşını doldurmamış ise fail cebir ve şiddet veya tehdit veya hile kullanmamış olsa dahi cezası beş sene ağır hapisten aşağı olamaz.   –Madde 432(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.;Değişik madde: 14/07/2004 – 5219 S.K./1.mad)*1*   Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevî harekette bulunmaksızın kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa 429 uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, 430 uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı halde altı aydan üç seneye, ikinci fıkrasında yazılı halde bir aydan altı aya kadar, 431 inci maddede yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.    –Madde 433(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Yukarıki maddelerde yazılı cürümlerden biri mahza evlenmek maksadile işlenmiş ve bir güna tecavüz vukubulmamış ise fail hakkında tayin olunacak ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.   –Madde 434(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.(Bu fıkra Anayasa mah. 2001/478 E, 2004/38 K. ve 25/3/2004 tarihli kararı ile TCK 430 maddesinin ikinci fıkrası yönünden iptal edilmiştir.)   Müruru zaman haddine kadar erkek tarafından haksız olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmıya hükmedilirse takibat yenilenir. Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir.    Bu madde hükümleri 414, 415 ve 416 ncı maddeler hakkında da caridir.    Evlenen maznun veya mahkum hakkında hukuku amme davasının veya cezanın tecilini müstelzim olan haller fiilde methali olanlar hakkında dava ve cezanın düşmesini müstelzimdir.   ÜÇÜNCÜ FASIL : FUHŞİYATA TAHRİK   –Madde 435(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Her kim on beş yaşını doldurmamış olan bir küçüğü kandırarak fuhşa teşvik eder ve bunun yolunu kolaylaştırırsa iki seneden eksik olmamak üzere hapsolunur ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezası alınır.    Kandırmak keyfiyeti küçüğün usulünden veya kardeşlerinden biri veya kendisini evlad edinenler tarafından yahut veli veya vasisi; muallim veya mürebbisi, yahut hizmetkarları veya nezaretleri altına verilen sair kimseler tarafından vaki olursa fail üç seneden aşağı olmamak üzere hapse mahkum edilir.    Kandırmak keyfiyeti on beş yaşını doldurmuş olup da henüz 21 yaşını bitirmemiş olan kimseler hakkında vuku bulursa fail altı aydan iki seneye kadar hapsolunur ve elli liradan iki yüz liraya kadar ağır para cezası alınır.    Kandırmak keyfiyeti bu maddenin ikinci fıkrasında gösterilen kimseler veya kocası tarafından işlenirse fail iki seneden eksik olmamak üzere hapsolunur ve yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezası alınır.    21 yaşını doldurmuş olan kız ve kadınların fuhşa teşvik eden koca veya usulü veya sıhri usulü veya kardeşleri hakkında altı aydan iki seneye kadar hapis cezası hükmolunur.   –Madde 436(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Her kim fuhuş zımnında rızasile olsa bile henüz yirmi bir yaşını bitirmeden bir bakiri veya bir kadını yahut cebir ve şiddet veya tehdit veya nüfuz icrası yahut hile ile yirmi bir yaşını bitiren bir bakir veya kadını başkası için iğfal veya tedarik veyahut sevk veya bir yerden diğer yere naklederse bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezasile cezalandırılır.    Bu fiil yirmi bir yaşını doldurmıyan bakir veya kadın hakkında iğfal veya cebir ve şiddet veya tehdit veya nüfuz icrasile yahut kardeş veya usul veya sıhri usulden yahut koca veya veli veya vasi veya muallim veya mürebbi veya hizmetkarları yahut nezaretleri altına verilen sair kimseler tarafından yapılırsa iki seneden beş seneye kadar hapsolunur.    Bu fasla giren suçların ihzari hareketlerini işliyenler asıl suç için yazılı cezanın altı da biri ile cezalandırılır.   DÖRDÜNCÜ FASIL : GEÇEN FASILLAR ARASINDA MÜŞTEREK HÜKÜMLER   – Yukarıdaki fasıllarda tayin olunan cürümlerden dolayı mahkum olan usul, kendilerine tecavüz olunan füruun şahısları ve malları üzerinde kanunun bahş eylediği velayet hakkını zayi ederler ve bu cürümlerden dolayı mahkum olan vasilerde vasilikten çıkarılır.Madde 437   –Madde 438(Mülga madde: 21/11/1990 – 3679/28 md.)   –Madde 439(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Cebren kaçırmak sırasında veya bu yüzden kaçırılan kimse yaralanmış olursa yarasının derecesine göre ceza üçte birden bir misline kadar artırılır ve eğer ölürse fail müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılır.   BEŞİNCİ FASIL : ZİNA   –Madde 440(İptal: Anayasa Mahkemesinin 23/06/1998 tarih ve E. 1998/3, K. 1998/28 sayılı kararı ile.)   –Madde 441(İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 23/09/1996 tarih ve E.1996/15, K.1996/34 sayılı Kararı ile.)   –Madde 442(İptal: Anayasa Mahkemesi: 13/07/1999 gün ve 1994/24 E., 1999/30 K. R.G.: 05/07/2000 – 24100)   –Madde 443(İptal: Anayasa Mahkemesi: 13/07/1999 gün ve 1994/24 E., 1999/30 K. R.G.: 05/07/2000 – 24100)   Madde 444 –(İptal: Anayasa Mahkemesi: 13/07/1999 gün ve 1994/24 E., 1999/30 K. R.G.: 05/07/2000 – 24100)   ALTINCI FASIL: NESEP CÜRÜMLERİ   – Herkim bir çocuğu gizleyerek yahut yerine başka bir çocuk koyarak o çocuğun nesebini yok eder veya değiştirirse bir seneden beş seneye kadar hapis cezasına müstahak olur.Madde 445   – Yukarıki maddede yazılı olan hallerden başkasında herkim meşru veya nesebi ikrar olunmuş bir çocuğun kim olduğunu saklayarak Darülacezeye vesair bir müesseseye tevdi eder veya bir hayır sahibi tarafından alınmak üzere umumun görebileceği bir yere bırakırsa üç aydan iki seneye kadar hapsolunur.Madde 446    Fail çocuğun usulünden biri ise hapis cezası bir seneden üç seneye kadar uzar.   – Yukarıki maddelerde yazılı cürümlerden birini işliyen kimse bu cürmü kendisinin veya karısının veya anasının veya kız kardeşinin veya füruundan birinin veyahut evlatlığı olan kızı namusunu kurtarmak için yapmış ise bir aydan üç seneye kadar hapsolunur.Madde 447   DOKUZUNCU BAP : ŞAHISLARA KARŞI CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : ADAM ÖLDÜRMEK CÜRÜMLERİ   –Madde 448(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.   –Madde 449(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/15 md.)   Adam öldürmek fiili:    1. Karı, koca, kardeş, babalık, analık, evlatlık, üvey ana, üvey baba, üvey evlat, kayınbaba, kaynana, damat ve gelinler hakkında işlenirse;    2. Zehirlemek suretiyle yapılırsa;    Fail, müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.   Madde 450 –(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Öldürmek fiili:    1. Usul ve fürudan biri aleyhine işlenirse;    2.(Değişik bent: 07/01/1981 – 2370/16 md.)Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden biri aleyhine veya üyelik sıfatı sona ermiş olsa bile bu görevinden dolayı işlenmiş olursa;    3. Canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile ika edilirse,    4. Taammüden icra olunursa;    5. Birden ziyade kimseler aleyhine işlenirse;    6. Yangın, su baskını ve gark gibi yedinci babın birinci faslında beyan olunan vasıtalarla yapılırsa;    7. Velevki husule gelmiş olmasın diğer bir suçu hazırlamak veya kolaylaştırmak veya işlemek için ika olunursa;    8. Bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek veya bu gayeye vasıl olmak maksadiyle yapılan ihzaratı saklamak için veya takip edilen gayeye vasıl olamamaktan mütevellit infial ile işlenmiş olursa;    9. Bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadiyle vukua getirilirse;    10. Kan gütme saikiyle işlenirse;    11.(Ek bent: 07/01/1981 – 2370/16 md.)Devlet memurlarından biri aleyhine görevi esnasında veya Devlet memurluğu sıfatı zail olsa bile bu görevi yapmasından dolayı işlenirse; fail,ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasına mahkum edilir.*1*   – Ölüm, failin fiilinden evvel mevcut olupta failce bilinmeyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç ve gayri melhuz esbabın inzimamı yüzünden vukua gelmiş iseMadde 451ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasını müstelzim hallerde on beş seneden ve müebbet ve on beş seneden fazla ağır hapsi müstelzim hallerde on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası hüküm olunur.*1*   –Madde 452(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Katil kastiyle olmıyan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on ve 450 nci maddede muharrer ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkum olur.    Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel mevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç ve gayrimelhuz esbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beş seneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450 nci maddede yazılı ahvalde fail on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.   –Madde 453(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/10 md.)   Öldürme fiili, anası tarafından şerefini kurtarmak saikiyle yeni doğmuş bulunan çocuğa karşı işlenmiş ise faile sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.   Birini intihare ikna ve buna yardım eden kimse müntehirin vefatı vuku bulduğu takdirde üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.Madde 454 –   –Madde 455(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik veya nizamat, ve evamir ve talimata riayetsizlik ile bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş seneye kadar hapse ve 250 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.    Eğer fiil birkaç kişinin ölümünü mucip olmuş veya bir kişinin ölümü ile beraber bir veya birkaç kişinin de mecruhiyetine sebebiyet vermiş ve bu yaralanma 456 ncı maddenin 2 nci fıkrasında beyan olunan derecede bulunmuş ise dört seneden on seneye kadar hapis ve 1.000 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası ile mahkum olur.   (Ek fıkra: 16/07/1964 – 501/1 md.)Yukardaki fıkralarda beyan olunan cezalar, kusurun derecesine göre sekizde birine kadar indirilebilir.   İKİNCİ FASIL : ŞAHISLARA KARŞI MÜESSİR FİİLLER   –Madde 456(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim katil kasdiyle olmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlale yahut akli melekelerinde teşevvüş husulüne sebep olursa altı aydan bir seneye kadar hapsolunur.    Fiil, havastan veya azadan birinin devamlı zaafını yahut söz söylemekte devamlı müşkülatı veya çehrede sabit bir eseri yahut yirmi gün ve daha ziyade akli veya bedeni hastalıklardan birini veya bu kadar müddet mütat iştigallerine devam edememesini mucip olmuş veya hayatını tehlikeye maruz kılmış veya gebe bir kadın aleyhine işlenip de vaktinden evvel çocuk doğmasını intaç etmiş ise ceza iki seneden beş seneye kadar hapistir.    Fiil, kati veya muhtemel surette iyileşmesi kabil olmıyacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birini yahut havastan veya el yahut ayaklardan birinin veya söylemek kudretinin yahut çocuk yapmak kabiliyetinin zıyaını mucip olmuş veya azadan birinin tatilini yahut çehrenin daimi değişikliğini veya gebe bir kadına karşı ika olunup da çocuğun düşmesini intaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir.    Eğer fiil, hiçbir hastalığı veya mütat iştigallerden mahrumiyeti mucip olmamış yahut bu haller on günden ziyade uzamamış ise takibat icrası muntazarrırın şikayetine bağlı olmak şartiyle fail hakkında iki aydan altı aya kadar hapis veya 200 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.    Bu fiil, 457 nci maddede yazılı vasıtalarla işlenirse takibat icrası şikayete bağlı değildir.   Madde 457 –(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   456 ncı maddede yazılı fiillere 449 uncu maddenin birinci ve üçüncü bentlerinde yazılı hal inzimam eder yahut fiil gizli veya aşikar bir silah ile veya aşındırıcı ecza ile işlenmiş olursa asıl ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.    Eğer fiilde 450 nci maddenin 5 inci bendinde yazılı hal müstesna olmak üzere diğer bentlerindeki hallerden biri birleşirse bu birleşen fiil hakkında 78 inci madde hükmü cari olmak şartiyle ceza yarı nispetinde çoğaltılır.   –Madde 458(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Geçen maddelerde beyan olunan ahvalde fiil; netice itibarile failin asıl maksadını tecavüz etmiş olduğu takdirde ceza üçte birden yarısına kadar eksiltilir.   –Madde 459(Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)   Her kim tedbirsizlik veya dikkatsizlik yahud meslek ve sanatta acemilik veya nizam, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak bir şahsa cismen eza verecek veya sıhhatini ihlal edecek bir zarar iras eder yahud akli melekelerinde teşevvüş husulüne sebebiyet verirse:    1 – 456 ncı maddenin birinci ve dördüncü fıkralarındaki hallerde takibat icrası şikayete bağlı olmak şartile üç aya kadar hapis veya elli liraya kadar ağır para cezası,    2 – 456 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki hallerde üç aydan yirmi aya kadar hapis ve 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.    3 – Bir kaç kişi cürümden mutazarrır olmuş ise bir numaralı bendde hapis cezası altı ay ve ağır para cezası iki yüz liraya kadar, iki numaralı bendde hapis altı aydan otuz aya kadar ve ağır para cezası 150 liradan aşağı olmamak üzere hükmolunur.   (Ek fıkra: 16/07/1964 – 501/1 md.)Yukardaki fıkralarda beyan olunan cezalar, kusurun derecesine göre sekizde birine kadar indirilebilir.   – 456 ve 459 uncu maddelerin takibat icrası şikayete bağlı bulunan fıkralarında muharrer ahvalde müddeinin hüküm katileşinceye kadar davasından feragati hukuku amme davasını ortadan kaldırır.Madde 460   ÜÇÜNCÜ FASIL : GEÇEN FASILLARA AİT MÜŞTEREK HÜKÜMLER   – Yukarıdaki iki fasılda beyan olunan fiillerden birini aşağıda gösterilen mecburiyetlerle yapanlara ceza verilmez. Bu mecburiyetler:Madde 461    1 – 495, 496, 497, 499 uncu maddelerde beyan olunan fiillerden birinin faillerine yahut nehbu garet yapanlara karşı malını müdafaa etmek,    2 – Bir şahsın evine veya içinde adam oturur sair her türlü bina ve müştemilatına merdiven kurup çıkanları veya duvarını delenleri veya kapısını kıranları veyahut işbu mebani ve müştemilatına ateş koyanları; – bu fiiller gece vakti olmak veya gündüz olsa bile hane ve bina ve müştemilatı ücra bir mahalde bulunmak şartlariyle – içinde ikamet edenlerin emniyeti şahsiyelerince aklen varit bir endişe ve havfı ciddi mevcut olduğu takdirde defetmekdir.    Ancak bu maddenin bir numaralı bendinde beyan olunan ahvalde müdafaada ifrada gidilmiş ve hane ve sükna müştemilatına merdiven kırmak, kapı kırmak, duvar delmek fiillerinin faillerini defi için iki numaralı bentte yazılı şartlar mevcut bulunmamış olduğu halde asıl fiille mürettep ceza, ağır hapis hapse tahvil olunmak üzere üçte birden yarısına kadar indirilir.   –Madde 462(Mülga madde: 15/07/2003 – 4928 S.K./19. md.)   –Madde 463(Değişik madde: 21/01/1983 – 2787/19 md.)   448, 449, 450, 456, 457 nci maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok kimse birlikte yapmış olup da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan her birisi hakkında, fiil için tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunur. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezasını gerektiren fiillerde yirmi seneden, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren fiillerde onaltı seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası tayin olunur. Şu kadarki, bu hüküm fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.*1*   –Madde 464(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Yukarki maddede yazılı ahval müstesna olmak ve ferden irtikap edilmiş cürümler münasebetiyle hükmedilecek daha ağır cezalara halel gelmemek şartiyle bir kavgada bir şahıs ölmüş olur yahut yaralanmış bulunursa o şahsa karşı kavga esnasında el uzatmış olanlardan her biri aşağıdaki tertip dairesinde cezalandırılır:    1. Adam ölmüş veya ölümü intaç eden bir yara ika edilmiş ise iki seneden beş seneye kadar hapis;    2. Ahvali sairede ceza üç aydan iki seneye kadar hapistir. Şu kadar ki bu ceza fail hakkında münferiden cürüm işlemiş olması halinde verilecek cezanın yarısını tecavüz edemez;    3. Maktul ve mecruha karşı el dokundurmuş olmayıp da yalnız kavgaya dahil olanlar altı aya kadar hapsolunur;    4. Kavganın hudusuna sebebi asli olanlar hakkında yukarda beyan olunan cezalar üçte bir miktar artırılır.   –Madde 465(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimsenin veya bir şirketin hizmetinde bulunanlar tarafından vazife ve hizmet sırasında işlenen 455 ve 459 uncu maddelerde yazılı cürümlerden dolayı hükmedilecek tazminattan o kimse veya şirket malen mes’uldür.   Madde 466 –(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Kavgada korkutmak için silah çeken bir aydan altı aya ve silah boşaltan iki aydan bir seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   – İşbu iki fasılda yazılı cürümlerden dolayı zarar ve ziyan ve tazminat ve zararı manevi şahsi dava ikamesi halinde ayrıca hükmolunur.Madde 467   DÖRDÜNCÜ FASIL : ÇOCUK DÜŞÜRME VE DÜŞÜRTME CÜRÜMLERİ   Madde 468 –(Değişik madde: 24/05/1983 – 2827/9 md.)   Bir kadının rızası olmaksızın çocuğunu düşürten kimseye yedi yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının rızasıyla tıbbi nedenler mevcut olmadan çocuğunu düşürten kimseye iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Çocuğunu düşürmeye rıza gösteren kadına da aynı ceza verilir.    Birinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa, faile onbeş yıldan yirmi yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa sekiz yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    İkinci fıkrada yazılı fiil; kadının ölümüne neden olmuşsa, faile beş yıldan oniki yıla ve bedeni bir zarara neden olmuşsa üç yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis cezası verilir.    Gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunan kimse kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olmuşsa 452 nci ve 456 ncı maddeler hükümlerine göre cezalandırılır.   –Madde 469(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   (Değişik fıkra: 24/05/1983 – 2827/10 md.)Gebelik süresi on haftadan fazla olan çocuğunu isteyerek düşüren kadına bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.    Yukarıki fıkrada yazılı cürme iştirak halleri dışında gebe bir kadını, çocuk düşürmeğe yarayacak vasıta tedarik etmek suretile çocuğu düşürmeğe tahrik eden kimse altı aydan iki seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır.   –Madde 470(Değişik madde: 24/05/1983 – 2827/11 md.)   Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse, gebelik süresi on haftadan az olan bir kadına rızasıyla düşük yaptırdığı takdirde iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil kadının ölümüne veya bedeni bir zararına sebep olmuşsa, fail ayrıca 452 nci ve 456 ncı maddeler hükümlerine göre cezalandırılır.    Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse 468 inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü fıkralarında öngörülen fiilleri işlediği takdirde cezası üçte bir oranında artırılır.    Rahim tahliye etme yetkisi olmayan bir kimse; gebe sanılan bir kadına çocuğunu düşürtmek için ilaç, gereç tedarik eder veya gebe sanılan bir kadın üzerinde rızası olmaksızın çocuk düşürme amacıyla bazı fiillerde bulunur ve kadının ölümüne veya bedeni zararına sebep olursa, 452 nci ve 456 ncı maddeler hükümlerine göre cezalandırılır. Fiil kadının rızası ile işlenmişse verilecek ceza üçte bir oranında indirilir.   –Madde 471(Değişik madde: 24/05/1983 – 2827/12 md.)   Bir erkek veya bir kadın üzerinde rızası olmaksızın sterilizasyon yapan kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil erkeğin veya kadının ölümüne veya bedeni bir zararına sebep olmuşsa fail ayrıca 452 nci ve 456 ncı maddeler hükümlerine göre cezalandırılır.Eğer bu fiil sterilizasyon ameliyatı yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa ceza üçte bir oranında artırılır.    Sterilizasyon ameliyatı yapma yetkisi olmayan bir kimsenin, kişinin rızasıyla sterilizasyon ameliyatı yapması halinde faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Fiil kişinin ölümüne veya bedeni bir zarara sebep olmuşsa fail ayrıca 452 nci ve 456 ncı maddeler hükümlerine göre cazalandırılır.   –Madde 472(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   471 inci madde dışında bu fasılda yazılı olan fiiller kendisinin veya akrabasının şeref ve namusunu kurtarmak için işlenmiş ise verilecek ceza yarıdan üçte ikiye kadar indirilir.   (İkinci fıkra mülga: 24/05/1983 – 2827/13 md.)   BEŞİNCİ FASIL : ÇOCUKLARI VEYA KENDİLERİNİ İDAREYE MUKTEDİR OLMAYANLARI VEYA TEHLİKEDE BULUNANLARI KENDİ HALİNE TERKETMEK CÜRÜMLERİ   – Her kim muhafazası kendisine ait olan on iki yaşından aşağı bir sabiyi veya müptela olduğu akıl veya beden hastalığından dolayı kendisini idare edemiyen bir kimseyi kasten kendi başına terkeder ise üç aydan otuz aya kadar hapse mahkum olur.Madde 473    Eğer bu terk fiilinden o kimsenin vücuduna veya sıhhatına büyük bir zarar gelmiş veya aklı teşevvüşe uğramış ise failin cezası beş seneye ve telef vukua gelmiş ise on seneye kadar ağır hapistir.   – Aşağıda gösterilen hallerden biri varsa yukarki maddede yazılı cezalar üçte bir miktarı çoğaltılır. Bu haller:Madde 474    1 – Terkolunan mahallin insandan hali bulunması,    2 – Bir şahsın kendi meşru evladını veya kendinden olduğunu ikrar eylediği çocuğunu veya evlatlığa kabul ettiği bir çocuğu veya bunların o kimseyi terketmiş olmasıdır.   -Yukarıdaki maddelerde gösterilen terk fiilleri kendisinin veya karısının veya anasının veya evlat ve ahfadının veya kız kardeşinin namusunu kurtarmak için doğumundan henüz beş gün geçmemiş gayri meşru bir çocuk aleyhine işlenmiş olursa fail hakkında mezkur maddelerde yazılı cezalar altıda birden üçte bire kadar indirilir.Madde 475   – Bir kimse yedi yaşından aşağı bir sabiyi veya müptela olduğu akıl veya beden hastalığından dolayı kendini idare edemiyen bir kimseyi terkedilmiş bulupta derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal ederse beş liradan elli liraya kadar ağır cezayi nakdi ile cezalandırılır.Madde 476    Bir mecruha veya sair tehlikede bulunan bir kimseye yahut ölü veya ölüye benzer bir cesede tesadüf edip te mümkün olan yardımı yapmakta veya derhal ait olduğu daireye veya Hükümet memurlarına malumat vermekte ihmal eden kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur.   ALTINCI FASIL : TERBİYE VE İNZİBAT VASITALARININ SUİİSTİMALİ VE AİLE EFRADINA KARŞI FENA MUAMELE   – Her kim idaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veyahut bir meslek ve sanatı öğretmek için kendisine tevdi olunan şahsın üzerinde haiz olduğu terbiye hakkını veya itaat ettirmek salahiyetini suiistimal ile o şahsın sıhhatinin muhtel veya bir tehlikeye maruz olmasına sebep olursa on sekiz aya kadar hapsolunur.Madde 477   –Madde 478(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarıki maddede beyan olunan haller haricinde ailesiyle birlikte yaşayan on iki yaşından aşağı bir çocuğa veya aile efradından birine rahim ve şefkatle kabili telif olmıyacak surette fena muamelelerde bulunan şahıs otuz aya kadar hapsolunur.    Bu fena muamele neseben ve sıhren usul ve fürudan biri aleyhine vaki olursa ceza üç aydan üç seneye kadardır.    Bu muameleyi karı kocadan biri öbürü aleyhine yapmış ise takibat icrası mutazarrırın şikayetine bağlıdır. Mutazarrır küçük ise evlenmeden evvel üzerine hakkı velayet veya vesayeti olanlar da şikayette bulunabilir.   – Geçen iki maddede beyan olunan ahvalde mahkumiyetin neticesi olmak üzere fiil usulden biri tarafından yapılmış, ise aleyhinde cürüm işlenen kimsenin şahsı ve emvali üzerinde velayeti itibariyle haiz olduğu bilcümle kanuni hakların ziyana ve eğer cürüm vasi tarafından irtikap edilmiş ise vesayetten azliyle beraber vesayete taalluk eden bütün diğer vazaifin refine dair karar vermek mahkemenin takdirine bağlıdır.Madde 479   YEDİNCİ FASIL : HAKARET VE SÖVME CÜRÜMLERİ   –Madde 480(Değişik madde: 11/05/1988 – 3445/3. md.)   Her kim, toplu veya dağınık ikiden ziyade kimse ile ihtilat ederek diğer bir şahıs hakkında bir maddei mahsusa tayin ve isnadı suretiyle halkın hakaret ve husimetine maruz kılacak yahut namus ve haysiyetine dokunacak bir fiil isnat ederse, üç aydan üç seneye kadar hapis ve yüzbin liradan birmilyon liraya kadar ağır para cezasına mahkum olur.    Bu fiil, kendisine tecavüz olunan kimse yalnız olsa bile huzurunda yahut kendisine hitaben yazılıp gönderilmiş bir mektup; telgraf, resim veya herhangi bir yazı veya telefonla işlenirse, failin göreceği ceza dört aydan üç seneye kadar hapis ve yüzellibin liradan birmilyonbeşyüzbin liraya kadar ağır para cezasıdır.    Kendisine tecavüz olunan kimsenin huzuruyla beraber alenen vaki olursa, ceza beş aydan üç seneye kadar hapis ve ikiyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezasıdır.    Bu cürüm, umuma neşir veya teşhir olunmuş yazı veya resim veya sair neşir vasıtası ile irtikap olunmuş ise, failin göreceği ceza altı aydan üç seneye kadar hapis ve üçmilyon liradan yirmibeşmilyon liraya kadar ağır para cazasıdır.   –Madde 480/a(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/11 md.)   Bu Kanunun 158, 159, 268 ve 480 inci maddelerinde yazılı hakaret suçları tahrif edilmiş vesikaya dayanılmak suretiyle işlendiği takdirde, faillere yukarıdaki maddelerde yazılı cezalara ilaveten ikimilyon liradan beşmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.   –Madde 481(Değişik madde: 29/11/1960 – 144/1 md.)   Geçen maddede beyan olunan cürmün faili beraat etmek için isnat ettiği fiilin sıhhatini veya şayi veya mütevatır olduğunu ispat etmek isterse bu iddiası kabul olunmaz.    Ancak isnat edilen fiilin hakikat olduğunu ispat talebi:    1 – Tecavüz olunan şahıs bir memur veya kamu hizmeti gören bir kimse olup da 266, 267 ve 268 inci maddelerde beyan olunan haller müstesna olmak üzere isnat olunan fiil icra ettiği memuriyete veya gördüğü kamu hizmetine taalluk eylediği,    2 – İsnat olunan fiilden dolayı tecavüz olunan şahıs hakkında kovuşturma icrasına başlanmış olduğu,    3 – İsnat edilen fiilin ispatında kamu yararı bulunduğuna mahkemece karar verildiği,    4 – Müşteki ikame ettiği davadan dolayı icra kılınan yargılamayı kendisine isnat olunan fiilin sıhhat ve ademi sıhhatına dahi teşmil etmeyi açık olarak bizzat talep eylediği, takdirde kabul olunur.    Hakikatı maddenin ispatı talebi, müşteki özel bir soruşturma veya yargılama usulüne tabi veya başka bir mercide yargılanması gereken bir kimse olsa dahi, hakaret davasına bakan mahkemece kabul ve tetkik olunur.    İspat talebinin kabulüne karar verilmesini müteakip 15 gün içinde bu talepte ilgili bütün deliller ikame ve varsa vesikaların asıl veya suretleri mahkemeye tevdi olunur.    İkame ve ibraz olunan delil ve vesikalar beş gün içinde mukabil delillerini ikame ve vesikalarını ibraz etmek üzere müştekiye ve Cumhuriyet Savcısına tebliğ olunur.    Taraflar bu suretle iddia ve delillerini bildirdikten sonra mahkeme duruşma için en yakın bir gün tayin eder. Zaruret olmadıkça müteakip talikler bir haftayı geçemez.    İsnat ispat olunur veya bundan dolayı isnatda bulunan şahıs mahkum edilirse sanık hakkında dava ve ceza düşer.   (Değişik fıkra: 11/05/1988 – 3445/4. md.)İsnat, ispat olunmadığı takdirde faile 480 inci maddede yazılı para cezaları on misli, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar yarısı oranında artırılarak hükmolunur.   (Değişik fıkra: 11/05/1988 – 3445/4. md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 19/09/1991 tarih ve E.1991/2, K.1991/30 sayılı Kararıyla.)   Şu kadar ki, bu maddedeki istisnaların uygulanması için tecavüzün aşağıdaki maddede bildirilen cürmü teşkil etmemesi icap eder.    İspat iddiası, yasama organları üyeleri seçimlerinde oy verme gününden önceki 30 gün içinde kabul olunmaz.   –Madde 482(Değişik madde: 11/05/1988 – 3445/5. md.)   Her kim, toplu veya dağınık ikiden ziyade kimse ile ihtilat ederek her ne suretle olursa olsun bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine taarruz eylerse üç aya kadar hapis ve ellibin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezasiyle mahkum olur.    Bu fiil, kendisine tecavüz olunan kimse yalnız olsa bile huzurunda yahut kendisine hitap edilen veya hitap edildiği anlaşılan telgraf, telefon, mektup, resim veya herhangi bir yazı vasıtasıyle işlenirse, failin göreceği ceza onbeş günden dört aya kadar hapis ve yüzbin liradan birmilyon liraya kadar ağır para cezasıdır.    Kendisine tecavüz olunan kimsenin huzuriyle beraber alenen vaki olursa ceza bir aydan altı aya kadar hapis ve yüzellibin liradan birmilyonbeşyüzbin liraya kadar ağır para cezasıdır.    Fiil, 480 inci maddenin dördüncü fıkrasında beyan olunan vasıtalardan biriyle işlenirse failin göreceği ceza üç aydan bir seneye kadar hapis ve ikimilyon liradan onbeşmilyon liraya kadar ağır para cezasıdır.   Madde 483 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Yukarıki maddede beyan olunan cürüm noter gibi usulü dairesinde hidematı ammeden biri ile muvazzaf bulunan şahıslardan birinin huzurunda ve ifa ettiği memuriyetten dolayı işlenmiş olursa fail hakkında altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.    Adli veya siyasi veya mülki veya askeri bir heyet veya siyasi bir parti yahut amme menfaatine hadim bir cemiyet veya müesseseye tecavüz ve hakarette bulunanlar, fiillerinin mahiyetine göre 480 veya 482 nci maddelerde yazılı cezalarla cezalandırılırlar.   Geçen maddelerde beyan olunan cürümlerin irtikabında kendine tecavüz olunan kimsenin ismi sarahaten zikredilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile eğer mahiyetinde ve müddeinin şahsına matufiyetide tereddüt edilemiyecek derecede karineler varsa hem ismi zikredilmiş hem de azviyat tasrih kılınmış gibi muamele olunur.Madde 484 –   – Kendisine tecavüz olunan şahıs 480 ve 482 nci maddelerde yazılı cürümlere kendi haksız hareketiyle sebebiyet vermiş ise failin cezası üçte birden üçte ikiye kadar azaltılır.Madde 485    Eğer iki taraf karşılıklı olarak birbirini tahkir etmiş bulunursa mahkeme icabına göre iki taraf veya hangi tarafın sebebiyet verdiğini nazara alarak yalnız biri hakkında cezayi iskat edebilir.    Şahsı hakkında şiddet kullanılmasından dolayı hakaret eden kimsenin hareketi cezayı müstelzim değildir.   Madde 486 –(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha veya sair evrakın yahut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz.    Dava ile ilgili olmıyan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarki fıkra hükmünden hariçtir.    Birinci fıkrada yazılı hallerde salahiyetli kaza mercilerince kanunen muayyen olan inzibati tedbirlerden maada tecavüze uğrayanın talebi üzerine tazminata hükmedilebileceği gibi hakareti mutazammın yazı ve sözlerin evrak ve zabıtlardan kısmen veya tamamen kaldırılmasına da karar verilebilir.   – Bu fasılda beyan olunan cürümlerden birinin irtikabından dolayı hüküm sudurunda mahkeme cürmün icrasına vasıta olan yazı ve resim ve sairenin müsaderesini ve ortadan kaldırılmasını emreder. Ortadan kaldırılamıyan yazılar üzerine fıkrai hükmiyeyi tahşiye eyler.Madde 487    Masarifi mahkum tarafından tesviye olunmak üzere müştekinin talebiyle hüküm hulasası mahkeme tarafından tayin olunacak nihayet üç gazetede bir veya iki defa neşrolunur.   –Madde 488(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bu fasılda beyan olunan cürümlerden dolayı takibat icrası kendisine tecavüz olunan şahıs tarafından şikayetname verilmesine bağlıdır.    Eğer kendisine tecavüz olunan kimse şikayetname vermezden evvel vefat eder veya bu cürümler ölmüş bir adamın hatırasına karşı irtikab olunursa bundan dolayı müteveffanın karısı ve usul ve füruu veya kardeş ve kız kardeşleri ve usul ve füruu derecesinde sıhri akrabası ve doğrudan doğruya veresesi bulunan kimseler tarafından şikayetname verilebilir.    Adli veya siyasi veya mülki veya askeri bir heyet veya siyasi bir parti, yahut amme menfaatine hadim bir cemiyet veya müessese aleyhinde vukubulan tecavüz ve hakaret fiillerinden dolayı takibat yapılması heyet reislerinin veya parti veya cemiyet mümessillerinin taleblerine bağlıdır.   – Davacının hüküm katileşinceye kadar davasından vazgeçmesi ile hukuku amme davası sakıt olur.Madde 489   –Madde 490(Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)   Bu fasılda beyan olunan cürümlerden dolayı açılacak dava altı ay geçmesile ortadan kalkar.   ONUNCU BAP : MAL ALEYHİNDE CÜRÜMLER   BİRİNCİ FASIL : HIRSIZLIK   –Madde 491(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.   (Ek fıkra: 06/06/1991 – 3756/12 md.)Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır.    Hırsızlık:    1. Resmi dairelerde ve evrak mahzenlerinde bulunan, Devlete ait mal ve evrak veya umumi müesseselerde muhafaza olunan yahut diğer mahallerde bulunup menafii umuma ait olan eşya hakkında vukubulursa;    2. Adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında işlenirse;    3. Hırsızla malı çalınan arasında hizmet veya bir iş yapmak veya bir yerde muvakkat olsun birlikte oturmak yahut karşılıklı nezaket icaplarından ileri gelen itimadı suiistimal neticesi olarak sıyanetine terk ve tevdi olunmuş eşya hakkında işlenirse;    4. Gündüzün bir bina içinde veya duvarla çevrilen müştemilatına girilerek işlenirse;    5. Mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan ve haklarında 492 nci maddenin 9 uncu fıkrasının tatbiki mümkün olmıyan hayvanları bu yerden almak suretiyle işlenirse; cezası bir seneden beş seneye kadar hapistir.    Bu maddede yazılı suçlar ikiden fazla kimseler tarafından birlikte yapılır yahut suçun işlemesinde yukarda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse cezanın aşağı haddi iki sene hapistir.   –Madde 492(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Hırsızlık:    1. Geceleyin bir bina içinde yahut süknaya mahsus bir yerde veya müştemilatında işlenirse;    2. Kanunen veya Hükümetin emri ile resmen mühür altına alınmış şeyler hakkında işlenirse;    3. Çalınan şey umumi bir felaket ve musibetin tesir ve neticesini gidermek veya hafifletmek maksadiyle hazırlanmış eşya hakkında olur yahut umumi musibet veya heyacandan yahut mal sahibinin uğradığı hususi bir felaketten mütevellit kolaylıktan istifade suretiyle yapılırsa;    4. Mezarlıkların veya mahfuz mezarların muhafaza veya tezyini için konulmuş yahut cesetle gömülmüş eşya hakkında işlenirse;    5. İbadet olunan yerde mabede ait eşya hakkında işlenirse;    6. Her nevi nakil vasıtaları içinde seyahat eden yolcuların eşya ve parası hakkında yahut umuma mahsus nakliye vasıtalarını işletmekte bulunan idarelerin dairelerinde veya istasyon ve iskele ve meydanlarında veya mabetlerin içinde yapılırsa;    7. Yankesicilik suretiyle işlenirse;    8. Ormanlarda kesilmiş odunlar ve istif edilmiş kereste ve ağaçlar ve sair yerlerde koparılmış veya biçilmiş ve lüzumuna göre açıkta bırakılmış olan mahsuller ve tarlalarda bırakılmış ziraat aletleri hakkında işlenirse;    9. Meskun bir hanenin doğrudan doğruya müştemilatından olan veya duvarla çevrilmiş bulunan yerlerindeki hayvan hakkında işlenirse;    Suçlu iki seneden beş seneye kadar hapsolunur.   (Ek fıkra: 28/09/1971 – 1490/13 md.)Hırsızlık enerji naklini veya haberleşme tesislerinin irtibatını sağlayan tel, kablo veya benzeri iletkenler hakkında işlenirse fail üç seneden beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   (Ek fıkra: 28/09/1971 – 1490/13 md.)Bu maddede yazılı suçlar ikiden fazla kimseler tarafından birlikte yapılır yahut suçun işlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse cezanın yukarı haddi verilir.   Madde 493 –(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Hırsızlık:    1 – Hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere kaldırmak için duvar, kapı, pencere, demir parmaklık, kasa ve sandık gibi şahısları veya malları muhafaza için sağlam maddelerle ve muhkem surette yapılmış şeyleri yıkmak, devirmek, kırmak, delmek veya mahvetmek veyahut suni vasıtalarla veya şahsi çeviklik sayesinde bertaraf edilebilen maniaları kaldırarak veya aşarak hane ve sair yerlere girmek suretiyle işlenirse;    2. Cürmü işlemek veya çalınmış eşyayı başka yere kaldırmak için taklit anahtar yahut sair aletler kullanarak veya sahibinin terk veya kaybettiği anahtarı elde ederek yahut haksız yere elinde bulundurduğu asıl anahtarla bir kilidi açarak işlenirse;    3. Kıyafet değiştirerek işlenirse;    4. Salahiyeti olmaksızın resmi sıfat takınarak yapılırsa;   (Değişik cümle: 12/06/1979 – 2248/20 md.)Cezası üç seneden sekiz seneye kadar hapistir.   (Değişik fıkra: 06/06/1991 – 3756/13 md.)Bu maddede yazılı suçlar ikiden fazla kimseler tarafından birlikte yapılır yahut suçun işlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse veya sıvı yahut gaz halindeki yakıtları nakleden boru hatlarından veya bunların depolarından işlenirse cezanın yukarı haddi verilir. Yakıt boru hatlarının yakıtın kaybına yol açacak şekilde delinmiş veya tahrip edilmiş olması halinde fiil tamamlanmış sayılır.   –Madde 494(Değişik madde: 06/06/1991 – 3756/14 md.)   Hırsızlık;    1. Geçici olarak kısa bir süre kullanılıp zilyedine iade edilen veya zilyedin kolaylıkla bulabileceği bir yere bırakılan veya iade edilmek üzere alındığı açıkça anlaşılan ve ücret karşılığı yük ve yolcu taşımacılığına tahsis edilmiş olmayan özel bir ulaşım aracı,    2. Failin müşterek veya iştirak halinde mülkiyetine sahip olduğu mal,    3. Zaruret haline ulaşmayan ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için bir mal,    4. Hasadı veya bozumu yapılmış veya mahsulü toplanmış olmakla beraber henüz tamamı ile kaldırılmamış olan tarladaki başaklar veya bağ kütüklerinde yahut ağaçlarda kalmış mahsuller,    Hakkında işlenirse, faile iki aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.    Yukarıdaki bentlerde yazılı hallerde cürmün kovuşturulması şikayete bağlıdır.   İKİNCİ FASIL : YAĞMA VE YOL KESMEK VE ADAM KALDIRMAK   –Madde 495(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   (Değişik fıkra: 28/09/1971 – 1490/14 md.)Her kim, menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sukut etmeye mecbur kılarsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.    Bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itmam etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.   –Madde 496(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/15 md.)   Her kim, bir kimseyi cebir ve şiddet kullanarak veya şahsan veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o kimsenin yahut başkasının zararına hukukça hükmü haiz bir senedi vermeye veya imza etmeye yahut koparıp mahvetmeye mecbur bırakılırsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.   –Madde 497(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   (Değişik fıkra: 28/09/1971 – 1490/16 md.)Yukarıdaki maddelerde beyan olunan cürümler, geceleyin veya silah ile tehdit ederek işlenirse onbeş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası verilir.    Bu fiiller, yol kesmek suretiyle veya içlerinden velev birisi görünür şekilde silahlı bulunan ikiden ziyade kimseler yahut kıyafetini tebdil etmiş olan şahıslar tarafından işlenirse ağır hapis cezası 20 seneden aşağı olamaz.   –Madde 498(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/17 md.)   Bir kimse, her ne suretle olursa olsun hayat veya ırz veya mal hakkında büyük bir zararla korkutularak yahut Hükümet tarafından verilmiş gibi emir göstererek başkasını para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet göndermeye veya bir mahalle koymaya veya bunların kendi eline geçmesini temin etmeye mecbur kılarsa onbeş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.   –Madde 499(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/18 md.)   Her kim, para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için bir kimseyi hapseder yahut dağa veya tenha bir mahalle kaldırırsa, maksadına nail olmamış ise onbeş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Maksadına nail olmuş ise cezanın yukarı haddi hükmolunur.    (Değişik fıkra: 21/11/1990 – 3679/24 md.) Her kim, birinci fıkrada gösterilen fiili siyasi veya sosyal maksatlarla veya resmi makamları bir işi yapmaya veya yapmamaya icbar için işlerse müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılır.   –Madde 500(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/19 md.)   Her kim, 64 ve 65 inci maddelerde beyan olunan ahvalin maadasında evvelce Hükümete haber vermeksizin adam kaldırma cürmünden maksud olan şeyi elde etmek için şifahi veya tahriri muhabere naklederse üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur.   – Bir şahsın herhangi bir vasıta ile kendini bilmiyecek veya müdafaa edemiyecek hale getirilmesi dahi hırsızlık cürmünden cebir ve şiddet sayılır.Madde 501   – Ceza Kanununun tatbikatında gece vakti, güneş batmasından bir saat sonra başlar ve güneş doğmasından bir saat evvele kadar devam eder.Madde 502   ÜÇÜNCÜ FASIL : DOLANDIRICILIK VE İFLAS   –Madde 503(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/25 md.)    Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir.    Fiili, mağdurda esasen var olan hatadan, hile ve desise kullanmak suretiyle yararlanarak gerçekleştiren kişi hakkında da birinci fıkrada yazılı ceza uygulanır.   –Madde 504(Değişik madde: 21/11/1990 – 3679/26 md)   Yukarıdaki maddede belirtilen dolandırıcılık suçu;    1. Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,    2. Sigorta bedelini almak maksadıyla,    3. Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesinin haberleşme araçlarını veya banka veya kredi kurumlarını veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunu vasıta olarak kullanmak suretiyle,    4. Yurt dışında iş bulmak, ikamet izni veya vize almak bahanesiyle,    5. Bir kimseyi içinde bulunduğu tehlikeli veya zor durumdan kurtarmak bahanesiyle,    6. Bir kimseyi askerlikten tamamen veya kısmen kurtarmak bahanesiyle,    7. Kamu kurum ve kuruluşlarının veya kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına olarak,    8. Meslek ve görevlerini yaptıkları sırada avukatlar, dava vekilleri, vekiller veya kurum yöneticileri tarafından,    İşlenirse, faile iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve sağladığı haksız menfaatin iki misli kadar ağır para cezası verilir.    Suçun işlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse hapis cezasının asgari haddi üç yıl ağır hapistir.   – Her kim, kendisinin yahut başkasının menfaatine olarak bir sabi veya mahcurun veya ehil olmayan kimsenin ihtiyaçlarını veya heveslerini veya tecrübesizliğini suistimal ile onlardan birinin veya aharının mazarratına hukukça hükmü havi bir senet alırsa veren şahsın hukuki ehliyeti haiz olmamasından dolayı bu senet hükümsüz sayılmakla beraber faili bir seneden beş seneye kadar hapis olunur ve yüz liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdi alınır.Madde 505   –Madde 506(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Hileli müflisler hakkında iki seneden beş seneye kadar ağır hapis cezası verilir.   Madde 507 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Taksiratlı müflisler bir aydan iki seneye kadar hapsolunur.   DÖRDÜNCÜ FASIL : EMNİYETİ SUİSTİMAL   –Madde 508(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Her kim başkasına ait olupta iade veya muayyen bir suretle istimal etmek üzere kendisine tevdi veya her ne namla olursa olsun teslim olunan bir şeyi kendisinin veya başkasının menfaatine olarak satar veya rehneder veya sarf ve istihlak eder yahut ketim ve inkar eyler veyahut tahvil ve tağyir ederse mutazarrır olan kimsenin şikayeti üzerine iki aydan iki seneye kadar hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasiyle cezalandırılır.   –Madde 509(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Bir kimse iade veya muayyen bir suretle istimal etmek üzere kendisine tevdi olunan imzalı ve yazısız bir kağıda sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazar veya yazdırır yahut elinde bedelsiz olarak kalmış olan bir senedi istimal ederse mutazarrır olan kimsenin şikayeti üzerine üç aydan üç seneye kadar hapis ve yüz elli liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasına mahkum olur.    Bu imzalı ve yazısız kağıd esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayıp da bertakrib ele geçirerek birinci fıkradaki cürmü işlemiş ise altıncı babın üçüncü ve dördüncü fasıllarında beyan olunan ahkama göre ceza verilir.   – Geçen iki maddede yazılı cürümler meslek ve sanat veya ticaret veya hizmet sebebiyle veya emanetçi sıfatiyle veyahut idare etmek için kendisine tevdi olunan veya teminat olarak teslim edilen şeyler üzerinde yapılırsa faili hakkında bir seneden beş seneye kadar hapis cezası tertip olunur ve şikayetname itasına hacet kalmaksızın takibat yapılır.Madde 510   1 – Kaybolmuş bir şeyi bulup ta bulunmuş eşyanın mülkiyetini iktisap hakkında Kanunu Medenide yazılı ahkama riayet etmeksizin temellük iddiasına kıyam eyliyen,Madde 511 –    2 – Başkasına aitolup ta bir hata veya tesadüf neticesi olarak eline geçen bir malda mülkiyet iddia eden,    Kimseler mutazarrırın şikayeti üzerine bir seneye kadar hapse ve yüz liraya kadar ağır cezayi nakdiye mahkum olur.    Eğer mücrimin bu eşya sahibi kim olduğunu bildiği tahakkuk ederse ceza iki seneye kadar uzar.   BEŞİNCİ FASIL : EŞYAYI CÜRMİYEYİ SATIN ALMAK VE SAKLAMAK   –Madde 512(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md )   Her kim 296 ncı maddede beyan olunan haller haricinde kendisi cürmün irtikabına iştirak etmeksizin bir cürümden hasıl olan para veya sair eşyayı bilerek kabul eder veya saklar yahut satın alır yahut her ne suretle olursa olsun kabul etmek ve saklamak ve satmak hususlarında tavassut eylerse üç seneye kadar hapis ve beş yüz liraya kadar para cezasiyle cezalandırılır. Şu kadar ki tayin edilecek ceza asıl fiil için verilecek cezanın üçte birini geçemez.    Eğer fail bu fiili itiyat etmiş takımından ise bir seneden aşağı olmamak üzere muvakkat sürgün cezasiyle beraber yüz liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezasına mahkum edilir.   ALTINCI FASIL : HAKKI OLMAYAN YERLERE TECAVÜZ   –Madde 513(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, başkasının mutasarrıf olduğu emlak ve araziyi tamamen veya kısmen zapt ve tasarruf etmek veya bunlardan intifa eylemek için o arazi ve emlakin hudutlarını değiştirir veya bozarsa iki aydan iki seneye kadar hapsolunur ve 150 liradan 1000 liraya kadar ağır para cezası alınır.    Köy hükmi şahsiyetine ait olduğunu veya öteden beri köylünün müşterek istifadesine terkedilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi gayrimenkulleri kısmen veya tamamen zapt ve tasarruf eden veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar tatbik olunur.    Hakkı olmıyan bir menfaat elde etmek için umumi veya hususi suların mecrasını değiştiren kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.   Yukarıki maddede beyan olunan fiiller, şahıslara karşı cebir ve şiddet veya tehdit ile veya içlerinden velev birisi silahlı olmasa bile on kişiden fazla şahıslar tarafından işlenmiş ise ceza bir seneden beş seneye kadar hapis ve yüz liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdidir.Madde 514 –   – Şahıslara karşı cebir ve şiddet kullanarak bir şahsın emlak ve arazisinden istifadesine mani olan kimse bir seneye kadar hapis ve on beş liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.Madde 515    Eğer bu cürüm, içlerinden velev birisi silahlı olan bir kaç kişi yahut silahlı olmasa bile on kişiden fazla şahıslar tarafından ika olunursa ceza bir seneden üç seneye kadar hapis ve elli liradan yüz liraya kadar ağır cezayı nakdidir.   YEDİNCİ FASIL : NASI İZRAR   Madde 516 –(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/12 md.)   Bir kimse her ne şekilde olursa olsun diğer bir kimsenin taşınır veya taşınmaz malını yıkar veya yok eder veya bozar ya da bunlara zarar verirse zarar görenin şikayeti üzerine bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.    Eylem:    1. Görevinden ötürü öç almak amacıyla bir memurun zararına,    2. Kişilere karşı şiddet kullanarak veya 493 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen araçlardan biri ile,    3. Kamuya ait veya kamu hizmetine veya bir din ve mezhebin ibadetine ayrılmış yapılara veya bunların eklentilerine veya taşınır nitelikteki eşya veya parçalarına ya da askeri yapılar, depolar, tersaneler, fabrikalar, gemiler ya da anıtlar veya heykeller veya eski yapıtlar veya mezarlık ve eklentileri,    4. Setler ya da felaketlere karşı kamunun korunması amacıyla yapılmış koruma araçları ve diğer yapı ya da bir kamu hizmetine ayrılan gereçler ve işaretler,    5. Kanal veya sulamaya ait her türlü doğal veya yapay su yatakları ve bu tür diğer yapılar,    6. Dikilmiş bağ çubukları veya meyveli ağaç veya fidanlar ile gezi yerleri veya alanlardaki ağaçlar,    7. Yakıcı veya patlayıcı maddeler kullanılarak motorlu taşıt araçları,    Üzerinde işlenirse failin göreceği ceza, eylemin özelliğine veya meydana gelen tehlikenin veya zararın ağırlığına veya yıkılan veya bozulan veya zarar verilen şeyin önemine veya değerine göre bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin liradan yirmibeşbin liraya kadar ağır para cezasıdır.(Değişik cümle: 05/02/2003 – 4806 S.K./3. md.)Ancak eylem, ceza infaz kurumları ve tutukevlerine ait bina, araç, gereç veya tesislerine karşı işlenirse veya 7 nci bentteki halde hapis cezası üç yıldan az olamaz.    Bu eylemler hakkında kovuşturma yapılması şikayete bağlı değildir.   –Madde 517(Değişik madde: 07/06/1979 – 2245/13 md.)   Yukarıdaki maddede belirtilen eylemler Hükümete karşı şiddet veya karşı gelme amacı ya da beş ve daha çok kişinin birleşmesiyle işlenirse, eyleme katılanlar hakkında verilen ceza birinci fıkradaki hallerde üçte bir, ikinci fıkradaki hallerde ise yarı oranında artırılır.    Bu hallerde kamu adına kovuşturma yapılır.   Madde 518 –(Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)   Her kim bigayrihakkın başkasının arazisine veya bağ ve bahçesine hayvan sokarak veya orada bırakarak bir zarar ika ederse mutazarrırın şikayeti üzerine bu faslın birinci maddesinin ilk fıkrası hükmüne tevfikan ceza görür.    Fail yalnız otlatmak maksadile aharın arazisine hayvan sokmuş veya girmesine göz yummuş ise diğer tarafın şikayeti üzerine göreceği ceza üç aya kadar hapis ve elli liraya kadar ağır para cezasıdır.    Kayıdsızlık ve teseyyüp eserile bir kimsenin muhrez veya mezru olan arazisine veya bağ ve bahçesine hayvan girmesine sebep olanlar zarar görenin şikayeti üzerine on beş günden bir aya kadar hafif hapse veya on liradan otuz beş liraya kadar hafif para cezasına mahkum olur.   Madde 519 –(Değişik madde: 08/06/1933 – 2275/1 md.)   Yukarıdaki maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı fiillerden tevellüt eden zarar, hayvanı sokan veya girmesine sebep olan şahsa müracaat hakkı olmak üzere hayvan sahibine tazmin ettirilir. Birkaç kimseye ait olarak bir yerde otlatılan hayvanların bir veya bir kaçının yaptıkları zarar birlikte otlayan hayvanların sahiplerine garameten tazmin ettirilir.   – Her kim, başkasının hendek veya sabit çit veya daimi parmaklık ile çevrilmiş olan yerine duhule hakkı olmadığı halde keyfi olarak girer veya bu yerden geçerse sahibinin şikayeti üzerine on beş güne kadar hafif hapse veya on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 520    Bu fiilin tekerrürü halinde failin göreceği ceza bir aya kadar hafif hapistir.   – Her kim, bila mucip başkasına ait olan bir hayvanı öldürür veya işe yaramayacak hale koyarsa sahibinin şikayeti üzerine dört aya kadar hapis ve yüz liraya kadar ağır cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 521    Eğer ika olunan zarar, hafif ise yalnız otuz liraya kadar ağır cezayı nakdi ile iktifa olunabilir.    Eğer hayvanın yalnız kıymetine noksan gelmiş ise hapis cezası bir aya ve cezayi nakdi otuz liraya kadardır.    Tarla ve arazisine kuş veya kümes hayvanları girmiş olan şahıs bunları zarar ika ederken görüpte öldürürse cezaen mesul olmaz.   SEKİZİNCİ FASIL : KARŞILIKSIZ YARARLANMA   Madde 521/a –(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/16 md.)   Ödeme yeteneği olmadığını bildiği halde;    1. Ücreti karşılığı hizmet veren pansiyon, otel ve han gibi geçici ikamete tahsis edilmiş yerlerde kalan,    2. Ücreti karşılığı hizmette bulunan lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içen,    3. Taksi ve benzeri ulaşım araçlarında kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtan,    Ve ödemede bulunmayan kimseye onbeş günden üç aya kadar hapis ve borçlu olunan miktarın on katı kadar ağır para cezası verilir.    Bu maddedeki suçların kovuşturması şikayete bağlıdır.   Madde 521/b –(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/17 md.)   Ancak bedeli ödendiği takdirde hizmet elde edilebilecek otomatik aletlerden, ödeme yapmadan yararlanan kimseye, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde onbeş günden üç aya kadar hapis veya yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezası verilir.   DOKUZUNCU FASIL : GEÇEN FASILLAR ARASINDA MÜŞTEREK HÜKÜMLER   – Onuncu babda beyan olunan cürümlerin işlenmesinde cürmün mevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın kıymeti pek fahiş ise mahkeme cürme mahsus olan cezayı yarısına kadar artırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.Madde 522    Kıymet tayini için cürmün mevzuu olan şeyin yahut vaki zararın cürüm işlendiği zamandaki kıymeti nazarı dikkate alınır. Yoksa failin istihsal eylediği menfaat hesap edilmez.    Eğer fail aynı neviden olan cürümlerden dolayı mükerrer bulunur veya bu babın ikinci faslında yazılı cürümlerden birini işlemiş olursa cezayı tenkise mahal yoktur.   – Bu babın birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fasıllarında ve 516 ncı maddenin birinci fıkrasında ve 518 ve 519 ve 521 inci maddelerinde beyan olunan cürümlerden birini işleyen kimse kendi hakkında bir güna takibat icrasına başlanmadan evvel aldığını iade eylerse yahut işlenen fiilin mahiyetine ve sair ahvale nazaran red ve iade kabil olmadığı takdirde mutazarrının zararını tamamen tazmin ederse göreceği ceza üçte birden üçte ikiye kadar indirilir.Madde 523    Eğer bu red ve iade veya tazmin hususi takibat esnasında fakat işin mahkemeye verilmesinden evvel vukubulursa failin göreceği ceza altıda birden üçte bire kadar indirilir.    (Ek fıkra: 06/06/1991 – 3756/18 md.) 494 üncü maddenin 2, 3 ve 4 numaralı bentleri ile 521 a ve 521 b maddelerinde yazılı cürümlerden dolayı da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.   –Madde 524(Değişik madde: 03/02/1937 – 3112/1 md.)   (Değişik parağraf: 06/06/1991 – 3756/19 md.)Bu babın birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve sekizinci fasıllarında ve 516 ncı maddenin birinci fıkrası ile 518, 519 ve 521 inci maddelerinde beyan olunan cürümler:    1. Haklarında ayrılık kararı verilmemiş karı kocadan birinin.    2. Usul ve fürudan yahut bu derece sıhri akrabadan birinin veya analık, babalık veya evlatlığın,    3. Faille beraber bir dam altında yaşayan erkek veya kız kardeşin zararına olarak işlenmiş olursa fail hakkında takibat icra olunmaz.    Haklarında ayrılık kararı verilmiş olan karı veya kocanın yahut faille beraber bir dam altında yaşamıyan erkek veya kızkardeşin veya faille beraber bir dam altında yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede sıhri akrabanın zararına olarak işlenmiş ise fail hakkında takibat icrası şikayete bağlıdır. Bu takdirde failin göreceği ceza üçte bir miktar azaltılır.   –Madde 525(Mülga madde: 15/04/1987 -3352/1 md.)   ONBİRİNCİ BAP : BİLİŞİM ALANINDA SUÇLAR   –Madde 525/a(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/21 md.)   Bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutmuş bir sistemden, programları, verileri veya diğer herhangi bir unsuru hukuka aykırı olarak ele geçiren kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve birmilyon liradan onbeşmilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.    Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemde yer alan bir programı, verileri veya diğer herhangi bir unsuru başkasına zarar vermek üzere kullanan, nakleden veya çoğaltan kimseye de yukarıdaki fıkrada yazılı ceza verilir.   –Madde 525/b(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/22 md.)   Başkasına zarar vermek veya kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla, bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi veya verileri veya diğer herhangi bir unsuru kısmen veya tamamen tahrip eden veya değiştiren veya silen veya sistemin işlemesine engel olan veya yanlış biçimde işlemesini sağlayan kimseye iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşmilyon liradan ellimilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.    Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlayan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve ikimilyon liradan yirmimilyon liraya kadar ağır para cezası verilir.   –Madde 525/c(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/23 md.)   Hukuk alanında delil olarak kullanılmak maksadıyla sahte bir belgeyi oluşturmak için bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutan bir sisteme, verileri veya diğer unsurları yerleştiren veya var olan verileri, diğer unsurları tahrif eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar, tahrif edilmiş olanları bilerek kullananlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.   –Madde 525/d(Ek madde: 06/06/1991 – 3756/24 md.)   525/a ve 525/b maddeleri hükümlerini ihlal eden kişiler hakkında, maddelerde yazılı cezalara ek olarak, meslek icrası sırasında veya icrası dolayısıyla suçun işlendiği bir kamu hizmetinden veya meslek veya sanat veya ticaretten altı aydan üç yıla kadar yasaklanma cezası da verilir.   ÜÇÜNCÜ KİTAP : KABAHATLER   BİRİNCİ BAP : AMMENİN NİZAMINA MÜTEALLİK KABAHATLER   BİRİNCİ FASIL : SALAHİYETTAR MERCİLERİN EMİRLERİNE İTAATSİZLİK   –Madde 526(Değişik madde: 28/09/1971 – 1490/20 md.)   (Değişik fıkra: 12/06/1979 – 2248/21 md.)Yetkili makamlar tarafından adli işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesiyle kanun ve nizamlara aykırı olmayarak verilen bir buyruğu dinlemeyen veya bu yolda alınmış bir önleme uymayan kimse, eylem ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve bin liradan üç bin liraya kadar hafif para cezasıyla cezalandırılır.    Şapka iktisası hakkında 671 sayılı Kanunla Türk harflerinin kabul ve tatbikine dair 1353 sayılı Kanunun koyduğu memnuiyet veya mecburiyetlere muhalif hareket edenler iki aydan altı aya kadar hafif hapis veya bin liradan beşbin liraya kadar hafif para cezasiyle cezalandırılır.   – Her kim, bir musibet ve felaket veya karışıklık yahut cürmü meşhut vukuunda makbul bir özüre müstenit olmaksızın lazımgelen hizmet ve yardımı yapmaktan kaçınır yahut vazifesini yaptığı sırada kendisine müracaat eden memurlara lazımgelen malumat ve tarifatı vermekten imtina eylerse otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 527    Eğer vermiş olduğu malumat ve tarifat hakikata mugayir olursa ceza elli liraya kadar hafif cezayı nakdi veya bir aya kadar hafif hapistir.   – Bir memura vazifesini yaptığı sırada isim ve şöhret veya sıfat ve sanatını ve mesken ve ikametgahını veya doğduğu yeri yahut sair şahsi evsafını beyandan imtina eden şahıs otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Ve eğer hakikat hilafında beyanatta bulunursa bir aya kadar hafif hapis cezasiyle cezalandırılır.Madde 528   – Her kim, ait olduğu daire tarafından kanuna müsteniden vukubulan memnuiyet hilafı olarak ayin icrasına mahsus mahaller haricinde mezhebi merasim icrasına veyahut umuma mahsus meydanlarda ve yollarda dini ve gayri dini işlere müteallik alaylar tertibine halkı teşvik yahut bunlara riyaset eylerse bir aya kadar hafif hapse veya elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur. Eğer işbu fiilden dolayı halk arasında bir heyecan ve karışıklık çıkarsa fail hakkında yukarıdaki cezaların ikisi birden hükmolunur.Madde 529   İKİNCİ FASIL : CÜRMÜ HABER VERMEKTE ZÜHUL   – Hekim, cerrah, ebe yahut sair sıhhıye memurları şahıslar aleyhinde işlenmiş bir cürüm asarını gösteren ahvalde sanatlarının icabettiği yardımı ifa ettikten sonra keyfiyeti adliyeye veya zabıtaya bildirmezler yahut ihbar hususunda teahhur gösterirlerse bu ihbar kendisine yardım ettikleri kimseyi takibata maruz kılacak ahval müstesna olmak üzere otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olurlar.Madde 530   ÜÇÜNCÜ FASIL : MESKÜKATA MÜTEALLİK KABAHATLAR   – Mecmuu kıymeti yüz kuruştan fazla meskukat veya evrakı nakdiyeyi sahih zanniyle aldıktan sonra bunların kalp ve taklit olduklarına müttali olan kimse üç gün zarfında bunları nereden ve ne suretle aldığını mümkün mertebe tarif ile beraber hükümete teslim etmezse on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 531   – Her kim, Türkiye’de kanunen tedavül etmekte olan meskukatı mukannen kıymetleriyle kabulden imtina eyler ise otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 532   DÖRDÜNCÜ FASIL : MATBAACILIK SANATININ İCRASINA VE MATBU EVRAK NEŞİR VE TEVZİİNE VE İLANAT TALİKINA MÜTEALLİK KABAHATLER   – Kanun ve nizamların ahkamına riayet etmiyerek gerek taş ve gerek hurufat matbaacılığını yapanlar ve mihaniki ve kimyevi vasıta ile bir şeyin bir çok nüshalarını çıkartmaktan ibaret her nevi sanatı icra edenler bir aya kadar hafif hapse ve otuz liradan doksan liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum edilir yahut bu cezaların ikisi birden verilir.Madde 533   – Her kim, salahiyettar merciiden ruhsat almağa bağlı olan ahvalde ruhsat almaksızın umumi mahalde yahut umumun girebileceği yerlerde matbu evrak veya resim yahut el ile yazılmış evrak satar veya dağıtırsa otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 534    Bunlar hükümetin emriyle toplattırılan evrak kabilinden ise faili bir aya kadar hafif hapse ve beş liradan aşağı olmamak üzere 50 liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.   – Her kim, umumi bir mahalde veya herkesin girebileceği yerde matbu evrak veya resim yahut el yazılı evrakı satar veya dağıtırken halkın huzur ve rahatını kaçıracak surette haykırır yahut havadis neşir ederse yirmi beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 535    Eğer bu havadis yanlış veya uydurma ise fail bir aya kadar hafif hapse yahut elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.   Madde 536 –(Değişik madde: 12/06/1979 – 2248/22 md.)   Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları veya yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da oturulan yerler dışında, o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru üzerine ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde, basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve işaretler veya bunları içeren kağıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar veya yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere yazı yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile ayrıca altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır.    Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır.   (Değişik fıkra: 07/01/1981 – 2370/17 md.)Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemler derneklerin veya benzeri kuruluşların veya kanun dışı vücuda getirilen veya kanuna aykırı faaliyetleri sebebiyle kapatılan dernek veya diğer kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle veya mensup olmasalar bile bu kuruluşların adına veya adları kullanılarak yapıldığı takdirde sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz.    Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarısı kadar artırılır.    Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar onda birine kadar indirilebilir.   (Mülga fıkra: 13/11/1996 – 4209/1 md.)   Bu maddede suç sayılan eylemlerin işlenmesinden dolayı sebebiyet verilen zararların tazminine ayrıca hükmolunur.    Görenek ve geleneklere göre asılacak kağıt, pano, pankart, bant ya da benzerleri bu madde hükümleri dışındadır.    298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun hükümleri saklıdır.   –Madde 537(Değişik madde: 07/01/1981 – 2370/18 md.)   Her kim kamu hizmeti gören daire veya kurumlar veya her türlü eğitim ve öğretim kuruluşlarının yetkilileri tarafından duvarlara yapıştırılmış veya özel yerlerine konulmuş basılı olan veya olmayan her türlü belge, resim, el yazısı kağıt veya levhaları bulundukları yerlerden çıkarır ya da yırtar veya tahrip eder veya bunları her ne biçimde olursa olsun okunamayacak veya içeriklerinin başka biçimde anlaşılmasına sebebiyet verecek şekillere veya işe yaramayacak hale sokarsa eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca üç aydan altı aya kadar hafif hapse ve bin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına mahkum edilir.    Kamu hizmetine tahsis edilmiş binaların veya mabetlerin veya anıt, büst ve heykellerin veya 1710 sayılı Eski Eserler Kanununda sayılı eski eser niteliğindeki taşınır veya taşınmazların, her türlü eğitim ve öğretim kurumlarının veya öğrencilerin toplu halde oturdukları yurt ve benzeri yerlerin veya bunların eklentilerinin herhangi bir yerine basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü yazı, resim ve işaretleri veya bunları içeren kağıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini yetkili memur ve mercilerin önceden verilmiş yazılı müsaadesi olmaksızın asanlar veya koyanlar yahut bunlardan suç konusu teşkil edenlerin asılmasına veya konulmasına müsaade edenler, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve beşbin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına mahkum edilir.    İkinci fıkra kapsamındakilerin herhangi bir yerini her ne suretle olursa olsun boyayanlar veya bunlara yazı veya resim ya da işaret yapanlar, yapıştıranlar hakkında da eylem başka bir suçu oluştursa bile ikinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.    Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemler derneklerin veya benzeri kuruluşların veya kanun dışı vücude getirilen veya kanuna aykırı faaliyetleri sebebiyle kapatılan dernek veya diğer kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle veya mensup olmasalar bile bu kuruluşların adına veya adları kullanılarak yapıldığı takdirde sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz.    Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarı oranında artırılarak hükmolunur.   (Mülga fıkra: 13/11/1996 – 4209/1 md.)   Bu maddede suç sayılan eylemlerin işlenmesinden dolayı sebebiyet verilen zararların tazminine resen hükmolunur.    Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar üç aya kadar indirilebilir.    İkinci ve üçüncü fıkralarda gösterilen fiillerin eserlerini derhal ortadan kaldırmayan ve bunların yok edilmesi için gerekli işlemlere girişmeyen yetkililer hakkında bu Kanunun 230 uncu maddesinde yazılı cezalar uygulanır.    298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun hükümleri saklıdır.   – Her kim, hükümetçe kabul ve tayin olunan suret ve mahallerde efradı ahali tarafından talik olunan evrakı asıldığı andan itibaren üç gün geçmeden çıkarır, yahut yırtar veya sair suretle işe yaramayacak bir hale koyarsa on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 538   BEŞİNCİ FASIL : RUHSATSIZ TEMAŞA YERLERİ VE SAİR UMUMA MAHSUS YERLER AÇMAK   – Bir kimse salahiyettar merciden halkın huzur ve rahatını muhafaza zımnında vukubulan tenbihata riayet etmiyerek umuma mahsus temaşa ve musabaka yerleri açar, yahut bunları açık tutarsa bir aya kadar hafif hapis cezasına ve on beş liraya kadar hafif hapis cezasına ve on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 539    Tekerrürü halinde cezayı nakdi elli liradan aşağı olamaz.   – Umuma mahsus olan veya umuma açık bulunan yerlerde salahiyettar merciin ruhsatı olmaksızın her nevi oyun ve eğlence tertip eden kimse otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur. Eğer fiil salahiyettar merci tarafından vukubulan men’a muhalif olarak icra edilmiş ise fail bir aya kadar hafif hapis ve elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye müstahak olur.Madde 540   – Açılması salahiyettar merciin müsaadesine mütevakkıf olan iş idarehanesi veya herhangi bir taahhüt müessesesini ruhsatsız açanlar otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 541    Tekerrürü halinde bir aya kadar hafif hapis cezası ilave olunur.    Eğer bu müesseseler ruhsat talebinin reddolunmasına rağmen açılmış ise cezayı nakdi yetmiş beş liraya kadar çıkarılır ve bunun tekerrürü halinde cezayı nakdiye iki aya kadar hafif hapis cezası ilave olunur.   – Yukardaki maddede beyan olunan iş idarehanesi veya herhangi bir taahhüt müessesesi müdürü kanunen tayin edilen veya salahiyettar merci tarafından verilen tenbihata mugayir hareket ederse yirmi liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 542    Tekerrürü halinde cezayı nakdiye on beş güne kadar hafif hapis ve bir aya kadar meslek ve sanatın tatili cezaları ilave olunur.   – Her kim olursa olsun tutulacak deftere kayıt etmek veya beyanname veya ihbarname vermek mecburiyeti hakkında nizamın tayin ettiği kaidelere tevfikı hareket etmeksizin ücretle bir kimseye yatacak yer verirse yahut onu pansiyoner olarak kabul ederse on liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 543    Tekerrürü halinde cezayı nakdi otuz liraya kadar hüküm olunur.    Eğer bu hareket, hükümet tarafından vukubulan memnuiyete karşı icra olunursa fail yirmi beş liraya ve tekerrürü halinde on beş liradan doksan liraya kadar hafif cezayı nakdi ile cezalandırılır.   ALTINCI FASIL : DİLENCİLİK   –Madde 544(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, çalışmaya muktedir olduğu halde dilencilik ederken tutulursa bir haftadan bir aya kadar hafif hapis cezasiyle cezalandırılır.    Tekerrürü halinde hafif hapis cezası bir aydan aşağı olamaz.   –Madde 545(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, 15 yaşından aşağı çocukları toplayıp dilencilik ettirir veya velayet ve vesayeti altında bulunan yahut kendisinin muhafazası ve nezaretine tevdi olunan 15 yaşından aşağı bir küçüğün dilenmesine veya bir kimsenin o küçüğü dilencilikte kullanmasına müsaade ederse üç aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis ve 100 liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasiyle cezalandırılır.   YEDİNCİ FASIL : HALKI RAHATSIZ EDEN HAREKETLER   – Her kim, gürültü veya velvele ile mutat hilafı olarak çan ve alatı saire çalarak yahut kanun ve nizam ahkamına muhalif surette gürültülü bir meslek ve sanat icar eyliyerek halkın veya meclis ve mahfillerin meşguliyet veya huzur ve rahatını ihlal ederse on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 546    Bu fiil gece yarısından iki saat evvelinden sonra işlenirse hafif cezayı nakdi otuz liraya kadardır.    Mükerrirler hakkında birinci fıkrada muharrer ahvalde otuz ve ikinci fıkrada muharrer halde elli liraya kadar hafif cezayi nakdi hükmolunur.   – Her kim, itidal ve muvazene haricinde veya çirkin ve ayıp görünen sair herhangi bir hal ile başkasını alenen incitir veya huzur ve rahatını ihlal ederse on beş güne kadar hafif hapse veya otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 547   –Madde 548(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/ 1 md.)   Her kim, umumi bir mahalde yahut umuma açık yerlerde yalan uydurarak başkasını zarara sokacak veya halkın huzurunu bozacak suretlerle saffetinden istifadeye kalkarsa bir aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezasıyle mahkum edilir.   İKİNCİ BAP : AMMENİN SELAMETİNE MÜTEALLİK KABAHATLER   BİRİNCİ FASIL : SİLAH VE ECZAYI NARİYEYE AİT KABAHATLER   –Madde 549(Değişik madde: 10/06/1949 tarih ve 5435/1 md.)   Merciinden ruhsat almaksızın kanuna göre memnu olmayan silahları şehir ve kasaba içinde taşıyanlar, onbeş günden üç aya kadar hafif hapis veya otuz liradan beşyüz liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılır.   – Her kim olursa olsun silah taşımak için resmi ruhsatı olsa bile aşağıda sayılan işlerden birini işlediği takdirde kendisinden otuz liraya kadar hafif cezayı nakdi alınır:Madde 550    1 – Mezkur silahlardan birini on beş yaşından aşağı bir çocuğa yahut silah kullanmak bilmeyen veya temyize muktedir olmayan bir şahsa vermek veya taşımasına müsaade etmek,    2 – Bu silahın zikrolunan kimseler eline kolaylıkla geçmesini men için muhafazası hususunda lazımgelen tedabiri ittihaz etmemek,    3 – Bir çok kimselerin toplanmış olduğu mahallerde dolu silah taşımak,    tan ibarettir.   – Her kim, hükümetten ruhsat almaksızın mazarratı mucip olacak surette sanayii nariye icra, yahut infilak edici mevad iş’al eder yahut tehlikeli yahut herkesi rahatsız edecek surette bir takım ecza patlatır veya iş’al eylerse yahut meskun bir mahalde veya civarında veya umuma mahsus yol üzerinde veya bu yola doğru zaruret olmaksızın silah atarsa elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur ve buna vak’anın şiddetine göre otuz güne kadar hafif hapis cezası da ilave olunabilir.Madde 551   İKİNCİ FASIL : BİNA YIKILMASI VE TAMİRATTA İHMAL   – Bir kimsenin planını tanzimde veya inşasında iştirak etmiş olduğu bir bina kendi dikkatsizliği veya maharetsizliği neticesi olarak başkasına tehlike vermeksizin yıkılırsa o kimse yirmi beş liradan aşağı olmamak üzere hafif cezayı nakdiye mahkum olur ve buna meslek ve sanatın tatili cezası da ilave olunabilir.Madde 552    Bu maddenin ahkamı, inşaat ve tamirata mahsus iskelelerin ve köprülerin yıkılması halinde dahi tatbik olunur.   Bir bina veya sair inşaat başkasına tehlike verebilecek surette tamamen veya kısmen yıkılmağa meyil edipte mal sahibi veya vekili yahut bina ve inşaatın muhafazası veya nezaretiyle mükellef olan kimse tehlikeyi gidermek için lazım gelen tedbirleri almadığı takdirde yirmi beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur. Salahiyettar merciin tenbih ve ihtarına itaat etmemesi halinde cezayı nakdi elli liraya kadardır.Madde 553 –   – Böyle bir bina veya sair inşaat tamamen veya kısmen yıkılırsa yıkılmanın icabatından olan daimi tehlikeyi tamirat veya sair vasıtalarla izalede ihmal veya müsamaha eden otuz liradan aşağı olmamak üzere hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 554   ÜÇÜNCÜ FASIL : AMMENİN HİZMETİNE TAALLUK EDEN İŞARETLER VE ALETLERE DAİR KABAHATLER   – Herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan bazı ameliyat veya bırakılan bazı eşyadan mütevellit tehlikeyi men için nizamına tevfikan konulması icap eden işaret ve maniaları koymakta ihmal edenler otuz liraya kadar ve bu işaretlerin keyfi surette mahallini değiştirenler on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur. Her iki fıkrada muharrer ahvalde tehlikenin vahametine göre cezayı nakdilere on beş günden bir aya kadar hafif hapis cezası da ilave olunabilir.Madde 555   – Umumi tenvirata mahsus ışıkları keyfi surette söndürenler otuz liraya kadar hafif cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 556   – Ateş kullanan esnaftan dükkan ve fırın ve fabrikalarını zaman zaman temizleyip tamir etmiyenler beş liradan otuz liraya kadar hafif cezayi nakdi ile cezalandırılır.Madde 557   DÖRDÜNCÜ FASIL : ÖTE BERİ ATMA   Halkın gelip geçeceği yerlere veya bir kaç ailenin müşterek avlusuna insanı yaralıyacak veya üstünü kirletecek bir şey atan veya döken kimse on güne kadar hafif hapis veya on liraya kadar hafif cezayi nakdi ile cezalandırılır.Madde 558 –   – Her kim lazım olan ihtiyatı ifa etmeksizin halkın geçtiği caddeler ve sokaklar üzerindeki pencerelere, damlara, taraçalara veya buna benzer yerlere düştüğü halde geçenleri yaralıyacak veya kirletecek şeyler koyar veya atarsa on liraya kadar hafif cezayı nakdi hükmolunur.Madde 559    Fail malum olmadığı takdirde ceza, fiili menedecek iktidarda bulunmak şartiyle binanın müdürüne veya zilyedine hükmedilir.   BEŞİNCİ FASIL : DELİLERİN MUHAFAZASINDA İHMAL KABAHATLERİ   – Muhafazası altında bulunan delileri serbest bırakan yahut muhafızı olduğu deliler kurtulup kaçtıkları zaman derhal ait olduğu daireye malumat vermiyen kimse yirmi beş liraya kadar hafif cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 560   – Her kim, ait olduğu daireye derhal malumat vermeksizin ve mezuniyet lazım gelen hususatta mezuniyet almaksızın akıl hastalığına müptela olduğunu bildiği bir kimseyi muhafaza için kabul eder veya böyle bir kimseyi kendi başına bırakırsa beş liradan elli liraya kadar hafif cezayi nakdiye mahkum olur ve buna ahvalin vahametine göre bir aya kadar hafif hapis cezası da ilave olunur.Madde 561   Fail bir tımarhane müdürü veya tababet mesleki mensuplarından birisi olduğu takdirde geçen maddelerde yazılı cezalara meslek ve sanatın tatili cezası dahi ilave olunur.Madde 562 –   ALTINCI FASIL : ARABA VE HAYVANLARIN İDARE VE MUHAFAZASINDA KUSUR   – Bir kimse nizamına tevfikan ihtiyat tedbirleri almaksızın mülkiyeti veya muhafazası altında bulunan vahşi ve sair tehlikeli hayvanları başı boş bırakır veya muhafazasında ihmal ederse yahut kuduz hastalığı ile şüpheli hayvanatı hemen ait olduğu daireye malumat vermezse on beş güne kadar hafif hapis cezasına mahkum olur.Madde 563   Bir kimse bağlı veya bağsız koşum veya binek hayvanını açık yerlerde muhafaza etmez veya kendi kendine bırakır ve kafi dikkatle sevketmez veya tecrübesiz kimselere verir veya sağlamca bağlamamasından veya takayyütle sevketmemesinden veya azdırıp korkutmasından dolayı başkasını tehlikeye maruz kılarsa bir aya kadar hafif hapis cezasiyle cezalandırılır.Madde 564 –    Eğer fail, ruhsatnameye tabi arabacı ve sürücü ise bir aya kadar meslek ve sanatın tatili cezası da ilave olunur.   – Bir kimse caddelerde ve umumun gelip geçtiği yerlerde veya umuma açık mahallerde hayvanları ve arabaları ve otomobilleri şahıslar ve eşyanın emniyetine tehlike verecek tarzda sevk ve idare ederse yirmi güne kadar hafif hapse ve yirmi liraya kadar hafif cezayi nakdiye mahkum olur.Madde 565    Eğer fail ruhsatnameye tabi arabacı ve şoför ve sürücü ise bir aya kadar meslek ve sanatın tatili cezası da ilave olunur.   YEDİNCİ FASIL : HALKI TEHLİKEYE MARUZ BIRAKACAK SAİR KABAHATLER   –Madde 566(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, dikkatsizlik veya tecrübesizlik neticesi olsa bile her ne suretle olursa olsun şahıslara bir zarar veya eşyaya mühim bir ziyan vukuu tehlikesini tevlit ederse 15 günden aşağı olmamak üzere hafif hapis veya 50 liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasına mahkum edilir.    Eğer fiil, aynı zamanda sanayii nefiseye ve ticaret ve sanayie mütaallik kavanin ve nizamata muhalefet cürmünü teşkil etmiş olur ve kanunen ona mahsus başka ahkam tayin edilmemiş bulunursa verilecek ceza bir ay hafif hapisten veya 100 lira hafif para cezasından aşağı olamaz ve bu halde bir aya kadar meslek ve sanatın tatili cezası da hükmolunur.   ÜÇÜNCÜ BAP : AHLAKI UMUMİYEYE MÜTEALLİK KABAHATLER   BİRİNCİ FASIL : KUMAR   –Madde 567(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, umuma mahsus veya umuma açık yerlerde kumar oynatır veya oynatmak için yer gösterirse bir aydan altı aya kadar hafif hapis ve 250 liradan 500 liraya kadar hafif para cezasına ve tekerrürü halinde iki aydan bir seneye kadar hafif hapis ve 500 liradan 1.000 liraya kadar hafif para cezasına mahkum olur.    Kumar oynanan yerde bulunup kumar oynamaya yarıyan veya kumar oynamaya tahsis olunan mevat ve alat ile ortada bulunan eşya ve para zapt ve müsadere olunur.    Fail:    1. Bu fiilleri itiyat edinmiş bulunduğu;    2. Birinci fıkrada beyan olunan kabahatin irtikabında kumar oynıyanlara karşı banko tutan olduğu takdirde yukardaki fıkralarda yazılı cezalar bir misli artırılarak hükmolunur ve bu son halde üç aya kadar meslek ve sanatın tatili cezası da ilave edilir.   –Madde 568(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, yukardaki maddede beyan olunan kabahate iştirak etmeksizin umumi veya umuma açık mahalde kumar oynarsa bir aya kadar hafif hapis ve 50 liradan 100 liraya kadar hafif para cezasiyle cezalandırılır.    Tekerrürü halinde ceza on günden iki aya kadar hafif hapis ve 100 liradan 200 liraya kadar hafif para cezasıdır.   – Ceza kanununun tatbikında kumar, kazanç kasdiyle icra kılınıp kar ve zarar baht ve talihe bağlı bulunan oyunlardır.Madde 569   – Yukarki maddelerde beyan olunan kabahatler için hususi içtimalara mahsus olsa bile kumar alat ve edevatının kullanılması için bir ücret alınan yerlerle oyun oynamak mutat olan yerler ve duhuliye verilmese bile oyun oynamak istiyen herkesin girebileceği mahaller, umuma açık yerlerden sayılır.Madde 570   İKİNCİ FASIL : SARHOŞLUK   –Madde 571(Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)   Her kim, umumi veya umumun girebileceği yerlerde halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkartacak surette ve aşikar bir halde sarhoş olarak yakalanırsa on beş günden aşağı olmamak üzere hafif hapis veya 50 liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasiyle mahkum olur.   – (Değişik madde: 09/07/1953 – 6123/1 md.)Madde 572    Yukarki maddede gösterilen surette sarhoş olup da başkasına tecavüz ve umumun istirahatini selbedenler iki aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile cezalandırılır.    Sarhoşluğu itiyat derecesine vardıranlar altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapse mahkum olurlar.    İki defa mahkum olduktan sonra aynı fiili tekrar işliyenler o fiili itiyat etmiş sayılır.   –Madde 573(Değişik madde: 02/06/1941 – 4055/1 md.)   Sarhoşlukta itiyadı iptila derecesine varmış olanların salahı tıbben tebeyyün edinceye kadar bir hastanede muhafaza ve tedavisine hükmolunur. Mahkum, hastane olmıyan yerlerde ise hastane bulunan yere gönderilir.   – Umumi veya umuma açık yerlerden birinde meşrubat ve sair müskir mevaddı tedarikle birinin serhoşluğuna sebebiyet veren veya bu mevaddı zaten serhoş bir kimseye tedarik eden şahıs otuz liradan elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 574    Her nerede olursa olsun on sekiz yaşını doldurmamış bir gence veya akıl ve şuurunun zaafı sebebiyle tabii halde olmadığı zahir bulunan bir kimseye müskirat verenler, iki aya kadar hafif hapse mahkum olur. Eğer fail, müskirat satıcısı ise muvakkaten meslek ve sanatının tatiline de hüküm olunur.   -Yukarıdaki maddenin ilk fıkrasında beyan olunduğu veçhile bir kimsenin serhoşluğuna sebebiyet veren şahıs, kendini idareye muktedir olamayacak derecede bulunan serhoşu muhafaza için tedabir ittihaz etmeyip sokağa bırakırsa mezkur fıkrada münderiç cezadan başka üç günden bir aya kadar hafif hapis cezasiyle dahi mücazat olunur.Madde 575   ÜÇÜNCÜ FASIL : EDEBE MUHALİF HAREKETLER   – Bir kimse edebe muhalif bir surette halka görünür, veya bir yerini gösterir veyahut söz, şarkı ve sair suretle halkın edep ve nezahatine tecavüz eylerse bir aya kadar hafif hapse veya beş liradan otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 576   DÖRDÜNCÜ FASIL : HAYVANLARA KÖTÜ MUAMELE   – Bir kimse hayvanlara karşı insafsızca hareket eder veya lüzumsuz yere döver veya yaralar yahut aşikar surette haddinden fazla yorulacak derecede zorlarsa on liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 577   DÖRDÜNCÜ BAP : MÜLKÜN HİMAYESİNE MÜTEALLİK KABAHATLER   BİRİNCİ FASIL : KENDİNİN OLDUĞU İSBAT OLUNAMIYAN EŞYAYI TAŞIMAK   – Bir kimse, dilencilikle veya hırsızlık ve yağma ve garet ve yol kesmek veya dolandırıcılık ve hırsız yataklığı ile mahkum olduktan sonra üzerinde kendi haliyle mütenasip olmayan para ve eşya zuhur eder ve bunlara meşru surette malik olduğunu isbat edemezse iki aya kadar hafif hapis cezasına mahkum olur.Madde 578    Böyle bir kimse üzerinde taklit ve tağyir olunmuş veya yaptırılmış anahtar veya kilitleri açmağa veya zorlamağa mahsus alat ve maymuncuk zuhur eder ve bunları o anda meşru surette nerede kullanacağını tayin edemezse iki aya kadar ve eğer bunlar gece vakti elinde zuhur etmiş ise iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasına mahkum olur ve üzerinde zuhur eden eşya müsadere olunur.   İKİNCİ FASIL : TİCARET MUAMELATINDA VE REHİN ALMAKTA LAZIM OLAN TEDABİRİN İHMALİ   – Her kim, arzeden şahsın şerait ve ahvaline veya talep ve kabul edilen fiata nazaran bir cürüm mahsulü olduğu görülen eşyayı evvelemirde meşru menşeini tahkik etmeksizin satın almak veya rehin veya emanet veya alacağını istifa suretiyle alırsa on beş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 579    Eğer fail, bundan evvelki maddede beyan olunan şahıslardan ise ayrıca iki aya kadar hafif hapis cezası da hüküm olunabilir. Eşyanın meşruiyetini isbat edenler ceza görmezler.   – Bir kimse bir parayı aldıktan ve eşyayı iştiradan veya herhangi bir suretle ele geçirdikten sonra menşei gayri meşru olduğuna vakıf olupta derhal merciine malumat vermekte ihmal ederse otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur ve buna yirmi güne kadar hafif hapis cezası da ilave olunabilir.Madde 580   – Bir kimse kıymetli eşya veya eşyayı müstamele ticareti ile veya rehin almakla meşgul olupta bu gibi ticaret ve mesleğe dair olan nizamat ve kavanın ahkamına riayet etmediği takdirde bir aya kadar hafif hapse veya elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 581    Aynı fiilin tekerrürü halinde on beş günden iki aya kadar hafif hapis cezasiyle beraber meslek ve sanatın tatili cezası dahi ilave olunur.   ÜÇÜNCÜ FASIL : ANAHTAR VE MAYMUNCUK ALIM SATIMI VE KİLİTLERİN GAYRİ MEŞRU AÇILMASI   – Demirci ve çilingir ve sair sanat sahipleri her rast geldiğine maymuncuk satar veya tevdi eder veya balmumu kalıbı ve sair basılmış ve ölçüsü alınmış numuneler üzerine bunların kullanılacağı yerin veya eşyanın kendisince maruf sahip veya vekilinden başkası için her cins ve nevi anahtarlar imal ederse iki aya kadar hafif hapse ve otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.Madde 582   -Bir şahsın talebi üzerine kilit veya buna mumasil bir şeyi açmağa davet olunan demirciler ve çilingirler ve sair bu nevi sanatkarlar açtırmak isteyen şahsın o yerin veya şeyin sahibi veya bunun vekili olduğunu tahkik etmeden açarlarsa yirmi güne kadar hafif hapse ve yirmi liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olurlar.Madde 583   DÖRDÜNCÜ FASIL : GAYRİ MEŞRU ÖLÇÜ VE KİLE VE TARTI KULLANMAK   – Dükkan ve mağaza sahipleri, kanunun tayin ettiği kile ve tartı ve ölçünün gayri bir kile ve tartı ve ölçü kullanırlarsa otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olurlar. Aynı fiilin tekerrürü halinde cezayı nakdi yüz liraya kadar artırılır veya üç aya kadar hafif hapis ile cezalandırılır.Madde 584   Hususi kanunlarda men olunupta cezası 1274 tarihli ceza kanunun bir fasıl veya maddesine matuf bulunan ahvalde bu kanunun o cürme veya kabahate taalluk eden maddesi tatbik olunur.Madde 585 –   – Hususi kanunlarda men olunupta cezası 1274 tarihli ceza kanununun 99 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına atfolunmuş olan ahvalde bu kanunun 526 ncı maddesi mer’idir.Madde 586   – Elyevm meri olup cinayet, cünha ve kabahat taksimatına müstenit ahkamı havi bulunan kanunlarda münderiç (mücazatı terhibiye)ve (cinayet) tabirleri badema ceza kanununda muharrer müebbet veya muvakkat ağır hapis ve beş seneden fazla hapis ve hidematı ammeden müebbeden memnuiyet ve müebbet sürgün cezaları ile bunları müstelzim cürümlere, (mücazatı tedibiye) ve (cünha) tabirleri beş sene ve beş sene kadar hapis ve muvakkat sürgün ve ağır cezayı nakdi ile bunları müstelzim cürümlere ve (mücazatı tekdiriye) tabiri de hafif hapis ve hafif cezayı nakdi ve meslek ve sanatın tatili cezalariyle bunları müstelzim fiillere, masruf olacaktır.Madde 587   – Hususi kanunlarda müstakillen mevzu olan veya bu kanunun meriyete girdiği tarihte katileşmiş bulunan cezalardan müddetçe muadil olmak üzere kürek cezaları hapis ve kale bentlik cezaları nefi suretiyle infaz olunur.Madde 588   –Madde 589(Mülga madde: 11/06/1936 – 3038/2 md.)   – 1274 tarihli Ceza Kanunu ve zeyilleri ilga edilmiştir. Sair kanunların da bu kanuna muhalif ahkamı mülgadır.Madde 590   1 –Ek Madde(Ek madde: 07/12/1988 – 3506/4 md.)   Nisbi nitelikteki vergi ve resim cezaları, nisbi para cezaları ve tazminat kabilinden olup mütezayit nispete tabi bulunan para cezaları hariç olmak üzere, kanun ve tüzüklerde alt ve üst sınırları veya bunlardan biri gösterilen veya hiç gösterilmeyen veya sabit bir rakam olarak gösterilmiş bulunan para cezalarından (idari ve disiplin para cezaları dahil);    a)(Değişik bent: 28/07/1999 – 4421/4 md.)Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk kurulduğu tarihden önce yürürlüğe girmiş bulunan bütün kanun ve tüzüklerde yazılı olup da, daha sonraki tarihlerde Türkiye Büyük Millet Meclisince miktarına dokunulmamış olan para cezaları otuzdokuzbinüçyüz misline,    b)(Değişik bent: 28/07/1999 – 4421/4 md.)Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul olunup da;    1) 31/12/1939 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları yirmiüçbinbeşyüzseksen misline,    2) 01/01/1940 tarihinden 31/12/1945 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları onbeşbinyediyüzyirmi misline.    3) 01/01/1946 tarihinden 31/12/1959 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları yedibinsekizyüzaltmış misline,    4) 01/01/1960 tarihinden 31/12/1970 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları üçbindokuzyüzotuz misline,    5) 01/01/1971 tarihinden 31/12/1977 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları ikibinüçyüzellisekiz misline,    6) 01/01/1978 tarihinden 31/12/1980 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları yediyüzseksenaltı misline,    7) 01/01/1981 tarihinden 31/12/1987 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları üçyüzdoksanüç misline,    8) 01/01/1988 tarihinden 31/12/1993 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları oniki misline,    9) 17/10/1996 tarihli ve 4199 sayılı, 21/05/1997 tarihli ve 4262 sayılı Kanunlarla değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu müstesna olmak üzere, 01/01/1994 tarihinden 31/12/1998 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları sekiz misline,    çıkarılmıştır.   –Ek Madde 2(Değişik madde: 28/07/1999 – 4421/5 md.)   a) Ek 1 inci madde kapsamına giren,    b) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yürürlüğe giren,    c) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra kabul edilen,    Kanunlardaki para cezaları, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.   –Ek Madde 3(Ek madde: 07/12/1988 – 3506/4 md.)   Kanunlarda alt veya üst sınırlarından biri veya bunlardan her ikisi gösterilmemiş olmakla birlikte, alt ve üst sınırları arasında uygulama yapılmasını gerektiren nitelikteki para cezalarının alt ve üst sınırlarının tespitinde, bu Kanunun 19 ve 24 üncü maddelerindeki alt ve üst sınırlar esas alınır.   –Ek Madde 4(Ek madde: 07/12/1988 – 3506/4 md.)   Hükmedilecek ağır ve hafif para cezaları; bu Kanunun 19 ve 24 üncü maddelerindeki alt sınırları gösteren miktarların, Ek 2 nci maddeye göre uygulanan yeniden değerleme oranıyla çarpımı sonucu elde edilecek miktarlardan az olamaz.   –Ek Madde 5(Ek madde: 07/12/1988 – 3506/4 md.)   Para cezasının üst sınırının gösterilmemiş olması halinde hükmedilecek ağır ve hafif para cezaları, ilgisine göre bu Kanunun 19 ve 24 üncü maddelerindeki üst sınırları gösteren miktarların, Ek 2 nci maddeye göre uygulanan yeniden değerleme oranıyla çarpımı sonucu elde edilecek miktarları geçemez.   –Ek Madde 6(Ek madde: 28/07/1999 – 4421/7 md.)   Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ile 5 inci maddesinin altı ve dokuzuncu fıkralarındaki miktarlar için de Ek 2 nci madde hükmü uygulanır.   –Geçici madde 1(Ek madde:04/03/2004 – 5106 S.K./1.mad)   31.12.1987 tarihinden evvel işlenmiş suçlarla ilgili olarak mahkemeler tarafından yapılan yargılamalar sonucunda; haklarında mahkûmiyet kararı verilenlerden, bu Kanunun yayımı tarihinden önce bihakkın tahliye olanlar ile şartlı salıverilenlerin Türk Ceza Kanununun 122 ve 123 üncü maddelerindeki süreler ve 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 417 nci maddesinin (2) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan koşullar aranmaksızın; talep halinde mahkemelerce memnu haklarının iadesine karar verilir.   – İşbu kanun 1926 senesi temmuzunun birinci gününden itibaren mer’idir.Madde 591   – İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.Madde 59210/06/1949 TARİHLİ VE 5435 SAYILI KANUNUN HÜKÜMLERİ:   KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER      Geçici Madde – Bu Kanunun 21/01/1983 tarih ve 2790 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 01/05/1985 tarih ve 3192 sayılı Kanunla değişik 3 üncü maddesi 07/l2/1988 tarih ve 3506 sayılı Kanunun 10 ncu maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.Geçici Madde 1 –(Değişik madde: 31/05/1957 – 6988/1 md.)   09/07/1953 TARİHLİ VE 6123 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDELERİ:      13 üncü maddenin mutazammın bulunduğu birinci devre hücre cezası, kafi miktarda hücre inşaatı ikmal edilinceye kadar Adliye Vekaletince peyderpey tatbik olunur.    Bu sebeple haklarında hücre cezası tatbik edilememiş olan ağır hapis cezası mahkumları bulundukları ceza evlerinde cezalarının yarısını ikmal ettikleri ve diğer evsafı da haiz bulundukları takdirde iş esası üzerine müesses ceza evlerine nakledilebilirler. Bu gibiler 16 ncı maddedeki meşrutan tahliye hakkından da istifade edebilirler.   Geçici Madde 2 –(Değişik madde: 31/05/1957- 6988/1 md.)   Çalışma mecburiyetinin tatbikini mümkün kılacak ceza evleri ikmal edilinceye kadar bulundukları ceza evlerinde ikinci devre mahkumiyet müddetlerinin en az dörtte birini iyi hal ile geçirmiş olup da Adliye Vekaletince tesbit edilecek yaş, meslek ve kabiliyeti haiz olanlar ve yine Vekaletçe tayin olunacak suçların failleri iş esası üzerine müesses ceza evlerine nakledilebilirler. Bu takdirde 2 nci ve 3 üncü devre cezaları buralarda çektirilir.    İş esası üzerine müesses ceza evlerinin istiap haddi yukarki fıkra mucibince nakledilecek mahkumları çalıştırmıya kafi gelmediği ahvalde bunlar, geceyi bulundukları cezaevinde geçirmek şartiyle ve rayiç ücretin üçte ikisinden aşağı olmamak üzere amme menfaatine uygun işlerde muhafaza altında çalıştırılabilirler.   Geçici Madde 3 –(Ek madde: 02/07/1954 – 6434/1 md.)   6123 sayılı kanunun mer’iyete girdiği 01/08/1953 tarihinden önce iş esasına müstenit yeni ceza evlerinde 3 ve 4 üncü devrelere geçmeye hak kazanmış mahkumlar hakkında eski kanun ahkamı tatbik olunur.Madde 3 – Yukarıki madde hükmü, bu kanunun yürürlüğe girmesi tarihinden önce işlenmiş olan ve Türk Ceza Kanununun 125 – 133, 141, 142, 146, 149, 150 ve 163 üncü maddelerinde yazılı bulunan Vatana hiyanet suçları hakkında da uygulanır.   06/07/1960 TARİHLİ VE 15 SAYILI KANUNUN 3 ÜNCÜ MADDESİ:   Geçici Madde 1 – Bu Kanunun 7, 20 ve 24 üncü maddeleri, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinde açılmış bulunan kamu davalarına uygulanmaz.   12/06/1979 TARİHLİ VE 2248 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ:   Geçici Madde – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu Kanunla kaldırılan ek 5-9 maddelerindeki haller ayrık olmak üzere bu Kanunun 1 inci maddesiyle değiştirilen Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesi kapsamına giren bir suçtan dolayı açılmış bulunan davalarda sanığın sorgusunun yapılmış olması, anılan madde hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. Ancak karara bağlanmış davalarda sözü edilen madde hükümleri uygulanmaz, kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri aynen yerine getirilir.   07/01/1981 TARİHLİ VE 2370 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ:   Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, Türk Ceza Kanununun 480 ve 482 nci maddelerinin neşir yoluyla veya radyo ve televizyon veya benzeri kitle haberleşme araçlarıyla işlenmeleri sebebiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 344 üncü maddesinin 5 inci bendi uyarınca açılmış olan davalara, açıldıkları tarihteki geçerli olan usul hükümleri dairesinde bakılmaya devam olunur.   11/05/1981 TARİH VE 3445 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDELERİ:      Geçici Madde 2 – Türk Ceza Kanununun 426, 427, 428 inci maddeleri ile 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 7 ve ek 2 nci maddelerine göre verilen cezaların onda dokuzu affedilmiştir. Ancak, infaz edilecek para cezası otuzmilyon lirayı geçemez. Tahsil edilmiş para cezaları iade olunmaz.Geçici Madde 1 – 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanması sebebiyle kanun yollarına başvurulamamış hükümlere karşı, hükümlü, müdahil ve Cumhuriyet savcısı ceza infaz edilmiş olsa bile, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay içerisinde Kanun yollarına başvurabilirler.   07/12/1988 TARİHLİ VE 3506 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDELERİ:      Geçici Madde 2 – Bu Kanunun yayımı tarihinden önce haklarında, ağır hapis hariç olmak üzere, bir yılı aşmamak kaydıyla altı aydan fazla hürriyeti bağlayıcı ceza verilmiş olanlar bu cezaları infaz edilmiş olsa bile bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde hükmü veren mahkemeye başvurarak 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin tatbikini talep edebilirler. Bu takdirde mahkeme dosyayı yeniden ele alarak talep hakkında bir karar verir.    Mahkeme talep doğrultusunda karar verdiği takdirde;    a) Daha önce infazı tamamlanan hürriyeti bağlayıcı cezanın çevrildiği para cezası veya tedbir yeniden infaz edilmez. Ancak bu değişiklik Adli Sicil kaydına işlenir.    b) Devam etmekte olan infazlarda ilgili derhal tahliye olunur ve infaz kurumunda geçen süreler 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki miktarların alt sınırı esas alınarak mahsup edilir.   Geçici Madde 3 – 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinde bu Kanunla yapılan değişiklikten yararlanabilecek olanlar, Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde hükmü veren mahkemeye başvurarak, cezanın ertelenmesi yönünden durumlarının yeniden incelenmesini isteyebilirler. Bu takdirde mahkeme dosyayı yeniden ele alarak talep hakkında bir karar verir.   Geçici Madde 4 – Bu Kanunla, Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesi kapsamına alınan suçları işlemiş olup da, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce haklarında tahkikata başlanmış veya kamu davası açılmış veya mahkumiyet hükmü verilmiş olanların, yürürlük tarihini izleyen iki ay içinde 119 uncu maddedeki şartları yerine getirerek ödemede bulunmaları halinde haklarında;Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş olup da, Türk Ceza Kanununun bu Kanunla değiştirilen veya yeni madde numaraları altında müeyyideye bağlanmış hükümlerini ihlal etmiş olanlar hakkında Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi nazara alınarak;    1. Hazırlık tahkikatında, takibata yer olmadığına,    2. Açılmış davaların ortadan kaldırılmasına,    3. Mahkumiyet hükmünün verilmemiş sayılmasına, Karar verilir. Bu suçlardan tutuklu veya hükümlü olanlar derhal tahliye edilirler.    Tutuklu ve hükümlülerin bakiye hürriyeti bağlayıcı cezalarına karşılık ödemeleri gereken para cezasının hesaplanmasında beher gün karşılığı olarak 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen asgari hadler esas alınır.   21/11/1990 TARİH VE 3679 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ:   Geçici Madde – Türk Ceza Kanununun 536 ve 537 nci maddelerinin 6 ncı fıkralarının yürürlükten kaldırılması sebebiyle, 13/03/1965 tarihli ve 647 sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddelerinden yararlanacak olanlar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren 6 ay içinde hükmü veren mahkemeye başvurarak cezanın ertelenmesini, paraya veya maddede öngörülen tedbirlerden birine çevrilmesini isteyebilir. Bu takdirde mahkemece dosya ele alınarak bu hususta karar verilir.    a) Mahkumiyet hükmü verilmiş olması veya verilen hükümlerin kesinleşmiş bulunması halinde ilamlar aynen infaz olunur.    b) Hazırlık tahkikatı veya son tahkikatın devam etmesi halinde ise, verilecek mahkumiyet hükümlerinde yapılan değişiklik sonucu belirlenen yeni madde numaraları esas alınır.    Özel kanunlarda, Türk Ceza Kanununun bu Kanun değişikliğine konu olan maddelerine yapılmış bulunan atıflar, yeni madde numaraları altında belirlenen hükümlere yapılmış sayılır.   13/11/1996 TARİH VE 4209 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ:   Geçici Madde 1 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 1 inci maddenin (A) fıkrası kapsamına giren suçlardan dolayı haklarında idam cezası verilen hükümlülerin dosyalarından;   3/08/2002 TARİH VE 4771 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ MADDESİ:       a) Henüz Yargıtay’a gönderilmemiş veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunanlar ile daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olanlar hükmü veren mahkemece,    b) Yargıtay’da bulunanlar ilgili ceza dairesince,    Acele işlerden sayılmak ve Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi dikkate alınmak suretiyle karara bağlanır.    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan dosyalar, gelişlerindeki usule uygun olarak Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde hükmü veren mahkemeye geri gönderilir.    Askeri mahkemeler, Askeri Yargıtay Başsavcılığı ve Askeri Yargıtay’da bulunan dosyalar hakkında da bu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.   

Hakaret Sözlüğü

0

Yargıtay Kararları Işığında Hakaret Sözlüğü isimli eser, Cumhuriyet Savcısı, Yazar ve Yönetmen Ahmet Aslan tarafından kaleme alınmıştır. Eser, Adalet Yayınevi tarafından baskıya hazırlanmıştır.

Yazar Ahmet Aslan Hakkında

Ahmet Aslan, Selçuk Üniversitesi Hukuk Hukuk fakültesini bitirdi. Yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi bünyesinde, mali hukuk dalında tamamladı. Mezuniyet sonrası hâkimlik sınavını kazandı ve 2007-2008 yıllarında Adalet Akademisinde stajını tamamlayarak mesleğe başladı. Tokat, Mardin ve Kocaeli illeri bünyesinde görev yaptıktan sonra 2016 yılından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığına atandı. 2016 yılından itibaren İstanbul Anadolu Adliyesi Basın Savcısı olarak görev yapmaktadır. Yazarın Cumhuriyet Savcısı ve Soruşturma, Boşanmanın Anatomisi, Ceza Avukatı ve Savunma, Kılıç ve Kalem (Hukuk Penceresinden Milli Mücadele), Sanal Alemin de Bir Hukuku Var, Kitle İletişim Suçları, Milli Mücadelenin Öbür Yüzü, Türk Hukukunda Bedeni Vergiler ve Cinayet Soruşturmaları isimli hukuki eserleri bulunmaktadır. Yazıp yönettiği KÖZ ve SIR VE CEZA isimli iki kısa filmi vardır.

Yargıtay Kararları Işığında Hakaret Sözlüğü isimli kitabın sunuş yazısı 

İnternet yoluyla iletişimin ve bilhassa sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte her insanın her türlü bilgi ve habere anında ulaşması ve yine kendi düşüncelerini gerek bir kişi ya da grubu gerekse kamuoyunu muhatap alarak açığa vurması mümkün hale gelmiştir. Yakın tarihin şartlarıyla kıyaslanamaz ölçüde gelişen ve karışan bu yeni iletişim düzeninin insanlar arasındaki hukuki uyuşmazlıkları ve suç oranını arttırdığı da aşikârdır.

Kitle iletişimine dair yaşanan gelişmelere bağlı olarak adliyeler nezdinde sürekli artan iş yükünün büyük bir kısmının da hakaret eylemlerinden müteşekkil olduğunu görmekteyiz. Suç teşkil eden diğer eylemler açısından söz konusu olduğu gibi, hakaret eylemlerine ilişkin ihbar veya şikâyet üzerine yahut re’sen başlatılan adli süreçlerin etkin, hızlı ve adil sonuçlanmasını sağlayacak temel şartlardan biri, uygulayıcının ilgili eylemi doğru hukuki vasıflandırmaya tabi tutabilmesidir. Doğru hukuki vasıflandırmadan yoksun başlayan muhakeme süreçleri hak ihlallerine sebep olmakta, Cumhuriyet Başsavcılıkları ile mahkemelerin iş yükünü arttırmaktadır. Nitekim uygulamada, herhangi bir kişiye karşı dile getirilen tek bir kelimeden ibaret eyleme ilişkin yıllarca sürdürülmüş ve netice itibarıyla beraat kararıyla sonuçlanmış birçok muhakemeye rastlamak mümkündür. Maalesef bugün itibarıyla suç teşkil etmediği Yargıtay tarafından defalarca hükme bağlanmış olup artık avukatlarca şikâyete, Cumhuriyet savcılarınca kamu davasına ve mahkemelerce mahkûmiyet hükmüne konu edilmemesi gereken yazı veya sözlere ilişkin on binlerce açık dosya mevcuttur.

Yargıtay Kararları Işığında Hakaret Sözlüğü – İçindekiler(PDF)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Uygulayıcının hukuki vasıflandırma yaparken yararlanması gereken en önemli yardımcı kaynak, daha önce aynı veya benzer eylemlere ilişkin olarak vücut bulmuş yüksek mahkeme içtihatlarıdır. Mevcut teknolojik olanaklar her kademedeki hukuk uygulayıcısının bu içtihatlara güncel ulaşımını mümkün kılsa da, yüksek mahkeme kararlarının tamamının muhakemeye konu olacak yazı ya da sözü aynen içermemesi ve yine uygulayıcının yoğun iş yükünden ötürü bu türden araştırmalara vakit bulamaması, en önemli yardımcı kaynaktan hakkıyla faydalanabilmeyi engelleyen sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Elinizdeki eser, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükte olduğu zaman dilimi içerisinde yerel mahkemelerce hakaret suçuna konu edilmiş eylemlerin suç teşkil edip etmediğine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili Yargıtay Ceza Daireleri tarafından ifade özgürlüğü, iddia ve savunma dokunulmazlığı vb. anayasal ve kanuni prensipler gözetilerek oluşturulmuş içtihatlar bir araya getirilmek suretiyle vücuda gelen alfabetik bir derleme içermektedir. Eser hazırlanırken yalnızca içtihat metinleri taramakla yetinilmemiş, içtihatlara konu olan ilk derece mahkemesi kararları da gözden geçirilmiş, böylece mümkün olduğunca kapsamlı bir sözlük oluşturmaya gayret edilmiştir. Derleme yapılırken yalnızca 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesinde tanımlanan genel hakaret suçları değil, aynı kanunun 299. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile 5816 sayılı Kanun’da tanımlanan Atatürk’ün hatırasına hakaret suçu da dikkate alınmıştır. Bilindiği üzere hakaret suçuna ilişkin vasıflandırma yapılırken eylemin kim tarafından kime yöneltildiği ve hangi şartlarda vücuda getirildiği önem taşımakta, dolayısıyla aynı eylemin sözgelimi bir siyasiye ya da normal vatandaşa yöneltilmesine göre farklı hukuki sonuçlar doğabilmesi mümkün olmaktadır. Bu yüzden eserde, aynı eyleme ilişkin birbiriyle çelişki oluşturan ya da istikrar kazanan yüksek mahkeme içtihatlarına da kronolojik sırayla yer verilerek uygulayıcının doğru değerlendirme yapabilmesini sağlayacak zengin bir içerik oluşturulmuştur. Eserin son kısmında da hakaret suçu açısından büyük önem taşıyan “aleniyet” unsurunun varlığını belirleme noktasında ölçüt olarak kullanılabilecek içtihatlardan oluşan alfabetik bir ek derleme yer almaktadır.

Eserin yayın amacı, hâkimler ve Cumhuriyet savcıları ile avukatların bir eylemin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasında değerlendirme yaparken Yargıtay’ın aynı veya benzer nitelikteki eylemlere ilişkin görüşüne ve yine somut uyuşmazlığa ilişkin detaylı araştırma yapmak istedikleri içtihat metinlerine kolaylıkla ulaşmalarını sağlamaktır. Eser, bu haliyle, hakaret nedeniyle tazminat davalarına bakan hukuk mahkemesi hâkimlerinin de yardımcı kaynak olarak faydalanabilecekleri bir mahiyeti haizdir.

Yazar Ahmet Aslan’ın yazıp yönettiğim KÖZ isimli film

Nihal Erdener Uluocak

0
Uluocak ve Ümit Kocasakal

Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak, Modern Türkiye’nin ilk kadın hukukçularından ve kadın profesörlerindendir. Babası Atatürk’ün ordu kumandanlarından olan Uluocak 30.06.1924 tarihinde İstanbul, Şehzadebaşı’nda doğmuştur. İlk çocukluk yılları annesi, babası, teyzesi ve ağabeyi Orhan Erdener ile birlikte geçmiş, çocukluk yaşlarında Kınalıada’da yaşamış, babasının görevi nedeniyle ilkokulu Ankara Yenişehir’de okumuştur. Ailesi tarafından bir Fransız okuluna yazdırılan Uluocak daha sonra Notre Dame De Sion’a kaydını yaptırmış, dört yıl orta okul, üç yıl lise okuduktan sonra 1944 yılında bu okuldan mezun olmuştur. Fransızca, İngilizce ve Latince bilen Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak lise eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başlamış, hukuk fakültesini 4 yılda bitirdikten sonra hocalarının talebi üzerine aynı okulda Yüksek Lisans ve Doktora yapmıştır. Avukatlık stajını Sirkeci’de Avukat Hamdi Haluk Bey’in yazıhanesinde yaptıktan sonra İstanbul Barosuna 2430 sicil numarasıyla 26.01.1951 tarihinde kaydolmuş ve avukatlık ruhsatını almıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku öğretim üyesi olan Uluocak; Amerika’da Columbia Law School’da doktora yapmış ve emekli olduğu 1991 yılına kadar pek çok öğrenci yetiştirmiş, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiş, Hollanda Lahey Akademisi’nde ve ABD’de Columbia Hukuk Fakültesinde de görev yapmıştır. Uluocak, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku Enstitüsü Müdürlüğü döneminde “Uluslararası Özel Hukuk İlişkileri” konusunda ilk pozitif yasanın çıkarılmasını sağlamıştır. Türk Hukuk Camiasında, Türk Devletler Özel Hukuku’nun kurucularından biri olarak anılmaktadır.

Uluocak ve Süreyya Ağaoglu bir kokteylde

Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak, Türkiye’nin ilk kadın avukatı olan Süreyya Ağaoğlu ile birlikte, 1968 yılında faaliyete başlayan Türk Hukukçu Kadınlar Derneği’nin kurucuları arasında yer almış, derneğin 1972-1974 ve 1974-1976 dönemlerinde başkanlığını yürütmüş, Uluslararası Hukukçu Kadınlar Federasyonunda Fransızca, İngilizce ve Latince dilleri ile Türkiye’yi temsil etmiştir.

Akademik çalışmaları yanında kadın hakları ve modernleşme hareketleri içinde yer alan Nihal Uluocak, Atatürk İlke ve Devrimleri Derneği, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Soroptimistler Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve birçok sivil tolum kuruluşunda çalışmalar yürütmüş, konferans ve panellerde konuşmalar yapmış, kamu yararına bir dernek olan Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu’nun 1978 – 1980 yılları arasında başkanlığını yürütüştür.

Uluocak, vermiş olduğu bir röportajında hayat felsefesini, derneklerde burs vermek, çocukların başarılı olduğunu görmek ve başarılı evlatlar yetiştirmek şeklinde özetleyerek bunları öncelikli görevleri olarak tanımlamıştır.

Kadın Araştırmaları Derneği ödülü ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği tarafından verilen “Aydınlanmanın Kadınları” ödüllerinin sahibidir.

İstanbul Barosu tarafından her yıl 5 Nisan avukatlar günü nedeniyle hukuka önemli katkılarda bulunmuş kişilere verilen Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü 2013 yılında Baro Yönetim Kurulu’nun kararı ile Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak’a verilmiştir.

İstanbul Barosu Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak’a verilmişti. 

Ödül, İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal tarafından Ulucak’a Nişantaşı’ndaki evinde sunulmuş, Av. Hüseyin Özbek, Av. Aydeniz Alisbah Tuskan, Av. Süreyya Turan ve Av. İsmail Altay törende hazır bulunmuştur.

Prof. Dr. Nihal Erdener Uluocak, İstanbul Nişantaşı’ndaki ikametgahında 29.12.2017 tarihinde hayata veda etmiştir.

Dünya Tabipler Birliğinin Kadın Sünnetine İlişkin Bildirgesi

0

Dünya Tabipler Birliğinin Kadın Sünnetine İlişkin Bildirgesi, 1993 yılı Ekim ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de gerçekleşen 45. Dünya Tabipler Birliği toplantısında kabul edilmiştir. Bildirge, 2005 yılı Mayıs ayında Fransa’nın Divonne-les-Bains kentinde yapılan 170. Konsey Oturumunda gözden geçirilmiştir.

Dünya Tabipler Birliğinin Kadın Sünnetine İlişkin Bildirgesi

Önsöz

Kadın sünneti otuzdan fazla ülkede yaygın bir uygulamadır. Son zamanlarda, diğer birçok ülkede de, bu sorun, kadın sünnetinin uygulandığı ülkelerden aralarında açlık ve savaştan kaçan göçmenler ve mültecilerin de bulunduğu etnik grupların gelişi nedeniyle ortaya çıkmıştır. Kadınların ve çocukların fiziksel ve zihinsel sağlığı üzerindeki etkisi nedeniyle, “kadın sünneti” hekimlerin ilgi alanı içindedir.

Dünya’nın her yerinde, hekimler bu geleneksel uygulamanın sonuçları ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Zaman zaman kendilerinden bu uygulamayı gerçekleştirmeleri istenmektedir. “Kadın sünneti”nin değişik biçimleri bulunmaktadır. Çoğu kez 5 ile 12 yaş arasındaki kız çocuklarında primer sünnet olarak ya da örneğin doğumdan sonra olduğu gibi sekonder sünnet olarak gerçekleştirilebilmektedir.

Primer sünnet, klitoris üzerindeki sünnet derisinin insizyonundan, “pharaonic sünnet”e ya da klitoris ve küçük dudakların çıkarıldığı ve yalnızca idrarın ve menstrüel kanın geçişine olanak verecek ve cinsel ilişkiyi önleyecek biçimde büyük dudakların dikildiği kesi yöntemine kadar değişik kapsamlarda olabilir.

Kapsamından bağımsız olarak, “kadın sünneti” kadınların ve kızların sağlığını etkiler. Araştırma sonuçları, sağlığa ilişkin olarak yarattığı ağır zararları göstermektedir.

“Kadın sünneti”nin akut komplikasyonları hemoraji, enfeksiyonlar, yakın organlardaki kanamalar ve şiddetli ağrıdır. Uzun dönemli komplikasyonlar ise ağır skar, kronik enfeksiyonlar, ürolojik ve obstetrik komplikasyonlar ile psikolojik ve toplumsal sorunlardır. “Kadın sünneti”nin cinsellik ve bunun yaşanma biçimi üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır.

Doğum sırasındaki rahatsızlıklar, fistül oluşumu, rüptür ve inkontinans gibi çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkar. Sünnetin az zarar verici biçiminde bile, komplikasyonlar ve orgazm yeteneğinin tümüyle yitirilmesini de içeren işlevsel sonuçlar oluşabilir. “Kadın sünneti”nin varlığını ve halen sürüyor olmasını açıklayacak değişik nedenler bulunmaktadır: (Genç kızların bakireliğini korumaya ve kadınların cinselliklerini dışa vurmalarını sınırlandırmaya yönelik) töreler ve gelenekler ile toplumsal nedenler. Bu nedenler, sağlık üzerindeki ciddi zararları haklı göstermez. Büyük dinlerin hiçbiri bu uygulamayı desteklemez.

Varolan tıbbi görüş, “kadın sünneti”nin kızların ve kadınların fiziksel ve zihinsel sağlığı için zararlı olduğu yönündedir.

“Kadın sünneti”, birçokları tarafından kadınlara zulmetmenin bir biçimi olarak görülmektedir.

Genel olarak, “kadın sünneti”ni daha açık biçimde kınama konusunda güçlü bir eğilim bulunmaktadır: Afrika’daki bu uygulamaya karşı etkin kampanyalar yapılmaktadır. Afrikalı devlet başkanlarının yanı sıra birçok Afrikalı kadın lider bu uygulamaya güçlü biçimde karşı çıkan bildirgeler yayınlamışlardır. Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve UNICEF gibi uluslararası kuruluşlar, “kadın sünneti” sorununun kökünden çözülmesi için özgün önlemler önermişlerdir.

Çeşitli ülkelerde hükümetler, kendi ceza yasalarında “kadın sünneti”ni yasaklamak gibi yasal düzenlemeler getirmişlerdir.

Öneriler

Bu uygulamanın kapsamında bulunan insanların psikolojik gereksinimleri ve “kültürel kimlikleri”ni göz önünde bulundurarak, hekimler, kadınları, erkekleri ve çocukları “kadın sünneti”ne ilişkin olarak bilgilendirmeli, onları bu uygulamanın yapılması ve sürdürülmesinden caydırmaya çalışmalıdırlar.

Hekimler, sağlığı desteklemeyi ve “kadın sünneti”nin yanlışlığını savunmayı işlerinin bir parçası haline getirmelidirler.

Sonuç olarak, hekimler bu yönde etkinlik gösterebilmeleri için yeterli bilgi ve desteğe sahip olmalıdırlar.

“Kadın sünneti” konusundaki eğitim programları yaygınlaştırılmalı ve/veya geliştirilmelidir.

Ulusal tabip birlikleri, halkın ve hekimlerin “kadın sünneti”nin zararlı etkilerinin bilincinde olmalarını sağlayacak uyarıları gerçekleştirmelidir.

Ulusal tabip birlikleri, hükümetleri “kadın sünneti”nin uygulanmasını engelleme yönünde harekete geçirmeye çalışmalıdır.

Ulusal tabip birlikleri, bir kız çocuğu “sünnet” edilme riski ile karşı karşıya olduğunda uygun bir önleyici ve yasal strateji oluşturma konusunda (diğer kurumlarla) işbirliği içinde olmalıdır.

Özet

DTB, kadınların ve kızların sünneti de dahil olmak üzere genital olarak yaralama uygulamasını ve hekimlerin bu tür uygulamalar içinde yer almasını kınamaktadır.

2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu

0

2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu, 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkarılan 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanununu yürürlükten kaldırmış, 22.09.1983 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 24.09.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun, 25 Ocak 1985 tarih ve 85/9034 numaralı Türk Bayrağı Tüzüğü ile kanun hükümlerinin nasıl uygulanacağı belirlenmiştir.

Türk Bayrağı

Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya manevi değerini zedeleyecek şekilde kullanılamaz. Resmî yemin törenleri dışında masalara, kürsülere örtü olarak konulamaz. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Eşyalar üzerinde bayrak dekoratif olarak kullanılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez. Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz. Bayrak yırtılamaz ve yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen ve saygı gösterilmeden kullanılamaz.

2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu
Amaç

Madde 1 – Bu Kanunun amacı Türk Bayrağının şekli, yapımı ve korunması ile ilgili esas ve usulleri belirlemektir.

Bayrağın Şekli ve Yapımı

Madde 2 – Türk Bayrağı, bu Kanuna ekli cetvelde gösterilen şekil ve oranlarda olmak kaydıyla beyaz ay – yıldızlı albayraktır.

Bayrak ile özel bayrakların (sembolik bayrak, özel işaret, flama, flandra ve fors) standartları, hangi kumaş ve maddelerden yapılacağı yönetmelikte gösterilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 82 nci maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükte” ibareleri “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Bayrağın Çekilmesi ve İndirilmesi

Madde 3 – Bayrak, kamu kurum ve kuruluşlarıyla yurt dışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzel kişilerin deniz vasıtalarına çekilir. Yurt içinde ve yurt dışında yetkililerin araçlarına takılır.

Bayrak çekilirken ve indirilirken tören yapılır. Bayrak törenlerinin gereken biçimde yapılmasından o mahaldeki yetkili amirler sorumludur.

(Değişik : 14/7/1999 – 4409/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşlarında Türk Bayrağı sürekli çekili kalır.

(Değişik : 14/7/1999 – 4409/1 md.) Bayrağın; nerelerde daimi olarak çekilmeyeceği, hangi kapalı yerlere konulacağı, nerelere fon olarak takılacağı veya asılacağı, kamu kurum ve kuruluşlarından başka yerlerde ne zaman ve nasıl çekileceği, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığı yüzer birliklerinde ve Türk Bandıralı ticaret gemilerinde Bayrak çekme ve indirme zamanları ile Bayrak çekilirken ve indirilirken yapılacak törene ilişkin hususlar, yönetmelikte gösterilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 82 nci maddesiyle, bu fıkralarda yer alan “tüzükte” ibareleri “yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir. 2/1/2017 tarihli ve 680 sayılı KHK’nin 49 uncu maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Türk Silahlı Kuvvetleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile Sahil Güvenlik Komutanlığı” ibaresi eklenmiş, daha sonra bu hüküm 1/2/2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.)

Bayrağın Yarıya Çekilmesi

Madde 4 – Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 KASIM’da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Cumhurbaşkanlığınca ilan edilir. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 82 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Başbakanlıkça” ibaresi “Cumhurbaşkanlığınca” şeklinde değiştirilmiştir.)

Bayrağın Selamlanması

Madde 5 – Çekilmesi ve indirilmesi esnasında veya tören geçişlerinde Bayrak, cephe alınarak selamlanır.

Bayrağın Örtülebileceği Yerler 

Madde 6 – Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin ve yönetmelikte belirlenecek asker ve sivil kişilerin cenaze törenlerinde bunların tabutlarına, açılış törenlerinde ATATÜRK heykellerine veya resmi yemin törenlerinde masalara örtülebilir.

Ayrıca milli orf ve adetler göz önünde tutularak Bayrağın diğer kullanılma şekil ve yeri yönetmelikte gösterilir.

Yasaklar 

Madde 7 – Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya uniforma şeklinde giyilemez.

Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve yönetmelikte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz.

Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz. Bu Kanuna ve yönetmeliğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.

Cezalar

Madde 8 – (Değişik: 23/1/2008-5728/421 md.)

Bu Kanuna ve çıkarılacak yönetmeliğe aykırı olarak Bayrak yapmak, satmak ve kullanmak yasaktır.

Bu yasağa aykırı olarak yapılan Bayraklar o mahallin yetkili amirlerince toplatılır.

Bu Kanun hükümlerine aykırı davranışta bulunanlara, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde mahalli mülki amir tarafından Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi uyarınca idarî para ceza verilir.

Yönetmelik

Madde 9 – Bu Kanunun ilgili maddelerinde yönetmelikte düzenleneceği belirtilen hususlar ile kanunun uygulanmasına ilişkin diğer esaslar, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte gösterilir.

Yürürlükten kaldırılan kanun

Madde 10 – 29 Mayıs 1936 Tarih ve 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 11 – Bu Kanun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 12 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [629.04 KB]

Yürürlükten Kaldırılan 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu
Madde 1
Türk bayrağı, bu kanuna bağlı örnekte gösterilen şekil ve nisbetlerde olmak ve al zemin üzerine beyaz ay-yıldız konmak, şartile, yerli şaliden yapılır.
Ancak şalinin tedarikinde zorluk olur ise en büyük mülkiye memurunun iznile zemin rengi al olmak üzere başka kumaştan da yapılabilir.
Madde 2
Ordu kuvvetlerile resmî daire ve teşekküller tarafından bayrakların çekiliş ve indirilişlerinde ve sair hususlarda yapılacak tören ve bunların kullanacakları hususî alâmet ve filâmaların şekilleri, nisbetleri ve cinsleri ve Türkiye Cümhurluğunun yabancı memleketlerde bulunan resmî ve millî binalarına (Uluslar arası metotlarına göre) Türk bayrağının çekiliş ve indirilişleri ve resmî dairelerle teşekküllerden başka yerlerde Türk bayrağının, ve diğer hususî bayrakların ve forsların gerek temsil ve gerek süsleme için ne zaman ve nasıl çekileceği ve nerelerde kullanılabileceği ve bu kanunun tatbik şekilleri bir nizamname ile tesbit edilir.
Madde 3
Türk bayrağı ordu kuvvetlerile resmî dairelerde ve millî teşekküllerde sabah sekizde çekilir ve gün batarken indirilir. Şu kadar ki limanlara giren ve çıkan ve seyir halinde bulunan harp ve tüccar gemilerinin bayraklarının çekiliş ve indiriliş saatleri için nizamnameye istisnaî hükümler konulabilir.
Yalnız, millî bayramlarda ve umumî tatil günlerinde tatilin devam ettiği müddetçe bayrak gece ve gündüz çekili kalır.
Her gün bayrak çekecek resmî daireler, İcra Vekilleri Heyeti tarafından tayin edilir.
Madde 4
Yas alâmeti olmak üzere bayrağın yarıya çekileceği haller ve devam müddeti Devlet protokolunca tesbit ve vaktinde alâkadar dairelere bildirilir.
Madde 5
Resmî dairelerde ve teşekküllerde çekilecek bayrak, bu iş için yapılmış hususî direk ve göndere çekilir.
Madde 6
Bu kanun hükümlerine ve yapılacak nizamnameye muhalif olarak bayrak yapmak ve satmak yasaktır. Bu yasağa aykırı gidenler,
Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine göre cezalandırılır. Nizamnameye muhalif olarak çekilmiş bayraklar mahallin en büyük mülkiye memuru emrile indirilir.
Madde 7
Alay sancaklarının şekli ve yapılış tarzı kendi hususî ahkâmına tabidir.
Madde 8
Bu kanun neşri tarihinden bir sene sonra muteberdir.
Madde 9

Bu kanun hükümlerini yerine getirmeğe İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Anayasa Mahkemesi üyeliği için başvuran adaylar açıklandı

0

Anayasa Mahkemesi Adayları açıklandı 

Türkiye Barolar Birliği kontenjanından Anayasa Mahkemesi Üyesi olmak için başvuran 32 aday açıklandı. Mahkemeye atanacak üyenin kadın hukukçu olması gerektiği yönünde yoğun bir kamuoyu baskısı bulunuyor.  AYM’de, başkan, başkan vekilleri ve mahkeme üyesi olarak çalışan 12 yargıç arasında hiçbir kadın üye görev yapmıyor. Anayasa Mahkemesi Adayları arasında daha önce Venedik Komisyonunda görev alan Öykü Didem Aydın dikkat çekici bir isim olarak öne çıktı.

Afyonkarahisar Baro Başkanı olarak görev yaparken 2010 yılında TBMM tarafından AYM üyeliğine seçilen Celal Mümtaz Akıncı’nın 31 Ocak 2022 tarihinde, yaş haddinden emekliye ayrılacak olması nedeniyle, paralel baro olarak nitelenen ve hukuk dünyasında kabul görmeyen yeni barolar dahil olmak üzere toplam 83 baro başkanı, TBMM’nin seçimine sunmak üzere serbest avukatlar arasından, gizli oylamayla üç aday belirleyecek ve AYM’nin yeni üyesi bir avukat olacak.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 146. maddesine göre, Akıncı’nın yerine baro başkanları 45 yaşını doldurmuş olan serbest avukatlar arasından üç aday gösterecek. TBMM’de yapılacak oylamada bu üç isimden bir kişi AYM üyeliğine seçilecek.

Anayasa Mahkemesine adaylık başvurusunda bulunan ve Türkiye Barolar Birliği tarafından açıklanan avukatların listesi şu şekilde:

ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELİĞİ ADAY ADAYLIĞI
BAŞVURU LİSTESİ
(2022)

Adı Soyadı

Barosu

 

1 Av. Sema AKSOY

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
2 Av. Mustafa ALADAĞ

Konya

ÖZGEÇMİŞ
3 Av.Samir ALTUNKAYNAK

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
4 Av. Cihan AYDIN

Diyarbakır

ÖZGEÇMİŞ
5 Av. Öykü Didem AYDIN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
6 Av. Şakir BALCI

Manisa

ÖZGEÇMİŞ
7 Av. Aslıhan BARIŞ

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
8 Av. Zülal ERDOĞAN BİLAL

Diyarbakır

ÖZGEÇMİŞ
9 Av. Hasan DEMİR

Adıyaman

ÖZGEÇMİŞ
10 Av. Seyfettin DİKMEN

Karabük

ÖZGEÇMİŞ
11 Av. Baykal DOĞAN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
12 Av. Miyami EKİN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
13 Av. Rıdvan ERDOĞAN

Karabük

ÖZGEÇMİŞ
14 Av. Suna SOYDAŞ FIRAT

Bursa

ÖZGEÇMİŞ
15 Av. Talat GÖĞEBAKAN

Erzurum

ÖZGEÇMİŞ
16 Av. Ali Rıza GÜDER

Tunceli

ÖZGEÇMİŞ
17 Av. Fikret HAKGÜDEN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
18 Av. Onur KARADAĞ

İstanbul

ÖZGEÇMİŞ
19 Av. Ferhat KARATAŞ

Şanlıurfa

ÖZGEÇMİŞ
20 Av. Ahmet Hilmi OCAK

Diyarbakır

ÖZGEÇMİŞ
21 Av. Serdar Mete ÖZGÜRÜN

Manisa

ÖZGEÇMİŞ
22 Av. Ali Yaşar ÖZKAN

İstanbul

ÖZGEÇMİŞ
23 Av. Mehmet Zahit SÖYLEMEZ

Muş

ÖZGEÇMİŞ
24 Av. Ayşegül ŞENARSLAN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
25 Av. Sabiha TEKİN

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
26 Av. Süreyya TURAN

İstanbul

ÖZGEÇMİŞ
27 Av. Cumhur UZUN

Muğla

ÖZGEÇMİŞ
28 Av. Kenan YAŞAR

Çorum

ÖZGEÇMİŞ
29 Av. Ünal YAVUZ

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
30 Av. Aynur Tuncel YAZGAN

İstanbul

ÖZGEÇMİŞ
31 Av. Banu KURTYAY YENER

Ankara

ÖZGEÇMİŞ
32 Av. Bilgin YEŞİLBOĞAZ

Mersin

ÖZGEÇMİŞ

 

Anayasa’nın ilgili hükmü şu şekilde:

“MADDE 146- (Değişik: 12/9/2010-5982/16 md.) (Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Anayasa Mahkemesi onbeş üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur. (Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer. (Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.60 Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır. Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler. Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.”

Konu ile ilgili olarak alınan TBB Başkanlık Divan Kararı şu şekilde açıklandı:

Türkiye Barolar Birliği Başkanlık Divanı gündemindeki konuları görüşmek üzere yukarıda belirtilen günde toplandı.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 146. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 6.maddesi hükmüuyarınca Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak seçimlerde uygulanacak  işlem ve duyurulara ilişkin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu’nun 11 Aralık 2021 günlü 2021/2187 sayılı kararıyla verdiği yetkiye dayanılarak;

Seçimin aşağıdaki temel kurallar ve takvime göre yapılmasına;

1-) Baro Başkanlarının seçeceği Anayasa Mahkemesi üye adaylığı seçim takvimi başlangıç tarihinin 16 Aralık 2021 tarihi olarak kabul edilmesine, seçime ilişkin takvimin kesintisiz olarak uygulanması gerektiğinden resmi tatil günlerinin de takvim açısından normal çalışma günleri gibi değerlendirilmesine;

2-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak seçimlerle ilgili tüm ilanların www.barobirlik.org.tr internet adresindeki Türkiye Barolar Birliğinin WEB sitesinde ilan edilmesine, Baro Başkanlıklarının bu duyuruyu levhasına kayıtlı tüm avukatların görebilmesi için bölgesi içindeki adliyelerdeki tüm avukat odaları ilan tahtalarında ve varsa baronun web sayfasında ilan etmelerine;

3-) Seçim için uygulanacak takvimde son günü belirtilen sürelerin, aksine bir açıklama yoksa, sürenin saat 17.00 de sona ereceğine,

4-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak seçimlerde yapılacak başvuru dilekçesine 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 6.maddesinde öngörülen şartlara haiz olduğunu  ve başvuru sahibinin barodaki sicil dosyasına göre fiili avukatlık yaptığı süreleri gösteren belge, fotoğraf ve özgeçmiş belgesi eklenmesinin gerekli olduğuna;

5-) Adaylık başvurularının Türkiye Barolar Birliği gelen evrak servisine alındı belgesi karşılığı teslim edilmek suretiyle kabulüne;

6-) Adaylık başvurularının 20 Aralık 2021 günü başlatılarak 30 Aralık 2021 günü saat 17.00 de sona erdirilmesine;

7-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak seçimlerde oy kullanacak baro başkanları seçmen listelerinin 03 Ocak 2022 günü saat 18.00’de ilan edilmesine;

😎 Seçmen listesine yapılacak itirazların 04 Ocak 2022 günü saat 17:00 de sona ermesine;

9-) Seçmen listelerine yapılacak itirazların 04 Ocak 2022 günü saat 19.00 da TBB Başkanlık Divanınca incelenerek seçmen listelerinin kesinleştirilmesine ve ilan edilmesi ile kesinleşen seçmen listesinin sandık seçmen listesi olarak kabulüne;

10-) Aday başvuru ve eki belgelerinin incelenmesi sonucu şartları adaylık için uygun olanlara ilişkin kesin aday listesinin, soyad alfabe sırasına göre oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesine ve özgeçmişlerinin Türkiye Barolar Birliği Web sitesinde 05 Ocak 2022 günü ilan edilmesine,

11-) Adayların soyad alfabe sırasına göre liste halinde düzenlenecek olan ve isimler karşısında oy kullanma tercihini belirtecek boş kutucuk bulunan oy pusulalarının 06 Ocak  2022 tarihinde bastırılmasına;

12-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak Seçimin 15 Ocak 2022 günü saat 09.00 ila 17.00 saatleri arasında Ankara’da, Türkiye Barolar Birliği, Av.Özdemir ÖZOK Kongre ve Kültür Merkezi Konferans Salonunda yapılmasına;

13-) Seçim için görevlendirilen sandık kurulu başkanına 100 adet işbu kararın 11.maddesindeki özelliklere göre düzenlenmiş oy pusulası, basılı sayım ve döküm cetveli, seçim torbası, yeteri kadar tutanak kağıdı, oy verme kabini, sandık seçmen listesi, oy verme sandığı ile sandık kurulunca oy pusulası, oy zarflarının ve sandık kurulu tutanaklarının mühürlenmesi işlemlerinin yapılmasına,

14-) Seçim için bir adet sandık kurulmasına, seçim sandık kurulunun bir başkan, bir başkan yardımcısı ve üç asil, iki yedek üyeden oluşturulmasına, sandık kurulu asil ve yedeklerinin 04 Ocak 2022  günü Türkiye Barolar Birliği Başkanlık Divanınca belirlenerek görevlendirilmelerine, sandık kurulunda oy kullanımı sırasında sürekli bir boşalma olması halinde boşalan kişinin yerinin yedek üyelerle doldurulmasına, başkan ve başkan vekilinden her ikisinin de boşalması halinde en yaşlı üyenin sandık kurul başkanlığı görevini yürütmesine;

15-) Seçim sandık kurulunca seçmenlere verilecek oy pusulalarının arkasının ve oy pusulasının konulacağı zarfın sandık kurulu başkanınca Türkiye Barolar Birliği mühürü ile mühürlenmesine mühürü olmayan zarf ve oy pusulalarının geçersiz sayılmasına;

16-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için yapılacak seçimlerde oy kullanımının oy pusulalarındaki adayın adı soyadı yanında yer alan boş kutucuğun (X) işaretlenmesi suretiyle bir aday için kullanılmasına, bir adaydan fazla işaretlenmiş oy pusulalarının geçersiz sayılmasına;

17-) Oy sayımı sonucunda adayların aldıkları oy sayısına göre sıralanmasının yapılmasına ve en çok oy alandan başlanmak üzere Anayasa Mahkemesi üye adayı seçilmiş olanların bu sıraya göre tespit edilmesine, adayların aldıkları oylarda eşitlik olması halinde eşitlik bozulana kadar oylamanın tekrarlanmasına, sıralamada ilk üç sırayı almış olan adayların Anayasa Mahkemesi üye adayı olarak seçilmiş olacaklarına;

18-) Seçim sandık kurulu tarafından seçim sonuçlarını gösteren tutanağın seçim mahallinde oy sayım işlemleri ve tutanağın tutulması ve sandık kurulu üyelerince imzalanmasını takiben ilan edilmesine, bu tutanakta seçimin türü, sandık seçmen listesinde kayıtlı seçmen sayısı, geçerli oy sayısı, geçersiz oy sayısı ve adayların aldığı oy sayılarının rakamla yazılmak suretiyle yer almasına,

19-) Hesaba katılan, katılmayan oy pusulaları, sayım döküm cetvelleri ve seçimle ilgili diğer her türlü evrakın sandık kuruluna verilen torba içine konulup torbanın ağzı kapatılıp sandık kumlunca imzalanıp mühürlenmek suretiyle Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına teslim edilerek Türkiye Barolar Birliği Başkanlığınca bir yıl süreyle saklanmasına,

20-) Anayasa Mahkemesi üye adaylığı seçim sonuçlarına itirazların 24 saat içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlık Divanına yapılmasına, yapılacak itirazların Başkanlık Divanı tarafından derhal karara bağlanmasına,

21-) Seçim sonucu Anayasa Mahkemesi üye adaylığına seçilen üç avukatın bilgilerinin Türkiye Barolar Birliği Başkanlığınca 18 Ocak 2022 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilmesine;

İşbu kararın ilan niteliğinde olmak üzere Türkiye Barolar Birliği web sayfasında yayınlanmasına;

Oybirliği ile karar verildi.

Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
Başkan

 

Av. Sibel SUİÇMEZ
Başkan Yardımcısı

 

Av. Gürkan ALTUN
Başkan Yardımcısı

 

Av.Veli KÜÇÜK
Genel Sekreter
Av. Gökhan BOZKURT
Sayman

Ahmet Kahraman

0
Ahmet Kahraman

Ahmet Kahraman, 10.03.2011-06.07.2011 tarihleri arasında, seçim döneminde adalet bakanı olarak görev yapmıştır.

1980 yılında Lice Hâkim yardımcısı olarak göreve başlamış, sırasıyla Kelkit Hâkim yardımcısı, Gümüşhane Cumhuriyet Savcı yardımcısı, Batman Cumhuriyet Savcısı ve Mustafakemalpaşa hâkimi olarak görev yaptıktan sonra, 1990 yılında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ve Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde Tetkik Hâkimi, Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcılığı, 2000 yılında Ankara Hâkimliği, 12.02-18.07.2008 tarihleri arasında Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.

Ahmet Kahraman, 2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Müsteşarı olmuş, 29 Aralık 2013 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

Eski Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı Ahmet Kahraman’ın Cenaze Töreni

Vicdanı Olan Herkese Seslendiler: Katili Bulun

0
İzmir, Karaburun’un Bozköy mevkiinde bulunan bir köpek, iple boğazından ağaca asılı olarak ölü bulunuştu. Veterinerlik raporuna göre; 18 Aralık Cumartesi günü köpeğin bulunduğu, ölü muayenesi yapıldığı ve ağaca asılıp boğularak öldürüldüğü ifade ediliyor. Caniler tarafından “asılarak idam” edilen köpeğin başına gelenlere sert tepki gösteren Av. Doç. Dr. Öykü Didem Aydın, failler bulunana kadar olayın takipçisi olacaklarını açıklayarak 26 Aralık Pazar günü saat 13.30’daki basın toplantısına açık davette bulundu.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Medyascope Hukuk Okulu’mda 17.30’da Canlı Yayın: “Ağaca İple Asılarak Katledilen Bir Kırsal Köpeğin Yası Tutulabilir Hayatı” başlığında 18 Aralıkta ağaca iple asılıp boğularak katledilen kardeşimizin soruşturması var.

#yasınıtutuyoruz #bizyasınıtutarız #hayvanhaklarıyasasıhemen

[/box]

Toplantıya, Haytap Hayvan Hakları Federasyonu Basın Sözcüsü Şule Baylan da katılacak. Basın açıklamasına “hayvanseverler”, “insanseverler” ve “vicdanı olan herkes” davet edildi.

Masum Kardeşlerimize neler oluyor?

Sevgili Dostlar, Katılanlar!

Değerli hayat/değersiz hayat ayrımını insanlar kendi aralarında bile yaparken hayvanlar söz konusu olduğunda bu ayrım en keskin, en can yakıcı ve en kahredici formunu alıyor ne yazık ki! 18 Aralık Cumartesi günü, kangal kırması, Anadolu Çobanı, candan mı candan, munis mi munis  bir dostumuz, bulunduğumuz bu mevkide işte gördüğünüz ağaçta idam edilmiş halde bulundu! Ölü muayenesi yapan veteriner raporuna göre kardeşimiz ağaca asılarak boğulmuş, ip boynu üzerinde defalarca döndürülmüş! Rapor olayın başka şekilde gerçekleşmiş olma ihtimali olmadığını, bu cinayetin toplum sözleşmemizi feshederek aramızdaki hukukun en asgari standardını çiğnemiş insanlar eliyle işlendiğini, masum canımızın boğularak katledildiğini ifade ediyor.

Sevgili Karaburun Sevdalıları. Sevgili Hayvanseverler. Sevgili İnsanseverler. Vicdanı Olan Herkes!

Boynundan asılı kardeşimizin ölümünün müsebbibi cürümkarı bulup çıkarmak bizim de artık boynumuzun borcu olmalı! İnsanın vicdanı olduğu malum ama anlatıya göre vicdan uykudadır, denir. Uyandırmak için vicdan eğitimi gerekir.

Dün ve bugün Karaburun Savcılığı ve Jandarma Komutanlığından aldığımız bilgiye göre olay hakkında bir soruşturma başlatılmış durumdadır. Soruşturma genişletilecektir.  Hepimiz bu soruşturmanın takipçisi olmalı, şikayet dilekçeleri vermeye devam etmeliyiz.

Köpeğin sahibi/koruyucusu olduğu, ona annelik babalık yaptığı düşünülen arkadaşlarımız suç duyurusunda bulundular. Bu suç duyurusunu sadece mala zarar vermekten yapmadık. Bir candır söz konusu olan. Şikayetimizi O canın öz değerini gözeterek de yaptık. O can kamunun da bir varlığıdır. O can kamunun da gözünün nurudur. O can Anadolu topraklarında binlerce yıldır bizlere yoldaşlık etmiş, kendini bizler için feda etmiş, bizleri korumuş kollamış, bizlerden tek istediği hafif bir okşayış ve azıcık aş olan, toplumumuzun, kamumuzun parçası olan bir candır.

Bu eylem bir cinayettir. Ama eylem aynı zamanda halk arasında panik ve korku yaratmak için tehdit suçudur. Zira cinayetin işlendiği yer bir zeytinlik olsa da idam edilmiş kardeşimizin asıldığı yer bir yol kenarıdır. Kardeşimiz yoldan gelen geçen araçların ve kişilerin de görebileceği şekilde asılmıştır. Asıldığı yerin altındaki toprakta bulunan dışkı, canımız kardeşimizin korkudan ve dehşetten titretilerek öldürüldüğünü göstermektedir. Bunu yapanın bulunup cezalandırılmasını istiyoruz! Bunu yapan toplum sözleşmesinden çıkmıştır!

Bu cinayetin bir mesaj verme niyeti olduğu da açık. Zira Yeni Liman mevkiinde olaydan birkaç gün önce yine köpekler zehirlenmiş, köpeklerin zehirlenmesi olayları Jandarmaya dahi bildirilmemiştir. Aynı şekilde aynı mıntıkada ve civarlarda, Tepeboz’da ve yine Bozköy’de, köpeklerini kaybeden kimseler bulunmaktadır. Bu kayıp canlardan biri Bozköylü Fndık, diğeri Tepeboz’lu Aries’dir. Aries’ten de Cumartesi’den bu yana haber alınamamış, Bozköykü altı aylık Fındık ve Badem Kardeşler ortadan kaybolmuştur!

Sevgili Dostlar. Bizler de hayvanız.  Bizlerin de onlar gibi soluk aldığımızı, bizlerin de onlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyduğumuzu, bizlerin de onlar gibi bu kış günü ısınmaya ihtiyaç duyduğumuzu, bizlerin de doğduktan sonra büyümek ve kaliteli bir hayat hakkına sahip olmak istediğimizi, bizlerin de sadece ecelimizle ölmek istediğimizi düşünürsek bizler de kendimizi bu masum köpek kardeşlerimiz yerine koyabilir,  bizlerin de birer hayvan olduğunu anlayabiliriz. Bizler vicdanı olan, Etik’i olan hayvanlarız, bunun bilinmesi son derece önemli. Hatta taksonomik ayrım insan olmayan hayvanlar/insan hayvanlar şeklinde yapılmakta artık… Geleneksel insan/hayvan ayrımı, türlere saygılı felsefede ortadan kalkmıştır!

Savcılıktan ve Jandarmadan etkili soruşturma bekliyoruz. Kardeşimizin katilinin bulunmasını istiyoruz. Olayın vuku buluş şekli aynı zamanda aramızda bir psikopatın da ya da psikopatların da bulunduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte nedeni ne olursa olsun bu eylemin maruz görülür bir tarafı yoktur!  Korkudan uzak, dostça, mutlu bir toplumda yaşamak idealimizin düşmanı bu katillerin yarın benzer zararları yörede yaşayanlara vermeyeceğinin bir güvencesi yok.

Hepinizi duyarlık göstermeye, Jandarmaya ilave şikayetlerde bulunmaya, bu olayı sahiplenmeye, sözünüzü söylemeye, takipçisi olmaya ve sokak hayvanlarına onlara hayat hakkı tanımamak için atılan iftiralara, uydurmalara inanmamaya ve hayatın yıkımının ve etik bir çöküşün değil; masumiyetin, korumanın ve gözetmenin yanında olmaya davet ediyoruz.

Sizde kapı bulan bir hayvan bile varsa sizler kuvvetli insanlarsınız. Zira hakiki kuvvetin ve kudretin kardeşi merhamet, koruma ve gözetmedir; kuşatıcı sevgidir.  Kuvvet korur ve gözetir. Kendisini kuvvetli saymak için masumlara acı veren özsaygısı düşük, cinai toplum düşmanlarına dur demek elimizde. Bu masum bedenlere, bu candan ruhlara sırf onları kullanmak amaçlı kıymet vermeyin, onlarla dost olmak amaçlı kıymet verin. Biz dünyamızı onlarla paylaşıyoruz ve biliyoruz ki onların hayat haklarına saldırı bizlerin de hayat haklarına saldırıdır.  İmkanınız olduğu zaman bir sokak hayvanına, bir kırsal çoban köpeğine, bir başka canlıya el uzatalım, onları besleyelim, aşılarını yaptıralım, zalim insanların insafına terk etmeyelim, hayvanlara yurt ve kapı olduktan sonra onları kaderlerine terk etmeyelim, sokaklarda terk edilmiş hayvanları çiftliklerimizde, evlerimizde aile üyesi, yuvamızın parçası yapalım, sokak hayvanlarının, kır hayvanlarının akıbetlerini soruşturalım. Onlar kadar dost canlısı, huzur dolu, sağlıklı ve dengeli bir dünyayı çevremize -ve insan hayvan kim olursa olsun herkese- kazandırmak kamu otoritelerinin ciddi çabalarının yanında bizim tekil çabalarımızla ve sorumluluk bilincimizle mümkün olur ancak.

Hayvanları basit eşya sayan yasalara artık son diyelim. Yepyeni ve insancıl bir Hayvan Hakları Yasası için mücadele edelim. Zalimlerin elinde hayatını asılarak, boğularak yitirmiş kardeşimizin katillerini bulalım.

Karaburun Cumhuriyet Savcılığını kardeşimizin katillerini bulmaya, eylemin faillerini etkili şekilde soruşturmaya ve Belediyeyi, İlçe Tarım Müdürlüğünü ve yetkili tüm makamları halka hayvan hakları konusunda eğitim vermeye, sokak hayvanlarına, kırsal köpek ve kedilere türlerine yaraşır şekilde kaliteli hayat koruması sağlamaya, onları çevrelerinden koparmak yerine o çevrede hayatlarını idame edebilmelerini sağlamaya, gerekirse yardım toplanması çağrısı yapmaya ve tüm Halkı bilinçlenmeye ve Masum Kardeşlerimize kapı olmaya davet ediyoruz!

23 Aralık – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

Katilleri bulun ve yargılayıp cezalandırın!

23 Aralık – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

0

23 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

İdam Edilen Köpek İzmir Karaburun’da, insanlığın utanç sayfalarına kalın harflerle yazılan bir olay meydana geldi. Türkiye tarihinde ilk kez bir köpek, vahşi insanlar tarafından “asılarak idam” ritüeline uygun şekilde katledildi. “Fındık” isimli köpeğin katledilmesi hayvan severler arasında infial yarattı. Kolluk kuvvetlerinin soruşturması devam ediyor. Haytap Hayvan Hakları Federasyonu Basın Sözcüsü Şule Baylan, yaşananların insanlık dışı olduğunu vurgulayarak, “etkin bir soruşturma bekliyoruz” dedi. Aynı bölgede kayıp köpeğini aramaya devam eden Av. Doç. Dr Öykü Didem Aydın, failler bulunana kadar olayın takipçisi olacaklarını açıkladı.

Erinç Sağkan TBB Başkanı Erinç Sağkan, Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin sorularını yanıtladı: “Yargı paketi değil bağımsızlık ve tarafsızlık gerekiyor.”

Avukat Ramiz Erinç Sağkan
Osman Kavala Osman Kavala’nın tutukluluk halini ‘inceleyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, tutukluluk halinin devamına oy çokluğuyla karar verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatılmasını istemişti.

Osman Kavala
Said-i Nursi Şanlıurfa Barosu’nun, 61 yıl önce ölen Said-i Nursi’nin kayıp naaşının bulunması için valilik aleyhine açtığı davada ilk duruşma yapıldı.
Amiraller Bildirisi Montrö Sözleşmesi ile ilgili bildiri yayınladıkları için haklarında dava açılan 103 emekli amiralin ilk duruşmanın 21 Mart 2022’de görüleceği açıklandı.
Kiralık Cezaevi Kosova’nın doğusundaki Gjilan kenti cezaevi yerleşkesi, Danimarka ve Kosova hükümetleri arasında, 20 Aralık’ta Kosova’nın başkenti Priştine’de imzalanan “ortak niyet mektubu”yla  Danimarka’ya kiralandı. Protokole göre, Danimarka; hırsızlık, kaçakçılık, sahtecilik ve cinayetten hüküm giyen ‘üçüncü ülke vatandaşları’nı, cezalarını çekmek üzere Kosova’ya gönderecek. 300 mahkuma hapishane hizmet vermesi karşılığında Danimarka, Kosova’ya her yıl 15 milyon Avro ödeme yapacak. Daha önce, Norveç ve Belçika, Hollanda’dan cezaevi hücresi kiralamıştı.

Hasta Mahpuslar LeMan Dergisi, cezaevlerinde yaşamını yitiren hasta mahpusları kapak yaptı.  Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor. İnsan Hakları Derneği (İHD, cezaevlerinde hayatını kaybeden hasta mahpuslar için 30 kentte, “Yaşamı savunuyoruz” nöbeti yapıyor. Geçtiğimiz bir hafta içinde üç hasta mahpus yaşamını yitirmiş ve hasta mahpus sayısı 1602’ye düşmüştü.
Uluslararası Af Örgütü Raporu Uluslararası Af Örgütü bugün “Türkiye Sözleri Eyleme Geçir” başlıklı bir rapor yayımlayarak Türkiye’de kadın haklarını mercek altına aldı. Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Göksu Özahıshalı, “Türkiye’nin kadın haklarını korumak konusunda devam eden yükümlülüklerinin genel bir değerlendirmesini yapmak, yetkililere üzerlerine düşen görevleri hatırlatmaktır.” dedi.
 LGBT ILGA World yeni raporunda, LGBTİ+ bireylerin insan hakları ihlallerinin dünya genelinde 2021 yılında da önceki yıllarda olduğu gibi devam ettiğine dikkat çekti.
Ateşkes Rusya ve Ukrayna; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) arabuluculuğu ile, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesi için 2020 yılında sağlanan kapsamlı ateşkesi, tekrar yürürlüğe koymak üzere anlaştı. Donbass bölgesine dönük tehditler nedeniyle, ABD-Rusya arasında önceki haftalarda diplomatik restleşmeler gerçekleşmişti. Rusya, daha öncede  Ukrayna’ya ait Kırım’ı ilhak etmişti.

Ukrayna, Donbass bölgesi
İşçi Hakları 2019 yılında işten çıkarıldıktan sonra 2021 yılı Nisan ayında  mahkeme kararıyla işe iade edilmek zorunda kalınan 6 işçi, Samandağ Belediyesi tarafından bu defa ‘performans düşüklüğü’ gerekçesi ile işten çıkarıldı.
Ölüm Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde yaşayan Binen ailesinin 2 yaşındaki bronşit hastası oğlu Yunus Emre Binen, DEDAŞ’ın elektrik kesintisi sonrası oksijen verilememesi ve ‘soğuk tetiklemesine bağlı kalp durması’ nedeniyle vefat etmişti. Taziyeye gitmeyen DEDAŞ Müdürü’nün aileyi çaya davet etmesi tepki çekti. Aile dava açacağını söyledi. Anne Binen “Benim ciğerim yandı başkalarının ciğeri yanmasın” dedi.
Şiddet Sara B.’yi darbedip yaralayan Serkan T. isimli erkek yakalandı. Kadının hayati tehlikesi sürüyor. Olayın ardından kaçmaya çalışan fail, polis tarafından yakalandı.
Pitbull Gaziantep, Şahinbey’de 2 pitbullun saldırdığı 4 yaşındaki çocuk hastaneye kaldırıldı. Çocuğun hayati tehlikesi sürüyor. Olayla ilgili 3 kişi gözaltına alını.
Aysel Tuğluk Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 5 yıldır tutuklu bulunan Avukat Aysel Tuğluk hakkındaki hastane raporunda; günleri sayamadığı, hangi günde olduğunu bilemediği, bilişsel yıkım yaşadığı belirtilerek, demansiyel süreçte olduğu ifade edildi. Tuğluk’un hastalığı, 2017 yılında annesinin cenaze törenine saldırı yapılması ve mezarın başka bir kente taşınması sonucunda ağırlaşmış, infazının ertelenmesi talebi de reddedilmişti. Mezarlığa yapılan saldırıya katılanlar 2019 yılında mahkemece cezalandırılmıştı. İHD’nin “Yaşamı Savunuyoruz” nöbetinde konuşan Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu; “Kamuoyunda duyarlılık yok, insanlar cezaevlerinde ölüyor, haksızlığa uğruyor ancak koca toplum ana gündemine almıyor.” dedi. Tığluk’un ağabeyi Alaattin Tuğluk ise “Bir hukuk varsa onu arıyoruz, kimseye yalvarmıyoruz” şeklinde konuştu. 
Tazminat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hakkında, 26 Ocak 2021 tarihinde TBMM’de grup toplantısındaki konuşmasında, kendisine yönelik sözleri nedeniyle açtığı davada, Ankara 3’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi, Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 80 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti.
Kobanî Davası

Ankara’daki Sincan Hapishane Kampüsü’nde devam, Kobanî Davasının 8. duruşmasının 3. gününde yargılamaya devam edildi. Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen duruşmaya, Sincan Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan siyasetçiler ile tutuksuz yargılanan Yazar Gülfer Akkaya katıldı. Diğer cezaevlerindeki siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı. Edirne F Tipi Cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş, mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.

Sağlıkçıya Şiddet Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli doktor E.B. görevi başında saldırıya uğradı. Göz muayenesi için hastaneye getirdiği eşiyle ilgilenilmediğini iddia ederek doktorun burnunu kıran Y.E.D. (24) gözaltına alındı.
Cinsel İstismar Amerikalı ünlü aktör James Franco, cinsel istismarla suçlanmasından dört yıl sonra, bir öğrenci ve öğretmen arasındaki güç ilişkisinin rıza kavramını çarpıttığını nasıl bilmediği sorulduğunda, “O zaman pek aklım başımda değildi” yanıtını verdi.
Suriyeli Mülteciler Suriye-Rusya Koordinasyon Heyetleri Ortak Toplantısı Suriye’nin başkenti Şam’da başladı. Şam yönetimi toplantıda başta af olmak üzere, ülkeye geri dönmek isteyen Suriyelilere kolaylıklar sağlanacağını duyurarak “yerinden edilen” Suriyelilerin geri dönüşüne öncelik verileceğini açıkladı.
Kamulaştırma Adana Nakliyatçılar Sitesi’nde kamyon şoförleriyle kahvaltı yapan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Dolarla geçilen bütün yolları kamulaştıracağım.” dedi.
Yakarak Öldürme İzmir’de 3 Suriyeli işçinin yakılarak öldürülmesiyle ilgili olarak, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi. Mülteci Medyası Derneği, olayın milliyetçi saikle işlendiği bilgisine ulaştığını ve failin sorgusunun devam ettiğini açıkladı.
Kayıp Tokat’ın Almus İlçesinde görevli polis memuru Musa Tüzün’ün, 22 Ekim 2021 gününden beri kayıp olması ile ilgili olarak İzmir Milletvekili Murat Bakan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi. “Kaçırıldı mı, öldürüldü mü, intihar mı etti? Musa Tüzün’e ne oldu?” soruları yöneltildi.
Kaçak İçki Tekel bayileri açıklama yaptı: “Kimse durup dururken kaçak içkiye yönelmez. Dünyada sadece Türkiye’de böyle bir problem var. ÖTV kalktığında kimse kaçak içkiye ihtiyaç duymaz. Alkol fiyatlarındaki fahiş artış merdiven altı üretimi, bu da ölümleri getiriyor.”
Hayvana Eziyet Avustralya, iki şirket ve toprak sahibini 250’den fazla hayvana zulümle suçladı. Dava edilen şirket ve şahıs, ölümcül yaralanmalara neden olduğu iddia edilen 18 ağırlaştırılmış zulüm suçlaması da dahil olmak üzere toplam 126 suçlamayla itham ediliyor. Bianet’in haberine göre, Avustralya’da, bir hayvana eziyet suçlaması için maksimum cezanın, bir işletme için yaklaşık 78 bin dolar ve bir kişi için yaklaşık 32 bin dolar veya 12 ay hapis cezası olduğu belirtildi.
Hürriyet Demirören Medya Grubu, Hürriyet’te işten çıkarılan 45 gazeteciye tazminat ödemeye mahkum edildi. Sendikalaştıkları için işten atılan 45 gazetecinin açtığı davada mahkeme, çalışanları haklı buldu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan(TGS) yapılan açıklamada, “Demirören’in üyelerimizi ‘sendikal sebeple’ işten attığı mahkeme kararı ile tescillendi. İşveren hem sendikal tazminat, hem de boşta geçen süre tazminatı ödeyecek” den.
Kadın Cinayeti Eşi Elham Atıfı’yı öldüren Afganistan uyruklu Muhammedullah Raihan, ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı temsilcisi, sanığın en üst sınırdan cezalandırılmasını istedi. Atıfı, Afganistan’da Raihan’dan koruma talebinde bulunmuş ve İstanbul’a kaçmıştı.
Sahtecilik ABD vatandaşı bir şahsın Suriyeli bir mülteciye pasaportunu sattığı gerekçesiyle İstanbul’da tutuklandığı açıklandı. ABD, vatandaşının diplomat olmadığını açıkladı. 11 Kasım 2021 tarihinde, sahte pasaport ile İstanbul Havalimanı’ndan Almanya’ya gitmek isteyen Suriye uyruklu R.S., pasaport noktasında, başka bir şahsa ait pasaportla yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanmıştı.
İnsani Yardım Afganistan’daki Taliban Yönetimine dönük yatırımlar konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yeni bir karar aldı. İnsani faaliyetler bir yıl süreyle BM yaptırımlarından muaf tutuldu. ABD, yaptırımların hedeflediği kişilere gitmediği sürece mal ihracatına ve nakit transferine izin verdi.
Öğrenciye Şiddet Aksaray’da, öğrencisine tokat ve yumruk atıp darbeden öğretmen hakkında Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı; şahıs çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Öğretmenin okulla ilişiği kesildi.
Asgari Ücret TBMM’de kabul edilen yasa gereğince, asgari ücretten alınan gelir ve damga vergisi kaldırıldı.
Inger Stoejberg Danimarka’da, sığınmacı 23 genç çifti ayırmak suçlamasıyla Yüksek Mahkemece 60 gün hapis cezasına çarptırılan Göç ve Uyum eski Bakanı Inger Stoejberg’in, milletvekilliği düşürüldü ve parlamentodan ihraç edildi. 26 yargıçlı Danimarka Yüksek Mahkemesi’nin 25 yargıcı, 13 Aralık’taki duruşmada Stoejberg’in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve bakanların hesap verme sorumluluğu yasasını ihlal ettiği yolunda oy kullanmıştı.
Afganistan Sınır Tanımayan Gazeteciler’nin(RSF), Afganistan’da, kadın gazetecilerin yüzde 80’inin işini kaybettiği açıkladı. Taliban öncesi çalışan 2 bin 490 kadının sadece 410’unun çalışabildiği bildiriliyor.
Mülteci Sorunu AB, Türkiye’deki mültecilerin eğitimi ve sınır güvenliğinin iyileştirilmesinde kullanılmak üzere 560 milyon Euroluk kaynak ayrıldığını açıkladı.
Zehirsiz Sofralar  AB tarafından da desteklenen, 75 kurumun bir araya gelerek oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Platformu, yaşam alanlarımızda insan ve çevre sağlığını tehdit eden zehirli kimyasalların belediyeler öncülüğünde kullanımının sonlandırılması ve ekolojik, doğa dostu alternatiflerin uygulanması talebiyle Zehirsiz Kentler Kampanyası’nı başlattı.
Diyanet-Bomonti Fabrikası İstanbul 12’inci idare Mahkemesi, “mescit, yurt, sergi salonu ve katlı otopark” yapımı için yıkılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilen Bomonti fabrikalarının depoları ile ilgili işlemin iptaline karar verdi. Mahkeme, İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararlarını da iptal etti.
Onarım Terapisi Brezilya, Ekvador, Kanada, ABD’nin bazı eyaletleri, Almanya ve Malta gibi ülkelerin ardından Fransa da onarım terapisini yasakladı. Fransa Parlamentosunun kararına göre, LGBTQ+’lar için onarım terapisi öneren biri, iki yıla kadar hapis ve 33,810 dolar tutarında para cezasına çarptırılacak. Onarım terapisi, bir kişinin cinsel yönelimini ya da cinsiyet kimliğini değiştirmeyi amaçlayan psikiyatrik terapi anlamı taşıyor ve eşcinselliğin “tedavi edilebilir bir akıl hastalığı” olduğu inqancına dayanıyor.

 

2022 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi Yayınlandı

0

2022 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi, 22 Aralık 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Tarife 1 Ocak 2022 itibari ile yürürlüğe girecek.

2022 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

Amaç, konu ve kapsam

MADDE 1 – (1) Özel hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde, arabulucu ile uyuşmazlığın tarafları arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan veya ücret miktarı konusunda arabulucu ile taraflar arasında ihtilaf bulunan durumlarda, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği ve bu Tarife hükümleri uygulanır.

(2) Bu Tarifede belirlenen ücretlerin altında arabuluculuk ücreti kararlaştırılamaz. Aksine yapılan sözleşmelerin ücrete ilişkin hükümleri geçersiz olup, ücrete ilişkin olarak bu Tarife hükümleri uygulanır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Arabuluculuk ücretinin kapsadığı işler

MADDE 2 – (1) Bu Tarifede yazılı arabuluculuk ücreti, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasını sağlamak amacıyla, arabuluculuk faaliyetini yürüten arabulucular siciline kayıtlı kişiye, sarf ettiği emek ve mesainin karşılığında, uyuşmazlığın taraflarınca yapılan parasal ödemenin karşılığıdır.

(2) Arabuluculuk faaliyeti süresince arabulucu tarafından düzenlenen evrak ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez.

(3) Arabulucu, ihtiyari arabuluculuk süreci başlamadan önce arabuluculuk teklifinde bulunan taraf veya taraflardan ücret ve masraf isteyebilir. Bu fıkra uyarınca alınan ücret arabuluculuk süreci sonunda arabuluculuk ücretinden mahsup edilir. Arabuluculuk sürecinin başlamaması hâlinde bu ücret iade edilmez. Masraftan kullanılmayan kısım arabuluculuk süreci sonunda iade edilir.

(4) Arabulucu, dava şartı arabuluculuk sürecinde taraflardan masraf isteyemez.

(5) Arabulucu, arabuluculuk sürecine ilişkin olarak belirli kişiler için aracılık yapma veya belirli kişileri tavsiye etmenin karşılığı olarak herhangi bir ücret talep edemez. Bu yasağa aykırı olarak tesis edilen işlemler hükümsüzdür.

Arabuluculuk ücretinin sınırları

MADDE 3 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça arabuluculuk ücreti taraflarca eşit ödenir.

(2) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, her bir arabulucuya bu Tarifede belirtilen ücret ayrı ayrı ödenir.

(3) Aynı uyuşmazlığın çözümüne ilişkin bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmında belirtilen hallerde arabuluculuk faaliyetinin birden çok arabulucu tarafından yürütülmesi durumunda, bu Tarifede birden fazla arabulucu için belirtilen orandaki ücret her bir arabulucuya eşit bölünerek ödenir.

Ücretin tümünü hak etme

MADDE 4 – (1) Arabuluculuk faaliyetinin, gerek tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde anlaşmaya varmış olması, gerek taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi, gerekse taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi veya taraflardan birinin ölümü ya da iflası halinde veya tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi sebepleriyle sona ermesi hallerinde, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.

(2) Arabuluculuk faaliyetine başlandıktan sonra, uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığı hususu ortaya çıkar ve bu sebeple arabuluculuk faaliyeti sona erdirilir ise, sonradan ortaya çıkan bu durumla ilgili olarak eğer arabulucunun herhangi bir kusuru yoksa, arabuluculuk faaliyetini yürütme görevini kabul eden arabulucu, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.

Arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret

MADDE 5 – (1) İhtiyari Arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık, arabuluculuk faaliyeti devam ederken, arabuluculuk faaliyetinin konusuz kalması, feragat, kabul veya sulh gibi arabuluculuk yolu dışındaki yöntem ve nedenlerle giderilirse ücretin tamamına hak kazanılır.

(2) Dava şartı arabuluculuk sürecinde; sehven kayıt, mükerrer kayıt veya arabuluculuğa elverişli olmama nedeniyle sona erdirilmesi hallerinde arabulucuya ücret ödenmez.

Yeni bir uyuşmazlık konusunun ortaya çıkmasında ücret

MADDE 6 – (1) Somut bir uyuşmazlıkla ilgili arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi sırasında, yeni uyuşmazlık konularının ortaya çıkması halinde, her bir uyuşmazlık için ayrı ücrete hak kazanılır.

Arabuluculuk Ücret Tarifesine göre ücret

MADDE 7 – (1) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre belirlenir.

(2) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlıklarda; arabuluculuk ücreti bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin ikinci kısmına göre belirlenir.

(3) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, arabuluculuk ücretini bu Tarifenin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin birinci kısmına göre isteyebilir.

(4) Arabuluculuk sürecinin sonunda seri uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması halinde, arabuluculuğun konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki uyuşmazlık olsa bile arabulucu, her bir uyuşmazlık bakımından, Ticari Uyuşmazlıklarda 1.000,00 TL, diğer uyuşmazlıklarda ise 700,00 TL ücret isteyebilir. Taraflardan birinin aynı olduğu ve bir ay içinde başvurulan en az onbeş uyuşmazlık seri uyuşmazlık olarak kabul edilir.

Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan hallerde ücret

MADDE 8 – (1) Arabuluculuk Ücret Tarifesinde yazılı olmayan haller için, söz konusu Tarifenin birinci kısmındaki diğer tür uyuşmazlıklar için belirlenen ücret ödenir.

Uyuşmazlığın Arabuluculuk-Tahkim Yoluyla Çözülmesinin Önerilmesinde Ücret

MADDE 9 – (1) Arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, anlaşamama son tutanağının düzenlenmesinden sonra, Arabulucu, tarafları arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeleri konusunda; arabuluculuk-tahkimin esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatıp, arabuluculuk-tahkim yoluyla uyuşmazlığın çözülmesinin sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan faydalarının olabileceğini hatırlatarak teşvik edebilir. Bu teşvik üzerine tarafların, arabuluculuk-tahkim yoluna devam etmeyi ve bir tahkim merkezinin arabuluculuk-tahkim kurallarını veya tahkim kurallarını uygulamayı kabul etmeleri halinde, ilgili tahkim merkezi tarafından arabulucuya, bilgilendirme ücreti ödenir.

Uygulanacak tarife

MADDE 10 – (1) Arabuluculuk ücretinin takdirinde, arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.

Yürürlük

MADDE 11 – (1) Bu Tarife 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girer.

21 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

0

20 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

 İdam 100’den fazla idam mahkumunun olduğu Japonya’da 3 kişinin cezasının infaz edildiği açıklandı. Japonya Adalet Bakanlığı; 2004’te Hyogo eyaletinde 7 akrabasını öldüren seri katil Fujişiro Yasutaka (65) ile 2003’te Gunma eyaletinde oyun salonu çalışanı iki kişiyi öldüren Takanezawa Tomoaki (54) ve Onogawa Mitsunori’nin(44) idam edildiğini açıkladı. Asılarak uygulanan idam cezası 2019 yılından beri uygulanmıyordu.
Avukat Aysel Tuğluk 68 kadın örgütü, yayımladıkları ortak metin ile sağlık durumu kötüye giden tutuklu eski milletvekili, Avukat Aysel Tuğluk’un tahliye dilmesini istedi. 2016’dan beri Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Tuğluk hakkında “cezaevinde kalamaz” raporu verilmiş ancak tahliye başvuruları reddedilmişti.
İzmir, Tire’de yaşayan 98 kişi, avukatları Cem Altıparmak aracılığıyla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne karşı Tire Küçükkale Kartal Dağı maden ruhsatlarının iptali için İzmir 4.İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Çevre felaketine ve doğa katliamına neden olabilecek maden ruhsatları halkın tepkisini çekmiş ve çevre mücadelesi başlatılmıştı.
Özgür Gündem Davası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesine yapılan baskında “polise mukavemet” iddiasıyla gözaltına alınan ve haklarında dava açılan 22 gazeteci hakkında, İstanbul 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada karar verildi. Özgür Gündem davasında yargılanan, dönemin Özgür Gündem çalışanları; Elif Aydoğmuş, Sevdiye Ergürbüz, Reyhan Hacıoğlu, Burcu Özkara Kemal, Bozkurt, Önder Elaldı, Ender Öndeş, Sinan Balık, Davut Uçar, Fırat Yeşilçınar, Zeki Erden ve Doğan Güzel; DİHA Muhabirleri Özgür Paksoy ve Mesut Kaynar ile İMC TV’den Gökhan Çetin ve Gülfem Karataş, Doğu Yayınevi çalışanı Hüseyin Gündüz, İstanbul Tabip Odası’ndan Yılmaz Bozkurt beraat etti.
 Boğaziçi

Boğaziçi Üniversitesinde yapılan kayyım rektör protestolarında gözaltına alınan öğrencilerle ilgili ‘özel hayatın gizliliğini’ ihlal ettiği iddia edilen İstanbul Valiliği yetkilileri hakkında yapılan şikayet üzerine başlatılan ve soruşturma dosyasının  düşürülmesi yönünde verilen kararın iptali için açılan davada, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi; “soruşturmanın objektifliğini ve tarafsızlığını zedelediği” gerekçesiyle kararı kaldırdı ve Valiliğin yeniden ön inceleme raporu hazırlatarak karar vermesi gerektiğine hükmetti.  Mahkemenin oybirliğiyle aldığı karara; “…soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin bir karar tesis edilmesi gerekli iken, dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin kararda usul ve yasaya uyarlık bulunmamaktadır.” denildi.

1 Liralık Dava

Bülent Ersoy ve Mustafa Keser

Şarkıcı Bülent Ersoy ile Mustafa Keser arasındaki tartışma davaya dönüştü. Ersoy’un, canlı yayında kendisine ‘Kürdo’ diye seslenerek aşağıladığını iddia eden Keser, Ersoy’a 1 TL’lik dava açtı. Keser, Bülent Ersoy için “Seni Diva değil ‘Divan’ yaparlar” demişti.

Cinayet

Sudan Doktorlar Komitesi, ordunun yönetime el koyduğu 25 Ekim’den bu yana sivil yönetim talebiyle düzenlenen protesto gösterilerine güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu 47 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

 Ceset

Edirne’de, köprü yakınından geçenlerin ihbarıyla Tunca Nehri’nde kadın cesedi bulundu. Cansız beden, otopsi için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morguna götürüldü. Polis, kadının kimliğini tespit için soruşturma başlattı.

Camide Hırsızlık Yozgat merkeze bağlı Osmanpaşa köyündeki Emirci Sultan Türbe ve Camisi’nde bulunan ‘Sakal-ı Şerif’ ve cam fanus içerisindeki kabir toprağının çalındığı ihbarı üzerine Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden M.R.A. nöbetçi hakimlikçe tutuklandı, A.Y. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Eşek Kararı

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, verdiği bir kararda eşeğin büyükbaş hayvan olarak kabul edilmesi gerektiğine hükmetti. Bu nedenle sahipli eşeği çalan zanlıya “büyük veya küçükbaş hayvan hakkında hırsızlık” suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis cezası onaylandı.

Maraş Katliamı Milletvekili Zeynel Özen, “Maraş katliamı davasının yeniden açılması ve yargılanmaların yeniden yapılması gerekmektedir” dedi ve devlet arşivlerinin açılmasını istedi. Maraş Katliamı olarak bilinen olaylarda 111 kişi ölmüş, 176 kişi yaralanmıştı.
Adalet Nöbeti Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar’ın, başlattığı “adalet” nöbeti 288. gününde iken 11. kez ifadeye çağrıldı. Şenyaşar, “Kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla ifadesi istenildi.
Fransa’da iktidardaki Cumhuriyet Yürüyüşü Hareketi (LREM) mensubu siyah milletvekili Patrice Anato’ya, ırkçı ifadeler ve ölüm tehdidi içeren mektup gönderildi “Ormanlarınıza geri dönün ya da gün sayın, hakkınızdan geleceğiz. Size ölüm.”
Yakarak Öldürme Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin İzmir’de bir ırkçının Suriyeli üç genç işçinin üzerine uykudayken benzin dökerek yaktığı açıklamasının ardından, gençlerden Al-Nabhan’ın kardeşi olayı doğruladı. Olayla ilgili soruşturmanın detayları henüz bilinmiyor.
 İŞİD Gazeteci İsmail Saymaz, Suriye’de IŞİD tarafından 2016 yılında yakılarak katledilen askerlerden F.Ş.’nin babası M.Ş.nin mahkemede verdiği ifadede “Resmi kayıtlarda oğlum sağ hala gözükmektedir.” dediğini açıkladı.
 İftira İzmir’in Çeşme ilçesinde güneş gözlüğünü çaldığını ileri sürüp, hakkında suç duyurusunda bulunduğu 21 yıllık polis memuru İ.Z.’nin (46) intiharına neden olduğu iddiasıyla komiser yardımcısı H.Ö.Y. hakkında ‘iftira atmak’ suçundan başlatılan soruşturmada savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Z. ailesinin avukatı, karara itiraz etti. 
Polis Şiddeti Suriyeli Ali El Hemdan’ı öldüren polis memuru F.K.’ye, “kasten öldürme” suçundan açılan davada, Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Savcılık F.K.’nin “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmasını istediği F.K.’ya 25 yıl hapis cezası verildi. Duruşmada, sanık avukatları, Hemdan’ın avukatı ile İHD ve ÇHD üyesi avukatlar salonda hazır bulundu. Ali El Hemdan, Adana’nın Seyhan ilçesi Sucuzade mahallesinde 27 Nisan’da saat 12:00 civarında polis silahı ile vurularak öldürülmüştü.
Tezcan Karakuş Candan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan; İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği ve Çankaya Kaymakamlığı’nın, hakkında soruşturma başlattığını açıkladı.
Muhsin Yazıcıoğlu Davası Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesi sonucu hayatını kaybedenlerden gazeteci İsmail Güneş ile 16 kez görüştüğü öne sürülen Emra Kara’nın yargılanmasına Sivas 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz’un şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada HTS kayıtlarına göre İsmail Güneş ile Emra Kara’nın 25 Mart 2009’da 16 kez görüştüğü tespit edilmiş ancak Kara, “İsmail Güneş’i defalarca aradığını, ancak ulaşamadığını” belirterek suçlamaları kabul etmemişti.
2022 Harçları 2022 Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 89) 21 Aralık 2021 günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Genelgeye göre, Yargı Harçları, Noter Harçları, Tapu Harçları, Trafik Harçları, Sürücü Belgesi-Pasaport-Kimlik-Ruhsat Harçları, Okul Harçları, Marka ve Patent Başvuru Haçları, Gemi ve Liman Harçları, Konsolosluk-Vize-İkamet Tezkeresi ve Yurtdışı Çıkış Harcı güncellendi. 1 Ocak 2022’den itibaren özel iletişim vergisi, çevre temizlik vergisi, damga vergisi, harçlar, Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamındaki cezalar yüzde 36,2 oranında artırıldı. Emlak vergisi ise yüzde 18,10 oranında zamlandı. Motorlu Taşıtlar Vergisine (MTV) de yüzde 25 oranında zam yapıldı.
Seren Serengil Geçirdiği mide küçültme ameliyatı sonrası ‘Dumping sendromu’na yakalanan ve geçen cuma günü bir operasyon daha geçiren Seren Serengil, “Midemi almışlar, bu bir skandal!” diyerek, daha önce yanlış ameliyat kurbanı olduğunu açıklamıştı. İddialarının ardından Serengil’in eski doktoru Op. Dr. Ersin Aksu’nun avukatı bir açıklama yaparak Seren Serengil hakkında hukuki süreç başlattıklarını duyurdu.
Susurluk Susurluk davası hükümlüsü Ziya Bandırmalıoğlu öldürüldü. Susurluk davasında hüküm giyen ve adı 90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerde geçen Ziya Bandırmalıoğlu ile emekli polis Şahin Aslan, Kadıköy’deki bir mekanda meydana gelen silahlı çatışmada öldürüldü.
İŞİD Adana’da yürütülen terör örgütü IŞİD soruşturması kapsamında Suriye’de örgüt içerisinde faaliyette olduğu Türkiye’ye illegal yollardan giriş yaptığı belirlenen 13 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarttı. Şafak vakti yapılan operasyonla çok sayıda kişi yakalandı.
Terör Afrika ülkesi Burkina Faso’da 5-6 Haziran’da bir altın madenine düzenlenen saldırıda en az 170 sivilin yaşamını yitirdiği belirlenmişti.  En az 170 kişinin öldürüldüğü belirtilen saldırıya, 12-14 yaş arası çocukların ve kadınların da katıldığı öne sürüldü. Hükümet, faciayı “terör saldırısı”olarak tanımlamış ve 72 saat ulusal yas ilan edilmişti.
Sahte İçki Türkiye Tekel Bayiler Platformu Başkanı Özgür Aybaş, son günlerde sahte içkiden ölümlerin artmasının ardından alkollü içeceklerde Özel Tüketim Vergisi’nin kaldırılabileceğini iddia etti.
TRT Payı ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a göre; Elektrik enerjisi satışı üzerinden alınan TRT payı kaldırıldı.
Müebbet Isparta’da, kendisine sistematik olarak cinsel saldırıda bulunan erkeği öldürerek meşru müdafaa hakkını kullandığını iddia eden Nevin Yıldırım hakkındaki  ceza, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onandı. Yıldırım, 25 Ocak 2015’te yargılandığı Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesince müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
Burak Özçivit 4 yıla kadar hapsi istenen oyuncu Burak Özçivit’in Beykoz 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılaması başladı. Özçivit hakkında, başrol oyuncusu olduğu ‘Kuruluş Osman’ dizisinin, 8 Aralık 2020 tarihinde, Riva’daki çekimleri sırasında set çalışanlarına hakaret ettiği gerekçesiyle “zincirleme şekilde alenen hakaret” suçundan dava açılmıştı. Suçun uzlaşmaya tabi olduğu ancak tarafların uzlaşamadığı anlaşıldı.
Cumhurbaşkanına hakaret Yargıtay, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davasında verilen ceza nedeniyle, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Umut Yeğin’in parti üyeliğini düşürdü
Muharrem Sarıkaya Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, meslektaşı Ahmet Demir’e tokat atan Muharrem Sarıkaya’nın üyelikten çıkartılıp çıkartılmayacağına karar vermek üzere, konuyu Onur Kurulu’na sevk etti.
Yürütmeyi Durdurma Danıştay 12. Dairesi, hükümetle memur sendikaları arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinde (TİS) sendikal örgütlenmeleri yüzde 1’in altında olan sendikaların üyelerine ikramiye ödenmemesini içeren maddenin yürütmesini durdurdu. Danıştay 12. Hukuk Dairesi bu hükmün yürütmesini oybirliğiyle durdurdu.
Tütün ‘Tütüne hapis ertelensin’ teklifi reddedildi. CHP milletvekillerinin yetki belgesi olmayan tütün üreticisine hapis cezası öngören yasanın yürürlük tarihinin 2023’e kadar ertelenmesine ilişkin önergesi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda reddedildi.
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Sivil toplum örgütlerine destek veren Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) çevrimiçi öğrenme platformu STOK’u erişime açtı.
Türkiye’de İnsan Hakları Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİVH) bünyesinde çalışmalarını yürüten TİHV Akademi’nin “Türkiye’de İnsan Hakları Mücadelesinin Değişim Hatları: İnsan Hakları Derneği Örneğinde Uluslararası Mekanizmalar, Yerelleşme ve Dayanışma” başlıklı araştırması yayınlandı.
Gökkuşağı Katar’da gökkuşağı renkli oyuncaklara operasyon yapılarak toplatıldı. Katar Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, oyuncakların ‘İslami değerlere aykırı olduğunu’ açıklayarak tüm vatandaşları ‘gelenek ve göreneklere aykırı dizayn ve logo taşıyan malları ihbar etmeye’ çağırdı.
Sansür Toplumsal olaylarda gazetecilerin ve yurttaşların video çekmesini engelleyen Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinin yürütmesini durduran Danıştay kararına, İçişleri Bakanlığı tarafından itiraz edildi. BirGün’den Uğur Şahin’in haberine göre Emniyet Genel Müdürlüğü, Danıştay İdari Daireleri Kurulu Başkanlığı’na gönderilmek üzere, 16 Aralık’ta itiraz dilekçesi sundu. Dilekçede; “Kamuya açık bir yerde bir olaya müdahale eden, yetkisini kullanan polisi engellemek, cep telefonu ile çekim yaparken polise müdahale etmek, çok yakın bir yerden çekim yapmak suretiyle polisin görevini yapmasını engellemek amacını taşıyan çekimler ile ortada toplumsal bir olay veya suça konu olabilecek fiil olmaksızın ses ve görüntü kaydının alınması eylemlerinin ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ ve ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’ suçlarına vücut verdiği tartışmasızdır.” denildi.
İbrahim Okur Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur hakkında verilen 10 yıl hapis cezasına ilişkin kararı bozarak sanığın tahliyesine karar verdi. Okur, ilk derece mahkemesi sıfatıyla, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde yargılanmıştı.

 

 

 

2022 Harçlar Kanunu Genel Tebliği Yayınlandı

0

2022 Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 89)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 89)

21 Aralık 2021 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31696

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların (maktu ve nispî harçların asgarî ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında hesaplanarak tespit ve ilan edilmesidir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.

Harç miktarlarının hesaplanması

MADDE 3 – (1) Bakanlığımızca 2021 yılı için yeniden değerleme oranı %36,20 (otuz altı virgül yirmi) olarak tespit edilmiş ve 27/11/2021 tarihli ve 31672 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 533) ile ilan edilmiş bulunmaktadır.

(2) 492 sayılı Kanuna bağlı tarifelerde yer alan ve 2021 yılında uygulanan maktu harçlar (maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil) yeniden değerleme oranında artırılmıştır. Artırılan bu tutarlar 1/1/2022 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Tebliğ ekindeki tarifelerde gösterilmiştir.

(3) 492 sayılı Kanuna bağlı 2, 5 ve 7 sayılı tarifelerin bazı pozisyonlarında beher rüsum tonilatosundan gibi birim değer üzerinden alınacak maktu harç tutarları yer almaktadır. Sözü edilen maktu harç tutarlarının, birim değerler toplamına tatbiki sonucu bulunacak olan ve asgari ve azami hadler arasında kalan harcın 10 Kuruşa kadarki kesirleri de tahsil edilmeyecektir.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğ 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

20 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

0

20 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

Metin Lokumcu Davası

Metin Lokumcu Davası’nın ağır ceza mahkemesindeki ilk duruşması bugün görüldü. 31 Mayıs 2011’de Artvin Hopa’da, dönemin başbakanına yönelik protestolar sırasında polisin attığı biber gazı nedeniyle kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne ilişkin davanın Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşması yapıldı. Aralarında, dönemin Artvin İl Emniyet Müdürü ve Hopa İlçe Emniyet Müdürü’nün de olduğu 13 polis yargılandığı davada 9 sanık SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katıldı. Mahkeme heyeti, avukatların sanıkların mahkemede dinlenmesi yönündeki talebini kabul etti ve bir sonraki duruşmaya getirilmesine karar verdi. Türkiye Barolar Birliği ile birçok baro ve hukuk derneklerinin davaya katılım talepleri mahkeme tarafından reddedildi. Duruşma sonrası konuşan sivil toplum örgütleri ve siyasetçiler, 6 Ocak 2022’de.yapılacak bir sonraki duruşmaya katılım çağrısı yaptı: ”Bu dava hepimizin”

Metin Lokumcu
Umut Kitabevi Davası Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 9 Kasım 2005 tarihinde Umut Kitabevi’ne yapılan bombalı saldırı sonrası suçüstü yakalanan sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş’in yeniden yargılandıkları davada karar duruşması Van 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya sanıklar katılmadı. Umut Kitabevi’nin sahibi Seferi Yılmaz ile çok sayıda avukat duruşmaya katıldı. Hakkari Baro Başkanı Ergün Canan ve diğer avukatların ek süre talepleri reddedildi. Mahkeme tüm sanıkların beraatına karar verdi. Sanıklar, daha önce 39 yıl 5 ay 10 günlük hapis cezasına çarptırılmışlar ancak karar bozulmuştu. 
JİTEM Cizre Davası Yargıtay 1. Ceza Dairesi, dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz’ün de yargılandığı sekiz sanıklı JİTEM Cizre Davasında verilen beraat kararlarına yapılan itirazları reddetti. Mahkeme, sekiz sanığa verilen beraat kararlarını ikiye karşı üç oyla onadı. DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, sanıkların cezalandırılması gerektiğini belirten Yargıtay üyeleri İbrahim İlhan ve Turgay Ateş karara muhalefet etti.
Dava Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, evlerinin görüş açısını kapattığı için parktaki ağaçların kesilmesi talimatını veren 2 kardeş ile para karşılığında ağaçları kesenlerin de aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında 7 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi. 11 sanık hakkında, “dikili ağaç, fidan ve bağ çubuğuna zarar verme” suçundan 7 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada, Üsküdar Belediye Başkanlığı “mağdur”, 11 kişi ise “sanık” olarak yer aldı. İddianame, Anadolu 62. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Suç Duyurusu

Hukukçular, derin internet(Deep Web) üzerinden kız çocuğu satan IŞİD şüphelileri hakkında suç duyurusunda bulundu. İnsanlığa karşı suç ve insan ticareti suçları yönünden soruşturma yürütülmesini talep etti. Aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi İçin Hukukçular, İnsan Hakları Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği ve Toplumsal Hukuk’un olduğu hukuk kurumları ve avukatlar yaptıkları suç duyurusunu bir basın açıklaması ile duyurdu.

Kapatma Davası Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, AKP hakkında temelli kapatılması istemiyle soruşturma başlatılmasını istedi. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında temelli kapatılması istemiyle soruşturma başlatmasını ve kamu davası açılmasını saygıyla talep ederim” dedi. Parti hakkında daha önce Anayasa Mahkemesi, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu yönünde karar vermişti.
Kobani Davası Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden Kobani Davasının 8. duruşmasına devam edildi. Sincan Cezaevi Kampüsündeki duruşmada, 79 yaşındaki sanık Ahmet Türk, “Bu süreçlerde hukuksuzluklarla karşılaştık. 12 Eylül’ü yaşadım. Ama aradan 50 yıl geçmesine rağmen bugün aynı hukuksuzlukla karşı karşıyayız” dedi. Yerine kayyım atanan kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Garibe Gezer’in kendileriyle aynı cezaevinde yaşamını yitirdiğini söyledi. Duruşmaya, 21 Aralık’ta devam edilmesine karar verildi.
Diplomasi Almanya’nın Berlin Yüksek Mahkemesi’nin Çeçen kökenli Gürcü militan Zelimhan Hangoşvili’nin öldürülmesi davasında verdiği kararın ardından iki Rus diplomatı sınır dışı etme kararına cevaben Rusya, Almanya’nın Moskova büyükelçiliğinin iki çalışanını istenmeyen kişi(persona non grata) ilan etti.
Yasadışı Göç

Yunanistan, Türkiye sınırına çektiği duvarı genişletmek için AB’den yardım istedi. Yunanistan hükümeti, 2022’de ülkenin Türkiye sınırı boyunca inşa edeceği duvarı genişletmek için AB fonlarına yönelik talebi yenileyeceğini  ve göçmenlerin ülkeye yasadışı yollardan girmesini durdurmayı amaçlayan gözetim ağını genişleteceğini açıkladı.

Polis Şiddeti Karabük’te 12 yaşındaki bir çocuğu “çalıntı bisiklet” şüphesiyle durdurarak darp eden polisler hakkında Karabük Valiliği soruşturma başlatıldığını açıkladı. Darp edilen çocuğun babası; “Savcılığa gidip oğlumu darbettikleri için polislerden şikayetçi olacağım” dedi. Darp edilen M.A.(11), ‘Yerlerde sürüklediler, kimse yardım etmedi’ demişti.
Soykırım

BBC’nin araştırma haberi sonucu, Myanmar ordusu tarafından Temmuz ayında en az 40 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir dizi toplu sivil katliam gerçekleştirildiği ortaya çıktı.

Adil Yargılanma Müteahhit Zamanhan Ablak, 143 gün tutuklu kalması ve 10 yıl yargılanıp beraat etmesi sonucunda 150 bin liralık tazminat tazminat davası açmıştı. Mahkeme 17 bin lira tazminat ödenmesine hükmetti. İstanbul’da müteahhitlik yapan Zamanhan Ablak’ın da aralarında olduğu çok sayıda kişi hakkında ‘uyuşturucu ticareti’ yapmak suçlaması ile dava açıldı. Yürütülen soruşturma kapsamında Ablak 4 Mayıs 2011’de tutuklandı. Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Ablak, 23 Eylül 2011’de tahliye edildi. 143 gün tutuklu kalan Ablak, tahliye olmasına rağmen, yargılaması 10 yıl sürdü. Yapılan yargılama sonrası Ablak hakkında geçen 20 Mayıs’ta beraat kararı verildi.
Toplumsal Şiddet Tarikat yurtlarında kalırken baskı, psikolojik ve fiziksel şiddet görmesi nedeniyle ayrılan öğrenciler Cumhuriyet’ten Gizay Çelik’e tanıklıklarını anlattı.
Saldırı Belarus’un İngiltere Büyükelçiliği saldırıya uğradı. Londra’da yaşanan olayda, bir grup saldırgan büyükelçilik binasının cephesine zarar verdikten sonra diplomatlara da saldırdı. Bir diplomat ağır yaralandı.
Operasyon Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı ekipleri sahte/kaçak içki üreten ve bunları piyasaya sürenlere yönelik 81 ilde “ZEHİR – 2” isimli operasyon başlattı. Operasyon kapsamında 563 adreste eş zamanlı arama yapılırken, haklarında gözaltı kararı bulunan çok sayıda kişi yakalandı. Daha önce yapılan “ZEHİR” ve bugün başlatılan “ZEHİR-2” operasyonlarında yaklaşık 1000 adreste arama yapılırken, 100’den fazla kişi gözaltına alındı.
Vergi Muafiyeti Asgari geçim indirimi, damga ve gelir vergisiyle birlikte kaldırıldı. Memur ve işçi maaşlarının asgari ücret kadar olan kısmına vergi muafiyeti getirildi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tüm ücretlilerin kazancında asgari ücrete kadar olan kısmı için damga ve gelir vergisinin kaldırılmasını içeren önerge kabul edildi. Teklifin yasalaşmasından sonra  tanınacak vergi istisnasından 18.5 milyon ücretli çalışanı kapsaması bekleniyor.
Pınar Gültekin Davası Cemal Metin Avcı tarafından öldürülen Pınar Gültekin cinayetinin 8’inci duruşması Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde yapıldı. ABD’den beklenen Android telefonun şifresi geldi, sanığın telefonda bulunduğu iddia ettiği görüntülere rastlanmadı
Sağlıkçıya Saldırı Aydın’ın Didim ilçesindeki devlet hastanesi acil servisinde görevli hekim Doğancan Kılıç’a saldırıp yaralayan T.D.Y., 18 Aralık’ta serbest bırakılmasının ardından yeniden gözaltına alındı ve emniyetteki ifade işlemlerinin ardından sevk edildiği nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
Onur Eker Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Onur Eker’in, Pursaklar ilçesi Sirkeli Mahallesi Çalseki mevkisinde ölü bulunmasıyla ilgili delilleri Adli Tıp Kurumuna gönderdi. AA’da yer alan habere göre, İstanbul Adli Tıp Kurumunca hazırlanan raporda, bedende ileri derecede çürüme nedeniyle yumuşak dokularda ayrıntılı travmatik değişim analizi ve iç organlarda ayrıntılı değerlendirme yapılamadığı, kan ve idrar elde edilemediğinden ayrıntılı analiz gerçekleştirilemediği, dolayısıyla “ölüm sebebi ve meydana geliş mekanizmasının bilinemediği” değerlendirilmesine yer verildi. Savcılık, “doğal ölüm” sebebiyle soruşturmada takipsizlik kararı verdi.
İstanbul ve Ankara’da IŞİD’e yönelik operasyonlar düzenlendi. İstanbul’da düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 9 kişi gözaltına alınırken, Ankara’daysa yabancı uyruklu 15 kişiye yönelik operasyon kapsamında 12 kişi yakalandı.
Suç Duyurusu Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), görsel ve basılı yayın organları ile sosyal medya hesapları üzerinden kur hareketlerindeki olumlu seyri manipüle etmeye yönelik girişimler olduğunu belirtip, ‘yakından takip ediyoruz’ açıklaması yaparak, ilgili kişiler hakkında suç duyurusu yapacaklarını açıkladı.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu
Cinsel Saldırı Sex and The City dizisinin başrol oyuncularından olan Chris Noth’u cinsel saldırı iddiasıyla suçlayanların sayısı 3’e çıktı. Üç farklı kadın geçmişte cinsel saldırıya uğradıklarına ilişkin suçlamada bulundu. Chris Noth ise suçlamaları reddederek “rızaya dayalı ilişkiler” olduğunu savundu Fitness ürünleri yapan Peloton firması, cinsel saldırı iddialarından sonra viral olan son reklam filmini geri çektiğini açıkladı.
Omicron Varyantı İsviçre, Omicron varyantı nedeniyle evden çalışmayı zorunlu hale getirdi. Karar sonucunda kamusal alanlara sadece iki doz aşılıların girebilmesine de karar verildi.
Hayvan Hakları Vegan Derneği Türkiye’nin Konya ve Karaman’daki av ihalelerine yönelik olarak açtığı yürütmeyi durdurma ve iptal talepli davada ikinci ara karar verildi. Konya 1. İdare Mahkemesi; dünya çapında yalnızca Türkiye’de görülen ve nesli tükenmekte olan Anadolu yaban koyunlarının (Ovis gmelini anatolica) ve yaban keçilerinin (Capra aegagrus) lehine karar alarak, daha önce verdiği yürütmeyi durdurma kararının devamına hükmetti.
Aselsan Katar Türk Patent Enstitüsü’ne, Aselsan Elektronik San. ve Tic.A.Ş tarafından başvuru yapılarak “Aselsan Qatar” marka hakkının alındığı ortaya çıktı.

Bir hukukçu daha devlet başkanı oldu

0

Şili’de devlet başkanlığı seçimlerini, 35 yaşındaki hukukçu Gabriel Boric kazandı. 19 Aralıkta yapılan seçimlerde Boric, %55,9 oy alarak rekor kırdı ve seçim zaferinin ardından insan haklarına istisnasız bağlılık sözü verdi.

Rakibi, Jose Antonio Kast ise oyların yüzde 44,24’ünü aldı. Kast, seçim kampanyasında, Pinochet’den sempatiyle bahsetmiş ve anti-komünist bir söyle benimsemişti.

Seçilerden önce aralarında Rashida Thalib, Noam Chomsky, Jeremy Corbyn, Zarah Sultana, Niki Ashton ve Naomi Klein’ın da bulunduğu hak savunucuları, Pazar günkü seçim öncesinde Şili halkının Pinochetcilere karşı mücadelesinde uluslararası dayanışma çağrısı yapmıştı. 15 ülkeden parlamenterler ve kamuya mal olmuş kişiler 19 Aralık seçimleri öncesinde Şili demokrasisini savunmak üzere bir araya gelmiş ve bir çağrı yayınlamıştı: “Bir zamanlar uluslararası dayanışma Şili halkından esirgenmişti, bugün esirgenmemeli” başlığıyla kaleme alınan çağrı metninin, kısa bir özeti, dünya çapında katılım için internette imzaya açıldı.

Pinochetciler, halka karşı

Şili Devlet Başkanı seçilen hukukçu Gabriel Boric Font Hakkında

Şili Devlet Başkanı ve hukukçu Gabriel Boric

Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Memleketindeki The British School’u bitirdi ve Santiago’ya taşınarak Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden diploma aldı. 2009’da dekan Roberto Nahum’a karşı 44 gün boyunca bir protestoya önderlik etti. 2012 yılında Şili Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanı oldu ve öğrenci lideri olarak 2011-2013 Şili öğrenci protestolarının önde gelen isimlerinden biri oldu. Şili’nin 100 genç lideri listesine girdi.

Boric, Magallanes ve Antarktika bölgesini temsil eden Temsilciler Meclisi’ne 2013’te bağımsız aday olarak seçildi.  İnsan Hakları ve Yerli Halklar Komisyonlarında görev yaptı.

2017’de Geniş Cephe’nin bir üyesi olarak parlamentoya girdi ve en yüksek oyu aldı.

Şili’de 2019 yılında meydana gelen sivil ayaklanma sonrasında, diktatör Augusto Pinochet döneminden kalma anayasanın değiştirilmesi için referandum yapılmasını sağlayan müzakerelere katıldı.

2021 yılında yapılan ön seçimlerde, Geniş Cephe, Komünist Parti ve diğer küçük hareketlerden oluşan Apruebo Dignidad koalisyonunun başkan adayı olarak seçildi. Önseçimlerde %60 oranında oy alan Boric, 19 Aralık 2021’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların %55,9’unu alarak José Antonio Kast’ı mağlup etti ve Şili tarihinde en fazla oy oranıyla seçilen başkan oldu. Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet lideri unvanını kazandı.

Büyük Anadolu Partisi Kapatma Kararı – 1972

0

Büyük Anadolu Partisi, 4 Kasım 1969 tarihinde İstanbul’da kurulmuş, Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1972 gününde Büyük Anadolu Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açmış, 19 Aralık 1972 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmıştır. Kapatma kararının gerekçesi 23 Mart 1973 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

Partinin kapatılmasına gerekçe olarak; İI ve ilçe geçici yönetim kurulları kanuna uygun hale getirmemek, Belediye Başkanına il kongresinde tabiî üyelik tanımak, tüzüğünü uyarılara rağmen kanuni koşullara uygun hale getirmemek, il ve merkez yoklamaları konusunu düzenlememek, genel kongresini yapmamak ve tutulması zorunlu defterleri tutmamak gösterilmiştir.

1986 yılında kurulan ve 1992’de kapatılan Büyük Anadolu Partisi(BAP) ile karıştırılmamalıdır. 

Büyük Anadolu Partisi Kapatma Kararı – 1972

Anayasa Mahkemesi Kararları
Esas sayısı :1972/1 (Parti kapatılması)
Karar sayısı: 1972/1
Karar günü : 19/12/1972
Davayı açan: Cumhuriyet Başsavcılığı

Davanın konusu : 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesine göre Anayasa Mahkemesince yapılan ihtara rağmen aradan altı aydan çok süre geçtiği halde Büyük Anadolu Partisinin tüzüğünde aynı Kanunun Dördüncü kısmında yer alan maddeler dışında kalan buyurucu hükümlere aykırı görülen yönlerin giderilmemiş, büyük kongrenin süresinde toplanmamış, genel merkez adresi belirlenmemiş ve zorunlu defterler tutulmamış olması nedeniyle 648 sayılı Kanunun 108. ve 113 maddeleri uyarınca partinin kapatılmasına karar verilmesi istenilmiştir.

I — CUMHURİYET .BAŞSAVCILIĞININ İDDİANAMESİ :

Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/1972 gününde 1032 sayı ile Anayasa Mahkemesi kaydına geçen 4/10/1972 günlü, S.P. 1971/6-1972/1 sayılı iddianamesi şöyledir:

«Anayasa Mahkemesi Yüksek Başkanlığına

Davacı : Kamu hakları
Davalı : Büyük Anadolu Partisi

Davanın konusu : 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 4 uncu kısım hükümleri dışında kalan emredici hükümlerine aykırılık Olay : içişleri Bakanlığına verilen 3/Kasım/1969 günlü dilekçe ve ekleri ile merkezî İstanbul’da olmak üzere kurulduğu öğrenilen Büyük Anadolu Partisinin kuruluşundan itibaren iki yıl içinde büyük Kongresini toplamadığı ve tüzüğünde görülen eksiklikler ile 643 sayılı Siyasî Partiler Kanununa aykırı hükümlerin tamamlanması ve düzeltilmesi için 113. üncü madde hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesi tarafından ihtara rağmen bazı aksaklıkların giderilmediği, tutulması zorunlu defterleri tutmadığı ve büyük kongrenin de toplanmadığı anlaşılmıştır.

Yapılan inceleme :

3/Kasım/1969 günlü kuruluş beyannamesi ile merkezî İstanbul’da ve Çarşıkapı Yeniçeriler Caddesi Cennet Apartmanı 7/1 de faaliyete geçtiği öğrenilen Büyük Anadolu Partisinin tüzük ve programı getirtilerek incelenmiştir. Bu arada partinin (İstanbul, Millet Caddesi Aksaray Pasajı 210/1) adresine, daha sonra (Laleli Aksaray Caddesi Ceylan Sokağı, 13/4) adresine ve nihayet Genel Merkezin (Ankara İstanbul Caddesi 128/2 numarada Haspide Salonu)na nakledildiği bildirilmiştir. Ankara Valiliğince bu adreste yapılan incelemede pide salonunun sahibi olan Abdullah Selâm adlı şahsa partinin i l merkezini kurma yetkisinin verildiği ancak genel merkezde olması gereken hiç bir evrakın ve tutulması gereken defterlerin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Parti Genel Başkanı Ahmet Mithat Aslan tarafından Büyük Kongrenin 12/Aralık/1970 günü Ankarada toplanacağı bildirilmesine rağmen genel başkan ile yönetim kurulu üyelerinin dahi gelmemeleri nedeniyle kongre toplanamamış 31/1/1972 günü toplanacağı bildirilmiş ise de bu tarihte de hiç kimsenin katılmadığı Genel Başkan ve ilgililerin de bulunmadığı anlaşılmıştır. 26/Mart/1972 tarihinde toplanılmak üzere Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına başvurulmuş ise de bu tarihte de toplantı yapılamamıştır. Anayasa Mahkemesi Yüksek Başkanlığına sunulan 2/Eylül/1972 günlü dilekçede büyük kongrenin 27/Ağustos/1972 günü Çanakkale Bahri Sefit lokalinde toplandığı ancak kongreyi sarhoşların
tasması nedeniyle yarım kaldığı ve 8/Ekim/1972 tarihinde Konyada toplanacağı bildirilmiştir.

Diğer taraftan tüzük ve programı üzerinde yapılan incelemede 648 sayılı Kanunla düzenlenme biçimleri belirtilen ıl ve ilçe kongreleri, geçici yönetim kurulları, haysiyet divanlarının kuruluş ve seçim usullerinin tüzükte yer almadığı, belediye başkanlarına kongre delegeliği verildiği, disiplin organlarının birlikte çalışacakları hallerin gösterilmediği, gruplar arası işbirliğinin nasıl sağlanacağının belirtilmediği, i l ve merkez yoklamaları ve disiplin cezalarına itiraz şekli, bu cezaların af usulü konularına yer verilmediği, üyeliğe kabulde dm farklılığı gözetildiği ve böylece 648 sayılı Kanunun 8, 9, 15, 16, 21, 26, ’30j, 31, 52, 56nci maddelerine aykırılık bulunduğu düşüncesi ile bu aykırılıkların giderilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, il ve ilçe geçici yönetim kurullarının durumunun düzenlenmediği ve düzenlenmiş de sayılamayacağı, disiplin cezalarına itiraz şekliyle affı, disiplin organlarının birlikte çalışmaları konularının düzenlenmediği, belediye başkanına tabii kongre üyeliği hakkının tanındığı, siyasî parti gruplarının merkez karar ve yönetim organlarıyla ahenkli çalışmalarını sağlayıcı tedbirlere yer verilmediği, il ve merkez yoklamaları konusunun düzenlenmediği, olağanüstü kongre sayısının sınırlandırıldığı, parti üyeliğine kabul şartlarında fark gözetildiği, iki yıl içinde genel kongresini toplamadığı, belirli genel merkez adresi bulunmadığı, tutulması zorunlu defterleri tutmadığı ve 648 sayılı Kanunun emredici 15, 16, 52, 56, 21, 26, 30, 31, 9, 10, 6 ve 58 inci maddelerine aykırılık bulunduğu gerekçesiyle bu aykırılıkların tebliğ tarihinden başlayarak altı ay içinde giderilmesi için 113 üncü madde uyarınca ihtarda bulunulmasına 2/3/1972 günü karaar vermiştir.

Yüksek Mahkemenin 27/9/1972 gün ve 1181 sayılı yazılarından bu kararın 16/3/1972 günü tebliğ olunduğu anlaşılmakta olup altı aylık süre 16/9/1972 günü sona ermiş bulunmaktadır.

Parti Genel Başkanlığının Anayasa Mahkemesi Yüksek Başkanlığına gönderdiği l/Eylül/1972 gün ve 89/1972 sayılı yazısında kurucular meclisince yapılan değişikliğin (Büyük Kongrede) tasvip edildiği ifade
olunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamaya göre bu kongrenin Çanakkale’de 2 6/Ağustos/1972 tarihinde toplanan ancak sarhoşların baskını nedeniyle yarım kalan kongre olması gerekmektedir.

Bu yazıya ekli tüzük değişikliğinin incelenmesinde Anayasa Mahkemesince yapılan ihtara uyularak:

1 — Disiplin cezalarının affı ile disiplin organlarınca verilen cezalara itiraz şeklinin tüzüğün 7/a, 7/2.i ve 7/3.d maddesiyle,
2 — Grup ve merkez disiplin organlarının birlikte çalışmalarının tüzüğün 8/d maddesiyle,
3 — Olağanüstü büyük kongrenin tüzüğün 18 inci maddesiyle düzenlendiği,

Ancak yapılan ihtara rağmen
1 — Belediye Başkan ve belediye meclisi üyelerine kongre üyeliği hakkının tüzüğün 7/c, 7/3.a ve 4/A maddelerinde de tanınması suretiyle 648 sayılı Kanunun 15 İnci,
2 — Siyasî Parti gruplarının merkez karar ve yönetim organlarıyla ahenk içinde çalışmalarını sağlayıcı tedbirlere yer verilmemesi suretiyle 648 sayılı Kanunun 26 nci,
3 — İl ve merkez yoklamaları konusunun düzenlenmemesi suretiyle 648 sayılı Kanunun 30 ve 31 inci,

4 — Parti üyeliğine kabul edileceklere ilişkin 10 ve 11 inci maddelerdeki (fark gözetme) hali düzenlenmeyerek 648 sayılı Kanunun 9 ve 10 uncu maddelerine aykırılığın giderilmediği.

5 — Kuruluş tarihinden başlayarak iki yıl içinde genel kongrenin toplanmadığı belirli bir genel merkez adresleri bulunmadığı ve tutulması zorunlu defterlerin de tutulmadığı ve böylece 648 sayılı Kanunun 10, 6 ve 58 inci maddelerine de aykırılığını tespit edilmiş bulunduğu gerçekleşmiştir.

Delillerin tartışılması :

Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesinin il k fıkrası bir siyasî partinin bu Kanunun 4 üncü kısmında yer alan maddeler hükümler i dışında kalan emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması ve yapılan ihtara rağmen bu aykırılığın giderilmemesi şartı gerçekleştiğinde Anayasa Mahkemesince kapatılacağı hükmünü taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan ihtar 16/3/1972 tarihinde tebliğ edilmiş bulunmasına göre Kanunla gösterilen altı aylık süre 16/9/1972 tarihinde tamamlanmış olmaktadır.

Yapılan ihtar üzerine bir kısım aykırılığın giderildiği görülmekte ise de 648 sayılı Kanunun 15, 26, 30, 31, 9 ve 10 uncu maddelerine aykırı düşen tüzüğün 7/c, 63. a ve 4/A maddeleri Kanun hükümlerine uygun olarak yeniden düzenlenmemiş ve bir kısım aykırılık da giderilmemiş olduğu gibi büyük kongre de kuruluş tarihi olan 3 Kasım 1969 tarihinden başlayarak iki yıl içinde toplanmamış ve belli bir genel merkez adresi gösterilmemiş, tutulması zorunlu defterler de tutulmamış bulunduğu kesinlikle anlaşılmıştır.

Sonuç ve İstek:

Büyük Anadolu Partisinin tüzüğünde Siyasî Partiler Kanununun 4 üncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümlere aykırı görülen hususların giderilmesi için yapılan ihtara rağmen tebliğ tarihinden itibaren geçen altı aydan fazla bir süre içinde söz konusu aykırılıklar giderilmediği, büyük kongrenin süresinde toplanmadığı, genel merkez adresinin belirlenmediği ve zorunlu defterlerin tutulmadığı dosya içindeki delillerle sabit olduğundan Siyasî Partiler Kanununun 108. ve 113 üncü maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesi arz ve iddia olunur. 4/10/1972»

II — Olay ve işin geçirdiği evreler :

1 —• Genel merkezi geçici olarak İstanbul’da bulunmak üzere 4/11/1969 günlü bildirimle Büyük Anadolu Partisinin kurulduğu İçişleri Bakanlığının 30/1/1970 günlü, Emniyet Genel Müdürlüğü 14222 sayılı Yazısıyla bildirilmiştir.

2 — Cumhuriyet Başsavcılığı 29/3/1971 ve 16/2/1972 günlü ve 1971/6 sayılı Yazılarıyla:

a) 648 sayılı Kanunun 15. ve 16. maddeleri geçici yönetim kurulları ile il ve ilçe haysiyet divanlarının oluşma ve seçim biçimlerinin tüzükte gösterilmesinin buyurduğu halde Büyük Anadolu Partisi Tüzüğünde bu konulara yer verilmediğini;

b) Parti Tüzüğünün 7. maddesinin 3 sayılı bendinde yer alan Belediye Başkanının kongre delegesi sayılmasına ilişkin hükmün Kanunun 15. maddesine aykırı düştüğünü;

c) Gruplar disiplin organlarının hangi durumlarda merkez disiplin organları ile bir arada çalışacaklarının Parti Tüzüğünde belirtilmesine ilişkin olarak Kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kurula uyulmamış olduğunu;

ç) Kanunun 26. maddesi Siyasî Parti Gruplarının Merkez Karar ve Yönetim Organları ile ahenkli çalışmalarını sağlayıcı tedbirleri Parti Tüzüğüne bıraktığı halde konunun işlenmediğini;

d) Kanunun 30. maddesinde öngörülen il yoklamasına ilişkin hükümlerin Parti Tüzüğünde yer almadığını;

e) Kanunun 31. maddesinde öngörülen merkez yoklaması hakkında Parti Tüzüğünde hüküm bulunmadığım;

f) Kanunun 52. maddesinin buyurucu hükümlerine rağmen disiplin organlarınca verilecek cezalara itiraz biçiminin Parti Tüzüğünde düzenlenmediğini;

g) Kanunun 56. maddesinin son fıkrasına göre disiplin cezalarının hangi parti organınca nasıl affedileceğinin Parti Tüzüğüne gösterilmesi gerekirken bu kural a uyulmadığını;

h) Kanunda olağanüstü kongreleri zaman bakımından sınırlayan bir kural bulunmadığı halde Parti Tüzüğünün 16. ve 18. maddelerinde iki yılda bir olağanüstü kongre yapılabileceğinin hükme bağlandığını;

ı) Parti Tüzüğünün 10. maddesi Kanunun sözüne aykırı düştüğü gibi 11. maddesinin d bendinde yer alan «Mukaddes dinimizin aleyhinde çalışanlar Büyük Anadolu Partisinin üyeliğine kabul edilemezler.» Kuralının Kanunun partilere üye olamayacak kimseleri kesinlikle belirten 8. ve üyeliğe kabul koşullarını gösteren 9. maddeleri ve özellikle bu maddenin son fıkrası hükmü ile tam bir çelişki içinde olduğunu;

I) Büyük Anadolu Partisinin büyük kongresini ilân edilen tarihlerde toplayamamış olduğunu, belli bir genel merkezinin bulunmadığını ve yasaya göre tutulması zorunlu defterleri tutmadığını ve bu durumun
643 sayılı Kanunun 59. ve 135. maddeleri aracılığı ile Cemiyetler Kanununun 20. maddesinin son fıkrasına ve 648 sayılı Kanunun 6. ve 58 maddelerine aykırılığı oluşturduğunu,

İleri sürerek 648 sayılı Kanunun 113. maddesi uyarınca Büyük Anadolu Partisine gerekli ihtarın yapılmasını Anayasa Mahkemesinden istemiştir.

3 —Anayasa Mahkemesi, Muhittin Taylan, Avni Gıvda, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Araç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar , Halit Zarbun, Ziya önel, Kani Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H Boyacıoğlu’nun katılmalarıyla 2/3/1972 gününde yaptığı toplantıda;

a) Büyük Anadolu Partisinin;

aa — Parti tüzüğünde il ve ilçe geçici yönetim kurullarının durumu düzenlenmediği; tüzüğün ek maddelerine bu konu yer almışsa da değişikliğin dayanakları daha önce istendiği halde gönderilmediğinden konu düzenlenmiş sayılamayacağı için 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 15., 16.,

bb — Sözü geçen tüzükte disiplin organlarınca verilecek cezalara itiraz biçiminin ve disiplin cezalarının affı konusunun düzenlenmemiş olması nedeniyle aynı Kanunun 52. ve 56.;

cc — Sözü geçen tüzükte grup disiplin organlarının merkez disiplin organları ile bir arada çalışmaları konusunun düzenlenmemiş bulunması nedeniyle aynı Kanunun 21.;

çç — Sözü geçen tüzükte belediye başkanına tabi kongre üyeliği hakkı tanınmış olması nedeniyle aynı Kanunun 15.;

dd — Sözü geçen tüzükte siyasî parti gruplarının merkez karar ve yönetim organları ile ahenk içinde çalışmalarını sağlayıcı tedbirlere yer verilmemiş olması dolayısıyla aynı Kanunun 26.,

ee — Sözü geçen tüzükte il ve merkez yoklamaları konusunun da düzenlenmemiş olması nedeniyle aynı Kanunun 30. ve 31 ;

ff — Sözü geçen tüzüğün parti üyeliğine kabul edileceklere ilişkin 10. maddesinde fark gözetmeme bakımından aynı Kanunun 9. maddesinin son fıkrasına göre eksik ve fazla yönler bulunması ve partiye alınamayacakları gösteren 10. maddede «Mukaddes dinimiz aleyhinde çalışanlar» denilerek bir bakıma din ayırımı gözetilir duruma düşülmesi dolayısıyla 643 sayılı Kanunun 9. ve 8.;

gg — Partinin iki yıl içinde ilk genel kongresini ‘toplamaması, belirli bir genel merkez adresi bulunmaması ve tutulması zorunlu defterleri tutmaması nedeniyle aynı Kanunun 10, 6. ve 518.

Maddelerinin buyurucu hükümleriyle aykırılık halinde olduğu ve parti tüzüğünde olağanüstü kongre sayısını sınırlandıran kuralın bu kongrelere sınır koymayan 648 sayılı Kanun hükümlerine aykırı düştüğü anlaşıldığından ve Cumhuriyet Başsavcılığının öteki aykırılıklara ilişkin görüşünün yerinde olmadığı sonucuna varıldığından yukarıda belirtilen ayrılıkların, bu kararın yazılı olarak genel başkanlığa bildirilmesinden başlayarak altı ay içinde giderilmesinin Büyük Anadolu Paıts.nc £4 S
sayılı Kanunun 113. maddesi uyarınca ihtar edilmesine Ziya Önel’in genel kongresini yapamayacak durumda olan partiye ihtarda bulunulmayacağı yolundaki karşı oyu ile ve oy çokluğu ile;

b) Partinin il kongreleri ile büyük kongresini yapabilmesi için izin verilmesine ilişkin isteminin, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetki alanına girmediği için reddine oybirliğiyle;

c) İhtar kararı parti genel başkanlığına gösterilen adreste tebliğ edilmediği takdirde, tebligatın ilân yoluyla yapılmasına oybirliği ile,

Karar verilmiştir.

4 — 2/3/1972 günlü ihtar kararı 16/3/1972 gününde parti genel başkanlığına tebliğ edilmiştir.

5- Cumhuriyet Başsavcılığı 11/10/1972 gününde Büyük Anadolu Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açmıştır.
6 — a) Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Kolçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar , Halit Zarbun, Ziya Önel, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Lûffi Ömerbaş, Şevket Muftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katılmalarıyla 21/11/1872 gününde yapılan toplantıda Cumhuriyet Başsavcılığının dava açma belgesinin Büyük Anadolu Partisi Genel Başkanlığına tebliğ edilmesine ve bu konuda yazılı açıklamada bulunmak ve açıklamasına dayanak olan belgeleri de Anayasa Mahkemesine göndermek üzere on beş gün süre verilmesine Avni Givda. Sait Koçak, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Lûtfi Ömerbaş’ın işin niteliğine göre açıklama istenmesine yer olmadığı yolundaki karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

b) Bu karara ilişkin Anayasa Mahkemesi yazısı ile Cumhuriyet Başsavcılığının dava açma belgesi örneğinin Büyük Anadolu Partisi Genel Başkanlığına 29/11/1972 gününde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

c) Parti Anayasa Mahkemesinin söz konusu 21/1J/1972 günlü ara kararı gereklerini yerine getirmemiştir.

III — İNCELEME :

‘Raportörlüğün 17/10/ll9’72 günlü inceleme yazısı, dosya içindeki bütün kâğıtlar, Anayasa‘nın ve 13/7/19651 günlü, 6İ S sayılı Siyasî Partiler Kanununun konuya ilişkin hükümleri; bunlarla ilgili gerekçeler ve yasama meclisleri görüşme tutanakları ve davayı ilgilendirebilecek öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

648 sayılı Kanunun 113. maddesine göre; bir siyasî partinin siyasî partilerle ilgili kanunların, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler dışındaki buyurucu hükümlerine aykırılık halinde olması nedeniyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesini ilgili siyasî partiye ihtar eder. B u konudaki Anayasa Mahkemesi kararının yazılı olarak ilgili siyasî partinin genel ‘başkanlığına bildirilmesinden başlayarak altı ay içinde o aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığının re’sen dava açması üzerine Anayasa Mahkemesince o siyasî partin in kapatılmasına karar verilir.

648 sayılı Kanunun:

a) 15. ve 16. maddelerinin 2 sayılı bentlerinin il ve ilçe geçici yönetim kurullarının nasıl kurulacaklarının parti tüzüğünde gösterileceğine ilişkin kuralları,

b) 15. maddesinin 1 sayılı bendinin il kongresinin tabu üyelerine ilişkin kuralı,

c) Siyasî parti gruplarının merkez karar ve yönetim organları ile ahenk içinde çalışmalarını sağlayıcı tedbirlerin parti tüzüğünde hükme bağlanmasına ilişkin 26. maddesi,

ç) İl yoklamaları başlığını taşıyan 3ü. maddesinin illerde önseçimi yapacak partili üyelerin tüzükte saptanacağına ilişkin kuralı ile merkez yoklaması ‘başlığını taşıyan 31. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelikleri seçimleri için kanun gereğince gösterecekleri adayların yüzde beşinin merkez karar organı veya merkez yönetim organı veya merkez yoklama kurulunca saptanacağının tüzükte ve bu adaylara seçim çevreleri aday listelerinde yer verilmesi esaslarının tüzükte yahut genel kongre kararında gösterilmesine ilişkin kuralları;

d) Partilere üye olamayacak kimselere ilişkin 8. ve üyeliğe kabul koşullarına ilişkin 9. maddeleri kuralları;

e) 10. (maddesinin ilk genel kongrenin partinin tüzel kişilik kazanmasından başlayarak iki yıl içinde toplanmasını zorunlu kılan altıncı ve genel kurulun olağan toplantılarının iki yılda bir yapılacağını belirleyen beşinci fıkraları kuralları;

f) Tutulması zorunlu defter ve kayıtlara ilişkin 58. maddesi kuralları; 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun dördüncü kısmındaki maddeler dışında kalan buyurucu hükümlerindendir. B u hükümler Kanunun İkinci Kısmında; bunlardan 8., 9. maddeler İkinci, 10. madde Üçüncü, 15. ve 16. maddeler Dördüncü, 26. madde Beşinci, 30. ve 31. maddeler Yedinci ve 58. madde Dokuzuncu Bölümlerde yer almıştır.

Büyük Anadolu Partisinin, belirtilen aykırılıkların giderilmesi için 648 sayılı Yasanın 113. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin verdiği ihtar kararının yazılı olarak usulünce Parti Genel Başkanlığına bildirilmesinden başlayarak altı aylık kanunî süre dolduktan sonraki saptanan
durumu şöyledir :

Bu Parti;

aa) II ve ilçe geçici yönetim kurullarının durumunu 648 sayılı Kanunun 15. ve 16. maddeleri uyarınca düzenlemeyerek bu maddelerin 2 sayılı bentlerindeki;

bb) Belediye Başkanına il kongresinde tabiî üyelik tanıyarak Kanunun 15. maddesinin 1 sayüı bendindeki;

cc) Siyasî Parti Gruplarının Merkez Kara r ve Yönetim Organlarıyla ahenk içinde çalışmalarım sağlayacak tedbirlere tüzükte yer vermeyerek Kanunun 26. maddesindeki;

çç) İl ve merkez yoklamaları konusunu düzenlemeyerek Kanunun 30. maddesinde ve 31. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarındaki,

dd) Part i Tüzüğünün üyeliklere kabul edilecek kimselere ilişkin 10. ve 11. maddelerinde yer verilen hükümler dolayısıyla Kanunun 8. ve 9. maddelerindeki;

ee) Genel kongresini yapmayarak Kanunun 10. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarındaki,

ff) Tutulması gerekli defterleri tutmayarak kanunun 58. maddesindeki,

Buyurucu kurallara aykırı düşen durumunu sürdüre gelmektedir. Söz konusu aykırılıkların giderilmemesi nedenleri üzerinde de partice herhangi bir açıklamada bulunulmuş değildir. 648 sayılı Yasanın 113. maddesinde yazılı kurallar gerçekleşmiş olduğundan adı geçen siyasi partinin bu maddenin son fıkrası uyarınca kapatılmasına karar verilmesi gerekir.

V — SONUÇ:

Büyük Anadolu Partisinin 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113 maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin yaptığı yazılı ihtara rağmen kanunî süresi içinde;

a) İI ve ilçe geçici yönetim kurullarının durumunu Kanunun 15. ve 16. maddeleri uyarınca düzenlememek,

b) Belediye Başkanına il kongresinde tabiî üyelik tanımak,

c) Siyasî Parti gruplarının merkez karar ve yönetim organlarıyla ahenk içinde çalışmalarını sağlayacak tedbirlere tüzüğünde yer vermemek,

ç) İl ve merkez yoklamaları konusunu düzenlememek,

d) Parti tüzüğünün üyeliklere kabul edilecek kimselere ilişkin 10. ve 11. maddelerinde Kanunun 8. ve 9. maddelerine uymamak,

e) Genel kongresini yapmamak,

f) Tutulması zorunlu defterleri tutmamak,

tan oluşan aykırılıkları gidermediği için Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen açılan davada 648 sayılı Kanunun 113. maddesinde öngörülen kapatma durumunun gerçekleştiği saptandığından,

1 — Bu siyasî partinin 648 sayılı Kanunun 113. maddesinin son fıkrası uyarınca kapatılmasına,
2 —Aynı kanunun 115. maddesi gerekleri yerine getirilmek üzere kapatma kararının Başbakanlığa, İçişleri ve Maliye Bakanlıklarına ve Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğine, 19/12/1972 gününde oybirliğiyle ve Anayasa’nın 57. maddesinin son fıkrası gereğince karar verildi.

Başkan Muhittin Taylan
Başkan Vekili Avni Givda
Üye Fazıl Uluocak
Üye Sait Koçak
Üye Nuri Ülgenalp
Üye Şahap Arıç
Üye İhsan Ecemiş
Üye Ahmet Akar
Üye Halit Zarbun
Üye Ziya Önel
Üye Kâni Vrana
Üye Muhittin Gürün
Üye Lûtfı Ömerbaş
Üye Şevket Mıiftügü
Üye Ahmet H. Boyacıoğlu

Pinochetciler, halka karşı

0

Pinochetciler, halka karşı

Aralarında Rashida Thalib, Noam Chomsky, Jeremy Corbyn, Zarah Sultana, Niki Ashton ve Naomi Klein’ın da bulunduğu hak savunucuları, Pazar günkü seçim öncesinde Şili halkının Pinochetcilere karşı mücadelesinde uluslararası dayanışma çağrısı yaptı.

15 ülkeden parlamenterler ve kamuya mal olmuş kişiler 19 Aralık seçimleri öncesinde Şili demokrasisini savunmak üzere bir araya geldi ve bir çağrı yayınladı: “Bir zamanlar uluslararası dayanışma Şili halkından esirgenmişti, bugün esirgenmemeli” başlığıyla kaleme alınan çağrı metninin, kısa bir özeti, dünya çapında katılım için internette imzaya açıldı.

Pinochetciler, halka karşı

“Şili’nin Bolsonarosu”, Augusto Pinochet’nin mirasını diriltme peşinde. Şili halkı, onu durdurmak için verdiği mücadeleyle dayanışmanızı istiyor.

Şili, 19 Aralık cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yol ayrımında.

Yollardan biri diktatör Augusto Pinochet döneminde yazılan eski anayasayı konut, sağlık, eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği haklarını ve Yerlilerin tanınmasını güvenceye alan yeni anayasayla değiştirmek için ezici çoğunlukla oy kullanan yurttaşlarca açıldı. Öteki yolsa, “Şili’nin Bolsonaro’su”, başkan adayı José Antonio Kast tarafından. Kast, yeni Anayasa Meclisini ezme, Kadın Bakanlığı’nı kaldırma, göçmenleri tutuklamak üzere bir Şili “ICE”si* kurma ve ordunun işkencecilerini af sözü veriyor. Kast, “Pinochet yaşasaydı bana oy verirdi” diyor.

Aralarında Amerika Birleşik Devletleri’nden Rashida Thalib ve Noam Chomsky, Birleşik Krallık’tan Jeremy Corbyn ve Zarah Sultana, Kanada’dan Niki Ashton ve Naomi Klein, İspanya’dan Ada Colau ve Gerardo Pisarello!nun da bulunduğu dünyanın dört bir yanından parlamenterler ve kamuya mal olmuş kişiler bu nedenle tavır alıyorlar.

“Pinochet’nin yükseliş ve egemenliğinin finansmanı, kolaylaştırılması ve eşrulaştırılmasında yabancı devletler aşağılık bir rol oynadı. Biz, dünyanın dört bir yanından parlamenterler ve kamuya mal olmuş kişiler, onların hatalarını tekrarlamayacağız” diye yazıyorlar.

Şimdi siz de onlara katılın ve bu kritik anda Şili halkının yanında olun.”

Avrupa Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi

1

Avrupa Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi, 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. Ortak kültür ve medeniyeti keşfetmek, yardımlaşmak ve korumak temel amaçlardandır. Avrupa Konseyi çerçevesinde imzalanan ilk antlaşmalardandır.

Avrupa Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesi

İşbu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi Azası hükümetler,

Avrupa Konseyi gayesinin, bilhassa müşterek mameleklerini teşkil eden ideal ve prensipleri korumak ve yükseltmek için Azaları arasında daha sıkı bir birlik tahakkuk ettirmek olduğunu,

Avrupa halkları arasındaki karşılıklı anlayışın inkişafının bu gayeye doğru ilerlemeyi temin edeceğini,

Bu maksada varmak için, sadece Konsey azaları arasında iki taraflı anlaşmalar akdetmekle kalmayıp Avrupa kültürünü korumayı ve onun inkişafını teşvik etmeyi istihdaf eden müşterek bir hareket tarzı ihtiyar olunmasının temenniye sayan olduğunu nazarı itibara alarak,

Bütün Konsey azaları ve bu anlaşmaya bilahare iltihak edecek diğer Avrupa devletleri vatandaşlarına müşterek medeniyetlerini olduğu kadar diğer Akit Tarafların medeniyet, tarih ve dillerini de tetkik imkanını bahşedecek bir Umumi Avrupa Kültür Anlaşması akdetmeye karar vermişler ve aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Madde 1

Her Akit Taraf Avrupa’nın müşterek kültür mamelekindeki milli payını idame ettirmek ve bunun inkişafını teşvik etmek için kendisine has tedbirleri alacaktır.

Madde 2

Her Akit Taraf, imkan nispetinde.

a – Vatandaşlarını diğer Akit Tarafların medeniyet, tarih ve dillerini tetkik etmeye teşvik edecek; diğer Akitlere de kendi ülkesinde bu gibi tetkiklerde bulunmak hususunda kolaylık gösterecek, ve

b –  Diğer Akit Taraflar ülkesinde kendi medeniyet, tarih, dil veya dillerinin tetkikine gelişmesine ve bu Akit Tarafların vatandaşlarına da kendi ülkesi üzerinde bu kabul tetkikleri yapmaları imkanının bahsedilmesine gayret sarf edecektir.

Madde 3

Akit Taraflar Avrupa menfaatine olan kültürel faaliyetlerinin inkişafını temine matuf müşterek hareketlerini hem ahenk kılmak gayesiyle Avrupa Konseyi çerçevesi dahilinde istişarelerde bulunacaklardır.

Madde 4

Her Akit Taraf, imkan nispetinde, ikinci ve üçüncü maddenin tatbiki gayesiyle; kültürel kıymeti haiz eşyanın olduğu gibi şahısların da tedavül ve mübadelesini kolaylaştıracaktır.

Madde 5

Her Akit Taraf, Avrupa kültürü için bir kıymet ifade edip kendi kontrolü altında bulunan eşyaları Avrupa’nın müşterek kültür mamelekinin ayrılmaz bir cüzü olarak telakki edecek, onları korumak için lüzumlu tedbirleri alacak ve bu eşyaların tetkik edilebilmelerini kolaylaştıracaktır.

Madde 6

1 İşbu Anlaşma hükümlerinin tatbiki ile ilgili teklifler ve tefsirlerine müteallik meseleler Avrupa Konseyi Kültür Eksperleri Komitesi toplantılarında incelenecektir.

2 Bu anlaşmaya 9uncu maddenin 4üncü paragrafı hükmüne uygun şekilde iltihak etmiş olup Avrupa Konseyi azası bulunmayan her devlet evvelki paragrafta derpiş edilen toplantılara bir veya daha fazla temsilcisini iştirak ettirebilecektir.

3 İşbu maddenin 1inci paragrafında derpiş edilen toplantılarda kabul edilmiş olup Kültür Eksperleri Komitesinin munzam masrafları icap ettirmeyen idari mahiyetteki hususlara müteallik salahiyetine tabi olmayan kararlar, Avrupa Konseyi Vekiller Komitesine tavsiye seklinde arz edileceklerdir.

4 Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey azalarına olduğu gibi işbu Anlaşmaya iltihak etmiş olan bütün hükümetlere de Vekiller Komitesi veya Kültür Eksperleri Komitesince bu mevzuda alınacak her kararı tebliğ edecektir.

5 Her Akit Taraf, Vekiller Komitesi veya Kültür Eksperleri Komitesi kararları muvacehesinde işbu Anlaşma hükümlerinin tatbiki ile ilgili olarak alabileceği bütün tedbirleri zamanında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.

6 İşbu Anlaşmanın tatbikine mütedair bazı teklifler Akit Tarafların ancak mahdut bir kısmını ilgilendirdiği takdirde; bunlar, tatbik sahasına konulmaları Avrupa Konseyine masraf tahmil etmemek şartıyla, 7inci madde hükümleri dairesinde incelenileceklerdir.

Madde 7

Eğer iki veya daha fazla Akit Taraf işbu Anlaşma gayelerinin tahakkuku maksadıyla Avrupa Konseyi merkezinde 6ncı maddede derpiş edilenlerden başka toplantılar tertibini arzu ederlerse Konsey Genel Sekreteri onlara lüzumlu idari yardımlarda bulunacaktır.

Madde 8

İşbu Anlaşmanın hiçbir hükmü

a – Akit Taraflardan birinin evvelce imzalamış bulunduğu iki taraflı kültür anlaşmaları hükümlerini ihlal edecek veya Akit Taraflardan birinin atide böyle bir anlaşmanın akdini daha az temenniye sayan kılacak veya,

b – Bir Akit Taraf ülkesinde merci bulunan yabancıların giriş, ikamet ve çıkışlarına müteallik kanun ve nizamnamelerin her şahıs için tahmil eylediği vecibeleri bertaraf edecek mahiyette telakki edilmeyecektir.

Madde 9

1 İşbu Anlaşma Avrupa Konseyi azalarının imzasına açıktır. Anlaşma tasdik edilecek ve tasdiknameler Avrupa Konseyi Genel Sekreteri nezdinde tevdi edilecektir.

2 İşbu Anlaşma, üç mümzi Hükümetin tasdiknamelerini tevdilerinden itibaren bu hükümetler için meriyete girecektir.

3 İşbu Anlaşma, Anlaşmayı bilahare tasdik edecek olan her mümzi hükümet için tasdiknamenin tevdiinden itibaren meriyete girecektir.

4 Avrupa Konseyi Vekiller Komitesi icabı hale göre; Konsey azası olmayan her Avrupa Devletini işbu Anlaşmaya iltihaka davete ittifakla karar verebilecektir. Böyle bir daveti alan her Devlet, iltihak vesikasını Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi etmek suretiyle Anlaşmaya iltihat edebilecektir. İltihak keyfiyeti mezkur vesikanın alınmasından itibaren katiyet kesbedecektir.

5 Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her tasdikname ve iltihak vesikasının tevdiini bütün Konsey azalarına ve iltihak olan Devletlere tebliğ edecektir.

Madde 10

Her Akit Taraf, işbu Anlaşma hükümlerinin tatbik edileceği ülkeleri, Avrupa Konseyi Genel
Sekreterine göndereceği ve Genel Sekreter tarafından bütün diğer Akit Taraflara tebliğ edilecek
bir beyanla tayin ve tasrih edebilecektir.

Madde 11

1 İşbu Anlaşma, meriyete giriş tarihinden itibaren beş senelik bir müddet geçtikten sonra, Akit Taraflardan her biri tarafından her zaman feshedilebilecektir. İşbu fesih keyfiyeti Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yazılı bir tebliğ şeklinde vuku bulacak ve o da diğer Akit Tarafları meseleden haberdar edecektir.

2 Fesih keyfiyeti, alakalı Taraf için Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından ihbarın tebellüğ tarihinden 6 ay sonra katiyet kesbedecektir. İşbu Anlaşma, Hükümetlerince bu hususta tam salahiyetli kılınan ve aşağıda imzaları bulunan murahhaslar tarafından imza edilmiştir.

İşbu Anlaşma 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te, Fransızca ve İngilizce olarak her iki metin de muteber olmak ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilmek üzere tek nüsha halinde tanzim edilmiştir. Genel Sekreter bunun, usulüne uygun bir kopyasını her mümzi ve iltihak eden Devlete tebliğ edecektir.

Av. Prof. Dr. Yücel Sayman’a Veda Günü

0

Av. Prof. Dr. Yücel Sayman, 15 Aralık 2021 günü yaşama veda etmişti.

1996 -2002 yılları arasında 3 dönem İstanbul Barosu Başkanlığı yapan Sayman için, 17 Aralık 2021 Cuma günü saat 12:00’de Baro önünde bir tören yapıldı. Törene, hukuk dünyasının yanı sıra Sayman’ın eşi Hacer Sayman, oğulları Yusuf Sayman, Can Sayman ile kızı Yaprak Sayman da katıldı. Törenin ardından Sayman, Şakirin Caiiminde düzenlenen törenin ardından Karacaahmet Mazarlığında toprağa verildi.

Sayman’ın öğrencileri ve üniversitedeki çalışma arkadaşları törene bir mesaj gönderdi: “Hocamız en önce çok iyi bir insan, kibar bir insandı. Hocamız, insan ötekileştirmeyen hiçbir zaman kişileri ırkı, dili, mezhebi ile ayırmayan bir insandı. Türkiye’nin tam da ihtiyaç duyduğu ortak paydaşları zenginleştiren bir insandı. Benim hocam doğa, insan, felsefe, edebiyat severdi. Benim hocamın gönlü zengindi. Tam bir bilim insanıydı. Yenilik peşinde koşardı. Gerçek bir insan hakları ve demokrasi savunucusuydu. Benim hocam kadın hakları savunucusuydu. O her zaman aramızda olacak. Hiç kimseyi incitmediniz. Toprak da sizi incitmesin.”

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, yaptığı açıklamada “Hep insan hakları adına bıraktığı mücadeleyi simgeledi. ‘Hukuk sanattır’ demişti. Hem gerçek bir hukukçuydu hem gerçek bir avukattı hem de gerçek bir sanatçıydı. Yücel Sayman’ı geriye dönük baktığımızda bıraktığı çok şey vardır. Hukuka, sanat yönüyle bakan, olduğu gibi görünen bir insandı. Sanata olan ilgisinden avukatlığından bütün yaklaşımları içinde barındırdığı bir temele dayandırırdı. Çok büyük bir değeri yitirdik. Allahtan rahmet diliyorum.”

Avukat Ercan Kanar yaptığı konuşmada: “Baro başkanı olduğu dönem İstanbul Barosu tarihinin en özgürlükçü dönemini yaşadı. Aynı zamanda İnsan Hakları Derneği’nin kurucu üyelerindendir. Cesur bir hukukçuydu. Asla şoven olmadı. Burjuva milliyetçisi olmadı. Her zaman halkların kardeşliğini savundu. Onu her zaman insan hakları mücadelemizde anacağız, hatırlayacağız.” dedi.

Evrensel Gazetesi yazarı olan Sayman’ın gazetedeki köşesinde, eşi Hacer Sayman bir veda mesajı yayınladı:  “Sevgilim, yoldaşım, can dostum ile bir süreliğine ayrılıyoruz… Hacer” 

Milletvekili Filiz Kerestecioğlu: “Arkasından konuşmak zor… Kaç başkanın kapısı hiç kapanmaz, kaç başkan yanında güvenlikle gezmez? Onun zamanında insan hakları merkezi, CMK servisi, kadın hakları merkezi daha aktif çalışırdı. Adli yardımı çalışır hale getirdi. Hayatımızın en özgürlükçü dönemini onunla yaşadık. Her zaman cezaevindeki mahpuslar için çaba gösterdi. Hiç çekinmeden kim ne der demeden barış için akil insanların içinde yer aldı. İlk başörtülü avukatın ruhsatı onun döneminde oldu. Ayrımcılık hiç tabiatında olmadı. Yargılanırken hakimlerin, savcıların ezberini bozardı.” dedi.

Yücel Sayman’ın baro başkanlığı yaptığı 1996- 2002 yıllarında yönetim kurulunda birlikte görev yapan  Avukat Osman Ergin şöyle konuştu: “Onunla tanışmak hepimiz için bir imtiyazdır. Yücel Sayman’dan çok şey öğrendim. Sadece avukatlığı değil, hukukun güzel bir sanat olduğunu değil, baroların sadece bir meslek örgütü olduğunu değil. Yücel Sayman’ dan eleştirel düşüncenin kıymetini, akıl gözüyle görmeyi, makamların arkasına saklanmamayı, demokratik ve eşit bir ilişkiyi öğrendim. Yücel Sayman tam anlamıyla bağımsız bir akademisyen ve aydın kişiydi. Sadece akademinin değil hiçbir kurum ve çevrenin sınırına sığacak birisi de değildi. Kamusal alanda kendine en az benzeyen kimi zaman kıyasıya eleştirdiği kişilerin hakkını, hukukunu savunurken gördük. Demokratik duruşu ve anlayışından taviz vermedi. Türkiye’de demokrasi, hukuk, özgürlükler ve savunma söz konusu olduğunda onun izlerini her yerde görebilirsiniz. O İstanbul Barosu’nun son başkanıydı.”

Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Sayman için şunları söyledi: “Kimsenin bize selam vermediği zamanlarda gövdesini ortaya koyarak yanımızda durdurdu” dedi ve şöyle devam etti: “Bize avukatlığın bulaşıcı olduğunu öğretti. Dayanışmadan hiçbir zaman geri durmayan bir büyüğümüzdü. Bir kez daha anısı önünde saygıyla eğiliyorum.” Tanrıkulu ayrıca Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren’in mesajını paylaştı: “Yücel Sayman Diyarbakır Barosu ve avukatları nezdinde hukukçu kimliği ve kişiliği ile şüphesiz büyük bir saygınlığa sahiptir. Diyarbakır barosu akademik birikimiyle sürekli kendisinden destek gördü. Diyarbakır Barosu’nun insan hakları alanında vermiş oluduğu mücadele nedeniyle her türlü baskı ve soruşturmada yanımızda durdu ve desteğini bizlerden esirgemedi. Türkiye’de Kürt avukat olmanın zorluklarını çok iyi bilen bir baro başkanı avukat ve hukukçuydu.’

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bahadır Erdem ise duygularını şu şekilde paylaştı: “Sadece akademinin değil hiçbir kurum ve çevrenin sınırına sığacak birisi değildi. Yücel Sayman’ın ve onun gibi tek tük 3-4 insanın ısrarlı varoluşları sayesinde özgür bir insan olabilme fırsatını yakalayabilirsiniz. Tüm bu sebeplerle onu kamusal alanda kendine en az benzeyen, kimi zaman kıyasıya eleştirdiği kesimlerin hakkını, hukukunu korurken gördük. Demokratik duruşu ve anlayışından taviz vermedi. Türkiye’de demokrasi, hukuk, özgürlükler, savunma söz konu olduğunda; onun izlerini hem fikri hem de pratik düzlemde her yerde görebilirsiniz. Yücel Sayman’ın hayatımıza bıraktığı mütevazi ama zengin mirası hep hatırlayacağız.”

Avukat İlke Çandırbay ise; “Yücel Sayman hocamızdı, öğretmekten ve öğrenmekten vazgeçmeyen hocamızdı. O aşkla avukatlığı aynı cümle içinde kullanabilecek kadar tutkulu meslektaşımızdı. Ama Yücel Sayman aynı zamanda genç avukatların arkadaşıydı” dedi.

Türkiye Barolar Birliği’nden yapılan başsağlığı açıklaması şöyle;

DUAYEN AV. YÜCEL SAYMAN’I KAYBETTİK 

“İstanbul Barosu eski başkanlarından, duayen avukat, yetkin akademisyen ve yazar Av. Prof. Dr. Yücel Sayman’ı kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Meslek ustamıza rahmet; ailesine, öğrencilerine, hukuk ve akademi camiasına başsağlığı dileriz.”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından yapılan açıklamada, “Fakültemiz Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalında görev yapmış emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yücel SAYMAN’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz” denildi.

Yücel Sayman Kimdir 

Prof. Dr. Yücel Sayman, 1 Mayıs 1939 tarihinde Konya’da doğdu. 1957’de Saint Joseph Fransız Lisesi’nden, 1962’de ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1963’te aynı fakültede asistan olarak akademik hayata atıldı. Yüksek lisansını, Strazborug’da “Le Droit des Etrangers d‟acquérir la Propriété Immobiliére en Turquie; Strasbourg” adlı tezi ile 1968’de tamamladı.

“Un Essai de Théorie sur Les Sociétes En Droit International Privé” başlığı altındaki teziyle, 1969 yılında, Strasbourg Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi‘nde doktorasını tamamladı.

1978’de hukuk doçenti oldu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ‘Devletler Özel Hukuku’ Anabilim dalında öğretim üyesi olarak göreve başladı.

1991’den itibaren Uluslararası Avukatlar Birliği((Union INTERNATİONALE Des Avocats)Başkan Danışmanı sıfatıyla birliğin yönetim kurulu üyeliğini üstlendi ve 1991-1998;2004-2005 dönemlerinde aktif görev aldı. Uluslararası Avukatlar Birliği “Kadın ve Hukuk Komisyonu” kurucu üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak çalıştı.

Özgürlük Zamanı – Yücel Sayman (2008)

1993-1994 yıllarında İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olarak idari görev üstlendi ve akademik faaliyetlere katkıda bulundu.

1996 yılın ekim ayında başkan seçildiği İstanbul Barosu’ndaki görevine aralıksız olarak üç dönem devam etti ve 2002 yılına kadar başkanlığını sürdürdü.

2002 yılında, Sosyal Demokrasi Vakfı tarafından kendisine “İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü” tevcih edildi.

2010 yılından itibaren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliğini üstlendi.

İstanbul Medipol Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Milletlerarası Özel Hukuk, İnsan Hakları ve Avukatlık Hukuku ve Milletlerarası Ticaret Hukuku dersleri verdi.

25.04.2011 tarihinde hukuk profesörü unvanını kazandı.

Eserleri 

Evrensel Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Bu gazetede yazdığı yazılarını 2008 yılında “Özgürlük Zamanı” adıyla kitap olarak yayınladı. Günışığı Dergisinde makaleleri yayınlandı.

Türk Devletler Özel Hukukunda Evlenmenin Kuruluşu

Avukatlık Zamanı – Yücel Sayman (2006)

1982 yılında “Türk Devletler Özel Hukukunda Evlenmenin Kuruluşu” ve 2006 yılında da “Avukatlık Zamanı” isimli eserleri kaleme aldı. 2018 yılında “Gerçekliğimin Suretinde Düşler, Düşünceler” isimli eseri basıldı.

Çok sayda makale yazdı, bilimsel toplantılarda tebliğler sundu, yüzlerce panel, konferans ve sempozyumda konuşmacı ve yönetici olarak yer aldı.

İstanbul Barosu eski başkanlarından Av. Prof. Dr. Yücel Sayman, 2020 yılında eşi Hacer Sayman ile birlikte yakalandığı Covi19 hastalığını yenmişti.

Akciğer kanseri nedeniyle, İstanbul’da, tedavi edildiği hastanede, 82 yaşında iken hayata veda etti. Fransızca ve İngilizce biliyordu.

Makaleleri 

Fransız Uygulamasından Dört Mahkeme Kararı ve Tarışma Konusu Bir Sorun: Yargıç Yabancı Ülkenin Devletler Hususi Hukuku Sistemini İzleyebilir mi?; Le DéEDOUBLEEMENT Fonctionnel et Son Utilisation En Droit International Privé; Yabancı Şirketlerin Tanınması; İsviçre Devletler Özel Hukuku Uygulamasında Boşanmış Eşin Yeniden Evlenmesi; Türkiye’de Yapılan Evliliklerin Şekline Uygulanacak Hukuk Üzerine Düşünceler; Fransa‟da Devletin Tahkime Gitme Olanağı; Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi Hakkında Rapor; Hak Arama Özgürlüğü ve Avukatlık Mesleği; Demokratikleşme, İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Bağlamında Avukatlık Mesleği; Siyasi Açıdan İnsan Hakları;  Avukat, Nereden? Avukat, Neden? Türkiye Barolar Birliği Üzerine; Avukatın ücret talep hakkı; Vesayet: Gerçek mi? Söylenti mi?; Yargı ve Baro; Rekabet Kurulu Avukatlıktan anlıyor mu? ve Baro Nedir, Ne Değildir? benzeri makaleleri bulunmaktadır.

Yücel Sayman’ın Çanakkale’deki Deniz Feneri Kütüphanesi
Deniz Feneri Kütüphanesi, Çözüm Süreci ve Hayata Dönüş Operasyonu 

Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi’ne bağlı Bektaş Köyü, Sivrice Burnu’ndaki 150 yıllık deniz fenerini 10 yıllığına kiralayarak 5 bin kitaplık  kütüphaneye dönüştürdü.

19 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Hayata Dönüş Operasyonu öncesinde, Bayrampaşa Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerle arabuluculuk görüşmelerinde bulunan heyette yer aldı.  39 askerin yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada verdiği ifadesinde, “Görüşmeler devam etseydi çözüme ulaşırdık ve ölüm oruçları sona ererdi” dedi. 

2013 yılında “çözüm ve müzakere” sürecinin alt yapısını oluşturmak üzere kurulan 63 kişilik Akil İnsanlar heyetine Marmara Bölgesi’nden katıldı. “Akil insan sözü beni rahatsız ediyor, akil falan değilim” dedi.

Gerçekliğimin Suretinde Düşler, Düşünceler

 

 

Sayman, eşi Hacer Sayman ile birlikte 2020 yılında yakalandıkları Covit19 hastalığından ötürü eve kapandıkları günlerde “Günaydın Yaşam: Koronavirüs ve Kanserohücre’li Günlerde Kendine Yabancılaşmamak…” adıyla bir kahvaltı kareografisi kitabına imza atmıştı.

 “Doğum gününde ilan-ı aşk ve evde KoronaVirüs/KanseroHücre direnişi kahvaltılarının koreografisi günlük yaşamımızı diğer sabah kahvaltılarından farklı ama ‘Aynı Servis Tabaklarında İki Kez Kahvaltı Edilmez’ düşüncesine uygun bir solukla renklendirdi.” Dışarıda bulaştıkça çoğalan bir virüs ile içeride çoğaldıkça özerkleşen hücreler; KoronaVirüs ve KanserE Hücre gerçekleriyle hayatın eve sığdığı zamanlara ait bir baş etme güncesi. Her yeni günün sabahında yeniden tasarlanan kahvaltı sofralarının fotoğrafları bir anlamda yaşamsal olanı yaşatma örneği sergiliyor ve yaşama “Günaydın!” diyor. Aşk ve direniş, yaşamla barışma kararlılığıyla, tutkuyla hazırlanan kahvaltılarda Hasta Hane’den Ege kıyılarına uzanan benzersiz bir performans sanatına dönüşüyor. Kâh fotoğraflarda, kâh kitap sayfalarında, kâh gezi broşürlerinde ve başkaca nesnelerde saklı anılar Yücel Sayman’ın renk renk örtülere özenle yerleştirdiği salatalıklar, domatesler, zeytinler, yeşillikler, ceviz taneleri, kızarmış ekmek dilimlerinde öyküleniyor ve Hacer Sayman’ın çektiği fotoğraflarla izleyenleri şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Hayvanları Koruma Kanunu Uygulama Yönetmeliği Taslağı Basına Sızdı

0

Hayvanları Koruma Kanunu Uygulama Yönetmeliği Taslağı Basına Sızdı

BİANET’in haberine göre; Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) değişiklik içeren yasanın meclisten geçerek yürürlüğe girmesinin ardından bakanlık yasanın uygulama yönetmeliklerini hazırlamaya başladı. Hayvanları Koruma Kanunu Uygulama Yönetmeliğine ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak ise sivil toplum kuruluşlarının (STK) tüm ısrarlarına rağmen paylaşılmadı. Hazırlıkları devam eden yönetmeliğin 48 maddelik taslağına ise Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği (HAYKURDER) ulaştı ve metnin tamamını yayınladı.

Taslakta daha önce tartışmalara sebep olan evdeki hayvan sayısına sınırlama içeren düzenlemenin yer aldığı ortaya çıktı. Bakanlık hazırladığı uygulama yönetmeliği taslağının 12. Maddesi e bendinde site ve apartmanlarda 3 köpek veya 5 kedi şeklinde sınırlama getiriyor.

Kısırlaştırma meselesi

Yasa hazırlık süreçlerinde tartışmalara konu olan mobil kısırlaştırma ünitelerine ilişkin bir düzenleme de yönetmelikte yer aldı.

HAYKURDER Başkanı Erman Paçalı açıklamasında şunları söyledi

“Taslak metinde 20. Madde ve devamında genişçe yer bulan geçici kısırlaştırma üniteleri düzenlemesi var. Ne demek geçici kısırlaştırma ünitesi? Mobil kısırlaştırmayı yasaklayacaktık. Tekerleklisi mobil olan bu ünitelerin, tekerleksizini dizayn edince sorun çözülmüş mü olacak? Niyet hiç de iyi görünmüyor.”

  • MOBİL KISIRLAŞTIRMA: Kanun düzenlemesinden önce bazı klinikler belediyelere mobil olarak kısırlaştırma hizmeti veriyor ve kısırlaştırdıkları hayvanların testis sayısına göre belediyelerden ücret alıyorlardı. Fakat bu hizmet gelişigüzel bir şekilde uygulanıyor, hayvan narkozdan çıkmadan, dikişleri kapanmadan sokağa salınıyordu. Uygulama boyunca birçok hayvan hayatını kaybetti.

Evdeki hayvan sayısına karışılıyor

Paçalı açıklamasının devamında hayvan sayısının kısıtlanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

“Yasanın hazırlık süreçlerinde en çok tartışma yaratan konulardan biri de evdeki hayvan sayısına kısıtlama getirilmek istenmesi üzerine olmuştu. Kamuoyundaki tepkiler üzerine Özlem Zengin sayı sınırlamasının söz konusu olamayacağını açıklamıştı. Ancak ne yazık ki hükümet bu sözünü de tutmayacak, kamuoyunu kandıracak gibi görünüyor.

“Yönetmelik taslağında açıkça sayı sınırlamasına ilişkin düzenleme var. Ve üstelik evde üretime izin veren, üretimi kollayan bir düzenleme. Üretime, üreticiye her kolaylığı sağlarken hayvanlara yardımcı olmak için zor şartlarda kapılarını onlara açan, imkansızlıktan imkan yaratıp iki hayvana daha yuva olmaya çalışan iyi niyetli insanlara düşmanca düzenlemeler yapan bir bakanlık oldu iyice Tarım ve Orman Bakanlığı.

Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) değişiklik içeren yasanın meclisten geçerek yürürlüğe girmesinin ardından bakanlık yasanın uygulama yönetmeliklerini hazırlamaya başladı.

Hayvanları Koruma Kanunu Uygulama Yönetmeliğine ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak ise sivil toplum kuruluşlarının (STK) tüm ısrarlarına rağmen paylaşılmadı.

Hazırlıkları devam eden yönetmeliğin 48 maddelik taslağına ise Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği (HAYKURDER) ulaştı ve metnin tamamını yayınladı.*

Taslakta daha önce tartışmalara sebep olan evdeki hayvan sayısına sınırlama içeren düzenlemenin yer aldığı ortaya çıktı. Bakanlık hazırladığı uygulama yönetmeliği taslağının 12. Maddesi e bendinde site ve apartmanlarda 3 köpek veya 5 kedi şeklinde sınırlama getiriyor.

Kısırlaştırma meselesi

Yasa hazırlık süreçlerinde tartışmalara konu olan mobil kısırlaştırma ünitelerine ilişkin bir düzenleme de yönetmelikte yer aldı.

HAYKURDER Başkanı Erman Paçalı açıklamasında şunları söyledi

“Taslak metinde 20. Madde ve devamında genişçe yer bulan geçici kısırlaştırma üniteleri düzenlemesi var. Ne demek geçici kısırlaştırma ünitesi? Mobil kısırlaştırmayı yasaklayacaktık. Tekerleklisi mobil olan bu ünitelerin, tekerleksizini dizayn edince sorun çözülmüş mü olacak? Niyet hiç de iyi görünmüyor.”

  • MOBİL KISIRLAŞTIRMA: Kanun düzenlemesinden önce bazı klinikler belediyelere mobil olarak kısırlaştırma hizmeti veriyor ve kısırlaştırdıkları hayvanların testis sayısına göre belediyelerden ücret alıyorlardı. Fakat bu hizmet gelişigüzel bir şekilde uygulanıyor, hayvan narkozdan çıkmadan, dikişleri kapanmadan sokağa salınıyordu. Uygulama boyunca birçok hayvan hayatını kaybetti.

Evdeki hayvan sayısına karışılıyor

Paçalı açıklamasının devamında hayvan sayısının kısıtlanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

“Yasanın hazırlık süreçlerinde en çok tartışma yaratan konulardan biri de evdeki hayvan sayısına kısıtlama getirilmek istenmesi üzerine olmuştu. Kamuoyundaki tepkiler üzerine Özlem Zengin sayı sınırlamasının söz konusu olamayacağını açıklamıştı. Ancak ne yazık ki hükümet bu sözünü de tutmayacak, kamuoyunu kandıracak gibi görünüyor.

“Yönetmelik taslağında açıkça sayı sınırlamasına ilişkin düzenleme var. Ve üstelik evde üretime izin veren, üretimi kollayan bir düzenleme. Üretime, üreticiye her kolaylığı sağlarken hayvanlara yardımcı olmak için zor şartlarda kapılarını onlara açan, imkansızlıktan imkan yaratıp iki hayvana daha yuva olmaya çalışan iyi niyetli insanlara düşmanca düzenlemeler yapan bir bakanlık oldu iyice Tarım ve Orman Bakanlığı.”

“Bu taslak bu şekli ile düzeltilmeden yayınlanırsa infial yaratır. Hiç kimse evindeki hayvanı bunların canı öyle istedi diye güle oynaya elleriyle teslim edeceğini sanmasınlar.

“Amaçları kriz üretmekse bilsinler ki asla hiçbir hayvan sever sırf yönetmelikle sayı sınırlaması getiriliyor diye hayvanını ölüme terk etmeyecek, elleriyle bunlara teslim etmeyecek. Akıllarını başlarına alsınlar. Bu kadarı da fazla artık.”

“Bu taslak bu şekli ile düzeltilmeden yayınlanırsa infial yaratır. Hiç kimse evindeki hayvanı bunların canı öyle istedi diye güle oynaya elleriyle teslim edeceğini sanmasınlar.

“Amaçları kriz üretmekse bilsinler ki asla hiçbir hayvan sever sırf yönetmelikle sayı sınırlaması getiriliyor diye hayvanını ölüme terk etmeyecek, elleriyle bunlara teslim etmeyecek. Akıllarını başlarına alsınlar. Bu kadarı da fazla artık.”

15 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

0

15 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

Diyanet Davası Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ankara’daki Hacı Bayram Camisinde verdiği hutbede ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle açıklamada bulunan dönemin Ankara Barosu Başkanı Ramiz Erinç Sağkan ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan ‘hakaret’ davasının ikinci duruşması bugün yapıldı. Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirilen duruşmada Erinç Sağkan ile Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyeleri ile birçok baro başkanı, avukatlar ve Almanya Büyükelçiliği’nden temsilciler katıldı. Ali Erbaş duruşmaya gelmedi. Sağkan, “Yayınlanan basın açıklaması yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesinden ibarettir.” dedi. Ankara Baro Başkanı, sanık Kemal Koranel, hakaret suçunun yasal, maddi ve manevi unsurunun oluşmadığını belirtti. Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) yargıcı ve Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Rıza Türmen, sanıklar adına savunma yaptı.
Avukat İntiharı Almanya’nın Düsseldorf Kenti’nde avukatlık bürosu bulunan 40 yaşındaki Erzincanlı Avukat Selim Taşçı, çeşitli olaylar nedeniyle avukatlık ruhsatı askıya alındıktan sonra, Neuss kenti yakınlarında bir tarlaya gidip canına kıydı. Silah ruhsatı olmayan Avukat Selim’in, tabancayı nereden aldığı bilinmiyor.
Recep Tayyip

Altı yıl önce dünyaya gelen oğullarına Recep Tayyip adını veren Maraşlı Erdoğan ailesi, isim değişikliğine giderek mahkeme kararıyla çocuklarının adını Aras yaptı. Kahramanmaraş’ın İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde sonuçlanan “Ad Düzeltilmesi” davası 6 Aralık 2021’de sonuçlandı. www.ilan.gov.tr’ye konulan karar, 10 Aralık 2021 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde resmi ilan olarak yayınlandı.

Afganistan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği(OHCHR), Afganistan’ın ciddi bir insani kriz bulunduğunu, ailelerin çocuk satışı da dahil olmak üzere çaresizce önlemlere başvurduğunu açıkladı. Açıklamada “Afganistan’da ailelerin çaresizlikten çocuklarını sattığı yönünde haberler alıyoruz.” denilerek en temel insan haklarının dahi tehdit altında olduğu uyarısında bulunuldu.
Ferhat Sarıkaya

Eski savcı Ferhat Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma kararının ardından Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yeniden yapılan yargılama sonucunda tekrar 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.  Sarıkaya, 28 Mart 2019’daki karar duruşmasında 10 yıl hapis cezasına çarptırılmış, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19’uncu Ceza Dairesi, 15 Ekim 2019’da ilk derece mahkemenin kararını hukuka uygun bulmuş ancak Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 4 Sarıkaya’nın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştu. Sarıkaya, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını isterken Mahkeme heyeti, kararında direndi ve tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı. Mahkemenin direnme kararı nedeniyle sonra dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gidecek.

Boşanma Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı, Yargıç Ömer Uğur Gençcan, “Aralarında boşanma davası açılmamış olsa dahi beş yıl fiilen ayrı kalmış ve eşleriyle aralarında müşterek hayat yeniden kurulamamış ise eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilmesi” önerisinde bulundu.
Cinayet Diyarbakır’da, husumet nedeniyle mahkemelik olan iki akraba aile arasında duruşma sonrası çıkan kavgada 1 kişi ölmüştü. Olayla ilgili gözaltı sayısı 15’e yükseldi. Görgü tanıklarının da ifadesine başvuran ekipler, dün 4 kişiyi gözaltına almıştı. Bugün ise adreslerine yapılan baskında, kavgayla ilgili 11 kişi daha yakalandı.
Grev Türk Tabipleri Birliği(TTB), sağlık çalışanlarının özlük haklarında iyileştirme yapılmasına ilişkin meclisteki tasarının geri çekilmesi nedeniyle tüm sağlıkçıları greve davet etti. Hastanelerde acil, diyaliz ile kanser hastaları, yoğun bakım ve çocuk aciller dışında sağlık hizmeti sunulmadı. Önceden yapılan açıklama sonucunda hastanelerde yoğunluk azaldı. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Korur Fincancı, hekimlere seslenerek kaleme aldığı “15 Aralık G(ö)REV Mektubu’nda, “Bu G(ö)REV emeğimize, geleceğimize, halkın sağlık hakkına sahip çıktığımızı gösteren bir uyarıdır” dedi. TTB’nin bir günlük grev çağrısına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası ve Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası destek veriyor. Sanatçı Tarkan, sağlık emekçilerinin grevini alkışladı.
Cinsel Taciz İzmit’te hemşireler A.K. ve A.S., çalıştıkları özel muayenehanenin sahibi plastik ve estetik cerrahı H.M.A. hakkında kendilerini taciz ettiği iddiasıyla şikayetçi oldu. Hemşireler, doktor H.M.A.’nın, üzerlerini değiştirdikleri odanın anahtar deliğinden kendilerini gözetleyip, röntgencilik yaptığını öne sürdü. Doktor H.M.A. hakkında, hemşirelere yaklaşamaması için 15 gün süreli uzaklaştırma kararı çıkarıldı. İddiaları reddeden doktor H.M.A. ise olayın yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını söyledi.
Yasak Pekin(Çin) Belediyesi, 2022 Ocak ayından itibaren şehirde havai fişek kullanımının yasaklanacağını duyurdu. Yetkililer, 2017 yılının aralık ayında, bu ürünlerin neden olduğu hava kirliliği, yaralanmalar ve can kayıpları nedeniyle şehirde havai fişekleri yasaklamak üzere bir düzenlemeyi kabul etmişti.
Ölüm 30 Ocak 1969 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan, Ankara Barosu Av. Metin Yılmaz (3815) yaşamını yitirdi.
Kaçak İçki İçişleri Bakanlığı, yılbaşı öncesi ülke genelinde sahte içki operasyonu başlattı. 60 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, yapılan aramalarda 31 bin 343 litre sahte içkinin ele geçirildiği belirtildi.
Mahkeme Kararı Anayasa Mahkemesi (AYM), 2018 yılında saat 22:00’den sonra alkollü içki sattığı ihbarı yapılan tekel bayiine salt polis tutanağına dayanılarak verilen 42 bin 76 lira idari para cezasına ilişkin yargılamaya ilişkin ihlal kararı vererek ‘adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin” çiğnendiğine hükmetti.
Kayyım

Mahkeme, Türk Hava Kurumu Kayyım Heyeti Başkanı Cenap Aşçı’nın istifasının kabulüne ve görevden alınmasına karar verdi. THK, Ankara 9’uncu Sulh Hukuk Mahkemesinin 16 Ekim 2019 tarih ve 2019/1509 sayılı kararıyla kayyım heyeti atanan THK, 2021 yılı itibari ile aynı heyet tarafından yönetilmektedir.

Mahkeme Kararı DW’nin haberine göre, Avrupa Birliği’nin en üst yargı organı olan Avrupa Adalet Divanı, ebeveynleri aynı cinsiyetten olan ailelerin haklarını güçlendiren bir karar aldı. Divan, ortak çocukları olan lezbiyen çifte İspanya’da verilen doğum belgesinin AB genelinde geçerli olduğuna hükmetti. Karara göre, bir AB ülkesi tarafından düzenlenen doğum belgesinin diğer üye ülkeler tarafından, ebeveynlerin cinsiyetlerine bakılmaksızın tanınması gerekiyor. Yargıçlar, kararlarında Avrupa Birliği’nde uygulanan serbest dolaşım hakkına atıfta bulundu.
Etik Güney Kore’nin en büyük süt şirketi, ‘kadınların ineğe dönüştüğü’ ve gizlice görüntü almayı normalleştiren reklamıyla büyük tepki topladı. Şirket özür diledi ve reklam yasaklandı.
Esrarın Yasallaşması Malta, kişisel esrar kullanımını yasallaştıran ilk AB ülkesi oldu. Esrarın kişisel kullanım için sınırlı ekimini ve bulundurulmasını onayladı. Yeni yasa cumhurbaşkanının onayına sunuldu. Malta, esrarın kişisel amaçlarla yetiştirilmesi ve kullanılmasını yasallaştıran ilk Avrupa Birliği (AB) ülkesi oldu. Malta Parlamentosu’nda Salı akşamı oylanan yasa, 27’ye karşı 36 oyla kabul edildi. Yetişkinlerin evlerinde en fazla dört bitki yetiştirmesi, üzerlerinde de en fazla yedi gram esrar taşımasına izin verilecek. Fakat esrarın kamusal alanda veya çocukların önünde içilmesi yasa dışı olacak.
Sahte Diploma Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı, Aksaray Üniversitesi’nde (ASÜ) doçentlik belgesi sahte çıkan  Zehra Zulal Atalay Laçin ilgili hazırladığı iddianamede, Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Zehra Zulal Atalay Laçin hakkında “Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına sebebiyet vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık” suçundan 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı, Aksaray Üniversitesi’nde (ASÜ) doçentlik belgesi sahte çıkan  Zehra Zulal Atalay Laçin ile ilgili hazırladığı iddianamede, sahte diploma ve doçentlik belgesini nasıl hazırladı bilgisine yer verdi. Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Zehra Zulal Atalay Laçin hakkında “Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına sebebiyet vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık” suçundan 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Gözaltında Ölüm Myanmar’da serbest çalışan foto muhabiri Koe Soe Naing, geçen hafta ülke genelindeki protestoları ve darbe karşıtlarının Cuma günkü ‘sessiz grevini’ bir meslektaşı ile birlikte haber yaparken gözaltına alındıktan sonra can verdi. Meslektaşları ve arkadaşları, Naing’in işkence nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.
İklim Krizi Copernicus İklim Değişikliği Hizmetleri (Climate Change Service) ve diğer AÇA ortaklarının desteğiyle bir rapor açıklandı. Avrupa Çevre Ajansı’nın “Avrupa’nın değişen iklim tehlikeleri” adlı yeni raporu, Avrupalıların aşırı sıcaklık ve aşırı yağış olaylarına hazırlıklı olmaları gerektiğini açıkladı.
Şantaj HP Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’na şantaj yaptıkları iddiasıyla 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapis istemiyle haklarında dava açılan şahıslar hakkında karar açıklandı. Şahsın birine 1 yıl 15 gün, diğerine 10 ay hapis cezası verildi.
Metin Lokumcu Davası

İHD ve TİHV ortak yaptığı açıklama ile Metin Lokumcu Davasına çağrı yaptı ve adalet istemeye devam edeceklerini deklare etti. İki kurum, “İnsan hakları ve adalet isteyen herkesi, 20-21 Aralık 2021 tarihlerinde Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davayı izlemeye çağırıyoruz” dedi.

Metin Lokumcu
Cumhuriyet Gazetesi Cumhuriyet’te 8 gazetecinin işten atılması sonrası yaşanan süreçte istifa eden Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya’nın dün itibariyle gazeteyle olan ilişkisi koparıldı. Gazete çalışanları Küçükkaya’ya destek için bir açıklama yaptı ve işe iadesini istedi.
Cinayet Ankara’da 17 yaşındaki Gamze Açar’ın iş görüşmesi için gittiği otelin 5. katından düşerek ölmesiyle ilgili davada görgü tanığı olarak ifade veren otel çalışanı, “Kızı attık, dediklerini duydum” dedi.
Cinsel Taciz Rol aldığı Skyfall, Spectre ve No Time To Die adlı James Bond filmleriyle tanınan Naomie Harris, geçmişte bir filmin seçmeleri sırasında çok ünlü bir oyuncunun cinsel tacizine uğradığını açıkladı.
Kürtaj Yasağı Milla Jovovich, ABD’nin Teksas eyaletindeki tartışmalı kürtaj yasasına tepki gösterdi: “Kadını istemediği bir hamileliğe zorlamak acımasızlık!” Askıya alınan yasa, eğer yürürlüğe girerse altı haftalığı geçen hamilelikleri sonlandırmak mümkün olmayacak ve yasaya aykırı kürtaja yardımcı olanlar da yargılanabilecek.
Avukat Yücel Sayman

İstanbul Barosu eski başkanlarından Av. Prof. Dr. Yücel Sayman, İstanbul’da, tedavi edildiği hastanede, 82 yaşında hayata veda etti. Sayman, İstanbul Barosu önünde düzenlenecek törenin ardından 17 Aralık Cuma günü toprağa verilecek.

Prof. Dr. Yücel Sayman
Avukat Ünsal Kirmit

Hatay Barosuna kayıtlı Avukat Ünsal Kirmit, yazıhanesinde cansız bulundu. İki yıllık Avukat Kirmit’in ölümü ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Ölüm nedeninin intihar olabileceği ihtimali bulunuyor.

Avukat Ünsal Kirmit

Cinayet Adana’da, kendisine şiddet uygulayıp fuhşa sürüklediği iddiasıyla 2013’te evlendiği 1 çocuğunun babası olan eşi Hasan Karabulut’u (33) tabancayla vurarak öldüren ve yerel mahkemenin verdiği 15 yıl hapis cezası onanan Çilem Doğan (30), avukatı aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na kararın düzeltilmesi için itirazda bulundu. Adana 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafında ‘tahrik ve iyi hal indirimi’ ile 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Doğan, “Meşru müdafaa hakkı önemli bir haktır. Benim durumum buna uyuyor. Fakat Yargıtay bunu uygulamadı. Her gün benim gibi kendini savunmaya çalışan kadınlar ölüyor. Bu karar bana ‘neden ölmedin, kendini savunmamalıydın’ mesajı veriyor. “ dedi.
Kaçakçılık İzmir’in Aliağa ilçesindeki bir ev ve depoya 3 gün arayla düzenlenen operasyonda, farklı dönemlere ait 356 parça tarihi eser ve 18’inci yüzyıla ait 27 yağlı boya tablo ve ikona ele geçirildi
Hakimlik Sınavı Hakimlik sınavı giriş yerleri açıklandı! Hakimlik sınavı giriş yerleri ile ilgili ÖSYM tarafından açıklama yapıldı. 2021-Adalet Bakanlığı Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı (2021-Adli Yargı), 2021-Adalet Bakanlığı Avukatlar için Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı (2021-Adli Yargı-Avukat) ile 2021-İdari Yargı Hakim Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavına (2021-İdari Yargı) katılacak adayların giriş belgesi yayımlandı.
Operasyon Karabük Valiliği, Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı’nın otomobil stokçularına yönelik yürüttüğü soruşturma ile ilgili açıklama yaptı. Karabük merkezli 50 ilde “bayilerdeki araçları toplayarak tekel oluşturdukları ve araç fiyatlarındaki artışı etkiledikleri” gerekçesiyle 51 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.
Avukat Aysel Tuğluk Diyarbakır Barosu önünde, eski Milletvekili ve Avukat Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna ilişkin basın açıklaması yapıldı. Cezaevlerinde son dönemlerde giderek artan hak ihlallerine karşı duyarlı olunması istendi.
Akciğer ve kemik kanseri tedavisi gören ve hastanenin “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen ATK’nın “hapiste kalabilir” rapor verdiği Halil Güneş, Diyarbakır 2 Nolu Cezaevinde öldü. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen ve 29 yıldır cezaevinde bulunan 49 yaşındaki Güneş, akciğer ve kemik kanseri tedavisi görüyordu.
“Kabul Etmiyoruz Vazgeçmiyoruz” diyerek kayyım rektöre karşı çıkan Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenler 50 haftasına giren eylemlerinde 233. kez rektörlük binasına sırtlarını döndüler.  2 Ocak 2021’de başlatılan eylemler özerk ve demokratik üniversite talebiyle devam etti.

 

Temsil Heyetine ve TBMM Birinci Dönem Üyelerine Aylık Bağlanması

0

Temsil Heyetine ve TBMM Birinci Dönem Üyelerine Aylık Bağlanması, “Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti Üyeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Döneminde bulunan Üyelere vatanî hizmet tertibinden aylık bağlanması hakkında Kanun” il 15 Aralık 1948 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, Resmî Gazete’nin 20 Aralık 1948 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti Üyeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Döneminde bulunan Üyelere vatanî hizmet tertibinden aylık bağlanması hakkında Kanun

BİRİNCİ MADDE

Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti Üyeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Döneminde bulunan Üyelerden bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sağ bulunanlara yaşadıkları müddetçe ödenmek ve başkaca zam yapılmamak kaydiyle vatanî hizmet tertibinden 350 şer lira aylık
bağlanır.

İKİNCİ MADDE

Birinci maddede yazılı olanlardan ölmüş bulunanların ve bundan sonra ölecek olanların:

A) Evlenmemiş karısına, yaşadığı müddetçe;
B) Yirmi yaşma girmemiş, .yüksek tahsile devam etmekle ise yirmi beş yaşını geçmemiş erkek çocuklarına;
C) Evli bulunınıyan kız çocuklarına, evleninceye kadar;

Vatanî hizmet tertibinden 175 lira aylık bağlanır.

Bu madde gereğince aylığa müstahak olanlar birden fazla ise bu miktar aralarında müsavi olarak i aksim olunur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Dönemine Üye seçildiği halde iltihak etmiyenlerle iltihak ettikten sonra çekilenler, mazbatası kabul edilmıyenler, ıskat edilenler veya daimî bir memuriyeti tercih ederek ilgisini kesenler ve bunların ikinci maddede .yazılı dul ve yetimleri bu kanun hükümlerinden faydalanamazlar.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Birinci madde hükmünce aylığa müstahak olanlardan Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyesi bulunanlarla 2847, 3656, 3659, 3661 sayılı kanunlara tabı dairelerden, resmî veya hususi kurumlarla bankalar, özel idare ve belediyelerden 350 lira ve ikinci madde hükmünce aylığa müstahak olup da aynı durumda bulunanlardan 175 lira veya daha fazla aylık (Her çeşit zamlariyle birlikte emekli, dul ve yetim ve vatanî hizmet aylıkları dâhil), ücret ve ödenek alanların bu vaziyet ve görevleri devam ettiği sünece bu kanun hükmünden faydalanamazlar. Aylığa müstahak olanların taaddüdü dolayısiyle ikinci maddenin son fıkrası gereğince aylık miktarı 175 liradan aşağı düşenlerden yukarda yazılı durumda olanların görevlerine ait aylık, ücret ve ödenekleri miktarı ikinci madde gereğince hesap edilecek hisselerinden fazla olduğu takdirde bu kanundan faydalanamazlar ve bunların hisseleri diğerlerine ilâve edilmez.

BEŞİNCİ MADDE

Birinci madde hükmüne göre aylığa müstahak olanlardan dördüncü maddede yazılı yerlerden aldıkları aylık, ücret ve ödenekleri 350 liradan aşağı olanlarla ikinci madde hükmüne göre aylığa müstahak olanlardan aynı durumda bulunup da aylık, ücret ve ödenekleri 175 liradan aşağı bulunanlara aylık, ücret ve ödenekleriyle (Her çeşit zamlariyle birlikte emekli, dul, yetim ve vatanî hizmet aylıkları dâhil) birinciler için 350, ikinciler için 175 lira arasındaki farklar vatanî hizmet tertibinden ödenir.

Dördüncü maddenin son fıkrasında yazılı olanların? görevi erine, ait aylık, ücret ve ödenekleri, hisselerine düşen aylık miktarından noksan bulunduğu takdirde aradaki farklar keza vatanî hizmet tertibinden ödenir.

ALTINCI MADDE

Vatan hıyaneti suçundan idam edilenlerin ikinci madde de yazılı dul ve yetimleri bu kanun hükümlerinden faydalanamazlar.

YEDİNCİ MADDE

Bu kanun yayımını kovalıyan ay başından itibaren yürürlüğe girer.

SEKİZİNCİ MADDE

Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

14 Aralık 2021 – Hukuk Gündemi – Dün Ne Oldu?

0

14 Aralık – Hukuk Takvimi

Danıştay Kapadokya Kararı

Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Kapadokya’da Nevşehir Kalesi ve çevresinin Cumhurbaşkanlığı kararı ile yenileme alanı olarak belirlemesi hakkında açtığı davada Danıştay 6. Dairesi, Nevşehir Kalesi ve çevresinin “Yenileme Alanı” olarak belirlenmesine ilişkin 08/01/2020 tarih ve 31002 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 07/01/2020 tarih ve 2035 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürütmesini durdurdu. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Haklılığımız kanıtlandı” dedi.

Hırsızlık

İstanbul’un Kadıköy ilçesinde 3 ayrı işyerinden hırsızlık yapan zanlı, polis ekipleri tarafından gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Zanlının 5 ayrı suçtan kaydı olduğu öğrenildi.  Mahkeme sorgusunda yoklama kaçağı olduğu anlaşılan zanlı gözaltı işlemlerinin ardından çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne gönderildi.

Sedat Peker Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu, TELE 1’de sunduğu “Anında Manşet” adlı programda, hakkında organize suç örgütü yöneticisi olduğu suçlamasıyla iddianame hazırlanan ve bir süredir dünya ile iletişiminin kesik olduğu iddia edilen Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın’la görüştüğünü, Peker’in hakkındaki dava dosyaları ile ilgili savunma hazırlığı yaptığını açıkladı.
Zabıta Kavgası

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) zabıta ekipleri ile Esenler Belediyesi zabıta ekipleri arasında çıkan kavgaya çevik kuvvet polisleri tarafından müdahale edildi. İBB’ye ait Esenler Dörtyol Meydanı’ndaki alanda Esenler Belediyesi’nin izinsiz etkinlik yaptığı iddia edildi. Devlet geleneklerine aykırı olarak görevlilerinin birbiri ile arbedeye girmesi hukuk dünyasında şaşkınlıkla karşılandı.

Esenler’de meydana gelen sıra dışı kavga
Siyasi Suçlama

Belarus’ta 2020 yılında devlet başkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıkladıktan kısa süre sonra tutuklanan Sergey Tikhanovsky 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’ya karşı kitlesel protesto gösterileri düzenleyen Tikhanovsky’ye yöneltilen suçlamalar arasında “kargaşa çıkarmak” ve “yetkililere karşı nefret uyandırmak” da bulunuyor.

Futbol TFF’den yapılan açıklamada, Beşiktaş’ın ligde Yukatel Kayserispor’u ağırladığı karşılaşmada çirkin ve kötü tezahürat ile saha olayları gerekçesiyle disipline gönderildiği belirtildi.
Kavala Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Kavala’yla ilgili AİHM’nin kararları uygulanmıştır ve serbest kalmıştır. Ama Kavala hakkında başka davalar olduğu için hapisten çıkmamıştır” dedi.
Hasta Mahpuslar İnsan Hakları Derneği, 2020 yılı başından bugüne kadar 7’si infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 59 hasta mahpusun yaşamını yitirdiğini açıkladı. Açıklamada, Türkiye hapishanelerinde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun olduğu belirtildi.
Asimilasyon BBC Türkçe’de yer alan habere göre, son olarak Eylül ayında, Kanada’da bir üst mahkeme, hükümetin Kanada Yerlilerine verilen hizmetleri, yerli olmayan çocuklar için olanlara kıyasla daha az finanse ettiğine dair 2016’da aldığı kararı onayladı ve 2006’dan sonra sosyal hizmetler sistemine dahil olan her çocuğa 40 bin Kanada doları (yaklaşık 31 350 ABD doları) ödeme emri verdi. Karara itiraz edeceğini açıklayan Kanada Hükümeti, eski yatılı okulların bulunduğu yerlerde 1100’den fazla isimsiz mezarın keşfedilmesinin ardından bu kararından vazgeçti. Karar, 1874 ile 1996 yılları arasında okullardaki yaklaşık 150 bin Yerli, Métis ve İnuit çocuğu ilgilendiriyor.
Dava İstanbul’da yaşayan dört trans kadına “hayasızca hareket” suçlamasıyla dava açıldı. 16 Temmuz’da Talimhane’de sokakta duran kadınlara açılan davanın ilk duruşması 8 Mart 2022 saat 11.05’te İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediyesi(ABB), görevden alınan ve hakkında birçok suç duyurusunda bulunulan eski Belediye Başkanı Melih Gökçek’in zimmetindeki zırhlı aracı teslim etmesinin yeterli olmadığını, “eşinin yönetici olduğu vakfa, malum spor kulübü derneklerine ve aile dostu olduğu bilinen kişilere ücretsiz tahsis edilen veya uzun süreli kiralanan yerleri” de teslim etmesi gerektiğini açıkladı.
Öğretmenlik Meslek Kanunu

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in, TBMM Genel Kurulu’nda eğitim bütçesi hakkında yaptığı konuşmada “Öğretmenlik Meslek Kanunu” taslağının aralık ayı içinde Meclis’e sunulacağını açıklamasına Eğitim-Sen tepki gösterdi: “Öğretmenlik Meslek Kanunu gibi önemli bir düzenleme kapalı kapılar ardında, kanunun muhatabı olan öğretmenlerin ve sendikaların iradesi dışında, onların görüşleri, önerileri, hakları ve talepleri dikkate almadan hazırlanmıştır. Meslek kanununun hazırlık süreci ve gündeme getiriliş biçimi, içeriğinden bağımsız olarak son derece antidemokratiktir.”

Akbelen Ormanı Muğla 1. İdare Mahkemesi, Akbelen Ormanında termik santrale karşı açılan dava kapsamında 7 Eylül’de gerçekleştirilen ilk bilirkişi keşfinin tekrarlanmasına karar verdi. KARDOK Derneği avukatlarının yaptığı itirazlar sonucu söz konusu ara kararı veren mahkeme, yeni keşif süreci tamamlanıncaya kadar orman kesimi ve madene tahsis işleminin yürütmesinin durdurulmasının da devamına karar verdi.
OHAL Prof. Dr. İzzet Özgenç, ağır ekonomik bunalım sonucu OHAL ilan edilebileceğini açıkladı ve ”OHAL ilânına toplum olarak hazırlıklı olmamız gerekir’ dedi. Özgenç, daha sonra özür diledi ve çıkış yolu olarak piyasa ekonomisini gösterdi. Özgenç, “Bu açıklamalarımla, kişilerin gelecek endişelerinin artmasına ve hatta, ülkemiz ekonomisinin zarar görmesine sebebiyet verdiysem, milletimden özür dilerim” dedi.
Yolsuzlukla Mücadele Konferansı BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesine Taraf Devletlerin temsilcilerinin bir araya geldiği Dokuzuncu BM Yolsuzlukla Mücadele Konferansı (COSP) Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde toplandı. COSP 17 Aralık’a kadar devam edecek. Dünyanın en büyük zirvelerinden biri olan konferansın sonuçları yolsuzluk sıralamasında dünyada 180 ülke arasında 80. olan Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor
KKTC-Maraş

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Borrell, birliğin dışişleri bakanları toplantısına Kıbrıs’ta Kapalı Maraş’ın kısmen açılmasına karşı yaptırım olasılığı da içeren bir belge sunduğunu söyledi.

Nazlı Ilıcak

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Gazeteci Nazlı Ilıcak’ın ‘terör örgütü üyesi olduğuna dair somut kanıt bulunmadığı’ yönünde ihlal kararı vererek Türkiye’nin Ilıcak’a manevi tazminat olarak 16 bin Euro ödemesine hükmetti.

Hapishane

Hapishanelerdeki hasta mahpusların durumuna dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, Türkiye hapishanelerinin “İnsan hakları ihlal merkezlerine” dönüştüğünü belirtti.

Cinayet

Konya’nın Meram ilçesinde 30 Temmuz’da Dedeoğulları ailesini öldüren Mehmet A. ile Çalık ve Keleş aile fertlerinin yargılandığı davanın ilk duruşması, Konya 4.üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

İhraç

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne(TSK) bağlı Libya Görev Grubu Komutanlığı’nda görevlendirilen 56 uzman çavuş, komutanlarını kendilerine mobbing yapmakla suçlayarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na (CİMER) toplu şikâyet dilekçesi verdikten sonra ihraç edildi. Haklarında disiplin soruşturması başlatılan askerlerin görevlerine son verildi ve haklarında adli soruşturma da başlatıldı.

Hayvan Hakları Bartın Kayadibi Çavuş Köyü’nde 25 Temmuz 2021’de M.D. isimli erkek, bir köpeğe tecavüz etti. Yurttaşların şikâyeti üzerine şahıs önce gözaltına alındı ve tutuklandı. Bartın Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, Bartın Çevre Kültür ve Doğal Varlıkları Koruma Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin davaya katılım talepleri kabul edildi.
Venedik Komisyonu
Venedik Komisyonu(Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu), Macaristan’daki otoriter Orbán rejimi tarafından “küçüklere LGBTQ+ tasvirlerini yasaklayan” yasaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu bildirdi: “Bu yasalar ayrımcı, ifade özgürlüğünü ve anne babaların çocuklarını kendi inançlarına göre yetiştirme hakkını ihlal ediyor.”