Arsa Payı, Kat Mülkiyeti Kanununda yazılı esaslara göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarını tanımlamak için kullanılan kavramdır. Kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulurken, arsa üzerindeki yapıların bulunduğu arsadan bağımsız bölümlere rayiç değerleri oranında verilen payı ifade etmektedir. Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz. Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan ana gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur.
Prof. Dr. Hasan Erman – Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi
Bağımsız bölümlerden her birine yasa hükmü uyarınca tahsis edilmek zorunda olan arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma nedeniyle değiştirilemez. Ancak, anagayrimenkule yeni bir kat mülkiyeti eklenmesi durumunda, kat malikleri kurulunun oybirliği ile karar vermesi ve yapılan yeni ilaveler de dahil olmak üzere bütün bağımsız bölümlerine tahsis olunacak arsa paylarının yeniden ve oybirliğiyle tespit edilmesi gerekmektedir.
Kat mülkiyetine konu arsa üzerindeki pay oranı, ortak yerlerin durumu ve kullanımı ile ortak giderlere katılma yükümlülüğü bakımından önem arz etmektedir.
Ortak Yerlere İlişkin Kurallar ve Ortak Giderlere Katılma Yükümlülüğü
Kat malikleri, anagayrimenkulün ortak yerlerine arsa payları oranında ortak mülkiyet hükümlerine göre maliktir. Ayrıca payları ile orantılı olarak ortak yerleri kullanma hakkına sahiptir. Bu hakkın genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça; her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır.
Ortak yerlerin düzgün veya bunları kullanmanın daha rahat ve kolay bir hale konulmasına veya bu yerlerden elde edilecek faydanın çoğaltılmasına yarayacak bütün yenilik ve ilaveler, kat maliklerinin sayı ve arsa paylarının çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılabilmektedir.
Kat maliklerinden birinin isteği üzerine ısı yalıtımı, ısıtma sisteminin yakıt dönüşümü ve ısıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır. Ancak toplam inşaat alanı iki bin metrekare ve üzeri olan binalarda merkezi ısıtma sisteminin ferdi ısıtma sistemine dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı olarak oybirliği ile verecekleri karar üzerine yapılır. Bu konuda yapılacak ortak işlerin giderleri kat maliklerinin tapudaki payları oranına göre ödenir.
Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile; yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kat malikleri kendi arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür.
Kat Malikleri Kurulu Kararlarına Etkisi
Kat Mülkiyeti Kanununa göre; Kat malikleri kurulu, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasıyla toplanmakta ve oy çokluğuyla karar vermektedir. Her kat maliki, arsadaki payının oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir. Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanmaktadır.
Blok yöneticisi ve denetçisi ise, bloktaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilmektedir. Blok niteliğinde olmayan yapıların ortak yer ve tesisleri için yönetici ve denetçi ise; bu yapılardaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilmektedir.
Arsa Payının Devri, Harap Olması ve Kamulaştırılması
Kat mülkiyeti kurulmuş bir gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden birinin veya kat irtifakı bağlanmış arsa payının satılması halinde; diğer kat maliklerinin veya irtifak hakkı sahiplerinin öncelikle satın alma hakkı yoktur
Kat mülkiyetinin başkasına devri veya miras yoluyla geçmesi halinde, ona bağlı arsa payı da birlikte geçer; bu pay, kat mülkiyetinden veya kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; miras yoluyla geçmez ve başka bir hakla kayıtlanamaz. Kat mülkiyetini kayıtlayan haklar, kendiliğinden arsa payını da kayıtlar. Anagayrimenkulde kat mülkiyetinin kurulmasından önce o gayrimenkulün kütükteki sayfasına tescil veya şerhedilmiş olan haklar; kural olarak kat mülkiyetini de arsa payı oranında, kendiliğinden kayıtlar.
Anagayrimenkul kamulaştırılması halinde, her bağımsız bölümün kamulaştırma bedeli bağlantılı bulunduğu arsa payı ve eklentileri de göz önünde bulundurularak ayrı ayrı hesaplanmakta; her bölümün malikine ayrı ayrı ödeme yapılmaktadır.
Anayapının bağımsız bölümlerinden biri tamamen harap olur ve o bölümün maliki iki yıl içinde kendine ait bölümü yeniden yaptırmazsa; diğer kat malikleri veya bunlardan bir kısmı, bu sürenin tamamlanmasından başlayarak bir yıl içinde o bölüme ait arsa payının, değeri karşılığında ve kendilerine ait payları oranında kendilerine devredilmesi için dava açabilirler. Açılacak davada görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu yolla arsa payını devralan diğer pay sahipleri, devraldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde; harap olan bağımsız bölümü yeniden yaptırmaya veya aynı süre içerisinde bağımsız bölümlere bağlı arsanın kendilerine düşen paylarını yeniden hesaplayarak kat mülkiyeti kütüğüne geçirtmeye mecburdurlar.
Cumhurbaşkanı, 40 yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından genel oyla beş yıllığına ve en fazla iki defa seçilebilen, yürütmenin sorumsuz kanadında yer alan ve Devletin başı sıfatına sahip tarafsız kişidir.
Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüzbin seçmen aday gösterebilir.
Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilir.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.
Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Andiçmesi
Madde 103 – Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer:
“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Görev ve yetkileri
Madde 104
Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.
Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.
Kanunları yayımlar.
Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.
Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.
Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder.
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri
uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.
Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu
Madde 105
Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.
Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz.
Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.
Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı
Madde 117
Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Cumhurbaşkanı sorumludur.
Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı; Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir.
Ara Seçim,Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde yapılan seçimlerdir. İki genel seçim arasında, çeşitli nedenlerle boşalan milletvekilliği, belediye başkanlığı ve bunun gibi seçimle gelinen yerler için yasalar uyarınca yapılması gereken seçimdir.
.Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.
Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.
(Ek fıkra: 27/12/2002-4777/2 md.) Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.
(Değişik: 23/7/1995-4121/12 md.) Mahallî idarelerin seçimleri, 67 nci maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
GEÇİCİ MADDE 16
Anayasanın halkoylamasına ilişkin oy verme kütüğünde ve sandık listesinde kaydı ve oy kullanma yeterliği bulunduğu halde hukukî veya fiilî herhangi bir mazereti olmaksızın halkoylamasına katılmayanlar, Anayasanın halkoylamasını takip eden beş yıl içinde yapılacak genel ve ara seçimleri ile mahallî seçimlere ve diğer halkoylamalarına katılamazlar, seçimlerde aday olamazlar.
Bu çalışma esas olarak, sporun ulusal ve uluslararası yapılanması dâhilinde sportif ihtilafların nitelikleri ve tahkim yargılamasının özellikleri hakkında bilgi vermekte ve Tahkim Kurulu ile Türkiye Futbol Federasyonu arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun yapısı, Tahkim Kurulu’nun yapısı ve işleyişi ile Tahkim Kurulu kararlarının niteliği bu çalışmada detaylı bir şekilde ele alınmış bulunmaktadır.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu -Talat-Emre-Koçak
Bunlara ek olarak, çalışma içinde FIFA İhtilaf Çözüm Dairesi (DRC) ve Lozan merkezli Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) hakkında da bilgi verilmekte ve bu mahkemeler ile Tahkim Kurulu mukayese edilmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında futbolun ulusal ve uluslararası yargısı bir bütün olarak ele alınmakta ve ideal bir Tahkim Kurulu’nun nasıl olması gerektiği de çalışma içinde açıklanmaktadır.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu İsimli Kitabın Konu Başlıkları
Sporun Uluslararası Yapılanması
Sportif İhtilaflar
TFF Genel Kurulu’nun Yapısı
TFF Tahkim Kurulu’nun Yapısı
TFF Tahkim Kurulu’nu Benzer Kurul ve Mahkemeler İle Mukayesesi
TFF Tahkim Kurulu’nun İşleyişi
TFF Tahkim Kurulu Kararlarının Niteliği ve Kararlara Karşı Kanun Yolları
İÇİNDEKİLER
TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU TAHKİM KURULU ÖZ 5
Önsöz9
Kısaltmalar13
GİRİŞ15
1. SPORUN ULUSLARARASI YAPILANMASI VE SPORTİF İHTİLAFLAR19
1.1. Sporun Uluslararası Yapılanması 19
1.1.1. Uluslararası Olimpiyat Komitesi 20
1.1.2. Uluslararası Federasyonlar 22
1.1.3. Ulusal Olimpiyat Komiteleri 23
1.1.4. Ulusal Federasyonlar 24
1.2. Sportif İhtilaflar 25
1.2.1. Disiplin ihtilafları 27
1.2.2. Sözleşmeden Doğan İhtilaflar 30
1.2.3. Oyuncu Uygunluğu İhtilafları 33
1.2.4. Spor Kurumları Arasında Çıkan İhtilaflar 35
2. TAHKİM37
2.1. Genel olarak Tahkim ve Tanımı 37
2.2. Tahkim Türleri 38
2.2.1. Kurumsal Tahkim – Ad Hoc Tahkim 38
2.2.2. Ulusal Tahkim – Uluslararası Tahkim 40
2.2.3. İhtiyari Tahkim – Kanuni Tahkim 41
3. TFF TAHKİM KURULUNUN YAPISI43
3.1. TFF Tahkim Kurulu’nun Oluşumu 43
3.1.1. TFF’nin Tarihçesi ve Yapısı 43
3.1.2. TFF Genel Kurulu’nun Yapısı 45
3.1.3. TFF Tahkim Kurulu Üyeleri 52
3.2. TFF Tahkim Kurulu’nun Benzer Kurul ve Mahkemeler ile Mukayesesi 59
3.2.1. TFF Tahkim Kurulu – CAS 59
3.2.2. TFF Tahkim Kurulu – FIFA İhtilaf Çözüm Dairesi 67
3.2.3. TFF Tahkim Kurulu – UEFA Tahkim Kurulu 70
4. TFF TAHKİM KURULUNUN İŞLEYİŞİ73
4.1. TFF Tahkim Kurulu’nun Yargı Yetkisi 73
4.1.1. TFF Disiplin Kurulu Kararları’na Karşı Yapılan İtirazlar 74
4.1.2. TFF Yönetim Kurulu Kararları’na Karşı Yapılan Başvurular 77
4.2. TFF Tahkim Kurulu’nda Yargılama Süreci 81
4.2.1. Başvuru Usulü ve Süresi 81
4.2.2. İhtilaf İnceleme Usulü ve Uygulanacak Mevzuat 84
4.2.3. Kararların Niteliği ve Kararlara Karşı Kanun Yolları 87
Sonuç97
EKLER99
Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun 99
Türkiye Futbol Federasyonu’nun Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Ana Statünün Tahkim Kuruluna İlişkin Maddeleri 112
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Talimatı 113
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca Tahkim Kurulu, bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim merciidir. Tahkim Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonunun en üst hukuk kuruludur. TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai olarak karar vermektedir.
Tahkim Kurulu, Federasyon Başkanının teklifi ve Yönetim Kurulunun kararı ile en az beş yıllık meslekî tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir Başkan ve altı asıl ve alt yedek üyeden oluşmakta; üyelerin belirlenmesinde FIFA ve UEFA’nın kuralları esas alınmaktadır.
Tahkim Kurulunun Görevleri
Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlamaktadır. Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlamakta ve bu kararlar aleyhine idari veya yargısal makamlara itiraz yoluna başvurulamamaktadır.
Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Disiplin Kurulları, Kulüp Lisans Kurulu ve Etik Kurulu tarafından alınan kararlara karşı, kararın taraflarına resmen tebliği ve/veya talimat ve düzenlemelerinin yayımlanmasını takip eden yedi gün içinde Tahkim Kurulu nezdinde itiraz edilmez ise, karar ilgili tüm taraflar hakkında kesin hüküm teşkil etmektedir. İdari veya yargısal makamların onayına tabi olmayan kurul kararları Federasyon Başkanı ve Genel Sekreter tarafından uygulanmaktadır.
Tahkim Kurulu, kendisine intikal eden konular hakkında ilgililerden görüş, bilgi ve belge istemekte, gerekli delilleri toplamakta, gerek gördüğü takdirde, ilgilileri davet ederek dinleyebilmektedir.
Türkiye Futbol Federasyonu Statüsüne Göre Tahkim Kurulu;
Aşağıdaki karar ve düzenlemelere ilişkin uyuşmazlıkları ilgililerinin başvurusu üzerine inceleyerek kesin olarak karara bağlar:
a) Federasyon ile kulüpler, hakemler, futbolcular, teknik direktörler, antrenörler, oyuncu temsilcileri, sağlık personelleri ve diğer yetkililer hakkında Yönetim Kurulu tarafından verilen kararları,
b) Amatör ve Profesyonel Disiplin Kurullarının kararları,
c) Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararları,
e) Etik Kurulu kararları,
f) Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü ve talimatları uyarınca nihai karar verme yetkisine sahip diğer kurulların verdikleri hukuki sonuç doğuran kararlar,
g) Yönetim Kurulu tarafından çıkarılan talimatlar ile ilgili uyuşmazlıkları ilgililerinin başvurusu üzerine inceleyerek kesin olarak karara bağlar.
Federasyon Başkanının teklifi ve Yönetim Kurulunun kararı ile en az beş yıllık meslekî tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir Başkan ve altı asıl ve altı yedek üyeden oluşur.
Tahkim Kurulu’nun görev süresi, Federasyon Yönetim Kurulu’nun görev süresi kadardır.
Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükümlerine Göre Tahkim Kurulu
MADDE 6
(1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir.
(2) Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi TFF talimatlarının yayımından veya itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren yedi gündür.
(3) Tahkim Kurulunun oluşumu, görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler TFF Statüsünde belirlenir. Tahkim Kurulunun işleyişi ve usul kuralları TFF tarafından çıkarılacak talimatta yer alır.
(4) Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar.
(5) Tahkim Kurulu üyeleri de bu Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümlerine tabidir.
Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu -Talat-Emre-Koçak
Asliye Hukuk Mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin kanunla istisnai olarak sayılan görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işleri karara bağlamaya yetkili mahkemelerdir.
Kanunda belirli bir uyuşmazlık türü için açıkça özel bir mahkemenin görevli olduğu kabul edilmişse; uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkeme kanunun belirlediği o özel görevli mahkemedir. Bu çerçevede, Asliye Hukuk Mahkemelerinin türevi olan Asliye Ticaret Mahkemeleri, Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, İş Mahkemeleri, Tüketici Mahkemeleri, Deniz Ticaret Mahkemesi gibi mahkemeler bulunmaktadır. Ticaret Mahkemeleri, Fikri Sınai Haklar Mahkemesi, İş Mahkemeleri ve Tüketici Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde aynı sıfatla Asliye Hukuk Mahkemeleri görev yapmaktadır.
Asliye hukuk mahkemesi tek hakimlidir. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde ve ihtisas mahkemelerinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülmektedir. Diğer hukuk mahkemelerinin görev alanına girmeyen hukuk davaları bu mahkemelerde görülmektedir.
Türkiye’de kurulu Adliyelerin tamamında Asliye Hukuk Mahkemeleri bulunmakta, bulundukları il veya ilçenin adı ile adlandırılmaktadır. İhtiyaç halinde her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından birden fazla Asliye Hukuk Mahkemesi açılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesine göre ” Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Asliye Hukuk Mahkemelerinde Görülen Bazı Davalar
Ad ve soyad değişikliği ile nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalar
Alacak davaları
Derneğin feshi veya genel kurulun iptali davası
El atmanın önlenmesi davaları (Müdahalenin men’I Davası)
Geçit veya üst hakkı davaları
Haksız fiile dayanan tazminat davaları
Haksız işgal ve ecrimisil davaları
İtirazın iptali davaları
Kamulaştırma nedeniyle tescil ve bedel davaları
Kamulaştırmasız el atma davaları
Kişilik haklarının korunması davaları
Maddi manevi tazminat davaları
Menfi tespit ve istirdat davaları
Miras sözleşmesinin iptali davaları
Mirasçılıktan çıkarma veya çıkarmanın iptali davaları
Mirastan mal kaçırma davaları
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davaları
Soy bağının Düzeltilmesi, babalık ve analığın tespiti davaları
Şufa (önalım) davaları
Tapu tescil ve iptal davaları
Tenkis davaları
Trafik kazasından doğan maddi manevi tazminat davaları
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2002 yılından itibaren Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere yılda iki sayı halinde yayınlanan, hakemli dergi statüsünde süreli, akademik ve bilimsel hukuk dergisidir.
Dergi, Seçkin Yayıncılık tarafından basılmakta ve okuyucuya sunulmakta; yeni çıkan sayılar yanında eski sayılar da satın alınabilmektedir. Dergiye abone olmak mümkündür.
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin editörü Nihal URAL ÇINAR, editör yardımcısı Elif ALTINOK ÇALIŞKAN ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Aytaç ÖZELÇİ’dir
Derginin Yayın Kurulu; Merih Kemal OMAĞ, Elif ALTINOK ÇALIŞKAN, Bahri ÖZTÜRK, Turhan ESENER, Çağla KANDIRALIOĞLU, Durmuş TEZCAN ve İlhan ULUSAN’dan oluşmaktadır.
Danışma Kurulu, Tayfun AKGÜNER, Atilla ALTOP, Timur DEMİRBAŞ, Turhan ESENER, Turgut KALPSÜZ, Reyagan KENDER, Baki KURU, Hasan KÖNİ, Ergin NOMER, Merih Kemal OMAĞ, Ali Necip ORTAN, Ata SAKMAR, Ünal TEKİNALP, Durmuş TEZCAN, İlhan ULUSAN,Aysel ÇELİKEL, Mesut ÖNEN, Turgut ÖZ, Ali ÖZGÜVEN ve Bahri ÖZTÜRK‘ten oluşmaktadır.
Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin 2019 Yılı Ocak Ayında Basılan 18. Sayısı Konu Başlıkları
Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 18. Sayı
Fikri Mülkiyet Hukuku ile İlgili Genel Nitelikte Bazı Bilgi ve Düşünceler, Prof. Dr. M. İlhan ULUSAN
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Tescilli Markanın Kullanılmaması ve Buna Bağlanan Hukuki Sonuçlar, Prof. Dr. Hanife ÖZTÜRK
Avrupa Adalet Divanının Bazı Kararları Işığında Link Vermeden Dolayı Sorumluluğun Umuma İletim Hakkı Çerçevesinde Değerlendirilmesi, Prof. Dr. Mustafa AKSU
Fotoğraf Sanatları Alanında Telif Hakları, Prof. Dr. Azra ARKAN SERİM
Kişilik Hakkını Oluşturan Kimi Unsurların Ticari Amaçlı İzinsiz Kullanımı, Dr. Öğr. Üyesi Cüneyt BELLİCAN
Avrupa Birliği Hukukunda Tescilli Tasarımın Korunması Açısından Teknik İşlevsellik Sınırlaması, Dr. Özgür Sami MEMİŞOĞLU
Markanın Kullanılmaması Sebebiyle İptaline İlişkin Güncel Sorunların Değerlendirilmesi, Dr. Öğr. Üyesi Remzi Tamer PEKDİNÇER – Arş. Gör. Gizem ÇOŞĞUN
İlaç Ruhsatlandırılması Aşamasında Veri Koruma Süresinin 6769 Sayılı SMK’nın 85. Maddesi Kapsamında Değerlendirilmesi, Dr. Canan KÜÇÜKALİ
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yayın İlkeleri
1. İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi “Hakemli Dergi” statüsünde ve yılda iki sayı (Ocak ve Temmuz) olarak yayımlanmaktadır.
2. Dergiye gönderilen yazılar başka bir yerde yayımlanmamış olmalıdır.
3. Yazarlar, unvanlarını, görev yaptıkları kurumları, iletişim adresleri ile telefonlarını ve e-mail adreslerini bildirmelidirler.
4. Yazılar “Microsoft Word” programında hazırlanıp bir CD’ye kaydedilerek İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yayın Kurulu’na ya da ikuhfd@iku.edu.tr adresine e-posta olarak gönderilmesi gerekmektedir.
5. Bilimsellik ölçütlerine uyulmadığı ve olağanın üzerinde yazım yanlışlarının tespit edildiği yazılar, yayın komisyonu tarafından geri çevrilir.
6. Yayın Kurulunca yapılacak ilk değerlendirmeden sonra yazılar kör hakemlik sistemi uyarınca yazar adı metinden çıkarılarak hakeme gönderilir. Bu bağlamda yazara da yazının hangi hakeme gönderildiği ile ilgili bilgi verilmez. Hakemden gelen rapor doğrultusunda yazının yayınlanmasına veya yazardan rapor çerçevesinde düzeltme istenmesine ya da yazının geri çevrilmesine karar verilir ve yazar durumdan en kısa sürede haberdar edilir.
7. Yazardan düzeltme istenilmesi halinde, düzeltmenin en geç 15 gün içinde yayın kuruluna gönderilmesi gerekmektedir.
8. Dergide, hakem denetiminden geçen çalışmalar dışında, mahkeme kararlarına ve yorumlara da yer verilir. Bu nitelikteki yazıların kabulü veya geri çevrilmesi, Yayın Kurulunun yetkisindedir.
9. Yazılar yayımlanmak üzere kabul edildiği takdirde, elektronik ortamda tam metin olarak yayımlamak da dahil olmak üzere tüm yayın hakları İstanbul Kültür Üniversitesine aittir. Yazarlar telif haklarını Üniversiteye devretmiş sayılır, ayrıca telif ücreti ödenmez.
10. Derginin yazı dili esas olarak Türkçe olmakla birlikte, dergide yabancı dilde yazılara da yer verilmektedir. Yazılar Türkçe veya yabancı dillerden herhangi birinde yazılmış olsalar dahi, her bir yazıda en az 100, en çok 200 sözcükten oluşanTürkçe başlık veözetleri ilebeşer anahtar sözcüğün yazının başına eklenerek gönderilmesi gereklidir.
11. Yazıların, Times New Roman karakterinde, 1,5 satır aralığında ve 12 punto olarak yazılması gerekmektedir. Yazının dipnotları sayfa altında gösterilerek 10 punto olarak hazırlanmalıdır. Dipnotlar sayfa altında gösterilmelidir. Yazıların sonunda, yazıda kullanılan kaynakların yazar soyadına göre alfabetik sıraya dizildiği kaynakçayayer verilmelidir. Yaralanılan kaynaklara ilişkin metin içindeki atıflar, her bir sayfa sonunda dipnot olarak gösterilmelidir.
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri, 19 Ekim 2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca başkanlığında toplanan Yargıtay Cumhuriyet savcıları tarafından oybirliği ile kabul ve ilan etmiştir.
Yargıtay, hukuk, demokrasi ve insan haklarının en önemli teminatlarından olan Cumhuriyet savcılarının toplumda oluşturması gereken güven, şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik ilkelerinin yaşama geçmesi için Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerini düzenlenmiştir.
Etik İlkeler, bireysel ve kolektif olarak etik ilkelere uyumu yükseltmeyi ve uyumun toplumda görünür kılınmasını amaçlamakta, Yargıtay Yargı Etiği İlkelerini esas almaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri
BAŞLANGIÇ
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, kanun önünde eşitlik ilkesini, masumiyet karinesini ve bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve aleni yargılanma hakkını güvence altına ALDIĞINDAN;
Adaletin örgütlenmesi ve dağıtımının, bu ilkelere uyması GEREKTİĞİNDEN;
Cumhuriyet savcılarının ceza adalet sisteminde üstlendikleri önemli görev, onlara, daima bu ilkelere riayet etme ve en yüksek etik standartlara uygun olarak ve adaletin üstün yararına hizmet edecek şekilde davranma yükümlülüğü GETİRDİĞİNDEN;
1990 yılında Havana’da toplanan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Kongresi, Savcıların Rolüne Dair İlkeler’i kabul ETTİĞİNDEN;
Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu, 2008 yılında, üye devletleri, savcılık mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri bakımından kuralları geliştirmede veya gözden geçirmede, hukuk sistemlerine uygun olarak, kendi savcılık kurumlarını, Uluslararası Savcılar Birliği tarafından geliştirilen Mesleki Sorumluluk Standartları ve Savcıların Temel Ödev ve Hakları Bildirisi’ni dikkate almaya teşvik etmeye ÇAĞIRDIĞINDAN;
Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yukarıda belirtilen ilkeleri göz önünde tutarak, işbu Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri’ni KABUL ETMİŞTİR.
1. İşbu İlkeler, “Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri” olarak anılır.
Kapsam
2. İşbu İlkeler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve Yargıtay’da görevli tüm Yargıtay Cumhuriyet savcıları için geçerlidir.
4. Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’nin “YARGI ETİĞİ DANIŞMA KURULU”na ilişkin hükümleri, Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri için de uygulanır.
İlkeler
5. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkeleri aşağıdaki gibidir:
1. MESLEKİ DAVRANIŞLAR
Yargıtay Cumhuriyet savcıları daima;
1.1 Görevlerini ilgili ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak yerine getirirler,
1.2 Mesleklerinin onurunu korurlar,
1.3 En yüksek düzeyde dürüstlük ve özen standartlarına uyarlar,
1.4 Görevlerini adil, tarafsız, bağımsız ve tutarlı biçimde yerine getirirler ve öyle görünürler,
1.5 Hukuka, meslek kuralları ile etik ilkelerine uygun tutum ve davranış sergilerler,
1.6 Mesleki bilgi ve yeteneklerini sürdürmek ve yükseltmek için çalışırlar ve hukuki gelişmeleri takip ederler,
1.7 Kamu adına görev yaptığı bilinciyle insan onuru ve haklarını korur ve yüceltirler,
1.8 Mesleki gizliliği muhafaza ederler,
1.9 Herkesin kanun önünde eşit muamele görme hakkına riayet ederler; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, mezhep, siyasi veya diğer görüş, cinsel yönelim, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, refah, doğum yeri, sağlık, engellilik veya başka bir nedenle ayrımcılık yapmaktan kaçınırlar,
1.10 Makul bir kişinin gözüyle cinsel taciz olarak algılanabilecek söz veya davranışlardan kaçınır ve denetimi altındaki kişilerin de bu şekilde davranmasına izin vermezler,
1.11 Mahkemeler, kolluk, kamu kurumları, personel, iş sahipleri ve avukatlarla olan görevlerini saygı ve nezaketle yerine getirirler,
1.12 Meslektaşlarına ve personele mobbing (psikolojik taciz) uygulamaz ve uygulanmasına izin vermezler.
2. BAĞIMSIZLIK
2.1 Yargıtay Cumhuriyet savcıları, görevlerini, hukuka uygun ve bağımsız olarak yerine getirirler.
2.2 Yargıtay Cumhuriyet savcıları, tarafların ve toplumun gözünde, hâkimlerle aralarında en küçük bir danışıklılık veya görev alanlarına müdahale izlenimi doğurmayacak şekilde bağımsız davranırlar.
3. TARAFSIZLIK
Yargıtay Cumhuriyet savcıları;
3.1 Görevlerini korku, kayırma ve önyargı olmaksızın tarafsız biçimde ifa ederler,
3.2 Kişisel veya mali çıkarlarının, ailevi, sosyal veya diğer ilişkilerinin, kendi davranışlarını uygunsuz şekilde etkilemesine izin vermezler.
Özellikle, kendilerinin, ailelerinin ve onların iş ortaklarının kişisel, özel veya mali çıkarlarının veya bağlantılarının bulunduğu davalarda savcılık yapmaktan kaçınırlar.
4. CEZA YARGILAMASINDA DAVRANIŞLAR
Yargıtay Cumhuriyet savcıları;
4.1 Görevlerini adil, tutarlı ve makul sürede ifa ederler,
4.2 Masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı gösterirler,
4.4 Taraflarla ilişkilerinde, tarafsız ve objektif olmaya özen gösterirler,
4.5 Suçla ilgili tüm gerekli ve makul soruşturmaların yapılmasına ve sonuçlandırılmasına gayret ederler,
4.6 Suç soruşturmasını bizzat yaptıkları ya da adli kolluk veya diğer görevliler vasıtasıyla yaptırdıkları hallerde, bu yetkilerini objektif, tarafsız ve profesyonel biçimde kullanırlar,
4.7 Suçun soruşturulmasına nezaret ederken, adli kolluk veya diğer görevlilerin, hukuka ve temel insan haklarına saygı göstermelerini sağlarlar,
4.8 Sadece somut olay hakkında güvenilir ve kabul edilebilir olduğuna makul ölçüler çerçevesinde inanılan deliller olması halinde kamu davası açarlar, aksi halde kovuşturmaya yer olmadığına karar verirler,
4.9 Korunmaya muhtaç olan mağdur, tanık ve kırılgan grupların güvenliğinin ve haklarının korunmasını sağlarlar,
4.10 Adalete erişim konusunda arabuluculuk, uzlaşma, uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm seçenekleri olduğu konusunda tarafların bilgilendirilmesini gözetirler,
4.11 Mahkeme ve diğer ilgili kurumlar ile işbirliği halinde, şüpheli ve sanığın haklarını korurlar,
4.12 Hukuka ve adil yargılama ilkesine uygun olarak, isnat olunan suça ilişkin bilgileri, şüpheli ve/veya sanık ile müdafiine bildirmek suretiyle silahların eşitliği ilkesini güvence altına alırlar,
4.13 Şüphelinin lehine veya aleyhine olmasına bakmaksızın, tüm delilleri toplar, delillerin hukuka uygun olarak elde edilip edilmediğini inceler ve değerlendirirler,
4.14 Hukuka aykırı olarak ve özellikle işkence veya zalimane yöntemlerle elde edilen delilleri, o yöntemleri uygulayan kişiler dışındakilere karşı kullanmaz ve anılan yöntemleri kullanan sorumlular hakkında uygun işlemin yapılmasını sağlarlar,
4.15 Daima gerçeği ararlar; mahkemenin gerçeği ortaya çıkarmasına, toplum, mağdur, suçtan zarar gören ve sanık bakımından kanuna ve hakkaniyete uygun olarak adaletin gerçekleştirilmesine yardım ederler,
4.16 Soruşturma ve kovuşturmanın adil ve etkin olmasını sağlamak için;
(a) Kolluk, mahkemeler, taraf avukatları ve diğer ulusal veya uluslararası kamu kurumları ile işbirliği yaparlar,
(b) Kanuna ve karşılıklı işbirliği düşüncesine uygun olarak, diğer savcılıklara ve yargı kurumlarındaki meslektaşlarına yardım ederler.
5. ÖZEL YAŞAMDA DAVRANIŞLAR
Yargıtay Cumhuriyet savcıları;
5.1 Özel yaşamlarındaki davranış ve faaliyetleriyle mesleğin onuruna, dürüstlüğüne ve tarafsızlığına gölge düşürmezler ve makul ölçüler çerçevesinde böyle bir algıya yol açmazlar,
5.2 Her zaman hukuka saygı duyar ve gereklerini yerine getirirler,
5.3 Halkın savcılık mesleğine güvenini sürdürecek ve artıracak biçimde davranırlar,
5.4 Kişisel çıkarlarının veya aile, sosyal ya da diğer ilişkilerinin mesleki davranışlarını uygunsuz biçimde etkilemesine izin vermezler,
5.5 Görev nedeniyle elde ettikleri bilgileri, kendilerine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kullanmazlar,
5.6 Dürüstlük ve tarafsızlıklarına gölge düşürebilecek hiçbir hediye, ödül, yarar, teşvik veya ağırlamayı kabul etmezler,
5.7 Sosyal medya kullanımı sırasında mesleğin onurunu, bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranırlar,
5.8 Kamuoyuna mesleğin onurunu, bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedeleyecek açıklama ve görüş bildirmekten kaçınırlar.
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri, 19 Ekim 2017 tarihinde Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü CİRİT’in onayı ile kabul edilmiştir. Bu ilkeler Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ne uygun olarak yorumlanmak ve uygulanmak üzere düzenlenmiştir.
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkelerinin amacı; Yargıtay’da kolektif etik bilinci oluşturmak, halkın Yargıtay’a güvenini artırmak, personel üzerinde bağlayıcı olan mesleki davranış kurallarını güçlendirmek, çalışanların bireysel ve kolektif davranış şekilleri hakkında bilinç düzeyini yükseltmek ve etik davranış modelleri aracılığıyla adil yargılanma hakkının korunmasına yardımcı olmaktır. İlan edilen ilkelerin temel amacı, duyarlılık ve etik farkındalığın artırılmasıdır.
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri, etik ile meslek hayatı arasındaki bağlantıyı kurmakta, meslek etiği ilkelerinin günlük mesleki uygulamalarda nasıl olması gerektiğini açıklamaktadır.
Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri
BAŞLANGIÇ
Çağdaş hukuk sistemleri, herkesin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip olduğunu temel ilke olarak tanımıştır.
Mahkemelerin bu ilkeyi yaşatma ve yüceltme görevlerini yerine getirebilmeleri için, yetkin ve tarafsız yargı personeli vazgeçilmez unsurdur.
Halkın yargı sistemine güveni, adaletin dağıtılmasında görevi olan tüm yargı personelinin dürüst olarak algılanmasına bağlıdır.
Yargı personelinin denetimi ve disiplin kontrolü dâhil olmak üzere, adalet yönetiminde asıl sorumluluk yargıya aittir.
Anılan bu nedenlerle;
Yargıtay personelinin uyması gereken davranış ve hizmet standartlarının belirlenmesi amacıyla geniş ve demokratik bir katılımla bizatihi Yargıtay personeli tarafından hazırlanan “Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri” Yargıtay Başkanı’nın onayı ile yürürlüğe girmiştir.
Bu İlkeler aynı zamanda, Yargıtay’da görev yapan başkan, üye, tetkik hâkimi ve Cumhuriyet savcıları tarafından desteklenir ve yargının düzenli işleyişini sağlamak amacını da taşır. “Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri” Yargıtay personeli için bağlayıcı olan diğer kanun ve disiplin kurallarından ayrılmaksızın, mevcut kuralları destekleyici ve tamamlayıcı bir işleve sahiptir.
Adı
1. İşbu İlkeler, “Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri” olarak anılır.
Kapsam
2. İşbu İlkeler, hâkim sınıfından olmayıp Yargıtay’ın faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı olarak katılan, sözleşmeli veya diğer statüde olan, tüm Yargıtay personeli için geçerlidir. Yargıtay’daki görevinden ayrılan tüm Yargıtay personeli, Kural 3.3’e tabidir.
Yorumlama
3. Yargıtay personelinin davranış biçimlerini düzenleyen tüm kanun, yönetmelik ve idari talimat hükümleri, işbu İlkeler’e dâhil kabul edilir.
4. İşbu İlkeler’de bulunan herhangi bir Kural’ın ihlali, uygunsuz davranış sayılır ve disiplin veya etik ihlali dolayısıyla işlemi gerektirebilir. Ancak, böyle bir ihlali suç sayan herhangi bir kanunda öngörülen disiplin veya adli işlemin yapılmasına engel teşkil etmez.
İlkeler
5. Yargıtay Personeli Etik Davranış İlkeleri aşağıdaki gibidir.
Değer 1
EHLİYET VE ÖZEN
İlke:
Yargıtay personeli görevini ehliyet ve özen ile yerine getirir.
Kurallar:
Yargıtay personeli;
1.1 Resmi görevlerini daima uygun ve özenli biçimde ifa eder, kendisini çalışma saatleri esnasında münhasıran çalıştığı kurumun işine ve sorumluluklarına adar,
1.2 Kendisine verilen görevi yetkisi sınırları dâhilinde hızlı, verimli ve hatasız bir şekilde yerine getirir,
1.3 Hâkim, Cumhuriyet savcısı, Yargıtay personeli ve mahkeme kullanıcıları ile resmi ilişkide olduğu herkese karşı sorumluluklarını zamanında, tarafsız, özenli ve nazik biçimde yerine getirir,
1.4 Amir sıfatı taşıdığı hallerde, personelin atama, yükselme, unvan değiştirme ve benzeri özlük işlerine dair idari görevleri ifa ederken, şeffaf bir şekilde ehliyet ve liyakat esaslarına öncelik verir, kendisine bağlı çalışanların da aynı şekilde davranmasını sağlar,
1.5 Kendi denetimi altındaki hiçbir kaydı değiştirmez, tahrif etmez, yok etmez veya sakatlamaz ya da bu kayıtlara eklemesi gereken girdileri atlamaz. Bu hüküm, mahkeme emri uyarınca kayıt veya belgelerin değiştirilmesini ya da silinmesini yasaklamaz,
1.6 Dava tarafları, muhtemel dava tarafları veya yargıyla işi olan hiç kimseye avukat tavsiye etmez,
1.7 Yakınlığın, makul ölçüler çerçevesinde taraflılık veya kayırma görüntüsü yaratabileceği hallerde, avukatlar, dava tarafları ve diğer adalet hizmeti yararlanıcıları ile kişisel yakınlık kurmaktan kaçınır,
1.8 Çalışma usullerine ilişkin sorulara cevap verebilir, ancak hukuki tavsiye vermez, destek bulmayı veya içeriden bilgi vermeyi önermez veya kendini, adaletin seyrini etkileyebilir izlenimi yaratacak şekilde takdim etmez,
1.9 Hâkim, Cumhuriyet savcısı, yazı işleri müdürü ya da diğer üst amirlerin vereceği mevzuatta açıklanan görev tanımına veya dairenin işleyişine uygun işler dışında keyfi iş yapmaz, yapılmasını istemez.
Değer 2
EŞİTLİK
İlke:
Yargıtay personeli tüm tutum ve davranışlarında eşitlik ilkesini gözetir.
Kurallar:
Yargıtay personeli;
2.1 Resmi görevlerini ifa ederken, ırk, renk, cinsiyet, din, vicdan, inanç, kültür, giyim, dil, doğum yeri, etnik veya sosyal köken, engellilik, yaş, medeni hal, cinsel yönelim, siyasi görüş, sosyal ve ekonomik durum veya benzeri diğer nedenlerle ayrımcılık yapmaz, söz ya da davranışlarıyla yanlılık ve önyargı sergilemez,
2.2 Herhangi bir kimseden lütuf kabul etmez, özel lütufta bulunmak suretiyle imtiyaz sağlamaz,
2.3 Mobbing (psikolojik taciz) uygulamaz ve uygulanmasına izin vermez. Özellikle, meslektaşlarına ve personele keyfi davranma, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalar mobbing sayılır,
2.4 Her türlü cinsel tacize ve mobbinge uğrayanların haklarını aramalarına yardımcı olur ve bu sürecin her aşamasında gizlilik esasına uyar,
2.5 Yönetici olduğu hallerde, çalışanlara iş dağılımında ve davranışlarında adil olur.
Değer 3
GİZLİLİK
İlke:
Yargıtay personeli mesleki gizliliğe uyar.
Kurallar:
Yargıtay personeli;
3.1 Bilginin yetkili veya yetkisiz kaynaktan geldiğine bakmaksızın, yargıda görev yaptığı süre içinde edinmiş olduğu gizli bilgileri yetkisiz kişilere açıklamaz,
3.2 Bilginin kanun ihlali veya etik dışı davranış kanıtı olduğu ya da olabileceğine makul ölçüler çerçevesinde inandığı hallerde, gizli bilgileri Yargıtay’daki uygun makama bildirir. Bu türden gizli bilgileri uygun makama açıkladıkları için disiplin işlemine tabi tutulmaz,
3.3 Yargıtay’daki görevinden ayrıldıktan sonra, aynı bilginin görevdeki Yargıtay personeli tarafından açığa vurulmasının gizlilik ihlali olacağı hallerde, Yargıtay’da görevli iken edinmiş olduğu gizli bilgileri açığa vurmaz,
3.4 Görülmekte olan davalara ilişkin olarak kamuya açık kayıtlara konu olmamış bilgiler ve bunların yanı sıra, notlar, taslaklar, araştırma yazıları, iç tartışmalar, iç yazılar, iç görüşmelerin tutanakları ve benzer belgeler dâhil olmak üzere, görülmekte olan davalara ilişkin olarak herhangi bir hâkimin işleri bakımından henüz kamuya açıklanmamış bilgilerin “gizli bilgi” olduğunun bilincindedir. Hâkim veya Cumhuriyet savcısının bir kararı veya emri hazırlarken kullandığı notlar, taslaklar, araştırma yazıları, iç tartışmalar, iç yazılar ve benzeri belgeler, anılan kararın veya emrin kamuya açık hale gelmesinden sonra dahi gizli kalır.
Değer 4
MESLEĞE YARAŞIRLIK
İlke:
Yargıtay personeli mesleğe yaraşır şekilde davranır.
Kurallar:
Yargıtay personeli;
4.1 Resmi görevlerinin ifasında dürüstlüğüne gölge düşürecek çıkar çatışmasından kaçınır. Ayrıca, çıkar çatışmasının farkına varma, çatışmaları Yargıtay’daki uygun makama bildirme ve ortaya çıktıklarında bu çatışmaları sona erdirme konusunda da en üst düzeyde özen gösterir.
Kamuda çıkar çatışmasının;
(a) Bir Yargıtay personelinin resmi görevlerini ifa ederken objektifliğinin ve tarafsızlığının zayıflaması ya da makul bir kişinin gözüyle zayıflamış görünmesi,
(b) Bir Yargıtay personelinin, resmi eylemleri nedeniyle haksız menfaat sağlaması,
(c) Bir Yargıtay personelinin, o mesleğin, işin veya kuruluşun üyesi olarak elde etmiş olduğu yararlar, o mesleğin, işin veya kuruluşun üyesi olan fakat yargıda görevli olmayan başka bir kişi tarafından eşit biçimde elde edilememesi durumlarında var olduğu kabul edilir.
4.2 Görevlerini yerine getirirken;
(a) Kendi kadrosuna ilişkin istihdam sözleşmesi dışında, yargı kurumu ile hizmet, malzeme ve donanım tedariki, kira veya mal satış sözleşmesi yapmaz,
(b) Ailesinin herhangi bir ferdinin yargı kurumlarından, ilgilenen diğer tarafların istifadesine açık olmayan biçimde, böyle bir sözleşmeyi elde etmesine yardım etmek üzere yargıdaki konumunu kullanmaz,
(c) Konumunu ve kurumun adını kullanarak görevinin gereklerine aykırı şekilde üçüncü kişilere ayrıcalık sağlama vaadiyle kendisinin veya herhangi birinin gelecekte istihdam edilmesi için görüşme yapmaz, tavsiyede bulunmaz,
(d) Yargı görevinin yapılmasını etkilemek amacıyla veya makul bir kişinin gözüyle öyle olduğu sonucuna varılabileceği koşullarda, hiçbir hediye, ücret, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütfu ne ister, ne kabul eder, ne de aile fertlerinden birinin bunu yapmasına izin verir.
4.3 Yargıtay adına sözleşme yapma veya sözleşmeleri onaylama yetkisine sahip olduğu hallerde, görevinin başında, sonunda ve görevde olduğu sürece mevzuatta belirlenen zamanlarda malvarlığını bildirir. Bildirim, belirlenen makamın tesis edeceği ilkelere uyar ve kişinin, yatırım ve taşınmazları dâhil olmak üzere, tüm gelir kaynaklarını ve bunun yanı sıra, Yargıtay personelinin eşi veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının bilinen tüm gelirlerini içerir,
4.4 Dava tarafları, tanıklar, avukatlar, hâkimler veya başka kişilere yönelik görevinin gereklerine uygun olmayacak bir şekilde tek taraflı olarak iletişimleri başlatmaz ve tekrar etmez,
4.5 Mevzuata uygun olarak kılık kıyafetine özen gösterir,
4.6 Sosyal medya kullanımında mesleğe yaraşırlık ilkesine uygun davranır,
4.7 Makul bir kişinin gözüyle cinsel taciz olarak algılanabilecek konuşma veya diğer davranışlardan kaçınır ve kontrolü altındaki kişilerin de bu şekilde davranmasına izin vermez,
4.8 Resmi konumunu kendisi, yakınları ya da tanıdıkları için haksız ayrıcalık veya muafiyetler temin etmek ya da haksız yarar elde etmek üzere kullanmaz veya kullanmaya kalkışmaz,
4.9 Kendisine görevi gereği emanet edilen mahkeme harçları, ceza tutarları veya sair parayı özenle muhafaza eder, iade edilmek üzere olsa dahi almaz veya başkasına vermez,
4.10 Kendisine görev için verilen araç ve gereçleri özel işinde kullanmaz, başkasına da kullandırmaz.
Abdulhamit Gül, 65. Hükümet’te 19 Temmuz 2017 tarihinde yapılan kabine değişikliği ile Bekir Bozdağ’dan boşalan Adalet Bakanlığı görevine getirilmiştir. Temmuz 2018 tarihinde açıklanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Kabinesi’nde Adalet Bakanlığı görevine devam etmiştir.
Gül, 12 Mart 1977 tarihinde Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğmuştur. Baba adı Cemil, anne adı Saliha’dır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
İlköğrenimini Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamlamış, Nizip İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Serbest avukatlık yapmıştır.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül
Lise yıllarından itibaren çeşitli sivil toplum örgütlerinin farklı kademelerinde görev almıştır. Ankara’da serbest avukatlık yapmıştır. Yayın dünyasında çalışmaları da bulunan Gül’ün siyasi, güncel ve edebî konularda pek çok makale ve denemesi Milli Gazete, Star Gazetesi, Gençlik Dergisi, Edebiyat Ortamı Dergilerinde yayınlanmıştır.
Adalet ve Kalkınma Partisi 4. Olağan Kongresinde MKYK Üyeliğine seçilmiş, Seçim İşleri Başkan Yardımcılığı ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 25. ve 26. Dönemde Gaziantep Milletvekili seçilmiştir.
Ankara İli Kazan İlçesinin Adının Kahramankazan Olarak Değiştirilmesine ve Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
İhtiyati Haciz, teminat altına alınmamış borçların tahsili amacıyla, vadesi gelmiş bir alacağın tahsili için başlatılan dava türüdür. İhtiyati hacze konu alacak, para alacağı olmalı ve alacak, rehinle teminat ile güvence altına alınmamış olmalıdır. İhtiyati haciz kararları duruşma yapılmaksızın verilebilmekte; alacaklı sıfatını taşıyan kişinin cebri icra talebinde bulunma yetkisi bulunmakta, cebri icra işlemine başvurmaya yetkisi bulunmayan alacaklının ise ihtiyati haciz talep etmeye yetkisi bulunmamaktadır.
İhtiyati haciz davası, açılmış veya ileride açılacak bir dava ve icra takibinin anlamsız kalmasını önlemek için başvurulan geçici nitelikte önlemdir. Koruyucu olma ve tehlikenin önlemesi amacı taşıması itibariyle, borcun tahsili için dolaylı ve yardımcı bir nitelik taşımaktadır. İhtiyati haciz, asıl icra takip işlemine yardımcı olan, alacağın tahsili için güvence sağlayan, koruyucu nitelikte bir düzenlemedi olup, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir tedbir işlemidir.
Lehine ihtiyati haciz kararı alınan alacaklı, yargılama sonunda aleyhine hüküm kurulması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür.
Borçlu teminat göstermek suretiyle ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Borçlu bunun için, para veya mahkemenin kabul edeceği taşınır veya taşınmaz rehni, devlet tahvili, banka mektubunu mahkemeye sunmak zorundadır.
Borçlu taraf ayrıca, verilen kararın hukuka aykırılığı yönünden itiraz ederek kararın kaldırılmasın talep edebilmekte; hukuka uygun biçimde verilmeyene kararın geçersiz kılınması suretiyle menfaatlerinin zedelenmesini önleyebilmektedir. Borçlu, kararın gıyabında verilmiş olması, vade yönünden kanunun aradığı şartları taşımayan bir alacağın iddia edilmesi, alacağın rehinle temin edilmiş olması, alacaklının teminat göstermemiş olması ve kararın görevli ve yetkili mahkemece alınmamış olması nedeniyle kararın kaldırılmasını talep edebilir. Kararın kaldırılmasını talep etmek için, mahkemenin yetkisine, ihtiyati haciz sebeplerine ve teminata dayanabilir. İhtiyati haciz kararının tam olarak kaldırılmış sayılması kararın sebepleri üzerine yapılacak itiraz üzerine mümkündür. Borçlunun göstereceği teminat karşılığında hukuken kaldırılan bir ihtiyati haciz kararı, aleyhine karar verilen kişi bakımından fiili olarak devam etmektedir.
İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir
İhtiyati tedbir, uyuşmazlık konusu olan taşınır veya taşınmaz malların devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar korunması veya bir tehlike yahut zararın önlenmesi amacıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi uyarınca uygulanan bir yoldur. İhtiyati tedbir para yahut paradan başka her türlü hakkın iddia edildiği davalar nedeniyle talep edilebilmektedir. İhtiyati haciz ise, rehinle temin edilmemiş ve istisnaları dışında vadesi gelmemiş para borçları hakkında talep edilebilecek bir hukuki imkandır. Amaçları ve hedefi farklı olan iki hukuki müesseseden ihtiyati tedbir, dava konusu olan malların devrinin önlenmesi veya onlara zarar gelmesini önlemekte; ihtiyati haciz ise tahsili imkansız hale gelebilecek bir para borcunun tahsilini hukuki koruma altına almaktadır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
İhtiyati haciz, icra takibi başlatılmadan veya dava açılmadan talep edilebileceği gibi alacak davası açılırken veya dava sırasında da talep edilebilmekte; dava açılmadan önce genel görevli ve yetkili mahkemelerde, dava açıldıktan sonra ise davanın görüldüğü mahkemeden istenebilir.
Karar, bu kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesi tarafından uygulanmakta; uygulanmasından kaynaklı şikayetlere ise İcra Mahkemesi bakmaktadır. Kararın uygulanmasından ve davanın açılmasından sonra alacaklı, lehine karar elde etmesinden itibaren en geç bir ay içinde ilamlı takibe girişmek zorundadır. İhtiyati haczin, kesin hacze dönüşmesi için ilamlı takibe girişildikten sonra borçlunun itiraz etmemesi veya yapılan itiraz başvurusunun hakim tarafından reddedilmesi gerekmektedir.
Teminat Gösterme Şartı ve Kararın İnfazı
İhtiyati haciz talebi hakkında dilekçenin mahkemeye sunulması üzerine, şartların varlığı halinde, genellikle duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmektedir. Karar, mahkemenin hükmedeceği teminatın verilmesi şartına bağlanmıştır. Teminat şartının yerine getirilmesi, alacağın yüzde on veya on beş kadarı bir miktar nakit paranın mahkeme veznesine bloke edilmesi veya banka teminat mektubunun mahkemeye sunulması şeklinde gerçekleşmektedir. Teminat, mahkemenin vereceği yedi günlük süre içinde mahkemeye depo edilmek zorundadır. Teminatın amacı haksız bir şekilde ihtiyati haciz yoluna başvuran alacaklı tarafın borçluya vereceği muhtemel zararları gidermesini sağlamaktır. Mahkemeye sunulan teminat, takip kesinleştikten, alacaklı tarafça başvurudan vazgeçildikten veya borçlunun teminatın iadesine muvafakat etmesinden sonra mahkemeye müracaat edilerek iade alınabilmektedir.
İcra İflas Kanununun 261. maddesine göre alacaklı; mahkemece hükmedilen teminatı yatırmak kaydıyla, kararın verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Aksi halde karar kendiliğinden ortadan kalkar.
Adli tatil süresince talepte bulunmak mümkündür.
Konkordatoya başvurmuş ve talebi kabul edilmiş borçlu bakımından ihtiyati haciz kararı verilip verilemeyeceği ise Yargıtay içtihatlarında ve doktrinde tartışmalıdır. İcra işlemlerinden korunmayı amaçlayan konkordatonun, alacaklı lehine esas takibin kesinleşmemesi halinde satış işlemlerine cevaz vermeyen ihtiyati hacze mani olmaması gerektiği savunulmaktadır.
İhtiyati Haciz ve Koşulları
İhtiyati haciz, para alacakları veya para olarak talep edilebilen alacaklar bakımından geçerli bir düzenlemedir. Şartlarının oluşup oluşmadığının İcra İflas Kanununun 257. maddesine göre belirlenmektedir. Kural olarak, vadesi gelmiş ve muaccel olmuş alacaklar için talep edilebilen ihtiyati haciz için ön art davacının alacaklı sıfatını taşımasıdır. Alacaklı, talebini ancak borcun istenebileceği veya ifa edilebilir niteliğe büründüğü anda ileri sürebilmektedir.
İhtiyati haciz, temel olarak para ve teminat borçlarının ödenmesini temin etmek için uygulanmakta; karar verebilmek için borçlunun temerrüde düşmüş olması zorunlu olmayıp, borcun vadesinin gelmiş olması yeterli görülmektedir. Vadesi gelmemiş borçtan ötürü bu yönde bir karar verilmesi için borçlunun belirli yerleşim bir yerinin olmaması, borçlunun, yükümlülüklerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi, mallarını kaçırmaya hazırlanması, mallarını kaçırmaya hazırlanması veya kaçması gerekmektedir.
Kambiyo senetlerine mahsus olarak talepte bulunabilmek için alacaklı sıfatını taşıyan kişinin meşru hamil olması gerekmektedir. Senet borçlarında belirli bir vade öngörülmüş olduğundan mahkeme senedin vadesinin gelip gelmediğini araştırarak karar verebilmektedir. Borç için bir vade belirlenmemişse alacaklının borçluyu ihtar etmiş olma şartı gerekmektedir. Çek hamili, Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca, bankaya ibraz süresince muhatap bankaya ibraz edilmiş ve ödenmemiş çekler hakkında, keşideci, ciranta ve çek hesabı müsait olduğu halde ödeme yapmayan banka aleyhine ihtiyati haciz isteyebilmektedir.
Faturaya dayanarak ihtiyati haciz kararı verilebilmesi alacağın varlığının ve muaccel olduğunun ispatı halinde mümkündür.
Cari hesap şeklinde işleyen kredilerde; hesabın kat edilmesi halinde alacağın muaccel hale geldiği kabul edilerek ihtiyati haciz talepleri kabul edilmektedir.
Bir mahkeme ilamında yer alan alacaklar bakımından da şartlarını taşıması halinde teminat göstermeden ihtiyati haciz kararı verilebilmekte, mahkemeye sunulan faturalardan alacağın varlığına ilişkin kuvvetli inanç durumlarda ve ödeme ihtarının bulunmadığı bulunmadığı talepler reddedilmektedir. Ancak, tek taraflı olarak her zaman düzenlenmesi mümkün olan faturalar alacağın varlığını tek başına ispat etmeye yeterli olmamakta, alacağın varlığına dönük deliller sunulması gerekmektedir.
İhtiyaten yapılan haciz işlemleri, İcra İflas Kanunu Madde 261. madde gereğince karar, verildiği tarihten 10 gün içerisinde yetkili icra müdürlüğünden (mahkemenin yargı çevresi içerisinde kalan daire) kararın infazının istenmesi gerekir. Aksi takdirde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar. Haczedilen menkul malların 6 ay içerisinde satışının istenmemesi veya haczedilen gayrimenkul malların 1 yıl içerisinde satışının istenmemesi halinde de ihtiyati haciz kalkar.
İcra İflas Kanununun İhtiyati Hacizle İlgili Hükümleri
“Hukuk Aşkı – Yeni Bir Anayasa Özlemi” isimli eser, Ali Rıza Malkoç tarafından yazılmış, 2019 yılı haziran ayında Kutlu Yayınevi tarafından basılmıştır. Eser, yazarın dördüncü kitabıdır. Yazar, kurgusal roman olarak tanımladığı çalışmasında, hukukun temel ilkeleri, hukuk felsefesi ve metodolojisini ana hatlarıyla anlatmaya çalışmaktadır.
Ali Rıza Malkoç – Hukuk Aşkı
Yazar Ali Rıza Malkoç Hakkında
Ali Rıza Malkoç, 1965 yılında Samsun’da doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini Samsun’da tamamlamış, Teknik Lise Elektrik bölümünden mezun olmuştur. Yükseköğrenimini Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde tamamlayarak askerlik görevini yapmış; Samsun ve Bursa’da medya, eğitim, bilişim ve iş dünyası kuruluşlarında 25 yıl görev yapmıştır.
Malkoç, 1999 yılında, ilk internet haber sitelerinden Mailgazete’yi 13 yıl boyunca yayınlamıştır. 40’lı yaşlarında hece şiiri yazmaya yönelmiş, Ozan Sentezi’nin yardımıyla geleneksel şiiri öğrenmiştir. Şiirleri çeşitli gazete, dergi, web sitesi ve araştırmalarda yayınlanmaktadır. Malkoç’un şiirlerine ilişkin 3 ayır üniversitede lisans bitirme tezi ve 1 üniversitede yüksek lisans tez çalışması yapılmış, şiirleri akademik makalelere konu olmuştur. 2018 yılı itibariyle yaklaşık 450 hece şiiri bulunan Malkoç’un 10 şiiri Hüseyin Karakoç ve Bilal Kırbaş tarafından türkü formunda bestelenmiştir.
Ali Rıza Malkoç
Bu çerçevede, KTÜ Fen Edebiyat Fakültesinden Şahin Çahan, 2007 yılında; Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinden İrem Güler ve Merve Alkan, 2008 yılında ve Konya Selçuk Üniversitesi Fen edebiyat Fakültesinden Tuğba Özdinç, 2010 yılında lisans bitirme tezlerini; Gazi Üniversitesinden Ahmet Demircan ise 2010 yılında Yüksek Lisans Tezini Malkoç’un şiirlerine ilişkin olarak hazırlamıştır.
Ali Rıza Malkoç – Yaşam Donanımları
Ali Rıza Malkoç geleneksel bir usta -çırak ilişkisinde yetişmemesine karşın Kuddusi (1760-1848), Everekli Seyrani (1807-1866), Deliktaşlı Ruhsati (1836-1912), Narmanlı Sümmani (1860-1915), Daimî (1932-1983), Sefil Selimi (1933-2003), Ozan Sentezi(1962-) gibi âşıkları/şairleri kendisine usta olarak kabul etmektedir.
Ali Rıza Malkoç Kitapları Bir arada
Ali Rıza Malkoç’un 2004 yılında yazığı Ayrıca Türküler Bizi Söyler 1, 2005 yılında yazığı Ayrıca Türküler Bizi Söyler 2,
2006 yılında yazığı Duygular Dillensin, 2018 yılında yazdığı Yaşam Merdiveni adlı eserleri bulunmaktadır. 2019 yılı Haziran ayında ise Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi isimli eseri basılmıştır. ,
.Prof. Dr. Sami Selçuk’un “Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi” Hakkındaki Sunuş Yazısı
“Sayın Ali Rıza Malkoç, hukukçu değil. Öğrenimini merak ederseniz yazarımız, elektrik teknisyeni ve iktisatçı.
Oysa o, aslında bir hukuk, özellikle adalet sevdalısı. Her sevda, kişide bir ozanı gizler. Sayın Malkoç aynı zamanda şiirleri üzerine tezler yazılan bir ozan.
Başat özelliği ise kültür bilimine ilişkin yayınları, bu arada hukuk yayınlarını dikkatle izlemek.
Okuyucunun kulağına fısıldamak isterim. Benim kaç kitabım, onlardaki yazım yanlışlarının neler olduğunu benden daha iyi biliyor, Sayın Malkoç.
Adalet sevdalısı bu güzel insanın bir başka özelliği de kitapları tozlu kitaplığında tutmayıp onların yorulmak bilmez bir okuru olması.
Elinizdeki kitap, bu özelliğinin ete kemiğe bürünmüş bir tanığı.
Kitapta ilkin roman tadında bir yargılamayı okuyacaksınız.
Daha sonra da hukuk kitaplarının özet ve eleştirilerini.
Okumadan önce size bir gözlük takmak istemem.
Kitabı özgür, önyargısız, boş kâğıt örneği bir beyinle okuyun, sonra kitabın yüreğine inin, en sonunda da beyninizde kıvrılan soruların yanıtlarını kendiniz verin.
Bunu yaptığınız anda, her düşünce kitabını bitirdiğinizde yaşadığınız duyguyu yeniden yaşayacak, çoğalmış olduğunuzun ayırdına varacaksınız.
Ben de o anda bana düşen görevi, yani bu sunuşu yazmanın gerekçesini eylemli olarak yerine getirmiş olacağım: Kitaplığınıza kazandırıp okuduğunuz bu kitap dolayısıyla hem yazarını hem de sizi kutlamak.
İyi okuma dileklerimle.” Prof. Dr. Sami SELÇUK 3 Mart 2019 – Ümitköy – Çankaya/ANKARA
“Hukuk Aşkı Yeni – Bir Anayasa Özlemi” – Önsöz
Ali Rıza Malkoç – Hukuk Aşkı – Arka Kapak
İlk Söz
“Ey oğul!” hitabı ile başlayıp “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” … ve benzeri öğütleriyle, asırlar öncesinden bugünlere seslenen, Şeyh Edebali’nin neslinden, aynı kültür ve medeniyetin çocuklarıyız. O, kalbi duygu, özlem ve öngörüleriyle insanı merkeze almıştı. İnsan ki, hiçbir şeye feda edilemezdi. Ne şahsi menfaatlere ne grup çıkarlarına, ne din simsarlarına ne de siyasi emel ve beklentilere.
İnsanı harcadığımızda, toplumun ilk yapıtaşına kanseri bulaştırmış oluyoruz. Ve bu olumsuz ortamın rüzgârı, tüm evrene yayılıyor. Sonuçta, başkalarına layık gördüklerimiz, bize de bulaşıyor.
Yıllarca, en güzele yürümek niyet ve gayretiyle; sordum, sorguladım, araştırdım, okudum ve okumaktayım. Gençlik çağım ve öğrenim yıllarım, iş mesailerim; teknoloji, bilişim, edebiyat, ekonomi, üretim, muhasebe, iletişim, organizasyon ve manevi eserler okumakla geçti. Son on yıldır ise; sosyoloji, felsefe, mantık, psikoloji, tarih, bireysel ve kurumsal gelişim alanında eserler okuduktan sonra, hukuk bilim dalında eserler okumaya sırayı getirdim. Ve daha iyi anladım ki, hukuk yalnız adaleti sağlamak için gerekli değilmiş. Hukuk yalnız adliyede icra edilen bir bilim dalı da değilmiş. Hukuk sadece; boşanma davası, icra takibi, karşılıksız çek, dolandırıcılık, hakaret davası, yasama organında kanun hazırlamak da değilmiş. Bu tespitleri daha önceden yapsam da derinlemesine okumalar yapınca onaylama imkânını elde ettim. Hukuk alanında da bir kitap yazma niyetim olmakla birlikte, konuları, içeriği ve kurgusunda tereddütlerim vardı. Bunlar da netleşince dördüncü kitabımın hukuk ve adalet temalı olmasına karar verdim.
Sofie’nin Dünyası romanında, felsefenin temel düşünce ve ilkeleri anlatıldığı gibi, ben de kurgusal roman çalışmamda, hukukun temel ilkeleri, hukuk felsefesi ve metodolojisini ana hatlarıyla anlatmaya çalıştım. Kısa ve öz, öykü ve roman anlatım türü, “Novella” olarak tanımlanır. Ben de detaylandırarak romanımı 500 sayfa yazabilirdim fakat Novella türü kısa ve bilgi, deneyim ağırlıklı bir anlatımı tercih ettim.
Bu alandaki okumalarımdan edindiklerimi mevcut bilinç yapımla harmanladığımda hukukun tanım aralığını, niteliğini ve önemini söyle betimleyebilirim: Hukukun üstünlüğü, bağlayıcılığı, saygınlığı, açıklığı, bağımsızlığı, tarafsızlığı, evrenselliği, önceliği, öncülüğü, özerkliği, genelliği, pozitifliği, üretkenliği, sürekliliği, kurumsallığı, hakkaniyeti, toplumsallığı, uzlaşmacılığı, ıslahatcılığı ve meşruiyeti dikkate alınmaz ve uygulanmazsa, toplumsal alanda hukuk, oyun dışına çıkarılmış olur. Kitabımın ideali, beklentisi, atmosferi ve özlemi bu öğreti ve ilkeler üzerine bina edilmiştir.
Hukuk felsefesini, hukuk etiğini bir yurttaş gözü ile yorumlamaya çalıştım.
“Menfaatime dokunmasın, şunların işine yaramasın, filancayı korumasın, diğerini haksız da olsa korusun” ve benzeri mantık, kurgu, öngörü ve beklentisi ile hareket etmedim.
Mantık, ahlak, adalet, bilim, merhamet ve zarafet ne bekliyorsa insanlıktan, onu aktarmaya özen gösterdim.
Fuzuli’ye sormuşlar: “sevmek mi daha önemli, sevilmek mi” “samimiyet yoksa ikisi de fuzuli” diye bilgece cevap vermiş. “Hukuk mu öncelikli adalet mi, felsefe mi, edebiyat mı” diye soracak olursanız; “insanı özneye alıp tüm bilgi, güç, deneyim, birikimleriyle çaba göstermeyen her şey noksan ve kusurlu” derim.
“Her gün yüz defa, iç ve dış hayatımın, yaşayan veya ölmüş başka insanların emeğine bağlı olduğunu ve aldığım kadar vermem gerektiğini hatırlarım. Albert Einstein”
Bu söz bir okura, bir yazara, bilim yolcusuna; bireysel ve toplumsal, vefa odaklı sorumluluklar yüklemektedir.
Başka bir bilgeye sormuşlar: “ineğin kaç ayağı var” Her ne kadar cevabını bilse de soran kişiyi tatmin etmek ve bilimsel yöntem izlemek için cevaplamış: “ben dört tane olduğunu biliyorum ama gel birlikte bir daha sayalım” Ne kadar zarif, ikna edici, samimi, güven verici ve adil bir yaklaşım değil mi?
Böyle hassas terazi ile olayları, değerleri tartmak çok mu zor günümüzde?
İşte biz geçmişin bazı dönemlerinde yorum, algı ve yargıda bu kadar hassas davranırken, ne oldu da bu kadar ölçüsüz, acımasız ve duyarsız konuma geldik? Bilgi, vicdan ve sağduyunun ışığı, adaletin güvencesi, hukukun üstünlüğü, felsefenin ruhu ve benzeri toplumsal değerleri merkeze ve gündeme alma amacıyla yazılmıştır bu kitap.
Hukukun amaçlarının ne olduğu konusunda, hukuk kuramcıları, felsefecileri, sosyoloji ve metodolojisini inceleyenler arasında bir fikir birliği yoktur. Fakat genel anlamda hukukun amaçlarını sıralamak gerekirse:
Maddi gerçekliğe ulaşmak yani adaletin sağlanması, güvenliğin sağlanması, mutluluğa erişim, kamu yararı, toplumsal düzenin devamının sağlanması, eşitliğin sağlanması, bireysel yaşamın garantörlüğü, barış, özgürlük, bağımsızlık, tarafsızlık, uzlaşmacılık, suçlu ve ihmalkâr bireylerin ıslahı ve benzeri sosyal değerlerdir. Hukuk hırs, hınç ve kin ile hareket edemez. Cezalandırmaz, caydırıcılık amacıyla, ıslah için tedbir olarak ceza verir. İnsanı merkeze aldığımızda, hukuk bilimini bu şekilde algılarız.
Milattan öncesinden başlayarak, son üç yüz yıllık yakın tarihimizde dünyanın hukuk serüvenini incelediğimizde gelinen noktada, insanlık, huzur ve barış adına çok büyük kazanımlar elde edildiğini görmekteyiz.
Yeterli olmadığı da ayrı bir gerçek. Bilinçli hukuk toplumu olmadan, hukuk devletinin kurulamayacağı, kurulsa da kurallar ve kanunlarla ayakta kalmakta zorlanacağı, birey, millet, devlet kaynaşmasının ideal anlamda oluşamayacağı bir gerçektir. Bu nedenledir ki, bireylerdeki pozitif, modern hukuk bilincinin yaygınlaşması gerekmektedir.
Adalet kavramı üzerinde de biraz durmak gerekir. Adalet duygusu ve gerçeği öyle bir güçtür ki; devletin, savcının, hâkimin, avukatın ve sanığın da üstünde ve hepsine aynı yakınlıkta, sıcaklıktadır. Hepsinin üstündedir. O bir ışıktır, şaşmaz terazidir adalet. Vicdanın özü, muhakemenin gözlüğüdür. Aklın besini, bilincin saklama kabıdır.
Mantık, vicdan, etik, estetik ve ekolojik değerlerden kopuk bir adalet anlayışı kabul edilemez. Bundan dolayıdır ki, hukuk bilimi, diğer sosyal bilimlerle yakın ilişki, etkileşim ve bütünlük içinde hareket eder.
Hukuk ilkeleri ve kuralları, evrensel/bilimsel karşılığı olan ve herkese eşit ve istisnasız uygulandığında amacına ulaşır. Kanunu yapana da, uygulayana da, devleti yönetene de aynı şartlarda uygulanır.
Bileyi taşı, bıçağı biler ama kendisi kesmez. Bıçak, soğanı doğrar ama kendini kesemez. Bıçak yanlış bir şey keserse, kim hangi yaptırımı uygulayacak? Çağdaş, demokratik hukuk devletinde, bu nedenle, denge-denetim mekanizması olarak kuvvetler ayrılığı ilkesi; yerindedir, gereklidir ve zorunludur. Millet ise mutlak iradenin sahibi olarak gözetleyicidir, denetleyicidir, frenleyicidir.
Daha önce hazırlamış olduğum üç eseri, bu çalışmayla daha anlamlı ve kalıcı hale getirme niyeti ile yola çıktım. Evet bu eserimiz, çok farklı bir yöntem ve anlatım dili ile hukuk zihniyetini, adalet bilincini geliştirmeyi ideal ve amaç edinmiştir. Romantik bir kurgu ile başlayan kitabımız, denemeler, şiirler, özdeyişler, önerilerle devam edecektir. Kitabın sonunda, dipnotları açıklayan bir sözlük ile, anlatımları daha anlaşılır kılmayı amaçladım. Yararlanılan ve önerilen kaynaklarda; hukuk alanında kitaplar olduğu gibi, diğer alanlarda da seçkin kitaplar vardır. Bunlarla, bilimsel, düşünsel ve duygusal yolculuğunuzu sürdürmeniz önerilir.
Bu kitap çok geniş bir okur kitlesine hitap etmektedir.
Belki yüzlerce hukuk kitabını okumaya zamanınız olmayacaktır. Okusanız da, anlamlandırma konusunda zorluklarla karşılaşma ihtimaliniz de vardır. Lisans, Y. Lisans, doktora öğrencileri ve tüm sosyal bilimler akademisyenlerinin, kitaplarımda farklı bir anlatım, yeni ve sıradışı öneriler, öngörüler, düşünceler bulabileceklerini ve fikir atölyelerinde malzeme olarak kullanabileceklerini belirteyim.
Çalışmamız size hukuk dalında merak uyandıracak, kılavuzluk yapacak, daha geniş anlatımları okumaya özendirecektir. Ayrıca hukuk alanında öğrenim gören, bu alanda, farklı kurumlarda mesleğini icra edenlere de yeni tefekkür, deneyim ve yöntem kapıları açabilecektir.
Bilim son noktayı koymaz. Bulduğunu/keşfettiğini ortaya koyar. Bunu bulan, devir alan da daha iyisini yapmaya çalışırsa bilimsel bakışı yakalamıştır. Bir öncekini kırmaz, kıskanmaz. Önceki de yeni geliştirilen yöntem, ürün ve metoda tabi olur. Ve birlikte yürürler.
Ben hep bu parola ve bakış ile yola çıktım. Yanlış giden bir şeyler gördüysem; hakaret, dışlama, ötekileştirme ve küçük düşürme çabasıyla hareket etmedim. Fikir, öneri ve alternatif projelerimi sundum.
Bu çalışmada da farklı, yeni, aykırı, özgün düşünsel anlatımlarımla karşılaşacaksınız.
Herkese ve her şeye, sorgusuz ve bire bir uymak zorunluluğu yok. Herkesin de kabullenmesini beklemek hata olur tabi.
Kırk farklı fikir çarpışır, ortaya bir hakikat çıkar. Düşünüyorsam insanım. Çalışıyorsam insanım.
Yaşatıyorsam insanım. Hayırlı bir şeyler bırakabiliyorsam insanım.
Evrensel ve yerel toplumsal faydayı kriter edindim kendime.
1800’lü yıllarda yaşamış, Amerikalı düşünür ve hukukçu Abraham Lincoln’ün;
“Düşmanlarınızı yok etmek dururken onlara ne diye yumuşak davranıyorsunuz?”
diye soranlara verdiği cevap manidardır:
“Sayın Efendiler! Düşmanlarımı kendime dost edinmekle onları zaten yok etmiş olmuyor muyum?”
Verdiği insani yanıt, yaşadığı ülkede genel kabul görmese de ne kadar anlamlı, kalıcı ve manidar değil mi? İşte bu düşünce filozof olmanın farkıdır.
Düşünce, özlem ve öngörülerini yaşadığı toprakla özdeşleştirmek anlamsız olur.
Böyle yola çıktık. İnsana, insanlığa faydalı olmaktan başka bir şeye vaktimiz olmasa ve kalmasa gerek. Yoğun bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkan, anayasa önerimin de ilginizi çekeceğini umuyorum. Demokrasinin özünde; güven, barış, mantık, ikna ve müzakere vardır. Erkler ayrılığında, birinin diğerine üstünlüğü yoktur., dolaylı bir iç ahenk vardır. Bu süreç ve karşılıklı iletişimde, dominant (baskın) bir güç ve iradenin yeri yoktur/olmamalıdır.
Ceketinizin cebinde, tam kalbinizin üstünde taşıyıp, sıkça başvuracağınız; özgürlükçü, adil, barışçıl, katılımcı, çoğulcu bir anayasa önerisi hazırladım. Buna benzer bir sistem zamanında geliştirilebilse ve uygulansaydı; ne 27 Mayıs olurdu, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat, ne 27 Nisan, ne de 15 Temmuz. Çünkü temsile adalet, sosyal adalet, denge, denetim ve gözetim mekanizmaları, çok güçlü, kalıcı ve verimli tasarlandı. Sağduyulu, sabırlı, serinkanlı ve sistematik hareket ederek, bu yolda yürümek gerekiyor. Önerdiğim sistemin, referandum ile en az % 85 oran ile kabul edileceğine inanıyorum.
Anadolu ruhunu canlı tutmadan, milli anlamda ittifakını sağlanmadan; iç huzuru, kalkınmayı, birlikteliği, sosyal dayanışmayı, beklentileri karşılayacak düzeyde tesis etmek mümkün değildir. Gelişen/değişen dünyanın, aksiyoner, etken bir aktörü olmak mümkün değildir.
Bu hamleyi ancak, tüm dengeleri sağlayacak olan, yeni, kalıcı ve güçlü bir anayasa ile başlatabiliriz. Suç ve Ceza karşısında mademki kanunları bilmemek bahane/ gerekçe kabul edilmiyor, öyleyse neden her yurttaşın kolayca anlayacağı ve özümseyeceği bir anayasa metni hazırlayamıyoruz?
İnsan onur ve haysiyeti temelli, hak, özgürlük ve adalet eksenli ve öncelikli bir anayasaya en kısa sürede kavuşmamız gerekiyor.
Değer yargıları, ideolojiler, kimlikler, inançlar, bireysel görüş ve tercihlerden arındırılmış
bir hukuk zihniyeti ancak hukukun üstünlüğünü ve bağlayıcılığını tesis edebilir.
Hukuk felsefesi, pozitif ve saf hukuk kuramı, buna benzer öngörü ve öğretilerle yüklüdür.
Bu mânâdaki hukuk bilincini; tabandan tavana veya tavandan tabana doğru yaymak her yurttaşın ideali ve ödevi olmak zorundadır.
Bu eser; adalete gönülden inananlara ve yaşatanlara ithaf olunmuştur.
Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 8.12.2017 tarihinde oy birliği ile kabul edilmiştir.
Yargıtaya özgü etik ilkelerin belirlenmesi kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Savcıları etik davranış ilkeleri belirlenmiş, bu ilkeler Yargıtay Cumhuriyet Savcıları tarafından 19.10.2017 tarihinde kabul edilmiştir.
Yargıç, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını yüceltir ve örnek biçimde temsil eder.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından etik ilkelerin yaygınlaştırılması amacıyla Yargıtay Etik İlkeleri Programı ve dersleri verilmektedir.
Yargıtay Başkanlığı, yüksek mahkemelerin işleyişine dair bilgi ve deneyim paylaşım platformlarının sürekliliği aracılığıyla hem dünyada, hem Türkiye’de yargı reformu süreçlerine katkıda bulunmak, şeffaflık ve etik ilkeler yoluyla halkın yargı işlemlerine duyduğu güveni artırmak, etik ilkelerinin mahkeme üyeleri, tetkik hakimleri, Yargıtay cumhuriyet savcıları ile personel arasında benimsenmesi ve etkin biçimde uygulanması için çaba göstermektedir. Bu çerçevede BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı arasında uzun vadeli ortaklık için çerçeve geliştirilmiş; “Uluslararası Standartlar Doğrultusunda Yargıtay Başkanlığının Kurumsal Yönetimine Destek” için BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Yargıtay ortak projeler yürütmüştür.
Mahkemelerin, anayasal düzeni ve hukukun üstünlüğünü yaşatma ve yüceltme görevini yerine getirebilmeleri için, yetkin, bağımsız ve tarafsız yargının var olması zorunlu OLDUĞUNDAN;
Çağdaş demokratik toplumda, yargı sistemine ve yargının ahlaki gücü ve dürüstlüğüne halkın güvenmesi son derece önemli OLDUĞUNDAN;
Hâkimlerin bireysel ve kurumsal olarak, hâkimlik görevini halkın emaneti olarak görmeleri, saygı duymaları ve halkın yargı sistemine güvenini yükseltmek ve sürdürmek için ellerinden gelen en yüksek çabayı göstermeleri zorunlu OLDUĞUNDAN;
10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen Birleşmiş Milletlerİnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, herkesin anayasa ya da kanunla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurmaya ve davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı bulunduğu VURGULANDIĞINDAN;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, sözleşmeye taraf Avrupa devletlerinin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde belirtilen insan haklarına ve özellikle temel özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak korunmasına derinden bağlı oldukları açıklandıktan sonra, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaştıkları kabul edilmek suretiyle adil yargılanma hakkı güvence altına ALINDIĞINDAN;
Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi, şeffaflık yoluyla hâkimlerin bağlı oldukları etik ilkelerin kamuoyuna en geniş şekilde duyurulmasının ve bu ilkelerin uygulandığının toplu tarafından bilinebilir ve görünebilir olmasının, yargı performansını artırmada ve halkın güvenini sağlamada kilit rol oynadığını VURGULADIĞINDAN;
Yargı etiğinde yüksek standartların yaşatılması ve yüceltilmesinde temel sorumluluk, kurumsal olarak yargıya ait OLDUĞUNDAN;
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi, 27 Temmuz 2006 tarihli ve 2006/23 sayılı kararıyla, yargı mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri bakımından kurallar geliştirilirken veya gözden geçirilirken, hukuk sistemlerine uygun şekilde, üye devletleri, kendi yargı kurumlarını Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’ni dikkate almaya teşvik etmeye ÇAĞIRDIĞINDAN;
YARGITAY BAŞKANLAR KURULU’nun önerisi üzerine YARGITAY BÜYÜK GENEL KURULU tarafından Yargıtay üyeleri ile tetkik hâkimlerinin etik davranış standartlarını oluşturarak onlara rehberlik sunmak, yasama ve yürütme mensupları ile avukatların ve toplumun yargıyı daha iyi anlamalarına ve yargıya destek olmalarına yardımcı olmak, etik ilkelere uymanın öncelikle hâkimlere düşen asli bir sorumluluk olduğu gerçeğini göz ardı etmeden hâkimler üzerinde bağlayıcı mesleki davranış kurallarını tamamlamak amacıyla, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri ve Yorumu göz önünde tutularak, işbu Etik İlkeler KABUL EDİLMİŞTİR.
I. İşbu İlkeler, “Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri” olarak anılır.
Tanımlar
II. İşbu İlkeler’de aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
Hâkim, Yargıtay Birinci Başkanı, başkan vekilleri, daire başkanları, üyeler ve tetkik hâkimlerini, Yargıtay personeli, Yargıtayda görev yapan tüm personeli, ifade eder.
İlkeler
III. Hâkimlere ilişkin etik ilkeler aşağıdaki gibidir:
Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün ön şartı ve adil yargılanmanın temel güvencesidir. Bu nedenle hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını yüceltir ve örnek biçimde temsil eder.
Kurallar:
1.1 Hâkim, önündeki bir davaya ilişkin olarak, yargı görevinin uygun biçimde ifası dışında ortaya çıkabilecek, kararı etkilemeye yönelik her türlü girişimi reddeder.
1.2 Hâkim, aile, sosyal veya diğer ilişkilerinin, yargısal davranışını ve muhakemesini uygunsuz biçimde etkilemesine asla izin vermez.
1.3 Hâkim, kamuoyu tepkisini yatıştırmak, eleştirilerin önüne geçmek veya uygunsuz çıkarları gerçekleştirmek üzere hukuktan sapmaz.
1.4 Hâkim, karara bağlayacağı ihtilafın taraflarına karşı bağımsızlığını korur.
1.5 Hâkim, yasama ve yürütme erkleriyle uygunsuz ilişkilerden ve bu organların etkisinden uzaktır; aynı zamanda, makul bir kişinin gözünde, bu türden ilişki ve etkilerden uzak olduğunu gösterir.
1.6 Hâkim, yargı görevini ifa ederken, yargıdaki diğer meslektaşlarından bağımsız olur.
1.7 Hâkim, yargının kurumsal ve işleyiş bağımsızlığını sürdürmek ve yükseltmek üzere, yargı görevinin ifasına yönelik güvenceleri teşvik eder ve korur.
1.8 Hâkim, hangi kişiden veya hangi nedenle gelirse gelsin, doğrudan veya dolaylı her türlü dış etki, teşvik, baskı, tehdit veya müdahaleden uzak, hukuku kendi vicdani kanaatine uygun olarak ve somut gerçeklere ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak, yargı görevini bağımsız olarak yerine getirir.
Değer 2
TARAFSIZLIK
İlke:
Tarafsızlık, yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu ilke, temyiz sürecinde salt karar için değil, kararın oluşturulduğu süreç için de geçerlidir.
Kurallar:
2.1 Hâkim, yargı görevini iltimas, yanlılık veya önyargı olmaksızın ifa eder; herhangi bir uygunsuz amaç ve etik dışı uygulamadan etkilenmez.
2.2 Hâkim davanın taraflarına veya vekillerine beyanlarını hukuka uygun ve eşit olarak açıklama hakkı tanır.
2.3 Hâkim, kanunun izin verdiği haller hariç olmak üzere, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir davanın esası veya esasını etkileyen usulleri hakkında taraflarla iletişim kurmaz.
2.4 Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve hâkim tarafsızlığı açısından kamuoyu, yargı mensupları ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar sergiler.
2.5 Hâkim, davaların duruşma, karar, temyiz veya diğer işlem aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olayları makul ölçüler çerçevesinde asgariye indirecek şekilde hareket eder, kendisinin ve ailesinin kişisel veya ekonomik faaliyetlerini bu doğrultuda düzenler.
2.6 Hâkim, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açık biçimde adil olma niteliğini makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak aleni veya zımni herhangi bir yorumda bulunmaz.
2.7 Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul bir kişinin gözünde, tarafsız olarak karar veremeyeceği izleniminin doğabileceği durumlarda, hangi aşamada olursa olsun davadan çekilir.
Hâkimin çekilmesini gerektiren durumlar, sayılanlarla sınırlı olmamak üzere, aşağıdakileri içerir:
2.7.1 Hâkimin, davaya ilişkin olarak, bir taraf hakkında fiili yanlılık veya önyargıya sahip olması,
2.7.2 Hâkimin, ihtilaf konusu davada daha önce avukat veya danışman olarak hizmet vermiş ya da tanıklık etmiş olması,
2.7.3 Hâkimin veya aile fertlerinden birinin, dava sonucundan önemli ölçüde etkilenebilecek çıkarının olması,
2.7.4 Hâkimin aile fertlerinden birinin davanın taraflarından birini temsil etmesi veya herhangi bir şekilde ilişkili olması.
Değer 3
DÜRÜSTLÜK
İlke:
Dürüstlük, yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur.
Kurallar:
3.1 Adaletin gerçekleştirilmesi kadar, gerçekleştirildiğinin görülmesinin önemi de gözetilerek, hâkim kişisel ve mesleki ilişkilerinde söz ve davranışlarında makul bir değerlendirme ile yadırganabilecek ve taraflılık görüntüsü verebilecek durumlardan ve halkın yargıya olan güvenini sarsacak nitelikteki davranışlardan kaçınır.
3.2 Hâkim, tüm faaliyetlerinde, hukukun üstünlüğüne saygılı olduğunu gösterir, yargının dürüstlüğüne ve bağımsızlığına halkın güvenini yükseltecek biçimde davranır.
3.3 Hâkim, yargı görevini, kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak amacıyla kullanmaz.
3.4 Hâkimin, yargılama faaliyetine ilişkin olarak yaptığı, yapacağı veya yapmaktan kaçınması gereken herhangi bir eylem veya işleme ilişkin olarak, kendisi veya aile fertleri, hediye, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütuf gibi bir menfaat talep etmeyeceği gibi kabul de etmez. Hatta makul ölçüler çerçevesinde yargı görevinin ifasını etkilemeye yönelik olarak algılanabilecek diğer davranışlardan da kaçınır.
3.5 Hâkim, yargı personelinin, yargılama faaliyetine ilişkin olarak yaptığı, yapacağı veya yapmaktan kaçınması gereken herhangi bir eylem veya işleme ilişkin olarak, hediye, borç, ağırlama, yarar, ayrıcalık veya lütuf gibi bir menfaat talep etmelerine ve kabul etmelerine izin vermez.
Değer 4
MESLEĞE YARAŞIRLIK
İlke:
Mesleğe yaraşırlık ve bunun görüntü olarak ortaya konulması, hâkimin tüm faaliyetlerinin ifası için vazgeçilmez unsurdur.
Kurallar:
4.1 Hâkim, tüm faaliyetlerinde, mesleğe yaraşmayacak şekilde davranmaktan ve görünmekten kaçınır. Mesleğe yaraşırlığın ölçüsü; makul bir kişinin zihninde, dürüstlüğü, tarafsızlığı ve yetkinliği hakkında olumlu ya da olumsuz bir algının oluşup oluşmadığına göre belirlenir.
4.2 Hâkim, daima halkın gözü önünde olduğundan, normal bir vatandaşa göre külfet olarak nitelendirilebilecek kişisel sınırlamaları kabullenir, bunlara isteyerek uyar.
4.3 Hâkim, mesleki ve kişisel ilişkilerinde diğer meslektaşları nezdinde; makul ölçüler çerçevesinde bakıldığında kayırma veya taraflılık kuşkusu ya da görüntüsü verecek durumlardan kaçınır.
4.4 Hâkim, ev veya işyerinin, başka bir hukukçu tarafından müvekkilleriyle iş amacıyla görüşme yeri olarak kullanılmasına izin vermeyeceği gibi kendisi de başka bir hukukçunun ev veya işyerini bu amaçla kullanmaz.
4.5 Hâkim, ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğünü kullanırken, yargı görevinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranır.
4.6 Hâkim, siyasi niteliğe bürünmüş, çekişmeli tartışmalara aleni olarak katılmaktan ve görüş bildirmekten kaçınır.
4.7 Hâkim, sosyal medya kullanırken öz denetim yapmak suretiyle siyasi, etnik, mezhepçi, cinsiyetçi ve benzeri paylaşım yapmaz.
4.8 Hâkim, şahsına ve ailesine ait olan mal varlıklarının idaresini hâkimlik görevini etkilemeyecek şekilde ifa eder.
4.9 Hâkim, tarafsızlığını olumsuz etkileyen, yargı görevlerinin uygun biçimde ifasını engelleyen, yargı makamından yararlanan veya hâkimin görev yaptığı mahkeme önüne gelmesi muhtemel avukatlar ve diğer kişilerle menfaat içeren ilişkilerden kaçınır.
4.10 Hâkim, yargı makamının itibarını, kendisine, aile fertlerinden birisine veya başka bir kimseye özel çıkar sağlamak üzere kullanmaz.
4.11 Hâkim, yargı görevinin ifasında herhangi bir kimsenin özel durumundan etkilenmez, etkilendiği izlenimi uyandırmaz ve başkalarının bu izlenimi oluşturmasına izin vermez.
4.12 Hâkim, yargı görevinin ifası esnasında elde etmiş olduğu bilgileri, yargı görevi dışındaki amaçlarla kullanmaz.
4.13 Hâkim hediye kabul etmez ancak; umuma açıklama konusundaki yasal gerekler ve hukuk gözetilmek suretiyle tarafgirlik görüntüsüne yol açmayacak veya yargısal görevlerin icrasında kendini etkileme izlenimi oluşturmayacak yüksek maddi değer taşımayan sembolik, hatıra kabilinden hediye, ödül ve benzeri şeyi alabilir. Uluslararası protokol, nezaket, teamül veya kurumsal nezaketin gerektirdiği hallerde hediye kabulü bu kapsam dışındadır. Mevzuatta belirlenen değerin üzerindeki hediyeler kurum müzesinde saklanır.
Hâkim beklentisi olduğu izlenimi verecek nitelikte hediye vermez.
4.14 Hâkimin içinde yaşadığı toplumdan kendisini tamamen soyutlaması mümkün olmadığı gibi yararlı da değildir. Adaletin tesisi için toplumu tanımak vazgeçilmez bir unsur olduğundan, hâkim, yargı görevlerini olumsuz şekilde etkilememek şartıyla, aşağıdakileri yapabilir:
4.14.1 Hukuki konularda yazılar yazabilir, konferans ve ders verebilir ya da diğer etkinliklere katılabilir.
4.14.2 Hukuki konularla ilgili olarak kamu kurumları, özel kuruluşlar ile görüşebilir ve açık oturumlara katılabilir.
4.14.3 Hâkim, tarafsızlık ve siyasi yansızlığı ile çelişmemek ve böyle bir izlenim oluşturmamak kaydıyla resmi organ, komisyon ve sair kurullarda üye olarak görev alabilir.
4.14.4 Hâkim, makamını ve mesleki onurunu zedelememesi ve görevine engel olmaması kaydıyla sivil toplum faaliyetlerine katılabilir.
4.15 Hâkim, davanın taraflarına menfaat karşılığı olmasa bile danışmanlık yapmaz.
4.16 Hâkim, kanunun açıkça izin verdiği haller dışında, mesleki veya bireysel hakemlik ya da arabuluculuk yapmaz veya yargı işlevi ifa etmez.
4.17 Hâkim, mesleki örgütleri kurabilir, üye olabilir veya mevzuata aykırı olmamak kaydıyla hâkimlerin çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.
4.18 Hâkim esas olarak verdiği hüküm ile konuşur. Kendisinin veya meslektaşlarının kararlarını görev gereği olmadıkça etki altında bırakacak şekilde eleştirmez, bu tarz eleştirenler ile iletişime girmez, yetkili olmadığı sürece medyada çıkan bu nitelikteki haber ve yorumlar hakkında açıklamada bulunmaz.
4.19 Hâkim, zorunlu olmadıkça yargı görevinin ifasına yönelik meşru eleştirileri sınırlamak için idari, cezai ve hukuki yaptırımlara başvurmaktan genel olarak kaçınır.
4.20 Hâkim, meslektaşlarına ve personele psikolojik taciz (mobbing) uygulamaz ve başkaları tarafından da uygulanmasına izin vermez.
Değer 5
EŞİTLİK
İlke:
Yargı görevinin doğru biçimde ifası için mahkeme önünde herkese eşit muamelede bulunmak vazgeçilmez bir unsurdur.
Kurallar:
5.1 Hâkim, görevini yerine getirirken toplumdaki ırk, renk, siyasi görüş, cinsiyet, din, vicdan, inanç, kültür, giyim, dil, doğum yeri, etnik veya sosyal köken, engellilik, yaş, medeni hal, cinsel yönelim, sosyal veya ekonomik durum farklılıkları ve benzeri diğer çeşitli kaynaklardan doğan, davaya mesnet olmayan farklılıkları bilir, anlar ve bu farklılıkların kararını etkilemesine izin vermez.
5.2 Hâkim, yargı görevinin ifasında, söz veya davranışlarıyla, anılan nedenlerden dolayı, herhangi bir kişi veya gruba karşı yanlı veya önyargılı davranışlar sergilemez.
5.3 Hâkim, taraflara, tanıklara, avukatlara, yargı personeline, yargıdaki meslektaşlarına ve ilgili tüm kişilere karşı gereken duyarlılığı eşit şekilde göstererek yargılama faaliyetini yürütür.
5.4 Hâkim, önünde olan bir konuda yargı personelinin ilgili kişiler arasında ayrım yapmasına izin vermez.
5.5 Hâkim, görülmekte olan bir davada, tarafların veya vekillerin, yukarıdaki nedenlere dayalı olarak, yasal iddia ve savunma sınırlarını aşacak şekilde söz ve/veya davranışlarıyla, yanlılık veya önyargılı tavır sergilemelerini engeller.
Değer 6
EHLİYET VE ÖZEN
İlke:
Ehliyet ve özen, yargı görevinin doğru biçimde ifasının ön şartlarıdır.
Kurallar:
6.1 Yargı görevi, hâkimin diğer tüm faaliyetlerinden üstün ve önceliklidir.
6.2 Hâkim, mesleki faaliyetlerini yargı görevine hasreder; yargı görevi yalnız mahkemedeki görev ve sorumlulukların ifasını ve karar verilmesini değil aynı zamanda, yargı görevine veya mahkemenin işleyişine ilişkin olan diğer görevleri de içerir.
6.3 Hâkim, özellikle çalışma saatlerine kendisi riayet ettiği gibi idaresi altındaki kişilerin de çalışma saatlerine uymasını sağlar.
6.4 Hâkim, görevli olduğu mahkemede adaletin etkin ve verimli biçimde dağıtılmasına özen gösterir. Daire başkanı, dosyaların üye veya tetkik hâkimleri arasında adil şekilde dağıtılması için gerekli önlemleri alır.
6.5 Hâkim, yargılama faaliyeti ve mahkemesini denetlemek için ihtiyaç duyacağı bilgi, beceri ve kişisel niteliklerini geliştirmek amacıyla gerekli eğitim ve diğer imkânlardan yararlanır veya bu niteliklerini sürdürmek ve yükseltmek için makul önlemleri alır. Yönetim yetkisi olan hâkimler, idari açıdan kendilerine bağlı hâkim ve personeli bu konuda destekler, teşvik eder ve gerektiğinde iş yükünü bu durumu gözeterek belirler.
6.6 Hâkim, insan hakları normlarını tesis eden uluslararası sözleşmeler ve diğer hukuk belgeleri dâhil olmak üzere, uluslararası ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeleri izler.
6.7 Hâkim, mahkeme kararlarındaki muhalefet şerhlerini yazmak da dâhil olmak üzere tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, âdilane ve makul bir süre içerisinde yerine getirir.
6.8 Hâkim, mahkemede düzen ve nezaketi korur ve davanın tarafları, tanıklar, avukatlar ve resmi sıfatla ilişkide olduğu herkese karşı sabırlı, vakur ve nazik olur. Hâkim, avukatlar ve mahkeme personelinin aynı biçimde davranmasını sağlar.
6.9 Hâkim, yargı görevinin özenli biçimde ifasıyla bağdaşmayacak hiçbir davranış içinde bulunmaz.
6.10 Adalete erişim, hukukun üstünlüğü için vazgeçilmez önemde olduğundan, hâkim, kendi yetkileri dâhilinde, bu erişimi kolaylaştıracak ve artıracak usulleri benimser.
6.11 Hâkim, yargı bağımsızlığının muhafazası için temel unsur olan halkın güvenini güçlendirecek şekilde, yargı etiğiyle ilgili yüksek standartlar sergiler ve bu standartları yüceltir.
6.12 Hâkim, hâkimler veya personelin atama, yükselme, unvan değiştirme ve benzeri özlük işlerine dair idari görevler ifa ederken, şeffaf bir şekilde ehliyet ve liyakat esaslarına öncelik verir, kendisine bağlı çalışanların da aynı şekilde davranmasını sağlar.
KISIM III
IV. Yargı Etı̇ğı̇ Danışma Kurulu
1. Hâkimlerin davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında, önerilerde bulunmak üzere Yargı Etiği Danışma Kurulu (“Danışma Kurulu”) kurulur. Danışma Kurulu, 7 Yargıtay üyesi (daire başkanı veya üye, en az 2’si kadın olmak üzere), 2 tetkik hâkimi, 1 Yargıtay Cumhuriyet savcısı, etik alanında bilimsel nitelikte eser yazmış ve üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev almış 1 öğretim üyesinden oluşur. Görev süresi 2 yıl olup, süresi dolanlar yeniden seçilemez. Kurulun en kıdemli Yargıtay üyesi başkanlık, ikinci en kıdemli Yargıtay üyesi ise başkan vekilliği yapar.
Yargıtay üyeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay daire başkanlarının seçimindeki usule göre seçilir. Tetkik hâkimleri, Birinci Başkanlık Kurulu tarafından Yargıtay kıdemi en fazla olan 20 tetkik hâkimi arasından; Yargıtay Cumhuriyet savcısı ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı kıdemi en fazla olan 10 Cumhuriyet savcısı arasından görevlendirilir. Bu şekilde Danışma Kurulu’na seçilenler, salt çoğunlukla Kurul’unöğretim üyesini belirler. İlk oylamada seçilememesi halinde ikinci oylamada en çok oy alan iki aday arasında seçim yapılır. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın oyunu almış aday seçilir. Danışma Kurulu üyelerinde eksilme olması halinde yeni seçilen üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar. Kararlar salt çoğunlukla alınır.
Sekretarya işlemlerini Yargıtay Başkanı tarafından görevlendirilecek Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı yapar.
2. Danışma Kurulu, kendi usul kurallarını belirler.
V. Danışma Kurulu’nun Görevi
1. Hâkimler, davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında Danışma Kurulu’ndan görüş isteyebilir.
2. Danışma Kurulu görüş bildirirken ve tavsiyede bulunurken görüşünü dayandırdığı somut vakıaları, görüş ve tavsiyesinde referans olarak göz önünde bulundurduğu kuralları, içtihatları ve diğer kurumların etik ilkelerini, görüş ve kararlarını belirtir.
3. Danışma Kurulu, asıl resmi görüşünü, görüşü talep eden ilgiliye gönderir; kişisel verilerden arındırılmış bir nüshasını hazırlar ve düzeltilmiş bir örneği, Yargıtay kurum içi ağında (intranet) yayınlanır.
Avukatlar Vakfı, Avukatlar Dayanışma ve Hukuk Araştırmaları Vakfı adıyla 1994 yılında kurulmuştur. Vakıf, demokrasi ve insan hakları sorunlarına kalıcı çözümler üretmek, hukuk devleti ve hukuk üstünlüğü düşüncesini geliştirip yerleştirmek, iyi işleyen bağımsız bir yargıya kavuşabilmek ve beklenen adalet reformunu gerçekleştirmek amacıyla çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur.
Avukatlar Vakfı Yönetim Kurulu, başkan Uğur Yetimoğlu, başkan yardımcısı Metin Gezmişoğlu, enel sekreter Saadet Ayhan, sayman Hatice Bayram ile üyeler Hamdi Barıştıran, Vasfi Kırgız, Aynut Tuncer, Erol Altıntaş ve Taner Oğuzgiray’dan oluşmaktadır. Denetim Kurulu, Mustafa Hatırnaz, Umur Guriş ve Oya Arman’dan oluşmaktadır.
Vakıf Başkanı Uğur Yetimoğlu
Vakfın kurucuları arasında, Turgut Kazan, Vefa Küçük, Ahmet Pekin, Hüseyin Yarsuvat, Sahir Erman, Rona Aybay, Aydın Aybay, Uğur Alacakaptan, Köksal Bayraktar, Eralp Özgen, Önder Sav, Bahri Belen, Hüsamettin Cindoruk, Seyfi Oktay, Fazıl Sağlam ve Mehmet Moğultay gibi tanınmış isimler yer almaktadır.
Avukatlar Vakfının Amaçları
Avukatların ve Baro personelinin sağlık, sosyal güvenlik, mesleki gelişme ve dayanışmalarıyla ilgili projeler hazırlamak
Sağlık, eğitim, kültür, dinlence ve benzeri ihtiyaçları karşılayacak tesisler kurmak. Bu amaçla, dispanser, sağlık yurdu, hastane, huzurevi, tatil köyü ve lokal, kulüp, restaurant gibi yerler açıp, işletmek.
Hukuksal araştırma ve incelemeler yapmak ve yaptırmak.
Hukukun gelişmesine hizmet etmek.
Bu amaçla, kurs, konferans, toplantı, seminer, panel, sempozyum, sergi ve benzeri etkinlikler düzenlemek. Ulusal veya uluslararası ödüllü veya ödülsüz yarışmalar yapmak.
Avukatlık mesleğine yeni başlayan meslektaşlar, stajyer avukatlar ve hukuk fakültesi öğrencileriyle yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak. Bu amaçla, kredi, burs ve nakdi ve ayni yardımlarda bulunmak
Adi Ortaklık veya Adi şirket; iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık türüdür. Tüzel kişilik taşımayana ve birden fazla kişi tarafından kurulmuş olan adi ortaklık Türk Ticaret Kanununa özgü nitelikleri taşımadığı sürece adi ortalık olarak kabul edilmektedir. Ortaklar tarafından sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça ortaklık gelir ve giderleri eşit olarak paylaşılmaktadır.
Adi Şirket ortaklarının ortaklığa ait mal varlıkları üzerinde elbirliği mülkiyeti bulunmaktadır. Adi şirketle ve şirketin mal varlığı ile ilgili uyuşmazlıklarda tüm ortaklar birlikte hareket etmek zorundadır.
Adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya alınan bir kararla bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmamış ise bütün ortakların ortaklığı yönetme hakkı bulunmaktadır.
Türk Ticaret Kanununda sayılan şirket tiplerinden birine uymayan ortaklık ilişkileri adi ortaklık hükümlerine tabidir.
Adi Ortaklık Sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun Onsekizinci bölümünde 620. ve 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Adi Ortaklık Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 620 – Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
MADDE 621- Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
II. Kazanç ve zarar
1. Kazancın paylaşılması
MADDE 622- Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.
2. Kazanç ve zarara katılma
MADDE 623- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
III. Ortaklığın kararları
MADDE 624- Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır.
Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
IV. Ortaklığın yönetimi
MADDE 625- Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.
V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
1. Rekabet yasağı
MADDE 626- Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler
MADDE 627- Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir.
Yükümlü olmadığı halde ortaklık işleri için emek sarf etmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir.
3. Özen borcu
MADDE 628- Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür.
Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür.
Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekalet hükümlerine göre sorumlu olur.
VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması
MADDE 629- Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz.
Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir.
Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır.
VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişki
1. Genel olarak
MADDE 630- Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir.
Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.
2. Ortaklık işlerini inceleme
MADDE 631- Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve mali durumu hakkında özet çıkarma hakkı vardır.
Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler
1. Yeni ortak alımı ve alt katılım
MADDE 632- Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır.
Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz.
2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
a. Genel olarak
MADDE 633- Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması, kısıtlanması, iflası, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabilir.
b. Ortaklık payının tasfiyesi
MADDE 634- Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer.
Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler. Ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kurtarmak yerine, kendisine bir güvence verebilirler.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu kişi, hâkim tarafından atanır.
c. Malvarlığının yetersizliği
MADDE 635- Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
d. Tamamlanmamış işler
MADDE 636- Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır.
Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.
C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi
I. Temsil
MADDE 637- Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
II. Temsilin sonuçları
MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleriborçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.
D. Ortaklığın sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1. Genel olarak
MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer:
1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle.
2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle.
3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, birortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle.
4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle.
5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle.
6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla.
7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
2. Belirsiz süreli ortaklık
MADDE 640- Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa dönüşür.
II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
MADDE 641- Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona ererse, bir ortağın ortaklık işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında devam eder.
Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse, ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle yükümlüdür. Mirasçı, gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer ortaklar da, geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam ederler.
III. Tasfiye
1. Katılım payı için yapılacak işlem
MADDE 642- Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir.
Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
2. Kazanç ve zararın paylaşımı
MADDE 643- Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
3. Tasfiye usulü
MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
MADDE 645- Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez.
Acente; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimsedir. Acente, ticari işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmekte veya bunları o tacir adına yapmayı meslek olarak icra etmektedir.
Acentelik faaliyetini meslek edinmiş gerçek veya tüzel kişi, tacirin bağımsız bir yardımcısı olarak süreklilik arz eden bir faaliyet yürütmektedir. Adına faaliyet yürütülen ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık eden veya bunları tacir adına yapan Acente belirli yer veya bölge içerisinde sözleşmeye bağlı olarak faaliyet yapmaktadır.
Acente, İsviçre Hukukunda “Acentelik Sözleşmesi” başlığı ile Borçlar Kanununda düzenlenmiş, Türk Hukukunda ise Alman Ticaret Kanununda olduğu “acentelik” adı altında Türk Ticaret Kanununun 7. Kısım başlığı taşıyan 102 ile 123. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Türk Ticaret Kanunu
YEDİNCİ KISIM Acentelik A) Genel olarak
I – Tanımı
MADDE 102
(1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.
(2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.
(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır.
II – Uygulama alanı
MADDE 103
(1) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır:
a) Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar.
b) Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar.
III – İnhisar
MADDE 104- (1) Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça, müvekkil, aynı zamanda ve aynı yer veya bölge içinde aynı ticaret dalı ile ilgili olarak birden fazla acente atayamayacağı gibi, acente de aynı yer veya bölgede, birbirleriyle rekabette bulunan birden çok ticari işletme hesabına acentelik yapamaz.
B) Acentenin yetkileri
I – Genel olarak
MADDE 105
(1) Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir.
(2) Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.
(3) Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz.
II – Özel ve yazılı yetki gerektiren hâller
MADDE 106
(1) Müvekkilinin özel ve yazılı izni veya vekâleti olmadan acente, bizzat teslim etmediği malların bedelini kabule ve bedelini bizzat ödemediği malları teslim almaya yetkili olmadığı gibi bu işlemlerden doğan alacağı yenileyemez veya miktarını indiremez.
III – Sözleşme yapma yetkisi
MADDE 107
(1) Özel ve yazılı bir yetki almadan acente, müvekkili adına sözleşme yapmaya yetkili değildir.
(2) Acentelere müvekkilleri adına sözleşme yapma yetkisi veren belgelerin, acente tarafından tescil ve ilan ettirilmesi zorunludur.
IV – Yetkisizlik
MADDE 108
(1) Acente, yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa müvekkili bunu haber alır almaz icazet verebilir; vermediği takdirde acente sözleşmeden kendisi sorumlu olur.
C) Acentenin borçları
I – Genel olarak
MADDE 109
(1) Acente, sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde, müvekkilinin işlerini görmekle ve menfaatlerini korumakla yükümlüdür.
(2) Acente, kusursuz olduğunu ispat etmediği takdirde özellikle, müvekkili hesabına saklamakta olduğu malın veya eşyanın uğradığı hasarlardan sorumludur.
II – Haber verme yükümlülüğü
MADDE 110
(1) Acente, üçüncü kişilerin kabule yetkili olduğu beyanlarını, bölgesindeki piyasanın ve müşterilerin finansal durumunu, şartlarını, bunlarda meydana gelen değişiklikleri ve yapılan işlemlere ilişkin olarak müvekkilini ilgilendiren bütün hususları ona zamanında bildirmek zorundadır.
(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.
III – Önlemler
MADDE 111
(1) Acente, müvekkili hesabına teslim aldığı eşyanın taşınma sırasında hasara uğradığına dair belirtiler varsa, müvekkilinin taşıyıcıya karşı dava hakkını teminat altına almak üzere, hasarı belirlettirmek ve gereken diğer önlemleri almak, eşyayı mümkün olduğu kadar korumak veya tamamen telef olması tehlikesi varsa, Türk Borçlar Kanununun 108 inci maddesi gereğince yetkili mahkemenin izniyle sattırmak ve gecikmeksizin durumu müvekkiline haber vermekle yükümlüdür. Aksi takdirde, ihmali yüzünden doğacak zararı tazmin eder.
(2) Satılmak üzere acenteye gönderilen mallar çabuk bozulacak cinsten ise veya değerini düşürecek değişikliklere uğrayacak nitelikteyse ve müvekkilden talimat almaya zaman uygun değilse veya müvekkil izin vermede gecikirse, acente yetkili mahkemenin izniyle Türk Borçlar Kanununun 108 inci maddesi gereğince eşyayı sattırmaya yetkili ve müvekkilin menfaatleri bunu gerektiriyorsa zorunludur.
IV – Ödeme borcu
MADDE 112
(1) Acente, müvekkiline ait olan parayı göndermekle veya teslim etmekle yükümlü olup da bunu yapmazsa, yükümlülüğün doğduğu tarihten itibaren faiz ödemek ve gerekirse ayrıca tazminat vermek zorundadır.
D) Acentenin hakları
I – Ücret
1. Ücrete hak kazandıran işlemler
MADDE 113
(1) Acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince kendi çabasıyla veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir. Bu ücret hakkı, üçüncü fıkra uyarınca önceki acenteye ait olduğu hâlde ve ölçüde doğmaz.
(2) Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi burada da uygulanır.
(3) Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente;
a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa,
b) Birinci veya ikinci fıkraların birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa, ücret isteyebilir. Bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır.
(4) Acente, ayrıca, müvekkilinin talimatına uygun olarak tahsil ettiği paralar için de tahsil komisyonu isteyebilir.
2. Ücrete hak kazanma zamanı
MADDE 114
(1) Acente, kurulan işlem yerine getirildiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır. Taraflar bu kuralı acentelik sözleşmesiyle değiştirebilir; ancak müvekkil işlemi yerine getirince, acente, izleyen ayın son günü istenebilecek uygun bir avansa hak kazanır. Her hâlde acente, üçüncü kişi kurulan işlemi yerine getirdiği anda ve ölçüde ücrete hak kazanır.
(2) Üçüncü kişinin işlemi yerine getirmeyeceği kesinleşirse, acentenin ücret hakkı düşer; ödenmiş tutarlar geri verilir.
(3) Aracılık edilen sözleşmeyi müvekkilin kısmen veya tamamen yahut öngörüldüğü şekliyle yerine getirmeyeceği kesinleşse bile, acente ücret isteyebilir. Müvekkile yüklenemeyen sebeplerle sözleşmenin yerine getirilemediği hâlde ve ölçüde acentenin ücret hakkı düşer.
3. Ücretin miktarı
MADDE 115
(1) Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki ticari teamüle, teamül de mevcut değilse hâlin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.
4. Ücretin ödeme zamanı
MADDE 116
(1) Acentenin hak kazandığı ücretin, doğumu tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ve her hâlde sözleşmenin sona erdiği tarihte ödenmesi gerekir.
(2) Ücret istemi, muacceliyeti ve hesaplanması bakımından önemli olan bütün konular hakkında acente bilgi istediği takdirde müvekkil bu bilgileri vermek zorundadır. Ayrıca acente, ücrete bağlı işlemlere ilişkin defter kayıtlarının suretlerinin de kendisine gönderilmesini müvekkilinden isteyebilir. Müvekkil, defter suretini vermekten kaçınırsa ya da defterlerin doğruluğu ve tamlığı konusunda kuşku duymayı gerektiren haklı nedenler varsa, acente, ticari defter ve belgelerin ilgili kısımlarını ya kendisi inceler ya da bir uzmana inceletebilir. Müvekkil buna izin vermezse sorunu mahkeme duruma en uygun şekilde karara bağlar.
(3) Bu hükümlerin aksinin kararlaştırılması acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir.
II – Olağanüstü giderlerin karşılanması
MADDE 117
(1) Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
III – Faiz isteme hakkı
MADDE 118
(1) Avans ve olağanüstü giderler hakkında 20 nci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmü uygulanır.
IV – Hapis hakkı
MADDE 119
(1) Acente, müvekkilindeki bütün alacakları ödeninceye kadar, acentelik sözleşmesi dolayısıyla alıp da gerek kendi elinde gerek özel bir sebebe dayanarak zilyet olmakta devam eden bir üçüncü kişinin elinde bulunan taşınırlar ve kıymetli evrak ile herhangi bir eşyayı temsil eden senet aracılığıyla kullanabildiği mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
(2) Müvekkile ait mallar acente tarafından sözleşme veya kanun gereği satıldığı takdirde, acente bu malların bedelini ödemekten kaçınabilir.
(3) Müvekkil aciz hâlinde bulunduğu takdirde, acentenin henüz muaccel olmamış alacakları hakkında da birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanır.
(4) Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla, 951 ilâ 953 üncü maddeleri hükümleri saklıdır.
E) Müvekkilin borçları
MADDE 120
(1) Müvekkil, acenteye;
a) Mallarla ilgili belgeleri vermek,
b) Acentelik sözleşmesinin yerine getirilmesi için gerekli olan hususları ve özellikle iş hacminin acentenin normalde bekleyebileceğinden önemli surette düşük olabileceğini bildirmek,
c) Acentenin yaptığı işleri kabul edip etmediğini ya da yerine getirilmediğini uygun bir süre içinde bildirmek,
d) Acentenin istemeye hak kazandığı ücreti ödemek,
e) Ücret, avans ve olağanüstü giderler hakkında 20 nci madde hükümlerine göre faiz ödemek, zorundadır.
(2) Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde, geçersizdir.
F) Acentelik sözleşmesinin sona ermesi
I – Sebepleri
MADDE 121
(1) Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir.
(2) Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi hâlinde, sözleşme belirsiz süreli hâle gelir.
(3) Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde, Türk Borçlar Kanununun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır.
(4) Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır.
(5) Müvekkilin veya acentenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası sebebiyle acentelik sözleşmesi sona ererse, işlerin tamamlanması hâlinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına oranlanarak belirlenecek uygun bir tazminat acenteye ya da bu maddede yazılı hâllere göre onun yerine geçenlere verilir.
II – Denkleştirme istemi
MADDE 122
(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra;
a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa,
b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
(2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.
(3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.
(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.
III – Rekabet yasağı anlaşması
MADDE 123
(1) Acentenin, işletmesine ilişkin faaliyetlerini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrası için sınırlandıran anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve anlaşma hükümlerini içeren ve müvekkil tarafından imzalanmış bulunan bir belgenin acenteye verilmesi gerekir. Anlaşma en çok, ilişkinin bitiminden itibaren iki yıllık süre için yapılabilir ve yalnızca acenteye bırakılmış olan bölgeye veya müşteri çevresine ve kurulmasına aracılık ettiği sözleşmelerin taalluk ettiği konulara ilişkin olabilir. Müvekkilin, rekabet sınırlaması dolayısıyla, acenteye uygun bir tazminat ödemesi şarttır.
(2) Müvekkil, sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar, rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir. Bu hâlde müvekkil, vazgeçme beyanından itibaren altı ayın geçmesiyle tazminat ödeme borcundan kurtulur.
(3) Taraflardan biri, diğer tarafın kusurlu davranışı nedeniyle haklı sebeplerle sözleşme ilişkisini feshederse, fesihten itibaren bir ay içinde rekabet sözleşmesiyle bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.
(4) Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir.
Acente Hukuku (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre) / Muhammed Cihan Güvenç
Kadeş Antlaşmasının arkeolojik kazılar sonucunda bulunduğu Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa, UNESCO’nun “Dünya kültür mirası” ve “Dünya belleği” listesindedir.
Kadeş Antlaşması, Milattan Önce 13. yüzyılın iki büyük askeri ve siyasi gücü olan Mısır Krallığı ile Hititler arasında meydana gelen Kadeş Savaşı sonucunda imzalanan dünyanın en eski uluslararası sözleşmesidir. Kadeş, Suriye’nin Humus valiliğine bağlı bölgede Asi Nehri kıyısında antik bir kenttir.
Kadeş Antlaşması, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında Akad dilince yazılmış, Mısır ve Hitit dillerinde kopyaları yapılmıştır. Dönemin diplomasi dili olan Akadça ile yazılan tabletin kırık tabletin farklı tarihlerde bulunan parçaları birleştirilmek sureti ile antlaşma metninin tamamlanması mümkün olmuştur.
Antlaşmanın kil tabletten kopyası, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa(Çorum-Boğazköy) antik kentindeki kazılar sonucu 1906 yılında bulunmuştur. Orijinal kopya, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte; antlaşmanın büyütülmüş bir kopyası ise New York’taki Birleşmiş Milletler Binasında asılı bulunmaktadır. Antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış asıl metinleri henüz bulunamamıştır.
Kadeş Barış Antlaşması, tarihte diplomatik metinlerin eski örneklerindendir. Antlaşmanın bir kopyası, 1970 yılında, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yapılan Genel Sekreter U Thant’a sunulmuştur. Hattuşa’da bulunan tabletin iki metre boyundaki bakır kopyası, Birleşmiş Milletler’in Newyork’taki genel merkez binasının duvarına asılmıştır.
İlkçağ’da düzenlenen Kadeş Antlaşması ittifak antlaşması türünün de ilk örneğidir. Antlaşma sonucunda Mısır Kralı savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmış, bugünkü Suriye toprakları paylaşılmıştır. Savaşan iki taraf birbirlerine saldırmama taahhüdünde bulunmuş, her iki devlet saldırılara karşı birbirlerini savunacaklarına dair güvence vermişlerdir. Tarihçiler, Kadeş Antlaşmasının, doğu’daki Asur tehdidine karşı da yapıldığını ve ticaret yollarını ele geçirmek isteyen Asur Devleti’nin tehditlerine karşı savaşmak yerine ittifak antlaşması imzalandığını ileri sürmüşlerdir.
Kadeş Antlaşması Tableti
Kadeş Antlaşması Metni
Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.
Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.
Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasın-daki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.
Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.
Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh ha-lindedir.
Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeş-lik ve sulh halindedirler.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük
Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.
Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi ni-zam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir.
Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.
Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleke-ti için ondan intikam alacak.
Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bu-lunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.
Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.
Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harp arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.
Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirler-se Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti mem-leketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asa-yişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.
Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.
Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır mem-leketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.
Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalan-dırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin girişinde yer alan Turkish Lounge’ta bulunan Kadeş Antlaşması Örneği
Kadeş Antlaşması’nın Kırık Tabletlerden Çevirisi Yapılan Özgün Biçimi
Yirmi birinci yılın Tybi ayının (beşinci ay) yirmi birinci gününde, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen (2. Ramses), sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi, Amen-Ra, Harmachu, Memphis’li Ptah, Asheru’lu Maut ve Chensu-Neferhotep aşığı; babası Harmachu gibi sonsuza kadar, faniler arasında, Horus tahtının sahibi Kral Ra-user-ma (2. Ramses) saltanatında.
İşte o gün bilin ki Majesteleri Ramessu-meriamen kentinde babası Amen-Ra’yı, Ramessu-meriamen Amen’ini, Ramessu-meriamen Ptah’ını, Nut’un en görkemli oğlu Sutech’ı, yatıştırıyordu – tanrılar ona otuz yıl festivallerinin sonsuzluğunu, sonsuz huzur yılları, bütün toprakların, bütün ulusların sonsuza kadar onun ayakları altında boyun eğmesini bahşetsin.
Bir kraliyet elçisi geldi (burada satırın geri kalanını neredeyse tamamı silinmiştir; muhtemelen, iki kraliyet elçisi geldi, ellerinde gümüş bir tabletle, üzerinde de)
Kheta (Hitit) Büyük Yöneticisi Kheta-Sira; Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, babası Harmachu gibi sonsuza kadar sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi Kral Ra-user-ma’ya barış ricası göndermişti. Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira’nın Kral’a gönderdiği gümüş plakanın kopyası, eliyle Elçisi
Tarbishu, ve Elçisi Rames, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, yöneticilerin Başı, sınırları onun istediği her yer uzanan Majesteleri Ra-user-ma’ya barış rica etmek için; o sözleşme ki onu yapan Icheta Büyük Yöneticisi muhteşem Kheta-Sira, Marasara’nın oğlu,
Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, Sapalala’nın torunu, Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, gümüş plaka üzerinde, diğer yanda Ra-user-ma, Güneşin Onadığı, büyük, muhteşem Mısır yöneticisi, büyük, muhteşem Mısır yöneticisi Ramen-ma’nın (1. Seti) oğlu, Ra-men-Peru’nun (1. Ramses) torunu
büyük, muhteşem Mısır yöneticisinin: Barış ve kardeşliğin iyi koşulları … sonsuza kadar, ki onlar evvelden sonsuza kadardı. Bu; büyük Mısır yöneticisinin büyük Kheta Prensi’yle bir anlaşmasıydı, sözleşme biçiminde, tanrı aralarında düşmanlığa neden olmasın diye! Şöyle oldu
Mautenara, yani Kheta’nın Büyük Yöneticisi, ağabeyim, zamanında, ki o savaştı … büyük Mısır yöneticisi ile. Ama şimdiden sonra, hatta tam bu günden itibaren; Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira, Güneş tarafından, Suteç tarafından yapılan düzenlemeye bağlı kalmayı kabul eder, Mısır ülkesi hakkında,
Kheta ülkesi de dahil, aralarında sonsuza kadar hiçbir düşmanlık çıkmamasını sağlamayı. Bilinsin ki, şu ki – Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira Güneşin Onadığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma ile bu günden itibaren anlaşmaya varır ki aramızda sonsuza kadar güzel barış ve kardeşlik olacak.
Benimle kardeşlik edecek, benimle barış içinde olacak, ve ben onunla kardeşlik edeceğim, sonsuza kadar onunla barış içinde olacağım. Bunun olduğu tarih ağabeyim Kheta Büyük Yöneticisi Mautenara zamanında; onun ölümünün ardından, Kheta-Sira oturdu
babasının tahtına Kheta Büyük Yöneticisi olarak – Bilinsin ki ben büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen ile tamamen aynı görüşteyim; artık bundan önceki barış ve kardeşlikten daha iyisi olacak. Bilinsin ki, ben, Kheta Büyük yöneticisi,
Mısır büyük yöneticisi Ramessu-meriamen ile iyi barış, iyi kardeşlik içindeyim; Kheta’nın Büyük Yöneticisi’nin çocuklarının çocukları büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in çocuklarının çocukları ile kardeşlik ve barış içinde olacak. Tıpkı bizim (kardeşlik) anlaşmamız gibi, ve bizim düzenlemelerimiz
(Mısır ülkesi için yapılan) Kheta ülkesi ile; onlar için de sonsuza kadar barış ve kardeşlik olacak; onların arasında sonsuza kadar düşmanlık olmayacak. Kheta Büyük Yöneticisi oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Mısır toprağı işgal etmeyecek; büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de
oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Kheta toprağı işgal etmeyecek. Kheta Büyük Yöneticisi Sapalala zamanından olan ittifak anlaşması, ayrıca babam Kheta Büyük Yöneticisi Matenara (Murasara) zamanından olan ittifak anlaşması; eğer ben onu yerine getirirsem, bilinsin ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de onu yerine getirecek
bizimle birlikte, ikimiz de, bugünden bile itibaren, onu yerine getirecek, ittifak yapısını uygulayacağız. Eğer büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarına bir düşman gelirse, ve o da Kheta Büyük Yönetici’ne haber iletip derse ki Gel ve bana ona karşı yardım et, işte o zaman Kheta Büyük Yöneticisi
… Kheta Büyük Yöneticisi düşmanı yok etmek için; ama eğer ki Kheta Büyük Yöneticisi (kendisi) gelmez ise, piyadelerini ve süvarilerini gönderecek … düşmanını yok etmek için … Ramessu-meriame hiddetini
… kapıların köleleri, ve ona herhangi bir zarar verdiklerinde, onları yok etmeye gidecek, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi birlikte …
… düşmanlarını yok etmek için yardıma gelmek, eğer gitmek büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’i memnun edecekse, o da …
… Kheta ülkesine tüm gücüyle dönmek. Ama eğer Kheta Büyük Yöneticisi’nin hizmetkarları onu işgal ederse, yani Ramessu-meriamen…
(Satır 20 ve 21 tabletlerden okunamamaktadır.
büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarından ve onlar Kheta Büyük Yöneticisi’ne gelince, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi onları kabul etmeyecek ve Kheta Büyük Yöneticisi onları Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya gönderecek …
… ve onlar onlardan birine hizmet için Kheta ülkesine gelirse, onlar Kheta ülkesine katılmayacak, onlar büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e teslim edilecek. Ya da eğer geçiş olursa …
… Kheta ülkesinden, ve onlar gelirse büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e, o zaman Güneş’in onayladığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma asla …
… ve onlar herhangi türden bir hizmet için Mısır ülkesine gelirse, o zaman Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma onları sahiplenmeyecek; onların Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini sağlayacak … .
… gümüş tablet, ilan edilir ki Kheta ülkesinin erkek tanrı (savaşçılar) ve dişi tanrı bin tanrı tarafından, Mısır ülkesinin erkek tanrı ve dişi tanrı bin tanrı ile uyum içinde, ki onlar
Kheta Tanrısı, A… kenti Suteç’i, Taaranta kenti Suteç’i, Pairaka kenti Suteç’i, Khisasap kenti Suteç’i, Sarasu kenti Suteç’i, Khira(bu) kenti Suteç’i, …
Sarapaina kenti Suteç’i, Kheta Astarata’sı, Titatkherri tanrısı, Ka… tanrısı
… kenti tanrıçası … Tain… tanrıçası …, … tanrısı
Kheta ülkesinin ırmaklarının tepelerinin, Kheta ülkesi tanrıları, Tawatana ülkesi tanrıları, Güneş Amen, Suteç, erkek tanrılar, dişi tanrılar, Mısır ülkesinin tepelerinin, ırmaklarının, … büyük deniz, rüzgarlar, bulutlar. Bu sözler
ki Kheta ülkesinin ve Mısır ülkesinin gümüşünden tabletin üzerindedir, her kim ki onlara uymazsa, Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, onun yuvasına, ailesine, hizmetkarlarına (karşı) duracaktır. Ama her kim ki gümüş tablet üzerindeki bu sözlere uyarsa, ister Kheta’lı olsun …
Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, sağlık verecek, yaşam verecek onun (ailesine) ve … kendisine hizmetkarları ile birlikte. Eğer ki geçerse (Mısır ülkesinden) bir adam, ya da iki, ya da üç (ve giderse Kheta ülkesine, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi sağlayacak) onların Güneş’in Onadığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya teslim edilmesini, ama her kim ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e verilirse,
o zaman cürümü kullanılmayacak … kendisine, karılarına, çocuklarına karşı … Eğer ki geçerse Kheta ülkesinden bir adam, ya da iki, ya da üç, ve gelirse Güneş’in Onadığı,
büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e büyük Mısır yöneticisi yakalayıp (onların sağlayacak) Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini (ama her kim ki teslim edilecek) kendisi, karıları, çocukları, ayrıca ölüme mahkum edilmeyecek, ayrıca asla (acı çekmeyecek?)
gözlerinden, ağzından, ayaklarından, ayrıca cürümü ona karşı kullanılmayacak. Bu gümüş tabletin ön yüzünde yer alan figür Suteç’in figürüdür … gökyüzünün büyük yöneticisi Suteç, Anlaşma’nın takipçisi, ki onu yapan büyük yönetici Kheta-Sira
Belediye Kanunu, 5393 Kanun Numarasıyla 03.07.2005 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 13.07.2005 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, 7.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı belediye kanununu yürürlükten kaldırmıştır. Kanun, yürürlüğe girdikten sonra çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle değişiklikler yapılmış, bazı hükümleri ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
5393 Sayılı Belediye Kanunu
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
Madde 1- Bu Kanunun amacı, belediyenin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir.
Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunu – Sadettin Doğanyiğit
Kapsam
Madde 2- Bu Kanun belediyeleri kapsar.
Tanımlar
Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,
b) Belediyenin organları: Belediye meclisini, belediye encümenini ve belediye başkanını,
c) Belde: Belediyesi bulunan yerleşim yerini,
d) Mahalle: Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi, İfade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediyenin Kuruluşu ve Sınırları
Kuruluş
Madde 4- Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.
İçme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz.
Köylerin veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.
Bir veya birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla valiliğe bildirir.
İşlem dosyası valinin görüşüyle birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Cumhurbaşkanı kararı ile o yerde belediye kurulur.
Yeni iskân nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, Cumhurbaşkanı kararı ile belediye kurulabilir.
Sınırların tespiti
Madde 5- Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:
a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.
b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.
c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kağıdına şerh konulur.
d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kağıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.
Sınırların kesinleşmesi
Madde 6- Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.
Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahalli tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülki idare amirine gönderilir. Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.
Sınır uyuşmazlıklarının çözümü
Madde 7- Bir il dahilindeki beldeler veya köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması halinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşleri otuz gün sür verilerek istenir. Vali, bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.
İl ve ilçe sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.
Birleşme ve katılma
Madde 8- Belde, köy veya bunların bazı kısımlarının bir başka beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskûn sahalarının katılınacak beldenin meskûn sahasına uzaklığı 5.000 metreden fazla olamaz.
Bir belde veya köyün veya bunların bazı kısımlarının meskûn sahasının, komşu bir beldenin meskûn sahası ile birleşmesi veya bu sahalar arasındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye katılmak için başvurması hâlinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılır. Oylama sonucunun olumlu olması hâlinde başvuruya ait evrak, valilik tarafından katılınacak belediyeye gönderilir.
Belediye meclisi evrakın gelişinden itibaren otuz gün içinde başvuru hakkındaki kararını verir. Belediye meclisinin uygun görmesi hâlinde katılım gerçekleşir. Büyükşehirlerde birleşme ve katılma işlemleri, katılınacak ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin görüşü üzerine, büyükşehir belediye meclisinde karara bağlanır. Katılma sonrası oluşacak yeni sınır hakkında, 6 ncı maddeye göre işlem yapılır ve sonuç Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bildirilir.
Bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir beldeye katılmasında veya yeni bir belde ya da köy kurulmasında, beldenin nüfusunun 5.000’den aşağı düşmemesi gerekir. Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için belde nüfusunun 100.000’den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin nüfusunun 20.000’den
az olmaması şarttır.
Bu madde uyarınca gerçekleşen katılmalarda, katılınan belde ile bazı kısımları veya tümü katılan köy veya belde arasında; taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçların devri ve paylaşımı, aralarında düzenlenecek protokolle belirlenir.
Birleşme ve katılma işlemlerinde bu maddede düzenlenmeyen hususlarda 4 üncü madde hükmüne göre işlem yapılır.
Mahalle ve yönetimi
Madde 9- Mahalle, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından yönetilir.
Belediye sınırları içinde mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, bölünmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesi, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile olur.
Muhtar, mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçları belirlemek, mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek, mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla iş birliği yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/11/2012-6360/15 md.)
Belediye sınırları içinde nüfusu 500’ün altında mahalle kurulamaz.
Belediye, mahallenin ve muhtarlığın ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının çözümü için bütçe imkânları ölçüsünde gerekli ayni yardım ve desteği sağlar; kararlarında mahallelinin ortak isteklerini göz önünde bulundurur ve hizmetlerin mahallenin ihtiyaçlarına uygun biçimde yürütülmesini sağlamaya çalışır.
Belde adının değiştirilmesi
Madde 10- Bir beldenin adı, belediye meclisi üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun kararı ve valinin görüşü üzerine İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilir. Bu karar Resmî Gazetede yayımlanır. Beldenin adının değişmesi ile belediyenin adı da değişmiş sayılır.
Tüzel kişiliğin sona erdirilmesi
Madde 11- Meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına, 5.000 metreden daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzel kişiliği; genel imar düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılarak bu belediyeye katılır. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin mahalleleri, katıldıkları belediyenin mahalleleri hâline gelir. Tüzel kişiliği kaldırılan belediye ile köylerin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları katıldıkları belediyeye intikal eder.(1)
Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler, Cumhurbaşkanı kararı ile köye dönüştürülür. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır. Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.(1)
(Ek fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.) Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin bulunduğu yerleşim birimlerinde, hizmetlerin aksamadan yürütülmesi amacıyla, ilgili belediye veya büyükşehir belediyesi ve köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya köylere hizmet götürme birlikleri tarafından içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirler alınır ve ihtiyaç durumuna göre bu hizmetleri yürütmek üzere hizmet birimleri kurulabilir. Büyükşehir belediye sınırları içinde açılacak hizmet birimlerini yönetmek üzere, büyükşehir belediye meclis üyeleri veya diğer belediye personeli arasından görevlendirme yapılabilir. Mahalli hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için vali veya kaymakamlar ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar ve gerekli tedbirleri alır.
Kararlarının uygulanması ve nüfus
Madde 12- 4, 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerde belirtilen kararlar kesinleşme tarihini takip eden yılın ocak ayının birinci gününden itibaren yürürlüğe girer. 4 üncü maddeye göre belediye kurulan yerlerde 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesine göre seçim yapılır.
8 inci maddede geçen birleşme ve katılmalara, 9 uncu maddede geçen mahalle kaldırılmasına, 11 inci maddede geçen belediye ve köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasına veya bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararlar ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanır ve seçimler bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılır.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Birleşme, katılma veya tüzel kişiliğin kaldırılması sonucu tüzel kişiliği ilk mahallî idare seçimlerine kadar devam edecek olan belediye ve köylerde, birleşme ve katılma işleminin gerçekleşmesi veya Cumhurbaşkanı kararının yayımlandığı tarihten itibaren yeni nazım ve uygulama planı yapılmaz; mevcut planlarda yapılması gereken zorunlu değişiklik ve her türlü imar uygulaması katılınacak belediyenin uygun görüşü alınarak yapılır. Uygun görüş verilmeyen plan değişiklikleri yapılamaz.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Tüzel kişiliği sona erecek belediye ve köylerin taşınmazlarının satılması ile vadesi tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi aşan borçlanma yapılması Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına tabidir.
(Ek fıkra: 6/3/2007-5594/2 md.) Belediye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmesi konusunda, 68 inci maddenin (d) bendinde öngörülen sınırlamaya bağlı olmaksızın Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile borçlanma yapabilir. Bu amaçla yapılan borçlanmalar ihbar ve kıdem tazminatı dışında hiçbir gider için kullanılamaz.
Bu Kanunda öngörülen nüfus büyüklüğü için Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığınca bildirilen nüfus esas alınır.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/16 md.) Mevzuatla orman köyleri ve orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlar orman köyü iken mahalleye dönüşen yerler için devam eder.
(Ek cümle: 20/2/2014-6525/28 md.) Bu hüküm, belde iken sakinleri orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlardan yararlanan mahalleye dönüştürülen beldeler için de geçerlidir. Bir belediyeye katılarak mahalleye dönüşen köy, köy bağlısı ve belediyelerce kullanılan mera, yaylak, kışlak gibi yerlerden bu mahalle sakinleri ve varsa diğer hak sahipleri 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümleri çerçevesinde yararlanmaya devam eder.
Hemşehri hukuku
Madde 13- Herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir. Hemşehrilerin, belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme ve belediye idaresinin yardımlarından yararlanma hakları vardır. Yardımların insan onurunu zedelemeyecek koşullarda sunulması zorunludur.
Belediye, hemşehriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar. Bu çalışmalarda üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, sivil toplum kuruluşları ve uzman kişilerin katılımını sağlayacak önlemler alınır.
Belediye sınırları içinde oturan, bulunan veya ilişiği olan her şahıs, belediyenin kanunlara dayanan kararlarına, emirlerine ve duyurularına uymakla ve belediye vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarını ödemekle yükümlüdür.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Belediyenin Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Belediyenin görev ve sorumlulukları
Madde 14- Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;
a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları (Bu Kanunun 75 inci maddesinin son fıkrası, belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler tarafından, orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtları ile Devlete ait her derecedeki okul binalarının yapım, bakım ve onarımı ile tefrişinde uygulanmaz.); sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi e ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. (Mülga son cümle: 12/11/2012-
6360/17 md.) (…) (Ek cümleler: 12/11/2012-6360/17 md.) Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler.
b) (…)(2) Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir; sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir; mabetlerin yapımı, bakımı, onarımını yapabilir; kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlayabilir; bu amaçla bakım ve onarımını yapabilir, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa edebilir. (Değişik ikinci cümle: 12/11/2012-6360/17 md.) Gerektiğinde, sporu teşvik etmek amacıyla gençlere spor malzemesi verir, amatör spor kulüplerine ayni ve nakdî yardım yapar ve gerekli desteği sağlar, her türlü amatör spor karşılaşmaları düzenler, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan öğrencilere, sporculara, teknik yöneticilere ve antrenörlere belediye meclisi kararıyla ödül verebilir. Gıda bankacılığı yapabilir.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/17 md.; Değişik: 12/7/2013-6495/100 md.) Belediyelerin birinci fıkranın (b) bendi uyarınca, sporu teşvik etmek amacıyla yapacakları nakdi yardım, bir önceki yıl genel bütçe vergi gelirlerinden belediyeleri için tahakkuk eden miktarın; büyükşehir belediyeleri için binde yedisini, diğer belediyeler için binde on ikisini geçemez. (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin 24/1/2007 tarihli ve E. 2005/95, K. 2007/5 sayılı Kararı ile. )
Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin malî durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınarak belirlenir.
Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda engelli, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.
Belediyenin görev, sorumluluk ve yetki alanı belediye sınırlarını kapsar. Belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara da belediye hizmetleri götürülebilir. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu hükümleri saklıdır.
(Ek fıkra: 1/7/2006-5538/29 md.) Sivil hava ulaşımına açık havaalanları ile bu havaalanları bünyesinde yer alan tüm tesisler bu Kanunun kapsamı dışındadır.
Belediyenin yetkileri ve imtiyazları
Madde 15- Belediyenin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:
a) Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunmak.
b) Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.
c) Gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda belirtilen izin veya ruhsatı vermek.
d) Özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve harç dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak.
e) Müktesep haklar saklı kalmak üzere; içme, kullanma ve endüstri suyu sağlamak; atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak; bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek; kaynak sularını işletmek veya işlettirmek.
f) Toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dâhil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek.
g) Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak.
h) Mahallî müşterek nitelikteki hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde taşınmaz almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, trampa etmek, tahsis etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek.
i) Borç almak, bağış kabul etmek.
j) Toptancı ve perakendeci hâlleri, otobüs terminali, fuar alanı, mezbaha, ilgili mevzuata göre yat limanı ve iskele kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek veya bu yerlerin gerçek ve tüzel kişilerce açılmasına izin vermek.
k) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek.
l) Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
m) Beldede ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi ve kayıt altına alınması amacıyla izinsiz satış yapan seyyar satıcıları faaliyetten men etmek, izinsiz satış yapan seyyar satıcıların faaliyetten men edilmesi sonucu, cezası ödenmeyerek iki gün içinde geri alınmayan gıda maddelerini gıda bankalarına, cezası ödenmeyerek otuz gün içinde geri alınmayan gıda dışı
malları yoksullara vermek.
n) Reklam panoları ve tanıtıcı tabelalar konusunda standartlar getirmek.
o) Gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; hafriyat toprağı ve moloz döküm alanlarını; sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) depolama sahalarını; inşaat malzemeleri, odun, kömür ve hurda depolama alanları ve satış yerlerini belirlemek; bu alan ve yerler ile taşımalarda çevre kirliliği oluşmaması için gereken tedbirleri almak.
p) Kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek
r) (Ek: 12/11/2012-6360/18 md.) Belediye mücavir alan sınırları içerisinde 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda tesis edilecek elektronik haberleşme istasyonlarına kent ve yapı estetiği ile elektronik haberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak ücret karşılığında yer seçim belgesi vermek,
s) (Ek: 4/4/2015-6645/84 md.) Belediye sınırları içerisinde, yapı ruhsatı veya yapı kullanma izni hangi idare tarafından verilmiş olursa olsun, hizmete sunulacak olan asansörlerin tescilini yapmak, ilgili teknik mevzuat çerçevesinde yıllık periyodik kontrollerini yapmak ya da yetkilendirilmiş muayene kuruluşları aracılığıyla yaptırmak, gerekli hâllerde asansörleri hizmet dışı bırakmak.
(Ek fıkra: 4/4/2015-6645/84 md.) (s) bendi uyarınca asansörlerin yıllık periyodik kontrolünü yapacak belediyeler ile yetkilendirilmiş muayene kuruluşlarının sahip olması gereken şartlar, yıllık periyodik kontrol esasları ile yıllık periyodik kontrol ücretleri Türkiye Belediyeler Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türk Standardları Enstitüsü temsilcilerinin de yer alacağı bir komisyon tarafından belirlenir. Konuya ilişkin düzenlemeler, komisyon kararları doğrultusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılır.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/18 md.) (r) bendine göre verilecek yer seçim belgesi karşılığında alınacak ücret Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca belirlenir. Ücreti yatırılmasına rağmen yirmi gün içerisinde verilmeyen yer seçim belgesi verilmiş sayılır. Büyükşehir sınırları içerisinde yer seçim belgesi vermeye ve ücretini almaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.
(l) bendinde belirtilen gayrisıhhî müesseselerden birinci sınıf olanların ruhsatlandırılması ve denetlenmesi, büyükşehir ve il merkez belediyeleri dışındaki yerlerde il özel idaresi tarafından yapılır. Belediye, (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen hizmetleri Danıştayın görüşü ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kararıyla süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebilir; toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz veya tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirebileceği gibi toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67 nci maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla yerine getirebilir.
İl sınırları içinde büyükşehir belediyeleri, belediye ve mücavir alan sınırları içinde il belediyeleri ile nüfusu 10.000’i geçen belediyeler, meclis kararıyla; turizm, sağlık, sanayi ve ticaret yatırımlarının ve eğitim kurumlarının su, termal su, kanalizasyon, doğal gaz, yol ve aydınlatma gibi alt yapı çalışmalarını faiz almaksızın on yıla kadar geri ödemeli veya ücretsiz olarak yapabilir veya yaptırabilir, bunun karşılığında yapılan tesislere ortak olabilir; sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve turizmi geliştirecek projelere Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile ücretsiz veya düşük bir bedelle amacı dışında kullanılmamak kaydıyla taşınmaz tahsis edebilir. (Ek cümle: 12/11/2012-6360/18 md.) Belediye ve bağlı idareler, meclis kararıyla mabetlere, eğitim kurumlarına, yurtlara, okul pansiyonlarına ve hastanelere indirimli bedelle ya da ücretsiz olarak içme ve kullanma suyu verebilirler.
Belediye, belde sakinlerinin belediye hizmetleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini tespit etmek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.
Belediye mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır. 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesi hükümleri belediye taşınmazları hakkında da uygulanır.
Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.
(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/121 md.) İcra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir (…)
. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak (…) şekilde yapılamaz.
Belediyeye tanınan muafiyet
Madde 16- Belediyenin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmazları ile bunların inşa ve kullanımları katma değer vergisi ile özel tüketim vergisi hariç her türlü vergi, resim, harç, katılma ve katkı paylarından muaftır.
İKİNCİ KISIM
Belediyenin Organları
BİRİNCİ BÖLÜM
Belediye Meclisi
Belediye meclisi
Madde 17- Belediye meclisi, belediyenin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilmiş üyelerden oluşur.
Meclisin görev ve yetkileri
Madde 18- Belediye meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek.
b) Bütçe ve kesinhesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/29 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.
n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
p) Yurt içindeki ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.
r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
u) İmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.
Başkanlık divanı
Madde 19- Belediye meclisi, seçim sonuçlarının ilânını takip eden beşinci gün belediye başkanının başkanlığında kendiliğinden toplanır. Meclis bu toplantıda, üyeleri arasından, gizli oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekili ile en az iki kâtip üyeyi ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı yapılacak ilk mahallî idareler seçimlerine kadar görev yapar.
Başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.
Meclise belediye başkanı, katılamaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da katılamaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. Ancak yıllık faaliyet raporunun görüşüldüğü meclis toplantısı meclis başkan vekilinin başkanlığında yapılır.
Başkanlık divanında boşalma olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir. Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür.
Meclisin çalışması ve katılıma ilişkin esas ve usûller Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Meclis toplantısı
Madde 20- Belediye meclisi, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı günde toplanır.
Meclis, resmî tatile rastlayan günlerde çalışmasına ara verebilir. Belediye meclisi her yıl bir ay tatil kararı alabilir.
Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür.
Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belediye sınırları içerisinde belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usûllerle belde halkına duyurulur.
Meclis toplantıları açıktır. Meclis başkanının veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir.
Meclis görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, başkan ve kâtip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli ve görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.
(Ek Fıkra: 30/5/2007-5675/3 md.) Belediye başkanı, acil durumlarda lüzum görmesi halinde belediye meclisini bir yılda üç defadan fazla olmamak ve her toplantı bir birleşimi geçmemek üzere toplantıya çağırır. Olağanüstü toplantı çağrısı ve gündem en az üç gün önceden meclis üyelerine yazılı olarak duyurulur ve ayrıca mutat usûllerle ilan edilir. Olağanüstü toplantılarda çağrıyı gerektiren konuların dışında hiçbir konu görüşülemez.
Gündem
Madde 21- Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi belediye başkanı tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur.
Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
İmar konuları ile yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konular ile üyelerin teklifleri; toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü hâlinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir.
Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 22- Belediye meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.
Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, üye tam sayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır.
Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.
Üyeler oylarını bizzat kullanır. Gizli oy kullanmaya fiziki bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilirler.
Oylama gizli, işaretle veya ad okunarak yapılır. Oy verme kabul, ret veya çekimser şeklinde olur.
Kararlar, meclis başkanı ve katip üyeler tarafından imzalanır ve bir sonraki toplantıda üyelere dağıtılır.
Meclis kararlarının kesinleşmesi
Madde 23- Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün içinde meclise iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.
Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabilir.
Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez. (İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/27, K.: 2010/9 sayılı Kararı ile.)
Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka duyurulur.
İhtisas komisyonları
Madde 24- Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir.
İhtisas komisyonları, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde plân ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulması zorunludur.
Meclis toplantısını müteakip imar komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırır. Komisyonlar kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır.
İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır.
Mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.
Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir.
Komisyon raporları alenîdir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere meclis tarafından maliyetlerini aşmamak üzere belirlenecek bedel karşılığında verilir.
Denetim komisyonu
Madde 25- İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisi, her ocak ayı toplantısında belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle
oluşur.
Komisyon, belediye başkanı tarafından belediye binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında kamu personelinden ve gerektiğinde diğer uzman kişilerden yararlanabilir.
Denetim komisyonu toplantılarına, belediye ve bağlı kuruluşları dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilenlere (1.000); kamu personeli dışındaki diğer uzman kişilere büyükşehir belediyelerinde (3.000), diğer belediyelerde (2.000) gösterge rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, belediye meclisince belirlenecek miktarda günlük ödeme yapılır.
Denetim komisyonunun emrinde görevlendirilecek kişi ve gün sayısı belediye meclisince belirlenir. Uzman kişilerde aranacak nitelikler belediye meclisinin çalışmasına dair yönetmelikte düzenlenir. Komisyon belediye birimleri ve bağlı kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir. Bu istekler gecikmeksizin yerine getirilir.
Komisyon, çalışmasını kırkbeş işgünü içinde tamamlar ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar meclis başkanlığına sunar. Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.
Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları
Madde 26 – Belediye meclisi, bilgi edinme ve denetim yetkisini faaliyet raporunu değerlendirme, denetim komisyonu, soru, genel görüşme ve gensoru yoluyla kullanır.
Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, belediye başkanı veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.
Meclis üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak, belediyenin işleriyle ilgili bir konuda genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülkî idare amirine gönderilir.
Vali, dosyayı gerekçeli görüşüyle birlikte Danıştaya gönderir. Yetersizlik kararı, Danıştayca uygun görüldüğü takdirde belediye başkanı, başkanlıktan düşer.
Meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir. Gensoru önergesi, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile gündeme alınır ve üç tam gün geçmedikçe görüşülemez. Gensoru önergesinin karara bağlanmasında dördüncü fıkraya göre işlem yapılır.
Başkan ve meclis üyelerinin görüşmelere katılamayacağı durumlar
Madde 27- Belediye başkanı ve meclis üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.
Başkan ve meclis üyelerinin yükümlülükleri
Madde 28- Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.
Meclis üyeliğinin sona ermesi
Madde 29- Meclis üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Meclis üyeliğinden istifa dilekçesi belediye başkanlığına verilir ve başkan tarafından meclisin bilgisine sunulur.
Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.
Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.
Meclisin feshi
Madde 30- Belediye meclisi;
a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa,
b) Belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa, İçişleri Bakanlığının bildirimi üzerine Danıştayın kararı ile feshedilir. İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, bu hususu en geç bir ay içinde karara bağlar. Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.
Boşalan meclisin görevinin yerine getirilmesi
Madde 31- Belediye meclisinin;
a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,
b) Meclis üye tam sayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,
c) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,
d) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması,
Hâllerinde, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi, belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.
Huzur ve izin hakkı
Madde 32- Meclis başkan ve üyelerine, meclis ve komisyon toplantılarına katıldıkları her gün için, 39 uncu madde uyarınca belediye başkanına ödenmekte olan aylık brüt ödeneğin günlük tutarının üçte birini geçmemek üzere meclis tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenir. Huzur hakkı ödenecek gün sayısı, 20, 24 ve 25 inci maddelerde belirtilen toplantı günü sayısından fazla olamaz ve meclis üyelerine aynı gün için birden fazla huzur hakkı ödenemez. Meclis üyeleri hastalıkları süresince izinli sayılır. Ayrıca mazeretleri durumunda, bir yıl içindeki toplantı süresinin yarısını aşmamak şartıyla istekleri üzerine meclis tarafından izin verilebilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediye Encümeni
Belediye encümeni
Madde 33- Belediye encümeni, belediye başkanının başkanlığında;
a) İl belediyelerinde ve nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği üç üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği iki üye olmak üzere yedi kişiden,
b) Diğer belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği iki üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği bir üye olmak üzere beş kişiden, oluşur.
Belediye başkanının katılamadığı toplantılarda, belediye başkanının görevlendireceği başkan yardımcısı veya encümen üyesi, encümene başkanlık eder. Encümen toplantılarına gündemdeki konularla ilgili olarak ilgili birim amirleri, belediye
başkanı tarafından oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere çağrılabilir.
Encümenin görev ve yetkileri
Madde 34- Belediye encümeninin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Stratejik plân ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesin hesabı inceleyip belediye meclisine görüş bildirmek.
b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak.
c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek.
d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.
f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek.
g) Taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine ilişkin meclis kararlarını uygulamak; süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek.
h) Umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek.
i) Diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek.
Encümen toplantısı
Madde 35- Belediye encümeni, haftada birden az olmamak üzere önceden belirlenen gün ve saatte toplanır. Belediye başkanı acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabilir. Encümen üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Encümenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca ihale komisyonu olarak yapacağı toplantılarda da bu hüküm geçerlidir.
Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Çekimser oy kullanılamaz. Encümen gündemi belediye başkanı tarafından hazırlanır.
Encümen üyeleri, başkanının uygun görüşü ile gündem maddesi teklif edebilir. Belediye başkanı tarafından havale edilmeyen konular encümende görüşülemez. Encümene havale edilen konular bir hafta içinde görüşülerek karara bağlanır.
Alınan kararlar başkan ve toplantıya katılan üyeler tarafından imzalanır. Karara muhalif kalanlar gerekçelerini de açıklar. Encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar.
Encümen üyelerine verilecek ödenek
Madde 36- Belediye encümeni başkan ve üyelerine, nüfusu 10.000’e kadar olan belediyelerde (3.500), nüfusu 10.001-50.000’e kadar olan belediyelerde (4.500), 50.001-200.000’e kadar olan belediyelerde (6.000) ve 200.001’in üzerinde olan belediyelerde ise (7.500) gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık brüt ödenek verilir. Encümenin memur üyelerine bu tutarların yarısı ödenir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Belediye Başkanı
Madde 37- Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı, ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilir.
Belediye başkanı, görevinin devamı süresince siyasî partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz; profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamaz ve yönetiminde bulunamaz.
Belediye başkanının görev ve yetkileri
Madde 38- Belediye başkanının görev ve yetkileri şunlardır:
a) Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak.
b) Belediyeyi stratejik plâna uygun olarak yönetmek, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
c) Belediyeyi Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.
d) Meclise ve encümene başkanlık etmek.
e) Belediyenin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.
f) Belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.
g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.
h) Meclis ve encümen kararlarını uygulamak.
i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışındaki aktarmalara onay vermek.
j) Belediye personelini atamak.
k) Belediye ve bağlı kuruluşları ile işletmelerini denetlemek.
l) Şartsız bağışları kabul etmek.
m) Belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.
n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, engellilere yönelik hizmetleri yürütmek ve engelliler merkezini oluşturmak.
o) Temsil ve ağırlama giderleri için ayrılan ödeneği kullanmak.
p) Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.
Belediye başkanının özlük hakları
Madde 39- Belediye başkanına nüfusu;
a) 10.000’e kadar olan beldelerde 70.000,
b) 10.001’den 50.000’e kadar olan beldelerde 80.000,
c) 50.001’den 100.000’e kadar olan beldelerde 100.000,
d) 100.001’den 250.000’e kadar olan beldelerde 115.000,
e) 250.001’den 500.000’e kadar olan beldelerde 135.000,
f) 500.001’den 1.000.000’a kadar olan beldelerde 155.000,
g) 1.000.001’den 2.000.000’a kadar olan beldelerde 190.000,
h) 2.000.001’den fazla olan beldelerde 230.000,
Gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık brüt ödenek ödenir. Nüfusu 50.001’den az olan il merkezi beldelerde bu ödeneğin hesaplanmasında (c) bendinde belirtilen gösterge rakamı esas alınır.
Belediye başkanının görevli, izinli ve hasta bulunduğu sürelerde ödeneği kesilmez.
Belediye başkanlığı yapmış olanların, personel kanunlarına tâbi bir kadroya atanmaları hâlinde belediye başkanlığında geçen süreleri memuriyette geçmiş sayılır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca Devlet memurları ile bakmakla yükümlü bulundukları için uygulanan sosyal hak ve yardımlar, aynı esas ve usûllere göre belediye başkanları ile bakmakla yükümlü bulundukları için de uygulanır.
Başkan vekili
Madde 40- Belediye başkanı izin, hastalık veya başka bir sebeple görev başında bulunmadığı hâllerde, bu süre içinde kendisine vekâlet etmek üzere, belediye meclisi üyeleri arasından birini başkan vekili olarak görevlendirir. Başkan vekili, başkanın yetkilerine sahiptir. Başkan vekiline, görev süresince başkana ödenen aylık brüt ödeneğin gün hesabı üzerinden ödenek verilir.
Stratejik plân ve performans programı
Madde 41- Belediye başkanı, mahallî idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içinde; kalkınma plânı ve programı ile varsa bölge plânına uygun olarak stratejik plân ve ilgili olduğu yıl başından önce de yıllık performans programı hazırlayıp belediye meclisine sunar.
Stratejik plân, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.
Nüfusu 50.000’in altında olan belediyelerde stratejik plân yapılması zorunlu değildir.
Stratejik plân ve performans programı bütçenin hazırlanmasına esas teşkil eder ve belediye meclisinde bütçeden önce görüşülerek kabul edilir.
Yetki devri
Madde 42- Belediye başkanı, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, yöneticilik sıfatı bulunan belediye görevlilerine devredebilir.
İhtilâf hâli
Madde 43- Belediye başkanının kendisinin, birinci ve ikinci derecedeki kan ve kayın hısımlarının ve evlatlıklarının, belediye ile ihtilâflı olduğu durumlarda dava açılması ve bu davada belediyenin temsili, meclis birinci başkan vekili, bulunmadığı takdirde ikinci başkan vekili veya bunların yetkilendireceği kişiler tarafından yerine getirilir.
Belediye başkanlığının sona ermesi
Madde 44- Belediye başkanlığı, ölüm ve istifa hâllerinde kendiliğinden sona erer.
Belediye başkanının;
a) Mazeretsiz ve kesintisiz olarak yirmi günden fazla görevini terk etmesi ve bu durumun mahallin mülkî idare amiri tarafından belirlenmesi,
b) Seçilme yeterliğini kaybetmesi,
c) Görevini sürdürmesine engel bir hastalık veya engellilik durumunun yetkili sağlık kuruluşu raporuyla belgelenmesi,
d) Meclisin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılması,
Hâllerinden birinin meydana gelmesi durumunda İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay kararıyla başkanlık sıfatı sona erer.
Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler
Madde 45- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır. Meclis, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak;
a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan,
b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili, seçer.
Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur’a çekilir. Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca başkan vekili seçildikten sonra belediye başkanlığının (a) bendinde belirtilen nedenlerle boşalması durumunda bu maddeye göre belediye başkanı seçilir.
Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar. Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır.
Belediye başkanı görevlendirilmesi
Madde 46- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Organlara İlişkin Ortak Hükümler
Görevden uzaklaştırma
Madde 47- Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir.
Görevden uzaklaştırma kararı iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bulunmayan görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.
Görevden uzaklaştırılanlar hakkında; kovuşturma açılmaması, kamu davasının düşmesi veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması veya görevden düşürülmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkûm olunması durumunda görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.
Görevden uzaklaştırılan belediye başkanına, görevden uzak kaldığı sürece aylık ödeneğinin üçte ikisi ödenir ve bu süre içinde diğer sosyal hak ve yardımlardan yararlanmaya devam eder.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Belediye Teşkilâtı BİRİNCİ BÖLÜM Belediye Teşkilâtı ve Personeli Belediye teşkilâtı
Madde 48- Belediye teşkilâtı, norm kadroya uygun olarak yazı işleri, malî hizmetler, fen işleri ve zabıta birimlerinden oluşur.
Beldenin nüfusu, fizikî ve coğrafî yapısı, ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri ile gelişme potansiyeli dikkate alınarak, norm kadro ilke ve standartlarına uygun olarak gerektiğinde sağlık, itfaiye, imar, insan kaynakları, hukuk işleri ve ihtiyaca göre diğer birimler oluşturulabilir. Bu birimlerin kurulması, kaldırılması veya birleştirilmesi belediye meclisinin kararıyla olur.
Norm kadro ve personel istihdamı
Madde 49- Norm kadro ilke ve standartları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm kadroları, bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi kararıyla belirlenir.
Belediye personeli, belediye başkanı tarafından atanır. Birim müdürlüğü ve üstü yönetici kadrolarına yapılan atamalar ilk toplantıda belediye meclisinin bilgisine sunulur.
Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edileceklere ödenecek net ücret, söz konusu kadro unvanı için birinci derecenin birinci kademesi esas alınmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilecek her türlü ödemeler toplamının net tutarının yüzde 25 fazlasını geçmemek üzere belediye meclisi kararıyla belirlenir. Genel hükümlere göre birinci dereceden kadro ihdas edilemeyen kadro unvanları için ise o kadro unvanından ihdası yapılmış en yüksek kadro derecesinin birinci kademesi esas alınır ve yapılacak ödemenin azami tutarı yukarıda belirtilen usûle göre tespit olunur. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir.
Avukat, mimar, mühendis (inşaat mühendisi ve harita mühendisi olmak kaydıyla) ve veteriner kadrosu bulunmayan veya işlerin azlığı nedeniyle bu unvanlarda kadrolu personel istihdamına ihtiyaç duyulmayan belediyelerde, bu hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, haftanın ya da ayın belirli gün veya saatlerinde kısmi zamanlı olarak sözleşme ile personel çalıştırılabilir.
Kısmi zamanlı olarak çalıştırılacak personel sayısı yukarıda belirtilen her unvan için birden fazla olamaz ve bunlarla yapılacak sözleşme süresi takvim yılını aşamaz. Bunlara ödenecek net ücret, aynı unvanlı kadroların birinci derecesinin birinci kademesi için yapılması gereken bütün ödemeler toplamının net tutarının yarısını geçmemek ve çalıştırılacak süre ile orantılı olmak üzere belediye meclisi kararı ile tespit edilir. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli personel olarak çalıştırılanlar için iş sonu tazminatı ödenmez ve işsizlik sigortası primi yatırılmaz. Bunlardan yaptıkları başka işler sebebiyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tâbi olanlar için sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primi yatırılmaz ve aynı kişi birden fazla belediye veya bağlı kuruluşta çalıştırılamaz.
Üçüncü ve dördüncü fıkra hükümleri uyarınca çalıştırılacak personele her ne ad altında olursa olsun sözleşme ücreti dışında herhangi bir ödeme yapılmaz ve ücret mahiyetinde aynî ya da nakdî menfaat temin edilmez. Bu personel hakkında bu Kanunla düzenlenmeyen hususlarda vize şartı aranmaksızın 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenler hakkındaki hükümler uygulanır. Bu personele ait sözleşme örnekleri sözleşmenin imzalanmasını izleyen 30 gün içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 29/6/2012-6338/16 md.) Dördüncü fıkrada sayılan unvanlara ilişkin hizmetler dışında kalmak ve o hizmet için ihdas edilmiş kadro bulunmamak kaydıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca üçüncü fıkra çerçevesinde sözleşmeli personel istihdamı uygun görülmüş olan kadro unvanlarına ilişkin görevlerde, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre münhasıran kısmi süreli olarak sözleşmeli personel çalıştırılabilir.
Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, belediye başkanının talebi, kendilerinin ve kurumlarının muvafakatiyle, belediyelerin birim müdürü ve üstü yönetici kadrolarında geçici olarak görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirmelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68 inci maddesinin (B) fıkrasında öngörülen şartlar dikkate alınır.
Belediyelerde bu şekilde istihdam edilen personel kurumlarından izinli sayılırlar. Bu personelin görevlendirildikleri süre zarfındaki, görevlendirildikleri kadroya ait her türlü malî hakları ile kurumları tarafından karşılanması gereken sosyal güvenlik ve benzeri diğer hakları belediye tarafından ödenir. İzinli oldukları müddet, terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır ve terfi haklarını kazananlar başkaca bir işleme lüzum kalmaksızın terfi ettirilirler. Bu şekilde görevlendirilenler, görevlendirme süresinin sona ermesinden itibaren onbeş gün içerisinde yazılı olarak kurumlarına başvurmaları hâlinde en geç bir ay içerisinde kadrolarına veya müktesebine uygun başka bir kadroya atanırlar.
Norm kadrosunda belediye başkan yardımcısı bulunan belediyelerde norm kadro sayısına bağlı kalınmaksızın; belediye başkanı, zorunlu gördüğü takdirde, nüfusu 50.000’e kadar olan belediyelerde bir, nüfusu 50.001-200.000 arasında olan belediyelerde iki, nüfusu 200.001-500.000 arasında olan belediyelerde üç, nüfusu 500.000 ve fazla olan belediyelerde dört belediye meclis üyesini belediye başkan yardımcısı olarak görevlendirebilir. Bu şekilde görevlendirilen meclis üyelerine belediye başkanına verilen ödeneğin 2/3’ünü aşmamak üzere belediye meclisi tarafından belirlenecek aylık ödenek verilir ve taleplerine göre bir sosyal güvenlik kurumu ile ilişkilendirilir. Bu şekilde görevlendirme, memuriyete geçiş, sözleşmeli veya işçi statüsünde çalışma dâhil ilgililer açısından herhangi bir hak teşkil etmez ve belediye meclisinin görev süresini aşamaz. Sosyal güvenlik prim ve benzeri giderlerden kurum karşılıkları belediye bütçesinden karşılanır.
Belediyenin yıllık toplam personel giderleri, gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın yüzde otuzunu aşamaz. Nüfusu 10.000’in altında olan belediyelerde bu oran yüzde kırk olarak uygulanır. Yıl içerisinde aylık ve ücretlerde beklenmedik bir artışın meydana gelmesi sonucunda personel giderlerinin söz konusu oranları aşması durumunda, cari yıl ve izleyen yıllarda personel giderleri bu oranların altına ininceye kadar yeni personel alımı yapılamaz. Yeni personel alımı nedeniyle bu oranın aşılması sebebiyle oluşacak kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte belediye başkanından tahsil edilir. Personelin her türlü alacakları zamanında ve öncelikle ödenir. Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç belediye memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir.
Personel devri
Madde 50- Bu Kanunun 8 ve 11 inci maddeleri uyarınca tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin kadroları ve personeli; katılma hâlinde katıldıkları belediyeye, köye dönüştürülme hâlinde ilgili il özel idaresine devredilir. Devredilen personelden kadro ve görev unvanları değişmeyenler, aynı unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar. Devredilen personelden durumlarına uygun boş kadro olmayanların veya mevcut kadro unvanı ile atamaları yapılamayanların kadro unvanları üç ay içerisinde ilgili belediye meclisi veya il genel meclisince aynı sınıf içerisinde kalmak kaydıyla değiştirilir. Bu değişiklikten itibaren bir ay içerisinde ilgililerin durumlarına uygun kadrolara atamaları yapılır. Söz konusu personel, atama işlemleri yapılıncaya kadar devredildikleri belediye veya il özel idaresince ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilebilirler.
Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar eski kadrolarına ait aylık, ücret, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî haklarını devredildikleri belediye veya il özel idaresinden almaya devam ederler. Devredilen personelden memur statüsünde görev yapanların, atandıkları yeni kadrolarının aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamının net tutarının, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması hâlinde aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tâbi olmaksızın tazminat olarak ödenir.
Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilen sözleşmeli personelin pozisyonları, (…) başka bir işleme gerek kalmaksızın devredildikleri belediye veya il özel idaresi adına vize edilmiş sayılır.
İKİNCİ BÖLÜM
Belediye Zabıtası, İtfaiye ve Acil Durum Plânlaması
Zabıtanın görev ve yetkileri
Madde 51- Belediye zabıtası, beldede esenlik, huzur, sağlık ve düzenin sağlanmasıyla görevli olup bu amaçla, belediye meclisi tarafından alınan ve belediye zabıtası tarafından yerine getirilmesi gereken emir ve yasaklarla bunlara uymayanlar hakkında mevzuatta öngörülen ceza ve diğer yaptırımları uygular.
Görevini yaparken zabıtaya karşı gelenler, kolluk kuvvetlerine karşı gelenler gibi cezalandırılır.
Belediye zabıta teşkilâtının çalışma usûl ve esasları, çalışanların görev ve yetkileri, memurluğa alınması için taşımaları gereken nitelikler, alacakları meslek içi eğitim, görevde yükselme, meslekten çıkarılma, giyecekleri kıyafet ve savunma amaçlı olarak kullanacakları aletler ile zabıta teşkilâtında hizmet gereklerine göre oluşturulacak birimler, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Belediye, bu yönetmeliğe aykırı olmamak üzere ek düzenlemeler yapabilir. Zabıta hizmetleri kesintisiz olarak yürütülür.
Zabıta personelinin çalışma süresi ve saatleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen çalışma süre ve saatlerine bağlı olmaksızın, hizmetin aksatılmadan yürütülmesini sağlayacak şekilde düzenlenir. Belediye zabıta ve özel güvenlik hizmetlerinde fiilen çalışanlara, fazla mesai ücreti olarak yılı bütçe kanununda belirlenen üst sınırı aşmamak kaydıyla belediye meclisi kararı ile tespit edilen maktu tutar ödenir.
İtfaiye
Madde 52- İtfaiye teşkilâtının çalışma usûl ve esasları, çalışanların görev ve yetkileri, memurluğa alınması için taşımaları gereken nitelikler, alacakları meslek içi eğitim, görevde yükselme, meslekten çıkarılma, giyecekleri kıyafet ve savunma amaçlı olarak kullanacakları aletler ile itfaiye teşkilâtında hizmet gereklerine göre oluşturulacak birimler, İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Belediye bu yönetmeliğe aykırı olmamak üzere ek düzenlemeler yapabilir.
İtfaiye hizmetleri kesintisiz olarak yürütülür. İtfaiye personelinin çalışma süresi ve saatleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen çalışma süre ve saatlerine bağlı olmaksızın, hizmetin aksatılmadan yürütülmesini sağlayacak şekilde düzenlenir. Belediye itfaiye teşkilatında fiilen çalışanlara fazla mesai ücreti olarak yılı bütçe kanununda belirlenen üst sınırı aşmamak kaydıyla belediye meclisi kararı ile tespit edilen maktu tutar ödenir.
Acil durum planlaması
Madde 53- Belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum plânlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.
Acil durum plânlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum plânlarıyla da koordinasyon sağlanır ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahallî idarelerin görüşleri alınır.
Plânlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilir.
Belediye, belediye sınırları dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Belediyelerin Denetimi Denetimin amacı
Madde 54- Belediyelerin denetimi; faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve belediye teşkilâtının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor hâline getirerek ilgililere duyurmaktır.
Denetimin kapsamı ve türleri
Madde 55- Belediyelerde iç ve dış denetim yapılır. Denetim, iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, malî ve performans denetimini kapsar. İç ve dış denetim 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Ayrıca, belediyenin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü açısından İçişleri Bakanlığı tarafından da denetlenir.
Belediyelere bağlı kuruluş ve işletmeler de yukarıdaki esaslara göre denetlenir. Denetime ilişkin sonuçlar kamuoyuna açıklanır ve meclisin bilgisine sunulur.
Faaliyet raporu
Madde 56- Belediye başkanı, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen biçimde; stratejik plân ve performans programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu açıklayan faaliyet raporunu hazırlar. Faaliyet raporunda, bağlı kuruluş ve işletmeler ile belediye ortaklıklarına ilişkin söz konusu bilgi ve değerlendirmelere de yer verilir.
Faaliyet raporu nisan ayı toplantısında belediye başkanı tarafından meclise sunulur. Raporun bir örneği Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir ve kamuoyuna da açıklanır.
Hizmetlerde aksama
Madde 57- Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.
Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir. İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.
(Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/39 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/35 md.)Ancak belediye veya bağlı idarelerde; hizmetlerin aksatılmasının terör veya şiddet olaylarıyla mücadeleyi olumsuz etkilediğinin veya etkileyeceğinin valilik tarafından belirlenmesi halinde, valilik söz konusu hizmeti Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, il özel idaresi veya kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla yapar veya yaptırır. Valiliğin talebi üzerine, yapılan veya yapılacak harcamalar karşılığı tutarlar, Maliye Bakanlığı veya İller Bankası Anonim Şirketince ilgili idare payından kesilerek ilgili kurum ve kuruluşa gönderilir. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerine aktarılan tutarlar bu idarelerin bütçeleriyle ilişkilendirilir. Bu fıkra kapsamındaki ihtiyaçlar; parasal ve bütçe sınırlamasına tabi olmaksızın 4/1/2002 tarihli ve 4734
sayılı Kamu İhale Kanununun 22 nci maddesinde belirtilen usule göre temin edilir.
(Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/39 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/35 md.)
Belediye ve bağlı idare imkânlarının terör veya şiddet olaylarına dolaylı ya da doğrudan destek sağlamak amacıyla kullanıldığının valilik tarafından belirlenmesi durumunda, terör ve şiddet olaylarına destek olmak amacıyla kullanılan belediye veya bağlı idare taşınırlarına mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından el konulur. Bu fıkra kapsamında sorumluluğu tespit edilen belediye veya bağlı idare personelinin vali veya kaymakam tarafından görevden uzaklaştırılması
halinde göreve iade işlemi ancak uzaklaştırma işlemini yapan makam tarafından yapılır.
Denetimle ilgili diğer hükümler
Madde 58- Denetimin yapılması ve faaliyet raporunun hazırlanması hususunda bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile diğer kanunların ilgili hükümleri uygulanır.
BEŞİNCİ KISIM
Malî Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Belediyenin Gelir ve Giderleri Belediyenin gelirleri
Madde 59- Belediyenin gelirleri şunlardır:
a) Kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları.
b) Genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay.
c) Genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler.
d) Taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler.
e) Belediye meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler.
f) Faiz ve ceza gelirleri.
g) Bağışlar.
h) Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.
i) Diğer gelirler.
Büyükşehir belediyelerinde büyükşehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince tahsil edilen emlak vergisi tutarının tamamı ilgili ilçe ve ilk kademe belediyeleri tarafından alınır. Bunlardan büyükşehir belediyesine veya özel idareye ayrıca pay kesilmez.
Belediyenin giderleri
Madde 60- Belediyenin giderleri şunlardır:
a) Belediye binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.
b) Belediyenin personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler.
c) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.
d) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler.
e) Belediye zabıta ve itfaiye hizmetleri ile diğer görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak giderler.
f) Belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve katıldığı birliklerle ilgili ortaklık payı ve üyelik aidatı giderleri.
g) Mezarlıkların tesisi, korunması ve bakımına ilişkin giderler.
h) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ile sigorta giderleri.
i) Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile engellilere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.
j) Dava takip ve icra giderleri.
k) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.
l) Avukatlık, danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler.
m) Yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve proje giderleri.
n) Sosyo-kültürel, sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.
o) Belediye hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
p) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.
r) Şartlı bağışlarla ilgili yapılacak harcamalar.
s) İmar düzenleme giderleri.
t) Her türlü proje giderleri.
İKİNCİ BÖLÜM Belediye Bütçesi Belediye bütçesi
Madde 61- Belediyenin stratejik plânına ve performans programına uygun olarak hazırlanan bütçe, belediyenin malî yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.
Bütçeye ayrıntılı harcama programları ile finansman programları eklenir.
Bütçe yılı Devlet malî yılı ile aynıdır.
Bütçe dışı harcama yapılamaz.
Belediye başkanı ve harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde harcanmasından sorumludur.
Bütçenin hazırlanması ve kabulü
Madde 62- Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.
Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz.
Kabul edilen bütçe, malî yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.
Harcama yetkilisi
Madde 63- Belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.
Kesin hesap
Madde 64- Her yıl bütçesinin kesinhesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden sonra nisan ayı içinde encümene sunulur. Kesinhesap, belediye meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır. Kesinhesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.
Bütçe sistemi
Madde 65- Belediye bütçesi ile muhasebe işlemlerine ilişkin esas ve usûller Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Geçmiş yıl bütçesinin devamı
Madde 66- Herhangi bir nedenle yeni yıl bütçesi kesinleşmemiş ise yeni bütçenin kesinleşmesine kadar geçen yıl bütçesi uygulanır. Bütçenin kabulüne kadar yapılan işlemler yeni yıl bütçesine göre yapılmış sayılır.
Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri
Madde 67- Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçlanma ve İktisadî Girişimler Borçlanma
Madde 68- Belediye, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla aşağıda belirtilen usûl ve esaslara göre borçlanma yapabilir ve tahvil ihraç edebilir:
a) Dış borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde sadece belediyenin yatırım programında yer alan projelerinin finansmanı amacıyla yapılabilir.
b) İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan belediye, ödeme plânını bu bankaya sunmak zorundadır. İller Bankası hazırlanan geri ödeme plânını yeterli görmediği belediyenin kredi isteklerini reddeder.
c) Tahvil ihracı, yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yapılır.
d) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketlerin, faiz dâhil iç ve dış borç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz. Bu miktar büyükşehir belediyeleri için bir buçuk kat olarak uygulanır.
e) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketler, en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde toplam yüzde onunu geçmeyen iç borçlanmayı belediye meclisinin kararı; yüzde onunu geçen iç borçlanma için ise meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayı ile yapabilir.
f) Belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddî kaynak gerektiren alt yapı yatırımlarında Cumhurbaşkanınca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar (d) bendindeki miktarın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Dış kaynak gerektiren projelerde Hazine Müsteşarlığının görüşü alınır. Yukarıda belirtilen usûl ve esaslara aykırı olarak borçlanan belediye yetkilileri hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmeyen durumlarda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun görevi kötüye kullanmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
Belediye, varlık ve yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde yer aldığı malî tablolarını üçer aylık dönemler hâlinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, Maliye Bakanlığına, Devlet Plânlama Teşkilatı Müsteşarlığına ve Hazine Müsteşarlığına gönderir.
Arsa ve konut üretimi
Madde 69- Belediye; düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve alt yapılı arsalar üretmek; konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, bu arsaları trampa etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla iş birliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek yetkisine sahiptir.
Belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir. Arsalar hariç üretilen konut ve işyerlerinin satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tâbi değildir. O belediye ve mücavir alan sınırları içinde kendisine, eşine veya onsekiz yaşından küçük çocuklarına ait konutu olmayan dar gelirli kişiler ile afete maruz kalanlara, sanayi bölgelerinden nakledileceklere ve üyelerinin tamamı bu durumda olan kooperatiflere, bedeli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre oluşturulan takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan aşağı olmamak üzere arsa tahsisi yapılabilir. Durumları 775 sayılı Gecekondu Kanununun 25 inci maddesine uyan kimselere de bu maddeye göre arsa ve konut sağlanabilir. Bu fıkranın uygulama esasları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanacak çerçeve yönetmeliğe uygun olarak belediye meclisleri tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Şirket kurulması
Madde 70- Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usûllere göre şirket kurabilir.
İşletme tesisi
Madde 71- Belediye, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle bütçe içinde işletme kurarak yapabilir.
Borç ve alacakların takas ve mahsubu Madde 72- (Mülga: 24/7/2008-5793/47 md.)
ALTINCI KISIM
Çeşitli ve Son Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM Çeşitli Hükümler
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı
Madde 73- (Değişik: 17/6/2010-5998/1 md.)
Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Cumhurbaşkanınca bu yönde karar alınması şarttır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.
Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.
Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediye tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları içinde yer alan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve harçların dörtte biri alınır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ve 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanuna istinaden, hak sahibi olmuş kimselerle anlaşmaları halinde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanında hakları verilir. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/122 md.) Anlaşma sonucu belediye mülkiyetine geçen gayrimenkuller haczedilemez. 2981 sayılı Kanun kapsamına girmeyen gecekondu sahiplerine enkaz ve ağaç bedelleri verilir veya belediye imkanları ölçüsünde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı dışında arsa veya konut satışı yapılabilir. Bu kapsamda bulunanlara Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile işbirliği yapılmak suretiyle konut satışı da yapılabilir. Enkaz ve ağaç bedelleri arsa veya konut bedellerinden mahsup edilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası açabilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı ve rekreasyon harcamaları, proje ortak gideri sayılır. Belediyelere ait inşaatların proje ortak giderleri belediyeler tarafından karşılanır. Kendilerine ayrı ada veya parsel tahsis edilen gayrimenkul sahipleri ile kamulaştırma dışı kalan gayrimenkul sahipleri, sahip oldukları inşaatın toplam metrekaresi oranında proje ortak giderlerine katılmak zorundadır. Proje ortak gideri ödenmeden inşaat ruhsatı, yapılan binalara yapı kullanma izni verilemez; su, doğalgaz ve elektrik bağlanamaz.
Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler belediyeye bildirilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde; ifraz, tevhit, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler belediyenin izni ile yapılır. (İptal ikinci, üçüncü, dördüncü cümleler: Anayasa Mahkemesinin 18/10/2012 tarihli ve E.: 2010/82, K.:2012/159 sayılı Kararı ile) (…)
Belediye, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini tespit etmeye ve bu değer üzerinden hak sahiplerine dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan uygulamalar yapmaya yetkilidir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında bulunan taşınmazların
kamulaştırılması sırasında veraset ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem yapmaya yetkilidir.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Büyükşehirlerde büyükşehir belediye meclisinin, il ve ilçelerde belediye meclislerinin salt çoğunluk ile alacağı karar ile masrafların tamamı veya bir kısmı belediye bütçesinden karşılanmak kaydıyla kentin uygun görülen alanlarında bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları yapılabilir. Cephe değişikliği yapılacak binalarda telif hakkı sahibi proje müelliflerine talep etmeleri hâlinde, değiştirilecek cephe veya cephelerin beher metrekaresi için bir günlük net asgari ücret tutarını geçmemek üzere telif hakkı ödenir. Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi hâlinde, büyükşehir belediyesi içindeki ilçe belediyeleri kendi sınırları içinde bu fıkrada belirtilen iş ve işlemleri yapabilir.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Bina cephelerinde değişiklik ve yenileme ile özel aydınlatma ve çevre tanzimi çalışmaları için yapılması gereken iş, işlem ve yetkilendirmeler, kat maliklerinin arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karara göre yapılır.
(Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17 md.)
Büyükşehir belediyelerince, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen alanlar ile 5366 sayılı Kanuna göre yenileme alanı ilan edilen alanlarda veya bu Kanunun 75 inci maddesine göre kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaları hâlinde, büyükşehir belediye meclisi kararı ile, yıkılan ibadethane ve yurtların yerine veya ihtiyaç duyulan yerlerde ibadethane ve yurt inşa edilebilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamındaki işler, kamu idareleriyle 75 inci madde çerçevesinde ortak hizmet projeleri aracılığıyla gerçekleştirilebilir.
Bu Kanunun konusu ile ilgili hususlarda Başbakanlık Toplu Konut İdaresine 2985 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen yetkiler saklıdır.
Yurt dışı ilişkileri
Madde 74- Belediye, belediye meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.
Belediye bu teşekkül, organizasyon ve yabancı mahallî idarelerle ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir veya kardeş kent ilişkisi kurabilir.
Birinci ve ikinci fıkra gereğince yapılacak faaliyetlerin, dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izninin alınması zorunludur.
Diğer kuruluşlarla ilişkiler
Madde 75- Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;
a) Mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu kuruluşlar ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir ve bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir. Bu takdirde iş, işin yapımını üstlenen kuruluşun tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.
b) Mahallî idareler ile merkezî idareye ait aslî görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla gerekli aynî ihtiyaçları karşılayabilir, geçici olarak araç ve personel temin edebilir.
c) (Değişik: 12/11/2012-6360/19 md.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir.
d) Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir.
Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür. Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.
(Ek fıkra: 12/11/2012-6360/19 md.) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 5253 sayılı Dernekler Kanununun 10 uncu maddesi; belediyeler, il özel idareleri, bağlı kuruluşları ve bunların üyesi oldukları birlikler ile ortağı oldukları Sayıştay denetimine tabi şirketler için uygulanmaz.
Afet, kitlesel göç ve teröre maruz kalan yerleşim birimlerinin belediyeleri ile bu Kanunun 45 inci maddesinin ikinci fıkrası
gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde, vali veya belediye başkanı, aksayan belediye hizmetinin başka bir belediye tarafından yerine getirilmesini talep edebilir. Yardım istenilen belediye, meclis kararına gerek olmaksızın İçişleri Bakanının izniyle bu talebi yerine getirebilir.
Madde 76- Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.
Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.
Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usûl ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.
Belediye hizmetlerine gönüllü katılım
Madde 77- Belediye; sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, engellilere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular.
Gönüllülerin nitelikleri ve çalıştırılmalarına ilişkin usûl ve esaslar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Yazışma
Madde 78- Belediye, kamu kurum ve kuruluşlarıyla doğrudan yazışabilir.
Belediye tasarrufundaki yerler
Madde 79- Diğer kanunlarla getirilen hükümler saklı kalmak üzere, mezarlıklar ile belediye sınırları içinde bulunan ve sahipsiz arazi niteliğinde olan seyrangâh, harman yeri, koruluk, dinlenme yerleri, meydanlar, bataklık, çöp döküm sahaları, yıkılmış kale ve kulelerin arsaları ve enkazı ve benzeri yerler belediyenin tasarrufundadır.
Belediye tarafından deniz, akarsu ve gölden doldurma suretiyle kazanılan alanlar, Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak kullanılmak şartıyla Maliye Bakanlığı tarafından belediyelerin, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerinin tasarrufuna bırakılır.
Şehirlerarası özel otobüs terminali işletmesi ve akaryakıt istasyonları
Madde 80- Belediye sınırları ve mücavir alanları içinde, kara yolu ile yolcu taşıma hakkına sahip gerçek ve tüzel kişilerin şehirlerarası otobüs terminali kurmalarına ve işletmeleri ile her türlü akaryakıt ile sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) istasyonlarına nazım imar ve uygulama imar plânına uygun olmak kaydıyla belediye tarafından izin verilebilir. Akaryakıt istasyonlarına izin verilmesi için nazım imar plânında akaryakıt istasyonu olarak gösterilmesi şarttır. Bu istasyonlara çalışma ruhsatı büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi tarafından verilir.
Ad verme, tanıtıcı amblem ve flama kullanımı
Madde 81- Cadde, sokak, meydan, park, tesis ve benzerlerine ad verilmesi ve beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlarda; belediye meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu, bunların değiştirilmesine ilişkin kararlarda ise meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun kararı aranır. Bu kararlar mülkî idare amirinin onayı ile yürürlüğe girer.
Avukatlık ücretinin dağıtımı
Madde 82- Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.
Yeniden değerleme oranının uygulanması
Madde 83- Bu Kanunun 15, 18 ve 34 üncü maddelerinde belirtilen parasal miktarlar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranına göre artırılır.
Uygulanmayacak hükümler
Madde 84- Bu Kanunla, belediyenin sorumlu ve yetkili kılındığı görev ve hizmetlerle sınırlı olarak; 24.4.1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu, 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 12.9.1960 tarihli ve 80 sayılı 1580 Sayılı Belediye Kanununun 15 inci Maddesinin 58 inci
Bendine Tevfikan Belediyelerce Kurulan Toptancı Hal’lerinin Sureti İdaresi Hakkında Kanun, 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 14.6.1989 tarihli ve 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun, (…)(1), 10.7.2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 1.5.2003 tarihli ve 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda bu Kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Değiştirilen, Eklenen ve Yürürlükten Kaldırılan Hükümler
Madde 85- a) (8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
b) (5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)
c) 18.1.1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının mülga (d) bendi, “d) Belediye kurulması,” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
d) 10.7.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendindeki “ağaçlandırma yapmak;” ibaresinden sonra gelmek üzere “gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini,” ibaresi, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendindeki “belirtilen hizmetlerden” ibaresinden sonra gelmek üzere “775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak,” ibaresi eklenmiş; 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının sonuna “Meclis kendi belirleyeceği bir ay tatil yapabilir.” Cümlesi ile 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Büyükşehir belediyesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “1.hukuk müşaviri ve” ibaresi eklenmiş; 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen “Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır.” Cümlesi ile 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki “on gün içinde” ibaresi ve 15 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen “her dönem başı toplantısında,” ile 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “her yılın ilk olağan toplantısında” ibareleri madde metinlerinden çıkarılmıştır.
e) 22.2.2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine, “erozyonun önlenmesi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kültür, sanat, turizm,” ibaresi eklenmiş; (b) bendinde yer alan “kültür, turizm, gençlik ve spor” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve aynı maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş; 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır.” Cümlesi ile 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “on gün içinde” ibaresi madde metninden çıkarılmış; 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi “İl genel meclisi, bir yıl görev yapmak üzere üyeleri arasından en az üç, en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir.” Şeklinde değiştirilmiş; 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Meclis” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve komisyon” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkradaki “2600” ibaresi “6000” olarak değiştirilmiş; 36 ncı maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları madde metninden çıkarılmış ve “il özel idarelerinde sözleşmeli personel ile kısmi zamanlı sözleşmeli personel çalıştırılması hususunda Belediye Kanununun 49 uncu maddesi hükümleri uygulanır.” Cümlesi aynı maddeye üçüncü fıkra olarak eklenmiştir.
Merkezi idare tarafından yürütülen görev ve hizmetlere ait yatırımlardan ilgili bakanlıkça uygun görülenler, il özel idareleri eliyle de gerçekleştirilebilir. Bu yatırımlara ait ödenekler, ilgili kuruluş tarafından o il özel idaresi bütçesine aktarılır. İl özel idaresi bu yatırımların yüzde yirmibeşine kadar olan kısmı için kendi bütçesinden harcama yapabilir. Merkezi idare, ayrıca, desteklemek ve geliştirmek istediği hizmetleri proje bazında gerekli kaynaklarını ilgili il özel idaresine aktarmak suretiyle onlarla işbirliği içinde yürütebilir. Bu kaynak ve ödenekler özel idare bütçesi ile ilişkilendirilmez ve başka amaçla kullanılamaz.
f) 7.12.2004 tarihli ve 5272 sayılı Belediye Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
g) 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 38 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
h) 12.4.2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 4 üncü maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Yürürlüğe giren mevzii imar plânına göre arazi kullanımı, yapı ve tesislerinin projelendirilmesi, inşası ve kullanımıyla ilgili ruhsat ve izinler ile işyeri açma ve çalışma ruhsatları OSB tarafından verilir ve denetlenir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatının verilmesi sırasında işyeri açma ve çalışma ruhsatına ilişkin harçlar, OSB tarafından tahsil edilerek ilgili belediye veya il özel idaresi hesabına yatırılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler Asansör yıllık kontrol faaliyetlerine ilişkin sorumluluk
Ek Madde 1- (Ek: 4/4/2015-6645/85 md.)
Bu Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinde düzenlenen yetkinin usulüne uygun kullanılmaması sonucu oluşacak yaralanma ve ölüm olaylarından dolayı, ilgili belediye yetkilileri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre sorumludur.
Ek Madde 2- (Ek: 28/11/2017-7061/86 md.)(1)
Kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan su ve atık su tarife ücreti tüketim miktarına bakılmaksızın sabit tarife ücreti olarak belirlenir ve konutlar için belirlenen en düşük su ve atık su tarife ücretinin yüzde 50 fazlasını geçemez. Belediyeler temiz şebeke suyu hizmeti vermediği yerleşim yerlerindeki kamu kurumlarından herhangi bir ad altında ücret talep edemez. Kamuya ait eğitim kurumları, yurtlar, okul pansiyonları ve hastanelerden abonelik, açma kapama, bağlantı, teminat, güvence bedeli, katılma payı ve benzeri ad altında herhangi bir ücret talep edilemez.
Ek Madde 3- (Ek: 15/2/2018-7099/16 md.)
Belediyeler, mevzuatla kendilerine verilen görev ve hizmetlerin yürütülmesi ve vatandaşlar tarafından yapılan başvuruların sonuçlandırılması amacıyla her türlü idari iş ve işlemin yürütüldüğü eBelediye bilgi sistemini kullanır. e-Belediye bilgi sistemini kurmaya, işletmeye, veri saklama, veri iletimi ve veri paylaşımı ile ilgili politikaları tespit etmeye, çalışma usul ve esaslarını belirlemeye ve bu sistem ile ilgili merkezî bir hizmet standardizasyonu oluşturmaya İçişleri ile Çevre ve Şehircilik bakanlıkları müştereken yetkilidir.
Geçici Madde 1
Bu Kanunun yayımı tarihinde personel giderlerine ilişkin olarak 49 uncu maddede belirtilen oranları aşmış olan belediyelerde bu oranların altına inilinceye kadar, boş kadro ve pozisyon bulunması ve bütçe imkânlarının yeterli olması kaydıyla 1.1.2005 tarihinde mevcut memur ve sözleşmeli personel sayısının yüzde onunu geçmemek üzere İçişleri Bakanlığınca zorunlu hâllere münhasır olacak şekilde verilecek izin dışında ilâve personel istihdam edilemez. Geçici iş pozisyonları için önceki yıldan fazla olacak şekilde vize yapılamaz.
Geçici Madde 2
Norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar belediyenin, bağlı kuruluşlarının ve mahallî idare birliklerinin memur kadrolarının ihdas ve iptalleri ile boş kadro değişiklikleri, İçişleri Bakanlığının teklifi, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile yapılır. Norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar, Bakanlar Kurulu tarafından ihdas edilmiş mevcut kadrolar 49 uncu maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması açısından norm kadro kabul edilir.
Sürekli işçi kadroları ile iş pozisyonları ise norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar İçişleri Bakanlığının vizesine tâbidir. İçişleri Bakanlığı vize yetkisini valiliklere devredebilir.
Geçici Madde 3
Bu Kanunun yayımlandığı tarihte 2000 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin tüzel kişiliklerinin kaldırılarak köye dönüştürme işlemi, bu Kanunun 8 inci maddesi uygulamasından faydalanmak isteyen belediyeler için 31.12.2006 tarihine kadar uygulanmaz. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında, birleşme veya katılma sonrasında 2000 yılı genel nüfus sayımı sonucuna göre oluşan toplam nüfus esas alınır.
5272 sayılı Belediye Kanununun geçici 4 üncü maddesine göre yapılan işlemler bu maddeye göre yapılmış sayılır.
Geçici Madde 4
41 inci maddede öngörülen stratejik plân, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içinde hazırlanır.
Geçici Madde 5
Belediyeler ve bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası belediyelere ait şirketlerin, 31.12.2004 tarihi itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu ve özel hukuka tâbi alacakları, bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere 31.12.2005 tarihine kadar takas ve mahsup edilir. Bakanlar Kurulu bu süreyi altı aya kadar uzatmaya yetkilidir. Bu madde kapsamındaki alacak ve borç ifadesi bu alacak ve borçlara ilişkin fer’ileri ve cezaları da kapsar.
Yukarıdaki fıkra kapsamında yer alan kuruluşların takas ve mahsup işlemine konu olan veya olmayan borçları, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak paylarının yüzde kırkını geçmemek üzere kesinti yapılarak tahsil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak takas, mahsup ve kesinti işlemleri yılı bütçe kanunları ile ilişkilendirilmeksizin ilgili kuruluş ile uzlaşma komisyonu tarafından belirlenir; Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karara bağlanır.
(Ek ibare: 26/12/2006-5568/8 md.)
30/6/2006 tarihi itibarı ile Uzlaşma Komisyonu ile takas, mahsup ve kesinti yapılmasına ilişkin kararları imzalayan ancak Bakanlar Kurulu tarafından söz konusu kararları henüz onaylanmayan ilgili kuruluşların işlemleri 28 Şubat 2007 tarihine kadar karara bağlanır. Bakanlar Kurulu, ilgili kuruluşların borç ödeme kapasitelerini de dikkate alarak ödenecek tutarları taksitlendirmeye, taksitlendirilen kısma Kanunun yayımını izleyen günden itibaren zam ve faiz uygulatmamaya, bu borçların fer’i ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapmaya yetkilidir.
(Ek fıkra: 26/12/2006-5568/8 md.)
Bu madde uyarınca takas, mahsup ve kesinti işlemine tâbi tutulan borç ve alacaklar için ilgili kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri işlemez.
İlgili kuruluşun uzlaşma ve hacizlerin kaldırılmasına dair başvurusunun uzlaşma komisyonunca kabul edilmesini müteakip 31.12.2004 tarihinden önceki borçlar için tatbik edilen hacizler kaldırılır.
Uzlaşma komisyonu Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından görevlendirilecek bir başkan ile İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Devlet Plânlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve İller Bankası Genel Müdürlüğünden birer temsilciden oluşur.
Geçici Madde 6- (Ek: 26/12/2006-5568/9 md.; Mülga: 28/1/2010-5951/13 md.) Geçici Madde 7- (Ek: 31/5/2012-6321/5 md.)
Bu Kanunun 52 nci maddesine göre çıkarılan Yönetmelik çerçevesinde “İtfaiye Eri” kadro unvanına atanmak üzere açılmış olan sınav sonucunda başarılı oldukları ilan edildiği halde herhangi bir sebeple atamaları yapılmamış olanlar, bu işlemler sebebiyle dava açmış olmaları halinde davadan vazgeçmeleri, açmış oldukları dava lehlerine sonuçlananlar ise mahkeme tarafından karara bağlanmış tazminat veya geriye dönük maaş haklarından yazılı olarak feragat etmeleri kaydıyla, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde atama işlemleri tamamlanarak göreve başlatılır.
Geçici Madde 8- (Ek: 10/9/2014-6552/123 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/6/2015 tarihli ve E.: 2014/194, K.: 2015/55 sayılı Kararı ile.)
Geçici Madde 9- (Ek: 15/8/2016-KHK-674/40 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/36 md.)
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları kapsamında haklarında yürütülen soruşturma veya kovuşturma nedeniyle görevden uzaklaştırılan belediye başkanı, başkan vekili ve meclis üyelerinin yerine 45 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre işlem yapılmış olsa bile onbeş gün içerisinde 46 ncı maddedeki yetkili makamlarca 45 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usule göre görevlendirme yapılır.
Geçici Madde 10- (Ek: 15/2/2018-7099/17 md.)(1)
Belediyeler, e-Belediye bilgi sisteminin kurulduğuna dair bildirimin İçişleri Bakanlığı tarafından yapılmasından itibaren e-Belediye bilgi sistemi ile ilgili çalışmaları bir yıl içinde tamamlar.
Benzer sistemi kullanan belediyeler, sistemlerinde bulunan ve e-Belediye bilgi sistemi için gerekli olan verileri e-Belediye bilgi sistemini kullanmaya başladıkları tarihten itibaren bir yıl içinde e-Belediye bilgi sistemine aktarır. İçişleri Bakanı, gerektiğinde bu süreyi bir katına kadar uzatabilir.
Geçici Madde 11- (Ek:21/2/2019-7166/14 md.)
Konusu suç teşkil etmemek kaydıyla, bu maddenin yürürlük tarihine kadar personelinin çocukları için kreş ve gündüz bakımevi hizmetini bütçesinden hizmet alımı yoluyla karşılamış olan belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarının yetkili ve görevli personeli hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaz, başlamış olanlar işlemden kaldırılır.
Yürürlük
Madde 86- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 87- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Belediye Meclisi, belediyelerin halk oylaması sonucunda seçilerek göreve gelen üyelerde oluşan genel karar organıdır. Belediye meclisinin üye sayısı belediyenin nüfusuna göre değişmekte ve en az dokuz üyede oluşmaktadır. Belediye başkanının başkanlık yaptığı Meclis, her ay toplanmaktadır. Belediye meclisi üyeleri, bir belde, ilçe ya da il meclisine seçilen üyeleri ifade etmektedir.
Belediye Meclisinin Görevleri
a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek
b) Bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. (Ek cümle: 1/7/2006-5538/29 md.) Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
d) Borçlanmaya karar vermek.
e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
g) Şartlı bağışları kabul etmek.
h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yapişlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek
n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
p) Yurt içindeki ve Đçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.
r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
u) Đmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.
Başkanlık divanı
Madde 19- Belediye meclisi, seçim sonuçlarının ilanını takip eden beşinci gün belediye başkanının başkanlığında kendiliğinden toplanır. Meclis bu toplantıda, üyeleri arasından, gizli oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekili ile en az iki katip üyeyi ilk iki yıl
için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı yapılacak ilk mahalli idareler seçimlerine kadar görev yapar.
Başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.
Meclise belediye başkanı, katılamaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da katılamaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. Ancak yıllık faaliyet raporunun görüşüldüğü meclis toplantısı meclis başkan vekilinin başkanlığında yapılır.
Başkanlık divanında boşalma olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir. Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür. Meclisin çalışması ve katılıma ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Meclis toplantısı
Madde 20- Belediye meclisi, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı günde toplanır. Meclis, resmi tatile rastlayan günlerde çalışmasına ara verebilir. Belediye meclisi her yıl bir ay tatil kararı alabilir.
Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür. Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belediye sınırları içerisinde belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usullerle belde halkına duyurulur.
Meclis toplantıları açıktır. Meclis başkanının veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir. Meclis görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, başkan ve katip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli ve görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.
Gündem
Madde 21- Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi belediye başkanı tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur.
Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.
İmar konuları ile yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konular ile üyelerin teklifleri; toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü halinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir.
Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 22- Belediye meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin
bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.
Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, üye tam sayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır. Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.
Üyeler oylarını bizzat kullanır. Gizli oy kullanmaya fiziki bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilirler. Oylama gizli, işaretle veya ad okunarak yapılır. Oy verme kabul, ret veya çekimser şeklinde olur.
Kararlar, meclis başkanı ve katip üyeler tarafından imzalanır ve bir sonraki toplantıda üyelere dağıtılır.
Meclis kararlarının kesinleşmesi
Madde 23- Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün içinde meclise iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir. Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idari yargıya başvurabilir. Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülki idare amirine gönderilir. Mülki idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez. Mülki idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idari yargıya başvurabilir. Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka
duyurulur.
İhtisas komisyonları
Madde 24- Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir. İhtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde plan ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulması zorunludur.
Meclis toplantısını müteakip imar komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırır. Komisyonlar kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır. İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır.
Mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.
Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir.
Komisyon raporları alenidir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere meclis tarafından maliyetlerini aşmamak üzere belirlenecek bedel karşılığında verilir.
Denetim komisyonu
Madde 25- İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisi, her ocak ayı toplantısında belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile bunlara ilişkin hesap kayıt ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşur.
Komisyon, belediye başkanı tarafından belediye binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında kamu personelinden ve gerektiğinde diğer uzman kişilerden yararlanabilir.
Denetim komisyonu toplantılarına, belediye ve bağlı kuruluşları dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilenlere (1.000); kamu personeli dışındaki diğer uzman kişilere büyükşehir belediyelerinde (3.000), diğer belediyelerde (2.000) gösterge rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, belediye meclisince belirlenecek miktarda günlük ödeme yapılır. Denetim komisyonunun emrinde görevlendirilecek kişi ve gün sayısı belediye meclisince belirlenir. Uzman kişilerde aranacak nitelikler belediye meclisinin çalışmasına dair yönetmelikte düzenlenir.
Komisyon belediye birimleri ve bağlı kuruluşlarından her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir. Bu istekler gecikmeksizin yerine getirilir. Komisyon, çalışmasını kırk beş iş günü içinde tamamlar ve buna ilişkin raporunu mart ayının sonuna kadar meclis başkanlığına sunar. Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.
Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları
MADDE 26.- Belediye meclisi, bilgi edinme ve denetim yetkisini faaliyet raporunu değerlendirme, denetim komisyonu, soru, genel görüşme ve gensoru yoluyla kullanır. Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, belediye başkanı veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.
Meclis üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak, belediyenin işleriyle ilgili bir konuda genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır. Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülki idare amirine gönderilir.
Vali, dosyayı gerekçeli görüşüyle birlikte Danıştay’a gönderir. Yetersizlik kararı, Danıştay’ca uygun görüldüğü takdirde belediye başkanı, başkanlıktan düşer.
Meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir. Gensoru önergesi, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile gündeme alınır ve üç tam gün geçmedikçe görüşülemez. Gensoru önergesinin karara bağlanmasında dördüncü fıkraya göre işlem yapılır.
Başkan ve meclis üyelerinin görüşmelere katılamayacağı durumlar
Madde 27- Belediye başkanı ve meclis üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.
Başkan ve meclis üyelerinin yükümlülükleri
Madde 28- Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.
Meclis üyeliğinin sona ermesi
Madde 29- Meclis üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Meclis üyeliğinden istifa dilekçesi belediye başkanlığına verilir ve başkan tarafından meclisin bilgisine sunulur.
Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.
Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.
Meclisin feshi
Madde 30- Belediye meclisi;
a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa,
b) Belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasi konularda karar alırsa, İçişleri Bakanlığının bildirimi üzerine Danıştay’ın kararı ile feshedilir. İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, bu hususu en geç bir ay içinde karara bağlar. Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.
Boşalan meclisin görevinin yerine getirilmesi
Madde 31- Belediye meclisinin;
a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,
b) Meclis üye tam sayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,
c) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,
d) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması,
Hallerinde, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi, belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.
Huzur ve izin hakkı
Madde 32- Meclis başkan ve üyelerine, meclis ve komisyon toplantılarına katıldıkları her gün için, 39 uncu madde uyarınca belediye başkanına ödenmekte olan aylık brüt ödeneğin günlük tutarının üçte birini geçmemek üzere meclis tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenir. Huzur hakkı ödenecek gün sayısı, 20, 24 ve 25 inci maddelerde belirtilen toplantı günü sayısından fazla olamaz ve meclis üyelerine aynı gün için birden fazla huzur hakkı ödenemez.
Meclis üyeleri hastalıkları süresince izinli sayılır. Ayrıca mazeretleri durumunda, bir yıl içindeki toplantı süresinin yarısını aşmamak şartıyla istekleri üzerine meclis tarafından izin verilebilir.
5393 Sayılı Belediye Kanununda Belediye Meclisi ile İlgili Diğer Maddeler
Stratejik plan ve performans programı
Madde 41- Belediye başkanı, mahallî idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içinde; kalkınma plânı ve programı ile varsa bölge plânına uygun olarak stratejik plân ve ilgili olduğu yılbaşından önce de yıllık performans programı hazırlayıp belediye meclisine sunar.
Stratejik plân, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.
Nüfusu 50.000’in altında olan belediyelerde stratejik plân yapılması zorunlu değildir. Stratejik plân ve performans programı bütçenin hazırlanmasına esas teşkil eder ve belediye meclisinde bütçeden önce görüşülerek kabul edilir.
Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacak işlemler
Madde 45- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır. Meclis, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak;
a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan,
b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili, seçer.
Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. Đlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur’a çekilir.
Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca başkan vekili seçildikten sonra belediye başkanlığının (a) bendinde belirtilen nedenlerle boşalması durumunda bu maddeye göre belediye başkanı seçilir.
Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır.
Belediye başkanı görevlendirilmesi
Madde 46- Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır.
Norm kadro ve personel istihdamı
Madde 49- Norm kadro ilke ve standartları İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm kadroları, bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi kararıyla belirlenir.
Belediye personeli, belediye başkanı tarafından atanır. Birim müdürlüğü ve üst yönetici kadrolarına yapılan atamalar ilk toplantıda belediye meclisinin bilgisine sunulur.
Faaliyet raporu
Madde 56- Belediye başkanı, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen biçimde; stratejik plan ve performans programına göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini ve belediye borçlarının durumunu açıklayan faaliyet raporunu hazırlar. Faaliyet raporunda, bağlı kuruluş ve işletmeler ile belediye ortaklıklarına ilişkin söz konusu bilgi ve değerlendirmelere de yer verilir.
Faaliyet raporu nisan ayı toplantısında belediye başkanı tarafından meclise sunulur.
Raporun bir örneği İçişleri Bakanlığına gönderilir ve kamuoyuna da açıklanır.
Bütçenin hazırlanması ve kabulü
Madde 62- Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.
Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Kabul edilen bütçe, malî yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.
Harcama yetkilisi
Madde 63- Belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.
Kesin hesap
Madde 64- Her yıl bütçesinin kesin hesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden sonra nisan ayı içinde encümene sunulur. Kesin hesap, belediye meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır. Kesin hesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı
Madde 73- Belediye, kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilân edilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili resim ve harçların dörtte biri alınır.
Bir yerin kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare olması şarttır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.
Madde 76- Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.
Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.
Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usul ve esasları İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.
Mütevelli, vakfın işlerini idare etmek üzere görevlendirilen kişilere verilen addır. Medenî Kanunun idâre uzuvları dediği kimseler mütevellî demektir. Mütevelli tayininde vakfedenin (vâkıf) iradesi esas alınmakta, iradesinin belirlenemediği durumlarda yetki hâkime geçmekte, mahkemeler karar vermektedir.
Mütevelli tayini ve azli, mütevellide aranacak şartlar, mütevellinin hak ve vazifeleri gibi konular vakfedenin iradesi ve vakıf senedi ile belirlenir. Mütevellî her hangi bir şahıs olabilir; ancak mütevelli heyeti üyesi olmak için gerekli olan vasıflara sahip olması gereklidir.
Bazı vakıflar, vakıflarının tevliyyetini makamlara şart eylemişlerdir. Bu kabilden olarak Fetva Emini olan zata, şehrin kadısına veya valisine meşrut vakıflar vardır ki bunlara Makama Meşrut Vakıf denmektedir. Vakıflar Kanunu ile bu gibi vakıflar zabt olunmuştur. Bir vakfın mütevellîsine o vakfın nezâreti tevcîh olunmaz.
Yasama Dokunulmazlığı, milletvekillerinin, görev süresince meclisin izni olmadan, gözaltına alınamaması, tutuklanamaması, sorguya çekilememesi ve yargılanamamasını ifade eden ve yasama faaliyetlerini gereği gibi yapabilmeleri için cezai takibata uğramalarını önleyen yargı bağışıklığıdır.
Yasama Dokunulmazlığı, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak durumları hariç olmak üzere, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça, milletvekili olduğu süre içerisinde tutulamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Milletvekilliği süresiyle sınırlı geçici bir koruma sağlayan yasama dokunulmazlığı; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun oy çokluğu ile vereceği karar ile kaldırılabilmektedir.
Milletvekillerinin işledikleri iddia edilen suçtan ötürü başlatılan soruşturma sonucunda, cumhuriyet savcılığı tarafından dokunulmazlığın kaldırılması talepli fezleke hazırlanmakta; bu fezleke ilgili bakanlıklarca yapılan teknik değerlendirmelerin sonunda gereği yapılmak üzere TBMM’ye gönderilmektedir. TBMM Başkanlığı, fezlekeyi, Meclis Anayasa Komisyonuna ve Adalet Karma Komisyonu’na sevk etmekte, komisyon, ilgili milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına hükmederse, fezleke eşliğindeki raporunu TBMM Genel Kurulu’na göndermektedir. Genel Kurul’daki oylamada her milletvekili ve her dosya için ayrı oylama yapılmakta, bir milletvekilinin birden fazla dosyası olması halinde her bir dosya için ayrı ayrı oylama yapılarak her bir dosya bakımından dokunulmaz ayrı bir şekilde karara bağlanmaktadır. Siyasi parti grupları, dokunulmazlık oylaması konusunda görüşme yapamamakta ve lehte ya da aleyhte grup kararı alamamaktadır.
Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilinin, milletvekilliği devam etmekte, dokunulmazlık hangi suç iddiası için kaldırılmışsa sadece o iddiadan ötürü yargılanabilmekte, başka konularda yargılanamamaktadır.
Dokunulmazlığın Kaldırılması Kararına Karşı Anayasal Yargı Yolu
6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 54. maddesi; “Dokunulmazlığın kaldırılması veya milletvekilliğinin düşmesi durumlarında iptal talebi” başlığı ile meclisin dokunulmazlığı kaldırması kararına karşı yargı yolunu düzenlemektedir. Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarına karşı, ilgili milletvekili, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan ya da bir diğer milletvekili, kararın alındığı günden başlayarak yedi gün içinde kararın Anayasaya, kanuna veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne aykırılığı iddiasıyla iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir. Meclis kararını iptalini içeren bu talep mahkeme tarafında on beş gün içinde kesin olarak karara bağlanmak zorundadır.
Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 83. maddesi yasama dokunulmazlığını düzenlemektedir.
Anayasanın 83. maddesine göre; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Milletvekilleri; seçimden önce veya sonra bir suç işlediklerinin ileri sürülmesi halinde, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen bayındırlık, imar ve iskân, haberleşme, elektronik haberleşme, elektronik ticaret, denizcilik, posta iş ve hizmetleri ile turizm işleri ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.
Oyuncular : Tom Cruise, Jeanne Tripplehorn, Gene Hackman, Hal Holbrook, Terry Kinney, Wilford Brimley, Ed Harris, Holly Hunter, David Strathairn, Gary Busey, Steven Hill, Tobin Bell, Barbara Garrick, Jerry Hardin, Paul Calderon
John Grisham’ın çok satan romanından uyarlanış olan ve Sydney Pollack imzasıyla sineaya kazandırılan The Firm(Şirket), bir yandan sistem eleştirisi yaparken bir yandan da değişik yönleriyle Şeytanın Avukatı, Rosemary’in Bebeği, ve Stepford Kadınları gibi sinema yapımlarını anımsatmaktadır.
The Firm(Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham‘ı bir araya getirmiştir.
Mütevazi bir aileden gelen çalışkan Mitch McDeere, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden başarıyla mezun olmuş çiçeği burnunda başarılı bir avukattır. New York ve Chicago’dan büyük hukuk firmaları onu kapmak için peşine düşmüştür ama Memphis’deki küçük bir hukuk şirketi Mitch’e diğerlerinden çok daha iyi şartlarla iş teklifinde bulunmuştur. İş için Menphis’e taşınan Mitch ve karısı Abby için hayat bir anda çok iyi gitmeye başlamış, son model bir araba ve yeni bir eve kavuşmuşlardır. Ancak her güzel şeyin bir bedeli vardır ve Mitch bunu keşfetmek üzeredir. Lüks bir ev ve son model Mercedes’le, yüksek primlerle masal gibi bir kariyer başlangıcı, şirketin aile kavramına bakış açısı ve Mitch’in neredeyse tüm gün mesai yapmak zorunda kalmasıyla kabusa dönmüş, Mitch şirketi araştırmaya başlamış, detaylara girdikçe büyük bir belanın içinde olduğunu, yaşadığı hayatın artık kendisine ait olmadığını fark etmiştir.
The Firm(Şirket) büyük ümitlerle başlayıp gerilimli bir işe ve hüsrana dönüşen genç bir avukatın kariyerindeki akıl oyunlarının ve hukuk sistemi içindeki hukuksuzlukların anlatıldığı nitelikli bir hukuk filmidir.
Filmin akışı için bazı eleştirmenler “sıkı bir başlangıç, can sıkıcı bir sonuç” şeklinde değerlendirmeler yapmışlardır.
Filmin esin kaynağı olan The Firm Kitabının takdimi şu şekildedir:
Mitchell McDeere bulunduğu yere varmak için çok çalışmıştı. Bütün büyük firmalar tarafından istenen ve akılda Wall Street olan genç avukat herkesi şaşırtarak Memphis’ da çok özel ve çok zengin bir avukatlık şirketi olan Bendini, Lambert ve Locke Şirketine girer. Mitch ile karısı Abby Tennessee’ ye yerleşip yeni yaşamlarına başlarlar. Genç tirler, mutludurlar ve hızla yükselme yolundadırlar. Ya da kendileri öyle sanırlar.
Çok geçmeden Mitch bir tehlike konusu alır: şirketin iki ortağı Cayman adası açıklarında dalarken kuşkulu bir biçimde ölmüşlerdir. Birden kuşkuları gerçekleşir. Bir lokantada yalnız başına yemek yerken gelen Tarrance adında biri FBI’ dan olduğunu, şirketin güvenlik bölümünün Mitch’ in evine ve arabasına dinleme aletleri yerleştirildiğini ve tehlikede olduğunu söyler. FBI daha sonra Mitch’ le yeniden bağlantı kuracaktır.
Mitch Tarrance ile diğer buluşmalarında şirketin birkaç gerçek müşterisi olmasına karşın kesinlikle bir hukuk şirketi olmadığını öğrenir. Ne olduklarını ve ne yaptıklarını öğrenince dehşete kapılır. Tarrance FBI’ ın içerde bir muhbir aradığını söyler. İşbirliğine yanaşmazsa FBI tarafından bir gün mahkemeye sevkedilecektir, işbirliği yaptığı takdirde şirket kendisini öldürecektir. Bir çıkış yolu yoktur. Yoksa var mıdır? İnsanı son sayfasına kadar bırakmayan romanlardan biri.
Dışişleri Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen uluslararası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarıları ile Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerinin teşkilatlandırılması, idaresi ve dış ilişkilerle ilgili kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyon ayrıca parlamenter diplomasi çerçevesinde, başkan düzeyinde veya heyet şeklinde yurt dışı parlamentolara veya uluslararası örgütlere ziyaretler gerçekleştirmekte, yurt dışından gelen parlamenter heyetlerini veya hükümet temsilcilerini kabul etmektedir.
Çevre Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarından biridir. Komisyonun temel görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen çevrenin korunması ve geliştirilmesi, ekolojik dengenin bozulması, toprak, hava, yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kirlenmesi, ormanların, kıyıların, tarihi ve kültürel değerlerin, tabii varlıkların korunması ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.
Cumhurbaşkanı Seçimi, 6271 Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ile belirlenen kurallar çerçevesinde yapılmaktadır. Kanunun amacı, Cumhurbaşkanı seçimine, Cumhurbaşkanı adaylarında aranacak niteliklere, seçim öncesi, seçim günü ve seçim sonrası yapılması gereken işlemlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonucunda, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılmaktadır. Bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilme hakkı bulunmakta; Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde ise Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilmektedir. Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile nitelikleri, seçimi ve diğer hususlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 8, 101, 103, 104, 105 ve 106’ncı maddelerinde belirtilmiş, Anayasa hükümlerinin nasıl uygulanacağı özel kanunlarla belirlenmiştir.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan yirmi milletvekilinin TBMM üyeleri arasından veya Meclis dışından aday göstermesi veya en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde beşi geçen siyasi partilerin ortak aday göstermesi üzerine, halk tarafından genel oyla seçilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partiler grup kararıyla; diğer siyasi partiler ise tüzüklerinde gösterilen yetkili organlarının kararıyla Cumhurbaşkanlığına aday gösterebilirler. Ayrıca, en az yüz bin seçmenin yazılı teklifiyle Cumhurbaşkanlığına aday olmak mümkündür. Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip her Türk vatandaşı; diğer koşulları da sağlaması kaydıyla Cumhurbaşkanlığına aday olabilmektedir. Adaylar, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, tüzel kişilerden ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek kişilerden bağış ve yardım alamamaktadır.
Cumhurbaşkanlığına aday olup seçilemeyen kamu görevlilerinin tekrar eski görevlerine dönmeleri mümkün olmakla birlikte; Yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar eski görevlerine dönemezler.
Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanmaktadır. İlk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmekte; bu çoğunluk sağlanamazsa, takip eden ikinci pazar günü ilk oylamada en çok oyu almış iki adayın katılacağı ikinci oylamada geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmektedir.
Cumhurbaşkanının görev süresinin dolması veya seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi ya da seçimlerin tamamlanamaması hallerinde, yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam etmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca kurulmuş ihtisas komisyonudur. Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmek; AB’deki gelişmeleri takip etmek ve bu gelişmeler hakkında TBMM’yi bilgilendirmek temel görevleridir.
Komisyon, istenildiğinde, TBMM’ye sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile Kanun Hükmünde Kararnamelerin AB mevzuatına uygunluğunu inceleyerek ihtisas komisyonlarına görüş sunmak üzere kurulmuş olan ihtisas komisyonudur.
Anayasa Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan TBMM ihtisas komisyonlarındandır. Komisyonun görevi, TBMM Başkanlığınca kendisine havale edilen Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün değiştirilmesi hakkındaki kanun tekliflerini, siyasi partiler ve seçim mevzuatı, TBMM üyelerinin statüsü ve hakları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun, Bakanlar Kurulunun ve bakanlıkların kuruluş ve çalışma usulleri ile diğer anayasal kuruluşlar ve benzeri konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir. Komisyonun diğer görevi, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon kapsamında milletvekili dokunulmazlık dosyalarını incelemektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesinde sayılan ihtisas komisyonlarından biridir. Adalet Komisyonunun temel görevi, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine havale edilen adalet işleri ile medeni hukuk, ceza hukuku, borçlar kanunu gibi temel kanunlar, sivil ve askerî yargılama hukuku, mahkemelerin kuruluş ve işleyişleri, kaçakçılıkla mücadele, af, terörizmle mücadele, hâkimler, savcılar ve avukatlar ve benzeri kişilerle ilgili konulardaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.
Unutulma Hakkı, güncelliğini yitiren haberlerin internette yer alması nedeniyle şeref ve itibar hakkının korunması amacıyla internette içerik sağlayıcı tarafından saklanan içeriğin yayından çıkarılmasını talep etme hakkıdır. Bu hak, ifade ve basın özgürlüğü ile kişiliğin korunması ilkesi arasında adil bir denge kurularak korunur. Kişinin şeref ve itibarı korunurken bir yandan ifade ve basın özgürlükleri gözetilmeli, diğer yandan da haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğü engellenmemelidir.
Unutulma Hakkının Amacı ve Kapsamı
Unutulma hakkı, internet ortamında bir haberin uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarının zedelenmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkanlar nedeniyle; ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır. Kişinin sahip olduğu bu hak, halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün özüne dokunamaz.
Gazete, televizyon ve internet siteleri için arşiv niteliğinde olan ve kişilerin unutulma hakkını ihlal eden haberler; kamuya açık dijital alanda tutulmadığı sürece içerik sağlayıcı tarafından arşivde saklanabilmektedir. Haberin sosyal faydasının kaybolması, kamu açısından bir öneminin kalmaması, istatistiki ve bilimsel amaçlar yönünden internet ortamında habere ulaşmayı gerekli kılan nedenlerin olmaması durumunda, öncelikle içerik sağlayıcıdan talep edilmeli, talebin reddi halinde bireyin şahsiyetinin korunması bakımından mahkemeler tarafından sağlanmalıdır. Siyasi veya medyatik kişiliğe sahip olmayan kişiler hakkındaki güncel olmayan haberlerin kamuya açık portallarda gösterilmeye devam etmesinin toplum yararı bakımından bir öneme kalmadığından ulaşılabilirliğinin engellenmesi zaruridir.
Unutulma hakkı, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın 2014 yılında verdiği ‘Google’ kararı ile yaygın bir uygulamaya dönüşme eğilimi kazanmıştır. Türkiye’de ise 2016 yılında yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu; kişilerin temel hak ve özgürlükleri arasında yer almakta olan “özel hayatın gizliliğinin korunmasına” hizmet etmek üzere çıkarılmıştır.
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile diğer mevzuatı bir arada değerlendirmek gerekmektedir. Bu çerçevede, dijital platformlarda kişilerin mahremiyetine dönük risk içeren tehditleri ortadan kaldırabilmek amacıyla; kişisel verilerin korunması hakkının devamı niteliğindeki unutulma hakkı da önem arz etmektedir.
İstanbul Seçimleri için tutulan Adalet Nöbeti, 22 Haziran 2019 Cuma günü saat 12.00’da İstanbul Adalet Sarayında 16 baro başkanı ve avukatların katılımıyla bir adalet nöbeti tutulmuştur.
Baro’nun resmi web sitesinden yapılan açıklama şu şekildedir:
“Yüksek Seçim Kurulunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini hukuka ve akla aykırı bir kararla 6 Mayıs 2019’da iptal etmesi üzerine İstanbul Barosu Başkanlığının ev sahipliğinde ve öncülüğünde 7 Mayıs 2019 Salı günü bir sosyal medyada ve WEB sayfamızda canlı olarak yayınla deklarasyonla ‘Demokrasi İçin Dayanışma Nöbeti’ tutulacağı duyuruldu.
8 Mayıs 2019 Çarşamba günü İstanbul Barosu önünde sadece avukatlarla başlayan Demokrasi İçin Dayanışma nöbeti kartopu misali değişik toplum kesimlerini, meslek örgütlerini, sanatçıları harekete geçirdi. Nöbet gün geçtikçe büyüdü, gelişti ve etkinleşti.
22 Haziran 2019 Cuma günü saat 12.00’da İstanbul Adalet Sarayında 16 baro başkanı ve avukatların katılımıyla bir adalet nöbeti tutuldu.
Nöbetin ev sahibi İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, nöbeti şu sözlerle özetledi.
“Her yerde adalet aramaya devam edeceğiz. YSK’nın verdiği karar çerçevesinde 23 Haziran bizim için önemli bir kilometre taşı oldu. 6 Mayısta demokrasiyi elimizden almaya kalkıştılar. Savunmanın temsilcileri olarak demokrasimiz onlara vermeyeceğimizi göstermemiz gerekiyor. Bunun için büyük bir dayanışma içersindeyiz. Bu dayanışma içinde olan baro başkanlarımızla 24 Haziranda demokrasiye ilişkin bir başka çalışmayı daha yapacağız.
YSK’nın 6 Mayıs kararı bize demokrasinin hukuka ihtiyacı olduğunu gösterdi. Bu ihtiyacı gidermek için sandık başlarında olacağız. Baroların seçin güvenliğine ilişkin yapacağı hizmetler tarihisel bir önem taşıyor. Bu tarihsel önem demokrasi tarihimize de çok ciddi bir katkı olarak yazılacaktır. Demokrasi bizim için her şey. Demokrasi olmazsa ne hukuku, ne adaleti sağlayamayacağımızı biliyoruz.
Buralara kadar gelerek mücadelemize destek veren baro başkanlarımız da sizlere hitap edecekler, şimdi söz konuk baro başkanlarımızda”.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu’nun açılış konuşmasından sonra sırasıyla konuk baro başkanları söz alarak konuştular.
Adana Barosu Başkanı Av. Veli Küçük,
Amasya Barosu Başkanı Av. Ahmet Melik Derindere,
Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan,
Artvin Barosu Başkanı Av. Ali Uğur Çağal,
Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt,
Balıkesir Barosu Başkanı Av. Erol Kayabay,
Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan Altun,
Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın,
Gaziantep Barosu Başkanı Av. Av. Bektaş Şarklı,
Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem Dönmez,
Mersin Barosu Başkan Yardımcısı Av. Fatma Demircioğlu,
Şanlıurfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Necati Taş,
Kent Konseyi Yönetmeliği, Bu Kanunun amacı, belediyenin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usûl ve esaslarını düzenleyen 2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 76. maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Kanuna ve Yönetmeliğe göre kurulan Kent Konseyleri ayrıca kendi yönergelerini oluşturmakta; çalışma usul ve esaslarını düzenleyebilmekte, alt çalışma gruplarını kurabilmektedir.
Adalar Kent Konseyi
Belediye Kanununun ilgili maddesi Kent konseyinin kuruluşunu ve görevlerini kısaca tanımlamış, konseyin faaliyetleri ve çalışma biçiminin Kent Konseyi Yönetmeliği ile düzenlenmesine karar verilmiştir. Belediye Kanununa göre Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışmak içi kurulmuştur. Belediyeler; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlayacaktır. Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilecektir.
Beyoğlu Kent Konseyi
Yasa ile kurulan Kent Konseyi Yönetmeliği ile çalışma biçimleri düzenlenen Kent Konseyleri bir araya gelerek Türkiye Kent Konseyleri Birliğini oluşturmuşlardır. Birlik, coğrafi olarak bütün bölgelerden ve farklı siyasi yelpazeden partilerin oluşturduğu belediyelerce kurulmuş kent konseylerinin katılımıyla oluşturulmuştur.
Kent Konseyi Yönetmeliği
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışan kent konseylerinin çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; kent konseylerinin oluşumunu, yönetim
Beşiktaş Kent Konseyi
ilkelerini, organlarını, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarını kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 76 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;
a) Belediye: Kent konseyi oluşumuna yardım ve destek sağlayan belediyeyi,
b) Kent konseyi: Merkezi yönetimin, yerel yönetimin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun ortaklık anlayışıyla, hemşehrilik hukuku çerçevesinde buluştuğu; kentin kalkınma önceliklerinin, sorunlarının, vizyonlarının sürdürülebilir kalkınma ilkeleri temelinde belirlendiği, tartışıldığı, çözümlerin geliştirildiği ortak aklın ve uzlaşmanın esas olduğu demokratik yapılar ile yönetişim mekanizmalarını,
c) Meclisler ve çalışma gurupları: Kadın ve gençlik meclisleri başta olmak üzere kent konseyinin görev alanlarında, yönetişim anlayışına dayalı ve sürdürülebilir kalkınma içinde çeşitli toplum kesimlerinin kent yönetimine katkıda bulunmalarını, kaliteli ve yaşanabilir bir kentin yönetiminde aktif rol almalarını hedefleyen ve gönüllülük esasında oluşmuş ortak yapıları,
ç) Yerel gündem 21 programı: Birleşmiş Milletler Rio Yeryüzü Zirvesinde 1992 yılında kabul edilen ve 21 inci yüzyılın gündemini belirleyen Gündem 21 başlıklı Eylem Planının 28 inci bölümü uyarınca, yerel yönetimlerin öncülüğünde, sivil toplumun ve diğer ortakların, birlikte kendi sorunlarını ve önceliklerini belirleyerek, kentleri için Yerel Gündem 21 olarak adlandırılan 1997 yılından itibaren uygulanan Türkiye Yerel Gündem 21 Programını,
d) Yönetişim: Saydamlık, hesap verebilirlilik, katılım, çalışma uyumu, yerindenlik veetkinlik gibi kriterlere dayanan, çok aktörlü ve toplumsal ortaklıklara dayalı yönetim anlayışını,
e) YG21: Yerel Gündem 21’i, ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Kent Konseyinin Kuruluşu, Görevleri ve Çalışma İlkeleri
Kent Konseyinin Oluşumu, Görevleri ve Çalışma İlkeleri
MADDE 5 –(Başlığı ile değişik:RG-6/6/2009-27250)
(1) Kent Konseyleri belediye teşkilatı olan yerlerde, mahalli idareler genel seçim sonuçlarını izleyen 3 ay içinde, 8 inci maddede belirtilen üyelerden oluşur.
(2) Kent konseyi genel kurulu ilk toplantısını yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile toplanır. Belediye başkanının başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu seçer.
(3) Divan kurulunun oluşturulmasından sonra, kent konseyi yürütme kurulu ve kent konseyi başkanı seçilir.
Kent konseyinin görevleri
MADDE 6 – (1) Kent konseyinin görevleri;
a) Yerel düzeyde demokratik katılımın yaygınlaştırılmasını, hemşehrilik hukuku ve ortak yaşam bilincinin geliştirilmesini, çok ortaklı ve çok aktörlü yönetişim anlayışının benimsenmesini sağlamak,
b)(Değişik:RG-6/6/2009-27250)Sürdürülebilir gelişmenin sağlanması ve bu konuda ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik planların hazırlanması ve uygulanmasını sağlamak,
c) Kente ilişkin temel stratejiler ve faaliyet planlarının belirlenmesinde, uygulama ve izleme süreçlerinde tüm kenti kapsayan ortak bir aklın oluşturmasına katkıda bulunmak,
ç) Yerellik ilkesi çerçevesinde katılımcılığı, demokrasiyi ve uzlaşma kültürünü geliştirmek,
d) Kentin kimliğine ilişkin tarihi, kültürel, doğal ve benzeri değerlere sahip çıkmak ve geliştirmek,
e) Kent kaynaklarının etkili, verimli ve adil kullanımına katkıda bulunmak,
f) Sürdürülebilir kalkınma anlayışına dayalı kentin yaşam kalitesini geliştiren, çevreye duyarlı ve yoksulluğu giderici programları desteklemek,
g) Sivil toplumun gelişmesine ve kurumsallaşmasına katkıda bulunmak,
ğ) Çocukların, gençlerin, kadınların ve engellilerin toplumsal yaşamdaki etkinliklerini arttırmak ve yerel karar alma mekanizmalarında aktif rol almalarını sağlamak,
h) Kent yönetiminde saydamlık, katılım, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik ilkelerinin uygulanmasına katkıda bulunmak,
ı) Kent konseyinde oluşturulan görüşlerin değerlendirilmek üzere ilgili belediyeye gönderilmesini sağlamaktır.
Çalışma ilkeleri
MADDE 7 – (1) Kent konseyi, aşağıdaki ilkeler temelinde çalışmalarını sürdürür.
a) YG21 süreci kapsamında, kentine sahip çıkma, aktif katılım ve çözümde ortaklık ilkelerinin bütünlüğünde, kentlerin yaşanabilir bir geleceğe taşınmasına katkıda bulunmak,
b) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin imzaladığı ve onayladığı Birleşmiş Milletler Zirveleri ile diğer uluslar arası sözleşmelerde kent ve kent yaşamına yönelik temel ilkeleri hayata geçirmek,
c) Kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini ön planda tutmak,
ç) Kent konseyi, uluslararası gelişmeleri ve ülke koşullarını gözeterek, tarafsız bir yaklaşımla görüş ve önerilerini oluşturmak,
d) Katılımcılığı ve ortak akla dayanan uzlaşmayı esas almak,
e) Değişimi ve yenilikleri önceden fark ederek sonuç odaklı çalışma kültürünü benimsemektir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kent Konseyi Üyeliği ve Organları (Değişik Başlık:RG-6/6/2009-27250)
Kent konseyi üyeliği
MADDE 8 –(Başlığı ile değişik:RG-6/6/2009-27250)
(1) Kent konseyi; merkezi yönetimi, yerel yönetimi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını ve sivil toplumu ortaklık anlayışı ile buluşturmak üzere aşağıda belirtilen kişi, kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluşur:
a) Mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi,
b) Belediye başkanı veya temsilcisi,
c) Sayısı 10’u geçmemek üzere illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri,
ç) Mahalle sayısı yirmiye kadar olan belediyelerde bütün mahalle muhtarları, diğer belediyelerde belediye başkanının çağrısı üzerine toplanan mahalle muhtarlarının toplam muhtar sayısının yüzde 30’unu geçmemek ve 20’den az olmamak üzere kendi aralarından seçecekleri temsilcileri,
e) Üniversitelerden ikiden fazla olmamak üzere en az bir temsilci, üniversite sayısının birden fazla olması durumunda her üniversiteden birer temsilci,
g) Kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi.
Organları
MADDE 9 – (1) Kent konseyi aşağıdaki organlardan oluşur:
a) Genel Kurul
b) Yürütme Kurulu
c) Meclisler ve çalışma grupları
ç) (Ek:RG-6/6/2009-27250) Kent konseyi başkanı
Genel kurul
MADDE 10 –(Değişik:RG-6/6/2009-27250)
(1) Genel kurul, kent konseyinin en yetkili organı olup 8 inci maddede sayılan üyelerden oluşur. Genel kurul, her yıl ocak ve eylül aylarında yapacağı iki toplantıdan az olmamak üzere, üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır.
(2) Genel kurula kent konseyi başkanı başkanlık eder. Başkanın bulunmaması halinde yürütme kurulunun en yaşlı üyesi toplantıya başkanlık eder.
(3) Genel kurul; yürütme kurulunun, meclislerin ve çalışma gruplarının seçim ve çalışma esaslarını, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, çalışma yönergesi ile belirler.
Yürütme kurulu
MADDE 11 – (1) (Değişik:RG-6/6/2009-27250) Yürütme kurulu, genel kurul tarafından birinci dönem için iki, ikinci dönem için üç yıl görev yapmak üzere seçilen, kadın ve gençlik meclis başkanlarının da yer aldığı en az yedi kişiden oluşur. Yürütme kuruluna kent konseyi başkanı, bulunmaması halinde yürütme kurulunun en yaşlı üyesi başkanlık eder.
(2) Yürütme kurulu, genel kurulun gündemini tespit eder ve genel kurul tarafından oluşturulan görüşleri ilgili belediyeye sunar ve uygulamayı izler.
Kent konseyi başkanı
MADDE 11/A –(Ek:RG-6/6/2009-27250)
(1) Kent konseyi başkanı genel kurul tarafından seçilir. Kent konseyi başkanının görev süresi, yürütme kurulunun görev süresiyle paralel olmak üzere ilk dönem için iki yıl, ikinci dönem için üç yıldır.
(2) Kent konseyi başkanının seçimi için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü tur oylama yapılır. Üçüncü oylamada en fazla oyu alan aday, başkan seçilmiş olur.
(3) Kent konseyi başkanının seçimi, kent konseyinin ilk toplantısının birinci birleşimde tamamlanır.
(4) Kent konseyi başkanının izin, hastalık veya başka bir sebeple görevi başında bulunmadığı hallerde, bu süre içinde kendisine yürütme kurulunun en yaşlı üyesi vekalet eder.
Meclisler ve çalışma grupları
MADDE 12 – (1) Kent konseyleri, görev alanına giren konularda meclis ve çalışma gurupları oluşturabilir.
(2) Meclislerin ve çalışma gruplarının çalışma usul ve esasları genel kurulca belirlenir.
(3) Meclislerde ve çalışma guruplarında oluşturulan görüşler, kent konseyi genel kurulunda görüşülerek kabul edildikten sonra değerlendirilmek üzere ilgili belediye meclisine sunulur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Toplantı ve görüşme usulü
MADDE 13 – (1) Kent konseyi organları, çalışma yönergelerinde belirlenen yer ve zamanlarda üye tam sayısının salt çoğunluğu ile olağan olarak toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alır. Oylamada eşitlik çıkması halinde başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır.
(2) Genel kurul, yürütme kurulu başkanı tarafından doğrudan veya 8 inci maddede öngörülen katılımcı sayısının üçte birinin teklifi üzerine olağan üstü toplantıya çağırılabilir.
Görüşlerin ilanı
MADDE 14 – (1) Kent konseyi genel kurulunca oluşturulan görüşler, belediye meclisinin ilk toplantısında değerlendirildikten sonra belediye tarafından kent konseyine bildirilir ve uygun araçlarla kamuoyuna duyurulur.
Genel sekreterlik
MADDE 14/A –(Ek:RG-6/6/2009-27250)
(1) Kent konseyi genel sekreteri, belediye başkanı tarafından önerilen üç aday arasından yürütme kurulu tarafından seçilir.
(2) Kent konseyi genel sekreteri, 6 ncı maddede belirtilen görevlerin yerine getirilmesini koordine eder. Meclisler, çalışma grupları ve benzeri yapılar arasındaki çalışma uyumunu ve koordinasyonu sağlar.
(3) Genel sekreter, kent konseyi başkanına ve yürütme kuruluna karşı sorumludur
Sekreterya hizmetleri
MADDE 15 – (1) Kent konseyinin sekreterya hizmetleri, ilgili belediye tarafından önerilecek ve yürütme kurulu tarafından kabul edilecek görevliler tarafından yerine getirilir.
(2) (Değişik:RG-6/6/2009-27250) Sekreterya hizmetlerini yürüten personel, bu çalışmalarında genel sekretere karşı sorumludur.
Yönerge çıkarma
MADDE 16 – (1) Kent konseyi genel kurulu bu Yönetmeliğe aykırı olmamak kaydıyla uygulama yönergeleri çıkarabilir.
Kent konseyinin mali yapısı
MADDE 16/A –(Ek:RG-6/6/2009-27250)
(1) Belediyeler kent konseylerine, bütçelerinde ödenek ayırmak suretiyle ayni ve nakdi yardım yapar ve destek sağlar.
GEÇİCİ MADDE – (1) YG21 Programının uygulandığı yerlerde, kent konseyi veya benzeri adlarla oluşturulmuş yapılanmalar bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilir. Kent konseyi bulunmayan belediyelerde ilk toplantı, belediye başkanının çağırısı ile yapılır.
(2) Kent konseyi ve benzeri adlarla oluşturulmuş mevcut yapılanmalara ve ilk toplantıya ilişkin işlemler bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir yıl içerisinde tamamlanır.
(3) Kent konseyi ilk toplantısını, belediye başkanının çağrı yazısında bildirilen gündemle, ilan edilen yer ve tarihte yapar. Bu toplantıda yürütme kurulu oluşturulur.
Kent Konseyi Yönetmeliği
Yürürlük
MADDE 17 – (1) Bu Yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 18 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini (Değişik ibare:RG-23/5/2019-30782)Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür.
Kent Konseyi Yönetmeliğinin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin
Tarihi
Sayısı
8/10/2006
26313
Kent Konseyi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapan Mevzuatın Yayımlandığı Resmî Gazetelerin
Hukuk Felsefesi isimli eser Prof. Dr. Adnan Güriz tarafından yazılmış ve Siyasal Kitabevi tarafından okuyucuya sunulmuştur. Kitap, hukuk felsefesindeki temel sorulardan başlayarak eski ve yeni hukuk felsefelerine yer vermektedir. Ayrıca yeni hukuk felsefesi konularından feminizm ve postmodernizm konularını da incelemektedir. Kitap, sınırlı sayıdaki hukuk felsefesi eserinin dil ve anlatım bakımından en başarılı olanlarındandır. Hukuk ve felsefe ilişkisini bilimsel derinlik ve akıcı bir dille okuyucuya sunmaktadır.
Hukuk Felsefesi – Adnan Güriz
Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi alanındaki çalışmalarına yaşamı boyunca büyük bir önem veren Güriz, İngilizce ve Fransızca bilmenin avantajı ile literatüre büyük katkılarda bulunmuştur. Güriz, Modern Türk Hukukunun kurucularından olan Ernst Hirsch‘ten etkilenerek Hukuk Felsefesine ilgi duymaya başlamış, yazdığı Hukuk Felsefesi kitabıyla hukuk felsefesi derslerinin vazgeçilmez bir kaynağını yaratmış, hukuk başlangıcı ve hukuk sosyolojisi alanında otorite olarak anılmıştır. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi derslerinin hukuk metodolojisi bakımından hukuk başlangıcı dersleri ile birlikte verilmesi gerektiğini savunmuş, hasta yatağında dahi doktora tezlerini inceleyecek kadar bilime bağlı kalmıştır. Hukuk Başlangıcı ve Hukuk Felsefesi kitaplarında ilk kez “Feminist Hukuk Teorisi” başlığına yer vermiştir.
Prof. Güriz’in fikirlerinden etkilendiği hocası Prof. Hirsch’in yazmış olduğu Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi isimli eseri
“Hukuk Felsefesi’nin Hukuk Fakülteleri programlarında zorunlu ders olarak yer alması öğrencinin hukuk hayatının genel ve soyut gerçekliği hakkında bilgi ve düşünce sahibi olması bakımından büyük önem taşımaktadır. İyi bir hukukçu davranışlarında ve kararlarında sadece somut olguyu değil aynı zamanda hukuk sürecinin toplum yaşamındaki etkilerini de göz önünde bulundurmakla yükümlüdür. Bunu yaparken hukukçu kendisini yalnızca karar veren değil kararın sonuçlarını da değerlendiren bir yapının parçası olarak görmelidir. Başka bir deyişle empati, yani karar verenin kendisini karar verilen yerine koyması hukukun etkinliği ve tarafsızlığı bakımından önem taşımaktadır. Bu amaca ulaşmada felsefe bilgisi çok önemli bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Felsefe dünyasına yabancı olmayan bir hukukçu pozitif hukuku daha iyi anlamak ve uygulamak şansına sahip olabilir.”
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri, 21.11.2012 tarih, 6361 no’lu Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun ilgili maddelerine göre kurulan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği tarafından 30.04.2015 tarihinde ilan edilen etik ilkelerdir.
Birlik, meslek ilkelerini belirlemek suretiyle üyelerin birlik ve mesleğin gerektirdiği disiplin içinde ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak; üyelerinin uyacakları meslek ilkeleri ve standartlarını belirlemek ve haksız rekabeti önlemek için çalışmalar yapmaktadır.
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri
Genel Hükümler
Amaç ve kapsam
Madde 1-Birlik üyesi şirketlerin, gerek birbirleri, gerek müşterileri ve hissedarları gerekse de çalışanları ve diğer kurumlar arasındaki her türlü iş ve işlemlerinde uygulanacak Birlik Mesleki Etik İlkelerinin temel amacı; finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin iştigal konularıyla alakalı olarak sektörlerde mesleki saygınlık duygusunun sürekliliğinin sağlanması, istikrar ve güvenin korunmasıdır.
Bu düzenlemede geçen “Birlik üyesi Şirketler” sözcüğü, Birliğimiz üyesi Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerini kapsamaktadır.
Hukuki dayanak
Madde 2- Bu etik ilkeler 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 41 ve 42.3 maddeleri ile 25.07.2013 yürürlük tarihli Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği Statüsü’nün 4’üncü maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Genel ilkeler
Madde 3- Mali piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, ekonomik kalkınmanın gereklerini de dikkate alarak, kredi sistemlerinin etkin şekilde çalışmasının sağlanması, ekonomide önemli zararlar doğurabilecek işlem ve uygulamaların önlenmesinin yanı sıra toplumsal yararın gözetilmesi ve çevrenin korunması amacıyla Birlik üyesi şirketler aşağıda belirtilen genel ilkeler doğrultusunda faaliyet gösterir.
Birlik üyesi Şirketler;
a) Dürüstlük
Faaliyetlerini yerine getirirken müşterileri, çalışanları, hissedarları, grup şirketleri ve diğer sektör şirketleri (finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri), kurum ve kuruluşlar ile olan ilişkilerinde dürüstlük ilkesine bağlı kalırlar.
b) Tarafsızlık
Gerek çalışanları gerekse müşterileri arasında ayrim gözetmez, önyargılı davranışlardan kaçınırlar. Müşterilerine hizmet sunarken ulus, din, finansal ve toplumsal statü, cinsiyet gibi farklılıklar gözetmezler.
c) Güvenilirlik
Tüm hizmet ve işlemlerde, müşterilere karşılıklı güven anlayışı içerisinde açık, anlaşılır ve doğru bilgi verirler, müşteri hizmetlerini zamanında ve eksiksiz yerine getirirler.
d) Şeffaflık
Müşterilerini; kendilerine sunulan ürün ve hizmetlere ilişkin hak ve yükümlülükler, yarar ve riskler gibi konularda açık, anlaşılır ve net biçimde bilgilendirirler.
e) Toplumsal Yararın Gözetilmesi ve Çevreye Saygı
Tüm faaliyetlerinde karlılık yanında, toplumsal yararın gözetilmesi ve çevreye saygı ilkeleri ışığında Sosyal ve kültürel etkinliklere destek sağlamaya özen gösterirler.
f) Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerinin Aklanması ile Mücadele
Uluslararası normlar ve ulusal mevzuat hükümleri çerçevesinde, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması, yolsuzluk ve benzeri suçlarla mücadeleyi önemli bir ilke olarak benimseyerek gerek kendi aralarında, gerekse konuyla ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla ve yetkili mercilerle işbirliği yapmaya özen gösterirler. Kendi iç bünyelerinde de bu amaca yönelik gerekli önlemleri alır ve personeli için eğitim programları düzenlerler.
g) İçeriden Öğrenenlerin Ticareti
İçeriden öğrenilen bilgilerin kullanımının önlenmesi için gerekli her türlü tedbiri alırlar.
Birlik Üyesi Şirketlerin Kamu Kurum ve Kuruluşları ile ilişkileri
Kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkiler
Madde 4-
(1) Birlik üyesi şirketler; kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilerinde, dürüstlük, hesap verebilirlik ve saydamlık ilkeleri doğrultusunda hareket eder, mevzuat gereği denetim ve kontrol amacıyla istenen bilgi, belge ve kayıtların doğru, eksiksiz şekilde ve zamanında iletilmesi konularına özen gösterirler.
(2) Birlik üyesi şirketler, münhasıran şirketlerini ilgilendiren konular dışında, sonuçları itibariyle sektörleri bağlayıcı nitelikte olabilecek konularda kamu kurum ve kuruluşlarından görüş almadan önce Birliği bilgilendirirler.
Birlik Üyesi Şirketler Arası İlişkiler
Şirketler;
Bilgi Alışverişi
Madde 5- Mevzuatın izin verdiği ölçüler çerçevesinde, birlik üyesi şirketler kendi aralarında her konudaki bilgi alışverişini doğru ve sistematik olarak gerçekleştirirler.
Personel Hareketleri
Madde 6- Personel istihdamı konusunda haksız rekabete yol açabilecek her türlü uygulamadan kaçınırlar.
İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca personel istihdamında sözleşme ve hareket serbestisi bulunmakla birlikte, eleman alımlarının diğer şirketlerin hizmetlerini kesintiye uğratmayacak ölçüde olmasına özen gösterirler.
Eski çalışanları hakkında diğer şirketler tarafından talep edilen bilgileri yanıtlarken objektif ve dürüst davranırlar.
Rekabet
Madde 7- Rekabeti, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri sektöründeki tüm şirketler arasında özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan, mevzuata uygun bir yarış olarak kabul ederler. Bu nedenle, serbest piyasa ekonomisi içerisinde sürdürdükleri faaliyetlerinde kendi menfaatlerinin yanı sıra,
a) genel olarak finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerine olan güvenin sürekli olması,
b) sektörlerin gelişimi için çaba sarf edilmesi,
c) ortak menfaatlerin gözetilmesi
ilkeleri çerçevesinde haksız rekabet oluşturan beyan ve davranışlardan kaçınırlar.
Bu ilke şirket tüzel kişilikleri açısından geçerli olduğu gibi, şirketlerin yöneticilerinin ve çalışanlarının beyan ve davranışlarını da içerir.
İlan ve reklamlar
Madde 8- Gerek kendi mali yapılarının gerekse birlik üyesi şirketlerin ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve pazarlamasına ilişkin duyuru, ilan ve reklamlarında., yasal düzenlemelere ve genel ahlaka uygun, dürüst ve gerçekçi davranır, sektörlerin saygınlığına zarar verebilecek, itibarını zedeleyecek ve kamuoyunda yanlış tanınmasına sebep olabilecek her türlü hareketten kaçınırlar.
Duyuru, ilan ve reklamlarında diğer Birlik üyesi şirketleri ya da diğer Birlik üyesi şirketlerin ürün ve hizmetlerini kötüleyen nitelikteki ifade ya da ibarelere yer vermezler.
Birlik Üyesi Şirketlerin Müşterileri ile ilişkileri
Müşterilerin bilgilendirilmesi
Madde 9- Birlik üyesi şirketler, müşterilerine sundukları her türlü ürün ve hizmetlere ilişkin olarak, hizmet ilişkisinin her aşamasında ve her konuda, mevzuatta belirtilen sınırlamalara riayet etmek sureti ile doğru, eksiksiz ve zamanında bilgi aktarımı yaparlar.
Müşteri sırrı
Madde 10-Birlik üyesi şirketler, bilgi ve belge istemeye kanunen açıkça yetkili kişi ve merciler dışında müşterilere ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri gizli tutmak ve özenle saklamak zorundadırlar.
Hizmet kalitesi
Madde 11-Birlik üyesi şirketler, hizmet kalitesini; müşteri ihtiyaç ve beklentilerinin verilecek nitelikli hizmetle karşılanabilmesinin ön koşulu sayarlar. Bu kavramın iki temel ögesi olan teknolojik altyapı ve nitelikli insan kaynağının, hizmet kalitesinde sürekli gelişime uygun kullanımı için özen gösterirler.
Tüm müşterilerine aynı kalitede ve aynı düzeyde hizmet sunarlar. Bununla beraber, hedef pazarın belirlenerek, organizasyonel yapının ve ürün yelpazesinin hedef kitleye göre farklılaştırılması ya da ayrı risk grubundaki müşterilere farklı yaklaşımlarda bulunulması, müşteriler arasında ayırım yapıldığı veya müşterilerin kategorize edildiği şeklinde yorumlanamaz.
Müşteri şikâyetleri
Madde 12- Birlik üyesi şirketler, müşterilerinin verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bîr sistem kurarlar ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirirler.
Müşteri şikâyetlerinin nedenlerini araştırarak, haklı şikayetlerin tekrarlanmaması için gereken önlemleri alırlar. Yakınmalara neden olan hatalı uygulamaların düzeltilmesi ve yinelenmesinin önlenmesi amacı ile çalışanlarını bilgilendirirler.
Güvenlik
Madde 13- Birlik üyesi şirketler, teknolojik gelişme, değişen hizmet kanalları nedeniyle her türlü hizmet ortamında işlem güvenliğinin sağlanmasına yönelik gerekli teknik ve hukuksal tüm önlemleri alırlar.
Aldıkları önlemlere ve müşteriler tarafından alınması gereken tedbirlere ilişkin müşterilerini bilgilendirirler.
Şirketlerin Çalışanları ile İlişkileri
Çalışanların genel nitelikleri
Madde 14 – Çalışanlarının, görevlerinin gerektirdiği bilgi, birikim ve sorumluluk duygusuna sahip kişilerden oluşmasına özen gösterirler.
İşe alma ve kariyer gelişimi
Madde 15- Çalışanlar arasında ayırım gözetmeksizin, gerek ise alınmada, gerekse kariyer gelişiminde eşit olanaklar sağlamaya özen gösterirler. İnsan kaynaklarını en iyi biçimde yönetme ilkesinden hareketle, çalışanlarının çağın ve mesleğin gerektirdiği bilgi düzeyine ulaşmaları amacıyla eğitim, kurs, seminer ve benzeri olanaklar sağlarlar.
Çalışanlarının mesleki yükselmelerinde; bilgi, yetenek ve kişisel başarı kadar, FKB Etik İlkeleri’ne bağlılık ve anılan ilkelerin uygulanmasındaki özeni de dikkate alırlar.
Temsil ilkeleri ve çalışma ortamı
Madde 16– Çalışanlarının; mesleğin saygınlığına uygun şekilde ve şirketlerini temsil ettiklerinin bilinci içinde, temiz ve bakımlı olmalarını öngören iç düzenlemeler yaparlar.
Tüm hizmet birimlerinde çalışanlarının motivasyonunun artırılması ve daha iyi koşullarda hizmet sunulması yönünde önlemler alır, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasını sağlarlar.
Mesai saatleri
Madde 17- İs yoğunluğuna uygun sayıda çalışan istihdamına özen gösterir, çalışanların mesai içerisinde maksimum verim alma yönünde organize eder, mesai saatleri dışına çıkılmaması ve çalışanlarının düzenli yıllık izin kullanmaları konularında azami çaba gösterirler.
Çalışanların hakları
Madde 18- Çalışanlarının tabi olduğu mevzuat hükümlerinden doğan haklarının zamanında ve eksiksiz olarak sağlanmasına özen gösterirler.
Çalışanların müşterilerle ilişkileri
Madde 19- Şirket çalışanlarının;
– müşterilerle borç-alacak, kefalet gibi etik ilkelerle bağdaşmayan ilişkilere girmelerini,
– mevcut veya potansiyel müşterilerden hediyeler almalarını,
– konumlarını kullanarak, gerek kendi iş ortamlarından gerekse müşterilerinin iş olanaklarından
kişisel çıkar sağlamalarını engelleyici iç düzenlemeler yaparlar.
Birlik üyesi Şirketlerin çalışanlarının Uyacakları Meslek Kuralları ve Etik ilkeler
Meslek kuralları ve çalışanların uyacakları etik ilkeler
Madde 20- Şirket çalışanları;
a) görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uymak,
b) müşterilerini, kendilerine sunulan ürün ve hizmetlerin sağlayacağı fayda ve doğuracağı riskler konusunda bilgilendirmek,
c) aynı hizmeti alan müşterilere tarafsız ve adil hizmet sunmak,
d) sıfat ve görevleri dolayısıyla şirketlerine ve müşterilerine ait öğrendikleri sırlan, bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklamamak,
e) çalışma ve davranışlarında şirketin itibar kaybına sebebiyet vermemek,
f) “Ticari işletme” veya “Esnaf işletmesi” sayılmalarını gerektiren faaliyetlerde bulunmamak,
g) adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmamak,
h) görevlerini gerçekleştirirken diğer çalışanlar ile saygılı ve özenli iletişim kurmak suretiyle ortak amaçlar yönünde işbirliği sağlamak,
i) şirkete ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmamak,
j) görev ve sıfatlarını kullanarak, gerek kendi iş ortamlarından gerekse müşterilerinin olanaklarından kişisel çıkar sağlamamak,
k) kendilerine yapılan menfaat sağlamaya yönelik teklifleri derhal reddetmek, yetkili makamlara ve amirlerine bildirmek,
l) müşterilerle borç-alacak, kefalet gibi etik ilkelerle bağdaşmayan ilişkilere girmemek,
m) mevcut veya potansiyel müşterilerden teamül dışında hediyeler almamak,
n) hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olmak ile yükümlüdürler.
Sektörlerle ilgili şirketlerin etik ilkelerinin geliştirilmesi
Madde 21-Şirketler, etik ilkelerin geliştirilmesi ve gerektiğinde değişiklikler yapılmasını sağlamak üzere, Birlik Yönetim Kuruluna diledikleri zaman öneriler getirebilirler.
Madde 22- Birlik Yönetim Kurulu bu Mesleki İlkelerin uygulanmasına yönelik olarak Mesleki Tanzim Kararları alabilir.
Şirketlerinin Birlik ile ilişkileri
Madde 23- Şirketler; FKB ile ilişkilerinde, dürüstlük ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda hareket eder, talep edilen bilgi, belge ve kayıtların doğru, eksiksiz şekilde ve zamanında iletilmesi konularına özen gösterirler.
Madde 24- Şirketler FKB’ nin;
a) paylaştığı diğer üye şirket bilgilerini,
b) kamu kurum ve kuruluşları ile yaptığı yazışmaları,
c) hizmet aldığı kurum ve danışmanları ile yaptığı anlaşmaları,
d) gizli olarak gönderdiği her türlü bilgi ve belgeyi
kamuoyuna açıklamazlar.
Diğer Hükümler
Uyumsuzlukların tespiti ve yaptırım
Madde 25-Şirketlerin etik ilkelere ve Mesleki Tanzim Kararlarına aykırı olduğu iddia edilen işlem veya eylemleri öncelikle ilgili sektör temsil kurullarında değerlendirilerek Birlik Yönetim Kurulu kararına sunulur. Birlik Yönetim Kurulu tarafından bu etik ilkelere aykırı hareket ettiği kararına varılan şirketler hakkında 6361 sayılı Kanunun 42.3 maddesi kapsamında idari para cezası kararı verilebilir ve ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na bildirilir.
Yürütme
Madde 26-Birlik Yönetim Kurulu bu mesleki etik ilkelerini Genel Sekreterlik aracılığı ile yürütür.
Yürürlük
Madde 27- Bu Birlik Mesleki Etik İlkeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeler
Avrupa Konseyi Şartlı Tahliye Kuralları, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Şartlı Tahliye Hakkında Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararı” adıyla Bakan Delegelerinin 853 üncü Toplantısında ve 24.10.2003 tarihinde kabul edilmiştir.
Avrupa Konseyi Şartlı Tahliye Kuralları
Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b Maddesi uyarınca. Bakanlar Komitesi,
Bu alandaki uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi için hapis cezalarının infazına ilişkin ortak ilkeler saptamanın Avrupa Konseyi üyesi devletlerin çıkarına olduğunu dikkate alarak
Şartlı tahliyenin, mahkumun toplumla planlı, yardımlı ve gözetimli bütünleşmesini sağlayarak, yeniden suç işlemeyi önlemede ve topluma yeniden katılmayı desteklemede en etkili ve yapıcı araçlardan birisi olduğunu kabul ederek;
Şartlı tahliyenin, kişisel şartlarla uyumlulaştırılmış ve adalet ve hak tanıma ilkelerine uyacak şekilde kullanılması gerektiğini göz önünde bulundurarak;
Hapsetmenin mali açıdan topluma ağır bir yük getirdiğini ve yapılan araştırmalara göre olumsuz etkileri olduğu ve suçluları rehabilite etmekte başarısız kaldığı olgusunu dikkate alarak;
Dolayısıyla, hapis cezalarının süresinin mümkün olduğunca kısaltılması ve cezanın tamamı çekilmeden şartla tahliye etmenin bu amaca yönelik önemli bir araç olduğunu dikkate alarak;
Şartlı tahliye tedbirlerinin, siyasi liderler, idareciler, hakimler, savcılar, avukatlar ve toplum tarafından verilecek desteği gerektirdiğini ve bu nedenle, hapis cezalarının adapte edilmesine ilişkin ayrıntılı bir açıklamaya ihtiyaç duyulduğunu kabul ederek;
Şartlı tahliyeye ilişkin mevzuat ve uygulamanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve söz konusu sözleşmenin uygulanmasıyla yetkili organların içtihat kararları doğrultusunda, insan haklarını güvence altına almayı öncelikli amaç edinen, hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik ülkelerin temel ilkeleri ile uyumlu olması gerektiğini göz önünde tutarak:
Şartla Mahkum Edilmiş veya Şartla Tahliye Edilmiş Suçluların Gözetimi Hakkında Avrupa Sözleşmesini (ETS No. 51) hatırlatarak;
-Cezanın tecili. Denetimli Serbestlik ve hapsedilmeye diğer alternatifler hakkında (65) 1 Sayılı Kararın;
-Şartla mahkum edilmiş veya şartla tahliye edilmiş suçluların gözetimine ve bakımına yönelik tedbirlerin uygulamadaki organizasyonuna ilişkin (70) I Sayılı Kararın;
-Uzun süreli mahkumların iyileştirilmesine ilişkin (76) 2 Sayılı Kararın; Hapsedilmeye alternatif ceza tedbirleri hakkında (76) 10 Sayılı Kararın;
-Cezaevi iznine dair (82) 16 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (87) 3 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Cezaevinde eğitim hakkında (89) 12 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Kamusal cezalar ve tedbirler hakkında Avrupa kurallarına ilişkin (92) Sayılı Tavsiye Kararının;
-Cezalandırmada tutarlılık hakkında (92) 17 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Ceza ve tedbirlerin uygulanmasıyla görevli personel hakkında (97)12 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Cezaevinde aşırı kalabalıklaşma ve cezaevi mevcudunda artışa dair (99)22 Sayılı Tavsiye Kararının;
-Kamusal cezalar ve tedbirler hakkında Avrupa Kurallarının uygulanmasının geliştirilmesine ilişkin Rec (2000) 22 Sayılı Tavsiye Kararının, önemini hatırlatarak, üye devletlere:
1.eğer mevzuatlarında yer almıyorsa şartlı tahliyeyi getirmelerini;
2.bu tavsiye kararının ekinde yer alan ilkelerin, şartlı tahliyeye ilişkin mevzuat, politika ve
3.bu tavsiye kararı ile buna eşlik eden açıklayıcı bilgi notunun memorandumun mümkün olduğunca geniş bir çevreye iletilmesini sağlamalarını tavsiye eder.
Avrupa Konseyi Şartlı Tahliye Kuralları – R(2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararına Ek
I. Şartlı tahliyenin tanımı
1.Bu tavsiye kararının amaçları açısından şartlı tahliye, kişiselleştirilmiş tahliye sonrası şartlar altında hüküm giymiş mahkumların erken tahliye edilmesidir.
2.Şartlı tahliye kamusal bir tedbirdir. Şartlı tahliyenin hukuken tanınmasına ve bireysel durumlara uygulanmasına, kamusal cezalar ve tedbirler hakkında Avrupa kurallarına ilişkin (92) 16 Sayılı Tavsiye Kararı ile kamusal cezalar ve tedbirler hakkında Avrupa kurallarının uygulanmasının geliştirilmesine ilişkin Rec(2000) 22 Sayılı Tavsiye Kararında yer verilmiştir.
II. Genel ilkeler
3.Şartlı tahliye, tahliye sonrası şartlar ve gözetim aracılığıyla mahkumların cezaevi yaşamından toplum içinde yasalara uygun bir yaşama geçişlerine yardımcı olmayı amaçlamalı ve kamu güvenliğini sağlamaya ve toplumda suçluluğu azaltmaya katkıda bulunmalıdır.
4.a. Hapsedilmenin zararlı etkilerini azaltmak ve dış toplumun güvenliğini güvence altına almayı amaçlayan koşullar altında mahkumların topluma yeniden katılmalarını desteklemek için ömür boyu hapse mahkum olanlar dahil tüm mahkumlar, kanunen şartlı tahliyeden yararlanabilmelidirler.
4.b. Hapis cezası sürelerinin şartlı tahliyeye elvermeyecek kadar kısa olması durumunda, bu amaçları gerçekleştirmede başka yollar aranmalıdır.
5. Mahkumlar cezalarını çekmeye başladıklarında, ya asgari süreyi doldurarak ne zaman şartlı tahliyeden yararlanabileceklerini (bu süre mutlak zaman olarak ve/veya cezanın oranına göre belirlenir) ve şartlı tahliyeden yararlanabilmek için gerekli olan kriterleri (“takdire bağlı tahliye sistemi”) ya da mutlak zaman olarak ve/veya cezanın oranına göre belirlenen sabit bir süreyi doldurarak (“zorunlu tahliye sistemi”) ne zaman tahliyeden yararlanma hakkına sahip olduklarını bilmelidir.
6.Asgari veya sabit süre, şartlı tahliye ile amaçlananların gerçekleştirilmesini engelleyecek kadar uzun olmamalıdır.
7.Sonucu olumsuz olan kişiselleştirilmiş değerlendirmenin, şartlı tahliye tarihinde çok küçük bir değişiklik yapacağı cezalarda, zorunlu tahliye sistemi uygulanarak tasarruf edilecek kaynaklar göz önünde bulundurulmalıdır.
8.Şartla tahliye edilen mahkumların yeniden suç işleme riskini azaltmak amacıyla, mahkumlar, aşağıda belirtilen kişiselleştirilmiş şartlara tabi tutulabilmelidir:
tazminat ödemek veya mağdurun zararının karşılamak;
suçun işlenmesi ile açıkça bağlantılı olan uyuşturucu veya alkol kullanımı ya da tedavi edilebilen başka rahatsızlıklar için tedaviye tabi tutulmak;
çalışmak ya da örneğin eğitim veya mesleki eğitim gibi, onaylanmış diğer meşguliyet faaliyetlerine katılmak;
kişisel gelişim programlarına katılmak;
bazı yerlerde ikamet etmekten ya da bu yerleri ziyaret etmekten men edilmek.
9. İlke olarak şartlı tahliyeye, yardım ve denetim tedbirlerini içeren gözetim de eşlik etmelidir. Gözetimin niteliği, süresi ve yoğunluğu her bireysel duruma göre uyarlanmalıdır. Şartlı tahliye süresi boyunca düzeltmeler yapılabilmelidir.
10.Şartlar ve gözetim tedbirlerinin geçerli olacağı süre, cezanın henüz çekilmemiş kısmı ile orantısız olmayacak şekilde düzenlenmelidir.
11.Süresi belirsiz olan şartlar ve gözetim tedbirleri, ancak, toplumun korunmanı için kati suretle gerekliyse ve Rec(2000) 22 Sayılı Tavsiye Kararında gözden geçirilmiş haliyle, kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa Kuralları’nın 5. Maddesinde yer alan güvenceler doğrultusunda ise uygulanmalıdır.
III. Şartlı tahliyeye hazırlık
12. Şartlı tahliyeye hazırlık, cezaevinde çalışan personel ile tahliye sonrası gözetimden sorumlu personelin yakın işbirliği ile yürütülmeli ve asgari ya da sabit sürenin bitiminden önce sonuçlandırılmalıdır.
13.Cezaevi hizmetleri, mahkumların uygun tahliye öncesi programlar ile kendilerini toplum yaşamına hazırlayan eğitim ve mesleki eğitim kurslarına katılmalarını teşvik etmelidir. Mahkumları topluma yeniden katılmaya hazırlamak amacıyla, cezaların infazında mümkün olduğunca yarıözgürlük, açık rejimler ya da geçici yerleşmeler gibi belirli yöntemler kullanılmalıdır.
14. Şartlı tahliyeye hazırlama, mahkumların aileleri ve yakın akrabaları ile olan ilerini sürdürme veya yeniden kurma olasılığı ile tahliye olmuş mahkumların ima uyum sağlamalarında yardımcı olabilecek servisler, örgütlenmeler ve gönüllü kuruluşlarla olan ilişkilerin desteklenmesini de kapsamalıdır. Bu amaçla, farklı cezaevi izinleri verilmelidir.
15.Tahliye sonrası uygun şartların ve gözetim tedbirlerinin erken bir zamanda göz önünde bulundurulması teşvik edilmelidir. Mahkumlara, olası şartlar, sağlanabilecek yardım, denetimin gerektirdikleri ve başarısızlığın olası sonuçları özenle anlatılmalı ve birlikte tartışılmalıdır.
IV.ŞartlıTahliyedenYararlandırma
Takdire bağlı tahliye sistemi
16.Mahkumların şartlı tahliyeden yararlanabilmek için çekmeleri gereken asgari süre hukuken tespit edilmelidir.
17.İlgili makamlar, mahkum asgari süreyi çeker çekmez şartlı tahliye kararının alınması için gerekli prosedürü başlatmalıdır.
18.Mahkumların şartla tahliye edilebilmek için sahip olmaları gereken kriterler açık ve kesin bir ifadeyle belirtilmelidir. Ayrıca, mahkumların kişilikleri ile toplumsal ve ekonomik koşullarının yanı sıra yeniden yerleştirme programlarının uygunluğunu da göz önünde bulundurmak anlamında gerçekçi olmalıdır.
19.Tahliye sonrasında çalışma olanağının bulunmayışı, şartlı tahliyenin reddedilmesi ya da ertelenmesi için gerekçe teşkil etmemelidir. Başka işler bulabilmek için çaba gösterilmelidir. Düzenli bir ikametgahın olmayışı da şartlı tahliyeyi reddetme ya da erteleme için bir gerekçe olamaz ve bu tür durumlarda geçici yerleştirme ayarlanmalıdır.
20.Şartla tahliye etme kriterleri, yasalara uyan vatandaş olmak için gereken asgari şartları yerine getiren tüm mahkumları şartlı tahliyeden yararlandıracak şekilde uygulanmalıdır. Mahkumun kriterleri sağlamadığını göstermek yetkililerin sorumluluğundadır.
21.Şayet karar vermekle yetkili merci şartlı tahliye kararı vermezse, konuyu tekrar değerlendirmek üzere bir tarih saptamalıdır. Her durumda mahkumlar, durumları kendi lehlerine kayda değer bir şekilde değişir değişmez, karar vermekle yetkili merciye yeniden başvurabilmelidirler.
Zorunlu Tahliye Sistemi
22.Mahkumların tahliye edilebilmek için geçirmeleri gereken süre kanunla belirlenmelidir.
23.Tahliyenin ertelenmesi, ancak kanunda öngörülen istisnai hallerde mümkün olabilir.
24.Tahliyeyi erteleme kararında yeni bir tahliye tarihi saptanmalıdır.
V. Getirilecek Şartlar
25.Getirilecek şartlar ile gözetimin gerekip gerekmediğini değerlendirirken, karar vermekle yetkili merci, mahkumlar ve onların kişisel koşullarını bilen cezaevi personelinden gelen raporları ve sözlü beyanları kullanabilmelidir. Tahliye sonrası gözetimle ilgilenen uzmanlar veya mahkumların sosyal koşulları hakkında bilgi sahibi olan diğer kişiler de gerekli bilgiyi sağlamalıdır.
26.Karar vermekle yetkili merci, mahkumların, getirilen şartları, yapılacak yardımı, denetimin gereğini ve getirilen şartlara uyulmadığı takdirde ortaya çıkacak olası sonuçları anlamalarını sağlamalıdır.
VI.Şartlı tahliyenin uygulanması
27.Şartlı tahliyenin uygulanması ertelenecekse, tahliye olmayı bekleyen mahkumlar, mümkün olduğunca toplumda sahip olacakları şartlara en yakın şartlarda tutulmalıdır.
28.Şartlı tahliyenin ve gözetim tedbirlerinin uygulanması, kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa Kurallarının 7.8 ve 11’inci maddeleri uyarınca bir icra mercinin sorumluluğu altında olmalıdır.
29. Uygulama, kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa Kurallarının 37 ilâ 75’inci maddeleri ile ve kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa Kurallarının [uygulanmasının geliştirilmesi hakkında Rec(2000)22 Sayılı Tavsiye Kararı’nın 9 ilâ I3 üncü maddelerindeki ilgili hükümlerde öngörülen yürürlük için gerekli şartlarla uyum içinde düzenlenmeli ve ele alınmalıdır.
VII. Getirilen şartlara uymama
30 Getirilen şartların küçük boyutlu ihlalleri, tavsiye veya uyarı yoluyla icra merci tarafından ele alınır. Daha ciddi boyuttaki ihlaller, olası iptal kararını verecek olan merciye derhal bildirilmelidir. Ancak söz konusu merci, daha fazla tavsiye ya da uyarı, daha katı şartlar veya geçici süreyle iptal etmenin yeteri kadar ceza teşkil edip etmediğini göz önünde bulundurmalıdır.
31. Genel olarak, getirilen şartlara uyulmaması durumunda, kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa kurallarının 85 inci maddesi ile söz konusu kuralların X bölümünde yer alan diğer ilgili hükümler gereğince işlem yapılmalıdır.
VIII. Usulî Güvenceler
32. Şartlı tahliyeden yararlandırma veya şartlı tahliyeyi erteleme ya da iptal etme, ayrıca şartlı tahliyeye bağlı şartlar ve tedbirler getirme veya değiştirmeye ilişkin kararlar, aşağıdaki güvencelerde dile getirilen usullere uygun olarak yasayla belirlenmiş merciler tarafından alınır:
a. Hüküm giymiş kişiler şahsen dinlenmeli ve yasalara uygun olarak yardım alabilmelidirler.
b. Karar vermekle yetkili merci, ifadeler dahil hükümlü kişilerin kendi davalarının lehine sundukları her tür öğeyi titizlikle dikkate almalıdır,
c. hükümlü kişiler dava dosyalarına erişme hakkına sahip olmalıdır,
d. kararlar temel nedenleri belirtmeli ve yazı ile bildirilmelidir.
33. Hükümlü kişiler, kararın özüne ve usulî güvencelere uyulmamasına karşı, yasayla belirlenmiş daha yüksek bağımsız ve tarafsız bir merciye şikayette bulunabilmelidirler.
34. Şartlı tahliyenin uygulanmasına ilişkin şikayet usulleri de ulaşılabilir olmalıdır.
35. Tüm şikayet usulleri, kamusal ceza ve tedbirler hakkında Avrupa kurallarının 13 ilâ 19 uncu maddelerinde belirtilen güvencelerle uyumlu olmalıdır.
36. 32 ilâ 35 inci paragraflarda yer alan hiçbir hüküm, bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle güvence altına alınan hakları sınırlayacak ya da azaltacak şekilde yorumlanamaz.
IX. Karar vermeyi geliştirmede yöntemler
37.Karar vermede yardımcı olacak diğer yöntemlerin yanı sıra güvenilir risk ve ihtiyaç değerlendirmesi araçlarının kullanımı ve geliştirilmesi teşvik edilmelidir.
38. Hukuk ve sosyal bilimler alanındaki uzmanlar ile şartla tahliye edilmiş mahkumların topluma yeniden kazandırılması ile ilgilenen herkesin katkılarıyla, karar vermekle yetkili kişiler için bilgilendirme oturumları ve/veya eğitim programları düzenlenmelidir.
39.Karar vermede makul bir tutarlılık derecesi elde etmek için gerekli adımlar atılmalıdır.
X. Şartlı tahliye hakkında bilgilendirme ve danışmanlık
40.Siyasetçiler, yargı mercileri, karar almak ve uygulamakla yetkili merciler, ilgili üniversite öğretim üyeleri ve araştırmacılar bilgilendirilmeli ve şartlı tahliyenin işleyişi ile bu alana yeni mevzuat ve uygulamanın kazandırılması hakkında kendileriyle görüşmeler yapılmalıdır.
41.Karar vermekle yetkili merciler şartlı tahliyenin başarılı ve başarısız olduğu mahkum sayısı ve başarı ya da başarısızlığın nedenleri hakkında bilgilendirilmelidir,
42.Şartlı tahliyenin kullanımı ve bunun ceza adalet sistemi içindeki rolü hakkında kamuoyunu bilgi sahibi kılmak amacıyla medya ve diğer kampanya faaliyetleri düzenlenmelidir. Şartlı tahliye süresi içinde meydana gelen herhangi dramatik ve aleni bir başarısızlık derhal duyurulmalıdır. Bu tür olaylar medyanın ilgisini çekeceğinden, bunun yanında şartlı tahliyenin amacı ve olumlu etkileri de vurgulanmalıdır.
XI. Araştırma ve İstatistik
43.Mevcut şartlı tahliye sistemlerinin uygunluğu ve bunların daha da geliştirilmesi hakkında daha fazla bilgi edinmek amacıyla, şartlı tahliyenin temel amaçlarını gerçekleştirmede bu sistemlerin işleyişi ve etkinliklerine dair bilgi sağlamak için 1 değerlendirme yapılmalı ve istatistik toplanmalıdır.
44.Yukarıda tavsiye edilen değerlendirmelere ilaveten, şartlı tahliye sistemlerinin işleyişi hakkında araştırmalar teşvik edilmelidir. Yargı makamlarının ve karar vermekle yetkili mercilerin, icra makamlarının, mağdurların, kamunun ve mahkumların görüşleri, tutumları ve izlenimlerine bu tür araştırmalarda yer verilmelidir, Dikkate alınması gereken diğer hususlar ise şartlı tahliyenin maliyet etkin olup madiği, yeniden suç işleme oranlarında düşüşe neden olup olmadığı, şartlı edilen mahkumların toplum yaşamına ne ölçüde tatmin edici bir uyum ve bir şartlı tahliye programı geliştirmenin getirilen ceza ve tedbirler ile cezaların infazı üzerindeki olası etkileri inceleme konusu olmalıdır.
45.Gerekli nitelikleri haiz olma bakımından şartlı tahliyeden yararlandırılan mahkum sayısı, ilgili ceza ve suçların süresi, şartlı tahliyeden yararlandırılmadan önce çekilen ceza süresinin oranı, iptal sayıları, yeniden hüküm giyme oranları ile sabıka kaydı ve şartla tahliye edilen mahkumların sosyo-demografik geçmişleri hakkında istatistik tutulmalıdır.
Türkiye’de faaliyet gösteren 79 baroda kayıtlı avukat sayıları 31.12.2018 tarihi itibari ile listelenmiştir. Toplam avukat sayısı 116779, erkek avukat sayısı 65423, kadın avukat sayısı ise 51356’dir. Türkiye’deki bütün illerde erkek avukat sayısı kadın avukat sayısından fazladır. Avukat sayısı sicile kayıt yaptıran avukatlar nedeniyle her gün değişmektedir.
Ankara Barosu Türkiye’nin üye sayısı itibarıyla İstanbul Barosu‘ndan sonra ikinci büyük barosudur. Cumhuriyetin kuruluşundan önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan ilk barolardandır. Başkanı Ramiz Erinç Sağkan’dır.
Ankara Barosu Tarihçesi
Türkiye’de ilk baro, 1870 tarihinde kurulan İstanbul Barosu Cemiyeti adı ile kurulan ve 33 avukattan oluşan İstanbul Barosu‘dur. Baroya kayıtlı avukatlardan sadece beş avukat Osmanlı vatandaşı olup, diğerleri yabancı uyruklu kişilerdir.
1876 yılında çıkarılan “Mehakimi Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamname” avukatlık mesleğine giriş, disiplin, ihraç ve benzeri kuralları düzenlemenin yanı sıra, ilk kez meslek örgütünün kurulmasını da öngörmüştür. Yasa düzeyindeki bu düzenlemenin 30 – 40. maddeleri arasında Dava Vekilleri Cemiyeti ele alınmaktadır. Bu maddelerde, Dava Vekilleri Cemiyetinin Suret-i Teşkil ve Vezaifi bölüm başlığı ile cemiyetin oluşumunu, yönetim kurulunu, disiplin kurulunu ve diğer konuları geniş bir biçimde düzenlemektedir.
İlk Osmanlı Barosu olan İstanbul Barosu, 62 avukatın bir araya gelmesiyle 05.04.1878 tarihinde resmi olarak kurulmuştur. Bu tarihten sonra ülkemizin değişik yerlerinde dernek statüsü ile barolar oluşmuştur. Ankara’da bu anlamda bir baro kurulmuştur. Dernek statüsündeki bu oluşumun kuruluş tarihi, kurucuları, ve süreç içinde görev alanlar net olarak bilinmemektedir.
Ankara Barosunca yayımlanan “Albümlerde, “Önceki Başkanlarımız bölümlerinde 1924’den önceki mesleki teşekkülden söz edilmekte ve başkanın “Salih SIRRI” olduğu belirtilmektedir. Burada başkanlık döneminin başlangıcı, 1920 olarak belirtilmiştir. Baro arşivindeki eski kayıtlarda Baro mührünün üzerinde “1923” tarihi okunmaktadır. Buradan da baronun 1924’ten önce faaliyetini sürdürdüğü ortaya çıkmaktadır.
1924 yılında yürürlüğe konulan 460 Sayılı Muhamat Yasasının 3. maddesi bir yerde avukatlık yapanların sayısının 10’a ulaşması halinde aralarında bir topluluk oluşturmalarını zorunlu tutmakta ve bu oluşuma da “Baro” denileceğini vurgulamaktadır. Bu madde, baro oluşan yerlerde baroya kayıt olmadan avukatlık yapılamayacağını da belirtmektedir. Muhamat Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra Ankara Barosu’nun 14 Temmuz 1924 tarihinde yasaya göre oluşumu tamamlayarak kurulduğu saptamıştır.
ANKARA BAROSU BAŞKANLARI
Av. Salih SIRRI
1878 – 1936
Av. İ.Rauf AYAŞLI
1924 – 1932
1935 – 1939
Av. Mustafa K. OLGUN
1932 – 1934
Av. Cemal H. GÖRKMEN
1934 – 1935
Av. Hayrullah ÖZBUDUN
1939 – 1945
Av. Emin H. ERGÜN
1945 – 1946
Av. Saim DORA
1946 – 1956
Av. Asım RUACAN
1956 – 1958
Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
1958 – 1960
1964 – 1966
: Av. K.Tacar ÇAĞLAR- 05.01.2006
tarihinde istifa etti,
yerine yedek listeden en çok oyu alan
Av.Mehmet ERŞAHİN geldi.
Ayrıca kalan süre için Genel Sekreterliğe
yönetim kurulu üyesi
Av.Senay Ertem seçildi.
: Av. Genel Sekreter Oya PEKGÖZ- 25.10.2007 tarihinde istifa etti, yerine yedek listeden en çok oyu alan Av. Mehmet ERŞAHİN geldi. Ayrıca kalan süre için Genel Sekreterliğe yönetim kurulu üyesi Av. Hava ORHON seçildi.
: Av. Hava ORHON Genel Sekreterlikten istifa etti, yerine 11.11.2009 tarihinde yönetim kurulu üyesi Av. Barış Ozan VURAL Genel Sekreter seçildi.
Sayman
: Av. Oğuzhan BUHUR
Üye
: Av. Oğuz AKÇAY
Üye
: Av. Hava ORHON
Üye
: Av. Makbule ÖZER ARPAĞ
Üye
: Av. Şevki Gürel YÜCEER
Üye
: Av. Özgür ERALP
Üye
: Av. Serhat Sinan KOCAOĞLU
Üye
: Av. Onur TATAR
2010-2012 YÖNETİM KURULU
Başkan
: Av. Metin FEYZİOĞLU
Başkan Yardımcısı
: Av. Hakan CANDURAN
Genel Sekreter
: Av. Sema AKSOY
Sayman
: Av. Mine BAŞ
Üye
: Av. Erol Yılmaz ARAS
Üye
: Av. Hilal AKDENİZ
Üye
: Av. Tuba Berrak ÜNAL
Üye
: Av. Özgün ŞİMŞEK
Üye
: Av. Aşkın DEMİR
Üye
: Av. Orhan ŞİMŞEK
Üye
: Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
2012-2014 YÖNETİM KURULU
Başkan
Başkan
: Av. Sema AKSOY
:Av. Metin FEYZİOĞLU (16 Ekim 2012 – 26 Mayıs 2013)
Başkan Yardımcısı
Başkan Yardımcısı
: Av. Orhan ŞİMŞEK
:Av. Sema AKSOY (16 Ekim 2012 – 26 Mayıs 2013)
Genel Sekreter
Genel Sekreter
: Av. Gökhan CANDOĞAN
:Av. Orhan ŞİMŞEK (16 Ekim 2012 – 10 Temmuz 2013)
Sayman
Sayman
: Av. Sema GÜLEÇ UÇAKHAN
:Av. Hilal AKDENİZ (16 Ekim 2012 – 18 Aralık 2013)
Üye
: Av. Erol Yılmaz ARAS
Üye
: Av. Hakan BEZGİNLİ (18 Aralık 2013)
Üye
: Av. Hatice KORKMAZ
Üye
: Av. İbrahim LÖKLÜOĞLU (18 Aralık 2013)
Üye
: Av. Hüseyin MEHAN (18 Aralık 2013)
Üye
: Av. Sami Saygın YAZICIOĞLU
Üye
: Av. Beyza Elif CABBAR (10 Temmuz 2013)
Üye
: Av. Metin İlkay ÇİMEN (09 Aralık 2012 – 18 Aralık 2013)
Üye
: Av. Özgün ŞİMŞEK (09 Aralık 2012 – 18 Aralık 2013)
2014-2016 YÖNETİM KURULU
Başkan
: Av. Hakan CANDURAN
Başkan Yardımcısı
: Av. M. Emin Seçkin ARIKAN
Genel Sekreter
: Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
Sayman
: Av. Mahmut KARATEKİN
Üye
: Av. Mesut SÖNMEZ
Üye
: Av. Cemalettin GÜRLER
Üye
: Av. Ahmet Erdem EKMEKÇİ
Üye
: Av. Nihan EKEN
Üye
: Av. Gülfer EMİR KÜÇÜK
Üye
: Av. Demir AKAN
Üye
: Av. Saliye Ayşegül DOĞAN SIRMAGÜL
2016-2018 YÖNETİM KURULU
Başkan
: Av. Hakan CANDURAN
Başkan Yardımcısı
: Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
Genel Sekreter
: Av. Aşkın DEMİR
Sayman
: Av. Evrim DOST
Üye
: Av. Hamit BAYKARA
Üye
: Av. Ayşe KÖSEYENER
Üye
: Av. Kemal KORANEL
Üye
: Av. Şırahbil Emre ACER
Üye
: Av. Özgür ÖKMEN
Üye
: Av. Birgül TAVŞAN KAYIRAN
Üye
: Av. Çağrı Ayhan ŞENEL
1969 – 1970 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye : Av. Emin GÜROL
1970 – 1971 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye : Av. Emin GÜROL
1971- 1972 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Saffet Nezihi BÖLÜKBAŞI
Üye : Av. Hilmi ÖZARPAT
Üye : Av. Feyzi ÇIĞIRGAN
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Emin GÜROL
1972 – 1973 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Kamil AKINCI
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye : Av. Bekir EKİNCİ
Üye : Av. Osman SÖHMEN
1973 – 1974 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Kamil AKINCI
Üye : Av. Osman SÖHMEN
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye : Av. Bekir EKİNCİ
1974 – 1975 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Kamil AKINCI
Üye : Av. Osman SÖHMEN
Üye : Av. İlhami GÜVEN
Üye : Av. Necdet ÜSTÜNEL
Üye : Av. Bekir EKİNCİ
1975 – 1976 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Halil MÜLKÜS
Üye : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Hasan KAYIKET
Üye : Av. Cahit ÖNSOY
Üye : Av. Ruhi ALTINÖRS
1976 – 1977 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Halil MÜLKÜS
Üye : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Cahit ÖNSOY
Üye : Av. Ruhi ALTINÖRS
Üye : Av. Metin PERKİT
1978 – 1981 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Özbey İMAMOĞLU
Üye : Av. Adil YALIN
Üye : Av. Yılmaz GÖRPELİOĞLU
Üye : Av. Cemal ÇINAR
Üye : Av. Ruhi ALTINÖRS
1981- 1984 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Salih YURDAKUL
Üye : Av. Attila ELMAS
Üye : Av. Taner TUĞCU
Üye : Av. Şahin KIRAÇ
Üye : Av. Cahit TANSU
1984- 1987 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Cemal ÇINAR
Üye : Av. Attila ELMAS
Üye : Av. Abdurrahman VURAL
Üye : Av. Aydın GÜREL
Üye : Av. Gürer SÖNMEZ
1988- 1990 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Zafer MERZİFONLUOĞLU
Üye : Av. Akın ATAKSOY
Üye : Av. Soner KOCABEY
Üye : Av. Talay ŞENOL
Üye : Av. Şenal SARIHAN
1990- 1992 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Attila ELMAS
Üye : Av. Umur TAMUR
Üye : Av. Erol DURUKAN
Üye : Av. Rıza Nurettin SELÇUK
Üye : Av. Erkan YÜCEL
1992- 1994 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Attila ELMAS
Üye : Av. Tanju UYGUR
Üye : Av. Erol DURUKAN
Üye : Av. Erkan YÜCEL
Üye : Av. Ender DEDEAĞAÇ
1994- 1996 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Erkan YÜCEL
Üye : Av. Tülay YILMAZ
Üye : Av. Bülent ACAR
Üye : Av. İskender OĞUZ
Üye : Av. Ali Rıza ÖZDİL
1996- 1998 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. İskender OĞUZ
Üye : Av. İsmail BALCI
Üye : Av. M.Akif GÜLERSOY
Üye : Av. Cahit TANSU
Üye : Av. Daham KELEŞ
1998 – 2000 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. İsmail BALCI
Üye : Av. Uğur UZER
Üye : Av. İsmail METİN
Üye : Av. Yıldız KÖKER
Üye : Av. Maviye ÇİFTÇİ GÖKÇE
2000 – 2002 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. H.Kaya KÖSEOĞLU
Üye : Av. Hasan DÜLGEROĞLU
Üye : Av. Abidin ŞAHİN
Üye : Av. Hamit BAYKARA
Üye : Av. Kemal ERGÜN
2002 – 2004 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Abidin ŞAHİN
Üye : Av. Fevzi ÇAMLI
Üye : Av. Cumhur TUTYOL
Üye : Av. Bahattin CENGİZ
Üye : Av. Hürriyet SÜMER
2004 – 2006 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Av. İlker PEKSEZER
Üye : Av. Av. Bahattin YAVUZ
Üye : Av. Av. O.Haluk GÜRSOY
Üye : Av. Av. Ender GİRAY
Üye : Av. Av. Cevat BALTA
2006 – 2008 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Av. Cevat BALTA
Üye : Av. Av. Mehmet Emin YEŞİL
Üye : Av. Av. Halil Vehip GÜNEŞOL
Üye : Av. Av. Berat SANCAR
Üye : Av. Av. Selahattin EMRE
2008 – 2010 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Mine SAVER (30.10.2008 – 09.04.2010)
Üye : Av. Osman TATLIDİL 09.04.2009 – ………..)
Üye : Av. Mahmure Suna KORKMAZ
Üye : Av. Mustafa Erkan TAN
Üye : Av. Abdurrahman BAL
2010 – 2012 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Uğur UZER
Üye : Av. Basri BİLECEN
Üye : Av. Seval YILDIRIM
Üye : Av. Nebile KISA
Üye : Av. Simay TEZCAN
2012 – 2014 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Ender GİRAY
Üye : Av. Ünsal AKTAŞ
Üye : Av. Osman Fırat TURAN
Üye : Av. Şule MUTLU (16 Ekim 2012 – 23 Haziran 2014)
Üye : Av. Ali GÖYMEN
Üye : Av. Cemal YILDIZ
2014 – 2016 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Tuba Berrak ÜNAL
Üye : Av. Serap KALE ÖCAL
Üye : Av. Zekiye AVCI
Üye : Av. Çağrı ERYILMAZ
Üye : Av. Tunç ÖZDEMİR
2016 – 2018 DÖNEMİ DİSİPLİN KURULU:
Başkan : Av. Ömer ÇİFTÇİ
Üye : Av. Mehmet Kaya BATI
Üye : Av. Güngör TANRIVERDİ
Üye : Av. Mehmet KAYA
Üye : Av. Selçuk Çağrı GÖKSU
1969 – 1970
Av. N.Kemal EĞİLMEZ – Av. Hasan KAYIKET – Av. Ruhi ALTINÖRS
1971 – 1972
Av. N.Kemal EĞİLMEZ – Av. Hasan KAYIKET – Av. Ahmet Galip ORHUN
1972 – 1973
Av. Sıtkı VURAL – Av. Metin PERKİT – Av. Şahin KUTLUĞ
1973 – 1974
Av. Metin PERKİT – Av. Şahin KUTLUĞ – Av. Sıtkı VURAL
1974 – 1975
Av. Hüseyin Avni FERAH – Av. Taner TUĞCU – Av. Sıtkı VURAL
1975 – 1976
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. S.Çetin DOLANAY – Av. Yusuf Ziya TÜRKER
1976 – 1977
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Mecdi DALDAL – Av. M.Emin DEĞER
1977 – 1978
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Meral CEBE – Av. Ali Nazmi DOĞAN
1978 – 1979
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. A.Esat YILMAZ – Av. Meral ARIKAN
1979 – 1980
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Yusuf ÖZDEMİR – Av. Baha ERKEN
1978 – 1980
Av. Namık Kemal EĞİLMEZ – Av. Meral ARIKAN – Av. Esat YILMAZ
1980 – 1981
Av. Mahmut BAYRAM – Av. Yüksel ÖZDEMİR – Av. Cahit TANSU
1981 – 1982
Av. İsmail İNAN – Av. Ali ERÇOBAN – Av. Mahmut BAYRAM
1983 – 1985
Av. Ergun ÖZTAN – Av. M.Emin VAROL – Av. Hakkı Suha OKAY
1985 – 1988
Av. Yılmaz ONAY – Av. M.Kerem BARIM – Av. Mehmet ÖZŞUCA
1988 – 1990
Av. Uğur UZER – Av. Celil KAYIKET – Av. Kazım BAYRAKTAR
1990 – 1992
Av. Fevzi YILMAZ – Av. H.Ünsal BİLDİRGEN – Av. Hüseyin SORGUCU
1992 – 1994
Av. Zeki ERDOĞAN – Av. Sevil KENGERLİ – Av. Biricik MUMCUOĞLU
1994 – 1996
Av. Ali KAYA – Av. Oğuz BÜYÜKTANIR – Av. Serhat ZENGİNPEDÜK
1996 – 1998
Av. Ahmet KAVAK – Av. Sanem ÇIPA – Av. Egemen TOMAK
1998 – 2000
Av. Nurdan ATAMAN – Av. Ümit BULUT – Av. Hamit BAYKARA
2000 – 2002
Av. Fikret AYDIN – Av. Mesut SÖNMEZ – Av. Zekiye KARACA BOZ
2002 – 2004
Av. Hacı Ali BULUT – Av. Önder ÖZSOY – Av. Ayşe KÖSEYENER
2004 – 2006
Av. Mahmut KARATEKİN – Av. Dursun DEMİRCİ – Av. Sariye PEHLİVANLI AKMAN
20 EKİM 2002’DE YAPILAN GENEL KURUL
1- Av.Yusuf Y. GÖKÇEN
2- Av.İsmail BALCI
3- Av.Mahmut Emin VAROL
4- Av.M.Bülent AKÇAMETE
5- Av.Ercüment YÜCEL
6- Av.Akın ATAKSOY
7- Av.Ömer ÇİFTÇİ
8- Av.Erkin KAYA
9- Av.Hasan DÜLGEROĞLU
10- Av.İsmail ATAK
11- Av.Türkan ÖZTEKİN
12- Av.Kemal HAKİMOĞLU
13- Av.Mahmut KARATEKİN
14- Av.Uğur UZER
15- Av.Hüseyin Avni FERAH – 01.01.2004’de vefat etti, yerine yedek listeden en çok oya sahip Av.Erdoğan KILIÇ geldi.
16- Av.Zafer MERZİFONLUOĞLU
17- Av.Nail GÜRMAN
18- Av.Sadık ERDOĞAN
19- Av.Daham KELEŞ
20- Av.Yaşar ÇATAK
21- Av.Mustafa HALICI
22- Av.Hakkı Suha OKAY
23- Av.Adalet ÇEBİ
24- Av.Ünsal TOKER
2004 – 2006 GENEL KURULU
1- Av. ÖMER ÇİFTÇİ
2- Av. AKIN ATAKSOY
3- Av. MAHMUT EMİN VAROL
4- Av. M.BÜLENT AKÇAMETE
5- Av. MEHMET CENGİZ
6- Av. BASRİ BİLECEN
7- Av. OĞUZ BÜYÜKTANIR
8- Av. CUMHUR TUTYOL
9- Av. H.ÜNSAL BİLDİRGEN
10- Av. ZAFER MERZİFONLUOĞLU
11- Av. SONER KOCABEY
12- Av. MEHMET NALÇAKAR
13- Av. DAHAM KELEŞ
14- Av. M.KEMAL HAKİMLOĞLU
15- Av. UĞUR UZER
16- Av. FAZIL GÜLEKEN
17- Av. M.METİN BAŞBAY
18- Av. SADIK ERDOĞAN
19- Av. AHMET Z. ÇÖRTOĞLU
20- Av. YAŞAR ÇATAK
21- Av. ÜNSAL TOKER
22- Av. SEMİH GÜNER
23- Av. HAKKI SUHA OKAY
24- Av. SALİH AKGÜL
25- Av. ADALET ÇEBİ
26- Av. RABİYA BALKANLI
2006 – 2008 GENEL KURULU
1- Av. Recai Rahim GÖRGÜLÜ
2- Av. Muhsin EREN
3- Av. Zafer YAVUZ
4- Av. Erol DURUKAN
5- Av. Bülent AKÇAMETE
6- Av. Ömer ÇİFTÇİ
7- Av. Sevil KENGERLİ KÜRŞAD
8- Av. Kemal AKKURT
9- Av. Soner KOCABEY
10- Av. Erkin KAYA
11- Av. İsmail BALCI
12- Av. Ünal DİNÇ
13- Av. Talay ŞENOL
14- Av. Hüseyin EKMEKÇİOĞLU
15- Av. Mustafa Müfit ÇINGIR
16- Av. Zafer MERZİFONLUOĞLU
17- Av. Reşat YALIN
18- Av. İsmail ATAK
19- Av. Tülay ÇELİKYÜREK
20- Av. Şevket Şahap İNCE
21- Av. Ali SARIGÜL
22- Av. Sami KAHRAMAN
23- Av. Daham KELEŞ
24- Av. Fazıl GÜLEKEN
25- Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
26- Av. Fahrettin KAYHAN
27- Av. Aydın ERDOĞAN
28- Av. Yaşar ÇATAK
2008 – 2010 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1- Av. Hüseyin EKMEKÇİOĞLU
2- Av. Muhsin EREN
3- Av. Zafer YAVUZ
4- Av. Hüseyin Ünsal BİLDİRGEN
5- Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
6- Av. İlker PEKSEZER
7- Av. Erkin KAYA
8- Av. Reşat YALIN
9- Av. Şevket Şahap İNCE
10- Av. Ali Rıza ÖZDİL
11- Av. Soner KARACABEY
12- Av. Talay ŞENOL
13- Av. İhsan YEŞİLYURT
14- Av. Kemal Tacar ÇAĞLAR
15- Av. Haydrettin KENT
16- Av. Hasan ÜREL
17- Av. Ender DEDEAĞAÇ
18- Av. Hasan KEPENEK
19- Av. Kemal AKKURT
20- Av. Sitare SAĞSEN
21- Av. Recai Rahim GÖRGÜLÜ
22- Av. Mahmut KARATEKİN
23- Av. Dursun DEMİRCİ
24- Av. İbrahim Metin YILDIZHAN
25- Av. Bahattin YAVUZ
26- Av. Fatih Rüştü ALGÜL
27- Av. Taylan ARIHAN
28- Av. Hüseyin ÇOLAK
29- Av. Ahmet UÇAR
30- Av. M.Emin Seçkin ARIKAN
2010 – 2012 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1- Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2- Av. Erdal MERDOL
3- Av. Metin YAYCIOĞLU
4- Av. Ünsal TOKER
5- Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
6- Av. Tuncay ALEMDAROĞLU
7- Av. Ünal DİNÇ
8- Av. Semih GÜNER
9- Av. Sadık ERDOĞAN
10- Av. Mahmut Emin VAROL
11- Av. Ömer ÇİFTÇİ
12- Av. Sami KAHRAMAN
13- Av. Erkan YÜCEL
14- Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
15- Av. Yıldızhan Adil ŞAHİN
16- Av. Kemal AKALIN
17- Av. Mehmet AĞAR
18- Av. Mehmet Bülent AKÇAMETE
19- Av. Ender DEDEAĞAÇ
20- Av. Levent GÖK
21- Av. Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU
22- Av. Zennure TOKGÖZ
23- Av. Sanem ATAK
24- Av. Mehmet Abdullah TOKER
25- Av. Erdoğan GÖKÇE
26- Av. Hüseyin KADEROĞLU
27- Av. Şule EROL
28- Av. Gönül APAYDIN
29- Av. Fikret AYDIN
30- Av. Serap KALE ÖCAL
31- Av. Şükran KARADEMİR
32- Av. Ayşe Güldal DÜZEN
33- Av. Fatma Işıl SIRAKAYA
2012 – 2014 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2-Av. Erdal MERDOL
3-Av. Ünsal TOKER
4-Av. Ünal DİNÇ
5-Av. Semih GÜNER
6-Av. Ömer ÇİFTÇİ
7-Av. Sami KAHRAMAN
8-Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
9-Av. Uğur UZER
10-Av. Mehdi BEKTAŞ
11-Av. Mustafa Celil KAYIKET
12-Av. Kemal Tacar ÇAĞLAR
13-Av. Fatma ÇAKIR
14-Av. Ender DEDEAĞAÇ
15-Av. Ali SARIGÜL
16-Av. Mehmet NALÇAKAR
17-Av. Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU
18-Av. Baba Dursun ERMİŞ
19-Av. Ünal ECER
20-Av. Erdoğan KILIÇ
21-Av. Sabiha TEKİN
22-Av. Kürşat KARACABEY
23-Av. Bahattin YAVUZ
24-Av. Mehmet Murat FARSAKOĞLU
25-Av. Arif ACER
26-Av. Mehmet Abdullah TOKER
27-Av. Erdoğan GÖKÇE
28-Av. Fatih Deniz ALAEDDİNOĞLU
29-Av. Taner GÜNER
30-Av. Şule EROL
31-Av. Meliha SELVİ
32-Av. Fikret AYDIN
33-Av. Türker TOK
34-Av. Cengiz YAŞAR
35-Av. Ali YILMAZ
36-Av. Gürsel GÜLDEN
37-Av. Aşkın DEMİR
38-Av. Ayşe Güldal DÜZEN
2014 – 2016 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Şevket ÇİZMELİ
2-Av. İhsan YEŞİLYURT
3-Av. Kemal AKKURT
4-Av. Mehmet Tevfik GÖKSEYİTOĞLU
5-Av. Kazım GENÇ
6-Av. Gökalp Cudi ÇALIŞKAN
7-Av. İsmail ATAK
8-Av. İsmail Cumhur BOZKURT
9-Av. Serhad ZENGİNPEDÜK
10-Av. Battal ÖZGÜR
11-Av. Cafer TOPTAŞ
12-Av. Ali ÖZDEMİR
13-Av. Meral ÖZALP
14-Av. Haluk EMİROĞLU
15-Av. Ergün Hakan KELEMCİ
16-Av. Taylan ARIHAN
17-Av. Nafi Çınar İNAL
18-Av. Ali Hikmet AKILLI
19-Av. Deniz AKSOY
20-Av. Mustafa HALICI
21-Av. Mine BAŞ
22-Av. Doğan Gözde ÖZGÖDEK
23-Av. Gönül APAYDIN
24-Av. Hamit BAYKARA
25-Av. Vahide YÜREKLİ KARAGÜLLE
26-Av. Arslan Taylan ACAR
27-Av. Kamil ÖZGÜN
28-Av. İdris KILINÇKAYA
29-Av. Metin ALP
30-Av. Mihriban ŞENTÜRK
31-Av. Murat BÖBREK
33-Av. Firdevs KOCAMAN
34-Av. Fatma ÖNAL
35-Av. Makbule ÖZER
36-Av. Kemal Cihat BİNİCİ
37-Av. Özgür Ramazan KAVAK
38-Av. Çağatay Ulaş PEKER
39-Av. Mustafa KÖROĞLU
40-Av. Evrim DOST
41-Av. Hakkı Umut TUFANER
2016 – 2018 TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DELEGELERİ
1-Av. Erzan ERZURUMLUOĞLU
2-Av. Ünsal TOKER
3-Av. Mustafa Kemal HAKİMOĞLU
4-Av. Ünal DİNÇ
5-Av. Sabri Erdal GÜNGÖR
6-Av. Uğur UZER
7-Av. Berat SANCAR YÜCEL
8-Av. Şahin MENGÜ
9-Av. Mehmet CENGİZ
10-Av. İlhan BAYTAN
11-Av. Tülay ÇELİKYÜREK
12-Av. Saide Şebnem ÇINGIR
13-Av. Ender GİRAY
14-Av. Ünsal AKTAŞ
15-Av. Ünal ECER
16-Av. Mustafa Hakan ÇINAR
17-Av. Sabiha TEKİN
18-Av. Ali Cafer BAŞ
19-Av. Hikmet İŞLER
20-Av. Kürşat KARACABEY
21-Av. Samiye EYUBOĞLU
22-Av. Ahmet Ziyaettin ÇÖRTOĞLU
23-Av. Ergün Hakan KELEMCİ
24-Av. Nurdane KARA
25-Av. Begümşen FIRATLI
26-Av. Tuba Berrak ÜNAL
27-Av. Hülya İREN
28-Av. Ayhan SARILAR
29-Av. Arslan Taylan ACAR
30-Av. Çağan Mehmet DAYANIR
31-Av. İdris KILINÇKAYA
32-Av. Ali YILMAZ
33-Av. Ayşegül YILDIRIM
34-Av. Mesut ADAN
35-Av. Rıza Hakan BAŞSORGUN
36-Av. Ali GÖYMEN
37-Av. Pervin YILDIZ
38-Av. Barış Bilgin DİLMEN
39-Av. Mehmet ÇAKMAK
40-Av. Hacı Halil SERT
41-Av. Özgür SAĞLAM
42-Av. Bülent ERDOĞAN
43-Av. Atakan ÇELİK
44-Av. Savaş TAŞDAN
45-Av. Kaya YELEK
46-Av. Hasan ÖZDEMİR
Yüksek Seçim Kurulunun Görev ve Yetkileri, Resmi Gazete’nin 12/12/2017 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesinde şu şekilde belirtilmiştir.
Yüksek Seçim Kurulu
MADDE 6- (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapmak veya yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak.
b) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etmek.
c) Cumhurbaşkanı seçimi tutanaklarını kabul etmek ve seçilen Cumhurbaşkanı adına seçildiğine dair tutanak düzenlemek.
ç) Seçmen kütüğünün oluşturulması, güncellenmesi, yönetilmesi ve denetimine ilişkin usul ve esasları belirlemek.
d) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin konular ile görev, yetki ve sorumluluk alanına giren hususlarda prensip kararları almak ve diğer düzenlemeleri yapmak.
e) Seçim sürecinde, seçmenlerin hak ve yükümlülükleri ile seçim iş ve işlemlerinin anlatılması amacıyla radyo ve televizyonlarda zorunlu yayın kapsamında yayınlanmak üzere tanıtım programları hazırlamak veya hazırlatmak.
f) Seçmen kütüğünün önemi ve düzenlenme yöntemleri ile seçmenlerin görev ve sorumlulukları hakkında tanıtım programlarıyla vatandaşları bilgilendirmek.
g) Engelli seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak her türlü tedbiri almak.
ğ) Yurt dışındaki seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak tedbirleri almak.
h) Görev alanıyla ilgili konularda yurt içinde ve yurt dışında bulunan kuruluşlarla iş birliği yapmak.
Seçim yasalarına göre yapılan tüm seçimler anayasal güvence altındadır ve yargıç denetimi ile yapılmaktadır
Yüksek Seçim Kurulunun, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 14. maddesinde sayılan Görev ve Yetkileri şu şekilde sayılmıştır.
1. Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek piyasada, gerek Devlet Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların renklerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmak üzere; yeteri kadar özel zarf imal ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlayarak zarfın, imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya da üyesi hakim veya hakimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiyacına yetecek sayıda, alındı belgeleri karşılığında göndermek,
2. Özel zarfların imali için gerekli “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigran kalıpları ile zarf ölçü kalıplarını yaptırıp gerekli miktarda kağıt ve zarf imalinden sonra saklamak,
Birleşik Oy Pusulaları
Katlanıp bir kenarı yapıştırıldıktan sonra zarf haline gelebilen “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranını taşıyan birleşik oy pusulalarını, her (400)’ü ve her (400)’lük paketi, aynı numarayı taşımak üzere bastırmak ve her sandık için bir paket, ilçe seçim kurullarına zamanında ulaştırmak,
3. Bu Kanunda söz konusu edilen bütün işlemlerin gerektirdiği form, evrak, liste gibi her türlü basılı kağıdın tasarım ve baskısını yaptırmak, il ve ilçe seçim kurullarına zamanında ve ihtiyacı kadar ulaşımını sağlamak,
4. Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasi partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tespit ve ilan etmek,
5. İl ve İlçe seçim kurullarının teşekkülünü sağlamak, İl seçim kurullarının teşekkülüne, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılacak itirazları, oy verme gününden önce ve itiraz konusunun gerektirdiği sür’atle kesin karara bağlamak,
6. Adaylığa ait itirazlar hakkında bu Kanun ve özel kanunları gereğince kesin karar vermek,
7. İl seçim kurullarınca, oy verme günü işlemleri hakkında verilmiş olan kararlara karşı yapılan itirazları derhal inceleyip kesin karara bağlamak,
8. İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak,
9. Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, alt kurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak,
10. İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,
Seçimlere Katılma Şartı
11. Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır.
Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek,
12. Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü kuruluş ve işleyişi ve diğer çalışma konuları ile ilgili ilkeleri belirlemek, yönetmelikleri yayınlamak, programlarını yapmak ve denetlemek,
13. Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun oluşturulmasını ve yurt dışında bulunan vatandaşların oy kullanmalarını sağlamak üzere gerekli düzenlemeleri yapmak,
14. Yurt dışı seçim iş ve işlemlerinde seçim takvimi sü-resince Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun verdiği görevleri yapmak üzere, ihtiyaç görülmesi halinde, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak bu Bakanlık mensupları arasından en az daire başkanı seviyesinde görevlendirme yapmak,
15. Seçim türüne göre sandık bölgesi seçmen sayısını belirlemek,
16. Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda, vali veya il seçim kurulu başkanının oy verme gününden en geç bir ay önce talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine ve bu hususların ilanına karar vermek,
17. Hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin, muhtarlık seçimleri hariç, oy kullanmalarını sağlamak için seyyar sandık kurulu kurulmasına, oy kullanılmasına, sayım ve döküm ile birleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı ( TOHAV), 1994 yılında, İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarına kayıtlı 46 avukat tarafından, demokratik ve evrensel hukuk ilkeleri temelinde kurulmuştur. Vakfın merkezi İstanbul’dur. TOHAV, Türk Medeni Yasasına göre kurulmuş, hükümet dışı, bağımsız, tarafsız, politik olmayan bir sivil toplum örgütüdür.
Vakfın Yönetim Kurulu, Didar Erdem, Cemil Adıyaman, Rezan Sarıca, Rengin Ergül, Pınar Konak, Hasari Yenice ve Ömer Çakırgöz’den oluşmaktadır. Denetim Kurulu ise, Mustafa Eraslan, Banu Güvener ve Kadir Tunç’tan oluşmaktadır.
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Misyonu
TOHAV, Türkiye’nin tüm bölgelerindeki insan hakları ihlallerini araştırmak ve ve takip etmekle kendisini yükümlü saymakta; çalışmalarını yürütürken ırk, cinsiyet, din, etnik köken ve siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın mağdur olan kişilerin hak arama çabalarına hiçbir maddi katkı beklemeden yardımcı olmaktadır. TOHAV’ın üyeleri İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Batman, Van, Malatya barolarına bağlı avukatlardan oluşmaktadır. TOHAV, çalışmalarını üye ve gönüllü hukukçular ve işkence rehabilitasyon alanında çalışan hekimler aracılığıyla yürütmektedir.
TOHAV Genel merkezi İstanbul’da bulunmaktadır. TOHAV’ın 7 asil ve 7 yedek üye avukattan oluşan bir yönetim kurulu ve 3 asil 3 yedek üye avukattan oluşan Denetleme Kurulu bulunmaktadır. Yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri 2 yılda bir yapılan, vakıf üyelerinin katıldığı kongre sonucu seçilmektedir.
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Amaçları
Demokratik ve evrensel hukuk ilkelerinin toplum ve devlet yaşamının her alanında benimsenmesini, uygulanması ve yerleşmesini sağlamak
Baskıdan arındırılmış, demokratik, katılımcı ve özgürlükçü bir hukuk anlayışına ulaşmak
Bireysel, toplumsal, kültürel ve ulusal gelişmenin önündeki engelleri kaldırmak
Cinsler arasındaki ayrımcılığın son bulmasını sağlamak
Çocuğun ve doğanın korunmasını sağlamak
İnsan onurunun yüceltilmesine çalışmak
Toplum ve devlet yaşamındaki hak ve hukuk ihlallerine karşı çaba göstermek ve kamuoyu oluşturmak
Kişi, kuruluş ve topluluklara hukuki, maddi, manevi, eğitsel, sanatsal, kültürel, tıbbi, sportif, estetik, sıhhi ve benzeri yardımlarda bulunmak
Hukuksal ve yasal düzenlemelerin değiştirilmesi için çaba göstermek
Demokratik hukuk kültürünün, eşitlikçi, katılımcı, özgürlükçü bir hukuk düzeninin kurulmasına çalışmak
Hak ve özgürlüklerin kavratılması ve hayata geçirilmesi için çaba göstermek
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfının Yürüttüğü Projeler
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı; “Mülteci ve Göçmenlerin Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, “Umut Hassas Bir Tohum Olduğunda: Türkiye’deki Göçmen Mülteci ve Sığınmacıların Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, Kadın Dostu Yerel Yönetimlere Doğru Projesi”, “Azınlık Haklarının Geliştirilmesi ve Ayrımcılıkla Mücadele Projesi” ve “İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Projesi” ile benzer projeleri yürütmüştür.
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı Bünyesindeki Merkezler
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) bünyesinde vakıf senedine göre Avrupa Birliği Enstitüsü kurulmuştur. TOHAV AB Enstitüsü, Türkiye’de demokratik bir hukuk sisteminin oluşturulması ve geliştirilmesi için, Avrupa Birliği Hukuku’nun araştırılması, öğretilmesi ve Türkiye’nin AB tam üyelik sürecinde başta Kopenhag Siyasi Kriterleri olmak üzere, AB kurumları ve normlarının iç hukukta kalıcılaşması ve kurumlaşmasına katkı sunmak amacıyla kurulmuştur. Enstitü, bu amaçla çalışma programı oluşturmuş, AB Hukuku’nun ve uygulamalarının tüm yönleriyle öğrenilmesine yönelik faaliyetler gerçekleştirmiştir.
Vakıf bünyesinde ayrıca Travma ve Rehabilitasyon Merkezi kutulmuştur. Merkez, kötü muamele ve işkenceye maruz kalan bireylere; fiziksel, ruhsal ve sosyal destek sunan bir referans ve koordinasyon merkezidir. Travma rehabilitasyonu, medikal, fiziksel, psikiyatrik ve sosyal tedavi programları temelinde yürütülmektedir. TOHAV/TRM, çalışmalarını, başta İstanbul Protokolü olmak üzere işkencenin önlenmesine ilişkin ulusal ve uluslararası yazılı belgeleri dikkate alarak dil, din, cins, ırk, sınıf ve siyasal düşünce farklılığı gözetmeksizin yürütmektedir. TOHAV/ TRM, Kopenhag’da bulunan Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) akredite üyesidir.
Toplum ve Hukuk Dergisi
Vakıf tarafından çıkarılmakta olan Toplum ve Hukuk Dergisi
Toplum ve Hukuk Dergisinin yayın politikası ve amacı vakfın amaçlarına paralel yürümektedir. Dergi, vakıf kurucularının kuruluş felsefesine ve orijinine sadık kalarak evrenseli yakalamaya çalışmaktadır. Vakıf üyelerinin katkı ve çabalarıyla çıkarılan dergi, vakıf üyesi olmayan avukatların, hakim ve savcıların, hukukçu ve bilim insanlarının görüşlerine açıktır. Dergi üç aylık periyotlarda çıkmakta, yayınlanacak yazılar serbest yazılardan ve özel gündemli sayılarda ise özel sayıya özel yazılardan oluşmaktadır. Makale ve yazılar toplumvehukuk@hotmail.com adresine ve tohav@tohav.org gönderilmektedir.
A Separation (Bir Ayrılık), 2011 yılının en çok ses getiren filmlerinden olup, aynı zamanda da En İyi Yabancı Film dalında Oscar kazanmıştır. Film, hukuk filmleri kategorisinde ağır bir dram filmidir.
A Separation, İran’ı terk etmek konusunda ikileme düşen bir karı kocanın bundan sonraki sancılı sürecini anlatmaktadır.
Film, İran hukuk sistemi üzerine yapılmış önemli bir eleştiridir.
Film İran’daki hukuk sistemi, halkın inançla çıkarları arasındaki çizgiyi neresinde olduğu ile ilgili yerinde tespitleriyle dikkat çekmektedir.
Karısının evden ayrılmasından sonra babasına ve evin işlerine bakması için bir hizmetçi tutmasıyla Nader’in hayatı daha da değişecektir.
Yönetmen : Asghar Farhadi
Yapım : 2011
Oyuncular : Leila Hatami, Peyman Moadi, Shahab Hosseini
Musal: Benim sizde gördüğüm en önemli özelliklerden bir tanesi, hem şeffafsınız hem de oto kontrolünüz var! Bu ikisini bir arada gördüğüm çok ender insanlar var, hatta şu anda aklıma gelmiyor sizden başkası. Bunu siz nasıl sağlayabiliyorsunuz? Bu kadar şeffaflığın içerisinde bu kadar otokontrolün de birlikte yer alması… Kundera’nın bir sözü vardı; “Ben hayatın hep kıyılarında gezindim, son noktasına kadar geldim ama son noktadan sonra bir adım daha atmadım, o tarafa geçmedim, ama oradan sonrasının ne olacağını en yakın mesafeden gözlemledim” buna benzer bir sözü vardı.
Özay: Bu söylediğine şöyle katılıyorum, doğru söylüyorsun, çünkü benim düşünce sistemimde Andropozofi diye bir şey var… Alman ekolünden , yani ben hem kendi fikirlerimi ortaya koyarken, koyduğum sırada, bir saniye iki saniye geçtiği sırada bile, karşımdakini görüyorum. Ne düşündüğünü görüyorum, buna bir şey deniliyor tıp biliminde, ona göre bir daha düşünüyorum ben o sırada, o sırada beynim harekete geçiyor, konuşurken birkaç kez düşünmüş oluyorum böylece, sadece bir kere değil! Hakim Orhan’ın bu konu hakkında söylediği çok güzel bir söz var, hatırla ; ‘’Tekrar edilemez, taklit edilemez” diyor; ‘’Teorik değil bu alan‘ ’diyor. Hı? Ha ha… Bayılıyorum bu lafa…
Musal: Kendinizi sürekli aşarak konuşuyorsunuz, yani sizin hakkınızda insanlar şöyle düşünmüyor değil mi? İşte Senih Özay’ın bu konuda bir fikri var, bu fikirlerini konuşacak işte şimdi diye düşünmüyor, değişebilir, konuşurken farklılaşabilir, yeni bir şey çıkabilir ortaya, tamamen farklı bir şey çıkabilir, ama aynı zamanda bir şeffaflık da barındırıyor. Neyi konuşsam diye bir kaygı yok, konuşmama, söylememe üzerine bir kaygı da yok ama bir otokontrol de var!
Lafını Esirgemeyen Bir Otokontrol Ustası
Özay: Var bir otokontrol, bir yer var beynimde, o sivri bölümleri tutuyor, mesela ben hayatımda küfretmemişim hiç, hiç… Benim karım deliler gibi küfrediyordu, kızım küfrediyor, oğlum küfür biliyorlar üçü de… Benim hiç ağzımdan küfür çıkmadı, bu ne demek? Deminki teorimize gelelim, küfür etmemek için ben küfürlü bölümleri tutan, öbür bölümleri öne atan bir yapım var. Zenciler diyor ya, ‘’Söyleyecek sözü tam bilemeyenler, bulamayanlar küfreder.‘’ Galiba ben söz arıyorum o arada, küfretmemek için söz buluyorum; andropozofi buuu…. Bana, nasıl davranmanı istiyorsam, sana onu sağlatıcı davranıyorum, lafı atıyorum! Senin bana olan davranışına yön veriyorum, ben onu istiyorum, anlatabildim mi bilmiyorum…
Musal: Sadece kendinizin ne söyleyeceği veya ne düşündüğü hakkında çalışmayıp, karşı taraftan gelebilecek olan düşünce ve onu algılama şekli konusunda da çalışarak konuşuyorsunuz ve belki de böylece karşı tarafın kendini tekrar etmesinin bir adım ötesine geçmesini sağlıyorsunuz. Aynı zamanda kendinizi de düşünce sisteminizi de bir sis halinde bırakıyorsunuz, doğru mu anladım? Hepsini bir arada hissetmek çok keyifli oluyor.
Celal: Karşıdaki insana soru sordurma imkanı veriyor böylece. Hatta karşıdaki insana da kendi istediği soruyu sorduruyor!
Aycan: Peki, bu kişisel özelliğiniz, Neyir hanımın güzel bir şekilde ifade ettiği özellik, biz de buraya gelirken zaten gazeteciler gibi sorularımızı hazırlayıp onları sorabilirdik ama öyle yapmadık, soruları size yollayabilirdik, siz de düşünür bunlara cevaplar yazardınız, böylece bir röportaj oluşurdu, böyle yapmadık, biz onu tercih etmedik, zaten böyle olması sizin de isteğinizdi, bizim de isteğimiz buydu, doğal olan bu, doğaçlama en güzeli! Daha iyi olanı bu, çünkü konuşurken yepyeni, bambaşka bir şey çıkacak ortaya, sizin düşünceleriniz de değişecek, benim sizin hakkınızdaki düşüncelerim de değişecek… Ben bu özelliğin toplumsal olaylarda sizin yaptığınız çalışmalara, doğa çalışmalarına, çevreyle ilgili aktivizminize, mahkemelere, davalara nasıl yansıdığını merak ediyorum… Bu bu davranış biçimi oraya illaki yansıyor, bir nezaket de yansıyor…
Özay: Tabi tabi, ben mesela eskiden övünürdüm hiç dava kaybetmiyorum diye, demek ki bu dava kaybetmiyorumculuğum benim, iyi bir şey yapıyorum, iyi yönde bir çaba gösteriyorumculuk idi. Mesela duruşmalara mutlaka iki duruşma önceden giriyorum salona, mutlak surette benim duruşmam üçüncü duruşma olur, ben salona girerim, hakim orada, hakim kimdir, sinirli midir, nasıl biridir, hakim karısı ile kavga etmiş birine benziyor mu, hakimin böyle garip garip şeylerini düşünür bulurum. Sıkıyönetim mahkemelerinde bile sözümü kesmediler, kesemediler; “sanırım müdahale etmeyeceksiniz, müdahale etmeyiniz” tarzında bir şeyler yaparım, bu daha başlangıçta bana, “kısa kes avukat bey, kısa kes, geç bunları, dosyada bunlar var” demesinler diye yaparım…
Ceket İliklemek İle Başlar Senin Çekinmen
Musal: Bu yaptığınız çabaların amacı, aslında tamamen kendinizi tam ve doğal olarak ifade edebilmek için zemin oluşturmak mı ? Ortamı normalleştirmek mi yani? Söyledikleriniz anlaşılsın diye.
Özay: Çok güzel sorular soruyorsunuz…Evet, anlaşılsın isterim ne dediğim, sıkmam, uzatmam, kısa konuşurum, sahte şeyler söylemem, “kısa konuşacağım, 6 dakika konuşacağım” derim mesela, hakim de yani ne yapsın istersen 16 dakika konuş gibi düşünür… der… bana dayanır mutlaka …
Musal: Aslında bu tarz çabanın içerisine girmek normal hukuk zemini içerisinde insanların bireysel durumlarla profesyonellik arasında oluşturmuş olduğu setlerden, zorluklardan da ileri geliyor olabilir, yani düşündüğümüzde, kendi psikolojik durumunu işine yansıtmayan insanların olduğu bir yargılama olduğunu düşünsek, bu tarz, onları izlemek gerektiğini, uzun konuşmak ya da kısa konuşmak gerektiğini düşünmekle vakit harcamak zorunda kalmayabiliriz.
Özay: Ürkersin de! Çekinirsin! Ceket ilikler avukatlar, salakça! Eğilirler mesela! Sevmem böyle davranışları. Hep böyle hakimlere karşı koridorlarda, duruşma salonunda! Ceket iliklemek ile başlar senin çekinmen, burada rahatlayamayacağın, rahat duramayacağın, her şeyi söyleyemeyeceğin, yaşamayacağın, parlak fikirlerinle, yaratarak yaşamın içine giremeyeceğin. Buna kızar, bozulur, diye söylemeden konuyu kapatacağın nokta orada başlar! Ben işte bu üslubu beğenmiyorum! Ben onlara, o tarz durumlara geçit vermeyeyeyim diye bir çabam oluyor. Evet.
Musal: Sağlıklı bir zemin içerisinde söylediklerim anlaşılabilir hale gelsin diyorsunuz; onu bile, o zemini bile siz hazırlamaya çalışıyorsunuz.
Özay: Bu ama benim fazla bireysel düşüncem ve bana özgü tavrımla alakalı…
Yargıçlar Memur Değil
Aycan: Belki buna ben de yakınım, yani sizin duruşunuza kısmen, şimdi devlet idaresi, devlet kurumları bizde otoriter olarak nitelenebilir, kutsallaşırılıyor da denilebilir belki. Bizler! Halk! Halkın da içinde biraz daha fazla okumuş avukatlar, işte gidiyoruz oraya, vatandaşın adına, oralarda meramımızı daha iyi anlatıyoruz, biraz daha iyi anlatıyoruz, eğer dinlerlerse! Şimdi burada yargı makamlarını, diğer devletin diğer makamlarından ayırmamız gerekiyor normalde. Devlet kurumları farklı otorite kullanır, güç kullanır, ama yargıç başka bir şeydir, yargıç devleti gerekirse yargılar, devletin de lehinde yada aleyhinde karar verir, bu şekilde ilerler süreç. Yargıçlar, devleti de yargılamaları gerektiğinin farkında mı? Antiparantez, önlerinde bir kanun metni var, insan hakları evrensel metinleri var, onların da gösterdiği yoldan hareket eden bizim mevzuatımız var; Hakim ve savcı ayrı bir rolde, biz de gariban vatandaşların sözcüleri rolündeyiz, belki koltukları değişsek yani biz oradan kalksak onların yerine otursak roller değişecek ama sistem yine aynı şekilde devam edecek belki. Bu problemin sebebi nedir?
Özay: Mithat Sancar diye bir hocamız var ya, milletvekili. Profesör! O arkadaşımız milletvekili değilken, akademisyenlik yaparken, asistanları ile beraber binlerce hakimlere gittiler, bir istatistik yaptılar, doktora tezi gibi bir çalışma idi… Soruları, ‘devletle yurttaş arasındaki davalarda bizatihi nasıl davranırsın’ idi, vatandaş yanlısı mı devlet yanlısı mı? Cevap: Yüzde 87 mi ne ‘Devleti otomatik olarak her halükarda korurum’ diye çıktı. Dinlemeden karşı tarafı, halkı! Böylece o tezden ne çıktı sence? Türk yargıçları nasıl bu kadar çok devlet aşığı, devlete teslimiyetçi, denge aramayan olurlar, şeklinde bir anlam çıkmadı mı?
Şimdi o tezin tamamını bilmiyorum ama tezin devamından kendi kendime şunu arıyorum, bunlar hakimlerin avukat olamayanları mı ki acaba? Yani avukatlıkta para kazanmayı bekleyemeyecek ya da beklemek istemeyenler mi hakim oluyor diye bir durum var mı acaba? Bu sonuçlar var mı eldeki verilerde? Ya da her yerde söylenen, hakimler maaşlarının 7 bin, 9 bin, her neyse, bu hakimler böyle maaşlarını alıp dururken, avukatların bir çırpıda kendilerinin 3 katı 5 katı kadar para kazandığını duyarak, görerek, garip bir duygu içinde mi kalıyorlar? Bu tarz ihtimaller var mı acaba diye düşünüyorum doğrusu, az sayıda yargıcı da sevmiyor değilim ama… Bunu atlamayalım.
Yargıtay’ın Yerel Mahkeme Kararlarında Çok Büyük Bir Bozma Oranı Var
Aycan: Sorduğum sorunun cevabında birden fazla faktör olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Musal: Kararsız kalıp kolay olanı mı tercih ediyorlar?
Özay: Daha basit düşünebiliriz…
Aycan: Kariyer kaygısı mı?
Özay: Yargıtay’ın da çok büyük bir bozma oranı var, onu da göz ardı etmemek lazım! Kararları iyi değil sanki! Gerçi karar bozan Yargıtaya bir şey demeyecek miyiz? Onlar sıkı denenmiş yüce unsur mu ki?
Aycan: Bu da enteresan bir durum.
Özay: Kararlar iyi değil, şimdi yeni durum nedir bilmiyorum ama, onların tayin durumları var. Hakimler pek tayin olmak istemiyorlar, ancak çocukları koleje gideceği zaman iyi bir şehre gelmek istiyorlar galiba, yoksa kimse beni ellemesin diye belki düşünüyorlar. Çocukları iyi okula gelinceye kadar hakimler ve savcılar imkanları en az olan şehirlerde yaşıyorlar, çocuk liseyi bitirecekse eğer, üniversiteye gidecekse eğer, koleje gidecekse eğer, bunlarla işte dediğim süreç başlar gibi… Hükümete, Bakana, HSK’ya müracaatlar başlar.
Aycan: İnsan yapısını soracağım. Benim sorduğum soruların çoğu bu zaten. Her yerde insan yapısı karşımıza çıkıyor, ben burayı sorguluyorum, kamil insan, yetişmiş insan! Mesela sizi yargıç yapsak, koysak oraya, kariyerist davranmazsınız, avukatı susturmaya çalışmazsınız, ille devletten yana karar vermeye çalışmazsınız, hak hukuk, adalet neyse ona karar verirsiniz. Devlet de hatalı davransa, yurttaş da hatalı davransa, kural neyse odur dersiniz. Hatta vatandaş lehine pozitif ayrımcılık yaparsınız. Peki bu davranışı herkesten neden bekleyemiyoruz? Yetişme tarzı mı, eğitim mi, toplumsal kabuller mi, devletçilik mi?
Özay: Bireyin, hukuk fakültesini bitirip, stajını bitirip hakim olan bireyin, devletin diğer kademelerindekinden farklı olarak, korkup korkmaması o kadar önemli ki; o kadar nadirattan rastlarsın ki korkmayan adam, çok nadirdir korkmayan adam, korkmayan kadın… Yargıç, Savcı.
Aycan: Hakimliğe aday oldunuz ama? Darbe yargılamalarında ben de yargıç olacağım diye başvurdunuz? Baro Başkanlığına da aday olmayı düşündünüz mü?
Hakim Adayı Senih Özay
Özay: Cumhurbaşkanı adayı olmuş bir adamın artık kalkıp Baro Başkanlığına aday olması düşünülebilir mi yahu! Ha ha…
Aycan: Hah ha ha! Çok güzeldi ama bu! Ben onu takip ettim, darbe yargılamaları başlayınca, “benim az çok bu konuda tecrübem vardır, beni darbecilerin yargılandığı ağır cezaya alın, darbe yargılamalarını ben yapacağım” diye HSYK’ya başvuru yaptınız.
Özay: Bana diyorlar ki, git sınava gir, hakim ol öyle atayalım diyorlar, ben de dedim ki, Anayasa Mahkemesine hakim atarken sınava mı alıyorsunuz ki o profesörleri, uzmanları falan, 44 yaşımı geçtim, 47 yıllık avukatım. hukuk fakültesi mezunuyum, Anayasa Mahkemesi Üyeliği için koşulları taşıyorum, bu koşulları haiz olduğum için beni, 20 yaşında, 21 yaşındaki hukuk bitirmiş çocuğu sınava alır gibi sınava alıp hakim tayin etmeye hakkın yok, diye dava açtım.
Aycan: Yok daha neler? Gerçek mi bu? Hakim olma talebiniz reddedilince bir de dava mı açtınız?
Özay: Tabiii… Sürüyor… Lufthansa, Almanyadan İzmire geç kaldı, 55 dakika geç kaldı, ben bir dava açtım. Hakim, demiş ki, yahu demiş, Lufthansa’nın aleyhine davayı bitireceğim ama, içtihat arıyorum, örnek arıyorum demiş o hakim birilerine. Bu Senih Özay gibi birkaç avukat olsa demiş o hakim, ohoo neler olur! O hakimin de sözü olayı doğruluyor, rüzgar esmesi lazım, rüzgar esse, bir çok avukat bunu yapsa gerisini götürecek!
Musal: Peki, yeni avukat olanlara yada mevcut avukatlara, bizlere önereceğiniz şeyler var mı? Özellikle şunlara hassasiyet göstermemiz gerekiyor, en azından şunları yapabiliriz, inançlı olduğunuzda başarabilirsiniz dediğiniz, özellikle söylemek istediğiniz şeyler nelerdir?
Avukat Rakısını İçebilsin
Özay: Söylemek istediğim şey şudur; ne yapıp yapıp fena olmayan bir para kazanmak zorunda iyi bir avukat, akıllı bir avukat, zeki bir avukat bunu yapmalı öncelikle! Yüzü böyle şeylere dönük bir avukatın para kazanabilmeyi becerebilmesi lazım, para kazanmak yüzünden, örneğin çevre duyarlığına ilişkin davalara bakamıyorum dememesi lazım! Böyle güzel şeylere vakit ayıramıyorum diye enayice laf etmemesi lazım! Böyle laf edeceğine git sol elinle para kazan, gel sağ elinle yada bir kısmı ile bu işlere bak, diyebilirim. Mesela siz benim nasıl para kazandığımı biliyor musunuz? Ben nasıl para kazanıyorum? Ben sağ elimle stajyer avukatken daha lüks bir otomobil ve Anayasa Mahkemesine duvar duvara bitişik avukatlık bürosu satın aldım, stajyer avukatken. Davalardan kazandım, daha avukat değilim, cübbe giymiyorum, yanında staj yaptığım avukatla beraber bir operasyon yapıyorum, o operasyondan bana araba çıkıyor, daire de çıkıyor.
Burayı geçiyorum, ben avukat oluyorum, bütün Türkiye’deki pilotların avukatı oluyorum, bütün Türkiye’deki balık adamların avukatı oluyorum, yeni taze avukattım, Kıbrıs’ta her ölen çocuğun anasının babasının avukatıydım. Ankara’da 5 buçuk 6 yıl avukatlık yapıyorum, sonra İzmir’e geliyorum, İzmir’de de devam ediyorum, Devrimci Yol hareketinin avukatlığını yapmaya, sıkıyönetimler falan… Ama sağ elim bankaların avukatı oluyor, oralardan paralar kazanıyorum, telefon şirketlerinin avukatı oluyorum, ama hacizlere gitmiyorum, kimsenin evine hacze gitmedim. Mektup yazıyorum. Sonra paralar kazanıyor bu tarafta harcıyorum! İşte Kenan Evren davasında 19 uçak biletini buradan karşılıyorum! Rakıları oradan içiyorum yollarda! Tavsiyem, genç avukatların para kazanmayı bilmeleri lazım! Ne yap yap bil! Çok, çok para kazanın demiyorum, ama rakısını içebilsin, yemeğini yiyebilsin!
Aycan: Şimdi bu tavsiyeyi verebiliriz, para kazan tavsiyesini genç avukatlara verebiliriz de, şimdi ortada bir pasta var, pasta diyelim ki yüz kişilik, sayı buysa, bunun belli bir kısmı o pastadan yiyebilir, gerisi yiyemez, muhakkak aç alanlar olacak, az kazananlar olacak, çok kazan tavsiyesi herkesi kapsayamaz, herkes için geçerli olamaz bence! Şimdi buradaki tavsiye belki diğer konuştuğumuz konulara da paralel şekilde konuşacak olursak; örneğin müdahillik, insan hakları, çevre, doğa bu tarz şeylerle ilgili olarak aç kalan avukat bu konularla ilgilenemez gibi bir varsayımdan da hareketle…
Davalardan Para Kazanmak Ayıp Değil, İyi Avukat Para Kazanmak Zorunda
Özay: Öyle ama, çünkü bu davalardan para kazanmayı ayıp addediyor entelijansiya! Ayıp geliyor! İnsan hakları ile ilgili konularda çalışıyorsan para almayacaksın! Gönüllü uğraşacaksın çevre davasıyla ilgili, diyorlar! Baz istasyonu davasını almakta tüm apartman asgari ücretini toplasa verse kıyamet mi kopar? Ayıp sayılıyor!
Aycan: İnsan hakları ile ilgili konularda çalışan, davaları İnsan Hakları Mahkemesine taşıyan avukatlarla ilgili çok duyuluyor bu tarz şeyler, dedikodu çıkarıyorlar, para kazanmış vesaire. Yalandır yada iftiradır! Sizin hakkınızda da haberler çıktı biliyorsunuz.
Özay: Parayı aldım köye gittim ya!
Aycan: Vekalet ücreti çıkmış ve vekalet ücreti hakkını alıyor diye dedikodu çıkarılıyor.
Özay: Ben 2 trilyon aldım bana 300 bin lirasını ben aldım, 1 trilyon 700’ünü köylülere tek tek dağıttım, imzalarını aldım, vergisini ödedim. Bergama’da, burası da bari nasıl rehabilite edilir diye altın madenlerinin olduğu yerlere Almanya’dan, Kıbrıs’tan İsveç’ten profesörler getirdim. Paraları öyle harcadım! Karımın dişini de yaptırdım!
Aycan: Ama diyorlar ki; milyonları götürdü?
Özay: Bunlardan etkilenecek bir adam değilim ama başkaları etkileniyor ve zavallılar yapamıyor böyle işleri! Halbuki, Bergama’da veya Çeşme’de veya termik santrallerde, bu kadar insanın 300 kişinin, 500 kişinin, mesela Artvin’de, Amasra’da yüzlerce kişinin davasını alıyorlar, o kadar insanın avukatısın, o kadar insan gönüllü olarak davacı olmaya karar vermiş, kalkmış sana vekalet vermiş, kendi yörelerinde olmasın kötülük diye! Orada o kadar insan gerekirse ve isterlerse 50’şer lira para vererek senin avukat olarak yaşamanı sağlarlar; söylersin onlara yapmayın benim yaşamam lazım dersin, o 500 kişi sana gönül rızasıyla verir 50 lirayı! Sen isteyemezsin ayıp olur diye, birileri almamak lazım, gönüllü alalım diyor diye, bu şekilde yol alamazsın!
Aycan: Sorunun cevabını alabildiniz mi Neyir hanım?
Musal: İnsanların öncelikle ekonomik kaygılardan sıyrılması lazım ki bu tarz çevresel sorunlara daha duyarlı bir şekilde ve işe yarar bir şekilde hareket edebilsin, yardımcı olabilsin diye anlıyorum. Yaşadıkları fiili duruma göre de hareket tarzını belirleyebilsin.
Aycan: Güçlü ol ki, eğer duyarlı yurttaşsan, duyarlı bir hukukçuysan, güçlü ol ki gücün kadar etkin olsun, bu konularda icraat üretebilesin.
Avukat Olmasam Tır Şoförü Olmak İsterdim
Özay: Aynen öyle!
Musal: Hiç düşündünüz mü, avukatlık dışında başka bir meslek düşündünüz mü? Avukat olmayayım da hakim olayım ya da başka bir meslek! bahsettiğiniz Cumhurbaşkanlığı da dışında tabii Avukatlığı hep böyle isteyerek mi avukat oldunuz, hep avukatlık yapmak mı istediniz?
Özay: Şöyle! Bu soruyu bana Radikal gazetesi vardı biliyor musunuz? Radikal gazetesi birinci sayıda benimle bir röportaj yaptı.
Aycan: O zaman Yeşiller Hareketi var mıydı?
Özay: Yeşiller Partisi kapatılmıştı Anayasa Mahkemesi tarafından. Radikal Gazetesi sordu bana, avukat olmasaydınız ne olurdunuz diye? Dedim ki İzmir-Pekin seferi yapan tır şoförlüğü! Hiçbir şey beni cezbetmedi dedim çocuğa! Çocuk çekimleri durdurdu, ben de dedi, ben de tır şoförü olmak istiyordum, istemiştim dedi. Yargıç, Savcı olmaktan da hemen vazgeçtiğimi anlatmıştım. Başka da yeteneğim yok zaten.
Aycan: Nasıl sorular? İyi sıkıştırıyor muyuz?
Özay: Beni doyurdunuz, iyi sorular sormak suretiyle .
Aycan: Bazen politik cevaplar geliyor sanki.
Özay: Ama sen çok derin sorular soruyorsun. Bu sorulara ancak sosyolog psikolog Nuri Bilgin cevap verebilirdi. Sen beni Nuri Abi sanıyorsun! Psikolog değilim, sosyolog değilim, ben avukatım, üstelik hukuk siyasetçisi, siyaset hukukçusu!
Aycan: Ben yaşanmış tecrübenin özetini içeren cevaplar bekliyorum. Bu talebimde haklıyım da!
Özay: Peki, bana neden cesaret kavramı sırasında ve bağlamında Çerkeslik bağını sormuyorsun! Çerkeslikle bağıma değinelim, sen hızlı geçme orayı!
Enerjimi Çerkesliğime ve Solculuğuma Bağlarım
Aycan: Bu enerjinin bir kaynağı olduğu açık; kaynak biraz gençlikteki solculuktan gelen bir şey bence.
Özay: Ben onu Çerkesliğimle beraber solculuğuma bağlarım çoğu zaman.
Aycan: İtiraz etme gücü ve enerjisi bence solculuktan geliyor! İtiraz etme gücü ve enerjisi birkaç defa yaparsın, sonra tükenir, yıldırır devlet seni, ya da insanlar yıldırır, mahkemeye gidersin durdururlar, sol damarın gücüne bağlıyorum ben, Çerkeslikteki inat işe yarayabilir, ama o dinamizm solculuktan geliyor kanaatindeyim.
Özay: Bir de belki üçüncüsü de olabilir, bende ya aşağılık kompleksi ya yükseklik kompleksi var, psikologların inceleyeceği bir şey bu, bir kompleks olmalı ki ben ısrar ediyorum, koskoca devlete, kendi kendime de söylüyorum devletle dalaştığımın farkındayım, devletin beni yiyeceğini biliyorum, beni mahvedebilir, ben devletle dalaşıyorum ama devletin canavar gibi dev olduğunu biliyorum, ama ben devletin burnundan girmek istiyorum, sinek olmak istiyorum, gözüne girmek istiyorum, ben onun tırnağını sökmek istiyorum, ben onun yumurtalığını sıkmak istiyorum. Anlatabiliyor muyum?
Aycan: Bu söylediklerinizi uzun yıllardır tekrar ettiğinizi biliyorum. Televizyonlarda da söylediniz bunu. Biraz acımasız değil misiniz?
Özay: Hayırr! Yok! Devlet kavramının, Tüm Devletlersel, genel eleştirisi bu… Biz devletin hukukunu kullanarak devletin yanlışlarını ortaya çıkarmak amacıyla yaptığımız bir savunmayı tanımlıyoruz, bir savunma modelidir bu! Avukatlık Kanunu bize böyle bir hakkı bahşediyor! Bilim insanlarının bilimsel tanımlarında da var ya bu. Kaliteli yargıçlar bunu biliyorlar.
Musal: İki tane kitap yazmışsınız, kitap yazarken bir amacınız var mıydı? Yani; evet benim bunu yapmam lazım mı dediniz mi? Sosyal sorumluluk duymakla mı ilgiliydi? Artık doldum, bunları bir yere kanalize etmeliyim diye miydi? Kendiliğinden gelen bir şey mi yoksa kafanızda tasarlanmış bir şey miydi, daha çok kişiye hitap etmek mi, kalıcı olmak mı gibi hangi düşüncelerle yazdınız bu kitapları?
Özay: Benim kitap yazma yeteneğim, hırsım, arzum yok! Hiç yok! Bu iki kitabı yazmadan evvel de yoktu, şimdi de yok. Ben birinci kitabı yazarken Viktor Serge diye bir adam duydunuz mu? ‘’Militana öğütler ‘’ diye bir kitap yazdı, bütün 12 Martın, 12 Eylül’ün militanları, bütün yer altı örgüt elemanları o kitabı okurlardı. Militana Öğütler! Ben Bergama mücadelesindeki yaptıklarımı, gördüklerimi, Militana Öğütler kitabında Viktor Serge’nin yaptığı gibi, eğer çevre militanı ortaya çıkarsa , o çevre militanı okur ve belki kullanabilir duygusu ile yazdım.
Dostlarımla hızla toparlayıp onu SOS Yayınlarından bastık, hiçbir kitap yazdık duygusu olmadı, hiçbir hazırlık da olmadı. Tutulan notların toplanmış hali idi. İkinci kitaba gelirsek; ben profesörlerle dalaşmıştım, Ticaret Odasına bir konferans vesilesi ile, beni engizisyon yargıçlığı ile suçladılar, engizisyonda bilim adamlarının kafasını kesmişlerdi ya, yani engizisyon öyledir üstelik bilirim, bilim adamlarının kafasını kesmeciliktir engizisyon!
Türkiye’nin Robin Hood’u Senih Özay
Bu Ne Kısırlık Yahu
Tamam ama ben dedim ki orada onlara; siz öyle kötü bilim adamısınız ki, size bir general, bir cumhurbaşkanı telefon etse, laboratuvara kapanıp insanları öldürecek mikrop araştırırsınız, dedim. İnanabiliyor musunuz? Beni bilim adamlarının kafalarını engizisyon gibi kesebilir bir herif gördüler! Halbuki öyle değil, ben onlara demek istiyordum ki, bilim alıp başını gidemez, bilim alıp başını gitmemeli, her ne kadar buradaki birtakım profesörler “Hayırrr bilimin gelişmesinin kuralı alıp başını gitmektir” diyebilirler, derler, ama bana göre, ben, bilimin başını alıp gitmemesi için demokrasiyle memokrasiyle bilimi sınırlarım! Yavaşlatırım! Yayarım! Yoksa laboratuvara gir atom bombasını iyilik olsun diye buldum ben de, ama atom bombası Nagazaki’de Hiroşima’da insanları öldürsün!
Şimdi, benim kitap yazmalarımdaki heyecanım ya da heyecansızlığım bu ikinci kitabı yazarken içinde bulunduğum duygu böyle; avukatım ben, biraz fazla muhalif bir avukatım, pek de muhalif avukat yok, avukatlar da Türkiye’de kitap yazmıyormuş, Faruk Erem yazmış işte… Amerikalı birkaç tane avukat var onlar çok yazıyorlarmış… Bu ne kısırlık yahu dedim…
Bir Ceza Avukatının Anıları-Faruk Erem-Seçkin YayıneviSenih Özay’ın Anı Kitabı
Özay: “Ben bir tane Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalar” diye bir kitap yazayım yahu ben, epey anım oldu benim şeklinde bir kitap oldu bu.
Aycan: İsmi bile çok kibar, ağzımı hayıra açtım derken, aslında ağzıma ne geliyorsa söylemek istiyorum da hadi neyse kibar olayım gibi bir durum algıladım ben. Kitabın adını ilk duyduğumda bunu düşünmüştüm açıkçası.
Özay: Orada da şimdi o ”hayır” kelimesinin içinde de hakikaten de toplumun yarısı muhalif, ben de muhalifim, o hayır; ya da öbür hayır ise, ama el açıp Allah Allah diyenlere de seslenmiş oldum, onlar için de bir şey yapayım, atmosferden, uzaydan bir laf atayım şeklinde bir duygum vardı.
Şimdi üçüncü kitabı yazmak diye düşündüğüm, karavanlara kapandığım, 34.000 sayfa notlarımı götürdüğüm, hazırlık yaparken ilkokul defterleri aldığım kitapta, vazgeçtiğim yazamayacağımı düşündüğüm kitapta; aşk, hayat, Çerkeslik, babam, anam, kadınlar var bence…. Ben eskiden yer altı örgütünün avukatı olacak kadar solcuyken nasıl oldu da Yeşiller Partisi kurucusu oldum… Bu devenin bir hörgücü var, solculuk; insanı merkeze koyuyorsun! Devenin ikinci hörgücü; insanın yanına doğayı koyuyorsun. Merkezde bu sefer bu ikisi var! Bu da yetmedi, yaşlandım artık 60 yaşlarına geldim, artık bana üçüncü hörgüç lazım oldu o da ruhsal dünyam var benim yahuuu… “Amma ıskalamışım bunu yahu” var galiba…
ALTIN – İnsanlığın Ortak Orospusu- Senih Özay
Senih Özay’ın Üç Hörgücü
Aycan: Kendinizi ihmal mi ettiniz? Kavga ederken kendinizi mi unuttunuz?
Özay: Aynen!
Özay: Ben bunu bencillik zannediyordum. Kendimle ilgili yapabileceğim güzellikleri bencillik zannediyordum. Halbuki bencillik değilmiş o, o öncelikmiş, yapmalıymışım, yapabilmeliymişim, öncelik bana aitmiş, uçakta bile düşeceğin zaman çocuğuna giydirme şu yeleği filan, önce kendin giy dedikleri gibi; bencillikle önceliği karıştırmamak gerektiğini ruhsal dünyamda anladım.
Musal: Kendinizi tanımlamayı ya da tanımlamakla ilgili şeyleri yeni yeni mi yapmaya başladınız? Kendi dinginliklerimi hissedeyim, yaşadığım bu hayatı analiz edeyim, davranışlarımı “neden böyle davranmışım diye değerlendireyim” mi dediniz?
Senih Özay çevre mücadelelerinde ilk akla gelen hukukçulardandır
Özay: Üçüncü hörgüç çok önemli! Benliğimle buluştum, kendime daha çok özen gösterme, daha çok zaman ayırmaya, kendimle baş başa kalmaya geçtim…
Aycan: Peki, bu zihinle geçmişe gitseydiniz yine aynı şeyleri yaşar mıydınız, acaba bu dinginlikle yine eski kavgalarınızı yapar mıydınız? Yine insanları örgütleyip, örneğin Hopdediksleri boğaz köprüsüne yine de gönderir miydiniz?
Özay: Yine yaparım, yarın da yaparım, kesin yaparım. Buradaki fark şu, dış faktörler ya da yaşanmışlıklar insanın kendi içindeki varlığı ortaya çıkarıyor, kendini tanıma süreci bu. Bunu ancak bir kitap yazarak anlatabilirim içimden çıkarabilirim, belki sanki.
Musal: İnsanın içinde olmayan bir şeyin yaşanmışlıkla ya da tecrübe ile ortaya çıkacağını düşünmüyorum ben.
Statik ve Standart Düşünceyi Reddediyorum
Özay: Benim bu değişik tarzım, andropozofik şeylerim acaba şöyle bir şeyden de beslenmiş olabilir mi? Bir annem var, bir kadın; bir kadın daha var, o da halamdı. Çok samimiyette iddialı bir kadındı. Annemle ciddi surette yarışan bir kadındı. Anlatabiliyor muyum? Düşünebiliyor musunuz bunun insan hayatındaki muhtemel tezahürlerini? Bu tarz bir yetişme tarzı acaba benim hayatımda nelere yol açtı? Bunları düşündüm hatta psikiyatrlarla da konuştum.
Musal: İnsanın zihni robotsal algılama şekli ile mi çalışıyor? Yani öğrendiği şeyleri yeni hayatına tatbik etme biçiminde mi ilerliyor? Sizde de böyle mi oldu?
Aycan: İnsan hayatındaki ya da ruhundaki karmaşa ekstra bir güç sağlıyor diyebilir miyiz?
Özay: Evet, Fransızların bu konuda özellikle filozoflarla veya yüksek edebiyatçılarla ilgili bir değerlendirmesini okudum, benim gibi, demin tarif ettiğim gibi adamları incelemişler; benim gibi adamların, anasından çok babasına düşkün adamların ‘’Daha yaratıcı, daha bilmem ne adam‘’ olduklarını bulmuşlar. Ha ha…
Musal: Mozart hakkında da öyle şeyler söylenir ya. Ruhsal durumla, devlet otoritesiyle ilgili oluşturulmuş olan belgelerin bir anlamının olmadığını anlatıyor bu durum. İnsanın yapısı çeşitli kalıpları oluşturulmuş veya devletin verdiği kimlikle lanse edilebilecek bir yapı değil, kocaman bir ruh, kocaman bir davranış şekli, kocaman bir vazgeçiş süreci içinde boşlukta yaşayan bir sonsuzluk aslında insan! Böyle olunca, yaratıcı insanın kendi seçimleri ile yaşadığı hayatta eleştirilecek bir şey olmuyor.
Avukat Senih Özay
Aycan: Statik düşünmüyorsunuz, öğretilmiş standartların dışında hareket ediyorsunuz, yukarıdan aşağı devletin ya da toplumun size öngörmüş olduğu kalıpları değil, öğretilmiş lügatin dışında bir hareket tarzı var ve size ondan uzaklaşmayı sağlıyor karmaşa ve kaos! Zaman yönetiminde 9-5 saatlerini ya da, belli zaman dilimlerine sıkıştırılmış bir hayat tarzını yıkıyor, toplumun kurduğu standartları reddediyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?
Özay: Reddediyorum! Ama biraz kibarca… Bir şey anlatayım mı ? Avusturya’da yönetmen eğitimi almış baba-oğul geldiler bana… Tanıyorlar da… Belgesel çekeceklerini ve Tanrı rolü oynamamı istediler. Facebook duvarıma yazdım. Şaşılacak şey. Benim muhafazakar çevrem de var. Hiç kimse, ama hiç kimse, yapma oynama, Tanrı rolü mü olur, demedi. Ben bu bana gösterilen bir şey… dedim. Sizce?
Aycan: Reddediyorsun, sonra kendi literatürünü yaratıyorsun, kendi dilini yaratıyorsun, kendi kelimelerini, kendi sözcüklerini, kendi jargonunu oluşturuyorsun ve onun üzerinden mücadeleye girişiyorsun? Eğer toplumsal alanda savaşıyorsan, diğer tarafta yine kendi özel hayatında varsa bir savaş oradaki savaşı da farklı veriyorsun!
Senih Özay’ın Teorik Hukuk Anlayışı
Musal: Siz yapısal olarak, teorik hukuktan daha çok bireylerle ve insani durumlarla çok ilgilisiniz, diye anlıyorum. Siz hukukun sadece teorik olan kısmını değil aynı zamanda fili olan, insan ile ilgili olan ve doğayla bağdaşan kısmı ile ilgilenip hukukun tekrar yaratılmasında veya hukukun işleyişinde rol oynamaya çalışıyorsunuz, yanlış mı düşünüyorum?
Özay: Hatta daha ileri gidiyorum! Marksist tabanım güçlüdür biraz benim, pratiğim de vardır teorim de; normal avukatlık teorim zayıf ama bu dediğim taraf iyidir; altyapı, ekonomi-politik; üst yapı, hukuk, ahlak, din, çocuk, anne, edebiyat, sanat… Hepsi yukarıda… Alaşehir tuğlası gibi ! Aşağıdaki ekonomi-politik dev bir beton iri tuğla gibi duruyor, yukarıdakiler kırmızı kırmızı vasat tuğlalar!
Aşağıdaki dev beton tuğla bir sallandı mı, bir deprem, bir faşizm bir başka rejim sebebiyle, darbe, sosyal batış vesaire, sosyalist devrim bile bir şey olduğu zaman, aşağıdakilerin sülalesi devrilebiliyor, gidiyorlar, saçma sapan şeyler olabiliyor! İşte yukarıda yer alan kırmızı tuğlalardan biri olan hukuk tuğlası bulunduğu yeri beğenmeyerek artık, bulunduğu yeri terk ederek aşağıya gidip, ekonomi politiğin yanına, dev bir tuğla gibi kayda geçmek istiyor, yola çıkmış, yakında gelecek buraya! Colin Powell diye Amerikalı bir zenci var idi…
Aycan: ABD Dış İşleri Bakanıydı.
Özay: Hava Kuvvetleri komutanıydı….
Aycan: Sonra savunma bakanlığı da yaptı galiba.
ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell hukuk kökenli Başkan Obama ile birlikte
Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek!
Özay: Savunma Bakanı da oldu galiba evet, Clinton’un bakanlarından biriydi, bu adam İstanbul’a geldi, İstanbul’da bir konferans verdi, konferansta İngilizce yaptığı konuşmanın Türkçe’sini deliler gibi takip ettim, ne diyor bu herif diye, adam dedi ki ‘’Roma Sözleşmesine göre Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu ama biz Amerika olarak, halkımız olarak, Amerikalı bir çocuğun, bir askerin, başka ülke tarafından yargılanmasına dayanamayız, kabul edemeyiz; ama birkaç yıla kalmaz imzalarız ‘’ dedi, diye… Bu Hukuk Tuğlasına en umutsuz yavaşlamalarda, ters gelmelerde bile şans tanırım ben… Bunu Colin Powel da söylüyor, yani Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek! Ve ben de imzalamak zorunda kalacağım diyor ABD olarak diyor.
Bu konuşmayı ben takip ettim. Bununla ilgili olarak, ikinci olarak da şunu söyleyeyim, bu teoriyi desteklemek için; Clinton bir açıklama yaptı bu konuda, onu da deliler gibi izledim, o da dedi ki ABD olarak şu an çok tepedeyiz, çok yukarılardayız, ama çok yakın bir gelecekte inişe geçeceğiz, dedi. Şimdi de inişe geçmeler söyleniyor, Çin, Hindistan söyleniyor, Trump’la inişe geçildiği söyleniyor, la la la la… Türkiye’nin aşağılarda dolaşması da cabası… Bütün bunları bir ekonomi-politiğe bağlıyor, ben de öyle düşünüyorum.
Hukuk Araç mıdır?
Aycan: Hukuku siz bir araç olarak mı düşünüyorsunuz?
Özay: Evet.
Aycan: Bir çok hukukçunun ise zihninde hukuk şöyle bir şey; hukuk, ekonomiyi, siyaseti, ne varsa aşağıda her şeyi tanzim eden, yukarıda tepede duran şey, devletin bile tepesinde duran; kanunlar, Anayasa, Anayasa Mahkemesi, mahkemeler… Sistem aşağı doğru her şeyi tanzim eden bir kurallar bütünü!
Özay: Yok yav, yutturmaca o! Yutturuluyor! Ona olsa olsa belki Adalet denir…
Aycan: Hukuk bu mudur? Her şeyi tanzim eden üst normlar mıdır? Yoksa hukuk, jeofizik gibi, gemi inşa mühendisliği gibi araçsal bir alan mıdır?
Özay: Hukuk! Bir sınıfın öbür sınıf üzerindeki tahakkümünü sağlayan, tahakkümün sürdürülmesini sağlayan, parlamentosunu, hükumetini, yargı organlarını, hakimini savcısını tutan, birleştiren, zamk olan müessesedir! Lenin denen adam dün bunu dedi! Şimdi Fransızlar devleti tarif ederken artık Lenin’in tarif ettiği gibi tarif etmiyorlar, şimdi ahtapot devlet diye tanımları var ve daha da değişti devletin tarifi. O zaman, senin söylediğin yutturmaca oluyor; beraber yaşayalım, küresel dünyada hakim sınıfla öbür sınıflar çatışmasın, hukuk ekonomi-politiği bile uluslararası sözleşmelerle falan düzenlensin… diyen… nihai olarak… Yok öyle bir şey! Ha arada kaynarken var olur, darbelerde batar çıkar…
Nedir Hukuk?
Aycan: Klasik tanımdır ya; toplumdaki herkesin bir arada yaşamak için oluşturdukları kurallar hukuktur. Biz şimdi bu röportaj sırasında, Homeras’ta, malikanenin sahibi Celal beyle birlikte 4 kişiyiz burada, 10 saat geçiriyoruz şimdi, 10 saati nasıl geçireceğimizi birlikte belirliyoruz, işte mangala davet ediliyoruz, oturuyoruz buraya, güneşin kavurucu sıcağı gelince arkadaki serin tarafa geçeceğiz, sonra gideceğiz arşivin fotoğrafını çekeceğiz, karanlık olmadan fotoğraflar çekeceğiz gibi kendi küçük kurallarımızı hemen kendiliğinden oluşturduk; toplum da birlikte yaşamanın kurallarını hep beraber oluşturuyor, bunun adı da hukuk oluyor şeklindeki klasik tanıma siz inanmıyor musunuz?
Homeros Vadisindeki röportajdan bir kare: Senih Özay-İbrahim Aycan-Celal-Akgünlü
Özay: Yahu bu tanımın devlete ihtiyacı var!
Aycan: Hem devlet hemde bireylerin uyacakları tüm kuralların oluşturduğu bütünü kastediyoruz, biz buna hukuk diyoruz, bütün hukukçuların kafasında da bu var aslında, buna göre davranmak istiyor, buna göre uygulama görmek istiyor, ama hayatın realitesi bunun böyle olmadığını gösteriyor, gidiyorsun duvara toslayıp dönüyorsun, demek ki bu değilmiş diyorsun, biz böyle öğrendik ama diyorsun! Biz hukuk fakültelerinde böyle öğrenmemiştik ama diyorsun! Hani ortak kurallarımız vardı? Hani beraber oluşturmuştuk, iki sene önce koyduğun kuralları şimdi kendin uygulamıyorsun diye ağlayarak duvara toslayıp dönüyorsun!
Bireyin, hatta hatta hangi sıfatla olursa olsun devletin memuru olarak çalışanların da bir birey olarak güvencesi hukuk değil midir? Ortak norm, ortak kural, ortak standart herkesin güvencesi değil midir? Tüm bu açıklamalarımdan sonra yine de hukuku bir mühendislik dalı gibi, ekonomi gibi, sosyoloji gibi, basit bir sistem olarak mı düşünmeliyiz maden mühendisliği gibi? Dünyada yeni gelişen süreçlerle ilgili olarak da soruyorum, hayatın parçası mı yoksa yukarıdan tanzim edici güç mü?
Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet Kavramına Belki…
Özay: Biraz önce hani benim anlattığım teoride, ben aşağıya ekonomi-politiği koyunca, yukarıda 560 adet kırmızı tuğla var derken, hukuk gibi bir tuğla da var derken, onun diğerlerinden çok daha önemli tuğla olduğunu, çok farklı olduğunu, kendi yerini terk etmek gücünde gördüğünü, yerinden çıktığını, aşağı doğru gelmek istediğini, buralara geldiğini söylerken, hukuka biraz farklı rol biçtim; biçtim ama ben o hukuku kat’iyen ekonomiyi, politikayı, o yukarıdaki 560 tane tuğlayı, sülalesini düzenleme yeteneğinde, düzenleme kapasitesinde bir nane olarak görmüyorum. Belki ‘’a d a l e t‘’ gibi bir sözcükten konuşursak eğer, oralarda biraz daha pirim verebilirim, ama hukuka vermem!
Musal: O konularda zaten gereğinden ya da kapasitesinden fazla pirim vermiş olmak da hukukla ilgili sağlıksız düzenlemeleri getirebilir belki. Örneğin, ekonomi neye ihtiyaç duyarsa hukuk düzeni ona doğru yol alır, siyasal demek hukuk demek olursa o günkü istikrara göre hukuk ona göre düzenlenir, o da hukukun sağlamlığını da etkilemez mi?
Özay: Aynen!
Aycan: Peki, hukukun değişmez katı kuralları yok mu?
Bütün dünyanın kabul ettiği ya da içinde yaşadığımız ulusun kabul ettiği ortak normları yok mu? Bu normlar olmaksızın diğer alanlara daha büyük bir pozisyon verirsen ya da onlara hukukun çizdiği sınırları koymazsan o zaman toplum kaosa gitmez mi?
Senih Özay, İzmir Barosu’nda bir basın açıklamasında
Özay: Anarşizm!
Aycan: Daha kötü sonuçlar doğmaz mı? O zaman hukuk yeni bir norm koyarak bu kötücül sonuçları gidermeye çalışmaz mı? Hukukun düzenleyiciliğini siz red mi ediyorsunuz, onu anlamaya çalışıyorum.
Özay: Anarşizm derken ve savunurken, benim bacıma tecavüz edecek bir adamı devlet idam edecekmiş ya da hapse atacakmış, hakim cübbe giyecekmiş, önüne sekreter oturtacaklarmış önüne bilgisayara, daktiloya aylarca yazacaklarmış da yazacaklarmış, ceza vereceklermiş onlar, bacım ve benim için… Ben orada değilim! Hiç değilim, öldüreceksem öldürürümdür, ben giderim o adamı, benim bacıma neden tecavüz ettin diye herifi öldürebiliyorsam öldürürüm, onun oğlu da beni öldürebiliyorsa beni öldürür, sizler de ona kaos mu, derseniz dersiniz?
Aycan: İhkakı hak! İntikam!
Musal: Şöyle bir şey düşünebilir miyiz? Herkesin aslında tek bir duygudan oluştuğunu düşünsek, her şey birbirini yeme üzerine kurulu, insan için şefkat çok önemliyse diğer duygular yenerek şefkati öne çıkarıyor, onur, insan için çok önemliyse onuru daha öne çıkarıyor, böyle düşündüğümüzde kendinizi tanımlayabileceğiniz, işte benim için en önemli şey diyebileceğiniz, örneğin kendimi aşma duygusudur veya benim için en önemli olan şey gururdur, diğerlerinden her zaman üstün kalır, diyebileceğiniz böyle özel bir duygunuz var mı?
Senih Özay’ın Meşhur Aşk Testi
Özay:Var var! Şöyle bir duygu var! Size daha bir testim var onu yapmadım daha, bir test yapacağım, cevap verin soruma! Bir kız nehrin karşı kıyısında, yarın saat 17:00’de sevgilisi ile buluşacak, yarın oldu…17:00’ye çeyrek var, kız tam çıkarken, Almaya’dan yengesi geldi, yeğenleri geldi eve, kız çıkamıyor, saat 17:00’yi geçiyor, 5 geçti, 17 geçti, ama bütün kızlar çıkar bak, ve kız çıktı, ama geç kaldı, koştu, nehir kenarına, kayıkçıyı gördü, kayıkçıya dedi ki karşıda sevgilim bekliyor, geç kaldım, beni geçir dedi, kayıkçı ver para geçireyim benim karım kanser, oğlum kanser, para ver ilaç alacağım onlara dedi, kız; ben ama hiç bir şey, para filan almadım yanıma, öylece çıktım deyince, dedi ki kayıkçı, entarilerini ver satarım paraya çeviririm, ilaç alırım dedi, kız bütün entarilerini verdi, kayıkçı onu karşı kıyıya geçirdi, ama geç kaldı, sinirli, gergin, nerede kaldı benim sevgilim diyen o yakışıklı çocuğa doğru koştu, çocuk onu o halde görünce, bu ne hal dedi, itti gitti… Kız yola devam ederek orada bir villa var, ev var, evin kapısını çaldı, o çocuk… bu kızı hep karşılıksız seven çocuk, o çocuğa anlattı her şeyi, beni kabul eder misin dedi, o çok sevdim, hala seviyorum seni ama kabul edemem dedi, kız çıktı oradan, gitti başka bir villanın kapısını çaldı, o villanın sahibi o yörenin profesörüymüş, bilgesiymiş, durumu ona anlattı, o da ona dedi ki, kızım git evine bekle! Şimdi… Sizi bir kızla tanıştırdım, bir kayıkçı ile tanıştırdım, karşı kıyıda bekleyen yakışıklı bir çocukla tanıştırdım, bir de kıza aşık oğlanla tanıştırdım, bir de profesörle tanıştırdım, 5 ayrı kişi ile tanıştırdım sizi doğru mu? Bu 5 kişiyi kendi karakterinizi, kişiliğinizi sığdırarak, haklılık sıralamasına sokunuz; buyurun! Sorunuzun cevabı çıkacak! Sıralamayı yapın şimdi! Sıralamanı hazırla İbrahim, Neyir… Celal sen de hazırla!
Musal: En son sırayı kızın sevgilisine veriyorum, 5 numara o.
Aycan: Neden?
Özay: Niye miye yok bu işte. Böyle şak diye diyeceksiniz.
Musal: Kıza 1 numarayı veriyorum, 2 numarayı o filozof olana kişiye, 3 numarayı kayıkçı kaptana veriyorum, 4 numarayı da diğerine veriyorum.
Özay: Sende durum nasıl İbrahim?
Aycan: Kıza 1 numara veriyorum ben de, kayıkçı 5 olabilir, profesör 2 numara, kıza aşık çocuk 4 numara, diğeri de 3 numara.
Celal: Yaşanılan ülke şartları önemli bence… Benim böyle bir değerlendirme yapmam için önce ülke şartlarına önem veririm ben.(Gülüyor)
Özay: Ha ha ha! Celal, burada bilim numarası yok yahu. Ruhunu konuştur.
Celal: Ben oy kullanmayacağım, vazgeçtim, hepsi de haklı(Gülüyor)
Hangisi: Aşk, Asalet, Onur, Bilgelik
Özay: Burada sen varsın, sen! Sen ister İsveçli ol istersen başka ülkeden ol! Bu bir oyun, bu oyunda böyle politik davranmak yok, kaçak güreşiyorsun!
Celal: Profesör doğru davranmış, kayıkçı zaten haklıdır, ihtiyacı vardır, sevgilisi o yöre halkına göre ben kızı görünce istemem böyle kızı demiş, herkes haklı bence…
Aycan: Sana göre durum nedir Senih abi?
Özay: Ben ikiniz de daha annenizin karnından doğmadan 1968 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken bana yapılan bu teste, bu sorulara cevap verdim, hiç düşünmeden cevap verdim, aşk dedim, pardon, cevap anahtarlarını söylemedim size değil mi? Kızı 1 numaraya koydum, cevap anahtarı şöyleydi; kız aşka tekabül ediyordu, aşka önem verenler kızı öne alıyordu.
Aycan: Bence orada aşktan ziyade bir asalet bir onur var sanki…
Özay: Onur numarasını kızı çok seven çocuk var ya ona veriyorlar, Profesör akıl, mantık, mantıklılık, akıllılık anlamına geliyormuş, yakışıklı oğlan, kızı çıplak gören çocuk dış görünüşe önem verme oluyormuş, kayıkçı paraya önem vermek, değer vermek, çıkarcılık biraz günübirlik, böyleydi.
Musal: Benim soruma gelecek olursak?
Özay: Para mara salla
Aycan: Aşk bir duygu mu ki? Diğer duygularla kıyaslanabilecek bir statüde değil aşk.
Özay: Şimdi şimdi aşkın duygu olmadığı, aşkın hormonlarla çok yakın ilgili bir şey olduğuna dair yeni bulgular var ama.. İşte aşk bence… Eskiden aşkı kalple açıklıyorlardı…
Aycan: Öfke gibi, sevgi gibi bir duygu değil aşk!
Neyir: Benim sorumun cevabına gelecek olursak; onurla aşk arasında, ekonomiyle aşk arasında veya dış görünüşte aşk arasında… Bir tercih etmek zorunda kalırsam ben aşkı tercih ederim diyorsunuz.
Özay: Kesinlikle!
Aycan: Şimdi biraz hukukla ve avukatlıkla ilgili konulara dönmek istiyorum. Sohbetimizi biraz o tarafa çekmek istiyorum yeniden.
İhtilattan Men Cezasının Anlamını Bilmeyen Hukukçular Var Bu Ülkede!
Musal: Avukatlık sınavı hakkında ne düşünüyorsunuz? Olmalı mı sizce? Hukuk fakülteleri nitelikli bir eğitim verse sınava ihtiyaç olur mu? Eğitim sorgulanmalı mı?
Özay: Avukatlık sınavı mı? Bu sınav sözcüğünün anlamını bilemiyorum, salakça bir sınav yapacaksan neden yapıyorsun, bir işe yaramaz, sınav değil önemli olan. Önemli olan, çok kıymetli avukat yaratacağım ben, avukatlık çok iyi olsun diyorsan eğer, avukat olabilmek için git iyi İngilizce bil de bari! Veya iyi bankacılık bil, de! Bir şey deyin! Bir şeyi çok bil de gel, deyin. Öyle kaliteli avukatlık istiyorum dersin, böylece avukatlığı yükseltirsin. Amerika’da, Avrupa’da filan avukatlık çok zor bir şey, başka türlü bir beklenti var, toplumun beklentisi var ki avukatlara önem veriyorlar. Bir meslek biliyor, üzerine hukuk okuyor, avukat oluyor.
Bir senatör vardı, Türkiye Parlamentosunda, Ahmet Tahtakılıç diye, sanırım Uşak senatorü idi… Bu adam anlattı, ben kulaklarımla duydum; benim kızım dedi, İsviçre’de doktora yapıyordu, bu vesileyle İsviçre’ye gittim dedi. Babam geldi diye kızımın arkadaşları, Üniversiteden hocalar falan bir kokteyl yaptılar dedi. Ben de gittim dedi. Babam Türkiye parlamentosunda senatördür diye, bir havayla beni tanıştırdı, dedi o insanlarla. Hiç kimse umursamadı, normal devam ettiler dedi, normal içmeye, yemeye… Allah Allah, Türkiye parlamentosundan senatör geliyor, kızın babası, ama umursanmıyor! Sonra, bir vesileyle bir başka kokteyl daha olmuş, o kokteyle de gitmişler baba-kız. Kız bu kere benim babam avukat demiş! Herkes ceketini iliklemiş! Kuyruğa girmişler, Ahmet Tahtakılıç’ın elini sıkmaya başlamışlar! Bu kızın babası diye, bu avukat diye! Adam diyordu ki, benim senatörlüğüm vızıltı geldi, diyordu. Avukatlığıma dikkat ettiler, avukatlığıma ceket iliklediler, avukat oluşuma sıraya girdiler, benim elimi sıktılar, demişti. Avukatlıkla ilgili oradaki prestij başka! Bence anlaşılıyor.
Aycan: Bu kültür nereden geliyor acaba? Bunun kaynağı neresi?
Özay: Onun kaynağı, avukat olmak toplumda çok fazla bir hak, hukuk, hürriyet, adalet taşıyıcılığı gibi kavramları temsil ediyor bence…
Aycan: Hak savunuculuğu mu acaba? Örneğin Amerikan toplumu hak ve özgürlükler üzerine kurulu toplum olduğu için avukatlar da hak savunuculuğu yaptığı için önemli hale geliyor olabilir mi?
Özay: Sadece oradan değil! Mesela Amerika’daki avukatlar, işin cılkını çıkaracak kadar ileri gidiyorlar. Mesela gazeteye ilan veriyorlar, her bir naneyi ben yaparım diye! Hakimi etkilerim gibi, katili beraat ettirebilirim gibi…
Aycan: Pornografik ilan bile veriyorlar.
Özay: Korkunç kötü, bütün hastanelerin kapısındalar, avukatlar reklam vermişler, bir kaza olursa kazanın davasını alacağım diye. Cankurtaran şoförleri avukatlarla ortak! Bizdeki hani cezaevindeki gardiyan etkileşimi gibi. Böyle manyaklıkları var, ama avukat halktan daha fazla şey biliyor, çok şey biliyor, halk bilmiyor o biliyor. Bu da önemli.
Amerikan Avukatlık Dizisi Better Call Soul
Musal: Bu cevaptan şunu mu anlamalıyız? Avukatlık sınavı gelsin mi yani?
Aycan: Bugün sorunlarımızın hiçbirisine net bir cevap alamadık, bunu kabul edelim.
Özay: Gelsin gelsin… Aynen böyle yazın! Hiçbir açık vermiyor diye yazın!
Aycan: Hukuk Ansiklopedisi okuyucularından özür dileyerek yayınlıyoruz, diyeceğiz.
Özay: İhtilattan men cezasının anlamını bilmeyen hukukçular var bu ülkede!
Hakimin reddi müessesesi Türkiye’de cılızdır.
Aycan: Türkiye’de bireyler, avukatlar ya da kurumsal yapılar toplumun genelini ilgilendiren hayati davalarla yeteri kadar ilgileniyorlar mı?
Özay: Türkiye’de müdahillik hukuku çok zayıf. Müdahillik hukuku Fransa’da o kadar gelişmiştir ki… Müdahillik hukukunu Türkiye’de en çok zorlayanlar bizleriz.
Aycan: Ceza Hukukunda mı, Özal Hukukta mı yoksa her ikisinde de mi?
Özay: Her yerde! Tabi ki ikisinde de! Mesela bir zenci kadına tecavüz olsa Fransa’da bütün dernekler, cinsel ayrımcılık, ırk ayrımcılığı dernekleri, kadın derneği gibi bütün dernekler davaya müdahil olurlar.
Aycan: Bizde bir Baro herhangi bir davada müdahil olduğu zaman seviniyoruz, kabul edildiği için seviniyoruz.
Özay: Bu müdahillik konusu benim açımdan çok önemli bir konu. Türkiye’de hakimin reddi, hele hele hakimlerin HSYK‘na şikayetlerinin artırılması, geliştirilmesi gerektiği konusu avukatlar tarafından özellikle yükseltilse! Hakimin reddi müessesesi 40 yılda bir denenir bizde maalesef. Hakimin reddi müessesesi Türkiye’de cılızdır.
Aycan: Denendiğinde de çoğunlukla kabul edilmez.
Özay: Evet… Rücu müessesesi ! Sabah aslında ben var ya, arşivden bazı evraklar versem sana, şok geçirirsin! Ben İnsan Hakları Mahkemesinden ihlal kararı ve iki trilyon lira gibi para aldım ya. Duydun değil mi biliyorsun! 2 trilyon lira parayı aldım ama doymadım ben! Ben bu 2 trilyon liranın Bakanlar Kurulu üyelerinden rücuan alınmasını istedim! Olmaz dediler! Dava açtım İdare Mahkemesinde. İdare Mahkemesi bu saçmadır dedi reddetti, Danıştay olabilir diye muhteşem bir gerekçe ile bozdu. Ama devlet nasıl savunmalar yapıyor biliyor musun İbrahim, doçentler, profesörler seviyesinde, akademisyenlerin hepsi devletin yanında, çok çalışıyorlar.
Aycan: Ama bu tarz olaylarda genelde şekilci hukuk geçerli, diyor ki devlet sorumludur, devletin ödediği tazminattan memuruna rücu edilemez deyip, kestirip atıyor.
Özay: Ama eskiden böyle değildi. Hakimler rica ettiler de yeni geldi. Ama bu öyle değil ki, İnsan Hakları Mahkemesi kararı diyor ki ben ihlal gördüm, tazminata karar verdim diyor.
Aycan: Konusu suç oluşturan, açık bir şekilde kanun ihlali olan, emir komuta zincirini tanımamış kişiler tarafından yapılmış eylemlerde belki memura rücu edilebilir, bunu dar anlamda yorumluyor bizim sistemimiz, siz genişletmeye çalışıyorsunuz.
Özay: Evet, Türkiye’de öyle… İşkence yapan için AİHM kararının tazminatında rücu olur deyip güya işte manalı şey bırakmışlar.
Çeşme’deki Çevre Faciası
Size Çeşme’deki gemi olayını da anlatayım mı? 74 ton fuil oil bir gemi tarafından Çeşme civarında, gemi karaya oturduğu için denize döküldü, sızdı. Bir yıl olmadı daha, 2 genç hukukçu arkadaşımla beraber oraya gittik, orada tespit davası açtık, orada 30 yaşın altında olduğunu tahmin ettiğim bir kadın hakim vardı, Sulh Hukuk Hakimi idi, Asliye Hukuk Hakimi yok diye ona gittik, 3 tane profesör bulmamız lazım dendi, bulundu . İyi profesörler tabii, hadi gidelim dedik, götürdük bölgeye, bunlar dehşet bir rapor yazdılar, harika bir rapordu. Biz de kış aylarında 39.000 olan, yazın 1 milyonu geçen bir Çeşme’nin Belediye Başkanının, Belediye Meclis Üyelerinin hepsinin, turizm ölür, insanlar korkar buraya gelmezler artık diye korkuları büyüdü, onların korkuları arasında sıkıştık… Göz göre göre… Donduk…
Aycan: İnsanlar ve çevre zehirlenince turistler daha çok mu geleceklermiş Çeşme’ye?
Özay: Dedikodu çıkarsa insanlar gelmezmiş, dedikodu çıkmazsa gelirlermiş! Bu tarz olaylardan para kazanmayı ve parayı telaffuz etmeyi de sevmem ama… Burada bir para rakamı gördüm ve duydum onu telaffuz edeceğim; meğersem petrol taşımacılığında, böyle taşımacılıklarda dünyanın en büyük şirketleri var ya, dev şirketler, holdinglerin en büyükleri… Bunlar Londra’da böyle olaylar için bir fon kurmuşlar, böyle RWWCD fonu gibi… Kaç para verirlermiş biliyor musun? 1 milyar 150 milyon dolar!
Çeşme-Gemiden sızan yakıtın oluşturduğu çevre felaketi
Aycan: Kime?
Özay: Tabi ki biz istersek bize, biz yamansak, biz canavarsak, biz iyi avukatlarsak, iyi Çeşmelilersek, biz iyi balıkçılarsak, biz iyi belediye isek, biz, iyi meyhaneciler, iyi oteller isek! Biz zarar gördüysek! Biz korkmadan, ürkmeden, ayaklandıysak, halk olarak ayaklandıysak… Bunları bulmuştum. Çok hazırlandık idi.
Aycan: Böyle olaylar için sigorta mı yapmışlar, nasıl bir fonmuş bu?
Özay: Bu benim hayatımda Çeşmelilerin, halkının nereden geldiğini bilmiyorum, analizlerini yapmak isterdim, jeo genetik miydi o kavram? Mücadelecilik gibi, sakinlik gibi… Kürt mü bunlar, Çerkes mi, Arnavut mu bilmiyorum ama, çeşmelileri hiç beğenmediğimi gördüm orada! Hiç harekete geçen yok orada! Bir tane dava açan yok! Bir tane bile Londra’ya başvuran olmadı! Bir tane bile, benim ağlarım parçalandı, zarara uğradım diyen balıkçı çıkmadı!
Hukukta Müdahillik Kavramı
Aycan: Müdahillik hukukunun gelişmemesi ile birbirine paralel diğer konuya yeniden gelmek istiyorum, sivil itaatsizlik konusuna gelmek istiyorum, aklım orada kaldı, orayı biraz irdelemek gerekiyor. Sivil itaatsizliğin zayıf olması bir yandan da itiraz etme kültürünün zayıf olmasına bağlı, her şeyi itirazsız hemen kabul ediyoruz, hiç bir şeye itiraz etmiyoruz, yukarıdan geliyorsa evet, tamam, bitti. Üç beş insan itiraz ediyor, gerisi, toplumun çoğunluğu itirazsız bir şekilde kabul ediyor, onaylıyor. Çok çıkarına dokunmuyorsa ya da günübirlik menfaatlerini ihlal etmiyorsa… Sivil itaatsizlik konusunda da uyuyan bir toplum, uyuyan hücreler, bir türlü uyandıramıyorsunuz. İşte Çeşme! Buyurun!
Özay: Müdahillik de bunun hukuk alanındaki kolu!
Aycan: Müdahillik de bu uyuyan ve itiraz kültürü olmayan toplumun hukuk sistemindeki yansıması bana göre. Pasif bir şekilde duran, müdahale edebileceği yerlerde müdahale etmeyen toplumun yansıması. Müdahale genişletilebileceği gibi bizim hukukumuzda olduğu gibi şekilci bir yorumla doğrudan ilişki kurulabilecek durumlarda bile dar yorumlanabilir. Doğrudan bağlantı kurulabilen tazminat hukukunda, sigorta hukukunda ya da ceza hukukunda doğrudan bir bağın varsa o olayla, bir şekilde etkileneceksen, somut şekilde bağın varsa o zaman müdahaleye izin veriyor, toplumun da zaten bunun dışında müdahale talebi yok. Doğrudan bir zarar görecekse o zaman hukukta yansımasını görebiliyoruz. Toplumda belli bir duyarlılık olsaydı hukukta da bir karşılığı muhakkak olacaktı. İtiraz etme kültürümüz neden zayıf? Biraz önce bahsettiğimiz kutsal devlet mi? İtiraz etme güdülerimizi mi öldürmüşler? Bunun sebebi nedir acaba? Keyfine düşkünlük mü yoksa? Hedonistlik mi?
Özay: Benim kişisel görüşüm, şöyle… Yani bak, “sivil itaatsizlik, devrim yapmak, silahı topluma doğrultmak, gebe bir toplumu ebe gibi doğurtmak suretiyle sosyalist devlet inşa etmek isteyen bir devrimci teorinin geçerliliğinin kalmadığı ortada. Bunu gözlemliyorsak eğer; devrim yapamayacaksan eğer, sivil itaatsizlik yap, çok işe yarar. Faydalı olur, geliştirir bu eylemleri, kamuoyunu oluşturur, hukuku güçlendirir, müdahil olma yoğunluğunu artırır. HES’lere itirazları arttırır, Artvinliler dalgalanır, siyanürlü altın protestocuları artar, halk sağlığına düşman santrallere direnenler oluşur… Böylece olumlu ilerlemeler olur” denir, denmiştir, deniyordur, ben de böyle düşünüyorum ve diyorum. Thoro’lar, Ghandi’ler, teorilerini geliştirseler de, teorik bir yere oturtmuş da olsalar benim için daha basit bir açıklaması var!
Müdahillik Türkiye’de Pek Denenmiyor
Uludağ’daki sivil itaatsizlik konulu Kollokyum’daki, bilim kurullarındaki, Türk bilim adamlarının tarifi gibi, ‘’hukuka uygun, kanunlara aykırı eylemler‘’ deyip geçtim ama, mesela ben Türkiye’de bir devrimin koşullarını görmüyorum ya; öyleyse ben; akıllı biri olarak, silahlanın, ayaklanın, bu toplumu altüst edeceğiz, uygun koşullar var demeyeceğime, böyle bir şey denilemeyeceğine göre; onlara sivil itaatsizlik önerebiliyorum. Sivil itaatsizlikte başınız çok ağrımaz, az para ödersiniz, az cezaevine girersiniz, asmazlar seni, 10 sene 20 sene ceza vermezler sivil itaatsizlere! Hatta hiç bir şekilde cezaevine girmeme ihtimali yüksektir! Becerilebilir bu! Buna oportünizm denebilir mi bilmiyorum. Bu nedenlerle ben sivil itaatsizlik yanlısıyım, ama sivil itaatsizliğin de kökleri kötü olduğundan Türkiye’de; müdahil kavramının da olsa olsa; bir kasabada, avukatın birinin, gelip, “senin tarlanın bitişiğinde Ahmet abi var, o dava açmış bu kötücül şeye, sen de tarlanın öbür bitişiğindesin, git sen de dava aç” diyorsa, diyor… Yoksa onun dışında müdahil kavramı yok. Yok! Denenmemiş pek hukuk davalarında da!
Kuduzdan Ölüme Tazminat
Musal: Daha az riski bile almak için insanların öncelikle bundan bir menfaat sağlayan insanlarla kendi aralarında bir bağ kurabilmesi lazım bence. Sivil itaatsizlikte bulunmak yada müdahale talebinde bulunmak sonucunda alınacak nispeten az riskin sonucunda elde edilecek olanın buna değmesi beklenmez mi? Başkalarını düşünmekten öte kendi içerisinde bir iç yolculuk yaparak kendisi için de gerekli olduğunu düşünmüş olan insan belki bu adımı atabilir, ne dersiniz?
Özay: Evet ama, Kenan Evren olayında 650 bin tane adamı kadını gözaltına aldılar dedik ya; kim onlar o 650.000 kişi? O 650.000 kişinin, yahu 6.500 tanesi davaya geliverse ya müdahil olsa ya! Senin tarifin niye icra olmuyor?
Aycan: Tazminat da kazanabilirlerdi! Çıkarları da vardı üstelik. Ceza davasında mahkum ederlerse tazminat da kazanabilirlerdi.
Musal: Burada Timur ile Nasrettin Hoca hikayesi söz konusu sanırım; bakın bakın bunlar 2. bir fil istiyor demiş ya.
Özay: Timurun filleri gibi bu aynen.
Hak Ararken Korkmamak çok önemli!
Aycan: Bence orada korku devreye giriyor, evet bu 12 Eylül darbecileri yargılanıyor ama buradan bir numara çıkmaz sonra olan yine bize olur mu dediler acaba?
Özay: Kesinlikle korku çok önemli! Hukuk; validen korkmamak, makamdan korkmamak, polisten korkmamak üzerinden yürürse iyi gelişme sağlar! İyi gelişme olur, yurttaşlık olur, iyi sivil itaatsizlik olur, iyi müdahillik olur, iyi hak arayıcılık oluşur, olur! Korkmamak çok önemli!
Aycan: Korkmamanın yolu nedir? Korkmamanın yolu örgütlenmek mi? Bir araya gelmek mi? Yan yana durmak mı? Toplumcu düşünceye sahip olmakla mı ilgili, yoksa her birey bunu yapabilir mi?
Özay: Her ikisi de! Üçü de!
Aycan: Bir çıkarın olduğu için de yola çıkabilirsin, kaybedeceğin çok şey olduğu için de yola çıkabilirsin!
Özay: Tabii
12 Eylül Davasında müdahil vekili olarak görev yapan Ömer Kavili ve Senih Özay ile ilgili bir gazete haberi
İtiraz Kültürü Neden Zayıf?
Aycan: Şimdi Çeşme’yi kaybedeceksin, bugün gemi batar, zehirler orayı, yarın başka bir şey batar, Çeşme ölür biter; sen şimdi oportünist davranıp, “Ben Çeşme’de girmem Didim’de girerim denize canım” dersen yarın Didim de bitebilir. Toplumcu düşünceye sahip insanların bir araya gelerek bu duyarlığı yükseltememiş olmalarını ben anlayamıyorum, bir türlü kafama yerleştiremiyorum, çünkü büyük çıkar burada! Bugün köşedeki orman yanarsa, yarın başka bir yer yanarsa her taraf çorak olursa kapkara toprak kimin işine yarayabilir? İstanbul’a göre siz İzmirliler daha şanslısınız şimdilik, ama İzmir de büyük tehlike altında. Uçağa binip memleketin birçok bölgesine gittiğiniz zaman görürsünüz camdan aşağı baktığınızda, her taraf sapsarı toprak yahu! Muhtemeldir ki oralar eskiden İzmir gibi böyle yemyeşildi!
Evet eskiden örgütlü toplumlar yoktu, şimdi sivil toplum denilen bir şey var, dünya var, medya var, güçlü iletişim var, sosyal medya var, her şey var, insanların bir araya gelme olanakları çok daha fazla; üstelik risksiz bir araya gelmeler bunlar, yani hiçbir riski yok! Şuradaki ağaçları kesmeyin arkadaşlar diyeceksek bu haklı ve çok meşru bir şey, kimse seni gelip dövmez, öldürmez, en azından öldürmez! Çünkü bu herkesin kabul edebileceği ortak bir gayedir; bunda bile neden bir araya gelemiyor insanlar? Bunu bile neden talep etmiyorlar?
Kimi yerlerde ormanların ciğerini söküyorlar, göz göre göre, 3 kuruşluk mermeri çıkarmak için koskoca alanı yok ediyorlar; Kazdağlarını kaza kaza berbat ediyorlar. Büyük çıkarın, günübirlik olmayan büyük çıkarın, geleceğe kalması gereken büyük çıkarın korunması için; geleceğini daha parlak kılacak büyük çıkarın, çocuklarının geleceğinin, daha müreffeh yaşam verecek olan çıkarların, doğanın, tabiatın, en değerli varlıkların korunması yerine günü birlik menfaate neden odaklanılıyor? Rant elde etmek istiyorsan bile büyük çıkarı koruduğun zaman, toprağın daha değerli olacak, apartmanın daha değerli olacak yeşil olduğu zaman, ağaç olduğu zaman. Bunu neden insanlar idrak edemiyorlar? Buradaki problemin teşhisini nasıl yapıyorsunuz siz?
Özay: Şöyle bir yan var bence; ülkelerin öyle vatandaşları var ki, biraz daha yaşayabilir, açlığa dayanabilir, ekmeği azalsa bile olsun ben yarım ekmekle idare ederim diyebilir, ayakkabı 3 tane olmazsa tek ayakkabı giyebilirim diyebilir, bu halk bunu diyebilir, daha azına razı olabilir, fakirliği bir yere kadar kabullenebilir, az parayla da yaşayabilir, maaşının yarısını Amerikan Doları biçse bile kabullenebilir, bütün bunlara evet diyebilir! Şimdi bu katsayı gidebildiği yere kadar gider bence… Ama sonra bir yerde bir şey kopacak, sivil itaatsizlik ve itiraz etme oradan başlayacak kanaatimce! Ama bu katsayı artana kadar sivil itaatsizliği de müdahilliği de beceremiyoruz. Nasıl yaparız da değişimi sağlarız düşüncesinin zayıflığının nedeni çok fazla parametreye bağlı! Ama bu olur, olacak!
Aycan: Elbette ki toplumun doğal dönüşümünde çeşitli siyasal dönüşümler gerçekleşebilir, ama ben bunu sormuyorum.
Özay : İbrahimmm, 2 jandarma alıyor koca köyü dedik. Gelirleri yarıya düşse de dayanırlarmış dedik… Kültürel zayıflık da fena değilmiş dedik yahu…
Manisalı üzümcüleri seviyoruz
Musal: İnsanların neden böyle olduğunu sorgulamak… Evet, insanlar çeşitli coğrafi koşullar altında yaşıyor, belirli öğrenmişlikleri var, küçük bir adım atarken bile bazı insanlarla tanışıyoruz, bazı şeyleri öğreniyoruz, sonraki adımımızı bu öğrendiğimiz, o attığınız adıma göre belirliyoruz, hayat öyle değişimlerle gelişiyor, devam ediyor. Birçok insan bu şekilde yetişmiş, bu şekilde yetişmiş olan insanların ne kadarını anlayabiliriz, nasıl değiştirebiliriz, neler yapılabilir veya doğru olan hangisidir, birlik içerisinde bir şeyi kabul edip yaşamak bir mutluluk getirir veya doğru tektir noktasında mı hareket ederiz, bunlar da tartışmalı şeyler. Nihayetinde, kendimizin dışında veya yaşamın dışında bakabileceğimiz şeyler herhalde sizin söylediğiniz gibi, doğa! Bu bizim asıl çevreleyenimiz, bizim sorumlu olduğumuz, bizim yok etmememiz gereken şey doğa; bunun üzerinden bir birleşim şeklinde belki bir hareketle bir düşünce akımı oluşabilir diye anlıyorum.
Senih Özay’ın vekil olarak görev yaptığı bir dava ile ilgili gazete haberi
Özay: Ama İbrahim’in aradığı şey şu; nasıl yenilerek, yanılarak bir zaman gelir de ve emperyalizm, bir kötüler topluluğu, hangi yol açıcı hareketi yaparlar da; buradaki halk, vatandaş, “yeter artık” der de büyük etkili bir itiraz olur?
Önümüzdeki 3-5 yıl daha aynı şekilde kendi öz varlıklarını tüketen bu toplum mecbur kalmayacak mı geri kalan varlıklarını da satmaya, madenlerini hoyratça çıkarmaya, dağını delmeye, mallarını ucuza vermeye, mecbur değil mi? Mecbur!
Bu Amerikalı, Fransız, İngiliz firmalarla, ortaklıklarla beraber bu kadar kötücül ekonomik manevralar sırasında Artvinlinin, Manisalının ya da başka birinin bir yerleri acımayacak mı? Acıyacak! Bekleyeceğiz… Manisalı üzümcüleri seviyoruz…
Evrensel Gelişmelerle Uyumlu Bütüncül Bakış Açısı Gerekiyor
Aycan: Siz ekonomik darboğazdan bahsediyorsunuz, OECD ortalamalarına göre zaten en az sosyal yardım dağıtan ülkeyiz, ayrıca yine OECD raporlarına göre ekonomik darboğazlarda ilk kesilen paralar sosyal yardımlar oluyormuş. Dünyada gerçekler böyle.
Özay: Bu konuda uzmanların çalışması lazım, sosyologların, farklı çevresel durumların analiz edilmesi lazım, dediğiniz gibi evrensel gelişmeler de bunlardan ayrı değil, bütüncül bir şekilde bakış açısı gerekir diye düşünüyorum.
Aycan: Senih abi, siz bana siyasal yorum yaptınız, benim sorduğum insana dayalı, toplumsal soruya zekice bir siyasal yanıt verdiniz. Benim aradığım şey siyasal yanıt değil, çünkü siyasal yanıt sorunu çözmüyor. Şu anda bulunduğumuz Homeros’a gelirken siz de görüyorsunuz, çirkin bir yapılaşma var, iğrenç değil mi? İzmir’e doğru, aşağıya doğru baktığın zaman… İstanbul’a geldiğin zaman rezalet ötesi! 20 yıl önceki İstanbul’a bir bak; her taraf orman, Ümraniye orman, Sultanbeyli orman, bildiğimiz kocaman orman her taraf, çalılık değil! Gecekondu yapmak yasak, orman kesmek yasak!
Siyasal yanıt yeterli olsaydı, devletin yasasına göre yasak olan şey yapılamazdı. Üstelik devletin otoritesinin en yüksek olduğu dönemlerde yapıldı bunlar. Koskoca ormanların yok edilip üzerine ruhsatsız, kalitesiz, şehir plansız binaların, gecekonduların dikilmesinden sadece tırnak içinde “kötü” dediğimiz insanlar mı sorumlu? Şimdi benim demek istediğim şey şu; toplumun yüzde 20’si “olmaz, hayır” dese… Bu ormanları kesip gecekonduları buraya yığamazsın demiş mi? Dememiş! Devlet de dememiş, toplumun belli bir azınlığı da dememiş yüksek sesle.
Özay: Benim oranım % 2! Ben ona razıyım! Sen 20 diyorsun ha ha ha…
Aycan: Benim gönlümden geçen aslında 82 darbe Anayasasına hayır diyebilen % 8 idi. Yüzde 8 olsa bile bu kadar kötülük olmaz. Yüzde 8 dese ki Çeşme’nin doğa yapısını bozamazsınız, yapamazlar. Yüzde sekiz belediye başkanını da, herkesi de harekete geçirebilir. Kötü bir şeyi engellemenin toplumda yüzde 10-20 gibi kemik bir kitlesi olsa ve her türlü ilkesizliğe, hukuksuzluğa karşı çıksa problemlerin birçoğu çözülür ve caydırıcı da olur, bunu neden sağlayamıyoruz, benim merak ettiğim şey bu!
Yılmadan Bıkmadan Hukuk Atraksiyonları Diyorum Ben!
Özay: Örgütlenme demiştin galiba değil mi? Benim 2’im, senin 20’n var; ikisini de baz alabiliriz; örgüt arayalım, örgütlenmiş yapıları tarayalım, kötülüğe karşı çıkacak bir örgüt, kol kola girebileceğin bir örgüt; kimler onlar, hangi örgütler? Partiler mi? Sendikalar mı? Odalar mı? Barolar mı? Dernekler mi? Vakıflar mı? Ki ise onlar, sen bana iri yarı örgütleri sırala, benim yüzde 2’m de senin 20’n de rezil oluruz! O örgüt zincirini oluşturamadığından… Ama yine de umut vardır… Burada, İzmir’e sahip çık diye bir örgüt var, bende oranın aktif bir üyesiyim, İzmir’de 39 tane örgüt var bu oluşumda, İzmir İstanbullaşmasın diye çalışıyor; yahu bu 39 örgütün içinde bütün iri yarı meslek örgütlerinin, sendikaların, derneklerin isimleri, örgüt şeflerinin hepsi var…
Yahu toplantılara hiçbirisi gelmiyor yahuuu! Hiç birisi gelmiyor! E şimdi senin hayalin neydi, 20 var olur galiba idi..! Benim 2 geliyor, üyelerine sesleniyorlar, haydi gelin diyorlar, gelin şunu engelleyelim diyorlar yüzde 20’ye, Ben dahası diyorum ki yahu 20 olmasa bile bari şu 2 gelse diyorum; benim 2’m de gelmiyorlar! Onun için yılmadan korkmadan müdahillik, yılmadan korkmadan sivil itaatsizlik, yılmadan bıkmadan hukuk atraksiyonları diyorum ben!
Global Monsanto şirketinin zehirli olduğu tescillenen ürünlerinin yasaklanması için İdare Mahkemesi’ne giden Bergamalı çiftçiler Hamza Kural ve Tahsin Sezer’in avukatı Senih Özay, aralarında Monsanto ile onu satın alan Bayer şirketlerinin başkan ve CEO’ları ile bu zehirli ürünlerinin satılmasına göz yuman dünya genelindeki 194 ülke yöneticilerinin “insanlığa karşı suç” işlediğini ileri sürerek Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.
Ömer Kavili’nin Yaptığını Birçok Avukatın Denemesi Lazım
Musal: Sivil İtaatsizlik ve Başkaldırı kitabında diyordu ki; “Azınlık tüm ağırlığını ortaya koyarak tıkanma meydana getirdiğinde buna karşı koyulamaz, çoğunluğa uyan azınlık azınlık bile değildir.” Aslında sizin söylediğinizi ona bağlıyorum. Size şunu sormak istiyorum; sizin genelde tarzınız, duruşmalarda veya yazdığınız dilekçelerde manifesto yayınlamak gibi bir tarzınız var, veya bir eğitim vermek gibi, benim izlenimim o, bu ister istemez yaptığınız bir şey mi, yoksa bilerek, düşünerek yaptığınız bir şey mi? Bunu bir amaç edinerek mi, hukukun böyle olması gerektiğini, en azından mahkeme salonundakilere anlatmak istiyorum şeklinde mi, yoksa birçok şeyin birleşimi mi?
Avukat Ömer Kavili
Özay: Ömer Kavili’nin yaptığını da benim yaptığımı da, bu gibi birçok avukatın denemesi halinde baroların tıkanacağını, baroların hareketleneceğini düşünüyorum. Avukatların vayy beee diyerek azıcık belki kıskanacağını düşünüyorum. Ne bu şovculuk belki denceğini… Bu, etkileye etkileye, böyle bir kelebek etkisi gibi çok hoş avukatlar, çok hoş gelişmeler yaratır bence… Yoksa aksi halde… Durum kötü… Kavili, ayağa kalkmıyor, mahkemeye direniyor, oturarak konuşuyor, bir süre sonra vücut dilim istiyor diyerek ayakta konuşuyor, hakimlerle sert usul tartışıyor. Yargılanıp duruyor. Tamam fazla bireysel takılıyor. Bu iyi değil. Ama hoş görmek mümkün. Başka pek avukatlar da olmalı… Kavili öldü diyelim ki… Hareket durmamalı… Ya da bir sürü Avukat olması lazım diye düşünüyorum. Ama ben bunları bilinçli olarak yapmıyorum, benimki bir film yapıyorum gibi.
Musal: Yani elinizden başka türlü gelmiyor, kendinizi ifade etme biçiminiz böyle.
Aycan: Bir nevi kendiniz için yapıyorsunuz, doğru mu?
Özay: Aynen
Gürültülü Gömerlerse Ben Sevinirim Yattığım Yerden!
Musal: Peki, hayatın bu kadar geçici olduğunu düşünürsek, bu kadar geçici olan bir şey ne kadar ciddiye alınır diye düşünsek; sizin, ne olursa olsun ciddiye alınması gereken şeyler bunlardır dediğiniz şeyler nelerdir? Geriye bırakılması gereken bir manifestom budur dediğiniz neler var?
Özay: Ben öldüğüm zaman sessiz gömülmekten hoşlanmam; gürültülü gömerlerse ben sevinirim yattığım yerden! Bu bir gösterge; fark edilmek isterim. Gazetecilerle, televizyonlarla falan benim çok fazla ilişkim, hukukum vardı bir ara; o zaman kendi kendime düşünürdüm, benim burada doyuma ulaşan bir duygum mu vardı, egomu mu tatmin ediyorum, diye sönümlenme dönemimde Psikiyatra bile gittim. Kabzımal psikolojisi diye psikiyatride bir kavram varmış. Kabzımal nedir biliyor musun? Hallerde toplu meyve sebze satanlar… Psikolojide, yani bıraksan bile, satmasan bile, meyveyi satmıyorsun sebze var mı diye gelirlermiş, yada portakal satmıyorum dersen bile limon satabilirmişsin.
Avukat Senih Özay-Homeros Vadisi
Sonra şeker hastalığımla ilgili bir şeker doktoru ile tanıştırıldım, baştabip Profesör, arkadaşım, beni şeker doçentine götürdü, yolda giderken dedi ki bu biraz sağ eğilimli gibi, sen rahatsız olma dedi. Profesör solcu, ben solcu, o değil gibiyiz. Ama adam da iyi bir doktormuş, girdik odasına, ayaktaydık. Bana dedi ki, “Üşür müsünüz çok” dedi. “Evet üşürüm” dedim. “Sizin ayakkabı numaranız büyüdü mü” dedi, evet “41 idi 42” oldu dedim. “Peki, bu parmağınızdaki evlilik yüzüğü sıkıştı da kuyumcular makasla kestiler mi” dedi. “Evet” dedim. “Sizin beyninizde bir ur var” dedi. “Ama tam nedir, yerini yurdunu bilmiyorum” dedi. Benim o sıralarda artık hayattan zevk alma duygum azalmıştı.
O ur için başka bir profesör vardı, beyin cerrahı; o beyin cerrahı beynimin ortasındaki o uru ne yapacaksa yapacak dediler. O da beni çok seviyordu, yakışıklı bir beyin cerrahı idi! Şımarıklıkla, kafamı keseceğini düşündüğüm için ona bir mektup yazdım, tıp dosyalarımın en üstüne koydum, “dünyanın en yakışıklı beyin cerrahına diye” başlıkla, şöyle yazdım; “Bu benim beynimdeki operasyon için hayatının en özel operasyonunu yapacağına inanıyorum, ben buna değerim‘’, nokta! Ukalalığımı görüyor musun, ukalalık değildi belki aslında bana göre. Ben kafamı keserek alacağını sanıyordum uru, biraz korktum herhalde… Fakat o benim burnumdan girdi, soğan cücüğü gibi tarif edilen bezelye büyüklüğündeki uru aldı çıktı. O cücük gidince ben hayattan zevk almaya başladım.
Sonradan bir konferans vardı, bir profesör konuşuyordu şeker hastalığı üzerine, gittim dinledim, profesör demesin mi dünyada şeker hastalığının % 98’i pankreas kökenli olup, % 2’si ise beynin ortasında hipotalamusun yanında büyüyen epifiz bezinin cücük yapması halinde oluşur… meğer benim şeker hastalığım oradan kaynaklıymış, benim pankreasımda birşey yokmuş sağlammış. O da nedenmiş, cücük bölgem hormonların patronuymuş, bütün hormonları o yönetiyormuş, Hormonlarımı yönetmeye başlayınca hayattan zevk almaya başlamışım. Sonuç olarak o sağcı şeker doktoru buldu o uru, yakışıklı beyin cerrahı çıkardı.
Aycan: Evrenselcilik çözüm mü?
Aycan: Kişisel özellikleriniz ile hak savunuculuğu yaptığınız olaylardaki karakteristik davranışlarınızın bir şekilde bir biri ile örtüştüğünü tespit etmek gerekiyor. Şimdi size biraz önce yarım kalan konuyu sormak istiyorum. Biraz önce evrensel bakış açısı konusuna temas etmiştik ama yardım kaldı, o konuyu biraz açmamız gerekir. Evrensel bakış açısından kastımız nedir, bunu biraz irdelemek istiyorum.
Musal: Efendim Alaşehir’deki üzümü siz bozmayın, orada sıcak su kaynakları oluşmasın, o üzüm çeşidi bozulmasın, çünkü o üzümden dünyada başka bir yerde yok, bu yüzden size biz işte bizde olan ve sizin ihtiyacınız olan kilovatı şu kadar daha ucuz enerji satalım, verelim, çünkü o üzüm de bizim de hakkımız var, biz istiyoruz, bize lazım ve orada yetişen üzüm bütün dünyanın malı, başka yerde yetişmiyor, gibi şeyler düşünülebilir belki, ya da neler olabilir? Hayal ettiğiniz şeyler var mı? Şöyle bir teşkilat kurulması lazım, bir organizasyon, bir komite, yetkili bir organ…
Özay: Şimdi bakın, iyi niyetli insanlar var her yerde. Amerika’da, Fransa’da, Japonya’da. Her yerde… Hatta bunlar paralı, pullu da insanlar tabii… Şöyle şeyler düşünmüşler, hareketlenmişler.
İki; Roma Sözleşmesi yapmışlar, Roma Sözleşmesinde UCM diye Savaş Suçlarını yargılayacağız bu mahkemede demişler, bir tane başsavcısı var, bu başsavcı sayesinde ancak harekete geçebilir, bu başsavcı harekete geçirmiyor ki hiç! Cılız götürüyorlar bu işi!
Üç; Birleşmiş Milletlere bağlı Hollanda’da, Lahey’de Adalet Divanı var, bu da dünyadaki ne bileyim devletlerle devletler arasındaki ilişkilere bakan, savaşlar olmasın diye çalışan bir örgüt! Uluslararası yargı örgütü…
Parantez açalım; Lahey Adalet Divanına ben sizin ana sözleşmenizi çok iyi biliyorum, J.J. Rousseau’nun Sosyal Sözleşmesine dayalı bir ana sözleşmeniz var, bununla ilgili bakıyorsunuz her şeye, bu eksik bence, gelin bunun altına Doğa Sözleşmesi diye 2 numaralı bir sözleşme koyun, ikisine de bakarak yargılama olsun, mesela Türkiye’de, dünyada yılanların, horozların, babil bahçelerinin avukatıyım ben, bunlar savaştan hoşlanmıyorlar, savaşı durdurun diye dava açmıştım. Davalılar da dünyadaki bütün devletler! Böyle kılıklı Lahey’e dava açmışım ben!
Musal: İsterseniz sizi şöyle alalım, rakıları şuraya koyalım
Celal: Güneş geliyor yavaş yavaş geçelim o tarafa.
Aycan: Siz buraya geçin ben buraya geçeyim. Rakımı alırım ben.
Özay: Celal, bu adamın rakısını uzatsana yahuu! İbrahim iççç! Celal sen niye içmiyorsun, niye çocuğa rakı vermiyorsun, günde 8 saat rakı içiyorsun sen… İyi tanıyorsun bu mereti.
Aycan: Tamam içeyim, ben hızlı içiyorum biraz, sen içmiyorsun ya o bakımdan.
Küresel Bir Mahkeme Gerekli mi?
Özay : Nasıl gidiyor konuşmamız, hiç değerlendirmiyorsunuz.
Musal: Harikaaa.
Aycan: Yavaş yavaş damardan girmeye başladık.
Özay: Oğlum, Lahey Adalet divanına bir gün gittiğinde, oradan bana mesaj çekerek, “Baba senin Lahey Adalet Divanında bir davan vardı, bana bir görev veriyor musun bir şey yapmamız lazım mı?” dediğinde, işte ben de ona ‘’Git hakimlerle görüş, nasıl bakıyorlar olaya‘’ dediğimde, bana dönmüş ve demişti ki; “Baba, görüştüm tek tük hakim böylesi hayvanların, bitkilerin de Davacı olabilmesine sıcak bakıyormuş” dedi. Muhteşem bir şey değil mi? Siz söyleyin!
Avrupa Birliği Adalet Divanı
Yılanlara avukat olsun diyoruz, onların hukuku olsun diyoruz, sizin söylediğiniz gibi evrendeki üzümü, Manisa’nın üzümünü İsveç’li adamın kadının da yeme hakkı var falan diyoruz…
Dört; bir de Avrupa Birliğinin özel bir mahkemesi var, Avrupa Topluluğu Uluslararası Mahkemesi, Lüxemburg’da! Avrupa Birliğinin sorunlarına bakıyor, mültecilerin sorunlarına bakıyor, pasaport vize… Şimdi kaç tane saydım? Ha Şimdi, birkaç ay evvel Paris’te, hatırlarsanız eğer, iklim konferansı yapıldı. Bu konferansın en önemli yan gündemi Küresel Çevre Mahkemesi kuralım mı oldu!
Bugünlerde beşinci yada altıncı Uluslararası Mahkemenin ayak sesleri, beklenti bu… Ben bunun üzerine Barolar Birliğine başvurdum, dedim ki, bu Paris toplantısındaki bu gündem bütün dünyanın, baroların, barolar birliğinin desteğini alırsa, tamam tamam derseniz bu olur, bu kurulur işte! Kötü mü olur? Başka yapılar, diğerleri yarım mahkeme…
Aycan: Hakem gibi birşey… Devletlerarası hakem mahiyetinde…
Musal: İcrai yeteneği yok vesaire, tazminata hükmediyor ama icra edemiyor.
Benim Umudum Var!
Özay: Hakem heyeti gibi bir şey denebilir, cılız belki ama, bunların olmamasındansa bunların olması ve bunların gelişmesi beklenir… Ama istikameti güçlüye yarayışa değil… Bizdeki bazıları bile yeni yeni Birleşmiş Milletler veya güvenlik konseyinin üyeleri ki, işte 5 tane devlet nasıl olur da dünyayı yönetir diye haklı laflar söylüyorlar! Sadece Amerika, Çin, İngiltere, Rusya ve Fransa’nın güvenlik konseyini oluşturmasına! Bunların bir tanesi hayır dediği anda hiçbir karar hayata geçemiyor, böylece 5 tane devlet 200 küsur tane dünyanın devletini yönetiyor oluyor, buna karşı çıkışlar gerekiyor ve başlıyor da, benim umudum var! Beğenirsiniz beğenmezsiniz! Bu gelişebilir diye bir umut olmalı! Kötü İç siyasetleri ıskaladım şimdilik tabii…
Musal: Bir mahkeme, küresel bir mahkeme mesela Paris’te dediğiniz gibi olabilir. Belki de çok işlevsel olabilir, yani buradan sizin dava açıp ben buradaki çam ağaçlarını kesenleri şikayet ediyorum, çam ağaçları adına avukatım, tedbir kararı istiyorum durdurun dediğinizde buna yanıt verebilen, icrai yeteneği olan bir mahkeme…
Burjuva Devlet Cihazının Bütün Kötülüklerin Anası Olduğuna İnanıyorum
Özay: Şöyle baktığımı düşünün, bunun bir teorik yanını, şeyde bulurum; kimdi o, Alain Delon’un bir filminde vardı, dünyada her ülkede ayrı ayrı devrim değil, dünyada tek devrim olacak diyen adamın adı neydi? Troçki! Troçkizm bu soruya siyasi planda cevap verir ancak! Teorik siyasi planda!
Almanya’da Fransa’da, devrim beklenirken Rusya’da Lenin ile devrim patlarken, Troçki’nin bu işte yanlışlık var, olmaz, dünyada tek bir devrim beklemek lazım deyişi var, ben Troçki’ye de yakınım ama daha çok bu röportajda benimle ilgili şöyle bir büyük cümle isterim, yer alabilirse, mahzur görmem, “Burjuva devlet cihazının bütün kötülüklerin anası olduğuna inanıyorum.” Devlet cihazının!
Bir süre İstanbul’da da bulunan Lev Troçki
Ama bunu yıkmak isteyen proletarya devlet diktatörlüğü kuracağım diye koşuşturan sol devrimci dünya görüşünün de “Ulan bana bir burjuva devlet cihazı gibi bir proleterya devlet cihazı ile tanıştıracaksın, bu çok lüzumsuz, çok saçma, bana devlet cihazı tanıştırmadan gel, bana devlet cihazı adı verilen naneyle gelmiyorum diye gel” diyen bir siyasi harekete, sola benzeyen, anarşizm denebilir buna. Mihail Bakunin’in anarşizmi denebilir buna. Böyle bir siyasi görüşümün olduğunu söylemeliyim.
Aycan: Bir de komünizmin son aşamasında, doğal, mahkemesiz, devletsiz kendiliğinden yürüyen bir toplum hayali var ya, belki oraya daha yakınsınız?
Özay : Haa haaa… Onu bana gösterecekmiş de sonra öbürünü verecekmiş! O zaman sen bana diğerini gösterme hemen onu göstersene diyorum!
Bir Çevre Partisi Şart
Musal: Hep böyle insanları bir araya getirebilecek olan sistemler kurma ve bu sistemler üzerinden de aslında iktidar güçleri oluşturmaya yönelik olan çalışmaları görüyoruz sürekli her yerde, bu dinle oluyor yada başka bir şeyle oluyor ama, doğayla ilgili olan ve bunun da bir mahkemesi ve yaptırımlar düzeni, işte bir doğa anayasası, büyük bir yasası gibi bir şey oluşursa bu en büyük ve aynı zamanda evrensel açıdan birleştirmeyi de beraberinde getirebilir diye düşünüyorum, bilmiyorum katılıyor musunuz?
Özay: Ben, hem katılıyorum hem de şu sıra Türkiye’de yapılan korkunç bir atağı sırasında, özellikle dünyada da olabilir, Türkiye’de, bu partiler yerine böyle senin anladığın anlamda bir partiye ihtiyaç olduğunu, böyle bir partinin şansIı olduğunu düşünüyorum. Böyle bir siyasi partinin hani Yeşiller Partisi gibi, Çevreci Parti gibi, Doğa Partisi gibi, Üzüm Partisi gibi, böyle bir partinin bu önümüzdeki 10 yıl, 20 yıl kadarlık süreçte, tam da senin söylediklerine, benim söylediklerime değen, dokunan, bir siyasi hareket olabilir, hareket tutar yani! Koşullar var, koşullar uygun!
Aycan: Sizin Bergama’daki çevre hareketi çerçevesinde yaptığınız çalışmaları daha sistemli yapacak bir partiden bahsediyorsunuz sanırım. Bir parti olsa daha etkili mi olur?
Özay: Bergama’daki Sivil İtaatsizlik konusunu çözmek için Genelkurmayda toplantılar yapıldı, bütün müsteşarlarla… Bunları, yani bizi nasıl durduralım diye, hatta aralarında subay psikiyatristlerin katıldığı toplantılar yapıldı.
Aycan: Yani bu olaya hükumetin dışında askeri cenahta mı müdahil olmuş? Bu kadar önemli miymiş, buraya altın madenini kurmak çok mu önemliymiş?
Bergama Çevre Hareketi
Özay: Evet çok önemliydi, tabi canım buraya generaller geldi! Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk diye bir adam vardı, o yönetiyordu cephesini. Altın çıksın diye, İzmir’e gelen orgeneraller Bergama’ya geldiler, eşleri ile beraber geldiler, onlara madende altın hediye edildi. Biz de tabi, durmadan hukuken İzmir valisine dalaşıyoruz, İçişleri Bakanına dalaşıyoruz, generallere dalaşıyrouz, her yere saldırıyoruz, korkunç! Ve ben Sivil İtaatsizlik dersi aldım sayılır ya Bursa’da, Uludağ’da! Sivil İtaatsizlik meselesi biraz daha büyüyünce devlet ürktü ki bu söylediğim müsteşarlar, psikiyatristler toplantı yaptılar.
Mesela ürkmenin şöyle haklı bir nedeni vardı, Sayım günü sokağa çıkılmayıp insanlar sayılıyordu ya eskiden, bir iki adam ya da kadın elinde kocaman bir defter, seni sayıyorum adın, soyadın, işin filan diyorlardı. O zaman bu konuyu düzenleyen iki tane kanun vardı önemli, Nüfus Kanunu ile İstatistik Kanunu gibi bir şeydi…
Şimdi adlarını unuttum… Bu iki kanuna göre kendimi saydırmazsam eğer, cevap vermiyorum işte dersem eğer, başıma ne gelir? Onu öğrendim. 550 Lira para cezası gelir yazıyordu galiba, ama para cezasına karşı savcılıktan gelen ödeme emrine karşı bunu ben ödemiyorum dersen bu ceza iki katına çıkıyordu, bunu da ödemezsen cezaevine girersin, geceliği 10 Lira idi o zaman, yani 110 gün yatarsın, 1100 Lirayı ödemiş olurdun.
Senih Özay’ın Hayali: Doğa ve Toplumla Uyumlu Bir Hukuk Sistemi
Bergama’da biz, 1 gece yatanlar 1090 TL ödeyip çıkarlar, 5 gece yatanlar 1050 TL yatırıp çıkarlar dedik müvekkillerimize… Bazı ablalar 110 gün yatacağız diye tutturdular. Böyle bir hukuki rejim vardı. Ben bu rejimi Bergama’daki köylülere öğrettim, ve Bergamalı köylüler, 4.000 köylü, nüfus sayımında ben yokum dedi. “Siz benim mahkeme kararlarımı saymıyorsunuz, bende nüfus sayımında kendimi saydırmıyorum, yoku” dediler. Devletin bu sayma numarasına biz de sizleri saymıyoruz, dediler! İşte bunun üzerine Savcı, o anılan parayı istedi, cevap verdirmedim, para cezası çıkardı, şimdi 4.000 kişiye… Ödemediler. Zorunlu olarak mahkemeye ceza ve hapis için dava açıldı.
Aycan: Toplu dava mı yoksa birebir hepsine ayrı ayrı davalar mı açıldı?
Nüfus Sayımına Katılmayanların Cezasını Beraat Etti
Özay: İşte, çok sanıklı dava… İnanamazsınız, cezaevine almaları gerekirdi, talepsiz zorunlu, ürkerek tecil ettiler. Kanun açık, bunu yapan adama iki katını verirsin, vermiyorsa parayı hapsi yatar vesaire! İşte yani bunu 1 Milyon kişi yapsa ne olur? Ya bunu başka milyonlar benimserse? Ne demek istediğimi anladın değil mi? Korkunç!
Şimdi bir alt kategoride, devletin anketine cevap vermeyenlere yasal 1130 TL mi ne ceza veriliyor. Cem Yılmazın kız arkadaşı olan hanım Anayasa mahkemesine kadar gitti ve ceza parası düşük, hak ve özgürlükler ihlali olmuyor diye red kararı ile sonuçlandı onunki…
Aycan: Başka suçlarda da var bu! İşte hakaret suçunda, işte propaganda suçuna muhalefet gibi yada başka başka! Yüzbin kişi bunu yapsa ne yapabilir hukuk? Bir ara çocuk suçlular konusu vardı 10 sene önce falan, binlerce çocuk suçludan bahsediliyordu. TBMM o zaman çare aramıştı.
Özay: E o kadar kalabalık olursan ondan sonra bu olay suç değil şekline dönüşüyor. N’aber?
Musal: Evet, bu çok ilginç bir şey, bir şey suçken işleyen çoksa, kalabalıksa suç olmaktan çıkarıyorlar, toplumsal kabul ya da bir arada tutmak için ya da işte…
Aycan: Fiili imkansızlık hali yaratılmış oluyor aslında. Senin koyduğun kurallara çok kişi karşı çıkarsa kurallar daha çok sorgulanır, onların kuralına dönüşür; işte bu sorguyu önleyebilmek için, düşünmesin, insanlar düşünmesin, sivil itaatsizlik konusunda düşünmesin mi isteniliyor? Hangi konularda sivil itaatsizlik yapılabilir, nerede başlarsınız itaatsizliğe gibi konulara toplum kafa yormasın mı isteniyor?
Çevre Düşmanları Şimdi Yandı- Gazete Haberi
Özay: Evet, onun kuralına dönüşüyor artık!
Aycan: Suç ve ceza felsefesinin bir mantığı var ya; toplumun çoğunluğunun kriminal gördüğü olay suçtur, toplumun tamamının, bu eylem suç değildir, ben de işliyorum, dediği yerde o eylem suç olmaktan çıkıyor, aslında sosyal bir gerçekliğe dönüşüyor.
Çok Yaramazlıklar Yaptım
Özay: Dur! O zamanın Bergama savcılarını ben şikayet ettim, benim büroma bir adam geldi, Bergama’nın bir ağır ceza reisiymiş, oturdu bilgisayarın başına, benim ifademi aldı, ben hiç böyle bir şey görmemiştim o zamana kadar! Benim odamda bilgisayarda, sekreter bile yok, o iki savcıyı şikayet ettim diye… Yazdı yazdı… Siz o iki savcıyı şikayet ettiniz, hala şikayetçi misiniz, ısrarlı mısınız, ne yapalım şeklinde…
Aycan: Ne güzel işte, neden savcıları şikayet ediyorsunuz ki?
Özay: Yok bu tecilden önceki aşama… Savcılar davayı niye açmıyor açsa ya, müvekkillerimi hapse atsa ya, diye şikayet ediyorum. Bu olay nedeniyle… Görevi ihmal ettiler diye! Bu olayda görevini niye yerine getirmiyorsun diye… Çok yaramazlıklar yaptım, böylesi.
Musal: Bunlar da sizi enerjik tutuyordu sanırım.
Özay: Evet, bunlar bana yarıyordu tabi!
Karayoları Trafik Suçlusu- Gazete Haberi
Musal: Çok dalaşan insanlar hakkında, diğer insanlar tarafından bir algı oluşuyor, deniliyor ki, o öyle yapar! Belli bir süre sonra etkinliğini yitirme ihtimali de oluşuyor; buna karşı siz ne düşündünüz? Etkinliği yitirilebilir diye, gerçekten ciddi şeyler, mevzuata uygun şeyler, bu nedenle bunları yapıyorum ama, insanlar da fark etsin diye, kendilerine çeki düzen versin diye yapıyorum ama, nasıl olsa Senih bey gelince böyle yapacaktır gibi düşünürlerse…
Senih Özay: Devlet Küçülsün, Hatta Yok Olsun
Yeni Bir Şey Bulmak, Üretmek Gerek, Bu Mümkün!
Aycan: Delidir ne yapsa yeridir, fazla da ciddiye almayalım bunu, idare edelim gibi anlayışlar gelişebilir. Her yerde zaten böyle davranıyorsunuz diyebilirler. Algınız geçimsize, huysuza dönüşebilir. Derler ki sana; yatırım yapmak için dünyanın her yerinde ağaçlar kesilir, fabrika kurmak için gerekirse ormandan fedakarlık yaparsın, baraj yapmak için suyu kesersin, dereleri de kurutabilirsin, ekonominin gereğidir, milyonlarca insan var, bunlar sesini çıkarmıyorlar da alemin akıllısı sen misin? Devletin mahkemesini meşgul etme, burada sistem böyle, işimize gücümüze engel olma, bürokrasiyi tıkama, herkesin işi var gücü var, zamanımızı çalma diyebilirler. Zamanla hem devlet katında hem toplumsal gruplar katında hem de bireyler olarak seni suçlar duruma gelebilirler, meşruiyetinizi sorgulamak için sizi ciddiyetsizleştirmeye çalışabilirler…
Özay: Çok doğru, fakat ben Kaviliye de söylüyorum, Kavili uzun konuşma yeteneğine çok uygun bir avukatsın muhakkak, bir saat, 3 saat konuşabilirsin, bu mümkün. Hatta bayıldım, bir filmin birinde, Burtlan Cesterdi idi sanırım, bir avukat iki gün iki gece savunma yaptı ve bayıldı. Tarihte örnekleri de var bunun, ama o kadar uzun konuşma yapma! Ama bazen başka türlü, bazen daha başka türlü yaparak asıl onu öne çıkarmak, onu kullanmak, yeni bir şey bulmak, üretmek gerek, bu mümkün! Ben bunu söylüyorum.
Mesela Tahsin Şahinkaya’ya, Kenan Evren’e 300 soru sordu Kavili, tabi bunların mesela 41 tanesi sorulup kamuoyunda çok tartışılsaydı daha iyi olmaz mıydı diye düşünmüşümdür. Ne demek istediğimi anladın mı? “Sizin eşinizin adı ne?” dedi mesela! Muhteşemdi! Hiçbir soruya yanıt vermeyen Tahsin Şahinkaya karısının adını da söyleyemiyor, işte bu zeka! Ya da bu çapraz sorgu…
Ömer Kavili Çok İyi Bir Sorgucu ve Çok İyi Bir Avukat
Büyük bir hukuk profesörü var, yaşlı! O adamdan aldı dersi Kavili! Ve bir Amerikalı hukukçudan… Çapraz sorguyla ilgili öğrendiğini. Uygulama konusunda hepsinden daha iyi ama bence, Amerikalı’dan da iyi, profesörden de iyi, hepsinden iyi! Kavili uzun konuşabiliyor, hem de işte böyle “Karının adı ne?” tarzı sorular da sorabiliyor! O zavallı da avukattan talimat aldı, ona konuşma dediler, sus dediler ona! Şimdi adam susmak istiyor, susma hakkını kullanmak istiyor, ama karısının adını da söyleyemiyor!
Avukat Ömer Kavili ve Senih Özay bir arada
Aycan: Ofsayta düşürüyor!
Özay: Korkunç! Yani, değişik değişik hareketler, mesela artık Kavili şeye de geçti, ben şimdi canım ayakta konuşmak istiyor; buna geçti! Bazen, hani hakimle dalaşıyor ya; hakimler onun ayakta konuşmasını istiyor ama o oturarak savunma yapıyor, buna karşı çalışıp oturma hakkı elde etmişken, şimdi de ben artık oturacağım diyor! Bazen vücut ve beden dilim ayakta durmamı gerektiriyor, ayakta konuşmam gerektiği için ayağa kalktım diyor; şimdi o da anladı, o iyi bir avukat! Şov yanını ıskalayalım.
Aycan: Hakimler şimdi artık alıştılar, oturabilirsiniz, oturun lütfen avukat bey, avukat hanım diyorlar. Yahu, şimdiye kadar oturdum, şimdi oturmak istemiyorum, ben kalkmak istiyorum, ayakta konuşmak istiyorum, çünkü sen yüksek yerdesin zaten, ben ayağa kalkacağım ki göz teması kurabilelim, aynı seviyeye gelelim, değil mi ama?
Mahkeme Salonu Dans Pisti Gibidir
Musal: Ciddiyetsizlik halinde görülebilmekle ilgili Konfüçyüs’ün bir sözü vardı; “Çizginin gerisinde kalmakla o çizgiyi aşmak aslında aynı şeydir”; her şeyi kararında bir şekilde yapınca, kişilere de ciddiyetsizlik damgası vurulamaz!
Özay: Onun inceliğini bilirsen ona göre davranıyorsun, ya oraya ya oraya savrulacağına, iyi bir dansçı gibi davran! İyi bir müzikal… Bunların hepsini topluca kullan! Amerika’da çok genç bir adam var; Derek Thomson adı… Bir kitap yazdı, Obama gibi diyor bir sözü diyor, üç kere tekrar edeceksin! Bazı insanlar, halk için, halkın önünde gibi laflar diyorlar ya… Orada 3 kez halk sözcüğünü kullanmak önemliymiş! Obama da yaparmış bunu! Başkaları da yapıyormuş! Bütün bu yöntemlerin etkililik adına önemi var, ama dans.. dans.. dans!
Aycan: Alışılmışın dışına çıkmak da etkili galiba, insanlar şovu sever, mesela iyi konuşan hatip bu coğrafyada tutulur, tabi kararınca ama, belki sizin konuşmanızı susturmaya çalışan yargıç bile belki içten içe hayranlık besliyordur kim bilir. Özay: Mesela, hakimler benim hakkımda şöyle konuşmuşlar, beni çok onore etmişti; demişler ki “Senih Özay bir davada varsa, müvekkili otomatikman haklıdır, o kesin haklıdır duygusuna kapılıyoruz” demişler, bu adamın müvekkili haklıdır, belki de daha haksız tarafın avukatlığını yapıyorum ama, kötünün avukatıyım belki de; ama ona öyle geliyor, haklı gibi geliyor, güven duyuyor, iyi taraf olduğuma inanıyor. Ama ben de yüzde 99 ona gayretliyim ama…ha…
Gazete Haberi- İşkenceye Son Verilsin
Senih Özay ve Turşucu Davası
Musal: Bir de şu olabilir, kendisinin çok önem verdiği insan hakları, hayvan hakları, doğa hakları gibi konularla bağdaşan bir kişilik olunca, zaten haklıdır gibi bir duygu da oluşabilir.
Aycan: Anılarınızı yazdığınız kitapta, davalara bakarken bir davaya çok güldüm.
Özay: Çanakkale davası mı, cinayet?
Aycan: Yok, asansörde tanıştığınız var ya!
Özay: Turşucu davası! İngiltere’den dönen turşuların davası! O davada hakimlerle olan diyaloglar ha ha…
Aycan: Anlatır mısınız lütfen?
Özay: İngiliz profesörleri, İngiliz insanı bu turşuyu yemez diye ihracattan iade ettiklerine göre Türkiye’de biz de sayın yargıç, Türk insanı bunu yiyebilir mi? Böyle demiş ve araştıralım demiştim. Türk bilim adamları bu turşuyu inceleseler de Türk insanı yer derlerse yiyecek, yiyemez derse yenmeyecek!
Bilirkişi incelemesi yapalım dedim, peki dediler, profesör heyeti oluştu, heyete götürdüm, dönen teneke turşularını… Yoksa turşu tenekeleri miydi onlar? Gösterdim, laboratuvara götürdüler, laboratuvardan “Bunu Türk insanı yiyebilir ” kılıklı bir rapor geldi.
İngiliz’in Yemediği Turşuyu Türk Neden Yesin?
Şimdi duruşmadayız, televizyonlar ve gazeteciler var ama; çağırmışım; duruşmada ben dedim ki; Sayın Yargıç, ben raporu okudum; çünkü soracak okudunuz mu diye bana, tebliğ edecek falan ya; ben onu okudum dedim, İngiliz bilim adamları ile Türk bilim adamları arasında bir çelişki doğmuş oluyor, İngiliz insanı yemez demiş oldular, Türk insanları yer demiş oldular, efendim bu olay için biz uzaydan bilirkişi celp ederek bu çelişkiyi gidermemiz lazım dedim…
Aycan: Ciddi ciddi söylüyorsunuz değil mi?
Özay: Böyle söyledim aynen, ciddi ciddi! Ve sürdürdüm ciddiyetimi! Öyle bozuldu ki Reis, napıyorsunuz siz dedi, efendim ben sürdürüyorum iddiamı dedim, ben dedim, gelecek duruşmada Hürriyet gazetesi şu köşeye, falan Tv şu köşeye… Diğer köşeye de iri yarı bir adam getirmek istiyorum, başpehlivan ordulu Mustafa gibi iri yarı bir adam getirmek istiyorum dedim. Dev bir adam! 70’lik rakıyı susuz yuvarlayabilen bir adam! Ordulu Mustafa gibi adam bir de ince zayıf bir adam…
Turşuları yedirelim bakalım ikisine diyeceğim; reis bozuluyor, bir şeyler söylüyor bana; üye onu uyarıyor ama! Dalaşma diyor! Akın Bey diye iyi bir yargıç var, birazcık beni tanıyordu da, başkanı uyarıyordu! Ve hakikaten İbrahim ben o duruşmada neler yaptım yahuu! Dava o kadar karıştı ki, oradan çıktık turşuların sahibi var ya! Turşuların sahibi olan adam korktu; abi dedi iş para davasından çıktı dedi, bu iş nereye gidiyor, davayı bırakalım dedi adam!
(Avukat Senih Özay ile yapılan Nehir Söyleşi’nin yayınlanan dört bölümü tek parça halinde sunulmuştur. Hacimli söyleşinin devamı ilerleyen zaman diliminde kitap olarak Hukuk Ansiklopedisi okurlarına sunulacaktır.)
Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, 27 Haziran 1981 tarihinde Afrika Birliği tarafından kabul edilmiş, 21 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Afrika devletlerinin çoğunluğu tarafından imzalanmıştır. Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kurulmuş, sözleşme çerçevesinde komisyonunun görev, yetki ve çalışma sistemi kurulmuştur.
Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı
BAŞLANGIÇ
“Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı” adlı bu sözleşmenin Tarafları olan Afrika Birliği üyesi Afrika Devletleri,
Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin Monrovia, Liberya’da 17-20 Temmuz 1979 tarihleri arasında yapılan Onaltıncı Olağan Oturumunda, “diğerlerinin yanı sıra, insan ve halkların haklarını geliştirecek ve koruyacak organların oluşturulmasını temin eden bir Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı ön taslağı” hazırlanması hususunda aldığı 115 (XVI) sayılı Kararı hatırlatarak;
“Afrika halklarının meşru amaçlarını gerçekleştirmek için özgürlük, eşitlik, adalet ve onuru zorunlu hedefler olarak” düzenleyen Afrika Birliği Örgütü Şartını değerlendirerek;
Afrika’nın her biçimi ile sömürgecilikten arındırılması, Afrika halklarının daha iyi bir yaşamı gerçekleştirebilmeleri için işbirliğinin ve çabaların eşgüdümlü hale getirilmesi ve yoğunlaştırılması, Birleşmiş Milletler Şartını ve Evrensel İnsan Hakları Bildirisini gereğince dikkate alarak uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi hususlarında anılan Şartın 2’nci maddesinde verilmiş olan resmi taahhüdü yeniden teyit ederek;
Esin kaynağını ve tanımını insan ve halkların hakları kavramı üzerinde yansıtan tarihsel geleneklerinin ve Afrika uygarlığı değerlerinin hassalarını dikkate alarak;
Bir yandan ulusal ve uluslararası korumayı meşrulaştırarak insan varlığının niteliklerinden çıkarsanan temel insan haklarını ve öte yandan halkların hakları gerçeğinin ve onlara saygı gösterilmesinin insan haklarını zorunlu olarak güvence altına aldığını tanıyarak;
Haklardan ve özgürlüklerden yararlanmanın, herkesin kendi payına düşen ödevleri yerine getirmesini de ifade ettiğini değerlendirerek;
Gelişme hakkına özel bir önem bağıllamanın bundan böyle zorunlu bulunduğuna; ve gerek düşünsel gerekse evrensellik açılarından, medeni ve siyasal hakların, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan ayrılamazlığına; ve ekonomik. Sosyal ve kültürel hakların tatminkar düzeye getirilmesinin, medeni ve siyasal haklardan yararlanabilmenin bir güvencesi olduğuna emin olarak;
Halen onurları ve gerçek bir bağımsızlık için mücadele eden ve sömürgecilik, yeni sömürgecilik, ırk ayrımı ve siyonizmin ortadan kaldırılmasını ve saldırgan yabancı askeri üslerin silahtan arındırılmasını ve özellikle ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din ya da siyasal görüş temelindekiler olmak üzere her biçimi ile ayrımcılığın tasfiye edilmesini üstlenen halkların bulunduğu Afrika’nın bütünüyle özgürleştirilmesini gerçekleştirmekle ödevli olduklarının bilincinde olarak;
Afrika Birliği Örgütü, Bağlantısız Ülkeler Hareketi ve Birleşmiş Milletler Tarafından kabul edilmiş olan bildirilerde, sözleşmelerde ve diğer belgelerde yer alan insan ve halkların hakları ve özgürlükleri ilkelerine bağlılıklarını yeniden teyit ederek;
İnsan ve halkların haklarını, Afrika’da bu haklara ve özgürlüklere bağıllanan geleneksel önemi dikkate alarak, geliştirme ve koruma hususundaki ödevlerini gerektiği biçimde bağlı olduklarından emin bulunarak; aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
KISIM I
HAKLAR VE ÖDEVLER
Bölüm 1
İnsan ve Halkların Hakları
Madde 1
Bu şartın tarafları olan Afrika Birliği Örgütü üyesi Devletler, bu Şartta düzenlenen hakları, ödevleri ve özgürlükleri tanıyacak ve bunlara etkinlik kazandıracak yasal ve diğer önlemleri almayı üstleneceklerdir.
Madde 2
Her birey bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklardan ve özgürlüklerden, ırk, etnik grup, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da herhangi diğer görüş, uyrukluk ya da sosyal köken, servet, doğum ya da başka statü gibi herhangi ayrım olmaksızın yararlanmaya hak sahibi olacaklardır.
Madde 3
Her birey yasa önünde eşittir.
Her bireyin yasa ile eşit olarak korunma hakkı vardır.
Madde 4
İnsan varlığı dokunulmazdır. Her insan, yaşamına ve kişi bütünlüğüne saygı gösterilmesine hak sahibidir. Hiç kimse bu hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.
Madde 5
Her birey, insan olmasına yerleşik onuruna saygı gösterilmesi ve hukuksal statüsünün tanınması hakkına sahiptir. Sömürü ve aşağılamanın, özellikle kölelik, köle ticareti, işkence, zalimane, insanlıkdışı ya da aşağılayıcı ceza ve muamele olmak üzere, her biçimi yasaktır.
Madde 6
Her birey kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Hiç kimse, yasa tarafından önceden düzenlenmiş nedenler ve koşullar hariç, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse keyfi olarak gözaltına alınamaz ya da gözaltında tutulamaz.
Madde 7
Her birey davasının/taleplerinin dinlenmesine hak sahibidir. Bu hak aşağıdaki hususları kapsar:
Yürürlükteki sözleşmeler, yasalar, düzenlemeler ve geleneklerle tanınan ve güvence altına alınan temel haklarını ihlal eden tasarruflara karşı yetkili ulusal organlara başvurma hakkı;
Bir yetkili mahkeme ya da yargı yeri tarafından suçluluğu kanıtlanana dek masum sayılma hakkı;
Kendi seçeceği bir avukat tarafından savunulması hakkı dahil, savunma hakkı;
Bir tarafsız mahkeme ya da yargı yeri tarafından makul bir süre içerisinde yargılanma hakkı.
Hiç kimse işlendiği zaman yasal olarak cezalandırılabilir bir suç oluşturmayan bir eylem ya da ihmalinden ötürü suçlanamaz. İşlendiği tarihte hiçbir hükümle düzenlenmemiş bulunan bir suç için hiçbir ceza verilemez. Ceza kişiseldir ve yalnızca suçlu olan üzerinde uygulanabilir.
Madde 8
Vicdan, ibadet ve dinin serbest olarak yerine getirilmesi özgürlüğü güvence altına alınacaktır. Hiç kimse, hukuka ve düzene tabi olarak, bu özgürlüklerin kullanılmasını kayıtlayan önlemlere maruz bırakılamaz/tabi tutulamaz.
Madde 9
Her birey bilgi edinme hakkına sahip olacaktır.
Her birey görüşlerini, hukuk çerçevesi içinde ifade etmek ve yaymak hakkına sahip olacaktır.
Madde 10
Her birey, hukuka uygun olarak serbestçe örgütlenme hakkına sahip olacaktır.
Madde 29’da düzenlenen dayanışma yükümlülüğüne tabi olarak, hiç kimse bir örgüte girmeye zorlanamaz.
Madde 11
Her birey başkaları ile serbestçe toplanma/(bir araya gelme) hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı sadece yasa tarafından düzenlenmiş, özellikle ulusal güvenlik, emniyet, sağlık, ahlak ve başkalarının hakları ve özgürlükleri yararına yürürlüğe konulmuş bulunan, gerekli kayıtlamalara tabi olacaktır.
Madde 12
Her birey, ikamet ettiği Devletin yasaları ile belirlenen sınırlar içerisinde seyahat etme ve yerleşme özgürlüğü hakkına sahip olacaktır.
Her birey, kendi ülkesi dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve kendi ülkesine geri dönme hakkına sahip olacaktır. Bu hak, sadece, ulusal güvenliğin, hukukun ve düzenin, genel sağlık ya da ahlakın korunması için yasayla öngörülen kayıtlamalara tabi tutulabilir.
Her bire, baskıya uğradığı zaman, o ülkelerin yasaları ve uluslararası sözleşmeler uyarınca, başka ülkelere sığınmayı araştırma ve sığınmacı statüsü elde etme hakkına sahip olacaktır.
Bu Şartın Tarafı bir Devletin ülkesine yasal olarak kabul edilmiş bulunan ve o Devletin vatandaşı olmayan bir kimse, yalnızca, yasaya uygun olarak alınmış bir karar ile sınırdışı edilebilir.
Vatandaş olmayanların kitle halinde sınırdışı edilmesi yasaklanacaktır. Kitle halinde sınırdışı etme, ulusal, ırksal, etnik ya da dinsel grupları hedef alanlar olarak anlaşılacaktır.
Madde 13
Her vatandaş, yasanın öngördüğü hükümler uyarınca doğrudan ya da özgür olarak seçilmiş temsilcileri aracılığı ile, ülkesinin yönetimine özgür olarak katılma hakkına sahip olacaktır.
Her vatandaş, ülkesinin kamu hizmetlerine eşit olarak girme hakkına sahip olacaktır.
Her birey, yasa önünde tüm kişilerin kesin biçimde eşitliği temelinde, kamu mülklerine ve hizmetlerine girme hakkına sahip olacaktır.
Madde 14
Mülkiyet hakkı güvence altına alınacaktır. Bu hakka sadece, kamusal gereksinim yararı ya da topluluğun genel menfaati nedeniyle ve konuya ilişkin yasaların hükümlerine uygun olarak müdahale edilebilir.
Madde 15
Her birey, eşitlik temelinde ve tatmin edici koşullar altında çalışma eşit işe eşit ücret alma hakkına sahip olacaktır.
Madde 16
Her birey, elde edilebilir en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlıklılık halinden yararlanma hakkına sahip olacaktır.
Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi halklarının sağlığını korumak ve hastalandıklarında tıbbi bakım görmelerini temin etmek için gerekli önlemleri alacaklardır.
Madde 17
Her birey, eğitim hakkına sahip olacaktır.
Her birey, kendi toplumunun kültürel yaşamında özgürce yer alabilir.
Toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerinin geliştirilmesi ve korunması, Devletin ödevi olacaktır.
Madde 18
Aile, toplumun doğal ve temel birimidir. Aile, onun fiziksel ve moral sağılığını gözetecek olan Devlet tarafından korunacaktır.
Devlet, toplum tarafından tanınan ahlaksal ve geleneksel değerlerin gözeticisi olan aileye yardımcı olmakla ödevli olacaktır.
Devlet, kadınlara karşı ayrımcılığın her biçiminin ortadan kaldırılmasını ve ayrıca uluslararası bildiriler ve sözleşmelerde düzenlendiği üzere kadın ve çocuk haklarının korunmasını temin edecektir.
Yaşlılar ve özürlüler, fiziksel ve moral gereksinimlerini karşılayacak özel önlemlerle korunma hakkına da sahip olacaklardır.
Madde 19
Bütün insanlar eşit olacaktır; aynı haklardan ve saygınlıktan yararlanacaklardır. Hiçbir şey, bir halkın diğeri üstünde tahakküm kurmasını meşru kılmayacaktır.
Madde 20
Bütün haklar varolma hakkına sahip olacaktır. Bütün halkların sorgulanamaz ve devredilemez nitelikte kendi kaderini tayin hakkı olacaktır. Bütün halklar, kendi siyasal statülerini özgürce belirleyecek ve özgür olarak seçtikleri siyasaya uygun olarak ekonomik ve sosyal gelişmelerinin takipçisi olacaklardır.
Sömürge ya da baskı altında tutulan halklar, uluslararası toplum tarafından tanınan herhangi bir yola başvurmak suretiyle kendilerini tahakkümden kurtarmaları hakkına sahip olacaktır.
Bütün halklar, bu Şartın Tarafı Devletlerin yabancı tahakkümüne karşı verdikleri siyasal, ekonomik ya da kültürel özgürlük mücadelesine yardımcı olmak hakkına sahip olacaktır.
Madde 21
Bütün halklar, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarını özgür olarak kullanacaklardır. Bu hak, münhasıran halkın çıkarları için kullanılacaktır. Hiçbir halde bir halk bu haktan yoksun bırakılmayacaktır.
Yamalanması durumunda, mülkünden yoksun bırakılan halkın, mülkiyetini hukuka uygun biçimde yeniden edinmesinin yanı sıra uygun tazminat alma hakkı da olacaktır.
Zenginlik ve doğal kaynaklardan özgürce yararlanma, karşılıklı saygıya, eşitlik temelinde değiş-tokuşa/mübadeleye ve uluslararası hukuk ilkelerine dayanan uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi yükümlülüğüne halel gelmeksizin uygulanacaktır.
Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi zenginlik ve doğal kaynaklarından özgür olarak yararlanma hakkını, tek tek ya da toplu olarak Afrika birliğini ve dayanışmasını güçlendirmek amacıyla kullanacaklardır.
Bu Şartın Tarafı Devletler, kendi doğal kaynaklarından doğurduğu avantajlardan kendi halklarının tam olarak yararlanmasını sağlayacak olan, özellikle uluslararası tekeller tarafından uygulananlar olmak üzere yabancı ekonomik sömürünün her biçimini ortadan kaldırmayı üstleneceklerdir.
Madde 22
Bütün halkların, özgürlük ve kimliklerini usulünce dikkate alarak ve insanlığın ortak mirasından eşit olarak yararlanarak, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda gelişmeye hakları olacaktır.
Devletler, tek tek ya da toplu olarak, gelişme hakkının uygulanmasını temin etmekle ödevli olacaklardır.
Madde 23
Bütün halkların, ulusal ve uluslararası barış ve güvenlik hakkı olacaktır. Birleşmiş Milletler Şartında vurgulanan ve Afrika Birliği Örgütü tarafından yeniden vurgulanan dayanışma ve dostça ilişkiler ilkeleri, Devletler arasındaki ilişkileri düzenleyecektir.
Barışın, dayanışmanın ve dostça ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla, bu Şartın Tarafı olan Devletler aşağıdaki hususları temin edeceklerdir:
bu Şart madde 12 çerçevesinde sığınma hakkından yararlanan herhangi bir kişi, geldiği ülke ya da bu Şartın Tarafı herhangi bir başka Devlet aleyhine yıkıcı faaliyetlerle iştigal etmeyecektir;
bu ülkeler, bu Şartın Tarafı herhangi bir Devletin halkı aleyhine yürütülecek yıkıcı ya da terörist faaliyetlerin üssü olarak kullanılmayacaktır.
Madde 24
Bütün halkların, kendi gelişmelerine elveren genel olarak tatmin edici bir çevreye sahip olma hakkı olacaktır.
Madde 25
Bu Şartın Tarafı Devletler, öğretim, eğitim ve yayın yollarıyla, bu Şartta düzenlenen haklara ve özgürlüklere saygı gösterilmesi ve bunları, özgürlüklere ve haklara olanların yanı sıra bunlara karşılık gelen yükümlülüklere ve ödevlere ilişkin olarak anlaşılmasını geliştirmek ve temin etmek ile ödevli olacaklardır.
Madde 26
Bu Şartın Tarafı Devletler, Mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına almak ve Bu Şartta garanti edilen hakların ve özgürlüklerin geliştirilmesini ve korunmasını sağlayacak uygun ulusal kurumları kurmaya ve geliştirmeye izin vermekle ödevli altında olacaklardır.
Bölüm II
Ödevler
Madde 27
Her bireyin, ailesine ve topluma, Devlete ve yasal olarak tanınan diğer topluluklara ve uluslararası topluma yönelik olarak ödevleri olacaktır.
Her bir bireyin hakları ve özgürlükleri, başkalarının hakları, kolektif güvenlik, ahlak ve ortak çıkarlar gereğince dikkate alınarak kullanılacaktır.
Madde 28
Her bireyin, ayrımcılık yapmaksızın diğer bireylere saygı göstermek ve onları dikkate almak ve karşılıklı saygıyı ve hoşgörüyü geliştirmeyi, güvence altına almayı ve yeniden uygulamaya koymayı amaçlayan ilişkileri muhafaza etmek ödevi olacaktır.
Madde 29
Bireyin şu ödevleri de olacaktır:
Ailenin uyumlu biçimde gelişmesini korumak ve ailenin birleşmesi ve ona saygı gösterilmesi için çalışmak; her zaman ana-babaya saygı göstermek ve gereksinim duydukları zaman onların bakımını üstlenmek;
Fiziksel ve entelektüel yetilerini hizmetlerine amade kılarak kendi ulusal toplumuna hizmet etmek;
Vatandaşı bulunduğu yahut ikamet ettiği Devletin güvenliğini tehlikeye düşürmemek;
Özellikle ulusal dayanışmanın tehlikeye düştüğü zamanlarda olmak üzere, sosyal ve ulusal dayanışmayı korumak ve güçlendirmek;
Kendi ülkesinin ulusal bağımsızlık ve ülke bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek ve yasalara uygun olarak ülkesinin savunulmasına katkıda bulunmak;
Kendi yeteneklerinin ve yeterliliğinin elverdiği en üst düzeyde çalışmak ve toplumun yararı için yasalarla öngörülen vergileri ödemek;
Hoşgörü, diyalog ve görüş alış-verişi anlayışı içinde, toplumun diğer üyeleriyle olan ilişkilerinde olumlu nitelikteki Afrikalı değerleri korumak ve geliştirmek ve genel olarak, toplumun moral yetkinliğini geliştirmeye katkıda bulunmak;
Yetilerinin elverdiği en üst düzeyde, her zaman ve her düzeyde, Afrika birliğinin geliştirilmesi ve başarılmasına katkıda bulunmak.
Kısım II
KORUMA ÖNLEMLERİ
Bölüm 1
Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonunun Kuruluş ve Örgütlenmesi
Madde 30
Bundan böyle “Komisyon” olarak anılan Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu, Afrika’da insan ve halkların haklarını geliştirmek ve bunların korunmasını temin etmek üzere Afrika Birliği Örgütü bünyesinde kurulacaktır.
Madde 31
Komisyon, üstün ahlaki nitelikleri, dürüstlük, tarafsızlık, insan ve halkların hakları konularında yetkinlikleriyle bilinen, bilhassa hukuk alanında deneyimli kişiler dikkate alınarak, isim yapmış Afrikalı şahsiyetler arasından seçilen on bir üyeden oluşacaktır.
Komisyon üyeleri kişisel sıfatlarıyla hizmet göreceklerdir.
Madde 32
Komisyonda aynı Devletin birden çok vatandaşı yer almayacaktır.
Madde 33
Komisyon üyeleri bu Şarta Taraf Devletlerin aday gösterdikleri kişiler listesinden, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından gizli oy usulüyle seçilecektir.
Madde 34
Bu Şarta Taraf hiçbir Devlet, ikiden çok aday gösteremez. Adayların bu Şarta Taraf Devletlerden birinin vatandaşlığına sahip olmaları zorunludur. Bir Devletçe iki aday önerildiğinde bunlardan biri, o Devletin vatandaşı olmayabilir.
Madde 35
Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, seçimlerden en az dört ay önce, bu Şarta Taraf Devletleri, adaylarını göstermeye çağıracaktır.
Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, böylece aday gösterilen kişilerin alfabetik sırada bir listesini yapacak ve bunu, seçimlerden en az bir ay önce Devlet ve Hükümet Başkanlarına iletecektir.
Madde 36
Komisyon üyeleri altı yıllık bir süre için seçileceklerdir ve bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilen üyelerden dördünün görev süresi iki yıl sonra, bunların dışındaki üç üyenin görev süresi ise dört yılın sonunda bitecektir.
Madde 37
İlk seçimden hemen sonra Afrika Birliği Örgütü Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanı, madde 36’da anılan bu üyelerin adlarını belirlemek üzere kura çekecektir.
Madde 38
Seçimlerden sonra Komisyon üyeleri, görevlerini tarafsızlık ve sadakatle yerine getireceklerine dair ant içeceklerdir.
Madde 39
Komisyonun bir üyesinin ölümü ya da istifası halinde Komisyon Başkanı, ölüm anından ya da istifanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren o yerin boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini derhal bilgilendirecektir.
Bir üye, Komisyonun diğer üyelerinin görüş birliği ile, geçici bir devamsızlık dışında herhangi bir sebepten dolayı görevlerini yerine getirmeyi durdurmuş ise, Komisyon Başkanı, o yerin bu andan itibaren boşalmış olduğunu ilan edecek olan Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini bilgilendirecektir.
Yukarıda öngörülen durumların her birinde Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, yeri boşaltan üyenin yerine geçecek şekilde, söz konusu üyenin geri kalan süresinin altı aydan az olmaması koşuluyla, bu kalan süreyi tamamlamak üzere dolduracaktır.
Madde 40
Komisyonun her üyesi, ardılı/halefi görevi üstlendiği tarihe kadar görevde kalacaktır.
Madde 41
Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyon Sekreterini atayacaktır. Komisyonun görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için gerekli olan personel ve hizmetleri de ayrıca sağlayacaktır. Personel ve hizmet masraflarını Afrika Birliği Örgütü üstlenecektir.
Madde 42
Komisyon, Başkan ve Başkan Yardımcısını iki yıllık bir süre için seçecektir. Bunların yeniden seçilebilmeleri mümkündür.
Komisyon, kendi usul kurallarını düzenleyecektir.
Yedi üye oturum yeter sayısını oluşturacaktır.
Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu belirleyicidir.
Genel Sekreter, Komisyon toplantılarına katılabilir. Genel Sekreter ne müzakerelere katılabilir, ne de oy kullanmayla yetkilidir. Bununla birlikte Komisyon Başkanı, onu, görüş bildirmek üzere davet edebilir.
Madde 43
Komisyon üyeleri görevlerini yaparken, Afrika Birliği Örgütü Ayrıcalıklar ve Bağışıklıklar Genel Sözleşmesinde sağlanan diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacaklardır.
Madde 44
Afrika Birliği Örgütü Olağan Bütçesinde Komisyon üyelerinin maaş ve harcırahları için ödenek ayrılacaktır.
Bölüm II. Komisyon Yetkisi
Madde 45
Komisyonun şu görevleri olacaktır:
İnsan ve Halkların Haklarını geliştirmek ve özellikle:
İnsan ve halkların hakları alanında Afrika’nın sorunlarına ilişkin belge toplamak, çalışmalar ve araştırmalar yürütmek, insan ve halkların hakları ile ilgili ulusal ve yerel kuruluşları teşvik etmek, seminer, sempozyum ve konferanslar düzenlemek, bilgi yaymak ve gerektiği hallerde, Hükümetlere görüşlerini sunmak ve tavsiyelerde bulunmak.
Afrika Hükümetlerinin mevzuatlarına dayanak oluşturabilecek, insan ve halkların hakları ve temel özgürlükleriyle ilintili hukuksal sorunların çözülmesini amaçlayan ilke ve kuralları biçimlendirmek ve düzenlemek.
İnsan ve halkların haklarının geliştirilme ve korunmasıyla ilgili diğer Afrikalı ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak.
İnsan ve halkların haklarının korunmasını bu Şartla belirlenen koşullar altında temin etmek.
Bir taraf Devletin, ABÖ’nün (Afrika Birliği Örgütü) bir kuruluşunun ya da ABÖ tarafından tanınan bir Afrika örgütünün istemi üzerine, bu Şartın tüm hükümlerini yorumlamak.
Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi tarafından kendisine verilebilecek diğer işleri görmek.
Bölüm III
Komisyonun Usulleri
Madde 46
Komisyon, uygun herhangi bir araştırma yöntemini kullanabilir; Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterini ya da kendisini aydınlatabilecek herhangi bir kişiyi dinleyebilir.
Devletlerin Yaptığı Başvurular
Madde 47
Bu Şarta taraf bir Devlet, Şartın tarafı bir başka Devletin Şarttaki hükümleri ihlal ettiğine inanmak için güçlü gerekçelere sahipse, yazılı bir başvuru yaparak o Devletin bu mesele hakkında dikkatini çekebilir. Bu başvuru, ayrıca ABÖ Genel Sekreterine ve Komisyon Başkanına da yöneltilecektir. Başvurunun yöneltildiği Devlet, başvurunun alınmasından itibaren üç ay içinde, meseleyi netleştiren yazılı açıklama ya da beyanı, başvuran Devlete yapar. Bu yazılı açıklama ya da beyan, uygulanan ve uygulanabilir olan yasaları ve usul hükümleri ve halihazırda verilmiş bulunan tazminata ya da olası başvuru yollarına ilişkin, konuyla ilgili olabildiğince geniş bilgiyi içermelidir.
Madde 48
İlk başvurunun, yöneltildiği Devlet tarafından alınması tarihinden itibaren üç ay içinde, mesele, ilintili iki Devleti tatmin edici şekilde iki taraflı müzakere ya da başka bir barışçıl usulle çözüme ulaştırılmadıysa her iki Devlet, meseleyi Başkan aracılığıyla Komisyona götürme hakkına sahip olacak ve ilgili diğer Devletlere bildirim yapacaktır.
Madde 49
Madde 47 hükümlerini dikkate almaksızın, bu Şartın Tarafı bir Devlet, başka bir Taraf Devletin Şart hükümlerini ihlal ettiği görüşünde izse, bu meseleyi, Başkana, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine ve ilgili Devlete yönelteceği başvuruyla doğrudan Komisyon önüne götürebilir.
Madde 50
Komisyon kendisine sunulan bir meseleyi ancak, Komisyonun değerlendirmesine göre hukuk yollarının başarılması usulünün aşırı derecede uzun süreceği aşikar olmadıkça, varolan tüm iç hukuk yollarının tüketilmiş olduğuna emin olduktan sonra ele alabilir.
Madde 51
Komisyon ilgili Devletlerden, konuyla ilgili tüm bilgileri kendisine sağlamalarını isteyebilir.
Komisyon meseleyi incelerken ilgili Devletler, Komisyon önünde temsil edilebilir ve yazılı ya da sözlü açıklama sunabilirler.
Madde 52
Komisyon, ilgili Devletler ve diğer kaynaklardan gerekli gördüğü tüm bilgileri elde ettikten ve İnsan ve Halkların Haklarına saygıya dayanan dostça bir çözüme varmak için uygun tüm yolları denedikten sonra, Madde 48’de anılan bildirimden itibaren makul bir süre içinde, olguları ve vargıların açıklayan bir rapor hazırlayacaktır. Bu rapor ilgili Devletlere yollanacak ve Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisine iletilecektir.
Madde 53
Komisyon, raporunu iletirken Devlet ve Hükümet Başkanları Kurulu’na, yararlı göreceği tavsiyelerde bulunabilir.
Madde 54
Komisyon, faaliyetlerine ilişkin olarak, Devlet ve Hükümet başkanları Meclisinin her Olağan Oturumuna bir rapor sunacaktır.
Diğer Başvurular
Madde 55
Komisyon Sekreteri, her oturumdan önce, bu Şarta Taraf Devletler dışındakilerin başvurularının bir listesini yapacak ve bunları, hangi başvuruların Komisyon tarafından incelenmesi gerektiğini gösterecek olan Komisyon üyelerine iletecektir.
Bir başvuru, eğer Komisyon üyelerinin basit çoğunluğu bu yönde bir karar verirse, Komisyon tarafından incelenecektir.
Madde 56
İnsan ve halkların haklarına ilişkin olup Komisyon tarafından alınan, madde 55’te yollaması yapılan başvurular aşağıdaki koşulları taşıyorsa incelenecektir:
Kimliğinin saklı tutulmasını istese de başvuruyu yapanları gösteriyor olması,
Afrika Birliği Örgütü Şartı veya bu Şartlara bağdaşır olması,
İlgili Devlet ve kurumlarına ya da Afrika Birliği Örgütü’ne yönelik küçük düşürücü ya da tahkir edici bir dille yazılmamış olması,
Tek dayanağının kitle iletişim araçlarıyla yayılan haberler olmaması,
Varsa iç hukuk yollarının, iç hukuk yollarına başvuru usulünün aşırı derecede uzun sürecek olması hali hariç tüketilmesinden sonra yapılmış olması,
İç hukuk yollarının tüketilmesinden ya da Komisyonun meseleyi ele alışından itibaren makul bir süre içinde sunulmuş olması,
Birleşmiş Milletler Şartındaki ya da Afrika Birliği Örgütü Şartındaki ilkeler ya da bu Şartın hükümleri uyarınca, ilgili Devletler tarafından çözümlenmiş bulunan vakalara ilişkin olmaması.
Madde 57
Tüm başvurular, esasa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadan önce, Komisyon Başkanı tarafından ilgili Devletin bilgisine sunulacaktır.
Madde 58
Komisyonun müzakere etmesinden sonra bir ya da daha çok başvurunun bir dizi ciddi ve kitlesel insan ve halkların hakları ihlallerinin varlığını ortaya çıkaran özel vakalarla açıkça bağlantılı olduğu görülürse, Komisyon, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin dikkatini bu özel vakalara çekecektir.
Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, bundan sonra Komisyonun bu vakalara ilişkin derinlemesine bir çalışma yapmasını ve vargıları ile tavsiyelerinin de eklendiği, olgulara dayalı bir rapor hazırlamasını isteyebilir.
Komisyon tarafından usulüne uygun olarak saptanan bir acil vaka, bunun hakkında derinlemesine bir çalışma yapılmasını isteyebilecek olan Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi Başkanına, Komisyon tarafından sunulacaktır.
Madde 59
Bu Şart hükümleri çerçevesinde alınan önlemler, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin aksi yönde karar vereceği zamana kadar gizli kalacaktır.
Bununla birlikte Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisinin kararı üzerine rapor, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.
Komisyonun faaliyetlerine ilişkin rapor, Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisince incelendikten sonra, Komisyon Başkanı tarafından yayımlanacaktır.
Bölüm IV
Uygulanabilir Olan İlkeler
Madde 60
Komisyon, insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası hukuktan; özellikle insan ve halkların haklarına ilişkin çeşitli Afrika belgelerinin, Birleşmiş Milletler Şartının, Afrika Birliği Örgütü Şartının, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin, insan ve halkların hakları alanında Birleşmiş Milletler ve Afrika ülkeleri tarafından kabul edilen diğer belgelerin hükümlerinden olduğu kadar, bu Şartın Taraflarının üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Uzmanlık Birimlerince kabul edilen çeşitli belgelerin hükümlerinden de esinlenecektir.
Madde 61
Komisyon, hukuk ilkelerini belirlerken tamamlayıcı ölçütler olarak, Afrika Birliği Örgütüne Üye Devletler tarafından açıkça tanınmış kurallar koyan diğer uluslararası genel ve özel sözleşmeleri; insan ve halkların haklarına ilişkin uluslararası normlara uygun Afrika pratiklerini, genel olarak hukuk/yasa şeklinde kabul bulmuş olan teamülleri; Afrika devletlerince tanınanların yanı sıra emsal kararları ve doktrin tarafından da tanınan hukukun genel ilkelerini göz önüne alacaktır.
Madde 62
Her Taraf Devlet, bu Şartın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak her iki yılda bir, bu Şartta tanınan ve güvence altına alınan haklara ve özgürlüklere etkinlik kazandırmak amacıyla yapılan yasama tasarruflarına ya da diğer önlemlere ilişkin bir rapor sunmayı üstlenecektir.
Madde 63
Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin imzalamasına, onaylamasına ve katılımına açıktır.
Bu Şartı onaylama ya da bu Şarta katılma belgeleri Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine depo edilecektir.
Bu Şart, Afrika Birliği Örgütü Üyesi Devletlerin basit çoğunluğunun onaylama ya da katılma belgelerinin Genel Sekreter tarafından alınmasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Kısım III
Genel Hükümler
Madde 64
Komisyon üyeleri, bu Şartın yürürlüğe girmesinden sonra, bu Şartın ilgili Maddeleri uyarınca seçilecektir.
Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri, Komisyonun ilk toplantısını, Komisyonun oluşturulmasın izleyen üç ay içinde Örgüt Merkezinde toplayacaktır. Bundan sonra Komisyon, Başkanı tarafından yılda en az bir kere olmak üzere, her gerektiği zaman toplanacaktır.
Madde 65
Bu Şartı, yürürlüğe girmesinden sonra onaylayan ya da ona katılan her bir Devlet için, Şart, bu Devletin onaylama ya da katılma belgesini depo etmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 66
Gerekli olursa, özel protokoller ya da anlaşmalar, bu Şart hükümlerine eklenebilir.
Madde 67
Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreteri Örgüt Üyesi Devletleri, her bir onaylama ya da katılma belgesinin depo edilmesi hususunda bilgilendirecektir.
Madde 68
Bu Şartta değişiklik, bir Taraf Devlet, Afrika Birliği Örgütü Genel Sekreterine, buna yönelik yazılı bir istemde bulunursa, yapılabilir. Devlet ve Hükümet Başkanları Meclisi, değişiklik taslağını, ancak tüm Taraf Devletler bu konuda, usulünce bilgilendirildikten ve Komisyon, değişiklik taslağını götüren Devletin istemi üzerine buna ilişkin görüşünü verdikten sonra değerlendirebilir. Değişiklik, Taraf Devletlerin basit çoğunluğuyla onaylanacaktır. Değişiklik, bunu anayasal usulüne uygun olarak kabul etmiş olan her bir Devlet için, Genel Sekreterin kabul ihbarını almasından üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) ek 6 nolu protokol olarak düzenlenmiştir.
Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol, Türkiye tarafından 26.06.2003 tarihli 4913 Sayılı ölüm cezasını ortadan kaldıran kanunla kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 01.07.2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Protokol Bakanlar Kurulu’nun 15/08/2003 tarih ve 2003/6069 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Protokol onay belgesinin Avrupa Konseyi genel Sekreterliğine depo edilmesiyle Türkiye bakımından 01/12/2003 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır.
Türkiye AİHS’e ek 13 numaralı Protokol’ün de tarafıdır. Türkiye, bu Protokol ile ilgili 16/10/2005 Tarih ve 5409 Sayılı “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesine Ek, Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No’lu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun” u çıkarmıştır, Bakanlar Kurulunun 17/11/2005 Tarih ve 2005/96849 sayılı kararı ile bu protokolün onaylanması kararlaştırılmıştır. Türkiye bakımından 13 No’lu Protokol 01/06/2006 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır.
Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol
1 Mart 1985
4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan (bundan sonra “Sözleşme diye geçecek) İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya dair Sözleşmeye bu Protokol imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Konseyi üyesi bir çok Devlette meydana gelen gelişmelerin, ölüm cezasının kaldırılması yönünde genel bir eğilimi ifade ettiğini göz önünde bulundurarak, aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
Madde 1
Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse ölüm cezasına mahkum edilemez ve verilen ölüm cezası infaz edilemez.
Madde 2
Bir Devlet, savaş zamanında ve çok yakın bir savaş tehlikesi olduğu zamanlarda işlenen fiillerle ilgili olarak, ceza yasasına ölüm cezası öngören hükümler koyabilir. Ölüm cezası, sadece yasada belirtilen durumlarda ve bu yasa hükümlerine uygun olarak verilebilir. Bu Devlet, söz konusu yasanın ilgili hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir.
Madde 3
Sözleşmenin on beşinci maddesine dayanılarak, bu Protokol hükümleriyle getirilen yükümlülükte her hangi bir azaltma yapılamaz.
Madde 4
Sözleşmenin elli yedinci maddesine dayanılarak, bu Protokolün hükümlerine her hangi bir çekince koyulamaz.
Madde 5
a) Bir Devlet bu Protokolü imzalarken, ya da onay veya kabul veya uygun bulma belgesini verirken, bu Protokolün uygulanacağı ülke ya da ülkeleri belirtebilir.
b)Bir Devlet daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine göndereceği bir bildirimle, bildirimde belirtilen diğer ülkeleri bu Protokolü uygulanma kapsamına alabilir. Protokol bu yerler bakımından, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınması tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
c)Yukarıdaki iki fıkraya göre yapılan bir bildirim, bu bildirimde belirtilen ülkeler bakımından Genel Sekretere gönderilecek bir duyuru ile yürürlükten kaldırılabilir. Yürürlükten kaldırma, Genel Sekreterin bu duyuruyu aldığı tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 6
Sözleşmeci Devletler bakımından bu Protokolün 1-5. Maddeleri, Sözleşmeye ilave edilmiş Maddeler olarak kabul edilir ve Sözleşme hükümleri buna göre uygulanır.
Madde 7
Bu Protokol, Sözleşmeyi imzalamış olan Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Bu Protokol, Üyeler tarafından onaylanır, kabul edilir ya da uygun bulunur. Bir Avrupa Konseyi üyesi Devlet, Sözleşmeyi daha önce ya da bu Protokol ile birlikte onaylamamış ise, sadece bu Protokolü onaylayamaz, kabul edemez veya uygun göremez. Onaylama, kabul etme, uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine verilir.
Madde 8
a) Bu Protokol, Avrupa Konseyi üyesi beş Devletin 7. Maddeye göre kendilerini bu Protokol ile bağlamak istediklerini açıkladıkları tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
b) Bu Protokol ile bağlanmak istediğini daha sonra açıklayan bir Devlet bakımından bu Protokol, onay, kabul ya da uygun bulma belgesinin verildiği tarihi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 9
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, bu Protokol ile ilgili konuları Avrupa Konseyi üyesi Devletlere bildirir:
a) bir imza,
b) onay, kabul, uygun bulma belgesi verilmesi,
c) beşinci ve sekizinci maddelere göre bu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihler,
d) bu Protokol ile ilgili başka her hangi bir bildirim veya haber.
Aşağıda imzası bulunanlar, usulüne uygun biçimde yetkilendirilmiş olarak, bu Protokolü imzalamışlardır.
28 Nisan 1983’te Strasbourg’ta, eşit ölçüde geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca olarak yazılan bu metinler, tek bir nüsha halinde Avrupa Konseyi arşivinde saklanır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her bir Avrupa Konseyi üyesi Devlete onaylı bir örneğini iletir.
Söyleşi, Hukuk Ansiklopedisi röportaj ekibi tarafından gerçekleştirilmiş, gün boyu süren sohbet esnasında Celal Akgünlü de hazır bulunmuştur.
Senih Özay ile yapılan söyleşinin oldukça hacimli olması nedeniyle tamamı sitemizde yayınlanmayacak, röportajdan seçkiler sitemizde yayınlanacak, tam metin önümüzdeki aylarda Hukuk Ansiklopedisi Röportaj Serisi’nden kitap olarak yayınlanacaktır.
Musal: İki tane kitap yazmışsınız, kitap yazarken bir amacınız var mıydı ? yani; evet benim bunu yapmam lazım mı dediniz mi? Sosyal sorumluluk duymakla mı ilgiliydi? Artık doldum, bunları bir yere kanalize etmeliyim diye miydi? Kendiliğinden gelen bir şey mi yoksa kafanızda tasarlanmış bir şey miydi, daha çok kişiye hitap etmek mi, kalıcı olmak mı gibi hangi düşüncelerle yazdınız bu kitapları?
Senih Özay: Benim kitap yazma yeteneğim, hırsım, arzum yok! Hiç yok! Bu iki kitabı yazmadan evvel de yoktu, şimdi de yok. Ben birinci kitabı yazarken Viktor Serge diye bir adam duydunuz mu? ‘’Militana öğütler ‘’ diye bir kitap yazdı, bütün 12 Martın, 12 Eylül’ün militanları, bütün yer altı örgüt elemanları o kitabı okurlardı. Militana Öğütler! Ben Bergama mücadelesindeki yaptıklarımı, gördüklerimi, Militana Öğütler kitabında Viktor Serge’nin yaptığı gibi, eğer çevre militanı ortaya çıkarsa , o çevre militanı okur ve belki kullanabilir duygusu ile yazdım.
Dostlarımla hızla toparlayıp onu SOS Yayınlarından bastık, hiçbir kitap yazdık duygusu olmadı, hiçbir hazırlık da olmadı. Tutulan notların toplanmış hali idi. İkinci kitaba gelirsek; ben profesörlerle dalaşmıştım, Ticaret Odasına bir konferans vesilesi ile, beni engizisyon yargıçlığı ile suçladılar, engizisyonda bilim adamlarının kafasını kesmişlerdi ya, yani engizisyon öyledir üstelik bilirim, bilim adamlarının kafasını kesmeciliktir engizisyon!
Senih Özay’ı “Türkiye’nin Robin Hood’u” olarak sunan gazete haberi
Bu Ne Kısırlık Yahu
Tamam ama ben dedim ki orada onlara; siz öyle kötü bilim adamısınız ki, size bir general, bir cumhurbaşkanı telefon etse, laboratuvara kapanıp insanları öldürecek mikrop araştırırsınız, dedim. İnanabiliyor musunuz? Beni bilim adamlarının kafalarını engizisyon gibi kesebilir bir herif gördüler! Halbuki öyle değil, ben onlara demek istiyordum ki, bilim alıp başını gidemez, bilim alıp başını gitmemeli, her ne kadar buradaki birtakım profesörler “Hayırrr bilimin gelişmesinin kuralı alıp başını gitmektir” diyebilirler, derler, ama bana göre, ben, bilimin başını alıp gitmemesi için demokrasiyle memokrasiyle bilimi sınırlarım! Yavaşlatırım! Yayarım! Yoksa laboratuvara gir atom bombasını iyilik olsun diye buldum ben de, ama atom bombası Nagazaki’de Hiroşima’da insanları öldürsün!
Şimdi, benim kitap yazmalarımdaki heyecanım ya da heyecansızlığım bu ikinci kitabı yazarken içinde bulunduğum duygu böyle; avukatım ben, biraz fazla muhalif bir avukatım, pek de muhalif avukat yok, avukatlar da Türkiye’de kitap yazmıyormuş, Faruk Erem yazmış işte… Amerikalı birkaç tane avukat var onlar çok yazıyorlarmış… Bu ne kısırlık yahu dedim…
Bir Ceza Avukatının Anıları-Faruk Erem-Seçkin YayıneviSenih Özay’ın Anı Kitabı
Özay: “Ben bir tane Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalar” diye bir kitap yazayım yahu ben, epey anım oldu benim şeklinde bir kitap oldu bu.
Aycan: İsmi bile çok kibar, ağzımı hayıra açtım derken, aslında ağzıma ne geliyorsa söylemek istiyorum da hadi neyse kibar olayım gibi bir durum algıladım ben. Kitabın adını ilk duyduğumda bunu düşünmüştüm açıkçası.
Özay: Orada da şimdi o ”hayır” kelimesinin içinde de hakikaten de toplumun yarısı muhalif, ben de muhalifim, o hayır; ya da öbür hayır ise, ama el açıp Allah Allah diyenlere de seslenmiş oldum, onlar için de bir şey yapayım, atmosferden, uzaydan bir laf atayım şeklinde bir duygum vardı.
Şimdi üçüncü kitabı yazmak diye düşündüğüm, karavanlara kapandığım, 34.000 sayfa notlarımı götürdüğüm, hazırlık yaparken ilkokul defterleri aldığım kitapta, vazgeçtiğim yazamayacağımı düşündüğüm kitapta; aşk, hayat, Çerkeslik, babam, anam, kadınlar var bence…. Ben eskiden yer altı örgütünün avukatı olacak kadar solcuyken nasıl oldu da Yeşiller Partisi kurucusu oldum… Bu devenin bir hörgücü var, solculuk; insanı merkeze koyuyorsun! Devenin ikinci hörgücü; insanın yanına doğayı koyuyorsun. Merkezde bu sefer bu ikisi var! Bu da yetmedi, yaşlandım artık 60 yaşlarına geldim, artık bana üçüncü hörgüç lazım oldu o da ruhsal dünyam var benim yahuuu… “Amma ıskalamışım bunu yahu” var galiba…
ALTIN – İnsanlığın Ortak Orospusu- Senih Özay
Senih Özay’ın Üç Hörgücü
Aycan: Kendinizi ihmal mi ettiniz? Kavga ederken kendinizi mi unuttunuz?
Özay: Aynen!
Özay: Ben bunu bencillik zannediyordum. Kendimle ilgili yapabileceğim güzellikleri bencillik zannediyordum. Halbuki bencillik değilmiş o, o öncelikmiş, yapmalıymışım, yapabilmeliymişim, öncelik bana aitmiş, uçakta bile düşeceğin zaman çocuğuna giydirme şu yeleği filan, önce kendin giy dedikleri gibi; bencillikle önceliği karıştırmamak gerektiğini ruhsal dünyamda anladım.
Musal: Kendinizi tanımlamayı ya da tanımlamakla ilgili şeyleri yeni yeni mi yapmaya başladınız? Kendi dinginliklerimi hissedeyim, yaşadığım bu hayatı analiz edeyim, davranışlarımı “neden böyle davranmışım diye değerlendireyim” mi dediniz?
Senih Özay çevre mücadelelerinde ilk akla gelen hukukçulardandır
Özay: Üçüncü hörgüç çok önemli! Benliğimle buluştum, kendime daha çok özen gösterme, daha çok zaman ayırmaya, kendimle baş başa kalmaya geçtim…
Aycan: Peki, bu zihinle geçmişe gitseydiniz yine aynı şeyleri yaşar mıydınız, acaba bu dinginlikle yine eski kavgalarınızı yapar mıydınız? Yine insanları örgütleyip, örneğin Hopdediksleri boğaz köprüsüne yine de gönderir miydiniz?
Özay: Yine yaparım, yarın da yaparım, kesin yaparım. Buradaki fark şu, dış faktörler ya da yaşanmışlıklar insanın kendi içindeki varlığı ortaya çıkarıyor, kendini tanıma süreci bu. Bunu ancak bir kitap yazarak anlatabilirim içimden çıkarabilirim, belki sanki.
Musal: İnsanın içinde olmayan bir şeyin yaşanmışlıkla ya da tecrübe ile ortaya çıkacağını düşünmüyorum ben.
Statik ve Standart Düşünceyi Reddediyorum
Özay: Benim bu değişik tarzım, andropozofik şeylerim acaba şöyle bir şeyden de beslenmiş olabilir mi? Bir annem var, bir kadın; bir kadın daha var, o da halamdı. Çok samimiyette iddialı bir kadındı. Annemle ciddi surette yarışan bir kadındı. Anlatabiliyor muyum? Düşünebiliyor musunuz bunun insan hayatındaki muhtemel tezahürlerini? Bu tarz bir yetişme tarzı acaba benim hayatımda nelere yol açtı? Bunları düşündüm hatta psikiyatrlarla da konuştum.
Musal: İnsanın robotsal algılama şekli ile mi çalışıyor? Yani öğrendiği şeyleri yeni hayatına tatbik etme biçiminde mi ilerliyor? Sizde de böyle mi oldu?
Aycan: İnsan hayatındaki ya da ruhundaki karmaşa ekstra bir güç sağlıyor diyebilir miyiz?
Özay: Evet, Fransızların bu konuda özellikle filozoflarla veya yüksek edebiyatçılarla ilgili bir değerlendirmesini okudum, benim gibi, demin tarif ettiğim gibi adamları incelemişler; benim gibi adamların, anasından çok babasına düşkün adamların ‘’Daha yaratıcı, daha bilmem ne adam‘’ olduklarını bulmuşlar. Ha ha…
Musal: Mozart hakkında da öyle şeyler söylenir ya. Ruhsal durumla, devlet otoritesiyle ilgili oluşturulmuş olan belgelerin bir anlamının olmadığını anlatıyor bu durum. İnsanın yapısı çeşitli kalıpları oluşturulmuş veya devletin verdiği kimlikle lanse edilebilecek bir yapı değil, kocaman bir ruh, kocaman bir davranış şekli, kocaman bir vazgeçiş süreci içinde boşlukta yaşayan bir sonsuzluk aslında insan! Böyle olunca, yaratıcı insanın kendi seçimleri ile yaşadığı hayatta eleştirilecek bir şey olmuyor.
Avukat Senih Özay
Aycan: Statik düşünmüyorsunuz, öğretilmiş standartların dışında hareket ediyorsunuz, yukarıdan aşağı devletin ya da toplumun size öngörmüş olduğu kalıpları değil, öğretilmiş lügatin dışında bir hareket tarzı var ve size ondan uzaklaşmayı sağlıyor karmaşa ve kaos! Zaman yönetiminde 9-5 saatlerini ya da, belli zaman dilimlerine sıkıştırılmış bir hayat tarzını yıkıyor, toplumun kurduğu standartları reddediyorsunuz. Doğru mu anlıyorum?
Özay: Reddediyorum! Ama biraz kibarca… Bir şey anlatayım mı ? Avusturya’da yönetmen eğitimi almış baba-oğul geldiler bana… Tanıyorlar da… Belgesel çekeceklerini ve Tanrı rolü oynamamı istediler. Facebook duvarıma yazdım. Şaşılacak şey. Benim muhafazakar çevrem de var. Hiç kimse, ama hiç kimse, yapma oynama, Tanrı rolü mü olur, demedi. Ben bu bana gösterilen bir şey… dedim. Sizce?
Aycan: Reddediyorsun, sonra kendi literatürünü yaratıyorsun, kendi dilini yaratıyorsun, kendi kelimelerini, kendi sözcüklerini, kendi jargonunu oluşturuyorsun ve onun üzerinden mücadeleye girişiyorsun? Eğer toplumsal alanda savaşıyorsan, diğer tarafta yine kendi özel hayatında varsa bir savaş oradaki savaşı da farklı veriyorsun!
Senih Özay’ın Teorik Hukuk Anlayışı
Musal: Siz yapısal olarak, teorik hukuktan daha çok bireylerle ve insani durumlarla çok ilgilisiniz, diye anlıyorum. Siz hukukun sadece teorik olan kısmını değil aynı zamanda fili olan, insan ile ilgili olan ve doğayla bağdaşan kısmı ile ilgilenip hukukun tekrar yaratılmasında veya hukukun işleyişinde rol oynamaya çalışıyorsunuz, yanlış mı düşünüyorum?
Özay: Hatta daha ileri gidiyorum! Marksist tabanım güçlüdür biraz benim, pratiğim de vardır teorim de; normal avukatlık teorim zayıf ama bu dediğim taraf iyidir; altyapı, ekonomi-politik; üst yapı, hukuk, ahlak, din, çocuk, anne, edebiyat, sanat… Hepsi yukarıda… Alaşehir tuğlası gibi ! Aşağıdaki ekonomi-politik dev bir beton iri tuğla gibi duruyor, yukarıdakiler kırmızı kırmızı vasat tuğlalar!
Aşağıdaki dev beton tuğla bir sallandı mı, bir deprem, bir faşizm bir başka rejim sebebiyle, darbe, sosyal batış vesaire, sosyalist devrim bile bir şey olduğu zaman, aşağıdakilerin sülalesi devrilebiliyor, gidiyorlar, saçma sapan şeyler olabiliyor! İşte yukarıda yer alan kırmızı tuğlalardan biri olan hukuk tuğlası bulunduğu yeri beğenmeyerek artık, bulunduğu yeri terk ederek aşağıya gidip, ekonomi politiğin yanına, dev bir tuğla gibi kayda geçmek istiyor, yola çıkmış, yakında gelecek buraya! Colin Powell diye Amerikalı bir zenci var idi…
Aycan: ABD Dış İşleri Bakanıydı.
Özay: Hava Kuvvetleri komutanıydı….
Aycan: Sonra savunma bakanlığı da yaptı galiba.
ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell hukuk kökenli Başkan Obama ile birlikte
Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek!
Özay: Savunma Bakanı da oldu galiba evet, Clinton’un bakanlarından biriydi, bu adam İstanbul’a geldi, İstanbul’da bir konferans verdi, konferansta İngilizce yaptığı konuşmanın Türkçe’sini deliler gibi takip ettim, ne diyor bu herif diye, adam dedi ki ‘’Roma Sözleşmesine göre Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruldu ama biz Amerika olarak, halkımız olarak, Amerikalı bir çocuğun, bir askerin, başka ülke tarafından yargılanmasına dayanamayız, kabul edemeyiz; ama birkaç yıla kalmaz imzalarız ‘’ dedi, diye… Bu Hukuk Tuğlasına en umutsuz yavaşlamalarda, ters gelmelerde bile şans tanırım ben… Bunu Colin Powel da söylüyor, yani Hukuk aşağı katmana geliyor, gelecek! Ve ben de imzalamak zorunda kalacağım diyor ABD olarak diyor.
Bu konuşmayı ben takip ettim. Bununla ilgili olarak, ikinci olarak da şunu söyleyeyim, bu teoriyi desteklemek için; Clinton bir açıklama yaptı bu konuda, onu da deliler gibi izledim, o da dedi ki ABD olarak şu an çok tepedeyiz, çok yukarılardayız, ama çok yakın bir gelecekte inişe geçeceğiz, dedi. Şimdi de inişe geçmeler söyleniyor, Çin, Hindistan söyleniyor, Trump’la inişe geçildiği söyleniyor, la la la la… Türkiye’nin aşağılarda dolaşması da cabası… Bütün bunları bir ekonomi-politiğe bağlıyor, ben de öyle düşünüyorum.
Hukuk Araç mıdır?
Aycan: Hukuku siz bir araç olarak mı düşünüyorsunuz?
Özay: Evet.
Aycan: Bir çok hukukçunun ise zihninde hukuk şöyle bir şey; hukuk, ekonomiyi, siyaseti, ne varsa aşağıda her şeyi tanzim eden, yukarıda tepede duran şey, devletin bile tepesinde duran; kanunlar, Anayasa, Anayasa Mahkemesi, mahkemeler… Sistem aşağı doğru her şeyi tanzim eden bir kurallar bütünü!
Özay: Yok yav, yutturmaca o! Yutturuluyor! Ona olsa olsa belki Adalet denir…
Aycan: Hukuk bu mudur? Her şeyi tanzim eden üst normlar mıdır? Yoksa hukuk, jeofizik gibi, gemi inşa mühendisliği gibi araçsal bir alan mıdır?
Özay: Hukuk! Bir sınıfın öbür sınıf üzerindeki tahakkümünü sağlayan, tahakkümün sürdürülmesini sağlayan, parlamentosunu, hükumetini, yargı organlarını, hakimini savcısını tutan, birleştiren, zamk olan müessesedir! Lenin denen adam dün bunu dedi! Şimdi Fransızlar devleti tarif ederken artık Lenin’in tarif ettiği gibi tarif etmiyorlar, şimdi ahtapot devlet diye tanımları var ve daha da değişti devletin tarifi. O zaman, senin söylediğin yutturmaca oluyor; beraber yaşayalım, küresel dünyada hakim sınıfla öbür sınıflar çatışmasın, hukuk ekonomi-politiği bile uluslararası sözleşmelerle falan düzenlensin… diyen… nihai olarak… Yok öyle bir şey! Ha arada kaynarken var olur, darbelerde batar çıkar…
Nedir Hukuk?
Aycan: Klasik tanımdır ya; toplumdaki herkesin bir arada yaşamak için oluşturdukları kurallar hukuktur. Biz şimdi bu röportaj sırasında, Homeras’ta, malikanenin sahibi Celal beyle birlikte 4 kişiyiz burada, 10 saat geçiriyoruz şimdi, 10 saati nasıl geçireceğimizi birlikte belirliyoruz, işte mangala davet ediliyoruz, oturuyoruz buraya, güneşin kavurucu sıcağı gelince arkadaki serin tarafa geçeceğiz, sonra gideceğiz arşivin fotoğrafını çekeceğiz, karanlık olmadan fotoğraflar çekeceğiz gibi kendi küçük kurallarımızı hemen kendiliğinden oluşturduk; toplum da birlikte yaşamanın kurallarını hep beraber oluşturuyor, bunun adı da hukuk oluyor şeklindeki klasik tanıma siz inanmıyor musunuz?
Homeros Vadisindeki röportajdan bir kare: Senih Özay-İbrahim Aycan-Celal-Akgünlü
Özay: Yahu bu tanımın devlete ihtiyacı var!
Aycan: Hem devlet hemde bireylerin uyacakları tüm kuralların oluşturduğu bütünü kastediyoruz, biz buna hukuk diyoruz, bütün hukukçuların kafasında da bu var aslında, buna göre davranmak istiyor, buna göre uygulama görmek istiyor, ama hayatın realitesi bunun böyle olmadığını gösteriyor, gidiyorsun duvara toslayıp dönüyorsun, demek ki bu değilmiş diyorsun, biz böyle öğrendik ama diyorsun! Biz hukuk fakültelerinde böyle öğrenmemiştik ama diyorsun! Hani ortak kurallarımız vardı? Hani beraber oluşturmuştuk, iki sene önce koyduğun kuralları şimdi kendin uygulamıyorsun diye ağlayarak duvara toslayıp dönüyorsun!
Bireyin, hatta hatta hangi sıfatla olursa olsun devletin memuru olarak çalışanların da bir birey olarak güvencesi hukuk değil midir? Ortak norm, ortak kural, ortak standart herkesin güvencesi değil midir? Tüm bu açıklamalarımdan sonra yine de hukuku bir mühendislik dalı gibi, ekonomi gibi, sosyoloji gibi, basit bir sistem olarak mı düşünmeliyiz maden mühendisliği gibi? Dünyada yeni gelişen süreçlerle ilgili olarak da soruyorum, hayatın parçası mı yoksa yukarıdan tanzim edici güç mü?
Hukuk Kavramına Pirim Vermem, Adalet Kavramına Belki…
Özay: Biraz önce hani benim anlattığım teoride, ben aşağıya ekonomi-politiği koyunca, yukarıda 560 adet kırmızı tuğla var derken, hukuk gibi bir tuğla da var derken, onun diğerlerinden çok daha önemli tuğla olduğunu, çok farklı olduğunu, kendi yerini terk etmek gücünde gördüğünü, yerinden çıktığını, aşağı doğru gelmek istediğini, buralara geldiğini söylerken, hukuka biraz farklı rol biçtim; biçtim ama ben o hukuku kat’iyen ekonomiyi, politikayı, o yukarıdaki 560 tane tuğlayı, sülalesini düzenleme yeteneğinde, düzenleme kapasitesinde bir nane olarak görmüyorum. Belki ‘’a d a l e t‘’ gibi bir sözcükten konuşursak eğer, oralarda biraz daha pirim verebilirim, ama hukuka vermem!
Musal: O konularda zaten gereğinden ya da kapasitesinden fazla pirim vermiş olmak da hukukla ilgili sağlıksız düzenlemeleri getirebilir belki. Örneğin, ekonomi neye ihtiyaç duyarsa hukuk düzeni ona doğru yol alır, siyasal demek hukuk demek olursa o günkü istikrara göre hukuk ona göre düzenlenir, o da hukukun sağlamlığını da etkilemez mi?
Özay: Aynen!
Aycan: Peki, hukukun değişmez katı kuralları yok mu?
Bütün dünyanın kabul ettiği ya da içinde yaşadığımız ulusun kabul ettiği ortak normları yok mu? Bu normlar olmaksızın diğer alanlara daha büyük bir pozisyon verirsen ya da onlara hukukun çizdiği sınırları koymazsan o zaman toplum kaosa gitmez mi?
Senih Özay, İzmir Barosu’nda bir basın açıklamasında
Özay: Anarşizm!
Aycan: Daha kötü sonuçlar doğmaz mı? O zaman hukuk yeni bir norm koyarak bu kötücül sonuçları gidermeye çalışmaz mı? Hukukun düzenleyiciliğini siz red mi ediyorsunuz, onu anlamaya çalışıyorum.
Özay: Anarşizm derken ve savunurken, benim bacıma tecavüz edecek bir adamı devlet idam edecekmiş ya da hapse atacakmış, hakim cübbe giyecekmiş, önüne sekreter oturtacaklarmış önüne bilgisayara, daktiloya aylarca yazacaklarmış da yazacaklarmış, ceza vereceklermiş onlar, bacım ve benim için… Ben orada değilim! Hiç değilim, öldüreceksem öldürürümdür, ben giderim o adamı, benim bacıma neden tecavüz ettin diye herifi öldürebiliyorsam öldürürüm, onun oğlu da beni öldürebiliyorsa beni öldürür, sizler de ona kaos mu, derseniz dersiniz?
Aycan: İhkakı hak! İntikam!
Musal: Şöyle bir şey düşünebilir miyiz? Herkesin aslında tek bir duygudan oluştuğunu düşünsek, her şey birbirini yeme üzerine kurulu, insan için şefkat çok önemliyse diğer duygular yenerek şefkati öne çıkarıyor, onur, insan için çok önemliyse onuru daha öne çıkarıyor, böyle düşündüğümüzde kendinizi tanımlayabileceğiniz, işte benim için en önemli şey diyebileceğiniz, örneğin kendimi aşma duygusudur veya benim için en önemli olan şey gururdur, diğerlerinden her zaman üstün kalır, diyebileceğiniz böyle özel bir duygunuz var mı?
Senih Özay’ın Meşhur Aşk Testi
Özay:Var var! Şöyle bir duygu var! Size daha bir testim var onu yapmadım daha, bir test yapacağım, cevap verin soruma! Bir kız nehrin karşı kıyısında, yarın saat 17:00’de sevgilisi ile buluşacak, yarın oldu…17:00’ye çeyrek var, kız tam çıkarken, Almaya’dan yengesi geldi, yeğenleri geldi eve, kız çıkamıyor, saat 17:00’yi geçiyor, 5 geçti, 17 geçti, ama bütün kızlar çıkar bak, ve kız çıktı, ama geç kaldı, koştu, nehir kenarına, kayıkçıyı gördü, kayıkçıya dedi ki karşıda sevgilim bekliyor, geç kaldım, beni geçir dedi, kayıkçı ver para geçireyim benim karım kanser, oğlum kanser, para ver ilaç alacağım onlara dedi, kız; ben ama hiç bir şey, para filan almadım yanıma, öylece çıktım deyince, dedi ki kayıkçı, entarilerini ver satarım paraya çeviririm, ilaç alırım dedi, kız bütün entarilerini verdi, kayıkçı onu karşı kıyıya geçirdi, ama geç kaldı, sinirli, gergin, nerede kaldı benim sevgilim diyen o yakışıklı çocuğa doğru koştu, çocuk onu o halde görünce, bu ne hal dedi, itti gitti… Kız yola devam ederek orada bir villa var, ev var, evin kapısını çaldı, o çocuk… bu kızı hep karşılıksız seven çocuk, o çocuğa anlattı her şeyi, beni kabul eder misin dedi, o çok sevdim, hala seviyorum seni ama kabul edemem dedi, kız çıktı oradan, gitti başka bir villanın kapısını çaldı, o villanın sahibi o yörenin profesörüymüş, bilgesiymiş, durumu ona anlattı, o da ona dedi ki, kızım git evine bekle! Şimdi… Sizi bir kızla tanıştırdım, bir kayıkçı ile tanıştırdım, karşı kıyıda bekleyen yakışıklı bir çocukla tanıştırdım, bir de kıza aşık oğlanla tanıştırdım, bir de profesörle tanıştırdım, 5 ayrı kişi ile tanıştırdım sizi doğru mu? Bu 5 kişiyi kendi karakterinizi, kişiliğinizi sığdırarak, haklılık sıralamasına sokunuz; buyurun! Sorunuzun cevabı çıkacak! Sıralamayı yapın şimdi! Sıralamanı hazırla İbrahim, Neyir… Celal sen de hazırla!
Musal: En son sırayı kızın sevgilisine veriyorum, 5 numara o.
Aycan: Neden?
Özay: Niye miye yok bu işte. Böyle şak diye diyeceksiniz.
Musal: Kıza 1 numarayı veriyorum, 2 numarayı o filozof olana kişiye, 3 numarayı kayıkçı kaptana veriyorum, 4 numarayı da diğerine veriyorum.
Özay: Sende durum nasıl İbrahim?
Aycan: Kıza 1 numara veriyorum ben de, kayıkçı 5 olabilir, profesör 2 numara, kıza aşık çocuk 4 numara, diğeri de 3 numara.
Celal: Yaşanılan ülke şartları önemli bence… Benim böyle bir değerlendirme yapmam için önce ülke şartlarına önem veririm ben.(Gülüyor)
Özay: Ha ha ha! Celal, burada bilim numarası yok yahu. Ruhunu konuştur.
Celal: Ben oy kullanmayacağım, vazgeçtim, hepsi de haklı(Gülüyor)
Hangisi: Aşk, Asalet, Onur, Bilgelik
Özay: Burada sen varsın, sen! Sen ister İsveçli ol istersen başka ülkeden ol! Bu bir oyun, bu oyunda böyle politik davranmak yok, kaçak güreşiyorsun!
Celal: Profesör doğru davranmış, kayıkçı zaten haklıdır, ihtiyacı vardır, sevgilisi o yöre halkına göre ben kızı görünce istemem böyle kızı demiş, herkes haklı bence…
Aycan: Sana göre durum nedir Senih abi?
Özay: Ben ikiniz de daha annenizin karnından doğmadan 1968 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyken bana yapılan bu teste, bu sorulara cevap verdim, hiç düşünmeden cevap verdim, aşk dedim, pardon, cevap anahtarlarını söylemedim size değil mi? Kızı 1 numaraya koydum, cevap anahtarı şöyleydi; kız aşka tekabül ediyordu, aşka önem verenler kızı öne alıyordu.
Aycan: Bence orada aşktan ziyade bir asalet bir onur var sanki…
Özay: Onur numarasını kızı çok seven çocuk var ya ona veriyorlar, Profesör akıl, mantık, mantıklılık, akıllılık anlamına geliyormuş, yakışıklı oğlan, kızı çıplak gören çocuk dış görünüşe önem verme oluyormuş, kayıkçı paraya önem vermek, değer vermek, çıkarcılık biraz günübirlik, böyleydi.
Musal: Benim soruma gelecek olursak?
Özay: Para mara salla
Aycan: Aşk bir duygu mu ki? Diğer duygularla kıyaslanabilecek bir statüde değil aşk.
Özay: Şimdi şimdi aşkın duygu olmadığı, aşkın hormonlarla çok yakın ilgili bir şey olduğuna dair yeni bulgular var ama.. İşte aşk bence… Eskiden aşkı kalple açıklıyorlardı…
Aycan: Öfke gibi, sevgi gibi bir duygu değil aşk!
Neyir: Benim sorumun cevabına gelecek olursak; onurla aşk arasında, ekonomiyle aşk arasında veya dış görünüşte aşk arasında… Bir tercih etmek zorunda kalırsam ben aşkı tercih ederim diyorsunuz.
The Berlin Blockade of the Soviet Union led to the establishment of the Western European Union’s Defense Organization in September 1948. After the 1948 Czechoslovakian military coup, a common military strategy had to be developed between the Western countries. The Member States have agreed that they will consider an armed attack against any member to be made to all members.
The first members of NATO are the United States, Belgium, the United Kingdom, France, Italy, Canada, Luxembourg, Norway, Portugal, Luxembourg, Iceland and Canada. After the establishment of 17 more countries, the number of members was 29. NATO is comprised of members from Europe and North America.
After its founding in 1949, NATO in 1952, Turkey and Greece, in 1955, West Germany in 1982, while democracy to Spain passing the referendum result expanded with the alliance in 1999, Poland, Hungary and the Czech Republic have been included in the organization In 2004, seven countries joined the alliance, and in 2009 Albania and Croatia joined NATO. The accession of the Republic of Macedonia to the Nato is hindered by Greece, although it fulfills the requirements of membership. The Soviet Union claimed that it should join NATO in 1954, but NATO countries rejected this proposal.
History of Nato
After the West Germany joined the organization on May 9, 1955, the Warsaw Pact, which was signed by the Soviet Union, Hungary, Czechoslovakia, Poland, Bulgaria, Romania, Albania and East Germany on 14 May 1955, was established. In 1966, France left the military command of the organization, but continued to cooperate with the organization. France adopted a military strategy independent of NATO by a policy called ya Gaullo-Mitterrandism ı from the mid-1960s until the mid-1990s, and its full participation in NATO took place at the Strasbourg-Kehl summit in 2009.
Turkey in 1974 as a result of performing the Cyprus Operation Greece, remove military forces from NATO’s military command, but has returned to Turkey’s military system in Greece as a result of the union to re-engage in cooperation in 1980.
After the Cold War 1989 Revolution, the dissolution of the Warsaw Pact in 1991 and the reunification of Germany on 3 October 1990, NATO’s natural rival has been eliminated and NATO has been strategically restructured, launching a growth plan that will cover Central and Eastern European countries. has expanded the political sphere of influence.
The headquarters of NATO is located in Brussels. The total military budgets of NATO members are higher than the defense budgets of other countries in the world. NATO, Turkey also takes an active role in the intervention Bosnia and Herzegovina, Kosovo intervention, Afghanistan War, Iraq Training Mission and the Gulf of Aden has realized the Libyan intervention in the fight against piracy actions.
The September 11 terrorist attacks in the US in 2001 introduced the 5th article of the North Atlantic Treaty, which was the first common defense in NATO’s history.
Nato Principles
The Alliance is for defense purposes, it is essential to maintain a sufficient force for deterrence. Contribution to world peace is maintained by guaranteeing the territorial integrity and independence of the members. Rape to one of the Member States is considered to be made to all. The Alliance considers the US’s conventional and nuclear military presence as essential in Europe. The collective nature of NATO Defense is based on cooperation and integration. Until it reaches zero solutions in nuclear weapons, it considers it necessary to continue to use a suitable combination of conventional and nuclear weapons. The aim of nuclear weapons is political and the most important guarantee of the security of the alliance. These forces are kept to a minimum to maintain war and balance.
North Atlantic Council
Nato Konseyi, haftada bir kez toplanan ve yönetim ve karar yetkisi bulunan bir idari organdır. Kuzey Atlantik Konseyi, Daimi Üyelerden oluşmaktadır. Kuzey Atlantik Konseyi, 29 üyenin Brüksel’de bir delegasyon ve diplomatik misyon bulundurması yoluyla oluşmaktadır. Konsey, dışişleri bakanları, savunma bakanları, devlet ve hükumet başkanları ile üst düzey toplantılar gerçekleştirmektedir Politik kararlar üst düzey toplantılarda alınmaktadır. Kuzey Atlantik Konseyinin toplantılarına NATO Genel Sekreteri başkanlık etmektedir. Kararlar oybirliği ve genel uzlaşı ile alınmaktadır.
NATO GENEL SEKRETERLİĞİ
Lizbon’da 1952’de yapılan konferansta örgütün büyük sivil liderliği olan NATO Genel Sekreterliği oluşturulmuştur. NATO Genel Sekreteri, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün en yetkili çalışanı olarak görev yapan bir diplomattır ve ittifakın çalışmalarını koordine eden Kuzey Atlantik Konseyi’nin başı konumunda çalışmaktadır. Nato örgütünde şimdiye kadar ABD ve Türkiye’den Genel Sekreter seçilmemiştir.
NATO PARLAMENTER ASAMBLESİ
NATO’nun geniş stratejik hedeflerini NATO Parlamenter Asamblesi belirlemektedir. Düzenli aralıklarla bir araya gelen NATO Parlamenterler Asamblesi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü üyelerinin yasa koyucularından ve on üç yedek üyeden oluşmaktadır. Asamble resmi olarak NATO’dan farklı bir yapıdır ve NATO Konseyi’nin güvenlik politikalarını tartışmak için NATO ülkelerinin temsilcilerini bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Asamble NATO’nun siyasi örgütüdür ve NATO Konseyi’nin siyasi gündemini takip etmektedir.
NATO Parlamenter Asamblesi 28 NATO üyesi ülkeden 257 Parlamenterin; 14 Ortak ülkeden 66 Parlamenterin ve Avrupa Parlamentosu’ndan temsilcilerin katılımı ile oluşmaktadır. Akdeniz bölgesi de dahil olmak üzere geniş bir alandan katılımcılar da parlamenter gözlemci sıfatıyla katılmaktadırlar. Asamble’nin yönetiminde bir başkan, dört başkan yardımcısı, sayman ve üye ülkelerin delegasyon başkanlarından oluşan Daimi Komite bulunmaktadır. Uluslararası Sekreterya Asamblenin her türlü idari işleri ile komite, alt komite ve diğer gruplar için araştırma ve değerlendirmelerin yapılmasından sorumludur.
Genel Kurul
Asamble Genel Kurulu, yılda iki kez NATO’ya üye ve Ortak üye ülkelerin ev sahipliğinde toplanır. Son yıllarda kabul gören bir uygulamaya göre İlkbahar Genel Kurul toplantıları Ortak üye ülkelerin ev sahipliğinde, Yıllık Genel Kurul toplantıları ise tam üye ülkelerin ev sahipliğinde yapılmaktadır. İlkbahar Genel Kurul toplantılarında 1. gün 3 Komitenin toplantısı 2. gün aynı salonlarda diğer 2 Komitenin toplantısı, 3. gün Daimi Komite toplantısı ve 4. gün Genel kurul toplantısı yapılmaktadır. Yıllık Genel kurul toplantılarında ise 2 tam gün Komite toplantıları ve yarım gün Daimi Komite toplantısı ve son tam gün Genel kurul toplantısı yapılmaktadır.
Komite toplantılarında raporlar ve karar tasarıları ele alınır. İlkbahar Genel kurulundan sonra raporlar üzerinde üyelerce talep edilen değişiklikler yapılır ve Yıllık Genel Kurul’da bu raporlar son halini bulmak üzere tekrar gözden geçirilir. Komitelerin tartıştığı raporlar ve karar tasarıları Yıllık Genel Kurul’da oylanarak kabul edilir. Genel Kurullarda oylanarak kabul edilen metinler, “Kararlar Asamble’nin resmi görüşünü yansıtır. Asamble Kararları Yıllık Genel Kurul’dan sonra tüm üye ve ortak üye ülkelerin Parlamento Başkanlarına, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarına gönderilir. Kararlar salt çoğunluk ile alınır.
Daimi Komite
NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı, 4 Başkanvekili, Asamble Saymanı, üye ülkelerin Delegasyon Başkanları, ulusal delegasyonların belirlediği birer yedek üye ve Asamble Genel sekreterinden oluşmaktadır. Daimi Komite aynı zamanda Asamble Genel Sekreterini ve Genel Sekreter yardımcısını göreve atar ve görevden alır; Genel Sekreter’in yetkilerin saptar. Daimi Komite, ilkbaharda, genel kuruldan 3-4 hafta önce ilk olağan toplantısını yapar. Diğer toplantılarını ise İlkbahar ve Yıllık Genel kurul toplantıları sırasında yapar. Asamble Başkanı Daimi Komiteyi olağanüstü toplama hakkına sahiptir.
Asamble Başkanlık Divanı
1 Başkan, 4 Başkan Yardımcısı ve 1 Sayman ve Asamble Genel sekreterinden oluşur. Yıllık Genel kurul toplantısı sırasında Başkan ve Başkanvekilleri iki yıllık bir dönem için seçilirler.
NATO KOMİTELERİ:
Nato’nun beş adet komitesi bulunmaktadır. Bunlar, Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi, Savunma ve Güvenlik Komitesi, Ekonomi ve Güvenlik Komitesi, Bilim ve Teknoloji Komitesi ve Siyasi Komitedir. Komitelerin hazırladığı raporlar NATO yönetimine yol ve yön göstermekte, üye ülkelere perspektif sağlamaktadır.
Komiteler ve alt komiteler Asamblenin bahar toplantısında üzerinde tartışılacak taslak raporlar hazırlamakta, raporlar daha sonra tartışmaların ışığında Yıllık Genel Kurul’da tartışılmak, değiştirilmek ve onaylanmak üzere değiştirilip güncelleştirilmektedir.
Genel Kurul’da komiteler ayrıca Asamble tarafından oylanacak ve Kuzey Atlantik Konseyi ve/veya üye hükumetlere sunulacak politika tavsiyelerini ve kararları sunmaktadır. Genel oturumların dışında komiteler yıl içinde bir çok kez üye ve ortak üye ülkelerde toplanarak, önde gelen hükumet ve parlamento temsilcileri ve önemli akademisyen ve uzmanlardan kendi alanları ile ilgili bilgi almaktadır.
Komiteler kendi faaliyet alanlarına giren güncel olayları incelemektedir. Komite, özel bir konuyu detaylı bir şekilde inceleme gereği duyarsa o konuyla ilgili Alt-Komite oluşturmaktadır. Alt-Komiteler yıl boyunca düzenli olarak toplantı yapmakta, bu çalışmalar sonucu ortaya çıkan raporlar ve tavsiye kararları Asamble çalışmalarının da temelini oluşturmaktadır.
Siyasi Komite (Türk Grubu 3 üye)
Savunma ve Güvenlik Komite (Türk Grubu 3 üye)
Ekonomi ve Güvenlik Komitesi (Türk Grubu 2 üye)
Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi (Türk Grubu 2 üye)
Bilim ve Teknoloji Komitesi (Türk Grubu 2 üye)
ASKERİ KOMİTE
Askerî Komite, her ülkeden bir Askeri Temsilci olan delegasyon yoluyla ve ülkelerin silahlı kuvvetlerinden kıdemli subayların katılımı ile oluşmaktadır. Üye ülkelerin gönderdiği Askeri Temsilciler, NATO’nun siyasi otoritelerine NATO bölgesinin ortak savunması için gerekli önlemleri önermektedir. Komitenin rolü, politika ve stratejilere yön vermek ve bu konularda teşkilata alternatif önerilerde bulunmaktır. Askeri Komite, gerekli gördükçe yüksek seviyeli toplantılar yapmakta, bu toplantılara üye ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanları katılmaktadır.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 1956 yılında İstanbul’da doğuş, 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Tarhanlı, 1981 yılında aynı fakültenin Devletler Umumi Hukuku (Uluslararası Hukuk) Kürsüsü’ne asistan olarak atanmış, Lisansüstü çalışmalarını aynı fakültede ve New York University School of Law’da misafir araştırmacı olarak sürdürmüş, 1990 yılında Kamu Hukuku alanında Hukuk Doktoru (Ph.D.) unvanını almıştır.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 1996 yılında Devletler Umumi Hukuku Doçenti unvanını kazanmış ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik çalışmalarına devam etmiş, 1999-2000 öğretim yılından itibaren İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliği görevini yürütmeye başlamış, 2002 yılında profesör olmuştur.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku öğretim üyesidir. Tarhanlı, Bilgi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü ve dekan vekilliği görevini yürütmektedir. Bilgi Hukuk Yüksek Lisans ve Doktora programlarında, “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku: Koruma Usulleri”, “İnsan Hakları Aktivizmi I-II” ve “İş Dünyası ve İnsan Hakları” derslerini vermektedir.
Tarhanlı, ABD’de, Harvard Üniversitesi’nde (Negotiation Project) çatışma yönetimi ve çatışma çözümü, Princeton Üniversitesi’nde (Program in Law and Public Affairs) evrensel yargı yetkisi ve insan hakları konularındaki araştırma projelerinde (Princeton Project on Universal Jurisdiction) yer almıştır.
Tarhanlı, 2002 yılında, Türkiye’de mülteci haklarının korunmasına ilişkin katkıları nedeniyle, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) Ruud Lubers tarafından, Takdir Belgesi (Certificate of Appreciation) verilmeye layık bulunmuştur.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı; 2002-2005 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliğini yürütmüş, 2002-2008 yılları arasında AGİT (OSCE) Moskova Süreci Bağımsız Uzmanlar grubu üyeliğine atanmıştır.
Tarhanlı, 2006 yılında, İsveç İnsan Hakları STK’ları Vakfı (Swedish NGO Foundation for Human Rights) adlı örgütün Uluslararası Danışma Kurulu üyeliğine Avrupa’yı temsilen seçilmiştir.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’nın Eserleri
Uydular Aracılığıyla Yer Doğal Kaynaklarının Uzaktan Algılanması ve Uluslararası Hukuk
Değişen Dünyada İnsan, Hukuk ve Devlet
Sığınmacı, Mülteci ve Göç Konularına İlişkin Türkiye’deki Yargı Kararları” (Prof. Dr. Kemal Kirişçi ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar)
Ne Hukuk Ne de Ahlâk: Yeryüzü Cehennemi
İnsansız Yönetim: Türkiye’de İnsan ve Hakları
“Türkiye’de Çoğunluk ve Azınlık Politikaları: AB Sürecinde Yurttaşlık Tartışmaları” (Prof. Dr. Ayhan Kaya ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar),
Yeni Anayasa Yuvarlak Masa Toplantıları Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel Boyutu” (Prof. Dr. Ergun Özbudun ile birlikte ortak kitap editörü ve yazar)
Tarhanlı’ının kitapları yanında Türkçe ve İngilizce çok sayıda makalesi bulunmaktadır.
Sivil Toplum Çalışmaları
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 2007 yılında İstanbul Film Festivali bünyesinde, Avrupa Konseyi’nin himayesinde ilk kez düzenlenen, “Sinemada İnsan Hakları Yarışması”nda (FACE) uluslararası jüri üyeliği yaptı. Tarhanlı ayrıca, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü-Türkiye, ILI-İstanbul ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunlar Derneği’nin kurucu üyelerindendir. Tarhanlı, Uluslararası Şeffaflık Derneği, Global İlişkiler Forumu ve 1980 yılından itibaren İstanbul Barosu üyesi avukattır.
Tarhanlı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunlar Derneği’nin kurucularındandır ve American Society of International Law’un uluslararası üyesidir.
Tarhanlı, 1996-2007 yılları arasında Radikal gazetesindeki kendi sütununda, dış ilişkiler, dünya sorunları ve insan hakları alanlarında yazılar yayımlamıştır.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı
Turgut Tarhanlı, 2002 yılında profesör oldu.
Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Hukuku dersleri vermekte ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi Başkanlığı yapmaktadır.
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 1999-2000 dönemindeki hazırlığı sonucunda, Yükseköğretim Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihli kararıyla kurulmuştur. Merkezin kuruluş dönemi Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinin kuruluş sürecine denk gelmektedir. İnsan Hakları Hukuku odaklı araştırma ve eğitim faaliyetlerine yönelik ayrı bir akademik birimin kurulması Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim ve araştırma politikasının bir sonucu olmuştur.
Merkez’in ve Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ‘insan hakları’ yönelimli çalışmalarda birbirini destekleyici ve geliştirici bir tempo içinde faaliyette bulunmalarının ilk ürünüdür. Merkez, 2001 yılında, Bilgi Üniversitesi bünyesinde ve Türkiye’de ilk kez, bir hukuk yüksek lisans programında sadece ‘insan hakları hukuku’ başlığı altında tanımlanan derslere yer vermiştir.
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkeziz, kuruluşundan itibaren akademik dünyaya hapsolmayan bir akademik birim olarak faaliyette bulunmuştur. Başlangıçta, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne bir aday ülke olma statüsünün tanınmasıyla (1999) ilgili gelişmenin yol açtığı yapısal dönüşüm çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Türkiye’de, özellikle insan haklarının korunması ve geliştirilmesiyle ilgili yapısal gelişime katkıda bulunacak bu çalışma ve faaliyetler Merkez’in öncelikli ilgi alanı olmuştur. Bu çalışmalar, kamu yönetimi, toplumsal örgütler ve mesleki oluşumlarla işbirliği içinde olmaya özen gösterilerek hazırlanmış ve geliştirilmiştir.
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin yapmış olduğu çalışmaların ve faaliyetlerin niteliği ve kalitesi 2004 yılında, Harvard University Kennedy School of Government’ta, Prof. Michael Ignatieff danışmanlığında, Merkez hakkında hazırlanan bir yüksek lisans çalışmasında (policy analysis exercise) bilimsel görüş olarak dile getirilmiştir.
Merkezin Faaliyetleri ve Çalışma Alanı
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, insan hakları hukukunun her alanıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalara hâkim olan yaklaşım, tüm ilişki biçimlerinde bir ‘hak’ bakışının olabileceği ve dolayısıyla, hukuktan yararlanmayı ön planda tutan bir güçlendirme anlayışının savunulmasıdır.
Merkez, ayrıca, insan hakları hukuku alanında çalışan Türkiyeli ve yabancı öğrenci ve araştırmacıların, Merkez’e yaptıkları başvuruları ve sundukları teklifleri değerlendirerek, Merkez bünyesinde sunulan konuk araştırmacı pozisyonu çerçevesinde, değişen uzunlukta bir süreyi kapsayan araştırma ve yerel araştırmacılarla temas ve işbirliği yapma olanağı sunmaktadır.
Merkez bünyesinde gerçekleştirilen insan hakları hukuku alanındaki araştırmaların yayıma uygun bulunanları İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları kapsamında yer alan “İnsan Hakları Hukuku Çalışmaları” dizisinde yayımlanmaktadır. Bu dizide, insan hakları hukuku ve uygulamasına ilişkin temel kaynak kitapları da yer alır.
Merkez, periyodik olarak İnsan Hakları Bültenleri çıkarmakta, çalışma alanları ile ilgili çok sayıda rapor yayınlamakta, faaliyet konusu ile paralel kitaplar çıkarmaktadır. Ayrıca, merkezin internet sitesinde Uluslararası İnsan Hakları Belgelerine ulaşılabilmektedir.
Çalışma Grupları
Kadının İnsan Hakları
Hakların Korunmasına İlişkin Yerel ve Uluslararası Koruma Usulleri
Merkez tarafından, İnsan Hakları Hukuku başlığı altında açılan hukuk yüksek lisans programında, insan haklarının tanınması, korunması ve/veya geliştirilmesine yönelik bir faaliyet alanı içinde önemli çalışmalar gerçekleştiren ve farklı hak alanlarına yönelik faaliyette bulunan uluslararası sivil toplum örgütlerinin temsilcileri veya bireysel hak savunucuları, Merkez’in organizasyonu altında, iki yıl boyunca (2002-2004), yüksek lisans programında yer verilen ve o tarihte, haftalık konferanslar şeklinde yürütülen İnsan Hakları Aktivizmi dersinin konukları olmuşlardır. Konuklar, deneyimlerini, öğrenciler ve Türkiye insan hakları hareketinin savunucularıyla paylaşmışlar; hak savunuculuğu olgusunun insan hakları hukukundaki önemini vurgulamışlar ve incelenmeye sunmuşlardır.
Paydaş Kuruluşlarla Yapılan Çalışmalar
Merkez’in, kuruluşundan hemen sonraki yıllarda ağırlıklı olarak yer verdiği çalışmalar, farklı kurumlarla işbirliği içinde, öncelikli olarak insan hakları hukuku eğitimine yönelmiştir. Bu konuda, Türkiye yargı teşkilatının tüm kurumlarıyla ve her düzeyde görevli mensuplarıyla birlikte yürütülen eğitim programları hazırlanmıştır. Bu faaliyetler 2001-2009 arası dönemde, Merkez’in çalışmalarında büyük bir yer tutmuştur.
Merkez’in faaliyetlerine, üniversite dışında, yerel ve uluslararası destek sağlanmıştır. Merkez’in kuruluşundan önce ve sonra İsveç merkezli Raoul Wallenberg Institute of Human Rights and Humanitarian Law ile uzun süreli kurumsal ortaklık kurulmuş, merkez faaliyetleri geliştirilmiştir.
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Utrecht Üniversitesi bünyesinde yer alan Netherlands Institute of Human Rights (SIM) ile işbirli yapmıştır. Yaklaşık üç yıl süren işbirliği sürecinde, Türkiye Adalet Akademisi’nin işbirliği ve evsahipliğinde eğitim programları düzenlenmiş, yargıç ve savcı stajyerlerine yönelik insan hakları hukuku eğitimi uygulanmıştır.
Open Society Institute, İstanbul’daki Türkiye şubesi ve Budapeşte merkezli Open Society Institute – Justice Initiative aracılığıyla Merkez’in yürüttüğü birçok araştırma ve eğitim projesine destek olmuştur. Bu çerçevede, insan hakları ve yargı alanındaki çalışmalara destek sağlanmıştır.
Avrupa Birliği ve TÜBİTAK Merkez’in destek sağladığı kurumlar arasındadır.
Tehlike Altında Gazetecilik: Tehditler, Mücadele Alanları, Yaklaşımlar
Sanatsal İfade Özgürlüğü Kılavuzu
İnternette Irkçılık
Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Rehberi
Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Vicdani Red ve Türkiye
Gezi Parkı Olayları: İnsan Hakları Hukuku ve Siyasi Söylem Işığında bir İnceleme
Kentsel Dönüşüm ve İnsan Hakları
Eşitsiz Bir Toplumda Çocukluk: Çocuğun “İyi Olma Hali”ni Anlamak
Ailenin Korunmasına Dair Kanun Kimi ve Neyi Koruyor? Hâkim, Savcı, Avukat Anlatıları
Ayrımcılık Yasağı Eğitim Rehberi
Ayrımcılık Yasağı: Kavram, Hukuk, İzleme ve Belgeleme
Kadın Hakları: Uluslararası Hukuk ve Uygulama
İnsan Hakları İhlali Olarak Yoksulluk
Pusulacık: Çocuklar İçin İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu
Adalet Gözet: Yargı Sistemi Üzerine Bir İnceleme
İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerinde Yargılama Süreci: Taraflar, Davalar ve İşleyiş
Onarıcı Adalet, Mağdur-Fail Arabuluculuğu ve Uzlaşma Uygulamaları: Türkiye ve Avrupa Bakışı
Onarıcı Adalet, Mağdur-Fail Arabuluculuğu ve Ceza Davalarında Uzlaşma: Eğitim Materyalleri
Pusula: Gençlerle İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu
Mahkemede Tek Başına: İstanbul Mahkemeleri’nde Müdafiiliğin Erişilebilirliği ve Etkisi
Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları
İnsan Hakları Komitesi’nin Emsal Kararları
Türkiye’de Adli Yardım: Karşılaştırmalı İnceleme ve Politikalar
Sivil Toplum Kuruluşları İçin Adım Adım Rapor Hazırlama Kılavuzu
Yirmiyedi Türk Avukat Hakkında Yapılan Yargılamaya İlişkin Uluslararası Hukukçular Komisyonu Hakim ve Avukatların Bağımsızlığı Merkezi Nihai Raporu
İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi
İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü
Eski Silahtarağa Elektrik Santralı
Kazım Karabekir Cad. No: 2/13
34060 Eyüp İstanbul
e-Posta: insanhaklarimerkezi@bilgi.edu.tr
Tel: (0212) 311 50 00
Faks: (0212) 253 89 11
Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tarafından Üye Devletlere Hazırlanan “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” İle İlgili Tavsiye Kararı No. R (2003) 13 adıyla, bakan Temsilcilerinin 10 Temmuz 2003 tarihindeki 848’inci toplantısında Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir.
Avrupa Konseyi
Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Tavsiye Kararı
Avrupa Konseyi İç Tüzüğü 15’inci maddesi (b) fıkrası hükmü uyarınca, Bakanlar Komitesi;
Avrupa Konseyi’nin amacının, ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek amacı ile; üye devletler arasında daha geniş bir bütünleşmeyi sağlamak olduğunu dikkate alarak;
Demokratik bir toplumun en önemli unsurlarından biri olan ve toplumun ve her bir bireyin gelişmesi ve ilerlemesi için temel koşullardan birini oluşturan; İnsan Hakları ve temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (bundan sonra Sözleşme olarak kullanılacaktır) 10’uncu Maddesi gereğince güvence altına alınan ifade ve haber alma özgürlüğü temel hakkı ile ilgili üye Devletlerin vermiş oldukları taahhüdü hatırda tutarak;
Medyanın, Sözleşmenin 10’uncu maddesi kapsamında, kamuoyunu ilgilendiren konulardaki bilgileri içeren; kamuoyunun bilgi edinme hakkı nedeniyle kamuoyunu bilgilendirme hakkı olduğunu ve bunun ayrıca medyanın mesleki bir görevi olduğunu hatırda tutarak,
Sözleşmenin 6’ncı ve 8’inci Maddeleri kapsamında yer alan masumiyet karinesi, adil yargılanma ve özel hayat ve aile yaşamına saygı haklarının tüm demokratik toplumlarda saygı duyulması şart olan temel gereksinimler olduğunu hatırda tutarak;
Ceza kanununun caydırıcı fonksiyonunu açık hale getirmenin yanı sıra ceza adalet sisteminin fonksiyonun kamuoyunca incelenmesini temin ederek, suç kovuşturmalarıyla ilgili kamuoyunu medya bildirileri yoluyla bilgilendirmenin önemini vurgulayarak,
Sözleşmenin 6, 8 ve 10’uncu Maddeleri ile korunan olası çakışan hakları ve her bir hakkın gerçekleri ışığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Sözleşme gereğince verilen taahhütlerin gözlemlenmesini temin etmekteki denetleyici rolüne gerekli saygı gösterilerek, bu hakların dengelenmesinin önemini dikkate alarak;
Bunun ötesinde, Sözleşmenin 11’inci Maddesinde örgütlenme özgürlüğü ile teminat altına alındığı üzere, medya ve gazetecilerin, medya alanında öz-denetime temel teşkil eden, mesleki örgütler kurmaları hakkını hatırda tutarak,
Gerek öz-denetim yoluyla gerekse devlet ile işbirliği halinde birlikte-denetim yoluyla, gazetecilikte sorumlu uygulamaları geliştirmek için, Avrupa’da medya ve gazeteciler tarafından birçok girişimden haberdar olarak,
Suç kovuşturmalarına ilişkin medya bildirileri bağlamında, tehlikede olan hakların ve çıkarların korunması ile ilgili bilgilendirici tartışmaları artırmak ve suç kovuşturmalarına medyanın erişimini temin ederek tüm Avrupa’da iyi uygulamaları desteklemek arzusunda olarak,
Ceza kanunu ve uygulaması çerçevesinde kurbanın durumu üzerine R (85) 11 No’lu Tavsiye Kararı, Hoşgörü kültürünün geliştirilmesi ve medya ile ilgili R (97) 21 No’lu Tavsiye Kararı ile Cevap hakkı – bireylerin yazılı basın karşısındaki durumları ile ilgili (74) 26 No’lu Kararı hatırda tutarak;
Gazetecilerin bilgi kaynaklarını ifşa etmeme hakkı ile ilgili R (2000) 7 No’lu Tavsiye Kararı uyarınca, suç kovuşturmaları bağlamında gazetecilerin bilgi kaynağını saklı tutmasının önemini vurgulayarak,
Kitle İletişimi Politikaları 4’üncü Bakanlar Konferansı’nda (Prag, Aralık 1994) kabul edilen gazetecilik özgürlükleri ve insan hakları üzerine 2 No’lu Karar ve Kitle İletişimi Politikaları 6’ncı Bakanlar Konferansı’nda (Krakov, Haziran 2000) kabul edilen yarın için medya politikası üzerine Bildiri’yi dikkate alarak,
Bu tavsiye kararının, üye Devletlerde halen uygulanmakta olan ifade özgürlüğünü korumaya yönelik ölçütleri kısıtlamayı amaçlamadığını hatırda tutarak,
Cezai uygulamalarla ilgili olarak ulusal hukuk sistemlerinin farklılıklarının bilincinde olarak, Üye Devletlerin hükümetlerine, aşağıdaki tavsiyelerde bulunur:
bu Tavsiye Kararına eklenen ilkelerin uygulanması için, kendi anayasal koşullarının kısıtlamaları çerçevesinde, Devletlerin gerekli gördüğü tüm önlemleri alması veya güçlendirmesi,
bu tavsiye Kararı ve eklenen ilkelerin, uygun olduğu yerlerde, çevirisi yapılarak, ülke içinde geniş çapta dağıtımının yapılması, ve
bu Tavsiye Kararı ve ekindeki ilkelerin, yargı makamları, polis makamlarının dikkatine sunulmasının yanı sıra medya çalışanlarına ve hukukçuların temsilci kuruluşlarına erişilebilir kılınması.
(2003)13 nolu Tavsiye Kararı’nın Eki
Suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgilerin medyada sunulmasına ilişkin ilkeler
İlke 1 – Medya aracılığıyla kamunun bilgilendirilmesi
Kamu, medya aracılığıyla, adli makamların ve emniyet birimlerinin çalışmaları hakkında bilgi alabilmelidir. Bu nedenle, gazeteciler; adli yargı sisteminin işlemesi hakkında, sadece aşağıdaki ilkelerde belirtilen kısıtlamalara bağlı kalmak kaydıyla, özgürce haber yapabilmeli veya yorumda bulunabilmelidir.
İlke 2 – Masumiyet karinesi
Masumiyet karinesi ilkesine saygı duyulması, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, devam eden bir suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgi ve fikirler; suçlu veya şüphelinin masumiyet karinesi hakkına zarar vermeyecek şekilde medyada yer almalı veya yayınlanmalıdır.
İlke 3 – Bilginin doğruluğu
Adli makamlar veya emniyet birimleri, medyaya sadece doğrulanmış bilgiyi veya makul varsayımlara dayandırılmış bilgiyi vermelidir. Varsayımlara dayalı bilginin verilmesi halinde, bu durum medyaya açıkça ifade edilmelidir.
İlke 4 – Bilgiye erişim
Gazetecilerin, adli makamlar veya emniyet birimlerinden devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili yasal yoldan bilgi edinmeleri halinde, bu kurumlar ve birimler; söz konuyu bilgiyi, ayırım yapmadan, istekte bulunan veya bulunmuş olan bütün gazetecilere vermelidirler.
İlke 5 – Medyaya bilgi verilmesinin yolları
Adli makamların veya emniyet birimlerinin, devam eden bir suç kovuşturmaları hakkında medyaya bilgi vermeye karar vermeleri halinde, bu tür bilgile; yetkili görevliler tarafından basın bültenleri veya basın konferansları aracılığıyla veya benzeri araçlarla, ayırım yapılmaksızın, verilmelidir.
İlke 6 – Suç kovuşturmaları esnasında düzenli bilgi sağlanması
Kamu çıkarına olan suç kovuşturmaları veya kamu tarafından dikkatle izlenen diğer suç kovuşturmaları hakkında, adli makamlar veya emniyet birimleri, araştırma ve polis soruşturmalarının gizliliğine zarar vermeyeceği veya yapılan suç kovuşturmalarının sonucunu geciktirmeyeceği veya engellemeyeceği takdirde, konuyla ilgili yaptıkları çalışmaları hakkında medyayı bilgilendirmelidirler. Suç kovuşturmalarının uzun sürmesi halinde bu tür bilgiler düzenli olarak verilmelidir.
Adli makamlar veya emniyet birimleri, kanunun uygulanmasına yönelik olmayan amaçlar veya ticari amaçlar nedeniyle devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgileri kullanmamalıdırlar.
İlke 8 – Devam eden soruşturmalarda mahremiyetin (özel hayatın) korunması
Şüpheli, sanık veya tutuklu kişiler veya suç kovuşturmalarıyla ilgisi bulunan diğer taraflar hakkında bilgi verilirken, Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilmelidir. Şüpheli, sanık ve tutuklu aileleri ile şahit ve kurbanların yanı sıra çocuklar ile diğer zarar görebilecek kişilere özel önem verilmelidir. Kimliklerini ortaya çıkaracak bir bilginin, bu İlke’de belirtilen kişiler üzerinde olabilecek zararlı etkilerine de, her durumda, özellikle dikkat edilmelidir.
İlke 9 – Düzeltme Hakkı veya Cevap Hakkı
Suç kovuşturmaları kapsamında yanlış veya karalayıcı medya haberlerine maruz kalan herkes, diğer başvurulabilecek telafi yolları saklı kalmak üzere, ilgili medyaya karşı, durum elverdiği takdirde, düzeltme veya cevap hakkına sahip olmalıdır. Adli makamlar veya emniyet birimleri tarafından çıkarılan basın bültenleri de yanlış bilgi içerdiği takdirde düzeltme hakkı kullanılabilmelidir.
İlke 10 – Zarar verici etkinin önlenmesi
Suç kovuşturmaları kapsamında, özellikle davayla ilgili jüri üyeleri veya seçilmiş yargıçlar, yargı makamları ve emniyet birimleri suç kovuşturmaları açısından önyargı riski oluşturabilecek bilgiyi açık bir şekilde sağlamaktan kaçınmalıdırlar.
İlke 11 – Mahkeme öncesi zarar verici yayımlar
Suçlanan kişi medyada yer alan bilgiler sonucu adil yargılanma hakkına büyük olasılıkla zarar verebileceğini veya verdiğini ispat edebilirse kendisine etkin bir yasal telafi yolu sunulmalıdır.
İlke 12 – Gazetecilerin kabulü
Gazeteciler, halka açık mahkeme duruşmalarına ve mahkeme kararlarının resmi duyurularına ayrım yapılmaksızın ve öncelikli akreditasyon koşulları aranmaksızın kabul edilmelidirler. Sözleşmenin 6’ncı maddesine uygun olarak halk mahkeme oturumları dışında tutulmadığı müddetçe, gazeteciler de mahkeme oturumları dışında tutulmamalıdır.
İlke 13 – Gazetecilerin mahkeme salonlarında bulunması
Yetkili makamlar, uygulanabilir olduğu müddetçe, mahkeme salonlarında halkın da varlığını göz ardı etmeyerek, talebe karşılık verecek şekilde, gazeteciler için belirli sayıda oturacak yer sağlamalıdırlar.
İlke 14 – Mahkeme salonlarında canlı yayın ve kayıtlar
Kanunlar veya yetkili adli makamlar tarafından açıkça izin verilmediği müddetçe medya tarafından mahkeme salonlarından canlı yayın veya kayıt yapılamayacaktır. Bu tür yayınlara sadece kurbanlar, tanıklar, suç kovuşturmaları tarafları, jüri veya yargıçlar üzerinde uygunsuz bir şekilde etki yapma riski taşımadığı müddetçe izin verilmelidir.
İlke 15 – Medya haberleri için destek
Mümkün olduğu takdirde, yetkili makamlar duruşmaların tarihlerini, ithamnameler ve iddianameleri ve yasal haber aktarımına ilişkin diğer bilgilerin duyumlarını gazetecilerin isteği üzerine zamanında sağlamalıdırlar. Gazetecilerin, ayırım yapılmadan, kamuya açıklanmış kararların kopyalarını yapmalarına veya almalarına izin verilmelidir. Gazeteciler bu kararları halka dağıtma veya iletme imkânına sahip olmalıdırlar.
İlke 16 – Tanıkların korunması
Tanığın kimliği ancak tanık önceden razı olduğu takdirde, tanığın kimliği halkı ilgilendiriyorsa veya ifadesi daha önceden halka sunulmuşsa açıklanabilmelidir. Tanıkların kimliği yaşamlarını veya güvenliklerini tehdit ediyorsa hiçbir şekilde açıklanmamalıdır. Tanıklar için koruma programlarına, özellikle organize suç ve aile içi suçlara karşı açılan suç kovuşturmalarına, gerekli önem verilmelidir.
İlke 17 – Mahkeme tarafından verilen cezaların uygulanmasına ilişkin medyada yer alan haberler
Gazetecilerin, mahkemede verilen cezalardan ötürü hapishanelerde bulunan kişilerle bağlantı kurmalarına, adaletin adil işlemesine, mahkûmların veya hapishane görevlilerinin haklarına veya hapishanenin güvenliğine zarar vermeyecek şekilde, izin verilmelidir.
İlke 18 – Mahkeme tarafından verilen cezaların bitiminden sonra medyada yer alan haberler
Sözleşmenin 8’inci maddesinde yer alan mahremiyetin korunması hakkı, cezasını bitiren kişilerin toplumla tekrar bütünleşmesine zarar vermemek amacıyla; cezalarının bitiminden sonra bu kişilerin kimliklerinin korunması hakkını da içermelidir. Ancak bu kişilerin kimliklerinin açıklanmasına açıkça rıza göstermeleri veya kendileri ve işlemiş oldukları suçların tekrar toplum için sorun teşkil etmesi veya tekrar toplum için sorun teşkil edecek duruma gelmesi halleri yukarıdaki durumun dışında tutulur.
Gazetecilik Meslek İlkeleri, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu ve diğer meslek örgütlerinin oluşturduğu Medya Etik Kurulu tarafından ilan edilen basın meslek ilkeleridir. Medya Etik Kurulu 1 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen basın toplantısıyla Medya Etik Kurulu Deklarasyonunu ilan etmiş ve Gazetecilik Meslek İlkelerini referans almıştır. Örgüt basın özgürlüğü alanında önemli çalışmalar yürütmüştür.
Medya Etik Kurulu
Gazetecilik Meslek İlkeleri
Gazetecinin temel görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan, sansürlemeden aktarmaktır.
Gazeteci, demokratik değerlere ve insan haklarına aykırı yayın yapmamalıdır.
Haber, yorum ve görüşler okur ve izleyicinin yayının niteliğini anlayabilmesini sağlayacak biçimde, açıkça birbirinden ayrılmalıdır.
Basın yayın organları masumiyet karinesine saygılı olmalı, suçluluğu yargı kararıyla sabit olmadıkça herhangi bir kişiyi suçlu ilan edecek yayın yapmaktan kaçınmalıdır. Yargı süreci devam eden davalarda iddialar ve savunmalar adil ve dengeli biçimde aktarılmalıdır.
Zanlıların, sanıkların ve mahkûmların yakınları, işlenen fiille açıkça ilgili bulunmadıkça ve olayın doğru anlaşılması için gerekli olmadıkça teşhir edilmemelidir.
Çocuklarla ilgili suçlarda, zanlı, sanık, mahkûm, tanık, mağdur ya da maktul statüsünde olan 18 yaşından küçüklerin açık isimleri ve fotoğrafları yayımlanmamalı, bu çocuklarla, ebeveynlerinin veya hukuken çocuktan sorumlu olan diğer kişilerin izni olmadıkça röportaj yapılmamalıdır.
Cinsel dokunulmazlığa, kadın ve çocuk istismarına ilişkin suçlarda, mağdurun açık ismi ve fotoğrafları yayımlanmamalı; kimliğini ortaya çıkaracak yayınlardan kaçınılmalıdır.
Yayımlanan haber, görüş ve yorumlarda, bir insanın davranışının veya işlediği suçun, haber konusu olayla doğrudan ilgili olmadıkça, onun ırkından, milliyetinden, dinî veya mezhepsel inancından, cinsiyetinden, cinsel kimliğinden, cinsel yöneliminden, yaşından, engelinden veya başka bir özelliğinden kaynaklandığını ima eden vurgular yapılmamalıdır.
Tıp alanında, doğruluğu bilimsel düzeyde kanıtlanmamış yöntem ve ilaçların kullanılmasını teşvik etmeye yönelik yayın yapılmamalıdır.
Hastanelerde araştırmalar yapan, bilgi ve görüntü almaya çalışan gazeteci, kimliğini belirtmeli ve girilmesi yasak bölümlere ancak yetkililerin izniyle girmelidir. Yetkili kişinin ve hastanın (onun izin veremeyecek durumda olması durumunda yakınının) izni olmaksızın, hastane ve benzeri kurumlarda hiçbir yolla ses ve görüntü alınmamalıdır.
Tekzip ve cevap hakkına saygı gösterilmelidir.
Üstün kamu yararı olmadıkça, sahibinin izni dışında belge, fotoğraf, ses veya görüntü alınmamalıdır.
İntihar olayları hakkında, haber çerçevesini aşan ve okuyucu veya izleyiciyi etki altında bırakacak, özendirici nitelikte ve genişlikte yayın yapılmamalıdır. Olayın ayrıntılarından ve uygulanan yöntemin tarifinden kaçınılmalı, olayı gösteren fotoğraf, resim veya film yayımlanmamalıdır.
Gazeteci, kendi çabasıyla elde etmedikçe, bir haber kaynağının verdiği bilgi ve belgenin yayımlanacağı tarih konusundaki tercihine uymalıdır.
Şiddeti haklı gösteren, özendiren ve kışkırtan, nefret ve düşmanlığı körükleyen nitelikte yayın yapılmamalıdır.Medya Etik Kurulu, Basın Özgürlüğü ve Basın Meslek İlkelerinin takibi alanında yoğunlaşmaktadır.
Irka, milliyete, etnik kökene, cinsel kimliğe, cinsel yönelime, dile, dine ve mezhebe yönelik ayrımcılığı teşvik edecek yayın yapılmamalıdır.
Gazeteci, haber ajanslarından veya başka medya kuruluşlarından alarak doğrudan kullandığı veya geliştirdiği haberlerde kaynak belirtmelidir.
Gazeteci, mesleki saygınlığa gölge düşürecek türden etkinliklerden ve görevlerden uzak durmalıdır.
Habere konu edilen veya edilmesi düşünülen kişi ve kurumlardan, hediye, maddi çıkar veya ayrıcalık kabul edilmemelidir.
Gazeteci, elde ettiği bilgileri doğrulatmak için çaba göstermelidir.
Gazeteci, kişi ve kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde aşağılayan, hakaret içeren ifadeler kulllanmamalıdır.
Özel yaşamın gizliliği esastır. Üstün bir kamu yararı olmadıkça veya kişinin rızası alınmadıkça özel yaşamın gizliliğini ihlâl eden habercilik yapılmamalıdır.
Gazeteci, gizlilik sözü verdiği haber kaynağını açıklamamalıdır. Kaynağın kamuoyunu açıkça yanılttığı durumlarda gizlilik ortadan kalkar.
Gazeteci, haberde yapılan yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.
Haberde, konuşmalardan ve demeçlerden yapılan alıntılarda bağlam saptırılmamalıdır.
Üstün kamu yararı olmadıkça, gizli kamera, izinsiz ses kaydı, kimlik gizleme ve benzeri yöntemlerle haber araştırmaktan kaçınılmalıdır.
Kaza ve cinayet haberlerinde kan ve şiddet unsurları içeren fotoğraf ve görüntüler yayımlanmamalıdır.
Haber formatına bürünmüş reklamlarda, bu yayınların reklam olduğu açıkça belirtilmelidir.
Gazeteci, bir haberin yayımlanması veya yayımlanmaması karşılığında maddi veya manevi çıkar peşinde koşmamalıdır.
Gazeteci kimliğini taşıyan herkes, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uymaya özen gösterir.
Legal Problems of Stage and Curtain Employees is a book dedicated to the legal problems of theater, television and cinema actors.
The Legal Problems of Stage and Curtain Employees. Dr. Aristotle Publishing by Gülsevil Alpagut was published in 2017 by under the .
The book questions the legal status of the stage and curtain employees, examines the extent to which the players will be insured and seeks the legal problems that players face in practice.
Legal and Problems of Stage and Curtain Employees are among the books that make an exception.
Istanbul University Faculty of LawOn 15 December 2015, a meeting on “Legal Problems of Stage and Curtain Employees Aralık was organized by the Department of Labor and Social Security Law and legal problems were discussed in detail. The work consists of the communiqués and articles presented at the meeting organized in this context. “Problems encountered in practice these people have become more pronounced as it is in all the world and in Turkey with larger and larger film and television industry and number of employees operating in the sector due to the increase every day. Need players during the shooting of particular television series for our country, and the long working hours in terms of the set team and sometimes the inadequate working conditions in terms of occupational health and safety constitute the main problems of the sector. For these reasons, together with the Players’ Union, the problems faced by the employees in the cinema and television sector and theaters were put forward and discussed in a legal framework.
Subject of the Legal Problems of Stage and Stage Workers
An Overview of the Cinema and Television Sector: The Working Conditions of the Players, Meltem CUMBUL (Players ‘Union), Özgür ÇEVİK (Players’ Union Board Member), Feride ÇETİN (Players Union)
Former President Meltem Cumbul
Legal Status of Stage and Curtain Employees, Res. See. Özge YILDIZ An HAKKAKUL (Istanbul University, Faculty of Law, Department of Labor and Social Security Law)
Labor Relations and Working Conditions of Stage and Curtain Employees, Ali KARACA (Chief Inspector of the Ministry of Labor and Social Security)
Working Relations in Theaters, Tilbe SARAN (General Secretary of Players’ Union)
Social Security of Artists, Res. See. Prof. Dr. Ayşe KÖME AKPULAT (Istanbul University, Faculty of Law, Department of Labor and Social Security Law)
Problems and Solutions in Practice, Av. S. Sera KADIGİL (Players’ Union Legal Counsel)
View Sera’s Full Profile
Legal Problems of Stage and Curtain Employees
Players Union at the time of the panel President is Mary Cumbul, the players have to evaluate Union Board Member Özgür AGILE and Players Union Member Feride Cetin players’ conditions in a general outlook on the film and television sector work.
Legal status of stage and screen employees; Özge YILDIZ-HAKKAKUL, a research assistant at the Istanbul University Faculty of Law, explained the comparative law and Turkish law.
About working relationships and working conditions of stage and curtain employees; The Chief Inspector of the Ministry of Labor and Social Security, Ali KARACA, made observations on implementation. Apart from the cinema and television sector, the General Secretary of the Players’ Union Tilbe SARAN made explanations about the current working relations and the problems encountered in theaters.
Social security rights, which have been a major problem for many years in the practice of stage and curtain workers; Ayşe KÖME, a research assistant at Istanbul University Faculty of Law, has been examined by AKPULAT within the framework of international law and Turkish law.
Acting Union Legal Counsel and currently the Republican People’s Party Istanbul deputy Av. S. Sera KADIGİL presented the suggestions and opinions regarding the problems encountered in practice in a legal framework.
Meeting Dr. Prof. Dr. Berin Ergin in the respect of respect. Dr. Tankut Centel and Professor. Dr. Fevzi They were the chairperson and participant in the meetings.