Basiretli Tacir, geleceği gören, sezgisi yüksek, dikkatli ve yapacaklarının nereye varacağını bilen ya da bilmesi gereken, ticari iş, işlem ve eylemlerinin hukuki, mali ve ticari sonuçlarını öngörmesi gereken kişidir.
Basiret, Arapça bir kelimedir ve doğru görüş, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, dikkat, öngörü, sağgörü anlamlarına gelmektedir. Tacir, basiretli davranmadığı takdirde, işletmesini karlı ve kurumsal bir yapıya dönüştüremeyecek, işletmenin geleceğini sağlam temeller üzerine kuramayacaktır.
Tacir, Basiret Kavramı ve Ticaret Hayatı
Ticari faaliyet yürüten kişi ve kurumların birinci amacı kar sağlamak, diğer amaçları ise işletme mevcudunu, istihdamı, aktifleri ve sermayeyi artırmaktır. Yapılan her işten kar elde edilemeyebileceği gibi zarar da gerçekleşebilir. Basiretli tüccar her işten kar elde edilebileceği gibi zarar da edilebileceğini hesap edebilen, işin başında tüm ihtimalleri dikkate alarak zarar ihtimalini azaltan tüccardır. Basiretli tüccar, piyasa durumunu inceleyerek tüm maliyetleri analiz etmek zorundadır. Tacir, araştırmalı, incelemeli, uzmanlarına danışmalı ve basiret göstermelidir.
Bir tacir, ticari bir borcunu sözleşme hükümlerine veya işin kapsamına göre süresi içerisinde yerine getirip getiremeyeceğini daha önceden inceleyip yerine getirebileceğinden emin ise, ancak bundan sonra o ticari ilişkiye girmelidir. Taahhütlerin yerine getirilmesini önleyecek yahut geciktirecek hareketlerden, sakınmalı, gerekli tedbirleri almalıdır. Bir tacirin hukuki sorumluluktan kurtulabilmesi, ancak mücbir sebep veya beklenmeyen bir halin mevcudiyeti halinde söz konusu olacaktır. Sözleşmenin yapılması sırasında öngörülmesi mümkün olmayan, sezilemeyen, tahmin olunamayan veya kestirilemeyen bir halin daha sonra ortaya çıkması halinde sorumluluk doğmayacaktır. Bütün tedbirler önceden alınmış olmasına ve tüm özen ve gayret gösterilmiş olmasına rağmen, önceden tahmin olunamayan olağanüstü olayların ortaya çıkmış olması sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğü ortadan kaldıracaktır.
BASİRETLİ İŞ ADAMI GİBİ HAREKET YÜKÜMLÜLÜĞÜ – Muhammet Emin Bingöl
Ekonomik krizler basiretli tacir tarafından önceden öngörülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekli durumlardır. Ekonomik kriz ile ilgili göstergeleri önceden dikkate alması gereken tacir, şayet bu konuda bir sözleşme ile belirlenmiş ölçütler bulunmuyorsa ekonomik krize dayanarak mücbir sebep iddiasında bulunamayacaktır.
Kanunen tacir sayılan kişiler, tüketici hukuku ile iş hukuku gibi alanlarındaki bazı kesimler gibi hukuken korunmamakta ve kendilerine pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır.
Basiretli Tacirin Özen Borcu
Türk hukukunda tacirlere uygulanan hükümler, tacir olmayan diğer kişilere uygulanan hükümlerden farklıdır. Tacirin ticari hayatı ve yaptığı işler, özen borcu bakımından diğer şahıslardan ayrılmaktadır.
Tacir devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı, hangi aşamada ne yapılması gerekeceğini tacir olmayan şahıslardan daha iyi bilmek zorundadır. Bu nedenle tacirden beklenen özen ve dikkat tacir olmayanlara göre vasatın üstünde olacaktır. Ancak bu sorumluluk sınırsız değildir. Sorumluluk objektif ölçütlerle ve her olayın özelliğine ve koşullarına göre belirlenecektir.
Basiret sahibi bir iş adamı gibi hareket etme ölçütü mutlak olmayıp, sözleşmenin veya ticari işin nitelik ve kapsamına göre değerlendirilecektir. Basiretli tacir olunup olunmadığı yahut bu hükümlerin yerine getirilip getirilmediği her işin mahiyetine, özel koşullara ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin hukuki sözleşme ve yasa ile ile tanımlanmış mahiyetine göre belirlenmektedir.
Akit serbestisi prensibine göre, özen borcu sözleşme ile kısıtlanabilmekte ve genişletilebilmektedir. Her tacir sözleşme öncesinde ve sözleşme hükümlerinin uygulanması aşamasında karşılıklı taahhütlerin tamamlanabilmesi için tüm tedbirleri almak ve bu yönde tüm özeni göstermek zorundadır.
Tacir Olmanın Hükümleri
İflasa tabi olma.
Ticaret unvanı kullanma.
İşletmesini ticaret siciline tescil ettirme.
Ticaret odasına kaydolma.
Basiretli iş adamı gibi davranma.
Fatura ve teyit mektubu düzenleme.
Tacirler arasındaki uyuşmazlıkların özel hükümlere tabi olması.
Türk Ticaret Kanununa Göre Basiretli Tacir
Türk Ticaret Kanunu her tacirin basiretli tacir gibi hareket etmesini zorunlu kılmıştır. Bütün tacirler, bu kurala uymak ve bunların gereklerini yerine getirmek zorunluluğundadırlar. Türk Ticaret Kanununa göre, tacir vasfı taşıyan gerçek ve tüzel kişiler, üstlendikleri ticari işleri ve sözleşmelerden kaynaklı yükümlülükleri taraflarca belirlenmiş olan sürelerde ve koşularda yerine getirip getiremeyeceklerini olağan ticari hayatın şart ve koşullarına göre önceden analiz etmek ve tüm koşulları değerlendirerek taahhüt altına girmelidir.
6102 sayılı kanun 29 Haziran 1956 tarihli ve 6762 sayılı eski kanunu yürürlükten kaldırmış, Yeni Türk Ticaret Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 13 Ocak 2011’de kabul edilmiş ve 14 Şubat 2011’de Resmi gazetede yayınlanmıştır. Yeni kanun, tacirin basiretli olması gereğini 18. maddesi ile düzenlemiştir. Kanun, tacir için basiretli tacir kavramını kullanmakla birlikte özen kavramının kapsamını tam bir açıklıkla belirlememiştir. Bu nedenle özen kavramının genel ilkelere göre yorumlanması gerekmektedir.
Tacir olmanın hükümleri başlıklı madde şu şekildedir.
I – Genel olarak
MADDE 18
Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür.
(2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.
(4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır.
Türk Ticaret Kanununun 110. maddesi ise acentenin basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğunu düzenlemektedir.
MADDE 110
(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.
Tasfiye işlerine ilişkin olarak, tasfiye memurlarının sorumluluğu basiretli tacir ile ilgili hükümlere tabidir.
Türk Ticaret Kanununun “Koruma önlemleri” başlığı altındaki 286. maddesi “Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan şirketin bütün mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla ve tasfiyeyi olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlüdür.” diyerek tasfiye memurlarının sorumluğunun basiretli tacir ile benzer şekilde olduğu belirlemiştir.
Türk Ceza Kanununda Basiretli Tacir
Türk Ceza Kanununun Taksirli İflas başlığı altındaki 162. maddesi “Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir. Türk Ceza Kanunu, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişinin, hileli iflas suçundan değil taksirli iflas suçundan hapis cezasıyla cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.
Bankaların Yükümlülüğü
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.)
Dünya Okyanus Günü, okyanusların dünya üzerindeki yaşam ve vahşi yaşama olan katkısına dikkat çekmek amacıyla gündeme getirilmiştir. Okyanus ve denizlerin, karbonların emilmesinde, iklim değişikliği ile mücadele edilmesinde, güneş enerjisinin dağıtımında stratejik rolleri bulunduğu gerçeğinin vurgulandığı Okyanus Gününde, insan varlığının sürdürülebilmesi için deniz ve okyanusların rasyonel kullanılmasına vurgu yapılmaktadır.
Okyanuslar, bilinen 230 bin ve keşfedilmemiş 2 milyona yakın tür barındırmasından dolayı dünya üzerindeki en büyük yaşam alanı olarak kabul edilmektedir.
Dünyanın yüzde 71’ini kaplayan okyanuslar, iklim değişikliği, plastik ve petrol kirliliği ile aşırı avlanma gibi tehlikelerle karşı karşıyadır.
UNESCO bünyesinde başlatılan, Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu ve Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri tarafından oluşturulan Biyolojik Çeşitlilik hakkındaki ilk Küresel Değerlendirme Raporuna (IPBES) göre; acil bir konu olan okyanuslardaki plastik atık kirliliğinin 1980 yılından beri. on kat arttığı belirtilmektedir. Okyanusların içinde bulunduğu zorlukları, mevcut gidişatı tersine çevirmek için acil ve toplu eylem gerekmektedir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, hazırlık süreci UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu tarafından koordine edilen, Sürdürülebilir Kalkınma için Okyanus Bilimi On Yılı’nı (2021-2030) ilan etmiştir. Bu on yıl, bilim ve politika birlikteliği yoluyla uluslararası bilimsel işbirliğini ve okyanusların ve kıyıların sürdürülebilir yönetimini teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
2016 yılında Dünya Okyanus Günü Gençlik Danışma Konseyi hayata geçirilmiştir.
Okyanusların günlük yaşamdaki rolüne dikkati çekmek, okyanusu korumak ve deniz kaynaklarını sürdürülebilir şekilde kullanmanın önemini vurgulamak amacıyla 8 Haziran Dünya Okyanus Günü’nün 2020 yılı teması “Sürdürülebilir Okyanus için Yenilik” olarak belirlenmiştir.
Bağımsız Bölüm, Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleridir.
Bağımsız Bölüm, inşaatı tamamlanmış, kullanıma hazır hale gelmiş ana yapının ayrı bölümleridir. Bunlar; kat, daire, dükkan, mağaza, mahzen ve depolar bağımsız bölümlerdir. Bağımsız Bölümler aynı binada olabileceği gibi ve aynı parsel içerisinde farklı bloklarda ya da bir parseldeki bağımsız binalar şeklinde de olabilir.
Kat Mülkiyet Kanununun 1. Maddesine göre; “Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir.”
Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, kat mülkiyetine konu olacak bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir.
Kat Mülkiyeti, Kat Maliki, Anagayrimenkul, Anayapı, Bağımsız Bölüm, Kat Maliki, Eklenti
Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe anagayrimenkul; yalnız esas yapı kısmına anayapı; anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup Kat Mülkiyet Kanunu hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine bağımsız bölüm; bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere eklenti; bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına kat mülkiyeti ve bu hakka sahip olanlara kat maliki denilmektedir.
Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi, 1992 yılında 44. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi
Bazı ülkelerde tıbbi yanlış uygulamalarla ilgili davalar artmaktadır ve ülke tabip birlikleri bu sorunu tartışmaktadır. Bir grup ülkede ise bu konu henüz gündemde değildir, ancak o ülkelerin tabip birlikleri de dikkatli olmalıdırlar.
Bu bildirgede DTB; tabip birliklerini tıbbi yanlışlıklar ve yasal başvurular konusunda bilgilendirmek istemektedir.
Her ülkenin yasaları ve hukuk sistemi, sosyal gelenekler ve ekonomik durumu elbette aşağıda belirlenenleri etkileyebilecektir.
Yine de, DTB, bildirisinin tüm tabip birliklerini ilgilendireceğine inanmaktadır.
1.Tıbbi yanlış uygulama davaları aşağıdaki bir ya da birden çok gerekçe nedeniyle artmıştır:
a) Tıbbi bilginin artması, tıbbi ekolojinin gelişmesi, hekimleri geçmişte yapamadıkları bazı işlemleri yapmaya itmektedir, bu ilerlemeler, çoğunlukla ağır riskleri de içerir.
b) Hekimler üzerinde, tıbbi hizmetlerin artan maliyeti ile ilgili baskı vardır.
c) Elde edilebilir, var olan sağlık hizmetine ulaşma hakkı, garanti edilemeyen sağlıklı olma ve kalma hakkı ile karıştırılmaktadır.
d) Medya; hekimlerin yeteneği, bilgisi, davranışı ve hastaya yaklaşımını sorgulayan olumsuz tutumu ile hastaları hekimlere karşı dava açmaya teşvik etmektedir.
e) Artan davalar karşısında defansif=korumacı tıp uygulamasının dolaylı olmayan sonuçları dava konusu olmaktadır.
2.Tıbbi yanlış uygulama ile tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlar ayrılmalıdır.
a) Tıbbı yanlış uygulama (malpractice); doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan “zarardır”.
b)Tıbbi uygulama sırasında; öngörülemeyen bilgi ya da beceri noksanlığı sonucu oluşan ise; istenmeyen sonuçtur ve bunda hekimin sorumluluğu yoktur.
3 .Ulusal yasalarda tıbbi zarar görmüş hastaların zararının karşılanabilmesi için herhangi bir engel olmamalıdır.
a) İstenmeyen sonuç hekim hatasına bağlı değilse, toplum hastanın zararının karşılanıp karşılanmayacağına ve eğer karşılanacakta hangi kaynağın kullanılacağına karar vermelidir. Ülkenin ekonomik koşulları bu durumdaki hastalar için dayanışma fonları olup olmamasını belirleyecektir.
b) Her ülkenin yasaları tıbbi hataların zararlarının ödenmesi için yöntemleri ve zarar kanıtlandığında ödenmesi gereken miktarları belirlemelidir.
4.Ulusal Tabip Birlikleri; hem hastalar hem de hekimler için adil ve hakça bir ortam yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmalıdırlar:
a) Yeni teknolojinin içerdiği riskler konusunda halkı aydınlatmak, bu tür tedavi ve cerrahilerde hastanın bilgilendirilmiş onamını almak üzere hekimlere eğitim,
b) Tıptaki sorunları ortaya çıkarmak ve sağlık hizmetlerinde kaynak yetersizliği konusunda propaganda yapmak, kamuoyu oluşturmak.
c) Okullarda ve sosyal ortamlarda genel sağlık eğitimi programlarını yüreklendirmek,
d) Tüm hekimler için, klinik eğitim deneyimi de dahil tıp eğitiminin seviye ve niteliğini yükseltmek,
e) Hekimler için tıbbi hizmetlerin niteliğini artıracak programlar tasarlamak ve katılmak,
f) Bilgi ve becerisi yetersiz olan hekimler için uygun politikalar geliştirmek ve yetersizlik giderilene dek bu kişilerin tıp uygulamaları yapmalarının engellenmesini sağlamak. Halkı ve hükümetleri; savunmacı tıp uygulamasının çeşitli yönleri konusunda uyarmak(doktorların riskli girişimlerde bulunmama, hastaya el atmaması)
g) Halkı; tıbbi uygulamalar sırasında önceden tespit edilemeyen durumlar olabileceği ve bunların kötü uygulama olmadığı konusunda uyarmak.
h) Kötü uygulama dışında oluşmuş tıbbi hatalar konusunda hekimlere sahip çıkmak,
i) Tıbbi kötü uygulamalar için yasa ve yöntem geliştirmeye katılmak
j) Avukatların bu konuda uygun olmayan istekler ve davalar için propaganda yapmalarına karşı aktif tutum almak.
k) Kötü uygulama başvurularının mahkemelere gidilmeden çözülmesi için yaratıcı yöntemler bulmak.
l) Hekimleri bu amaçla sigorta yaptırmaya teşvik etmek, eğer hekim bir kurumda çalışıyorsa işverenin bunu ödemesini sağlamak. m)Kötü uygulama olmaksızın bir zarar görmüş hastaların zararlarının ödenmesi için yapılan işlemlerde karar vermeyi kolaylaştırıcı danışmanlık yapmak.
Prof. Dr. Çetin Özek, 1934 yılında Çorum’da doğmuş, 16 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etmiştir.
Ceza Hukukunun duayenlerinden olan Özek, 1952 yılında Pertevniyal Lisesi’nden ve 1956 yılında da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun olmuştur. Fakülteyi bitirmesinin ardından Ceza ve Ceza Usûl Hukuku Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlamış ve 1961 yılında “Türkiye’de laiklik” konulu doktora tezini tamamlayarak hukuk doktoru unvanını kazanmıştır.
Prof. Dr. Çetin Özek, 1962-1964’e yılları arasında, İtalyan hükümetinden kazandığı bursla Roma Üniversitesi’e bağlı “Scuola di Perfezionamento di Diritto Penale” de eğitim almış ve 1965 yılında doçent unvanını kazanmıştır. 1969 -1970 yıllarında İngiltere’de ceza hukuku alanında çalışmalarda bulunmuş, Türkiye’ye dönerek akademik faaliyetine devam etmiştir.
Özek, akademik yaşamının yanı sıra gençlik derneklerinin toplantılarında konferans ve paneller düzenlemiş, konuşmalar yapmış, 1966 yılından itibaren Ant Dergisi’ne makaleler yazmıştır.
Çetin Özek ve Darbeler Dönemi
Özek, iki ciltlik “Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi” çalışması ve aktivist tutumlarının etkisiyle, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasının ardından bir davaya dahil edilerek Maltepe Cezaevi’ne gönderilmiştir. Aynı dönemde üniversitedeki görevinden alınmış ancak Danıştay kararıyla üniversiteye geri dönmüş, 1978 yılında Ceza Hukuku alanında profesör olmuştur.
Özek, 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından 1983 yılında Yüksek Öğretim Kurumunun(YÖK) kurulması üzerine üniversitedeki görevinden ayrılmış; Milliyet, Hürriyet, Günaydın gazetelerinde hukuk danışmanlığı yapmış, köşe yazıları yazmıştır. Aynı dönemde İstanbul Barosu‘na bağlı olarak avukatlık yapmıştır.
Bir süre sonra yeniden üniversiteye dönen Çetin Özek; 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Bölümü Başkanıyken, dönemin rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun yasakçı tavırlarını protesto ederek üniversite senatosundan istifa etmiştir. 2001 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.
Özek, yaşamının son yıllarında sağlık sorunları ile savaşmak zorunda kalmış, 16 Temmuz 2008 tarihinde 74 yaşında iken hayata veda etmiştir. Cenazesi için ilk tören 17 Temmuz Perşembe günü İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenmiş, Teşvikiye Camii’nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kozlu Mezarlığında toprağa verilmiştir.
Prof. Dr. Çetin ÖZEK’in Cenaze Töreni İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binasında yapılmıştır.
Hukukçu, yazar, gazeteci Çetin Özek, HaberTürk Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü ve Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Müdürlüğü yapan Ayşe Özek Karasu’nun ve NTV Kanalı Prodüktörlerinden Zeynep Özek’in babasıdır. Ayşe Özek Karasu, Özek’in kitaplığını onun çalışmalarını yürüttüğü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne hediye etmiş, Özek’in kitaplığı genç hukukçuların istifadesine sunulmuştur.
Çetin Özek’in Basın Özgürlüğü Alanındaki Çalışmaları ve Siyasal Mücadelesi
Prof. Dr. Özek, doktora tezi ile birlikte Türk hukuk sistemi ve laiklik konusunda önemli çalışmalara imza atmış, sektörü yakından tanımış olmanın avantajı ile Basın Hukukunun oluşturulmasında ve yerleştirilmesinde büyük emek vermiştir. Bir yandan Ceza Hukukunun çeşitli alanlarında Prof. Dr. Sahir Erman ve Prof. Ayhan Önder ile teorik kitaplar yazmış, bir yandan basın özgürlüğü konusunda önemli açılımlar getiren yaratıcı çalışmalar yapmıştır.
Basın Özgürlüğüne büyük önem veren Özek, çalışan gazetecilerin haklarını düzenleyen 212 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunu “Türk Basın Hukuku” adlı eserinde incelemiştir. Basın mensuplarının, halkın haber alma özgürlüğü adına yapacakları çalışmaları desteklemiş, bu konuda adımlar atılmasını sağlamıştır. “Basın Hakkından Bilgilenme Hakkına” isimli eseri ile Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkı kavramının doğmasını ve yerleşmesini sağlamıştır.
Demet Taner, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Huriye Necatigil, Ayten Mutluay, Rauf Mutluay, Çetin Özek ve Haldun Taner bir arada
Özek, 68 Kuşağı fakülte temsilcilerinin önerilerinin yer aldığı Reform Tasarısı isimli kitapçığın hazırlanmasına katkıda bulunmuş; Çetin Uygur ve Osman Arolat ile birlikte, tefrikalar halinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmasını sağlamıştır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi için gerek teorik ve gerekse siyasal eylemli mücadele vermiş bir bilim insanıdır. Fikir suçlarının ortadan kaldırılması için mücadele vermiş; Eski Ceza Kanunundaki 141 ve 142. maddelerin mevzuattan çıkarılması için kitap yazmıştır.
Çetin Özek, yazmış olduğu eserleri ile Ceza Hukuku literatürüne büyük katkıda bulunmuştur. Basın Hukuku ve Basın Özgürlüğü alanındaki eserleri ise günümüze ışık tutan önemli kaynaklardır. Yayımlanan kitaplarının yanı sıra, birçok dergi ve gazetede yazıları çıkmıştır. Profesör Çetin Özek’in anısına bir çok konferans düzenlenmiş ve 2004 yılında İstanbul Barosu Yayınları tarafından “Çetin Özek Armağanı” adlı eser yayınlanmıştır.
Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat
Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına
Ceza Hukuku Pratik Çalışma Gereçleri
Ceza Hukuku Özel Bölüm Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar (TCK 316 – 368)
Türkiye’de Laiklik
Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonu Aleyhine Cürümler
Devlet Başkanına Karşı İşlenen Suçlar
Türk Ceza Kanununun Elli Yılında Devlete Karşı Suçlar
Basın Suçlarında Ceza Sorumluluğu
141-142
Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi
Direnen Faşizm
Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü
Devlet ve Din
Türk Basın Hukuku
Ceza Hukuku Özel Bölüm
Çetin Özek- Türk Ceza Kanununun Elli Yılında Devlete Karşı Suçlar
Çetin Özek – Ceza Hukuku Pratik Çalışma Gereçleri
Çetin Özek- BASIN SUÇLARINDA CEZA SORUMLULUĞU
Çetin Özek – Ceza Hukuku Özel – Kamu Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar (TCK 316-368)
Çetin Özek – Faşizm ve Devrimci Halk Cephesi
Çetin Özek – Türk Basın Hukuku
Çetin Özek- Devlet ve Din
Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü
Çetin Özek – Türkiye’de Laiklik
Çetin Özek – 141 142
Çetin Özek – Direnen Faşizm
Çetin Özek – Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına
Oktay Ekşi:
“O bir hukuk virtüözüdür”
Doğan Hızlan:
“Hukukçuluğunu, yazarların, sanatçıların özgürlüğü için kullandı. Gazeteciler, yazarlar bir celp aldıklarında hemen ona koşarlardı. İki nedeni vardı, iyi bir hukukçuydu, ceza hukuku denince onun adı anılırdı; ikincisi, bence daha önemlisi, edebiyatı bilen, tiyatroyu seyreden bir hukukçunun kendilerini anlayarak daha iyi savunacakları kanaati taşımalarıydı. Çetin Özek’in yaşamı yazılırken, anlatılırken, meslekteki olağanüstülüğünün yanı sıra aslında dünyayı algılama konusundaki tutkusuna değinilmeli. Çünkü bunlar ortaya çıktıkça, sosyal bilimlerde çalışanların nasıl olması gerektiği de örneklenmiş olacaktır.”
“Aslında herkes bilirdi, o çocuk gibiydi. Onun için böyleydi. O insanları çok severdi. Yufka yürekliydi. Çok çabuk kızardı ama sonradan çok üzülürdü yaptıklarına…Çok çalışkandı. Çok disiplinli bir ceza hukukçusuydu. İnsancıl ceza hukukunun ne olduğunu öğreten oydu. Kimsenin görmediğini görürdü.”
“Prof. Çetin Özek’in sahneye çıkmasıyla bilgilenme hakkı kavramı Türk hukukuna girmiştir, bu bir devrimdir. Özek, bilgilenme kavramını ortaya koymakla piramidi tersine çevirdi, insanı ön plana aldı.”
“Çetin Özek, İstanbul Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Enstitüsü’ne asistan olduğundan itibaren emekliliğine kadar hep Türk insanı ve Türk toplumu için son derece faydalı bana göre, dönemeç teşkil eden eserler yazmıştır. Türkiye’de ‘Laiklik’ başlıklı doktora tezi bugün dahi çok önemli aynı şekilde ‘Siyasi İktidar Aleyhine İşlenen Cürümler’ konulu doçentlik tezi bugünün konusu. Ergenekon olayı ile ilgili bütün çalışmaları, teorik bilgileri bu kitapta bulabilmek mümkün. Çetin Hoca, düşünce özgürlüğünün sınırsızlığı 141, 142. maddelere karşı hukuk alanındaki mücadelesi ve hayatının son dönemlerinde hak ve özgürlüklerle ceza hukukunun yakından bağlılığı ve bilgi edinme hakkı kavramlarını Türkiye’ye getiren insan. Son yıllarda yazdığı Ceza Kanunu’nun çeşitli bölümleriyle ilgili 4 kitap maalesef tamamlanamadı, tamamlanmış olsa idi bir başeser ortaya çıkacaktı. Çetin Hoca, 1968 öğrenci olaylarında 1 nolu anfideki toplantılarda güzel konuşmalarıyla, açık oturumlardaki katkılarıyla, Türk Devrim Ocakları Genel Başkanlığı’yla Türk düşünce hayatında seçkin bir yere sahipti. Çok önemli bir kayıp.”
Prof. Dr. Duygun Yarsuvat:
“Çetin Özek, Türk hukuk dünyasında bir devdi. Kendine özgü ilerici düşüncelere sahipti ve bütün düşündüklerini açık bir şekilde ortaya dökerdi. Türkiye’de zamanında en sakıncalı olan konuları ele almış, derinlemesine incelemiştir. Büyük eserlerin sahibi, özellikle anayasa hukuku, devletler hukuku ve ceza hukuku arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Bir basın hukuku üstadı. Bu konuda yazdığı kitap Türkiye’nin tek referans kitabı. Çetin’in çok renkli bir hayatı da oldu, çok neşeli, insancıldı, eğlenmeyi severdi. İtalya’da geçirdiği yıllar onu çok etkiledi. Çetin ile birlikte mutfakta yemek bile pişirdik. Asistan olunca aynı odada hayatımızı sürdürdük, doçent olunca da aynı odada devam ettik. Çok tatlı hatıralarımız oldu. Eserleri abide olarak kalacak.”
“Çetin Özek, benim ilkokul arkadaşımdı, her şeyden önce değerli bir arkadaşımı kaybettim. Türkiye çok önemli bir hukuk adamını kaybetti. Bizim kuşağımızdaki en iyi ceza hukukçusuydu. Sadece ceza hukuku değil, laiklikle ilgili içimizdeki en bilgili isimdi. Laiklik konusunda yazdıkları daima kalacak, onlar abide eserler. Ölümüne çok yanacağız, Türkiye için büyük bir kayıp. Bilgi edinme hakkını kazandırdı”
“Çetin Hoca’nın vefatı hem Türk basını, hem de Türk hukuku açısından çok önemli bir kayıp. Bizim 212 sayılı yasa dediğimiz 5953 sayılı yasanın uygulanmasına ilişkin çok önemli katkıları oldu. Çalışan gazetecilerin haklarını kapsayan 212 sayılı yasanın uygulanmasına değerli yorumlarıyla katkıda bulundu. Bu nedenle de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından kendisine ‘Onursal Üye’ payesi verildi. Türk basını açısından Çetin Hoca’nın iki önemli kitabı var. Türk Basın Hukuku kitabı Türk basınının hem hukuksal gelişimini, hem de yayınlandığı dönemin özelliklerini ele alıyor. Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına isimli eseri ise ifade özgürlüğü yerine bilgilenme hakkının öne geçirilmesini öneriyor. Çetin Hoca’nın en önemli özelliklerinden biri bilgilenme hakkı kavramını ortaya atmış olması. Bilgilenme hakkı, büyük ölçüde yayın organlarının, gazetecilerin habere ulaşabilmesi, yazabilmesi ve kamuoyuna iletebilmesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim daha sonra ‘Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’ yapıldı. Çetin Hoca, hem hukuk adamı, hem de avukat olarak ifade özgürlüğü, bilgilenme hakkı gibi konularda önemli görevler üstlendi. Hukuk dünyası devini kaybetti”
BUNA GÖRE Kamu görevlisi kavramı mevzuatının çeşitli yerlerinde tanımlanmıştır. Genel geçer bir tanıma tabi tutulmamıştır. Tüm hukuk dalları için geçerli ve bağlayıcı memur veya kamu görevlisi tanımı bulunmamaktadır. Kavram, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku başta olmak üzere diğer hukuk dallarındaki kullanımları ile birlikte bütüncül bir tanımlamaya tabi tutulduğunda daha iyi anlaşılabilecektir. Kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmak kamu görevlisi sayılmanın asli unsudur.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]“ Bir kamu görevlisi, belirli bir alanda devletin kişiliğini temsil etmek yetkisi ile, ister bir monark ister bir meclis olsun, egemen tarafından istihdam edilen kişidir.” Hobbes, Leviathan, 2013, s.184[/box]
Anayasaya Göre Kamu Görevlisi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kavramın tanımı yapılmamıştır. Kamu görevlilerine ilişkin hükümler 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir. Anayasaya göre kamu hizmeti gören kişiler kamu görevlisi olarak tanımlanmıştır.
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”.
Kamu görevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olmak üzere iki sınıfta tasnif edilmiştir. Memurlar dışındaki kamu görevlilerinin kim oldukları Anayasada açıklanmamıştır. Ancak, kamu iktisadi teşebbüslerine vurgu yapılmıştır.
Tüm kamu personeli kamu görevlisi sayılmaktadır. Kamu görevinin tanımı bakımından memurlar ile diğer kamu görevlileri arasında fark bulunmamaktadır. İdareye bağlı olan, kadrolu, bütçeden ödeme yapılan ve kendilerine yasalarda belirtilen özel kurallar uygulanan memur ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre asli ve sürekli görevleri yerine getirerek kamu hizmetini yürütmektedir.
Kamu görevlileriyle ilgili hükümler Anayasanın 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir.
Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 12/9/2010 5982/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.
2. Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence
MADDE 129
Memurlar ve diğer kamu görevlileri, Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.
(Değişik: 12/9/2010-5982/13 md.) Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.”
TANIM ve KAPSAM
Kavram, mevzuatın çeşitli yerlerinde ayrı ayrı tanımlanmıştır. Genel geçer bir tanıma tabi tutulmamıştır. Tüm hukuk dalları için geçerli ve bağlayıcı memur veya kamu görevlisi tanımı bulunmamaktadır. Kavram, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku başta olmak üzere diğer hukuk dallarındaki kullanımları ile birlikte bütüncül bir tanımlamaya tabi tutulduğunda daha iyi anlaşılabilecektir. Kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmak kamu görevlisi sayılmanın asli unsudur.
Anayasaya Göre
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında kamu görevlisi tanımı yapılmamıştır. Kamu hizmeti yapan kişilere ilişkin hükümler 128. ve 129. maddelerde düzenlenmiştir. Anayasaya göre kamu hizmeti gören kişiler kamu görevlisi olarak tanımlanmıştır.
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”.
Kamu görevlileri memurlar ve diğer kamu görevlileri olmak üzere iki sınıfta tasnif edilmiştir. Memurlar dışındaki kamu görevlilerinin kim oldukları Anayasada açıklanmamış, kamu iktisadi teşebbüslerine vurgu yapılmıştır.
Tüm kamu personeli kamu görevlisi sayılmaktadır. Kamu görevinin tanımı bakımından memurlar ile diğer kamu görevlileri arasında fark bulunmamaktadır. İdareye bağlı olan, kadrolu, bütçeden ödeme yapılan ve kendilerine yasalarda belirtilen özel kurallar uygulanan memur ve diğer kamu görevlileri, genel idare esaslarına göre asli ve sürekli görevleri yerine getirerek kamu hizmetini yürütmektedir.
Ceza Hukukuna Göre
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 6. Maddesine göre Kamu Görevlisi; “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanmıştır.
Ceza Kanununa göre kamu görevlisinin en önemli vasfı kamusal faaliyete katılmasıdır.
Özel kanunlarda da işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi sayılan kişiler sayılmaktadır. Türk Ceza Hukuku açısından kamu görevlisi sayılanlar; görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlar ve görevleriyle ilgili olarak kendileri aleyhine işlenen suçlar bakımından buna göre cezalandırılırlar. Özel kanunlarda belirtilen kişiler ise Kamu Görevlisi Gibi Cezalandırılanlar olarak tanımlanmaktadır.
İdare Hukukuna Göre
Türk İdare Hukukunda,
devlet örgütünde veya kamudaki bir örgütte çalışan
ve işçi statüsü dışındaki kişilerden oluşan kamu personelidir.
Kamuda çalışan tüm görevliler, kamu personeli olarak tanımlanmaktadır.
İdare Hukukunda, Türk Ceza Kanununun aksine bir kişinin kamu görevlisi sayılabilmesi için;
o kişiyle devlet arasında bir istihdam ilişkisi bulunması
ve o kişinin kamuya bağlı bir örgütte daimi bir görevde çalışması gerekmektedir.
Bir kişinin yaptığı görevin veya yürüttüğü faaliyetin kamusal hizmet ya da kamusal nitelikte bir iş olması o kişinin doğrudan kamu görevlisi olması sonucunu doğurmamaktadır.
<strong>Kamu Görevlileri Sendikaları Kanuna Göre
Kavram, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda şu şekilde tanımlanmıştır.
“Kamu kurum ve kuruluşlarının işçi statüsü dışındaki bir kadro veya sözleşmeli personel pozisyonunda çalışan, adaylık veya deneme süresini tamamlamış kamu görevlileri”
Kanuna göre kamu görevlisi olmanın koşulu;
<em>kişinin bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışması,
kişinin işçi statüsü dışında kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde bulunması,
adaylık ve deneme süresini tamamlamasıdır.
Özetle, kişinin, çalıştığı yer ve statüsünden çok yaptığı iş baz alınmaktadır.
Atatürk Harf İnkılabı Sonrasından Latin Alfabesini öğretiyor
Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’a göre, Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun 25.07.1951 tarihinde Adnan Menderes tarafından Demokrat Parti döneminde çıkarılmıştır.
Kanuna göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya sövenlerin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüştür. Suçun topluca işlenmesi, kamuya açık alanlarda ya da medya vasıtası ile alenen işlenmesi halinde cezalar yarı oranında artırılmaktadır.
Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseler ise bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.
Atatürk aleyhine işlenen suçlar şikayete bağlı değildir ve Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturulmak zorundadır
Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun
Kanun Numarası : 5816
Kabul Tarihi : 25/7/1951
Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarih : 31/7/1951 Sayı : 7872
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 32 Sayfa : 1842
Madde 1 – Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.
Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.
Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.
Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.
Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Hekimlerin İnsan Haklarına ve Bireysel Özgürlüklerine İlişkin Bildirge, 1985 yılı Ekim ayında Belçika’nın başkenti Brüksel’de-düzenlenen 37’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Bildirge, hekimlerin sahip olduğu hakların korunması çerçevesinde hazırlanmış evrensel insan hakları belgesidir.
Hekimlerin İnsan Haklarına ve Bireysel Özgürlüklerine İlişkin Bildirge
1-Dünya Tabipler Birliği, hekim toplumundaki etkinliklerde, tıp öğretim ve eğitiminde, işe girmede ve hekimlik mesleğine ilişkin çalışmaların öteki alanlarında, ırk, renk, din, inanç, etnik bağlantı, ulusal köken, cins, yaş ya da politik bağlanmaya bakılmaksızın fırsat eşitliği sağlanmasından yanadır.
2-Dünya Tabipler Birliği, hekimliği uygun biçimde onaylanmış kişilerin ulusal hekim birliklerine üye olma ayrıcalık ve sorumluluklarının, ırk, renk, din, inanç, etnik bağlantı, ulusal köken, cins, yaş ya da siyasal bağlanma nedeniyle yadsınmasına kesin bir şekilde karşı çıkar.
3-Dünya Tabipler Birliği, haklarında, ayrıcalıklarda ya da sorumluluklarda eşitliğin yadsınmasına son verilmesi için, gerek bir bütün olarak hekimlik mesleğini, gerekse ulusal hekim birliklerinin her bir üyesini her türlü çabayı göstermeye çağırır, ve;
BU NEDENLE; Ekim 1985’te Belçika-Brüksel’de toplanan 37’nci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda alınan kararlara uygun olarak, bu ilkelere bağlı olduğunu bir kez daha belirtir.
Başlangıç İnsanlık ailesinin bütün üyelerinin doğal yapısındaki onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu, İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu, Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmenin önemli olduğunu, Birleşmiş Milletler halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını, Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini, Bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, Genel Kurul, Bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu insan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder; öyle ki, Her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima göz önünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla; ve hem üye Devletlerin halklarında hem de egemenlikleri altındaki halklarda bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan ulusal ve uluslararası tedrici önlemler alarak çaba göstersinler.
Madde 1 Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Madde 2 1. Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, bu Bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir. 2. Ayrıca, bağımsız, vesayet altında ya da kendi kendini yönetemeyen ya da egemenliği başka yollardan sınırlanmış bir ülke olsun ya da olmasın, bir kişinin uyruğu olduğu ülke ya da memleketin siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım yapılamaz. Madde 3 Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır. Madde 4 Hiç kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; her türden kölelik ve köle ticareti yasaktır. Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. Madde 6 Herkesin, nerede olursa olsun, yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır. Madde 7 Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcı kışkırtmalara karşı eşit korunma hakkına sahiptir. Madde 8 Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını ihlal eden eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yolundan yararlanma hakkı vardır. Madde 9 Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez. Madde 10 Herkesin, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, hakça ve kamuya açık olarak yargılanmaya hakkı vardır. Madde11 1. Kendisine cezai bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı, kamuya açık bir yargılanma sonucunda suçluluğu yasaya göre kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılma hakkı vardır. 2. Hiç kimse, işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan herhangi bir fiil yapmak ya da yapmamaktan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye, suçun işlendiği sırada yasalarda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Madde 12 Hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfi olarak karışılamaz, onuruna ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu gibi müdahale ya da saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır. Madde 13 1. Herkesin, her Devletin sınırları içinde seyahat ve oturma özgürlüğüne hakkı vardır. 2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve o ülkeye dönme hakkına sahiptir. Madde 14 1. Herkesin, sürekli baskı altında tutulduğunda, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkı vardır. 2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan kaynaklanan ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden kaynaklanan kovuşturma durumunda, bu hak ileri sürülemez. Madde 15 1. Herkesin bir ülkenin yurttaşı olmaya hakkı vardır. 2. Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamaz, kimsenin uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz. Madde 16 1. Yetişkin erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından herhangi bir sınırlama yapılmaksızın, evlenmeye ve bir aile kurmaya hakkı vardır. Evlenmede, evlilikte ve evliliğin bozulmasında hakları eşittir. 2. Evlilik, ancak evlenmeye niyetlenen eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır. 3. Aile, toplumun doğal ve temel birimidir; toplum ve Devlet tarafından korunur. Madde 17 1. Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkı vardır. 2. Kimse mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz. Madde 18 Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar. Madde 19 Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar. Madde 20 1. Herkes, barış içinde toplanma ve örgütlenme hakkına sahiptir. 2. Hiç kimse, bir örgüte üye olmaya zorlanamaz. Madde 21 1. Herkes, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilcileri aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir. 2. Herkesin, ülkesinde kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı vardır. 3. Halk iradesi, hükümet otoritesinin temelini oluşturmalıdır; bu irade, genel ve eşit oy hakkı ile gizli ve serbest oylama yoluyla, belirli aralıklarla yapılan dürüst seçimlerle belirtilir. Madde 22 Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır; ulusal çabalarla, uluslararası işbirliği yoluyla ve her Devletin örgütlenme ve kaynaklarına göre herkes insan onuru ve kişiliğin özgür gelişmesi bakımından vazgeçilmez olan ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir. Madde 23 1. Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. 2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. 3. Çalışan herkesin, kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeyde, adil ve elverişli ücretlendirilmeye hakkı vardır; bu, gerekirse, başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmelidir. 4. Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır. Madde 24 Herkesin, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır; bu, iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli tatil yapma hakkını da kapsar. Madde 25 1. Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar. 2. Anne ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır. Tüm çocuklar, evlilik içi ya da dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır. Madde 26 1. Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel öğrenim aşamalarında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim, yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır. 2. Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir. 3. Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir. Madde 27 1. Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma, sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılarak onun yararlarını paylaşma hakkına sahiptir. 2. Herkesin kendi yaratısı olan bilim, yazın ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır. Madde 28 Herkesin bu Bildirgede ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır. Madde 29 1. Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak sağlayan tek ortam olan topluluğuna karşı ödevleri vardır. 2. Herkes, hak ve özgürlüklerini kullanırken, ancak başkalarının hak ve özgürlüklerinin gereğince tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ile demokratik bir toplumdaki ahlak, kamu düzeni ve genel refahın adil gereklerinin karşılanması amacıyla, yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olabilir. 3. Bu hak ve özgürlükler, hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. Madde 30 Bu Bildirgenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlet, grup ya da kişiye, burada belirtilen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz. *Universal Declaration of Human Rights/Declaration Üniverselle des Droits de l’Homme. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihli ve 217 A (III) sayılı kararıyla benimsendi ve ilan edildi
Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eser Aristo Yayınevi tarafından basılmıştır.
Bir Dilekçenin Anatomisi- A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır? isimli eser Muhammet Ufuk Tekin tarafından yazılmış, 2018 yılı Nisan ayında Aristo Yayınevi tarafından okurla buluşturularak hukuk kitapları arasındaki yerini almıştır.
Bir Dilekçenin Anatomisi; Anayasa ile güvence altına alınan temel haklardan olan dilekçeyi ele almakta, dilekçe hazırlama süreci, dilekçenin yazım usulü, dilekçede bulunması gerekli unsurlar ve dilekçe yazımında dikkat edilmesi gerekli hususları incelemektedir.
Yazara göre her hukukçu uzmanlaşmış bir yazardır. Avukat ise belli bir uzmanlık alanında hazırlanmış bir dilekçenin hitap ettiği sınırlı bir okuyucu kitlesine seslenen bir yazardır. “Dilekçenin, hem şekil, üslup ve içerik bakımından usul ve teamüllere uygun olması hem de hukuk metodolojisi çerçevesinde kalması gerekmektedir. Bu yönüyle hazırlanan her dilekçe önemlidir. Dilekçe avukatın ana iletişim aracıdır ve söz konusu olan şey dilekçe olduğunda avukatların şekil ve içerik olarak dilekçe yazımı konusuna hakim olması gerekmektedir.”
Bir Dilekçenin Anatomisi – A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır
Yazar Ufuk Tekin, dilekçe yazımı konusunda hukukçuların faydalanabileceği kaynakların kısıtlı olduğunu keşfederek yola çıkmış, dilekçe örnekleri içeren kitapların bu konuda bir yararı olmadığını savunmuş; dilekçe yazımının bir formasyon gerektirdiğini ve dilekçenin okunurluğunu artırmanın önemli bir amaç olduğunu vurgulamış, dilekçenin yazımından önce ve sonra yapılması gerekenlere de kitabında yer vermiştir.
“Uygulamacılara dilekçe örneği vermek yerine dilekçe yazmakta yardımcı olacak kaynak sayısı yok denecek kadar azdır. Bu kitap bunu hedeflemekte, tabiri caizse balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi amaçlamaktadır. Bu kitabı okuyan hukukçular bir dilekçe yazarken hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğini, doğru zannedilen yanlışların neler olduğunu ve özünde dilekçeyle ilgili nedenlerin bilgisine sahip olacaklardır.”
Yazar Ufuk Tekin, Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eseri hakkında şunları söylemiştir:
“Avukatlar ve akademisyenler tarafından, içinde her dava tipine uygun dilekçe örneklerinin bulunduğu çok sayıda kitap yazılmıştır. Biz avukatlar dilekçelerimizi hazırlarken bu kaynaklardan faydalanırız.
Buradaki faydalanma, kitaptaki örnek dilekçenin kendi olayımıza uyarlanarak aktarılmasından ibarettir.
Kitabın Arka Kapağı
Uygulamacılara dilekçe örneği vermek yerine dilekçe yazmakta yardımcı olacak kaynak sayısı ise yok denecek kadar azdır. Bu kitap bunu hedeflemekte, tabiri caizse balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeyi amaçlamaktadır.
Umuyorum ki bu kitabı okuyan hukukçular bir dilekçe yazarken hangi hususlara dikkat etmeleri gerektiğini, doğru zannedilen yanlışların neler olduğunu bilecek ve özünde dilekçeyle ilgili nedenlerin bilgisine sahip olacaklardır. Eserin tüm hukukçulara fayda sağlamasını umuyorum.”
Bir Dilekçenin Anatomisi isimli kitabın konusu ve dilekçe yazımı üzerine yazar Ufuk Tekin’in katılmış olduğu bir seminer
A’dan Z’ye Dilekçe Yazımı Eğitimi
Yazar Ufuk Tekin, Bir Dilekçenin Anatomisi isimli eserine olan ilginin artması üzerine; dilekçe konusunda eğitimler vermeye başlamış, birçok hukuk kurumundan ve sivil toplum örgütünden gelen talepler üzerine konferans ve panellere katılarak dilekçe yazımı konusunda konuşmalar yapmıştır.
“Bir Dilekçenin Anatomisi – A’dan Z’ye Dilekçe Nasıl Hazırlanır” İsimli Eserin Konu Başlıkları
Aile vakıfları, aile bireylerinin eğitim ve öğretimine; barınma ve beslenmelerine; evlenme, çeyiz, doğum ve hastalıklarına; diğer sosyal ve yaşam gereksinimlerine ilişkin gerekli giderlerini sağlayabilmek amacıyla, kişiler ve miras hukukunun koyduğu hükümlere uygun bir biçimde kurulan vakıflardır.
Bir malın ya da hakkın başkalarına geçmemek üzere bir aileye özgülenmesine ve aile bireyleri arasında aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak biçimde geçmesine ilişkin her türlü tasarruf yasaktır. Böyle bir tasarruf, Aile Vakfı kurma yoluyla dahi yapılamaz. Kurulacak bir vakıftan yararlanan aile bireylerine düzenli gelirler ve maşlar sağlayan vakıflar kurulamaz. Hukukun arkasından dolanmak ve miras hukukuna dair kazanımlar yaratmak amacıyla vakıf tesisi uygun değildir.
Madde 372 – Aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kişiler hukuku ve miras hukuku hükümleri uyarınca aile vakfı kurulabilir. Bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi yasaktır. Böyle bir özgülenme, vakıf kurma yoluyla da yapılamaz.
743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi
Madde 322
Aile efradının talim ve terbiyesine, teçhiz veya muavenetine ve bunlara mümasil gayelere muktazi masarin tediyesi için; eşhas veya miras hukuna dair olan hükümlere tevkan aile vakıarı tesis edilebilir. Bir malın veya bir hakkın devir ve ferağ edilememek üzere bir aileye tahsisine ve aile efradı arasında tarzı intikaline dair her türlü tasarruf memnudur. Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası kriyle dahi meczolunamaz.
Madde Gerekçesi:“Yürürlükteki Kanunun 322 nci maddesini karşılamaktadır. Madde, 1984 tarihli Öntasarının 303 üncü maddesinden sadece “tahsis” sözcüğü “özgüleme” sözcüğüyle değiştirilmek suretiyle aynen alınmıştır. Ancak yürürlükteki metinde son fıkra olarak yer alan “Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası fikriyle dahi meczolunamaz” ibaresi anlamsız bulunduğu için maddeden çıkarılmış ve önceki fıkra hükmünü tamamlayıcı nitelikte olmak üzere, böyle bir özgülemenin vakıf yoluyla da yapılamayacağı, ikinci fıkranın son cümlesinde belirtilmiştir.”
Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinin Türkiye genelinde etkin ve verimli olarak yürütülebilmesi için; görev yapan sağlık hizmetleri personellerinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek için hazırlanarak Resmi Gazetenin 26.03.2013 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Yönetmelik; taşra teşkilatlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelini kapsamakta olup; bakanlığa bağlı kuruluşlarının teşkilatlarında yapılacak atamalar ve görevlendirmeler ile eğitim ve araştırma hastanelerinde görevli eğitim görevlisi, başasistan, asistanları kapsamamaktadır.
Yönetmelikte geçen tanımlar, Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanı ile bağlı olan kuruluşları Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Birliğini; iller itibariyle planlanan Personel Dağılım Cetveli – PDC‘ye göre her unvan ve branş için belirlenen personel sayılarının, illerde o unvan ve branşta çalışan personel sayısı oranına göre belirlenmektedir.
19 Nisan 1983 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliği; Personel Dağılım Cetveli doluluk oranına göre belirlenen il grupları, sağlık hizmetleri sınıfında çalışan bakanlık ve bağlı kuruluşu personeli için; çalışılan yerin özellikleri göz önüne alınarak puanı hesaplanmaktadır.
Genel Yönetmeliğin Ek-1 sayılı cetvelinde belirtilen illerin yer aldığı bölgeleri; İl Sağlık Müdürlüğü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Halk Sağlığı Müdürlüğü; Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında istihdam edilen sağlık hizmetleri çalışanları; Personel Dağılım Cetveli‘nde belirlenen ilkeler doğrultusunda il ve birim bazında, yılda en az bir defa yenilenen, unvan ve branşlar itibariyle bulunması gereken personel sayısını gösterilmektedir.
Resmî Gazete Tarihi: 26.03.2013 Resmî Gazete Sayısı: 28599
SAĞLIK BAKANLIĞI ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ(4)
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; sağlık hizmetlerinin yurt genelinde etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)Sağlık Bakanlığında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 –(Değişik:RG-2/3/2018-30348)
(1) Bu Yönetmelik; Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelini kapsar. Ancak, Bakanlık merkez teşkilatından taşra teşkilatına, taşra teşkilatından merkez teşkilatına yapılacak atamalar ve görevlendirmeler ile eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan eğitim görevlisi, başasistan ve asistanları kapsamaz.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 1 inci maddesi ve 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Bakan: Sağlık Bakanını,
b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
c) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
ç) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
d) Doluluk oranı: Bakanlıkça iller itibariyle planlanan PDC’ye göre her unvan ve branş için belirlenen personel sayılarının, illerde o unvan ve branşta çalışan personel sayısına oranını,
e) Genel Yönetmelik: 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmeliği,
f) Hizmet grubu: Personel dağılım cetveli doluluk oranına göre belirlenen il gruplarını,
g) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Hizmet puanı: Sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında çalışan Bakanlık personeli için, çalışılan yerin özellikleri göz önüne alınarak hesaplanan puanı,
ğ) Hizmet bölgesi: Genel Yönetmeliğin Ek-1 sayılı cetvelinde belirtilen illerin yer aldığı bölgeleri,
h) İl Müdürlüğü: İl Sağlık Müdürlüğünü,
ı) Kanun: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununu,
i) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
j) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Personel: Bakanlıkta, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine göre istihdam edilen sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı çalışanlarını,
k) Personel Dağılım Cetveli (PDC): Ek-2’de belirlenen ilkeler doğrultusunda il ve birim bazında, yılda en az bir defa yenilenen, unvan ve branşlar itibariyle bulunması gereken personel sayısını gösteren cetveli,
l) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Standart: Bakanlık standart kadro mevzuatlarında belirlenen standartları,
m)(Değişik:RG-30/9/2016-29843) Stratejik personel: Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre uzman olmuş uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacı unvanındaki personeli,
ifade eder.
Temel ilkeler
MADDE 5 – (1) Bu Yönetmelik tüm atama ve yer değiştirmelerde;
a) Kadro imkânları göz önünde bulundurulması,
b) Ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar ile ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren illerin gruplandırılarak işlem yapılması,
c) Personelin hizmet bölgeleri ve grupları arasında, hizmet gerekleri de dikkate alınarak, adil ve dengeli dağılımın sağlanması,
ç) Personel hareketlerinde hizmet puanının belirleyici olması,
d) PDC’de belirlenen sayılardaki aktif çalışanların dikkate alınarak idarenin hizmet ihtiyacının karşılanması, aylıksız izin, askerlik ve geçici görev gibi nedenlerle aktif olmayan standartlara bu süre içerisinde atama yapılması,
e) Atamalarda hizmet birimlerinin ihtiyacına göre sertifika, diploma gibi özel nitelikler aranılarak, nitelikli personel eliyle hizmet sunumunun sağlanması,
f) Personelin başvuru tarihinde yürürlükte olan usul ve esaslar çerçevesinde işlem yapılması
ilkelerini esas alır.
Hizmet bölgeleri
MADDE 6 – (1) İller 6 hizmet bölgesine ayrılır. Genel Yönetmelikle hizmet bölgelerinde yapılacak değişiklikler bu Yönetmeliğe aynen yansıtılır.
Hizmet grupları
MADDE 7 – (1) PDC doluluk oranına göre iller, her unvan ve branşta en yüksekten en düşüğe doğru A, B, C ve D olarak dört hizmet grubuna ayrılır. Doluluk oranı en yüksek ilk 20 il A, ikinci 20 il B, üçüncü 20 il C ve diğer iller ise D hizmet grubu olarak belirlenir. İllerin doluluk oranlarının eşit olması hâlinde (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Endeksinde üst sıralarda yer alan il, doluluk oranı daha yüksek olan il olarak kabul edilir. Ancak istihdam edilen personel sayısı 200’den az olan veya ülke genelinde tüm illerde PDC veya standart öngörülmeyen unvan ve branşlar için İstihdam Planlama Komisyonunca iki ayda bir Ek 2’deki cetvelin 9 uncu ilkesi doğrultusunda hizmet grupları belirlenerek ilan edilir.
(2) PDC çalışmaları sonucu unvan ve branşlara göre personelin illere dağılım sayısını gösteren il dağılım cetveli ve bu personelin il içi birimlere dağılım sayısını gösteren il içi dağılım cetveli Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) internet sitelerinde duyurulur. Unvan ve branşlara göre il dağılım cetvelinde belirlenen sayı ile illerde istihdam edilen personel sayısının karşılaştırılması sonucu bulunan doluluk oranı cetvelleri ile buna göre belirlenen hizmet grupları ise her iki ayda bir yenilenerek Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) internet sitelerinde duyurulur ve Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünde iki yıl süreyle muhafaza edilir. Hazırlanan cetveller personel planlama çalışması niteliğinde olup müteakip dönemlerde atamaya açılacak yerler, aktif çalışan personel doluluk oranları en düşük illerden ve birimlerden başlamak üzere belirlenir. Aktif çalışan personel sayısının belirlenmesinde izin, eğitim gibi nedenlerle üç aydan fazla süreyle görevi başında bulunmayan personel hesaba katılmaz.
Hizmet puanı
MADDE 8 – (1) Personelin atama ve yer değiştirme işlemlerinde kullanılmak üzere, bu Yönetmelik kapsamındaki personel için her atama döneminden önce atamaya esas olmak üzere çalışılan yerin özelliklerinin göz önüne alındığı bir hizmet puanı hesaplanır. Açık bulunan ve Bakanlıkça ilan edilen kadrolara yapılacak atamalarda hizmet puanı esas alınır. Hizmet puanlarının eşitliği hâlinde ise meslekî kıdemi fazla olan personel atamaya hak kazanmış olur.
Hizmet puanının hesaplanması
MADDE 9 – (1) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Hizmet puanının hesaplanmasında (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) İl ve İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Tabloları esas alınır. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamına giren bir kurumda veya kamu kurum ve kuruluşlarında fiilen çalışılan her yer ve yıl için İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması endeksindeki sıra numarası 1000 rakamıyla toplanarak ilçe sıralaması puanı elde edilir. Bu rakama Ek 1’de bulunan İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralamasının Hizmet Puanına Katkısı Cetvelinin öngördüğü puan eklenerek hizmet puanı bulunur. Yeni il ve ilçeler kurulması hâlinde, yeni tablolar yayınlanana kadar, daha önce bağlı bulunulan il ve ilçenin puanları uygulanmaya devam edilir.
(2) Beldelerde fiilen çalışılan her yıl için çalışılan beldenin bağlı bulunduğu ilçenin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması endeksindeki sıra numarasının yarısı, köylerde fiilen çalışılan her yıl için ise tamamı puan olarak hizmet puanına ayrıca eklenir.
(3) Muvazzaf askerlikte geçirilen süreler için personele, askerliğin yapıldığı yerin hizmet puanı verilir. Askerliğini yurt dışında yapanların hizmet puanlarının hesaplanmasında bağlı olduğu birliğin bulunduğu il veya ilçenin hizmet puanı esas alınır.
(4) Genel hayatı etkileyen; savaş, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerin meydana geldiği yerleşim yerlerinde görev yapan personele, doğal afetin meydana geldiği tarihten itibaren, o yerde fiilen çalışılması kaydıyla Bakanlıkça belirlenen süre için en yüksek hizmet puanı % 100 fazlasıyla verilebilir.
(5) Savaş, deprem, sel ve yangın gibi genel hayatı etkileyen sebeplere bağlı olarak yurt içi ve yurt dışında görevlendirilen personele en yüksek hizmet puanı %100 fazlasıyla verilir. Yurt dışında başka sebeplerle görevlendirilen diğer personel, hizmet puanı en düşük yerin hizmet puanını alır.
(6) Geriye doğru hesaplamalarda, Bakanlığımızın hizmet puanı esaslı atama ve yer değiştirme işlemlerine geçildiği 8/6/2004 tarihindeki görev yapılan yerin idari statüsü esas alınır. Bu tarihten sonra meydana gelen değişiklikler yürürlük tarihi itibariyle hüküm ifade eder.
Hizmet puanı verilmeyecek haller
MADDE 10 – (1) Aşağıdaki hâllerde personele hizmet puanı verilmez:
a) Kanunun 77 nci maddesi kapsamında, aile hekimliğinde (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) sözleşmeli geçirilen süreler ile askerlik yükümlülüğü dışında aylıksız veya ücretsiz izinli olarak geçirilen süreler,
b) Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya yargılama sonucunda beraatına karar verilenler ile soruşturma sonucunda disiplin cezası almayanlar hariç olmak üzere, görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suç nedeniyle tutuklanan veya gözaltına alınanlar ile görevden uzaklaştırılanların görevleri başında geçirmedikleri süreler.
Geçici görevlendirme
MADDE 11 –(Değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) önceden duyurmak suretiyle talepte bulunan personeli geçici olarak görevlendirebileceği gibi ihtiyaç hâlinde re’sen de görevlendirebilir. Re’sen yapılan geçici görevlendirme süresi bir mali yılda iki ayı geçemez.
(2) Turizm, mevsimlik işçi çalıştırma, ulusal ve uluslararası boyutta düzenlenen büyük organizasyonlar, kitlesel nüfus hareketleri nedeniyle nüfusunda önemli ölçüde artış gösteren yerlere geçici görevlendirme yapılabilir.
(3) 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanununa göre askerlik yükümlülüğünü yedek subay olarak yerine getirenlerin eşleri, talepleri hâlinde yükümlülük süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir.
(4) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Zorunlu yer değiştirmeye tabi personel olup kadrosunun bulunduğu ilden başka bir ile görevlendirilenlerin eşleri ile 2547 sayılı Kanunun 38 inci maddesine göre Bakanlıkta görevlendirilenlerin eşleri, talepleri hâlinde görevlendirme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir. Zorunlu yer değiştirmeye tabi personel olup en az altı ay yurt dışında görevlendirilenlerin eşleri ise eşlerinin görevlendirme süresince talep ettikleri yerlere geçici olarak görevlendirilebilir.
(5) Genel hayatı etkileyen savaş, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerin meydana geldiği yerleşim yerlerinde görev yapan personel; en az sekiz haftalık gebe, kendisinin veya birinci dereceden bir yakınının engelli olduğunu veya vefat ettiğini veya çocuğunun beş yaşından küçük olduğunu ya da ilköğretimde eğitim gördüğünü belgelendirmesi kaydıyla bu afetle ilgili bir defaya mahsus olmak üzere afetin olduğu tarihten itibaren altı ay içinde başvurması hâlinde talepte bulunduğu ile altı aya kadar geçici olarak görevlendirilebilir.
(6) Boşanma davası açan veya haklarında boşanma davası açılmış olanlar, durumlarını 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gereği ilgili makamlarca verilen tedbir kararıyla belgelendirmeleri halinde, dava süresince talebi halinde anne, baba veya reşit çocuklarının dava açılma tarihinden önce ikamet ettiği veya D veya C hizmet grubu illere geçici olarak görevlendirilebilir. Bu hüküm doğrultusunda görevlendirilenler, görevlendirildiği tarihten itibaren altı ayda bir, boşanma davasının görülmekte olduğu mahkemeden davanın safahatını gösterir belgeyi alarak çalıştığı kuruma bildirmekle yükümlüdür.
(7) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 663 sayılı KHK’nın 42 nci maddesi çerçevesinde sözleşme imzalayan personelin eşleri, talepleri hâlinde sözleşme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere geçici olarak görevlendirilebilir. Ancak stratejik personelin bu fıkraya istinaden görevlendirilebilmesi, eşinin il ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başkan yardımcısı veya başhekim olarak sözleşme imzalamış olmasına bağlıdır.
(8) Personelin herhangi bir suretle görevde olmaması, nüfus hareketleri gibi nedenlerle personele ihtiyaç duyulması hâlinde (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…); A hizmet grubuna dâhil illerden aynı veya alt hizmet bölgesinin A, B, C ve D hizmet grubu illerine, B hizmet grubuna dâhil illerden aynı veya alt hizmet bölgesinin B, C ve D hizmet grubu illerine, il içinde personel doluluk oranı yüksek olan birimlerden düşük olan birimlere geçici görevlendirme yapabilir. Ancak 5 ve 6 ncı hizmet bölgelerinin A ve B hizmet grubu illerinde görev yapan personel sadece 5 ve 6 ncı hizmet bölgelerinin C ve D hizmet grubu illerine geçici olarak görevlendirilebilir.
(9) İlgilinin talebi halinde il içinde yapılan geçici görevlendirme ile sekizinci fıkra hükümlerine göre yapılan geçici görevlendirme süresi her seferinde üç ayı ve bir mali yılda toplamda altı ayı geçemez.
(10) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
Atamalarda müracaat
MADDE 12 – (1) Toplu atamalara ilişkin müracaatlar ilgili ilan metninde belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) İlan yoluyla yapılmayan diğer başvurular ise personelin kadrosunun bulunduğu il müdürlüğü vasıtasıyla yapılır.
Gerçek dışı beyan
MADDE 13 – (1) Bir mazerete dayanarak ataması yapılanların mazeret belgelerinin veya hizmet puanı hesaplananların hesaplamaya esas beyan ve belgelerinin gerçek dışı olduğu tespit edildiği takdirde, personelin atama işlemi iptal edilir ve haklarında soruşturma yapılır. Bu soruşturma sonucunda suçlu bulunanlar hakkında genel hükümler uygulanır.
İlk atama
MADDE 14 – (1) (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)Bakanlığın sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı kadrolarına aday memur olarak atama ilk atamadır. İlk atamada uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacı kadrolarına atanacaklar kur’ayla, diğerleri genel hükümlere göre sınavla atanır. İlk atamada atama dönemi yoktur. Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (….) ihtiyaç doğdukça açık bulunan kadrolar ile atama usul ve esaslarını ilan eder. İlk atamada; sırasıyla 6 ve 5 inci hizmet bölgesi iller, D ve C hizmet grubu iller ile ilçelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralaması endeksine göre 6, 5 ve 4 üncü gelişmişlik grubunda yer alan ilçeler, ihtiyaç hâlinde ise diğer bölgelerde bulunan kadrolar ilan edilir.
Yeniden atama
MADDE 15 – (1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Kamu kurum ve kuruluşlarında sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfından bir unvanda çalışmış olup bu görevlerinden çeşitli nedenlerle ayrılmış olanlar Bakanlığın aynı hizmet sınıfı kadrolarında yeniden göreve başlatılabilirler. Bakanlık, kadro durumunun müsait olması hâlinde yeniden atama suretiyle doldurulacak kadroları ilan eder. Müracaat edenlerin yerleştirmeleri tercihlerine göre kura ile yapılır.
(2) Uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacıların yeniden atamaları ilgili mevzuatı gereği ilk atama usul ve esaslarına göre, belirlenecek dönemlerde kur’a ile yapılır.
İsteğe bağlı yer değiştirme
MADDE 16 –(Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348)(Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) İller arası atama dönemleri (Değişik ibare:RG-16/1/2020-31010)Ocak ve Haziran ayıdır. Bakanlık açık olan ve doldurulmasına ihtiyaç duyulan kadroları ilan eder. Bu kadrolara atanmak isteyen personel, tercih yaparak müracaatta bulunur. Bakanlık tercih sırasına bakmaksızın hizmet puanına göre atamaları tamamlar. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) Hizmet puanlarının eşit olması halinde çalışma süresi esas alınır, çalışma süresinin de eşit olması halinde kura ile yerleştirme işlemleri yapılır.
(2) Standardın uygun olması kaydıyla bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın;
a) Eşinin, çocuklarının, annesinin, babasının veya kardeşlerinden birinin ağır engelli olduğunu belgelendirmesi halinde engelli yakınının ikamet ettiği yere, kendisinin engelli olduğunu belgelendirmesi halinde ise talep ettiği yere,
b) Eşinin vefatından itibaren bir yıl içinde talep ettiği yere,
c) Eşinden boşanması halinde anne, baba, kardeş veya reşit çocuklarının boşanma tarihinden önce ikamet ettiği ile veya D ve C hizmet grubu illerden birine ya da halen görev yaptığı hizmet bölgesi ve grubu esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasına göre boşanma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde,
ç) Eşinin zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak görev yapmakta iken emekliye ayrılması halinde eşinin emekliye ayrılmasından sonraki bir yıl içinde eşinin ikamet ettiği yere,
d) Eş, çocuk, anne, baba veya kardeşlerinden birisinin (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) terör eylemleri etkisi ve sebebiyle şehit olması veya çalışamayacak derecede mâlûl ya da mâlûl olup da çalışabilir durumda olması ile bu durumdaki kamu görevlisi olması durumunda talep ettiği yere,
e) 25/1/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği kapsamında (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) başka bir ildeki aile hekimliği pozisyonuna yerleşmesi ve yeni yerleştiği aile hekimliği pozisyonunda fiilen iki yıl görev yapması ve sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi ve talebi halinde sözleşmesinin feshedildiği yere,
f) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Kadroları Bakanlıkta olup tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık eğitimi veya yan dal uzmanlık eğitimi yapan personelin talebi hâlinde, ilgili uzmanlık eğitimi giriş sınavı sonucunda yerleştirildiği eğitim kurumunun bulunduğu ildeki Bakanlık kadrosuna,
g) Sağlık ile ilgili bir alanda en az (Değişik ibare:RG-30/9/2016-29843)dört yıllık örgün öğrenim gördüğünü belgelendirmesi hâlinde, öğrenim süresi ile sınırlı olmak kaydıyla, öğrenim gördüğü yere,
bir defaya mahsus olmak üzere atanabilir. (Ek cümle:RG-9/2/2019-30681) Bu fıkranın (a) bendinde bulunanlar bir defaya mahsus atama kısıtlamasına tabi değildir.
(3) Stratejik personelin yer değiştirme taleplerinde bu maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi hükümleri uygulanmaz.
(4) (Ek:RG-2/3/2018-30348) Devlet hizmeti yükümlüsü iken eşi vefat eden, eşinden boşanan veya eşinin emekliye ayrılması nedeniyle ikinci fıkranın (b), (c) ve (ç) bendi kapsamındaki atanma taleplerinin Devlet hizmeti yükümlülüğü süresinin bitimine müteakip en geç iki ay içerisinde yapılması halinde bir yıllık süre şartı aranmaz.
Kurumlar arası naklen atama
MADDE 17 –(Değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanlar; Kanunun 74 üncü maddesi çerçevesinde, (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)Bakanlıkta durumlarına uygun 6 ncı ve 5 inci hizmet bölgelerinden başlamak üzere belirlenen kadrolara, tercihleri doğrultusunda kura ile naklen atanabilirler.
(2) Kurumlar arası naklen atanabilmek için; Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine göre sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına tabi veya vakıf üniversiteleri hariç olmak üzere tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre uzmanlık eğitimi alan personel olmak gerekir.
(3) Standardın uygun olması kaydıyla;
a) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
b) PDC esas alınarak stratejik personelin,
c) (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)Bakanlıkta Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) veya (B) bentlerine göre sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dâhil bir unvanda görev yapanların eşlerinin,
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna tabi olarak görev yapanların eşlerinin,
d) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) İl ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başkan yardımcısı ve başhekim olarak görev yapanların eşlerinin,
e) Mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak mülki idare amirliği, milli istihbarat, emniyet hizmetleri sınıflarından birinde görev yapanlar ile hâkim, savcı veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya uzman er olarak görev yapanların eşlerinin,
f) 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu çerçevesinde aile hekimi ya da aile sağlığı elemanı olanların bu görevlerinden ayrılarak tekrar eski görevlerine atananların,
g) Bakanlık onayı ile yürürlüğe konulan protokollerle diğer kamu kurum ve kuruluşlarından devredilen sağlık birimlerinde görev yapanların,
ğ) (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…), terör eylemleri etkisi ve sebebiyle şehit olan veya çalışamayacak derecede mâlûl olan ya da mâlûl olup da çalışabilir durumda olanlar ile bu durumdaki kamu görevlilerinin Devlet memuru olarak görev yapan eş ve çocukları ile anne, baba ve kardeşlerinin,
h) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
ı) Teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca yer değişikliği yapılamayanlardan; kendisinin veya eş, çocuk, anne, baba veya kardeşlerinden birinin engelli olması halinde,
kurumlar arası naklen atanmasında kura şartı aranmaz.
(4) Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi mevzuatına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta iken eğitimlerini tamamlamadan diş tabibi, tabip veya uzman tabip olarak atanmak isteyenler talepleri ve kurumlarının muvafakatı hâlinde D ve C hizmet grubu illerine tercihlerine göre atanırlar. Devlet hizmeti yükümlüsü olanlar; eski görev yerine, eski görev yerinde boş yer bulunmaması hâlinde eski görev ilinde münhal bir kadroya, eski görev yeri bulunmayanlar ise tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.
(5) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
Bir mazerete dayanan atamalar
MADDE 18 –(Değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Personelin aşağıda belirtilen mazeretleri belgelendirmesi ve talebi üzerine hizmet bölgelerindeki veya hizmet gruplarındaki zorunlu çalışma süreleri tamamlanmadan yer değiştirme suretiyle ataması yapılabilir.
a) Sağlık durumu.
b) Aile birliği.
c) Can güvenliği.
(2) Bu mazeretlerin değerlendirilmesinde birinci fıkrada belirtilen öncelik sırası esas alınır. Mazeret durumu haksız bir kazanıma neden olamaz.
(3) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Müracaatlar, gerekli belgelerle birlikte personelin kadrosunun bulunduğu il müdürlüklerine yapılır. (Mülga cümle:RG-16/1/2020-31010) (…)
(4) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (f) bendine göre atanan diş tabipleri ile aynı fıkranın (g) bendine göre atananlar öğrenim durumları ile ilgili belgeyi her eğitim ve öğretim yılı başlangıcında, 19 ve 20 nci maddelerine göre atananlar ise, mazeretlerinin devam ettiğine dair belgeleri, her yıl Ocak ayında çalıştığı kuruma bildirmekle yükümlüdür. İl müdürlükleri, mazereti sona eren personelin belgelerini 15 gün içerisinde Bakanlığa intikal ettirir.
(5) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Dördüncü fıkrada belirtilen hükümlere göre atanmış olup atanma gerekçeleri ortadan kalkan personelin bulunduğu il, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde veya C ve D hizmet grubunda ise talebi hâlinde yerinde bırakılır. Aksi hâlde eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak, 26 ncı madde hükümlerine göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise; görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı madde hükümlerine göre atanırlar. Ayrıca, Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan sağlık ve aile birliği mazereti sona eren Devlet hizmeti yükümlüleri, (Mülga ibare:RG-16/1/2020-31010) (…) ilk Devlet hizmeti yükümlüsü kurasıyla atanırlar.
(6) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) 19 uncu ve 20 nci maddeler ile 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (f) bendi gereği atanan diş tabiplerine ve aynı fıkranın (g) bendi gereği atananlara, atandığı yerde fiilen beş yıl çalışması hâlinde, dördüncü ve beşinci fıkra hükümleri uygulanmaz.
Sağlık mazeretine bağlı yer değişikliği
MADDE 19 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Personelin kendisinin, eşinin, annesinin, babasının, bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının ve yargı kararı ile vasi tayin edildiği kardeşinin hastalığının görev yaptığı yerde tehlikeye girdiğini veya görev yerinin değişmemesi hâlinde tehlikeye gireceğini, üniversiteler veya Bakanlık eğitim ve araştırma hastanelerinden alınacak sağlık kurulu raporu ile belgelendirmesi halinde tedavinin yapılabileceği bir sağlık kurum veya kuruluşunun bulunduğu veya sağlığının olumsuz etkilenmeyeceği bir ilin münhal kadrolarına sağlık mazereti değerlendirme komisyonu kararı doğrultusunda atanır.
(2) Sağlık mazereti değerlendirme komisyonu, gerekli durumlarda bu raporların başka eğitim ve araştırma hastanelerinin sağlık kurullarınca da usule ve fenne uygunluğunun tespit edilmiş olma şartını arayabilir.
Aile birliği mazeretine bağlı yer değişikliği
MADDE 20 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Eşlerin ikisinin de (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)Bakanlıkta kamu personeli olması hâlinde;
a) Astlık üstlük sıralaması esas alınarak astın görev yeri üste bağlı olarak değiştirilir. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Üstlük astlık sıralaması; Bakanlık merkez teşkilatı kadroları, il ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başhekim, eğitim görevlisi, başasistan, yan dal uzmanları, uzman tabipler, uzman diş tabipleri, tabipler, diş tabipleri, eczacı ve diğer sağlık personeli şeklindedir.
b) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) Her iki eşin birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alması halinde aile birliğinin D veya C hizmet grubu bir ilde sağlanması esastır. D veya C hizmet grubunda aile birliğinin sağlanamaması halinde; her iki eşin unvan ve branşında eşlerinin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Doluluk oranlarının da eşit olması halinde; aynı hizmet bölgesinde görev yapan eşlerden yer değiştirme talebinde bulunanın, farklı hizmet bölgelerinde görev yapan eşlerden ise üst hizmet bölgesinde görev yapan personelin görev yeri değiştirilir. Ancak birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alanlardan, üst hizmet bölgelerinden 2, 3, 4 ve 5 inci hizmet bölgelerine atama taleplerinde hizmet grubu şartı, üst hizmet bölgelerinden 6 ncı hizmet bölgesine atama taleplerinde ise astlık, üstlük ve hizmet grubu şartı aranmaz.
c) 16 ncı maddenin ikinci fıkrası ile 19, 21 (Değişik ibare:RG-9/2/2019-30681), 24 ve 31/A maddelerine göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde D veya C hizmet grubu şartı aranmaz. (Değişik cümle:RG-16/1/2020-31010) Bu Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde, eşinin atanma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, PDC’nin uygun olması halinde astlık üstlük sıralaması ile D veya C hizmet grubu şartı aranmaz.
ç) Eşleri, kadrosunun bulunduğu il dışında herhangi bir aile hekimi pozisyonunda görev yapanların yer değişikliği talepleri bu fıkra ile ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
d) (Ek:RG-16/1/2020-31010) Eşleri Bakanlık kadrosunda sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı dışında olanların yer değişikliği talebinde bulunması halinde eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubu olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde her iki eşin unvan ve branşında eşlerin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Bu bentteki hüküm stratejik personel için uygulanmaz.
(2) Eşlerin farklı kamu kurum ve kuruluşlarında kamu personeli olarak çalışması halinde;
a) Varsa eşinin kurumuyla yapılan protokol hükümleri uygulanır.
b) Eşleri, mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak mülki idare amirliği, milli istihbarat, emniyet hizmetleri sınıflarından birinde görev yapanlar ile hâkim, savcı veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya uzman er olarak görev yapan personelin eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır.
c) Yer değişikliği talebinde bulunan personelin eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubunda olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde ilgili kurumla koordinasyon sağlanır. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) Atama talebinde bulunan personelin bulunduğu yerde, eşinin görev yaptığı kurumun teşkilatının bulunmaması, kadro veya mevzuatı açısından aile birliği mazeretine dayalı atanma imkânının olmaması halinde aile birliği sağlanır; ancak bu bendin birinci cümlesi stratejik personel için uygulanmaz.
ç) Eşi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında kurulan üniversitelerde öğretim üyesi olanların ataması eşinin görev yaptığı yere yapılır.(1)(5)
(3) Eşi, tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi görmekte olanların yer değiştirme taleplerinde aslık üstlük, bölge ve hizmet grubu şartı aranmaz. Ancak, başvuru tarihi itibariyle eşinin kalan uzmanlık eğitim süresinin altı aydan fazla olması zorunludur.
(4) Personelin, milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan eşlerinin bulunduğu yere yer değiştirme suretiyle ataması yapılabilir.
(5) (Değişik:RG-30/9/2016-29843) Kamu görevlisi olmayan eşinin, atanma talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son dört yıl içinde 720 gün sosyal güvenlik primi ödemek suretiyle kendi adına veya bir hizmet akdi ile işverene bağlı olarak çalışmış ve halen çalışıyor olması halinde, personelin yer değişikliği suretiyle ataması yapılır. Kendi adına çalışanlardan borçlarını yapılandıranlar ile atama talep edilen yer dışında sosyal güvenlik primleri ödenenlerden, atama talep edilen yerde iş yerinin faaliyette olduğunu ve bu işyerinde en az 720 gün çalıştığını belgelendirenlerin talepleri de değerlendirmeye alınır. (Ek cümle:RG-3/6/2017-30085) (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Ancak, sosyal güvenlik prim ödeme gün sayısı stratejik personel bakımından (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010)son beş yıl içerisinde iki katı olarak uygulanır ve Devlet hizmeti yükümlülüğü süresince bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkra kapsamında talepleri uygun görülen stratejik personelin ayrılış işlemleri, üç ayı geçmemek üzere yerine atanan personelin görevine başlamasına müteakip yapılır. (Ek cümle:RG-9/2/2019-30681) (Mülga cümle:RG-16/1/2020-31010) (…)
(6) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
(7) (Mülga:RG-30/9/2016-29843)
Can güvenliği mazereti ve olağanüstü durumlarda yer değişikliği
MADDE 21 –(Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) Kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının bulunduğu yerde kalmasının can güvenliğini tehdit altında bırakacağını adlî veya mülkî idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendiren personel, can güvenliği mazeretine dayanarak standardın uygun olması halinde talep ettiği yere atanabilir.
(2) 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hakkında adli makamlarca işyerinin değiştirilmesine ilişkin koruyucu tedbir kararı alınan personel, standardın uygun olması halinde talep ettiği yere atanabilir.
(3) Genel hayatı etkileyen savaş, sıkıyönetim, olağanüstü hâl ilanı, salgın hastalık ve doğal afetler gibi durumlarda, yer değişikliği işlemleri herhangi bir şarta bağlı kalmaksızın yapılabilir.
(4) Bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın deprem, su baskını ve yangın gibi doğal afetler sebebiyle kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu yakınları, maddî ve manevi zarara uğrayanlardan afet bölgesinde olup başka bölgelere gitmek isteyenlerin atanma talepleri, durumlarını belgelendirmeleri ve görev yaptığı yerin personel ihtiyacı hakkında gerekli tedbirlerin alınması hâlinde bu afetle ilgili bir defaya mahsus olmak üzere afetin meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde, talepleri doğrultusunda bir defaya mahsus olmak üzere standardın uygun olması hâlinde atanabilirler.
Sınıf ve unvan değişikliği nedeniyle atama
MADDE 22 – (1) Sınıf ve unvan değişikliği nedeniyle yapılacak atamalar, (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yapılır.
(2) Uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimini yapmakta iken eğitimlerini tamamlamadan herhangi bir sebeple ayrılacak olanlar (Mülga ibare:RG-9/2/2019-30681) (…) (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) D ve C hizmet grubu illere tercihlerine göre atanırlar. Devlet hizmeti yükümlüsü olan personel; eski görev yerine, eski görev yerinde boş yer bulunmaması hâlinde eski görev ilinde münhal bir kadroya, eski görev yeri bulunmayanlar ise tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.
(3) Eğitim görevlisi ve başasistanlık görevlerini en az iki yıl sürdürenlerden uzman tabip olarak atanmak isteyenler PDC’nin uygun olması halinde bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlık (Mülga ibare:RG-2/3/2018-30348) (…) kadrolarından istedikleri yere her zaman atanabilirler.
İstihdam edilme gerekçeleri ortadan kalkan personelin ataması
MADDE 23 – (1) İlgili mevzuat gereği yapılan özel düzenlemeler ile aile hekimliği uygulamaları hariç olmak üzere; görev yapılan sağlık kuruluşunun kapanması, PDC’de değişiklik olması, sağlık birimlerinin devri, nitelik değiştirmesi veya birleşmesi gibi nedenlerle o unvandan personele ihtiyaç kalmaması hâllerinde, ilgili personel öncelikle il içinde ihtiyaç olan birimlere atanır. Aynı hizmet birimine birden fazla tercih yapılması hâlinde hizmet puanına göre yerleştirilirler.
Hizmet gereği atamalar
MADDE 24 – (1) Haklarında adlî, idarî ve inzibatî bir soruşturma yapılmış ve bu soruşturma sonucunda bulunduğu yerde kalmalarında sakınca görülmüş personel, hizmet süresinin tamamlanması şartı aranmadan, yer değişikliği dönemlerine bağlı kalınmaksızın D hizmet grubu illere; il içinde yer değişikliği teklif edilen personel ise haklarındaki kararın mahiyetine göre atanırlar.
(2) Bu madde gereği atananlar, ayrıldıkları il ve/veya birime iki yıl geçmeden naklen atama talebinde bulunamazlar.
Yönetici atamaları
MADDE 25 –(Mülga:RG-2/3/2018-30348)
Üst hizmet bölgelerinden alt hizmet bölgelerine ve bölge içi atama
MADDE 26 – (1) İlgililerin talebi hâlinde aynı hizmet bölgesinin A grubu illerinden B, C ve D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin bütün hizmet grubundaki illere; aynı hizmet bölgesinin B hizmet grubu illerinden C ve D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin B, C ve D hizmet grubundaki illere; aynı hizmet bölgesinin C hizmet grubu illerden D hizmet grubu illere ve alt hizmet bölgelerinin C ve D hizmet grubundaki illere; D hizmet grubu illerden alt hizmet bölgelerinin D hizmet grubundaki illere PDC’nin uygun olması durumunda her zaman atama yapılabilir. (Ek cümleler:RG-16/1/2020-31010) 1, 2, 3 ve 4 üncü hizmet bölgelerinden 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine yapılacak atamalarda hizmet grubu şartı aranmaz. İlgililerin bu madde kapsamında atanma talebinde bulunabilmesi için bu Yönetmelik hükümlerine göre atandığı tarihten itibaren fiilen bir yıl çalışmış olması şarttır.
(2) Kendi unvan ve branşında A hizmet grubunda olmak şartıyla Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde görev yapan personelin naklen atanmak istedikleri yerin doluluk oranı bulundukları yerden daha düşük olması kaydıyla A hizmet grubu illere atamaları PDC ve kadro durumunun uygun olması hâllerinde her zaman yapılabilir.
(3) Personelin talebi hâlinde, il merkezinden ilçe, belde ve köylere; ilçe merkezinden belde ve köylere PDC ve kadronun uygun olması hâllerinde atama dönemine bağlı kalmaksızın atama yapılabilir.
(4) Ancak tabip ve uzman tabipler; ilçe, belde ve köylerden 1, 2 ve 3 üncü hizmet bölgesinde bulunan il merkezlerine atanamaz.
(5) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) 16 ncı maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi ile 20 nci maddesi kapsamında atanmış olup 18 inci maddenin altıncı fıkrasında belirtilen süreyi tamamlamamış olması ve talebi halinde bir defaya mahsus olmak üzere eski görev yerine veya eski görev yeri esas alınarak bu maddenin birinci fıkrası hükümlerine göre atanabilir.
Yeni açılan tesisler
MADDE 27 – (1) (Değişik birinci ve ikinci cümle:RG-9/2/2019-30681) Hizmete yeni açılan tesisler ile hizmeti aksatacak ölçüde personel ihtiyacı olan tesislerin personel ihtiyacı öncelikle il içerisinden karşılanır. İhtiyacın il içerisinde karşılanmaması halinde atama dönemine bağlı kalmaksızın il dışından atama yapılabilir. A ve B grubu illerde çalışan personelin müracaatları öncelikle değerlendirmeye alınır. Ataması uygun görülenler hizmet puanı usulüne göre yerleştirilir.
(2) Bu madde hükümleri, yeni tesisin açıldığı tarihten itibaren 1 yıl uygulanabilir.
Resen atama
MADDE 28 – (1) PDC’de belirlenen sayıyı aşan personelden il merkezinde bulunanların; öncelikle il merkezine, il merkezinde boşluk bulunmaması halinde ilçe, belde ve köylere, ilçe merkezinde bulunanların ise öncelikle ilçe merkezine, ilçe merkezinde boşluk bulunmaması hâlinde belde ve köylere atama dönemine bağlı kalmaksızın ve hizmet puanı esasına göre resen ataması yapılır. Personelin unvan ve branşında ilde boşluk bulunmaması hâlinde 16 ncı maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde başka illere ataması yapılabilir.
(2) İhtiyaç hâlinde il ve ilçe merkezinden ilçe, belde ve köylere; ilçe merkezinden belde ve köylere atama dönemine bağlı kalmaksızın ve hizmet puanı esasına göre resen atama yapılabilir.
(3) Eş veya sağlık mazereti ile atanıp mazeretleri devam eden personel hariç olmak üzere; Devlet hizmeti yükümlüsü personelden bulunduğu birimde PDC’de belirlenen sayının yüzde otuzunu aşanların, öncelikle aynı ilde ihtiyaç bulunan birimlere, mümkün olmaması halinde ise aynı hizmet bölgesindeki ihtiyaç bulunan münhal yerlere ataması, hizmet süresi dikkate alınarak gönüllülük esasına göre yapılır. Talep olmaması halinde görev yaptığı yerde hizmet süresi en az olan personelden başlamak suretiyle atama yapılır. Hizmet sürelerinin eşitliği hâlinde hizmet puanı düşük olan personel atanır. Hizmet puanlarının da eşit olması hâlinde ise meslekî kıdemi az olan personel atanır.
Karşılıklı yer değiştirme
MADDE 29 – (1) Aynı hizmet bölgesi illerde aynı unvan ve branşta (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348)standardın uygun olması hâlinde karşılıklı olarak yer değiştirebilir.
Müracaat sınırlamaları
MADDE 30 – (1) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Bu Yönetmelik hükümlerine göre atanan personel atandıkları tarihten itibaren fiilen iki yıl çalışmadıkça başka bir yere atanma talebinde bulunamaz. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Ancak atanma talepleri 16 ncı maddenin ikinci fıkrası ile (Değişik ibare:RG-16/1/2020-31010)19, 20 ve 21 inci maddeler kapsamında ise fiilen iki yıl çalışmış olma şartı aranmaz.
(2) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Bu Yönetmeliğin 16, 19, 20, 21 (Değişik ibare:RG-9/2/2019-30681), 26 ve 31/A maddelerine göre atanmış olup atama kararlarını iptal ettirenler, mazeret durumlarında yeni bir değişiklik olmadığı müddetçe bir yıl süre ile atama talebinde bulunamazlar.
(3) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) Branşında eğitim kliniği bulunan eğitim araştırma hastanelerine 16 ncı maddesinin birinci fıkrası, 17, 26 ve 29 uncu maddesine göre atanma talebinde bulunan uzman tabip ile uzman diş tabiplerinin (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010)yabancı dil şartı hariç başasistanlık sınavı başvuru şartlarını taşıdığını belgelemesi gerekir.
(4) (Değişik:RG-4/4/2015-29316) 19 uncu madde kapsamında atanan personel, 26 ve 29 uncu maddelere göre, 20 nci maddesi ile 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi kapsamında atanan personel ise 29 uncu maddeye göre atanma talebinde bulunamaz.
(5) (Mülga:RG-2/3/2018-30348)
İstihdam planlama komisyonu, görevi ve çalışma usulü
MADDE 31 –(Başlığı ile birlikte değişik:RG-4/4/2015-29316)
(1) (Değişik:RG-2/3/2018-30348) İstihdam Planlama Komisyonu Bakanlığın istihdam politikalarını belirlemek üzere Bakan onayı ile kurulur.
(2) İstihdam Planlama Komisyonu, 5 inci maddedeki ilkeler çerçevesinde istihdam planlaması yapar. Komisyon, atama ve yer değişikliği dönemlerinden önce toplanarak gerekli kararları alır. Komisyonda alınan kararlar ilgili birimlerce uygulanır.
(3) İstihdam Planlama Komisyonu, 16 ncı maddenin birinci fıkrasına göre yapılan yer değiştirmelerde personel ihtiyacının fazla olduğu yerden ayrılacak olanlar için iki aylık süreyi geçmemek şartıyla sağlık hizmetinin etkin, verimli ve dengeli yürütülebilmesi amacıyla kısıtlayıcı tedbirler getirebilir.
Çalışma süresine bağlı yer değişikliği
MADDE 31/A – (Ek:RG-2/3/2018-30348)
(1) PDC’nin uygun olması halinde;
a) 6 ncı hizmet bölgesinde (Ek ibare:RG-9/2/2019-30681)son atandıkları tarihten itibaren;
1) 2 yıl görev yapanlar (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010)6 ve 5 inci hizmet bölgesinin,
2) 3 yıl görev yapanlar 4 üncü hizmet bölgesinin,
3) 4 yıl görev yapanlar 3 üncü hizmet bölgesinin,
4) 6 yıl görev yapanlar 2 nci hizmet bölgesinin,
5) 8 yıl görev yapanlar 1 inci hizmet bölgesinin,
b) 5 inci hizmet bölgesinde (Ek ibare:RG-9/2/2019-30681)son atandıkları tarihten itibaren;
1) 4 yıl görev yapanlar (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010)5 ve 4 üncü hizmet bölgesinin,
2) 5 yıl görev yapanlar 3 üncü hizmet bölgesinin,
3) 7 yıl görev yapanlar 2 nci hizmet bölgesinin,
4) 9 yıl görev yapanlar 1 inci hizmet bölgesinin,
C ve D hizmet grubu illerine hizmet puanı ve döneme bağlı kalmaksızın atanabilirler. Ancak yukarıdaki hizmet bölgelerinde belirlenen süreden bir yıl fazla süre ile görev yapanlar A ve B hizmet grubu illere de atanabilirler.
(2) 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamında atanarak 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamış olmak ve en az iki yıl süre ile görev yapmış olmak şartıyla 4, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesine atama taleplerinde yukarıda belirlenen süre şartları aranmaz.
(3) 6 ncı hizmet bölgesi ile 5 inci hizmet bölgesi dışında aile hekimliği ve sözleşmeli olarak geçirilen süreler ile aylıksız veya ücretsiz izinli olarak geçirilen süreler, çalışma süresinden sayılmaz. 6 ncı hizmet bölgesinde geçirilen süreler 5 inci hizmet bölgesi süresinden sayılır.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 32 – (1) 8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yönetici olarak görev yapmış olanların yer değişikliği
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince kamu hastane birliklerinin kurulduğu tarihte baştabip ya da baştabip yardımcısı olarak görev yapmakta olup en az altı ay süre ile bu görevlerini yürütmüş olanlar, bu Yönetmeliğin yayımı tarihi itibarı ile bir ay içerisinde müracaat etmeleri şartıyla bir defaya mahsus olmak üzere PDC dikkate alınarak talep ettikleri yere atanabilirler.
Yürürlük
MADDE 33 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 34 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
(1)Danıştay Onaltıncı Dairesinin 30/9/2015 tarihli ve Esas No. 2015/17376 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Danıştay İkinci Dairesi’nin 17/10/2018 tarihli ve Esas No:2016/7252; Karar No:2018/5677 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin iptaline karar verilmiştir.
(2) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun İtiraz No:2015/1421 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 25 inci maddesinin ikinci fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
(3) Danıştay İkinci Dairesinin 27/02/2017 tarihli ve Esas No: 2016/14817 sayılı kararı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan ‘’ Personelin il içi atamaları ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönerge ile belirlenir.’’ İbaresi ile 20 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ‘’ ile beşinci fıkrası’’ ibaresinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 28/06/2017 tarihli ve YD İtiraz No: 2017/661 sayılı kararı ile Danıştay İkinci Dairesinin 27/02/2017 tarihli ve E:2016/14817 sayılı kararının dava konusu Yönetmeliğin 20 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ‘’ ile beşinci fıkrası ’’ ibaresinin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verilmiştir.
(4) 2/3/2018 tarihli ve 30348 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik ile bu Yönetmeliğin adı ‘’Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’’ iken Yönetmeliğe işlendiği şekilde değiştirilmiştir.
(5) Danıştay İkinci Dairesinin 17/10/2018 tarihli ve Esas No:2016/7252; Karar No:2018/5677 sayılı kararı ile Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin iptaline karar verilmiştir.
Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 1987 yılı Ekim ayında Madrid’de düzenlenen 39. Genel Kurulunda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.
Tıp Etiğimi Hakkında Rancho Mirage Bildirgesi
ÖNSÖZ
Tıp eğitimi tıp fakültesine giriş ile başlayan ve aktif uygulamadan emeklilik ile sonlanan bir öğrenme sürecidir. Amacı, tıp öğrencilerini, masa başı hekimlerini ve uygulama hekimlerini insan hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi ile günümüzde tedavisi mümkün olmayan hastalıkların hafifletilmesi için en son bilimsel ilerlemeleri uygulamak için hazırlamaktır. Ayrıca tıp eğitimi kişisel kazançtan çok diğerlerine hizmeti vurgulayan düşünce ve davranışın hekimin ahlaki standartları içinde yer almasıdır. Alanları ne olursa olsun, tüm hekimler bu mesleğin üyeleridir. Tıp mesleğinin üyeleri olarak tüm hekimler yalnızca tıp eğitiminin yüksek kişisel standartlarını korumakla değil, aynı zamanda meslek için tıp eğitiminin yüksek standartlarını korumakla da sorumluluğu kabul etmelidir. Bu eğitim aşağıdaki ilkeler üzerine oturtulmalıdır:
TIP EĞİTİMİNİN İLKELERİ
İLKE I
TIP EĞİTİMİNİN TEMEL İLKELERİ
Tıp eğitimi birinci derecede; mesleki seviyeye uzanan, hekimin hayat boyunca çalışması için gereken uzmanlık, genel tıp ve devamlı eğitim uygulaması için hazırlık dönemi olan klinik eğitimi içerir. Meslek, fakülteler ve diğer eğitim kurumları ile hükümet, tıp eğitiminin yüksek standart ve kalitesini garanti etme sorumluluğunu paylaşır.
İLKE II
MEZUNİYET ÖNCESİ TIP EĞİTİMİ
Tıp Eğitiminin amacı bu eğitime giren kişilerin eğitimleri ile tutarlı olan hekimleri eğitmek ve sınırsız meslek uygulaması yapmalarını sağlamaktır. Öncelikle hasta bakımını, halk sağlığını, klinik veya temel araştırmayı veya tıp eğitimini içeren bir kariyer tercihleri yelpazesi için öğrenciyi yetiştiren bir kapsamın tamamlanmasını temsil etmelidir. Her kariyer tercihi birinci profesyonellik derecesi için gerekenin ötesinde ek eğitim gerektirecektir.
İLKE III
FAKÜLTE EĞİTİMİ
Genel tıp eğitimi bir fakülte tarafından düzenlenmelidir. Fakülte formal eğitim ve deneyim ile başarılabilecek uygun akademik özeliklere sahip olmalıdır. Fakültenin seçimi yaş, cinsiyet, ırk, görüş, politik tercih ve ulusal köken gözetmeden bireyin özelliklerine dayandırılmalıdır. Fakülte en üst düzeyde teşvik verebilecek öğrenme ve araştırma ortamı olan bir akademik ortam yaratmaktan sorumludur. Bu şekilde, bakımın en üst kalitesinin sağlanması ve tıbbi bilgilerin ilerlemesi için aktif araştırma, en üst tıp standartlarını sağlamak için akademik ortamlarda yapılmalıdır.. Sunulan eğitim deneyimlerinin amaçları, içeriği, biçimi ve değerlendirmesi, ulusal tabip birliklerinin katılımı ile fakültelerin sorumluluğundadır. Fakülte öğrenme ve araştırmanın en üst şekilde teşvik edilebildiği bir akademik özgürlük ortamındaki temel şartlarda kendi zorunluluklarını sağlamakla sorumludur.
Toplumun ihtiyaçlarına olanak sunan ve uygulama yapan hekimlerden girdi sağlayan koşulların sık değerlendirilmesi, tıp eğitiminin kalitesine toplumun ihtiyaçlarının zarar vermediği bir şekilde fakülte tarafından gerçekleştirilmelidir. Fakültenin tanınması kütüphane kaynakları, araştırma laboratuvarları, klinik etkinlikler ve çalışma alanlarının tüm öğrenicilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek miktarda bulunmasını gerektirir. Ayrıca, uygun idari yapı olmalı ve akademik kayıtlar tutulmalıdır. Gerekli bileşenler bulunduğu zaman, hekimlerin ve uzmanların klinik eğitimi üniversite veya hastane tarafından desteklenebilir.
İLKE IV
TIP EĞİTİMİNİN İÇERİĞİ
Eğitim ile ilgili deneyim, sağlık bakımının sosyo ekonomisini, biyolojik ve davranışsal çalışılmasını içermelidir. Bu bilimler klinik tıbbın anlaşılmasına temel oluşturur. Kritik düşünme ve kendi başına öğrenme de gereklidir, meslek edinilirken ahlaki prensiplere bağlı kalmada kesin temeller uygulanmalıdır.
İLKE V
KLİNİK EĞİTİM
Tıp Eğitiminin klinik bileşeni, hastaların gözetimİi ile çalışılmasına odaklanmalıdır ve hastalığın teşhis ve tedavisinde doğrudan edinilen deneyimleri ilgilendirmelidir. Klinik bileşen sorumlulukların aşamalı olarak edinilmesi ile kişisel teşhis ve tedavi deneyimlerini içermelidir. Her bir hasta başı eğitim ve öğretimine alınacak kişi yeterli sayıda gözlem yapabilmelidir. Bağımsız uygulamaya başlamadan önce her hekim klinik eğitimin formal bir programını tamamlamalıdır. Genellikle en az bir yıllık süreyi kapsayan bu program klinik problemlerle uğraşmak için gözetim altında sorumluluğun artırılması ile karakterize olmalıdır. Fakülte mezun ettiği öğrencilerin klinik tıp, klinik problemleri değerlendirmek için gereken temel yetenekler, bağımsız şekilde uygun eylemde bulunma ve ahlaki bir hekim olmak için yeterli tutum ve karaktere sahip olduğunu belirlemekten sorumludur.
İLKE VI
ÖĞRENCİLERİN SEÇİMİ
Tıp eğitimi öncesi geniş bir eğitim çok fazla arzu edilir. Öğrenciler tıp çalışması için entelektüel yetenekleri, motivasyonları, önceki eğitimleri ve karakterleri temelinde seçilmelidir. Eğitim için kabul edilenlerin sayısı, mevcut eğitim kaynaklarına ve toplumun ihtiyaçlarını aşmamalıdır. Öğrencilerin seçimi yaş, cinsiyet, ırk, görüş, politik eğilim veya ulusal kökenden etkilenmemelidir.
İLKE VII
MEZUNİYET SONRASI TIP EĞİTİMİ
Mezuniyet takiben doktorun mezuniyet sonrası tıp eğitimi alması arzulanır ve doktor tercihini hasta bakımı, halk sağlığı, klinik veya temel araştırma yada tıp eğitimi için uzmanlaşma arasında yapmalıdır. Klinik eğitimin formal programları hem genel tıp, hem de uzmanlığı içeren gözetim altında olmayan tıp uygulamasını yürütmelidir. Tıp mesleği mezuniyeti takip eden klinik eğitim programlarının tatmin edici şekilde tamamlanmasını belirleme konusunda da sorumludur.
İLKE VII
SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ
Tüm hekimler hayat boyu öğrenmek ile yükümlüdür. Bu eğitim deneyimleri, eğer hekim tıptaki gelişmelerle başa baş ilerleme yapacaksa ve yüksek kaliteli bakım sağlamak için gerekli bilgi ve yetenekleri koruyacaksa; önem taşır; bilimsel ilerlemeler insanların yeterli sağlık hizmeti alması için önemlidir. Tıp fakülteleri, hastaneler ve meslek dernekleri sürekli tıp eğitimi için tüm hekimlere fırsat geliştirme ve sunmada sorumluluğu paylaşır. Sağlık meselelerinde tıbbi bakım sağlama, hastalığı önleme ve tavsiye verme talebi, mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası ve devamlı tıp eğitiminin en yüksek standartları için gereklidir.
Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 1989 yılı Eylül ayında Hong Kong’da düzenlenen 41’inci Genel Kurulda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.
Jenerik İlaç Uygulaması Hakkında Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
Tanımlama
Jenerik uygulama burada reçete edilen ilaç ürünü için farklı bir marka veya markasız bir ilaç ürününün verilmesi olarak tanımlanır; yani, aynı dozaj formunda ve tamamen aynı kimyasal kapsama sahip fakat farklı bir firma tarafından dağıtımı yapılan üründür.
Önsöz
Eğer ilaç ürünleri farklı biyolojik olarak inaktif maddelerin varlığı ve/veya farklı üretim süreçleri nedeniyle biyolojik nedeniyle eş değilse, bu tip ilaç ürünleri arasında istenmeyen tedavi eşdeğerliği de değişebilir. Bu yüzden, biyolojik, kimyasal ve terapötik olarak eşdeğer olmayan ilaç ürünleri arasında yer değiştirme meydana geldiği zaman hasta olumsuz yönde etkilenebilir; yani istenmeyen ilaç reaksiyonu veya bir tedavi başarısızlığından yakınabilir. Bu sebeplerle, hekim ulusal yasa yetkilileri tarafından birçok kaynaktan reçetedeki ilaç ürünlerinin biyolojik, kimyasal ve tedavi eşdeğerliği konusunda emin hale getirilmelidir. Bu prensip tek kaynaktan gelen ilaç ürünleri için de arzu edilir. Kalite güvence işlemleri yığından yığına biyolojik eşdeğerlik ve kimyasal ve tedavi eşdeğerliği konusunda emin olmayı gerektirir.
İlaç seçimi sürecinde, herhangi bir hastada özel bir endikasyon için tercihte ilacın yazılmasından önce birçok tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Bu primer değerlendirmeler yapıldıktan sonra, hekim hastanın ihtiyaçlarının tümüne en iyi hizmet edecek benzer ilaç ürünlerinin karşılaştırmalı maliyetlerini değerlendirmelidir. Hekim hasta adına en iyi yargıyı uygulama hakkına ve zorunluluğuna sahiptir; öyleyse hekim hasta için en iyi tıbbi ve ekonomik olarak uygun olduğunu değerlendirdiği ilaç ürününün tip ve miktarını seçmelidir. Hasta seçilen ilaca onay verdiği zaman, bu ilaç hasta ve hekimin onayı olmadan değiştirilmemelidir. Üçüncü şahıs konumundaki kariyer sahibi insanların jenerik ilaç değiştirmeleri oluştuğu zaman bile, hekimin reçete yetkisini korumak için her çaba gösterilmelidir. Bu prensipleri izlemedeki yetersizlik hastanın zarar görmesi ile sonuçlanabilir ve hekimler hasta adına bu tip zararlı sonuçlardan sorumlu tutulabilir ve aynı şekilde ulusal tabip birlikleri bu korumayı elde tutmak için mümkün olan her şeyi yapmalıdır.
Öneriler
1. Hekimler uygulama yaptıkları yerleşimlerde jenerik ilaç uygulaması ile ilgili özel yasa ve/veya düzenlemeleri bilmelidirler.
2. Tedavinin başlamasında, hekimler optimum etkinlik ve emniyet için özellikle normal olarak bir ilacı cevap vermesi beklenmeyen özel popülasyon gruplarındaki hastalar veya uzun süreli tedavi gerektiren kronik rahatsızlıkları olan hastalarda ilacın dozunu dikkatli şekilde belirlemelidir.
3. Kronik hastalıklar için bir ilaç reçete edildikten ve başlandıktan sonra, hekimin izni alınmadan herhangi bir jenerik veya marka isimli ürünün değiştirilmemesi gerekir. Eğer bir ilaç ürününün jenerik veya marka adı değiştirilmesi meydana gelirse, hekim ilaç ürünlerinin tedavi eşdeğerliğinden emin olmak için dozunu dikkatli şekilde izlemeli ve ayarlamalıdır.
4. Hekim ilaç değiştirmesi ile ilgili olabilecek ciddi ters ilaç reaksiyonları veya tedavi başarısızlıklarını rapor etme görevi taşır; bulgu belgelenmeli ve uygun ulusal tabip birliğinin de içinde olduğu yetkililere rapor etmelidir.
5. Ulusal Tabip Birlikleri jenerik ilaç değiştirme konularını düzenli olarak takip etmeli ve hastanın bakımı için özel ilgi taşıyan gelişmeler konusunda üyelerine tavsiyelerde bulunmalıdır. Uygun olduğu zaman önemli gelişmeler konusundaki bilgi raporları hekimlere ulaştırılmalıdır.
6. Diğer kurumlarla ortak olarak ulusal tabip birlikleri emniyetli ve etkili tedaviyi sağlamak amacıyla, jenerik veya marka adı ile üretilen tüm benzer ilaç ürünlerinin biyolojik, kimyasal ve tedavi eşdeğerliğini değerlendirmeli ve tespit etmelidir.
7. Ulusal tabip birlikleri hekimin hastanın tıbbi ve ekonomik durumuna en uygun ilacı reçete etme özgürlüğü ve sorumluluğunu sınırlayan herhangi bir eyleme karşı çıkmalıdır.
Biyomedikal Araştırmada Hayvan Kullanımına Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliğinin 1989 yılı Eylül ayında Hong Kong’da düzenlenen 41’inci Genel Kurulda kabul edilmiş tıp etiği belgelerindendir.
Biyomedikal Araştırmada Hayvan Kullanımına Dair Bildirge
Önsöz
Biyomedikal araştırma toplumumuzdaki her bireyin sağlığı ve iyiliği için önemlidir. Biyomedikal araştırmadaki ilerlemeler tüm dünyada yaşamın kalitesini dramatik olarak yükseltmiş ve süresini uzatmıştır. Bununla birlikte bilim toplumunun kişi ve toplum sağlığını iyileştirmek için çabalarına devam etme yeteneği, biyomedikal araştırmalarda hayvanların kullanımını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket ile tehdit edilmektedir.
Bu hareket toplum tutumlarının çok dışındaki görüşlerde olan ve takdikleri karmaşık lobi faaliyetlerinden, fon yükseltmeden, propaganda ve biyomedikal araştırma etkinlikleri ve bireysel bilim adamları üzerine şiddete dönük saldırı kampanyalarına kadar yanlış bilgilendirme şeklindeki takdikleri olan radikal hayvan hakları aktivits grupları tarafından başlatılmaktadır.
Hayvan hakları konusunda şiddet eylemleri giderek artmaktadır.
Yalnızca Birleşik Devletlerde 1980’den beri hayvan hakları grupları ABD araştırma etkinlikleri üzerine 29’dan fazla saldırı gerçekleştirmiş, 2000’den fazla hayvanı çalmış ve böylece süreç içerisinde bilimsel araştırmaların yıllarını gaspetmiş ve fiziksel olarak 7 Milyon Dolardan fazla hasara sebep olmuştur.
Hayvan aktivist grupları benzer aktiviteleri İngiltere, Batı Avrupa, Kanada ve Avusturalya’da gerçekleştirmiştir. Bu ülkelerdeki çeşitli gruplar arabaları, kurumları, depoları ve araştırmacıların özel evlerini bombalama sorumluluğunu iddia etmiştir.
Hayvan hakları konusundaki şiddet uluslararası düzeyde bilimsel toplumu olumsuz etkilemiştir. Bilimciler, araştırma kurumları ve üniversiteler hayvanların kullanımına bağlı olan önemli araştırma çabalarını değiştirmiş veya daha ciddi olarak sona erdirmiştir. Laboratuarlar araştırma için ayrılan binlerce doları karmaşık güvenlik ekipmanını oluşturmak üzere harcamaya zorlanmıştır. Diğer şekilde biyomedikal araştırma kariyerine devam edebilecek gençler bakışlarını alternatif uzmanlıklara çevirmiştir.
Hayvan aktivizminden biyomedikal araştırmaları korumak için birçok grubun girişimlerine rağmen, hayvan hakları hareketine cevap bölünmüş, maddi destek düşmüş ve temel olarak savunma konumuna geçmiştir. Biyomedikal toplum içerisindeki birçok grup misillimeden korktuğu için hayvan aktivizmi konusunda toplumsal bir direnç almaya tereddüt etmektedir.
Sonuç olarak, araştırma ortaya koymak bir savunma duruşu haline gelmiştir. Motivasyonları sorgulanmakta ve araştırmada hayvanları kullanmanın gerekliliği tekrar tekrar mücadele gerektirmektedir.
Hayvanları ilgilendiren araştırmalar tüm kişilerin tıbbi bakımını artırmada gerekli iken araştırma hayvanlarının insanca muamele görmesinin kesin olarak sağlanması gerektiğini de anlıyoruz. Tüm araştırma personeli için uygun eğitim sunulmalı ve yeterli veteriner bakımı bulundurulmalıdır. Deneyler insan muamelesi, barındırma, bakım, muamele ve hayvanların taşınması konusundaki tüm kural veya düzenlemeye uymalıdır.
Uluslararası tıbbi ve bilimsel organizasyonlar hayvan aktivistleri tarafından ortaya konulan toplum sağlığını daha fazla tehdit etmekte olan karşıt kampanyaları daha kuvvetli ve bütün halinde geliştirmelidir. Liderlik ve koordinasyon sağlanmalıdır.
Dünya Tabipler Birliği bu nedenle aşağıdaki ilkeleri ortaya koymaktadır:
1. Biyomedikal araştırmada hayvan kullanımı tıbbın devamlı ilerlemesi için önemlidir.
2. Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi insan denekleri ilgilendiren biyomedikal araştırmaların hayvan deneylerine dayanması gerektiğini fakat aynı zamanda araştırma için kullanılan hayvanların haklarına saygı duyulması gerektiğini ifade eder.
3. Biyomedikal araştırmada kullanılan hayvanlara insanca muamele önemlidir.
4. Tüm araştırma etkinliklerinin hayvanlara insanca muamele için tüm yol gösterici prensiplere uyması gereklidir.
5. Tıp dernekleri biyomedikal araştırmada hayvanların uygun kullanımına karşı çıkan herhangi bir girişime direnmelidir çünkü bu tip direniş hasta bakımına zarar verir.
6. Özgür konuşma hakkına karşı çıkılmaması gerekirken, hayvan hakları aktivistleri arasındaki anarşist bileşen suçlanmalıdır.
7. Bilim adamları ve ailelerinin tehditler, şiddet ve kişisel saldırılar kullanılarak zarar görmesi uluslararası düzeyde suç sayılmalıdır.
8. Uluslararası yasa zorlama tedbirleri yoluyla maksimum bir birleşik çaba bir terörist tabiatlı aktiviteden araştırmacıları ve araştırma faaliyetlerini korumak için gerçekleştirilmelidir.
İşkenceye Katılmayı Reddeden Hekimlerle İlgili Bildirge (DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ’NİN İŞKENCEYE KATILMAYI REDDEDEN HEKİMLERLE İLGİLİ BİLDİRGESİ), Dünya Tabipler Birliğinin Almanya’nın Hamburg kentinde, 1997 yılı Kasım ayında toplanan 49’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
” İşkence ve benzeri insafsızca, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlerde bulunmayı veya bunlara göz yummayı veya katılmayı reddeden tıp doktorlarının desteklenmesi için DTB önerisi”
1-Yukarıdaki başlıkla ilgili olarak çok sayıda uluslararası etik bildirge hekimlere bu konuda kılavuzluk etmek amacını gütmektedir.
2-Bunlar arasında Dünya Hekimler Birliği’nin Uluslar arası Etik Kodu, Cenevre Bildirgesi, Tokyo Bildirgesi ve Hekimin Ölüm Cezasına Katılımı Hakkındaki Çözümü, Ölüm Cezasına Hekimlerin Katılması Konusunda Nordik Ülkelerin Çözüm Metni ve Dünya Psikiyatrlar Birliği Hawai Bildirgesi bulunmaktadır.
3-Ancak bunlardan hiçbirinde hekimlerin nasıl/hangi sınırlarda korunacağına ilişkin açık bir ifade bulunmamaktadır. Tüm bu bildirge ve anlatımlarda; “açık bir destek ifadesi” veya bu gibi işlemleri farkeden hekimlerin korunması yükümlülüğü veya desteklenmesi yönünde bir anlatım yoktur.
ÇÖZÜM
4-Dünya Tabipler Birliği, kurumlaşmış tıp mesleğinin sorumluluğunu yineler ve yeniden doğrularken;
i.hekimleri insanlığa hizmet etmek ve bu yönde kendilerini adadıkları bu etik ilkelere zıt/karşı herhangi bir baskıya direnmek yolunda onurlarını korumak için cesaretlendirmek.
ii.hekimleri, böyle bir baskıya karşı direnç göstermeleri durumunda karşılaşacakları zorluklara ilişkin desteklemek.
iii.mesleğin yüksek etik ilkeleriyle uyumlu davranma çabasının sonucu olarak; sayısız zorlukla karşılaşan hekimlerin desteklenmesini ve yüreklendirilmelerini, Dünya Tabipler Birliği’nin ulusal üye birlikleri gibi öteki uluslar arası organizasyonlara da yaymak gerektiği vurgulanmıştır.
5-Dünya üzerinde pek çok ülkede; böyle insanlıkdışı işlemlerin sürmesi ve hekimlerin mesleki etik ilkelere uymaya yönelik tutumlarını baskı altına alan olayların belgelenmesi sonucu,
Dünya Tabipler Birliği şunları gerekli bulmaktadır;
i.Tıp doktorlarının işkence ve benzeri zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı işlemlere katılımını uluslar arası düzeyde protesto etmek,
ii.Tıbbi gizlilik de içinde olmak üzere yüksek etik ilkeleri desteklemek hakkı gözetilmek koşuluyla; kurbanların tedavi ve rehabilitasyonunda çalışan veya bu tür insanlıkdışı süreçlere katılmayı reddeden hekimleri korumak ve desteklemek ve ulusal hekimlik birliklerini de “koruma ve desteklemeye” çağırmak,
iii.İşkence kanıtlarını bildiren hekimleri desteklemek ve duyurmak ve hekimleri bu tür süreçlere katmak yolundaki girişimlerden kanıtlanmış olanları,
iv.İşkencenin belgelenmesinin, işkence kurbanlarının rehabilitasyonunun ve tedavilerinin, işkence konusundaki araştırmaların ve bu yöndeki eğitimin yüreklendirilmesi.
Dünya Tabipler Birliği Hamburg Bildirgesi, (ŞİDDET VEYA KÖTÜ MUAMELE KULLANIMI KONUSUNDA VEYA DÜŞKÜNLÜK YARATAN TEDAVİLERDE YER ALMAYI KABUL ETMEYEN VEYA BUNA ZORLANAN TIP DOKTORLARINA DESTEK İLE İLGİLİ DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ HAMBURG BİLDİRGESİ) Almanya’nın Hamburg kentinde 1997 yılı Kasım ayında toplanan 49’uncu Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği Hamburg Bildirgesi
ÖNSÖZ
1. Tıp mesleği tarafından kabul edilen birçok uluslararası ahlak bildirisi ve ana hatları temelinde dünyadaki tıp doktorlarının herhangi bir sebeple şiddet veya kötü muamelenin insanlara uygulanmasına veya düşkünlük yaratan işlemlere katılması, destek vermesi veya göz yumması yasaklanmıştır.
2. Bu bildiriler arasında birincisi Dünya Tabip Birliğinin Uluslararası Tıp Ahlakı yasası, Cenevre Bildirgesi, Tokyo Bildirgesi ve ölüm cezasında hekimin yer alması konusundaki tutumdur; yürürlükteki Avrupa hekimler komitesinin Madrid bildirisi; ölüm cezasında hekimlerin yer alması ile ilgili Nordic tutum ve Dünya Psikiyatri Derneğinin Hawaii bildirgesidir.
3. Bununla birlikte bu bildiri veya açıklamalardan hiçbirisi tıp doktorlarının insanlarda şiddet veya diğer şiddet türlerinin veya düşkünlük yaratan tedavi veya cezaların içerisinde yeralmaları emredildiğinde veya baskı uygulandığında hangi korumanın sağlanması gerektiği konusuna açıkça değinmemektedir. Ayrıca bu bildiri veya açıklamalardan hiçbirisi; bu tip işlemleri fark eden veya içinde yeralan hekimlerin koruma konusunda açık destek veya zorunluluk ifade etmez.
ÇÖZÜM
4. Dünya Tabip Birliği burada örgütlü tıp mesleğinin:
i) insanlığa hizmet eden ve bu görevi gerçekleştirmede; ahlaki prensiplere ters şekilde davranmaya yönelik herhangi bir baskıya direnen hekimlerin kararını desteklemek için tüm doktorları teşvik etmek;
ii) böyle bir baskıya direnmeleri sonucunda veya böyle bir insanlık dışı işleme karşı konuşma veya davranma girişimleri karşısında yaşadıkları zorluklarda hekimleri destekleme; ve,
iii) mesleğinin en yüksek ahlaki prensiplerine göre davranma çabaları sonucunda hekimleri maruz kaldığı zorluklara destek vermek için Dünya Tabip Birliğinin ulusal üye birliklerinin yanı sıra diğer uluslararası organizasyonlara desteğini genişletme ve teşvik etme sorumluluğunu burada tekrarlamakta ve vurgulamaktadır.
5. Ayrıca tüm dünyada birçok ülkede bu tip insanlık dış işlemlerin devamlı uygulanması açısından ve hekimleri meslekle ilgili ahlaki prensiplerin dışında davranmaya zorlamaya, belgelenmiş baskı olaylarında,
Dünya Tabipler Birliği aşağıdaki saptamaları yapmaktadır:
i) Tıp doktorlarının şiddet veya kötü muamelede; insanlık dışı veya düşkünlük yapan tedavi veya cezalandırma şeklinde davranmaları konusundaki baskıları uluslararası düzeyde kınamak,
ii) Bu tip insanlık dışı işlemlere katılmaya karşı çıkan veya tıbbi gizliliği içeren en yüksek ahlaki prensipleri saklı tutma hakkını sağlamanın yanı sıra, kurbanları tedavi ve rehabilite etmeye çalışan hekimleri desteklemek ve korumak üzere ulusal tabip birliklerine çağrı yapmak, destek vermek ve koruma altına almak;
iii) Bu tip işlemlerde hekimleri ilgilendiren girişimlerin bilinen kanıtlanmış olayları ortaya koymak; şiddet kanıtı bildiren hekimleri desteklemek ve bu konudaki bilgiyi yayımlamak; ve
iv) Şiddet ve bunun tedavisinin, hayatta kalanların rehabilitasyonun; şiddet konusunda belgelerin ve bu ifadede açıklanan mesleki konuların sonuçlarını tüm tıp fakülteleri ve hastanelerde öğretmek ve araştırmak için ilgili akademik yetkililere rica etmede ulusal tıp derneklerini teşvik etmek.
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, 4-5 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği Etik Bildirgeler Çalıştayında kabul edilmiştir. Bildirge, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayında güncellenmiştir.
Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi
Türk Tabipleri Birliği hekimlerin mesleklerini uygularken bazı haklara sahip olduklarını kabul eder. Ancak öncesinde önemle vurgulamak gerekir ki, hekim hakları hasta hakları kavramına karşı geliştirilmiş haklar değildir. Diğer bir deyişle, hekim hakları hasta hakları temel alınarak gerekçelendirilemez ve hasta haklarının getirdiği sorumlulukları azaltmaz.
Hekim haklarını hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları ve hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları olarak iki şekide tanımlamak gerekir:
1. Hekimin sağlık hizmeti sunduğu kişi ve topluma karşı hakları
a. Tıbbi ölçütler dışında hiçbir özellik ya da ölçüte göre ayrım yapmadan hizmet sunma, hekimlik mesleğinin temel değerlerindendir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda da belirtildiği üzere, hekim belli koşulların oluşması halinde sağlık hizmeti sunmayı reddedebilir. Ancak bu hakkın kullanılması için aşağıdaki koşulların sağlanıyor olması gereklidir; aksi taktirde hekim “ayrım yapmama” ilkesini çiğnemiş olacaktır.
• Kişinin sağlık durumu acil bir girişim gerektirmiyor olmalıdır.
• Sağlık hizmeti sunulacak kişi erişilebilir ve gereksinimle uyumlu nitelikteki bir başka hekime yönlendirilebiliyor olmalı ve bu yönlendirme kişinin sağlığını tehlikeye atmıyor olmalıdır. Hekim hizmet sunduğu kişiyle ilgili edindiği tüm tıbbi bilgileri meslektaşına aktarmakla yükümlüdür.
• Hekim hizmet sunmayı reddetme nedeni ve diğer hizmet olanakları konusunda hastayı bilgilendirmeli,
yönlendirmenin sağlık üzerinde olumsuz etkisi olmayacağını açıklamalıdır.
• Sözlü ya da fiziksel bir şiddet söz konusu olduğunda hekim hizmet sunmayı reddedebilir. Ancak yine de, yukarıdaki üç koşulun sağlanıyor olmasına özen gösterilmelidir.
• Hekim kendisine başvuran ya da hizmet sunmakta olduğu kişi ile daha önceden var olan kişisel bir ilişkisi nedeniyle mesleki yargılarının etkilenebileceğinden kaygılanıyor ise, böylesi bir durumda o kişinin uygun nitelikte sağlık hizmeti alamayacağı düşüncesi ile hizmet sunmayı reddedebilir. Bu durumda da ilk üç koşulun gerekleri yerine getirilmiş olmalıdır.
• Bulaşıcı bir hastalık söz konusu olduğunda; çalışma ortamında rutin korunma araçları bulunmuyor ve o
hastalığın bulaş riski tıbbi uygulama ile anlamlı biçimde artıyor ise, hekim kendisini ve başkalarını korumak gerekçesiyle hastayı uygun olanakların bulunduğu yerlere yönlendirebilir. Böylesi bir durumda hekim çalışma ortamının olumsuzluklarının en kısa zamanda düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunmalıdır.
• Rutin korunma önlemlerinin yetersiz kaldığı, enfeksiyon zinciri henüz tam olarak tanımlanmamış bulaşıcı hastalıklar söz konusu olduğunda, böyle bir duruma ilişkin kesin kurallar getirmek güç olmakla birlikte, Türk Tabipleri Birliği hekimin mesleki bilgi ve becerisi dolayısıyla hala toplumun diğer üyelerine göre etkin girişimde bulunabilecek tek kişi olduğunu, ayrıca tıp mesleği ile toplum arasında bulunan geleneksel sözleşmenin gereği olarak hekime sorumluluk düştüğünü anımsatır.
b. Hekim, sağlık hizmeti sunulan kişi ve yakınlarından gelebilecek istemleri, bilimsel bilgiye uyumluluğu temelinde değerlendirerek geri çevirme hakkına sahiptir. Ayrıca bu türden istemler, toplumsal kaynakları göz önünde bulundurarak adil dağılımı sağlamak adına da geri çevrilebilir.
2. Hekimin sağlık hizmetini örgütleyen ve finanse eden kurumlar ve çalıştığı kurumlara ilişkin hakları
a. Çalışma koşullarına ilişkin haklar: Hekim; çalışma ortamının fizik özelliklerinden mesleki risklerin olası en düşük düzeye indirilmesine ve hizmetin uygun nitelikte sunulabilmesi için gerekli araçların sağlanmasına dek tüm koşulların belli nitelikte olmasını talep etme haklarına sahiptir. Hekimlerin çalıştıkları kurumlarda, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı sağlanmalıdır. Sağlık hizmeti sunan kurumlar, özellikle de devlet hem sağlık hizmetlerini sunması, hem de denetleme görevinin olması nedeniyle, bu hakkın kullanılmasının koşullarını güvence altına almakla yükümlüdür.
b. Hekim, hekimlik meslek ahlakına uygun olmayan davranışlara ortak olmayı reddetme hakkına sahiptir.
c. Özlük hakları: Hekim bir çalışan olarak çalışma güvencesine sahip olma, yeterli gelir elde etme, izin kullanma, emeklilik, sürekli mesleki gelişimini sağlayacak etkinliklere katılma gibi haklara sahiptir.
d. Demokratik haklar: Hekim örgütlenme hakkına, çalıştığı kurumlarda yönetsel ve hizmete ilişkin kararlara katılma ve denetleme hakkına sahiptir.
e. Hekim; geri ödeme kurumları ya da çalıştığı hastane gibi kurumların bilimsel bilgiyle gerekçelendirilmeyen istemlerini reddetme / uygulamama hakkına sahiptir.
Türk Tabipleri Birliği yukarıdaki hakların yanı sıra hekimlerin sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim haklarının olduğunu da vurgular.
Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi, Türk Hekimleri Dostluk ve Yardımlaşma Derneği – HEKİMDER tarafından 2013 yılında ilan edilmiştir. Hekimder, hekimlerin haklarını tanımlamış ve tüm çalışmalarında Evrensel Hekim Hakları Bildirgesini referans alacakları açıklamıştır.
EVRENSEL HEKİM HAKLARI BİLDİRGESİ
Hekimlik ve hekimlik uygulamaları evrenseldir.
Evrensel hekim hakları; hekimin, insani onurunu ve hekimlik mesleği onurunu gözeterek etik kurallar çerçevesinde hizmet vermesini amaçlar.
Sağlık hizmeti sunumu yapan hekimlerin kanuni temel hakları Evrensel Hekim Hakları Bildirgesi’nde dört ana başlıkta ele alınmıştır:
1. Bireysel haklar
2. Hastaya ilişkin haklar
3. Topluma ilişkin haklar
4. Devlete, kurumlara ve bilime ilişkin haklar
1. Bireysel Haklar
a) Hekimlik mesleği, yalnızca tıp ve diş hekimliği fakültelerinden mezun olanlar tarafından icra edilebilir.
b) Hekim, hastaya yararlı olma adına özgürlük ve onurundan vazgeçemez. Hekim, özgürlük ve onurunu koruma hakkına sahiptir.
c) Hekim, aidiyeti açısından (ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, siyasi görüşü, ulusu, kökeni, mülkiyeti, doğuşu, ailesi vb.) kendinde bir üstünlük veya eksiklik göremez.
ç) Hekim, görevini bilimin, tıp etiğinin ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde bilimsel ve vicdani kanaatine göre yapmalıdır. Mesleki faaliyetinin icrası sırasında her türlü etki, baskı ve şiddetten uzak bir ortamın sağlanmasını talep etme hakkına sahiptir.
d) Hekim, hastası için kendi yaşamını ve güvenliğini tehlikeye atmama hakkına sahiptir.
e) Hekim, bireysel ve hukuksal kişiliğinin korunmasını talep etme hakkına sahiptir.
f) Hekim, doğal yaşamını sürdürebilmek için gerekli olan beslenme, dinlenme, haberleşme gibi ihtiyaçlarını karşılama hakkına sahiptir.
g) Hekim, tıbbi görüşlerini her zaman ve her yerde söyleme hakkına sahiptir.
h) Hekim, istirahat hakkına sahiptir.
2. Hastaya İlişkin Haklar
a) Hekim, hasta haklarını gözetmek, özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmek, olası mesleki hata riskini en aza indirmek amacı ile her hastasına en az on beş dakika ayırma hakkına sahiptir. Bu süre idari kararlarla azaltılamaz.
b) Acil durumlar haricinde, hekim-hasta arasındaki güven ilişkisi zedelendiğinde hekim hastayı reddetme hakkına sahiptir.
c) Hastanın hekimiyle paylaşmadığı bilgilerden doğan sonuçlardan hekim sorumlu tutulamaz.
ç) Hekim, hastanın hekime daha fazla yükümlülük getiren taleplerini, doğrudan aydınlatma görevini yaparak ve hastanın bu talebini gerekçe göstererek reddetme hakkına sahiptir.
d) Hekim, uygun görmediği tedaviyi uygulamama hakkına sahiptir.
e) Hekim, teşhis ve tedaviye ilişkin her türlü soruyu hastasına sorma hakkına sahiptir.
f) Hekimin, hastasını muayene ederken uygun şartların (yardımcı sağlık personeli, uygun fiziki ortam vb.) sağlanmasını talep etme hakkı vardır. Hekim, bu şartların sağlanmadığı durumlarda meydana gelecek olumsuzluklardan sorumlu tutulamaz.
g) Hekim, hastasının aidiyeti (cinsiyeti, ırkı, rengi, dili, dini, görüşü, kültürü, ülkesi, mülkiyeti vb.) ile ilgili ayrım yapmadan hizmet verirken, yasal düzenlemelere dayalı olarak uygun gördüğü ilacı reçete etme, tıbbi malzeme seçme ve rapor verme hakkına sahiptir. Bu hak kısıtlanamaz.
ğ) Hekim, hastanın güvenliğinden sorumlu değildir.
h) Hekim, hastayı yatırma ve taburcu etme kararını verme hakkına sahiptir.
ı) Hekim, hastaya sarf ettiği emeğin karşılığını alma hakkına sahiptir.
i) Hastanın hekimini seçtiği durumlarda (randevulu hasta), yaptığı tercih nedeni ile hekimden ilave beklentisi olamaz.
3. Topluma İlişkin Haklar
a) Evrensel etik ilkeler çerçevesinde acil olan hastayı kabul edip değerlendirme durumunda olan hekim, hastanın “acil” olup olmadığına karar verme hakkına sahiptir.
b) Hekim hasta ve hasta yakınlarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptir.
c) Hekim, uzmanlık alanına giren ve girmeyen hususlarda hastanın yararına olmak üzere bilimsel bilgi ve bulgu elde etmek, elde ettiği bulguları değerlendirmek amacı ile konsültasyon isteme hakkına sahiptir. Bu hakkı idari kararlarla kısıtlanamaz.
ç) Hekim, şahitlik yapma ve şahitlikten çekilme hakkına sahiptir.
d) Hekim, mesleki risklerden korunma hakkına sahiptir.
e) Hekim hastayı, hasta yakınlarını ve toplumu eğitme hakkına sahiptir.
4. Devlete, Kurumlara ve Bilime İlişkin Haklar
a) Hekim, ulusal ve uluslararası bilimsel gelişmelere katkı vermek ve katkı almak hakkına sahiptir. Bu hakları sınırlanamaz.
b) Hekim, çalıştığı kurumun altyapı eksikliğinin sorumluluğunu yüklenmek zorunda değildir.
c) Hekim, kazanılmış haklarından vazgeçmeme hakkına sahiptir.
ç) Hekim, akademik olarak kendini geliştirme hakkına sahiptir. Bu hak, kanuni düzenlemelerle engellenemez.
d) Hekim, emekliliğinde temel ihtiyaçlarını karşılayacak yasal ve ekonomik güvenceye kavuşma hakkına sahiptir. Devlet, bu altyapıyı sağlamak zorundadır.
e) Hekim, çalıştığı kuruma zarar verecek nitelikte olmamak kaydıyla, muayenehanesinde hizmet verme hakkına sahiptir.
f) Hekim, hekimlik onurunu zedeleyecek şekilde olmamak kaydıyla yayın ya da propaganda yapma hakkına sahiptir.
g) Hekimlik hizmeti evrenseldir. Kamu veya özel hizmet olarak ayrı değerlendirilemez. Hekim, evrensel olan sağlık hizmetini yürütürken kamu-özel ayrımı yapılmadan, eşit şekilde değerlendirilme hakkına sahiptir.
ğ) Hekimin; istirahat etmeksizin ve kişisel özgürlüklerini kısıtlayarak çalışması beklenemez.
h) Hekim, insani sınırlardaki çalışma saatleri içerisinde sağlıklı bir şekilde hizmet verme hakkına sahiptir.
ı) Eğiticilerin hekim yetiştirmeyi engelleyecek uygulamalarda bulunması kabul edilemez. Hekim, bu tür uygulamaları reddetme hakkına sahiptir.
i) Hekim, sağlığının korunması ve mesleki uygulamalarına ilişkin risklere karşı sigortalanmış olma hakkına sahiptir. Bu kapsamda sosyal güvencesi sağlanmalıdır.
j) Hekim, sağlık hizmeti verdiği kamu ya da özel kurum ve kuruluşlarda yönetim faaliyetlerine katılmak, yönetim kararlarından haberdar olmak ve gerekirse kararlara şerh koyma hakkına sahiptir.
k) Şiddete maruz kalan, hakkında kötü tıbbi uygulama iddiası nedeni ile soruşturma başlatılan hekim, çalıştığı kurumdan ücretsiz hukuki yardım alma hakkına sahiptir.
l) Hekimlik ve tıpta uzmanlık eğitimi verme yetkisine sahip kurumlar uluslararası yeterliliğe sahip olmalıdır. Eğer eğitim veren kurumlar bu yeterliliğe sahip değilse, eğitim görenler bu eğitimi talep etme ya da bu eğitimi alabileceği yerde eğitimine devam etme hakkına sahiptir.
m) Hekim, mesleğini icra ederken zarar gördüğü her durumda tazminat isteme ve maluliyet hakkına sahiptir.
n) Hekim, mesleki yıpranmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
o) Hekimlik sanatının nasıl uygulanacağı idari otoriteler tarafından belirlenemez. Hekimin hekimlik yapma yetkisini kendisini yetiştiren tıp fakültesi verir.
ö) Hekim, mesleğini hakkıyla yerine getirebilmesi için maddi kaygılardan soyutlanmış biçimde hizmet verme ve karşılığında yeterli ücret alma hakkına sahiptir.
Hekim Hak ve Yükümlülükleri, Tıp ve Sağlık Hukuku kapsamında; hekim ile hasta arasındaki ilişkiler çerçevesinde hekimlerin hukuken korunan hakları ile vecibelerinden oluşmaktadır. .
Hekimlerin Yeterli Eğitim Alma ve Sürekli Mesleki Gelişim Hakkı
Hekimler, ağır mesleki, etik ve hukuki sorumlulukları üstlenebilmeleri için yeterli ve nitelikli bir eğitim alma hakkına sahiptirler. Tıp fakültelerindeki teorik ve uygulamalı eğitimin müfredatı ve uygulaması, hekimleri sahaya çıktıklarında gereksinim duyacakları her türlü bilgi, beceri ve tutuma sahibi kılmalıdır. Farklı tıp fakülteleri ve eğitim kurumlarındaki pratisyen ve uzman hekim eğitimlerinin standardizasyonu sağlanmalı ve yetişen hekimlere/uzmanlara eğitimde eşit fırsatlar verilmelidir.
Hekimlerin Yeterli Ücret Alma Hakkı
Hekimler, tıbbi bilgilerini, mesleki gelişimlerini kesintisiz olarak sürdürebilecekleri şekilde eğitim alma hakkına sahiptirler. Hekimlerin tıp fakültesinden mezuniyeti sonrası eğitimlere katılabilmeleri, mesleki bilgi ve becerilerini süreklilik kazandırma ve yenileyebilmeleri amacıyla; eğitime yeterli zaman, uygunluk/ulaşılabilir eğitim programları, tıp eğitimi için gereken ekonomik kaynaklar sağlanmalıdır. Hekimler, aldıkları tıp eğitimi, harcadıkları emek ile üstlendikleri mesleki risk ve sorumluluklara uygun yeterli bir ücret alma hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Mesleğini Serbestçe İcra Etme Hakkı
Hekimler, hiçbir kişi veya merciden baskı görmeden serbestçe mesleğini en iyi şekilde icra edebilme hakkına sahiptirler. Hekimler mesleklerini icra ederken; bilimsel kanıtlar, meslek etiği, mesleki vicdan ve hukuka karşı kendini sorumlu görmelidirler. Yöneticilerin, Hasta ve hasta yakınları ile diğer tarafların hekimlere herhangi bir şekilde psikolojik, sosyal, ekonomik ve fiziki baskı yapmaları gibi, tıbbi endikasyon dışı veya gerçeğe aykırı rapor düzenlemeye zorlamaları kabul edilemez. Hekimden kendi değerlerine ters düşen mesleki bilgisi, tıp etiği, hukuk, vicdan gibi işlemler talep edilemez.
Hekimlerin Modern Teknoloji ve Bilimi Kullanma Hakkı
Hekimler, modern tıp teknolojisinden ve bilimsel gelişmelerden yoksun bırakılmadan yeterli donanımlarla mesleğini icra edebilmelidir. Hekimler, bu amaca uygun ortam ve ekipmanı devletten yada bağlı bulunduğu kurumdan talep etme hakları bulunmaktadır.
Hekimlerin Yönetimsel Kararlara Katılma Hakkı
Hekimler, çalıştıkları sağlık kurumundaki yönetimsel kararlara görüş beyanı, eleştirisel önerilerde bulunma ve organizasyonlara katılma hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Hastayı Reddetme Hakkı
Hekimler, acil yardım, insani ya da resmi zorunluluklar dışında, makul ve haklı bir gerekçe ile hastayı reddetme hakkına sahiptirler. Hasta ile hekim arasındaki ilişkide güven sarsılmış; hastanın hekime yanlış beyanı, hekime karşı tehdit ve/veya hakaret içeren sözler ve ilişki iki taraf için de yararlı sonuçlar doğurmayacak bir sürece girmiş ise hekim hastayı reddetme hakkı bulunmaktadır. Böyle bir durumda hastanın zarar görmemesi adına acil veya hayati tehlike olmaması ve alternatif hekime kolay ulaşabilme imkanının bulunması gerekmektedir. Hekimin hastayı reddetme hakkı; din, dil ırk, cinsiyete dayalı ayrımcılık veya nefret sebeplerinden kaynaklanmamalıdır. Hekim, tıbbi müdahalenin ortasında haklı bir gerekçe olmaksızın ve hastanın zarar görme olasılığı bulunmaksızın hastanın tedavisini yarıda kesme hakkına sahip değildir.
Konsültasyon İsteme Hakkı
Hekimler tıbbi, etik ve hukuki gerekçelerle hastası için bir başka hekim veya hekimlerden konsültasyon isteme hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Sağlığını Koruma ve Mesleki Risklerden Korunma Hakkı
Hekimlerin, kendi sağlıklarını koruma, enfeksiyon ve radyasyon gibi mesleki risklere karşı korunma hakkına sahiptirler. Hekimler sağlıklı çalışma ortamı ve ihtiyacı olan dinlenme zamanına sahip olabilmelidir. Hekimler acil, nöbet ve mesai dışı çalışma süreleri de dahil olmak üzere, makul iş yükü altında çalışmalı, angaryadan korunmalıdırlar.
Hekimlerin İyileşme Garantisi Vermeme Hakkı
Hekimler, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi ile diş hekimliği uygulamaları gibi bazı istisnai durumlar haricinde hastalarına iyileşme garantisi vermeme hakkına sahiptirler.
Hekimlerin Hastasına Yeterli Zaman Ayırma Hakkı
Hekimlerin hastasına yeterli zaman ayırma hakkı vardır. Hekimler, hastalarının tıbbi bakımını tehlikeye sokacak ve sağlıklı değerlendirilmesini engelleyecek şekilde yoğun iş yükü ve zaman baskısı altına sokulmamalıdır.
Hekimlerin Tanıklıktan Kaçınma Hakkı
Hekimler, meslekleri gereği hasta hakkında öğrendikleri bilgiler nedeniyle tanıklıktan kaçınma hakkına sahiptir. Hastalar kabul ettiği durumlarda tanıklıktan çekilemezler. Hastalar, tedavi olmak amacıyla en yakınlarından gizledikleri sırları hekimlerine açıkladıkları için, bu mesleki sırların hekim tarafından açıklanması meslek sırrını ifşa suçunu oluşturmaktadır. Hekimler, hastalarıyla ilgili bilgileri açıklamaya zorlanamazlar.
Hekimlerin Tedaviyi Belirleme Hakkı
Hekimler, kanıta dayalı bir hastalığın tedavisinde uygulanabilecek standart yöntemlerden herhangi birini tercih etmekte serbesttirler. Hekimler hastası için uygun bulmadığı bir tedaviyi uygulamaya zorlanamazlar.
Hekimler Bilgi Alma ve Tavsiye ile Tedavisine Uyumu İsteme Hakkı
Hekimler, hastalarından doğru bilgi alma, tedavi için önerdikleri ilaçların uygun şekilde kullanılması yönünde ve diğer tavsiyelere uyulmasını isteme hakkına sahiptirler.
Hekimler Cezalandırma Eylemlerinde Bulunmama Hakkı
Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları, 1994 yılı eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
Felaket Hallerinde Tıp Ahlak Kuralları
1. Bu belgenin amacı yönünden bir felaketin tanımı özellikle tıbbi konulara odaklanmaktadır.
Felaket genellikle ani ve şiddetli olan, büyük oranda maddi hasar, insanların ve/veya kurbanın ve/veya toplumun önemli tahribi veya bunların bir kombinasyonu ile sonuçlanan bir felaket olayının ani olarak meydana gelmesidir. Bu kapsamdaki tanım bu yazıda değerlendirilenlere ek olarak diğer problemlere yol açan uluslararası veya iç kökenli çatışma ve savaş durumlarını içermez. Tıp açısından felaket durumları belirli bir zaman dönemi içerisinde tıp mesleğinin kapasite ve kaynakları ile kurbanların veya sağlığı tehdit altında olan insanların ihtiyaçları arasında akut ve önceden görülemeyen bir dengesizlikle karakterizedir.
2. Doğal (deprem), teknolojik (nükleer veya kimyasal kazalar) veya kaza (tren kazaları) gibi felaketler özel önlemler ortaya çıkaran birkaç özellikle karekterizedir:
a) Ani meydana gelmeleri çabuk şekilde eyleme geçmeyi gerektirir;
b) Normal koşullara göre ayarlanan tıbbi kaynakların yetersizliği: Büyük kurban sayısı mevcut kaynakların mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak amacı ile en etkili şekilde kullanılması gerektiği anlamına gelir;
c) Maddi veya doğal hasar kurbanlara ulaşmayı zorlaştırır ve/veya tehlikeli hale getirir;
d) Çevre kirliliği ve epidemi risklerine bağlı sağlık durumuna olumsuz etkiler yapar;
Buna uygun şekilde, felaketlerde taşıma ve gıda desteğinden tıbbi hizmetler, güvenlik, yangın, ordu gibi hizmetlere kadar değişen birçok farklı müdahale tiplerini ilgilendiren çok yönlü bir cevap gerektirir.
Bu uygulamalar kamu ve özel çabaları koordine etmek için etkili ve merkezi bir otoriteye ihtiyaç duyar. Kurtarma çalışanları ve hekimler duygusal olarak yüksek durumdaki böyle bir olayda toplum tarafından talep edilen ahlaki gereksinimlerle bir şekilde yüklenmek zorunda oldukları bireysel ahlak kuralları içerisinde istisnai bir durum ile karşılaşır.
Önceden tanımlanmış olan ve öğretilen ahlaki kurallar hekimin bireysel ahlak kurallarını tanımlamalıdır.
Kısa zamanda oluşan yüksek sayıda yaralılara ve bölgeye yetersiz ve/veya hatalı tıbbi kaynak ayrılması özel bir ahlak problemi ortaya koyar. Bu koşullar altında tıbbi hizmetleri sağlamak ahlaki konulara ek olarak teknik ve organizasyon konuları ile ilgilidir.
Dünya Tabiler Birliği, bu yüzden, felaket durumlarında hekimlerin rolü için aşağıdaki ahlaki tutumları önermektedir.
3. TRİAJ
3.1 Triaj değişik sağlık durumlarındaki birçok kurban ile ilgili o anda bulunan sınırlı tedavi kaynaklarına bağlı birinci ahlaki problemi ortaya koyar. Triaj bir teşhis koymaya ve bir prognoz belirlemeye dayanan tedavi ve müdahaledeki öncelikler konusunda bir tıbbi eylemdir. Hastanın yaşamı triaja bağlı olacaktır. Tıbbi ihtiyaçları, tıbbi girişim olanaklarını ve mevcut kaynakları hesaba katarak, çabuk şekilde gerçekleştirilmelidir. Yeniden canlandırmanın hayati eylemleri triaj olarak aynı anda gerçekleştirilmek zorunda kalınabilir.
3.2 Triaj yeterli personel tarafından yardım edilerek yetkili ve deneyimli bir hekim tarafından sağlanmalıdır.
3.3 Hekim, kurbanları aşağıdaki şekilde ayırmalıdır:
a) Kurtarılabilecek fakat yaşamları ani tehlikede olmayan, düz bir tedavi gerektiren veya sonraki birkaç saat içerisinde öncelik taşıyan kurbanlardır;
b) Yaşamları ani tehlikede olmayan ve ani tıbbi bakım gerektirmeyen fakat erken müdahale edilmesi gereken kurbanlar;
c) Daha sonra veya çalışanların rahatladığı zaman tedavi edilebilecek, yalnızca küçük tedavi gerektiren yaralı kişiler;
d) Kişisel olarak ilgi gerektirmeyen fakat akut şekilde rahatsızlınırsa ikna edilmesi veya sakinleştirilmesi gerekebilen, ikna olma ihtiyacı duyan pskilojik olarak travmaya uğramış kurbanlar;
e) Radyasyona maruz kalma veya özel zaman ve yer şartlarında kurtarılamyacak derecede yanıkları olan veya çok uzun sürecek ve bu yüzden hekimlerin onlar ve diğer hastalar arasında bir seçime mecbur kalacağı özel bir ameliyat ihtiyacı olan kompleks cerrahi vakalar gibi son derece ciddi yaralanmaları olan, durumları mevcut tedavi kaynaklarını aşan kurbanlar. Bu sebeplerle bu kurbanların tümü “acil müdahalenin ötesinde” vakalar olarak sınıflandırılabilir. Felaket durumunda belirtilen öncelikler konusunda “yaralı bir kişiyi terk etme” kararı, “ölümcül tehlikede bir kişiye yardım konusunda eksiklik” olarak değerlendirilemez. En fazla sayıda kurbanı kurtarma niyeti taşıdığı zaman haklıdır.
f) vakalar düzelebildiği ve böylece kategori değiştirebildiği için, triaj ile yükümlü görevlinin durumu düzenli olarak yeniden belirlemesi önemlidir.
3.4 a) Ahlaki açıdan triaj ve “acil bakımın ötesinde” kurbanlara yönelik benimsenen tutum insan kontrolünün ötesindeki istisnai durumlarda hemen mevcut yolları uygulamaya konulması dahilinde bir hekim için neye mal olursa olsun ümidin ötesindeki bir hastanın yaşamını korumakta ısrar etmek böylece başka bir yerde gereken kaynakları harcamak ahlaki bir tutum değildir. bununla birlikte, hekim kişilerin özel yaşamlarının bu anına şefkat ve saygı göstermeli, örneğin onları diğerlerinden ayırarak ve uygun ağrı giderici ve sakinleştiriciler uygulayarak görevini yerine getirmelidir.
b) Hekim mevcut yolları değerlendirerek kendi bilincine göre davranmalıdır. Düzelme şansı olan ve en az morbidite ile sınırlı en yüksek sayıdaki ciddi vakaları kurtaracak tedavi önceliklerini ayarlamaya çalışmalı ve şartlar dolayısıyla ortaya çıkan sınırları kabullenmelidir. Hekim çocukların özel ihtiyaçları olabileceği gerçeğine özel ilgi göstermelidir.
4. KURBANLAR İLE İLİŞKİLER
4.1 Kurbanlara verilen bakımın tipi ilk yardım ve acil tıbbi bakım olacaktır. Bir felaket olayında hekim yardım isteği beklemeden ve ayırım yapmadan her kurbana tıbbi yardım sağlamalıdır.
4.2 Kurtarılabilecek hastaları seçerken, hekim yalnızca acil durumlar değerlendirmeli ve tıbbi olmayan ölçütlere dayanan diğer herhangi bir değerlendirmeye yer vermemelidir.
4.3 Kurbanlar ile ilişkiler, hastaların çıkarının koruması gerektiğine saygı duyulacak, mümkünse ani acil yardımda onaylarını alarak sonuçlanan ilk yardım tıbbi bakımı ve ihtiyacın durumu ile belirlenir. Bununla birlikte hekim ilgili popülasyonların kültürel farklılıklarına kendini ayarlamalı ve durumun gereklerine uygun şekilde davranmalıdır. Mümkün olduğunca fazla yaşamı kurtarmak ve morbiditeyi gerçek minimum düzeye indirmek için duygusal bakımın yanı sıra teknolojik bakımı da içeren optimal bakım kavramları ile yönlendirilmelidir.
4.4. Kurbanlarla ilişkiler, hayatını yitirenler için yas tutması ile ilgili, teknik tıbbi davranışlardan oldukça ayrı olan, kişilerin psikolojik gerginliklerini kavrama ve onlara destek olma ile ilgili yönleri içerir. Bunlar kurbanların ve ailelerinin kader ve moral durumlarına saygı duymayı içerir ve hayatta kalanlara yardım eli uzatmayı gerektirir.
4.5 Hekim geleneklere, dini kurallara ve kurbanların inançlarına saygı duymalı ve ayırım gözetmeden davranmalıdır.
4.6 Mümkünse, karşılaşılan zorluklar ve kurbanların tespiti, tıbbi takip için rapor edilmelidir.
5. ÜÇÜNCÜ ŞAHISLAR İLE İLİŞKİLER
Hekim basın ve diğer üçüncü şahıslarla diyalog kurduğunda gizliliği ve özel hayatı korumak ve tedbir ve tarafsızlığı uygulamak ve felaket durumlarını çevreleyin duygusal ve politik atmosfer ile ilgili kader ile davranmak konusunda her hastaya karşı görevlidir.
6. DİĞER SAĞLIK PERSONELİ GÖREVLERİ
Hekimler için geçerli olan ahlaki prensipler hekimin denetimindeki personel için de geçerlidir.
7. EĞİTİM
Dünya Tabipler Birliği felaket tıbbı eğitiminin üniversite kapsamında ve tıptaki mezuniyet sonrası kurslarda yer almasını önermektedir.
8. SORUMLULUK
Dünya Tabipler Birliği üye devletlere ve sigorta şirketlerine, felaket veya acil durumlarda çalışırken hekimlerin maruz kalabileceği eksiklik ve herhangi bir kişisel zararı kapsamak üzere bağlantı kesikliği olmadan sorumluluğu veya bunun azaltılmış bir formunu uygulamak üzere çağrı yapmaktadır.
Dünya Tabipler Birliği; hükümetlerden şunları istemektedir:
a) yabancı hekimlere yardım ve koruma sağlanması ve eylemlerinin, çalışmalarının ve uygulamalarının ırk, din ve benzeri temellerde ayırım yapmadan kabul edilmesi.
b) üst düzey yetkililerin ziyaretleri sırasında tıp hizmetlerinin aksamamasına öncelik verilmesi.
Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi, İtalya’nın Venedik kentinde 1983 yılında toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Sağlıkla ilgili evrensel belgeler içerisinde yer alan bir Bildirge; hastanın yakın bir gelecekte öleceği gerçeğini değiştirmeyecek olan tedavi şartlarını ve tıp etiği ilkelerini belirlemektedir. Dünya Tabipler Birliği, hastalıkların tedavisinde olduğu gibi ölümle sonuçlanması halinde de hastanın kişisel ve manevi hakları ile toplum yararını gözetme zorunluluğunu kural haline getirmiştir.
Ölümle Sonuçlanacak Hastalıklarla İlgili Venedik Bildirgesi
1-Hekimin görevi hastalarını iyileştirmek, olabildiğince onların acılarını gidermek, hastalarının çıkarlarını iyi şekilde koruyacak biçimde davranmaktır.
2-Hastada iyileşmeyecek bir hastalığın ay da malformasyonun bulunduğu durumlar bile, bu ilke için bir ayrıklık (istisna) oluşturmaz.
3-Bu ilke, aşağıdaki kuralların uygulanmasına engel değildir:
3.1.Hekim, ölümcül hastalığın son dönemindeki bir hastada hastanın rızası, hasta kendi isteğini açıklayamıyorsa en yakın akrabasının kararı-ile tedaviyi keserek hastanın acısını dindirebilir. Hekim tedaviyi kesme gerekçesiyle, ölmekte olan kişiye yardım etme ve onu hastalığının son döneminde rahatlatmak için gerekli ilaçları verme sorumluluğundan kurtulamaz.
3.2.Hekim hastaya herhangi bir yarar sağlamayacak olan ve olağan olmayan yöntemler uygulamaktan kaçınmalıdır.
3.3.Hekim, hasta yaşam bulgularının geri dönmeyecek şekilde kesildiği son döneme girdiğinde, ülkesinin yasalarına uygun davranmak koşuluyla, hastanın yetkili yakınının resmi rızasını sağlayarak, ne transplantasyon ameliyatı ile ne de hastaya verilen tedaviyle ilgili olmayan hekimler tarafından verilmiş ölüm raporuna (ya da yaşam bulgularının geri dönmeyeceğini belirten rapora) dayanarak, transplantasyon için gerekli organlarını canlı tutabilecek yapay yöntemleri hastaya uygulayabilir. Bu yapay yöntemlerin ücretini verici ya da akrabaları ödememelidir. Vericiyi tedavi eden hekimler alıcıdan ve alıcıyı tedavi edenlerden bütünüyle bağımsız olmalıdır.
Sağlık Hizmeti Sunulmasında On İki İlke, Dünya Tabipler Birliğinin 1963 yılı ekim ayında New York’ta düzenlenen 17’nci genel kurul toplantısında kabul edilmiştir. Belirlenen on iki ilke; 1983 yılında Venedik’te düzenlenen 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda ve 2006 yılında Güney Afrika’da yapılan genel kurulunda güncellenmiştir. Dünya Tabipler Birliği tarafından belirlenen bu ilkeler; devletler, sağlık kuruluşları ve hekimler bakımından sağlık hizmetlerinde uyulması gereken temel normları belirleyen evrensel bir metindir.
BÜTÜN ULUSAL BAKIM SİSTEMLERİ İÇİN SAĞLIK BAKIMI SUNULMASINDA ON İKİ İLKE ( WMA STATEMENT ON THE TWELVE PRINCIPLES OF PROVISION OF HEALTH CARE IN ANY NATIONAL HEALTH CARE SYSTEM)
Öndeyiş:
Dünya yüzünde sağlık hizmetleri, büyük ölçüde bırakınız yapsınlar tarzında olanlardan, bütünüyle ve kapsamlı şekilde devlet tarafından örgütlenenlere dek çok çeşitli biçimlerde düzenlenmiştir. Bütün sistemleri ayrıntılı olarak anlatmak olanaksızdır; ama bir kısım ülkenin yalnızca son derece gereksinimi olanlara yardım ettiği, bir kısmının ise bütün sağlık bakımını örgütleyerek daha da ileri gittiği söylenebilir. Sağlık bakımı alanında hükümet politikaları ve eylemleri ile kişisel girişimin buna çeşitli derecelerde katılması sonucunda; tıbbi bakım sağlama yolları sonsuz bir çeşitlilik içinde ortaya çıkmaktadır.
Bu alanda en uygunu kuşkusuz, “hem hekimin, hem de hastanın özgürlüğüne en geniş saygıyı göstererek erişilen en yüksek düzeyde sağlık hizmetinin sunulması” olmalıdır. Ancak beğenenlerin de, beğenmeyenlerin de bulunacağı çeşitli ulusal sistemlerin gündelik uygulamaları sırasında ortaya çıkan sorunların çözümünde işe yaraması açısından, yukarıdaki tipte bir formül kesinlikten çok uzak olmaktadır. Dünya Tabipler Birliği(DTB), tıbbi uygulamanın temel ilkelerini korumak ve hekimlik mesleğinin özgürlüğünü savunmakla görevlidir. Sonuç olarak DTB’nden çeşitli sistemlerle ilgili değer yargıları üretmesi beklenemez. Bununla birlikte DTB’nin hekimlik mesleğinin hangi koşullarda devletin sağlık hizmetleriyle işbirliği yapabileceğine, olabildiği ölçüde karar vermek gibi güç bir görevi de vardır.
İlkeler:
I-Hangi sağlık sisteminde olursa olsun, hekimlik uygulamasının koşulları hekim örgütlerinin temsilcilerine danışılarak belirlenmelidir.
II-Her sağlık sistemi, hastanın kendi seçtiği hekime başvurmasına, hekimin de yalnızca kendi seçtiği hastalara bakmasına izin vermeli; her iki hak da herhangi bir şekilde zedelenmemelidir. Özgür seçim ilkesine, tıbbi tedavinin bütünüyle ya da kısmen tedavi merkezlerinde sağlandığı yerlerde de uyulmalıdır. Acil durumdaki bir hastaya bakmak, hekimler için mesleki ve ahlaki yönden zorunlu bir görevdir.
III-Her sağlık bakım sistemi, diplomalı bütün hekimlere açık olmalıdır. Gerek hekimlik mesleği, gerekse birey olarak hekimler, istemedikleri görevi almaya zorlanmamalıdırlar.
IV-Hekim, mesleğini istediği yerde uygulamakta ve hizmetini, eğitimini gördüğü uzmanlık dalı ile sınırlandırmakta özgür olmalıdır. Söz konusu ülkenin tıbbi gereksinimleri karşılanmalı ve olabildiği ölçüde; hekimlik mesleği genç hekimleri hekime en çok gereksinim duyulan yörelere yönlendirmeye çalışmalıdır. Bu bölgelerin başka yerlerden daha az beğenilir olduğu durumlarda; bu bölgelere giden hekimler uygun biçimde özendirilmeli, araç-gereçleri yeterli olmalı ve yaşam düzeyleri mesleki sorumlulukları ile orantılı bulunmalıdır.
V-Meslek, sağlığa ve hastalığa ilişkin sorunlarla uğraşan bütün resmi kuruluşlarda yeterince temsil edilmelidir.
VI-Hekim-hasta ilişkisinin gizlilik yönü, hastanın tedavisinin ve daha sonraki kontrollerinin her evresinde bulunan herkes tarafından kabul edilmeli ve gözetilmelidir. Yetkililer de bu konuya gerekli saygıyı göstermelidir.
VII-Hekimin ahlaki, ekonomik ve mesleki bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır.
VIII-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretlerin hekim ile hasta arasında doğrudan doğruya anlaşma şeklinde belirlenmediği ulusal sağlık bakım sistemlerinde emeğin karşılığını belirleyen yetkililer, hekimin ücretini yeterince karşılamalıdır.
IX-Hekimlik hizmetlerine ilişkin ücretler saptanırken, verilen hizmetler değerlendirilmeli ve bu ücretler yalnızca ödeme yapan yetkili kurumun ekonomik durumuna göre ya da tek yanlı hükümet kararlarının bir sonucu olarak belirlenmemeli, aynı zamanda hekimlik mesleğini temsil eden kuruluş tarafından da kabul edilebilir olmalıdır.
X-Gerek hizmetin niteliğini korumaya, gerekse hizmetlerden yararlanmaya yönelik olarak hekimlik hizmetlerinin sayı ve maliyet yönünden gözden geçirilmesi yalnızca hekimler tarafından yapılmalı ve durum ulusal değil, yerel ve bölgesel standartlara göre değerlendirilmelidir.
XI-Hastanın çıkarlarının korunabilmesi yönünden, hekimin yürürlükteki tıbbi standartlara uygun biçimde reçete yazma ya da gerekli gördüğü başka herhangi bir tedaviyi önerme hakkı sınırlanmamalıdır.
XII-Hekim, mesleki bilgisini arttırmaya ve mesleki düzeyini yükseltmeye yönelik her etkinliğe katılmaya özendirilmelidir.
Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Dünya Tabipler Birliği’nin Ekim 1949 tarihinde yapılan üçüncü genel kurul toplantısında Londra’da kabul edilmiştir. Kabul edilen metin 1968 yılı ağustos ayında Avustralya’nın başkenti Sidney’de toplanan 22. Dünya Tabipler Kurulu’nda ve İtalya’nın Venedik kentinde toplanan 35’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda geliştirilmiştir. Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası, Tıp ve Sağlık Hukuku alanında kabul edilmiş evrensel hukuk metinlerindendir.
Hekimlik Ahlakı Uluslararası Yasası
Hekimlerin Genel Olarak Görevleri:
Hekim, mesleğini her zaman en yüksek düzeyde sürdürecektir.
HEKİM, hastalarının yararı için özgür ve bağımsız olarak vereceği kararları çıkar güdülerinin etkilemesine izin vermeyecektir.
HEKİM, hangi çeşit tıbbi uygulama içinde olursa olsun insanın değerine saygı ve sevecenlik gösterecek ve gerek teknik gerekse ahlak yönünden, bütünüyle bağımsız, yeterli bir tıbbi hizmet sağlamaya kendini adayacaktır.
HEKİM, hastaları ve meslektaşları ile dürüst bir ilişki kuracak, gerek kişilik ya da yetenek yönünden eksiği bulunan, gerekse yalancılık ya da düzenbazlık yapan hekimleri ortaya çıkarmaya çalışacaktır.
Aşağıdaki uygulamalar ahlak dışı davranışlar sayılırlar:
a)Ülkenin yasaları ve Ulusal Tıp Birliği’nin ahlak yasası izin vermedikçe hekimlerin kendi reklamlarını yapmaları,
b)Yalnızca reçete yazma, hastanın kendine gönderilmesi ya da hastayı herhangi bir nedenle sevk etme karşılığında ücret ya da bir başka bedel almak ya da vermek.
HEKİM, hem hastaların, hem meslektaşların, hem de sağlık mesleğinin öteki çalışanlarının haklarına saygı gösterecek ve hastaların duyduğu güveni sarsmayacaktır.
HEKİM, hastanın fiziksel ve zihinsel durumunu zayıflatıcı etkisi de olabilecek tıbbi hizmetleri sağlarken, yalnızca hastanın çıkarına göre davranacaktır.
HEKİM, buluşları, yeni teknikleri ve tedavileri, mesleki olmayan yollarla açıklarken son derece dikkatli olacaktır.
HEKİM, yalnızca kişisel olarak saptadığı şeyleri belgeleyecektir.
Hekimlerin Hastaya Karşı Görevleri:
HEKİM, insan yaşamını koruma yükümlülüğünü her zaman aklında tutacaktır.
HEKİM, hastalarına karşı dürüst olmak ve kendi biliminin bütün olanaklarını onlara sunmakla yükümlü olacaktır. Bu muayene ya da tedavi kendi yapabileceklerini aşıyorsa, hekim, gereken yeterliliği taşıyan bir başka hekimi çağıracaktır.
HEKİM, hastanın ölümünden sonra bile, hasta hakkında bildiği her şeyle ilgili bütün gizliliği sürdürecektir.
HEKİM, başkalarının bu bakımı sağlamaya istekli ve yeterli olduğundan emin olmadıkça, acil bakımı bir insanlık görevi olarak sunacaktır.
Hekimlerin Birbirlerine Karşı Görevleri:
HEKİM, meslektaşlarından nasıl bir davranış bekliyorsa, o da onlara karşı öyle davranacaktır.
HEKİM, meslektaşlarının hastalarını kendisine çekmeyecektir.
HEKİM, Dünya Hekimler Birliği’nin benimsediği “Cenevre Bildirgesi”nin ilkelerini gözetecektir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]DÜNYA TABİPLER BİRLİĞİ AHLAKİ STANDARTLAR PRENSİBİNE YENİDEN ADANMA KONUSUNDA BİLDİRGESİ 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda Benimsenmiştir. Stockholm, İsveç, Eylül 1994 1. Dünya Tabipler Birliği kendisini bildiri ve açıklamalarında duyurduğu tıp ahlakının yüksek standartlarını el üstünde tutmaya ve tüm hekimlerin mesleki aktivitelerinde bahsedilen bütün ilkelerin en ateşli gözlemcisi olarak kendilerini yeniden adamalarını sağlamaya vakfetmiştir Ve 2. Dünya Tabipler Birliği tüm ulusal tabip birliklerinin bu ahlaki ilkeleri hem hekimlere hem de genel olarak topluma benimsetmek için programlar ve aktiviteler gerçekleştirmeye ve tüm hekimler tarafından bu prensiplerle uygunluğu sağlaması gerektiğini kabul ettirmeye zorlar, ve daha ileri çözümler için Dünya Tabipler Birliği uygun hükümet kurumlarının çalışanlarını, bu ilkelere saygı göstermeye ve tıp ahlakının bu yüksek standartları ile uygunluk gösteren hedefleri gerçekleştirmek için ulusal tabip birliği ile çalışmaya zorlar. [/box]
Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliği’nin (DTB) 1997 yılı Ekim ayında Madrid’de gerçekleşen 39. Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Genetik Danışma ve Genetik Mühendisliği Bildirgesi
Dünya Tabipler Birliği genetik alanındaki bilimsel ilerlemelerden dolayı ortaya çıkan ahlaki ve profesyonel konular ile ilgili olarak hekimlere yardımcı olmak için aşağıdaki maddeleri benimsemiştir.
GENETİK DANIŞMA
İki temel genetik teşhis alanı vardır:
1. Hasta olabilecek bir çocuğu önceden tahmin edebilmek için ebeveynleri genetik hastalıkları açısından hamilelik öncesinde izleme veya değerlendirme; ve
2. Hamilelik sırasında ultrasonografi amniyosentez ve fetoskopi gibi fetüsün durumunu belirlemeye yarayan in utero testler Genetik danışma veren hekimler çocuk yapma kararı konusunda bilgi vermek temelinde anne-baba adaylarına gerekli açıklamayı sağlamaya ahlaki yönden zorunludur.
Çocuk sahibi olmayı tercih eden çiftlere bilgileri sağlamada hekimler; Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliği ve diğer uygun tıp organizasyonları tarafından belirlenmiş olan, toplumdaki tıp uygulamaları için ahlaki gereklere ve profesyonel standartlara bağlı kalmalıdır.
Teknolojik gelişmeler genetik bozuklukları doğru tahmin ve tespit etme olasılığını yükseltmiştir. Fetüste bir genetik bozukluk bulunduğu hallerde, anne-baba adayları düşüğü isteyebilir veya istemeyebilir.
Kişisel moral sebeplerle hekimler genetik danışma hizmetlerinin parçası olarak doğum kontrolü, kısırlaştırma veya düşük seçimine karşı çıkabilir veya çıkmayabilir. Kabul etsinler veya etmesinler bu tip hizmetleri sağlamada hekimler kişisel moral değerlerinin ön plana çıkmasından ve anne-baba adayları için kendi moral yargılarını ortaya koymaktan kaçınmalıdır.
Doğum kontrolü, kısırlaştırma ve düşüğü moral değerleri ve bilinçleri ile çelişkili olarak değerlendiren hekimler genetik hizmetleri sağlamamayı seçebilirler. Bununla birlikte uygun koşullarda hekim, anne-baba adaylarına potansiyel bir genetik problemin bulunduğu ve hastayı kalifiye bir uzmandan tıbbi genetik danışma alması gerektiği konusunda uyarmaya zorunludur.
GENETİK MÜHENDİSLİĞİ
Genetik mühendisliği araştırmaları geliştikçe, uygun rehberlik, bilim toplumu, tıp, endüstri, hükümet ve bu tip araştırmayı düzenleyecek kamu kuruluşları tarafından sağlanmalıdır.
İnsandaki bozuklukların tedavisi için normal DNA’lı gen replasmanı pratik bir gerçek haline geldiği zaman, Dünya Tabipler Birliği aşağıdaki faktörlerin gözönüne alınmasını zorunlu kılar.
1. Eğer işlemler araştırma kurgusu içerisinden gerçekleştiriliyorsa, insan denekleri ilgilendiren biyomedikal araştırmalar konusunda Dünya Tabipler Birliği Helsinki Bildirgesi’ne başvuru yapılmalıdır.
2. Eğer işlemler araştırma dışında bir kurguda gerçekleştirilirse, tıp uygulaması ve profesyonel sorumluluk konusunda tüm genel ve yerel standartlara bağlılık Helsinki Bildirgesi prensiplerine bağlı kalmayı içerecek şekilde sağlanmalıdır. 3. Hasta ile öngörülen işlemin tam olarak tartışılması gerekir. Hastanın veya yasal temsilcisinin onayı gönüllü ve yazılı olarak bildirilmelidir.
4. Değiştirme veya düzeltme genini içeren viral DNA üzerinde hiçbir tehlikeli veya diğer istenmeyen virüs olmamalıdır. 5. Yerleştirilen DNA, sağlıklı dokuya ve hastaya zarar vermeyen metabolik hasarı önleyen alıcı hücre içerisinde normal kontrol altında işlev görmelidir.
6. Gen tedavisinin etkinliği mümkün olduğunca en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Bu, hastalığın doğal öyküsünün tespitini ve ardından gelen nesillerin takip muayenesini içerecektir.
7. Bu tip işlemler gelecekte yalnızca diğer muhtemel tedavilerin bulunmasının ve etkinliğinin dikkatli değerlendirmesinden sonra gerçekleştirilmelidir. Eğer daha basit ve daha güvenli bir tedavi varsa, işlem zorlanmamalıdır.
8. Tüm bu değerlendirmeler gözönüne alınmalı, gelecekte işlemler ve bilimsel bilgiler geliştikçe uygun şekilde değerlendirilmelidir.
Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği (WMA) hekimleri temsil eden en geniş uluslararası kuruluştur. Örgüt, 17 Eylül 1947 tarihinde 27 farklı ülkeden hekimin Paris’te bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Organizasyon, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve hekimler tarafından her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere oluşturulmuştur. WMA, üyelerine özgürce iletişim kurmaları, aktif olarak işbirliği yapmaları, yüksek tıbbi etik standartları ve mesleki yeterlilik konusunda fikir birliğine varmaları ve dünya çapında hekimlerin mesleki özgürlüklerini teşvik etmeleri için ortak bir forum sunmaktadır.
WMA bağımsız profesyonel örgütler konfederasyonu niteliğindedir. Finansmanı, 114 Ulusal Tıp Birliğinin üyeliklerinden kaynaklı yıllık katkılarla gerçekleşmektedir. WMA’nın amacı, dünyadaki tüm insanlar için Tıp Eğitimi, Tıp Bilimi, Tıp Sanatı ve Tıp Etiği ve Sağlık alanında en yüksek uluslararası standartları elde etmeye gayret ederek insanlığa hizmet etmektir.
Dünya Tabipler Birliği Hizmet Alanları
Sağlıkla ilgili insan hakları – hasta ve hekimlerin temel haklarının geliştirilmesi ve savunulması
Tıp eğitimi – hekimlerin bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelerine yardımcı olmak
Sağlık hizmetleri için insan kaynakları planlaması
Hasta güvenliği
Halk sağlığı politikası ve tütün kontrolü, bağışıklama gibi projeler
Özellikle yeni veya gelişmekte olan demokrasilerde yeni tıbbi dernekler için demokrasi inşası
Seçkin Yayınevi, 1959 yılında Ankara’ da küçük bir kitabevi olarak yayın sektörüne adım atmış ve zaman içerisinde Ankara’nın en önemli yayıncılarından biri haline gelmiştir. Kitabevi olarak faaliyete başlayan Seçkin, 1970 yılından itibaren çoğunlukla hukuk konusunda kitaplar yayınlayarak adım adım büyük bir yayınevine dönüşmüştür.
Seçkin Yayınevi, 1980’li yıllarda hukuk yayıncılığında Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden biri haline gelmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde hukukun yanı sıra ekonomi, işletme, muhasebe, mühendislik, bilgisayar ve dil bilim alanlarında da kitaplar yayınlamaya başlamıştır. Mesleki yayıncılıkta etkinliğini arttıran yayınevi yüzlerce kitap basmıştır.
2000’li yıllarda yayıncılık sektöründe akademik ve mesleki yayınlar konusunda uzmanlaşarak bu alanda Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden biri haline gelen Seçkin, 1994 yılında kendi bünyesinde kurduğu dağıtım bölümünde kendi yayınlarının yanı sıra akademik ve mesleki alanda yayın yapan başkaca yayınevlerinin kitaplarını da Türkiye çağında dağıtmaya başlamıştır.
Yayınevinin 1999 yılında Ankara’da ikinci şubesi açılmış, 2001 yılında ise İstanbul şubesi hizmete girmiş, 2008 yılında Ankara şubesi daha büyük bir alanda okuyuculara hizmet vermeye başlamıştır. Halen, İstanbul Çağlayan Adliyesi Şubesi, İstanbul Kartal Adliyesi Şubesi, İstanbul Şişli Şubesi, İstanbul Bölge Adliye Şubesi ve Ankara Strazburg Cad. Şubesi ile hizmet vermektedir.
Seçkin Yayınevi, 1996 yılında Türkiye’nin ilk online kitabevini açmış ve internet alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeye başlamıştır. Yayınevi internet çağını takip etmiş ve online alışveriş sitesi kurarak tüm yayınlarını https://www.seckin.com.tr/internet sitesi üzerinden satmaya başlamıştır. Online satış ağında Seçkin Yayınlarının yanısıra birçok yayınevinin kitapları da satışta olup ürün adeti binlerle ifade edilmektedir.
Yayınevi, ilk dergisini 2002 yılında yayınlanmaya başlamış olup 20’den fazla dergi halen Seçkin Yayınevi matbaalarında basılmaktadır.
Seçkin Yayınevi, Türkiye Yayıncılar Birliği, Yayıncılar Meslek Birliği ve Ankara Ticaret Odası üyesidir.
Yayın Alanları
Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Miras Hukuku, Aile Hukuku, Devletler Özel Hukuku, Yabancılar Hukuku, İş Hukuku, Sosyal Güvenlik Hukuku, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, İcra İflas Hukuku, Devletler Genel Hukuku, Vergi Hukuku, Yargılama Hukuku, Medeni Usul Hukuku, Ceza Usul Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Eşya Hukuku, Kişiler Hukuku, Enerji Hukuku, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku, Hava ve Uzay Hukuku, Bankacılık Hukuku, Toprak Hukuku, Trafik Hukuku, Çevre Hukuku, Kooperatif Hukuku, Kat Mülkiyeti Hukuku, İnşaat Hukuku, Ticari İşletme Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku, Sigorta Hukuku, Vatandaşlık Hukuku, Maden Hukuku, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Başlangıcı, Temel Hukuk, Roma Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Ekonomi Hukuku, Maddi ve Manevi Tazminat Hukuku, Marka ve Patent Hukuku, Kamulaştırma Hukuku, Sözleşmeler Hukuku, Apartman, Site ve Toplu Yapı Yönetimi Hukuku, İnfaz Hukuku, Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku, Uluslararası Özel Hukuk, Uluslararası Genel Hukuk, Tahkim, Hukuki Arabuluculuk, Sağlık Hukuku, Adli Tıp Hukuku, Kriminoloji, Finans Hukuku, Bankacılık ve Faktoring Hukuku, Gayrimenkul Hukuku, Rekabet Hukuku, Tüketici Hukuku, Bilişim Hukuku, İdari Yargılama Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, İmar Hukuku
İstanbul Çağlayan Adliyesi Şubesi
D Blok 2. Bodrum Kat No:1 Çağlayan
Tel: (212) 240 0015
Faks: (212) 240 0015
E-posta: caglayan@seckin.com.tr
İstanbul Kartal Adliyesi Şubesi
C Blok Zemin Kat No: 29 Kartal
Tel: (216) 303 11 23
Faks: (216) 303 11 23
E-posta: kartalsube@seckin.com.tr
Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi, “Gözaltında ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” olarak hazırlanmış 10 temel ilkeden oluşmaktadır.
Bildirge, 1975 yılı Ekim ayında Tokyo’da 29. Dünya Tıp Kurulu tarafından kabul edilmiş, Dünya Tabipler Birliğinin 2005 yılı Mayıs ayında Fransa’da toplanan 170. Konsey Oturumunda, 2006 da toplanan 173. Konsey Oturumunda ve 2016 yılı Ekim ayında Tayvan’da toplanan 67. Genel Kurulunda gözden geçirilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesinin kabulünden yedi yıl sonra, Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri” adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir.
Tıbbı insanlığın hizmetinde kullanmak, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden bedensel ve zihinsel sağlığı korumak ve tedavi etmek, hastalarını rahat ettirmek ve acılarını hafifletmek, hekimin ayrıcalıklı görevidir. İnsan yaşamına mümkün olan en üst düzeyde saygı, tehdit altındayken bile korunmalı, herhangi bir tıbbi bilgi hiçbir şekilde insanlık yasalarına aykırı biçimde kullanılmamalıdır. Bu açıklamanın amaçları açısından işkence, bir ya da birden fazla kişinin kendi başlarına ya da herhangi bir yetkiliden aldıkları emirle, bilgi almak, bir şeyi itiraf ettirmek üzere ya da başka bir nedenle başka bir insana kasıtlı, sistematik veya gelişigüzel fiziksel ya da zihinsel acı çektirecek uygulamalarda bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
1. Hekim, mağdur kişinin kuşkulanıldığı, suçlandığı ya da suçlu bulunduğu fiil, inançları ya da amaçları ne olursa olsun, silahlı çatışma ve iç huzursuzluk ortamları dahil her durumda, bu kişiye yönelik işkence ya da insanlık dışı, zalimane veya aşağılayıcı işlemlere izin vermeyecek, görmezden gelmeyecek ve bu işlemlerde yer almayacaktır.
2. Hekim, işkence ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamaları kolaylaştıracak ya da mağdurun bu tür işlemlere karşı direncini azaltacak herhangi bir imkan, araç, madde ya da bilgi sağlamayacaktır.
3. Hekimler, halen sorgulanmakta olan ya da ilerde sorgulanabilecek gözaltındakiler ya da mahkumlara tıbbi yardımda bulunurken kişisel her tür tıbbi bilginin gizliliğine özellikle özen göstermelidir. Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiği olaylar her durumda hekim tarafından ilgili mercilere bildirilmelidir.
4. İşkence ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamaların Belgelenmesinde ve Kınanmasında Hekimlerin Yükümlülüğü ile ilgili DTB Tutum Belgesi’nde belirtildiği gibi ve mesleki gizlilik ilkesine istisna oluşturmak üzere, hekimlerin, mümkün olduğunda ilgili kişinin de onamı alınarak, ancak mağdurun kendini özgürce ifade edemeyeceği belirli durumlarda böyle açık bir onam olmaksızın istismar vak’alarını bildirme gibi etik bir yükümlülükleri vardır.
5. Hekim, tıbbi bilgi ya da becerilerini veya kişilere ait sağlık bilgilerini yasal ya da yasa dışı ortamlarda bu kişilerin sorgulanması amacıyla kullanmayacak ve elinden geldiği ölçüde başkaları tarafından kullanılmasına izin vermeyecektir.
6. Hekim, işkencenin ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin veya bunun tehdidinin söz konusu olduğu herhangi bir işlemde yer almayacaktır.
7. Bir hekim, tıbbi sorumluluğunu taşıdığı kişinin bakımıyla ilgili olarak vereceği kararlarda tam bir klinik bağımsızlığa sahip olmalıdır. Hekimin temel görevi, insanların sıkıntılarını gidermek ve hafifletmektir ve kişisel, kolektif ya da siyasal nitelikteki hiçbir gerekçe bu üst ilkeye üstün gelemez.
8. Bir mahkum gıda almayı reddettiğinde ve hekim tarafından böyle bir kararı sonuçlarını bilerek kendi başına ve kendi tercihiyle alabilecek yeterlikte görüldüğü durumda, DTB’nin Açlık Grevleriyle ilgili Malta Bildirgesi’nde belirtildiği gibi ilgili kişinin yapay beslenmesi yoluna gidilmeyecektir. Mahkumun böyle bir kararı verme yeterliğine sahip olduğu en az bir bağımsız hekim tarafından daha teyit edilmelidir. Gıda almayı reddetmenin sonuçları hekim tarafından mahkuma anlatılacaktır.
9. Dünya Tabipler Birliği, İşkenceye ya da Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Uygulamalara Katılmayı ya da Bu Uygulamalara Göz Yummayı Reddeden Hekimlerin Desteklenmesiyle ilgili Hamburg Bildirgesi’ni anımsatarak, uluslararası topluluğu, ulusal tabip birliklerini ve meslektaş hekimleri, işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamalara göz yummayı reddettikleri için doğabilecek tehdit ve misillemelere karşı hekimleri ve ailelerini desteklemeye çağırır.
10. Dünya Tabipler Birliği, ulusal tabip birliklerini, üyeleri olan hekimleri insan hakları alanındaki mesleki eğitimlerine devam etmeye özendirmeleri çağrısında bulunur.
Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Bildirisi, 1978 senesinde Eylül ayının on ikinci gününde Alma Ata’da yapılan Temel Sağlık Hizmetleri konulu uluslararası konferans, dünyadaki tüm insanların sağlıklarını korumak ve daha iyi bir duruma getirmek için tüm hükümetlerin, tüm sağlık ve kalkınmada görevli olanların ve dünya toplumlarının en kısa bir zamanda gerekli işlemlerin yapılmasına olan gereksinmeyi belirleyen aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır.
I
Konferans yalnızca hastalığın ve sakatlığın olmasından daha çok tüm bir bedensel, ruhsal ve sosyal dirliğin topluca oluşturdukları SAĞLIĞIN temel insan haklarından biri olduğunu ve bunu da mümkün olan en iyi bir seviyede tutulmasının dünya çapında en önemli sosyal bir amaç olduğu ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için de, sağlık sektörüne ek olarak diğer bir çok sosyal ve ekonomik sektörlerin çabalarını gerektirdiği gerçeği bir defa daha vurgulanmıştır.
II
Sağlık hizmetlerindeki eşitsizliğin ve dengesizliğin gelişmiş memleketler ile gelişmekte olan ve özellikle sosyal ve ekonomik alanlarda bir varlık göstermemiş memleketler arasında en yüksek derecesine ulaşması, bu durumu tüm ülkelerin ortak sorunu haline getirmiştir.
III
Yeni uluslararası ekonomik düzene dayanan ekonomik ve sosyal gelişmeler tüm insanların tam bir sağlığın elde edilmesi ve gelişmekte olan memleketlerle, gelişmiş memleketlerin sağlık durumları arasındaki boşluğun kapatılması yönünden büyük bir önem ifade etmektedir. İnsanların sağlıklann geliştirilmesi ve korunması ekonomik ve sosyal kalkınmayı devam ettirme bakımından gerekli olup daha iyi bir yaşam seviyesine ve dünya barışının elde edilmesine katkısı vardır.
IV
Tüm insanların hem bireysel, hem de toplum olarak kendi sağlık hizmetlerini planlama ve yürütülmesi işlerine katılmaları haklan ve görevleridir.
Hükümetler, kendi halkının sağlığından sorumlu olup bu sorumlulukların sadece uygun ve yeterli sağlık ve sosyal önlemleri almak suretiyle yerine getirirler. Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve önümüzdeki yıllarda oluşacak tüm dünya toplumlarının varacakları ana sosyal hedef tüm dünya insanlar sağlık durumlarını, kendilerine sosyal ve ekonomik olarak verimli bir yaşama götürme olanaklarını verecek 2000 yılı sağlık durumuna kavuşmalarını sağlamak olmalıdır, İşte temel sağlık hizmeti kalkınmanın bir parçası olarak böyle bir hedefi eşitlik ruhu içinde elde etmenin yoluna açılan kapının anahtarını oluşturur.
VI
Temel sağlık hizmetleri, toplum içindeki faydalan ailelere ve bireylere evrensel olarak sunulmuş ve pratik, bilimsel olarak uygun ve sosyal yönden yeterli metod ve teknoloji üzerine kurulmuş gerekli sağlık hizmetleridir.
Fert ve toplum bu hizmetleri, bu işlerle ilgili faaliyetlere tam katılma ve toplum ve ülke halkının kalkınmasının her kademesinde sadece kendi kendine yeterlilik ve kendi geleceğim kendisi tayin etme ruhu içinde hareket etmekle sürdürebilir.
Temel sağlık hem bir ülkenin temel çalışması ve odak noktasını oluşturduğundan, tüm sağlık sisteminin ve aynı zamanda ülkenin topyekün sosyal ve ekonomik kalkınmasının aynlmaz bir parçasını oluşturur. Bu sağlık hizmetlerini insanlann yaşadıklan ve çalıştıkları yerlerin olabildiği kadar yakınma getirmek ve devamlı sağlık hizmeti çalışmalarının ilk öğesini oluşturarak, bireylerin aile ve toplumun ulusal sağlık sistemi ile ilk ilişki kuracaklan kademedir.
VII
Temel Sağlık Hizmeti:
1. Bir ülkenin ve onun toplumunun ekonomik şartlarım ve sosyo-kültürel özelliklerini kapsar ve aksettirir. Aynı zamanda, sosyal, biyomedikal ve sağlık araştırmaları ve halk sağlığı alanında elde edilen tecrübelere dayanır.
2. Geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon sağlayıcı hizmetler ile toplum içindeki ana sağlık sorunlarım belirler.
3. En azından şu konulara ağırlık verir: Mevcut sağlık sorunları ve bunları önleme ve kontrol altında bulundurma metodlarını içeren eğitim; uygun bir beslenme, yeterli temiz içme suyu sağlanması ve çocuk sağlığı hizmetleri, ana sağlığı ve aile planlaması, temel ateşli hastalıklara karşı bağışıklık sağlama yolları; salgın hastalıklardan korunma ve kontrol; genel hastalık ve yaralanmaların uygun tedavi vekilleri ve gerekli ilaçların sağlanması.
4. Sağlık sektörüne ek olarak ulusal ve toplum kalkınmasında, özellikle tarım, hayvan bakımı (veteriner alanları), gıda, endüstri eğitimi, konut, kamu işleri ve iletişimde dahil olmak üzere, tüm ilgili sektörleri ve onların işlerini kapsar ve tüm bu sektörlerin birleştirilmiş gayretlerine ihtiyaç gösterir.
5. Toplumun temel sağlık hizmetlerine katılması yeteneğinin artırılması ve kendi kendine yeterli hale gelinmesine ihtiyaç gösterir. Bunun için, ulusal ve yerel kaynakların tam olarak kullanılma olanağının sağlanması, hizmetlerin planlama, örgütlenme, uygulama ve denetim çalışmalarına halkın katılımı, konu ile ilgili eğitimi gerektirir.
6. Herkes için gerekli ve geniş kapsamlı sağlık hizmetlerinin devamlı gelişmesini sağlayan ve en çok gereksinimi olanlara öncelik tanıyan bütünleşmiş, yöresel ve karşılıklı destekleyici, denetim ve dayanışma
sistemleri ile sürdürülmelidir.
7. Yerel ve denetim ve dayanışma düzeylerinde, doktorlara, hemşirelere ebelere ve kullanıldığı yerler var ise yardımcı ve toplumda görev yapan kimselere, aynı zamanda gerektikçe geleneksel pratisyenlere, sağlık ekiplerinde çalışabilecek ve toplumun sağlık gereksinmelerine çare bulabilecek şekilde sosyal ve teknik yönleriyle yeterli eğitim görmüş şahıslara bağlıdır.
VIII
Tüm hükümetler geniş çaplı ulusal sağlık sisteminin bir parçası olarak emel sağlığı başlatmak ve yürütmek ve aynı zamanda diğer sektörlerle işbirliği yapmak için gerekli ulusal politika, strateji ve çalışma planlarını yapmalıdırlar.
Böyle bir sonuç için politik amaçlan kullanmak ve memleketin kaynaklarını harekete geçirme ve mevcut dış kaynaklarından yeterince yararlanmak gereklidir.
IX
Bütün ülkeler tüm halkı için gerekli temel sağlığı sağlamak için bir ortaklık ruhu ile işbirliği yapmalıdır. Çünkü herhangi bir ülkede insanların sağlıklı olması diğer ülkeleri ve onların menfaatlerini de ilgilendirir. Bu konuda DSÖ/UNICEF’in temel sağlık hakkında beraberce hazırladıkları rapor, tüm dünyada faaliyet gösteren temel sağlığın daha fazla gelişme ve yaygınlaşmaya devam etmesi için gerekli sağlam temelleri oluşturmuştur.
X
Bugün dünyada yaşayan tüm insanların gereksinimi olan yeterli bir sağlık düzeyini 2000 yılında elde etmek için dünya kaynaklarının tam ve daha elverişli bir şekilde kullanılması gerekir. Ancak bu kaynakların bugün büyük bir kısmı silahsızlanma ve askeri anlaşmazlıklar uğruna harcanmaktadır. Silahsızlanma ve yumuşamanın sağlanması ve oluşturulması daha birçok ek kaynakların banışçı maksatlarla kullanılmasına ve Özellikle temel sağlığın en önemli kısmını oluşturduğu sosyal ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılmasına olanak sağlar.
Temel sağlık için yapılan uluslararası konferans, tüm dünyada ve özellikle kalkınmakta olan ülkelerde temel sağlığını teknik işbirliği ruhu içinde ve yeni uluslararası ekonomik düzeye uymak suretiyle geliştirmek ve tatbik etmek için çok acele ve etkili çalışmaların yapılmasını istemektedir.
Hükümetleri, DSÖ ve UNICEF’ diğer uluslararası örgütlerle birlikte tüm çok ve İM ortaklı kuruluşlar ve hükümet-dışı örgütleri, parasal kaynak sağlayan kuruluşlar, tüm sağlık görevlilerini ve tüm dünya toplumlarını temel sağlığa karşı olan ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini, özellikle gelişmekte olan ülkelerde desteklemeleri ve artan teknik ve parasal desteği bu maksatlara yöneltme ve aynı şekilde konferans yine, tüm yukarıda isimleri belirlenmiş kuruluşlar, temel sağlığı, bu bildirininin içeriği ve ruhuna uyggun olrak başlatmak, geliştirmek ve devam ettirmek için işbirliğine çağırmaktadır.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi , Amerika Birleşik Devletlerinin California eyaletina bağlı Rancho Mirage kentinde 1990 yılı ekim ayında düzenlenen 42’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge, 1993 yılı Ekim ayında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen 45’inci Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda ve 1994 yılı Eylül ayında Stockholm’de düzenlene 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kongresinde gözden geçirilmiştir.
Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Bildirgesi
1. Dünya Tabip Birliği ve üye birlikleri tüm insanlar için insan haklarının durumunu geliştirmek için her zaman ileriye bakmış ve insan haklarına yönelik saldırıları azaltmak için sık sık eylem yapmıştır.
2. Tıp mesleğinin üyeleri insan haklarına saldırıların farkına varanlar arasında ilk sıradadır.
3. Tıp birlikleri ülkelerindeki bu tip saldırılara dikkat çekmede önemli bir role sahiptir.
Bu gerçeklerden yola çıkarak, Dünya Tabip Birliği üye birliklerine aşağıdaki davranışları gerçekleştirmeleri konusunda çağrı yapmaktadırlar.
1. Misillemeden korkma sonucunda saldırıların saklanmamasının yetkililerin sorumluluğunu oluşturduğunu belirlemek ve saldırılar tespit edildiği zaman sivil ve insan haklarının kesin gözlenmesini istemek gibi kendi ülkelerindeki durumu değerlendirmek.
2. Hapishane sisteminde çalışan doktorlara açık ahlaki tavsiyeler sağlamak.
3. İnsan hakları alanında hekimlerin ahlak dışı uygulamalarını araştırmak için etkili mekanizmalar sağlamak.
4. Yeterli sağlık bakımının ayırım gözetmeden tüm insanlara sağlanması için bütün gayretlerin gösterilmesi.
5. Mahkumların insanca muamelesini sağlamak ve haklı bir sebep olmadan hapsedilmiş olanların erken salınmaları gerektiğini vurgulayan iletişimler yoluyla, ortaya çıkan insan hakları ihlallerini protesto etmek.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne dair Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği‘nin Avusturya’nın başkenti Viyana’da 1988 yılı Eylül ayında düzenlenen, 40’ıncı Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bildirge Tıp Etiği alanında yayınlanmış evrensel beyannamelerdendir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge, Dünya Tabipler Birliği tarafından ilan edilmiştir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolünü belirleyen bildirgenin temel amacı çevresel kaynaklar arasında dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçların karşılanmasına dikkat çekmektir.
Çevresel ve Demografik Konularda Hekimlerin Rolüne Dair Bildirge
Giriş
Etkili bir tıp uygulaması, hekimler ve bunların meslek birliklerinin hem bireylerin hem de büyük toplulukların sağlık durumunu etkileyebilecek çevresel ve demografik konuları belirlemesini gerektirir.
Genel anlamda konuşursak bu konuların tümü sağlığın korunması ve sonuçta hayatın kendisi için gerekli olan kaynakların kalite ve mevcudiyetini ilgilendirir.
Özel olarak, çevresel konular kısa dönemde ve uzun dönemde sağlığı etkilemede dört boyuta sahiptir:
A. Temiz hava, su gibi yaşam ve sağlık için gerekli kaynakların herkes için bulunabilmesi amacıyla çevrenin tahribini azaltmak gerekir. Taze su kaynaklarımızın ve atmosferimizin hidrokarbonlar ile devamlı kimyasal atık kontaminasyonu, ciddi tıbbi sorunlar ortaya çıkarabilir.
B. Yüzey toprağı ve yağı gibi yenilenemeyen kaynakların kullanımının kontrolü, gelecek nesillere yarar sağlayabilmeleri amacıyla gereklidir.
C. Toplumun devamlı korunması ve tıbbi kaynakların eksilmemesi için mantıklı ve evrensel aile planlaması yöntemlerinin kullanılması gerekir.
D. Bu geniş ve uluslararası düzeyde yer alan problemlerin uluslararası temelde ve geniş çözümlerini geliştirmek amacıyla ulusal sınırlar ötesinde kaynakları harekete geçirmek gerekir.
Bu bildirinin temel hedefi bir yandan çevresel kaynaklar arasında gerekli dengenin sağlanması için farkındalığı artırmak ve diğer yandan sağlık için biyolojik ve sosyal ihtiyaçları karşılamaktır.
Hekim açısından, ne geometrik popülasyon artışı, ne de çevrenin sorumsuzca tahribi kabul edilebilir.
Dünyada, örgütlü tıp bu konuları çözmek için bir aday olarak yer almalıdır.
İlkeler
1. Hekimlerin temsilindeki bir bileşen olarak tıp birlikleri çevresel konuları gözönüne almalıdır. Bu değerlendirme özel bir yerel zorunluluğa sahip problemlerin tespitini; çevresel konulardaki mevcut yasaların zorlanmasında iyileştirme çabalarını; ve çevresel problemlerde kökleri bulunan sağlık konularının belirlenmesini içerir.
2. Tıp dernekleri tıbbi ve ahlaki yönden önemli olan aile planlaması tedbirlerini teşvik etmelidir. Bu tedbirlerin amacı bireylerin kişisel otonomisini baskılamak değil, tüm aile üyeleri ve gezegen üzerindeki tüm yaşam formlarının devamı için hayat kalitesini zenginleştirmek olacaktır.
3. Dünya Tabipler Birliği çevresel ve demografik konuların tıbbi etkisi üzerine uluslararası bir forum olarak işlev görmeli uluslararası düzeyde belirlenmesi gereken bu tip bir çok konu üzerine hekimler ve tıp dernekleri tarafından yapılan uluslararası çabaları koordine etmek için bir ortaklık sağlamalıdır.
Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği; Yönetmelik; 1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır. 01.02.2012 tarihli yeni yönetmelik 1/6/2000 tarihli ve 24066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yönetmelikte, doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik hizmetleri olan; organ ve doku nakli merkezleri, organ ve doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimleri ile ilgili organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirtilmektedir.
Yönetmelikte; kamuda yer alan sağlık kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan organ, doku nakli, doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarları ile ilgili faaliyetleri kapsamaktadır.
Yönetmelik; 29 Mayıs 1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.
Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi – TODBS; Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan, Türkiye genelinde tüm organ ve doku bağışları ile nakil bekleyen hasta bilgilerini, verici kayıtlarını ve gerçekleşen nakillere ait alıcı ve verici izlem bilgilerini içeren veri tabanı sistemidir.
Ulusal Koordinasyon Kurulu ve Bilimsel Danışma Komisyonlarının yapısı, daire başkanı düzeyinde bir amirin başkanlığında; akciğer nakli, böbrek nakli, diyaliz, doku tipleme, kalp nakli, karaciğer nakli, kemik iliği nakli, kompozit doku nakli ve kornea nakli; koordinatörler komisyonundan ve ihtiyaca göre kurulacak olan diğer komisyonlardan Sağlık Bakanlığınca belirlenecek bir üyenin katılımıyla oluşmaktadır.
ORGAN VE DOKU NAKLİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; tedavisi doku veya organ nakli ile mümkün olan hastaların hayatını sürdürmesine yönelik nakilleri gerçekleştirecek organ ve doku nakli merkezlerinin, organ ve doku kaynağı merkezlerinin ve doku tipleme laboratuvarlarının açılması, çalışması ve denetimi ile organ ve doku nakli hizmetlerinin yürütülmesinde uyulması gereken usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından açılan organ ve doku nakli merkezleri, organ ve doku kaynağı merkezleri ve doku tipleme laboratuvarlarının organ ve doku nakilleri ile ilgili faaliyetlerini kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik; 29/5/1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Aile puanı sistemi: Beyin ölümü tanısı almış ve Ulusal Koordinasyon Sistemine organ bağışında bulunmuş kişinin bekleme listesindeki eşi ile ikinci dereceye kadar olan (ikinci derece dahil) kan hısımlarına verilen ek puanı,
b) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,
c) Bölge Koordinasyon Merkezleri: Organ ve doku nakli bölge koordinasyon merkezlerini,
ç) Çapraz nakil: Canlı uygunsuz vericisi olan ve bekleme listesinde bulunan hastalar arasında verici değiştirmek suretiyle yapılan nakil türünü,
d) Doku tipleme laboratuvarı: Organ ve doku verici adayı ile alıcıların doku tiplemelerini yapabilecek donanım ve personele sahip laboratuvarları,
e) Genel Müdürlük: Bakanlık Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünü,
f) Genel Müdür: Bakanlık Sağlık Hizmetleri Genel Müdürünü,
g) Kanun: 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunu,
ğ) Organ ve doku nakli: Terminal dönemdeki hastalıklarda tedavi amacıyla uygulanan organ ve doku nakli uygulamasını,
h) Organ ve doku nakli merkezi: Organ ve doku nakillerinin uygulandığı tıbbi tedavi merkezlerini,
ı) Organ ve doku kaynağı merkezi: Beyin ölümü kriterlerini tespit edebilecek donanım ve personeli temin edebilecek merkezleri,
i) Tercihli bağış: Beyin ölümü tanısı konulmuş vericinin, Ulusal Koordinasyon Sistemine en az bir organının bağışlanması halinde, ölenin bekleme listesinde kayıtlı olan eşi ile dördüncü dereceye kadar olan (dördüncü derece dahil) kan ve kayın hısmına bir başka organı için yaptığı bağış türünü,
j) Türkiye Organ ve Doku Bilgi Sistemi (TODS): Bakanlıkça oluşturulan, ülke genelinde tüm organ ve doku bağışları ile nakil bekleyen hasta bilgilerini, verici kayıtlarını ve gerçekleşen nakillere ait alıcı ve verici izlem bilgilerini içeren veri tabanı sistemini,
k) Ulusal Koordinasyon Kurulu: Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Kurulunu,
l) Ulusal Koordinasyon Sistemi: Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemini,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Ulusal Koordinasyon Kurulu ve Bilimsel Danışma Komisyonları
Ulusal Koordinasyon Kurulunun yapısı
MADDE 5 – (1) Ulusal Koordinasyon Kurulu; Genel Müdür veya Genel Müdürlük içerisinde görevlendireceği en az daire başkanı düzeyinde bir amir başkanlığında;
a) Kalp, kalp ve akciğer nakli,
b) Akciğer nakli,
c) Karaciğer nakli,
ç) Böbrek nakli,
d) Kornea nakli,
e) Kemik iliği nakli,
f) Kompozit doku nakli,
g) Doku tipleme,
ğ) Diyaliz,
bilimsel danışma komisyonlarından, koordinatörler komisyonundan ve ihtiyaca göre kurulacak olan diğer komisyonlardan Bakanlıkça belirlenecek bir üyenin katılımıyla oluşur.
(2) Ulusal Koordinasyon Kurulu üyeleri bir yıl süre ile görev yapar. Üyelerin görevleri yeni üyeler seçilinceye kadar devam eder.
Ulusal Koordinasyon Kurulunun görevleri
MADDE 6 – (1) Ulusal Koordinasyon Kurulu aşağıdaki görevleri yürütmekle yükümlüdür:
a) Organ ve doku nakilleri konusunda ulusal stratejileri belirlemek, alınması gereken önlemleri, organ ve doku nakli hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik plan ve programları Bakanlığa önermek,
b) Ulusal Koordinasyon Sistemini geliştirmek,
c) Bilimsel danışma komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak,
ç) Diğer ülkelerdeki gelişmeleri izlemek ve ülkeye kazandırmak,
d) Ülke genelinde, nakil merkezlerinin planlama kriterlerinin belirlenmesinde öneride bulunmak,
e) Nakil merkezlerinin açılma iznine ait nitelikleri kaybetmeleri ve/veya faaliyetlerinin mevzuata aykırı bulunması halinde Bakanlığa kapatılma önerisinde bulunmak.
Ulusal Koordinasyon Kurulunun çalışma usulü
MADDE 7 – (1) Kurul, Bakanlıkça olağanüstü toplantıya çağırılmadıkça yılda en az iki defa Bakanlığın daveti ile Genel Müdür veya görevlendireceği en az daire başkanı düzeyinde bir yetkilinin başkanlığında toplanır.
(2) Toplantıların sekreterliği, Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Kurul üyelerinin yol ve toplantı giderleri Bakanlıkça karşılanır. Toplantılara memuriyet mahalli dışından katılan üyelerin harcırahları 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre Bakanlıkça karşılanır.
Bilimsel danışma komisyonlarının yapısı
MADDE 8 – (1) İhtiyaç duyulması halinde, 5 inci maddenin birinci fıkrasında yer alan komisyonlar haricinde, yeni bilimsel danışma komisyonları oluşturulabilir.
(2) Bilimsel danışma komisyonlarının üyeleri, sayıları her komisyon için altıdan çok olmamak üzere Bakanlıkça seçilir.
(3) Bakanlıkça üyelerin belirlenmesini müteakip 1 Ocak tarihi itibariyle üyelik başlar ve üyelik süresi bir yıldır. Herhangi bir nedenle boşalan üyelik için aynı usulle bir üye seçilir. Seçilen üye boşalan üyenin süresini tamamlar. Süresi dolan her üye tekrar seçilebilir. Genel Müdür ya da Genel Müdürlük içerisinde yetkili kılacağı en az daire başkanı düzeyinde bir amir, bilimsel danışma komisyonlarının başkanı ve daimi üyesidir.
Bilimsel danışma komisyonlarının görevleri
MADDE 9 – (1) Komisyonlar, Bakanlığın alt düzenleyici işlemleri ile belirtilen görevleri yerine getirir.
(2) Bakanlıkça ihtiyaç duyulması halinde alt komisyonlar oluşturulabilir. Komisyonlar;
a) Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde görev aldıkları organ ve doku nakli türüne ait organ ve doku nakli merkezlerinin açılma başvurularını değerlendirir ve Bakanlığa öneride bulunur.
b) Organ ve doku nakli merkezlerinin çalışmalarını izler ve Bakanlığın gerekli gördüğü durumlarda bunların denetimine katılır.
c) Görev alanları ile ilgili organların merkezi dağıtım sisteminin prensiplerini oluşturur ve Bakanlığa sunar.
ç) Ülkedeki organ ve doku nakilleri konusunda stratejileri belirler, alınması gereken önlemleri, hizmetin gelişimine yönelik plan ve programları önerir.
d) Bakanlıkça verilen diğer görevleri yapar.
Bilimsel danışma komisyonlarının çalışma usulü
MADDE 10 – (1) Toplantılara kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın iki kez katılmayan temsilcinin üyeliği sona erer. Yerine Bakanlıkça yeni bir üye seçilir.
(2) Komisyonun sekreterliği, Genel Müdürlük tarafından yürütülür. Komisyon üyelerinin ulaşım ve toplantı giderleri Bakanlıkça karşılanır. Toplantılara memuriyet mahalli dışından katılan üyelerin harcırahları 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre Bakanlıkça karşılanır.
(3) Yeni komisyon üyeleri belirleninceye kadar eski üyelerin görevi devam eder.
Koordinatörler Komisyonu
MADDE 11 – (1) Organ ve doku nakli merkezleri ile organ ve doku kaynağı merkezlerinde çalışan koordinatörler arasından Bakanlıkça seçilecek beş üye ile Koordinatörler Komisyonu oluşturulur. Genel Müdür ya da Genel Müdürlük içerisinde yetkili kılacağı bir kişi, Komisyonun başkanı ve daimi üyesidir.
(2) Koordinatörler komisyonunun görevi; organ ve doku nakli hizmetlerinde karşılaşılan problemlerin tespiti, çözüm bulunması ve organ ve doku bağışının artırılması amacıyla çalışmalar yürütmek ve koordinatörler arasında iletişimi sağlamaktır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetimi
Ulusal Koordinasyon Merkezi
MADDE 12 – (1) Ulusal Koordinasyon Merkezi, Genel Müdürlüğe bağlı olarak yirmi dört saat kesintisiz hizmet verir.
(2) Ulusal Koordinasyon Merkezinde, ülke genelinde organ ve doku nakli bekleyen hastaların ve nakil merkezlerinin kayıtları tutulur. Bakanlıkça belirlenen kurallara uygun olarak, organ ve doku çıkarımının koordinasyonu ile TODS üzerinden dağıtımı yapılır.
Bölge Koordinasyon Merkezleri
MADDE 13 – (1) Bölge Koordinasyon Merkezleri, Ulusal Koordinasyon Merkezine bağlı olarak çalışır ve kendilerine bağlı illerde hizmetin yürütülmesinde koordinasyonu sağlar. Bu merkezler, bilimsel danışma komisyonlarının önerileri de alınarak ülke çapında Bakanlıkça belirlenecek hizmet bölgelerinde kurulur.
(2) Bölge Koordinasyon Merkezleri;
a) Organ ve doku kaynağı merkezleri, doku tipleme laboratuvarları ile organ ve doku nakli merkezleri arasında koordinasyonu,
b) Organ ve doku alım ekiplerinin, çıkarılan organ ve dokuların ve nakil yapılacak hastaların merkezlere nakilleri ile koordinasyonunu,
c) Organ ve doku naklinin gerçekleştirilmesine ilişkin verici adayı ve alıcı ile ilgili yapılması gereken tıbbi, idari ve hukuki işlemlerin tamamlanmasını,
sağlar.
Ulusal Koordinasyon Sistemi
MADDE 14 – (1) Ülke genelinde organ ve doku nakli hizmetleri alanında çalışan kurum ve kuruluşlar arasında gerekli koordinasyonu sağlamak ve çalışmaların verimliliğini artırmak, kadavra organ sayısını artırmak, bilimsel kurallara göre ve tıbbi etik anlayışına uygun, adaletli organ ve doku dağıtımını sağlamak üzere Ulusal Koordinasyon Sistemi oluşturulur.
(2) Ulusal Koordinasyon Sistemi içindeki birimler arasında koordinasyonu, organ ve doku kaynağı merkezlerinde görev yapacak olan organ ve doku nakli koordinatörleri sağlar. Organ ve doku nakli koordinatörleri beyin ölümü tutanağının EK-1’de yer alan beyin ölümü kriterlerine göre ve kurallara uygun biçimde düzenlenip düzenlenmediğinin kontrolünden, Kanuna göre gerekiyorsa verici adayının ailesinden organ ve doku bağışı için izin alınmasından ve alınan organ ve dokunun ilgili merkeze naklinden sorumludur.
(3) Nakil merkezleri Bakanlıkça istenilen tüm bilgileri TODS’a kaydetmekle yükümlüdür. Sistemde tutulacak her türlü kişisel bilginin gizliliği esastır. Bu kapsamda, sisteme giriş yapacak olan kişiler, kaydı bulunan hastaların bilgilerinin amaç dışı kullanımını engelleyecek önlemleri almak, hasta haklarına ve kişisel haklara uymak ile yükümlüdür.
(4) Kadavra vericiye ait tüm organlar bu sistem üzerinden dağıtılır. TODS’da kaydı olmayan hastalara, kadavradan organ dağıtımı ve nakli ile canlıdan organ nakli yapılamaz.
(5) Bakanlığın gerekli gördüğü hallerde, kadavra ve canlıdan elde edilen dokuların dağıtımı da TODS üzerinden yapılır.
Organ ve doku dağıtımı esasları
MADDE 15 – (1) Organ dağıtımı elektronik ortamda yapılır. Nakil merkezleri kendilerinde sıra bekleyen hastalara ait listeleri güncelleştirmek zorundadır. Organ ve doku dağıtımı, Bakanlıkça belirlenen esaslara göre yapılır.
(2) Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi bulunmayan organ ve doku nakli merkezlerine Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi dâhilinde kadavradan organ ve doku dağıtımı yapılmaz. Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi olan organ ve doku nakli merkezleri ise Sosyal Güvenlik Kurumunca ilgili mevzuatına göre belirlenen geri ödeme ücretleri haricinde ücret talep edemez ve hastalardan ilave ücret alamaz. Aksine davranan organ ve doku nakli merkezleri, ilgili Bilimsel Danışma Komisyonunun önerisi de dikkate alınarak, altı aydan az, iki yıldan fazla olmamak üzere, Ulusal Koordinasyon Sistemi dâhilindeki kadavradan organ ve doku dağıtımının dışında tutulur. Aynı fiilin tekrarlanması halinde ise merkezin faaliyeti süresiz olarak durdurulur.
(3) Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmesi bulunmayan organ ve doku nakli merkezleri ile bu maddeye göre müeyyide uygulanan merkezler, kendi yoğun bakım servislerinde beyin ölümü gerçekleşip de organ ve doku bağışı yapılan kadavra vericilerin organ ve dokularını Ulusal Koordinasyon Sistemi içinde kullandırmak zorundadır.
(4) Bakanlık, tercihli bağış ve aile puanı sistemi ile ilgili dağıtıma yönelik düzenlemeler yapar.
Canlıdan organ bağışı ve nakli
MADDE 16 – (1) Canlıdan organ nakli; alıcının en az iki yıldan beri fiilen birlikte yaşadığı eşi ile dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dâhil) kan ve kayın hısımlarından yapılabilir. Alıcı, verici ve nakil sonuçlarının TODS’a kaydı yapılır.
(2) Akraba dışı canlıdan organ nakli, naklin yapılacağı ilde oluşturulacak Etik Komisyonun verici ile alıcı arasında, bu Yönetmeliğe ve diğer ilgili mevzuata aykırı herhangi bir hususun bulunmadığını ve etik açıdan organ bağışının uygunluğunu onaylaması ile gerçekleştirilecek akraba dışı kişilerden yapılır. Akraba dışı canlıdan organ nakli için;
a) Alıcının TODS’a kaydı yapılır.
b) Nakil için alıcı ve verici, il sağlık müdürlüğü aracılığıyla aşağıda yer alan belgelerle birlikte Etik Komisyona başvurur.
1) Alıcı ve vericinin T.C. Kimlik Numarası,
2) Vericinin mümeyyiz olduğuna dair rapor,
3) Vericiden alınmış, en az iki tanıklı hekim onaylı muvafakat belgesi,
4) Verici ve alıcının hekim onaylı bilgilendirme formu,
5) Verici ve alıcının nâkile uygunluğunu bildiren sağlık raporu,
6) Alıcı ile vericinin yakınlığının nereden kaynaklandığını gösteren dilekçe ve mevcut ise ilgili belgeleri,
7) Alıcının ve vericinin gelir düzeyini gösteren beyanı,
8) Vericinin borcunun olup olmadığına dair beyanı,
9) Alıcının ve vericinin adres beyanı,
10) Komisyonun gerekli görmesi halinde ilgili diğer belgeler.
(3) Etik Komisyon, il sağlık müdür yardımcısı başkanlığında aşağıdaki üyelerden oluşur;
a) Valilikçe görevlendirilecek il emniyet müdür yardımcısı ya da kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şube müdürü,
b) Naklin yapılacağı hastane haricindeki kamu hastanesinden bir tabip,
c) Naklin yapılacağı hastane personelinden olmayan bir psikiyatri uzmanı,
ç) Baro tarafından görevlendirilecek bir avukat,
d) Valilikçe görevlendirilecek bir sosyal hizmet uzmanı.
(4) Komisyonun sekretaryası il sağlık müdürlüğünce yürütülür. Başvurular naklin yapılacağı hastane başhekimliğince il sağlık müdürlüğüne yapılır. Komisyon 15 günde bir üye tamsayısının en az 2/3 çoğunluğuyla toplanır, gerekli gördüğü takdirde verici ve/veya alıcıyı ve akrabalarını dinler. Komisyona sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğunu araştırır, alıcı ve verici arasında etik ve yasal olmayan bir durumun bulunmadığı kanaati oluştuğunda naklin etik açıdan uygunluğuna karar verir. Kararlar üye tamsayısının 2/3 oy çoğunluğu ile alınır. Acil nakil gereken hasta için başvuru olması halinde Komisyon ivedilikle toplanır ve karar alır. Etik Komisyon kayıtları TODS’a kayıt edilir. Komisyon kararları kesindir ve Komisyonca uygun görülmeyen nakiller yapılamaz. Bir komisyonun uygun görmediği başvuru için başka bir komisyon karar alamaz.
(5) Komisyon, müracaat eden hasta ve vericinin T.C. kimlik numaraları ile birlikte kararın bir örneğini nakli yapacak merkeze, TODS üzerinden alınan bir örneğini de imzalı olarak Bakanlığa gönderir. Komisyona sunulacak dosyalar nakil merkezleri tarafından kişilerin daha önce başvurusunun olup olmadığı yönünde TODS üzerinden incelenir.
(6) Bakanlık gerektiğinde çapraz nakillere yönelik düzenleme yapabilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Organ ve Doku Nakli Merkezleri ve Diğer Hizmet Birimleri
Organ ve doku nakli merkezleri ve diğer hizmet birimlerinin kuruluşu
MADDE 17 – (1) Organ ve doku nakli merkezleri, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişiler tarafından, bunlara ait genel ve özel hastaneler bünyesinde bir ünite biçiminde kurulabilir. Göz bankaları, yalnızca Bakanlık hastaneleri ve Devlet üniversitesi hastaneleri bünyesinde kurulabilir.
(2) Bu Yönetmelikte belirtilen, organ ve doku nakli merkezleri ve bu hizmetlere yönelik faaliyet gösterecek diğer hizmet birimleri, Bakanlıkça belirlenen usule uygun olarak başvuru yapıp Bakanlıkça düzenlenecek ruhsat ve/veya faaliyet izin belgesini alarak açılır.
(3) Bakanlık; illerin demografik yapısını, hastaların bölgesel dağılımını ve diğer epidemiyolojik özellikleri, kaynakların etkin kullanımını ve atıl kapasiteye yol açılmamasını dikkate alarak, bu Yönetmeliğin kapsamında yer alan hizmet birimleri için her yıl Kasım ve Aralık ayında bir sonraki yılın planlamasını yapabilir.
(4) Hizmetlerin değerlendirilmesi açısından Bakanlıkça iller, bir veya birden fazla bölge olarak belirlenebilir.
(5) Ülke genelinde yeni hizmet birimleri açılmasına ihtiyaç duyulan bölgeler ile ihtiyaç kapasitesi Bakanlıkça internet sitesinde ilan edilir.
(6) Bakanlığın ilan ettiği yerlerde nakil merkezleri açılabilmesi için ön izin başvuruları alınır.
Organ ve doku nakli merkezlerinin izlenmesi ve denetimi
MADDE 18 – (1) Organ ve doku nakil merkezleri, TODS üzerinden alınacak, yapılan nakilleri ve hasta izlemlerini içeren bir önceki yıla ait verileri en geç 31 Ocak tarihinde Bakanlığa ulaşacak şekilde bildirir. Bu veriler Bakanlık tarafından yıllık rapor olarak yayımlanır.
(2) Nakil merkezlerinin izlenmesi, denetim ve değerlendirilmesi ilgili bilim komisyonlarının önerisi alınarak Bakanlığın belirleyeceği kriterler çerçevesinde yapılır. Nakil merkezlerinin açılma iznine ait nitelikleri kaybetmeleri veya faaliyetlerinin mevzuata aykırı bulunması hallerinde gerektiğinde Ulusal Koordinasyon Kurulunun da önerisi alınarak Bakanlıkça çalışmaları kısmen veya tamamen durdurulur veya diğer idari tedbirler alınır. İlgili merkezler kendilerine ilişkin uyarılar doğrultusunda gereken düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.
Organ ve doku kaynağı merkezi
MADDE 19 – (1) Organ ve doku kaynağı merkezi, organ ve doku alınabilecek potansiyel vericilerin saptanıp izleneceği hastanelerdir. Bu hastaneler, organ ve doku alım operasyonunu gerçekleştirebilecek altyapı koşullarını, potansiyel vericinin izlenmesine imkân veren araç-gereci ve tıbbi ölüm durumunu saptayacak Kanunda belirtilen branşlara sahip hekimleri temin eder.
(2) Organ ve doku kaynağı merkezleri beyin ölümü tanısı konulan her hastayı Bölge Koordinasyon Merkezine bildirir.
(3) Her organ ve doku kaynağı merkezinde en az bir koordinatör görevlendirilir. Organ ve doku nakil koordinatörü başhekimliğe bağlı olarak çalışır. İhtiyaç halinde verici adayı ailesinden bağışın alınmasında tabip dışı sağlık personeli, psikolog, imam ve gönüllü kişiler görevlendirilebilir.
(4) Organ ve doku nakli koordinatörünün eğitimi, görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlıkça belirlenir.
Doku tipleme laboratuvarları
MADDE 20 – (1) Doku tiplemesini gerçekleştirecek laboratuvarların yapısal ve fonksiyonel koşulları Bakanlıkça belirlenir.
Gönüllü kuruluşlar
MADDE 21 – (1) Gönüllü kuruluşlar, organ bağışının ülke düzeyinde gelişmesini sağlayıcı faaliyetleri destekleyerek, organ nakli ile ilgili çalışmalarda halkın hizmete katılımını sağlayan faaliyetleri Bakanlıktan izin alarak yürütebilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
İdari yaptırımlar
MADDE 22 – (1) Bu Yönetmelik ile belirlenen nitelik ve koşullara sahip olmadan ve Bakanlıktan izin almadan, hekimler ve diğer şahıslar tarafından organ ve doku nakli yapmak için özel merkezler açılması, organ ve doku nakli yapılması yasaktır. Bu yasağa uymadığı saptanan merkezlerin faaliyetleri Bakanlıkça durdurulur ve haklarında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
(2) Hastalara veya üçüncü kişilere maddi çıkar temin ederek, etik dışı yöntemlerle kendisine hasta yönlendirdiği Bakanlıkça tespit edilen nakil merkezlerinin birinci tespitinde üç ay, ikinci tespitinde altı ay süreyle nakil yapması durdurulur. Üçüncü tespitte faaliyet izni iptal edilir ve ilgililer hakkında ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılır.
(3) TODS üzerinden alıcı ve verici kaydı olmadan organ nakli yaptığı tespit edilen nakil merkezinin ilk tespitinde nakil yapması üç ay süre ile durdurulur. Aynı fiilin tekrarı halinde faaliyet izni iptal edilir.
(4) İkinci ve üçüncü fıkraların dışında kalan hususlarda Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak veya endikasyon dışı organ veya doku nakli yaptığı tespit edilen nakil merkezinin ilk tespitinde yeni nakil yapması üç ay süre ile durdurulur. Aynı fiilin tekrarı halinde faaliyet izni iptal edilir.
(5) Organ ve doku nakli merkezleri ve bu hizmetlere yönelik faaliyet gösterecek diğer hizmet birimleri ile sorumlu personelin, bu Yönetmelik ile ilgili faaliyetlerinden dolayı adli takibata uğradığının anlaşılması durumunda, takibatın devam ettiği süre boyunca merkezin faaliyetinin devamında mevzuata aykırılık görülmesi halinde Bakanlıkça faaliyet durdurulabilir ve ilgili personel bu faaliyet alanlarında görev alamaz. Takibat neticesinde adli cezaya hükmedilmesi halinde ise ilgili merkezin faaliyeti temelli olarak durdurularak ceza alan personel bir daha bu faaliyet alanlarında görev alamaz.
Düzenleme yetkisi
MADDE 23 – (1) Organ ve doku nakli merkezlerinin ilgili doku ve organ grubuna göre açılabilmesi için gereken izinler, organ ve doku dağıtım sistemi ile organ ve doku nakli hizmetlerine dair diğer hususlar Bakanlıkça belirlenir.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 24 – (1) 1/6/2000 tarihli ve 24066 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir.
Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Türk Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş Anayasasıdır.
Hatay Cumhuriyeti Anayasası
Fasıl 1
Esas Hükümler:
Madde 1
Hatay dahili işlerinde tam bir istiklali haiz Türk ekseriyetine müstenit ve cumhuriyet rejimi ile idare olunan ayrı ve müstakil varlık teşkil eden bir devlettir.
Madde 2
Hatay Devletinin merkezi Antakya’dır.
Madde 3
Hatay’ın bütün vatandaşları kanun müvacehesinde müsavi ve ırk, dil, din farkı gözetmeksizin aynı medeni ve siyasi haklara sahip ve bila istisna kanuna riayetle mükelleftirler.
Fasıl 2
Teşrii Kuvvet
Madde 4
Teşrii kuvvet Hatay halkı namına Hatay millet meclisi tarafından kullanılır. Hatay millet meclisi hazırlanacak mahsus kanuna tevfikan dört senelik bir müddet için intihap edilir, kırk azalık tek bir heyettir. Ancak meclisin tatil zamanından sonra meclisin tasvibine arz edilmek şartıyla hükümet muvakkat kanun yapmak salahiyetini haizdir.
Madde 5
Kanunlar vaz’ı için ilk teşebbüs Hatay millet meclisi azasına ve icra kuvvetine aittir. Mamafih masraflar ihtiyarını müstelzim olan yahut vergiler ihdasına, tadiline veya ipkasına müteallik bulunan kanunlar vaz’ı teşebbüsü yalnız icra kuvvetine aittir.
Madde 6
Bir kanuna müstenit olmadıkça hiçbir vergi ihdas veya tahsil olunamayacağı gibi bir iktikraz da akdolunamaz. İcra kuvveti her sene gelecek sene için bir bütçe kanunu projesiyle bir mali müvazene kanunu layihası tespit edilecektir. Meclis tarafından kabul ve tasdik edilmemiş olan hiçbir masraf sene içinde yapılamaz. Her sene maliyenin sonunda o senenin hesapları bir kanunla müteşekkil bir heyetçe tetkik edildikten sonra meclise arz olunur.
Madde 7
Kanunlar ve kararlar adi ekseriyetle kabul ve ittihaz olunur. Nisabı ekseriyet meclisi teşkil eden azanın yarısıdır.
Madde 8
Mebuslar Hatay Millet Meclisine katılış ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar: Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydü şart hakimiyetine mügayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum
üzerine söz veririm.
Madde 9
Hiçbir mebus Millet meclisi dahilindeki rey ve mütaleasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve ihzarından dolayı mesul değildir. Gerek intihabından evvel ve gerek sonra aleyhine cürüm isnad olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya teklifi ve yahut muhakemesinin icrası heyeti umumiyesinin kararına bağlıdır. Cinai cürüm –meşhud bundan müstesnadır- ancak bu takdirde makamı aidi meclisi derhal haberdar etmekle mükelleftir. Bir mebusun intihabından evvel veya sonra aleyhine sadir olmuş cezai bir hüküm infazı mebusluk müddetinin hitamına talik olunur. Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.
Madde 10
Tatil esnasında Hatay Devlet Reisi veya Millet Meclisi Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebilir. Millet Meclisi içtimaı senede dört aydan dun olamaz.
Madde 11
Meclis müzakeratı alenidir. Ve harfiyen neşrolunur. Fakat dahili nizamnamede münderiç şeraite tevfikan Meclis, hafi celseler dahi akdedebilir. Hafi celseler müzakeratının neşri, meclisin kararına bağlıdır.
Fasıl 3
İcra Kuvveti:
Madde 12
İcra kuvveti Hatay halkı namına Hatay Devlet Reisi ile bir icra meclisi tarafından kullanılır.
Madde 13
Hatay Devlet Reisi, Millet Meclisi tarafından beş sene müddetle intihab olunur. Devlet Reisi intihabı akabinde Meclis huzurunda şu suretle yemin eder: Devlet Reisi sıfatıyla müstakil Hatay Devletinin kanunlarına, cumhuriyet esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Hatay vatandaşlarının saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle mesai sarf edeceğime ve Hatay halkının emniyetine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Hatay’ın şan ve şerefine vikaya ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabına nefsini hasretmekten ayrılmayacağımı namusum üzerine söz veririm.
Madde 14
Devlet Reisi kanunen musarrah hudud dahilinde af hakkını istimal eder. Affı umumi ancak bir kanun ile bahşolunur.
Madde 15
Hatay Millet Meclisince kabul edilen kanunların hepsi Devlet Reisi tarafından isdar olunur ve hiçbir kanun isdarından evvel meriyete geçemez. Hatay Millet Meclisi tarafından kabul olunan bir kanunun isdarını Hatay Devlet Reisi bu kabul tarihinden itibaren bir ay zarfında talik ve kanunun arzını faydalı gördüğü mülahazalarıyla beraber yeniden tetkik olunmasını Meclisten isteyebilir. Yeniden müzakerat ancak iade tarihinden bir ay sonra vuku bulabilir. Devlet Reisi kanunu bu ikinci müzakere esnasında kabul edilecek surette aynen isdara mecburdur.
Madde 16
Hatay Devlet Reisi icra meclisinin reyi üzerine Millet Meclisini feshedebilir. Böyle bir halde yeni intihabları bilaihmal icra ettirmeğe mecburdur.
Madde 17
Millet Meclisine karşı mesul bir icra meclisi teşkil olunur. Bu meclis bir reis ile seçeceği en çok dört azadan ibarettir. İcra meclisi reisi Hatay Devlet Reisi tarafından seçilir.
Madde 18
İcra kuvvetlerinin teşekkül suretleri ve vazife ve mesuliyetleri ayrıca bir kanunla tespit olunur.
Fasıl 4
Adli Kuvvet:
Madde 19
Adli kuvvet, kanunen müteşekkil mahkemeler tarafından Hatay halkı namına icra olunur. Azası Hatay Devlet Reisi tarafından mansub bir yüksek mahkeme bulunur. Bu aza, muayyen ahval ve suretle ancak Hatay Devlet Risi tarafından yüksek mahkemenin diğer hakimlerinin reyi alındıktan sonra
arz olunabilir.
Madde 20
Yüksek mahkeme Hatay’ın bütün mahkemelerinin kararlarına karşı yeniden tetkik hak ve salahiyetleriyle kanunun kendisine tefviz eylediği diğer vazifeleri de ifa eder. İcra meclisi yüksek mahkeme ile diğer mahkemelerin karar ve ilamlarını infaz ettirmekle mükelleftir. Adli kuvvetin kararları başka hiçbir kuvvet tarafından tetkik veya tadil olunamaz.
Madde 21
Yüksek mahkeme ile diğer mahkemeler kanunlarının anayasaya uygun olup olmadığının tedkikine salahiyetli değildir.
Fasıl 5
Müteferrik hükümler:
Madde 22
Hatay vatandaşlarının ecnebi memleketlere seyahati için bir Hatay pasaportu ihdas olunacaktır.
Madde 23
Hatay’ın nizam ve asayişinin muhafazasını temin için 1.500 kişiyi tecavüz etmeyecek polis ve jandarma kuvvetleri teşkil olunacaktır.
Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri (1876-1914) isimli eser, Prof. Dr. Fatmagül Demirel tarafından yazılmış ve 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılmıştır. Eser, Osmanlı Tarihi, Türk Yargı Teşkilatı Tarihi ve Cumhuriyet öncesi adliye teşkilatının yapısı bakımından önemli bir çalışmadır.
Prof. Dr. Fatmagül Demirel Hakkında
Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri isimli eserin yazarı Prof. Dr. Fatmagül Demirel 1972 yılında Isparta’nın Senirkent ilçesinde doğmuş, ilk ve orta eğitimini burada tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü 1989-1993 yıllarında bitirmiştir. Demirel, yüksek lisans derecesini 1993-1996 yıllarında ve doktora derecesini de 1997-2003 yıllarında Yakınçağ Tarihi alanında kazanmıştır.
Tanzimat’tan sonra başlayan kanunlaştırma hareketi, nizamiye mahkemelerinin kurulmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Batı hukuku temelinde kurulan nizamiye mahkemeleri ve adli teşkilatta yer alan yeni birimler Adliye Nezareti çatısı altında toplanmıştır. Adliye Nezareti’nin kurulması ve şeri’yye mahkemelerinin yavaş yavaş yetkilerinin daraltılması zor da olsa tek hukuklu sisteme doğru giden süreci başlatmıştır. Bu çalışma, Osmanlı Devleti’nin son döneminde adliye teşkilatının yapısını, işleyişini ve toplumsal rolünü Adliye Nezareti üzerinden analiz eder.
Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, Osmanlı yargı teşkilatı genelde hukuk tarihi kapsamında ve hukuk tarihçileri tarafından ele alınmıştı. Kanun ve nizamnameler birçok araştırmacı tarafından incelenmiş ve genel nitelikleri ortaya konulmaya çalışılmışsa da Osmanlı tarih yazıcılığında Düstur ve bazı geleneksel kaynaklardan fazlası kullanılmamıştır. Var olan literatürün eksik veya birbiriyle çelişen noktalarını tespit eden bu çalışmada, Osmanlı arşiv vesikalarının yanısıra, Tanzimat sonrası çıkarılan kanun ve nizamnameler için önemli bir kaynak teşkil eden Meclis-i Tanzimat Defterleri ve bu defterlerin devamı olan Nizamat Defterleri kullanıldı.
Bu çalışmada, “Osmanlı Devleti’nin adalet sistemi son dönemlere gelinceye kadar nasıl bir değişim süreci izlemişti?”, “bu değişİmi sağlayan ara kurumlar nelerdi?”, “Şer’iyye mahkemelerinden modern mahkemelere geçiş hangi aşamaları kapsar?”, “Yeniden yapılandırılan adli yapı ne derece ihtiyacı karşıladı?” gibi sorulara cevap verilmeye çalışılıyor. Genel olarak Adliye Nezareti’nin idar teşkilatı, işleyişi ve dolayısıyla son dönem Osmanlı yargı teşkilatı, Adliye Nezareti çatısı altında bir bütün olarak ortaya konuluyor.
Adliye Nezareti Kuruluşu ve Faaliyetleri – Kitabın Arka Kapağı
Çağlayan Adliyesi’ nde başlayan, Anadolu’yu dolaşan Adalet Nöbeti’nin 86. sı 12 Eylül 2019 Perşembe günü Kocaeli Barosu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli Adliyesi önünde tutuldu.
Nöbete, Kocaeli Barosu Başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR, yönetim kurulu üyeleri ve avukatlar yanı sıra; Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Mersin, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van, Yalova Baroları başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyeleri, Bolu ve Sakarya önceki dönem Baro Başkanları ve çok sayıda meslektaş katılım sağladı.
Adalet Nöbeti’nde söz alan Kocaeli Barosu başkanı Av.Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR konuşmasında;
Değerli Baro Başkanlarım,
Kıymetli meslektaşlarım,
Adalet nöbetinde yanımızda olan , buraya gelemeyen ama aklı ve kalbi bizimle olan değerli yurttaşlarım,
Basınımızın kıymetli temsilcileri,
Bugün, Çağlayanda başlayan ve ilk adımı Bursa olmak üzere Anadolu illerini dolaşan Adalet nöbetinin 86 .sında Kocaeli’ndeyiz. Adana, Ankara, Antalya ,Aydın, Bursa, Çanakkale , Diyarbakır, Düzce, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli ,Tekirdağ , Tunceli , Van ve Yalova illerimizden Baro Başkanlarımız ve meslektaşlarımız , adalet arayanların gönüllü sözcülüğünü yapmak için uzak yollardan geldiler. Hoş geldiler ,sefalar getirdiler.
Esas olan ‘Vatan ve bu vatanda yaşayan tüm yurttaşlarımızın hukuk devletinin sağladığı güvence ile huzur ve barış içerisinde yaşamasıdır’ diyen bizler , tarihi sorumluluklarımızın gereğini yerine getiriyoruz.
Adalet arayan herkesin sesi olmaya devam ediyoruz.
Şule Çet , Ecem Balcı, Rabia Naz ,Emine Bulut, Müzeyyen Boylu gibi nice şiddet mağduru , katledilen kadın için , çalışma hayatında engellenen yok sayılan , cinsiyeti yada cinsel tercihi sebebiyle baskılanan ,haksızlığa uğrayan insanlar için,
Üstün yararını koruyamadığımız bedeni , aklı ve emeği istismar edilen çocuklarımız için,
Fetö, Deaş, PKK, DHKP-C ve benzeri terör örgütlerinin hain saldırıları nedeniyle hayatlarını kaybeden Mehmetçiklerimiz, güvenlik güçlerimiz ,yurttaşlarımız için buradayız.
Faili meçhule kurban verdiğimiz Türkiye’nin aydınları Uğur Mumcu, Bahriye Üçok , Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu için, görev şehidimiz Mehmet Selim Kiraz , Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk ,Tahir Elçi için ,
Kalemlerine pranga vurulan , ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hürriyeti için mücadele ederken özgürlüklerini yitiren gazeteciler için ,
İş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden on binlerce işçi için ,
Çorlu tren kazası mağdurları için yani adalet arayan herkes için buradayız.
Hain terör örgütünün kurguladığı kumpas davalarında özgürlüklerini ve hayatlarını yitiren insanlar için, OHAL döneminde çıkarılan KHK lar ile görevlerinden ihraç edilen haklarında herhangi yargılama süreci işletilmediği , bir yargı kararı olmadığı veya beraat ettiği halde göreve iade edilmeyen KHK mağdurları, atanamayan öğretmenler , emekli olamayan emeklilikte yaşa takılanlar için biz buradayız.
Hakkını elde etmek için yargı yoluna başvuran , bu uzun ve meşakkatli süreç sonunda ancak mezarda adalete kavuşan yada yüksek yargılama giderleri sebebi ile hakkını arayamayan yurttaşlarımız için biz buradayız.
Duruşma salonlarından atılan, temsil ettiği tarafla özdeşleştirerek saldırıya uğrayan , özgürlüklerini ve hatta Avukat Mehmet Samim Geredeli, Avukat İbrahim Ergin ,Avukat Özgür Aksoy gibi hayatlarını kaybeden görev şehidi meslektaşlarımız için,
OHAL döneminde çıkarılan KHK.’ lar ve devamında yapılan yasal düzenlemeler ile yetkileri tırpanlanan ; arabuluculuk ,uzlaştırma gibi tasarruflarla görev alanları daraltılan; çalışma yeri olan adliyelerde kırmızı alanlar yaratılarak savunma hakkını temsil etmesi engellenen meslektaşlarımız dolayısıyla savunma hakkı engellenen yurttaşlarımız için biz buradayız.
Her yıl binlerce mezun arasında var olma savaşı veren , yargı reformu strateji belgesinde de çalışma yasağı kaldırılacağı muştulanan ancak yine kendi kaderine terk edilen stajyer meslektaşlarımız ,insanlık onuruna aykırı ücret politikaları ile hayallerini yitiren genç meslektaşlarımız için buradayız.
Özlük haklarına ilişkin talepleri yıllardır yok sayılan kamuda çalışan meslektaşlarımız için buradayız.
Kandıra Babaköy, Gebze Ballıkayalarda 200 milyon yılda oluşan ama bir gecede katledilen doğa parkı için , Kaz dağları için; Muğla ,İzmir yurdun dört bir tarafında yakılan ormanlarımız , Atatürk Orman çiftliği ve katledilen doğamız için ,
Yağmalanan tarihi zenginliklerimiz için,
Biz buradayız.
Bağımsız yargı , yargıç teminatı ve hukuk devleti için olmazsa olmaz kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıktığı için haksızca eleştirilen (kabul edilemez bir şekilde terör örgütleri ile ilişkilendirilmeye çalışılan) , çeşitli baskılarla mücadele gücü zayıflatılmaya çalışılan meslek örgütlerimiz , Barolarımız için buradayız.
Bizler ; yargı önünde temsil ettiğimiz yurttaşlarımız ile birlikte ve bir yurttaş olarak , hukuk devletinde insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamak ve bu ideale kavuşmak amacıyla buradayız
Mesleğimizin hukuk devleti ,demokrasi ,temel hak ve özgürlüklerin teminatı olduğunun bilinç ve sorumluluğu ile
Cumhuriyetimizin temel ilkelerine bağlı kalarak tüm bu kutsal değerler için mücadele azim ve inancıyla buradayız ve hep burada olacağız.
Demokrasi tarihimizde kara bir leke olan 12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümünde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir’ şiarı gereğince; demokrasinin vazgeçilemez olduğunu,
Savunma hakkı ve hak arama özgürlüğünün ise hukuk devletinin ve demokrasinin temel ölçütü olduğunu bir kez daha vurgulayarak hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Türkiye sözleşmeyi, 26.3.1987 tarihli ve 3339 Sayılı Kanun ile onaylamış, kanun resmi gazetenin 07.04.1987 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşme, kendi ülkelerinden başka bir ülkede hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum edilen şahısların belli şartlar altında cezalarının kendi ülkelerinde infazına imkân tanımakta; bu hususa dair ilke ve prensipleri belirlemektedir.
Avrupa Konseyi
Hükümlülerin Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi
Başlangıç
Aşağıdaki imzaları bulunan Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve diğer Devletler,
Avrupa Konseyinin gayesinin üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamak olduğunu göz önünde tutarak; Ceza Hukuku alanında uluslar arası işbirliğini daha da geliştirmeyi arzu ederek;
Böyle bir işbirliğinin hükümlülerin sosyal rehabilitasyonunu kolaylaştıracağını ve adaletin amaçlarına hizmet edeceğini göz önünde tutarak;
Bu hedeflerin, suç işlemeleri sonucu hürriyetlerinden mahrum edilen yabancılara mahkumiyetlerini kendi toplumsal çevrelerinde çekme imkanını tanımasını gerektirdiğini göz önünde tutarak; ve
Bu amacın hükümlü yabancıların kendi ülkelerine nakledilmesiyle en iyi şekilde elde edilebileceğini göz önünde tutarak;
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
MADDE 1 – Tanımlar
Bu sözleşme hükümlerine göre:
a) “Mahkumiyet” bir suç dolayısıyla mahkeme tarafından verilip sınırlı veya sınırsız bir süre için hürriyeti bağlayıcı herhangi bir cezalandırma veya tedbir anlamındadır.
b)”Yargı” mahkumiyet kararı veren mahkemenin bir kararı veya emri anlamındadır.
c) “Hüküm Devleti” nakledilebilecek veya nakledilmiş olan kişi hakkında hükmün verildiği Devlet anlamındadır.
d) “Yerine Getiren Devlet” mahkum edilen kişinin, mahkumiyetinin infazı için nakledilebileceği veya nakledildiği Devlet anlamındadır.
MADDE 2 – Genel Esaslar
1) Taraflar hükümlü kişilerin bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak nakledilmesi ile ilgili olarak birbirine en geniş ölçüde işbirliği sağlamayı üstlenirler.
2) Akit bir Devlette mahkum edilen bir kişi, hakkında verilen mahkumiyetin yerine getirilmesi için, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak, diğer bir Akit Devlete nakledilebilecektir. Hükümlü bu maksatla, hüküm Devletine veya yerine getiren Devlete bu Sözleşme gereğince, nakil edilme isteğini beyan edebilir.
3) Nakil, hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından talep edilebilecektir.
MADDE 3 – Nakil Şartları
1) Mahkum edilen kişi bu Sözleşme uyarınca yalnızca aşağıdaki şartlarla nakledilebilecektir:
a) Hükümlü, yerine getiren Devletin uyruğu ise;
b) Yargı kesinleşmiş ise;
c) Nakil talebinin alındığı tarihte, hükümlünün yerine getirilecek en az altı aylık mahkumiyetinin bulunması veya mahkumiyet süresinin belirsiz olması;
d) Hükümlü tarafından veya, yaşı veya fiziki veya akli durumu nedeniyle iki Devletten birinin gerekli görmesi halinde hükümlünün kanuni temsilcisi tarafından nakline rıza gösterilmiş ise;
e) Mahkumiyetin verilmesine esas olan fiiller ve ihmaller yerine getiren Devlet hukukuna göre bir suç teşkil ediyor ise veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edecek ise; ve
f) Hüküm Devleti ile yerine getiren Devlet nakilin yapılmasında anlaşmışlar ise.
2) İstisnai hallerde, Akit Devletler, hükümlünün infaz edilecek mahkumiyet süresinin 1 (c) fıkrasında belirtilenden daha az olması halinde dahil, nakil konusunda anlaşabilirler.
3) Her Devlet, imza ya da onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdii sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir beyan ile diğer Akit Devletlerle ilişkilerinde 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde öngörülen usullerden birini uygulama dışı tutacağını beyan edebilir.
4) Her devlet, har zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir beyan ile, bu Sözleşme amaçlarına göre “vatandaş” terimini kendisini ilgilendirdiği ölçüde tanımlayabilir.
MADDE 4 – Bilgi Sağlama Yükümlülüğü
1) Bu Sözleşmenin uygulanabileceği her hükümlü, hüküm Devleti tarafından bu Sözleşme’nin içeriğinden haberdar edilecektir.
2) Hükümlü, Bu Sözleşme gereğince nakledilmesi hususundaki isteğini hüküm Devletine beyan etmiş ise, Bu Devlet durumu yargının kesinleşmesinden sonra en kısa zamanda yerine getiren Devlete bildirecektir.
3) Bu bilgiler aşağıdaki hususları kapsayacaktır:
a) Hükümlünün adı, doğum tarihi ve yeri, b) Var ise yerine getiren Devletteki adresi, c) Mahkumiyetin istinat ettiği olaylar hakkında bir açıklama, d) Mahkumiyetin niteliği, süresi ve infaza başlama tarihi,
4) Hükümlü isteğini yerine getiren Devlete bildirmiş ise, hüküm Devleti bu Devlete talebi üzerine yukarıdaki 3 üncü fıkrada belirtilen bilgileri iletecektir.
5) Hükümlü; nakil istemi üzerine her iki Devlet tarafından alınan bütün kararlar ile hüküm Devleti veya yerine getiren Devlet tarafından önceki fıkralar gereğince yapılan bütün işlemlerden yazılı olarak haberdar edilecektir.
MADDE 5 – İstemler ve Cevaplar
1) Nakil istemleri ve cevapları yazılı olarak iletilecektir.
2) İstemler talep eden Devlet Adalet Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Cevaplar aynı yollardan gönderilecektir.
3) Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile başka haberleşme yollarını kullanacağını belirtebilir.
4) Talep edilen Devlet, istenilen nakle rıza gösterip göstermediğine dair kararını en kısa sürede talep eden Devlete bildirecektir.
MADDE 6 – Sağlanacak Belgeler
1) Yerine getiren Devlet, Hüküm Devleti tarafından talep olunması halinde aşağıdaki belgeleri sağlayacaktır:
a) Hükümlünün, kendi Devlet vatandaşı olduğunu belli eden bir belge veya bildirim,
b) Hüküm Devletinde verilen mahkumiyete esas olan fiil ve ihmallerin yerine getiren Devlette kendi kanununa göre suç teşkil ettiğine veya kendi ülkesinde işlenmesi halinde suç teşkil edeceğine dair yerine getiren Devletin ilgili Kanununun örneği
c) 9. maddenin (2) fıkrasında sözü edilen bilgiyi içeren bir açıklama.
2) Nakil isteminde bulunulmuş ise ve iki Devletten biri daha önce nakle rıza göstermeyeceğini belirtmiş olmadıkça, hüküm Devleti aşağıdaki belgeleri yerine getiren Devlete sağlayacaktır:
a) Yargı kararının onaylanmış bir örneği ve hükmün dayandığı Kanun:
b) Geçici tutuklama ve ceza indirilmesi de dahil olmak üzere mahkumiyetin ne kadarının infaz edildiğini gösteren ve mahkumiyetin yerine getirilmesiyle ilgili diğer unsurları içeren bir açıklama;
c) 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasının (d) bendinden belirtildiği şekilde, nakle rıza gösterildiğine dair bir beyan ve
d) Gerekli olduğu takdirde, hükümlü hakkındaki tıbbi veya sosyal raporlar, hüküm Devletindeki tedavisi hakkında bilgi ve yerine getiren Devlette tedavisinin devamı için tavsiyeler.
4) Her iki Devlet, nakil isteminde bulunmadan veya nakle rıza gösterip göstermeyeceğine dair karar almadan önce yukarıda 1 inci ve 2 inci fıkralarda belirtilen belge veya bildirimlerden herhangi birinin sağlanmasını isteyebilir.
MADDE 7 – Rıza ve Rızanın Doğruluğunun Saptanması
1) Hüküm Devleti, 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, nakil için rıza vermesi gerekli kişinin bunu isteğiyle ve hukuki sonuçlarını tümüyle bilerek yapmasını temin edecektir. Bu rızanın verilmesine ilişkin usul hüküm Devletinin kanunlarına tabi olacaktır.
2) Hüküm Devleti, yerine getiren Devlete bir konsolos veya yerine getiren Devletle mutabık kalınacak başka bir görevli vasıtasıyla, rızanın yukarıda 1 inci fıkrada öngörülen şartlarda verildiğini doğrulama imkanını sağlayacaktır.
MADDE 8 – Naklin, Hüküm Devleti Bakımından Etkileri
1) Hükümlünün, yerine getiren Devlet mercilerince teslim alınması, hüküm Devletinde mahkumiyetinin infazının talik edilmesi sonucunu doğuracaktır.
2) Yerine getiren Devlet mahkumiyetin infazının tamamlandığı görüşüne varmış ise, hüküm Devleti bundan böyle hükmü infaz edemez.
MADDE 9 – Naklin, Yerine Getiren Devlet İçin Etkileri
1) Yerine getiren Devlet yetkili mercileri:
a) 10 uncu maddede öngörülen şartlar içinde, derhal veya bir mahkeme veya idari kararla mahkumiyetin infazına devam edecek; veya
b) Adli veya idari bir kararla, hüküm Devletinde verilen müeyyideyi 11 inci maddede öngörülen şartlar çerçevesinde aynı suç dolayısıyla yerine getiren Devlet kanunlarında öngörülen bir müeyyide ile ikame etmek suretiyle, mahkumiyet kararını o Devletin kararına dönüştürecektir.
2) Yerine getiren Devlet, talep edilmesi halinde, hükümlünün nakledilmesinden önce bu usullerden hangisini takip edeceğini hüküm Devletine bildirecektir.
3) Mahkumiyetin infazı, yerine getiren Devlet Kanununa göre yapılacak ve yalnızca bu Devlet tüm gerekli kararların alınmasında yetkili olacaktır.
4) Kendi milli mevzuatına göre bir başka Akit Devletin topraklarında işlenen suç dolayısıyla akli durumu nedeniyle cezai yönden sorumlu görülmeyen kişilere uygulanacak önlemleri 1 inci fıkrada öngörülen usullerden biriyle infaz edemeyecek olan ve bu gibi kişileri tedavileri için kabule hazır olan her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu durumlarda izleyeceği usulleri belirtebilir.
MADDE 10 – İnfazın Devamı
1) İnfazın devamı halinde, yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından belirlenen şekilde hükmün hukuki niteliği ve süresi ile bağlı olacaktır.
2) Bununla birlikte bu mahkumiyet niteliği veya süresi itibariyle yerine getiren Devlet Kanunu ile bağdaşmıyor ise, veya bu Devletin Kanunu gerektiriyor ise bu Devlet bir mahkeme veya idari merci kararıyla müeyyideyi aynı nitelikteki bir suç için kendi kanunu tarafından öngörülen bir ceza veya önleme dönüştürebilir. Cezalandırma veya önlem, mümkün olduğu kadar niteliği itibariyle yerine getirilecek mahkumiyete uygun olacaktır. Tayin olunacak ceza veya tedbir, niteliği ve süresi itibariyle, hüküm Devletinde verilen müeyyideden ağır olmayacağı gibi yerine getiren devlet Kanununda öngörülen azami miktarı da aşmayacaktır.
MADDE 11 – Mahkumiyetin Değiştirilmesi
1) Mahkumiyetin değiştirilmesi halinde, yerine getiren Devlet Kanununda öngörülen usuller uygulanacaktır. Yetkili merci hükmü değişirken;
a) Hüküm Devletinde verilen yargı açıkça veya zımnen yer aldığı takdirde olaylarla ilgili tespitlerle bağlı olacaktır; b) Hürriyeti bağlayıcı müeyyideyi para müeyyidesine çeviremeyecektir. c) Hükümlü tarafından çekilen hürriyeti bağlayıcı sürenin tamamını mahsup edecektir. d) Hükümlünün cezalandırma durumunu ağırlaştırmayacak ve yerine getiren Devlet Kanununun işlenen suç veya suçlar için öngörebileceği herhangi bir asgari miktarla bağlı olmayacaktır.
2) Mahkumiyetin değiştirilmesi işlemi, hükümlünün naklinden sonra yapılmış ise yerine getiren Devlet bu şahsı işlemler sonuçlanıncaya kadar nezarette bulunduracak veya yerine getiren Devlette bulunmasını sağlayacak önlemler alacaktır.
MADDE 12 – Özel Af, Genel Af, Cezanın Tahfifi
Her Devlet kendi Anayasası veya diğer Kanunlarına uygun olarak genel ve özel af çıkarabilir veya hükmedilen cezayı tahfif edebilir.
MADDE 13 – Yargının Yeniden Tetkiki
Yalnızca hüküm Devleti yargının yeniden tetkiki için yapılacak herhangi bir başvuru hakkında karar verme yetkisine sahip olacaktır.
MADDE 14 – İnfazın Sona Erdirilmesi
Yerine getiren Devlet, hüküm Devleti tarafından mahkumiyet kararının uygulanır olmadığı sonucunu doğurabilecek herhangi bir karar veya tedbir bildirir bildirmez, mahkumiyetin infazını sona erdirecektir.
MADDE 15 – İnfaz Hakkında Bilgi
Yerine getiren Devlet aşağıdaki hallerde mahkumiyetin infazı ile ilgili olarak hukuk Devletine bilgi sağlayacaktır.
a) İnfaz işlemini tamamlandığı sonucuna vardığı takdirde: b) İnfaz işleminin tamamlanmasından önce hükümlü nezaretten kaçmış ise; veya c) Hüküm Devleti özel bir rapor talep etmiş ise.
MADDE 16 – Transit
1) Akit bir Devlet bir hükümlünün kendi ülkesine veya kendi ülkesinden nakli konusunda diğer bir Akit Devlet veya bir üçüncü Devlette anlaşmaya varmış bulunan bir Akit Devletin transit talebine, kendi kanununa uygun olarak izin verecektir.
2) Akit bir Devlet aşağıdaki hallerde transit talebini reddedebilir:
a) Hükümlü kendi vatandaşı ise veya b) Mahkumiyete neden olan suç, kendi Kanununa göre suç teşkil etmiyorsa.
3) Transit talepleri ve cevapları 5. maddenin (2) ve (3) fıkralarındaki hükümlerde belirtilen yollardan iletilecektir.
4) Taraflardan biri üçüncü bir Devletin ülkesine veya ülkesinde yapılacak bir nakil için bir başka Taraf Devletle anlaşmaya varması halinde, bu Devletin hükümlünün kendi ülkesinden transit geçmesi talebine izin verebilecektir.
5) Transite müsaade etmesi istenilen Taraf Devlet yalnızca ülkesinden transit için gerekli hüküm zarfında hükümlü şahsı nezarette tutabilir.
6) Transite müsaade etmesi talep edilen Devletin hükümlünün hüküm Devleti ülkesinden hareketinden önceki fiiller veya hükmedilen mahkumiyetler için transit Devlet ülkesinde takibata uğramayacağı veya önceki fıkradaki istisna dışında nezarete alınmayacağı veya herhangi bir şekilde kişisel hürriyetinin kısıtlanmayacağı hususunda teminat vermesi istenilebilir.
7) Transit geçiş Akit bir Devlet ülkesi üzerinden hava yolu ile yapılırsa ve o ülkeye iniş öngörülmemişse, transit talebinde bulunulmasına gerek yoktur. Bununla birlikte her Devlet imza veya onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgesinin verilmesi sırasında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile kendi ülkesi üzerinden yapılacak her transit geçişin bildirilmesini isteyebilir.
MADDE 17 – Kullanılacak Dil ve Masraflar
1) 4 üncü maddenin 1 ilâ 4 üncü fıkralarında öngörülen bilgiler gönderilen Akit Devletin dili veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden biriyle verilecektir.
2) Aşağıdaki 3 üncü fıkranın hükümleri saklı kalmak kaydıyla, nakil taleplerinin veya buna mesnet olan belgelerin tercümesi istenilmeyecektir.
3) Her Devlet, imza esnasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirim ile, nakil istemleri veya buna mesnet olan belgelere, kendi lisanına veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden birine veya bu dillerden belirteceği bir dile yapılmış tercümesinin eklenmesini isteyebilir. Bu münasebetle Avrupa Konseyinin resmi dili veya dillerinden başka herhangi bir dildeki çevirileri kabule hazır olduğunu bildirebilir.
4) 6 ıncı maddenin 1 inci fıkrasının (a) bendinde öngörülen istisna dışında bu sözleşme uyarınca iletilen belgeler onaylanmayacaktır.
5) Bu Sözleşme uygulanırken doğan masraflar münhasıran hüküm Devleti ülkesinde doğan masraflar dışında, yerine getiren Devlet tarafından karşılanacaktır.
MADDE 18 – İmza ve Yürürlüğe Girme
1) Bu Sözleşme Avrupa Konseyine üye Devletin ve hazırlanmasına katılan Avrupa Konseyine üye olmayan Devletin imzasına açıktır. Sözleşme, onay, kabul veya tasvibe tabi tutulacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi olunacaktır.
2) Bu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye olan 3 Devletin 1 inci fıkra hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduklarına dair mutabakatlarını bildirdikleri tarihten başlayarak üç aylık bir sürenin dolmasını isteyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3) Sonradan Sözleşme ile bağlı olduğuna dair mutabakatını beyan eden herhangi bir devlet ile ilgili olarak, Sözleşme, onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden sonra ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
MADDE 19 – Avrupa Konseyine Üye Olmayan Devletlerin Katılması
1) İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Akit Taraflarla istişarede bulunduktan sonra, Avrupa Konseyine üye olmayan ve 18 (1) maddede belirtilmeyen herhangi bir Devleti, Avrupa Konseyi Statüsünün 20/1 fıkrasında da öngörüldüğü üzere çoğunluk kararıyla ve Komitede bulunmayan yetkili Akit Devletlerin temsilcilerinin oy birliği ile, bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
2) Sözleşme katılan her Devlet için katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii tarihinden sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.
MADDE 20 – Ülke Yönünden Uygulama
1) Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul veya katılma belgesini tevdi ederken, bu Sözleşmenin uygulanacağı toprağı veya toprakları belirtebilecektir.
2) Her Devlet, daha sonra her zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile, bu Sözleşmenin uygulanmasını bu bildirimde belirtilen herhangi bir başka toprağa teşmil edebilir. Sözleşme, bu toprak için bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3) Yukarıdaki iki fıkra uyarınca yapılmış herhangi bir bildirimde, belirtilen her toprak için, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılan bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alma, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonra üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü geçerli olacaktır.
MADDE 21 – Zaman Bakamından Uygulama
Bu Sözleşme, yürürlüğe girmesinden önce, veya sonra verilmiş hükümlerin yerine getirilmesinde uygulanacaktır.
MADDE 22 – Diğer Anlaşma ve Sözleşmelerle İlişki
1) İşbu Sözleşme, yüzleştirme veya tanıklık amacıyla nezarette bulunan kişilerin naklini öngören suçluların geri verilmesi ile ceza işlerinde uluslararası işbirliğine ilişkin diğer sözleşmelerden doğan hakları ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.
2) İki veya daha fazla Akit Devlet, hükümlülerin nakledilmesi konusunda anlaşma veya sözleşme yapmışlar veya bu alandaki ilişkilerini başka şekilde düzenlemişlerse veya gelecekte bu şekilde düzenleyeceklerse, işbu Sözleşme yerine bu anlaşma veya antlaşmayı uygulamaya veya ilişkilerini buna uygun olarak düzenlemeye yetkili olacaklardır.
3) İşbu Sözleşme; Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesine taraf olan Devletlerin, bu Sözleşmede yer alan kuralların uygulanmasını kolaylaştırmak veya hükümlerini tamamlamak için, o Sözleşme ile ilgili konularda birbirleriyle ikili veya çok taraflı anlaşma yapma haklarına halel getirmez.
4) Nakil istemi, hem bu Sözleşmenin hem de Ceza Yargılarının Uluslararası Değeri Avrupa Sözleşmesi veya hükümlülerin nakli hakkında bir başka anlaşma ve antlaşmanın kapsamına giriyor ise, nakil talebinde bulunan Devlet; talepte bulunurken bu anlaşmalardan hangisine dayanıldığını belirtecektir.
MADDE 23 – Dostça Çözüm
Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi işbu Sözleşmenin uygulanmasını izleyecek ve uygulamadan doğabilecek herhangi bir sorunun dostça çözümlenmesini kolaylaştırmak için gereken katkıyı sağlayacaktır.
MADDE 24 – Feshin Bildirilmesi
1) Her Akit Taraf, her zaman, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir.
2) Fesih bildirimi, bildirimin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alındığı tarihten sonraki üç aylık bir sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü hüküm ifade edecektir.
3) Bununla birlikte, işbu Sözleşme böyle bir bildirimin alındığı tarihten önce Sözleşme hükümleri uyarınca nakledilmiş bulunan hükümlülerin mahkumiyetlerinin yerine getirilmesi için uygulanmaya devam edecektir.
MADDE 25 – Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, bu Sözleşmenin hazırlanmasına katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdaki hususları bildirecektir:
a) Bütün imzaları; b) Bütün onaylama, kabul, tasvip veya katılma belgeleri tevdilerini; c) 18 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları, 19 uncu maddenin 2 inci fıkrası ve 20 inci maddenin 2 ve 3 üncü fıkraları uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihlerini; d) Bu Sözleşme ile ilgili olarak yapılan bütün işlemleri, beyanları, bildirim ve bildirileri.
Yukarıdaki hükümlerin kanıtı olmak üzere, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıdaki imzası bulunan temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
21 Mart 1983 tarihinde Strasbourg’da, İngilizce ve Fransızca olarak ve iki metin aynı derecede geçerli sayılmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere ve bu Sözleşmenin hazırlanmasında katkıda bulunan üye olmayan Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen her Devlete Sözleşmenin onaylanmış örneklerini iletecektir.
Eser, yeni baskıları ile genişlemiş, kitap editörlerinin istikrarlı çalışmaları ile her yeni baskıda genişletilmiştir. Hukuk ve Sanat’ın 5. baskısı önceki baskılarında olduğu gibi 2019 yılında da Seçkin Yayınları tarafından basılmış, ilk baskıda 171 sayfa olan kitap 5. baskıda 748 sayfa olarak okuyucunun karşısına çıkmıştır. Kitap, içerik olarak on yedi bölümden oluşmaktadır. Önceki dört baskıya yazılan önsözler de kitapta yer almaktadır.
Hukuk ve Sanat 3. Baskısı
Hukuk ve Sanat İsimli Eserin Konu Başlıkları ve İncelenen Konular
Karşılaştırmalı Hukuk bakımından Türk Hukuku
Kitabın ilk bölümünde; Prof. Dr. Dr. h.c. Yener ÜNVER, Ar. Gör. Göktürk ÖCAL, Ar. Gör. Şölen ÇAKIROĞLU, Didem COŞKUN, İpek ŞAHİNKAYA, Sinan UYSAL, Sinan UYSAL ve Mert TANRIVERDİ’nin yazı ve makaleleri yer almaktadır.
Sanat Özgürlüğü
Kitabın önceki baskılarında olduğu gibi Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu; Sanat Özgürlüğünün Koruma Alanı, Sanat Özgürlüğünün Sınırları, Devletin Tarafsızlığı İlkesi, Sanat Özgürlüğüne Müdahale Örnekleri ile sanat özgürlüğünün Yasama Organı, Yürütme Organı ve Yargı Organı ile ilişkilerini incelemiştir.
“Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu lisans derecesini 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden, yüksek lisans derecesini 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden aldıktan sonra, doktora derecesini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünden 1998 yılında almıştır. Doktoradan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevine devam etmiş; 2005 yılında doçent, 2010 yılında ise profesör unvanını almıştır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, 2001-2003 yıllarında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2003-2009 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 2009-2011 yılları arasında ise Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku alanında lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiştir. Kanadoğlu’nun anayasa hukuku alanındaki çalışmaları özellikle özgürlükler hukuku, anayasa yargısı ve siyasi partiler hukuku konularında yoğunlaşmaktadır. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesinde anayasa hukuku dersleri vermektedir.”
Sanatçıların İş ve Sosyal Güvenlik Hukukundaki Konumu
Prof. Dr. Ercan Akyiğit; Sanat ve Sanatçı Kavramlarını İş Hukuku bakımından değerlendirmiştir. Sanat ve Sanatçı Kavramları, Genel Olarak Sanatçıların Çalışma İlişkileri, İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, Bireysel İş Hukuku Bakımından Sanatçıların Durumu, Bireysel İş İlişkisine Hangi İş Yasasının Uygulanacağı, İş Sözleşmesi ve Yapılması Bakımından Sanatçıların Hukuki Durumu, İş Bulma /Sanatçı Bulma Faaliyeti Bakımından Hukuki Durum, İş Sözleşmesinin Yapılması ve Türleri, Ehliyet ve Çalışma Yaşı, İş Sözleşmesinin Türleri, İş İlişkisinin Hükümleri ve Sona Ermesi ile Sonuçları Bakımından Sanatçıların Durumu, Sanatçının Çalışırken Yaptığı Sanat Buluşları, Toplu İş Hukuku, Sanatçıların Sosyal Güvenliği, Genel Olarak Sosyal Güvenlik İhtiyacı, Ülkemizde Resmi Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sosyal Güvenlik, Sanatçıların Sosyal Güvenliği ve ilgili konuları geniş bir bölümde Prof. Akyiğit incelemiştir.
Müzik Eserlerinde ve İcrasında Cayma Hakkı
Ticaret Hukuku alanında çalışmalar bulunan Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu; Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve İcracı Sanatçıların Hakları, Müzik Eserleri, İnternet ve Müzik Eserleri, Müzik Eserleri Üzerindeki Haklar ve Türleri, Manevi Haklar, Eseri Kamuya Sunma Hakkı, Eser Sahibinin Adını Belirtme Hakkı, Eserde Değişiklik Yapılmasını Yasaklama Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Umuma İletim Hakkı, İcracı Sanatçıların Hakları, İcracı Sanatçılar, İcracı Sanatçının Hakları, İcracı Sanatçıların Manevi Hakları, İcracı Sanatçının Mali Hakları, Eser ve İcralar Üzerindeki Hakların Devri, Mali Haklar Üzerinde Yapılan Devir Sözleşmelerinin Niteliği, Devir Sözleşmelerinde Yazılı Şekil Şartları, Devir Süresin Dolması ve Eser/İcranın Hak Sahibine Geri Dönmesi, Cayma, Cayma Hakkının Amaç ve Kapsamı, Caymanın Hakkının Kullanılma Şartları, Mali Bir Hak veya Kullanma Hakkının Hiç ya da Gereği Gibi Kullanılmaması, Eser Sahibi ve İcracı Sanatçının Menfaatinin Esaslı İhlali, Mehil Verilmesi, Noterden İhbar Gönderilmesi ve Caymanın Tamamlanması, Caymaya İtiraz , Cayma Hakkını Kullanmanın Sonuçları, Cayma Hakkını Kullanabilecek Kişiler, Caymadan Vazgeçme ve Sınırlama konu başlıkları ile müzik, sanat ve hukuk arasındaki bağı incelemiştir.
Sınai Mülkiyet Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Işık Özer; Moda Tasarımı Kavramı ve Tasarım Hukuku, Genel Olarak Tasarım ve Moda Tasarımı Kavramları, Moda Tasarımlarının Tasarım Olarak Korunması, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Sorunu, Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescil Edilmeye Uygunluğu, Moda Tasarımlarının Marka Korumasından Yararlanabilmesi (Kümülatif Koruma İlkesi), Moda Tasarımlarının Marka Olarak Tescili Şartları, Ayırt Etme Unsuru, Açık ve Kesin Olarak Sicilde Gösterilebilme Unsuru, Sınai Mülkiyet Kanunu Kapsamında Moda Tasarımları, Renk ve Renk Kombinasyonları, Renk ve Renk Kombinasyonlarının Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek Renk ve Renk Kombinasyonları, İki ve Üç Boyutlu Şekiller, İki ve Üç Boyutlu Şekillerin Marka Olarak Tescili, Marka Olarak Tescil Edilmiş Örnek İki ve Üç Boyutlu Şekiller, Mutlak ve Nispi Tescil Engelleri, Moda Tasarımları Açısından Mutlak Tescil Engelleri ve Moda Tasarımları Açısından Nispi Tescil Engelleri konuları çerçevesindeki bölümü yazmıştır.
Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Kapsamında Resim ve Heykeller Üzerinde Eser Sahipliği ve Bu Eserlerden Doğan Hakların Kapsamı
Dr. Öğr. Üyesi Kadir Baş; Resim ve Heykellerin Eser Niteliği, Fikri Bir Çabanın Ürünü Olma, Bir Forma Bürünme, Hususiyet, Resim ve Heykeller Üzerinde Hak Sahipliği, Eserden Doğan Haklar, Manevi Haklar, Kamuya Sunma ve Eser Üzerinde Adının Belirtilmesini İsteme Hakkı, Eserin Değiştirilmesini ve Yok Edilmesini Önleme Hakkı, Eserin Aslına Ulaşma ve Sergileme Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Temsil Hakkı, Pay ve Takip (Yeniden Satış) Hakkı, Cayma Hakkı, Eser Sahibinin Haklarının Sınırları, Kamu Düzenine İlişkin Sınırlamalar, Eğitim ve Öğretim Amacıyla Sınırlamalar, Bilim Amaçlı Kullanım Serbestisi, Haber Amaçlı Kullanım Serbestisi, Şahsi Amaçlı Kullanım, Kopya ve Sergileme Serbestisi ve Sonuç bölümünden oluşan bölümü yazmıştır.
Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili
Dr. Öğr. Üyesi Sami Kocabıyık; Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarım Hükümlerine Göre Tescili başlığı altnda; Moda Tasarımları, Moda Tasarımlarının Unsurları, Değişim, Yenilik, Pazarlama, Moda Tasarımlarının Sınai Mülkiyet Kanunu’na Göre Tescil Şartları, Ayırtedicilik, Moda Tasarımlarının Tescil Aşamaları, Başvuru, İnceleme ve Tescil, Tescil Aşamasında Moda Tasarımlarının Yayımının Ertelenmesi, İtiraz ve İnceleme, Koruma Süresini kitabın kendisine ait bölümünde irdelemiştir.
Patent Lisans Sözleşmeleri
Dr. Öğr. Üyesi Deniz Topçu, Patent Lisans Sözleşmeleri başlıklı bölümde; Patent Hakkı ve Sözleşme Dışı Lisans, Patent Lisans Sözleşmesinin Tanımı, Türleri ve Kurulması, Patent Lisans Sözleşmesinin Unsurları, Patent Lisans Sözleşmesinin Tarafları, Patent Lisans Sözleşmelerinin Geçerliliği, Patent Lisans Sözleşmesinin Hükümleri, Lisans Verenin Borçları, Yararlanmayı Sağlama, Yararlanmanın Sözleşme Süresince Devamını Sağlama, Lisans Verenin Ayıba Karşı Tekeffül ve Garanti Yükümlülüğü, Lisans Hakkı Üzerindeki Tasarruf Kısıtlamalarına Uyma, Lisans Alanın Borçları, Lisans Bedelini (Royalty) Ödeme, Lisans Konusunu Sözleşmeye Uygun Kullanma, Bedelin Nisbi Olarak Belirlendiği Lisans Sözleşmelerinde Hesap Verme, Tarafların Borca Aykırı Davranışlarının Sonuçları ve Patent Lisans Sözleşmesinin Sona Ermesi konularını incelemiştir.
5846 Sayılı Kanun Kapsamında Fotoğrafik Ürünlerin Eser Vasfına İlişkin Bir Değerlendirme
Doç. Dr. Sinan Bayındır; Mukayeseli Hukukta Fotoğrafik Eser Kavramı; 5846 Sayılı Kanun’da Eser Kavramı, Eserin Tanımı, Hususiyet Şartı (Objektif Şart), Eser Kategorilerinden Birine Dahil Olma Şartı (Objektif Şart), Eser Sahipliği, Fotoğrafik Ürünlerin FSEK’te Düzenlenişi, Fotoğraf Ürününün Eser Niteliği ve Eser Sahipliği, Fotoğraf Kavramı, Benzer Kavramlarından Farkı, Fotoğraflar Açısından Eser Sahipliği, Eser Niteliğindeki Fotoğrafların Korunması, İlim ve Edebiyat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, Güzel Sanat Eseri Mahiyetindeki Fotoğraflar, İşlenme Eser Olarak Fotoğrafik Ürünler, Eser Niteliğine Bakılmaksızın Fotoğrafların Korunması, Kişilik Hakları Çerçevesinde Koruma ve Haksız Rekabet Hükümleri Çerçevesinde Koruma başlıkları altında kitabın ilgili bölümünü yazmıştır.
FSEK Kapsamındaki Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsü Üzerine Bir İnceleme
Arş. Gör. Muhammed Kiomers Ganbari; Meslek Birlikleri ve Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Meslek Birlikleri ve İşlevi, Türkiye’deki Tarihi Gelişim, Mevzuattaki Düzenleme Şekli, Uyuşmazlık Mahkemesi Kararı, Meslek Birliklerinin Hukuki Statüsünün Değerlendirilmesi ve değerlendirmelerden oluşan bölümü yazmıştır.
Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı M. Sıddık Çinko; Fotoğraf ve Hukuk Düzeni, Hukuksal Açıdan Fotoğrafın Sanat Eseri Olması İçin Koşullar, Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar, Manevi Haklar, Umuma Arz Etme Hakkı, Adın Belirtilmesi Hakkı, Fotoğraf Bütünlüğünün Korunmasını İsteme Hakkı, Fotoğraf ile İlişkisinin Kesilmemesi (Eserin Aslına Ulaşma) Hakkı, Fotoğraftan Zarar Görmeme (Fotoğrafçının Kişilik Haklarının Korunmasını İsteme) Hakkı, Mali Haklar, İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, Kitle İletişim Araçlarıyla Umuma İletim Hakkı ve Eserden Maddi Menfaat Sağlamaya Devam Etme (Bedellerinden Pay Verilmesi) Hakkı başlıkları ile Sanat Eseri Olan Fotoğraflar Üzerindeki Haklar konusunu incelemiştir.
Sanat / 1960 – 70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler
Doç. Dr. Terlan Mehdiyeva Azizzade; kitabın “1960–70’li Yıllarda SSCB Sanatında Nonkomformist Hareketler” başlığı ile yazdığı bölümünü; öncelikle “Yoğun Gelişim: 1950”, “Yumuşama Yılları”, “60’lar ve Non–Komformist Sanatçılar”, “Yeni Realizm”, “Manej 1962”, “Azerbaycan’da 1960 Kuşağı”, “Settar Behlülzade”, “Beni 20 Yıl Sonra Anlayacaklar”, “Abşeron Mektebi”, “Cavadov Kardeşler”, “Dünyada Bir Mircavad Vardı…”, “Cezanne Hayranlığından Gobuston Hayranlığına Geçiş”, “Cengiz Aytmatov’un Yardımseverliği”, “Gecikmiş İtiraf”, “Mircavadov’un Dünyası”, “Büyük Güce, Büyük Nefese Malik Ressam”, “Görkemli Fırça Ustasının Ölümünün Üzerinden 17 Yıl Geçti”, “Rüzgar Beni Götürüyor”, “Tofig Cavadov (1925–1963)”, “Abşeron Mektebi’nin Oluşumunda Tofig Cavadov’un Katkıları”, “Neorealizm”, “Rüzgâr Beni Götürüyor”, Cavadov’un Abşeron’u”, “İşçi Portreleri”, “Otoportreler”, “Natürmortlar” ve “Rüzgâra Karşı Duran Yiğide Son Ağıt” alt başlıkları ile kitaba tarihsel bağlamda çok yönlü bir katkı sunmuştur.
Kültür Merkezleri Yasa, Yönetmelik ve Uygulamalar
Doç.Dr. Murat Şahin, kitaptaki bölümünde; Kültür Merkezi Kültürü, Kültür Merkezlerinin Yasal ve Kavramsal Çerçevesi ve İstanbul ve Kültür Merkezlerini incelemiştir.
Hukuk ve Sinema
Öğr. Gör. Meriç Renkver; Hukukun Sanata Yansıması, Hukukun Edebiyata Yansıması, Hukuk ve Sinema İlişkisi, İlk Örnekler, Toplumsal Arka Plan, Tür Sineması Kavramı, Hukuk Filmi, Mahkeme Filmi, Örnekler, Sinema ve Sansür, Sinemamızda Hukuk ve Mahkeme, Hukuk–Sinema İlişkisinin Boyutları ve Hukuk Filmlerinin İşlevi konu başlıkları ile sinema ile hukuk arasındaki ilişkileri incelemiştir.
Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu
Öğr. Gör. Aylin Akarvardar; Fikri Bir Hak Olarak Yaratıcı Üretimin Korunması Tekstil Tasarımı ve Telif Sorunu başlıklı makalesi ile kitaba katkıda bulunmuştur.
Dijital Çağda Mimari Tasarıma İlişkin Fikri Hakların Korunması
Dr. Öğr. Üyesi Sevil Yazıcı; Mimari Tasarım Kavramı ve Süreci, Mimari Tasarımda Fikri Haklar: Mimari Proje ve Mimarlık Eseri ve Teknolojinin Mimari Tasarım Sürecine Etkileri konularını incelemiştir.
Kitabın Tanıtım Bülteni ve Önsöz
“Hukuk ve Sanat birbirinde ayrı gibi görünse de aslında iç içe geçmiş iki bilimdir. İnsanı insan yapan, onurlu yaşamasını sağlayan haklar, ancak manevi varlığını geliştirmesine katkı sunan sanatla anlam kazanabilir. Dolayısıyla Sanat, Hukukun gerçekliğine, manevi dünyayı geliştirip anlamlandırarak katkı sunar. Bu durum hukuk ve sanatın; temel insan ihtiyaçlarından olduğunu ortaya koymaktadır.
Temel ihtiyacın karşılanabilmesi ve birey olarak insanın kendisini özgürce geliştirmesi ve güven içinde yaşaması içinse, siyasal gücün, hukuku ve sanatı teşvik etmesi, desteklemesi ve özgürlük alanını anlamını yitirtecek biçimde daraltmaması gerekmektedir.
Kurullar bütünü olarak hayatımızın her alanını düzenleyen Hukuk, sanat alanını da hak ve özgürlük bağlamında düzenlemektedir. Bunun nedeni, sanatın bireysel meslek olma niteliği dışında, çalışma biçim, araç ve yöntemlerinin evrensel olması, yaratılan eserin yaratıcısı dışında topluma mal olması ve bu anlamda evrensel anlam taşıyarak insanlığa hitap etmesidir. Hal böyle olunca yaratıcının özgür olması gerekmekle birlikte, geleceğe aktarılacak ve günümüzde gerçekleştirilen eserin ortaya çıkma aşamasında ve sonrasında fikri ve telif hakları yanında, mali hakların, çalışma koşullarının belirlenmesi, kurallar manzumesinin oluşturulması gereklidir. Bu durum hem eser sahibi ve hem de eser için önemlidir.
Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut
Bu kitap, bu bağlamda hem teorik konuların ve hem de uygulama içinde yer alan aktörlerin hukuksal sorun, mevzuat ve güvencelerine değinmekte, hukuki açıdan konuyu açıklamaktadır. Hukuk ve sanat ayrı görünen konuların birbiri ile nasıl iç içe olduklarını bilimsel olarak ele almaktadır. Gerek kanuni düzlemde Anayasa, FSEK, TMK, TBK, İK, SGK gibi ulusal mevzuatın yanında uluslararası düzenlemelere de değinilen bu Kitapta aynı zamanda konu ile ilgili yargı kararlarına da yer verilmiştir. Öte yandan konu sadece kanuni düzlemde değil disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınarak farklı alanlarda uzman kişilerin yazılarına da yer verilerek bakış açıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. “
2 Temmuz 1951 – Mültecilerin ve Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme Öncesi Konferanslarda bir kare, İsviçre temsilcisi Palais des Nations, Kanada temsilisi L.G. Chance ve Belçika temsilcisi A. Herment
Sözleşme, 06 Haziran 1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 01.7.2014 tarihinde kabul edilen ve 10.07.2014 tarihinde resmi gazetede yürürlüğe giren “6549 Sayılı Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile sözleşmeye katılmıştır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Birleşmiş Milletler’in ana organlarından biridir.
Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme
Başlangıç
Sözleşmenin Yüksek Tarafları;
Birleşmiş Milletler Antlaşması ve 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin insanların temel haklardan ve özgürlüklerden ayrımcılık yapılmaksızın yararlanacağı ilkesini beyan ettiğini göz önünde bulundurarak, Birleşmiş Milletler’in, çeşitli vesilelerle, vatansız kişilere ilişkin derin endişesini açıkça belirttiğini ve vatansız kişiler için bu temel hak ve özgürlüklerin olası en geniş uygulamasını güvence altına almaya çaba gösterdiğini göz önünde bulundurarak,
Vatansız kişilerin statüsünü Uluslararası bir antlaşma ile düzenleme ve iyileştirmenin arzu edilir olduğunu göz önünde bulundurarak,
Aşağıdakiler üzerinde anlaşmışlardır:
BÖLÜM I: GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
“Vatansız Kişi” teriminin tanımı
1. Bu Sözleşme’nin amaçları çerçevesinde “vatansız kişi” terimi, kendi yasalarının işleyişi içinde hiçbir Devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan bir kişi anlamına gelir.
2. Bu Sözleşme:
(i) Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği dışındaki Birleşmiş Milletler kurum ve kuruluşlarından korunma ya da yardım alan kişiler için, böyle bir korunma ya da yardım aldıkları sürece;
(ii) İkamet etmekte oldukları ülkenin yetkili mercilerince o ülkenin vatandaşı olmaya bağlı olan hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tanınan kişiler için;
(iii)
(a) barışa karşı bir suç, bir savaş suçu, ya da insanlığa karşı bir suçu bu tip suçlarla ilgili koşullar yaratmak amacıyla hazırlanan uluslararası belgelerde tanımlandığı biçimiyle işlemiş oldukları;
(b) İkamet ettikleri ülkeye kabul edilmelerinden önce, o ülke dışında siyasi olmayan ciddi bir suç işlemiş oldukları;
(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden dolayı suçlu sayılmış oldukları konusunda ciddi kuşkular bulunan kişiler için geçerli olmayacaktır.
Madde 2
Genel yükümlülükler
Her vatansız kişinin kendisini içinde bulduğu ülkeye karşı, özellikle o ülkenin yasalarına ve yönetmeliklerine ve aynı zamanda kamu düzeninin sürdürülmesi için alınan önlemlere uymasını gerektiren sorumlulukları vardır.
Madde 3
Ayrımcılık Yapılmaması
Sözleşmeci Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerini, ırk, din ya da menşe ülkeye bağlı ayrımcılık yapmaksızın bütün vatansız kişilere uygularlar.
Madde 4
Din
Sözleşmeci Devletler, ülkelerindeki vatansız kişilere, ibadet ve çocuklarının dini eğitim özgürlüğü bakımından, en az kendi vatandaşlarına gösterdikleri muamele kadar iyi muamele gösterirler.
Madde 5
Bu Sözleşme’den ayrı olarak verilen haklar
Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bir Sözleşmeci Devlet tarafından vatansız kişilere bu Sözleşme dışında verilen diğer hakları ve menfaatleri ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.
Madde 6
“Aynı koşullarla” terimi
Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından, “aynı koşullarla” terimi, ilgili kişinin, vatansız bir kişi olmadığı takdirde belirli bir hakkı kullanmak için yerine getirmesi gereken bütün koşulların (geçici ya da sürekli ikamet süresine ve koşullarına ilişkin olanlar da dahil olmak üzere), vatansız bir kişi tarafından doğası nedeniyle yerine getirilemeyecek olanlar dışında, kendisi tarafından yerine getirilmesini gerekli kılar.
Madde 7
Karşılıklılık koşulundan muafiyet
1. Bu Sözleşme’de yer alan daha elverişli hükümler saklı kalmak üzere, bir Sözleşmeci Devlet, genel olarak yabancılara gösterdiği muamelenin aynısını Vatansız kişilere gösterir.
2. Bütün Vatansız kişiler, üç yıllık ikamet süresinden sonra Sözleşmeci Devletlerin ülkesinde yasal karşılıklılık koşulundan muaf olurlar.
3. Her Sözleşmeci Devlet, bu Sözleşme söz konusu Devlet için yürürlüğe girdiği tarihte vatansız kişilerin sahip oldukları hakları ve menfaatleri, karşılıklılık koşulu olmaksızın, kendilerine tanımaya devam ederler.
4. Sözleşmeci Devletler, karşılıklılık koşulunun bulunmaması durumunda, vatansız kişilere 2. ve 3. Paragraflara göre yararlanabilecekleri hak ve menfaatlerin ötesinde hak ve menfaatler tanıma olanaklarını ve karşılıklılık koşulundan muafiyeti 2. ve 3. Paragraflarda belirtilen koşulları yerine getirmeyen vatansız kişileri kapsayacak şekilde genişletmek olanağını uygun bir biçimde değerlendirirler.
2. ve 3. paragrafların hükümleri gerek bu Sözleşme’nin 13, 18, 19, 21 ve 22. Maddelerinde belirtilen hak ve menfaatler için, gerekse bu Sözleşme’de yer almayan hak ve menfaatler için geçerlidir.
Madde 8
İstisnai muamelelerden muafiyet
Yabancı bir Devlet vatandaşlarının ya da eski vatandaşlarının şahısları, mülkiyetleri ya da menfaatlerine aykırı olarak alınabilecek istisnai muamelelerle ilgili olarak, Sözleşmeci Devletler, bu gibi muameleleri, vatansız bir kişiye sırf daha önce söz konusu yabancı Devletin vatandaşı olduğu gerekçesiyle uygulamayacaklardır. Bu maddede ifade edilen genel ilkeyi kendi yasamalarına uygun bir biçimde uygulayamayan Sözleşmeci Devletler, uygun koşullarda bu gibi vatansız kişiler lehine muafiyet tanırlar.
Madde 9
Geçici muameleler
Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü bir Sözleşmeci Devletin savaş zamanında ya da diğer vahim ve olağanüstü hallerde, belirli bir kişi söz konusu olduğunda, ulusal güvenliği için elzem saydığı geçici muameleleri bu
kişinin gerçekte vatansız bir kişi olduğu ve söz konusu muamelelerin ulusal güvenlik nedeniyle sürdürülmesi gerektiği saptanıncaya dek kabul edilmesine engel değildir.
Madde 10
İkametin devamı
1. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında zorla yerinden edilerek Sözleşmeci Devletlerden birinin topraklarına götürülmüş olup burada ikamet etmekte ise, bu zorunlu kalış süresi bu ülkede yasal ikamet olarak sayılacaktır.
2. Vatansız bir kişi İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Sözleşmeci Devletin ülkesinden sürgün edilip bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden önce sürekli ikamet amacı ile oraya dönmüş ise, sürgünden önceki ve sonraki ikamet dönemi, aralıksız ikametin zorunlu olduğu durumlarda, bir tek aralıksız ikamet sayılacaktır.
Madde 11
Vatansız denizciler
Her Sözleşmeci Devlet, bayrağını taşıyan bir geminin mürettebatı arasında düzenli bir biçimde hizmete alınmış Vatansız kişiler varsa, bu kişilerin ülkesinde yerleşmesine izin verme olanaklarını ve kendilerine
seyahat belgeleri vermeyi ya da geçici olarak ülkesine kabul etmeyi özellikle bir başka ülkeye yerleşmelerini kolaylaştırmak üzere olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulundurur
BÖLÜM II: HUKUKSAL STATÜ
Madde 12
Kişisel statü
1. Vatansız bir kişinin kişisel statüsü daimi ikametgahının ait olduğu ülkenin kanununa, ikametgâhı yoksa oturduğu ülkenin kanununa göre düzenlenir.
2. Vatansız bir kişi tarafından daha önce elde edilen ve kişisel statüye ilişkin olan haklara, özellikle evliliğe bağlı haklara, her Sözleşmeci Devlet tarafından,eğer bu gerekliyse, söz konusu devletin yasalarının gösterdiği koşulları yerine getirmek kaydıyla, saygı gösterilir; ancak, söz konusu hakkın, kişi vatansız olmasaydı o devletin yasaları tarafından tanınacak haklar arasında bulunması gereklidir.
Madde 13
Menkul ve gayrimenkul mülkiyet
Sözleşmeci Devletler menkul ve gayrimenkullerin edinimi ve bununla ilişkili diğer haklar, menkul ve gayrimenkul mülkiyete ait kira ve diğer sözleşmeler bakımından vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınanlardan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 14
Sanatsal haklar ve sınai mülkiyet
Sınai mülkiyetin, örneğin buluşlar, dizaynlar ya da modeller, ticari markalar ve ticari unvanların, ve edebi, sanatsal ve bilimsel çalışmalarla ilgili hakların korunması konusunda, vatansız bir kişi daimi ikametinin bulunduğu ülkede bu ülkenin vatandaşlarına tanınan korunmanın aynısından yararlanır.
Vatansız kişi, diğer Sözleşmeci Devletlerden herhangi birinin ülkesinde, bu ülkede olaşan ikametinin bulunduğu ülkenin vatandaşlarına tanınan korumanın aynısından yararlanır.
Madde 15
Dernek hakkı
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, siyasi olmayan ve kazanç amacı taşımayan dernekler ile sendikalara ilişkin olarak, mümkün olduğunca elverişli ve her durumda, aynı koşullardaki yabancılara genel olarak tanınandan daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 16
Mahkemelerde taraf olarak bulunma hakkı
1. Vatansız bir kişi bütün Sözleşmeci Devletlerin ülkelerinde hukuk mahkemelerine serbestçe başvuruda bulunabilir.
2. Vatansız bir kişi, daimi ikametinin bulunduğu Sözleşmeci Devlette, adli yardım ve cautio judicatum solvi den (teminat akçesinden) muafiyet dahil olmak üzere mahkemelere başvuruya ilişkin konularda bir vatandaşınki ile aynı muameleden yararlanır.
3. Vatansız bir kişi, 2. paragrafta sözü edilen konular hakkında, daimi ikametinin bulunduğu ülkeden başka ülkelerde daimi ikametinin bulunduğu ülke vatandaşlarına gösterilen muamelenin aynısından yararlanır.
BÖLÜM III: KAZANÇ GETİREN İSTİHDAM
Madde 17
Ücretli İstihdam
1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ücretli bir işte çalışma hakkı bakımından mümkün olduğunca elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan muamele uygularlar.
2. Sözleşmeci Devletler, ücretli işlerde çalışmak bakımından bütün vatansız kişilerin, ve özellikle de ülkelerine bir işçi bulma programı ya da göçmen getirme planına göre girmiş olan vatansız kişilerin haklarını, kendi vatandaşlarına tanıdıkları haklara benzetmek konusuna olumlu yaklaşacaklardır.
Madde 18
Serbest Çalışma
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan vatansız kişilere, tarım, sanayi, küçük sanatlar ve ticaret alanlarında kendi işyerlerini açmak ve ticari ve sınai şirketler kurmak konularında mümkün olduğu kadar elverişli, ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 19
Yüksek tahsile dayalı serbest meslekler
Her Sözleşmeci Devlet, ülkesinde yasal olarak ikamet eden ve söz konusu Devletin yetkili makamlarınca tanınan diplomalara sahip olup, yüksek tahsile dayalı serbest bir mesleği icra etmek isteyen vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
BÖLÜM IV: SOSYAL DURUM
Madde 20
Vesika ile dağıtım
Bütün nüfusun tabi olduğu ve az bulunan maddelerin genel dağıtımını düzenleyen bir vesika sisteminin mevcut olduğu durumlarda, vatansız kişilere vatandaşlarla aynı muamele uygulanacaktır.
Madde 21
Konut edinme
Sözleşmeci Devletler, konut edinme ile ilgili olarak, bu meselenin yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu ölçüde, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 22
Devlet eğitimi
1. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim konusunda, vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.
2. Sözleşmeci Devletler, vatansız kişilere, ilk öğretim dışındaki eğitim konusunda ve, özellikle öğretimden yararlanma, yabancı ülke okullarında alınmış sertifikaların, diploma ve yüksek öğretim diplomalarının tanınması, ve harç ve ücretlerden muafiyet ve burslardan yararlanma konularında, mümkün olduğu kadar elverişli ve her durumda aynı koşullardaki yabancılara genel olarak gösterilenden daha az elverişli olmayan bir muamele uygularlar.
Madde 23
Sosyal yardım
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, sosyal yardım ve destek konularında kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar.
Madde 24
Çalışma yasaları ve sosyal güvenlik
1. Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız kişilere, aşağıdaki konularda kendi vatandaşlarına uyguladıkları muamelenin aynısını uygularlar:
(a) Bu konular yasalar ya da yönetmeliklerle düzenlendiği ya da idari makamların kontrolüne tabi oldukları ölçüde: ücret, ücrete dahil olduğu durumlarda aile yardımları, çalışma saatleri, fazla mesai düzenlemeleri, ücretli tatiller, evde çalışmaya dair sınırlamalar, çalışmaya başlama yaşı, çıraklık ve mesleki eğitim, Kadınların çalışması ve gençlerin çalışması, ve toplu sözleşme ile verilen haklardan yararlanma;
(b) Sosyal güvenlik (istihdam, kazalar, mesleki hastalıklar, hamilelik, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, işsizlik, ailevi yükümlülükler ile, ulusal yasalara ya da yönetmeliklere göre, bir sosyal güvenlik programı kapsamına giren herhangi bir diğer beklenmedik durumla ilgili yasal hükümler) aşağıdaki sınırlamalara tabidir:
(i) Kazanılmış hakların ve kazanılmak üzere olan hakların korunması için uygun düzenlemeler mevcut olabilir;
(ii) İkamet edilen ülkenin ulusal yasaları ya da düzenlemeleri, tamamen devlet fonlarından karşılanan ödenekler ya da ödenek bölümleri ile, normal bir emeklilik ödeneği için gerekli aidat koşullarını yerine getirmemiş kişilere yapılan yardımlar konusunda özel düzenlemeler yapabilir.
2. Vatansız bir kişinin bir iş kazası ya da mesleki hastalık sonucu ölümünden doğacak tazminat haklarına, hak sahibinin Sözleşmeci Devletin toprakları dışında ikamet etmesinden etkilenmez.
3. Sözleşmeci Devletler, sosyal güvenlik konusunda kazanılmış haklara ya da kazanılmak üzere olan haklara ilişkin olarak aralarında sonuçlandırdıkları, ya da gelecekte aralarında sonuçlandırabilecekleri antlaşmaların sağlayacağı faydaları, sadece söz konusu antlaşmaları imzalayan Devletlerin vatandaşlarına uygulanan koşullara tabi olmak şartıyla, vatansız kişileri de kapsayacak şekilde genişleteceklerdir.
4. Sözleşmeci Devletler, Sözleşmeci olmayan Devletler ile aralarında herhangi bir zamanda yürürlükte bulunan benzer antlaşmaların faydalarını, mümkün olduğu derecede Vatansız kişileri de kapsayacak
şekilde genişletmek imkanlarını olumlu bir yaklaşımla göz önünde bulunduracaklardır.
BÖLÜM V: İDARİ ÖNLEMLER
Madde 25
İdari Yardım
1. Vatansız bir kişinin bir hakkını kullanması için normal koşullarda yabancı bir ülke makamlarının yardımına ihtiyaç duyduğu, ancak kendilerine başvuruda bulunacak durumda olmadığı durumlarda ikamet ettiği Sözleşmeci Devlet bu yardımın kendi makamlarınca yapılmasını sağlar.
2. 1. Paragrafta sözü edilen makam ya da makamlar, normal koşullarda bir yabancıya kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilebilecek belgeleri ya da sertifikaları vatansız kişilere verirler ya da bunların kendi denetimleri altında verilmesini sağlarlar.
3. Bu şekilde verilen belgeler ya da sertifikalar, yabancılara kendi ulusal makamları tarafından ya da aracılığı ile verilen resmi belgeler gibi kabul edilirler ve aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli sayılırlar.
4. Yoksul kişilere tanınabilen istisnai uygulamalar saklı kalmak koşulu ile, burada sözü edilen hizmetler için ücret alınabilir; bununla birlikte bu ücretler makul miktarda ve benzer hizmetler için vatandaşlardan alınan harçlarla orantılı olacaktır.
5. Bu madde hükümleri hiçbir suretle 27. ve 28. maddeleri ihlal etmez.
Madde 26
Seyahat özgürlüğü
Her Sözleşmeci Devlet ülkesinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, aynı koşullarda genellikle yabancılara uygulanan düzenlemelere tabi olarak, ikamet yerlerini seçme ve ülkesi içinde serbestçe seyahat etme hakkını tanıyacaktır.
Madde 27
Kimlik belgeleri
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde bulunan ve geçerli bir seyahat belgesine sahip olmayan her vatansız kişiye kimlik belgeleri çıkarırlar.
Madde 28
Seyahat belgeleri
Sözleşmeci Devletler, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden vatansız kişilere, ulusal güvenlik ya da kamu düzenine ilişkin zorlayıcı nedenler başka türlüsünü gerektirmedikçe, söz konusu ülke dışına seyahat edebilmeleri için gerekli seyahat belgelerini çıkartırlar, ve bu belgelerle ilgili olarak bu
Sözleşme’nin Programındaki hükümler uygulanır. Sözleşmeci Devletler bu tür bir belgeyi ülkelerinde bulunan diğer herhangi bir vatansız kişi için çıkarabilirler; ülkelerinde bulunup yasal olarak ikamet ettikleri ülkeden bir seyahat belgesi alma imkanından yoksun olan vatansız kişilerin durumunu özellikle olumlu bir yaklaşımla göz önüne alırlar.
Madde 29
Mali yükümlülükler
1. Sözleşmeci Devletler vatansız kişileri, her ne isim altında olursa olsun, benzer durumlarda vatandaşlarına uyguladıklarından ya da uygulayabileceklerinden başka ya da daha yüksek resim, harç ya da vergiye tabi tutamazlar.
2. Yukarıdaki paragraf hükümleri, kimlik belgeleri de dahil olmak üzere, yabancılar için çıkartılan idari belgelerle ilgili harçlara ait yasa ve yönetmelik hükümlerinin vatansız kişilere uygulanmasına engel değildir.
Madde 30
Varlık nakli
1. Bir Sözleşmeci Devlet, kendi yasa ve yönetmeliklerine uygun olarak, Vatansız kişilerin, ülkesine getirdikleri varlıklarını, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri diğer bir ülkeye nakletmelerine izin verir.
2. Bir Sözleşmeci Devlet, yeniden yerleşmek üzere kabul edildikleri bir başka ülkede yerleşmeleri için gerekli olan herhangi bir yerdeki değerli varlıklarını götürmek için izin isteyen vatansız kişilerin başvurularını olumlu bir yaklaşımla değerlendirir.
Madde 31
Sınır dışı etme
1. Sözleşmeci Devletler ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Vatansız bir kişiyi ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ile ilgili nedenler dışında Sınır dışı edemezler.
2. Böyle bir vatansız kişinin sınır dışı edilmesi, ancak ilgili yasal sürece uygun olarak alınmış bir kararı izleyebilir. Zorlayıcı ulusal güvenlik nedenlerinin başka türlüsünü gerekli kıldığı koşullar dışında, vatansız kişinin, suçsuzluğunu kanıtlamak üzere delil sunmasına, ve aynı amaçla yetkili bir makam ya da yetkili makam tarafından özel bir biçimde seçilmiş bir ya da birkaç kişi nezdinde itiraz etmesine ve temsil edilmesine izin verilir.
3. Sözleşmeci Devletler böyle bir vatansız kişiye, diğer bir ülkeye yasal olarak kabulünü sağlayabilmesi için makul bir süre tanır. Sözleşmeci Devletler, bu süre içinde gerekli buldukları iç işleriyle ilgili herhangi bir önlemi uygulama hakkını saklı tutarlar.
Madde 32
Vatandaşlığa alma
Sözleşmeci Devletler, Vatansız kişileri özümlemeyi ve Vatandaşlığa almayı mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırırlar. Özellikle vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmak ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini mümkün olduğu ölçüde azaltmak için her türlü çabayı sarfederler.
BÖLÜM VI: SON HÜKÜMLER
Madde 33
Ulusal yasamayla ilgili bilgilendirme
Sözleşmeci Devletler, bu Sözleşme’nin uygulanmasını güvence altına almak üzere kabul ettikleri yasalar ve yönetmelikler hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bilgi verirler.
Madde 34
Anlaşmazlıkların çözümü
Bu Sözleşme’nin Tarafları arasında Sözleşme’nin yorumlanmasına ya da uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkabilen ve diğer yollarla çözülemeyen herhangi bir anlaşmazlık, anlaşmazlığın taraflarından herhangi birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı’na sevk edilir.
Madde 35
İmza, onay ve taraf olma
1. Bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 31 Aralık 1955’e kadar imzaya açık olacaktır.
2. Sözleşme aşağıdakiler için imzaya açık olacaktır:
(a) Birleşmiş Milletler’e üye herhangi bir Devlet;
(b) Vatansız Kişilerin Statüsüne Ilişkin Birleşmiş Milletler Konferansı’na katılmaları için çağrıda bulunulan başka herhangi bir Devlet; ve
(c) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından imzaya ya da taraf olmaya çağrılan herhangi bir Devlet.
3. Sözleşme onaylanacaktır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilecektir.
4. Sözleşme, bu maddenin 2. Paragrafında belirtilen Devletlerin taraf olmasana açık olacaktır. Taraf olma, taraf olma belgelerinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne teslim edilmesiyle başlayacaktır.
Madde 36
Ülkesel uygulama hükmü
1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ülke topraklarının tümünü ya da herhangi birini kapsayacağını bildirebilir. Bu tür bir bildiri, Sözleşme ilgili Devlet için yürürlüğe girdiğinde geçerli hale gelecektir.
2. Sürecin bundan sonraki herhangi bir aşamasında kapsamda böyle herhangi bir genişleme Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilen bildirimle yapılacaktır ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu bildirimi almasından doksan gün sonra, ya da Sözleşme’nin ilgili Devlet için yürürlüğe girdiği günden sonra, hangisi daha sonra ise, geçerli hale gelecektir.
3. Sözleşme’nin imza, onay ya da taraf olma aşamasında kapsamadığı ülke topraklarına ilişkin olarak, her ilgili Devlet, anayasal nedenlerle gerekli olduğu durumlarda söz konusu ülkelerin Hükümetlerinin onayına bağlı olarak, Sözleşme’nin uygulanmasını söz konusu ülke topraklarını kapsayacak şekilde genişletmek için gerekli adımları atma olasılığını göz önünde bulundurmalıdır.
Madde 37
Federal devlet hükmü
Federal ya da üniter olmayan bir Devlet için aşağıdaki koşullar geçerli olacaktır:
(a) Bu Sözleşme’nin, Federal yasama organının yasama yetkisi alanına giren maddeleriyle ilgili olarak, Federal Hükümet’in yükümlülükleri, bu çapta Federal Devlet olmayan tarafların yükümlülükleriyle olacaktır;
(b) Bu Sözleşme’nin, Federasyonu oluşturan ve Federasyonun anayasasına gore yasamayla ilgili adımlar atma zorunluluğu bulunmayan Devlet, eyalet ya da kantonlarından her birinin yasama yetkileri alanına giren maddeleriyle ilgili olarak Federal Hükümet, bu tür maddeleri, Federasyonu oluşturan Devletler, eyaletler ve kantonların yetkili makamlarına mümkün olan en kısa zamanda ve olumlu bir yorumla birlikte bildirir;
(c) Bu Sözleşmeye Taraf bir Federal Devlet, kendisine herhangi bir başka Sözleşmeci Devletin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla iletilecek talebi üzerine, Sözleşmenin herhangi bir hükmü hakkında
Federasyondaki ve Federasyonu oluşturan birimlerdeki mevcut yasalara ve uygulamalara ilişkin olarak, söz konusu hükmün yasal ya da başka yollarla ne derecede yürürlükte olduğunu gösteren bir açıklama sunar.
Madde 38
Çekinceler
1. Her Devlet, imza, onay ya da taraf olma sırasında Sözleşmenin 1, 3,4, 16 (1) ve 33-42 (dahil) maddeleri dışındaki maddelere çekince koyabilir.
2. Bu maddenin 1. Paragrafına uygun olarak bir çekince koyan herhangi bir Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne ileteceği bir bildirim ile söz konusu çekinceyi herhangi bir zaman geri alabilir.
Madde 39
Yürürlüğe giriş
1. Bu Sözleşme altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim gününü izleyen doksanıncı gün Yürürlüğe girer.
2. Altıncı onay ya da taraf olma belgesinin teslim edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan ya da Sözleşmeye taraf olan Devletlerden her biri için Sözleşme, söz konusu Devletin onay ya da taraf olma belgesinin teslim tarihini izleyen doksanıncı gün yürürlüğe girer.
Madde 40
Taraf olmaya son verme
1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim ile bu Sözleşmeye taraf olmaya herhangi bir zaman son verebilir.
2. Taraf olmaya son verme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından bildirimin alınması tarihinden bir yıl sonra ilgili Sözleşmeci Devlet için yürürlüğe girer.
3. 36. madde çerçevesinde bir duyuru ya da bildirimde bulunan her Devlet, bu tarihten sonraki herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir duyuru yoluyla, Sözleşmenin bildirimde
belirtilen ülkeleri bu duyurunun Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten bir yıl sonra kapsamayacağını beyan edebilir.
Madde 41
Düzeltmeler
1. Herhangi bir Sözleşmeci Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine göndereceği bir bildirim yoluyla bu Sözleşmenin düzeltilmesini her zaman talep edebilir.
2. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu talep hakkında, eğer varsa, atılacak adımlar konusunda tavsiyede bulunur.
Madde 42
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin duyuruları
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletler üyesi olan bütün Devletlere ve 35. Maddede belirtilen üye olmayan Devletlere aşağıdaki hususlar hakkında bilgi verir:
(a) 35. madde uyarınca yapılan imza, onay ve taraf olma işlemleri;
(b) 36. madde uyarınca yapılan bildirim ve duyurular;
(c) 38. madde uyarınca koyulan ve geri çekilen çekinceler;
(d) 39. madde uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih;
(e) 40. madde uyarınca yapılan fesihler ve bildirimler;
(f) 41. madde uyarınca yapılan düzeltme önerileri.
Yukarıdaki hususları onaylayarak, aşağıda imzaları bulunanlar, usulüne uygun yetkili olarak, bu Sözleşmeyi Hükümetleri adına imzalamışlardır.
New York’ta yirmi sekiz eylül bin dokuz yüz elli dört tarihinde, İngilizce, Fransızca ve Ispanyolca metinleri aynı derecede geçerli olmak suretiyle bir nüsha olarak düzenlenmiş olup Birleşmiş Milletler arşivlerinde bulunacaktır, ve onaylı suretleri bütün Birleşmiş Milletler üyesi Devletlere ve 35. maddede belirtilen üye olmayan Devletlere iletilecektir.
PROGRAM
Paragraf 1
1. Bu Sözleşmenin 28. maddesinde belirtilen seyahat belgesi, belge sahibinin 28 Eylül 1954 tarihli Sözleşmeye göre vatansız bir kişi olduğunu belirtmelidir.
2. Bu belge, biri İngilizce ya da Fransızca olmak üzere, en az iki dilde düzenlenecektir.
3. Sözleşmeci Devletler buraya ekli olan örnek seyahat belgesini uygulamanın arzu edilirliğini değerlendireceklerdir.
Paragraf 2
Belgeyi veren ülkenin geçerli olan düzenlemelere bağlı olarak, çocuklar anne ve babadan birinin ya da istisnai durumlarda diğer bir reşitin seyahat belgesine kaydedilebilirler.
Paragraf 3
Belgenin çıkartılması için alınan harçlar, ulusal pasaportlara uygulanan en düşük harçtan fazla olamaz.
Paragraf 4
Özel ya da istisnai durumlar dışında, belge, mümkün olduğu kadar çok sayıda ülke için geçerli olacak şekilde verilir.
Paragraf 5
Belge, en az üç ay ve en fazla iki yıl için geçerli olacaktır.
Paragraf 6
1. Belge sahibi yasal ikametgahını bir başka ülkeye nakletmediği ve belgeyi veren makamın ülkesinde yasal olarak ikamet ettiği sürece belgenin yenilenmesi ya da geçerlik süresinin uzatılması konusu belgeyi çıkartan makama aittir. Yeni bir belge verilmesi konusu, aynı koşullar altında, eski belgeyi çıkartan makama aittir.
2. Diplomatik temsilciler ya da konsolosluk makamları, hükümetleri tarafından verilmiş olan seyahat belgelerinin süresini altı ayı geçmeyen bir süre için uzatmak üzere yetkilendirilebilirler.
3. Sözleşmeci Devletler artık kendi ülkelerinde yasal olarak ikamet etmeyen fakat yasal ikametgahlarının bulunduğu ülkeden bir seyahat belgesi alamayan vatansız kişilerin seyahat belgelerinin yenilenmesi ya da geçerlik sürelerinin uzatılması ya da yeni belge çıkartılması imkanlarını olumlu bir yaklaşımla değerlendirirler.
Paragraf 7
Sözleşmeci Devletler bu Sözleşmenin 28. Maddesindeki hükümler uygun olarak çıkartılmış belgelerin geçerliliklerini tanırlar
Paragraf 8
Vatansız kişilerin gitmek istedikleri ülkenin yetkili makamları, kendisini ülkeye Kabul edeceklerse ve bir vizeye gerek varsa sahibi olduğu belgeye vize verirler.
Paragraf 9
1. Sözleşmeci Devletler, nihai olarak gidecekleri ülkenin vizesini almış olan vatansız kişilere transit vizeleri vermeyi taahhüt ederler.
2. Bu vizelerin verilmesi, herhangi bir yabancıya vize verilmemesini haklı gösterebilecek nedenlerle reddedilebilir.
Paragraf 10
Çıkış, giriş ya da transit vizesine uygulanacak harçlar, yabancı pasaportlar için olan vizelere uygulanan en düşük tarifeyi geçemez.
Paragraf 11
Vatansız bir kişi başka bir Sözleşmeci Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet etmeye başladığında, 28. maddenin hüküm ve koşullarına göre yeni bir belge çıkartılması sorumluluğu artık bu ülkenin yetkili makamlarına ait olur, ve vatansız kişinin bu makamlara başvuruda bulunma hakkı olur.
Paragraf 12
Yeni bir belge veren makam eski belgeyi geri alır ve eğer eski belgede geri alındıktan sonra iadesi isteniyorsa belgeyi veren ülkeye iade eder; aksi takdirde yeni belgeyi veren makam, eskisini geri alır ve iptal eder.
Paragraf 13
1. Bu Sözleşmenin 28. maddesine uygun olarak çıkartılan bir seyahat belgesi, aksine bir ifade içermedikçe, belge sahibine, bu belgenin geçerlik süresi içinde herhangi bir zamanda o ülkeye tekrar girmesine hak kazandırır. Her durumda, vatansız kişinin gitmek istediği ülke yeniden giriş hakkına göre seyahat belgesi üzerinde ısrar etmedikçe, belge sahibinin belgeyi çıkartan ülkeye geri dönebileceği süre üç aydan az olamaz.
2. Bir önceki alt-paragrafın hükümlerine tabi olarak, bir Sözleşmeci Devlet belge sahibinden, ülkesinden çıkışa ya da ülkesine dönüşe ilişkin olarak emredilen resmi uygulamalara uymasını isteyebilir.
Paragraf 14
Sadece 13. paragrafın hükümleri saklı kalmak koşuluyla, Bu Programın hükümleri, Taraf Devletlerin topraklarında geçerli olan, ülkeye giriş, transit geçiş, geçici ikamet, yerleşme ve çıkış hallerine ilişkin yasa ve yönetmelikleri hiçbir suretle etkilemez.
Paragraf 15
Belgenin çıkartılması ya da belgeye konan giriş kayıtları, özellikle vatandaşlıkla ilgili olarak, belge sahibinin statüsünü belirlemez ya da etkilemez.
Türk Vatandaşlığı Kanunu 5901 kanun numarası ile 29.05.2009 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 12.06.2009 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, kendisinden önceki 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununu yürürlükten kaldırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı – Mustafa Kemal Atatürk
Türk Vatandaşlığı Kanununu TBMM’ye Sunulan Gerekçesi
Devletin unsurlarından birisi olan insan topluluğu, vatandaşlık hukukunun temel konusunu oluşturmaktadır. Bir insan topluluğunun devletin kurucu unsuru olabilmesi için, sınırları belirli bir ülke üzerinde yaşaması ve kendisini uluslararası alanda temsil edecek bir siyasi otoriteye sahip olması ve devletle arasında sürekli bir hukuki bağın bulunması gerekir. Bu bağ vatandaşlık bağıdır. Vatandaşlık bağı kişinin devletine karşı bağlılığını ifade ederken, aynı zamanda devletin birey üzerinde birtakım yetkilere sahip olmasının temelini de oluşturur. Vatandaşlık genel olarak devletle kişi arasındaki hukuki bir bağ olarak tanımlanır. Bu durum Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin 2 nci maddesinde; “Vatandaşlık bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuksal bağ anlamına gelir; kişinin etnik kökenini göstermez.” şeklinde ifadesini bulur.
Vatandaşlıkla ilgili düzenlemelerin devletin egemenlik hakkının bir sonucu olduğu ve vatandaşlığın belirlenmesinde devletin mutlak bir yetkisinin bulunduğu genel bir ilkedir. Bu yüzden her devletin, kimlerin kendi vatandaşı olacağını belirleme ve bunlarla ilgili düzenleme yapma özgürlüğü vardır. Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin 1 inci maddesi bunu açıkça ifade etmiştir. Adı geçen sözleşmeye göre; “Her devlet, kimlerin kendi vatandaşı olduğunu, kendi hukuku uyarınca kendisi belirler.” Devletin bu yetkisinin tek istisnası ise, devletin yaptığı düzenlemelerin, uluslararası sözleşmelere, uluslararası teamül hukukuna ve vatandaşlıkla ilgili genel olarak kabul edilmiş hukuk ilkelerine aykırı olmamasıdır.
Vatandaşlığın belirlenmesinde devletlerin mutlak yetkilerinin bulunması nedeniyle uygulamada ülkeler genellikle doğum yeri (jus soli) ve soy bağı (jus sanguinis) esaslarından birisini ya da her ikisini birlikte kabul etmektedir. Bunun yanında belirli şartları taşıyanlara doğumdan sonra da devletlerce vatandaşlık verilebilmektedir. 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununda, soy bağı ve doğum yeri esaslarının her ikisine de yer verilerek uluslararası alandaki genel eğilime uyulmuştur. Doğumdan sonra, doğumdan başka bir nedenle vatandaşlığın kazanılmasında vatandaşlık hukuku alanındaki uluslararası gelişmeler göz önünde bulundurulmuştur.
Son zamanlarda bilinen vatandaşlık kavramından farklı olarak Avrupa Birliği vatandaşlığı kavramı da ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği vatandaşlığı kavramı üye ülkelerin vatandaşlıkla ilgili düzenlemelerinin tamamen dışında yer almaktadır. Bu kavram vatandaşlık mevzuatlarını düzenleme yetkisinde ülkelerin geleneksel uygulamalarında herhangi bir değişiklik öngörmemiştir. Ancak, son zamanlarda vatandaşlık alanında da ortak hareket edilmesi gerektiği yönünde Avrupa Birliği düzeyinde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Avrupa Birliği vatandaşlığı, üye devletin vatandaşı olan bir kişinin birlik çerçevesinde belirli hak ve yükümlülüklerinin bulunması anlamına gelir. Üye devletlerde dolaşım ve ikamet özgürlüğü, ikamet edilen devlette yerel ve Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılabilme, kendi ülkesinin temsilciliğinin bulunmadığı üçüncü ülkelerde üye ülkelerin diplomatik korumasından faydalanma, Avrupa Parlamentosuna ve Ombudsmana başvurma hakkı Avrupa Birliği vatandaşının hakları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen Türk Pasaportu
Ülkemizde vatandaşlık hizmetleri ile ilgili temel Kanun 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunudur. Uygulamaya konulduğu 22/5/1964 tarihinden beri bu Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Dönemin şartları içerisinde ortaya çıkan güncel ihtiyaçların zorlamasıyla yapılan bu değişiklikler Kanunun sistematiğinde bozulmalara neden olmuştur. Zaman içinde yapılan değişikliklerle Kanunun bozulan sistematiğinin, hukuk ilkelerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde kabul edilen 1982 Anayasasının Türk vatandaşlığı ile ilgili 66 ncı maddesinde 2001 yılında değişiklik yapılmış, vatandaşlığın kazanılmasında ana ile baba arasındaki ayrım ortadan kaldırılarak, Anayasanın temel ilkelerinden olan Kanun önünde kadın erkek eşitliği sağlanmıştır.
2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun getirdiği düzenlemeler ile Türk Vatandaşlığı Kanununun hükümlerinin birbirine uyumunun sağlanması açısından da yeni bir düzenleme zaruret halini almıştır. Ayrıca, uluslararası düzeyde vatandaşlık konularında bağlayıcı düzenlemelere gidilmeye başlanmıştır. 1 Mart 2000 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesi konularında önemli ilkeler benimsemiştir. Sözleşme, vatandaşlık hukukunun cinsiyet, din, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken açısından ayrımcılık oluşturan herhangi bir uygulama içeremeyeceğini kabul etmiştir. Diğer yandan Sözleşme, devletlerin çok vatandaşlık olgusuna olumlu yaklaşımda bulunmalarını öngörmektedir. Bu sözleşmeyi Avrupa Konseyi üyesi 12 ülke onaylamış, 27 ülke de imzalamıştır.
Ülkemiz bu sözleşmeyi henüz imzalamamakla birlikte, Avrupa Birliği üyeliği sürecinde ülkemizin gündemine gelmesi muhtemel görünmektedir. Çünkü Avrupa Birliği düzeyinde yapılan değerlendirmelerde vatandaşlık alanında Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin temel alınması gerektiği yönünde eğilim ağırlık kazanmıştır. Diğer yandan, küreselleşmenin bir sonucu olarak ulaşım imkânlarının artması ile Türkiye ile tarihi ve sosyolojik bağları bulunan veya bulunmayan ve Türkiye dışında yaşayan bir çok yabancının Türk vatandaşlığını kazanmaya yönelik başvurularında büyük artışların olduğu gözlemlenmiştir. Başvuruların sağlıklı ve hızlı bir şekilde incelenmesi ve değerlendirilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Gelişmiş ülkelerin de uyguladığı bir yol olarak Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hayatına katkıda bulunabilecek yabancılara Türk vatandaşlığının daha kolay verilmesi suretiyle, bu kişilerin ülkemize kazandırılmaları da önem arz etmektedir. Yine bu dönemde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısında büyük artışlar olmuştur.
Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşları, bulundukları ülkelerde siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan daha etkin olabilmek için yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına sahip olma çabası içindedirler. Bazı devletler ülkesinde yaşayan Türk vatandaşlarına, Türk vatandaşlığını kaybetmeden kendi vatandaşlığını vererek çok vatandaşlığa sahip olmalarına imkân tanımaktadır. Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları ancak Türk vatandaşlığından izinle çıkarak bulundukları ülkelerin vatandaşlığını kazanabilmektedirler. Bütün bu gelişmeler ışığında vatandaşlıkla ilgili yasal düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi ve yeni bir tedvine gidilmesi bir zaruret halini almış ve Tasarı bu amaçla hazırlanmıştır.
Türk Vatandaşlığı Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Vatandaşlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına dair iş ve işlemlerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Kanun, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin esasların düzenlenmesine ve vatandaşlık hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin usulleri kapsar.
Tanımlar
MADDE 3 – (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,
b) Çok vatandaşlık: Türk vatandaşının aynı anda birden çok vatandaşlığa sahip olmasını,
c) Genel Müdürlük: Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünü,
ç) Türk vatandaşı: Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiyi,
d) Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi, ifade eder.
Vatandaşlık hizmetlerinin yürütülmesi
MADDE 4 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ve kaybına ilişkin hizmetler yurt içinde Bakanlık, yurt dışında ise dış temsilcilikler tarafından yürütülür.
İKİNCİ BÖLÜM
Türk Vatandaşlığının Kazanılması Türk vatandaşlığının kazanılması halleri
MADDE 5 – (1) Türk vatandaşlığı, doğumla veya sonradan kazanılır.
Doğumla kazanılan vatandaşlık
MADDE 6 – (1) Doğumla kazanılan Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılır. Doğumla kazanılan vatandaşlık doğum anından itibaren hüküm ifade eder.
Soy bağı
MADDE 7 – (1) Türkiye içinde veya dışında Türk vatandaşı ana veya babadan evlilik birliği içinde doğan çocuk Türk vatandaşıdır.
(2) Türk vatandaşı ana ve yabancı babadan evlilik birliği dışında doğan çocuk Türk vatandaşıdır.
(3) Türk vatandaşı baba ve yabancı anadan evlilik birliği dışında doğan çocuk ise soy bağı kurulmasını sağlayan usul ve esasların yerine getirilmesi halinde Türk vatandaşlığını kazanır.
Doğum yeri
MADDE 8 – (1) Türkiye’de doğan ve yabancı ana ve babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumdan itibaren Türk vatandaşıdır.
(2) Türkiye’de bulunmuş çocuk aksi sabit olmadıkça Türkiye’de doğmuş sayılır.
Sonradan kazanılan vatandaşlık
MADDE 9 – (1) Sonradan kazanılan Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşir.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması
MADDE 10 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, bu Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz.
(2) (Ek: 19/10/2017-7039/28 md.) Bu Kanun uyarınca sonradan Türk vatandaşlığının kazanılmasında uygulanacak temel ilke ve esaslar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlıkça belirlenir.
Başvuru için aranan şartlar
MADDE 11 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;
a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,
b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek,
c) Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,
ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,
d) İyi ahlak sahibi olmak,
e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,
f) Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,
g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır.
Türk vatandaşlığının kazanılmasında istisnai haller
MADDE 12 – (1) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler.
a) Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler.
b) (Ek: 28/7/2016-6735/27 md.) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca ikamet izni alanlar ile Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu.
c) Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler.
d) Göçmen olarak kabul edilen kişiler.
(2) (Ek: 19/10/2017-7039/29 md.) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.
Türk vatandaşlığının ikamet şartı aranmaksızın yeniden kazanılması
MADDE 13 – (1) Millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla aşağıda belirtilen kişiler Türkiye’de ikamet etme süresine bakılmaksızın, Türk vatandaşlığını Bakanlık kararıyla yeniden kazanabilirler.
a) Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler.
b) Ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden 21 inci maddede öngörülen süre içerisinde seçme hakkını kullanmayanlar.
Türk vatandaşlığının ikamet şartına bağlı olarak yeniden kazanılması
MADDE 14 – (1) 29 uncu madde uyarınca Türk vatandaşlığı kaybettirilenler Cumhurbaşkanı kararıyla, 34 üncü madde uyarınca Türk vatandaşlığını kaybedenler Bakanlık kararıyla, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunmaması ve Türkiye’de üç yıl ikamet etmek şartıyla Türk vatandaşlığını yeniden kazanabilirler.
İkamet ve sürelerin hesaplanması
MADDE 15 – (1) Bir yabancı için ikamet, Türk kanunlarına uygun olarak Türkiye’de
oturmaktır. Türk vatandaşlığını kazanma talebinde bulunan bir yabancı başvuru için aranan
ikamet süresi içinde toplam oniki ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunabilir. Türkiye
dışında geçirilen süreler bu Kanunda öngörülen ikamet süreleri içinde değerlendirilir.
Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılması
MADDE 16 – (1) Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde;
a) Aile birliği içinde yaşama,
b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama,
c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama,
şartları aranır.
(2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz.
(3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.
Türk vatandaşlığının evlat edinilme ile kazanılması
MADDE 17 – (1) Bir Türk vatandaşı tarafından evlat edinilen ergin olmayan kişi, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla, karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığını kazanabilir.
Vatandaşlık başvuru inceleme komisyonu
MADDE 18 – (1) 11 inci ve 16 ncı maddeler uyarınca Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancıların başvuru için gerekli şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, illerde oluşturulan vatandaşlık başvuru inceleme komisyonu tarafından yapılır. Komisyonun oluşumu ve çalışma esasları yönetmelikle belirlenir.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasında usul ve esaslar
MADDE 19 – (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılardan başvuru için gerekli şartları taşıyanların adına vatandaşlık dosyası düzenlenir ve karar verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda durumu uygun bulunanlar Bakanlık kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilirler, uygun görülmeyenlerin talepleri ise Bakanlıkça reddedilir.
(2) 12 nci madde uyarınca Türk vatandaşlığını kazanma işlemleri Bakanlıkça yürütülür.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 20 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin kararlar, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması eşin vatandaşlığına tesir etmez. Ana veya babanın (…)(1) velayeti kendisinde bulunan çocukları, diğer eşin muvafakat etmesi halinde Türk vatandaşlığını kazanır. Muvafakat verilmemesi halinde ana veya babanın mutad meskeninin bulunduğu ülkedeki hakim kararına göre işlem yapılır. Türk vatandaşlığını birlikte kazanan ana ve babanın çocukları da Türk vatandaşlığını kazanır.
(3) Ana veya babanın Türk vatandaşlığını kazandığı tarihte kendileri ile birlikte işlem görmeyen çocukları, ergin olduktan sonra Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvurdukları takdirde haklarında 11 inci madde hükümleri uygulanır.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kazanılması
MADDE 21 – (1) 27 nci madde uyarınca ana veya babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybeden çocuklar ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde seçme hakkını kullanmak suretiyle Türk vatandaşlığını kazanabilirler.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kazanılmasının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 22 – (1) Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığının kazanılması, bu hakkın kullanılmasına dair şartların tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığını kazanan kişilerin eşleri ve çocukları hakkında 20 nci madde hükümleri uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Türk Vatandaşlığının Kaybı Türk vatandaşlığının kaybı halleri
MADDE 23 – (1) Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya seçme hakkının kullanılması ile kaybedilir.
Yetkili makam kararı ile kayıp yolları
MADDE 24 – (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kaybı, çıkma veya kaybettirme ya da vatandaşlığa alınmanın iptali ile gerçekleşir.
Türk vatandaşlığından çıkma
MADDE 25 – (1) Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyen kişilere aşağıdaki şartları taşımaları halinde Bakanlıkça çıkma izni veya çıkma belgesi verilebilir.
a) Ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak.
b) Yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış olmak veya kazanacağına ilişkin inandırıcı belirtiler bulunmak.
c) Herhangi bir suç veya askerlik hizmeti nedeniyle aranan kişilerden olmamak.
ç) Hakkında herhangi bir mali ve cezai tahdit bulunmamak.
Türk vatandaşlığından çıkma belgeleri
MADDE 26 – (1) Yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmak üzere Türk vatandaşlığından çıkmak için izin isteyenlerden talepleri uygun görülenlere Bakanlıkça, Türk vatandaşlığından çıkma izin belgesi; verilen izin sonucunda veya önceden yabancı bir devlet vatandaşlığını kazandığını belgeleyenlere ise Türk vatandaşlığından çıkma belgesi verilir.
(2) Çıkma izin belgesi, karar tarihinden itibaren iki yıl geçerlidir. İzin belgesini alanlar bu süre içerisinde yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere yabancı devlet vatandaşlığını kazandıklarına dair bilgi ve belgeleri vermek zorundadır. Süresi içinde yabancı devlet vatandaşlığının kazanılamaması durumunda çıkma izin belgesi geçersiz hale gelir.
Türk vatandaşlığından çıkmanın geçerliliği ve sonuçları
MADDE 27 – (1) Çıkma belgesinin ilgiliye imza karşılığı teslimi ile Türk vatandaşlığı kaybedilir. Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin nüfus aile kütüklerindeki kayıtları kapatılır ve kayıp tarihinden itibaren yabancı muamelesine tabi tutulurlar.
(2) Eşlerden birinin çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmesi diğer eşin vatandaşlığına tesir etmez. Türk vatandaşlığını kaybeden ana ya da babanın talebinin bulunması ve diğer eşin de muvafakat etmesi halinde çocukları da kendileri ile birlikte Türk vatandaşlığını kaybederler. Muvafakat verilmemesi halinde hakim kararına göre işlem yapılır. Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını birlikte kaybeden ana ve babanın çocukları da Türk vatandaşlığını kaybeder.
3) Vatandaşlığın kaybı, çocukları vatansız kılacak ise bu madde hükümleri uygulanmaz.
Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar
MADDE 28 – (Değişik: 9/5/2012-6304/14 md.)
(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar olan altsoyları, bu maddede belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklıdır.
(2) Bu madde kapsamında bulunan kişilerin, seçme ve seçilme, muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları ile askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü yoktur. Bu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.
(3) Bu madde kapsamında bulunan kişiler, bir kadroya dayalı ve kamu hukuku rejimine tabi olarak asli ve sürekli kamu hizmeti görevlerinde bulunamazlar. Ancak kamu kurum ve kuruluşlarında işçi, geçici veya sözleşmeli personel olarak çalıştırılabilirler.
(4) Cumhurbaşkanı gerekli görmesi halinde üçüncü dereceden itibaren hangi dereceye kadar olan altsoyların bu maddede tanınan haklardan faydalanabileceğini belirleyebilir.
(5) Bu madde hükümlerinden yararlanacak olan altsoyun, üstsoyu ile soy bağını belgelendirmesi şarttır.
(6) Bu madde kapsamında bulunan kişilere, talepleri halinde bu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren Mavi Kart düzenlenir. Bu Kart, 21/2/1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu kapsamındadır.
(7) Bu maddenin sağladığı hakların kullanılmasında Mavi Kartın ibrazı yeterlidir. Kartın ibraz edilememesi durumunda Kimlik Paylaşımı Sistemi aracılığıyla Mavi Kartlılar Kütüğünden alınacak kayıt örneği ve uyruğunda bulunulan devlet makamlarınca verilmiş kimlik bilgilerini gösteren belge ile işlem yapılır. Bu kişilerin kimlik bilgilerinde değişiklik olması durumunda uyruğunda bulunduğu devlet makamından alınmış eski ve yeni kimlik bilgilerini gösteren belgenin usulüne göre tasdik edilmiş Türkçe tercümesi ile birlikte ibrazı zorunludur.
(8) Bu madde kapsamında bulunan kişilere Bakanlığın tespit edeceği esaslar çerçevesinde kimlik numarası verilir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası aranan yerlerde bu kimlik numarası kullanılır.
(9) Mavi Kartın düzenlenmesi ve dağıtılması ile Mavi Kartlılar Kütüğünün elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.
(10) Kamu kurum ve kuruluşları, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla her türlü tedbiri alır ve gerekli düzenlemeleri yapar.
Türk vatandaşlığını kaybettirme
MADDE 29 – (1) Aşağıda belirtilen eylemlerde bulundukları resmi makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı Cumhurbaşkanı kararı ile kaybettirilebilir.
a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde kendi istekleri ile bu görevi bırakmayanlar.
b) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde Cumhurbaşkanının izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler.
c) İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar. (2) (Ek: 2/1/2017 – KHK-680/75 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/73 md.) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302 nci, 309 uncu, 310 uncu, 311 inci, 312 nci, 313 üncü, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bulunması nedeniyle kendisine ulaşılamayan vatandaşlar, bu durumun soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde vatandaşlıklarının kaybettirilmesi amacıyla Bakanlığa bildirilir. Bakanlıkça Resmî Gazetede yapılan yurda dön ilanına rağmen üç ay içinde yurda dönmemeleri halinde, bu kişilerin Türk vatandaşlıkları Cumhurbaşkanı kararıyla kaybettirilebilir.
Türk vatandaşlığının kaybettirilmesinin geçerliliği ve sonuçları
MADDE 30 – (1) Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi Cumhurbaşkanı kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren hüküm ifade eder.
(2) Kaybettirme kararları şahsidir, ilgilinin eş ve çocuklarına tesir etmez.
Türk vatandaşlığının iptali
MADDE 31 – (1) Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir.
İptal kararının geçerliliği ve sonuçları
MADDE 32 – (1) İptal kararı, karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. İptal kararı ilgili kişiye bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan eş ve çocuklar hakkında da uygulanır.
Malların tasfiyesi
MADDE 33 – (1) Vatandaşlığı iptal edilenler hakkında 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Bunlardan mallarının tasfiyesi gerekli görülen hallerde bu husus iptal kararında belirtilir. Bu kişiler en geç bir yıl içinde Türkiye’deki mallarını tasfiye etmek zorundadır. Aksi halde, malları Hazinece satılarak bedelleri nam ve hesaplarına kamu haznedarlığı sistemine dahil bir kamu bankasına yatırılır.
(2) Bu kişiler iptal kararı aleyhine yargı yoluna başvurdukları takdirde malların tasfiyesi dava sonuna bırakılır.
Türk vatandaşlığının seçme hakkı ile kaybı
MADDE 34 – (1) Aşağıda durumları belirtilenler, ergin olmalarından itibaren üç yıl içinde Türk vatandaşlığından ayrılabilirler.
a) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle doğumla Türk vatandaşı olanlardan yabancı ana veya babanın vatandaşlığını doğumla veya sonradan kazananlar.
b) Ana ya da babadan dolayı soy bağı nedeniyle Türk vatandaşı olanlardan doğum yeri esasına göre yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar.
c) Evlat edinilme yoluyla Türk vatandaşlığını kazananlar.
ç) Doğum yeri esasına göre Türk vatandaşı oldukları halde, sonradan yabancı ana veya babasının vatandaşlığını kazananlar.
d) Herhangi bir şekilde Türk vatandaşlığını kazanmış ana veya babaya bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazananlar.
(2) Yukarıdaki hükümler gereğince vatandaşlığın kaybı ilgiliyi vatansız kılacak ise seçme hakkı kullanılamaz.
Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığını kaybetmenin geçerliliği ve sonuçları
MADDE 35 – (1) Seçme hakkı ile Türk vatandaşlığının kaybı, bu hakkın kullanılmasına dair şartların varlığının tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.
(2) Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişilerin eşleri ve çocukları hakkında 27 nci madde hükümleri uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ortak Hükümler Türk vatandaşlığının ispatı
MADDE 36 – (1) Türk vatandaşlığının ispatı herhangi bir şekle tabi değildir.
(2) Aşağıdaki resmi kayıt ve belgeler, aksi sabit oluncaya kadar ilgilinin Türk vatandaşı olduğuna karine teşkil eder.
a) Nüfus kayıtları.
b) Nüfus cüzdanları.
c) Pasaport veya pasaport yerine geçen belgeler.
(3) Bir kişinin Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda herhangi bir tereddüde düşüldüğü takdirde bu husus Bakanlıktan sorulur.
Vatandaşlık işlemlerinde müracaat makamı ve usul
MADDE 37 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına ilişkin başvurular yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere bizzat veya bu hakkın kullanılmasına ilişkin vekâletname ile yapılır.
Bilgi ve belge istenmesi
MADDE 38 – (1) Vatandaşlık işlemlerine ilişkin inceleme ve araştırmalarla ilgili bilgi ve belgeler, kamu kurum ve kuruluşlarınca herhangi bir gecikmeye mahal bırakılmaksızın verilir.
Maddi hataların düzeltilmesi ve tamamlama
MADDE 39 – (Değişik: 19/10/2017-7039/31 md.)
(1) Bu Kanuna göre alınan kararlarda maddi bir hata veya eksikliğin bulunduğunun sonradan anlaşılması halinde, dayanağına uygun şekilde Genel Müdürlükçe düzeltme veya tamamlama kararı alınır.
Vatandaşlık kararlarının geri alınması
MADDE 40 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır.
Tebligat
MADDE 41 – (1) Türk vatandaşlığının kazanılmasına ve kaybına ilişkin kararlar ilgiliye ve başvuru makamlarına tebliğ olunur. 29 uncu madde uyarınca verilen kaybettirme kararları Resmi Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihte tebliğ edilmiş sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları
MADDE 42 – (1) Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları, Türk vatandaşı olmak istediklerini yazılı olarak beyan ettikleri takdirde Türk vatandaşlığını kazanırlar.
(2) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlığını sonradan kazanmış olanlar hakkında 11 inci maddede belirtilen hükümler uygulanır.
Türk vatandaşlığını kaybedenler veya vatandaşlıktan ıskat edilenler
MADDE 43 – (Değişik: 19/10/2017-7039/32 md.)
(1) Mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25 inci maddesinin (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca Türk vatandaşlığını kaybetmiş olan kişiler, başvurmaları halinde, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlık kararı ile yeniden Türk vatandaşlığına alınabilirler.
(2) Mülga 28/5/1928 tarihli ve 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununa göre vatandaşlıktan ıskat edilmiş kişiler, başvurmaları hâlinde, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmamak kaydıyla, Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlık kararı ile yeniden Türk vatandaşlığına alınabilirler.
(3) Millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek hali bulunanların talepleri Bakanlıkça reddedilir.
Çok vatandaşlık
MADDE 44 – (1) Herhangi bir nedenle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişilerin, bu durumlarına ilişkin belgeleri ibraz etmeleri ve yapılacak inceleme sonucunda kayden aynı kişiler olduklarının tespiti halinde, nüfus aile kütüklerindeki kayıtlarına çok vatandaşlığa sahip olduklarına dair açıklama yapılır.
Vatandaşlık işlemleri hizmet bedeli
MADDE 45 – (1) Türk vatandaşlığının sonradan kazanılmasına ilişkin verilen hizmet bedeli karşılığı, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca birlikte belirlenir. Tahsil edilen hizmet bedeli tutarları bütçeye gelir kaydedilir.
(2) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre geliri olmayanlar ve kendileri ile birlikte işlem gören ergin olmayan çocukları için birinci fıkra uyarınca belirlenen hizmet bedeli alınmaz.
Yönetmelik
MADDE 46 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Yürürlükten kaldırılan mevzuat ve atıflar
MADDE 47 – (1) 11/2/1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 24/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “il ve ilçe” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Diğer mevzuatta 11/2/1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununa yapılmış olan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır.
Saklı nüfus
EK MADDE 1 – (Ek: 19/10/2017-7039/33 md.)
(1) Onsekiz yaşını tamamlayıncaya kadar herhangi bir nedenle aile kütüklerine kaydedilmemiş olan ve yabancı bir devletle vatandaşlık bağı bulunmayan kişiler; ana veya baba, bunların ölmüş olması halinde, varsa kardeşleri ile hısımlığını gösterir tıbbî rapor ibraz etmeleri durumunda Türk vatandaşlığını kazanır.
Türk soylu yabancılar
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 11 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen ikamet süresi, Türk soylu yabancılar için 31/12/2010 tarihine kadar iki yıl olarak uygulanır.
Mevcut yönetmeliğin uygulanması
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) 46 ncı maddede öngörülen yönetmelik altı ay içinde hazırlanarak yürürlüğe konulur. Bu yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar mevcut yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.
Yürürlük
MADDE 48 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 49 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Avukatlık Hukuku isimli eser, İstanbul Barosu Hukuk Müşaviri Avukat Atilla Özen tarafından yazılmış, ilk baskısı 2013 yılında Legal Yayıncılıktan çıkarılmıştır. Kitabın yeni ve üçüncü baskısı İstanbul Barosu Yayınları Dizisinin ilk kitabı olarak, 2019 yılı Ocak ayında Seçkin Yayıncılık tarafından basılmış ve okurların hizmetine sunulmuştur.
Avukatlık Hukuku isimli kitap, çok sayıda Yüksek Mahkeme ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararları incelenerek hazırlanmış, kararların kısa özetleri sunulmuş, karar bilgilerine dipnotta yer verilmiştir.
Atilla Özen – Avukatlık Hukuku Kitabı
Kitap, yazar tarafından önceki baskılara göre sistematik değişiklikler yapılarak güncellemiş ve genişletilmiş yedi bölümden oluşmakta; Staj Hukuku, Avukatın Hak ve Yetkileri, Avukatın Yükümlülükleri, Avukatın Yasaklılık Halleri, Avukatlık Sözleşmesi, Avukatın Sorumluluğu ve Barolar ve Türkiye Barolar Birliği bölümleri bulunmaktadır. Kitabın sonuna, sürekli avukatlık hizmet sözleşmesi ve özellikle avukatlık ücretinin belirlenmesinde faydalı bilgi olmak üzere UYAP sisteminde tanımlı olan dava türleri, maktu yahut nispi harca mı tabi olduklarına dair çizelge sunulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAnayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve TBB Disiplin Kurulu kararları ile idari işlemlere de yer vermesi kitabı ayrıcalıklı kılmaktadır. Henüz yayınlanmamış pek çok kararı içermesi nedeniyle alanında uygulayıcılara önemli bir kaynak sunan kitap, konu anlatımlı bir yöntemi izlemesi nedeniyle ders kitabı olma özelliğini de taşımaktadır.
Avukatlık Hukuku isimli eser hakkında İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu’nun önsözü
“Avukat Atilla Özen’in elinizdeki kitabı hazırlama sürecinin tanığıyım. Bu kitabın, son basısına gelinceye kadar olan evrede geride bırakılan yıllar, somut olgularla deneyimlenmiş bir zaman dilimine dönüştü. Sorunların da çözümlerin de odağı konumunda bulunan Baro’nun Hukuk Müşaviri olarak, olayların çoğu kez tam da ortasındaydı. Ortasında olmadığı zamanlarda da bir yerinden bulaşmıştı. Ama en önemlisi, geride bıraktığı her konuyu, kendisi için biriktirmeyi bildi. Üstelik bunu, büyük bir “merak” ve “görev duygusunu” birleştirerek yaptı. Genç yaşında yüklenen ‘tecrübe’, avukatlık hukuku alanında, kimsenin deneyimleyemeyeceği olgularla başa çıkma görevinin yerine getirilmesinden doğdu. Bu alanda ‘olayların merkezi’ sayılması gereken bir baroda, üstelik Tanpınar’ın merdivenlerinden tırmanarak çıktığı yerde, merkezin olayını yarattı.
Bu özellikleri nedeniyle kitap, bir anlamda da “hafızamızın toparlanmasına” dönüştü. Arşivlerdeki belgelerin değerli olanlarının toplanması gibi… Yaşanmış özgün bir deneyimin çöp olmasının engellenmesi… Kılavuzu bilmek, ya da pusulayı okumak sanki…
Terzinin kendi söküğünü dikememesine benzer bizim konumumuz…
Meslektaşlarımızın en az bildiği mevzuat, kendilerine dair olanlardır. Çoğu kez de gerek olduğunda ulaşılmaya çalışılır. Oysa mesleğe kabulden, emekliliğe kadar olan süreçte karşılaşılması olası pek çok sorun, bu mevzuatla aşılabilir bir niteliktedir.
Kitap buna olanak veriyor.
O nedenle mesleğimiz açısından Av.Atilla Özen’e teşekkür ederiz. Bu emeğini Baro için bilabedel verdi.”
Atilla Özen – Avukatlık Hukuku
Kitabın Konu Başlıkları
Staj Hukuku
Avukatlık stajı ve avukatlığa kabulde gereken şartlar, Türk Soyluların avukatlığa kabulü, mahkum olmama şartında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve memnu hakların iadesi kararlarının etkisi, Danıştay kararları çerçevesinde memur ve işçilerin ücretsiz izinle staj yapmaları, levhaya yazılmaksızın ruhsatname alabilmeleri, stajyer avukatların yanlarında staj yaptıkları avukat tarafından sigortalarının yapılabilmesi, staj ve avukatlığa kabul başvuruları hakkında verilen kararlar, bu kararlara karşı itiraz ve yargı yoluna başvuru usulleri, öğrenim için staja ara verme, stajın kesintisizlik kuralı, haklı nedenle staja devam edememe, stajın nakli, stajyerlerin icra dairelerinde yapabilecekleri işlemler, Asliye Ceza Mahkemelerinde duruşmaya katılmaları, cezaevinde görüşmeye gitmeleri sorunları, Tapu ve Nüfus Müdürlükleri gibi kurumlarda bilgi ve belge inceleme yetkileri, avukatlık ve stajla birleşmeyen ve birleşebilen işler, avukatlık kimliğinin bankacılık işlemlerinde ve kamu kurumlarında geçerli kimlik olarak kabulü.
Avukatın Hak Ve Yetkileri
Avukatlığın uluslar arası ve iç hukukta, yargı kararları ve görüşlerde mahiyet ve niteliği, kamu hizmeti özelliği, yalnız avukatların yapabileceği işler, avukatla temsil zorunluluğu, uzlaşma sağlama, işi reddedebilme, hapis, vekillikten çekilme, işleri stajyer ve sekreterle takip, bilgi-belge toplama, dosya inceleme, onaylama, örnek çıkarabilme, tebligat yapabilme, yetki belgesi verebilme, tanıklıktan çekinme hakları.
Avukatın Yükümlülükleri
Özen yükümlülüğü, müvekkille görüşme ve gerekli bilgiyi edinme, araştırma, doğru değerlendirme yapma, aydınlatma, bir haktan vazgeçmeyi gerektirir işlerde müvekkilin yazılı muvafakatini alma, dosya tutma, dosya saklama, görüşmelere ait tutanak tutma, avukatlık unvanın gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranma, borçluya gönderilen haciz öncesi uyarı-uzlaşı yazıları, mesleki ve özel yaşantıda mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınma, görevi doğruluk ve onur içinde yerine getirme, şahsen ifa, başka avukatların işe dahil olmasında sorumluluk ve ücretlendirme, müvekkil talimatları, sadakat, sır saklama, tanıklıktan çekinme, bilgi ve hesap verme, müvekkil adına tahsil olunan para veya başkaca değerleri müvekkile teslim etme, aldıklarını geri verme, işi red, mesleğin bağımsızlığını koruma ile, meslek örgütüne ve meslektaşa yönelik yükümlülükler, mahkeme kalemleri, icra müdürlükleri, hakim ve savcılarla ilişkiler, duruşmada ve dilekçelerde kullanılan dille ilgili iddia ve savunma dokunulmazlığı kavramları kararlarla örneklendirilmiş; menfaat çatışması, önceki müvekkile karşı iş üstlenilip üstlenilemeyeceği, büro edinme, büro açarken Belediye’den ruhsat alınıp alınmayacağı, tapuda mesken olarak kayıtlı bağımsız bölümde avukatlık bürosu faaliyeti için kat maliklerinden izin alınıp alınmayacağı, müvekkille yapılan ibranamenin geçerli olabilme koşulları, avukatlık bürosunda çalışabilecekler, sekreter ve yardımcı elemanların yetkileri, avukatların çalışma şekilleri, avukatlık birlikteliği, avukatlık ortaklığı, bağlı çalışma.
Avukatın Yasaklılık Halleri
Bazı görevlerde bulunma nedeni ile avukatlık yapamama, bazı görevlerden ayrıldıktan sonra avukatlık yapamama, çekişmeli hakları edinme, çıkar karşılığı iş getirilmesine aracı kullanmama, büro dışında danışma yapmama, iş kabul etmeme yasakları ile; internet sitesi, tabela, kartvizit ve basılı kağıtlarda reklam yasağına aykırı durumlar, kullanılabilecek unvanlar
Avukatlık Sözleşmesi
Avukatlık sözleşmesi ile vekaletname arasındaki farklar, avukatlık sözleşmesinin ve ücretin ispatı, vekalet akdi ile hizmet akdi arasındaki farklar, birden fazla avukatın sözleşmenin tarafı olması halinde ücretin paylaştırılması, yetki belgeli avukatın hukuki konumu, 3. kişi yararına sözleşme, temsilcinin akdettiği sözleşme, bağlı çalışan avukatların sözleşmenin tarafı olup olamayacakları, avukatlık sözleşmesinde süre, hizmet hukuk müşavirliği, serbest meslek makbuzunun ücret belirlemede etkisi, belirli olmayan ücret ve hukuki yardımlar, sözleşmenin geçersiz olduğu haller, şarta bağlı sözleşmeler, ücret kararlaştırmasının geçersiz olduğu haller, ücretin belirli olmaması halinde nasıl tespit edileceği, ücret karşılığı alınan kıymetli evrak, ücret alacağının temliki, maktu/nispi/kademeli/başarıya göre ücret kararlaştırmalarının geçerliliği, ücrette tavan ve taban, ücretsiz yahut asgari ücretin altında iş alınması, dava türlerine göre ücret, avukatlık sözleşmesinde kefalet ve cezai şart, dava neticesine katılmama yasağı, tarafların sulh olmaları halinde ücretten sorumluluk, hapis hakkı, rüçhan hakkı, avukatlık ücretinin öncelikle alınıp alınamayacağı, avukatlık sözleşmesinin sonlanması, azil ve istifa halinde ücret, ücret davasında yetkili ve görevli mahkeme, yasal vekalet ücretine hükmetme, avukata aidiyeti, vergilenmesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi
Avukatın Sorumluluğu
Disiplin, cezai ve hukuki sorumluluk olarak el alınmış, disiplin sorumluluğunun amacı, disiplin cezaları, niteliği, disiplin muhakemesinin evreleri, tarafları, disiplin yaptırımına tabi davranışlar, işten yasaklama, aynı olay hakkında yürütülen ceza ve hukuk yargılamasının tesiri, cezaların uygulanma şekli, tekerrür, içtima, zincirleme suç, mütemadi disiplin suçu kavramları, disiplin kurulu kararlarına itiraz ve yargı yolu, disiplin cezalarının infazı ve sicilden silinmesi; avukatın kişisel ve görev suçu ayırımı, soruşturma ve kovuşturma usulü, avukatlar hakkında uygulanacak koruma tedbirleri; avukatın hukuki sorumluluğunun şartları, sorumsuzluk anlaşması, mesleki sorumluluk sigortası
Barolar Ve Türkiye Barolar Birliği
Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin tarihsel süreç ve yargı kararları kapsamında nitelikleri, organları, görev ve yetkileri, seçim sistemleri ve işleyişi.
Avukat Atilla Özen
Yazar-Avukat Atilla Özen Hakkında
Avukat-Yazar Atilla Özen, 1976 yılında Ankara’da doğmuş, ilkokul eğitimini Eyüp Halit Derviş İbrahim Paşa okulunda, ortaokul eğitimini Yıldırım Ortaokulunda, lise eğitimini Sağmalcılar Lisesi’nde tamamlamış; 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.
Atilla Özen, 1999 yılında avukatlığa başlamış, bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra İstanbul Barosu Hukuk Müşavirliği görevine getirilmiş; Baro CMK ve Uzlaşma Servis Sorumlusu olarak görev üstlenmiştir. İnsan Hakları İlçe Kurulu üyeliği, İlçe Tüketici Hakem Heyeti Üyeliği, İstanbul Valiliği İl Tütün Kurulu Üyeliklerinde bulunan yazar; 2006-2008 tarihlerinde İstanbul Baro Meclisi Divan Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Staj ve Meslek İçi Eğitmenliği görevlerinde de bulunan Özen; İstanbul Gedik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde eğitmenlik yapmaktadır. Barovizyon Hukuki Sohbetler programında Avukatlık Hukukuna dair programlara katılmakta; barolar ve sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen konferans, panel ve söyleşilerde konuşmalar yapmakta, sivil toplum çalışmalarında aktif görev almaktadır.
Özen; 2019 Mahalli İdareler Seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Bayrampaşa Belediye Meclis üyesi olmuş, Bayrampaşa Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu üyeliğine seçilmiştir.
Atilla Özen’in, Avukatlık Hukuku kitabı dışında; CMK’da Uzlaşma ve Soru Cevaplı Avukatlık Hukuku isimli kitapları bulunmaktadır.
Atilla Özen, Baro TV’de bir programda Avukat Süreyya Turan ile birlikte
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, 6706 kanun numarası ile 23.4.2016 tarihinde kabul edilmiş, Resmî Gazetenin 05.05.2016 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşma hükümlerinin iç hukukta uygulamasını kolaylaştırmak ve dağınık mevzuat hükümlerini bir araya toplama amacında olmuştur. Uygulayıcıların mevzuata kolay erişimi ve Uluslararası Adli İş Birliği alanındaki usul ve esasların tek bir kanun çatısı altında bulunması hedeflenmiştir.
Adalet Bakanlığının görev ve yetkileri, yabancı devletlerin adli işbirliği taleplerinin reddedilebileceği durumlar, adli işbirliği kapsamında gelen bilgi ve belgelerin kullanım esasları, görüntülü ve sesli iletişim tekniği ile adli yardımlaşmaya ilişkin kurallar bu kanun ile belirlenmiştir.
Suçluların iadesine yönelik olarak Türkiye’den yabancı devlete iade esasları, iade istemlerinin kabul edilmeyeceği durumlar, iade ile bağlantılı sınır dışı etme, geçici tutuklama, koruma tedbiri, yargılama ve teslim ilkeleri ile Türkiye’nin iade talepleri ve şartlarının belirlenmesi; uluslararası işbirliği çerçevesinde soruşturma, kovuşturma, infaz devir esasları ve hükümlü nakline ilişkin hususlar Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu çerçevesinde düzenlenmiştir.
Kanun ile, soruşturma veya kovuşturmanın devri ve rızaya dayalı iade sistemleri Türk mevzuatında ilk defa düzenlenen uluslararası adli işbirliği müesseseleri olmuştur. Kanundaki bazı hükümler, Avrupa Birliği vize serbestisi müzakereleri kapsamında üstlenilen yükümlülükleri yerine getirmiştir.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu Gerekçesi
Uluslararası adlî işbirliği, bir devletin yetkili adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemlerin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği, temel olarak adlî yardımlaşma (istinabe), suçluların iadesi (geri verme), soruşturma ve kovuşturmanın devri, infazın devri ve hükümlülerin nakli konularını kapsamaktadır.
Günümüzde toplumlararası sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması ile teknolojik yeniliklerin ve özellikle bilişim sistemlerinin sağladığı kolaylıklar, sınıraşan suçların artışına ve bu alanda yeni suç türlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, suçun soruşturulmasını ve failin cezalandırılmasını zorlaştırdığından devletlerin adlî alanda daha yoğun işbirliğinde bulunmalarını zorunlu kılmaktadır. Suç ve suçlularla daha etkin bir şekilde mücadele ihtiyacı, uluslararası adlî işbirliği alanında, başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi çatısı altında olmak üzere, birçok milletlerarası andlaşmanın akdedilmesine yol açmıştır.
Ülkemiz, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliğinin öneminin bilincinde olarak, bu alanda Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Konseyinin hazırlamış olduğu, başta Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşme, Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi, Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Sözleşme, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Psikotrop Maddeler Sözleşmesi, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme ve Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi gibi birçok milletlerarası andlaşmaya taraf olmuştur.
Çok taraflı bu andlaşmalara ilaveten ülkemiz, Amerika Birleşik Devletleri, Fas, Hindistan, İran, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Kuveyt, Mısır, Moğolistan, Özbekistan Pakistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Umman ve Ürdün başta olmak üzere pek çok ülkeyle cezaî konularda ikili adlî işbirliği andlaşması imzalamıştır.
Anayasanın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrası gereğince, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde olduğundan, bu belgeler iç hukukumuzda doğrudan hüküm
doğurmaktadır.
Uluslararası adlî işbirliği alanında zamanın koşullarına göre imzaladığımız birçok andlaşma bulunmakla birlikte, söz konusu andlaşma hükümlerinin yeterince açık olmaması veya hükümlerinin farklılık arz etmesi uygulamada çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına veya zaman içinde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.
Mukayeseli hukuk incelendiğinde; uluslararası adlî işbirliği alanında akdedilen andlaşmaların iç hukuka yansıtılmasını sağlamak ve uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçebilmek amacıyla uluslararası adlî işbirliği alanında müstakil kanunî düzenlemelerin hayata geçirildiği görülmektedir.
Buna karşın, iç hukukumuzda yer alan normatif düzenlemeler incelendiğinde, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanını bütüncül olarak düzenleyen bir kanun bulunmamaktadır. Suçluların geri verilmesine ilişkin düzenleme, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 18 inci maddesinde; hükümlülerin nakline ilişkin düzenleme ise 8/5/1984 tarihli ve 3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden
Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanunda yer almaktadır. Bu düzenlemelerin dışında kanunlarımızda uluslararası adlî işbirliğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Konuya ilişkin hükümler, farklı kanunlarda dağınık biçimde yer almakta, kanun düzenlemelerinde açıklık bulunmayan hususlarda, uygulamaya yol göstermek amacıyla çeşitli genelgeler çıkartmak suretiyle mevcut boşluklar giderilmeye çalışılmaktadır. Uluslararası adlî işbirliği alanında özel bir kanunî düzenlemenin bulunmaması, uygulamada aksaklıklara sebep olabilmekte ve bu müessesesinin yeterince etkin kullanılamamasına yol açabilmektedir.
Tasarıyla, cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanında taraf olduğumuz milletlerarası andlaşma hükümlerinin iç hukukta uygulanmasının kolaylaştırılması ve konuyla ilgili dağınık mevzuat hükümlerinin bir araya toplanarak uygulayıcılara yol gösterilmesi amaçlanmaktadır.
Tasarıyla ayrıca, soruşturma veya kovuşturmanın devri ile rızaya dayalı iade usulü gibi mevzuatımızda daha önce düzenlenmemiş uluslararası adlî işbirliği müesseselerine yer verilerek, bu konulara ilişkin mevzuat ihtiyacı da karşılanmaktadır.
Ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında devam etmekte olan “Vize Serbestisi Diyalogu” süreci kapsamında “Vize Serbestisi Yol Haritasında yer alan ülkemize ait yükümlülükler arasında adlî işbirliğine ilişkin hususlar da bulunmaktadır. Cezaî konularda uluslararası adlî işbirliği alanında özel bir kanunî düzenleme yapılması, “Vize Serbestisi Diyalogu” sürecinin tamamlanması ve ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında yürütülmekte olan üyelik hedeflerine ulaşılması ve bu çerçevede Birlik müktesebatının karşılanması açısından da önem taşımaktadır.
Uluslararası belgeler, mukayeseli hukuk örnekleri ve ülkemiz ihtiyaçları ışığında hazırlanan Tasarıyla, uluslararası düzeyde suçla mücadele ve suçluların yargılanması; ile cezalarının infazını sağlamak üzere cezaî konularda uluslararası adlî işbirliğinin usul ve esaslarının belirlenmesi amaçlanmaktadır.
Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, cezaî konularda uluslararası adlî iş birliğinin usul ve esaslarını düzenlemektir.
(2) Bu Kanun, yabancı devletlerle cezaî konularda yapılacak adlî iş birliğini kapsar.
(3) Türkiye’nin taraf olduğu adlî iş birliğine ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile diğer kanun hükümleri saklıdır.
a) Adlî merci: Mahkeme, hâkimlik ve savcılıklar ile kanunla istisnaî olarak ceza soruşturması yapma yetkisi verilen diğer makamları, devletlerin milletlerarası andlaşmalara yaptıkları beyanlarda belirttikleri mercileri,
b) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,
c) Uluslararası adlî iş birliği: Cezaî konularda bir devletin adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemleri, ifade eder.
Merkezî Makamın görev ve yetkileri
MADDE 3- (1) Merkezî Makamın görev ve yetkileri şunlardır:
a) Taraf olunan milletlerarası andlaşmalar veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, yabancı devletlerin adlî iş birliği taleplerinin kabulü ile Türk adlî mercilerinin yapacağı iş birliği taleplerinin uygunluğu konusunda karar vermek.
b) Uygulanacak adlî iş birliğinin türü ve izlenecek yöntem konusunda karar vermek.
c) Adlî iş birliği kapsamında devletlerce talep edilen bilgi ve belgelerin kullanılmasına muvafakat vermek, bunların kullanılmasını sınırlandırmak, teminat veya şarta bağlamak.
(2) Yabancı devlet ile Türkiye arasında hukukî ve fiilî mütekabiliyet bulunmaması hâlinde, adlî iş birliği talebinin yerine getirilmesi, talep eden devletin Türkiye’nin aynı konuya ilişkin adlî iş birliği taleplerini karşılamayı garanti etmesi şartına bağlanabilir.
(3) Yabancı bir devletin adlî iş birliği talebinin yerine getirilmesi, Merkezî Makam tarafından şarta veya teminata bağlanabilir.
(4) Merkezî Makam, yargı yetkisine giren hususlar hariç olmak üzere, devletlerce ileri sürülen şartları kabul edebilir veya istenen teminatı verebilir. Merkezî Makamca kabul edilen şartlar veya verilen teminatlar adlî mercileri bağlar.
(5) Adlî iş birliği taleplerinin yerine getirilmesi nedeniyle tazminat ödenmesi durumunda, Merkezî Makam ödenen tazminatı ilgili devletten talep edebilir.
(6) Adlî iş birliği talebine esas teşkil eden suçun ağırlığı ile talebin yerine getirilmesi için sarf edilecek emek, mesai ve masraf arasında açık orantısızlık bulunması veya bir devletin mutat olarak yerine getirmekten imtina ettiği işlemlere ilişkin olması hâlinde, Merkezî Makam talebi geri çevirebilir.
(7) Merkezî Makam, bu Kanun kapsamında yabancı devletlerle yapacağı işlemlerde gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşünü alabilir.
Adlî iş birliği taleplerinin reddi
MADDE 4- (1) Yabancı devletlerin adlî iş birliği talepleri;
a) Türkiye’nin egemenlik hakları, millî güvenliği, kamu düzeni veya diğer temel çıkarlarının ihlal edilmesi,
b) Talebe konu fiilin sırf askerî suç, düşünce suçu, siyasî suç veya siyasî suçla bağlantılı bir suç olması,
c) Talebe konu kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz kalacağına dair inandırıcı nedenlerin bulunması,
ç) Talepte bulunan devlette savunma hakkına ilişkin temel güvencelerin bulunmaması,
hâllerinde reddedilebilir.
Usul hükümlerinin uygulanması
MADDE 5- (1) Adlî iş birliği talepleri yerine getirilirken, bu Kanunda ve diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hâllerde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
Bilgi ve belgelerin kullanılması
MADDE 6- (1) Adlî iş birliği kapsamında gelen bilgi ve belgeler, gönderen devlet izin vermedikçe, talebe konu olan soruşturma veya kovuşturma ya da infaz işlemleri dışında kullanılamaz.
(2) Aşağıdaki hâllerde izin şartı aranmaz:
a) Talebe konu suçun hukukî vasfının değişmesi.
b) Adlî iş birliği işleminden sonra ortaya çıkan yeni şüpheli veya sanıkların soruşturma ya da kovuşturmaya dâhil edilmesi.
c) Talebe konu suçla ilgili bilgi ve belgelerin, bu suçla bağlantılı olan hukuk davalarında gerekli olması.
İKİNCİ BÖLÜM
Adlî Yardımlaşma
Türk adlî mercilerinin talepleri
MADDE 7- (1) Adlî merciler, soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılması ya da verilen mahkûmiyet kararlarının yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan konularda adlî yardımlaşma talebinde bulunabilir. Bu durumda aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde adlî yardımlaşma talebinden önce delillerin korunması amacıyla geçici tedbirlerin alınması istenebilir.
b) Tebligata ilişkin adlî yardımlaşma taleplerinde, kısıtlayıcı veya zorlayıcı tedbir uygulanacağına ilişkin ihtarlara yer verilmez.
c) Adlî yardımlaşma talebine konu işlemin yerine getirilmesi sırasında hazır bulunma talebinde bulunulabilir.
ç) Adlî yardımlaşma talebi kapsamında ilgili devletin iç hukukuna uygun olarak yerine getirdiği işlemler, Türk hukuku bakımından da geçerli sayılır.
(2) Adlî mercilerce, yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında başka bir devletin ceza soruşturması başlatmasına neden olabilecek bilgilerin öğrenilmesi hâlinde, talep olmaksızın bu bilgiler, ilgili devlete gönderilmek üzere Merkezî Makama bildirilebilir.
Yabancı adlî mercilerin talepleri
MADDE 8- (1) Adlî yardımlaşma talepleri hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Talepler, Türk hukukuna uygun olarak yerine getirilir. Özel bir usulün talep edilmesi hâlinde, Türk hukukuna aykırı olmadığı takdirde, talep bu usule uygun olarak yerine getirilebilir.
b) Türk adlî mercileri, talepleri kısmen veya tamamen reddedebilir ya da gerek görülen hâllerde ek bilgi veya belge isteyebilir.
c) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, adlî yardımlaşma talebi gönderilmeden önce delillerin korunması amacıyla geçici tedbirler alınabilir. Geçici tedbirin alındığı tarihten itibaren kırk gün içinde adlî yardımlaşma talebinin Merkezî Makama ulaşmaması hâlinde tedbir, yetkili makam veya merciler tarafından derhâl kaldırılır.
ç) Arama veya elkoyma talebinde bulunulması hâlinde, talebin konusu olan suçun iadeye elverişli bir suç olması gerekir. Talep üzerine elkonulan malvarlığı değerleri ile taşınmaz, hak ve alacaklarla ilgili olarak Türk adlî mercileri yılda en az bir defa talep eden devletten tedbirin devamının istenip istenmediğine ilişkin bilgi ister.
d) Tebligata ilişkin adlî yardımlaşma talebinde kısıtlayıcı veya zorlayıcı tedbir uygulanacağına ilişkin ihtar bulunması hâlinde talep reddedilir.
e) Adlî yardımlaşma talebine konu işlemin yerine getirilmesi sırasında yabancı adlî merciler, Türk adlî mercileri önünde hazır bulunma talebinde bulunabilir. Talep, uygun görülmesi hâlinde yerine getirilir.
f) Kişi hakkında Türk mahkemelerince verilen mahkûmiyet veya beraat hükmü bulunması ya da suçun affa veya zamanaşımına uğramış olması hâlinde, aynı fiile ilişkin adlî yardımlaşma talepleri yerine getirilmeyebilir.
Görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle adlî yardımlaşma
MADDE 9- (1) Adlî yardımlaşma talebinin yerine getirilmesinde görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması istenebilir. Bu işlemler, yerine getiren devletin yetkili makam veya mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku uyarınca yürütülür.
(2) Türk adlî mercileri tarafından adlî yardımlaşma talebinin görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem, Türk adlî mercilerinin yönetimi altında ve Türk hukuku uyarınca yürütülür.
(3) Yabancı devlet tarafından adlî yardımlaşma talebinin görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem, talep eden devletin adlî mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku uyarınca yürütülür. Bu işlem sırasında Türk adlî mercileri hazır bulunur ve Türk hukukunun temel ilkelerinin ihlal edilmemesi gözetilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İade
Türkiye’den yabancı devlete iade
MADDE 10- (1) Yabancı ülkede işlenen bir suç nedeniyle hakkında adlî merciler tarafından ceza soruşturması veya kovuşturması başlatılan ya da mahkûmiyet kararı verilen bir yabancı, talep üzerine, soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılabilmesi ya da hükmedilen cezanın infazı amacıyla talep eden devlete iade edilebilir.
(2) Talep eden devlet hukuku ile Türk hukukuna göre, soruşturma veya kovuşturma aşamasında üst sınırı bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan dolayı iade talebi kabul edilebilir. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bakımından iade talebinin kabul edilebilmesi için hükmolunan cezanın en az dört ay hürriyeti bağlayıcı ceza olması gerekir. İadesi istenen kişinin birden fazla suçu bulunması hâlinde, bunlardan bazılarının cezası belirtilen sürelerin altında olsa dahi birlikte iadeye konu edilebilir.
(3) Aynı kişi hakkında birden fazla devlet tarafından iade talebinde bulunulması hâlinde, suçların ağırlığı ve işlendiği yer, taleplerin geliş sırası, kişinin vatandaşlığı ve yeniden iade edilme ihtimali gibi şartlar dikkate alınarak, iade taleplerinden hangisinin öncelikli olarak işleme alınacağı Merkezî Makam tarafından belirlenir.
(4) İade hâlinde, kişi ancak iade kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya kişinin mahkûm olduğu ceza infaz edilebilir.
İadenin kabul edilemeyeceği hâller
MADDE 11-
(1) Aşağıda sayılan hâllerde iade talebi kabul edilmez:
a) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, iadesi talep edilen kişinin Türk vatandaşı olması.
b) İadesi talep edilen kişinin ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle bir soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence veya kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması.
c) İade talebine esas teşkil eden fiilin;
1) Düşünce suçu, siyasî suç veya siyasî suçla bağlantılı bir suç niteliğinde olması,
2) Sırf askerî suç niteliğinde olması,
3) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmesi,
4) Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç olması,
5) Zamanaşımı veya affa uğramış olması.
ç) İadesi talep edilen kişi hakkında, talebe konu fiil nedeniyle daha önce Türkiye’de beraat veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması.
d) İade talebinin, ölüm cezası veya insan onuru ile bağdaşmayan bir ceza gerektiren suçlara ilişkin olması.
(2) Birinci fıkranın (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamındaki iade talebinin dayanağını teşkil eden fiilin bütün unsurları, özellikle işleniş şekli, suçun işlenişinde kullanılan araçların veya ortaya çıkan sonuçların ağırlığı dikkate alınarak fiil siyasî suç olarak kabul edilmeyebilir. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar, siyasî suç olarak kabul edilmez.
(3) Birinci fıkranın (d) bendinde, cezanın niteliğine ilişkin bir ret sebebinin varlığı hâlinde, talep eden devlet tarafından, öngörülen cezanın infaz edilmeyeceğine dair yeterli teminat verilmesi hâlinde, iade talebi kabul edilebilir.
(4) İadesi talep edilen kişinin, talep tarihinde on sekiz yaşını doldurmamış olması, uzun zamandan beri Türkiye’de bulunuyor olması veya evli bulunması gibi kişisel hâlleri nedeniyle, iadenin kişinin kendisini veya ailesini, fiilin ağırlığı ile orantısız şekilde mağdur edecek olması durumunda iade talebi kabul edilmeyebilir.
İade ve sınır dışı ilişkisi
MADDE 12- (1) Yabancı, iade sürecinde Merkezî Makamın görüşü alınmadan sınır dışı edilemez.
(2) Yabancı, Merkezî Makamın görüşü alınmadan, iade talebi reddedilen devlete sınır dışı edilemez.
Merkezî Makamın incelemesi
MADDE 13- (1) Merkezî Makam, iade taleplerini inceleyerek, lüzum görmesi hâlinde ek bilgi ve belge talebinde bulunabilir ve gerekli şartları taşımayan talepleri reddeder.
(2) Gerekli şartları taşıyan talepler, yetkili ağır ceza mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
Geçici tutuklama
MADDE 14- (1) İade talebine konu olabilecek bir suçun işlendiğinin kabulü için kuvvetli şüphe bulunması hâlinde, iade talebinin Merkezî Makama ulaşmasından önce, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümleri veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde, ilgili devletin talebi ve Merkezî Makamın uygun bulması üzerine kişi geçici olarak tutuklanabilir.
(2) İade talebine konu olabilecek ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi kapsamına giren bir suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişi, ilgili devletin talebi aranmaksızın geçici olarak tutuklanabilir.
(3) İlgili devletin geçici tutuklama talebi, Merkezî Makam tarafından iade amacıyla yakalanması ve Cumhuriyet başsavcılığına sevki için İçişleri Bakanlığına gönderilir. Yakalanan kişi, geçici tutuklama hususunda karar verilmek üzere en geç yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır. Sulh ceza hâkimi geçici tutuklanması talep edilen kişiye, rızaya dayalı iade imkânı ile bunun hukukî sonuçları hakkında bilgi verdikten sonra talep hakkında karar verir.
(4) Geçici tutuklama süresi ilgili milletlerarası andlaşma hükümlerine göre belirlenir. Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde kişi, en fazla kırk gün geçici tutuklu kalabilir.
(5) Geçici tutuklama yerine kişinin kaçmasına engel olacak şekilde Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesi uyarınca adlî kontrol kararı verilebilir.
(6) İlgili devlet tarafından dördüncü fıkrada belirtilen süre içinde iade evrakının gönderilmemesi hâlinde geçici tutuklama veya adlî kontrol kararı kaldırılır. Bu durum, iade talebinin alınmasından sonra iade amacıyla koruma tedbirleri uygulanmasına engel teşkil etmez.
Görev ve yetki
MADDE 15- (1) İade talebi hakkında karar vermeye, kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi yetkilidir. Kişinin bulunduğu yer belli değilse, Ankara ağır ceza mahkemesi yetkilidir.
(2) Cumhuriyet başsavcılığı, iade talebine ilişkin karar vermek üzere ağır ceza mahkemesinden talepte bulunur.
İade amacıyla koruma tedbirlerinin uygulanması
MADDE 16- (1) Ağır ceza mahkemesi iade sürecinin her aşamasında iadesi talep edilen kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca koruma tedbirlerine karar verebilir.
(2) İade sürecinde kişinin tutuklanması durumunda teslime kadar geçen süre içindeki tutukluluk durumu, ağır ceza mahkemesince en geç otuzar günlük sürelerle incelenir.
(3) Ağır ceza mahkemesinin iade talebinin kabulüne ilişkin kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde 19 uncu maddeye göre iade kararı verilmemesi hâlinde kişi hakkındaki koruma tedbirleri kaldırılır.
(4) Toplam tutukluluk süresi, kişinin iade talebine konu suçtan dolayı alabileceği veya mahkûm olduğu cezanın infaz süresini geçemez.
Rızaya dayalı iade usulü
MADDE 17- (1) Kişi, iadeye rıza göstermesi hâlinde normal iade usulü uygulanmadan talep eden devlete iade edilebilir.
(2) Ağır ceza mahkemesince kişiye, Ceza Muhakemesi Kanununda belirtilen haklarıyla birlikte rızaya dayalı iadenin mahiyeti ve hukukî sonuçları anlatılır. Kişiye rızaya dayalı iade usulünü kabul edip etmediği sorulur.
(3) Mahkeme, kişinin rızaya dayalı iade usulünü kabul etmesi üzerine bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümlerine göre iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına karar verir. Bu karara karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı Merkezî Makama gönderilir.
(4) Rızaya dayalı iade usulü uygulanarak verilen iade kararının yerine getirilmesi, Merkezî Makamın onayına bağlıdır.
İade yargılaması
MADDE 18- (1) Kişinin rızaya dayalı iade usulünü kabul etmemesi hâlinde mahkeme, iade şartlarını bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşma hükümlerine göre inceleyerek iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına karar verir.
(2) Talep eden devlet tarafından gönderilen belgelerin yeterli görülmemesi hâlinde mahkeme, uygun bir süre içinde ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini isteyebilir.
(4) Mahkemenin kararına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruları üç ay içinde sonuçlandırır. Kararın kesinleşmesi hâlinde iade evrakı karar ile birlikte Merkezî Makama gönderilir.
İade kararı
MADDE 19- (1) Ağır ceza mahkemesince iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, bu kararın yerine getirilmesi, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarının görüşü alınarak Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayına bağlıdır.
(2) Merkezî Makam iade talebinin kabul veya ret edildiğini, talep eden devlete ve iadesi talep edilen kişiye bildirir.
Teslim
MADDE 20- (1) İadesine karar verilen kişinin teslim işlemleri, ilgili bakanlıklarla iş birliği hâlinde yürütülür.
(2) İadesine karar verilen kişinin, talep eden devlet makamları ile kararlaştırılan tarihte haklı bir neden olmaksızın teslim alınmaması hâlinde, bu tarihten itibaren otuz gün sonra mahkemece kişi hakkında verilen koruma tedbirleri kaldırılır.
(3) İadesine karar verilen kişi hakkında, başka bir suç nedeniyle Türkiye’de ceza soruşturması veya kovuşturması ya da infazı gerekli bir hapis cezası bulunması veya kişinin seyahat edebilecek durumda olmaması hâlinde, Merkezî Makam tarafından teslimin ertelenmesine karar verilebilir. Bu karar, kişiye ve talep eden devlete bildirilir.
(4) İade talebine konu suç bakımından ispat aracı olarak yararlı görülen veya suçun işlenmesiyle elde edilen ve kişi yakalandığında üzerinde ele geçen ya da daha sonra ortaya çıkan eşya, talep eden devlete teslim edilebilir. İadesi talep edilen kişinin ölümü, kaçması veya benzer sebeplerle iade hakkında bir karar verilememesi hâlinde de eşyanın teslimi gerçekleştirilebilir.
(5) Türkiye’de yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bakımından zorunlu olduğu takdirde eşyanın teslimi ertelenebilir.
(6) İyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyanın teslim talepleri yerine getirilmez.
Transit geçiş kararı
MADDE 21- (1) Türk hukuku açısından iade koşullarının bulunması hâlinde, bir devlet tarafından başka bir devlete iadesine karar verilen kişinin Türkiye’den transit geçişine izin verilebilir.
(2) Transit geçiş talebi, Merkezî Makam tarafından değerlendirilir ve verilen karar, talep eden devletin yetkili makamına bildirilir.
(3) Transit geçişin yirmi dört saatten fazla sürmesi ve bu nedenle kişinin hürriyetinin kısıtlanması ihtiyacının ortaya çıkması durumunda, sulh ceza hâkimince transit geçişin sağlanması amacıyla yedi günü geçmemek üzere geçici tutuklama kararı verilebilir.
(4) Transit geçiş talebinin reddini gerektiren nedenlerin ortaya çıkması veya kişinin transit geçiş sırasında resen soruşturma yapılmasını gerektirecek bir suç işlemesi hâlinde transit geçiş durdurulabilir.
(5) Bir devletten başka bir devlete gerçekleştirilecek hükümlü nakilleri ile ilgili olarak Türkiye üzerinden yapılacak transit geçişler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
Türkiye’nin iade talepleri ve şartları
MADDE 22- (1) Soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılabilmesi ya da verilen mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla yabancı bir ülkede bulunan ve hakkında yakalama emri veya tutuklama kararı verilen kişinin Türkiye’ye iadesi, adlî merciler tarafından istenebilir.
(2) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kişinin iadesi talep edilebilir. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bakımından iade talebinde bulunulabilmesi için hükmolunan hapis cezasının en az dört ay olması gerekir. İadesi istenen kişinin birden fazla suçu bulunması hâlinde, bunlardan bazılarının cezası belirtilen sürelerin altında olsa dahi birlikte iadeye konu edilebilir.
(3) Merkezî Makam tarafından uygun görülmesi hâlinde talep, yabancı devlete gönderilir. Ancak, aşağıdaki durumlarda Merkezî Makam iade talebini yabancı devlete göndermeden reddedebilir:
a) Talebin, iade için gerekli şartları taşımaması.
b) Ceza infaz kurumlarında geçirilecek süre dikkate alındığında, iade yoluna başvurulmasının kişi yararı ve kamu yararı arasında açık bir orantısızlığa sebep olması.
c) Türkiye’nin millî güvenliğinin veya uluslararası ilişkilerinin zarar görme ihtimalinin bulunması.
(4) Türkiye’ye iadesine karar verilen kişinin üçüncü ülkelerden transit geçişi ve teslim konusunda, uygun olduğu ölçüde 20 nci ve 21 inci maddelerde yer alan hükümler uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Soruşturma veya Kovuşturmanın Devri
Soruşturmanın veya kovuşturmanın devri
MADDE 23- (1) Bu Kanun ve taraf olunan milletlerarası andlaşmalar çerçevesinde, işlenen suçlarla ilgili Türkiye’de yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar yabancı devletlere devredilebilir; yabancı devletlerde işlenen suçlarla ilgili yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir.
(2) Milletlerarası andlaşma bulunmaması hâlinde, mütekabiliyet ilkesi esas alınarak bu Kanun çerçevesinde soruşturma veya kovuşturmalar devredilebilir veya devralınabilir.
Soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı devlete devredilmesi
MADDE 24- (1) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar;
a) Şüpheli veya sanığın yabancı devletin vatandaşı olması nedeniyle Türkiye’de hazır bulundurulamaması veya adlî yardımlaşma yoluyla savunmasının alınamaması,
b) Türk vatandaşı olan şüpheli veya sanığın yabancı devlette mutat olarak bulunması veya delillerin bu devlette olması nedeniyle devrin, gerçeğin ortaya çıkarılmasına imkân vermesi, hâllerinde devredilebilir.
(2) Soruşturma veya kovuşturmanın devri adlî merciler tarafından talep edilir.
Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine talep, ilgili devlete gönderilir. Bu işlem, soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine engel değildir. Devir talebine, soruşturma veya kovuşturma dosyasının bir sureti ve gerekli olduğunda tercümesi eklenir. Devir talebinin kabul edilmesi ve istem üzerine delil niteliğindeki eşyalar da gönderilir.
(3) Soruşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine, Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinde düzenlenen koşullara ve sonuçlarına bakılmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Şüpheli hakkında yabancı adlî merci tarafından dava açılması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Dava açılmaması hâlinde, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle soruşturmaya devam edilebilir.
(4) Kovuşturmanın devri talebinin kabul edilmesi üzerine durma kararı verilir. Sanık hakkında yabancı adlî merci tarafından mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda düşme kararı verilir. Mahkûmiyet kararı dışında bir karar verilmesi durumunda, buna ilişkin kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya devam edilebilir.
(5) Yabancı devletin soruşturma veya kovuşturmanın devrinin kabulüne ilişkin karardan vazgeçtiğini bildirmesi veya devredilen soruşturma veya kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmediğinin Merkezî Makamca adlî mercie bildirilmesi hâlinde soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesine karar verilir.
(6) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde soruşturma veya kovuşturmanın devri talebiyle birlikte veya öncesinde, talep edilen devlet makamlarından elkoyma ve tutuklama dâhil bütün geçici tedbirlerin alınması istenebilir.
Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması
MADDE 25- (1) Yurt dışında işlenen ve Türk hukukuna göre zamanaşımına veya affa uğramamış, üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suç nedeniyle yabancı bir devlette yürütülen soruşturma veya kovuşturmalar devralınabilir. Ancak;
a) Kişi, Türkiye’de mutat olarak bulunmuyorsa,
b) Kişi, Türk vatandaşı değilse,
c) Suç, talep eden devletin sınırları dışında işlenmişse,
ç) Devir talebine konu fiil nedeniyle kişi daha önce Türkiye’de yargılanmışsa, devir talebi kabul edilmez.
(2) Merkezî Makamın uygun görmesi üzerine soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talep, yetkili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma veya kovuşturmanın devrine konu olan suça ilişkin soruşturma başlatır ve sonucuna göre işlem yapar.
(3) Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma veya kovuşturma işlemleri ve elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
İnfazın Devri
İnfazın devralınması
MADDE 26- (1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde Türkiye’de infaz edilebilir:
a) Hükümlünün Türkiye’de bulunması.
b) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
c) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi ve zamanaşımına uğramamış olması.
ç) Hürriyeti bağlayıcı cezalar için, merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hürriyeti bağlayıcı cezasının bulunması.
d) Aynı suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma veya kovuşturma yapılmamış olması.
(2) İnfazın devri talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
ç) Talebin değerlendirilmesi için gerekli görülebilecek diğer bilgi ve belgeler,
d) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, talep edilir.
(3) Devir koşullarının bulunmadığının tespit edilmesi veya devrin Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, devir talebi Merkezî Makam tarafından reddedilir.
(4) İnfazın devrine ilişkin talep alınmadan önce mahkûmiyete konu suç, ceza miktarı ve şahsın kaçma şüphesi dikkate alınarak, yabancı devletin istemi ve Merkezî Makamın olumlu görüşü üzerine 14 üncü madde uyarınca koruma tedbirlerine karar verilebilir.
(5) İnfazın devrine ilişkin talep, Türk hukukuna göre uyarlama kararı verilmesi için Ankara ağır ceza mahkemesine gönderilir. Mahkemece on beş gün içinde, yabancı devlette verilen mahkûmiyet kararında sübutu kabul edilen fiile, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza tayin olunur. Bu suretle belirlenen ceza, yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Uyarlama kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Ağır ceza mahkemesi koruma tedbirleri hakkında da karar vermeye yetkilidir.
(6) Uyarlama kararı, talep eden devlet makamlarına bildirilmek üzere Merkezî Makama gönderilir.
Türkiye’de infaz
MADDE 27- (1) Yabancı devletin infazı devretmesi üzerine durum, uyarlama kararını veren mahkemeye bildirilir. Mahkeme infaza başlanılması için kararı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mahkeme ayrıca kararı Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.
(2) Ağır ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.
(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir, verilen kararlar ağır ceza mahkemesince yeniden uyarlanır.
(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç ve cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu, uyarlama kararını veren ağır ceza mahkemesince karara bağlanır.
İnfazın devredilmesi
MADDE 28- (1) Aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığınca, Türk mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararlarının yabancı devlette infaz edilmesi talep edilebilir:
a) İnfazın devredileceği devlette bulunan hükümlünün, bu devletin vatandaşı olması veya bu devlet ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
c) Mahkûmiyet kararına konu fiilin yabancı devlet hukukuna göre suç teşkil etmesi.
ç) Hapis cezaları için, merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
(3) İnfazın devri talebinde bulunulması infaz işlemlerinin yürütülmesine engel değildir.
(4) Devrin, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, devir talebi Merkezî Makam tarafından reddedilir.
(5) Yabancı devlet makamlarına;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
ç) Talebin değerlendirilmesi için gerekli görülebilecek diğer bilgi ve belgeler,
d) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, gönderilir.
(6) İnfazın devredilebilmesi için devrin yapılacağı devletten infazın nasıl yapılacağının bildirilmesi istenir. Gelen bilgilere göre devir talebi, Merkezî Makamın uygun görüşüyle Cumhuriyet başsavcılığınca geri alınabilir.
Yabancı devlette infazın sonuçları
MADDE 29- (1) Merkezî Makam, yabancı devletten infaz sırasında ortaya çıkacak özel durumlar ile infazın tamamlanması veya hükümlünün firarı gibi önemli bilgileri bildirmesini ister. Merkezî Makama ulaşan bilgiler, Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir.
(2) Kararın tamamen infaz edilmesi veya infaz kabiliyetini kısmen veya tamamen kaybetmesi, Türk hukuku bakımından da aynı sonuçları doğurur.
(3) Yabancı devletin kararı infaz etmemesi veya edememesi hâlinde infaz işlemlerine Türkiye’de devam edilir.
ALTINCI BÖLÜM
Hükümlü Nakli
Türkiye’ye hükümlü nakli
MADDE 30- (1) Yabancı devlet mahkemeleri tarafından hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde cezanın infazı amacıyla Türkiye’ye nakledilebilir:
a) Hükümlünün Türk vatandaşı olması veya Türkiye ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin rıza göstermesi.
c) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
ç) Mahkûmiyet kararına konu fiilin Türk hukukuna göre suç teşkil etmesi.
d) Merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
(2) Hükümlü, kanunî temsilcisi veya yakını tarafından Türkiye’ye nakil talebinde bulunulması hâlinde, yabancı devlet makamlarından;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin nakle rıza gösterdiğine dair belge,
ç) İnfazı gereken cezayı gösteren belge,
d) Gerekli görüldüğü takdirde, hükümlünün sağlık durumunu gösteren tıbbî raporlar ile hastalığı varsa tedavisine ilişkin tavsiyeleri içeren belgeler,
e) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, talep edilir.
(3) Nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, nakil talebi Merkezî Makam tarafından reddedilebilir.
(4) Hükümlülerin nakline Adalet Bakanı karar verir.
Türkiye’de infaz
MADDE 31- (1) Hükümlünün nakline karar verilmesi üzerine, ceza infaz kurumlarında kalacağı süre hükümlüye ve yabancı makamlara bildirilir. Yabancı devlet ile hükümlünün, nakli kabul etmesi üzerine, hükümlü Türkiye’ye getirilir. Hükümlü, nakil dosyası ile birlikte Cumhuriyet başsavcılığına teslim edilir. Cumhuriyet başsavcılığı, infazına başlanan karara ilişkin bilgileri Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne bildirir.
(2) Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türk kanunlarına göre infaz edilir.
(3) Mahkûmiyetin esasına taallûk eden talepler, hükmün esası hakkında karar veren devlet mahkemelerine yapılabilir; verilen kararlar ikinci fıkra uyarınca infaz edilir.
(4) İnfaz sırasında, hükmün verildiği devlette veya Türkiye’de genel veya özel af kabul edilmesi ya da suç veya cezayı ortadan kaldıran veya hafifleten bir sebebin ortaya çıkması hâlinde hükümlünün hukukî durumu hakkında bulunduğu yer ağır ceza mahkemesince karar verilir.
Türkiye’den hükümlü nakli
MADDE 32-
(1) Türk mahkemeleri tarafından hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve ceza infaz kurumunda bulunan hükümlü, aşağıdaki koşulların birlikte bulunması hâlinde cezanın infazı amacıyla yabancı devlete nakledilebilir:
a) Hükümlünün nakledileceği devletin vatandaşı olması veya bu devlet ile güçlü sosyal bağlarının bulunması.
b) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin rıza göstermesi.
c) Mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması.
ç) Mahkûmiyet kararına konu fiilin nakli istenen devlet hukukuna göre suç teşkil etmesi.
d) Merkezî makamlarca aksi kararlaştırılmadıkça, talep tarihinde, hükümlünün ceza infaz kurumunda infazı gereken en az altı ay hapis cezasının bulunması.
e) Hükümlü hakkında başka bir suçtan dolayı, Türkiye’de bir soruşturma veya kovuşturma bulunmaması.
(2) Hükümlü, kanunî temsilcisi veya yakını tarafından Türkiye’den başka bir devlete nakil talebinde bulunulması hâlinde, bu devlet makamlarına;
a) Mahkûmiyet kararının onaylı sureti,
b) Hükme esas alınan kanun maddelerinin metni,
c) Hükümlünün veya kanunî temsilcisinin nakle rıza gösterdiğine dair belge,
ç) İnfazı gereken bakiye cezayı gösteren belge,
d) Gerekli görüldüğü takdirde, hükümlünün sağlık durumunu gösteren tıbbî raporlar ile hastalığı varsa tedavisine ilişkin tavsiyeleri içeren belgeler,
e) Gerekli görüldüğü takdirde bu fıkrada belirtilen belgelerin tercümeleri, gönderilir.
(3) Nakil koşullarının bulunmadığının, naklin, hükümlünün sosyal rehabilitasyonuna katkı sağlamayacağının, ceza adaletinin amaçlarına hizmet etmeyeceğinin veya Türkiye’nin millî güvenliği ile temel çıkarlarına uygun düşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde, nakil talebi Merkezî Makam tarafından reddedilebilir.
(4) Hükümlünün hapis cezası ile birlikte adlî para cezasının bulunması hâlinde, nakle karar verilebilmesi için adlî para cezasının ödenmesi gerekir. Adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde, ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilir. Hükümlünün Türkiye’de infaz edilen cezası, öncelikle adlî para cezasından çevrilen hapis cezasına mahsup edilir. Hükümlünün ceza infaz kurumunda kaldığı süre adlî para cezasından çevrilen hapis cezasını karşılamadığı takdirde infazı gereken bakiye, hapis cezasına eklenir. Bulunan ceza miktarı yabancı devlete bildirilir ve kabul edilmesi hâlinde nakle karar verilebilir.
(5) Nakil talebinin kabul edilebilmesi için yargılama giderlerinin ödenmiş olması gerekir. Ancak, hükümlünün yargılama giderlerini ödeyebilecek durumda olmadığının anlaşılması hâlinde, yargılama giderleri ödenmeden de nakle karar verilebilir.
(6) Hükümlünün nakline karar verilebilmesi için naklin yapılacağı devletten hükümlünün ceza infaz kurumunda kalacağı süre ve infazın nasıl yapılacağının bildirilmesi istenir. Bu bilgi hükümlüye tebliğ edilir.
(7) Yabancı devletin muvafakat vermesi üzerine hükümlünün nakline Adalet Bakanı karar verir.
Yabancı devlette infazın sonuçları
MADDE 33- (1) Merkezî Makam yabancı devletten infaz sırasında ortaya çıkacak özel durumlar ile infazın tamamlanması ve hükümlünün firarına ilişkin bilgileri bildirmesini ister. Merkezî Makama ulaşan bilgiler, kararı veren mahkemeye bildirilir.
(2) Kararın yabancı devlet tarafından tamamen infaz edilmesi veya infaz kabiliyetini kısmen veya tamamen kaybetmesi, Türk hukuku bakımından da aynı sonuçları doğurur.
(3) Yabancı devletin kararı infaz edememesi hâlinde infaz işlemlerine Türkiye’de devam edilir.
YEDİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Masraflar
MADDE 34- (1) Bu Kanun uyarınca yapılan adlî iş birliği taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin giderler, merkezî makamların aksine bir mutabakatı bulunmaması hâlinde, yerine getiren devlet tarafından karşılanır.
(2) Soruşturma veya kovuşturmanın sonuçlandırılması amacıyla iade talebinde bulunulması hâlinde, talebin yerine getirilmesi için yapılan masraflar, yargılama giderlerinden sayılır. Mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla iade talebinde bulunulması hâlinde, talebin yerine getirilmesi için yapılan masrafların, ödendiği tarihten tahsil edildiği tarihe kadar geçen süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranında hesaplanacak faiz ile birlikte bir ay içinde ödenmesi gerektiği, iade talep eden Cumhuriyet başsavcılığı tarafından hükümlüye bildirilir. Bu süre içinde ödeme yapılmaması hâlinde, bu alacaklar Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilmek üzere Cumhuriyet başsavcılığınca ilgili vergi dairesine bildirilir.
(3) Hükümlünün bulunduğu devletten Türkiye’ye nakli için gerekli masraflar, hükümlü tarafından karşılanır. Söz konusu masraflar, hükümlü veya onun adına herhangi bir kişi tarafından Adalet Bakanlığınca bu maksatla açılan bir hesaba yatırılır. Hükümlünün nakil masraflarını karşılayacak durumda olmadığının tespit edilmesi hâlinde, mahkûm olunan suçun niteliği, naklin kamusal yararı, kişinin bulunduğu devletteki cezaevi koşulları, infazı gereken bakiye cezanın süresi gibi hususlar göz önüne alınarak, nakil masrafları, Adalet Bakanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanabilir. Nakil masraflarından görevlilere ilişkin olanların hesabı, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre yapılır.
Yönetmelik
MADDE 35- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulur.
Yürürlükten kaldırılan mevzuat
MADDE 36- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla;
a) 1/3/1977 tarihli ve 2080 sayılı Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin Onaylanması ve Uygulanması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi,
1b) 1/3/1977 tarihli ve 2081 sayılı Ceza Yargılarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesinin Onaylanması ve Uygulanması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 5 inci maddesi,
c) 8/5/1984 tarihli ve 3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Kanun,
ç) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 18 inci maddesi, yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 37– (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 38– (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası
6706 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri
Yürürlüğe Giriş Tarihi
KHK / 698
19
24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku isimli eser David Harris, Michael O’Boyle ve Colin Warbrick tarafından yazılmış, Mehveş Bingöllü Kılcı ve Ulaş Karan tarafından tercüme edilerek 2013 yılında basılmıştır. Özgün adı ‘Law of European Convention on human rights’ olan eser Avrupa Konseyi tarafından yürütülen “Yüksek yargı kurumlarının Avrupa standartları bakımından rollerinin güçlendirilmesi ortak projesi” kapsamında hazırlanmıştır.
Law of the European Convention on Human Rights
Kitap, Strazburg içtihadı ve içtihadın temelinde yatan ilkeleri güncel ve kapsamlı bir şekilde ele almakta, hukukun ilgi çeken bu alanının kolaylıkla ve derinlemesine kavranmasını sağlamaktadır.
Eser, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin taraf devletlerin hukuki gelişimlerini ne derece etkilediğini bir bütün olarak incelerken böyle güçlü bir otoritenin nasıl başarıyla elde edildiğini ve sürdürüldüğünü de gözler önüne sermektedir. Kitapta temel teminatları oluşturan Sözleşme’nin tüm maddeleri eleştirel bir şekilde analiz edilmekte ve denetim sistemi incelenmektedir.
Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi Ortak Projesi
Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyinin ‘Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi’ Ortak Programı (Proje), öncü yargı aktörlerinin insan haklarını koruma standartları hakkındaki farkındalıklarını artırarak ve yasama ve yargı uygulamalarının uyumlu hale getirilmesindeki deneyimlerinden faydalanmak üzere AB yargı kurumları ve üye devletlerin kurumlarıyla daha güçlü ilişkiler kurarak Türk yüksek yargı kurumlarının Avrupa Birliği (AB) üyelik kriterlerine bağlılık düzeyini artırmak amacıyla başlatılmıştır.
Proje Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi tarafından Yargıtay Başkanlığının koordinasyonunda yürütülmüştür. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve HSYK projenin diğer yararlanıcıları olmuştur.
Proje kapsamında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa Sosyal Şartı (ASŞ) konulu Yuvarlak Masa seminerleri.; Yararlanıcı Kurumlardan 505 kişinin katıldığı AB ve Avrupa Konseyine Çalışma Ziyaretleri; her yararlanıcı kurum için Brüksel ve Lahey’deki AB Kurumlarına ziyaretler yapılmıştır.
Lüksemburg’daki Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ziyaretlere; HSYK’dan 40, Danıştaydan 80, Yargıtaydan 220 ve AYM’den 65 kişi katılmıştır. Anayasa Mahkemesinden 40 kişi için Almanya ve İspanya Anayasa Mahkemelerine 2 ziyaret düzenlenmiştir.
Türkiye’de toplam 16 konferans düzenlenmiş, proje ortağı kurumlardan 42 tetkik hâkimi/ raportör çeşitli Avrupa ülkelerindeki muadil kurumlarda görevlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi için ihtiyaç analizi çalışması yapılmış, temel insan hakları ve özgürlük alanlarına dair bilgilendirme kitapçıkları hazırlanarak basılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku isimli eser de bu kapsamda çıkarılmıştır.
ihbar ve şikayet hakkı Anayasal bir haktır. Herkes kendisi veya kamu ile ilgili konularda yetkili makamlara şikayette bulunmak ve dava açmak hakkına sahiptir. Bu hakkın, hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması ve kötüye kullanılmaması zorunludur.
İhbar ve şikayetin yetkili makamlara yapılmadan önce veya yapıldıktan sonra, hatta böyle bir başvuru olmaksızın dahi, durumun araştırılması, şüphelenildiğinin söylenmesi arasında fark yoktur. İhbar ve şikayet hakkı kullanılırken, belirli kimselere bir suç oluşturan belirli bir eylemin yüklenmesi gerekmektedir. Bu, şikayetin doğal sonucudur. Aksi halde yani suç oluşturan bir eylem yüklenmeden ihbar veya şikayet hakkının kullanılması olanaksızdır. Bu nedenle, ihbar ve şikayet hakkının kullanılması, bu hakkın sınırları aşılmadığı sürece hakaret suçu açısından bir hukuka uygunluk nedeni oluşturacaktır. Şikayet veya ihbar hakkının kullanılmasındaki ölçü, suç failinin; ihbar veya şikayetin konusunu oluşturan eylemin mağdur tarafından işlenmediğini bilip bilmemesidir. Mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini bildiği kanıtlanmadıkça sınırın aşıldığı kabul edilemez. Failin, mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini kesin olarak bildiği halde, suç işlediğinden bahisle yetkili merciye ihbar veya şikayette bulunması iftira suçunu, bu mercilerin dışında kalan kişilere duyurması ise hakaret suçunu teşkil edecektir. Şikayet ile ihbar arasındaki fark ise; şikayetçinin doğrudan mağdur yada ilgili olması ihbar edenin ise kamuya yada başkalarına ait bir durumu ilgili mercilere kendisi ile doğrudan ilgili olup olmamasına bakılmaksızın bildirmesidir.
Prof. Dr. Yener Ünver, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1986 yılında mezun olarak lisans derecesini kazanmış, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümünde 1990 yılında tamamladığı yüksek lisans eğitiminin ardından 1996 yılında hukuk doktoru olmuştur.
Ünver, 1989-1992 yıllarında İstanbul Üniversitesi Adalet Yüksekokulunda ceza hukuku genel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku derslerini vermiştir. Akademik çalışmalarına devam eden Ünver, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde 2001 yılına kadar yardımcı doçent olarak ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku, kitle iletişim hukuku, ve milletlerarası ceza hukuku dallarında lisans dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2002 yılında doçentlik unvanını kazanmış, 2002-2007 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler, ceza muhakemesi hukuku, kitle iletişim hukuku ve milletlerarası ceza hukuku dersleri vermiştir. Ünver, 2004-2006 yıllarında İstanbul Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu’nda spor hukuku, 2002-2006 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku genel hükümler, ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku dersleri vermiştir. 2008 yılında hukuk profesörü olmuştur.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2005-2007 ve 2008-2011 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku özel hükümler ve ceza muhakemesi hukuku ve 2006-2011 yılları arasında ise, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ceza muhakemesi hukuku, kitle haberleşme hukuku, kriminoloji, karşılaştırmalı ceza hukuku ve tıp hukukunda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver bir konferansta
Akademik ve İdari Kariyeri
Ünver’in uzmanlık alanı ceza hukuku genel hükümler, ceza muhakemesi hukuku, ceza özel hukuku ve tıp hukuku alanlarında yoğunlaşmış, 2005 yılından itibaren karşılaştırmalı ceza hukuku alanında faaliyet göstermiştir.
Prof. Dr. Yener Ünver, 2002 yılında İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi yönetim kurulunda görev almış, 2005-2007 yıllarında Türkiye Basketbol Federasyonu Hukuk Kurulu üyeliğini yürütmüştür.
Ünver, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi kurucu dekanıdır ve 5 Mayıs 2011 tarihinden itibaren dekanlık görevini yürütmektedir. Ünver, 5 Mayıs 2011 tarihinden itibaren Özyeğin Üniversitesi Senatosu üyeliği, Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği ve Yayın Kurulu üyeliklerini sürdürmektedir.
Ünver, Özyeğin Üniversitesi Alman Hukuku Araştırma Merkezi (Forschungszentrum für deutsches Recht –FZfDR-) Kurucu Müdürü, Yönetim Kurulu Başkanı ve Özyeğin Üniversitesi Kayıt Kalite Komisyon Üyesidir.
Nisan 2015 – Mayıs 2018 tarihleri arasında 3 yıl süre ile Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Üyeliği yapmış, Şubat 2017 itibariyle Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Bilimsel Danışma Komisyonu üyeliğine ve 25.02.2016 tarihi itibariyle Özyeğin Üniversitesi Senatosu tarafından Üniversitelerarası Kurul üyeliğine seçilmiştir.
Sivil Toplum Çalışmaları
Prof. Dr. Yener Ünver, 2006-2007 yıllarında 5 ay süreyle TFF Disiplin Kurulu üyeliğini ve 2008-2011 yıllarında Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu Asli Üyeliğini (Türk Spor Yüksek Mahkemesi yargıçlığı) yürütmüştür.
Prof. Dr. Yener Ünver, DAAD’liler Derneği, Tıp Hukuku Derneği (İstanbul/Türkiye) ve Uluslararası Dünya Tıp Hukuku Derneği (ABD) üyesidir. Ayrıca Türk Ceza Hukuku Derneği üyesidir ve bu dernekte başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştir.
Ünver, Türk Ceza Hukuku Derneği tarafından 2008 yılından itibaren yayınlanmakta olan Suç ve Ceza Dergisinin sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktadır. 2010 yılı mart ayında Avrupa Bilim ve Sanatlar Akademisi üyeliğine seçilmiştir ve halen bu aktif üyeliği devam etmektedir. Ünver ayrıca, Medicine Law & Society (ISSN 2463-7955) Dergisi Editörler Kurulu üyesidir.
Görev Aldığı Yayınlar ve Ödülleri
Prof. Dr. Yener Ünver, Almanca ve İngilizce dillerinde Almanya’da online yayınlanan Kriminalpolitische Zeitschrift (KriPoZ) dergisinin uluslararası redaksiyon kurulunda görev yapmaktadır. (www.kripoz.de.)
Prof. Dr. Yener Ünver, 2014 yılı Nisan ayından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı adına Almanya’nın Münih şehrinde görülmekte olan NSU (Neonazi Cinayetleri= Türk İşadamlarına karşı işlenen suçlarla ilgili) ceza davasını gözlemci sıfatıyla takip etmektedir.
Prof. Dr. Yener Ünver ve Prof. Dr. Özlem Yenerer Çakmut Editörlüğünde hazırlanan Hukuk ve Sanat
Ünver’e, Gürcistan-Tiflis Grigol Robakidze Universität Alma Mater Üniversitesi Onursal Hukuk Doktorası (honorar causa) unvanını 21 Eylül 2011 tarihinde kazanmış; Ulusal ve Dünya Ekonomi Üniversitesi ile bu üniversitenin Roma Hukuku Öğretimi ve Romanistik Eğitim Merkezi’nin 27. 10. 2014 tarihinde müştereken aldıkları kararla, kendisine, “Stefan Bobçev” şeref madalyası ve diploması verilmiştir.
Dilekçe hakkı, bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini, tek başına veya başkaları ile birlikte tüm kurum, yetkili makam, kuruluş ver her türlü devlet organı ile teşkilat şemasında bulunan tüm resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.
Dilekçe, herhangi bir şekil şartına bağlanmamış olmakla birlikte yazışma kurallarına uygun olmalıdır. Her dilekçede, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgah adresinin bulunması zorunludur. Dilekçenin, sunulduğu makamda hata olması veya konusuyla ilgili olmayan bir idari makama verilmesi durumunda; dilekçe bu makam tarafından yetkili idari makama gönderilmekte ve ayrıca dilekçe sahibine de bilgi ve cevap verilmelidir.
Anayasanın 74. maddesine göre dilekçe hakkı “Vatandaşların ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkıdır.” şeklinde tanımlanmaktadır.
Dilek şeklinde yapılan başvurularda resmi bir makamdan ya doğrudan doğruya kendisi ya da kamusal bir iş için, yetkisi dahilinde olmak üzere bir eylem ya da bir karar istenmekte; şikayet şeklinde olanlarda ise genel anlamda haksızlığa uğrayan bir kişi ya da kurumun çıkarlarının zedelenmesi ya da hukuk düzenindeki aksaklıklar ortaya konmaktadır.
Dilekçe hakkı, bireylerin kendileriyle veya kamusal işlerle ilgili olarak, tek başlarına veya topluca yargı dışında kalan devlet organlarına, dertlerini, sorunlarını, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları ileterek çözüm bulmalarını istemelerinden ibaret bir insan hakkı olarak tanımlanmıştır.
Dilekçe hakkı anayasal bir hak olup hiçbir kurum ve kuruluşun usulüne uygun bir dilekçeyi reddetme hakkı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkından ayrılmaz bir hak ise dilekçenin teslim edildiğine dair bir suretin dilekçe sahibine verilmesidir. Dilekçe hakkı, hukuki uyuşmazlığın doğmasından evvel yasal hakların aranmasında en öncelikli haktır.
Hak arama yolları konusunda yurttaşlara zamanında yapılmış başvurulardan sonra ek külfet getirmek anayasada güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne aykırıdır.
Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74. maddesi dilekçe hakkını “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlığı ile düzenlemiştir. Bu maddenin kenar başlığı, “VII. Dilekçe hakkı” iken, 12/9/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunun 8’inci maddesiyle değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
MADDE 74
(Değişik: 3/10/2001-4709/26 md.) Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.
(Değişik: 3/10/2001-4709/26 md.) Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
(Mülga: 12/9/2010-5982/8 md.)
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu
Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/8 md.) Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Basiretli Tacir, geleceği gören, sezgisi yüksek, dikkatli ve yapacaklarının nereye varacağını bilen ya da bilmesi gereken, ticari iş, işlem ve eylemlerinin hukuki, mali ve ticari sonuçlarını öngörmesi gereken kişidir.
Basiret, Arapça bir kelimedir ve doğru görüş, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, dikkat, öngörü, sağgörü anlamlarına gelmektedir. Tacir, basiretli davranmadığı takdirde, işletmesini karlı ve kurumsal bir yapıya dönüştüremeyecek, işletmenin geleceğini sağlam temeller üzerine kuramayacaktır.
Tacir, Basiret Kavramı ve Ticaret Hayatı
Ticari faaliyet yürüten kişi ve kurumların birinci amacı kar sağlamak, diğer amaçları ise işletme mevcudunu, istihdamı, aktifleri ve sermayeyi artırmaktır. Yapılan her işten kar elde edilemeyebileceği gibi zarar da gerçekleşebilir. Basiretli tüccar her işten kar elde edilebileceği gibi zarar da edilebileceğini hesap edebilen, işin başında tüm ihtimalleri dikkate alarak zarar ihtimalini azaltan tüccardır. Basiretli tüccar, piyasa durumunu inceleyerek tüm maliyetleri analiz etmek zorundadır. Tacir, araştırmalı, incelemeli, uzmanlarına danışmalı ve basiret göstermelidir.
Bir tacir, ticari bir borcunu sözleşme hükümlerine veya işin kapsamına göre süresi içerisinde yerine getirip getiremeyeceğini daha önceden inceleyip yerine getirebileceğinden emin ise, ancak bundan sonra o ticari ilişkiye girmelidir. Taahhütlerin yerine getirilmesini önleyecek yahut geciktirecek hareketlerden, sakınmalı, gerekli tedbirleri almalıdır. Bir tacirin hukuki sorumluluktan kurtulabilmesi, ancak mücbir sebep veya beklenmeyen bir halin mevcudiyeti halinde söz konusu olacaktır. Sözleşmenin yapılması sırasında öngörülmesi mümkün olmayan, sezilemeyen, tahmin olunamayan veya kestirilemeyen bir halin daha sonra ortaya çıkması halinde sorumluluk doğmayacaktır. Bütün tedbirler önceden alınmış olmasına ve tüm özen ve gayret gösterilmiş olmasına rağmen, önceden tahmin olunamayan olağanüstü olayların ortaya çıkmış olması sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğü ortadan kaldıracaktır.
BASİRETLİ İŞ ADAMI GİBİ HAREKET YÜKÜMLÜLÜĞÜ – Muhammet Emin Bingöl
Ekonomik krizler basiretli tacir tarafından önceden öngörülmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekli durumlardır. Ekonomik kriz ile ilgili göstergeleri önceden dikkate alması gereken tacir, şayet bu konuda bir sözleşme ile belirlenmiş ölçütler bulunmuyorsa ekonomik krize dayanarak mücbir sebep iddiasında bulunamayacaktır.
Kanunen tacir sayılan kişiler, tüketici hukuku ile iş hukuku gibi alanlarındaki bazı kesimler gibi hukuken korunmamakta ve kendilerine pozitif ayrımcılık yapılmamaktadır.
Basiretli Tacirin Özen Borcu
Türk hukukunda tacirlere uygulanan hükümler, tacir olmayan diğer kişilere uygulanan hükümlerden farklıdır. Tacirin ticari hayatı ve yaptığı işler, özen borcu bakımından diğer şahıslardan ayrılmaktadır.
Tacir devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı, hangi aşamada ne yapılması gerekeceğini tacir olmayan şahıslardan daha iyi bilmek zorundadır. Bu nedenle tacirden beklenen özen ve dikkat tacir olmayanlara göre vasatın üstünde olacaktır. Ancak bu sorumluluk sınırsız değildir. Sorumluluk objektif ölçütlerle ve her olayın özelliğine ve koşullarına göre belirlenecektir.
Basiret sahibi bir iş adamı gibi hareket etme ölçütü mutlak olmayıp, sözleşmenin veya ticari işin nitelik ve kapsamına göre değerlendirilecektir. Basiretli tacir olunup olunmadığı yahut bu hükümlerin yerine getirilip getirilmediği her işin mahiyetine, özel koşullara ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin hukuki sözleşme ve yasa ile ile tanımlanmış mahiyetine göre belirlenmektedir.
Akit serbestisi prensibine göre, özen borcu sözleşme ile kısıtlanabilmekte ve genişletilebilmektedir. Her tacir sözleşme öncesinde ve sözleşme hükümlerinin uygulanması aşamasında karşılıklı taahhütlerin tamamlanabilmesi için tüm tedbirleri almak ve bu yönde tüm özeni göstermek zorundadır.
Tacir Olmanın Hükümleri
İflasa tabi olma.
Ticaret unvanı kullanma.
İşletmesini ticaret siciline tescil ettirme.
Ticaret odasına kaydolma.
Basiretli iş adamı gibi davranma.
Fatura ve teyit mektubu düzenleme.
Tacirler arasındaki uyuşmazlıkların özel hükümlere tabi olması.
Türk Ticaret Kanununa Göre Basiretli Tacir
Türk Ticaret Kanunu her tacirin basiretli tacir gibi hareket etmesini zorunlu kılmıştır. Bütün tacirler, bu kurala uymak ve bunların gereklerini yerine getirmek zorunluluğundadırlar. Türk Ticaret Kanununa göre, tacir vasfı taşıyan gerçek ve tüzel kişiler, üstlendikleri ticari işleri ve sözleşmelerden kaynaklı yükümlülükleri taraflarca belirlenmiş olan sürelerde ve koşularda yerine getirip getiremeyeceklerini olağan ticari hayatın şart ve koşullarına göre önceden analiz etmek ve tüm koşulları değerlendirerek taahhüt altına girmelidir.
6102 sayılı kanun 29 Haziran 1956 tarihli ve 6762 sayılı eski kanunu yürürlükten kaldırmış, Yeni Türk Ticaret Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 13 Ocak 2011’de kabul edilmiş ve 14 Şubat 2011’de Resmi gazetede yayınlanmıştır. Yeni kanun, tacirin basiretli olması gereğini 18. maddesi ile düzenlemiştir. Kanun, tacir için basiretli tacir kavramını kullanmakla birlikte özen kavramının kapsamını tam bir açıklıkla belirlememiştir. Bu nedenle özen kavramının genel ilkelere göre yorumlanması gerekmektedir.
Tacir olmanın hükümleri başlıklı madde şu şekildedir.
I – Genel olarak
MADDE 18
Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür.
(2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.
(4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır.
Türk Ticaret Kanununun 110. maddesi ise acentenin basiretli bir tacir gibi hareket etme zorunluluğunu düzenlemektedir.
MADDE 110
(2) Acente, müvekkilin açık talimatı olmayan konularda, emir alıncaya kadar işlemi geciktirebilir. Ancak, işin acele nitelik taşıması nedeniyle durum müvekkilinden talimat almaya müsait olmazsa veya acente en yararlı şartlar çerçevesinde harekete yetkiliyse, basiretli bir tacir gibi kendi görüşüne göre işlemi yapar.
Tasfiye işlerine ilişkin olarak, tasfiye memurlarının sorumluluğu basiretli tacir ile ilgili hükümlere tabidir.
Türk Ticaret Kanununun “Koruma önlemleri” başlığı altındaki 286. maddesi “Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan şirketin bütün mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla ve tasfiyeyi olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlüdür.” diyerek tasfiye memurlarının sorumluğunun basiretli tacir ile benzer şekilde olduğu belirlemiştir.
Türk Ceza Kanununda Basiretli Tacir
Türk Ceza Kanununun Taksirli İflas başlığı altındaki 162. maddesi “Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir. Türk Ceza Kanunu, tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişinin, hileli iflas suçundan değil taksirli iflas suçundan hapis cezasıyla cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.
Avrupa Akademileri Federasyonu (ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities), üyesi olan Avrupa’daki 40’tan fazla ülkeden 60’den fazla bilimsel akademiyi temsil eden federasyondur. Üyeleri arasında Türkiye’den; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Bilim Akademisi Derneği bulunmaktadır.
Avrupa Akademileri Federasyonu Genel Kurul Toplantısından
Avrupa Akademileri Federasyonu, 994 yılında kurulmuştur ve merkezi Berlin’dedir. 2018 yılı Mayıs ayından itibaren Antonio Loprieno başkanlığında faaliyet yürütmektedir. Üye akademilerinden gelen aidatlarla finanse edilen federasyon; siyasi, dini, ticari veya ideolojik çıkarlardan tamamen bağımsız olduğunu ilan etmiştir.
Avrupa Akademileri Federasyonu ve Avrupa Kurumları ile İlişkileri
ALLEA, bilimi, kamu yararını olarak kabul etmektedir. Avrupa düzeyinde, bilim, bilim yönetimi ve bilim politikası ile ilgili konularda tavsiye ve rehberlik sağlamaktadır. Düzenli toplantılar gerçekleştirmekte; Avrupa Komisyonu, Avrupa Bilim Vakfı (ESF), Uluslararası Bilim Konseyi (ICSU) ve UNESCO gibi diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde geniş kapsamlı tematik bilimsel toplantılar düzenlemektedir.
ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities
Akademinin faaliyetleri, bilim ve araştırma koşullarını şekillendirmeyi, vatandaşlar ve politika yapıcılar için en iyi bilimsel tavsiyeyi sağlamayı ve bilimin toplumdaki rolünü güçlendirmeyi amaçlamakta; karmaşık bir dünyada zorlukları çözmek için disiplinlerarası ve uluslararası işbirliğini amaçlamaktadır.
ALLEA üyesi akademiler, bilim, araştırma ve yenilik konularında Avrupa’nın karşılaştığı yapısal sorunları ve siyasi konuları ele almakta; tarihsel, sosyal ve politik faktörleri bilimsel ve ekonomik açılardan inceleyerek ortak bir Avrupa anlayışı için çaba sarf etmektedir. İnsan kaynağı olarak hem Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin hem de AB üyesi olmayan ülkelerin akademileri paydaş olarak kabul etmektedir.
Sapea Projesi Avrupa Komisyonu ile birlikte yürütülmektedir.
ALLEA, diğer Avrupa Akademileri ile birlikte, 100’den fazla Akademisyenin bilgisini ve uzmanlığını bir araya getirmiş; AB tarafından finanse edilen SAPEA projesinin bir parçasını oluşturmuştur. SAPEA, Politika için Bilim Önerileri getiren bir mekanizma olmuş, Avrupa Komisyonu ve Avrupa halkına bağımsız ve kanıta dayalı bilimsel tavsiyeler sunmaya başlamıştır.
Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu ve Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu, tarafından 2011 yılında düzenlenmiş, ALLEA Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu (PWGSE) tarafından 2017 yılında yeniden güncellenerek yayınlanmıştır. Davranış kodlarının revizyon süreci geniş kapsamlı uzmanlar ve kurumlar ağının harekete geçirilmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir.
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
PWGSE(Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu), Avrupa Akademileri Federasyonu (ALLEA-The European Federation of Academies of Sciences and Humanities) çalışma gruplarındandır. Grubun güncelleyerek Berlin’de açıkladığı metin, üç ile beş yıllık sürelerde incelenip, değişen öncelikler gözetilerek gözden geçirilmekte ve bilimsel araştırmalarda iyi uygulamalar için bir çerçeve sunmaktadır.
Çalışma Grupları
Avrupa Akademileri Federasyonu bünyesinde çalışma grupları ve bilimsel komiteler bulunmakta; bilimsel çalışmalarının temelini çalışma grupları ile atmaktadır. Türkiye’den Bilim Akademisi Derneği de ALLEA’nın faaliyetlerine katılmakta ve çalışma gruplarında temsil edilmektedir.
ALLEA Çalışma Gruplarında yer alan Bilim Akademisi Derneği Üyeleri
ALLEA Fikri Mülkiyet Hakları Çalışma Grubu: Prof. Dr.Ünal Tekinalp
ALLEA İnsan Hakları Çalışma Grubu: Prof. Dr. Bertil Emrah Oder
ALLEA Sosyal Bilimler Çalışma Grubu: Prof. Dr. Ali Çarkoğlu
Avrupa Akademileri Federasyonu Üyeleri
Academy of Sciences of Albania
National Academy of Sciences of Armenia
Austrian Academy of Sciences
National Academy of Sciences of Belarus
Royal Belgium Academy of French Language and Literature
Royal Academy of Dutch Language and Literature
Royal Flemish Academy of Belgium for Science and the Arts
Academy of Sciences and Arts of Bosnia and Herzegovina
Bulgarian Academy of Sciences
Croatian Academy of Sciences and Arts
The Learned Society of the Czech Republic
Royal Danish Academy of Sciences and Letters
Estonian Academy of Sciences
Council of Finnish Academies
Académie des sciences
Académie des Inscriptions et Belles-Lettres
Georgian National Academy of Sciences
German National Academy of Sciences – Leopoldina
Union of the German Academies of Sciences and Humanities
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu (The European Code of Conduct for Research Integrity), 2011 yılında düzenlenmiş, ALLEA Bilim ve Etik Sürekli Çalışma Grubu (PWGSE) tarafından 2017 yılında güncellenerek yeniden yayınlanmıştır. Davranış kodlarının revizyon süreci geniş kapsamlı uzmanlar ve kurumlar ağının harekete geçirilmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Grubunun güncelleyerek Berlin’de açıkladığı metin, üç ile beş yıllık sürelerde incelenip, değişen öncelikler gözetilerek gözden geçirilmekte ve bilimsel araştırmalarda iyi uygulamalar için bir çerçeve sunmaktadır.
Avrupa Akademileri Federasyonu, üyesi olan Avrupa’daki 40’tan fazla ülkeden 60’den fazla bilimsel akademiyi temsil eden federasyondur. Üyeleri arasında Türkiye’den; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve Bilim Akademisi Derneği bulunmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisinin aynı alanda ilan etmiş olduğu Bilim Etiği İlkeleri ise 14.12.2001 tarihinde kabul edilmiştir.
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu (The European Code of Conduct for Research Integrity)
Araştırmalarda Dürüstlük Konusunda Avrupa Davranış Kodu
1. İlkeler
İyi araştırma uygulamaları, araştırmada dürüstlüğe dair temel ilkeler üzerinde yükselir. Söz konusu ilkeler araştırmacılara gerek çalışmalarında gerek her araştırmaya içkin olan pratik, etik ve entelektüel zorluklarla baş ederken yol gösterir.
Söz konusu ilkeler şunlardır:
• Araştırma kalitesinin sağlanmasında güvenilirlik ve bu kalitenin araştırmadaki tasarım, metodoloji, analiz ve kaynak kullanımına yansıtılması.
• Araştırmanın şeffaf, adil, bütünlüklü ve tarafsız bir biçimde geliştirilmesi, icrası, denetlenmesi, raporlanması ve iletişiminde dürüstlük.
• Meslektaşlar, araştırma katılımcıları, toplum, ekosistemler, kültürel miras ve çevreye yönelik saygı.
• Fikir aşamasından yayın aşamasına kadar araştırmanın yönetimi ve organizasyonu, eğitim, gözetim ve rehberlik ve araştırmanın geniş çaplı etkileri açısından hesap verebilirlik.
2. Araştırmada İyi Uygulamalar
Araştırmada iyi uygulamaları aşağıdaki bağlamlarda ele alıyoruz:
• Araştırma Ortamı
• Eğitim, Gözetim ve Rehberlik
• Araştırma Süreçleri
• Önlemler
• Veri Uygulamaları ve Yönetimi
• Ortak Çalışma
• Yayın ve Dağıtım
• İnceleme, Değerlendirme ve Editörlük
2.1 Araştırma Ortamı
• Araştırma kurum ve kuruluşları araştırmada dürüstlük bilincini geliştirir ve bu doğrultuda kalıcı bir kültür tesis eder.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, iyi araştırma uygulamalarına dair net politikalar ve prosedürler geliştirme ve ihlallerin şeffaf ve uygun bir biçimde ele alınması noktasında liderlik eder.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, tekrarlanabilirlik, izlenebilirlik ve hesap verebilirlik açısından gerekli olan, her türlü verinin ve araştırma materyalinin yönetimi ve korunması için uygun altyapının geliştirilmesini destekler (ki buna nitel ve nicel veriler, protokoller, süreçler, diğer araştırma ürünleri ve ilişkili meta veriler dahildir).
• Araştırma kurum ve kuruluşları, araştırmacıların işe alınması ve terfiine dair açık ve tekrarlanabilir uygulamaları ödüllendirir.
2.2 Eğitim, Gözetim ve Rehberlik
• Araştırma kurum ve kuruluşları araştırmacıların araştırma tasarımı, metodolojisi ve analizi açısından sağlam bir eğitim almasını sağlar.
• Araştırma kurum ve kuruluşları, etik ve araştırmada dürüstlük konularında uygun ve yeterli eğitimler geliştirir ve ilgili herkesin bu kod ve düzenlemelere dair bilgi sahibi olmasını sağlar.
• Kariyer yelpazesinin farklı aşamasındaki araştırmacılar, en kıdemsizden en kıdemliye kadar, etik ve araştırmada dürüstlük üzerine eğitimlere katılır.
• Kıdemli araştırmacılar, araştırma liderleri ve gözetmenler takım üyelerine koçluk eder; onların araştırma faaliyetlerini uygun biçimde geliştirmesi, tasarlaması ve yapılandırması ve de araştırmada dürüstlük kültürünün yerleşmesi için özel destek ve eğitim verir.
2.3 Araştırma Süreçleri
• Araştırmacılar, araştırma fikirlerinin geliştirilmesine dair en son teknikleri dikkate alır.
• Araştırmacılar, araştırmaları özenli ve incelikli bir biçimde tasarlar, gerçekleştirir, analiz eder ve belgeler.
• Araştırmacılar, araştırma fonlarını düzgün ve dikkatli şekilde kullanır.
• Araştırmacılar, araştırma sonuç ve yorumlarını açık, dürüst, şeffaf ve düzgün bir biçimde yayımlar; hukuken gerekli tüm durumlarda veri ve bulgu gizliliğini gözetir.
• Araştırmacılar vardıkları sonuçları ilgili disiplinin standartlarına uygun şekilde ve mümkünse, doğrulanabilir ve tekrarlanabilir biçimde rapor eder.
2.4 Önlemler
• Araştırmacılar kendi disiplinlerine ilişkin kod ve düzenlemelere riayet eder.
• Araştırmacılar, araştırma öznelerine -ki bunlar insan, hayvan veya kültürel, biyolojik, çevresel ya da fiziksel varlıklar olabilir- saygı ve özenle, ayrıca yasal ve etik gereklere uygun biçimde yaklaşır.
• Araştırmacılar, araştırmalarıyla bağlantılı kesimlerin, ortak çalışma yaptıkları kişilerin ve diğer bireylerin sağlık, güvenlik ve refahını gözetir.
• Araştırma protokolleri, yaş, toplumsal cinsiyet, kültür, din, etnik köken ve sosyal sınıf farklarını dikkate alır ve bunlara karşı duyarlıdır.
• Araştırmacılar, araştırmalarından kaynaklanabilecek potansiyel zarar ve riskleri ortaya koyar ve yönetir.
2.5 Veri Uygulamaları ve Yönetimi
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, yayınlanmamış olanlar da dahil bütün verilerin ve araştırma materyallerinin uygun biçimde denetlenmesi ve düzenlenmesini, ayrıca bunların belirli bir süre için güvenli biçimde muhafazasını sağlar.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, veriye erişimin mümkün olduğunca açık ve gerektiği ölçüde kapalı olmasını sağlar ve mümkünse, veri yönetimi için “FAIR İlkeleri”ne (Bulunabilir, Erişilebilir, Paylaşılabilir ve Yeniden Kullanılabilir olmaya) riayeti gözetir.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları veri ve araştırma materyallerine nasıl erişileceğine ve bunların nasıl kullanılacağına dair şeffaf olurlar.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, veriyi, araştırmanın meşru ve atıf yapılabilir ürünleri olarak kabul eder.
• Araştırmacılar, araştırma kurumları ve kuruluşları, araştırma çıktılarına dair her tür sözleşme veya anlaşmanın, bu çıktıların kullanımına, çıktılar üzerindeki mülkiyete ve/veya fikri mülkiyet hakları çerçevesinde korunmasına ilişkin eşit ve adil hükümler içermesini gözetir.
2.6 Ortak Çalışma
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırmada dürüstlük konusunda sorumluluk üstlenir.
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırmaya başlamadan, araştırmanın hedeflerine ve mümkün olan en şeffaf ve açık biçimde araştırmanın iletişiminin gerçekleştirilmesine dair uzlaşma sağlar.
• Tüm ortaklar, ortak çalışmaya başlarken, araştırmada dürüstlüğe dair beklenti ve standartlara, geçerli kabul edilecek yasa ve düzenlemelere, ortakların fikri mülkiyet haklarının korunmasına ve olası anlaşmazlık ve ihlallerde başvurulacak prosedürlere dair açık bir anlaşma sağlar.
• Ortak çalışmalarda tüm ortaklar, araştırma sonuçlarının yayımı için yapılacak başvurular konusunda uygun biçimde bilgilendirilir ve kendilerine danışılır.
2.7 Yayın ve Dağıtım
• Aksi belirtilmedikçe, bütün yazarlar bir yayının içeriğinin tümünden sorumludur.
• Bütün yazarlar, yazar sıralaması konusunda uzlaşır ve bu bağlamda yazarlığın, araştırmanın tasarımına, ilgili verilerin toplanmasına veya sonuçların analiz ve yorumuna kayda değer bir katkıda bulunmak anlamına geldiğini kabul eder.
• Aksine bir düzenleme yapmamış olmak kaydıyla, yazarlar çalışmalarını meslektaşlarına zamanında, açık, şeffaf ve doğru biçimde sunar; ayrıca geleneksel ya da sosyal medya kanalıyla kamuoyuyla iletişimde dürüst hareket eder.
• Yazarlar, raporlanan araştırmalarda etkisi bulunan kişilerin, örneğin ortak çalışma yapılanların, asistanların ve fon sağlayıcıların önemli çalışmalarını ve entelektüel katkılarını ortaya koyar; ilgili eserlere uygun biçimde ve doğru şekilde atıfta bulunur.
• Bütün yazarlar her tür çıkar çatışmasını ve araştırma veya sonuçlarının yayını için alınan finansal ve diğer destekleri açıklar.
• Yazarlar ve yayımcılar gerektiğinde, net süreçler işleterek, düzeltme yayımlayabilir veya çalışmayı geri çekebilir ve bunun gerekçeleri ifade edilir. Yayım sonrası hızlı düzeltmeler yapan yazarlar takdir edilir.
• Yazarlar ve yayımcılar, olumsuz sonuçlara ulaşan bir araştırmayı olumlu sonuçlara ulaşan bir araştırma kadar yayın ve dağıtım açısından önemser.
• Araştırmacılar çalışmalarını ister abone olunan bir dergide ister açık erişimli dergide ister alternatif bir yayın biçiminde yayımlasın, yukarıda ayrıntılandırılan kriterlere uygun davranırlar.
2.8 İnceleme, Değerlendirme ve Editörlük
• Araştırmacılar hakemlik, inceleme ve değerlendirme süreçlerine katılarak, araştırma camiasına olan sorumluluklarını yerine getirir.
• Araştırmacılar yayın, fon, atama, terfi veya ödül başvurularını şeffaf ve gerekçeli bir biçimde inceler ve değerlendirir.
• Çıkar çatışması bulunan inceleyici veya editörler, yayın, fon, atama, terfi veya ödül karar süreçlerinden çekilir.
• İnceleyiciler, daha önce bir aleniyet kararı alınmış değilse, gizlilik kurallarına uyar.
• İnceleyici ve editörler yazarların ve başvuranların haklarına saygılı davranır, sunulan fikir, veri ve yorumları kullanmadan önce izin ister.
3. Araştırmada Dürüstlüğün İhlali
Araştırmacıların kendi alanlarının bilgi, metodoloji ve etik pratiklerine hakim olması kritik önemdedir. İyi araştırma uygulamalarını takip etmemek profesyonel sorumlulukların ihlali anlamına gelir. Araştırma süreçleri zarar görür, araştırmacılar arası ilişkiler bozulur,
araştırmaya olan güven ve araştırmanın inanılırlığı hasar görür, kaynaklar israf edilir ve araştırma özneleri, kullanıcılar, toplum ve çevre gereksiz yere zarar görebilir.
3.1 Araştırma Usulsüzlükleri ve Diğer Kabul Edilemez Uygulamalar
Araştırma usulsüzlükleri geleneksel olarak, araştırmanın öneri, uygulama, değerlendirme aşamasında veya sonuçların raporlanmasında yapılan uydurma, çarpıtma ve intihal (İngilizce baş harfleriyle, FFP kategorizasyonu) şeklinde tanımlanır:
• Uydurma, sonuçların uydurulması ve bunların sanki gerçekmiş gibi kaydedilmesini ifade eder.
• Çarpıtma, araştırma materyal, ekipman veya süreçlerinin manipüle edilmesi, değiştirilmesi, ya da geçerli bir gerekçe olmaksızın veri veya sonuçların değiştirilmesi, göz ardı edilmesi ya da gizlenmesi anlamına gelir.
• İntihal, orijinal kaynağa doğru biçimde atıf vermeksizin başkalarının çalışma ve fikirlerini kullanmayı, dolayısıyla orijinal yazar(lar)ın kendi entelektüel ürünleri üzerindeki haklarını ihlal etmeyi ifade eder.
Bu üç ihlal türü özellikle ciddi kabul edilir, zira bunlar araştırma kayıtlarını bozar. Ancak bunlar dışında da araştırma sürecine veya araştırmacıların dürüstlüğüne zarar veren, araştırmada iyi uygulamalar ihlalleri mevcuttur.
Bu Davranış Kodu’nda iyi araştırma uygulamalarını doğrudan ihlal ettiği tespit edilen haller haricinde diğer kabul edilemez uygulamalar, sınırlı sayıda olmamakla birlikte, aşağıdaki gibidir:
• Yazarlık konusunda manipülasyon ya da yayıma katkıda bulunan diğer araştırmacıların rolünün gizlenmesi.
• Bir kişinin kendi geçmiş çalışmalarının -buna çeviriler de dahildir- uzun bölümlerini, orijinal kaynağa gerekli şekilde referans vermeksizin veya bunu açıkça ifade etmeksizin yeniden basması (‘öz-intihal’)
• Kendi bulgularını güçlendirmek ya da editör, inceleyici veya meslektaşları memnun etmek için seçici bir biçimde referans vermek.
• Araştırma sonuçlarını gizlemek.
• Fon sağlayıcı veya sponsorların, nesnelliği bozacak şekilde araştırma sürecinin veya sonuçların raporlanmasının bağımsızlığına gölge düşürmesine izin vermek.
• Bir çalışmanın kaynakça kısmını gereksiz yere uzatmak.
• Art niyetli bir biçimde, başka bir araştırmacıyı usulsüzlük veya başka kural ihlalleri ile itham etmek.
• Araştırmanın başarılarını çarpıtmak.
• Bulguların önemini veya pratik uygulanabilirliğini abartmak.
• Başka araştırmacıların çalışmalarını geciktirmek ya da uygunsuz biçimde engellemek.
• Kıdemini kullanarak, araştırmada dürüstlüğün ihlal edilmesini teşvik etmek.
• Başka kişilerin olası araştırmada dürüstlük ihlallerini görmezden gelmek veya kurumların usulsüzlük veya diğer ihlallere hatalı tepkiler vermesini örtbas etmek.
• Araştırmaların kalite kontrolüne zarar veren dergiler (‘yırtıcı dergiler’) yaratmak veya bunları desteklemek.
Bu kabul edilemez uygulamaların en ciddileri yaptırıma tâbidir. Öte yandan asgari olarak, bu uygulamaları eğitim, gözetim ve koçluk aracılığıyla engellemek veya durdurmak, kişileri bu davranışlardan caydırmak için ve olumlu, destekleyici bir araştırma ortamının gelişmesi için çaba sarf etmek önemlidir.
3.2 İhlaller ve Usulsüzlük İddialarına Yaklaşım
İyi araştırma uygulamalarının ihlaline veya usulsüzlük iddialarına nasıl yaklaşılacağına dair farklı ülke ve kurumlarda farklı kurallar mevcuttur. Ancak, ihlallerin tutarlı ve şeffaf bir biçimde ele alınması gerek toplumun gerekse araştırma camiasının çıkarına hizmet eder. Aşağıdaki ilkelerin her tür soruşturma sürecinde gözetilmesi gereklidir:
Dürüstlük
• Soruşturmalar adil, kapsamlı ve seri bir biçimde yürütülmeli; titizlik, nesnellik ve bütünlük ilkeleri çiğnenmemelidir.
• Sürece dahil olan taraflar, soruşturma sürecinde yaşayabilecekleri olası çıkar çatışmalarını ortaya koymalıdır.
• Soruşturmaların sonuca varması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
• Soruşturmaya dahil olanları korumak adına süreçler gizlilik içinde yürütülmelidir.
• Soruşturmalar esnasında kurumlar, ihlalleri ihbar eden kişilerin haklarını korumalı ve kariyerlerinin tehlikeye girmesini engellemelidir.
• İyi araştırma uygulamalarının ihlalinin nasıl ele alınacağını düzenleyen genel prosedürler, şeffaf ve tutarlı bir biçimde uygulanmaları amacıyla kamuya açık olmalıdır.
Adalet
• Soruşturmalar hukuki sürece uygun biçimde sürdürülmeli ve tüm taraflara adil şekilde yaklaşılmalıdır.
• Hakkında araştırmada usulsüzlük suçlaması bulunan kişilere, ilgili iddia tüm ayrıntısıyla açıklanmalı ve iddialara yanıt verme ve kanıt sunma süreci adil şekilde işletilmelidir.
• Hakkındaki usulsüzlük iddiası ispatlanan kişilere, ihlalin derecesine uygun bir yaptırım uygulanmalıdır.
• Araştırmacılar bir usulsüzlük iddiasından aklandığı zaman, gerekli onarıcı tedbirler alınmalıdır.
• Araştırmada usulsüzlük yapmakla itham edilen herkes, aksi ispatlanana kadar suçsuz kabul edilmelidir.
Kabahatler Kanunu, 5326 Kanun Numarası ile 30.03.2005 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 31.03.2005 tarihli sayısında yayınlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sonraki yıllarda kanun hükümlerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Kanunun amacı; toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak olarak belirlenmiş, Türk Ceza Kanununda suç olarak tanımlanmayan fiiller bu kanun ile düzenlenmiş ve idari yaptırıma bağlanmıştır. Kabahatler Kanunu, hapis cezası öngörmemekte, kabahat olarak nitelenen eylem ve işlemleri genel olarak idari para cezası cezalandırmakta, bazı durumlarda da idari tedbirler uygulanmaktadır. İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilmekte; idari tedbirler ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olarak belirlenmektedir.
Kabahatler, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebilmektedir. Teşebbüs cezalandırılmamakta ancak, teşebbüsün de cezalandırılabileceğine dair ilgili kanunda hüküm bulunan haller bulunmaktadır. Türk Ceza Kanununun suça teşebbüse ve gönüllü vazgeçmeye ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da geçerlidir. Türk Ceza Kanununun kanunilik, zaman ve yer bakımından uygulama kuralları kabahatler içinde geçerlidir. Tüzel kişilerin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş olduğu kabahatlerden ötürü tüzel kişi sorumludur.
Kabahatler Kanunu ve Yorumu – Prof. Dr. Erdener Yurtcan
Haksızlık oluşturan bir fiilin suç veya kabahat olarak tanımlanmasında, izlenen suç politikası etkili olmaktadır. Ancak, bir fiilin suç veya kabahat olarak tanımlanmasında, bunun esasen haksızlık ifade etmesi gerektiği hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Esas itibarıyla haksızlık ifade etmeyen, hukuka aykırı olmayan bir fiil hiçbir surette suç veya kabahat olarak tanımlanamaz.
Haksızlıklar arasında bu yönde bir tasnif yapılması durumunda; bu tasnifte, hukuka aykırı olan fiilin ifade ettiği haksızlık içeriği esas alınmalıdır.
Bu bakımdan, esasen hukuka aykırı olan ve haksızlık ifade eden fiiller arasında suç veya kabahat olarak bir ayırım yapılması, bir nitelik farkı oluşturmamaktadır. Söz konusu tasnif, haksızlıklar arasındaki nicelik farkına dayanmaktadır. Bu tasnif, haksızlıklar arasında sadece bir işlem farklılığı doğurmaktadır. Örneğin, suçlar kural olarak ancak kasten işlenebilirler. Eğer kanunda açıkça belirtilmişse, taksirle işlenen fiil de istisna olarak suç oluşturabilir. Buna karşılık, Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahat türünden haksızlıklar kural olarak hem kasten hem de taksirle işlenebilirler. Ancak, sadece kasten veya taksirle işlenebilen fiilin kabahat oluşturabileceği konusunda kanunda hüküm bulunabilir.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun sistemine göre, failin cezalandırılabilmesi için, kabahat teşkil eden fiilin gerçekleşmiş olması yeterli sayılmıştır. Kabahat türünden bir suçun işlenmesi açısından failin kasten mi yoksa taksirle mi hareket ettiğinin araştırılmasına gerek yoktur (m. 45, f. 2). Objektif sorumluluk rejiminin benimsendiği 19 uncu yüzyıl ceza hukuku anlayışının bir ürünü olan bu düzenlemenin doğru olmadığını ifade etmek gerekir. Aslında bu düzenleme, kabahat türünden bir suç işleyen kişi aleyhine olan bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki, örneğin bir başkasının malvarlığına taksirle zarar verilmiş olması durumunda kişi cezalandırılmayacaktır. Çünkü, başkasının malvarlığına zarar verme (nası ızrar) suçu ancak kasten işlenebilir (m. 516). Buna karşılık, kamu makamlarından gerekli izin alınmaksızın başkasına ait binanın duvarlarına afiş yapıştırmak, yazı yazmak gibi fiiller dolayısıyla failin cezalandırılabilmesi için kastının sabit olması gerekmemektedir (m. 536).
Keza, suça teşebbüs cezalandırılabilir iken, Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahate teşebbüs kural olarak cezalandırılmamaktadır. Suça iştirakte suç ortakları arasında fail ve şerik (azmettiren veya yardım eden) ayırımı yapılmaktadır. Tasarıda benimsenen sisteme göre, kabahate iştirakte ise, tek tip fail sistemi kabul edilmiştir.
Tekerrür bakımından da suçlarla kabahatler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Kabahatleri suç olmaktan ve ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarma eğiliminin bir sonucu olarak; çeşitli hususlarda düzenleme getiren özel kanunlarda bazı fiiller karşılığında idarî yaptırımlar öngörülmektedir. Başka bir deyişle, bu fiiller, “idarî suçlar” olarak tanımlanmaktadırlar.
Bu fiiller karşılığında, genellikle parasal nitelikte bir yaptırım öngörülmektedir. Ancak, bu parasal yaptırım, bir ceza hukuku yaptırımı olan “adlî para cezası” değil; idarî yaptırım olarak “idarî para cezası” niteliği taşımaktadır.
Belirtmek gerekir ki, her ikisi de belli bir miktar paranın kişiden alınıp Devlet Hazinesine intikalinden ibaret gibi görünürse de; adlî nitelikteki para cezası ile idarî nitelikteki para cezası arasında, karar veren merci, yaptırımın infaz sureti, yaptırıma bağlanan kanunî neticeler bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Örneğin, idarî nitelikte bir yaptırım olarak para cezasına, ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkeme tarafından hükmedilmez; bu ceza, idarî görev yapan bir kişi veya kurul tarafından verilir. Bu cezalar, adlî sicile kaydedilmez, ödenmediği takdirde hapse dönüştürülmez.
İdarî nitelikteki “para cezası”, bir uyarı (ikaz) fonksiyonu gördüğü gibi, kamu açısından oluşmuş olan zararın giderilmesi amacına da hizmet edebilir. Bu nedenle, idarî para cezasının mislî nitelikte olması mümkündür.
Özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemeler kapsamında oldukça sık bir şekilde idarî nitelikte ceza yaptırımlarına yer verilmektedir. Bu bağlamda yürürlüğe konan kanunlarda veya kanun hükmünde kararnamelerde kazuistik hükümlere yer verilmektedir. Bu kazuistik düzenlemeler arasında bir sistem birliğinin varlığından söz edilemez. Bunlar arasında bir ahenksizlik hakim bulunmaktadır. Bu nedenle, idarî nitelikteki yaptırımlarla ilgili olarak genel bir kanuna ülkemiz açısından büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır. Bu düşüncelerle hazırlanan bu Tasarıda, idarî yaptırımları gerektiren fiiller yani kabahatler açısından kanunîlik ilkesi, zaman bakımından uygulama ve sorumluluk esasları, zamanaşımı, idarî yaptırımların hukukî niteliği, çeşitleri ve sonuçları, bu yaptırımların yerine getirilmesi rejimi gibi konular, bir sistematik çerçevesinde düzenlenmiştir.
Tasarı içeriğinde ayrıca, bazı özel kabahat tanımlarına yer verilmiştir. Bu kabahatlerden bir kısmını, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 1 Nisan 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kalkması dolayısıyla yaptırımsız kalan bazı kabahatler oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin idarî yaptırım gerektiren fiiller dolayısıyla hüküm içeren çeşitli kanunlardaki usule ilişkin düzenlemelerle ilgili olarak verdiği anayasaya aykırılık kararları karşısında; bu Kanun Tasarısında idarî yaptırım kararlarına karşı yargı yolu gibi konularda ayrıca düzenleme yapılmamıştır.
Kabahatler Kanunu
BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç ve Kapsam, Tanım, Kanunîlik İlkesi ve Kanunun Uygulama Alanı
Amaç ve kapsam
Madde 1- (1) Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idarî yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,
d) İdarî yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,
e) İdarî yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
Belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.
Tanım
Madde 2- (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır.
Genel kanun niteliği
Madde 3- (Değişik: 6/12/2006-5560/31 md.)
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır.
Kanunîlik ilkesi
Madde 4- (1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.
Zaman bakımından uygulama
Madde 5- (1) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir.
(2) Kabahat, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılır. Neticenin oluştuğu zaman, bu bakımdan dikkate alınmaz.
Yer bakımından uygulama
Madde 6- (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yer bakımından uygulamaya ilişkin 8 inci maddesi hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kanunlarda aksine hüküm bulunan haller saklıdır.
Madde 7- (1) Kabahat, icraî veya ihmali davranışla işlenebilir. İhmali davranışla işlenmiş kabahatin varlığı için kişi açısından belli bir icraî davranışta bulunma hususunda hukukî yükümlülüğün varlığı gereklidir.
Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk
Madde 8- (1) Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
(2) Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
(3) Kanunun, organ veya temsilcide ya da temsil edilen kişide özel nitelikler aradığı hallerde de yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır.
(4) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, organ veya temsilcilik ya da hizmet ilişkisinin dayanağını oluşturan işlemin hukuken geçerli olmaması halinde de uygulanır.
Kast veya taksir
Madde 9.- (1) Kabahatler, kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde, hem kasten hem de taksirle işlenebilir.
Hata
Madde 10- (1) Türk Ceza Kanununun hata hallerine ilişkin hükümleri, ancak kasten işlenen kabahatler bakımından uygulanır.
Sorumluluk
Madde 11- (1) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında idarî para cezası uygulanamaz.
(2) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişi hakkında idarî para cezası uygulanmaz.
Hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler
Madde 12- (1) Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, Türk Ceza Kanununun hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlere ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır.
Teşebbüs
Madde 13- (1) Kabahate teşebbüs cezalandırılmaz. Ancak, teşebbüsün de cezalandırılabileceğine dair ilgili kanunda hüküm bulunan haller saklıdır. Bu durumda, Türk Ceza Kanununun suça teşebbüse ve gönüllü vazgeçmeye ilişkin hükümleri, kabahatler bakımından da uygulanır.
İştirak
Madde 14- (1) Kabahatin işlenişine birden fazla kişinin iştirak etmesi halinde bu kişilerin her biri hakkında, fail olarak idarî para cezası verilir.
(2) Özel faillik niteliğinin arandığı durumlarda, kabahate iştirak eden ve bu niteliği taşımayan kişi hakkında da fail olarak idarî para cezası verilir.
(3) Kabahate iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Kabahatin işlenişine iştirak eden kişi hakkında, diğerlerinin sorumlu olup olmadığı göz önünde bulundurulmaksızın idarî para cezası verilir.
(4) Kanunda özel faillik niteliğini taşıyan kişi açısından suç, diğer kişiler açısından kabahat olarak tanımlanan fiilin, bu niteliği taşıyan ve taşımayan kişiler tarafından ortaklaşa işlenmesi halinde suça iştirake ilişkin hükümler uygulanır.
İçtima
Madde 15- (1) Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezası verilir. Bu kabahatlerle ilgili olarak kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüş ise, bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir.
(2) Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.
(3) Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İdarî Yaptırımlar Yaptırım türleri
Madde 16- (1) Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idarî yaptırımlar, idarî para cezası ve idarî tedbirlerden ibarettir.
(2) İdarî tedbirler, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir.
İdarî para cezası
Madde 17- (1) İdarî para cezası, maktu veya nispi olabilir.
(2) İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.
(3) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen idarî para cezalarının ilgili kanunlarında 1/6/2005 tarihinden sonra belirlenen oranın dışındaki kısmı ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idarî para cezaları Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Sosyal güvenlik kurumları ile mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları kendi bütçelerine gelir kaydedilir. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen idarî para cezaları ise, ilgili kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Genel Bütçeye gelir kaydedilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının verdiği para cezaları, kendi kanunlarındaki hükümlere tâbidir. Kişinin ekonomik durumunun müsait olmaması halinde, idarî para cezasının, ilk taksitinin peşin ödenmesi koşuluyla, bir yıl içinde ve dört eşit taksit halinde ödenmesine karar verilebilir. Taksitlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesi halinde, idarî para cezasının kalan kısmının tamamı tahsil edilir.
(4) (Değişik: 6/12/2006-5560/32 md.) Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararlar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderilir. Sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında aksine hüküm bulunmadığı takdirde, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendileri tarafından tahsil olunur. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen ve Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gerekmeyen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında özel hüküm bulunmadığı takdirde genel hükümlere göre tahsil olunur.
(5) İdarî para cezası tamamen tahsil edildikten itibaren en geç bir ay içinde durum, ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirilir.
(6) Kabahat dolayısıyla idarî para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisi gerçekleştirir. İdarî para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.
(7) İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz.
Mülkiyetin kamuya geçirilmesi
Madde 18- (1) Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.
(2) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, eşyanın;
a) Kullanılmaz hale getirilmesi,
b) Niteliğinin değiştirilmesi,
c) Ancak belli bir surette kullanılması,
Koşullarından birinin yerine getirilmesine bağlı olarak belli bir süre geciktirilebilir. Belirlenen süre zarfında koşulun yerine getirilmemesi halinde eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya elkonulabileceği gibi; eşya, kişilerin muhafazasına da bırakılabilir.
(4) Eşyanın mülkiyeti, kanunda açık hüküm bulunan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna, aksi takdirde Devlete geçer.
(5) Eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için fail hakkında idarî para cezası veya başka bir idarî yaptırım kararı verilmiş olması şart değildir.
(6) Kaim değerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilebilir.
(7) Mülkiyeti kamuya geçirilen eşya, başka suretle değerlendirilmesi mümkün olmazsa imha edilir.
(8) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde yerine getirilir.
Saklı tutulan hükümler
Madde 19- (1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
Gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır.
Soruşturma zamanaşımı (1)
Madde 20- (1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.
a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,
b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır.
(Ek cümle: 13/2/2011-6111/22 md.) Ancak, 89 uncu maddesi hariç olmak üzere 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen ve idari para cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar idari para cezası verilerek tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemez, verilmiş olanlar düşer.
(3) Nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.
(5) Kabahati oluşturan fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde suça ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır.
Yerine getirme zamanaşımı
Madde 21- (1) Yerine getirme zamanaşımının dolması halinde idarî para cezasına veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar artık yerine getirilemez.
(2) Yerine getirme zamanaşımı süresi;
a) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde yedi,
b) Yirmibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde beş,
c) Onbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde dört,
d) Onbin Türk Lirasından az idarî para cezasına karar verilmesi halinde üç, Yıldır.
(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin zamanaşımı süresi on yıldır.
(4) (Değişik: 23/7/2010-6009/37 md.) Zamanaşımı süresi, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar.
(5) Kanun hükmü gereği olarak idarî yaptırımın yerine getirilmesine başlanamaması veya yerine getirilememesi halinde zamanaşımı işlemez.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Karar Verme Yetkisi ve Kanun Yolları İdarî yaptırım kararı verme yetkisi
Madde 22- (1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir.
(2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir.
(3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri, ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.
(4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da geçerlidir.
Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi
Madde 23- (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.
(2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir.
(3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir. Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım kararı verilmemiş olması gerekir.
Mahkemenin karar verme yetkisi
Madde 24- (1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.
İdarî yaptırım kararı
Madde 25- (1) İdarî yaptırım kararına ilişkin tutanakta;
a) Hakkında idarî yaptırım kararı verilen kişinin kimlik ve adresi,
b) İdarî yaptırım kararı verilmesini gerektiren kabahat fiili,
c) Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün deliller,
d) Karar tarihi ve kararı veren kamu görevlilerinin kimliği,
Açık bir şekilde yazılır. Tutanakta, ayrıca kabahati oluşturan fiil, işlendiği yer ve zaman gösterilerek açıklanır.
Kararların tebliği
Madde 26- (1) İdarî yaptırım kararı, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir.
(2) İdarî yaptırım kararının ilgili gerçek kişinin huzurunda verilmesi halinde tutanakta bu husus açıkça belirtilir. Bu karara karşı başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresine ilişkin olarak bilgilendirildikten sonra kişinin karar tutanağını imzalaması istenir. İmzadan kaçınılması halinde bu durum tutanakta açıkça belirtilir. Karar tutanağının bir örneği kişiye verilir.
(3) Tüzel kişi hakkında verilen idarî yaptırım kararları her halde ilgili tüzel kişiye tebliğ edilir.
(4) (Ek: 18/5/2017-7020/15 md.) İdari yaptırım kararları, Maliye Bakanlığı ile idari yaptırım kararı verenler arasında yapılacak protokoller çerçevesinde, kararı verenler adına 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından elektronik ortamda tebliğ edilebilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Bu şekilde yapılan tebligatlar, birinci fıkra kapsamındaki tebliğ yerine geçer.
Başvuru yolu
Madde 27- (1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.
(2) Mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabilir. Bu başvuru, kararın kesinleşmesini engellemez; ancak, mahkeme yerine getirmeyi durdurabilir.
(3) Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir.
(4) Başvuru dilekçesinde, idarî yaptırım kararına ilişkin bilgiler, bu karara karşı ileri sürülen deliller açık bir şekilde gösterilir. Dilekçede ayrıca, başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebep dayanaklarıyla gösterilir.
(5) (Değişik: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı başvuru da bu itiraz merciinde incelenir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/34 md.) İdarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür.
Başvurunun incelenmesi
Madde 28- (1) Başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda;
a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,
b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine,
c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan nedenlerin bulunmaması halinde başvurunun usulden kabulüne,
Karar verilir.
(2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder.
(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir.
(4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re’sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir.
(5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır.
(6) Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur.
(7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar.
(8) Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım kararının;
a) Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”,
b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, “idarî yaptırım kararının kaldırılmasına”, Karar verir
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/35 md.) İdarî para cezasının alt ve üst sınırının kanunda gösterildiği kabahatler dolayısıyla verilmiş idarî para cezasına karşı başvuruda bulunulması halinde, mahkeme idarî para cezasının miktarında değişiklik yaparak da başvurunun kabulüne karar verebilir.
(10) Üçbin Türk Lirası dahil idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir. (1)(2)
İtiraz yolu
Madde 29- (1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.
(2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.
(3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir.
(4) Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz.
(5) (Değişik: 31/3/2011-6217/27 md.) İdarî yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir.
Vazgeçme ve kabul
Madde 30 – (1) Kanun yoluna başvuran kişi, bu konuda karar verilinceye kadar başvurusundan vazgeçebilir. Vazgeçme halinde bir daha aynı konuda başvuruda bulunulamaz.
(2) İlgili kamu kurum ve kuruluşu da mahkeme tarafından karar verilinceye kadar kanun yolu başvurusunu kabul ederek idarî yaptırım kararını geri alabilir.
Masrafların ve vekalet ücretinin ödenmesi
Madde 31 – (1) İdarî yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tâbi değildir. (1)
(2) Kanun yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekalet ücreti, başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenir.
İKİNCİ KISIM Çeşitli Kabahatler Emre aykırı davranış
Madde 32 – (1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.
(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.
(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır.
Dilencilik
Madde 33 – (1) Dilencilik yapan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca, dilencilikten elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk veya belediye zabıta görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir veya belediye encümeni karar verir.
Kumar
Madde 34 – (1) Kumar oynayan kişiye, yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca, kumardan elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir karar verir.
Sarhoşluk
Madde 35 – (1) Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan kişiye, kolluk görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kişi, ayrıca sarhoşluğun etkisi geçinceye kadar kontrol altında tutulur.
Gürültü
Madde 36 – (1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Bu fiilin bir ticarî işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.
Rahatsız etme
Madde 37- (1) Mal veya hizmet satmak için başkalarını rahatsız eden kişi, elli Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezası vermeye kolluk veya belediye zabıta görevlileri yetkilidir.
İşgal
Madde 38- (1) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımları işgal eden veya buralarda mal satışa arz eden kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımlar üzerine inşaat malzemesi yığan kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından yüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Tütün mamullerinin tüketilmesi
Madde 39- (1) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında tütün mamulü tüketen kişiye, ilgili idarî birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fıkra hükmü, tütün mamulü tüketilmesine tahsis edilen alanlarda uygulanmaz.
(2) Toplu taşıma araçlarında tütün mamulü tüketen kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kabahatin özel hukuk kişileri tarafından işletilen toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde bu ceza ilk başvurulan kolluk birim yetkilileri tarafından verilir. Kamuya ait toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde idarî para cezası verme yetkisi bakımından birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Özel hukuk kişilerine ait olan ve herkesin girebileceği binaların kapalı alanlarında, tütün mamullerinin tüketilemeyeceğini belirtir açık bir işarete yer verilmesine rağmen, bu yasağa aykırı hareket eden kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu ceza, şikâyet üzerine en yakın kolluk birimi yetkililerince verilir.
Kimliği bildirmeme
Madde 40- (1) Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(2) Açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
(3) Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir.
Çevreyi kirletme
Madde 41- (1) Evsel atık ve artıkları, bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yirmi Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bireysel atık ve artıkların atılması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında hayvan kesen veya kesilen hayvan atıklarını sokağa veya kamuya ait sair bir alana bırakan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
(4) İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu tüzel kişi hakkında verilecek idarî para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirasıdır. Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir.
(5) Kullanılamaz hale gelen veya ihtiyaç fazlası ev eşyasını bunların toplanmasına ilişkin olarak belirlenen günün dışında sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu eşyanın toplanması hususunda belediye tarafından belirli aralıklarla yılda üç günden az olmamak üzere belirlenen günler önceden uygun araçlarla ilân olunur.
(6) Kullanılamaz hale gelen motorlu kara veya deniz nakil araçlarını ya da bunların mütemmim cüzlerini sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bunların kaldırılmasına ilişkin masraf da kişiden ayrıca tahsil edilir.
(7) Bu kabahatler dolayısıyla idarî para cezasına belediye zabıta görevlileri karar verir.
(8) Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirliliğin kişi tarafından derhal giderilmesi halinde idarî para cezasına karar verilmeyebilir.
(9) Bu madde hükümleri, belediye sınırları içinde uygulanır.
(10) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Afiş asma
Madde 42- (1) Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kâğıt ve benzeri afiş ve ilân asan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Aynı içerikteki afiş ve ilânlar, tek fiil sayılır.
(2) Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilânlar açısından uygulanmaz. Bu izinde, afiş ve ilânın asılacağı zaman dilimi açık bir şekilde gösterilir. Bu afiş ve ilânlar izin verilen gerçek veya tüzel kişi tarafından bu sürenin dolmasını müteakip derhal toplatılır. Toplatma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi halinde birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir.
(3) Bu afiş ve ilânların kaldırılmasına ilişkin masraflar da ilgili kişilerden ayrıca tahsil edilir.
(4) Bu kabahatler dolayısıyla idarî para cezasına, kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.
(5) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
Asılsız ihbar
Madde 42/A- (2/7/2018-KHK-703/20 md.) 112 Acil Çağrı Merkezini asılsız ihbarda bulunmak suretiyle meşgul ettikleri tespit edilen kişilere bu Kanuna göre il valileri tarafından ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir. Tekerrür halinde bu ceza iki katı olarak uygulanır.
Silah taşıma
Madde 43- (1) Yetkili makamlardan ruhsat almaksızın kanuna göre yasak olmayan silahları park, meydan, cadde veya sokaklarda görünür bir şekilde taşıyan kişiye, kolluk tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Tüzel kişilerin sorumluluğu
Madde 43/A- (Ek: 26/6/2009-5918/9 md.)
(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından;
b) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun,
c) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının,
ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun,
d) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.
Tüzel kişilerin bildirim yükümlülüğü
Madde 43/B – (Ek: 2/7/2012-6352/102 md.)
(1) 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan; bankalara, finansal kuruluşlara veya paranın sayım ve incelemesini yaparak bankalara destek hizmeti veren kuruluşlar ile mevzuat çerçevesinde dövize ilişkin işlemler yapmasına izin verilen şirketlere, her ne amaçla olursa olsun ibraz edilen paranın sahte olduğunun anlaşılması halinde, 5237 sayılı Kanunun 278 inci maddesinde düzenlenen bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediği takdirde, bu maddede sayılan tüzel kişilere Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
Ek Madde 1- (Ek: 11/5/2005-5348/5 md.)
(1) 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.
Geçici Madde 1- (1) Bu Kanunda ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren diğer kanunlardaki idarî para cezaları ile ilgili olarak geçen “Türk Lirası” ibaresi karşılığında, uygulamada, 28.1.2004 tarihli ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümlerine göre ülkede tedavülde bulunan para “Yeni Türk Lirası” olarak adlandırıldığı sürece bu ibare kullanılır. (1)
Geçici Madde 2- (1) Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.
Geçici Madde 3- (1) Daha önce verilmiş olan idarî para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabilir.
Yürürlük
Madde 44- (1) Bu Kanun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girer. (2
Yürütme
Madde 45- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder), 1959 yapımı siyahbeyaz bir Amerikan filmidir.
Film Süresi
160 dakika
Yapım Yılı
1959
Film Dili
İngilizce
Ülke
Amerika Birleşik Devletleri
Tür
Suç Dram Gizem
Yönetmen
Otto Preminger
Oyuncular
James Stewart Lee Remick Ben Gazzara Arthur O’Connell
Bir Cinayetin Anatomisi, hukuk filmleri arasında seçkin bir yere sahiptir.
Eski bir başsavcı olan Paul Biegler (Stewart), az gelirli bir avukat olarak meslekte kalmayı sürdürmektedir. Michigan eyaletinin küçük kasabalarından birinde avukatlık yapan Paul Bieglar, suçun da pek yaygın olmadığı bu yerde tüm zamanını arkadaşlarıyla ya da çeşitli hobileriyle geçirmektedir. Bir gün önemli bir mevkide bulunan tanınmış kişilik Frederick Manion’un karısından aldığı telefon onu ilginç bir vakaya dahil eder. Birinci derece cinayetten yargılanan müvekkili teğmen Frederick Manion’un (Gazzara) masum Barney Quill’i öldürdüğünü kabul etmektedir. Ancak ortada ilginç bir durum vardır. Manion cinayeti işlediğini kabul edip suçunu inkar etmez, fakat haklı gerekçeleri olduğunu söyler. Öldürdüğü adam karısı Laura’ya tecavüz etmiştir ve suçu bu yüzden işlemiştir. Çarkları bozuk adalet, kimin haklı olduğu şaibeli sayılabilecek bu zorlu davada nasıl bir neticeye varacaktır? Bu sayede karşımıza suçun farklı dereceleri arasında çözülmesi zor bir açmaz çıkacaktır. Laura Manion eve döndüğünde kocasına tecavüze uğradığını söylemiş, kocası tecavüzcüyü öldürdükten sonra bu cinayetin meşru olduğunu savunmuştur. Savunma avukatı Paul Biegler (James Stewart) de mahkemede bu doğrultuda bir savunma yapmaktadır. Film bu tip bir cinayet sebebinin haklı olup olmadığını, böyle bir cinayet sonucunda ceza verilip verilmemesi konusunu tartışıyor ve izleyiciyi de konunun içine çekiyor.
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder) Filminin Felsefesi ve Sanatsal Yönü
“Bir Cinayetin Anatomisi”, ahlak, adalet, dürüstlük gibi kavramların yanı sıra Amerikan ordusunun zeminini de incelemiştir. James Stewart, Ben Gazzara, George C. Scott ve Lee Remick’in başrol performansları ve Avusturya asıllı Otto Preminger’in bir cinayetin anatomisini çıkarma özenine tutunmuştur. Böylece keskin bürokrasi eleştirisinin eşliğinde sinema tarihinin en iyi mahkeme filmlerinden biri olmuştur.
Filmde sinematografik anlamda güçlü mahkeme sahneleri vardır ve etkileyicidir. Film, sinema eleştirmenleri tarafından 12 Angry Man filmi ile kıyaslanmıştır. 12 Kızgın Adam filmi Jüri yapısını ve kararları anlatırken Bir Cinayetin Anatomisi davaya hazırlık aşamasını, mahkeme salonundaki hukuk düellosu yapan avukatları, iddia makamındaki savcıyı ve duruşma aksiyonunu anlatmıştır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2003 yılında kurulmuştur. Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder’dir. Fakültede 2019 yılı itibari ile burslu ve ücretli öğrenciler toplamı 520 civarındadır. Kız öğrenciler ağırlıktadır. Beş profesör, 2 doçent ve 10 doktor öğretim üyesi olmak üzere 17 akademisyen eğitim hizmeti vermektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, yaratıcı ve çok yönlü hukukçular yetiştirme hedefiyle; evrensel ilkelere dayalı, karşılaştırmalı ve uluslararası içeriğe sahip bir eğitim verdiğini ilan etmektedir. 2018 yılı itibari ile burslu bölüme en yüksek taban puan ile öğrenci alan hukuk fakültesidir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2019 yılı itibari ile 27 üyesi olan ve yaratıcı hukuk öğretimi ve araştırmalarına odaklanan hukuk fakültelerinin yer aldığı Law Schools Global League üyesidir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, akademik kadrosunun güçlü oluşu, öğrenci sayısının azlığı ve öğrenci başına düşen akademisyen sayısının yüksekliği ile dikkat çeken hukuk fakültelerindendir. Öğretim kadrosu oluştururken araştırma ve öğretimde kalite ölçütünün baz alındığı belirtilmektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin temel vizyonu, nitelikli öğretim üyesi ve mezunlarının öncülüğünde kamusal politikalar ve bürokrasi, iş ve ekonomi dünyası, toplumsal değişim, bilgi ve teknolojik atılımlar ile hukuk arasındaki bağı kurmak ve üst düzey akademik araştırmalar temelinde hukuk politikalarına katkı sunmaktır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Modeli
Fakültede eğitim dili İngilizcedir. Tüm zorunlu ve seçmeli dersler İngilizce olarak okutulmaktadır. Çekirdek derslerde, öğrenciler yedi temel konuda istekleri doğrultusunda seçim yapabilmekte; seçimlik derslerde ise yükselen hukuk dallarına ilişkin seçenekler üretilmektedir. Hukuk Fakültesi, farklı yoğunlaşma alanları yaratmaya yönelik seçimlik ders yelpazesi, pekişmiş ve çok yönlü bir öğrenim müfredatı sunmaktadır. Seçimlik dersler bilişim, rekabet, çevre, tahkim, uluslararası insan hakları hukuku gibi günümüzde öne çıkan çalışma alanlarını da kapsamaktadır.
Fakültede öğretim modeli olarak ezberci anlayış ve teste dayalı soru teknikleri yerine olay odaklı ve pratik çözümlere dayalı sistem uygulanmaktadır.
Öğrenciler konferans, seminer, panel, çalıştay, atölye çalışması ve düzenli akademik yayınlar aracılığı ile entelektüel yaşama adapte edilmeye çalışılmaktadır. Üniversite’de uygulanan çalışma programları, yaz stajları, yaz okulları ve toplumsal duyarlılık projelerine katılım özendirilmektedir.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Law Schools Global League ile işbirliği yapmaktadır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, dünyanın önde gelen hukuk fakülteleriyle yürütülen değişim programları ve uluslararası staj imkanları sunmaktadır. Öğrenciler, yurt dışı deneyimi yaşamakta, uluslararası akademik işbirliği teşvik edilmektedir.
Kulüpler, Yayınlar ve Bilimsel Toplantılar
Hukuk Kulübü 2004 yılında faaliyete geçmiştir. Tüm Hukuk Fakültesi öğrencileri doğal üyedir. Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri, kurmuş oldukları Hukuk Kulübünü yönetmekte ve hukuki konularına ilişkin Justita et Fides adıyla periyodik bir dergi çıkarmaktadır. Hukuk Kulübü her yıl Law and Global Issues (Hukuk ve Küresel Sorunlar) başlığıyla üç günlük akademik bir öğrenci konferansı düzenlemektedir.Öğrenciler, gerek fakülte ve gerekse kulüplerin düzenlediği seçkin konuşmacı etkinlikleri, konferanslar ve sertifika programları ile akademik ve mesleki alanda gelişim imkanı bulmaktadır. Hukuk Kulübü; TBMM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi ulusal kurumlar ile Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Konseyi, AB Komisyonu gibi uluslararası yargı organları ve kuruluşlara çalışma gezileri yapmakta ve öğrencilerin kurumları ve rol model hukukçuları tanıması sağlanmaktadır.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri, hukuk alanındaki bilgilerini İngilizce yetkinlikleri ile destekleyerek 2008, 2011 ve 2013 yılında Jessup Uluslararası Kurgusal Mahkeme Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmişler ve ödül almışlardır. Yarışmanın 2012 yılı ulusal elemeleri Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde gerçekleşmiştir. Uluslararası Hukuk Öğrencileri Birliği (ILSA) başarılı organizasyon nedeniyle Koç Üniversitesi’ni Washington’daki uluslararası elemelerde sponsor statüsünde kabul etmiştir.
Fakültede tecrübeli hukukçuların misafir olduğu Kariyer Günleri adıyla etkinlik düzenlenmektedir. Üniversite Kariyer Servisi ayırca hizmet vermekte, her yıl İşe Alım Günleri düzenlenmekte, yaz stajları planlanmakta, mezuniyet sonrası iş fırsatları yaratılmaktadır.
Fakülte öğrencileri ve akademisyenler Araştırma ve Uygulama Merkezi (KOÇ-KAM), Küreselleşme ve Demokratik Yönetişim Araştırma Merkezi (GLODEM) ve Sosyal Politika Merkezi (KOÇ-SPM) ile işbirliği içinde akademik çalışmalarda bulunmakta ve etkinlikler düzenlemektedir.
Koç Üniversitesi Sarıyer Kampüsü
Araştırma Merkezleri
Fakülte, (TÜBİTAK, NEWTON, BAGEP ve benzeri ulusal ve uluslararası araştırma fonları tarafından desteklenen projeler yaratmaktadır. Fakülte ve Merkezler ortaklaşa her yıl kırka yakın araştırma etkinliği düzenlemektedir.
KÜREMER Koç Üniversitesi’nin Küresel Kamu Hukuku araştırmaları alanındaki araştırmacılarının buluşma yeridir. Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Toplumsal Cinsiyet Hukuku, Çevre Hukuku, Uluslararası Hukuk ve Avrupa Kamu Hukukunun yanı sıra Uluslararası Örgütler, Uluslararası Hukuk Tarihi, Siyaset Bilimi ve Globalleşme, Kamu Hukuku Sosyolojisi ve Felsefesi alanlarında çalışan araştırma kadrosu bulunmaktadır. Araştırmaya önem veren merkez, üniversiteler, kamu görevlileri, yargı kurumları ve sivil toplum arasında işbirliğini amaçlamakta, Uluslararası Kolokyum serisi ile güncel ve temel küresel kamu hukuku sorunlarını masaya yatırmaktadır.
Küresel Kamu Hukuku Çalışmaları Merkezi(KÜREMER)
Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi(NASAMER) ise Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde, Dr. Nüsret Arsel ve Semahat Arsel ‘in katkıları ile 2007 yılında kurulmuştur. Merkez, uluslararası ticaret hukuku alanında faaliyet göstermektedir. Merkezin asli geliri,1 milyon ABD Doları tutarında olan Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Araştırmaları Merkezi Destekleme Fonu gelirlerinden oluşmaktadır. Merkezin Yönetim Kurulunda Dr. Nüsret Arsel, Prof Dr. Umran İnan, Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, Prof. Dr. Turhan Esener, Prof. Dr. Yavuz Alangoya, Prof. Dr. Cumhur Özakman ve Nevzat Tüfekcioğlu görev yapmaktadır.
Merkez, uluslararası ticaret hukuku alanındaki gelişmeleri yakından izlemek, araştırmalar ve yayınlar yapmak , bilimsel toplantı ve konferanslar düzenlemek, eğitim ve benzeri faaliyetlerde bulunmak, yurt dışındaki bilim insanları ve kuruluşlar ile işbirliği yapmak amacını taşımaktadır.
Dr. Nüsret-Semahat Arsel Uluslararası Ticaret Hukuku Merkezi(NASAMER)
Bilimsel Yayınlar
Fakülte bünyesindeki merkezler, “21. Yüzyılda Sınır Ötesi Vergi Sorunları”; “İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar”; “Genç Milletlerarası Özel Hukukçular Konferansı”; “Vergilendirmede Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma”; “Vergi Hukukunda Bilgi Toplama ve Açıklamanın Sınırları”; “100 Jahre Schweizerisches ZGB 80 Jahre Türkisches ZGB”; “Structures of Civil and Procedural Law in South Eastern European Countries”; “Vergi Uyuşmazlığı Çözümü: Barışçıl Mekanizmalar”; “Ceza Muhakemesi Hukukunda Güncel Konular”; “Vergiden Kaçınmanın Önlenmesi”; “İş Hukukunda Genç Yaklaşımlar”; “Anayasa Hukuku Araştırmalarında Genç Yaklaşımlar – Kurumsal ve Uygulamalı Yeni Çalışmalar”; “Ceza Hukukunda Kadının Şiddete Karşı Korunması”; Vergi Hukukuna Genç Yaklaşımlar”; “Vergi Hukukunda Geriye Yürümezlik Esası”; “The United Nations Convention on Contracts for the International Carriage of Goods Wholly or Partly by Sea”; “Hukuk ve Etik Boyutuyla Ötenazi”; “Avrupa`da Devletler Özel Hukuku ve Yeni Türk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun`un Akitler ve Ticaret Hukukuna ilişkin Hükümleri”; “Avrupa ve Türkiye`de Hava Hukuku Konusunda Son Gelişmeler” ve “Turkey – EC Association Law: Developments Since Ankara Agreement 1963 (The Rights of EU Citizens in Turkey and of Turkish Citizens in the EU Countries)” isimli eserleri hukukçuların hizmetine sunmuştur.
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Fakültenin Başarıları ve Almış Olduğu Bazı Ödüller
Name
Position
Awards and Honorific Elections
Bertil Emrah Oder
Professor of Constitutional Law
Full Member, Science Academy (since April 2015)
-President, Law Schools Global League (July 2015)
-Principal Investigator, Turkish National Science Foundation (July 2015)
-Member of Working Group on Science and Ethics, All European Academies (ALLEA) (August 2015)
-Advisory Board Member, Cambridge University Press -American Society of Comparative Law Book Series (December 2015)
-Jury Member, Sedat Simavi Social Sciences Award (November 2015)
-Vice-President, Association of Constitutional Law Research (November 2015)
-Member of Scientific Committee, Erasmus + Joint Master Program LUISS University, University of London Legal Advanced Studies and Compultense University (March 2016)
-Jury Member, Gender Projects Award, Ahmet-Şirin Tekeli Foundation for Support of Female Lawyers (April 2016)
-UN Women and Inter-Parliamentary Union Advisor (January 2016)
Horizon 2020 Threshold Award
Board of Advisors, International Constitutional Law Journal (2016)
Ambassador, Capital Turkish Connections (December 2016)
Billur Yaltı
Professor of Tax Law
President of International Tax Research Association-IFA Turkey (Elected)
Jury Member of Young Tax Professional of the Year Award organized by Ernst&Young (May 2015)
Member of Tax Law Education Committee of the Turkish Bar Association
Tankut Centel
Professor of Labor Law
Member of the Executive Board of Mobbing Association (MEYAD) since September 2015
Başak Çalı
Associate Professor of International Law
British Academy Newton Advanced Fellowship Award (September 2015-September 2017)
Horizon 2020 Threshold Award
Secretary-General, European Society of International Law (appointment by president)
Member, Executive Board, European Society of International Law (elected)
Chair, International Human Rights Special Interest Group, European Society of International Law (co-founder)
Editor, ESIL Reflections (appointment)
Fellow, University of Essex Human Rights Centre (honorific appointment)
Member, Academic Advisory Panel, Universal Rights Group (appointment)
Founder and Director, Judgment Watch (appointment)
ECHR Specialist, Council of Europe (appointment)
Advisory Board Member, Universal Rights Group, Geneva, Switzerland
Member, Peer Review College, United Kingdom Economic and Social Research Council (appointment)
Council of Europe Scientific Expert on the Long-Term Reform of the European Court of Human Rights to the Council of Europe Committee of Ministers (April 2015)
Member, Academic Advisory Board Implementation Project, Joint Turkey Human Rights Platform (iHop) (honorific appointment)
Ayşegül Buğra
Assistant Professor of Maritime and Insurance Law
Science Academy’s Young Scientist Award (BAGEP) 2016
The 2018 BILA Book Prize with the book entitled “Insurance Law Implications of Delay in Maritime Transport”
Işık Önay
Assistant Professor of Civil Law
Outstanding Teaching Award (2016)
Head of Program Committee YCC Annual Conference (2016-2017)
Mehmet Polat Kalafatoğlu
Assistant Professor of International Private Law
Prix honorifique Capitant, La Chancellerie des Universités de Paris 2015
Murat Önok
Assistant Professor of Criminal Law
Press Council Solidarity and Development Foundation: Executive Board Member and comptroller (May 2014-)
Press Council: Member of the High Council (reelected on 29 March 2015) and Vice-President (reelected on 3 April 2015)
Member of Executive Board, Transparency International
Horizon 2020 Threshold Award
Zeynep Ayata
Assistant Professor of EU Law and Competition Law
TUBITAK : Review Panel Expert in the COST Action Proposal (until April 2017)
Consultant to Koç Holding A.Ş. Competition Law Coordinator (2014 onwards)
Bursa Barosu adına nöbete katılan Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Av. Metin Öztosun yaptığı konuşmada “Doğruları söyleyen, adalet peşinde koşan biz avukatlar bir sis çanı gibi gecenin içinde çalan ve adaletten yana tavır alıp topluma nefes borusu olan meslek sahipleriyiz. Hiçbir iktidara tabi değiliz. Efendilerimiz yok ve olmayacak. Ve biz şehir şehir dolaşıp adalet talep eden avukatlar kısa çöpün uzun çöpten olan haklarını adalet terazilerinin en ince tartısında alabilmesi için mücadele veriyoruz ve bu taleplerimizi buradan da yineleyerek herkes için ama herkes için adalet diyoruz.
Bu ülkede en güvenebilir kurum yargı olana kadar, vicdanlarımız ve yüreğimiz soğuyana kadar bu taleplerimizden vazgeçmeyeceğiz.
Bir sis çanı gibi tüm adaletsiz gecelerin, karanlıkların içinde Adalet! Adalet! Adalet! diye çınlamaya devam edeceğiz” dedi.
Van’daki Adalet Nöbeti’nin katılımcıları şöyle:
Adıyaman Baro Başkanı Av. Mustafa Köroğlu,
Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Meltem Akyol,
Antalya Barosu Başkanı Av. Polat Balkan,
Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan Bozkurt,
Batman Barosu Başkanı Av. Abdülhamit Çakan,
Bingöl Barosu Başkanı Av.Hanifi Budancamanak,
Bitlis Barosu Başkanı Av. Fuat Özgül,
Bursa Barosu Başkan Yardımcısı Av.Metin Öztosun,
Diyarbakır Barosu Başkanı Av.Cihan Aydın,
Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem Dönmez,
İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu,
İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel,
Kırklareli Barosu Başkan Yardımcısı Av. Oylum Yaman,
Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin Candemir,
Mersin Barosu Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz,
Muş Barosu Başkanı Av. Abdülbaki Çelebi,
Siirt Barosu Başkanı Av. Nizam Dilek,
Şanlıurfa Barosu Başkanı Av.Abdullah Öncel,
Şırnak Barosu Başkanı Av. Nuşirevan Elçi,
Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat Tekneci,
Tunceli Barosu Başkanı Av. Kenan Çetin,
Yalova Baro Başkanı Av. Fedai Doğruyol